5
Levinas içkinliği sadece bir egoizm ve aynılaştırma olarak düşündüğü için, başkalığı da ancak mutlak bir aşkınlık olarak düşünebilmektedir dan temellük edilmesi gereken bir nesnedir. Başka’nın mevcudiyeti, adeta Aynı’nın ya da Ben’in yanıt vermekle sorumlu olduğu bir sesleniştir. Yine de Başka’yla kurulan ilişki, Levinas’ta Ben’in kendini Başka’da yitirmesi, onda eriyip gitmesi anlamına gelmez. Tersine, Levinas bu ilişkide Ben’in biricikliğinin ya da bireyleşmesinin asıl ilkesini görür. Elbette artık Ben’in bireyselliği, kendine sahip bir bilinç ve irade olarak özerkliğinde bulunamaz. Başka’yla etik ilişkide, ona karşı duyulan sorumlulukta, nihai olarak hep kendi varlığıyla meşgul olan Ben, egoizminin hapishanesinden çıkar ve yeni bir özneliğin deneyimine girer. Özdeşliğini artık özerkliğinde değil, yaderkliğinde bulur. Bilmenin ve ihtiyaç duymanın egoist öznesi, Başka’ya karşı sorumluluğun etik öznesi haline gelir. Levinas, gerçekten de etiği felsefenin temeli haline getirerek Başka’yla ilişkilenmenin anlamını ve biçimini değiştirir. Başka’nın mutlak aşkınlığını düşünmek, Aynı ve Başka arasındaki ilişkiyi, Hegel’deki diyalektik karşıtlığın ötesinde düşünmektir. Aşkınlığın ima ettiği indirgenemez dışsallık ve ayrılık, diyalektikte kendini üretirken karşıtını, karşıtını üretirken kendini yeniden üretmeyi mümkün kılan olumsuzluk dinamiğinin işleyişini imkânsız kılar. Bir üretim ve yeniden üretim mantığı olarak diyalektik, terimlerin birbir-
lerini olumsuzlamasını onların birliklerinin koşulu olarak koyar. Diyalektik olumsuzlukta, dışsallık ve bu anlamda aşkınlık korunamaz. Oysa Levinas’ta aşkınlığın mutlaklılığı, tam da onun Aynı’yla herhangi bir birliğe ve bütünleştirmeye tabi kılınamamasından gelir. Başka’nın eleştirelliğinin kaynağı, onun Aynı’ya aşkınlığı ve bütünleştirilmeye direnişidir. Ama burası, Levinas’ın başkalık düşüncesinin gelip dayandığı sınırdır da. Öyle görünüyor ki Levinas içkinliği sadece bir egoizm ve aynılaştırma olarak düşündüğü için, başkalığı da ancak mutlak bir aşkınlık olarak düşünebilmektedir. İçkinlik, (Deleuze’ün deyişiyle) Aşkın’ın gelip bize kurtaracağı bir hapishanedir.8 Levinas’ta, evet, Başka Aynı’ya göreli olarak değil, mutlak ve kendinde bir başkalıktır. Ama başkalık öncelikle Aynı’nın içkinliğinin bir eleştirisi olarak düşünüldüğü için, Levinas’ın felsefesinde Aynı’daki başkalığın olumlanması da ancak bir sorumluluk etiğinin sınırları içinde kalır. Levinas’ın bütün felsefeyi koşullaması gereken etiğinde, öznelik artık Aynı’nın özerkliğiyle değil, Başka’ya karşı sorumluluğun getirdiği yaderklikle tanımlanır. Ama özerklikten yaderkliğe geçiş, bir dayanak olarak özneyi ortadan kaldırmaz.
Farkın Filozofu Deleuze Hiç şüphesiz Levinas, felsefi düşünüşün ‘‘fark’’a duyarlılaştırılmasında çok önemli bir katkıdır. Ama Deleuze, bunun ötesine geçer. Onun farkın bakış açısına yerleşen felsefesinde, eleştirellik tam anlamıyla kuruculuğa, ontoloji ve etik tam anlamıyla pratiğe ve maddiliğe içkin hale gelir. Daha erken
metinlerinden biri olan ‘‘Bergson’da Farkın Kavranışı’’nda Deleuze, farkın kavranışına göre felsefenin gelip dayanacağı yol ayrımını şöyle açıklar: O halde felsefe ya bu aracı ve bu amacı (içsel farka ulaşmak için doğa farklarını) kendine uygun görecek ya da şeylerle yalnızca olumsuz ve türsel bir ilişkisi olacak, eleştirinin ya da genelliğin alanında, her durumda tümüyle dışsal bir düşünüm hali içinde
Fark, şeyin olmadığı şeye göreli olarak atanabilecek bir belirlenimi ya da özelliği değil, şeyin içkin nedenidir