Issuu on Google+

YENİçAG •

P. Palme Dutt: Kapitalizmin genel bunalımında

F. Fürnberg : Demokratik ve barışçı akım birleşmelidir

ib. Nörlund: Gelişmiş kapitalist ülkeler ve sosyalizm

50 yıllık

dönem

SERMAYE DUNYA SINDA Yunanistan - cunta diktatörlüğü ve ona karşı savaş YAKIN DOGUDA ısrail'in durumu

KOMUNlzM SAVAŞı KAHRAMANLARı Hep zafere doğru

OZEL SAYFALARıMIZ TKP-nin Bildirisi Oldürülmelerinin 47-inci yıldönümü münasebetiyle MUSTAFA SUPHI'leri anıyoruz

1

(43)

Ocak

1968

B A R I Ş

V E

S O S Y A L IZ M

P R OB L E M L E R I


Bu sayıda:

P. Palme Du" Avustu rya Kom ü n ist Partisi Merkez Komitesi Sekreteri

F. Fürnberg Ingiltereli gazeteci

ib. Nörlund Danimarka

Komünist Partisi Merkez Komitesi Sekreteri ve Politbüro Dyesi


Bütün ülkelerin proleter/eri, bir/eşiniz!

YE N i çı6

1 (43) Ocak

1968

Komünist ve işçi pa rtilerinin teori ve enformasyon derg isi

Kapitalizmin genel bunahmlOda son elli yllhk dönem

P. Palme Dutt Dünya nın her tarafında çok teh l i keli bir durumun meydana geldiğini yürüttüğü kanlı savaş öyle ölçüler aldı ki, I ki nci Dünya Harbinden bu yana, hiç bir savaş bu kadar asker bu kadar silah, bu kadar para yutmamıştı. Orta Doğu'da, emperya listlerin ve petrol tekellerinin - bazan dolaysız askeri h a rekata g i rişerek (bundan onbir yıl önce Süveyşte, bugü n ise Aden'de olduğu g i bi), bazan a skeri kuwetlerini ortaya dökerek tehdit edici gösterilerde buluna ra k (Ameri kanın Vi. filosu nu Doğu Akdenize gön­ dermesi g i bi), bazan ise ısrailli yönetici çevreleri kullanara k, yıllardan beri Arap ü l kelerine ve kurtuluş h a reketine karşı yönelttikleri saldırılar, Arap­ ısra i l savaşı ile son ka rteye vardı. Federal Almanyada,Batı lı emperyalistler, militaristleri, tekelcileri, Hit­ lerin ve Nazilerin haiefierini i ktid a ra getirterek, yeniden ordu kurmal a rına müsaade ettiler.Bu ordu bug ün, kapitalist Avrupan ı n en g üçlü askeri g ücü haline g eldi.Bu m i l itarist ve neo-nazi unsurlar, komşu devletlere karşı besledikleri saldırg a n pıanları niç g izlemiyor, bu pıanlarını gerçek­ leştirmek için hazırlıklarını ta mamlamak, n ü kleer siıahlara da sahip olmak istiyorlar. Dünyanın her tarafında, n ü kleer siıah stokları gittikçe yığı lıyor, bu siıah­ ların etki alanı ve yı kıcı gücü g ittikçe a rtıyor. Emperyalist Devletler, sosya­ list ü l kelerin, bütün nükleer silahları yasaklama ve yoketme tekliflerini


sistemli şekilde reddediyor. Sosyalist ü l keler, bundan çok önce, nükleer silahlara i l k olarak başvurmayacaklarını taahhüt ettikleri halde, e mperya­ list Devletler böyle b i r taa hhüde yanaşmak estemiyor. N ü kleer silahların yayılmasını yasaklayaca k bir anlaşmanın a ktedilmesi için harcanın bütün çabalar ş i mdiye kadar baltalandı. N ü kleer silaha sahip ü l ke sayısı nın a rt­ ması. d ünya için. büyük bir teh l i ke teşkil ediyor. Hükleer silahın Batı Almanya n ı n saldırgan m i litaristıerine verilmesi i htimalı. gerçek ve büyük bir tehdit haline aldı. Son za manlarda, hem B i rleşmiş Mil letlerin Genel Sekreteri. hem Ame­ rika Cum h u rbaşkanı. üçüncü bir dünya savaşı i htimalının çok yakın oldu­ ğunu söylediler. 1 1 Mayıs 1 967 g ü n ü U Thant şöyle konuştu : «Alda n ıyorum belki, a ma Oçüncü Danya savaşının i l k dönemine şahit olacağı mızı sanıyorum.» Genel Sekreterin bu beya natı g azetelerde çıktığı gün. Ameri kan basını ,Başkan Johnson'un kızına söylediği sözleri yayınlıyordu. «Kızım. belki de baban. Oçüncü Dünya Harbini açmış i nsan olara k karihe geçecektir... öte yandan. Birleş m i ş M i lletlerin yayınladığı «Avrupa i le ilgili i ktisadi rapor»unda belirtildi ğ i ne göre. ü ç yıldır. yani 1 965-1967 yıllarında. Batı Avrupa ü l kelerinde üretimin artış tem poları. I ki nci Dünya Harbinden bu yana i l k defa düşmüştü r. Aynı belgede belirtildiği g ibi. bu düşüşe karş ılık, Avrupa sosya list ü l kelerinin iktisadındaki yüksek gelişim oranı yüksel miştir : B u ülkelerde 1 966 yılında sanayi ü reti mi, yaklaşık olara k, % 8 artmıştır. Tekeller a rasında ki rekabet git gide keskinleşiyor. çatışma konu la rı, dünya parası meselesi, doların, Ingiliz l irasının ve a ltı n ı n oynayacağı rol mese­ lesi, g ü mrük blokları ve Ortak Paza r meseleleridir. G ümrük tarifelerinde yapılacak i ndiri m lerle ilgili a nlaşma n ihayet GAD (g ü mrük tarifeleri ve tica retle ilgili a nlaşma) çerçevesi içinde i mzalandı. Ekonomist Dergisi, çok doğru olarak, bu a nlaşmayı fakir ül kelerin za ra rına a ktedil m iş «zenginler anlaşması» diye tarH etmiştir. Oysa. «al. gelişmiş» adı verilen, ülkelerde yani siyasi bağ ı msızlığa kavuştukla rı ha lde, sömürgeci i ktisadın ve emper­ yalist tekellerin i ktisadi üstünlüğünün boyunduruğu ndan bir türlü kurtu la­ mamış eski sömürgelerde, m i lyonlarca i nsan yoksul l u k ve açlık gibi en temel sorunlarla karşı karşıyadır. Batıl ı i ktisatçılar, zengi n ve sömürgeci emperyalist ü l kelerle, sömürülen fakir ü l keler a rasındaki uçurumun g ü nden güne derinleştiğ i n i resmen kabul ediyorlar. -

Işte kapitalizmdeki genel bunal ı m ı n elli yıllık gelişme bilançosu budur. Yine bu son elli yıl içinde. sosyalizm ve m i l l i kurtuluş g üçleri. dünya n ı n en büyü k kesiminde saldırıya geçmiştir. Ç o k kesin sonuçlar doğuracak b i r dönem başladı : insa n l ı k tarihinin en büyük dönemecin i teşkil eden bir dönem : söm ü rü temeline dayanan eski sınıflı topl u m u n, kom ü nizm yoluna g iren yeni, sı nıfsız, sosyalist toplum haline geldiği dönem. Hiç ş ü phesiz, sosyalizm i le milli kurtuluş ha reketi. büyük sorunlara yol açarak, büyük tehli keler, büyük zorluklar içinde gelişti. Bugün de çetin 2


sorunlar, büyük tehli keler, pek çoktur. Ama sosya l ist dünyanın, m i l l i kur­ tuluş hareketi nin karşılaştığ ı sorunlar ve güçlükler, bu gelişmeden doğan sorunlar ve güçlüklerdir. Gelişmenin çeşitli aşamala rı nda, za man zaman ortaya çıkan, a m a tashih edilebilen ; genel başarının, g enel i l erleyişin olumlu bila nçosuna sıfıra indirmeyen, teferruattan öteye g itmeyen, e n doğru yol a ra n ı rken, i ş l i n m i ş hatalardan i leri gelen bu sorunlar, ca n çeki­ şen bir toplumsal rej i m i n bünyesine musal lat olmuş bir hastalığın sonucu değ ildir. Bu son elli yıllık dönemin en belli özelliği, başka laşmaları n hızlı tem­ posudur. Bundan 1 20 yıl önce, Hazira n 1 847'de, Kom ü nist Birliğinin i l k kong resi londra'da toplanıyordu. Bundan 1 00 yıl önce, Ma rks' ı n «Kapital»ı yayım ­ lanıyordu. Bu temel eser, kapitalist toplumun gelişme kanunlarını tespit ediyor, işçi sınıfının devri mi n i zafere ulaştıracağ ı n ı ve böylel i kle sosyal iz­ m i n kapitalizmin yerine geçeceği n i söylüyordu . ..Kapita l»ı n yayı nlandığ ı ta ri hle M a rks'ın öngördüğü devrimcin olayların gerçekleştiği ta ri h a ra ­ sında, a ncak e l l i y ı l geçti. Ondan sonraki e l l i y ı l l ı k dönem içi nde, d a h a d a m üthiş başkalaşmalar gerçekleşti : Herkesin ka bul ettiğ i g i b i , o za man kurulan i l k sosyalist devlet, g ü ç ba kımından, dünya i ki ncisi oldu, ve en kudretli kapitalist devletin elinden biri nci liği a l m aya çalışıyor. Yine bu son elli yı l içinde, sosyal i st sistem d ünyanın üçte birini kapladı. Dünya ölçüsünde, emperya lizm üstünlüğünü kaybetti. Onü m üzdeki elli yıl bize acaba daha neler gösterecekti r? Oktobr Devrim i , i lerici dünya g üçleri n i n, kapitalizmde 1 9 1 4 ha rbi nden önce başlaya n genel buna l ı ma verdiği tarihsel karş ı l ı ktır. XX. yüzyıl baş­ larında bi le, em perya lizm, yeri ni sosya lizme bıra k maya mahkum, can çekişen bir kapitalizm haline gelm işti. Ama 1 9 1 4 yılında, kapitalizmin içindeki çelişmeler en son kertesini buldu. Em peryalistler, dünyayı bölüş­ müşlerdi ; a ma yayılma eği l i m lerinin sonucu olarak, dünyayı yeniden a ra ­ ları nda taksime kal kışmaları, çatışmalara yol açtı . 1 91 4 savaşı b u yüzden patlak verdi. O zamana kadar eşi görülmemiş, m i l l i ve veya bölgesel kal­ mayan, topyekun bir dünya savaşı niteliğini taşıyan, emperya list devlet­ lerin muazza m maddi servetler harcadığı, m i lyonlarca insanın hayatına m a l olan bir harptı bu. Em perya list çel işmelerin bu derece şiddetlen mesi, i nsa nlığı mahvına götürebilirdi. Çünkü o dönemi n şartları içinde, emper­ yal ist mantığın ı n, ça pları g itti kçe arta n, birbirini izleyen, sonu gel meyen dünya savaşlarına yol a çması i hti malı vard ı . Dünya çapında bir sosya l ist devri m anca k, bu fasit daireye son verebilir, bu meseleye insa n l ı ğ ı n g ele­ ceğ ini garanti a ltına a lacak bir çözüm yolu bula bilirdi. Ama 1 9 1 4 savaşı ka pitalizmi sarsan genel buna l ı m ı ortaya çıkarttığı dönemde, işçi sın ıfı bu büyü k ödevi yerine getirecek kadar g üçlü ve hazır değildi. Ma rksizm, lenin'in ve diğer bolşeviklerin eserleriyle olduğu gi bi, Stuttga rt, Kopenhag ve Bal'da, ikinci Enternasyona lın Kongrelerinde kabul i·

3


ed ilen kara rlarlada, d u ru m u n ne hale geleceğ ini önceden haber ver­ m ıştı. Ikinci Enternasyonalın ka rarlarında, temel iddia, yaklaşm a kta olan emperyalist dünya savaşı patla k verdiği takdirde, sosyalistıere ve işçi sınıfına düşecek ödevleri tespit etmek üzere, lenin'in ve Roza lüksem­

burg'un Stuttgart Kongresine verdiği teklifte dile geti ril mişti. Ama 1 91 4'te harp patladığı zaman, kapital izmin genel buna l ı m ı ta m a m iyle olu msu:/; ve meşum sonuçlara yol açtı . N ice yı l l ı k Enternasyonal çöküverdi, Batı Avrupa'da, Orta Avrupa'da, sosyal-demokrat liderlerin büyük çoğunluğu bütün taa hhütlerine ihanet etti ve emperyalist devletlerin safına geçti. Mil­ yonlarca işçi cephelerde dövüştü, emperyalist çı ka rl a r uğruna birbirini öldürdü. Dünya çetin ve u m utsuz g ü n ler yaşadı. Ara m ızda, o devreyi yaşa­ mış olup ta azınlıkta kalmış ufak g ruplarla dünya sosyalizmini savu nmuş olanlar a ncak, 1 9 1 7 yılının bizim için taşıdığı, ve Sovyetler B i rliğini hayat­ ları boyunca bir gerçek olara k karşılarında görenlerin kolay kolay tasav­ vur edemiyeceği a n l a m ı ha kkiyle d ile getirebilirler. Enternasyona l ı n oldü­ ğünü, bizim daima örnek diye baktı ğ ı m ız Alman Sosyaldemokrat Pa rtisinin utanç verici bir şekilde ödevlerine ve prensiplerine iha net ettiğini, m i l l i ­ yetçi liğin sosya lizme baskın çıktığını söyleyen düşma nları m ızın alaylarına m a ru z kalm ıştık. Cevap olarak ise, Enternasyonalın, azınlıkta kalmış ve mücadeleye devam eden bu ufa k g ruplarda yaşadığını, zaferin belki geç, a m a muha kkak geleceğini, zaferden başka yol olmadığını tekrarlayıp duruyord u k. Bizler (en genç ve henüz tecrübesiz sosya listleri kastediyoru m) Enter­ nasyonalın aldığı kararın son şeklindeki iddiaya bağl ı kalmıştık. Ama kara ra bu son şeklini veren lenin olduğundan, neticede bütün enternas­ yona l ha reketinin başı nda d a ha o zamanda n lenin'in yer a l m ış bulundu­ ğundan haberimiz yoktu. 1 91 6 yılında ı rla nda'da kahra manca yürütülen ayaklanmayı, a lkışla m ış, daha sonraları , içinde sosya list Henderson'un da bulunduğu bi r h ü kü metin idama mahkum ettiğ i James Connolly'nin sosyalist hareketinde oynadığı öncü rolünü tanımıştık. Ama lenin'den fa rkı m ız şu idi : Biz, Avrupada ya kında patl a k verecek bir i htilôlı müjdeIe­ yen ilk işa retleri göremedik. Şubat 1 9 1 7 de başlaya n Rus ihti lôlı, bizim için yeni bir durum yarattı, Çarpışa n g üçlerin harekôtı nı büyük bir d i k­ katle izliyorduk. Hatırlad ığ ı ma göre, bir süre sonra, Oktobr Devri m inden onbeş gün önce, üç defa (bir seferinde askeri ceza evinde olmak üzere) hapse g irmiş sosya list bir ta lebo olduğ u m ve Marksist propagandası yap­ tığ ı m için, Oksfort Oniversitesinden atıldı m . Ama Oniversiteden çıkarı l­ mazdan önce, Tem muz ayında, ileri sürdüğüm bir teklifi g rupumuza kabul ettirebilmiştim: Teklifi me göre çıkan bildiride, karşı-devrim i yenebilmek için, Rusyada i kinci, sosya list bir i htilô n ı n zorunlu olduğunu belirtiyor, ve böyle bir ihtilôlı destekleyeceğ i m izi bildirilorduk. Bu bildiri, Ingi ltere'de, Bolşevik ihtilôlını destekleyen i l k kararlardan birid ir her ha lde. işte, bu şartlar içinde, Oktobr Devri m inin zaferini, insan l ı k tarihinin en önemli olayı, geleceğe doğru açılan yeni bir yolun başla ngıcı, kapitalizmi 4


sarsan genel bunalım ve emperyalist d ü nya savaşına verilmiş bir karşılık, tarihin Ma rksizmi doğ rulaması diye selamla d ı k. O g ü nden bu yana, tarihsel gelişim i ki yol izledi : Biri, işçi sınıfının davası ve sosyalizm yolu (ki emperya list a leyhtarı milli kurtuluş hareketi bu yola sıkı s ıkıya bağl ı d ı r) ; diğeri ise, emperyalist devletlerin hakimiyeti a ltında ve kapital ist düzende kalmış dünya kesiminin izlediği yoldur. Elli yildan bu yana, Oktobr Devrim i büyük olaylara yol açtı: Bugü n sosya list dü nyada d a h i l ü l kelerde, dünya nufusunun üçte biri yaşa m a kta­ d ı r. 1 91 9 da yüz m i lyonlarca insan, sömü rgeci veya yarı-söm ü rgeci haki­ m iyetin a ltında bulunuyordu. Bugü n ise, dolaysız 5ömürgecil i k boyundu­ ruğu a ltında yaşayan i nsan sayısı otuz m ilyondur. Görüldüğü g ibi, dünya g üçleri dengesinde, emperyalizmin zara rına büyük bir değ işiklik meydana gelmiştir. Ama kapita l izm, eski g ücünü kaybetmiş olmakla beraber, hala yaşıyor. Batı Avrupada ve Kuzey Amerikada ki eski emperyalist devletler, i ktisadi ve siyasi karışıklıkla r ve çöküntüler geçi rmiş oldukları halde, hala büyük hakimiyet merkezleridir. Emperyalizm yeni-sömürgeci stratejisini kullana­ rak, bağı msızlığa yeni kavuşmuş genç devletler üzerindeki sömü rüsünü ve siyasi etkilerini devam ettirebiliyor, bu ü l kelere sokulabiliyor. Dünya i kti­ sadının en geniş kesimi, hala kapitalist ilişkilerin hakimiyeti a ltında bulu'­ nuyor. Başla ngıcta, kapitalist ül keler, meydana gelen büyük değ işikliğin öne­ mini kavraya madılar. Yeni Bolşevik rej i mi ne hor bakıyor, bunu geçici, kısa sürecek bir olay sanıyor, askeri müdahale yoluyla bu rejime hemen son verebileceklerini umuyorlardı. Askeri müdaha leleri başarısızlığa uğrayınca da kahinliğe başladılar: Kapitalist i ktisad ı n en kutsal kanunları na karşı gelen bir rej i m i n mutlaka çökeceğ ini iddia ettiler. Bundan aşağı yükarı elli yıl önce, 1 920 Eki m i nde, Winston Churchill, «Sunday Express" gazetesi nde şu kôhinlikte bulunuyord u : «Bolşevikler, artık komünistliği terk etsinler, insa n ça balarını felce uğratan, teşa bbüsün, refah ı n kaynaklarını kuruta n, insan ta bıatına karşı olan bu sistemi kabul ettirmek sevdesından vazgeç­ sinier. Buna yanaşmadıkları ta kdirde, Rus şehirlerini, Rusyan ı n iktisadi ve bilimsel mekanizmasını felô ketten hiçbir şey kurta ra maz. Pek yakında, Rusyada her çeşit hayatın g ünden güne söndüğ ünü göreceğiz. Bay Wells'in öngördüğüne g a re, bu ülkede sadece köylerde hayat kalacaktı r... Ama bug ün, Sovyet sanayi ü reti mi, tek başına, Ingilterenin, Fransanın ve Batı Almanyanın ü reti m topla m ı n ı geçmektedir. Churchill'in yükarıda a n lattı ğ ı m ız gazetesi, insan tqşıyan feza «insanlığın ileri g idişindeki başlıca yakan kıvı lcım ı n yanında yer a lacak Express

kôha netinden elli yıl sonra, Sunday gemilerini fırlata n Sovyet füzelerinin dönüm noktaları a rasında, ilk ateşi bir eser" diye bahsediyordu.

Gerçekler karşısında, eski hayaller birer birer sönüp gitti. Dünya kapi­ ta lizmi, ta ri hin gördüğü en büyük iktisadi bunalıma battığ ı s ı ra l a rda, 5


Sovyetler Birliği, sosyalizmi kurma k üzere i l k beş y ı l l ı k plônına g i rişiyordu. Bir ülkenin i ktisadini plônlaştı rma düşüncesi de, çocukca bir hayal diye, a lay konusu olmuştu. Ama a lay edenler eskisi kada r kesin konuşmuyor­ lardı. Bugün Sovyetler Birliği, Avrupanın en güçlü sanayi devleti haline geldiği g ibi, dünya nın en güçlü sanayi devleti hal ine gelebi lecek duru m ­ dadır. Bir zamanlar Sovyetler Birliğini h o r görenler onunla rekabet etmeye çalışıyor, filôn veya fa lôn alanda kapita l izmin hôlô üstün olduğunu ispat­ layaca k m u kayeselerde bulunuyorlar. Gerçekte ise, el l i yı l l ı k bir dönemden sonra, kapita list sistem, dünyan ı n üçte ikisini kaplayan bölgelerde h ô l ô h ô k i m i s e d e , 1 91 4'te billorlaşan çelişmeleri, aynı dönem içinde, g itg ide çeşitleşen, g itgide keskinleşen şekiller a l a ra k, etkilerini devam etti rmiştir. Son elli yıla baka lı m : bu dönem içinde, klasik kapital izmde o zamana kadar eşi g ö rülmemiş i kti­ sadi buna l ı m patla k verd i ; zorba l ı ğ ı n ve dehşetin bütün eski şekil lerine rah met okutan faşist diktatorya lar kuruldu ; dünya, ölçüleri ve yıkıcılığı ile birincini gölgede bı rakan i kinci bir harp geçirdi. Bütün bu olaylar kapi­ talist dünya nın, kapitalizmdeki genel buna l ı m döneminde, günden güne a rta n dengesizliği ni bel irtmektedir. ate ya ndan, Oktobr Devri m inden bu ya na, kapitalizmin içindeki çel iş­ meler yeni bir uyuşmazlı k çerçevesi içinde derinleşmekte devam etti. Bu uyuşmazl ı k, Devlet düzeyinde, kapital izmle sosya l izm a rasındaki tezattır. Böylelikle, Oktobr Devrimi, kapita lizmin, içindeki çelişmelerin gelişme­ sine büyük etkiler yapmış oldu. Emperya l izmin bütün i ktisadi kanunları, bütün çel işmeleri hôlô geçerdir; a m a bunla r a rtık, sosyalizmle milli kurtuluş hareketinin, tarihi yöneIten etkenler halinde geldiğ i bir dünyada g elişmekte ve rol oynamaktadı r. Günümüzde bütün e mperya l ist politika çelişmelerle, a ra l a rı nda hiç uyuşmayan eğ i l i mlerle dolmuştur. Bu duru m u n i l k aşamasını inceleyen Lenin, h e r ikisi d e sağ l a m bir temele otura ma mış iki eği l i m i n varlığ ı nı bel irtiyordu : bu eğ i l i mlerden biri , emperya listler a rasında ittifağı zorunlu kılıyor, ikincisi ise, çeşitli empe rya l ist çevreler a rasındaki karşıtl ıkları keskinleştiriyor. I ki dünya savaşının tarihçesi, çağdaş emperyalist politikanın saçmalı­ ğ ın ı defalarca belirtmiştir. Evvelô ingilterenin l i derliği a ltında bulunan, sonradan ise Amerikan hôkim iyetine g i ren Batı lı emperyalist devletleri, Birinci Dünya Harbinde Alman emperyalizmini yıkmak üzere savaştı lar. Ama hemen a rkası ndan bu em peryalizmi Sovyetler Birliğine karşı bir önkara kol olara k kullanabilmek için, onu tekrar d i ri ltti ler. i kinci Dünya Harbinde tekrar Alman emperya lizmine karşı savaşan ve onu ma hveden Batı l ı emperyalistler, bu emperya lizmi bugün Sovyetler Birliğine karşı tekra r hortlattı lar. Bu sefer, bu işi, Alma nyayı bu ma ksatla böldükten sonra, Almanya n ı n Batı kesi m inde ya ptılar. O a rada da, Amerika, Ingil­ tere, Fransa, Batı Alma nya ve Ja ponya a rasındaki emperyalist çel işmeler, güçler dengesinde meyrana gelen ve neticede bu devletler a rası ndaki ilişkilerde de değ işiklik yapan değişmeler orta mı içinde gelişmektedir. 6


I ki nci Dünya Horbi nden sonra, suni şekilde yaratılan soğ u k harple, Dulles'in ..komünizmi püskürtme.. stratejisi, kapital i st dünyan ı n siyasetini tayin eden temel etkenlerdi. Bugün art ı k g erçekler bu stratejiyi çöktürdü. Dul les dostri ninden vazgeçiidi, NATO ciddi bir buna l ı m geçi riyor. iki nci Dünya Horbi nden sonra, Amerika Birleşik Devletleri kapitalist dünyan ı n üzerine hôkimiyetini kurdu, Batı Avrupa ülkelerini ücreti ..uydu ..lar haline soktu. Amerika bugün hôlô en kuvvetli emperya list devletidir. Ama üstün­ lüğü eskisi kadar mutla k değildir. Batı Avrupanın sözcülüğünü üzerine o la n Fransa, Amerikaya açıktan açığa meydan okuyor. Batı Almanya, ile Fransa, Orta k Paza r çerçevesi içinde müttefi k sayıl ı r. Ama Batı Alman tekelleri, gerek sanayide, gerek ticarette, üretim gücü ba kımından Fransız tekellerinden kat kat üstün oldukl a rı; Batı Alm a nyanın askeri gücünde teh likeli i lerlemeler belirdiği ve menfaat ya kınlığı rekabete engel ola m a ­ dığı için, Başkan D e G a u l l e y a k ı n müttefiğinin hôki m iyetine set çekmek üzere çeşitli tedbirlere boşvurmaya tereddüt etmed i. Bu işe, Oder-Neisse sınırını ta n ı d ı ğ ı n ı açı klayarak ve Sovyetler Birliği ile sıkı işbirl i ğ i yürüterek başlad ı . Bugün Amerikanın başlıca müttefiği Batı Almanyad ı r. Fransa, Amerikanın Batı Avrupaya nüfuz etmesine engel olmak için, ..Altı'lar Bir­ liği .. den faydalonmaya çalışıyor. NATO'ya candan bağl ı kalan Batı Al manya, NATO askerleri nin Alman topra klarındon çeki l mesi lôfı edil­ d i kçe telôşa düşüyor. Fransa ise NATO'nun işgal kuvvetlerini ve kurmayını topra klarındon attı. Alman e mperyalizmi ile Fransız emperya lizmi a rasın­ daki ilişkiler işte bu hale gelmişti r. Ingi lterenin ve Amerika n ı n oynadı ğ ı rol do daha başka çel işmelere yol açıyor. Ingiltere evvelô Ortak Pazara girmeyi kabul etmemiş, «Altılar Birliği" karşısına, kendi teşebbüsü ile kuru lacak .<Yedi'ler Birliği..ni çıkart­ mak istedi. Ama bu Yedi'ler B i rliği n i tuttura ma d ı ğ ı n ı görünce, Ingi ltere Orta k Pazara g i rmeye çalıştı. i l k müracaatı reddedildi. Son za manlarda tekrar müracaat etti. I n g iltere Amerikaya bağ l ı i ki nci derecede bir müttefi k rolünde ol m a kla beraber, bu iki Devlet a rası ndaki menfaat çatışmaları dünya n ı n her yerinde kendini belli ediyor. Bu çatışma özellikle Süveyş meselesinde büyük bir şeddetle belirdi. Görüldüğü g i bi, kapital ist dünya, kapitalizmi sarsan genel bunul ı m ı d i le getiren deva m l ı b i r dengesizlik ve deva m l ı çelişmeler içindedir. Elli yıllık bir tecrübeden sonra, i ki sistemin gelişme bila nçosundaki bütün tezadı, sosya l ist sistemin üstünlüğünü ve kapita lizmde bel i ren geri­ Iemeyi, kaçın ı l maz şekilde çöküşe doğru g idişini görmemek için i nsan kör olmalıdır. Ama can çekişen bir toplu msal rejimin temsilci leri, ta ri h i n hük­ müne h içbir za man boyun eğ mezler. Hayallerine dört elle sarı l ı rlar. Tıpkı Bourbon ha nedanının vaktiyle yaptığ ı gibi. çağı m ızın Bou rbon'ları da her şeyi u nutuyor. Hiçbir şey öğrenem iyor. Bugün kapitalizmi, eski del i l ler i leri sürerek savun maya kalkışan ideolog lar, .. hür.. denilen teşebbüs siste­ minin, kapita lizmin üstünlüğünü ispat etmeye çabalıyorlar. Oysa bu siste7


min en önemli kesimleri bugün tekellerin hôkimiyeti a ltına girmiş bulunu­ yor. En kudretli ülkelerde, bu ôistem, tekelci Devlet kapitalizmi şeklini a lmıştır. Daha kurnaz, daha «modern» kapitalist ideologl a r ise, eski yeter­ sizliklerinden a rınmış, çevri msel buna l ı m meselesini holletmiş, üretimde a rtış, iş bulma, genel refah, fa kidiğ i ya kında son verecek "bolluk toplumu» dönemine g irmiş, yeni bir kapital i zmin var olduğunu iddia ediyorlar. Oysa bu masalları çok dinledik ! Bundan otuz beş kırk yı l evvel, Encyclo­ paedia Britannica'nın 1 4. baskısı nda çıkan bir m a ka le, kapita l izmin çev­ ri msel bunalımlar soru nuna çözüm yol la rı bulduğ u n u iddia ediyordu. M a kalenin yazarı şöyle dilordu : "Ticari faa liyet a l a n ı nda oluşan çevri msel yükseliş ve düşüşlerden, birbirini izleyen gerilemelerden doğa n işsizliğin sorumluluğ u n u kapitalizme yükleyenler var. Oysa bu «gel-git»ler kaçınıl­ maz olduğu ha lde, ça l kantının şiddeti, uzun tecrübeler ve daha eksizsiz bilgiler sayesinde, a rtık bugün, barış dönemlerinde, çok aza l mıştır.» Bu ma ka le, 1 929'da, yani insan l ı k ta rih inde meydana gelmiş en muaz­ zam i ktisadi buna l ı m a rifesinde yazı l m ıştır. Bu bunalım dünyada otuz kırk milyon insanı işsiz bıra ktı ! Bugün de Times dergisi 31 M ayıs 1963 tarihli sayısında ayl'll mortalialı okuyordu : « I ktisadi gerilemeler seyrekleşmekte, kısalma kto, daha yüzeyde ka lmaktad ı r ; bol l u k dönem leri ise git g ide uza m a ktadır.» Ama Ameri kada, resm i istatistiklere g ö re, işsiz sayısının 3 milyonu geçmesi, ingilterede ve Batı Avrupada işsizliğin günden güne a rtması, «stop-go» iktisadi tecrü­ belere başvurulması, bu iddial a rı tamamiyle yalanlıyor.

