Skip to main content

ALTUST_5_minik

Page 21

21

sosYalizm yenildi. Ama yenenler bu savaştan çok ağır kayıplarla çıktı. Önce işçi sınıfının en bilinçli, devrimci kesimi savaşa gitti. Ardından askerlik zorunlu hale geldi ve büyük kentlerin işçileri savaşa yollandı. Savaşta işçi sınıfı en iyi unsurlarını kaybederken, şehirlerde de sanayi durdu. Sanayinin durması aynı zamanda sovyetlerin de fiilen sona ermesi anlamına geldi. Fabrikalar boşalınca sovyetler de fiilen ortadan kalktı.

doğrusu işlevsiz, boş bir kabuk kalmıştı. Bürokrasi giderek ücret farkını açıyordu. Fabrika yöneticileriyle generaller ortalama bir işçi ücretinden defalarca fazla ücret alıyordu. O kadar ki, Rusya’daki ücret farkı ABD’de patronlarla işçiler arasındaki ücret farkından daha fazlaydı. Bürokrasi, fabrika yönetimlerini de işçi komitelerinden alarak profesyonel yöneticilere verdi ve bu yöneticiler büyük ücret farkları ile işe başladı.

İç Savaşı kazanan ordu geri döndüğünde Rus işçi sınıfı hem ağır kayıplar vermişti hem de devrimi gerçekleştiren işçilerin önemli bir kısmı artık devlet yönetiminde, sendikalarda veya Kızıl Ordu’da yönetici haline gelmişti. Sovyetler işlevsiz, işçi sınıfının en iyi unsurları ise yönetici!

Tek ülkede sosyalizm

Bu nokta, işçi sınıfının öncü kesimlerinin bürokratlaşmasının ilk adımlarıdır. Bu arada Çarlık bürokrasisinden devrime karşı çıkmayan unsurlar geri çağrılmaya da başlandı. Lenin durumlarını “kızıla boyanmış ama kızıl olmayan” olarak tespit ediyor, devleti el geçirdiklerini, ama onu yıkıp yeni bir devlet kuramadıklarını anlatıyordu. Sürgünden Rusya’ya 1917’de dönen Lenin, ilk konuşmasında Rus devrimini dünya devriminin ilk adımı olarak selamlıyordu. Lenin için tek başına Rusya’da sosyalizmi kurmak mümkün değildi ve o dönemin sosyalistlerinin bütünü için bu fikir geçerliydi. Bütün Rus devrimcileri en başta 1918’de başlayan Alman Devrimi olmak üzere, dünya devriminin başarısını bekliyordu. Ne var ki Alman Devrimi, Ruslar İç savaşı sürdürürken yenildi. Bu arada, Lenin’in ölümüyle, Stalin parti içinde en etkin güç olarak 1920’lerin ortasında iyice güçlenmiş olan bürokrasini temsilciliğini üstlendi. Bir dizi gelişme 1917’den çok farklı bir Rusya yarattı. En başta, artık sovyetler yoktu; daha

Stalin bütün bunları sosyalizm için yeni bir fikir olan “tek ülkede sosyalizm” teorisinin sonucu olarak gerçekleştiriyordu. Bu teze göre dünya devrimi yenilmişti, Rusya tek başına kalmıştı, ama Rusya’da sosyalizmi kurmak mümkündü. Bu tezin kazanması parti içinde ve işçi sınıfı içinde büyük bir terör dalgası ile mümkün oldu. Bir yandan 1917 yılının Bolşevik Partisi imha edilirken, bir yandan da bürokrasi kendi örgütlenmesini oluşturdu. Rus komünistleri 1930’lardaki terör dalgaları sonucunda imha edilirken, işçi sınıfı yeni ve çok hızlı bir sermaye birikimi için katı bir disiplin altına alınmıştı. Zaman zaman işe geç gelenlere ölüm cezası veya çalışma kampına gönderilme cezaları verilirken, ‘iç pasaport’ sistemiyle işçilerin fabrika değiştirmesi bile olanaksız hale getirildi. Rusya’da 1920’lerin ortalarında gerçekleşen sadece basit bir dejenerasyon değil, bir karşı devrimdir. O kadar ki, tek ülkede sosyalizm tezine karşı çıkanlar, işçi ve emekçilerin haklarını savunanlar idam edilip toplama kamplarına yollanırken 1917 Ekim Devrimi’ne karşı çıkanlar affa uğruyor ve devlet yönetimine getiriliyordu. İkinci dünya savaşı öncesinde Sovyet bürokrasisi çok hızlı bir sermaye birikimi gerçekleştirdi. Savaşta kazanan ülkeler arasında yer aldı. Yalta’da

Komünist Manifesto işçi sınıfının vatanı olmadığını anlatır. Bu nedenle dünya devrimini savunmak, bu nedenle tek bir ülkede sosyalizmin mümkün olmadığını savunmak, bu nedenle işçi sınıfının kurtuluşunun kendi eseri olacağını ve onun adına davranan hiçbir parti, örgüt veya ordunun sosyalizme giden yolu açamayacağını savunmak gerekir.

