Issuu on Google+

YENIÇAG v

L. K. Prestes: Brezilya komünistlerinin devrimci mücadelesi

Yuvarlak masa toplantısı Kapitalist memleketlerde gençlık hareketı ve komünistler

B. Velçef : Bulgaristan' Halk Cumhurıyetınde yenı anayasa ve demokrasinin gelışmesı

T. Usubalief: Kapitalizlml atlıyarak sosyalizme geçiş

fethi Abd-ül-fettah: Mısır'da köy kooperatıflerının gelişmesi

1 Konyo:

\.

PolLanjven

Oz e l SaYf a l

Türkiye Komünist PartisiMerkez Komitesinin halkımıza

A. Saydan: Bu ayın olayları A yın yorumları

çağrısı

2 (92) Şubat

1972

BARIŞ

VE

SOSYALIZM

PROBLEMLERI


Bu sayıdaki imzalardan bazılarının kimlikler;:

Luis Karlos Prestes Brezilya Komünist Partisi Merkez Komitesi Genel Sekreteri

Boris Velçef Bulgaristan Komünist Partisi MK Politbüro üyesi ve Merkez Komitesi Sekreteri

T urdakun Usubaliev S BKP Merkez Komitesi üyesi, Kırgızistan Komünist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri

iorj

Konyo

Moris Torez Enstitüsü Başkanı


Bütün ülkelerin proleter/eri, bir/eşiniz'

YENI

2 (92)

V

Şubat

ÇAO

1972

Komünist ve işçi partilerinin teori ve enformasyon dergisi

Komü n ist ve işçi partileri temsi lcilerinin ••

Barış ve sosyal izm problemleri..

dergisi ça l ışmalarını i nceleme toplantısı hakkında B İ L D İ Rİ

_

14-16 Aral ık 1 971 g ü n leri nde, Prag'da, kam ünist ve işçi parti leri tem­ silci leri n i n , «Barış ve Sosyalizm Problemleri.. derg i s i n in 1 969-71 y ı l ları çal ışmaları n ı i nceleme toplantısı yap ı l d ı . Toplantıya 63 kom ü nist ve işçi partisi delegasyonu katı l d ı . Bu parti ler şunlard ı r : Afrika Senegal Kurtuluş Partisi, Al man Komü nist Partisi, Al man Sosyalist Birlik Partisi, Ameri kan Komünist Parti si, Arjantin Komünist Partisi, Avus­ turya Komünist Parti si, Batı Berli n Sosyalist B i r l i k Partisi, Bolivya Komü­ nist Partisi, Brezi lya Kom ü n i st Partisi, Bu lgari stan Komünist Partisi, Ceza­ yir Kom ünist Partisi, Çekoslovakya Komünist Partisi, Danimarka Komünist Partisi, Dominik Komün ist Partisi, Ekvador Komün i st Partisi, Endonezya Komünist Parti si, Fas Kurtuluş ve Sosyalizm Partisi, Filipin Komünist Par­ tisi, Finlandiya Komünist Partisi, Fran sız Komünist Partisi, Guadelup Komü­ nist Partisi, Guatemala Kom ü n i st Partisi, G ü ney Afrika Komünist Partisi, H i nd i stan Komünist Partisi, Honduras Komünist Partisi, I rak Komünist Par­ tisi, İng iltere Komünist Partisi, İran Halk Partisi, İrlanda Komünist Partisi, İspanya Komünist Partisi, İsrai l Kom ün i st Partisi, İsveç Kom ünistleri Sol Partisi, İtalya Komünist Partisi, japonya Komünist Partisi, Kanada Kom ü ­ nist Partisi, Kıbrıs Emekçi Halk İlerici Partisi, Kolum biya Komünist Partisi, Kosta-Rika Hal k Oncüsü, Lü bnan Kom ünist Partisi, Lüksem burg Kom ü ni st Partisi, Macaristan Sosyalist İşçi Partisi, Meksika Komünist Partisi, Moğo­ l i stan Devri mci Halk Partisi, N i karag uay Sosyal ist Partisi, Norveç Kom ü nist Partisi, Panama H a l k Partisi, Paraguay Komü nist Partisi, Peru Kom ü ­ nist Partisi, Polonya Birleşik İşçi Partisi, Portekiz Komünist Partisi, Roman­ ya Komü nist Partisi, Salvador Komünist Partisi, Seylan Kom ü n i st Parti si, Sovyetler Birliği Komünist Partisi" Sudan Kom ü n i st Partisi, Su riye Komü81


nist Partisi, Ş i l i Komüni st Partisi, Tunus Komüni st Partisi, Türkiye Komüni st Partisi, ürdün Komüni st Partisi, Venezüellô Komüni st Partisi, Yeni Zelônda Sosyalist Birlik Partisi, Yunanistan Komüni st Partisi. Toplantıya katı lan lar, dergi yazı ku rulunun sunduğ u faaliyet raporunu inceledi ler. 1969-71 yıllarındaki çalışmaların sonuçları na olumlu b i r değer biçti ler. Derginin, uluslararası komün ist hareketi ve dünya devrimci geliş­ mesi aktüel problemlerin i n Marksçı - Leninci açıdan elbirliğ iyle tahl i line ve kardeş partiler arasında tecrübe değiş-tokuşuna değerli b i r kotıda bu lun ­ d uğunu bel i rttiler. Toplantı, derg i n i n bundan sonraki eylemine i l işkin programı da bel i r­ led i. Bu programa göre, derg i n i n başlıca ödevi, kardeş parti lerle sıkı bir işbirliği yaparak Marksi st- Leni nist teori n i n bundan böyle de geliştiril­ mesine aktif olarak yard ı mda bulunmak, komünist ve i şçi parti leri n i n u l us­ lararası danışma toplantı ları n ı n fiki rleri ni propaganda etmek, dünya komünist ve işçi hareketinin, bütün anti-em peryalist güçlerin, barış, demok­ rasi, ulusal kurtuluş ve sosyalizm mücadelesi yararına sı msıkı bi rleşmeleri çabalarına katkıda bulunmaktır. Toplantı, bütün komünist ve işçi parti leri tarafı ndan gösterilen dai mi yard ı m ı n, dergiyi çal ışmalarında başarıya ulaştırmanı n garantisi oldu­ ğunu bel i rterek, bütün kardeş parti leri kend i leri için teori ve enformasyon kürsüsü olon dergiye daha büyük b i r i l g i göstermeye çağ ı rd ı . Toplantı baştanboşa karş ı l ı klı anlayış v e kardeşçe işbirliği havası içinde geçti.

i

82


Brezilya komün istlerinin devrimci mücadelesi L U i S K AR L O S PR E S T E S Mem leketi m izde artık on yı ldan beri ABD em peryal izmi nin ve onun Brezilyalı latifu nd ist ve büyük kapitalist ortakları n ı n çı karları nı temsil eden bir askeri g ru p iktidardadı r. Brezilya şimdiye kadar bu askeri g ru pta n daha gericisini görmüş değ i l d i r. Bu askeri i ktidar kendi anayasas ı n ı bile yürürlükten kal d ı rd ı ve 5 nu maralı emi rnameyle (1 3 Aralık 1 968) eşi görül­ memiş b i r faşist tipi askeri-polis rej i m i n i halka dayattı, parlamentoyu da hemen hemen bir y ı l kadar eylemden alakoyd u. Memlekette her türlü hukuk temi natı ortadan kal d ı rıld ı . Bası na göz açtırmayan b i r sansü r ko­ nuldu. Siyasi tutu klu lara yapı lan işkenceler, yayg ı n b i r baskı metodu ve halka gözdağ ı vermenin açı k bir biçimi olarak alıp yürüdü. Sözü mona «siyasi suçlar» o veri len cezalara ö l ü m cezası da eklend i . Yurtseverleri ve en başta komünistleri «baltalayıcı unsur» diye öldü rmeler yayg ı n b i r h a l aldı . Bu koşu llar altı nda, ü l kede d i kta ve emperyalizm aleyhtarı duygu ve tepkiler de hal k ı n en gen i ş tabakaları nı kapsayan ölçü lere u laştı. Mem­ lekette di ktatörlüğe karşı g ü nden g üne g üçlenen d i reniş, Lati n Amerika halkları n ı n devri mci, anti-em peryalist savaş ı n ı n önem li bir o rganik par­ . çasıd ı r. KUVVET B R i IKiMi Brezilya Komü nist Partisi (BKP) Merkez Komitesi 1 971 yılı Mart v e Eyl ül plenumları nda, memlekette di ktatörl ü k aleyhtarı kuvvetler birikimi s ü re­ cinin h ızlan makta olduğunu bel i rtiyordu . Ayn ı plenum larda, kom ü n i stleri n emekçiler arasındaki çalışmalarının genişletilmesine ve demokratik çevre­ lerin eylembirliğinin arttı rılması na ilişkin bi rçok kararlar alın m ı ştı. Brezilya koş u l ları nda di kta aleyhtarı g üçler biri kimi sürecinin hızlan­ ması çok önem l i d i r. Bu olay, BKP tarafı ndan uyg ulanan ve y ı l lardan beri gerek kendi partimizden bazı yoldaşlar, gerekse d ün.ya işçi ve devri mci hareketinin bazı birli kleri için tartışma konusu olan politik ve taktik hare­ ket hattı n ı n doğ ruluğunu göstermektedir. Bu hattın tartı şma konusu yap ı l­ ması, daha ziyade, mem leketin somut d u rumu nu, özel li kle 1 964 N isanı nda gerici bir askeri darbe ile iktidara gelmiş bulunan d i ktacıların karakte­ rini ve kuvveti ni bil memekten ; işçi ve yu rtseverler hareketi nin, demokratik hareketi n ciddi bir yeni l g iye uğrad ı ğ ı n ı ve gerilemek zorunda kal d ı ğ ı n ı anlamamaktan i leri geliyord u. Bugünkü di kta rejimi Kuzey Amerika em peryalizm inin desteğ ine dayanı­ yor. Ameri kan emperyalizmi, Brezilya toprakları n ı n genişliğini, nüfus sayı­ s ı n ı (95 m i lyon), doğal zeng inli klerini, sanayi gelişmesini ve öncelikle coğrafi ve strateji k d u ru m u n u hesaba katarak, memleketimize, Lati n Ame83


rikadaki egemenli ğ i n i korumaya elverişli bir üs gözüyle bakıyor. Birleşik Ameri ka Elçisi Vilyam Rauntri Amerikan Senatosunda yaptığı b i r konuş­ mada, Vaş i ngton'un son yed i yılda Brezi lya askeri rej i m i ne yaptığı 2,5 milyar dolar tuta rındaki yard ı m ı haklı göstermeye ça lışara k aynen şunları söyledi : «Brezilya Bi rleş i k Ameri ka n ı n önemli b i r dayanağıdır.» Em perya lizm için Brezi lyayı kaybetmek bütün Lati n Amerikayı kaybetmek olur. Bu yüzden, Vaşington yöneticileri, memleketimizi öteki Latin Amerika devletlerine karşı b i r atlama ta htası haline geti rmeye, ha rpçı serüvenleri yolunda Brezi lya halkını topun ağzına sü rmeye ça lısıyorlar. Emperya lizm memleketimizde egemen oldukça, kıta n ı n strateji k ba kım­ dan Amerika için pek de önem li olm ıyan bazı bölgelerindeki baskısını ,za man za man azalta b i l i r; hatta a nti-em perya l i st g üçleri n i n d i rd ikleri ağır da rbeleri s i neye çekmiş görünerek şurda-burda geri liyebi l i r. Em perya l istler Brezi lyada edi n d i kleri atlama ta htasına güvenerek, in isyatifi ele alabi le­ cekleri, C I yı l ı n Ağustosunda Bolivya'da olduğu gibi şu veya bu Lati n Amerika mem­ leketine karşı açık saldı rıya bi le geçebi lecekleri düşüncesindedi rler. 1 964 yılında i lerici güçlerin uğ rad ıkları yen i l g i yığ ı n ha reketi n i n bir hayli düş mesine sebep oldu. Fakat BKP'nin doğru ve değişmez politi k hattı sayesi nde, «goril» genera l ler i şçi ve yu rtseverler ha reketiyle hesa p­ laşma kta i leri gidemedi ler. Biz parti örgütümüzü koruya rak geri çekildik. Şimdi i şte bu örg üt, kovuştu rmala rı n göz açtı rmad ı ğ ı a ğ ı r koşullara ka r­ ş ı n , yığ ı n l a r a rası ndaki ça l ı şmalara devam etmekted i r. Biz mücadelesiz geri lemenin i şçi ha reketine ne g i b i zararlar verebileceğ ini biliyorduk. Fa kat o za manki kuvvetler oranı hiç de yara rımıza değ i l ken, i şçileri ve h a l k yığınları n ı beyhude k u rba n l a r verilecek bir mücadeleye sürmenin ci nayete eşit b i r hata olacağı da meydandaydr. Brezi lya, Lati n Ameri ka n ı n öteki ü l kelerinden (örneğ in, bir Meksika, Arjantin, S i l i , U rug uvay'dan) bi rçok özel l i klerle ve her şeyden önce ya l n ı z politik değ i l , a y n ı zamanda (Brezi lya devleti büyük çapta i şveren v e yatı ­ rımcı duru mundad ı r) ekono m i k b i r kuvvet teşki l eden devlet makinesinin son derece gerici b i r kara kter taşı masiyle ayrı l m a ktadır. Ka ldı ki, mem­ leketi mizde ancak geçen yüzyı l ı n sonunda köleliğe son veri ldiği ve cum­ huriyet i la n edi ld i ğ i de unutu l ma m a l ı d ı r. Şu da va r ki, elli nci k u ru l u ş yıldön ü m ü nü yakında kutlıyaca ğ ı m ız BKP, bütün va rlığı boyunca ya l n ız i ki y ı l lega l ça l ı şabi lm iş, beş küsur yılı yarı legal ca lışmala rla geçmiş, k ı rk yıldan fazla bir süre boyunca da, devri mci kitaplar yaymasına ve emekçi leri M a rksizm ruhunda eğitmesine engel ol mayı ama çlayan a ğ ı r bas k ı l a ra ve kovuştu rma l a ra göğüs germiş bulu­ nuyor. Ve son y ı l l a rda kurtuluş ha reketi b i rçok Latin Amerika mem leke­ tinde büyük başa rı l a ra ulaştığ ı halde, Brezilyada tam tersi ne, em perya­ lizme karşı savaşın nispeten daha zayıf olduğu ve derin b i r g i z l i l i k içinde yürütüldüğü görülüyor. 84

" ii


Bunun anlamı şudur : Geniş emekçi yığ ı n lariyle i lişki ler kurma ve sağ ­ lam laştırmaya, onlorı diktatörl ü k rej i m i ne karş ı, demokrati k özgürlükler içi n mücadele yolunda seferber etmeye, bi rleşti rmeye ve örg ütlemeye i l iş­ kin bütün legal olanakların daha büyük b i r cesaretle kullan ı l ması zoru n­ ludur. Yığı nlar içinde çal ışma, BKP Vi. Kongresi n i n (1 967) pol iti k karar­ larmda beli rti ldiği g i bi, «mevcut rej i m e karşı savaşan bütün politik g üç­ lerin ve kişi lerin eylem birliğ i n i sağ lamak üzere büyük çabalar harcan­ masını» gerektirmektedi r. Biz kuvvet toplama yolu nda, büyük g üçlüklerle karşı laşmış olsak da, bel irli başarılar elde etm i ş bulunuyoruz. Bu başarıları da, 1 964 y ı l ı nda u ğ rad ı ğ ı m ı z yeni l g i n i n ağ ı r l ı ğ ı na karş ı n, gerici l i ğ i n kom ü n i st partis i n i yığı nlardan tecrit edememiş, onu ü m itsizl i k v e serüvenler yol una sürükli­ yememiş, emekçi ler arasında ve öncel i kle işçi s ı n ı fı arası ndaki etki ve itibarı n ı azaltamam ış o l masına borçluyuz. HALK ı N DURUMU KOTOLEŞiYOR Memleket, hal k ı n geniş tabaka ları n ı n giderek artan hoşn utsuzluğu fonu üzeri nde faşistleşti ril iyor. Bu tabakalar, kendisini kabul etti rmek için her demagojiye başvuran d i kta rej i m i n i desteklemeyi reddediyorlar. Memle­ keti faşistleşti rme çabası her şeyden önce d i kta rej i m i n i n mali-ekonomik pol iti kasına bağ l ıd ı r. Bugün memlekette enflôsyonla mücadele bahanesi i leri sürülerek, U l u slaraası Para Fonu'nun istekleri yeri ne geti ril iyor. Bu i stekler, i ş ü cretleri n i n bir hayli d üşürü l mesi ni, i şveren kredi leri n i n kı sıtlan­ mas ı n ı ve memur ayl , ı kla azaltı lmasını öngö rmekte d i r. Ul usal para birimi gitti kçe değeri n i yiti riyor. 1 964 y ı l ı askeri darbesi nden önce, Ameri kan doları 600-680 kruzeyro ederken, 1 971 Aralık ayı nda bir dolar 5600 kruzeyroya çıkm ıştı r. Maliye Bakanı'nın söyled i ğ i ne göre, dola­ rın değer ve iti barı n ı yiti rmesiyle paralel olarak kruzeyronun d üşmesi de devam edecekti r. S ü rekli enflôsyon yalnız pahal ı l ı ğ ı n artmasında değ i l , d ü nya pazarında Brezilya mal ları fiyatları n ı n (dövizlerin altın karş, ı l ı ğ ı na göre) d üşmesinde de ken d i n i göstermektedir. Fakat uzun bi r durgunluk dönemi nden sonra sanayi ü reti mi nde bir artış başladığ ı görül üyor. Bu artış 1 968'de bir öncesine kıyasla % 1 3, 1 969'da % 9 ve 1 970'te de % 1 1 kadard ı r. Bu sonuç ancak emekçi lerin gaddarca söm ürülmesiyle, verg i leri n arttı rıl masiyle ve halkın paralar ı n ı n önemli b i r kımsı nın devletçe kullanıl masına yarıyan çeşitli fonlar kurulmasiyle elde edi lebilmişti r. Brezilya d i kta rej i mi ne, gerçekte Kuzey Amerika tekelci ser­ mayesi n i n kontrol ü altında bulunan sözümona «uluslararası» bankalar tarafı ndan büyük kredi ler açı lmaktad ı r. Bundan başka, em peryalist devlet­ leri n Brezi lya ekonomisi ndeki sermaye yatı rı m ları du rmadan artmaktad ı r. Bu yatırımlar da, esas itibariyle Birleşik Ampyika. Batı Al manya ve Japonya 85


tekel leri n i n Brezilyada elde ettikleri m uazzam kô rları n büyük kısmının yeniden yatı rıl masından ve bi raz da yeni sermaye yatı rı m larından mey­ dana gel mekted i r. Vaşi ngton'da Plô nlama Bakanı tarafı ndan yap ı lan bir açı klamaya göre, Brezilya 1 971 -72 y ı l ı nda d ı şarıdan 1 989 mi lyon dolar alacak ve bunları eğitim, sağ l ı k, köy ekonomisi, ulaştırma, elektrik enerjisi ve demir-çelik ü reti mi alan larında gelişme tasarıları n ı n fi nansmanı için harcıyacaktı r. Ama bu g i bi açıklamalarda, sözü geçen i htiyaçlara harcanan mi ktarı bir hayli aşan askeri harcamalar sükutla geçi şti ril mekted i r. Mem leketi n d ı ş borçları artmaya devam ediyor. Bu borçlar 1 970 y ı l ı sonunda 5 mi lyar doları aşm ış bulu nuyor. Ddenen v e ödenecek i sti kraz faizleri de hesaba katı l ı rsa, d ı ş borçlar toplamı 8 milyarı bulacaktır. 1 971 y ı l ı nda ana borç taksiti ve faiz ödemesi olarak d ı ş memleketlere 900 mil­ yon dolar, yani Brezilyanın 1 970 y ı l ı i hracat gel i rleri n i n % 33 kadarı gön­ deri l mi ştir. Di kta rej i m i , sanayi ü reti m i ve gayrı sôfi ulusal gelir artışını (yı lda orta­ lama % 9) propaganda maksadiyle d i lden d üş ü rm üyor. Bu artış hal k ı n yararı naymış v e 1 964 sözümona devri m i n i n bir eseriym i ş gibi gösteri lmek isteniyor. Ama akl ı başı nda her Brezilyalı, bu ü reti m artı ş ı n ı n yal nız ya­ bancı tekel lerin ve yerli ortakları n ı n yararına olduğunu g ü nden g ü ne daha iyi anlıyor. işçi sı nıfı n ı n ve bütün emekçi lerin daha i n safsızca sömürül­ mesinden i leri gelen bu artış, sermaye ve ü reti m biri k i m i ne, i ssizl i ğ i n art­ ması na, halkın büyük kısm ı n ı n y ı k ı ma s ü rü klen mesine ve yoksul laşması na ve aynı zamanda Brezilya ekonomisinin yabancı sermayeye bağ ı m l ı l ı ğ ı s ü reci n i n hızlanmasına y o l açmaktad ı r. Resmi propagandanı n göklere çı kard ı ğ ı «Brezilya mucizesi» gerçekte i şçi sınıfı için reel iş ücretleri n i n azal ması demektir. Drneğ i n, San Paolo'da 1 958 y ı l ı ndan 1 969'a kadar emekçi ailelerinde can sayısı ortalama % 19 oran ında artm ışken, reel iş ü cretleri hemen hemen % 49 oranı nda azal­ mı' ş tır. Ai le bütçeleri ndeki deli kleri yamamak için kad ı n lar ve çocuklar da i ş aramaya çıkmaktad ı riar. B i rleşm iş M i l letler Teşki lôtına bağ l ı Lôti n Amerika Ekonomi Komisyo­ nu'nun (LAEK) veri lerine göre, Brezilyada u l u sal gelir dağ ılı m ı adaletsizlik derecesi bak ı m ı n dan d ü nyada örnek d iye gösteri len lerden biridir. Çalışan nüfusun % 5'i (en zen g i n kısım) ul usal gelirin % 50'sini ben i m semekted ir. Brezilya ekonomisinin küçük bir azı n l ı k yararına gel iştiği ni ve halkın daha büyük k ı s m ı n ı n en ilkel i htiyaçlarının dahi gideri lmed i ğ i n i burjuva bas ı n ı bile itiraf etmektedi r. O reti m biri ki minde artışın i şsizliğe yol açtığı bilinen bir şeyd i r. Yeni i şyeri (tek i şçi için) sayısı, çoğal mak şöyle d u rsun, yı l dan yıla azalıyor. Netekim, 1 968 y ı l ı nda 589 bin olan i şyeri sayısı, 1 969'da 532 bine d üşmüş­ tür. Kuzey-doğu eyaletleri nden biri n i n val isi, 30 mi lyon nüfuslu eyalet 86


için her yıl 1 mi lyon yeni işyeri açıl m' a sı gerekti ğ i n i , ama eyaleti nde ancak 40 bin işyeri olduğunu söylemiştir. Hal k ı n sağ l ı k ve yaşam koşul ları da g ü nden g ü ne kötüleşiyor. Sağ l ı k Bakan l ı ğ ı n ı n verilerine göre, Brezi lyada 9 5 mi lyon nüfusun 4 7 m i lyonu barsak sol ucanı hastalı kları çekmekted ir. 21 mi lyon çocuğun % 40'1 g ı da yetersizliği yüzünden altı yaşma kadar çeşitli psikoloj i k hastalı kların pen­ çesine � ü şmekted i r. Doktor yetersizliği du feci d u rumu daha da ağı rlaş­ tırıyor. J. Vargas Enstitüs ü n ü n verd iği bilg iye göre, memlekette beled i ­ yeleri n yarısında hekim yoktur. Büyük şehi rlerde, 1 500 ki şiye b i r doktor, kuzey-doğu Maranyan eyaleti ndeyse 1 1 5 bin ki şiye bir doktor d üş­ mekted i r. EM EKÇi LERiN M O CADELESi Ş i D D ETLEN iYOR Askeri rej i m i n u l u s ve i şçi aleyhtarı politikası özg ürlük kavramıyla bağdaşamaz. Bu politi ka teröre, işkenceye ve zorbal ığa dayan ıyor. Bugün bütün Brezilya yu rttaşları g üvensizlik ve korku havası içinde yaşıyorlar. Silôhlı kuvvetler i çi nde, ancak Hitlerci Gestapo i le kıyasla na bilecek bi r baskı makinesi kuru l muştur ve bu makine du rmadan kuvvetlen mekted ir. Deri n bir g i z l i l i kte bulunan BKP, bu koş u l lar altında, d i ktaya karşı savaşan emekçi lerin desteğ i sayesinde yaşamakta ve eylem göstermekte­ d i r. Emekçiler bu savaşta, di ktaya karşı tutu mları n ı göstermeleri ne, bu rej i me karşı mücadeleye katılmak i stiyen herkesi bir araya toplayıp örgüt­ lemelerine i m kô n verecek yeni biçi mler aramaktad ı rlar. Kuvvetleri derleyi p toparlama süreci kolay iş değ i ld i r. Merkezleşmiş devletin gayet kuvvetli askeri-terörist ö rg ütüne karşı mücadele zord u r ve s ü rekl i d i r. Bugün BreZilyada grev suç sayı l maktad ı r. Fakat emekçi ler işbırakımı için, isteklerini belirtmek için yeni yeni biçimler buluyorlar. Sendika hare­

keti Çal ışma Bakan l ı ğ ı na bağ lı ve korporatif karakterli olsa da, b i r yan­ dan yine de geli şiyor. Son zamanlarda bi rçok send i kada safları n dol maya başlad ı ğ ı göze çarpıyor. Memlekette artık 200 kadar send i ka gazetesi yayım lan ıyor. Bu gazetelerin d i l i , sansürü de aşarak, çokcası emekçi lerin istekleri ni i leri s ü rebi l i yar. Çal ışma Bakan l ı ğ ı ve polis, sendika organ ları adayları l i stelerinden, kom ü n i st partisi üyesi oldukları n ı kesti rd i kleri kişilerin adları n ı çıkarıp atıyorlar. Fakat sendika hareketinde BKP'n i n etkisi artıyor. En büyük emekçi örgütü olan Endüstri i şçileri Ulusal Konfederasyonu'nun (I) g i ri ­ şi miyle 1 970 y ı l ı Kas ı mı nda yap ı lan sanayi işçi leri u l usal kongresi n i n sonuçları bunu apaçık gösteriyor. Di kta yöneti mi bu foru mu kend i dema­ goj i k amaçları için kul lanmaya çalışıyord u. Fakat kong reye katılanlar, iş ücretleri alanında uyg u lanan politi kaya karşı bir karar aldı lar. Bu belge (I) Brezilyada ş i m d i ki kanunlar birleşik bir u lusal sen d i ka merkezi kuru l ması n ı yasaklamaktadır 87


bi r açık mücadele plôtformu oldu. Biz sendikalar içindeki çalışmalarım ızda bu belgeye dayanmaktayız. Yak ı n geçm i şte banka görevli leri de u l usal kongrelerini yaptılar. Kon­ g rede, bu işkolunda çalışan işçilerin istekleri açıkça i leri sürüld ü kten başka, bir de parlak ve cesur bir palitik bildiri kabul ed i ld i . Bu b i l d i ride, özetle «emekçi lerin ü reti m araçları üzerinde kontrole yanaştı rılmad ı k ları bir topl umda, kendi lerine sosyal sigortalar sağ lamanı n gerekli alduğu» bel i rti l i yor, «köylü ahal i n i n satınalma g ücünün artması na yard ı m eden toprak reformunun bir an önce yapı lması» zoru n l u ğ u na, «ekonominin ulu­ sal niteliğin i yitirmesi n i n önüne geçi lmesi .. gereğ ine ve «memleket ekono­ misini yabancı kuru m ların kontrol altı na al maları .. olayına işaret ed i l i ­ yord u. Son zamanlarda yer yer ve öncel i kle Rio de Janeyro ve San Paolo'da güçlü g revler yap ı l d ı . Memlekelte emekçi lerin 1 Mayıs gösterileri, poli sçe yasaklan m ı ş olsa da, yıldan yıla daha y ı ğ ı nsal bir nitelik almaktad ı r. Orneğ in, 1 970 yılı 1 Mayı sı nda San Paolo'da 21 sendikanın temsi lcileri spor bayramı bahanesiyle şehi r stadyu munda top land ı lar. Sendika sözcü­ leri büyük g ruplar karşısı nda konuşmalar yaptılar. Bu yüzden, gösteriye katı lanlar arası ndan bi rçok kişi tutukland ı ve bu arada genç metal işçile­ rinden Olavo Hansen polis tarafından ö l d ü rü l d ü . Bu acı olay, i şçi daya­ n ışması n ı n ve send i ka hareketinde birl i ğ i n sağ lam laşması na yard ı m eden bir protesto fı rtınası kopmasına yol açtı. Geçen yıl San Paolo'da i şçilerin 0/o 80' i n i temsil eden 26 send i ka mem­ leket emekçi lerine ve hal ka hitaben bir çağ rı yayı mlad ı lar. Bu çağ rıda özetle şöyle deni l iyord u : «Biz sadece memleketi mizin içi nde bulunduğu süreci n basit sey i rci leri d u ru m una düşürül memek hakkını i stiyoruz. Biz bu s ü rece katıl mak için özg ü rl ü k i stiyoruz. Toplantı d üzenleme, söz, tartışma ve bas ı n özg ürlükleri, hal kımızın ve sınıfımızın ul usal çı karları n ı savu nma ted birleri önerme hakkı i stiyoruz. Bunun i çi n de, endüstri işçileri iV. Kon­ g resi n i n kararları n ı başarıyla gerçekleştirmek uğ runda emekçi lerimizi m ü ­ cadeleye çağ ı rıyoruz... Brezi lyan ı n köylerinde de, amansızca söm ü rü len ve kendi lerine yasal asgari ücreti n de altında para ödenen tarı m işçi leri n i n, k i rac ı ları n ve küçük çiftçi lerin geniş y ı ğ ı n lar hal i nde örgütlenmesine doğ ru b i r atı l ı m vard ı r. B u g ü n mem lekette 6 mi lyon tarım işçisini bi rleştiren bin kadar sendika ö rg ütlenm işti r. Bu emekçi leri n önemli b i r bölüğü kom ün istleri n etkisi altı ndad ı r. Katol i k d i n adamları d a bizi mle beraberd i rler. Toprak reformu i stiyen ıeri n sayısı artmaktadı r. Küçük çiftçiler, geçi mleri n i sağ­ lamaya çal ıştıkları toprakları n ı , bazı kere silôha da sarılarak, lôtifu ndist­ leri n tasal lutu ndan koru maktad ı rlar. Tar ı m i şçi leri u lusal konferansı, h ü k ü ­ meti n kontrol ü altında o l masına karş ı n , bu emekçi leri savunmak üzere mücadeleye katılmak zorunda kal maktad ı r. Un iversite gençl i ğ i hareketinde de b i r can lanma göze çarpıyor. Vaktiyle 88

�iiii


bizim ü niversite gençl iği arası nda büyük bir etkimiz vard ı . Fakat banka soymaya, d i p lomat ve uçak kaçırmaya kalkışan ü ltra-sol g rup lar öğ renci gençlerin bi rçoğ unu kend i lerinden yana kazanabiIdiler. Ne var ki, bu g rupların takti ğ i n i n ne denli hatalı ve zararlı olduğu ne kadar iyi anlaşı­ lıyorsa, evvelce on lara aldanmış üniversite gençleri n i n o nispette parti m i ­ zin mevzi lerine geçmeye başlam ış o lctukları da bir gerçektir. Gözleri açılan bu gençler, artı k kendi istekleri nin yerine geti ril mesi için gerici kanun lara karşı, öncel i kle öğrenci n i n en küçük bir suç i şlemesi halinde b i le «zararlı eleman" sayılması n ı ve üç y ı l sü reyle ü niversiteden uzaklaştırılması n ı öngören 477 sayı l ı kararnameye karş ı mücadeleye katı lmaktadı rlar. Genç­ liğin örg ütsel liği g üçlen mekte, d i ktaya karşı m Ucadelede g i ri ş i m i artmak­ tad ı r. Ayd ı nları n büyük çoğ un l uğ u da askeri-polis rej i m i ne karşı mücadele etmektedi r. Bu i lerici ayd ı n lar, bası na konulan sansüre karşı mücadelenin desteğ i, siyasi tutuklu ve h ü k ü m l ü lerle dayanışma hareketi nin örg ütçü sü ol mu şlard ı r. Kato l i k kilisesi tutu munu süratle değ i şti rmektedi r (bu k i l i senin vaktiyle 1 964 askeri darbesi ni destekled i ğ i de hatı rlardad ı r) . Bu bir dereceye kadar iI. Vatikan Meclisi'nin (I) kararları ndan i leri gelmekted i r. Kilise bir yandan di kta rej i m i n i reddeden hoş nutsuz y ı ğ ı n larla i l işkilerini korumaya çalış­ maktadır. 1971 yılı başı nda i lerici kato l i k çevreleri Brezilya piskoposları ulusal konferans ı nda (dai mi organ) çoğ un l uğ u kazandı lar, ve konferans, d i ktacı ları n vaktiyle hapse attı kları bir piskoposu başkanlığa seçti. BKP Merkez Komitesi n i n 1971 Eyl ü l ünde ald ı ğ ı kararlarda beli rti ldiği üzere, «kil ise çevrelerinde karakteri iti bariyle i lerici liği söz götü rmez ve hatta anti -kapital i st olan, sosyal adaletsizli klere ve Brezi lyanın emperyali stler tarafı ndan soyu l masına karşı mücadele ed 7 n bir akım du rmadan geniş­ lemekted ir." Bazı burjuva çevreleri tekelci sermayenin d u ru m u n u n sağ lam laşması n ­ d a n endişe duymaya başlad ı kları n ı g izlemiyorlar. Fakat gazeteler, b u mü nasebetle, orta burjuvaziyi koruyacak ted birler alı nmas,ı gereğ inden söz ediyo rlar. 1970 Kası mı nda yap ı lan federal merkez ve eyalet i ktidar organlan seçi mlerinde, i lerici g üçlerin Brezilya Demokratik Hareketi (BDH) (2) tara­ fından aday gösteri len bi rçok temsilci leri de seçildi ler. Bu sayede parla­ mentoda bir m i l l iyetçiler grupu meydana geti ri ldi ve bu g rup d i ktaya karşı m ücadelenin genişleti lmesine epeyce katkıda bulundu. BDH'nin Porto-Aleg ro ve Resife'de örgütlediği toplantı lar memlekette geniş yan-

(I) IL. Vati kan Mecl isi 1962-1 965 yı llarında toplanmış, kato l i k kil ises i n i n özüyle yeni len mesi v e d ü nyada değişen koşul lara uydurulması soru­ nunu görüşm üştür. (2) Di ktatörlüğ ü n dağ ıttığ ı burjuva parti leri n i n ve öncel ikle bi rçok sorunda ş i m d i ki rejime ters d üşen i şçi Partis i n i n kal ı ntı lariyle meydana getirilen legal politi k birlik. 89


kı lar uyand ı rd ı . «Resife yasası» adı verilen karar, şimdiki rej i me karşı , demokrati k özg ürl ükler, bağ ı msızlık v e sosyal i lerleme u ğ runda m ücadele­ nin geniş bir progra m ı n ı belirled i . Silô h l ı kuvvetler içindeki m i l l iyetçi akı m ı n, Peru'daki olayların etkisi altında kalarak, d i kta reji m i n i n bug ü n kü halk d üşmanı politikasına açık veya kapalı biçimde mu halefet ettiği söz götürmez. Di ktacılar g rupunun en g erici temsilci lerinden birinin 1 971 Ko s ı m ı nda Havac ı l ı k Bakan l ı ğ ı ndan uzaklaştırılması, askeri yöneticiler arası nda parçalanmanın belirli b i r hal aldığmı ve d i ktatörlüğ ün sarsı ntılar g eçirmekte olduğunu göstermek­ ted ir. KOM O N i ST PARTiSI N i N BAZI ODEVLERi Brezi lya Komünist Partisi memleketin biricik örgütlü politik partisid i r. Bu parti sadece geniş yığ ı n larıo i l i şki leri sağ lam laştırma çabasiyle kal­ mamakta, ayn ı zamanda emekçilerin çı karları n ı savu nmak ve demokratik özg ü rlükleri gerçekleşti rmek için di kta rej i m i n e karşı yü rütülen müca­ delede bu yığ ı nları seferber edici ve örg ütleyici temel güç olarak rol oynamaktad ı r. Bu böyle olsa da, mem leketi mizde yığ ı n hareketi n i n zayıf olduğu ve diğer örgütlü parti lerin yokluğu i n kô r edi lemez. Bu d u rum, politik akı m lar arasında birlik sağ lanmas ı n ı ve d i ktatörlüğe karşı bir cephe kuru l ması n ı alabi ldiğine g ü çleştiriyor. Fakat partimiz politik akı mlar v e kişiler arasında karş ı l ı kl ı bir anlayışa varıl mas , ı bugün di ktaya karş ı mücadele için tek ve ortak bir program hazı rlan­ ması n ı baş lıca ödev sayıyor. BKP Merkez Komites i n i n Eyl ü l Plenumu kararları nda şöyle deniliyor: «Biz bugünkü işkencelere, ölüm cezaları na karşı, af i steğ iyle, demokrati k hak ve özgürlük lerin can landırılması isteğiyle birleşerek ortak bir müca­ dele yü rütmek üzere katol i k kil isesi geniş çevrelerine teklifte bulu nmaI ı ­ yız. i lerici katolik akı m ı n ı n d a , bizi mle beraber, köklü bir toprak reformu için, her şeyden önce şehir ve köyemekçi lerinin en i l kel i stekleri n i n yerine geti ri lmesi i ç i n mücadeleye katı lmas ı n ı istemeliyiz . . . B i z hükü mete karşı mücadele eden parlômento üyeleri ne, parlô mento d ı ' ş ı katı lmaları tek lifinde bulu nmalıyız . . . Biz politik akı m lara ve kişilere, eylemlerini ul usal çıkarların savu n u l masiyle bağdaştı rmaları nı teklif et­ meliyiz '" B i z sol harekete katılan g ru plara, emekçi leri n , gençleri n vb. i stekleri n i n savunulması yolunda, bizim taktik hattım ızı izleyip yığ ı n hare­ keti nde d i ktatörlük ajan ları nı tecrit ederek, eylembirliği yapmalarını tek· lif etmeliyiz . . . » Kom ü ni stler, büyük işletmelerde parti örgütleri kurmak, emekçilere parti n i n politik ve taktik hareket hattı nı anlatıp beni msetmek yolu ndan yürüyorlar. BKP' nin merkez organı «Voz Operario»,' büyük g ü çl üklere rağ men çı kmaya devam ediyor. Çokluk, gazeteyi bin kilometreyi d e aşan 90


uzak mesafelere u laştırmak gerekiyor. Emekçi leri miz, yakalandıkları ta k­ d i rde tutuklanacakları n ı ve işkence göreceklerini bile bi le, her şeyi göze a la ra k , gazeteyi g izlice okuyorlar. Parti miz, d i kta rej i m i n i n ve ABD em peryalizminin olanaklarına kıyasla el bette çok daha az ajitasyon ve propaganda olanaklarına sa h i p bulu n u ­ yor. Düşmanları mızın olanakları çoktur. Bası n, radyo v e televizyon tama­ men onların emrinded i r. Si nema ve tiyatro çevresi ndeki i lerici leri de amansızca kovuşturuyorlar. Fa kat ne yaparla rsa ya psınlar, BKP' n i n politik ve ta kti k hattı g itg ide daha büyük bir destek görüyor. Bunu her şeyden önce izled i ğ i m iz hatt ı n doğruluğunu prati k hayatın da göstermekte olma­ sına borçluyuz. Biz her türlü oportü nizm belirtilerine karşı, halkın hoş­ nutsuzl uğunun önemini gerektiği gibi değerlendi remiyenlerin pasifl i ğ i ne karşı, son y ı l l a rda partinin bi rliği için en büyük teh l i ke ve d i kta aleyhtarı g üçleri bi rleşti rme yolunda en büyük engel olan ü ltra -solcu luğa karşı kesinl ikle mücadele ed iyoruz. 1 967 yılında Merkez Komitemizden bazı üyeleri çıkarmak zorunda ka l -. d ı k. Sol görüşleri savu nara k balta layıcı eylemlere geçmiş olan bu üyeler, her şeye rağ men parti n i n birliği ş i a rı altında geçen Vi. Kongremizin hazırlıkları n ı köstekliyorlardı. Ostelik, d ü nya kom ü n i st ha reketi ndeki anlaş­ mazl ı k yüzünden zaten güçleşen i deoloj i k mücadelede de partiye engel oluyorlardı. Bilindiği g i bi, Maocu lar bizim pa rti mizi pa rça la maya ça l ı ştılar. Bu maksatla, grupçuların sözümona bir «Brezi lya n ı n Kompa rtisi>, ö rg ütleme çaba larına destek oldular. Fakat bu sözü mona pa rti, açık a nti -sovyeti zmi yüzünden, mem leketi miz emekçi leri n i n g üvenini kazanamad ı . Bugün bu parti g rupçuların kendi lerinden başka ki mseyi temsil etmez d u rumdad ı r. Daha sonra diğer bazı aşı rı-sollar (örneğ in, Marighela g i b i ler), d üşled i k­ leri a maçlara va rmak için Küba Devri m i n i n itibarına yasla nıp, y ı ğ ı n lardan ta mamen kopuk silô h l ı grupların g ü cüyle ve bir ya ndan BKP'yi de orta­ dan kaldı rmayı hedef tutarak «devri m ya pma» denemelerine g i rişti ler. Bunlar Debray' n i n tezlerini tekra rl ıyor, devri mci pa rti nin çete savaşları süreci içinde doğaca ğ ı n ı ve bundan ötürü her şeyin kendi düşündükleri biçimde eyleme bağ l ı olduğunu iddia ediyorlard ı . 1 967 yılı nda memlekette kadroları epeyce kalaba l ı k ü ltra -sol gruplar türemeye başlad ı . Burjuva basını bunları n çıkışların ı geniş ölçüde reklôm ediyo r ve böylelikle BKP' n i n a rtık batı p gittiği fikrini de telkine ça lışıyord u. Fakat partimiz yine de saflarında birliği koruya bildi ve nispeten az kayıp verd i . Eleba ş ı la rı ndan bi rçoğu di kta rej i m i casusları ta rafından canavarca . ö l d ü rü len ültra -sol g rupla rdan söz ederken, bunlara katı lanlar a rasında niceleri n i n a idatı i m ı ş yu rtseverler old u klarını söylemeden geçemeyiz. Biz böylelerini safla rım ıza çekmek için elim izden geleni yaptı k, zaman za man başa r ı l ı da olduk ve özelli kle bu grupların öz ünü teşkil eden üniversite 91


gençlerinden baz ı ları n ı kazanıp, kendilerini yanılmaktan ve boş yere mahvo l u p gitmekten k urtarabilidik. Tecrübesiz gençler kapitalizm koşu l larında ufku saran karanl ı ğ ı n yoğ unlaştığ ı n ı görd ükçe, kolayca ü mitsizliğe d ü şebiliyorlar. B u n ların henüz proletaryanın öğ retisi hakkı nda, devrimci işçi hareketi hakkında belirli bir bilgileri yoktur. Sahip oldukları savaş enerjisini ve iyi duyguları sömü­ renlerin, on ları serüvenlere s ü rü klemeleri işten bile değild i r. Brezilya komü nistleri, bugünkü diktatörl ü ğ ü tecrit edip hezimete uğ rat­ ma sürecini n , ancak yığınsal savaşla, demokratik güçlerin bi rliğini sağ­ lamlaştırmak suretiyle beklenen sonucu verebileceğini piliyorlar. Yoksa, yığınları n desteğinden yoksun olarak, ü mitsiz çırpınışlardan farksız serü­ venler yolundan yürümekle bugünkü rejim alaşağı edilemez. *

Biz çetin bir mücadele yolu geçmemiz gerektiğini biliyoruz. Dikta rej i ­ mine karşı gitgide g ü çlene direniş, onun sosyal -politik tabanını g ü nden g ü ne daha çok sını rlandırmaktadı r. Ve onun halk d üşmanı özl üğü, baş ­ vurduğu baskı lar ve işkencelerle ne kadar çok meydana çıkarsa, d u rumu da o nispette daha çok sarsı lacaktır. Partimizin Vi. Kong resinde alınan politik kararda, diktatörl ü ğ ü n halka bir si lôhlı ayaklanma veya bir iç savaş zorunluğu nu dayatabileceğine de işaret edilmektedir. Bunun için, biz partimizi ve yığ ı n ları savaşı n bütün biçimlerini uygu layabilecek d u ruma getirmeliyiz. Yüce Lenin'in dediği gibi, ôşikôr, açık ve gerçek yığ ı n hareketi koş u l ­ ları n ı n henüz olgunlaşmad ı ğ ı bir zamanda devrimci ol mak zord u r. Fakat biz, bütün g üçlüklere rağ men, Brezilya halkı n ı n işçi s ı nıfı ve onun Mark­ sist-Leninist partisi önderliğinde mücadelesini geliştirerek, devrimci öde­ vini başarıyla yerine getirebileceğ ine inan ıyoruz.

92


Yuvarlak masa konferansımız

Kapitalist memleketlerde gençlik hareketleri ve kom ünistler(l) E. Blanko: ispanya gençliğinin m ü cadelesi, işçi, köylü ve öğrenci genç­ lik yığ ı n ların ın ve ayd ı n ların demokratik h ü rriyetler u ğ runda Franko d i k­ tatörlüğüne karşı yü rüttükleri genel hareketin bölü nmez b i r parçası d ı r.

ispanya işçi sı n ıfı genç ve d i namiktir. 1 971 Haziranında Frankistler tarafından örgütlenen sendika seçi mleri nde, yöneti m organ larına seçi len­ lerden çoğ u n u n 20-28 yaşları arasında, i şçi komisyonlan yöneticilerini n de aynı yaşlarda oldukları görüldü. işçi gençl i k ne savaşkan b i r ruha sah i p olduğunu, yak ı m geçmişte Madrid'de 1 00 bin kadar yapı işçisinin g i riştikleri g revde ve demir-çel i k i şçi leri nin g rev savaşlarında bir kez daha gösterd i . işçi kadrosu yaş hadleri nin 1 6-1 9 arasında değiştiği işlet­ melerde işçi gençlik komisyonları meydana geti ri ldi. Gençler, Franko rej i ­ m i n i n yüksek vasıflı işçiler yetişti rmek üzere açtığı meslek-tek n i k okul la­ rı nda da ö rg ütlendi ler. Bu oku l ları n öğrenci leri, ileride işçi sınıfının sava­ ş ı na katı lmasın lar diye ideoloj i k bakı mdan peşinen i ktidarın istediği yönde hazı rlanmak istenmekte, bu etkilere kap ı l m ı yanlar gaddarca kovuşturul­ maktad ı r. Geçen yıl, 7 bin öğrenci nin devam ettiğ i en büyü k i htisas mer­ kezlerinden b i ri nde (Alkala de Enares) g rev patlak verd i. Oğ renciler çal ışma ve öğrenim koş u l ları n ı n iyi leşti rilmesini isted i ler ve toplantı yasa­ ğ ı n ı da şiddetle p rotesto etti ler. Gençl i k ayn ı zamanda katolik k l ü bünde ve diğer legal k l üp lerde çal ışı­ yor, kendi ikamet yerlerinde örg ütleniyor ve b u ralarda sokak gösteri leri, meydan toplantı ları, beyanname dağ ıtma g i bi çıkışlarla aktif bir eylem gösteriyorlar. Bu arada, diğer Avrupa ü l keleri ne göç eden gençler de kayda değer b i r rol oynuyorlar. Bunlar Fransa, i svi çre, Belçi ka ve Batı Al manyada kapitalist söm ürüye karşı m ü cadele ediyor, Paris'te 20 Hazi­ ran 1 971 günü Dolores i baruri ve Santiyago Karilyo yoldaşların da söz ald ıkları 60 bin kişilik miting gibi önem li çıkışlara canla- başla katı l ı ­ yorlar. . Memleketi m izde köylü gençlik ispanya köyün ü n Prusya yolundan etmek veya başka mem leketlere gençlik, örneği n Endülüs'ün bazı işçileri nin g revi s ı rasında olduğu bil iyor.

çok ağ ı r koşul lar altında bulunuyor. gelişmesi, genç köylü leri şehirlere akın göçmek zorunda b ı rakıyor. Ama bu bölgelerinde, Kadi s ve Sevilyo tarım gibi, mücadele gücünü de göstere­

Memlekette öğrenim problemi endişe vericidir. Okula gidemiyen çocuk­ ların sayısı 1 mi lyonu aşıyor. Yeni genel öğ retim kan unu d u rumu daha da (I) Dergi mizin 1 972 yılı 1. sayısında yayım lanan fi kir deği ş-tokuşu ma­ teryallerinin sonu. 93


ağı rlaştı rmış bulu nuyor. Orta öğrenime devam eden gençlerin kendi öğ ret­ menlerini de etkiliyen hareketinin genişlemesi rasgele değ i ld i r. Madrid yapı işçileri n i n son g revi nde nöbet işleri n i n örgütlenmesinde bu ö ğ ren­ cilerin aktif rol oynamaları, ne savaşkan bir ruhla hareket ettiklerini gös­ termeye yeter. O niversite öğ renci leri 1 965 y ı l ı ndan beri, toplantı hakkını elde etmek ve temsil organ ları n ı n rol ü n ü arttırabilmek için azi m l i bir m ü cadele yürü­ tüyorlar. Genç üniversiteliler, bu hakların, kend i lerine yü ksek öğ reni mde demokratik bir reform un gerçekleşti ril mesi uğru nda, göz açtırmıyan kovuş­ turmalara ve doğrudan doğ ruya di ktatörlüğe karşı savaşma olanağ ı vere­ ceğ ini bil iyorlar. Frankocular 1 969 y ı l ında ü niversitelerin polisle işgalini kararlaştı rd ı lar. O zamandan beri dersliklerde, koridorlarda, kütüphane­ lerde ve öğ renci yurtları nda daima polislerle burun buruna gelmek olağan bir şeydi r. Ama öğ renci ler bu güç koşu l lar altında bile, kendi temsil­ cileri n i seçme hakkını cesaretle savu ndular, temsil organ ları n ı seçtiler ve h ü kümeti bu seçi mleri tan ı mak zoru nda bı raktılar. Tekni k bilimler, tıp, felsefe ve ekonomide öğ retim prensi plerini tartışma konusu yaptı lar. Ve bu özg ü l istekleri uğ rundaki mücadeleleri ni Fran kizme karşı yürütQ len genel savaş la bağ l ı olarak geliştirmeyi başard ı lar. Ispanya Komü nist Partisi (iKP), 1 965 yılı ndan beri üniversitede en çok taraftarı olan en etki li kuvvettir. Bizim hareket hattım ızdan ayrı çizgi lerden yürümek istiyen diğer gruplar, art ı k bu mücadelede iKP'ni n önderlik rol ü n ü kabul etm iş bulun uyorlar. O niversite hareketinin en yeni ve i lginç çizg isi, belki de b i l i m ve teknik alanı nda çalışan ayd ı n lar, heki mler, öğ reti m üyeleri ve avukatlar üzeri n­ deki büyük etkisidir. Ayd ı n ların safları n ı dolduran yeni kuvvetlerin, ev­ ve I ce üniversite hareketi içinde öğrendi kleri mücadele metotları n ı başarıy­ la kul lanarak hareket etmeye başlad ı kları görül üyor. Bu ayd ı n lar, kendi problem lerini ve çal ış maları n ı n s ı n ı fsal mahiyeti soru nunu ele ald ı kları özel toplantılar d üzenl iyorlar. Hekim leri n genel grevleri sırasında, g rev­ ciler yal n ı z ücretlerinin arttı rılmasını istemekle kalmadı lar, ispanyada tıb­ bın d u rumu sorununu, sosyal yard ı m lar sorununu da ciddiyetle i l eri sür­ d ü ler. 1 970 y ı l ı nda üç ay boyunca g rey yapan öğ reti m üyeleri , memlekette öğrenim si stemi soru n u n u kesi nlikle ortaya koyd ular. Dğ retim üyeleri i leri sürdükleri isteklere sosyal bir mahiyet kazand ı rmayı da baş ı rd ı lar, bir yandan işçi komisyonları ile temas olanakları da arad ı lar. Bu aksiyon lara katı lan ların yaş durumları da d i k kate değer : O niversiteyi 4-5 y ı l önce bitirmiş olan bu grevciler genellikle yüksek vasıflı uzmanlard ı r. Psikiyatri hekimleri n i n i lkbaharda yaptıkları g reve katdanların çoğ u 27-28 yaş­ ları ndayddar ; kardiyalog ların g revindeyse 30 yaşı ndaki ler ağ ı r basıyor­ lard ı . Gençler, katolikler arasında köklü yenil i kler taraftarı hareketin de g i ri ­ ş i m gücüdü rler. Drneğin, bu sayede Katolik işçi Gençliği g i bi bir örgüt 94


de Fran kizme karşı tutu m alabi l m i ştir. Bazı genç d i n adamları işçi komis­ yonlariyle yakından temas hali ndedi rler. Kato lik gençlik komünistlerle işbirliği arzusu göstermekte ve bu arzu artık praktikte de gerçekleş­ mektedir. ispanyada gençlik hareketi nin şimdiki d u rumu, parti mizin Marksizm­ Leni nizmi kendi koşul ları mız içinde yaratıcı biçimde uygu lamaya yönel i k çabaları n ı n bir son ucud u r. iKP' n i n 3 0 yıld ı r izlediği b i r l i k politikası her şeyden önce gençl i k tarafından beni msen miştir. Partimiz «sofcu.. gru plara karşı esnek ve sabı rlı bir politika uyg ulamaya çalışıyor ve i KP'den daha solda olan bir parti bulu n mad ı ğ ı n ı her g ü n ispat ed iyord u. Eyleme geçmek gerektiği, mevcut rejime karşı kesin savaş ônı gelip çattı ğı zaman, artık iş biti recek olan lôf değ i l , devri mci yolda i lerleme olanağı verecek b i r hareket hattını belirleme kabil iyeti d i r. Bu doğru hatlı yal n ız i K P' beli rleyip gösterebilm iştir ve bunu «solcu .. kuvvet­ ler de bugün artı k itiraf ve hatlô kabu l etmek zorunda kal m ı şlard ı r. Mem leketim izde Marksizm-Leninizmin yığ ı n lar üzeri nde, özel li kle genç­ lik üzeri nde etkisi artıyor. Beş yıl önce bi rçok i lerici yayınevi ortaya çıktı. Bun lardan çoğ u n u n başında komünistler vard ır. Bugün K. Marks ' ı n bütün eserleri legal olarak bas ı labiliyor, büyük bir rağbet görüyor ve bun ları 15 yaşı ndaki delikanlılar bile oku maya çalı ş ıyorlar. Komünist gençlik örgütünde 1 3-20 yaşları arası ndaki genç kız ve erkek­ ler görev alıyorlar. Büyük bir özerkliğe sahi p olan bu örg üt, gençliğin durumunu ve soru nları nı başlı başına tahlil etmekte, gençler arası nda parti mizin hareket hattı nı uygu lamaktad ı r. «Orisonte.. adlı bir merkez yayın organı, taşrada da 8 mahalli gazetesi vardı r. /VI. Pereyra: Paraguay g i bi geri kal m ı ş bir mem leketle, Stresner' i n asker­ polis d iktatörlüğü koş u l ları içinde gençlik hareketi gelişmesin i n kend i ne özgü çizgi leri olacağı söz götü rmez. Memlekette bugü nkü rejime karşı bütün gençlik tabakaları, öncel i kle üniversite gençliği çetin bir mücadele yürütüyorlar. Bu gençler her şeyden önce üniversite özerkliği istiyor, kayıt harçları n ı n ve öğrenim taksitleri nin yüksekliği nden yakınıyor, yüksek teknik okullarına ve ün iversitelere gi rişte karş ı laşı lan zincirleme engel leri pro­ testo ediyorlar. Yü ksek öğren im ierini bitirenlerden çoğ u elveri şli bir iş bulam ıyor, başka memleketlere göç etmek zoru nda kalıyorlar.

Son zamanlarda katolik üniversiteler ve kolejler öğ rencileri n i n müca­ deleleri daha geniş atı l ı miı bir gelişme gösteriyor. Siyasi h ü k ü m l ü lerin serbest bırakı l ması, insan hakları n ı n savunulması, sendika önderleri nin kovuştu rulmasına son veri lmesi için g i rişilen kampanyaya bi rçok katolik din adamları da aktif olarak katıld ı lar. «Köylü ve H ı ri stiyan Birliği.. nin genç aktivistleri, köy emekçileri nin hakları n ı savunma mücadelesinde hiçbir i k i rcim göstermeden bizim yoldaşlarla omuz om uza yürü d ü ler; on­ lar da toprak reformu istediler, köylülerin kendi topraklarından çıkarılma95


ları işlemini ve tarım ürünleri n i n çok ada letsiz fiyatlarla el leri nden a l ı n ­ m a s ı n ı onlar da protesto etti ler. Pa raguay'da nüfus her yıl % 3,3 artıyor. Gençlerin büyük çoğ u n l u ğ u köylerded i r. G e n i ş g e n ç l i k tabakaları (henüz 3 0 yosına varma m ı' ş olanlar halkın °/ii 70'idir) işsiz ve öğrenim olanağ ından do yoksu n olara k yaksu l -, l u k içinde sürünmektedir. Fakat bu gençler, durmadan işsizler ve cahil ler ordusunu doldurmak veya yurtlarını terketmek g i bi bir yazg ıya asla boyun eğ miyorlar. Askerpolis d i ktatörlüğü reji m iyle uzlaşmaz bir çelişki h a l i nde bulunan gençlerin çıkarları ve katı k etti kleri u mutlar, kendi lerini ister istemez memleketin politik yaşa ntısına katı l m a k zorunda bırakıyor. Pa rtimiz bu hususta gençliğe yard ı mcı olmak ve onun enerjisine doğ ru bir yön vermek için elinden geleni yapmakta d ı r. Di ktatörlüğe karşı yürü­ tülen günlük mücadele içinde çeli kleşen üniversite gençliği li derleri, dev­ rimci eylem kı lavuzuna i htiyaç hi ssetti kleri ölçüde Marksizm-leninizme doğ ru yönelmektedirler. Oğ renim gençliği arası nda işçiler ve köylülerle birlik olmak gerektiği fikri gittikçe olgunlaşıyor, a nti -emperya list duygular kuvvetleniyor. Di kta idaresi, üniversite gençl i ğ i ha reketi nin gelişmesini durdu rmaya ça lışıyor; bu yolda baskıya, teröre ve her türlü parçalama ma nevrası na boşvuruyo r ; b i r yandan da polis ajanları ve satı l m ı ş eleman lar eliyle çeşitli para lel «merkezler.. ve «federasyonlar" ku rmaya ça ba l ı yor. Pa raguay'da bütün burjuva muhalefet pa rtileri içinde, genç un surların önderlik etti kleri sol veya i lerici ka natlar b u l u nması, gençl i ğ i n eylemsel ca n l ı l ığ ı n ı n esa s l ı belirtilerinden biridir. Geçen yıl l i beral -ra d i ka l parti­ sinde yapılan seçimde, d ikta idaresiyle a n laşma ve uzlaşma ya n l ı s ı adayın kaybedip, seçi mi rej ime ka rşı en aktif ve kesin mücadele ya n l ı s ı olan adayı n kazanması nda öncelikle genç elema n l a rı n büyük bir hizmet payı vard ı r. Y. Ruotsa/o: 1 968 yılından beri gençlik ve üniversite öğ renci örgütleri nin eylemlerinde bir ca nlanma göze ça rpıyor. Bu örgütler, aşırı sol g rupla rı n engel leme çaba larına karşın, u l uslararası a nti-em perya list hareketle bağ­ lantı larını kuvvetlend iriyorla r. Bunun kanıtlarından biri de, Dünya Demok­ ratik Gençlik Federasyonu'nun önümüzdeki dünya gençlik festiva l i n i n 1 972 Eylülünde Berlin'de ya pılmasını ka rarlaştı rmış olmasıd ı r. Bu karar, böyle yığı nsal gençl i k gösterilerinin artık yapıl mıyacağ ı n ı iddia eden şüpheciler için de bir sürpriz olmuştur. 1 960 y ı l ları sonlarına doğru Finla ndiya'da gençl ik ve üniversiteliler hareketinde belirli bir can l a n ma kendini gösterdi . Bu canlanma, memle­ kette devlet-tekel kapitalizminin gelişmesiyle ve emperya lizmin genel buna l ı m ı n ı n derinleşmesiyle ilişkili olan ekonomik, politik ve ideoloj i k değişikliklere de ya nsıd ı . Geçtiği miz o n yıl i çi nde, mem leketi mi zde gerici çevrelerin kültür, pol iti ka ve ideoloji a l a n larında biraz ı l ı miı davrandık96


ları, a nti-komü nist kuvvetlerin az-çok ayakları nı denk aldıkları hissedili­ yord u. Geleneksel burj uva ideolojisi, mem leketi mizde a rtık ilerici gençliğ i n , öncel ikle g e n ç ayd ı nla rı n , kapitalizmi - h e r za man Marksist açıdan ol masa da - eleşti rmeye başla ması gibi bir olayla yüzyüze gel iyord u. Em peryalizmin ma hiyeti Viyetnam'da ve diğer az gelişmiş mem leketlerde izlediği politi ka bütün içyüzüyle gözler önüne seriliyordu.· Bütün bunla r, demokratik gençlik ve üniversite ö ğ renci leri ha reketinin gelişmesi içi n de elverişli bir politik atmosfer yaratıyord u . N e va r k i , bu ha reket epeyce çel işkili bir gelişme gösteriyordu. Org ütsel dağını k l ı k ve ayrı l ıklar, ideoloj i k kararsızlıklar bu ha reketi olu msuz yönde etkiled i . işçi gençl i k öğ renim gençliğinden bir dereceye kadar soğ u muştu. Genç ayd ı nlar a rasında sosya lizmi beni msiyenler az ol masa da, öğ renim gençliği çevrelerinde ta mamiyle burj uva etkileri h ü k ü m sü rüyord u. Sol elemanlar daha çok Sosya l - Demokrat Partiyi destekleme yönü nde eylem gösteriyoria rdı. Memlekette gençl i ğ i n ve üniversite öğ rencileri n i n 1968 y ı l ı ndan itiba ren sola kaymaya başladı kları nı söyl iyebiliriz. Bu aynı z� manda ün iversiteliler ortam ı nda sosya l i st ha reketin y ı ğ ı nsa l bir nitelik al maya başlaması anla­ mındad ı r. L. Padilya: Bolivya'da gençlik ha reketinin en aktif böl ü m ü üniversite öğ rencileridir. Bu da ü niversitelilerin sayıca çokluğundan, daha iyi örgütlü ve daha yüksek bir politi k gelişme düzeyinde ol malarından i leri gel mekte­ d i r. Gerçi genç işçilerin ve köylü leri n de kendi örgütleri va rd ı r, fa kat bunlar azd ı r ve henüz gelişmelerinin başlangıcı nda bu· l un makta d ı r. Sonra işçi lerin ve köylü lerin a ğ ı r koş u l l a r altında yaşa ma kta ve ça l ı şmakta olduk­ ları da hesaba katılma ı ıd ı r. Bu a ğ ı r koş u l l a r yüzündendir ki, emekçiler vak­ tinden önce koca ma kta, ölüm oranı özel li kle işçi ler a rasında hissedi lir bir a rtış göstermektedir. Maden işçileri a rasında ortalama ömür 35 y ı l d ı r. Genç işçi ler ve köylü ler, daha çok gençl i k örgütlerine değil, sendikalara ve politi k ö rg ütlere girmektedi rier. Bu yüzden, gençl i k hareketinde sosya l temel i n ya kın bir gelecekte işçi ve köylü kuvvetlerin takviyesiyle gereken ölçüde genişlemesi beklenemez. Bu ha rekette üniversite gençleri önemli rol oyna maya devam edeceklerd i r. Bundan ötü rü de, parti mizin, üniversi ­ tel iler ha reketine, onun işçi örgütleriyle ortak eylemlerde bul unmasına azami bir ilgi göstermesi gerekmektedir. Bolivya gençlik ha reketinde üç a k ı m - Ma rksist, hı ristiya n-demokrati k ve m i l liyetçi a k ı m l a r - baş rolü oyna makta d ı r. Bunla rı n her biri nde çeşitli g ruplar va rd ı r. Ma rksist akım içinde en etki l i olan, Bol ivya Genç Komünistler Birliği'dir. Son y ı l l a rda hı ristiya n-demokrat ve milliyetçi a k ı m l a rda belirli bir sola dönüş vard ır. Genç hı ristiya n-demokratla rın bir kısmı, Bol ivya On iversite Federasyonu yöneticileri de dahil olmak üzere, Teoponte'de çete hareke97


tine kat ı l m ı şlard ı r. Bu hareket bi rçok Bolivyal ı n ı n hayatına malolan bir başarısızlığa u ğ ramş olduğu halde, aşırı-sol g ruplar bundan henüz gereken sonuçları çıkarmış, değ i l lerdir. Bunlar, devrime götüren yolun, «el it»in değ i l , yığınları n m ü cadelesi yolu olduğ unu anlam ıyorlar. Bolivya Kom ü ni st Partisi ve Genç Kom ü n istler B i rliği, aşı rı-sol görüşlere el bette katı l m ıyor ve bunların yan l ı ş l ı ğ ı n ı açı klamaya çalı şıyorlar. Fakat prensip gereği bir pozisyon almış olsalar da, Bolivya komünistleri, bu görüşlere sahi p olanları n kişiliği nde gerici l i ğ i n ve em peryalizm i n bi l i nçli ajan larını görmekten uzaktı r/ar. Bol ivyada ve diğer memleketlerde ü n i ­ versite gençl i ğ i ni n önem li b i r k ı s m ı n ı saran çocuk hastalığı «solculuk«-un s ı n ı fsal kökleri vard ı r : Bu hastal ık, bir dereceye kadar, küçük bu rjuva­ z i n i n bi reyci lik, sü bjektivizm ve sabı rsı zlık gibi karakter çizg i leriyle bağ ­ l ı d ı r. Geçen yıl, memleketi mizde gençl i k hareketi ve şüphesiz ayn ı zamanda i şçi ve halk hareketi genel li kle bir hayli tecrübe ed i nd i ler. Bilindiği g i b i , e s k i devlet başkanı Tores, 1970 yılı Eki m ayında g e n i ş b i r yığ ı n hareketi sonucunda i ktidara gelmişti . Tores, üyeleri n i n 0. 0 50'si Bolivya işçi Merke­ zi 'nden olacak bir h ü kü met kuru lmasını teklif etti. Bu işçi Merkezi, Bolivya O niversite Federasyonu'nu ve Orta Oğrenim Oğ renci leri U lusal Konfederas­ yonu'nu, yan i i k i esas gençlik ö rg üt ü n ü de kapsıyordu. Gerçekte bu bir halk hükü meti kurul ması tekl ifiyd i . Fakat i şçilerin yeni h ü kümette çoğ u n l u k ol malarında d i renen aşırı -sol g rupların d i kkafalı tutu m u yüzünden, b u teklif derhal beni m senemed i . Vakit kaybed i ld i . Bunu gören o r d u men­ su pları da devlet başkanını bir «çember» i çine al ıverd i ler. Bugün işçi hareketi ne katı lanların bi rçoğu, örgütliyecekleri politik ak­ siyonları, i şçilerin ve köylülerin, i lerici ayd ı n ların, yu rtsever ordu mensup­ ları n ı n ve d i ğer demokrati k ve anti -em peryal i st halk tabakaları n ı n prole­ tarya öncü lüğünde yü rüttü kleri savaşla bi rleştirme gereğ i n i anlamış durumdadı riar. N. çesmen: Bugün B i rleşi k Amerika' n ı n Marksist-Leni n i st bir gençl i k örgütüne i htiyacı vardı r. S o n birbuçuk y ı l l ı k tecrü bem izin ş i m d i bahsetmek i sted i ğ i miz bazı görünüşleri n i n i lg i n ç olduğu kan ısındayız. Genç işçiler Kurtuluş Birliği'nin kuruluş kongresi sırasında üyelerin hepsi 400 kişi kadardı; delegelerin yarı sı ndan çağ u i şçiydi, 11. 1 1 40 kadarı siyah deri l i gençlerdi v e bi r o kadarı da kadındı. B i r l i k yönetim kurulunun, o n u n çok u luslu ve çok dal l ı yapısını yansıtan bir kadrosu vardı. Bu kadro, birliğ i n eylemleri ni, ı rkçı l ı k v e şovi nizmin bütün biçi m lerine karşı ard ı c ı l b i r müca­ deleye yöneltti. Kong reden sonra örgütün üye sayısı üç m i s l i ne çı ktı ve gençl i k hareketi üzeri ndeki etkisi de arttı. Bugün bu birlik, B i rleşik Ameri­ kan ı n en büyük devri mci gençlik ö rg ütü d ü r ; aynı zamanda çeşitli ul us­ lardan ve değişik ı rkıardan gençleri bir araya getiren biricik örgütüd ür. Biz uzun y ı l lardan beri ilk olarak Dü nya Demokratik Gençli k Federas­ yonuna katılan Amerikan gençlik örgütüyüz.

98


Bizim örg ütüm üz, gençliğin önem li b i r k ı s m ı n ı n harp aleyhta rı a ksiyon­ l a ra katı l d ı ğ ı dönemde kuruldu. Ama bu dönem gençlik ha reketi ba k ı ­ m ı ndan değişik görünüşlere s a h n e ol uyor, i l k aktivistlerden bi rçoğ unun hayal k ı r ı k l ı ğ ı na uğ rıyarak yığı nsal m ücadeleden vazgeçti kleri, kimi leri n i n d e serüvenler yolunu tuttukları y a da na rkoma ni bata ğ ı na sa plandı kları görül üyord u. Zenci gençlerin, Porto-Ri ko ve Meksika kökenli gençlerin çoğ u n l u ğ u kendi halkları n ı n ha reketine şu veya bu ölçüde katı lıyorlar, fakat m i l l iyetçi örgütler kurtu luş zaferi ni sağl ıyacak niteli kte çözü mler ileri süremiyorla rdı. Bundan ötürü, bizim Kurtuluş Birliği örg ütümüz, bir yandan baş l ı başına eylemlerini gelişti ri rken, bir yandan da gençlik hare­ ketine M a rksizm -leninizm teori ve prati ğ i n i aktarma ça l ı şmalarına başladı. Biz a rtık, kapsa m ı içinde Kurtu l u ş Birliği örgütü müzün bağ ı msızlığ ı n ı koruyaca ğ ı v e h e m zenci lerden, hem de beyazlardan genç işçi lerin yöne­ tecekleri geniş bir gençlik cephesi kurulması ihtiyac ı n ı n olgunlaştığ ı ka n ı ­ sı ndayız. Şüphesiz, bizim karş ı m ı zda ya l n ı z «devrimcileri» bi rleşti rme iddia­ sında olanların d i renişi vard ı r. Bu «sollar» yığınlara inanm ıyorla r. Bizse, zaferi yal n ız y ı ğ ı nların sağlıyabileceği ni d u rmadan a nlatmaya ça lışıyoruz. Hem bizim böyle bir cephe yaratma yolu nda belirli bir tecrübemiz de var. işte Anjela Deyvis'i kurta rma hareketi bu tecrübe ka psa m ı na gi rer. Birçok şehi rlerde «Anjela 'ya hü rriyet» müca delesi grupları örgütledik. Bu g ruplar fa b ri ka l a ra, işletmelere, okullara gid iyor ve h a l k a rası nda bu a maca h izmet eden gazete ve kita p l a r dağ ıtıyorlar. Biz bi rçok taşra mer­ kezleri nde de mahalli komiteler kurmuş b u l unuyoruz. Bu komitelerin eylemi sayesinde, seçi mle görev a l m ı ş yerli otoritelerin, sendikaların ve Genç H ı ristiya n Kad ı n la r Birliği g i bi örgütlerin desteğ ini sağ liya b i l d i k. Biz Ajela' n i n dôvasına önem veriyoruz, zira o yü rüttüğ ü m üz m ücadelenin hôrikulôde bir sembolüdü r. Fakat komitelerimiz ve g ruplarımız aynı za­ manda bütün siyasi h ü k ü m l ü ve tutukluların hakları için mücadele etmek­ tedi rler. M ücadelemizde son derece önemli diğer bir hedefi miz de'Viyetnam'daki sa l d ı rı harbine son veri l mesini sağla maktır. Biz barış ve ada let sloga nı nda birleşecek halk koa lisyonları yarafmaya, genç işçi leri, üniversite öğ ren­ cilerini, bütün s ı radan insanları , harbe son verme mücadelesi saflarında seferber etmeye ça lışıyoruz. Bundan başka, barış ha reketi nin ı rkçı lığa ka rşı mücadeleyi de ka psa ması sorunu üzeri nde öteden beri ısrarla du ruyoruz. Bir yandan, 501 ve demokratik gençliğin seçimönü ka m panya la rı n ı n d ı şında tutu lmasına karşı da savaşıyoruz. Oyle gençl i k a ktivistleri v a r ki, hôlô seçi mlere katı l m a n ı n devri mcilikle bağdaşma d ı ğ ı n ı iddia ederler. Onlara baka rsa n ız, seçi mlerde üstün gelmek ve bu su retle sistemi değ iş­ ti rmek olanaksızdır. Ama ası l şimdi, seçmen l i k yaş haddinin 21'den l S'e i n d i ri l mesinden son ra, gençlik yığ ın l a r ı n ı n d ü ğ ü m d üğ ü m sorunlara çözüm a ra rken seçi m lerden ve adaylardan yara rlanacakları ve yararla nnıa ları gerektiğ i söı götürmez. Ya p ı l a n kam uoyu yoklamaları , yeni seçmenlerden 99


1 1, '1 1 42'sinin bağ ı msız davranacaklarını gösteriyor. Bu önem l i d i r. Ve bundan ötürüd ü r ki, Kurtu luş Birliği örgütümüzün başka n ı Carvis Tayner, ö n ü m üz­ deki seçi mlerde, c u m h u rbaşka n l ığ ı na adoy gösterilen Ameri ko n Komü nist ' Partisi Ge nel Sek reteri Güs Hol'ün ya n ı s ı ra başkan yard ı mcılığına aday gösteri lmiştir. Biz Birleşik Ameri kada sol ha reket çerçevesi içinde demokrasi içi n müca­ deleyi doğru a nlama ve ona göre a d ı mlar atma konusunda büyük bir soru m l u l u k d uygusuyla ha reket ediyoruz, Bugün a n laşılmaşı hiç de zor o l m ı ya n neden ler yüzü nden, «demokrasi» sözcüğü sol gençl i k a rasında nerdeyse küfürleşmiş gibidir. Bi rçokları devri mciliğin silôha sa rılmak gerektiği yolundaki lôfla rı pelesenk ed i n mekten, ya da gösteriler s ı rasında i nd i ri len cam-çerçeve sayısından belli olduğu ka n ı s ı ndadırlar. Her tabakadan genç insanlar g ü nden g ü ne daha sabı rsız olma kta ve artık ne d ü nya devri mci h a reketi n i n gücüne, n e de Ameri kan işçi sınıfı n ı n gücüne inanmaktad ı rlar. Onlar derhal ve çarça b u k devrim istemekte, kestirme yolları hayal etmekted irler. Biz Marksist-len inistler, böyle yollar olmad ı ­ ğ ı n ı biliyoruz. V e biliyoruz k i , bugünkü durumda başkaca h i ç b i r çare ve yol, güçlü bir ha reket yaratma n ı n yeri ni tuta maz.

Bize sol g üçlerin bütün u lusu ka psıyaca k genişlikte örgütleri gerektir. Bu hedefe va rmak içi n, önce üniversiteli ler a rası nda, zenci gençler ve işçi gençler a rası nda yayg ı n olan eğ i l i m leri, yani küçük küçük mahalli örg ütler kurma eğ i l i m leri ni bertaraf etmeliyiz. En nihayet başa rı n ı n a nah­ ta rı, Ameri kan gençl i ğ i n i n enternasyonalizm ruhunda eğiti lmesid i r. Dü nya Demokratik Gençl i k Federasyonuna girişi mizi n bu bakımdan çok önemli olduğunu düşün üyoruz. Viyetnamdaki ha rbe karşı örtgütlenen a ktif çıkış­ lar sayesinde, gençler, bütün d ü nya gençliğinin m ücadelesini destekleme fiki rleri ni beni m semeye daha yatkın hale gel mekted irler. P. 8argini: O niversiteli ler ha reketi soru nu, Batı komün ist partileri ve aynı zamanda komünist gençli k birli kleri için gerçekten di kkat merkezi nde yer a l maktad ı r.