1 928 yılında Başkan Hoover şöyle d iyordu: «Bizler, Amerikada yoksu l­ luğu karşı yürütülen savaşı kaza n m a k üzereyiz. O l kemizin ta rihi boyunca hiç bir za man zafere bu kadar ya klaşma mı ştık.» Bugün yani 40 yı l geçtik­ ten sonra, Başkan Johnson do yoksul1uğa karşı yürütülecek muazza m kam­ po nyanın müjdesini veriyor. Ama bu kampanyaya ta hsis edilen krediler, Viyetnam savaşının masrafları yüzünden, kısıl mıştır. Hiç şüphesiz, kapital ist dünyada teknik muazzam ölçüde gel işti. Sosya­ l ist dünyadaki a rtış tom polarını bu lmama kla beraber, sanayi üreti m i de a rttı. Ama bu sonuçla rı, çağdaş kapital izmin banlılığını belirten işaretler sa nmak, lenin'in «Em perya lizm, ca n çekişen kapitalizmdir» tarifini unut­ ma k demektir. lenin'in beli rttiğ i g i bi, emperyal ist dönemde, üretimde ve üretici güçlerde a rtış mümkündür. Ama bu a rtış, çelişmeleri keskinleştirir. Bugünkü dönemde, kapita list dünyada kayna kla rı n ve bilimsel güçlerin daha çok askeri a l a nlara ayrılması ve yaratıcı gelişmede kullanılmaması, bilimsel ve teknik ilerlemeyi köstekliyor. Ote yandan, etkileri yeni yeni duyulmaya başlayan otomatizasyondan doğ a n sorunlar, üretim a raçla­ rı nda özel mülkiyetin d a r çerçevesi ile üretici güçlerin artışı a rasında ki çelişmeyi dile getirmektedi r. Hiç şüphesiz, kapitalist ülkelerdeki işçi sınıfının ve demokratik güçlerin yürüttüğü, günden güne genişleyen ve güçlenen mücadele sayesinde, 8


sosyal a landa, özellikle sağl ık, öğretim işsizlere, hastalara ve yaşlılara ya rd ı m alanları nda, yetersiz ka l m a kla beraber, m uazzam başa rılar elde edilebilmiştir. Ama bu başarı ların, «halkta n yana» yeni kapita lizmin başa rı ları oldu­ ğ u n u iddia edenlere, şunu hatırlata l ı m : Sosyal ist Sovyetler Birliğinin teş­ kil ettiği g ü nden güne bütün dünya h a l klarının ta kdirini kazo man örnek, gerçekleştird i ğ i eserlerle, çok öneml i bir rol oynamış, kapita list dünyada do çeşitli sosyal tedbirlerin kabul edilmesine yol açmıştı r. Lenin, reformlorı, devri mci mücadelenin dolaylı sonucu diye tarif et­ m işti. Bugün, sosya lizm ile kapita lizm, dü nyada yon ya na yaşadığı için, b u sonuçların çapı büyüyor. Kapita list dünya nın, sosya l izmin getirdiği yenili klerle evvela nasıl olay ettiğini, sonradan b u ye n i l i kleri nasıl ta klit ettiğ i n i, n ihayet bunları n «yeni kapita lizmin» buluşları diye nasıl iddıa ettiğini gösterecek sayısız m isal ler vardır. Orneğ in planlo mayı ele olalım. 1 928'de Sovyetler Birliği birinci beş yıl l ı k planı gerçekleşti rmeye girişince, kapitalizmin sözcüleri b i r ülkenin bütün iktisodını planlaştırmaya kalkışması düşü ncesine horgörüyod, saçm a l ı k diye niteliyorfa rdı . Dahası v a r : 1 966 yılı nda yayınlana n otobiyografisinde, eski başbakanıardan Horold Nelson kendi kavrayışını ve uzak görüşünü methediyor : 1 932 yılında yayınladığı «Devlet ve Sa nayi» isimli kitabı nda, «o devirde yepyeni, adeta intilôlcı sayı lan . . . plônlama fikri»nden bahsetmiş. Eski başbakan bu fikrin, o za man «utanç verici» adeta «küfür» sayıldığını, a ma bugün dünyaca kabul edild iğini de söylüyor. «Artış» ve «artış oranı» kavra mı n ı ele olal ı m : 1917'den, hatta I ki nci Dünya Horbinden önce çıkmış, kapital ist i ktisat nazariyesini inceleyen bütün geleneksel eserlerde, bu kavra m «zenginliğin artışı» kavra m ı, yani genel ve soyut bir kavram olarak kullanılıyordu. Milli ekonominin gerek bütününde, gerekse alanları n ı n her birinde, ü reti m i n yı l l ı k artışını siste m l i bir şekilde ö l ç m e metodunun önemi, i l k defa, sosya list beş y ı l l ı k plôn­ larında bel irti ldi. Bugün ise, «artış» ve «artış oranı» kavra m ı , çağdaş bur­ juva i ktisadi düşünüşün başlıca okullarındon birinin kullandığı moda bir formü l haline geldi. Refah devleti kavra mı için d e aynı şey söylenebil i r. 1 931 de Sovyetler Birliğinde gerçekleşen «işsizliği yok etme» i lkesi Ikinci Dünya Horbinden sonra kapita list d ünyanın bir pa rolası haline geldi. Bununla beraber bu pa rola biraz havada kaldı. Herkes için parasız sağl ı k hizmetleri, ilk defa Sovyetler Birliğinde uyg u­ landı. Bugün ise bu yeniliğin, ingilterede, I ki nci Dünya Horbinden sonra, Başbakan Aneurin Beva n'ın bir buluşu olduğunu iddia ediyorlar. Zaten bizede de ücretlerin önemli bir kesimi bu m a ksatlo kesi ldiği için, sağ l ı k hizmetleri büsoütün parasız sayı lamaz. 9


Sovyetler Birliğinin gerçekleşti rdiği sosyal ist başarılarla, kapitalist ülke­ lerdeki işçi sı nıfı n ı n ileri sürdüğü istekler, çağdaş kapital istleri, bugüne kadar eşi görülmemiş bir ta kım tavizlere zorlad ı ğ ı halde bu tavizler, kapi­ talist sınıf sistemine özgü yoksunluklara ve işsizlik korkusuna son verme­ miştir. Amerikan ve Ingiliz ilerici iktisatçı ların en yeni incelemeleri, «Refa h d evleti»nde kitleler arasında yoksulluğun hôlô hükü m sürdüğünü kesin delillerle ispat etmektedir. Kapita lizmin eski kanunları hôlô hüküm sürü­ yor, işsizlik devam ediyor. Ocretlere ve ça l ışma saatlarına yapıla n sald ıra­ ların arkası hiç kesilm iyor. ingi lterede Işçi Wilson hükümetinin izled iği p olitika bu gerçeği açıklıkla beli rtiyor. Ama kapita lizmin genel buna lımının bugünkü döneminde, eskiden beri süregelen çelişmelere, klasik kapitalist çağ ında ortaya çı kmaya n, şimdi a nca k beliren ve sistemin bütününde gittikçe artan bir dengisizliğe işaret eden birçok yeni çel iş me katı ldı. Bugün kapitalist dünyanın her tarafından hüküm süren enflasyon, bu dengesizliği kesi nlikle dile getiriyor. 1 9'uncu yüzyılda üreti mde ve tek­ n olojide sağlanan gelişme, fiatların genellikle d üşmesine yol açıyordu. Ama bugün üreti m i g ücü muazzam ölçüde a rttığı için, tersine işleyen bir süreçle karşılaşıyoruz. Bugün, bir I ngiliz lirasının satı n alma yeteneği 1 .900 deki 3 şiling 4 pens' in yeteneğidir. Bu gerçek resmen kabul eril ­ mektedir. Şiddetli enflasyan lar ve çöküşler, b u dönem içinde birçok kapi­ ta list ü l kede rastlanan bir olaydır. Çağdaş kapitalist nazariyelerine göre, (bu iddiala r hükümet çevrelerinde de savunulmaktadır), enflasyon, mucize yaratan «yeni ka pita lizm»in devam l ı bir özel liğini teşkil etmektedir. Klôsik burjuva iktisat nazariyelerinde «ihti lôl» yaptığı söylenen evvelô sapık bir tez sayı lan, ama bugün artık haklı ve gerçek diye resmen kabul edilen Keynes doktri ni, - yatırı mları ve ü reti mi zararına finansma nlarıo isteklen­ dirme zorun luluğunu savuna n tezi de dahil - sistemli enflasyon sistemine dayanmaktadır. Esesında büyük tekellerin ve muhtekirlerin küçük tasar­ rufları ve küçük gelirleri talôn etmesi demek alan enflasyon, bugün artık çağdaş kapita lizmin mi hverleri nden biri diye kabul ediliyor. Bu da, eski­ den kapitalist dengenin zarunlu temeli diye kabul edi len iktisat ve tasarruf kavramlarının ta m zıttı demektir. Bu yeni çelişmeleri daha da şiddetle dile getiren bir örnek de, sömü rücü zengin emperyalist ülkelerle, eskiden sömürge olan, yaksul ülkeler ka la­ ba l ı ğ ı arası nda g ü nden g ü ne artan farktır. Kapitalist ü lkelerin resmi göz­ Iemeileri bi le, «gelişmiş» ülkelerle «gel işme yaluna girmiş» mil letler ara­ sında gitti kçe derinleşen uçurumun varl ığını kabul ediyorlar. Eskiden sömürge olmuş veya hôlô sömürge olan ülkelerde, halkların sömürül mesi, ticaret şartlarındaki hareketlerle dile gel iyor : emperyalist ülkelerin ihraç ettiği sanayi ma mullerinin fiatı durmadan yükselmekte ; a ksine, sömürge iktisadının temin ettiği besin maddelerinin ve iptidai madde leri n fiatları ya düşma kte, yahut da, birinci lere n ispetle, çok yavaş artmaktadır. Birleş10


miş Mil letlerin istatistiklerine göre, "gelişme yoluna g i rmiş ülkelerin (yani sömürgelerin veya bağı msızlığa yeni kavuşmuş eski sömürgelerin), "geliş­ m iş» yani emperya list) ülkelere yaptığı ihracatın hacmı, 1 950-1 962 yılları a rasında iki kat a rtmıştır. Oysa gelişmiş ülkelerden itha l ettikleri mal mik­ tarı % 50 ancak a rtmıştı r. Başka bir deyişle, sattı kları mal miktarı arttığı ha lde, sömürülen ülkeler bu mallara karş ı l ı k yabancı ülkelerden daha az mal alabilmiştir. Dünya Bankası nın 1 966 yı l ı için hazırladığı rapora göre, g elişme yoluna g i rmiş 97 ülkenin devlet borçları, 1 965 sonlarında ve 1 955'e oranla, S,5 kat artmış bulunuyordu. Sadece ödenen faizler, ihraçat tuta rı nın % 9'una eşdeğerdi. Barelays Bankası nın 1 966 Oktobr Belleteninin belirttiğine göre, 1 965'de, istikrazla ilgili işlemler a lanında "fakir ülkelerin varlıklı ülkelere ödediğ i pa ra m i ktarı, bu ülkelerden aynı yıl içinde a l m ı ş oldu kları para mikta rı n ı geçmektedir». Gelişmiş ülkelerle gelişmemiş ülkeler a rası nda g ittikçe derinleşen uçurum kapita list dünyada her an patlak verebilecek tehlikeli bir duru m yaratmaktadır. Birleşmiş Miııetlerin 1 964 yılında düzen­ lediği Tica ret ve Gelişme ile ilgili konfera nsta, bunun bir belirtisi görüld ü : emperyalist Devletler, bu konferansta, sömürülen ülkelerin istek ve itiraz­ larını bildiren 75 ülkelik bir blokla karşılaştılar. ate ya ndan, i ktisadi sızmaya ve dolaylı siyasi etkiye daya nan bugünkü yeni -sömürgeci stratejilerini yetersiz bulan emperya list Devletler, sık sık hükümet da rbeleri düzenlemeye, askeri di ktatorya lar yerleştirmeye baş­ ladılar. Bu işi G ha na, Ni ve Endonezya gibi bi rçok bağ ı msız a l kede ya ptılar. Son za manlarda da bu metot Avrupa kıtasında da uygulandı : Yunan ista nda eskeri bir hükümet da rbesi tertiplendi. Böylelikle, Oktobr Devriminden eııi yıl sonra, kapita lizmdeki bütün çelişmeler derinleşmekte, teh likeli bir nitelik a l m a ktad ı r. Meşhur nutukla­ rı ndan birinde W. Churchiıı yüzyı l ı m ızdan «bu müthiş XX. yüzyıl» d iye bah­ setmişti. Işin tuhafı, Churchill bu nutkunda dinamidi icad eden, adamı Nobel'i a nıyordu : "Si r Alfred Nobel' i n ölümünden, yani 1 896 dan bu ya na, fı rtı nalarla, facıala rla dolu bir yüzyıla g irdi k . . . korkunç bir soruyla karşı karşıyayız : Sorunlarımızı kontrol edemez hale m i gel iyoruz?» 1 9S8'te istifa sebeplerini açıklayan Mal iye Bakanı Thorneycroft şöyle diyordu : ..Oniki yıldan beri, bir bunalımdan kurtulup başka bir buna l ı m g i riyoruz, bu yol bizi perişanlığa götürür.» Bu karamsar görüşlerin M u hafazakar Pa rtinin yöneticilerine mahsus olduğu sa nılabileceği için, 1 949 Eylül'ünde işçi Mal iye Bakanı Sir Stafford Cripps' i n buna benzer bir seya hatı nı da vere­ l i m: "Savaş bitince, işler, bizim u mduğumuz gibi kolay olmadı. Duru m u geçici ça ralere başvurarak idare etmek istedik, a ma bu çareler de tüke­ nince, buna l ı m lara yol açıldı. "Bugün Wilson Işçi hükümeti Ingi lterede hüküm süren bunalımın cidd iyetini, Mu hafazakar hükümetlerin kötü ida­ resini, Ingilterenin büyük bir emperyalist devlet olara k çökmesi ne engel olmak i çin, işçi sınıfına ve bütün I ngiliz halkına şiddetli fedakarlıklar 11


yükleme zorunluluğu n u a nlatıp d u ruyor. Can çekişen bir toplumsa l rejimin yöneticileri böyle konuşur. Bizler için XX. yüzyı l «korkunç» bir yüzyıl değ i l ­ d i r ; insa n l ı ğ ı n çektiği. v e belki de. kapitalist gengsterlerin düzenine ka rşı yürütülecek son savaşta yine çekeçeği büyük felôketlere rağ men. çağ ı mız. sosyalizm ve m illi kurtuluş güçlerin i n i lerlediğini. özgür insanlık dünya­ sına doğru atıldığ ını gören çağ d ı r. Yeni bir dönem açiın Oktobr Devri m i ­ nin ellinci yı ldönümünü sevinçle kutluyoruz. Gelecek yıllarda gerçekleş­ mesi ni güvenle bekliyoruz.

12


Demokratik ve barışçı akım saldırıya karşı birlesmelidir •

F. Fürnberg Son günlerde endişe uya ndırıcı olaylar biri bi rini izlemektedir. Bir yan­ dan Birleşik Amerika Devletleri Viyetna mdaki tırmanmayı devam ettirirken öte yandan ısrail. Mısır ve Suriye hükümetlerini devirmek üzere sa l d ı rgan bir savaşa g i rişti. Afrikan ı n bazı yeni devletlerinde. bu ü l kelerde gelişen sömürgeci l i k a leyhtarı ha reketi geriletmek a macını güden askeri darbeler yapıldı. Yunanistanda. halkın büyük çoğ unluğunca desteklenen demokra ­ t i k örgütlere ve genellikle demokrasiye karşı. NATO'nun plônlarına göre hazırlanmış bir askeri darbe yapıldı. Kıbrısta da MakaTios hükümetin!

devirmek a macını güden. Yunanistanda ki da rbeye benzer bir darbe hazır­ l a n m a ktad ı r. Batı Almanyada. ıtalyada ve daha başka ülkelerde gerici ve m i litarist g üçlerin düzenlediği plônları da hesaba katarsak. daha bir ta kı m olumsuz olaylar soyabiliriz. B u çeşit hareketlerin başlıca a macı. bu ülkelerdeki demokratik gelişimi durdurtmaktır. Ote yandan. bu olaylar dünya ba rışı için de g ittikçe a rta n bir teh li ke teşkil etmektedir. Bütün bu hareketlerde. her yerde. bu metotlara başvura ra k dünyadaki duru m l a rı n ı sağ la m la ştı r­ maya ça l ışan Amerikan emperyal istlerinin parm a ğ ı vardır. I l k bakışta belirli sınırlar. belirli bölgeler içinde kal m ı ş görülen bu ha reketler a rasın­ daki bağ işte bu Amerikan etkisidir. Hepsinde açıklıkla bel i ren ortak etkenleri kolaylıkla tespit edebil i riz. Emperyalizm. I ki nci Dünya Harbinden sonra dünya politi kası nda mey­ d a na gelen köklü değişimleri. başka bir deyimle. birçok ülkeni n sosyalizm yoluna g i rdiğini. sömürgeci sistemin temelden sarsıldığını. kapitalist ü l ke­ lerde işçi hareketindeki g ücün ve etkilerin muazza m ölçüde a rttığ ını. bir türlü kabul etmek istemiyor. B u son yirmi yı l içinde. emperya listler sa rsı­ lan duru m la rını tekrar g üçlendirmek için çok çeşitli yol l a ra başvurdukları halde. kesin sonuçla r elde edemediler. Şimdi de. askeri ve i ktisadi güç­ lerine dayanara k. çok-yönlü ve karmaşı k bir prog ra m uyg ulayabilecek­ lerini u muyorlar. Bu progra m ı n başlıca u nsurları şunlard ı r : I ktisadi bas­ kıya. yı kıcı faa l iyetlere. komünist-aleyhtarı propagandaya başvu rmak. yeni­ faşist örgütleri. gerici askeri çevreleri kullanara k. «bölgesel savaşlar.. açtırm a k. askeri hükümet darbeleri tertiplemek. demokratik ve sömürge­ a leyhtarı hareketi boğ m a k vb. 13


Nasıl oluyor da, h a l k kitlelerinde günden güne artan barış ve demok­ rasi isteği n e ; em peryal ist a leyhtarı güçlerin a rtışına rağ men, emperyalist­ ler, çeşitli bölgelerde karşı-saldırıya geçebiidiler, bazı başarı l a r elde ettiler? Emperyalist a leyhtarı ve sosyal ist güçlerin a rtması, m utlaka kapitaliz­ min ve emperyalizmin zayıflaması ile sonuçlan ı r düşüncesi basit ve hata ­ Iıdır. Bu son yıllard a ki toplumsa l gelişim bu kadar basit değildir. Sosya­ lizmle emperyalizm a leyhtarlığı gibi, kapitalizm da kuvvetlendi - özellikle Avrupada. Bu güçlen menin sonuçları çok çeşitlidir. Emperyalist ülkeler a rasındaki savaş keskinleşti kçe, e mperya lizmin, sosyalizme, işçi sınıfına ve üçüncü dünya halklarına karşı sa ldırgan eği l i m l eri de artıyor. Çeşitli kesimlerde sınırl ı kuvvet gösteri leri ne başvuran emperyalizm, sistemli şeki lde, büyük bir harb hazırl ıyor, bunu kaçı nıl maz hale getirmeye çalışı­ yor. Bu olay çeşitli ül kelerde, ü l ke ça pında ölçüler aldığı gibi, dünya ölçüsünde de, m i lletlerarası politikada belirtmektedir. Bu iki eği l i min biri birine sıkı sı kıy.a bağ l ı olduğu muhakka ktı r. Emperyalist ve gerici güçler, büyük bir kurnazl ı kla, her ül kenin özelliklerini hesaba katarak, ha reket ediyor; h a l k kitlelerini kuşkulandı rma mak, tertiplerini başarısızlığa u ğ ra­ taca k tedbirlerin a l ı n masına engel olmak üzere demokratik ve barıştan yana bir maske ta kınıyorla r. Ama çeşitli ü l kelerin gelişimindeki m i l li özel­ l i kler bir yana, bu faaliyetlerle görülen ortak özellikleri tespit edebiliriz.

* 6 Mart 1 966'günü Avusturya H a lkçı Partisi Parlômentodaki m utlak çoğunluğu elde etmiştir. B u rjuva sınıfı n ı n Parlômentonun desteğ inden faydalanara k hôkimiyeti ni sağ l a m la ştıracağı, müsait bir anda yeni bir gerici saldı rıya geçeceği bell i idi. Bununla beraber, i ktida rı elinde tutan Avusturya Halkçı Partisinin karşısına çeşitli güçlükler çıktı : Çok haklı olarak büyük sermayenin partisi diye birinen Halkçı Parti emekçi kitlele­ rinin de desteği ne a ra ma ktad ı r. Saflarında sam i m i olarak barıştan yana olan demokrat unsurla r pek çoktur. Bu da burjuvazinin ve emperyalizmin gerici plônlarını gerçekleşmesine engel olmaktad ı r. the yandan bu demokratik unsurla r bir nevi «sigorta.. ödevini görüyor : Yani fazla muha­ lefetle karşılaşmayacak, «ta h a m mül edilir.. tedbirlerin a l ı n masını sağ la­ m a ktadırlar. Sermayenin gerek bütün halkın, gerekse her emekçinin üze­ rindeki iktisadi baskısı a rtıyor. Bu a rtışı sağ layan yollar çeşitlidir. Birinci yol ; sermaye birikiminin hızla ndı rı l ması, Avustu ryal ı sermayenin yabancı, özellikle Batı Alman sermayesine bağ lılığının arttırıl ması, Avus­ turya'yı Avrupa I ktisad i Birliğine sokma ça baları bu yolu dile getiriyor. Bununla beraber büyük burjuvazinin, ülkemizin Ortak Pazara g i rmesi nden başka bir şey istemediğini san m a k hata olur. Burjuvazi miz millileştirilmiş endüstriyi Batı Alman sermayesinin dolaysız hôkimiyeti a ltına sokmaya çalışıyor. (Elektrik sanayiinde görüldüğü g ibi.) Yahut da yaba ncı yatırı m 14


ları teşvik etmek üzere kendi gelişme olanaklarını kısıyor (Batıl ı petrol tekelleriyle a ktedilen a n laşmalar.) I ki nci yol : M i l l i gelirin, büyük sermayenin lehine dağıtı m ı n ı sağla m a yoludur. Fiatla r durmadan yükseldiği, hiç değilse belirli bir süre için emekçilerin gerçek gelirini düşüren enflasyon g ü nden güne a rttığ ı g i bi. sermayenin lehine işleyen mali tedbirlere, devletin sermaye yara rı na, halk kitleleri zararına a ld ı ğ ı kararlara da başvu ru lmaktad ı r. Ote ya ndan, sosyal sigortalara ayrı lan kredilerde kısıtlamalar ya p ı l m ıştır. (diğer bazı kapita­ list ü l kelerde olduğu g i bi). Oçüncü yol : Büyük sermayenin gazetesi «Die Presse»de resmen a çıklan­ dığı gibi «işletme idaresini n hakimiyetini tekrar kurmak» yoludur. Bu hakim iyet, işletme idaresinin plan, ü retim süreci, ma llara pazar bulma, a lış veriş a la nlarında gereken kararları alabil mesi m i demektir? Hayır­ çünkü idarenin bu çeşit imtiyazları hiçbir zaman kısı l ma m ıştı. Ve daima h a l k menfaatlerinin za ra rına işlemiştir. Burada söz konusu olan, işçi sını­ fının, yıllarca savaşarak, ücret, iş şartları ve sosyal sigorta alanları nda elde ettiği h a kların kısıl masıdı r. M a ksat, işçi sınıfının kolektif h a kl a rı n ı idari kararlar yolu i l e sınırlandırarak, her emekçinin işletme idaresi n e bağ l ı l ı ğ ı n ı a rttırmaktır. Şartlara göre, y a genel li kle kapita list i ktisadın, yahut da her işletmenin karşılaştığı zorluklar bir baskı vasıtası ol uyor. Sermayenin emekçi ler üzerindeki iktisadi baskısı nı a rttı rmak üzere yürü­ tülen bu deva m l ı savaşı küçümsemek yanlış olur. Avusturyada - diğer kapitalist ü lkelerde olduğu gibi - bu mücadele ile işe başlaya n sermaye ile gerici güçler, diğer a l a n larda da saldırıya geçti. Kapital istler, hakimiyetierini devam ettirmek ve kuvvetlendirmek i çin, devlet mekanizmasının, bu mekanizma üzerindeki kontrolün önemini eski­ den beri a n l a mışlardır. Devlet mekanizması üzerindeki kontrolü elde tuta­ bilmek, iktisadi ve siyasi alanlardaki kayı plarını telafi edebilmek için, çeşitli tavizlerde - hatta çok önemli tavizlende - bulunmaya razıdırlar. 1 945'de Avrupanm başka ü lkelerinde olduğu g i bi, Avusturyada da burjuva devlet meka nizması bozulmuş, hatta dağılmıştı. Bu m e ka nizma işgal kuv­ vetlerinin himayesi altı nd a tekrar kuruldu. Batıl ı işg a l bölgelerinde, yeni kadroların işbaşı na getiri ldiği yerlerde bi le, burjuva hakimiyeti nin eski meka nizması tekrar meydana getirildi. Sovyet işg a l bölgesinde ve Viya­ na'da, işçi militan la rı içine alan yeni devlet mekanizması daha demokratik bir nitelik kazandı. Bu unsurların durumu - memur oldukları için - Memur­ lar kanunu i le gara nti edil mişti. Burjuvazinin temsilci leri ile yü ksek memur­ lar, Sosya list Partisinin bazı yönetici leri n i n desteği nden faydalana ra k bu kanunun ka bulünü engellemek için başarısız ka lan ça balar sa rfetmişlerdi. Ama sermaye ile burjuva devleti kuvvetlendikçe, bu yeni unsurlar ya hakim sın ıfa dahil edildi ler, yahut da önemsiz yerlere atanarak, o kada r kötü şartlar içinde çalışmak zorunda bıra kı ldılar k i , çoğu devlet hizmetin­ den ayrıldı. 15


Devlet mekanizması içindeki demokratik güçlere karşı yürütülen savaş,

komünizm düşmanlığı ve demokrasi parolalarıyla yürütüldü. Ama

bu

sal­

d ırılar ya lnız komünistlere değil, bütün solfara, işçi sınıfından çıkmış veya işçi sınıfı na bağl ı bütün unsurl a ra yönetiidi. Kimisine karşı idari tedbirlere başvuru ldu, kimisine de ideolojik ve politik baskı yapıldı. Daha önce söylediğimiz gibi hükümet, bu ideoloj i k ve politik savaşı komünizm a leyhtarlığı ve demokrasi parolalarıyla yürüttü. Birçok memur - eskilerden ve yeni lerden - bu savaşa, demokrasi uğruna yürütülen bir savaş diye ba kıyorlardı. Oysa bu savaş, gerek şekil gerekse öz bakımın­ d a n, anti-demokratikti ; devlet mekanizması nı, sermaye hôkimiyeti ni sağ­ layacak bir a ra ç haline getirmeye çal ışan yeni tedbirlere yol açıyordu. Bugün komünizmi n en büyük düşma nları olan ama demokrasiyi savınduk­ la rı n ı iddia eden gerici güçler a rasında yeni yeni u nsurlar beliriyor. Bun­ lar yavaş yavaş ama sistemli bir şekilde komünist a l eyhtarı kampanya lar yürüterek, demokrat memurların elenmesini sağlıyorlar, «idare devleti» ideolojisini yayıyorla r, halkın ve ü l kenin yönetiminde devlet mekanizma­ s ı na tan ı lacak ..özel fonksiyonlar» kavramı üzerinde duruyorlar. Bu unsur­ l a r, burjuvaziye - gerektiği ne kanaat getird iği a nda ve şartları elverişli bulduğu takdirde - h a l kı n elde ettiğ i demokratik kazançları yok etme imkônını sağ layacak şartları ya ratmakla meşguldur. Şu noktayı beli rtelim: Yüksek öğretim müesseselerinde, profesörlerin büyük çoğunluğu da ima gerici güçleri desteklemiştir. Hiç şüphesiz, gerici profesörler bütün talebeleri istedikleri gibi yetiştiremediler: çünkü toplum­ sal gelişim, düşünceleri etkilemektedir. Ama çocukları n ı yüksek okullarda okutan Avusturyalı aydınların, çoğ u n l u kla gericilerin dümen suyuna takıl­ mış olmaları, gerici p rofesörlerin işini kolaylaştırmıştır. Başka bir deyimle gerici profesörler, politik bakımdan zaten gerici bir ortam içinde yetişmiş gençlerle karşılaşıyorlar. Burjuvazi ve sermaye hôkimiyetinin kurulması bakımından, devlet meka­ nizmasının bütün kesimleri el bet aynı önemi taşımaz. Avustu rya burjuvazisi, eskiden beri, mal i işlerinin yönetimini, Maliye Bakanlığını elinde tutmaya çalışmıştır. 1 945 den sonraki bütün hükümet­ lerde, Maliye Bakanları büyük sermayenin güvenini kazanmış i nsanlardı. Bu bakanlar sermayenin i ktisadi hôkimiyeti nin kuvvetlenmesinde çok büyük rol oynamışl a rd ı r. Gerek ordu ve polis, gerekse adliye mekanizması her yerde ve her zaman fevkalôde büyük önem taşımaktadır. Adliye mekanizmasında, ordu içinde, pol iste yer a lmış gerici güçler, kuvvetlendikten sonra, sistemli şekilde durumlarını güçlendirmeye çal ıştı. Yı llarca önce kabul edilmiş kanunlarda işçi sınıfının ve emekçi halkın a l eyhine kullanılabilecek bütün maddeler a ra ndı ta randı (örneğ in sendikaları n toplu sözleşmeleri imza­ lama hakkı, kooperatiflerle kapitalist işletmeleri n hak eşitliği meselele­ rinde). Ama buna karş ı l ı k, adliye mekanizması, Güney Tyrol (Yukarı 16


Adifda) bölgesinde faa l iyet gören ted hişçilere, yeni nazi örgütlere, Habs­ burg hanedanının son prensi Ottoya, Yahudi düşmanlığı yayanlara karşı uyg u lanabi lecek bir tek kanun maddesi bulamıyor. Gerek ordu içinde, gerekse polis ve jandarma kuvvetleri içindeki gerici unsurla r açıktan açığa teşvik görüyor. Disiplini a rttı rmak, askerlerin, polis­ lerin siyasete karışmasına engel olmak, bütün askerleri ve polisleri, yüksek subay ve memurların eli nde basit bir a l et h a line getirmek için, yeni yeni tedbirler a l ı nıyor. Hiç şüphesiz, bu a maca henüz va ra madılar. Bununla beraber geçirdiği­ miz tecrü beler, atıl a n i l k a d ı m la rı n önemini göstermiştir. Gericilerin bu teşebbüslerine engel olmak henüz kolay olur, ama geç ka l ı n ı rsa, bu ge­ lişme hızl a n ı r ve d i reniş zorlaşır. Çok tabii olara k, çeşitli eği l i m ler taşıya n yeni-faşist örgütler, büyük ser­ mayenin ve gerici g üçlerin demokrasiye karşı yürüttüğü mücadelede öneml i bir rol oyna m a ktad ı r. B u yeni örgütler, i ki dünya savaşı a rasındaki dönemde kuru lan faşist ve nazi h a reketi nden bambaşka bir nitelik taşı­ maktad ı r. Büyük sermayenin bütün ça balarına, çeşitli a lanlarda sağ ladığı büyük para yard ı m l a rına rağ men, geniş halk kitleleri bu yeni-faşist örgüt­ leri tutmadı. Bunun nedenleri çeşitlidir. Başlıca neden de şudur: genç kuşa klar Avrupa halklarının, iki dünya savaşı a rasındaki dönemde ve ikinci Dünya Harbinde geçirmiş olduğu acı tecrübeleri unutma mıştı r. Faşist d i ktatoryalora karşı duyulan nefret, demokrasiye karşı duyu lan içten istek, halk kitlelerinde derinlemesine kök salmıştır. Bugün yeni faşist örgütler demokratik g üçlere karşı kullanılan deva mlı bir siyasi baskı vasıtası haline getirildi. Bu teşkiıatlar bir bakı mdan da, eksikleri d u rmaksızın tamamlanan, bir bunal ı m anında fikirlerini kolayca yayabilecek yedek g üçlerd i r. Bu örgütlerin teşkil ettiği teh l ikeyi halk kit­ leleri a n laya madı. Yeni-faşist örgütlerin g üçsüz, üye sayı larının önemsiz olduğu nu, bugün halkı hiçbir şekilde etkileyemediği iddia ları halkı alda­ tıyor. Bu teşkilôtlara karşı savaşaca klarına, siyaset ve teşkilôt alanları nda onları ezeceklerine, Avusturya Sosyalist Partisinde ve katol, i kler a rasında bulunan demokratik g üçler, çoğu zaman, komünizm aleyhta rlığı destek­ lemekle meşguldur. Yeni faşist teşkilôt ve g rupla r böylece duru m l a rını kuv­ vetlend i rebiliyorl a r (özellikle devlet mekanizması içinde). Gerici plônlardaki başl ıca a maç, işçi sınıfı n ı n ve demokratik g üçlerin parçalan masıdır. Kom ü nistlere karşı kullanılan kıyı m ve iftira kampanya­ l a rı ise, başlıca savaş yoludur. Bu usul yeni olmamakla beraber hôlô işe ya rıyor. Çünkü Sosya list Partisinde ve katalik çevrelerde yer alan demok­ ratik g üçler, demokrat a leyhtarı gerici g üçlerin, Batı Alman ve Amerikan ya bancı emperyalizminin, Avustu rya l ı büyük sermayenin teşkil ettiğ i tehli­ keyi küçümsemektedir. Dte ya ndan demokratik g ü çler arasında komünizm, demokratik gelişimi tehli keye düşürdüğü kanısı hô lô hôkimdir. Komünizm

2

17


aleyhtarı propagandaları n etkisi a ltında bulunan bu g üçler komünistlerle işbirliği yapmaktan çekin iyor, s ı n ıflararası mücadeleden korkuyorlar. Burjuva sı nıfı ile gerici g üçler, işçi sınıfını ve diğer demokratik güçleri bölmek için en eski metotlara başvu ruyorlar: Milliyetçi duyg uların istis­ m a rı, ı rk çatışmalarının, emekçi halkın çeşitli taba kaları a rasındaki anlaş­ mazlıkların körü klenmesi, çeşitli u nsurların satın a l ın ması vb. Bu politikayı izleyenler hiç uta n madan en na mussuz yollara başvurmakta, en na mussuz insanları kullanmaktad ı r. H a l k kitlelerine karşı a rdsız a rasız uygulanan politik ve ideolojik etki sisteminin kontrolü fevkalôde önemlidir. Heyecan uyandırıcı havadisler yayan yüksek tiraj l ı gazeteler, reklamlarla ve daha başka yollarla besle­ niyor, Haberleri kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde veren, utanç verici demagojilere başvuran bu basın, objektif, tarafsız görünmeye çalış­ tığı için m ilyonlarca okuyucuya tesir edebiliyor. Böylelikle kamu oyuna ve siyasi partilere de tesir ederek, gerici partilerin yöneticilerince a l ı na n a nti-demokratik tedbirleri destekliyor, sosya l-demokrat parti lerin yöneti­ cilerine ise fı rsatçı (oportünist) «birl i k ve boyun eğme» politikalarına

devam imkanlarını sağlıyor.

Ama bugünkü şa rtla r içinde, radyo ve televizyonun oynadığı rol, bası nı nkinden de önemlidir. Ozel likle televizyonun, politik hayat üze­ rindeki tesirleri çok derindir; kamu oyunun yönel mesini sağ lar. M ilyon­ larca seyirci hergün televizyon yayınlarını izlemektedir. Eskiden siyasi par­ tiler kitlelere ancak toplantılarda, mitinglerde seslenebilirlerd i ; yahut da onlarla özel temaslar kurmaya ça l ışırlardı. Bug ü n toplantıların, miti ng­ lerin yeri ni tutan televizyondur. Televizyonda konuşan siyasi yöneticiler fevkôlôde geniş - üsteli k herhangi bir karş ı l ı k veremeyen - bir d i nleyici kitlesine hitap edebiliyorla r. Ancak işletmelerde ve evlerde «karşılıklı görüşmeler» deva m edebiliyor. Ama bu konuşmalar da radyonun ve tele­ vizyonun etkisi a ltında kalıyor. Kapitalist ü l kelerde, kom ünist partilerle diğer demokratik g üçler siyasi propagandaları n ı yaymak için radyoda n ve televizyondan pek az yarar­ lanabiliyor. Ama radyoda, televizyonda, sistemli şekilde gerici, a nti­ demokratik fikirler yayı l m a kto, tahrif edi lmiş haberler veri l mekte, sosya­ l izmin, Sovyetler Birliğinin, bütün sosya list ü l kelerin, bütün demokratik ve toplumsa l müesseselerin a l eyhine kampa nyalar kolayca yürütülmektedir. Bu propaganda kamu oyuna derin etkiler yapıyor. Bu şartla r içinde kom ü ­ nist v e demokratik güçler çoğu za m a n kendileri n i savunmak zorunda kalıyor. Avrupa n ı n bütün kapital ist ü l kelerinde olduğu gibi, Avusturya'da da, büyük sermaye ile gerici g üçler, i ktisadi ve siyasi teşkilôtlarda, devlet mekonizmasında kendi adamla rını yerleştiriyor; gerektiği anda, demok­ ratik kuruluşlara ve genelli kle burjuva demokrasisine öldürücü bir dar­ beni n indiri l mesin i kolaylaştıracak şartları hazırl ıyor. Bu davra n ış en çok 18


Batı Alma nyada görülüyor. I ran Şah ının bu ülkeyi ziya reti sırasında, poli ­ s i n başvurduğu sert metotla r, «düzeni koru m a kla görevli .. güçlerin g erçek yüzünü göstermiştir. Son günlerde a l ı n a n bilg iye göre, Federal Almanyada polis ve ordu kuvvetleri nden başka, fa brikalarda «müfrezeler, kollar ve g ruplar.. halinde örgütlenmiş ya rı-askeri bir n itelik taşayan teşkilôtlar kurulmuştur. Bunlara «fabrikayı koruma g rubu.. adı verilmektedir. Bu teş­ kilôtlar «gece vakti ve savaş şartla rına ya kın şartlar.. içinde iman görmek­ tedir. Bugün Batı Alma nyada çetin bir mücadele konusu olan Olağa nüstü Tedbirler Ka nununun asıl a macı, demokratik hakların kaldırılmasını sağ­ layacak, sözde «kanuni .. şartl a r yaratmaktır. Bütün bu eğili mler, polis ve orduyu gerici güçlerin emrine vermek, bu örgütleri hazırol vaziyetinde tutma k isteğ ini dile getirmektedir. Buna muvazi olarak, «sı n ı rlı.., ..bölgesel.. savaşla r için gereken ideoloj i k hazı rlıkla r da yapı l m a ktad ı r. Orta Doğu'da bir yıld ı rı m ha rbi şeklini alan ısra i l saldı rıcı başarı ile sonuçla nı nca, Avrupa kapitalist ülkelerinde «böl­ gesel.. savaşlara taraftar olanlar bu a maçlarını artık g izlemez oldular. Avustu ryada, ülkenin «tarafsızl ı ğ ı .. nı savunmak için, başka ülkelerde, örne­ ğ i n Batı Almanyada. kuvvete başvurma tehd idini kullanarak, veya doğru­ dan doğruya silôh yolu ile Alman emperyalizminin beslediği yayılma istek­ lerini gerçekleştirmek üzere, «bölgesel.. bir kuvvet denemesi tertipleyebil­ mek için, silôhla n mayı tavsiye ediyorl a r. Görüldüğü gibi, kapitalist ve gerici güçlerin kuvvetlenmesi, içte demokrasiyi tehdit eden tehlikeyi a rttır­ d ı ğ ı gibi, dünya savaşı ola na kl a rı n ı da a rttırıyor. Bu şartlar içinde, şöyle bir soru a kla gelebi l i r : Ayrı ayrı sosyal düzen­ deki devletlerin barış içinde yan yana yaşa ması politi kasın ı n bugün b i r a nla m ı k a l m ı ş m ı d ı r acaba ? Ayrı ayrı sosyal düzendeki devletlerin yan yana barış içi nde yaşama politikası, dünya ba rışı nın koru nması uğruna yürütülen savaşın bugün ald ı ğ ı siyasi şekild i r. Işçi sınıfı öteden beri ha l kla r a rasında barışı sağla­ mak için mücadele etmiştir. Işçi sı nıfı barıştan yana bir güçtür. Emper­ yalizm ise harp ister. Işçi sınıfı henüz hiçbir ülkede i ktidara geçmediği, hatta tek bir ülkede, yani Sovyetler Birliği de, i ktidarı aldığı dönemlerde, proletarya em perya list politi kası nın temel unsurunu teşkil eden harbe engel olamadı. Harbın patlamasını geciktirebilmiştir a nca k. Ama bugün d urum bambaşkadır. Eskiden de tek sosyalist ülke - Sovyetler Birliği ayrı ayrı sosyal düzendeki devletlerin barış içinde yaşaya bilecekleri n i söylüyordu . Çünkü ihti lôl s i l ô h gücü ile başka ülkelere ihra ç edilemez (bu ülkelerdeki i htilô lcı gelişi m geci kse bile). O dönemde, halkl a rı n isteğ ine rağ men, karşı tarafın barışı i hlô l etmesine engel olmak gerçekten i mkôn­ sızdı. Bu karşı taraf - ya n i fevkalôde sald ı rgan bir em peryalizm - sosya­ lizmi mahvetmek için harb çıka rmaya ça lışıyordu. Hattô bu maksatla bir dünya savaşına yol açtı . Oysa bugün halkların barış isteği yepyeni b i r kuvvete dayanmaktad ı r. 2'

