Page 1

SİLİVRİ’YE MÜEBBET YAĞDI

Beyaz Saray, ‘Kulis’te! ■ Temsilciler Meclisi’ni göçmenlik reformu tasarısı konusunda ikna etmek isteyen Beyaz Saray, göç sistemindeki değişikliklerin yerel işletmelere sağlayacağı yararları anlatmak için eyaletler bazında bir kampanya başlattı.

■ Asrın davası Ergenekon’da olaylı karar duruşması geç başladı 2 saat 15 dakika sürdü. Aralarında milletvekilleri, askerler, gazeteciler ve öğretim görevlilerinin de bulunduğu 67’si tutuklu 275 sanığa şok cezalar verildi.» 15’TE

» 13’TE

7 Ağustos 2013 Çarşamba YIL 1 • SAYI 12

HAFTALIK ÜCRETSİZ

A M E R İ K A’ D A K İ

TÜRKLERİN

İngiliz gözüyle Ergenekon

GAZETESİ

Erdoğan'ı Gül'e şikayet ettiler

■ Binlerce sayfayı bulan Ergenekon iddianamelerini okuyarak, “Gerçek ile Fantezi Arasında: Türkiye’nin Ergenekon Soruşturması” isimli raporu yazan İngiliz gazeteci Gareth Jenkins’e göre, “Ergenekon soruşturması, şu an Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir iktidar mücadelesine girmiş olan Fethullah Gülen hareketi üyeleri tarafından yürütüldü” » 14’TE

Uluslararası Af Örgütü Başkanı:

ABD Kongresi’nin 46 üyesi, Cumhurbaşkanı Gül'e mektup yazdı ve Başbakan Erdoğan ile hükümet üyelerinin Gezi Parkı'na ilişkin açıklamaları sırasında Yahudileri kötüleyen sözler sarfetmesini eleştirdi. Kongre üyeleri Türkiye'de bireysel özgürlüklere ve ifade özgürlüğüne sahip çıkılması gereğinin de altını çizdi. » 8’DE

Uluslararası Af Örgütü (Amnesty Türk ■ International) Türkiye’de Gezi olaylarıyla başlayan protestoları yakın takibe aldı. Türkiye’den hükümeti daçelişkili açıklamalar geldiğini Uluslararası Af Örgütü beğenmediği söyleyen Başkanı William Jones, AB Bakanı Egemen Bağış’a “Protestocuterörist mi, canlı sivil toplum görüşleri larüyeleri mi; lütfen bir karar verin”

cezalandırıyor

www.posta212.com

diye sordu. » 10’DA

Bu kadın insan olamaz

Oscar’ı Ellen DeGeneres sunacak ■ Kırmızı -beyaz elbisenin sırrı ne? ■ Gladyatör İstanbul'da ■ İranlı müzisyen: ‘ABD'de huzur buldum’ ■ Polis hastaneye gitmeyen yaşlı adamı öldürdü ■ En hızlı internet Güney Kore'de

■ New Jersey’li bir kadın, günlerce aç bıraktığı köpeğini ölmek üzereyken çöpe attı. Şans eseri bulunan ‘Patrick’ isimli köpek ölümden döndü. Vicdansız kadın 18 ay hapis cezası istemiyle yargılanıyor. » 16’DA

Amerika Senatosu'nda Gezi Oturumu

■ New York Polis Departmanı Müslüman Polis Memurları Cemiyeti üyeleri, Brooklyn’deki Eyüp Sultan Camisi’ndeki iftarda bir araya geldi. New York Polis Departmanı Müdürü Raymond Kelly de iftara katılarak Müslüman çalışanlarının yanında yer aldı. Kelly, camiden çıkarken Posta 212’nin sorularını yanıtladı. » 3’TE

■ ABD Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu, Gezi Parkı protestolarına müdahalenin ardından Türkiye’nin iç ve dış politikasını bir kez daha mercek altına aldı. » 9’DA

■ Türklerin etnik pazar çıkmazı ■ Gençler baba ocağından ayrılmıyor ■ ABD'li postacılardan evlere içki servisi

HEPSİ VE DAHA FAZLASI POSTA212 LIFE’DA

Güvenlik olgusu OSMAN ÖZTÜRK ■ 4’DE

Hayat bayram olsa H A L D U N A R M AGA N ■ 1 1 ’ D E

NYPD Müdürü Kelly if tarda

Ramazan’a veda Bayrama merhaba A R Z U K AYA U R A N L I ■ 9 ’ DA

ABD Başkanlarının yanıt alamadığı iki soru

Bayrama sarılın

D O GA N U LU Ç ■ 3 ’ T E

M E H V E KO Ç A K ■ 2 ’ D E


2

Güncel Toplum

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Mehveş Koçak mehveskocak@posta212.com

Bayrama sarılın...

Ö

NCE çocuktum, şekerle kandırdılar Büyüdüm ayakabbı aldılar Yatağımın başucuna koydular Mutluluğun rengini arttırmak mendil icinde para verdiler Hele büyükşehirden gelen amcalar olmasın En büyük gıcır paraları onlar verdiler O amcalar, bayramın kahraman olurdu bir onda çocuklar arasında “Kahraman amca bize de gelecek” hayalleri bitmezdi Binbir çeşit kolanya kokan eller, Mutfakta istif edilmiş baklava tepsileri, Annemin sesini en çok duyduğum zamanlardı “Kim aşırıyor bunları ?” Benim görevim merasimle kapıda karşılanan misafirlere terlik vermekti. Yaşlı kadınlar hiç almazdı çünkü para cüzdanından daha önemliydi terlik ve örgü çantasını yanlarında taşımak, İsmini bile hatırlamakta zorluk çektiğimiz akrabaların, halini hatrını soranlar Dıdının dıdısı, meğer ne önemliymiş... Hele sokağa çıkma vakti gelmesin; Kiminin elinde gazoz, kiminin elinde dido çikolatası... Kolay değildi yılda bir kere onları yemek ! Efsane gazoz şişesi bitmek bilmezdi, çikolatanının kırmızı kağıdı da defter arasında saklanırdı bütün bir yıl... İşte böyle geçti bir çocukluğumun bayram günleri Telaş, curcuna ve bitmeyen o kapı ziliyle... Meğer ne önemliymiş çalan zil, o bayram kucaklaşmaları, tütün kolanyasının kokusu, Şimdi dünyanın bir ucunda bayram ve ben; Oturuyoruz bir sabah vakti, Bedenimin çocukluk saati bugün bayram diyor Ama kapının zili çalmıyor. Gelen olsa verecek terliğimin yok Çikolata, şeker canım istiyor; var olmaz mı ! Hem de binbir çeşiti Ama istiyorum ki bugün üzerinde ingilizce yazmasın Kulaklarım çocuk çığlıkları arıyor, oyun oynayan, top koşturan, Tertemiz elbisesini kirletip korkudan ağlayan “annem bana kızacak” diyen Yok kimsecikler... yok bugün ozlediklerim ...bu mahellede O önemsemediğim bozuk paralar bugün çok değerli Bana çocukluğum liralarını hatırlatıyor Yanıma almalıyım, aradabir sallayıp çok param var ya demeliyim “Kahraman Amca” bugün “ben” olmalıyım kendime gıcır bir para bulmalıyım. Ama istiyorum ki bugün üzerinde Amerikan eski başkanlarından Andrew Jackson’ın fotoğrafı var Bana “Atatürk fotoğrafı “ lazım....Atatürklü paralar dağıtmalıyım Kulağım dışarda bir ses, bir çığılk arıyor Titreşimedeki telefondan gelen bir tanıdık ses “ What’s up” diyor Bugün bu “naber” diyen dost sesi bile kaba geliyor Birileri “ Bayram” demeli.... İşte böyle geçiyor New York’da bir bayram Issız, kimsesiz kayıp bir gün gibi Biliyorum çok uzaklarda oralarda bir yerlerde yaşanılıyor tıpkı eskisi gibi Eğer bayram size de çok uzaksa Çok geçmeden Anlayın ve sahip çıkın bütün bu değerlere... Sıkı sıkıya bağrınıza basın kolanya kokulu, şeker tadındaki bayramı İçindeki her şeye sarılın. Sarılın sevdiklerinize, sarılmaya çalışın sevmediklerinize. Barışın tüm küstüklerinizle, af dileyin affedin ne varsa kırdığınız, kırıldığınız... Anın uzaktaki dostlarınızı sanki yanınızdaymış gibi Çünkü ben hiç gitmedim aslında yüreğim hala sizinle ve beni ben yapan değerlerle Ve hala büyüklerimin ellerinden küçüklerimin gözlerinden öpüyorum Sevgi ve Barış içinde, Nice Bayramlara

Türklerin yönet tiği proje ikinci oldu... Utah’ta düzenlenen ve 48 ülkeden 350 projenin mücadele ettiği Kentsel Dönüşüm Projesi Yarışması’nda 2 Türk mühendisin yönetimindeki 8 kişilik ekip büyük bir başarıya imza attı (UTAH - POSTA 212) Amerika’da Utah Eyaleti’nde düzenlenen Kentsel Dönüşüm Projesi Yarışması’nda, Türk mühendis Ömer Kalafatoğlu ve Türk Mimar Gökçe Saygın’ın yönettiği proje, 48 ülkeden katılan 350 uluslararası proje arasından ikinci seçildi. Posta 212’ ye konuşan Ömer Kalafatoğlu, proje ekiplerinin 1 peyzaj mimarı, 2 mimar, 1 iç mimar, 2 mühendis, 1 botanik uzmanı ve 1 sosyolojist olmak üzere toplam 8 kişiden oluştuğunu söyledi. “Projenin beyin fırtınası denilen kısmından teslimine kadar toplam 3 ay boyunca proje üzerinde çalıştık. Son bir ay detay çalışmalarında bazı günler 24 saatimiz ofiste geçti” diye ekledi.

Urban Harvet Lab SLÇ (Kentsel Hasat Laboratuvarı SLC) olarak adlandırılan proje; yenilenebilir enerji, karbondioksit emisyonunun azaltılması ve verimli şu kullanımını tasarımıyla öne çıktı. Ömer Kalafatoğlu ve Gökçe Saygın’ın yönettiği ekip. yaptığı detaylı analiz ve disiplinler arası tasarım sonucunda, Amerika’daki Eyaletler içinde hava kirliliğinin en üst seviyede olduğu Salt Lake City’de yıllık karbon yayılımını 280 ton azaltmayı başardı. Ayrıca şu kaynaklarının çok kısıtlı olduğu bu çöl ikliminde, bitkisel tasarımda kullandıkları damla sulama ve yağmur suyu geri dönüşüm sistemiyle, su kullanımında %72 tasarruf sağladı. Projenin bir diğer

önemli unsuru da; ekibin, kamusal peyzajda güneş enerji kullanarak, elektrik tüketimini %13 azaltmaları oldu. Projelerinin ikinci seçilmesindeki en büyük etkenin, “çevreci” bir tasarımlarının olması olduğunu belirten Kalafatoğlu, “Bu yaklaşımımız bizi diğer takımların önüne geçirdi. Firma olarak sürdürülebilirliği ön planda tutuğumuz için, bu yarışmada da karbon

yayılımı, su kullanımında tasarruf ve yenilenebilir enerji konularını projenin “Design Seed” dediğimiz “Tasarım Tohumu” yaptık. Hava kirliliğinin yüksek ve su kaynaklarının yetersiz olduğu Salt Lake City’de öne sürdüğümüz bu uygulmalar çok olumlu karşılandı ve bizi ikinciliğe taşıdı” diye kaydetti. “Ekibimizde farklı disiplilerden takım elemanlarının olma-

sından dolayı projemizin bir başarı kazacağını tahmin ediyorduk, fakat ikincilik yine de bizim için büyük bir sürpriz oldu” diye belirten Türk mühendis, Harword gibi büyük okulların mimarlık departmanlarının yanı sıra, büyük şirketlerinin katıldığı Kentsel Dönüşüm Projesi Yarışması’nda diğer katılımcıları elemenin kendileri için çok büyük bir ödül olduğunun altını çizdi.

“TÜRK TOPLUMUNA HER KONUDA YARDIMA HAZIRIM”

Türk dostu olarak bilinen İllinois Eyaleti Kongre Üyesi Adam Kinzinger, ABD’de yaşayan Türk toplumunun liderleriyle bir araya geldi. Kinzinger, Türk toplumuna her konuda yardıma hazır olduklarını söyledi (NEW YORK - POSTA 212) Amerikan Kongresi’nde Türk Dostluk Grubu üyesi olan Illinois Eyaleti Kongre Üyesi Adam Kinzinger, New York’ta Türk-Amerikan toplumunun bazı temsilcileri ile görüştü. Görüşmeye, TADF Başkanı Ali Çınar, TADF Denetleme Kurulu Başkanı İbrahim Kurtuluş, Anadolu Klübü

Başkanı Tayfun Selen, Türk-Amerikan aktivistlerinden Lydia Borland, Türk-Amerikan Giresunlular Derneği Temsilcileri ve eski Kongre Üyesin Michael McMahon katıldı. Kongre Üyesi Kinzinger “ Türk Amerikan toplumunda canlanma görüyoruz. 2015 yılında Ermeni

tasarıları gelmemesi için Türk Amerikan toplumunun pro-aktif şekilde olması ve ses çıkaracak tepkiler vermesi gerekiyor” diye konuştu. Kinzinger, “Eğer bu tür tepkiler doğarsa, bir çok Kongre üyesi sözde Ermeni soykırımı tasarılarından uzak durur” dedi. Kinzinger , Türkiye’nin Ortadoğu’daki çok önemli bir müttefiklerden biri olduğunun altını çizdi. Amerikan Hava Kuvvetleri’nde görevli olduğu dönemde, Türkiye’de de bir dönem bulunduğunu ve Türk-Amerikan ilişkilerine son derece önem verdiğini söyledi. Türk toplumuna her konuda yardıma hazır olduğunu belirten Kongre üyesi, ilişkilerin daha çok artması için her konuda öneri ve fikirlere açık olduğunu belirtti. TADF Başkanı Ali Çınar, TADF hakkında kısa bilgiler verdikten sonra, Türk toplumunu ilgilendiren hassas konularda fikir alışverişinde bulundu. TADF Denetleme Kurulu Başkanı İbrahim Kurtuluş’ ise, Amerika’nın Türkiye’yi kaybetme lüksü olmadığını belirterek, Tükiye’nin Kore Savaşı dahil, Amerika ile yakin ilişkide olduğunu dile getirdi. Türk-Amerikan Aktivisti Lydia Borland da, Amerikan Kongresi’ndeki Türk Dostluk Grubu sayısının artığını ifade ederek, yerel eyaletlerdeki aktivitelerin çok önemli olduğunu söyledi.

Yeni Kongre üyeleriyle tanıştılar Geçtiğimiz hafta Washington’daki Türk toplumu temsilcileri Maryland 8.Bölge Kongre üyesi Chris Van Hollen’in davetinde dört yeni Kongre üyesiyle tanıştılar

HABER OLMAK İÇİN...

haber@posta212.com

(WASHINGTON) ABD’de Kongre ağustos tatiline girmeden bir kaç gün önce Van Hollen, Washington’ın meşhur tren istasyonu Union Station’ındaki görkemli bir salonda destekçileriyle buluştu. ATAA’dan Oya Bain ve TCA’den JoEllen Byrnes’ın da kongre üyeleriyle görüşüp, Türk Amerikan ilişkileri ve toplumu hakkında bilgiler verdikleri etkinikte, konuklara Türk mezeleri ikram edildi. Oya Bain “Önemli olan bu dört eyalette (California, Florida, New Hampshire ve Arizona) oturan Türk ve Türkî toplumun bu Kongre üyeleri temasa geçip bilgi vermeleri ve dostluk kurmaları. Yeni seçilen Kongre

üyelerinin genellikle dış politika üzerindeki bilgileri kısıtlı olur. Kongre üyeleri şimdi Ağustos tatili dolayısıyla bir ay kendi bölgelerinde olacaklar. Bu açıdan Kongre üyeleriyle bölgelerindeki yerel toplumların dostluk kurma fırsatları için tam zamanı” dedi. Buluşmada Kongre üyesi Hollen destekçilerini dört ayrı eyaletten seçilmiş olan yeni Kongre üyeleriyle tanıştırdı. Gecenin açılışını Kongre üyesi Nancy Pelosi yaptı. Seçmenlere tanıtılan Dört yeni Kongre üyesi Amerika’nın çeşitliliğini ve etnik oluşumunu çok iyi yansıtıyor. Annie McLane Kuster New

Hampshire eyaletinin 2’inci Bölgesinden. Kongrede üzerinde çalıştığı alanlar iş yaratma ve hükümet sorumluluğunu içeriyor. Dr. Ami Bera, California’nın 7’inci Bölgesinden olup sağlık konularında bilgili. Kendisi Hint asıllı. Küba asıllı Joe Garcia Floridanın 26’inci Bölgesinden ve göçmen sorunları üzerinde duruyor. Arizona’nin 2’inci Bölgesinden olan Ron Barber ise özel bir seçimle seçilmiş. Daha evvelki Kongre üyesi Gabby Giffords vahşi bir silah atağı ile çok ağır yaralanmış ve Kongreden istifa etmişti. Barber şimdi silah kontrolü konuları üzerinde çalışıyor. Turkishny.com’dan alınmıştır


Toplum Yaşam

7 Ağustos 2013 Çarşamba

3

Doğan Uluç doganuluc@aol.com

NYPD Müdürü iftardaydı New York Polis Departmanı Müdürü Raymond Kelly, teşkilatta bulunan Müslüman polislerle Brooklyn’deki Eyüp Sultan Camii’nde bir araya geldi (NEW YORK – POSTA 212) New York Polis Departmanı Müslüman Polis Memurları Cemiyeti (NYPD Muslim Officers Society) üyeleri , Eyüp Sultan Camisi Derneği Başkanı Kenan Taşkent’in camide verdiği iftarda bir araya geldi. Programa iftar öncesinde NYPD Müdürü Raymond Kelly de katıldı. İftardan önce camiyi gezen ve bir konuşma yapan Kelly, Ramazan ayının bir düşünme, öz disiplin, nezaket ve affedicilik dönemi olduğunu söyleyerek bunların bu ülkenin de ilkeleri olduğunu hatırlattı ve Müslüman polis memurlarına bu prensipleri iş ve özel yaşamlarına yansıttıkları için teşekkür etti. New York’un 2012 yılında adam öldürme ve yaralama suçlarının tüm zamanların en düşük seviyesine indiğini söyleyen Kelly, bu yıl, geçtiğimiz yılın bu dönemine göre bu iki suçta yüzde 30 düşüş daha yaşandığını, bunun tüm polis memurları için gurur kaynağı olması gerektiğini kaydetti. New York Polis Departmanı’nın Müslüman toplumu ile olan ilişkilerinin çok kuvvetli olduğuna da vurgu ya-

pan Kelly, “Sandy kasırgası gibi çok zor günler geçirdik. Ama sizlerin sayesinde o kötü günleri atlattık. Sizlerin ve Polis Departmanının yardımıyla New York her zaman olduğu gibi dünyanın en müthiş şehri olmaya devam edecek,” dedi. Raymond Kelly’nin konuşmasının ardından hizmetlerinde üstün başarı gösteren Müslüman polislere ve Sandy Kasırgası sırasında yardımları dokunan topluluk üyelerine ve Eyüp Sultan Camii Dernek Başkanı Kenan Taşkent’e de takdir belgeleri sunuldu. Bu sırada kısa bir konuşma yapan Taşkent, “2002 yılında cami inşaatıyla başlattığımız mücadelenin bugün meyvelerini aldığımızı görmek, beni çok gururlandırdı ve duygulandırdı” dedi ve programa katılan herkese teşekkür etti.