Bugün her şeyden önce cevap veri lmesi gereken soru şud u r : O u ııiversi­ teli ler ha reketi, 1 968 y ı l ı «patlayış» döı"\em indeki o bildiğimiz türünü, sağ­ lam laşması i çin, örtg ütlenmesi ve geniş işçi ha reketi cephesi nde lôyi k olduğu yeri ni a la bi l mesi için kendisine yard ı m etmemiz gereken devri mci bir g ü ç o l ma nitel iğini koruma kta m ı d ı r, yoksa , ta m tersine, bu ha reket, burjuvazinin geçirdiği buna l ı m ı n d ü pedüz bir ya nsımasından, a nti-komü­ nizmi n bir a racından, yani bizim devrimci cephe saflarına gi rmesine «yol verme»mizden önce kökü nden değiştirmemiz gereken bir şeyden mi i ba rettir? Biz italyada bu soruya ilk ceva bı verd i k : O niversiteli ler hareketindeki yükseliş, genç kuşa ğ ı n burj uvaziden kesinlikle kopması biçi m i nde an­ laşı l ması gereken önemli bir olayd ı r ve s ı n ı f g ü çleri ora n ı nda bir hayli değişmeye yol a çm ıştı r. 1 00


Longo yoldaş, bizim artık ü niversiteliler hareketi «ideoloji»si nin eleşti ri­ sini, bunun sosyal ve maddi nedenlerinin eleşti risine çevirmemiz gerek­ tiğ ini söyledi. Bir başka deyişle, artık kapitalist mem leketlerin ö ğ renim alanı ndaki bunal ı m ı n ı n gerçek karakterini anlay ı p açıklamalı ve bu hare­ ketin kendi yo lunu bul ması na, daimi ve sağ lam bir örg üte götürecek olan bu yolda baş l ı başına y ü rü mesine yard ı m etmeliyiz. Biz 1 968-1 969 yılları ü niversite gençliği hareketi nin yetersizliklerini ve ciddi hataları n ı da gayet iyi bil mekteyiz : Hareket her şeyden önce ken d i l iği nden-gelme karakter­ liydi; politik isteklerini, çoğ u zaman kendisini katıl ması gereken cepheye götürmiyen boş bir ideoloj i k mücadelede belirtmeye çalışıyor (başka bir deği şle, işçi s ı n ıfı örgütüne karşı savaşıyor), ö rg ütsel sorun lara politik bakı mdan bir hayli pahalıya malolan ciddi bir ilgisizlik gösteriyord u . Biz italyada ün iversite gençliği hareketi nin doğ ru biçimde gelişmesi için mücadelemizi yal n ız ideoloji k metotlarla yapmıyoruz. Yani sadece aşı rı ­ ların hataları n ı yermek yoluyla yetinm iyoruz, çünkü bu onların etkisini bertaraf etmeye yetmiyor. Biz bu yolda aktif politik araçlara başvuruyoruz. Bunların b'ı rinc'ı s'ı , ün'ı versite harekerı n'ı n bidiğ'ı 'ı çin m ücadele (k'ı bunu hareketin safları içindeki kom ünistler doğ rudan doğ ruya yü rütüyorlar) ; ikincisi de ün iversite hareketiyle işçi s ı n ı fı arasında bir bağ laşma yaratmak için mücadeled i r. Böyle bir bağ laşma kuru söze dayanmıyacak, kôğıt üzeri nde kal mıyacak, birinci olarak öğrenim sistem inde bir reform yapı l­ ması ve bu sistem i n top l u m la organik bak ı m dan iliş ki li olması uğrunda mücadele y ü rütü l mesi, i k i nci olarak da işçi sınıfının gerçekten topl umun yönetici g ücü olabi lmesi temeli üzeri nde k u ru lacaktır. Memleketi mizde son yıl larda dalga dalga birbirini izl iyen g üçlü aksiyonlar, başlıca anti -kapi ­ talist ve devri mci g ücün hangisi olduğunu öğ re n i m gençliğinin daha iyi anlamasına yard ı m etm işti r. işçi sın ıfı yal n ı z ücret arttı r ı m ı içi n değ i l, bir yandan köklü yapısal reformlar ve bu arada öğ renim sistem i reformu i çi n de savaşıyor. Bu olay, öğrenim gençliğ i n i n i şçilerle bağdaşma sorun u n u doğru biçimde anla­ masına yard ı m ediyor. O n iversite öğrencileri, işçi leri n genel g revlerine artık tek tek değ il, baş l ı başına bir politik kuvvet olarak katı lmaya baş­ ladı lar. Bu daha ziyade italyan Komü nist Gençlik Federasyonunun ısrarlı çalışmaları n ı n b i r sonucudur. K. Ben m uhammed: Son y ı l larda kapitalist d ü nyasında yüksek öğrenim gençliğinin politik ve sosyal mücadelesi nin görülmedik derecede şiddet­ lendiğine tan ı k ol maktayız. 1 969 yılı yazı nda BMT gençl i k problemlerine ili şkin etraflı bir i nceleme yayı mlad ı . Bu i ncelemede, ün iversite gençliği «isyan ları»nın 50 memlekette patlak verdiği belirti lmekted i r. Burjuva ideo­ logları ve propagandacı ları, öğrenci gençlik hareketlerin i n esas karakte­ rini örtbas etmeye, bun ları genç kuşağ ı n «ayaklanma»sı olarak göstermeye ve emekçi lerin kapitalist sisteme karşı yü rüttü kleri genel mücadeleden tecrit etmeye çal ı şıyorlar. O niversiteli gençlerin bilinç d üzeyi n i n yüksel-

101


Böylece, yönetici çevreler pek çok çaba harcad ıkları halde, üniversite öğrenci leri hareketini ezemed i ler, bu hareketi n varlığı gerçeğ i n i kabul etmek, hattô bu hareketle görüşmelere yanaşmak zorunda kaldı lar. O n i ­ versite çevrelerinde sab ı rsızlığı körü klemek i ç i n el lerinden geleni yapan em peryalizm ve uşakları buna seyirci kalamazlard ı . Çünkü üniversite öğ renci leri i le askeri rej i m yönetici leri arasında yapı lan görüşmeler sonu­ cu nda, siyasi h ü k ü m l ü ler, yani halk hareketi l i derleri ve komünistler için bir genel af i lô n ed i l m işti . Ve serbest b ı rakı lanlar arası nda parti mizin yönetici leri derhal mem leketi terketmeye zorlan mışlard ı . Bu d u ru m halen de devam etmekted i r. Bütün askeri g ru plar üzeri nde kontrol sağ lama ü m itleri ni yiti ren emper­ yalizm ve uşakları, 1 969 y ı l ı Aral ı k ayı nda, açıktan açığa faşist bir darbe ö rg ütled i ler. Halk buna kesi n b i r tepki gösterd i . Ameri kan Merkezi isti h­ barat Teşkilôtı ' n ı n (CiA) olaylara i sted i ğ i g i bi yön verme çabaları başarı­ sızlığa uğ rad ı . O andan iti baren o laylar başka yoldan gelişmeye başlad ı ; diyalog hal k ı n bütün tabaka ve g rup ları na yay ı l d ı ve artık devletin ve u l usun esas problem leri hal kça görüşül meye başland ı . Profesörler ve ü n i ­ versite öğrencileri, m i l l i eğ itimde yen i-sö m ü rgec i l i k etki lerini giderecek ve bu dôvayı u l u sal çı karlara uyg u n b i l i msel temellere otu rtacak b i r reformun tasarı sını hazı rlad ı lar. işçi s ı n ı fı , sahte i şçi sendikaları n ı n başı ndaki satı I ­ m ı ş liderleri n d i ren işini k ı rarak, emekçi lerin esas çıkarlarını gözönüne alan yen i bir iş kanunu çı karı lmasını sağ l ıyabi ldi. Köylü yığ ı n ları n ı n müca­ delesi sonucunda, tari he karışan «i lerleme birliği» ruhu nda hazı rlan m ı ş olan toprak kanunu esasl ı biçimde deği şti rildi. Oyle ki, artık köylü lere, kişisel parseller yerine, devletin dolays ı z yard ı m iyle hep birlikte işled i kleri ve ürünleri n i yine devletin sağlad ı ğ ı pazarlara sürdü kleri arazi parçaları verilmeye başland ı . Birleş i k Amerika'yle res mi görüşmeler baş lad ı ktan sonra, yeni hükü met, Vaşington'un çı karları na uyg u n esaslara dayanan ve bu yüzden ve kamuoyu tarafından reddedi len tasarı ları kabul etmiyeceğ ini bildird i . Panama'da, bir h ü k ü meti n, i l k defad ı r k i , Ameri kalı larla görüşü rken ken­ d i ne ait bir fiki rle ortaya çıktığı ve hiçbir sahte reforma razı o l m ıyacağ ı n ı açıklad ığı görül üyord u. B u hükü met u l u sal toprakların bir parçası üzeri n­ deki işgale son veri lmesini, yabancı üslerin kal d ı r ı l ması n ı , Kanal 'ın geli­ ri nden Panama'ya daha büyük bir pay ayrı lmasını ve Kanal'ın korun­ masına doğ rudan doğ ruya katı lma hakkı tanı nmas ı n ı istiyord u . Ulusal topraklarımızın kan unsuz olarak beni msen miş bulunan k ı s m ı n ı geri alma yolunda ş i m d i k i h ü k ü metin azi m l i çabaları, b u n u n hiç de kolay b i r dôva olmad ı ğ ı n ı gayet iyi an lıyan halkı m ı z ve gençleri miz tarafından hara retle desteklen mektedi r. D. Tubi: israi l'de, siyonist yönetici çevreler, şovinist ihti rasları körük­ liyerek gençliğin geniş tabakalarını yan ı ltmayı başardı lar. israi l gençl i ğ i , Ameri kan emperyal izm i n i n Yak ı n - Doğudaki sal d ı rgan v e soyg uncu hedef-

1 04


leri ve bölgesel yayı lma planları hizmetine koşu lan b i r politi kan ı n cere­ mesini kan ıyla ödemek zoru nda b ı rakılıyor. Fakat tecrübemiz, parti mizin ve Komünist Gençlik Birliğ i'nin yürüttükleri çetin mücadele, genç kuşağı n bi rçok temsi lcisinin gözleri ni açmaları na yard ı m ediyor. Baştakiler tara­ fından aldat ı l d ı kları n ı anl ıyan gençler, harbi ve saldı rıyı yeren, işgal ed i l m i ş Arap toprakları ndaki baskıyı ve kovuşturmaları protesto eden yurtseverlerin ön saflarında yer almaya başlam ışlard ı r. Bugün israi l'deki koşullar barış taraftarları cephesi ni genişletmeye elverişlidir. i ktidardaki i şçi partisi içinde bi le, hükümet politi kası konu­ sunda uzayıp giden tartışmalar vard ı r. Bu partide gençl i k galeyan halin­ ded i r ve hatta artık siyon izmin marazl ı fiki rleri ne karşı koymaya da baş­ lamı ştı r. i ktidar parti sinin gençl i k örgütü, 1 971 yı l ı ndaki konferansı nda, Filistin'deki Yah udilerin ve Arapları n ul usal haklara sahi p iki ayrı halk oldu kları görüşünü ileri sürdü. Başbakan Golda Meyir, kend i si ni her şey­ den önce «gençl i ğ i n Araplar önünde bir suçlu l u k hi ssetmesi» n i n son derece üzdüğ ünü söyliyerek, bu konferansı boykot etti. Son zamanlarda ard u i çinde bazı gençler, işgal ed i l m iş Arap toprak­ ları kesimi nde asker l i k hizmetine devam etmek istemed i k leri ni apaçı k beli rtti ler. Bazı ları da, Gazza'da sivil halka ateş açmayı b i r cinayet, insan­ l ı k-d ışı bir hareket sayd ı kları nı söyliyerek, bu husustaki emi rleri yeri ne geti rmedi ler. Bunlar israil gençli ğ i arasında yeni görü len a l g u lard ı r. Bugün israi l'de eşi görülmed i k b i r grev hareketi gelişiyar. Harp, yayılma, i l hak politikas ı yüzünden askeri bütçe kabard ı k ça kabarmış, h ü k ü met ve kapital istler hücumları n ı halk y ı ğ ı n ları n ı n geçi mine yöneltm iş, lokmasına göz di kmeye baş lamışlard ı r. Yal n ı z geçen yıl içi nde, çeşitli iş letme ve kurum larda 1 63 g rev yapılmıştır. Bunları n toplam s ü resi 400 bin işg ü n ü ne eşittir. Bu g revleri daha çok genç işçiler ö rg ütlemişlerd i r. Memlekette «siyah panterler» örgütünün doğuşunu, herhalde ekono m i k d u ru m u n kötü leşmesi olayı n ı n ayd ı n l ı ğ ı nda gözden geçi rmek gereki r. Kökenleri bakı m ı ndan Asya ve Afrikalı olan ve bu ndan ötü rü de aşağsa­ nan genç Yah udiler (kendi lerine «sefard i » ad ı veri len ler), insana yaraş ı r b i r hayat v e hak eşitliği için mücadeleye karar verdi ler. «Siyah panterler» hareketi, h ü kü meti büyük bir telaşa d ü şü rd ü . Golda Meyir, yakın geçmi şte bu hareketi kastederek, « . . . Bu bizim hayatımızı temeli nden sarsıyor. Çünkü biz d üşmanları mıza ancak birl i ğ i mizle karşı koyuyoruz. Parçalan­ maktan daha büyü k fela ket olamaz.» ded i . «Siyah panterler» ö rg ütünü kuran genç emekçi lerin içten liği, bütün aşağsanan yu rttaşlara yard ı m etmek için çırpın maları, sözün doğ rusuna kulak verme v e öğrenme çaba­ ları, y ü rüttükleri mücadelen i n memlekette barış ve sosyal i lerleme prob­ lem leri nin çözümü uğ rundaki genel savaşla b i rleşip örü leceği yolundaki ü m itleri arttırmaktad ı r. israil h ü k ü meti n i n politi kası en çok ül kedeki Arap gençl i ğ i ne dokun uyor. O Arap gençl iği ki, uğrad ı ğ ı bir s ü rü haksızlı ktan başka, bir de siyonizm, 1 05


milli ezgi ve ayı rı m politikası na kurban edilmektedir. Biiler, çoğ u genç · Arapların en ağ ı r baskılara u ğ rad ı kları halde, komü nistleri yine destek­ lemeye devam etmeleriyle kıvanç d uymaktayız. Partimiz Merkez Komitesi, bundan bir s ü re önce, gençl ik arası nda çal ış­ ma soru n ları n ı ele alarak ayrı ntı lı biçimde incelemiş, mem leketin haya­ tında gençliğin oynadığ ı rol ü n giderek arttığ ı n ı belirtmiş, parti örgütlerini Komü nist Gençlik Birliği'ne yard ı m etmekle ödevlendirmiştir. V. Venetsanopu/os: Yunan gençliğini uğ raştıran ve üzen en çetin prob­ lemlerden biri istihdam problemidir. Her y ı l 60-70 bin genç çal ışma ya­ şına giriyor. Bunları n ancak pek az bir kısmı iş bu labil iyor ya da yü ksek okullara g i rebi l i yor. Bugünkü cunta işbaşına geldiği zaman, gençliğe tam ve sürekli iş sağ lıyacağ ı n ı ve çok geçmeden de işgücü göçüne son vere­ ceğini vaadetmişti. Bu vaatler kôğıt üzerinde kal d ı . 1 969 y ı l ı nda, y ı l l ı k nüfus artışı miktarı ndan fazla, yani 9 0 bin g e n ç Batıya g ö ç etti. Bu işg ücü kaybı 1 970 y ı l ı nda da tekrarland ı . Memlekette gençlik g ü nden g ü ne daha amansızca söm ü rüıüyor. işve­ renler işg ünü s ü resini sistemli olarak uzatıyor, işçileri azami bir gerilim le çalı şmaya zorl uyorlar. Cu nta, evvelce çetin mücadeleler sonucunda elde edil miş kazanım lardan birini, yani öğrenim ierini yaparken bir yandan çal ı ş mak zorunda kalan del i kanlılar için 6 saatlik işg ünü uygu lan ması h ü k m ü n ü yürürlükten çı kard ı . Henüz erginlik çağ ına ermemiş, k i mi 1 2, kimi 1 1 yaşı nda ve hattô daha küçük çocukları çalıştı rmak ve söm ü rmek kapitalist d ü zenin insan lık-dışı çizgi lerinden biridir. Bugün Yunanistanda Çalışma Bakanlığı emrindeki işletmelerde 27,580 delikanlı ve çocuk çalış­ tırıl ıyor. Batı Almanyadan gelip, Selô nik'te bir saat fabrikası kuran iki kapitalist, hemen hemen yal n ı z erginlik çağ ı na ermemiş çocukları çal ış­ tı rmakta ve amansızca sömü rmektedir. Yunanistanda mesleki-teknik öğ renim d ü ğ ü m d üğ ü m güçlüklerle dolu bir problemdir. Orta teknik okulunu bitirmek istiyen bir genç, ayda 1 0-50 dolar arası nda değişen bir öğ renim ücreti ödemek zorundad ı r. Gençli k çalışma v e öğ renim hak k ı n ı n böylece çiğ nenmesine el bette tahammül edemez. Bundan ötürüdür k i , işçi, memur ve diğer emekçi tabakalar genç­ liğin m ü cadelesine aktif o larak katılmakta, bir yandan da kendi özg ü l isteklerini ileri s ü rmekte, öncelikle teknik öğ renimin ıslahında ısrar et, mektedir. Demokrasiyi savunma yolundaki bütün büyük halk aksiyonlarına katı lan emekçi gençl i k ve üniversite öğrencileri, bugün de kara albaylar d iktatör­ lüğ üne ve Amerikan em peryalizmine karşı aktif olarak savaşmaktad ı rlar. Esasen, faşist cu nta bu yüzden birçok yu rttaşı zı ndan lara veya toplama kampları na atmış, gizli poliste, askeri poliste (ESA) ve özel olarak k u rulan Dionisos kampı nda insan l ı k-dışı işkencelere tabi tutmuştur. Fakat b ı ı faşist terör g e n ç demokratları y ı l d ı rabilmiş değildir. Genç kuşağ ı n mücadelesini genel sınıf mücadelesinden ayrı olarak ele 1 06


almak doğru olmaz. Genç kuşağ ı n kendi yurdunda bizzat katı l d ı ğ ı devri mci savaşlarda ve diğer kapital ist mem leketlerdeki göçmen işçi l i k ve öğ ren i m hayatında ed indiği tecrübe, kendi çıkarları ile işçi hareketi nin hedefleri arası nda kopmaz bir bağ olduğu gerçeğ ini kavramasına yard ı m etmekte­ d i r. Genç göçmenler, çalıştı kları veya öğrenim yapmakta oldukları mem­ Ieketlerde, artık « h ü r d ü nya»n ı n gerçek yüzünü iyice görmüşlerd i r. Askeri-faşist di ktatörlük, Yunan hal kını «yeniden eğitme»yi, onu komü­ nist tutkudan ku rtarmak üzere «tedavi» etmeyi ödev edi n miş görünüyor. Gençl i k bu «eğiti m»in başl ıca uyg ulama alanı ol muştur. Cu nta genç ku­ . şağ ı faşistleşti rmeye, onu di ktadan yana kazanmaya veya en azından «tarafsızlaştı rma ya çal ışmaktad ır. Bu maksatla, H itler ve M usol ini zama­ n ı ndakiler örneğ i nde «Korpus Alkimon» .ad l ı bir gençli k örg ütü kurul­ m u ştur. Cu nta, bu örgüte üye ol mayı her genç içi n zoru n l u saymaktad ı r. D iktatörlüğü yerenlere, politi k aksiyon ve grevlere katı lanlara, d i kta aleyhtarı gizli örgütlerin üyeleri ne karşı baskı ve kovuşturmalar devam ediyor. Askeri di ktatörlük, ideoloj i k alanda faşist ve em peryalist propa­ gandan ı n klôsik malzeme depos u n u n gerekçelerinden alabi ldiğine yarar­ lan ıyor. Askeri-faşist darbenin i l k g ü n ünden iti baren devlet doktri ni olarak benimsenen anti -komünizm, cunta tarafından anti-sovyetizmle atbaşı yürü­ tülüyor. Bu rejim, bir yandan kendini bütün «hür d ü nya» için örnek tutula­ cak bir "yeni tip sağ lam demokrasi» olarak göstermeye çalışıyor. ••

Di kta rej i m i ne karşı savaşan yu rtsever gençl i k örgütleri, ve bu arada Yunanistan Komü nist Gençli k Birliği, ideoloj i k alanda da mücadele yürü­ tüyorlar. Bu cüm leden olarak, gizli kitaplar ve b roşürler çıkarıyor, Yuna­ nistan Komünist Gençlik Birliği organ ı "Oldig itis» ve diğerleri g i bi gaze­ teler yayımlıyorlar. Dü nya Demokratik Gençl i k Federasyonu (DDGF) hakkında birkaç söz: B u geniş b i r uluslararası gençlik örgütü d ü r. Eylemlerine, komü nist gençl i kten başka, em peryalizme karşı, sosyal i lerleme ad ı na, hak ve istekleri nin gerçekleşmesi uğrunda yü rüttükleri mücadelede dayanışma ve karş ı l ı k l ı işbirliği ideal iyle birleşmiş olan de��işik yön l ü politik ve yıgı nsal gençl i k örgütleri de aktif olarak kat ı l maktad ı rlar. A. Mendo s a :

da

Emperyal izmden yana gençl i k örgütleri halen deri n bir bunal ı m geçi ri­ yor ve etki lerini gitgide yitiriyorlar. işin buraya varmasında, bu örgütler yöneti cilerinin CiA ile i l işkili olduklarının meydana çıkarıl ması öneml i b i r rol oynam ıştır. DDGF 25 y ı l l ı k varl ı k ve eylemi boyunca daima açık ve kesin bir anti­ emperyalist tutum almıştır. Bundan ötürü gitgide daha geniş gençlik tabakaları bu örgütün ödev ve hedefleri ni daha iyi anlamaya ve onun saflarına gi rmeye başlamışlard ı r. Federasyon, gençliğin anti-em peryalist cephesini genişletmek d üş ü n cesiyle, u l uslararası gençl i k hareketinin karak­ teri ne uyg u n d üştüğ ü kadar, onun bugünkü gelişme aşamasına da uyg u n d ü şecek mücadele biçi mleri aramaktadır. Bu cüm leden olarak, DDGF 1 07


V i i i . genel kurul toplantısında i leri sürülen teklif, yani «gençlik emper­ yalizmi suçluyor.. şiarı a ltında bir d ü nya gençliği ka m pa nyası örgütlen­ mesi, federasyonun gençlik a rasındaki çeşitli politik akı mları bi rleşti rme çabalarının can lı ve somut bir ürünü olmuştur. DDGF'nun etkisi ve itibarı bütün kıta larda a rtmakta d ı r. Bu örgüt, bütün d ü nyadan emperyalizme karşı birlik ve m ücadele şiarı altında saf tutan 1 00 m i lyon genci temsil etmekted i r. 1 973 yılında X. Dü nya Gençl i k Festi­ va li yap.ı l ması ka ra rlaştı rılmıştı r. Dünya festiva lieri, gençliğin karşılaştığı komple sorunların geniş ölçüde ve somut olara k görüşülmesi, genç kuşa­ ğın g üçleri ni bi rleşti rme süreci nin daha da hızlanması olanağını ver­ mekted i r. A. Davans : Bugünkü koşu l l a rda zoru n l u ö ğ renim süresinin sona erdiği yaşa va rd ı ktan sonra öğ renim ierine devam eden gençlerin sayısı durma­ dan a rtıyor. Belçika'da bu s üre 14 y ı l d ı r. Komünist Partisi bu asgari süre­ nin 16 yıla çı ka rı l masını istemektedi r. Bu ted b i r, genel li kle daha geniş bilgi, özel l i kle sosya l ve dolayısiyle politik soru nla rla i l g i l i bilgi ler ed i n i l ­ mesi ni i m kô n verecek, bir y a n d a n da gençlerin çoğ unu daha sonra ka r­ şılaşacakları istihdam, ücret d üzeyi vb. g i bi hayati problem lerle boğuşa­ bi lecekleri b i r olgunluğa d a ha çok yaklaştıracaktır. işte olayların gel işmesi bizi goşizm problemiyle yüzyüze geti rmiş bulu­ nuyor. Solcu yakla ş ı m dedi ğ i m i z şey, soyut olara k ele a l ı ndığında ço­ ğu nca haklı görünen, fa kat nesnel koş u l la rı hiçde gözönü nde bulund ur­ mıyan isteklerin i leri s ü rü l mesi değ i l de ned i r ? «Solcu elema nlar, genç­ liğin özlemlerini ve «katkısız i deal ler»e yöneli k diyebi leceğ i miz emellerini de kendi ma ksatları için sömü rüyorlar. Çünkü gençlik, kend i sorunlarının, en dolaysız çıkarlarının gerekti rmediği şeyleri daha büyük b i r fedakô r­ I ı kla savu nmaya yatkı n d ı r. Orneğ in, üniversite öğrencileri, Adalet Bakanı sosya l-demokrak Vra n ks'ın politikasına ka rşı mücadeleye gi rişti ler. Vra nks, gerçekten yabancı işçi ve ö ğ renci lere karşı ayırımcı b i r pol iti ka uyguluyor, ö rneğ i n bunlar a rasındaki i lericileri mem leketten çı karmayı tasarl ıyord u . işte gençler b u n a karşı, kendi g ü n l ü k çıka rla rı n ı n çerçevesi ni çoktan aşan bir ilgi ve fedakô rlıkla m ücadele yü rütüyorlar. Demem iz od u r ki, bugün kendilerini politikaya kaptıra n gençleri, her şeyden çok u l uslara rası poli­ ti ka problemleri, devri mci savaş kahra ma n l a rı i l g i lendiriyor ve heyecan­ landı rıyor. Bu problem ve kahramanlar d ü n Küba ve Kastro'ydu , Bolivya ve Çe G uevara 'ydı , Viyetnam ve Ho Şi Min'di, Fili sti n direnişiydi, b u g ü nde Portekiz sömürgelerindeki savaştır. ••

Büyük i l g i konularından b i ri de (özellikle h ı ri stiyan çevrelerde) «üçüncü d ü nya»d ı r, öncelikle açlık soru n u d u r. Bu vesi leyle işçi H ı ristiya n Gençl ik ha reketi nin sola kayması olayı n ı belirtmek yeri nde o l u r. Zira bu örgütün temsi lci leri, Brezi lya olayları dolayısiyle ya pılan d üzen li halk gösterileri a rasında polis copla rının «nefaset.. ini kendi s ı rtlarında denemiş lerd i r. Bu da onları, kaçını lmaz olarak, sözümona «hür d ü nya"nın nitel iği konu�unda 108


ve «kötü lüğe karşı tevekkül» öğ ütliyen hıristiyan prensipleri hakkı nda yeni yargılara vard ı rm ı ştır. Tek sözle, gençli k bencil değ i ld i r. M ü cadelesi nde katkısız adalet i deal ­ lerinden esinl e n i r. Hiç değ i l se Belçika'da onun çokluk h ı rstan ve çı kar gözetmekten uzak bir içtenlikle mücadele ettiğ i n i görmekteyiz. Fakat ideal coşku nluk ve atı l ı m lara, hemen hemen dai ma, bizi m gençleri mize uzlaşma dayanakları g i b i görünen politik ve sendikal örgütlere karş.ı d üşman l ı k duyguları e ş l i k etmektedi r. Böyle b i r d uygu da b i z i m i ç i n i ki bakı mdan nô hoştur. Birincisi, biz, savaşımızın gerekti rd i ğ i g i b i , ciddi yapıya sah i p bir örgüt olduğu muzdan ötü rü bu böyled i r. i k i ncisi, böyle b i r duygu, b u r­ juva propagandası n ı n tel kin ettiğ i anti-komünist hurafeleri katmerleşti r­ mektedi r. Şunu da bel i rtelim ki, biz gençl i ğ i heyecan land ı ran olayları değerlen­ d i rmede her zaman gereken d üzeyde olabi l m i ş değ i l iz. Orneğ i n , Çe Gue­ vara' n ı n bazı görüşlerine karşı i htiyatkô rlığı mız, hiç de ayn ı çekingenli kle g i rmemiz gerekmiyen bir alana, o n u n söz götü rmez yiğitliği alanına kadar yayıl ıyord u. Oyle ki, bizim çok defa haddi nden fazla ciddi tutu m u m uz yüzünden, Çe Guevara örneğ i «sollar»ın eline b ı rak ı l m ı ş oldu, ve biz de gençlerin gözünde s i l i k ve zayıf g üçler, tek sözle «reformistler» d u ru m una d üştük. Biz solcu luğu daima ele alıp tah l i l etmeli ve onun her belirişinde kendi kendim ize sormalıyız : Acaba bu bizim her hangi bir g ü nahımızın «ce re­ me»si değil m i d i r ? Solc u l u k problemi seks problemiyle de i l i şki l i d i r. Biz h ô l ô daha hı risti ­ yan l ı ğ ı n kuvvetli etkisi altında bulunan ve hattô d i ndar olm ıyanları n b i le düşünüş ve davran ışları nı h ı ri stiyan ahlôkına dayanarak ayarlamaya çal ı ş­ tı kları memleketi mizde, artı k şimd iye kadar tekinsiz (tabu) sayı lan bazı sorunlar üzeri nde de açı k tarhşmalara tanı k ol maya baş lıyoruz. Bunlar, gebeliği ön leyici i lô çlar kullan ı m ı , kü rtaja izin veri l mesi vb. g i bi sorun­ lardı r. Gençlik, hatalı da o lsa, kişinin k u rtuluşunun seksüel özg ü rlükle başlad ı ğ ı g i bi bir d ü ş ü nceye, ôdeta devri mci b i r pozisyon ald ı ğ ı n ı zan ne­ diyor. Ve kötücül Vran ks' ı n amansız baskı mekanizmas ı n ı n bütün hı şmıyla çullanması, bu gençli kte, kendisinin böyle düşün mekte haklı olduğu g i b i izleni mler de uyand ı rabi liyor. O halde seks problem i n i v e o n u n l a i l g i l i d i ğ e r h e r şeyi kasten k üçü msemek hata olur. Biz bu alanda belirli bas­ kı lara karşı mücadelenin, en iyi ahvalde protesto eylem i n i n sayısız görü­ nüşlerinden b i ri olabi leceğ ini başarıyla açı kl ıyabi lmeliyiz. Ne yaz ı k ki, bizde bugün bu soruna yaklaş ı m da ted i rg i n l i k ağ ı r basıyor. Gençl i ğ i n ö rg ütlenmesi ve politik aktiflik derecesi, önemle üzeri nde d u rduğumuz sorun lardan birid i r. Gençli ğ i n ancak küçük bir bolüğü, yetişme d üzeyinin yü kselmesi ölçüsünde ve aynı zamanda daha çok b i l g i e d i n m e (enformasyon) olanaklariyle bağ l ı olarak - ki bu olanaklar artık sadece arzu edenlere açı ktır - pol iti kayla ilişki kurmaktad ı r. Orneğ i n , 1 09


bugün bizde «Drapo ruj» (<<Kızıl bayrak») okumak teorik ba kımdan m ü m ­ kündür, ama bunda reel güçl ü kler de va rdır, y a n i Belçika Kom ü n i st Pa r­ tisi n i n bu haftalık dergisini okumak istiyen, gidip onu satışta a ra m a l ı , üste­ lik a lenen okuma cesaretini de gösterebil mel i d i r. Belçika'da gençl i k örg ütleri nin d u rumu ned i r ? Genel hesa plara göre, mem leketi mizde gençlerin ancak °/ii 25'i bazı örg ütlere üyed i rler. Politik birli klere üye olanlar küçük bir azı n l ı ktır. Bizim, gençlik i çin, onun kendi ö rg ütleri nce hazı rlanmış ta m bir progra m ı m ız yoktu r. Bu hususta i htiyaç oldu kça, parti progra m ı n a başvu rul uyor. Ve itiraf edel i m ki, gençleri n özlemlerini ve problem leri ni de yeteri nce bilmiyoruz. Bu boşluğu kısa zamanda dold u rma Iı ve örg ütsüz gençliği sistemli ça ba l a rla topla ntı lara ve tartı şmalara çekmeliyiz. Boğuşmakta olduğu muz güçlü klerin dolambaçsız tablosu budur. El bette biz de eli-kolu bağ l ı d u rmuyo ruz. 1 5 Mart 1 970 g ü n ü , Brü ksel'de, 500 kadar kom ü n i stin ve diğer ilerici ha reketlerden bi rkaç temsilcinin katı l d ı k­ l a rı bir konferans örg ütlendi. Seçilen komisyonlar, Belçi ka kom ü nist genç­ liğinin buluş ve tezleri nini temel edinen bir belge hazırlad ı lar. Biz çeşitli şehi rleri mizde Anjela Deyvis'i savu nma gösterileri terti pledik. 1 972 yılı il kbaharında Komünist Gençl i k örg ütü müzün 50. yıldön ü m ü n ü kutlıyacağ ız. Bu nispeten zayıf olsa da, bizim haklı olara k kıvanç duyduğu muz biricik örgütlü gençl i k ha reketi mizdir ve a rd ı cı l bir a nti-kapita list, a nti-em per­ yalist m ücadele yürütmektedir. D . Arens : Batı Berl in'de sınıf savaşlarına katı lan işçi, öğrenci ve ü n i ­ versiteli gençlerin oynad ıkları r o l s o n za man la rda önem li derecede a rt­ m ı ştır. Gençlik, 1 960 y ı l l a rı ortala rına kada r, em perya lizm i n cinayetlerini çok­ luk bu sistemin ya l n ız bazı «il letler»i olara k eleştirmekle yeti niyor, öte yan­ dan sosya lizmden de uzak d u rmaya ça lışıyordu. Daha sonra, örneğ i n Ameri kan em perya lizminin Viyetnam halkına ka rşı g i riştiği sa l d ı r ı n ı n bizzat kapita list sistemle şa rtla n d ı ğ ı , öğ ren i m sistem i ndeki feci d u ru m u n şu veya bu parti nin ya nlış bütçe politikasından değ i l , bütün çağdaş ka pita lizm sisteminin çıkar kayg ı la rı nd a n i leri geldiği gençler tarafından da anlaşıI­ d ı kça (ki buna büyük ölçüde bizim parti mizin politik ça l ı şmala rı da yar­ d ı m etti) , ve gençlerin haklı protestoları bu rjuvazi tarafı ndan itfaiye hor­ tumları , atlı polis copla rı , taba nca l a rı ve hücumlariyle boğ u l ma k isten­ di kçe, gençler a rasında da sosya list a l ternatife eğ i li m ler güçlenmeye baş­ ladı.

1 960 y ı l l a rı sonlarına doğru, bir yandan, gerçekte egemen sınıfların görüşlerini tamamiyle ben i msiyen sözde sol akımın bazı g rupları da ca n ­ l ı l ı k göstermeye başlad ı la r. B u n l a r, Sovyetler Birliğinde, Al man Demokratik C u m h u riyeti nde ve diğer sosya li st devletlerde reel olarak mevcut sosya liz­ min ka rşısı na, ancak yaratı c ı l a rı n ı n küçük bu rjuva görüşlerini ya nsıtan yapma «sosyalizm model leri»yle çı kmaya ka l kıştılar. Gençliği i şçi s ı n ı 110


fı n ı n M a rksist-Leni nist parti sinden kopa rmaya ça l ı ştılar. B u rj uva basını «solla r»ı boyuna okşuyor ve em perya lizme karşı olduğunu açıklıyan genç­ l i ğ i n d i kkat ve i lgisini hep onlara doğru yöneltmek i stiyord u. Burjuva zi, durmadan sosya li zmden söz eden, ama onu öveyi m derken uyd urmalara kada r va ra n ; sermayeye karşı yü rüttü kleri mücadeleyle övü nen, ama bir yandan i lerici h a reketi doğru yoldan saptı ra n ; işçilere sadakat yem i n leri eden, a ma bunu yaparken gerçekte ancak elit ta bakaya özgü küçük bur­ juva tutumlariyle emekçi leri n karşısı nda yer alan kişilerden d a i ma hoş­ lanır ve yararlanmaya ça l ı ş ı r. Parti miz, öteden beri, sa hte solun a nti-ko m ünizm ideolog ları i le, müca­ dele tecrü beleri olmıyan ve bundan ötürü de i l k ba kışta devri mci boş lôfı devri mci eylemden ayırdedem iyen gençler a rasındaki fa rkı gözden kaçı rmamıştır. Sosya listler ve demokratlarla eylem birliği koşul ları içinde bütün kom ü nizm tü rleri ni ideolojik, politik ve örg ütsel ba kımdan kesi n­ li kle ayırdedebi l mesi, pa rti mizin gençl i k a rası ndaki durumunun sağ l a m ­ laşmasına yard ı m etmişti r. 1971 yı l ı Senato-Temsilciler Meclisi seçi mlerinde, 1 8-24 yaşla rında erkekler grupunun oyla rından en çoğ unu - yüzde 10,3 kadarını - Batı Berlin Sosya list Birlik Partisi'nin kaza nmış olmasını, düşmanlarımız giz­ l iyemed i kleri b i r endişeyle bel i rtiyorla r. Son y ı l la rda partim ize g i ren lerden 11'0 60" ı n ı n gençlerden oluşması ve bunların % 80' i n i n işçi ve 0 '0 8 kada ­ r ı n ı n üniversite öğ rencisi olmaları da d i kkate değer. Gençl i ğ i n her i lerici atı l ı m ı n ı polis coplariyle önlemeye kalkışan Batı Berl i n H ı ristiyan Demokrati k Birliği, bir yandan « m u ha lefet» partisi rolüne g i rerek ve örneğ i n kendisi i ktidardayken söz ü n ü b i le ettirmek i stemedi ğ i öğ renim ödenekleri n i n a rttı rılma s ı ndan yana görü nerek, gençliğin sem­ pati s i n i kazanmaya çalışmaktad ı r. ASDP'nin bugünkü liderleriyse, a ra ­ larından bazılarının gerçek m u htevadan yoksun b i rtak ı m Ma rksist terimler k u l la n m a la rına göz yumorak, gençl i k a rası nda çoktan kaybetmiş olduk­ ları iti barıarını kurta rma denemelerine başvurmaktadı rlar. Ama öte ya n­ dan, aynı liderler, vaadedilen demokrati kleşmeyi cidd iye almakta olan gençliğe ka rşı b ütün devlet maki nesi ni seferber etmeye de hazırdı rla r. Nev va r ki, bu taktikleri n ne biri, ne de öbürü, emek ile sermaye ara­ sında, h a l k ı n çıka rlariyle tekellerin çıkarları a rasındaki g ideri lmez çeliş­ kiyi sürekli olarak ma skel iyemez. Gerçek odur ki, tekellerin egemenl i ğ i ne karşı, işletmelerde, ekonomide ve toplumda emekçilerin ha kla rı n ı g a ra n ­ tilemek i ç i n yü rütü len m ücadeleye g ü nden g ü ne d a h a çok sayıda genç katılmakta d ı r. Parti miz, işçi ve öğ renci gençliğe politik bakımdan öğ ütlemeye m u h ­ taç b i r mu hatap gözüyle değ i l , çağdaş kapitalizm sistem i ne karşı savaşta omuz om uza yürünecek yoldaşlar gözüyle ba kmaktad ı r. Biz M a rk­ sist-Leni nist örgüt gereğ inin, prati k hayatta, aktif eylemler içinde en iyi a n laşıldığ ı gerçeği n i ken d i mize çıkış noktası yapıyoruz. Bir yandan, reel 111


olarak mevcut sosya lizmin reddi nde bi rleşen sağcı-oportü ni st ve sa hte solcu görüşlerden de kes i n l i k le uzak ka lmaya ça l ı şıyoruz. Bilindiği gibi, Sovyetler Birliğine ve Alman Demokrati k Cumhuriyetine karşı yal n ı z daha gerçekçi değ i l , aynı zamanda daha doğru bir s ı n ıfsal tutum al ınması uğrundaki m ücadele sonucunda, Batı Berl inde, bu şeh i r konusunda dörtlü b i r anlaşma i mzalanması başarısını olum lu yönde etki l iyen b i r i k l i m yara ­ tı lması mümkün ol muştu r. H. Sa/ari: i ra n g i bi kapita l i st gelişme yolundan yü rüyen ve az gelişmiş sayı lan b i r memlekette, gençl i k ha reketi, kapitalizmin kalelerindeki genç­ liğin m ücadelesine kıyasla, gerek biçimi, gerekse özü ba k ı m ından epeyce ayrı mlar gösterir. Başka türlü de olamaz. Bunda, başka l ı ğ ı olan sosya l yapı, başka politik atmosfer rol oyna r.

i ra n'da gençli k hareketi, özel li kle yü ksek öğrenim gençl i ğ i ha reketi gelişiyor. 1 970-71 dersyı l ı n da yü ksek okulların çoğ u hemen hemen yed i ay boyu nca ka pa l ı ka ldı. Genç l i k problemi, gerek i lerici, gerekse gerici çevrelerde eni ne-boyuna ta rtı'şma konusu oldu. Gençl i ğ i n i sya n adı verilen hoşn utsuzluk ve çıkışla rı n ı n nedenleri, onu etki leme metotları geniş ölçüde ta h l i l ed i ld i . i ra n g i b i memleketlerde gençliği iyice a n lamak a nca k onu etkiliyen ideoloj i k ve psikoloj i k d u rum ve koşu l l a r gözön üne a l ı n mak şartıyla m ü m ­ künd ür. G e n ç kuşak d ü nyada ya pılmakta olan b i l i m sel-tekn i k devrime ta n ı k olmakta , bir yandan da kendi mem leketi n i n yüzyı l la r yılı geri ka l ­ m ı ş l ı ğ ı n ı görmekted i r. Yeni -sö m ü rgeci l i k bu geri kalmış memleketlerin zeng inl i k lerini genç kuşa ğ ı n gözleri önünde insafsızca soyma kta ve emek­ çi leri ni gaddarca sömü rmekted i r. Genç kuşak bilg iye, öğrenime susa m ı ştır, fakat okuyup yetişme ola nağ ı n ı herkes bulamamaktad ı r. Orta öğren i m i n i bitirenleri n çoğ u, ne üniversiteye g i rebil mekte, ne de elverişli bir iş tuta­ b i l mekted i r. Yüksek ö ğ ren i m l i i htisas sa hibi gençlerin iş bulabi lmeleri de g itg ide g ü çleşmekted i r. Resmi istatisti klere göre, i ran nüfusu nun ii li 46'sl ndan fazlası 1 5 yaşına kadarki yu rttaşlardan ol uşmaktad ır. Her yıl işgücü paza rına çıkan genç­ lerin sayı sı, yaş hadl eri ni doldura ra k emekliye ayrılanların i ki mislinden fazladır. Bu yüzden tam hafta ça lışabilel1 1er a ncak 1 mi lyon 1 00 bin kişi kadard ı r. işsizler de katı l ı rsa, bu kategoriye g i ren leri n sayısı 1 mi lyon 600 bini, yani ça lışa b i l i r d u rumda olanların 11, 11 22'sini b u l makta d ı r. Fakat sadece bu sosya l-ekonomik etken ler gençl i k ha reketi ni açıkla­ maya yetmez ; bu ha reket d ü nya a lan ı nda oluşmasına ta n ı k olduğumuz devri mci dönüşüm ve değişmelerin yasal sonucudur. Az gelişmiş memleketlerdeki gençlik ve yüksek öğrenim gençliği hare­ keti, hatasız ve oportü nist etki lerden a r ı n m ı ş değ i ldir. ün iversite öğren­ c i leri a rasında, Troçkist, Maoi st, a na rşist vb g i b i çeşitli a k ı m l a r bir hayli yayg ı nd ı r. Çokluk demokrati k ve a nti-emperyal i st şiarlar a ltında ha rekete geçen üniversite öğrencileri, pol iti k o l g u n l u k yetersiz l i ğ i yüzü nden ve s ı n ıf112


sa l kökenleri dolayı siyle, bazan serüvenci çıkışla rla ta mamla maya ça lış­ tıkları hayal ürünü solcu istekler de i leri sü rüyorlar. Ne yazı k ki, bazı mem leketlerin gençl i k ha reketi nde, bir avuç gencin ta ri h tekerl iğini istenilen yöne çevirebileceğ i hayali yeni bir çizgi olarak göze ça rpmakta d ı r. Bu g i bi gençler, mevcut rej i me karşı silahlı eylem lere bile geçmekte ve olayla rın gösterd i ğ i g i bi, eni -sonu kendi leri mahvo l u p gitmekte, üstel i k gerici l i ğ i n d a h a çok azıtmasına sebep olmaktad ırlar. Burada em perya lizm i deolag ları n ı n ve onların revizyonistler ve oportüni st­ ler orta m ı ndan gelen gerçek omuzdaşl a rı n ı n yozlaştırıcı etkisi apaçık görül mekted i r. Ayd ı n ların d ü n de, bugün de top l u m u n i mtiyazlı ta baka sına mensup o lageldikleri Afrika-Asya mem leketlerinin koş u l ları i çinde, işçilerle öğ renci gençliği emperya lizme ka rşı ve demokrasi için yürütü len savaşta bi rleş­ tirme mücadelesi cidden karmaşı k bir problem d i r. Böyle memleketlerde gençl i ğ i n ezici çoğ u n l u ğ u n u n emperyalizmin karşısı nda oldukları g üvenle söyleneb i l i r. Bu ezici çoğ u n l u k sapasağlam devri mci d uyg ulara sa hiptir. Noksa nı ya l n ı z politik tecrübe, belirli ve tekmil bir dünya görüşüdür. Komünistler i şte bu noksa nı g i dermek için gençl iği eğitmeye ça l ışmakta ­ d ı rlar. A . Dühlfs f : Ka nada Kom ü n i st Partisi n i n ve Komü nist Gençlik Birliğ i n i n i leri sürd ü kleri "Yarınla rı garanti l i bir hayat.» ş i a r ı , memleketi mizin işçi ve öğ renci gençliği ta rafından, yeni i nsa ncıl. top l u m sistemi n i , yani sos­ yalizmi kurma mücadelesi progra m ı olara k beni m senmektedi r. Biz "büyük ya rınlar» şiarını gerçekçi bir istek olara k i leri sü rüyoruz. Bu i stek, gençl iği kaza n ma m ıza, i şçi sınıfı n ı n ve onun partisi n i n önderl i k ettiğ i a nti-mono­ pol i st ve a nti-em perya li st halk birliğinin organik bir pa rçası haline geti r­ . memize i m ka n verecekti r.

Za manı mızda, gençl ik, emperya l i st devletlerin a rtık keyifleri n i n isted iği g i bi hareket edemed i kleri b i r dünyada yaşa makta d ı r. D ünya sosya li st sis­ temi, d ü nya olayla rının esas ve çözü m leyici etkeni olmaktad ı r. Bugünkü gençli ğ i , sosya l ist devletlerin örneğ i ve tecrübesi, halkların ka hra manca yü rüttü kleri u l usa l kurtu l u ş savaşı esi n lemekted i r. Kanada genç kuşağı a rası nda g ü nden g ü ne büyüyen b i r isyan ruhu, bir sola yatk ı n l ı k, önüne geçil mez b i r değ işme i steği göze çarpmakta d ı r. Gençler - i ş çi ler, öğrenciler, orta ta baka lar temsilci leri - a rtı k hayati emellerine kapitalizmin d üşman olduğunu, soru nlarını kapita lizmin çöze­ miyeceğ i n i iyice anlamış lard ı r. Tekelleri n kontrol ü altında gelişen b i l i m sel­ tekni k devrim, top l u m u n sela meti a macına yönel i k ya ratıcı ça l ışma olanak­ larını gitti kçe daha çok s ı n ı rla makta d ı r. Bir nü kleer harp teh l i kesi, emper­ ya lizmin ahlak d üş m a n l ı ğ ı' ve Amerikan em perya l izm i n i n sa ldı rga n l ı ğ ı , kapita li st sistem inde d u rmadan a rta n kararsızl ı k v e b u n a l ı m oluşumları g i bi faktörler gençl i k üzerinde olu msuz bir etki ya pmakta, onu bütün 1 13


gücüyle ça l ı ş ma ktan ve yaşanası b i r hayattan yoksun ettikten başka, geleceğe inancını da durmadan kemi rmekted i r. Mem leketi miz gençliği, gel i p giden h ü kü metleri n, bugünü ve ya rını beli rlemede gençlere de söz hakkı verecek bir demokrasi yaratacakları yerde, b ütün ka pı ları yüzleri ne kapad ıkları bir orta mda, demokrasiye ve yu rttaş özgürlü klerine karşı g i rişi len ve gittikçe a rta n s a l d ı rı l a r karşısında büyük bir end işe duyma ktad ı r. Bütün bu ve benzeri nedenler yüzünden : kapitalizmin buna l ı m ı , yaşlı kuşağa dokunduğundan daha fazlasiyle gençl i ğ i ezmekte, gençl i k de bundan ötürü gerici liğin hücumlarını savaşka n l ı k ruhu gittikçe daha bel i r­ gin tepki lerle ka rş ı lamaktad ir. Kanada Komünist Partisi ve Komünist Gençl i k Birliği, işçi s ı n ıfı n ı n b ütün aksiyonları na gençl iğin olabildiği nce geniş ölçüde katı lmasını teşvi k et­ meye, toplumsal enerj i n i n bu g ü çlü selini devri mci kanallara , ya ni ekono­ m i k, sosya l ve politik problemleri n çöz ü m ü i çi n , işçi sınıfının ege m l i ğ i ne ve sosya li st Kanada'ya götüren yolda geçiş aşaması olarak a nti-mono­ polist bir hükü met kurulması için mücadeleye yöneltmek üzere, işçilerle yüksek öğrenim gençleri nin birliğini sağ la m laştı rmaya ça l ı şmaktad ı rlar. *

"Yuva rlak masa konfera nsl .. mlZl kısa bir konuşmayla ka paya n derg i m iz yazı kurulu üyeleri nden P. Kurtie, bu toplantıdaki fi kir değ iş-tokuşu nun i l g i n ç ve faydal ı olduğ unu, hele gençlik a rasındaki çal l'ş malarında komü­ nistlere büyük ö l çüde ya rd ı m edeceği n i beli rtti. Dergimiz yazı kurulu gençlik sorunu üzerinde artık birkaç fikir değiş­ tokuşu toplantısı örgütlemiş bulunuyor. Biz, gençliği sosyalizmden yana kazanma problemlerinin önemini ve aktüelliğini, onun işçi sını fıyla, bütün anti-monopolist ve an ti-emperyalist güç/er/e birliğini sağ/am/aştırma gere­ ğini gözönünde bulundurarak, bu sarun/ar üzerinde bundan böyle de cid­ diyetle durmaya devam edeceğiz.

114


Bugünkü sosyalizm dünyası

Bulgaristan hal k cumhuriyetinde yen i anayasa ve demokrasinin gelişmesi BORIS VELÇEF Bulgaristan H a l k Cumhuriyeti (BHC) yen i Anayasası 1 6 Mayıs 1 971 'de ya pılan refera ndu mla bütün halk tarafından ka bul ed i l d i . Bu a nayasa, devleti mizin esas ka nunu sıfatiyle, hayatın bütün alanlarında yeni sos­ yal i st top l umsal i l işkilerin zaferini pekişti rmekte, politik sistemin ana prensiplerini belirlemekte ve gelişm i ş sosya list top l u m kurucu luğunun hu kuki temeli hizmetini görmektedi r. ı.

Bir sosya l i st devletin a nayasası, sadece ulaşılan başa rıları sapta mak ve pekiştirmekle ka lmaz ; aynı zama nda sosya lizm kuruculuğunda a ktif b i r ıaratıcı rol oynar. Bunun böyle o l d u ğ u n u bizim a nayasa prati ğ i m i z d e doğrulamaktad ı r. G. Dim itrof'un yönetmen liği altında hazırlanan i l k Bulga rista n H a l k ::: u mhu riyeti Anayasası, 1 947 yı l ı nda, ya n i kapita lizmden sosya lizme geçiş :Jönem i n i n başı nda ka bul edi l mişti . Ilk a nayasa, halk egemenliğinin kaza­ ıımlarını pekişti rmiş, bütün top l u m ya pısı nda köklü dönüşümleri n hukuki :emeli olmuş ve bu dönüşüm ler de memleketi m izde sosya list ü reti m ı lişkileri n i n tam zaferiyle sonuçlanmıştı. Memleketi mizin olgun sosya lizm kuruluşu aşamasına gi rmesi, b i r dizi 'inem l i problemlerin teorik ba kımdan yen iden ele a l ı n ı p işlenmesini ve :opl u m hayat ı n ı n çeşitli a lanlarına i lişkin yeni kararlar a l ı n ma s ı n ı gerek­ :i rd i . Bulgaristan Kom ü n i st Pa rtisi, komünist kuru l uşun iki evresi hakkın­ �aki Ma rksi st-Leni nist öğ retiyi çıkış noktası yaparak ve ed i nd i ğ i m i z tec­ 'ü beyi, aynı zama nda Sovyetler B i rl i ğ i n i n ve öteki kardeş parti lerin tec­ ' ü belerini gözönünde bulundura rak, X. Kong res i n i n (Nisan 1 971 ) onay­ adığı yeni Program'ında gelişmiş sosya list top l u m u n b i l i msel temele �ayanan bir karo kteristi ğ i n i çizdi. Birinci aşamada sosya l izmin maddi­ eknik temeli n i n kuruluşu ta mamlanacak, sosya list top l u m ilişki leri yetki n ­ eştirilecek, ma nevi kültür zen g i nleşti r i lecek, ha l k ı n refah d üzeyi yüksel­ i lecek, topl u m sal sistemi n geli şmesi ndeki kararsızl ı k ted ricen giderilecek ıe kişinin etraflı gelişmesi sağla nacaktır. Bu, komünist kuruluşun b i rinci �vresinin, sosya list gelişmeyi en yü ksek d üzeyine ulaştıran ve sosya l i z m i n [apitalizmden üstü nolduğunu en d o l g u n biçi mde gösteren s o n aşa­ nasıdır. Olgun sosya lizm, ü reti m g ü çleri n i n yüksek dere cede gelişmes i n i sağ l ı ­ ıa ra k b i l i msel-teknik devrimde i leri hatlara çıkar. Bu temel üzeri nde ü re115


tim i l işki lerinde yeni nitel değ i şi mler meydana geli r : Devlet ve kooperatif m ü lkiyeti karş ı l ı k l ı olarak zengin leşti ri l i p birbirine yaklaştı rı l ı r ve bunların i leride tek genel halk m ü l kiyeti nde bi rleşmeleri öngörüıür. Bir yandan, s ı n ıfla rın, sosyal ta ba ka ve z ü m releri n ta biatı ve ka rşı l ı k l ı i lişki leri değiş­ meye devam eder : işçi sın ıfı ile kooperatifçi köyl üler a rasında, beden ve a k ı l emeği işçi leri a rasındaki esa slı ayrı m la r tedricen gideri l i r ve top l u m sosya l türdeşliğe (teca n ü se) ulaşır. Ekono m i k ve sosya l-sı nıfsa l ya pıdaki değ i ş i m ler sonucunda top l u m u n politik örg ütünde de esaslı değ iş meler ol u r. Proletarya di ktatörlüğ ü dev­ leti tedricen genel halk devleti h a l i ne gelir, buna para lel olara k sos­ yal ist demokrasi etraflı biçimde gelişir ve yetkinleşi r. Mem leketi m izde olgun sosya lizmi kurma pratik ödevi yeni bir a nayasa hazırlanmasını gerektirdi. Bu yeni anayasa, top l u m u n ekonomik ve sos­ yal-sı nıfsa l ya pısı nda, politik örgütünde oluşan değişim leri pekişti rmel i, mem leketin yeni gelişme koşullarına ceva p vermeliyd i. işte önce bütün halk ta rafı ndan görüşülerek 1 971 Mayısında ka bul edilen yeni a nayasa­ mız bu niteli ktedir. Bu a nayasa sadece top l u m u n şimdiki durumunu değil, daha sonraki gelişme eğ i l i m lerini de sa pta makta d ı r. Bulgar sosya li st devleti n i n esas ka nununda mem leketi mizin bugünkü d u ru m u açı kça yansıtı l ıyor. Anayasa Bulga rista n H a l k C u m h u riyeti n i n d ü nya sosya li st sistem i ne mensup o l d u ğ u n u bel i rtiyor. B u , c u m h u riyeti mizin bağ ı msızlığ ı n ı n ve etrafı i gelişmesi n i n a na koşu l la rından biridir. Bundan ötü rü, BHC, Sovyetler Birliği i le ve öteki sosya l ist ü l kelerle dostluk, i ş b i r­ liği ve ka rşı l ı kl ı yard ı ma büyük bir önem vermekte, bütün mem leketler ve ha lklarla barış ve ka rşı l ı k l ı a nlaşma hava sı içinde yaşa ma pol itikası g üt­ mekted i r. Yeni anayasa, sosya l yönetim siste m i n i gel iştirme ve yetki n leştirmede esas doğrultu sıfatiyle sosyalist demokrasinin gelişmesi s ü recini açıkça yansıtıyor. Bu da gayet doğa l d ı r, çünkü demokrasi sosya l i z m i n b ütün özü ne sinm iştir ve onun geli şmesi yeni toplumsa l siste m i n nesnel bir yasa i l ı ğ ı d ı r. Sosya l ist demokrasi, s ı n ıfsal ka psamıyla, her hangi b i r b u rjuva mem le­ keti ndeki demokrasiden, kıyas ka bul etmiyecek kada r daha geniş ve daha deri n d i r. Sosya l i st demokrasi, ü reti m a ra çları üzeri nde özel değ i l , top­ lu msal m ü l kiyet temeli ne, sömü rüye ta mamen son veril mesi temeline daya n m a kta, bu da onu emekçiler için, halkın ezici çoğ u n luğu için ger­ çek demokrasi haline geti rmektedi r. Emekçi leri n kişisel ve kolektif çıkar­ larının bütün h a l k ı n çıka rla riyle uyu m l u biçi mde bağdaşması koşu llarını yarata n toplumsal m ü l kiyet, geniş halk y ı ğ ı n l a rı n ı n devlet ve i ktisat yöne­ timine a ktif olara k katı lma yön ünde durmadan a rta n a rzula rının ana ' kayna ğ ı d ı r. V. i . Leni n ş u n l a rı yazıyord u : «Her demokrasi, genelli kle her pol iti k üstya pı g i b i., netice iti bariyle . . . ü reti me hizmet eder ve ni hayet 116


şu veya bu top l u m u n ü retim i lişki leriyle bel irlen i r.» (Bütün Eserleri, c. 42, s. 276). Sosya l i st demokrasinin ayırdedici bir iç çizg isi de, en iyi temsilcileri kom ünist partisi saflarında yer alan işçi sınıfı n ı n yönetmen l i k rol ü d ü r. Bizi m a nayasamız, top l umda ve devlette yönetmenlik rol ü n ü n işçi s ı n ıfı Marksist-Leninist öncüsü olan Bulga ri sta n Komü nist Parti sine ait oldu­ ğ u n u , sosya lizm ve kom ü nizmin ta m zaferi ne götüren yolda yığ ı n ların ya ratıcı enerjisine bu pa rti nin yön verdiğini özellikle belirtmekted i r. Böylece, a nayasa mız, p a rti mizin kapitalizme ve faşizme karşı, sosya lizm u ğ runda yü rütü len uzun ve çetin savaşta kaza n d ı ğ ı ve bütün h a l k ı n ka bul ettiği fi i l i durumu yasama ba k ı m ı ndan da sağ la m laştı rmakta d ı r. Parti nin toplumda ve devlette yönetici d u rumu, sadece bu olay, bütü­ nüyle sosya l yöneti m sistemine derin bir demokrati k ka ra kter kaza n d ı r ı ­ yor. Ta ri hsel tecrübe, ya lnız komü nist pa rtisinin, toplu msal gelişme ka n u n ­ ları n ı gayet i y i ta nıyan v e i şçi sınıfı n ı n en yüksek örgüt biçimi o l a n b u pa rti nin, sosya l i lerlemenin ana doğ rultu larını isa betle beli rleme, yeni . topl u m kuruculuğ u n u n bili msel esaslara göre yöneti mini sağ lama ve ona örgütlü, plô n l ı b i r ka ra kter verme ka bi liyeti ne sa h i p olduğunu söz götür­ mez biçimde ispat etmiş bulun uyor. işte bundan ötürü, parti nin yönet­ menlik rolü bütün memleketlerde sosya lizm kuruculuğunun genel yasa l l ı ­ ğ ı d ı r. Yeni a nayasa, mem leketi miz içi n s pesifi k olan bir olayı, yani BKP' n i n mem leketi m izde gelişmiş sosya lizm kurucu luğunu, ta rihsel biçimde mey­ dana gelen koş u l l a r gereği olarak, sosya l izm m ücadelesi boyunca sad ı k müttefiki v e savaş a rkadaşı o l a n Bulga ristan H a l k Çiftçi Birliği i l e sıkı b i r işbirliği h a l i nde yönettiği olayı nı da açıkça yansıtıyor. Başta işçi sı nıfı olmak üzere, şeh i r ve köy emekçileri nin devleti, sosya l yöneti m sisteminin merkezi nd e yer al ıyor. Bunun neden·ı ni açıklamak da kolayd ı r, çünkü sosya lizmde devlet top l u m u n bütün üyelerini bi rleşti rmek­ ted i r ; bütün halkın m ü l kiyeti olan esa s ü reti m a raçları onun elinde top­ l a n m ı ştı r ; za manım ızda ekonomik, toplumsal-politik ve kü ltü rel hayatın yöneti lmesinde birliği en başa rı l ı olara k sosya list devlet sağ lama kta d ı r ; memleketin uluslara rası i lişkileri v e savu nması devlet vasıtasiyle gerçek­ leşti ri I mekted i r. işte bundan ötü rü, emekçi lerin devleti sosya lizm kuruculuğunun esa s a ra c ı d ı r. Parti yeni toplumsal i l iş ki lerin gelişmesini bu a ra ç yard ı m ıyla sağ l a r. Bizi m tecrübemiz, kom ü nizmin daha i l k evresi nde devletin toplum­ sal gelişmedeki rol ü n ü n g üya zayıfladığı ve en sonunda yoko l u p gittiğ i hakkındaki teori leri n ta mamen asılsız olduğunu ispat ediyor. Elbette sos­ yalizmde devletin değ işmez ka l d ı ğ ı da söylenemez. Olgun sosya list top­ l u m kuru luşu sürecinde devlet de durmadan gelişiyor ve yetkin leşiyor. Bu sü reçte esas olan, yeni a nayasa m ızda da bel i rti ldiği g i bi, demokrasinin 117


biteviye genişleti l mesi, devlet maki nesi örg üt ve eylem i n i n yetkinleşti ri l­ mesi, bu eylem üzeri nde halk kontro l ü n ü n a rttı rılmosıd ı r. ii.

H e r toplumun ne derece demokratik olduğu, h e r şeyden önce devlet egemen l i ğ i ni n kime ait olduğuna ve bu egemen l i ğ i n nasıl gerçekleşti ri l­ d i ğ i ne bakı l a ra k a nlaşı l ı r. Bulga rista n H a l k Cumhuriyeti nde, bütün ege­ menlik halkta n çıka r, halka aitti r ve doğrudan doğ ruya halk tarafı ndan serbestçe seçilen temsil o rganla rı veya halkın kend i s i tarafı ndan gerçek­ leşti ri l i r. Yeni a nayasa, sosya li st h a l k egemenliği siste m i n i n gelişmiş sos­ yalist top l u m kurucu luğu ihtiyaçları gereğ ince daha sonraki yetki n leşme yolu n u da yansıtmaktad ır. Emekçi lerin yöneti me katı lmalarının başlıca biçimi temsi li demokra s i d i r. Temsil organları - H a l k Meclisi ve h a l k savetleri (I) - devletin politik temelidirler. Bütün diğer devlet kurumları, dolaylı veya dolaysız, tems i l orga n la rı g i b i kurulur, onların yönetim v e kontrol ü a ltında ça l ı ş ı rlar. Bizim temsil organları m ızın deri n demokrati k ka rakteri, bunların BHC Anayasasından kuvvet a la n ö rg üt ve eylem prensi plerinde kend ini göster­ mektedi r. Bu prensipleri n en önem l i leri, halkın egemen liği, devlet i kti­ darının birliği ve demokrati k santra lizmd i r. Halkın egemen l iğ i , tems i l organları n ı n başta işçi s ı n ıfı olmak üzere emekçilerden, yani devlet i ktida rının biricik sahi plerinden doğrudan doğ ­ ruya vekillet o l ması nda ifadesi ni bul u r. Bu orga nlar, genel, eşit ve tek dereceli seçim hakkı kullanı larak gizli oylamayla seçi lmektedir. Bu lgaris­ ta nda cins, m i l l i yet, ı r_k, d i nsel inanç, öğrenim d üzeyi, meslek, görev veya toplu msa l durum ve servet d u rumu ayırımı gözeti l meksizin, 1 8 yaş ı n ı bitiren her yurttaş seçme ve seç i l me hakkına sah i ptir. Temsil organ l a r ı n ı n, seçimle görev a l m ı ş kişi lerin, halk önünde Anayasa gereğ i nce eylemleriyle i lg i l i olarak hesap vermeleri zoru n l uğ u da h a l k egemenliğinin bir ifadesid i r. Gösterilen g üvene lilyi k olmadıkları anlaşılan halkveki l leri ni seçmenleri n geri çağ ı rabilme hakları n ı n büyük b i r önemi va rd ı r. V. i. Len i n şunları yazmıştı : «Seçi mle oluşan hangi tem silci ler organı veya meclis olursa olsun, a ncak, seçmen lere seçti kleri kimseleri geri çağ ı ra bi l me hakkı ta n ı n ­ d ı ğ ı ve bu h a k uyg u l a n d ı ğ ı ta kdi rde, gerçekten demokratik v e halkın i radesini gerçekten temsil eden b i r organ sayı labi l i r.» (Bütün Eserleri, c. 35 s. 1 06). So�ya list demokrasinin diğer bir ka rakteristik çizgisini bel i rten devlet i kti­ darının b i rliği prensipi, temsil organla r ı n ı n ka nun -kura l getirme (ya sama) ve yü rütme-d üzenleme eyleminin bağdaştı rı l masını gerekti rmektedi r. Ana­ yasada bu bağdaşmayı garanti l iyen hüküm ler va rd ı r. Devlet egemen­ l i ğ i n i n en yüksek organı olan Halk Meclisi n i n rol ü a rttı rılmaktad ı r. H a l k

(1) Savet : Bulga rcaya ö z g ü teri m ; sovyet, şura, konsey ka rş ı l ı ğ ı . 118


Mecli s i n i n esas ödevi, Anaya sada bel i rti ldiği g i b i , gelişmemizin ana prob­ lemleri n i görüşmek, ka nunlar kabul etmek, i ç ve dış politika n ı n yüksek yöneti mini sağlamak ve a ld ı ğ ı kara rların yerine geti rilmesini kontrol et­ mekti r. Bu fonksiyon onu «ça l ışan kurum» haline, topl umsal gelişmeni n planlı yöneti m i n i n örg ütçüsü haline geti rir. Bizim H a l k Mecl isimiz ya l n ı z yaşama işlemleri yapan parlamentolar ti pinden b i r k u r u m değ i l, onlardan prens i p ba kımından ayrı lan, yasama ve yü rütme fonksiyonlarını bağdaş­ tırırak memleketin yü ksek yöneti m i n i gerçekleştiren bir org a n d ı r. Onemli a na yasal kararlardan b i ri de, yönetim s isteminde yeni b i r organ olara k BHC Devlet Konseyi ' n i n meydana geti ri l mesi d i r. Fonksiyon­ ları nispeten daha sınırlı olan şimdiye kadarki Halk Meclisi Prezidyu­ mu'ndan farklı olarak, Devlet Konseyi, i ktidarın daimi eylem halinde bulunan en yüksek o rg a n ı d ı r. Halk Meclisinin topla ntı dönemleri a rası nda mem leketin iç ve dış pol itikası nın genel yöneti m i n i Devlet Konseyi gerçek­ leşti rmekte, kara rla r a l ı nmasını ve yerine geti ril mesini bağdaştı ra rak, ge­ lişme stratejisini devlet açısından hazırlayı p sa pta maktad ı r. Azei li kle H a l k Meclisinin toplantı dönemle ri a rasında b ütün devlet makinesinin işleyi­ şinde birlik sağl ıyan ve diğer devlet organları nın ça l ışmalarını kontrol eden Devlet Konseyi, eylemleri ba kım ı ndan Halk Mecl isine karşı sorum­ ludur. Devlet Konseyi n i n yü rütme-d üzenleme fonksiyonları na sa h i p olması, dev­ let i ktidarının yü ksek yü rütme ve d üzenleme orga n ı sıfatiyle Bakanlar Kurulu'nun önem i n i azaltmaz. Devlet Konseyi , devletin iç ve d ı ş politika­ s ı n ı n uygulanmasını örgütlendiri r. Baka n l a r Kurulu Halk Meclisinin yöne­ tim ve kontrolü altında ça l ı ş ı r ; en yüksek temsil org a n ı na , onun toplantı dönem leri a ra s ı nda da Devlet Konseyi 'ne bağ l ı d ı r. Halk savetleri n i n ka rakteri ve eylemi de, devlet egemen liği temsil organ­ larının demokratik özl ü ğ ü n ü yansıtmakta d ı r. Halk savetleri, halka en ya k ı n maha l li i ktidar organ larıd ı r ; doğrudan doğ ruya emekçi ler tarafı n­ dan seçi l i r ve eylemleri hakkında onlara hesap veri rler. Yeni a nayasa, maha l li tem s i l kurumlarını halkın öz yönetimi organları olarak belirle­ mekte, bunların, halkın g i ri ş i m i ne ve yöneti me geniş ölçüde katı l ı şına daya n d ı klarına ve politik, sendikal ve diğer toplumsal örgütlerle sıkı bir işbirliği halinde ça lıştı klarına işa ret etmektedir. Anaya sa, halk savetlerini, kendi yetki leri çerçevesinde ya l n ı z k a rarlar a l makla kalmayıp, aynı zamanda ekonomik ve sosya l-kü ltürel kurucu luğu fiilen yönetmekle görevli «ça l ışan k u rumlar» saymakta d ı r. Tüm devlet çıkarlariyle mahalli çıka rları, i şkolu ve bölge planlamasını bağdaştırmak, bunla ra i lişkin bölgesel birim­ leri n topyekun gelişmesi ni sağ lamak halk savetleri n i n görevid i r. Bizim halk savetlerimiz, burj uva mem leketlerindeki sözümona «mahalli yöneti m» organ larından ta mamen ayrı d ı r. Burjuva «ma halli yöneti m» orga nlarının en gelişmiş leri b i le, daha ziyade beled iye hizmetleri çerçe­ vesine g i ren soru n la rla u ğ ra ş ı r. Bi rçok b u rj uva memleketinde, şu veya bu 119


taşra merkezinde sosyal hayatın esas problem leri bu «mahalli yöneti m» org a n l a rı ta rafından değ i l , merkez ida rece ata n a n ve seçi mle kurulmuş mahalli d a i releri de kontrol eden temsilci ler-genel va li ler, ô m i rler vb.­ ta rafından çözü lmekted i r. Sosya lizmde temsili demokrasi kuruluşu demokrati k sa ntralizm prensi­ bine daya n ı r. Sosya lizmi eleşti ren burj uva i deolog l a n , bu prensi be, ka pi­ talist devlet için ka rakteristik olan bürokratik santralizm çizg i leri n i de ma letmeye ça lışı rlar. Sosya lizmde merkezci ve demokrati k esa s ı n d iyalek­ tik bir birlik içinde b u l u n d u ğ unu, merkezci l i k esa s ı n ı n başlıca özel l i ğ i n i n o n u n demokrati k kara kteri nden i ba ret o l d u ğ u gerçeğ i n i itiraf etmek el bette burj uva ideolog l a n n ı n işlerine gel mez. Zira demokratik santra lizm yığ ı n la n n en geniş i n i syatifin i , genel devlet o rganlan tarafından dile geti rilen i rade bi rliğiyle bağdaştı r ı r. Yöneti mde somut mahalli koşulların gözön ü ne a l ı nması na, maddi ve mônevi kaynakla n n bütü n üyle hizmete koşu lması na, mahalli örgütlerin g i rişim ve baş l ı başına eylem a ktivites i n i n teşvik ed i l mesi ne i m kôn veri r. Olg u n sosya l i st t o p l u m kuruluşu dönemi nde, memleket yöneti mine gitti kçe daha geniş halk tabaka lan katı lacaklan ve bütün devlet örg ütü yetk i n leşeçeği için, demokratik santra lizm gerek m u h ­ teva, gerekse biçim ba k ı m ı ndan zen g i n leşecektir. Memleketi mizde temsili demokrasi n i n gelişmesi boy u n ca, do laysız demokrasi, yan i önem li problem lerin çöz ü m ü ne halkın doğrudan doğruya (refera ndum, önemli devlet işlemleriyle i l g i l i tosa n la rı n bütün hal kça görü­ ş ü lmesi, halk savetlerinin açık toplantı dönem leri, seçmen leri n kendi halk­ vekil lerinden i steklerde b u l u nma l a rı v.s. g i bi biçim lerde) katı lması da g it­ g i de daha geniş ölçüde uyg u lanmaktad ı r. Dolaysız demokrasi, emekçi leri devlet işleri n i n çözü müne çekmenin önemli bir a racıdır. Bizi m bu alanda belirli b i r tecrübe ve geleneğ i m i z vard ı r. Orneğ i n, 1 946'da bütün halk çapında bir refera n d u m la kra l l ı k müessesesi ortadan kaldırı l m ı ş ve halk c u m h u riyeti ilôn ed i l miştir. 1 971 yılı ndaysa, yeni anayasa tasa rısı i l könce bütü n halkça görü ş ü l m ü ş ve bundan sonra da bir refera n d u m la ka b u l edi l mişti r. Mem leketi n gelişmesini öngören beşyı l l ı k plônlarla i l g i l i e n ö n e m l i yasa ma işlem leri n i n ve d i rektiflerin tosa n l a n hakkında da peş i n görüşmelerle b ütü n h a l k ı n f i k r i a l ı n ma ktad ı r. B u n u n en yeni örneği de, a ltıncı beşy ı l l ı k (1 971 -75) plôn d i rektifleri tasarı s ı n ı n bütün hal kça görü­ şülmüş olmasıdır. Yeni anayasa, gerek tü m devlet ölçüsü nde, gerekse mahalli ö l çüde, çeşitli dolaysız demokrasi biçim leri öngörüyor. Hangi sorunlarda refera n­ d u ma başvu rulacağ ı n ı , hangi yasama işlem leri ta sarıları n ı n bütün halkça görüşül meye s u n u lacağ ı n ı H a l k Mecl isi beli rlemekted i r. Halk savetlerine de kendi yetki leri çerçevesi nde buna benzer haklar ta nı nma kta d ı r. Sosya l i st demokra s i n i n esas gelişme yönleri nden b i ride, sosya l yöneti m sisteminde toplumsal örgütlerin oynadıklan rol ü n d u rmadan a rttı rılma s ı d ı r. Anayasaya, bunların top l u m u n politik örgütündeki yeri ni ve rol ü n ü belir1 20


liyen özel h ü k ü mler konulmuştur Demokratik h a l k egemenli ğ in in geniş sosyal dayanağı olon bu örgütler devlet organlarına yard ı m etmekte, kend i lerine veri len devlet fonksiyonlarını kendi metotlariyle yeri ne geti r­ mekted i rler. En önemli toplumsol örgütlere ta nınan ka nun teklif etme hakkı, bizim pratiğ i mizin yeni bir öze l l i ğ i d i r. Anayasa, Vatan Cephesi M i l l i ŞCırasl'na, Send ika Birlik leri Merkez ŞCıra s l ' na, Dimitrofçu Kom ü n i st Genç­ lik Birliği Merkez Komites i ' ne ve Merkez Kooperatif Birliği Cumh uriyet ŞCırasl'na, kendi eylemleriyle i l g i l i olarak ka nun teklif etme hakkı n ı n tanınd ı ğ ı n ı bel i rtmektedi r. Anayasada, işçi s ı n ı fı i l e emekçi köyl üleri n ve halk ayd ınlarının birl i ğ i n i temsil eden, halk egemen l i ğ i n i n dayanağı, emekçi lerin memleket yönetimine çeki l m esi için yurtseverlik ve kom ü n i st eğ iti mi okulu olon en yığ ı nsa l topl u m sa l -politik örgüt sıfatiyle Vatan Cephesi üzeri nde büyük bir d i kkatle d u rulmaktad ı r. Toplu msal hayatın şu veya bu alanında yöneti m organları kuru l u rken, bunları devlet-toplum temeline oturtma uyg ulamas ı n ı n a nayasaca öngö­ rülmüş olması da, sosya list devlet ile toplumsal örgütler arası nda yeni i l işkilerin bir ifadesi d i r. işte a rtık bi rka ç yıldan beri, hem devletsel, hem de topl umsal olon i ki merkezi yönetim organı - Sanat ve Kültür Komitesi ile Gençl i k ve Spor Komitesi başarıyla ça l ı ş makta d ı rlar. Orneğin, bunlar­ dan birincisi Kültür Kong resi tarafı ndan seçi lmekte, başka n ı do hüküme­ tin bir üyesi olarak Halk Meclisi nce tasvi p edilmekted ir. Ya ratıcı ayd ı n ­ l a r ı n temsi lcileri kültür hayatı n ı n yöneti m i n e bu komite vasıtasiyle a ktif olarak katı lmaktad ırla r. B i l i m adamlarının yakında ya pılacak kongresinde seçi l mesi öngörülen B i l i m , Teknik i lerleme ve Yü ksek Oğ renim Komitesi de böyle bir devlet-toplum organı olarak d ü ş ü n ü l mektedir. Ekonomiye geli nce, yeni a nayasa, emekçi kolektifleri n i n i ktisat yöne­ timine katı lmala rı prensibini takviye etmektedir. Son y ı l larda memleketi ­ mizde büyük maddi ü reti m işkolla rını kapsıyo n Devlet i ktisat Birli kleri (DiB) kuru l m uştur. Bunlar baş l ı başına hükmi ve i ktisadi üniteler olup, demokratik santra l i zm prensibine daya n ı larak meydana geti ri lmektedi r. Devlet iktisat Birl i kleri ' n i n idaresinde tek elden yöneti m i l e kolektif yöne­ tim usulü bağdaştırı lmakta, işlerin yürütü l mesine send i ka birli kleri, işçi ve memur kolektifleri tems i lcileri de celbed i l m ekted i r. Devlet ve top l u m temel i n i n bağ daştı rılması, emekçi lerin yöneti me geniş ölçüde katı lma ları, devleti n gel işmesi ve yavaş yavaş bütün halkın devleti haline g elmesi ba k ı m ı ndan ve gelecekte de kom ün ist top lumsal özyöne­ time geçiş koşu llarının yaratı lması ba k ı m ı ndan büyük bir önem taş ı ­ makta d ı r. Devlet ve toplum çıka rları n ı n savunulmasında ve sosya l i st ya sa l ı ğ ı n sağ lanmasında mahkemeler v e savcı l ı k önemli b i r rol oyna makta d ı r. Bun­ ların örgütlenmesi ve ça l ışma ları d o demokratik prensiplere daya n ı r. Anayasa, emekçi lerin ada let dağ ıtı m ı na katı lmalarını (ma hkeme heyeti üyeliği), bütün yarg ı çları n ve mahkeme heyeti üyeleri n i n seçi mle görev 1 21


a l malarını, ya rg ıçların bağ ı msızlığ ı n ı ve sadece ka n u na uymaları gereg ı n ı , yurttaşların mahkeme önünde eşitliğini, yarg ı l a m a ların aleni ya p ı l masını, sa nığa savunma hakkı veri lmesini öngörmekted ir. BHC'nde sosyal yönetim siste m i ne yeni a nayasayla veri len d üzen, bu sistemin bundan böyle de yetki n leştiri lmesini ve demokratlaştırı l mas ı n ı , bu yoldan da gelişmiş sosya lizm kuruluşu sorunlarının çöz ü m ü içi n elve­ rişli koşu l la r yaratı lması n ı hedef tutmakta d ı r. i i i.