19


Yirmi yıl l ı k bir a ra l ı kla a nca k birbirini izleyen iki dünya savaşından çıka rılan dersler, halkların ba rışı koru mak üzere mücadele isteğ ini bir kat daha a rttırmıştır. Eskiden, harbin «ahlôkı düzeltme a racı», halkla rı esaret a ltına sokma çaresi, devletler a rasındaki çatışmalara tek çözüm yol u , tarih boyunca halklar a rasında kaçı n ı l maz mücadele şekli olduğ u n u ve olaca­ ğ ı n ı iddia eden görüşler kapita l i st ül kelerde çok yayg ı nd ı . Bugün ise halk kitleleri barıştan yana oldukları , Sovyetler Birl i ğ i barıştan yana bir siyaset izlediği için, bu g i bi fikirleri savunanlar pek ufak bi r azınlık teşkil eder. Hattô bazı ülkelerde, bu görüşleri açıkta n açığa savu n m a k i m kô nsızleş­ m iştir. Çünkü h a rp taraftarı emperya list pOlitikacı l a r, halk kitlelerinden ayrı düşmekten korkuyorlar. Bu şa rtl a r içinde emperyalist politi kacı lar barış havarisi kılığına g i rmek zorunda kalıyor. Bu zoru n l u l u k bir yandan barışın koru n ması ve sağ lan­ ması için geniş ka m panya la rı n açıl masına i mkôn veriyor. Ama öte yandan em peryalist ülkeleri n-başta Amerika - g i riştiği askeri maceraların geçek a maçları n ı, çoğu zaman, gizlemiş oluyor. Emperyal ist devletler, kurtuluş­ ları u ğ runa savaşan sömürge h a l klarını, ve çağdaş tekniğin gereklerine uyarak a skeri güçlerini arttıran Sovyetler Birliği ile diğer sosyal i st halk­ l a rı kışkırtıcıl ı kl a suçluyorlar. Oysa gerçekte barış uğruno yürütülen müca­ delede meydana gelen köklü değişmelere, asıl Sovyetler Birliği i le sosya­ l ist ülkelerin askeri gücüdür. işçi sınıfını n ve sosyalizmin kuvvettini d ile getirdiği için, bu askeri güç temelde bir barış gücüdür. Ayrı ayrı sosyal düzendeki devletlerin barış içinde yan yana yaşa malarını temin eden yine bu güçtür. Sa ldırgan emperya listlerin çevi rdiği entrikalara rağ men, dünya barışını koruyacak olan en emin yol, en çağdaş, çok-güçlü silôhlara sah i p bulunan Sovyetler Birliğinin iktisadi ve askeri kudretidir. Bununla beraber, sal d ı rgan emperyal i stlerin er geç silôha sarı l a bi lmek üzere bugünkü kuvvet dengesini kendi leyhlerine değiştirmekten vazgeç­ tiklerin i sa nmak çok yanlış olur. Sovyetler Birliğinin dünya barışını tehdit ettiğ i ni, üçüncü bir dünya savaşının kaçı n ılmaz hale geldiğini iddia eden­ leri n ça ba ları n ı sonuçsuz b ı ra kan Sovyetleri n barış politikasıd ı r. Ama son zamanlarda emperyalistler yeni bir metoda, dünyanın çeşitli bölgelerinde patla k veren «bölgesel savaşlar» metoduna başvuruyorlar. Emperyalistlerin kanaatına g ö re, sosyalist ülkelerle dünya barış güçleri bu sınırl ı savaşlara henüz engel olamazlar. Burada emperya listlerin fayda­ landığı bir önemli nokta da şudur: Sovyetler Birliğinin ve d iğer sosyalist ülkelerin bu bölgesel savaşlara herha ngi bir şekilde müdahale etmesi, halk kitlelerine dünya savaşına doğru atı l m ı ş bir a d ı m diye gösterilecektir. Böy­ lelikle, dünya şartlarında kötüye doğru bir değ işikl i k olduğu anda, emper­ yalistler hem bunun soru m l u l uğ u n u sosyalist ülkelerine yükleyebilecekler, hem de kendi siyasi ve askeri d u ru m la rını sistemli şekilde kuvvetlend i re­ bi leceklerd i r. Buna engel olacak tek yol, her a la nda, ba rış uğruna yürütülen savaşı 20


hızlandırmak ve şiddetlendirmektir. Sosya list ülkeleri n kuvveti barışı garanti a ltına a lmaktadır. Barıştan yana olan bütün güçlerin sıkı birliği ve ortak mücadelesi bu g a rantileri desteklemelidir. Oysa emperyalizm. bu alanda beliren yetersizliklerden. güçsüzlüklerden. gerek bölgesel savaş taktiğinde. gerekse kurtuluş uğru na savaşan halklara karşı yürüttüğü saldırı l a rda yararla nıyor. Demek oluyor ki. dün olduğu gibi bugün de barış u ğ runa yürütülen mücadelenin temel i. ayrı ayrı sosyal düzenli devletlerin barış içinde yan yana yaşaması için yürütülen savaştır. Bu da bütün ba rışsever güclere düşen bir ödevdir. Ortak hareketler yürüttükleri takdirde a ncak. h a lkların kurtuluş h a reketlerini ezmek için yapıl a n savaşl a r ve bölgesel savaşlar taktiğine engel olabilirler. üçüncü dünya savaşı ihti malını gerile­ tebilirler. Sosyalistler. katolikler, her türlü eğilimli ba rışseverler sorumlu­ luklarını idra k etmek. dünya barışı nın, gösterecekleri azme bağlı oldu­ ğunu bilmek zorundadırla r. Komünizm a leyhta rlığ ının etkisi nde ka larak, sistemli harp hazırlıklarına. «bölgesel savaşlar»a, Amerikan emperya l iz­ minin askeri maceralarına. Viyetnam saldırısına. nükleer silôhların Ba tı Almanya i ntikamı politikacılarına veril mesine göz yumarlarsa, bu tutum­ ları ile bu g i dişata yard ı m ederlerse şayet, çok tehlikeli bir durum mey­ dana gelebil i r. Zaten emperyalistlerin istediği budur. Ayrı ayrı sosyal düzendeki devletlerin barış içinde yan yana yaşaması prensibi temelinde. bütün çaba ları birleştirerek, dünya savaşına olduğu g ibi. emperyalistlerin saldırıya geçme teşebbüslerine de engel olmak şa rttır. Şurası d a muhakkak ki Sovyetler Birliğinin en nihayet barışı koruyacağ ı kanaatı, geniş halk kitleleri, demokratik pa rti yöneticilere, hatta komünistler a rasında. çok yaygındır. Ba rışın başlıca savunucusu. Sovyetler Birliğinin oynadığı rolün idra kinden doğ a n bu kanaat. emperya lizmin gücünü ve sayısız i m kônla­ rını küçümsediği için tehlikelidir. Bu görüş insanı pasifliğe götürür. Oysa bu a nda emperyalist saldırı la ra karşı en kesin şekilde savu nmak zorun­ dayız. Sovyetler Birliği. hattô sosyalist dünya. tek başına emperyalistleri daima durdurtamaz. Emperyalist sal d ı rı l a ra engel olabilmek için. bütün barışsever güçler çaba l a rını bi rleştirmelidir. Bütün insa n l ı k bu mücadele­ den ve sonuçlarından sorumludur. Son olaylardan sonra Avru panın birçok kapital i st ülkelerinde sosya­ lizme barışçı yol la rla varmak üzere mücadele yürütmek çeşitli siyasi cephelerde dahil, çeşitli eğ ilimli demokratik teşki lôtlarla tartışmayı ve görüşmeyi istemek acaba doğru mudur? Sorusu akla gel mektedir. Komü­ nistler. sosyal i stler, katolik ve burjuva demokratlar bugünün ve yarı n ı n olanaklarını. demokrasi a n layışlarını tartışmakla meşg ulken. demokrasi düşmanları n ı n iyice kuvvetlenip hazırl ıklarını ta mamlayıp. bütün demokra­ tik güçleri a rkad a n vurmaları ve ma hvetmeleri tehlikesi yok mudur?

Avrupanın bazı kapitalist ülkelerinde sosyalizme ba rışçı yol l a rla geçme i m kônı. gerek bütün düryada. gerekse bu ülkelerde. güçler dengesinde meydana gelen değişikl iklerin neticesidir. Sosyalizme barışçı yol l a rla git21


mek m ü mkünse, bunun nedeni, kapita lizmin b i rden bire reforma taraftar kes i lmesi, veya teslime hazır o l ması değ i l ; işçi sınıfının ve demokratik g üçlerin kuwetlendiğ i ; vata ndaş savaşına, karşı-devrimci yabancı m üda­ halelere engel olabildi kleri içindir. Bununla beraber, sosyalizme ba rışçı yol l a rla geçebi lmek için başl ıca şa rt, demokrati k güçler a rası ndaki birliktir. Tek başlarına komünistler, tek başına işçi sı nıfı, toplumu bu yolda i lerletemez. Tekelci sermayeye karşı yürüttüğü mücadelede, işçi sı nıfı, sınıf şartları yüzünden, bütün emekçi h a l k ta baka l a rı ile, köylü kitleleri i le, şehir küçük-burj uvazisi ile, ayd ınlarl a ittifak ku rma k zorunda olduğu gibi, komün ist partileri de gerici ve yeni­ faşist güçlere ka rşı yü rüttükleri savaşta bütü n demokratik g ü çlerle ittifak kurmak zorundadır. Hiç şüphesiz, bu ittifak zoru n l u luğunu idra k etmek yetersizdir, bunu gerçekleştirmek şa rttı r. Ama bu ittifak, işçi sınıfı ile birlik kura rak a ncak, haklı isteklerini gerçekleştirebilecek, barışı, demokrasiyi ve refa hı sağ layabi lecek oları diğer emekçi ta bakaları n ı n menfaatleri ne de hizmet eder. Tekelci sermaye, gerici g üçler, sal d ı rg a n emperyalizm, bu ittifağı engellemeye, i m ka nsızlaştırmaya ça bal ıyor. Bütü n bu nokta lardan çı karacağı m ı z sonuç şudu r : Komünistlerle diğer demokrati k g üçler sosya l izme barışçı yol l a rla varabilmek için mücadele­ den vazgeçmemelid i r ; tersine, bu mücadeleyi kuwetlend i rmelid i rler. Konkre konuşa lı m : Yapılaca k işler ned i r? demokratik g ü çleri n birliğ i n i hızlandı rmaya, tekelci sermayenin v e gerici g üçlerin bütün bölücü entri­ kalarına karşı daha da şiddetle savaşmaya mecburuz. Bu amaca varmak için de temel şart, müttefikler a rasında karşı l ı kl ı ve sonsuz g üvendir. Tar­ tışma l a r, görüş değiştokuşları çok s ı k terti plenmelidir. Ama bu cabal a r, demokrati k g ü çler a rasında k u rulaca k birlik u ğ ru n a yürütülen m ü cade­ lenin bir yönüdür a nca k. Bu tartışmalarl a yetin i l i rse, demokratik cephenin birliğini ku rmayı ; sal d ı rg a n emperyalizmin barışa ve demokrasiye d a r­ beler indirme teşebbüslerine karşı yürütülecek m ücadeleyi tek elden idare etmeyi a ma ç edinen siyasi eylemler gerçekleşti ri l mezse, neticede, demok­ ratik g üçler hala birlik i mkan l a rı n ı tartışırken, ortak düşman faaliyetlerini devam ettiri r. Böyle bir d u ru mda da demokrati k cepheyi meydana getiren bütün u nsurlar neticeden soru m l u sayıl ı r. Komü nistler, demokrasiden ve barıştan yana olan bütün g ü çlerle bera­ ber savaşma istekleri n i açıkladılar. Bu savaşta başrolü oynam a k iddıa­ sında olmadıkları n ı , bütün demokratik ve barışsever g üçleri n menfaatle­ rine saygı göstereceklerini belirttiler. Komünistlerin bu tutumu, bir taktik değildir. I lerleme u ğ runa yü rüttükleri savaşta benimsedikleri tutumun sonucudur. Çeşitli ü l kelerdeki sosyalist pa rtilerin gelişme yoll a rı çok çeşitli olmuş­ tur. Her ü l kede, sosya list partilerde tarihten ders çıkarmasını bilen, bütün demokrati k g üçlerle ittifak ku rmak isteyen çevreler ve g ü çler bulun m a kta22


d ı r. Ama bu u nsurların tesirleri her yerde bir değildir. çoğu zoman tesir­ leri yetersiz ka l ı r. Son za manlarda Batı Alman ve Avustu rya sosya l ist par­ tileri g i bi büyük sosya l ist partiler sağa doğru kayma kta ; komünist-aleyh­ tarı siyaseti şiddetle desteklemektedi r. I ktid a rda bulunan I n g i liz Işçi Partisi. koa lisyonlara katı l a n Batı-Alman Sosyal-Demokrat partisi ve ıta l ­ y a n Sosyal i st Partisi n i n yöneticileri, burjuvazinin a nti-sosyal tedbirler a lmasına yard ı m etmekte ; Viyetnamdaki tırmanma harbine. dış ve iç poli ­ t i k a a la nl a rı nda a rtan saldırga nlığına rağ men. Amerikan e mperyalizmini desteklemesine ses çıkarmamaktad ı r. Avusturya Sosya list Partisi bir muhalefet partisidir. a ma yöneticileri Hakçı Parti i ktidarı nın. 1 945 elde edilmiş bütün sonuçları yoketmek üzere sarfettiği çabaları engellemiyor. Tarihin tekerrür etmesin i istemeyen sosya­ listlerin soru mluluğu bu bakı mdan çok büyüktür. Daha bilinçli ve mantıklı bir tutum takı n ma la rı şarttır. Sosyalistler. sa ldırg a n emperyalizme karşı kararlı eylemlere g i rişerek. komünistlerin. gerici güçlere ve ha rb teh li ke­ sine karşı cephe kurma ça ba ları n ı desteklemezlerse. kom ü nist a leyhta rlı­ ğının baskısına boyun eğerlerse. bu aleyhtarlığının gerçek a macını a n la­ yamazlarsa, tarihsel ödevlerini yerine getiremiyeceklerdir. Avrupa n ı n kapita l ist ü l kelerinde gerici g üçleri n ve harb kunda kçı ları n ı n teşkil ettiği ve g ü nden g ü n e a rta n tehlikeye ka rşı. sosya l ist partiler içinde. ilerici katolikler, demokrasi ve barış taraftarları a rasında endişe verici bir u m u rsa mazlık görülmektedir. Bu u m u rsamazlık. bu unsurların. Batı Al man m i litarizm i n e ve intika m politikasına karşı takı ndıkları tutu m u da dile ge­ tirmektedir. çoğu zaman. bu u m u rsamazlığı nedeni «her şey demokratik yoll a r içinde gelişmekted i r» d üşüncesi. hükümetleri n ve partileri n başı nda demokratik görüşleri ni. barışa tarafta rlıklarını sık sık açı klayan insan­ l a rı n bulunması d ı r. Ama bu politikacıların sa m i mi olduklarını kabul etsek bile. bu s a m i miyet - tarihte görüldüğü gibi - gelecek için bir tem i nat teşkil etmez. Birçok ü lkede ve son za manlarda Avusturyada. bazı politikacıların. kanaatları n ı baştan aşağı değ iştirdiklerini görd ük. Franz Olah Avusturya Sendikalar Birliğinin ve Sosya list Partisi Meclis Grubunun başka nı idi. Oldukça (radika l) köktenci görüşler savunuyordu. Oysa bug ü n eski parti a rkadaşları bile Olah'ın yeni-faşist bir politika izlediğini söylüyorlar. Olah'ın bir istisna olduğunu söyleyebilir miyiz? lJstelik bu partilerde oldukça demokratik ve barışçı kanaatlar savun a n politikacıları n a rkasında. yen i güçler teşekkül ediyor. Şartla r müsaade ettiği a nda. bu güçler birinci plôna geçebi l i r. hazırlıksız olduğu için g üçlü bir muha lefetle ka rşı laş­ madan bu politikacıların yerini alabil ir. Biri nci Dünya Harbinden sonra. sosyalistler. demokrat katol ikler. bur­ juva a nti-faşistleri. faşizmi seçim yolu i le. demokratik usul lerle ezebile­ cekleri n i sandıkları içi n . i ktidarı a ncak ve a ncak zorbalıkla eline geçi re23


bi/eceği n i bi/en faşizm zafere ulaşıverdi. Bütün bu demokratik unusurlar. Devlet mekanizması na. demokratik kuruluşlara. hukuk niza m ı na güven­ mişlerd i . Faşist zorba l ı ğ ı n a karşı hukuk düzeni para etmeyince de. şaşırıp kaldılar. Komünistleri de içine a lacak demokratik cephe fikri onları ürkü­ tüyordu. komünist-aleyhtarı iftiral a rdan korkuyorlardı. oysa bu tutumları ile bu iftiraların zararlı sonuçları n ı bir kat daha a rttı rdı l a r. Birçok sosyalistler. birçok demokrat kato/ik/er. bir çok b u rjuva a nti­ faşistleri. yeni-faşist ha rekete karşı oldukları n ı ; «demokrasi a nçak demok­ ratla r içindi r. faşistlere demokrasi yok» parolasını benimsediklerini. yeni­ faşist şiddet metotlarına karşı demokratik şiddet metot/arı uyg u l a maya hazır oldu k/ a rını söylüyorla r. Ama tarih bütün ayrıntıları ile tekerrür etmez. Demokratik güçlerin muhalefetine engel o l m a k için. gerici güçlerle sal­ dırg a n emperya l izm bugün yeni-faşist örgütleri baskı a racı ve yedek güc % rak kullanmakta. Devlet m ekanizmasını ve çeşitli kuru l uşlarını a nti­ demokratik eylemlere-hükümet darbe/erine. elde edilmiş demokratik hak­ ların kaldırı l m a metotlarına - hazırlam a ktad ı r. Barış ve demokrasi ta raf­ tarları işte buna engel o l m a k zorundadır. Gerici güçlerin Devlet mekanizmasını. orduyu. polisi. Adliye mekaniz­ masını. okulları ve bütün eğitim sistemini ellerine geçirmesine müsaade etmemeliyiz. Gerici güçlerin. duru m l a rını kuvvetlendirmek üzere g i riştiği her teşebbüsü açığa vurmalıyız. başarısızlığa u ğ ratmalıyız. Devlet meka­ nizması içinde. gerici. karşı-devrimci ve yeni-faşist çevrelere karşı. demok­ rasi uğruna savaşa hazır demokratik teşkilôtlar kurulması ve kuvvetlen­ diri l melidir. Gerici güçlerin başvurduğu şiddete karşı demokratik güçlerin d e metotlu. tek elden idare edilen şiddete başvuracakları açıkca a nlatıl­ m a ı ı d ı r. Komünistlerin de sorunu tek başlarına çözümleyemeyeceklerini de bil­ m eliyiz : B u ölçüdeki bir mücadele bütün demokratik güçler tarafından yürütülürse ancak. gerçekleşebilir. Kataliklerle sosyalist/erin bu a landaki soru mluluğu çok büyüktür. çünkü Devlet mekanizmasındaki temsilci leri. komünist partilerini temsil edenlerden daha çoktur. Sosyalistlerle kato­ l iklerin bu mücadeleyi komünistlerle bera be r yürütmemeleri ; faşizmin i kti­ d a ra geçmesini. bütün demokratların yok edilmesini kolay/aştıracak feci hatalara yol a çabilir. Ama mesele. gerici güçlerin teşebbüslerini vaktinde d u rdurtmak. barışa ve demokrasiye karşı yürüttükIeri entrikaları. hazırladıkları plônları başa­ rısızlığa uğratmakla bitmiyor. Barışı ve demokrasiyi g a ra nti a ltına alabil­ mek için. halkın demokratik haklarını genişletmek. tekelci sermayenin gücünü sınırlandırmak şa rttı r. Ya geriye gönerek. demokratik hakları n yok edil mesine razı olacağ ız. yahut d a bu hakları n genişlemesi ni ve geliş­ m esini kabul ederek i leriye doğru a d ı m l a r atacağız. B u bakımdan barış­ ta n ve demokrasiden yana olan bütün u nsurl a rın şu gerçeği iyice anla24


m o la rı fevkalôde önemlidir: komünistler bütün güçleriyle ayrı sosyal düzendeki devletlerin barış içinde yan yana yaşayabilmeleri, sosyalizme barışçı yol la rla varı l ması için savaşıyorla r; bütün emekçilerle, barıştan ve demokrasiden yana olon bütün insa n la rla beraber bu yolda ilerlemek istiyorlar. Demokrasi ve barı ş ta rafta rları a rasında bugünkü ve gelecek­ teki soru n l a rla ilgili ta rtışmalar lüzumludur, o ma bu tartışmala r onları demokrasinin gelişmesi ve genişlemesi u ğ runa, gerici güçlere, sal d ı rgan emperyalizme karşı yürütülen savaşa götürmelidir.

25


Gelişmiş kapitalist ülkeleri sosyalizme götürecek yol ve Oktobr Devrimi

ib Nörlund Bugün a rtık bütü n dünya, Oktobr Devri minin tarihte yeni bir döneme yol açtığını kabul etmektedir. Bununla beraber bu ihti lal hakkında veri len h ü kü mler a rası nda büyük ayırım l a r görül mektedir. Eski düzeni göklere çıkarı n ıarın bütün isteği , «kaybol muş cennet>, diye baktı kları eski d üzene dön mektir. Oktobr Devri mini küçük düşürmeye çabalaya nlardan biri aynen şöyle demişti r : «2.000 yılında Oktobr Devri­ m i n i n 83-üncü yıldönümünün kutlanmasına engel ol m a k üzere bütün gay­ retleri mizi za rfetmeliyiz... Ama bütün bu u mutl a r boşa çıkacaktı r! Bu insan­ l a r, bilim ağacı n ı n meyvasını tadanların, bir daha geriye dönemiyeceğ ini u nutmuşlard ı r her ha lde. Dünya işçi ha reketi içi nde, herkes, Oktobr Devri m i n i n büyük bir zafer teşkil ettiğini kabul etmektedir. Bununla beraber bu ta sdik, Oktobr Devri­ minin teşkil ettiği tarihsel tecrü benin sokulduğu çerçeveye göre, ba m başka bir nitelik, ba m başka bir konu kaza nabilir. Bu yazıda belirtilecek nokta lar, bu çeşitli «tasdik.. şekil lerin i i nceleyecektir. Bu inceleme, daha çok, geliş­ miş kapitalist ülkelerdeki işçi sınıfının yürüttüğü savaşla ilgi lidir. Za m a n za m a n ileri sürülen bir iddiaya göre, Oktobr Devrim i sosya lizme geçiş'e, başka bir deyişle sanayileşmiş kapitalist ülkelerde gerçekleşecek sosya l ist devrime, bir «örnek.. teşkil edemez. Bu iddiayı bütün ayrı ntı la­ rıyla i ncelememiz gerekir. Çünkü bugün «örnek» terimi çok çeşitli anlam­ l a rda kullan ı l m a ktad ı r. Ornek'ten m a ksat, hazır elbise sanayiinde, ölçüler alındıkta n sonra, pantolunu tespit etmek ve kumaşı patoluna göre kesmek üzere kulla n ı l a n «örnek..e , «model ..e ya kı n bir şeyse, yükarı ki iddia fevkalade doğrudur. Ama yaratıcı siyasi faaliyet, hazı r elbise imal eden ateiyedeki işlerden çok farklı d ı r. Kom ünist ha reketi nin «çocukluk.. döneminde bu gerçeğ i n pek iyi a nlaşı l m a m ış olduğu da m u hakkak. 1 920 yıllarında, Da nimarka'da kral­ l ı k rej i m i ne karşı düzenlenen genel g revde, komünistler, «Da n i m a rka'da Sovyetler Cum h u riyetini kura l ı m !.. parolasını ortaya atmışlard ı . Tabii bu parola hiç tutma m ış, komü nistlerin itibarını bozmaktan başka bir keye yara ma m ıştı. Ama bugün a rtı k, bütün komünist pa rtilerinin hareket ettiğ i ilke şudur : Sosyalizme geçiş şekilleri, sosya list a macın gerçekleşti rilmesi 26


ıçın kullanılaca k kuruluşla r, her ülkeye özgü m i l l i şa rtla ra, geleneklere bağl ı d ı r, onlara göre tespit erilmelidir. Bugün «örnek» kavra m ı n ı n a n l a m ı ba m başkadır. I ktisad i ve matemati k örneklerin tespiti, bilginin önemli bir şekli haline gel mektedir. Orneğ in, Georg Klaus ile «Sibernetik Sözlüğü»n'ün diğer yazarları, örnek ta ri mini, «bazı ters orantı ların sapta nmasına i m kô n veren örneksemelerin» tespiti a n l a m ı nda kullan ıyorlar. Bu örneksemeler, «iş veya ya pı ba kımından şu veya bu bağ ı mlıl ıkları» dile getirmektedir. Orneksemelerin en önemli temel kısmını teşkil ettiğ ini belirtiyorlar. Bilginin bu şekli n i siyasal bilimlere de uygulamak mümkündür. Oklobr Devriminin gelecekteki i htilôl lere «örnek» olamıyacağı nı , bu devri mde elde edi l m i ş tecrübelerin bugü n a rtık önen taşımadığını iddia etmek, çok tehlikeli bir tutu mdur. Ama bugün buna benzer naza riyeler savu nulmaktadır? Da nımarka'da meselô, sosya list olduğunu iddia eden Halk Pa rtisinin politikasını haklı ve doğ ru göstermeye ça lışan bir ince­ leme : «Komünizmin Batı Avrupa konusunda işlediği en büyük hata, işin başından bu ya na, az gelişmiş bir ü l kenin şartları (ya ni 1 917 deki Rusya şartla rı) içinde meydana gelmiş bir ihtilôlden hareket etmesi, ve bu ihti­ lôlden çıkarttığ ı sonuçları Batı Avrupaya tatbik etmesidir» gibi iddiaları kabul ettirmek istiyor. Bu iddiaları ileri sürenler, 1 920 yıllarında Zino­ viyev'in savu nduğu naza riyeye daya nıyorlar. Zinoviyev'e göre, leninizm, teknik ba kı m ı ndan, en az gelişmiş tarım ü l kelerindeki proleta rya ihtilô linin doktrininden başka bir şey değildi. Bu görüş, bugün, len i nizmin bazı temel nazariyelerinin evrensel a n l a m ı n ı ve etkileri n i inkô r etmek için kul­ lanılmaktad ı r. Oysa Oktobr Devrim i , geri kalmış ü l kelerde meydana gelen devrim ti pine bağlı d eğildir. Tersine : Oktobr Devrimi proleta rya nın zafere kavuş­ muş ilk i htilÔl ı d ı r. Taşıdığı evrensel önem de bundandır. lenin'in bel irttiği gibi : « . . . devri m imizin bazı temel özellikleri sadece bölgesel, sadece m i l l i, sadece Rus bi r önem taş ı mıyor. Bunları n önemi gerçekten evrenseldir.» Oktobr Devrimi, işçi sınıfının elde ettiğ i ilk zaferdi. Bug ü ne kadar zafere kavuşan bütün ihtilôller, Oktobr Devri m inin tecrü belerinden faydaIan­ m ıştır. Ote yandan, defalarca görü ldüğü gibi, Oktobr Devriminde geçirilen tecrü belerin önemini i nkôr etmek, devri m i çıkmaza götürür, sosyalizme ya pılan bütün methiyelere rağmen kapitalizmin ortadan kald ı rı l masını sağ laya maz. leninizm in ortaya çıkması ve gelişmesi i le, işçi sınıfının elde ettiği bu i l k ve kesin zaferi a rasındaki bağ l a r fevka lôde sıkıdır. Demek oluyor ki, len i ­ nizme, Ma rksizmin 1 9 1 7 Rusyasına özgü şartlara göre uygulanışı diye bakmak yanlış olur. lJstelik, leniniz m M a rksizmin yeni bir dönemi, bütün d ü nya sosyalizm yoluna g i rmeye başladığı dönem içinde gelişmeSi de­ mektir. 27


Oktobr Devri minin zoferi, işçi sınıfı n ı n yöneti mi a ltındo elde edilm iştir. 1 9 1 7 yılında Rus işçi sı nıfı - dünya ölçülerine göreçok gelişmiş bir işçi sınıfı idi. 1 91 7 Rus işçi sınıfını «ba ldırı-çıplakla r proletaryası» sanmak, ger­ çeklerden uzaklaşmak olur. Bu şartlar içinde, kom ü nistlerin, Oktobr Devrim i n i n etkisi a ltında «Ma rks'ın incelemelerine daha çok konu olan, çok gelişmiş bir top l u m şartları içinde gelişen ihtilôl ı n belirtici özelli kleri ni» incelemekten vaz­ geçerek, büyük bir hataya d üştüklerini söylemek, pek yanlış bir iddiada bulunmak demektir. i ncelemenin yazarı, bu iddiayı daha da ileriye götü re­ rek, «az gelişmiş ü l kelerdeki 1 91 7'de Rusya, 1 949-da Çin böyle ül kelerdi Sosyalist gelişmenin aldığı özgül şeklin en belirtici özelliği, g üçlü bir devletin meydana gel mesini zoru n l u l u k ha line getiren, ve aynı zamanda sosya lizmden ayrı tutula mayacak demokrasi eğil i mini köstekleyen özel şa rtlardan doğ a n iç çelişmelerd i r... ı ncelemenin yaza rı na göre, «sosyalist üretim i l işkilerinin yaratılmasını engelleyecek.. g üçlü bir devleti şart haline getiren eğilim, hızlı sanayileşmenin kaçı n ı l ma z sonucudur. Bu konu ile ilgili bazı noktaları belirtmek isteriz : 1. Marks'ın 1 9. yüzyıl o rtalarında incelediği işçi sınıfı 1917 Rusyasındaki işçi sınıfı kadar gelişmiş değildi. Ote yandan, aynı dönem içinde, Batı Avrupa ülkelerinde hissedilen sanayileşme zarureti Batı Avrupa ü l kelerinde de aynı şiddetle duyuluyordu. 2. Zaferi elde eden işçi sınıfı, sosyalist üretim ilişkilerinin, daha önceki kapitalist ü reti m i lişkileri nden daha faydalı olduğunu ispatl a m a k zorun­ dadır. Bilimsel ve teknik devri m i n etkisiyle bugün ü retici g üçlerde beliren gelişme için de aynı şeyi söyleyebiliriz.

Hiç şü phesiz, bugünkü şa rtla r işçi sınıfının karşısına bambaşka ödevler ve sorunlar çıkarm a ktad ı r. Ama bu ödev ve sorunları n temel niteliği değiş­ memiştir. üretici g üçlerin hızlı gelişi m i «özel sosyalist ü reti m ilişkilerinin.. ve bu il işkilere özgü demokratik zihniyetin aynen �oru n masına değil, g e­ lişmesine bağ lıdır. Bununla beraber, şiddetli mücadele dönemlerinde - özellikle dış düşmanlara karşı yürütülen savaş devrelerinde - demokra­ sinin, geçici !Jir süre için a ncak, sınırlandırıl ması, objektif bir zorunluluk haline gelebilir. Bu şartlar içinde işlenebi lecek hatalar kaçınılmaz değildir. Elde ettiğ i miz tecrübeler bu hatalara düşmemize engel olabil ir. 3. Ihtilôl ı n niteliği, «tipi.., her şeyden önce çatışan sınıfların niteliği ile belirir. Işçi sınıfı n ı n etkilerini tôyin eden sadece güttüğü a maçlar değ i l her şeyden önce kurduğu ittifaklarla gerçekleşen ideoloj i k ve politik yönelişidi r. Rus işçi sı nıfı bu a la nda gösterdiği büyük ustalığı, Partinin faliyetine ve Leninist yöneti mine borçludur. Çin devri minin yetersizlikleri, karşı laştığ ı büyük zorluklar, bu soruna bulduğu yanlış çözüm yolları n ı n sonucudur. Proletaryanın ilk ihtilôll olan Oktobr Devri mi, bize kapita l izmden sosya­ lizme g e ç i ş konusunda genel b i r nazariye sağlamıştır. «Klasik.. burjuva 28


ihtilôlı olan 1 789 Fransız Devrim i de, bütün bu rjuva devrim lerine çok şey öğretmiştir. (Burjuva devrim lerinin herbirine özg ü özell i kler göründüğü h alde,) Bunun neden i : Ayni tipteki devri mlerde çeşitli sı nıfları n karşısına çıkan a maçların özdeşliğidir. Kapitalist ü l kelerdeki işçi sınıfının partileri, Oktobr Devri m i n i n evrensel tecrübe niteliğinden şüphe ederse, ters orantı l ı i l işkilerin tôyin edilmesini sağlayacak ..örneksemeler..in kurula m ıyacağını iddia ederse, l üzumsuz zorluklar çıkarmış olur. M ücadele görü nüşte bam­ başka şekiller de a lsa, bu gerçek değişmez. Iyi sonuçlar vermiş, işçi sını­ fını zafere götürmüş olan tecrübeleri inkôr etmenin faydası ol maz. Aksine, dostrinimizin temel ilkelerini olduğu gibi koru mak ; sağdan gelsin, soldan gelsin, bütün fırsatçı sapmalara karşı gelmek zoru ndayız. Bu son yıllarda, Batıda, sosyalizme götüren yolu, aşırı solcu ve opor­ tünist bir şekilde yoru mlayan bir eğ i l i m belirmiştir. Bu eğ ilim. çoğu zaman, gerçeklerin karşısı nda duyulan, gerçekten devrimci bir tutu mlu i lg isi ol­ mayan, bir sab ı rsızlığı n sonucudur. Çin devrimini "nazariyede» haklı gös­ termeye, i htilôlın en yeni ve en doğru ..örneği» d iye ta kdi m etmeye çalı­ şanlar var. Oysa, Çin Devri m i ni n bug ünkü döneminde açıkca g örüldüğ ü gibi, bu i htil ô l geliştikçe, genel Leninist doktri ninden ve Oktobr Devri m inden uzak­ laşmaktadır. Bu ise, sosyalist başa rıla r için büyük bir tehl i ke teşkil eder. Bu tehlikelerin en büyüğü, işçi sınıfının i htilôlde oynad ığı rolü, bu sınıfın ideolojik yönetimini inkô r eden, küçümseyen eğilimdir. Emekçilerin, gerek maddi, gerek kültürel menfaatleri sun'i bir şekilde, ihtilôlın menfaatlerine karşı gösteri lmeye çalışılıyor. Bu da işçi sınıfı n ı n kısa vadeli ve ivadili istekleri u ğ runa yürüttüğü savaşın, devrimci gelişimi isteklendiren b i r u n s u r haline gelmesine engel oluyor; kapitalizmden sosyalizme geçiş yolunda devri m i barışçı yol larla gerçekleştirmek üzere bütün olanaklard o n faydalanmak zorunluluğunu hesaba katan bir stratejiyi tespit isteği n i kös­ tekliyor. Bu tutu m ise, Oktobr Devri m i n i n a rifesinde, devri m i barışçı yol­ la rla geliştirme yolla rı n ı a raştıra n , «bu yola gi rmek i çi n bütün gücümüzle savaşmamız gerekiyordu» diyen Lenin'in d üşüncesi n i n tam tersid i r. Sağcı oportünistlere ve yukarıda sözü edilen i ncelemenin yazarı na göre, .. bugün klôsik komü nist görüşlerini en mantıklı şekilde dile getiren, eski 1 9 1 7 şemasıno dayanara k, sanayileşmiş Batı ülkelerinde sosyalist bir devrim gerçekleştirmek isteyenler, daha çok Çinlilerdir» (Yazar ..Çinii lerı> derken Mao-Tse-Tung tarafta rla rını kastediyor). Yukarıda beli rttiğimiz gibi, bu iddıa birçok bakımdan gerçekıere uymama ktadır. Oktobr Devri minin evrensel önemini ve etkisini başka açıdan i n kô r eden ler de var. Bazı iddialara göre, bu devri m (aşağı yuka rı bütün sosya­ list devri mler g ibi) «sosyalizmin maddi öncülleri, ihtilôlden önce olgun­ laşmadığıı>, «demokratik geleneklerin mevcut olmadığı bir toplumda» ger­ çekleşmiştir. Bu ise, ..bu tip devrim leri Blanqui'nin nazariyesine uyg un şekiller a l masına yol açıyor». Bu görüşleri savunanlar gerçekleri görmez29


likten gel iyorlar: Oktobr Devri m i ta rihin en büyük halk ihtilöllerinden biri olmuştur. Demokratik geleneklere bağl ı olan bu i htilôl, hiç şüphesiz sos­ · ya l izme geçebilecek kada r olğunlaşmış bir ü l kede meydana geldi. Ama bu bütün bu iddıaları n a macı, sosyalizme, Oktobr Devri m inin sağladığı tecrübeleri hesaba katmıyocak bir geçişin doğru ve m ü m kün olacağını ispat etmektir. Bu görüş, sosyal-demokratların ötenenberi savunduğu, ve bugüne kadar hiçbir sonuç vermemiş olan «sosyalizme aşamalı yollarla geçme» tezine çok ya kınd ı r. Sosya lizmi barışçı yollarla geçme i mkönl a rı n ı hesaba katacak stratej iyi tespit ederken, Oktobr Devriminin bizlere sağ ladığı m uazzam tecrübeler­ den fayda lanmak zorunluluğundayız. Hiç şüphesiz mesele, sadece taklit etmek değ i L . Burada devri m i n barışçı gelişi minin öncülerini yaratmak için, lenin'in sarfettiği çabaları inçelemek gerekiyor. Bilindiği g i bi, yürüttüğü m u h a kemede, lenin şu noktadan ha reket edi­ yord u ; «Sovyetlerin içinde sınıfları n ve partilerin yürüttüğ ü m ü cadele - Sovyetler tam za manında i ktidarı n ta mamını ellerine geçirebilmiş ol­ saydı - en barışçı ve en h issedi l mez şekilleri olabili rdi»; işçi sınıfını temsil edenler, işin başında, Sovyetler içindeki çoğunluğu sağlayamadığı ha lde, bu barışçı m ü cadele işçi sınıfını zafere götürebilirdi. len in'in bu konuda dile geti rdiği çeşitli düşünceler bu bakımdan çok ilgi nçtir. Sovyetler «iktidarın ta m a m ı n ı ellerine geçirebilseydi, küçük-burjuva taba kalarının en büyük kusuru, başlıca eksikli kleri - ya n i kapitalistlere karşı besledikleri güven - pratikte ve kendiliğinden kaybolabilirdi, h a rca­ d ı kları faal iyetin kendilerine sağladığı tecrübeler bu güveni etkisiz bıra ­ kabili rdi. Sınıflar v e partileri i ktida rın ta m a m ı n ı ellerinde tutan Sovyet­ lerin içinde sıra ile ve barışçı yollarla i ktid a ra geçebilird i ; Sovyetlerde temsil edilen bütün partilerin kitlelerle kurmuş olduğu bağlar sağl a m kalabilirdi, gevşemezdi.» Görü ldüğ ü g i bi, lenin, küçük-burjuva tabaka larının beslidiği «sermaye ile uzlaşma» hayaline son verme zorunluluğunun önemini görüyordu. Kit­ lelerle deva mlı bağ l a r kurma, kitlelerin faa l iyet yürütme zorunluluğunu israrla belirtiyordu : «Sovyetlerde temsil edilen parlerle kitleler arasında kurulacak enine ve derinliğine serbestçe gel işecek bu sıkı bağları n varlığı, burjuvazi ile uyuşa bileceğ ini sanan küçük-burjuvaları n besledi ğ i bu haya ­ !ın dağılmasına yard ı m edebilirdi». lenin'in büyük bir usta lıkla yaptığı bu çözüm leme, evrensel bir önem taşır. Sa nayileşmiş kapitalist ü l kelerdeki işçi sınıfı n ı n yürüttüğü savaş göz önünde tutu lu nca, şu gerçeği iyice anlamak şarttır : Barışçı yollarla ge­ lişme i m könlarından faydalanabilmek için, kitle hareket/erinin arttmlması ve şiddetlendirilmesi fevkalöde önem l i d i r. Bunu yükanda sözü geçen ince­ lemede, sosya list olduğunu iddıa eden Da n ı m a rka Halk Partisinin pal iti30


kasında görebiliyoruz. Halk Partisi g ü nden güne sağa kayıyor, geçirmekte olduğu ciddi bunal ı m da bundandır. Barışçı yolla rla sosyalizme geçmek demek, g ittikçe daha köklü dönü­ şümler, emekçilerin menfaatlerini savunacak siyasi tedbirler uğru na , yürü­ tülen savaşı geliştirmek demektir. Bununla beraber, bu geçişi imkônlaştır­ mak için, va rolan şartlara göre kabul edilecek mücadele yol larının «yürüt­ tükleri faaliyetlerden elde ettikleri tecrübelerle karşı laştırıl ması» şa rttır. Böylece h a l k kitleleri ve bu kitlelerin siyasi temsilcileri, tekelci sermayenin sınıf hôkimiyeti ne karşı nasıl savaşacaklarını d a ha iyi a nlayabileceklerdir. Bu ise, mücadelenin daha geniş, daha şiddetli kitle hareketleriyle destek­ len l!l esi şartiyle a nca k mümkün olur. Gerçekte bu kitle h a reketleri her çeşit mücadelenin hareket noktasını teşkil eder. Bu etken, elde edilmiş dönüşümlerin işçi sınıfının davası uğruna yürü­ tülen mücadelede siyasi a ra ç haline getirilmesine yard ı m eder. lenin'in belirttiği gibi : .. Hiç şüphesiz, devri mciler dönüşümler u ğ runa savaşmayı düşman ı n önemsiz, ikinci derecede de olsa bir mevziini fethetmeyi hiçbir zaman reddetmiyecelderdir - bu mevzi kend i sa ldırılarını g üçlenmesine i mkôn verdiği, mutlak zaferi kolaylaştırdığı takdirde. Ama devri mciler şunu da u nutmama l ı d ı r : d üşmanın, saldıra n la rı bölmek, kolayca yenmek için mevzilerini kendjfjği n de n teslim ettiğ i d u ru m la r da olur.» Bu tezler bug ü n değerinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Dönüşümlerin önemini a rttırmak, düşman oyunlarını sonuçsuz bırakma k için, herşeyden önce, şu gerçeği sezinlemek, anlamak şarttı r : Kopartıl a n tavizler, u z u n mücadele sayesinde e l d e edil mişti r ; b u dönüşümler, her çareye başvurulara k, devamlı bir şekilde savu n ulduğu takdirde ancak, emekçilerin menfaatlerine hizmet edebil i r. Bu i lkenin sonucu olara k, aynı dönüşümler, ayrı ayrı şartlar içi nde, başka başka siyasi anlamlar kaza n a ­ bilir. Dani marka'da meselô, hiç kimse, 1 9-uncu yüzyıl sonları nda demir yollarının millileştirilmesi kara rına, devrimci bir olay diye bakmamıştır. Uzun mücadelelerden son ra elde edildiği zaman ancak, demiryol larının m i l l ileştiril mesi bu niteliği kazanabilir. Oysa bizde, daha önemsiz tavizler çok daha önemli siyasi bir anlam taşımıştır. Bunla r, i ki nci Dünya Harbi sırasında, g revler, kitle hareketleri yolu i le, Alman işgal kuvvetlerinden zorla koparıimış dönüşümle rd i . Sosya lizme barışçı yol l a rla geçişin bir aşamasını teskil edecek dönü­ ş ü m ler söz konusu olunca, Oktobr Devriminin bize sağ lamış olduğu ders­ lerden faydalanabiliriz. 1 9 1 7 güzünde teklif ettiğ i köklü dönüşümlerden söz eden Lenin şu noktayı bel i rtiyordu : «Bunlar henüz sosya lizm demek değ i l, ama artık kapitalizm de demek değ il. Bunlar sosya lizme doğru atılmış muazzam bir adımdır; bu adım atıl d ı kta n sonra - eksiksiz demok­ rasi şartları içinde ve kitlelere karşı en korkunç zorba l ı klara başvu rulma­ d ı kça - geriye dönmek, kapital izme dönmek imkônsızdı r.» 31


Hiç şüphesiz, mutlaka istenilecek dönüşümler, daha çok, ül kedeki za man ve mekôn şartlarına bağ l ı d ı r, onlara göre değişir. Bununla bera­ ber, köklü dönüşümler uğrunda yürütülen savaşın rolünü ele alan tez, evrensel bir a n l a m ve evrensel bir önem taşımaktadır... «En korkunç zor­ balıklar»ı engelleme ve sosya lizme barışçı yollarla gitme i m kô n ı da, kit· lelerin hareketler yürütmelerine, ve demokrasiye saygı gösteril mesini iste­ melerine bağ lıdır. Kitle ha reketleri çok büyük çapta yürütülünce, gerici güçler, zorba l ığ a dönmenin, kötü sonuç verecek bir siyasi tedbir olaca­ ğ ı n ı düşünürler. Bugün mesele, devrimci bir oıia m yaratmaya i m kô n verecek yeni yollar bulmaktır. Büyük değişiklikler döneminin toplumun «alt sınıfları » eskisi g i bi yaşam a k istemedikleri, «üst sınıflar»ı nın ise eskisi gibi yaşaya maz "' ale geldikleri a nda ; başka bir deyişle bütün toplum için tehl i keli bir durum, m i l l i bir buna l ı m meydana geldiğ i dönem olduğunu söyleyen temel naza­ riye herha ngi bir değişikliğe uğra m a m ıştı r. Hiç şüphesiz, devri mci ortan çok çeşitli şekiller a labilir. Bu bakı mdan, halk kitlelerinin toplum hayatı nda oynadığı rol ü n g ünden güne önem kaza n ması, pek çok yeni i m kônlara yol açabiliyor. Eski toplu m u temelin­ den sarsan bir felôketin sonucunda, halkın sürü klen diği sefaletten doğa ­ cak milli bir buna l ı m beklenilemez. Kitlelerin tepkilerini en ç o k etkileyen unsur, gerçek durumları ile karşı la rına çıkan olan a kl a r a rasındaki uçu­ ru m u görebilmeleridir. Bu çelişmeyi şiddetle beli rtebil i rsek, devrimci bir orta m yarata biliriz. Ama bir şa rtla : Tekelci sermayeyi çıkmaza sokmak, kendi siyasetini uygala masına i m kô n bırakmamak için, karşısına oşa m ı ­ yacağı engeller d i kmek şartiyle. Bu şart ise, bazı demokratik hakların elde edil mesi ve kullanılması, bir takım demokratik örgüt ve kuruluşun kurul­ m ası vb. ye bağ lıdır. Ama bu hakların, bu kuruluşla rın, kitle hareketi temeline dayandığı va kit a ncak etkilerini gösterebileceğini unutmıya l ı m . Bu şartl a r içinde, sosyal izme barışçı yollarla geçiş dönemi demek, halk kitlelerinin çok yoğu n bir faaliyet yürüttüğü, bir yü ksek geri l i m dönem i demektir. i nsa n l ı k ta rihinde meydana gelen en büyük değişikliklerin başka bir şekilde gerçekleşebileceğini sa n m a k yanlış olu r. Komünist Partileri kendilerine özgü şartları göz önünde tutarak, çeşitli alanlardaki faaliyetlerini geliştirerek, toplumsal başka laşmalara g i ren yolda ilerleyerek progra mlarını tespit ederler. Bununla beraber, Oktobr Devri minin kazandığı zafer, meydana geti rdiği ö rnek, hepimiz için fevka­ lôde önemlidir. Bu devrimde elde edilen tecrübeleri kendi şa rtlarımıza göre uygularsak, gerçekıere bakışımızın ne kada r doğru olduğunu göre­ biliriz. Bug ün çeşitli görüşler a rasında yapılan karşılaştı rılmalarda, komünist pa rti lerinin sosyalizme doğru yen i yollar a ra ma k üzere h a rcad ı ğ ı ça bala rla meydana gelen yaratıcı faa liyetin bir h a l kasını teşkil eden bu görüşü hatırlatmamız kan ı m ıza faydalı olacaktı r. 32


S E R M A Y E D O N YA S I N D A

Yunanistan: Cunta diktatörlüğü ve ona karşı savaş

Zisis Zogrofos Yunanistan'da 21 Nisan 1 967-deki faşist askeri darbeden son ra mey­ dana gelen politik d u ru m u n bir özelliği, askeri cunta ile onun yerli ve yabancı kayı rıcıları n ı n yunan halkına i radesi dışı nda zorla dayattıkları rejimi sağ lamlaştırma ça balarıdır. Cunta bu a maçla ordudo, devlet ciha­ zında, genellikle politi k ve toplu msal hayatın bütün alanları nda d u rumunu kuvvetlendirme yolu nda çaba harcamaktad ı r. Cunta dayandığ ı politi k temeli genişletmeğe, halkın ve karşıt g üçlerin en ufak direnişlerini bile kı rmaya çalışmaktad ı r. Durumun i kinci bir özelliği, halkın, bütün demokratik güçlerin beklen­ medik da rbeden sonra kendilerini toplayarak bugünkü rejime daha güçle ve daha örgütlü olarak karşı koymaya başla malarıdır. Diktatörlüğe karşı olanların eylemlerinin genişlemesi ve a henkleşmesi, bütün diktatör­ lüğe karşı olanların bir tek cephede birleşmeleri g itgide kuvvetlenmek­ tedir. Yunan halkının haklarını ve özg ü rlüklerini yoketmek amacıyla Cunta temsilcileri ü lke içinde ve dışında açık bir kampanyaya g i rişmişlerd i r. Yunan istanı, «komünistlerin ve irtikôbııi» sürüklediği fecaatten ve kaos'tan kurtarma masa l ı n ı ortaya atmışlard ı r. Cuntacıl a r, ü l kede «gittikçe ortan isti kra r» va rmış g ibi, «gerçek demokrasi» gelişiyormuş gibi bir hava yarat­ maya ça lışmaktad ı ri a r. Nevarki yürüttükleri kampa nya bir sonuç verme­ mektedir. Çünkü 21 Nisan rejiminin ü l kemizi yı llarca gerilere ittiğini, geri­ liğe mahkum ettiğini olaylar çürütülmez bir şekilde ispatlamaktad ı r. Cunta'nın «icraat»ı nı herşeyden önce demokratik harekete karşı, halkın örgütlerine, politik partilere, halkın savaşçılarına ve hattô en ı l ı m i ı muha­ liflerine karşı aldığı baskı tedbirleri ortaya koymaktadır. Bu tedbi rler, - Cunta'nın deyimiyle bir «devrim» yapmış olan - orduda da uygulan­ mıştır. Hazı rl ı kl ı «kazalar», sert disiplin ceza ları , askerlere dayak günlük işlerden olmuştur. Cuntaya göre güven beslenemiyecek su bayl a r görev3

33


lerinden uzaklaştı rılm ıştır. öte yandan Cuntaya sadık subaylar, "ASPi DA.. davasının hazı rla n masında, ü n l ü politikacı La m brakis'in öldürül mesinde ve bu olayların örtbos edilmesinde faol bir rol oyna mış olanların hepsi terfi etti rii miş ve kilit noktolarına yerleşti ril m işlerdir. Devlet cihozında, il ve ilçe belediyelerinde, diplomatlar a rasında, sendi­ kalarda ve ta rı m kooperatiflerinde temizlik yapılmıştır. Cu nta, kurba nları hakkı nda h içbir şey duyurmama, onları g izl ice işkenceye çekmek ve orta­ dan kaybetmek ta ktiği n i yürütmektedir. Buna rağ men yurtseverlerin tev­ kifleri hakkında durmadan veriler ortaya çıkmaktadır. Metaksas d iktatör­ lüğü ve işgal za manları ndaki g ibi yunan gizli polisinin işkence odala­ rında politik tutuklular, ilerici inançlarından vazgeçtikleri yolunda açıkla­ malar i mzala maya zorlanara k hakaret ve zilletle ezilmektedir. Cu nta, en direnişii muhaliflerin i - hangi partiden olurlarsa olsu nlar fiziki olara k yok etmek, ya da en azından politik bakımdan gözden düşürt­ mek için Yu n a nistan Komünist Partisi'nin, bütün solcu partilerinin yöneti­ cileriyle fonksiyonerleri nin peşine düşmüştür. Nitekim EDA sayıavları meh­ kemeye verilmiştir. Merkez Birliği'nin ta nınmış önderi Andreas Pa pandreu hakkında kovuşturma hızla ndırı l mıştır. Hiç bir temele dayan mıyan, gizli polisin hazı rladığı davalar birbirini izlemektedi r. örneğ i n bilindiği gibi, sözümona EDA'n ı n pa rti merkezlerinde el konduğu öne sürülerek bir takım g izli vesika lar açıklanmıştır. Bu iddialar ne kada r gülünç olursa olsun, dünya kamu oyu n u n uya n ı k kalması ve gevşeklik göstermemesi gerekir. Bugünkü rej i m bu gibi düzme davalar tertiplemek zorundadır. Bu reji m , korku nç 21 N i s a n cinayetini, halka karşı terörü şiddetlendirmek a macıyla yurt içinde ve dışı nda - karşı tepki de uyandırsa - haklı çıka rmaya ça lış­ mak zoru ndadır. Içişleri Bakanı Patakos ile Cunta'nın resmi orga n ı n ı n , komünistleri n cinayetlere, kundaklama lara, sabotajlara v.b. hazırlan m ı ş oldukları yolu ndaki açıklaması b i r rastlantı sayıla maz. Burada açı kça söz konusu olan, rejimin hazı rlad ı ğ ı planları kamufle etmektir, demokratik ha rekete karşı kışkırtma niyetleridir, demokratik ha rekete ve ha l k direni­ şinin savaşçı larına karşı şiddetli sa ldırıları haklı çıkarmaktır. Ulkenin aydınları diktatörlüğe boyun eğdi rilmek ya da en azından onun keyfi hareketlerine karşı koymamaya zorlanmak istenmekted ir. Gizli eller, bilim ve sanat temsilcilerine karşı faal bir saldırı yürütmektedir. Baskı tedbirleri sonucunda 340 gazeteci işinden ol muş, bunla rı n 44'ü hapisha­ nelere ya d a toplama kampları n a atılmıştır. Eski yunan. ve dü nyaca tan ı n­ mış ya bancı yaza rla rın pek çok ölü msüz eseri ü lkede yasakla n mıştı r. Milli radyolar ve özel likle si lahlı kuvvetlerin yayı nları gerici fiki rleri n propagan­ dasına hizmet etmekted ir. Genel ve Yüksek öğrenime karşı g i rişilen kaba müda heleleri de hafırlatmak gerekir. Universite profesörleri a rtık şimdiye kadar olduğu gibi profesörler kuru lu ta rafından seçilmemekte, ordu tara­ fından tayin edilmektedir.

• 34


Cu nta diktatörlüğ ü n ü n i ktisadi siya seti nin anlamı ve a macı, 21 N i sa n olayla rında oynadıkları rol h i ç t e az olmaya n yerli ve yabancı tekelci ser­ mayenin i mtiyazla rı n ı sağ lamlaştı rmak ve arttırmaktır. Asl ı nda bir ka pi­ tülasyon rejimi kuran 98 n u maralı özel bir olağanüstü kanun, yabancı tica ret ve sanayi g i rişimlerin i vergi ve g ü m rüklerden ku rtarmaktadır. Cunta, ya bancı tekelleri n desteğini g a ra nti a ltına a l m a k için, ülkenin ekonom i k çıka rlarına verd iği zararları önemsememektedir. Yunan ista n ı n ağır ekonom i k d u ru m u a merika n emperyalistlerin i n yunan ekonomisine daha geniş ölçüde sızmalarına hizmet etmektedir. Bunun a paçık bir örneğ i, askeri a maçlar için elektronik, cihazlar yapan ve bun­ ları ABD silahlı kuvvetlerine satan Litton Co. firması ile bağ lanan a nlaş­ madır. Anlaşmada koşulan şa rtlarla bu firmaya - Pentagon'un özel bir stratejik ilgi gösterdiğ i - G i rit adası i le Batı Peloponez'de devlet yetkileri tan ı n ma kta ve bu şa rtl a r millet için bir tehlike olmaktad ı r. O I kenin ekonomik soru nları Cunta'nın canalıcı noktasıdır. 1 967 yılının i l k yarısında sanayi üretimi 1 966 yı l ı n ı n ilk yarısı ndakinden daha aşağ ıya düşmüştü r. Ozellikle askeri darbeden hemen sonra ki aylarda gerileme büyük olmuştur. Odeme bilançosundaki veriler, birkaçı hariç kötüleşmiştir. 1 966 yılının ilk ya rısında aktif olan dış tica ret bila nçosu 1 967'de pasif olmuş ve büyük bir açıkla kapa n mıştır. Devlet yatırı mları n ı n en büyük bölü m ü yol inşaatları nda harcan m a kta ve bunlar dolayı i ya da dolaysız olarak askeri a maçlara hizmet etmektedir. Milli gelirin a rtış hızı azal­ m a ktad ı r. Dolaşı mdaki kôğ ıt pa ra önemli ölçüde a rtmıştı r. Türlü sanayi kolla rında çalışma süresinin azaltıl ması ve yığın halinde işsizl ik tehlikesi başgöstermekted ir. Iflôslar ve poliçe kırd ı rmaları g ündemde yer a l m ıştır. ABD'nin zorladığı bazı tedbirlerle bir kat d a ha büyüyen Cunta ' n ı n ekono m i k güçlüklerini hattô öteki bütün yayınlar gibi Cunta'nın kontrolü a ltında bulunan «Oikonomiki poria» dergisi bile belirtmek zorunda kal ­ m ıştı r. Derg i n i n 1 5-16 Ağu stos sayı s ı n ı n başyazısında şöyle denmektedi r : «Şüphesiz y u n a n ekonomisi dış etkenler v e i ç d u ru m u n etkisi a ltında ve bel irli eğ ilimi yüzünden i malôt a l a n ı nda (yan i sanayi a l a n ı nda) güçlük­ lerle karşı laşmakta ve bunun sonucunda gelişme hızının yavaşlaması hattô ü reti min aza l ması başgöstermektedir.» Durumu göstermesi ba k ı m ı ndan küçümsenmeyecek bir olay da. banka sermayesinin iki önder temsilci­ sinin - Zolotas ile Pesmazoglu'nun istifala rıyla birlikte «milli ekonomiyi tehdit eden feci tehlike» hakkında yaptıkları açıklama lard ı r. Cunta ' n ı n i ktisadi siyasetin i n başka bir yönü, ekonom i k g ü çlü kleri işçi s ı nıfıyla halkın öteki emekçi ta bakala rın ı n sırtlarına yükleme ça bası d ı r. Bu siyaseti Cu nta ' n ı n bakanları çizmişlerdir. Yaptıkları açıklamaları n pra ­ tikteki görüntüsü ücretlerin dondu ru l masıdır, devlet memurları n ı n maaş­ larında yapılan değişi klikle kısıtla malard ı r. emekçilerin ağır savaşlar sonunda elde etti kleri hakların yokedil mesidir. sosyal sigorta ları n yağ ma edilmesidir. işçi ve memurları n sokağa atılmasıdır. 3·

35


Cunta'nın bu faaliyetlerinin etkisini, gelirleri geçen yıla nazara n şüphe­ siz düşmüş olan köylüler ile halkın öteki o rta tabakaları da hissetmektedir. Cunta'nın bir sürü g ü rültüyle ilan ettiği köylü emekli l i k maaşlarına za m yerine toptan ticarete devredilen ürünlerin hepsine ofo 1 yeni bir vergi kon­ muştur.

• Içişleri bakanı Patakos Cunta'nın dış siyaseti nin en başta a merikalılar olmak üzere yabancılara doğ rudan doğ ruya ve tümüyle bağ lı olduğunu askeri bir dille açı kça beli rtmiştir. Gazeteciler, «Amerika lılar kabul etme­ seydi hükü met kime başvuru rd u ?.. diye sord u kları nda Patakos kesinlikle ş u cevabı vermiştir: «Başka kime olacak, el bette Amerika'ya ... Kimsenin bunda şüphesi yoktu, ama cevap gene de eşi görülmemiş bir cevaptı. Gerçekten de Cunta'nın Yaşingtona ve saldırgan NATO blokuna körü­ körüne bağ l ı lığını hiçbirşey değ iştiremez. Cunta bakanlarının her davra­ nışlat' , onların dış siyaset soru nlarındaki bütün tutu mları bunu göster­ mektedir. Cunta'nın başbakanı Kolias 19 Ekimde a merikan gazetecilerine verdiği cevapta bunu en açık bir şekilde şu sözleriyle ortaya dökmüştür : «Biz bir devrim yaptık. Çünkü Yunanistanda "Amerika defol I", "NATO dışarı I" gibi şia rl a r fazla duyulmaya başlandı ... Şunu do belirteli m ki bugün askeri mah kemeler ABD'yi «gözden düşürmek..le suçlanan sanık­ l a ra ağır ceza lar vermektedir. Ameri ka'nın Viyetna m sa ldırısının d u rd u ru l ması için bütün dünyada h a reketin geliştiği bir sırada, bu h a reketin doğ rudan doğ ruya Amerikada tepeye u laştığ ı ve pek çok a merika l ı n ı n Viyetna mdaki kanlı harbe karşı protestoları n ı gösterilerle beli rttikleri bir sırada Cunta başbakanı ş u açık­ la mayı yaptı : «Amerikanın Viyetnamda yürüttüğ ü harp hakkında a ncak bundan duyduğu muz sınırsız çoşkunluğu belirtmemiz gerekir. Ameri kan halkı Viyetna mda yürüttüğü kavgadan g u ru r duymalıdır... Bu da l kavukça açıklama aynı zamanda Yunanista nın bu kanlı ha rbe katılmasının psiko­ loj i k bir hazı rlığ ıdır. Sözü geçen «Kol lias demeci .. nde yeralan iddia lar Cunta'nın g ü n ü m üzün uluslara rası i lişki leriyle ilgili sorunları nda nasıl bir tutum aldığını göster­ mektedir. Işte bunlardan birkaçı : «Demirperde gerisi ü l kelerine yakınlık gösterenler bu ü l kelerden daha tehlikelidir... «Ameri kan ha l kı, hür dün­ ya nın güven liği za ra rına bir kişisel özg ü rlüğe ve demokrasiye fazla değer veriyor ve bunu yanlış yorumluyor... «Amerikan askeri ya rdımının d u rd u ru l ­ ması dünya komünizmi yararına o l u r... «ıska ndinavya h ü kü metleri bi lerek ya do bilmeyerek dünya komünizminin bir org a n ı haline geldi ler. Ve h ü r dünya b u g ü n komünizmle yanyana yaşadığı için kendi kend ini yok etmeye doğru gidiyor. Bugün dünyada a nca k iki kotegori vata ndaş olabi l i r : komü­ nistler ve a nti-komünistler... Bugünkü h ü kümetin dış siyasetine faşist düşü nce ta rzının ve Ameri kan emperyalistleri karşısında Cunta önder- ' 36


lerinin yaltaklanmaları n ı n nasıl damgasını vurduğunu bundan daha iyi gösteren bir şey olamaz. Elbette Cunta bu siyasetini, gene Ameri kan çıka rları n ı n emrettiğ i bi­ çimde büyük bir dikkatle ya da en azından buna uyacak şeki lde yürüt­ meye çalışmaktadı r. Nevarki bu siyasetin özünü saklaya bilmek, hele a me­ rikan çıka rla rının büsbütün öne fırladığı anlarda g üçleşmekte ve d i kta­ törlük siyasetinin a nti-komünist ve a nti-sovyet özünü diplomatik amaç çer­ çevesinin darlığı içine sığdırabilmek başarılamamaktad ı r. Anti-sovyet histeri, sosyalist ü l kelerle dostlu k için kurulmuş türlü örgüt­ lerin temsilcilerine yapılan baskılar, NATO generallerinin a rkası kesil ­ meyen Atina ziya retleri, Yugoslavya ile o l a n s ı n ı rların kapatılması, yakın doğu bunal ı m ı sırasında a merika l ı l a rı n askeri üsleri kullanmolarına izin verilmesi gibi Cunta' n ı n bütün bu adı m la rı Balkanlarda, Akdeniz bölge­ sinde ve bütün Avrupada gerginliği bir kat daha a rttı rmakta d ı r. NATO ma nevra la rının düzenlenmesi ve yürütül mesi yalnızca Cunta'ya karşı duyu­ lan g üvenin bir belirtisi ve onun m a nevi bakımdan desteklenmesi a ma­ cını gütmemekte, aynı zamanda Balkanlarda durumu gerginleştirmeye yönelmektedir. Cunta'nın Kıbrıs sorununu efendilerinin emrettiği gibi, adayı biran önce kendi füze bozları sistemine sokm a k isteyen koruyucu­ l a rı nı n istedikleri gibi çözmeye hazır ol ması d o a merikan planlarına uygu n düşmektedir. Faşizm ve h a rp her za man beraber yürütül ü r. Yunan faşizmi de, hele onu dünya jandarması a m erikan emperya liz m i yürütüp oynattığı için bu bakımdan bir istisna değildir.

• Ortadaki bütün verilerden görüldüğü gibi d i ktatörlük politikası ü lkenin sorunlarını çözmekte, hatta bunları daha do dolaşıklığa ve gerginliğe sürüklemekte, boşta a m erikan emperya listleri olmak üzere ya bancıl a ra bağ ı m l ı l ığ ı n ı a rttırmakta ve ü lkenin doğal zenginlikleri ni peşkeş çekmekte­ dir. Yunanistan geriliğe mahkum edilmiştir. Son aylar rejimin kararsızlı ğ ı n ı göstermiştir. Gerçi Cunta ordu v e devlet cihazında yaptığ ı temizlik ve kişisel değişikliklerle henüz kendini i ktidarda tuta bil mektedir. Ama aynı zamanda do yeniden memnunsuzluklar ve çelişmeler doğu rmuştur. Her ne olursa olsun halk a rasında d u ru m u n u sağ lamlaştırmayı ve sosyal temelini genişletmeyi sağlaya m a mıştır. Bizzat Cunta içinde olduğu gibi onun kı ra l Konstantin ile ilişkilerinde de çatlaklıklar v e çelişmeler kendini göster­ mektedir. Hükümet cuntası devlet ve idare cihazında yönetici mevkilere hem ken­ disine boyun eğen ve hem de halk a rasında en azından bir saygı göre­ bilecek kişileri oturtma kta büyük güçlü klerle karşı laşmıştır. Türlü mevkilere hiç olmazsa Cunta ile halk a rasındaki uçuru m u azaltmaya elverişli 0 1 0 37


bi lecek türlü türlü türemelerin geti ri l mesi a rt ı k g ü n l ü k o l a y l a rda n d ı r. H a l k, Cu nta d i ktatörl ü ğ ü ne k a rşı ba rışmaz tutu m u n u değiştirmemekted i r. Ç ü n k ü Cu nta h a l k ı n hayat çı k a rl a rı na v e h i slerine d a rbe i nd i rm işti r. H a l k ı n bu a s kerlere karşı nefreti a rtma kta d ı r. H a yatı n ken d i s i ve a skeri d i ktatörl ü ğ ü n tekelci ç ı ka rl a ra h i zmet e d e n davra n ış l a rı insa n l a rı savaşa zorl a m a kta d ı r. Terörü n a rttı rı l m a s ı n a ra ğ m e n pasif ya da a ktif h a l k d i re n i ş i a rtı k i l k adı mlarını

a rtmıştı r.

Demokrati k g ü çleri n ,

d i ktatörl üğe ka rş ı

o l a n l a rı n

eyl e m leri s o n aylarda g itti kçe örg ütl ü o l a ra k h i ssed i l m ekte v e d a h a d a cesaretlenmekted i r. Bu eyl emler a ra s ı nd a , ş i kôyetleri n , d i l e kçeleri n i l et i l - . mesi n i ; i l i ş i k" kuru m l a ra ka rşı i stekler öne s ü ren ko miteleri n k u ru l ma sı n ı ; soru m l u kişilerin i stifası n ı ; rej i m i n tem si l c i l e ri n i a çı kça desteklemeyi red ­ d etme olayl a rı n ı hatırlatma k i steriz. Hatta yukard a n gelen e m i rl e d üze n ­ l e n e n send i ka

top l a ntı l a rı nd a ,

en

m u h afaza kô r köy l ü l eri n

bu l u n d u ğ u

kooperatifle ri n to p l a n - tı l a rı n d a devlet h izmetl i leri v e özel h i zmetl i l eri n k o n g releri nde protestola r yü ksel miş, a ç ı k i stekler öne s ü rü l m üşt ü r. B i l d i ri ler yazı l ı p

ve

a ç ı kl a m a l a r

a sı l m a ktad ı r.

d a ğ ı tı l m a kta ,

Askerleri

d uva rla ra ,

s i n i rlend i ren

b i l d i ri l e r

söyle nti ler a ğ ı zd a n

ş i a rla r ağ ıza

yayı l m a ktad ı r. Ses a l ma cihazl a rı n d a n d i ktatörlüğe karş ı ş i a rl a r d i n l eti l ­ m e kted i r. Ati n a ' n ı n a n a caddeleri nden b i ri n de g e n ç l i ğ i n Cu nta'ya k a rşı ya ptı ğ ı g österi yurt içinde ve y u rt d ı ş ı n d a büyük tep k i l e r u ya nd ı rm ıştı r. En önem l i olay yurtsever cephenin k u ru l ma s ı d ı r. Bu cephede ya l n ı z solcu p a rti l eri n siya setçi leri değ i l , aynı z a m a n d a m erkez p a rti l e ri n i n ve hatta sağcı pa rti lerin d e te m s i l c i l eri yera l m ı ştı r. Ayrıca b i r s ı ra d i reniş örg ütü k u ru l m u ştur.

Yurt

d ı ş ı nda

yaşaya n

yuna n l ı l a r (m ü lteci l e r,

ö ğ renci l e r.

a yd ı n l a r) d i ktatörl ü ğ e karş ı f a a l b i r ha reketi gel i şti rmektedi rler. B u n l a r şeh i rler y a da ü l keler ö l ç ü s ü n d e savaş örg ütl eri k u rm u ş l a rd ı r v e g e n i ş b i r t ü m avru pa ha reketi v e ö rg ütünde b i rleşme eyi l i m i nded i rl e r.

• a l kem izde d i ktatörl ü ğ ü n k u ru l m a s ı n a k a rşı Yu n a n i sta n d ış ı nd a Cunta'yı s u ç la ya n geniş bir p rotesto h a reketi yayı l m a ktad ı r. Bu ha reket, Yu n a n h a l k ı n ı n özg ü rl ü kl eri n i v e h a k l a rı n ı boğ a zlayan d a rbeci lerle o n l a rı n k ı ş ­ kı rtıcı l a rı v e savu n u cu l a rı n a - ABD emperya l i stleri i l e NATO g enera l l e­ ri ne - karşı yönelti l m i şt i r. Ş ü p hesiz yakın doğ u krizi ve I s ra i l i n Ara p d ü nyasına karş ı a çtığı h a rp yu n a n trajed i s i n i a rka p l a na itm i ştir. Ama, h a rp ça rpışma l a rı n ı n d u rması ile «yu n a n soru n u.. yen i den tez l i kl e g ü ndeme geçm i şt i r. Bunun neden i , ş i m d i y u na n h a l k ı n ı n özg ü rl ü ğ ü ne k a rşı g i ri ş i l e n s u i kast i l e Ara p h a l k l a ­ rı n a karşı v e g enel l i kle ba rı ş sava s ı n a k a rş ı s u i ka st a ra s ı n d a ki i l i şki n i n d a h a d a a ç ı k l ı k kaza n m a s ı d ı r. Yu n a n i sta n d a k i da rbe a meri kan em per­ y a l i z m i n i n öteki ü l kel erde g eri ci l iğ i destekleme a ma c ı n ı g ü den sa l d ı rg a n ­ l ı ğ ı n ı n başla n g ı cı o l m u şt u r. Orneğ i n, .. Prometeus» p l a n ı g i b i d a ha başka 38


p l a n l a r ı n da va ro l d u ğ u ortaya çı km ı ştı r. B i r NATO p l a n ı n a göre fa ş i st d i ktatörl ü ğ ü n ku ru l ması aynı z a m a nda

bu

sal d ı rg a n

p a ktı n mora l

ve

i d eoloj i k tem e l d i re k l eri n i sa rsmış, üyeleri n i sözümona koru d uğ u n u öne s ü r­ d ü ğ ü teh l i keleri n a s ı l kendisinden g e l d iğ i n i doğ ru l a m ı ş ve bu p a kta karş ı tenkitleri a rtt ı r m ı ştı r. Yu n a n i sta n d a k i d a rbe, I s ra i l i n sa l d ı rg a n l ı ğ ı ve Kı b rı s soru n u n u NATO çı ka rlarına uyg u n o l a ra k çöz m e yol u n d a Ameri ka l ı l a rı n gösterd i ğ i i natçı ça ba, Viyetn a m ' d a k i ka n l ı h a rp l e b i rl i kte, Endonezya 'da, G a n a ' d a ve d a h a b a ş k a Asya , Afri ka v e Lati n Ameri ka ü l kesinde a nti-demo krati k rej i m ler k u rmasıyla

b i rl i kte,

teke l lerin

ya ğ macı

ç ı k a rl a rı n ı

ve

em perya l i stleri n

m a ceracı h ı rs ı a rı n ı g a ra nti a lt ı n a a l m a u ğ ru n d a k i emperya l i st g loba l ­ strateji z i n ci ri n i n b i re r h a l ka s ı d ı rl a r. D ü nya k a m u oyu n u n başka başka politik a ç ı l a rd a n ı ş ı k tuta ra k ya ptığ ı yoru m l a r bu g ü n kü rej i m i ç i n son derece e lverişsizd i r. Yu n a n ista nda d i k­ tatörl ü k k u ru l ma s ı n a k a rş ı g i ri ş i l e n sayısız protesto eyle m l e ri a ra s ı nda örneğ i n ş u n l a rı hatırlata l ı m : Ati n a Festiva l i ' n e ve seıa n i k Fua rı ' na katı l ­ m a kta n vazgeçi l mesi, Bi r çok l i ma n d a Yuna n g e m i l eri ne karş ı boykota g irişi l m es i , Yu n a n ista n'a ya p ı l a ca k z iya retl e ri n geri b ı ra kı l m a s ı , G lezos i l e Teodora ki s'i

savu n m a

uğrunda

Sovyet h ü k ü m eti n i n

y a ptığ ı

a ç ı k l a ma.

Roma nya devlet konseyi başka n ı Çivu Stoyka ' n ı n mesa j ı , ı s ka n d i n avya ü l keleri h ü k ü m etl eri n i n k a ra rl a rı , Avrupa Konseyi i l e Avru pa Ekon o m i k Bi rl i ğ i Kom i syo n u ' n u n, Dü nya H ü r Sen d i ka l a r Konfederasyo n u ' n u n d i kta ­ törl ü ğ e k a rş ı g eti rd i kleri k a ra r ta sarı l a rı . Bütün b u n l a r, öneml eri n i k i m ­ sen i n i n ka r edem iyeceğ i ya d a küçü m seyemiyeceğ i öne m l i eyl e m l e rd i r. B u , d i ktatörl ü ğ ü n h i ç te hoşuna g itmemiştir. Di ktatörl ü k tem s i l ci l e ri n i n d u yd u k l a rı memnu nsuzluk, «kom ü n i st» v e

••

kom ü n i st dostu» o l a ra k n itele­

d i k leri d ü nya kamu oyu n a k a rş ı h i ddet ve h ışı m dolu çı k ı ş l a rı nd a kend i n i g östermekted i r. Di ktatörl ü k, hatta ya bancı ü l kelerin e n önemsiz b a s ı n org a n l a rı nda b i l e olsa, ya ptı k l a rı na ya l n ızca b i r te k övü cü kel i m e b u l a b i l ­ m e k içi n büyü k p a ra l a r h a rca m a ktad ı r. Ya bancı ü l kel erde yaşaya n yu n a n ­ l ı l a rı sustu rma k i ç i n b i rçok ted b i re ba şvu ru l ma kta bu a ra d a y u rtdaşl ı kta n da atı l m a ktad ı rl a r. 21 N i s a n rej i m i ne k a rş ı g itti kçe b üyüyen h i d det ve s u ç l a m a h a re keti, Yu n a n i sta nd a k i d a rben i n a kı ı h oca l ığ ı n ı ve örg ü tçü l ü ğ ü n ü yapan a meri­ ka n em perya l i stleri ile NATO' n u n yönetici çevrel eri ne b ü y ü k pol iti k ve d i pl o mati k g ü ç l ü kler çıka rma kta d ı r. Ve bu g üç l ü kler. ABD' n i n sa l d ı rg a n l ı k siya seti n i n g itg i d e tecri d ed i l d i ğ i v e NATO bloku n u n i çi n de (öze l l i kl e Fra n sız h ü kü meti n i n tutu muyla) merkezkaç eğ i l i m leri n bel i rd i ğ i b i r s ı ra d a başg östermekted i r. Cu nta ' n ı n g e re k ü l kede ve gere kse u l u s l a ra ra s ı a l a n d a tecrid ed i l me­ siyl e a meri kan h ü kü met çevre l eri , g e nera l lerin bütün d ü nya d a suçla na n zorba l ı kl a rı sonucunda herşeyd en önce kendi d u ru m l a rı n ı n zayıfl a d ı ğ ı n ı ve

NATO' n u n

g ü n ey-doğ u

ka n a d ı n ı n

s a rsı l a bi leceğ i n i

görmekted i rl e r. 39


B u n u n i ç i n d i r ki, ABD H a rp Ba ka n ı Mc N a m a ra ' n ı n Pa ris'te yaptığı a ç ı k l a ­ m a d a , d a rbe hazırl ı kl a rı nd a n söz ü m o n a ha berleri o l ma d ığ ı ; ve «Yu n a ­ n i sta n d a a n ayasa d üze n i n i n tezeiden y e n i d e n ku ru laca ğ ı n ı» u m d u k l a rı öne s ü rü l m üşt ü r. (Bu u m u d u Başkan Joh nson, k ı ra l Konsta nti n ' i n ziya reti ve yen i Yun a n e l çi s i n i n, Ksa ntopu los-Pa l a m a s' ı n , g üven mektu b u n u s u n ­ m a s ı s ı ra s ı n d a y a ptı ğ ı a ç ı k l a ma d a b e l i rtmişti r) . N eva rki Vaş i ngto n u n ç ı ka rl a rı , Y u n a n i sta n d a da rbe son u n d a ortaya ç ı ka n d u ru m u n koru n m a s ı n d a d ı r. Ameri ka n genera l i Va n F l eet' i n , - Y u n a ­ n i sta n d a ki sivi l h a rp s ı ra s ı n d a Va l i l i k yapm ı ştı - a ç ı k l a ma s ı b u b a k ı m d a n k a ra kteri sti kti r. Da ha o za m a n b ug ü n kü da rbe yönetici l e ri n i CIA' i n h i z me­ tine çekmiş ve g enel l i kl e da rbelerin hazı rl a n m a s ı n d a özel d a n ış m a n o l a ­ ra k önem l i b i r rol a l m ı ş o l o n i şte bu Vo n F l eet şöyle dem i şti r : <Na ş i ngton b u g ü n kü Yu na n i sta n h ü kü meti ni a l kı ş l a m a l ı d ı r, çünkü b u h ü kü met d i kta ­ törl ü ğ ü ku rma k l a AB D'ye yen i b i r Viyetnam teh l i kesinden ku rta rmıştı r.» Va ş i n gton g e n e ra l leri, kend i e m i rleriyle ve d oğ ru d a n d oğ ruya ya rd ı m l a ­ rıyla k u ru l m u ş o l u p b u y a rd ı m l a r o l m a ks ı z ı n d aya n m a s ı m ü m kü n ol maya n Ati na a s ke ri rej i m i n i destekled i kleri n i açı kça bel i rtmeleri g erektiğ i i na n ­ c ı n da d ı rl a r.

• B ü y ü k Brita nya e m perya l istl e ri n i n tutu m u başka t ü rl ü o l m u ş ve 21 N i ­ s a n d a Yu n a n i sta n d a o l a g el e n değ i ş i k l i kte b o ş rol ü oyn a m a ma l a rı n d a n hoşnuts u z l u k

d uym uşlo rd ı r.

Büyük

B ritanya

em perya l i stleri,

politik

neden l e rl e ke n d i u l u s l a ra ra s ı p o l i t i k ç ı k a rl a rı dolayısı i le Yu n a n i sta n d a , s o l c u g ü ç leri n tecrid ed i l mesi v e etkisiz b ı ra kı l m a s ı n o d o ve h o l ki n yığ ı n h a re ketl eri n i n

d i zg i n l e n mesine de

ka rş ı

g e l meden,

öyle

b i r d u ru m u n

doğ m a sı n ı e lveri ş l i b u l u rl a rd ı k i , g ö rü n üşte ka n u n l u l u ğ u koru m u ş o l s u n ve k ı ra l ta rafı n d a n s ı kı b i r kontrol a lt ı n d a b u l u n d u ru l s u n . O n l a r i ç i n k ı ra l , a m erikan köl e l i ğ i ka n l a rı n a kad a r i ş l e m i ş o l o n genera l lerin z ı d d ı n a ken d i a d a m l a rı d ı r. Cu nta d i ktatörl ü ğ ü n e ka rş ı h a l k ı n ba rış m a z d i re n i ş i ve yabancı ü l ke­ l erd e Cu nta 'yı suçlaya n geniş h a re keti n g e l işmesi, ERE p a rtisi başka n ı eski başbaka n ı a rd a n Ka n e l lopu los' u n v e m u ha faza ka r « Koti meri n i » g aze­ tes i n i n sa h i b i baya n Vl a h u ' n u n b u g ü n kü rej i me a çı kça ka rş ı ç ı kma l a rı g i b i böy l e ön e m l i o l a y l a r ı n b a ş l ı ca ned e n l eri d i r. Bu o l g u l a r s a ğ ko natta 0 1 0 g e l e n değ i ş i k l i kl e ri gösterd i ğ i g i bi ü l ke n i n t ü m pol iti k g ü çleri n i n Cu nta d i ktatörl ü ğ ü ne ka rş ı redded ici tutu m u n u d a b i r kere d a ha i spatla ma ktad ı r. Aşı rı sa ğ ı n b i r temsi lcisi o l a n Pi p i n e l l i s ' i n d i ktatö rl ü ğ ü destekled i ğ i n i b i l d i rmesi v e Cunta ' n ı n başl a d ı ğ ı eseri biti re b i l mesi i ç i n o n o za m a n b ı ra ­ kı l m a s ı n ı sağ l ı k vermes i , yu ka rd a ki g e rçeğ i n özü n ü h i ç b i r b i ç i m d e değiş­ ti rmemekted i r. Pi p i n e l l i s' i n ken d i s i bütün oyu n l a ra p e rde a rkası n d a katı l ­ m ı ştı r. Da rbed en önce o l d u ğ u g i b i son ra do i l k a nd a n b a ş l aya ra k gene40


ra l l erin ya n ı nda yer a l m ı ş ve b u g ü n ya ptı ğ ı , tutu m u n u k a m u oyu ö n ü nde i spatl a m a k o l m uştur. Bu davra n ı ş ı d a , Cu nta d i ktatörl ü ğ ü n ü n ERE yöne­ t i c i s i tarafı n d a n suçla n m ası n ı n - öze l l i kl e sağcı çevrel e rde - uya n d ı rd ı ğ ı ya n k ı n ı n b i r tep k i s i o l a ra k değerlen d i ri l m e l i d i r. I şte bu koşu l l a r a lt ı n d a , d ü nya ka m u oyu n u n g ö z ü n ü boya m a k, d i kta ­ törl ü ğ ü «sayg ıdeğ e r» g östermek i ç i n ça l ış ı l ma ktad ı r. 1 5 Oca ğ a kad a r yeni An ayasa ta sa rısı n ı n hazırl a nacağ ı ve 1 968'd e b i r refera r ı d u m i le Pa rla ­ me nto seçi m l e ri n i n ya p ı l a ca ğ ı yol u n d a k i res m i açı k l a m a d a bu a n l a m ı ta ş ı m a kta d ı r. Neva rki, d a h a ş i m d i den bug ü n kü rej i m i n daya n d ı ğ ı pol iti ka­ cı l a rl a ve Cu nta yöneti c i leri ile k ı ra l a ra s ı n d a çatışma l a r olduğu ortaya ç ı k m ı ştı r. Bu g ü çlerin her oi ri n i n i sted i ğ i yen i Anayasada kendi önder rol leri n i sağ l a m l aştırmakt ı r. Yen i Anayasa n ı n g e rçek a n l a m ı i se, a s keri i sti bda d ı n

ka n u n l a rl a

perçi n l eşti ri l m es i ,

ha l kı n

hak ve

özg ü rl ü kleri n i n

aya k l a r a ltına a l ı n m a s ı , y u rtd a ş l a rı n s a f d ı ş ı ed i l mesi, p a rtilerin yasa k l a n ­ ması,

i n a nç l a rı n

ko ntro l ü, yü ksek m a h kemen i n

herşey i n

ü stünde yetk i

kaza n m a s ı , bu m a h kemeye ü l ke m izde her şeyi kontrol a l t ı n a a l a ca k b i r b a ş ı n a buyru k l u k ta n ı n ma s ı , bütün b u n l a rı n ka n u n l aştırı l m a s ı d ı r. Anayasa ccrefera n d u mu»na gel i nce, b u n u n ö rneğ i n i a meri k a n h a k i m iyeti a ltında b u l u n a n G ü ney Kore ve G ü ney Viyetna m g i b i ü l kelerde de, hatta h a rp öncesi ve sonra s ı Y u n a n i sta n ı nda da a rtık g ö rd ü k . Bu yüzden « refe­ ra n d u m »u n a n l a m ı ve a m acı üzeri n d e h i çb i r şüphe ola maz .

• Pa rti miz, Hazi ra n ayı nda ya ptığ ı l l -c i Plenumda Cu nta d i ktatörl ü ğ ü n ü doğ u ra n nede n l e ri v e d i ktatörl ü ğ ü n ku ru l ma s ı n d a n sonra ortaya ç ı k a n d u ru m u i n celed i . Bu ta h l i l i n başl ı ca d e rs l erinden b i ri ş u d u r : Eğer faşist a s keri d i ktatör­ l üğ ü n kuru l m a s ı ö n l enemed iyse b u n u n başl ı ca nede n i , demokratik p a rt i ­ leri n v e g ü çleri n eylem b i rl i ğ i n i n sağ l a n a m a m ı ş ol masıd ı r. Demo krati k g ü çle r d a rbedeb d a h a çok önce gerici l i ğ i n sa l d ı rı l a r ı n ı a d ı m a d ı m ka rş ı l a ­ m a k v e faşizme yol l a rı ka p a m a k i ç i n i ş b i rl i ğ i ya p m ı ş o l sa l a rd ı , fa şizm te h l i kesi g i deri l e b i l i rd i . N evarki, d a rbeden önce b i rkaç pa rti ve yönetici so l cu l a rla ve ko m ü n i stlerle b i rl i ğ i reddetti. Ç ü n k ü herha l d e a nt i - kom ü n i st ­ l e ri n i ft i ra l a rı n d a n korktu l a r. Ama, bu n u n la ta m da bu k a m p a nyaya h i z met etm i ş o l d u l a r. Bütü n yu rtsever ve demo krati k g ü çl eri n b i rl i ğ i n i n ve orta k eyl e m l eri n i n ne ka d a r kes i n b i r önem taşı d ı ğ ı n ı Cu nta çok i y i b i l mekted i r. Ve Yu n a n i sta n Ko m ü n i st Pa rtis i n e ka rş ı , d i ktatörlüğe karş ı o l a n herkesi b i rl iğ e ça ğ ı ra n bu p a rtiye k a rş ı ve Yu n a n i sta n ko m ü n i st p a rtisi ile i ş b i r­ l i ğ i ya p a n herkese karş ı Cu nta ' n ı n böyles i n e hiddetle savaşması b i r rast­ l a ntı değ i l d i r. Pa rti m i z ş u n d a n ha reket etmekted i r : en g e n i ş ölçüde g e rçekten m i l l i b i r h a reketi n ya ratı l ma s ı i ç i n objektif teme l ler mevcuttur. B u h a rekete, 41


pol i t i k g ö rüşleri ne o l u rsa o l s u n - Yu na n i sta n Ko m ü n i st Pa rtisi ve solcu g ü çl erden sağcı l a ra kad a r - bütü n p a rti l er, örg ütler ve ki ş i l e r katı l a bi l ­ m el i d i r. H a l kı n , d i ktatörl ü ğ e d ü ş m a n p a rti lerin v e ö rg ütleri n bütün soru n ­ l a rda - en k ü çü ğ ü nden e n büyüğ ü n e ka d a r { e k m e k i çi n kavg a , işçi s ı n ı ­ f ı n ı n ekono m i k i stekl eri n i n , köyl ü l e ri n , orta taba ka l a rı n e kon o m i k i ste kle­ ri n i n , ya bancı sermaye ta rafı n d a n y ü rütülen za ra rl ı f a a l iyetl e r a lt ı n d a ezi ­ l e n iş sa h i p l e ri n i n e ko n o m i k i stekleri n i n ka b u l ett i ri l mesi u ğ ru n d a , Anayasa özg ü r l ü kleri ve demo krati k özg ü rl ü k l e ri n yen i den sağ l a n m a s ı u ğ ru n d a ki savaşa kada r bütün soru n l a rda} - b i l eş i k eyl e m l eri , d i ktatörlüğe ka rşı k u ru l a bi l ecek olan yurtsever cep h en i n daya n a b i l eceğ i sağ l a m temeld i r. Di ktatörl ü ğ e k a rş ı b i l e ş i k sava ş ı n b i çi m l e ri n i ta rtışı rken 1 l -ci P l e n u m - b u n la rı n h içbi ri n i önceden i ht i ma l le r d ı ş ı n d a saym a ks ı z ı n - bütü n bu b i ç i m l er i n çok çeşitl i o l a ca ğ ı n ı bel i rtti . B u , d i ktatörl ü k l e her t ü rl ü i ş b i rl i ­ ğ i n i reddetmek b i ç i m i n d e ola b i l eceğ i g i bi , d i ktatö r l ü ğ e ka rşı sözle propa ­ g a n d a i l e de, yazı l ı ş i a rl a rl a ya da g rev ve gösteri lerle de o l a b i l i r. Ve d i ktatörl üğ ü n devri l m es i i ç i n a çı kça tü m b i r m i l l i savaşa ka d a r va ra b i l i r. Bu sava ş ı n b i ç i m l eri, g e l iş mesi boyu nca tespit ed i lecekti r. I l k ayl a rı n tecrü beleri p a rt i n i n doğ ru bi r yönde b u l u n d u ğ u n u g öster­ m işti r. Parti n i n g ö rü ş ü n e g öre söz ko n u su o l a n , yu rtsever g ü çlerin ittifa � k ı n ı n k u ru l ma s ı n ı h ı z l a n d ı rm a kt ı r. Bu g ü çler a ra s ı n d a ki g üven yen i d en k u ru l ma l ı d ı r. Ta rtı ş m a l a r ve i l i ş k i l e r b i rl i ğ i n g e n iş l e mesi ne h i zmet etm e l i v e böylece savaş Cu nta Di ktatörl üğ ü n ü n her eyl e m i ne, h e r a d ı m ı na ka rş ı yönel mel i d i r. Yu rtseve r g ü çleri n b i rleşmeleri u ğ ru n d a a ra l a rı nd a önşart­ l a rı ta rtıştı k l a rı b i r s ı ra d a o n l a rı n orta k d ü ş m a n ı o l a n Cu nta ' n ı n davra n ­ ması n a ve d u ru m u n u sağ l a m laşt ı rm a s ı n a i m kô n veri l memel i d i r. B i z aynı za m a n d a yu rtsever cephen i n te melde ku ru l m a s ı n a a ğ ı rl ı k veri ­ yoruz . Yurtsever ce phe te melde ne kad a r sa ğ l a m ve g e n i ş o l u rsa h a l k l a rı n Cu nta d i ktatörl ü ğ ü ne ka rşı savaşı d a o ka d a r kuvvet l i o l u r ve tepede i ş b i rl iğ i n i n sağ l a n ma s ı o l a n a k l a rı o d e recede a rta r. Bu savaşta kom ü n i stler ken d i l e ri i çi n h i ç b i r özel yer isteğ i n de değ i l le rd i r v e bütün öteki demokrati k g üçleri n ç ı ka rl a rı n a sayg ı göstermeye hazı rd ı r­ l a r. Ko m ü n i stler, g eçmişte b i z i b i rb i ri m izden ne ayı r m ı ş ol u rsa o l s u n , istis­ nasız d i ktatörl ü k d ü ş m a n ı bütün g ü ç l erle (pa rti l erle, ö rg ütlerle, yönetici ­ lerle,

fon ksiyonerlerl e)

b i r l i kte n

ya n a d ı r.

Yu n a n i sta n

Ko m ü n i st

Pa rti s i

M e rkez Ko m itesi öte ki p a rti l ere v e yu rtsever g ü çlere orta k b i r p rog ra m tek l i f etm işti r. Pro g ra md a şu n o kta l a r yer a l ma ktad ı r : Di ktatörl ü ğ ü n dev­ ri l m es i ; Anayasa özg ü r l ü k leri i l e demo krati k özg ü rl ü kl eri n yen id e n sağ­ I a n ması ; bütün p a rti ve ö rg ütleri n serbestçe fa a l iyet g östere b i l meleri ; bütü n pol iti k tutu k l u l a rı n serbest b ı ra k ı l ma s ı ; genel pol i t i k a f ; Cunta ' n ı n d a ğ ı tı l ma s ı ; b a s i t n i s b i seçi m s i ste m i n e g öre serbest seçi m l erin, bütün p a rti leri n te m s i lc i l erinden k u ru l u bir h ü kü met ta ra f ı n d a n d ü zen l e n m es i . Yu n a n h a l k ı n ı i lg i le n d i ren so ru n l a r e l bette ya l n ı zca b u n l a r değ i l d i r. 42


Anayasa n ı n , ve b i r k u ru m ola ra k mona rşi n i n ye n i d e n d üzen l e n m esi ; ü l ke ­ n i n NATO'da n ç ı k m a s ı ; köl e l i k a n laşma l a rı n ı n v e en ba şta da 1 953 y ı l ı nda ba ğ l a n a n Y u n a n -Ameri ka n a n l a ş m a s ı n ı n bozu l m a s ı ; ya bancı l a ra bağ ı m ­ l ı l ı kta n k u rtu l m a k, bütün bu soru n l a r da hayati önem ta şıya n soru n l a rd ı r. B u n l a r h a l k ı m ı z ı n ve ü l ke m i z i n demo krati k g ü çleri n i n çıka r l a r ı n a uyg u n d u r. Biz d i ktatö rl ü ğ ü devi rmek i ç i n savaşı rken, h i ç b i r şeki l d e da rbeden önceki d u ru ma yen iden dönmek iste m i yoruz. Biz, orta çağ ku ru m l a rı ve k a l ı ntı l a rı ol mayan ye n i l en m iş, za m a n a u yg u n ve g e n i ş l eti l m i ş b i r demokra si de n ya nayız. B i z , (d i ktatörl üğe ka rşı savaşa d a h a g e n i ş b i r perspektif ve rmeyi temel l i bir soru n saya ra k, a m a tek cephe u ğ ru n d a ki ça ba la r ı m ı zda n bi r a n b i l e vazgeçmeden) bu hedeflerim izde feda kô rl ı k ya p m a ks ı zı n d i kta ­ törl üğe k a rş ı sava şta doğ ru d a n doğ ruya i ş b i r l i ğ i ku ruyoruz, isteye n l e rl e b i rl i kte o n l a ra p a r a l e l eyl e m leri g en i ş l etiyoruz. B i z, n e reden g el i rse g el s i n g e rçekten d i ktatörlüğe ka rş ı yö nelen h e r ha rekete sayg ı g österiyor ve b u n l a rı destekl i yoruz. Biz sava şıyoruz ve i n a n ı yo ruz k i , d i ktatörlüğe ka rş ı orta k savaşta - ü l ke m izde y e r a l a n s ı n ı f kavg a sı n ı n sert b i çi m l e ri n i n b i r s o n u c u o l a n - geçmişi n ö nya rg ı l a rı ve psi koz l a rı g id e ri l ecekti r. Di ktatörl ü ğ ü n ku ru l ma s ı n d a n a l ı n a ca k b a ş l ı ca d e rs, b i zi m g ö rüşüm üze g ö re şud u r : Yu na n Kom ü n ist Pa rt i s i n i ve öteki sol l a rı s i n d i rme ta kti ğ i n d e n vazgeçi l mesi zoru n l u d u r, ç ü n kü b u n u n so n u cu

her za m a n demok ra t i k

d i re n i ş i n v e sava ş ı n zayıfl a m a s ı o l m uştur. Yu n a n i sta n Ko m ü n i st Pa rt i s i Işçi s ı n ıfı n ı n politik bir ö rg ü tü d ü r, başl ıca m i l l i g ü çt ü r. 0, a nti -fa ş i st h a rekette h a k eşit l i ğ i o l m aya n b i r g ü ç ola maz. Biz, en geniş ittifa k zoru n l u ğ u n u a n l ıyoruz ve Yuna n i sta n Kom ü n i st Pa r­ tisi n i n yığ ı n h a l i n d e h a l k ha reketi n i n tek g ü cü o l m a s ı g e rektiğ i görüşünde değ i l iz. Ama d iyoruz ki, p a rti m i z, bu ittifa k i ç i n d e öncü l ü k rol ü n ü ü ze ri n e a l a b i l i r. Va rs ı n her pa rti g ü n d e n g ü ne y ü rütü len sert savaşta, h a l k ı n çı ka rl a r ı n a ka rşı l ı ksız h i z m et etmede hege monyayı sağ l a ma k i çi n çaba g östers i n . Cu nta d i ktatörl ü ğ ü b a s k ı v e terö r ted b i rleri ya n ı nda sosy a l demagoj i ­ d e n g e n i ş ölçüde yararla n m a kta v e Yu n a n i sta n Kom ü n i st Pa rti s i ne ka rşı , s o l c u g ü ç l ere k a rşı b i r ifti ra ka m pa nyası yü rütmekted i r. B u n u n i ç i n biz, p ro p a g a n d a ve i d eo l oj i ç a l ı ş m a l a rı n ı kuvvetlen d i rmeyi ve n itel iğ i n i d ü zelt­ meyi teze iden g e rekl i g ö rüyoruz. Fa şist h ü kü m eti n kışkı rtma l a rı na ve ifti ra d o l u uyd u rm a l a rı n a da rbeyi i n d i rmek ge rekl i d i r. B u ra d a söz ko nusu o l a n , d i ktatörlüğe ka rş ı savaş soru n l a rı n ı d a ha i y i a yd ı n l atma k v e y u n a n h a l ­ kı n ı n sava ş ı n ı d a h a etki l i o l a ra k destekle mekti r. Y u n a n i sta n d a ve yurt d ı ş ı nda ko m ü n i stleri n başa rı l ı savaş vermel e ri n i n önem l i bi r önşa rtı ken d i g ü ç l e ri n i ö rg ütlemeleri d i r. Yu n a n i sta n Kom ü n ist Pa rtisi Me rkez Kom itesi Ple n u m u , b u n u n l a i l g i l i o l a ra k şunu bel i rtm işti r : Pa rti ö rg ütleri, denemel erden g eçmiş o l a n l e n i n c i ko n s p i ra syon p re n s i p­ leri, uya n ı k l ı l ı k p re n s i b i ve s ı k ı b i r me rkeziyetçı l ı k p ren s i b i te meli üzeri n d e k u ru l ma l ı ve g ayet g iz l i b i r teş k i ı ata sa h i p o l m a l ı d ı r. Onem l i o l a n , 43

'


l eg a l ve illegal faaliyetleri doğru olara k birleştirmek ve bunu yapa rken partinin geniş halk yığ ı nl a rıyla bağlantılarını sürd ü rerek genişletmek, pa rti fonksiyonerleri ile savaşçılarını ve diğer diktatörlüğe karşı olanla rı misil­ leme ve takipten koru maktır. Komünistler, saflarını daha da sıklaştırmaya çağ rılmıştır. Parti ne kadar sağlam olursa diktatörlüğe karşı olanları n cephesi de o kadar sıkı olur, diktatörlüğe karşı savaş o derecede g üçlü, daya nıklı ve etkili olur. Gerek u luslara rası tecrübelerden ve gerekse partimizin tecrübe­ lerinden a l ı n a n değerli ders işte budur.

44


YA K I N D O G U D A

ısrail'in durumu

Moiz Yilner ısra i l : dünya basının birinci sayfalarında çok sık geçen bir addır. Güven­ lik Konseyi, Isra i l ı� rap ü lkeleri i htilôfından doğan durumlara, diğer sorun­ lardan çok daha �azla vakit ayırmak zorunda kalır. Neden acaba ?

Siyasi güçler dengesi ısra il'de Kasım 1 965'de ya pılan genel seçimler, iktidarda bulunan koalis­ yonun - MARAi ili Ahdut-Haavada partilerinin, başka bir deyimle, baş­ bakan Levi Eşkol l iderliğindeki Siyonist sağcı sosya l-demokratların - zafe­ riyle sonuçlandı. Bu koalisyon Knesset'teki 1 20 m i lletvekilliğinden 45'ini (koalisyona yakın olan Arap adaylariyle 49) a ldı. Şurasını d a belirtelim ki, bu koalisyona oy verenler daha çok, sağcı m i l itarist çevrelerin sözçülüğünü yapan eski başbakan Ben Gurion'un g rubu, RAFI'nin gösterdiği adaylara karşı cephe a l m a k i stemişti. RAF! a ncak 10 milletvekilliği alabildi. Ama sağcı burjuva bloku GAHAL'i n 2 6 mil letvekili i le ittifak kurunca, RAFi muha lefet olara k hükü meti baskı a ltında tutabiidi, politikasına etki ya pabi idi. Sağ g üçler bu kuvvetlerini Knesset'te 5 m i lletvekil i i l e a ncak temsil edilen sol muhalefetin güçsüzlüğüne borçludur. Sol muha lefeti büsbütün zayıf d üşüren bir etken d e MAPAM (Siyonist sosyalist partisi)ın sağa kay­ ması, oldukça kalaba lık bir üye sayısının isteğine kulak a smayıp, hükü met koalisyonunu tam anlamiyle desteklemesidir. Levi Eşkol'un idaresindeki koalisyonu, MAPAI-Ahdut-Haavada bloku, MAPAM, Dinsel Milli Parti, ve burjuva bir pa rti olan Bağı m sız Liberaler teşkil ediyor. Hükü metin izlediğ i politika, siyasi güçlerin bu ora n ını dile getirmektedir. Oysa, Parlômentonun yapısı, kitlelerin isteklerini ve düşüncelerini yansıt­ maktan uzaktır. Birçok seçmen, Levi Eşkol'un partisine, bundan önceki 45


h ü kü metlerin halk ve m i l let a l eyhtarı politikası nı devam ettirsin diye oy vermediler. Kısa bir süre için Eşkol hükü meti verdiği beya natl a rda yeni bir ağız kullandı. Ama eski politikayı devam ettireceği, hatta emperyalist devlet­ lerle - özellikle Amerika ve Batı Alm a nya ile - i lişkilerini bir kat daha kuvvetlendireceği pek çabuk a nlaşıldı. Eskiden olduğu g ibi, ısrail'in yöne­ tici - çevreleri, Batı devletleri nin Arap ülkelerinde g ünden güne gelişen emperya l ist a leyhtarı hareketlere karşı çevi rdikleri dolaplara yard ı m et­ meye ; Asyada ve Afri kada yeni-söm ü rgecilere hizmet etmeye ; Sovyetler Birliği ile diğer sosyalist ü lkelere karşı yürütülen iftira ka m pa nyalarına katıl maya hazırd ı r. Bu «dost ve g üvenilir hizmetler»e m ükôfat olarak, Batı ü lkelerinden (öze l l i kle Ameri kadon ve Batı Almanyadon) sermaye sel gibi ülkemize akmaktad ı r. Bonn'daki yeni-nazi çevrelerle a ktedi len ..Tazm i na t Anlaşması hüküm­ lerine göre sağlanan sermaye, Ameri kan» hükümlerine göre sağlanan sermaye, Amerikan kredileri, yabancı yatırımlara tanılan i mtiyazl a r, özel­ l i kle ta rım, hafif sanayi, h a rp ve i nşaat endüstrileri a lanları nda, kapita list ekonomide büyük bir gelişme sağ l a mıştır, hiç şüphesiz. Ama öte yandan, bu etkenler, gerkek bir tehl i ke teşkil eden dengesizli klere yol açtı. ısra i l ekonomisi, titrek bacaklar üzerinde duran, h e r a n yıkılma tehlikesiyle karşılaşan, dev bir gövdeyi andırmaktadır. Kurulduğu g ünden bu yana, yani 19 yıldan beri, ısra i l'e o ka n ya bancı sermaye, diğer bütü n kapita list ü l kelere oranla fevkalôde yüksek olmakla beraber, iktisadi bağ ı msızlı ğ ı m ızı hiç kuvvetlendiremedi. Tersine : Bu ser­ maye seli, ısrailin iktisadını ve güvenliğini, yabancı tekellere ve emper­ yalist devletlere bir kat daha bağladı. Burada birkaç örnek vermekle yetinelim. ısra i lin tediye bila nçosundaki açık 1 965'de 485 m ilyon dola rı buldu. Bu son yı llarda, yarım m i lyarlı k bir açık, olağan bir duru m haline gelmişti r. 809 m ilyon ısrail lirası (3 ısra i l l i rası bir dol a r eder) g i bi muazzam bir para, iç ve d ı ş borçla rın ödenmesine ayrıl maktadır. (Bu m i ktar 1 966-1967 devlet bütçesinin % 1 7,6'i demektir.) Başbakanın yaptığı bir açıklamaya göre, yaklaşık olara k, bütçenin % 40'1 açık veya gizli askeri masraflara g i diyor. Askeri a m açlara ve borçlara ayrılan para m i ktarı bütçenin % S7'ini yutmaktadır. Bu şartlar içinde ısra i l i n yabancı sermayeye bağ ı mlılığı bir kat daha artıyor. Ya bancı ü l kelerden yeniden m uazzam borçla r o lmak zorunda kal ıyoruz. Bu borçla r 623 m i lyon l i rayı bulaca ktır. Bunlara 500 m i lyonluk yeni i ç borçla r da katıl a caktır. 1 966 yılında, Devlet borçları n ı n tutarı 6 mi lyarı aşmıştır. Bu da israil gibi ufak bir ü l ke için çok muazza m bir pa ra demektir. 46


1 966-1967 yı l ı bütçesi, ı s ra i l tarihindeki bütün bütçeler a rasında en gerici niteliği taşıyan bütçedir. Kalkınma işlerine ayrılan bölümde 1 21 m i l ­ yon lira l ı k b i r i ndirim yapılmıştır. Mesken sıkıntısına rağ men, inşaata ayrı lan kredilerde de büyük indiri m ler yapılmıştır. Mal iye bakanı Pinhas Safir, Knesset'te verdiğ i bir demeçte, hükü met politikasının başarısıılığa u ğ radığını, herha ngi bir perspektifi olmadığını, dolaylı bir şekilde de olsa, kabul etmiştir. Bakanın belirtti ğ i g i b i : «Tediye bila nçosu ndaki açık, büyüme eğ ilimini göstermektedir.» Hükümetin izled iğ i politika, görüldüğü gibi, ısra i l Devletine büyük zararlar vermektedi r : ikti­ sadi bağ ı m l ı l ı k ü l kenin bütün ekonomisini tehlikeye düşürmektedir. Sa nayiye gereken i ptidai maddeler, donatı m, ta rı m makineleri, yakıt, hatta buğday, ta ma miyle ithal edilmektedi r. Görüldüğü gibi, bugünkü hü kü metin izlediği siyaset, soru m l u l u k duygusundan dan ta m a men yoksun bir macera politikasıd ı r. Bu politikadan vazgeçmek şöyle d u rsun, yeni hükü met aynı yolda ilerle­ meye kara r v{. . d i, i ktisadi güçl ü klerini de, bir yandan emekçi leri kemerleri sı kmaya davet ederek, öte yandan Orta k Paıarla, özell i kle Batı Alma nya ile kurmuş olduğu i l işkileri kuvvetlendirerek çözümlemeye çalışıyor. Bugün isra i l-Batı Alma nya i l işkileri, Ameri kan tekelleriyle kurmuş olduğu muz i liş­ kileri bile aşmaktadı r. Batı Almanyanın ısra i lde yaptığı yatırı mlar - sadece 1 965 yı l ı içinde ve 1 964 yıl ı n a oranla - 4 kat a rtmıştı r. Daha da a rtacağı anlaşılıyor. I ktidar çevreleri emekçilerin yaşama seviyesinde meydana gelen düşüsu haklı göstermeye çal ışıyor, bu seviyenin «fazlasiyle yüksek» olduğunu iddıa ediyor. Aslı nda bu seviyeyi hesaplarken halkın çeşitli tabaka ları ve yaşama d üzeyleri a rasında fark gözetmiyorlar. Ama resmi istatisti kler gerçekleri meydana çıkarmaktadı r. Burada Histadrut (MAPAi yönetim i nde bulunan ısrail Genel i ş Konfederasyonu}un yayınladığı istatistiklerden birkaç sayı ele a l a l ı m. Ayl ı k Ocret (ısra i l l i rası) 200'e kadar 201 -300 301 -400 401 -500 501 -600 601 -700 701 -800 801 -900 901 ve fozlası

Emekçi yüzdesi

1 8,6 1 2.4 12 1 2.4 1 4,8 7,7 4,2 4,2 1 3,7 47


Görüldüğü gibi, emekçilerin ofo 31'i ayda 300 i. l i rasından az ; ofo 43'ü, 400 i . l i rasından a z ; ofo 55,4'ü, 500 liradan az, ofo 70,2'si, 600 l i radan az ücret a l ma kta d ı r. Hayat pa h a l ı l ı ğ ı şartları içinde, bu ücretler çok yetersiz kalıyor. Ostelik şurasını da belirteli m : burada verdiğimiz sayılardan gelir , vergisi, Devlet sigortası, bölgesel verg iler, ve Histadrut'a ödenen aylık çıkarı l ma mıştır.