» İSTİHBARAT ÇALIŞMALARI

Camiden çıkarken Posta 212’nin sorularını yanıtlayan Raymond Kelly, New York’ta adam öldürme ve yaralama suçlarının tüm zamanların en düşük seviyesine inmesinde, NYPD çalışanlarının katkısı olduğunu, ayrıca istihbarat temelli çalışmalara odak-

lanmalarının faydalı olduğunu söyledi. “bununla gurur duyuyoruz ama her gün yeni bir gündür, her gün suç oranının düşük kalması için çalışmamız gerekiyor” dedi. NYPD’de 100 kadar Müslüman polisin görev yaptığını, bunların bir kısmının iftara katıldığını söyleyen Kelly, aralarına daha fazla Müslümanın katılmasından memnuniyet duyacaklarını ve Müslümanların da aralarında bulunduğu tüm topluluklardan yeni memurları işe aldıklarını belirtti. NYPD’de ayrımcılığı engelleyecek türde doğru bir yapılanmaya sahip olduklarını da söyleyen Kelly, “Ayrımcılık oluyorsa bile bu en düşük seviyededir” dedi. Kelly, medyada “Müslümanları izleme programı” olarak sözü edilen NYPD’nin terör karşıtı programın süreceğini, 11 Eylül’den beri New York’ta planlanan 66 saldırıyı bu program sayesinde ortaya çıkarttıklarını ancak New York’un daha uzun süre bir hedef potansiyeli taşıyacağını düşündüğünü ifade etti.

SİNAGOG’DA İFTAR

ABD başkanlarının yanıt alamadığı iki soru

S

AYGI duyulan bilim adamı Stephen Hawking, as futbolcu David Beckham’ın eşi Victoria, iki ABD başkanı baba ve oğul Bush’lar, şampiyon Muhammed Ali, Hz.İsa’dan önce yaşamış Büyük İskender, Beatle John’un ortak yönleri nedir diye araştırmaya kalksanız karşınıza ‘Uçan Daireler’’(UFO) ile uzay yaratıklarının varlığına inanan yüzlerce şöhret, milyonları aşkın insan çıkar. Amerikalılar bu dünyada göreceğini görmüş, geçirmiş. Merakı uzayların ötesinde, bilinmeyen gezegenlerde. Uzunca listemizdeki ünlülerin ucuz şöhrete ihtiyacı yok. Yalnızca Amerika’da UFO’lara inanan bir milyon kişi var. 4 milyon Amerikalı ise uçan daire gördüğünü söylüyor. Bir Kanadalı petrolcünün 600 bin dolar bağışıyla kurulan uzay yaratıkları ve uçan daireleri araştıran ‘Paradigm Research’’ bu yıl Başkan Obama’dan UFO’ların resmen tanınması çağrısında bulundu. Bu kurumu destekleyenler 50 bin imzalı bir dilekçeyi de Beyaz Saray’a gönderdi. Geçen ilkbaharda Washington’da 6 eski kongre üyesinin yönettiği oturumda uzay yaratıkları ve UFO konusu karşı yönleriyle tartışıldı. Bir hafta süren oturumlarda masrafları dışında kongre üyelerine 20’şer bin dolar ödendi. Oturumlarda 1947 yılında New Mexico’nun Roswell kentinde bir uçan dairenin açık alanda parçalanması gündem başını işgal etti. ‘Paradigm Research’ün bir sözcüsü ‘’Kimyagerler uçan dairedeki malzemelerin dünyamızda benzeri olmadığını, başka dünyalardan geldiğini bildirdiler. Başkan Richard Nixon yakın arkadaşı komedyen-aktör Jackie Gleason’ı yanına alarak uçan dairenin muhafaza edildiği sığınağı gezdirdi. Orada defnedilen uzay yaratığını gösterdi. Bazı uzay araçlarının Amerikan nükleer tesisleri yakınında görüldüğünü tespit ettik. Tehlikeli bir durum bu.‘’Roswell Dosyası’’ hala kapalı. Beyaz Saray yıllardır gerçekleri açıklamıyor. Amerikalılara UFO’ların gerçek olduğunu, zaman zaman dünyamızı ziyaret ettiklerini açıklama zamanı çoktan geldi.’’ diye konuştu. Eski başkan George W. Bush :‘’Kabinemi kurduktan ofisime ilk çağırdığım CİA direktörü oldu. Michael seni ben tayin ettim. Senden cevap beklediğim iki soru var. Kennedy’yi kim öldürdü? Uçan Daireler var mı? ‘’Aradan 8 yıl geçti, hala yanıt alamadım’’ diye esrar kuyusuna yeni bir taş daha atıyor. UFO’ları gördüklerini söyleyenlerin ilginç hikayeleri var. Jimmy Carter başkanlığından önce Georgia’da bir kulüpten çıkarken tepesinde tabak şeklinde bir uçan daireyle karşılaştı. Ronald Reagan’ın özel uçağı California’ya inişe hazırlanırken kokpitin önüne bir uzay aracı çıktı. Reagan ve uçağın pilotu UFO’nun bir kaç dakika sonra dikine rotayla göğe tırmanıp gözden kaybolduğunu resmi makamlara rapor ettiler. Pop’çu Mick Jagger 1968’de bir gece sevgilisi Marianne Faithful’la evinin balkonunda, John Lennon’da 1974’de bahçede May Pang’la sohbet ederken uzay araçları 30-40 metre yakınlarına geldi. Telaşlanan Jagger evinin etrafını UFO detektörleriyle donattı. Victoria Beckham Los Angeles’ bahçesinde ağaç tepesinde bir uzay aracının dolaştığını görünce kuaförüne ayrıntılı mesaj gönderdi. Kuaför ‘’Sırtla çocuklarını, kaç’’ diye yanıt verdi. UFO’lar var- yok diyenler gene anlaşamadılar. Varyok tartışmasına bu kez de CİA girmedi. Başkan Obama uzay yaratıklarını resmen tanımaya yanaşmadı. Roswell dosyası yeniden rafa kaldırıldı. (hurriyet.com’daki yazısından alınmıştır)

Chigago’da Yahudi ve Müslüman topluluğu liderleri tarafından “Sinagog’da iftar” etkinliği düzenledi. İftarın amacının bağnazlığa karşı çıkmak olduğu açıklandı

FOTOĞRAFLAR: MARC HARRIS

(CHICAGO - POSTA 212) Geleneksel olarak Chigago’da düzenlenen “Sinagog’da İftar” adlı etkinliğe her sene olduğu gibi bu sene de ilgi yoğundu. Yahudi-Müslüman Toplum İnşası Girişimi’nin (Jewish – Muslim Community Building İnitiative - JMCBI) ev sahipliğini yaptığı, çok sayıda Müslüman ve Yahudi organizasyonunun desteklediği, herkese açık ve ücretsiz olan iftar yemeği Chicago’daki Anshe Emet Sinagogu’nda gerçekleşti. Bu yılki konsepti “ Bağnazlığa karşı komşuluk” olan “Sinagog’da İftar” etkinliğinde katılımcılar İslamofobiye, Yahu-

di karşıtlığına ve diğer bağnazlık türlerine karşı bir araya geldiler. Müslüman ve Yahudi duaları edilirken, farklı dinlere mensup kişiler konuşmalar yaparak birbirleriyle sohbet etme imkanı buldular. 11 Eylül saldırılarından sonra, Müslüman ve Yahudi toplumları arasındaki eğitim ve anlayışı ilerletmek amacıyla kurulan Yahudi-Müslüman Toplum İnşası Girişimi’nin başkanı Asaf Bar- Tura, “Sinagog’da İftar” adli etkinliği sayesinde katılımcıların, farklı dini inançlara sahip kişilerle kendileri arasındaki ortak özellikleri keşfetiklerinin altını çizdi.

Yeryüzü Sofraları Brooklyn Bridge Park’ta ■ (NEW YORK - POSTA 212) Gezi Parkı Direnişi’nin New York’taki destekçileri tarafından organize edilen “Yeryüzü Sofraları” iftar yemeğinin dördüncüsü Brooklyn Bridge Park’ta gerçekleşti. Bir çok farklı dine ve görüşe sahip olan kişinin bir araya geldiği iftar yemeğine geniş çaplı bir katılım gerçekleşti. Türklerin yanı sıra, Amerikalı, Tunuslu ve Mısırlıların da ilgi gösterdiği yemek esnasında Türkiye’deki ve Mısır’daki son gelişmeler tartışıldı. “Yeryüzü Sofraları” iftar yemeğinin organizatörlerinden Hakan Topal “Mısır’daki darbecilerin ve Türkiye’deki Erdoğan Hükümeti’nin protestoculara uygulamış olduğu baskı ve şiddetin birbirine çok benzediğini konuştuk. Erdoğan Hükümeti’nin ayrımcı politikalarına karşılık, kapsayıcı ve güleryüzlü bir hareteketin ne kadar elzem oduğuna ve bunun Gezi ile mümkün olacağına vurgu yaptık” diye belirtti. Hakan Topal, İstanbul’daki parklar gibi, New York’taki parkların da geceleri de çok güzel olduğunun altını çizerek, “Bizler de bu sayede bir çok yeni parkı keşfetmiş ve yepyeni yüzlerle tanışmış olduk” diye belirtirken, diğer katılımcılar da “Yeryüzü Sofraları” etkinliğinin Ramazan ayından sonra da devam etmesini dilediklerini söylediler.


4

Dünya

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Osman Öztürk Güvenlik olgusu HIZLI bir değişim ve gelişim sürecinden geçen dünya sisteminde güvenlik olgusu her geçen gün daha da güç kazanmaktadır. Özellikle Balkanlar’da başlayan etnik bölünmeler ve yeni devletlerin kurulmaları aşamasındaki etnik ve bölgesel savaşlar ve yaşanan şiddet olayları Balkan coğrafyasının güvenliğini tehlikeye düşürmüştür. Ancak binlerce can ve mal kaybına neden olan bu savaşlar uluslararası camianın müdahalesiyle son bulmuştur. Balkanlarda barışın güç olsa da sağlanmasından sonra bu defa Asya ve Afrika ülkelerinde bölgesel iç çatışmalar ortaya çıkmıştır. Daha sonra gündeme gelen Arap baharı adı verilen ve diktatörlüklerle yönetilen ülkelerdeki demokratik hareketler ile halkın demokrasiyi içselleştirme çaba ve faaliyetleri yeni bir depolitasyon olgusunu gündeme taşımıştır. Afganistan’da devam eden Taliban hareketi ve terör eylemleri bu operasyonu yöneten ülkeleri çıkmaz sokaklara sürüklemiştir, Suriye’de çıkan iç savaş sonucunda Esat güçleri ile muhalifler arasında süregelen çatışmalar bölgesel barış ve istikrarı bozucu bir faktör olarak varlığını halen sürdürmektedir. Suriye’nin kuzeyindeki yeni Kürt oluşumu PYD hareketi ile bölgesel bir Kürt yapılanmasının işaretleri bu bölgede gelecekte oluşabilecek fiili durumların ve Türkiye’ye nasıl yansıyacağının soru işaretlerini içinde taşımaktadır. Bölgesel bir güç olarak Türkiye bu boyutta nasıl hareket etmelidir, Konjoktürel olarak hareket alanları nasıl olmalıdır. Bu konuda hükümetin öngörüleri mutlaka vardır. Bu istikrarsızlık ortamı iç barışı ve huzuru nasıl etkilemektedir. Son zamanlarda sınır boyunda Suriye’den ateşlenen kurşunlara hedef olarak hayatını kaybeden veya yaralanan yurttaşlarımızın yaşadıkları korku ve mağduriyetler bu konuda artı sınır önlemlerinin alınmasını gerektirdiği bir gerçektir. Uluslararası camia bu konuda sessizliğini devam ettirdiğinden bütün sorunların maliyetini maalesef ülkemiz ödemektedir. ABD böyle bir durumda Türkiye’ye gereken desteği vermelidir. Artık güvenlik consepti dünya ekseninde göz ardı edilmesi mümkün olmayan bir kavrama dönüşmüştür. Geleceğin dünyasında güvenlik olgusu önemini daha da artıracaktır. Güvenlik bireyin sağlıklı ve güvenli bir şekilde yaşamsal faaliyetlerini sürdürmesidir. Günümüz toplumunda bireyin ve toplumun güvenliği daha da ön planda olacaktır. Toplum içindeki bireylerin bir birine karşı yabancılaşması bireysel ve toplumsal bağları da azaltmıştır. Geleneksel bağlar gittikçe çözülmekte, gelenek ve göreneklerin korunamaması , ailelerin eskisi gibi iletişim kuramamasına neden olmaktadır. Artık aile üyelerinin topluca bir arada yaşadıkları ataerkil aile düzeninden anne, baba ve çocuktan oluşan çekirdek aile düzenine geçilmiştir. Bu düzende iletişim ve ortak yaşam alanları kısıtlanmıştır. Ülkemizde terör ve bölücülük hareketinin barış projesi kapsamında dengelenmesi ve sürecin devam ediyor olması toplumda bir rahatlama yaratsa da geleceğe yönelik şüphe ve kaygıları ortadan kaldırmamıştır. Bu sürecin başarı ile sürdürülebilmesi için TBMM de bir konsensüsün oluşması ve bu projenin bir devlet projesine dönüştürülmesi önündeki engelleri de ortadan kaldıracaktır. Gezi olayları ile başlayan süreçte toplumsal katmanda farklı yapılanmalar oluşarak zamanla güvenliği tehdit edici bir boyuta çıkmıştır. Bu durumun buna etken olan toplumsal taleplerin göz ardı edilmesine yol açmaması ve demokratik ortamın farklı bir bakışla güçlendirilmesi gerekmektedir. Artık yaşadığımız coğrafyada güvenlik toplumun olmazsa olmaz ihtiyaçlarından biri haline dönüşmüştür. Güvenliğin olmadığı ve etkin olarak sağlanamadığı bir yerde huzur ve asayişten, barış ve istikrardan söz edilemez.

KADINLAR TEK BAŞINA YOLCULUK YAPABİLECEK (!) Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da metro sistemi kuruluyor. Metro sisteminin kurulmasına en çok kadınlar seviniyor. Çünkü Suudi Arabistan’da kadınların otomobil kullanmaları yasak. Metro sisteminin kadınları az da olsa özgürleştireceği düşünülüyor (SUUDİ ARABİSTAN-POSTA 212) Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da kurulacak olan metronun 22 milyon dolara mal olacağı, 2019 yılında tamamlanacağını ve günde bir milyondan fazla yolcu t.aşıması beklendiği açıklandı. Projenin başındaki kişi İbrahim - Al Sultan Reuters’e yaptığı açıklamada, metro sisteminin 6 milyon nüfuslu Riyad şehrinin hayat kalitesini yükselteceğine dikkat çekerek, bu sistemden en çok otomobil kullanmaları yasak olan kadınların yararlanacağını söyle-

ABD dünyayı izliyor Rusya’nın “ABD aleyhine daha fazla çalışmamak” şartıyla sığınma talebini kabul ettiği Edward Snowden, çok daha önemli bir bilgiyi daha ifşa etti

(NEW YORK – POSTA 212) ABD Ulusal Güvenlik Kurumu NSA’in “Prism” adlı küresel izleme ve dinleme programını basına sızdıran CIA eski çalışanı Edward Snowden ve gazeteci Glenn Greenwald, bu kez de internetten bilgi toplamakta kullanılan “XKeyscore” adlı ağı ifşa etti. Amerikalı ajan Snowden’ın sızdırdığı 32 sayfalık yeni sunum bilgilerine göre NSA, dünyanın istediği yerindeki bir kişiye ait bütün e-posta yazışmalarını, Google, Yahoo gibi siteler üzerinden yapılan tüm aramaları XKeyscore adlı bir programla takip edebiliyor. XKeyscore, hedeflenen kişinin internetteki neredeyse bütün hareketlerinin dökümünü veriyor. Sisteme sadece bir e-posta adresi girerek, o postayla ilgili bütün hareketlere ulaşılabiliyor. E-posta bilinmiyorsa, sadece isim, telefon numarası, IP adresi, anahtar kelimeler, internet tarayıcısı veya kullanılan dil gibi bazı veriler yeterli. Ayrıca program farklı dillerdeki yazışmaları İngilizceye çevirebiliyor. Sızdırılan sunumda, geçtiği-

Casusluktan suçlu bulundu (NEW YORK – POSTA 212) Wikileaks’in kurucusu Julian Assange’a, ABD’ye ait gizli belgeleri vermekle suçlanan Amerikalı asker Bradley Manning, “düşmana yardım”dan suçsuz, “casusluk”tan suçlu bulundu. Bu suçlardan dolayı Manning’e 100 yıldan fazla ceza verilebilir. Geçtiğimiz hafta başlayan duruşmada Savcı Ashden Fein, Manning’in vatan haini olduğunu ileri sürmüştü. Wikileaks belgeleri ABD tarihindeki en büyük sızıntı olarak nitelendiriliyor. Bradley Manning ise belgeleri Wikileaks’e sızdırdığını kabul edip, bunu “ABD dış politikasıyla ilgili tartışma başlatmak” için yaptığını söyledi. Manning’in avukatı ise, müvekkilinin ihmalkârlıktan suçlu olduğunu ancak düşmana yardım ettiği iddiasını destekleyecek tek bir delilin bulunmadığını belirtiyor. Avukatı David Coombs, Manning’in müebbet hapisle suçlanmayı hak edecek bir kötü niyetle hareket etmediğinin de altını çiziyor. Savcı Ashden Fein ise sızdırılan belgelerin Amerika’nın ulusal güvenliğini ve vatandaşlarının hayatını tehlikeye attığını iddia ediyor. Fein, Wikileaks’i “bir grup hükümet karşıtı aktivist ve anarşist” olarak nitelendiriyor. Savcı, Usame bin Ladin’i öldüren Amerikalı askerlerin baskını sırasında Manning’in sızdırdığı belgelerin dijital kopyalarını da ele geçirdiklerini iddia etti.

di. Riyad Üniversitesi öğrencilerinden Allaa Hassan, “ Kesinlikle metroyu kullanacağım. Kadınlar olarak otomobil kullanamadığımız için, metro sistemi bu alanda yaşadığımız sorunlara harika bir çözüm üretecek diye düşünüyorum” diye konuştu. Aynı zamanda, metro ulaşımının ekonomik olarak da avantajlar getireceğine değinen Hassan, “Üniversiteye minibüsle gidiyorum ve yaklaşık aylık 535 dolar harcıyorum. Eminim metro ulaşımı minibüsten daha ucuz olur” dedi.

miz yıl sadece 30 günlük bir dönemde sistemin 41 milyar kayıt tuttuğu belirtiliyor. Edward Snowden’ın NSA’nın dinleme ve izleme programlarını basına sızdırmasına yardımcı olan ABD’li gazeteci Glenn Greenwald geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, ABD Ulusal Güvenlik Kurumu’nun küresel izleme ve dinleme programını ifşa etmeye devam edeceklerini belirtmişti. Greenwald, şu ana kadar basına sızdırılan gizli belgelerin, yayınlayacakları gizli belgelerin yanında “çocuk oyuncağı” kalacağını iddia etmişti.

» HİÇBİR DENETİM YOK

Diğer izleme sistemleriyle entegre hale getirilen “XKeyscore” programıyla ilgili tartışmanın kilit noktası ise toplanan devasa miktardaki verinin, hiçbir yargı denetimi olmaksızın istihbaratçıların elinin altında olması. Yani, bir istihbaratçı, izleme emri almakla uğraşmadan birkaç tuşa basarak istediği kişiyle ilgili özel bilgileri edinebiliyor. NSA ise, XKeyscore programı sayesinde 2008 yılında 300 “terörist” yakaladığını açıkladı.

Esad yeniden aday Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Suriye Arap Ordusu’nun kuruluşun 68. yıl dönümü nedeniyle yayınladığı bildire 2014’te yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olduğunu açıkladı (SURİYE-POSTA 212) Suriye’de yayınlanan Halkın Ordusu Dergisi ve resmi haber ajansı SANA’da yer alan açıklamada Esad, ordu mensuplarına, “Kahramanlıklarınızla zaferin harflerini yazıyorsunuz, halkın vicdanını yansıtıyorsunuz, ilkeleri ve beklentilerini

koruyorsunuz, fedakarlıklarınızla vatanın birliğini koruyor, toprağını koruyor, bayrağının yükseklerde dalgalanması için çok büyük uğraşlar veriyorsunuz” dedi. Zaferden emin olduklarını ifade eden Esad,”Silahlı kuvvetlerdeki kardeşlerim, eğer

Suriye’de zaferden emin olmasaydık bu kadar direnmezdik. 2 yıldan fazla zamandır devam eden bu saldırıya karşı koyacak gücümüz kalmazdı” ifadelerini kullandı. Esad, 2014’te yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmaya da kararlı olduğunu açıkladı.

» SNOWDEN RUSYA’YA SIĞINDI ABD’nin gizli belgelerini sızdırmakla suçlanan ve bir süredir Moskova Havalimanında yaşayan Edward Snowden’a Rus hükümeti bir yıllık geçici sığınma hakkı verdi. Bu gelişmenin ABD ile Rusya arasındaki ilişkileri gereceği düşünülüyor. 30 yaşındaki Edward Snowden eski bir CIA çalışanı. Snowden, milyonlarca insanın internet ve telefon kayıtlarını izlediği bilgisini ifşa etmiş ve ABD tarafından hakkında Casusluk Kanunu’na muhalefetten yakalama kararı çıkartılmıştı. Snowden’in ifşaatı ABD’nin müttefiklerinin tepkisine neden olmuş, dünya çapında diplomatik tepkilere yol açmıştı. Snowden’ı elektronik izleme programının detaylarını sızdırmakla suçlayan ABD’nin, iadesi durumunda eski CIA ajanını “ulusal güvenliğe ait bilgileri izinsiz paylaşmak” ve “istihbarata ait hassas bilgileri yetkisiz kişilerle paylaşmak” suçlarıyla yargılayacağı belirtiliyor. ABD Adalet Bakanı Eric Holder ise, Snowden’ın iade edildiği takdirde ölüm cezası almayacağı güvencesi verse de, Rusya eski istihbaratçıyı iade etmeye niyetli gözükmüyor.

Birleşmiş Milletler Denetçilerine Onay (NEW YORK – POSTA 212) Suriye rejimi, hakkında çıkan kimyasal silah kullandığına ilişkin iddialar üzerine, bu silahların kullanıldığı iddia edilen bölgelerin BM denetçileri tarafından ziyaret edilmesine onay verdi. BM Genel Sekreteri Ban–Ki Moon, Suriye hükümetinden gelen onayın ardından en kısa sürede BM denetçilerinin bölgeye gideceğini açıkladı. BM denetçilerinin geçtiğimiz mart ayında kimyasal silah kullanıldığına dair iddialarla gündeme gelen Halep’in dışındaki Han el-Assal’ın da bulunduğu üç bölgeye gitmesi bekleniyor. BM’ye Suriye’de kimyasal silah kullanıldığına dair 13 farklı rapor sunuldu. İngiltere ve Fransa, mart ayı sonunda BM’ye gönderdikleri mektupla, görgü tanıklarıyla yapılan mülakatlar ve bölgeden elde edilen numuneleri paylaşmış, Han el-Assal ve diğer bölgelerde kimyasal silah kullanıldığına dair kanıtları olduğunu iddia etmişti. Rusya da ay başında, yürüttükleri soruşturma sonunda Suriyeli muhaliflerin Han el-Assal da sarin gazı kullandığına dair kanıt topladıklarını belirtmişti.


Ekonomi Ticaret

LaGUARDIA’YA TÜRK DAMGASI

7 Ağustos 2013 Çarşamba

TAV Havalimanları İcra Kurulu Başkanı M. Sani Şener

» GÜNLÜK 70 BİN VARİL

(NEW YORK – POSTA 212) New York ve New Jersey Liman İşletmeleri tarafından düzenlenen ihaleyle 2012’de 26 milyon yolcuya hizmet veren LaGuardia Havalimanı’nın ana terminal binası yenilenecek. Bu ihaleye girmek için Türk şirketi TAV Havalimanları Holding’in, Aeroports de Paris ve Goldman Sachs’a liderlik ettiği konsorsiyum yeterlilik aldı. Proje, LaGuardia Uluslararası Havalimanı’nın ana terminal binasının dizayn/yapım/finans/işletim ve bakım-onarımını kapsıyor. TAV Havalimanları İcra Kurulu Başkanı M. Sani Şener, konuyla ilgili olarak “Bu ihaleye ye-

terli görülmek demek, ABD gibi bir ülkede sizin mühendisliğinizin, finansal ve işletmesel kabiliyetlerinizin yeterli görülmesi demektir. Bu ihaleye hazırlanmak uzun ve zahmetli bir yol. Ama TAV’ın genç yeteneklerinin bunu başarıyla gerçekleştireceğine inanıyorum. Akıllı büyüme yönünde, stratejik tutarlılığımıza sadık kalarak bu çok önemli ihaleye en iyi şekilde hazırlanacağımızdan tüm yatırımcılarımız emin olabilir” dedi. New York’ta bulunan LaGuardia Uluslararası Havalimanı için toplam dört konsorsiyum yeterlilik alabildi.

Amazon’un işçi alması eski çalışanları şaşırttı İş yüküne göre fazla sayıda işçi çalıştıran Amazon.com’un 7 bin kişiyi işe alacağını açıklaması kafaları karıştırdı yükü varmış gibi davranıp, aslında iş olmadığı için çalışanlarını eve gönderdiğini ve çalıştırmadığını açıkladılar. Şirketin Dinwiddie merkezinde staj yapan Virginia Üniversitesi öğrencisi Chris Tucker şirketin işçi almasına şaşırdığını söyledi. “Oradaki çalışan sayısıyla, herkese verilecek kadar iş yoktu. Dolayısıyla insanları eve gönderiyorlardı” dedi. Şirketin diğer merkezi ise Chesterfield’da bulunuyor ve bu iki merkez

ABD’DEN İRAN’A PETROL YAPTIRIMI (WASHİNGTON-POSTA 212) ABD Temsilciler Meclisi’nin İran’ın petrol ihracatını hedef alan yeni bir ekonomik yaptırım paketini onaylamasının ardından, İran’dan petrol alımını daha da azaltacak yeni bir yaptırımın Türkiye’yi zorlayacağı belirtildi. Yeni yaptırımların yürürlüğe girmesi için Senato ve ABD Başkanı Barack Obama tarafından da onaylanması gerekiyor.

TAV Havalimanları, Aeroports de Paris (ADP) ve Goldman Sachs konsorsiyumu, New York’taki LaGuardia Uluslararası Havalimanı Ana Terminali ihalesine teklif veren şirketler arasına girdi ve yeterlilik belgesi aldı

(POSTA 212) Amazon, geçtiğimiz hafta ABD’de 7 bin kişiyi, tipik perakende sektörünün üzerinde bir maaş ve ek haklarla işe alacağını açıkladı. Online perakende devinin 13 eyaletteki merkezleri için 5 bin ve call centerına 2000 yeni çalışanı alacağı tahmin ediliyor. Ancak bu açıklama, şirketin eski çalışanlarını şaşırttı. Eski çalışanlar, CBS’e yaptıkları açıklamada şirketin sürekli çok iş

5

farklı türde siparişlere bakıyor. İki merkez de 2012 yılında 135 milyon dolar yatırımla açılmıştı. İki merkezin de tatil sezonunda artan siparişleri karşılamak için geçici işçi alması bekleniyordu. Ancak geçtiğimiz yıl işe alınan geçici işçilerin sayısı 200’dü. Geçtiğimiz hafta Amazon siparişleri ertesi gün teslim etme sistemini yaygın hale getireceklerini ve aynı gün teslim sistemini de kurmaya çalıştıklarını açıkladı.

Bir Türk yetkili, “Türkiye İran’dan alabileceği petrolün miktarını azaltabileceği kadar azalttı. Bunu da ilgili taraflara iletti. Bundan sonra yeni bir azaltım Türkiye’yi çok zorlar. Yeni bir yaptırım Türkiye için işleri zorlaştıracaktır” dedi. Yaptırımlar öncesinde günlük 180 bin varil civarında olan Türkiye’nin İran’dan petrol alım miktarı kademeli olarak azaltılarak 105-110 bin varil aralığına geriledi. ABD Kongresini oluşturan iki kanattan biri olan Temsilciler Meclisi’nde 20’ye karşı 400 oyla kabul edilen yaptırımlar İran’ın ihraç ettiği petrol miktarının bir yıl içinde günde 1 milyon varil azaltılmasını öngörüyor.

» HEMEN TELAFİSİ ZOR “Elbette Türkiye ortaya çıkabilecek petrol ihtiyacını karşılamak için kaynak çeşitliliğine gitmeye çalışıyor ya da bazı ülkelerden daha fazla petrol almak için görüşüyor” diyen aynı yetkili, “Ancak yeni bir kısıtlamada bunun hemen telafi edilmesi hiç kolay değil” dedi. Türkiye geçen yıldan bu yana Libya, Suudi Arabistan, Irak, ve Rusya’dan daha fazla petrol almak için görüşmelerde bulunuyor. Kabul edilen teklif ayrıca İran’a alternatif petrol kaynaklarına yönelmeyen ithalatçılara da yaptırımlar öngördüğü gibi, İran’ın ülke dışındaki hesaplarına erişimini zorlaştırıyor ve İran ile sanayi alanında ticaret yapan ülkelere cezalar içeriyor. ABD ve Avrupa Birliği’nin daha önceki yaptırımları İran’ın petrol ihracatında yüzde 50’den fazla düşüş sağlamıştı. ABD ayrıca İran’dan petrol alan Türkiye, Güney Kore, Japonya ve Çin’in alternatif ülkelerden petrol almasına yardımcı oldu.

WSJ: ENFLASYON HEDEFİ TUTMADI (NEW YORK - ANKA) TC Merkez Bankası’nın yıl sonu enflasyon tahmini yükseltmesi üzerine yurt dışında “Türkiye, enflasyon hedefini yeniden mi iskalayacak?” soruları soruluyor. ABD’nin borsa ve iş çevrelerinin gazetesi Wall Street Journal, “Türkiye’nin enflasyon hedefini yeniden ıskalamaya doğru ilerlediği” görüşünü dile getirdiği haber analizinde Türkiye’nin bu yıl da enflasyonun hedefi üzerinde gerçekleşmesi olasılığına vurgu yaptı.  Citibank’ın verilerine dayanarak Merkez Bankası’nın enflasyon hedeflemesine başladığı 2005 ile Ekim 2012 arasındaki geçen süre içinde fiyatların kümülatif olarak yüzde 81.3 oranında arttığına, bu oranın da aynı süre için hedeflenen kümülatif yüzde 52.2 enflasyonun çok üzerinde olduğuna dikkat çeken gazete, Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın Salı günü enflasyon tahminini yeniden yukarıya çekmek zorunda kaldığını böylece Merkez’in yıl sonu beklentisinin yüzde 5.3’ten yüzde 6.2’ye çıkarıldığını kaydetti. 

» İYİMSER TAHMİN

WSJ, revize edilen tahminin de, yüzde 5’lik orta vadeli hedefinin oldukça üzerinde olduğuna işaret ettiği haberinde, Standard Bank’ın yükselen piyasalar araştırma bölümü başkanı Tim Ash’ın “Bu hala çok iyimser bir tahmin gibi görülüyor” sözlerine de yer verdi. Merkez Bankası’nın yaptığı revizyonun temelinde beklenenden yüksek petrol fiyatlarının ve liranın dolara karşı hızlı değer kaybının bulunduğunu belirten gazete, bu tempo ile Başçı’nın enflasyon hedefini üçüncü yıl ardı ardına ıskalayacağı gibi göründüğünü yazdı.  Amerikan gazetesi, Türkiye’nin yüksek cari işlemler açığının ise mayıs ayı itibariyle 53.6 milyar dolara tırmadığını ancak son dış ticaret verilerinin beklenenden düşük bir açığı yansıttığını belirtikten sonra buna karşın analistlerin ülkenin “küresel risk iştahına hala kırılgan” olmayı sürdürdüğü uyarılarını da aktardı.


6

Ekonomi Para

7 Ağustos 2013 Çarşamba

ABD büyüdü, Türkiye üzüldü ABD’de yılın ikinci çeyreğinde 1.1 olarak beklenen büyüme 1.7 oranında arttı. Özel sector istihdamı da 180 bin beklentilerini aşınca, Türkiye’de dolar yükselişe geçerken, borsada sert düşüşler oldu

TOBB’da konsey seçimleri yapıldı (ANKARA-ANKA) Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nde (TOBB), konsey seçimleri yapıldı. Bugün yapılan seçimler neticesinde Sanayi Odaları Konsey Başkanlığına Erdal Bahçıvan, Ticaret Odaları Konseyi Başkanlığına Ekrem Demirtaş, Ticaret ve Sanayi Odaları Konseyi Başkanlığına Osman Yıldırım, Deniz Ticaret Odaları Konseyi Başkanlığı’na Sefer Kalkavan, Ticaret Borsaları Konsey Başkanlığı’na Yahya Toplu seçildi. TOBB’dan yapılan yazılı açıklamada TOBB Konsey Seçimleri sonuçları hakkında bilgi verildi. Bugün yapılan seçimler neticesinde Ticaret Odaları Konseyi, Sanayi Odaları Konseyi, Ticaret ve Sanayi Odaları Konseyi ile Deniz Ticaret Odaları Konseyi Başkan ve Başkan Yardımcıları şöyle belirlendi:  TİCARET VE SANAYİ ODALARI KONSEYİ:  Başkan: H.Osman Yıldırım (Sivas Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı)  Başkan Yard.: Mahmut Kösemusul (Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Yön. Kurulu Başkanı)  Osman Geliş (Şırnak Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı)  Hüsnü Serteser (Afyonkarahisar Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı)  TİCARET ODALARI KONSEYİ:  Başkan: Ekrem Demirtaş (İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı)  Başkan Yard.: Hakan Ülken (Aydın Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı)  Mahmut Hiçyılmaz (Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı)  Atila Menevşe (Adana Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı)  SANAYİ ODALARI KONSEYİ:  Başkan: Erdal Bahçivan (İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı)  Başkan Yard.: Mustafa Topçuoğlu (Gaziantep Sanayi Odası Meclis Başkanı)  Müjdat Keçeci (Denizli Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı) DENİZ TİCARET ODALARI KONSEYİ:  Başkan: Sefer Kalkavan (İMEAK Deniz Ticaret OdasıYönetim Kurulu Başkan Yardımcısı)  Başkan Yard.: Metin Kalkavan (İMEAK Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı)  TİCARET BORSALARI KONSEYİ:  Başkan: Yahya Toplu (Polatlı Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı)  Başkan Yard.: Ömer Abdullah Özdemir (Mersin Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı)  Ziver Kahraman (Ordu Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı)  Turhan Altıntel (Kırklareli Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı). 

İşsizlikte umutlar artık tükeniyor (NEW YORK – POSTA 212) ABD Çalışma Bakanlığı verilerine göre, Temmuz’da tarım dışı istihdam artışı beklentilerin altında kaldı. İstihdam 162 bin artarken, işsizlik oranı yüzde 7,4’e geriledi. Böylece Temmuz ayı işsizlik oranı, Aralık 2008’den bu yana görülen en düşük seviyede gerçekleşti. Yine de ülkede resmi rakamlara göre hala 11,5 milyon işsiz bulunuyor. Ekonomistler, tarım dışı istihdamın temmuz ayında 184 bin kişi artmasını, işsizlik oranının yüzde 7,5’e düşmesini bekliyorlardı. Daha önce 195 bin olarak açıklanan haziran ayı istihdam artışı, 188 bin olarak düzeltilirken, yüzde 7,6 olarak açıklanan işsizlik oranında bir revizyon yapılmadı. ABD’de kişisel gelirler Haziran’da yüzde 0,3 ile beklentilerin altında artarken, kişisel tüketim harcamaları yüzde 0,2 ile beklentilerin üzerinde yükseldi. Yayınlanan raporda bulunan bir başka gösterge ise siyahlar arasında Ağustos 2011’de yüzde 16,5 olan işsizliğin, Aralık 2008’den bu yana en düşük seviyeye indiğini gösteriyor. Yüzde 12,6 olan siyahlar arasında işsizlik oranı, yine de geçmişte olduğu gibi ülke ortalamasının üzerinde.

» İŞGÜCÜNE KATILIM DÜŞTÜ

Uzmanlarsa, işsizlikteki düşüşün kısmen 37 bin işçinin işgücünden çıkmasından, yani iş aramayı bırakmalarından kaynaklandığı konusunda uyarıyorlar. Çalışma yaşında olan ve bir işi olan ya da iş arayan Amerikalıların oranını gösteren “işgücüne katılım oranı” Temmuz’da son 35 yılın en düşük seviyesine inerek yüzde 63,4 olarak gerçekleşti. Sol eğilimli düşünce kuruluşu Center for American Progress’ten ekonomist Adam Hersh bir yazılı açıklama yaparak “ABD işgücü piyasası yavaş şeritten gidiyor” dedi. “Son açıklanan rapordaki mütevazı kazanımlara rağmen, işsizlik açığını kapatacak ya da ülkedeki çalışanların gelirlerini artıracak kadar hızlı ilerleyemiyoruz” yorumunda bulundu.

(İSTANBUL-POSTA 212) Piyasaların bu hafta takip edeceği en önemli iki veri olan ABD büyümesi ve özel sektör yeni istihdam rakamları dün öğleden sonra açıklandı. Önce ABD özel sektör istihdamı 180 bin beklentilerini aştı. Ardından yüzde 1,1 beklenen ABD ikinci çeyrek büyüme rakamları beklentilerin çok üstünde yüzde 1,7 oranında arttı. Bu iki veri açıklanır açıklanmaz piyasalar Amerikan Merkez Bankası Fed’in tahvil alımını eylül ayında yavaşlatacağı beklentisini satın almaya başladı. Dolar dakikalar içinde yükselişe geçerken borsada sert düşüşler görüldü. Piyasada ABD verilerin olumlu çıkması durumunda Fed’in tahvil alımlarını kademeli yavaşlatarak para musluklarını kısması beklentisi yüksekti. ABD ekonomisindeki olumlu büyüme rakamlarıyla birlikte bu beklenti önce kendisini dolarda gösterdi. Merkez Bankası’nın faiz koridoru üst bandında artışın

gündeme gelebileceğini açıkladığı 15 Temmuz gününden bu yana düşüşe geçen dolar ilk kez hızlı bir yükselişle 1.9295

boyu yatay seyreden borsa ABD verilerinin açıklanmasıyla hızlı düşüşe geçti. Gelişmekte olan ülkelerden para çıkışının hızlanacağı endişesiyle borsa dün yüzde 1.4 bir kayıp yaşayarak günü 73 bin 377 puandan kapadı. Bankacılık endeksinde düşüş yüzde 2,68’i buldu.

» PARA MUSLUKLARI KISILACAK

liradan 1.94 liranın üstüne kadar çıktı. Gün içinde en yüksek 1.9462 lirayı gören dolar böylece 15 Temmuz’dan bu yana ilk kez bu seviyeleri gördü. Merkez Bankası’nın dolara müdahalede gözlemlediği en önemli göstergelerden olan döviz sepeti ise en yüksek 2.2620 lirayı gördü. Dolardaki bu yükseliş borsada da bankacılık hisseleri önderliğinde düşüşü hızlandırdı. Dün gün

Fed’in para musluklarını kısacağı beklentisi son haftaların en önemli göstergelerinden Amerikan 10 yıllık tahvil faizlerine de yansıdı. Yüzde 2,50 seviyelerinde olan ABD 10 yıllıkları açıklanan olumlu veriler üzerine yüzde 2,70’e kadar çıktı. Gelişmekte olan ülkelere sermaye akışının tersine dönebileceğini gösteren bu veri sonucu doların değer kazanması gelişmekte olan ülkelerin merkez bankalarının nasıl aksiyon alacağı soru-

sunu akıllara getirdi.

» PARA KAÇABİLİR

Amerikan Merkez Bankası Başkanı Ben Bernanke’nin mayıs ayında tahvil alım programını yavaşlatacağını açıklamasıyla piyasalarda dalgalı sürecin fitilini ateşledi. Bernanke bu açıklamalarını yumuşatsa da tahvil alım programının yavaşlatılmasını işsizlik

oranının yüzde 6.5’a düşmesi ve enflasyonun yüzde 2’ye çıkması şartına bağladı. Bu açıklamalardan sonra ABD işsizliğinin düşüşüne yönelik açıklanan her veri piyasalarda irili ufaklı çalkantılara yol açtı. Özellikle dün ekonomik büyüme ve özel sektör istihdamının beklentileri çok aşması Fed’in tahvil alım programıyla gelişmekte olan ülkelere açtığı para musluklarının kısılacağı beklentisine yol açtı. Bunun gerçekleşmesi durumunda gelişmekte olan ülkelerdeki sıcak paranın faizleri yükselen gelişmiş ülkelere kaymasından korkuluyor.

Kıbrıs Rum Kesimi’nde mevduatlara el konuluyor Güney Kıbrıs’ta IMF ile yapılan anlaşma gereği bankalarda 123 bin dolardan fazla parası bulunanlar yandı. Çünkü bu miktarın üstündeki paraların yüzde 47.5’ine el konuluyor (LEFKOŞE – POSTA 212) Kıbrıs’ın Rum kesiminde ekonomik kriz sonrası IMF ile 23 milyon euroluk anlaşma yapılmıştı. Bu anlaşma gereğince bankalarda 100 bin Euro’nun (123 bin dolar) üzerindeki mevduatlarının yüzde 47,5’ine el konuluyor. Açıklama, Güney Kıbrıs’ın Euro bölgesi ülkeleri ve IMF ile 23 milyar euroluk kurtarma anlaşması yapmasından dört ay sonra geldi. 10 milyar dolarlık bir fon paketinin serbest bıra-

kılması karşılığında, Kıbrıs Bankası ve daha küçük bir kurum olan Laiki’deki 100 bin euronun üzerindeki mevduatlara el koyuldu. Operasyon nedeniyle Güney Kıbrıs yetkilileri bankalardan para çekme ve transfer işlemlerine kısıtlama getirdi. Hükümetin ekonomi danışma kurulunda olan Nobel ödüllü Christopher Pissarides, bankaların kontrolünün iki yıl kadar sürebileceğini tahmin ettiğini açıkladı.


Ekonomi Finans

7

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Temmuz piyasalara iyi geldi Dow Jones ve S&P 500 endeksleri temmuz ayını rekor seviyelerde kapattı

oluşturacak.Ayrıca bazı verilerin beklentilerin üstünde gelmesi herşeyinyoluna girdiğini göstermez.Ağustos ayının başından itibaren bir aylık tatile girecek olan Amerikan Kongresi tatil dönüşü önlerinde kabarık ve zor bir gündemle karşılaşacaklar.Partizanlığın oldukça fazla olduğu Kongre’nin çıkaracağı yasalar,yapması gereken düzenlemeler ekonomi ve finans piyasaları için oldukça büyük önem taşımakta.2011 yılının ağustos ayında borç tavanını yükseltmek için anlaşamayan Kongre ABD’nin AAA olan kredi notunun düşürülmesine sebep olmuştu.

FED FAİZ ORANLARINDA HERHANGİ BİR DEĞİŞİKLİK YAPMADI ABD Merkez Bankasi’nin iki gün süren toplantısından sonra yapılan açıklamada faiz oranları beklendiği şekilde yüzde 0 ile 0.25 aralığında bırakıldı.Buna ek olarak Fed’in her ay yapmış olduğu 85 milyar dolar tutarındaki bono alımlarına devam edileceği belirtildi.Enflasyonun ısrarlı bir şekilde düşük seviyelerde kalması ekonomik performasın önünde engel oluşturduğuna da dikkat çeken Fed piyasaların cevabını merakla beklediği bono alım programının ne zaman yavaşlatılacağına dair herhangi bir ipucu vermedi. Ayrıca Merkez Bankası ekonominin kabul edilemeyecek kadar düşük bir hızla da olsa büyüdüğünü ancak şimdilik desteğe ihtiyacı olduğunu da sözlerine ekledi.Bazı ekonomistler Fed’in parasal genişlemeyi yavaşlatıcı ilk adımı bir sonraki Merkez Bankası toplantısında atacağını tahmin ediyorlar.Bir sonraki Fed toplantısı 17-18 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek. ABD’de İşçi Bakanligi’nin verdiği bilgiye göre işsizlik başvurupara miktarından daha ları geçen hafta son önemli.Para piyasalarınbeş yılın en düşük seda faiz oranlarının sistemi viyesine indi.İşsizESEN tehdit edecek boyutlara lik sigortası için ÜNAL ulaşmasının engelleneceesenun@gmail.com yapılan başvuruği mesajı verilmektedir.Son lar geçen hafta itizamanlarda Çin’de piyasalar bariyle 19,000 düşerek haziran ayındaki paniği tektoplam 326,000 olarak rar yaşama korkusu yaşamaya gerçekleşti.Ekonomistler başlamışlardı. başvurularda artış beklemekteydi.

WALL STREET RAPORU

AVRUPA MERKEZ BANKASI ECB FAİZ ORANLARINDA HERHANGİ BİR DEĞİŞİKLİK YAPMADI Avrupa Merkez Bankası son toplantısında faiz oranlarında beklendiği gibi herhangi bir değişiklik yapmadı ve 0.5 seviyesinde bıraktı.Ekonomide arzu edilen canlanma gerçekleşene kadar faizlerin bu seviyelerde kalacağını ve hatta şartlar kötüleşirse oranların daha da aşağıya gidebileceğini teyit etti.ECB Başkanı Mario Draghi gelen ekonomik verilerin resesyonun en zor günlerinin geride kaldığına işaret ettiğini,tüketici ve diğer güven endekslerinde başlayan iyileşmeler, ekonomik aktivitenin yavaş yavaş canlanmaya başladığını göstermekte dedi.

ÇİN BU SEFER NAKİT SIKIŞIKLIĞINA İZİN VERMEDİ Haziran ayında yaşanan bankalararası nakit sıkışıklığını tekrar yaşamak istemeyen Çin,şubat ayından bu yana ilk kez para piyasalarına nakit enjekte etti,Çin Merkez Bankası’nın verdiği bilgiye göre 7 günlük repo sözleşmesi ile para piyasalarına yaklaşık 3 milyar dolar verildi. Çin ekonomisinin büyüklüğü düşünüldüğünde bu miktar oldukça küçük bir rakam ancak aslında verilmek istenen mesaj

EURO BÖLGESİNDEN GELEN HABERLER UMUTLARI ARTIRDI

Euro bölgesinde imalat endeksi temmuz ayında 2 yıldan beri ilk kez artış gösterdi.17 ülkeden oluşan euro bölgesinin üçüncü çeyrekte resesyondan çıkması bekleniyor.Markit Economics Euro bölgesi imalat sanayi endeksi temmuzda 50.1’e cikarak çok azda olsa üretimin kıpırdamaya başladığını gösterdi.Euro bölgesinden gelen umut verici bir başka haber işsizlik oranı ile ilgiliydi.İşsizlik, haziran ayında iki seneden beri ilk defa bir düşüş kaydetti.Tüketici harcamaları Almanya,Fransa ve Ispanya’da hayal kırıklığı yaratmış olsa bile diğer olumlu veriler Euro bölgesinde en kötünün geride kaldığını gösteriyor.Bunda ECB başkanı Draghi’nin “ne pahasına olursa olsun” diye verdiği ünlü demecin büyük katkısı var.Bundan sonra Avrupa’nın sorunlu ülkelerinin borçlanma faizleri rekor seviyelerden çok daha makul seviyelere düşmüş ve hükümetlerin üzerinden büyük yük alarak Euro bölgesini olası bir dağılma riskinden kurtarmıştı.

JAPONYA’DA SANAYİ ÜRETİMİ DÜŞTÜ Ticaret Bakanligi’nin verdiği bilgiye göre, Japonya’da sanayi üretimi bir önceki aya göre yüzde 3.3 oranında bir düşüş

İMALAT SEKTÖRÜ AMERİKAN EKONOMİSİNİN YÜZDE 12’SİNİ OLUŞTURMAKTA ISM endeksi, satın alma müdürlerine anket yoluyla sorulan sorular yoluyla elde edilmekte.Endeksin hazırlanması için stoklar,istihdam,üretim ve siparişler ile ilgili sorulara verilen cevaplar kullanılmaktadır.50 sayısı daralma ve genişleme arasındaki sınırı oluşturmaktadır.

ÇİN’DE FABRİKALAR TEMMUZ AYINDA BİRAZ DAHA HAREKETLİYDİ

gösterdi.Açıklanan bir başka habere göre de işsizlik oranı Japonya’da yüzde 3.9 olarak gerçekleşti.Bu oran 2008’den beri Japonya’nın sahip olduğu en düşük işsizlik oranı.Ancak ekonomistler Japon hükümetinin artırmayı planladığı tüketim vergisinin ekonomideki toparlanmayı oldukça olumsuz etkileyeceğini dile getirmekteler.Hatta bazı ekonomistler bir adım daha giderek, yüzde 5 olan tüketim vergisinin yüzde 8’e yükseltimesi halinde Japonya’nın kendini tekrar resesyonun içinde bulacağını iddia etmekte.

ABD’DE EMLAK PİYASASI YÜZLERİ GÜLDÜRMEYE DEVAM EDİYOR ABD’de 20 ana şehirdeki emlak fiyatlarındaki değişmeleri ölçen S&P Case/Schiller endeksi son 7 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.Buna göre ev fiyatları mayıs 2012 ile mayıs 2013 tarihleri arasında ortalama yüzde 12.2’lik bir artış gösterdi. Hala düşük olan borçlanma faizleri ile gittikçe düzelen işgücü piyasası emlak piyasasına olan talebin arkasındaki en önemli iki etken.

TEMMUZ AYINDA YAVAŞLADI ABD’de istihdam temmuz ayında beklenildiği kadar güçlü değildi.Buna rağmen işsizlik oranı yüzde 7.4’e düştü.ABD İşçi Bakanlığı’nın verdiği bilgiye göre işverenler temmuz ayında 162,000 kişiye iş olanağı sağladılar.Bu rakam tarım dışı

BIST 100 DOW JONES S&P 500 NASDAQ ALTIN (TL/GR) ALTIN (ONS/$) DOLAR/TL EURO/TL BRENT PETROL LIGHT CRUDE WTI

Haftalık Yılbaşından Değişim % Bugüne % 1.5 -7.7 0.63 19.49 1.07 19.88 2.1 22.19 -0.81 -14.30 -0.86 -22.28 0.36 9.7 0.37 10 1.67 2.52 2.18 14.11

ABD’DE İMALAT SEKTÖRÜ BEKLENTİLERİN ÜZERİNDE GENİŞLEDİ ABD’de imalat sektörü temmuz ayında son iki yıldaki en yüksek seviyesine ulaştı.Yılın ikinci yarısı için daha iyimser bir beklenti içinde olan imalat sektörü üretim gazına biraz daha hızlı bastılar.İSM imalat endeksi temmuzda 55.4 seviyesine çıkarak parasal genişleme programını yavaşlatmayı düşünen Merkez Bankasi’na biraz rahatlık vermiş oldu.Geçen ay 50.9 seviyesindeki endeks beklentilerin üstünde gerçekleşmiş oldu.Endeksin bu seviyesi üçüncü çeyrekte ekonomik büyümenin yılın ilk yarısından daha yüksek olacağı beklentilerini güçlendiriyor.Bu durum doğal olarak gözleri bir sonraki Fed toplantısına çevirecek.Bazı ekonomistler Fed’in eylül ayında yavaşlama düğmesine kesin gözüyle baksada,son Fed toplantısında buna dair herhangi bir ipucu yoktu.Merkez Bankası başkanı Ben Bernanke’nin dediği gibi ekonomi ile ilgili gelecek olan veriler karar vericilerin odak noktasını

ÇİN SERVİS SEKTÖRÜ MART AYINDAN BU YANA İLK KEZ ARTIŞ GÖSTERDİ Çin Ulusal İstatistik Burosu’nun verdiği bilgiye göre,dünyanın en büyük ekonomisine sahip olan Çin’de servis sektörü temmuz ayında 54.1 seviyesine ulaştı.Bir önceki ay 53.9 seviyesinde olan endeks mart ayından bu yana ilk kez artış gösteriyor.İmalat sanayi dışındaki sektörün de büyümesi Çin’in bu yıl için ulaşmaya çalıştığı yüzde 7.5’lik büyüme hedefini yakalaması açısından önem taşımakta.Son zamanlarda servis sektörü imalat sektöründen daha iyi bir performans göstermekte.Servis sektörü mart 2011 yılından beri büyüme ile küçülme sınırı olarak kabul edilen 50’nin aşağısına inmedi.

GELECEK HAFTANIN ÖNEMLİ EKONOMİK TAKVİMİ Tarih

5/8/2013

PİYASA ÖZETİ Cuma Günlük Haftalık Kapanış Değişim Değişim 74,033 631 1094 15,658 30.34 100 1709 2.8 18 3689 13.84 76 81.9 -0.3527 -0.67 1310.5 -0.7 -11.4 1.93 -0.012 0.007 2.56 -0.004 0.0095 108.95 -0.59 1.78 106.94 -0.95 2.24

istihdamı temsil ediyor.Temmuzdaki bu artış son 4 ayın en düşük rakamı.Güçlü imalat endeksi ile sıradan istihdam rakami Fed’in bir sonraki toplantısını daha da önemli bir hale getirdi.Bu rapordan sonra birçok Wall Street analisti Fed’in parasal genişleme programında yapacağı yavaşlamayı yıl sonuna kaydıracağını söylemeye başlayacak gibi görünüyor.

İmalat sanayi aktiviteleri temmuz ayında beklenenden biraz daha hızlıydı. Resmi raporun imalatta genişlemeye işaret etmesine karşın özel sektör tarafından gerçekleştirilen anket imalat sanayinin hala küçüldüğünü göstermekte.Ulusal İstatistik Bürosu tarafından yapılan açıklamaya göre resmi PMI temmuzda 50.3’e yükseldi.Haziran ayında endeks 50.1 seviyesindeydi.Resmi imalat endeksi, genellikle büyük ve devlete ait işletmelerden alınan bilgilere dayanılarak güncelleştiriliyor.HSBC PMI ise küçük ölçekli ve özel firmalar üzerinde odaklanan anketlere göre gerçekleştirilmekte.Markit Economics’in HSBC ile beraber gerçekleştirdiği anket,imalatın temmuz ayında 47.7 seviyesinde olduğunu göstermekte.Yani resmi endeksin tersine özel sektör endeksi genişleme değil imalat sektöründe daralmanın varolduğunu gösteriyor.Bu durumdan,hükümetin yıllık büyüme hedefi olan yüzde 7.5’e ulaşmak için devlete ait büyük işletmelere kredi musluklarını biraz açmış olabileceği sonucunu çıkarmak mümkün.

6/8/2013

7/8/2013 8/8/2013 9/8/2013

Ülke

Türkiye Türkiye ABD Euro Çin Euro UK Euro Euro ABD Euro ABD ABD Çin Çin Çin Çin ABD

Konu

Tüketici Fiyat Endeksi (Yıllık) Üretici Fiyat Endeksi ISM İmalat dışı endeks Euro bölgesi perakende satışlar Hizmet servisleri PMI İtalya sanayi üretimi (Yıllık) Endüstriyel üretim (Yıllık) İtalya gayri safi milli hasıla (2.çeyrek) Almanya fabrika siparişleri Ticaret dengesi Almanya endüstriyel üretim (Aylık) Tüketici kredileri İşsizlik Başvuruları Tüketici fiyat endeksi (Yıllık) Üretici fiyat endeksi (Yıllık) Perakende Satışlar (Yıllık) Endüstriyel Üretim (Yıllık) Toptan satışlar

Beklenti 53 -0.6% -3.3% 0.7% -0.40% 1.00% -43milyar$ 0.3% 15 Milyar $ 336000 2.80% -2.2% 13.5% 9.0% 0.40%

Önceki

8.3% 5.2% 52.2 1.0% 51.3 -4.20% -2.3% -0.60% -1.30% -45milyar$ -1.0% 19.6 Milyar $ 326000 2.70% -2.7% 13.3% 8.9% -0.50%


8

Güncel

7 Ağustos 2013 Çarşamba

ABD’Yİ BM’YE ŞİKAYET ETTİLER

ERDOĞAN’I GÜL’E ŞİKAYET ETTİLER ABD Kongresi’nin 46 üyesi, Cumhurbaşkanı Gül’e mektup yazarak, Başbakan Erdoğan’ın Yahudileri kötüleyen sözler sarfetmesini doğru bulmadıklarını bildirdi

Güney Amerika Ortak Pazarı (Mercosur) üyesi beş ülke, ABD Ulusal Güvenlik Kurumu NSA’nın küresel dinleme ve izleme programından duydukları rahatsızlığı BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’a iletti (NEW YORK-POSTA 212) Venezuela Dışişleri Bakanı Elias Jaua, Arjantin Dışişleri Bakanı Hector Timerman, Bolivya Dışişleri Bakanı David Choquehuanca, Brezilya Dışişleri Bakanı Antonio de Aguiar Patriota ve Uruguay Dışişleri Bakanı Luis Almagro, ABD’nin New York kentinde BM Genel Sekreteri Ban KiMoon ile bir araya geldi. “Mercosur’un dönem başkanlığını yürüten Venezuela’nın Dışişleri Bakanı Jaua, NSA eski çalışanı Edward Snowden tarafından basına sızdırılan iletişimi izleme programının temel insan hakları, uluslararası hukuk ve ülkelerin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirttti. Venezuela Dışişleri Bakanı Jaua, bu durumun toplumların karşılıklı güveni üzerinde ciddi etkileri olabileceğini söyledi. Dışişleri bakanları olarak ülkelerin Snowden’a sığınma hakkı vermesini desteklediklerini kaydeden Jaua, Ban ile gö-

(POSTA 212) ABD Kongresinin 46 üyesi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e mektup yazarak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile hükümet üyelerinin Gezi Parkı’na ilişkin açıklamaları sırasında Yahudileri kötüleyen sözler sarfetmesini eleştirdi.

» BM’DEN AÇIKLAMA

BM Genel Sekreterlik sözcülüğünden yapılan açıklamada da görüşmede Ban’ın ABD’nin izleme ve dinleme programı nedeniyle önemli hakların ve mahremiyetin tehlikeye girdiğini ve bu temel hakların korunmasının önemine değindiği vurgulandı.

Ülkemizin Türkiye ile olan uzun soluklu ilişkilerinin korunmasına bağlı olan ABD Temsilciler Meclisi üyeleri olarak, bu mektubu üst düzey Türk yetkililerin yakın zamanda yaptıkları anti-semitik açıklamalardan duyduğumuz derin endişeyi ifade etmek üzere yazıyoruz. Mart ayında, ABD Temsilciler Meclisi’nden pek çok üye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a Siyonizm’i ‘insanlığa karşı suç’ olarak niteleyen açıklamasını geri çekmesini istemek için mektup yazmıştı. Ne yazık ki, buna bir yanıt alamadık. Aksine, anti-semitik açıklamaların artmasına şahit olduk. Çok yakın bir geçmişte, Başbakan Erdoğan Gezi Parkı’nda başlayan protesto gösterileri konusunda aralarında ‘faiz lobisinin’ de bulunduğu- ki bu ifade Yahudileri ima eden bir ifadedir- dış güçleri suçladı. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay da endişele-

rimizi daha da artıracak şekilde, Türkiye’deki gösterilerin ‘Yahudi diasporası’ tarafından desteklendiğini söyledi. Haziran ayında ABD Başkanı Obama, Türkiye’yi ‘hem bölgesinde hem de tüm dünyada güçlü bir ortak ve müttefik’ olarak nitelendirdi. Ülkelerimiz, daha geniş bir bölgesel ve küresel istikrarın kurulabilmesi için uzun zamandır birlikte çalışıyorlar ve biz önemli gördüğümüz ittifakımızın güçlenmeye devam etmesini umuyoruz. Suriye’de devam eden krizden kaçan yüz binlerce sığınmacıya topraklarını açan ve ABD’nin Afganistan’da yürüttüğü kampanya ile küresel terörizmle mücadelede kilit ortak olan Türkiye, NATO içinde de stratejik bir değerdir. Sayın Cumhurbaşkanı, Bu dostluk ve işbirliği çerçevesinde sizin, hükümeti üyele-

rinin anti-semitik retoriğini kamuoyu önünde kınamanızı rica ediyoruz. Bir demokraside bunun yeri yoktur. Ayrıca bu tip açıklamalar, iki büyük ülke arasındaki ilişkilere gereksiz gerginlik yüklemektedir. Türkiye’nin hoşgörü konusunda, aralarında engizisyon ve Yahudi Soykırımı (Holocaust) dönemlerinde Yahudi toplumuna kapılarını açmanın da dahil olduğu uzun ve onurlu bir hoşgörü tarihi bulunmaktadır. Türkiye ve Yahudi dünyası arasındaki tarihe dayanan ilişkiler ve Türkiye’deki zengin Yahudi kültürel mirası, bu tip açıklamaları yersiz kılmaktadır. Bölgeyi kapsayan geçiş süreci ve istikrarsızlığın hakim olduğu bu dönemde, kendi ülkenizin iç işlerini elinizde tutan sizin, hoşgörüye, bireysel özgürlüklere ve ifade özgürlüğüne en üst düzeyde saygınızı göstermeniz kritik önem taşımaktadır.

Dr. Mehmet Öz, İsrail’de Netanyahu ile buluşuyor (TEL AVİV-ANKA) İsrailli medya tarafından “Amerika’nın en ünlü doktoru” olarak nitelenen Dr. Mehmet Öz’in halen İsrail’e yaptığı ziyaret sırasında Başbakan Binyamin Netanyahu ile bir görüşme yapacağına dikkat çekilirken “Netanyahu, ‘Dr. Öz Şovu’nun bir hayranıdır” denildi. Bu arada, İsrail’den Türkiye’ye geçecek olan Öz’ün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile “yakın ilişkileri”nin olduğu belirtilirken, Netanyahu’nun Öz ile Türkiye-İsrail ilişkileri konusunda “özlü” bir görüşme yapması beklentisi de bulunuyor. Haaretz gazetesi, eşi ve çocukları ile birlikte İsrail’i ziyaret eden Mehmet Öz ile yaptığı mülakatı yayımladı. Gazete Öz için “Amerika’nın en ünlü doktoru, İsraillilerin iyi bir stres yönetim araçlarına ihtiyaçlarının olduğunu söylüyor” diye yazdı. İsrail halkının sürekli oto-

Gazete, görüşmelerde İsrail-Türkiye ilişkilerinin ele alınması beklentisini yansıttığı haberinde Öz’ün Başbakan Erdoğan ile olan “yakın ilişkileri”ne de vurgu yaptı.

mobil kullanmak yerine yürümelerini olumlu karşılayarak, “yürümeye devam” tavsiyesinde bulunan Öz, “Sizin burada yaptığınız gibi sürekli stres altında yaşamak insanların aşırı yemek yemelerine ve obez olmalarına yol açabilir” uyarısında da bulundu.

» İLİŞKİLERİ DÜZELTEBİLİR

Öz’ün İsrail ziyaretinin ünlü Amerikan hahamı Spmuley Boteach tarafından düzenlendiği belirten Haaretz haberinde “Uzun yıllar ABD’de yaşadıktan sonra Türkiye’ye dönen anne babasını her yıl ziyaret eden Öz’ün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yakın ilişkilerinin olduğu biliniyor. Öz’ün Binyamin Netanyahu ile bir araya gelmesi öngörülüyor ve Boteach, Öz’ün Başbakan’a Türkiye ile ilişkileri onarmaya yardımcı olabileceğini söyledi” diye yazdı.

Boteach ayrıca, Öz’ün İsrail’in ardından Türkiye’ye gideceğine dikkat çektikten sonra “Bu nedenle inanıyorum ki Başbakan (Netanyahu) onunla İsrail’in Türkiye ile ilişkileri konusunda çok özlü bir görüşme yapacak. Mehmet bir diplomat değilse de çok ağırlığı var” dedi. Bunun üzerine Haaretz şunları yazdı: “Böyle bir görevi üstlenmeye hazır olup olmayacağının sorulması üzerine Öz ‘dost olan insanları daha dost yapma konusunda rol almaya karşı olduğumdan değil, ama açık ki daha çok öğrenmem lazım. Henüz o duruma gelmedim’ dedi.” Bu arada, Boteach da, Netanyahu’nun “Dr. Öz Şovu” hayranı olduğu duyumlarını aldığını söylerken “Belki, Mehmet’e sağlık konusunda tavsiyelerini soracak” diye konuştu.

Türkler hacker’lar Beyaz Saray’a saldırdı

Beyaz Saray’ın sosyal medyadan sorumlu personeline yönelik gerçekleştirildiği belirtilen siber saldırıların arkasında bir Türk hacker grubunun olduğu öne sürüldü (POSTA 212) Beyaz Saray, şu günlerde personeline yönelik gerçekleştirilen ‘hack’lenme iddiaları ile çalkalanıyor. Adli uzmanlar tarafından ortaya atılan iddiaya göre, bu siber saldırıların arkasında ise bir Türk hacker grubu var. İddia ilk olarak, ABD ‘nin önde gelen dijital strateji yayınlarından NextGov’da ortaya atıldı. ‘1923Turk-Grup’ adlı Türk hacker’ların arkasında olduğu söylenen siber saldırılarda, Beyaz Saray çalışanlarının e-posta hesaplarına hacker’lar tarafından erişim sağlandığı iddia ediliyor. Söz konusu siber saldırılara maruz kalan personelin ABD Başkanı Barack Obama’nın sosyal medya stratejisinden sorumlu olduğu açıklanırken, bu üç çalışanın Gmail adreslerine korsan yollarla erişim sağlandığı da söylenti-

miyle hazırlanan mektubu imzalayanlar arasında, Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi üyeleri de dahil olmak üzere Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Partili toplam 46 Kongre üyesi bulunuyor. Temsilciler Meclisi’nin mektubu şöyle...