Kişi n i n toplumdaki d u rumu, politik, ekonomik ve kültürel hayata katı lma derecesi, yu rttaşların tem el hakları, ödevleri ve özgürlükleri a l a n ı her anayasa n ı n demokratiklik d üzeyi n i n önemli bir ölçüsüdür. Kişi n i n hak ve özg ürlüklerini sosya l koşulların, toplumun gelişme karak­ ter ve derecesin i n önceden beli rled i ğ i n i Marksizm-leninizm bilimsel olarak i spat etmiş, ta ri h de bunu pratikte doğrula m ı ş bulunuyor. Ozel m ü l kiyeti n yeri n i toplu msal m ü l kiyeti n a l d ı ğ ı sosya l izmde, yu rttaşların üreti m a raç­ lariyle i l işki ba k ı m ı n dan aynı durumda bulunmaları, o n la rı n hukuki duru­ munun ka rakteristik çi zgisi d i r. Ve i şte bu temel üzeri nde herkesin ka n u n ö n ü n d e ta m eşitl iği sağ l a n ma kta, yu rtta ş l ı k haklarında m i l l iyet v e ı rk mensubiyeti, sosya l köken, d i n, öğ renim, sosyal durum ve servet durumu gözeti m i n e daya nan i mtiyazlara veya s ı n ı rl a m o la ra son veri lmekted ir. Olgun sosya lizmin kuruluşu dönem inde yu rttaşların hakla rı genişlemekte, bunların garantisi de sağ l a m la ş ma ktad ı r. Anayasayla yu rttaşlara, ça l ışma, d i n leme, sosyal yard ı mdan yara rlanma, parasız öğre n i m ve sağ l ı k yard ı m ı , memleket yöneti m i ne katı l ma vb. hakları ta nı nmaktad ı r. Erkek i l e kad ı n ı n eşitliği, gençl i ğ i n savu n u lması, emekçi örgütleri kurulması özg ü rlüğü ga­ ranti edilmektedir. Söz, basın, toplantı, miting ve gösteri özg ürlükleri, vicda n ve d i nsel i na n ı ş serbestliği, kişi ve mal dokunulmazl ı ğ ı v.s. sağ­ lamlaşmaktad ı r. Sosya li st devlette yu rttaşların hak ve özg ü rlü kleri n i n en önemli öze l l i ğ i bunların reel oluşudur. Her h a k , y e n i d ü z e n i n zaferi gerçeğ i nden doğan maddi ve politik g a ranti lerle desteklen mekted ir. Böylece, devleti miz ça­ l ışma hakk ı n ı sosya l ist ekonomiyi d u rmadan gel işti rm'ekle g a ra nti etmekte ; her yu rttaşa vasıflarını gel i şti rme, meslek ve çalışma yeri seçme olanağı vermektedir. D i n lenme hakkı, emek ücretleri azaltı l madan işgünü ve haf­ tası kısaltı larak, y ı l l ı k ücretli izin veri lerek, klü pler, kültür evleri, d i nlenme evleri, sa natoryu mlar v.s. ö rg ü sü genişleti lerek garantilenmekted i r. Yurt­ taşların hak ve özg ürlü kleri, aynı zamanda emekçi leri n ihtiyaçla rını daha tam gidermek, onları yöneti me çekmek ve çıkarlarını savu nmak mak­ sadiyle, d evlet ve i ktisat organları n ı n sosya li st eokonomiyi pıa nlama ve gelişti rmeyle görevlendirilmeleri su retiyle g a ra nti edil mektedir. 1 22


Anayasaca gara ntilenen hak ve özg ü rl ükler, yeni toplu msal d üzen i n kapita l i st toplum d üzen ine ü stü n l üklerini gösteriyor. Burj uva i deolog ları, sosyalizmin kişiyi bastırd ı ğ ı n ı , bu d üzende her şeyi n kolektif için, devlet için ya p ı l d ı ğ ı n ı , tek kişinin değeri olmad ı ğ ı n ı iddia ederler. Oysa sos­ ya lizm kişiyi kolektife karşı koymaz, tam tersi ne, kişiliğ i n her ba k ı mdan gelişti ri lmesi için gerekli koşu l ları yaratı r ; bu koşu llar a rasında kişiyi ol uşturan sosyal çevre başlıca rol ü oyna r. Bizim a nayasa mız, yurttaşlara hayat yolları n ı serbestçe seçme, yaratıcı emeğ ı n çeşitli a la n larındaki eylemlere, maddi ve manevi kültürün yaratılmasına b i l i nçle ve aktif olarak katı lma, maddi ve manevi kültür n i m etleri nden yararlanma olanakları vermekted i r. Burjuva memleketleri nde kişi özg ü rl ü ğ ü n ü n hukuka n biçimsel alarak ta n ı n ması üzerinde sermayenin m utlak ekonom i k egemen liği yükseli rken ve gericilik vata ndaş haklarına sa l d ı rı p d u rurken, sosya list devlette yurt­ taşların haklarına ve yasal çıkarlarına en küçük ölçüde zarar veri l mesi bile yeni d üzen i n özl üğ ü ne aykırı düşmekted ir. Anayasaca garantilenen kişi hak ve özg ürlü kleri n i titizlikle koru mak, devlet orga n l a r ı n ı n , toplumsal örg ütlerin, görevli kişilerin ve bütün yu rttaşların ödevid i r. Kişi özg ü rl ü ğ ü elbette «m utlak" olamaz ve bel i rl i sosyal çerçevenin d ı şı n a da çı kamaz. Bu özg ürl üğ ün s ü bjektivizm le, keyfi davra n ışlarla h i ç b i r i l iş­ kisi yoktur. Ma rksistler i nsanı n «ta m" ve «s ı n ı rsız" özg ürlüğü g i bi temelsiz ve demagojik şiarlara ka rşı d a i ma mücadele etm işlerd i r. Bu görüş, a n a r­ şiye, soru msuz davra n ışlara, toplu msal disiplini bozmalara, halkın çıka r­ ları n ı ve sosya lizm dava s ı n ı balta lamolara kadar götürü r. Ozg ü rl ü k d a i ma toplum ö n ünde sorum luluğa sıkı sı kıya bağ l ı d ı r. Bundan ötürü, anayasa­ mız, gayet doğal olarak, kişinin geniş haklarını g a ra nti ederken, bunla rı n ka rş ı l ı ğ ı olan ödevleri ni d e beli rlemekted i r. Her yurttaşın, yeni düzenin dokunulmaz temeli olan top l u m sal serveti korumasını ve arttı rmasını, top l u ma ya rarlı bir iş tutma s ı n ı , ka n u n la ra uyması n ı ve yurdunu savu n ­ masını i stemektedi r. Anayasa, sosya list düzene ka rşı çal ışacak örg ütler kuru l ma s ı na yol vermemekte, anti-demokrati k i deoloji ler, harp kışkırtıcı­ l ı ğ ı vb. propagandasını da yasak etmekted i r. Yeni anayasa n ı n sapta d ı ğ ı kişi hukuku statüsü, parti mizin ça lışan i n ­ s a n a gösterd iği i l g i v e d i kkatin parlak bir bel i rtisi olan bu temel ka nunun köklü demokratizmini ve derin hümanizmini d i le geti rmektedir. *

BHC yeni anayasası, sosya l ist demokraside sadece ulaşılan d üzeyi ya n ­ sıtma kla ka lmıyor, bu demokrasiyi bundan böyle yetkin leştirme perspek­ tifleri n i de tesbit ediyor. Zira devlet, olgun sosya l i st top l u m ku rucu luğu aşaması nda sosya l yöneti m si stem i n i n merkezinde yer a l maya devam etmekte, devlet eliyle yöneti m sosya li st demokrasinin başlıca a la n ı olmak­ tad ı r. Bu devlet, sosyal temeli n i d u rmadan genişleterek, toplumun sosya l1 23


s ı n ı fsal birliğini g itgide daha ta m ve etraflı biçimd e beli rten bir örgüt o la ra k gelişecektir. Sosya list devletin geniş sosyal temeli, emekçilerin yöneti me kesi nlikle katıl maları, geleceğ i n kom ü n i st toplumsa l özyöneti mini ol uşturma n ı n nes'nel ta banı hizmeti ni görecektir. 1 971 a nayasa sı, BKP progra m ı n ı n bi rçok hükü m leri ni somutlaştırıyor. Bunlar, tems i l organları sistem i n i daha da yetki nleştirmeye ve topl u m hayatının en önem l i soru n l a rı n ı n çözümü nde bu organla rı n rol ü n ü a rttır­ maya ; seçim sistemini yetki nleşti rmeye ve emekçi lerle seçtikleri temsi l ­ ciler a rasındaki i l işki leri daha da sağlam laştı rmaya ; tems i l organlarını, ka ra rlar a l ı nmasiyle bunların hayata geçi ri l mesini bağdaştıra b i l i r nite­ likte "ça lışan kurumlar" o la ra k geliştirmeye ; emekçilerin devlet ve i ktisat yönetimi g ü n l ü k işlerine daha geniş ölçüde katı l m a la rı n ı sağla maya ve dolaysız demokra s i n i n çeşitli biçimleri n i gelişti rmeye ; sosya l yöneti mde toplumsa l örgütlerin rolünü bundan böyle de a rttırmaya i l işkin hüküm­ lerd i r. Sosya l i st demokra s i n i n geli şmesi nesnel bir süreçtir. Fakat bu süreç otomatik biçi mde yürümez ; Bulgaristan Kom ünist Pa rtisi tarafı ndan olgun sosya lizm kuru l uşu aşamasında top l u m u n gel işmesi yasa l l ı klarına uygun­ lukla bili nçli olara k yöneti l i r. Bunun içindir ki, sosya l yöneti mde parti nin önderl i k rol ü n ü n d u rmadan g üçlendiril mesi, Ma rksi st-Leninist teori n i n zenginleşti ri lmesi v e geliştiril mesi, y ı ğ ı n l a r ı n toplu msa l - politi k bilinç ve bütün top l u m u n örg üt l ü l ü k düzeyi nin yükselti lmesi gereklidir. Yeni a nayasa, komüni st ideal lerin tam zaferi uğrunda emekçi lerin yü­ rüttü k leri m ü cadelede, onların kuvvet ve ka b i liyetleri ni seferber etmenin önem l i hukuki temelidir. BKP MK Biri n ci Sekreteri ve BHC Devlet Kon­ seyi Başkanı Todor j ivkof yoldaş, yeni anayasa n ı n i lônı mü nasebetiyle yap ı l a n H a l k Meclisi törenli topla ntı sında şunları söyled i : "Halkın feda ­ kôrlıklarla d o l u çal ışmaları, mem leketi m izde gelişmiş sosyal ist top l u m u n kurulması, mevcut hak v e özg ürlü klerden g itg ide daha ta m bir biçimde yara rlanma olanağı veren yeni yeni koşullar ve garantiler, halkı mızın tedricen zaruretler ôlemi nden özg ürlükler ôlemi ne, kom ünizme geçmesi için gerekli esasları yaratmakta d ı r.»

1 24


Toprak reformları tecrübesi Köklü toprak reformları problemi, devri mci ha reketi n karşı laştığ ı en önem li soru n l a r a rası ndadır. Bu p roblem her şeyden önce, sayıca mi lyon­ ları aşan köylü yığ ı nları n ı n proletarya n ı n dôva s ı na katı lm a s ı n ı sağ lamak bakım ı n d a n öneml i dir. H a l k ı n ezici çoğ u n l uğ u n u n köyl ülerden ol uştuğ u eski söm ü rge a l a n ı Doğu memleketleri nde ' bu problem bil hassa büyük ölçüler a l ı r. V. i: Leni n' i n haz ı rladığı köyü sosya li st yeni leştirme plônı Sovyetler Bir­ l i ğ i Komünist Partisi ta rafından başarıyla uygulandı. SSCB tecrübesi, hele o n u n Orta Asya Cumhu riyetleri tecrübesi, devri mci demokrasi teorisyen ve pratisyen leri n i n bel i rtti kleri g i bi, az gelişmiş memleketlerde ön plônda gelen problem lerin çözümü üzeri nde büyü k b i r etki yapmaktadır.

Geçenlerde, Frunze'de, Orta Asya ve Kazahista n Sovyet Cumhuriyet­ leri n i n ta rımsa l dönüşümler tecrübesi n i n i ncelend i ğ i uluslara rası bir sem i ­ n e r d üzen lendi. Semi nerde, Kırgızistan Komünist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri T. Usubalief bu tecrübenin geniş bir ta h l i l i n i ya ptı. Sem i ­ nere katı lan l a r, topra k problem i n i n çözü m ünde, değ i ş i k coğrafi v e sosya l­ ekono m i k koş u l la rd a n başka, progra ma i l işkin veya politik karakterli ayrı m l a ra da bağ l ı olan tecrübeyi yansıta n konuşmalar yaptı lar. Aşağ ıdaki yazıda, T. Usubalief yold a ş ı n bu tecrübeyi n a s ı l ta h l i l etti­ ğ i n i okuyacaksınız. KAPITALIZM i ATlıYARAK SOSYAli Z M E G EÇiŞ TURDAKUN USU BALi EF ı.

Son on y ı l içinde ulusa l kurtu luş hareketinde söm ü rgec i l i k boyu nduru­ ğ u n u n yokedi l mesinden her türlü sosyal ezg iye ka rşı m ücadeleye kadar büyü k b i r değ işme ken d i n i göstermektedi r. Devri mci yeni lemen i n en önemli şartı toprak ve köylü soru n u n u n doğru biçimde çözümüdür. Yer­ yüzü n ü n i ki m i lya rl ı k köylü n üfusu n u n b i rbuçu k mi lya rdan fazlası Asya, Afrika ve Lôti n Ameri ka ü l keleri köylü lerinden oluşmaktad ı r. Komünist ve Işçi Parti leri n i n 1 969 Y ı l ı Uluslara rası Da n ışma Topla ntısında L. i. Brejnef şöyle d iyord u : «Bugün Asya ve Afrikada devri mci sürec i n a na sorunu, bu kıta la rda n üfusun çoğ u n l u ğ u n u ol uşturan köylü leri n ne g i bi bir tutum a lacakları sorunud u r.» Asya ve Afri ka n ı n kurtu luşlarına kavuşmuş mem leketleri i le devri mden önceki Orta Asya ve Kaza hista n a rasında sosya l-ekonomik yapı ve toprak i lişkileri ba kı mında n bir hayli benzerl i kler va rd ı r. Bundan ötü rü, az geliş­ miş mem leketlerin ş i m d i ka rşılaştı kları b i rçok problemi vaktiyle çözmüş 1 25


olan Sovyet Doğu Cumhuriyetleri tecrübesinin, bu memleketler i çi n epeyce i lg i n ç olması gerekir. Oktobr Devri m i eski Ça rlık Rusyası halklarının hayatında b i r dönüm noktası oldu. Devri m, bu h a l kların bir çoğ unu, ka pita list gelişme aşamasını atl ıya rak feodal i l işki lerden doğrudan doğ ruya sosya lizme geçme yoluna çıkard ı . Ka pita l izm öncesi sosya l-ekonomik i l işkilerin egemenliği, Orta Asya ve Kaza h istanda, köyl ü lerin sayıca en büyü k ve b i r dereceye kadar çözüm­ leyici bir sosya l kuvvet meydana g etird i kleri b i r sınıfsa l ya p ı n ı n yerleş­ mesine yol a çtı. Bu d u rum, sözü geçen bölgelerde genel demokrati k dönüşümlerin yönlerini ve ö l çü lerini, kom ü n i st partilerin izledikleri politi­ kan ı n özg ü l l ü ğ ü n ü belirliyord u . Her m i l lete, onun gelişme d üzeyine ve öze l l i klerine uyg u n bir somut yaklaşım biçimi bulmak zorunluğu vard ı ; feoda ilere ve burj uva elemanlarına ka rşı mücadelede halkın emekçi ta bakala riyle bağ ku rma biçimleri n i n bel i rlenmesi, onların Rus emek­ çi leriyle sımsıkı ittifa k ı n ı n sağ lanması g erekiyord u. V. i . Leni n şöyle d i ­ yordu : «Biz, sı msıkı b i r l i k ve ittifak politika mıza sisteml i olara k d evam etmek suretiyle, Doğ u hal kları konusunda daha büyü k bir başa rıya ula­ şaca ğ ı m ı za inan ıyoruz . . . (Bütün Eserleri, c. 40, s. 99) . »

Parti, V. i . Len i n ' i n yöneti mi a ltında, bu soru n ların çöz ü m ü n ü n teori k esaslarını ve yürünecek uyg u lama çizgisini tesbit etti. Köylü lerin, psi kolo­ j i leri ba k ı m ından ya l n ı z emekçi ler olmakla kalmayıp, aynı zamanda küçük m ü l k sa h i pleri olduklarını ve onların sosya l i st prensipleri ka bule ted rici ted bi rlerle hazı rla nmaları gerektiğ i n i belirten Lenin, Sovyet Rusya n ı n uc bölgelerinde uyg u lanacak ta ktiğe başka bir biçim vermek, ul usal öze l l i k­ leri gözönü nde bulundurmak i stiyord u. Doğ u komüni st örg ütleri n i n Genel Rusya iI. Kongresi'ne (1 9 1 9) sunduğu ra porda, Doğu' n u n çokluk ortaçağ koşu l ları içinde yaşıyan ve sömürülen emekçi yığınlariyle i şçi s ı n ı f ı n ı n ittifa k kurması içrn en eylemsel v e etkin biçim leri n b u l u n ması gereğ ine işaret ediyord u . i şte böyle b i r yeni biçim olarak, Orta Asya ve Kaza his­ tan'da, geçiş dönem i n e özg ü h a l k egemen l i ğ i organları sıfatiyle, köylü sovyetleri meydana g etiri ldi. Bu sovyetıere, o za manlar henüz sayıca az olan aydınların temsi lcileri d e g i rd i ler. Sovyet egeme n l i ğ i n i n köylü lerle doğru biçimde i l işkiler kura b i l mesi için u l usal soru nun çöz ü m ü şa rttı . Orta Asya ve Kaza h i sta n halkları, geçmişte Çarl ı k ve Rus burj uvazisi tarafı ndan gaddar biz ezgiye ta bi tutu lmuşlardı. Çarl ı k h ü kü meti, onların ul usça sağ la m laşmaları s ü recini durd u rmak, b i l i nçlenmelerindeki gelişmeyi ba lta lamak, bu suretle d e kurtu luş ha re­ keti n i n gelişmesi ni g üçleşti rmek i stiyordu. Bu maksatla, Ozbekler, Tacik­ ler, Türkmen ler, Kırgızlar ve Kaza hları n otu rdukları yöreler, etnik sınıf ve u lusal çıkar gözeti lmeden yeni başta n çizi lmiş olon çeşitli politi k-yöneti msel bölgelere katıl m ı ştı. 1 26


Emekçilerin s ı n ıfsal b i rl i ğ i temeline dayanan Leninci pol itika, ulusların proleta rya enternasyanalizmi ve eşitlik temeli üzerinde sağ lamlaşmalarını ve ya klaşma larını gözetiyord u. Bu do ensonu SSCB'nin meydana geti ril­ mesiyle sonuçla ndı. Daha Sovyet egemen l i ğ i n i n ilk yıllarında, iç ve d ı ş karşı -devrim kuvvetleriyle m ücadelenin o alabildiğine g ü ç koş u l ları içi nde, prensip ba k ı m ı ndan yeni bir u l usa l pol iti ka n ı n uyg ulanmasına i l işkin bir tecrübe birikimi de başlamış b u l u n uyord u. Bu politika, z u l m ü n sosya l­ ekonomik kökleri nin kazınmasını, u l usa l g üvensizlik ve düşma n l ı k duy­ g u larını doğ u ra n esas sebeplerin ortadan kaldırılmasını hedef tutuyord u. Ayrı lma eğ i l i mleri b u temel üzeri nde yavaş yavaş bertaraf edil iyor ve kurtu l m u ş halkların bi rleşme i stekleri d u rmadan artıyord u . iI.

Orta Asya v e Kaza hista nda çağdaş c u m h u riyetlerin toprakları nda yeni i ktidarın birincil önemde i l k ekono m i k ve sosya l-politi k ödevi , söm ürgeci ve feodal-pomeşçik topra k mül kiyeti ni ortadan ka ldı rmaya yönel i k bir topra k reformu yapmaktı. V. i . Len i n şöyle diyord u : «Toprak soru nu, hal­ k ı n büyük çoğ u n l u ğ u n u n - köylü ahalinin - yaşa m ı na bir d üzen verme soru nu, bizim için temel sorundur.» (Bütün Eserleri, c. 45 s. 248). Lenin'in ü n l ü Topra k Buyrultusu ta rımsa l dönüşüm lere temel oldu. B u buyrultuyla, bütün memlekette özel toprak m ü lkiyeti ka l d ı rı l d ı , toprak tüm halkın malı h a l i ne getirildi. Köy ekonomisi nde baş l ı ca üreti m araçları n ı n ka mu laştırı l ması, pomeşçikler v e bey' ler ( I) egemen l i ğ i n i n ekonomik teme­ l i n i sarsıyor, sosya lizme geçmeye elverişli şartla rı yaratıyord u. Bundan başka, kura k i k l i m l i Orta Asyo 'da i mtiyazlı feoda l - bey zümresi n i n su üzeri nde söz sa h i bi olduğu koş u l la rda, su soru n u n u n ayrıca büyü k bir önemi va rdı. Topra k Buyru ltusu'nun prensipleri, Orta Asya koş ulları gözönünde bu­ lunduru la rak 1 9 1 8'de çı ka rı lan ka n u n ve kararnamelerle somutlaştı rıl­ mıştı. Fakat bunla rı n uyg u la n ması nda büyük g üçlü klerle ka rşı laşı l ı yord u . Orta Asyada. b i l g i l i v e devrime içtenlikle bağ l ı kadro yetersizliği Rusya merkezindekinden çok daha şiddetle hissed i liyordu. Maha l l i orga nlarda gerici ler. feodal- bey unsurları hôkim d u rumdayd ı lar. Köylü yığ ı n ları n ı n. özel li kle göçebe-hayvancıların politik ve sosya l ba kımdan topyekun geri ka l m ı ş olmaları. onlar üzeri nde müslüman din adam ları nın, cemaat i leri gelen leri nin. emi rleri n kuvvetli etkileri n i n devam etmesini kolaylaştı rı­ yordu. Orta Asyodaki pol iti k d u rum ve koşu llar i çinde (Vata ndaş Har­ bi'nin amo nsızlığ ı. Basmacı lar' ı n e) Sovyet egemen l i ğ i ne ka rşı silôhlı

(1) Bey' ler: Orta Asya ve Kazohista nda. köy cemaati nin köy l ü l ü k i le küçük derebeylik çizg i leri n i kişiliğ inde bi rleştiren üst tabakası. (2) Basma c ı l a r : Orta Asyada 1 91 7-26 y ı l larındaki karşı -devrimci milli­ yetçi silôhlı ha rekete katılanlar. 1 27


savaşları, toprak ağaları n ı n d i renişleri vb.) topra k-su soru nları n ı n çözü­ m ü nde çok enerj i k davra n ı l ma s ı n ı gerekti riyord u . Parti X. Kongres i n i n u l usal soruna değ g i n v e hemen yeri ne getiril mesi gereken i l k ödevlerle i l g i l i kara rında, «merkez Rusyada a l ı n a n ve ya l n ız daha i leri b i r iktisadi gelişme aşamasına göre d üş ü n ü l m ü ş olan ted bir­ leri n Doğ u uc bölgelerine meka n i k olara k aynen akta rı lmasından kaçı n ı l ­ m a s ı gerektığı» ("SBK P-Karar s u retleri v e kara rla r», i . Bölüm, s. 561 ) belir­ ti liyord u. Orta Asya ve Kaza hista nda sözkonusu feodal ve yarı -feoda l i l iş­ ki leri n ortadan ka l d ı rı lması on yıl s ü ren aşamalı ça l ışma larla başarı lobildi. Biri nci aşamada ( 1 9 1 8-20). büyük beyleri n , m i l l i idare memurları n ı n ve R u s kapita l istleri nin s a h i p oldukları topraklara ve iş letmelere e l konul­ d u . Fakat yukarıda sözü geçen koşu l ların zoruyla ve ayn ı zamanda Sov­ yet egemen l i ğ i ne d üşman u nsurların devlet katları nda hôlô tutun ma kta ol maları yüzünden reform uyg u laması nda el kon u l m uş olan bi rçok top ra ­ k l a r ı n sonradan tekra r eski sa h i p leri n i n ellerine geçtiği görüldü. Artık toprak reformu uyg ula masında başa rı n ı n , ya l n ı z devlet egemen l i ğ i n i n karakterine değ il, a y n ı za manda idare mekanizması n ı n bu yolda a/ınan kararları hayata geçirmekte göstereceği ka biliyete bağ l ı olduğu apaçık anlaşıl ıyord u. Bizim tecrübemiz ve u l uslara rası tecrübe, pomeşçi k ve ağa unsurları ma razından a rı nm am ış devlet makinesinin köklü bir toprak reformu yapamıyacağ ı n ı göstermekteyd i. Ta rımsal dönüşümlerde iki nci aşama, 1 920 yı l ı nda, Vata ndaş Harbi ' n i n bitmesinden sonra başladı. B u dönüşümleri n ana hedefi, söm ü rgec i l i k b i ç i m i toprak m ü l kiyeti ka l ı ntıları�ın yoked i l mesi, topraktan yara rlanmada yerleşi k ve göçebe emekçi köyl ü leri n bi rleşti ril mesiyd i. Bu a l a nda deva m etmekte olan eşitsizlik köy ekonomisi n i n gelişmesi n i köstekliyor, ka r ş ı l ı klı u l usa l i l i ş ki leri daha ka rma ş ı k hale geti riyordu. 1 921 y ı l ı nda, Tü rkistan (1) yerli ahali siyle i l i şki ler ba k ı m ı ndan büyü k Rus şovi nizmine sa pı lması teh ­ l i kesi ne karşı b i r uyarıda b u l u n a n . V . i . Len i n ş u n la rı yazıyord u : «. . . g üven kazanmak . . . hem de bir daha yiti rmemek üzere kaza nmak, bizim em per­ yalist olmadığımızı, bu yönde hiçbir sapmaya göz yummıyaca ğ ı m ızı ispat etmek . bu bizim d ü nya ölçüsünde, evet, abartmasız olara k b ütün d ü nya ölçüsünde sorunu muzd u r. Bu konuda a l a b i l d i ğ i ne titiz davra n ma l ı ­ YlZ. Bu ergeç H i ndistana, Doğ uya da yansıyacaktı r ; b u işin şokası yoktur, bu h ususta bin kere d i kkatli ve i htiyatl ı olmal ıyız.» (Bütün Eserleri, c. 53 S . 1 90) . .

.

Türkistan Sovyetleri iX. Kong resi bütün top rakların ve suların devlet m ü lkiyeti ne geçiri l d i ğ i n i i l ô n ederek, topra k ve su a l ı m-satı m ı n ı ve kira ­ Ianması n ı yasakladı, topra k-su refo rm u n u n n a s ı l uyg ula naca ğ ı n ı belirledi. Tesbit edilen ölçü lerin üstündeki fazla topra k ların müsadere edilmesi ve

(1) Türkista n : Orta Asyada bir büyük bölge. Oktobr Devri m i ' n den sonra Türkistan Ozerk SSC'ni ( 1 9 1 8) , Buhara ve Horezm Sovyet Halk Cum­ h u riyetleri ' n i (1 920) ka psıyord u . 1 28


s ı rasiyle bunları işl iyen kiracı-yarıcılara, sonra ı rgatlara , daha sonra da az toprakıı köylülere dağıtılması öngörül üyord u. Bu a rada devlet çift­ l i kleri ve kolektif işletmeler kurulmak üzere de bir m i kta r topra k ayrı l ı ­ yordu. 1 91 7-25 y ı l larındo Türkistan'da, B u hara'da ve H iva 'da, emi rlerin, bey­ leri n ve eski büyük memurların el lerindeki bütün topraklara, ayrıca islôm cemaatine ait vakıf toprakların b i r kısmına el kon u l d u ve b u n l a r temelli olara k köylülere veri ldi. Bu ted bir emekçi köylü yığı nları n ı n d u ru m u nda h i ssed i l i r bir iyileşme yarattı. Fakat henüz ne köyl ü leri n esas kısmı a ra ­ sındaki topra k v e m ü l k yetersizliğ i n i n v e yokluğunun, n e de genellikle köydeki çeşitli feoda l, tefeci ve yarı -kapital ist sömürü biçi m leri n i n ta ma­ miyle kökü kazı nabi lm işti. Bu sorunlar da, ta rımsal dönüşümlerin üçüncü aşaması olan 1 925-29 y ı lları döneminde, yani u l usa l-devletsel ayrı l m a la rdan ve Sovyetler Bir­ l i ğ i çerçevesinde Kaza h ların, Kırg ızların, Karakalpakların, Taci klerin, Türk­ menlerin ve Ozbeklerin u l u sal c u m h u riyetleri n i n kurulması ndan sonra kesi nlikle çözüldü. Bizim çok uluslu memleketi m izde top ra k reformu u l u ­ sal soru nun demokratik çözümüyle doğrudan doğ ruya bağ l ıyd ı . Bu soru n u n çözümü d e , bilindiği g i bi, topra k m ü l kiyetinde v e ta rımda sömürgeci l i k v e feodalizm ka lıntılariyle ama nsız bir m ücadele gerekti riyardu . ılı. Topra k reformu, toprak hakları n ı n tesbitiyle v e kadastroyla bağ l ı etraflı bir hazırlığa daya n ı l a rak uyg u la n ıyord u . Bu işleri özel bir demokrati k müessese yürütüyordu . Köylerde özel olarak toprak-su komisyonları kurul­ muştu. Bu komisyonlara, parti ve sovyet temsilci ve uzmanlarından başka, köy ahalisi tarafı ndan seçi len köylü temsilcileri de zoru n l u olara k g i ri ­ yorlard ı . Komisyonlar emekçi lerle d a i m i v e dolaysız b i r temas hali nde ça lıştılar. Bu çaba, daha önce idare organları nca işlenen hata ların d üzel­ til mesine, derebeyleri, tefeci tücca rlar ve beyler tarafı ndan komisyon­ lardan gizlenen toprakların meydana çı ka rılmasına yard ı m ediyordu . Topra k reform unu sadece basit b i r yöneti msel eyleme indirmenin doğ ru olm ıyacağ ı söz götü rmez. Reform un başa rılı olma s ı n ı n en önemli şartı köylülerin politik a ktifliğ i d i r. Orta Asya n ı n bi rçok bölgesinde reform a ncak 1 928-29 yıllarında, yani Oktobr Devri mi'nden 12 yıl sonra ta mamlanabi ldi. Çünkü köyl ü yığ ı n ı n ı n politi k b i l i nci a ncak o za man gereken düzeye çıka­ rılabildi. Köyde yeni sosyal-ps ikoloji k iklimin yartatı l ması nda, o za manlar meydana geti rilen ve az topra k l ı ları, topraksızları, orta halli lerin önde g elenlerini bi rleştiren köy yoksullarının s ı n ı fsal örgütleri büyük b i r rol oyn a d ı la r. B u n la r toprak reform u n u n hazırlığ ına ve uyg u lanmasına aktif olarak katıl d ı lar : Köy sovyetl erini takviye etti ler, toprak hukuku n u n koru n ­ masına yard ı m da bulundular, emek kolektiflerine i ktisadi yard ı m ı örg üt­ ledi ler, ağaları n topra k i mtiyazlarına son verdi ler, el kon u la n toprakların 1 29


yeni den dağıtılması n ı sağ la d ı lar. Yoksul ların «eylem g rupları» da y ı ğ ı n ları uyarmakla bu a landa önemli bir hizmette b u l u n du la r. Ref<:Hm geniş bir ajitasyon kampanyasından sonra başlıyor ve bu kam pa nyayla birli kte yürütül üyord u. Reformun esas h ü k ü m leri önce köy parti komitesi ve diğer toplumsal örgütleri tarafı nd a n ve aynı zamanda bölgesel köy konfera nsıarı nda ve köy genel toplantı larında görüşül üyord u. Köylülere, reformun a na pren­ sipleri n i , uygulanma tekniğ i n i d üş ü n ü p görüşmeleri , i sted i kleri düzeltmeleri yapmaları ve tekl iflerde b u l u n maları için yeteri kada r vakit bırakılıyordu. Bütün bunlar geniş b i r demokra si ve açıkl ı k koşu lları içi nde ya pılıyordu. Köylü lerin mülk d u ru m ları hakkında a l ı n a n bi lgi ler genel topla ntıda 'hep­ sinin katıl masiyle yoklanıyordu. Bundan ötürü, parti ve devlet org o n ları, köyl ü yığ ı nları n ı n ruh halini gayet iyi b i l iyor, bunu gözönü nde tutarak onlara etki yapmak olanağ ı na sa h i p bulunuyorlard ı . Parti, reform uygulaması boyu nca, top l u m u n gelişmesinde henüz oluş­ m a m ı ş bazı aşamaları atlamak g i bi, Sovyet Doğ usu halkları n ı n tari hsel geçm işleri n i n özel li klerini, onların ekonomi ve k ültürleri n i n özel çizgi leri n i hiçe saymak g i bi a ş ı r ı sol eği l i m l eri t a m vakti nde a l d ı ğ ı tedbi rlerle ö n ­ led i . Parti bu ted bi rlerde, V . i . Len i n ' i n, b ü y ü k köy i şletmeleri n i müsadere etmenin bi le, eğer bunların kamu laştı rı lması için maddi ve sosya l koşullar henüz meydana gelmiş deği lse, zafere ulaşmış bulunan proletarya n ı n doğrudan doğ ruya ödevi olamıyacağı hakkında yönergesini kı lavuz ed i n i ­ yord u. (Ba k : c. 41 s. 1 75). B i r yandan d o sağcı m i l liyetçi a k ı ma karşı d i renç gösteri l mesi gereki­ yordu. Bu a k ı m ı n temsilcileri «ulusal özgüriük»ün koru n ma s ı bahanesini i leri sürerek, sosya lizm kurucul u ğ u genel ka n u nlarını tan ı ma k i stemiyor, kapita l izme kadarki toplu msal d üzenlerde sömü rücü unsurların va rlığ ı nı i n kôr ediyor ve emekçilerin çıkarla r ı n ı n sözümona bir «ulusal çıkar»da eriti l m i ş olduğunu iddia ediyorlard ı . Bizim tecrü bemiz, gerçekten feodal- pomeşçik topra k m ü l kiyeti ni tama­ men ortadan ka l d ı rmaya yöne l i k toprak reform u n un, «sı nıf barışı» temeli ve «hem kurt doysun, hem kuzu b ütün ka l s ı n .. prensibi üzeri nde değ i l , a n c a k emekçi köylü lerin derebeylere karşı m ücadeles i n i n devri mci parti yöneti mi altında gelişti ril mesi temeli üzeri nde m ü mk ü n olabi leceğ i n i gösterdi . 1 925-29 y ı l larında gerçekleşti rilen top ra k reformu sonucunda, Orta Asya ve Kaza hista n Cumhuriyetleri nde feoda l-pomeşçik ve kapita l i stleri n, söm ü rgeci l i k ve derebeylik idaresi eski mem urları n ı n , köy ve şehi r tüccar­ ları n ı n , tefeci leri n topra k m ü lkiyeti tamamen ortadan ka ldırıldı, beyleri n ve ağaların toprak mü lkiyeti de bir hayli sınırlandı. Yoksul köylü lerin b i r bö lüğü orta halli köylüler oldular; eski yarı c ı ların v e ırgatların çoğ u do belirli mi ktarda toprak sa h i bi olarak kendi başlarına çiftçilik yapa bilecek d u ruma geldi ler. 1 30