ı

Komünist Partisi. aylık geliri 600 israil l i rasını geçmeyen vata ndaşların ' gelir vergisinden muaf tutulmasını istedi. Çünkü 600 ı. lirası, 4 kişil i k bir a i lenin asgari g eçim karşılığı demektir. işsizl i k çok a rtmıştır. Ma liye Bakanı Pinhas Safir bu gerçeği inkôr ede­ medi. ısra i l ekonomisinde yer a l a n 900.000 işçinin 1 00.000'nin bir «fazlal ı k» teşkil ettiğini a çı kladı. Eylü l 1 966'da, işsiz sayısı, resm i açıklamalara göre, 1 5.00C'idi. Gerçekte işsiz sayısı çok daha yüksektir.

* ısrail'de yaşayan ve nüfusun ofo 1 2'sini teşkil eden Araplara karşı, ı rk ayırı m ı politikası - geniş çevrelerin iti razları n a rağ men - hôlô uygulan­ m a ktad ı r. Arapların topluca yaşadıkları bölgelerde, ü lke içinde seyahat ve ika met özgü rlüğü, çeşitli yönetmeliklerle tahdit edilm i ştir. Arap köy­ l ü lerin topra kları hôlô ellerinden a l ı n ma ktadır. Devlet bütçesinde bile bu ayrıcalığın dile geldiğini görebiliriz. Bu konuda bi rkaç örnek vereli m : Mesken inşaatına ayrı l a n kredilerin pek ufak bir kesimi a ncak (Ofo 2,5) Arap köylerine ta hsis edi l mektedir. Sağ l ı k işlerine ayrılan 1 51 m ilyon ısrail l i rasından bu köyler 30.000 lira l ı k bir m i ktardan a ncak faydalana­ biliyor. Resimi istatisti klerden a nlaşıldığına göre, Arap nüfusun - yakla ş ı k olara k ofo 55'i elektriksiz evlerde yaşamaktadır. -

isra i l hükü metinin izlediği kısa görüşlü, m i l l etin gerçek menfaatlerine aykırı düşen politika işte budur.

Işçilerin yürüttüğü mücadele işçi sın ıfı, şehir ve köy e mekçileri, aydınlar, girişkenliklerini çeşitli şekil ­ lerde ispat etmişlerdir. Çıkarla rı nı v e haklarını savu nurken, kapital i stlerin saldırı l a rına karşı koyarken, günden güne a rtan savaşkanlıklarını belirti­ yorlar. 1 965 yılında, etkisi ve sonuçları iktisadi a lanı aşan büyük sınıf savaşları yürütü ldü. Sanayi işçileri. köylüler. aydınlar ve halkın diğer kısı m l a rı safla rı n ı kuvvetlendi rmeyi. a raları nd a ki ideolojik ve politi k a nlaş­ mazlıkla rı çözümlemeye, ortak çıka rla rını savunmayı öğrenm işlerd i r. Şu noktayı bel irtmeliyiz : i ktida r partilerinin yöneticileri gerek Knesset'te. gerek h ükümette. işçi aleyhtarı bir bütçe kabul ederken. vergi ve fiatları 48

i


yükse ltirken, sosyal hizmetlere ayrılan kredileri kısarken, pa rti taba nındaki üyeler, bütün işletmelerde, hükü met politikasına karşı savaşa g i rişmekte, işverenlere, Devlet idarelerine, Histadrut ve Yahudi Ajansındaki yetkililere isteklerini bildi rmektedirier. işçiler çok geniç g revler düzenliyorlar. Histadrut çok geniş, kalabalık bir teşkiıôttır. Gizil (potansyel) g ücü fevkalôde büyüktür. Ama sağcı yöneticileri genell i kle hü kümete yard ı m etmektedir. Başlıca a maçları işçilerin yürüttüğü m ücadeleyi engellemek ; toplu msal sınıflar a rasında uzlaşmayı sağ lamaktır. Bu şartlar içi nde işçiler, g revlerin çoğ unu Ateiye Komiteleri veya doğrudan doğruya savaşın içinde seçilmiş Faa liyet Komite/erinin yardımı i/e, düzenlemek zorunda kalıyorlar. Çeşitli iş/etme/erde Faaliyet Komite/eri kuru l m a ktad ı r. Bu komitelerin i leride yurt çapında teşkilôtlan ı p işçi sınıfının yürüttüğü savaşı yönetmesi çok m ü mkündür. ısrai l'de, grevler çoğu «gayri-resmi», «kanunsuz» - ya n i Histadrut ida­ recilerinin onaylamadığı - g revlerdir. 1 966'da Çalışma Bakanlığı nca yayınlanan g rev tablosunu verel i m : 1 964

1 965

Genel veriler

Grev sayısı katılan işçi sayısı g ü n sayısı

1 32 43.630 92.584

275 93.366 203.452

Histadrutun onayladığı g revler

g re sayısı katılan işçi sayısı g ün sayısı

46 8.358 29.636

66 8.033 23.139

Histadrutun onayla madığı g revler

g rev sayısı katılan işçi sayısı g ü n sayısı

86 35.272 65.948

909 85.333 1 80.31 3

Bu ta blo bize ne gösteriyor? 1 ) 1 965 yı l ı nda, işçi sınıfının yürüttüğü savaşın çok gel iştiğini. 2) Histadruı'u n onaylamadığı g rev oranının yıldan yıla yükseldiğini : 1 963 de % 56, 1 964'te % 65, 1 966'de % 76. 3) Büyük g revlerin, yani işçi çoğ unluğunun katı ldığı, ve en çok iş günü kaybına yol açan g revlerin, Histad rut idaresinde desteklen mediğini görüyoruz. 1 965 yılı içinde g revcilerin % 91 ,4'ü, Histadruı'un onayla madığı g revler d üzenlemiştir. 1 966'da g revler art a rda ü lken i n her yanına sardı. Hükümet Meclise, g rev hakkını sınırlandı ran, işçi sınıfının yı l l a rca savaşarak elde ettiğ i sen­ dika haklarını kısa n bi r ka nun tasarısı getirdi. Bütün emekçi ler bu tasarıyı d u rd u rtmak üzere m ücadeleye geçti. Histadrut'un sağcı yöneticileri ile 4

49


e mekçi ler a rasındaki çatışmalar g ü nden güne keski rıleşmekted i r. Bu sağcı yöneticilerin yerlerini terketmek zorunda kalacağ ı, H'ıstad rut' un savaşkon bir sınıf örgütü haline geleceği g ü nler her halde uza k değ i ldir.

Dış politika : ısrail-Arap ilişkileri Içte gerici b i r politika izleyen isra i l h ükümeti, dış politikasında açıkta n açığa emperyalistlerden ya nadır. Mısıra yapılan uta nç verici sa ldırının onuncu yıldön ü m ü münasebetiyle isra i l Dış Işleri Bakana Abba Eban, Jerusa/em Pos' gazetesiyle yaptığı bir m ü lôkatta (28 Ekim 1 966) hiç çeki n meden, Süveyş seferinin «başarıyla sonuçla ndığı»ni iddıa etti. Bakan sözlerine şöyle d eva m etti : «Sina savaşı Amerika ile münaseb�tleri mizde hiçbir kötü iz bırakmamıştır. Aksine, Eisenhower başka n l ığ ı n ı n son yı l l a rı nda o ro m ızdaki dostlu k ve a n laşma sonsuzdu. Bize verilen ya rd ı m a rttı rıldı, gerek Yakın-Doğuyu, gerekse bütün d ü nyayı ilgilendiren meseleleri, bizi m le, g ünden güne o rta n bir g üvenle görüşmeye başladı lar.» Gerçekten de i ktidar çevreleriyle Ameri kan emperya listleri arasındaki i lişki lerde görü len bu karşılıklı g üven, defa larca bel l i o l muştu r. Ozellikle, Birleşmiş Milletler Genel Meclisinin son otu rumunda, Dış I şleri baka n ı m ı z Abba Eban ı n Viyetna mdaki Amerikan sa ldırısını desteklemesi b u n u bir kere daha ispatlomıştır. Parlômentonun Dış işleri ve M i l l i G üven l i k soru n la rı Komisyonu başka n ı David Hacoben'in yazdığı v e 2 4 Mayıs 1 966 tarihinde yarı resmi Davar gazetesinde yayı n lana n mektup, i ktidar çevrelerinin Viyetnam meselesi karşısında ta kı n d ı ğ ı tutu mu açı kça bel irtmektedi r. Hacoben şöyle demekte : «Amerikanın Viyetna m'da yen i lmesi demek, bütün G ü ney-Doğu Asya halkları n ı n bağı msızlığına son veri l mesi, dünyanın her tarafında, i nsan özg ü rlüğünün, bağ ı msızl ı ğ ı n ı n sonu demek olur . . . » Bonn-ısra i l i l işkilerinin kuvvetlenmesi de bu bakımdan büyük a n l a m taşır. M i l l i haysiyet, m i l l i soru m l u l u k duyg ularından yoksun i ktid a r çevre­ lefi, Hitlefi\'\ Botı lI.\mo\'\yodoki ho\eHeri'l\e yok\\'\\o�moyo goyret etti\ef.

Dış işleri Bakanı Abba Eban Knesset'te Demokratik Alman Cum h u riyetini yermekten bile çeki nmemiştir. Ama işin en teh l i keli yönü, isra i l yöneticilerinin, Yakın-Doğu'daki a maç­ larını gerçekleştirmeye ça lışan emperya listıere bu a landa ya rdı m etmeleri­ d i r. Meselô, Eşkol hükü meti, Ya kun-Doğu'yu atomdan arınmış bir bölge haline getirme tekliflerinin hepSini reddetmiştir. 4 Nisan 1 966'günü Baş­ bakan Davar gazetesine verd iği demeçte, n ükleer silôhları n yayı l masına cephe alan devletlerin tutu m u nu «ahlôka aykırı, sam i m iyetsiz» d iye nitele­ miştir. Oysa Isra i l i komünisflerin kanaatına göre, ilk p landa gelen ödev-

50


lerdin biri, Ya kın-doğu'nun atomdan adınmış bir bölge haline geti rilmesi için, kamu oyu n u seferber etmektir. Eskiden Amerika isra i l e doğ rudan doğruya silah satmaktan çekiniyordu. Batı Almanya ve diğer NATO devletleri a racılığı ile bu işi görüyordu. Ama Suriyede yeni rej i m kuruldukta n sonra bu tutumdan vazgeçen Amerikal ı ­ lar Eşkol hükü meti ni Skyhawk t i p i bomba rdıman u çakları sağlayacaklarını resmen açıkladılar. Knesset'deki kom ünist m i l l etvekilleri bu Amerikan silah m eselesi nin iç yüzünü ve emperyal i st-a leyhtarı Suriye rej i mine karşı yürütülen entri ka ları açıkladı l a r. Başbakan Levi Eşkol Knesset'te, 16 Eki m 1 966 günü, Güven l i k Konseyi ısra i l lehine ka ra r vermed iğ i ta kdirde, hü kümetinin Su riyeye karşı ha reket edeceğ i n i açıklayınca, ısra i ı I n Suriyeye karşı hazırlanan saldırıya katı l ması tehl i kesi bir kat d a ha a rtmış bulundu. Başbaka n ı n o g ü nkü konuşmasından sonra, koa l isyondaki bütün partilerin ve sağcı muha lefetin teklif ettiğ i ve meşru m üdafaa prensibine dayanara k Suriye'ye ka rşı askeri ha rekete gerişmeyi tavsiya eden ortak bir bildiri , Pa rlamentoda kabul edi l d i . Mec­ liste 3 kom ünist milletvekili a leyhte, iki milletvekili daha da çekimser oy verd i . O l kemizi ve halkımızı tehdit eden teh l i keyi idra k eden ısra i l komünistleri, ısrailin Su riye'ye karşı g i rişeceğ i askeri bir müdahalenin sonuçları nı defa­ larca beli rttiler. ısra i l halkının gerçek çıkarlarının, emperya lizmle birleşi p Arap halklarına karşı değ i l , Arapların ya n ı başında emperya lizme karşı cephe a l m a m ıza bağ l ı olduğunu israrla a nlattılar. Süveyş seferinin tekrar­ lanmasını engellemek üzere ü l keni n her tarafında büyük gösteri ler tertip ettiler. Bununla beraber komünistler AI-Fatah teşkilatının tedhişçi faal iyetleri n i ; Isra i l e yaşama hakkını bile ta nımayan beya natları da şiddetle suçl uyorl a r : emperya l i stlerle yerli gerici g ü çler bu gibi beyanatları saldırı planla rını haklı göstermek i çin kullanıyorlar. Dte yandan ısra i l l i komünistler, Sovyetler Birliğinin tutu m u n u ısra i l halkının çıka rlarına aykırı göstermeye ça lışan gerici iddıal a rı şiddetle reddetmektedirler. Sovyetler Birliğinin tutum u Yakın-Doğuda barış dava­ sına h izmet ediyor, ve bu davaya hizmet eden her şey, ısrail ve Arap halk­ larının temel m i l l i menfaatlerine uygun düşmektedir. 17 Ekim 1 966 tari hli Davar gazetesi Başbakan Levi Eşkol'un şu sözleri ni yayınladı : «Sovyetler Birliğinin Su riye hükümetine açıktan açığa sağladığ ı ya rd ı m, ısra i lin askeri alanda g i rişeceği her çeşit m i s i lleme ha reketi ni g üçleştiren bir duru m yaratmaktadır.» Askeri saldırı n ı n yol unu kesen, barışı kurtaran Sovyetler Birliği, ısra i l halkı de dahil, bütün Ya kın-Doğu halklarına değer biçilmez b i r hizmette bulunmaktadı r. 4·

51


Bazı çevreler resmi politika mızın çıkmaza g i rdiğ i n i anlamaya başla m ış­ 1 966 başlarında yapılan genel seçimlerden sonra, MAPAM Merkez Komjtesjnin 20 üyesi, hükümet politikasını destekleme teklifinin a l eyhine oy vermişlerdir. t ı r.

I sraj l i n birkaç şehrinde kahra m a n Viyetna m halkını destekleyen büyük gösterj ler ya pıldı. Kom ü nistlerden başka, çeşitli siyasi partilere mensup tanınmış barışseverlerin d e yer aldığı ısra i l Barış Komitesi, Viyetna m hal­ kına sağ l ı k ma lzemesi sağlamak üzere para toplamaktad ır. Kamu oyu nun çok geniş kesimleri h ü kü m etin Bonn'daki Hitler'in nalef­ leriyle yamlaşma politikasına r,ephe a l m a ktad ı r. Partimiz bu politikayı protesto eden kitle hare ketleri nde büyük bir faaliyet sa rfetmektedir.

* Ka naatımıza göre Ara p-ısrail sorunu, ancak ve a ncak ba rışçı yollarla, iki halkı n menfaatlerine saygı gösterilerek çözümlenebil i r. Emperyal i st­ lerle gericj g ü çler Araplarla ısra i l l i ler a rasında bir h a rp çıkmasını istiyor­ l a r. Filistjn sorunu i l e Ara p-ısra i l a nlaşmazlığı çözüm lenebil i r, a m a bir şartla : her çeşit emperyalist m üdahale tehditi ortadan kaldırılmalıdır. ısrail, Filjstjn Araplarının m i l l i haklarını tanımalıdır. (hellikle Filistjn mül­ tecilerjne, Birleşmiş M i lletlerjn ka ra rla rına uyg u n olarak, vata nıarına dönme i m ka n ı sağlanmalıdır; veya kendilerine g e reken tazminat veril­ melidir. Böylelikle ancak Arap devletlerinin ısra i l i ve milli haklarını tanı­ ması için zemin hazı rlanmış olur. ısra i l kom ü nistleri tek bir işçi cephenin, demokratik ve m i l l i bir cephenin kurul ması jçin çaba harcıyorl a r ; böylelikle, h ü kü meti e mperyalistıere karş ı bağı msız, tarafsız, barıştan ya na bir politika ; Sovyetler B j rljği ve bütün sosyalist ü l kelerle dostlu k kuracak, halklar a rasında kardeşlik, sos­ yal kalkınma ve demokrasiden yana bir politika izlemek zorunda bırak­

maya çalışıyorlar. Komünistlere göre, emperyalist müdaha leden korkusu kalma mış, sınıf söm ü rüsünden, baskıdan eser ka l ma m ı ş bir Yakın-Doğ uda, Arap ü l keleri ile ısrail a rasındaki i lişkiler, Araplarla Yahudilerin birliği temeline daya­ nacaktır. Kanaatımıza göre, zamanla, ve bütün zorluklara rağ men, ısra i l'de barış­ tan ve milli bağımsızlıktan yan a bir hükü metin kuru l masına yol açacak yeni bjr kuvvet dengesi meyd a na gelecektir.

52


K O M lJ N I Z M S A V A Ş ı K A H R A M A N L A R ı

Hep zafere doğru

Emperyalizm ve oligarşinin egemenliğinden halkların kurtuluşu uğrunda can veren Latin Amerika devri mci l eri, gelecek kuşakların belleğinden hiç silin miyecek olan destanlara yaraşır ka hra ma nlıklar gösteriyorla r. Bu ölümsüz kah ramanlar parmakra sayı lamıyaca k kadar çoktur. Ve bazılarının isimleri anca k zaferden sonra bilinecektir. Son aylard a Bolivya toprakları nice devrim savaşçısın ı n kanlariyle yine bol bol sulandı. G üney Amerika kıtasının orta yerindeki bu memlekette sınıfsa l çatışmalar her bakımdan a la bi ldiğ i ne sertleşti. Bugü n bu çatış­ malar devrimci silôhlı savaşın gelişmesinde de ifadesini bulmaktadır. Bolivya halkına bu savaş yolunu dayata n l a r, onu yüzyı l la rd ı r ezgi a l ­ tı nda tutanlardır. Bolivya yönetici sınıflarının izlediği politikanın d a i m i n itel ikleri olara k, despotizm v e gaddarlığın geleneksel metodlarına baş­ vuran iç gericilik, artık yıllar va r ki, emekçilerin her türlü protesto gösteri ve eylemine karşı kan l ı bir baskı ve terör uygula maktadır. Bolivya ormanıarında Amerikancı kukla hükü met ta rafından pusu ya düşürülerek öldürülen kah raman devrimci Ernesto Çe Guevara'nın müca­ delesi, enternasyona l ist fedakarlığ ı n yüksek bir örneğ idir. Yara lı durumdaki Çe'yi d i ktatoranın kiralık aja nlarının yaka la masına engel olmak için i nsanüstü çabalar harcarken kurban g iden partizan Villi'nin (Bolivya madencilerinden Simon Kuba'nın savaşçı adı) gösterdiği eşsiz kahramanlık, gelecek kuşakların belleğinde, Çe'nin a n ısı i le bağlı olara k, daima yaşıyacaktır. 24 Haziran günü, d i ktatora askeri birl i kleri, bütün emekçilerin mücade­ lesini yönetmede tek bir merkez meydana getirilmesine engel olmak üzere, bir madencil er köylü olan «Siglo XX yi ele geçirme emri aldılar. Askeri birlikler komutanlığı yaka lanacak bütün sendika yöneticilerinin öldürül­ mesini emretti. Bu maden bölgesine silahlı askeri birlikl erin girdiğini i l k sezen, sendika önderi v e Bolivya Komünist Partisi Merkez Komitesi üyesi Rosendo Garsia Maysman oldu. Rosendo, i l k iş olara k, sendikanın radyo istasyonu vasıtasiyle tehl ikeyi duyurdu. Aynı za manda bir g rup a rkadaşı ile birlikte silahlı d i renişi örg ütledi ve sonuna kada r da çarpıştı. Askeri ..

53


birl i kler bu komünist sendikacıyı a ncak yaralı olara k ele geçirdiler ve derha l kurşuna dizdi ler. Fakat onun kahra ma nca direnişi, birçok işçi önderi nin hayatı n ı n kurtarı lmasını sağ ladı. Horse Vaskes Viania'yı da partiza n g rupları n ı n faa liyet bölgesinde yara l ı olarak ele geçirdiler. Da ha sonra ordu subayları onu hastahaneden çekip çıkardılar. Kendisi, a ğ ı r yara lı ha liyle a d ı m atacak d u ru mda bile olmadığı halde, askerler ona «kaçmaya teşebbüs ettiği., gerekçesiyle işlem ya ptıl a r. Ve gerçekte, Horse, kendisine yapılan işkenceler yüzünden can verdi. Arkadaşlarını ele versin d iye ordu subayları n ı n yaptığ ı bütün baskıya, bu yu rtsever kesi nlikle red cevabı verdi. Kendisine polis ve ordu istihbarat ajanları tarafı ndan ya pılan işkence sırası ndaki kahra manca tutu m u , ko mün istlere özgü devrimci yiğitl iğin, dürüstlü k ve yurtseverliğ i n parlak b i r örneğ idir. Antonio Ji menes, siıah elde, ça laçakmak ça rpışı rken vuru ldu. Daha çocuk denecek yaşta olon bu kahra man, sınıf kavga larına katıl maya baş ­ l a m ıştı. Hükü metin 1 965 Mayısındaki goddar baskı v e terörüne karşı direnme hareketi nde i l k yorayı a l mış, daha sonra Milli Kurtu luş Ordusu'na g i rm işti. Jimenes işte bu ordunun saflarında uzun süre savaştı. Ve nihayet, h ükümet askerleriyle bir ça rpışmada, partizan a rkadaşları n ı n taktik çekil­ mesini himaye ettikleri bir kesimde vurularak can verdi. Hulio Oska r Velasko do, adı Bolivya halkının kurtuluş savaşı ta rihine geçecek ka h ra m a nlardon biridi r. O do, yüzlerce savaş a rkadaşı gibi, sömürücülere karşı mücadeleye sendika hareketi safları nda başladı. Za man za man o da polis baskı ve terörüne uğradı. Daha sonra partizan bi rl i klerine katı ldı ve siıah elde savaşırken hayatını verdi. Ağ ustos sonuna doğru Rio Grande nehrinin suları genç bir partizan kıza mezar oldu. Cesedini suların sürüklediği bu genç partizan kızın savaşçı adı Tanya idi. Hitlerci faşistler ta rafından ida m edilen ve d a rağa­ cında boynuna ilmik ğeçirilirken, «Biz ikiyüz milyonuz. Hepim izi asamaz­ sın ız. Zafer bizi mdir i., diye haykıra n genç Sovyet kızı n ı n partizan adı Tanya Sovyet gençliği için nasıl sembol ol m uşsa, bu Bolivyal ı genç kızın partiza n adı Tanya do Bolivya gençliği için aynı g ücte bir sembol ol m uştu. Ya ni Bolivya partizan savaşlarında döğ üşürken düşen lau ra Gutieres Bauer, partizan ad ıyla Tonya, i kinci Harpte Petrişçevo'da faşistlerin astığı Zoya Kosmodemyanskaya-Tanya'yı kendisine örnek edinmişti. Partizan önderlerinden Roberto Peredo (Koko), devrimci savaşa henüz pek genç yaşta katı l m ıştı. Onceleri Komünist Gençl i k Birliği üyesiydi. Sonra Bolivya Komünist Partisi'ne girdi. 1 967 Martında başlıyon partiza n hareketinin en seçkin ve a ktif organizatörlerinden biriyd i . Partizanları n en cesur eylemlerinde onun kesin bir rol ü vardı. Peredo do, Eyl ül sonu na doğru, Igeras bölgesinde hükü met askerleriyle bir çarpışmada vuruldu. Böylece kurban g idenlerin kahramanlıkları ve onlara bağlı a n ı lar, geride kalanla rı daha kesin savaşa çağ ı rıyor. Savaşın bütü n yöntem ve biçi m 54


lerinden yararlanara k Bolivyadaki halk düşmanı hunhar rejime karşı ölüm-ka / t m savaşına g i rişen yılmaz kahramanlar, bundan elli yı l önce Rusyada yüce zaferle sonuçlanmış olan savaşı Lôtin Amerika toprakları nda devam ettiriyodar. Bu savaşta düşen a rkadaşlarımız, a rtık Bolivya toprak­ l a rı nda bu zaferi göremiyeceklerdi r. Ama onlar bu zaferi yaklaştı rmak için neleri varsa vermişlerdir. Ve bu zafere mutl a ka ulaşılacaktır. RAMIRO OTERO

Sovyet egemenliği uğrundaki savaşta Bulgar devrimcileri

Oktobr Devri mi'nin kıyas kabul etmez bir milletlerarası önemi vardır. Bu devrimin fikirlerinde ve ül külerinde yalnız Rusya halklarının hayati menfaatleri değ il, diğer memleketlerin m i lyonlarca emekçisinin de içten emelleri en canlı ifadesini bulmaktadı r. Bütün dünyada h a l k yığ ı nları ta rafından Bolşevik Devri mi'ne gösterilen ve gerek g ücü gerekse ölçüleri bakımından emsalsiz olan dayanışma işte bu temel üzerinde meydana gelmiştir. Bu dayanışma, kahraman Rus işçi ve köylülerinin, on kapitalist devlet ta rafından g i rişilen e mperyal ist müdahaleyi suya düşürmelerine yard ı m etmiştir. Bulgar tarihçisi Panayot Panayotot'u n geçenlerde yayı mlanmış olan bir kita bında(l), binlerce Bulgar emekçisinin Oktobr Devri mi'ne katı lmalariyle ilgili zengin ve gerçek bilgiler veri l mektedi r. Yaza r, bu kita bında, Oktobr Devrimi sıra la rı nda Rusyada bul u n m a kta olan Bulgarların eylemlerini anlatıyor. Ve Rus o rdusu nda komutanlık görevleri a l m ı ş Bulgar harp esirleri, üniversite öğrencileri, işçi leri ve XVıı-XıX. yüzyıllarda Bulgarista ndaki Osmanlı ların elinden kurtulara k Rus­ yaya sığınmış olan göçmenler hakkı nda bilgi veriyor. Yazarın bel irttiğ i gibi, bu zümreler a ra sı nda, gerek Rus Bolşevi kleri, gerekse Lenin'in «ger­ çek enternasyonalistler.. olara k n itelendirdiği Bulga r Işçi Sosyal - Demokrat Partisi (<<Dar sosyalistler..) önderleri yoğ u n bir devrimci propaganda faa l i ­ yeti yürütmüşlerdir. Bu propaga nda faa liyeti sonucu olara k, Bulgar harp

(1) Panayot I I . Panayotof. Oktobr Devri m i zaferine Bulga rl a rı n katkısı. Sofya. BKP Yayınevi. 1 967. 246 sayfa. 55


esirleri nin büyük bir kısmı Sovyet egemenliğini silôh elde savaşarak savun­ muş ; nice Bulgor işçi ve öğrencileri Bolşeviklerin partisine g i rmişler ve devrimci çalışmalara katı l maya başl a m ışlard ı r. Rus o rdusunda görev a l mış Radko Dimitrief, Pavel Staef, H risto Mateef, Marin Draganof, Simeon Vankof gibi generaller ve diğer bi rçok subay ve asker Sovyet egemenliği tarafına geçmişlerdir. Kızıl Ordu saflarında Bulgar kolonisinden büyük b i r g rup d a görev a la ra k çarpışmalara katıl mıştır. Yazar, Oktobr savaşlarına ve Sovyet egemenliğini içli-dışlı düşma na karşı savunma çarpışmalarına Bulgarların kat ı l m a l a rı üzerinde önemle d u ruyor ve geniş bilgi veriyor. B u c ü m leden olara k, Oktobr günlerinde, Petrog rad'da Kışlık Saray'a, N i kolaef Garı'na, Merkez Postahanesi'ne ve Menzil Hapisha nesi'ne hücum eden silôhlı müfrezeler içinde Bulgarları da görüyoruz. Tiflis ve Taşkent'te Sovyet egemenliğini kura n savaş birlik­ leri içinde de Bulgarlar vardır. Oktobr Devrimi zaferinden kısa bir za man sonra, Bulgarların yoğu n olarak bulundukları Benderi ve Bolgrad'da Bulgar Devrim Alayları mey­ dana geti ril miştir. A. H ri stef, V. Raynof, G. Sadakli ve diğer bazı Bulgarlar, bu bölgede Sovyet egemenliği düşmanlarına karşı emekçilerin yürüttüğü savaşa önderl ik etmişlerdir. 1918 yılı Ocak ayında G. Sadakli, V. Raynof ve diğer Bolşevi klerin komutasındaki savaş birliği, Odesa'da Sovyet ege­ menliğinin kuru lmasına ve gar' ı n ele geçirilmesi ça rpışmalarına katı l m ı ştır. Kırım'da Bulgar Nikolay Kovaçef'in komutasındaki m üfreze Sovyet ege­ menliği nden yana savaşmıştı r. Kırı m Bulgarl a rı burada Sovyet egemenliği organları n ı n kuru l ması çalışmalarına d a katıl m ışlardır. Kubana'da karşı­ devrim kuvvetleriyle ça rpışan m üfrezeler a rasında, Benef'in komutası a ltında savaşan bir Bulgar m üfrezesi de va rd ı r. Bulgar devri mcileri, 1918 Haziranında I rkutsk'ta karşı-devrim ayaklan­ masının bast ı rı l ması savaşlarına katı ldılar. Aynı yılın Ağustos-Eylül ayla­ rında yüz kada r Bulgarın da dahil bulunduğu 400 kişilik bir enternasyona­ l istler birliği, Bulgar Jorol ile Popof'u n komutasında harekete geçerek, Hazer Denizi bölgesinde Biçerahol m üfrezelerine karşı çetin savaşlar ver­ miş ve Petrovsk şehrini canla-başla savu n muştur. 1 91 9 yılında, Kızıl Ordu memleketin g üneyinde ha rekôta g i riştiği sıra ­ larda, b u kesimde bi rçok B u l g a r devrimcisi de topl a n m ış bulunuyordu. 1 9 1 9 yılı 20 Nisanında, daha önce Moskova'da bulunan Bulgar Komünist Grupl a rı Merkez Bürosu Odesa'ya geldi. Burada Bulgar Asker ve Işçi Delegeleri Sovyeti örgütlendi. Merkez Bürosu ve bu Sovyet örgütü, Bulgar ahalisi a rası nda yoğ u n bir devrimci propaganda eylemine gi rişti. 1 91 9 Mayısı başında, Odesa'da, Sovyet Rusyada i l k Bulgar gazetesi «Komuna» hafta l ı k olara k yayı nlan moya başladı. Bu gazetede hemen de her yazı, önemli bir şiarı, yani «Burada Kızıl Ordu'ya yard ı m eden Bulga r, aynı zamanda kendi yurdundaki kardeşlerine yardım etmiş olur» ş i a rını enine­ boyuna açıkl ıyordu. 56


Okuyucular, tarihçi Panayotaf'un bu kitabında, Sovyet i ktidarı nın zaferi için savaşmış olan Bulgar devri m cilerine d a i r daha birçok ilginç bilgi ler bulaca klard ı r. Bu cümleden olarak, kitapta, Kırım'da partizan müfrezesi komuta nlığı yapmış Georgi Ma rkof'a, 96. Alay Komiseri Ivan Nakşef'e, Budyonni Ord usuna mensup bir tuğayı n komiseri olan Yoçko Yoçkof'a dair anılar yer a l m a ktad ı r. 1 91 8-de ölen Bulgar generali Rad ko Dimitrief'in Sovyet i ktidarı uğrunda ki hizmetleri de Idyıkiyle değerlendiril mektedir. V. i . Lenin bu ünlü Bulgar generalinin feci ölümünden ötürü duyduğu acıyı çok defa lar belirtmiştir. Sovyetler ü l kesine karşı emperyalist m üdahalesi sıra l a rında, Bulgar komünistleri Karadeniz Filosunda d a büyük bir faa liyet gösterdiler ve yara rl ı işler başa rdılar. Orneğin, o sıralarda Bulgar Filosundan «Nadejda" zırhlısı Sevastopol'da td m i rde bulunuyordu. Komutanın niyeti, bu zırhlıyı, Kızıl Ordu'ya karşı kullanılmak üzere, müdaha lecilere vermek idi. B u niyeti sezen m ü rettebat, gemideki g i z l i kom itenin yöneti m i altı nda ayak­ lanıverd i . Böylece, kom utanın hain niyetini gerçekleştirmesi önlend i. Bu eylemlere daha birçok örnek verilebi lir. B u kitapta, Büyük Oktobr Sosyalist Devrim i'ne a ktif olara k katılmala rın­ dan dolayı SSCB Yüksek Sovyeti Prezidyu m u tarafından «Lenin N işanı" ile taltif edilen Hristo Boef ve Georgi Golog i n kof'un faa liyetleri hakkında do geniş bilgi verilmektedir. Tarihçi Pa nayotof'un kitabı, okuyucu nun önüne, Bulga r-Rus devri mci işbirliğini yansıtan heyecan ve kıva nç verici sayfal a r açmaktad ı r. Günü­ m üzde bu devri mci işbirliği, Sovyetler Birliği ve Bulgaristan Halk Cum­ huriyeti halkları arasında kardeşçe ilişkilerin daha da gelişmesi sonucu olara k önemli derecede genişlemiş ve derinleşmiştir. D. SIRKOF

