Page 1


KENT MÜLTECİLİĞİ VE PLANLAMA AÇISINDAN YEREL SORUMLULUKLAR DEĞERLENDİRME RAPORU Suriyeli Yeni Komşularımız, İstanbul Örneği

Temmuz, 2017 İSTANBUL


ISBN: 978-605-01-1035-7 Sertifika No: 33853 Basım: Kurumsal Baskı Hizmetleri San. Tic. Ltd. Şti. | Tutum Sk. No:4 4. Levent/İstanbul Kapak Fotoğrafı: Soner Çalış

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Adres

Tel Faks e-posta Web Adresi

: Cihannüma Mh. Akdoğan Sk., No:30 D:6-7, 34200 Beşiktaş/İstanbul : 0212 275 43 67 - 0212 288 99 60 : 0212 272 91 19 : spoist@spoist.org - spoistanbul@spo.org : www.spoist.org - www.spo.org.tr


Yazarlar* Aysun Koca Ayşe Yıkıcı Erhan Kurtarır Kumru Çılgın Nuray Çolak Utku Kılınç TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Kent Mültecileri Çalışma Grubu* Ayşe Yıkıcı Beril Sönmez Erhan Kurtarır Kumru Çılgın Nuray Çolak Soner Çalış Utku Kılınç Kitap Tasarımı Bilge Martan Kapak Tasarımı Derya Altıner Katkı Koyanlar Evrim Yılmaz Tayfun Kahraman Tuba İnal Çekiç TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

(*) İsimler alfabetik düzene göre sıralanmıştır.


İçindekiler ÖNSÖZ

7

TEŞEKKÜR

9

1. GİRİŞ

10

2. MÜLTECİLER VE YERSİZ YURTSUZ KENTLİLER Sorunun Tanımı, Kent-Mülteci, Yerellik ve Temel Kavramlar Mülteci Hukuku Bağlamında Ele Alınan Tanım ve Kavramlar Genel tanımlar Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’ndaki tanımlar ve Türkiye’deki sistem Suriyeliler ve geniş anlamda mülteciler hakkında bir şehir plancısının soruları ve bir göç hukuku uzmanının cevapları

14 14 15 16

3. MÜLTECİLERE İLİŞKİN GENEL VE BÖLGESEL VERİLER Suriyeli Mültecilerin Bölgedeki Durumları ve Lübnan Örneği Mültecilerin Türkiye’deki Güncel Durumu

22 22 27

4. İSTANBUL’DA YEREL İDARELERLE YAPILAN YAZIŞMALAR: YEREL DENEYİM ÖRNEKLERİ Mültecilerin İstanbul İlçelerindeki Güncel Durumu İstanbul’daki Mültecilerin Dağılımı İstanbul İlçelerinde Mülteci İlişkileri Şişli Belediyesi Esenyurt Belediyesi Sultanbeyli Belediyesi Kurumların Kent Mültecilerine Dair Tutumları 5. İSTANBUL VE TÜRKİYE’DEKİ KENT MÜLTECİLERİ KONUSUNDA HAZIRLANMIŞ RAPORLAR Mültecilerin Türkiye’deki Durumlarına İlişkin Hazırlanmış Raporlar Mültecilerin İstanbul’daki Durumlarına İlişkin Hazırlanmış Raporlar Değerlendirme

17 19

34 34 34 40 40 44 48 50 60 60 73 81

6. SONUÇ YERİNE: SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

82

EKLER EK1: Kent Mültecileri Konusunda Değerlendirilmiş Çeşitli Raporlar EK2: Tarihlerle Suriye Krizi EK3: Basında Suriye Krizi

87 90 105


Tablo Dizini Tablo 1. Bölge ülkelerindeki mülteci ve ülke nüfusu oranları Tablo 2. Haziran 2016 verilerine göre bölge ülkelerinde kayıtlı Suriyeli mülteci dağılımı Tablo 3. Bölgesel mülteci oranı Tablo 4. Biyometrik verileri alınarak kayıt altına alınan Suriyelilerin yaş ve cinsiyete göre dağılımı Tablo 5. Geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin geçici barınma merkezlerine göre dağılımı Tablo 6. Geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin illere göre dağılımı Tablo 7. Uydu iller - 2016 Tablo 8. Düzensiz göç istatistikleri, 2015-2016 tüm denizlere ait kıyaslamalı düzensiz göç istatistikleri Tablo 9. İstanbul’da kayıt altına alınan Suriyeli nüfus verisi Tablo 10. Suriyeli mültecilere yönelik eğitim veren kurumlar Tablo 11. Kurumlarda yazıya cevap veren birimler Tablo 12. İlçe belediyelerinin cevapları Tablo 13. Türkiye’deki kamplar

24 25 26 28 29 30 31 32 35 36 50 51 65

Şekil Dizini Şekil 1. 2011-2016 Yılları Arasında Bölge Ülkelerindeki Kayıtlı Mülteci Sayıları Değişimi Şekil 2. Sığınmacı Başvuruları Haritası Şekil 3. 2015 Yılında Onaylanan Sığınma Başvuruları Şekil 4. Yıllara Göre Geçici Koruma Kapsamındaki Suriyeliler Şekil 5. Geçici Koruma Kapsamındaki Suriyelilerin İllere Göre Dağılımı Şekil 6. Geçici Barınma Merkezleri İçinde ve Dışında Kalan Suriyeliler Şekil 7. Uydu İllerin Dağılımı Şekil 8. Kayıtlı Suriyeli Nüfusu - 2015 Aralık İlk Haftası Şekil 9. 29 Kasım 2015 İtibariyle Kayıtlı Suriyeli Nüfusu Şekil 10. Belediyenin Mensup Olduğu Siyasi Parti ve Kayıtlı Suriyeli Nüfusu

24 25 26 27 27 29 32 37 38 39


8

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

ÖNSÖZ TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi 13. Dönem Yönetim Kurulu’nca, mültecilerin kentlerde yaşadıkları sorunların artması, yerel idarelerin eylemsiz kalmaları ve planlama birimlerinin konuya uzak durmaları sebebiyle kent mültecilerinin İstanbul’daki mevcut durumunun raporlanmasına karar verilmiştir. Çalışmanın yazışma sürecinin uzaması ve eksik bilgilerin elde edilememesi sebepleriyle tamamlanması ise Şubemizin 14. döneminde mümkün olmuştur. Mültecilerin de yaşadığı sorunlar çalışmanın daha en başında, yani göçmenlerin tanımlanması aşamasında karşımıza çıkmıştır. Çeşitli nedenlerle yaşadıkları yerlerden göç etmek zorunda bırakılan kişilerin başka bir ülkede nasıl bir hukuki statüyle karşılanacakları, hem hukuki hem de insani bir sorundur. Türkiye örneğinde Suriyelileri tanımlarken “misafir”, “Suriyeli”, “düzensiz göçmen”, “sığınmacı”, “geçici korunan”, “mülteci” gibi tanımlar kullanıldığını gördük. Türkiye’de son yıllarda oluşan mevzuata göre “geçici koruma altındaki yabancılar” olarak adlandırılsalar da bu raporda, karışıklığı en aza indirebilmek için hem yerel çalışmalarda sıklıkla tercih edilmesi, hem evrensel bir tanım olması, hem de sağlanması gerekli hukuki haklara referans vermesi sebebiyle “mülteci” terimi tercih edilmiştir. Sayıları her geçen gün artan Suriyeli mültecilerin, sınır geçişlerinde yaşadıkları can kayıpları başta olmak üzere çeşitli sıkıntılarının ve en son ulaştıkları yerlerde karşılaştıkları sorunların medya aracılığıyla daha görünür olmasıyla konu geniş çevrelerce de önemsenir hale gelmiştir. Aslında Türkiye özelinde yeni olmayan bu sorun, sorunun ölçeğinin büyümesi ve meselenin görünürlük kazanmasıyla farklı uzmanlık ve meslek alanlarının da katkı koymasını gerektiren bir öneme sahip olmuştur. Ülkede ve çeşitli kentlerde göçle gelen bu grupların yaşadıkları sıkıntıları aşmaları, yeni yerel toplumsal sorunların oluşmasının önlenmesi ve daha da ötesi sosyal uyumun ve birlikte yaşamın tesis edilebilmesi için geçici çözümler ve yardımların yetmediği, kalıcı politikaların ve uygulamaların gerekli olduğu ortaya çıkmıştır. Günümüzde, çeşitli kurum ve kuruluşların umut verici biçimde, sürecin başındaki ve hatta bu rapor çalışmasının veri toplama aşamasındaki tutumlarından daha farklı biçimde konuya kalıcı çözümler arama amacıyla bakmaya başladıkları açık biçimde görülmektedir. Şubemiz 13. Dönem Yönetim Kurulu Üyelerinden oluşan bir çalışma ekibi oluşturulmuş, çalışmaya katkı koyacak uzman ve araştırmacı desteği de sağlanarak bu rapor çalışması başlatılmıştır. Konunun toplumsal birliktelik ve geleceğimiz açısından önemi sebebiyle meslek odamızın düzenleyicilerinden olduğu ve 11 yıldır devam eden İstanbul Buluşmaları etkinliğinin son üç yıldaki tüm toplantılarında “kent ve mülteciler” konusuna, hem bilgi paylaşımını sağlamak, hem de çözüm önerileri konusunda fikir paylaşımı ortamını geliştirmek amacıyla özel gündem olarak yer verilmiştir. Bu raporun yayını sonrasında da yine süreç içinde iletişim kurulan çevrelerle konu hakkında ortak akıl yürütme toplantılarına devam edilecektir. Bu çalışma kapsamında öncelikle İstanbul ölçeğinde durum tespiti yapılabilmesi için elinde bilgi olduğunu düşündüğümüz İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden (İBB) ve ilçe belediyelerinden, ilgili bakanlıkların il teşkilatlarından, İstanbul Valiliği’nden, İçişleri Bakanlığı’na bağlı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nden (GİGM), Başbakanlığa bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’ndan (AFAD) ve yetkili tüm kamu kurumlarından Suriyeli mültecilerin sayıları, yerelde tespit edilmiş sorunlar ve ilgili kurumlar tarafından


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

9

çözüme yönelik olarak üretilen çalışmalar hakkında güncel bilgi talep edilmiştir. Ayrıca çalışma süresince, İstanbul’da düzenlenen çeşitli sempozyumlara, atölye çalışmalarına ve toplantılara katılınarak mülteciler konusundaki gündem ve yerel çalışmalar hakkında fikir alışverişi yapılmış, gelişmeler takip edilmiştir. Bilgi ve veri taleplerimize karşı, ilgili kurumlardan çok uzun vadede, çok az ve eksik geri dönüş alınabildiğini belirtmeliyiz. Böylesi büyük ve önemli bir sorunun tek başına kamu kurumlarıyla ya da sadece sivil toplum eliyle çözülemeyeceği ortadayken ve ciddi bir işbirliği yapılmasının gerekli olduğu açıkken, bilgi edinme taleplerimize cevap alamamış olmamız düşündürücüdür. Bu noktada iki sebebin öne çıktığını söyleyebiliriz: bunlardan ilki; bilgi talep ettiğimiz kurumların, başta belediyeler olmak üzere, birçoğunun elinde zaten veri ya da bilgi olmamasıdır. İkincisi ve en az birincisi kadar düşündürücü olanı ise; kurumlar arası bilgi alışverişinin çok kısıtlı kalması ve diğer kurumlara karşı da uygulanan benzer bir tavırla meslek odamızla bilgi paylaşılmaması ve işbirliğinden kaçınılmasıdır. Bu noktada bir değer sebep de; ilgili kurumlarla defalarca yapılan yazışmalarımıza, devam eden sürece meslek alanımızın verdiği çok yönlü ve çok disiplinli bakabilme deneyimiyle katkı koymak istediğimizi açıkça ifade etmemize rağmen kurumların önümüze koyduğu görünmez engelleri aşmanın mümkün olamamış olmasıdır. İşbirliğinin önemini bilen ve süreci sahada deneyimlemiş az sayıdaki kurum ve kuruluş sayesinde ulaştığımız kısıtlı cevaplar ise bu raporda derlenmiştir. Ayrıca çeşitli kurumlar tarafından konuyla ilgili üretilmiş raporlar da özet biçimde derlenerek kent mültecileri konusunda üretilmesi gerekli yerel cevaplar için planlama uzmanlarının ve ilgili çevrelerin çalışmalarına katkı yapmayı hedefleyen bu değerlendirme raporu yazılmıştır. İstemeden de olsa uzun süren hazırlama döneminde bazı istatistiki bilgiler değişmiştir ve halen değişmektedir. Bu sebeple okuyuculara, sahada çok hızlı değişen istatistiki bilgelerin olduğu bu rapordaki verilerin güncellenerek değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmak isteriz. Mülteciler ve göçmenler hakkındaki güncel verileri takip edebilmek için en öne çıkan başvuru kaynakları Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (GİGM) resmi siteleridir. GİGM’nin açıkladığı rakamlara göre 08.06.2017 tarihinde Türkiye’de 3.038.340 kayıtlı geçici koruma kapsamındaki Suriyeli bulunmaktadır. Aynı tarihli verilerin illere göre dağılımında ise 484.505 kayıtlı Suriyeli ile İstanbul birinci sırada iken, 427.217 ile Şanlıurfa ikinci sırada, 390.493 ile Hatay 3. sıradadır. Bu ilk üç şehir, bir ara kısa süreliğine yer değiştirseler de, uzun zamandır bu sıralamayı bozmadan barındırdıkları Suriyeli nüfusunu arttırmışlardır. Yabancıların ikamet izni istatistiklerine bakıldığında ise 579.965 yabancının 251.531’inin İstanbul’da ikamet ettiği görülmektedir. Bu ikamet izin taleplerinde de ilk üç sırayı sırasıyla Iraklı, Suriyeli ve Azerbaycanlı yabancıların aldığı görülmektedir. Suriyeliler ile aynı statüde olmayan ve Uluslararası Koruma Başvurusu yapmış yabancıların da ilk üç sırasında Iraklı, Afganistanlı ve İranlı mültecilerin olduğu görülmektedir. Tüm bu mülteci akının genellikle ekonomik aktivite imkanları içeren, kültürel çeşitlilik sunan, toplumsal kabul açısından daha açık olan kentlere yöneldiği ve bunda da en büyük payı İstanbul’un aldığı görülmektedir. Raporumuzun ilgiyle karşılanması ve alanda çalışma yürüten kişi ve kurumlara katkı sunabilmesi dileğiyle...


10

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

TEŞEKKÜR... Bu çalışmanın ortaya çıkması aşamasında birikimleri ve bilgileri ile destek olan tüm kurum ve kuruluşlara teşekkür ederiz. Çalışma sürecinde görüştüğümüz kurumların hepsinden katkı alamasak da bizi en başından beri cevapsız bırakmayan ve her aşamada destek olan kişilere de ayrıca teşekkür ederiz. Özellikle sürecin başından beri destek olan Soner Çalış’a ve bu destekle birlikte metne doğrudan katkı koyan Avukat Utku Kılınç’a, Helsinki Yurttaşlar Derneği ve çalışanları Veysel Eşsiz, Ebru Uzpeder, Emel Kurma’ya; SGDD-ASAM İstanbul şubesinden Gizem Demirci AlKadah ve Dilşah Şaylan’a; Sultanbeyli Belediyesinden H. İbrahim Akıncı ve Mehmet Aktaş’a; Şişli Belediyesinden Ayşegül Kılıç, Gökçe Ergin ve Burak Kartal’a; Esenyurt Belediyesinden Abdurrahman Ada, Emrullah Sünnetçioğlu başta olmak üzere hem kurumlarına hem kendilerine desteklerinden ötürü teşekkür ederiz.


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

11

1. GİRİŞ Göç ve ulusaşırı nüfus hareketleri farklı açılardan ele alınması gereken önemli değişimlerdir. Burada şehir planlama mesleğinin uğraş alanına giren “mekân” bağlamı, yaşanan tüm sürecin temel unsurudur. Çünkü tüm sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel bağlamlarıyla birlikte insan için değişen temel bileşen “mekân” ve “yer”dir. İnsanlar yaşadıkları yerlerden kopmuş ve başka yerlere göç etmek zorunda kalmış olabilirler. Terk edilen coğrafyalardan hedef coğrafyaya doğru gerçekleşen göç hareketi başlangıç, geçiş ve de varış aşamalarıyla birlikte kat edilen tüm sürecin insanlık onuruna ve ihtiyaçlarına cevap olunacak şekilde uluslararası kamuoyunun planlı biçimde gözetim ve denetim altına alması gereken evrensel bir sorumluluk ve zorunluluk alanıdır. Özetle, hem değişen mekân bağlamının belirleyici bir unsur olması hem de bu değişim sürecinin planlı hareket edilmesini gerektiriyor olması şehir plancılarını da mülteci sorunsalının içine dahil etmektedir. Özellikle iç göçle birlikte yeni gelen nüfusun kente uyum süreçlerinin nasıl gerçekleşeceği ve kent dinamiklerinin de yeni nüfusa göre yeniden nasıl şekil alacağı konusu tipik bir planlama sorunudur. Tüm dünyadaki nüfus hareketleri ve varılan noktalarda ortaya çıkan durumun yapısı incelendiğinde planlamanın sorumluluk alanının gittikçe arttığı görülecektir. Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği (BMMYK) tarafından yayınlanan “Küresel Eğilimler Raporu” mültecilerle ve yerinden edilmiş kişilerle ilgili çarpıcı durumu ortaya koymaktadır. 2015 yıl ortasında yayınlana rapora göre dünya çapında 60 milyonu aşan sayıda insan zorla yerinden edilmiştir. Bunların 19,5 milyonu mülteci, 1,8 milyonu sığınmacı, geriye kalan 38,2 milyonunun ise ülkesi içinde zorunlu göç mağduru olduğu saptanmıştır. İstatistikler, 2014 yılında 8,3 milyon insanla tarihteki büyük nüfus göçlerinden birinin yaşandığını göstermiş ve her gün 42 binbeşyüz insanın sığınabileceği başka bir yer bulmak üzere yaşadığı yerden göç etmek zorunda kaldığını ortaya koymuştur. Bu verilere göre mültecilerin %86’sının gelişmekte olan ülkelere sığındığı izlenmektedir. Dünya genelinde en çok mülteci barındıran ülke, yakın geçmişte yaşanan yoğun göçle Türkiye olmuştur. Türkiye’yi ise mülteci büyüklüğü açısından sırasıyla Pakistan, Lübnan, İran ve Etiyopya izlemektedir. Bu sayı her geçen gün artmaktadır. Bu veriler açısından üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir diğer konu ise yerinden edilmiş bu nüfusun yarıdan fazlasının (%51) çocuk olmasıdır. Raporda bu çocukların önemli bir kısmının da refakatçisi bulunmayan ve dolayısıyla korunmaya ihtiyaç duyan çocuklar olduğu belirtilmiştir. Bu saptama bile durumun acil müdahale gerektiren boyutlarını çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Suriye iç savaşı mağduru mültecilerin toplam sığınma başvuruları Nisan 2011 ve Aralık 2015 arasında 897.645 olarak kaydedilmiştir. Bu başvuruların ülkelere dağılımına bakıldığında ilk sırayı %59 gibi bir oranla Almanya ve Sırbistan almaktadır. Bunları %29 ile yine Avrupa ülkeleri İsveç, Macaristan, Avusturya, Hollanda ve Danimarka toplamı takip ederken; geriye kalan %12’lik kesimin diğer ülkelere başvuru yaptığı görülmektedir1. Geçici koruma altındaki yabancıların kayıtlarını alan ve kaldıkları sürece ikamet, hizmet alımı ve tüm sürecin kontrolünü düzenleyen ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı GİGM tarafından İstanbul’daki kayıtlı mültecilerin sayıları 2016 yılının Haziran ayı itibariyle 391 bin yediyüzseksendört olarak açıklanmıştır. Kayıt dışı kişilerle birlikte bu sayının 500-600 bin 1

http://data.unhcr.org/syrianrefugees/asylum.php


12

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

arasında olduğu tahmin edilmektedir. Suriye’deki krizin miladı olarak kabul edilen 2011 Mart ayından bu yana 6 yıl boyunca Türkiye’de hazırlanan bölgesel veya kentsel ölçekli hiçbir mekânsal planda böylesi büyüklükteki göçmen nüfusa ilişkin bir plan kararına veya stratejik planların sosyal politikaya ilişkin kararlarına rastlanamamıştır. Öte yandan, 2013 yılında çıkan ve mültecileri kapsayan ilk yasada veya ilgili yönetmelikte de yerel yönetimlerin süreçteki rolleri ve yetkileri tanımlanmamış, sürecin planlama çalışmalarıyla ilişkisi kurulmamıştır. Bir yandan merkezi yönetim organları ve Birleşmiş Milletler (BM)’in Türkiye Ofisi, bir yandan da yerel ve uluslararası sivil kuruluşlar sürecin aktif ve tanımlı aktörleri olarak çeşitli faaliyetler yürütmektedirler. Yerel yönetimlerin üstlenebilecekleri görevler mevzuatta netleştirilmediği için süreçte etkin ve aktif rol üstlenmemektedirler. Yerelliğin, mevcut organlarla eşgüdüm içinde kurulamadığı bu süreçte kurumlar arasında ortaya çıkan kopukluklar ve tanımlanan sorumluluklar nedeniyle GİGM’nin, 2015 yılı sonu itibariyle faaliyete başlayan, il ve ilçe teşkilatları kurulmuştur2. Göçün ve mülteciliğin gelecekte alacağı halin bugünden öngörülmesi, tüm aşamalar için gerekli adımların eksiksizce tanımlanması ve tamamlanması, bu geniş ve hareketli nüfusa ilişkin gerekli politikaların ve uygulamaların ivedilikle üretilmesi elbette kolay bir iş değildir. Çünkü hem mülteci gruplar, hem özgün koşullar, hem de yerel dinamikler süreç içinde hızla değişim gösterir. Çoğu zaman öngörülerde bulunmak neredeyse imkânsızdır. Hukuki açıdan tanımlanan statünün kendileri için hala bir çok şeyi belirsiz kıldığı bir topluluğa ilişkin o güne kadarki mevcut yasal çerçevede gerekli düzenlemeler eksik veya yetersiz kaldığında çözüme yönelik ivedi girişimde bulunmak mümkün olamamaktadır. Öte yandan göç halindeki nüfus ilk ulaştığı yerde kalmak yerine, kendisi için en uygun ve güvenli koşulların olduğunu düşündüğü yere doğru hareketini sürdürme eğilimindedir. Böyle olunca da yerleşik hale geçememiş ve hukuken dezavantajlı durumdaki bu nüfusa kalıcı çözüm üretmek de gittikçe zorlaşmaktadır. Bir diğer boyut da mültecilerin göç ettikleri ülkede kalma süresi uzadıkça, yerel halkın bu gruplarla etkileşiminin ve yerelde oluşan tavrın ve yaklaşımın da değişkenlik göstermesidir. Süre uzadıkça ve sorumlu kurumlar işin gerektirdiği toplumsal geçiş süreçlerini işbirliği içinde yönetemeyip, bilgi kirliliği oluşmasının önüne geçemedikçe, mültecilere dönük asılsız yaftalamanın ve etiketlemenin başlaması; bu ötekileştirme durumunun olumsuz önyargıları arttırması; ayrımcılığın, nefret söyleminin gelişmesi ve kanıksanması; dışlama, şiddet ve çatışma ortamını kaçınılmaz hale getirmektedir. Özellikle ekonomisi kırılgan ülkelerde istihdam imkânlarının kısıtlılığı nedeniyle yerelde gerilimin artması ve çatışma ortamının doğması çok daha kolay biçimde ve erken safhalarda karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma sürecinde de görülmüştür ki, göç olgusunu ve mülteciliği ele almak, güncel verilere dayalı doğru biçimde ortaya koymak ve çözüm için uygun politikalar konusunda fikir üretmek; bilgiye erişimin kısıtlandığı ve işbirliğinin kurulamadığı bir ortam içinde oldukça zordur. Çözüm için gereken sağlıklı veriye ulaşmak mümkün olamayınca çözüm konusunda alternatifler üretmek ya da yaratıcı çözüm için işbirliği ortamı oluşturmak da imkânsız hale gelmektedir. Göç ve mültecilikle ilgili veriyi toplamakla görevli kamu kurumları bile topladıkları bu veriyi araştırmacılara ve hatta diğer kamu kurumlarına açmaktan kaçınmaktadırlar. Bunu yaparken eldeki veriyi durumu anlamak için ihtiyaç duyulan ilgili alt kategorilerde sınıflamaktan da uzak durmaktadırlar. Bu bağlamda en önemli sorun, 2 Göç İdaresi Genel Müdürlüğü taşra görevlerini Emniyet Genel Müdürlüğü’nden devraldı. Devir, 18 Mayıs 2015’te 81 ilde eş zamanlı olarak sorunsuz bir şekilde gerçekleşti. Devirle birlikte bugüne kadar İl Emniyet Müdürlüklerinin Yabancılar Şube Müdürlüklerince yapılan yabancılarla ilgili bütün işlemler İl Göç İdaresi Müdürlükleri tarafından yürütülmeye başlandı (GİGM, “İl Göç İdaresi Müdürlükleri Çalışmaya Başladı”, 2015).


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

13

veri eksikliğine de dayanan, bilgi kirliliği sebebiyle nefret söyleminin hızla tırmanması ve “yabancıya” karşı dışlayıcı tavrın gittikçe artıyor olmasıdır. Kamu kurumlarının da mülteci/ lik olgusunu “geçici” olarak adlandırma konusundaki ısrarlı tavrı, ilgili politikalara ve uygulamalara yansımış, birçok belgede yer almayan, “görülmeyen ve gösterilmeyen” ya da “bakılmayan ve baktırılmayan” bir sorun alanının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Artık gittikçe kalıcı hale gelen yeni komşularımızın uyum sorunuyla ilgili geçiş politikaları üretmek yerine doğrudan vatandaşlığa geçirerek sorunu görmezden gelme çabalarına girişildiğine de tanık olmaktayız. Suriyeli mültecilerin yalnızca bir kısmının vatandaşlığa geçirilecek olması, bu kişilerin vatandaşlıktan doğan haklardan faydalanmasının elbette önünü açmaktadır. Ancak bu durum, kentlerde yaşayan 2,5 milyon Suriyeli komşumuzun kentsel ve toplumsal hayata dahil olmasına dair geçiş politikalarının üretilmesine duyulan ihtiyacı ortadan kaldırmayacaktır. TMMOB ŞPO İstanbul Şubesi olarak, çok katmanlı ve bileşenli böylesi bir konuda süreç değerlendirmesine ve rapor çalışmasına başlamamıza ise geçmişten gelen birkaç önemli tespitimiz vesile olmuştur: 1. Yerinden edilmiş Suriyeli nüfusun, gerek Türkiye’de gerekse de bölgede hızla artmasının, gelenlerin ülke geneline dağılımında ve ihtiyaçların karşılamasında kontrolün ve takibin ortadan kalkmasına sebep olması; beklenenin üzerinde artan nüfusun, tüm mülteci kabul etmiş sınır ülkelerde farklı ölçeklerde planlama krizine yol açması ve öngörüsüzlüğe dayalı ciddi bir planlama sorununun ortaya çıkması, 2. Sayıları artan ve ülkenin her yerine dağılan mültecilerin yerleştikleri bölgelerde ve kentlerde yerel halkla aralarında gerilimin artması, hatta fiziksel şiddete varan çatışmaların yaşanması (bu konuda kimi örnekler medya alıntıları bölümünde yer almaktadır), dolayısıyla önemli bir kentsel gerilim ortamının doğması, 3. Ülkeye sığınan mülteciler ve özellikle Suriyeliler hakkında bilgi eksikliğinin mülteciler hakkındaki nefret söylemini körüklemesi; çeşitli suçlamaların ve yaftalamaların oluşması, 4. Artan mülteci nüfusunun kentlerde ve özellikle İstanbul gibi metropol alanlarda yoğunlaşması sebebiyle yeni kentsel problemlerin (barınma, kamusal hizmetlere erişim, kentsel dönüşüm süreçlerinde mağdur edilme gibi) ortaya çıkması. 5. Ülkenin yetkili planlama kurumlarının ve planlama birikiminin “yabancı” ve özellikle de “geçici yabancı” statüsündeki mültecilerle ilgili bir “ortak yaşam” politikası üretememesi ve mesleki anlamda doğrudan bu sorunsala ilişkin çözüm arayışına girememesinin planlama alanının kendi krizini yaratması, 6. Merkezi kurumların, süreci güvenlik ekseninde takip etmeleri, yetki ve sorumluluğu merkezde toplamaları; yerel kurumların ve başta belediyelerin süreçte sorumluluk almamaları, 7. Mülteci/lik sorunsalının uluslararası politikanın bir uzantısı olarak görülmesi; yereldeki kimi insani ve sosyal konuların göz ardı edilmesi, 8. Kimi çevrelerce büyük bir “insanlık krizi” olarak tanımlanan bu sürece duyarsız kalan çevrelerin ancak medyada Alan Kurdi’nin kıyıya vurmuş cansız fotoğrafının yayınlanması sonrasında harekete geçmeyi düşünmesi ve sürecin görünmeyen diğer mağduriyetlerine kör kalmaya devam etmeyi tercih etmesi,


14

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

9. Süregelen yardım kampanyalarının sadece temel ihtiyaçlar olan barınma, sağlık, eğitim bağlamında yürütülmesi ve Suriyelilerin insani, kültürel ve entelektüel ihtiyaçlarının karşılanamaması ya da sunulan hizmetlerin niteliğinin tartışma konusu edilemiyor olması, 10. Mültecilerle kurulan ilişkinin yardım organizasyonunun ötesine geçemeyişi ve gittikçe kalıcı hale gelen durumun görmezden gelinmesi ve 11. Vatandaşlığa geçirme önerisinin (ki bu hak yalnızca “vasıflı” mültecilere tanınacaktır) kamu açısından sorun çözmekten kaçış niteliği taşıması, öte yandan da bu öneri karşısında nefret söyleminin ayyuka çıkmasıdır. Bu sebepler, bu çalışmanın ortaya çıkmasında etkili olmuş; planlama meslek alanının sorumluluğu gereği mesleğin çok disiplinli bakışıyla, sorunun özellikle “görünmeyen” kentsel boyutlarını anlamaya çalışmak ve çözüm önerileri için çok disiplinli bir fikir ortamı oluşmasına katkıda bulunmak bu çalışmanın ana hedefleri olarak tanımlanmıştır. Bu amaçla rapor 4 ana bölümde ele alınmıştır. Girişi takip eden ilk bölüm öncelikle mültecilik meselesinin tanımlanmasına ayrılmıştır. Daha tanım aşamasında ortaya çıkan karışıklığın giderilmesi amacıyla çeşitli kurumların tanımlamaları ile konuya ilişkin yasal belgelerde yer alan tanımlar ortaya konulmuştur. Tanımları takip eden ikinci ana bölüm göçmen, sığınmacı ve mültecilere ilişkin genel ve bölgesel verileri içermektedir. İçinde yer aldığımız büyük göç dalgasının boyutunu anlamak açısından önemli ipuçları içeren bu bölümü İstanbul’da mültecilere ev sahipliği yapan yerel belediyelerden alınan bilgileri içeren bölüm takip etmektedir. Dördüncü ana bölümde kent mültecilerine ilişkin daha önce hazırlanmış olan ve bu rapora da kaynaklık eden diğer raporlar ele alınmaktadır. Sonuç bölümünde ise çözüm önerilerimiz ve değerlendirmelerimiz yer almaktadır.


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

15

2. MÜLTECİLER VE YERSİZ YURTSUZ KENTLİLER Mülteci/lik olgusunun tanımlanmasına ayrılmış olan bu bölümde belirsizliklerden kaynaklı sorunun tanımını, kent-mülteci, yerellik ve temel kavramların tanımlanması takip etmiştir. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) kapsamındaki tanımlar açıklanarak Türkiye’deki mevcut sisteme ilişkin bilgi verilmiştir. Mültecilere ilişkin şehir plancısı olarak bir göç hukuku uzmanına sormuş olduğumuz sorular ve yanıtlarına bölümün sonunda yer verilmiştir. 2.1. Sorunun Tanımı, Kent-Mülteci, Yerellik ve Temel Kavramlar Mekânsal planlama en temel ifadeyle, kentsel çevreyle ilgili problemleri tanımlayıp bunlar için çok disiplinli bir bakışla, yaratıcı çözümler üreterek yaşam alanlarımızın problemlerini çözmeye ve geleceğini tasarlamaya çabalayan bir uğraştır. Bu çaba için gerekli olan en önemli olgu; veri ve bu veriye dayalı bilgidir. Kentsel problemlerin öncelikle tanımının yapılması gerekir ki buna dayalı çözümler aranabilsin. Planlama mesleği çok yönlü bakışı ve geniş bilgi altyapısıyla çok aktörlü bir ilişki ağı ve bir anlamda katılımcı yönetişim ve karar mekanizmaları kurarak süreç tasarımını ve yönetimini işletir. Kentsel problemlere tipik çözümler aranmasının önündeki en temel engel ise herhangi bir sorunla ilgili bilginin ve verinin yetersizliği ve subjektifliğidir. İşte tam bu anlamda mülteci/lik sorunsalı da çok aktörlülük kurgusunun oturtulmadığı ve bilgi paylaşımının eksik bırakıldığı kentsel bir sorunsal olarak karşımızda durmaktadır. Kentsel alanda mültecilerle karşılaşan plancının yalnızlığı ve konuya olan uzaklığı sorunun yakıcılığını derinleştirmekte, plancıyı yeni sorunlarla karşı karşıya bırakmaktadır. Peki mültecilerin, uluslararası zorunlu göçe tabi kalan savaş mağduru Suriyelilerin kentlerde karşılaştıkları sorunlar nelerdir? Bunlar şehir plancısının mesleki uğraş alanlarıyla hangi noktalarda kesişmektedir? İlk olarak belirtilmelidir ki ülkedeki 2 milyon 800 bin mültecinin ancak 250 bini kamplarda kalabilmektedir. Geri kalan tüm nüfus kentlerde ya da sınırlarda geçiş için uygun şartları bekler durumdadır. Fakat zaman ilerledikçe ve şartlar olgunlaştıkça görülmektedir ki bu gezgin nüfus, kentsel alanda kalıcılaşarak kendi mekânlarını da üretmeye başlamıştır. Peki toplumsal algı, kendine yeni bir hayat kurma telaşında olanlara karşı nasıl şekillenmektedir? - Ülkemizdeki ve kentlerimizdeki Suriyelilerle ilgili eğitim ve sağlık gibi alanlara harcanan kamu kaynaklarının “gereksiz olduğu” iddiasının yanı sıra mülteciler için öncelikli kullanımı eleştirisi, - Kentsel alanda konut değerlerinin normal seyrinin çok üstünde artmasının en önemli sebebi olarak görülmeleri, - İşsizliğin yüksek oranlarda seyrettiği ülkemizde, Suriyeli mültecilerin kayıtdışı, güvencesiz ve dolayısıyla düşük ücretlerle çalışmaları sebebiyle Türkiyelilerin “tercih edilmeyerek”, “Suriyeliler tarafından işlerinin ellerinden alındığı” iddiasının yanı sıra “işçi piyasası” değerlerini düşürüyor oldukları yönündeki yaygın kanı, - “Suç kaynağı” ya da “sağlık problemi kaynağı” oldukları iddiaları, - Savaşın tarafları olarak ülkeye de savaş etkisini taşımaları, - “Dilencilik yapan”, “tembel” ve “hazır yiyici” olarak görülmeleri, - Kentsel ve toplumsal hayata dahil olmaları çeşitli nedenlerle geciktikçe dil bariyeri


16

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi ve kültürel farklılıkları sebebiyle Türkiyelilerle çatışmalı ve önyargılı bir ilişki sürecinde olmaları.

Türkiye’de mültecilik çok yeni bir tartışma alanı olmamasına rağmen, Türkiye’nin gelişmiş bir mevzuatının olmaması ve BM’nin 1951 yılında Cenevre’de düzenlediği bir konferansta imzaya açtığı Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme’ye Türkiye’nin coğrafi kısıt koyarak Avrupa Konseyi ülkeleri dışından gelen sığınmacıları mülteci olarak kabul etmemesi sebepleriyle konu çok kısıtlı biçimde ele alınmıştır. Günümüzde mülteciler hala sayılarla ve köken ülke üzerinden tanımlanmakta; kim oldukları, aralarındaki farklar ve kültürel değer farklılaşması yok sayılmaktadır. Bu bağlamda mültecilere yapılan yardım ve destekler de genellikle temel insani ihtiyaçları karşılamak yönünde kurgulanmakta; kişiye özel ve kültürel ihtiyaçlar göz ardı edilebilmekte; mültecilikten doğan haklara erişimleri kısıtlanmaktadır. Kentlerde farklı kültürlerin bir aradalığı çeşitliliğin olumlu bir yansıması olarak adlandırılırken bir yandan da gelişen toplumsal dinamikler sebebiyle çatışmaların da temelini oluşturabilmektedir. Özellikle İstanbul gibi çok kültürlü nüfus yapısı olan bir kentte, yabancının farklılığı ilk etapta tepki duyulan bir konu olmasa da büyük kentler kadar çeşitliliğe sahip olmayan ve toleransı düşük olan küçük kentlerde karşı karşıya gelişler ve gerilimler ortaya çıkabilmektedir. 2.2. Mülteci Hukuku Bağlamında Ele Alınan Tanım ve Kavramlar Göçmen, sığınmacı ve mülteci sıkça birbirine karıştırılan kavramlardır. Göçmen; esas olarak, ülkesinden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için değil, ekonomik nedenlerle ayrılan kişiler olarak tanımlanabilir. Göçmenler, vatandaşı oldukları ülkelerin korumasından yararlanmaya devam ederlerken, daha iyi bir yaşam standardına kavuşabilmek için, kendi istekleriyle bu yolculuğa çıkarlar. BM verilerine göre 2007 yılı başında, dünya çapında 190 milyondan fazla göçmen nüfusu mevcuttur ve 64 milyon göçmenin bulunduğu Avrupa, 44 milyon göçmeni ağırlayan Kuzey Amerika ile bu nüfusun yarısından fazlasına ev sahipliği yapmaktadır3. Göçmenler ile mültecileri ayıran en önemli fark, vatandaşı oldukları ülkeden ekonomik sebeplerle ayrılmış olmalarıdır. Göçmen kabul eden, ekonomik anlamda “gelişmiş” ülkeler, bu kişileri kabul edip etmemekte özgürdür. Zira bu kişilerin uluslararası hukukun koruması altında olmadıkları kabul edilmektedir. Bununla birlikte, araştırmalar göstermektedir ki başlı başına az gelişmişlik ve yoksulluk insanları ülkelerinden ayrılmaya ve ölümle bitebileceğini çok iyi bildikleri bir yolculuğa çıkmaya iten faktörlerden biri değildir4. Ancak iç çatışmalar; ideolojik görüş farklılıkları; etnik ya da dinsel gruplara baskı; cinsel yönelimi kabul etmeme; sistematik insan hakları ihlalleri ve can güvenliği endişesi yoksullukla birleştiğinde bir neden oluşturabilir5. Sığınmacı ise mülteci statüsü almaya yönelik başvurusu bulunan fakat bu başvurusu, henüz karara bağlanmamış kişiler için kullanılan bir terimdir. Sığınmacılara başta geri göndermeme ilkesi (non-refoulement) olmak üzere, temel haklara erişimlerinin ve insanca yaşamları için asgari standartların sağlanması gerekir. Sığınmacı geçici bir kavramdır ve mülteci statüsü tanınmasının ardından, mülteci statüsünün en başından itibaren geçerli olduğu kabul edilir. Bu yönüyle, mülteci statüsü -hukuki anlamda- geriye yürüyen bir kavramdır. Bu bölümde raporun ele aldığı konu bağlamında genel tanımlara değinilecek ve yerel mevzuatın ortaya koyduğu tanımların hukuki açıdan açıklamaları yapılacaktır.

345

http://sorular.rightsagenda.org/soru-cevap/?g=2#sdfootnote2sym,son erişim 03.03.2017


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

17

2.2.1. Genel tanımlar Mülteci kimdir? Türkiye’nin 1951 yılında imzaladığı Cenevre Sözleşmesi’nde mülteci, “ırkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm göreceği konusunda haklı bir korku taşıyan ve bu yüzden ülkesinden ayrılan ve korkusu nedeniyle geri dönmeyen veya dönmek istemeyen kişi” olarak tanımlanmıştır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 14. maddesine göre sığınma hakkı ise “Herkesin zulüm karşısında başka ülkelere sığınmaya ve bu ülkelerde sığınmacı işlemi görme hakkı vardır” şeklinde tanımlanmıştır. Sığınmacı ve göçmen kavramları arasındaki farklar nelerdir? Sığınmacı, mülteci olarak uluslararası koruma arayan ancak statüleri henüz resmi olarak tanınmamış kişilere denir. Bu terim genellikle, mülteci statüsü almaya yönelik başvurularının hükümet ya da BMMYK tarafından karara bağlanmasını bekleyen kişiler için kullanılır6. Sığınmacı tanımı, uluslararası hukukta yukarıdaki şekilde ifade edilse de, Türkiye için farklı bir grubu daha tanımlamaktadır. Bilindiği gibi Türkiye, 1951 Sözleşmesi’ni hazırlayan ülkelerden birisi olmakla birlikte, sözleşmeyi coğrafi kısıtlama ile onaylamıştır. Bu kısıtlamanın sonucu olarak, Türkiye, Avrupa sınırları dışından gelen kişilere, mülteci statüsü tanımamaktadır. Bunun yerine 1951 Cenevre Sözleşmesi hükümlerine göre mülteci statüsü taşıyan kişileri “sığınmacı” olarak tanımlamaktadır. Göçmen ise esas olarak, ülkesinden, zulme uğrayacağından korktuğu için değil, ekonomik nedenlerle ayrılan kişiler olarak tanımlanabilir. Göçmenler, vatandaşı oldukları ülkelerin korumasından yararlanmaya devam ederlerken, daha iyi bir yaşam standardına kavuşabilmek için, kendi istekleriyle bu yolculuğa çıkarlar7 8. Geri göndermeme ilkesi (non-refoulement) nedir? Cenevre Sözleşmesi’nin 33. maddesine göre; “Hiçbir taraf devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade etmeyecektir. 5N ve 1 Mülteci, Basın mensupları İçin El Kitabı S.20, İzmir 2010, Mültecilerle Dayanışma Derneği A.g.e. S.20 8 Konuya ilişkin bir diğer kategori ise “çevresel mültecilik”tir. Çevresel mülteciler, ya da daha sık ama görece yanlış kullanılan ifadesiyle iklim mültecileri, 1980’li yılların ikinci yarısında gündeme gelmeye başlayan bir terimdir. Erozyon, çölleşme, ormansızlaşma, hava ve su kirliliği, su baskını gibi çevresel değişikliklerin, seller, volkanlar, toprak kaymaları ve depremler gibi doğal felaketlerin ve sanayi kazaları, radyoaktivite gibi insan kaynaklı felaketlerin yerinden ettiği insanlar “çevresel mülteciler” olarak tanımlanmaktadır. Söz konusu bu tanım, tartışmaları da beraberinde getirmektedir. 1990’lı yılların başlarında yayınlanan önemli bir raporda yaklaşık 25 milyon kişinin çevresel mülteci konumunda olduğu belirtilmekte ve 2010 yılına dair öngörülerde bu rakamın ikiye katlanacağı ifade edilmektedir. Günümüzde ise söz konusu rakamlarda önemli farklılıklar mevcuttur. Özellikle Sahra-altı Afrika’da ve Doğu Asya’da, on milyonlarca insanın, çevresel faktörler nedeniyle yerinden olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu belirtilmektedir. Cenevre Sözleşmesi’nde tanımlanan “mülteci” terimi, sözleşme ile çerçevesi açık bir şekilde çizilmiş ve oldukça sınırlı bir içeriğe sahiptir. Bununla birlikte sözleşmede yer alan tanımlamaların, günümüz için eski olmasa bile eksik kabul edilebileceği açıktır. 1998 yılında yayınlanan Ülkesi İçinde Yerinden Edilmiş Kişiler İçin Kılavuz, ilkelerin bu tanımları genişletme çabasının bir parçasıdır. Bununla birlikte çevresel mülteciler ve bu kavramın içeriği ile ilgili bir uluslararası sözleşme ya da çerçeve ortaya çıkmış değildir. 6 7


18

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

Bununla beraber, bulunduğu ülkenin güvenliği için tehlikeli sayılması yolunda ciddi sebepler bulunan veya özellikle ciddi bir adi suçtan dolayı kesinleşmiş bir hükümle mahkûm olduğu için söz konusu ülkenin halkı açısından bir tehlike oluşturmaya devam eden bir mülteci, işbu hükümden yararlanmayı talep edemez.” Geri göndermeme ilkesinin en ciddi olarak uygulama alanı bulduğu yer Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları olmuştur. Refakatsiz çocuk kimdir ve bu konuda Türkiye’deki yasal düzenleme nedir? Refakatsiz bir çocuk “anne ve babasından ayrılmış olan ve hukuk veya geleneğe göre kendisinden birinci derecede sorumlu olacak birinin bulunmadığı” kişidir. Refakatsiz çocukların sayısı ülkeden ayrılmanın nedenleri ve şartlarına göre büyük oranda değişmektedir. 6458 sayılı YUKK’nin 66. maddesine göre uluslararası koruma başvurusunda bulunan refakatsiz çocuklar hakkında şu hükümler uygulanır: a) Refakatsiz çocuklarla ilgili tüm işlemlerde çocuğun yüksek yararının gözetilmesi esastır. Başvuru alındığı andan itibaren, haklarında 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu hükümleri uygulanır. b) Refakatsiz çocuğun görüşü dikkate alınarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından, uygun konaklama yerlerine veya yetişkin akrabalarının veya koruyucu bir ailenin yanına yerleştirilir. c) On altı yaşını doldurmuş olanlar, uygun koşullar sağlandığında kabul ve barınma merkezlerinde de barındırılabilir. 2.2.2. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’ndaki tanımlar ve Türkiye’deki sistem Türkiye’nin coğrafi çekincesi nedir? Türkiye’nin, 1951 Sözleşmesi ve 1967 Protokolü’ne koyduğu coğrafi kısıtlamalar mevcuttur. Sözleşmenin ilk taraf devletlerinden olan Türkiye, 29 Ağustos 1961 tarihinde bu konudaki deklarasyonunu açıklamış ve ilgili ibareyi “Avrupa’da meydana gelen olaylar nedeniyle” şeklinde anladığını ve kabul ettiğini ifade etmiştir. Türkiye, Bakanlar Kurulu’nun 1 Temmuz 1968 tarihli kararıyla 1967 Protokolü’ne katılmış ancak 1951 Sözleşmesi ile getirdiği coğrafi kısıtlamayı kaldırmamıştır. Bu çerçevede, Avrupa Konseyi ülkeleri dışından gelen sığınmacılara mülteci statüsü tanınmamakta, ilgili mevzuat hükümlerine göre mülteci statüsü taşıyan kişiler “sığınmacı” olarak tanımlanmakta ve üçüncü bir ülkeye yerleştirilene dek kendilerine geçici koruma sağlanmaktadır9. Güvenli üçüncü ülke nedir? Avrupa Birliği’nin İltica Usulleri Yönergesi’nde yer alan “güvenli üçüncü ülke” tanımına göre, güvenli olduğu varsayılan ülkelerden geçerek gelen sığınmacıların başvuruları hakkında esasa ilişkin bir değerlendirme yapılmadan, onları güvenli sayılan ülkelere göndermek mümkündür10. Cenevre Sözleşmesi’nde düzenlenmeyen “güvenli üçüncü ülke” terimi Avrupa Birliği Ortak İltica Sistemi arayışı sürecinde ortaya çıkmış ve ciddi sakıncaları da 9 10

http://cenevreofisi.dt.mfa.gov.tr/ShowInfoNotes.aspx?ID=203413, son erişim 17.06.2016 http://www.madde14.org/index.php?title=Güvenli_Üçüncü_Ülke


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

19

beraberinde getirmiştir. Sığınmacının Avrupa Birliği üyesi ülkelere gelirken -kısa bir süre için dahi- bulunduğu bir ülke “güvenli” kabul ediliyorsa, başvurucunun talebi esasa girilmeden reddedilebilmektedir. Kişinin sığınma başvurusunu, bu güvenli ülkede de yapabileceği ön kabulüne dayanan bu yaklaşım, başvurucunun kişisel hikâyesini hiçe saymanın yanı sıra, hangi ülkenin ne tür kriterlere göre “güvenli” kabul edileceği gibi çok önemli bir “standart belirleme sorununu” da beraberinde getirmektedir. Bu tanımı kullanan tüm ülkeler kendi mevzuatlarında “güvenli üçüncü ülke” kavramını tanımlamışlarsa da ortak bir standarda ulaşmanın çok uzağındadırlar11. Avrupa Sığınma Prosedürleri Yönergesi’nin 38. maddesine göre üye ülkelerin bir ülkeyi “güvenli üçüncü ülke” olarak kabul edebilmeleri için bu ülkede; - Yaşam ve özgürlüklerin, ırk, din, milliyet, belli bir sosyal gruba mensubiyet veya siyasi düşünce nedeniyle tehdit altında bulunmaması, - Ciddi zarar riski bulunmaması, - Ölüm cezası veya infaz olmaması, - İşkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezalandırma olmaması, - Sivillerin hayatına yönelik ayrım gözetmeyen şiddet veya iç ya da dış çatışma kaynaklı ciddi tehdit bulunmaması, - Cenevre Sözleşmesi’nde yer alan geri göndermeme prensibine uyuluyor olması, - İşkence ve zulüm görmekten, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye tabi tutulmaktan özgür olma hakkının ortadan kaldırılmasının uluslararası hukukta öngörüldüğü şekilde yasaklanmış olması, - Cenevre Sözleşmesi kapsamında iltica başvurusunda bulunabilmenin ve statü verildiği takdirde sözleşmede öngörülen korumaya erişimin mümkün olması gerekmektedir12. 6458 sayılı YUKK çerçevesinde Türkiye’nin koruma sistemi nasıldır? 6458 sayılı YUKK ile temel olarak üçlü bir sistem kurulmuştur: Mülteci, şartlı mülteci, ikincil koruma sisteminden oluşan ve Türkiye’nin Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi çekincenin korunduğu, kısacası Avrupa sınırlarından Avrupa’da meydana gelen olaylar nedeniyle gelen kişiler dışında mülteci statüsünün tanınmadığı, diğer koruma yöntemlerinin sistemleştirildiği bir yapı tasarlanmıştır. YUKK’nin 61. maddesinde mültecilik statüsünün verilmesi; “Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yasadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle ülkesine dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında mülteci statüsü verilir” şeklinde tanımlanmıştır. YUKK’nin 62. maddesine göre şartlı mültecilik statüsünün verilmesi ise; “Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya 11 12

age. http://gusam.org/2016/04/11/turkiye-siginmacilar-icin-guvenli-bir-ulke-mi/ , son erişim 17.06.2016


20

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında şartlı mülteci statüsü verilir. Üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar, şartlı mültecinin Türkiye’de kalmasına izin verilir” şeklinde tanımlanmıştır. İkincil koruma ise, yukarıdaki tanımlara ve kapsamlara uymayan, mülteci veya şartlı mülteci olmayanların, menşei ülkeye geri gönderilmeleri durumunda ölüm cezası, işkence veya insanlık dışı muamele veya silahlı çatışma vb. nedenlerle zarar görme risklerinin bulunduğu durumlarda sağlanan bir koruma sistemidir. Son olarak YUKK’nin 91. maddesinde düzenlenen geçici koruma sistemi de “(1)Ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancılara geçici koruma sağlanabilir. (2)Bu kişilerin Türkiye’ye kabulü, Türkiye’de kalışı, hak ve yükümlülükleri, Türkiye’den çıkışlarında yapılacak işlemler, kitlesel hareketlere karşı alınacak tedbirlerle ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar arasındaki iş birliği ve koordinasyon, merkez ve taşrada görev alacak kurum ve kuruluşların görev ve yetkilerinin belirlenmesi, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” şeklinde ifade edilmiştir. Bu düzenleme, mültecilik statüsü tanımadan kitlesel akımlara yönelik sağlanan bir koruma niteliğindedir. Bugün tartışılan ve bu çalışmanın omurgasını oluşturan Suriyelilerin statüsü de geçici koruma rejimine bağlanmış bir statüdür. , 2.2.3. Suriyeliler ve geniş anlamda mülteciler hakkında bir şehir plancısının soruları ve bir göç hukuku uzmanının cevapları Raporda hukuki çerçeveyi ve mevzuatı anlamamıza yardımcı olan ve ilgili bölümü hazırlayarak rapora doğrudan katkı yapan Av. Utku Kılınç, çalışma süresince kendisine ilettiğimiz sorularımızı da ayrıca aşağıdaki gibi cevaplamıştır. Türkiye’de Suriyeliler ile diğer mülteciler arasında ne fark vardır? Suriyeliler, YUKK kapsamında geçici koruma rejimine tabiidirler. Dolayısıyla mülteci statüsünde olmayıp ve mülteci gibi vatandaş olmayı beklememektedirler, onlar koşullar ortadan kalktığında ülkelerine geri gönderilecek kişi konumundadırlar. Türkiye’ye sığınmış diğer kişiler de mülteci değildir. Hukuki süreç itibariyle insan hakları bağlamında herkes mülteci kabul edilmelidir, fakat hukuken öyle tanımlanmadığı sürece mültecilere ilişkin prosedürlere tabii olmuyorlar. Barınma hakları nasıl düzenlenmektedir? Bu konuda öncelikle barınma hakkı gibi bir hak var mı onu tartışmak gerekir. Pozitif hukuk açısından, yani yürürlükteki mevzuat açısından, bakıldığında insanın sağlıklı sosyal bir çevrede yaşaması hak iken, barınma hakkına ilişkin hiçbir detaylı düzenleme vatandaş açısından yoktur. Bu kapsamda mülteci için böyle bir hakkın varlığından söz etmek pek de mümkün değildir. Anayasada yazan tüm haklar vatandaşlar ve yabancılar için geçerli olduğundan ancak kıyasen bir şeyler söylenebilir. Fakat yapılan tüm mevzuat çadır kentleri aşan bir sistem öngörmüyor.


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

21

Tüm sürecin işleyişi nasıl düzenlenmiştir? Mülteciler sınırdan itibaren kimlerle muhatap olur? Sürecin artık tüm idaresinin GİGM tarafından yapılması gerekmekte ancak diğer aktörler de belirsiz bir şekilde sürecin içindedir. Öngörülmüş sağlıklı bir prosedür yoktur. Yönetmelikte bu konu düzenlemeye çalışılmış ancak o zamana değin birçok kişi giriş yapmış ve düzensiz bir şekilde yerleşmişti. Prosedürün aslında tek aşaması var o da kayıt, bir de gerekli ise acil sağlık müdahalesi. Kayıt kişinin belirttiği veya elinde bulunan kimlik belgeleri ile kişiden alınacak fotoğraf, DNA, parmak izi vb. gibi unsurları kapsıyor. Aslında bu AB’nin Türkiye’den istediği bir şey çünkü kişi Avrupa sınırlarına geçerse bu şekilde kimlik tespiti yapılıp geri kabulünün sağlanması amaçlanıyor diye düşünülüyor. Temel ihtiyaçların karşılanması konusunda Suriyelilerin eğitim, sağlık, güvenlik, seyahat, barınma vb. haklardan yararlanması ne şekildedir? Bu konuda Anayasa’da “herkes” yazan tüm haklardan faydalanabilecekleri açık aslında. Buradan yola çıkılmasının da önemli olduğunu düşünüyorum. Oy kullanma gibi vatandaşlara tanınmış haklar dışında diğer tüm haklarına riayet edilmesi gerekiyor. Ancak ciddi boyutlu kitlesel bir göç olması, sosyal sistemin çok yeterli olmaması gibi nedenlerle uygulama ancak inisiyatife bağlı. Örneğin eğitim hakkında çocukların bir kısmı Arapça eğitim veren özel ancak statüsü belli olmayan okullara gönderilebiliyor ancak bunlar paralı, bir kısmı devlet okullarına alınabiliyor. Sağlık meselesinde acil müdahaleler konusunda sorun yok gibi, ancak sürekli bakım olanakları açısından ciddi bir problem var. Sağlığa erişim konusunda mahalli düzeyde ciddi bir araştırmaya ihtiyaç var ancak Sağlık Bakanlığı’nın verileri de dikkate alınabilir. Seyahat hakkı adı altında bir haktan yasal olarak bahsedilemez çünkü belirli bir bölgede kalmaları konusunda kendilerine en azından kayıt olanlara bildirim yapılıyor. Ancak fiilen sürekli hareket halinde olan ciddi bir kesim var. Güvenlik hakkına elbette ki yasal olarak sahipler, bu hakkın ihlali TCK anlamında soruşturma ve kovuşturmaya tabidir. Bu konuda genel olarak haklara yasal olarak sahip oldukları ancak; 1. Yetersiz olanaklar, 2. Belirsizlikler (yetkili makamın belirli olmaması, inisiyatife bağlı işlem yapılması, başvuru makamının belirsizliği vb.) 3. Temel gereksinimlerin karşılanamaz durumda olması, 4. Sürekli hareket halinde olma, 5. Öngörüye dayalı bir düzenlemenin halen eksik olması, 6. Nüfus kalabalığı gibi nedenlerden hak kullanımının fiili olarak pek mümkün olmadığını söylemek yerinde olabilir.