Sayın Cumhurbaşkanı Gül,

Haaretz gazetesi, “Amerika’nın en ünlü doktoru” olarak nitelediği Dr. Mehmet Öz’ün halen İsrail’i ziyaret ettiğini ve ziyaret sırasında Başbakan Netanyahu ile buluşacağına dikkat çekti.

rüşmede ABD’nin izleme ve dinleme programından duydukları “kaygı, kızgınlık ve şikayetleri” BM Genel Sekreter Ban Ki-Moon’a ilettiklerini dile getirdi. BM Genel Sekreteri Ban’ın konuya ilişkin endişelerini paylaştığını belirten Venezuela Dışişleri Bakanı Elias Jaua, bu programa ilişkin BM sistemi içinde nasıl bir adım atacaklarını değerlendireceklerini söyledi.

Kongre üyeleri Türkiye’de bireysel özgürlüklere ve ifade özgürlüğüne sahip çıkılması gereğinin de altını çizdi. Temsilciler Meclisi İllinois üyesi Brad Schneider, Teksas’tan Randy Weber, Florida’dan Lois Frankel ve Kuzey Carolina’dan Mark Meadows’un girişi-

ler arasında.

HEDEF OBAMA MIYDI? Bilindiği üzere ABD Başkanı Barrack Obama, sosyal medyayı en aktif kullanan hatta seçim kampanyalarının büyük bir bölümünü Twitter ve Facebook gibi sosyal paylaşım sitelerinden yürüten siyasi liderlerin başında geliyor. Hacker’ların da bu doğrultuda, personelin e-posta bilgileri ile Twitter bilgilerine kadar ulaşmış olabileceği belirtiliyor. Kaldı ki Obama’nın Twitter’da 34 milyonun üzerinde takipçisi olduğu göz önünde bulundurulursa, olası bir siber saldırıda yaşanabilecek kaosu hayal etmek bile oldukça güç. Geçtiğimiz aylarda prestijli haber ajansı AP’nin ele geçirilen sosyal medya he-

sapları üzerinden paylaşılan; “Beyaz Saray’a saldırı, yaralılar var.” başlıklı asparagas haberi, ABD borsalarının kısa bir süre içerisinde dibe vurmasına yol açmıştı.

EN BÜYÜK ŞÜPHELİ ‘SERDAR’ Üstelik Mashable sitesindeki diğer

bir iddiaya göre ise bahsi geçen bu üç Beyaz Saray personelinin haricinde, 10’dan fazla çalışana da virüslü bağlantılar içeren e-postalar gönderildiği ve bu yollarla personellerin sosyal medya hesaplarına ait kullanıcı adı ve şifrelerini girmelerini gerektiren yanıltıcı içerikler sunulduğu belirtildi. Yine aynı sitede yer alan bir bilgiye göre, saldırıların arkasında ‘SeRDar’ kullanıcı isimli İslami aktivist yer alıyor. Mashable’a konuşan CrowdStrike İstihbarat Birimi Başkan Yardımcısı Adam Meyers, “SEA’nın uyguladığı yöntemlere baktığınız zaman, Beyaz Saray’ı, İslami ideoloji eğilimli bir amaca işaret eden bir takma adla hedef almak, Türkiye ’deki bir hacktivist grup tarafından gerçekleştirilmesi mümkün görünüyor” yorumunda bulundu.


Güncel

7 Ağustos 2013 Çarşamba

9

Arzu Kaya

Uranlı twitter@arzukayauranli

Ramazan’a veda Bayrama merhaba “Oruç tutuğunda, iyi alışkanlıklar sanki arkadaşınmış gibi gelir sana yardımcı olur.” Mevlana Celaleddin Rumi

Z

ABD SENATOSU’NDA GEZİ OTURUMU ABD Kongresi’nde Gezi Parkı protestolarına müdahalenin ardından Türkiye’nin iç ve dış politikası bir kez daha mercek altına alındı (WASHINGTON-ANKA) ABD Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu’na bağlı Avrupa İşleri Alt Komisyonu’nda “Türkiye Nereye Gidiyor? Gezi Parkı, Taksim Meydanı ve Türk Modelinin Geleceği” konulu bir oturum yapıldı. Amerika’nın Sesi’ne göre, Avrupa İşleri Alt Komisyonu’nda düzenlenen oturuma başkanlık eden Demokrat Partili Connecticut Senatörü Chris Murphy, Türkiye’nin siyasetini değerlendirmeye alma nedenini, “Türkiye’nin, özellikle demokrasinin kalitesi konusunda aldığı yön, Amerika ve bölge çıkarları açısından büyük önem arz ediyor” sözleriyle izah etti. Türkiye’yi son sekiz yılda üç kez ziyaret ettiğini belirten Senatör Murphy, Erdoğan hükümetinin Türkiye’yi büyük bir bölgesel ekonomik ve siyasi güç haline getirmesini “şaşkınlıkla” izlediğini söylerken bunu “Avrupa ve Amerika’yla ilişkilerine borçlu olduğunu” öne sürdü.

» ÖZGÜRLÜKLER BASKI ALTINDA

Buna karşın Murphy son dönemde “Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin tartışmalı yasalar geçirdiğini, zaman zaman basın ve son dönemde de siyasi özgürlükleri baskı altına aldığını” ileri sürdü. Christopher Murphy, Gezi Parkı

protestolarına değinirken de Başbakan Erdoğan’ın protestolara yanıtının, “hali hazırda olduğu gibi demokratik seçimlerle iktidara gelmiş popüler bir liderden öte, daha çok savunma konumundaki bir diktatörle bağdaştığını” iddia etti. Murphy, “Gezi Parkı protestolarından sonra devam eden tutuklamaların, protestoculara sert muamelenin, (Başbakan’ın) Twitter ve Facebook gibi sosyal paylaşım sitelerini kötülemesinin, bazen ince, bazen de incelikten uzak bir şekilde Yahudi diasporasına ve Batılı hükümetlere suçlamalar yöneltmesinin, Türkiye’yi eleştirenleri olduğu kadar dostlarını da kendinden uzaklaştıracağı” görüşünü dile getirdi. Murhpy, Arap Baharı gibi bölgesel değişimlerin tam anlamıyla Türkiye’nin çıkarına hizmet etmediğini, İsrail’le ilişkilerinin bozulmasının Ortadoğu’daki en önemli istikrar unsurlarından birini tehdit ettiğini, ama iki ülke arasındaki son yakınlaşma sürecinin Amerika’nın bu iki önemli müttefiki arasındaki ilişkileri derinleştirmesini umduğunu da söyledi.

» TOPLUM KUTUPLAŞIYOR

Senato alt komisyonundaki Türkiye konulu oturumda söz alan konuşmacılardan Boston Üniversitesi Antropoloji Profesörü Jenny White,

Gezi Parkı protestolarının “laik-dindar çatışmasından öte iktidar partisine yönelik geniş kapsamlı bir memnuniyetsizlik olduğunu” savundu. Türkiye uzmanı Jenny White, “AKP hükümetinin tepki çeken uygulamalarından birinin de şeriatçı el Nusra örgütünün sınırdan serbestçe girip çıkmasına izin vererek Türk toplumunu, özellikle Aleviler ve Sünniler arasında kutuplaştırması olduğu” ifadelerini de kullandı.

» JEFFREY: “DEMOKRASİ SORGULANIYOR”-

ABD’nin eski Ankara büyükelçilerinden James Jeffrey ise, sözlerine “Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetini şimdilik tehlikede görmediğini, Türkiye’de çok güçlü ve etkili bir siyasi güç olduğunu” söyleyerek başladığı konuşmasında Türkiye’nin içinde ve dışında çok sayıda kişinin ülkenin, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi “başarılı, açık bir demokrasi olup olmayacağını, güvenilir bir güvenlik ortağı olarak kalıp kalmayacağını sorguladığına” dikkati çekti. Türkiye’deki gelişmelerle ilgili olarak Amerikalı yetkililerin kamuoyuna yaptığı açıklamalarda kendilerini kısıtladığına dikkati çeken eski Büyükelçi Jeffrey, bunu doğru bulduğunu, Türkiye’nin ve Başba-

CNN: CIA, Türkiye üzerinden Suriye’ye füze sokmaya çalışıyor

kan Erdoğan’ın “açıkça kınanmasının, geçmiş krizlerde de gördüğü gibi Amerikan yönetimi açısından verimli sonuçlar doğurmayacağını” söyledi. Bu arada Ankara’nın ardından Bağdat’ta da görev yapan Jeffrey, Gezi protestolarında Başbakan Erdoğan’ın tavrı ve olaylara Amerika’nın nasıl tepki vermesi gerektiği sorulması üzerine “Erdoğan’ın Irak Başbakanı Nuri el Maliki gibi çoğunlukçu bir bakış açısına sahip olduğunu” savundu. Erdoğan’ın protestolara ‘ihanet’ gözlüğünden baktığını söyleyen Jeffrey, bunu “yanlış bir tepki” olarak değerlendirdi. Jeffrey bunun “Türk demokrasisini tehlikeye attığını” savını dile getirmekle birlikte, ”Türk demokrasisinin öldüğü anlamına gelmediğini, bu süreçte kararın Türk halkına bırakılması gerektiğini” savundu. Başbakan Erdoğan’ın Türkiye için iyi olduğu yönünde görüşünü paylaştığını söyleyen Jeffrey, aynı şekilde Turgut Özal’ın da askerlerin görüşlerinin aksine 1983’te seçilmesinin Türkiye için iyi olduğunu düşündüğünü belirtti.

» “WASHINGTON ERDOĞAN’I ‘EN AKLI BAŞINDA YOLA’ TEŞVİK ETMELİ” Temsilciler Meclisi’nin Demokrat Partili eski Florida Milletvekili

ABD Kongre üyeleri, Merkezi Haberalma Teşkilatı, CIA’nın Libya’daki faaliyetlerinin araştırılmasını talep ederken, CIA’nın Libya’da bulunan karadan havaya füzelerin, Türkiye üzerinden Suriyeli isyancılara aktarılması için gizli çalışmalar yaptığı yönünde iddialar da kuvvetleniyor.

ve Türkiye Dostluk Grubu’nun eski eş başkanı Robert Wexler ise, Gezi gösterilerine ilişkin “Protestocuların Başbakan (Erdoğan’ın) idaresine karşı hem tarz hem de içerik olarak yaşadığı hayal kırıklığı, bölgedeki diktatörlük rejimlerine karşı yürütülen ayaklanmalarla hiçbir ilişkiye sahip değil” dedi. Bununla birlikte son protesto eylemlerinin Türk toplumu içindeki bir bölünmeyi yansıttığının da kuşku götürmediğini belirten Wexler, Washington’un Başbakan Erdoğan’ı “en aklı başında yola” teşvik etmesi gerektiğini savundu. Erdoğan’ın son on yıl içinde “Türk demokrasisini temel anlamda güçlendirdiğine” dikkati çeken Robert Wexler, “Başbakan Erdoğan, Atatürk’ten bu yana en kayda değer Türk lideri olma yolunda” diye konuştu.

» “BAŞBAKAN KINANMAMALI”

Arizona Üniversitesi McCain Uluslararası Liderlik Enstitüsü Başkanı Emekli büyükelçi Kurt Volker da, Türkiye’de yaşanan olaylardan dolayı Başbakan Erdoğan’ın kınanmaması gerektiğini savundu. “Erdoğan’ı kınamamalıyız, ama inandığımız ve Türk halkının büyük kesiminin kendi toplumlarında gerçekleşmesini istediği demokratik değerler hakkında güçlü bir şekilde sesimizi yükseltmeliyiz” dedi.

(POSTA212) Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA’nın Libya’da bulunan karadan havaya füzeleri Türkiye üzerinden Suriye’ye kaydırmak ve isyancılara vermek amacıyla gizli çalışmalar yaptığı iddia ediliyor. CNN International’ın “özel” logosu ile yayımladığı bir habere göre, Kongre üyeleri, CIA’nın Libya’nın Bingazi kentinde ne gibi faaliyetlerde bulunduğunun araştırmasını istedi. Haberde Kongre’de, Bingazi’de faaliyet gösteren ABD’li örgütlerin Libya’daki karadan havaya füzelerin Türkiye üzerinden Suriye’deki isyancılara teslim etmek üzere “gizli” çalışmalar yaptığı olasılığına ilişkin spekülasyonların olduğuna dikkat çekildi. CIA’nın Libya’nın Bingazi kentindeki Amerikan Büyükelçiliği’ne Eylül 2012’de düzenlenen ve dört Amerikalının ölümüne yol açan kanlı saldırı sırasına ilişkin bilgiyi gizlemeye çalışıp çalışmadığı sorusuna yanıt arandığı habere göre, CNN kanalına konuşan bir kaynak, saldırının gerçekleştiği dönemde büyükelçiliğin, CIA’nın faaliyet gösterdiğine inanıldığı yan binasında 21 Amerikalının görev yaptığı sanıldığını anlattı. Haberde araştırmanın yapılması için harekete geçen ve Kongre’deki 150’yi aşkın Cumhuriyetçi üyesinin imzasını sağlayan Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçi üyesi Frank Wolf’un da, Bengazi fiaskosunun gerisindeki nedenlerini ve CIA’nın orada ne yaptığını ortaya çıkarmak istediği kaydedildi. Bu arada, CIA’nın silah transferi konusuna karışıp karışmadığına ilişkin herhangi bir yorumda bulunmayı reddettiği de vurgulandı.

ARASIZ ve etkili bir detoks metodu olan orucun bilimsel olarak vücuda faydaları biliniyor. Yüzyıllardır bir çokları sağlıklı yaşam için periodik olarak oruç tutuyor. Oruç tutmanın yaşlanmayı geciktirdiği, insanları daha mutlu ve sağlıklı yaptığı söyleniyor. Ancak, İslam’da orucu geçerli kılan niyeti. Oruç, sadece amacına uygun tutulduğunda, tuttanı, yeni bir ruh haline eriştiriyor. Bu da o kişinin anlayışında adeta bir evrime yol açıyor ve ona kişisel yenilenme getiriyor. Ruh sanki deri atıp fazlalıklardan sıyrılıyor ve katıksız, saf bir hal alıyor. Yani, oruç amacına uygun ve hakkını verek yapılırsa adeta ruhsal bir detoks görevi yaparak arınmaya ve derinleşme yol açıyor.Zihin yükseliyor, kalpten bencillik siliniyor. Kişinin başkalarına karşı farkındalığı artıyor. Hele de bencilliğin adeta bir veba gibi yayıldığı çağımızda, disipline sokmak için uğraştığımız ruhumuza, açlık ilaç gibi geliyor. Başka seçenekleri olmadığı için dünyada açlıktan ölenler varken bilinçli şekilde kendini açlığa bırakanlar, aslında ne az şeye ihtiyacı olduğunun farkına varıyor. ABD’de Ramazan çok hareketli geçiyor.TC Din Ataşesi, Süleyman Duman, ABD’de 14 camide, Türkiye Diyanet İşleri tarafından, Amerikan toplumunda İslam’la ilgili önyargıları aşmak, çeşitliliği teşvik etmek, birlik ve berabereligi güçlendirmek için diğer kültür ve dinlere mensup misafirlerin davet edildiği iftar davetleri yapıldığını söylüyor. Ayrıca, birçok dernek ve kültür merkezi de hoşgörülü, sevgi dolu bir din olarak İslam’ı tanıtabilmek için iftar yemekleri düzenliyor. Bu yıl katıldığım davetlerin en ilginçi Peace Island Enstitüsü (PII)’nün iftarıydı.Farklı dinlere mensup konuşmacılardan oruç ve Ramazan konuşmalarını dinlemek de hayli ilham vericiydi. Programda, Drew Üniversitesi antropoloji ve din bilimleri bölümünde yardımcı doçent olan Jonathan M. Golden, orucu Yom Kippur ile özdeşleştirerek insan zihninin farkındalığı yükseltmesi açısından önemine dikat çekti ve “oruc insanın fiziksel ihtiyaçlarına meydan okuyarak ruhani ve düşünsel konularda derinlesmenin kapılarını açıyor.Bir çok ibadet farklı din ve kültürlerde ortaktır. Oruç ve iftar yemekleri de bunlardan biri. Bu akşam da PII, bu iftar yemeği ile barış ve birlik ilkelerini hayata geçirmiş oldu” derken yine aynı akşam Reverans Andrew G. Butler de “Batı kültürü, bireyleri evrenin merkezine tek tek yerleştirirken Ramazan ayında tutulan oruç, belki de kendi egonu inkârın en güçlü araçlardan biri. Umuyorum ki, ABD’deki müslümanlar kendi inanç öykülerini bu akşam olduğu gibi sık sık bizlerle paylaşarak daha barışçıl bir dünyaya adım atmamıza katkıda bulunurlar”diyordu. Başka bir iftarda ise, “Bir Çay Daha Lütfen” kitabının yazarı Katharine Branning’le birlikteydik. 1978 yılından beri Türkiye’de bir çok iftar davetine katılmış olan nam-ı değer Rizeli Kadriye hanım, o akşam ilk kez ABD’de bir iftara katılmıştı ve bana “İftar davetleri bana İslam’ın güzelliği hakkında çok şey öğretti. Oruç ve iftarın, İslam ile benim etik inancım arasında bağlantı kurup inancımı güçlendirdiğine inanıyorum. Türkiye’deki iftarlar her zaman çok özeldir ama Amerika’da iftar yapmak çok daha eşsiz. Türklerin misafirperverliğini yaşamak için Türkiye’de olmak gerekmiyormuş”diyordu. İşte bir Ramazan daha geçti. Zahmeti gitti lezzeti kaldı. Artık,sevinç,sevgi ve paylaşma zamanı. Şimdi bayramlaşmak için bir araya gelme zamanı. İnsanlığa barış ve esenlik getirmesi dileğiyle herkese iyi bayramlar.

309 BİN SURİYELİDEN 114 BİNİ ÜLKESİNE DÖNDÜ (ANKARA -ANKA) İçişleri Bakanı Muammer Güler, Türkiye’ye giriş yapan 309 bin 205 Suriye vatandaşından 114 bin 297’sinin ülkesine döndüğünü bildirdi. CHP Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz’ın soru önergesini yanıtlayan İçişleri Bakanı, 24 Mayıs 2013 tarihi itibarıyla Türkiye’ye giriş yapan 309 bin 205 Suriye vatandaşından 114 bin 297’sinin ülkesine döndüğünü açıkladı. Türk Vatandaşlığı Kanununun 11. maddesine göre, bir yabancının Türk vatandaşlığını kazanabilmesi için ikamet izni ile kesintisiz olarak Türkiye’de en az 5 yıl ikamet etmesi gerektiğini belirten İçişleri Bakanı, “Bu sebeple ülkemizde bulunan Suriyeli sığınmacıların Türk vatandaşlığını kazanmaları söz konusu değildir” dedi.


10

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Selim Atalay twitter@SelimAtalayNY

‘Hımmm, bu Brezilya çok olmaya başladı’

B

REZİLYA birkaç yıldır uluslararası alanda sürünün dışına çıkıyor Bölgesinde ve yeri geldikçe küresel alanda sesini yükseltiyor ön sırayı alıyor. Ve bundan herkes memnun değil En son Brezilya, IMF üzerinden Euro BÖlgesi’ni salladı. Aynı zamanda IMF de sallandı... Brezilya, IMF yönetim kurulunda sandalye sahibi. Hem kendini hem de 10 Latin Amerika-Karayip ülkesini temsil ediyor IMF Önceki gün sonu gelmez Yunanistan kurtarma planlarına ek olarak 2.4 milyar dolar daha verilmesini Yönetim Kurulu’na getirdi. IMF Avrupa’nın ricasıyla Yunanistan’a zaten 38 milyar dolar vermiş. IMF Yönetim Kurulu’nda pazartesi günkü oylamada son yıllarda görülmemiş birşey oldu: Brezilya bu yardıma itiraz etti. Brezilya delegesi, ülkesi ve temsil ettiği 10 ülke adına çekimser oy kullandı. Red oyu ağır kaçardı -Çekimser-dediler... Karar yine çoğunluk oyuyla geçti, sonra da kıyamet koptu. Brezilya delegesi gayet köşeli bir açıklama yaptı: Biz bu paraları Euro Bölgesinin isteğiyle kuralları zorlayarak veriyoruz, ama Yunanistan’da işler düzelmiyor. Yunanistan ekonomisi sonu olmayan depresyona ve İşsizlik sarmalına girdi. Buradan çıkış olacağını söyleyenler de doğru söylemiyor. Hatta Yunanistan’ın aldığı paraları geri ödeyeceğini düşünmek, hayaldir! Brezilya temsilcisi bir çelişkiyi yakalamış: Biz burada yeni dilim para veriyoruz, aynı gün yayınlanan IMF raporu da Yunanistan’ın iflas ihtimalini ele alıyor, bu nasıl iştir, diye sormuş. Gerçekten o gün çıkan IMF raporu, Yunanistan’ın 2 yılda en az 11 milyar dolar bütçe açığı olacağını yazıyor. Yunan borcunun kısmen silinmesi gerektiğini belirtiyor. Ayrıca rapor, Euro Bölgesi desteğini çekerse Yunanistan’ın iflas ve temerrüt sonucu iMF’ye de borcunu ödeyemeceğini yazıyor. Brezilya’nın niyeti Yunanistan’a kötü davranmak, bu ülkeyi mahcup etmek değil. Ama çıkışın iki boyutu var: 1- Euro BÖlgesi’nİn yuttur-kaydır ve zaman kazanmaya yönelik oyalamalarını gün ışığına çıkarıyor. 2- iMF’nin yoksul ve gerçek ihtiyaç sahibi ülkelere destek vermek yerine Avrupa meselelerine taraf olmasını eleştiriyor Her iki durumda da Brezilya küresel ağırlık koyuyor. IMF yönetim kurullarında benzer itirazlar daha önce de yaşandı, ama hiç böyle açıkça köşeli konuşu İmam işti. Euro Bölgesi. Almanya’nın tercihiyle Yunanistan’a içinden çıkılmaz bir reçete dayadı, biraz da para verdi ama Yunanistan’ın bataktan bu şekilde çıkması mümkün değil* işte IMF raporu, meşhur programın 3. yılında yeniden borç silinmesinden söz ediyor. Yunanistan 6 yıldır küçülüyor, her türlü çıkmazda, ama bu sürede Almanya ve diğerleri zaman kazanıyor. Brezilya’nın bu çıkışı şimdi Yunanistan’ın durumu, Avrupa’nın tutumu ve iMF’nin rolünün tartışılmasına yol açacak. Hem de Almanya seçimine haftalar kala. Brezilya birkaç yıl önce iMF’den borç alma noktasından çıktı ve ilk kez IMF’ye Ekim 2009’da 10 milyar borç verdi. 2010’da Türkiye ile Brezilya, Iran nükleer programı konusunda ortak girişim başlattı. Ardından Brezilya, gelişmiş ülkelerin kur savaşına neden olduklarını vurgulayıp, büyük merkez bankalarının parasal genişleme programlarını eleştirdi. Dünya Bankası’na ABD yerine gelişen dünyadan başkan atanmasını isteyen ve BRIC içinde IMF-Dünya Bankası’ndan ayrı bir Kalkınma Bankası kurulmasını destekleyen de Brezilya idi. En son IMF’nİn ülke borcu hesaplama yöntemini değiştirmesini istiyorlar. Çünkü kendi merkez bankası hesaplayınca Brezilya’nın borcu milli gelirin yüzde 60’ı, IMF heaplayınca yüzde 80’i. Brezilya’nın çıkışları, çok kutuplu dünya için olağan. Brezilya bölgesel bir güç olarak hareket ediyor... Ama etrafta eski dünyayı özleyenler hâlâ var. Hayat onlara eskiden daha rahattı. Eskiden herkes haddini bilirdi, çıkıntılık yapılmazdı, hele sürünün dışına hiç çıkılmazdı... Neydi o güzel günler.

Güncel

11 YILDA 158 VATANDAŞ KURTARILDI

Ahmet Buğdaycı ahmetbug@gmail.com

Kimsenin birbirine güvenmediği bir ülke

B

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 2002 yılından 15 Temmuz 2013 tarihine kadar, yabancı ülkelerde kaçırıldığı veya rehin alındığı tespit edilebilen 158 vatandaşın değişik sürelerde rehin tutulduktan sonra salimen kurtarıldığını bildirdi (ANKARA - ANKA) Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 2002 yılından 15 Temmuz 2013 tarihine kadar, yabancı ülkelerde kaçırıldığı veya rehin alındığı tespit edilebilen 158 vatandaşın değişik sürelerde rehin tutulduktan sonra salimen kurtarıldığını bildirdi. CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in soru önergesini yanıtlayan Dışişleri Bakanı, “2002 yılından 15 Temmuz 2013 tarihine kadar, yabancı ülkelerde kaçırıldığı veya rehin alındığı tespit edilebilen 158 vatandaşımız değişik sürelerde rehin tu-

tulduktan sonra salimen kurtarılmıştır. 15 Temmuz 2013 tarihi itibarı ile yabancı ülkelerde kaçırılan/rehin tutulan vatandaşımız bulunmamaktadır” dedi.

“FİDYE PAZARLIĞINA GİRİLMEMEKTE” Kaçırılan vatandaşlarla ilgili olarak fidye pazarlığına girilmediğine dikkat çeken Dışişleri Bakanı, şöyle dedi: “İlgili ülke resmi makamlarıyla gerçekleştirilen çeşitli görüşme ve temaslarla sonuca ulaşılmaktadır. Kaçırılan/rehin alınan vatandaşlarımızın aileleriyle olayın öğrenilmesinden iti-

baren sürekli temasta kalınarak kendilerine manevi destek verilmekte, ailelere ayrıca kaçırılan/rehin alınan vatandaşlarımızın kurtarılmalarına yönelik çalışmalar hakkında bilgilendirme yapılmaktadır. Kaçırılan/rehin alınan vatandaşlarımız kurtarıldıktan sonra da kendilerinin en kısa sürede salimen yurda dönüşleri sağlanmaktadır. Bu durumdaki vatandaşlarımıza yurda döndükten sonra psikolojik destek verilmesinin Bakanlığımız görev ve sorumluluk sahası dışında olduğu düşünülmektedir.”

Yurtdışında çalışan bir devlet görevlisinin

yıllık maliyeti ortalama 108 bin TL Yurtdışında görev yapan bir memurun yıllık maliyetinin ortalama 108 bin TL olduğu açıklandı (ANKARA - ANKA) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, yurt dışında istihdam edilen personelin bütçeye maliyetinin 2012 yılında 615 milyon TL olduğunu söyledi. Yurtdışında görevli yaklaşık 5 bin 600 devlet yetkilisi göz önünde alındığında, bir yetkilinin devlete yıllık maliyeti yaklaşık 108 bin TL oluyor. CHP İstanbul Milletvekili Oktay Ekşi’nin soru önergesini yanıtlayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çelik, 2002 yılında Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Basın - Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Diyanet İşleri Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Dışişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, Turizm Bakanlığı’nın yurt dışı teşkilatı bulunmakta iken, 2012 Aralık ayı itibariyle, Basın - Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Hazine Müsteşarlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Hazine Müsteşarlığı,

Milli Savunma Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Dışişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Avrupa Birliği Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Kalkınma Bakanlığının yurt dışı teşkilatı bulunduğunu belirtti. Çalışma Bakanı Çelik, 2002 yılında kurumların yurt dışı teşkilatında bin 384 adedi Dışişleri Bakanlığına ait olmak üzere toplam bin 671 kadrolu, 2 bin 168 adedi Dışişleri Bakanlığına ait olmak üzere toplam 2 bin 416 adet sözleşmeli personel istihdam edilmişken, 2012 Aralık ayı itibariyle bin 629 adedi Dışişleri Bakanlığına ait olmak üzere "toplam 2 bin 590 kadrolu", 2 bin 768 adedi Dışişleri Bakanlığına ait olmak üzere toplam "3 bin 61 sözleşmeli" personel istihdam edildiğini ifade etti. Çalışma Bakanı Faruk Çelik söz konusu personelin 2002 yılında bütçeye maliyetinin yaklaşık 260 milyon TL iken 2012 yılında ise 615 milyon TL olduğunu açıkladı.

ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ BAŞKANI JONES:

İnal Batu, hayatını kaybetti (İSTANBUL-POSTA 212) Türkiye'nin en saygın diplomat ve siyaset adamları arasında bulunan İnan Batu, kalp yetmezliği sonucu yaşamını yitirdi. 26 Temmuz'da yoğun bakıma alınan Batu için sosyal medya üzerinden kan ihtiyacı anonsları yapılmıştı. Batu'nun cenazesi yarın öğle namazından sonra Teşvikiye Camii'nde kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verilecek.

İNAL BATU KİMDİR? Batu 24 Eylül 1936'da İstanbul'da dünyaya geldi. 1959-1960 eğitim-öğretim yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Diplomasi ve Dış İlişkiler bölümünden mezun olan Batu, Türkiye'yi büyükelçi unvanıyla Lefkoşe, Prag, Birleşmiş Milletler, İslamabad ve Roma'da temsil etti. Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı, TBMM'de 22'nci Dönemde Cumhuriyet Halk Partisi'nden Hatay milletvekilliği ile Parlamentolararası Birlik (PAB) Türk Grubu Üyeliği de yapan Batu, Türkiye'nin en saygıdeğer devlet adamlarından ve diplomatlarından biriydi. Batu aynı zamanda oyuncu Pelin Batu ile akademisyen Arda Batu'nun babalarıdır.

Türk Hükümeti beğenmediği tüm görüşleri cezalandırıyor

Uluslararası Af Örgütü Türkiye’de Gezi olaylarını mercek altına aldı. Türkiye’den çelişkili açıklamalar geldiğini söyleyen örgütün başkanı William Jones, AB Bakanı Egemen Bağış’a “Protestocular terörist mi” diye sordu (POSTA 212) İnsan hakları ve işkencenin önlenmesi konularında küresel çalışmalarıyla öne çıkan Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) Türkiye'de Gezi olaylarıyla başlayan protestoları da yakın takibe aldı. Türkiye'den konuya ilişkin çelişkili açıklamalar geldiğini ileri süren Uluslararası Af Örgütü Başkanı William Jones, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’a "Protestocular terörist mi, canlı sivil toplum üyeleri mi; lütfen bir karar verin” diye sordu. Bağış’ın, 29 Temmuz’da New York Times gazetesinde yayımlanan Gezi olaylarına katılanları, ‘Avrupa demokrasileri gibi etkin sivil toplum üyeleri’ olarak gösteren yazısını hatırlatan Uluslararası Af Örgütü Başkanı Jones yaptığı yazılı açıklamada şunları söyledi: “Aynı Egemen Bağış, haziran ayında Taksim’de eyleme katılan herkesi, ‘terö-

rist’ olarak değerlendirmişti. Hangisi doğru? Esasen Bağış’ın New York Times için yazdıkları doğru. Çünkü bu insanlar sivil toplum üyeleriydi. Ama polis için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Orantısız güç kullanımı, 5 kişinin ölümüne, 11 kişinin kör olmasına ve 8 bin yaralıya neden oldu. Bütün bunlara ek olarak şimdi, statlarda siyasi slogan atmanın yasaklanması, Başbakan Erdoğan’ın taraftarlarına tencere tava çalanlara karşı suç duyurusunda bulunma çağrısı, polislerin ‘ihbarcı’ olarak mahallelerde görevlendirilmesi olayları gerçekleşiyor. William Jones açıklamasının devamında, Gezi Parkı eylemlerini izleyen gazeteci ve yazarların cezalandırılmasına da dikkat çekerek, bu bağlamda Koç Grubuna bağlı Divan Otelinin hedef haline getirildiğini söyledi. Açıklamada şu ifadeler yeraldı: "Taksim'de biber gazı saldırılarından

kaçan insanların sığındığı otelin sahibi olan ve aynı zamanda Türkiye’nin en büyük sanayi holding şirketlerinin sahibi Koç Holding’in şirketlerine 9 ayrı baskın düzenlendi ve vergi denetimi için bilgisayar ve mali kayıtlarına el konuldu. Gezi eylemcileri, Bağış’ın söylediği gibi Türkiye’nin sivil toplum dinamizmini göstermektedir. Ama Türk Hükümeti, görüşlerini ifade eden bu insanların uluslararası insan hakları hukuku tarafından kendilerine verilen temel hak ve özgürlükleri bastırmak için her şeyi yapıyor.”