57


O Z E L S AY F A L A R ı M I Z

Bildiri 47 yıl önce, milli kurtuluş savaşının en harıı günlerinde Türkiye Komünist Partisinin önderleri, em peryalizmin en a m a nsız düşma nları Mustafa Suphi, Ethem Nejat ve diğer öndört yoldaşı mız Emperya lizmin m askeli ajanları eliyle vahşice ve kahpace öldürülm üşlerdi. Bu kanlı cinayetin kimlerin çıkarına işlendiğ ini ve ki mlerin işine ya radığını her geçen yıl biraz daha aydı nlığa çıkarmış ve bütü n çıpla klığı yla meydana koymuştur. Emperyalistler ve yerli ajanları silôhlı savaşın kaza n ı l masiyle halkımızın bağı msızlık mücadelesinin sona erdiği fikrini yönetici çevrelere a�ı1ama gayretlerinde oldukça başarı sağ ladılar. Oysa, elde edilen politik bağ ı m ­ sızlığın sağ lam laştırılması, onun ekonomik temellerinin meydana geti ril­ mesi, milli devrim i n gel iştirilmesi için ya bancı emperyalist sermayeye ve onun yerli aja nlarına karşı m ü cadele başka bir şekil a ltında devam etti. Ta m bir milli bağ ımsızlığa giden yol daha uzun ve daha birleşik bir müca­ deleyi zoru nlu kılıyordu. Son zaferin cısıl garantisi, ancak, bu mücadelede m i l l i birliğ in korun ması, sağla mlaştırılması olabilirdi. Fakat kaza nılan zafer milli bağ ı msızlık mücadelesinin son aşaması sayı ldı ve memleketin iç ve dış politi kası buna göre ayarla ndı. Bu tutu m, anti-emperyalist kuv­ vetlerin parça la n masına yol açtı. Köylü, memlekette em perya lizme daya­ nak olan. gerici toprak ağalarının keyfine bağ l ı bıra kıldı. Emperyalizmin en a ma nsız ve ba rışmaz düşma n ı olan işçi sı nıfı baskı a ltına alındı. Emekçi sınıfların vazgeçilmez hakları n ı savu nan ve cu mhuriyet Türkiye­ sinde i l k politi k pa rti olara k kuru l m uş olan Türkiye Kom ünist Partisinin legal çalışması yasa k edildi. Kaybettikleri mevzileri geri almak için her fırsattan faydalanmaya ça lışan emperya lizme ve gericiliğe karşı milli cephe birliğinin memlekette yeniden kurulması uğru nda partimizin bütü n ça baları sistemli ve a ktif bir şekilde engellendi. Memleket yeniden emper­ yalistlerin ekonomi k, politik ve askeri hegemonyası altına sürü klendi. Türk komünistlerini karşı g i rişilen baskı ve terör, emperyalizmin yeniden mem­ leketimize nüfuzuna para lel olarak, biteviye a rttı. Anti-komünizm Türkiyede bir devlet politi kası haline getiri ldi. Ozellikle milli bağ ı msızlıklarını kazo n m a k ve kuvvetlendirmek için sava­ şan memleketlerde anti-komünizm politikasının em peryalistlerden ve on­ ların yerl i aja nlarından başka kimsenin işine ya ramadığına Türkiye cum­ huriyeti nin 45 yı l l ı k ta rihinden daha parlak bir örnek bulmak zordur. 58


Ne uzun yıllar süren ağır i l legol ça lışma şartları. ne d u rmadan sert­ leşen baskı ve terör havası. ne çeşitli işkence metodl a rı. ne provokasyon­ lar. ihaneHer. hiçbir şey Türkiye Kom ü n ist Pa rtisini emekçi s ı n ıfların hak­ ları n ı . memleketin gerçek m i l l i menfaatleri ni savu nmakta n a l ı koya madı. TKP-ye cephe taarruzlariyle yıka maya n işçi sınıfının düşma nları onu içinden yıkma taktiğine baş vurd u l a r ; uzun ve çetin mücadele yıllarının yorg u nluğunu. yı l g ı n l ı ğ ı n ı duymuş. dejenere ve deklase olmuş veya türlü yollardan işçi hareketine m usallat edi l mek istenmiş maskeli ajanlarda bir destek a ra maya ve bu ka nalla ..Türkiyede i l legol faal iyetin hiyanet ol­ duğu€! fikri ni yaymaya kalkıştı lar. TKP. 45 yılı i l leg o l çalışma şartla rv a ltında geçen 48 yıllık faaliyeti boyunca. saflarına sızmaya ve çal ışmaları n ı felce uğratmaya ça l ışa n bu çeşit yaba ncı s ı nıf ve g izli servis ajanla rıyle. provokatörlerle de savaştı. savaşmakta deva m ediyor. azeil i kle em perya lizmin mem leketi m izi bir ha rp ocağı. b i r a nti-komü ­ n izm yuvası ha l i nde tutmaya çalıştığı. fakat a nti-emperyalist mücadelenin geniş halk yığ ı n larını sa rd ı ğ ı son yıl larda Amerikan emperya l istlerine bağ l ı g izli servislerin Türkiye Komünist Partisine karşı i lgisi bir hayli a rt­ m ışa benziyor. E mperyalizme ve gericiliğe karşı demokratik milli cephe şiarı n ı n Türkiyede bayraktarı olan TKP-ye ve genel olara k işçi hareketine cepheden saldırılara paralel olara k. onu içten kundaklama ve parçalama yeltenişlerine hız veri l miştir. Kom ü nist Pa rtisine karşı seri hali ndeki provo­ kasyonioriyle ta n ı n mış. partiden atı l m ış veya ono hiçbir zam a n g irememiş aja nlar bile yeniden görevlendiri l mişlerd i r. Bunlar. düşürü l m üş maskele­ ri n i yeniden takı narak. komünist ve işçi hareketinde kendilerine yer edin­ meyi. fakat kom ün ist partisinin faaliyetini . ya n i onun emperya lizme. geri­ ciliğe karşı ve e mekçi sı nıfların menfaatleri uğrundaki mücadeles i n i zararlı i1d n etmeyi. TKP yöneticilerine. ömürlerin i emekçi h a l k ı n dôvasına bağ la mış bütün namuslu ve a ktif ko münistlere çirkef atmayı. legal işçi kuruluşları n ı yürürlükteki a nti-demokratik ka n u n l a rı n yasa kladığı illego l faaliyetlerle il işkil i göstermek için en kaba yollara baş vura ra k resmi çevrelere j u rnalla mayı başlıca iş edi n mişlerd i r. Bu provakatörler ve aja n ­ lar. Komünist Partisinin sıkı bir baskı v e takip a ltında bulunmasından faydalanara k ve bunu fırsat bi lerek polisin teşvik ve himayesi a ltında görevleri n i pervasızca yerine getirmektedirler. Türk komünistleri. maske­ leri çoktan düşürü l m üş. içyüzleri meydana çıkmış bu provokatörlere. aja n­ lara. li kidatörlere ka rşı uya n ı ktırla r ve uya n ı k olmak zoru ndadırlar. Türkiye Kom ü nist Partisi. 1 921 Karadeniz faciasından sonra da bir çok a ğ ı r kayıplar verdi. çetin i mtihanlar geçirdi. ve karşısına çıkan bütün engelleri yı karak emekçi sınıfları n haklı dôvasına. M a rksizme-leninizme bağ l ı l ı ğ ı n verdiği kuvvet ve i n a nçla yılmadan yoluna deva m etti. Bug ü n bu y o l üzerinde bulu nuyor ve güvenle hedefine doğru i lerl iyor. TURKIYE KOMONIST PARTiSI M ERKEZ KOMiTESI 59


OIdürülmelerinin �7·inci yıldönümü münasebetiyle M U STAFA s U PH I ' leri amyoruz Mustafa Suphi

«Hapis, terör, kan ve ateş, halkm sava­ şını, milli kurtuluş ve demokrasi hare­ ketini durduramaz...

(Mustafa Suphi)

Ahmet Akıne. Türk burjuvazisinin gerici ka nadı, bundan tam 47 yıl önce, 1 921 yılının 28 Ocak ayı nı 29 Ocak'a bağlıyan karanlık gecesinde Trabzon açı klarında TKP yöneticileri, Türk halkı n ı n en yiğit evlôtları Mustafa Suphi'leri alçakça öldürmekle milli kurtuluş hareketine, emekçi halk yığınla rına karşı, yakın ta ri himizin en büyük politik cinayetini işlemiş oldu. Türk halkı bu cinayeti unutmamıştır. Gerici çevrelerinin çeşitli düşünce ve kasıtlı amaçlarla Türk kamu oyundan saklamak istediği bu gerçek, bugün ka mu oyuna artık resmen duyurulmuştur. TKP-nin kurucusu Mustafa Suphi ile TKP yöneticilerinin öldürül meleri olayı bugün, Türkiyede devrimci hareketin tarihçesi ve gelişmesiyle ilgilenen halkçı her aydının, ilerici her Türk vatandaşının, söm ü rülen işçi lerimizin, emekçi köylü yığınları n ın, ilerici askerin, subayın, tek sözle demokratik Türk toplumunun büyük bir önem 60


ve ilgiyle, gereken ayrıntı ve sosya l-politik nede n leriyle öğ ren mek istediğ i, tomlumsal bir konu olmuştur. Bugün, bundan 47 yıl önce, Karadeniz dalgaları n ı n o kara n l ı k fırtınalı Ocak gecesinde gömdüğü M. Suphi'lerin aziz hatırasını hü rmetle a n a rken, okuyucu muza meselenin sosyal-ekonomik ve politi k yönünü biraz daha açıklamak ve M. Suphi'nin kimliğini tanıtmak istedi k. M . Suphi'ni n yaşa­ diği ve sovaştığı çağ , Türkiye ve dünya ta rihinde devri mler çağı d ı r M . S u p h i 1 905-1 907 Rus Burjuva Devri m i dönemini yaşadı. O, 1 908 Türk Burjuva devrim i n i hazırlayan g üçlerin politik a k ı m ı na katıldı. M . Suphi, dü nyayı kökünden sarsa n, halkla ra sosyalist, m il l i kurtuluş devrimleri yolunu gösteren Büyük Oktobr Sosyal ist Devrimine katı ldı ; bu devri m i s i l ô h ı v e kafasıyle savu ndu. M. Suphi, v e onun kurduğu Türkiye Komünist Partisi, halkımızın en yiğit evlôtla rını Milli Ku rtuluş Savaşı cephelerine gönderdi. M. Suphi, bu sıralarda Türkiye emekçileri n i n çıkarl a rı n ı savunan, ü l ke­ mizin demokratik yoldan gelişmesin i sağlayacak olon bir M a rksist-Leninist politik örgütün, Türkiye Komünist Partisinin başındadır. Memleketimiz­ deki a nti-emperyalist savaşı n, demokrasi, özgürlük savaşının ön safları n ­ dadır. O , Türk burjuvazisinin i ki yüzlü, tavizci politikası n ı bütün gerçek­ leriyle açığa vuran dürüst bir savaşçı, inan mış bir enternasyonalci idi. M . Suphi, gerek Türkiye içinde, gerekse m i lletlerarası ilişkilerde, Marksist­ Leninist öğ retin i n ateşli, bilgili bir propag a ndacısıydı . M. Suphi, tek sözle, çağı n ı yaşamış, çağ ı n ı n ola·yla rı n a katı l m ış, bu olaylardan etki Ien­ miş ve bu olayları etkilemiş büyük bir savaşçıydı. M . Suphi'yi olayl a rı n kuyruğunda değil, olayların, tarihi sürecin içinde, tarihi gelişmenin a ktif bir elemanı olarak görmek, M. Suphi'nin dôvasına, ideolojisine bu yön­ den yonaşm a k gerekti r. Oldürü l mesin i n 47-inci yıldön ümünü a n a rken bu yazım ızda okuyucumuza M . Suphi'yi, M . Suphi'leri bu açıdan ta nıtmak istedik. Mustafa Suphi, 1 883 yılında G i resunda doğdu. Erzurumda Orta okulu bitirdi. Istanbulda Hukuk fakültesinde ta hsil gördü. Paris'te «Sorbon.. lJniversitesinin sosyal bilimler fakültesinde okudu. M. Suphi sosyal ist bilim üzerinde özel bir çabayla ça lışıyordu. Paris'te okurken sosyal ist kitapları inceliyordu. II. Enternasyonalin M i lletlera rası Sosyalist Bürosu i le bağlandı. O, e mperya lizme, yoğ macı sömü rge ha rp­ lerine karşı savaşanları n en seçkin önderlerinden Jan Jores'le sık sık buluşuyor, görüşüyordu. Son raları, Kom intern i n ı . Kongresinde konuşan M. Suphi : «Joresi n dostla rı , onun başladığı dôvadan, yürüdü ğ ü yoldan dönmemişlerdir... demişti r. M. Suphi, Balkan Horbinden sonra ..Tan i n .. gazetesine yazılar yazmağa başladı. Işçilerin durumu ve sendika ha reketleri üzerinde duruyordu. Fra n ­ s ı z proletaryası n ı n yaşontısı v e savaşlarıyla ilgilen mesi, tanışması, genç Suphi'de sosyal ist görüşün biçimlen mesine, olgunlaşmasına çok yard ı m etti. 61


M. Suphi Fra nsa'dan yu rda döndükten sonra Ista nbulda Yüksek Tica ret ve Ta rı m Okulunda politik-ekonomi öğretmeni oldu. M ustafa Suphi'nin adı herşeyden önce Türkiyede işçi-köylü ha reketin i n gelişmesi, Milli Kurtuluş, milli bağımsızlık hareketimizle, TKP-nin kuru l ­ masıyle s ı k ı sı kıya bağ l ıdır. Türkiye o s ı ralarda ö l ü m ka l ı m savaşı yü rütü­ yordu. Padışa h l ı k hükümeti memleketi emperya lizme satmış, halkımız içi n m i l l i felô ket, esa ret günleri başlamıştı . Memlekette hüküm süren sulta n Abdülha m idin terörüne rağ men, m utlak padişa h l ı k idaresine ka rşı başlıyan ha reket her geçen günle kuvvetlen ip canlan ıyordu. Bu muhalif hareketin başında, ekono m i k hayatın gel işme­ siyle i l g i l i Türk burjuvazisi bulunuyordu. Gayesi burj uvaziye gelişme i m � kô nları sağla mak olan «ittihat ve Tera kki» Cemiyeti, üretim g üçleri ve il işkilerinin gelişmesini zincire vura n istipdada karşı harekete g i rişmişti. Faal iyetinin başla ngıcında ileri görüşlü olan bu harekete o sıra l a rd a Ista n bulda öğretmenlik v e gazetecilik yapan g e n ç Mustafa S u p h i de katı lmıştı. «Meşrutiyet» hareketi nin ekonomik ve politik nedenlerini memleketin o zamanki d u ru munda, ekonomik, politik ve sosyal hayatın o dönemdeki gelişme eğ i l i m i nde görebiliriz. Bilindiği gibi feodal ü retim ilişkilerinin yıkılmağa ve Osma n l ı i m pa ratorluğunun çökmeğe yüztuttuğu, XiX. yüz­ yılın sonlarında ve XX. yüzyıl ı n başlarında Türkiye ekonomisi yeni bir ge­ lişme dönemine g i rm işti. Doğ m a kta olan kapita list ü reti m ilişki leri, yıkıl­ m aya yüztutan Türk feoda l sistemi içinde, Batıda gelişen kapitalizmin s ü rekli ve kon kre etkisi a ltında gelişiyordu. Oza manlar Türkiye sanayii yarı zonaatçı, yarı ma nifa ktur niteli kteydi. Kapa l ı lonca (esnaf) teşkilôtları, ü l kemize g i ren ucuz Avru pa m a l l a rının rekabeti, iç güvensizlik ve daha bi rçok etkenler, ü l kemiz sanayi gelişmesi n i engellemiştir. Gelişmiş Avrupa memleketleri n i n etkisi ve yard ı m ıyla Türkiyede o sıra l a rda az da olsa bazı sanayi işletmeleri kurulmuş, özell ikle, Krım Harbinden (1853-1956) sonraki elli yı llık devrede yerli sermayenin gelişmesine yol açan objektif ekonomik şartlar yaratılm ıştır. Sa nayiin ve dolayisiyle işçiliği mizin gelişmesi ni sağlıyan i l k sermaye birikimi süreci, Osmanlı I m paratorluğu hudutları içinde ekonom i k hayatı n bazı feodal biçimlerinin kısmen yıkılmasıyle bağ lıdır. Bu d u rum, yeni eko­ nomik şekillerin gelişmesini de etkilemiş, fakat ü lkeni n gayet yavaş tem­ pola rla başlıyan bu gel işmesi, çoğu hallerde, ekonomik hayatın eski şekil leriyle karışmıştır. Memleketin ekonomik gelişmesi nin başlıca özelliklerinden biri de, geliş­ memizin uzun y ı l l a r i n g iltere, F ra nsa, Rusya ve daha sonra l a rı da Alma nya ve Amerikanın ekonom i k baskısından ku rtulamaması d ı r. Ya bancı sermaye, özellikle Batı Avrupa sermayesi, m i l l i sanayiin gelişmesinde belirli ölçüde o l u m l u rol oyna masına rağ men Türkiye'yi ekonomik çıkarlarına uygun bir gelişmeye yöneltmiştir. Ekonominin bazı kol la rında işletmelerin çoğu doğ62


rudan doğruya yabancı sermayenin elindeydi. Tersanelerin kuru lması, tica ret gemilerinin tam i ri I ngiliz şi rketlerine veri l m i ş ; demir yolları inşatı ve na kliyatı, maden ocakları vb. ta ma men yine yabancı sermayenin eline bırakılm ıştı. Belirli ölçülerde ve ekonominin belli alanları nda ca nlanmaya başlıyan yerli sermaye yabancı kapitalin, Türkiye'de kökleşen kapitülas­ yonları n ekonom i k ve politik baskısı aytında i kinci derecede sanayi kolla­ rı na itildi, Batı Avrupa kapitalizmi rekabetinin a ğ ı r darbeleri altında ezildi. Bugün gerici büyük burjuvazinin desteği ve yardımıyla ekonomimizin ana kollarını kıskacına almak çabal a rını gösteren Amerikan sermayesinin yakın Doğuda yayı lma politi kası, ü l kemizde-- ü stünlükler sağ lama ve sanayi kol larına g irme eğ ilimi ta Osmanlı Imparatorluğu za manında başlar. Amerikan m i syonerleri ülkemizde özel l i kle XiX. yüzyıl ı n sonlarına doğ ru, gerek ekonomik, gerekse politik alanlarda aktif bir faaliyete geçmişlerdi. Yayı nlanan resm i verilere göre o za manlar, ülkemizde faaliyette bulunan 300 Amerikan m isyoneri, Amerikan etkisinin ü l kemize yayılmasında büyük rol oyna m ışlard ı r. Türk proletaryası henüz gençti ; işçiler, feodal sömürmenin en çok ezdiği, a ğ ı r iş şartları n ı n ve acıklı hayatın en çok yıprattığı okuma yazma bil miyen kimselerdi. Işçi lerin büyük bir çoğunluğu feodalizmin ağır da rbeleri altında in liyen za naatçı lar ve köylülerdi. Hafif sanayi ve tütün fabrikalarında çalışan işçileri n çoğu , a ğ ı r iş ve çalışma şartlarına daha kolay boyun eğen kadı nlar ve çocuklardı. Iş g ü n ü 1 2-1 4 saaten az değildi. lJcretler oldukça düşüktü. Işçilerimiz, içinde bulundukları acıklı durumdan a nca k mücadele yolu ile kurtulabileceklerini gün geçtikçe daha iyi anlıyorlardı. Zaman zaman dura kla malarla kara kterize edilen işçi ha reketi, özell ikle Biri nci Dünya Harbi nden önceki devrede oldukça gelişti, Türk proletarya­ sının sınıf; bilincini oldukça etkiliyen en önemli olaylar arasında 1 905-1 907 Rus Burjuva-Demokratik devri m i gelir. Bu devrim, Mustafa Suphi üzerinde de derin etkiler yaptı. 1 905-1907 devrimi, Doğu halklarını «yeni bir yaşantıya, insan ha kla rının alfabesi olan demokrasi' için savaşa çağ ı rdı ... 1 905-1907 Rus burjuva devri mi, 1 908 Türk burjuva devri mini de şiddetle etkilemiştir. liberal Türk b u rjuvazisinin, sultanlık rejiminin ifratçı yönlerine doğru çevrilen bu hareketi, i kinci döneminde devrimci savaş şeklini al­ m ıştır. Halk yığ ınları «1 908 Devri m i n i .. desteklediler, fakat müsta kil politik ve ekonomik istekler ileri sürmediler. Türk proletaryası binbir sancılar içinde doğuyordu. Henüz devrime öncülük edebilecek bir kuvvet değ ildi. Burjuvazi de halk kitlelerinin hareketine yol açmaktan korkuyordu . Bu ve buna benzer sebeplerden dolayı «1 908 Türk Devri m i.., halk devri m i aşa m a ­ sına geçemedi, dar bir burjuva devrim i olara k kaldı. Büyük Leninin'de belirtiği g i bi, «1 908 Türk Devrimi.. bir halk devri m i değildir . . . «halk

63


yığmlart devrime, kendi ekonomik ve politik istekleriyle, aktif ve müstakil olarak katilmamışlarda . » «1 908 Devri mi», i l k anlarında, i l k adımları nda em perya listleri korkutur gibi oldu. Fakat çok geçmeden, emperya listler, itti hat ve Tera kkicileri öve öve bitiremediler - Lenin'in de yazdığı gibi : «Emperya listler, "Genç Türkleri" - Türk burjuvazisini - zayıf oldukları için, derebeyliğe, sömü rgecilerin Türkiyedeki dayanaklarına doku n madık­ I a rı için, onları n Türkiyedeki ağalı klarına el sürmedi kleri için, sömü rge­ cilerle, ya bancılarl a a nlaşma yol u ndan, onlara uşaklık etmek yolundan yürüdükleri için, özel likle memleket içinde emekçi yığınlarını, proletaryayı barba rca ezdikleri için övüyör, goklere çıkarıyorlardı.» .. 1 908 Devri mi» m e m lekette kapitalizmin gelişmesine yol açtı fakat ekonomik ve politi k hayatta ortacağ - feodal ü reti m bağ ı ntıları n ı yok edemedi. Devrim i n başlıca olumlu tarafı Meşrutiyetin i1ônıdır, padişahlık idaresi yetkilerinin bira z sınırland ı rı lması, iktidarın, padişah la, burjuvazi a rası nda ortaklaşa böıüşülmesidir. Meşrutiyet idaresi, sömü rücülerin temsilcilerinin egemenliğinden başka birşey değildi. Jön Türklerin a macı, can çekişen ..Hasta Ada mı», çöken Osm a n l ı i m p a ratorluğunu d i riltmek, yoşatmaktı. .

.

Meşrutiyetçi ler, memleketim izde burj uva-demokratik devriminin en önemli, en ivedili meselelerini çözemediler, halk yığınlarının ya rdı m ıyle Türk toplum unda köklü dönüşümler yoluna geçmediler. burjuva üreti m i liş­ kilerinin ve demokrasinin gelişmesini sağ l ıyacak ted birlerlere yanaşmad ılar. Meşrutiyetçiler, i ktidarı ele geçirmekle yetindiler. Idare metodl a rında aynen, sultanlı k-feoda l düzeninin geleneksel idare biçimlerini uyguladılor. Toprak devri m inin genişlemesini önlüyecek bütün tedbi rleri olan Meşruti­ yetçiler, kendi slnlH a maçlarını gerçekleştirebilmek için i mpa ratorluğun hudutları içinde burjuvaziyi birleştirmek yollarını o radılor. Fakat Jön Türk­ lerin bu yolda gösterdi kleri bütün gayretlere rağ men, Türk burj uvazisi i le, sınıfı menfaatleri n i n gerçekleşmesini milli kurtu luşlarında gören başka m i l liyete mensup burjuvazi a rasında bi rçok çelişmeler başgösterdi. « 1 908 Devrim i», memlekette. ka pitalizmin gelişmesine yol açtı, fakat ekonomik ve politik yoşontıda ortacağ- feodal ilişkilerini yok edemedi . Bu devrim, üst katıarda geçen bir burjuva devrimiydi. 1 908 de iktidarı olon .. ıttihat ve Terakkici ler», ida reye gelmeden evvel halka vaatleri ni çiğ nediler, burjuvazinin hakiki temsilcileri olara k halk kitleleri nin devrimci eğ ilimleri nden korktu lar, memleketteki devrimci g ü ç­ leri ezmeye başladıla r. Progra mlarındaki toprak meselerini de çözümle­ mediler ve böylece toprak yine büyük toprak sahiplerinin elinde ka ldı. Müslüman olmıya n azı nlıklara milli bağı msızl ı k veri l mediği nden başka, onları zorla müslüman laştırmaya kalkıştı lar. I ktidarın işçi ha reketine karşı takındığı bu tutumu, mevcut buna l ı m ı d a h a da derinleştirdi. Meşrutiyetçiler, işçi hareketine karşı d o çok gerici bir tutum ta kındılar; bütün güçleriyle işçi - köylü hareketinin üstüne 64


çullandılar. Yönettikleri devrim s ı rasında bile işçi sınıfının gösterilerinden, özelli kle Istanbul işçilerinin 1 908 de yaptı kları g revlerden son derece korkan Meşrutiyetçiler (bu g rev, objektif olarak Jön Türkler hareketine yard ı m etmiştir), işçi hareketini boğ mak, bu ha reketi önlemek için gereken bütü n tedbirleri a l d ı la r. Meşrutiyetçi lerin ..endüstri, müteahhitlik ve işçiler üstüne.. çıka rd ı kları kanun, herşeyden önce işçi haklarını son derece kısıt­ liyor, iş verenlere büyük hak ve i mtiyazlar tanıyordu. Fa kat buna ve 1 909-da çıkarı lan işçi teşekküllerini ve g revleri yasakl ıyıcı kanunlara rağ ­ m e n genişliyen işçi hareketi ni, yerli v e yabancı sermayedarlerin ekono­ m i k ve politik ezg isine karşı m ücadele yolundan ayıromodı. 1 908 yılı, ü l ke­ m iz işçi hareketin bir dönüm noktası, g rev hareketinin o devreye kada r u laştığ ı en yüksek zirvesidir. .. Hürriyet ve eşitlik.., .. kardeşlik.. diye bağ ı ra n halk kitlelerine katıl a n a mele yığınları do halklarını istemek, sömü rmenin ezgisi nden kurtulmak için ha rekete geçtiler. Işçiliğimiz teşki lôtlanıyor ve daha beli rli sınıfi amaçl a rla burj uvazinin karşısına çıkıyordu. M. Suphi, ..ıttihat ve Tera kkicilerin.. iha netine dayanamadı. Onla rı n nite­ liğini açı klayan geniş bir faal iyete geçti. M. Suphi, daha 1 91 2 yılında .. Milli Anayasacılar.. adıyla bir grup ku rmuştu . ..Ifham .. adlı bir gazete çıka rmaya başladı. Bu gazetede o, emekçi yığ ı nları n ı a l data n, ü m itlerini boşa çıka ran ittihotçıl a rı n içyüzlerini a ma nsızca açığa vurd u . H ü kü metin harp macera la rına, halka, emekçilere yıkı m ve fela ketler getiren ha rbe karşı çıktı. M. Suphi'nin bu faa liyetinden korkan «Ittihatçılar» idaresi 1 91 3 yılında M. Suphi'yi tevkif ettirerek, a ğ ı r kürek cezasıyle, Sinop kalesine kapadı l a r. M. Suphi, Si nop'tan kaça ra k Rusya'ya sığındı. Ça rlık polisi M. Suphiyi, evvelô Kalugaya, daha sonra do Urala sürgün etti. Denilebil i r k i , esas itibariyle, M. Suphi'nin politik görüşlerinde v e hayatındaki dönem . noktası, U raıda başladı. Sürgü nde bulunan M. Suphi, bazı Bolşevik teş­ kilôtlarıyle bağ lantı kurdu. Bu teşekküllerin ideoloj i k etkisi a ltında, sür­ günde bulunduğu sürede Ma rksist l iteratürle, özellikle Lenin'in eserleriyle daha ya kından meşgu l olmağa başladı. Daha sonraları, devrimci Ma rksist öğretiyi benimseyen M. Suphi Bolşevik Partisi safla rına alındı. Bu sıralarda dünya genel ekono m i k bunal ı n ı m ı n açı k bir gösterisi olon Birinci Dünya Ha rbi patlak verdi. Türk h a l kı, daha Balkan Harbinin yara­ larını iyi edemeden yeni bir m i l l i harb felôketine sürü klendi . . . Harb neticesi memleket ekonomisi a ltüst oldu, sayısız insan kaybı verdi ve maddi zararlaro uğra d ı . Harbin doğ u rduğu sefalet ve karışıklık Türkiye emekçi lerinin yaşantısı üzerinde de yıkıcı ettiler yaptı. Oza man yayı n­ lanan resmi malu matlara göre orduya alınan, 2.850,000 kişiden 500 bini cephelerde öldürülmüş, 275 bini, ha rpte aldıkları ya ra lardan ve çeşitli hasta l ı klardan ölmüş, 400 bini yara l a n m ış çoğu sakat ka l mış, 1 .565 binide izi belli olmadan kaybol muştu. 5

65


Memleketin ekonomisi ta mamen çökmüştü, özellikle köy ekonom isinin d u ru m u ağırd ı . Hu bubat ve teknik bitkilerle ekilen topraklar ve alınan m a hsul 1917 yı l ı istatislerine göre, i ki defadan fazla azalmıştı. Emekçi yığ ı nlarının duru m u a ğ ı r ve acıktıydı. Köy ekonomisi ü rü nleri istihsalinin azaltıl ması, fiyatların haddinden fazla yükselmesine sebep olmuştur. Vur­ g uncu luk, tefecilik bütün memleketi sarmıştı. Sınıf çatışmaları memleketin içinde bulunduğu a ğ ı r durumla paralel olara k gelişiyor, kızışıyord u . 1 91 9-1 922 tarihleri nde Antant kuvvetleri Türkiyeyi a raları nda böl me planlarını gerçekleştirmek maksadi yle Ista nbula ordu çıka rd ılar. Sulta n l ı k hükümeti, padişah, memleketi satm ı ştı. Emperya listler, yer yer ayaklanan halkı n silôhlı direnişlerini kı rma k a m acıyla yurdun birçok yerleri nde en azı h gericileri, kışkırttılar. Bandırma, Bolu, Konya, Adapazarı, ızmit taraf­ larında Deli başları, Anzavurları hal ka karşı sürdüler. Istanbuldaki padişah h ü kü metine .. Halife ordusu» kurd u rdular. ıngilizler, h a rp gemileriyle Anza­ vur haydutların Bandırma, ızmit kıyı larına çıkardılar. Işgal ord u l a rının ızmir ve Çukurova bölgelerinde yaptıkları katliam l a r bütün Anadolu hal­ kı n ı ha rekete getirdi. Kısa bir zama nda ü l kenin çeşitli bölgelerinde d üş­ manla dövüşen savaş birlikleri kuruldu. Türk ordusunun dağılan birlikleri de bu savaş kollarına katı ldılar. Bu birliklerin başında M. Kemal va rd ı . Böylece Türk halkının işgalçi ordulora karşı m i l l i ku rtu luş savaşı, kemalist hareketi başlamış oldu. Aradan çok geçmeden bütün TUrkiye Milli Kurtuluş Hareketi tarafına geçti. Türk proleta ryası o sıralarda henüz zayıftı, sayıca azdı, teşkilatsızdı . Yönetici bir politik partisi yoktu. Mevcut proleter teşkilatları biribirinden ayrı, bir merkezi teşkilattan yoksun olara k ça lışıyorlardı. Bundan ötü rüdür ki, milli kurtuluş Ha reketinde hegemoniye, daha g üçlü, d a ha teşkilatlı olan, özellikle harp yıllarında ekonom i k bakımdan kuvvetlenen milli b u r­ juvazinin eline geçti. Osmanlı i m pa ratorluğunun diri itilmesi temayülünü besleyen kompradar burjuvazinin, büyük toprak sahi plerinin bir kısmı n d a milli burj uvazinin öncül üğünü yaptığ ı bu ha rekete katıldılar. Sulta n l ı k, Padişah ve emperya listler, Türk halkının milli ku rtuluş h a re­ keti ni, daha doğduğu gündenberi ezmeğe, boğmağa çalışmışlard ı r. Em­ perya listler ve gerici g üçler bütün mem lekette büyük bir terör ha reketine g i riştiler. Memleketin çeşitli bölgelerinde gerici, ayakla nmalar, kışkı rt­ m a l a r teşki latlandırdılar. Milli Kurtuluş Hareketi g ü çleri bu aya kla nma­ ları bastırd ı . 1 9 1 7 de Rusya'da üstün gelen Büyük Oktobr Sosyalist Devri mi, Milli Kurtu luş Hareketini çok yönlü etkiledi, bu harekete en büyük maddi ve m a nevi yard ı mı sağlad ı ! . . . M ustafa Suphi, Rusya'da üstün gelen Büyük Oktobr Sosyalist Devri mini büyük bir heyacanla ka rşıladı. Insan l ı k ta rihinde yeni bir dönemin, sosya­ list ve milli kurtuluş, devrimleri döneminin başlangıcı olan Büyük Oktobrun zaferini Türk emekçi yığınlarına müjdeliyordu. M. Suphi, ..Sovyet egemen66


liğinin kuru l ması bütün ezilen m i l l etlere ve sınıflara büyük kurtu luş ü m it­ leri veriyor» d iyordu. Bütün inancıylara, sarsı lmaz bir proletar enternas­ yonalisti alan M . Suphi, Oktobr Devri m i n i n verdikleri n i sonuna kadar savu n mayı kendisine bir borç bilmiştir. O, yığın m iting leri tertipliyar, Tü rk harp esirleriyle toplantılar yapıyor, onlara Sovyet egemenli ğ i n i n önem ini a n latıyor, Beyazorducu l a ra, Sovyetıere sa ldıran yabancılara­ emperya listıere karşı döğ üşmek için gönüllü savaş birli kleri kuruyordu. Bir çok halkların silô h l ı birl ikleriyle beraber Türk gönül l ü leri, silôhlariyle, ca nla riyle, Oktobr Devri m i n başa rılarını savu ndular. M. Suphi, Sovyet Rus­ yada ki müslüman halkla r a rdsı nda da geniş bir faa liyet gösterd i . M. Suphi, Büyük Oktobru bütü n gücüyle destekledi. O , bu sıralarda, "Büyük Oktobru silôhla savu n a n Kızıl Türk Savaşçı Birli klerin.in» başı ndadı r. Büyük Oktobrun savu n u l ması uğru nda, M. Suphi Kırı mda, «Doğu Gönüllüleri Enternasyonal Alay'ını Kura nlar a rasındadır. Bu Alaya, yer­ Ii lerden başka, Türkler, Romenler ve Bulgarlar g i riyordu. Bu savaş birliği, Beyazorducula rdan genera l Slaçev'e karşı savaşlara doğruda n doğruya katı ldı. 1 9 1 9 «Ağustosunda, Denikin kuvvetleri Rusyan ı n Güneyine çıkarma yapı nca, M . Suphi, Komitern i n G üney Bürosunda ça lışan Türk, Bulgar, Yunan, Romen komünistleriyle beraber, Kuzeye doğru yol açan kahra ma n 1 2- nci orduya katıldı. Durum çok a ğ ı rdı. M. Suphi bu d u ru m u şöyle çiziyor: .. Sağ ı m ızda Mahno ve Denikin. Solu muzda Romenler ve başka l a rı. Onü­ müzde Petı ü ra. Arkada gene Ma hno, Denikin ve daha bir sürü düşman !» Savaşlar a ra l ı ksız sürüp gitti. Bu savaş yürüyüşüne katılanları n hepsi, özel l i kle komünistler, olağanüstü bir d irenme ve kahra ma n l ı k- gösterdiler. M. Suphi, mektupları nda, yaba ncı komü nistlerin - Komintern görevl ile­ rinin - yiğitli kleri ni belirtirken şöyle diyor: «Genci, ihtiyarı, ellerinde silôhla Kızı lordu ile beraber yürüyen bu komü nistler, erlerle bera ber bir karavanadan yemek yiyor, her zaman en tehlikeli yerlere, gözleri ni k ı rp­ madan atıl ıyorlar . . . "

Sovyet Rusyadaki Türk devrimci g ruplarının bir a raya gel mesi, bir teşki­ lôtta birleşmesi için g ereken şartlar olgunlaşmıştı. 18 Temmuz 1 91 8-da Türk Sol Sosya l i stleri Moskovada bir kongre topladılar. Türkiye Komünist Partisinin devrimci kol larından biri işte bu tarihi Kongrede kuruldu. Kongre bir Merkezi Büro seçti ve bu teşkilôtın yayın organı olarakta «Yeni Dünya" gazetesi nin çıka rılmasına kara r verdi. «Yeni Dünya" o dönemde öze l l i kle harb esirlerini uya rmak, ayd ı n latmak işinde çok önemli rol oynadı. Türk Sol Sosya l istlerinin Biri nci Kongresinde kuru l a n Türkiye kom ünist teşki lôtı n ı n bu kolu ı ı ı . Enternasyonalle ilişki kurdu. ve bu teşkilôtın baş­ kanı seçilen M. Su ph i, Türkiye Komünist teşkilôtı n ı n temsilcisi olarak ı ı ı . Enternasyonalin ı . Kongresine katıldı. Türk devri mcileri nin, Türk Işçi sınıfı n ı n, emekçi yığınlarının istek ve duygularını dile getirerek ilginç bir konuşma yaptı. Bu konuşması nda şöyle d iyordu.