22

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

Hemşerilik hukuku bağlamında belediye hizmetlerine erişim açısından mültecilerin hakları var mıdır? Yukarıdaki durum aynen geçerli, hakların hepsi aslında anayasal ve belediyelere hizmet verme yükümlülüğü olan her olguda onların da mültecilere hizmet verme yükümlülüğü mevcut (bkz. Belediye Kanunu Madde 13). Bunun aksi durumu zaten ayrımcılık kavramında değerlendirilmesi gereken bir husustur. Ancak belirli ödenekler açısından düzenlemeler (yönetmelik vb.) belediyeye belirli bir gruba yardım etmesini emreder, bu tür durumlarda inisiyatif kullanılması mümkün değildir. Sosyal entegrasyon / toplumsal uyum çalışmaları konusunda mevzuatta ne gibi eksiklikler var? Şimdiye değin yakın dönemde bu kadar ciddi bir nüfus akını olmadı. Geçici koruma altında olan kişiler için entegrasyon/uyum aslında öngörülmesi mümkün olan bir şey değil. Ancak “geçici” kavramı her ne kadar yasal düzenleme açısından sınırı olsa da bu süre kaynak ülkedeki durum devam ettiği sürece uzayacak. Mülteci statüsünde olmadıkları için çok gri bir alanın içindeler ve entegrasyon neye göre yapılacak sorunuyla karşı karşıyayız. Çünkü özetle entegrasyonun temel amacı vatandaşlığa geçecek veya çok uzun süre yaşayacak kişinin devlet ve sivil toplum ile toplumla barışık yaşamasının sağlanmasıdır. Geçicilik ile nüfus yoğunluğu bu konuda engel oluşturuyor ve dünyada bu kadar ciddi bir akının da örneği yok. Geçici koruma her ne kadar Avrupa Komisyonu belgelerinde daha önce geçse de şimdiye kadar uygulama alanı bulmadı, ilk uygulama örneği Türkiye oldu. Elbette ki ihtiyaç var ama “neye entegrasyon, neye uyum?” sorusu önemli bir soru olarak karşımızda duruyor. Türkiye ile uluslararası mülteci politikasını karşılaştırdığınızda, sistem olarak ciddi farklılıklar ve eksiklikler mevcut. Eskiden bu konu çok eleştirdiğimiz bir alandı. Hollanda Mülteci Konseyi’nin oturmuş mekanizmalarının karşısında bizim sistem çok komik kalıyordu ancak şimdi senede 300 kişinin seçilerek alındığı bir sistemle neredeyse 5 milyon insanın yaşadığı bir sistemi karşılaştırmak anlamsızlaşıyor. Bu anlamda seçme yöntemiyle sınırlı sayıda mülteci alıp “depo ülke”de tutma politikasının sonuçlarını görmezden gelmemeliyiz. Bir diğer nokta da “kent mültecisi” veya “kamp mültecisi” diye bir şey hukuken yoktur aslında. Tüm mülteciler için aslında bölgeler belirlidir ancak Suriyeliler için kitlesel akının başında kamplar oluşturuldu. Bu kamplar çok yetersiz kaldığı için de kişiler kentlere yönlendirildi veya yönlendi. Ayrı kentsel koşullar için hüküm yok, sadece kamp kuralları var diyebiliriz. Geri kabul anlaşması ne getirip götürecek? AB ve diğer batı ülkelerinin tavrı nasıl yorumlanabilir? Geri kabul “depo ülkesi” olmak demek, yani artık ya uzun süreli kalınan ya da Türkiye’nin de herkesi geri gönderecek bir politika izlemesi demek. Her ikisi de bu anlamda çok sorunlu duruyor. Bu yeni durumda Avrupa’da ortaya konulan düzenlemeler de hiç insani değil ve tüm değerlerine ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi değerlere ters düştüler.


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

23

3. MÜLTECİLERE İLİŞKİN GENEL VE BÖLGESEL VERİLER BMMYK ve GİGM’ce yayınlanan veriler göçmen ve mültecilerin Türkiye’deki ve bölgedeki konumları, gelinen ülkelere göre nüfus dağılımları, bu nüfusun niteliği ve sorunları hakkında, eksiklikleri de olsa, en güvenilir bilgi kaynağıdır. Bu bölümde Suriye iç savaşı sonrasında ortaya çıkan yerinden edilme ve mültecilik konusunda veri toplama yetkisi olan bu iki kurumun paylaştığı bölgesel ve ülke ölçeğindeki seçilmiş veriler paylaşılmaya çalışılacaktır. 3.1. Suriyeli Mültecilerin Bölgedeki Durumları ve Lübnan Örneği Bölgesel veriler incelendiğinde özellikle Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır gibi Suriye’ye komşu ülkelerin öne çıktığı ve en büyük nüfusu Türkiye’nin çektiği görülmektedir. Bu ülkelerin bölge içindeki konumları, yerel mevzuat, sınır politikası, üçüncü ülkeye geçiş kolaylıkları düşünüldüğünde sürecin bu şekilde işlemiş olması öngörülebilirdir. Her ülke kendi yerel dinamikleri doğrultusunda farklılaşan yeni yaşam alternatifleri sunmuştur. Bu bağlamda her ülkedeki yerel deneyimler, “insanlık krizi” olarak adlandırılan bu sürecin başarılı bir şekilde yönetilebilmesi için gerekli deneyimi sunmaktadır. Bu sebeple bu bölümde kısıtlı da olsa bölgesel verilere yer verilerek, konu hakkında bir değerlendirme sunulmaya çalışılacaktır. Filistinli mülteciler sebebiyle süreç içinde daha deneyimli olan Lübnan özellikle yerel ilişkilerin yürütülmesi açısından önemli bir örnek oluşturmaktadır. Ürdün, Irak ve Türkiye’den farklı olarak Lübnan’da mülteci kampları kurulmamış, Suriyeli mülteciler 1200 kent ve kasabaya dağılmışlardır. Bu sebeple Lübnan’da bulunan mültecilere ulaşmak ve yardım faaliyetlerini erişilebilir kılmak daha zor olmaktadır13. Bu sebeplerle bu özgün örneği daha iyi anlamak için, yerelde çalışma yürüten araştırmacılarla iletişime geçilmeye çalışılmıştır. Lübnan’da yerel yönetim ile mülteciler arasındaki ilişkiyi ve mültecilere dönük yerel cevapları araştıran Toronto Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Doktora öğrencisi Lama Mourad, Lübnan’da devam eden araştırmasıyla ilgili bazı sorularımızı yanıtlamıştır. Mourad’ın aktardığına göre Beyrut’ta da mültecilere sunulan kamu hizmetleri yetersiz ve kısmi olarak devam etmektedir. Temel ihtiyaçlarla ilgili yardım faaliyetlerini Türkiye’deki duruma benzer olarak yerel ve uluslararası sivil toplum kuruluşları yürütmektedir. Fakat yetersiz uluslararası yardımlar uluslararası STK’lar eliyle yürütülen hizmetlerin kesilmesine ve kalitesinin düşmesine yol açmaktadır. Suriyeli mülteci çocukların Lübnan’daki kamu okullarına erişimleri bulunmaktadır. Fakat Mourad’ın belirttiğine göre, ilkokullarda okullaşma oranı yaklaşık %50 iken lise düzeyinde bu oran %10 seviyesine düşmektedir. Belediyelerin yerelde üstlendikleri sorumluluklar ve konuya yaklaşımları açısından Mourad, mültecilerin ihtiyaçları düşünüldüğünde kilit aktörlerin belediyeler olduğunu belirtmektedir. Mülteci kampları inşa edilmemesi kararı sebebiyle gelen mülteciler yerel halkın arasında yerleşmişlerdir. Suriyeli mülteci akınının oluştuğu ilk dönemlerde ulusal kurumlar daha çok ulusal ölçekte kalarak ilişkileri yönetmeye çalışmışlardır. Bu durum karşısında, finansal açıdan bağımsız olmayan yerel yönetimlerin zaten kaynak sıkıntısı içinde olması ve ilişkilerin de kopuk yürümesi sebebiyle çoğunun yasa dışı ve anlık tepkilerle kendi yetki alanlarında mültecilere sokağa çıkma yasağı gibi yaptırımlar uyguladığını işaret etmektedir. Lübnan’da Suriyeli mültecilerle ilgili sorumluluk sahibi ana kurumlar, Sosyal İşler Bakanlığı, 13

http://www.rescue.org/blog/cash-helps-syrian-refugees-survive


24

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve belediyeler olarak tanımlamaktadır. Çalışma, Enerji ve Su, Eğitim ve Yüksek Eğitim Bakanlıkları gibi diğer bakanlıkların sorunun kendi yetki alanlarına giren kısımlarında sorumluluk aldıkları belirtilmektedir. Mourad, ülkedeki mültecilerin organizasyonu konusunda da BMMYK temel sorumluluk sahibi ve doğrudan temastaki uluslararası kuruluş olduğunu ifade etmiştir. Süreç içinde önemli bir kaymanın oluştuğunu Birleşmiş Milletler Gelişim Programı (UNDP) ile Sosyal İşler Bakanlığı’nın birlikte acil ihtiyaçlara cevap üretme modelinden, gelişme odaklı süreç yönetimi modeline geçtiklerini belirtmiştir. Türkiye’nin Cenevre Sözleşmesi’ndeki coğrafi çekincesi sebebiyle mültecilerin resmi tanımı konusunda kafa karışıklığı oluşmaktadır. Bu gibi bir tanım farklılaşması olup olmadığını sorduğumuzda, yerel tanımın “yerinden edilmiş kişiler” olarak kullanıldığından bahsetmiştir. Mourad bu konuda Türkiye’deki gibi ikili bir durumun yaşandığını ve diğer büyük mülteci/ yerinden edilmiş grup olan Filistinliler ile Suriyeliler arasında resmi tanımlar açısından önemli bir fark gözetildiğini vurgulamaktadır. Suriyeliler BMMYK tarafından “mülteci” olarak kayıt altına alınsın ya da alınmasın, diğer bir deyişle resmi olarak mülteci statüsü alamasalar da pratikte mülteci olarak kabul edildiklerini belirtmektedir. Öte yandan Filistinli mültecilerin BMMYK tarafından kayıt altına alınmadıklarını, Birleşmiş Milletler Yakındoğu Filistin Mültecilerine Yardım Ajansı’nın (UNRWA) yetki alanına girdiklerini hatırlatmıştır. Bunun dışında kalan grupların çok daha zor şartlarda kaldıklarını, temel hizmetlere erişim, temel haklara erişim konusunda sıkıntı yaşadıklarını belirtmekte ve sınırdan döndürülerek Suriye’ye geri gönderildiklerini ifade etmektedir. Kasım 2015 itibarıyla Lübnan’da kayıtlı 1.070.189 Suriyeli mülteci olduğu, Beyrut merkezinde de 28.706 kayıtlı Suriyeli mülteci olduğu belirtilmiştir. Bunun haricinde kentin doğu ve güney ilçelerinde/banliyösünde büyük oranda mültecinin kaldığı belirtilmiştir. Sadece Chiyah’da kent merkezinden daha fazla 48.632 mülteci barınırken, Burj el-Barajneh’de 22.484 ve Bourj Hammoud’da 18.025 kişinin kayıtlı olduğu bilinmektedir. BMMYK Haziran 2016 verilerine göre Beyrut’ta toplam 298.885 kayıtlı mülteci barınmaktadır. Mourad’ın belirttiğine göre Lübnan’da resmi mülteci kamp alanı kurulmamış olsa da özellikle Bekaa’da ve kısmen de kuzey bölgelerinde gayri resmi kimi yerleşmelerin kurulduğu bilinmektedir. BMMYK Mart 2015 barınma araştırmasına göre mültecilerin %79’u apartmanlarda ve düşük nitelikli binalarda kalırken, %18,4’ünün düzensiz yerleşmelerde kaldığı, %2,6’sının ise toplama merkezlerinde barındığı tespit edilmiştir. Mourad, Lübnan’dan dışarıya göçün olup olmadığı yönünde sağlıklı bir veri olmasa da mülteci sayısında bir azalma hissedildiğinden bahsetmiştir. Burada üçüncü ülkelere sığınma için gidenler ve Suriye’ye dönenlerin bu azalmaya yol açtığı tahmin edilmektedir. Lübnan’dan Türkiye’ye de geçişler olduğu ama vize kısıtları ortaya çıkınca bu akışın değiştiği tahmin edilmektedir. Lübnan, Türkiye gibi BM 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi’nin bir tarafı değildir. Bu sebeple kendi ülkesine sığınma talep edenlere bir statü sağlamamaktadır. Buna rağmen başta Suriyeliler olmak üzere, ülkede hatırı sayılır miktarda Filistinli mülteci ve bunlara ek olarak Iraklı ya da Sudanlı mülteciler bulunmaktadır. Filistinli mülteciler, Suriyelilerden sonra ülkedeki en geniş mülteci kesimi oluşturmaktadırlar. Hukuki statüleri ve sorumluklar, BM organları açısından Suriyeli mültecilerden tamamen farklıdır. Temel bir ayrım olarak Filistinli mülteciler için BMMYK değil, özel olarak oluşturulmuş olan ve finansal güçlükler yaşayan Birleşmiş Milletler Yakındoğu Filistin Mültecilerine Yardım Ajansı (UNRWA) ilgili temel düzenleyici


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

25

kuruluştur. Mourad, yerelde tespit ettiği en önemli eksiklik hakkındaki sorumuza cevap olarak; Aralık 2014 tarihli bir kararla uygulanmaya başlayan ve ülkedeki mültecilerden alınan ikamet ödemelerini ve sponsorluk modeli uygulamalarını göstermektedir. Bu uygulamaların başladığı ilk yılda bile, çoğu Suriyeli mültecinin yerine getiremediği için yasal statülerini kaybettiklerini ifade etmektedir. Bu gibi uygulamaların mültecileri istismara, tacize ve alıkonulmaya daha açık hale getirdiklerini, bu sebeple de daha kırılgan ve daha sorunlu bir mülteci yapısı oluşturduğunu ifade etmiştir. Lübnan kendi özgün yapısı içinde Türkiye’den farklılaşan uygulamalar ve politikalarla mülteci/lik olgusunun sorunlarıyla baş etmeye çalışmaktadır. Bölgede kendi nüfusuna oranla eklenen mülteci büyüklüğü dikkate alındığında, en zorlayıcı yükü %18 gibi bir oranla Lübnan taşımaktadır. Türkiye’nin nüfusuna oranla barındırdığı mülteci nüfusu yaklaşık %4 gibi bir orana sahiptir. Diğer ülkelerdeki mülteci nüfus oranı %1’in de altındadır. Öte yandan dünyada en büyük mülteci nüfusunu da Türkiye’nin barındırdığını görmekteyiz. Tablo 1. Bölge ülkelerindeki mülteci ve ülke nüfusu oranları

Ülke

Mülteci / Ülke nüfusu oranı

Mısır

0,001

Irak

0,007

Ürdün

0,000

Lübnan

0,178

Türkiye

0,035

Bölgede gittikçe artan mülteci sayısının yıllara göre değişimine bakıldığında özellikle 2013 ve 2014 yılı sonrasında nüfus artışının çok hızlandığı görülür. 6000000

5000000

4000000

3000000

2000000

1000000

0 Aralık 2011

Aralık 2012

Aralık 2013

Aralık 2014

Aralık 2015

Eylül 2016

Şekil 1. 2011-2016 Yılları Arasında Bölge Ülkelerindeki Kayıtlı Mülteci Sayıları Değişimi14

BMMYK 2016 yıl ortası raporu verilerine göre her 10 Suriyeli mültecinin 6’sı Türkiye’de, 2’si Lübnan’da, 1’i Ürdün’de, geri kalan 1’i de Irak ve Mısır’dadır. 14

UNHCR; Midyear Report, 2016 3,000,000


26

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

Tablo 2. Haziran 2016 verilerine göre bölge ülkelerinde kayıtlı Suriyeli mülteci dağılımı 15 Orijinal

Revize edilmiş

Ülke

Kayıtlı Suriyeli Mülteci Sayısı (31/05/2016)

(Aralık 2016 itibariyle) Öngörülen Suriyeli Mülteci Sayısı

(Aralık 2016 itibariyle) Öngörülen Suriyeli Mülteci Sayısı

Etkilenen topluluk üyesi sayısı (Direkt faydalanıcılar)

Mısır

117,702

107

110

1.200.000

Irak

247,339

250

250

100

Ürdün

655,217

630

630

824

Lübnan

1.048.275

950

1.000.000

1.268.000

Türkiye

2.743.275

2.750.000

2.750.000

565

Toplam

4.841.305

4.687.000

4.740.000

3.957.000

Suriyeli mültecilerin özellikle Avrupa ülkelerine yoğun geçiş talebi olduğu bilinmektedir. 2011 yılından Haziran 2016’ya kadar yapılan sığınma başvuruları incelendiğinde; ilk sırayı 401.018 başvuruyla Almanya’nın, ikinci sırayı da 314.327 başvuruyla Sırbistan’ın ve üçüncü sırayı da 109.044 başvuruyla İsveç’in aldığı görülmektedir. Bu başvuruların ilk yıllarda yavaş bir şekilde arttığı fakat 2014 sonrasında artışın hızlandığı ve özellikle 2016 yılında hızlanarak arttığı görülür. Bu değişimlerde şüphesiz ülkelerin imzaladıkları “geri kabul” anlaşmasında olduğu gibi, geçiş koşullarıyla ilgili düzenleyici anlaşmaların da payı büyüktür.

Şekil 2. Sığınmacı Başvuruları Haritası16 15 16

a.g.e. http://data.unhcr.org/syrianrefugees/asylum.php


27

Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

Tüm Avrupa ülkelerine 2015 yılına kadar yapılan sığınma başvuruları değerlendirildiğinde, Eurostat17 verilerine göre 292.540 başvurunun olumlu sonuçlandığı ve burada da ilk sırayı 140.910 kişiyle Almanya’nın aldığı görülmektedir.

Şekil 3. 2015 Yılında Onaylanan Sığınma Başvuruları18

Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı mülteci nüfus düşünüldüğünde, bölge ülkeleri arasındaki payının her yıl arttığı görülmektedir. Tablo 3. Bölgesel Mülteci Oranı19 Türkiye

Bölge

Toplam

Oran

Bölge Oran

2012-1

38.784

98.302

137.086

39,45

71,71

2012-2

170.912

497.965

668.877

34,32

74,75

2013-1

406.290

1.558.395

1.964.685

26,07

79,32

2013-2

560.129

2.301.668

2.861.797

24,34

80,43

2014-1

795.442

2.846.508

3.641.950

27,94

78,16

2014-2

1.552.839

3.718.001

5.270.840

41,77

70,54

2015-1

1.772.535

3.984.463

5.756.998

44,49

69,21

2015-2

2.503.549

4.595.198

7.098.747

54,48

64,73

2016-1

2.540.784

4.597.436

7.138.220

55,27

64,41

http://ec.europa.eu/eurostat/statistics-explained/index.php/Asylum_statistics#Asylum_applicants http://data.unhcr.org/syrianrefugees/asylum.php 19 http://data.unhcr.org/syrianrefugees/regional.php 17 18


28

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

6000000 Türkiye’deki Güncel Durumu 3.2. Mültecilerin

Yıllara göre Türkiye’deki kayıtlı Suriyeli nüfusun artışına bakıldığında özellikle 2013 yılı 5000000 sonrasında artışın çok hızlandığı ve günümüzde 2.733.655 kişiyle en üst seviyeye ulaştığı görülmektedir20. 4000000

3000000

2000000

1000000

0 Aralık 2011

Aralık 2012

Aralık 2013

Aralık 2014

Aralık 2015

Eylül 2016

Şekil 4. Yıllara Göre Geçici Koruma Kapsamındaki Suriyeliler21

Geçici Koruma kapsamındaki Suriyelilerin ilk 10 ile göre dağılımlarına bakıldığında, sadece ilk sıranın son yıllarda Şanlıurfa ile İstanbul arasında değiştiğini görülmektedir. 2016 ilk yarısında Şanlıurfa, kayıtlı Suriyeli sayısı açısından 401.068 kişiyle İstanbul’un önünde geçmişken Eylül 2016 istatistiğinde ilk sırayı tekrar İstanbul’un aldığı izlenmektedir.

3,000

2,500

450,000

2,000

400,000 401,928

396,139

350,000

377,278

1,500

300,000 318,394 250,000

1,000

200,000 150,000

500

149,152 100,000 135,396

123,410

99,099

93,467

93,324

Kilis

Bursa

Mardin

zmir

50,000 0 stanbul

anlıurfa

Hatay

Gaziantep

Adana

Mersin

Şekil 5. Geçici Koruma Kapsamındaki Suriyelilerin İllere Göre Dağılımı22 20

http://www.goc.gov.tr/icerik6/gecici-koruma_363_378_4713_icerik a.g.e

21 22


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

29

Türkiye’de ikamet eden Suriyelilerin yaş ve cinsiyet dağılımı incelendiğinde, Eylül 2016 nüfus verileri incelendiğinde kayıtlı nüfusun %53’ünün erkek, %47’sinin ise kadın olduğu görülmektedir. Toplam nüfusun %47’sinin 18 yaş altında, bunun da %82’sinin 15 yaş altında olduğu görülmektedir. Toplam nüfusun yarıya yakınının çalışma çağı dışında olması ve yine yarıya yakınının kadın olması, bu nüfusun çalışma hayatına dahil olma imkanları açısından dezavantajlı konumunu gösterirken; bu nüfusla ilgili geliştirilmesi beklenen sosyal ve ekonomik uyum politikalarının gerekliliğini ve önemini ortaya koymaktadır. Tablo 4. Biyometrik verileri alınarak kayıt altına alınan Suriyelilerin yaş ve cinsiyete göre dağılımı 23 Yaş

Erkek

Kadın

Toplam

0-4

194,463

181,228

375,691

5-9

198,474

187,565

386,039

10-14

150,828

13,923

288,751

15-18

131,602

110,777

242,379

19-24

219,333

173,906

393,239

25-29

147,355

114,72

262,075

30-34

120,226

96,063

216,289

35-39

86,169

73,472

159,641

40-44

59,333

55,98

115,313

45-49

47,951

44,058

92,009

50-54

37,327

36,041

73,368

55-59

25,215

25,278

50,493

60-64

17,489

17,98

35,469

65-69

11,299

11,673

22,972

70-74

6,148

7,084

13,232

75-79

3,762

4,489

8,251

80-84

1,988

2,53

4,518

85-89

1,075

1,241

2,316

90+

438

584

1,022

Toplam

1.460.475

1.282.592

2.743.067

Mülteci nüfusun kalıcılığı arttıkça ve süre uzadıkça kamplardan kentsel alanlara doğru geçiş olması kaçınılmazdır. Ülkedeki kamp alanlarının toplam kapasiteleri de incelendiğinde, gelen nüfus karşısında hepsinin ya da çoğunun kamplarda kalıyor olmasının mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Türkiye’deki kamp ve kamp dışındaki Suriyelilerin dağılımına bakıldığında kamp nüfusunun toplam mülteci nüfusunun %10’u bile olmadığı görülmektedir.

23

http://www.goc.gov.tr/icerik6/gecici-koruma_363_378_4713_icerik


30

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi 3,000,000

2,500,000

2,000,000

1,500,000

1,000,000

500,000

99,099

Bursa

93,467

Mardin

93,324

0

zmir

Geçici barınma merkezlerinde kalanlar

Geçici barınma merkezi dı ında kalanlar

Toplam

Şekil 6. Geçici Barınma Merkezleri İçinde ve Dışında Kalan Suriyeliler24

Eylül 2016 tarihli GİGM istatistiklerine göre 10 ilde bulunan geçici barınma merkezlerindeki Suriyelilerin dağılımına bakıldığında ilk sırada 103.507 kişiyle Şanlıurfa’nın yer aldığı bunu Gaziantep ve Kilis’in takip ettiği görülmektedir. İlçe ilçe verilerin yanında çalışmanın farklı bölümlerinde de değinildiği üzere geçici barınma merkezleri (kamplar) dışında yaşayan Suriyeli sayısı 2.479.336 kişi olup Türkiye’de geçici koruma kapsamındaki yaşayan Suriyelilerin toplam sayısı 2.733.655’dir25. Tablo 5. Geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin geçici barınma merkezlerine göre dağılımı26 İl

Suriyeli sayısı

Osmaniye

7,574

Malatya

7,773

Mardin

9,037

Adıyaman

9,437

Adana

10,228

Kahramanmaraş

18,277

Hatay

18,899

Kilis

32,042

Gaziantep

37,545

Şanlıurfa

103,507

Toplam

254,319

http://www.goc.gov.tr/icerik6/gecici-koruma_363_378_4713_icerik 22.09.2016 tarihli Göç İdaresi Genel Müdürlüğü verileri 26 a.g.e 24 25


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

31

Tablo 6. Geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin illere göre dağılımı27 İller

Kayıt edilen

Nüfus

İl nüfusuna oranı (%)

İller

Kayıt edilen

Nüfus

İl nüfusuna oranı (%)

Adana

149,22

2.183.167

6,84

Kahramanmaraş

84,92

1.096.610

7,74

Adıyaman

24,077

602,774

3,99

Karabük

289

236,978

0,12

Afyon

3,637

709,015

0,51

Karaman

474

242,196

0,20

Ağrı

843

547,21

0,15

Kars

126

292,66

0,04

Aksaray

1,038

386,514

0,27

Kastamonu

641

372,633

0,17

Amasya

183

322,167

0,06

Kayseri

51,398

1.341.056

3,83

Ankara

60,803

5270,575

1,15

Kırıkkale

525

270,271

0,19

Antalya

258

2.288.456

0,01

Kırklareli

2,063

346,973

0,59

Ardahan

66

99,265

0,07

Kırşehir

639

225,562

0,28

Artvin

40

168,37

0,02

Kilis

123,654

130,655

94,64

Aydın

6,741

1.053.506

0,64

Kocaeli

23,971

1.780.055

1,35

Balıkesir

1,748

1.186.688

0,15

Konya

68,652

2.130.544

3,22

Bartın

27

190,708

0,01

Kütahya

284

571,463

0,05

Batman

18,63

566,633

3,29

Malatya

18,396

772,904

2,38

Bayburt

26

78,55

0,03

Manisa

5,725

1.380.366

0,41

Bilecik

458

212,361

0,22

Mardin

93,75

796,591

11,77

Bingöl

719

267,184

0,27

Mersin

137,257

1.745.221

7,86

Bitlis

589

340,449

0,17

Muğla

8,21

908,877

0,90

Bolu

932

291,095

0,32

Muş

686

408,728

0,17

Burdur

7,779

258,339

3,01

Nevşehir

5,237

286,767

1,83

Bursa

98,301

2.842.547

3,46

Niğde

2,912

346,114

0,84

Çanakkale

3,375

513,341

0,66

Ordu

605

728,949

0,08

Çankırı

277

180,945

0,15

Osmaniye

39,792

512,873

7,76

Çorum

1,373

525,18

0,26

Rize

583

328,979

0,18

Denizli

6,64

993,442

0,67

Sakarya

6,103

953,181

0,64

Diyarbakır

28,596

1.654.196

1,73

Samsun

3,471

1.279.884

0,27

Düzce

490

360,388

0,14

Siirt

2,887

320,351

0,90

Edirne

6,477

402,537

1,61

Sinop

67

204,133

0,03

Elazığ

4,741

574,304

0,83

Sivas

1,704

618,617

0,28

Erzincan

168

222,918

0,08

Şanlıurfa

395,527

1.892.320

20,90

Erzurum

467

762,321

0,06

Şırnak

14,447

490,184

2,95

Eskişehir

1,815

826,716

0,22

Tekirdağ

5,473

937,91

0,58


32

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

Gaziantep

318,596

1.931.836

16,49

Tokat

678

593,99

0,11

Giresun

135

426,686

0,03

Trabzon

1,781

768,417

0,23

Gümüşhane 61

151,449

0,04

Tunceli

89

86,076

0,10

Hakkari

910

278,775

0,33

Uşak

1,132

353,048

0,32

Hatay

376,73

1.533.507

24,57

Van

1,532

1.096.397

0,14

Iğdır

79

192,435

0,04

Yalova

2,517

233,009

1,08

Isparta

6,117

421,766

1,45

Yozgat

2,776

419,44

0,66

İstanbul

396,699

14.657.434

2,71

Zonguldak

300

595,907

0,05

İzmir

92,521

4.168.415

2,22

Toplam

2.733.655 78.741.053 3,47

Uluslararası koruma başvurusu inceleme aşamasında olan yabancılar GİGM’nin uygun gördüğü bir ilde serbest ikamete tabi tutulmaktadır. Bu iller “uydu il” olarak adlandırılmakta ve yabancıların kontrollerinin de zor olmadığı belirtilen 62 ili kapsamaktadır. Tablo 7. Uydu iller - 2016 (GİGM, 2016)28 Adana

Burdur

Hakkari

Konya

Sivas

Adıyaman

Çanakkale

Hatay

Kütahya

Şanlıurfa

Afyon

Çankırı

Iğdır

Malatya

Şırnak

Ağrı

Çorum

Isparta

Manisa

Tokat

Aksaray

Denizli

Kahramanmaraş

Mardin

Trabzon

Amasya

Düzce

Karabük

Mersin

Uşak

Ardahan

Elazığ

Karaman

Nevşehir

Van

Artvin

Erzincan

Kars

Niğde

Yalova

Balıkesir

Erzurum

Kastamonu

Ordu

Yozgat

Batman

Eskişehir

Kayseri

Sakarya

Zonguldak

Bayburt

Gaziantep

Kırıkkale

Samsun

Bilecik

Giresun

Kırşehir

Siirt

Bolu

Gümüşhane

Kilis

Sinop

a.g.e Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (2016) 2015 Türkiye Göç Raporu, T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara. 27 28


33

Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

Şekil 7. Uydu İllerin Dağılımı29 Tablo 8. Düzensiz göç istatistikleri30, 2015-2016 tüm denizlere ait kıyaslamalı düzensiz göç istatistikleri31 Aylar

Düzensiz göç olay sayısı

Düzensiz göçmen sayısı

Hayatını kaybeden göçmen sayısı

Yakalanan organizatör sayısı

2015

2016*

2015

2016*

2015

2016*

2015

2016*

Ocak

20

135

688

5,506

-

103

8

16

Şubat

29

182

753

8,747

9

38

4

25

Mart

47

177

1,82

8,53

6

32

7

12

Nisan

87

36

2,49

1,717

10

-

21

1

Mayıs

127

28

4,378

1,109

2

-

21

2

Haziran

153

15

5,702

538

7

-

5

2

Temmuz

341

28

12,586

881

9

-

17

-

Ağustos

426

44

17,925

1,603

15

1

14

12

Eylül

402

75

13,647

3,425

72

7

18

16

Ekim

343

61

13,49

2,437

38

-

25

13

Kasım

127

15

4,976

1,12

23

-

10

5

Toplam

2,102

796

78,455

35,613 191

181

150

104

Bahsedilen nüfus verileri sadece bir kesitteki durumu ortaya koymaktadır. Süreç içinde çok dinamik biçimde değişiklik gösteren verilerin periyodik olarak güncellenmesi gerekmekte fakat etkin biçimde güncellenmesi sağlanamamaktadır. Bahsi geçen statüsüz insanlar kendileri için daha elverişli imkanlar sunan kimi batı ülkelerine ulaşabilmek için göçmenlik ve sığınma başvurularını yapmakta, öte yandan da yasal yollar tükendikçe, yasal olmayan yöntemlerle Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (2016) 2015 Türkiye Göç Raporu, T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara. 30 http://www.sgk.tsk.tr/baskanliklar/harekat/faaliyet_istatistikleri/duzensiz_goc_istatistikleri.html 31 Veriler 11 Şubat 2016 itibarı ile düzenlenmiştir. 29


34

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

batıya doğru hareket etmektedirler.Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın yayınladığı düzensiz göç istatistikleri incelendiğinde, yasa dışı yollarla Avrupa ülkelerine göç etmeye çalışan mültecilerin bir kısmının yakalandığı ama bir kısmının da ölümle sonuçlanan kazalarda hayatlarını kaybettikleri görülmektedir. Fakat bu geçişlerdeki başarı oranı düşünüldüğünde, ölümle sonuçlanan denemelerin tüm geçişlerin içinde halen küçük bir oranda kalması ve geçişlerin başarı oranının yüksek olmasının, yeni denemelerin önünün kesilememesinin temel sebebi olmaktadır. Sınır kontrollerindeki katı tutum ve geri kabul anlaşmasının mülteciler üzerinde caydırıcı bir etkisi olduğu düşünülse de; sosyal güvence ve yaşam standardını yükseltme arayışındaki mültecilerin geçişlerinin önünün kesilmesinin zor olduğu anlaşılmaktadır. UNHCR verilerine göre 2016 yılında başta 166.347 geçişle Yunanistan olmak üzere, İtalya (131.432) ve İspanya (3.804) gibi ülkelere toplam 301.583 geçişin yapıldığı görülmektedir.


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

35

4. İSTANBUL’DA YEREL İDARELERLE YAPILAN YAZIŞMALAR: YEREL DENEYİM ÖRNEKLERİ Yerel yönetimlerin değişen tarihlerde Suriyeli mültecilerle çeşitli konularda iletişim kurdukları bilinmektedir. Bu kapsamda yardım organizasyonu, barınma, sağlık ve eğitim erişimi ve genel sosyal meseleler konusunda yönlendirme gibi alanlarda çalışmalar üreten yerel yönetimler arasından öne çıkan ilçe belediyelerinin ilgili birim yöneticileriyle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Yerel yönetimlerin ve sivil toplumun, göçmenlerle barınma, sağlık, eğitim, çalışma vb. alanlarda kurdukları hizmet ilişkileri bu bölümde tartışılacaktır. 4.1. Mültecilerin İstanbul İlçelerindeki Güncel Durumu İlçelerde genel nüfus dağılımı ve kurulan merkezler hakkında kısıtlı da olsa elde edilen verilerle coğrafi bilgi sistemleri ortamında ürettiğimiz haritalar, İstanbul’daki durum ve yoğunluklar hakkında ipucu vermektedir. Burada üzerinde durulması gereken noktalardan biri de kimi ilçe belediyelerinin diğer ilçelerden daha fazla Suriyeli barındırması sebebiyle yerelde kurdukları ilişkilerde finansal ve yönetsel destek için daha fazla kaynağa ihtiyaç duymalarıdır. Bir diğer önemli nokta da bazı ilçelerde oluşan yoğunluğun nedenlerinin derinlikli olarak araştırılması gerekliliğidir. Hangi faktörlerin yoğunluğu arttırdığının anlaşılması, bundan sonraki süreçte de böylesi kapasite zorlayıcı durumların önüne geçilebilmesi ve yönetilebilmesi için üretilecek stratejilere katkı sağlayacaktır. Kurumlarımızın ve ilgili kuruluşların veri saklama, paylaşmama tutumlarına rağmen elde edilen veriler ışığında, İstanbul ölçeğinde ilçelere göre Suriyeli mülteci dağılımı aşağıdaki gibidir. Bugün bu veriler değişmiş olsa da, elimizde güncel başka bir bilgi olmadığı için, öne çıkan ilçelerin halen aynı ilçeler olduğu öngörülmektedir. Bu sebeple, bu verilerin raporun hazırlandığı kesiti anlamak üzere kullanılması hedeflenmiştir. 4.2. İstanbul’daki Mültecilerin Dağılımı GİGM ve BMMYK (UNHCR) yıllık/aylık mülteci verilerine göre kente göç eden Suriyelilerle birlikte, İstanbul, hem dünyada hem de ülkemizde en fazla mülteci barındıran kent konumuna yükselmiştir. Bu yeni göçmenler kent nüfusunun yoğunluğunu arttırdığı gibi kentin dinamik yapısını da etkileyerek, yeni kültürel alt bölgelerin oluşmasına yol açmıştır. Kentteki dağılımları, mekânsal tercihleri, toplumsal kabul ve kente eklemlenme süreçleri ayrıca incelenmesi gereken önemli meselelerdir. Gittikçe İstanbullulaşan bu yeni nüfusun mekânsal tercihlerine bakıldığında, öne çıkan ilçelerin çok da şaşırtıcı olmadığı görülmektedir. Edinebildiğimiz verilerin kısıtlılığı nedeniyle sadece ilçe bazlı yorumlarla bazı ilçelerde gerçekleştirebildiğimiz mülakatlar ya da diğer rapor çalışmalarından edindiğimiz bilgiler doğrultusunda; aşırı genellemelerden kaçınarak yorumlar yapmaya özen gösterilmiştir. Bu rapor çalışmasının hedeflerinden biri de yeni kentsel ve sosyo-mekânsal çalışmalara katkı verecek ipuçlarını paylaşmaktır. İstanbul özelinde yapılan çalışmaların sayısı ve kapsamı tüm resmi algılamamıza yetmese de raporlarda ortaya konulan farklı bakış açıları genel bir fikir edinmemizi sağlamaktadır. Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi tarafından 2014 yılında yayımlanan “Türkiye’deki Suriyeliler: Toplumsal Kabul ve Uyum Araştırması” raporunda Türkiye’de yaşayan Suriyeli mültecilerin %34,2’sinin okul çağında olduğu tespiti yapılmıştır. Sadece İstanbul’da yaşayan 330 binden fazla Suriyelinin 100 bininin okul çağında olduğu tahmin edilmektedir. Bu tahminlerin artık gerçek verilerle kontrol edilmesi ve güncel durum


36

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

ortaya konulduktan sonra barınma, eğitim ve sağlık gibi temel alanlarda gerekli yatırımların planlanması gerekmektedir. Tablo 9. İstanbul’da kayıt altına alınan Suriyeli nüfus verisi

İlçe

Toplam Kayıtlı 2014 ilçe Suriyeli Nüfusu Sıra nüfusu (29.11.2015 itibariyle)

İlçe

2014 ilçe nüfusu

Toplam Kayıtlı Suriyeli Nüfusu (29.11.2015 itibariyle)

Küçükçekmece

748,398

28,776

1

Bayrampaşa

269,809

7,304

21

Bağcılar

754,623

27,164

2

Büyükçekmece

223,324

4,089

22

Fatih

419,266

25,013

3

Pendik

663,569

3,711

23

Sultangazi

513,022

22,688

4

Beylikdüzü

262,473

2,963

24

Esenyurt

686,968

19,938

5

Bakırköy

221,594

2,028

25

Başakşehir

342,422

19,068

6

Tuzla

221,62

2,006

26

Sultanbeyli

315,022

15,871

7

Maltepe

476,806

1,621

27

Zeytinburnu

287,223

14,880

8

Üsküdar

534,97

1,565

28

Esenler

458,857

13,131

9

Silivri

161,165

1,527

29

Avcılar

417,852

12,964

10

Kartal

450,498

1,401

30

Gaziosmanpaşa 498,12

12,835

11

Beykoz

248,071

1,324

31

Arnavutköy

225,67

12,489

12

Sarıyer

337,681

1,304

32

Ümraniye

674,131

11,737

13

Çekmeköy

220,656

1,119

33

Bahçelievler

599,027

11,710

14

Ataşehir

408,986

1,01

34

Kâğıthane

432,23

10,934

15

Kadıköy

482,571

575

35

Şişli

272,38

9,805

16

Çatalca

67,843

318

36

Güngören

303,371

9,792

17

Beşiktaş

188,793

260

37

Beyoğlu

241,52

9,221

18

Adalar

16,052

123

38

Sancaktepe

329,788

8,434

19

Şile

32,823

85

39

Eyüp

367,824

7,836

20

Toplam

14.377.018 338,619

Sıra

20.000 + 15.000 + 10.000 + 5.000 + 1.000 + 600 -

İstanbul’da Suriyelilere dönük eğitim veren okullar konusunda İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nden aldığımız 11.01.2016 tarihli cevaba göre, kurulan okullar MEB 2014/21 sayılı genelge


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

37

kapsamında oluşturulmuştur. Tüm İstanbul’da Suriyeli öğrencilerin eğitim gördüğü 62 adet Geçici Eğitim Merkezi bu genelge kapsamında kurulmuştur. Ancak daha sonra bu merkezlerin orta vadede kapatılarak Suriyeli çocukların örgün eğitime dahil edilmesinin amaçlandığı belirtilmiştir. Bu merkezlerde 2015-2016 eğitim-öğretim yılında toplam 37.261 öğrenci eğitim almıştır. Eğitim çağındaki öğrenciler, İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerine başvurduklarında eğitim çağına göre yerleştirilmekte ve okullara yönlendirilmektedir. Yine aynı cevap yazısında belirtildiğine göre, İstanbul’un tüm ilçelerinde Suriyeli öğrenci bulunmaktadır. Bu okullar Suriyeli mülteciler için kendi dilleri ve müfredatlarında eğitim veren kurumlardır. Esenler ilçesinde bulunan Kadimun Suriye Okulları, İstanbul’da açılan ilk Suriye okulu olma özelliğini taşımaktadır. Okulların yer aldığı ilçeler, kayıtlı nüfus verileri ve raporumuzda yer verilen anket ve mülakat verileriyle birlikte incelendiğinde; hem bu ilçelerde girişimlerin var olduğu, hem de o bölgede yer alan Suriyeli nüfusun büyük olduğu görülecektir. Suriyelilere dönük yapılan yatırımların sadece nüfus büyüklüğüyle ilişkili olmadığını, aynı zamanda o ilçelerde toplumsal ve siyasal tabanın da bu yatırımlara imkan verdiği düşünülmektedir. Çeşitli raporlarda yer alan devlet okulları değerlendirildiğinde İstanbul’da Sultangazi, Kağıthane ve Esenler ilçelerinde yer alan iki ve daha fazla sayıdaki devlet okullarının ayrıca Avcılar, Ümraniye ve Sultanbeyli ilçelerinde de birer devlet okulunun Suriyeli çocuklara eğitim verdiği görülmektedir. 2015 Ocak’ta yayınlanan Bezmialem Vakıf Üniversitesi raporuna32 göre İstanbul’da hizmet veren Suriyeli okulları 11 adettir (Tablo 10). Kesin bir liste alınamasa da bu sayının daha çok olduğu ve süreç içinde arttığı İl Millli Eğitim Müdürlüğü ile yapılan görüşmelerde öğrenilmiştir. Tablo 10. Suriyeli mültecilere yönelik eğitim veren kurumlar İlçe

Okul adı

Esenyurt

Kadimum Suriye Okulları Saadetdere Kültür ASKON-İHH Suriye Okulu

Esenler

Kadimum Suriye Okulları

Başakşehir

El Aksa Okulları Suriye Can Okulları Suriye Okulu (İkram Derneği)

Okmeydanı

Suriye Can Okulları

Bahçelievler

Gözbebekleri İlkokulu

Sultanbeyli

Gözbebekleri İlkokulu

Fatih

Sıcak Yuva Vakfı (Mavi Haliç Gençlik ve Spor Kulübü Binası)

Şekil 8 ve Şekil 9’daki haritalarda sorumlu kurumlardan temin etmekte çok zorlandığımız 2015 yılı Kasım ve Aralık aylarına ait kayıtlı Suriyeli mültecilere ilişkin sayısal veriler ve bunun ilçelere dağılımları mekânsallaştırılmıştır. Buna göre Suriyeli mültecilerin en fazla Avrupa yakasındaki ilçeleri tercih ettikleri görülmektedir. 32 Bezmialem Vakıf Üniversitesi (2015) “İstanbul’da Yaşayan Geçici Koruma Altındaki Suriyeliler İhtiyaç Analizi Raporu” Acar, C.; Sandıklı, B.; Mücaz, M.; Ülger, Z.; Torun, P.; Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, İstanbul.


38

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

Şekil 8. Kayıtlı Suriyeli Nüfusu - 2015 Aralık İlk Haftası

2015 yılı Aralık ayında Fatih ilçesinin en fazla Suriyeli mülteci nüfusu bulunan ilçe olduğu görülmektedir. 2015 yılında en fazla Suriyeli mültecinin bulunduğu ilçe sayısında artış olmuş Avrupa yakasında 6, Anadolu yakasında 1 ilçede yoğunluk olduğu tespiti yapılmıştır. 2015 yılı Kasım ayında en fazla Suriyeli mülteci nüfusunun bulunduğu Başakşehir, Esenyurt, Sultangazi, Bağcılar, Küçükçekmece, Fatih ve Sultanbeyli ilçelerine, 2015 yılı Aralık ayında Zeytinburnu ilçesi de eklenmiştir. Çok kısa aralıklı bu iki veri değerlendirildiğinde, ilçeler arasında kayıtlı nüfusun hızla yer değiştirebildiği görülebilmektedir.


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

39

Şekil 9. 29 Kasım 2015 İtibariyle Kayıtlı Suriyeli Nüfusu

İlçelerin üstlendikleri sorumluluk ve belediyelerin bütçelerinde oluşan yüklerin anlaşılabilmesi açısından, kayıtlı Suriyeli nüfusunu ilçenin toplam nüfusuna oranladığımızda; sırasıyla Fatih, Sultanbeyli, Zeytinburnu, Başakşehir ve Arnavutköy ilçelerinin sorumluluklarının daha ağır olduğu görülmektedir. Bu konu Marmara Belediyeler Birliği’nin Kasım 2015’te İstanbul’da düzenlediği çalıştayda da dile getirilmiş ve mevzuat gereği nüfusu oranında bütçe oluşturabilen belediyelerin kendi bütçelerinden ilçelerindeki yabancılara ve mültecilere kaynak aktarmakta zorlandıkları ve bunun için fon desteğine ihtiyaç duydukları


40

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

ifade edilmiştir. Bu amaçla örneğin Sultanbeyli Belediyesi hem kendilerine gelen yardım taleplerini organize etmek, hem de uluslararası fonları etkin kullanabilmek için bir dernek kurmuş ve tüm süreci bu şekilde yönetmeyi tercih etmiştir.

Şekil 10. Belediyenin Mensup Olduğu Siyasi Parti ve Kayıtlı Suriyeli Nüfusu


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

41

Belediyenin mensup olduğu siyasi parti ve kayıtlı Suriyeli nüfusu incelendiğinde, en fazla kayıtlı Suriyeli nüfusunun bulunduğu ilçelerin iktidar partisine bağlı belediyelerin yönetimindeki ilçeler olduğu görülmüştür. Bu durumu ilçe belediyesinin mensup olduğu siyasi tavırla açıklamanın yeterli olmayacağı bilinmektedir. Fakat üretilen genel politikaların ve yerelde kurulan ilişkilerde kurulan dilin, kentli mülteci davranışlarını ve en azından yer tercihlerini etkileyebileceğini göz önünde bulundurmak gerekir. Bu bağlamda Şişli ilçesi haricinde muhalefet partisi belediyelerinde çok az sayıda kayıtlı mülteci barındığı görülmüştür. 4.3. İstanbul İlçelerinde Mülteci İlişkileri İstanbul’da çeşitli ilçelerde varlığını sürdüren mültecilerle yerel yönetimlerin kurdukları ilişki genel olarak yardım organizasyonu kapsamlı ve geçici müdahale odaklıdır. Yürüttükleri hizmetler, yerel yönetimlerin özgün deneyimleri ve karşılaştıkları sorunlar hakkında derinlemesine görüşme yapılarak bilgi alınmıştır. Yerel yönetimlerin özellikle toplumsal uyum ve birlikte yaşam konusunda bundan sonrası için beklentileri ve önerilerinin neler olacağı hakkında görüşlerine de yer verilmeye çalışılmıştır. Belediyelerle yapılan görüşmelerde süreç yönetimi konusundaki önerileri veya yasal çerçeveye dair fikirleri sorulmuştur. Sorumluluk algıları ve mülteci algıları anlaşılmaya çalışılmış ve belediye içinde özellikle mültecilere dönük bir bölüm kurulup kurulmadığı tespit edilmiştir. Derinlemesine görüşmelerde Şişli Belediyesi, Esenyurt Belediyesi ve Sultanbeyli Belediyesi yetkililerinden bilgi alınmıştır. 4.3.1. Şişli Belediyesi Şişli Belediyesi, Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü altında kurulmuş Göç Birimi üzerinden geçici koruma altındaki mültecilerle ve sığınmacılarla ilgili çalışmalarını yürütmektedir. Şişli Belediyesi Göç Birimi’nde 3 çalışan bulunmaktadır. Aşağıdaki soruların cevapları, birim çalışanları Ayşegül Kılıç (Sosyolog), Gökçe Ergin (Psikolog) ve Burak Kartal (Sosyolog) ile yapılan derinlemesine görüşmeden elde edilmiştir (16.02.2016). 1. İlk ne zaman mültecilere yönelik çalışmalar yürütme ihtiyacı doğdu? Sahada nasıl bir ihtiyaç gördünüz? Nasıl ve ne şekilde başladınız? Birimimiz 5 aydır çalışmaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçim dönemi vaatleri arasında olan göç çalışmalarının bir parçası olarak İstanbul’daki tüm CHP’li belediyelerin gündemine girdi. Bizde de böyle gerçekleşti. Biz birim kurulmadan önce Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü üzerinden çalışmalar yürütmeye çalışıyorduk ancak yeterli olmuyordu. Şişli sınırlarında yaşayan Suriyeli nüfusunun yoğunluğu ve parti politikasının belediyemize iletilmesiyle birlikte belediye meclisi kararıyla Göç Birimi kuruldu. Bizim bölgemizde yaşayan Suriyelilere yönelik, yerel yönetimin eğilmesi gereken tüm konularda ihtiyaçları olduğunu gördük ancak yasal ve finansal kısıtlamalar sebebiyle her birine yetişemiyoruz. Bizim Birimimiz için ayrılmış özel bir bütçe yok maalesef. Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü’nün bütçesi üzerinden çalışmalarımızı yürütüyoruz. 2. İlçenizde sizin dışınızda hangi kurumlar hangi konularda Suriyeli mültecilerle ilgili faaliyetler yürütmektedir? En öne çıkan kurum ve faaliyeti hangisidir?


42

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

Bizim bölgemizde birçok STK ve üniversite bu konuda çalışma yapıyor. Bazılarını birlikte yürütüyoruz. Özellikle çalışan kurumlar ise şöyle: Mülteci Hakları Merkezi, Helsinki Yurttaşlar Derneği, Okmeydanı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (OKDER), İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı (İKGV), Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPOD), Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği, Amerikan Barolar Birliği gibi. Ayrıca Bahçeşehir Üniversitesi Hemşirelik Bölümü’nün ilçemizde yaşayan Suriyeli mültecilere sağlık kontrolü yapmak üzere bizimle bir çalışma başlatması planlanmaktadır. Beykent Üniversitesi Sosyoloji Bölümü ile birlikte saha araştırması yapılması planlanmaktadır. İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi de birimimizle birlikte mülteci olmak ve mülteci hakları üzerine bilinçlendirme toplantıları düzenliyor. 3. İlçenizde kaç sığınmacı/geçici koruma altındaki yabancı bulunmaktadır? Ülke kökeni dağılımı nasıldır? (Örneğin, hepsi Suriyeli midir?) İlçemizde 9.000 kayıtlı Suriyeli mülteci var. Ama sadece onlar yok. Kurtuluş çevresinde yaşayan Afgan ve Afrikalı mülteciler de bulunmakta. Dolapdere tarafında da siyahi mülteciler yaşamaktadır. Ama mültecilere dair sorunlar Suriyelilerin gelmesiyle daha görünür oldu. 4. Gerek Suriyeliler gerekse diğer ülkemize sığınmış mültecilerin hareketliliği açısından ilçeniz bir ikamet yeri olarak görülmekte midir? İlçenizde kalış süreleri kısa mıdır? Geleceğe dönük kalıcı olarak yerleşenler olduğunu düşünüyor musunuz? Bir ikamet yeri olarak görülmemektedir çünkü barındırdığı nüfus yeterince yüksektir, gelen kişiler daha bakımsız ve verimsiz evlerde yaşamak zorunda kalmaktadır, kısa süreli kalan kişiler hakkında net bir bilgimiz yok ama iletişimde olduğumuz kişilerin çoğu kalıcı olduklarını ve başka bir ülkeye geçiş planlamadıklarını ifade ediyorlar. Açıkçası burada olanlar geçici değil kalıcı olacak gibi gözüküyor. 5. Suriyeli geçici koruma altındaki mülteciler ilk ne zaman ilçenize gelmişlerdir? Suriyelilerden önce de ilçenizde ikamet eden mülteciler var mıydı? Suriyeliler ilk olarak göçün başlaması ile birlikte (2011 yılından itibaren) gelmeye başladılar. Daha önce yaşayan mülteciler vardı. Afganlar, Afrikalı mülteciler ilçe sınırlarımızda yaşıyorlar. 6. İlçenizde yaşayan geçici koruma altındaki mülteciler ilçenin hangi mahallelerinde yoğunluk göstermektedir? İlçe genelinde dağılım nasıldır? Okmeydanı tarafında yer alan Mahmut Şevket Paşa mahallesi, Kuştepe tarafında İzzet Paşa mahallesi ve Paşa mahallesinde daha çok Suriyeli mülteciler yaşamaktadır. Kurtuluş bölgesinde ise daha çok Afgan, Afrikalı mülteciler yaşamaktadır. 7. Mültecilerle ilgili hizmet ve faaliyetlerinizi ne zamandır yürütüyorsunuz? Bu gruplarla ilk temasları hangi hizmet ve faaliyetler aracılığıyla sağladınız? (Eğitim, sağlık, insani yardım, barınma vb.) Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü bünyesinde Göç Birimi kurulmasıyla sınırları netleşmiş bir çalışma yürütmeye başlayabildik. Yaptığımız yardımlar genelde ayni yardımlar oluyordu. Şimdi de öyle. Nakdi yardımları sadece gerekli evrakları getiren (ikametgâh gibi) yerellere


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

43

verebiliyoruz. Bu da yasal açıdan elimizi bağlayan bir başka sorun. Gün içerisinde 3 ya da 5 kişinin geldiği oluyor. Ama ortalama bir rakam söylersek 2 kişinin birimimizi ziyaret ettiğini söyleyebiliriz. Şimdi bir çalışma daha hazırlıyoruz. İlçemiz sınırları içerisinde tercüman bulunan ya da Arapça bilen çalışanı olan hastaneleri araştırdık. Onları haritaya işleyip ilçemizde yaşayanlara dağıtacağız. Bu hastaneler; Amerikan Hastanesi, İstanbul Cerrahi Hastanesi (3 personel), Memorial Şişli Hastanesi (8-9 personel), Özel Kadıoğlu Hastanesi, Türkiye Gazetesi Hastanesi (1doktor), Dora Hospital (1 kişi), Şişli Etfal Hastanesi (1 personel)’dir. 8. Bu faaliyetlerinizi belediyenin bir görevi olarak görüyor musunuz? Sizce neden bir yerel yönetim bu meseleyle ilgilenmelidir? Biz yerel yönetimin yapması gerekenleri yapıyoruz ama tüm yereller yapmıyor veya yapamıyor olabilir. Yerel yönetimleri görevini yapmaya zorlayan düzgün bir yasal altyapı olmadığından belediyelerin isteği doğrultusunda çalışmalar yapılıyor. Yani keyfi bir uygulama söz konusu. Mesela her belediye bir görevi üstlense, bu konuda birlikte organize olsalar bu çalışmalar daha kolay yürütülür. Çünkü tek bir belediyenin tüm hizmetleri verecek bir kaynağı maalesef yok. Yani tüm yerel yönetimler birlikte çalışmaya başlayıp bu konuda belediyelerin yapması gerekenleri paylaşırlarsa daha fazla mülteci için hizmet sağlanmış olur. Yerelde yaşayan mülteciler için yerel politikalar ortaklaştırılıp paylaşılabilir hale gelebilir. Ama sadece yerel yönetimlerle de olacak iş değil tabi ki. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu yerel politikaları kapsamıyor. Merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasında ideolojik, politik farklılıklar da var. Tüm bunlar yerel yönetimlerin işini zorlaştırıyor. Herkesin faydalanabileceği bir düzlem yaratmak gerekiyor. Artık burada yaşayan nüfusun buranın yereli olacağını kabul etmek lazım. 5 yıldır evlerinden uzaklar ve dönecek bir evleri de yok maalesef. 9. Bu alanda yürüttüğünüz faaliyetlerle ilgili temel sıkıntılarınız nelerdir? Yetki, kurumsal kapasite, kaynak, işgücü, uygulama, muhasebeleştirme vb. açısından... En önemli sorunumuz çalışma alanımız için ayrılmış bir bütçe olmaması. Bütçe olmadığı için imkânların el verdiği kadar çalışma yapabiliyoruz. Şu anda yapabildiğimiz tek şey ihtiyaç sahibi mültecilere ihtiyaçlarının karşılanmasıyla sınırlı. Çalışmalarımızı yaparken burada yaşayan Suriyelilerle de sıkıntı yaşıyorduk. Başta bir güven sorunu vardı bize karşı. Ancak yavaş yavaş bu da kırılmaya başladı. Öfkeli bir kesim de var aralarında ama yaşam savaşı verdikleri için şimdi bu öfkeyi görmezden geliyorlar. Belki ilk kuşak değil ama ikinci kuşak temel ihtiyaçları karşılandığında, yaşam savaşları sona erdiğinde öfkelerini gösterecek. Ekip olarak yeterli değiliz. Sayımızın arttırılması gerekiyor. Kaynak sıkıntısı da yaşıyoruz. 10. Yürüttüğünüz faaliyetlerle ilgili hukuki sıkıntılar var mıdır? Sizin sunacağınız hizmetleri kısıtlayan/engelleyen veya hizmetlerinize alan açan/destekleyen hukuki çerçeve nedir? Hukuki sıkıntılar yaşıyoruz. Yasal prosedürler yüzünden çok sıkıntı yaşıyoruz. En temel sıkıntı nakdi yardım yapmamızın önündeki engeller. Bizim müdürlüğümüz yerelde yaşayan vatandaşların getirebileceği evraklar tamamlandığı takdirde nakdi yardım yapabiliyor. Ama mülteciler için bu durum maalesef mümkün olmuyor. Bir de sağlık hizmetleriyle ilgili sıkıntılar var. Mülteciler kayıtlı oldukları yerlerde sadece sağlık hizmetinden faydalanabiliyorlar. Ama her sağlık sorunu da kayıtlı oldukları yerlerdeki hastaneler tarafından tedavi edilemiyor.


44

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

Bu durum Suriyeli mültecilerin en çok sorun yaşadığı durumlardan biri. Yasal olarak bunların düzeltilmesi gerekiyor. Ayrıca biraz önce de belirttiğimiz üzere Koruma Kanunu ve Yönetmeliği kapsamında yerel yönetimlerin çalışmalarını kolaylaştıracak yasal bir zemin yok. 11. Anılan sıkıntıları nasıl aştınız? Tam olarak aştığımız söylenemez. Sadece bu yasalar çerçevesinde hareket ediyoruz. Ancak nakdi yardımla ilgili olarak bir dernekle protokol imzalamak ve onların çalışmalarına destek vermek gibi bir düşüncemiz var. 12. Sizce ilçenizdeki yerel halk, mültecilerle birlikte yaşama fikrine nasıl bakıyor? Karşı karşıya gelişler en çok ne üzerinden oluyor? Ya da birliktelikler gün geçtikçe gelişip artıyor mu? Çok rahatsız değil yerel halk. Herkes kendi yaşam alanlarını koruma derdinde. Kendi yaşam alanlarına değmediği sürece sıkıntı çıkmıyor. Eğer böyle temaslar olursa sıkıntılar yaşanıyor. Ekonomik olarak geçim sıkıntısı yaşayan yerel daha çok sorun yaşıyor bizde. Bizim de durumumuz kötü onlara neden öncelik veriyorsunuz yaklaşımı hakim bu kesim içinde. Eğitim ve sağlık hizmetleri açısından sıkıntı yaşıyor Suriyeliler daha çok. MEB okullarına yazılıyorlar ama bir süre sonra Türkçe bilmedikleri için ya da okulda sıkıntı yaşadıkları için bırakıyorlar okulu. 13. Yapmak isteyip de yapamadığınız neler var? Suriyelilerin tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bir merkez açmak istedik. Türkçe kursunun verildiği, atölye çalışmalarının yapıldığı, temel sağlık hizmetlerinin karşılandığı, psikolojik destek hizmetinin sunulduğu, hukuki yardımın yapıldığı ve ihtiyaç duydukları tüm konularda danışmanlık hizmeti sunacak bir merkez idi fikrimiz. Bizim ilçemizde 9.000 kayıtlı mülteci geldi son 5 yılda ama buna karşılık özel bir bütçe ayrılmadı. Bu nüfus Şişli için bir mahalle nüfusu demek oluyor. Yapmak istediğimiz şey çok ama bunun için ne kadromuz yeterli ne de bütçemiz. 14. En iyi işleyen etkinlikleriniz nelerdir? Mülteci Hakları Merkezi ile ortaklaşa düzenlediğimiz “Mülteci olmak nedir?”, “Mülteci Hakları” konulu toplantı çok faydalı oldu. Bu toplantılarımıza devam edeceğiz, kiracı hukuku ve aile hukuku konuları üzerinden. Ayrıca diğer sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte yaptığımız yuvarlak masa toplantılarımız da verimli geçti demek mümkün. Ayrıca Suriyeli çocuklara masal atölyesi yapmayı planlıyoruz. Yaptığımız ayni yardımlar da çok faydalı oluyor. İhtiyaçları o kadar çok ki, onları edinmelerini sağlamak yapabildiğimiz en etkin faaliyetimiz. En çok ihtiyaç duydukları şeyler koltuk, yatak, çamaşır makinesi, temizlik malzemeleri, gıda ürünleri, çocuk nüfusu çok olduğu için bebek bezi gibi malzemeler. Bunlar birimimize ulaştığı an öncelikli olarak Suriyeli mültecilere dağıtıyoruz ve ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyoruz. 15. Sizin önerileriniz nelerdir? Somut olarak nelere ihtiyaç var? Öncelikle bu sorun için yerel yönetimlere bir bütçe ayrılması lazım. Bir de bu KOSGEB gibi girişimcilik fonları, Kalkınma Ajansları üzerinden dağıtılan fonlar var. Ya da İŞKUR var. O ve benzeri kaynaklardan bu alan için bütçe oluşturulması gerekiyor. Belki bu ve benzeri


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

45

tüm kurumların katılacağı bir toplantı düzenlenirse ve bu sorun için birlikte çözüm aranırsa her şey daha kolay çözülür. Ayrıca eğitim, sağlık, hukuk alanlarında yaşanan sorunlara da kısa vadeli değil kalıcı bir sorun olarak bakılması ve çözüm yollarının o şekilde geliştirilmesi gerekiyor. Bu sorunların hepsini bahsettiğimiz merkez çözebilir. Biz de Avrupa’dan yani batıdan gelenlere mülteci deniyor sadece ama diğer yerlerden gelenlere mülteci tanımı yapılmıyor. Bizim yasal olarak yaptığımız tanımlarda da sıkıntı var. Bunların hepsinin gözden geçirilmesi gerekiyor. 16. Yerel yönetimlerin bu alandaki rolü nasıl geliştirilmelidir? Nasıl olmalıdır? Yerel yönetimler kolaylaştırıcılık yapmalı. Tüm bu hizmetleri sunması çok zor ama bizler yereli, bölgemizde yaşayan mültecileri tanıyoruz, ihtiyaçlarını biliyoruz. Bizimle birlikte hareket edecek merkezi yönetim anlayışı süreci daha da kolaylaştırır. Çünkü Suriyeliler her gün uyandığı, gezdiği bir sokaktan hiç bilmediği bir sokağa geldiler ve yarın ne olacağını bilmiyorlar. Yapılan çalışmalar herkese yönelik olmalı. Kadın, çocuk, LGBTİ her kesimin sorunlarına çözüm aranmalı. Ancak bizde sadece Suriyeli şeklinde tanımlanmışlar. Mevcut yasal düzenlemelere de müdahale şart saydığımız nedenlerden dolayı. Tüm yerel yönetimlerin birlikte koordineli çalışma yürütecekleri düzlemler oluşturulmalıdır. 17. Sizce ulusal ve uluslararası alandaki mülteci krizi konusunda en önemli problem nedir? Nasıl çözülmelidir? Mültecilik konusunda genel bir ülke politikası yok. Türkiye’nin Suriye’ye ve Suriyelilere yönelik bir bakış açısı geliştirmesi gerekiyor. Sınır telleri çekilirken kültürel sınırlarda çizilmiş sanki. Aslında bu şu anda tüm dünyada var olan bir sorun. Oryantalist bir bakış açısı var Suriye’ye ve Suriyelilere karşı. Şu anda Ortadoğu’da savaş durumu söz konusu. Ülkemizde de iç sorunlar mevcut. Bu sorunların altında mültecilerin/Suriyelilerin sorunları daha bir görünmez halde. Çözümü net değil fakat sorunlar asgari düzeye indirilebilir. İnsan hayatı, hayatları kıymetsiz olmamalı, savaş psikolojisinden buralara gelmiş çocuklar için yapılabilecek çok şey var, ihtiyaçlar hiyerarşisi göz önünde bulundurularak her katmana hitap edecek kuruluşlar düzenlenebilir diyoruz. Bu durum keyfiyet barındırmamaktadır. 4.3.2. Esenyurt Belediyesi Esenyurt Belediyesi Başkanlığı, aşağıdaki sorularımızı yazılı olarak e-posta aracılığıyla cevaplamıştır. İlçede 2015 Aralık tarihindeki kayıtlı Suriyeli sığınmacı sayısı 25.000 olarak ifade edilmiştir. Aşağıdaki soruların cevapları, Esenyurt Belediye Başkan Yardımcısı Abdurrahman Ada ile yapılan derinlemesine görüşmede elde edilmiştir (04.03.2016). 1. İlk ne zaman mültecilere yönelik çalışmalar yürütme ihtiyacı doğdu? Sahada nasıl bir ihtiyaç gördünüz? Nasıl ve ne şekilde başladınız? Esenyurt ilçemize ikamet etmeleriyle mültecilere yönelik çalışmalar başlattık. 2013 tarihinde Suriye İrtibat Bürosu açarak mültecilerin ihtiyaçlarına karşılık vermeye başladık. Sahada barınma, sosyal yardım, eğitim ve sağlık ihtiyaçlarını gördük. İlk çalışmayı Sosyal Birim üzerinden ihtiyaçlarına yönelik vermeye çalıştık. Göçün daha sonra çoğalmasıyla mültecilere özel birim açtık. Tercüman eşliğinde ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştık. 2. İlçenizde sizin dışınızda hangi kurumlar hangi konularda Suriyeli mültecilerle ilgili


46

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

faaliyetler yürütmektedir? En öne çıkan kurum ve faaliyeti hangisidir? Mültecileri kayıt altına alıp yabancı tanıtma kimliğini (geçici koruma belgesini) ilçemiz Emniyet Kıraç Karakolu vermektedir. İkinci kurum kaymakamlık olarak engelli, sakat ve 40 yaş üzeri olan Suriyeli mültecilere sosyal hizmetler güvencesiyle yardım yapılmaktadır. 3. İlçenizde kaç sığınmacı/geçici koruma altındaki yabancı bulunmaktadır? Ülke kökeni dağılımı nasıldır? (Örneğin, hepsi Suriyeli midir?) Emniyetten alınan bilgilere göre yabancı tanıtma (geçici koruma) belgesi verilen 25 bin kişi mevcut olup; altı veya yedi ay randevu sisteminde beklemekte olanlarla toplam 40 bine yakın Suriyeli mülteci barınmaktadır. Esenyurt ilçemize mülteci göçü çok hızlı bir şekilde devam etmektedir. İlçemizde Suriyeli mülteciler dışında Irak, Mısır ve Yemen vatandaşlığında olanlar da bulunmaktadır. Lâkin bunlar mülteci konumunda değildirler. 4. Suriyeli geçici koruma altındaki mülteciler ilk ne zaman ilçenize gelmişlerdir? Suriyelilerden önce de ilçenizde ikamet eden mülteciler var mıydı? İlk olarak Esenyurt ilçemize 2012 tarihinde mülteci akını başlamıştır. Suriye’den önce ilçemizde savaş ve kıtlıktan kaçan mülteciler de bulunmaktaydı. 5. Gerek Suriyeliler gerekse diğer ülkemize sığınmış mültecilerin hareketliliği açısından ilçeniz bir ikamet yeri olarak görülmekte midir? İlçenizde kalış süreleri kısa mıdır? Geleceğe dönük kalıcı olarak yerleşenler olduğunu düşünüyor musunuz? Esenyurt ilçemize mülteci hareketliliği sürekli devam etmektedir. Avrupa hayaliyle gelenler dışında, mültecilerin ilçemizde kalış süreleri kısa değildir. Türk vatandaşlarıyla evlenen ya da okuyan öğrencilerin ilçemizde kalıcı konumda oldukları gözlenmektedir. 6. İlçenizde yaşayan geçici koruma altındaki mülteciler ilçenin hangi mahallelerinde yoğunluk göstermektedir? İlçe genelinde dağılım nasıldır? İlçemiz 43 mahalleye sahip olup, her mahallede Suriyeli mülteciler barındırılmaktadır. Esenyurt belediyemize yakın mahalleler ile kırsal mahallelerde yoğun olarak yaşadıkları istatistiklerle tespit sonucunda bilinmektedir. 7. Mültecilerle ilgili hizmet ve faaliyetlerinizi ne zamandır yürütüyorsunuz? Bu gruplarla ilk temasları hangi hizmet ve faaliyetler aracılığıyla sağladınız? (Eğitim, sağlık, insani yardım, barınma vb.) 2012 tarihinden itibaren hizmet faaliyetlerimiz devam etmektedir. Öncelikle sosyal birimimize ihtiyaç sahibi olduğunu beyan eden kişileri yerinde tespit edip, Suriyeli olduklarını kanıtlayan belgeleriyle kayıt altına alıp gerekli yardımlar yapılmaktadır. -Eğitim, sağlık, insani yardım ve barınma koşullarını iyileştirici yardımlarda bulunduk. -İlk olarak barınma ihtiyaçlarına yönelik taleplerini karşıladık. Daha sonra şehir hayatına adapte olamayıp geçimini sağlayamayan mültecileri kamplara yönlendirdik.


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

47

-İnsani yardımlar olarak; gıda, çocuklara bez ile mama yardımı, kömür, soba, battaniye, kurban eti, kıyafet ve sıcak yemek ihtiyaçlarını karşıladık ve ilk günkü gibi karşılamaya devam etmekteyiz. -Mültecilerin çocuklarının eğitiminde ise; Esenyurt Belediyemiz tarafından Suriye Okulu açıldı. Okulun her türlü masrafları; kırtasiye, kayıt ücretleri, servis ve okul kıyafetleri belediyemiz bünyesinde sağlandı. Suriyeli mülteci ailelerin küçük çocuklarının Türk çocuklarla kaynaşmaları için Türk okullarına yerleştirilerek eğitim almaları sağlanmaktadır. -Sağlık alanında ise; 182 MHRS Hastane Randevu Sistemi ile hasta olan Suriyeli mültecilerin hastane randevularını alarak takibi ve yönlendirmesini yapmaktayız. Ayrıca gerekli görülen hastaları hastaneye Belediyemizin özel tahsis araçlarıyla hastaneye göndermekteyiz. Suriyeli mültecilere ilaç yardımı, medikal malzeme, gözlük, tekerlekli sandalye, protez bacak gibi sağlık yardımları Esenyurt Belediyesi tarafından verilmektedir. 8. Bu faaliyetlerinizi belediyenin bir görevi olarak görüyor musunuz? Eğer bu görüşe katılıyorsanız sizce neden bir yerel yönetim bu meseleyle ilgilenmelidir? Yapılan yardım faaliyetlerini ilçe belediyelerinin sorumluluğunda bir görev olduğu fikrine katılıyoruz. Belediyeler muhtaç sahibi kişileri belirleyerek yardımlarını daha isabetli bir şekilde ihtiyaç sahiplerine ulaştırarak çözümleyebilmektedir. Bu da yerel yönetimlerin üstlendikleri kamu hizmetlerinin yürütülüşünde merkezi yönetime göre daha etkin ve verimli sonuçlar alabilmekte olduklarını göstermektedir. 9. Bu alanda yürüttüğünüz faaliyetlerle ilgili bugüne kadar ortaya çıkan temel sıkıntılarınız nelerdir? Yetki, kurumsal kapasite, kaynak, işgücü, uygulama, bütçe, masraf gösterme vb. açısından... Yaşadığımız sıkıntılar diğer kamu ve özel kurumların Suriyeli mültecilere yardım yapmamasıdır. Bütçe ihtiyaçları karşılamaya yönelik kaynak sıkıntısı ile koordineli çalışmama farkında olduğumuz eksikliklerdendir. 10. Yürüttüğünüz faaliyetlerle ilgili hukuki sıkıntılar var mıdır? Sizin sunacağınız hizmetleri kısıtlayan/engelleyen veya hizmetlerinize alan açan/destekleyen hukuki çerçeve nedir? Anılan sıkıntıları nasıl aştınız? Mültecilerle ilgili faaliyetlerimiz de herhangi hukukî bir sorun yaşamadık. Ülkemize sığınan mülteciler hemşerimiz ve onlara Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile Cenevre Sözleşmesi’ne mutabık kalarak hizmet vermekteyiz. Sağlık Bakanlığı ile sağlık problemlerini, kimlikle ilgili sorunları da İl Göç İdaresi ile çözümlemeye çalıştık. 11. Sizce ilçenizdeki yerel halk, mültecilerle birlikte yaşama fikrine nasıl bakıyor? Yerelde bir çatışma ya da gerginlik var mı? Karşı karşıya gelişler en çok hangi konularda oluyor? Ya da birliktelikler gün geçtikçe gelişip artıyor mu? Suriyeli mültecilere ilçemizde yaşayan kendi yerel halkımız tarafından çok sıcak bakılmamaktadır. Yerelde bir çatışma yok. Dil sıkıntısının verdiği anlaşmazlık vardır. Türk


48

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

vatandaşlarımızla birbirlerini anlayamıyorlar. İnsanlar kendi mahallelerindeki ihtiyaç sahiplerine yardımlarını esirgemeyip muhtaçlara el uzatmaktadır. 12. Belediye olarak bu konu özelinde yapmak isteyip de yapamadığınız neler var? Kimsesiz, geçimini sağlık veya engel durumlarından sağlayamayan mülteciler için geçici sığınma evleri oluşturulabilir. Belediye olarak yapmak isteyip de yapamadığımız şu anda herhangi bir şey yoktur. 13. En iyi işleyen etkinlikleriniz nelerdir? Suriye birimimiz her konuda etkinliklerimizin en iyi şekilde işlemesi için çalışmalar yürütmektedir. Yetim ailelerine iftar programı yapılmaktadır. Suriyeli öğrencilere karne törenlerinde eşlik edilebilir. 14. Sizin mültecilerle yerelde kurulması gereken ilişki açısından önerileriniz nelerdir? Somut olarak nelere ihtiyaç var? Her mahallelerde Türkçe dil kurslarının olması, iletişime geçilen gerekli kurumlarda Arapça/ Türkçe ağırlıklı tercüman bulundurulması, Suriyeli mültecilerin hak ve hukuklarıyla ilgili seminerler ve programlar düzenlenmesi ve her konuda bilinçlendirilmeleri gerekmektedir. Bu konularda bütçe ve eğitmenlere ihtiyaç vardır. 15. Yerel yönetimlerin bu alandaki rolü nasıl geliştirilmelidir? Sizce ideal ortam nasıl olmalıdır? Öncelikle yerel idarelerde mültecilere özel bir bütçe ayrılması ve her bir belediyenin kendi ilçesinde ikamet eden mültecilerin ihtiyaçlarının karşılanmasına imkân sağlanması, ayrıca bütün devlet kurumlarının koordineli bir sistemde çalışması gerekmektedir. 16. Sizce ulusal ve uluslararası alandaki mülteci krizi konusunda en önemli problem nedir? Nasıl çözülmelidir? Ulusal ve uluslararası mülteci sorunlarına karşı ortak bir şekilde toplu hareket edilememesi mülteci sorunlarının artmasına sebebiyet vermektedir. Sadece Türkiye Devletimizin Suriyeli mültecilere kapılarını açarak destek olması yeterli olmamaktadır. AB ülkeleri arasında mülteci kotalarıyla gönüllülük ilkesi adı altında az sayıda mülteci kabulü Türkiye’ye daha fazla göçün ve yerleşmenin neticesinde maddi ve manevi sıkıntılar vermektedir. Avrupa ülkelerinin mülteci kabulünde yüksek eğitimli, sağlıklı, zengin kategorilerine ayırarak sınıflandırmayla mülteci alımı yapmaktan vazgeçmeleri gerekmektedir. Mülteci kabulünü şeffaf bir yapılandırmayla diğer ülkelerin de Türkiye gibi her türlü hizmeti ve yardımı yapmaları gerekmektedir. Uluslararası mülteci sorunlarının çözümlenmesinde Avrupa ve diğer gelişmiş Batı ülkeleriyle yapılan ve yapılacak antlaşmalarla mültecilerin kazanılmış hakları ile kazanılmak üzere olan hakları verilerek bunların korunması konusunda ortak bir şekilde karar alınıp çözümlenmesi gerekmektedir.


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

49

4.3.3. Sultanbeyli Belediyesi Sultanbeyli Belediyesi Strateji Geliştirme Müdürü Halil İbrahim Akıncı ve uzman Mehmet Aktaş ile gerçekleştirilen görüşmede, Suriyeli mültecilerle kurulan ilişkide başarılı bir örnek olmaları sebebiyle hem deneyimleri, hem de süreç içinde gözlemledikleri sorunlu konular hakkında bilgi edinilmeye çalışılmıştır. Bir yerel yönetimin mültecilerle kurduğu ilişkide geliştirilmesi gereken model önerisi hakkında fikirleri alınmıştır. Ayrıca, Sultanbeyli Belediyesi sahadaki deneyimlerinden yola çıkarak önemli tespitlerde bulunmuş, mevzuattaki açmazlar hakkında da fikirlerini paylaşmıştır. Yerelde mültecilere karşı genel tepkiler olup olmadığı ve onlarla gerilim yaşanıp yaşanmadığı konusunda gözlemlerine başvurulmuştur (19.02.2016). 1. İlk ne zaman mültecilere yönelik çalışmalar yürütme ihtiyacı doğdu? Sahada nasıl bir ihtiyaç gördünüz? Nasıl ve ne şekilde başladınız? 2012 yılında itibaren Sultanbeyli ilçesine gelişler başladı. İlk etapta sayıları 1.000-2.000’i bulan bu sayılara yerelde çalışan dernekler ve komşular yardım ediyordu. Sayı arttıkça insanların yardım toleransları tükendi. 2014 yılında sahada Ramazan kumanyalarını biz kendimiz dağıtıyorduk. Sahada Suriyelilerin yerleşmeye başladıklarını gördük. Sivil toplum kurumlarını ve kamu kurumlarını davet ettiğimiz toplantılar ve 4 adet çalıştay düzenledik. İlk çalıştayı 2014 Temmuz ayında yaptık. Bu çalışmalar sonunda çeşitli raporlar hazırladık. Kayıt konusunda ciddi sıkıntılar olduğunu gördük. Yaklaşık 9.000 Suriyeli mülteci kayıt altına alınmayı bekliyordu. Emniyetin bahçesinde kayıt konusunda destek olduk ve 2 ay içinde kayıttaki bu yığılmayı giderdik. Orada kayıt olanlar bizim koordinasyon merkezimize yönlendirildi, ihtiyaç analizini orada yaptık. Emniyetten daha nitelikli bir veri tabanı oluşturduk. Koordinasyon Merkezi ile beraber Aralık 2014’te Mülteciler ve Sığınmacılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’ni kurduk. Derneği sosyal yardımları ulaştırabilmek amacıyla kurduk. Yardım faaliyetlerini fonla, projelerle sağlıyoruz. 2. İlçenizde sizin dışınızda hangi kurumlar hangi konularda Suriyeli mültecilerle ilgili faaliyetler yürütmektedir? En öne çıkan kurum ve faaliyeti hangisidir? Eğitim, sağlık, psikolojik destek konularında faaliyetler yürütüyoruz. Çeşitli vakıf ve derneklerle işbirliği halindeyiz. Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı, Maya Vakfı, Uluslararası Mavi Hilal Vakfı, Amerikan Barolar Birliği, Kızılay beraber çalıştığımız ve burada çalışmalar yapan sivil toplum kurumları arasında yer alıyor. 3. İlçenizde kaç sığınmacı/geçici koruma altındaki yabancı bulunmaktadır? Ülke kökeni dağılımı nasıldır? (Örneğin, hepsi Suriyeli midir?) 17.290 kayıtlı Suriyeli, 500 diğer milletlerden (Afgan, Özbek, Doğu Türkistan vb.) sığınmacı ilçemizde yaşamaktadır. 4. Suriyeli geçici koruma altındaki mülteciler ilk ne zaman ilçenize gelmişlerdir? Suriyelilerden önce de ilçenizde ikamet eden mülteciler var mıydı? 2015 yılında sahadan yoğun veri almaya başladık. Kimin ne zaman geldiğine dair veri var ancak onlara buraya neden geldikleri hakkında soru sormamışız. Geriye dönüp sorulabilir. Büyük çoğunluğu bir akrabası vasıtasıyla gelmiş ama o ilk ulaşan nasıl gelmiş buraya, ona bakmak lazım.


50

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

5. İlçenizde yaşayan geçici koruma altındaki mülteciler ilçenin hangi mahallelerinde yoğunluk göstermektedir? İlçe genelinde dağılım nasıldır? Suriyeliler Sultanbeyli’nin 15 mahallesinde de var. Özellikle Fatih, Mehmet Akif, Merkez ve Abdurrahman Gazi mahallelerinde yoğunlar. Yeni yapılaşmanın olduğu bir bölge olan Adil mahallesinde de yoğunlukla yerleştiklerini biliyoruz. 6. Mültecilerle ilgili hizmet ve faaliyetlerinizi ne zamandır yürütüyorsunuz? Bu gruplarla ilk temasları hangi hizmet ve faaliyetler aracılığıyla sağladınız? (Eğitim, sağlık, insani yardım, barınma vb.) 2014 yılından bu yana insani yardım, eğitim, sağlık ve barınma faaliyetleri yürütüyoruz. Barınma desteği olarak derneğimize bir hayırsever tarafından bina verildi. Orada barınabiliyorlar. 4 hayırsever de 4 dairenin kullanımını derneğe tahsis etti. O dairelere de çocuklu, bekâr kadınları yerleştirmeyi istiyoruz. 7. Bu faaliyetlerinizi belediyenin bir görevi olarak görüyor musunuz? Eğer bu görüşe katılıyorsanız sizce neden bir yerel yönetim bu meselelerle ilgilenmelidir? Sorunu sahada yaşamaya başladığımız zaman yerel yönetimlerin bu işin içinde olması gerektiğini düşünmeye başladık. Belediyelerin gücü ve imkânı güçlü sivil toplum kurumlarından daha etkilidir. Belediyelere yetki ve kaynak aktarımı konusunda destek olunmalı, gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı diye düşünüyoruz. 8. Bu alanda yürüttüğünüz faaliyetlerle ilgili bugüne kadar ortaya çıkan temel sıkıntılarınız nelerdir? Yetki, kurumsal kapasite, kaynak, işgücü, uygulama, bütçe, masraf gösterme vb. açısından... Sağlıkla ilgili konular sıkıntılı, mesela özel tedavi gerektiren hastalar var. Böyle kişilerin ulaşım ve tercüman sıkıntısı oluyor. Uygulamada ilaca erişim sıkıntıları yaşıyorlar. Eğitim konusunda da sıkıntılar var. Lise eğitimiyle ilgili ciddi eksiklikler var. Lise eğitimine erişemiyorlar. 9. Sizce ilçenizdeki yerel halk, mültecilerle birlikte yaşama fikrine nasıl bakıyor? Yerelde bir çatışma ya da gerginlik var mı? Karşı karşıya gelişler en çok hangi konularda oluyor? Ya da birliktelikler gün geçtikçe gelişip artıyor mu? Genel olarak vatandaşlarımız; ev kiralarının artması, işsizlik, sosyal yardımlaşma vakfının para vermemesi, üniversite kazanılamaması gibi sorunların Suriyeliler yüzünden kaynaklandığını düşünüyor. İlçemizde çok iyi bir ortam yok. Özellikle kadınlarda Suriyelilerden kaynaklı tedirginlik var, erkelerin ikinci eş, üçüncü eş vb. almasından çekiniliyor. Bu da kadınlar açısından Suriyelilere nefret oluşturuyor. Yeni evlenecek çift ev bulamayınca, Suriyelilerden biliyor. Bu da ne kadar istismarcı olduğumuzu gösteriyor. Evlerde kalabalık yaşamaları, gece yaşayıp gündüz uyumaları buranın halkıyla uyumsuzluk yaratıyor. Sosyalleşmelerini evde yaşadıkları için, kalabalıklık sorun oluyor. Şu ana kadar herhangi bir çatışma durumu olmadı. 10. Belediye olarak bu konu özelinde yapmak isteyip de yapamadığınız neler var? Bütçe engelinden, mevzuat engelinden dolayı yapamadığımız çok şey var. Bu nedenle belediye olarak yapmadıklarımızı kurduğumuz STK üzerinden yapıyoruz.


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

51

11. Yerel yönetimlerin bu alandaki rolü nasıl geliştirilmelidir? Sizce ideal ortam nasıl olmalıdır? Yerel yönetimlere ilçedeki mülteci nüfusuna oranla kaynak arttırılması gerekli. Belediyelerin tedirginlik yaşadığı en önemli olay, yapılan yardımların mevzuatta karşılığı olmaması. Bu konuda net olarak bir atıf yapılmalı, belediyeler rahatlatılmalıdır. Bu iki sorun çözüldükten sonra olay belediyenin politikasına kalıyor. Park yapmak, asfalt yapmak nasıl belediyelerin göreviyse, mülteci konusu da belediyenin asli görevi olmalı. Bana göre mültecilere yerelde oy hakkı verilmeli. 4.4. Kurumların Kent Mültecilerine Dair Tutumları Belediyelerle yapılan derinlemesine görüşme sayısını arttırmak hedeflense de, belediyelerin büyük bir kısmının bu konuda bilgi ve ilgilerinin olmaması sebebiyle görüşme sayısı, yukarıda yer verilenlerle kısıtlı kalmıştır. İBB, Bağcılar, Sarıyer ve Kadıköy Belediyeleri çalışanlarıyla da görüşme talebinde bulunulmuş ama çeşitli sebeplerle geri dönüş alınamamıştır. Üzerinde düşünülmesi gereken bir diğer konu ise hem İBB çalışanlarının, hem de Kadıköy ve Sarıyer Belediyesi çalışanlarının mülteciler konusunda, özellikle de toplumsal uyum ve birlikte yaşam konusunda, herhangi bir çalışma yapmadıklarını ifade etmiş olmalarıdır. Kurumlarla yapmış olduğumuz yazışmalara yanıt veren birimlere bakıldığında ise; 15 belediyede Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü’nden, 3 belediyede Basın Yayın ve Halka İlişkiler Müdürlüğü’nden, 2 belediyede Yazı İşleri Müdürlüğü’nden, İBB ve Kadıköy Belediyesi’nde ise Zabıta Müdürlüğü’nden cevap verildiği göze çarpmaktadır. Tablo 11. Kurumlarda yazıya cevap veren birimler Kurumlarda Yazıya Cevap Veren Birimler

Sayı

Basın Yayın ve Halka İlişkiler Müdürlüğü

3

Özel Kalem Müdürlüğü

1

Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı-Sosyal ve İdari İşler Müdürlüğü

1

Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü

15

Strateji Geliştirme Müdürlüğü

1

Zabıta Daire Başkanlığı-Zabıta Destek Hizmet Müdürlüğü

1

Zabıta Müdürlüğü

1

Yazı İşleri Müdürlüğü

2

İl Milli Eğitim Şube Müdürlüğü

1

Vali Yardımcısı

1

Çalışma kapsamında bilgi edinmek üzere yapmış olduğumuz yazışmalara bakıldığında, toplamda 40 adet yerel yönetimle, 6 adet merkezi yönetime bağlı kurumla yazışma yapılmıştır. Bu kurumlardan İBB’den 2 müdürlük ve 23 ilçe belediyesi cevap vermiştir. Cevap vermeyen 16 ilçe belediyesinden ise bir kısmı barındırdıkları mülteci nüfusu açısından öne çıkmaktadır. Çeşitli resmi kurumların çalışmaları, kamuoyu araştırmaları, sivil toplum kuruluşlarının ve derneklerin çalışmaları doğrultusunda ortaya çıkan veriler ışığında, bu ilçelerde Suriyeli mültecilerin yoğun olarak yaşadığı bilinmektedir. Bunlar Fatih, Başakşehir,


52

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

Beylikdüzü, Gaziosmanpaşa, Esenyurt Belediyeleridir. Esenyurt Belediyesi ile çalışmanın “Mülakatlar” bölümünde de yer verildiği üzere, uzun süren ısrarlı çabalar sonucunda bir mülakat yapılmış, ancak yollanan ankete cevap vermedikleri için cevap vermeyen belediyeler arasında değerlendirilmiştir. Merkezi yönetime bağlı kurumlarda ise 6 kurumdan AFAD ve İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü olmak üzere 2 kurum ankete cevap vermiştir. Bu kurumlardan AFAD’a tarafımızdan 03.02.2015, 10.04.2015 ve 08.05.2015 tarihlerinde yazı gönderilmiş ancak 08.05.2015 tarihli dilekçemize cevap verilmiştir. Verilen cevapta ise; mülteciler “Suriyeli misafirler” olarak tanımlanmış ve AFAD’ın Suriyelilerin sağlık hizmetlerine ilişkin giderleri karşıladığı belirtilmiştir. İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü ise bilgi belge istemimize ancak TMMOB ŞPO İstanbul Şubesi ve bu yayının hazırlanmasında emek veren ekibin ısrarlı çabaları sonucu cevap vermiştir. Genel olarak cevap veren belediyeler arasında, detaylı çalışma yapanlar ve herhangi bir çalışması bulunmadığını, başvuru olmadığı için çalışmaları olmadığını belirten belediyeler bulunmaktadır. Tablo 12. İlçe belediyelerinin cevapları İlçe Belediyeleri

Cevaben iletilen dilekçenin içeriği

Adalar Belediye Başkanlığı

Belediye bünyesinde böyle bir çalışmamız olmamakla beraber böyle bir başvuru dilekçesi bulunmamaktadır.

Kartal Belediye Başkanlığı

Herhangi bir çalışmamız yoktur. Mülteciler İstanbul Valiliği ve İBB’ye yönlendirilmektedir.

Maltepe Belediye Başkanlığı

Kayıt altına alınmış mülteci bulunmamaktadır.

Sarıyer Belediye Başkanlığı

Herhangi bir çalışmamız yoktur.

Silivri Belediye Başkanlığı

Herhangi bir başvuru olmadığından bir çalışmamız yoktur.

İBB- Sosyal ve İdari İşler Müdürlüğü

Bilgiler İstanbul Valiliği İl Mahalli İdareler Müdürlüğü’nden alınabilir.

Cevap veren ancak herhangi bir çalışması bulunmadığını belirten belediyelerin yanıtları, İBB tarafından iletilen yazıda yer verilen “İstanbul’un tüm ilçelerinde mültecilerin yaşadığı” ifadesi göz önüne alınarak değerlendirildiğinde; bu kurumların ilçelerinde yaşayan mültecileri göz ardı ettikleri ve mültecilerin sorunlarına, ihtiyaçlarına yönelik çözüm üretmedikleri; yani yerel yönetim olarak sorunu bir şekilde yok sayarak sorumluluklarını yerine getirmedikleri görülmektedir. Cevap veren kurumlar arasında Sultanbeyli ve Ataşehir Belediyeleri ise, yaptıkları çalışmalar bağlamında mülteci sorununa eğilme yöntemleriyle ön plana çıkmaktadır. Bu bölümde sırasıyla belediyelerin ve resmi kurumların TMMOB ŞPO İstanbul Şubesi’ne verdikleri cevaplar, kısaca değerlendirilip yaptıkları çalışmalara değinilecektir. İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından iletilen yazıda Suriyeli mülteciler “Suriyeliler” şeklinde tanımlanmış olup, yapılan çalışmaların sunulan eğitim olanaklarıyla sınırlı olduğu cevabını vermiş ve diğer konularda bilgilerin GİGM’den alınması gerektiğini


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

53

belirtmişlerdir. Çalışmalarını MEB-2014/21 sayılı Genelge kapsamında yaptıklarını, bu Genelge doğrultusunda İstanbul’da Suriyeli öğrencilerin eğitim gördüğü 62 adet Geçici Eğitim Merkezi oluşturulduğunu, bu merkezlerde 2015-2016 Eğitim-Öğretim yılı içerisinde 37.291 öğrencinin eğitim gördüğünü belirtmişlerdir. İstanbul’da 39 ilçede de Suriyeli öğrenci bulunduğu yazı kapsamında ifade edilmiştir. Her Geçici Eğitim Merkezi için bir koordinatör (resmi öğretmen ya da idareciler arasından) görevlendirildiği bu kişinin merkezin sevk ve idaresi olmak üzere tüm işlemlerin yürütülmesinden sorumlu olduğu; Müdürlüğün ise UNICEF, BM, dernek, vakıf ve üniversitelerle eğitim konusunda işbirliği, “Suriyeli öğrencilerin rehabilitasyonu ve topluma kazandırılması” konularında çalışmalar yaptığı ifade edilmiştir. İBB tarafından farklı müdürlüklerden olmak üzere iki adet yazı tarafımıza iletilmiştir. Bu yazılardan biri Zabıta Daire Başkanlığı, Zabıta Destek Hizmet Müdürlüğü; diğeri ise Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı, Sosyal ve İdari İşler Müdürlüğü’nden gönderilmiştir. Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı, Sosyal ve İdari İşler Müdürlüğü’nden gönderilmiş yazıda Suriyeli mülteciler “Suriye vatandaşları” şeklinde tanımlanmış olup, bilgilerin İstanbul Valiliği İl Mahalli İdareler Müdürlüğü’nden alınabileceği belirtilmiştir. Zabıta Daire Başkanlığı, Zabıta Destek Hizmet Müdürlüğü’nden gelen yazıda ise mülteciler “Suriyeliler” şeklinde tanımlanmış olup; İstanbul Valiliği Özel Kalem Müdürlüğü’nün 25.12.2013 tarihinde yetki alanındaki kurumlara yolladığı AFAD’ın 17.12.2013 tarihli Genelgesi ek olarak tarafımıza iletilmiştir. Bu genelgede mülteciler “Suriye’de meydana gelen iç karışıklıklar nedeniyle geçici korunma amacıyla ülkemize sığınan Suriyeliler” şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca büyükşehir belediyesi ve ilçe belediyelerinin, kaymakamlıkların, il ve ilçe emniyet müdürlüklerinin, AFAD il müdürlüğünün görevleri ve yapabileceği faaliyetler belirtilmiştir. Genelge kapsamında belirlenenler ise şöyledir: “…1. Geçici barınma merkezleri dışında Suriyelilerin yoğun olarak bulunduğu illerde insani yardım çalışmalarının düzenli ve eksiksiz yürütülebilmesi için Emniyet Genel Müdürlüğü’nce geliştirilen kayıt sisteminin kullanılan gerekli kayıt işlemlerinin ivedilikle tamamlanması, 2. Geçici barınma merkezleri dışında herhangi bir barınma imkanına sahip olmayıp park, bahçe, sokak gibi açık alanlarda yaşayan geçici koruma altındaki Suriyelilerin Mülki Makamlarca; a) Tespitinin yapılması, b) Tespit edilen Suriyelilerin Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı’nın belirleyeceği geçici barınma merkezlerine yönlendirilmesi, c) Park, sokak, cami, kavşak gibi alanlarda dilencilik, işgal, çevreyi kirletmek gibi çeşitli kabahatleri işleyen Suriyeliler hakkında gerekli işlemlerin yapılması 3. Geçici barınma merkezleri dışında olup da, ikinci madde kapsamına girmeyen geçici koruma altındaki Suriyelilerin eğitim, sağlık gibi temel insani ihtiyaçlarının yetki bakanlık, kamu kurum ve kuruluşları, mahalli idareler ve sivil toplum kuruluşlarıyla koordinasyon ve işbirliği içerisinde çözüme kavuşturulması şeklinde sıralanmıştır. Buna göre; Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve İlçe Belediye Başkanlıkları:


54

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

- Geçici barınma imkanına sahip olmayan Suriyelilerin park, bahçe, sokak gibi açık alanlarda yeniden yaşam alanları oluşturulmaması için gerekli tedbirleri alacaktır. - Park, sokak, cami, kavşak gibi alanlarda dilencilik, işgal, çevreyi kirletmek gibi çeşitli kabahatleri işleyen Suriyeliler hakkında gerekli işlemlerin yapacaktır. Kaymakamlıklar: - Geçici koruma merkezleri dışında herhangi bir barınma imkanına sahip olmayıp, park, bahçe, sokak gibi açık alanlarda yaşayan Suriyelilerin tespiti yaptırılacaktır. - Tespit edilen Suriyelilerin Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı’nın belirleyeceği geçici barınma merkezlerine İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü ile koordine ederek yönlendirilecektir. (Birinci basamak olarak Türk Kızılay’ı tarafından işletilen Pendik Kızılay Kampı ve Tuzla Akfırat Lojistik Merkezinde geçici konaklama imkanı sunulup, bilahare Suriyelilerin geçici barınma merkezlerine intikali de sağlanabilecektir. İşletilen Pendik Kızılay Kampı ve Tuzla Akfırat Lojistik Merkezine Suriyelilerin getirilmesi genel kolluk kuvvetleri marifetiyle yerine getirilecektir. - Geçici barınma imkanına sahip olmayan Suriyelilerin park, bahçe, sokak gibi açık alanlarda yeniden yaşam alanları oluşturulmaması için gerekli tedbirleri alacaktır. - İl Emniyet Müdürlüğü dışında daha önce Valiliğimizce başlatılan Suriyelilere ilişkin kayıt işlemine devam edilecektir. İl Emniyet Müdürlüğü: - Geçici barınma merkezleri dışındaki (ilimizde barınma imkanı bulmuş ve sokakta yaşayan) Suriyeliler tespit edilerek Emniyet Genel Müdürlüğü’nce geliştirilen kayıt sistemi kullanılarak gerekli kayıt işlemlerinin ivedilikle tamamlayacaktır. Bunu yerine getirirken ihtiyaç duyduğu ilçelerin Kaymakamlığı ile koordine sağlamak suretiyle Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının uygun bir mekanını koordinasyon merkezi olarak kullanacaktır. İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü: - Suriyelilerin geçici barınma merkezlerine gönderilmesi için gereken vasıta ücretiyle sağlık gideri ve reçete bedellerinin acil yardım ödeneğinden karşılanmasını sağlayacaktır.” şeklindedir. Bunların dışında belirtilen konuların kendi bakanlıkları, mahalli idareler ve sivil toplum kuruluşlarıyla koordinasyon ve işbirliği içinde çözülmesi de genelge kapsamında belirtilen hususlardandır. Ataşehir Belediye Başkanlığı tarafından iletilen yazıda Suriyeli mülteciler “sığınmacılar ve mülteciler” şeklinde tanımlanmış olup; mülteci ve sığınmacıları hedef alan herhangi bir barınma, iletişim ve hizmet merkezi bulunmadığı, belediyeye başvurmuş olan Suriyeli 16 aile bulunduğu, bu ailelerin Ferhatpaşa, Mustafa Kemal, Esatpaşa, Aşık Veysel, Barbaros, İnönü, Fetih, lçerenköy, Kayışdağı, Mimar Sinan ve Yeni Cami mahallelerinde ikamet ettikleri belirtilmiştir. Ataşehir ilçe sınırları içerisinde kayıt altına alınmamış mülteci ya da geçici koruma altındaki yabancılar olabildiği, ancak buna yönelik bir çalışma yapılmadığı ve ikametgahlarının olmamasına bağlı olarak bu kişilere yönetmelikler gereği herhangi bir yardım yapılamadığı ifade edilmiştir.


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

55

İlçe sınırları içerisinde yaşayan mültecilerin tamamının Suriyeli, yaş ortalamasının 17 olarak saptandığı; kayıtlı nüfusun 33’ünün erkek, 51’nin kadın olduğu belirtilmiştir. İkameti Ataşehir olan mültecilerin eğitim seviyeleri kendi ülkelerindeki eğitim durumlarına göre değerlendirildiğinde; bilinen 29 kişiden 8’inin okuma-yazma bilmediği; 2’sinin okur-yazar, 4’ünün ilkokul mezunu, 6’sının ortaokul mezunu, 4’ünün lise mezunu olduğu; aralarında 2 muhasebeci, 1 diş teknisyeni, 1 doktor ve 1 beden eğitimi öğretmeni bulunduğu tarafımıza iletilen cevapla bildirilmiştir. Çalışma durumlarına bakıldığında ise 9 kişinin çalıştığı ve bunların 3’ünün muhtelif sektörlerde işçi, 3’ünün tekstil işçisi, 1’inin fırıncı, 1’inin de terzi olduğu belirtilmiştir. 1 kişinin de geçici işlerde çalıştığı ifade edilmiştir. Yerelde duyulan ihtiyaçlara yönelik çalışmalar kapsamında ise; ihtiyaçların yüz yüze görüşme yöntemiyle tespit edildiği, risk altındaki grupların belirlendiği, elde edilen verilerin bölgesel olarak haritalandırıp ortaya çıkan sonuçların sosyal servis meslek elemanları tarafından (sosyal hizmet uzmanı, psikolog, sosyolog) bölge halkını bilgilendirmek ve ilgili kurum-kuruluşlara yönlendirmeler yapılmak üzere kullanıldığı ifade edilmiştir. Kendi imkanlarıyla yaşayan mültecilere yönetmelik gereğince ayni yardımlar (kuru gıda, aşevi, bebek bezi, hasta bezi, tekerlekli sandalye, kırtasiye, ikinci el kıyafet, ev eşyası vb. temini) yapıldığı belirtilmiştir. Ayrıca ATAEVİ Sosyal Hizmet Merkezlerinde hem bölge halkının, hem de mültecilerin faydalandığı hizmetler verdiklerini, bu merkezlerde mültecilerin “kente ve kültüre entegrasyonu” kapsamında gelen taleplere ve belediyenin tespitlerine göre çalışmalar yapıldığını, barınma sorunu yaşayanları Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) ya da İBB’ye yönlendirdiklerini belirtmişlerdir. Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü’ne bağlı idari büro-sosyal servis aracılığıyla geliştirilen ilişkilerin bireysel başvuruyla gerçekleştiği, bölgesel inceleme çalışmaları kapsamında karşılaşılan mültecilerle de iletişim kurulduğu ifade edilmiştir. Avcılar Belediye Başkanlığı tarafından iletilen yazıda Suriyeli mülteciler “Suriyeli mülteciler” şeklinde tanımlanmış olup; toplamda 100 aileye gıda yardımı yapıldığı, bu ailelerden 25’ine düzenli gıda sağlandığı belirtilmiştir. İkamet, mekân ve kimlik belgesiyle ilgili olarak ilçelerinde sorun yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Bağcılar Belediye Başkanlığı tarafından iletilen yazıda Suriyeli mülteciler “mülteci statüsündeki kişiler-yabancılar” şeklinde tanımlanmış olup; ikamet eden mültecilere yasal mevzuat kapsamında ve Belediyenin imkanları doğrultusunda yardımlar yapıldığı ve ilgili bilgilerin Bağcılar Kaymakamlığı’nda bulunduğu, dolayısıyla kendilerinden alınması gerektiği belirtilmiştir. Bakırköy Belediye Başkanlığı tarafından iletilen yazıda Suriyeli mülteciler “yabancı uyruklu” şeklinde tanımlanmış olup; Zabıta Müdürlüğü’nce kurulmuş mültecilere yönelik herhangi bir merkez bulunmadığı ve ayrıca zabıta ekipleri tarafından yapılan çalışmalarda “dilencilik yapan Suriye uyruklu kişiler tespit edildiğinde” Ataköy Polis Merkezi’ne götürülerek, kişilerin burada kayıt işlemlerinin yaptırıldığı belirtilmiştir. Barınma sorunu yaşayan mültecilere ve sokakta yaşayan vatandaşlara rastlandığında ya da belediyeye bu konuda gelen ihbarlar olduğunda, İBB’nin l4/01/2015 tarih ve 7104 sayılı yazıları doğrultusunda kişilerin Zeytinburnu Spor Tesisleri’ne götürüldüğü ifade edilmiştir. Bayrampaşa Belediye Başkanlığı tarafından iletilen yazıda Suriyeli mülteciler “Suriyeli mülteciler” şeklinde tanımlanmış olup; mülteci ve sığınmacıları hedef alan herhangi bir


56

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

barınma, iletişim ve hizmet merkezinin bulunmadığı, kayıtlı-kayıtsız yaşayan mülteci nüfusuna yönelik bir sayının tespit edilmediği, kayıt altına alınmamış mültecilerin Bayrampaşa İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne ve Bayrampaşa Kaymakamlığı’na yönlendirilerek kayıt altına alınmaları yönünde teşvik edildiği ifade edilmiştir. Yereldeki ihtiyaçlara yönelik bir çalışma yapılmadığı ancak 2014 yılında Hayır Çarşısı tarafından 92 kişiye soba, 344 kişiye elbise ve 267 kişiye gıda; 2015 yılında 12 kişiye elbise ve gıda, 105 aileye 10’ar torba kömür, 88 aileye düzenli yemek, 100 eve de ev eşyası yardımı yapıldığı belirtilmiştir. İhtiyaç sahipleriyle yüz yüze görüşme yapıldığı ve Hayır Çarşısı tarafından ziyaretler gerçekleştirildiği, barınma sorunu yaşayan ihtiyaç sahiplerinin Zeytinburnu Spor Kompleksi’ne, dışarıda kalan kadınların Eyüp Sığınma Evi’ne ve Tuzla-Pendik’te bulunan Konteynır Kent’e yönlendirildiği bilgisi paylaşılmıştır. Beşiktaş Belediye Başkanlığı tarafından iletilen yazıda Suriyeli mülteciler “geçici koruma altındaki kişiler” şeklinde tanımlanmış olup; Belediye bünyesinde mültecileri hedef alan bir merkezlerinin bulunmadığı, ilçe sınırları içerisinde ikamet edip nakdi yardımlardan faydalanan 3 kişilik bir ailenin bulunduğu, kayıt altına alınmamış Suriyeli mülteciler konusunda ve nüfus-demografik yapı bağlamında henüz bir çalışma yapılmadığı belirtilmiştir. Yereldeki ihtiyaçların karşılanması hususunda ise sosyal ve ekonomik desteklerin sağlandığına ve kıyafet, yemek ve sosyal yardımların yapıldığına değinilmiştir. Mültecilerin belediye tarafından sunulan sosyal hizmetlerden faydalanabildiği, bu kişilerin belediyeyle bireysel başvuru yoluyla iletişim kurdukları, barınma konusunda kimsenin yardım istemediği belirtilmiştir. Beykoz Belediye Başkanlığı tarafından iletilen yazıda Suriyeli mülteciler “mülteci, sığınmacı veya geçici koruma altına alınmış yabancılar” şeklinde tanımlanmış olup; sosyal yardım amacıyla mültecilerle bireysel başvuru yoluyla ilişki kurulduğu ve başvuran Suriyeli ailelere ayni yardım (erzak, giyim, eşya) yapıldığı belirtilmiştir. Beyoğlu Belediye Başkanlığı tarafından iletilen yazıda Suriyeli mülteciler “Suriye uyruklu vatandaşlar” şeklinde tanımlanmış olup; ilçede ikamet eden veya tezkeresi olmadığı halde belediyeye müracaat eden Suriyeli mültecilere sıcak yemek, banyo, çamaşır yıkama hizmeti, gıda ve giyim yardımı yapıldığı belirtilmiştir. Ayrıca belediye tarafından verilen elektronik alışveriş kartıyla belediyenin Sosyal Market’inden 444 aileye gıda ve giyim yardımı, 123 aileye alışveriş çeki yardımı yapıldığı ifade edilmiştir. Bölgede bir barınma kampının bulunmadığı ancak halkın yoğun olduğu bölgelere bırakılan, reşit olmayan ve dilencilik yapan Suriyeli çocukların Zabıta Müdürlüğü ekiplerince tespit edilerek Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü Taksim Çocuk Şube Büro Amirliği’ne liste halinde teslim edildiğine değinilmiştir. Ayrıca Beyoğlu Belediyesi Zabıta Müdürlüğü tutanakları da Şubemize gönderilen yazıya ek olarak sunulmuş olup; bu tutanaklara göre Taksim Meydanı ve çevresinde reşit olmayan 7 çocuğa kimliği belirsiz şahıslar tarafından selpak, sakız vb. sattırıldığı ve bu çocukların Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şubesi’ne teslim edildiği bilgisine yer verilmiştir. Dilencilik yaptığı tespit edilen 19 Suriyeli olduğu görülmektedir. Dilencilik yapan Suriyelilerin 10’unun erkek, 9’unun kadın, 12’sinin 0-18 yaş aralığında, 3’ünün 19-35 yaş aralığında, 4’ünün 36-45 yaş aralığında olduğu gönderilen tutanaklardan anlaşılmaktadır. Çekmeköy Belediye Başkanlığı tarafından iletilen yazıda Suriyeli mülteciler “Suriyeli göçmen” şeklinde tanımlanmış olup; ilçede ikamet etmekte olan 64 Suriyeli mülteci


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

57

ailenin toplamda 345 kişiden oluştuğu belirtilmiştir. 345 kişinin 194’ünün 18 yaş altı gruptan oluştuğu, belediye bünyesinde kurulmuş özel bir hizmet merkezinin bulunmadığı, mültecilerin bireysel başvuruları ya da ihbarlar doğrultusunda kendilerine ulaştıkları bilgisine iletilen cevap kapsamında yer verilmiştir. Diğer tüm sosyal yardım başvuruları gibi mültecilerin de tüm başvurularının alındığı ve ihtiyaçları doğrultusunda Kurul Kararı ile kendilerine ayni ve nakdi yardımlar yapıldığı ifade edilmiştir. Esenler Belediye Başkanlığı tarafından iletilen yazıda Suriyeli mülteciler “Suriyeli sığınmacılar” şeklinde tanımlanmış olup; ilçeye gelen Suriyeli mültecilerin, belediyeye müracaat ettiklerinde Sosyal Yardımlaşma Vakfı’na ve Esenler İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne yönlendirildiği belirtilmiştir. Burada oturma izni alabildikleri ve izni alabilenlere ilçe kaymakamlıkları tarafından sosyal yardım yapıldığı ifade edilmiştir. Suriyelilere yönelik vatandaş bağışlarıyla Urfa’da kampta kalanların temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik yardımlar yapıldığı, ayrıca mültecilere sosyo-psikolojik destek veren İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı’nın bulunduğu değinilen diğer hususlardan biridir. Eyüp Belediye Başkanlığı tarafından iletilen yazıda Suriyeli mülteciler “mülteci ve sığınmacılar” şeklinde tanımlanmış olup; ihtiyaç sahibi mültecilerin müdürlüğe başvurularıyla kayıtlarının alındığı, başvuru kayıtları alınan ihtiyaç sahibi mültecilere yılda bir kez kömür yardımı, 3 ayda bir erzak yardımı, günlük sıcak yemek yardımı, 3 ayda bir tüm ailelere kıyafet yardımı, ev eşyası yardımı, doğum fişi yardımı (mültecilerin anlaşmalı özel hastanelerde ücretsiz olarak doğum yapabilmeleri sağlanmakta) yapıldığı, barınma imkanları olmayan mültecilerin de kaymakamlık ve ilgili kurumlara yönlendirilerek “kamplara gönderilmeleri konusunda yardımcı oldukları” ifade edilmiştir. Kadıköy Belediye Başkanlığı tarafından iletilen yazıda Suriyeli mülteciler “sığınmacı Suriyeli vatandaşlar” şeklinde tanımlanmış olup; belediye tarafından yapılan çalışmalar sonucunda mültecilerin Kadıköy Belediyesi ekipleri tarafından Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğü ve kayıt altına alınmalarının sağlandığı, mültecilerin bir kısmının dilenmek amacıyla geldikleri yerlerden toplanıp Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne götürülerek ikamet ettikleri ilçelere bırakıldıkları belirtilmiştir. İkamet adresi olmayanların ise gerekli işlemler yapıldıktan sonra Kartal ilçesindeki İBB Hizmet Binası’na götürüldüğü, Kadıköy ilçesinde herhangi bir kamp veya sığınma alanı bulunmadığı ifade edilmiştir. Yazıda aynı zamanda ilçe sınırları içerisinde yaklaşık olarak 250-350 mültecinin yaşadığına, net bir rakama sahip olmadıklarına değinmişlerdir. Küçükçekmece Belediye Başkanlığı tarafından iletilen yazıda Suriyeli mülteciler “mülteci” şeklinde tanımlanmış olup; Belediye bünyesinde herhangi bir “Mülteciler Masası”nın bulunmadığı, ikamet eden mültecilerin Kanarya, Atatürk, Mehmet Akif, Söğütlüçeşme mahallelerinde yaşadığı belirtilmiştir. Belediye tarafından 14.810 kişinin yardım talebiyle yaptıkları başvurular neticesinde kayıt altına alınabildiği ifade edilmiştir. Nüfus dağılımının ise yoğun olarak kadın ve çocuklardan, yardım taleplerinin ise daha çok gıda ve giyim ihtiyaçlarından oluştuğuna değinilmiştir. İstihdam olanakları bağlamında bir çalışma yürütülmediği ancak mültecilerin kendi olanaklarıyla iş buldukları ve çalıştıkları verilen cevaplar arasındadır. Sosyal hizmetlere erişim olanakları bağlamında ise, belediye bünyesinde bulunan danışma personellerinin tercümanlık yaparak ilgili Kurum ve Kuruluşlara yönlendirmeler yapıldığı, bunun dışında “kent ve kültür entegrasyonu”yla ilgili herhangi bir çalışma yapılmadığı belirtilmiştir. Barınma ihtiyaçlarına yönelik yapılan yardım ise Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü’nün Çalışma Yönetmeliği’ne uygun olarak muhtaçlık başvurusuyla


58

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

uygun görünen ihtiyaç sahiplerine nakdi yardım yapıldığı, ilçe sınırları içerisinde herhangi bir kampa yönlendirilen mülteci bulunmadığı ifade edilmiştir. Maltepe Belediye Başkanlığı, kayıt altına alınmış mülteci bulunmadığını belirtmiştir. Pendik Belediye Başkanlığı tarafından iletilen yazıda Suriyeli mülteciler “Suriyeli vatandaşlar” şeklinde tanımlanmış olup; Pendik Sosyal İşler Müdürlüğü’nde kayıtlı 323 aile ve ortalama 1618 Suriyeli mülteci bulunduğu, bunların bir kısmının belediyeye gelerek bireysel başvuru yaptıkları, bir kısmının da dernek, muhtarlık, polis ve ihbar yoluyla kurumla iletişime geçtiği belirtilmiştir. Pasaportu ve Suriye kimlik kartı bulunan kişiler yapılan görüşmelerle kayıt altına alınmakta, olmayanların ise Yabancı Tanıtma Belgesi almaları için Pendik İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne yönlendirildiği ifade edilmiştir. Yardım talebinde bulunan kişilere ihtiyaçlarına göre gıda, giyim, muhtelif eşya ve ayakkabı yardımı yapıldığı bilgisi paylaşılmıştır. 2015 yılına kadar Pendik’te kalabilecek durumda olan Suriyeli mültecilerin, AFAD’a bağlı Tuzla Akfırat mahallesinde ve Pendik’te bulunan Kızılay Kamplarına, kalamayanların ise Şanlıurfa Suriye Mülteci Kampı’na yönlendirildiği belirtilmiştir. Sancaktepe Belediye Başkanlığı tarafından iletilen yazıda Suriyeli mülteciler “mülteci, Suriyeli vatandaş, mülteci vatandaş” ifadeleriyle tanımlanmış olup; ilçede bulunan mültecilere yönelik, bölgede bağış yapan hayır kurumlarıyla bilgi paylaşımı yapılarak yardım sağlandığı ifade edilmiştir. Bireysel başvuruların kayıt altına alınıp hayır kuruluşlarına yönlendirildiği belirtilmiştir. Tüm sosyal alanlarda ve aktivitelerde ayrım yapmaksızın mültecilerin de faydalanabildiği ve barınma ve ikamet sorunu olan mültecilerin Geçici Barınma ve Toplama Merkezi’ne yönlendirildiği ifade edilmiştir. Sultanbeyli Belediye Başkanlığı tarafından iletilen yazıda Suriyeli mülteciler “Suriyeli misafirler” şeklinde tanımlanmış olup; Sultanbeyli ilçesinde tüm aktörlerin destekleriyle kurulmuş olan Sultanbeyli Mülteciler Koordinasyon Merkezi’nin 2016 Ocak ayı itibariyle faaliyetlerine başladığı, mültecilerin taleplerini bir otomasyon sistemine kaydederek ihtiyaçlarını gidermeye çalıştığı ifade edilmiştir. 2015 yılı Aralık ayında Suriyeli mültecilerin sorunlarına çözüm üretebilmek ve haklarını koruyabilmek adına, ilçede yine kamu kurumların ve STK’ların desteğiyle Sultanbeyli Mültecilerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği hayata geçirilmiştir. İletilen yazıya göre; Sultanbeyli Mülteciler Koordinasyon Merkezi’nde Suriyeli mültecilere yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Bu kapsamda merkezde 8 personel çalışmaktadır. 2 belediye personeli sorunları ve ihtiyaçları kayıt altına alırken, 2 belediye personeli de mültecilerin talep ettikleri ihtiyaçları evlerine ulaştırmaktadır. Merkezde aynı zamanda 2’si tercüman olmak üzere 4 Suriyeli çalışan bulunmaktadır. Merkezde koordinasyon ve kurumsallaşma, eğitim, sağlık, sosyal yardım, istihdam, barınma, kültür, rehabilitasyon ve hukuk alanlarında hizmet verilmektedir. Verilen bilgilere göre ilçede Sultanbeyli İlçe Emniyet Müdürlüğü verileri kapsamında kayıt altına alınan Suriyeli mülteci sayısı 9.014’tür. Resmi kayıtlara yansımadığı düşünülen nüfus ise yaklaşık 1.500 kişi olarak belirtilmiştir. Kayıt altına alınmamış mültecilerin kayıt altına alınması için Emniyet Müdürlüğüne başvurmaları gerektiği bilgisinin mültecilerle paylaşıldığı vurgulanmıştır. Sultanbeyli ilçesinde yaşayan mültecilerin %99’unun Suriye uyruklu olduğu belirtilerek,


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

59

geldikleri şehirlerin dağılımı ise %92 Halep, %3 Şam, %1 İdlip ve %4 ise Suriye’nin diğer kentleri olarak detaylandırılmıştır. Suriyeli mültecilerin 4.981’inin erkek, 4.123’ünün kadın ve toplam aile sayısının 1.933 olduğu söylenmiştir. Toplam Suriyeli nüfusunun %70’i kadın ve çocuklardan oluşmakta olup, ailelerini Suriye’de bırakıp çalışma amacıyla gelen bir kesimin de ilçe sınırları içerisinde yaşamakta olduğu belirtilmiştir. Yaş dağılımlarına göre, yaklaşık %48’inin 1-18 yaş arasında olduğu; çalışan sayısının 3.974 olduğu ve çalışma yaşamındaki Suriyeli mültecilerin genellikle mesleki bilgiye dayalı olmayan işlerde çalıştıkları ifade edilmiştir. Ayrıca esnaf oranının da oldukça düşük olduğu, dil sorunu ve çalışma izinlerinin bulunmamasının Suriyelilerin yaşamını zorlaştırdığı belirtilmiştir. Öte yandan Türkiye’deki hayat pahalılığı, piyasa koşulları, ürün ve hizmet kalitesinin daha gelişmiş olmasının misafirlerin istihdam kapasitesini daralttığı bildirilmiştir. Sultanbeyli Mülteciler Koordinasyon Merkezi’nde Suriyelilere yönelik bir veri tabanı oluşturularak mevcut durumlarının kayıt altına alındığı ve böylece ihtiyaçlarının tespit edilerek imkan dahilinde yardımların sağlandığı belirtilmiştir. Yoğun kış şartlarında soba ve yakacak temin edilip dağıtıldığı, ayrıca kamu kurumları STK’lar aracılığıyla gıda ihtiyacı olanlara yardım edildiği ifade edilmiştir. Sultanbeyli İlçe Emniyet Müdürlüğü ve Sultanbeyli Devlet Hastanesi’nde kayıt işlemlerinin yapılması ve sağlık sorunlarının sorunsuz halledilebilmesi için tercüman görevlendirildiği; eğitim ihtiyacını karşılamak için ilçe sınırları içerisindeki Yıldırım Beyazıt İlköğretim Okulu’nda 20 derslikte toplam 420 Suriyeli öğrenciye eğitim verildiği ve okula ulaşım olanakları bağlamında ücretsiz servislerin tahsis edildiği ifade edilmiştir. Savaş mağduru 7-12 yaş arası travma geçirmiş Suriyeli çocuklara yönelik Maya Vakfı-Sultanbeyli Belediyesi ortaklığında “Project Lift” adı altında bir rehabilitasyon programlarının bulunduğunu belirtmişlerdir. Proje kapsamında 110 Suriyeli çocuğa terapi atölyeleri düzenlendiği ve 2015 yılında toplam 300 çocuğa ulaşma hedefinde oldukları bilgisi verilmiştir. Sultanbeyli Mültecilerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği ile ortaklaşa yürüttükleri Suriyeli mültecilere yönelik çalışmalarla Türkiye kamuoyunun dikkatini çekmek ve toplumsal farkındalığı arttırarak sorunlara kalıcı çözümler üretmek amacını taşıdıklarını ifade etmişlerdir. Barınma sorunu için ise; 50 kişilik bir misafirhane oluşturduklarını, bu misafirhanede acil barınma ihtiyacı olanlara konaklama imkanı sunduklarını ve kültürel olarak hizmet verecek bir mekan oluşturulması için çalışma başlattıklarını da belirtmişlerdir. Üsküdar Belediye Başkanlığı tarafından iletilen yazıda Suriyeli mülteciler “geçici sığınma altındaki yabancılar” şeklinde tanımlanmış olup; 20 aileye Sosyal Destek Kartı verildiği, 40 aileye toplam 26.350,00 TL. nakdi yardım ve 22 aileye buzdolabı, çamaşır makinesi, gardırop, baza, yatak, televizyon vb. ev eşyası yardımı yapıldığı belirtilmiştir. Zeytinburnu Belediye Başkanlığı tarafından iletilen yazıda Suriyeli mülteciler “göç yoluyla sığınan yabancılar” şeklinde tanımlanmış olup; Aile, Kadın Destekleme ve Engelliler Merkezleri’nde “kültürel entegrasyon” sağlanması amacıyla çalışmalar başlattıklarını ifade etmişlerdir. Bu kapsamda ise; adı geçen merkezde okuma-yazma, “kente entegrasyon” eğitimi, gezi, kitap okuma etkinliği düzenlendiği belirtilmiştir. Bu bağlamda da okuma yazma etkinliğinden faydalananların; 2008 yılında 14 kişi, 2009 yılında 158 kişi, 2010 yılında 108 kişi, 2011 yılında 135 kişi, 2012 yılında 53 kişi, 2013 yılında 131 kişi, 2014 yılında 56 kişi olmak üzere toplamda 655 kişi olduğu belirtilmiştir. “Kente entegrasyon” kapsamında yapılan çalışmalara 2013 yılında 53 kişi, 2014 yılında 56 kişi olmak üzere toplamda 92 kişinin


60

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

katıldığı; gezi etkinliklerinden ise 2009 yılında 158 kişi, 2014 yılında da 14 kişi yani toplamda 172 kişinin faydalandığı iletilmiştir. Kitap okuma etkinliği kapsamında yapılan çalışmalardan faydalananların sayısının 2012 yılında 15 kişi olduğu tarafımıza bildirilmiştir. Ancak bu çalışmaların ilçede yaşayan tüm sığınmacılara yönelik olduğu ve sayıların sadece Suriyeli mültecilere dair sayılar olmadığına dikkat edilmelidir. Genel olarak gelen cevaplara bakıldığında, İstanbul’da yerel yönetimlerin Suriyeli mültecilere yönelik yaklaşımlarının; yaşanılan sorunlara çözüm üretmekten uzak, detaysız, görev ve sorumluluk bağlamında yetersiz olduğu tespit edilmiştir. 2011 yılından bu yana Türkiye’ye gelen Suriyelilerin 2016 yılının sonunda dahi, sorunlarının geçici ve süreli olarak görülmesi nedeniyle görevlerini yerine getirmeyen/getiremeyen, önemsemeyen bir kurumsal anlayış sürdürülmüştür. AFAD’ın 17.12.2013 tarihli Genelgesi ile kurumların görevlerinin belirlenmiş olması da bu alanda faaliyet yürütmeye çalışan kurumların önünde bir engel olarak durmaktadır. Ayrıca bu konuda yapılmak istenen araştırma faaliyetlerinin izne bağlanması durumu da yaşanan bu sorunlu süreci sıkıntıya sokmuş ve konun derinlemesine anlaşılmasının önüne geçmiştir. Kurumlar arası iletişimin Genelge sebebiyle asgari ölçüde tutulması, koordinasyon sağlama amacıyla herhangi bir denetim-kontrol mekanizmasının öngörülmemiş olması da süreç içerisinde sıkıntı yaşanmasına neden olmaktadır. Bir başka sıkıntı doğuran durum ise; konuya dair yetkinin tamamının merkezi yönetim elinde olması, ilçe belediyelerinin İBB ile ortaklaşa yürüttüğü herhangi bir çalışma ortamının bulunmaması, birbirine komşu olan ilçelerin koordineli bir çalışma yürütmemesidir. Bu durum Suriyeli mültecilerin sorunlarını arttırmıştır. Ayrıca mültecilere dair tüm yetkinin merkezi yönetimde olmasının bir sonucu da ilçe belediyelerini sorumluktan kaçmaya yöneltmektedir. Çünkü çalışma kapsamında toplamda 46 kuruma yazı yollanmış, bu kurumların 16 tanesi cevap dahi vermemiştir. Cevap veren 26 kurumun 6 tanesi ise; konuya dair ya çalışmaları bulunmadığını, yani Suriyelilerin çalışma konuları arasına girmediğini, ya da valilik veya kaymakamlıklara başvurulması gerektiğini yazarak bu sorunu görmezden geldiklerini adeta itiraf etmişlerdir. Oysa ki İstanbul’un hemen her ilçesinde Suriyelilerin olduğu bilinmektedir. Bir diğer önemli sorun da kayıt dışı ve kayıtlı nüfus konusundaki yaklaşımlardır. Kayıtlı olmayan nüfusun yok sayıldığı bu anlayışla insanların yaşamsal ihtiyaçları karşılanmadığı gibi, başka sorun alanlarının (dilencilik, seyyar satıcılık vb.) yaratılmasının koşulları da kendiliğinden gelişmektedir. Görüldüğü üzere merkezi ve yerel yönetimlerin Suriyeli mültecilerin yaşadıkları sosyal, ekonomik, kentsel ve kültürel sorunlara karşı geliştirdikleri tüm bu yöntemler, kalıcı çözüm niteliğinde olmadığından, tüm yasal ve sosyal çözüm araçlarının yeniden gözden geçirilmesi gereklidir.


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

5. İSTANBUL VE TÜRKİYE’DEKİ HAZIRLANMIŞ RAPORLAR

KENT

MÜLTECİLERİ

61

KONUSUNDA

Mültecilerin Türkiye’deki durumlarını tespit eden, sorunlarına dikkat çeken ve çeşitli konularda çözüm önerilerini tartışan raporlar, Suriye’den ilk geçişlerin olduğu 2011 yılından sonra çeşitli sivil toplum kuruluşları ve araştırma kurumlarınca yayınlanmıştır. Kamp dışındaki mültecilerin durumlarına ilişkin saha çalışmalarının da yer aldığı raporların büyük kısmı, 20132014 yıllarında yayınlanmıştır. Bu çalışmalar arasında, özellikle kent mültecileri konusunda İstanbul’da yapılan saha çalışmalarını içeren raporlar özetlenmiştir. Söz konusu çalışma raporların genel listesine de devam eden bölümde yer verilmektedir. 5.1. Mültecilerin Türkiye’deki Durumlarına İlişkin Hazırlanmış Raporlar Türkiye’deki barınma merkezlerinin işletilmesinden sorumlu kurum olan AFAD tarafından yürütülen çalışmalarla ilgili ilk rapor 2013 yılında yayınlanmıştır. AFAD tarafından Adana, Adıyaman, Hatay, Gaziantep, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Mardin, Osmaniye ve Şanlıurfa illerinde, hem geçici barınma merkezlerinde, hem de bu merkezler dışında yaşayan Suriyeli mültecilerle yüz yüze görüşme yöntemiyle yapılan anket sonuçları rapor aracılığıyla paylaşılmıştır34. Raporda “geçici koruma statüsü” altındaki Suriyeliler “sığınmacı”, kamplar ise “geçici barınma merkezi” olarak tanımlanmıştır. Raporun adı

Türkiye’deki Sığınmacılar, 2013 Saha Araştırması Sonuçları

Yayıncı

AFAD

Yayım Yılı

2013

Saha Çalışması Tarihi 2013 Saha Çalışması Kapsamı

Adana, Adıyaman, Hatay, Gaziantep, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Mardin, Osmaniye ve Şanlıurfa illerinde, hem “geçici barınma merkezleri”nde hem de bu merkezler dışında yaşayan Suriyeli mültecilerle yüz yüze görüşme

2013 yılında 10 şehirde kurulan 20 farklı kamp alanında 200 binden fazla Suriyeli mülteci yaşamaktadır. Kamp alanı dışında yaşayan yaklaşık 500 bin Suriyeli mülteciye sağlık, eğitim ve gıda yardımı sağlandığı raporda ifade edilmiştir. AFAD tarafından kamplardaki hizmetlerin ve koşulların iyileştirilmesi amacıyla veri toplamak, Suriyeli mültecilerin demografik, sosyoekonomik ve sosyo-kültürel yapıları hakkında bilgi edinmek ve kamp dışında çeşitli şehirlerde yaşayan Suriyeli mültecilerin ihtiyaç analizlerini yapmak amacıyla gerçekleştirilen anketle kamplarda 1.420 hanede yaşayan 7.860 bireyle ve kamp dışında yaşayan 1.160 mülteci haneden 7.320 bireyle ilgili veriler elde edilmiştir35. Araştırma sonucuna göre Suriyeli mültecilerin sınıra yakın bölgelerden geldikleri, yaklaşık %36’sının kamplara yerleştirildiği, kamp dışında olanların yaklaşık %45’inin AFAD kaydı ve yaklaşık %20’sinin oturma izni olduğu tespit edilmiştir. Gelenlerin %80’inin güvenlik gerekçesiyle %20’sinin ise ekonomik ve politik nedenlerle Suriye’yi terk ettiği belirtilmiştir. Mültecilerin yarısını çocukların oluşturduğu bilgisi yer almaktadır 36. AFAD. Türkiye’deki Sığınmacılar, 2013 Saha Araştırması Sonuçları. www.afad.gov.tr: Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, 2013. 35 A.g.e 36 A.g.e 34


62

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

Suriye’deki gelirlerine ilişkin olarak ise, yaklaşık yarısının Suriye’de iken 155 USD veya daha az gelir elde ettikleri ve kamp dışında yaşayan Suriyeli mültecilerin kampta yaşayanlara göre daha büyük bir kısmının, Suriye’de iken göreceli olarak parasal açıdan daha iyi bir durumda olduğu tespit edilmiştir. Kamplarda yaşayan Suriyeli mültecilerin yarıya yakını (ve kamp dışında yaşayanların biraz daha azı) Suriye’deki evlerinin tamamen yıkılmış veya çok hasarlı olduğunu belirtmişlerdir37. Türkiye’deki durumlarına bakıldığında ise kamp dışında yaşayan Suriyeli mültecilerin yarıdan fazlasının son ay içerisinde 250 USD’den daha az gelir elde ettikleri, yaklaşık %62’sinin, 7 veya daha fazla insanla bir arada yaşadıkları görülmüştür. Kamplarda yaşayanların yaklaşık beşte ikisi ve kamp dışında yaşayanların sadece yaklaşık %15’i insani yardım kuruluşlarından yardım almıştır. Kamplarda yaşayan çocukların yaklaşık %83ü eğitim alabilirken kamp dışındakilerin yalnızca %14’ü eğitime devam edebilmektedir. Kamplarda yaşayan Suriyeli mültecilerin beşte üçüne yakını (kamp dışında yaşayanların bir dereceye kadar daha azı) Suriye’deki çatışma sona erdiği zaman Suriye’ye dönmeyi planladıklarını belirtmişlerdir38. AFAD tarafından 2014 yılında yayınlanan “Türkiye’deki Suriyeli Kadınlar” başlıklı rapor ile 19 Nisan 2014 tarihi itibariyle 900 bini aşan sayıdaki Suriyeli mülteciye ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Kamplarda kalan mülteci sayısının 220 bin olduğu, kamp alanları dışında kentlerde ise 700 bin mültecinin yaşadığı bilgisi verilmiştir. Rapor kapsamındaki saha araştırması Adana, Adıyaman, Hatay, Gaziantep, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Mardin, Osmaniye ve Şanlıurfa illerinde hem kamplarda, hem de kamplar dışında yaşayan Suriyeli kadınlarla yüz yüze görüşme yöntemiyle gerçekleştirilmiştir39. Raporun adı

Türkiye’deki Suriyeli Kadınlar

Yayıncı

AFAD

Yayım Yılı

2014

Saha Çalışması Tarihi

2013

Saha Çalışması Kapsamı

Adana, Adıyaman, Hatay, Gaziantep, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Mardin, Osmaniye ve Şanlıurfa illerinde, hem “geçici barınma merkezleri”nde hem de bu merkezler dışında yaşayan Suriyeli mültecilerle yüz yüze görüşme

2013 yılı Haziran ve Temmuz aylarında yapılan araştırma sonucunda, kamp içindeki ve kamp dışındaki kadınların yarıya yakınının, çalışma çağı olarak nitelenen 19-54 yaş grubunda yer aldığı ancak Suriyeli kadınların %87’sinin gelir getirecek bir mesleki yeterliliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Kamp dışındaki Suriyeli kadınların %81’inin ikamet izni ve %32’sinin herhangi bir kaydı bulunmamaktadır. “Önümüzdeki 7 gün için yeterli yiyeceğe ya da yiyecek temin edebilecek paraya sahip misiniz?” sorusuna kadınların %78’i hayır cevabını vermiştir40. Sağlık hizmetlerine erişim konusunda kamp dışında ve kamp içinde farklı sonuçlar elde edilmiştir. Saha görüşmelerinde, özellikle kamp dışındaki kadınların ilaca erişimde problem yaşadıkları dile getirilmiştir. Kamp içinde sağlık hizmetlerinden faydalandığını belirtenlerin oranı %91 olurken, bu oran kamp dışında %59’dur. İç karışıklıkların başladığı 2011 yılından A.g.e A.g.e 39 AFAD. (2014). Türkiye’deki Suriyeli Kadınlar. www.afad.gov.tr: Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 40 A.g.e 37 38


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

63

19 Nisan 2014 tarihine kadar toplam 11.249 doğum gerçekleşmiştir. Gerek kamp içinde, gerekse kamp dışında yaşayan Suriyelilerin hanelerinde hem hamile birey, hem de emziren annelerin varlığı oransal olarak oldukça yüksektir. Kamp içindeki hanelerin yaklaşık %13’ü ve kamp dışındaki hanelerin yaklaşık %14’ünde hamile birey bulunduğu ifade edilmiştir. Kamp içinde yaşayan hamile kadınların %71’i bir doktor gözetiminde doğum yapmışken, bu oran kamp dışındaki hamile kadınlar arasında %56’dır41. STK’lar tarafından yayınlanan raporların ilki, 14 Haziran 2011 tarihinde “Suriyeli Sığınmacılarla İlgili İlk Gözlem Raporu” başlığıyla İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUM-DER) tarafından yayınlanmıştır. 1991 yılında kurulan MAZLUM-DER bir insan hakları örgütüdür. Dernek Suriyeli mültecilere yönelik dört rapor yayınlamıştır. Bu ilk raporda, Suriye’den girişlerin yapıldığı bölgelerdeki gözlemlerle edilen bilgiler yer almaktadır. Suriye’den Türkiye’ye girişlerin başladığı Nisan 2011’den itibaren gelen mültecilerin sayısının 4.000’i geçtiği, yakın zamanda ise bu sayının 10.000’i geçeceğinin tahmin edildiği belirtilerek kötü senaryoya göre, 1,5 milyon mülteci gelebileceğinin tahmin edildiği bilgisine yer verilmiştir. Raporda mültecilerin kısa bir kimlik kontrolünün ardından sığınma merkezlerine sevk edildiği, yaralı olanların ise hastanelere sevk edildiği ifade edilmektedir. Ayrıca Türkiye’ye girişlerin mültecilerle sınırlı olmadığı, 300’e yakın kişi veya ailenin yasal yollarla Türkiye’ye giriş yaparak Antakya’da ev kiraladıkları belirtilmiştir42. Raporun adı

Suriyeli Sığınmacılarla İlgili İlk Gözlem Raporu

Yayıncı

MAZLUM-DER

Yayım Yılı

2011

Saha Çalışması Tarihi

2011

Saha Çalışması Kapsamı

Sınır kapıları, kamplarda gözlem

MAZLUM-DER tarafından 29 Mayıs 2014 tarihinde yayınlanan “Kamp Dışında Yaşayan Suriyeli Kadın Sığınmacılar Raporu” başlıklı raporla Suriye’den gelen kadınlara yönelik yapılan saha çalışmasının sonuçları paylaşılmıştır. Raporda Suriye’den 2,5 milyondan fazla kişinin göç ettiği, Türkiye’ye girişlerin başladığı 29 Nisan 2011 tarihinden bu yana Suriyeli mültecilerin sayısının 22 sığınmacı kampında 200 bini, kamp dışında 600 bini aştığı, toplamda 800 bine ulaştığı belirtilmektedir. Rapor verileri MAZLUM-DER Kadın Çalışmaları Grubu koordinatörlüğünde, Ankara, İzmir, Gaziantep, Diyarbakır, Kilis, Şanlıurfa, Malatya, Batman, Hatay, Osmaniye, Van ve Bursa’da gerçekleştirilen mülakatlarla sağlanmıştır. 72 Suriyeli kadın mülteciyle görüşme yapılmıştır. Bunun yanı sıra konuyla ilgili kişiler, kurum yetkilileri, sivil toplum temsilcileriyle de görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Mülakatlarda kadın mültecilerin demografik ve sosyo-ekonomik durumuna ilişkin genel bilgilerle barınma, güvenlik, sağlık, eğitim, beslenme gibi temel yaşam koşullarına, cinsiyet temelli mevcut ve olası sıkıntılara ve gelecekle ilgili beklentilere ilişkin sorular sorulmuştur43.

A.g.e Soyalan, M. Y. (2011, 06 14). Suriyeli Sığınmacılarla İlgili İlk Gözlem Raporu. MAZLUMDER: http://www.mazlumder.org/tr/main/yayinlar/yurt-ici-raporlar/3/suriyeli-siginmacilarla-ilgili-ilk-gozlem-rap/601 adresinden alınmıştır. 43 MAZLUMDER. (2014). MAZLUMDER Kamp Dışında Yaşayan Suriyeli Kadın Sığınmacılar Raporu. İstanbul: İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği. 41 42


64

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

Raporun adı

Kamp Dışında Yaşayan Suriyeli Kadın Sığınmacılar Raporu

Yayıncı

MAZLUM-DER

Yayım Yılı

2014

Saha Çalışması Tarihi

2014

Saha Çalışması Kapsamı

İstanbul, Ankara, İzmir, Gaziantep, Diyarbakır, Kilis, Şanlıurfa, Malatya, Batman, Hatay, Osmaniye, Van ve Bursa’dan 72 kadın mülteciyle görüşme

Raporda, kamp dışında yaşayan mültecilerin sosyo-ekonomik durumlarına göre barınma koşullarının değiştiği belirtilmekle birlikte, büyük kısmının insani koşullardan uzak yerlerde barındıkları vurgulanmaktadır. Konut kiralarının özellikle sınır illerinde, yoğun talep nedeniyle çok yükseldiği, ev bodrumları, bina depoları, ambar gibi binaların lavabo ve banyosu olmayan ek mekânların kiralandığı, bu mekânlar için boyutlarına ve özelliklerine göre 100 TL’den başlayıp 1500 TL’ye kadar varan kira ücretleri talep edildiği bilgileri yer almaktadır. Çoğunlukla üç-dört Suriyeli ailenin bir arada konut ya da diğer mekânları kiraladıkları da belirtilmektedir. Kadınların genelde çalışmadıkları ve evde oldukları, yardımseverlerin yardımlarıyla giyim ihtiyaçlarını karşıladıkları ancak kalın giyecekler, iç giyim gibi giyim eşyalarının temininde sıkıntı yaşandığı, sağlık hizmetlerine erişimde sıkıntı yaşadıkları belirtilmektedir. Raporda özellikle kamp dışında yaşayan mültecilerde hamile kadınların gebelik takibi, çocukların aşılanması gibi koruyucu ve önleyici sağlık hizmetlerinden faydalanma oranının çok düşük olduğu da ifade edilmektedir. Kadınlar açısından önemli bir diğer sorunun ise cinsel taciz, istismar ve çok eşlilik olduğu raporda yer almaktadır44. Raporda “sığınmacıların” daha uzun süre Türkiye’de kalacakları gerçeğinin kabul edilerek geçici korumanın ötesinde “Türk toplumuna entegrasyonu”nu sağlayacak politikaların geliştirilmesi, uluslararası toplumla işbirliği geliştirilerek olası istismarların önüne geçilmesi, toplumsal tepkiyi kontrol altına alabilmek için toplumun “bilinçlendirilmesi”, STK’larla işbirliği yapılması ve ilgili tüm verilerin, ihtiyaç analizlerinin ve çalışmalarının düzenli olarak takip edilebileceği bir sistem oluşturulması önerileri yer almaktadır45. 2014 yılında mültecilerin Türkiye’deki durumlarına ilişkin bir başka rapor Uluslararası Af Örgütü tarafından yayınlanmıştır. İnsan hakları ihlallerine karşı çalışan kuruluş tarafından hazırlanan “Hayatta Kalma Mücadelesi, Türkiye’deki Suriye’den Gelen Mülteciler” başlıklı rapor Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül ve Ekim 2014 tarihlerinde Türkiye’de gerçekleştirilen araştırmalara dayanmaktadır. Çalışmalar İstanbul, Ankara, Gaziantep, Hatay, Kilis, Mardin ve Şanlıurfa’da gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında heyet, Suriye’den gelen 300 kadar mülteciyle görüşme yapmıştır. Raporun ana odağı kamp dışında yaşayan mültecilerdir. Çalışma kapsamında görüşülen mültecilerin çalışma izinleri bulunmadığı halde çalıştıkları, genelde bedensel güç gerektiren işler bulabildikleri, diğer işçilerden düşük maaş aldıkları ve fazla mesai yaptıkları tespiti yer almaktadır. Ortalama gelirlerinin ise asgari ücretin oldukça altında aylık 400-750 TL olduğu belirlenmiştir. Kamplarda yaşayanların fiziki koşulları kabul edilebilir düzeyde iken kamp dışında yaşayan mültecilerin çok küçük odalarda, 1520 kişi birlikte kalmak zorunda kaldıkları belirtilmektedir. Rapora göre mültecilerin %85’i kamp dışında yaşamaktadır. Kampların mülteciler tarafından “hapishane gibi” şeklinde tanımlanması bu raporda da yer almaktadır. Mültecilerin inşaat işçiliği, geri dönüşüm işçiliği, 44 45

A.g.e A.g.e


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

65

bulaşıkçılık gibi vasıfsız işler yaptıkları ve günde 5-30 TL arası gelir elde ettikleri ancak bu gelirin de düzensiz olduğu tespiti paylaşılmıştır46. Mültecilerin koşullarına yönelik birden fazla rapor yayınlayan bir başka kuruluş ise Uluslararası Raporun adı

Hayatta Kalma Mücadelesi Türkiye’deki Suriye’den Gelen Mülteciler

Yayıncı

Uluslararası Af Örgütü

Yayım Yılı

2014

Saha Çalışması Tarihi

2014

Saha Çalışması Kapsamı

İstanbul, Ankara, Gaziantep, Hatay, Kilis, Mardin ve Şanlıurfa’da 300 mülteciyle görüşme

Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK)’tır. 2004 yılında kurulan USAK, ulusal ve uluslararası siyaset, ekonomi, hukuk, toplumsal bilimler ve güvenlik alanlarında disiplinlerarası faaliyet gösteren bağımsız bir düşünce kuruluşudur. Kuruluş tarafından 2013 ve 2014 yıllarında Suriyeli mültecilere ilişkin raporlar yayınlanmıştır47. USAK tarafından Mayıs 2013’te yayınlanan ilk raporla, yaklaşık 100.000 kişinin yaşadığı dört kamptan, 400 mülteciyle yapılan saha çalışması sonuçları kamuoyuyla paylaşılmıştır. Kampta yapılan ankete katılanların %73’ünün işsiz, %27’sinin ise kamptaki işlere yardım ettiği ve savaş bitince %80’inin ülkesine dönmek istediği belirtilmiştir. Çalışma kapsamında saha çalışması kamplarda yapılsa da kayıt dışı Suriyelilere de değinilmiş ve kampların dışında yaşayanların ekonomik olarak sömürülmeye müsait olduklarının altı çizilmiştir. Her ne kadar “misafir” statüsünde olsalar da geri dönmeme ihtimallerinden bahsedilerek gerekli eğitimlerin verilmesi ve işgücüne kazandırılması önerilmiştir. Mültecilerin en önemli sorunları ise sağlık olarak belirtilmiştir. Kampta yardımları organize eden kurum ise AFAD olarak belirtilmiştir48. Raporun adı

Sınırlar Arasında Yaşam Savaşı Suriyeli Mülteciler Alan Araştırması

Yayıncı

USAK

Yayım Yılı

2013

Saha Çalışması Tarihi

2013

Saha Çalışması Kapsamı

Dört kamptan 100 mülteciyle görüşme

Brookings Enstitüsü ve USAK işbirliğiyle hazırlanan raporda ise, Suriye sınırındaki illerde yapılan bir alan araştırmasıyla İstanbul, Ankara, Gaziantep, Kilis ve Hatay’da yapılan mülakatlardan ve Brookings Enstitüsü ve USAK işbirliğiyle 25 Ekim 2013 tarihinde Ankara’da düzenlenen ve devlet yetkilileri, ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşları, uluslararası kurum ve kuruluş temsilcileri ve akademisyenlerin katıldığı çalıştay sonuçlarından yararlanılmıştır49.

46 Uluslararası Af Örgütü. (2014). Hayatta Kalma Mücadelesi Türkiye’deki Suriye’den Gelen Mülteciler. Londra: Uluslararası Af Örgütü Ltd. 47 USAK. (2013). Sınırlar Arasında Yaşam Savaşı Suriyeli Mülteciler Alan Araştırması. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu. 48 A.g.e. 49 Dinçer, O. B., Federici, V., Ferris, E., Karaca, S., Kirişci, K., & Çarmıklı, E. Ö. (2013). Suriyeli Mülteciler ve Türkiye: Sonu Gelmeyen Misafirli. Ankara: Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu-Brookings Enstitüsü.


66

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

“Suriyeli Mülteciler ve Türkiye: Sonu Gelmeyen Misafirlik” başlıklı raporda Hatay, Kilis, Şanlıurfa, Gaziantep, Kahramanmaraş, Osmaniye, Adıyaman, Adana, Mardin ve Malatya’daki kamplarda 200 bini aşkın mültecinin yaşadığı belirtilerek çadır, konteyner sayıları ve kamp nüfusuna ilişkin veriler paylaşılmıştır. Raporun adı

Suriyeli Mülteciler ve Türkiye: Sonu Gelmeyen Misafirlik

Yayıncı

USAK

Yayım Yılı

2013

Saha Çalışması Tarihi 2013 Saha Çalışması Kapsamı

Suriye sınır illerinde alan araştırması, İstanbul, Ankara, Gaziantep, Kilis ve Hatay’da görüşmeler

Tablo 13. Türkiye’deki kamplar50 İl

Kamplar

Açılış tarihi

Çadır ve konteyner sayıları

Kamp nüfusu

Hatay

Altınözü1 Çadırkenti

09.06.2011

259

1,595

Altınözü2 Çadırkenti

10.06.2011

620

2,669

Yayladağı1 Çadırkenti

30.04.2011

563

3,217

Yayladağı2 Çadırkenti

12.07.2011

510

3,529

Apaydın Çadırkenti

09.10.2011

1,165

4,779

3,117

15,789

Toplam Kilis

Öncüpınar Konteynerkenti

17.03.2012

2,053

13,57

Elbeyli Konteynerkenti

03.06.2013

3,592

17,21

5,645

30,78

Toplam Şanlıurfa

Ceylanpınar Çadırkenti

01.03.2012

4,771

27,229

Akçakale Çadırkenti

06.07.2012

5,046

26,364

Harran Konteyner kenti

13.01.2013

2

13,54

9.817 çadır + 2,000 konteyner

67,133

Toplam Gaziantep

Islahiye Çadırkenti

17.03.2012

1,754

9,392

Karkamış Çadırkenti

28.08.2012

1,636

7,366

Nizip1 Çadırkenti

03.10.2012

1,858

11,196

Nizip2 Çadırkenti

11.02.2012

1

5,138

5.248 çadır + 1.000 konteyner

33,092

2,737

14,986

2,737

14,986

Toplam Kahramanmaraş

Kahramanmaraş Çadırkenti

01.09.2012

Toplam 50

Dinçer, Federici, Ferris, Karaca, Kirişci, & Çarmıklı, 2013, s. 8


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu Osmaniye

Cevdediye Çadırkenti

09.09.2012

Toplam Adıyaman

Adıyaman Çadırkenti

22.09.2012

Toplam Adana

Sarıçam Çadırkenti

28.01.2013

Toplam Mardin

8,515

2,012

8,515

2,292

9,998

2,292

9,998

2,142

10,189

2,142

10,189

1,3

2,366

Midyat Çadırkenti

19.06.2013

Nusaybin Çadırkenti

Yapım Aşamasında

Toplam Malatya

2,012

Beydağı Konteynerkenti

12.06.2013

Toplam

1,3

2,366

2,083

6,551

2,083

6,551

67

Kamp dışında yaşayanların sayısının kamplarda yaşayanların iki katı olduğunun vurgulandığı raporda sınıra yakın bölgelerde artan kiralar ve yaşanan konut sıkıntısına dikkat çekilmektedir. Savaş ve göçten önce ortalama 200-300 TL olan kira fiyatlarının Kilis’te 700-1000 TL’ye kadar çıktığı, İstanbul’da ise 700-800 TL’den 1.400-1.500 TL’ye çıktığı ifade edilmektedir. Raporda dikkat çekilen bir diğer husus ise Türk yetkililer arasında Suriyelilerin adlandırılmasındaki (“mülteci,” “geçici koruma altındaki bireyler” ya da “misafir” vb.) kafa karışıklığı ve farklı uygulamaların varlığıdır51. USAK ve Brookings Enstitüsü ve Kemal Kirişçi tarafından hazırlanan Haziran 2014’te yayınlanan “Misafirliğin Ötesine Geçerken Türkiye’nin ‘Suriyeli Mülteciler’ Sınavı” başlıklı rapor ise sırayla Eylül ve Kasım 2013 tarihlerinde yayınlanan “Suriye Krizi: Kitlesel Yerinden Edilme, Acil İhtiyaçlar ve Tükenen Çıkış Yolları (Syria Crisis: Massive Displcement, Dire Needs and a Shortage of Solutions)” ve “Türkiye ve Suriyeli Mülteciler Krizi: Sonu Gelmeyen Misafirlik (Turkey and Syrian Refugees: The Limits of Hospitality)” adlı raporların devamı niteliğindedir. Rapor adı geçen iki rapor için yapılan araştırmalara ek olarak Ocak 2014’te Ankara ve İstanbul’da akademisyenler, sivil toplum temsilcileri, Suriyeli mülteciler ve resmî otoritelerle yapılan mülakatlara ve 1 Şubat 2014 tarihinde Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu’nda gerçekleştirilen “Uzun Dönemde Suriyeli Mülteciler” başlıklı çalıştayın çıktılarına dayanmaktadır52. Raporun adı

Misafirliğin Ötesine Geçerken Türkiye’nin “Suriyeli Mülteciler” Sınavı

Yayıncı

USAK & Brookings Enstitüsü

Yayım Yılı

2014

Saha Çalışması Tarihi

2014

Saha Çalışması Kapsamı

Ankara ve İstanbul’da akademisyenler, sivil toplum temsilcileri, Suriyeli mülteciler ve resmî otoritelerle yapılan mülakatlar

Türkiye’ye gelen Suriyeli sayısının 2008’de 400 bin civarında iken 2010’da bu rakamın 900 A.g.e. Kirişçi, K. (2014). Misafirliğin Ötesine Geçerken Türkiye’nin “Suriyeli Mülteciler” Sınavı. Ankara: Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu&Brooking Enstitüsü.

51 52


68

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

bini bulduğu tespitinin yer aldığı raporda, Suriyeli mültecilerin yarısından fazlasının çocuk olduğunun tahmin edildiği belirtilmektedir. Rapora göre Suriyeli mültecilerin çoğunluğu -yaklaşık %76’sı, kampların dışında hayatına devam ediyor ve barınma, sağlık hizmeti ve gıda yardımlarına erişimlerinde aksaklıklar yaşanıyor. Bahsi geçen nüfusun ihtiyaçlarına dair kapsamlı veri bulunmayışı ise bu ihtiyaçların karşılanmasını çok daha zor hâle getiriyor. 2012 yılının ikinci yarısında kamp dışında yaşayan mültecilerin sayısında önemli bir artış kaydedildiği de belirtilmektedir53. Raporda kiralık konut ihtiyacının artmasının Suriyelilerin yaşadığı semtlerde kiraların yükselmesine neden olduğu ve çoğunun düşük nitelikli konutlarda yaşadığı, kirayı karşılayamayanların metruk binalarda ya da derme çatma çadırlarda kaldıkları ifade edilmektedir54. Suriyelilerin temel sorunu olarak çocukların eğitim eksikliği olarak gösterilmiştir. Güvenilir istatistikler bulunmamasına rağmen, UNICEF, Türkiye’deki kamp dışı mülteci çocukların %74’ünün okula gidemediğini tahmin etmektedir. Kamplardaki Suriyeli mülteci çocukların eğitime erişimleri mümkünken, kamp dışında yaşayan okul çağındaki çocukların sayısına dair güvenilir veri bulunmamaktadır. AFAD’ın “Syrian Refugees in Turkey” başıklı raporunda ise 6-11 yaş arası çocukların %83’ünün bu okullara kayıtlı olduğu belirtilmektedir. Ancak 11’den yüksek yaş grupları için bilgi bulunmamaktadır. Hâlihazırda eğitim alabilen Suriyeli çocukların çoğu, eninde sonunda Suriye’ye geri dönecekleri düşüncesi baz alınarak eğitilmekte ve Türkiye’de, Suriye Eğitim Komisyonu, Suriye müfredatından Beşar Esad’ı ve rejimi öven ifadelerin çıkarılmasıyla oluşturulmuş “yeni” müfredatla Suriyeli çocuklara Arapça eğitim verilmektedir55. Suriye’ye dönme isteğiyle ilgili olarak raporda, Ekim 2013’te bir Türk STK temsilcisinin ifadesine dayandırılarak, başlangıçta tüm Suriyelilerin ülkesine geri dönmek istediği ancak kaosun büyümesi ve radikal grupların artan müdahalesi, Suriyelilerde geri dönmek istedikleri yerin bugünkü Suriye olmadığı şeklinde bir tespit yer almaktadır. Parlamentoda iktidar ve muhalefet partilerine mensup bazı milletvekillerinin de Ocak 2014’te gerçekleştirilen mülakatlarda açıkça Suriye’deki çatışmanın gelecek 10-15 yıl süresince kalıcı olacağını ve bu süre zarfında Suriyeli mültecilerin Türkiye’de kalmaya devam edeceklerini belirtmeleri, raporda yer alan bir başka önemli tespit olmuştur56. Türkiyelilerin Suriyelilere bakışına ilişkin raporda, Ekonomi ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi (EDAM) tarafından yapılan Ocak 2014 tarihli bir araştırmanın sonuçlarına da yer verilmiştir. Buna göre katılımcıların %86’sı mültecilerin ülkeye kabulünün durdurulmasını isterken, %30’a yakını da geri gönderilmeleri gerektiğini savunmaktadır. Türk katılımcıların %70’i “göçmenlerin, yerel halkın elinden iş imkânlarını aldığı”na inanmakta, benzer şekilde %70’lik bir kesim de “hükümetin göç yönetimi politikasından memnun değil” şeklinde sınıflandırılmaktadır. AFAD tarafından 2013’te gerçekleştirilen bir çalışmaya göre kamp dışında yaşayan mültecilerin %86’sı Türkçe öğrenmek istemekte ve bu durum Suriyelilerin kalıcı olma niyeti olarak yorumlanmaktadır57. 6023 sayılı yasayla kurulmuş, kamu kurumu niteliğindeki bir meslek kuruluşu olan Türk A.g.e. A.g.e. 55 A.g.e. 56 A.g.e 57 A.g.e 53 54


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

69

Tabipleri Birliği (TTB), 2014 yılında yayınladığı “Suriyeli Sığınmacılar ve Sağlık Hizmetleri Raporu” başlıklı yayınlarıyla mültecilerin sağlık durumlarına dikkat çekmiştir. Mayıs-Kasım 2013 tarihleri arasında mültecilere yönelik olarak TBB ile birlikte bölge tabip odaları ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası şubelerinin yürüttüğü çalışmalardan yararlanılarak hazırlanan raporda Diyarbakır, Şanlıurfa, Batman, Gaziantep, Kızıltepe ve Nusaybin’in yanı sıra Rojova bölgesinde yapılan incelemelerle savaş ve göçe bağlı gelişen sağlık/sağlık hizmeti sorunları ele alınmıştır. Raporda kamplarda ve kamp dışında yaşayan mültecilerle yapılan saha çalışmasının sonuçları paylaşılmıştır. Çalışma kapsamında kamp dışında kalanların Kürt ve Alevi Müslüman olduğu belirtilmektedir. Çalışma kapsamında İstanbul içinde Bayramtepe, Eminönü, Gaziosmanpaşa, Kanarya ve Küçükpazar semtlerinde 28 görüşme olmak üzere, tüm rapor için 60 aileyle görüşme yapılmıştır58. Raporun adı

Suriyeli Sığınmacılar ve Sağlık Hizmetleri Raporu

Yayıncı

Türk Tabipleri Birliği Yayınları

Yayım Yılı

2014

Saha Çalışması Tarihi

2013

Saha Çalışması Kapsamı

Diyarbakır, Şanlıurfa, Batman, Gaziantep, Kızıltepe ve Nusaybin ve Rojova’da inceleme, İstanbul’da 28, tüm rapor için 60 aileyle görüşme

Görüşme yapılanların düzensiz, düşük nitelikli işlerde çalıştıkları ya da dilencilik yaptıkları, günlük 20-30 TL kazanabildikleri ifade edilmiştir. Yaşadıkları yerler ev, park, dükkan ve kiralık odalardır. Genelde 50 metrekarelik, standartlara uygun olmayan, izbe, rutubetli, sıcak su ve ısıtma olmayan yerlerde kaldıkları ve 500-900 TL civarında kira ödedikleri tespiti yer almaktadır. En önemli sorunları beslenme, barınma, sağlık ve eğitimdir59. Görüşme yapılan aileler belediyeden, AFAD’dan ve cemevinden yardım aldıklarını; İstanbul’dakiler ise herhangi bir kamu kurumundan yardım almadıklarını ifade etmiştir. Görüşme yapılan aileler içinde Avrupa’ya gitme istediğini beyan edenler olduğu gibi, savaş bitince ülkesine dönmek isteyenler de bulunmaktadır. Ancak döndüklerinde cezalandırılacaklarını düşünüp Türkiye’de kalmak isteyenler de mevcuttur. Çalışmada görüşülen kamp dışında yaşayan mültecilerden, Kaymakamlıktan destek isteyen birkaç ailenin, Kaymakamlık tarafından kampa yönlendirildiği, bu nedenle mültecilerin devleti temsil eden Kaymakamlık ve Valilik gibi kurumlara gitmek istemedikleri, bireysel yardımları ve sivil toplum kuruluşlarının yardımlarını talep ettikleri ifade edilmiştir60. İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi 28 Mayıs 2014 tarihinde “Suriyeli Mülteciler Alanında Sivil Toplum” başlıklı bir çalıştay düzenlemiştir. Bu çalıştayın sonuçları Mavi Kalem Derneği tarafından raporlaştırılarak yayınlanmıştır. Mavi Kalem Derneği, 1999 depremi sonrasında “afet gibi olağandışı koşullarda dezavantajlı hale gelen kadın ve çocukların” psiko-sosyal destek, beceri geliştirme, eğitim ve sağlık konularında desteklenmesi projelerini yürütmek üzere 2000 yılında kurulmuştur61. Çalıştaya katılan kuruluşlar Caritas, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği (EŞHİD), Mavi Kalem Derneği, Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği, International Organizasyon for 58 Türk Tabipleri Birliği. (2014). Suriyeli Sığınmacılar ve Sağlık Hizmetleri Raporu. Ankara: Türk Tabipleri Birliği Yayınları 59 A.g.e. 60 A.g.e. 61 Mavi Kalem Derneği. (2014). “Suriyeli Mülteciler Alanında Sivil Toplum” Çalıştay Raporu Mavi Kalem. (2000).


70

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

Migration (IOM), International Medical Corps (IMC), Hayata Destek Derneği, Yuva Derneği, İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi (IGAM), Deniz Feneri Derneği, Gündem Çocuk Derneği, İstanbul Tabip Odası ve MAZLUM-DER’dir. Raporda sivil toplum kuruluşları tarafından belirlenen temel sorunlar; yaşam hakkı ve insan hakları ihlalleri, kayıt sisteminde yaşanan sıkıntılar, sağlık haklarından yararlanma konusundaki zayıflıklar, kamptaki sosyal bileşenlerin eksikliği, Suriyeli mültecilerin Türkiye’de ne kadar kalacağının belirsizliği, toplumda nefret söylemlerinin ortaya çıkması, devletin uzun vadede bir planı olup olmadığının belirsizliği, Arapça-Türkçe bilen kişi bulunamadığından kurumlarda sorunlar yaşanması, GİGM’nin kurulmasına rağmen durumunun halen belirsiz olması olarak belirtilmiştir62. Raporun adı

“Suriyeli Mülteciler Alanında Sivil Toplum” Çalıştayı Raporu

Yayıncı

Mavi Kalem Derneği

Yayım Yılı

2014

Saha Çalışması Tarihi

2014

Saha Çalışması Kapsamı

“Suriyeli Mülteciler Alanında Sivil Toplum” Çalıştayı özeti

Kuruluşların saha çalışmaları sonucunda mültecilerin yaşadıkları sorunlar: Türkiyelilerin uyum sorunu; işsizlik; Suriyelilerin ucuz işgücü olarak görülmeleri; İstanbul’a iş bulma gayesiyle gelip hayal kırıklığına uğramaları; Avrupa ve kapılarını açmayan ülkelerin yerleştirme konusundaki tutumları; sahadaki parçalı ve koordinasyonsuz çalışma sistemi; 09.09.2013’te yayınlanan sağlık genelgesinin bilinmemesi; mevzuatın sürekli değişmesi; yasalar ile uygulamaların birbiriyle örtüşmemesi; ikamet tezkeresinde pasaport gerekliliği sorunu; bazı bölgelere bilgi akışının sağlanamaması; hak temelli çalışan grupların alanlara girmesinin yardım temelli grupların varlığı tarafından engellenmesi ve dini temelli ya da iktidarla beraber çalışan grupların da hak temelli grupların önünü kesmesi; Tarlabaşı’nda Suriyelilerin “çeteleşmesi”, “mafyalaşması”, tecavüz gibi olayların yaşanması; kamplara yönlendirme yaparken bunun nasıl sağlanacağının bilinmemesi; gidişin güvenli olamaması; kadınların, evlilik içi/dışı cinsel istismara maruz kalmaları; çocuk istismarı; dilencilik; çocuk işçiliği; tek hanede birden çok aile yaşaması; yüksek kira bedelleri; sık yer değişimi; kayıtsız birçok ailenin varlığı; asıl sorunun Suriyelilerin gelmesi değil bu konuda bir alt yapı eksikliğinin olması; düzenlemelerin sürekli değişmesi yüzünden bu konuda akademik araştırma yapmanın zorluğu olarak tespit edilmiştir. Caritas, 42 bölgede medikal, beslenme, kıyafet gibi temel ihtiyaçların sağlanması konusunda çalışmalar yaparken yönlendirme, bilgilendirme ve dil kursu desteği de sunmaktadır63. EŞHİD, hak ihlalleriyle ilgili raporlama yapmakta ve diğer sivil toplum kuruluşlarıyla işbirlikleri kurmaktadır. Mavi Kalem Derneği, Balat’ta yaşayan üç ailenin kadınlarına Türkçe dersi ve çocuklar için psikolojik destek sunmaktadır. Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği, kendilerine başvuruda bulunan Suriyeli mültecileri ilgili kurumlara yönlendirmekte ve psikolojik danışmanlık konusunda yönlendirmede bulunmaktadır. IOM, Gaziantep ve Güneydoğu Bölgesi’nde Caritas ve Hayata Destek Derneği işbirliğiyle sağlık ve beslenme konularında destek vermektedir. IMC, Kilis ve İstanbul’daki ofisleri aracılığıyla sağlık, psikoloji ve hijyen desteği vermekte; mülteciler için Türkçe ve İngilizce dil kurslarıyla resim dersleri organize etmektedir. Ayrıca GİGM’ye ilerleyen zamanlarda zihinsel sağlık ve psiko-sosyal destek sunma konusunda proje hazırlayacaklarını beyan etmişlerdir64. A.g.e. A.g.e. 64 A.g.e. 62 63


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

71

Hayata Destek Derneği, Hatay’da kamp dışı yerleşim yapan mültecilerle çalışmakta ve saha araştırması yaparak ısınma, hijyen gibi konularda ihtiyaç belirleyerek psiko-sosyal destek ve gıda güvenliği konusunda çalışmalar yürütmektedir. Dernek Hatay, Kilis ve Urfa’da toplum merkezleri kurarak hanelere hijyen/gıda kiti vermektedir65. Yuva Derneği’nin amacı temel beceri kazandırmaktır. Hatay ve Kırıkhan’da toplum merkezleri açmışlardır66. Kızılay, 11 ilde 24 kampta 3 yıldır barınma, beslenme ve kısmi sağlık konularında destek vermektedir. Deniz Feneri Derneği, Suriye ve Türkiye’de çalışmalar yürütmektedir ancak raporda detaylı bilgi verilmemiştir. Gündem Çocuk Derneği ise Suriyeli çocuklarla çalışmaktadır ancak detaylı bilgi verilmemiştir67. İstanbul Tabip Odası, sağlık hizmetine erişmede yaşanan sıkıntıların tespiti ve giderilmesi konusunda çalışma yürütmektedir. MAZLUM-DER’in ise, kamp dışında yaşayan kadınlara yönelik cinsel istismar konusunda raporları bulunmaktadır. Raporda katılımcı STK’ların bazı önerilerine de yer verilmiştir. Bunlardan bazıları Urfa, Kilis ve İstanbul’daki STK’lar arasında yönlendirme konusunda destek sağlaması için bir çevrimiçi platform kurulması; mülteci tanımı konusunda eğitimler düzenlenmesi; AFAD ya da GİGM’den yetkililerle kayıtlar özelinde nasıl bir çözüme ulaşılabileceği konusunda konuşulması; mülteci yaklaşımı konusunda farkındalık oluşturma amacıyla toplantılar düzenlenmesi; çocuklarla çalışan STK’ların farklı bir alanda toplanarak ortak bir çalışma yürütmeleri, çocuklarla ilgili travma konusunda çalışmaların ön planda tutulması ve bu konuda projeler düzenlenmesi; hak temelli savunuculuk konusunda çalışma yapılması ve bu yolla kamu kuruluşları üzerinde baskı oluşturulması; kamplara girme, gezme ve raporlamanın STK’lar için olanaklı hale getirilmesi; her kurumun neredeyse aynı araştırmaları yapmış olması sorunundan yola çıkarak akademinin de bu konuda destek vermesi; yer sıkıntısından dolayı daha fazla göçün engellenmesi; STK’ların 5 yıllık bir stratejik plan hazırlaması; kayıt için GİGM’nin destek vermesi; Türkiyelilerin Suriye algısına dair bir araştırma olmamasından yola çıkarak konuyla ilgili bir araştırma yapılıp kamuoyu oluşturmak adına çalışmalar yapılması; Suriyeli gruplarla birlikte çalışmalar yapılması; devletin organlarının bu gibi toplantılara çekilebilmesi; çocukların okullara kayıt edilmesi için MEB’e baskı yapılması; bir sorun olarak tanımlanan “entegrasyon” konusuna kendi kültürel değerlerimizi Suriyelilere aşılamak olarak yaklaşılmaması gerekliliğidir68. Mültecilerin durumları ve Türkiye’ye etkilerine ilişkin Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) ve Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı (TESEV) ortaklığında Ocak 2015’te yayınlanan “Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Etkileri” başlıklı raporda, Suriyelilerin Türkiye’ye etkisini anlamak açısından 3 aylık sürede yapılan 4 farklı saha araştırmasının sonuçları yer almaktadır. Çalışma çerçevesinde sırasıyla Adana, Osmaniye, Hatay, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Mersin ve Kahramanmaraş illerinde yerel yetkililer, sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri, akademisyenler, Sanayi ve Ticaret Odaları, yerel halk ve Suriyelilerle yapılan görüşmelere yer verilmiştir. Araştırma kapsamında İstanbul yer almamaktadır69. A.g.e. A.g.e. 67 A.g.e. 68 A.g.e. 69 A.g.e. 65 66


72

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

Raporun adı

Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Etkileri

Yayıncı

ORSAM - TESEV

Yayım Yılı

2015

Saha Çalışması Tarihi

2014

Saha Çalışması Kapsamı

Adana, Osmaniye, Hatay, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Mersin ve Kahramanmaraş illerinde yerel yetkililer, sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri, akademisyenler, Sanayi ve Ticaret Odaları, yerel halk ve Suriyelilerle yapılan görüşmeler

Gaziantep’te 220.000 kayıtlı Suriyelinin bulunduğu, gerçek rakamın ise 280.000 civarında olduğu düşünülmektedir ve Gaziantep İstanbul’dan sonra en fazla Suriyeli ağırlayan şehirdir. İç savaş öncesi Gaziantep Ticaret Odası’na kayıtlı 60 civarında Suriyeli firma varken 2014 Ekim itibarıyla bu rakam 209’a yükselmiştir. Firmalar arasında hem üretim hem de ticaret yapanlar bulunmaktadır. Gaziantep’e nispeten daha üst gelir seviyesindeki Suriyelilerin geldiği belirtilmektedir. Mülteciler şehrin göç alan varoş kesimlerine yerleşmektedir. 2014 Temmuz ayı içinde Suriyelilere yönelik saldırıların yaşandığı olaylar da bu bölgede başlamıştır. Bu mahallelerin genel olarak suç oranının yüksek olduğu yerleşimler olduğu belirtilmektedir. Toplumsal açıdan bakıldığında, ilk aşamada olumlu yaklaşılan Suriyelilerin son dönemde “istenmeyen topluluk” haline geldiği görülmektedir. Mülteciler şehrin göç alan yoksul bölgelerine yerleşmektedir. Gaziantep’te yaklaşık 80.000 kişinin yaşadığı kampların ihtiyaçları yerel firmalar üzerinden karşılanmaktadır70. Rapora göre; Şanlıurfa il merkezi ve ilçelerinde kamp dışında yaşayan Suriyelilerin toplam sayısı 150.000 civarındadır. Bunun yanı sıra kamplarda 80.000’e yakın mülteci ağırlanmaktadır. Şanlıurfa’daki Suriyelilerin tamamına yakınını alt gelir grubu oluşturmaktadır. Aynı aşiretten Suriyeli aileler Şanlıurfa’daki akrabalarının yanına gelmiştir. En büyük sıkıntı Suriyelilerin “sorun çıkma potansiyelinin yüksek olduğu” ifade edilen mahallelere yerleşmiş olmasıdır. Şanlıurfa’nın en büyük kaygısının güvenlik olduğu söylenebilir. Şanlıurfa’da ortaya çıkan en ciddi sosyal etki ikinci evliliklerin yaygınlaşmasıdır71. Raporda yer alan bilgilere göre, Kilis’te Ekim 2014 itibarıyla şehir merkezinde yaşayan toplam Suriyeli sayısı 98.000 civarındadır. Sivil toplum kuruluşlarının tahmini, kamp dışında yaşayan Suriyelilerin toplamının 120.000’e yakın olduğu yönündedir. Sadece şehirde yaşayanlar dikkate alındığında dahi Kilis’in mevcut nüfusundan daha fazla Suriyeliyi ağırladığı belirtilmektedir. Kilis’te yerel nüfusun çok büyük çoğunluğunu Türk vatandaşlar oluştururken, buna karşılık şehre yerleşen Suriyelilerin büyük çoğunluğunun Arap kökenli olduğu ifade edilmiştir. Dolayısıyla şehirde farklı dil ve kültüre sahip iki toplumun kısa süre içinde bir arada yaşamak durumunda kalmasının yarattığı sıkıntılar görülmektedir. Kiraların artması, düzensiz yapılaşma, farklı yaşam tarzı ve kültürün yarattığı tepki gibi sorunların hepsi Kilis’te mevcuttur. Tüm bu nedenlerle en “riskli” şehrin Kilis olduğu söylenmektedir72. BM Ekim 2014 verilerine göre Hatay’da beş kampta 15.404 kişi yaşamını sürdürmektedir. Kamp dışında yaşayanların resmi rakamı ise 60.000 civarındadır. Ancak özellikle Reyhanlı, Antakya merkezinde ve sınıra yakın ilçelerde kayıt dışı yaşayan Suriyeli mültecilerin eklenmesiyle resmi rakamın en az iki katı Suriyeli olduğu yönünde bir algı mevcuttur. A.g.e. A.g.e. 72 A.g.e. 70 71


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

73

Hatay’da Suriyelilerin genelde alt kademelerde çalışma imkânı buldukları ve fırsatları iyi değerlendirdikleri ifade edilmektedir. Hatay’da Suriyelilerin yaşam koşulları, ekonomik durumları nedeniyle iyi olmasa da, yerel halkla birlikte yaşama açısından daha iyi bir tablo söz konusudur. Birçok kişi aile ve akrabalık bağları sayesinde daha kolay barınma imkânı elde etmiştir. Hatay’da ilçe merkezlerinde yaşayan Suriyelilerin yaklaşık %20’sinin akrabalarının yanında kaldığı, maddi ve manevi destek aldığı ifade edilmektedir. Şehre gelen Suriyelilerin etkisiyle bazı sıkıntılar yaşansa da, kitlesel bir tepkinin -Gezi olayları esnasında Hatay’da yaşananlar bir kenara bırakılırsa- gerçekleşmemiş olduğu belirtilmektedir. Şehirde 11 Mayıs 2013 tarihinde Reyhanlı’da gerçekleşen terör saldırısından sonra dahi infial yaşanmaması bu noktada önemlidir73. Resmi rakamlara göre Adana’da 40.000 civarında Suriyeli mülteci barınmaktadır. Bunların 11.292’si Sarıçam Çadır Kenti’nde kalırken, kalan nüfus şehir içinde yaşamını devam ettirmektedir. Resmi olmayan verilere göre şehirde yaşayan Suriyelilerin sayısı 50.000’i aşmış durumdadır. Adana’da Suriyeli mülteciler genellikle düşük gelirli kişilerin yaşadığı, imkânların sınırlı olduğu mahallelerde, toplu olarak yaşamaktadır. Suriyelilere yönelik şikâyetlerin en temel nedenleri olarak, Adana’da hâlihazırda yüksek olan işsizlik oranının artması ve asayiş ve güvenlik sorununa yol açıyor olmaları gösterilmektedir. Adana’da Suriyeli mültecilere yönelik eğitim imkânlarının yetersiz olması ve çocukların “başı boş kalmaları” onları istismara açık bırakmaktadır. Adana’da en başta gelen ve acil olan ihtiyacın barınma olduğu görülmektedir. Adana’da en az 12.500 eğitim çağında Suriyeli çocuk vardır. Sivil toplumun girişimleri ve Suriyeli bir kişinin açtığı söylenen okulda sadece 3.000 kadar kişiye eğitim verilebilmekle birlikte eğitim olanakları son derece sınırlıdır (ORSAM-TESEV, 2015). Osmaniye’deki Suriyeli nüfusun Kasım 2014 AFAD verilerine göre 7.597’si Cevdetiye Çadır Kenti’nde kalmaktadır. Şehirde yaşayan mültecilerin sayısı ise resmi rakamlara göre 12.000’dir. Resmi olmayan tahminlere göre Kasım 2014 itibarıyla bu sayı en az 20.000’dir. Osmaniye’deki mültecilerin çoğunun alt gelir grubuna mensup olanlar olduğu, sadece %2-3 kadarının varlıklı olduğu ifade edilmektedir. Kayıt dışı çalışanların büyük çoğunluğu ise inşaat sektöründe iş bulabilmektedir. Osmaniye’de ev kiralarında 200-250 TL’lik artış söz konusudur. Osmaniye genelinde halk arasında en çok dile getirilen iki endişe Suriye’den gelenlerin sayısının artması ve bu nüfusun farklı etnik kökene sahip olmasıdır. Bir diğer eleştiri başlığı kayıt dışı yapılan evliliklerdir74. Kahramanmaraş’ta 17.000’i kampta ve 40.000’i şehir merkezinde olmak üzere yaklaşık 57.000 kayıtlı Suriyeli bulunmaktadır. Ancak gerçek sayının 75.000 civarında olduğu düşünülmektedir. Kahramanmaraş’ta birçok Suriyeli zaman içinde kendi dükkânlarını açmıştır. Bu dükkânların vergi vermediği söylenmekte ve diğer esnafla aralarında haksız rekabet oluştuğu dile getirilmektedir. Ayrıca bakkal, fırın gibi dükkânların artışı yerel esnafın işlerini de olumsuz etkilemiş gözükmektedir. Bu da yerel esnaf arasında Suriyelilere yönelik tepki gelişmesine neden olmaktadır. Kiraların %150 oranında artması, kiralık ev bulunmaması, konut fiyatlarının yükselmesi, kiracı Türk vatandaşların evlerden çıkarılıp Suriyelilere kiraya verilmesi gibi ortak etkiler Kahramanmaraş’ta da söz konusudur75 . Mersin’de Kasım 2014 itibariyle resmi rakamlara göre 58.800 Suriyeli yaşamaktadır. Bu nüfusun 41.801’i ikamet ve tanıtım belgelerini almış veya almak üzere beklemektedir. Ancak resmi olmayan Suriyeli nüfusun 200.000’i bulduğu dile getirilmektedir. Mersin’de görüşülen A.g.e. A.g.e. 75 A.g.e. 73 74


74

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

kişilerin çoğu sosyal hayattan trafiğe kadar Suriyelilerin şehirde olumsuzluk yarattıklarını savunmaktadır76. 2015 yılında Açık Toplum Vakfı ve Anadolu Kültür’ün ortak projesi olarak yayınlanan Zümray Kutlu’nun hazırlamış olduğu “Bekleme Odasından Oturma Odasına, Suriyeli Mültecilere Yönelik Çalışmalar Yürüten Sivil Toplum Kuruluşlarına Dair Kısa Bir Değerlendirme” başlıklı rapor kamp dışında yaşayan Suriyelilere destek veren STK’lar ve yürüttükleri çalışmalara yer vermektedir. Rapor için Ocak-Nisan 2015 tarihlerinde yapılan çalışma ile Suriyeli mültecilerle ilgili hazırlanmış raporlar, kitaplar, haberler ve web sitelerinin incelenmiş ve bu alanda faaliyet gösteren STK’larla görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Rapor kapsamında 48 STK ile iletişime geçildiği ancak 28’inin çalışmaları hakkında bilgi verdiği, 17 STK’nın sınırlı bilgi aktardığı ya da cevap vermediği belirtilmiştir77. Raporun adı

Bekleme Odasından Oturma Odasına Suriyeli Mültecilere Yönelik Çalışmalar Yürüten Sivil Toplum Kuruluşlarına Dair Kısa Bir Değerlendirme

Yayıncı

Anadolu Kültür - Açık Toplum Vakfı

Yayım Yılı

2015

Saha Çalışması Tarihi

2015

Saha Çalışması Kapsamı

Suriyeli mültecilerle ilgili hazırlanmış raporlar, kitaplar, haberler ve web sitelerinin incelenmiş ve bu alanda faaliyet gösteren STK’larla görüşmeler

Yayınlanan raporlar “Sınırdan Geçiş ve Kayıt Süreci”, “Barınma Koşulları”, “Çalışma Hakkı ve Koşulları”, “Eğitim Hizmetlerine Erişim”, “Sağlık Hizmetlerine Erişim” ve “Yerel Halkla İletişim” başlıklarında özetlenmiştir. STK’lar tarafından yürütülen çalışmalardan bahsedilen raporda insani yardım, eğitim, sağlık, mesleki eğitim vb. faaliyetler hakkında bilgi verilmiştir. Mültecilerin barınma, sağlık, beslenme ve eğitim gibi temel ihtiyaçlarının karşılanmasında yaşanan sıkıntıların büyüklüğü karşısında STK’ların yapabildiklerinin sınırlı olduğunun belirtildiği raporda, insani yardım desteği sağlayan kurumlara gelen yardımların gün geçtikçe azaldığı ve verilen yardımlarla yaşamı devam ettirmenin mümkün olmadığı vurgulanmaktadır. Raporda, insani yardım konusunda inanç temelli STK’ların daha aktif oldukları, fitre, zekat bağışlarının toplandığı ancak hak temelli çalışan ve sol eğilimli STK’ların büyük çoğunluğunun gönüllülük esasına göre ya da çok küçük bağışlarla çalışmalarını yürüttükleri belirtilmiştir. Özel ihtiyacı olan kadın, engelli, çocuk vb. gruplara yönelik çalışan az sayıda STK mevcut olduğu tespitine yer verilmiştir. STK’ların çalışmaları açısından temel sorunlardan biri STK’ların arasındaki koordinasyon ve iletişim ağı eksikliğidir. Görüşülen kurumların tümünün, Suriyeli mültecilerle ilgili çalışmaların uzun erimli ve kapsamlı bir perspektifle ele alınması gerektiğini düşündükleri, Türkiye’de bulunan ve Avrupa dışından gelen tüm mültecilerin temel haklara erişimlerinin Suriyeli/Suriyeli olmayan ayrımı yapmadan gündeme getirilmesinin önemine vurgu yaptıkları belirtilmiştir78. 5.2. Mültecilerin İstanbul’daki Durumlarına İlişkin Hazırlanmış Raporlar 2013 yılında MAZLUM-DER’in yayınladığı “Türkiye’de Suriyeli Mülteciler - İstanbul Örneği – A.g.e. Kutlu, Z. (2015). Bekleme Odasından Oturma Odasına Suriyeli Mültecilere Yönelik Çalışmalar Yürüten Sivil Toplum Kuruluşlarına Dair Kısa Bir Değerlendirme. http://www.aciktoplumvakfi.org.tr/: Anadolu Kültür - Açık Toplum Vakfı. 78 A.g.e. 76 77


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

75

Tespitler, İhtiyaçlar ve Öneriler” başlıklı raporda öncelikli olarak Türkiye’ye dair genel bilgiler verilerek yaklaşık üç aylık bir zamana yayılan saha araştırmaları sonucunda İstanbul’da yaşayan mültecilere ilişkin elde edilen veriler paylaşılmıştır. Yapılan saha çalışmalarında ulaşılabilen mültecilerin, daha çok Suriyeli Kürt mülteciler olduğu çalışma kapsamında belirtilmiştir. Görüşülebilen mülteciler arasında Arap mültecilerin nüfuslarının nispeten daha az sayıda olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca daha çok Suriye’nin kuzeyinden (ağırlıklı olarak Halep ve çevresinden) gelenler olduğu gibi Şam’dan, Humus ve Kamışlı’dan gelenlerin de bulunduğu bilgisi raporda yer almaktadır79. Raporun adı

Türkiye’de Suriyeli Mülteciler - İstanbul Örneği – Tespitler, İhtiyaçlar ve Öneriler

Yayıncı

MAZLUM-DER

Yayım Yılı

2013

Saha Çalışması Tarihi

2013

Saha Çalışması Kapsamı

İstanbul Küçükpazar semtinde saha çalışması

Rapora göre, Türkiye’ye gelen yaklaşık 500 bin Suriyeli mülteci bulunduğu tahmin edilmektedir. Raporda 22 Temmuz 2013 tarihi itibarıyla 8 ayrı ildeki 17 mülteci kampında barınan mülteci sayısı 201.067 olarak verilmiştir. Kamp dışında kalanların kendi imkânlarıyla ev kiraladığı veya akrabalarının yanında kaldığı, serbest ikamet edenlerin Türkiye’nin farklı illerinde hatırı sayılır mülteci grupları oluşturduğu ifade edilmiştir. 2011 yılı Nisan ayından itibaren AFAD tarafından önce Hatay ili sınırları içerisinde farklı noktalarda, daha sonra da Suriye sınırına yakın diğer toplam 10 ilde kamplar (çadır kent veya konteyner kent) kurulmuştur. 22 Temmuz 2013 tarihi itibarıyla Hatay ili Altınözü ve Yayladağı ilçelerinde 2’şer çadırkent, Reyhanlı’da 1 geçici kabul merkezi, Şanlıurfa ili Ceylanpınar ve Akçakale’de 1’er, Gaziantep ili İslâhiye, Karkamış ve Nizip’te 1’er, Kahramanmaraş’ta 1, Osmaniye Cevdediye’de 1, Adıyaman’da 1, Mardin - Midyat’ta 1 ve Adana - Sarıçam’da 1 çadırkent ile Kilis’te 2, Hatay - Apaydın, Şanlıurfa - Harran, Malatya - Beydağı ve Gaziantep - Nizip’te 1’er konteyner kent olmak üzere toplam 14 çadır kent, 1 geçici kabul merkezi ve 6 konteyner kent kurulmuştur80. İstanbul içindeki çalışma kapsamında yapılan tespitlerde, Fatih ilçesinin Küçükpazar semtinde yaklaşık 140-150 civarında Suriyeli mülteci aile bulunduğunun, çocuklarla birlikte bu sayının yaklaşık 700-800 kişi civarında olduğunun tahmin edildiği yer almaktadır. Fatih merkezde yaklaşık 40-50, Balat’ta 10, Kumkapı semtinde 20, Sultançiftliği’nde 10, Şirinevler’de 30, Başakşehir’de (Şahintepe, Altınşehir, Bayramtepe) 180 civarında mülteci ailenin yaşadığı tahmin edilmektedir. Bunların dışında Esenyurt, Sultangazi ve Ümraniye’de de çok sayıda Suriyeli mültecinin olduğu ifade edilmektedir. Her ailede, çoğunun yaşları küçük olmak üzere en az 6-7 çocuk bulunduğu raporda ye alan diğer bilgiler arasındadır81. Fatih ilçesi Küçükpazar semtinde yaşayan Suriyeli Kürt mülteciler, mültecilerin tamamı içinde en kalabalık ve yoksul grubu oluşturmaktadır. Görüşülen mülteciler arasında çalışma izni olan kimseye rastlanmamıştır. Kendileriyle görüşülen mülteciler, ellerindeki tezkereyi gösterip “ikamet iznimiz var, ama üzerinde çalışamazsınız diye yazıyor” demektedirler. Ayrıca Suriyeli 79 MAZLUMDER. (2013). Türkiye’de Suriyeli Mülteciler - İstanbul Örneği –Tespitler, İhtiyaçlar ve Öneriler. İstanbul: İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği. 80 A.g.e. 81 A.g.e.


76

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

mültecilerin ucuz işgücü olarak kullanıldığı belirtilmiştir. Çocukların bir kısmı yakın yerlerde dilencilik yaparken, bazılarının tekstil atölyelerinde çalıştıkları tespit edilenler arasındadır. Aylık gelirlerinin 400-500 TL olduğu da ifade edilmiştir. 2012 yılında 850 TL aylık alan Suriyeli bir mülteci, 2013 yılında en fazla 600 TL ödendiğini ifade etmektedir. İstanbul’da hemen her semtte yaşayan çok sayıda Suriyeli bulunmakla birlikte, hepsinin ekonomik durumları ve yaşam koşulları çok farklıdır. Küçükpazar semtinde yaşayan mültecilerin kaldıkları yerlerin son derece kötü ve sağlıksız olduğu belirtilmiştir. Odaların boyutları yaklaşık 8-9 m2 büyüklüğünde, penceresi veya havalandırması olmayan yerlerdir. Mülteciler daha çok eski işyeri veya han olarak adlandırılan yerlerdeki bölmelerin oda haline getirildiği koşullarda yaşamaktadır. Odaların çoğunda ağır rutubet olduğu ve bodrum katlarda lağım kokusunun bulunduğu belirtilmekte ve özellikle küçük çocuklar açısından Küçükpazar’da salgın hastalık riskinin varlığına dikkat çekilmektedir. Barınacak bir yer bulamayanların, parklarda ve bahçelerde barındıklarının belirtildiği raporda İBB binası karşısındaki Şehzadebaşı (Saraçhane) parkında; Küçükpazar semtinde, Haliç sahilinde, Şirinevler’de Yıldız Zöhre Camisi yanındaki parkta mültecilerin açıkta yaşadıkları tespitine yer verilmiştir82. Saha çalışmasına katılanların genellikle 2011 yılı sonlarında İstanbul’a geldikleri, bir kısmının, Gaziantep-Kilis civarında Türkiye’ye giriş yaptıkları, Gaziantep’te veya Kahramanmaraş’ta kısa bir süre yaşadıktan sonra İstanbul’a geldikleri ifade edilmiştir. Diğer mülteciler ise Türkiye’ye giriş yaptıktan sonra doğrudan İstanbul’a gelmişlerdir83. AFAD tarafından yayınlanan 18 Ocak 2013 tarihli, 2013/1 sayılı ve “Suriyeli Misafirlerin Sağlık Hizmetleri” konulu genelgeye göre, bahsedilen 11 il (Osmaniye, Kahramanmaraş, Kilis, Gaziantep, Hatay, Şanlıurfa, Adana, Adıyaman, Mersin, Malatya, Batman) dışında kalan diğer illerdeki mülteciler sağlık hizmetlerinden ancak ücret karşılığı faydalanabilmektedirler84. Maddi durumlarının kötü olması ve dil sorunu (Türkçe bilmemek) yaşamaları çok ciddi sıkıntılar olarak görülmekte ve Türkçe bilmeden çalışmak ve toplumla iletişim kurmak da güçleşmektedir. Çalışma izni almak külfetli olduğundan (uzun zaman, emek ve para gerektirdiğinden) mülteciler başvuru yapmakta isteksiz davranmaktadır. Öte yandan; işverenler Suriyeli mültecileri ucuz işgücü olarak görmektedirler. Toplumda Suriyelilere “dilenci”, “mülteci”, “çingene” gibi ifadelerle yaklaşması sebebiyle kendilerini aşağılanmış hissetmektedirler. Sağlık hizmetlerinin (röntgen çektirecekler, ameliyat olacaklar, sürekli ilaç kullananlar, kanser ve şeker hastası olanlar için) temini en önde gelen sorunlardan birini oluşturmaktadır. İstanbul’daki hastanelere giden mültecilerden ücret talep edilmekte ve bu durum sağlık hakkına erişimi güçleştirmektedir. Ayrıca mültecilerin en büyük sıkıntısının kira ödemek olduğu gözlemi aktarılmıştır85. İstanbul’da Suriye Nur Derneği, İzmir’de Suriyeli Mülteciler Dayanışma Derneği kurulmuş ve bu dernekler mültecilerin ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmalar yapmaktadırlar. “Bir Ekmek, Bir Battaniye” yardım kampanyasına MAZLUM-DER de destek vermektedir. AFAD idaresinde, kamu kurum ve kuruluşları ve Türk Kızılayı ile ortaklaşa kampanyalar yürütülmektedir. Başakşehir Belediyesi, İBB ve bölge halkı barınma, yiyecek, sağlık, güvenlik, sosyal aktivite, eğitim, ibadet, tercümanlık yardımları yapmaktadır86. A.g.e. A.g.e. 84 A.g.e. 85 A.g.e. 86 A.g.e. 82 83


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

77

Kampta yaşamak istememe sebepleri ise kampların kendi deyimleriyle “hapishane gibi” olmasından kaynaklıdır. Ayrıca ırkçı söylemler, ucuz işçi kaynağı olarak görülmeleri diğer sebepler olarak gösterilmiştir87. Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, Hayata Destek Derneği, İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Merkezi, Kadınlarla Dayanışma Vakfı, Sosyal ve Kültürel Hayatı Geliştirme Derneği, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, İnsan Hakları Vakfı İstanbul Şubesi, Toplumsa Hukuk Araştırmaları Vakfı, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği İstanbul Şubesi, Göç Edenler Sosyal Yardımlaşma Kültür Derneği’nin içinde olduğu “Suriye’den İstanbul’a Gelen Sığınmacıları İzleme Platformu”, yürüttükleri çalışmalarını Eylül 2013’te raporlamıştır88. Raporun adı

Yok Sayılanlar; Kamp Dışında Yaşayan Suriye’den Gelen Sığınmacılar İstanbul Örneği

Yayıncı

Suriye’den İstanbul’a Gelen Sığınmacıları İzleme Platformu

Yayım Yılı

2013

Saha Çalışması Tarihi

2013

Saha Çalışması Kapsamı

İstanbul Bayramtepe, Eminönü, Gaziosmanpaşa, Kanarya ve Küçükpazar’da 28 görüşme

“Yok Sayılanlar; Kamp Dışında Yaşayan Suriye’den Gelen Sığınmacılar İstanbul Örneği” başlıklı raporda İstanbul’a gelmiş Kürt ve Türkmen/Alevi mültecilerle yapılan saha çalışması paylaşılmıştır. Çalışma kapsamında Bayramtepe, Eminönü, Gaziosmanpaşa, Kanarya ve Küçükpazar’da 28 görüşme gerçekleştirilmiştir. Raporda 28 görüşmecinin 244 kişiyi temsil ettiği ifade edilmiştir. Çalışmaya katılanların düzensiz, kayıt dışı ve düşük nitelikli işlerde çalıştıkları ve dilencilik yaptıkları ve aylık yaklaşık 500 TL civarında gelir elde ettikleri tespit edilmiştir. Yaşadıkları yerler ise inşaatlar, konutlar, kiralık oda, park ve cemevi bahçesidir. Barındıkları bu mekânların nemli; aydınlatma, su ve ısınma sistemi olmayan; güvensiz konutlar olduğu belirlenmiştir. Çalışma kapsamında görüşülen kişilerin İstanbul’da yaşadıkları süre en fazla 1,5 yıl en az ise 3 hafta olarak belirtilmiş ve İstanbul içinde yer değiştirmedikleri ve ilk geldikleri yerin İstanbul olduğu ifade edilmiştir. Sağlık, eğitim, güvenlik ve dil sorunları olduğunu belirten mültecilerin komşulardan gelen yardımlar ve cemevinin katkısıyla ihtiyaçlarını karşıladıkları ve belediye ve karakola başvuru yaptığını ifade eden ikişer kişi olduğu belirlenmiştir. Ankete katılanlardan 23’ü ülkesine dönmek istediğini, 3’ü ise başka ülkeye gitmek istediğini ifade etmiştir. Temel sorunlarını dışlanma olarak ifade eden mülteciler kampta kalmama nedenlerini kampların koşulları, güvensiz ortam, etnik ve dini inanca dayalı nedenler, iş bulmak ve çalışmak zorunda olmak olarak açıklamıştır. İstanbul’a gelme sebepleri ise akraba veya tanıdıklarının olması ve iş bulma umudu olarak gösterilmiştir. Bir görüşmeci dışında araştırmaya katılanların tamamı kayıtsızdır89. MAZLUM-DER tarafından 2014 yılında yayınlanan “Kamp Dışında Yaşayan Suriyeli Kadın Sığınmacılar Raporu”nda İstanbul’daki mültecilerin durumlarına ilişkin tespitlere de yer verilmiştir. Raporda, mültecilerin, İstanbul’da en fazla Fatih (Küçükpazar ve Balat), BahçelievlerŞirinevler, Başakşehir (Altınşehir, Bayramtepe, Şahintepe) ve Gaziosmanpaşa-Sultançiftliği, Esenyurt, Küçükçekmece ve Ümraniye’de yaşadıkları bilgisi verilmiştir. Araştırma verileri A.g.e. Suriye’den İstanbul’a Gelen Sığınmacıları İzleme Platformu. (2013). Yok Sayılanlar; Kamp Dışında Yaşayan Suriye’den Gelen Sığınmacılar İstanbul Örneği 89 A.g.e. 87 88


78

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

ağırlıklı olarak Küçükpazar semtine dayanmaktadır. Küçükpazar’daki mülteci nüfusunun 700800 kişi olduğu ve yaşları küçük en az 6-7 çocuk bulunduğu tespit edilmiştir90. Raporun adı

Kamp Dışında Yaşayan Suriyeli Kadın Sığınmacılar Raporu

Yayıncı

MAZLUM-DER

Yayım Yılı

2014

Saha Çalışması Tarihi 2014 Saha Çalışması Kapsamı

İstanbul, Ankara, İzmir, Gaziantep, Diyarbakır, Kilis, Şanlıurfa, Malatya, Batman, Hatay, Osmaniye, Van ve Bursa’dan 72 kadın mülteciyle görüşme

Çalışmaya katılanların büyük kısmının tekstil atölyelerinde çalıştığı ve çocukların dilencilik yaptığı, aylık 400-500 TL gelir elde ettikleri belirtilmiştir. Yaşadıkları yerler hanlarda oda haline getirilmiş barınaklar ve parklardır. Yaşadıkları yerlerin penceresiz, havalandırmasız ve küçük olduğu; 10-12 odanın bir tuvaleti ortak kullandığı tespit edilmiştir. Çalışmaya katılanların en önemli sorunları kira ödemek, aşevi eksikliği, barınakların hijyeni, çocukların eğitime erişememesi olarak belirlenmiştir. Ayrıca yardımların ulaştırılması için ulaşılabilir depoların ve koordinasyon merkezlerinin bulunmaması da sorun olarak raporda yer almıştır. Çalışma kapsamındaki mültecilerin en önemli sorun olarak gördükleri hususlar ise Türkçe bilmemek, çalışma izni almanın külfetli olması, hastanelerden muayene ücreti talep edilmesi, kirayı ödeyememek olarak gösterilmiştir. Çalışmaya katılanların kurumsal yardım almadığı, yalnızca bir kişinin İBB’den bir kereliğine 300 TL yardım aldığı ifade edilmiştir91. Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi’nce sınır bölgesindeki Gaziantep, Kilis ve Hatay’da, sınır bölgesi dışında ise İstanbul, İzmir ve Mersin’de 72’si Suriyeli, 72’si yerel halktan olmak üzere toplam 144 kişiyle Şubat-Mart 2014’te derinlemesine mülakatlar ve Türkiye’de Suriyeliler konusundaki “sosyal kabul” düzeyine ilişkin ülke genelinde 20 ilde 1501 kişiyle Ekim 2014’te gerçekleştirilen bir kamuoyu araştırması paylaşılmıştır. “Türkiye’deki Suriyeliler: Toplumsal Kabul ve Uyum Araştırması” başlıklı bu raporda, Türkiye’deki Suriyeliler konusunda zaman zaman ırkçılığa, yabancı düşmanlığına, nefrete varacak olumsuz tavırlara rağmen genelde toplumsal kabul düzeyinin olağanüstü yüksek olduğu sonucu paylaşılmaktadır. Raporda, Türkiye’nin “geçicilik” üzerine inşa ettiği Suriyeliler politikasının devam etmesi gerektiği ancak bununla eşzamanlı bir biçimde Türkiye’deki Suriyelilerin çok önemli bir bölümünün, yani en az 1 milyon Suriyelinin, Türkiye’de sürekli olarak kalacağından hareketle birlikte yaşam politikalarına başlanması gerektiği ifade edilmiştir. Bu çalışma çerçevesinde yapılan araştırmalarda, Suriyelilerin Türkiye’de olmaktan memnun ve mutlu oldukları, Türk halkına ve devlete müteşekkir oldukları, mümkünse ülkelerine geri dönmek istedikleri ancak bu ihtimalin her geçen gün azaldığını ifade ettikleri gözlenmiştir. Yine Türkiye vatandaşlık verirse hemen kabul edeceklerini beyan ettikleri; çalışma haklarının sağlanmasını ve böylece kendi ihtiyaçlarını kendilerinin gidermek istediklerini sıklıkla vurguladıklarının; kendilerine “misafir” denilmesinden rahatsızlık duyduklarının; Cenevre Sözleşmesi’ne Türkiye’nin koyduğu ve Suriyelilerin mülteci olmalarını engelleyen “coğrafi çekince”nin kaldırılmasını talep ettiklerinin; nitelikli olanların mümkünse 3. ülkelere geçmek istediklerinin; çocuklarının eğitim alamamasından son derece rahatsız olduklarının; her geçen gün Türkiye’de kalmaya daha sıcak baktıklarının gözlendiği raporda yer almıştır92. MAZLUMDER. (2014). MAZLUMDER Kamp Dışında Yaşayan Suriyeli Kadın Sığınmacılar Raporu. İstanbul: İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği 91 A.g.e. 92 Erdoğan, M. (2014). Türkiye’deki Suriyeliler: Toplumsal Kabul ve Uyum Araştırması. www.hugo.hacettepe.edu.tr: Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi 90


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

79

Raporun adı

Türkiye’deki Suriyeliler: Toplumsal Kabul ve Uyum Araştırması

Yayıncı

Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi

Yayım Yılı

2014

Saha Çalışması Tarihi

2014

Saha Çalışması Kapsamı

Sınır bölgesindeki Gaziantep, Kilis ve Hatay’da; sınır bölgesi dışında ise İstanbul, İzmir ve Mersin’de 72’si Suriyeli, 72’si yerel halktan olmak üzere toplam 144 kişiyle Şubat-Mart 2014’te derinlemesine mülakatlarla Türkiye’de Suriyeliler konusundaki “sosyal kabul” düzeyine ilişkin Türkiye genelinde 20 ilde 1501 kişiyle Ekim 2014’te bir kamuoyu araştırması yapılmıştır.

Kamuoyu araştırması sonuçlarına göre, Suriyelilerin Türkiye’ye kabulünün gerekçesi hususunda “Suriyeli sığınmacıların dinine, diline, etnik durumuna bakılmaksızın kabul edilmesi insanlık görevimizdir” önermesine katılanların oranı %64 oranındadır. “Sığınmacılar savaş devam ediyor olsa bile ülkelerine geri gönderilmelidir” şeklindeki provokatif önermeye destek verenlerin oranı ise %30 olmuştur. “Suriyeli sığınmacılar bizi ilgilendirmez, uzak durulmalıdır” şeklindeki önermeye katılanların oranı %41,6, katılmayanların oranı ise %45,8’dir. Raporda bu sonuçlar “3,5 yılda ve 1,5 milyonu aşan sığınmacıya rağmen sığınmacıların kabulü bakımından son derece olumlu bir duruma işaret etmektedir” ifadeleriyle yorumlanmıştır93. Suriyelilerin yarattığı tedirginlik ve reddiyenin nedenlerine yönelik genel gerekçenin ekonomik olduğu görülmektedir. Araştırmaya katılanların %70’i “Türk ekonomisinin zarar gördüğü” düşüncesindedir. Yine “Suriyeliler işlerimizi elimizden almaktadırlar” önermesine destek %56,1 olarak gerçekleşmiştir. Buna katılmayanların oranı ise %30,5’dur. Bölge illerinde bu önermeye destek verenlerin oranının %68,9 gibi bir orana çıktığı raporda ifade edilmiştir. Yine araştırmaya katılanların %47’si “Suriyelilere kesinlikle çalışma izni verilmemeli”yi savunurken, “her türlü işte kalıcı çalışma hakkı verilmeli” önermesine katılanların oranı %5,4 ile sınırlı kalmıştır. Suriyelilere yapılan yardımlara ilişkin sonuçlar incelendiğinde ise %68’inin hiç bir yardımda bulunmadığı, %30’unun yardım kuruluşları ya da bireysel olarak yardımda bulunduğu anlaşılmaktadır. Suriyelilere Türkiye’deki okullarda eğitim verilmesine yönelik görüşlere bakıldığında ise %27,5’inin “hiçbir şekilde eğitim verilmemelidir” ifadesini desteklediği, %35,4’ünün ise “üniversite dahil her türlü eğitim verilmelidir” görüşünü desteklediği görülmektedir94. Araştırmada sunulan “Suriyeli sığınmacılar bulundukları yerlerde şiddet, hırsızlık, kaçakçılık ve fuhuş gibi suçlara bulaşarak toplumsal ahlak ve huzuru bozmaktadır” önermesini destekleyenlerin oranının %62,3 olduğu, sınır bölgesinde ise daha fazla oranda bu önermenin desteklendiği görülmüştür. Bazı kentlerde sığınmacılara yönelik yaşanan tepkilere ise %47 oranında destek verildiği tespit edilmiştir. “Sığınmacılar savaş devam ediyor olsa bile ülkelerine geri gönderilmelidir” şeklindeki önermeye %30 oranında destek verilirken, “Suriyelilerin Türkiye’de kalması büyük sorunlara yol açar” önermesine katılanların oranı %76,5’tur. Bölge illerinde ise bu oranın %81,7’ye çıktığı tespit edilmiştir. “Sığınmacılar sadece kamplarda barındırılmalıdır” önermesine destek verenlerin oranı da %72,6 olarak 93 94

A.g.e. s-29 A.g.e.


80

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

belirlenmiştir. “Suriyeli biriyle komşuluk yapmak sizi rahatsız eder mi?” sorusuna araştırmaya katılanların yarısının evet, yarısının hayır yanıtını verdiği belirlenmiştir. Neden komşu olarak görmek istemediklerine yönelik soruya yüksek oranla “şahıslarına ya da ailelerine zarar vereceklerinden endişe ettikleri için” yanıtının verildiği görülmüştür. “Sığınmacıların” Türkiye vatandaşlığına alınmasına ise %81,7 oranında olumsuz bakıldığı tespit edilmiştir. “Savaş bittikten sonra ne olacak?” sorusuna verilen yanıtlardan, Türk toplumunun %45,1’inin Suriyelilerin tamamının dönmesini bekledikleri, geri kalan %54,9’unun Suriyelilerin tamamının ya da bir bölümünün Türkiye’de kalacağı görüşünde olduğu anlaşılmaktadır. Araştırmaya katılanların %66,9’unun Suriyelilerin Türkiye’ye “uyum” göstereceklerine inanmadığını ifade etmesi de başka bir önemli sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır95. Raporun medya analizi bölümündeki inceleme sonucunda kamuoyu algısının şekillendirilmesinde etkili olduğu kanaati öne çıkmaktadır. Suriyeli mülteciler “zavallı” ve “güçsüz” gösterilirken, bir taraftan da “suç işleme potansiyeli olan”, “ülkeye maddi yük ve sıkıntı veren insanlar” olarak işlenmektedir (Erdoğan, 2014). 2015 yılında Bezmialem Vakıf Üniversitesi tarafından yayınlanan “İstanbul’da Yaşayan Geçici Koruma Altındaki Suriyeliler İhtiyaç Analizi Raporu” başlıklı araştırmada; insani yardım odaklı çalışan STK’lar, Suriyeli mültecilere yapılan yardımlarla ilgili internet haberleri, Suriyeli mültecilerle İstanbul’da yapılmış ihtiyaç analizleri ve Suriye okulları haberleri taraması yapılarak derlenen bilgiler sunulmuştur. Raporun adı

Türkiye’deki Suriyeliler: Toplumsal Kabul ve Uyum Araştırması

Yayıncı

Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi

Yayım Yılı

2014

Saha Çalışması Tarihi 2014

Saha Çalışması Kapsamı

Sınır bölgesindeki Gaziantep, Kilis ve Hatay’da; sınır bölgesi dışında ise İstanbul, İzmir ve Mersin’de 72’si Suriyeli, 72’si yerel halktan olmak üzere toplam 144 kişiyle Şubat-Mart 2014’te derinlemesine mülakatlarla Türkiye’de Suriyeliler konusundaki “sosyal kabul” düzeyine ilişkin Türkiye genelinde 20 ilde 1501 kişiyle Ekim 2014’te bir kamuoyu araştırması yapılmıştır.

Beslenme ihtiyacına yönelik olarak devlet kurumları ve STK’lar tarafından yardımlar yapılmaktadır ancak yapılan yardımların çoğunluğu kuru gıda şeklinde verilmekte olup barınma imkanlarındaki yetersizlik nedeniyle pişirme konusunda sorun yaşanmaktadır. Mültecilerin yeterli ve temiz gıdaya erişemedikleri vurgulanmaktadır. Raporda sadece Verenel Derneği’nin aşevi hizmeti verdiği ve mültecilere üç öğün sıcak yemek sağladıkları bilgisi yer almaktadır. İstanbul’da belirli semtlerde kümeleşen mültecilerin genelde olumsuz koşullarda yaşadığı, STK’lara ulaşan mültecilere yardımseverler tarafından barınma yardımı yapıldığı ancak maddi ve ayni şekilde yapılan bu yardımların geçici süreli olduğu belirtilmektedir. Giyim yardımlarının STK, Belediye, Müftülük, Kaymakamlık gibi kurumlar ile AFAD ve Kızılay ile birlikte sağlandığı, İstanbul’da bulunan STK’ların tamamına yakının giyim yardımında bulunduğu bilgisi yer almaktadır. Bir diğer önemli ihtiyaç olan temizlik ve hijyen konusunda yapılan yardımların niteliğine değinilmemiş ancak düzenli olarak dağıtılmasının sağlık açısından önemine vurgu yapılmıştır. Bir başka hayati konu olan güvenlik ve sosyal sorunlar konusunda İstanbul’da yapılmış bir çalışmaya rastlanmadığı belirtilirken; zorla 95

A.g.e.


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

81

evlendirilen küçük kızlar, tecavüz ve taciz vakaları, mültecilerin dilenmesi, kamp bölgelerinde çıkan isyanlar gibi güvenlik sorunlarının mevcut olduğu bilgisine yer verilmiştir. İstanbul’da yapılan araştırmalardaki mülakatlarda birçok mülteci, dil bilmediklerini, devlet dairesine ve hastaneye hiç gitmediklerini ya da gidenlerin taleplerinin karşılanmadığını belirtmiş; ulusal çalışmalarda sağlık hizmetlerine erişimin yanı sıra sağlık sorunlarının da olduğu bildirilmiştir. Raporda ayrıca, İstanbul özelinde açılmış, ilkokul düzeyinden lise düzeyine kadar eğitim veren 11 okulun olduğu bilgisine yer verilmiştir. Bazı devlet okullarında da Suriyeli öğrencilerin kayıt edildiği ve eğitimlerin Suriye müfredatına göre ve Arapça dilinde verildiği, sivil toplum desteğiyle açılan okullarda ise çoğunlukla gönüllü Suriyeli öğretmenlerin eğitimci olarak görev aldığı belirtilmektedir. Mültecilerin dil problemi nedeniyle iş bulmakta zorluk çektikleri; düşük ücretli, geçici işlerde çalıştıkları; kimi zaman ise ücret alamadan çalışmak zorunda kaldıkları ifade edilmiştir. Çalışma yasağının bulunması önemli sorunlardan biri olarak gösterilmiş ve bu nedenle güvencesiz çalışmaya zorlandıkları belirtilmiştir96. Raporun “Öneriler” bölümünde bilgi ve veri kaynaklarına dikkat çekilerek İstanbul’da yaşayan Suriyeli toplumun ilçelere göre dağılımını içeren ve verilen hizmetlerin bilgisiyle ihtiyaçları kapsayan bir çalışmaya ihtiyaç olduğu; sürekli izlem ve değerlendirme amaçlı verilerin toplanmasının önemli olduğu; verilerin hizmet temelli toplanması, veri kirliliğine imkân verilmemesine dikkat edilmesi ve koordinasyonun sağlanması gerektiği önerilmiştir. Ayrıca mültecilerin kamu kurumlarına başvurularında maddi külfet ve prosedür yükü nedeniyle sıkıntı yaşadıkları gibi sorunlara vurgu yapılarak kayıtların tüm birimlerde alınıp bir merkeze iletilebilir şekilde olması gerektiği önerilmiştir. Öneriler bölümündeki diğer bir başlık ise insani yardımlar olarak düzenlenmiştir. Mültecilerin büyük bir kısmının ülkemize kalıcı olarak yerleşeceğinden hareketle yardımlara dayanan çözümler yerine eğitim ve istihdam olanaklarının artırılarak kalıcı çözümler bulunması gerektiği vurgulanmıştır. İnsani yardımların sürekli ve ailenin/kişinin ihtiyacına yönelik olması, yerel yönetim birimlerinin özellikle; kayıt, insani yardım, eğitim, istihdam ve toplumsal tepkilerin kontrolü gibi alanlarda daha aktif rol oynamaları ve hükümet, STK, özel sektör, kamu, toplum ve mültecileri de içine katan bir işbirliğinin yapılması önerilmiştir97. 2016 yılında Hayata Destek Derneği tarafından yayınlanan “İstanbul’daki Suriyeli Mültecilere İlişkin Zarar Görebilirlik Değerlendirme Raporu” başlıklı araştırmada, İstanbul’un Küçükçekmece, Bağcılar, Başakşehir, Fatih, Sultanbeyli ve Ümraniye ilçelerinde gerçekleştirilen saha çalışmasıyla mültecilerin zarar görebilirliklerinin değerlendirilmesi sunulmuştur. Çalışmada Suriyeli ailelerle yapılan hanehalkı anketleri, yerel paydaşlara yönelik açık uçlu mülakatlar ve yerel halkla yapılan odak grup görüşmeleri değerlendirilmiştir. Görüşme yapılan Suriyeli mültecilerin ortalama hanehalkı büyüklüğünün 5 olduğu ve her hanede ortalama 2 aile bulunduğu tespit edilmiştir. Görüşme yapılan mültecilerin genellikle kente yeni gelen veya 7 ay-1 yıl kadar bir süredir kentte bulunan kişiler oldukları belirtilmektedir. Barınma yerlerine yönelik bulgular; ailelerin yaşadıkları yerlerde yeterli havalandırma ve aydınlatma, düzgün yemek pişirme olanakları, musluk/şebeke suyu ve düzgün çalışan hijyen sistemleri gibi fiziksel koşulların yeterli düzeyde olduğunu göstermekle birlikte, mahremiyetin olmaması ve aşırı kalabalık ortamlarda yaşama mecburiyeti nedeniyle sağlık sorunlarının ve koruma risklerinin söz konusu olduğu ifade edilmiştir98. 96 Acar, C., Sandıklı, B., Mücaz, M., Ülger, Z., & Torun, P. (2015). İstanbul’da Yaşayan Geçici Koruma Altındaki Suriyeliler İhtiyaç Analizi Raporu. İstanbul: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı. 97 A.g.e. 98 Kaya, Kıraç. (2016). İstanbul’daki Suriyeli Mültecilere İlişkin Zarar Görebilirlik Değerlendirme Raporu. İstanbul: Hayata Destek Derneği.


82

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

Suriyeli mültecilerin çoğunun Türkiye’ye ve İstanbul’a gelme nedeninin genelde kültürel ve dini yakınlık, özelde ise toplumsal ağlar olduğu belirtilmiştir. İstanbul’a yerleşmelerinin temel nedeni ise iş bulmak olarak ortaya çıkmaktadır. Mültecilerin günlük yaşamda işgücü piyasasında istismar edilme, Türkçe dil kurslarının yetersiz olması, günlük hayatta ayrımcılık, yerel nüfus tarafından üretilen klişe ve önyargılar, yaşam giderlerinin yüksekliği, hukuki statüleri belli olmasına rağmen uygulamada hala birçok belirsizlik bulunduğu gibi sorunları olduğu görülmektedir. Görüşme yapılan mültecilerin %30’unun işsizlikten şikayet ettiği raporda yer almaktadır. Erkeklerde %44 oranında ilk sırada gösterilen işsizlik sorununu kadın mültecilerin %21 oranında ifade ettiği, kadın mültecilerin sorunları arasından diğer yüksek orandaki sorunun ise Türkçe bilmemek olarak ifade edildiği görülmektedir. Suriyeli mültecilere yöneltilen “en çok hangi kuruma güveniyorsunuz?” sorusuna %25 oranında “camiler ve belediyeler”, %20 oranında “uluslararası organizasyonlar” cevabı verilirken; “en az hangi kuruma güveniyorsunuz?” sorusuna %28 oranında “Suriyeli dostluk dernekleri” yanıtı verilmiştir. İkinci sıradaki güvenilmeyen kurum ise “uluslararası organizasyonlar” olarak ifade edilmiştir99. 5.3. Değerlendirme Suriyeli mültecileri konu edinen rapor ve araştırmalar incelendiğinde, 2011 yılında yapılan ilk gözlemlerde daha çok, mülteci sayısının artışına dikkat çekildiği görülmektedir. Sayının hızla artmasıyla kamp dışında yaşayan mültecilerin kentlerdeki yaşam koşulları kamuoyu gündemine geldikten sonra hazırlanan yayınlarda ise mültecilerin temel ihtiyaçları olan barınma, beslenme, sağlık ve eğitim hakları için sağlanan imkânlardan iyi ölçüde faydalanamadıkları, dolayısıyla kamusal hizmetlere erişmede sorun yaşadıkları; düşük ücretlere, kötü koşullarda, güvencesiz çalıştırıldıkları; mülteciler arasında kayıt dışı işçiliğin ve çocuk işçiliğinin yaygın olduğu; yine mültecilerin nitelikleri oldukça kötü barınma yerleri için yüksek kiralar ödedikleri; ciddi sağlık problemleri yaşadıkları, bu problemleri ilaca ve tedaviye erişmede karşılaştıkları zorluklar nedeniyle aşamadıkları; Türkiyelilerle zaman zaman karşı karşıya geldikleri, nefret söylemlerine ve ayrımcılığa, hatta bazen fiziksel şiddete maruz kaldıkları ortak tespitler olarak yer almaktadır. Kamplarda yaşayan mülteciler açısından ise kamplarda kalmak istenmemesinin gerekçesi olarak kampların hapishaneye benzetilmesinin yanı sıra, kayıt altına alınmak istenmemesinin de etkili olduğu ifade edilmektedir. İstanbul’da Fatih, Küçükçekmece, Gaziosmanpaşa gibi ilçelerde yapılan saha çalışmaları, bizlerin diğer ilçelerdeki gözlemlerimizle de paralel şekilde, kent mültecilerinin yaşam koşullarının iyi olmadığını ortaya koymaktadır. Bahsi geçen raporlardaki ortak eleştiriler, devletin “geçici” olarak tanımladığı ve gördüğü, dolayısıyla mülteci olarak kabul etmediği Suriyelilerin, kamp dışındaki -başta barınma olmak üzere- temel insani hak ve ihtiyaçlarını karşılama konusunda yetersiz kalmasıdır. Yoğun göç dalgası öncesinde Türkiyeliler için dahi sosyal konut politikamızın uzun yıllardır iyi işletilmediği düşünüldüğünde, görece kalabalık yeni nüfusun eklenmesiyle bu başat politikanın yeniden gündeme gelmemiş olması da bizler açısından tahminler dahilindedir. Mekânsal diğer hiçbir ihtiyacın da iyileştirilmediğini gördüğümüz bu ortamda temel insani haklara erişim konusunda raporlarda ve araştırmalarda dile getirilen ortak önerilerden biri -belki de tam bu sebeple- ulusal/uluslararası sivil toplum kuruluşlarının sürece müdahil olması ve bu desteklerin koordinasyonunun sağlanması yönünde olmuştur. Bir diğer ortak öneri ise Suriyeli mültecilerle ilgili çalışmaların uzun erimli ve kapsamlı bir perspektifle ele alınması gerektiğidir.   99

A.g.e.


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

83

6. SONUÇ YERİNE: SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Bir yerel yönetim sorunsalı olarak da ele alınması gerektiğini düşündüğümüz göç ve kent mültecilerinin kentsel ve toplumsal hayata dahil olma süreçlerinin yönetimi konusu, çok boyutlu ve çok disiplinli biçimde ele alınması gereken bir sorunsal olarak halen karşımızda durmaktadır. Bu çalışma genel olarak planlama alanında kent mültecileriyle ilgili hem yerel yönetimlerin sorumluluklarını gündeme getirmeyi, hem de yerel hizmetlerin planlı ve insan haklarına duyarlı bir nitelikte üretilebilmesi, kamusal hizmetlerin ise erişilebilir olması ve hakça dağıtılması için planlama camiasının dikkatini konuya çekmeyi hedeflemiştir. Aynı zamanda bu hedef kitle dışında konuyla ilgili çalışma üreten tüm kesimlere de planlama meslek alanından bakışla bir katkı yapmayı amaçlamıştır. Bu hedefler doğrultusunda sürecin önemli aktörleri olan yerel yönetimlerle ve ilgili birimleriyle bağlantı kurulmaya çalışılarak kısıtlı da olsa görüşleri alınmıştır. Hem bu geri dönüşler, hem Marmara Belediyeler Birliği Göç Çalıştayı Raporu’nda100 ifade edilen hususlar, hem de sivil toplum kuruluşları tarafından hazırlanan raporlar göstermektedir ki; Türkiye’de yerel yönetimler mülteci kabulü ve göç yoğunluğuyla baş etme konusunda kapasite açısından yetersiz, hukuki düzenleme açısından görevsiz ve kaynak üretme açılarından motivasyonsuzdur. Bu rapor kapsamında mültecilerin göç süreci, Türkiye’de ve özellikle İstanbul’da karşılaştıkları kentsel ortamla kurdukları ilişki, karşı karşıya kaldıkları hukuki düzenlemeler, kamu hizmetlerine erişim olanakları, kültürel ve sosyal haklara erişim imkanları ve sosyal uyum çalışmaları incelenmiştir. Bu konularda; mekânsal planlama ve yerel yönetimler açısından öne çıktığını gördüğümüz sorunlar ve sürecin yönetimine ilişkin aksaklıklar da çeşitli boyutlarıyla aktarılmaya çalışılmıştır. Genel olarak öncelikle planlama camiasının konuya dikkatini çekerek alanda yürütülecek yeni çalışmalara ve üretilecek politikalara katkı sağlamayı hedefleyen bu rapor, hem saha çalışması aşamasında, hem de yazım aşamasında beklediğinden fazla ilgi görmüş ve farklı alanlarda verimli ilişkilerin doğmasına katkı sağlamıştır. Bu raporun yayınlanması sonrasında gerek meslek camiasını ortak sorunlar etrafında bir araya getirmek, gerekse süreç içinde aktif rol alan tüm çevreleri birbirinden öğrenerek ve birlikte düşünerek yenilikçi çözüm alternatifleri üretmeye teşvik etmek amaçlanmaktadır. Bunun için kent mülteciliği sorunsalını hedefleyen bir dizi çalıştay ve odak grup toplantısı organize edilmesi ve şehircilik literatürüne katkı sağlayacak araştırmaların yayınlaştırılması orta ve uzun vadeli hedefler arasına alınmıştır. Bilindiği gibi mekânsal planlama, kentin ve kentsel sorunların tüm boyutlarıyla analizini yapan, daha sonra bu analizleri sentezleyen ve tipik kentsel sorunların tanımlarını yaparak çözüm alternatifleri ve senaryolar üreten çok disiplinli ve çok katmanlı bir alandır. Öte yandan plan kararları sadece fizik mekânı dönüştürmez, aynı zamanda sosyo-ekonomik yapıyı da değiştiren ve dönüştüren etkiler yaratır. Bu boyutuyla şehir planlama kente dair siyasal, sosyal, ekonomik, fiziksel tüm sorunları dert edinen ve bilimsel ve teknik yöntemler kullanarak geleceğe dönük çözüm üretmeye çalışan bir meslek alanını ifade eder. Bu bağlamda sadece imar planları üretmenin ötesine geçerek kent mültecilerini de, kentin hassas gruplarını da planların karar süreçlerine dahil eden; birlikte, sağlıklı, güvenli ve mutlu bir çevrede yaşamanın evrensel ölçütlerde sağlanmasını hedefleyen bir çabayı içinde barındırır. Genel olarak kent mültecilerinin kentsel alanlardaki sorunlarına ve ortaya çıkan uyum Marmara Belediyeler Birliği tarafından 25-26 Kasım 2015 tarihlerinde BMMYK ile işbirliği içerisinde İstanbul’da “Kent Mültecilerine Hizmette Belediyelerin Rolü” konulu bir çalıştay gerçekleştirilmiş ve raporu yayınlanmıştır.

100


84

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

sorunlarının sebeplerine kısaca değinilecek olursa; ilk olarak karşımıza hukuki engellerin çıktığı görülmektedir. Daha tanım aşamasında sorun yaşanması planlama mesleğinin sorunu tanımlayıp, çözüm arayışına girmesinin önünde bir engel oluşturmaktadır. Ülkemizdeki planlama sistemi, henüz ani ve anlık değişen koşullara uyum sağlayabilecek esnek bir yapıda olmadığı için kentlerde barınan yaklaşık 3 milyona yakın sayıdaki mültecinin varlığı mekânsal planların hiçbir ölçeğinde görülmemektedir. Daha tanım aşamasında varlığı ve statüsü tartışmalı olan bir nüfusun ihtiyaçları ve geleceği konusunda kapsayıcı plan kararları üretebilmek için ilgili mevzuattan başlanarak yeniliklerin yapılması gerekmektedir. Bütün bu kısıtlara rağmen, yerelde ilişki kurmaya çalışan belediyelerin bu konudaki hukuki dayanak olarak mevcut yasal çerçevede yer alan çeşitli ifadeleri kullanmaya çalıştığı MBB’nin 2015 yılı Kasım ayında düzenlediği “Kent Mültecilerine Hizmette Belediyelerin Rolü” başlıklı çalıştayda birkaç maddeyle ifade edilmiştir: - 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 13’üncü maddesi, yani “herkesin ikamet ettiği beldenin hemşerisi olduğu ve tüm hemşerilerin belediye karar ve hizmetlerine katılma, belediye faaliyetleri hakkında bilgilenme ve belediyenin yardımlarından yararlanma hakkına sahip olduğunu” belirten “Hemşehri Hukuku”na ilişkin hükümler. - 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “belediye başkanının sosyal yardım için ayrılan yardım bütçesini ilçedeki yoksul ve muhtaçlar için kullanabileceğini” belirten 38’inci maddenin (n) bendi. - Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun “Genel Müdürlüğün, ülkenin ekonomik ve mali imkânları ölçüsünde, yabancı ile başvuru sahibinin veya uluslararası koruma statüsü sahibi kişilerin ülkemizde toplumla olan karşılıklı uyumlarını kolaylaştırmak ve ülkemizde, yeniden yerleştirildikleri ülkede veya geri döndüklerinde ülkelerinde sosyal hayatın tüm alanlarında üçüncü kişilerin aracılığı olmadan bağımsız hareket edebilmelerini kolaylaştıracak bilgi ve beceriler kazandırmak amacıyla, kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, üniversitelerle uluslararası kuruluşların öneri ve katkılarından da faydalanarak uyum faaliyetleri planlayabileceğini” belirten 96’ncı maddesi. Çalıştayda, yukarıda sözü geçen mevzuatın bir hareket zemini yaratmasına rağmen sorunun çözümünde doğrudan bir müdahale şansı tanımadığı belirtilmiş; özellikle mültecilerin sorunlarının nasıl çözüleceğine dair görev, yetki ve finansal kaynak tanımlamadığı için çok eksik kaldığı vurgulanmıştır. Bu konuda ilgili yasadaki tanımların hatırlanması da yerinde olacaktır. Yakın zamanda oluşturulan 6458 sayılı YUKK ile temel olarak üçlü bir sistem kurulmuştur: “Mülteci”, “şartlı mülteci”, “ikincil koruma” sisteminden oluşan ve Türkiye’nin 1951 Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi çekincenin korunduğu, kısacası Avrupa sınırlarından Avrupa’da meydana gelen olaylar nedeniyle gelen kişiler dışında mülteci statüsünün tanınmadığı, diğer koruma yöntemlerinin sistemleştirildiği bir yapı tasarlanmıştır. Bugün tartışılan ve bu çalışmanın da omurgasını oluşturan Suriyelilerin statüsü de geçici koruma rejimine bağlanmış bir statüdür. Suriyeliler, YUKK kapsamında geçici koruma rejimine tabidirler. Dolayısıyla mülteci statüsünde değildirler; göçe sebep olan savaş koşulları ortadan kalktığında ülkelerine geri gönderilecek kişi olarak kabul edilmekte ve bu konumda tanımlanmaktadırlar. Türkiye’ye sığınmış diğer (Afganistan, İran, Irak, Afrika ülkeleri gibi coğrafyalardan gelen) toplulukların üyeleri de mülteci değildir. Öte yandan hukuki süreç itibariyle insan hakları bağlamında, herkesin mülteci kabul edilmesi gerektiği konunun uzmanları tarafından dile getirilmektedir. Fakat bu insanlar evrensel hukuki normlara göre


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

85

tanımlanmadığı sürece mültecilere ilişkin prosedürlere de tabii olamamaktadır. Bu sebeple de barınma hakkı elde etmesi gereken ve toplumsal yaşama dahil olması beklenen bu büyük nüfus için yapılan tüm mevzuat, çadır kentleri aşan bir sistem öngörememektedir. Bir anlamda kentsel alanlardaki kalıcılaşan Suriyeliler ve diğer mülteciler geleceksiz ve belirsiz bırakılmış olmaktadır. Yasa tarafından sürecin tüm idaresinin GİGM tarafından yürütülmesi öngörülmektedir ancak diğer aktörlerin de belirsiz bir şekilde sürecin içinde olduğu bilinmektedir. Öngörülmüş sağlıklı bir prosedür ve işbirliği yapısı oluşmamıştır. Yürütülen kriz yönetim sürecinin sağlıklı işlemediğinin bir göstergesi de, çeşitli araştırma raporlarında da yer verilen, mültecilerin ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlara duyduklarını ifade ettikleri güven eksikliği sorunsalıdır (Kaya, A. vd. 2016). Bu belirsizlik ve güvensizlik ortamı, geleceğe dönük atılması beklenen adımları engellemekte ve çözüm arayışlarını etkisiz kılmaktadır. Hâlbuki büyük krizler karşısında planlı, uzun erimli ve inovatif bir süreç yönetimi ortamının oluşturulmasına acilen ihtiyaç duyulmaktadır. İstanbul’da yerel yönetimin tüm bahsedilen süreçte kendisini nasıl konumlandırdığını ve karşısındaki bu sorunu nasıl yönettiğini anlamak için yönelttiğimiz sorulara aldığımız yazılı cevaplar kısmi kalsa da yaptığımız görüşmeler neticesinde genel tutumları hakkında fikir sahibi olunmuştur. Genel olarak yerel yönetimlerin sorunu hissetmelerine karşın, çözüm konusunda adım atmakta çekimser davrandıkları görülmektedir. Bazı belediyeler, sorunu anlamak, çözüm için çaba sarf etmek ve geleceğe dönük adımlar atmak konusunda diğerlerine oranla çok daha iyi organize olabilirken, bazı belediyeler sorunu görmemek ve hatta kendisinden uzak tutmak için çaba sarf etmektedirler. Bu açıdan genel olarak sorularımıza gelen cevaplara bakıldığında, İstanbul’da yerel yönetimlerin Suriyeli mültecilere yönelik yaklaşımları; yaşanılan sorunlara çözüm üretmekten uzak, konu hakkında bilgisiz, görev üstlenme ve sorumluluğuna sahip çıkma bağlamında da ilgisiz ve yetersizdir. 2011 yılından bu yana Türkiye’ye gelmeye başlayan Suriyelilerin 2012 yılından itibaren İstanbul’a yerleştikleri belirtilmiştir. Gittikçe kalıcı hale geldiği görülen bu konunun geçici ve süreli bir sorun olarak görülme ısrarı, görevlerini yerine getirmeyen/getiremeyen, önemsemeyen bir yerel kurumsal anlayış oluşturmuştur. AFAD’ın 17.12.2013 tarihli Genelgesi ile mülteciler konusunda çeşitli kurumların görevlerinin belirlenmiş olması da bu alanda çalışan kurumların önünde tekelci bir engel teşkil etmektedir. Ayrıca mültecilerin sorunları ve deneyimleri konusunda yapılmak istenen araştırmaların önce Bakanlık sonra da YÖK iznine bağlanması da yaşanan bu süreci sıkıntıya sokmuş ve konunun derinlemesine anlaşılmasının önüne geçmiştir. Kurumlar arası iletişimin bu Genelge sebebiyle asgari ölçüde tutulduğu, koordinasyon sağlama amacıyla herhangi bir denetim-kontrol mekanizmasının öngörülmemiş olması da süreç açısından sorunlar yaratmaktadır. Bir başka yönetim sorunu ise; konuya dair tüm operasyon yetkisinin tamamen merkezi yönetimin elinde olması sebebiyle yerel sorunlar konusunda ilçe belediyeleriyle İBB’nin birlikte yürüttüğü herhangi bir çalışmanın bulunmaması, birbirine komşu olan ilçelerin birlikte koordine edilen çalışmalar yürütmemesidir. Bu durum, kent mültecilerinin ve geniş anlamda da kentlerin sorunlarını arttırmıştır. Ayrıca mültecilere dair tüm yetkinin sadece merkezi yönetimde olmasının bir sonucu olarak da yerel yönetimlerin büyük kısmı üzerlerine düşen sorumluluktan kaçmaya yönelmiştir. İstanbul’da hemen her ilçede Suriyelilerin olduğu bilinmektedir ve çalışmamız kapsamında yereldeki durumu anlayabilmek için tüm


86

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

yerel yönetim birimlerine ve toplamda 46 kuruma yazı yollanmıştır. Bu kurumların 16 tanesi hiç cevap vermemiştir. Cevap veren 26 kurumun ise 6 tanesi konuya dair ya çalışmaları bulunmadığını belirtmiş ya da mülteci sorununun çalışma konuları arasına girmediğini ve valilik ya da kaymakamlıklara başvurulması gerektiğini yazmıştır. Bu cevaplar da kurumların bu büyük sorunu görmezden gelerek ya da görmezden gelmeye itilerek eylemsizleştiklerini göstermektedir. Bir başka önemli sorun da, kayıt dışı ve kayıtlı nüfus konusundaki tezat yaklaşımlardır. Kayıtlı olmayan nüfusla kamusal hizmet ilişkisi kurulamadığından veya yaşamsal ihtiyaçları karşılanamadığından enformel ve kayıt dışı ağların yaratılmasının koşulları da kendiliğinden gelişmiştir. Kayıt dışı kalan nüfusun bir anlamda göz ardı sebebiyle denetimsiz biçimde devam eden yerel ilişkiler yeni sorunların doğmasına da zemin oluşturmaktadır. Bu konuda sıklıkla verilen örneklerden birisi kayıt dışı ve ucuz işgücü olarak kullanılan mültecilerin, Türkiyelilerin çalışma imkanlarını iyice daraltmasıdır. Bir diğer örnek de eğitim faaliyetlerinin tüm mültecileri kapsama konusunda yetersiz kalması ve eğitim hakkına erişememiş bir nüfusun doğmasının koşullarının hazırlanmış olmasıdır. Yerel yönetimlerle gerçekleştirilen mülakatlarda belirtilen ortak noktalar şu şekilde belirlenmiştir: - Yerel yönetimlerin mevzuat tarafından yetkilendirilerek hem fon yaratılmasının sağlanması, hem de faaliyetlerini daha etkin sürdürebileceği yasal dayanağın oluşturulmasının gerektiği; - Mültecilerin büyük çoğunluğunun gerek evlilikler, gerek kurdukları iş ağları, gerekse de geri dönmek ya da başka bir ülkeye gitmek motivasyonunun yerini İstanbul’da tutunmak isteğinin alması sebebiyle artık kalıcı oldukları; - Sorun bir yanda kalıcı hale gelirken, bir yanda da çok katmanlı yapısının daha da karmaşıklaşması sebebiyle Suriyeli mülteciler konusunun çok yönlü ele alınmasına ihtiyaç duyulduğu; - Yerelde kurulan ilişkilerin gelişebilmesi için dil sorununun aşılması ve özellikle gençler ve çocukların eğitim imkanlarının geliştirilmesi gerektiği; - Mültecilerin sanılanın aksine kümelenmeyip farklı ilçe ve mahallelere dağıldığı; Suriyeliler dışında önemli miktarda Afganistan, Afrika, Irak ve İran vb. kökenli mültecinin de bu ilçe ve mahallelerde barındığı; bu alanlarda aslında kayıtlı olandan daha fazla kişinin yaşadığı;, - Yerel ilişkilerdeki kopukluk ve önyargılar sebebiyle Suriyelilere dönük öfkenin yerellerde gittikçe arttığı; - Nüfusun çok hızlı yer değiştirdiği ve soruna yönelik çözüm üretebilmek için güncellenebilen etraflı veriye ihtiyaç duyulduğu ifade edilmiştir. Merkezi yönetimin ve yerel yönetimlerin mültecilerin yaşadıkları sorunlara karşı geliştirdikleri geçici önlemler, sorunun kalıcı boyutlarını göz ardı etmektedir. Başarılı ya da başarısız tüm yerel yönetimler sadece acil soruna odaklanmış, dolayısıyla kent mültecileriyle ilgili yürütülen


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

87

çalışmaları kalıcı hale getirmek arayışından uzaklaşılmıştır. Bu sebeple, geleceğe dönük yeni çalışmalar planlanmalı, sürecin yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Belediyeler tarafından dile getirilen bir diğer önemli sorun da kapasite sorunudur. Hem kurumlar hem de belediyeler için sürecin nasıl yürütüleceği konusu net değildir. Sürecin yönetiminde kalifiye ve konusunda uzman personel oluşturma sıkıntısı vardır. Bu sıkıntı özellikle sorunu anlama ve tanımlama için gereken veri toplama aşamasını zora soktuğu için daha sürecin başında belediyelerin elini zayıflatmaktadır. Halbuki konu hakkında uzman kişiler ve üniversitelerdeki ilgili akademisyen ve araştırmacılarla kurulacak işbirliği sayesinde, bu ilk aşama rahatlıkla aşılabilir ve yereldeki sorunlar ve durum kayıt altına alınabilir. Bu konuda tamamen olumsuzluklarla da karşı karşıya değiliz. Örneğin diğer belediyelere oranla daha başarılı bir sistem oluşturan Sultanbeyli Belediyesi, böylesi bir modeli kurgulamış ve konunun uzmanı kişilerden ve araştırmacılardan da destek alarak ilk aşamada bir veri tabanı hazırlamıştır. Bu sayede ilçesinde yaşayan mülteciler hakkında geniş ve düzenli bir veri bankası kurarak gelen yardımları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmada etkili bir süreç yönetebilmiştir. Belediyenin meslek odamıza ilettiği cevaplarda da belirttiği gibi Sultanbeyli ilçesinde Mülteciler Koordinasyon Merkezi, Mülteciler ve Sığınmacılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Sultanbeyli Belediyesi Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü ve Sultanbeyli Sosyal Yardımlaşma Vakfı aracılığıyla Suriyelilerin sosyal hizmetlere erişimlerine destek verilmektedir. Aslında çok boyutlu olan bu sorunun çeşitli aşamalarının ayrı stratejilerle ele alınması ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Dönemin İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Temmuz 2014 tarihinde yapmış olduğu açıklamada “Şu anda İstanbul’da 67 bin Suriyeli misafirimiz var. Bu rakamın üzerine çıkma ihtimali yok. Son üç ay içerisinde adeta bu rakama sabitlendi” ifadeleriyle soruna ilişkin büyük bir öngörüsüzlüğü yansıtmıştır. Sorunun öngörülememesinin de etkisiyle karşılama, barınak sunma, acil ihtiyaçları giderme ve geçici yerleştirme işlemleriyle yürütülen süreç, artık birlikte bir yaşam inşa etme aşamasına geçmek zorundadır. Bugün geldiğimiz ile sürecin başındaki nokta arasında ciddi bir farklılık vardır. Artık karşımızda ülkesinde bitmeyen çatışmalar sebebiyle hem geri dönüş imkanlarını, hem de geride bıraktıkları mekânlarını yitirmiş; son dönemde imzalanan geri kabul anlaşmaları ve ülkelerin kotaları sebebiyle üçüncü ülkeye geçiş yapma alternatifini büyük oranda kaybetmiş; bulunduğu yeni mekânda hayatta kalma stratejilerini geliştirmiş ve böylelikle artık yeni komşularımız haline gelmiş büyük bir nüfus bulunmaktadır. Bir göçmen kenti olan İstanbul’da geçmişten günümüze birlikte yaşam pratiklerimizle ilgili sorunlar tam olarak çözülememişken, azınlıktaki kesimler ve hassas gruplar bugün hala çeşitli hak ihlalleriyle karşılaşırken, bu sorunları aşabilmek için yeni komşularımız olan mültecilerle birlikte ortak yaşam stratejilerini üretmekle iyi bir fırsat yakalanabileceği umudundayız. Bugünden sonra, oluşmuş travmaları gidermek, birlikte yaşamı yeniden inşa etmek, gittikçe çeşitlenen kentlerimizde daha kapsayıcı ve hak temelli kentsel politikaları üretmek ve hayata geçirmek zorundayız. Geliştirilecek yeni sosyo-mekânsal politikalar perspektifiyle kamusal alanların, toplumsal ilişkilerdeki iyileştirici rolünü gözeterek, ihtiyaçlar doğrultusunda katılımcılarıyla birlikte yeniden üretiminden ve farklı kültürle, farklı dinle, farklı dille barışık mekânlar yaratmaktan başlayabiliriz...


88

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

7. EKLER EK1: Kent Mültecileri Konusunda Değerlendirilmiş Çeşitli Raporlar Raporun adı

Yayıncı

Yayım Yılı

Saha Saha Çalışması Çalışması Kapsamı Yılı

1

Suriyeli Sığınmacılarla İlgili İlk Gözlem Raporu

MAZLUM-DER

2011

2011

Sınır kapıları, gözlem

2

Sınırlar Arasında Yaşam Savaşı Suriyeli Mülteciler Alan Araştırması

USAK

2013

2013

Dört kamptan 100 mülteci ile görüşme

3

Yok Sayılanlar; Kamp Dışında Yaşayan Suriye’den Gelen Sığınmacılar İstanbul Örneği

Suriye’den İstan- 2013 bul’a Gelen Sığınmacıları İzleme Platformu

2013

İstanbul Bayramtepe, Eminönü, Gaziosmanpaşa, Kanarya ve Küçükpazar’da 28 görüşme

4

Türkiye’de Suriyeli Mülteciler İstanbul Örneği – Tespitler, İhtiyaçlar ve Öneriler

MAZLUM-DER

2013

2013

İstanbul Küçükpazar semtinde saha çalışması

5

Suriyeli Mülteciler USAK ve Türkiye: Sonu Gelmeyen Misafirlik

2013

2013

Suriye sınır illerinde alan araştırması, İstanbul, Ankara, Gaziantep, Kilis ve Hatay’da görüşmeler

6

Türkiye’deki Sığınmacılar, 2013 Saha Araştırması Sonuçları

2013

2013

Adana, Adıyaman, Hatay, Gaziantep, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Mardin, Osmaniye ve Şanlıurfa illerinde, hem geçici barınma merkezlerinde hem de bu merkezler dışında yaşayan Suriyeli sığınmacılar ile yüz yüze görüşme

7

Suriyeli Sığınmacılar TTB ve Sağlık Hizmetleri Raporu

2014

2013

Diyarbakır, Şanlıurfa, Batman, Gaziantep, Kızıltepe ve Nusaybin ve Rojova’da inceleme, İstanbul’da 28, tüm rapor için 60 aile ile görüşme

8

Kamp Dışında Yaşayan Suriyeli Kadın Sığınmacılar Raporu

2014

2014

İstanbul, Ankara, İzmir, Gaziantep, Diyarbakır, Kilis, Şanlıurfa, Malatya, Batman, Hatay, Osmaniye, Van ve Bursa’dan 72 kadın mülteci ile görüşme

AFAD

MAZLUM-DER

kamplarda


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

89

9

“Suriyeli Mülteci- Mavi ler Alanında Sivil Derneği Toplum” Çalıştayı Raporu

Kalem 2014

2014

“Suriyeli Mülteciler Alanında Sivil Toplum” Çalıştayı özeti

10

Misafirliğin Öte- USAK & Brookings 2014 sine Geçerken Tür- Enstitüsü kiye’nin “Suriyeli Mülteciler” Sınavı

2014

Ankara ve İstanbul’da akademisyenler, sivil toplum temsilcileri, Suriyeli mülteciler ve resmî otoritelerle yapılan mülakatlar

11

Hayatta Kalma Mü- Uluslararası cadelesi Türkiye’de- Örgütü ki Suriye’den Gelen Mülteciler

Af 2014

2014

İstanbul, Ankara, Gaziantep, Hatay, Kilis, Mardin ve Şanlıurfa’da 300 mülteci ile görüşme

12

Türkiye’deki Suriyeliler: Toplumsal Kabul ve Uyum Araştırması

Hacettepe Üniver- 2014 sitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi

2014

Sınır bölgesindeki Gaziantep, Kilis ve Hatay’da; sınır bölgesi dışında ise İstanbul, İzmir ve Mersin’de 72’si Suriyeli, 72’si yerel halktan olmak üzere toplam 144 kişi ile Şubat-Mart 2014’te derinlemesine mülakatlar ile Türkiye’de Suriyeliler konusundaki “sosyal kabul” düzeyine ilişkin Türkiye genelinde 20 ilde 1501 kişi ile Ekim 2014’te bir kamuoyu araştırması yapılmıştır.

13

Türkiye’deki Suriyeli AFAD Kadınlar

2014

2013

Adana, Adıyaman, Hatay, Gaziantep, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Mardin, Osmaniye ve Şanlıurfa illerinde, hem geçici barınma merkezlerinde hem de bu merkezler dışında yaşayan Suriyeli sığınmacılar ile yüz yüze görüşme

14

Suriyeli Sığınma- Ortadoğu Stratejik 2015 cıların Türkiye’ye Et- A r a ş t ı r m a l a r kileri Merkezi (ORSAM) TESEV

2014

Adana, Osmaniye, Hatay, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Mersin ve Kahramanmaraş illerinde yerel yetkililer, sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri, akademisyenler, sanayi ve ticaret odaları, yerel halk ve Suriyeliler ile yapılan görüşmeler


90

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

15

Suriye İnsani Yardım Türk Kızılayı Operasyonu

2015

2015

Kızılay tarafından yapılan çalışmalar hakkında bilgi

16

Bekleme Odasın- Anadolu Kültür - 2015 dan Oturma Açık Toplum Vakfı Odasına Suriyeli Mültecilere Yönelik Çalışmalar Yürüten Sivil Toplum Kuruluşlarına Dair Kısa Bir Değerlendirme

2015

Suriyeli mültecilerle ilgili hazırlanmış raporlar, kitaplar, haberler ve web sitelerinin incelenmiş ve bu alanda faaliyet gösteren STKlar ile görüşmeler

17

İstanbul’da Yaşayan Bezmialem Geçici Koruma Üniversitesi Altındaki Suriyeliler İhtiyaç Analizi Raporu

Vakıf 2015

2014

İnsani yardım odaklı çalışan STK’lar, Suriyeli sığınmacılara yapılan yardımlarla ilgili internet haberleri, Suriyeli sığınmacılarla İstanbul’da yapılmış ihtiyaç analizleri ve Suriye okulları haberleri taraması

18

Syrian Refugees in The Migration 2015 Turkey. The Long Policy Institute Road Ahead

2015

Veri derleme, genel değerlendirme

19

Savaş, Sağlık

2016

2015

Hekimlerin saha deneyimleri

20

Urban Refugees: Sabancı Üniversitesi 2016 The Experiences of İstanbul Politikalar Syrians in Istanbul Merkezi

2015

İstanbul’da mülteciler ile çalışan STK’lar, yerel yönetimler, merkezi yönetim organları ile yapılan görüşmeler ile mültecilerle yapılan görüşmeler

21

İstanbul’daki Su- Hayata riyeli Mültecilere Derneği İlişkin Zarar Görebilirlik Değerlendirme Raporu

2016

İstanbul’un Küçükçekmece, Bağcılar, Başakşehir, Fatih, Sultanbeyli ve Ümraniye ilçelerinde gerçekleştirilen saha çalışması ile mültecilerin zarar görebilirliklerinin değerlendirilmesi

Göç

ve TTB

Destek 2016


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

91

EK2: Tarihlerle Suriye Krizi Tarih

Olay

Özet

15 Mart’ta ilk “Öfke Cuması” gerçekleşti. Deraa’da halk sokağa çıktı ve rejime karşı ilk kitlesel eylemi düzenlendi. Bu tarih, Suriye’deki olayların başlangıcı olarak kabul edildi. 23 Mart’a kadarki gösterilerde 100’e yakın kişi hayatını Suriye’de olayların 15-23 Mart 2011 kaybetti. Ayaklanma Hama, Humus, Lazikiye, Kamışlı, Der başlaması ez-Zor şehirlerine yayılırken, Beşar Esad protestoların dış mihrakların işi olduğunu söylüyordu. (bianet.org/bianet/ siyaset/163049-suriye-ic-savasinda-dort-yilda-neler-oldu)

16 Mart 2011

Şam’ın Şehitler Meydanı’nda sessizce toplanan, mahkum akrabalarının ve arkadaşlarının fotoğraflarını taşıyan 150 kadar protestocu güvenlik güçlerince dağıtıldı. Ertesi gün, insan hakları grubu Uluslararası Af Örgütü güvenlik Suriye’de olayların güçlerinin uyguladığı şiddetli baskıyı kınadı. Görgü tanıkları, başlaması Uluslararası Af Örgütü’ne en az 30 kişinin tutuklandığını söyledi. (aljazeera.com.tr/kronoloji/kronoloji-suriyedeisyandan-ic-savasa)

25 Mart 2011

Şam’da en az 200 kişi yürüdü ve ülke genelinde, biri ilk defa Suriye’de ilk ölümŞam’da olmak üzere, 23 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. ler (aljazeera.com.tr)

28 Nisan 2011

Çeşitli kaynaklardan Al Jazeera’ye gelen bilgilere göre, sınırdaki Tel Kalah kentinde güvenlik güçleri ve kent sakinleri arasında gerçekleşen çatışmalardan kaçan yaklaşık İlk sığınmacılar 1.000 Suriyeli sınırı geçerek Lübnan’a ulaştı ve bunun için çoğu resmi sınırı kullanmadı. (aljazeera.com.tr)

1 Mayıs 2011

Hatay’ın Yayladağı ilçesi sınırındaki tel örgüyü aşarak Türkiye’ye giren 252 Suriyeli, spor salonundan Türk Kızılayı’nın çadırlarına nakledildi. Nakil işlemi esnasında yine aynı yolla Türkiye’ye sığınma talebinde bulunan Türkiye’ye ilk 11 Suriyeli daha Yayladağı’na getirildi. Böylece son 3 sığınmacıların gelişi günde Suriye’deki iç karışıklıktan kaçarak Türkiye sığınan Suriyelilerin sayısı 263’e yükseldi. (21yyte.org/tr/arastirma/ suriye-krizi-izleme-merkezi/2013/09/02/7192/suriyekrizinin-kronolojisi)

2 Haziran 2011

2 Haziran tarihinde Antalya’da buluşan Suriyeli 300 muhalif “Suriye’de Değişim Konferansı” gerçekleştirdi. Konferans sonucunda 31 kişiden oluşan bir komite kuruldu. Konferansa Arap aşiretleri, Müslüman Kardeşler, Kürtler, Arap Aleviler, Türkmenler, Dürziler, Hıristiyanlar, Süryaniler, İlk uluslararası Ezidiler, Aydınlar (akademisyen, sanatçı, bilim insanı), sivil konferans toplum örgütleri, önde gelen vilayetlerin temsilcileri, Şam Deklarasyonu liderleri, Avrupa’daki Suriyeliler, ABD’deki Suriyeliler, Ortadoğu’daki Suriyeliler, Türkiye’deki Suriyeliler katıldı.

9 Haziran 2011

Suriye’deki olaylar nedeniyle son 24 saat içinde 1.050 Türkiye’ye sığınmakişinin daha Türkiye’ye sığındığı bildirildi. (21yyte.org) da 2. dalga

12 Haziran 2011

Suriye Ordusu Cisr eş-Şuğur’u kontrol altına aldı. Binlerce Türkiye’ye kitlesel Suriyeli Türkiye’ye kaçtı. Bunu takip eden haftada 12 bin kişi göç başladı Türkiye’ye sığındı. (21yyte.org)


92

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

12 Haziran 2011

Cisr eş-Şuğur’un binlerce sakini Türkiye’ye kaçarken kentin Türkiye’ye kitlesel kontrolü ordunun eline geçti. Ertesi hafta boyunca, 12 göç başladı binden fazla insan Türkiye sınırını geçti. (aljazeera.com.tr)

19 Temmuz 2011

AFAD, ülkelerindeki olaylar nedeniyle Türkiye’ye sığınan AFAD süreci takibe Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşlarından 7 bin 440’ının başlıyor geri döndüğünü bildirdi. (aljazeera.com.tr)

5 Şubat 2012

Suriye’nin Türkiye sınırına yakın bölgesinde, Suriye Ordusu ile muhalifler arasında çatışma yaşandığı açıklandı. Dönemin Hükümetin Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Suriye’de Suriyelilere açık baskıdan bunalan herkesin Türkiye’ye gelebileceğini daveti söyledi; bu uygulamanın Beşar Esad’a karşı güçlü bir sinyal olacağının altını çizdi. (aljazeera.com.tr)

15 Mart 2012

Suriye’de 15 Mart 2011’de başlayan ve BM verilerine göre 8 binden fazla insanın hayatına mal olan, 230 bin kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığı, yaklaşık 30 bin kişinin de Savaşın birinci yılı mülteci durumuna düştüğü halk ayaklanmasının birinci yılı doldu. (aljazeera.com.tr)

28 Mart 2012

Kamplarda Hatay’da Suriyeli mültecilerin barındığı iki kampa gelen Susavaşçıların kaldığı riye uyruklu iki ziyaretçinin üzerinde elektrikli fünyeler ele iddiaları basında geçirildi. (21yyte.org) yer aldı

4 Nisan 2012

Ülkelerindeki iç karışıklıktan kaçan yaklaşık 400 Suriyelinin mayınlı bölgeden geçerek, Türkiye’ye giriş yaptığı bildiril- Türkiye’de Suriyeli di. Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin sayısı ise 20 bine yaklaştı. sayısı 20.000 oldu (21yyte.org)

12 Mayıs 2012

Suriye’de iki ay boyunca esir alınan Türk gazeteciler Adem Esir alınmış Türk Özköse ve Hamit Coşkun serbest bırakıldı. (aljazeera.com. gazeteciler serbest tr) bırakıldı

13 Mayıs 2012

Suriye’deki gerilim Lübnan’a sıçradı. Trablus kentinde Mezhepsel Aleviler ile Sünniler arasında çatışma çıktı. (aljazeera.com. çatışmalar ortaya tr) çıktı

30 Mayıs 2012

Beşar Esad ile Şam’da görüşen BM-Arap Birliği Özel Suriyeli diplomatlar Temsilcisi Kofi Annan, Suriye liderini cesur adım atmaya sınır dışı edildi davet etti. Türkiye, Ankara’da tüm Suriyeli diplomatları sınırdışı etti. (aljazeera.com.tr)

23 Haziran 2012

Suriye ordusu hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle doğu Türkiye uçağı Akdeniz’de bir Türk savaş uçağını vurdu. (aljazeera.com.tr) vuruldu

28 Haziran 2012

Barış planı başarısız olan Özel Temsilci Kofi Annan, ülkede Sınıra askeri sevkigeçiş süreci sağlanması amacıyla muhalefetin de dahil old- yat başladı uğu bir “Ulusal Birlik Hükümeti” kurulmasını önerdi. Türkiye, Suriye sınırında askeri sevkiyat yaptı. (aljazeera.com.tr)

25 Temmuz 2012

Türkiye, artan güvenlik tehdidi karşısında Suriye’ye tüm Sınır kapıları sınır kapılarını kapattı. Ancak mülteci geçişlerine izin kapatıldı verdi. (milliyet.com.tr/2-yillik-ic-savasin-kronolojisi/dunya/ dunyadetay/07.01.2013/1652039/default.htm)


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

93

18 Ağustos 2012

Türkiye’ye sığınan Suriyeli sayısının 65 binin üzerine Sınırda yardım geçmesi üzerine, hükumet Suriyeli mültecilere “sınırın 0 politikası noktasında yardım yapılması” konusunda karar verdi. Karar, oluşturuldu “tampon bölgeden önce son adım” olarak nitelendirildi. (21yyte.org)

19 Ağustos 2012

AFAD tarafından yapılan açıklamada, Türkiye’ye sığınan Suriyeli 70.000 Suriyelilerin sayısının 69 bin 828’e ulaştığı bildirildi. (21yyte. kişiye ulaştı org)

28 Eylül 2012

Suriye ordusuyla muhalifler arasında Türkiye sınırında gerçekleşen çatışmalar sırasında ateşlenen bir top mermisi, Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesine düştü. Olay sonucu iki ev zarar gördü. (aljazeera.com.tr)

4 Ekim 2012

Türkiye’de hükumete sınır ötesi operasyon yetkisi veren Sınır Ötesi Başbakanlık Tezkeresi, TBMM Genel Kurulu’nda 320 oyla operasyon için kabul edildi. (aljazeera.com.tr) tezkere kabul edildi

16 Ekim 2012

AFAD, Esad yönetiminden kaçarak Türkiye’ye sığınanların Sığınmacıların sayısı sayısının 100 bini aştığını duyurdu. Maliye Bakanı Mehmet 100.000 Şimşek ise mültecilere Türkiye bütçesinden 400 milyon lira harcandığını açıkladı. (aljazeera.com.tr)

24 Kasım 2012

BMMYK, ülkeden kaçan Suriyeli mültecilerin sayısının 442 Suriye’den bin 256’ya ulaştığını bildirdi. Cenevre’de gazetecilere kaçanların sayısı açıklama yapan UNHCR Sözcüsü Adrian Edwards, “Bu 450.000 rakam, kayıt yaptırmamış yüzbinlerce Suriyeliyi içermiyor” dedi. (aljazeera.com.tr)

11 Aralık 2012

BMMYK, 136.319’u Türkiye’de olmak üzere 509.559 Suriyeli sayısı Suriyelinin yerlerinden edilmiş olduğunu açıkladı. (milliyet. Tr: 136.319 com.tr) Toplam: 509.559

30 Aralık 2012

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Şanlıurfa’da- Türkiye’deki Suriki mülteci kamplarını ziyaret etti. Erdoğan, Türkiye’deki yeli mülteci sayısı mülteci sayısının 230 bine ulaştığını belirtti. (milliyet.com.tr) 230.000 olarak açıklandı

11 Şubat 2013

Türkiye’deki Hatay ilinin Reyhanlı ilçesindeki Cilvegözü Cilvegözü sınır Sınır Kapısı’nda, park halindeki bir taksinin infilak etmesi kapısında patlama sonucu 13 kişi hayatını kaybetti. (aljazeera.com.tr)

12 Mart 2013

Birleşmiş Milletler Uluslararası Çocuklara Yardım Fonu Çocukların tehlike (UNICEF), hem ülke içindeki hem de ülke dışındaki mülteci altında olduğu çocuk neslinin tamamen kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya vurgulandı olduğunu açıkladı. (aljazeera.com.tr)

4 Nisan 2013

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, 04/04/2013 tarihli ve 6458 Göç İdaresi Genel sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile kuruldu. Müdürlüğü kuruldu 6458 sayılı Kanunun 103’üncü maddesi Genel Müdürlüğün kuruluşunu düzenlemektedir. Söz konusu Kanun, 11/04/2013 tarihli ve 28615 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı ve aynı gün Göç İdaresi Genel Müdürlüğü kuruldu. (goc.gov.tr/ icerik6/genel-mudurluk_273_274_275_icerik)

Türkiye, Suriye iç çatışmalarının askeri yansımalarını da gördü


94

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

11 Nisan 2013

“Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu” 04.04.2013 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek Cumhurbaşkanlığına gönderildi. 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) 10.04.2013 tarihinde Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı ve 11.04.2013 tarih ve 28615 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. (goc.gov.tr)

Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Resmi Gazete’de yayınlandı

Nisan 2013

Bugün IŞİD olarak bilinen örgüt, 2004 yılında “Tevhid ve Cihat” adıyla Ürdünlü Ebu Musab Zerkavi tarafından Irak’ta kuruldu. Sonrasında Usame Bin Ladin liderliğindeki El Kaide’ye katıldı. El Kaide’ye katıldıktan sonra adını “Mezopotamya El-Kaidesi” olarak değiştirdi. Nisan 2010’da ABD ve Irak güçleri Sisar bölgesinde Ebu Ömer elBağdadi ve Ömer Hamza el-Muhacir’in kaldıkları eve ortak operasyon düzenledi. Operasyonda her ikisi de öldürüldü. Ebu Bekir el-Bağdadi örgütün yeni lideri oldu.

Katliamlardan sorumlu IŞID terör örgütü kuruldu ve duyuruldu

Ebu Bekir el-Bağdadi Irak Savaşı esnasında Irak’ta ElKaide’ye bağlı yeni örgütün temellerini attı. Suriye’de çıkan iç savaşla birlikte bu ülkeye gitti ve Nisan 2013’te El-Nusra Cephesi ve kendi örgütünü Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) adı altında birleştirdiğini ilan etti. Ebu Bekir el-Bağdadi 29 Haziran 2014 günü halifeliğini ilan etti. (haber7.com/guncel/haber/1475853-isid-daes-nasilkuruldu-nedir-liderleri-kim aljazeera.com.tr/interaktif/10-soruda-isid) 2 Mayıs 2013

Şanlıurfa’daki Akçakale Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye girişler- Sınırda bir Türk ine izin verilmeyen Suriyeliler ateş açtı, bir Türk polis me- polis memuru muru öldü. (aljazeera.com.tr) öldürüldü

11 Mayıs 2013

Hatay’ın Suriye sınırındaki ilçesi Reyhanlı’da bombalı araçla Reyhanlı’da bomdüzenlen saldırıda 52 kişi hayatını kaybetti. Ankara, olayla balı araç 53 kişiyi ilgili Suriye rejimini suçladı. (aljazeera.com.tr) katletti

21 Mayıs 2013

Türkiye güvenlik gerekçesiyle Hatay’daki Yayladağı Sınır Yayladağı Sınır Kapısı’nı geçici olarak kapattı. (aljazeera.com.tr) kapısı kapandı

14 Eylül 2013

Savaşın patlamasının ardından Suriye’den Türkiye’ye gelen mülteciler, İstanbul’da bulundukları üçüncü yıllarında kendilerine bir mahalle, bir hayat kurdu. AksarayKüçükpazar hattında Türkçe fiyat etiketlerinin yanında artık Arapça etiketler de boy gösterdi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü yetkililerinin verdiği bilgiye göre İstanbul’da 100 binden fazla Suriyeli mülteci bulunuyor ve bunun 15 bini yasal yollarla gelmiş. Fatih Atpazarı boyunca sıralanan kahvelerde oturduğunuzda Arapça dilenen ve Suriye’den geldiğini söyleyen insanlarla karşılaşıyorsunuz. Bu, savaşla beraber değişen hayatın da habercisi. (radikal.com.tr/ turkiye/istanbulda-bir-kucuk-suriye-1150720/)

İstanbul Suriyeliler için sığınma alanından çıkıp yaşam alanı haline gelmeye başladı


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu 8 Kasım 2013

Suriyeliler Kamp Yerine Sokağı Seçiyor: Türkiye’ye sığınan 600 bin Suriyelinin 202 bini kamplarda kalıyor. Yaklaşık 10 bin mülteci ise, kamplarda 30 bin kişilik boş yer olmasına rağmen sokaklarda yaşamayı tercih ediyor.

95

Suriyeli mültecilerin sokaklarda yaşamaya başlaması basında yer aldı

Üç yılı geride bırakan Suriye’deki savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 600 bini aşkın Suriyeliden 202 bini Suriye sınırına yakın illerde açılan kamplarda kalıyor. Kurulan 20 kamp dışında kalan 400 bin Suriyeli ise Türkiye’nin çeşitli illerinde kiraladığı evlerde kalıp savaşın biteceği günü bekliyor. Ancak son zamanlarda artan bu sayı, özellikle İstanbul’da dilenen ve zor şartlarda yaşayan Suriyeli sayısını da arttırdı. AFAD verilerine göre sayıları 400 bini bulan kamplar dışında yaşayan Suriyelilerin 390 bin kadarı akraba yanında, kendilerine sahip çıkanların yanında ya da kiraladığı evlerde kalıyor. Sokaklarda yaşayıp dilenen ve zor şartlar altında yaşayan Suriyelilerin sayısı ise 10 bini buluyor. (aktifhaber.com/suriyeliler-kamp-yerine-sokagi-seciyor881088h.htm) 3 Aralık 2013

Türk Kızılayı’nın Pendik’teki Dr. Kemal Demir Gençlik Kampı, olumsuz hava koşullarından etkilenmemeleri adına Suriyeli sığınmacılara açıldı. Kampta konaklayan ailelerin büyük bölümünü Suriyeli Türkmenler oluşturuyor. Genç ve orta yaşlı erkekler ile eş ve çocuklarından oluşan bu ailelerin, İstanbul’a iş bulma umuduyla bir kaç ay önce geldikleri belirtiliyor (...) Suriyeli mülteciler, Türk Kızılayı’nın tatil yapma imkanı bulunmayan gençleri yaz aylarında ağırladığı kampın odalarında kalıyor. Odalarda, ranzalar ve banyo bulunuyor. Suriyelilerin yemek ihtiyaçları, ortak yemekhaneden karşılanıyor. Kıyafetler, ortak çamaşırhanedeki makinede yıkanıyor (...) Kampın kapasitesinin 200 kişi olduğunu ifade eden Gürdağ, ayrıca 500 kişi kapasiteli Tuzla’daki lojistik merkezinin de bu konu için ayrıldığını söyledi. Öte yandan dönemin İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, sosyal paylaşım sitesi Twitter üzerinden İstanbullulara, soğuk hava koşulları nedeniyle açıkta kalan Suriyeli mültecileri bildirmeleri konusunda çağrıda bulundu. Vali Mutlu, tweetlerde, Suriyeli mültecilerin meskensiz olarak, açık alanlarda konaklamalarının bir süredir herkesin dikkatini çektiğini belirtti. (aa.com.tr/tr/turkiye/suriyeli-siginmacilara-sicakyuva/200297)

Türk Kızılayı’nın Pendik’teki Dr. Kemal Demir Gençlik Kampı, olumsuz hava koşullarından etkilenmemeleri adına Suriyeli sığınmacılara açıldı

16 Aralık 2013

Türkiye Cumhuriyeti ve AB arasında Geri Kabul Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmayla yasadışı yollarla AB ülkelerine giden veya bu ülkelerde bulundukları sırada yasadışı duruma düşen Türkiye üzerinden antlaşmaya taraf diğer ülke veya ülke grubuna geçiş yapmış üçüncü ülke vatandaşlarının Türkiye’ye gönderilmesi düzenleniyor. 16 Aralık 2013’te Ankara’da imzalanan antlaşma, TBMM’de kabul edilmesinin ardından 1 Ekim 2014’te yürürlüğe girdi. Antlaşmaya göre, yürürlüğe girmesinin ardından üç yıllık bir geçiş dönemi öngörülüyordu.

Türkiye Cumhuriyeti ve AB arasında Geri Kabul Anlaşması İmzalandı


96

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

16 Aralık 2013 (devamı)

Ancak vize serbestisinin Ekim 2016’ya kadar sağlanması için Geri Kabul Antlaşması’nın da Haziran 2016’da uygulanmaya başlamasına karar verildi. Bu tarihten itibaren AB ülkelerine yasadışı yollarla Türkiye’den gitmiş mülteciler kendi ülkelerine iade edilmek üzere Türkiye’ye gönderilecek. Uygulamaya bakıldığında Türkiye’den düzensiz geçişlerin gerçekleştiği Yunanistan, Bulgaristan ve Güney Kıbrıs’ta şeffaf ve hak temelli bir iltica sistemi olduğunu söylemek mümkün değil. Bu antlaşmanın da sığınma talebinde bulunmak isteyenlerin bu başvuruları alınmadan Türkiye’ye hızlı bir süreçle ve hak ihlalleri yaratacak şekilde geri gönderilmesine yol açacağı öngörülüyor. (aljazeera.com. tr/haber/sorularla-geri-kabul-ve-vize-muafiyeti)

28 Nisan 2014

Suriye iç savaşından kaçıp Türkiye’ye gelen yaklaşık yüz Türkmen aile, İstanbul Bayrampaşa’da boş bir arazide çadır kurdu. Açlıkla mücadele eden Suriyeliler su olmadığı için banyo bile yapamıyor. Yeteri kadar beslenemeyen çocuklar ise hastalıkla mücadele ediyor.Kilis Valiliği’nin kendilerini kampa göndermek istediğini, ancak kampta Araplarla sorun yaşadıklarını söyleyen Suriyeli Ali ise kampa gitmeme sebeplerini şu sözlerle aktardı: “Bizi göndermek istekleri kamplarda çoğunlukla Arap nüfusu baskın. Oysa bizler Türkmeniz. Bizler Halep’teyken bile birbirimizle anlaşamıyorduk. Kamplarda Araplar daha baskın. Kamplar bizim için çok tehlikeli. Eğer kamplara gidersek birbirimizi vururuz. Biz mevcut kamplara gitmek istemiyoruz. Biz sadece Türkmenlerin kalacağı bir kamp istiyoruz. Yaklaşık 3 aydır burada çadırlarda yaşıyoruz. Her gün buraya polisler gelip buradan gitmemizi istiyor. Nereye gideceğiz?” (t24. com.tr/haber/suriyeliler-istanbul-bayrampasada-kasabaolusturdu,257055)

Suriyeli mülteciler Bayrampaşa’da çadırda yaşayamaya başladı

28 Nisan 2014

Suriye’deki iç savaştan kaçarak İstanbul’a gelen ve Bayrampaşa’da çadır kent oluşturan Suriyeliler kaldıkları yerlerden çıkarıldı. Bayrampaşa Belediyesi’ne bağlı zabıta ekipleri bu sabah Suriyeli mültecileri çadırlardan çıkardıktan sonra çadırları ateşe verdi. İdris Emen’in Radikal’de yer alan haberine göre, belediye ekipleri aralarında çocuk, kadın ve yaşlıların bulunduğu mültecilere yer göstermezken, etrafa dağılan mültecilerden bir kısmı otogarda saçak altlarına sığındı. Herhangi bir bilgi verilmeden polis eşliğinde zabıta ekipleri tarafından kampın boşaltıldığını ancak kendilerine kalacak yer dahi gösterilmediğini söyleyen mülteciler sokakta kaldıklarını söylüyor. Ailesi ile beraber Bayrampaşa Otogarı’nda çaresizce bekleyen Halepli Muhammet ise durumlarını şöyle aktardı: “Yaklaşık üç aydır burada bekliyorduk. Kimse bize yardım etmiyordu. Bu sabah aniden kampı tahliye etmeye geldiler. Önce bizi çadırlardan çıkardılar, daha sonra çadırlarımızı ve eşyalarımızı ateşe verdiler.

Bayrampaşa’da çadır kent oluşturan Suriyeliler kaldıkları yerlerden çıkarıldı


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

97

28 Nisan 2014 (devamı)

Kimse bize kalacak yer göstermedi. Şimdi otogarda çaresizce bekliyoruz. Nereye gideceğimizi de bilmiyoruz.” Konuyla ilgili olarak Bayrampaşa Belediyesi’nden bir açıklama gelmedi. (radikal.com.tr/turkiye/o-multeci-kampi-apar-topar-kaldirildi-1189032/, t24.com.tr/haber/bayramapasadaki-suriyeliler-cadirlari-yakilarak-dagitildi,257083)

5 Haziran 2014

Suriyeli mültecilerin kaldığı Pendik’teki Kızılay Gençlik Kampı, polis tarafından boşaltıldı. Mültecilerin birçoğu tahsis edilen otobüslerle Viranşehir’deki kampa götürülürken, şartların kötü olduğunu iddia eden ve kamptan ayrılmak istemeyen mülteciler ile polis arasında gerginlik yaşandı. Edinilen bilgiye göre Kızılay’ın Pendik’te bulunan gençlik kampında birkaç aydan bu yana kalan Suriyeli mültecilerin kampı boşaltması istendi. Kalacak yerlerinin ve paralarının olmadığını söyleyen mültecilerin büyük çoğunluğu ise kampı terk etmedi. Bunun üzerine bugün Pendik Kaymakamlığı’nın talimatıyla kampa gelen çok sayıda polis ekibi mültecilere kampın boşaltılacağını ve tahsis edilen otobüslerle isteyenlerin Viranşehir’deki kampa götürüleceklerini söyledi. Ancak çoğu mülteci Viranşehir’deki şartların kötü olduğunu iddia ederek kamptan ayrılmak istemedi. Gönüllü olarak kamptan ayrılan mülteciler otobüslere binerek Viranşehir’e gitmek için yola çıkarken, gitmek istemeyenler ile polis ekipleri arasında kısa süreli arbede ve gerginlik yaşandı. Polis ekiplerinin kararlı tutumu karşısında direnemeyen mülteciler eşyalarını kampın dışına çıkartarak beklemeye başladı. Bazı mülteciler de belediyenin tahsis ettiği araçlarla İstanbul’da başka adreslere giderken, nereye gideceğini bilemeyen çok sayıda mülteci ise eşyalarıyla kaldırımlarda bekleyişini sürdürdü. Basın mensuplarının sorularını cevaplayan mülteciler, gidecek bir yerlerinin ve paralarının olmadığını belirterek, kamptan ayrılmak istemediklerini söyledi. Polis ekiplerinin kendilerini zor kullanarak kamptan dışarıya çıkarttıklarını anlatan mülteciler, gönderilmek istendikleri Viranşehir’deki kampta şartların çok kötü olduğunu ileri sürerek gitmek istemediklerini ifade etti. Ayrıca Tuzla Akfırat mahallesinde bulunan Kızılay kampındaki mültecilerin de tahliye edildiği öğrenildi. (tuzlaolay.com/gundem/tuzla-ve-pendikde-ki-suriyeli-multeciler-kizilay-tesislerinden-cikarildi-h4762.html)

Suriyeli mültecilerin kaldığı Pendik’teki Kızılay gençlik kampı, polis tarafından boşaltıldı

11 Haziran 2014

Musul’u ele geçiren IŞİD, Türk Konsolosluğu’na girdi. 900’den fazla kişiyle Musul Konsolosluğu’na baskın yapan IŞİD örgütü, Türkiye’nin Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz ve görevli diplomatları rehin aldı. Rehin alınanlardan 3’ünün çocuk, 15’inin konsolosluk çalışanı ve 30’unun Özel Harekatçı olduğu belirtiliyor. Rehin alınan 49 kişinin sağlık durumunun iyi olduğuna ilişkin ilk haber geldi. Irak Şam İslam Örgütü (IŞİD) Musul’daki Türk Konsolosluğu’na baskın yaptı.

IŞİD Musul Türk Konsolosluğu’na saldırdı çalışanları kaçırdı ve konsolos dahil 49 kişiyi rehin aldı


98

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

11 Haziran 2014 (devamı)

IŞİD militanları, Başkonsolos Öztürk Yılmaz ve konsoloslukta görevli tüm diplomatları rehin aldı. Yenişafak’ın haberine göre IŞİD’in, 40 Özel Harekat Polisi’nin koruduğu konsolosluk binasına 900’den fazla militanla baskın yaptığı öğrenildi. İddiaya göre toplam 49 kişi rehin alındı. Başkonsolos Öztürk Yılmaz ile birlikte çok sayıda Türk diplomatı rehin aldıktan sonra IŞİD’ın kentte geçici olarak kurulan merkezine gittiği öğrenildi. Türkiye’nin Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz’ın konvoyu Eylül 2013 ve Mayıs 2014 tarihlerinde bombalı saldırılara uğramıştı. (milliyet.com.tr/isid-turkiye-konsolsulugu-na-girdi-gundem-1895720/, hurriyet. com.tr/isid-turk-konsolosluguna-saldirip-calisanlari-kacirdi-26591687)

15 Temmuz 2014

Tüketiciler Derneği Genel Başkanı Levent Küçük, İstanbul’da yaşayan Suriyeli mültecilerin sorunlarına dikkat çekerek, Vali Mutlu’ya, “İstanbul’da her geçen gün artan bir Suriyeli sığınmacı sorunu var. Çeşitli şehirlerde bir takım olumsuzluklar yaşanıyor. Dilencilik yapan, viyadük altlarında yaşayan Suriyeli sığınmacıların barınmaları için tedbir almak adına toplama kampları düşünülüyor mu?” şeklinde bir soru yöneltti. Vali Mutlu, şu yanıtı verdi:”Bugün ülkemizde statüleri itibariyle sığınmacı, geçici sığınmacı gibi sıfatları kullanmadığımız ve oldukça kalabalık bir Suriyeli misafirimiz var. Biz, bunların İstanbul’da nerede oturduklarını, nasıl geçindiklerini, eğitim durumlarını, bunun gibi pek çok farklı bilgiyi elimizdeki envanterlerimizde kayıt altına aldık. Şu anda İstanbul’da 67 bin Suriyeli misafirimiz var. Bu rakamın üzerine çıkma ihtimali yok. Son üç ay içerisinde adeta bu rakama sabitlendi.” İstanbul’da özellikle mali durumu daha iyi, mesleği olan ve kendi ayakları üzerinde durabilen Suriyelilerin daha fazla olduğunu söyleyen Mutlu, şöyle devam etti: “İstanbul’da orta halli, eğitim seviyesi biraz daha yüksek bir kesim var. Ancak tamamı böyle değil. Özellikle hepimizi üzen ve meşgul eden ve sokakta dilenmek suretiyle geçimini temin etmeye çalışan, şehrin meydanlarında, yollarında, çok farklı mekanlarda karşımıza çıkan tablolar var. Dilencilikle ilgili mevzuatımızda, zabıta ekipleri dilencilikle mücadele eder ve buna müsaade etmez. Fakat öyle bir tablo var ki, hem Sultanahmet’te olsun hem Taksim Meydanı’nda olsun bir takım uygulamalar var. Buna rağmen bunun çok da fazla önüne geçilemediğini hep birlikte görüyoruz. Biz sokakta kalanlar için geçtiğimiz kış itibariyle biri Tuzla, diğeri Pendik olmak üzere iki tane misafirhane oluşturduk. 700 civarında misafiri 5-6 ay kadar orada muhafaza ettik. Bunlardan 500’den fazlasını geçtiğimiz ay itibariyle kendi rızalarıyla Şanlıurfa’ya gönderdik. Geri kalanları da İstanbul’da ev tutmak itibariyle kaldı. ‘Kendi rızası olmayanların kamplara gönderilmesi’ konusunda bir mevzuat düzenlemesi üzerinde çalışılıyor. Önümüzdeki günlerde bu konuda çok daha iyi neticeler alabileceğimiz bir çalışmayı başlatmış olacağız.” (haberturk. com/yasam/haber/969909-istanbul-valisinden-suriyeli-siginmacilarla-ilgili-aciklama)

İstanbul Valisi kentte 67 bin Suriyeli bulunduğunu belirterek bu rakamın üzerine çıkma ihtimali olmadığını söyledi


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

99

20 Eylül 2014

IŞİD tarafından rehin alınan Musul Başkonsolosu ile beraberindeki 48 kişi 101 gün sonra bu sabah serbest kaldı. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, Bakü’deki programını yarıda keserek Şanlıurfa’ya geldi. Rehinelerle birlikte Ankara’ya gelen Davutoğlu, Esenboğa Havalimanı’nda uçaktan Başkonsolos ile birlikte indi. Serbest kalan Türkler uçağın kapısında göründüğünde ise yakınları çığlık çığlığa sevdiklerine koştu. (hurriyet.com.tr/isidin-kacirdigi-konsolosluk-calisanlari-serbest-27240575)

IŞİD tarafından rehin alınan Musul Başkonsolosu ile beraberindeki 48 kişi 101 gün sonra serbest kaldı

22 Ekim 2014

“Geçici Koruma Yönetmeliği”nin yürürlüğe konulması; “Geçici Koruma İçişleri Bakanlığı’nın 13/8/2014 tarihli ve 8027 sayılı yazısı Yönetmeliği” üzerine, 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Ulusla- yürürlüğe konuldu rarası Koruma Kanunu’nun 91’inci maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 13/10/2014 tarihinde kararlaştırıldı. (resmigazete.gov.tr/eskiler/2014/10/20141022-15.htm)

18 Ocak 2015

Genelde sokakta yaşayan, egzoz gazıyla ısınanları görüyoruz ama iç savaş yüzünden Suriye’den kaçanların içinde hali vakti yerinde olanlar da var. ‘Beyaz Suriyeliler’in İstanbul’daki tercihi ise kentsel dönüşümle yenilenen Sulukule’deki villalar... Eskiden Romanların oturduğu, sokaklarından darbuka ve keman seslerinin yayıldığı Sulukule bir süredir ‘Küçük Suriye’ olarak anılıyor. Eski evlerin yıkılıp yerlerine villa yapılmasıyla bir anda lüks bir mahalleye dönüşen Sulukule ve çevresi artık Suriyelilere ait okulları, polikliniği, Arapça tabelalı marketleri, berberleri, aktarları, lokantaları ve hatta öğrenci yurtlarıyla Halep’in ya da Şam’ın bir mahallesinden farksız görünüyor. Fatih Belediyesi ile TOKİ işbirliğinin kentsel dönüşüm projesi olan Fatih Sulukule TOKİ Konutları’nın sokaklarında derdinizi neredeyse Türkçe anlatmak imkansız. 577 konut ve 60 dükkandan oluşan sitede dolu villa sayısı 250 civarında. Burada ülkelerinden kaçarken paralarını çıkarabilen zengin Suriyelilerin yaşadığı villalar ise 200’u buluyor. (gazetevatan.com/ iste-istanbul-daki-beyaz-suriyeliler--718280-gundem/)

İstanbul’da Suriyelilerin yoğunlaştığı mahalleler oluşuyor

11 Mayıs 2015

Başakşehir’in gecekondu mahallesi Güvercintepe’nin ekonomik yapısı savaştan kaçan Suriyelilerin gelişiyle tamamen değişti. Mahallede 200 lira olan ortalama kiralar 1000 TL’ye çıktı, kaçak çalışan Suriyeliler nedeniyle tekstil atölyelerindeki ücretler aylık 500 TL’ye düştü. Mahallenin ekonomik yapısındaki değişiklik birçok kişide rahatsızlık uyandırsa da önceki geceye kadar büyük bir olaya neden olmadı (...) İddiaya göre, önceki gün Suriyeli ve mahalleli çocuklar arasında çıkan kavgada, mahalleli bir çocuk Suriyeli bir çocuk tarafından bıçaklandı. Bu iddia mahallenin bir anda karışmasına neden oldu. Suriyeli esnafa başlayan saldırının ardından iki grup Ahmet Yesevi Caddesi’nde birbirlerine taş ve sopalarla saldırdı. Suriyelilere ait iki lokanta ve bir berber dükkânı yakıldı. Bazı dükkânlar ise kurşunlandı ya da taşlandı.

İstanbul’da Suriyelilerle ilişkide mahallede gerginlik yaşanıyor


100

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

18 Mayıs 2015

6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu 11/04/2014 tarihi itibariyle bütün hükümleri ile yürürlüğe girmiş ancak Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün taşra teşkilatlanması tamamlanıncaya kadar yabancılara ilişkin iş ve işlemler Emniyet Genel Müdürlüğü ile yapılan protokol uyarınca İl Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlükleri ve İlçe Yabancılar Büro Amirlikleri tarafından yürütülmeye devam edilmiştir. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü taşra görevlerini Emniyet Genel Müdürlüğü’nden devraldı. Devir, 18 Mayıs 2015’te 81 ilde eş zamanlı olarak gerçekleşti. Devirle birlikte bugüne kadar İl Emniyet Müdürlüklerinin Yabancılar Şube Müdürlüklerince yapılan yabancılarla ilgili bütün işlemler İl Göç İdaresi Müdürlükleri tarafından yürütülmeye başlandı. Bu çerçevede İstanbul’da da yabancılarla ilgili tüm iş ve işlemler (İlçe Emniyet Yabancılar Büro Amirlikleri tarafından yapılan işlemler dâhil olmak üzere) Vatan Caddesi No: 64 adresinde bulunan İl Göç İdaresi Müdürlüğü Hizmet Binasında sürdürülmektedir. Türkiye’de yaşayan yabancıların ikamet izni işlemlerini elektronik olarak yapabilmeleri için e-İkamet Projesi de hizmete girmiştir. (http://www.istanbul.pol.tr, http://www.goc.gov. tr)

İl Göç İdaresi Müdürlükleri aktif olarak çalışmaya başladı

15 Eylül 2015

Türkiye’nin çeşitli illerinden binlerce Suriyeli internet üzerinden haberleşerek otobüs ve kiraladıkları özel araçlarla Edirne’ye akın etti. Almanya’ya gitmek için yola çıkan Suriyeli mülteciler Pazarkule Sınır Kapısı’na yürümek istedi. Polis yürümek isteyen yaklaşık kalabalığa izin vermedi. Otogarda bekleyen 250 kişinin yanı sıra bu sabah da çantaları sırtlarında yaklaşık 800 Suriyeli, TEM otoyolundan yürüyerek Edirne’ye girmeye çalıştı. Kaçakların önünü polis ve jandarma kesti. İnternet üzerinden haberleşerek Edirne’ye gelmeyi başaran ve otogarda oturma eylemi yapan 250 kişilik grup adına konuşma yapan Ahmet Mihtaki, deniz yolundan gidişlerin boğulmayla sonuçlandığı için Edirne’den Yunanistan sınırını geçip oradan Almanya’ya yürümek amacıyla geldiklerini söyledi. Çıktıkları yoldan kimsenin kendilerini geri çeviremeyeceğine anlatan Mihtaki, “Biz kimseden korkmuyoruz. Buraya gelirken biz ölümü ve tüm zorlukları göze aldık. Amacımız Almanya’ya gitmek. Türk insanı, askeri, polisi çok iyi ve merhametli. Bize yardımcı olup karışmasınlar yürüyerek sınırı geçmemize izin versinler. Sınırı geçip yaşamaya gideceğiz. Ülkemizde savaş olduğu için gidiyoruz bizi anlasınlar” dedi. (milliyet.com.tr/ binlerce-kisi-tem-de-yuruyor-gundem-2117877/)

Türkiye’nin çeşitli illerinden binlerce Suriyeli internet üzerinden haberleşerek otobüs ve kiraladıkları özel araçlarla Edirne’ye akın etti. Almanya’ya gitmek için yola çıkan Suriyeli mülteciler Pazarkule Sınır Kapısı’na yürümek istedi

16 Kasım 2015

İstanbul İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne bağlı Kadıköy ve Kadıköy Çalışma Üsküdar ilçelerinden sorumlu, Kadıköy Çalışma Grup Grup Başkanlığı Başkanlığı hizmete girdi. kuruldu


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

101

26 Kasım 2015

Süleymaniye Cami çevresindeki metruk binalarda ve dehlizlerde yaşayan Suriyeli167 kişi Pendik’teki Kızılay kampına götürüldü. İstanbul Çocuk Şube Müdürlüğü, Fatih’te bulunan Süleymaniye Cami çevresindeki metruk binalarda Suriyeli kişilerin olumsuz ve sağlıksız şartlarda kaldığını tespit etti. Çocuk Şube Müdürlüğü, Fatih İlçe Emniyet Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Fatih Belediyesi’nde görevlilerinden oluşan 250 kişilik ekip dün sabah saatlerinde metruk binalarda ve dehlizlerde yaşayan Suriyelilerle ilgili çalışma başlattı. Ekipler buralarda kalan toplam 167 Suriyeliyi Pendik’te bulunan Kızılay’a ait kampa götürdü. Suriyelilere kampta üç öğün sıcak yemek verilerek sağlık taramasından geçirileceğini belirtilirken, İstanbul Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin metruk binalarda ve dehlizlerde yaşayan Suriyeli kişilerle ilgili çalışmalarının devam edeceği öğrenildi. (haberler.com/metruk-bina-ve-dehlizlerde-yasayan-167-suriyeli-7912363-haberi/)

Süleymaniye Cami çevresindeki metruk binalarda ve dehlizlerde yaşayan Suriye uyruklu 167 kişi Pendik’teki Kızılay kampına götürüldü

14 Aralık 2015

Türkiye’de 2 milyondan fazla Suriyeli mülteci yaşıyor. Mültecilerin büyük bir çoğunluğu İstanbul’u mesken tutmuş durumda. Özellikle Fatih ilçesinde bazı sokaklar bir Suriye mahallesini andırıyor. (ntvpara.com/video/istanbul-da-suriye-mahallesi)

Suriyeli mültecilerin İstanbul’daki bazı semtlerdeki nüfuslarının artışı haberleri

8 Ocak 2016

Ülkemiz ile Suriye arasında 13 Ekim 2009 tarihinde imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Vizenin Karşılıklı Olarak Kaldırılmasına Dair Antlaşma”nın 23.12.2009 tarihli ve 27441 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla Suriyeliler ülkemizde 90 güne kadar ikamet süreli seyahatlerinde vizeden muaf tutulmuşlardı. Söz konusu antlaşma bölgede yaşayan son gelişmeler ışığında tek taraflı olarak feshedildi. Bu kapsamda 08 Ocak 2016 tarihinden itibaren, üçüncü ülkelerden ülkemize hava ve deniz hudutlarından giriş yapacak olan Suriye vatandaşlarına vize uygulanmaya başlanacaktır. Bu şekilde ülkemize gelmek isteyen Suriyelilerin Konsolosluklarımıza vize için başvurmaları gerekmektedir. Ancak Suriye’de yaşanan olayların başlangıcından bu yana sürdürülen “açık kapı” politikası gereği Suriye kara sınırından geçerek gelecek olan Suriye vatandaşları vize uygulaması dışında tutulmuştur.

Suriye vatandaşlarına vize uygulanmaya başlanmasına karar verildi. Ancak “açık kapı” politikası gereği Suriye kara sınırından geçerek gelecek olan Suriye vatandaşları vize uygulaması dışında tutuldu

15 Ocak 2016

Geçici koruma sağlanan yabancılara çalışma iznine başvuru hakkı verilmesinde, yabancının kalmasına izin verilen iller esas alınacak. Kamu düzeni, kamu güvenliği ya da kamu sağlığı yönüyle çalışma izni verilmesinde sakınca görüldüğü İçişleri Bakanlığınca bildirilen illerde çalışma izni verilmesi, Bakanlıkça durdurulacak. Bu illerde, verilen çalışma izinleri uzatılmayacak. Ancak yabancının bu ilde kalma hakkı devam ediyorsa, önceden verilen ve geçerliliği devam eden çalışma izinleri, sona erdiği tarihe kadar kullandırılacak. Çalışma izni başvurularının değerlendirilmesinde, iş yerinde çalışan Türk vatandaşı sayısı üzerinden sektör ve illere göre açık iş ve işe yerleştirmeler dikkate alınarak

Geçici Koruma Sağlanan Yabancıların Çalışma İzinlerine Dair Yönetmelik yürürlüğe girdi


102

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

15 Ocak 2016 (devamı)

Bakanlıkça, geçici koruma sağlanan yabancı istihdamı kotası değişen oranlarda uygulanabilecek. (mevzuat.gov.tr/ MevzuatMetin/3.5.20168375.pdf)

18 Ocak 2016

İstanbul İl Göç İdaresi Müdürlüğüne bağlı Pendik Çalışma Pendik Çalışma Grup Başkanlığı hizmete girdi. Hizmet verdiği ilçeler: Grup Başkanlığı Pendik, Kartal, Maltepe, Sultanbeyli, Tuzla. kuruldu

24 Ocak 2016

İzmir’in Seferihisar ilçesinde, yasadışı yollardan Avrupa’ya geçirilen mültecilerin organizatörlerinden, iddiaya göre, grup başına 3 bin dolar alan Karakol Komutanı Kıdemli Başçavuş R.A., çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. (cnnturk. com/turkiye/izmirde-insan-kacakcilarindan-rusvet-alankomutan-tutuklandi)

İnsan kaçakçılarından rüşvet aldığı iddia edilen komutan tutuklandı

26 Ocak 2016

Danimarka hükümeti tarafından bir süre önce hazırlanan ve ülkeye sığınma talebinde bulunan mültecilerin takılarına el koyulmasını öngören yasa tasarısı bugün parlamentoda kabul edildi. Söz konusu yasa ülkeye sığınma talebinde bulunan mültecilerin haklarının kısıtlandığı toplamda 34 maddeden oluşuyor. Maddeler arasında en fazla tepki çekeni ise mültecilerin takılarına el koyulmasını öngören madde. Söz konusu maddeye göre mültecilerin üzerinde bulundurdukları bin 500 dolardan daha pahalı takılara devlet el koyabilecek. Manevi değeri olan eşyalara ise dokunulmayacak. (hurriyet.com.tr/danimarka-tartismalitasariyi-onayladi-multecilerin-mucevherlerine-elkonulacak-40045531)

Danimarka parlamentosu ülkeye sığınma talebinde bulunan mültecilerin takılarına el koyulmasını öngören yasa tasarısını kabul etti

1 Şubat 2016

BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura, Suriyeli Cenevre muhaliflerin oluşturduğu Yüksek Müzakere Komitesi Görüşmeleri III (YMK) üyeleri ile Pazartesi günü BM ofisinde buluşmasının başladı ardından görüşmelerin resmen başladığını duyurdu. (aljazeera.com.tr/haber/mistura-gorusmeler-resmenbasladi)

24 Şubat 2016

Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Yusuf Büyük, Türkiye’de 325 bin Suriyelinin eğitim-öğretim gördüğünü açıkladı. TBMM  İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde oluşturulan Mülteci Hakları Alt Komisyonu’nda Suriyeli mültecilere yönelik sunum yapan Büyük, “Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre Türkiye’de 5-17 yaş arasında eğitim-öğretim çağında 750 bin çocuk bulunuyor. Sistemin içinde 325 bin çocuk var. Okumak isteyen Suriyeli çocuklar önünde hiçbir engel kalmadı” dedi.  (cihan.com.tr/tr/tbmm-insan-haklari-komisyonumulteciler-komisyonu-yusuf-buyuk-suriyeli-multecileregitim-goc-idaresi-2020604.htm)

325 bin Suriyeli çocuk Türkiye’de eğitim gördüğü açıklandı

26 Şubat 2016

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Suriye’deki çatışmaların durdurulmasına ilişkin karar kabul edildi. Birleşmiş Milletler Özel temsilcisi Staffan de Mistura Suriye’de ateşkes kararına bağlı kalınırsa müzakerelerin

Suriye’de çatışmaların durdurulması kararı kabul edildi


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

103

26 Şubat 2016 (devamı)

7 Mart’ta devam edeceğini açıkladı. IŞİD ve El-Nusra ateşkes kararının dışında tutuluyor. (dha.com.tr/suriyedecatismalarin-durdurulmasi-karari-kabul-edildi_1149927. html)

10 Mart 2016

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Türkiye’deki mülteci Suriyeli mülteci sayısını açıkladı. Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, sayısı 2 milyon 733 “Bugün itibarıyla Türkiye’deki Suriyeli göçmen sayısı 2 bin 784 milyon 733 bin 784, 26 geçici barınma merkezinde kalan Suriyeli sayısı ise 282 bin 815’e ulaştı” bilgisini verdi. Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, sosyal paylaşım sitesi Twitter’daki hesabından, Suriyeli mültecilere ilişkin açıklamada bulunarak, Türkiye’de bulunan sığınmacı sayısını açıkladı. Akdoğan, “Bugün itibarıyla Türkiye’deki Suriyeli göçmen sayısı 2 milyon 733 bin 784, 26 geçici barınma merkezinde kalan Suriyeli sayısı ise 282 bin 815’e ulaştı. Her ülke kendisine yakışanı yapmaktadır. Biz yaşatmanın, yaraları sarmanın, kucaklamanın tarafında olmayı sürdüreceğiz” dedi. (iha.com.tr/haber-yalcinakdogan-suriyeli-multeci-sayisini-acikladi-542839/)

24 Mart 2016

Suriye’de Esad yönetimine bağlı güçler, geçen yıl Mayıs Suriye Ordusu ayında IŞİD’in eline geçen tarihi kent Palmira’ya girdi. İŞİD kontrolündeki Rus savaş uçaklarının hava desteğiyle kenti gören kritik Palmira’ya girdi tepeyi ele geçiren Suriye Ordusu ve müttefikleri dün kentin girişine kadar ilerlemişti. Palmira kenti, büyük bölümü IŞİD’in elinde olan Der ez-Zor kentine giden kritik bir yolda üzerinde bulunuyor. Humus’un doğusunda kalan Palmira kenti, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) Dünya Mirası listesinde. (aljazeera.com.tr/ haber/suriye-ordusu-palmiraya-girdi)

4 Nisan 2016

AB ile Türkiye arasındaki mültecilere ilişkin geri kabul antlaşması kapsamında, çoğunluğu Pakistanlı 131 mülteci iki tekneyle Türkiye’ye gönderildi. Alman polisi de Türkiye’den Almanya’ya ilk Suriyeli mülteci grubunun da ulaştığını belirtti. AB, Türkiye’nin ilk sığınmacı grubunu alırken bütün gereklilikleri yerine getirdiğini açıkladı. Türkiye ile AB arasında imzalanan ve 20 Mart’tan itibaren Yunan adalarına geçen mültecilerin iadesini kapsayan antlaşma çerçevesinde ilk kafile bugün Yunanistan’dan Türkiye’ye geldi. Sabah erken saatlerde Midilli Adası’ndaki Moria kampından, AB sınır güvenlik ajansı Frontex’e bağlı güvenlik güçleri eşliğinde limana getirilen 131 mülteci, kiralanan teknelerle İzmir’in Dikili ilçesine gönderildi. Frontex, 5 otobüsle limana getirilen mültecilerin çoğunluğunun Pakistan ve Bangladeş uyruklu olduğunu açıkladı. AB sınır güvenlik ajansının sözcüsü Ewa Moncure, bütün işlemlerin sakin ve düzenli bir şekilde yürütüldüğünü söyledi. (aljazeera.com.tr/haber/geri-kabul-basladi)

Geri Kabul Anlaşması kapsamında ilk göçmen grubu Türkiye’ye gönderildi


104

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

5 Mayıs 2016

Suriye ordusunun Mart ayında IŞİD’den (Irak Şam İslam Devleti) geri aldığı Palmira antik kentinde, Rus şef Valery Gergiev yönetiminde bir klasik müzik konseri verildi. Rusya Devlet Başkanı Putin’in destekçilerinden Gergiev, konserde St Petersburg’tan Mariinsky Senfoni Orkestrası’nı yönetti. (bbc.com/turkce/haberler/2016/05/160505_palmira_konser)

Palmira antik kentinde Rus Senfoni Orkestrası konser verdi

7 Mayıs 2016

Kahramanmaraş’ta, Suriyeli 25 bin mülteci için yapımına başlanan konteyner kent inşasını oturma eylemi yaparak protesto eden gruba güvenlik güçleri müdahale etti. Olayda, HDP Parti meclis üyesi Pınar Aydınlar’ın da aralarında bulunduğu 18 kişi gözaltına alındı.  Kahramanmaraş Valiliği’nin, dün kentte yapımı süren Geçici Barınma Merkezi’yle ilgili her türlü basın açıklaması, yürüyüş ve eylemlerin bir ay süreyle yasaklandığını duyurmasının ardından, bir grup protestocu Dulkadiroğlu ilçesine bağlı Sivricehüyük Mahallesi’ndeki cemevi önündeki eylemlerini sürdürdü. (cihan. com.tr/tr/kahramanmaras-konteyner-kent-protesto-mudahale-gozalti-18-kisi-2067008.htm)

Kahramanmaraş’ta inşa edilecek mülteci kampına karşı protestolar yapıldı

9 Mayıs 2016

Suriye’deki savaşın yerinden ettiği on binlerce insanın Kilis İŞİD tarafınsığındığı sınır şehri Kilis, bu yılın başından beri kendini dan atılan füzelerin IŞİD tarafından atılan füzelerin hedefinde buldu. Türkiye hedefi oldu topraklarına yönelen bu saldırılara karşılık hükumet, sınır ötesini obüs toplarıyla bombaladığını ve onlarca IŞİD militanını öldürdüğünü söyledi. (bbc.com/turkce/ haberler/2016/)

12 Mayıs 2016

Türkiye üzerinden Suriye’ye giden ABD yardımı ‘yolsuzluk’ ABD, yolsuzluk idyüzünden kesildi. Amerikan hükumetinin uluslararası diası ile Suriye’ye kalkınma kurumu USAID, Türkiye üzerinden Suriye’ye bir giden yardımı kesti dizi insani yardım faaliyetini, müfettişleri tarafından sistemli ve kapsamlı yolsuzluk yapıldığının belirlenmesi üzerine askıya aldığını resmen açıkladı. Yolsuzluk suçlamaları, Türkiye üzerinden Suriye’ye yardım malzemesi ileten bazı yardım kuruluşları, bunların çalışanları ve alışveriş yaptıkları Türk şirketleri ile aracıları kapsıyor. Bu açıklama aslında, geçen hafta müfettişlerce açıklanan yolsuzluk soruşturması üzerine ABD hükümeti tarafından alınan önlemlerin resmen ilânı anlamını taşıyor. (bbc.com/turkce/ haberler/2016/05/160512_usaid_yardim_durdurma)

15 Mayıs 2016

Konya Emniyet Müdürlüğü, Suriye’deki iç savaştan kaçıp Suriyeli sığınmacılar, Türkiye’ye sığınan ve Konya’da yaşayan Suriyelilere kimlik aldıkları yeryönelik, huzur ve güvenin sağlanması amacıyla operasyon de yaşayacak düzenledi. Suriyeli mültecilerin yoğun olduğu kent merkezindeki Şükran ve Sahip Ata mahallelerinde 300 polis eşliğinde yapılan operasyonda, sığınmacılara ait işyerlerinde bulunanlar ile caddelerde gezen Suriyelilerin üst araması ve biyometrik kimlik kontrolü yapıldı. İkametleri farklı ilde olan mültecilere Arapça yazılı bildiriler dağıtılarak kimlik aldıkları illere gitmeleri konusunda uyarıldı. Eğer kayıt yaptırıp, kimlik aldıkları illere gitmedikleri anlaşılırsa,


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

105

15 Mayıs 2016 (devamı)

kimliği olmayanlarla birlikte sığınmacı kamplarına gönderilecek. (dha.com.tr/suriyeli-siginmacilar-kimlikaldiklari-yerde-yasayacak_1227445.html)

17 Mayıs 2016

İstanbul Valisi Şahin: 500 bin Suriyeliyi İstanbul’da barındırıyoruz. İstanbul Valisi Vasip Şahin, basın kuruluşlarının temsilcileriyle buluştu. Vali Şahin, İstanbul’un sorunları, medya ilişkileri, önemli olaylar karşısında bilgi paylaşımı gibi konularda değerlendirmelerde bulundu. Şahin, İstanbul’daki Suriyeliler konusunda da önemli açıklamalar yaptı. Şahin, “500 bin Suriyeliyi İstanbul’da barındırıyoruz. Ama İstanbullu beklenenden çok daha az hissediyor” dedi. Suriyeli mültecilerin adaptasyonlarına yönelik çalışmaların devam ettiğini belirten Şahin, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Bazı sosyal projeler ile adaptasyon süreci oluşturulacak. Gelen insanlar içerisinde iyi eğitimli seviyesi yüksek insanlar var. Hem bunlardan istifade etmek lazım. Hem dinamizm katar topluma, hem de renklilik sağlar. Biz bunu çeşitli projeler ile topluma entegre etmemiz lazım. Bizim sivil toplum kuruluşlarımız bu konuda iyi çalışıyor. Biz düşünün 500 bin Suriyeliyi İstanbul’da barındırıyoruz. Ama İstanbullu beklenenden çok daha az hissediyor.” (cihan. com.tr/tr/istanbul-vali-vasip-sahin-gazeteciler-toplantisuriyeliler-2075513.htm)

İstanbul Valisi 500 bin Suriylinin İstanbul’da barındığını açıkladı

19 Mayıs 2016

İngiltere merkezli Guardian Gazetesi, Türkiye ile AB arasında geçtiğimiz Mart ayında yapılan antlaşmadan sonra Avrupa’nın 117 Suriyeli mülteciyi kabul ettiğini duyurdu. Gazete, Türkiye ile AB arasında 4 Nisan’da uygulamaya konan geri kabul antlaşmasından bu yana, Avrupa’nın kabul ettiği Suriyeli mülteci sayısının sadece 117 olduğunu yazdı. Haberde, antlaşmaya göre AB ülkelerinin, Türkiye’ye geri gönderilecek her mülteciye karşı bir Suriyeli mülteci kabul etmesi gerektiği hatırlatıldı. (cihan.com.tr/tr/guardianmulteci-ab-suriyeli-2076332.htm)

AB, Ankara anlaşmasından sonra Avrupa 177 Suriyeliyi kabul etti

1 Haziran 2016

Arap, Süryani ve Kürt işbirliğiyle kurulan Suriye Demokratik Güçleri, ABD özel harekat birimlerinin ve hava operasyonlarının da desteğiyle IŞİD’in (Irak Şam İslam Devleti) elindeki stratejik Menbic bölgesine doğru ilerlemeye başladı. (bbc.com/turkce/haberler/2016/06/160601_menbic_harekat_sdf)

ABD desteği ile Suriye Demokratik Güçleri Menbic operasyonuna başladı.

1 Haziran 2016

AB Komisyonu, 1 Haziran itibariyle Türkiye ile AB arasın- Geri Kabul da imzalanan Geri Kabul Antlaşması’nın tüm hükümlerinin Anlaşması yürürlüğe girdiğini duyurdu. Buna göre, Türkiye üzerin- yürürlüğe girdi den AB’ye kaçak giriş yapanlar geri gönderilebilecek. AB Komisyonu’nun açıklamasına göre, 1 Haziran’dan itibaren antlaşmaya taraf olmayan Danimarka ve İrlanda dışındaki tüm AB üyesi ülkeler, Türkiye üzerinden AB topraklarına kaçak yollardan giriş yaptığı tespit edilen mültecilerin geri gönderilmesini Türkiye’den talep edebilecek. AB topraklarına Türkiye üzerinden girdiği tespit edilen kişilerin geri gönderilmesini öngören Geri Kabul Antlaşması


106

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

1 Haziran 2016 (devamı)

1 Ekim 2014 tarihinde kabul edilmişti. Antlaşmanın, Türk vatandaşı olmayan mültecilerin de Türkiye’ye iadesini öngören son aşamasının 2017 yılında yürürlüğe girmesi bekleniyordu. Ancak Türkiye ile AB arasındaki mülteci krizi konusundaki yakın işbirliği nedeniyle bu tarih öne çekildi. Geri Kabul Antlaşması’nın tüm hükümleri ile uygulanması, Türk vatandaşlarına Schengen Bölgesi’nde vize serbestisi tanınmasının ön koşullarından birini oluşturuyor. (dw.com/tr/ab-komisyonu-geri-kabul-anla%C5%9Fmas%C4%B1-y%C3%BCr%C3%BCrl%C3%BCkte/a-19299023)

3 Haziran 2016

Türkiye, hasta ve eğitimsiz Suriyelileri Avrupa’ya gönderiyor. Hollanda ve Belçika hükumetleri Türkiye’nin, Avrupa’ya dikkat çekecek oranda hasta ve düşük eğitimli Suriyeli mülteci gönderdiklerini iddia etti. Hollanda Adalet Bakanlığı da, Alman Der Spiegel dergisinde yayımlanan ve Türkiye tarafından Avrupa’ya gönderilen mültecilerin büyük bölümünün ciddi sağlık sorunlarına sahip olduğunun iddia edildiği haberin doğru olduğunu bildirdi. Belçika’nın göç ve mültecilerden sorumlu bakanı Theo Francken’in sözcüsü, ülkesinin bu durumdan şikayetçi olduğunu açıkladı. (bbc.com/turkce/haberler/2016/06/160602_hollanda_belcika_turkiye)

4 Haziran 2016

Suriye ordusunun Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Suriye Ordusu “başkenti”ne ev sahipliği yapan Rakka vilayetine girdiği İŞİD kontrolündeki belirtildi. Mayıs ayında ABD desteğindeki Suriyeli Kürt Rakka’ya girdi ve Arap güçler de IŞİD’i Rakka’nın kuzeyinden uzaklaştırmak için harekât başlatmıştı. (bbc.com/turkce/haberler/2016/06/160604_suriye_rakka)

Hollanda ve Belçika, Türkiye’nin hasta ve düşük eğitimli Suriyelileri gönderdiğini açıkladı


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

107

EK3: Basında Suriye Krizi Suriyeliler İstanbul’a akın ediyor Deutsche Welle Türkçe | 30.10.2013 İstanbul doğudan gelip Avrupa’ya ulaşmak isteyen göçmenler için kalabalık bir durak haline geliyor. Özellikle Suriye krizinden sonra kentte göçmen nüfusu arttı. Bir zamanlar Anadolu’dan İstanbul’a çalışmaya gelenlerin kaldığı Küçükpazar semtindeki bekar odaları bugünlerde Suriye’den gelen göçmenleri ağırlıyor. Suriye krizinden sonra Türkiye’ye birçok Suriyeli göçmen giriş yaptı. Resmi rakamlara göre, bu göçmenlerin sayısı 600 bini aştı. Ancak sivil toplum kuruluşlarının yaptığı çalışmalar Türkiye’de 1 milyondan fazla Suriyeli olduğunu gösteriyor. Suriye’den gelenlerin önemli bir kısmı kamu tarafından kurulan mülteci kamplarının dışında yaşıyor. İstanbul’daki Suriyeli göçmenlerle ilgili bir rapor hazırlayan insan hakları kuruluşu MAZLUMDER’in Genel Başkan Yardımcısı Avukat Halim Yılmaz, Türkiye’deki Suriyeli göçmenlerin yüzde 75’inin kamplar dışında yaşadığını belirtiyor. Bu tespit, Suriye’den gelen birçok göçmenin Türkiye’nin farklı şehirlerinde yerleşip, gündelik hayatlarını kendi başlarına devam ettirme kararı aldığını gösteriyor. Kamp dışında yaşayan Suriyelilerin en çok yerleştiği şehirlerin başında da İstanbul geliyor. İstanbul’daki göçmen nüfusu artıyor Deutsche Welle Türkçe Servisi’ne yaptığı açıklamalarda Yılmaz, İstanbul’daki Suriyelilerin sayısının 150 binden fazla olduğunun tahmin edildiğini belirtiyor. Yılmaz, özellikle İstanbul’daki göçmen nüfusun son iki ayda ciddi biçimde arttığını da ekliyor. Sadece Suriyeli göçmenler değil, farklı ülkelerden gelen birçok göçmen için de İstanbul, özellikle Avrupa’ya gidiş yolunda önemli bir durak niteliği taşıyor.

Daha önce İstanbul’un bu niteliği ile ilgili bir araştırma kaleme alan Orient Institut İstanbul'un uzmanlarından Dr. Barbara Pusch, “İstanbul, gerçekten Avrupa’ya gitmek isteyen göçmenler açısından kalabalık bir durak mı?” sorusuna cevap olarak "Evet" diyor. Dr. Pusch’un çalışması, İstanbul'un son dönemde önemli bir göç noktası olarak öne çıktığını gösteriyor. Yasal prosedürlerle gelen göçmenler kadar Batı’ya yasal olmayan yollardan ulaşmak isteyenler de İstanbul'u tercih ediyor. İstanbul’da yasal olmayan statülerinin fark edilmesinden çekinen kaçak göçmenler için gözlerden uzak bir hayat sürmek mümkün. Benzer durum Yunanistan’a yakın olsa da yabancıları ağırlıklı olarak belli sezonlarda ağırlayan Ege ve Akdeniz kıyılarındaki şehirler için mümkün görünmüyor. Aynı zamanda İstanbul, Avrupa’ya gidiş yolunda bekleyen göçmenler için de diğer şehirlere göre daha çok iş bulma şansı sunuyor. Suriyelilerin yüzde 80’i ikamet izni aldı Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği’nin rakamlarına göre, 2012’de Türkiye’ye yapılan sığınma talepleri yüzde 4 artış gösterdi. Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı mültecilerin sayısındaki artış eğilimi de İstanbul’un bu durumunu etkileyen unsurların başında geliyor. MAZLUMDER’in İstanbul’daki Suriyelilerle ilgili hazırladığı rapora göre, kente gelen Suriyeli sığınmacıların yaklaşık yüzde 80’ininin İstanbul’da ikamet izni bulunuyor. Sivil toplum kuruluşunun görüşme yaptığı mülteciler arasında yer alan bir kişinin ifadeleri, İstanbul’un nasıl kalabalık bir göçmen kenti haline geldiğini de işaret ediyor: “İlk gelenler buraya (İstanbul’a) geldi, daha sonra gelenler de hep buraya gelmeye devam etti.”


108

Suriyelilerin İstanbul’daki en gözde semti Fatih dunya.com | 28.12.2013 Suriyeliler, başta Gaziantep, Şanlıurfa, Adana, Hatay ve Mersin olmak üzere Türkiye’nin birçok iline yerleşmeye başladılar. Suriyeliler İstanbul'da ise en çok Fatih semtine rağbet gösteriyorlar. Bu nedenle kiralar arttı. emlakjet.com’un yaptığı analize göre, ülkelerindeki iç savaştan kaçarak Türkiye'ye gelen Suriyeliler, kiralık daire fiyatlarının patlamasına neden oldular. Suriyelilerin en çok yerleştikleri şehirler arasında başta Gaziantep, Şanlıurfa, Adana, Hatay ve Mersin geliyor. Hatay’da kiralarda yüzde 130’a varan fiyat artışlar görülüyor. Suriyelilerin İstanbul'da en çok tercih ettikleri semt ise Fatih oldu. emlakjet.com’un yaptığı analize göre bu durum, Gaziantep, Şanlıurfa, Adana, Hatay ve Mersin’deki gayrimenkul fiyatlarını yükseltirken, bu bölgelerde kiralık ev bulmayı da zorlaştırdı. Bazı bölgelerdeki dairelerin kiralarında 2012 yılına göre yüzde 130’lara varan artışların görüldüğünü belirten emlakjet.com Genel Müdürü Okan Arı, Suriyelilerin İstanbul’daki en gözde semtinin ise Fatih olduğunu söyledi. Suriyelilerin Türkiye’deki gayrimenkul taleplerini inceleyen emlakjet.com, ilgi çekici sonuçlara ulaştı. emlakjet.com’un analizine göre, ülkelerindeki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye gelen Suriyeliler ilk olarak, Gaziantep, Şanlıurfa, daha sonrasında Adana, Hatay ve Mersin’e yerleşmeye başladılar. emlakjet.com Genel Müdürü Okan Arı, bu durumun, bu bölgelerdeki gayrimenkul fiyatlarını yükselttiğini, kiralık ev bulmayı zorlaştırdığını belirtti. Bazı bölgelerdeki kiralık daire fiyatlarında 2012 yılına göre

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

yüzde 130’lara varan artışların olduğunu vurguladı. Suriyelilerin ağırlıklı olarak daireleri kiraladığını, çok az bir kesimin gayrimenkul satın aldığını söyleyen Arı, kiralamalarda eşyalı ve temiz dairelere daha çok ilgi gösterdiklerini belirtti. Adana’da 4+1 dairelere talep yüksek Adana’da Suriyelilerin daha çok Yüreğir bölgesinde ev tuttuklarını söyleyen Okan Arı, bu bölgedeki taleplere ilişkin şu bilgileri verdi: “Suriyeliler Adana’da evin merkezi konumda olmasına, ulaşımın rahat olmasına ve rahatsız edilmeyecek yerlerde olmaya dikkat ediyorlar. Daha çok büyük daireleri tercih ediyorlar. Adana’da özellikle 4+1 dairelere talep yüksek. Bu sebeple, bu bölgede daireler büyüdükçe fiyatlardaki artış da yükseliyor. 1+1’lerin kirasındaki yüzde 14’lük artış, 4+1’lerde yüzde 25’e kadar çıkıyor.” Mersin’de lüks ve geniş daireler tercih ediliyor emlakjet.com’un analizine göre, Mersin’de Suriyeliler, Yenişehir ve Mezitli bölgelerini daha çok tercih ediyorlar. emlakjet.com Genel Müdürü Okan Arı, bu bölgede daha çok 2+1, 3+1 ve 4+1 daireleri kiraladıklarını, genelde yapılı, lüks ve geniş dairelere yöneldiklerini, 1+1’lere pek fazla talep olmadığını vurguladı. Analize göre, bölgedeki kiralarda 2012’ye göre en yüksek fiyat artışı yüzde 51 oranıyla 2+1’lerde görülüyor. Gaziantep’te kiralarda yüzde 25’e varan artışlar mevcut emlakjet.com’un analizine göre Suriyeliler Gaziantep'te, başta Şahinbey semtinde, Yeditepe, Beşyüzevler Mahallesi'nde, üniversite bölgesi ve Düztepe civarında olmakta birlikte, Gaziantep'in her


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu bölgesinde bulunuyorlar. Gaziantep’te daha çok 1+1 ve 2+1 dairelerde oturuyorlar, ancak bazı zengin aileler 3+1 ve daha büyük daireleri tercih edebiliyorlar. Analize bakıldığında, bu bölgelerdeki kiralık daire fiyatlarında 2012’ye göre bu yıl, 1+1 ve 2+1’lerde yüzde 25’e varan artışlar görülüyor.

109

Suriyelilerin İstanbul’daki en gözde semti Fatih emlakjet.com’un analizine göre, İstanbul'a genellikle maddi durumu iyi olan ve ticaretle uğraşan Suriyeliler geliyor. Analize bakıldığında, Suriyeliler için en gözde semtin Fatih olduğu görülüyor.

Şanlıurfa’da 1+1 dairelere talep var

Fatih’in merkezine yoğun ilginin ardından, orada yer bulamayan Suriyelilerin Sulukule tarafına yönelmeye başladıkları belirtiliyor.

Okan Arı, Suriyelilerin Şanlıurfa’daki tercihleriyle ilgili olarak ise şunları söyledi: “Şanlıurfa’da merkezde ve Eyyübiye bölgesinde, kirada oturan Suriyeliler daha çok yoğunlaşmış durumdalar.

emlakjet.com Genel Müdürü Okan Arı Suriyelilerin İstanbul’daki gayrimenkul talepleriyle ilgili olarak şu bilgileri verdi:

1+1 daireleri tercih edenler daha ağırlıkta. Kalabalık ailelerden de 1+1 tercih edenler oluyor. Bu bölgelerde 1+1 daire kiralarında yüzde 41 fiyat artışı görüyoruz. Karaköprü ve Yenişehir taraflarında ise daha çok satın almalar gözlemliyoruz. Buradaki Suriyeliler daha varlıklı olan kesim. 5 oda ve üzeri evlere talepleri daha fazla, ancak sayı olarak çok fazla değiller.” Hatay’daki 1+1 dairelerin kiralarındaki fiyat artışı yüzde 130’lara çıktı. Hatay'da her bölgede Suriyelilerin bulunduğunu, ancak İskenderun bölgesinin bu konuda biraz daha dikkat çektiğini belirten Okan Arı, satın almanın neredeyse hiç olmadığını ancak kiralama oranlarının oldukça yüksek olduğunu belirtti. “Hatay'daki Suriyeliler daha çok gelir düzeyi düşük aileler ve uygun fiyatlı daireleri tercih ediyorlar. Bu sebeple, ağırlıklı olarak 1+1 ve 2+1 daireleri tutuyorlar. Bu bölgede 1+1 dairelerin kiralarındaki fiyat artışı 2012’ye oranla yüzde 130’lara çıkmış ve 1+1 kiralık daire bulmak oldukça zorlaşmış durumda” dedi.

“Fatih’in ardından Başakşehir ve Küçükçekmece'nin Halkalı bölgesi de Suriyelilerin rağbet ettiği bölgeler arasına girdi. Birçok Suriyeli kiralık ev tutarken, bazılarının da ev satın aldıklarını söyleyebiliriz. Kalabalık aileler ve birkaç aile birlikte kalma durumları olduğunda büyük evleri tercih ediyorlar. Fatih’te Suriyeliler daha çok İskenderpaşa Mahallesi ve Historia AVM civarında bulunuyorlar. Bu bölgede Suriyelilerin satın almadan ziyade ev kiraladıklarını görüyoruz. Daire tipleri değişiyor; 1+1'den 4+1'e kadar tercih edebiliyorlar. Fakat geniş evlere ilgileri daha ağırlıkta. 4+1’lerin kiralarında 2012’ye göre yüzde 46’ya varan bir artış yaşanmış durumda. Ayrıca, bu bölgede ev tutanlar dairelerin kombili veya klimalı ve temiz olmasına dikkat ediyorlar.”Başakşehir’de Suriyelilerin Kayabaşı ve Başakşehir Mahallesi'nde daha yoğun bulunduklarını söyleyen Arı, 2+1 ve 3+1 dairelerin kiralarında yüzde 20’ye varan artışların görüldüğünü söyledi. “Suriyeliler yeni yeni Küçükçekmece tarafına gelmeye başladılar. Halkalı bölgesinde ev tutuyorlar ve 2+1 daireleri daha çok talep ediyorlar. Kullanışlı ve uygun fiyatlı daireleri, daha kalabalıktan uzak mahalleleri tercih ediyorlar. Bu bölgede 2+1 kiralarında yüzde 13 olarak görülen artışın, daha çok Suriyelinin etkisiyle ilerleyen günlerde yükseleceğini öngörüyoruz” dedi.


110

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

Suriyeliler kamp sürgününü istemedi, başka şehirlere gitmeye başladı T24 | 15.08.2014 Gaziantep’te, bir ev sahibinin Suriyeli kiracısı tarafından öldürülmesinin ardından protestolarla başlayan gerginlik üzerine, kampa gönderilmek istemeyen Suriyeliler, başka kentlere gitmeye başladı. Geçen pazartesi günü Ünaldı Mahallesi’nde Hıdır Çalar adlı ev sahibi tartıştığı Suriyeli kiracıları tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Bu olayın ardından çeşitli mahallelerde sokağa çıkan vatandaşlar, Suriyelileri istemediklerini söyleyerek protesto gösterileri başlattı. Suriyeliler sokakta dövüldü Sokaklarda bazı Suriyelilerin dövüldüğü ve araçlarının tahrip edildiği olayların ardından, Valilik kararıyla güvenlik riski taşıyan ve sağlıklı koşullarda yaşamayan Suriyelilerin tahliyesi kararlaştırıldı. Bu kararın ardından yapılan araştırmada yoğunluğu protesto gösterilerinin yaşandığı semtler olmak üzere 600 noktada 7 bin 800 Suriyelinin bulunduğu saptandı. Dün sabah saatlerinde polis ve AFAD ekipleri, belirlediği noktalardaki Suriyelileri topladı ve otobüslerle Şanlıurfa, Mardin ve Gaziantep’in Nizip ile İslahiye ilçesindeki kamplara göndermeye başladı. Tahliye işleminin 20 gün süreceği açıklanırken, kampa gitmeyen istemeyen veya yaşadığı bölgelerde kendisini güvenli hissetmeyen Suriyeliler ise kendi imkânlarıyla şehirden ayrılmaya başladı. Konya, Kayseri, gidiyorlar

İstanbul

ve

İzmir'e

Yoğun olarak çarşamba gününden itibaren Şehirlerarası Otobüs Terminaline gelen Suriyeliler, başta İstanbul olmak üzere, İzmir, Ankara, Konya, Kayseri gibi şehirlere gidiyor.

Son günlerde büyük yoğunluk yaşadıklarını söyleyen otobüs firması görevlileri, günde 12-13 otobüs dolusu Suriyelinin Gaziantep’i terk ettiğini söyledi. Sığınmacıların öncelikle İstanbul ve İzmir’i tercih ettiğini söyleyen görevliler, otogardan hareket eden otobüsteki yolcuların 4’te 3’nü Suriyelilerin oluşturduğunu ifade etti.

Financial Times: Suriyeli mülteciler uzun bir süre Türkiye’de kalabilir BBC Türkçe | 12.11.2014 Financial Times gazetesi Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların durumuna ve ülkeye maliyetlerine ilişkin bir habere yer veriyor. Haberde, ülkelerini terk eden Suriyeli mültecilerin uzun yıllar Türkiye’de kalabileceklerine dikkat çekiliyor. Financial Times, Suriye’de üçü yılı aşkın bir süredir devam eden iç savaş nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalanların sayısının 9 milyonu bulduğunu belirtti ve “Az sayıda mülteci geri döneceğine inanıyor fakat çoğu hiçbir zaman geri dönememekten korkuyor” ifadesini kullandı. Nizip’ten Erika Solomon ve İstanbul’dan Dan Dombey’in imzasını taşıyan haberde, Halep’ten yaklaşık üç yıl önce kaçan Suriyeli Mona’nın “Yıllar boyu bir anavatanları olmayan Filistinliler gibi mi olacağız diye düşünüyorum” sözlerine yer veriliyor. Mültecilerin durumunun Ankara için de ‘yük olabileceği’ vurgusu yapılan haberde yer alan ifadelerden bazıları şöyle: “Kalıcı olma hissi, yalnızca Türkiye’deki 1.6 milyon mültecinin kaygısı değil. Mültecilerin ekonomik ve toplumsal maliyeti Ankara’yı da telaşlandırıyor. Fonlar tükeniyor.” “Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a karşı ayaklanmanın başlamasından ve iç savaşa


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

111

evirilmesinden bu yana, Türkiye’nin insani yardım harcamaları da beş katına çıktı. Ankara’nın Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’na verdiği istatistiklere göre Türkiye’nin insani yardım fonlarının yüzde 90’ından fazlası Suriye’ye ayrılmış.”

“Avrupa Birliği bu hafta, 70 milyon Euro’luk ek yardımla ilgili çalışmaların sonuna gelindiğini duyurdu, fakat Dünya Gıda Programı’nın Suriyeli mültecilere desteğinin bir haftalığına askıya alınması, fonların yetersizliğine işaret ediyor.”

Kamp dışındaki Suriyeliler ‘suça bulaşıyor’

“Kısa bir süre önce Türkiye’nin güvenlik güçlerini, ülkeye kaçan Suriyelilere kötü muamelede bulunmakla suçlayan Af Örgütü, uluslararası toplumun mültecileri ‘yalnız bıraktığını’ söyledi. Fakat ayrıca, Türkiye’nin de yeterince destek talep etmediğini belirtti.”

“Türkiye, 820 milyar dolarlık ekonomisi her yıl mültecilere harcanan 1.5 milyar dolarlık yükün altındayken bile, hala tam kapasite dolan kamplardaki 220 bin mültecinin ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. Ankara’yı asıl endişelendiren, kamp dışında yaşayan yaklaşık 1.4 milyon mültecinin giderek artan hoşnutsuzluğu.” Financial Times’a konuşan GlobalSource Partners ekonomisti Atilla Yeşilada, “Bu insanlara ya gıda ve sığınacak yer verirsiniz ya da öfkeleri, onları kökenciler ve suçlular tarafından kendi saflarına çekilmelerine daha meyilli hale getirir” yorumunu yapıyor. Kamp dışındaki mültecilerin ellerindeki paralarla garajları, inşaat halinde kalmış binaları kiraladıklarını yazan gazete, Türkiye’de yasal çalışma izinleri olmayan mülteciler arasında çocuk işçilerin ve seks işçiliğinin de arttığını yazıyor. Haberde, “Ankara mültecilerin çalışabilmeleri için yeni uygulamalar getirmeye hazırlanıyor fakat çoğu, yetkililerin de engellemeye çalıştığı, cihatçıların Suriye’ye geçişlerine de yardımcı olan kaçakçılık gibi suçlara bulaşmaya başladı” deniyor. Financial Times, mülteci krizinin Türkiye’ye maliyetinin 4.5 milyar doları geçtiğini belirtiyor ve Ankara’nın ‘dünyaya krizle mücadele için yeterli çabayı göstermediği’ eleştirisinde bulunduğunu yazıyor. Haberde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupa’ya yaptığı ‘kapılarını mültecilere açmaları’ çağrısı da hatırlatılıyor. Haber şöyle devam ediyor:

‘Sınır kentleri endişeli’ “Yardım çalışanları, özel görüşmelerinde Ankara’nın, harcamalar yeterince şeffaf olmadığı ve yabancı kuruluşların Türkiye’de kayıt yaptırıp faaliyet göstermelerinin zor olduğu gerekçesiyle yardım sağlanmasını güçleştirdiğini söylüyor.” “Reyhanlı gibi, Suriyeli mültecilerin gelmesiyle nüfusun ikiye katlandığı sınır kentlerindeki Türk yetkililer, hizmetleri sürdürmekte ve mültecilerle yerli halk arasındaki gerginliği dindirmekte zorlandıklarını söylüyor.” “Reyhanlı Belediye Başkanı Hüseyin Şanverdi, diğer birçok sınır kenti gibi mültecilerin durumu için daha fazla para verilmesini talep ediyor fakat artık paranın da azaldığı endişesini taşıyor.” Financial Times’a konuşan Şanverdi, “Cumhurbaşkanımızın dediği gibi Suriyeliler bizim misafirlerimiz… Esad gittiğinde, onlar da geri dönebilir. Türkiye’de Esad’ın gitmesini bekleyen yaklaşık 2 milyon kişi var” diyor. Şanverdi, Esad’ın iktidardan gitmemesinin Türkiye için de ‘sorun olacağını’ söylüyor. Kobani kentindeki çatışmalar nedeniyle Türkiye’ye son iki ayda 200 bin mültecinin daha geldiğine dikkat çeken gazete, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da mülteci


112 sayısının 2-3 milyon olabileceği yönündeki uyarısını da ekliyor. Gazete Nizip’te yaklaşık 5 bin mültecinin yaşadığı kamptaki izlenimleri de paylaşıyor: “Nizip gibi nispeten daha rahat konteynırların olduğu ve bazı Türk yetkililerin ‘rüya kampı’ olarak tanımladığı kamplar, içinde koruma kabinelerinin ve girip çıkanların metal detektörlerle tarandığı küçük asfalt köylere dönüşüyor.”

“Suriyeli meselesini dilenci sorunu olarak görüyoruz” Milliyet | 30.11.2014 Prof. Dr. Ahmet İçduygu ile röportaj: Güliz Arslan Kamp ve kent mültecisi olmak arasındaki seçimi kendileri mi yapıyor? Türkiye’deki kamplar dünya standartlarında. Daha çok yeni gelenler kampta kalıyor. Bir süre kalmış olanlar ekonomik getirinin olduğu yerlere gidiyorlar. Tanıdıklarının yanlarına giderek küçük topluluklar oluşturuyorlar. Göç devam ediyor mu? 2013’ün ortalarından itibaren daha kontrollü bir geçiş söz konusu. Bu göçle gelenlerin profilini nasıl tarif edersiniz? Üçte ikisini kadınlar ve 18 yaş altındakiler oluşturuyor. Burada doğan çocuk sayısının 100 bini geçtiğini biliyoruz. Büyük kısmı kırsal kesimden. Şehir kökenliler daha az. Dörtte biri eğitim almış, meslekleri olan insanlar. Sayıları 25-50 arasında akademisyen var. Hali vakti yerinde olanlar, orta sınıf olanlarda var. Doktorlar, sanatçılar var. Dilenci olarak gördüğümüz kabaca 2-3 bin kişidir. Ama biz, büyük kentlerde onlar gözümüze çarptığı

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi için, onlar da şehrin belirli noktalarına toplandıkları için Suriyeli meselesini dilenci sorunu olarak görüyoruz. O da kendi içinde bir sorun ama çok fazla sayıda olmadıklarını bilmeliyiz.

Suriyelilerin Avrupa’ya gizli yolculuğu İstanbul’da başlıyor BBC Türkçe | 28.01.2015 İngiliz Times gazetesi insan kaçakçılarının Suriyeli sığınmacıları Türkiye üzerinden nasıl Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelere götürdüklerini yazdı. Gazeteye göre deniz yoluyla yapılan riskli yolculuğun bedeli 4 bin 500 dolar ile 6 bin 500 dolar arasında değişiyor. Yaklaşık 15 bin dolara ise sığınmacılar sahte pasaportla ve direkt uçuşla Avrupa’ya gidebiliyor. Times gazetesindeki Hannah Lucinda Smith imzalı haberin başlığı, “Suriye’nin orta sınıfları, güvenlik için yüksek bir bedel ödüyor”. Smith, çaresiz yüzlerce Suriyeli aile için Avrupa’ya gizlice yapılan yolculuğun, İstanbul’da bir kafede başladığını yazmış. Smith, gittiği İstanbul-Aksaray’daki kafede insan kaçakçılarını tespit etmenin kolay olduğunu yazıyor. Times muhabirine konuşan ve Avrupa’ya yolculuğu için gün sayan Rami adlı Şam kökenli bir Suriyeli, insan kaçakçıları ile ilgili olarak şunları söylemiş: Bütün gün kafede oturuyorlar, çay içiyorlar. Bazıları ünlü. İnsanlar onları arkadaşlarına tavsiye ediyorlar çünkü güvenilir olduklarına inanıyorlar.” “Onlar satıcılar. Kendilerini size nasıl satacaklarını çok iyi biliyorlar. Eğer sizin dini vecibelerini yerine getiren bir kişi olarak görürlerse, kendilerini de aynı şekilde lanse ediyorlar. Eğer sizi laik biri olarak görürlerse, bira içmeye davet ediyorlar. Sizi, arkadaşınız olduklarına inandırıyorlar. Esasında paranızı almak için her şeyi yapıyorlar.”


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu Milyon dolarlık ticaret’ Haberde, Türkiye’de insan kaçakçılığının milyon dolarlık bir ticaret olduğu vurgulanıyor. Son üç yılda yüz binlerce Suriyelinin insan kaçakçılarınca Türkiye üzerinden Avrupa’ya gönderildiği belirtiliyor. Times’ın deyimiyle bu kişiler için “Aksaray, Avrupa’ya yapılan yolculukta sadece kısa süreliğine vakit geçirilen bir durak”. Times muhabiri, Türkiye’de Suriyelilerin, fakir Eritreliler ve Libyalılardan farklı yollardan Avrupa’ya götürüldüklerini de yazmış. Sığınmacılar önce kafedeki aracılarla pazarlık ediyor, fiyat ve Avrupa’ya hangi yolla gidecekleri üzerinde anlaşıyor. Anlaşma sonrası bir büroya yönlendirilerek aracı kurum olan bir şirkete ücretlerini ödeyerek bir programa kaydoluyorlar. Kendilerine aracı kurumun damgasını ve özel kodlarını taşıyan iki belge veriliyor. Bu kodların ilki insan kaçakçılarına yolculuğun başlangıcında, diğeri ise aracı kuruma yolculuğun bitiminde söyleniyor. Daha sonra da insan kaçakçıları aracı kuruma giderek paralarını alıyor. İngiliz gazetesine konuşan aracı kurumdan Mahmut adlı bir kişi, Türkiye’de 12 büroları olduğunu ve ayda yaklaşık 4 bin sığınmacıyla ilgilendiklerini söylemiş. Şirketin sadece komisyon ücretlerinden elde ettiği gelir ayda yaklaşık 1 milyon dolar. Üstelik Avrupa’da da büroları olduğu belirtilen şirket bu parayla döviz ve altın ticareti de yapıyor. Times’taki haberde Mahmut’un ayda 3 bin dolar kazandığı ve Türkiye’de “Suriyelilerin sefaleti üzerinden zenginleşen yüzlerce, belki de binlerce kişiden sadece biri” olduğu belirtiliyor. Haber, Mahmut’un şu sözleriyle noktalanmış: “Evet bu bir iş ama aynı zamanda insani bir

113

şey. Bu insanlar her şeylerini kaybetti. Biz de ellerindeki son parayı da kaybetmemelerini temin etmeye çalışıyoruz.”

Güvercintepe: ‘Suriyeliler huzur kalmadı’ BBC Türkçe | 14.05.2015

gitsin,

Akşam akrabalara oturmaya gitmiştik. Telefon geldi. Sizin çocuğu bıçaklamışlar, dediler.” Tayyip Bey, yanında eşi İslime Hanım’la yerde oturuyor. 16 yaşındaki oğulları A.K. odanın bir yanında boylu boyunca yatıyor. Üzerine battaniye serili. Karnının sol arka tarafından bıçaklanmış. Yara yeri sargılı. “Geceleri annesi.’

uyuyamıyor

ağrıdan”

diyor

Sokakta bıçaklanmış A.K, Cumartesi gecesi Güvercintepe’de mahalleye yerleşen Suriyeli mülteciler ile mahalle halkı arasında yaşanan gerginlik sırasında bıçaklanan gençlerden biri. Kendisi gibi en az iki kişinin daha bıçaklandığını söylüyor. “Pastanede çalışıyordum. Dükkanı kapattım. Eve doğru yürümeye başladım. “Bir Suriyeli arkamdan geldi. Belime tekme attı. Sonra sol arka tarafıma bıçak geldi. “Yere düştüm. Etraftakiler beni kaldırdılar. Bir dükkana götürdüler. Oturunca bir baktım, kan akıyor. “Hemen bir arabaya bindirdiler beni. Yolun ilerisinde ambulans vardı. Hastaneye kaldırdılar.” İslime Hanım, “Biz korkuyoruz.” diyor. Yedi yıl önce Cizre’den gelmişler. Hiçbir gerginlik yoktu önceden, diyor.


114 “Hırsızlık yapıyorlar. İçki içiyorlar. Suriyeliler gitsinler artık. Kime sorarsan sor, huzur kalmadı.”

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Ertesi gün ikisi üçü geri dönmüş. Evdeki eşyalarından toplayabildikleri kadarını alıp gitmişler. Geriye üst üste bir döşek yığını kalmış. Duvarlarda asılı birkaç kıyafet bir de.

Nasıl başladı? Kundaklanın evin üst kadındaki bir oda Güvercintepe’deki gerginlik A.K’nın bıçaklanmasından iki saat kadar önce, bir düğünde çıkan münakaşa üzerine başlamış. Güvercintepe Muhtarı İbrahim Dinç, bir iş yeri sahibinin, yanında çalıştırdığı Suriyelileri de düğüne davet ettiğini, davetli Suriyeliler ile mahalle gençleri arasında ilk gerginliğin burada yaşandığını söylüyor. “Gerginlik, düğün salonu dışında kavgaya dönüşüyor. Birbirlerine giriyorlar. 3-5 kişi başlıyor. Sonra kavga büyüyor. (Suriyelilerin çalıştığı) Lokantalara, kuaför dükkanına saldırıyorlar. Camlar taşlanıyor, kırılıyor. 2025 Suriyeli gencin yaşadığı bilinen bir ev ateşe veriliyor.” Kundaklanan ev ile camları kırılan dükkanlar arasında nereden baksanız en az 1 kilometre mesafe var. İki katlı evin duvarlarını is bürümüş. Mahalle gençleri önce itfaiyeye yol vermemişler ama yangına müdahale edilebilmiş. Alt kat su içinde. Koltukların arasında yüzen spor ayakkabıları, kot pantolonlar göze çarpıyor. Ahenk Sokak’taki kundaklanan evin alt katı Camlar pencereler kırık olsa da, balkonda asılı çamaşırlar ilk anda üst katta hala birileri yaşıyor izlenimi veriyor.

‘Suriyeliler gitsin’ “Suriyeliler gitsin, bir daha da gelmesin istiyorum kardeşim.” diyor esnaf Ömer Çelik. Olayların başladığı geceye başından itibaren tanıklık etmiş. Polisin geç geldiğinden, olaylara müdahale etmediğinden şikayet ediyor. “Satır, bıçak çekildi,” diyor. “Önce Suriyeliler çekti, sonra da mahalleli... Mahalleli olaylar dağılsın, Suriyeliler korkup kaçsın diye evlerinden pompalı tüfeklerle havaya ateş açtılar. Polis olayların başlamasından ancak üç saat sonra geldi.” 25 yıldır Güvercintepe’de oturduğunu ve ilk defa mahallede böyle olaylar yaşandığını söyleyen Mustafa Alkan, “Suriyeliler geldiğinden beri gerginiz.” diyor. “Eşimi rahatlıkla bir parka gönderemiyorum. Güvenliğimiz yok. Bunların buradan gitmesini istiyoruz. Buranın insanı ayaklanacak bunun için. Bekar olanları toplamaya, göndermeye başladılar. Biz imza topluyoruz. Bekar erkekleri de aileleri de, hiçbirini burada istemiyoruz.” Türkiye’de 2 milyondan fazla Suriyeli var, bunların 500 binden fazlası İstanbul’da yaşıyor.

İçeri girince ise ‘yangından mal kaçırmak’ nedir, anlaşılıyor. Yangın çıktığında binada kimse yokmuş gerçi. Kimi belki zaten olaylara karışmış, kimi çatışma haberini duyunca korkup evden ayrılmış.

Güvercintepe ise bu göçten epey büyük bir pay almış. Toplam nüfusu 50 bin civarında ve mahallede 10 binin üzerinde Suriyeli yaşıyor.

Kundaklanan evin alt katındaki bir başka odanın dışardan görünümü

Mahalleli, Suriyelilerin gelmesinden sonra kiraların arttığını, geçmişte 250-300 liraya oturdukları evlerin kirasının şimdi 800-1000 liraya çıktığını söylüyor.


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

115

İşsizlikten de şikayetçiler. Suriyelilerin çok düşük fiyatlara çalışmayı kabul ettiğini, tekstil atölyelerinde 500-600 liraya çalıştıklarını, bu yüzden kendilerinin işsiz kaldığını anlatıyorlar.

az 200 kişi aradı. Ekmekleri yok, paraları yok. 2-3 aile geldi bugün Suriye’den. Kalacak yerleri yok. Kıyafetleri yok. Biz aileleri ev bulana kadar dernekte yatırıyorduk. Şimdi dernek de yok.” diyor.

‘Nereye gidelim?’

Mamo, olayların ardından Güvercintepe’de yaşayan 500 kadar bekar erkeği mahalleden çıkarttıklarını, Bağcılar, Aksaray, Esenler’e gönderdiklerini söylüyor.

Mustafa Albani, iki buçuk yıl önce Halep’ten gelmiş buraya. Mahalledeki olaylarda lokantasının camı kırılmış. İçeride iki üç çalışanı, arkadaşıyla çay içiyor.

“Oralarda da olaylar çıkabilir mi peki şimdi?” diye soruyorum. “Çıkabilir” diyor.

“Mahalleli gitmenizi istiyor.” diyorum. “Nereye gidelim? Suriye’de savaş var. Ne yaptık ki biz onlara?” diyor. “Bazı Suriyeli gençler olay çıkarıyorlar, doğru. Ama bizim ailemiz var, küçük çocuklarımız var. Nereye gidelim? Ekmek yok, para yok. Nereye gidelim?” Hafta sonundaki olaylarda Mustafa Albani’nin lokantasının camı da kırılmış. Kendisi dükkanını bugün açabilmiş. Ama iş yok, diyor.

“Ama bu bekarların hepsi kötüdür diyemeyiz. Belki 50’si kötüdür. Diğerleri iyidir, çalışmaya gelmiştir. Hem öbürleri de korktu artık. Kavga etmek istemezler. Saldırının meydana geldiği Cumartesi gecesi bir mahalle sakini tarafından çekilerek BBC’ye iletilen fotoğraf “Suriyeliler hep korku içinde şimdi. Aileler sokağa çıkmaya korkuyor. Ekmek alamıyor. Zaten garibanlar. Devletin bu insanlara yardımcı olması lazım.” Heyetler, görüşmeler

“Esnaf arkadaşlar, sen aç dükkanı, dediler. Ben bir şey yapmadım ki. Neden korkayım? Açtım dükkanı ama gelen giden yok. İş yok.”

Cumartesi gecesi patlayan olayların devamında Pazar günü de Güvercintepe’de daha düşük çaplı bir gerginlik yaşanmıştı.

‘Dükkanı açamadım, ne yiyeceğiz?’ Yine Halep’ten dört buçuk yıl önce gelen bakkal Nizar Hasan ise dükkanını açmaya cesaret edememiş. “Mahalleli geldi. Dükkanı kapat, dediler. Kapattım. Ama çocuklar var. Ne yiyeceğiz?” Yolun aşağısındaki Suriye Al Rahman Yardımlaşma Derneği’nin olduğu binaya gidiyoruz. Derneğin de camı çerçevesi taşlanmış, kepenkler kapatılmış, içerisi boş. Dernek başkanı Azad Mamo, “Bu sabah en

Şimdi ise sokaklar sakin görünüyor. Olayların yatışması için son iki gündür çeşitli görüşmeler yapılıyor. Suriyeliler kendi aralarında, mahalleli kendi aralarında heyetler belirliyor. Bir yandan da muhtarlık, Suriyeli çalıştıran iş verenler ile diğer mahalleliler arasında uzlaşı sağlamaya çalışıyor. Muhtar İbrahim Dinç, “Endişeliyiz.” diyor. “Bugün Suriyeli çalıştıran dükkan sahipleri ile diğerleri arasında barışı sağlayamazsak yarın silahlı çatışma da çıkabilir.”


116

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

Çözümün Suriyelilerin mahalleden gönderilmesinde olduğunu söylüyor. “Bunların mülteci kampı dışında dolaşmaları doğru değil.” diyor. ‘Ne isterlerse yapacağız’ Azad Mamo ise “Git diyorlar da biz nereye gidelim, bilemiyoruz ki...” diye konuşuyor. “Hem biz gidersek mahalleli de perişan olur. Hangi atölyeye gitsen 15 Suriyeli çalışıyor. En az iki bin aile var. Doğru, düşük paraya çalışıyorlar ama garibanlar, ne yapsınlar?” Olayların durulmasını umduğunu anlatıyor sonra. Karşılıklı heyetlerin görüşmesinden bir sonuç çıkmasını beklediğini söylüyor. “Ne isterlerse yapacağız. Sonuçta bizim elimizde hiçbir şey yok bu yabancı ülkede.” diyor. “Biz kardeşiz Türk halkıyla. Ocak açtılar bize. Çocuğunun yemeğini, ekmeğini, evindeki yorganını, battaniyelerini alıp verdiler. Ben beş yıldır buradayım. Hiçbir sorun olmamıştı bugüne kadar. Yazık. Günah.”

Kimse Suriyelilerin bilmiyor Evrensel | 06.07.2015

diğer

yüzünü

Savaştan sonra Suriye’den Türkiye’ye göç edenlerle ilgili pek çok haber, analiz ve istatistik yayınlandı. Bu yazılanlar okura, Türkiyelilere genelde savaş mağduru yoksul mültecileri, sokaklarda yaşayan açlık içindeki göç eden insanları gösterdi. Suriye’den gelen entelektüel çevrenin burada ne yaptığıyla ilgili haber neredeyse yok denecek kadar az. Savaştan kaçıp bilmedikleri bir ülkeye yerleşmek zorunda olan Suriyelilerin arasında yer alan entelektüellerin ve sanatçıların da yaşadığı en önemli sıkıntı dil. Orada şarkılar söyleyen, kitaplar yazan, okuyan, resim yapan, araştıran her Suriyeli burada çok büyük bir dil sorunu yaşıyor. Bunlardan biri de Samer el Kadri. Samer el Kadri, grafik ve

resim sanatçısı. 2005-2011 yılları arasında Suriye’deki bir çocuk kanalında genel yayın yönetmenliği yapmış. Kadri, Arap yayın dünyasında çocuk kitaplarında ilk beşin içinde olan bir de basımevine sahip. 170 adet kitap çıkartmış şimdiye kadar. Basımevi 2-3 ay sonra yetişkinler için de kitap basacak. Samer el Kadri ve öğretmenlik yapan eşi, Ayvansaray’da Kariye Müzesi’nin yanında üç katlı Pages adını taşıyan bir kitabevi açtılar. İlk katı kafeterya. İkinci katı Arapça ve Türkçe kitapların olduğu kitaplıklar. Kitabevindeki kitapları ücretsiz olarak orada okuyabilirsiniz ya da cüzi bir ücret karşılığında kiralayabilirsiniz. Üçüncü kat tamamen çocuklara ayrılmış atölye çalışmaları için. Bahreynli sanatçı Zakiya Zada gibi Arap coğrafyasından gelen ressamlar ile çocuklar burada resim çalışmaları yapıyor. Samer el Kadri ile Suriye’den Türkiye’ye uzanan yolculuğunu ve Türkiye’ye dair gözlemlerini konuştuk. Ne zaman Suriye’den ayrıldınız? Üç yıl önce Suriye’den ayrıldım. Önce Ürdün’e gittim. Ürdün’de 14 ay kaldım. Sonra Türkiye’ye geldim. Suriye’de yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz? Benim için Suriye’de yaşananlar bir iç savaş değil, bir devrimdir. Şimdi ise buna savaş diyebiliriz. Çünkü Bütün dünya işin içine girdi ve artık tüm güçler Suriye’de savaşıyor. İlk bir buçuk yıldan sonra, insanlar Esad zulmüne karşı kendilerini savunmaya karar verdi ve silah taşımaya başladı. Her gün öldürülürken, sonsuza kadar savunma durumunda olamazsınız. Suriye’de bugün üç temel güç var: Esad rejimi, IŞİD, ÖSO ve diğer İslamcılar. ÖSO ile diğer İslamcı güçler hem IŞİD’e hem de rejime karşı savaşıyor. Peki ya Kürtler? Kürtler de var tabii ama şimdilik ÖSO ile


117

Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu Kürtler birlikte savaşmıyor. İleride belki olabilir. Suriye’deki devrim kimin devrimi o zaman? ÖSO’nun mu yoksa radikal İslamcıların mı? Evet ÖSO’nun devrimi, sevmesem de radikal İslamcıların devrimi. Suriye’de farklı renkleri içeren bir halk devrimi yaşanıyor. Silah taşımasa da günlük hayatta rejime karşı birbirleriyle dayanışma içinde olmaya devam eden halkın devrimi. Demek istediğiniz, Suriye’de farklı renkleri içeren bir halk devrimi mi yaşanıyor? Kesinlikle. Ben parçasıyım.

burada

devrimin

bir

Kitabevi ne zaman açıldı? 20 gün önce. Bu yer tüm Suriyeliler için, aynı zamanda Türkiyeliler için açıldı. Türkiye halkına kendimizi anlatmaya, onları tanımaya ihtiyacımız var. Birbirimizi tanımaya ihtiyacımız var. Burasını aynı zamanda kültürel işbirliği kapsamında Türkiyeli entelektüeller ile Suriyeli entelektüellerin buluşabileceği, imza günleri gibi ortak etkinlikler yapabileceği bir yer olarak düşündüm. İstanbul’da okula giden Suriyeli çocuklar var mı ne kadarlar? Bir de bu okullarla ortak projeler düşünüyor musunuz? Hem Suriyeli hem Türkiyeli çocuklarla atölye çalışmaları yapmayı düşünüyoruz. İstanbul’da Suriyeli çocukların gittiği 30 tane özel okul var. Onlarla ortak etkinlikler hedefliyoruz. Böyle çalışmalara galiba en çok Suriyeli çocukların ihtiyaçları var. Ruhlarını kaybetmiş gibiler? Kesinlikle. Benim de iki kız çocuğum var.

Onlar için de aynı şey söz konusu. MEDYA SADECE KONUŞUYOR

AÇLIK

HAKKINDA

Resmi rakamlara göre İstanbul’da 330 bin Suriyeli yaşıyor. “Suriye Savaşının Gölgesinde Mülteci İşçiler” kitabı için pek çok Suriyeli ile görüştüm. Çoğunluğu yoksuldu. Peki entelektüel kesimler? İstanbul’da yaşayan Suriyeli aydın ve sanatçılar ne kadarlar? Çok sayıda. Burayı onlar için de açtık. Kimse Suriyelilerin diğer yüzünü bilmiyor. Medya sadece savaşı ve açlık hakkında konuşuyor. Suriyelilerin Türkiye’ye entegrasyonu sizce nasıl mümkün olacak? İki anlamda soruyorum. İlki tüm Suriyelilerin kimlik ve eşit vatandaşlık hakları, ikincisi ise Suriyeli entelektüellere çalışmaları için uygun ortamın sağlanması. En büyük sorun dil problemi. Suriyeliler ve Türkiyeliler birbirlerine çok benziyor. Pek çok bakımdan. Örneğin birinin yüzüne baksanız, onun Suriyeli mi Türkiyeli mi olduğunu anlayamazsınız. Fakat dil birbirimiz arasında bir duvar gibi. Bu yerin açılma amaçlarından birisi de bu. ‘IŞİD YOK ETTİ, REJİM ÇALDI’ Kitabevinizde Marx’ın Arapça kitabıyla tasavvuf dünyasına ait kitaplar örneğin yan yana duruyor. Suriye’deki kutuplaşmayı düşündüğümüzde bu görüntü nasıl kabul görüyor? Kabul etmek zorundalar. Birbirimizi kabul etmek zorundayız. Geçenlerde dindar birisi geldi ve Marx’ın kitabını görünce şaşırdı. Ben de bu mekan farklı düşüncelerden herkese açık dedim. Birbirimize hoşgörüyle yaklaşmalıyız. Suriye çok güçlü bir tarihsel geleneğe ve kültürel geçmişe sahip. Palmira şu


118 an çok konuşuluyor. Tarihsel varlıkların yok olması, çalınması tehlikesini nasıl görüyor? Sahip olduğu zenginliklerin ne kadarı kayboldu? Tüm dünya Suriye’de olup biteni izliyor, ayrım gözetmiyorum; Türkiye dahil herkes! Palmira’da olanların sorumlusu rejimdir. Esad rejimi Palmira’yı savaşmadan IŞİD’e terk etti. Esad tarihsel varlıkları korumak için hiçbir şey yapmadı. IŞİD yok etti, rejim çaldı. ‘YAZAN YAZMAYI BIRAKTI, RESSAM RESİM YAPMAYI BIRAKTI’ Savaş Suriyeli aydınların çalışmalarını nasıl etkiledi? İlk bir yıl gayet iyiydi. Yazar ve çizerler çalışmalarıyla devrime katkı sağlamak için elinden geleni yapıyordu. Ondan sonraki 2- 2,5 yıl boyunca ise şok dönemiydi. Hepimiz şok olmuştuk. Sanatçılar Etraflarına baktıklarında sürekli birilerinin öldüğünü görüyordu. Niye dünya olan biteni izliyordu? Niye her gün yüzlerce insan ölüyordu? Olan biteni anlamdırmakta zorlanıyordu. Bu 2,5 yıl boyunca Suriyeli aydınlar hiçbir şey yapmadı. Şoke haldeydiler. Yazan yazmayı bıraktı, ressam resim yapmayı bıraktı. Bu süre boyunca içimizde bir şeyler ölüyordu. Ben, örneğin yaptığım her şeyi bıraktım. Şimdi yeni yeni kendime gelmeye başladım. Diğer kişiler de öyle. Artık bir şeyler yapmamız gerekiyordu. Fakat şimdi bile normal bir ruh haline sahip olduğumuzu söyleyemem. Artık normal değiliz. Görüştüğüm pek çok Suriyeli “Savaş bitse bile artık geri dönemeyiz. Suriye’nin kendine gelmesi 20-30 yıl alır. Biz burada kalmak zorundayız” dedi. Suriyeli aydınlar da böyle mi düşünüyor? Suriye’de bugün Esad gitse, sıfırdan başlamak için en az 3-5 yıl gerekiyor. Ailemin burada yaşamasına rağmen Esad’ın gittiği gün hiç düşünmem geri dönerim. Yeniden inşa faaliyetine katılırım.

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

Yeşilköy’de Suriyeli krizi Sözcü | 20.08.2015 Yeşilköylüler, İstanbul Belediye Başkanı AKP’li Topbaş’ı şikayet yağmuruna tuttu. “Çözün bu sorunu, bitsin bu rezalet” dedi. İstanbul’un en önemli sayfiye yerlerinden olan Bakırköy’e bağlı Yeşilköy Mahallesi’nin başı Suriyelerle dertte… Ülkelerindeki iç savaştan kaçıp İstanbul’a gelen Suriyeliler, Yeşilköy sahilini mesken tuttu. İBB ŞİKAYETLERİ DUYMUYOR! Mülteciler, sahil şeridi boyunca kurdukları çadırlarda yaşamaya başladı. Bu durum Yeşilköy sahilini çöplüğe çevirdi. Yeşilköy sahilinde ortaya çıkan manzara Yeşilköylüleri isyan ettirdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni (İBB) şikayet yağmuruna tutan Yeşilköylüler hiçbir sonuç alamadı. “Biz kimsenin gezme ve eğlenme özgürlüğüne karşı değiliz. Yeter ki çevreyi pis bırakmasınlar” vurgusu yapan Yeşilköy Mahalle Muhtarı Bülent Yurtsever, yaşadıkları sıkıntıları şöyle anlattı: DURUM İÇİNDEN ÇIKILMAZ HALE GELDİ Bir yandan mangal kokusu, diğer yandan yasak olmasına rağmen denize girenler… Buna çöplerin gelişi güzel her yere atılması da eklenince Yeşilköy’deki durum içinden çıkılmaz bir hal aldı. ‘BAŞI BOŞ MAHALLE OLDUK’ “Yeşilköy’de sahil şeridinde ciddi sıkıntı yaşıyoruz. Durum içinden çıkılmaz bir hal aldı. Kirliliğin nedeni hem piknikçiler hem de Suriyeliler. Mülteciler gelip sahilde çadır kuruyor. Biz, gidip bir yere çadır kursak zabıta hemen müdahale eder. Yeşilköy’deki bu duruma da engel olunsun. Bu sorun aslında Büyükşehir’in ilgisizliğinden kaynaklanıyor. Başıboş bir mahalle olduk. Vatandaşlar İBB’ye şikayette bulunuyor. Daha ne yapalım? İBB önüne çadır mı kuralım? Yeter artık, bu rezalete ‘Dur’ denilsin.”


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu

Türkiye’deki yüz binlerce Suriyeliye çalışma izni yolda BBC Türkçe | 25.11.2015 Ankara, AB’nin, Türkiye ile ilişkilerin geleceği açısından üzerinde durduğu en önemli konu olan Suriyeli mülteciler için kritik bir adım atmaya hazırlanıyor. Resmi rakamlara göre sayıları 2 milyon 421 bine ulaşan mültecilere çalışma izni verilmesi için Bakanlar Kurulu kararı çıkartılacak. Suriyelilerle ilgili adımın mesajını AB Bakanı Volkan Bozkır, önceki gün TBMM’de verdi.

119

şimdi çalışma şeyi veriyoruz, işte şudur, budur zaten biz yapıyoruz. “3 milyar ekstradan daha da bizim imkânlarımızın üzerine konularak onlara daha iyi şartlar sağlamaya yönelik bir kaynak olacak”. Bakanlar Kurulu kararıyla çalışma izni Bozkır’ın komisyon üyeleri açısından belki de en dikkat çeken açıklaması ise “Türkiye’de geçici korumadan yararlanan Suriyelilerin iş piyasasına erişimlerini sağlayacak Bakanlar Kurulu kararının alınacağı” oldu.

Bozkır, AB Uyum Komisyonu’na katılarak komisyon üyelerine bir sunum yaptı. Basına kapalı gerçekleşen toplantıda özellikle muhalefet partilerinin üyeleri Türkiye’nin “ev ödevleri” konusunda Bakan’a çok sayıda soru yöneltti.

Suriyelilerin iş piyasasına erişimlerinin sağlanması, mültecilere Türkiye’de çalışma izni verilmesi anlamına geliyor.

Resmi rakam: 2 milyon 421 bin Suriyeli

Birleşik Kamu-İş: Kölelik düzeni daha da ilkelleşecek

Bakan Bozkır paylaştı.

vekillerle

çarpıcı

bilgiler

Bozkır’ın tutanaklara yansıyan ifadelerine göre, o bilgilerden ilki Türkiye’deki Suriyeli mülteci sayısına ilişkindi. Bakan Bozkır, kayıtlı mülteci sayısının 2 milyon 421 bin 523 olduğunu açıkladı. Bozkır AB’den gelecek 3 milyar Euro’nun kullanımı konusunda da eski milletvekili Murtaza Yetiş koordinasyonunda, Başbakanlık’ta bir mekanizma oluşturulacağını söyledi. Bozkır, Türkiye’nin Suriyelilerle ilgili operasyonunu sadece bu 3 milyar Euro’ya bağlamadığının altını çizdi: “Biz zaten üzerimize düşen vecibeyi yerine getiriyoruz. 8 milyar Euro şu ana kadar harcadık. 400 bin çocuk okul çağında, okullara gidecek, tüm sağlık hizmetleri,

AB’nin merakla beklediği bu konu, Türkiye’de tartışmaları da beraberinde getirdi.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Hasan Kütük “atılacak adımın ilkel köle pazarını daha da ilkel hale getireceğini” söyledi. “Türkiye’de taşeron işçilik modeliyle de birlikte giderek ağırlaşan bir çalışma ortamı olduğunu” söyleyen Kütük, “Bugün özel sektörün çalışma sisteminden de kaynaklı ilkel köleliğin geçerli olduğu bir sistem var. Sabah 8’den gece 11’e kadar, son derece düşük ücretlerle çalışan çoğunluğu genç işçiler, uğradıkları onca haksızlığa rağmen işten atılma korkusuyla seslerini çıkartamıyorlar” dedi. Kayıt dışı çalışan Suriyelilerin de bu düzenin en alt tabakasında yer aldığına işaret eden Kütük şunu ekledi: “Atılacak bu adım, ilkel köle pazarını daha da ilkel hale getirecek. Tek bir gerçek var, o da Türkiye’deki çalışma koşullarının daha


120 da ağırlaşacağı ve daha çok gencimizin işsiz kalacağı”.

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Bugüne nasıl gelindi?

Okuyan: ‘Bugüne kadar dürüst çalışan zarar gördü’

Türkiye-AB ilişkileri uzun duraksama döneminin ardından Brüksel’de 29 Kasım’da yapılan zirveyle yeniden canlanmıştı.

Eski Çalışma Bakanı Yaşar Okuyan ise, Türkiye’deki mülteci sayısının Bozkır’ın açıkladığı rakamın çok üzerinde olduğu kanısında.

Zirvede, AB ve Türkiye Suriyeli mültecilerin AB’ye akınını önleme ve mültecileri Türkiye’de tutma konusunda birlikte çalışma, işbirliği yapmak için uzlaşmıştı.

Okuyan, “Türkiye’de bugün 3 milyonu aşan sığınmacı var” iddiasında.

Uzlaşmaya göre AB de mülteci akınının durdurulması karşılığında Türkiye’ye derhal ve sürekli yardım sağlayacak, genel mali yardım belirgin şekilde artırılacak ve başlangıç olarak 3 milyar Euro Türkiye’ye verilecekti.

İşsizlik rakamlarına ilişkin resmi açıklamaların “hayali” olduğunu savunan Okuyan’ın bir diğer iddiası da Türkiye’deki gerçek işsiz sayısının 13 milyona ulaştığı. Okuyan, “Tüm bu rakamlar ortadayken, hükümetin tutup da Türk vatandaşlarının yerine Suriye’den gelen sığınmacılara iş vermeye hazırlanması tam manasıyla Türkiye’ye ihanettir” dedi. Asgari ücretin altında çalışıyorlar Türkiye’de bugün itibariyle bekâr bir asgari ücretlinin eline ayda 1054 TL ücret geçiyor. Kentlerin çevre çeperlerinde çoğunlukla birkaç aile birleşerek ev tutan Suriyeliler ise, genellikle asgari ücretin bile altında tutarlarla çalışmak zorunda kalıyor. Yaşar Okuyan, “Bu durum zaten yıllardır dürüst çalışan işverenlere büyük darbe vuruyordu. Kaçak işçi çalıştıran firmalar, her şeyini kayıtlı bir şekilde yapan, vergisini düzenli ödeyen firmaları baltalıyordu” ifadesini kullandı. Kamuoyunun bugünlerde, Türkiye’nin sıcak gündem maddeleri nedeniyle biraz daha uzaktan izlediği bu konu, yeni yılla birlikte hararetli tartışmaları da beraberinde getirecek gibi görünüyor.

Zirve sonunda yayımlanan bildiride ayrıca geri kabul anlaşmasının uygulanması ve öngörülen şartların karşılanması durumunda Türk vatandaşlarına vizesiz Avrupa için Ekim 2016 hedef tarih olarak gösterilmişti.

Göçmenlerin canı kış tehdidi altında, AB ise sarsıntıda CNNTURK | 20.01.2016 Avrupa’ya yönelik göç akını zorlu kış şartlarına rağmen sürüyor. Birleşmiş Milletler ve hak kuruluşları sığınmacıların yüz yüze kaldığı ölüm riski nedeniyle önlem alınmasını istedi. AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ise, Schengen sisteminin ve onunla birlikte Avrupa’nın siyasi birliğinin çökeceği riskine işaret etti. Göçmenlerin ülkelerindeki iç savaş ve terörden kaçışı, kara kışa rağmen devam ediyor. Avrupa Birliği’nden ve sivil toplum örgütlerinden ise önemli uyarılar var. Birleşmiş Milletler’den sıfırın altına düşen sıcaklıklar nedeniyle uyarı geldi. UNİCEF Sözcüsü, Türkiye’den deniz yoluyla Avrupa’ya gelmeye çalışan çocukların yeterli kıyafetleri olmadığına dikkat çekti.


121

Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu Bir diğer yardım kuruluşu Save The Children ise, sadece t-shirtle denizde uzun yolculuk yapmak zorunda kalan ve ıslanan çocukların donarak ölme risklerinin çok yüksek olduğunu açıkladı. Gerekli önlemlerin alınmasını istedi. Avrupa kanadından ise, sert çıkış Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Donald Tusk’tan geldi. Avrupa Parlamentosu’nda konuşan Tusk, Avrupa’nın yaşanan mülteci krizini çözmesi için en fazla 2 ayının olduğunu söyledi. Aksi takdirde, pasaportsuz seyahat etmeye yarayan Schengen sisteminin çökeceği uyarısında bulundu. Tusk, “Bu siyasi bir proje olarak Avrupa Birliği’nin de çöküşü anlamına gelir” dedi.

İnsan Kaçakçılarından Rüşvet Alıp Kaçakçılığa Müsaade Eden Komutan Tutuklandı Hürriyet | 23.01.2016 Yakalanan insan kaçakçıları sorgulamalarında, 5 ay önce Ordu’dan gelen komutanın ilk başlarda çok sıkı denetim yaptığını, verilen paranın ardından denetimleri geçtiklerini ileri sürdü. Mültecilerin Ege Denizi’nden Yunanistan’a geçmek için yoğun olarak kullandığı Seferihisar İlçesi’nde Doğanbey Karakol Komutanı Başçavuş R.A.’nın mültecilerin kaçışına izin verdiği ve mültecilerin kaçışını organize eden insan tacirleri ile birlikte iş yaptığı bilgisini alan İzmir İl Jandarma Alay Komutanlığı’na bağlı İstihbarat Şubesi ekipleri, hakim kararıyla şüpheli komutanı teknik ve fiziki takibe aldı. Yaklaşık 5 ay önce Ordu’dan gelen Karakol Komutanı Başçavuş R.A., teknik ve fiziki takipte, insan ticareti yapmaktan sabıkası bulunan ve aranan çete lideri Ç.Ö.’yle defalarca görüşüp yemek yediği tespit edildi. Öte yandan, fiziki takip sırasında, Başçavuş R.A.’nın göçmen kaçakçısı Ç.Ö. ile buluşup, para almasının kamera ile görüntülendiği öğrenildi.

İLK BAŞTA ÇOK SIKI DENETİM YAPMIŞ Yeterli bilgi ve belgeye ulaşan İzmir İl Jandarma Alay Komutanlığı’na bağlı İstihbarat Şubesi ekipleri, perşembe günü düzenlediği operasyonla, Başçavuş R.A. ve insan kaçakçısı Ç.Ö. ile birlikte 9 kişiyi yakaladı. Gözaltına alınıp sorgulanan insan kaçakçıları, kısa süre önce gelen Başçavuş R.A.’nın ilk geldiği zamanlar çok sıkı denetim yaptığını, bu sıkı denetimleri geçmek için R.A. ile temas kurduklarını, kurulan temas sonrası R.A.’ya mülteci başı ya 100 dolar ya da grup başına 3 bin dolar verdiklerini ileri sürdü. İddiaya göre, R.A. verilen rüşvetten sonra, denetimleri sıkı tutmadığı, insan kaçakçılarını görmezden geldiği ayrıca polisin yapacağı denetimleri de insan kaçakçılarına önceden haber ettiği belirtildi. KOMUTAN ETMEDİ

SUÇLAMALARI

KABUL

Öte yandan, Karakol Komutanı Başçavuş R.A. ifadesinde, insan ticaretine izin vermediğini rüşvet almadığını söylediği öğrenildi. Başçavuş R.A.’nın teknik takip sırasında telefon görüşmelerine ise çok yorgun olduğu dönemlerde görüştüğü o kişileri tanımadığını ve alkollü ortamlarda görüştüğü için net olarak hatırlamadığını, tuzağa düşürüldüğünü savunduğu öğrenildi. Sorgulamalarının ardından adliyeye sevk edilen zanlılardan ‘Rüşvet almak ve görevi kötüye kullanmakla’ suçlanan R.A. ile birlikte 6 kişi tutuklandı.

Suriyeli mültecilere yürürlüğe girdi REUTERS | 12.02.2016

çalışma

izni

Türkiye’de ikamet eden ve çoğunluğu Suriyeli olan mültecilere belli koşullarda çalışma izni verilmesini düzenleyen Başbakanlık genelgesi yürürlüğe girdi. Avrupa Birliği (AB) Kasım ayında varılan uzlaşı sonrası Türkiye’nin Avrupa’ya gelen göçmen sayısını azaltmasını bekliyor.


122

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

Varılan uzlaşı sonrası bazı AB yetkililerinin Türkiye’nin attığı adımlardan memnun olmadıklarını açıklaması üzerine, 11 Ocak tarihindeki Bakanlar Kurulu Toplantısı’nda mültecilere çalışma iznini öngören düzenlemenin hazırlanması kararlaştırılmıştı.

Türkiye, toprakları üzerinden Avrupa’ya geçen göçmen sayısını sınırlama karşılığında mali destek, Türk vatandaşlarına vize kolaylıklarının sağlanması ve üyelik sürecinin canlandırılması için AB ile Kasım ayında anlaşmıştı.

YÜZDE 10’U GEÇMEME ZORUNLULUĞU

‘Geri kabul’ başladı Al Jazeera Türk | 04.04.2016

Bir Çalışma Bakanlığı yetkilisi bugün Reuters’a yaptığı değerlendirmede “Hükümet tarafından açıklanan ve çoğunluğu Suriyeli olan mültecilere, çalıştıkları işyerinin yüzde 10’unu geçmemek koşuluyla çalışma izni veren Başbakanlık Genelgesi geçtiğimiz günlerde yürürlüğe girdi” dedi. Geçtiğimiz ay düzenlemenin ayrıntılarını kamuoyuyla paylaşan Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş şunları söylemişti: “Öncelikli olarak geçici koruma sağlanan yabancılar, geçici kimlik belgesi düzenleme tarihinden altı ay sonra çalışma izni için başvurabilecek. Sığınmacılar sadece ikamet ettikleri illerde çalışma iznine kavuşabilecek. Onları sınırlandırmanın bir başka koşulu da çalıştıkları işyerindeki işçi sayısının yüzde 10’unu geçmeyecek olmaları.” TARIMDA VALİLİK İZNİ GERECEK Düzenleme geriye dönük olarak dört haftalık sürede açık bulunan işyerleri için geçerli olacak. Geçici tarım işlerinde çalışan Suriyeli mültecilerin izinleri ise kotayla değil, valilik izniyle belirlenecek. Suriyeli sağlık görevlileri ve eğitimciler için ise Sağlık Bakanlığı, YÖK ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın görüşlerine başvurulabilecek. Çalışma izni verilen Suriyeli sığınmacılar Türk vatandaşlarının sahip oldukları sosyal güvenlik haklarını da kullanabilecekler. Ankara, Ocak ayında Suriyeli sığınmacıların yaşam ve çalışma koşullarını iyileştirici düzenlemeler yaparak yasadışı göçün önüne geçecek adımlar atacağını duyurmuştu.

AB ile Türkiye arasındaki sığınmacılara ilişkin geri kabul anlaşma kapsamında, çoğunluğu Pakistanlı 131 göçmen iki tekneyle Türkiye’ye gönderildi. Alman polisi de Türkiye’den Almanya’ya ilk Suriyeli göçmen grubunun da ulaştığını belirtti. AB, Türkiye’nin ilk sığınmacı grubunu alırken bütün gereklilikleri yerine getirdiğini açıkladı. Türkiye ile AB arasında imzalanan ve 20 Mart’tan itibaren Yunan adalarına geçen göçmenlerin iadesini kapsayan anlaşma çerçevesinde ilk kafile bugün Yunanistan’dan Türkiye’ye geldi. Sabah erken saatlerde Midilli Adası’ndaki Moria kampından, AB sınır güvenlik ajansı Frontex’e bağlı güvenlik güçleri eşliğinde limana getirilen 131 göçmen, kiralanan teknelerle İzmir’in Dikili ilçesine gönderildi. Frontex, 5 otobüsle limana getirilen göçmenlerin çoğunluğunun Pakistan ve Bangladeş uyruklu olduğunu açıkladı. AB sınır güvenlik ajansının sözcüsü Ewa Moncure, bütün işlemlerin sakin ve düzenli bir şekilde yürütüldüğünü söyledi. Frontex tarafından kiralanan “Nazlı Jale” ve “Lesvos” adlı teknelerle taşınan göçmenlerin her birisine, bir Frontex polisi de yolculukta eşlik ediyor. AFP, Sakız Adası’ndan da bir teknenin geldiğini bildirdi. Ancak teknede kaç kişinin olduğu konusunda net bir bilgi yok. Dikili’den girdiler Anlaşma uyarınca Yunanistan’dan gönderilecek göçmenlerin Türkiye’ye giriş yapacak-


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu ları Dikili Limanı’nda hazırlıklar tamamlandı. Limanda Göç İdaresi ekiplerince kurulan çadırlara alınan göçmenler, işlemlerin ardından sağlık taramasından geçirilecek. Güvenlik önlemlerinin artırıldığı bölgeye İzmir’den çevik kuvvet ekipleri, TOMA ve zırhlı araçlar ile 112 acil servis ekipleri gönderildi. “Almanya’ya ilk Suriyeli göçmen grubu gitti” Reuters’e göre Alman polisi, geri kabul anlaşması gereği Türkiye’den Almanya’ya ilk Suriyeli göçmen grubunun da ulaştığını duyurdu. Gün içerisinde daha fazla göçmenin gelmesini beklediklerini belirten polis sözcüsü, 16 kişinin Hanover kentine 140 kilometre uzaklıktaki mülteci merkezine götürüldüğünü açıkladı. Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Martin Erdmann cuma günü bir grup gazeteciye verdiği brifingde, ülkesinin, 4 Nisan’da 1’e 1 uygulaması çerçevesinde ilk 40 kişilik Suriyeli göçmen grubunu İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan Hannover’e götüreceği bilgisini vermişti. ‘Türkiye gereklilikleri yerine getirdi’ Avrupa Birliği (AB), Türkiye’nin Yunanistan’dan geri kabul ettiği ilk sığınmacı grubunu alırken bütün yasal gereklilikleri yerine getirdiğini bildirdi. AB Komisyonu Baş Sözcüsü Margaritis Schinas, Brüksel’de düzenlediği basın toplantısında, bugün Yunanistan’dan Türkiye’ye gerçekleştirilen geri kabulün AB-Türkiye arasında 18 Mart’ta yapılan anlaşmanın en görünür adımı olduğunu söyledi. Türkiye’nin geri kabul sürecinde yasal yükümlülüklerini yerine getirdiğini belirten Schinas, 18 Mart’ta yapılan AB-Türkiye zirvesinde liderlerin, insan kaçakçılığını önley-

123

erek yasal sığınmacı yerleştirme sistemini başlatmaya karar verdiğini anımsattı. AB’nin Yunanistan ve Türkiye ile yakın işbirliği yaptığını belirten Schinas, “Bu sabah itibarıyla Yunan adalarından Türkiye’ye dönüş ve Türkiye’den Suriyelilerin AB’ye gelişi başladı.” dedi. Schinas, Türkiye’den bugün Almanya’ya 32 ve Finlandiya’ya 11 Suriyelinin gönderildiğini, yarın da Türkiye’den Hollanda’ya sığınmacıların gönderileceğini söyledi. Geri kabul sürecinin AB hukuku ve uluslararası hukuka tam uyumlu bir şeklide gerçekleştiğini vurgulayan Schinas, “Türkiye ve Yunanistan anlaşmayı hukuka uygun gerçekleştiriyorlar. AB’de süreci yakından takip ediyor ve taraflarla deneyimlerini paylaşıyor” ifadelerini kullandı. Sığınmacıların her birisine, bir Frontex polisi de yolculukta eşlik etti. “500 kişiyi istedik” Pazar günü Bodrum’da gazetecilere konuşan İçişleri Bakanı Efkan Âlâ, “Yunanistan’dan kabul ettiğimiz her bir Suriyeli için Avrupa Birliği ülkelerine bir Suriyeli yerleştireceğiz. İlk grup olarak biz pazartesi 500 kişiyi istedik. Biz de planımızı programımızı yapıyoruz, kapasitemizi ortaya koyuyoruz. Yunan makamlarına ilettik, 500 kişi alabileceğimizi onlar şu an itibarıyla 400 kişiyi bildirebildiler, bize 400 kişinin ismini verdiler. Yarın belki bu sayı değişebilir. Bunlardan pazartesi günü bize gönderilecekler içerisinde Suriyeli olanları birebir formülü gereğince Avrupa Birliği ülkelerine göndereceğiz” ifadelerini kullanmıştı. Göçmen anlaşması 18 Mart’ta Brüksel’de varılan anlaşmaya göre, 20 Mart ve sonrasında Türkiye üzerinden beş Yunan adasına (Midilli, Sakız, Sisam, İstanköy ve İleryoz) geçmiş olan düzensiz


124

göçmenlerden iltica başvurusu yapmayanlar ya da başvurusu kabul edilmeyenler, deniz yoluyla Türkiye’ye geri gönderilecek. Ancak hem Yunanistan hem Türkiye tarafında, geri gönderilme süreçleriyle ilgili hazırlıklar tamamlanmadı. Gönderilen her bir Suriyeli için, Türkiye’de bulunan ve iltica başvurusu yapmış olan bir Suriyeli, Avrupa Birliği ülkelerinden birine yasal yollarla gönderilecek. Türkiye’ye geri gönderilen Suriyeliler akrabalarının yanına ya da talep etmeleri halinde kapasitesi mevcut olan kamplara gönderilecek. Suriyeli olmayan göçmenler ise geri kabul merkezlerinde kayıtları alındıktan sonra ülkelerine gönderilecek ya da geçici koruma altına alınacak.

Halep’te insani koridor açıldı, Türkiye sınırına doğru göç başladı Hürriyet | 30.07.2016 Türkiye darbe girişiminin ardından terör başta olmak kendi dertleriyle uğraşırken Suriye’den yeni bir göç dalgası geliyor. Halep’te bugün “insani koridor” açıldı. İlk aşamada aileler kentten çıktı ve batıdaki Türkiye sınırına doğru yürümeye başladı. Uluslararası ajansların İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nden aktardığı bilgiye göre Rusya’nın geçen perşembe sivillere ve teslim olan muhalif savaşçılara geçiş hakkı tanıyacağını açıklamasının ardından Halep’in kuşatılmış semtlerinden ilk büyük insan hareketi bugün başladı. Suriye devlet medyasına yansıyan görüntülerde, çoğu kadın ve çocuklardan oluşan sivillerin rejimin güvenlik güçleri eşliğinde yürüdüğü, bazılarının otobüslere bindirildiği görülüyor. Bu sivillerden onlarcası kentin batısında, Türkiye sınırı yakınında rejimin kontrolünde olan bölgeye ulaştı.

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Ailelerin ve 40 yaş üstü kadınların Halep’ten tahliye edilmesinin ardından diğer sivillerden de isteyenler kenti terk edebilecek. Suriye rejimi, kentin doğusundaki çok sayıda silahlı muhalifin de Selahaddin semtindeki rejim güçlerine teslim olduğunu açıkladı. AFP’ye konuşan bazı siviller ise rejime güvenmediklerini, bu yüzden bu “insani koridoru” kullanmayacaklarını söylediler. Türkiye yılbaşından beri Halep kaynaklı yeni bir göç dalgası konusunda uyarılar yapıyordu. Son olarak Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın “Endişeliyiz” demişti. Ekim 2015’teki ilk göç dalgasında binlerce Halepli Türkiye’ye sığınmıştı. RUSYA: TÜRKİYE’YE BİLGİ VERDİK Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, Suriye’de kent sakinlerinin Halep’ten ayrılması için başlatılan insani operasyonla ilgili Türkiye’ye ‘tam bilgi’ verdiklerini belirtip, Ankara’nın Suriye karşısındaki tutumunu ciddi biçimde değiştirmesini de umduklarını söyledi. Ryabkov Interfax’a demecinde, “Ankara’yı bu (Suriye’yle ilgili) meselelerde sorumlu bir yaklaşım benimsemeye çağırıyoruz. Zira biz şeffaf bir biçimde hareket ediyoruz ve niyetimizi gizlemiyoruz. İnsani sorunların çözülmesi için yaptıklarımızla ilgili bilgilerin Türk meslektaşlarımızın eline geçmesi için yoğun çabalarımız oldu” dedi. Ryabkov, “Fakat Türk tarafında, Suriye’deki durum hakkında bizim görüşümüze göredaha doğru bir anlayış oluşacağına dair umudumuzu kaybetmiyoruz” ifadelerini kullandı. Rusya ve Suriye hükümeti, Halep sakinlerinin kenti terk etmeleri için üç koridorun oluşturulacağı insani bir operasyon başlatmıştı. Bu operasyon kapsamında silah bırakmak isteyen militanların Halep’ten ayrılmaları için de dördüncü bir koridor oluşturulacağı belirtilmişti.


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu sadece Halep sakinlerinin güvenliği için düzenleneceğini vurguladığı bu operasyonun emrini Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in verdiğini söylemişti. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da Halep’te düzenlenecek insani operasyonun Suriye ve ABD hükümetleriyle konuşulduğunu söylemişti.

Suriyelilerin Türkiye’den Kaçışı Üzerine | Sema Erder bianet.org | 05.09.2015 Birkaç yıldır burada yaşayan Suriyelilere ne oldu da can havliyle kitlesel olarak her şeyi göze alarak Türkiye’den kaçıyorlar? Bunun nedeni “misafir” politikasının işlememesi mi? Yeni çıkarılan göçmen “koruma” politikasının işlememesi mi? Türkiye son günlerde çok dramatik kitlesel Suriyeli göçünün kaynağı olarak dünyanın gündemine oturdu. Her şeyden önce bu iç acıtıcı göçlerin önlenmesi için tek çözümünün barış olduğunu belirterek söze başlamak istiyorum. Özellikle AvrupaAmerika blokunun ve tabii ki Türkiye’nin bu göçlerden dert yanmadan önce, buradaki savaşları kışkırtan politikalardan vazgeçmeleri gerekiyor. Hayatta kalmaya çabalayan insanların kaçışını önlemeye çalışmak ya da gelenlerden şikayet etmek kabul edilebilir bir durum değil. Savaş, ölüm ve göç üçlüsü, acımasız insanlık durumları olarak hepimizin geçmişinde iz bırakmış olmasına karşın, her gün yeniden bütün canlılığıyla karşımıza çıkmaya devam ediyor. Bu günlerde gerçekçi olarak yapabileceğimiz tek şey hiç olmazsa savaştan kaçanların yaşam haklarını korumaya çalışmak oluyor. Bu bağlamda günümüzde insan hakları savunucuları göçmen haklarını insan hakkı olarak savunmaya ve uluslararası örgütlerin ve devletlerin göç politikalarını eleştirerek düzeltmeye çabalıyor.

125

Türkiye bekleme odası Burada Avrupa’nın göç politikasını uzun uzun ele almaktan çok, son dönemlerdeki Suriye göçünün daha öncekilerden farkını Türkiye bağlamında tartışmaya çalışacağım. Türkiye’nin yabancı ve göç politikasının yasal kurallar açısından katılığı ve göçmen hakları açısından sorunlarla dolu oluşu yıllardır tartışılıyor ve eleştiriliyor. Buna rağmen Türkiye’ye son dönemlerde çalışmak, yerleşmek ya da sığınmak amacıyla gelen yabancıların artışı devam ediyordu. Gelen yabancıların önemli bir kesimi yasal hiçbir güvence olmadan burada yaşamaya, çalışmaya ya da ticaret yapmaya devam ettiler. Aynı şekilde, Türkiye uzun bir zamandır, Balkanlar’dan, Asya’dan, Orta Doğu’dan gelen sığınmacıların Avrupa’ya kaçış için geldikleri, kaçış günlerini ya da Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin bürokratik yardımlarıyla belirlenen sığınacakları ülkelere gidecekleri günleri bekledikleri bir bekleme odasıydı. Bugüne kadar milyonlarca kişi burada bekledi, kimi Boşnaklar gibi savaş sonrası geri döndü, kimi insan kaçakçılarının aracılığıyla ölümü göze alarak Avrupa ülkelerine kaçtı. Türkiye’nin bekleme odası olarak seçilmesinin nedeni biraz da buranın sığınmacılara göreli olarak güvenli yaşama olanağını vermesiydi. Neden Türkiye’den kaçıyorlar? Suriyelilerin Türkiye’ye gelişi de, buradan kaçışı da daha önce gerçekleşenlerden farklı oldu. Suriye Savaşı’nın başlangıcından bu yana milyonlarca insan Türkiye’ye kaçtı. Burada benim sormak istediğim soru şu: Yaklaşık üç yıldır burada yaşayan Suriyelilere ne oldu da can havliyle kitlesel olarak her şeyi göze alarak Türkiye’den kaçıyorlar? Bu sorunun cevabını doğrusu bilmiyorum, ama bu konuda bazı sorular sorarak cevap aramaya çalışabilirim. Acaba bunun nedeni başlangıçtan bu yana


126

işin içine sokulmayan Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği’nin ağır aksak işleyen bürokratik muamelesinin bile Suriyelilere uygulanmasına izin verilmemesi mi? Suriyelilere uygulanan, hiçbir hukuksal temeli olmayan, “misafir” politikasının işlememesi mi? Yeni çıkarılan göçmen “koruma” politikasının işlememesi mi? Türkiye’nin uyguladığı etnikçi politikanın “misafir”lere de uygulanması ve onları Kürt, Yezidi, Sünni gibi gruplara ayırarak ayrımcılık yapılmış olması mı? Acaba halkımızın gelenleri burada yaşadıkları üç yıl süresince yabancı düşmanlığı diye adlandırılan muameleyle bezdirmiş olmaları mı? Suriye’deki iç çatışmanın Türkiye’nin içine taşınmış olmasının Suriyelilerin Türkiye’yi artık güvenli bir ülke olarak kabul etmemelerine neden olmasına mı bağlamak gerekir? Aylan’ın Kobaneli bir Kürt olması, akrabalarının yaşadığı Kanada’nın hukuksal prosedür tamamlanmadığı için mülteci vizesi vermemesi kötü bir tesadüf mü? Acaba her ölümde bizim hangi yanlış politikamız var? Bu soruları açıkça sormamız, aynaya bakmamız ve açıkça cevaplamamız gerekir. Burada kısaca benim söylemek istediğim, başkalarını suçlamadan önce çuvaldızı kendimize batırmamızın gerekliliğidir. (SE/ ÇT)

Türkiye’deki mültecilerin yasal statüsü ne? T24 | 21.09.2015 Göç Araştırmaları Program Direktörü Prof. Dr. Ahmet İçduygu ile söyleşi Türkiye’deki mültecilerin yasal statüsü ne? Göç Araştırmaları Program Direktörü Prof. Dr. Ahmet İçduygu, “Türkiye’deki Suriyelilerin statüsü belli değil, onlara devlet hâlâ ‘misafir’ diyor. Laf olarak mülteci, sığınmacı deniyor ama hukuksal olarak

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi karşılığı yok. Avrupa dışından geldikleri için zaten Türkiye’de uzun süre kalamazlar, bir yere gitmek durumundalar” diye konuştu. Evrensel’den Serpil İlgün’e konuşan Koç Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Dekanı, Göç Araştırmaları Program Direktörü Prof. Dr. Ahmet İçduygu “Türkiye, Suriyeli mültecilerle alakalı önümüzdeki on yılı nasıl görüyor? Tartışılabilir ama örneğin diyebilir ki, ‘sınır dışı edeceğiz!’ Ya da ‘şu kadarını alabiliriz!’ Şu anda Türkiye’nin ne yapacağını bilmiyoruz. Kabaca, işi oluruna bırakmış durumda. Artık bu konuda ne yapacağımızı netleştirmemiz lazım. Çünkü toplumsal reaksiyon da çıkacaktır” dedi. Serpil İlgün’ün Ahmet İçduygu ile yaptığı söyleşi şöyle: Avrupa cephesindeki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Belirtildiği gibi politika değişikliği söz konusu mu? Suriye meselesi, sığınma hareketleri konusunu hem toplumların hem devletlerin gündemine sıcak şekilde getirdi, ama bu yeni bir olgu değil. ‘70’lerin sonundan itibaren Afganistan olayı, İran’daki rejim değişikliği, Irak, Kürt sorunu, Arap Baharı dediğimiz süreçler neticesinde son 30 yıldır Türkiye’yi ve Avrupa’yı etkileyen sığınma hareketleri var. Avrupa’da 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan liberal sığınma rejimi, ‘80’lerle birlikte daha tutucu hale gelmiş, sınırlarını kapatmaya başlamışlardı. Bu, ekonomik krizle de birleşince daha da tutucu olmaya başladılar. Sadece sığınma hareketleriyle değil, bizim “düzensiz göç” dediğimiz diğer göçlerle alakalı da benzer bir durum söz konusu. Bununla birlikte Avrupa’da daha sağcı hükümetlerin iktidara gelmesi, toplumları daha tutucu hale getirdi. Değişikliğin nereye gideceğini şu an bilemesek de, Suriye’deki insani trajedinin artması Avrupa’da bir kırılmaya yol açtı. Ama Avrupa salt insani nedenlerle bunu yapmıyor. Bu


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu değişikliğin bir yanı insani, bir yanı da maddi. Yani ekonomik bir çıkar da var. Çünkü Avrupa’da doğurganlık oranı düşüyor, nüfus azalıyor ve yaşlanıyor. Almanya 800 bin mülteci alacağını söylüyor. Alırlar almazlar onu bilemiyorum ama Almanya ve tüm Avrupa’da artık nüfus düşecek, dolayısıyla göçe ihtiyaç var.

127

“ben seni alırım çünkü şu kimliktensin”, “ben seni almam çünkü sakatsın” gibi bir yaklaşım kabullenebileceğimiz bir şey değil. Ama anlayabileceğimiz bir şey. Zor bir mesele. Farklı aktörler var ve bu aktörler maliyeti mümkün olduğunca da eşit paylaşmalılar.

Yani bu durum Avrupa için bir fırsat mı oldu?

Paylaşma kısmında şöyle yaklaşımlar da var; örneğin Macaristan gibi kimi Avrupa ülkeleri, “Parasını verelim Türkiye’de kalsınlar” gibi öneriler sunuyor…

Aynen. Tabi Almanya’nın bünyesinde zaten kalabalık bir Müslüman -çoğu Türk- nüfus var, buna birden 1 milyon kadar daha -gidenlerin büyük bir kısmı Müslümansayının eklenmesi ciddi bir karar. Oradaki toplumun her kesimi -bazen ilerici kesimler bile- reaksiyon gösteriyor, diğer yandan gelenleri de tabancayla tüfekle kovacak haliniz yok.

Evet, bunlar yaşanıyor. Biz bunu göç literatüründe sık kullanıyoruz, İngilizceden geldiği için İngilizcesini söyleyeyim, “Burden sharing” ya da “burden shifting”, yani yükü paylaşacak mıyız, birisinin sırtına mı yükleyeceğiz? Maalesef her zaman göçün maliyetini başkasının sırtına yüklemek gibi bir şey var. Bu arada da göçmenler zarar görüyor.

Avrupa’ya gidebilen sığınmacıların eğitimlerine, mesleklerine vs. göre seçileceği söyleniyor. Bu uygulama ekonomik çıkara dahil sanırız…

Mülteci hukuku tüm bunlara ne diyor peki? Ortaya çıkan sorunlara ne kadar yanıt verebiliyor?

Buna literatürde “seçmeci insancıllık” diyoruz. Batının, genel olarak ülkelerin, devletlerin böyle bir yaklaşımı var. Türkiye de bunu yapıyor. Bu eleştirdiğimiz bir şey. Bir mantıkla seçiyorsunuz, bu siyasi bir neden olabilir, dini olabilir. Devlet mantığı içinde şu grubu alayım, bu grubu almayayım ya da sağlıklısını alayım gibi eleştireceğimiz eğilimler var. Avrupa Birliği gibi insan haklarını en başat yere koyduğunu iddia eden bir yapının bu seçmeciliği nereye oturur? Bir yandan savaştan kaçan, can güvenliği olmayan insanlar, bir yandan da seçicilik… Diğerlerine ne olacak mesela? Bu doğru bir soru ama biraz da hayatın trajedisi diyeyim. Batıyı rasyonel kılmak anlamında söylemiyorum. Bu tabi ki olumsuz bir şey, yardıma ihtiyacı olanı, belirli bir süzgeçten geçirip almak, yani kapıya geleni

Uluslararası literatürde mülteci statüsü insanlara tek tek değerlendirme yapılarak veriliyor. Kitlesel göç olduğunda uluslararası hukuk çok gri, ne yapacağını devletlere söylemiyor, sadece tavsiyeleri var. AB’nin geçici sığınma sağlama konusunda bir yönergesi var. Yani kitlesel göç yaşıyorsanız, AB’de bir düzenleme var; gelen Suriyelileri -sadece Suriyelileri değil, Kuzey Afrika’dan gelenleri de- o düzenlemeye göre almaları lazım. Kitle ülkelerindeki savaştan kaçıyor, kapılarınızı açmanız lazım. Cenevre Sözleşmesi gibi devletleri zorlayan düzenlemeler var ve bunları yerine getirmezseniz uluslararası hukuk size ceza vermese bile en azından siyah listeye alır. Ama burada da çok daha gri alanlar var. Kitle geldiğinde ne yapacaksınız? Bir de felsefi sorular çıkabilir; 100 bin kişi aldınız, 1 milyon kişi aldınız, peki bir ülke boşalırsa ne yapacaksınız? Burada ülkeleri eleştirmek kadar savunmak da lazım; ne yapacaksınız alamıyorsanız? Türkiye 70 milyon, 100 milyon


128

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

Çinli gelse ne yapacaksınız? Çünkü kendi toplumunuzu da düşünmek durumundasınız. Mültecilikle ilgili yasal süreç Türkiye’de nasıl işliyor?

konusunda net bir alan yok. 2014’te yürürlüğe giren, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu için değerlendirmeniz nedir?

Türkiye ile ilgili temel sorun şu; 1951’de coğrafi ve zaman sınırlamaları koyarak, “bu düzenlemeleri şu ülkelerden gelenler için yaparım” ya da “10 yıl için bunu uygularım” demiş. Türkiye şu anda Avrupa’dan sığınmacı olarak gelenlere mülteci hakkı veriyor, diğerlerine bu işlemi tanıyor ama üçüncü ülkeye gitmek zorundasınız. Aksi halde Türkiye’de yaşayamazsınız. Birikti onlar da, 150 bin kadar oldular. Yani kovmuyor ama “burada sürekli oturamazsın” diyor.

Aslında Türkiye’deki göç rejimi Suriyeliler gelmeden, 2005 yılında değişmeye başladı. Göç meselesi Avrupa Türkiye ilişkilerinin sıcak konularından biri olduğu için AB sürecinde Türkiye’ye bazı tavsiyelerde bulunuldu. Çünkü bahsettiğim gibi genel olarak yabancılar ve göçle ilgili yasalarımız ‘30’lardan, ‘40’lardan kalmış. Bize dediler ki 2005’te, “Bir göçle ilgili, bir de sığınma ile ilgili yasa yapmanız lazım.” Biz de imza attık buna ve dedik ki “2012’ye kadar yaparız.” Onun için de yeni yasamız var; Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu. Uluslararası koruma, mülteci hukukuna tekabül ediyor. Önce iki ayrı yasaydı, son anda birleştirildi. Yasanın hazırlık dönemi çok iyiydi. Sivil topluma, akademiye filan soruldu... Yalnız uygulama kötü. Göçle ilgili bir genel müdürlük kuruldu, ancak yasayı geliştirmiyorlar.

Yıllardır göçle ilgili çalışanlar olarak coğrafi sınırlamaların kaldırılmasını istiyoruz. Türkiye bunu AB’ye karşı silah olarak kullanıyor, onu da söylemek lazım, “Bunu kaldıracağız ama siz bize üyelik tarihi verdiğinizde” diyor. Diğer yandan Suriyelilerle alakalı şöyle bir husus var; Suriyelilerin statüsü belli değil, onlara devlet hâlâ misafir diyor. Laf olarak mülteci, sığınmacı deniyor ama hukuksal olarak bunun karşılığı yok. Avrupa dışından geldikleri için zaten Türkiye’de uzun süre kalamazlar, bir yere gitmek durumundalar. İkincisi, daha ciddi bir sorunumuz var; bizim bir İskan Kanunumuz var, Türkiye’nin göç kanunu gibi bir şey. 1934 tarihli, cumhuriyetin eleştirdiğimiz ulus devlet yaratma döneminde faşist, tutucu zihniyetle yapılan bir kanun. 2006’da yenilendi ama göçmen tanımı değişmedi. Türkiye göçmeni şöyle tanımlıyor; Türk soyundan ve kültüründen gelen kişi. Bir de söylenmiyor ama Cumhuriyet seküler olmasına rağmen din de önemli faktörlerden birisi. Bu nedenle de aslında Müslüman ve de Türk olmayanların Türkiye’de yerleşmesi hâlâ tercih edilen bir şey değil. Ayrıca “Türk soyundan gelen” deniyor, bu durumda Kürtleri, Arapları almayabilir. Dolayısıyla bu yasal düzenleme kaldığı sürece Suriyelilerin Türkiye’deki geleceği

Uygulamaya vurgu yaptınız. Konunun sosyal, kültürel ve ekonomik boyutuna ilişkin yaşanacak sorunların minimuma indirilmesi için neler yapılmalı ? Türkiye bu açıdan nasıl bir fotoğraf veriyor? Türkiye’yi övmek anlamında değil ama Batıyla karşılaştırıldığında Türkiye göreceli de olsa iyi. ‘91’de Kuzey Irak’tan yarım milyon Kürt geldiğinde “alalım almayalım” tartışmaları yaşandı ama koşulları kötü de olsa geçiş sağlandı. Böyle bir geleneğimiz de var, bunun altını çizmek lazım. Suriye konusunda toplumun tavrını da takdir ediyorum. Kısa sürede 2 milyon kişi geldi. Batıdaki gibi büyük reaksiyonlar da çıkabilirdi. Ama tabii şöyle yansımalarını görüyoruz; çocuk işçiliği başta olmak üzere ucuz işgücü olarak kullanma, yoğun emek sömürüsü, ev kiralarını iki katına yükseltme... Yine şimdilik yaygınlık kazanmasa da “işimizi elimizden alıyorlar” tepkileri de var…


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu Var ama düşük derecede. Bunlar bir toplumda olabilecek reaksiyonlar. Tabii ki iyi yönetilmezse eldeki bomba gibi bir anda patlayabilir. Bugünlerde Kürt meselesinde yaşadığımız gibi... İyi gidiyordu ama birden insanlar bir siyasi kıvılcımla birbirlerini yakmaya çalışıyorlar. Çünkü kimlik böyle bir şey, karşındaki düşman olarak gösteriliyor. Göç, çıkar çatışmasının da çıktığı bir alan. Onun için toplumsal olarak düşünürken, “ben olsam şöyle yapardım” vs. gibi rahat konuşmamak lazım. Zor bir alan ama bunun mekanizmaları var. Batı bunu yaşadığı için deneyimler edindi; çok kültürlülük denen bir şey var, diğer kültürlere mümkün olduğunca eşit haklar verilmesi vs. gibi. Tam da burada entegrasyon/uyum politikalarını da değerlendirmenizi rica edelim. Zira tartışma başlıklarından biri de bu. Asimilasyon kadar olmasa da entegrasyon da olumsuz bir çağrışıma sahip. Entegre etmek ne demektir? Asimilasyondan ayrılan yönleri neler? Entegrasyon İngilizceden geliyor, bizde de uyum mu kullanılsın, entegrasyon mu kullanılsın diye tartışıldı ve bildiğim kadarıyla uyum kullanıldı ama aynı şey. Batıda 20. yüzyılın başında asimilasyon kavramı vardı. Ama tabi asimilasyon kendi içinde başka kültürleri eritmeyi de barındırdığından eleştireceğimiz bir şey. Dünya bunu gördüğü için entegrasyon kavramını geliştirdi. Daha sonra entegrasyonda da asimilasyonun bir türü denilerek, çok kültürlülük diye bir politikaya geçildi. Batı aklı, bir sorunla karşılaştığında hiç olmazsa bu iyi değil diye değiştiriyor. Biz orada direniyoruz, asimilasyon oluyor, kötülüğünü görüyoruz ama değişmem değişmem diye direniyoruz. Çünkü biz de ulus devlet yaratmaya çalışmışız, herkes Türklere benzesin istiyoruz. Dolayısıyla entegrasyon kavramının birazcık gündeme gelmesi, en azından yasaya girmesi bile bir şey. Çünkü hiç olmazsa gelenlerin bir entegrasyon sorunu olduğu tespit edildi.

129

Ama tabii nasıl bir entegrasyon? Evet, bizde hâlâ bazı yasalar var ki... İnsanları Türkleştirmeye çalışıyoruz, oysa insan kimliğini koruyarak da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olabilir. Şu örneği sık veririm; İsveç’te Türkiye doğumlu Süryani kökenli bir bakan var, bizde de 20 yıl sonra Rus kökenli bir kadın bakan olabilirse iyi bir şey. Batıyı eleştiriyoruz ve eleştirilecek çok yanı var; ama 20. yüzyılın başı ile 21. yüzyılın başındaki fikirler Türkiye’de çatışıyorlar. Bütün çektiğimiz acıların kaynağı da bu. Vatandaşlık değiştirmelerde hâlâ isimler de değiştiriliyor, bunun olmaması lazım. Bu sadece daha İslam tonlu bir hükümetin ürünü de değil, seküler insanlar da Türk deyince Müslüman olsun, ismi Türk olsun istiyor. Dinimiz de, kimliğimizde ayrı olabilir ama vatandaş olabiliriz; bu noktaya gelinmedi henüz. Türkiye’nin artık netleşmesi lazım Türkiye cephesinden, ‘kısa vadede şunları şunları yapmazsak bizi şöyle bir tablo bekliyor’ diyebileceğiniz neler var? Genel bir laf olacak ama Türkiye’nin kafasını netleştirmesi lazım. Türkiye, Suriyeli mültecilerle alakalı önümüzdeki on yılı nasıl görüyor? Tartışılabilir ama örneğin diyebilir ki, “sınır dışı edeceğiz!” Ya da “şu kadarını alabiliriz!” Şu anda Türkiye’nin ne yapacağını bilmiyoruz. Kabaca, işi oluruna bırakmış durumda. Artık bu konuda ne yapacağımızı netleştirmemiz lazım. Çünkü toplumsal reaksiyon da çıkacaktır. Batıyı övmek anlamında değil ama Batının deneyimlerden faydalanmalı. Ek olarak, daha zor durumda olan gruplar var, çocukların eğitimi gibi. Yani bir nesil harcanamaz. Bir de şunun yapılması lazım; dünyanın en zengin devleti de olsanız, sivil toplum olmadan yapamazsınız. Birbirinden korkmadan ortaklaşa çalışılabilmeli. Yani aktörler arasında ciddi bir iletişim olmalı ki sorun çözülsün. Şu ana kadar Türkiye görece


130 iyi götürdü ama bu dediklerimi yapmazsa birden olumsuz süreçlere girebilir. Umutlu değilim Gelişmelere bakarak, yakın zamanda sorunun kontrol altına alınabileceğini düşünüyor musunuz? Maalesef bu konuda çok umutlu değilim. Suriye’deki durum, yani bunun kök nedenleri değişmeyecek. Çok sevdiğim bir kavram değil ama biz buna çökmüş devlet yani başarısız, artık kalmamış devlet diyoruz. AB göçü, göç kaynağının çevresindeki ülkelerde tutma eğiliminde. Bu da çok eleştirmemiz gereken bir şey. Öte yandan Almanya süreç içinde 800 bin kişiyi alırsa bu bir kırılmayı gösterecek. Bu Alman toplumunda da tepkiye yol açacaktır ama yapılabilir. ‘Sınırlar yükseltildikçe ölümler artıyor’ Göçten en çok etkilenen AB ülkeleri ve tabii Türkiye. Toplantı üstüne toplantı yapıyor, kararlar alıyorlar . Ama insanların neden ölümü göze alarak yollara düştüğü konusu gölgede kalıyor. Suriye’ye neden müdahale edildi, çözüm nasıl olur? ABD, AB ve Rusya neden Suriye’den elini çekmiyor? Bütün bu sorular gündeme gelmiyor. Katılır mısınız? Her zaman ülkelerde kötü rejim, dolayısıyla göç olacaktır. Biz buna göçün köken nedenleri diyoruz. Göçün iki nedeni var. Bir, ciddi ekonomik haksızlık, yolsuzluk vs. İkincisi de, siyasi baskılar. Dünyada önemli rol oynayan Amerika, AB, Rusya’nın yaptıkları uluslararası müdahaleler sorunları daha da büyütüyor. Şunu da söylemeliyiz; toplumlar da ülkelerindeki baskıcı rejimlere karşı mücadele etmeliler, iyi yönetimler seçmeliler. Devletlerin de daha rasyonel düzenlemeler yapmaları lazım. Sınırlar ne kadar yükseltilirse ölümler o kadar artıyor. Bir de, yine Avrupa örneğinden hareket ederek,

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi “ihtiyacım var” diyorsun -ki bütün Avrupa ülkelerinin var - ama bunu düzene de koyamıyorsun. Burada yine toplumun bir kesiminden oy alamamaktan korkuyorsun. Toplumların tutucu bir yanı var, başkası gelince korkuyoruz…. Örneğin Almanya’ya giden sığınmacıların tren istasyonlarında ‘hoş geldiniz’ pankartlarıyla, alkışlarla, çiçeklerle karşılanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Irkçı tepkiler değil, bunlar öne çıktı çünkü... Batı övgüsü değil ama Batının sivil toplum kültürü gelişiyor, bizde de gelişiyor ama bizde daha çok kimlikler üzerinden gelişiyor. Bunu kurumsal olarak oluşturmuşlar. Bence Almanya hükümetini “800 bin alacağız” derken bu tavır cesaretlendirdi. Türkiye’de devletin ciddi bir hoşnutsuzluğu var sivil toplumdan ama sivil toplumun kendini geliştirmesi lazım. İdeolojileri eleştirmiyorum ama gündelik hayata dair insanlarla ciddi bir ilişki kurmak lazım ki kendini de geliştirebilesin. Batı da öyle bir kültür oluşmuş durumda, önemli buluyorum. ‘İyi yönetilmezse toplumsal reaksiyon çıkacaktır’ dediniz ama Türkiye’de halkın şu güne kadarki tepkilerine, yaklaşımına baktığınızda nasıl bir gözleminiz var? Yine ikili düşüncem var, bir böyle sevdiğim yardımlaşma yanı var ama bir acıma duygumuz var. Acıma duygusu iyi ama bizim kurumsal bir insancıllık göstermemiz lazım. Yani vicdanımıza bırakmamamız lazım. Irkçılık, zaman zaman yabancı düşmanlığı çeşitli kültürel nedenlerle ortaya çıkabiliyor, işte sekülersek falan “Ortadoğulu”, “Arap”, “geriler” vs. şeklinde. Tamam hoşlanmayabilirsin ama ezmene, onu yok etmeye çalışmaya hakkın yok. Onla kardeş olmak durumunda değilsin ama ezmek durumunda da değilsin. Bir de inanç bazlısı var, bunu sadece İslamcılar için söylemiyorum, “Benim grubumdaysan yardım ederim!” Ya da daha çok kendi


Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu grubuna yardım etmek gibi. Bunları da küçümsemiyorum, ama burada toplumun reflekslerini düzenlemek adına devlet ve sivil toplumun etkisi çok önemli. Bu çerçevede medyaya da birkaç şey söylemek gerek, çünkü herkesin olduğu gibi medyanın da sorumluluğu var. Medyanın toplumun fikrini oluşturmada çok önemli bir gücü var. Bu nedenle hem objektif, hem daha dikkatli olmak lazım. Bir gerçeklik var ve o gerçekliği doğru yansıtmak lazım. Güvenli bölge uzun vadede çözüm değil Bir de Türkiye’nin sürdürdüğü ‘güvenli bölge’ oluşturma ve sığınmacıları orada tutma tartışması var. Son günlerde kimi AB ülkelerinden bunun olabileceğine ilişkin demeçler geliyor. Sığınmacıların güvenli bölgede tutulması fikrine siz nasıl yaklaşıyorsunuz? Bunun bazı dönemlerde uygulanabilir ama uzun dönemde çözüm olduğunu düşünmüyorum ve çok olumlu bakmıyorum. Çünkü hem oranın korunması sorunu var, insanlara bir hapis hayatı yaşatabilirsiniz.

131

Ne kadar süre orada tutulacak, ne tür güvenlik alanı olacak? Biz kampları çok savunmuyoruz. İnsanları tıkıyorsunuz ve iyi koşullar sağlamıyorsunuz. Türkiye’de görece sağladılar ama insanların normal bir hayata ihtiyacı var. İnsanları beş yıl kamp hayatında tutamazsınız. Özetle, bunlar geçici çözümler olabilir ama kesinlikle uzun dönemli olmamalı. Hem o insanlara zararlı, hem de devletlerin bunu nasıl kullanacağını bilmiyoruz. ‘Hristiyan Batı’ bir şekilde kapılarını açmak durumunda kalırken, ‘Müslüman’ ve zengin Suudi Arabistan ve Katar, kapıyı açmıyor. Türkiye Hükümeti’nden de eleştiri gelmiyor… Evet, aynı kültürden, dinden geliyorsun, zenginsin ama kapıyı kapatıyorsun. Zaten onların normal göçlere karşı tutumları da çok sınırlı, seçicilik orada tavana vurmuş durumda. O açıdan en fazla eleştireceklerin başında kesinlikle bu ülkeler geliyor. Türkiye ideolojik nedenlerle eleştirmiyor. Oysa sığınmacı kabul etmeseler bile ciddi olanaklar yaratabilirler.


Profile for Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu  

Local responsibilities assessment report on "urban refugees" from the point of (urban) planning Our new neighbors from Syria, the case of Is...

Kent Mülteciliği ve Planlama Açısından Yerel Sorumluluklar Değerlendirme Raporu  

Local responsibilities assessment report on "urban refugees" from the point of (urban) planning Our new neighbors from Syria, the case of Is...

Advertisement