Bu sosyal devri m, Doğ u köyü ndeki bin y ı l l ı k feoda l izm sistemini yı ktı ve yoksu lların sömürülmesi olanaklarını esaslı biçimde s ı n ı rlad ı. Tarı msal dönüşümler köylüleri n önemli bir kısmının maddi durumunu iyileşti rdi ve köy orta m ında i sti hdam genel d üzeyinin yü kselti lmesine ya rd ı m etti. Yıkıma u ğ raya n köylü lerin şehi rlere göç etmeleri süreci de daha başlangıcı nda d urdu rulmuş oldu. iV. Topra ğ ı n yeniden dağ ıtı lması toprak reform u n u n temeli sayı lsa da, köydeki dönüşümlerde sadece bununla yeti ni lemezd i. Orta Asya ve Kaza­ histanda, Sovyet egemenl i ğ i n i n kurulmasından itibaren, parti ve sovyet o rg a n la rı tarım i şletmeleri ni ekonomik ba kı mdan sağ l a m laştırma ça ba­ larına koyuldular. Bunun önemli koş u l larından b i ri de tücca r-tefeci sermayesi n i n ortadan ka ldı rıl masıyd ı . Topra k reformunun ilk a d ı m la rı bu sermayenin birikimini sağlıyan kaynakların kurutu l masını hedef tutuyordu. Bundan ötürü, özel tarım kred isi ted ricen mevzi lerinden iti lerek, yeri ni devlet ve kooperatif kredisi a l d ı . Para ve ayniyat (tohum, iş hayvan ı , ôlet vb.) kred i leri kişisel veya kolektif i şletmelere veri liyord u. Bununla beraber, kred i lerin tepedeki va r l ı k l ı l a r ya rarına ve yoksulların zararına kulla n ı l ması olana ğ ı n ı ortadan ka ldıra n sınıfsa l prensi be göre ha reket ediliyordu. Ma l sürümü alanından özel a racı ve tefeci yi çıkarmak a macıyla, şeh i r i le köy a rası nda dolaysız a l ı m-satım usulü uygulan ıyord u. Buna göre hazı rla nmış devlet örgütleri, tarım ürünleri karşılığında sa nayi mallan ve tarı m makine ve ô letleri tahsisi i ş i n i d ü zenliya rla rd ı. Bu örgütler devlet i le emekçi köylüler a ra ­ sı nda sosya list i l i şki leri n üstü n l ü ğ ü n ü prati k olara k i spat ediyorla rd ı . Devtlet i l e emekçi köyl ü ler a rasında ekono m i k bağ la ntı m u kavelerle d e gerçekleşti ri liyord u . Satı nalma a n laşmalarında, karakteri iti bariyle köy­ l ü lerin elbirliği ya pmalarını gerektiren (işlen i r a razi m i kta r ı n ı n a rttı rılması, sulama sistemlerinin . iyileştirilmesi vb.) tedb i rler de tesbit ediliyor ve bu da ta rımda kolektif ça l ışma gereğ i n i n kavra nmasına yard ı m ediyord u. M a l tedarikiyle uğraşan devlet o rganla rı ta rım i şletmeleriyle anlaşma i mza la­ makla, köy ekonomisinin plônlı gelişme rayları na oturtul masına katk ıda bulu nuyor ve pazar üzeri nde de aya rlayıcı b i r etkiya pıyorla rd ı . Vergi politikası da tarım işletmeleri nin sağ la m laşmasına hizmet edi ­ yordu. Söm ü rücü u ns u rl a rdan d a h a çok vergi a l ı n ıyor, böylelikle bunların s ı n ı rlanmaları ve eylem a l a n ı ndan ted ricen çıkarı l m a l a rı sağlan ıyord u. Dte ya ndan kolektif i şletmelere azami i mtiyazlar ta n ı n ıyordu. Topra k reformu, ü cretli emekten ve ya rıcıların işg ücünden sistem li ola­ ra k faydalanan iş letmeleri tamamen ortadan ka l d ı rma olanakları nın henüz meydana gel med i ğ i koş u l l a r içinde uyg u l a n ıyord u. Dzbekistanda, reform­ dan sonra ya pılan etraflı b i r a raştı rma nın verileri, 1 00 binden fazla ya rı cı 1 31


ve ı rgat bulunduğunu gösteriyord u. Bundan başka, bütün i ş letmeleri n , yarı­ sından fazlası küçük ve pa rça -buçuk, dolayısiyle de etkisiz şeylerdi . Oyle ki, Ozbekista n ı n dört bölgesinde köy işletmeleri n i n % 68'inin ya h i ç i ş hayvan ı yaktu veya b u n l a r sadece birer hayvana sahi ptiler ve bu yüzden de bağımsız olamıyorlard ı. Bu d u rumda, Orta Asya ve Kaza hista n ı n eko­ nomik ba kımdan hızla ka l kı n masını sağ l ıyabi lecek bir köy i şletmeleri sis­ ' temi yaratı lması birincil önemde bir hedef al uyord u. Bu hedefe de a ncak toprak-tarım i l i şkileri n i sosya l istçe yeni başta n kurmak, köylü leri ü reti m kooperatifleri nde gönüllü olara k bi rleşti rmek suretiyle u la ş ı l a b i l i rd i . Devri mimizin h e n ü z ba şlangıcında, 1 9 1 9 y ı l ı nda, V. ' i . Leni n, sosya lizm kuruluşu sorunlarının s ü ratle ve kolayca çözülüvereceğ i g i b i hayallere kapılma ktan titi z l ikle kaçınıyordu. O şöyle d iyord u : "Devrim tecrübesi gösteriyor ki, yöneti m biçi mleri n i n değişti ri l mesi pek de zor değ i ldir, dev­ ri min başarıyla gelişmesi hali nde pomeşçik ve sermayeci ler egemen sınıfı kısa b i r süre içinde, hat!ô birkaç haftada yöneti mden uzaklaştırı labi l i r ; fakat ekonomik hayatın temel koşulları n ı yenilemek, yüzlerce v e binlerce yıldır her küçük çiftçinin i l i klerine kada r işlemiş olan a lışka n l ı kla rla m üca­ dele etmek, sömürücü sın ıfların ta mamen devi ri l mesi koşullarında yıllar y ı l ı sürecek ısra rlı, örgütlü ça l ışmalar gerektiren bir i şti r. .. (Bütün Eserleri, c. 39 s. 1 2 1 ) . B i r ya ndan toprak-su reformuyla, b i r yandan d a i lkel türünden (a l ı m ­ satım v e kred i) ü reti m türüne kada r çeşitli kooperatif biçi mleri n i gelişti r­ mekle, bütün cephe kapsa m ı nda bir sosya list taarruza geçi lmiş oldu. Yoksulların kooperatiflere g irmesi her ba kımdan teşvik ed i l iyordu. Bunların hi sseleri va rlıklı çiftçi lerin h i sselerinden 2-3 defa daha azdı. Yoksulla r bunları parça parça, va rlıklıl a r ise b i r defada yatırıyorlardı. Alınan eko­ nomik ve örgütsel tedbi rler, köyl ü lerin emekçi ta bakalarından oluşan b i r kooperatif çekirdeği meydana geti ril mesi olanağ ı n ı yaratıyard u . H e r şeyden önce, en basit v e h e r köylünün a k l ı n ı n yattığı a l ı m -satım kooperatifi yayg ı n laştı. Bu kooperatif köylünün ürününü satın a lara k ve ona sabit fiyatlarla mal satarak, özel sermayenin geri itilmesine yard ı m ediyor, köy ekonomisinin gelişmesi üzerinde devletin etkisini a rttı rıyordu. Daha sonra la rı k redi kooperatifleri d oğ u p yerleşmeye başladı. Koopera­ tife kredi veri l i rken, bunun hangi ma ksatlarla, kimin yararına ve nasıl k u l l a n ı lacağı beli rleniyord u. Ve kooperatif de kred i n i n bu koşullara uyg u n l ukla dağıtı l ması soru munu üzeri ne a l ıyord u . i l kel kooperatifler köydeki a l ı ş-veriş ha reketi nde p l ô n esasının yerleş­ mesine ya rd ı m ediyor, köy i şletmeleri ni özel pazarın etkisinden koruyordu. Alı m-satım ve kredi kooperatifleri nin gelişmesi, pa m u k, hubu bat, meyva­ sebze, kesim hayvan la rı vb. ü reten çeşitli köy işletmelerinden oluşma ü re­ ti m birl ikleri doğması ve yayg ı n laşması koşullarını yarattı. Bunların eko­ nomik-örgütsel ya pısı, köyl ü leri n kişisel çıka rlariyle toplumsal çıkarları n bağdaştı rılmasına elverişliydi. 1 32 ,


Böylece, devri mci-demokrati k dönüşümlerle bağdaş ı k olarak gelişen kooperatif, burj uva d üzenine kadarki (tüccar-tefeci) söm ü rü biçim leri n i n yoked i lmesine y o l açıyor, küçü:< üreti m iş letmeciliğ inde kapita li st eğ i l i m ­ leri berta raf ediyor, büyük sosya l i st ü reti me geçiş i ç i n gerekli sosya l­ ekonomik koş u l ları hazırlıyordu. V.

1 920 y ı l ları sonlarında ve 1 930 y ı l ları başlarında u laştı ğ ı m ı z tam kolek­ tifleşme, kapita l i stleri n, feodalleri n, beylerin ve emirlerin ekonomik etki le­ rine son da rbeyi i n di rd i . Sosya list sektör SSCB köy ekonomisinde ta m zafere ulaştı. Bütün ü l ke ölçüsünde tek sosya li st köy ekonomisi si stemi yaratı ldı. Köylüleri n yaşam ta rzı nda, bütün ekonom i k i l işki lerde büyük bir devri m başa rı l d ı . Mi lyon­ ları aşan köyl ü y ı ğ ı n l a rı, Leni n Kooperatif pıanı temeline daya nan uygula­ ma larla, ağalara köleli kten, yıkımdan ve sürünmekten kurtu l d u lar. Kolhozların kurulması birçok sorunun çözü lmesine yol açtı : Ekstansif, zayıf veri m l i ve düşük gelirli ta rı m türlerinden, enta nzif, yü ksek veri mli ve gelirli türlere geçi lmesini, yeni yeni toprakları işlenir hale geti rme, sulama si stemleri kurma, emek veri m i n i arttırma ve köy ekonomisinin tedavül temelini kesinl i kle yü kseltme yolunda geniş ted bi rlerin uygulanma s ı n ı kolaylaştı rd ı . Kolektifleşti rmeye etrafl ı v e s ü rekli bir politik-örgütsel hazı r­ I ı kla başlandı. Bu hazırlık cümlesinden olarak, köy sovyetleri, parti ve top l u m örgütleri takviye ed i ld i ; köyün ça lışan nüfusunun ta rım b i lgisi ve pol iti k a n layışı sistem l i ça bala rla a rttı rı ldı, köylüler a rası nda yığ ı nsal eğ i ­ t i m propagandasına h ı z veri ldi. Kolektifleşme gön ü l l ü l ü k ve köylüleri sosya l i st i şletme biçi mleri n i n üs­ tünlüğüne inandırma temel i ne dayanı lara k ya pıl ıyord u. Maddi i l g i len­ d i rme, kolhozların toplumsa l işletmesini köyl ü leri n kişisel çiftçi liğ iyle ve kolhozların çıkarla rını genel devlet ç ı ka rla riyle bağdaştı rma, kolhozlarda toplumsal yöneti mi gelişterme prensi b i n i n koru nmasında a rd ı c ı l l ığa di kkat ed i l iyordu. Orta Asya ve Kazahista nda kolektifleşme uygulamasının özel liği, bu yörede kapita l i st unsurları n ortadan ka ldırılmasiyle beraber, kapital izme kadarki ataerkil -soysa l töre ve yaşam tarzı ka l ı ntılarının da kökünü kazıma ıüzumuydu. Bundan başka, sosya lekonomik koşulların çeşitli oluşu da, göçebe ve yerleşik ta rım bölgelerinde kolektifleşme uygulamala rı için özg ü l metotlar gerekti riyordu. Netekim, kolektifleşme, göçebe ve yarı göçebe halkı yerleşi k bir yaşam ta rzına geçi rme ted birleriyle birlikte uygulanıyord u . Sovyet devleti, tarihte i l k defa olarak yerleşik yaşa ma geçmekte olan göçebe halka bu yolda g itgide arta n bir maddi yard ı m gösteriyordu. Göçebe öbekleri n i n en s ü rekli birikim yerlerinde, halka geniş tüketi m maddeleri ve hayva ncı l ı k 1 33


ıçın en gerekli mal lar. sağ l ıya n özel mağaza lar kuru luyordu. Bunlar göçe­ belerden hayvancı l ı k ürünleri ni satın a l ı yor, böylelikle özel a l ıcıyı yavaş yavaş geri itiyorla rdı. özel mağazalarda ça lışanlar kooperatifin özlüğ ü n ü v e önemini aha l iye anlatıyor ve b u n u n elverişli ve yararlı olduğuna uyg u ­ lamada inanmalarına yard ı m ediyorlard ı . Ç o k geçmeden, bu özel mağa ­ zala r temeli üzeri nde, tüketim v e a l ı m -satım kooperatifleri meydana g e l ­ meye başla d ı . Göçebelerin sömürücü tobaka s ı n ı n verg i leri d a h a da a ğ ı r­ laştırı lıyor, sa h i p olabi lecekleri hayvan sayı sı ve yararlanacakları ücretli emek m i ktarı sınırlanıyordu. işte köy ekonomisinde eksta nzif biçi m l erden entanzif biçi mlere geçiş böylece gerçekleştiri l i yar, büyük alanlar ve i şlen meye elverişli topraklar hizmete a l ı n ıyor ve hayvancı l ı kta paza r m a l ı ü reti mi de artıyord u. Göçebe ve yarı göçebe h a l k ı n yerleşik yaşa ma geçmesi, Orta Asya ve Kazah i sta­ nın endüstrileşmesi bakı mından büyük önem taşıyord u , çünkü işgücü kay­ nakları n ı n gerektiğ i g i bi k u l l a n ı l ması ve sanayi ü reti mine celbed i l mesi, köy h a l k ı n ı n bir böl üğ ü n ü n yeni emek türleri ne yanaştırı lması olanakla rı n ı yarattı. Kol hozculuk, yüzyı llard ı r emekçileri n omuzlarında yük olan soy-ka bile yaşa m ı ka l ı ntıları n ı n bertaraf edi l mesinde büyük b i r rol oyna d ı . Ve artık geleneksel soy-kabi le topluluğunun yeri ni, bölgesel prensibe göre eko­ nomik bakımdan b i rleşmiş kolektifler aldı. Bununla beraber, tecrübem iz, toplumda yüzyı l lar boyunca yerleşmi ş gelenek ve ôdetlerin öyle gelişi g üzel sök ü l ü p atılam ıyacağ ı n ı gösteriyord u. N eteki m, evvelce b i r komşu­ soy ilişki biçi m i alarak bili nen karş ılıklı ya rd ı m (Kazah, özbek ve K ı rgız­ Iarda «ôşar», Türkmen lerde «evar») , yeni b i r toplumsal anlam kazanarak, kolektif çiftçi l i ğ i n benimsenip yerleşmesine yard ı m ediyordu. Geçmişin, sosya l ist kurucu l u k i htiyaçlarına göre biçim değiştiren olumlu gelenek­ leri, olu msuz kal ı ntı lara karşı mücadelede kayda değer bir rol oynad ı lar. Vi.

Sosya l ist ilişkilere geçiş. köy ekonomisinde üretim g üçleri n i n gelişmesi için geniş ufuklar açt ı . özbekistanda Açlı k ve Korşin bozkırları n ı n sulan­ ması, Taci kista nda Koro k u m Kana l ı ' n ı n h i zmete gi rmesi, Kaza h i standa uçsuz bucaksız kıra ç a raz i n i n işlenir topraklar haline g eti ri l mesi, yüksek derecede maki neleşm i ş yüzlerce yeni sovhaz ve kol haz meydana geti ril­ mesi olanağ ı n ı yarattı. Bugün beş cumhuriyette - Kozahiston, Kırg ızista n, Tacikistan, Tü rkmenistan ve özbekista n - gayrısôfi hububat üretimi 1 91 3 y ı l ı na kıyasla 4,0 m i lyon tondan 24,5 m i lyon tona çıkmış veya 6 defadan fazla artm ı ş ; h a m pamuk ü reti m i 661 b i n tondon 6 m i lyon 554 bin tona çıkmış veya hemen hemen 10 defa a rtm ı ş ; et ü reti m i 674 bin tonda n 1 m i lyon 324 bin tona çıkmış veya 2 defa a rtmış bulunuyor. Patates. sebze ve meyva ü reti m inde de kat kat a rtış vard ı r. -

-

1 34


SSCB tecrübesi ve aynı za ma nda Orta Asya ve Kaza hista n tecrübeleri, genelli kle mem leketin ve özel likle köyün sosyal ka lkı nması n ı n a nca k önemli bir sanayi gelişmesine daya n ı larak sağlanabi leceğ i n i gösteriyor. Köy ekonomisinin kooperatifleşmesi sürecinde oluşan yeni ü reti m i l işki leri i l ke l emek ara çları temeline dayanmaya deva m edemezdi. Sanayi ü reti­ m i n i n gel işmesi, köy ekonomisi ndeki kesin yükselişin i htiyaçlariyle bu ekonom i n i n eski tarz ü retsel-teknik temeli a rası ndaki çelişkilerin keskinli­ ğ i n i önemli derecede g i derd i . Sanayileşme ü reti m i n s ü rekli olara k a rtmasına temel oldu v e köyün sos­ yal çehresi ni d e değ i ştirdi. Köy ekonomisinde emeğ i n karakteri değişti. Ya lnız Taciki sta n ve Ozbekista nda, köy emekçileri bugün 1 48 bin traktör, 30 binden fazla pa m u k toplama maki nesi ve yarım mi lyonu aşan diğer çeşit maki nelerle ça lışmaktad ı rla r. i şçi lerle köyl ü ler a rası ndaki sosya l ­ ekonomik ayrı m l a r yavaş yavaş g i deril mektedir. SBKP'ni n XXiV. Kongre­ s i n de lo i . Brejnef yoldaş ş u n ları söyledi : «Köy ekonomisinde ü reti m g üc­ leri n i n a rtması, köy ekonomisi emeğ i n i n yavaş yavaş sanayi emeğ i n i n bir türü haline getiril mesi, köyün k ü ltür ba k ı m ı ndan yükselti lmesi ve köyl ü yaşamı n ı n yeni bir d üzene g i rmesi gibi hu suslar, köylünün sosyal çehre­ ' s i n i n ve psikoloj i s i n i n değişmesine yol a çmaktad ı r.» Oyle ki, köylüde de işçilerle ortak çizg i lerin belirdiği ve bunların g ü nden g ü ne arttığ ı , ça l ı ş ­ maları makinelerle bağ l ı kolhozcu ların g ittikçe çoğaldığı v e öğ renim düzeyleri n i n yükseld iği görül mektedir. Bu başarı lar Orta Asya ve Kaza hista n hal kları için ba mbaşka bir a n l a m kazanıyor. Bu hususta, 1 921 y ı l ı veri leri ne göre Rusya n ı n 1 40 milyonluk nüfusu n u n 25 m i lyon u n u n Oktobr Devri m i ne kadar kapita l i st gelişme yo­ luna geçememiş bulunan Doğu Türk halklarından o l uştuğ unu bel i rtmek yeterl i d i r. Bu halkların kendi sanayi proleta rya ları yoktu veya yok denecek kadar azd ı . Fakat bu durum onların yeni gelişme yoluna koyu lma larına engel olmad ı . Onlara bu hususta mem leketimizin Rus ve diğer kardeş halkları yard ı m etti ler. Orta Asya emekçileri, ulusal ve sosyal kurtu luş uğrunda yü rüttü kleri mücadelede, Rus devri mci proletarya s ı n ı n kişiliğinde sad ı k m üttefik, dost ve yöneticileri n i buldular. Devri mci-demokratik ka ra kterli tedbirler ataerki l-feodal işletme biçimini ortadan ka l d ı rd ı ve bunun esas temsi lcileri n i n etkisine son verd i . Bu ba ­ şarı sosya l g üçlerin durumunda esaslı bir değ i ş i k l i k meydana geti rdi, s ı n ı f mücadelesinde y e n i bir doğru ltuyu bel i rled i , yoksul v e orta halli köylü yığ ı n l a rı n ı n kapita l izmi atl ıyarak sosya l i st ekonomi biçi mlerine geçmeleri için gerekli koşulları yarattı. Köyde sosya list i l işki leri n başarısı kolektifleşmenin ta mamlanmasiyle kesinleşti. Sa nayileşme Orta Asya ve Koza h i sta n Cumhuriyetleri n i n s ı nıfsal ya pı­ sında köklü d eğişimlere yol açtı. Ve memleket ekonomisinde sadece güçlü bir temel yaratmakla kalmayıp, aynı zamanda toplumun sosya li st temeller 1 35


üzeri nde devrimci biçimde yeniden kuru lması için ardıcıl olara k m ücadele yü rüten sosyal g üçlerin üstün gel mesi n e ya rd ı m etti. Orta Asya ve Kaza histanda kültür devri mi, b i çi m iyle u lusa l, özüyle sos­ yalist gerçek halk k ü ltür ü n ü n yaratı l ma siyle, yeni i nsanın her türlü ezg iden azat emekçi olarak, yeni sosya li st top l u m u n b i l i nçli yurttaşı olara k yoğ ru­ lup yeti şmesiyle sonuçla ndı. *

Bugün burjuva ideolog ları, Asya ve Afrika h a l kları için b i r «uçuncü .. gelişme yolu a ra n masından söz ed i p d u ruyorla r. Bu yeni-sömürgeci araş­ tı rma ları n gerçek hedefi, kurtu luşları na kavuşmuş halkların sosya lizm yoluna koyu lmalarını engel lemek, onları d ü nya kapita l izm i n i n yörünge­ si nde tutma ktı r. Ne var ki, özg ürlü klerine kavuşmuş memleketler h a l kları, bağ ı m l ı eko­ nom i k d u ru m u n, a la bi l d i ğ ine tekni k-ekonomik g eri liğin, yoksun l u k ve yoksulluğun kıskacı ndan yüzyı l l a r boyu nca değ i l de en k ı sa bir s ü re içinde kurtulmaya çalışıyorlar. işte b u n u n içi ndir ki, Lenin'in kapitali st olmıya n gelişme yolu hakkındaki öğ retisi ve bu yolu i l k olara k açan ha lkların tecrübesi a la bi ld i ğ i n e büyü k bir önem kaza nmaktad ı r. Orta Asya ve Kaza hista n Cumhuriyetleri nde sosya lizm kuruluşu uyg u l a ­ m a l a rı, ya lnız evvelce geri k a l m ı ş h a l k l a r ı n ka pita lizmi atlıya ra k sosya lizm yolunda hızla g elişmeleri olanağ ı n ı i spatlamakla ka l mayıp, bunun somut biçimlerini ve metotlarını da belirlemiş b u l u nuyor. Biz çağdaş d ü nya devri mci kurtu luş süreci ndeki tecrü bemizi n önem i n i de her şeyden önce bunda görmekteyiz. Bi rçok Asya ve Afrika mem leketi n i n ka pita l ist olmıya n gelişme yoluna koyu l ma ları ve i lerlemeleri el bette Sovyet Orta Asya Cumhuriyetleri n i n geçtikleri yolun tekrarı v e hele kopyası değ i l d i r. H e r çağ toplumsal geliş­ men i n çok çeşitli biçi m ve metotlarını ya ratır. Fakat biz, Sovyet Doğu C u m h u riyetleri tecrübesi n i n birçok yönleri n i n , kurtu l uşlarına kavuşmuş memleketlerce gözön ü n e a l ı na bi leceği ve ekonomik, sosya l, kültürel yeni toplum ku rucu luğunda b u n la rd a n ya ra rl a n ı la bi leceği ka nısındayız.

1 36


Mısır'da köy kooperatiflerinin gel işmesi F E T H I A B D - O L- F ETTA H M ı s ı r köy ekonom isinin eski gelenekleri ve çeşitli coğrafi ve tarihi etken­ Ieri n yarattığı koş u l ların sonucu olan «doğa l kooperatifler»i vard ı r. B i l i n ­ d i ğ i g i bi, M ı s ı r köylüleri, p e k eski çağ la rdan beri N i l sularının rej i mine hemen hemen ta mam iyle bağ ı m l ı d u ru mdayd ı l a r. Köyl üler, bu nehri n sularından en büyük yararı sağ l ı ya bilmek maksadiyle ka nallar açıyor ve onun her şeyi s i l i p s ü p ü ren taş k ı n l ı klarına ka rşı çeti n bir m ücadele yürü­ tüyorlard ı . Bütün bu işler onların kolektif ça lı şmalarını gerekti riyordu . Kısacası, M ı s ı r'da d a h a ta rım uyga rlığ ı n ı n doğuşundan itibaren, ta rım a razisini sulama kla görevli olan su iideta bir kolektif m ü l kiyet altı ndayd ı, çünkü Nil'in sularından a ncak toplu msal ça l ı şmalarla yararlanmak m ü m ­ kündü. Nil, oldum olası, M � s ı r'a kim hakim olm uşsa onun mül kiyeti sayı l m ı ştır. Mısır'ın devlet yöneti m i n i el lerine geçiren gü çler N i l boyu ndaki bütün topraklara da sa h i p ol muşlard ı r. Bu yüzden, ta XiX. yüzyı l ı n i kinci ya rı­ s ı na kadar M ı s ı r'da toprak üzerinde özel m ü l kiyet kurulamam ıştır. Ve M ı s ı r köylü leri, bu memlekete özgü bir kolektif ça lışma sistemi meydana getirmi şlerd i r. Bu sistemin, onların yaşama tarzları üzerindeki etkisi hala sürüp g itmektedi r. ı.

1 952 Devr i m i ne ve aynı yılın Eyl ü l ayı nda i la n edi len i l k toprak refor­ muna kadar, M ı s ı r'da 1 727 köy ekonomisi kooperatifi va rdı . 1 920'lerde bel i rmiş olan modern kooperatifler kurma eğ i l i m i , gerek yerli, gerekse yabancı çiftl i k sa hipleri ta rafından yayl ı m ateşiyle karşılandı. Büyük top­ ra k ağala rı, gerçekten demokratik yığ ı nsa l kooperatif ha reketi n i n gel işece­ ğ i nden korktukları için, bunları kendi kontrolleri a ltına almak a macıyla kooperatiflere g i rmeye basla d ı l a r. Fakat onların g i rd ikleri kooperatifler, ta rı m ü reti miyle değ i l, ta rımın maki neleşti ri lmesiyle ve ta rı m ü rünleri tica­ retiyle uğraşan ta r ı m -kredi kooperatifleriyd i . Bunla r, ü reticiler ile ta rım­ kredi ba nkası a rası nda a ra c ı l ı k yapan ve kredi lerin % SO'den fazla s ı n ı b ü y ü k çiftlik sa hi p leriyle z e n g i n köy burj uvazisine peşkeş çeken birli klerd i . Ba nkanın yeniden örgütleni p tüzüğ ünün değ işti ril mesinden (1 942) sonra, kooperatiflere verd i ğ i krediler ve yaptığ ı diğer hizmetler a rttırıldı. Fakat bu kredi ler ve hizmetler m a l - m ü l k garantisiyle veri ldiği için, küçük m ü l k sa hipleri kefil r o l ü oynıyan büyük topra k ağalarına d a h a bağ ı m l ı d u ruma d üştü ler. Ve ağaların köy kooperatiflerindeki hakimiyetieri 1 962 y ı l ı na kadar sürdü. Bunlar, 1 962'ye kadar, gerçekten yığ ı nsa l kooperatif ha re­ keti ni geliştirme yolundaki her g i rişimi balta l a d ı l a r. Bu a rada top ra k d a ğ ı l ı m ı ndaki eşitsizlik ve ada letsizlik de a labild1ğ i n e a rttı . Köyl ülerin 1 37


% 94'ü bütün işlenir toprakların a ncak % 35' ini eli nde b u l u n d u ruyordu ; toproğ ı n geri ka lan 0 '0 65' i ni ise sadece yüzde 6 kada r b i r a zı n lı k sömürü­ yord u. Yoksu lların toprakları bö l ük-pörçük, 5 feddandan (I) az küçük ta rla la rdı . 9 Eyl ü l 1 952'de i lôn edi len toprak reformu gereği n ce, b i r çiftçi a i lesi 200 feddandan fazla toprağa sa h i p olamıyacaktı. Bu m i ktar 1 96 1 Tem ­ muzunda 1 00 feddana, 1 969 Ka sımı nda i s e 5 0 feddana i n d i ri ldi. Bunun son ucu olarak, küçük çiftçi leri n toprakları daha 1 965 y ı l ı nda b i r hayli genişledi, topraksızlar toprak sa h i bi oldu. Büyük çiftli klerin ortadan ka l d ı rı l ması ve toprakların az toprakıı ve topra ksız köylüler a rası nda dağıtılması bazı iti razlara yol açtı. itiraz eden­ ler, toprağ ı n pa rçalanmas ı n ı n köy ekonom isi ü reti m i n i n d üzeyi üzeri nde o l umsuz bir etki yapacağından, tarımda verimi aza ltacağ ından endişe ediyorlard ı . Oysa Toprak Reformu Ka n u n u ' n u n belirli bir maddesi gere­ ğ i nce, 3-5 feddan a rası nda toprak alan köylü ler, Toprak Reformu Bakan­ lığının yöneti m i altındaki kooperatiflere üye ol mak zorundayd ı l a r. Bu kooperatifler, yeni toprak sa h i bi olan, köy ekonomisi ü reti m i n i örgüt­ leme ve geliştirme alan ında yeteri kadar tecrübe ve bilgisi b u l u nmıyo n, topra ğ ı n işlen mesiyle i l g i l i i lerici metotla rı b i l miyen, ü reti m a raçlarına sahip olm ıyan köylü lere yard ı m c ı olacaktı. 1 962 yıl ında ka b u l ed i len «Ulusal eylem yasası»nda bel i rti l d i ğ i g i bi, köy ekonomisi kooperatifleri kredi kooperatiflerinden farklıyd ı , çünkü bunla r veri mi a rttı rd ı ğ ı i spat edilen kolektif ta rım ü reti m i n i öngörüyor, köylüyü emek ü rü n leri n i n önemli bir k ı s m ı n ı eli nden çek i p alan tefeci lerden ve a racı tüccarlardan koruyord u. Kooperatif, köylüye, en modern maki ne­ lerden ve üreti m i n a rtma s ı n ı sağ l ıyan b i l i msel b u l uşlardan yararlanma olanakları yeriyor, ürünün ha rca nan emeğe uyg u n b i r fiyatla satı l masını sağ l ı yor, giderek sosya l ve kültürel hizmetler görmeye de baş l ıyord u. Tek sözle, köy ekonom isi kooperatifleri sistemi, M ı s ı r'da i leri doğru atı l­ m ı ş önem l i b i r a d ı m d ı r. Toprak reformu s ı rasında kurulan kooperatiflerin şu özel l i k leri va rd ı r : 1 . Bütün kooperatif üyeleri 3-5 feddan a rasında toprağa sa h i pti rler. Bu d u rum, eski toprak ağalariyle köy b u rjuvazisinin kooperatiflerde yönetim görevlerine seçi lmeleri ni olanaksız hale geti rmekted i r. 2. Devletin yard ı m ve kontro l ü esas itibariyle şöyle olmakta d ı r : Koope­ ratifler, sürüm, ekim, sulama, g ü b releme ve benzeri i şlerle i lg i l i karar­ larını ta rım m ü hendisinin yöneti mi nde a l ı r, Topra k Reformu Baka n l ığ ı n ı n kontro l ü a ltında do gerçekleşti ri rler. Sürüm, eki m, hasat v e d i ğ e r işler, köylü ler ta rafından kendi toprakları nda ya p ı l ı r. Topra k Reformu Bakan­ lığı, kooperatiflere tarım makineleri sağ l ıyan merkezler (mani ke-traktör i stasyonları) meydana geti rir.

(I) 1 Feddan aşağı yukarı 1 ,3 dekard ı r. 1 38


3. Köylü n ü n i htiyacı d ı şındaki ürünler kooperatife satı l ı r. Kooperatifin ya ptığ ı hizmetler ödendi kten sonra arta n gelir, köyl ü n ü n hesabına geçi ri l i r. Başlıca ü rü n cinslerinin (pamuk, mısır, pirinç, fasulye, soğan, domates, merci mek vb. gibi) satı ş ı n ı kooperatifler örgütlend i ri r. Topra k Reformu Baka n l ı ğ ı n ı n yöneti mi altındaki yeni kooperatifler (ki sayıları 554 kada r­ d ı r) henüz üreti m kooperatifi haline gelememişlerdir. Bu nlarda hem büyük üreti m kooperatifleri n i n , hem de küçü k özel çiftçi l i ğ i n u nsurları vard ı r. Bu durumlarına ka rşın, bunlarda feddon başına m ısı rda % 50, p a m ukta % 1 9, hububatto % 20 ora nı nda b i r üreti m artışı olm uştur. ii.

Top ra k reform u ya p ı l ı rken k u rulan kooperatiflerle birlikte, eski toprak­ la rda meydana gelmiş olan geleneksel ' kredi kooperatifleri de va rlıklarını sürdü rmektedi r. Bunlar 1 960, 1 961 , 1 963 ve 1 969 yıllarında çıkarılan ka n u n v e kararnamelerle önemli değişikli klere uğra m ı ş lard ı r. Halen bugünkü koşullara göre d üzenlenm i ş kredi kooperatifleri nin sayısı 4340'tan fazlad ı r ; üye sayı ları 1 ,5 mi lyon kadar o l u p, 1 952'deki n i n dört mislidir. Tarım- Kred i ve Kooperatif Banka s ı ' na 1 964 yılında genel tarım - kred i politi kas ı n ı denetleme görevi veri l mi ştir. 1 962'den beri ya l n ı z kooperatif­ Iere kredi açmakla ödevlendi rilen bu ba nkanın hizmetleri g i derek geniş­ lemektedi r. Kredi faizleri ka l d ı rı l m ıştır. Yeni b i r kararname gereğ ince, küçük çiftçilere, m ü l k garantisi karş ı l ığ ı nda değ il, ürün karşılığ ında kred i veri lmekted i r. Yukarıda da bel i rtti ğ i m i z g i b i , eski usul gara nti, en yoksu l köylüleri va rlıklı çiftçi lere ve köy ağalarına bağ ı m l ı hale geti riyordu. Köy­ l ü ler şimdi ald ıkları kred i lerle, tohum, gü bre, za ra rlı haşarata karşı i lôç sağ la d ı kta n başka, sürüm, ekim, sulama, hasat maki neleri, hayva ncı l ı ğ ı n modern leşti ri l m esi i çi n gerekli maki neler v e d i ğ e r köy ekonomisi ôletleri satı n a l a bi l iyorlar. Ba nka 1 964 y ı l ı nda 980 bin kooperatör çiftçiye kred i verm i ştir. Bunları n % 80'i (735 bini) küçü k ve orta çiftçi lerdi r. 1 963-64 y ı l l a rında Kafr-eş-Şeyh ve Beni-Sueyf i l lerinde tecrübe için üçüncü b i r i lerici kooperatif biçi mi daha uyg u la nmaya başlanmıştı. Bu kooperatifi n bel l i başlı özelliği şudur: Kooperatörler top raklarını kolektif olara k (orta k) işlemekte, fakat özel m ü lkiyet h u k u ki d u ru m u n u korumakta ­ d ı r. Bu kooperatif biçimi nde, toprağ ı n pa rça lı i şlenişi n i n doğurduğu gü ç­ l ü kler ortadan ka lkma ktad ı r. Kooperatörlerin toprağı kolektif (ortak) iş­ lemeleri iyi sonuçlar vermekte, üreti m ve ürünlerin satışı nda u laştırma geniş ölçüde maki neleşti ril mekted i r. Ha len b u biçim kooperatifleri n sayısı 429'u b u l m uştu r ; bunların diğer kooperatiflerden fazla (1 300) traktörleri va rd ı r. Kuru luş y ı l ı nda, bu yeni kooperatifleri n tecrübeleri n i n beş yıl içi nde yayg ı n laşacağ ı tah m i n edil mekteydi, fa kat çeşitli nedenler yüzünden bu öngörü gerçekleşmedi. 1 39


Toprak reformu Ile bununla i l g i l i diğer bi rçok ted b i rler sonucunda. ko­ operatifleri n yönetimi büyük ölçüde demokrati k g üçlerin eline geçti. Dzel­ l ikle bütün üyeleri 3-5 feddan toprak a l m ı ş ki;)ylülerden i ba ret olan ko­ operatiflerde yöneti m ta mamiyle demokrati k g ü çleri n eli ndedir. Kredi ko­ operatifleri ndeyse. yürütme kurullar ı yöneti mi için mücadele hala deva m etmekted i r. Çünkü 1 960 y ı l ları başlarına �adar büyük ve orta toprak sa h i p ­ leri bunlarda hakim durumdayd ı la r. Bu yüzden 1 963 y ı l ı nda ka bul edilen bir ka n u n la. yürütme kuru l ları yöneti m i n d e üyelerin 4/5 ' ü n ü n beş feddan­ dah az topra k sa hibi köylü lerden ol ması zoru n l uğ u ortaya kon u l m uştur. Bu suretle büyük topra k sa hipleri n i n etkileri azaltı lm ıştır. Fakat. sözü geçen kooperatiflerde. Toprak Reformu Bakanlığı tarafı n ­ dan ata nan k i ş i . gerçek i ktidarı e l i n d e bulundurma ktayd ı . Bu d u rum. kooperatifleri n ve yığı nsal demokratik örg ütleri n gelişmesi n i zorlaştı rı­ yord u. Geçenlerde. kooperatif yü rütme kuru l larını bölge. i l ve i l çe ça pı nda yönetecek bir organ olara k Yüksek Kooperatif Konseyi seçi mi ya p ı l d ı . Bu. kooperatifleri n demokratikleşmesi yolunda atı l m ı ş i leri bir a d ı m sayı l­ makta d ı r. Her ti pten köy ekonomisi kooperatifleri. özel l i kle son yıllarda kolektif ü reti min örg ütlenmesi nde. ta rım kred i leri n i n ve ürün batı m ı n ı n kontrolünde önem li bir rol oynadılar. Bunla rı n olanakları alabildiğine çok olsa da. birçoğ u n u n hôlô ü reti msel ka rakteri yoktur. Şimdi hazırlanmakta olan. yeni toprakla rda (1 mi lyon feddan kada r) kurulacak i lerici biçi m l i ü reti m kooperatifleri ne büyük ü m itler bağ la n m ı ş bulunmaktad ı r.

1 40


Komünizm

savaşçılan

' POL LANJVEN (Doğ u m u n u n 1 DD.yı ldönü m ü m ünasebetiyle) Fra nsız i şçi sı nıfı ve kam uoyu, büyük bilgin-fizisyen, d ü ş ü n ü r-mater­ ea li st ve yu rtsever- kom ü n i st Pol La njven'in yüzüncü doğ u m yıldönümünü kutla d ı l a r. Fransa n ı n bu değerli oğ lunu, Fransız emekçileriyle bera ber bütün memleketler i lerici insanları da saygıyla a n d ı l a r. Lanjven'in bil i msel a raştırmaları mag netizm ve nispi l i k teorisi a la n ı ndaki eserleriyle en yüksek d üzeyi ni b u l u r. Onun XX. yü;Zy ı l başlarında meydana g eti rdi ğ i eserler, kendisini selefi sayan Aynştayn' ı n bulgula rı na basa mak oldu. La njven'in d ü nya hakkı nda meka n i k kavrayışı elektro- magnit kavra­ yışla değişti rme gereğ ine i l işkin görüşleri, hem «fizi ksel idealizm»e, hem d e doğ a - bi l imde en yeni devri m dönemi ndeki buna l ı m ı idea list felsefenin alıp y ü rü m esi nedenlerinden biri olan metafizik materyal izme ağ ı r bir da rbe i n d i rd i . V. i . Lenin «Materya lizm ve a m p i riyokritisizm» a d l ı eseri nde doğrudan doğ ruya Lanjven' i n ve diğer ünlü b i l g i n leri n eserleri ne başvu r­ ma kta, bu eserlerdeki fiki rleri genel lemekte ve b i l i m i n doğayı açıklama ba k ı m ı n da n d u rmadan yeni basamaklara çıktı ğ ı n ı , d ü nya n ı n g iderek daha ka rmaş ı k ve daha ta m ta blolarını çizd i ğ i n i ve bu su retle d iya lektik mater­ ya lizmin doğruluğunu pekişti rd i ğ i n i dô hice b i r öngörü rlükle i spat etmek­ ted i r. Lanjven 23 Oca k 1 872'de doğ d u . M ütevazı bir zo naatçı olan babası, onu daha çocukluk yıl larından iti ba ren Pa ris Komünü'ne saygı ruhunda eğ itti. Böylece bir halk adamı olarak yetişen Lanjven, demokrasinin, insan hakları n ı n ve hü rriyet fiki rleri n i n a ktif b i r savu nucusu oldu. Fakat Pol Lanjven, a ncak Biri nci Dü nya Harbinden sonra, a rtık olgun bir d ü ş ü n ü r olarak, politi k mücadeleye doğrudan doğ ruya katı lma, b i l i msel eylemi toplumsal eylemle bağdaştırma zorunluğunu kuvvetle hisseder. 1 921 yılında genç Sovyet devleti ne karşı ha rbetmeyi reddederek ayaklanan Fransız denizci lerini açıkça savunmaya geçmesi onun en unutulmaz çı kış­ larından biridir. «Yı l l a r y ı l ı beklenen yeni günün biraz sisli, fakat bundan ötürü de çok daha hôrikulôde şafağ ı n ı » kara rtmak istemiyenleri savunmak üzere örgütlenen ilk halk mitingine Lanjven başka n l ı k etmiştir. Ve onun bu tutu mu, gerici liği a la bi ld i ğ i ne öfkelend i rmiştir. Bu olaydan bir yıl önce, taşıt işçileri n i n yaptı kları büyük g rev g ü n leri nde, Lanjven «I'Humanite» gazetesinde yayı mlanan cesur yazı lariyle, h ü kü metin ü niversite öğ renci leri ni g rev kı rıcı lığa çekme çaba larına karşı ateş püs­ kürdü. La njven'in görüşlerindeki evri m (ki bu uzun bir süreyi kapsar) üç etkenle şa rtlı d ı r. Bu ü ç etken, onun bir fizik bilgini olara k yaratıcı l ı ğ ı , toplumsal eylemi ve a i lesi n i n etkisidir. H i ç değ i l se, bu satı rların yazarının, Pol La nj1 41


ven' i n kend i siyle ve ya kınla riyle uzu n y ı l l a r ta nışıklık ve bera berli kten sonra va rd ığı sonuç budur. Lanjven daha başlangıçtan iti baren, idea list bilgin lere karşı, Hayzen­ berg ' i n belirsizlik prensipini çıkış noktası yapan ve i lkel kısı mcıkla ra ve dolayısiyle bütün doğaya m istik b i r « i rade hürriyeti .. atfeden fi lozoflara karşı cephe aldı. Atomun pa rça l a n masında madden i n kaybolduğ unu iddia eden lere ka rşı d u rmadan m ücadele yü rüttü. 1 930 yılı nda Rasyona listler Birliği'ni kura n ve obskura ntizm' i n (1) d üşma1'l1 olan büyük bilgin, dün­ ya nın öğreni lebi l i r olduğu p rensi p i nden b i r a n bile vazgeçmedi. Epikür ve Lukretsiy'den a l ı ntılar yapmayı seven Lanjven için, kend i l i ­ ğ i nden-gelme materya l izm, Marksist-Len in ist dü nya görüşüne geçmesini sağl ıyan b i r atlama ta htası oldu. Ara l a rı nda komüni stlerin de bulunduğu bazı i lerici b i l g i n lerin yard ı m ıyle 1 935 y ı l ı ndan sonra kurduğu « Mater­ ya li st a raştırmalar g rupu.., Lanjven'in görüşleri nin ted ricen oluştuğu fikir yuvalarından biriydi. O bu g rupun, Oniversitede fizik ve ki mya kolları d i rektörlük odasında, yani kendi odasında ya p ı l a n ayl ı k topla ntı larına büyük bir heyeca nla başkanlık ediyord u . La njven'i d iyalekti k v e ta rihsel m aterya l izme va rd ı ra n şey, as��l fizik problemleri üzeri ndeki düşünceleri ve kend i kendisiyle yıllar yılı s ü ren d iyalog oldu. Netekim, kend isi, FKP' n i n 26 Ara l ı k 1 938'de jenvi l ie'de yapı­ lan U l usa l Konfera nsı'ndaki hazı rlıksız konuşmasında bunu şu sözlerle bel i rtti : «Düşünceyi eylemle sımsıkı bağ la m a n ı n şerefi sizin pa rti n ize düşmekte d i r . . . Kom ü ni stin d a i ma öğrenmesi g erektiğ i söylen iyor. Ama ben, ne kada r çok öğreniyorsa m, ken d i m i o kadar çok komünist hissetti­ ğ i m i söylemek isteri m . . . Ben, M a rks, Engels ve Leni n tarafından geliş­ tirilen yüce kom ünist öğ retide, kendi b i l i m i m i n bu öğ reti ol madan hiçbir zaman a n l ı ya m ı yaca ğ ı m nice sorunlarinin açıklaması n ı bulmuşumdur ... Pol Lanjven'in düşü nsel evri m i n i n d i ğ er kaynağı, Fransa'da ve yabancı mem leketlerdeki top lumsal eylemiyle edindiği zengin tecrü bedi r. Lanjven sayısız d ı ş mem leket gezi leri yaptı. M i l letler Cemiyeti' n i n ö ğ ren i m sorun­ ları uzma n ı olara k Çin'e d e g itti (1 931 -32). Orada, j aponların Batı l ı la rı o açıkça elbirliği ederek büyü k Çi n l i ma n larına nasıl barbarca sa l d ı rd ı k­ Iarına da ta n ı k oldu. Bu olay onu tiksi n d i rmekle kalmadı. aynı zamanda emperya lizme karşı savaşma kara rını da pekişti rdi . Ve Lanjven. M i l letler Cemiyeti ' n i n Çin'i kaderin keyfine b ı rakmış olması gerçeğ i n i bas ı n yoluyla açı kça suçladı. La njven'in düşü nsel evri m i nde a i lesi n i n etkisini de kaydetmek gerekir. 1 930 y ı l larında çocu kları nın bi rkaçı a rtık komüni st o l muşlard ı . Onun üze­ rinde en o l u m l u etkiyi damadı olan ja k Solomon yaptı. Bu. genç b i r b i l i m adamıydı. Teorik fizik a la n ı nda olağan üstü sayı lan soyut d üşünce g ücüyle ta n ı nm ı ş. Ma rks. Engels ve Len i n ' i n eserleri ni esaslı olara k oku-

(1) Obskura ntiz m : Bilim ve ileri l i k düşmanlığı. gerici lik. 1 42


yup kavra m ı ş sayı l ı uzma nlardan biriyd i . Pol Lanjven çok uzun d iyebi lece­ ğ i m iz b i r s ü re boyunca felsefi sistemlere içg ü d ü l ü bir ş ü pheyle baktı ; bu da Batı n ı n doğa-bilim çevrelerinde pozitivizmin h ü k ü m sürdüğü devirde oluşmuş bir b i l g i n için doğal sayı labi l i rd i . Fakat Lanjven, damadı ja k Solomon'la v e onun dostla rından J'. Politser' le ta rtışmalarında, fiziğ i n her «buna lı m»,n ı n çelişki lerin çözüm ü yoluyla g i d eri ldiğini, bu s ü recin d eri n ­ den derine diyalekti k olduğunu v e dolayısiyle d iya lektik felsefenin ger­ çekliğe uyg u n d üştüğ ü n ü gördü. Bütün b u n l a r, La njven' in, Alma nyada Hitler' i n i ktid a ra gelmesi ve faşist «beşi nci koh,un Fra nsadaki baltalama eylemleri karşısı nda niçin bir seyirci g i bi pasif kalamad ı ğ ı n ı a çı klamakta d ı r. O bütün g ücüyle kend ini mücadeleye verd i ve d a ha önce çok sevd i ğ i «Iô boratuvar sükun u»ndan temel l i vazgeçti. Amsterdam'da Dü nya Barış Mücadelesi Kongresi ' nden (1 932) sonra ve Pa ris'te "Pleyel» salonunda (1 933), Romen Ra lôn ve Anri Barbüs'le birlikte Lanjven d e Pa ris'te bulunan Dü nya Anti-faşistler Komi­ tes i ' n i n yöneti m kadrosu içinde yer aldı. Bu komitenin, Alman faşizm i n i açığa vurma, Avrupa emekçilerini H i tlerci faşizm tehlikesi ne karşı seferber etme ve proletaryayı diğer a nti -faşist g üclere ya klaştırma ba k ı m ı ndan ne büyü k b i r rol oyna d ı ğ ı herkesçe b i l i n mektedir. Lanjven bu kom itede işgal ettiği başka n l ı k mevki ine onursa l b i r görev gözüyle bakm ıyord u. Bu satı rların yaza rı , sözkonusu komiteni n sekreterlik kadrosunda ça l ı ş m ı ştı r ve d u r-di nek b i l miyen La njven'in ısra rlı ça l ışmala­ rına gayet ya k ı ndan ta n ı k olm uştur. Bu d eğerli bilim adamı, aynı zamanda Fransa'da bir Halk Cephesi kurulması ve g ü çlenmesi için ça l ı ş ıyord u. Bu yolda, ne zaman ve nerede olursa olsun her hangi bir miting ö rg ütlen­ mesine ya rd ı mdan, a nti -faşi st bir gazeteyle işbirliği ya pmakta n asla geri durmuyor, demokrati k hareketin temsi lcileri ni tavsiyeleri ve öğ ütleriyle daima destekl iyord u. Biz Lanjven'i, haklı dôva l a rı , Naziler tarafından zindana atılan Dimitrof ve Tel man'ın dôva s ı n ı , cumhu riyetçi ispa nya dôva s ı n ı ve Müni h'te i n g i l iz­ Fransız em perya lizmi tarafından satı lan Çekoslovakya dôva s ı n ı savuna n­ ların ön saflarında görüyoruz. O Fransız ayd ı nlarının ö rg ütleri nde, burun­ ları n ı n ucunu da görmiyen pasifistlere karşı, va hşi canavarı «usla n d ı rma» fi kri n i n sözü mona teorisyenleri olan ve Hitler' i n deği rmen ine su ta şıyan gafil lere karşı çetin bir m ücadele y ü rütüyordu. Batı mem leketleri burjuva ­ zisinin Hitler karşısındaki teslimiyeti Lanjven'i b ütün varl.ığ ıyla sarstı. Ken­ disi şöyle d iyordu : "Ta ri h i n i b ret derslerine dayanan sağd uyu, kuvvet önü nde boyun eğ menin a ncak o kuvveti n daha gaddar egemen liğine yol aça b i leceğ ini gösteriyor. ispat gereksiz olsa da, yaşa d ı ğ ı m ı z traj i k g ü n lerin her biri bu gerçeğ i ka nıtlamaktad ır.» (Temmuz 1 938) . La njven'in politik eylemi, b i r fi lozof ve b i l g i n olara k sürdürdüğü yara­ tıcı ça lışmalarına engel o l muyordu. Halk Cephesi saflarında savaşan, M a rksist veya Marksizme sem pati duyan genç bilgi nlere ve materya list 1 43


yönel i m l i sanat ad.a m larına eserlerin i. yayı mlama alanağı verebil mek üzere, Lanjven, damadı J. Solomon'un ve J. Politser' in tavsiyeleri ve diğer bazı i lerici lerin yard ı m lariyle, 1 938-39 kış aylarında, i lerici ayd ı n ların organı haline getirmeyi düşündüğü «La Pensee .. derg i sini çıkarmaya başladı. Münih pol iti kası sonucunda harbi n patlaması kaçı n ı l maz o l m uştu. Ve 1 939 Eyl ü l' ü nde harp patla d ı . Fransız burjuvazisi, Hitler'e karşı «göster­ melik b i r harp.., Fransız halkına ve Fransız Komü nist Pa rtisine ka rşı da gerçek bir harp yü rütüyord u . Ekim ayı başında Fransız polisi Dü nya Anti­ faşist Kom ites i ' ne karşı baskı ted birlerine g i rişti. Bunun üzerine, Başba­ kana hita ben yayı mladığı protesto b i l d i risinde (bu bir onur ve ağ ı rbaşl ı l ı k örneğiydi ) , Pol Lanjven, b i r yandan fa şist Alma nyaya karşı sava şır görü­ n ü rken, öte ya ndan böyle bir örgütü yıkmaya ka lkmanın ne kadar çel iş­ kili olduğunu açıkça bel i rtti. Onun soruları h ü kü meti d uvara daya m ı ştı. Ve hükü met, bunlara a ncak, demokratlara ve demokratik örgüt!ere ka rşı baskıları a rttı ra rak cevap verdi . M i l letveki li komüni stler Harp Divanı 'na verildi ler. Bu kom ü n i stlerden yana ifade vermek ve hükümetin i kiyüzl ü hareketleri ni a çığa vurmak üzere, 29 Mart 1 940 g ü n ü cesa retle mahkemeye gelen ta nıklar a rası nda Lanjven de vard ı . Kendisi pa rti siz olduğu halde, askeri yarg ı çlara , Fransa nın a nti -faşist savaşında kom ünistl€ri n en ön safla rda yer a ld ı klarını açıkça görd ü ğ ü n ü söyliyerek, şöyle d.eva m etti : «Onlar, toplumun selô meti için, sosya l ada let idea l i için en büyük çabalar harcama kta, d ü nya n ı n maddeten ve mônen yeniden kurulması yoluyla bunların gerçekleştiril mesi uğ runda sa rsı lmaz bir mücadele azmi göster­ mekted i rler. Lanjven, en yü ksek a h lôki nitel i klere asıl kom ü n i stleri n sa h i p olduklarını v e onların idea lleri ni kend isinin de beni msed iğini bel i rtmekten de çekinmed i . ••

«Göstermel i k harp .. yenilg iyi hazı rlad ı v e faşist işga lini getird i . Lanjven Fransayı terketmek i stemed i. Bu a ğ ı r koşulla rda da mücadeleye memleket i çinde devam etmek gerektiği ka nısı ndayd ı . Faşistlerin kendisini b i l g i n ler içinde bir numaralı düşman sayma lariyle gurur duyuyord u. 30 Ekim 1 940 g ü n ü onu da tutu klayı p hapsetti ler. Katilleri n hücresine atılm ıştı. Bu pis ve kara n l ı k h ücrede, okuma ve yazma olanaklarından yoksun olduğu halde, a raştı rmalarına devam etmeye karar verdi . Burada bazı hesa pla­ malar yapa b i l mesi için, rasgele eline geçin kôğıt pa rçaları ve bir kibrit çöpü de yeterliyd i . Ki brit çöpünü, cezaevi doktoru nun i lôç diye verd i ğ i karbonik asite batı ra ra k yazıyord u. Lanjven' i sorg u l ıyan A l m a n a l bayı Bömel burg, onu şiddetle suçluyor ve şöyle d iyordu : «XV I I I . yüzyıl Fransız filozofla rı kra l l ı k için ne kadar teh l i keli olmuşlarsa, bu adam da Hit­ lerizm için o kadar teh l i ke l i d i r. .. Ve Lanjven bu kıyaslamayla da kıvanç duyuyord u . . . Büyük b i l g i n i n tutuklanması ün iversite çevrelerinde d i renişin alevlenmesi için bir sinya l oldu. jolio-Küri bu tutu kla mayı protesto ederek «Col lege de France..ta dersleri ni kesti. 11 Kasımda üniversite öğrencileri Pa ris'in orta 1 44


sında b i r gösteri yürüyüşüne çı ktı l a r ve polis kurşunlarına göğ üs g erdiler. Sovyetler B i rliğ i Pol Lanjven'e sığınma hakkı teklif etti. Lanjven, hapi ste en büyük Fransız b i l g i n lerinden dostluk ve daya n ışma mektupları a l ıyordu. Protestol a r giderek u l uslara rası ölçüler aldı. i k i rcime d üşen i şgalci ler, i çerde 38. g ü n ü n ü doldura n La njven'i serbest b ı ra ktılar ve polis gözeti mi a ltında Troa'ya gönderd i le r. Böylece, bu küçük şeh i rd e sürgün hayatı başlıya n Lonjven, faşistleri n askeri maksatlarıo ça l ı şması için kendisine yaptıkları i ğ renç teklifleri şiddetle reddetti. Uza kta n da olsa, g ittikçe gelişen, özel gizli yayınları olan, savaş aksiyonları ö rgütliyen ve 1 941 Mayısında H a l k Cephesi kuru­ luşuna a ktif olarak katı lan ü niversite d i ren i ş hareketi ni esin lemeye deva m ed iyordu . Derken, kendisi için çok acı olayla r sökün etti : 1 942'de gizli ça l ı şmakta olan komü nist kızını ve damadını tutukladılar. ja k Solomon 23 Mayısta ku rşuna diziidi. Elen, Osviensim (Auschwitz) ö l ü m ka mpına gönderi ldi. La njven'in toru nları M işel ve Bernar, henüz 1 6 yaşı ndayken, işgal dönemini n sonuna doğ ru tutuklandılar. Bugün her i kisi d e kom ü n i st pa rtisi üyes i d i rler. Yetmiş yaşındaki büyü k bilgi ne, mi'ı nevi bağ la r ve a i l e i l i şki leriyle ya kın­ dan bağ l ı bulunduğu j a k Solomon'un ka h rama nca ö l ü m ü çok a ğ ı r geldi. Sağ l ı k d u rumu sa rsı l d ı . Buna karşın, kendisini yine de toparla maya ça l ı ­ şara k h e r şeye daya n d ı . 1 944 i l kbaharında Naziler ta rafından rehi n ola­ rak kurşuna dizilmesi teh l i kesi başgösterd i . Bu yüzden, sahte bir k i m l i k belgesiyle Troo 'dan kaçtı. Frantirörler v e çeteler onun s ı n ı rdan isviçreye geçmesini başa rd ı la r. O kadar meca lsizdi ki, onu Yüra dağ ı n ı aşa rken sı rtla rında taş ı d ı la r. Lanjven a ncak kurtuluştan sonra, 22 Eyl ü l 1 944'te Fransaya döneb i l d i . i l k i ş i , d a h a i k i y ı l önce a l m ı ş o l d u ğ u b i r ka ra rı yerine getirmek o l d u . ja k Düklo'ya bir d i l ekçeyle başvurdu v e şu sözlerle FKP'ne a l ınmasını ' isted i : «Mi'ı nevi oğ l u m J ak Solomon' u n yerine ça lış maya geldim.» Böy­ lece, FKP'nd.e, 1 942 y ı l ı n ı n o a ğ ı r g ü nlerinde cesaretle parti saflarında yeri ni alan Jolio-Küri'nin ya n ı s ı ra görev aldı. 3 Mart 1 945 günü, Sorbon U niversitesi tören salonunda Pol Lanjven'in 73. doğum yıldönümü kut­ Iandı. Bu törende, Fransa n ı n en ü n l ü kişi leri önünde ş u n l a rı söyled i : «Ben, daha Sovyet d evleti n i n kuru luşundan iti baren, bu m uazzam tec­ rübeyi d a i ma ca n l ı b i r i lgiyle i zl iye geldim. Bu devlet, b i l i m i n ulaş ı m ­ Iarına dayanarak ada let yolunda g üvenle i lerlemekted i r. Sovyet d üzen i n i n temeli olan fi kirleri ne kada r ç o k kavra d ı msa, bunla ra bağ la n ı ş ı m da o kadar a rttı ve bu s ı kı i l işki beni FKP'ne geti rd i.» Çok geçmeden, Pol Lanjven FKP' n i n Pa ris i i konseyine seçi ldi. Ya ni o da, j a k Solomon'un ha rpten önce parti komitesi b i ri nci sekreteri olara k çalıştığ·ı, ü niversitelilerin v e üniversite görevlileri n i n otu rdukları beşince bölge pa rti ö rg ütünün başına çeçti . 1 45


Lanjven ' i n başka görevleri de vard ı . Bunlar a rası nda, öğ renim reformu için kurulan hükümet komi syonundaki başka n l ı k görevi herha lde en hafifi değ i l d i . Bili ndiği g i b i , öğreni m de demokratik reform tasa rısı, son biçimiyle a nca k Lanjven' i n ölüm ünden sonra, diğer ü n l ü kom ü n i st profesörler ve bu a rada psi kolog ve pedagog Anri Valon tarafından hazırlana b i l d i . 1 947 yı lında Fransa n ı n politikasında genel bir dönüm old u ; komünistler Ame­ rikan tekel leri nin buyruğuyla hükümetten uza klaştı rı l d ı la r ; gerici l i k her yerde a l ı p yürüdü, ve ne yazık ki, bu hengôme içinde ö ğ renim reformu tasarısı da dosyası nda u nutul maya terkedildi. Lanjven «Fransa-SSCB i l i şki leri Derneği»nin başka n ı olarak da hare­ ketli bir va rlık gösterdi. Hayatının sonuna doğ ru, b i l i m i n büyük olanak­ ları n ı n yıkıcı l ı k m a ksatlariyle kulla n ı l mayıp, insa n ı n hizmetine veri lmes i , h ususunda h e r sağduyulu b i l i m a d a m ı n ı n bir soru m l u l u k taşı ması gereğ i n i bilhassa ısra rla belirtiyordu . H e l e b i l i m i n m uazzam gelişmesi i le d ünya nın henüz sosya lizme kavuşma m ı ş kesiminde sosya l i lerlemen i n haddinden fazla yavaşlığı a rasındaki «müthiş ve meşum» uçuru m u n g i deril mesi gereği üzeri nde önemle du ruyord u . Pol Lanjven kısa v e a ğ ı r b i r hastal ıkta n sonra 1 9 Ara l ı k 1 946'da öldü. Paris a n u eşi görü l memiş bir törenle toprağa verdi. Bugün o da Fran­ sanın büyük ölümsüz oğullarının Panteon'unda yatmakta d ı r. *

Büyük Rus şa i ri Nekrasof'u n «zekô meşalesi» sözü Pol Lanjven için de söyleneb i l i r. Lanjven, kapita l i zmden sosya lizme geçiş, em peryalizmin yıkıI­ ması ve sosya l ist devri mleri n zaferi yüzyı l ı nda b i r zekô meşalesiyd i. O yüzyı l ı m ı z ı n bi rinci yarısında yaşa d ı ve sosya lizmin a rtık tek mem leket çerçevesinden çı ka ra k bir d ü nya sistem i haline geldiği s ı rada a ra m ızdan ayrı ldı. Böyle bir yüzyılda zekô meşalesi n i n Marksizm-Len inizm meşa­ lesiyle bi rleşmemesi el bette olanaksızd ı r. Bundan örtürü Lanjven'in hayatı son derece tipiktir. Demokrasi uğrunda aktif b i r mücadeleden ted ricen komünizme doğru, kend i l iği nden-gelme m aterya lizmden d iyalektik ve tari hsel materya lizme doğ ru geçm esi, b i n ­ lerce insa n ı n evri m i n i de önceden beli rledi v e etkiled i . Bugün Fra nsada bi rçok genç bilgin- komünist va rd ı r. Büyük rasyonalist u l usal gelenek a n ­ ca k Marksizm-leninizmde ca nlı timsa l i n i bulmuştu r. Şüphesiz ki, M a rk­ sizm-Leninizm felsefesine, kom ü n iz m fikirleri ne b i l i n çle geçiş yolu her zaman düz ve pürüzsüz değ i l d i r. Ama bu s ü reç kes i ntisiz olara k devam etmekte, Lanjven' i n eserlerini de geliştirmekte ve i lerletmekte, onun haya­ tından çıkarılan dersler meyva larını vermekted i r. lori Konyo

1 46


OZEL SAYFALAR

Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesinin HALKı M ızA ÇAÖ RISI Tü rkiye büyük bir tehli keyle karşı karşıya d ı r. Ameri kan emperya lizmi ve onun eliyle NATO, Kı brıs'ta bir çıban başı beslemeyi bir pol itika haline getirmişlerdir. Bugün bu çıban ba ş ı n ı kopa ra rak, Doğu Akdenizde ve Yak ı n Doğ uda bir harp teh l i kesi yaratmak peşindedi rier. Gayeleri, bağ ı m ­ s ı z Kıbrıs Cumhuriyeti ni ortadan ka l d ı rmak v e Adayı NATO'nun sa l d ı rı üssü haline geti rmekti r. B i rkaç g ü n önce Vaşingtonla Ati na cuntası arasında yeni bir anlaşma i le Amerikan 6. Fi losuna Yunani sta n ı n Pire limanında askeri ü s veri ldi. Bu a n laşma en önce Tü rkiyeye, Kı brısa, sosya l ist ü l kelere, ul usal bağ ı m ­ sızlı kları i ç i n savaşan Ara p halklarına, Yunan h a l k ı n ı n m i l l i menfaatleri ne ka rş ı d ı r. Bu a n laşmayı, bağ ı msız Kıbrıs Cumhuriyeti ne karşı, Ameri kan em per­ ya l istleri n i n NATO'nun kışkırtma ları n ı n yoğ u n laşması izledi. Emperya l i st­ ler, Türk ve Rum cemaatleri ni birbirine d üşürerek, emperya lizm i n müda­ halesine zem i n hazırlamak i steyen Enosisçi Grivasların, bölücü Denktaş­ ları n bu kışkırtmaları, Atina ve Ankara cu nta ları eliyle hazırlad ı la r. Vaşing­ tonun terti biyle bir ya ndan Yunani sta n bir yandan da Türkiye cuntası Kıbrıs hükü meti ne ü ltimatom verd i ler, ord u la r ı n ı alarma geçi rd i ler ve Kıbrıs'ı i sti laya hazırla n d ı lar. Türkiyede Erim, Sunay, Tağmaç i ktidarı iki nci Ordu Birli klerini Kıbrıs ' ı n karş ı s ı ndaki g ü ney kıyılarına yığınak yapmaya koyu l d u . Kı brı sta ki Türk silahlı birliği a larma geçi rildi. Türk Hava Kuvvetlerine bağ l ı askeri uçak­ lar Kıbrıs hava larına dal maya, Türk Deniz Kuvvetleri de Ada n ı n ya kın­ larında deniz ma nevro larına başladılar. Türk ve Rum yu rtseverleri nin desteğ iyle Ada n ı n bağ ımsızl ı k ve eğemen­ lik haklarını savu nan Makarios hükümeti, emperya lizme karşı sürekli ola­ ra k d i renmekte, Kıbrısın yabancı üslerden, em perya lizmin bütün müda­ halelerinden arınması için m ücadele etmekted i r. Maka rios h ü kü meti, em perya lizme karşı bu mücadelesinde, sosya list ü l keler, u l usa l bağ ı m sız­ l ı k l a rı için savaşan hal klar, bütün d ünya demokratik, barışçı ve a nti ­ emperya list ka muoyu ta rafından desteklenmektedir. Türkiye bir harp teh l i kesiyle yüzyüzed i r. Em perya lizmin sa l d ı rı, barışı balta lama ve kışkırtma politikasıyle Türkiyedeki işbirlikçi iktida rın çı kar­ ları birbirine uymakta d ı r. işbirlikçiler bu politi kayı yurd u n hayati menfaat­ leri n i çiğ neyerek yürütmektedirier. Amaçları, çözümleyemedikleri deri n 1 47


bunal ı m ları örtbas etmek, hayat şartları g ünden g ü ne kötüleşen ve çözü m ü demokratik, a nti -em perya l i st b i r i ktidarda görmeye başlayan emek­ çi leri a ldatmak, şaşırtmak, d ikkati başka tarafa çekmektir. Bugünkü K ı b­ rısa karşı avantüristçe kışkı rtmaların, işbi rli kçilerin halk düşmanı politi­ kasını yürütme ara çlarından biri haline geldiği görül mektedi r. Bu harpçı­ avantürist politika n ı n fela ketli sonuçları ka p ı m ıza daya n m ıştır. Birleşmiş M i lletler üyesi, bağı m sız bir devletin içişlerine karışmak, ona karşı i stila ha reketleri ne g i rişmek, nükleer silahlar devri nde Türkiye i ç i n korku n ç v e ta m i ri i m kansız sonuçlar doğura b i l i r. Türk halkı : Bu fela ketli g i dişe karşı d u rmak onu durdurmak seni n elin­ ded i r ! Türk erleri, yu rtsever Türk subayları, işçi ler, ayd ı n la r, gençler, köy e mekçi leri bu büyük teh l i ke ka rşısında uya n ı k olmak zorundasınız ! Ha rbe, avantürist politikaya, kışkırtmalara , emperya lizme, faşizme, yur­ dun bağı msızlığ ı n ı , hatta va rl ı ğ ı n ı a ğ ı r bir şekilde tehdit eden bu duruma ka rşı d u run ! Kahrolsun harp kışkırtmaeı l ığ ı ! Ka h rolsun Ameri ka n emperyalizm i ! Ka h rolsun NATO ! 1 7. 2. 1 972

1 48


B U AY ı N OLAYLARı

Y U RTTA A H M ET S AY D A N . 25 Şubatta açıklanan b i r ha bere göre Anayasa Mahkemesi, Eri m iktidarının ç ı ka rttı ğ ı 204 say ı l ı Sık ıyönetim Kanununu b i rçok nokta l a rd a n Anayasaya aykırı bulmuştur. Sıkıyöneti m K a n u n u polise, yurttaşı 30 g ü n göza ltında tutma yetkisi vermiş, sıkıyöneti m ka l ktı ktan sonra d a , e l lerindeki i şleri bitiri nceye kadar s ı k ıyönetim mahkemeleri nin görevlerine d eva m etmeleri ni öngörmüştü. Anayasa Mahkemesi bu hüküm leri Anayasaya ayk ı rı b u la ra k i pta l etmiştir. '

Bu noktalar, Sıkıyönetimi n tutukla d ı ğ ı yurttaşlara ka rşı uyguladığı kovuş­ turma ve soruşturma, mahkemelerin kuruluşlarını i l g i lendirdiği nden, bu usullere daya n ı la rak veri len sı kıyönetim mahkemeleri n i n ka ra rlarını da Anayasaya aykırı, yani, hükümsüz duruma düşürüyordu. Böylece sıkıyöne­ tim mahkemeleri tarafı nd a n yu rtsever gençlere, b i l i m adamla rına asker ve sivil ayd ı nlo ra, sosya listıere, komünistlere, sendi kacı l a ra karşı verilen idam ve ağır hapis ceza larını da kanunsuzluğu devletin resmi b i r organı tarafından doğrulanıyordu .

• Eri m, Sunay, Tağ maç iktidarı sıkıyöneti m mahkemeleri n i n karar­ larını ve bu kara rların i nfaz ed ilebilmesi için gereken formaliteleri n ta mamlanmasını bile beklemeden, verd i ğ i idam cezalarını komandolaş­ m ı ş polis ve askeri bi rli klerine i nfaz etti rmekted i r. Hükümetin bir yurttaşı keyfi ölçülerine göre «a narşist» i lô n etmesi, o yu rttaşın idama mahkCım edildiği a n l a m ına gel mektedir. Ulaş Barda kçı polisler tarafından, hükü­ meti n, «vur»em ri nin yeri ne geti ri l m esi sonucunda öldürüldü. Ayn ı gün Ziya Yılmaz da a ğ ı r yara l a na ra k tutsak edildi. Ziya Yılmazla bera ber, Şerefetti n Serd a r, Osman Cahit iyi g ü n, H üseyin azka n, Safiye azkan, Leylô Dedea l p yara l ı olarak ya ka landılar. Erim h ükümeti nin kurulmasından «vur» emrini yerine getiren silôhlı i lçesi nin inekliköyü ya k ı n la rında 31 Kad i r M a n g a v e Alpaslan azdoğuyu

k ı sa bir zaman sonra, yine i ktid a rı n birli kler, Adıyamono bağ l ı Gölbaşı Mayıs 1 971 tarihinde Sinan Cemgi l , öldürmüşlerd i .

ista n bulda 3 Hazi ra n 1 971 'de H üseyin Ceva h i r, 22 Mayıs 1 971 de ı b ra ­ h i m aztaş da izmirde pol i s ta rafından y i n e h ükümetin «vur» e m r i yeri ne geti ri lerek öldürülmüş lerdi. iktid a r böylece, sı kıyönetim mahkemeleri nin yapamad ı ğ ı n ı , pol i se, pol i ­ sin yapama d ı ğ ı n ı da askeri mahkemelere ya ptırarak, faşist terörü uyg u l u ­ yor, işkenceler, idam v e a ğ ı r h a p i s cezaları i le, Amerikan Rancers tipi 1 49


poli s ci nayetleri i l e, tah a m m ül leri aşmış olan paha l ı l ı ğ ı n , yeni verg ilerin h a l kta uya nd ı rd ı ğ ı hoşnutsuzluğu, kamuoyunu ve devri mci leri y ı l d ı rmak yoluyle bastı rmayı ö ngörüyor. • H ü kü meti n «reform» d iye a d la nd ı rd ı ğ ı tasa rılard a n biri de Ceza Mahkemeleri Usulü Kanununda değ işikliği gözönünde tuta n tasa r ı d ı r. Bu tasarıya i ktidar, sı kıyönetimden sonra ki devi rde, sı kıyöneti m i sivil elbise i l e yü rütmeyi ta sa rla maktad ı r. Ceza M a h kemeleri U s u l ü Kanun unda ya pıla­ cak değ iş i kl i kle, i ktid a r, objektif delil usulünü ka ldı rmayı, yeri ne keyfi suçlama lara ve mahkumiyetlere s ı n ı rsız bir şeki lde yol açabi lecek karine usulünü geti rmektedi r. Ayrıca polisin yetki leri ve adam öldü rme imkônları a rtırı lacağ ı g i bi, siyasi dôva la rda suçüstü, yani i nce eleyip sık dokumadan yurttaşı mahkum edecek usul hükü mleri ve i htisas M a h kemeleri geti ­ ri lecektir . • i ktidarın Sıkı yönetim terörüne, idam ceza larına, «vur» emirlerine ve öteki faş i st ted bi rleri ne karşı yurt ve d ü nya kam uoyu nda Şubat ayı içinde sert tepkiler uya n maya deva m etti. 1 .500'den fazla ta bii senatör, parla menter, gazeteci ve daha başka ayd ı nlar Meclis Ada let Komisyonuna başvura rak siyasi eylemler için mevcut ölüm ceza l a rı n ı n ka l d ı rı l masını teklif ettiler. Bundan evvel de 1 790 ayd ı n ı n ortak b i r d i lekçe ile Cumhur­ başka n ı na başvura rak buna benzer b i r teklifle bulundu kları b i l i n mekted ir. ' Değ i ş i k siyasi ka n ı l a ra sa h i p ve değ i ş i k a k ı m l a ra bağ l ı ayd ınların yurt­ sever gençleri idamdan ku rta rmak, genelli kle siyasi eylemler için mevcut i d a m ceza larının kaldırı l ması uğruna bir a raya gelmeleri ve bunu Sıkı­ yöneti m terörüne rağmen yapmaları, kamuoyu nun bütün i m kônlarını ha rekete geçi rerek, bütün g üçlerini b i r a raya getirerek em perya lizmin ve faşizmin baskısından kurtu lma ktan yana olduğuna bir d e l i l sayı lma ktad ır. i ktida rın terörüne ka rşı d i renenlerden 1 7 kişi Diyarba k ı rda tutsa k ed i ld i . Sıkıyönetim savcı l a rı n ı n bunlara yüklemek i stedi kleri «suç» «mevcut d üzeni değiştirmeye teşebbüs»tür. 1 4 1 . maddeye g ö re ya rg ı la nacaklarına göre, b u n la rı n do ağa derebeyi d üzenine ve em perya lizme karşı çıkan yurt­ severler olduğu a n laşı l ı r. Şu bat ayı içinde ayrıca Dev-Genç'e bağ lı 229 kişinin d u ruşmaları An­ kara Mamak Sı kıyönetim Askeri Mahkemesinde başladı. Askeri savcı, bu yurtseverlerden 1 3' ü n ü n i d a m ı n ı i stemektedi r. Dev-Genç yöneti ci lerinden Ati l lô Sarp, i rfan Uçar, Ruhi Koç ve G ü n Zileli idamı i stenen ler a ra ­ sındad ı r. Savc ı n ı n 1 5 yıl kadar a ğ ı r hapsi ni i sted iği aydı nlar a rasında CHP'li profesör Mua m mer Aksoy ve Gazi Terbiye Enstitüsü M ü d ü rü Naciye Oncül de va rd ır. Ankara Sı kıyönetim Ma hkemesi nde Deniz Gezmiş ve a rkada şlarını savu ­ nan 1 1 avukatın yarg ı lan masına deva m edi l d i . Avukatla r sıkıyönetim ma hkemeleri n i n Anayasaya karşı olduğunu i leri sürd ü ler ve bu g i bi mah­ kemelere güvenleri olmad ığ ı n ı b i l d i rd i ler. Askeri savcı avukatları n üçer 1 50


y ı l hapis cezasına çarptı rı lmasını i sted i . Yurtseverleri savu nan avukatların bu şekilde baskı a ltına a l ınması faşist yarg ı lamaları n yöntem lerinden biri ­ d i r. Maksat avukatları ve genellikle kamuoyunu, basını y ı l d ı rarak, yurt­ severleri faş ist savcı ve yarg ıçları n karşı sı nda savunmasız b ırakmaktı r. iki yıl kadar evvel, faşist ispa nya'da d ü nyaca meşhur «Burgos Mahkeme­ s i nde" de Fran kocular, askeri mahkemede yarg ı ladıkları yu rtseverleri savun a n avukatları, savunma haklarını k u l l a n ı rken tutsak etmi ş ve yarg ı la ­ m ı ş lardı. Askeri Yargıtay Başsavcısı Tas h i h i Karar isteklerin i reddettiğ i nden i d a m ceza ları n ı n görü şül mesi i çin, Deniz Gezm iş, Yusuf Aslan v e Hü seyi n i n a n ı n dosya ları Anakara Sıkıyönetim Mahkemesi ta rafından Başbaka n ­ lığa sevkedi ld i . Başbakan E r i m d e , idam cezalarının onaylanması isteğ i i le dosyayı Mecl i se sevketti. Dosya Meclis Ada let Komisyonunda görü ş ü l ü p bir karara bağlandıktaıı sonra, genel kurula sevkedilecek, Meclisten sonra mesele bir de Sena­ toda görüşelecektir. Ayrıca, Ankara Sıkıyöneti m Mahkemesi Gezmiş g ru­ bundan idamı bozulan lara karşı yi ne. ayn ı kararda ısra r etti. iktidarı n bu ka nl ı terörü, i d a m kara rları, a ğ ı r hapis ceza ları yurt dışı nda bulunan yu rttaş larımız tarafından da top la ntı, m iti ng, yürüyüş ve a ç l ı k g revleri ile p rotesto ed i ld i . B a t ı Berlin Universitesinde T ü r k öğ renci leri n i n idam cezalarına karşı 7 Şu batta başlattı ğ ı a ç l ı k g revi gerek Batı Ber l i n gerekse Batı Alma nya ayd ı n v e işçi çevreleri nde g e n i ş bir i l gi uya n d ı rd ı . Martin Niemöller g i bi a nti -faşist tutumları i l e ta n ı n m ı ş kil i se adamları, Gü nter Grass gibi d ü nyaca ta n ı n m ı ş yaza r ve ayd ı nlar, Türk öğ rencileri nin protesto ha reketi ne katı l d ı kları n ı Bonn'daki Türk elçi l i ğ i ne çektikleri tel ­ g raflarla belirtti ler. Batı Alma nya h ü kü meti ne de başvurara k ondan idam­ ların i nfaz ed i l memesi için müdahale etmesini isted i ler. Batı Almanya n ı n Frankfurt şehrinde Türk 'işçi ve öğ renci leri Tü rkiyedeki faş i st terörü protesto eden bir yürüyüş tertip ledi ler. Yü rüyüşe büyük ölçüde Batı Alman, italyan, ispanyol, Yunan i şçi ve öğ rencileri de katı l d ı . '. Şubat a yı içinde memlekette ekono m i k ve politik bunalım a rttı . ista n b u l Sanayi Od a s ı nın ya ptığ ı bir a n ketin sonucu mem leket sanayi i n ­ deki genel d u ru m hakkında b i r f i k i r verecek n itel i ktedi r. O d a n ı n yayı n­ ladığı ra ka m l a ra göre, sayısı 829' u bulan istanbul'daki sanayi kuruluş­ larından a ncak � ij 1 7'si tam kapasite ile çalışma kta d ı r. Sanayi kuruluş­ larından % 11 'i ta mamen ithal malı hammadde, (j u 33' ü yerli ma lzeme i le ça l ı ş ma kta d ı r. Tam kapasite ile ça lışa mayan işletmelerin 0. '0 52'si ham­ madde eksikliği n den, 0, lı 41 ' i finansman d a rl ı ğ ı ndan, 0, o 42'si de elektrik enerj i si yetersizliği nden ötürü kısmen i şleyebi l mekted i rler. Buna yedek parça yokl uğundan ötürü ya atı l ka lan ya da kapa sitele­ rinin altında ça lışan i şletmeleri de katmak gerek. Türk-iş'in yayı nladı ğ ı bir istatistiğe göre son ü ç yı l içi nde yığı nsa l tüke­ tim malları nda (g ıda ve giyim) fiyatlar 0:0 80 bir artış gösterm iştir. Yine 1 51


Türk- iş' i n b i r açıklamasına göre, kömür fiyatla rında b u y ı l % 300 yük­ selme kaydedi l m i ştir. ta rihli H ürriyet gazetesinde yayı nlanan bir i ncelemeye göre 7 ve 8 Subat ' d ü nya da g ü ndeli kleri en d üş ü k olan ü lke Türkiyedi r. Meselô b i r teknisyen Ati na'da yılda gayri safi 26,728, safi 24,636 Türk Lirası kaza n ı r, haftada 48 saat çalışı r, yıllık ücretli izni 1 6 g ü n d ü r. Beyrut'ta g.safi 3 1 ,920, safi 30,004 kaza nır, haftada 44 saat ça l ı ş ı r, y ı l l ı k ücretli izni 12 g ü n d ü r. Bogota'da g.safi 1 8,932, safi 1 7,212 TL. kaza n ı r, haftada 48 saat çal ı ­ ş ı r y ı l l ı k izni 1 5 g ü n d ü r. Hong Kong'da bu ra kamlar s ı ra i le şöyled i r : 20,738, 20,736, 36, 1 2 . Madrid'de şöyled i r : 32,740, 29,980, 46, 2 1 . Sao Paolo'da şöyle : 23,1 56, 21 ,304, 47, 20. Ankarada şöyle : 1 5, 240, 1 2,036 , 48, 1 5. B i r memur içinse bu raka mlar şöyle s ı ralan ıyor : Ati nada : 49, 1 32, 41 ,040, 39, 26. Beyrut : 63,840, 58,732, 36, 1 8. Boogota : 20,680, 1 9,744, 40, 1 5. Hong Kong : 27,648, 27,404 40, 1 6. Madri d 47,1 80, 40,398, 42, 23. Sao Paolo : 20.500, 1 8, 860, 45, 20. Ankara : 1 8,673, 1 5, 447, 41 ,5, 30. Bu ra kam ­ ları i b retle seyrederken, DPT' n ı n i statisti klerine göre, Tü rkiye' n i n, dünya n ı n en pa halı ü l kesi olduğunu da hatırdan çıkarmamak gerekmektedi r. Sürekli paha l ı l ık, vergi fu rya ları, za m lar, sıkıyöneti m faşiz m i n i n baskıları, ka m uoyunda taha m m ü lleri taşı rmakta d ı r. Bundan ötürüdür ki, işbirlikçi züm­ reler şekilde bazı değişikli kler yapara k , kamuoyu nu, emekçi halkı oya Ia­ mak g i b i eskiden beri kullandıkları bi r ta ktiğ i yenilemek hazı rlıkları için­ dedi rler. S ı k ı yöneti m i kaldırm a k, daha doğ rusu askerı s ı kıyönetim yerine sivil bir sıkıyönetim geti rmek i stiyorlar. Şu bat ayı bunun hazırlıkları i le geçti. Ceza Mahkemeleri Usu l ü, Cemiyetler, Ceza Kanununu, Siyasi Pa r­ ti ler, Grev ve Toplu Sözleşme Ka n u n ları i le daha b i rçok ka n u n ları değ iş­ tirmek üzere sayı sı 1 61 'i bulan tasarıları hazırlama s ü reci hızlandı. Bu m aksatla Şubat ayında o n oy g i bi kısa b i r zam a n içinde kamuoyunda tamamen iflôs etmi ş olo n Erim i ktidarı n ı n yeri ne başka larını geçirme yönü nde ya pılan hazı rlıklar do bir hayli hızlandı. Bu maksatla bir yandan CHP Genel Başka nı i nönü, bir yandan Demirel, bir yandan do Ankara­ daki Amerikan Büyükelçisi Hand ley'i n büyük çaba lar harca d ı ğ ı görü l d ü . Oyuna evvelô Hand ley başladı. Demirelle i nönüyü b i r araya getird i . Kend i ö z partisi CHP içinde Orta n ı n Soluna karşı a ğ ı r bir sa ldı rıya geçen , d i ktacı l ı ğ ı , kurultayın seçmiş olduğu Parti Meclisinin dağ ı l ma s ı n ı i steyecek , Orta n ı n Soluna karşı en a ğ ı r itham ları yapacak kada r i leri götüren i nö n ü , başl ıca siyasi hasmı olan Demirelle yaptığı görüşmeden sonra, onunla ta m bir a n laşma içinde olduğunu i l ô n etti . Bunu Demirel - Eri m, i nönü­ Erim görüşmeleri izledi . Buna para lel olarak da Amerikan Büyükelçisi Handley de Eri m , Demirel, inönü, Feyzioğlu ve Bozbeyli ile görüşmelerd e bulundu. Anlaşıldığ ına göre, Va şington, Tü rkiyede kendisine bağ l ı paşa ­ ların, rolleri ni ta mamla d ı kları, kışla larına çeki lme za m a n ı n ı n geldiğine inanmıştır. i nönü piyonunu i leri sürmek, kendi başka n l ı ğ ında CHP'nin 1 52


sağ kolu i l e AP arasında bir h ü kü met kurmayı tasarla makta d ı r. Fakat bunun için herşeyden evvel, faşist tasa rıların ka n u n laşması gerekmekte­ d i r . . . CHP'de Orta nın Solunu ezmek de şa rt. inönü, Satır, Göğ ü ş ve Orkunt g i bi CHP i çinde faşi st di ktatörl ü ğ ü n destekçileri olanların, Orta­ n ı n Soluna yüklenmeleri, sivi l sıkıyönetime geçmenin hazı rlıkları a rası nda­ d ı r. Ameri kan emperya lizmi, paşa larını kışlaya sokma k için, burjuvaziden gelme a nti-emperyali st belirtileri bile yok etmek çabası ndad ı r. Ne var ki, Orta n ı n Solu son za manlarda kamuoyunun emperya lizme ve faşizme, sömürü ve ta lana, pah a l ı l ı k ve vergi ler furyasına karşı gelişen genel direnişin CHP içine yansıyan kolu olarak, pa rti kadroları tarafı ndan önemli ölçüde beni msendi. Hatta bu IJeni msenme pa rti nin yüksek kade­ melerinde bile görü l d ü . Ortak grup toplantısında Sı rrı Ata lay, «servet d a ğ ı l ı şında Tü rkiye Kongonun bile gerisi ndedir» diyerek Orta n ı n Sol u n u tuttu. Oteya ndan Şu bat a y ı içinde ya p ı l a n C H P Hatay Merkez ilçesi i le, Odemiş kongreleri ni yine Orta n ı n Soluna bağ l ı olanlar kaza ndı. Bilindiği gibi daha evvel, Anta lya, Adana, Ankara, Ça nakkale i i kongreleri i l e bi rçok i l çe kong releri ni, kad ı n v e gençlik kol l a rı kongreleri ni de Orta n ı n Soluna bağ l ı olanlar kaza n m ıştı .

• Şubat ayı n ı n 24'ünde Toprak ve Tarı m Reformu On Ted birler Tasa­ rısı Meclis Komisyonunda kabul edi lerek g e nel kuru la sevk edi l miştir. Uzun ve karı ş ı k olan tasarının bazı temel noktaları n ı bil mek tasarının nitel iğini daha iyi a n l a maya yard ı m eder. Tasarı, topra k beyliğini, ağa l ı ğ ı ortadan kaldırmamaktad ı r. Köyde ekono m i k, sosya l v e politik bakımIa r­ dan kuvvetli olan bu zümreye yeni i mkô nlar ta n ı maktad ır. Tasırı Tapulama Ka nununun 33. maddesini değişti rmektedir. Bu maddeye göre; ta n ı k ve belge i le 1 0 dönüme kadar toprağa sa hip olun ma ktaydı . Bu s ı n ı r 20 dö­ n ü me çıkarı l mıştır. Tasarı envanter usu l ü n ü getirmektedir. Ya ni elde mev­ cut top ra ğ ı n envanteri yapıldıktan sonra , «toprak dağıtımına geçilecektir.» Hatta Devlet Baka n ı Oztra k'ı n demecine göre, «toprak reformuna» ta pu­ lama ça l ışma ları biten yerlerden başla nacaktır. Ta sarı 3. derecedeki akra­ balara kada r ya pılan topra k devi rleri ni geçerli saymakta d ı r. Ya ni bu dereceye kada r ya pılan devi rleri geçerli sayarak, büyük topra k beylerine toprak kaçı rma i m kônlarını açık tutmuştur. Toprağı ka mulaştı rma ve dağıtma işlerinde Tarım baka n l ı ğ ı ve hükü mete tan ı d ı ğ ı yetkilerle, On Ted bi rler Tasarısı 1 946'da inönü iktidarı ta rafından çıkarılan ve o za man­ lar toprak reformu ka nunu diye propagandası ya pılan «Köylüyü Top ra k ­ landırma Ka nununa» p e k benzemektedir. Bu kanun 2 6 yıldan beri uyg u l a n ­ m a s ı n a rağmen, topra k reformu hiç bir z a m a n ya pı lamamış, topra k bey­ leri nin hegemonyası eksi lmemiş, artm ıştır. • Oteya ndan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Erez Mecliste bakanlığının bütçesi konuşulurken verd i ğ i bir demeçte, Türkiyede topra ğ ı n % 70' i n i n hayvan g ücü i le işlendiğ ini, mevcut 1 00 bin traktörden 3 5 binin ça lışa ­ biidiğini, y a n i ithal edilen tarım a letleri n i n verim g ü c ü n ü n % 3 5 oldu1 53


ğ unu, yeni traktör ve tarım aletleri ithal etmek gerektiğ i ni söylemiştir. Bakan ayrıca Türkiyede 724 köyün bir kişiye veya bir ai leye ait olduğunu da bel i rtmiştir.

• Konya Seyd işehir Alüminyum Fabrikası nda topl u sözleşme i mzalama konusunda Türk-iş yöntecileri fa brika idaresi ile a n laşarak, işçi haklarına karşı cephe a l d ı klarından Maden-iş Send i ka s ı n ı n d i renişi ile karşılaşmış­ lard ı r. Çoğ u n l u ğ u Maden-iş'e bağ l ı işçiler, Meta l -iş yönetici leri i l e fa brika idarecileri a rasında işçi haklarını çiğnemek için meydana gelen bu a n ­ laşmayı protesto etmek, topl u sözleşmenin Maden-iş tarafından i mza lan­ masını sağ lamak i çin otu rma g revi i l ô n etmişlerd i r, Meta l - i ş yönetici leri gerek fabri ka yöneti minin, gerekse polisin yard ı m ı ile g rev i lôn eden işçilere sa l d ı rmışlard ı r. Sa l d ı rı bi rçok işçi n i n yarala nmasına sebep olmuş­ tur. Polis bi rçok grevci işçiyi tutsak etmişti r. • ispartada 1 4 tekstil fa brikasında g rev i lôn edi l miştir. Sebep. patron­ ların i şçi isteklerini kabule ya naşmama larıd ı r. Patronlar işçi isteklerini hem ka bul etmemişler, hem de işçileri lokavtla tehdit etm işlerd i r. G rev bu tehditlere karşı ilôn edilmiştir.

• Tü kiye Sera m i k, Porselen ve Toprak işçi leri Sendi kası Başka nı Hasan Tü rkay, verdiği bir demeçte Erim hükü metinden 1 1 ilde, yani sıkıyönetim bölgelerinde g revleri n süresiz ertelen mesi nin sebebini sormuştur. Tü rkay'a göre, bu tutum, Anayasaya ka rşı olduğu g i bi, g revlerin doksan g ü n erte­ lenmesini öngören G rev ve Toplu Sözleşme Ka n u nuna bile karşıdır. D O NYADA

• Yunan cu ntası n ı n 1 3 Şu bat tari hinde Kıbrıs hükü meti ne verdiği ülti­ matom, Doğ u Akdenizde ve Adada mevcut gerg i n l iği birdenbi re a levlen­ dirdi. Yunan cuntası, Maka rios h ü kü meti nden ord u n u n elinde bulunan silôhların Bi rleşmiş M i l letler silôhlı kuvvetlerine teslimini ve gerici güç­ lerden yeni bir h ü kü met kurmasını istiyord u. Cunta n ı n bu ma nevrası n ı n NATO karargôhında v e Vaşi ngtonda kararlaştı rıldığı, bi rkaç g ü n sonra, Ankara ve Lon d ra hükü metleri nden, Lefkoşeye bu g i bi ültimatomlar veril­ mesiyle anlaşıldı. Maka rios hükü meti bağ ı msız ve egemen bir devleti n iç işlerine ka baca karışmak olan bu ü ltimatomları reddetti. Bu s ı ra l a rda gerek Türk, gerekse Yunan cuntası Adayı paylaşmak üzere hazı r l ı klara gi rişti ler. Maksat Adayı Orta Doğ u, Ba lkanla r, Tü rkiye ve Yunanistana karşı bir NATO üssü haline geti rmekti. Bu s ı ralardad ı r ki, Sovyetler Birli­ ğ i n i n Ankara ve Atina Büyü kelçi leri , Türk ve Yunan hükü metlerine, Sovyet­ ler Birliğinin bu gelişmeden d uydu ğ u endişi lerini beli rtti ler. Ayrıca Kıbrıs halkı da Maka rios h ü k ü meti ni desteklemek üzere yıgı nsal gösteriler terti p­ liyord u . Bütün bu d i ren meler, Amerikan em peryalizmini, NATO' nun Ada ­ n ı n bağ ı msızl ı ğ ı na karşı terti plediği komploları hiç ol mazsa ş ı m d i l i k suya düşürdü. 1 54


• Fransa Maliye ve Ekonomi Baka n i Desten Şubatın 29'unda Ameri­ kaya şiddetle çata n bir konuşma yaptı. Desten ekonomik buna l ı m karşı­ s ı n da Ameri kan yöneticilerinin, buna l ı m l a rını, müttefi kleri n i n sırtına yük­ lemek politika s ı n ı yerd i. Desten'e göre, Vaşington doların d ışa rı çıkmasını ve Batı ü l keleri n i n kasalarını doldurmasını önleyecek ted bi rler o l ma l ıyd ı . Çünkü Ameri kada n d ışa rı a k a n dolar, Amerikadaki ekonomik v e politi k buna l ı m ı da bera beri nde taşıyord u. Uzma nların beli rtti ğ i ne göre, bugün, Birleşik Amerika d ı şı nda 80 mi lyar dolar kadar Ameri kan pa rası vard ı r. Bunların üçte biri Avrupada ki NATO'ya bağ l ı ü l kelerdedi r. Ameri ka n ı n geçen Eyl ü l ayında doları deva ­ l üye etmesi h i ç bir işe yara ma m ıştır. NATO ü l keleri Merkez Ba nkalarının kasa la r ı n ı doldura n doları ne yapacaklarını şaş ı rmışlard ı r, Bu para lar a ltı nla değ i şti ri lemez. Bunlarla Ameri kadan alet ve donatım satın a l ma teklifini Vaşington h ü kü meti şiddetle reddetmekted i r.

• i n g i lterede 56 g ü n s ü ren maden i şçi leri g revi sona ermi ştir. M u ha­ faza kôr h ü kü met ma den i şçileri n i n g revi ni kırmak için, orduyu kullanmak, kamuoyunu i şçi lere ka rşı tahri k etmek gibi ted birler a l m ıştır. Bütün bunlar bir sonuç vermemiş, sonunda, h ü kü met, maden i şçi leri sen d i kası n ı n i ste­ d i ğ i % 20 za mmı kabul etmek zorunda ka l m ı ştır. Birleşik Amerikada i se, 1 30 bin posta ve telgraf i şçisi g ü ndeli kleri n i n artırılması i steğ iyle g rev i l ô n etti ler. i ngi lterede 1 2 bin posta v e telgraf i şçisi, Ameri kadaki meslekdaşları ya ra rına destekleme g revi ne geçti ler.

• Dü nya Sen d i ka lar Federasyonun bir açıklamasına göre, 1 971 yılında kapita list ü l kelerde 45 mi lyon emekçi büyük sermayenin söm ü rüsüne karşı g rev hareketleri ne katı l m ı ştır. Gel işmiş kapita l i st ü l kelerde 250 mi lyon işçi ve emekçi, sendikalara kayıtlıdır. Bunla rdan 1 40 mi lyonu Dü nya Send i ­ kalar Federasyonuna üyed ir. • Bulgarista n H a l k Cumhu riyeti Devlet Başkanı ve Kom ü n i st Partisi Birinci Sekreteri Todor J ivkof'u n M ı sır'ı ziya reti sonunda ortak bir bildiri yayı nlandı. B i l d i ride Bulgarista n ' ı n M ıs ı r'a 40 mi lyon dolar tutarında bir kredi açacağ ı beli rti lmekted i r. Bulgaristan bu kredi ile M ıs ı r'da işletmeler kuracak, teknik yard ı m la rda bulunacaktır. Ayrıca taraflar, em perya listleri n, isra i l m i l itaristıeri n i n M ıs ı r ve öteki Arap halklarına karşı sa ldırı larını yermekte, 23 Kasım 1 967 Güvenlik Konseyi kara rla rı n ı n uygulanmasını iste­ mekted irler. • Şubatın 1 3' ünde Pa ris ya k ı n larında bulunan Versayda Çin-Hindi halkları i le d ü nya daya n ışma konferansı açı l d ı . Konfera nsa 80 kadar ü l keden delegeler katı l d ı . B ütün delegeler, Ameri kan emperya l istleri ile uydularının Çin-Hindi topraklarından çeki lmeleri ni, Viyetna m , Laos ve Ka m boç halkları n ı n kaderleri n i kend ileri n i n tayin etme hakkı n ı n ta n ı n ­ m a s ı n ı i sted i ler. S B K P Genel Sekreteri Leon i d Brejnef, Konferansa gön­ derd i ğ i bir mesajda, SB'nin Çi n -H i nd i h a l kla r ı n ı n haklı dava s ı n ı destek1 55


lediği n i, bundan böyle de destekleyeceği n i belirtti. Oteya ndan Pek i n idare­ c i leri, Maocular, konfera nsı boykot ettiler.

• Sovyetler Birliği b i l g i n leri 1 5 Şubat g ü n ü Aya doğru «Luna-20..Yı fı rlattılar. «Luna-20.. Ay etrafında yörüngeye girdikten sonra, Şubatı n yirmisinde yumuşak i n işle Ay'ı n g ü ney kısmında dağ l ı k b i r yere kondu. istasyon Aya kondukta n sonra muntaza m b i r şeki lde b i l i msel a raştırmalara başladı ve bugüne kada r uyg ulanmamış b i r tekn i kle Ay'dan taş, toprak topla maya başladı. istasyon u n üst kısmı Şubatın 23'ünde D ü nya'ya doğ ru hareket etti. 25'inde de Sovyetler Birliğinde evvelce tesbit edi l m i ş olan yere indi. Bilim çevreleri nde beli rti ldiğine göre, Sovyet b i l g in leri n i n Ay' ı n dağlık kısmına uzay la boratuvarı göndermeleri ve kobaltan bile sert olan toprak­ tan numu neler geti rmeleri, büyük bir b i l i msel başa rıd ı r.

1 56


AY ı N Y O R U M LA R ı

Türkiyenin NATO'ya g irişi nin 20. yıldön ümü Şubatı n l Tsinde Türkiyenin NATO'ya g i rişinin 20. yıldönümü NATO ve i ktidar çevrelerinde önemle a n ı l d ı . Savu nma ba ka n ı Melen'le NATO Genel Sekreteri Luns a rası nda tebri k ve teşekkür telegra fları değ iş-tokuşu ya p ı l d ı . CHP, AP, D P genel başkan la rı yay ı n l a d ı kları b i l d i ri l erle NATO' n u n «hizmetlerini» sayıp döktüler. Cunta tara fından başba ka n lığa getirilen Erim de sesi n i bu gerici polikacı ların korosuna katma kta geci kmed i . Türkiye'n i n NATO'ya katı ldığ ı s ı k ıyöneti mciler ta rafından bu şeki lde pa rla k sözlerle a n ı l d ı ğ ı g ü nlerde, NATO ve onun başında bulunan Ameri­ kan emperyalizminin pol iti kacıları, Kıbrısı, Tü rkiye ve Yu nanista n faşist cunta la rı a rasında paylaşa ra k, onu b i r NATO üssü haline getirmek üzere eylemlerini yoğ unlaştırıyorlard ı . Kıbrıs h ü kü meti gerek Ati na gerekse Ankara cuntası tarafı ndan politik kı skaç içine a l ı n ı rken bir yandan da Türk h ü kü meti i k i nci Orduyu alarma geçiriyor ve Anadolunun K ı b rı s karşısı ndaki sa h i l lere yığıyordu. Donanma da bu civarda «Deniz K u rd u - I» ma nevra l a rına başlıyordu ' " Türk hava kuvvetleri K ı brısın havalarına pervasızca dal maya başla m ı ştı. Kıbrıs'taki bu komplolora gerek G rivas gerekse Denktaş taraftarları da katı lıyor, iki cemaatı n a ra s ı n ı a çmaya ça l ı şa ra k emperya l i st müdahaleye zem i n hazı rla maya ça l ı şıyorlardı. Fa kat bir yandan Maka rios h ü k ü meti, Atina ve Ankara n ı n ü ltimatomlarını, bağ ı m sız bir ü lkeni n içişlerine kabaca ka rışmak olan bu müdahalelerini red ederken, b i r yandan da Kıbrıs emekçileri, devrimci pa rtileri AKEL'in teşebbüsü ile ve Makarios hüküme­ tini desteklemek maksadıyle em perya l i st müda halelere karşı harekete geçiyor, Kıbrı s ı n değ i ş i k şehi rleri nde yığı nsal gösteriler terti p liyord u . K ı b rı s bağ ı msız v e Birleşmiş M i l l etlere üye b i r devlettir. O n u n topra k­ larına asker çıkarmak, Bi rleşmiş M i l letler Anayasa sı ve Devletler Hukukuna göre tam b i r sa l d ı rı sayı l ı r. Bu g i bi b i r sa ldı rıya g i rişenler hareketlerinin sonuçlarını yükümlemek zoru ndad ı rlar. Kısacası Türkiye, NATO'ya katı ldığının 20. yılında, bu pakt tarafından harp uçurumuna sürü klenmesine k ı l ka l m ı ştır. Emperyalizmin ve peykleri n i n, halkların bağ ı msızl ı ğ ı n ı ortadan kal d ı rma ve onları köleleşti rme politikasına karşı Sovyetler Birliğinin ve öteki sos­ ya l ist ü lkelerin tutu mu, e m perya listleri n, halkları köleleştirmek, harplere, gerg i n l i k lere sebep olmak teşebbüslerini b i r daha önleyerek, Kıbrısta T ü rk­ lerle Ru miarın bağ ı ms ı z yaşa m a k imkônını savunduğu gi bi, Türkiyeyi, faşist cunta n ı n kışkırttı ğ ı harbe ve gerginliğe sürüklen mek ve sonu karan­ lık macera l a ra atıl ma ktan da koru m uştur. 1 57


Türkiye n i n NATO'ya girişinin 20. yı ldönü m ü m ünasebetiyle geriye doğ ru bir göz atı ldığında NATO'n u n Türkiyeye çok pahalıya m a l olduğu derhal görül ür. 1 968 yı l ı nda NATO Brüksel merkezinde yayı nlanan bir i statistiğe göre bu y ı l içinde Türkiye n i n NATO için yaptığ ı harp masrafları 1 6 mi lyar l i ra ­ d ı r. O yıl devlet b ütçesinin 28 m i lyar lira civa r ı nda o l d u ğ u gözö n ünde tutulacak olursa, NATO'nun Türkiyeye yükled i ğ i masrafların ölçüsü daha kolaylıkla a n laşı l ı r. Türkiyenin sürekli ve s ü regen buna l ı m l a r, paha l ı l ı k, sömürü ve talan ü lkesi olması n ı n baş l ı ca sebebi em perya lizme ve o n u n h a r p maki nesi NATO'ya bağ l ı l ı ğ ı d ır. NATO, başta işçi sı nıfı olmak üzere devri mci eylemlerin sonucu olara k a nti-emperya l i st, demokrati k a k ı m l a r ı n gelişmes i n i , işbirlikçi b u rjuvazi n i n i ktidarı v e kendisine bağ l ı paşa lar eliyle, parlamentarizmin son dekorla rını da ka ldırtmış, kara faş i st b i r i kti ­ d a r kurdurtm uştu r. Emekçi halkı s i l i n d i r g i bi ezen pahal ı l ı ğ ı n hızı g ittikçe a rtıyor. Tü rk-iş' i n yayı n ladığı bir i statistiğe göre s o n üç y ı l içinde yığınsal tüketi m mal ları fiyatlarında 0 '0 80 a rtış olmuştur. Yeni yeni vergiler, 15 milyarl ı k ek b i r yükü h a l k yığ ı n la r ı n ı n omuzla rına yı kmayı öngörmekted i r. Plana göre bu yıl 600 mi lyon doları, yani 9 m i lyar l i rayı bulacak olan d ı ş tica ret açığı , yüz mi lyar l i rayı aşan d ı ş ve iç borçlarla fa izleri, sı kıyöneti m ler, ista n b u l g i bi şehi rleri n baskına uğra ması, Kürt yurttaşlara karşı gitti kçe yoğ un­ laşa n ka n l ı terör, askeri mahkemeler, idam ceza ları, s ı kıyöneti m i, . sıkı­ yöneti mden sonra da devam etti rmek üzere alınan ted bi rler, faşist tasırı­ ları Meclisten geçirme, Orta n ı n Solu dahil bütün a nti -em perya l i st sol a k ı m la rı ezme çaba ları hep NATO'nun Tü rkiyedeki «eserleri" a rasındad ı r.

1 58


Kağıttan ka plan Pekinde . . . Çin Başbakanı Çu En Lay' ı n daveltisi olarak, Amerika Cu m h u rbaşka n ı N i kson, 21 -28 Şubat ta rihlerinde Ç i n H a l k Cumhuriyetin i ziya ret etti . Mao Tse Tun'la uzun b i r görüşme yaptı. Çu En Layla hemen hemen herg ü n görüştü. Bu görüşmeler sonunda b i r de Çin Amerikan ortak b i l d i risi yayın­ landı. B i l d i ride Amerika n ı n s i ıahl ı kuvvetleri ni bu bölgede gerg i n l i ğ i n gideri l­ d i ğ i nisbette geri çekeceğ i. tarafla rın en yü ksek seviyede temaslarlo d ü nya sorunları hakkında s ü rekli görüşmelerde bu lunacakları. ekonomik, b i l i msel ve kültürel o la n la rda işbirl i ğ i n i n a rttı rılacağı beli rti lmektedir. N i kson Amerikan s i ı a h l ı kuvvetleri n i n Tayva n'dan geri çek i l mesi ni «nihai gaye.. olarak ka bul etmişti r. Tayvan meselesi kosten vuzuhsuz b ı ra k ı l m ı ştır. N i kson'un Mao Tse Tun ve Çu En Layla yaptığı uzun görüşmeler tom . olara k b i l d i riye o ksetmiş değ i ld i r. Çin ve B i rleş i k Amerika i lişki leri nde görü len gelişmelerin başka halkların çıkarları a leyh ine olduğunu g i zlemek zord u r. Pekin yönetici leri Amerikan askeri kuvvetleri n i n G ü ney- Doğu Asyo 'da ka lmasını çıkarlarına uyg u n görmekted i rler. Ortak b i l d i ride Viyetnam harbi n i n sona erdiril mesi hakkında, Viyetnam Demokratik Cu m h u riyeti n i n ve G ü ney Viyetnam Geçici Devrimci H ü küme­ tinin tek liflerine yer veri l m i ş değ i l d i r. N i kson'un Pekin ziya reti s ı rası nda Amerikan uçakları Kuzey Viyetnam'ı ve G ü ney Viyetnam'ın kurta rı im ı ş k ı s ı m larını daha şiddetle bombolo moya başl amı şla r, hatta. Ameri kan s i ı a h l ı kuvvetleri boşkomuta n ı sıfatiyle Nik­ son. Çin topraklarındon bu bombard ı m a n l a r hakkında muntazo m bilgi a l m ış, bunların sürd ü rü lmesi için e m i r de verm iştir. Pekin yönetici leri, Mao Tse Tun ve Çu En Lay, N i kson'un, Çin toprakları ndon bu g i bi s a l d ı rı ha re­ ketleri ni i d a re etmesini kolaylaştırmak için gereken kolaylığı göstermiş­ lerdi r. Viyetna m Demokrati k Cumhu riyeti Savu nma Bakanı Genera l Giap, N i k ­ son'un Pekin ziya reti ni şiddetle yeren b i r demeç verd i ğ i g i bi. Pariste. Ameri ka l ı ve Saygon temsi lci leri i le Viyetnam soru nunu görü şen VDC ve GVG DH temsi lci leri. bombard ı m a n ıarı protesto maksadıyle konfero nsın 1 45. oturu m u n u terketmişlerd i r. Amerikan emperya lizmi ile Mao yöneti m i n i n halkların u lusal kurtu luş savaşını bo lta lamak için bu ilk a n laşmaları değ i ld i r. Dü nya kam uoyu, Ameri kan emperya listleri nin, Pa kistan m i l ita ristıeri n i n ve Pekin yöneti ­ cileri n i n elele verip katl iam ve terörle Bangla Deş ha l k ı n ı n u l usa l kurtu­ luş sava ş ı n ı ezmeye ka lkıştıkla rını, Bangla Deş'in, Sovyetler B i rliği. öteki sosya l i st ü lkelerle H i n d i sta n ı n ortak gayretleri i le kurtulduğunu iyi biliyor. Peki n idareci leri uzun zaman Amerikan emperya l i stleri ni d ü nya kamuo­ yuna kağ ıttan kaplan diye göstermeye çalıştılar. Maocuların. Ameri kan 1 59


emperya l i z m i n i n nü kleer bom ba lardan, modern ordulardan ve mali serma­ yeden olan diş ve tırnaklarını gizlemeleri nden ma ksat d üşmanı küçümse­ yerek, yeryüzünde gelişen a nti-emperya l ist ha reketi gevşetmek, a nti ­ em perya l i st cepheyi dağ ıtmak em peryalistlere sol u k a lmaya i mkôn ver­ mekti. Em perya lizmi yenmek, sa l d ı rı larını önleyebi lmek için, d ü nya sos­ yalist devletler topluluğunun birliğini, kuvveti ni a rtı rması, d ü nya u l usa l kurtuluş, i şçi, barış ha reketleri n i n a nti-emperya list bir cephede du rmadan g üçlenmesi gerekiyordu . Pekin idarecileri, stratej i k hedefleri ne hizmet için N i kson'u Çin'e davet etmişlerd i r. N i kson'u d ü nya ve Ameri kan kamuoyuna b i r barış havari si g i bi göstermeye ça l ışmakla, onun, bu yı l ı n sonbaharında ya pılacak seçi m ­ lerde şa n s ı n ı artırmak, Ç i n pazarı n ı Ameri ka n tekellerine açmakla d a , çöküş devri nde em peryalizmin buna l ı m larını hafifletmeyi gözön ünde tut­ muşlardır. Em perya l i z m i n zayıflaması, d ünya sosya li st ve ulusal kurtu luş hareketleri n i n daha da g üçlen mesi d ü nyada Maocu ların atom hara beleri üzeri nde hakimiyetierini kurma haya l leri nin sonu a n la mı na gel mektedi r .-. . Türkiyedeki Maocular da Pekindeki usta l a r ı n ı n izinde, anti-emperya l i st devri mci sosya li st ha reketi yozlaştı rma k için CiA ve M iT ajanları i le elele bazı gençleri aşırı yollara sevketti ler. Sıkıyöneti m i lô n ı n d a n evvel MiT b u n ları d ı şa rı kaçırd ı . Ta bii senatör Acu nerle, kontenjan senatörü Mada­ noğ lu bu gerçeği senatodaki savunmalarında, daha sonra da bazı avu kat­ lar sıkıyöneti m mahkemelerinde açıkla d ı la r. MiT bunlara d ı ş ü l kelerde i şçi ve öğ renci çevreleri nde ayırıcı, yıkıcı eylem leri ni s ü rd ü rmek için i m kôn hazırla d ı . Bir yandan da yine MiT bunları sı kıyöneti m mahkemeleri nde temize çıkarmaya koyuldu. Meselô geçenlerde gazeteler, M i h ri Belli'nin komünizm propagandaslAdan ve gıyaben a ltı yıl sekiz ay a ğ ı r ha pse mah­ kum olduğ unu yazd ı lar. Oysa Türkiyedeki usul h ü kü mlerine göre g ıyaben d u ruşma yapılamayacağ ından, g ıyaben mahkumiyet de sözkonusu olamaz. Ceza evi nden ka çak Çaya n ve a rkadaşları hakkında kovuşturma bunun içi n d u rd u ru l m uştu. Ne va r ki Belli'ye verilmek i stenen bu «devri mcili k>. beratı n ı n i çyüzün ü bilen b i l i rdi. Bilmiyenleri a ldatmak umudu va rd ı . . .

160


ıÇiNDEKILER Sayfa Komünist ve işçi parti leri temsilcileri nin «Barış ve Sosyalizm

Problemleri .. dergisi

toplantısı hakkı nda bildiri

.

.

.

.

.

çalışma larını inceleme .

.

.

.

81

Luis Kar/os Prestes

83

Brezilya komünistlerinin devrimci mücadelesi . Yuvarlak masa konferansımız

93

Kapitalist memleketlerde gençlik hareketi ve komünistler Bugünkü sosyalizm dünyası Boris Ve/çef Bulgaristan H a l k Cumhuriyetinde yeni a nayasa ve demokrasinin

115

gelişmesi Toprak reform ları tecrübesi T. Usuba/ief

1 25

Kapita lizmi atlıyarak sosya lizme geçiş fehti Abd-ü-fettah Mıs ır'da köy kooperatiflerinin geli şmesi

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

1 37

iorj Konyo

1 41

Pol Lanjven özel sayfa lar Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesinin halkım ıza çağ rısı

1 47

A. Soydan Bu ay ı n olayları

1 49

Ayın yoru m l a rı

1 57

Adresimi z : Yeni çağ - Stredisko pro rozsirovani tisku, Praha

6,

Tha kurova

3,

Czechoslovakia


«Barış ve Sosyalizm Problem leri» dergisi 32 dilde çıkıyor ve d ü nya n ı n her tarafında okunuyor. Fiyatı 1 lira


yc_72_02