Page 1

AHMET RAVALI

MEHVEŞ KOÇAK GÖNLÜMÜZDEKİ TÜRK

sayfa

2

KÜRESEL KRİZİN TETİĞİ ÇEKİLDİ, TÜRKİYE ÇÖKÜŞE İLK ADAY

sayfa

ECDADINIZDAN DERS ALIN BARİ!

İLHAN TANIR

AHMET BUĞDAYCI

8

HALDUN ARMAĞAN

ABD’NİN TÜRKİYE’DEKİ YOLSUZLUK KRİZİNE KARŞI TUTUMUNUN NEDENİ

sayfa

9

sayfa

10

KÖLELİK SONA ERMEDİ, ŞEKİL DEĞİŞTİRDİ

sayfa

12

Dernekler büyüyecek TADF yükselecek

Tarihi çağrıya büyük destek

Ak Parti’nin Köşk adayı Recep Tayyip Erdoğan

■ 6 yıllık aranın ardından ikin-

■ Geçtiğimiz hafta en bü-

■ Cumhurbaşkanı’nı yeniden Meclis’in seçmesi yönünde bir düşünceleri olmadığını belirten Ak Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, Köşk için tek adayları olduğunu söyledi.

ci kez TADF başkanlığına seçilen Atilla Pak ilk demecini POSTA212’ye verdi ve önce derneklerin büyütüleceğini söyledi.

sayfa

15

yük hayallerinden biri olan ‘HALK EVİ’ projesinin fitilini ateşleyen Ekmel Anda, çalışmalarına hızlı başladı.

sayfa

3

sayfa

9

HAFTALIK ÜCRETSİZ

A M E R İ K A’ D A K İ T Ü R K L E R İ N G A Z E T E S İ

www.posta212.com • YIL 1 • SAYI 37

29 Ocak 2014 Çarşamba

Türkiye’ye acı rapor Erdoğan’a ağır sözler Düşünce kuruluşu Freedom House, 2014 Özgürlükler Raporu’nu açıkladı. Raporun Türkiye ile ilgili bölümünde zehir zemberek değerlendirmeler var FREEDOM HOUSE

BAŞKAN KRAMER

Hükümet basın özgürlüğünün düşmanı ■ Raporda, “Yüzlerce tanınmış Türk, hükümeti devir-

me davalarıyla suçlandı. Bu da hukukun üstünlüğü hakkındaki ciddi soruları gündeme getirdi” denildi.

BŞK YRD PUDDINGTON

Türkiye için endişeliyiz

Erdoğan Putin olma yolunda

■ “İfade, basın özgürlüğü, yol-

■ “Türkiye kötü bir doğrultuda

suzluk skandalından dolayı endişeliyiz. Erdoğan uluslararası komplolardan bahsediyor. Bu ciddi bir iddia değil.”

yol alıyor. Gülen’i suçlayıp sıyrılmaya çalışılmasını, olayları suistimal ederek yolsuzluklardan elini yıkaması olarak görüyorum.”

sayfa

8

85 kişinin serveti Ufukta kriz yok ■ İzmir Katip Çelebi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İbrahim Attila Acar Türkiye’nin genel ekonomisi hakkında değer- sayfa lendirmelerde bulundu.

6

sayfa

5

3 milyar yoksula eşit ■ Medyada her gün gelir eşitsizliği üzerine çeşitli araştırmalar, rakamlar yayınlanıyor. Oxfam’s Opus Araştırma Şirkesayfa ti’nin raporlarına göre; bu araştırmalar gelir üzerinden mevcut eşitsizliği açıklıyor, ancak asıl gerçek gizleniyor.

7

Başkan Orman müjdeyi verdi

Muhammet Ali’nin oğlu sefalet içinde

■ Beşiktaş USA Derneği’nin New York Manhattan’daki Roosevelt Otel’de düzenlediği baloya katılan Beşiktaş Başkanı Fikret Orman, Beşiktaş stadını 7 ayda bitireceklerini söyledi.

Bloomberg’den göçmenlik reformuna destek

Din savaşları yükseliyor ■ Dini inançlara bağlı düşmanlık son altı yıl içinde zirveye çıktı. ‘kutsal inançlar’ uğruna yüzbinler ölü- sayfa yor, dünya kan gölüne dönüyor.

Sınıf arkadaşı Başbakan Erdoğan’ı anlattı ■ Erdoğan’ın sınıf arkadaşı ve İsrail’deki Türkiyeliler Birliği Basın Sözcüsü Rafael Sadi, “İki ülkem arasına kara kedi sokmayı becerdi” diye yakınıyor.

■ New York’un Eski Belediye Başkanı Michael Bloomberg, politikayı bıraktıktan sonra ilk atağını Göçmenlik Reformu konusunda yaptı.

Duygu Güvenç’in sayfa 10 Cenevre notları

sayfa

13

Obama’ya DEA’den marijuana sayfa uyarısı 5

sayfa

2

14

■ POSTA212 Suriye Barış Görüşmelerini izledi.

New York ve New Jersey sayfa Super Bowl’a hazır 16 Canavar kamyonlar sayfa

16 sayfa

12

Vega Sankur: Herkes elini taşın altına koyuyor sayfa

4

‘Yüksek eğitimli göçmenlere Green Card verin’ çağrısı sayfa

13


Toplum Yaşam

29 Ocak 2014 Çarşamba

Mehveş Koçak mehveskocak@posta212.com

GÖNLÜMÜZDEKİ TÜRK DÜNYADAKİ en büyük kötülüğü biz Türkler, kendimize yapıyoruz... Türküz diye övündüğümüze bakmayın.... Yerden yere acımasıza vuruyoruz birbirimizi....Gerek sözlerimizle, gerek tavırlarımızla itiyoruz kendimizi Türklerin dünyasından... Düşünün bakın etrafınıza....En son ne zaman bir Türk ile övündünüz.. Eleştirmeden, toz kondurmadan ne kadar gurur duymaya devam ettiniz....Ya da hiçbir eleştiri yapmadan bir Türk’u olduğu gibi nasıl kabul ettiniz ? Hem seviyoruz bir ararada olmayı ama söz konusu gerçek düşünceye gelince kaşları havaya kaldırarak şaşkın bir ifadeyle; “Biz Türkler böyleyiz işte” deyip bu duruma dudak büküyoruz. Bu söylediklerim yurtdışında yaşayan Türkler için daha geçerli bir olgu...Avrupa ve Amerika’da bir çok milletten insanın arasındaki Türkler eninde sonunda buluyor birbirini. Memleket hasreti, aynı dil ve kültürden konuşabilme rahatlığı derken kaynaşıveriyoruz biranda. Ama söz konusu siyasi ayrışımlar, ırk, din, dil, düşünce farkları, eğitim ve yaşam biçimlerine gelince önce eleştiriyor sonra da kaçıyoruz cemiyet hayatından. Bir türlü eğitmeye yanaşmıyoruz birbirimizi. Bunu en son Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu (TADF) kongresinde gördüm, konuştuğum bir çok kimse, “Türk toplumuna güveniyor musunuz ?” sorusuna şüpheyle cevap verdi. Sokaktaki bir Amerikalı’ya da Çinli’ye sorsam “Neden olmasın” diyecektir. Hadi şunu şöyle yapalım, böyle hayal edelim derseniz, mutlaka içlerinden birçoğu, “Olmaz bu adamlarla bu iş olmaz” deyip çekiliyor kendi köşesine. İşte bu nedenle Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu ne yazık ki hep aynı kişiler tarafından temsil ediliyor. Amerika’da ikamet eden Türklerin sayisi 500 bini geçerken, iş ve sanat dünyasında her geçen gün başarılı Türklere bir yenisi eklenirken ne yazık ki Türkleri, birarada toplayan dernek genel kurulunda bir salon zor doluyor. Atatürk’ü anma, resmi ve dini bayramlar, aktiviteler ve sergilerde bir salon Türk’ü göremiyoruz Çünkü; Türk toplumunu beğenmeyen ya da beğenip bu işlere bulaşmak istemeyen, Türk toplumunda görev almayı, söz hakkı edinmeyi kendi rahat hayatı için risk gören bir çok Türk, dışarda kalmayı tercih ediyor. Ne maddi ne manevi hiçbir katkıda bulunmuyor. Ben bunu JÖN TÜRK’lerin durumuna benzetiyorum. Aydın, bilgili, idealist, parası olan ancak herkesten çok kendi ayrımcılık yapan, geldiği toplumu beğenmeyenler grubu... Tarihte bu sebepten kaybettik şimdi de kaybedeceğiz.... Birbirimizi sevmek önemli değil.....Birbirimize saygı duymayıp, destek olmadığımız sürece, Türk toplumunu yaşatamayacağız...Medeniyetler seviyesinde çıtayı yükseltemeyeceğiz...Turkiye’deki siyasilerin yörüngesinde, muhtaç bir toplum kimliği ile kalmaya devam edeceğiz. Kabul edin ya da etmeyin sizin de ait olduğunuz Türk toplumu ya sizinle batacak ya da sizinle yücelecek... “Benim ne ilgim var ?” derseniz o zaman şöyle düşünmeniz gerekecek... Yurt dışında size ilk sorulan soru hangi milletten olduğunuz .... “Türküm ya da Türkiye’den geldim” diyorsanız..... Bunu söylerken gurur mu yoksa eziklik mi duyuyor sunuz .... Bunda sizin payınız kaçınılmaz olacak ...

NEW YORK’TA

SİYAH BEYAZ BALO

Beşiktaş USA Derneği'nin New York'ta düzenlediği baloya, BJK Başkanı Fikret Orman da katıldı. Orman, Beşiktaş stadını 7 ayda bitirecekleri müjdesini verdi SERKAN KALFA NEW YORK- POSTA212

B

eşiktaş USA Derneği tarafından Manhattan’da Roosvelt Otel’de balo düzenlendi. Baloya Beşiktaş Kulübü Başkanı Fikret Orman, 2000’li yıllarda Beşiktaş forması giyen ve şu anda Amerika’nın Teksas eyaletinde antrenörlük yapan eski futbolcu Rahim Zafer, BM Daimi Temsilci Yardımcısı Levent Eler, New York Konsolos Yardımcısı Erhan Kolbaşı, Beşiktaş USA Başkanı Emrah Öğüt ve yönetimi, Beşiktaşlı taraftarlar ve davetliler katıldı. Gece üç büyük takımın dayanışmasına da sahne oldu. Fenerbahçe USA Derneği ve Galatasaray USA Derneği, bu anlamlı gecede Beşiktaş USA’ı yalnız bırakmadı. Orman, konuşmasında son olarak 6 ay önce inşaatına başlanan Vodafone Arena stadının, 7 ay içinde tamamlanabileceği müjdesini verdi. Dünyanın en akıllı ve en yeşil stadı olacağını söyleyen Orman, stadın ayrıca kendi enerjisini kendisinin üreteceğini de sözlerine ekledi ve gecede bulunan herkesi açılışa davet etti. Orman ayrıca basın mensuplarına yaptığı açıklamada merak edilen güncel sorulara cevap verdi. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın cezasıyla ilişkili olarak, kendisiyle yıllardır dost olduklarını ve Yıldırım için çok üzüldüğünü anlatarak, birbirlerine karşı her zaman sempatiyle baktıklarını, Aziz Yıldırım’ın suçluluğuna inanmadığını vurguladı. Ayrıca İnşaatı devam eden Vodafone Arena stadı için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açılışta bulunup bulunmayacağını Başbakanın programın belirleyeceğini söyleyen Orman, “Başbakan’ın programı ne zaman uygun olacaksa stadı da o zaman açacağız’ dedi. Orman transferlerle ilgili

olarak “Transfer yaparak taraftarımızı o dakika için memnun edeceğiz diye Beşiktaş’ı mali sıkıntılar içerisine sokmayız. Şu anda otomatik olarak Beşiktaş futbol takımının TL bazında gideri yüzde 25 artmış vaziyette” diye konuştu. Beşiktaş Kulübü Başkanı Fikret Orman’a Beşiktaş USA Derneği Başkanı Emrah Öğüt tarafından kartal şeklinde bir plaket verildi. Beşiktaş USA Başkanı Emrah Öğüt, yaptığı konuşmada BJK USA’nın bu baloyu düzenlemesinde emeği geçen yönetim kurulundaki herkese teşekkür etti. Gecede sponsorlara ve derneğe emeği geçenlere plaket verildi. Beşiktaş USA Kurucu Başkanı Dr. Ata Erim, 10 yıl önce kurdukları derneğin, çok hızla büyüdüğünü ve bugünlere geldiğini anlattı.

FORMALARI FB’LİLER ALDI Gecenin diğer ilgi çekici gelişmesi Beşiktaşlı futbolcuların imzaladiğı formaların açık artırması sırasında yaşandı. İlginç rekabetin olduğu açık artırmada formaların fiyatı Fenerbahçe USA derneği ile Beşiktaşlılar arasında yükseldi. Açık artırma sonrasında imzalı 5 formadan Fernandes ve Almeida’nın formaları Fenerbahçe USA Derneği üyeleri tarafından satın alındı. Gökhan Töre ve Olcay Şahan’ın imzaladığı formalar 2 bin 500’er dolar, Almeida’nın forması 2 bin 250, Oğuzhan forması ise 2 bin 750, Fernandes’in imzaladiği forma da 3 bin dolara satıldı. Ayrıca gecenin ilerleyen saatlerinde ünlü Pop şarkıcısı Zeynep Mansur birbirinden haraketli parçalarıyla konuklara neşeli dakikalar yaşattı.

Fikret Orman’ın masasında Besiktaş’ın eski oyuncusu Rahim Zafer de vardı

Gelirini Lösemili Çocuklar Yararına bağışlanacak Barış İzgördü’nün kitabına büyük ilgi vardı.

Bazı futbolcuların imzaladığı formalar açık artırmayla satışa çıkarıldı. Gökhan Töre ve Olcay Şahan’ın imzaladığı formalar 2 bin 500’er dolar, Almeida’nı forması 2 bin 250, Oğuzhan’ın 2 bin 750, Fernandes’in imzaladığı forma ise 3 bin dolara satıldı. Fenerbahçe USA Derneği Onursal Baskanı Ekmel Anda’da futbolcularım imzaladığı bir formayı alarak Beşiktaşlılara bir jest yaptı.

(Soladan sağa) BM Daimi Temsilci Yardımcısı Levent Eler, Beşiktaş USA Başkanı Emrah Öğüt, Beşiktaş Kulübü Başkanı Fikret Orman ve Beşiktaş USA Kurucu Başkanı Dr. Ata Erim gecede gönüllerince eğlendi.

Balonun açılış konuşmasını Beşiktaş USA Derneği Başkanı Emrah Öğüt yaptı.

Baloda sahne alan ünlü sanatçı Zeynep Mansur birbirinden güzel şarkılarıyla geceye renk kattı.


Güncel &Toplum

29 Ocak 2014 Çarşamba

‘Elimizi taşın altına

Doğan Uluç

KOYMA VAKTİ’ Ekmel Anda’nın en büyük hayali olan ‘Halk Evi’ projesini gerçekleştirmek için başlattığı kampanyaya ilgi büyük NEW YORK - POSTA212

E

kmel Anda, en büyük hayallerinden biri olan ‘HALK EVİ’ projesini gerçekleştirmek üzere çalışmalara başladı. New York’ta satın alınacak bir binayı baştan yaratarak içinde çeşitli aktivitelerin gerçekleştirilebileceği bir kompleks haline getirmeyi isteyen Anda, bunun için 500 ha-

yırsever arıyor. Anda, toplanacak olan yardım fonuna ilk 100 bin doları kendisinin koyduğunu belirterek, “Çocuklarımızın spor yapabileceği, bizlerin buluşup çay içip Türk yemeklerini tadabileceğimiz, sivil toplum kuruluşlarının toplantı ve konferanslarını gerçekleştirebileceği bir bina yaratmak en büyük hayalimdir. Bu öyle bir yer olmalı ki içeri girdiği-

mizde kendimizi evimizde hissedelim” dedi. ‘HERŞEYİN VAKTİ VAR’ Kampanyayı başlattığı andan itibaren çok olumlu tepkiler aldığını söyleyen Ekmel Anda, sadece New Yorkta yaşayan Türkler değil, Türkiye’deki dostlarının da desteğini aldığını ve bunun kendisini daha da umutlandırdığını

sözlerine ekledi. Ekmel Anda konuşmasını şöyle sürdürdü: “Toplumumuzun beklediği, bizim birlik beraberliğimizin imzası olacak ‘Tarihi Projeyi’ hayata geçirmeyi bu toplumun bir parçası olarak üstlenmek ve tamamlamak benim çağrım ve boynumun borcu. Bir konuda birşeyler yanlış ya da eksikse önce kendi elimi-

SESSİZ ÇIĞLIK EYLEMLERİ ‘VARDİYA’ NEW YORK’TA NEW YORK - POSTA212

B

alyoz davası tutuklularının aileleri ve yakınlarının 70 haftadır her cumartesi düzenlediği Sessiz Çığlık eylemi artık New York’ta da yapılacak. ABD’de yaşayan Türkler, 15 Şubat tarihinden itibaren her hafta New York’taki CNN binası önünde “Sessiz Çığlık” eylemiyle seslerini duyuracaklar. Türkiye’de 12 noktada ve yurt dışında ise Washington’da

yapılan Sessiz Çığlık eylemi, New York’ta da başlıyor. Aileler adına yapılan açıklamada, ABD’de yaşayan vatansever dostların girişimiyle eylem kararı alındığı belirtilerek, “Yurt dışından gelen bu destekler bizleri daha çok umutlandırıyor. Dileriz bu haksız hukuksuz davaları halen görmemekte direnen gözlere de gösterebiliriz. Artık tam 14 merkezde çığlıklarımız duyulacak” denildi.

PASSAPORT FİLMİ BÜYÜK İLGİ GÖRDÜ NEW YORK - POSTA212

N

ew York Başkonsolosluğu’nun destekleri ile Mark Markowitz’in sunuculuğunu yaptığı Turkish Passport gösterimi ve söyleşisi büyük ilgi gördü. Gottesman Center Sinagogu’nda yapılan programa yaklaşık 300 kişi katıldı. Nazi döneminde Fransa’dan Türk diplomatların sayesinde kurtulan Musevilerin hayat hikayesinin anlatıldığı belgesel film de dönemin canlı tanığı Bernard Turielde anılarını film gösterisinden sonra konuklarla paylaştı. BAŞKONSOLOS BİLGEN KONUŞTU New York Başkonsolosu Levent Bilgen programda yaptığı konuşmada, Türklerin insanlık namıma yaptığı yardımların 500-600 yıl öncesine dayandığını belirterek, Türk diplomatları büyük bir cesaretle yardım etmekten kesinlikle sakınmamıştır” dedi. Programa Başkonsolos Yardımcısı Ayten Eler, Konsolos Yardımcısı Serhat Akkoç, Yurtdışı Türkler Başkanlığı Danışma Kurulu Üyesi Ali Çınar, Türk Dünyası Vakfı Başkanı Ata Erim, Türk toplumu temsilcilerinden Dr. Hakan Karalok Naci Tozer, Oya Bain, Suat Günderen olmak üzere birçok temsilci de katıldı.

İlaç kaçakçısı iki Türk yakalandı NEW YORK - POSTA212

İ

stanbul’daki önemli bir ilaç firmasının Dış Ticaret Müdürü Özkan Semizoğlu ve CEO'su Sabahattin Akman, tarihi geçmiş kanser ilaçlarını ABD’ye soktukları gerekçesiyle FBI tarafından tutuklandı. Missouri eyaletine bağlı Saint Louis kentinde Hekim Abid Nisar'ın, ücreti fazla pahalı olan bu ilaçları hastalarına büyük indirimlerle satması üzerine konu açığa çıktı. Semizoğlu ve

Akman’ın ülkeye “hediye”, “numune ürün” olarak soktukları bu ilaçlar, hastalar üzerinde bir etki etmeyince şikayetler başladı. Konuyu bir süredir takip eden FBI yetkilileri adı geçen iki Türk’ü Puerto Riko’da yakalayıpk görevlilere teslim etti. Sahtecilik, kamu sağlığını tehlikeye atma, gümrük kaçakçılığı gibi suçlarla dava edilecek Semizoğlu ve Akman, eğer suçlu bulunurlarsa 20 yıla kadar hapis cezası alacaklar.

doganuluc@aol.com

Bavulları henüz bagaja yerleştiriyor

Ekmel Anda

zi taşın altına koymamız gerekiyor. Herşeyi başkalarından bekleyerek hiçbir yere varılmaz. Ben bu proje için gecemi gündüzüme katmaya hazırım.” Kampanya ile ilgili detaylı bilgileri, katılımcıları ve süreci ileriki günlerde paylaşacağının da altını çizen Anda, bu kampanya için hazırlanan web sitesinin de çok yakında açılacağını müjdeledi.

11 masa, 10 tabure, iki gangster, bir şarkıcı. Karşılamaya gittiğim çocukluk arkadaşım dayanamadı: ’Ne zaman Rao’ya gideceğiz?’’ Rao’da kim?’’ diyorum. Bilmediğim için memnun.‘’Rao’yu görmeden İstanbul’a dönersen New York’a gittim diyemezsin.’’ Ertesi gün bir kaç tanıdığa telefondan sonra Rao’nun Harlem’de bir İtalyan lokantası olduğunu öğreniyorum. Ama nereden baksan garip bir yer. Rao zenci mahallesi Harlem’in göbeğinde. Bir gazeteci yakınım ‘’Oraya gece gitmeni tavsiye etmem’’diyor. Akşam yemeğine kahvaltı zamanı gidilmez ki? Rao’yu tanımaya Rao’dan başlamak en mantıklısı. Telefona çıkan otoriter sesli bir erkek 2 kişilik rezervasyon deyince soruyor:‘’Ne zaman için?’’Pazarlığa başlıyoruz:’’ Bu akşam, yarın veya ertesi gün. ‘’Doluyuz bu hafta.’’ Gelecek hafta?’’Haftalar katlanıyor aylara. Adam gelecek yıla sarkıtıyor tarihi. Gene de garantili rezervasyona yanaşmıyor. Hoşça kal, deyip telefonu kapatıyorum. Soruşturmaya başlıyorum, neler çıkmıyor ki? Rao limonlu tavuk kızartmasıyla değil müşterileriyle ünlü. Önemli özelliği bavul dolusu parayla da gelsen ismin, şöhretin yeterli değilse ‘çat kapı’ giremiyorsun. Kapasitesi 11 masa, barda 10 tabure. Masalar yıllığına kiralanmış, müşteriler gelecekleri günü bildiriyorlar. Gelmedikleri zaman yakınlarını gönderiyor. Minik lokantada iş görüşmeleri yapılıyor,dostluklar tazeleniyor. Belediye başkanları, polis müdürleri, savcılar, iş adamları, emekli detektifler de müdavim listesinde ama göründüğü kadar masum bir yer değil. 1896’da Charles Rao’nun açtığı lokanta Mafia’nın buluşma yeri. Harlem’in zenci bıçkınlarının Rao’dan haraç almaya teşebbüs ettiği duyulmuş değil. Godfather, Sopranos, French Connection gibi filmlerde irili-ufaklı rol kapan gangsterler sık sık Rao’da sahipleriyle dostluk yineliyorlar. Yaşamı filmlere konu olan Lucky Luciano, John Gotti’nin imzalı resimleri de lokantanın duvarlarını süslüyor. Rao 10 yıl önce iki gangsterin bir şarkı yüzünden kapışmasıyla tabloid gazetelere konu oldu. Eski polis, film prodüktörü Sonny Gross, Broadway’de ‘’Les Miserables ‘’müzikalinde oynayan Rena Strober’le birlikte Noel arefesinde Rao’ya geldiler. Sonny’nin kızı kadar yakını Rena daha önce Rao’da Başkan Clinton, müzisyen Billy Joel önünde şarkı söylemişti. Bu kez de ‘’Funny Girl’’de Barbra Streisand’ın şarkısını söylerken barda oturan Lucchese gangsteri Albert Circelli ‘’Susturun şu kadını, iğrenç okuyor’’diye sataştı. 67 yaşındaki gangster Louis Barone da Circelli’ye çıkıştı:‘’Yaptığın ayıp, bırak da dinleyelim.’’Circelli ‘’Kes sesini, butlarında delik açarım.’’diyerek Rao’yu terketti. Barone arkadan geldi, çıkış kapısında Smith Wesson tabancasıyla Circelli’ye iki kurşun sıktı. İlk kurşun bir yargıç kontenjanıyla gelen mahkeme katibinin canını aldı. Barone poliste ‘’Haysiyetimle oynadı. Öldürmekten başka çarem yoktu’’diye ifade verdi. Soprano Rena diğer müşteriler gibi masa altına saklandığını söyledi. Görgü şahitliğine kimse yanaşmadı. Bir gangster, bir diğerinin canını almıştı. Barone cezaevinde öldü. Olayın 10’uncu yıldönümünde müdavimler eski gangster onuruna kadeh kaldırdılar. (Hurriyet.com’dan alınmıştır)


29 Ocak 2014 Çarşamba

Selim Atalay twitter@SelimAtalayNY

KAR KÜREMEK ÇÖP TOPLAMAK DURURKEN...

NEW YORK’A soldan koşan bir Belediye Başkanı seçildi. Bill de Blasio kendini -yoksulların, düşük gelir gruplarının ve renkli derililerin başkanı- sayıyor... 1 Ocak’ta göreve başladı. 20 Ocak’ta kente iyisinden 20-30 santim kar yağdı. Belediye araçları anacaddeleri kardan temizledi, ancak Manhattan’daki zengin mahallesinin hiç temizlenmediği fark edildi. Zenginler söylendi: Solcu başkan bize savaş açtı... Zenginlerden intikam alıyor... Bu adam bölücü, ayrımcı. Komünizm hâlâ hatırlansa -Bu adam Komünist- derlerdi, ama o laf unutuldu . Belediye Başkanı bir mahalleyi cezalandırmaya kalkar mı? Olabilir... ABD, makam sahibi siyasilerin nüfuz kullanıp ucuz yollardan siyasi kazanç sağlamasına alışmaya başladı. Daha önceki hafta New Jersey Valisi Christie’yi desteklemeyen bir muhalif kasabaya dolaylı ceza uygulandığı anlaşıldı. Valinin adamları ana karayolunu kesip, trafiği bu kasabaya yönlendiriyorlar. Anayol kesilince kasaba binlerce aracın işgaline uğruyor. Vali’nin haberi yokmuş da, yardımcıları yapmış. Valinin haberi olduğu anlaşılırsa siyasi hayatı bitecek, daha araştırıyorlar. Tam da Vali 2016 Başkanlık seçiminde Cumhuriyetçi Parti adayı olmaya hazırlanıyordu. Komşu eyalette Cumhuriyetçi vali Demokrat kasabayı cezalandırınca, kar vesilesiyle de New York’ta Demokrat Belediye Başkanının zengin mahallesini cezalandırdığı düşünüldü. Başkan de Blasio önce -Yok öyle şey- dedi. Bölgenin gerçekten temizlenmediği anlaşılınca -Sokaklar GPS’den haritaya göre temizleniyor, o bölgenin GPS’i bozulmuş, haritaya da yansımamış- dedi. Sokaklar sonra temizlendi, ama mesele kapanmadı. Üstelik de Blasio başkan seçilmeden önce belediye işlerine bakarken -Neden hep Manhattan temizleniyor- diye ileri geri konuşmuş. Yani olayın evveliyatı var. Demokrat Partili Belediye Başkanının zengin mahallesine pek sempati duymadığı biliniyor. Bir kere zenginler Cumhuriyetçi Parti’ye oy veriyor. Başkan seçim kampanyasında sık sık -İki kent var- diyerek -zengin yoksul- edebiyatı yapmıştı. Kendisi yoksulların yanında. Gençliğinde de Nikaragua’daki sol Sandinista gerillalarına muhabbet beslemiş, gidip oralarda dolaşmış. Sene 1980’ler... Beyaz olan de Blasio 1994’te siyah derili yazar-aktivist eşiyle evlenmiş. Balayına Küba’ya gitmişler. Eşi -Ben bir lezbiyenim- adlı makalesiyle tanınıyor. Bu Zengin Yoksul söyleminin daha kibarı -Yüzde 1 ve Yüzde 99- ayrımı oluyor. Söylem 2008 krizinden beri ABD’de yaygın. Nedeni: Kriz en üst gelir grubunu hiç etkilemedi. İşsizlik ve konut krizi, yüzde 99’u etkiledi. Bir Belediye Başkanının ABD’deki sınıf farkını oy almak için diline dolaması belki siyaseten akıllı bir yöntem ama Washington’un, Başkan Obama’nın çözemediği sorunu belediyenin nasıl çözeceği, ayrı hikaye. Üstelik Obama iktidarında yüzde 1’in hem refahı arttı hem de sayısı arttı. New York Belediye Başkanı ise kendi çapında yüzde 1’i hedef alıyor. İlk icraat olarak yılda 500 bin dolardan fazla kazananlardan daha fazla vergi almaya çalışıyor. Gerçi tek başına belediye olarak yetkisi yok, ama olsun. Bunun elbet tribünlere bir yansıması olacaktır. Peki ABD’nin en önemli kenti böyle -Zenginlerden alıp yoksullara verelim, Yaşasın devrim- zihniyetini taşıyabilir mi? Kent nüfusu 8.3 milyon. Metropolitan etki alanı 23 milyon. Kenti iş dünyası, borsa, turizm ve hizmet sektörü taşıyor. Bu kaynaklar ince dengelere dayalı... New York daha 1994’e dek kanunsuz bir Teksas kasabası gibiydi. Zamanın Belediye Başkanı Giuliani demir yumrukla kenti beş yılda temizledi ve toparladı. Ardından gelen zengin Bloomberg de 12 yıl kenti bir şirket gibi yönetti, hâlâ iyi hatırlanıyor. New York ekonomisi asayişe bağlıdır. Acemi siyasetçi de Blasio sınıf mücadelesini abartırsa yoksulların durumunu değiştiremez, ama polisi ve asayişi bozabilir. İşte o zaman New York kanunsuz zamanlara geri döner. Belediye Başkanı şimdilik karda oynuyor. Yaz gelince de kumda oynayacak. Ve o zamana dek burası New York mu, mini Havana mı, anlaşılacak. (Stargazetesi.com’ dan alınmıştır)

Uyuşturucu kullanan Kongre üyesi istifa etti ÖZGÜR TAŞTAN- NEW YORK (AA) - ABD’de Cumhuriyetçi Kongre üyesi Trey Radel, kokain kullandığı sebebiyle Kongreden istifa etmek zorunda kaldı. Florida eyaletinden Cumhuriyetçi partinin kongre üyesi olan Radel, geçen yıl Ekim ayında bir uyuşturucu kuryesinden kokain satın aldığının tespit edilmesinin ardından ABD Kongresinin etik kural ve sorumluluklarına uymadığı gerekçesiyle Aralık ayında ABD Kongre Etik Kurulu’na sevkedilmişti. 2012 yılında Çay Partisinin desteğiyle Kongre’ye seçilen Radel, 29 Ekim’de FBI ve uyuşturucu kaçakçılığı mücadele biriminin de katıldığı bir operasyonda uyuşturucu satın aldığı ortaya çıkmıştı. Uyuşturucu satın almasının ardından mahkemeye gönderilen ve uyuşturucu kullandığını kabul eden Radel, rehabilitasyon merkezinde 6 haftalık tedaviyi kabul etmesinin ardından 1 yıllık izleme şartı ile yeniden Kongreye katılan Radel, bugün ‘’daha fazla Florida seçmeninin beklentilerine cevap veremeyeceğini’’ gerekçe göstererek istifa etti.

Gündem

TÜRK KIZI’NIN büyük başarısı Gelişmekte olan ülkelerin ekonomileri ile ilgili raporlar hazırlayan İdil Demirel’in yaptığı başarılı işler ABD basınında yer almıştı. Demirel’in Sudan’daki çalışmaları şimdi de İngiliz Daily Telegraph gazetesine haber oldu SUDAN - POSTA212

E

konomist İdil Demirel’in Sudan için hazırladığı rapor, dünyaca tanınan İngiliz The Daily Telegraph gazetesinde büyük haber oldu.Proje sonrası Bölüm Başkanı olarak yeni görevine atanan Demirel artık birçok projelerin açılımından sorumlu. Son 5 yıldır çalıştığı şirketin anlaşmalı olduğu dünyaca ünlü ve prestijli gazetelere, Proje Müdürlüğü yapan İdil Demirel’in raporları New York Times, The Independent, USA Today ve The Times, gazetelerine haber olmuştu. Gelişmekte olan ülkelerin ekonomileri ile ilgili rapor hazırlayan başarılı Türk, en son Sudan için hazırladığı raporunu 21 Aralık 2013 tarihinde İngiltere’nin en prestijli gazetelerinden biri olan The Daily Telegraph’da başkent Londra olmak üzere birçok şehirde ve internet de yayınlandı. “NEW YORK’TAN DAHA GÜVENLİ” POSTA212 muhabirine verdiği demeçte Demirel, raporun hazırlanma sürecini şu şekilde aktardı: “Bu raporun gerçekleşmesi için Londra - New York ve Sudan arası toplantılar için gidip geldim. Projenin oluşumu için üst düzey yöneticilerle, bakanlarla ve halkla çok iç içe oldum, Sudan halkını insanlarını, geleneklerini çok seviyorum. Geç saatlerde bir çok kadını Khartoum başkent de görmeniz mümkün, şehir de güvenli, güzel bir enerji var. kendimi başkent Khartoum’da Avrupa ve Amerika daki büyük şehirlerinden daha güvenli hissettim” diye açıklama yaptı. Sudan halkının inanılmaz mi-

safirperver ve çok iyi insanlar olduğunun altını çizen Demirel, “Türkleri de çok seviyorlar. Sudan’daki Türk okullarında bir çok Türk öğretmen var .Bunun yanında özellikle maden, tarım, restorant ve tekstil alanında bir çok başarılı Türklerle de tanışma fırsatım oldu. Son projenin gerçekleşmesinde Sudan’da 12 seneden beri bulunan Çerkez kökenli başarılı bir aile- iş adamının desteğinin çok büyük olduğunun da altını çizdi. Sudan büyükelçisinin de kısa bir süre önce Amerika’dan Sudan’a

göreve geldiğini anlatan Demirel, “Ülkenin kalkınmasında Türklerin büyük çabası olduğu kesin bir şekilde ortada, daha yapılması gereken çok şey var ama bu süreçte yanlız değiller” diye ekledi. JİMMY CARTER İLE AYNI OTELDE Geçtiğimiz günlerde eski Amerikan Cumhurbaşkanı Jimmy Carter ile aynı otelde konaklayan ve görüşen başarılı Proje Müdürü Demirel sözlerine şöyle devam etti: “Carter, Sudan için faydalı işler yapıyor. Eski Cumhurbaşkanı ve eşi Sudan da çok

seviliyor. Carter ve eşinin amacı da Türkler gibi bu ülkenin kalkınmasına yardımcı olmak.” “ÖĞRENMEYİ SEVİYORUM” Üniversiteyi Londra’da okuyan Demirel, kalkınmakta olan ülkeler için rapor hazırlamaktan dolayı çok mutlu olduğunu belirterek, “ Mart 2014’te Boston şehrine Harvard Business School’da Yönetecilik ve liderlik programına başlıyacağım. Bu nedenle işlerime bir sure ara vereceğim için üzgünüm” diye konuştu. Fırsat

buldukça İstanbul’a giden Demirel, “Bir Türk olarak dünyaya verdiği imajın çok önemli olduğunu ve onun için eğitim sonrası çalışmalarına devam edeceğini belirtti. Daha önceden Sudi Arabistan’da Kraliyet Ailesi’nin, Mekke Valisi Prens Khalid Al Faisal’ın desteği ile bir rapor hazırlayan Demirel, Malezya’da görev aldı ve son olarak Ekim 2013 de İslam İşbirliği Teşkilatı için hazırladığı raporla Amerikan medyasında büyük yankı uyandırmıştı.

“DEĞERLERİMİZDEN

ASLA TAVİZ VEREMEYİZ” Güney Kaliforniya’da kurdukları dernekle Türkiye’nin tanıtımını yapmakta başarılı işlere imza atan ATASC eski başkanı ve Vatan Derneği’nin kurucu üyesi Vega Sankur, laik Türkiye ve Atatürk ideallerini sevenlerin oluşturduğu bir grup olduklarını belirterek, “Değerlerimizden asla taviz vermeyiz” dedi (KALIFORNİYA- POSTA 212)

G

üney Kaliforniya Türk Amerikan Derneği’nin (ATASC) eski başkanı ve Ventura Türk Amerikan Derneği’nin (VATAN) kurucu başkanı Vega Sankur “Biz Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Atatürk’ün ideallerini sevenlerin oluşturduğu bir grubuz. Kapımız herkese açık fakat değerlerimizden asla taviz vermeyiz” dedi. “HİZMET ETMEYE HAZIRIZ” Boğaziçi Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra yaklaşık 43 sene önce doktora yapmak üzere ABD’ye gelen Vega Sankur, uzun yıllar Amerikan petrol şirketi Chevron’da hizmet verdi. Profesyonel kariyerinin yanı sıra, ABD’de yaşayan Türklerin bir araya getirilmesine ve özellikle Amerikalılara Türkiye’nin doğru bir şekilde tanıtımının yapılmasına gönül veren Sankur, yaklaşık 4 sene ATASC’nin başkanlığını yaptı. Kaliforniya eyaletinin yüz ölçümüne kıyasla kişilerin birbirine ulaşılabilirliğinin az olma-

Vega Sankur

sı nedeniyle Ventura bölgesinde yaşayan Türk toplumu için ayrı bir dernek kurulması gerektiğine inanan Sankur, bölgede yaşayan yaklaşık elli ailenin yardımları ile ATASC çatısı altında VATAN derneğini kurulmasına önderlik etti. “İLGİDEN ÇOK MEMNUNUZ” 2007 senesinde kurulan VATAN Derneği’nin Türk toplumunu bir araya getirmek ve Amerikalıları ve yeni nesil Türk

Amerikalıları Türkiye hakkında eğitmek doğrultusunda bir çok etkinlik gerçekleştirdiğini ifade eden Sankur, Ventura bölgesinde her yıl düzenlenen Sokak Fuarı’nda açtıkları Türk standı sayesinde 5-10 bin kişiye ulaşabildiklerini ifade etti. Özellikle geçtiğimiz yıl düzenlenen fuarda Türk standında büyük bir katılım olduğunu, Türkiye’yi tanıtan kitapçıklar hediye edilen ziyaretçilerin büyük bir memnuniyet duyduklarını dile getiren Sankur, Türkiye’den getirilen ünlü halk dansları topluluğu HOY-TUR’un da bu ilgide büyük payının olduğunu ifade etti. ‘HERKES GÖREV ALMALI’ POSTA212 muhabirine verdiği demeçte “Amerikalıları çekecek daha çok etkinlik yapma arzusundayız” diye belirten Sankur, “Türk toplumundan gördüğümüz ilgiden çok memnunuz. Derneğimizin düzenlediği etkinliklerde görev alan herkes elini taşın altına koyarak elinden geleni yapıyor”dedi. Dernek olarak rotamız ve

dengelerimiz çok açık” diye konuşan Sankur, “Kapımız herkese açık, ama gelen kişilerin bilmesi gerekir ki bizim en önemli değerlerimiz Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bu değerlerimizin ışığı altında herkese büyük bir zevke hizmet etmeye hazır olduğumuzu belirtmek istiyorum” diye konuştu.


Toplum

29 Ocak 2014 Çarşamba

MUHAMMED ALİ’NİN OĞLUNUN DRAMI Eski Dünya Ağır Siklet Boks Şampiyonu Muhammed Ali Clay’ın oğlu Muhammed Ali, iki çocuğu ve eşi ile birlikte Chicago’da yıkık dökük bir evde yoksulluk içinde yaşıyor

(NEW YORK-POSTA212)

T

üm zamanların en iyi ağır siklet boks şampiyonu kabul edilen efsane isim Muhammed Ali’nin oğlu Muhammed Ali, babasının parkinson hastalığına yakalanmasından bu yana bu yana yoksulluk içinde yaşıyor. Muhammed Ali, 22 yaşında dünya şampiyonu olduğunda 100 milyon dolarlık bir servet kazanmıştı. Şu an oğlu yemek kuponlarıyla hayatta kalmaya çalışıyor. Ali (41), Chicago’nun tehlikeli bölgelerinden West Englewood’da iki yatak odalı harabe bir evde karısı Shaakira ve iki çocuğu Ameera (6) ve Shakera (5) ile birlikte neredeyse muhtaç bir şekilde yaşamını sürdürüyor. Aslında Ali, yaşadığını değil de daha çok hayatta kalmaya çalıştığını söylüyor. New York Post gazetesine konuşan Ali, iş bulmaya çalıştığını fakat bulamadığını belirterek, “Eğer babam sağlıklı olsaydı bana yardım ederdi” diyor. Çocukluğunun da çok iyi geçmediğini söyleyen Ali, ünlü boksör Muhammed Ali ve aktrist Belinda Boyd’un çocuğu olmanın hayal kırıklıkları ve zorluklar yaşattığını anlatıyor. Kendisini daha çok büyük anne ve büyük babasının büyüttüğünü ifade eden Ali, “Babam hasta olmadan önce iyi bir ilişkimiz olsun isterdim. Fakat şuan bu imkansız. Ama bu kalbimi artık kırmıyor. Kalbim o kadar çok kırıldı ki buna alıştım. Artık seni seviyorum baba” diyor.

(NEW YORK-POSTA212)

U

yuşturucuyla Mücadele Dairesi (Drug Enforcement Administration-DEA) Başkanı Michele M. Leonhart’ın, marijuananın alkolden daha zararlı olmadığını söyleyen Başkan Barack Obama’yı eleştirdi. Leonhard, “Obama esrarın da sigaradan daha zararlı olmadığı söyleyince şok olduk” dedi.

Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi Başkanı Michele M. Leonhart, marijuananın alkolden daha zararlı olmadığını söyleyen Başkan Obama’yı sert bir dille eleştirdi

nası’nda bir esrar bayrağı salladıklarını öğrendiği zaman DEA’da 33 yıldan bu yana en kötü durumu yaşadığını söyledi. Şeriflerin hepsi şok oldu. Onun pozisyonundaki bir

kişinin ilk defa bu kadar samimi olduğunu gördüm” iddialarında bulundu. Colorado eyaletinde marijuana satışının yasal hale gelmesiyle ilgili konuşan Obama, marijuana-

nın sağlıklı olmadığını kabul ettiğini ama alkolden daha tehlikeli olmadığını söylemişti. Obama ayrıca, esrarın sigaradan da bir farkı olmadığını ifade etmişti.

OTİSTİK ÇOCUK ÖLÜ BULUNDU NEW YORK - POSTA212

N

ew York’ta 3 ayı aşkın süredir kayıp olan Avonte Oquendo East River’da ölü olarak bulundu. Yaklaşık 4 ay önce kaybolan 14 yaşındaki otizmli Avonte Oquendo bütün aramalara rağmen bulunamamıştı. New York’un bütün görünür alanlarında kayıp ilanları olan Avonte, sonbahar ayında okulundan çıkmış, bir daha da kendisinden haber alınamamıştı. Geçen hafta East River’da bazı insan kalıntıları bulundu. Bu kalıntılardaki giysi parçaları Avonte’nin üstünde görülen kıyafetlere uyuyor-

GRAND CENTRAL’DA

‘MONİTÖR’ YOĞUNLUĞU A

İŞİNİ TEHLİKEYE ATTI The Boston Herald gazetesi haberine göre, Leonhart, Washington’da yapılan ulusal şerifler toplantısında kapalı kapılar arkasında Obama’nın marijuana ve alkolü kıyaslamasını eleştirerek işini tehlikeye atmış olabilir. Ulusal Şerifler Derneği (National Sheriffs’ Association) Başkanı Mike H. Leidholt, “Leonhart kendini ateşe atmış olabilir ama dürüsttü” yorumunu yaptı. KONGRE’DE ESRAR BAYRAĞI Bristol Şerifi Thomas M. Hodgson ise, “Leonhart, bizimle aynı nedenlerden dolayı hayal kırıklığına uğramış. Leonhard, böyle açıklamalar yapan bir yönetimin bilimi yeteri kadar anlamadığını söyledi. Leonhart, özellikle ona göre Beyaz Saray yasallaştırma grubuyla bir softball maçına katıldığı için bir hayal kırıklığı yaşıyor. Ama 4 Temmuz’da Amerikan Kongre Bi-

FOTOĞRAF: BİLGİN S. ŞAŞMAZ (AA)

DEA BAŞKANINDAN OBAMA’YA UYARI

du. Kemikler DNA testine gönderildi. Testlerin sonuçlarına göre sudan çıkartılan kalıntılar Avonte’ye aitti. Ölüm sebebini anlamak üzere polis geniş bir araştırma başlattı.

BD'de her gün yaklaşık 1 milyon kişinin kullandığı, dünyanın en büyük tren istasyonlarından Grand Central'ın monitör sistemindeki arıza binlerce Amerikalıya zor dakikalar yaşatıyor. New York'ta, 4 kişinin öldüğü, 60'tan fazla kişinin de yaralandığı Aralık ayındaki kaza ile gündeme gelen Metro North Demiryolları’nın bu kez de New Haven hattında teknik sorunlar yaşanıyor. Westport istasyonu yakınındaki hat kesintisinin giderilmesi için başlatılan çalışmalar tüm hızıyla devam ederken, seferlerdeki gecikmeler Metro North yolcularına zor dakikalar yaşatıyor. Hat kesintisine bağlı olarak her gün yaklaşık 1 milyon kişinin

kullandığı Grand Central İstasyonu'nun monitör sisteminde de aksaklıklar meydana geliyor. Meydana gelen aksaklık, özellikle iş çıkış saatlerinde Grand Central'da olağanüstü bir yoğunluk yaşanmasına yol açıyor. Monitörleri kullanamayan binlerce Amerikalı, yapılan anonsları duyabilmek için ünlü istasyonun büyük salonunda beklemek zorunda kalıyor. Binecekleri trenin kalkacağı platformu duyuran anonsun ardından Amerikalılar adeta yarışırcasına vagonlarına koşuyor. Yürütülen çalışmalar hakkında kamuoyunu düzenli olarak bilgilendiren Metro North yetkilileri sorunun bir an önce giderilmesi için tüm imkanların seferber edildiğini belirtti. (AA)

PAHA BİÇİLMEZ MAVİ ELMAS BULUNDU NEW YORK - POSTA212

G

üney Afrika’nın Cullinan Madeni’nde, nadir rastlanan 29.6 karatlık bir mavi elmas bulundu. Petra Elmas Şirketi, 29.6 karatlık elmasın kusursuz bir ton, canlı bir renk ve berraklığa sahip olduğunu belirterek elmasın astronomik bir fiyata satılmasını beklediklerini açıkladı. Uzman-

lar, mavi elmasın 15 milyon dolar ile 20 milyon dolar arasında bir fiyata satılabileceğini söylüyor. Şirketin 2008’de satın aldığı ve 1905’ten beri faaliyette bulunan Cullinan madeni, dünyanın en değerli taşı olan mavi elmasları ile ünlü. Geçtiğimiz yıl 25.5 karatlık olağanüstü bir mavi elmas çıkartılmış ve bu büyüleyici taş 16.9 milyon dolara alıcı bulmuştu. Dünyanın ikinci en büyük elması kabul edilen “Afrika’nın Yıldızı”adlı mavi elmas da 1905’te


29 Ocak 2014 Çarşamba

KREDİ KARTI GEÇMİYOR! (AYSEL TAPAN-HABER MERKEZİ) Günümüzde kredi kartları her kapıyı açıyor ama bazı şeyler var ki, sınırsız limitiniz de olsa kredi kartınızı kullanarak alışveriş yapamıyorsunuz. İşte bunlardan bazıları:

MarIJuana Yakın bir zamanda marihuanayı yasallaştıran Colorado eyaletinde bile marijuana içmek isteyen kişilerin nakit para ödemesi gerekiyor. American Express AXP, Visa ve MasterCard esrar alımında kredi kartı kullanımı resmi olarak yasaklamış durumda. Fakat ABD’nin önde gelen ekonomi gazetesi Wall Street Journal, bu yasağın Colorado’da zaman zaman delindiğini belirtiyor.

Pornografi Çocuk pornografisi mücadelesine yardım etmek istediklerini açıklayan American Express, online pornografik ürün alımını tamamen yasaklıyor. MasterCard ve Visa da kartlarının sadece yasal olan şeylerin satın alınması için kullanılmasına izin veriyor. Ancak, milyonlarca sitenin arasında hangisinin yasal olmayan içeriğe sahip olduğunu belirleyebilmek kredi kartı şirketlerinin önündeki en büyük engel.

WIkILeaks Visa ve MasterCard, 2010’da ABD’li kredi kartı kullanıcılarının WikiLeaks için kredi kartıyla bağış yapmasını durdurdu. Fakat site hala MasterCard kullanıcılardan ödeme kabul edebiliyor.

Kumar-Loto Kredi kartının kullanımının yasaklandığı bir başka alan da kumar. Fakat kredi kartıyla fiş alamayan kişiler, casinolardaki ATM’lerden nakit para çekip kumar oynayabiliyorlar. MasterCard, kumarın yasal olduğu eyaletlerde kartının kullanılmasına izin veriyor. Yine şansını denemek isteyenler loto biletini kredi kartıyla satın alma konusunda sorunlar yaşıyor. Loto kuralları eyaletten eyalete değiştiği için bazı eyaletlerde kredi kartı kullanabiliyorken bazılarında kullanamıyorsunuz.

Ekonomi

UFUKTA KRIZ YOK İzmir Katip Çelebi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İbrahim Attila Acar Türkiye’nin 2013 yılı genel ekonomisi hakkında değerlendirmelerde bulundu ve ufukta kriz olmadığını söyledi. Diğer ekonomistlerin yabancı sermaye kaçıyor, dolar yükseliyor, ekonomik kriz kapıda gibi açıklamalarına karşın, Prof. Acar ufukta kriz görünmediğini söyledi yoğunluğunu ise ekonomideki önemli tehditlerin başında gösterdi.

İZMİR - POSTA212

İ

zmir Katip Çelebi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İbrahim Attila Acar, ekonomik açıdan bakıldığında ülkelerin genel durumlarını gösteren standart göstergelerin bulunduğuna işaret etti. Prof. Dr. Acar, Türkiye’nin de siyasi, jeopolitik bir takım etkilerin haricinde, kendi dengesini kurduğunu ifade ederek: “Ancak coğrafya, İbni Haldun’un işaret ettiği gibi, “kaderdir”. Bu yüzden etrafımızda gelişen olaylara duyarlı olmamız da normaldir” diye konuştu.

MALİ DİSİPLİNE UYUMLU Türkiye’nin tarih boyunca, bulunduğu coğrafyanın hem olumlu hem de olumsuz etkilerini birlikte yaşadığını hatırlatarak bugün de ekonomiyi değerlendirirken uluslararası gelişmelerden, komşu yönetimlerden ve küresel ekonomik krizinden bağımsız bir tutum sergilemenin mümkün olmadığını söyleyen Prof. Dr. Acar, Türkiye’de kamu dengesinin genel olarak mali disiplinle uyumlu olduğunu, enflasyon, işsizlik ve faiz politikalarının kontrollü gittiğinden söz edilebileceğini ifade etti. Artan enerji bağımlılığı, nitelikli iş gücüne duyulan ihtiyacı ve düşük teknolojili üretimin

BORCUNA SADIK MİLLET Finans piyasalarında hukuki ve teknik alt yapının kuvvetli tesis edilmiş olmasının sevindirici taraf olduğuna değinen Prof. Dr. Acar, 2001 krizinde ödediği büyük bedel nedeniyle Türk bankacılık sisteminin artık dış gelişmelerden diğer ülkeler kadar etkilenmediğini ifade ederek: “Neredeyse herkesin bir kredi borcunun olduğu bir dönemde bu kredilerin geri dönüşü önemlidir. Bu nedenle kredi kullananların gelirleriyle ilgili problem yaşaması, kredi yükümlülükleri ile ilgili de problem yaşanmasına sebep olmakta, haliyle finans sistemini de etkilemekte” açıklamasında bulundu ve ekledi: “Türkiye’de takibe düşmüş kredi miktarı yüzde 2’ler civarındadır. Dolayısıyla hala borcuna sadık bir millet olduğumuzdan söz edilebilir. Hane halkının yükümlülükleri arttıkça kırılganlık da artmaktadır” İhtiyaçların borçlanma yoluyla karşılanmasının bugüne özgü bir durum olmadığını hatırlatarak özellikle 1900’lerden itibaren resmi kanallardan borçlanmanın muazzam bir artış gösterdiğini vurgulayan Prof. Dr. Acar, 1970 sonrasında ise

hane halklarının giderek daha yaygın bir şekilde resmi kredi kanalları yoluyla sisteme dahil edildiğini ifade ederek hane halkı yükümlülüklerinin kriz duyarlılığı konusunda önemli verilerden biri olduğunu belirtti. 

Bütçe Açığı Krizin Habercisi Devletin yükümlülüklerini gösteren önemli kriterlerden birisinin bütçe açığı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Acar’a göre bütçe açığı, devletin piyasalardan fon toplamasına neden oluyor. Fon talep

ÜSTESİNDEN GELİNEBİLİR Avrupa Birliği’nin kabul ettiği Maastricht kriterlerinde bütçe açığı ve borçlanma ile ilgili tanımlanan sınırlar bulunuyor. Türkiye, 2008 kriz dönemi hariç, 2005 yılından beri “milli gelirin yüzde 3’ünü aşmamış olmak” şeklinde tanımlanan referans bütçe açığı değerinin altında bir rakamı tutturmakta. Prof. Dr. İbrahim Atilla Acar bu verileri bir süre daha krizle ilgili olumsuzlukların kolaylıkla üstesinden gelebileceğimiz şeklinde yorumluyor.

İflas eden Detroit kentine 350 milyon dolar kaynak

Detroit kenti, elde ettiği finansmanla sanat eserlerini satmak zorunda kalmadan emekli maaşlarını ödeyebilecek. Detroit yöneticileri, Michigan eyaletinden 350 milyon dolar kaynak sağladı

10 doların altındaki her şey Kredi kartı kullanıcıları, 10 doların altındaki hiçbir şeyi satın alamıyorlar. Bu yasa (The Dodd-Frank Consumer Protection ve Wall Street Reform Act), 2010 yılında Kongre’den geçip imzalanmıştı. İşletmelerin çoğu da bazen 10 bazen de 5 doların altındaki alışverişlerde kredi kullanılmasına izin vermiyor.

Kredi Ayrıca, kredi kartınızı mortgage, otomobil kredisi, üniversite harcı ve öğrenci kredisi gibi kredileri ödemek için de kullanamıyorsunuz. Çünkü hiçbir şirket borcun borçla kapatılmasını istemiyor.

edenlere bir de devletin katılması ile de fon maliyeti artıyor. “Böyle bir durumda bireylerin kullanabileceği kaynaklar devlete gitmiş olur. Devlet dışındaki kesimin dışlanması anlamına da gelebilecek bu durum bir süre sonra tıkanmaya yol açabilir” diyen Prof.Dr.Acar, bu nedenle bütçe açığını önemli bir kriz göstergesi olarak değerlendirdi.

Vali Rick Snyder

WASHINGTON - AA

A

merika’da bir süre önce iflas eden Detroit kenti, emeklilerine olan mali yükümlülüklerini yerine getirebilmek amacıyla bağlı bulunduğu Michigan eyaletinden 350 milyon dolar kaynak sağladı. ABD’nin Michigan eyalet Valisi Rick Snyder, Detroit kentinin emeklilik fonuna 20 yıllık dönemde eyalet kaynaklarından 350 milyon dolar aktarmayı öngören planı kabul etti. Vali Snyder, “Eğer, Michigan yeniden büyük bir eyalet olmak istiyorsa Detroit kentinin başarılı bir yola girmesine ihtiyacımız var” dedi. Detroit’e sağlanan bu kaynak sayesinde şehrin değerli sanat eser-

lerinin borç ödenmesi amacıyla satılmasının önüne geçilmiş oluyor. Detroit, geçen hafta da 9 farklı vakıftan emeklilik yükümlülüklerini azaltıp sanat eserlerinin satışını engelleyebilmek amacıyla 330 milyon dolarlık kaynak sağlamıştı. Geçen ay Christie müzayede evi, Detroit kentinin sahip olduğu sanat eserlerinin değerini 867 milyon dolar olarak tespit etmişti. Uzun bir süredir borç kriziyle boğuşan Detroit, 18 Temmuz 2013’te iflas koruması talebiyle mahkemeye başvurmuş ancak mahkeme şehrin borçlarını ödemesine imkan olmadığı sonucuna vararak 3 Aralık 2013 tarihinde resmen iflas kararı vermişti. Detroit kentinin yaklaşık 18 milyar dolar borcu bulunuyor.

Türkiye’nin dizi ihracatı 150 milyon doları aştı... Türk dizi film sektörünün yapımları 50’den fazla ülkede televizyonlarda gösteriliyor. Dizi film sektörü geçen yıl sonu itibariyle Türkiye’ye 150 milyon dolar ihracat girdisi sağladı

Türk dizilerinin gösterildiği ülkeler A Türk dizilerinin gösterimde olduğu ülkeler: Afganistan, Almanya, Arnavutluk, Avusturya, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Bosna Hersek, Brunei Sultanlığı, Bulgaristan, Cezayir, Çek Cumhuriyeti, Çin, Endonezya, Estonya, Fas, Gürcistan, Hırvatistan, Irak, İran, İsveç, İsviçre, Japonya, Karadağ, Katar, Kazakistan, Güney Kore, Kosova, Kuveyt, Letonya, Libya, Litvanya, Lübnan, Macaristan, Makedonya, Malezya, Mısır, Özbekistan, Pakistan, Romanya, Rusya, Slovakya, Slovenya, Suriye, Tayland, Tayland, Tayvan, Tunus, Ukrayna, Umman, Ürdün, Vietnam, Yemen, Yunanistan olarak sıralanıyor.

nadolu Ajansı’nın Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü’nün (KDK) verdiği bilgiye göre, Türk televizyon dizilerinden 70’i 54 ülkeye ihraç ediliyor. 2013’te ilk kez Ukrayna, Pakistan, Rusya ve Çin pazarına giren Türk televizyon dizileri arasında “Muhteşem Yüzyıl”, “Fatmagül’ün Suçu Ne”, “Adını Feriha AŞK-I MEMNU

Koydum” ve “Aşk-ı Memnu” gibi yapımlar yer alıyor.

GÜMÜŞ REKOR KIRDI Dünya çapında en çok izlenen diziler arasına giren “Gümüş” dizisinin final bölümü sadece Ortadoğu’da 84 milyon kişi tarafından izlendi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın verilerine göre, uluslararası pazara açıldığı ilk günlerde bölüm başına 35 ila 50 dolar fiyat biçilen Türk dizilerinin satış fiyatları bugün, 500 dolar ile 200 bin dolar arasında değişiyor. 2013 yılı sonu itibariyle Türkiye’nin yıllık dizi ihracatı ise toplamda 150 milyon doları aştı.

Ezel

Muhteşem Yüzyıl

İhraç edilen Türk dizileri İhraç edilen Türk dizileri ise şunlar: Adını Feriha Koydum, Annem, Arka Sokaklar, Asi, Aşk-ı Memnu, Azad, Benden Baba Olmaz, Berivan, Bir Bulut Olsam, Bütün Çocuklarım, Candan Öte, Çemberimde Gül Oya, Düğün Şarkıcısı, Elveda Derken, Fatmagül’ün Suçu Ne, Fırtına, Gece Gündüz, Genco, Geniş Zamanlar, Gümüş, Hanımın Çiftliği, Haziran Gecesi, Ihlamurlar Altında, İki Aile, Kampusistan, Kavak Yelleri, Kaybolan Yıllar, Keşanlı Ali Destanı, Kınalı Kar, Kod Adı, Kurtlar Vadisi, Kuzey Güney, Küçük Kadınlar, Küçük Sırlar, Menekşe ile Halil, Muhteşem Yüzyıl, Öyle Bir Geçer Zaman Kİ, Sağır Oda, Sonbahar, Türkan, Unutabilsem, Vazgeç Gönlüm, Yaprak Dökümü, Yılan Hikayesi, Yol Arkadaşım, Zoraki Koca. (The Wall Street Journal)


Ekonomi

29 Ocak 2014 Çarşamba

85 zenginin serveti 3 milyar yoksula eşit Dünyanın en zengin 85 insanın, dünya nüfusunun en yoksul 3 milyar insanından daha fazla parası var AHMET BUĞDAYCI NEW YORK - POSTA212

M

edyada her gün gelir eşitsizliği üzerine çeşitli araştırmalar, rakamlar yayınlanıyor. Ama bu araştırmalar gelir üzerinden mevcut eşitsizliği açıklıyorlar. Bu da asıl gerçeği gizliyor. Ekonomistler buna şu örneği veriyor: “Maaş bir gelir, ama hisse senedi, konut, ya da şirket ortaklıklarının servetini oluşturuyor. Yoksullar ihtiyaçlarını karşılamak için gelirini hemen harcıyor, buna karşın zenginler servetlerinin çok az bir bölümünü harcayıp, sürekli tasarruf ediyor.” Buna göre servet üzerinden yapılan eşitsizlik hesaplamaları gelir eşitsizliğinden çok daha ürkütücü sonuçlara ulaşıyor. YÜZDE BİR HER ŞEYİ ALIYOR Oxfam’s Opus araştırma şirketinin servet üzerinden yaptığı global bir araştırmaya göre, dünyanın en zengin 85 kişisinin serveti, dünya nüfusunun en yoksul 3 milyarından daha fazla. İnanılmaz ama gerçek. 85 kişi 3 milyardan daha zengin… Bu da, küresel zenginliğin ya da servetin ikiye bölündüğünü, bunun yaklaşık yarısının en zengin yüzde 1’e, geri kalanın da yüzde 99’a dağıldığını gösteriyor. The World Economic Forum bu durumu insanoğlunun gelişmesinin önündeki en büyük risklerden biri olarak tanımlıyor. Ayrıca aşırı ekonomik eşitsizlik ve

Amerika’da yoğurt savaşları başlıyor. ‘Chobani’ markasıyla Amerika’nın en büyük yoğurt üreticisi haline gelen Erzincanlı Hamdi Ulukaya, Fransız devi Danone ile 2 Şubat’taki Amerikan futbol ligi finali olan Super Bowl’da reklam savaşına girecek

siyasi egemenlik çoğunlukla birbiriyle paralel gidiyor. Bir başka deyişle politik kurumlar denetlenmediği zaman sistem temelden çürümeye başlıyor ve hükümetler ortalama vatandaşın zararına olarak ezici bir şekilde ekonomik elitlerin çıkarlarına hizmet etmeye başlıyor, bu da ekonomik eşitsizliği sürekli körüklüyor. SERVETLERİ 110 TRİLYON DOLAR Zenginliğin bu aşırı konsantrasyonu ahlaki, sosyal, ekonomik büyüme, eşitsiz siyasi temsil ve fırsat eşitsizliği üzerinde çok olumsuz trendlere yol açıyor. Bu etkileri şu şekilde özetlemek mümkün: Dünya nüfusunun yüzde 1’i küresel servetin yaklaşık yarısını alıyor. En zengin yüzde 1’in serveti 110 trilyon dolar olarak ölçülüyor. Bu da en alttaki dünya nüfusunun servetinin 65 misli anlamına geliyor. Dünya nüfusunun en alttaki yarısı, en zengin 85 kişi kadar servete sahip. En zengin yüzde 1, 1980 ve 2012 arasındaki verilere göre, araştırma kapsamındaki 26 ülkeden 24’ünde zenginlik paylarını artırdılar. Örneğin ABD’de 2009’dan bu yana görülen ekonomik büyümenin yüzde 95’i en zengin

yüzde 1’e yararken, toplumun en alttaki yüzde 90’ı tam tersine daha da yoksullaştı. SOSYAL ÇÖKÜŞ TEHLİKESİ Ekonomik kaynakların birkaç insanın elinde bu inanılmaz konsantrasyonu politik ve ekonomik sistemler için çok ciddi bir tehlike arz ediyor. Toplum olarak daha ileri gitmek yerine, insanlar gi-

derek daha fazla ekonomik ve sosyal güçler tarafından bölünüyor, bu da kaçınılmaz olarak sosyal tansiyonu yükseltiyor ve toplumsal çöküş riskini artırıyor. Yine Oxfam’ın araştırmasına göre, tüm dünya genelinde yasaların ve düzenlemelerin zenginlerin lehine olarak dizayn edildiğine inanıldığına dair güçlü bir inanç var. LATİNLER EŞİTSİZLİĞİ AZALTIYOR G20 içinde yer alan tüm ülkelerde, Güney Kore dışında eşitsizlik artarken, Latin Amerika ülkelerinde anlamlı bir iyileşme görülüyor. Brezilya, Meksika ve Arjantin, yüksek oranlı vergilendirme ve kamu harca-

malarının da katkılarıyla gelir eşitsizliğini azaltıyor. İMTİYAZ VE BORSALARA DİKKAT! Diğer yandan servet eşitsizliğindeki eşitsizlik sadece yoksulun daha yoksul olmasının ölçümü anlamına gelmiyor. Bu daha çok, siyasi ve ekonomik sistemlerde zenginlere tanınan imtiyazların yarattığı ve borsa gibi finansal piyasalardan elde edilen olağanüstü servetlerin ölçümü anlamına geliyor. Buna karşın, gelir eşitsizliği artarken dünya yoksulluk oranının düşmesi de başka bir realite. 1970’den bu yana dünya yoksulluk oranı yüzde 80 oranında düştü. Meksiko City’den,

Nairobi’ye, Şangay’a pek çok kent bir kuşak içinde yoksulluktan dinamik uluslarararası pazarlara dönüştüler. Kişi başına 1 doların altında günlük gelir olarak belirlenen yoksulluk oranı, 1970’lerde yüzde 27 iken bu oran 1980’de yüzde 18’e, 1990’da yüzde 8’e düşmüş. 2005 itibarıyla dünyada günlük 1 doların altında gelirle yaşayanların oranı yüzde 5 ÖLDÜRMÜYOR , SÜRÜNDÜRÜYOR Rakamlar açlık seviyesindeki mutlak yoksulluğun düştüğünü, buna karşın küresel zenginliğin artığını, ama bu servetten yoksulların çok az pay aldığını gösteriyor. Kısacası küresel sistem öldürmüyor ama süründürüyor.

Amerika’da yoğurt savaşları NEW YORK - POSTA212

G

eçen yıl 108 milyon kişinin izlediği Süper Bowl karşılaşması, bu yıl Amerika’nın ‘yoğurt kralı’ Erzincanlı Hamdi Ulukaya’nın Chobani markası ile Fransız Danone’un Oikos yoğurdunun mücadelesine sahne olacak. Fox Sports kanalında yayınlanacak müsabaka sırasında Chobani 60 saniyelik, Danone’un Amerika’nın markası Dannon ise 30 saniyelik reklamlarla müşteri çekmeye çalışacak. Süper Bowl’da 30 saniyelik bir reklamın bedeli yaklaşık 4 milyon dolar. Süper Bowl sırasında ilk kez reklamı yayınlayacak olan Chobani’nin yıldızı bir boz ayı olacak. Reklamda kış

uykusundan yeni uyanan ayı, bir süpermarkete giriyor. Rafları kolaçan etse de doğal yiyecek bulmakta zorlanıyor. Yemek konusunda titiz olduğu gözlenen boz ayı özellikle yoğurt rafında doğal ürünle karşılaşmayınca çıldırıyor. Konuyla ilgili New York Times’a konuşan Hamdi Ulukaya, “Yiyecekte devrim ya-

palım. Herkes daha iyi yiyeceğe kavuşsun. Ülke genelinde bir tartışma başlatmak istiyoruz” dedi. Rekabeti çok sevdiğini dile getiren Hamdi Ulukaya, ilk kez Amerika’da herkesin izlediği bir etkinlikte yer alacakları için heyecanlı olduğunu belirtti. Chobani’nın Marka Müdürü Peter McGuinness ise, “2014 yoğurt savaşları yılı olacak. Chobanı buradan zaferle çıkmak istiyor” yorumunu yaptı. SIRADA OSCAR VE KIŞ OLİMPİYATLARI Chobani ABD’de yoğurt pazarının lideri olsa da markayı Amerikalılar’ın sadece üçte birine yakını tanıyor. Şirket bu yıl Super Bowl ile birlikte agresif bir tanıtım atağına kalkacak. Sos-

yal medyada da reklama başlayacak olan Chobani, Oscar ödül töreni ve Kış Olimpiyatları için de projeler hazırlıyor. Chobani’nin ‘Nasıl olduğu önemli!’ temalı boz ayılı reklamı, maçın 3. çeyreğinde yayınlanacak. ‘Altüst’ adlı reklamda, “Bir kase yoğurt dünyayı değiştirmez.... Ama onu nasıl imal ettiğimiz değiştirebilir” mesajı verilecek. Bir çok markanın kuruluş tarihini öne çıkardığını ya da ürünün nerede yapıldığını vurguladığını belirten Peter McGuinness, “Bir ürünün nasıl yapıldığını görmek her zaman hoş olmayabiliyor. Biz ise burada farklılaşıyoruz. Tamamen doğal malzemenin basit biçimde yoğurda dönüşmesini öne çıkarıyoruz” dedi.

GEÇEN YILKİ GELİRİ 4.2 MİLYAR DOLAR Pazar payı yüzde 12.5 civarında olan Chobani, geçen yıl 4.2 milyar dolar gelir elde etti. Hamdi Ulukaya, 2005 yılında kredi kullanarak küçük bir yoğurt fabrikası aldı ve sonrasında Chobani markasını oluşturdu. 1972 yılında Erzincan’da bir köyde doğan ve 1994 yılında ABD’ye dil öğrenmeye gelen Ulukaya, adeta Amerikan rüyasının bir simgesi haline geldi. Chobani, İdaho’da dünyadaki en büyük yoğurt fabrikasında üretim yapıyor.

Küresel ekonomi dönüm noktasında

Dünya Bankası’na göre, ekonomik krizin başlamasından 5 yıl sonra, küresel ekonomi gelişmiş ülkelerin öncülüğünde bir dönüm noktasına geldi WASHINGTON

D

ünya Bankası’nın Küresel Ekonomik Öngörüler Raporu’nun başyazarı, Amerika’nın bu ülkelerin başında geldiğini söylüyor. Burns, “Son beş yıldır ilk kez gelişmiş ülkelerin ekonomileri ivme kazandı. Uzun süredir ilk kez küresel büyümede bu ülkelerin büyük payı olacak. Bu gelişmekte olan ekonomiler için de iyi bir gelişme” dedi. Dünya Bankası’nın tahminlerine göre 2013’te 1,8 büyüyen Amerikan ekonomisi 2014’te yüzde 2,8’lik büyüme yaşayabilir. Bankanın baş ekonomisti Kaushik Basu geçen yıl durgunluğu atlatan Avrupa’nın da benzer bir deneyimden geçeceğini düşünüyor. Basu, “Son tahminlere göre, Avrupa

ekonomisi yüzde 0,4 küçüldü ancak bunun büyümeye dönüşmesini bekliyoruz. Yüzde 1,1 büyük bir rakam değil ancak Avrupa’nın son 6 yılına bakarsak, bu gerçekten olumlu bir gelişme” diye konuştu. Siyasal istikrarsızlık Kuzey Afrika ve Ortadoğu’nun bazı bölgelerinde risk yaratmaya devam etse de asıl bilinmeyen, Amerika Merkez Bankası’nın ekonomiye olan desteğini azaltmasının yarata-

cağı etki. Basu, bu etkinin düşük olacağını tahmin ediyor ve Merkez Bankası bu kararını 2013’te açıkladığından beri diğer ülkelerin yükselen faiz oranları nedeniyle zaten etkileri hissetmeye başladığını söyledi. Basu, “Bunu Güney Afrika, Endonezya ve Hindistan’da gördük. Bu ülkelerin para birimlerinin değerinde büyük düşüş oldu. Bu açıdan bakarsak pazarlarda büyük oranda ayarlama zaten gerçekleşti. Merkez Bankası alımları 85’ten 75 milyar dolara düştüğünde çok büyük bir etki yapmadı, çünkü etkinin bir kısmı önceden yaşanmıştı” dedi. Dünya’nın en hızlı büyüyen ekomisi Çin’in ise yüzde 7,7’lik büyüme hızını sürdürmesi bekleniyor. Ancak Basu, kendisini en çok heyecanlandıran öngörünün, 2014 yılında Afrika’nın güneyinde beklenen yüzde 5,3’lük büyüme oranı olduğunu söylüyor. (VOA)

İşsizlik sigortasında artış WASHINGTON - AA ABD’de Çalışma Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre, ilk defa işsizlik sigortasına başvuran kişi sayısı son haftalarda görülen iniş eğiliminden farklı olarak kısmi yükseliş kaydetti. Geçtiğimiz hafta işsizlik sigortasına başvuranların sayısı, ekonomistlerin 330 binlik beklentisinin biraz altına inerek 326 bin olarak gerçekleşti. Önceki haftanın verileri de 325 binden 326 bine revize edildi.

Çalışma Bakanlığı’nın verilerine göre, işsizlik başvuruları son 4 haftalık ortalama da 3.750 azalarak 331 bin 500 düzeyinde gerçekleşti. ABD’de işgücü piyasasında son aylarda kaydedilen olumlu gelişmeler sonucu kasım ayında 241 bin yeni iş alanı yaratılıp işsizlik oranı yüzde 7’ye inmişti. Aralık ayında işsizlik oranı yüzde 6,7’ye inmesine karşın ülke genelindeki elverişsiz hava koşullarının da etkisiyle son haftalarda işgücü piyasası yatay bir seyir izliyor.


Gündem

29 Ocak 2014 Çarşamba

Yazı İşleri

Ahmet Ravalı twitter@ahmetravali

Ecdadınızdan ders alın bari! YAŞANAN gerginliğin içinde geçtiğimiz hafta iki önemli nokta dikkatimi çekti ve beni tarihe götürdü. Hadi biraz şeytanın avukatlığını yapalım bari. Malum, bütün bu kavga gürültünün ana kaynağı 17 Aralık’ta su yüzüne çıkan rüşvet, yolsuzluk davası. Hükümetin başı, son çaresi olan bir siyasi manevrayla dikkatleri bu yolsuzlukların, hırsızlıkların, rüşvetin üzerinden başka bir noktaya çekmeye çalışıyor. Ecdadının her yaptığına sahip çıkan Erdoğan, acaba Osmanlı’da rüşvetin yolsuzluğun olup olmadığını veya nasıl yapıldığını biliyor mu acaba? Şimdi hemen bazıları koro halinde itiraz edebilir. Osmanlı’nın nasıl büyük bir devlet olduğunu, nasıl Viyana kapılarına dayandığını, ecdadlarının 7 düvele nasıl kök söktürdüğünü anlatmaya başlar. Ama bir de Osmanlı’nın bu yönü var. Evet, Osmanlı da rüşvet vardı! Hem de rüşvetin, yolsuzluğun ağa babası vardı. Hatta ve hatta rüşvet, Osmanlı bürokrasisinde meşru bir kazanç kapısıydı. Zira II. Mahmut zamanına kadar devlet görevlilerine merkezi hazineden maaş ödenmezdi. Memurlar da, paşalar da dahil, geçimlerini kendilerine bağlanan tımar, dirlik veya haslardan sağlarlardı. Sayıştay Dergisi’nin 59’uncu sayısının 119’uncu sayfasından öğreniyoruz ki; Osmanlı Devleti’nin daha ilk dönemlerinde bile rüşvet varmış. Orhan Bey zamanında askeri teşkilatın ilk adımı sayılan yaya sınıfı kurulurken Bursa kadısı Çandarlı Kara Halil Paşa’nın rüşvet aldığı anlatılıyor. Zaman ilerledikçe mesela I. Bayezid döneminde rüşvetin adalet teşkilatına kadar girdiği görülüyor. İmparatorluğun parlak yıllarının yaşandığı Kanuni Sultan Süleyman döneminde bile rüşvetin alâsının olduğu, devrin sadrazamlarının da defterdarının da açık ve seçik olarak rüşvet aldıkları örnekleriyle anlatılıyor. Nitekim, devrin ünlü şairi Fuzuli bir şiirinde, “Selam verdim, rüşvet deyüldur deyu almadılar” diye boşuna şikayet etmiyor. Ama hakkını yememek lazım (!) işin piri, yani rüşvet tarihine adı altın harflerle geçiren kişi ise Rüstem Paşa. Hani Mihrimah Sultan’ın kocası, Hürrem Sultan’ın işbirlikçisi olan ve Kanuni döneminde 14 yıl sadrazamlık yapan Rüstem Paşa, aynı zamanda iyi bir maliyeciydi. Sadrazamlığı sırasında da hazine altınla doluydu. Ama gel gelelim, rüşvet yemeden selam bile vermeyen cinstendi. Öldüğünde öyle bir mal varlığı bıraktı ki, bugün yaşasaydı bu servetiyle Koç ve Sabancı’yı 10 kez satın alırdı diye anlatıyor tarihçiler. Sadece, geride bıraktığı 780 bin adet ‘Duka Altını’nın bugünkü değeri 42 trilyon lira ediyor. Akçelerin ve gümüş eşyalarının yaklaşık değeri ise 80 trilyon lira. Şaka gibi geliyor ama, rahmetlinin 815 çiftliği, 1700 kölesi, 1160 devesi, 2900 tane de atı varmış. Pirleri Rüstem Paşa’nın izinden giden daha nice sadrazamlar da oldu. Ama bir kısmının da sonu hazin oldu. Mesela, Padişah 3. Mehmet’in, Vezir-i Azam Hadım Hasan Paşa’yı 1603’te rüşvet aldığı gerekçesiyle idam ettirdiğini biliyoruz. Yine I. Mahmut aynı gerekçe ile Hafız Beşir Ağa’yı katlettirmiştir. 3. Osman en sevdiği adamlarından VezirAzam Silahtar Bıyıklı Ali Paşa’nın rüşvet aldığını duyunca katlini emretmiştir. Ama daha da ilginci, Sultan İbrahim’in katli için verilen fetvada rüşvet almak gibi bir gerekçe vardır. Yani her zaman papaz pilav yememiştir... *** Gelelim dikkatimi çeken bir diğer konuya. Hükümet ile TÜSİAD arasındaki bu gerilim beni üçüncü Ecevit hükümetinin kurulduğu 1978’in başlarına götürdü. O dönem, ülke ekonomik bunalım ve giderek tırmanan anarşiyle boğuşuyordu. Bir yanda hükümetteki bakanlara yönelik yolsuzluk iddiaları, öte yandan ülkenin içinde bulunduğu ekonomik bunalım ve anarşi... Ülkede tam bir kaos hakimdi. İşte tam o sıralarda TÜSİAD devreye girdi. Hükümet kontrolündeki TRT televizyonunu kullanamayacağı bilen TÜSİAD, tarihte ilk kez hükümeti peş peşe gazete ilanlarıyla uyarmaya başladı. Ticaret ve Sanayi Odaları Meclisi de hükümeti kamuoyu önünde uyarınca, Ecevit, “Bu devlet, işadamlarının muhtırası ile hükümet kurmaz, hükümet düşürmez, bu ülkede halkın dediği olur, halkı sömürenlerin değil... Hepsini savcılığa vereceğim...” diyecekti. Ancak, ilanlar durmadı. Üstelik esnaf da kepenk indirerek, kontak kapatarak bu halkaya eklendi. Meclis’te ise Ecevit hükümetinin bakanlarından Hilmi İşgüzar ve Tuncay Mataracı hakkında gensoru verilmişti. İşgüzar istifa etti. Hükümet dört bir yandan kuşatılmıştı. 1 Mayıs’ta İstanbul’da uygulanan sokağa çıkma yasağı, tüm bunların üzerine tuz biber ekti. Tepkiler çığ gibi büyüyordu. Hükümet içinde de istifalar birbirini izlemeye başladı... 4 bakan arka arkaya hükümetten ayrıldı. 18 aylık iktidarın sonunda Ecevit, yenilgisini kabul etmek için son bir darbe bekler gibiydi... O da 14 Ekim 1979 ara seçimleriyle geldi. CHP, son seçimlerde yakaladığı yüzde 41.4’lük oy oranından yüzde 29.1’e düşmüştü... Yani ‘geleneksel oy oranı’na... Sonunda, iki gün sonra 16 Ekim 1979’da Ecevit, istifa etti. Şimdi hiç öyle ‘kıssadan hisse’ falan demeyeceğim. Nasıl olsa ‘dediğim dedik çaldığım düdük’ diyen saltana göz dikmiş bir Vezir-i Azam’ımız var. Desek de takmaz zaten. *** Sonunda Başbakan baklayı ağzından çıkardı mı desem kaçırdı mı desem bilemedim ama, bir ekonomik kriz olduğunu kabul etti. Geç bile kaldı bana göre. Döviz aldı başını gidiyor. Merkez Bankası ne yapacağını şaşırmış durumda. Bir gün içinde piyasaya 2 milyar dolar pompalandı ama yangın sönmedi. Bu satırların yazıldığı saatlerde Merkez Bankası yeni bir hamle yapacağının sinyallerini veriyordu. Büyük bir ihtimalle faiz silahına sarılacaktır. Ama işe yarar mı diye sorarsanız ‘hayır’ derim. Bunun da tarihte örneklerini çok gördük. Onu da başka bir yazıda anlatırız. Hadi küçük bir bilgi damlası ile yazımızı bitirelim. Malum tarihten çok konuştuk bugün. Ecdadın rüşveti, yolsuzluğu ile çok uğraştık. Peki Osmanlı’da döviz var mıydı peki hiç düşündünüz mü? Hemen söyleyeyim evet vardı. Osmanlı’nın doları da Venedik parası olan Flori idi hemde. Düka Altını olarak da bilinen bu para 3.148 gramdı. Mesela, Kanuni zamanında bir Flori 60 akçeye eşitti. 1624 yılında bu paranın değeri 400 akçeye kadar çıktı. Venedik ve Cenevizli tacirlere borçlanan Osmanlı Sarayı da bu yüzden battı zaten.

Zehir zemberek rapor Düşünce kuruluşu Freedom House 2014 Özgürlükler Raporu’na göre Türkiye Basın özgürlüklerinin büyük bir düşmanı olma yolunda hızla ilerliyor. Raporda, dünyada son sekiz yıl içinde özgürlüklerde sürekli bir gerileme yaşandığına da dikkat çekiliyor İLHAN TANIR WASHINGTON - POSTA212

D

üşünce kuruluşu Freedom House 2014 Özgürlükler Raporunu geçtiğimiz hafta Washington’da açıkladı. Rapora göre Türkiye, geçen yıl olduğu gibi Özgürlükler puanlamasında 3.5 (en iyisi 1, en kötüsü 7), sivil özgürlüklerde 4 ve politik haklarda da 3 notlarını aldı. Türkiye ayrıca, bu yıl da ‘kısmi özgür’ kategorisinde yer aldı. Freedom House kurumu, Washington’daki Johns Hopkins Üniversitesinde düzenlediği bir oturumla, geçtiğimiz yıl dünya çapındaki gelişmeleri ve özgürlük trendlerini tartıştı. Dünyada son sekiz yıl içinde özgürlüklerde sürekli bir gerileme yaşandığı, bunun da en çok Çin, Avrasya ve Ortadoğu bölgelerinde yaşandığı ifade edildi.

TELEFONLA ATILAN GAZETECİLER Freedom House’un başkan yardımcısı Arch Puddington, Türkiye ile ilgili sorulan bir soruya karşılık olarak, ‘Türkiye’nin kötü bir doğrultuda’ yol aldığını ifade etti. Yine Puddington, kendi konuşması esnasında Türkiye’ye de kısaca değindi ve şunları söyledi: ‘‘Türkiye birkaç yıl önce hapse attığı gazetecilerin çoğunluğu ile konuşulurdu. Şimdi ise başbakan Erdoğan’ın telefon açarak gazetecileri işten attırması ile gündemde.’’ Rapordaki puanlar, Türkiye’nin notunu 2013 ile aynı olsa da, raporun Türkiye bölümünde trend olarak Türkiye’nin yönü aşağı olarak

gösterilmesi ile dikkat çekti. 2012 ve önceki yıllara göre Türkiye’nin notlarında düşüşler gözleniyor. Türkiye’nin 2014 yılındaki özgürlükler notlarının ayrıca 2004 yılı ile aynı olduğu görüldü.

ERDOĞAN ARTIK DÖNDÜ Raporda Türkiye’ye özel bir bölüm bulunuyor. Bununla birlikte ana raporda Türkiye ile ilgili olarak şu paragraflara yer verildi: ‘’Erdoğan görevdeki ilk yıllarında, Özgürlük Evi raporu da dahil olmak üzere, geç kalmış reformları yaptığı için övüldü. Daha sonra ise reformların durduğu gözlendi. Son

zamanlarda ise anahtar demokratik kurumların yoğun bir baskıyla yüzleştiği görüldü, temel sivil özgürlüklerde gerilemeler yaşandı.’’

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ DÜŞMANI ‘’Yüzlerce tanınmış Türk, hükümeti devirme planı nedeniyle ‘derin devlet’ adı verilen davalar nedeniyle suçlandı ve bu hukukun üstünlüğü ve seçici adalet konuları hakkında ciddi soruları gündeme getirdi. Bu endişeler, Erdoğan’ın dostlarına karşı getirilen yolsuzluk davaları nedeniyle güvenlik güçleri ve savcıları işlerinden atmasıyla arttı.

Aynı şekilde Başbakanın medyada kendisini eleştiren seslere karşı yaptığı kampanya da (endişeleri artırdı.) Hükümet birkaç yıl önce AB üyeliği için ciddi müzakereleri yürütürken şimdilerde basın özgürlüğünün büyük bir düşmanı oldu.’’

ERDOĞAN, OTORİTERLEŞTİ ‘’Erdoğan’ın İstanbul’da sevilen bir parkı (Gezi) elimine etmeye yönelik projesine karşı protestolara karşı buyurgan reaksiyonu da kendisinin artan otoriter eğilimlerini ortaya koydu. Yetkililerin protestoculara, onlara kapı açan iş yerle-

rine ve konuyla ilgili yorum yapan sosyal medya kullanıcılarına ve diğerlerine misilleme yaptığı gözlendi. Artan bir şekilde başbakan ve müttefikleri bütün bu dertlerin kaynağı olarak uluslarası planları ve oyunları suçlamaya başladılar.’’

TÜRKİYE’NİN TRENDİ DÜŞTÜ ‘’Türkiye’ye, hükümetin İstanbul ve diğer şehirlerdeki protestoculara yaptığı sert müdaheleler ve hükümetin ajendasına itaat (conform) etmesi için özel şirketlere karşı giderek artan siyasi baskıları nedeniyle aşağı doğru trend notu verildi.’’

FREDOOM HOUSE BAŞKAN YARDIMCISI ARCH PUDDINGTON’TAN ERDOĞAN İÇİN ŞOK SÖZLER

‘Tayyip Erdoğan Putin olma yolunda’ “Gülen Hareketini suçluyarak ve ‘yanlış olan hiçbir şey yok diyerek’ sıyrılmaya çalışılmasını, Erdoğan’ın olayları suistimal ederek, bütün yolsuzluklardan elini yıkaması olarak görüyorum” WASHINGTON - POSTA212

F Fredoom House Başkanı Kramer

Türkiye için endişeliyiz “İfade özgürlüğü, basın özgürlüğü, yolsuzluk skandalından dolayı endişeliyiz. Türkiye’ye özel olarak önümüzdeki haftalarda da yeni bir ‘ifade özgürlüğü’ raporu yayınlayacağız” WASHINGTON - POSTA212

F

reedom House Başkanı David J. Kramer POSTA212’ye yaptığı açıklamada Türkiye’de son dönemde yaşanan gelişmelerden endişe duyduklarını söyledi. Kramer Washington temsilcimiz İlhan Tanır’ın sorularını yanıtladı. ■ Türkiye hakkında endişeli misiniz? Evet, ve bunu raporda da yazdık. Türkiye’nin kritik öneminden dolayı da, Türkiye’ye özel olarak önümüzdeki haftalarda da yeni bir ‘ifade özgürlüğü’ raporu yayınlayacağız. İfade özgürlüğü, basın özgürlüğü, yolsuzluk skandalından dolayı endişeliyiz. Tabi bir de bu yıl içinde yapılacak yerel seçim ve cumhurbaşkanlığı seçimleri var. ■ Güvenlik ve Yargı’daki işten el çektirmeleri nasıl buluyorsunuz? Bu yolsuzluk iddialarına karşı alınacak bir yol değil. Oldukça endişe verici gelişmeler.

■ Hükümet “Bu davaların arkasında Gülen Hareketi var” diyor… Bu konuda yorum yapabilecek pozisyonda değilim. Bildiğim, bu el çektirmeler yolsuzluklar iddialarına karşı verilecek cevaplar değildir. Yapılması gereken bu soruşturmalara yol vermek ve bu soruşturmaların uygun ortamda izlenmesine ortam oluşturulması gerektiğidir. Yapılanlar ise birçok soruyu beraberinde getiriyor. ■ Erdoğan ve hükümeti kendilerine karşı uluslararası planlar olduğunu söylüyor. Bu ciddi bir iddia değil. Burada bir uluslararası oyun yok. ■ Türkiye’nin yükselişini engelleyen bir Batı da mı yok? Ben Türkiye’nin demokratik bir ülke olarak yükselişini görmek istiyorum. İstikrarlı, özgürlüklerle, teşebbüs hürriyetleri ile bölgede örnek ülke olmasını isterim.

reedom House’un başkan yardımcısı Arch Puddington, POSTA212’nin açıklanan özgürlükler raporunda yoğun eleştirilere maruz kalan Türkiye ile ilgili Washington temsilcimiz İlhan Tanır’ın sorularını yanıtladı : ■ Erdoğan ve hükümeti kendilerine karşı bir darbe girişimi olduğunu düşünüyor. Haklı mı sizce? Bakınız, Gülen Hareketi gibi bir hareketin toplum için sağlıklı olmayacak şekilde siyasi olayları kapılar arkasından etkilemesini anlıyorum ve yine bu durumun herhangi bir demokratik hükümet için ortaya çıkardığı güçlüklerin de farkındayım. Diğer tarafta ise, yolsuzluklar hakkında gerçek bazı deliller var ise, bunu Gülen Hareketini suçluyarak ve ‘yanlış olan hiçbir şey yok diyerek’ sıyrılmaya çalışılmasını, Erdoğan’ın olayları suistimal ederek,

bütün yolsuzluklardan elini yıkaması olarak görüyorum. ■ Seçim sezonuna girerken, Türkiye’e süregiden güvenlik ve yargı çalışanlarının işten el çektirilmesini nasıl buluyorsunuz? Oldukça büyük bir endişe kaynağı. Hatırlanmalı ki Özgürlük Evi olarak Erdoğan’ın özellikle ilk beş yılındaki reformlarından dolayı sürekli şekilde iltifat ettik, destekledik. Ve o yıllarda yine Erdoğan’ı ve hükümetini Türkiye’yi daha canlı bir demokrasiye götüren güç olarak tanımladık. Şimdi ise Erdoğan’ın Putin veya başka türlü bir otoriter lider olarak son bulmasından endişe ediyorum. Oraya henüz gelmedi ama o yönde harekete devam ediyor. Medyayı, yargıyı, sivil toplumu tümüyle domine etme, ve toplumu tümüyle kontrol ederek, kendisinin pozisyonuna karşı gelmenin mümkün olmadığı bir ortamı yaratma gayretinde olduğunu görüyoruz.


Güncel

29 Ocak 2013 Çarşamba

Köşk için bir numaralı adayımız

Ahmet Buğdaycı ahmetbugdayci@posta212.com

Küresel krizin tetiği çekildi, Türkiye çöküşe ilk aday

Tayyip Erdoğan

Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik. Cumhurbaşkanını yeniden Meclis’in seçmesinin söz konusu olmadığını ve adaylarının Başbakan Erdoğan olduğunu söyledi ANKARA - POSTA212

AK

Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, Cumhurbaşkanı’nı yeniden Meclis’in seçmesi yönünde bir düşünceleri ve bu yönde alınmış kararları olmadığını vurguladı. Radikal Gazetesi’nden Ömer Şahin’in haberine göre Çelik, “Bu konu ilerde gündeme gelir mi, bilemem” derken yeni Cumhurbaşkanı’nın AK Parti’nin istediği bir isim olacağını ve en güçlü ve 1 numaralı adayın da Başbakan

Recep Tayyip Erdoğan olduğunu söyledi.

koyamayız” cevabını verdi.

DEĞİŞİKLİK OLMAYACAK AK Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, Cumhurbaşkanlığı seçim modelinin değişeceği yönünde bir kararları olmadığını söyledi. “Sayın Başbakanımızın da bulunduğu hiçbir toplantıda bu konu bir satır bile gündeme gelmedi” diyen Çelik, ilerde böyle bir değişiklik olup olmayacağı sorusuna,”İlerde ne olur bilemem. Kimsenin iradesine ipotek

HALKIN SEÇİMİ DOĞRU Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesinin doğru olacağını vurgulayan Hüseyin Çelik, seçilmiş Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında “yetki” sorunu yaşanacağı kaygısı taşımadığını da vurguladı. Çelik,düşüncelerini şöyle açıkladı: ÇATIŞMA OLMAZ “Bana kalırsa Cumhurbaşkanı halk

tarafından seçilmeli. Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesi durumunda ‘yarı başkanlık’ modeline geçeceğimize,Başbakan ile aralarında çatışma olacağı düşüncesine katılmıyorum. Milletin temsilcileri (TBMM) seçince oluyor da, milletin kendisi (halk) seçince niye olmasın? Halkın tercihlerinden endişe etmeye gerek yok. Cumhurbaşkanlığı seçiminde AK Parti kimi isterse o seçilecektir. Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan da 1 numaralı Cumhurbaşkanı adayıdır.”

GÜLEN İLE MÜLAKAT YAPAN BBC MUHABİRİ İZLENİMLERİNİ ANLATTI Pennsylvania’da Fethullah Gülen ile mülakat yapan BBC muhabiri Tim Franks, Gülen’in sağlık durumuna ilişkin düşüncelerini de aktardığı izlenimlerinde, Gülen’in yerleşkesi içindeki özel odalarını da gezdiğini anlatırken, “Rezidansın büyüklüğü göz önünde tutulursa Gülen’in ufacık yatak odası, sürpriz oluşturuyor” diyor

LONDRA(ANKA)

T

ürkiye’yi sarsan 17 Aralık sürecinin yurt dışında yankıları sürerken Pennsylvania’da Fethullah Gülen ile mülakat yapan BBC, geniş mülakatın yanısıra muhabiri Tim Franks’in izlenimlerini ve Gülen’in özel odalarının görüntülerini de yansıttı. Tim Franks, izlenimlerini aktarırken Gülen’in sağlık durumuna, “ufacık” olarak nitelediği yatak odasındaki tek kişilik yatağına ve çalışma odasındaki Türkiye’den getirilen plaj kumu koleksiyonuna da vurgu yapıyor. Tim Franks, “Güçlü ama inzivaya çekilmiş Türk din adamı” başlığı altında yansıttığı izlenimlerine ilişkin, “Fethullah Gülen, Türkiye’nin ikinci en güçlü adamı olarak adlandırıldı. Ama aynı zamanda kendi kendini sürgün ettiği ABD’de inzivaya çekilmiş biridir” ifadelerini kullandı. ABD’ye geldikten sonra medyaya daha çok e- posta aracılığıyla konuşan Gülen’in BBC’ye özel bir mülakat verdiğinin altını çizen Franks, “Benim Sayın Gülen ile mülakatımda iki an öne çıktı ve bu iki anın hiç birinin, söyledikleriyle bir ilgisi yok” dedikten sonra “ilk olayın” mülakat başlamadan hemen önce

Tim Franks

yaşandığını anlatırken doktoru Gülen’in tansiyonuna bakıp cebinden çıkarttığı hapı çiğnemek için Gülen’e verdiğini, bu kontrollerin mülakat boyunca tekrarlandığına dikkat çekiyor. Franks, dikkat çekmek istediği ikinci an için ise şunları anlatıyor: “İkinci olay ise, yapılan tercüme nedeniyle uzayan

konuşmamızın sonunda oldu. Kalktıktan sonra sallandı. Odada bulunan müritlerinden 13’ü, onu omuzlarını tutarak ve doğrulttuı” sözlerini kullanıyor. Fethullah Gülen’in “Türkiye’nin en güçlü ikinci adamı olabilir…. Ancak fiziksel kabiliyetleri azalmış gibi görünüyor” görüşünü dile

getirdikten sonra Gülen’in bir dizi kronik rahatsızlıklarının olduğu, son olarak da solunum ile ilgili bir rahatsızlık geçirdiğini kendilerine anlatıldığını, mülakatın iptal eşiğine gelindiğini ancak danışmanlarınca mülakat vermeye ikna edildiğini kaydeden Franks, “Peki o zaman neden Sayın Gülen sonunda BBC ile buluşmayı kabul etti?” sorusuna da Gülen’in danışmanlarına dayanarak “bazı yanlış anlamaları gidermek amacıyla“ yanıtını veriyor.

UFACIK YATAK ODASI Tim Franks, Fethullah Gülen’nin, Pennsylvania’da yaşadığı yerleşkesi içindeki özel odalarını da gezdiğini anlatırken “rezidansın büyüklüğü göz önünde tutulursa Fethullah Gülen’in ufacık yatak odası,

sürpriz oluşturuyor” derken “Sayın Gülen, fotoğraflarda sık sık gösterilen büyük binalarda değil, yanındaki daha küçük binada yaşıyor” sözlerini kullanıyor. Gülen’in çalışma odası ve tek kişilik yatağı içeren yatak odasını gördüklerini anlatan Franks şöyle devam ediyor: “Sayın Gülen dahil on iki kişi özel alanında sıkıştık; Türk plajlarından getirilen kum koleksiyonuna, koyu renk kitap raflarına, bir ucunda kahve rengi hafif bir yastığı olan düşük tek kişilik yatağına, namazlık seccadesine ve büyük boydaki Kuran’a bakmak için...” Tim Franks, mülakat sırasında ise, Gülen’n rahatsızlıkları olan bir insan görüntüsünü verdiğini, verdiği uzun yanıtların tercümesini beklerken gözlerini kapattığını, Başbakan Erdoğan ile yaşadığı sorunu “doğrudan fazla körüklememeyi“ tercih ettiğini yansıtıyor.

DARBE, paralel devlet derken Türk lirası dolar karşısında geçen hafta da rekor düzeyde değer kaybederek 2.33’e kadar geriledi. Asıl önemli olan ise Merkez Bankası’nın iki yıllık bir aradan sonra ilk kez 3 milyar dolar piyasaya sürmesi ama TL’nin düşüşünü engelleyememesi oldu. Siyasette gerginlik her gün biraz daha yükselirken asıl kıyamet Türkiye ekonomisi üzerinde kopuyor. Yurtdışından bakıldığında Türkiye’nin artık bir numaralı gündemi ekonomi. Tehlikeli gidişi gören TÜSİAD’ın bu koşullarda ülkeye yabancı sermayenin gelmeyeceği uyarısı üzerine Başbakan’ın vatan hainliği suçlamaları, artık geri dönüşün olmadığı bir noktayı gösteriyor. Amerika’daki milyarlarca dolarlık fonları yöneten ekonomistler, yabancı yatırımcıların Türkiye algısının son 10 yılda hiç bu kadar bozulmadığını belirtiyor. Hatta Gezi’den sonra bile paniklemeyen piyasalar, son bir ayda tavrını tamamıyla değiştirmiş görünüyor. Yabancı yatırımcı hükümetin dış komplo teorisini ciddiye almıyor. Odaklanılan temel nokta yolsuzluk iddialarına karşı hükümetin yargıya müdahalesi. Öyle gözüküyor ki hükümet algı savaşını çoktan kaybetti. Yatırımcılar “Şu anda küresel sermaye, Türkiye’yi hükümetin işdünyasını, medyayı, hukuğu baskı altına aldığı bir ülke olarak görüyor. Bu nedenle küresel sermaye istikrar sağlanıncaya kadar Türkiye’ye gitmez.” diyerek TÜSİAD’ı doğruluyor. Bağımsız olması gereken Merkez Bankası’nın ise hükümetin hayali “faiz lobisi” söyleminden etkilenerek, ısrarla faizleri atırmaması ise Türkiye’yi felakete götürecek kadar akıl dışı bir politika olarak görülüyor.

ZAYIF HALKA: TÜRKİYE

Doların yükselişinin iki nedeni var. Amerikan Merkez Bankası FED’in tahvil alımlarını kısacağını açıklayarak bir anlamda borç verdiği paraları geri çağırması, yatırımcıların gelişmekte olan piyasalardan mümkün olduğunca hızlı çıkarak, sıcak parayı çekmeye başlamasına yol açtı. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin FED’in kararından etkileneceği zaten biliniyordu. Morgan Stanley’in hazırladığı “En Kırılgan Beşli (Türkiye, Brezilya, Hindistan, Endonezya ve Güney Afrika.)” raporuna göre bu beş ülke arasında da cari açığın GSMH’a oranı, enflasyon oranı ve döviz rezervleri açısından Türkiye en kırılgan ülke olarak gösterilmişti. Bir ekonominin risk potansiyelini ölçen kriter olarak kullanılan CDS primleri de Türkiye’nin neden en kırılgan beşlinin başında geldiğini çok net ortaya koyuyor. Mayıs 22 ve 31 Aralık 2013 arasında CDS primi artışında Türkiye yüzde 107,6 ile beşli arasında başı çekiyor. Gezi olaylarının olduğu Haziran 2013’e kadar Türkiye’nin beşlinin en düşük risk puanına sahip ülkesi olduğunu da not etmek lazım. Kısacası bu son olaylar olmasaydı bile Türkiye’yi zaten çok zor günler bekliyordu. Şimdi buna ciddi bir politik istikrarsızlık ortamı eklenince Türkiye çöküşe en yakın ülke haline geldi. Ama gelişmeler beklenilenden daha da hızlı gidiyor. Geçen hafta global piyasalarda finansal entrümanlardaki hızlı değişkenlik Türkiye’den Brezilya’ya ve Hindistan’tan Arjantin’e, Güney Afrika’ya son iki yılın zirvesine çıktı ve bu ülkelerin para birimleri alacele elden çıkarılmaya başlandı. Diğer gelişmekte olan ülkeler Meksika, Şili, Tayvan, Malezya, Ukrayna, Venezüela ekonomileri de bu dalgalanmadan ciddi hasar alıyor.

SİSTEM ALARM VERİYOR

Bu ülkelerin para birimlerinin 2008’deki finansal krizden bu yana görülmemiş biçimde düşmesi tüm dünya finans piyasasını resmen alarma geçirdi. Hatta şimdi gelişmekte olan piyasaların bir çöküşün eşiğinde olduğu bile yüksek sesle konuşuluyor. Amerikan borsa uzmanları, gelişmekte olan ülkelerdeki Volatilite (Değişkenlik) Endeksi’nin bir haftada yüzde 28’den yüzde 40’ı çıktığını, aşağı iniş trendinin devam edeceğini söylüyerek durumun ciddiyetini işaret ediyor.

EKONOMİ DE DURACAK

MIT’nin ünlü ekonomisti Prof. Daron Acemoğlu da, 1990’larda olduğu gibi dev ihalelelerin siyasi iktidarla ilişkilere göre dağıtıldığı, makro ekonomik politika ve enflasyon hakkında muazzam belirsizliklerin olduğu, hukuk devletinin zedelendiği bir ortamda Türkiye’nin tökezleyeceği uyarısında bulunuyor. Türk ekonomisini, inşaat sektörü yüzünden “balon ekonomi” olarak niteleyen Acemoğlu “Eğer Türkiye’ye yöne kısa vadeli sermaye akışı aniden durursa, bu durum emlak fiyatlarında bir çöküşü ve tüketimde keskin bir düşüşü beraberinde getirebilir” diyor. Türkiye’nin 2014 yılı dış finansman ihtiyacı, 160 milyar doları vadesi gelecek dış borç ödemeleri ve 60 milyar doları cari açık olmak üzere toplam 220 milyar dolar. Bu da GSMH’ın yüzde 25’i demek. Diğer yandan Türkiye ekonomisinin dış sermayeye bağımlı olmasının temel nedeni ekonomide üretim ve ihracatın ara malı ithalatına bağımlı olması. 1 dolarlık ihracat yapmak için 0.50 cent ithal malı kullanmak gerekiyor. 2013 rakamlarına göre toplam ithalatın yüzde 73’ü girdi ve hammaddeden oluşan ara malı ithalatı. Kısacası Türkiye ithalat yapmadan imalat yapamaz, üretemez bir durumda. Çeşitli sektörleri kapsayan araştırmalar, imalatın ithalata bağımlılığının yüzde 43’ü aştığını gösteriyor. Özetle Türkiye ekonomisinin can damarı kısa vadeli yabancı sermaye. Büyümenin durması, enflasyonun artışa geçmesiyle ekonomi halihazırda küçülmeye başladı. TL’nin rekor değer kaybıyla Türkiye zaten her gün yoksullaşıyor. Bu da krizin ön aşamasına girdiğimizi gösteriyor. Şirketler kur zararını fiyatlara yansıtmamak için direniyor ama bir adım sonra kitlesel işten çıkarmaların, iflasların başlaması kaçınılmaz. Her şey bir yana iktidar, yangına hala benzinle gidiyor, seçmen tabanını hoşnut edecek raconlar keserek, gerçeklerle bağını kopararak, freni patlamış bir kamyon gibi Türkiye’yi son sürat belirsiz bir uçuruma doğru sürüklüyor. Siyasi istikrar yok olurken, uluslararası bir krize giren kapitalizm Türkiye’yi çöküşe en yakın ülke olarak görüyor. Türkiye darbe mi, dış komplo mu diye hararetli hararetli tartışırken herkesin acı bir bedel ödeyeceği daha büyük bir kriz kapıyı çalıyor.


Güncel

29 Ocak 2014 Çarşamba

İlhan Tanır @Washingtonpoint

ABD’nin Türkiye’deki Yolsuzluk Krizine Karşı Tutumunun Nedeni TÜRKİYE’DEKİ yolsuzluk krizinin altıncı haftasına girdik. Türkiye’nin ekonomisi ve siyaseti hakkındaki endişeler artarak devam ediyor, buna bağlı olarak da dışarıdan ülkenin istikrarına ait olan endişeler. Başbakan Erdoğan, kendisi hakkındaki suçlamalara cevap vermek yerine, kendi hükümetine karşı olan bir darbeden bahsediyor, giderek daha ağır hakaretlerle Gülen’e ve Cemaatine yükleniyor. Bu kavgada, temel prensipler (hukukun üstünlüğü, basın özgürlüğü, yargının bağımsızlığı, demokratik kurumların birbiri ile olan işleyişi, özel teşebbüs) ve moral değerler açısından, AKP’nin giderek üstünlüğü kaybettiğini görüyoruz. İlk olarak Urla, Çatalca ve Çamlıca’daki bir düzineyi aşan villalar ile ilgili iddialara karşılık görmezlikten gelme yolunu gidiliyor. Dört bakan hakkındaki fezlekeler Adalet Bakanlığında hiçbir neden belirtilmeden bekletiliyor ve yerel seçimler sonrasına kadar bekletileceği haberleri sızdırılıyor. Aynı zamanda tarihte ilk kez bir Adalet Bakanı ve başmüsteşarı hakkında iki farklı şehirden adaletin işleyişini etkileme suçlamasıyla fezleke hazırlanıyor. Cemaat ise, ‘vesayet’ suçlaması ile ilgili olarak şüphesi bulunan kesimleri tatmin etmek için özel bir gayret göstermiyor. Örneğin, OdaTV, Ergenekon veya Hanefi Avcı davalarında, o yıllarda Hizmet’e yakın basın ve televizyon kanallarından yoğun şekilde gelen desteklerle ilgili olarak, bir ‘özeleştiri’ yapmanın şimdi zamanı olmadığı ileri sürülüyor. Cemaat içinde, basını da dahil olmak üzere bu şekilde bir özeleştirinin zayıflık anlamına geleceğini düşünenlerin çoğunlukda olması, üçüncü partileri, Erdoğan’ı beğenmediği halde Cemaat’in Erdoğan sonrası dönemde ‘frensiz’ kalacağı korkusundan dolayı ya Cemaat karşıtlığına itiyor ya da tarafsız kalmasına neden oluyor. Yerinden edilen savcılar ve beş binden fazla polis nedeniyle bundan sonra bu soruşturmaların nasıl devam edeceği veya hangi cesur savcının, kendisine cemaatçi yaftası takılmasına aldırış etmeden bu iddiaların üzerine gidebileceği büyük bir soru işareti.

ABD, SEYRETMEYİ TERCİH EDİYOR Hafta içinde Washington Türkiye’yi tartışmaya farklı kulvarlarda devam etti. Chatham House kuralları (söylenenler yazılabilir ama kimin söylediği yazılamaz) ile Washington’ın dünyaca ünlü düşünce kuruluşlarından birinde düzenlenen kapalı toplantıda, Türkiye’deki kriz konuşuldu. Toplantıya Amerikan hükümetinden gösterilen ilgi, Washington’ın Türkiye’de olanların ciddiliğini fark ettiğinin işareti idi. Toplantıya katılan bir uzman, 17 Aralık sürecinin kısa dönemli etkilerini anlamak için halen erken olduğunu, Erdoğan’ın yolsuzluk iddiaları ve buna karşı yapılan hamlelere karşı yurtdışında negatif etkiler olsa da, yurtiçinde Gezi protestoları sonrasına benzer şekilde kendi tabanını toparlamasının mümkün olduğunu ifade etti. Toplantıdan bir başka izlenim, Yerel Seçimlerin AKP adına bir referenduma dönüştüğünün hemen herkesçe kabul edilmesi, fakat AKP için başarının hangi oy oranı olacağı hakkındaki tartışmalar sürüyor. Bir konuşmacı, son gelişmelerden sonra İstanbul ve Ankara belediye seçimlerinin artık sonucu kestirilemez bir hale geldiğini ifade etti. Türkiye için oldukça güçlü bir ekonomik krize (perfect storm) doğru şartların şekillendiğini anlatan bir katılımcı, Amerikan FED’inin kararları ile Türkiye ekonomisinin muhtaç olduğu ucuz global krediye ulaşmanın zorlaştığı hem de Türkiye içinde süregiden kavganın, ekonomik rakamların Türkiye tarihindeki en ciddi ekonomik krizlerden biri olan 2001 krizini hatırlatmaya başladığı konuşuldu. Türkiye’de filler çarpışırken, hukukun üstünlüğü, hukuka ve adalete olan güven, ülke istikrarı, ekonomi ve küçük esnafın birimkimleri kurban olmakla karşı karşıya. Bir konuşmacı ise, Türkiye’de bir ‘Milli İrade fetişizmi’ yaşandığını, bu Milli İrade’nin önünde hiçbir engelin olmaması gerektiğini ileri süren bir anlayışın giderek daha hakim olduğunu ifade etti. AB ile de yakın ilişkiler içinde bulunan bir katılımcı ise Erdoğan’ın argümanlarının, özellikle Brüksel’de büyük tepkiyle karşılaştığını anlattı. Bütün bunlara rağmen, yine aynı konuşmacıya göre, AB ile müzakerelerin askıya alınmasını ise, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olanlar da dahil olmak üzere göze almak isteyen pek yok. AB’nin, Türkiye’yi tamamen kaybetmek istemediğini bilen Erdoğan hükümeti de, bu fırsatı sonuna kadar kullanması ve örneğin HSYK’nın yapısını kökünden değiştiren yasayı şu an için dondurucuya almış olsa da, her an yeniden geri getirmesi muhtemel olduğu konuşuldu. Konuşmalarda ileri çıkan bir başka konu ise Türkiye’nin dış politikasının artık bir sorumluluk haline geldiği. Görüşmedeki Amerikalı yetkililer ise, özellikle son Kerry-Davutoğlu görüşmesinde, ABD tarafının çok açık ve net mesajlar verdiğini ama kamuoyu önünde ise bu tür mesajların tekrar edilmesinin, Türkiye’deki komplo çılgınlığını daha da artıracağından duyulan endişelerin ağır geldiğini sözleri ile belli ettiler. Kısacası, ABD şimdilik seyretme eğilimini sürdürecek gibi. Buna karşılık ise ABD yönetiminin bu şekildeki yaklaşımının ‘Türkiye demokrasisi için kaçırılacak bir şans olacağını, Türkiye’deki diğer Amerikan dostlarının kamuoyu önünde ABD’nin pozisyonunu açıkça duymadıktan sonra özelden gidecek mesajların pek de işe yaramayacağı’’ ifade edildi. ABD hükümeti, Türkiye’deki krize ‘beni karıştırmayın’ şeklinde yaklaşmaya devam etse de, Erdoğan hükümeti ile ilgili olarak yaklaşımı, Washington’daki genel negatif yaklaşımın tümüyle paralelinde. Yani oldukça soğuk ve hayal kırıklıkları ile dolu.

Cenevre’de barış çabası Suriye’deki iç savaş Cenevre’de müzakere masasına taşındı. Umutsuz başlayan görüşmelerde ilk adım kadın ve çocuklar için geldi. Ateşkes ve tutsak pazarlığı başladı. BM’nin Suriye Özel Temsilcisi Lahdar Brahimi, 2 günlük görüşme turunun ardından, Suriye’nin, Humus’ta kuşatma altındaki bölgede bulunan kadın ve çocukların bu bölgelerden ayrılmasına izin vereceğini söyledi DUYGU GÜVENÇ CENEVRE - POSTA212

S

uriye’deki iç savaş 3 yıl aradan sonra önce Montrö’de ardından da Cenevre’de müzakere masasına taşındı. Suriye’de açlık ve ölüm devam ederken, dünyanın en zengin kentlerinden Montrö’de 5 yıldızlı otelde başlayan ve Cenevre’de BM binasında devam eden görüşmelerden kısa sürede bir sonuç alınması beklenmiyor. Ancak masanın adı konmamış kuralı, ‘kalkan kaybeder’. Cenevre’de tarafların Masaya oturmasından sonra ise ilk yeşil ışık kadınlar ve çoc uklar için yandı. BM’nin Suriye Özel Temsilcisi Lahdar Brahimi, 2 günlük görüşme turunun ardından, Suriye’nin, Humus’ta kuşatma altındaki bölgede bulunan kadın ve çocukların bu bölgelerden ayrılmasına izin vereceğini söyledi. Brahimi, muhalefetin hükümete silahlı grupların elinde tutsak bulunanların listesini vermeyi kabul ettiğini de söyledi. Brahimi, Birleşmiş Milletler ve Kızıl Haç’tan bir insani yardım konvoyunun kısa sürede Humus’a gidebilmesini ümit ettiğini açıkladı. SİVİLLERE UMUT DOĞDU Brahimi, “Biliyorsunuz, kentin merkezi çok, çok uzun zamandır kuşatma altında ve şimdi en azından siviller için bir çözüme ulaştığımızı ümit ediyorum” dedi. Brahimi, muhalefetin üzerinde otoritelerinin bulunduğu ya da iletişimlerinin olduğu grupların ellerinde bulunan tutsakların isimlerini bir araya getirme sözü verdiğini söyledi. Muhalefet ise bu isimlere karşılık rejimin hapisanede tuttuğu kadın ve çocukların bırakılmasını istiyor. Muhalefetin sözcüsü Munzir Akbik, “Hapishanelerde binlerce kadın ve çocuk var. Bunlarla ilgili elimizde somut bilgiler mevcut. Hapishaneye girip çıkmış çocuklar bize konuştu, çektikleri işkenceleri anlattı, bunlar kayıt altına alındı” dedi.

Lahdar Brahimi

GÖRÜŞMELER NASIL BAŞLAMIŞTI Suriye’de tarafların 3 yıl aradan sonra aynı masaya oturduğu Cenevre süreci, taktik ve medya savaşlarıyla başladı. Yerini diplomasi savaşına bıraktı. Müzakere heyetleri eğitime alındı; propoganda savaşı ise mail-twitter ve fotoğraflarla sürüyor. Suriye Muhalefeti, “Tüm yetkiye sahip geçiş yönetimi” şartıyla masaya otururken, Rejim, “teröristlere karşı mücadele” için masada olduğunu açıkladı. KISA VADEDE ÇÖZÜM YOK Görüşmelerin ilk etapta, birer haftalık süreyle, 1 ay sürmesi planlanıyor. Masada, ateşkes, yardım, cezaevlerinin boşaltılması ve geçiş yönetimi kurulması var. Müzakere dili Arapça. Gerektiğinde İngilizce de kullanılacak. BM Özel Temsilcisi Lakhdar Brahimi’nin önce ayrı ayrı odalarda tuttuğu heyetler ilk defa geçen pazartesi günü BM binasında yüz yüze geldi.

MEDYA HEYETLERİ Rejimin heyetinde medyadan sorumlu 2 isim var; muhalefetin ise dev bir medya ünitesi görev yapıyor. Taraflar, seslerini hem twitter’dan, hem de mail yoluyla duyuruyor. Brahimi’nin konuşma yasağına karşın hedef uluslararası kamuoyunu etkilemek. MÜZAKERE DERSİ Heyetlerde kadınların yer alması centilmenliğin bozulmaması için özellikle istendi. Muhalefetteki üç kadın müzakereci Hollanda tarafından eğitildi. Rejimin heyetinde ise iki kadın yer alıyor. Muhalefette erkeklerin eğitiminde ise Almanya, Türkiye, İsviçre ve ABD rol aldı. Rejimin ise müzakere masasında çok daha deneyimli olduğu biliniyor. MEDYA SAVAŞI Suriye’de savaşan iki taraf arasındaki görüşmeler için açık bir propaganda savaşı de-

İşte pozisyonlar MUHALEFET: Cenevre 1’i kabul etmeyen rejimi, bunu kabule ve geçiş yönetimini konuşmaya zorlayacak. Ancak rejimin buna yanaşması beklenmediği için iki ayrı komite oluşturulması ve bir yanda görüşmeler sürerken, diğer yanda da insani yardım alanında ilerleme sağlanması hedefleniyor. Bu amaçla da başta BM’nin Özel Temsilcisi Brahimi’yi bunu kabul ettirmek için çabalayacak. Muhalefetin bir diğer önceliği de geçiş yönetiminin kurulması için sürenin belirlenmesi. Muhalefet bunun için 3

ile 6 aylık görüşmelere hazırlanıyor. REJİM: Rejim sürekli olarak terörü gündeme getirecek. Muhalefetin tüm adımlarını ve mücadelesini terör olarak tanımlayacak. Rejime göre Cenevre 1’in sadece bir kısmı kabul edilemez; bu, silahların bırakılmasını da öngörülüyor. Rejim bu çerçevede ateşkes çağrısı da tekrarlayacak. Rejimin görüşme boyunca zaman kazanmayı hedeflemesi bekleniyor. Bu aşamada Güven Artırıcı Önlemler adı altında Brahimi’yi ikna etmeye çalışacak.

Ateşkes sağlanamadı İki taraf da birçok defa ateşkes çağrısı yapmasına karşın bu aşamada ateşkes sağlanmadı. Ancak bölgesel ve lokal olarak görüşme sürecinde ateşkesin sağlanması bekleniyor. Muhalefet Homs ve Şam çevresinde ateşkes isterken, rejim Halep üzerinde duruyor. Ateşkes aşamasına hemen gelinmesi beklenmese de bu süreçte en büyük kaygı İŞİD gibi iki cephenin de dışında kalan gruplar. Muhalefet ateşkes öncesinde özellikle varil bombalarının da durmasını istiyor. YARDIM: İnsani yardımın ulaştırılması öncelikli hedef. Bunun için özellikle havadan BM’nin farklı kurumlarına yardım izninin verilmesi hedefleniyor. Yardım için bir hava koridoru oluşturulması gündemde değil. Buna karşın

başta Kuzey Irak ve Ürdün’ün Suriye’ye ulaştırılacak yardımlarda kilit rol oynaması bekleniyor. CEZAEVLERİNİN BOŞALTILMASI: Muhalefetin gündeme getirdiği bu talep karşısında rejimin savunması, hukuki gerekçeler. Hapisteki kadın ve çocukların öncelikli bırakılması istense de bu aşamanın kolay kolay gerçekleşmesi beklenmiyor. Hapisteki birçok ismin de zaten öldüğü ancak yerini yenilerinin aldığına işaret edildi. GEÇİŞ YÖNETİMİ KURULMASI: Rejim müzakereler boyunca bu başlıktan kaçınacak, muhalefet ise sürekli olarak bunu gündeme getirecek. Bunun için de geçiş yönetiminde yetkilerin devredilmesi, anayasal sürecin hazırlanması ve seçime gidilmesi için zorlamaya çalışacak.

Eski dostlar düşman oldu DUYGU GÜVENÇ - CENEVRE / POSTA212

Y

aklaşık 3 yıldır devam eden çatışmaların ardından Suriye’de taraflar ilk defa Cenevre’de biraraya geldi. Suriye’de istikrarın tekrar sağlanması için müzakere masasına oturanlar arasında iki eski dost da var. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Başkanlık Sözcüsü Luna Shabal ile Muhalefetin müzakerecilerinden Süheyr el Atassi. Bu iki kadın Şam Üniversitesi’nde okurken iki yakın arkadaştı. Shabal ve Attasi yıllar sonra ilk olarak 22 Ocak’ta Montrö’de karşılaştı ancak birbirlerine selam dahi vermedi. Şimdi onlar müzakere masasındaki en zorlu iki rakip. Yardım Koordinasyon Ünitesi Başkanı Süheyr el-Atassi üzerine askeri üniforma giyip birlik denetleyen, Shabal ise televizyonlarda sunuculuk yaparken daha sonra Esad’ın sarayında sözcülük görevini üstlenen bir isim. İki dostun yolları ise Beşar Esad’ın iktidara gelmesinin ardından ayrıldı. Müzakere masasındaki iki kadın Şam Üniversitesi’nde okurken yakın arkadaştı. At-

Süheyr el Atassi

Suriye’de tarafların ilk defa aynı masaya oturduğu Cenevre’de rejim ve muhalefet heyetlerindeki iki kadın eski dost. O isimler Esad’ın Sözcüsü Luna Shabal ile Muhalefetten Süheyl El Attasi . Muhalefet ve Esad’ı temsil eden iki kadın, üniversite yıllarında sıkı dostmuş

tasi, eski dostu ile babası Cemal Attasi’nin adına Ulusal Diyalog platformunu kurmasının ardından yollarının ayrıldığını söylüyor ve ekliyor: “Aslında ilişkimiz yıllar önce koptu. O farklı bir yolu seçti.” Süheyr Attasi, Cemal Attasi’nin kızı. Babası Baas partisinin fikir babalarından biriydi. Ancak Hafız Esad’a muhalefet ettiği için partiden uzaklaştırıldı. Attasi soyadı aslında Suriye tarihinden silinemeyecek bir isim. Çünkü Nureddin el-Atassi 1966–1970 yılları arasında Suriye Devlet Başkanıydı. Yani babasının kuzeniydi ve aynı soyadı taşıyordu. Nureddin El Attasi, Hafız Esad’ın 1970’te yaptığı darbenin hemen ardından görevinden

Luna Shabal

uzaklaştırıldı. Şam Üniversitesi Fransız Edebiyatı’ndan mezun olan 1971 doğumlu Attasi, Shabal ile dostluk yıllarını bugün anlatmak dahi istemiyor ancak ayrışmalarının kaynağının siyasi olduğuna işaret ediyor: “Ben babamın adına forumu kurunca Luna benden uzaklaşmaya başladı. Çünkü Luna Chabal o dönemde devlet televizyonuna girmişti. Esad’a kökten bağlanmıştı.” Attasi, Beşar Esad’ın iktidara gelmesinden hemen sonra başlayan ama kısa süren Şam Baharı’ndan cesaret alıp babasının adına Ulusal Diyalog Platformunu kurdu. Bu Attasi’nin siyasi mücadelesinin de başlangıcıy-

vam ediyor. Medya Savaşı Montrö buluşmasının hemen öncesinde başladı. Muhalefet, Katar’ın desteğiyle 55 bin işkence fotoğrafını açıkladı. Montrö, o fotoğrafların ağırlığıyla başladı, konuşmacılar da sık sık fotoğraflara işaret etti. Rejim ise hamlesini Montrö’deki yüzlerce göstericiyle yaptı. Aralarında çok sayıda Avrupalının da bulunduğu göstericeler Esad’a destek vermek için Montrö Palace’ın önünden gün boyunca ayrılmadı. REJİM BELGELERLE ÇIKTI 39 ülkenin Dışişleri Bakanlarının konuştuğu Montrö buluşması sonunda ise fotoğraflar ikinci plana düşmüştü. Toplantı sonunda basının karşısına önce rejim geçti. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin hemen ardından Suriye’nin BM Özel Temsilcisi Bashar Jaafari yaklaşık 2 saat süren bir basın toplatısı yaptı. O toplantıda fotoğraflar için, “Tıpkı kimyasal silah iddialarında olduğu gibi belli bir amaca yönelik. Bizim de hatalarımız olmuş olabilir” dedi; muhalefetin kafa kesen görüntülerine işaret etti. Jaafari, Türkiye, Katar, Suudi Arabistan başta olmak üzere muhalefete verilen destekleri sayılarla, mektuplarla açıkladı. Jaafari, “Cenevre 1 tüm bir paket, bunun sadece bir kısımını alamazsınız” diyerek muhalefetin çağrılarına kulak kapadı. JARBA’NIN İLK BÜYÜK SINAVI Hemen ardından gözler muhalefetin yapacağı açıklamaya döndü ancak muhalefet farklı bir strateji izledi. Montrö’de önce 13 yeni fotoğraf karesi daha basına dağıtıldı. SMDK Başkanı Ahmet Jarba ise basının karşısına Cenevre’deki 5 yıldızlı Intercontinental Hotel’de çıktı. Basın toplantısı çok sayıda televizyon ve ajans tarafından canlı yayınlandı. Jarba’nın dünya medyası önündeki ilk sınavında sadece 5 soru aldı. Arapça konuştu ancak çevirmeni hata yapınca yeni bir çevirmen devreye girdi. O da ingilizcesiyle basın mensuplarını tatmin etmedi. Jarba en önemli iddiasını da toplantının sonunda açıkladı: “Paris’te yaptığımız görüşmede Lavrov bana, ‘Rusya Esad’ın kalmasında çok da ısrarcı değil’ ama bunu Suriyeliler kendi aralarında müzakere etmeli” dedi. Jarba, kısa süren toplantısından hızla ayrılırken, yerini Suriye’de işkence gören isimlerin anılarını anlatmasına bıraktı. Görüşmeler Cenevre’de devam ederken de medya savaşları devam etti. Rejm ‘giderim’ restine karşın masadan kalkmadı; muhalefet de, ‘Cenevre 1’i kabul ediyorum’ demeyen rejimle aynı masaya oturdu. Ve taraflar medyaya bilgi bombardımanına tutmaya devam etti.

dı. Kısa süre içerisinde Platform yasaklandı. Hemen ardından da Süheyr Attasi tutuklandı. Shabal ile arkadaşlıkları da bu yıllarda bitti. Çünkü Luna önce devlet televizyonunda, ardından da Al Jazeera’da spiker olarak görev yapmaya başladı. Al Jazeera’de Arap Baharı’nda Waddah Khanfar’ın istifasının ardından kanaldan 5 spikerle birlikte istifa etti ve Başkanlık Sarayı’nda Sözcülük görevini üstlendi. Luna Shabal, Esad’ın yanında yer alırken, Attasi 2011’de ayaklanma başladığında ön saflardaydı ve protestoları düzenleyen Yerel Koordinasyon Komiteleri’ni örgütleyen isimdi. Göstericilerin çatı kuruluşu olan Suriye Devrimi Genel Komisyonu’nun kurucularından oldu. Ancak hapishanede tutuklu kaldığı günlerin ardından o da mücadelesini farklı kulvarda sürdürmeye karar verdi. Ve silahlı mücadeleye ‘evet’ dedi. Özgür Suriye Ordusu’nda, Ekim 2012’de askeri üniforma giydi ve Tel Abyad’daki Faruk Tugayları’nı ziyaret ederek artık mücadelesini askeri zemine taşıdığını ilan etti. Ardından Suriye Muhalif ve Devrimciler Ulusal Koalisyonu’nda görev aldı. Şimdi ise Cenevre’de müzakere masasının önemli isimlerinden biri.


Güncel

29 Ocak 2014 Çarşamba

TÜRKİYE’YE

İRAN UYARISI

ABD Hazine Bakanlığı Müsteşarı David Cohen, İran’a uygulanan ambargoların hemen

MESELE DERSAHANE MESELESİ DEĞİLMİŞ

züm üzerinde çalıştıklarını belirten Cohen, İran’dan da nükleer projesinin barışçıl amaçla kullandığını ilan etmesinin ve nükleer silah sahibi olmayacağını taahhüt etmesinin beklendiğini anımsattı. BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi ve Almanya’nın katılımıyla Cenevre’de uzlaşılan ortak plan hakkında bilgi veren Cohen, yaptırımlar kalktıktan sonra da Türkiye’nin İran ile ithalatının bugünkü seviyede devam etmesinin beklendiğini söyledi. Cohen, İran’ın nükleer sorunu konusunda, ‘barışçıl ve demokratik çözüm’ hedeflediklerini belirtirken, atılacak adımların ‘yaptırımların baskısını azaltmaya yönelik’ olduğuna işaret etti.

(ANKARA – POSTA212) Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, dershanelerle ilgili düzenlemelere ilişkin, açıklamalarda bulundu. Arınç, "Dershaneleri kapatmakla bütün gençlerimizin sokağa döküleceğini ifade edenler herhalde bundan memnun olmadılar ki mesele sadece dershane değilmiş önümüze başka meseleler geldi” dedi. Dershaneler konusunda samimi düşünceler taşıyan herkes birlikte olacaklarına dikkat çeken Arınç, “Tasarıyı gördükten sonra Meclis'teki görüşmeleri esnasında, hangi pozitif düzenlemenin olması gerektiğini bize söylerlerse, bu aşamadan sonra bile onlarla birlikte oluruz. Ama sadece bağırıp çağırarak hükümeti yıpratmayı, itibarsızlaştırmayı ve arkasından yaşanacak olaylara zemin hazırlamayı amaç edinenlere kötü haberim var; kusura bakmayın sizin samimiyetiniz yok, Sizler dershane konusunu sadece bir kavgayı başlatmak için ortaya koymuşsunuz. Çünkü gelişmeler onu gösteriyor" diye konuştu.

kalkmayacağını hatırlatarak, “İran ile ticaret için gün bugün değil” diyerek Türkiye’yi uyardı ANKARA - POSTA212

A

BD, İran'a uygulanan ambargoların tamamen kalkmayacağı konusunda Türkiye'yi uyardı ve bu ülkeye uygulanan yaptırımların devam ettiğini söyledi. 17 Aralık Operasyonu’nunda Halkbankası Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın tutuklanmasının hemen ardından İstanbul’a yaptığı ziyaret ile hükümetin hedefi haline gelen ABD Hazine Müsteşarı David Cohen, bu defa İran ile P5+1 arasında varılan mutabakatı anlatmak için Türkiye’ye geldi. İran’a uygulanan yaptırımların kaldırılmasının bu aşamada ‘kısıtlı’ olduğuna işaret eden Cohen, “İran ile ticaret için gün bugün değil” dedi. Cohen, Halkbank’ın İran ile ticarette oynadığı rolü de ele aldıklarını belirterek, Türkiye ile “iyi iletişim” kurmayı hedeflediğini söyledi. Cohen, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ile görüşmesinin ardından “İran'a yönelik yaptırımlardaki rahatlama gerçek ancak çok kısıtlı. İran ile iş yapmakla ilgilenenler bir süre beklemeli. İran ile ticaret için

gün gelecek ancak o gün bugün değil” dedi. Cohen, İran’a bankacılık, enerji sektörü, deniz taşımacılığıyla ilgili yaptırımların hala yürürlükte olduğunu belirtirken,

yaptırımların kademeli olarak kaldırılacağına işaret etti. İran’a yaptırımların paralel adımlarla kalkacağını belirten Cohen, “Halkbank bir süredir

İran’dan Türkiye’ye yapılan petrol ithalatının ödemelerini yürütüyor, bunun devam etmesini bekliyoruz” dedi. Uzun dönemli kapsamlı bir çö-

“İyi iletişim bekliyoruz” Cohen, 17 Aralık Operasyonunun ardından kendisinin ve ABD’li diplomatların hedef alınmasını Sinirlioğlu ile ele almadıklarını söyledi. Cohen, “Benim ilgilendiğim Türk hükümeti ile iyi iletişim kurmak” dedi. Cohen’ın Türkiye ziyaretinin ardından Birleşik Arap Emirlikleri’ne de giderek Cenevre mutabakatı hakkında bilgi vermesi bekleniyor.

“SERMAYE ÇIKIŞI YOK” Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, 17 Aralık sonrasında piyasalarda başlayan hareketlenmenin Amerikan Merkez Bankası (FED) kaynaklı olduğunu belirtirken, “Türkiye’den sermaye çıkışı olarak adlandırabileceğimiz bir gelişme çok şükür yok” dedi ANKARA - POSTA212

B

aşbakan Yardımcısı Ali Babacan, 17 Aralık’ta sonrasında piyasalarda başlayan hareketlenmeden uzun dönemli yatırımcıların etkilenmediğini kısa dönemli yatırımcıların ise süreçten ürktüğünü söyledi. Babacan, Dünya Ekonomik Forumu toplantısında yaptığı açıklamada, Türkiye’de sermaye çıkışı olmadığına dikkat çekerek, şunları söyledi: “Biz Türkiye’ye zaten uzun vade için geldik, kısa vadeli bu hareketler hep olur, inişler çıkışlar yaşanır, fakat ben bugün yatırım yaparsam 5 sene sonra, 10 sene sonra kesinlikle Türkiye’deki yatırımların güvencededir ve makul getiriler gelecektir. Ama daha kısa vadeli bakanlar, hani ‘3-5 ay gireyim çıkayım da arada biraz para kazanayımcılar’ da var biliyorsunuz, bunlar daha çok sıcak para diye ifade ettiğimiz yatırımcılar, onlar için tabii bu dönemler biraz ürkütücü.” “NEDEN FED” Piyasalardaki son hareketlerin en önemli nedeninin Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) aşırı genişlemeci para politikasını bir miktar normalleştirme çabası olduğunu belirten Babacan, “Mesela geçen hafta perşembe ve cuma günkü piyasa hareketlerinde asıl belirleyici olan dış konjonktür idi. Perşembe ve cuma günü içerde ekstra bir şey yaşamadık, yeni bir operasyon olmadı. Ama Rusya, Brezilya, Hindistan, Arjantin’e bakın. Arjantin Pezosu bir günde yüzde 15 değer kaybetti. Dışarda olup

bitenlerin bizim piyasalar üzerindeki etkisini gördük. Hatta mayıstan bugüne kadarki sürece bakarsak piyasalar üzerindeki bir numaralı etkili faktör hala ABD Merkez Bankası’nın politikaları. Ama bunun üzerine bizim kendi iç siyasi gelişmelerimiz de kuşkusuz bir miktar daha etki yapıyor" değerlendirmesini yaptı. HAREKETLENME GEÇİCİ Babacan, son dönemdeki döviz talebinin büyük ölçüde döviz borcu olan ya da ithalat yapan şirketlerin satın alma takvimini değiştirmesinden, öne almasından kaynaklandığını ifade ederek, “Ama kur bu noktadayken hala böyle yapmak isterler mi istemezler mi onu da önümüzdeki haftalarda göreceğiz. Ama yine de biz bu durumun, bütün bu hareketlenmenin geçici olduğunu düşünüyoruz” dedi. “ENDİŞE EDİLECEK BİR ŞEY YOK” Merkez Bankası’nın uyguladığı para politikası ve faiz koridoruyla kısa vadeli sermaye açısından Türkiye’nin cazibesini önemli ölçüde azalttığını hatırlatan Babacan, “Dolayısıyla Türkiye’de kısa

vadeli sermaye bu olaylardan önce fazla yoktu. İçerideki sermaye de uzun vadeye baktığı için çok şükür biz endişe edecek bir şey görmüyoruz” diye konuştu. TEDİRGİNLİĞE DİKKAT! Türkiye ile ilgili tedirginlik olduğuna dikkat çeken Babacan, “Özellikle 25 Aralık dalgası dediğimiz, bazı iş adamlarımızın gözaltına alınma çabası ya da bazı iş adamlarımızın mal varlıklarına tedbir konma kararları bunlar iş dünyası açısından çok ciddi tedirginlik verici unsurlar. Bu hareketler iş dünyası üzerinde belli bir endişeye sebep

oldu. Bu tedirginliği kısa sürede ortadan kaldırmak önceliğimiz oldu” dedi. TEK BİR HÜKÜMET VAR HSYK tasarısının ve bu konudaki diğer çabaların bu amaca dönük olduğunu anlatan Babacan, "Hem içeriye ’hem dışarıya Türkiye’de tek bir hükümet var, tek bir devlet var, bunun haricindeki yapılanmalara da izin verilmez’ mesajını verebilmek ama bunu yaparken de mutlaka evrensel hukuk normlarını dikkate almak, bunları korumak önemli. Bu konuda referanslarımız Avrupa Konseyi normlarıdır, Avrupa Birliği normlarıdır. Yani yargının bağımsızlığı önemli ama yargı mensuplarının tarafsız çalışabilmesi de önemli. Belli bir yapı içerisinde, belli bir emirkomuta zinciri içerisinde hareket eden savcılar, hakimler görüldüğü zaman tabii ki er ya da geç gereğini yapmak gerekiyor" diye konuştu. SEÇİM YAKLAŞINCA… Yaşanan olayların özellikle işadamlarına yönelik tutuklama istemlerinin seçim takvimiyle yakından ilişkili olduğuna dikkat çeken Babacan, Ekim ayında açıklanan Orta Vadeli Program’da revizyon ihtimalini de şöyle değerlendirdi:

“Bugün itibariyle henüz çok erken. Çünkü piyasa göstergelerinin nerelerde denge bulacağını bir miktar daha izlememiz gerekecek. O denge bulma arayışı belli bir noktaya ulaşınca belki o gün döner bakarız, kurdaki hareketlenme ne kadardır, bu ne kadar kalıcıdır, bunun enflasyona geçişkenliği ne kadardır. Güven göstergeleri önemli. Bu göstergeler nereden nereye hareket etmiştir. Bu iç tüketime, yatırım planlarına ne kadar yansımıştır. Bunların hepsinin o gün tekrar değerlendirmesini yapıp gerekiyorsa bütün hedefler, tahminler gözden geçirilebilir." “BEKLEMEK EN İYİSİ” Babacan, “Henüz yılın başındayız. Siyasi ve ekonomik alanda bu kadar hızlı gelişmelerin olduğu bir dönemde sıhhatli tahmin yapmak güç olabilir. Bugün ne açıklasak bir hafta sonra durum farklılaşabilir. Onun için biz biraz daha bekleyeceğiz. Piyasalarda bir dengenin oluşmasını, biraz daha öngörülebilirlik oluşmasını bekleyeceğiz. Sonra gerekiyorsa tahmin çalışmalarımızı revize edeceğiz. Bugün itibariyle öyle bir şey (gündemimizde) yok” dedi.

Poyrazköy davasında hükümlü kalmadı

Davada tutuklu yargılanan 5 sanığın, tutuklu kaldıkları süre ile Anayasa Mahkemesi’nin tutukluluk sürelerine ilişkin emsal kararları göz önüne alınarak, tahliyesine karar verildi. Duruşma 8 Nisan’a ertelendi (İSTANBUL -AA) "Poyrazköy'de ele geçirilen mühimmat" davası kapsamında tutuklu yargılanan Levent Bektaş, Ercan Kireçtepe, Erme Onat, Eren Günay ve Hüseyin Hançer'in tutuklu kaldıkları süre ile Anayasa Mahkemesi’nin tutukluluk sürelerine ilişkin emsal kararları göz önüne alınarak tahliyesine karar verildi. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, sanık ve avukatların taleplerinin alınmasının ardından ara verildi. Aranın ardından taleplere ilişkin kararını açıklayan mahkeme heyeti, tutuklu yargılanan Levent Bektaş, Ercan Kireçtepe, Erme Onat, Eren Günay ve Hüseyin Hançer'in, tutuklu kaldıkları süre ile Anayasa Mahkemesi’nin tutukluluk sürelerine ilişkin emsal kararlarını göz önüne alarak, tahliyelerine hükmetti. Heyet, tahliye olan sanıklar hakkında yurt dışına çıkış yasağı koydu. Mahkeme heyeti, Genelkurmay Başkanlığı’nın, ''orduya kumpas kuruldu" iddiasıyla ilgili olarak yapmış olduğu suç duyurusu üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturmanın akıbetinin sorulmasını kararlaştırdı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Siyasi Başdanışmanı ve AK Parti Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan'ın tanık olarak dinlenilmesine bu aşamada yer olmadığına karar veren mahkeme heyeti, ancak sanık veya avukatların tanığı hazır etmeleri halinde bir sonraki celse, mahkemede dinlenilmesine hükmetti. Sanıklar ve avukatlarına TÜBİTAK'tan gelen rapora karşı beyanda bulunmak üzere süre veren mahkeme heyeti, duruşmayı 8 Nisan'a erteledi. Bu arada, mahkemenin tahliye kararını açıklamasının ardından, salonda bulunan sanıkların aileleri ve yakınları gözyaşlarını tutamadı. Tahliye kararıyla, davada tutuklu sanık kalmadı.


Gündem

29 Ocak 2014 Çarşamba

212’NİN İKİ YAKASI

Haldun Armağan info@haldunarmagan.com

KÖLELİK SONA ERMEDİ, ŞEKİL DEĞİŞTİRDİ DÜNYAYI bir küresel sahne kabul edersek, tarihin her döneminde sergilenmekte olan tek oyundan bahsedebiliriz: Amansız güç mücadelesi ile kazanankaybeden üzerine kurulu denklemin kaçınılmaz sonucu olan hırs ve entrikayla dolu girdap. Ne hazindir ki yaşanan olaylardan kimse ders çıkartmadığı için, tarihin kendisiyle başlayıp bittiğini düşünen muktedirlerin “benden sonra tufan” tarzındaki hoyratlığı, her kültürde farklı formlarda kendini gösterip bir ruh kirliliği olarak varolmaya devam etmektedir. Bu yıl Oscar adayları arasında en favoriler arasında gösterilen “12 Years a Slave” ya da Türkiye’de gösterildiği haliyle “12 Yıllık Esaret” bu ruh kirliliğini 1800’lerden alıp bugünlere taşıyan bir başyapıt. Olaylar elbette kölelik ve ırk ayrımcılığının dorukta olduğu dönemde, Amerikan kuzey-güney savaşının hemen öncesinde cereyan ediyor. Ancak olayların özü, meselenin insandan insana zulüm boyutu yüzyıllar geçmiş olsa da neredeyse herşeyin aynı kaldığını hissettiriyor. Bu yönüyle “12 Years a Slave” kurgudan ziayde korkutucu derecede gerçek bir insanlık belgeseli adeta. Örneğin Solomon Northup zenci olduğu için “o bir insan değil” inancıyla hareket eden, hatta ona evindeki eşyadan daha kötü davranan Edwin Epps gibi. Kölelerine yaşattığı zulüm karşısında beyazların bile “bu kadar da olmaz” diye isyan etmesi karşısında “bunların parasını ödeyip aldım, onlar benim malım” diyebilen Epps’in gözünde herkesin Tanrı tarafından eşit yaratıldığı fikri bugünün terörizm tanımlamasıyla neredeyse eşdeğerde. Beyazların kölelerinden isteklerinin başında “asla düşünmemek” geliyor. Bir sahnede Solomon’un “düzgün cümleler kurmasına” bozulan evsahibesi sertçe uyarıyor: “Sakın okuma yazma öğrenmeye kalkma, cezası en az 100 kırbaç.” İlk bakışta “12 Years a Slave/12 Yıllık Esaret”in Amerika’da kölelik, ırk ayrımcılığı ve siyah-beyaz ikilemi üzerine bildik bir konuyu işlediği izlenimi verdiği doğru, ancak bu izlenim yanıltıcı olmasın. Kendisi de siyah olan yönetmen Steve McQueen gayet iyi bildiğimizi sandığımız bir konuya herkese eşit mesafede durarak “insanlara en büyük felaket yine insandan gelir” tezini doğrulayan, son yılların en sert ama en dokunaklı başyapıtına imza atıyor. Gerçek olaylara dayandığı için de filmin tam manasıyla “eksiği var fazlası yok”. 12 Yıllık Esaret’in kötü ruhları yalnızca esir tüccarlarından oluşmuyor. İnsanları bir ev eşyası niyetine satın alan beyazlar kadar, başarılı olma ölçüsünün beyazlara öykünen bir hayat sürüp evinde zenci hizmetçi çalıştırmaktan geçtiğine inanan siyahlar da var. Bu film, kötülük ve entrika sözkonusu olduğunda insanın her çağda ne denli acımasız olabileceğine dair bir ibret vesikası. Acaba 1850’lerdeki bu yaşanmışlığın ardından dünya şimdi daha iyi bir yerde mi? Bugünün özgür dünyasında bile insanlar başka formatlarla sömürülüyor, tüketiliyor, en azından tektipleştiriliyor. Dünyayı paylaştığımız öteki varlıklar ise zaten tam anlamıyla köleleştirilmiş. Bırakın insanlığı kurtarmak gibi büyük hedefleri bir yana, filmi izledikten sonra hiç değilse size en yakın bir pet-shop önünden geçerek, canlıların keyif ve para hırsıyla alınıp satılması adına bir muhasebe yapın.

Tyler Johnson

Brianna Benlolo

ALIŞVERİŞ MERKEZİNDE SİLAHLI SALDIRI NEW YORK - POSTA212 Maryland Eyaletine bağlı, Baltimore kentinde bir alışveriş merkezinde silahlı saldırı oldu. 19 yasındaki Darion Marcus Aguilar, iki kişiyi öldürüp beş kişiyi yaraladıktan sonra kendini vurdu. Başkent Washington’a yaklaşık 1 saat mesafedeki Columbia bölgesinde meydana gelen bu silahlı saldırı, yerel saatle 11:15 sıralarında meydana geldi. Olay yerine gelen polis ekipleri önce alışveriş merkezini boşalttıktan sonra binayı kapattı. İncelemeler sonucunda 3 kişinin öldüğü, bunlardan birinin de saldırganın kendisi olduğu anlaşıldı. Yerel polis, “Darion Marcus Aguilar, 25 Ocak Cumartesi günü alışveriş merkezinin Zumiez mağazasında rastgele ateş etmeye başlamış, bunun sonucunda da çalışanlardan Brianna Benlolo (21) ve Tyler Johnson (25), hayatını kaybetmiştir. 5 kişinin de yaralandığı saldırı sonrasında da aynı silahla kendini vurarak öldürmüştür” diye açaklama yaptı. Ailesinin ve yakın arkadaşlarının ifadelerine göre çok kibar ve uyumlu bir çocuk olduğu ileri sürülen Darion’un, bunu neden yaptığı kesinlik kazanmış değil. Polis tarafından başlatılan araştırma ise sürüyor.

SINIF ARKADAŞI Erdoğan’ı anlattı Başbakan Erdoğan’ın Kasımpaşa’dan sınıf arkadaşı Rafael Sadi, “Sınıf arkadaşım iki ülkem arasına kara kedi sokmayı becerdi” diye yakındı NEW YORK - POSTA212 srail’deki Türkiyeliler Birliği Basın Sözcüsü Rafael Sadi, Türkiye-İsrail ilişkisinde gelinen noktayı POSTA212 okurları için değerlendirdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Kasımpaşa’dan sınıf arkadaşı Sadi, “Sınıf arkadaşım ne yazık ki iki ülkem arasına kara kedi sokmayı becerdi” dedi.

İ

■ Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile üniversitede sınıf arkadaşıydınız. Kendisini öğrencilik yıllarında nasıl hatırlıyorsunuz? Sayın Başbakan Tayyip Bey’i okul yıllarından çok sessiz, sakin ve ketum, hatta çalışkan biri olarak hatırlıyorum. ■ Siz de Başbakan Erdoğan gibi Kasımpaşalısınız. Üniversite yılları öncesinde kendisini tanıyor muydunuz? Veya üniversitedeyken kendisinin de Kasımpaşalı olduğunu biliyor muydunuz? Hayır maalesef aynı mahalleli olduğumuzu her ne kısmetse hiç konuşmamıştık. Tabii öyle bir kanka samimiyetimiz ve sıkı bir arkadaşlığımız yoktu. Sadece okul, sınıf hatta bazen sıra arkadaşı idik ama hepsi o kadar. Kasımpaşalı olduğunu Belediye seçimlerine adaylığını koyduğunda öğrendim. “Yahu bu adam benim sınıftaydı” diyerek. Yükselişi inanılmaz bir başarıdır. ■ Başbakan Erdoğan ile farklı dinlere mensup olmanız o yıllarda bir görüş ayrılığına yol açmış mıydı? Hayır, okulda bu konuda konuşma gereği ve konu ile ilgili bir tartışma yaşanmamıştı. O dönem bugünün gençleri tarafından anlaşılması zor günlerdir. Sayın Başbakan o günlerde MSP Gençlik kolları başkanıydı. Hatta Komünizm, Masonluk ve Yahudi düşmanlığını öne çıkaran MASKOMYA isimli bir oyun yazmış ve 11 kez de MSP gençlik kolları bünyesinde sahneye koymuştu. İlginçtir ki, rahmetli Erbakan da bu oyunun sahnelenmesini sakıncalı bulmuş ve oynanmasını engellemişti. Ve ben dahil bir çok sınıf arkadaşım da, sanırım ne bu oyunu ne de Tayyip Bey’in MSP gençlik kolu başkanı olduğunu okulda bilmiyorduk. Okul o zamanlar daha çok sol akımdaki öğrencilerin elindeydi ve dini akımdan olduğunu beyan etmek sakıncalıydı.

Evet kendisi ile 2005 yılında İsrail’e geldiğinde yaklaşık 45 dakika kadar konuştuk ve hem eski günleri Rahmetli hocalarımızı yad ettik. ■ Erdoğan’ın “One Minute” çıkışını haklı bulmadığınızı söylemiştiniz. Bunu biraz açıklar mısınız?

SUDAN ÖRNEĞİ Bu çıkışın sebebi sadece ve sadece iç siyasete yönelik bir şovdu ve konunun ne İsrail ne de Filistin ile direkt ilgisi yoktu. Yani diplomasi ile bağdaşır bir yanı olmadığı gibi Sudan’da öldürülen 300 bin insandan söz etmeyen ve 300 bin kişiyi katleden devlet başkanının kardeşim diye kucaklayan birinin bu konudaki samimiyetine inanmak kolay değildir. Filistin terör nedeni ile son 15 yıl içinde 3 bin 500 kadar İsrail vatandaşı hayatını kaybetmiş ve İsrail’in Gazze’den çekilmesine rağmen halen İsrail sivilleri üzerine füze yağ-

dıran Hamas ve İslami Cihat örgütleri ile kucaklaşıp kardeş ilan etmek, resmen iki yüzlülük çifte standart demektir. İsrail devletinin ülkesini ve vatandaşlarını koruma hakkına kimse laf edemez. Kim olursa olsun kendi vatandaşları üzerine ateş edilirse tepkisini verir hem de en etkin biçimde.

ÖLDÜRMEZSENİZ YOK OLURSUNUZ Aynen Sayın Başbakanın Sayın İsrail Cumhurbaşkanına söylediği gibi İsrail adam öldürmesini çok iyi biliyor. Bu konuda kesinlikle haklıdır. Çünkü ancak düşmanlarını öldürerek hayatta kalınabiliyor. Öldürmezseniz yok olursunuz.

■ Mavi Marmara olayından sonra İsrail devlet politikasına paralel bir duruş sergilemiştiniz. İlerleyen zaman içerisinde sizin de görüşlerinizde değişiklik oldu mu? İsrail Mavi Marmara olayında baştan sona kadar haklıydı ve haksız ol29 Ocak 2014 Çarşamba YIL: 1 SAYI: 37 duğu yegane nokta ise tutukladığı ve SAHİBİ POSTA 212 PUBLISHING LLC ADINA terörist dediği insanları yargılamadan EKMEL ANDA serbest bırakmasıydı. Bunun sebebi MEDYA GRUP BAŞKANI ise, Türkiye ile ilişkileri daha da kötüCAN KAMİLOĞLU ye vardırmak istememesidir. GENEL YAYIN YÖNETMENİ Ne yazık ki bu adım bir işe yaramaYILMAZ SOYTÜRK dı. İsrail’in, daha doğrusu Sayın NaYAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ AHMET RAVALI tanyahu’nun Sayın Erdoğan’dan telefon ile özür dilemesi suçunu kabul YAYIN DANIŞMANI HABER KOORDİNATÖRÜ AHMET BUĞDAYCI HALDUN ARMAĞAN etmesi anlamına gelmiyor. Hem özrü iki başbakan aralarında hallettiler ve HABER MERKEZİ İsrail devleti resmen yazılı bir özür ve MEHVEŞ KOÇAK – ADNAN ONARAN - DİLEK ESKİ BEZİRKAN suç kabulünde bulunmadı ve bu özrün HÜSEYİN TUNCER - ERTAN BEZEN - AYSEL TAPAN - DEMET DEMİRKAYA SONER MEZGİTÇİ - SERKAN KALFA - EMRE EMİRGİL (WEB) de Sayın Obama’nın talebi ile gerçekleştirildiğini sanırım bütün dünya ile WASHINGTON TEMSİLCİLİĞİ İLHAN TANIR birlikte siz de biliyorsunuzdur. TÜRKLERİN

YAHUDİ DÜŞMANLIĞI SUÇTUR Bunu açıklamak çok kolay. İsrail insanı Recep Tayyip Erdoğan siyaseti açığa çıkana kadar Türkiye’yi en yakın dost ülke ve sıcak arkadaşı olarak algılıyordu. Hali hazırda da İsrail halkının büyük bir çoğunluğu Türk halkı ile Erdoğan farkını biliyor ve Erdoğan’a olan karşıtlığını Türk halkına genellemiyor. İki ayrı kefede tutuyor ama Erdoğan’ın Türk halkı nezdinde bir Yahudi ve İsrail karşıtlığı ürettiğini de gayet iyi görebiliyor. Bu arada kimse İsrail karşıtlığı ile Yahudi düşmanlığı arasında hiç fark yoktur. İsrail politikaları eleştirilemez demiyorum ve en çok eleştirende İsrailliler ve Yahudilerdir ama İsrail’i şeytanlaştırmaya kalktığınız zamana buna eleştiri denemez sadece Yahudi düşmanlığı ve nefret üreticiliği denir ki bu da suçtur.

GAZETESİ

■ Şu anki Türkiye-İsrail ilişkileri sizce nereye doğru gidiyor? Gelecekte bir yumuşama gerçekleşmesini bekliyor musunuz? Var olan olumsuzluklara rağmen, iki ülke arasında ekonomik ilişkilerin olumlu yönde ilerlemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

HAFİF KISIK ATEŞ İki ülke arasında hafif kısık ateşte alttan alttan ilerleyen bir takım ilişkiler var, okullar arası, akademisyenler arası TÜSİAD İsrail İmalatçılar Konseyi yakınlaşması gibi durumları göz ardı etmemeliyiz. Yani bir anlamda siyasiler arası ilişkiler yerine işadamları ve akademisyenler arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi, hatta bu sayede iki ülke arasındaki ticaretin geliştirilmesi, daha da ileri giderek iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin üçüncü ülkelere pazarlanması oldukça umut verici ilişkilerdir. Bu öyle bir hale gelecektir ki, başbakanların ferdi keyifleri ve siyasi menfaatleri bu ilişkileri engelleyemeyecek boyuta ulaşacaktır. Her şeyden önce ekmek parasının önemli olduğunu sanırım hepimiz kabul ederiz. ■ Türk insanı ile İsraillilerin birbirine çok benzediğini söylemiştiniz. Hangi yönden benziyorlar?

İSTANBUL TEMSİLCİLİĞİ FİGEN ONUR GÖRSEL YÖNETMEN ERDAL ÖZBEK SAYFA TASARIM TUNCAY TAPAR - SERHAN AYDEMİR İDARİ MÜDÜR

MEHVEŞ SÖNMEZ ADRES 31 – 00 47th Ave. Long Island City, NY 11101 TELEFON 718 732 08 57 – 347 730 42 36 ABONE SERVİSİ REKLAM SERVİSİ SERİ İLAN HABER MERKEZİ DAĞITIM

abone@posta212.com reklam@posta212.com seriilan@posta212.com haber@posta212.com dagitim@posta212.com

TÜRKİYE TEMSİLCİLİĞİ ADRES: Hacı İzzet Paşa Yokuşu Rota 2 Apt. 15/2 34427 Kabataş/Beyoğlu-İstanbul TELEFON +90 212 244 35 35 Fax: + 90 212 244 35 38 e-mail: nese@sria.com.tr

POSTA 212 GAZETESİ ANKA HABER AJANSI ABONESİDİR

■ İsrail’de yaşamanız hakkında sürekli eleştiriliyorsunuz. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Tel-Aviv’deki bir gününüz genellikle nasıl geçiyor? Eleştiriliyorsanız bir şeyler üretiyorsunuz demektir. Günün hatta gecelerim sabahlara kadar çalışarak, okuyarak ve bezen de yazarak geçiyor. Ekmek parasını çıkartmak şu sıralardaki en büyük derdimdir ve bununla meşgulüm. Hayat mücadele ve savaşı gerektiriyor ne yazık ki.

MAVİ MARMARA OLAYI Bu nedenle Mavi Marmara Konusunda benim herhangi bir görüş karmaşam yoktur, baştan ne dediysem bugün de aynı şeyleri söylüyorum. Rahmetli Mehmet Ali Birant’ın 32. Gün programında İsrail ile ilişkilerin bozulması talebinin veya dayatmasının İran talebi olduğunu ve Sayın Erdoğan’ında bu talebe uyum sağlayarak, İsrail ile bozuşmak ve köprüleri atmak için oyunlar kurduğunu ifade etmiştim. Bugün bu görüşümde ne kadar haklı olduğum ise alenen ortadadır. 17 Aralık 2013 operasyonu ve İran parasını aklanması hatta ambargonun delinmesi konularının İsrail ilişkilerinin koparılmasına dayalı olduğu incelenirse görülebilecektir. Olaylar ideolojik ve dini olmaktan çok parasaldır. ■ Bir röportajınızda “İsrail’de Türki-

Bu soru için doktora tezi bile hazırlanabilir. Çok derin incelenmesi ve anlatılması gereken bir konudur. O denli önemlidir ki, Türk Dışişleri Bakanlığı’nın gerek İsrail’deki Yahudileri gerekse Türkiye’de yaşayan Yahudileri çok dikkatle izlemekte ve özenle Türkiye’de Yahudi düşmanlığı olduğunun söylenmemesi için ricacı olmaktadır. Tabii ki bu konuda fikirlerini hatta Türkiye’deki Yahudi nüfusunun son 20 yılda 25 binlerden 12 binlere ülkedeki anti Yahudi havasından kaynaklanarak düştüğünü söyleyenler hafif tehdit yollu da uyarılmaktadır. Uyarılanların isimlerini kendilerinden izin almadan ifşa etmek doğru olamaz çünkü bazılarının aileleri halen orada yaşıyor ve adeta rehine konumunda bir tavır takınılmaktadır.

YAHUDİ KOMŞU İSTENMİYOR Tabii ki bu tutum hukuk dışıdır ama günümüzde Türkiye hukuk içi ne kaldı ki acaba? İnsanların yüzde 84’ü Türkiye’de Yahudi komşu istememektedirler. İsrail’de ise Erdoğan dendiği zaman çok sevimli şeyler denmiyor. İşyerimde Bulgar kökenli bir komşum her sabah bana “Ne haber? Erdoğan nasıl?” diye takılıyor. Ondan evvel ise her gün bir kaç kişi gelip haftaya senin memleketine gideceğiz bize gezilecek yerlerin adreslerini isimlerini ver diye gelirlerdi. Kısaca sınıf arkadaşım ne yazık ki iki ülkem arasına kara kedi sokmayı becerdi. ■ 17 Aralık operasyonu İsrail basınında nasıl yankılandı? Bu konu hakkında genel kanı nedir?

HÜKMET NASIL DÜŞMEDİ? Ayakkabı kutuları bayağı başlık kazandı, epey makale yayınlandı. Konu kısaca da olsa toplum tarafından biliniyor. Genel kanı büyük bir yolsuzluğun ortaya çıkmış olmasıdır ve buna rağmen hükümetin nasıl düşmediği merak konusudur. ■ Bir yerde “İsrail basını beni Türkiye’de olup geçenden sorumlu gibi algılıyor” demiştiniz. Bu söyleminizi örnek vererek açıklar mısınız? Sizde de ister istemez böyle bir baskı hissediyor musunuz?

ANKARA TEMSİLCİLİĞİ DUYGU GÜVENÇ

yıldır Müslüman Türkler ile bir arada yaşaması, İsrail’de yaşamakta olsan 100 bin kadar Türk Yahudi’si de hiç bir Büyükelçinin yapamadığı ve yapamayacağı tanıtımı kendi başlarına yapmışlar ve her gördükleri İsrailli tanıdıklarını Türkiye’ye yönlendirmişler, gerek Turizm gerekse ticari alanda cesaretlendirmişlerdir. Basın sözcülüğünü yaptığım İsrail’deki Türkiyeliler Birliği’nin bu konudaki ve 65 sendedir süregelen katkılarını hatırlatmamak yeni kurulan bir ikinci derneğin de Arkadaş derneğinin de atılımlarını söylememek haksızlık olur.

■ Türkiye ile İsrailler arasındaki siyasetin, iki toplum arasındaki ilişkiye nasıl yansıdığını söyleyebiliriz?

■ Başkanlığı sonrasında kendisiyle görüşme fırsatı bulmuştunuz. Neler konuştunuz?

A M E R İ K A’ D A K İ

ye dediğiniz zaman halkta büyük bir sevgiyle karşılaşıyorsunuz” demiştiniz. Bu durumu biraz açıklar mısınız?

İki toplum da homojen değildir. Hep dediğimiz MOZAİK meselesi İsrail’de de mevcuttur. Yemek kültürü değişik ülkelerden göç etmiş Yahudiler sayesinde oldukça zengin bir İsrail mutfağı ortaya çıkmıştır. Aynen Türkiye’de olduğu gibi değişik yöre mutfakları bu zenginliği adeta körüklemiştir.

TÜRKİYE’Yİ GÖRMEYEN YOK Keza her türlü kültürel etkinlik gerek İsrail genelinde gerekse Türkiye genelinde bu Mozaik nedeni ile büyük güzellikler oluşturmaktadır. Turizm sebebi ile Türkiye’yi ziyaret etmemiş İsrailli neredeyse yok denecek kadar azdır. 58 yaşımda benim bile bilmediğim Türkiye yörelerini gezmiş çok İsrailli mevcuttur ki bu da toplumların mutfakların, hatta müziklerin birbirine girmesine benzeşmesine adeta yardımcı olmuştur. Üstelik bu son 10-20 yılda olmuş bir mesele değildir. Yahudilerin 520

‘TÜRK BAYRAĞINI İNDİR’ Bakın, ben her şeyden evvel Türküm ve bu durum İsrailliler içinde öyledir. Anadilim Türkçe ve beni Türk olarak algılamaları çok yanlış değil tabii ki, bundan da rahatsızlık duyuyor değilim. Dinimin Yahudilik olması İsrail’e göç ederek İsrail vatandaşlığını da kazanmış olmam da beni daha az Türk yapmıyor, aynen benin Türk olmamın beni daha az İsrailli yapmadığı gibi. Erdoğan Davos’ta Peres’e “One Minute” çektiğinde telefonlarım susmadı. ‘’Seninki ne yapıyor? diye kafa tutandan “Dükkanındaki o Türk bayrağını indir!” diyene kadar. Mavi Marmara olayında ise benzer tepkiler veren Erdoğan’ın her İsrail aleyhtarı konuşmasında benim tepki vermemi istediler. Keza İsrail tepkilerinde de Türk basını “Sizinkiler ne yapıyor?” diye bana sordular. Bakın, ben memnunun benim iki tane “benimkilerim” var bu da bir zenginliktir. Bankada işe yaramasa da şikayetim yok.


Göçmenlik

29 Ocak 2014 Çarşamba

OBAMA'DAN 50 BİN GREEN CARD İSTEDİ Göçmenllik Reformu’na “göçmenler, Amerikalılar’ın işlerini elinden alıyorlar” diye karşı çıkılıyordu. Ekonomik kriz sonrası ise yöneticiler, ekonomiyi kurtarmak için yüksek eğitimli göçmenlere çalışma izni verilmesi için Başkan Obama’ya çağrıda bulunuyor

New York Barosu Avukatlarından Cahit Akbulut, söz konusu talebin zorlu bir mücadele gerektireceğini, onaylanma şansının düşük olduğunu savundu. Avukat Ayhan Öğmen ise, “Federal çözüm üretilmeyince eyaletler çare bulmaya çalışıyor” dedi

ÖĞMEN: EYALETLER ÇÖZÜM ÜRETİYOR

DİLEK ESKİ BEZİRKAN NEW YORK-POSTA212

G

öçmenlerin Amerikalılar’ın işlerini elinden alacağı iddiasıyla Göçmenlik Reformu’na karşı çıkanlar, artık ekonomiyi kurtarmak için göçmenlerden medet umar hale geldiler. Michigan Valisi Rick Snyder, iflas eden ve bir zamanlar otomotiv üretim üssü olan Detro-

it’in yeniden kalkınması için Başkan Obama’dan 50 bin green card verilmesini istedi. Vali Synder, bazı göçmenlik yasalarının Michigan’a zarar verdiğini belirterek, bu nedenle yeni bir reformu Detroit;ten başlatmak istediklerini ifade etti. SİSTEM REFORME EDİLMELİ Her yıl üniversitelerinden 5 bin mezun verdiklerini kaydeden Detroit Valisi Snyder, ancak bu

mezunlara kalmaları için çalışma izni verilmediğinden birçoğunun ülkelerine dönmek zorunda kaldıklarını ifade etti. Vali Snyder, bu sistemin değişmesi gerektiğini ve bu insanları eyalette tutmak gerektiğini vurguladı. Mevcut göçmenlik yasalarının sağlıklı olmadığını ve bu sisitemin reforme edilmesi gerektiğini belirten Vali Snyder, bu reformun Detroit’ten start almasını istedi. Akıllıca bir reform ortaya ko-

nulması halinde uzun vadeli başarının elde edilmesinin mümkün olduğunu ifade eden Vali Snyder, göçmenlerin çalışma hayatında başarılı olduklarını kanıtladıklarını söyledi. Mevcut göçmenlik yasalarının Michigan’a zarar verdiğini kaydeden Vali Snyder, özellikle Detroit’in yeniden kalkınması için Başkan Obama’dan 50 bin EB2 vizesi aracılığıyla green card verilmesi talebinde bulundu.

GÖÇMENLİK avukatlarından Ayhan Öğmen ise, göçmenlerin sorunlarının çözümü için federal düzeyde çözüm üretilemediği için eyaletler sorunlarına kendileri açısından çözüm üretme arayışına girdiklerini söyledi. Öğmen, “Göçmenlik sorununa her eyalet farklı bakarak farklı çözümler üretmeye çalışıyor. Örneğin daha önce İdaho, kaçak göçmenleri yakalayıp sınırdışı edeceğini açıklamıştı. Kaliforniya ise kaçak bile olsa göçmenlere ehliyet vereceğini açıklamıştı. Bunun gibi bazı örnek girişimleri daha önce yaşamıştık” dedi. Michigan Valisi Snyder’in böyle bir talepte bulunmasının her zaman görünen bir olay olmadığını da kaydeden Avukat Öğmen, iflas eden Detroit için çözüm üretilmeye çalışıldığını söyledi. Obama’nın eyaletin içinde bulunduğu ekonomiyi düzeltmek için yüksek eğitim görmüş insanları eyalete getirmek için istenen green card’ın verilmesini geçen yıl küçük yaşlarda Amerika’ya gelen öğrenciler için yaptığı gibi yetkisini kullanarak sağlayabileceğinin ifade eden Öğmen, Obama’nın çıkacak yasa kapsamına bu talebin dahil edilmesi yoluna da gidilebileceğini söyledi. Michigan Valisi’nin yaptığı gibi girişimlerin yeni Göçmenlik Reformu’nun çıkması için baskı oluşturabileceğinin de kaydeden Öğmen, Amerikalılar’ın işlerini aldıkları iddiasıyla daha önce karşı çıkmalarına rağmen göçmenlerin aslında çalışma hayatında ne kadar başarılı olduklarının da artık anlaşıldığını söyledi.

AKBULUT: ZORLU BİR MÜCADELE GEREKTİRECEK NEW YORK Barosu Avukatlarından Cahit Akbulut da, Vali Snyder’ın Obama’dan talep ettiği vize uygulamasının zorlu bir mücadele gerektireceğini belirterek, onaylanma şansının düşük olduğunu savundu. Akbulut, konuyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu: “Michigan Valisi Rick Synder’in bu önerisi EB2 olarak adlandırılan yüksek derecedeki eğitimlilere veya otomobil sanayinde, teknoloji, sağlık ve yaşam bilimindeki üstün yetenekli kişileri kapsıyor. Fakat ABD’de vize uygulamasında bölge veya eyalet ayrımı yapılamıyor ve bunun daha önceki bir uygulaması da yok. Ancak Michigan Valisi’nin bu tür uygulama için belirli bölgelerde (ünder served area) çalışma müsadesi verilen doktorlara verilen vize uygulamasını örnek gösteriyor. Böyle bir yasanın uygulanması için Federal Hükümet tarafından parlamentoda kabul edilmesi gerekiyor. Eyalet bazında imtiyaz talep eden böyle bir vize uygulanmanın zorlu bir mücadele gerektireceğini ve onaylanma şansının düşük olduğunu düşünüyorum.”

BLOOMBERG’DEN DESTEK GELDİ NEW YORK - POSTA212

N

ew York’un eski Belediye Başkanı Michael Bloomberg, politikayı bıraktıktan sonra ilk atağını Göçmenlik Reformu konusunda yaptı. Washington’a giden Bloomberg, Kongre’yi reformun bu yıl geçmesi konusunda uyardı. Temsilciler Mecli-

New York’un eski Belediye Başkanı Michael Bloomberg, Washington’da göçmenlik reformunun bir an önce geçirilmesi uyarısında bulundu si’nde çoğunluğu elinde tutan Cumhuriyetçi üyelere yönelik olarak Washington’da yaptığı konuşmada Bloomberg, göçmenlik yasalarında yapılacak revizyonun ekonomik önemine dikkat çekti ve “Göçmenlik olmazsa, geleceğimiz de olmaz” diyerek Amerika’nın yurtdışından gelecek yetenekleri kaybetme riskiyle karşı karşıya geldiği konusunda uyarılarda bulundu. Eski belediye başkanı, basına yönelik yaptığı açıklamada, “küçük

bir grup” olarak tanımladığı reforma muhalefet edenleri suçladı. Bloomberg, konuşmasında şunları söyledi: “Burada olup biten şey, aslında küçük bir grubun tekrar seçilebilmeyi kitlelerin taleplerinin önüne koymasından başka bir şey değil. Bu küçük grup, sürekli bağış topluyor, mektuplar yazıyor ve sosyal medyada milyonlarca insan arkalarında varmış gibi gözüküyorlar.” Bloomberg, Meclis sözcüsü John Boehner’in reform geçmesi için sü-

reci zorlaması gerektiğini belirtti ve şunları ekledi: “Eğer Boehner, bu işi yaparsa o zaman başarılı bir politikacı olur. Boehner uzun bir süredir politikada. Bir liderin sahip olması geren kararlı bir tavrı var. Ama taktiklerinin de bu tavrıyla uyumlu olması lazım. Eğer Meclis’te bu yasayı geçirirse o da kendi rüştünü ispat eder” Dünyanın en zengin politikacılarından olan Bloomberg, silah kontrolü ve göçmenlik reformuyla ilgili tavrını desteklediği politikacıların

kampanyalarına şu ana kadar kendi cebinden milyonlarca dolar harcadı. Aynı zamanda, belediye başkanları ile işadamı politikacıların birlikte kurduğu New American Economy adlı kuruluşla Kongre’ye göçmenlik reformuyla ilgili baskı yaptı. Belediye başkanlığını bıraktığı 31 Aralık 2013 tarihinden bu yana ilk defa kamuoyunun önüne çıkan Bloomberg’in verdiği mesajlar göçmenlik reformunu bekleyen kitleler arasında umut yarattı.


Güncel

29 Ocak 2014 Çarşamba

Din temelli çatışmalar

DÜNYAYI SARIYOR

Dünyanın her tarafında dine yönelik kısıtlamalar artarken diğer yandan din temelli çatışmalar zirveye çıkıyor. Orta Doğu’dan Asya’ya “din savaşları” yükseliyor, “kutsal inançlar” uğruna yüzbinler ölüyor, dünya kan gölüne dönüyor ze etmesi ilk akla gelen örneklerden biri. Yine Hindistan’da Hindu Lagarana Vedike adlı ulusal grubun kadın ve erkeğin birlikte içki içtiği ve dans ettiği doğumgünü partilerine karşı saldırı düzenlemesi bir başka örnek. Somali’de İslamcı militanlar, sinemaya gitmek, müzik dinlemek, sakal tıraşı olmak gibi İslami olmadıklarını düşündükleri davranışları kitlelere şiddet kullanarak empoze ediyor.

AHMET BUĞDAYCI NEW YORK - POSTA212

D

ini inançlara bağlı olarak toplumlar arasındaki düşmanlık son altı yıl içinde zirveye çıktı. Pew Research tarafından 192 ülke arasında yapılan bir araştırmaya göre, bu ülkelerin üçte birinde 2007’de yüzde 20 olan din temelli düşmanlık oranı, 2011’de yüzde 29’a, 2012’de de yüzde 33’e fırladı. ABD’DE DİNSEL HOŞGÖRÜ Dini düşmanlık Amerika’nın dışında dünyanın her bölgesinde artış gösteriyor. En keskin artış, hala Arap Baharı’nın etkilerini yaşayan Orta Doğu, Kuzey Afrika bölgelerinde ve Asya-Pasifik bölgesinde görülüyor, özellikle de Çin ilk defa “yüksek düşmanlık çizgisine” yaklaşıyor. En ilginci de bir tarafta dinsel inanışlara kısıtlamalar getirilirken, diğer tarafta da din temelli şiddet giderek yaygınlaşıyor, baskı ve şiddet kol kola gidiyor. HÜKÜMETLERİN DİN KISITLAMALARI 2012 yılı itibarıyla hükümetler, dünyadaki ülkelerin yüzde 29’unda, dini inançlar üzerinde kısıtlamalarını sürdürdüler. Bu oranın 2007’de yüzde 20 olması, din üzerindeki devlet kontrolünün nispi olarak yayıldığını gösteriyor. Dinsel pratikler üzerinde hükümet kısıtlamaları, belirli inançları yasaklamak, din değiştirmeyi yasa dışı ilan etmek, ibadete limitler getirmek veya bir din grubuna diğerlerinden daha ayrıcalıklı davranmak gibi uygulamaları kapsıyor. AVRUPA BAŞI ÇEKİYOR Radikal grupları kontrol etmek isteyen Avrupa, bu süreçte dinsel inançlar üzerine en çok kısıtlamaları getiren bölge olarak kaydedildi. Avrupa’yı Orta Doğu ve Kuzey Afrika izliyor. 5.3 MİLYARA DİNSEL KISITLAMA İster hükümet uygulamaları ister sosyal husumetlerden kaynaklansın, araştırma dünya ülkelerinin yüzde 43’ünde din temelli kısıtlamaların yaşandığını gösteriyor. Bu rakam son altı yılın en yüksek seviyesine erişildiğine işaret ediyor. Çin gibi nüfusu çok kalabalık ülkelerin bu kapsamda yer al-

masıyla dünya nüfusunun yüzde 76’sı anlamına gelen 5.3 milyar kişi yüksek veya çok yüksek seviyede dinsel kısıtlamalar altında yaşıyor. Bu oranın 2007’de yüzde 68 olması din üzerindeki gerginliklerin yükseldiğini işaret ediyor. MÜSLÜMANLAR VE YAHUDİLER Mısır, Endonezya, Rusya, Pakistan ve Myanmar ise 2012’de en çok kısıtlama yapan ülkeler arasında yer aldı. Yaşadıkları toplumlarda, hükümetler, bazı gruplar veya bireyler tarafından en çok kısıtlamaya maruz kalan dini gruplar ise Müslümanlar ve Yahudiler. SALDIRILAR ARTIYOR Araştırmada din bazlı sosyal husumetlerde ciddi bir artış görülüyor. Bu tür düşmanlıklar, özellikle ana akım dini inancı tehdit ettiği düşünülen dini azınlıklara yönelik tacizlerle pratiğe dökülüyor. 2007 yılında araştırma yapılan ülkelerin yüzde 24’ünde dini azınlıkları hedefleyen tacizler vuku bulurken, 2012’de bu tür ülkelerin oranı yüzde 47’e yüksel-

miş. Bir başka anlatımla dünyanın yarısında dini azınlıklar her türlü baskıya maruz kalıyor. Budist, Hıristiyan ve Müslümanların pek çok ülkede içiçe yaşadığı Asya’da bu tür saldırı olayları özellikle belirginleşiyor. Çin’de Müslüman Uygur Türkler’ine veya Mısır’da Hıristiyan azınlığa yönelik saldırılar ilk akla gelen örnekler.

KADININ KAPANMASI SORUNU Dinsel çatışma alanlarından biri de “kadınların elbiseleri” Dünyadaki ülkelerin yüzde 32’sinde kadın bedeninin dini inanışlara göre nasıl örtüneceği pek çok tacize, saldırıya, hatta toplumsal olaylara yol açıyor. Örneğin, Çin’de 2012 yılında, bir Çinlinin Müslüman bir Uygur kadınının peçesini kaldırması, büyük protestolara yol açtı.

(Dünya ülkeleri %)

DİNSEL TERÖRİZM Din bazlı örgütlenen çeteler de, 2012 itibarıyla, bir başka artış gösteren dinsel şiddet biçimini oluşturuyor. Dünya ülkelerinin yüzde 25’i, din temelinde örgütlenen çetelerin şiddetine tanık oluyor. Pek çok Afrika ve Asya ülkesinde fanatik İslamcı gruplar, diğer dini azınlıklara ve Müslüman mezheplerinin yaşam alanlarına saldırılar düzenliyor. Din temelli terörizm de aynı şekilde yükselmeye devam ediyor. 2007’de ülkelerin sadece yüzde 7’sinde bu din terörizmi görülürken 2012’de bu oran yüzde 20’ye çıktı. Irak’ta ve Suriye’de El-Kaidecilerin şiddeti bölgeyi kan gölüne çevirirken, Sunni-Şii mezhep savaşı yüzbinlerce kişinin ölümüne yol açıyor. Dinsel hoşgörünün olduğu Amerika’da bile geçen yıl altı kişinin öldüğü bir Sikh mabedine yapılan silahlı saldırı, yine geçen yıl Kenya’da El-Kaide bağlantılı bir grubun bir alışveriş merkezinde 68 kişinin ölmesine yol açan kanlı saldırısı, dinle ilişkili terörizmin dünyanın her tarafına sızdığını gösteriyor.

KAYNAK: PEW RESEARCH CENTER

DİNSEL DÜŞMANLIĞIN EN YÜKSEK OLDUĞU ÜLKELER Araştırma verilerine göre dini temelli sosyal düşmanlıkların en yüksek olduğu ülkeler 2012 itibarıyla şöyle sıralanıyor. Pakistan, Afganistan, Hindistan, Somali, İsrail, Irak, Filistin, Suriye, Rusya, Endonezya, Nijerya, Yemen, Kenya, Mısır, Sudan, Lübnan ve Sri Lanka.

DİNDEN DÖNDÜRME ŞİDDETİ Araştırma, saldırıların azınlıkları hakim dinleri kabul etmeye zorlamaya dönüşebildiğini ve bu amaca yönelik saldırıların 2012’de yükselişe geçtiğini gösteriyor. 2007 yılında bu tür saldırılar dünya ülkelerinin yüzde 18’inde gerçekleşirken 2012’de aynı rakam yüzde 39’a çıkmış. Vietnam’da hükümetin, Cao Dai dinine (20. yüzyılda Vietnam’da eklektik şekilde oluşturulan bir din) göre ibadet etmeyen gruplara karşı bir saldırıyı alenen organi-

Dini kurallara göre giyim üzerinden kadının tacizi

Din temelli terörist saldırılar (Dünya ülkeleri %)

KAYNAK: PEW RESEARCH CENTER

Dinsel kuralları kabul ettirmek için yapılan şiddet veya tehditler (Dünya ülkeleri %)

KAYNAK: PEW RESEARCH CENTER

Dinsel azınlıklara yönelik saldırılar (Bu tür saldırı ve tacizlerin olduğu ülkeler %)

KAYNAK: PEW RESEARCH CENTER


Güncel

29 Ocak 2014 Çarşamba

TADF’nin büyümesi derneklerle olacak TADF’ye 6 yıl aradan sonra ikinci kez başkan seçilen Atilla Pak, başkanlık koltuğuna oturduktan sonra ilk olarak POSTA212'ye açıklamalarda bulundu. Pak, federasyon çatısı altındaki dernekleri büyüterek, TADF’yi daha iyi yerlere taşıyacaklarını söyledi DİLEK ESKİ BEZİRKAN NEW YORK - POSTA212

T

ürk Amerikan Dernekleri Federasyonu (TADF) başkanlık seçimininde tek başına aday olan ve oy çokluğu ile seçilerek başkanlık koltuğuna 6 yıl aradan sonra ikinci kez oturan Atilla Pak, öncelikli hedeflerinin federasyon çatısı altındaki dernekleri daha iyi yerlere taşımak olduğunu söyledi. Derneklerin büyüdüğü oranda federasyonun da büyüyeceğini vurgulayan Atilla Pak, başkanlık dönemindeki öncelikli konulardan bir diğerini de Türk Amerikan Kültür Festivali ve Türk Günü çalışmalarının oluşturduğunu söyledi. Yeniden aday olma sürecinin Türk Amerikan Müslüman Kültür Derneği Başkan Yardımcısı Mehmet Durmuş'un kendisini aday göstermesiyle başladığını anlatan Atilla Pak, başkanlık seçimleri öncesi diğer adayların başkanlıklarını kamuoyuna açıklamasına rağmen kendisinin neden açıklamadığı ile ilgili değerlendirmede bulundu. Her dönemde eleştirilen ana sponsor Türkiye'nin mali kaynak aktarımı konusuna da değinen Atilla Pak, bu eleştirinin yanlış olduğunu dile getirdi. Yine seçimler sırasında herkesin dile getirdiği federasyonun kendi kaynaklarını yaratması konusunda ise Atilla Pak, “Yeni kaynak oluşturmak emek isteyen bir iştir. Burada önemli olan kendinizi anlatabilmektir. Bunu yapabildiğinizde mali kaynaklar oluşturmakta bir sıkıntı olabileceğine inanmıyorum” değerlendirmesinde bulundu. Atilla Pak, yeni dönemdeki hedeflerini ve çalışmalarını POSTA 212'ye şöyle anlattı:

MALİ SIKINTI OLMAZ: TADF’ın yeni başkanı Atilla Pak arkadaşımız Dilek Eski Bezirkan’a projelerini anlattı ve, “Yeni kaynak oluşturmak emek isteyen bir iştir. Çünkü insanlara gidip, karşılıksız para istiyorsunuz. Burada önemli olan kendinizi anlatabilmektir. Bunu yapabildiğinizde mali kaynaklar oluşturmakta bir sıkıntı olabileceğine inanmıyorum” dedi. lar yapmalarına rağmen sizin resmi bir açıklamanız olmadı. Bu süreci anlatır mısınız? Şurası bilinmelidir ki…. Kişiler değil, toplumumuza asıl hizmet eden kurumlar öne çıkarılmalıdır. Ben de bu süreçte, seçim heyecanı, toplumsal çalışmaları çıkarsızca yürüten TADF yönetiminin etkilenmemesi için gayret ettim. Sadece oy verecek dernek Başkanları ve delegelerle görüşerek, federasyonumuzda yapabileceklerimizle ilgili fikir alış verişinde bulunduk. Evet basına bir demeç vermedim. Sonucunu da hep beraber yaşadık.

lumumuza olacak hizmetidir. “HARCAMALARI YÖNETİM ONAYLAYACAK” ■ Özellikle TADF başkanlık dönemlerinde en çok tartışma konusu mali konular

turmak emek isteyen bir iştir. Çünkü insanlara gidip, karşılıksız para istiyorsunuz. Burada önemli olan kendinizi anlatabilmektir. Bunu yapabildiğinizde mali kaynaklar oluşturmakta bir sıkıntı olabileceğine inanmıyorum.

Öncelikli ilk hedefimiz derneklerimizi daha iyi yerlere taşımaktır. Onlar ne kadar büyürse TADF da o kadar büyür. Federasyonun yapacağı her cent, harcamayı yönetim kurulu harcamadan bilecek ve onaylayacak.

YENİ DÖNEM VE İLKELERİ ● Marjinal ya da toplumsal olarak dışlanmış gruplardan olmayacağız, ● Milliyetçilğimizi her zanamkinden daha fazla muhafaza edeceğiz, ● Etnik gruplar ile ilişkili olacağız, ● Yarışma zihniyeti taşıyacağız, ● Sosyal sınıf ayırımı asla yapmayacağız, ● Ruhsal inanç ve uygulamalara saygı duyacağız, ● Fiziksel ve zihinsel yeteneklere destek vereceğiz, ● Yaş saygınlık kültürünü taşımaya devam edeceğiz, ● Eğitim seviyelerinin artmasında yardımcı olacağız, ● Aile durumlarının önceliklerini iyi bileceğiz, ● Sağlık konularında duyarlılığımız, ● Üslup ve tarzında kültürel uyum sağlayacağız, ● Beceri ve yetenekleri iyi kullanacağız ● Fikirler konusunda alıcı olacağız, ● Ulusal, bölgesel ya da diğer coğrafi alanda bilgimizi artırmaya devam edeceğiz, ● Yasa çerçevesi içinde kendimize ait olan bir şeyi kullanabilme hakkını kullanmasını bileceğiz, ● Mesleki durumlarda başarının önemini aşılayacağız, ● Sosyo ekonomik durumlara destek veya kriz durumunda ortak bir vizyon oluşturacağız.

Projelerde izleyecekleri politikalar: ● Düzenli olarak TADF’ye bağlı dernek-

lerin kültürel yeterlilik değerlendirilmesi ● TADF’nin birlik ve beraberlik duygusunu toplumumuz ile birlikte güçlendirmek, ■ TADF Başkanlığı'na 6 yıl sonra neden ● Türk’ün adını Amerika’da daha da aday oldunuz? Tekrar aday olmanızda en oluyor. Başkanlık seçiminin yapıldığı ge“SEÇİMİ İCRA KURULU KAZANDI” ■ Buradaki siyasi ya da lobi gruplarıyyükseltmek, büyük etken ne oldu? nel kurulda açıkladığınız harcamaların ■ Başkanlığa yeniden seçilmenizi neye la nasıl bir ilişki geliştirmeyi planlıyor● Türklük ve Türkiye’ye karşı var olan Adaylığım ile ilgili gelişmeler, Türk yönetim kurulu tarafından yapılacağıbağlıyorsunuz? sunuz? Varolan söz konusu gruplarla da Avrupa Birliği , terör, Kıbrıs ve ErmeAmerikan Müslüman Kültür Derneği (TAMna ilişkin çözüm öneriniz nasıl işleyecek? ilişkileri hangi zemine taşımayı planlıEkibimle beraber Türk Amerikan Topni sorunu gibi tüm söylem ve eylemleCA ) Başkan Yardımcısı Mehmet DurBu önerinizin başarılı olacağına inanıyor yorsunuz? lumu'na hizmet etme samimiyetimize re karşı mantık ve barış yolu üzerinde muş'un beni aday göstermesiyle başladı. musunuz? borçluyuz. Türk Milleti'nin ve Türkiye'nin çıilerlemek, Daha sonra dernek başkanlarımızla yaŞeffaflık her zaman başarılı olmuştur. Türk toplumu adına kalpten üstlendiğikarlarına en uy● Toplum üyeleri ve cemiyetlerimize pılan çeşitli görüşmelerde, aday olmam Özellikle mali konularda. Gayet rahat ve miz sorumluluklarımızı bu süreç içerisingun olan zemine karşı “hayır” sözcüğünü unutarak , yönündeki istekleri de kararımı netleşsistematik bir şekilde işleyecek. Federasde yerine getirdik. Elimi dostlarımla taşın taşımak bizim gösürdürülebilir hizmetleri hayat geçirtirmeme neden oldu. Aslında uzun yıllaraltına koymakla kalmayıp , tüm zorlukları yonun yapacağı bir cent harcamayı bile revimizdir. Buramek, dır kazandığım ve TADF başkanlığı için en yönetim kurulu harcanmadan bilecek ve Türk toplumunun gelecekteki kazanımlada lobi ve siya● Ortak olmayan kültürlerin Türk ve önemli donanımlardan biri olduğuna inan- rı adına “deneyim” olarak değerlendirdik. onaylayacak. Yönetim kurulunun onayı si kuruluşlarla Amerikalı üzerinde gücü, etkisi ve kadığım federasyon kültürü ve altyapısı, gözolmadan hiçbir harcama olmayacak. “Birlikteliği” anahtar sözcük yaparak tophem federasyobulü, lemlediğim sorunlar, bu gözlemlerimden lumumuzun arkasında değil daima yanınna hem de toplu● Türk ve Amerikalı kökenlerden biryola çıkarak belirlediğim hedeflerle tüm ÖNCELİKLİ HEDEFLER da olduk. Bu yolda canla başla çalışan, bu mumuza faydabirleri için tepkileri ve nasıl etkilediğiTürk toplumu adına yapabileceklerimi gö■ Yeni dönemde özellikle öncelikleriniz ise gönlünü koymuş insanlara eleştiri oksı olacak ilişkiler ni anlamak, rerek bunları bizzat yaşayan bir kişi olaneler olacak? larını yöneltip , asıl zararı yine kendi topkurmak esastır . ● Türk ve Amerikalı Kültürel grupların rak söyleyebilirim ki, bu hissettikleriniz, Öncelikli ilk hedefimiz derneklerimilumumuza ödetmedik. Son 6 yıl boyunca ortak paylaştıkları ortak aynı inanç ve toplum adına yapacaklarınızı, deneyimlezi daha iyi yerlere taşımaktır. Onlar ne katüm toplum üyelerimizle her an beraber uygulamaları dar büyürse TADF da o kadar büyür. Di● Geçmiş deneyimğer önem verdiğimiz hedef ise tabi ki Türk lerde mevcut etKişiler değil, toplumumuza asıl hizmet eden kurumlar öne Amerikan Kültür Festivali ve Türk Günü kileşimleri kaYürüyüşü çalışmalarıdır. çıkarılmalıdır... Elimi dostlarımla taşın altına koymakla bul ederek Türk Amerikan topkalmayıp, tüm zorlukları Türk toplumunun gelecekteki ■ TADF'in vizyonu ve misyonu ne olacak? lumlarının naÇeşitli türden dernekler TADF kurulukazanımları adına ‘deneyim’ olarak değerlendirdik. sıl etkilediğini şumuzda yer aldığından dolayı kültürel ortaya koyyetkili olmamız gerekiyor. Kültürel grupmak, rinizin kazandırdığı mantık süzgecinden larımızın ihtiyaçlarına yetkin olmaya haolarak, toplumumuzun sorunlarını dinle● TADF kugeçirerek sizi ulaşılabilecek yepyeni hedefzır uyum içinde ve ihtiyaçlarına uygun eşit mekle kalmayıp bu sorunlara somut çöruluşumulere yöneltir. Sizi toplumun sorunlarına çö- zümler de üreterek onların tüm heyecanmuamele edilme ile ilişkilidir. zun, her iki züm üretme noktasına getirir. Birikimlerilarını dostlarımla paylaştık... Paylaşmanın kültürün niz, size bunları gerçekleştirecek gücü verir. , tüm halkımıza kazandıracağı gücü, ilk YENİ KAYNAK OLUŞTURMA güçlü ve Bir çoğunuz gibi bende aile ve meslek sahiönce bizzat kendi içimizde yaşadık. Ayrıca ■ Projelerin hayata geçirilmesinde en bükaynaklabi bir kişi olarak bu yüce görevin büyük feyük sorunun mali kaynaklar olduğu bibu seçimi asıl Atilla Pak değil icra kurulu rı üzerine dekarlıkları da beraberinde getireceğinin liniyor. Yeni kaynaklar yaratma ya da kazanmıştır. inşa çabilincinde olup, toplumumuz adına yapamevcut kaynakların kullanımı konusunlışmaları bileceklerimin bende uyandırdığı şeref ve da değerlendirmeleriniz nedir? ■ Daha önceki başkanlık dönemi ile bu yapmak, mutluluk ile tüm zorluklara karşı ayakta Bu konuda bir yanlışınız var. Projeledönem arasında farklılık ya da benzerlik● Kültürel durabilecek güç ve iradeye sahip olarak ka- ler neler olacak? rin hayata geçirilmesinde en büyük sorun farkındalık, durar verdim. Bir önceki veya bir sonraki dönem diye mali kaynaklar değil, izlenen yanlış yönyarlılık ve anlayış temlerdir. Doğru projelerle doğru adımlar bir ifade yanlış olur. alanında liderlik ve ■ TADF başkanlık seçimleri öncesi, diğer atılırsa topluma faydalı olan her projeyi Burada esas olan federasyon ile derpersonel geliştirme için ADAY OLMASI İSTENDİ bazı adaylar adaylıkları ile ilgili açıklama- neklerimizin nasıl daha gelişeceği ve topgerçekleştirebilirsiniz. Yeni kaynak oluşkaynak ayrılması yapTADF'in çiçeği burnunda başkanı Atilla mak, Pak, ilk olarak kendisini TAMCA Baş● Önyargıyı ortadan kan Yardımcısı Mehmet Durmuş'un kaldırarak, aktif kültüfederasyon başkanlığına aday gösterrel politika ve uyguladiğini söyledi. maları sağlamak, nasıl olacak? na daha iyi hizmet verelim ve Türkiye'yi daha ■ Özellikle projelere kaynak aktarımı ko● Dernek başkanlarıBöyle bir sorun olması halinde yaklaşımıiyi tanıtalım diye oluşturulan maddi kaynaknusunda ana ya da yan sponsorlara yönemızla güç paylaşımı mı anlatmam için bahsettiğiniz sorunun olların sahibine ne diyeceğiz?! Biz bağımsız bir lik eleştiriler her dönemde gündeme gelir. sağlamak. ması lazım. Ancak federasyona sponsor olan sivil toplum kuruluşuyuz. İyilik yapana niye Başkanlık döneminizde benzer sorunların ana veya yan kuruluşlara eleştiride bulunmak az verdin veya niye zamanında vermedin diye gündeme gelebileceğini düşünüyor musuyanlış olur. Çünkü bize sadece Türk toplumubir serzenişte bulunmak doğru değildir. nuz? Bunun olması halinde yaklaşımınız

“Ana sponsoru eleştirmek yanlış”


NY ve NJ büyük finale hazırlanıyor ESPN partide sahneye çıkacak. Jay Z de büyük maçtan önce DirecTV’nin partisi için hazır.

NEW YORK - POSTA212

N

ew York ve New Jersey, ABD’nin ve dünyanın en popüler spor müsabakası olarak kabul edilen Super Bowl XLVIII finali hazırlıklarına devam ediyor. Amerikan Futbolu Ligi’nin (NFL) 2 Şubat’ta 2013-2014 sezonu final maçının yapılacağı New Jersey MetLife Stadyumu’nda aylardır devam eden hazırlıklar iyice hız kazandı. Birçok ünlünün sahneye çıkacağı müsabaka gecesinde, Mary J. Blige ve John Legend’ın Cipriani’de şarkı söylemesi bekleniyor. Kendrick Lamar ise

600 MİLYON DOLAR KATKI New Jersey ve New York eyaletlerinin ekonomisine yaklaşık 600 milyon dolar katkı sağlaması beklenen müsabaka nedeniyle, 100 dolarlık otel odalarını 1000 dolara kiralayıp akşam yemeği için 50 bin dolarlık bir masa rezerve edebilirsiniz. Ayrıca, maçı stattan izleyebilmek için 2 bin 800 ile 25 bin dolar arasında bir bilet ücreti ödemeniz gerekiyor. Büyük final yaklaştıkça da bilet fiyatları hızla artıyor. Tüm dünyada milyonlarca kişinin takip ettiği 48. Super Bowl finalinde, NFL şampiyonluğu için Broncos ve Seahawks sahaya çıkacak.

29 Ocak 2014 Çarşamba YIL 1 • SAYI 37 HAFTALIK ÜCRETSİZ

www.posta212.com

Canavar kamyonlar yarıştı BASRİ ŞAHİN - AA /WASHINGTON

A

merika’nın Las Vegas kentinde 20-22 Mart’ta düzenlenecek “Dünya Canavar Kamyonlar Finali (World Monster Truck Final)” yarışlarının Washington elemeleri heyecan dolu görüntülere sahne oldu. Canavar kamyonların performanslarını görmek için yediden yetmişe çok sayıda izleyici, yarışların yapıldığı Verizon Center’ı doldurdu. 1970 ve 80’li yıllarda küçük bir grup tarafından “canavar kamyon” adıyla başlatılan yarışlar, bugün Amerika’nın birçok eyaletinde özel oluşturulan yarış pistlerinde yapılıyor. Eğlence ve gösteri havasında geçen yarışlara başta küçük yaş-

taki çocuklar olmak üzere her yaştan izleyici kitlesi yoğun ilgi gösteriyor. Yarışta, dev tekerlekli küçük kamyonet şeklindeki araçlarda, motor güçleri, süspansiyon teknikleri ve sürücü becerileri sergilenirken, heyecan dolu yarışmalar birçok televizyon kana-

lından da canlı olarak yayınlanıyor. Amerika’nın dışında Kanada, Brezilya, İngiltere ve Çin gibi ülkelerde de düzenlenen dev tekerlekli “canavar kamyonların” gösteri ve yarışmalarının Washington ayağı geçen hafta sona erdi.

POSTA212 - SAYI 37  

27 Ocak 2014, Pazartesi