5"

67


«Burada Moskovada, bütün dünya n ı n geleceğ ini değiştirecek olan I I I. Enternasyonalin büyü k Kongresinde konuşmak, ezi len Türk köylüsü ve işçi sınıfı adına konuşma k, kurtuluş, hü rriyet, eşitlik, kardeşlik için konuş­ m a k, emperyalist ca nava rlardan çekmediği kal m ıyan Türkiye ha lkı adına konuşmak en büyük bir kıvanç, en büyük bir saadettir.» Bi rinci Kongre, dünya devrim ha reketi sorunlarını görüştü ; emekçi Türk halkının çıka rlarına en uygu n kara rla r aldı. Sovyet Rusya'nın her suretle desteklenmesi, Oktobrun kaza nçla rı n ı savunmak için enternasyonal ist kızıl Türk savaşçı birlikleri teşkili kara rlaştı rıldı. Emigrasyondaki Türk solcu sosya l istlerinden bir komünist g rup teşkiline kara r verdi, Mustafa Suphi'nin başka nlığında bir merkezi Büro seçti. M. Suphi Oktobr Devri m i yı llarında olduğu gibi Devri mden sonra da büyük bir faa liyet g österd i. U ral'da, Volga boylarında, Azerbaycanda Türkmenistan'a v.s. yerlerde Sovyet egemenliğinin zaferi ve sağ lamlaşması uğrunda va r kuvvetiyle ça l ı ştı. M. Suphi'nin yönetmenliğinde «Doğuda, Taşkentte Enternasyonal pro­ paganda teşkilatı kurulm uştur. Bu teşkiıat Oktobr Devri minin ideleri ni, ezilen halkları n enternasyonal dayanışması ve bu halkları a rasında dost­ l u k idelerini propaga nda ediyordu.» Türk işçi ve köylüleri Vatandaş Ha rbi sıra l a rında Sovyet h a l kına yard ı m ettiler. Türk harb, esirleri a rasınd a gön ü l l ü askeri birlikleri kuruldu. Kom ü ­ nist Enternasyonalin Birinci Kongresinde söz a l a n M . Şuphi b u durumu ş u sözleriyle belirtiyordu : «Rusya nın Kud retli Genç Kızıl Ordusuna katılmak üzere, Türk askeri bir­ l i klerinin kuru l masına ve birl i kleri n ta kviyesine başlanıl mıştı r. Şu anda Rusya nın çeşitli cephelerinde, binlerce kızıl Türk askerleri, Sovyet egemen­ liğini silah elde savun m a ktad ıriar.» M. Suphi'yi, bu dönemde büyük bir teşkilatçı, bir hareket adamı olara k görüyoruz. M . Suphi, Doğu halkla rı a rasında Oktobr Devri m i ideleri n i n propaga ndacısı, Oktobrun savu n m a k i ç i n Türk devrimci v e harb esirlerinin teşkiıatı nın yöneticisi, Vata ndaş ha rbi barikatla rı nda, ideolojik cephede savaşan, cepheden cepheye koşan büyük bir devri mci. M. Suphi'nin ger­ çek bir enternasyonalci oluşu onun yal nız Oktobr Devri mini tutması, elinde silahıyle bu devrim e katılması, bu devrimin koru n ması için milletlerarası olanda örgütçü l ü k işlerini üzeri ne a l masıyle değ i l , aynı za manda m i l let­ lerarası örğütlerin niteliğini değerlendirmesi bakımından da önemli ve i l g i çekicidir. 1 91 9 yıl ı n ı n M a rtında Türk Komünistlerinin temsilcisi olarak katı ldığı Komünist Enternasyonalinin Birinci Kongresinde M . Suphi, I kinci Enternasyonalin işçi hareketine hiyanet eden önderleri nin tutu munu ve Oçüncü Enternasyonalin ça lışmalarını şu sözleriyle değerlendiriyordu : «Ikinci Enternasyonal önemini a rtık kaybetmiştir. Anderlerinin bir çok h iyanet ha reketinden, dört yı l süren emperya list ha rbinden, ha rbeden memleketlerin tutumunu doğrulayan ve hatta bu m e mleketleri destekliyen 68


sosyal hiyanetçilerin hareketlerinden sonra, I ki nci Enternasyona l , otorite­ sini ve teşkilôtçı g ücünü kaybetmiştir. Işte bunun içindir ki, özel likle Rus­ yayı ve Almanyayı sara n büyük devrim yangını karşısında Oçüncü Enter. nasyona lin toplanmasını seıô m lıyorum !.. .

Büyük Oktobr Sosyal ist Devriminin Rusyada üstü n gel mesi, Türkiyedeki i lerici, demokratik h a reketi etkiledi, M. Suphi'ye daha geniş çal ı şma ve savaşma yolları açtı. M. Suphi, halkın devrimci savaşının başına geçecek, devrimci bir örg ü ­ t ü n kurul ması işine bütün g ücüyle sarıldı. Biribirlerinden ayrı savaşan dev­ rimci g ru p ve örgütlerin tek bir örgütte, politi k bir partide birleştiril mesi en önce gelen, halk yığınları n ı n savaşının belkemiğini teşkil eden en önemli meseleydi. Bunun için Markscı-Leninci fikirleri yaymak, bütün sol sosya listleri bir M a rksist gazeteni n etrafında topla m a k, bir örgütte bir­ leştirmek gerekiyordu. Bu a maçla M. Suphi, büyük ça bala r sarfederek 1 91 8-de Moskovada M a rksist-Leninist fikirler yayan bir gazetenin çıkarı l ­ m a s ı işini başardı. "Marksist-Leninist fikirler Türk di linde katıksız olara k i l k defa, M. Suphi'nin çıkard ı ğ ı ..Yeni Dünya .. gazetesiyle yayılmaya ve Türkiye'ye g i rmeğe başladı ... Bütün Türk sosya listleri, devrimci bütü n g üçler bu gazete etrafında toplandı. Çok geçmeden bu gazete, Türk devrimci güçlerini bir çatı a ltında toplayan savaşçı bir organ oldu. "Yeni Dünya.. gerek Türkiye iç!nde, gerekse, memleket dışındaki Türk sol sosyalist g ruplarının politik bir örgütte birleşmeleri işine ideoloj i k ve politik bakımdan da önaya k oldu ve bu yönde büyük hizmetlerde bulundu. Mustafa Suphi'nin kurduğu bu gazete, TKP-nin kuru lmasına, m em leket içinde ve dışındaki ayrı ayrı kol, küme ve teşkilôtları nın birleşmesine, Türkiye Komünist Partisinin kurucu I-nci Kongresinin toplanmasına çok ya rdı m etti. Türk sol sosyalist­ lerinin 1 91 8 deki Moskova topla ntısında sonra, M. Suphi'nin büyük çaba­ l a rı sonucunda birkaç sosya list g rup bi rleşti ve daha sonraları bu örgüt Türkiye Kom ü nist Partisinde kaynaştı. M. Suphi, bu sosyal ist örgütün i l k başkanıdır. M. Suphi, o sıralarda saflarında geniş bir faaliyet yürüttüğü, Asta rha n, Sa ratov, Kaza n, Sa mara, Ryaza n da Türk harb esirlerinin kur­ d u kları sol sosyalist birlikleri n yönetmeniydi. M. Suphinin faaliyeti, Doğu H a l kları Kom ü nist Teşkilôtları Merkez B ü ro­ sunda geniş bir alanı kapsıyordu. M. Suphi, Doğu ve Batı felsefesini iyi a n lıyor, birkaç dili iyi b i l mesinden faydalanara k zam anının çetin koşulları içinde bile Doğu dillerinde bası n-yayın işlerini idare ediyordu. Büyük Oktobr Sosya l ist Devri minin idelerini dile getiren birçok önemli belgeler kaleme aldı, bunla rı Türkçeye o çevird i . M . Suphi, Türk emekçi yığınlarının, sol sosyal istlerin Marksist-Leninist terbiyesi ne büyük önem veriyordu. Bu a maçla Marksizm-Leninizm klôsik­ lerinden bazıl a rını ilk defa olara k yine o, Türkçeye çevirdi, ideolojik çalış­ maları organize etti. 69


K. Marks ve F. Engelsin «Komü nist Manifestosu»nu, V. i. lenin'in «Rusya ve Doğ unun bütün Müslüman emekçilerine çağ ı rı»sını, «Rusya Sovyet Federatif Sosya list Cumhuriyeti Dışişleri Komiseri nin Türkiye işçi ve köylü­ lerine çağı rısı'nı, lenin'in biyog rafisini, Sovyetler Birliği Komünist Partisinin progra m ı nı, ilk Sovyet Anayasası nı», Marksın, Engelsin ve lenin'in daha başka bazı eserlerini Türkçeye çeviren M. Suphi, Türk komünistlerinin nazari hazırlığı ve Türkiye emekçileri nin Sovyet sistemini daha ya kından ta nımala rı için büyük hizmetlerde bulundu. 1919 Mart ayında yayı nlanan Doğu Halkları Komünist Teşkildtları Büro­ sunun hesap raporunda, M . Suphi, bir yıl içinde, çeşitli dillerde, 6 mi lyon sayı gazete, broşür, çağrı ve beya nname basıl ı p dağ ıtı ldığ ı n ı yazıyor M. Suphi bu hesap raporunda şöyle der: «Doğu, derin, geniş bir cephegerisi ve d ünya em peryalizmi için bir gıda kaynağıdır. Doğu ayakla n ı r ve sosyalist Batıya elini veri rse, emperya lizm kuşatı l ı r, o za man dünya sosya lizminin zafer ça nları çalar. Işte bundan ötürü, Merkez Bürosu, Doğu halklarının uyanma ve uyarıl ması işini ken­ d isine başlıca vazife bilir. Işte ben bu i na nçla «Yaşasın, ezilen Doğu halkları n ı n Rusyan ı n ve Avrupanın sosyalist işçileriyle inkı ldpçı birl iğ i !,. parolasını haykırıyorum ... M . Suphi, Komi nteri nin ı. Kongresinde önemli bir konuşma yaptı . Türk işçi ve köylülerinin Rusyada buluna n temsilcileri adına söz aldığını beli r­ terek şöyle dedi : «Kapitalizme karşı savaşa kara r vermiş bulunuyoruz . . . I ngiliz, Fransız kapita listlerinin başları kelleri Avrupadaysa, işkembele­ rinin Asyan ı n semiz ve bereketli topraklarında olduğunu herkes bilir. Bizim, Türk sosyalistleri nin başlıca ve ilk vazifesi, Doğuda kapitalizmin köklerini sökmektir.» 1919 yılının yazında M. Suphi, Kominternin Güney Bürosuna gönderildi. Daha çok Kırımda ça l ışıyordu. Büroda büyük bir ideoloj ik ve örgütçü faa l iyette bulunan M. Suphi, «Yeni Dünya.. g azetesini Kırımda çıka rtmağa devam etti. M. Suphi bu a rada Türkistana gitti. Orada Türkistan Cephesi Politik Şubesi'nde bir za man çalıştı. Orta Asyada Sovyet egemenliğinin yerleş­ mesine ya rdı m etti. Taşkenfte ,.yeni Dünya..yı çıkardı. Gönüllü Kızılasker savaş g rupları kurdu. «Enternasyonal Propaganda.. Bürosu' n u yönetti. Bu sıralarda Tü rkiyede istildcı ordulara karşı ha reket başlamıştı. Memleketin çeşitli bölgelerinde yer yer çete birli kleri kuruluyordu. M. Suphi Antant , kuwetleri nin isti ıd ordularına karşı Türkiyede başlaya n sildhlı savaşları. çete hareketlerini kuvvetlendi rrnek işini, Türk kom ünist ve sol sosya list­ lerinin, bütün yu rtseverlerin önemli ödevi ve görevi sayıyordu. Rusyada bulunan Türk komünistlerinin çoğ u, yurda dön mek, istildcı kuvvetlere karşı başlayan milli kurtuluş hareketine katı lmak için can atıyorla rdı. M . Suphi, Büyük Oktobr Sosyal ist Devri m i nden sonra özgürl ükleri ne kavu­ şan Türk harb esirlerinin yurda dönme, çete ve milli ku rtu luş savaşlarına

70


katıl m a hareketinin başında bulunuyordu. Bu a maçla, Türk komünistleri 1 920-nin Mayıs aylarında düşmanla savaşan silahlı birlikleri kurdular. M. Suphi Türkiyede başlıyan ve a macı işgalci emperya l istleri memleket­ ten kovmak olan m i l l i kurtuluş h a reketini yakından takibediyordu. Türk komünistleri nin bu harekete katılmasını örgütledi ve sağ ladı. Doğu halk­ l a rı n ı n BakCıda topla nan Birinci Kongresinde Milli Kurtu luş Hareketinin özelliğini belirten M. Suphi' şöyle d iyord u : "istanbul hükümeti ve ingiliz­ lerle birleşmiş olan padişah, memleketi sattıl a r. Zulüm a ltında inliyen Türk işçileri, köylüleri ve askerleri süng ü leri ni bu a lça klığa ve hiya nete, karşı çevirdiler... Gel işen olağanüstü olayların etkisiyle, Milli Kurtuluş Savaşının bayrağı a ltında bütün ilerici, yurtsever, kom ünist ve sosyalist birlikler, g ruplar, örgütler birleşiyor, a ra l a rı nda, d üşmana karşı işbirliği yapıyorlardı. K. Suphi bu yönde büyük çaba l a r gösterdi. Böylece bu dönemde sosya l ist ha reket, büyük bir başa rıya ulaştı. M. Suphi, Türk komün istlerinin bir partide birleşmeleri için, TKP-nin kuru l ması için çok çaba gösterdi. işçi­ köylü birliğinin, sınıf mücadelesinde sarsılmaz bir tem inat olduğunu defa­ l a rca tekrarlıyon M . Suphi, yayınladığı bir çağrıda şöyle yazıyordu : "Zalim­ lerin yokedil mesi, üzerinde yaşadığınız bu topra kların kurta rılması a ncak ve a nca k bu ortak savaşla sağ lanabilir ve yalnız o zam a n hayatı mızın efendisi olabilirsiniz ... Milli Kurtuluş Savaşının başla rı nda Anadoluda -Ankarada, ızmirde, Zonguldakta, Eskişehi rde Samsunda Ada nada, Konyada, Trabzonda Erzu­ ru mda, Erzincanda vb. bölgelerde kom ü nist g ru pları doğmuştu. Bu komü ­ nist g rupların kuru lmasında, Büyük Oktobr Sosyalist devriminin i l kelerini Türkiye'ye geti ren harb esirlerinin, Alma nyada devrimci işci-köylü hare­ ketlerine katı l m ış, özell i kle devrimci "Spa rta küs.. ha reketinden geçmiş işçi ha reketi nin hızla geliştiği bu mem lekette devrimci politik teşkilatlar kur­ muş olan Türk işçi, ayd ı n ve öğrencilerinin rolü çok büyüktür. Türkiyedeki komün ist , g rupları hem ista nbu l g rupuyle hem de memleket d ışındaki komünistlerle bağlanmışla rdı. 1 920 yı lının 14 Tem muzunda An­ kara grupunun teşebbüşü üzerinde Ankarada, Anadolu komünist teşkilat­ l a rını bir o raya getiren "Hal k lştirakiyun fırkası.. Halk Kom ü nist Partisi resmen kuruldu. «Emek.. ve "Yeni Dünya.. gazeteleri pa rti nin bası n-yayı n organlarıydı. Halk Kom ünist Partisi, özel li kle Ankarada ve Eskişehirde geniş ve halk yığınlarını etkiliyen bir faa liyet yürütüyord u . M. Suphi, Ankara g rupunun ça lışmalarını özellikl e izliyordu. Bu g ru p kısa zama nda gelişti ; topl umu etkiliyen bir örgüt nitel iğini kaza n maya başladı. Ankara Komünistleri aynı zamanda, hükümetin 1 920-de kamu oyunu şaşırtmak, Komün ist Partisinin ça lışmalarını etkisiz bırakmak, Partinin gitti kçe a rta n ve genişleyen faa l i ­ yetini kösteklemek a macıyle kurduğu sahte "Ko münist Partisi»ne karşı kesin bir savaş yürüttüler. Egemen çevrelerin kurdukları bu "parti», halk 71


dôvôsına, genç komünist hareketine, gerçek savaşçılara karşı g i rişilen baskı ve provokasyon zincirinin bir halkasıdır. Bu d u ru m karşısı nda gerek mem leket içindeki komünist örgütlerin, ge­ rekse memleket dışı nda ki Türk komünist ve sosyalistlerinin bur politik partide - Tü rkiye Kom ü nist Partisinde - birleşmeleri zamanı gelmişti. Türk halkı n ı n yürüttüğü Anti-em perya list savaşta, bütün g üçleri birleştirmek, bütün ilerici g üçleri, komünistleri, sosyalistleri, demokratik g üçleri, halk yığ ı n larıyle beraber, Milli Kurtuluş Savaşına seferber etmek gerekiyordu. 28 Nisan 1 920 de Ayaklanan Bakü işçileri, Müsavatçıl a r hükümetini devird i ler ve Azerbaycanda Sovyet i ktidarını kurdular. Türk gönül l üleri Bakünün kurta rı l masına aktif olara k yard ı m ettiler. Aradan çok geçmeden M. Suphi Baküye geldi, ve hemen mevcut komünist teşkilôtlarının birleştiril­ mesi, tek bir komünist partisinin kurulması işine g i rişti. Baküde tekrar ..Yeni Dünya» gazetesi çıka rmağa başladı. Ista nbul ve Anadoludaki kom ünist teşkilôtlarıyle bağ landı. Türkiye Komü nist Partisinin Birinci Birleştirici Kon g resinin hazırlıkları bit­ mişti. Kongrenin Ankarada toplunması isteniyordu. Ankara hükümeti buna izin vermeyince Birinci Kongrenin Baküde açılması kararlaştırıldı. 10 Eyl ü l 1 920'de Baküde açı lan Kong reye, Istanbul, Ankara v e Baküden 1 5 parti teşkilôtı ve g rupundan 74 deleğe geldi. Bunlardan 5 1 -i Istanbul ve Ankara­ dandı. M. Suphi Kong reye başka n seçildi. Kongreyi açış konuşmasında, Türkiyede devrim hareketinin gelişmesinde Büyük Oktobr Devriminin çok geniş etkisi ve önemi olduğunu beli rten M. Suphi şöyle d iyord u : «Türkiye Komünist Partisinin kurulması. yalmz Tür­ kiye için değil. bütün Doğu için büyük bir önem taşır...

1 91 7 Büyük Oktobr Sosya list Devri minden sonra Rusyada esi rl ikten kur­ tulan. Türk asker yığınlarının doğrudan doğruya Rus olayları n ı n etkisi o ltında teşkilôtlandı klarını, ve yine 1 91 7-1 9 1 8 yıllarında Almanyada çal ı ­ şan işçilerin aydınların bu mem leketlerin işçi sın ıfıyle bağ landıkları n ı. devri mci işçi ve kom ünist hareketlerine katı ldıklarını görüyoruz. /. Kong r;Ye kadar mevcut olan üç büyük komün ist örg ütten biri, I sta n­ buıda büyü k bir faaliyet gösteren g ruptur. Bu g ru p daha 1 919-da işgalci kuvvetlere karşı başlayan m u kavemet hareketi nde doğ muştur. Çok a ğ ı r gizlilik koşulları içinde ça lışıyor. Türk işçileri nin devrim hareketi ni, sendi­ ka ları n gelişmesini yönetiyordu . Ista n buldaki komünist orgütü işçi sınıfı ile doğrudan doğ ruya en sıkı ve yakın temas kuran TKP-nin ana özeğidir. Türkiye Kom ü n ist Partisi, halkımızın Milli Kurtuluş Savaşları verdiği. a nti­ em perya list m ücadele yürüttüğü yıllarda, o karışı k savaş döneminde Tür­ kiyemizin çeşitli yerlerinde, istilacı l a rı karşı savaş g rupları olara k doğ m uş, sonradan gelişerek. kom ü nist örgütler olara k biçimlenmiş ve memleketin çeşitli yerlerindeki bu g rupları n birleşmesiyle Istanbul ve Ankara örgütleri kuru l muş ve bu örgütlerde memleket d ışındaki komünist g ruplarla. Bakü72


deki i. Birleştirici Kongresinde birleşerek en yüksek şeklini, Türkiye Komü­ nist Pa rtisinin kurul masında bulmuştur. TKP i i i . Enternasyonalle bağlandı. Komünist teşkilatlarının g ittikçe ge­ nişliyen etkisi burjuvaziyi telaşa düşürdü. Oza m a n ki h ükümet Rauf Bey kabinesi, her türlü komünist propagandasını ve partinin ça lışma ları n ı yasa klaya n tedbirler a l d ı . Türkiye Komün ist Partisi, Türk işçi v e köylülerinin, işçi v e emekçi dava­ sına bağlı devrimci Türk aydınlarının en yüksek politik örgütüdür. Türkiye Komün ist Partisi, emekçi Türk halkının toprağında doğ muş, bağ rında beslenmiş ve geliş miştir. Birleştirici i. Kongresinde Ma rksçı-leninci bir prog ra m kabul eden TKP, memleketin tarihi ve kon kre şartla rı n ı incelemiş, memleket olayları n ı n tahlilini yapmış v e ilk a maçlarını şöyle tesbit etmişti : «Anti-emperyalist savaşın, nihai nedefine alaşı ncaya kadar kayıtsız şartsız desteklenmesine devam edilmesi ; padişa hlığın ha lifeliğin ortadan kaldırı lması ; ta m hak eşitl iğine dayanan tek dereceli seçim sistem inin kabulu ; bütün görevlerin halk tarafı ndan seçilen kişilere devri ; sendika k u rma, toplanma, g rev yap m a serbestliğinin, basın h ü rriyetinin, kişi doku­ nulmazlığının g a ranti a ltına a la nması, işçiler için sekiz saatli k üşgününün kabul edi lmesi, işçi g ü ndeliklerinin a rtırı lması, işverenlerle kollektiv söz­ leşme hakkının tan ı n ması, iş kanununun uygulanmasını denetleyecek işçi kontrol komisyonları n ı n meydana getirilmesi, işçiler için sosyal sigorta sağlanması ; top ra kları n ve tarım a letlerinin parasız olarak topraksız ve az topra kl ı köylülere dağıtılması ; mevcut vergileri n kaldırı l ması, progresis gel i r verg ileri kabü l ü ; herkese parasız öğ renim i mkanı sağ lanması v.S.(I)>> Kongre, memlekette yürütülen milli ku rtuluş savaşını oybirliği ile selam­ ladı ve bu savaşı kom ü nistlerin dört elle tuttuklarını bildirdi. TKP, bu sürede, «tam bir milli bağ ı msızlı k uğrunda herkes cepheye, herşey d��şma na karşı». çağrısıyla bütü n güçlerini seferber ederek cephe­ lere, milli i kurtuluş h a re ketini destekledi. Kong rede, Türk komünistleri, ayrıca emekçileri n sınıfı çı karl a rını savunduklarını açık ve kesin olara k belirttiler. Kongrenin kara rları nda şöyle deni l iyor : «Tü rkiye Komünist Par­ tisi, memlekette e m peryalizme karşı açılan milli kurtuluş savaşı n ı n geliş­ mesine yard ı m edecektir. Bununla yanyana, bu hareketi tutma kla beraber, emekçilerin egemen liğini kurmak için gereken şartları ve temelleri hazır­ la maya ça l ışacaktı r.» Kongre, «Türkiye işçilerine» başlığıyla b i r çağ rı yayın lad ı . Bu çağ rıda, emperyalizme ve söm ü rücülere karşı savaşta bütün yu rtseverlerin Milli Cephe olmaları gerektiğ i özellikle beli rti l miştir. M . Suphi, burjuvazinin gerici kanadının tavizci politikasını herza man yermiş, onun ikiyüzlülüğünü

(I) Ba k :

Yakub Demir,

«Yeni çağ» s. 9-10, 1 967, sf 645. 73


açığa vura n gerçek bir yu rtseverd i. M. Suphi, bir yandan Parti nin kurul­ ması, emekçi yığın ları a rasında Marksist-leninist öğ retinin propağandası işleriyle uğraşırken, öte yandan da daha Milli Kurtu luş Savaşı yıllarında burjuvazinin gerici ka nadı içindeki emperyalizmle birleşme eğilimini halk yığ ı n la rına ş u sözleriyle duyurmuştu r : «Gericiler, Batı emperyalistlerile a nlaşma i mzalamağa ve Türk halkının menfaatlerini satmağa her zam a n hazırdı rlar. D ü n memleketi Vilhelm Alma nyasına satan b u efendiler, bug ün ingi lizlere satıyorla r ve ya rı n da Ameri ka l ı la ra satmaktan çekinmiye­ cekler... Türkiye Kom ü nist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri Ya kub Dem i r yoldaş bu soruna değinerek, durumu ş u sözleriyle değerlendiriyor: "TKP bütün kuvvetlerini, çabal a rı n ı M ustafa Kemal'in idare ettiği k u r­ tuluş hareketini desteklemeye yöneltmişti. Türk halkının istilôcılara karşı açtığı savaşın, başında burjuvazi bulun masına rağ men, objektif olarak devrimci bir savaş olduğu, Türk emekçilerinin ve dünya devrimci seyrinin menfaatlerine uyg u n bulunduğu Birinci Kongrenin manifestosunda d a belirtil mişti ... <Yabancı sermaye ile menfaat bağl a rı kopmamış gerici burjuvazi ve büyü k topra k sahipleri bloku, a nti-emperyal ist mücadelenin, geniş h a l k yığınları n ı n istediği v e bekled iği bir toprak devrimine yükselebileceği nden korkuyorla rd ı ... •

Komünist Partisi, memleketin objektif şa rtla rının iktidarı ele a l ması için hazır ve elverişli olmadığını biliyordu, ve pa rtinin yöneti m i Marksizm i ­ Leninizmi kılavuz edinmiş, Oktobrun alevleri içinde pişmiş, hiçbi r avan­ türizme yol vermiyecek devrimcilerin elinde bulunuyord u . M ustafa Suphi, "Büyük Millet Meclisi ve Komün ist Partisi.. başlıklı bir yazısında «Komünist Partisi bugün sosyalist devrim yapa bi lecek ve iktidarı ele ala bilecek siyasi bir parti gibi ha reket edemez.. derken bunu açık ifade ediyordu. M. Suphi 2 Ocak 1 921 de Moskovada Ali Fuad Cebesoyu ziyaretinde üçüncü Enternasyonalin Türkiye hakkındaki görüşünü beli rterek şöyle dem işti r : «Oçüncü Enternasyonal Türkiye dahilinde m utlaka komünizmin tatbi kini ka bul etmiş değildir. Türkiyenin içti mai m u kadderatı kendisine bırakılmış­ tır. Anadolu ha reketi nin içta m i bir ihtilôl olmakta n ziyade, Türk milletinin em perya list düşmanlara karşı istiklôl ve hürriyetini kurta rmasından başka bir şey olmadığına kani bulunuyoruz. Türkiyedeki bey ve paşaları b u r­ j uvazi sınıfından addetmiyoruz. Bilôkis ha l k kütlelerinin en yakın yard ı m ­ cıla rı olara k bil iyoruz. Anadolu hareketini idare edenlerin v e bilhassa Mustafa Kema l Paşanın prensiplerini a nlatmaya çalışıyoruz. Anlayabil­ di kleri mizi umumi siyaset bakımından m uvafık görüyoruz ... Yaratıcı Marksist-Leninist politikayı daha kuruluşunun ilk günlerinde uyg uluyan TKP, kendisine prog ra m edindiği M i Lli CEPHE parolasıyla Tür74


kiye'nin kapita list olmıya n yoldan, köklü demokratik reform ve dönüşümler yolundan gelişebileceği imkônları üzerinde durmuş, em perya l izme karşı olan bütün kuvvetleri, yurdu muzun bağı msızl ı k ve demokratik yoldan ge­ lişmesi uğrunda savaşan, savaşmak istiyen bütün m i l l i güçleri M ı llı CEPHE'de birleştirmek imkôn ve yollarını a ra m ıştır. TKP, leninci kompro­ m iler m etodu n u tô kuruluşunun başlangıcından beri benimsiyen ve uygu ­ luyan yen i tipten b i r parti ola ra k gelişmiştir. HaUô cesaretle diyebili riz ki, zamanında «solculuğun çocuk hasta lığına» tutulan ve burjuva parlô men­ tol a rına g irmeğ i boykot eden bi rçok komün ist ve işçi partilerinden fa rklı olara k, TKP, yabancı ideolojinin etkisi a ltında bulunan sendikalarda ve öteki işçi teşkilôtları nda çalışmak yollarını a ramış ve bulmuştu r. «Türkiye Komünist Partisi, emperyalizme karşı Milli Cepheyi, kurtuluş mücadelesi sona erd i kten sonra da, her türlü baskıya rağ men, devam ettirmeye çalıştı. Kazanılan siyasi bağı msızlı ğ ı kuvvetlendirmek, emperya­ lizmin ekonomik köklerini söküp atmak, memleketin gelişmesini engelleyen toprak ağalığını yıkmak, köklü bir toprak reformu yapmak, devri m i demok­ ratik bir yönde geliştirmek için memleketin bütün ilerici kuvvetlerinin bir­ l iğ ine, dayanışmasına ihtiyaç vardı. Fakat burjuvazi m i l l i zaferin sağladığı i m kô nları tekelinde tutmaya, devrimi kendi dar sınıf menfaatleri nin çer­ çevesiyle sınırlandırmaya niyetliydi. Milli Cepheyi bozdu.» «TKP-nin nüfuzu, komüniz m fikri emekçi yığ ınlar, aydınlar subayla r a rasında hızla yayılıyordu. Onun yönetimi altında devrimci sendi kalar hızla gelişmeğe başladı. Partinin köylüler, özelli kle milli savaşın i l k öncü­ leri, vurucu kuvvetleri olan a nti-emperyalist, anti-feodal köylü savaşçı çeteleri a rasında nüfuz u önemli derecede a rttı. Bu durum milli m ücadeleyi destekliyen bir kısmı büyük toprak sahiplerini, milli burjuvazi nin sağ kana­ dını, onlarl a bağlı gerici generalleri korkutmaya başladı. Bunları n yönetici çevreler üzeri ndeki baskıl a rı a rttı. Bu baskılar etkisini göstermekte gecik­ m ed i . Emperyalizme karşı silôhlı m ü cadelenin ön saflarında savaşan dev­ ri mci çeteler zarla dağıtlldl.(l)>> Gitti kçe genişleyen devrimci ha reketten korkan gerici ler, komü nist bası­ nına, komünistlere, karşı ha rekete geçtiler, Komün ist Partisini konu ndışı ilôn eden Türk burj uvazisi, doğa n , gelişen Komünist hareketini boğ ma faa l iyeti ne bu hareketin öncülerini yoketmekle başladı. Pa rtim izin başkan ı Mustafa Suphi, genel sekreteri Edhem Nejat, d i ğ e r ondört yoldaşımızla birlikte, toprak ağalarının ve gerici generallerin tertiplediği bir komploda kahpeçe öldürüldüler. Türk proletaryası, Türkiye halkı, bu büyük yu rtseverleriyle M. Suphi, Etem Nejat, Ha kkı, Nazmi, ısmail leriyle büyük bir kıvanç duyar. M. Suphi'leri ölümsüzleştiren onları n dôva la rıdır. Kurdukları Ma rksist-leninist Türkiye Kam ünist Partisidir. Bugün Türk toplumun en devrimci, en dayan ı klı, işçi-

(1) Bak: Yakob Demir, Yeni çağ» s. 9-10, 1 967, sf 645. ..

75


köylü aydın dôvalarına en sadık, köklü demokratik dönüşümler mücade­ lesinin en ön saflarında sıralanan, bağ ı m sız, ba rışsever demokratik Tür­ kiye u ğ runda savaşan Türkiye Komünist Partisi, M. Suphi' lerin savaş yolun­ dan hiçbir za man ayrı l m a m ı ştı r. TKP bugün 48 yıldır bu savaş yolundad ı r. Çetin sınıf savaşlarıyle dolu bir aşama, gizli çalışma şartl a rının, işkence ve terörün, kovuştu rmaların ve zı ndanların, ta butlukların ve sürg ünlerin, sıkı yönetim ve garnizon mahkemelerinin yıldıramadığı 48 yıl. Bu Pa rti 48 yıldı r M . Suphi'lerin savaş parolası n ı uyg u luyor. "Bu parti, ağır şartlar a ltında ve uzun yıllar illegol ça lışmanın yarattığı a normal tesirlerden de koru m a k zorunda kaldı. Bir ta raftan polisin daimi p rovo­ kasyonlarına karşı, öbür ta raftan a ğ ı r baskı ve şiddetli terör havasın ı n demora l ize ettiği küçük burjuva unsu rları nda kendini gösteren yabancı ideoloji tesirlerine karşı, li kidatörlere, bozg unculara ve provokatörlere karşı savaştı ; fakat Marksizmin-leninizmin yüce bayrağını elinden bırak­ madı.» Bu parti, bugü n de M . Suphi'lerin yolundan yürüyor, yaşıyor ve savaşıyor. Bu Parti bugün geniş bir cephede yürütülen Milli Bağı msızlık Savaşındadır. Bu savaş yeni çaba l a r, yeni fedakôrl ı kl a r istiyor. Burjuva­ zinin, gericilerin bütün ça balarına rağmen bu savaş üstün gelecektir.

Mustafa Suphi, Ethem Nejat (sağda) ve a rkadaşları


ı Ç i N DEKI LER

P. Pa/me Duff

Kapitalizmin genel bunalım ında son elli yıllık dönem .

.

F. Fürnberg

Demokratik ve ba rışçı a k ı m saldırıya karşı birleşmelid i r .

13

ib Nödund

Gelişmiş kapitalist ülkeleri sosyalizme götürecek yol ve Oktobr Devri m i . . . . . . . . . . . . .

.

.

26

S E R M AY E D O N YA S I N DA Zi5i5 Zogra/05

Yuna nistan - cunta d i ktatörlüğü

ve on

karşı savaş .

33

YA K I N D O Ö U D A Moi5 Vi/ner

ısrail'in durumu .

.

45

K O M O N I Z M S AVA Ş ı K A H R A M A N L A R ı Ramira Otero

Hep zafere doğ ru

.

.

.

.

.

.

53

D. Sirkof

Sovyet egemenliği u ğ rundaki savaşta Bulgar devrimcileri .

55

ö Z E L S AY F A LA R ı M I Z Bildiri

.

.

.

.

.

.

.

Ahmet Aklncı öldürül melerinin 47-inci yıldönümü münasebetiyle

MUSTAFA SUPH I ' leri a nıyoruz

.

60


B A R I Ş

V E

S O S Y A L I Z M

P R O B L E M L E R I

Ingilizcesi ;

Centra l Books Ltd ., 3 7 G rays i n n Road, London, W. C. 1 . italyancası :

Libreria Rinascita, Via delle Botteg he, Oscu re 2. Roma Almancası :

"GLOBUS»-Vertrieb auslCi ndischer Zeitschriften, Wien XX, HöchstCidtplatz 3 Yunancası (Kıbm'ta):

Lai kon Praktorion, Tricou pi Street, 53 r., N icosia Ruşcas ı ;

Stredisko pro rozsirova ni tisku, Pra ha 6 , Thaku rova 3 Fransızcası :

Societe d ' Ed ition et d ' Enformation 9, Bou levard des ita liens Paris (2e) Ispanyolcası :

Ediciones Pueblos U nidos Casi l la Correo 589, Montevideo Japoncası:

N a u ka Ltd ., 2, Kanad-Zinbocho 2-chome, Ch iyod a - ku , Tokyo is v e ç dilinde :

Arbeto rkultur, Södera rmsva gen 36, lohanneshov 6, Stock h o l m Bulgarcası :

Raznoiznos, I, Rue Tzar Assen, Sofia Türkçesi;

"Y E N i ç A G » - Stred isko pro rozsi rova ni tisku, Pra ha 6, Tha ku rova 3

Fiyatı 1 l i ra


yc_68_01