Amerika ve İngiltere ile dünyayı paylaştı. Payına düşen alanlarda Kızıl Ordu yeni devlet kapitalisti rejimler kurdu. Doğu Avrupa’nın “sosyalist” ülkeleri böyle ortaya çıktı. Nihayet, 1989 devrimleri dalgası önce birer birer Doğu Avrupa ülkelerindeki rejimleri yıktı, ardından Sovyetler Birliği dağıldı.

Yepyeni bir demokrasi Rusya ve Doğu Avrupa ülkelerini, Çin, Küba veya Kuzey Kore’yi sosyalist ülkeler olarak tanımlayıp buraları sosyalizmin kötülüklerinin örnekleri olarak göstermek çok kolay. Babadan oğula geçen iktidarlar, tek parti diktatörlükleri, işçi ve emekçiler üzerindeki baskı, idamlar ve toplama kampları, işçiler için ağır çalışma koşulları (dağılmasından kısa süre önce Rusya’da maden işçileri sabun istedikleri için grevler yapmıştı)... Bütün bunların yaşandığı rejimler “sosyalist” olarak tanımlanıyorsa, kimsenin sosyalizm diye bir amacı, hedefi olamaz elbet. Ama bunları “sosyalizm” olarak tanımlamak biraz garip değil mi? Sosyalizm her şeyden önce işçi ve emekçilerin kendilerini yönetmeleridir. Üretime ve dolaşıma karar vermeleridir. Siyasî kararları almalarıdır. Sosyalizm, çalışan yığınlar için yepyeni bir demokrasi olmalıdır. Paris Komünü ve Rus devriminin ilk yılları bu pratiğe sahiptir. Daha sonra Komün burjuva orduları karşısında yenilmiş, Rus Devrimi ise burjuva ordularını yenmiş, ama yarattığı yeni bürokrasinin esiri olmuştur. Stalin’i Lenin’in fikirlerinin yarattığı iddiası, devrimin şiddete dayalı olduğu iddiası ise tamamen temelsizdir. Komün kan dökmemiştir, ama Komünü yıkmak için saldıranlar binlerce işçiyi katletmiştir. Keza, Rus Devrimi de şiddetsiz gerçekleşmiş, ama şiddet

İç Savaşla gelmiştir. Devrimi ezmeye çalışan güçler tarafından gündeme sokulmuştur. Lenin ile Stalin arasındaki fark açıktır. Lenin, Rus devrimini dünya devriminin bir parçası olarak görür. Dünya devriminin Rus devrimine soluk aldıracağını düşünür. Rus Devrimi’nin ilk yılları çok partilidir, 1917’nin ilk hükümeti bir koalisyondur. Muhalefet partileri açıktır ve hatta açık askerî örgütlenmeleri vardır. Bütün bunlar muhalefetin işçi hükümetine karşı silahlı mücadeleyi başlatması ile birlikte değişmiştir. Bu süreç kısa bir süre sonra da yeni bir egemen sınıfın, bürokrasinin ortaya çıkması ile sonuçlanmış ve bürokrasi başarılı bir karşı devimle iktidarı kazanmıştır. Bugün sosyalizmin öldüğü tartışmaları, 1920’lerde sosyalizmin boğulmasının ardından ortaya çıkan ülkelerin 1980’lerdeki haline bakılarak sürdürülüyor. İşçi ve emekçilerin yönetimle hiçbir ilişkisinin olmadığı baskıcı Sovyetler Birliği’nden ya da Çin Halk Ordusu aracılığıyla kurulan Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nden yola çıkarak sosyalizm tartışılamaz, eleştirilemez. Komünist Manifesto çok net bir biçimde işçi sınıfının vatanı olmadığını anlatır. Bu nedenle dünya devrimini savunmak, bu nedenle tek bir ülkede sosyalizmin mümkün olmadığını savunmak, bu nedenle işçi sınıfının kurtuluşunun kendi eseri olacağını ve onun adına davranan hiçbir parti, örgüt veya ordunun sosyalizme giden yolu açamayacağını savunmak gerekir. Bu nedenle aşağıdan sosyalizm anlayışı bugün hâlâ canlı ve yol gösterici. Ve bu nedenle Stalinizm, arkasında baskı ve ölüm ve gereksiz tartışmalar bırakarak, tarihin çöp tenekesindeki yerini aldı.


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook