Issuu on Google+

TÜRK ÖĞRETMEN KURTULDU

“Washington’da temsilcilik açıyoruz”

■ New York’ta 16 yaşındaki öğrencisiyle gizli ilişkisi ortaya çıkan ve tutuklanan 36 yaşındaki Türk öğretmen Erin Sayar suçunu kabullendi ve hapis cezası almaktan kurtuldu » 3’TE

■ “ABD’deki Türklerle gurur duyuyorum diyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, POSTA212’nin sorularını yanıtlayarak partisinin hedeflerini anlattı » 12’DE

Efsane mafya babası yargılanıyor » 4’TE 19 Haziran 2013 Çarşamba YIL 1 • SAYI 5 HAFTALIK ÜCRETSİZ

A M E R İ K A’ D A K İ

TÜRKLERİN

GAZETESİ

www.posta212.com

NE OLUYOR BİZE BÖYLE? 30 Mayıs’ta Gezi Parkı’na Topçu Kışlası adı altında AVM yapılmasını engellemek isteyen bir grubun çevre adına başlattığı eylem büyüdü ve hükümet karşıtı protestolara dönüştü. ■ Bir tarafta eylemlerinden vazgeçmeyip hükümetin istifasını isteyen grupların eylemleri bütün ülkede, hatta yurt dışında da çığ gibi büyüdü. Sokaklar savaş alanına döndü. Polisin tutumu da bütün bunlara eklenince olay tam anlamıyla ‘çığrından çıktı’. Sosyal medyada da ‘sanal çatışma’ yaşandı.

■ Başbakan Erdoğan, “Evlerinde zor tutuyorum” dediği tabanını eylemlere karşı gövde gösterisi olarak alanlara sürdü. Bir günde 6 miting yapan Erdoğan, Ankara ile İstanbul’daki mitinglerle eylemcilere bir anlamda cevap verdi. ABD’deki Türkler de ülkenin çeşitli eyaletlerinde gösteriler düzenledi.

İstanbul turizmde 6. sırada

Las Vegas’ın özel suitleri... ■ New Yorklu Çapulcular tıklanma rekoru kırıyor... ■ Hataylı kadınlar Amerikan zeytinyağı pazarında... ■ New York kumarhane merkezi olma yolunda... ■ Yaz geldi güneş kremlerine dikkat... ■ Dünya tarihi değiştiren birbirinden ilginç spor olayları... ■ Her yaştan çocuklara sağlıklı atıştırmalar...

HEPSİ VE DAHA FAZLASI POSTA212 LIFE’DA Eriyen Türkiye markası ‹LHAN TANIR ■ 8’DE

Başbakan Erdoğan’ın taviz vermeyen tavrı ve Gezi Parkı’na düzenlenen polis müdahalesinin ardından ortam daha da gerginleşti. Gerginlik dünya gündemine oturdu.

■ Türkiye’de turist güvenliği sıkıntısı olmadığını belirten Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul’un dünyanın en çok turist çeken 6’ncı, en fazla turizm geliri elde eden 4’üncü kent olacağını açıkladı. » 6’DA

■ Amerika’da göçmenlik yasasında yapılan bir değişiklikle, ortak bulabilen ancak maddi gücü olmayan girişimci fikirlere de gün doğdu. » 13’TE

PROF. DR. SEYFETT‹N GÜRSEL ■ 7’DE

GEZİ PARKI EYLEMLERİ İLE İLGİLİ TÜM GELİŞMELER

GEZİ OLAYLARI SONRASI PİYASALAR

Parasız girişimcilere ABD yolu

Gezi Parkı ve Türkiye ekonomisi

GEZİ PARKI EYLEMCİLERİNİN PROFİLİ

■ Gezi Parkı protestoları ve yapılan eylemler Türk Hükümeti’ni zora soktu. Olaylar Türkiye’nin ekonomideki zayıf noktalarını tekrar gündeme getirdi. » 7’DE

ESEN ÜNAL

esenun@gmail.com

WALL STREET RAPORU

Tek yol sevgi...

ATC’nin Ardından

Cadı avı...

ARZU KAYA URANLI ■ 9’DA

YRD. DOÇ. DR. BURAK KÜNTAY ■ 11’DE

MEHVEŞ KOÇAK ■ 2’DE

» SAYFA 8, 9, 15 VE 16’DA


2

Toplum Yaşam

19 Haziran 2013 Çarşamba

Mehveş Koçak mehveskocak@posta212.com

Cadı avı

B

ATININ, yüzyıllar geçmesine rağmen üzerinden atamadığı kara leke “Cadı Avı’dır. 14. yüzyıldan başlayıp 17. yüzyıla kadar, yaşlı-genç, kadın-çocuk dinlemeden “Cadılık” suçlamasıyla 100 bine yakın insan yakılarak yada asılarak katledildi. Ortaçağ Kilisesi, kendine karşı olan düşünceye, farklılığa ve her türlü yenilikçi harekete “Cadılık” dedi... “Cadı”olduğunu itiraf edene kadar işkencelere maruz kalan insanlar, halk tarafından linç edildi ya da öldürüldü... Basit bir söylenti ya da sembol kişinin “cadı” olmasına yeterliydi.. Osmanlı İmparatorluğu’nun hoşgörüsü ve çok renkli yapısıyla “Cadılık” kavramı Anadolu topraklarına sokulmadı... Ancak bu kadar yüzyıl geçti... hala olayları dinsizliğe bağlamak, iftira atmak, halkı söylentilerle galeyana getirmeye çalışmak “Cadılık” suçlamasından başka bir şey değildir... Bu yüzyılda, Gezi Olayları’nı sosyal ve toplumsal bir deprem olduğunu görmezden gelip, basit bir ithamla dinsizliğe bağlamak, aşağılamak başka amaçlar taşır. Bu amaç ki Ortaçağ Avrupası’’ndaki Cadı Avı’yla benzerlikler gösterir. Kanıtsız, söylentilerle, “Cami’de içki içiyorlar, seks yapıyorlar, türbanlıya saldırıyorlar “ diye ısrar etmek maneviyat sahibi insanları galeyana getirmekten başka bir amaç taşımamaktadır. Hadi kendini bilmez bir kaç kişi söylediğiniz gibi bunu yaptı... Ne yapacağız o çocuklara? Kulaklarını mı çekeceğiz? Yoksa hedef gösterip işte “Cadı” bunlar mı diyeceğiz? Benim 85 yasındaki anneannem, bu sözlere aldanır “Din elden gidiyor der, atar kendini sokaklara” ya da onun komşusu Emine Teyze ve kocası, en önde giderler camiye uzanan kirli elleri kırmaya...., Anneannem gibi binlerce insan var Türkiye’de, bir söylenti ile kendini ateşe atacak.... Bu mudur? yapılmak istenen olayların sebebini içkiye, türban karşıtlığına, dinsizliğe mi bağlamak... Sizin yaşadığınız gibi dini yaşamayan, göstermeyen insanları ötekileştirip savaş mı açmak ? Cadıları tek tek ortaya çıkartıp Cadı Avı mı başlatmak?

BLOOMBERG NEW YORK’U KORUMAK İÇİN

19 milyar dolar harcayacak Sandy Kasırgası sonrası büyük zarar gören New York’a 15 milyar dolar federal yardım yapılmıştı. NY Belediye Başkanı Michael Bloomberg, olası afetlere karşı önlem almak amacıyla 19 milyar dolar bütçe ayırdıklarını açıkladı (NEW YORK – POSTA 212) New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg, East River kenarındaki bölgelerin şu baskınlarından ve fırtınalardan zarar görmesini önceden önlemek almak amacıyla 19 milyar dolarlık harcama yapacak. Sandy sonrasında aldığı 15 milyar dolarlık federal yardım ile birlikte toplamda 19.5 milyar doları şehir tadilatına harcamayı planlayan Bloomberg, hükümetten ve diğer potansiyel fon sağlayıcılardan ek yardım almayı hedeflediğini belirtti. Önümüzdeki 6 ay boyunca şehirde kapsamlı bir onarım yapılacağını belirten Bloomberg idaresi, Sandy sonrasında batan Queens-Brooklyn sınırındaki Newtown Creek koyu da dahil olmak üzere 37 adet kıyısal savunma sistemi kurmayı planlarken, bu işlemin toplam 3.7 milyara mal olacağını duyurdu. Bloomberg, Staten Island'a yaklaşık 6 metrelik baskın anında taşmayı önleyen şu setleri yerleştirmeyi de planlarken, bu işlemin 400 milyon dolara, Sandy'nin en çok zarar verdiği yerler olarak bilinen

Queens'teki Howard Beach ve Broad Channel'e yerleştirilmesi planlanan dalgakesenlerin ise 250 milyon dolara mal olacağını açıkladı. Manhattan ve Red Hook'ta zarar gören yerlere kalıcı ve istenildiğinde sökülebilen taşkın koruma duvarları inşaa edileceğini açıklayan Bloomberg "Daha fazla fon elde ettiğimiz zaman bu çalışmaları, Harlem Nehri etrafında ve New York şehrinde diğer zarar gören her yere taşıyacağız" dedi. Bloomberg, mülkünün Sandy'den dolayı aşırı zarar gördüğünü veya battığını ispatlayan kişilere de 1.2 milyar dolar bağışlamak istediğini duyurdu.

G ve R trenlerinin servisi durduruluyor Metropolitan Ulaşım İdaresi (MTA), Sandy Fırtınası’ndan zarar gören R ve G trenlerinin 14 hafta sonu boyunca durdurulacağını açıkladı. Bu hatları kullanan 65 bin yolcu alternatif yollara yöneltilecek Metropolitan Ulaşım İdaresi (MTA), geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamayla Sandy Fırtınası'ndan zarar gören R ve G trenlerinin önümüzdeki günlerde durdurulacağını belirtti

» GREENPOINT TÜNELİ KAPANIYOR

Brooklyn ile Manhattan arasında ulaşım sağlayan R treninin geçtiği The Montague Tüneli’nin ağustos ayından itibaren 14 hafta sonu boyunca kapanacağını söyleyen MTA, bu hattı günlük kullanan 65 bin yolcunun alternatif rotalara yöneleceğini duyurdu. Haftasonları, Queens'teki Forest Hills-71st Avenue ile Manhattan'daki Whitehall Street arasında ve Brooklyn'deki Court Street ile Bay Ridge-95th Street arasında hareket ede-

12 haftasonu boyunca servisine ara verecek olan G treni de Greenpoint Tüneli’nin kapalı olmasından ötürü servis sağlamayacak. City Hall, Cortlandt Street, Rector Street ve Whitehall Street duraklarında durmayacak olan G treni, Church ve Nassau Avenue durakları arasında gitmeye devam edecek. 6,13, 20 Temmuz, 3, 10, 17, 24 Ağustos, 7 ve 28 Eylül, 5 Kasım, 7 ve 14 Aralık tarihlerinde bu güzergahta gidecek olan G treni, 2014 yazında ise 5 hafta boyunca çalışma-

» 65 BİN YOLCU ETKİLENECEK

CEP TELEFONU HIRSIZLIĞINA SON

(NEW YORK/SAN FRANSISCO-POSTA 212) New York Başsavcısı Eric Schneirdeman ve San Fransisco Başsavcısı George Gascon önderliğinde geçen hafta perşembe günü bir araya gelen komisyon, Apple, Google, Samsung ve Microsoft temsilcilerine, çalınan akıllı telefonların çalışmasını engelleyen bir yazılım geliştirmeleri konusunda uyarıda bulundu. ABD’de son yıllarda cep telefonu hırsızlığının giderek arttığı ve yaşanan olayların şiddetli ölümlere yol açtığı gerekçesiyle başlatılan “Akıllı Telefonları Koruma Girişimi” çerçevesinde bir komisyon oluşturuldu. Akıllı telefon üreticilerine durumun ciddiyetini vurgulamak ve yeni üretilecek olan telefonlarda aynı tarz vakaların yaşanmasını engellemek amacıyla kurulan komisyona ondan fazla eyaletten polisler, siyasi temsilciler ve avukatlar katıldı. ”Akıllı Telefon Zirvesi”ne, Apple, Samsung, Google ve Microsoft’un temsilcileri de katıldı. 2012’de iPhonu’nu çalmak isteyen hırsızlar tarafından vurularak öldürülen 23 yaşındaki Megan Boken’in babası Paul Boken, zirve sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Acılı baba Boken, “Olay anında kızım annesiyle konuşuyordu. Bir süre sonra hat gitti ve bir daha Megan’dan hiç ses alamadık” diye yaşadığı olayı anlattı.

cek olan R treni Brooklyn'de Court Street ve Jay Street-MetroTec, Manhattan'da ise City Hall, Cortlandt Street, Rector Street ve Whitehall Street durağında durmayacak.

yacak. Bu süre içersinde Brooklyn ile Queens arasında yolcu taşıyan otobüslerin sayısı artırılacak.

» SANDY GEÇTİ AMA...

“Bu iki metro kanalını kapatmak çok zor fakat gerekli bir adımdı. Her iki treni de Sandy Kasırgası'ndan önceki haline geri getirmeliyiz" diye konuşan MTA Başkanı Fernando Ferrer, "Sandy sonrasında bu trenleri geçici bir tadilatın sonucunda hizmete açmıştık. Maalesef o zaman yapılan tamirler, bu trenlerin güvenilir bir hizmet sağlaması için yeterli değil. Sandy Kasırgası sona ermesine rağmen hala zarar vermeye devam ediyor. Bu tür tadilatlar daha uzun yıllar sürecek ve bize milyonlarca dolara mal olacak" dedi.

ACİL SERVİS HATLARINDA GECİKMELER ARTIYOR

NEW YORK’TA AMBULANS KRİZİ New York’taki acil servis hatlarında yaşanan şikayetler her geçen gün artıyor. Yaralılara müdahale etmek için çağrılan ambulanslar olay yerine gecikmeli olarak geliyor (NEW YORK- POSTA 212) Ulusal Tıbbi Hizmetler Birliği (EMS) Başkanı Israel Miranda, geçtiğimiz gün bir açıklama yaparak, acil servisi arayan kişilere geç müdahale edildiğinden şikayet etti. "Yeni sistemin kurulması için toplam 88 milyon dolar harcandı. Hiç bir işe yaramayan bu sistem, New Yorkluları bir kobay faresi gibi kullanıyor. Ne diyeceğimi bilemiyorum" diye konuştu. CBS kanalı tarafından geçtiğimiz günlerde yayınlanan dökümanlar, acil servisi arayan kişilerin bazen dakikalarca, bazen de saatlerce bile bekletildiğini gösterirken, Astoria'da aşırı dozda alkol ve uyuşturucudan ölmek üzere olan bir kişi için çağırılan am-

bulansın 5 saat beklendiğine işaret etti. EMS Başkanı Miranda, acil durumda olan bu kişinin ambulans gelene kadar büyük bir ihtimalle ayılmış olduğunu söylerek tepkisini gösterdi. Manhattan'ın 89'uncu Sokak ve 103'üncü Caddesi'nin köşesinde gerçekleşen bir araba kazası üzerine acil hattı arayan vatandaş 2 saat 28 dakika bekletilirken, Astoria'da 94'üncü Sokak ve Astoria Boulvard'ın köşesinde oluşan bir kazada, kazazedeler 1 saat 4 dakika bekletilmişti. Konuyla ilgili açıklama yapan New York Yangın Departmanı Emniyet Müdürü Sal Cassano, gecikmelerin acil yardım telefonlarının ilk ola-

rak polis tarafından cevaplandırıldığından ve daha sonra EMS'e yönlendirildiğinden ortaya çıktığını savundu. "Bizi ne zaman ararlarsa anında cevap veriyoruz" diye ekledi. Şu anki sistemde bir hata olmadığını belirten New York Emniyet Müdürü Ray Kelly ise, eski sistemin 40 yıllık olduğunu ve teknolojiden uzak olduğunu açıkladı. Geçtiğimiz günlerde meydana gelen elim bir trafik kazasında, 4 yaşındaki Ariel Russo hala hayattayken çevredekiler tarafından yapılan 911 aramasına 4 dakika geç müdahale edilmesi konusunda, EMS ve Yangın Departmanı Müdürlüğü birbirini suçlamaya devam etti.


Güncel Toplum

19 Haziran 2013 Çarşamba

3

ÖĞRENCİSİYLE SEKS YAPTIĞINI İTİRAF EDEN TÜRK KADIN ÖĞRETMENE CEZA VERİLMEDİ

‘ÖĞRENCİM İLE YATTIM’ DEDİ HAPSE GİRMEKTEN KURTULDU New York'ta 16 yaşındaki öğrencisiyle ilişkiye girdiği için tutuklanan evli ve çocuklu Türk öğretmen Erin Sayar (36), suçunu kabullenerek hapis cezası almaktan kurtuldu (NEW YORK –POSTA 212)- Erin Sayar'ın öğrencisiyle olan gizli ilişkisi, geçtiğimiz yıl mayıs ayında hem Türk hem de ABD basınına bomba gibi bir düşen bir skandaldı. 17 gün boyunca süren yasak ilişkisi sırasında, Brooklyn'in Park Slope semtindeki James Madison Lisesi’nde 10 yıldır İngilizce öğretmenliği yapan Erin Sayar'ın, 16 yaşındaki 11’inci sınıf öğrencisi Kevin Eng ile Facebook ve cep telefonları aracılığı ile iletişime geçtikleri tespit edilmişti.

böylece ikili arasında geçen bütün dialogları okumuştu. 16 yaşındaki kız arkadaşın şüpheleri ile ortaya çıkan bu gizli ilişkide Sayer, öğrencisi Eng’e Facebook üzerinden "Seni çok seviyorum. Sana geçen yıldan beri aşığım" tarzında mesajlar atmıştı. Sayer ise “ Dün gece olanlar bir hataydı. Sen bunlarla baş edemezsin” demesine rağmen öğrencisine cep telefonunu vererek, Facebook’taki mesajlaşmaları silmesini söylemişti.

Eng'e cep telefonundan toplam 3 bin 856 mesaj gönderen Türk öğretmen Sayar, Eng'i okulun haftalık futbol idmanları esnasında ofisine çağırarak kapıyı kilitliyordu. Kendisiyle görüşmek için ofisine gelen öğrencilere ise "Sınıfınıza gidin" diye bağıran Sayar'ın, Eng ile üç defa okul içinde, beş defa da arabada seks yaptığı öne sürülmüştü. Türk öğretmenin, Kevin Eng ile ders çalışma bahanesiyle bir çok kez buluşarak, marihuana içtikleri diğer iddialar arasındaydı.

Kevin Eng’in ihbarı üzerine yakalanan Türk öğretmen Erin Sayar, Amerikalı eşi Jimmy Lathrop tarafından ödenen 10 bin dolarlık kefaletle serbest bırakılmıştı. Kızını parka götürmek için dışarı çıktığı esnada gazetecilere açıklama yaparak, olanlar yüzünden saklanmadığını ve hayatını yaşamaya devam ettiği söylemişti. Eşi ile olan ilişkisinin gidişatı sorulduğunda ise, boşanmayı düşünmediğini söyleyerek, "Kocamı seviyorum ve evliliğimiz eskisinden çok daha güçlü” diye belirtmişti. Sayar'ın evlilik hayatı hakkında yaptığı olumlu açıklamalara rağmen, 39 yasındaki kocası Jimmy Lathrop biran önce harekete geçerek bir yıl içinde Erin Sayar'dan

» OFİS KAPISINA KİLİT

» KIZ ARKADAŞI İHBAR ETTİ

Eng'in kız arkadaşı, sevgilisinin öğretmeniyle ilişki yaşadığından şüphelenerek sevgilisinin Facebook hesabını hacklemiş,

» KOCASI BOŞADI

boşandı.

» 50 AYRI SUÇTAN YARGILANIYORDU Yaşadığı yasak ilişkiden dolayı, evliliğinin yanı sıra öğretmenlik sertifikasını da kaybeden 37 yaşındaki Erin Sayar, Park Slope'taki evinden taşındı. Vücudunun bir çok yerinde yer alan dövmeleriyle dikkat çeken Türk öğretmen, mayıs ayından itibaren tecavüz ve cinsel istimardan ötürü 50 farklı suçla yargılanıyordu.

» SEKS YAPTIĞINI KABUL ETTİ

Perşembe günü yapılan bir açıklama ile suçlu bulunması halinde 4 yıla kadar hapis cezası alması beklenen Sayar'ın mahkemede yargıç karşısında öğrencisi Kevin Eng ile seks yaptığını kabul ettiği ve hapis cezasından kurtulduğu duyuruldu. Dava ile ilgilenen avukat Serena Horowitz mahkeme sonrasında basına yaptığı açıklamasında, "Kevin Eng' in ve ailesinin Erin Sayar'ın hapse gitmesini istemediğinden dolayı gösterdiği yumuşamanın mahkeme kararında etkili olduğunu belirtti. Bu konuya geniş çapta yer veren ABD basını, “Bu gösteriyor ki, Eng artık öğretmenine karşı güçlü duygular beslemiyor” diye yorumladı.

Cumhurbaşkanı Gül, Türk Amerikan Ticaret Odası heyetini kabul etti

Doğan Uluç doganuluc@aol.com

Kasırgadan kaçan da, içine girmeye para ödeyen de var

P

ERDELERİ açarken anide bir ışık tufanı içinde kaldım. Şaşkınlıktan ‘’Ne oluyoruz?’’ dışında ağzımdan başka söz çıkmadı. Güneş inse odama ancak bu kadar parlak olur. Ardından bomba infilakını andıran gürültüyle oda duvarları sarsıldı. Bunca yaşımda gök gürültüsünün böylesine güçlüsü, yıldırımın bu denli parlağıyla hiç karşılaşmamıştım. Televizyon kanalları ‘’Bugün fırtına mevsiminin ilk günü. Hazırmısınız?’’diye anons yapıyor. 1 Haziran-30 Kasım’a süren fırtına mevsimi diğerlerinden farklı. Andrew ve Katrina kasırgalarında gördüğüm prefabrik evler üstünden tank geçmişçesine ezilmişti. New Orleans’da seller altında kalmış evlerin çatılarına işlenen ‘X’ harfi içindekilerin öldüğünü bildiriyordu. Şiddetli fırtına, beton direklerini kalın gövdeli ağaçları kökünden sökerak komşu evlerin odalarına taşımıştı. Dev nakliye kamyonlarını yutan kasırgalar içi dolu araçları trafiğin ters istikametinde karayoluna bırakmıştı. Amerika bu mevsimde ortalama 1200 kasırga üretiyor. ‘Tropikal’ diye adlandırılan fırtına, siklon, tayfun, okyanuslar ve güney Asya’da oluşurken dünya ile aynı istikamette dönüyorlar. Rotasındaki bölgelerde yoğun sel baskınları yaşanıyor. Siklonların çapı 100-4000 km. arasında değişiyor. Fırtına mevsiminde Ulusal Okyanus ve Atmosferik Dairesi (NOAA) lokal ofisleriyle sürekli iletişim sürdürüp, radyo, TV kanalıyla fırtına, bora, tayfun, hurikan, tornado gibi çeşitli isimlerle tanınan doğa afetlerinin iskan merkezlerine yaklaşımları hakkında uyarıcı bilgi veriyor. New Orleans’ı vuran Katrina, New York’luları şehirden geçici göçe zorlayan Wendy gibi süper fırtınalarda başta CNN, ulusal kanallar gün ve gece boyunca ‘’New sYork’u terkedin’’içerikli uyarı yayınları yaptılar. Bir kısım New York’lular evlerini terkedip güvenli iskan binalarında geçici ikamete yerleştiler. Amerikalılar maceraya düşkün, heyecan içinde yaşamaya meraklı bir ırk. TV’lerdeki görüntülerden etkilenerek fırtınadan kaçmak yerine içinden geçmeyi denemek istiyor. Oklahoma ve Texas kesiminde gözü kara bazı girişimciler fırtına turizmi yapıyorlar. Üç yıl önce Tempest Tours adlı bir şirket kuran Martin Lisius ‘’Yılda 8-9 tur düzenliyoruz. Her tur 4 ile 10 gün arasında sürüyor. Oklahoma, Texas, Colorado’da şubelerimiz var. Turlara 6-20 müşterimiz katılıyor. Kasırga turuna katılanlar kişi başına 1200 dolar ödüyorlar. Kasırga göreceklerini garanti etmiyoruz ama güçlü fırtınayla karşılaşacaklarını söylüyoruz. Balığın, avcılığın mevsimleri var. Kasırga görmenin en iyi zamanı ilkbahar. Amacımız atmosfer hakkında eğitim vermek, heyecan peşinde değiliz. Pentagon’a bilgi veriyoruz. İkazlarımızla 100 kişinin hayatını kurtarsak hedefimize ulaşmış addedeceğiz. ‘’diyor. Fırtına avcıları mevsimi üzücü bir haberle açtı. Mühendis eğitimli, meteorolijist fırtına avcısı Tim Samaras, oğlu Paul ve ortağı Carl Young Oklahoma sayfiyesi El Reno’da fırtına kovalarken can verdiler. Fırtına arazi araçlarına köy yolunda 800 metre takla attırdı. NOAA yetkilileri bir fırtına avcısının ilk kez görev başında hayatını kaybettiğini açıkladı.

Türk Amerikan Ticaret Odası heyeti, geçen hafta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü ziyaret etti. Gül, iki ülke arasındaki ticareti artırmak için tam destek vereceğini söyledi

(ANKARA-POSTA 212) Prof İhsan IŞIK ve Başkan Yardımcısı İşadamı Şaban Özdemir başkanlığındaki New Jersey merkezli Türk Amerikan Ticaret Odası (ATCOM) heyeti geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından kabul edildi. ATCOM heyeti Cumhurbaşkanı Gül’e ABD'deki Türk ticaret ortaklığının geliştirilimesi konusunda yaptıkları çalşmaları anlattı. Cumhurbaşkanı Gül’den ATCOM heyetine iki ülke arasındaki ticareti artırmak için çalışmaları konusunda tam destek geldi. Cumhurbaşkanı Gül ayrıca eylül ayında BM genel kuruluna başkanlık etmek için yapacağı gezi sırasında ATCOM'u ziyaret edeceği sözü-

nü Verdi. Toplantıda Türk Amerikan işbirliğini her alanda önemsediklerini özellikle son yıllarda gelişen ticaret hacminin umut verici olduğu dile getirildi.

Teksas Folklife Festival’de Türkler’e birincilik ödülü

Ohio’da Türk festivali (TEKSAS-POSTA 212) Folklife Festival Washington DC'de 1968 yılında ilk kez yapılmış ve ardından geleneksel hale gelerek her yıl tekrarlanmıştı. Washington DC’nin yanı sıra diğer eyaletler de yayılan Folklife Festival’i, geçen hafta cumartesi günü Teksas'ta düzenlendi. San Antonio Türk-Amerikan Derneği'nden Turkish PAC Şehir Koordinatörü Sibel Pakdemirli, Dernek Başkanı

Mehmet Vehbi Aldıkaçtı, Dernek Sekreteri Oya DiCosimo ve Dernek Üysesı Müge Wilson'un katıldığı festival, aşırı sıcak hava koşullarına rağmen bu sene de renkli görüntülere sahne oldu. ABD'deki bir çok değişik kültürün sergilendiği festivalde, yemek standı "food booth" kategorisinde "San Antonio Türk-Amerikan Derneği" birinci seçildi.

Ohio Eyaleti’nin Dayton şehrinde Ohio Türk Amerikan Derneği (TASO) ile Amerika Ahıska Türk Derneği (AATS) tarafından düzenlenen “1. Türk Amerikan Festivali” renkli görüntülere sahne oldu. Program, Dayton’da yaşayan Ahıskalı Türklerin ve Amerikalıların yoğun katılımı ile gerçekleşti. Bu sayede Amerikalılar, Türk mutfağının birbirinden lezzetli yemekleriyle tanışma fırsatı yakaladı. Ayrıca çocuk-

lar dışarıda kendileri için hazırlanan oyun alanında doyasıya eğlendiler. Festivale katılan Amerikalı James Lorow, “Bugün burada bulunmaktan çok mutluyum.” dedi. 7’den 70’e herkesin katıldığı festivalde müzik ve yerel dansların sergilendiği renkli görüntüler yaşandı. Ayrıca halat çekme, yumurtayla yürüme ve çuval yarışmaları katılımcıların güzel vakit geçirmelerini sağladı. (Zaman Amerika)

Otçu Göçü Şenliği’nde büyük coşku (NEW YORK –POSTA 212) Türk Amerikan Giresunlular Derneği (TAGD) tarafından 5'incisi düzenlenen Otçu Göçü Şenliği, bu yıl Langhorne'deki Core Creek Park'ta gerçekleşti. Amerikan Giresunlular Derneği Başkanı Cevdet Özdemir'in açılış konuşmasını yaptığı şenliğe katılanlar, sonrasında kemençe sesleri eşliğinde Türkiye'nin en güzel türkü ve oyun havaları ile coştular. Yöresel sanatçıların ve müzik ekibinin performasınları ile, yoğun iş ortamından uzaklaşarak keyifli bir gün geçirdiler. Her yıl olduğu gibi, bu yıl da zengin bir program sunan Otçu Göçü ŞenliğI boyunca birbirinden renkli oyunlar oynayan miniklere, şenliğin sonunda sürpriz hediyeler dağıtıldı.


4

Güncel

19 Haziran 2013 Çarşamba

EFSANE ‘BABA’ HAKİM KARŞISINA ÇIKACAK

Mafya filmlerine konu olan Amerika’nın en ünlü çete reisi ‘Whitey’, sonunda yargı önüne çıkıyor. İrlandalı 83 yaşındaki çete lideri, 16 yıl kaçmayı başarmış ancak 2011’de yakalanmıştı (BOSTON – POSTA 212 ) Kanundan 16 yıl boyunca kaçan James "Whitey" Bulger, 19 cinayet, şantaj, haraca bağlama, silah suçları ve para aklamaktan yargılanacak. Davada Bulger ile işbirliği yaptığı iddia edilen FBI da mercek altında. Bir zamanlar Boston’daki İrlanda çetesinin lideri olarak şehre korku salan James "Whitey" Bulger, neredeyse yirmi yıl önce işlediği suçlar için sonunda yargılanıyor. Savcılar, bugün 83 yaşında olan Bulger’ın suç çetesi yönetmenin yanı sıra FBI tarafından korunan bir ajan olduğunu da ileri sürüyorlar. 1994 yılında Boston’dan kaçmadan önce Bulger’ın 1970’ler ve 80’lerde Boston’da şiddet olaylarına neden olan Winter Hill Gang adlı bir suç örgütünü yönettiği ileri sürülüyor. Bulger’ın hakkında 1970’lerin başına kadar uzanan 19 cinayetin yanı sıra şantaj, haraca bağlama, silah kaç akçılığı ve para aklama suçlarına dair 32 federal iddianame bulunuyor. Jüri seçiminin ardından Bulger’ın yargılanmasına geçtiğimiz hafta başlandı.

» FİLMLERE KONU OLMUŞTU

Davanın, eski dosyaları yeniden açarak Bulger’ın faal olduğu dönemde şehir ve FBI’daki kirlenmeyi yeniden masaya yatırması bekleniyor. Zira Bulger’ın adı, FBI’dan ayrılmıyor. Faaliyetlerinin zirvede

olduğu dönemde dahi Bulger Boston’da iyi tanınan ve siyaset dünyasında bağlantıları olan bir figürdü. Kardeşi Billy, eyalet senatosu başkanlığının ardından Massachusetts Üniversitesi’nin başkanlığını yapmıştı. Zaman zaman Robin Hood’a da benzetilen Bulger, yükselirken işçi sınıfı bağlantılarını hiç kaybetmediği için seviliyordu. Öyle ki, Martin Scorsese’nin 2006 tarihli The Departed filminde Jack Nicholson'ın canlandırdığı mafya babası karakterinin ilham kaynağıydı. Ama iddianamelerde haraç, şantaj ve rakiplerin ve tanıkların öldürülmesi gibi ağır suçlar bulunuyor. Bulger’ın suçlandığı 19 cinayet arasında, Bulger’ın ortağının sevgilisi Debra Davis’in ayrılmak istediği için boğularak öldürülmesi de var. Federal savcılar Bulger’ın üç kurbanı Boston’un güneyinde bir evin bahçesine gömdüğünü, ev satışa çıkınca bahçeyi yeniden kazarak cesetle-

ri başka yere taşıdığını iddia ediyorlar.

» ŞAPKAYLA SAKLANDI

Bulger 1994 yılında hakkında soruşturma açılacağı bilgisini eski FBI ajanı John Connolly’den aldıktan sonra ortadan kaybolmuştu. Bulger ile aynı toplu konutta büyü-

yen Connolly, Bulger’ı ajan olarak tutmuş ve bilgi karşılığında onu yargılanmaktan korumuştu. Connoly, 2002 yılında bu bilgiler ortaya çıktığında adaleti yanıltmaktan ve FBI’a yalan söylemekten 10 yıl hapis cezası almış ve sezaevine konulmuştu.

ABD DIŞİŞLERİ ‘KİM OLURSAN OL GEL’ DEMİŞ (WASHINGTON - POSTA212) Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sicili Bozuk Olanları Yakın Koruma Olarak İşe Almış Telekulak skandallarıyla zor günler geçiren Obama yönetimine bir kötü haber de The Post Gazetesi’nden geldi. Habere göre, Hillary Clinton döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı personel alımında kurallara kesinlikle uymamış. Üstelik geçmişte ciddi suçlar işlediği için sicil yoklamasından geçemeyen kişiler bakanlığın hukuk

ve güvenlikle bağlantılı birimlerine yerleştirilmiş. Olayın basit birkaç kişiye torpil yapılması meselesinden öte olduğuna vurgulayan The Post, Clinton döneminde işe alınan 2 binden fazla insanın bozuk sicilli veya dosyası temiz olmayan elemanlardan oluştuğuna dikkat çekiyor.  Üstelik bu kişilerin yakın koruma, güvenlik amiri veya benzeri konumlara yerleştirilmesinin aslında ne kadar büyük bir risk oluş-

Bulger, 2011 yılında Santa Monica’da yakalanmıştı. FBI’in en çok aranan 10 kişi listesinde olduğu dönemde Bulger sahte kimlik ve bir beysbol şapkasıyla 16 yıl saklanmayı başarmıştı. Bulger davasının üç ay sürmesi bekleniyor.

PATERSON'LU ESKİ KONGRE ÜYESİNİN TAZMİNAT DAVASI

465 bin dolara mal oldu Eski Kongre Üyesi Aslon Goow, otomobili ile hırsız kovalarken aşırı hızdan ceza almıştı. Açılan davalar belediyeye 465 bin dolara mal oldu

BRONX'TA EROİN ÇETESİ ÇÖKERTİLDİ (NEW YORK – POSTA 212) Federal polisin geçen hafta perşembe gecesi Bronx'ta yaptığı operasyon sonucunda 8 milyon dolarlık eroin ele geçirildi. Bronx'taki Kingsbridge mahallesini uzun süredir gözetleyen Uyuşturucu ile Mücadele Kuvvetleri Özel Timi (DEA Task Force), bir binadan büyük mavi bir çantayla çıkan 3 adamı takibe aldı. Çantayı arayan görevliler, 150 bin dolar nakit parayla karşılaşınca, bahsi geçen 3 adamın evinde de geniş çaplı bir arama yaparak 10 kilo uyuşturucuyu ele geçirdi. Operasyon sonunda tutuklanan New Yorklu Arlos Castillo, Pensilvanyalı Bladimar Ramire ve Adalberto Kotss,  yargılanmak üzere Manhattan Ceza Mahkemesi'ne gönderildi.

» ÇOK BÜYÜK HATA YAPILDI

James Wittig tarafından hiç bir zaman mahkemeye taşınmayan bu soruşturma hakkında, Yargıç Jose Linares,  Goow'un  aleyhinde bir karar vermişti. Bunun üzerine temyiz mahkemesine başvuran eski Kongre Üyesi, açıklama yapması istendiğinde "Sanırım şu anda yorum yapmam hiç uygun olmaz" diyerek avukatına söz verilmesini istemişti. Goow'un avukatı Mark Frosy ise," Çok büyük bir hata yapıldığını düşünüyo-

ruz" diye konuşmuştu.

» PARA ÜÇ FİRMAYA ÖDENDİ Cuma günü yapılan bir açıklama, eski Kongre Üyesi Aslon Goow'un Paterson polisi tarafından haksız yere soruşturma yapıldığını iddia ederek  bu güne kadar açtığı davalar çerçevesinde Belediye tarafından toplam  465 bin dolar harcandığını söyledi.  Üç farklı hukuk firmasına harcanan bu miktarın dağılımı şöyle gerçekleşti: Polis Şefi James Wittig'i ve Wittig'den önceki polis şefi Lt. Patrick Papagn'i temsil eden Dwyer Connell & Lisbona of Fairfield  firmasına 178 bin dolar ve  Paterson Polis Departmanı İçişleri Bölümü'nü temsil eden Stone Law Group of Warren firmasına 142 bin dolar ödenirken, Paterson Belediye Başkanı Jose Torresi savunan Golden Rothschild Spagnola Lundell Boylan & Garubo of Bridgewater firmasına ise 121 bin dolarlık ödeme yapıldı. 

(FLORIDA – POSTA 212) ABD'de geçtiğimiz günlerde oldukça ilginç bir olay yaşandı. Randy Zipperer adındaki kişi,  öz kardeşini makarna paketi kaybolduğu için bıçakladı. Florida eyaletinin Volusia County bölgesinde bir görgü tanığının verdiği ifadeye göre olay şöyle gelişti: Randy Zipperer  (49) ve erkek kardeşi Edward (47), Randy'nin evde pişirmek üzere aldığı fırında makarna paketinin kaybolması üzerine şiddetli bir tartışmaya girdi. Küçük kardeş Edward, kaybolan makarna paketini aradığı esnada abisi Randy'nin içtiği biraya yanlışlıkla çarparak yere düşürdü. Bunun üzerine siniri iki kat artan Randy, kardeşini karnından bıçakladı. Yaşanan şiddetli olayın üzerine eve gelen polis, Edward'ı yerde yatarken bulurken,  evin mutfağı ile yatak odası arasındaki kan izlerini de farketti. İfadesi alınan ağabey Randy, kardeşini bıçakla bir kaç kez dürttüğünü, yaralamak istemediğini söyledi. Zipperer'in polise ifade verirken işlediği suçtan dolayı pişman olduğu açıklanmasına rağmen, hapse girmesi durumunda kardeşine zarar vereceği konusunda tehditler savurduğu da söylenenler arasında yer aldı. Geçtiğimiz 10 yıl içerisinde çeşitli suçlardan dolayı yakalanan Randy'nin ne tür bir ceza alacağı önümüzdeki günlerde belli olacak. 

Hillary Clinton

turduğuna dikkat çekiliyor. Harold Geisel başkanlığındaki bir müfettiş heyeti 2012 yılında bakanlığın insan kaynakları birimine ilişkin denetlemesini tamamladığında kurallara aykırı olarak işe alınanlar ortaya çıkmış ve müfettişler bu durumun vehametine dikkat çekmiş. Ancak müfettişlerin raporundan sözkonusu bölümler daha sonra çıkartılmış.

(PATERSON – POSTA 212) 2006 yılında, hırsızlık yaptığından şüphelendiği bir kişiyi takip ederken aşırı hız yaptığı gerekçesiyle ceza alan Eski Kongre Üyesi Aslon Goow'un bu yıla kadar açtığı temyiz davaları çerçevesinde, Paterson Belediyesi tarafından toplam 465 bin dolar harcandı.  2006 yılının Noel akşamında komşusunun aracını çalmaya çalışan bir şahıstan şüphelenen eski Kongre Üyesi Goow, Paterson'un o zamanki polis şefi James Wittig tarafından şehir sınırında durdurulmuştu. Mahkeme belgelerine göre Goow, 23 dakikalık takip boyunca farlarını açık bırakmış ve  izni olmadığı halde şehrin itfaiye şefinden ödünç aldığı polis radyosunu kullanmıştı. Paterson polisi tarafından sınırda durdurulan Goow, aşırı hız yaptığı gerekçesiyle ceza aldığı gibi, takip ettiği şüpheli kişiyi de kaçırmıştı.  Polis tarafından Goow'un sabıka kaydının ve silah taşıma izninin olup olmadığı soruşturulunca da, işler daha da çığrından çıkmıştı. 

MAKARNASINI KAYBEDEN KARDEŞİNİ BIÇAKLADI

CIA BAŞKAN YARDIMCISININ EROTİK GECELERİ (NEW YORK – POSTA 212) Başkan Obama'nın CIA Başkan Yardımcısı olarak atadığı Avril Haines, bu şekilde yüksek bir mevkide yer alacak ilk kadın ünvanına sahip olmasının yanı sıra, bir zamanlar erotik geceler düzenleyen bir kafenin sahibi olmasıyla da dikkat çekiyor.   2010 yılından itibaren eski ABD Başkan Yardımcı Vekili ve ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Hukuk Danışmanı Avril Haynes, CIA Başkan Yardımcısı ünvanını alarak Amerika'nın baş ajanlarından biri olmaya hazırlanırken, Haines'in Baltimore'da erotik geceler düzenleyen bir kitap kafesinin ortağı olduğunun ortaya çıkması ABD gündemine bomba gibi düştü.

» EROTİK KLÜP İŞLETMİŞ

Aslon Goow

1994 yılında 24 yaşındayken Johns Hopkins Üniversitesi'nde fizik alanında yüksek lisans yapan Haines, 29 yaşında pilot olarak görev yapan erkek arkadaşı ile birlikte, Baltimore'da deniz kenarındaki bir mahallede eski bir striptiz klübünü yenileyerek, erotik kitaplar okuyan bir topluluğun düzenli olarak toplandıkları bir alana dönüştürdü.  Aylık gerçekleşen toplantılar çerçevesinde, akşam yemeği servisinin ardından konuklar, beraberinde getirdikleri erotik kitapları diğer misafirlere okuyordu. 1995 yılında Baltimore Sun Gazetesi muhabirine konuşan Avril Haines, "Erotik yayınlar giderek daha çok yaygınlaşıyorlar. Çünkü bazı insanlar seks yapmadan seksi yaşamak istiyorlar, diğerleri de tek eşliliklerini daha 'tatmin edici' bir hale getirmek için yeni fanteziler bulma peşindeler" diye konuşmuştu. Yazılarında sado-mazoşit öğeler bulunan ünlü yazar Anne Rice'ın "The Claiming of Sleeping Beauty" kitabı okunurken,  Haines, ortamın modunu daha iyi ayarlamak için kafenin içine kırmızı güller yerleştirmişti. Daha önce Obama’nın eski terörle mücadele danışmanı olan CIA Başkanı John Brennan ile beraber çalışan Haines, Amerika’da Amerikan istihbaratının faaliyetleri ile ilgili patlak veren skandal nedeniyle istifa eden Michael Morell’in yerine geçecek.


Ekonomi Ticaret

19 Haziran 2013 Çarşamba

5

Şimşek: Borsadan çıkış çok sınırlı

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Gezi Parkı olaylarının ekonomiye yansımalarını değerlendirdi. Şimşek, “Dezenformasyon etkisi piyasalar üzerinde, küresel doğrudan yatırımlar açısından, turizm açısından etkileri tabi ki olur. Piyasadaki hareketlerde aslında kısmen Gezi Parkı olaylarıyla ilgili. Genelde dış piyasalarla etkili. Gelişmekte olan ülkelerden çıkış aslında geçen haftalarda başlamıştı. Geçen haftanın tümünü değerlendirmek gerekirse borsadan çıkış çok sınırlı” dedi (ANKARA-ANKA) Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, CNBC-e ve NTV ortak yayınında konuştu. Son dönemde yaşanan olayların Türkiye’ye yönelik algı sorunu yaratıp yaratmadığıyla ilgili olarak Bakan Şimşek, “Son dönemde çok ciddi bir dezenformasyon var. Bu da Türkiye algısını ister istemez etkiliyor. Son olaylar çok küçük ölçekli olmasına rağmen Batı’da yansıması çok büyük ölçekli oldu. Batı bunu satmaya çalıştı. Ülkede üretim devam ediyor. Dün zaten rakamlar ortaya koydu. Türkiye yüzde 3 büyüyor. Avrupa’da ekonomiler daralıyor. Sanayi üretimi nisanda çok güçlü geldi. Üretim anlamında bir yansıma ol-

madı. Psikolojik olarak olmuş olabilir ama reel ekonomiye bir etkisi olmadı. Reel ekonomiye çok ciddi bir yansıma olmadı. Dezenformasyon etkisi piyasalar üzerinde, küresel doğrudan yatırımlar açısından, turizm açısından etkileri tabi ki olur. Piyasadaki hareketlerde aslında kısmen Gezi Parkı olaylarıyla ilgili. Genelde dış piyasalarla etkili. Gelişmekten olan ülkelerden çıkış aslında geçen haftalarda başlamıştı. Geçen haftanın tümünü değerlendirmek gerekirse borsadan çıkış çok sınırlı. Türkiye’den çıkışın çok sınırlı olduğunu Merkez Bankası Başkanı da söyledi. Türkiye hak etmediği kadar algı noktasında zarar görüyor” dedi. Demokratik haklarını korumak isteyen bir kesimin eyleminde hassasiyeti istismara kalkan marjinal gruplar olduğunu söyleyen Şimşek,

şunları kaydetti: “Başlangıçta hatalar yapıldı. Başından bu yana çevre duyarlılığı ve başka sebeple gelen vatandaşlarımıza saygımız var. Bu süreçte bir takım yanlışlıklar yapıldıysa gereken yapılır. Ama orada illegal yapılanmaların orada toplanmaya başladığı da ortada. Başlangıçta bir hata yapılmışsa tabi ki bizim geriye dönüp bakıp değerlendirme yapmamız lazım. Ama sonrasına ilişkin olarak da o görüntüler Türkiye’ye yakışmıyor. Başlangıçta hatalar varsa incelenir, dersler çıkarılır. Uluslararası medyanın bu olayları abartma çabası gözden kaçmıyor. Bu süreçte bizim de hukuki olarak önlem almamız gerekiyor ki alınacak.”

» “OLUMSUZ ALGIYI DÜZELTTİK”

Son dönemde Gezi Parkı olaylarının Tahrir ayaklanmasına benzetilmesinin son derece yanlış olduğunu

söyleyen Şimşek, borsadan çıkışların az olmasının dezenformasyonun önüne geçmekle ilgili olduğunu söyledi, fon yöneticileriyle görüşüldüğünü ifade etti. Şimşek, “Yurtdışındaki olumsuz algıyı düzelttik. Dalgalanmanın sınırlı kalması çabalarımızın sonucu” dedi.

» “FAİZ LOBİSİ ETKİLİ”

Bakan Şimşek, faiz lobisi tartışmalarına ilişkin “Benim aklıma faiz lobisi deyince spekülatörler gelir. Ülkelerdeki durumlardan çıkar elde etmek isteyenler gelir. Ülkelerin bu durumda olmasından yararlanmaya çalışan kesimler bulunuyor” dedi. Şimşek, faizden nemalanan bir kesim olduğunu, eksi günlere özlem duyanlar olduğunu ifade etti ve “Türkiye bu stres testinden sağlam bir şekilde çıkacaktır” dedi. Özelleştirme süreciyle de ilgili açıklama yapan Şimşek, “Özelleştir-

melere yabancı ilgisi zaten sınırlıydı. Bu olayların süreci çok etkilemesini beklemiyoruz” dedi. Şimşek, mayıs ayında Türkiye’nin birkaç kredi derecelendirme kuruluşu tarafından notunun yükseltildiğini anımsatarak, “On yıldır kaynaklarımızı heba ettiğimiz bir terör konusu oldu. Kürt sorunu konusunda bir çözüm süreci de başlatıldı. İlerleme oluyordu. Bunların olması durumunda Türkiye’yi uçuracaktı. Ben açık ve net olarak söylüyorum, bu olayların dışarıda nasıl çarpıtıldığını, nasıl yalan bir şekilde yansıtıldığını görünce, kendi kendine acaba komplo teorilerinin geçerliliği var mı diye düşünmemek elde değil. Dezenformasyonun tabi ki de olumsuz etkisi var. Bu olaylar Türkiye’nin gelişimini, bu zamana kadar ki aldığı yolu etkilemez. Yineliyorum Türkiye bu olaylardan daha da güçlü çıkacaktır” dedi.

İTO: Gezi Türkiye’yi etkiliyor İTO Meclisi, Gezi Parkı çerçevesinde gelişen olayların Türkiye’yi etkilediğini bildirdi (ANKARA-ANKA) İstanbul Ticaret Odası (İTO) Meclisi, Gezi Parkı çerçevesinde gelişen olayların Türkiye’yi etkilediğini vurguladı. İTO Meclisi, Gezi Parkı çerçevesinde gelişen olaylarla ilgili olarak ortak bir açıklama yaptı. Bu süreçte, sağduyunun hakim olduğu bir anlayışın, her zamankinden daha önemli olduğunu vurgulayan İTO Meclisi, demokratik talebi olan insanları saygıyla karşıladıklarının altını çizdi.

TÜSİAD BAŞKANI MUHARREM YILMAZ: KORKMAMIZA GEREK YOK

(ANKARA - ANKA) – Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Muharrem Yılmaz, Gezi Parkı olayları ile ilgili olarak, “Kendi demokratik standartlarımızı yükseltmek, kendi demokrasimizi geliştirmek bizi güçlendirir. Dış bir etki varsa o etkileri de etkisizleştirir” dedi. TÜSİAD Başkanı Yılmaz, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakanlık Resmi Konut'ta yaklaşık 1,5 saat görüştü. Yılmaz, görüşmesinin ardından açıklamalarda bulundu ve gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Erdoğan ile yaptıkları görüşmenin yararlı olduğunu dile getiren Yılmaz, “Ekonomimizin ulaştığı, seviyede kurumlarıyla, kurallarıyla, piyasasının derinliği ile hiçbirimiz korkmasına gerek olmayacak bir güçte olduğunu birlikte tespit ettik. Türk ekonomisi bugünün de geleceğinin de hepimizin güven duyacağı bir seviyededir” dedi.

TOPLUMSAL YAŞAMDA DA DEMEKROSİ Ekonomi ile ilgili bir sorun olmadığını aktaran Yılmaz, ekonomide sağlanan itibarın aynı şekilde toplumsal yaşamda ve demokrasisinde de sağlanması için gereken adımların atılması için Başbakan Erdoğan ile görüş alışverişinde bulunduklarını söyledi. Başbakan Erdoğan’ın son yaşanan olaylara, katılımcı bir demokrasi anlayışı ile çözüm getirdiğini kaydeden Yılmaz, Türkiye’nin 21. yüzyıla demokratik standartlar seviyesine ulaşmasını sağlayacak, bir anayasaya kavuşması yönündeki taleplerini Başbakan Erdoğan ile paylaştıklarını vurguladı.

İTO açıklamasında “Bizler; halkımızın, insanımızın sağduyulu taleplerini destekliyor ama olayı şiddete döken; ülkemize, insanımıza, kamu malına, çevreye ve bölge esnafımıza zarar verenleri ve onları destekleyenleri kınıyor, sağduyuya davet ediyoruz” ifadelerini kullandı. İTO, olayları provoke eden, şiddet kullanan kişi ve kuruluşları; insanları endişeye sevk edici bu tavırları sergilememeleri ve desteklememeleri doğrultusunda uyardı.

ECONOMIST: “TÜRKİYE’NİN, ŞİMDİ YABANCI YATIRIMCILARA İHTİYACI VAR”

İTO BAŞKANI ÇAĞLAR: YÜZDE 3’LÜK BÜYÜME MEMNUNİYET VERİCİ İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı İbrahim Çağlar, Türkiye ekonomisinde yılın ilk çeyreğinde gerçekleşen yüzde 3’lük büyümenin memnuniyet verici olduğunu söyledi. (İSTANBUL-ANKA) İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı İbrahim Çağlar, Türkiye ekonomisinde yılın ilk çeyreğinde gerçekleşen yüzde 3’lük büyümenin memnuniyet verici olduğunu söyledi. Çağlar, yaptığı açıklamada, 2013 ilk çeyrek büyüme rakamının piyasaların beklentilerini de aştığını ifade etti. Önceki iki çeyrekte büyüme hızının sırasıyla yüzde 1.6 ve yüzde 1.4 olduğuna dikkat çeken Çağlar, “2013’ün ilk çeyreğinde ekonomideki büyümenin yüzde 3’e, yani önceki iki çeyrek ortalamasının iki katına çıkması olumlu bir gelişme” dedi.

» YÜZDE 4 BÜYÜME

Economist Dergisi yaptığı analizde, Türk ekonomisini “güçlü ama kırılgan” olarak niteledi. “İç siyasi huzursuzluk, euro bölgesindeki resesyon ve Suriye ile bölgedeki kargaşa kolayca güveni azaltabilir” denilen analizde, bu dönemde “yabancı spekülatörlere ve faiz lobisi”ne yönelik bir saldırının zamanlaması açısından “akılsızca” olacağını, Türkiye’nin son iki haftadan sonra yabancı sermayeye belki her zamankinden fazla ihtiyacının olduğu savunuldu (LONDRA-ANKA) Gezi olayları ve bunun ekonomi üzerindeki etkileri, İngiliz Economist Dergisi’nin son sayısında iki ayrı analize konu oldu. Haftalık dergi, Gezi krizinin ekonomideki yansımalarını irdelediği “Türk ekonomisi, güçlü ama kırılgan” başlıklı analizinde “Türkiye yabancı yatırımcıların güven kaybına bir hayli açık olmayı sürdürüyor” uyarısını yaptı ve bu dönemde “yabancı spekülatörlere ve faiz lobisi’ne yönelik bir saldırının zamanlaması açısından “akılsızca” olacağını öne sürdü. Economist, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın seçmenlerin desteğini çekmesinde “kilit” bir unsurunun, Türkiye’nin ekonomik performansı olduğunu belirterek 2010-2011 hızlı büyüme döneminin ardından geçen yıl önemli bir yavaşlamanın yaşandığını anımsattı. Bu yılın ilk çeyreğinde sağlanan “sürpriz” yüzde 3 büyümeye rağmen ekonominin bu yılın muhtemelen yüzde 3-4 oranında bir büyüme göstereceğini, bunun da işsizlik açısından yeterli olmadığını kaydeden dergi, “Ancak hükümetin (ve Merkez Bankası’nın) savunucuları, Türkiye’nin yu-

muşak bir inişi gerçekleştirmekte olduğu görüşünü öne sürüyorlar” dedi.

» YABANCILARA BAĞLILIK BÜYÜK-

Economist, buna karşın Türkiye’nin sermaye girişlerine ve yabancı yatırımcılara bağlılığının çok büyük olmayı sürdürdüğünü belirttiği analizinde şu görüşleri dile getirdi: “Bu nedenle ki bu ayın başlarında Taksim Meydanı’nda protestoların başlamasından beri finansal piyasalarda meydana gelen bayılma önem taşıyor. Hafta ortasında İstanbul borsası endeksi, 22 Mayıs’ta ulaştığı rekora göre yüzde 20 düşmüştü.”

» MEGA PROJELER İSTENMİYOR

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ise, ekonominin on yıl öncesinden çok daha güçlü olduğunda ısrar ettiğini, sağlam mali pozisyonu, iş yaratmadaki rekor düzey, güçlü bankalar gibi faktörlere dikkat çektiğini kaydeden dergi, “Ancak Türkiye’nin yapısal ekonomik zayıflıkları var, aşırı kuralları olan bir işgücü piyasası, yüksek asgari ücret, verimli olmayan büyük bir kayıtdışı sektör, kadınların düşük

bir işgücüne katılma oranı ve zayıf bir eğitim” diye yazdı. Economist’e göre, Mehmet Şimşek, hükümetin eğitime yatırım yaptığını ve altyapı projelerinde çok para harcadığını söylese de “Protestolar mega projelerine yaygın bir muhalefet olduğunu gösteriyor” yorumunu da yaptı.

» CARİ AÇIK KAYGI VERİCİ

İngiliz dergisi, Türk ekonomisine ilişkin en büyük kaygının da cari açığın olduğunu vurguladığı analizinin son bölümünde iki derecelendirme kuruluşunun Türkiye’nin kredi notunun yatırım yapabilir düzeyine yükselmiş olsa da iç siyasi huzursuzluk, euro bölgesindeki resesyon ile Suriye’de ve bölgedeki kargaşa, kolayca güveni azaltabileceği uyarısını yaparak şöyle devam etti: “Bu nedenle bu dönemde, Sayın Erdoğan bu hafta yaptığı gibi yabancı spekülatörlere ve kendi deyimi ile ‘faiz lobisi’ne karşı bir saldırı lanse etmesi akılsızca olur. Düşük tasarruf oranı yüzünden ülkesinin yabancıların sermayesine ihtiyacı var ve son iki haftadan sonra belki her zamankinden fazla” görüşünü öne sürdü.

Çağlar, ilk çeyrek büyümesinde hane halkı tüketimindeki artışın etkili olduğunu kaydetti. İTO Başkanı Çağlar, “Orta Vadeli Program’da (OVP) Türkiye ekonomisinin 2013’te yüzde 4 büyümesi hedefleniyor. Bu hedefe ulaşmak için hane halkı tüketim harcamalarının önemi çok büyük. Çünkü vatandaş harcadıkça ekonomi büyüyecek ve özel sektör yatırımları tetiklenecek. Bu nedenle hane halkı tüketimini artırıcı tedbirler alınmaya devam edilmeli. Türkiye cari açığı büyütmeden ve hane halkı borç yükünü artırmadan büyümeyi sağlamak zorunda” diye konuştu.

» “2013 YILI İÇİN UMUTLUYUZ”

Başkan Çağlar, Türkiye’nin yüzde 3’lük büyümesinin Avrupa ülkelerinin ekonomik performansı ile karşılaştırıldığında daha da anlam kazandığını vurguladı. Çağlar, “AB genelinde 2013’ün ilk çeyreğinde değil büyüme, yüzde 0.7 daralma gerçekleşti. Aynı dönemde İspanya yüzde 2, Almanya yüzde 0.3, Fransa yüzde 0.4 küçüldü. ABD ve Japonya’nın büyüme oranları da Türkiye’nin gerisinde. ABD yüzde 1.8, Japonya yüzde sıfır büyüdü” dedi. İTO Başkanı Çağlar, 2013 yılının kalan üç çeyreği için de umutlu olduklarını kaydetti. Çağlar, “Büyümenin öncü göstergelerinden biri sanayi üretim endeksidir. Bu endeksin de Nisan ayında yüzde 3.4 artmış olması umut verici” yorumunu yaptı.


6

Ekonomi Para

19 Haziran 2013 Çarşamba

Yoğurttan yenilenebilir enerji ABD’de aralarında sektörün liderlerinden Türk firması Chobani’nin de bulunduğu yoğurt fabrikaları, peynir altı sularıyla kendi enerjilerini üretiyor. Yoğurt atıklarının bir kısmıda yem ve gübreye dönüştürülüyor (ALBANY- POSTA 212) Aralarında sektörün liderlerinden Türk yoğurt firması Chobani’nin de bulunduğu yoğurt fabrikaları kendi enerjilerini kendileri üretiyor. Albany’nin batısındaki Gloversville-Johnstown atık santralinde yakınlardaki Fage yoğurt fabrikasından boruyla taşınan peynir altı suyu, çürütücü bir bakteriyle dolu 1,5 milyon galonluk bir tanka dolduruluyor. Ortaya çıkan metan gazıyla, neredeyse fabrikanın kendisine yetenek kadar elektrik üretiliyor. Peynir altı suyu, yoğurt üretiminin yan ürünü olarak ortaya çıkıyor. Yoğurt üreticileri bu asitli suyu genellikle yem ve gübre olarak kullanılması için çiftliklere geri gönderiyorlar ama bu sıvı bazı yerlerde enerji üretiminde kullanılıyor. Fabrikadan haftada gelen 500 bin

galon peynir altı suyu, çürütme tankına giden organik atığın üçte ikisini karşılıyor. Sonuçta fabrika yıllık 500 bin dolarlık elektrik harcamasının yüzde 90’ından tasarruf ediyor.

» YOĞURTTAN BÜYÜK KATKI

Amerika’nın artan yoğurt tüketiminden en fazla faydayı New York sağlıyor. Pazarın lideri olan Chobani ve Fage, şehir dışında, farklı türlerde yoğurtlar üreten fabrikalarla dolu bölgenin en büyük üreticileri. New York’un batısında yer alan, PepsiCo ve Alman Teo Muller ortaklığındaki Muller Quaker süt ürünleri fabrikası da bu ay farklı yoğurt ürünleri üretmeye başladı. Bir litre yoğurt üretmek için dört litre süt kullanılıyor. Bu da daha fazla üretim, daha fazla peynir altı suyu demek. Cornell Üniversitesi’nden tarım ekonomisi profesörü Andrew No-

vakovic, bunun bir kar sorunu olduğunu söylüyor. “Dört litre sütten bir litre yoğurt ürettiklerinde ellerinde üç litre peynir altı suyu kalıyor. Bu sıvının büyük bölümü su, ama yine de içinde büyük miktarda peynir altı malzemesi var.”

» ENERJİ VE YEM’E DÖNÜŞÜYOR

Fage’in sözcüsü Russell Evans, ABD’deki fabrikalarındaki peynir altı suyunun yüzde 80’i atık su işleme tesisine giderken, geri kalan kısmının enerji ya da yeme dönüştürüldüğünü anlatıyor. “Bu, peynir altı suyunu değerlendirmenin maliyet tasarrufu sağlayan bir yolu” diyen Evans, fabrikanın yakında kapasitesini iki katına çıkartacağını, peynir altı suyunun büyük bir yüzdesini enerji üretimine göndermek için çalışmaya devam ettiklerini söylüyor.

» GÜBRE OLARAK KULLANILIYOR

Chobani’nin New York’taki fabrikası, peynir altı suyunun büyük bölümünü yem olarak çiftliklere geri gönderiyor. Chobani’nin sözcüsü Lindsay Kos, Chobani peynir altı soyunun kabaca üçte birinin gübre olarak kullanıldığını, küçük bir yüzdeyle enerji elde edildiğini söylüyor. Peynir altı suyu hayvan yemi olarak büyük bir değer taşımasa da, farklı yemlerle birlikte kullanıldığında ucuz bir protein kaynağına dönüşüyor. Benzeri bir çürütme tankının kurulumu özellikle küçük çiftlikler için maliyetli olsa da, New York Enerji Araştırma ve Geliştirme Otoritesi (NYSERDA) üreticilere hibe veriyor. Yoğurt üreticilerine bu tür tesisler için verilen hibe miktarının bu yıl kurulum başına 2 milyon dolara çıkartılması New York kentinin bu sektöre desteğini yansıtıyor.

AMERİKA’DA İŞSİZLİK ARTTI Amerika’da işsizlik oranı yüzde 7.6’ya yükseldi

(Posta 212) Amerika’da işsizlik oranı binde birlik artışla yüzde 7,6’ya yükseldi. ABD Çalışma Bakanlığı’nın son verilerine göre mayıs ayı içinde 175 bin kişilik yeni istihdam yaratıldı.

» 12 MİLYON İŞ ARIYOR

İşsizliğin krizden önce ortalama yüzde 5,8 olduğu Amerika’da bu oran, emlak piyasasının çöküşü sonrasında patlak veren mali krizden bu yana eski düzeyine inmedi. Çalışma Bakanlığı’nın son raporuna göre, geçen ay yaratılan iş alanları daha çok hizmet sektöründeydi. Yine bu veriler, mayıs ayında iş arayanların sayısı 12 milyona yakın olduğunu ortaya koydu.

» ŞİRKETLER TAHVİL ALMIYOR

Uzmanlar, ABD Merkez Bankası’nın ekonomiyi desteklemek amacıyla tahvil alımına son vermesi durumunda, işsizlik oranının yeniden yükselmesinden kaygı duyuyor. Amerika’da borsaların endekslerinin yükselmesine rağmen, şirketler hala büyük ölçekli işe alım yapmıyor. Konut piyasasında ise son aylarda düzelme görülürken tüketici güven endeksi de yükseldi. Bu arada, bin 100 yönetici arasında yapılan bir anketin, işverenlerin iyimser düşündüklerini ve yeni yatırımlar yapmayı planladıkları sonucunu verdiği bildirildi.

İstanbul dünya 6’ncısı

Gezi olaylarına rağmen İstanbul’a gelen turist sayısında azalma olmadığı açıklandı. İstanbul, hala dünyanın en çok turist çeken 6’ncı kenti olma özelliğini koruyor (ANKARA-ANKA) Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Özgür Özaslan, İstanbul’un dünyanın en fazla turist çeken 6’ncı, en fazla turizm geliri elde eden 4’üncü kent olacağını belirtti. Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Özgür Özaslan ile Tanıtım Genel Müdürü İrfan Önal, Rusya Federasyonu Federal Turizm Ajansı Başkanı Aleksandr Radkov ve Rus tur operatörleriyle görüşmek üzere Moskova’yı ziyaret etti.

» GÜVENLİk SIKINTISI YOK

Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Özgür Özaslan, Kültür ve

Turizm Bakanlığı’nın Gezi Parkı olaylarını yakından takip ettiğini, hükümetin gerekli tedbirleri aldığını ve olayların geçmişte Mısır ve Tunus’ta yaşananlarla karıştırılmaması gerektiği belirtti. Özaslan, İstanbul’un turizm potansiyeli ile ilgili olarak uluslar arası bazı kuruluşlarca yaptırılan “Hedef Şehirler 2013 Endeksi”nde göre İstanbul’un dünyanın en fazla turist çeken 6’ıncı, en fazla t urizm geliri elde eden 4’üncü kent olacağı öngörüsünün yansıtıldığını belirtti.

» İSTANBUL’da İPTAL YOK

Gezi Parkı olayların sadece Tak-

sim meydanında bulunan otellerde rezervasyon düşüşüne neden olduğunu vurgulayan Özaslan, İstanbul’un diğer bölgelerinde ve özellikle deniz kıyılarındaki tatil merkezlerinde herhangi bir düşüş veya rezervasyon iptallerinin bulunmadığını söyledi.

» RUS TURİST ARTIŞI

Özaslan, Rusya’da turizm alanında faaliyet gösteren turizm sektörü temsilcileri ile görüşmeler gerçekleştirildiğini ve bunun sonucunda Türkiye destinasyonuna satışların azalmadığını hatta geçen seneye göre arttığını belirtti.

Kişi başına GSYH 10 bin 755 dolar Kişi başına Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) değeri Mart 2013 itibarıyla son 1 yıllık dönemde, bir önceki dört çeyreklik döneme göre 444 dolar artışla 10 bin 755 dolar düzeyinde tahmin edildi (ANKARA-ANKA) Kişi başına gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) değeri Mart 2013 itibarıyla son 1 yıllık dönemde, bir önceki dört çeyreklik döneme göre 444 dolar artışla 10 bin 755 dolar düzeyinde tahmin edildi. Kişi başına düşen GSYH, 2012 yılı sonuna göre ise 251 dolar artış gösterdi. ANKA’nın Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden yaptığı hesaplamaya göre kişi başına düşen GSYH arttı. Mart 2013 itibarıyla son bir yıllık dönemde (2012 yılı 2, 3, ve 4. çeyrek ile 2013 yılı 1 çeyreği kapsayan dönem) cari fiyatlarla GSYH bir önceki 4 çeyreklik döneme göre yüzde 8.5 oranında artışla 1 trilyon 447 milyar 791 milyon TL düzeyinde gerçekleşti. 2011 yılı 2, 3 ve 4. çeyreği ile 2012 yılı 1. çeyreğinden oluşan

bir önceki yıllık dönemde cari fiyatlarla GSYH değeri 1 trilyon 334 milyar 688 milyon TL düzeyinde bulunuyordu. Mart 2013 itibarıyla GSYH’deki bu artışla birlikte, kişi başına düşen gelir bir önceki yıla göre bin 511 TL artışla 19 bin 341 TL oldu. Kişi başına düşen GSYH hesaplamalarında 2008 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine göre 2012 yılına ilişkin yıl ortası nüfus tahmini kullanılarak, Türkiye’nin nüfusu 74 milyon 855 bin kişi olarak ele alındı.

Türkiye İstatistik Kurumu, 2012 yılı için kişi başına GSYH’yi 18 bin 927 TL olarak açıklamıştı. Buna göre kişi başına GSYH 2012 yılı sonuna göre ise 414 TL artış gösterdi.

» GSYH 10 BİN 755 DOLAR

Mart itibarıyla son bir yıllık dönemde dolar cinsinden GSYH bir önceki 4 çeyrekten oluşan döneme göre yüzde 4.3 artışla 805 milyar 69 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti. Bu dönemde kişi başına GSYH de bir önceki 4 çeyreklik döneme göre 444 dolar artışla 10 bin 755 dolar olarak belirlendi. TÜİK, 2012 yılında kişi başına GSYH değerini 10 bin 504 dolar olarak açıklamıştı. Kişi başına GSYH yıl sonuna göre ilk çeyrekte 251 dolar artış göstermiş oldu.


Ekonomi Finans

19 Haziran 2013 Çarşamba

Protestolar Türkiye’nin ekonomideki zayıf noktalarını hatırlattı ESEN ÜNAL

esenun@gmail.com

WALL STREET RAPORU

Gezi Parkı protestoları Türkiye’nin ekonomideki zayıf noktalarını tekrar gündeme getirdi.Servis sektörü Türkiye’nin gayrisafi milli gelirinin yüzde 60’ından fazlasını oluşturmaktadır.Servis sektörünün içinde önemli bir paya sahip olan turizm sektörü hükümet karşıtı protestolardan ne şekilde etkilenecek henüz bilinmemekte. Türkiye’yi 2011 yılında 30 milyondan fazla insanın ziyaret ettiğini ve sektörün 25 milyar dolardan fazla bir ciro yarattığını düşünecek olursak siyasi bir istikrarsızlığın maliyetinin büyük olacağını tahmin etmek zor olmayacaktır. Yaz aylarının en çok turist çeken aylar olduğunu düşündüğümüz zaman protestolar yüzünden iptal edilen rezervasyonlardan dolayi turizm sektörü şüphesiz kayba uğrayacaktır. Kayıp yıllar olarak adlandırılan 1990’lardan sonra 20002001 yıllarında yaşanan krizden IMF’nin yazdığı reçeteyi sıkı bir şekilde uygulayarak çıkan ve sonraki yıllarda büyümeye başlayan Türkiye, 2011 yılında Avrupa ekonomileri resesyondan dolayı küçülürken, yüzde 8.5’lik bir büyüme oranı yakalama başarısı gösterdi.Her nekadar 2012 yılında büyüme oranı yüzde 2.5’a düşmüş olsa bile son on yılda ortalama yüzde 5 civarında büyüdü. Ancak son on yıldaki bu ekonomik büyümenin verdiği

özgüven,çok ciddi sorunlara sebep olabilecek bir problemin gözlerden kaçmasına ve üstünde pek durulmamasına neden oldu: ‘Dış borç bağımlılığı ve bu borcun özellikle son yıllardaki yapısı’ uzun vadeli borçlar azalırken kısa vadeli borçlarda olan artış. Global ekonomideki durgunluğu aşmak için merkez bankalarının başlattığı gevşek para politikaları piyasalarda çok ciddi miktarda likidite bol-

luğu yarattı.Diğer ülkelerle kıyaslandığında göreceli olarak yüksek olan faizler, Türkiye’yi spekülatif paranın yani sıcak paranın en çok uğradığı ülkelerden biri haline getirdi.Hızlı ve bol miktardaki sıcak para girişi sayesinde gelen ekonomik istikrar ve ithalata dayalı büyüme insanlar üzerinde çok olumlu izler bıraktı. Türk Lirasi’nin değeri yükseldi ve insanlar kendilerini daha varlıklı hissetme-

ye başladı.Değerli TL ithalat fiyatlarının azalmasına ve insanların daha çok harcama yapmasına neden oldu.Bütün bunlar, yani Turkiye’nin sıcak para için cazip bir adres olmasının en önemli sebeplerinden biri,sahip olduğu siyasi istikrardı.Herhangi bir sebepten dolayı meydana gelebilecek bir istikrarsızlığın yada kargaşanın nelere sebep olabileceğini görmek için protestoların başladıktan son-

ra piyasaların verdiği tepkiye bakmak yeterli olacaktır. İlk hafta sonunda hisse senetleri yüzde 10 gibi bir kayıp yaşadı,devlet tahvillerinin faizleri zıpladı ve TL oldukça değer kaybetti.Ekonomik büyümesi dış sermayeye bağımlı bir ülke için siyasi istikrarın sağlanması çok büyük bir öneme sahiptir. Türkiye hala cari açığını ve dış borçlarını ödemek için sıcak paraya ihtiyaç duyan bir ülke durumundadır.Net dış borçları 400 milyar dolardan fazla olan Türkiye, yükselen pazarlar içinde borcun gayrisafi milli hasılaya oranı (Debt/GDP) en yüksek olan ülkelerden biri.Analistler Turkiye’nin,vadesi yaklaşan borçları ve cari açığını finanse etmesi için ihtiyacı olan tutarın yılda 200 milyar dolar civarında olduğunu söylüyorlar. Bu miktarın büyük çoğunluğununda sıcak para ile karşılanacağını tahmin etmek yanıltıcı olmayacaktır.Bu bakımdan herhangi bir çalkalanmada ya da siyasi istikrarsızlık durumunda Turkiye’yi bekleyen en büyük tehlikelerden biri sıcak paranın ülkeyi terketmeye karar vermesidir.Bu protestoların ve hükümet karşıtı gösterilerin etkisinin sınırlı olacağını düşünsekte uzun dönemde ekonomiyi ne şekilde etkileyeceğini hep birlikte göreceğiz.

Geçen hafta neler oldu? • ABD’de tüketici beklentileri endeksi haziran ayında yönünü aşağıya çevirerek 82.7 olarak gerçekleşti.Beklentilerin altında gelen endeks,tüketicilerin harcamaları konusunda vereceği ipuçları açısından önem taşımaktadır.Yükselen hisse senetleri ile emlak piyasasındaki olumlu gelişmeler tüketici güveninin yüksek seviyelerde kalmasında büyük rol oynamakta. • Merkezi Washington’da bulunan Uluslararası Para Örgütü (IMF) 2014 yılında ABD’nin sadece yüzde 2.7 büyüyeceğini söyledi.Geçtiğimiz nisan ayında 2014 yılı için yüzde 3’lük bir büyüme tahmini yapan IMF, bu sene için yüzde 1.9 olarak öngördüğü oranda bir değişiklik yapmadı.IMF ayrıca ABD’nin bu yılın mart ayinda başladığı hükümet harcamalarındaki kesintilere son vermesini ve parasal genişleme programının en azından bu yıl sonuna kadar devam etmesi tavsiyesinde bulundu.Hükümet harcamalarındaki kesintilerin ekonomide yuzde 1.75’lik bir kayba neden olduğunu belirten IMF kesintilerin zamanlamasının yanlış olduğuna dikkat çekti. • ABD’de sanayi üretimi bir önceki aya göre değişmeyerek yüzde 0.1’de kaldı.Sanayi üretimi nisan ayında yüzde 0.4’lük bir düşüş göstermişti.Japonya’da neler oluyor? • ABD’de perakende satışlar mayıs ayında bir önceki aya

gore yüzde 0.6’lik bir artış gösterdi.Beklenenin üstünde artış gösteren perakende satışlar, tüketici harcamalarının yılın ikinci yarısında da ekonomik büyümeye büyük katkı yapacağı haberini veriyor. • Euro bölgesinde sanayi üretimi nisan ayında beklenmedik bir şekilde yüzde 0.4’lük bir artış gösterdi.İstatistik bürosunun bu haberi Euro bölgesinin resesyondan bu sene içinde çıkma umutlarını artırmış oldu. • Kredi derecelendirme kurumu Standard and Poor’s (S&P)

en yüksek seviyesine çıkarak Ortadoğu’da suların tekrar ısınacağının sinyallerini verdi.Global ekonomideki durgunluk ve artan arzdan dolayı sakin giden petrol fiyatları haftayı yüzde 2’lik bir kazançla kapattı.

» JAPON EKONOMİSİ

Japonya merkez bankası (BoJ) ekonomide 20 yıldan uzun bir süredir devam eden durgunluğu tersine çevirmek ve deflasyonla savaşmak için geçtiğimiz nisan ayinda çok geniş çaplı bir bono alım programı başlattı.Ja-

GELECEK HAFTANIN ÖNEMLİ EKONOMİK TAKVİMİ

PİYASA ÖZETİ BIST 100 DOW JONES S&P 500 NASDAQ ALTIN (GR/TL) ALTIN (ONS/$) DOLAR/TL EURO/TL BRENT PETROL LIGHT CRUDE WTI

ABD’nin kredi görünümünü negatiften durağana yükseltti.Hükümetin ve özellikle merkez bankasının, ülkenin durgunluktan çıkması ve sürdürülebilir bir ekonomik performans sağlaması için yaptıklarının kararlarında etkili olduğunu söyledi. ABD “AAA” olan kredi notunu 2011 yılında kaybetmişti.Bu not indiriminin ekonomik sebeplerden çok iç politikadaki çekişmelerden kaynaklandığı da gündeme getirilmişti. • Petrol fiyatları son iki ayın

pon başbakanı bu program sayesinde piyasaya oldukça yüklü miktarda para pompalanacağı sözü vermişti.Bu önlemler sayesinde Japon yeni değer kaybetti, ihracat arttı ve ilk gelen rakamlar Japon ekonomisinin ilk çeyrekte yıllık yüzde 4 civarında büyüdüğüne işaret ediyor. Ancak geçtiğimiz haftalarda finansal piyasalardaki hava değişti ve Japonya Merkez Bankasi’nin yeterince agresif olmamasi piyasalarda hayal kırıklığı yaratti.Sonuç olarak Japon hisse senetlerine gelen çok yoğun satışlar Nikkei endeksinin haftayı yüzde 6 kayıpla kapamasına yol açtı. 2013 içinde güçlü bir performans gösteren Japon hisse senetleri Mayıs ayında rekor seviyeye ulaşmıştı. Buna ek olarak program açıklandıktan sonra diğer para birimleri karşısında değer kaybeden yen de toparlanma sürecine girdi ve diğer para birimlerine karşı değer kazandı.Japon hisse senetleri, bono ve para piyasalarında etkisini gösteren fiyat oynaklığı yani volatilite, Japon hükümetinin ve merkez bankasının çabalarını gölgelemekte ve belirsizliğe sebep olmaktadır. Geçen hafta başında Japon merkez bankası genel ekonomik görünümün pozitif olduğunu söylemiş,sanayi üretiminin,ihracatın ve iç talebin sağlıklı olduğunu belirtmişti.

Cuma Kapanış 80,011 15,070 1626.3 3423 83,07 1388 1.86 2.48 105.87 97.85

Günlük Değişim 3522 -105.9 -9.63 -21.81 -0.21 10 -0.0125 -0.0065 0.92 1.16

Haftalık Değişim 1679 -197 -20 -49 -0.93 5 -0.0425 -0.0245 2.02 1.86

Haftalık Yüzde 2.14 -1.3 -1.19 -1.41 -1.11 0.4 -2.24 -0.98 1.9 1.92

Tarih

17/06/2013 18/06/2013

 

19/06/2013 20/06/2013

Ülke

Konu

Beklenti

Önceki

Türkiye

İşsizlik Oranı (3 aylık) G8 Toplantısı

Endüstriyel Üretim (Aylık) Tüketici Fiyat Endeksi (CPİ) Yıllık Tüketici Fiyat Endeksi (CPİ) Aylık Faiz Oranı Kararı

4.50%

4.50%

ABD ABD

Tüketici Fiyat Endeksi (CPİ) Aylık Housing Starts Faiz Oranı Kararı

0.20% 950K 0.25%

-0.40% 853K 0.25%

Çin

Almanya İmalat PMI HSBC İmalat PMI

49.8 49.2

49.4

Japonya İngiltere İngiltere Türkiye ABD ABD ABD Euro

Öncü Göstergeler Endeksi İmalat PMI

10.50%

1.70%

0.20% 52.3%

0.60%

7

Prof. Dr.

Seyfettin Gürsel Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Görevlisi • twitter@seyfettingursel

Gezi Parkı ve Türkiye ekonomisi

G

EZİ Park direnişi Türkiye tarihine geçecek kadar önemli bir olaydı. Tarihsel bir dönüm noktası olabilir mi? Bu hükmü ilerde Tarih verecek. Ama sanırım şu noktaların altını çizebiliriz: Gezi Parkı direnişi Ak Parti’nin içsel açmazlarını açığa çıkardı, moral üstünlüğünü sarstı. Eğitimli, yaşam tarzı konusunda kıskanç, siyasal ideolojilere bağlılığı zayıf geniş bir kentsel kesim bu vesileyle siyasete girdi ve Ak Parti’ye esastan çoğulcu olan Türkiye’yi, muhafazakar ve ahlakçı bir toplumsal mühendislik girişimlerinin sınırlarını çizdi. Ak Parti iktidarının bu sınırların farkında olduğundan emin değilim. Uluslararası bir komployla karşı karşıya olduklarını iddia ediyorlar, ve beklide gerçekten buna inanıyorlar. Bir yandan Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerine devam edeceksiniz, diğer yandan “bu gidişattan endişeliyiz” diyen Avrupalı yöneticilere “siz işinize bakın” diyeceksiniz. Bir yandan ‘faiz lobisini’ finansal piyasaları karıştırmakla suçlayacaksınız, diğer yandan Gezi Parkı tansiyonu düşer düşmez yükselen Borsayı, çıktığı gibi inen kuru ve faizleri görmezden geleceksiniz. Eğer müttefik olarak kabul ettiğiniz Batılı ülkeler Türkiye’yi paçalarından aşağıya çekme peşinde ise, Batı ile ilişkilerimizi gözden geçirmemiz gerekmez mi?

» DÜŞÜK BÜYÜME KAPANI

Ak Parti’nin çelişkileri ekonominin geleceği açısından haklı endişelerin doğmasına yol açıyor. Türkiye ekonomisi, son yazımda da belirttiğim gibi, düşük büyüme sorunu ile karşı karşıya. Başbakan’ın ve pek çok Ak Parti yöneticisinin bu sorunun farkında olduğundan şüpheliyim. İşgücü piyasası reformları iptal edildi ya da ertelendi. Radikal bir vergi reformu beklentisi boş çıktı. Meclis’e sevk edilen taslak, Milli Gelir içindeki payı yüzde 5’den ibaret olan gelir vergisi payını (AB ortalaması yüzde 10) dikkate değer ölçüde arttırma kabiliyetinden oldukça uzak. Yerli ve yabancı iktisatçılar 2013 büyümesini yüzde 4’ün altında tahmin ediyor. Bu büyüme işsizlik ve cari açık açısından yetersiz, verimlilik ve rekabet gücü açısından ise kalitesiz. Ayrıntılara ilerde gireriz. TÜİK7in açıkladığı 1. çeyrek GSYH verileri ve 2. çeyreğe yönelik ilk tahminler büyümenin yeniden iç talep odaklı hale geldiğini gösteriyor. Cari açık artış eğiliminde ve büyük ölçüde sıcak para ve dış finansmanla dönüyor. Türkiye ekonomisi iç talebe dayalı olarak büyüyecekse, ki aksi yönde şimdilik hiç bir emare yok, daha fazla doğrudan yabancı yatırıma ve finans piyasalarının güvenine ihtiyacı var. Bu ihtiyaç faiz lobisi söylemiyle ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının yüzde 80’inini sağlayan AB’ye çatarak. Gir çık yapan spekülatörler har zaman vardı, var olmaya da devam edecekler. Eğer yabancı sermaye akımlarına tahdit konmayacaksa, spekülatif hareketlerle baş etmeyi bilmek gerekiyor. TCMB bu yönde bir hayli mesafe kaydetmişti. Komplo iddiaları ilerde onu da zora sokabilir. Faizleri artırması gerektiğinde ne yapacak? Komplonun bir parçası olmamak için doğru politikayı uygulamaktan imtina mı edecek? Bu arada siyasal reformlar da beklemede. Oysa, hayati öneme sahip barış sürecinin devamı bu reformlara bağlı. Ak Parti’nin başkanlık sistemi üzerindeki ısrarı zaman kaybettirmeye devam ediyor. Bu ısrar siyaseti dengesizleştirerek yönetim istikrarını da tehdit ediyor. Ak Parti iktidarının önceliklerini gözden geçirmesi, toplumsal gerginliği arttıran buyurgan söylem ile ahlakçı tasavvurlardan vazgeçmesi şart. Aksi takdirde zaten düşük olan büyüme daha da düşebilir. Düşük büyümenin bir sonraki aşamada toplumsal sonuçlarını göğüslemek Ak Parti için çok daha zor olacaktır.

BİST Başkanı Turhan: Borsada günlük işlem hacmi 1.8 milyar dolar (İSTANBUL -ANKA) – Borsa İstanbul (BİST) Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Turhan, borsada günlük işlem hacminin 1.8 milyar dolar olduğunu ve işlem gören şirketlerin piyasa değerinin 320 milyar doları bulduğunu söyledi. Turhan, Dünya Elmas Borsaları Birliği Başkanlar Toplantısı’nın açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye’de kriz dönemi de dahil olmak üzere hiçbir zaman yabancı sermayeye kısıtlama, ek vergi getirme ya da yerli ile yabancı sermaye arasında farkıl muamale girişimi yapılmadığını söyledi. Küresel ve Türk yatırıcılar arasında bir ayrım yapılmadığını dile getiren Turhan, bütün koşulların, mevzuat kuralları yerine getirildiği sürece aynı tutulduğunu kaydetti. Türkiye’nin Maastricht kriterlerinden öte bir performans gösterdiğini dile getiren Turhan, Euro Bölgesi’ndeki ülkelerin ise 2008 yılından beri bu kriterleri yerine getiremediğini kaydetti.

“BÜTÇE AÇIĞI YÜZDE 2’NİN ALTINDA”-  Turhan, Türkiye’de bütçe açığının şu anda yüzde 2’nin altında olduğuna işaret ederek, “Bu durum, ekonomik performansın neden bu kadar iyi olduğunu açıklıyor” dedi. Enflasyonda ise hafif bir artış olduğunu, Merkez Bankası’nın yüzde 5 düşürmeyi hedeflediğini söyleyen Turhan, Merkez Bankası’nın da dünyanın en iyileri arasında olduğunu söyledi.


8

Güncel

19 Haziran 2013 Çarşamba

İşte Gezi eylemcilerinin

Röntgeni!

İlhan Tanır @Washingtonpoint

Eriyen Türkiye markası

T

ÜRKİYE’NİN geçtiği bu olağanüstü dönemde yurt dışındaki Türkiye vatandaşları da, zamanlarının büyük bir kısmını bilgisayar ve televizyonlar önünde Türkiye’de olanlara yoğunlaşarak geçirmekteler. Daha düne kadar bir gazeteci olarak Washington’da görüşülen diplomat ve bölge uzmanlarıyla Ortadoğu Bölgesi, Suriye, Avrupa’daki derin ekonomik krizler, veya Amerika iç politikası sorunları tartışılırken, şimdilerde konu Türkiye’nin problemlerine odaklanır oldu. Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgeyi ne şekilde değiştirebileceği tartışmalarının yerini, protestoların nedeni, talepleri, iktidar partisinin mesajı gerçekten alıp, almadığı veya Başbakan Erdoğan’ın liderlik biçimi Türkiye ile ilgili tartışma alanlarının hemen bütün enerjisini almakta. Halbuki, Türkiye, ani şekilde kendi içine kapanmışken, uzun süreden beri Ankara’nın beklediği ve istediği yönde Beyaz Saray, Suriye politikasında bazı ciddi değişim sinyalleri verdi geçen hafta. ABD yönetimi, Esad rejiminin kimyasal silahları Suriyeli direnişçilere karşı kullandığını en yüksek seviyelerden kabul etti. Daha önce defalarca ABD başkanı Obama’nın, kimyasal silahların kullanımını ‘’kırmızı çizgi’’ olarak belirtmesi, ve geçildiği takdirde ABD’nin Suriye’deki ‘’dengeleri değiştirecek’ faktörleri harekete geçireceğinin sözünü vermiş olması, ABD’yi bundan sonra Suriye muhaliflerini daha etkin bir şekilde desteklemeye zorunlu hale getirdi. Suriye’deki krizden hiç şüphesiz en negatif etkilenen ülkelerden biri olan, ve rejim bağlantılı olduğu kabul edilen Reyhanlı bombalamalarında Cumhuriyet tarihinin en yüksek sayıda vatandaşını kaybeden Türkiye açısından ABD’deki bu değişim büyük bir fırsat. Hal böyle iken ve Ankara’daki yetkililerin son sürat Suriye karşısında atılması gereken adımları Washington ile senkronize etmesi beklenirken, Türkiye’deki protestolar ikili ilişkilerin havasını zehirlemekte. Beyaz Saray’ın Suriye Askeri Konseyi (SMC) lideri Salim İdris kanalıyla hafif silah denebilecek türdeki öldürücü türdeki yardımıın muhaliflere çok yakında göndermeye başlayacağı aşikar. Diğer taraftan Ürdün’e yerleştirilecek olan patriot füzeleri ve 5 bin kadar Amerikan askerinin ve Suriyeli silahlı isyancıların eğitilmesinin artırılacak olması yine Ankara tarafından başlatılması gözlenen girişimlerdi. Cumartesi günü itibariyle küllenmeye yüz tuttuğu herkesçe kabul edilen Gezi Parkı eylemlerine uygulanan sert müdahele ile yeniden ülkenin dört bir yanına sıçramasının ülkesinin menfaatlerine ne denli hizmet ettiği bu açılardan büyük tartışma konusu. Protestoların ilk günleriinde olmasa da, sonraki günlerde sıklıkla dile getirilen enva-i çeşit komplo teorileri ve etkileri çoktan rafa kalkmış bazı aşırı sağcı Washington figürlerinin Türkiye’nin dört bir yanındaki proetstoları organize edebileceğine Türkiye’yi inandırmaya çalışmak hem on yıllık kazanımlara getirilen en büyük gölge hem de halkın zihnini bulandırmak adına yapılan bir çeşit işkence. Daha düne kadar ekonomisiyle ve yumuşak gücüyle Doğu ve Batının ilgi odağı olan Türkiye şimdi protestoculara karşı orantısız güç kullanımı ve türlü hukuksuzluklar nedeniyle dünyanın her tarafından eleştiri oklarının toplantığı hedef haline geldi. Bu gelişmeler hızla Türkiye’nin her zaman övündüğü demokratik iç dengelerine inandırıcılığı kaybettiriyor. Türkiye’nin karar alma mekanizmasına olan güveni azaltıyor. Türkiye ile birçok alanda yakından çalışan ve çalışma planları yapan Obama yönetimine, bu planlarını yeniden gözden geçirmesi yönünde baskıları artırıyor. Türkiye markası gözümüzün önünde erimeye durdu. Bu sürecin nerede duracağı da belirsiz.

Konda Araştırma ve Danışmanlık Şirketi, Gezi Parkı direnişi üzerine yaptığı anketin sonuçlarını açıkladı (İSTANBUL – POSTA 212 ) KONDA’nın başındaki isim olan Tarhan Erdem, Gezi Parkı direnişine eğildi. Direnişe katılan 4 bin 411 kişi ile 6-7 Haziran’da yüz yüze yapılan ankette Gezi Parkı'ndaki insanların profili çıkarıldı. Bu kişilerin Yaş ortalaması 28. Yüzde 58,1’i özgürlüklerin kısıtlandığını düşündüğü için, yüzde 37,2 AKP’ye ve politikalarına karşıt olduğu için direnişe katıldığını belirtiyor. Sadece yüzde 20,4’lük bir kesim ağaçların sökülmesini protesto etmek için Gezi’de bulunduğunu söylüyor

» NEDEN GEZİ PARKI'NDALAR

Ankete katılımcılarının yarısı "polis şiddeti"ne tepki için Park'a geldiklerini söyledi. Katılımcıların yüzde 79'u hiçbir parti, kulüp ya da dernek üyesi olmadığını, yüzde

Şişli % 11

Beşiktaş % 7

Yüzde 37.2 Yüzde 30.3 Yüzde 20.4 Yüzde 19.5 Yüzde 8 Yüzde 4.6

2011 seçimlerinde oy verdiniz mi?

Bakırköy % 4

Herhangi bir derneğe partiye, kulübe üye misiniz?

Yüzde 79 Yüzde 21 VERMEK İÇİN...

Yüzde 41 Yüzde 17 Yüzde 13 Yüzde 10 Yüzde 7 Yüzde 5 Yüzde 2 Yüzde 2

CHP O tarihte yaşım tutmuyordu Sandığa gitmedim oy kullanmadım Bağımsız adaya oy verdim Boş oy verdim BDP/Bağımsız MHP Ak Parti

Bugün seçim olsa kime oy verirdiniz

?

CHP. Yüzde 31 Kararsız. Yüzde 29 Oy kullanmaz. Yüzde 18 Diğer. Yüzde 12 BDP. Yüzde 8 MHP. Yüzde 2 AK Parti. 0.3 Yüzde

Sarıyer % 5 Fatih % 5

Hangi sıklıkta parka geliyorlar? Ağaçları sökmeye başladıkları günden beri, sürekli. Yüzde 35.6 Her gün uğruyorum. Yüzde 20.3 Bir iki defa uğradım. Yüzde 13 İlk defa geldim.

Özgürlüklerin kısıtlandığını düşündüğü için. . AK Parti'ye ve politikalarına karşıtlık a ların Erdoğan'ın açıklama ve tavrına tepki. Ağaçların sökülmesi. Devlet düzenine karşıtlık. Direnişi görmek, havayı koklamak için. Diğer.

Üsküdar % 6

Sosyal medyadan. Yüzde 69 n tanıdıktan. Yüzde 15.4 Arkadaşta erinden. hab et ern İnt Yüzde 8 . den 'ler TV Yüzde 7

Yüzde 31

Neden Gezi Parkı'ndaydılar? Yüzde 58.1

Olayı nasıl duydunuz?

6-7 Haziran'da yapılan ankete göre eylemcilerin yüzde 31'i ağaçlar sökülmeye başladığı günden beri parkı terk etmedi. Yüzde 79'u hiçbir derneğe üye değil. Yüzde 44.4'ü bugüne kadar hiç eyleme katılmamış. Yüzde 93.6'sı bir grubu temsil etmediğini, sade vatandaş olarak geldiğini söylüyor. Yaş ortalaması 28. Eyleme katılanların yüzde 5'i Gezi Parkı'nın bulunduğu Beyoğlu ilçesinden. En yüksek katılım yüzde 13'le Kadıköy, yüzde 11'le Şişli'den.

Yüzde 22.5 Azınlıklar/ö tekiler. Yüzde 17.3 Halk. Yüzde 15.9 Muhalifler. Yüzde 9.8 İşçiler. Yüzde 4.9 LGBT. Yüzde 4.3 Kadınlar. Yüzde 2.7 Kürtler. Yüzde 2.5 Aleviler. Yüzde 1.9 Öğrencile r. Yüzde 2.3 Yoksullar. Yüzde 2 Sol kesim. Yüzde 1.9 Gençlik. Yüzde 1.6 Atatürkçü ler. Yüzde 10.4 Diğer.

Beyoğlu % 5

SERİ İLAN seriilan@posta212.com

» NE ZAMANDAN BERİ ORADALAR

İnsan haklarının en zayıf halkası kim?

KATILIMIN EN YÜKSEK OLDUĞU İLÇELER Kadıköy % 13

69'u da, Gezi Parkı olayını sosyal medyadan duyduğunu söylüyor. Konda Araştırma ve Danışmanlık Şirketi'nin Gezi Parkı'nda görüştüğü 4 bin 411 eylemcinin yüzde 50.9'u kadın.

Hiçbir dernek veya STK üyesi değil. Parti ya da STK'ya üye.


Güncel

19 Haziran 2013 Çarşamba

ABD ‘Gezi Protestosu’

İDDİALARINI REDDETTİ

ABD Yönetimi, Gezi protestolarıyla ilgili resmi açıklamalarının Türkiye’nin içişlerine müdahale olduğu ve olayların Washington’daki toplantılarda planlandığı suçlamalarını kesin bir dille reddetti (WASHINGTON-POSTA 212) ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki, ABD’nin Gezi protestolarıyla ilgili resmi açıklamalarının Türkiye’nin içişlerine müdahale olduğu suçlamalarını reddetti. Psaki, bu konuda ABD’nin dünyanın başka ülkelerindeki olaylara karşı aldığı tavrın Gezi ile tutarlı olduğunu belirtti. Sözcü karışıklığın Türkiye’ye yönelik bir komplo olarak Washington’daki toplantılarda planlandığı iddialarını ise kesin bir dille reddetti. “Dışişleri sözcüsü, ABD’li gruplar ya da bireylerin Türkiye’deki protestoların başlamasının ya da tırmanmasının sorumlusu olduğu yönündeki haberleri reddediyoruz” dedi.

» TÜRKİYE NATO MÜTTEFİĞİ

Psaki, bu olayların ABD’nin Türkiye konusundaki algısını nasıl etkilediği sorusuna ise “Son birkaç haftadır birçok kez söylediğimiz gibi aşırı güç kullanımına dair

haberleden endişeliyiz. Son birkaç gündür, son haftalarda sağlık görevlileri ve medya yetkililerinin gözaltına alınmalarına dair haberleri görmemiz de üzücü. Ama Türkiye bir NATO müttefiğidir. Onlarla birçok konuda çalışıyoruz. En yüksek düzeyde yakın temas halindeyiz. Bunun sakinlik, itidal çağrısı içinde çözüleceğinden umutluyuz” diye cevap verdi

bunun kabulu konusundaki çağrılarımızda tutarlıyız. Eğer bakılması gerekiyorsa, itidal çağrısı yapmada aşırı güç kullanımına dair haberler olduğunda da aynı şekilde. Nerede olursa olsun. Türkiye’de ya da başka bir ülkede.”

» ÇOĞUNLUK BARIŞÇIL

» SORARSANIZ SÖYLERİM

ABD’nin Gezi protestoları nedeniyle şimdiye kadar günlük basın toplantılarındaki soru-cevaplar dahil 17 ayrı açıklama yapması konusunda, Amerikan Hükümeti’nin Türk Hükümeti’nin reaksiyonundan dolayı bir hayaL kırıklığı yaşayıp yaşamadığı konusuda ise Psaki, “Bu konuda konuşmayacağım. Sakin olma çağrısı, itidal çağrısına odaklanıyoruz. Türkiye’nin yakın bir müttefiği olmaya devam ediyoruz. Siz ve başkaları birçok fırsatta

taşıdığımız kaygıları sorduğunda bunları söylerim. Bu açıdan bir şekilde bundan çekinmiyoruz” dedi.

» HER YERDE SÖYLERİZ

Psaki, ABD’nin bu çağrılarının Türkiye’nin içişlerine müdahale olduğu yönündeki suçlamalara ise

katılmadığını belirterek, şöyle dedi: “Bu tür haberleri gördüm. ABD’li gruplar ya da bireylerin Türkiye’deki protestoların başlamasının ya da tırmanmasının sorumlusu olduğu yönündeki haberleri reddediyoruz. Konuşma, ifade özgürlüğü ve

Psaki, “Gazetecilere, medya kuruluşlarına uygulanan her türlü baskıdan, basın özgürlüğünü eleştiren kamuoyu açıklamalarından ayrıca gözaltına alınan gazetecilerden ki bu yönde bazı haberler de görüdük, son derece rahatsısız. İlk gün de söyledik, biz halen buradaki insanların büyük çoğunluğunun ifade özgürlüklerini kullanarak barışçıl şekilde protesto ettiklerine inanıyoruz. Orada değiliz. Orada ne olduğuna dair araştırmalar yapılacak. Bütün unsurlarını bilmiyoruz. Ama halen büyük çoğunluğunun öyle olduğuna inanıyoruz” diye konuştu.

İşte Gezi’nin sosyal medya bilançosu

Taksim Gezi Parkı odaklı olayların başladığı 31 Mayıs’tan 14 Haziran’a kadar konuyla ilgili yaklaşık 13,5 milyon Twitter mesajı paylaşıldı... (ISTANBUL – POSTA 212) Linkedin’in Türkiye Bölge Yöneticisi Ali Rıza Babaoğlan tarafından Twitter’dan alınan bilgilerle hazırlanan çalışmada, Gezi Parkı odaklı gelişmelerin devam ettiği 14 günlük süreçte 1,2 milyonu görüntülü ve fotoğraflı olmak üzere yaklaşık 13,5 milyon Twitter mesajı paylaşıldı... Paylaşılan Twitter mesajlarının Türkiye’den sonra en çok

Amerika, İngiltere ve Fransa’dan gönderildiği gözlenirken, mesaj dili olarak da Türkçe’nin dışında en fazla İngilizce, İspanyolca ve Almanca’nın kullanılması dikkat çekti... Araştırmada, “direngeziparki, occupygezi, direnankara, taksim ve direngezi” etiketleri olmak üzere beş etiket grubundan gönderilen 13 milyon 458 bin 608 mesaj ayrı ayrı incelendi...

WASHINGTON POST: “GEZİ SAVAŞI’NIN GALİBİ ATATÜRK” Washington Post, Gezi olaylarını değenlendirdiği haberinde, “Türkiye’de kişisel özgürlükler savaşından açık bir galip çıkmış ise, bu da muhtemelen modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’tür” yorumunda bulundu. (WASHINGTON-ANKA) Yabancı basında Gezi olayları geniş bir biçimde değerlendirilmeye devam ederken, Washington Post gazetesinden ilginç bir yorum geldi. Washington Post, “Türkiye’de kişisel özgürlükler savaşında açık bir galip çıkmış ise, bu da muhtemelen modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk” sözleri ile girdiği geniş haber analizinde, Gezi ihtilafının iki tarafının Atatürk portresi olan Türk bayraklarını taşıdıklarına, Atatürk portresinin de Taksim ve Gezi’de her yerde görüldüğüne, güvenlik güçlerinin de Atatürk portrelerini astıklarına dikkat çekti. Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’ndeki göstericilerin pankartları indirip yerine Türk bayrağı ve Atatürk portresinin asılmasına da dikkat çekildiği haberee şöyle devam edildi: “Atatürk’ın bu yeni imtiyazlı konumunda daha ne kadar kalacağı belli değil. İmajı, Erdoğan’ın yönetimi sırasında yavaşça kamu alanından geri çekilse de bürolardan metro istasyonlarına ve yol kenarlarındaki posterlere kadar her yerde hala çok yaygın. Erdoğan ise, bayrağın asıldığı kültür merkezini yıkıp yerine bir opera inşa etme sözünü verdi.”

Çalışmada, “direngeziparki” etiketiyle toplam 7 milyon 285 bin 277 Twitter mesajı detaylı analiz edildi ve bunların 31 Mayıs’ta 2 milyon 619 bin 775 mesaj paylaşımı ile en yüksek sayıya ulaştığı gözlendi. Olayların başlangıcından itibaren gönderilen tüm mesajların 687 bin 708’inin fotoğraf, 25 bin 169’unun video içerik ile gönderildiği belirlendi...

7,2 milyondan fazla mesajın 5 milyon 343 bin 923’ünün Türkçe, 684 bin 324’ünün İngilizce, 84 bin 294’ünün Almanca, 21 bin 228’inin Fransızca, 16 bin 377’sinin İspanyolca ve 2 bin 848’inin Rusça olduğu tespit edildi... Araştırmada, “occupygezi” etiketiyle paylaşılan toplam 2 milyon 877 bin 320 Twitter mesajının 1 Haziran’da 628 bin 841 paylaşım ile en yüksek rakamına ulaştığı

görüldü... Olayların başlangıcından itibaren gönderilen tüm mesajların 265 bin 089’unun fotoğraf, 13 bin 386’sının video içerik ile gönderildiği, paylaşılan 2,8 milyondan 1 milyon 256 bin 275’inin Türkçe, 1 milyon 110 bin 340’ının İngilizce, 148 bin 683’ünün Almanca, 82 bin 751’inin Fransızca, 78 bin 799’unun İspanyolca ve 4 bin 914’ünün Rusça olduğu belirtilldi.

HÜKÜMET VE ORDU BİRLİKTE Batılı gazeteler, Gezi krizine ilişkin haber ve yorumlarında, polisin yanı sıra jandarmanın da devreye girmesini Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ordu üzerindeki kontrolünü ortaya koyduğuna dikkat çektiler (NEW YORK / WASHİNGTON / LONDRA -ANKA) Gezi olayları, dünyanın önde gelen gazetelerinde geniş bir yer işgal etmeyi sürdürüyor. Büyük Batılı gazeteler, Gezi krizine ilişkin haber ve yorumlarda Başbakan Erdoğan’ın polise talimat verme kararının krizde dönüş noktasını oluşturduğu çatlağın genişlediği gibi görüşlerini dile getirirken jandarmanın devreye girmesini de dikkat çekici buldu. Gazeteler, “Koyu yeşil askeri araçları, Erdoğan’ın silahlı kuvvetler üzerindeki kontrolünü elinde tutmayı sürdürdüğünün önemli bir işareti” olarak değerlendirdi.

Ankara ve diğer kentlerde çatışmaları tetiklediğini” öne sürdü.

defa bu eğitilmiş orta sınıf hükümet ile çatışıyor” görüşünü de yansıttı.

ABD’nin büyük gazetelerinden Wall Street Journal ise, “Türkiye’de şiddet yayılırken çatlak genişliyor” başlığına çıkarttığı haber analizinde Pazar günü yaşanan çatışmalara dikkat çekiyor. Başbakan Erdoğan’ın yüz binlerce des-

İstanbul’da polisin Pazar günü sokakları göstericiden temizlemek amacıyla çeşitli semtlere dalmasını “Türkiye’deki kargaşanın yeni bir aşamaya girdi” şeklinde yorumlayan Washington Post, güvenlik güçlerinin çabalarında “koyu yeşil askeri araçların da yer almasını ise, Erdoğan’ın silahlı kuvvetler üzerindeki kontrolünü elinde tutmayı sürdürdüğünün önemli bir işareti” olarak niteledi. Gazete “sivil hükümet ile ordu arasındaki görülen koordinasyon, Erdoğan’ın, yaygın biçimde övülen, Türk ordusunu sivil kontrolünün altına alma çabalarının başarılı olduğunu gösteriyor” diye yazdı.

» WSJ: ‘ÇATLAK GENİŞLİYOR’ 

» DOKTORLARA GÖZALTINA TEPKİ

New York Times, Türk otoritelerinin Gezi gösterilerine “şiddetli” tepkisini artırdığına, müdahalenin sadece protestocuları değil başkalarını da hedef aldığına dikkat çekerek girdiği haberde örnek olarak da yaralıları tevadi eden doktorlar, göstericilere sığınak sağlayan otel sahipleri ve yabancı medyayı saydı. Başbakan Erdoğan’ın yabancı medya kuruluşlarına yönelik eleştirilerine de vurgu yapıldığını haberde “Tırmanan gerilimler, Sayın Erdoğan’ın on yıllık iktidarı sırasında, oluşturduğu, Türkiye’nin yükselen küresel güç ve İslami demokrasi modeli olarak imajını zedeleyebilir” uyarısında bulunuldu. NYT, Başbakan Erdoğan’ın, Cumartesi günü Gezi'de protestoculara karşı "mudahale talimatını verme kararının, krizde bir dönüş noktasını oluşturduğu ve İstanbul,

Arzu Kaya

Uranlı twitter@arzukayauranli

Tek yol sevgi

İ

Kİ haftadır perişanım. Ağlıyorum, dua ediyorum ve ümidimi kaybetmemeye çalışıyorum… Yurt dışında yaşayanlar için en zor günler, tıpkı şu anda Türkiye’nin içinde bulunduğu durum gibi memleketin en büyük güçlükleri omuzlandığı zamanlar… ABD’de protostolar tam gaz sürüyor. Evet, bu tip gösteriler dünyanın her yerinde yer alıyor, ancak ABD’deki Türklerin çok özel bir yeri var. Biz, Erdoğan’ı protesto etmek için ulusal gazetelerde tam sayfa ilan vererek ve Erdoğan’a destek vermek için gösteri organize ederek yegane bir yere oturduk. İlan konusunda konuşulanlar ayyuka çıkınca Murat Aktihanoğlu ve Duygu Atacan ile birlikte NYT’a tam sayfa ilan verilmesine önayak olan Oltaç Ünsal’la konuştum. Ünsal, niçin ilan verdiniz sorusuna “Yerel haber kaynaklarının uzun süre konuya duyarsız kalışı, sosyal medyanın tek haber kanalı haline gelmesi (doğru bilgilerin yanısıra bilgi kirliliğinin de olması) bizleri üzdü.Gazeteye ilan vererek Erdoğan’a sesimizi duyurabileceğimizi düşündük. Türk Amerikan toplumunun ortak sesi olabilmek için de herkesi kucaklayacı bir metin hazırladık” diye cevap verdi. Kendilerine yöneltilen suçlamalardan son derece rahatsız olan Ünsal, “ Halkımızın çeşitli hissiyatlarını rencide ettiysem bu vesileyle kendilerinden özür dilerim. Ben Türkiye’nin çocuğum. Niyetimiz asla hükümetimizi aşağılamak değildi. Sadece Erdoğan’a daha demokratik bir lider olması için bir uyarıydı dileğimiz. Türkiye’yi daha demokratik bir platforma taşımak istiyoruz. Sesimiz duyuldu ilan amacına ulaştı. Bu sadece demokratik bir deneydir. “diye pişman olmadığını vurguladı. Son olarak bu kaosun ortasında yepyeni bir platform doğdu: “Herşey Türkiye İçin.” Bu platform da, Manhattan’da bir birlik protetosu düzenliyor. Platform’un basın sözcüsü Halil Danışman, “Hiç bir siyasi partiyle ilgimiz yok. Hepimiz sivil vatandaşlarız”diyor ve “sadece son günlerde Amerikan medyasına tek taraflı yansıyan haberlere tepki verip Türkiye’de olanların ideolojilerden uzak tarafsızca aktarılabilmesi için biraraya geldiklerini” söylüyor. Ancak bu makale yayınlanana kadar ne değişir bilmiyorum ama su ana dek platforma açık destek verenler, AKP seçmeni, Erdoğan hayranları ve çapulcu hareketinde kendilerine yer bulamayan muhafazakarlar. Maalesef, iki haftadır olup bitenler gerçekleri farklı noktalara taşıyor. Kutuplar arasındaki mesafe açıldıkça kullanılan ifadeler de katılaşıyor ve keskinleşiyor. Kendini her iki tarafa da ait hissetmeyenlerin sayısı artıyor. İnsanlar bir yandan demokrasi, düşünce ve konuşma özgürlüğünü savunurlarken diğer taraftan tahammülsüzlük, alınganlık ve anlayışsızlık yükseliyor. Zaman’ın Birlesmiş Milletler Temsilcisi Sezai Kalaycı “Birkaç yüzyıldır kafarları dikta, statüko ve de devlet otoritesinin üstünlüğü ile perçinlenmiş insanların birkaç yıllık Amerika hayatları değiştiremez. “ diyor. Üzülerek onaylıyorum çünkü son günler de duyduklarım, okuduklarım ve gözlediklerim Kalaycı’nın sözlerine adeta şahitlik ediyor. Dünyanın neresinde olursak olalım durum aynı: Türk toplumu içinde kutuplaşma, tahammülsüzlük ve iletişim kopukluğu artıyor. Sanki herkes sadece haklılığını ispatlamak için tartışıyor (‘fight to be right’ syndrome) Hepimiz yüksek sesle konuşuyoruz ama dinlemeyi ihmal ediyoruz. Sosyal medyada ha bire birşeyler yazıyoruz ama yazılanları okumuyoruz! Birbirimizi çeşitli kültürel kodlar üzerinden değerlendirip zihnimize yer etmiş şablonlara oturtmaya çalışıyoruz. Oysa, bu zor süreçte ortak bir çözüme ulaşmak için yapılması gereken tüm önyargılardan soyunup karşımızdakini vicdanımızın sesinin susturmadan dinleyebilmek. Yine de, şükürler olsun ki, her şeye rağmen tüm bu olup biten anlamsızlığın bizi daha olgun bir demokrasiye taşıyacağına inananlar ve ümidinde ısrarlı olanlar da var. Unutmayalım, bu anlaşmazlık içinde, yapıcı ve yıkıcı arasında fark meydana getirebileceğimiz tek unsur tutumumuz. Hepimiz saldırganlığın ve misillemenin çözümsel bir yöntem olmadığını gördük. İşte yine söylüyorum, bizi çözümsüzlükten kurtarabilecek tek yol sevgi.

» WP: ORDU KONTROLÜNDE

» FT: “JANDARMA - POLİS” tekçisine seslendirdiği Kazlıçeşme’deki mitingini “Protestoların başlamasından bu yana en büyük siyasi güç gösterisi” olarak niteleyen gazete, Erdoğan’ın mitingte göstericilere karşı zafer ilan ettiği” yorumunu da yaptı. WSJ, gösterilerin yoğun bir biçimde sürmesini, “Başbakan Erdoğan’ın bu hafta sonunda protestoculara son darbe vurma kararının kısmen geri teptiği”nin göstergesi olarak değerlendirdi. Gazete, haberinde “Erdoğan’ın Türkiye’de yarattığı çatlak çok ilginç çünkü ilk

İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times ise, gösterilere müdahalenin Pazar günü yoğunlaştığını vurgularken jandarmanın görev almaya başlamasını dikkat çekici buldu. Gazete bazı yerlerde jandarma polise eşlik etmesinin “bir zamanlar darbe eğilimini gösteren askerlerin kısa bir süreye kadar Sayın Erdoğan’ın kökleri İslam’da olan hükümetinin düşmanı olarak görüldüğü bir ülkede bir değişimdir” görüşünü öne sürdü. Cevahir AVM’inde müsterilerin tepkileri üzerine geri çekilen polisin Hilton Otelinin içine kadar göstericileri kovaladığını kaydeden gazete, “tazyikli suya biber gazının karıştırıldığı sanıldığını” da yazdı.

9

SERİ İLAN seriilan@posta212.com VERMEK İÇİN...


10

Politika Güncel

19 Haziran 2013 Çarşamba

CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU

www.cenksidar.com • www.twitter.com/cenksidar

Direnişle Dirilen Türkiye! GEZİ parkı protestoları Türkiye siyasi tarihinin en önemli kırılma noktalarından biri olarak tarihte yerini alacak Yerel bir çevre protestosu iktidarın orantısız güç kullanımı ve otoriter tavrından ödün vermeyen tavrıyla bir anda halkın önemli kısmının topyekün AKP iktidarına haykırışı kimliğine büründü. Peki bu olaylar neden şimdi yaşandı? Bu durum son yıllarda AKP ve Erdoğan`ın otokratik siyasal tarzı benimseyip samimi demokratlar çevreler nezdinde güven kaybetmesi, ve insan hakları, dış politika, sürdürülebilir ekonomi, Kürt meselesi ve yargı bağımsızlığı gibi temel konulardaki son derece kötü performansı ile izah edilebilir. Başbakan Erdoğan ve iktidarın üst düzey isimleri beklenmedik anda ortaya çıkan bu krizi yönetmede sınıfta kaldılar. Kriz günden güne büyüyerek ve halkın farklı kesimlerinden destek bularak devam etti. Gezi parkını katletmeye kalkışan Erdoğan sayesinde bugüne kadar bir araya gelemeyen farklı gruplar Erdoğan karşıtlığında buluştular. Uzun yıllar muhalefetin yapamadığını sokağın ruhu gerçekleştirdi. Bugüne kadar bir araya gelmeyi bırakın birbirine teamülü olmayan bu kesimler İstanbul`un farklı semtlerinde orantısız şiddete karşı ve dediğim dedikçi otoriteye karşı birlikte mücadele etti, kolaylıkla sindirilmeyeceklerini gösterdi ve yeni bir siyaset kültürünün temelini attılar. Sosyal medyanın ve iletişim teknolojilerinin bu protestolarda aslı unsur olması katılımcı dijital demokrasinin bir başarısı olarak görülebilir. Bu krizin en önemli faydası halkın bütün bu olumsuzluklara karşı halkın tepki ve dirilişini yansıtmasıyla birlikte, Erdoğan ve ekibinin krizi yönetmedeki başarısızlığını gözler önüne sürmesi oldu. Erdoğan daha önce aşırı ulusalcı kesimin sığındığı komplo teorilerini kendine şiar edindi. Ülkenin bir kısmını evlerinde zorla tutuyorum diyerek kutuplaşma ve gerginliği artırıcı açıklamalar yaptı. Kendi partisinin de yöneticilerinin kullandığı Twitter ve sosyal medyayı baş belası olarak adlandırması ifade özgürlüğü konusundaki tahammülsüzlüğünü kanıtladı. Her zaman övgüler aldığı uluslararası basını ihanetle suçladı, sermayenin kendisine karşı komplolar olduğu iddialarını dile getirdi. Kullandığı bu dil Orta Doğu rejimlerinin otokratik liderlerinin kullandığı dili hatırlattı ve kısacası kendisini anaakım bir siyasetçi profilinden marjinal bir siyasetçi boyutuna taşıdı. Erdoğan krizin en başlarında kapsayıcı ve kucaklayıcı bir dille tavizkar bir yaklaşım sergilese bu olaylar kesinlikle bu aşamaya gelmeyecekti. Ama Erdoğan`ın stratejistleri belli ki onun krizin üzerine gidip bu siyasal gerginlikten faydalanacağı ve kendi kampındaki gücünü pekiştireceği telkinini verdiler. Bugüne kadar yaşadığı krizlerdne kuvvetlenerek çıktığı doğru. Ama onlardan hiçbirinde halkı karşısına almamıştı. Bu sefer karşısına halk iradesini aldı. Yaptığı tercih aslında ülke istikrar-huzuru ve mutlak iktidar arasında bir seçimdi ve Erdoğan seçimini mutlak iktidarı lehine yaparak devlet adamı değil, bir siyasetçi olduğunu kanıtlamış oldu. Bu durum AKP`nin hem siyasi meşruiyetini sorgulattı, hem de AKP siyasetinin girdiği çıkmaz sokağı göstermiş oldu. Gezi Parkı protestoları AKP iktidarının sonunun başlangıcı olarak görülmeli. Ama bu bitiş sürecinin ne kadar süreceğini muhalefetin performansı ve AKP karşıtlığında biraraya gelen grupların enerjilerini ve dinamizmini sokak dışında, siyasal alanda kullanma başarısına bağlı olarak değişkenlik gösterecek. Türkiye artık Erdoğan ve AKP zihniyetinden yoruldu. Bu direniş hareketi Türk siyasetinin dirilişine ve yeni ve taze bir iktidarın ortaya çıkmasına neden olmalı. Sokakta zafer kazanıldı, bundan sonra bu başarıyı sandığa taşımak ana hedef.

“Washington’da temsilcilik açıyoruz” Kılıçdaroğlu, “Amerika’da yaşayan Türk toplumunun ABD’ye çok önemli katkılar yapan seçkin ve aydın insanlardan oluştuğunu biliyor ve kendileriyle gurur duyuyorum.’’ dedi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu arkadaşımız Barbaros Sayılgan’a verdiği özel röportajda gündemle ilgili çeşitli soruları yanıtladı. Amerika’daki Türklerin gazetesi POSTA 212’ye konuşan Kılıçdaroğlu, Washington DC’de ABD yasalarına uygun olarak bir temsilcilik ofisi açmakta olduklarını söyledi.

BARBAROS SAYILGAN

Cenk Sidar

■ Gezi Parkı olaylarını nasıl yorumluyorsunuz? Gezi Parkı olayları dediğiniz haklı direniş, halkın, özellikle gençlerin 11 yıllık AKP iktidarının baskılarına, sosyal yaşama ve özel hayata müdahalelerine dur demelerinin, yeter artık diye karşı çıkmalarının ifadesidir. İstanbul Taksim gezi parkında başlayan ve dalga dalga Türkiye’nin bütün illerine yayılan halkın eylemi, haklılığı ve meşruiyeti evrensel değerlerden yana herkes tarafından kabul edilen bir sivil halk hareketidir. Halkın, gençlerin bu eylemini kabul edilemez olay haline getiren, iktidarın emrindeki polisin şiddete başvurması, aşırı güç kullanması, şarkılarla türkülerle çadırlarında yatan gençlerin çadırlarını sabaha karşı yakması, gençlere biber gazı, tazyikli su sıkması ve coplamasıdır. 11 yıldan beri halkın ne yiyip ne içeceğinden, kaç çocuk doğuracağına, parkta nasıl oturacağından, televizyonlarda nasıl veya hangi dizileri seyredeceğine karar veren, özel hayata müdahaleyi alışkanlık haline getiren, basılmamış kitabı bile toplatan AKP iktidarının karşıt fikir veya tepkiye tahammülsüzlüğü çevre ve doğaya sahip çıkma

A M E R İ K A’ D A K İ

TÜRKLERİN

GAZETESİ

YIL: 1 SAYI: 5

SAHİBİ POSTA 212 PUPLISHING LLC ADINA

EKMEL ANDA

MEDYA GRUP BAŞKANI

CAN KAMİLOĞLU GENEL YAYIN YÖNETMENİ

YILMAZ SOYTÜRK YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ

AHMET RAVALI

HABER KOORDİNATÖRÜ HALDUN ARMAĞAN

GÖRSEL YÖNETMEN SÜLEYMAN PEROL

EDİTÖRLER MEHVEŞ KOÇAK ADNAN ONARAN ESEN ÜNAL ARDA SAYINER BİNGÜL SEVİMLİ TUFAN SEVİMLİ WEB EMRE EMİRGİL İDARİ MÜDÜR

MEHVEŞ SÖNMEZ REKLAM VE PAZARLAMA MÜDÜRÜ

SURHAN ÜNAL ADRES 31 – 00 47th Ave. Long Island City, NY 11101 TELEFON 718 732 08 57 ABONE SERVİSİ REKLAM SERVİSİ SERİ İLAN HABER MERKEZİ DAĞITIM

abone@posta212.com reklam@posta212.com seriilan@posta212.com haber@posta212.com dagitim@posta212.com

POSTA 212 GAZETESİ ANKA HABER AJANSI ABONESİDİR

nın temel nedeni AKP iktidarının uzlaşma, temel hak ve özgürlüklere saygı, hoşgörü yerine zorbalığı, halka baskıyı tercih etmesidir. Başbakan’ın devletin polisini kendi polisi olarak görmesi, benim polisim diye tanımlaması ve hukuk dışılığa yönlendirmesidir. Başbakan Erdoğan’ın demokrasiden nasibini almamış olmasıdır.

vazgeçildiğinde ve AKP Hükümeti halka baskı ve zorbalık uygulamaktan vazgeçtiğinde sorun kalmaz. Demokrasi, hak ve özgürlük, insana saygı ve yaşam tarzlarına müdahale edilmemesi talepleri bir an önce ve koşulsuz karşılanmalıdır. ■ Gezi Parkı konusunda bir plebisit olacak. Siz bu konuya nasıl bakıyorsunuz?

Başbakan, olaylarla ilgili olarak “Dolmabahçe Camii’nde bira içtiler”, “Başkomiseri şehit ettiler”, “Türk bayrağını yaktılar” gibi, doğru olmayan bilgileri halka veriyor. Bunun ardında ne var sizce? Kendisi yanlış mı bilgilendiriliyor?

Mahkeme Gezi Parkı’yla ilgili olarak yürütmeyi durdurma kararı verdi. Yargı kararı varken, yargı kararını yok sayar gibi halk oylamasına gidilemez. Zaten ne plebisit ne referandum ne de yargı kararı artık Taksim Gezi Parkı’nı park olmaktan

» DİN ADAMI İZNE GÖNDERDİLDİ » ÖZGÜRLÜK PARKI

» HER ALANA MÜDAHALE ETTİ Kemal Kılıçdaroğlu: Tek bir cümle ile söylemek gerekirse, AK Parti döneminde toplumsal ve kişisel özgürlüklerde kaybedilmeyen alan kalmadı. Ne yiyip ne içeceğimizden, kaç çocuk doğurulacağına kadar her alana müdahale edildi. Hangi gazete veya televizyona kimin yönetici olacağına Başbakan Erdoğan karar verdi, köşe yazarları, televizyon programcıları işlerinden çıkarıldı. On binlerce kişinin telefonları dinlendi, AKP karşıtları cezaevlerine dolduruldu. Bu ve benzeri onlarca olumsuzluk sayılabilir ama çok iyi biliyor ve inanıyorum ki bunlar geçecek, AKP İktidarı da hukuk içinde, demokratik kurallar içinde geldiği gibi gidecektir. Halk artık yeter diyor.

» ERKEN SEÇİME GİTMEZ

■ Eğer olaylar devam ederse başbakan ülkeyi erken seçime götürür mü? Siz bunu destekler misiniz? Başbakan erken seçime gitmez, gitmek istemez. Çünkü gücünden kaybetmekte olduğunu biliyor. Hem çoğunluğu kaybedeceğini, hem de iktidardan düştüğünde hesap vereceğini bildiği için AKP yöneticileri erken seçime sıcak bakmaz. Ancak siyaset her zaman beklenmedik gelişmelere de gebedir. Biz CHP olarak erken veya zamanında yapılacak her seçime hazırız.

» TEMSİLCİLİK AÇIYORUZ

■ Amerika’da örgütleniyor musunuz? ABD’de CHP’nin hedefleri nelerdir?

ABD’DEKİ TÜRKLERLE GURUR DUYUYORUM... BAŞBAKAN ERKEN SEÇİME GİTMEZ... EYLEMLER CHP’NİN DEĞİL HALKIN EYLEMLERİ... kaygısıyla harekete geçen gençlerin çapulcu, ayyaş ve terörist diye damgalanmasıyla sonuçlandı. Her zaman olduğu gibi AKP iktidarı saldırganlığı, halk ise baskı ve zulme karşı direnmeyi seçti. Bu çok anlamlı, etkili ve saygın bir halk eylemi ve direnişidir. ■ CHP’nin olayların başından beri alanda olmadığı, sonradan sahip çıktığı yönünde eleştiriler oldu. Sizin bu konudaki görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?

» HALKIN EYLEMLERİ 19 Haziran 2013 Çarşamba

hareket etmesini çekemeyenler, bundan rahatsız olanlar CHP eylemi sahipleniyor dediler. Bu doğru değil. Hiçbir zaman bu CHP’nin eylemidir demedik. Her zaman söylediğimiz gibi bir kez daha tekrar etmek isterim ki bu bir halk eylemidir, gençlerin çoğunun siyasetle, siyasi partilerle ilgisi bile yoktur. ■ Başbakan’ın son dönemde, özellikle de üçüncü dönemindeki tavrının sertleşmesini siz nasıl yorumluyorsunuz? Recep Tayyip Erdoğan’ın tek

Bu haklı eylem CHP’nin eylemi değildir. Eylemin sahibi gençlerimiz ve halktır. Ancak, iktidarın emrindeki güvenlik güçlerinin gençlere, halka saldırmaya başladığı andan itibaren CHP, halka yönelik baskıları önlemek, gözaltına alınanlara, yaralananlara yardımcı olmak, eylemcilerin haklı, iktidarın haksız tasarrufları konusunda kendisine düşen sorumluluğa uygun önleyici rol oynamak için eylemcilerin içinde, CHP kimlikleriyle değil, yurttaş kimlikleriyle yer aldılar.

» VEKİLLERE BİBER GAZI

Başta Genel Başkan olarak ben olmak üzere, milletvekillerimiz, partililerimiz, siyasi kimliklerimizi bir kenara koyarak birey olarak Taksim Gezi Parkı dâhil, halk eyleminin olduğu her yere gittik. Birçok milletvekilimiz biber gazından olumsuz etkilendi ama biz halkımızı yalnız bırakmadık. AKP Hükümetinin talimatıyla polisin bütün gücüyle halka saldırdığı gece de eylemcilerle Taksim gezi parkında, Ankara Kuğulu park, Güven Park ve Tunalı Hilmi caddesinde, Türkiye’nin her yerinde birlikte olduk. Biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz, hem halkı sahipsiz bırakmayız, hem de vatandaş olarak halk neredeyse biz de orada oluruz. Biz bu sorumlu tavrımızı sürdürürken, CHP’nin halkla birlikte

adamlık, daha doğrusu diktatörlük özentilerinin her gün biraz daha fazla ortaya çıkması olarak yorumluyorum. Demokrasiden uzaklaşması olarak yorumluyorum. Dediğim dedik diye güçler ayrılığı dâhil, hukuki olan hiçbir değeri tanımadığı şeklinde yorumluyorum. Başbakan demokrasinin amaç değil, araç olduğunu söylemişti. O anlayışa uygun olarak Erdoğan’ın demokrasi treninden indiğini düşünüyorum. Ancak bilmiyor ki ülkemizde demokrasi treni hızlanarak yol alacaktır. ■ Olaylar sırasında emniyet teşkilatının orantısız güç kullanmasının temel nedeni ne sizce? Olaylar sırasında emniyet teşkilatının orantısız güç kullanması-

Başbakan’ın doğruyu söylemediğini o caminin imamı ile müezzini söylüyor. O din adamını hemen susturdular ve zorunlu izine gönderdiler. Başbakanın sürekli belli simgeleri kullanarak halkı kışkırtmaya çalışması, amacı ne olursa olsun, toplumumuza zarar vermekte ve kutuplaşmayı, gerginlikleri artırmaktadır. AKP iktidarı tamamen iflas etmiştir. Bunu halkımız görüyor, bütün dünya görüyor, sadece Başbakan Erdoğan görmüyor veya görmezlikten geliyor. ■ Toplum bundan sonra nasıl yatışacak. Sizin çözüm öneriniz nedir? Eylemcilerin haklı ve meşru talepleri bilinmektedir. O taleplere evet denildiğinde, hukuka uyulduğunda, çevre ve doğa katliamından

alıkoyabilir. O park için, demokrasi ve özgürlükler için dört kişi yaşamını yitirdi 5 bine yakın yaralı var. Orası Taksim Gezi Parkıdır, özgürlük parkıdır, demokrasi parkıdır ve öyle kalacaktır. Mahkeme kararı varken referandum yapılması “Ben yargı kararı tanımıyorum, ben mahkeme kararı tanımıyorum” anlamına gelir. Ama biz hukuk devletiyiz. Hukuk devletinde hukukun dediği olur. Mahkeme yürütmeyi durdurma kararı vermiş. “Ben yargı kararını tanımıyorum” diyemezsiniz. Derseniz hukuk dışı olursunuz. ■ AK Parti döneminde toplumsal ve kişisel özgürlüklerde bir alan kaybedildi mi? Kaybedilen alan, bundan sonra nasıl geri alınabilir?

Sadece ABD’de de değil, Avrupa’da ve vatandaşlarımızın bulunduğu her ülkede, her yerde örgütleniyoruz. CHP birlikleri kuruyoruz. Washington, D.C.’de ABD yasalarına uygun olarak bir temsilcilik ofisi açmaktayız. Amacımız örgütlenmek, kendimizi anlatmak, ülkelerimiz arasındaki ilişkileri güçlendirmek. Halkımız, vatandaşlarımız arasında gönül köprüleri kurmak. Yakınlarda CHP’ni ABD’de daha fazla göreceksiniz. ■ Sizin seçim öngörüleriniz nelerdir? Bugün Türkiye’de seçime, seçimlere en hazırlıklı parti CHP’dir. En iddialı parti de CHP’dir. CHP hem yerelde, hem genel de en iyi sonucu almak için uzun zamandan beri planlı, programlı bir şekilde çalışıyor. Bu çalışmaların sonucunu sandıkta alacağız. Türkiye’yi demokrasi özürlü, hukuk özürlü, kardeşi kardeşe kırdıracak şekilde komşularıyla savaşma noktasına getirmiş olan AKP iktidarından kurtaracağız.

» GURUR DUYUYORUM

Bu vesileyle CHP olarak Türkiye-ABD ilişkilerine önem verdiğimizi, Türk-Amerikan dostluğunun değerli olduğuna inandığımızı ve iki ülkenin eşitlik zemininde ve örtüşen çıkar ve değerler doğrultusunda geniş işbirliği yapabileceklerini düşündüğümüzü vurgulamak isterim. Amerika’da yaşayan Türk toplumunun ABD’ye çok önemli katkılar yapan seçkin ve aydın insanlardan oluştuğunu biliyor ve kendileriyle gurur duyuyorum. ABD’de yaşayan tüm vatandaşlarımızı, Türk kökenli ABD vatandaşlarını sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.


Politika Güncel

Yrd. Doç. Dr.

Burak Küntay

Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Görevlisi

ATC’nin Ardından BU yıl da bir Amerikan Türk Konseyi toplantısını geride bıraktık. Türkiye’de yaşanan olaylardan ötürü bazı bakanların ve üyelerin katılamadığı oldu. Yine de ABD Başkan Yardımcısı Biden ve Başbakan Yardımcımız Babacan’ın katılımı ile güzel bir organizasyona imza atıldı. Bu sene Türkiye-ABD ilişkileri benim için de diğer senelerden daha farklıydı. Bu yıl ATC’de bir eğitim paneli organize edildi. Bundan birkaç ay evvel de yeni bir eğitim komitesi kuruldu. Enver Yücel, Bahar Akıngüç Ünver, Nuri Çolakoğlu, Andrew Levi, Carolyn Aker gibi isimlerin katıldığı panelde iki ülke arasındaki eğitim yatırım imkanları ele alındı. Bu hususta benim için en mühim olan hadise eğitimin ve eğitim yatırımlarının artık ABD- Türkiye ilişkilerinde önemli bir konu haline gelmeye başlaması oldu. Yıllardır savunma sanayi, ilaç, finans, altyapı, inşaat, otomotiv, gıda sektörlerinin gölgesinde kalmış eğitim sektörü bugün Türk-Amerikan ilişkilerinde gündeme gelen ve eminim ki çok kısa zamanda ilişkilerde önemli rol oynayan bir dinamik haline gelecektir.

PRİZMA SKANDALI GİDEREK BÜYÜYOR Amerika Birleşik Devletleri yönetimi, telekulak skandalının ardından şimdi de küresel ölçekli "Prizma" skandalı ile sarsılıyor. Obama yönetimi yetkilileri telefon dinlemeleri ve İnternet takibi sayesinde pek çok terör tehdidinin ortadan kaldırıldığını savunurken; müşteri bilgilerini paylaştığı için eleştirile

BÜYÜK BİRADER rin hedefi haline gelen Facebook ve Microsoft başta olmak üzere ünlü şirketler "evet birşeyler oldu, ancak ulusal güvenlik nedeniyle ayrıntıya gireme-

ahmetbug@gmail.com

Big Brother değil Big Data... İnternet kayıt altında FACEBOOK’UN, Google’un ve diğer İnternet iletişim kanallarının Amerikan devletinin global izleme programı PRISM ile izlendiği haberi bir anda gündeme adeta bomba gibi düştü. İngiliz The Guardian gazetesinde yayınlanan belgeler, Amerika’da ve doğal olarak tüm dünyada kişisel mahremiyet ile ulusal güvenliğin arasındaki bulanık bölgeyi tartışmaya açtı. Her şey geçtiğimiz hafta, eski bir CIA çalışanı ve NSA (Ulusal Güvenlik Ajansı) ile bağlantılı çalışan bir güvenlik firmasının elemanı olan Edward Snowden’in global İnternet izlemesine ait çok gizli NSA belgelerini The Guardian gazetesine sızdırmasıyla başladı. Guardian’ın arkasından The Washington Post da slide- show’larla belgelerin detaylarını yayınlayınca Amerika’da ortalık tam anlamıyla birbirine girdi. Hemen açıklama yapan NSA sözcüsü programın sızdırılmasından dolayı gizli servis faaliyetlerinin olumsuz yönde etkileneceği kaygılarını dile getirdi. Başkan Obama, izleme faaliyetlerini kabul etti, ancak Amerikan vatandaşlarının telefonlarının dinlenmediğini ve e-maillerinin okunmadığını söyleyerek kamuoyundaki tepkileri yatıştırmaya çalıştı. Obama, programın asıl amacının kişisel mahremiyeti ihlal değil, ulusal güvenliği koruma adına “terörist

“Türkiye’de Erdoğan hükümetinin devam etmekte olan muhalif eylemlerle ilgili olarak Twitter mesajlarını birinci dereceden sorumlu görme eğiliminde olduğu dikkat çekiyor. Gezi Parkı eylemlerinin başlangıcında Twitter için “sosyal medyanın belası” nitelemesi yapan

Google, Facebook, Microsoft ve Twitter, Dış İstihbarat Gözetleme Yasası (FISA) kapsamında kimin kimle ne konuştuğunu ve ne e-mail gönderdiğini öğrenmek için kendilerine gelen gizli veri istekleri karşısında isyan ettiler (NEW YORK –POSTA 212) Dış İstihbarat Gözetleme Yasası (FISA) kapsamında kullanıcı verilerini paylaştıkları iddiaları, teknoloji şirketlerini ayağa kaldırdı. Şirketler şeffaflık talep ediyor. Tartışma yaratan Dış İstihbarat Gözetleme Yasası (FISA) kapsamında kendilerine gelen gizli veri istekleri hakkında toplumu daha fazla bilgilendirme çağrısına Google ve Facebook’tan sonra Microsoft ve Twitter da katıldı. Microsoft, Reuters haber ajansına gönderdiği bir e-postada, “FISA emirleri de dahil olmak üzere ulusal güvenlik isteklerinin kapsamı ve yoğunluğu konusunda daha fazla şeffaflık sağlanması, toplumun bu önemli konuları anlamasını ve tartışabilmesini sağlayacaktır” diyordu.

GOOGLE ‘GİRİŞ İZNİ TANIMADI’

Ahmet Buğdaycı

BİLGİLER PAYLAŞILMADI

Başbakan Erdoğan daha sonra bazı sanatçıları hedef göstererek Twitter’dan gönderdikleri Gezi Parkına destek mesajlarını eleştirmişti. İzmir ve Adana’da ise çok sayıda kişi Twitter hesaplarındaki mesajlarla “eylemi provoke ettikleri” iddiasıyla polis tarafından evlerine yapılan baskınla gözaltına alındı. Bu tür baskınların devam edeceği Ankara kulislerinde konuşuluyor. Twitter’ın ise abone iletişim bilgilerini henüz Türkiye ile paylaşmadığı ileri sürülüyor. Bir iddiaya göre bunun esas sebebi Twitter’in Türkiye’de temsilciliğinin bulunmaması.”

İSYANI

Ben ikili ilişkilerde de eğitime ayrı bir önem veriyorum. Biraz evvel bahsettiğim sektörler ticari açıdan hacmi yükseltebilir ya da ekonomiye katkı sağlayabilir ama eğitim yatırımlarını tüm diğer yatırımlardan ayıran büyük bir özellik var. Eğitim yatırımları ekonomik şbirliği ile kısıtlanmaz. Eğitim iki ülkenin birbirini tanımasına, hassasiyet ve dengelerini bilmesine, bu üsluba haiz nesiller yetişmesine katkı sağlar.

Geçtiğimiz hafta NSA’nın kullanıcı verilerine ulaşımının kapsamına dair yeni verilerin ortaya çıkmasıyla gizlilik tartışması büyümeye devam etti. Google’ın baş hukuk sorumlusu David Drummond, google’ın daha önce de yaptığı NSA’ya “doğrudan ya da dolaylı olarak” sunucularına giriş izni tanımadıkları ya da ekipman kullanmalarına izin vermedikleri açıklamasını tekrarladı. Google’ın ABD Adalet Bakanı Eric Holder’a yazdığı ve kurumsal bloğunda da yayınladığı mektupta şirket “ABD hükümetinin kullanıcılarımızın verilerine kontrolsüz biçimde ulaşım

yiz" diyor. Amerika'yı "Büyük Birader" karakterine dönüştüren bu skandaldan ötürü imajları sarsılan Google, Facebook, Youtube, Yahoo ve Facebook gibi şirketler huzursuz.

Teknoloji şirketlerinin

Son dönemlerde Türkiye’deki birçok eğitim kurumuna Amerikan yatırım firmalarının yatırım yapması, Türkiye’deki büyük eğitim firmalarının artık ABD’de kampüs açmak ya da firma satın almak yoluyla ABD’ye yatırımlar yapması zaten bu hususun ne denli öne çıkmaya başladığını da bizlere gösteriyor.

1946’dan beri en içli dışlı olduğumuz ülke ABD olmasına rağmen ABD’yi ne denli iyi tanıyoruz ve analiz ediyoruz derseniz çok iyi değil derim. Aynı şey ABD için de geçerlidir. Devletlerin birbirini bilmesi ya da tanıması ikili ilişkilerin gelişip her daim istenilen düzeye gelmesi için kafi değildir. Asıl yapılması gereken eğitimin dinamiklerini kullanmak suretiyle iki ülkenin birbirini devletlerden öte milletler nezdinde tanıyıp anlamalarına sebep olmak ve imkan sağlamaktır. Tüm bu sebepleri değerlendirince açık söyleyeyim son dönemlerde gelişen eğitim işbirlikleri ve yatırımları beni memnun ediyor. Eğer gerçek ve sağlam bir Türkiye-ABD ilişkilerinden bahsediyorsan bu ilişkilerin en önemli anahtar taşı her geçen gün gelişen eğitim işbirliği olacaktır. Bu insiyatifi başarıyla alan ATC gibi kuruluşlarda bu önemli katkılarının sosyal getirilerini en kısa zamanda göreceklerdir.

19 Haziran 2013 Çarşamba

izni olduğu bilgisi doğru değildir” diyordu. Ama mektup, Google’ın Dış İstihbarat Gözetleme Yasası kapsamında bu konuda bilgi veremediğini tekrar ediyor ve bu durumun spekülasyonlara neden olduğunun altını çiziyordu. Drummond, Holder’a yazdığı mektupta Google’ın şeffaflık raporu içinde FISA emirleri de dahil olmak üzere ulusal güvenlik emirlerinin sayısına ve kapsamına dair bilgi verebilmesini istiyordu: “Google’ın rakamları, bize gelen taleplerle karşılanan taleplerin sayısı arasında net bir fark olduğunu ortaya koyuyor. Google’ın saklayacağı hiçbir şey yok.”

saldırıları önlemek” olduğunu ileri sürdü. Sızdırılan belgelerde, data programı önce belli noktalardan gelen mesajları sayıyor ve kategorize ediyor. Program, herhangi bir ülkede, ne türlü bir içerik akışının olduğunu anında belirleyebiliyor. Sorunlu olarak tanımlanan ana data kütlesi belirlendikten sonra detay analizlere geçiliyor. Örneğin Mart ayında global izlenme sürecinde, en yoğun data toplanılan ilk altı ülke, sırasıyla İran, Pakistan, Ürdün, Mısır ve Hindistan. Bu arada, bazı Demokrat kongre üyelerinin ABD’de kaç kişinin izlendiğine yönelik sorular NSA tarafından henüz cevaplandırılmadı. Öyle gözüküyor ki, George W. Bush döneminde başlatılan programın giderek yeni teknolojileri kullanıp tüm dünyanın İnternet ve mobil telefon akışını kontrol eder hale gelmesi, Amerikan kamuoyunu ikiye böldü. İzlenmenin ulusal güvenlik amacıyla yapıldığına dikkat çekenler, en son New York metrosuna yönelik planlanan terörist bir atağın, şüphelilerin e-maillerinin izlenmesiyle önlenmesini argümanlarına destek olarak kullanıyorlar. Diğer grupta ise bireylerin mahremiyet kaygıları yoğunlaşıyor. Hatta OccupyWallStreet gösterilerine katılanların böyle detaylı bir izlenmeye alınması örnek verilerek, izlemenin nerelere uzanabileceği tartışmaya açılıyor. Son derece teknik bir konunun kongre va kamuoyu tarafından hazmedilmesi doğal olarak zaman alıyor, tepkiler ve destekler buna göre şekilleniyor. Ama temel olarak ABD dışındaki dünyanın izlenmesine dayalı bu sistemin çok yakında tüm dünyanın bir numaralı gündem maddesi olacağına hiç kuşku yok. SİBER KONTROL NASIL BAŞLADI? Aslında siber kontrolün kökeni 11 Eylül’e gidiyor. Terörist grupların peşindeki Amerikan gizli servisi, telefon, e-mail kayıtlarının ve diğer dijital iletişim bilgilerinin göz kamaştıran bir hazine olduğu anlar anlamaz, Silicon Vadi’sinin bilgisayar dahilerine gözlerini çevirdiler. NSA

TWITTER ‘DAHA FAZLA ŞEFFAFLAŞMAK İSTİYORUZ’ Twitter’ın baş hukukçusu Alex Macgillivray de Twitter’da “Ulusal Güvenlik mektupları konusunda daha fazla şeffaflık istiyoruz ve Twitter da bunun için çalışıyor” diye yazdı. Ulusal güvenlik mektupları, FBI ve NSA gibi hükümet ajansları tarafından şirketlerden veri istemekte kullanılıyor. Şirketlerin aldıkları emirleri açıklaması ise yasak. Google, Microsoft ve

Twitter, farklı ülkelerden kaç kullanıcı verisi bilgi talebi aldıklarını açıklasalar da, bu talepler arasında FISA ya da diğer NSL istekleri bulunmuyor. Facebook bugüne kadar benzer bir şeffaflık raporu açıklamadı. Microsoft “Son raporumuzda yasal açıdan elimizden geldiğince açıklayıcı olduk ancak hükümet, şirketlerin daha fazla şeffaf olabilmesi için harekete geçmelidir” açıklamasını yaptı.

FACEBOOK ‘HERŞEY AÇIK OLSUN’ Facebook’un Baş Hukuk Müşaviri Ted Ullyot ise “Hükümetlerden aldığımız talepleri ve bunları nasıl karşıladığımızı tüm dünyadan Facebook kullanıcılarıyla paylaşma fırsatı sunacak bir şeffaflık raporu yayınlamak istiyoruz” açıklamasını yaptı. “Bunun için ABD hükümetinden şirketlerin aldıkları ulusal güvenlik taleplerinin sayısını ve kapsamını açıklamasına izin vermesini rica ediyoruz.” Teknoloji şirketleri günlerdir Prism denilen bu sistemde yer aldıklarını reddediyorlar. NSA belgelerinde ise Prism’in “Microsoft,

Yahoo, Google, Facebook, PalTalk, AOL, Skype, YouTube ve Apple’ın sunucularından doğrudan bilgi topladığı” belirtiliyor. Drummond ve Google’ın eş kurucusu Larry Page, şirketin “kanunlara uygun olarak” hükümetle veri paylaştığını söylerken, Google’ın sunucularının bir “arka kapısı” olmadığını ve Prism ismini ilk kez geçtiğimiz hafta duyduklarını belirttiler. Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg ise Prism ile ilgili haberleri “şoke edici” olarak nitelendirdi. Amerikan Temel Haklar Birliği, Verizon müşterilerinden veri toplanması konusunda yargıya gittiğini açıklamıştı.

- Silikon Vadisi işbirliği giderek yoğunluk kazanırken, yazılım sektöründeki yeni gelişmeler, muazzam boyutlara eren dijital datanın otomatik ve anında işlenmesini mümkün kılarak bir anlamda NSA’yi global ağların sanal efendisi haline getirdi. Yeni teknoloji, artık Amerikan gizli servislerinin dünyanın neresinde olursa olsun, gerçekte insanları bire bir izlemeden, konuşmalarını dinlemeden herhangi bir şüpheli hareketi belirleyebilmesine imkan veriyor. Son on yılda milyarlarca dolar harcanarak Utah’ta kurulan merkez, “Big Data”yı depoluyor. Uzmanlar, son birkaç yılda NSA’nın tüm İnternet trafiğini izleme kapasitesi amacına çok yaklaştığını ortaya koyarak, global datanın depolanması ve işlenmesinde çok büyük gelişmeler yaşandığını söylüyor. I.B.M’e göre, akıllı telefonlar, sosyal medya siteleri, e-mail ve dijital iletişimin diğer kanalları sayesinde günlük global data hacmi 2.5 kentilyon’a (milyar kere milyar) ulaşmış durumda. International Data Corporations’a göre, bugünden 2020’ye Facebook, Google ve Twitter’in başını çektiği dijital evrenin hacmi, her iki yılda bir ikiye katlanacak.

erişimine açıyorlar. Bu dolaylı erişimin yanı sıra ikinci bir direkt erişim söz konusu. Bu yöntem, server’lara başvurmadan, datayı direkt kablolar üzerinden çeken bir teknolojiyi kullanıyor. Ancak Amerikan kamuyounu asıl kaygılandıran datanın kapsamı. Washington Post’a göre bu data “audio ve video chat, fotoğraf, e-mail, döküman ve bağlantı loglarını içeriyor. Facebook, Skype ve Google’ın tüm uygulamaları da kapsam içinde. Twitter’ın ve Amazon’un bu uygulamaya katılmadığı belirtiliyor.

GLOBAL İZLEME NASIL YAPILIYOR? The Guardian’ın yayınladığı NSA dökümanlarında “global izlenme haritası” yer alıyor. Bu haritada yeşil, sarı ve kırmızı renklerde ülkeler izlenme sıklıklarına göre üçe ayrılıyor. Bu haritada Türkiye orta derece izlenmeyi gösteren sarı renkle belirtilmiş. Global datanın büyük çoğunluğu ise Pakistan ve İran gibi ülkelerden ediniliyor. Belgelerin sızdırıldığı iki gazeteye göre, program 2007’de start aldı. Hedef de Amerikan server’larından geçen diğer ülkelerin datalarını izlemekti. Ancak öyle gözüküyor ki, PRISM’in kapsama alanı bunun çok ötesine geçti. Yönetimin ve şirketlerin açıklamalarına göre süreç şu şekilde işliyor: Microsoft, Yahoo, Facebook, Google, Skype, PalTalk, You Tube, Apple ve Verizon gibi teknoloji şirketleri, mahkeme kararı üzerine server’larını NSA’nin

YENİ AKILLI YAZILIMLAR Uzmanlar, sistem dahilinde, izlenilen kişinin tüm yaşam kalıplarını çıkarabilecek korelasyonlar kurup hedefi kesin bir şekilde belirleyecek alt yazılımların geliştirildiğini söylüyor . Örneğin izlenilen kişinin üç boyutlu olarak, an be an hareketleri tespit edilebiliyor. Mobil telefonlardan elde edilen bilgi, söz konusu kişinin bir binanın kaçıncı katında olduğunu bile saptayabiliyor. Hatta, mobil telefon datalarından hareketle izlenilen kişinin muhtemel rotasını bile tahmin eden yazılımlar mevcut. TEKNOLOJİ DEVLERİ İTİBAR DERDİNDE İki gazetede yayınlanan belgelerde adı geçen Apple, Facebook and Google, önce PRISM’den haberleri olmadıklarını ileri sürerek yalanlama yolunu seçtiler. Ama The New York Times’ta çıkan yazılar, teknoloji devlerinin NSA’nin istediği dataya ulaşabilmesine imkan sağladığını gösteriyor. Mahkeme kararı söz konusu olunca teknoloji şirketleri de bu isteğe uymak zorunda kalıyor. Ayrıca teslim ettikleri datalar karşılığında devletten ciddi paralar alıyorlar. Günlük hataımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen bu şirketlerin itibarlarını tehlikeye atan dataya erişim, kişisel mahremiyetin yeni dönemin en büyük meselelerinden biri olacağını işaret ediyot. Facebook, Google, You tube, Yahoo, Hotmail’siz bir hayat pek çok insan için mümkün değil. Bu ücretsiz özgürlüğün bedeli bireysel hayatların kayıt altına alınması mı? Yeni dünyanın yeni sorusu bu...

11

212’NİN İKİ YAKASI

Haldun Armağan haldunarmagan@posta212.com

Zamanın ruhunu yakalamak

S

İNEMA yazmaya başladığımda, tıpkı diğer meslektaşlar gibi ilk dönemler “imkansız olanı mümkün kılma” mücadelesi içinde geçti. Dünya sinemasını takip etme çabası, en az 5-6 sene geriden gitmeyi göze almayı gerektiriyordu. Oscar kazanan filmler bile, Türkiye’ye yıllar yıllar sonra gelir, hatta bir kısmı sansür anlayışının katılığı nedeniyle sinema salonlarına hiç uğramazdı. Böyle bir ortamda yılda bir kez bile olsa yapılan film festivalleri, çeşitli elçiliklerin film haftaları ile Sinematek adeta birer cankurtaran gibi imdada yetişiyordu. Amerika’yı ilk ziyaretimde gözü dönmüş gibi raflarda bekleyen her sinema kitabını satın almış, sonunda uçak bagajında kilo fazlası ödeyecek hale gelmiştim. Bu arada yeri gelmişken hatırlatmakta fayda var; 12 Eylül askeri rejiminin yaptığı ilk işlerden biri Sinematek kurumunu kapatmak, bir diğeri de Türk Dil Kurumu’nun özerk yapısına son verip, devlet mekanizması içine katmak olmuştu. Herhalde “neden” diye sormayacaksınız! Bütün bu anlattıklarım şimdi bana bile masal gibi geliyor. Dünyada ne olup ne bittiği, istesek de istemesek de önümüzdeki ekranda ya da yalnızca bir klavye tuşuna dokunulmasını bekliyor. O devasa hacimli ansiklopediler de dahil olmak üzere, bütün edebiyat ve yayın dünyasına elimizde tuttuğumuz ekrandan hakim olma şansına sahibiz. Zamanın ruhu böyle birşey; eskiden olgunlaşmak için başkalarının tecrübelerinden yararlanıp yavaş ve sakin adımlarla ilerlemek gerekirken, şimdilerde bizzat hayatı takip etmek, küresel iletişimin parçası olmak insanları olgunlaştırıyor, dönüştürüyor. Tıpkı Gezi Parkında toplanan gençlerde simgelenen sosyolojik olgu gibi; Türkiye’nin bu genç kuşağı zamanın ruhunu çoktan yakalamış olmanın tecrübesiyle hepimizi “anlamaya” ve “saygı göstermeye” davet ediyor. Amacımız gençleri anlamaksa bunu köhnemiş ve bize ait ataerkil kodlarla okuyarak yapamayız. Hele bu küresel iletişim çağında “kol kırılır, yen içinde kalır” refleksiyle hiç mi hiç başaramayız. Olayları tartışırken genellikle eski anlayışın kodlarıyla hareket ediyor ve altında mutlaka bir “bit yeniği” aramaya bayılıyoruz. Birlik ve beraberliğe kastedenler, Türkiye’nin yükselen gücünü hazmedemeyenler hep vardı, olacak da. Ancak böylesi bir teşhis zamanın ruhunu, meselenin özünü anlamaya yardımcı olmayacağı gibi, “kafayı kuma gömme” sendromuna dönüşme tehlikesi de barındırıyor. Ayrıca bu tür algılar sadece bizim için değil, bütün ülkeler için geçerli. Hep vardı ve var olacak. Amerikan Başkanı Abraham Lincoln, iç savaşı sona erdirmek için mücadele verirken, ülkesinde zamanın yükselen ruhunu farketme dirayetini göstermiş ve köleliğin kalkmasını iç savaşı sonlandırma sürecine bağlamıştı. O zaman Abraham Lincoln’e yöneltilen sert eleştirilerin başında Amerika’nın dirlik ve düzenliğini, hatta beraberliğini tehlikeye attığı geliyordu! Bizler “büyükler ne derse o olur” anlayışının egemen olduğu bir iklim kuşağının çocuklarıyız. Babalarımız meslek seçimi de dahil hayatın her alanında hakim, son sözü söyleme gücüyle hareket etmiştir. Bence şimdiki kuşaklarla karşılaştırıldığında Türkiye’nin orta yaş ve üzeri kuşağı bireysellik anlamında hazin bir tablo sergiler. Hemen herkes kendisi gibi olmak yerine, onun adına seçilen ve tasarlanan “elbiseyi” giymiş; başkalarının tasarladığı hayatın içinde mücadele vermiştir. Kendi gibi olmakta direnenler, sadece istediği gibi yaşadığı için “marjinal” veya “çıkıntı yapan kimse” damgası yemeyi göze almıştır. Böyle bir tabloda mutluluğu ve sürdürülebir huzuru yakalamak, piyangodan büyük ikramiyeyi kazanmakla eş orantılıdır. Buna itirazı olan varsa, hemen sokağa çıkıp kadını erkeğiyle mutsuzluğu yüzüne vurmuş, yaptığı işten ve hayatından zevk almadığı için kendisine ve çevresine karşı hoyratlaşmış insanları gözlemlemesini öneririm. Türkiye’nin mevcut durumunu analiz ederken biraz güncelin ötesine geçip, büyük resme bakabilirsek, aslında ilerisi için iyimser olmayı sağlayacak pek çok niteliği görmek mümkün. Genel kanının tersine dünyadan tamamen haberdar, kendi jargonunu oluşturmuş, ne istediğini bilen bir kuşak var ve yenileri geliyor. Bu kuşakların ortak özelliği dünyadaki çağdaş yaşıtlarından hiç ama hiç farklı değil. Bireysel davranıyorlar ama bireyci değiller. Kendilerine saygı gösterilmeden, devlete millete saygılı olunamayacağını anlamışlar. Doğaya, insan haklarına, demokrasinin işletilmesi gereken prensipleri ile bireysel özgürlüklere karşı son derece duyarlı bir tavır içindeler. Vermeye çalıştıkları mesaj son derece açık: “Bana nasıl yaşayacağımı öğretme, benim adıma karar verip belli bir yaşam kalıbı empoze etme, üzerime ilaç sıkıp tahtakurusu muamelesi yapma, saygı göster ki ben de herkese saygılı olayım.” Türkiye’nin çağdaş demokratik standartlara yükselmesi, her bireyin genel-geçer kurallar ve dikte edilen normlar yerine tamamen kendi anlayışına uygun yaşayabilmesi yalnızca hoşgörü eşiğimizi uygar dünya ile aynı düzeye taşımakla kalmayacak, aynı zamanda bugüne dek folklorik bir söylemden öteye geçmeyen “farklılıklar zenginliğimizdir” tezinin hayata geçmesini sağlayacaktır. Eğer bunu başarabilirsek gerçek anlamıyla “birlik ve beraberlik içinde” olacağız.

SERİ İLAN seriilan@posta212.com VERMEK İÇİN...


12

Politika Güncel

19 Haziran 2013 Çarşamba

Selim Atalay twitter@SelimAtalayNY

Üstverini söyle kim olduğunu söyleyeyim ABD istihbaratının ülke içinde ve dışında elektronik verileri toptan usulde kayda aldığı haberinin yankıları sürüyor. ABD içinde cep telefonlarının kayıtlarını toplamışlar, dünya için de ABD internet şirketleri Google, Yahoo vs üzerinden gelen trafiği kayıda almışlar. 29 yaşındaki alt düzey teknisyen Edward Snowden, Hong Kong’a kaçıp ABD’nin elektronik izleme, gözleme operasyonlarını genel hatlarıyla açıkladı. Ve Başkent Washington karıştı. Ülkenin diğer taraflarında fazla tepki yok, çünkü vatandaş daha neyin izlendiğini, kayda alındığını ve boyutlarını bilmiyor. Ayrıca Zaten benim terörle bir alakam yok diye üzerine alınmıyor. Başkan Obama bu taramanın terörle mücadele amaçlı olduğunu, telefonların dinlenmediğini, yalnızca bilgilerin kenara alındığını söyledi ve ‘Yüzde 100 özel hayat ve yüzde 100 terörle mücadele olmaz, ikisi arasında hukuksal denge kurduk’ dedi... Ama hukuka uyulduğuna ve olayın temel hak ve özgürlüklere uygun olduğuna medyada pek inanan yok. Olay hayli teknik. Alınan, toplanan, izlenen; telefon konuşmalarının ya da internet faaliyetlerinin içeriğine belki bakılmıyor. Ama internet ya da veri hatlarıda kişinin nerede ve ne zaman dolaştığını gösteren işaretler toparlanmış... Bunlara ‘metadata’ deniyor. Yani Üstveri ya da verinin verisi: Telefon görüşmesinin hangi saatte, ne kadar süre ve hangi baz istasyonundan yapıldığını gösteren veri. Birini telefonla aradın: Hangi tarihte ve saat kaçta aradığın, Üstveri. Email’i açtın: Neredeyken ve hangi saat açtığın, Üstveri... Her internet ya da 3G bağlantılı faaliyet sanal evrende üstveri bırakıyor. İnternet taramalar, Facebook, Twitter, hatta elektronik kameralar geride izler bırakıyor. Ve bu parçaları teknolojik altyapısı olan devletler toplayıp, mail’in içine bakma gereği duymadan, telefonu dinlemeden kişiler hakkında bilgi sahibi olabiliyor. Üstveriye bakarak kişinin siyasi görüşü, nerelerde gezdiği, cinsel tercihleri, sağlık sorunları, dini faaliyetleri, kimlerle samimi olduğu bulunabiliyor. Hani eski CIA başkanı paşanın metres hikayesi vardı. Kumrular birbirlerine mail atmıyordu. Aynı mail hesabına ortak şifreyle girip, karşılıklı taslak mail’ler yazıyorlardı. Bunların kimle kim arasında yazıldığını anlamak için üstveriye baktılar: Hesaba nerelerden, saat kaçta girilmiş. CIA Başkanı evden işeişten eve, o kolay... Metres mesela otel internetinden girmiş. O gün ve saatte otel müşterilerinin kimliklerine bunlardan hangisi CIA Başkanı’na metres olma kabiliyeti taşır diye bakıldı. Herhalde yalnızca kadınların listesine bakıldı... Kim olduğunu bulmak birkaç dakikayı almıştır. Bu işler bilime ve teknolojik altyapıya bakıyor. Mesela: ABD’nin ünlü MIT üniversitesi uzmanları, 1.5 milyon kişilik bir grup içinde, kimin kim olduğunu 4 telefon görüşmesinde bulabiliyor. Tek bilmek istedikleri, telefon görüşmesi ne zaman ve hangi baz istasyonu üzerinden yapıldı. Aynı telefondan yapılmış 4 görüşmenin üstverisi, yeterli işareti veriyor. Telefon akıllı ise ve internet servisleri Facebook Twitter vs kullanıldıysa, daha da kolay. İtirafçı ajan Snowden medyaya konuşurken, başta kimliğinin anlaşılmasını istememiş ve kullandığı cümlelerin aynen yazılmamasını, cümlenin yapı ve kelimeler değiştirilerek habere konmasını talep etmişti. Kullandığı kelimelere ve kurduğu cümlelerin yapısına bakarak kim olduğu anlaşılırmış. Sanal dünyada birini bulmak, gerçek dünyadan daha kolay. Bu noktada ABD’de soru şu: Evet teröre karşı bu taramalar gerekli olabilir, ama bunun yasal çerçevesi yok mu? Kağıt üzerinde belki var, ama yapısı gereği şeffaf olmayan istihbarat servisinin faaliyetini hukuk açıkta izleyemiyor. Üstelik bu veri toplamanın, teknolojinin hızına hukuk ulaşamıyor... Peki Anayasal devlet ve temel haklar, özgürlükler ne olacak? ABD devleti bu sorulara ‘bana güvenin’ karşılığını veriyor. (Star Gazetesi’nden alınmıştır.)

Amerikalılar gözlenmekten

MEMNUN Amerikalılar, ulusal güvenlik için özel yaşamlarının NSA ve FBI’ın izlenmesine razı. Washington Post’un kamuoyu yoklaması, Başkan Obama’nın, terör faaliyetlerine karşı yapılan istihbarat çalışmaları konusunda kamuoyunun desteğine sahip olduğunu ortaya koydu (NEW YORK- POSTA 212) Amerikalılar’ın, özel yaşamlarının ulusal güvenliğin sağlanması amacıyla, ilgili devlet organları tarafından izlenmesinden şikayetçi olmadıklarını açıklandı. Geçtiğimiz hafta Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) ve FBI’ın tartışmalı istihbarat toplama yöntemleri konusunda yeni bilgilerin sızmasıyla Barack Obama yönetimi bir kez daha zor bir durumda kaldı. Ancak medyanın tepkisine ve tüm tartışmalara rağmen, Washington Post’un Pew Araştırma Merkezi ile ortaklaşa yaptığı bir anket Beyaz Saray’ın endişelerinin yersiz olduğunu gösterdi. Bu anket, Amerikan halkının büyük bölümünün, hükümetin istihbarat toplama yöntemlerini onayladığını ve yeni ortaya çıkan bu faaliyetlere ilişkin sızıntıların, halkın bu konudaki fikirlerini hiç değiştirmediğini gösterdi.

» İZLENME ’KABUL EDİLEBİLİR’

Bu tür takip faaliyetlerini destekleyenlerin ya da karşı çıkanların oranları, George W. Bush dönemindeki benzer aktivitelerin basına sızdığı 2006 yılından bu yana değişmese de, bu grupların parti seçim-

Ankete katılanların yüzde 56’sı NSA’in milyonlarca Amerikalı’nın telefonunu takip etmesini, terör faaliyetlerinin gözlenmesi için “kabul edilebilir” bir yöntem olarak değerlendirirken, yüzde 41’lik kesim ise aksini düşündüğünü beyan etti. Bu arada, kamuoyu araştırmasına katılanların yaklaşık olarak üçte ikisi, hükümetin terör faaliyetlerini araştırmasını, özel hayatın gizliliğinden daha önemli bulduğu yönünde görüş bildirdi. Bu oranların Pew’ın 2006 ve 2010 yıllarında yaptığı anketlerdeki oranlara çok yakın olması ise çarpıcı bir veri olarak değerlendiriyor. Pew’a göre, anket sonuçlarında, geçtiğimiz hafta yayımlanan, hükümetin telefon kayıtlarını ve internet verilerini toplaması haberlerinin, halkın terör faaliyetlerinin araştırılması ve özel hayatın korunması konusundaki görüşlerini değiştirdiğine dair bir belirti görülmüyor.

TELEFONLAR DİNLENDİ TERÖR OLAYLARI ÖNLENDİ

Hangisi daha önemli?

(NEW YORK - POSTA212) Telefon görüşmeleri ile İnternet kullanımlarını gizlice kaydettiği ortaya çıkan Uluısal Güvenlik Bürosu (NSA) bu skandala ilişkin olarak kendisini "terörü önlemek" gerekçesiyle savundu. Skandalın ortaya çıkmasının ardından Ulusal Güvenlik Bürosu tüm dikkatleri üzerine toplamakla kalmadı, Büro yetkilileri Kongre'nin başlattığı soruşturma nedeniyle umuma açık duruşmada ifadelerine vermeye başladılar. NSA Müdürü Keith Alexander'ın Senato İstihbarat Komitesindeki ifadesine göre telefonların dinlenmesi ve İnternetteki kayıt-

ABD-AB Serbest Ticaret Anlaşmasına ilk adım Amerika ve Avrupa Birliği, transatlantik serbest ticaret anlaşmasına ilişkin görüşmeleri başlatma kararı aldı.İlk tur görüşmelerin gelecek ay Washington’da başlamasını planlanıyor. Konuyla ilgili açıklama, G8 zirvesi için İrlanda’daki Lough Erne golf kulübünde toplanan Avrupalı yetkililerle Başkan Barack Obama tarafından yapıldı. Amerika ve 27 üyeli AB, yılda 1 trilyon dolarlık civarındaki ticaret hacmiyle, küresel ekonominin yarısını oluşturuyor. Obama, konuyla ilgili açıkla-

leri değişmiş görünüyor. 2006 yılında yapılan anketlerde, NSA’in benzeri faaliyetlerini Cumhuriyetçiler’in yüzde 75’i, Demokratlar’ın ise yalnızca yüzde 37’si onaylıyordu. En son ankete göre ise faaliyetleri onaylayan Cumhuriyetçiler’in oranı yüzde 52’ye düşerken, Demokratlar’ın oranının yüzde 64’e yükseldiği görülüyor. Bu gelişme, Bush dönemindeki yetkisiz faaliyetlerin ardından Kongre’nin uygulamayı bazı düzenlemelere bağlamış olmasının, Demokrat parti seçmenlerini rahatlatmış olabileceği şeklinde değerlendiriliyor. Ayrıca, ankete katılanlar arasında hükümetin terörle savaşta daha da ileri gidip gitmemesine ilişkin görüş ayrılıkları var. Katılımcıların yüzde 52’si hükümetin kimsenin e-postalarını takip etmemesi gerektiğini düşünürken, yüzde 45’i ise hükümetin bu yetkiye sahip olmasını onaylıyor. Yönetimse, bu tür istihbarat faaliyetlerinin yasal ve gerekli olduğu konusunda görüş birliği içinde ve Cumhuriyetçiler bile bu konuda Obama yönetiminin arkasında duruyor. Bu sonuçlar, Beyaz Saray’ın terör faaliyetlerine karşı yapılan istihbarat çalışmaları konusunda, kamuoyunun siyasi baskısı ile karşılaşmadığını gösteriyor.

masında, yeni anlaşmayla iki taraf arasında ticaretin serbest akışının sağlanacağını ve yepyeni bir aşamaya geçileceğini söyledi. Obama, “Anlaşma ihracatı artıracak, ticaret ve yatırım önündeki engelleri kaldıracak. Kapsamlı büyüme stratejileri sayesinde de her iki tarafta yüzbinlerce yeni iş alanı açılacak,” dedi. Görüşme sürecinin oldukça zorlu geçmesi bekleniyor. Avrupalı yetkililer, şimdiden Fransa’nın Avrupa film, müzik ve televizyon sektörlerinin anlaşmanın kapsamı dışında tutulması önerisini kabul etti.

2006 Terör faaliyetlerinin takibi yüzde Özel hayat yüzde

65 32

2010 Terör faaliyetlerinin takibi yüzde Özel hayat yüzde

68 26

2013 Terör faaliyetlerinin takibi yüzde Özel hayat yüzde

62 34

ların tutulması Amerika'ya yönelik pek çok komplonun daha plan aşamasında bertaraf edilmesini sağladı. Alexander, en az 12 terör olayının böylece önlendiğini de iddia etti.

Yılmaz Polat Erdoğan’ın ABD’deki kaleleri düşüyor

B

AŞBAKAN Tayyip Erdoğan’ı “Muteber Adam “ diye seçen ABD’li dostları terk ediyor. Erdoğan’ın Washington’daki ılımlı İslam kaleleri direnmiyor, süratle düşüyor. Son ziyarette Başkan Obama’nın evinde strateji dersi vermeye kalkan Erdoğan, Şam’da cuma namazı kılma hayalleri Beyaz Saray’da suya düşünce başı önünde Türkiye’ye döndü. Erdoğan Obama’nın insan hakları, fikir özgürlüğü konusundaki sert uyarılarını uyutacağını zannetti. 5 Kasım 2007’deki siyasi tarihimizin en gizemli görüşmelerinden biri olan ve hâlâ sırrını koruyan Bush konuşması sonrasındaki gibi Türkiye’ye mutlu dönemedi. Kendince iki ayyaş deyip güya gündemi değiştireceğini sandı. Bomba elinde patladı. ABD’nin yeminli tercümanı Egemen Bağış’ın artık yapacak bir şeyi yok. “Bu adamı kullanın, süpürmeyin” diyen Cüneyt Zapsu’nun telefonlarına kimse çıkmıyor. İbrahim Kalın CNN’de konuştukça batıyor. Kalın ne kadar incelmeye çalışsa da ünlü gazeteci Christiane Amanpour tarafından, “Show is over” (şov bitti) sözleriyle yayından çıkarılıyor. Türk işadamlarının parasıyla Washington’da bazı düşünce kuruluşlarında Türkiye bölümü aldatmacasıyla AKP Kürsüsü kuran fırsatçıların da sesi kesildi. ABD televizyonu Boston’daki patlama gibi, saatlerce Türkiye yayını yapıyor. Ortadoğu’daki deneyimli muhabirlerini Türkiye’ye kaydırdı. Erdoğan’ın son ziyaretini Beyaz Saray’da hiçbir Türk liderine böyle tören yapılmadı safsatasıyla halka yutturmaya çalışan danışmanları gülünç duruma düşmekten başka bir işe yaramıyor. Sadece Başbakan ve eşi davetli olduğu halde kızları, damadı hatta torunuyla Devlet Konukevi Blair House’da kalanlar, sabah- akşam çeşit çeşit yiyeceklerin bulunduğu açık büfeden tabaklarını doldururken herhalde Obama’nın dostluğu hiç bitmeyecek gibi düşünüyordu. Ilımlı İslam laboratuvarının taktisyeni CIA’cı Graham Fuller Kanada’daki köşesinde gemiciği terk etti. İkinci Cumhuriyetçi Henri Barkey deneylerine son verdi. Kürt-İslam sentezinin babalarından Morton Abramowitz’in ilerleyen yaşı yeni lider peşine düşmesine engel gibi görünüyor. Marc Grossman’ın heyecanı çoktan bitti. Richard Perle, Harold Rhode ortada görünmüyor. Erdoğan’ın 9 Aralık 2002’de Cumhuriyetçi Başkan Bush’la başlayan Beyaz Saray serüveni 14 Mayıs 2013 Demokrat Başkan Obama davetiyle noktalandı. Washington artık Tayyip Erdoğan için hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak. Erdoğan’ın şiddet politikası Birleşmiş Milletler’in de artık gündeminde. (Yurt Gazetesi’nden alınmıştır.)

Ancak detaylara girmesi istendiğinde, Ulusal Güvenlik Bürosunun cevabı çok net oldu: Terör olayları önlendi ancak ayrıntıya giremeyiz, çünkü bunlar gizli bilgiler.Keith Alexander dosyası gizlilik kaydı altında olmasına rağmen bir tek örnek verdi: Telekulak bilgileri sayesinde New York metrosuna bir dizi sabotaj planlayan Nacibullah Zazi'nin ele geçmesi mümkün olmuş. Obama yönetimine sıkıntılı günler geçirten telekulak skandalı The Guardian ve Washington Post gazetelerinin haberleri sayesinde kamuoyuna duyurulmuştu.


Göçmenlik

19 Haziran 2013 Çarşamba

13

Arizona’nın Kimlik Bürokrasisi Anayasa Mahkemesi’nden döndü

“İŞLETME VİZESİ” E6, YENİ GİRİŞİMCİLERE AMERİKA’DA YAŞAMIN KAPILARINI AÇIYOR

PARASI OLMAYAN GİRİŞİMCİLERE YENİ UYGULAMA (NEW YORK-POSTA 212) Kendi finansal imkanlarıyla Amerika’da belli bir miktarın üzerinde yatırım yapmayı taahhüt edenlere Green Card ayrıcalığı sağlanırken, göçmenlik yasasında yapılan bir değişiklikle maddi gücü yetmeyen ancak girişimci fikirlerine Amerika içinden ortak bulabilen yatırımcılar da aynı kapsama alındı. “İşletme Vizesi” olarak bilinen, kısa adıyla “E6” vizesini almak isteyen yabancı girişimciler, ana kategori olan E5 için yeterli finansman kaynakları olmasa bile Amerika’dan sponsor bulmaları halinde Green Card hakkını elde edebiliyor.

Bunun için cazip bir girişimcilik fikri üzerinden Amerikalı sermayedarın ikna edilmesi ve yatırım partnerinin belirli bir rakamı taahhüt etmesi gerekiyor. Bir başka deyişle, yabancı yatırımcı girişimci fikirlerini pazarlamış oluyor ve maddi kaynak bularak bunları gerçekleştirme imkanı elde edebiliyor. Göçmenlik bürosuna göre, karşılıklı alışveriş sayesinde hem ülkeye sermaye akışı teşvik edilmiş oluyor, hem de Amerika’da yaşamak isteyen yabancılar bürokratik engellerle karşılaşmaksızın oturum ve çalışma izni alabiliyor.

Amerika’ya gelmek isteyen bir yabancı, kendi yatırım projesine en az 100 bin dolarlık taahhüt için bir Amerikalı sermayedarı ikna ederse, E6 vizesi için süreç başlatılıyor. Ancak Green Card şartlarının sürmesi için yatırımın başlamasından iki yıl sonra en az 5 yeni iş alanı yaratılmış olması ve 500 bin doların üzerinde bir finansman kaynağı oluşturması koşulları aranıyor.

ABD’de ulusal marş krizi... 11 yaşındaki Meksika kökenli Amerikalı Sebastien de la Cruz, NBA’de geçen hafta yapılan final maçı öncesinde Amerikan Ulusal Marşı’nı seslendirdiği için Twittercılar tarafından sert bir şekilde eleştirildi (POSTA212) Geçtiğimiz salı günü San Antonio’daki AT&T Center’de gerçekleşen NBA Finalleri öncesinde, Amerikan Ulusal marşını binlerce seyircinin karşısında geleneksel Meksikalı kostümüyle seslendiren 11 yaşındaki Sebastien, güçlü yorumu ile herkesi kendine hayran bırakmıştı. İzleyenler tarafından tam not alan minik Sebastien’in sevinci maalesef uzun sürmedi. Performansının ardından Twitter kullanıcıları tarafından başlatılan milliyetçi yorumlar hem Sebastien’i hem de ailesini hayal kırıklığına uğrattı. Nüfusun yüzde 65’ini hispaniklerin oluşturduğu San Antonio şehrinde yaşayan Meksikalı Sebastien’in, yöresel kiyafetle ABD Ulusal Marşı’nı söylemesi hakkında Amerikalılar’dan “Bu Meksikalı çocuk neden milli marşımızı söylüyor?” tarzında mesajlar gelmeye başladı. Çarşamba günü Good Morning America programına

(NEW YORK - POSTA 212) - Arizona eyaleti seçmen kütükleriyle ilgili düzenlemesinde sadece kimlik ibrazını yeterli bulmayıp, Amerikan vatandaşlığının da belgelenmesini öngören yasal düzenlemesi Anayasa Mahkemesi tarafından geçersiz kılındı. Yüksek mahkeme seçmen kütükleri ve oy kullanmaya ilişkin işlemlerin Federal yasalara göre vatandaşa en az zorluk çıkartacak şekilde olması gerektiği kuralından yola çıkarak, Arizona eyaletinin seçmenlere falzdan bürokrasi ve eziyet yaşatamayacağını belirtti. Yüksek Mahkemenin kararı 7’ye 2 çoğunlukla alındı. Arizona eyaleti sözkonusu yasal düzenlemeyi yaptığında aslında vatandaşlık evrakları eksik olduğu ileri sürülen çok sayıda Meksika asıllı göçmenler hedef alınmıştı. Arizona’nın yaklaşımı Anayasa Mahkemesi sürecindeyken de eleştirilerin odağı olmuş, Obama yönetimi de tartışmalı karar hakkında olumsuz görüş bildirmişti. Ayrıca kimlik ve vatandaşlık tartışmasının yalnızca Arizona ile sınırlı olmadığı da belirtiliyor. Yapılan tahmini hesaplara göre Amerika Birleşik Devletlerinin tamamında göçmenlikten vatandaşlığa geçmiş 13 milyon kişinin evraklarında eksik veya hatalar mevcut.

katılan 11 yaşındaki Sebastien, “Tek düşündüğüm şey, insanların neden bu tarz yorumlar yaptığı” demesi izleyicilere duygusal anlar yaşattı. Twitter kullanıcıları tarafından topa tutulan Sebastien, perşembe günü NBA Finalleri çerçevesinde gerçekleşen San Antonio Spurs ve Miami Heat takımlarının karşılaşmasında ABD Ulusal Marşı’nı seslendirmesi için tekrar davet edildi. Spurs’ takımının koçu Gregg Popovich, Sebastien’in olgun tavrından çok etkilendiğini dile getirerek, “Bu çocuk geleceğimizin çok parlak olacağının sinyallerini veriyor” diye konuştu. Sebastien, performansının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. İkinci kez marşı söylemesinden dolayı aşırı derecede memnun olduğunu ifade ederek “İnanılmaz mutluydum. Heyecandan titriyordum” diye konuştu.

Amerika’da doğumlarda artış yok (NEW YORK-POSTA 212) Amerika’da 2012 yılı doğum rakamları, bir önceki yıl ile aynı seviyede kaldı. Yaklaşık 4 milyon bebeğin dünyaya gözlerini açtığı Amerika Birleşik Devletleri’nde yetkililer henüz 2007 yılındaki rekora ulaşılamadığına dikkat çekti.

» REKOR 2007 YILINDA

Doğum rakamlarında “zirve” olarak tanımlanan 2007 yılında 4 milyon 316 bin 233 bebek dünyaya gelmişti. İstatistikler doğum yapan kadınların yaklaşık yüzde 64’ünün 1544 yaş grubu arasında olduğunu gösteriyor. 2007’den bu yana doğumlarda giderek azalma olduğu, 2011-12 döneminde ise yaklaşık 4 milyon seviyesinde sabitlendiği kaydediliyor. Amerika’da doğum rakamları büyük ekonomik kriz öncesi 2 milyon 700 bin civarındaydı. 1935’lerde bu rakam giderek düşse de İkinci Dünya Savaşı ile birlikte yeniden artmaya başladı. “Bebek patlaması” olarak tanımlanan 1946-1964 döneminde 2 milyon bebekten 4 milyon rakamına ulaşılmıştı. Bu anlamda 1957 yılının da bir rekora imza attığı kayda geçmişti. 1957 doğum rakamlarına göre 4 milyon 308 bin bebek dünyaya geldi.


14

Eğitim

19 Haziran 2013 Çarşamba

AKADEMİSYENLERE KÖTÜ HABER TCF, 2014 YILI İÇİN BURS VERMEYECEĞİNİ AÇIKLADI

Dr. Demet Gören Niron New York Üniversitesi, Steinhardt İnsani Kalkınma ve Sosyal Değişim Enstitüsü Doktora Sonrası Araştırmacı

Türk kültürü ve sanatı alanında çalışan akademisyenlere, burs veren Turkish Cultural Foundation, mevcut programını geliştirme çalışmaları nedeniyle 2014 yılında burs vermeyecek

Okul öncesi eğitim kurumları neden “okul” gibi olmamalı

A

RAŞTIRMALAR çocukların giderek daha erken yaşta öğretim almalarının, istenenin aksine sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor. Çağımız pedagoji çağı. Meraklı aileler çocuklarını hergeçen gün neredeyse anne rahmindeki bebeklere kitap okuyacak kadar erken dönemde eğitmeye başlıyor. Bu eğilimdeki aileler, okul öncesi eğitim kurumlarının daha “okul” formatında olması için öğretmenler üzerinde baskı yaratıyor. Bu baskı ABD’de kanunlarla da desteklenmektedir: 2001 - Hiç Bir Çocuk Geride Kalmasın (No Child Left Behind) Yasası, federal bütçeden finanse edilen okulların açık bir biçimde daha doğrudan öğretim yapılmasını teşvik etmektedir. Bu duruma biraz daha şüpheyle yaklaşan aileler, okul öncesi eğitimi öğretmenleri ve hatta az sayıda politika yapıcı da bulunmaktadır. Küçük yaştaki çocuklar, kendilerinin de arzu ettikleri gibi daha çok araştırmaya, incelemeye, keşfetmeye ve oynamaya yönlendirilmemeli midir? Belki doğrudan öğretim çocukların belirli olguları ve becerileri edinmelerine yardımcı olabilmektedir ama uzun vadede öğrenmede çok daha önemli beceriler olan merak ve yaratıcılığa ne olacak? Cognition adlı dergide yayınlanan MIT ve UC-Berkeley laboratuarlarında gerçekleştirilen iki araştırma mevcut algının aksine yapılandırılmış öğrenmeye şüpheyle yaklaşanların haklı olabileceklerini ortaya koymuştur. Doğrudan öğretmenden öğrenmek, çocukların belirli sorulara daha çabuk yanıt almalarına yardımcı olurken, aksi biçimde onların beklenmedik herhangi bir durumla karşılaşmaları halinde yaratıcı çözümler geliştirmelerini de engellemektedir. Farklı labaratuarlarda gerçekleştirilen ve birbirinden farklı yöntemler izleyen iki araştırmada da benzer sonuca ulaşılmıştır: Doğrudan öğretme çocukların öğrenmesini sınırlayabilmektedir. Öğretme çocukların belirli olguları öğrenmelerinde çok etkili bir araç olmakla birlikte, çocukların beklenmedik durumlar karşısında çözüm üretebilmeleri yönündeki yaratıcılıklarını da örseler niteliktedir. Doğrudan öğretmenden öğrenme süreci hernekadar doğru bilgiye kısa sürede ulaşılmasını sağlıyor olsa da yapılan bu iki araştırma dört yaş grubu çocuklarının asıl ihtiyaç duydukları ve uzun vadede daha etkili öğrenmelerini sağlayan yöntemin keşfe dayalı ve kendiliğinden ortaya çıkan öğrenme olduğunu ortaya koymuştur. Bu sebeple kalıcı ve etkili öğrenme için “okul” formatında ortamların değil, çocuklara uyaran yönünden zengin, istikrarlı ve güvenli bir ortam sağlanarak, etraflarında onları seven ve destekleyen yetişkinlerle, oyun ve keşifle dolu seçenekler sunulması eskisinden çok daha önemli hale gelmiştir. Araştırmalar hakkında daha detaylı bilgi için: Bonawitz, E., et al. The double-edged sword of pedagogy: Instruction limits spontaneous exploration and discovery. Cognition (2010). Buchsbaum, D., et al. Children’s imitation of causal action sequences is influenced by statistical and pedagogical evidence. Cognition (2011).

YES DEĞİŞİM PROGRAMINDA TÜRKİYE DE VAR

LİSE ÖĞRENCİLERİ BİR YIL AMERİKA’DA OKUYABİLECEK (NEW YORK- POSTA212 ) Amerika Dışişleri Bakanlığı tarafından yürütülen “Kennedy-Lugar Gençlik Değişim ve Eğitim Programı” kapsamında Türkiye bu yıl da burs verilecek ülkeler kategorisine alındı. Değişim programı dünyanın çeşitli ülkelerinde liseli öğrencilerin Amerika’da bir yıl öğrenim görmesini ve ülkeyi tanımasını amaçlıyor. Kısa adı “YES” olan değişim programına katılmak için 15-17 yaş grubu arasında olmak ve İngilizce bilmek gerekiyor. Bursu kazanan lise öğrencilerinin yol ve barınma giderleri karşılanıyor; hangi eyalette kalınacaksa orada bir sponsor aileye teslim ediliyor. Böylece YES burslusu hem Amerikalı öğrenciler gibi öğrenimi sürdürüyor, hem de bir aile ortamında kalma imkanı buluyor. Lisenin bir yılını Amerika’da okuyan öğrenci daha sonra mezun olmak üzere Türkiye’ye kendi okuluna dönüyor. YES Değişim programı Kennedy-Lugar Gençlik Değişim Programı tarafından finanse ediliyor; programın koordinesi ve yürütülmesi işlemleri ise Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılıyor. Programla ilgili ayrıntılı bilgi ve başvuru için http://exchange.state.gov

(NEW YORK – POSTA 212 ) Turkish Cultural Foundation (TCF), burs programını geliştirme amacıyla yapacağı bir değerlendirme nedeniyle 2014 yılı için burs vermeyeceğini açıkladı. TCF burs programı, geçmişteki bursiyerlerin, dünyanın çeşitli yerlerindeki yüzlerce akademisyenin izlenimlerini ve fikirlerini temel alarak yapacağı

değerlendirme ile şu ana kadar Türk kültürü ve sanatı alanında yapılan yayınlarda, bu çerçevede verilen burslar sonucu ne gibi bir artış olduğunu inceleyecek. Türk kültür ve sanatı dalında tez çalışması yapan doktora adaylarına ve aynı alanda doktora sonrası (post-doc) çalışmalarına devam eden akademis-

yenlere burs vererek şu ana kadar 52 akademisyene burs imkanı sağlayan Turkish Cultural Foundation (TCF), yapacağı değerlendirmede programla ilgilenen kurumların ve bireylerin de görüşlerine de yer verecek. TFC, Türk kültürü ve sanatı alanında çalışan akademisyenlere 2007’den beri her yıl burs veriyordu.


Toplum Yaşam

19 Haziran 2013 Çarşamba

15

Zuccoti Park’ta Türk eylemcilere komşu desteği

tepki çekti New York Zucotti Park’ta gerçekleşen Gezi Parkı ile dayanışma gösterilerine Yunanistan’la Dayanışma Hareketi’nin (AKNY) destek vermesi göstericiler arasında sevinçle karşılandı, ancak Türk ve Yunan toplumlarından da tepkiler aldı (NEW YORK – POSTA 212) Yunanistan’la Dayanışma Hareketi (AKNY), New York Zucotti Park’ta gerçekleşen Gezi Parkı ile dayanışma gösterilerine destek vermesi göstericiler arasında sevinçle karşılansa da Türk ve Yunan toplumlarından tepkiler de aldı. Yunanlı göstericiler Despina Lalaki ve Nikos Levis, bu olaylardan önce Türkiye’yle ilgili hiçbir politika konusunda tavır belirtmediklerini, yalnızca halklara destek vermek için Zucotti’de bulunduklarını açıkladılar. Cumartesi günleri Zucotti Park’ta düzenlenen Gezi Parkı ile dayanışma gösterisine iki haftadır Yunanlı göstericiler de destek veriyor. 8 Haziran’daki ilk haftalarında öğle saatlerinde Yunan bayrakları ile Türk göstericilerin arasına katılan Yunanistan’la Dayanışma Hareketi (AKNY) temsilcileri, alkışlarla karşılanmıştı. Geçtiğimiz cumartesi günü ise AKNY, parkın başka bir köşesinde, açtıkları pankartlarla Gezi Parkı’na sessizce destek vermeyi seçti. Gösteri sırasında bir açıklama metni okuyan AKNY üyesi ve New York School Üniversitesi öğretim üyesi Despina Lalaki, Yunan halkının “ifade özgürlüğü, demokrasi ve adalet için savaşan” Türkler’in yanında olduğunu, direnişin Türkiye’ye de yayılmasının insanların değişime, özgürlüğe, adalete ve adil ekonomiye özlem duyduklarını gösterdiğini ifade etti. Gösterinin ardından POSTA 212’ye konuşan Despina Lalaki, AKNY’nin Yunanistan halkına destek veren sol bir hareket olduğunu anlattıktan sonra Zucotti Park’teki gösteriye Türk halkına destek vermeye geldiklerini söyledi. “Biz de Yunanistan’da aynı sorunları yaşıyoruz ifade özgürlüğü ve demokrasi baskı altına alınıyor. Haklarımıza sistematik ve giderek artan biçimde el koyuluyor. Bunun sona ermesi gerekiyor. Yönetenler bizi temsil etmiyorlar ve gitmeliler,” diye konuşan Lalaki, yakında Yunanlıların da yeniden sokaklara çıkıp haklarını arayacaklarını umduklarını ekledi.

» BİBER GAZI AYNI MARKA

AKNY’den Nikos Levis ise New York Yunanistan’la Dayanışma Hareketi’nin yıllardır Yunanistan’da uygulanan hükümet baskısına, ifade özgürlüğü, gösteri ve toplanma hakkına yapılan saldırılara ve tasarruf tedbirlerine karşı protestolar düzenlediğini anlattı. “Biz de Yunanlılar olarak aynı baskıyı görüyoruz, hatta aynı marka

biber gazından nasibimizi alıyoruz,” dedikten sonra parka Yunanlılar ve Türkler olarak Gezi Parkı hareketine destek olmak için geldiklerini söyledi. “Türkiye’de olanları gördük. Geçtiğimiz hafta New Yorklu Türk dostlarımız Occupy’a geldiler ve bugün Occupy hareketi neredeyse tamamen Türklerden oluşuyor,” diyen Levis, olanlar ve gösteriler çok heyecan verici olsa da, bunun yaşananların ciddiyetini etkilemememesi gerektiğini ekledi. “Türkiye’de durum Yunanistan’dan bile daha kötü. Ölen insanlar oldu. Bu nedenle Amerikalı Türk dostlarımıza bunun tarihi bir an olduğunu ve onların yanında olmak istediğimizi söyledik” dedi.

» tepki aldılar

Yunanlı grubun desteği parkta coşkuyla karşılansa da, Türk toplumunun bazı üyeleri Türk ve Yunan bayraklaronın yan yana gelmesinden rahatsızdı. Konuyla ilgili olarak yeniden ulaştığımız Despina Lalaki ve Nikos Levis, tepki aldıklarını duyduklarında şaşırdılar. Despina Lalaki konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı: “Türk halkı; solcular, milliyetçiler- Kemalistler ya da Kürtler, her kesimden, siyasal görüşten ve etnik kimlikten insan Tayyip Erdoğan ve AKP’nin baskıcı politikalarına karşı ayaklandı. Bu grupların birbirleriyle ilişkilerini etkileyen derin tarihsel bölünmelerin ve farklılıkların farkındayız. Ancak tam da şimdi, herkese demokrasi, ifade özgürlüğü ve temel insan hakları için hep birlikte harekete geçmek için tarihsel bir fırsat ortaya çıktı. Bu, hakları için mücadele eden Türkiye’deki halklar için tarihi bir an. Biz de onları destekliyoruz ve ileride de, aralarındaki farklılıkların üstesinden gelip, ülkeleri için daha bir geleceği birlikte kurmaları, herkesin haklarına ve özgürlüklerine saygı duyan bir ülkeye dönüşmeleri yolunda gösterdikleri çabaya destek vermeyi sürdüreceğiz. Bu aynı zamanda Yunanistan ve Türkiye haklarının birlikte, onları baskı altına alan güçlere karşı ortak bir tavır almaları için de tarihi bir fırsat. Biz bunun her tür etnik, dini ve milliyetçi ayrımı ve düşmanlığı aşmaya çalışmak için uygun bir zaman olduğuna inanıyoruz.” “Son yıllarda, Yunan halkının neoliberalizme, tasarruf tedbirlerine ve siyasal baskılara direnişi-

ne ve ayrıca Yunanistan’da yükselişe geçen neo-Nazi hareketine karşı gelişen anti-faşist hareketlere uluslararası olarak destek veren ‘Yunanistan’a Destek’ hareketleri Yunan Diasporası içinde bağımsız olarak ortaya çıktı,” diyen Nikos Levis ise “Yunanistan’la Dayanışma Hareketi de New York’ta bunu yapıyor. ABD’de solun bir parçası olmak için çalışıyoruz. Uluslararası bir dünya görüşüne sahibiz. Misyonumuza ve özellikle aktif olduğumuz bir buçuk yıl içinde yaptıklarımıza www.akny.com sayfasından ulaşabilirsiniz,” sözleriyle AKNY hareketini anlattı.

» politik pozisyon almadık

Kürt ve Ermeni sorunuyla ilgili konularda daha Türkiye karşıtı pozisyon aldıları yönündeki iddialara Levis “AKNY’nin şimdiye dek yaptığı tüm çalışmalar tamamen Yunanistan üzerindeydi. Türklerin protestolarının öncesinde AKNY hiçbir zaman Türkiye ile ilgili politikalarda bir pozisyon almadı!” diye konuştu. Geçtiğimiz Cumartesi günü, #OccupyGeziParkNYC organizatörlerinin daveti üzerine Zucotti Park’taki gösteriye katıldıklarını söyleyen Levis, AKNY’nin gösteri sırasında okuduğu duyurunun da neden orada olduklarını anlattığını hatırlattı (Duyurunun tam metni de AKNY’nin sitesinde bulunuyor). Nikos Levis, “Sahip oldukları ideolojiler ve milliyetçilik nedeniyle bazı insanların sözlerimize kulak tıkayıp bizi yanlış anlaması, gizli amaçlarımızın ve gündemimizin olduğunu ileri sürmesi talihsiz bir durum. Aynı sorunu Yunan yurttaşlarında da görüyoruz. Ne yazık ki birçok insan bir bayrak ya da ulusal bir simgeyle karşılaştığında, aslında neler olduğuna bakmadan her seferinde aynı tepkileri veriyor. Biz insanlar ve simgeleri yan yana durduklarında, anlamın değiştiğine inanıyoruz. ‘Türklere yardım ettiğim’ için beni eleştiren Yunanlılarla da karşılaştım ama sayıları fazla değildi. Türkiye ve Yunanistan’ın benzer mücadeleler verdiklerini birçok Yunanlı anlıyor. Örneğin iki ülkede de insanlar kapitaliz-

min kontrolden çıkışını protesto ediyorlar. İki ülkede de protestolar, toplanma ve gösteri yapma özgürlüğünü yok etmek isteyen otoriter hükümetler tarafından şiddetli biçimde bastırılıyor. En önemli nokta bu: iki ülke de aynı türden bir baskıyla karşı karşıya! Burada Türk direnişine destek ol-

mak için küçük de olsa üzerimize düşeni yapmaya çalışıyoruz. Ama aynı zamanda tarihsel klişelerin ve düşmanlıkların da yavaş yavaş üstesinden gelebileceğimizi umuyoruz. Tarihi asla unutmamalıyız, ama bugünü yaşamalıyız. Halklarımız, farklılıklardan çok or-

taklıklara sahip. Despina, AKNY adına Zucotti Park’ta yaptığı açıklamada bu gerçeğin altını çizdi. ABD de dahil olmak üzere dünyanın her yerinde devletler, kendi ülkelerindeki gerçek mücadeleyi perdelemek için halklarına yabancı düşmanlar icat ederler,” diye konuştu.

Sanatçılar Gezi Parkı için New Jersey’de toplandı

New Jersey’li ressam Gülay Schorr’un evinde toplanan Türk ve Amerikalı sanatçılar, Gezi Parkı’na destek için evin duvarlarına dayanışmaya karşı gösterdikleri hassasiyeti ifade eden çizimler yaptı (NEW JERSEY-POSTA 212) Türkiye'deki Gezi Parkı Dayanışması'na destek vermek amacıyla, New Jersey'de yaşayan ressam Gülay Schorr'un pazartesi günü yıkılacak olan evinde bir araya gelen Türk ve Amerikalı sanatçılar, evin duvarlarına dayanışmaya karşı gösterdikleri hassasiyeti ifade eden çizimler yaptı. Gülay Schorr'un ve diğer sanatçıların Gezi Parkı Direnişi'ne verdiği destek, New Jersey ve New York sakinleri tarafından oldukça ilgi görürken, boş evin duvarlarına yapılan çizimler aracılığı ile barış ve sevgi mesajları verildi. 

destek Projeye tçıların ana s veren öyle:  ş leri isim ons rs Pa k ar M orr ch S ay Gül Gilf! ek Doran Ert ılmaz Necdet Y az Murat Yılm ğlu usao Seyhan M

» "İLHAM TÜRKİYE!"

Evli ve bir çocuk annesi olan Gülay Schorr, 20 yıldır ABD'de yaşıyor. Uzun yıllardır ABD'de yaşamasına rağmen, Türkiye'yi çok yakından takip ediyor ve her yaz mutlaka Türkiye'ye gidiyor. Cumartesi günü düzenlediği sanatsal aktivitenin ardından Posta212 muhabirine konuşan Schorr, "Yaptığım resimlerin kaynağı Türkiye'dir" diyor.

» "İKİ GÜN SONRA YIKILIYOR"

Geçtiğimiz haftalarda Zuccotti Park'taki  "Gezi Parkı Protestocularına Destek Eylemini"ne katıldıktan sonra Schorr'un aklına oldukça yaratıcı bir fikir geldi. Schorr,  eşi ile beraber satın aldığı ve çok eski olmasından dolayı pazartesi günü yıkılarak yenisinin yapılacağı Edgewater'daki evini Gezi Parkı Direnişi'ne destek amacıyla sanatçılara açmaya karar verdi. Bu projeyi liseden arkadaşı Doran Ertek ile birlikte iki hafta içerisinde Türk ve Amerikalı sanatçılara ulaşan Gülay Schorr'un teklifi büyük bir ilgi gör-

dü ve Cumartesi günü Schorr çiftinin Edwater'daki evinde oldukça keyifli bir aktivite gerçekleşti. 

» "GEZİ PARKI'NA TAM DESTEK" Miniklerin de destek verdiği bu aktivitede, iki Amerikalı ve beş Türk sanatçı üç katlı boş evinin duvarlarına  barış temalı çizimler yaparak, hafızlalardan silinmeyecek eserlere imza attılar. 


CNN’in önündeki ilk gösteriyi Erdoğan’ı destekleyen Türkler gerçekleştirdi. Siyah çelengi CNN’in kapısına bırakan protestocu Türkler, dünyaca ünlü haber kanalının taraflı haber yaptığını öne sürerek tepkilerini dile getirdi

C

CNN’in önünde ikinci gösteriyi Erdoğan karşıtları düzenledi. CNN’in Gezi Parkı olaylarında sergilediği yayıncılık alkışlandı 19 Haziran 2013 Çarşamba YIL 1 • SAYI 5 HAFTALIK ÜCRETSİZ

(HABER MERKEZİ /NEW YORKPOSTA 212) ABD’de Türk Toplumu aynı günde iki farklı gösteri düzenledi. Bir tarafta piyanodan yükselen tınılar, saksafon sesi, diğer tarafta mehter marşı, Osmanlı ezgileri, Kıbrıs ve Azerbaycan Bayrakları. ABD’de yaşayan Türkler, Gezi Parkı’nda başlayan eylemlerin ardından tıpkı Türkiye’de olduğu gibi ikiye ayrıldı. Murat Aktihanoğlu’nun New York Times’a verdiği ilan ise gerilimi yükselten son hamle oldu. Occupy Gezi protestoları, Zuccotti Park’ta Türkiye’deki gösterilere destek verirken, bir diğer grup, onların ve New York Times’a ilan verenlerin Türkiye’ye zarar verdiğini düşünüyordu. Diğer grup ise Cumartesi günü “Her Şey Türkiye İçin” platformunun Foley Square’de gerçekleştirdiği mitingi, AK Parti propagandası olarak görüyordu. “Her Şey Türkiye İçin” platformunun AK Parti hükümetini ve Erdoğan’ı desteklemek için bir gösteri düzenlediği Foley Square’de öğle saatlerine doğru artan kalabalığı yüksek sesle çalınan Mehter Marşı karşıladı. Otobüslerle çevre şehirlerden gelen göstericilerin amacı da şiddetti protesto etmekti, ama bu kez polis değil, “gösterici şiddetini.”

buna destek vermek için buradayız. Biz de batı ülkeleri gibi güçlü olabiliriz. Bir devlet politikamız, tek dil politikamız olabilir. Bırakın Tayyip’i ya da başkalarını bir tarafa, bizim millet olarak dik durmaya ihtiyacımız var” diyor. Cemile Hoşcan, Gezi Parkı’ndaki protestolara başlangıçta destek vermiş. “Ancak artık olaylar demokratik olmaktan çıkmış, hükümete, daha doğrusu Türkiye’ye karşı bir tavır alınmıştır. İnsanlar demokratik haklarını bu şekilde aramamalılar. Gelişen olaylar karşılıklı diyalogla çözülebilir,” diyor.

» CNN OLAYLARI ABARTTI

Foley Park göstericilerinden Rıza Ataş, dış basına öfkeli. “Türkiye’yi üçüncü sınıf bir ülke gibi gösterdiler. CNN ve New York Times Türkiye’deki olayları çok abarttı. Bizi dünyaya farklı tanıttılar. Biz öyle değiliz,” diye itiraz ediyor. Zuccotti Park için “Orada Yunan bayrakları altında bazı kişiler Türkiye’yi karalama, kötüleme yönünde açıklamalar yapıyorlar. Bizim onlarla işimiz olmaz” diyor. “Orada Türk bayrağı olsaydı, Atatürk posterleri olsaydı, Türkiye’yi vatanını sevenlerle dolu olsaydı orada olurduk. Yunan bayrağının altında Atatürk posteri ne

» PARTİDEN DESTEK İDDİASI

NEW YORK’TA BİR İLK

TÜRKLER İLK KEZ

MEYDANLARDA

ILKRAFFARKLI

KONUŞTU YILLARDAN BERİ ERMENİ RUM LOBİLERİNE KARŞI ORTAK HAREKET EDEN ABD’DE YAŞAYAN TÜRKLER BU KEZ BAŞBAKAN ERDOĞAN YANLILARI VE GEZİ PARKI DESTEKÇİLERİ OLARAK AYRILDI VE AYRI DÜŞTÜ CNN AMERİKA VE DİĞER ABD KANALLARI CNN ÖNÜNDE AYRI AYRI TOPLANAN TÜRK GÖSTERİCİLERİN EYLEMLERİNİ CANLI YAYINLADI

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’I DESTEKLEYENLER FOLEY SQUARE’DE ERDOĞAN KARŞITLARI ZUCCOTI PARK’TA MİTİNG DÜZENLEDİ

gösterilere Yunanlı grubun destek vermesinin de gösterilerin Yunan hükümetinden gelen parayla yapıldığı söylentisine yol açtığını ekliyor. “Masrafları cebimizden ödedik, zaten fotokopi dışında bir masrafımız da olmadı,” diyen Beşkardeş, Amerika’daki Türk toplumu böyle söylentilere inandığı için üzgün. “Zuccotti Park’a her gelen istediğini söyleyebiliyor. TC hükümeti yanlısı söyleyenlere de, karşıtı olanlara da, demokrasi taraftarlarına da, faşizmi savunanlara da kapı açık. Burası çoksesli bir yer. Orada Yunanlılar kendi bayraklarıyla geldiler. Davet edilmiş değillerdi, bize destek veren bir grup da değildi,” diye anlatıyor durumu. “Burada her görüşten insan var. Ortak birkaç noktada birleşiyoruz. Cennet Türkiye’miz cennet kalsın, doğamız bozulmasın. Konuşma özgürlüğümüz ve basın özgürlüğümüz olsun. Aslında bunlar anayasal haklarımız, biz bu hakların uygulanmasını istiyoruz. Çok marjinal isteklerimiz ya da sözlemlerimiz yok. Biz bu mevzular üzerinde bütün Türkiye Cumhuriyeti’nin birleşebileceğine inanıyoruz.” Zuccotti Park’teki gösteriler yalnızca Türkler değil, Occupy Wall Steet hareketine katılan-

» ILIMLI OLMASI GEREKİRDİ

» DİYALOG ÇÖZER

Yabancı kanalların Türkiye aleyhine yayın yaptığını düşünüyor Yunus Hoşcan. “Türkiye’nin kendi ayakları üzerinde durabileceğini göstermek ve

» CNN’DE GÖSTERİ

Zucotti Park’taki gösterinin bitiş saati yaklaştığında grup, eylemin nerede devam edeceği konusunda bir oylama yaptı. Kalkan eller, eylemin CNN’in bulunduğu Time Warner binasının önüne taşınmasına karar verdi. Amaç, Türkiye’de yaşananlara Türk medyası kayıtsız kalırken, en azından yabancı medyanın dikkatini çekebilmekti. Bunun üzerine birkaç saat önce Foley Meydanı’nda toplananların siyah çelenk bıraktığı Time Warner binasına giden grup, sloganlarla CNN görevlilerini aşağıya çağırdı.

» DIŞ BASINDAN ÇEKİNİYOR

Foley Park’taki göstericiler, yabancı basının Türkiye haberleriyle ülkeyi küçük düşürdüğünü iddia etse de, burada göstericiler olaya farklı bir açıdan bakıyorlar. Atıf Akın, “Türkiye’de hükümetin dış basın dışında hiçbir şeyden çekindiği yok maalesef. Üç gün önce CNN’in İstanbul’dan yaptığı canlı yayın sonrası rüzgarın yönü biraz olsun değişmişti. O yüzden bugün de CNN’in dikkatini çekmek önemli bence,” diyor. Birkaç saat süren gösterinin sonunda NY1 kanalı canlı yayına geçince göstericiler seslerini duyurma şansı buldu. NY1 kanalına grubun adına röportaj veren Nazım Şuva “NY1 olayı hiç bilmediği için biraz daha genel sorular sordu. Biz de Gezi Parkı’nda neden protestolar düzenlendiğini ve halkın neden Recep Tayyip Erdoğan’ı protesto ettiğini anlattık. Bütün bunlar canlı yayında çıktı. Bana bu arada üç tane Amerikalı arkadaşım mesaj atarak protestoyu canlı olarak gördüklerini söylediler. Yani bizim bu hareketimiz sonuçsuz kalmadı” diyor.

“Her Şey Türkiye İçin” platformunun genel koordinatörü Halil İbrahim Danışmaz, Türkiye’yi dış basına şikayet eden ilanların kendilerini harekete geçirdiğini söylüyor. AK Parti’den maddi destek aldıkları iddialarını kesinlikle reddediyor ve “Bu öyle planlı programlı bir organizasyon değil. Üç beş arkadaşın kahvelerini içerken ortaya çıkarttıkları bir fikir” diyor. Ancak hükümete manevi destek veren bu gösteri, elbette hükümetin desteğini de alıyor. “Aramızda hükümete yakın arkadaşlar var. Onlar da manevi olarak bizi desteklediklerini, doğru bir iş yaptığımızı söylüyorlar. Nasıl Zuccotti’deki gösterilere CHP destek veriyorsa buraya da hükümete yakın insanların destek vermesi gayet doğal. Bunda art niyet aramamak lazım,” diye açıklıyor bu durumu Danışmaz. Parkta büyük çoğunluk, Türkiye’deki hükümet karşıtı gösterilere katılanların basına verilen ilanda veya haberlerde “Türk halkı” olarak anılmasından şikayetçi. “Bizler de Türküz ve farklı düşünüyoruz” diyorlar. Danışmaz, bunun kesinlikle AK Parti ile bağlantılı bir toplantı olmadığını söylese de, Tayyip Erdoğan pankartları ve tişörtleri çoğunlukta. Katılanlar da Erdoğan’a destek veriyorlar. Gösterilere eşiyle birlikte gelen Yunus Hoşçan “Zuccotti Park’taki gösterilere saygı duyduğunu söylüyor, “ama onların Tayyip Erdoğan’a karşı olduğunu düşündüğümden oraya gitmiyorum,” diyor. Ama onun da eleştirileri var. “Başbakan’ın en başta ılımlı olması işi bu noktaya getirmeyebilirdi. Orada bir hata oldu,” diye konuşuyor.

hafta katılan Atıf Akın “Occupy Wall Street hareketi ile başlayan ve özellikle Zuccotti Park’da yerleşen eylem kültürü insana bir nebze de olsa sadece Türkiye’nin veya Amerika’nın değil dünyanın geleceği ile ilgili umut veriyor,” diyor. “Bugünkü eyleme çok neşeli gelmiştik, Gezi Parkı’ndaki uzlaşma ve başarıyı kutlamak isterdik ancak arka arkaya gelen müdahale haberleri, telefonlarımıza düşen yürek yakıcı fotoğraflar neşemizi üzüntü ve öfkeye dönüştürdü.”

» CNN’E GİTTİK geziyor? Bir yanlışlık var, orada Atatürk’ü kullanıyorlar gibi geliyor. Türkiye düşmanları Türkiye’yi üçüncü sınıf bir ülke olarak göstermek için her fırsatta bize saldırıyorlar.” Foley Park’ta “dik dur eğilme, güzel ülkemi çapulcu düşmana yedirme”, “demokrasiye evet, şiddete hayır”, “ne mutlu Türküm diyene”, “vatan haini Kılıçtaroğlu”, “söz konusu vatansa gerisi teferruattır” yazılı dövizler taşıyan grup, Gezi Parkı’nı “Türkiye Baharı” olarak yorumlayan görüşe “İlkbahar geçti, yaz geldi” pankartıyla yanıt verdi. Grup, yabancı basına tepkisini, CNN kanalının önüne siyah

çelenk bırakarak gösterdi.

» KULAKLARI TÜRKİYE’DE Foley Park’ta gösteri yapan grubun birkaç saat sonrasında CNN’in önünde bir başka Türk grubu gösteri yaptı. Bu kez, Gezi parkı gösterilerine destek veren Occupu Gezi grubu, binanın önündeydi. Geçtiğimiz Cumartesi günü, her hafta olduğu gibi Zuccotti Park’ta başlayan Occupy Gezi protestosu Türkiye’den gelen polis şiddeti haberleriyle birlikte sonunda CNN’in bulunduğu Time Warner binasına taşındı. Bu hafta parktaki sloganlar sık sık İstanbul’dan gelen polis şiddeti haberleriyle kesildi, yakınlarından haber alanlar, durumu

diğerlerine anlattı. Öğle saatlerinde artan kalabalık, pankartlar, şarkılar ve sloganlarla Türkiye’de iktidarın politikalarını ve yaşanan polis şiddetini protesto etti.

» BREZİLYALI DESTEĞİ

Zuccotti Park’ta bu kez Türklerle ile aynı anda İranlılar ve Yunanlıların da protesto gösterileri vardı. Geçtiğimiz hafta Türklere destek olmak için bayraklarıyla gruba katılan Yunanlara destek bu kez Türklerden gitti. Bir grup Türk, Yunanlıların protestosuna katılarak onların yanında Türk bayrağı açtı. Parkta yer alan Brezilyalılar da kendi bayraklarıyla Türklere destek verdi.

İlk hafta 3000 kişiyi bir araya getiren gösteriye katılanların sayısının son iki haftada azaldığı dikkati çekiyordu. Arda Beşkardeş, asılsız söylentiler ve provokasyonlar nedeniyle sayının azaldığını anlatıyor. “New York Times’a verilen ilanın parası aslında toplumdan çıktı. Fakat asılsız bir söylentiyle bu paranın toplumdan çıkmadığı, Türkiye’yi küçük düşürmek için Ermeni hükümeti tarafından verildiği söylendi” diyen Beşkardeş, “ Zaten ilan Türkiye’yi küçük düşürmüyor, sadece şimdiki hükümetin bazı politikalarını eleştiriyordu,” diyor.

» CEBİMİZDEN ÖDEDİK

Beşkardeş, geçtiğimiz hafta

lar tarafından da destekleniyor. Gösteriler çok sesli geçiyor ve bu çok seslilik dövizlere ve sloganlara da yansıyor. Bazıları ağaçları korumak isterken, bazıları Türkiye’nin İslami bir diktatörlüğe dönüşmesinden korkuyor veya hükümeti istifaya davet ediyor. Ama herkesin şiddetle karşı çıktığı konu, Türkiye’deki ailelerinin ve dostlarının gördükleri polis şiddeti. Türkiye’den gelen haberler, aynen Occupy Wall Street gösterilerinde olduğu gibi, hep bir ağızdan tekrar edilerek duyuruluyor. Buradaki grup eylem tarzını, bu parka yerleşen kültürden alıyor. Zuccotti’deki gösterilere her

“Bugün protestoların şiddetinin artmasının nedeni, polisin Divan Oteli’ne sığınan protestoculara ve doktorlara saldırmasıydı,” diyen Nazım Şuva, bunu sosyal medyadan haber alır almaz CNN’e gittiklerini söylüyor. “Türk medyasını zaten saymıyorum, ama yabancı medya da böyle şeyleri göstermeyi pek sevmiyor. Göstermeyi sevmedikleri için biz de olayları onların gözünün önüne doğru getirdik” diye açıklıyor CNN protestosunu. Levent Vural ekliyor: “Çünkü, arkadaşlarımız, kardeşlerimiz, en yakınlarımız şu an Taksim’de, o sokaklardalar. Onlar için bir şey yapmamız gerekiyor.”


POSTA212 - SAYI 5