İR ülke düşünün, bireyler birbirine hiç güvenmiyor. Güven düzeyi dibe vurmuş. Toplumun bir yarısı diğer yarısına düşmanca duygularla bakıyor, “öteki” diye ayırıyor. “Öteki” kültürünün yarattığı bir cepheleşme mantığı her türlü toplumsal ve ekonomik hedefi ikinci plan atmış. Toplum bir diğerini hasım olarak gören zihinsel, yaşam biçimsel, ekonomik fay hatları ile bölünmüş. İşte burası Türkiye. Bizzat Başbakan’ın kendisine oy vermeyenleri “ahlaki zaafı olan, güvenilmez” insanlar olarak gösterdiği bir ülke. Böyle bir ülkenin 21. yy’da müthiş bir rekabet içinde yarışan dünya ülkeleri içindeki geleceği ne? Bugünün toplumsal yarılmalarıyla sarsılan Türkiye, küresel ligin hangi kümesine oynuyor? İçinden bir türlü çıkamadığımız bu meselenin kültürümüzle mi ilgisi var? EKONOMİK GELİŞMEYİ SOSYAL SERMAYE BELİRLİYOR Japon asıllı Amerikan siyaset bilimcisi Francis Fukuyama, “Güven” adlı kitabında, ülkeler arasındaki ekonomik gelişme farkını, kültürel bir kavram olan sosyal sermayeye ve bir toplumun bireyleri arasındaki güven duygusunun yaygınlığına bağlıyor. Buna göre toplumları yüksek güvenli ve düşük güvenli olarak ikiye ayırıyor. Bireylerin birbirine güven duyması, bu güven duygusu doğrultusunda belli bir amaç doğrultusunda bir araya gelebilmesi, ekonomik ve sosyal işbirlikler oluşturabilmesi gibi yeteneklerin yüksekliğinin bir toplumun gelişmesinde asal rolü oynadığını öne sürüyor. Çevirisini yaptığım bu kitaptaki temalar, Gezi sonrası, cepheleşmenin doruğa çıkarak Türkiye’nin tüm enerjisini emdiği bir dönemi farklı bir açıdan aydınlatıyor. TÜRKLER BİRBİRİNE GÜVENMİYOR Sosyal sermayenin en önemli bileşeni, bireylerin birbirine duyduğu güven düzeyi. Elimizdeki verilerin ışığında, güven düzeyi açısından Türkiye gerçekten acınası bir noktada. Dünya Değerler Araştırması verilerine göre Türkiye, dünya ülkeleri arasında güven düzeyinin en düşük olduğu ülkelerden biri. 55 ülkeyi kapsayan araştırma’ya göre, güven düzeyi Türkiye’de yüzde 6.5 olarak ölçülüyor. Bir diğer deyişle toplumun yüzde 94’ü birbirine güvenmiyor. Başka bir açıdan ise, insanların birbirine güvenmesi sağlıklı bir ekonomi için olduğu kadar istikrarlı bir demokrasi için de önem taşıyor. SİVİL TOPLUM ÇOK ZAYIF Fukuyama’nın üzerinde durduğu konulardan biri de aile ile devlet arasındaki gönüllü sivil kuruluşların varlığı. Güven düzeyi ile birlikte sosyal sermayeyi oluşturan bu faktör, ekonomik ve siyasi yaşamımızda belli bir amaca yönelik olarak “bir araya gelebilme, birleşebilme” yeteneğinin ne denli zayıf olduğunu gösteriyor. “ Türkiye bireylerin üye oldukları ortalama sivil kuruluş sayısı 0.5’le 47 ülke arasında 45. sırada yer alıyor. Bireylerin sivil kurumlarda aktif rol oynama derecelerinden hesaplanan aktif katılım endeksinde ise Türkiye sonuncu ülke olan Çin’in sadece üç basamak üstünde 44. sırada gelirken, ABD ilk sırada yer alıyor. DÜŞÜK SOSYAL SERMAYENİN SOSYO-EKONOMİK SONUÇLARI Düşük sosyal sermaye, suç örgütlerinin gelişmesine yol açıyor, güçlü merkezi devlete ve bürokrasiye ihtiyacı artırıyor, rüşveti ve yolsuzluğu yaygınlaştırıyor ve yalnızca küçük aile işletmelerinin gelişebilmesine imkan tanıyor. Günümüzde Türk insanı, yolsuzluklar nedeniyle daha fazla vergi ödemek zorunda kalıyor ve bu durum devlete olan güvensizlik duygusunun artmasına neden oluyor. “Price Waterhouse Cooper”ın raporuna göre, Türkiye, yolsuzluk sıralamasında 35 ülke içinde dördüncü sırada bulunuyor. Türkiye’deki sosyal sermayenin oldukça zayıf olduğunu gösteren göstergelerden biri de “kayıt dışı ekonomi”. Türkiye 29 ülke arasında kayıt dışı ekonominin toplam ekonomideki büyüklüğü açısından yüzde 45 ile 24. sırada yer alırken, ABD yüzde 9 ile 3. sırada yer alıyor. SORUN NERDEN KAYNAKLANIYOR? Bir toplumda sosyal sermayenin düşmesine yol açan en temel unsur otoriter, merkezi devlet yapısının sivil hayatı ezmesi -hatta Arap ülkerinde olduğu gibi tamamen yok etmesi- ve özgürlükleri ellerinden alınan bireyleri güvensiz, endişeli bir ruh haletine bağımlı kılması. Devletle vatandaşlar arasında tampon görevini görecek sivil kuruluşların eksikliği veya bunlara katılımın düşüklüğü, adil bir yargılama ve hukuk sisteminin eksikliği, yaygın yolsuzluk, özgür bir medya ve ifade özgürlüğünün olmaması… Tüm bu faktörleri yan yana koyduğumuzda Türkiye’deki bireyler arası güvensizlik hiç şaşırtıcı gelmiyor. Diğer yandan, modern insanın coğrafi hareketliliğinin artması, boşanmalar ve tek ebeveynli ailelerin çoğalarak çekirdek ailenin özellikle kentlerde çözülmeye maruz kalması, boş zaman geçirmelerde topluluksal aktivitelerden uzaklaşarak TV, bilgisayar başında zaman harcama veya sosyal ağlarla sanal iletişim kurulmasının getirdiği atomizasyon ve yalnızlık, tüm dünyada toplumların içini oyuyor, bireyleri birbirine yabancılaştırıyor. GEZİ İLE ÖTEKİLEŞME ZİRVEYE ÇIKTI Türkiye’de bireyler arası güvensizliğin yanı sıra mevcut kurumlara da güvensizlik çok büyük. Siyasi partiler, medya, hukuk sistemi güvensizliğin en yüksek olduğu kurumlar. Siyaset alanına geçildiğinde, birbirine hiç güvenmeyen toplumsal cephelerin varlığı fay hatlarını daha da derinleştiriyor. Özellikle Gezi hareketi sonrasında, iktidarı elinde tutanlarla muhalefet arasındaki ötekileşme zirveye çıktı, Türkiye resmen içerden derin güvensizlik hatlarıyla bloklar halinde bölündü. Elimizdeki tüm veriler Türkiye’nin sosyal sermaye düzeyinin düşüklüğünü gösteriyor. Sosyal sermayeyi yükseltmesi beklenen siyasi otorite, aktif, genç, eğitimli, kentli, kısacası demokrasinin ana motoru olabilecek bir kesimi direkt olarak karşısına alarak sosyal sermayenin daha da azalmasına yol açıyor. Cephelere ayrılmış, bir hedef etrafında kilitlenemeyen Türkiye, dinamizmini, enerjisini kanalize edemeyerek tehlikeli virajlara direksiyon kırıyor.


Güncel

Barbaros Sayılgan barbarossayilgan@posta212.com

Basın

T

ÜRKİYE’DE basın özgürlüğü mevcut siyasi zeminin belirlediği alan ile sınırlandırılmış durumda. Bu sadece AK Parti iktidarı döneminde değil daha önceki iktidarlar döneminde de böyleydi. Bugün Türkiye’de AK Parti iktidarının medyanın yüzde doksanında hakimiyet kurduğunu görüyoruz. Otoritenin yanında saf tutan bugünün medyası, 28 Şubat medyasıyla çok benzer özellikler taşıyor. Aradaki tek fark ise 28 Şubat medyasının başrol oyuncusu askerin rolünü bugün polisin üstlenmesi.

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Cumhuriyetçi taban ne istiyor?

Türkiye’de medya sahiplerinin enerji, finans ve alt yapı gibi alanlardaki yatırımları ve çıkarları onları hükümete göbeğinden bağımlı hale dönüştürüyor. Hal böyle olunca özgürlükten değil ancak bir icazet medyasından söz edebiliriz. Medya sahipliği büyük sermayenin elinde olduğu sürece basın ve ifade özgürlüğünden söz etmek mümkün değil. Ancak gazetecilerin sorumluluğu otoriteden özgürlük beklemek de değil. İfade özgürlüğü için verilen mücadele aynı zamanda demokrasi için verilen mücadelenin bir parçası olduğundan çok önemli. Sadece hükümetle ya da patronla ilişkileri bozulmasın diye basın ilkelerini savunamayanlar ve hükümete dalkavukluk yapanlar ise basın ilkelerine ve ifade özgürlüğüne büyük zarar vermektedirler. Bağımsız ve cesur bir medya anlayışıyla yola çıkanlar ne olursa olsun otorite karşısında dik durmalı. Zira ne gazetecilik yapmak bir suçtur ne de ifade etmek. Dünyadaki ve Türkiye’deki bütün sosyal deneyimler otoriteye hizmet etmeyen gazetecilerin, yazarların, çizerlerin, sanatçıların işsiz kalmayı, tutuklanmayı ve bedel ödemeyi göze alarak büyük bir demokrasi mücadelesi verdiklerini gösteriyor. Gelecek nesile bırakılacak en değerli şey gösterişli havaalanları ile dolu bir ülke değil, herkesin “hakaret etmeden” düşüncesini özgürce ifade edebildiği bir ülkedir. Şiir okuduğu için suçsuz yere sadece düşüncesini ifade ettiği için cezaevinde yatan Sayın Erdoğan’ın ifade özgürlüğüyle ilgili sorunların ortadan kalkması için mücadele etmesini beklerdik. Oysa bugün kendisini, Türkiye’de yaşananları eleştirenleri sanki birer suçluymuş gibi göstermesi, köşe yazarına “batsın senin gazeteciliğin” diyecek kadar ileri gitmesi ifade özgürlüğünün sınırlarını kendisinin çizmesi demek değil mi? Ne olursa olsun bugün Türkiye’deki gazeteci işsizler ordusunun mensupları kendi okuyucularına ulaşmanın yolunu bulacaktır ve buluyor da. İfade özgürlüğüne pranga vurmayı düşünenler, reklam verenleri, gazete patronlarını hizaya sokmak isteyenler bilmelidirler ki ifade özgürlüğünün, bağımsızlığın önünde engel olmaya devam ettikçe asla başarılı olamayacaklar. Artık dünya eski dünya değil.

Cumhuriyetçi parti ayakta kalmak için Hispanikleri hedeflese de, yeni yapılan bir anket, tabanının partiyi yeterince muhafazakar bulmadığını gösteriyor (NEW YORK-POSTA 212) Amerika’da Pew Araştırma Merkezi’nin yaptığı bir anket, Cumhuriyetçi seçmenlerin partilerinin 2008 ve 2012 hezimetlerinden sonra değişim istediklerini gösteriyor. Ankette partinin önemli sorunları çözmesi gerektiğini düşünenlerin oranı yüzde 69 ve yüzde 59’luk kesime göre bu çözümler, önemli konularda pozisyon değiştirmekten geçiyor. Ancak seçmenlere göre bu değişim açılma değil, muhafazakarlaşma yönünde olmalı. Seçmenlerin yüzde elli dördü, partinin muhafazakarlaşmasını isterken, yüzde 32 Temsilciler

OLMAK İÇİN...

2012 seçimlerindeki hezimete rağmen, en son başkan adayı yardımcısı Paul Ryan’ı seviyor. Cumhuriyetçi Parti’nin hayatta kalmak için daha gençleri ve Hispanikleri hedeflemesi gerektiği söylense de, partinin önseçimlerine katılan seçmenin buna izin vermeyeceği ortaya çıkıyor.

“SOYKIRIM” KİTABI YAZARI POWER, ABD’NİN YENİ BM TEMSİLCİSİ OLDU (WASHINGTON-ANKA) Özellikle 2002 yılında yayımladığı “Amerika ve Soykırım Çağı” kitabıyla tanınan Pulitzer Ödüllü eski gazeteci Samantha Power’ın ABD’nin yeni BM Temsilcisi olarak atanması, Senato tarafından beklenenden yüksek bir destek ile onaylandı. Başkan Barack Obama’nın dış politika danışmanı olan Samantha Power, Senato’da yapılan oylama ardından resmen BM temsilciliğine atanmış oldu. Açık sözlü bir insan hakları aktivisti olarak da tanınan Power, oylamada beklenenden daha yüksek bir destek sağladı. Oyla-

Medya patronlarının Forbes Türkiye’de “En zengin 100 Türk” listenin birinci sırasında olması bizlere “penguen”den başka bir şey ifade etmiyor.

HABER

Meclisi’nin engelleyici politikalarına onay veriyor, hatta yüzde 35 ise Cumhuriyetçi temsilcilerin çok fazla fedakarlık yaptığını düşünüyor. Ankete katılanların büyük bölümü, Cumhuriyetçilerin eşcinsel evlilikleri, kürtaj, devlet harcamaları, göç ve silah kontrolü gibi temel konularda hiç esneklik göstermemesinden yana. Cumhuriyetçi partiye kayıtlı olan ve ön seçimlerde oy kullanabilenler, özellikle de Tea Party grubu, Cumhuriyetçi partinin bu konularda daha da muhafazakar bir tutum sergilemesini istiyor. Tea Party grubunun yüzde 81’i,

haber@posta212.com

maya katılan Senatörlerden 10’u olumsuz oy kullanırken 87’si destek verdi. Bu arada, Amerika medyası, Power’in daha çok soykırım ile ilgili kitabı ile tanındığını belirtirken bu çalışmanın, yıllar önce Senato’ya yeni seçildiği dönemde Obama’nın dikkatini çektiğini anımsattı.

Öte yandan, Power’in, ABD’nin “kitlesel katliamlar”a tepki vermedeki “başarılar ve başarısızlıklar”ın değerlendirildiği kitabının ilk bölümünde “Ermeni soykırımına uluslararası tepkiler”i ikinci bölümünde ise “Nazi Soykırım”ı ele aldığına dikkat çekiliyor.

OBAMA YÖNETİMİNDEN İRAN’A ILIMLI MESAJ

ŞARTLI ZEYTİNDALI

İran’ın yeni Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ‘sağduyulu olma’ sözü verince Washıngton’dan kanlı bıçaklı olduğu bu ülkeye işbirliği çağrısı geldi (WASHINGTON-POSTA 212) Beyaz Saray sözcüsü Jay Carney, İran’ın yeni Cumhurbaşkanı Ruhani’nin yaptığı konuşmanın, “İran için nükleer programı konusundaki endişeleri bir an önce sona erdirmek için bir şans teşkil ettiğini” söyledi. Carney, “Eğer bu hükümet, uluslararası sorumluluklarını yerine getirmek için kararlı adımlar atmayı tercih eder ve soruna barışçı bir çözüm bulmayı isterse, bu durumda Amerika Birleşik Devletleri’ni işbirliği yapabileceği ‘bir ortak’ olarak bulacaktır” dedi. İran’ın yeni Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ise parlamentoda düzenlenen yemin töreninde, tüm İranlıları temsil edecek bir “sağduyu ve umut” hükümeti olma sözü verdi. Ruhani konuşmasında yönetiminde hoşgörüye dayalı bir ılımlılığın hâkim olacağı vaadinde bulundu ve ülkesine yönelik

uluslararası yaptırımları eleştirdi. Hasan Ruhani, “Uygun karşılığı istiyorsanız, yaptırım diliyle değil, saygı diliyle konuşmalısınız” dedi. BBC Türkçe Servisinin haberine göre, Ruhani’nin yemin töreni ardından Amerika Birleşik Devletleri, İran’ın, “nükleer programı konusundaki korkuları gidermek ve uluslararası sorumluluklarını yerine getirmek” için bir şansa sahip olduğunu söyledi ve bu durumda İran’ın Amerika Birleşik Devletleri’ni, işbirliği yapabileceği “bir ortak” olarak bulacağını belirtti. Washington ile Tahran arasındaki ilişkiler, görevi sona eren eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad döneminde oldukça gergin seyretti. Ahmedinejad’ın, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail aleyhtarı konuşmaları taraflar arasında herhangi bir ilişkiye olanak ver-

meyecek şekilde kapıları kapattı. Ancak gözlemciler, Hasan Ruhani’nin yemin töreninde yaptığı konuşmanın ılımlı bir başlangıç olduğunu ve yeni cumhurbaşkanının hem İran’daki hem İran dışındaki gruplara karşı bir açılım işareti verdiğini belirtiyor. Beyaz Saray sözcüsü Jay Carney, Ruhani’nin yaptığı konuşmanın, “İran için nükleer programı konusundaki endişeleri bir an önce sona erdirmek için bir şans teşkil ettiğini” söyledi. Carney, “Eğer bu hükümet, uluslararası sorumluluklarını yerine getirmek için kararlı adımlar atmayı tercih eder ve soruna barışçı bir çözüm bulmayı isterse, bu durumda Amerika Birleşik Devletleri’ni işbirliği yapabileceği ‘bir ortak’ olarak bulacaktır” dedi. Cumhurbaşkanlığına seçilmesi sürpriz olarak değerlendirilen Ruhani,

Ahmedinejad’a göre daha ılımlı mesajlar vererek reform yanlılarının desteğini kazanmıştı. Ruhani 50 yakın ülkenin temsilcilerinin katıldığı törende, “Tüm oy kullananlar, bana oy verenler, başkalarına oy verenler ya da hiç oy kullanmayanlar hepiniz İran vatandaşısınız ve vatandaşlık haklarınız var. İnsanlar ılımlılık ve umuda oy verdi” dedi. Kadın ve hak özgürlüklerini ilerletme sözü veren Ruhani, devletin insanların hayatlarına müdahalesini azaltacağı vaadinde bulundu. İran Cumhurbaşkanı enflasyonun yüzde 40 civarında seyrettiği ülkede zor durumdaki ekonomiyi düzeltmek için çaba harcayacağını vurguladı. Ruhani daha sonra parlamentoya onay için bakanlar kurulu listesini sundu. 64 Hasan Ruhani, dışişleri bakanlığına eski Birleşmiş Milletler temsilcisi Muhammed Cevad Zarif’i önerdi.

11

212’NİN İKİ YAKASI

Haldun Armağan info@haldunarmagan.com

HAYAT BAYRAM OLSA SIRADAN bir Amerikalı, eğer Ku Klux Klan gibi nefret ve fanatizme teslim olacak kadar akıl sağlığını yitirmemişse, tartışma konusu ne olursa olsun kendi fikrine tamamen zıt insanların da yaşam hakkı olduğunu ve onlarla birlikte hayatın daha zenginleştiğini kabul eder. Bizde yaşanan gelişmelerin başdöndürücü hızına paralel olarak ortaya çıkan tartışma kültürü gözönüne alınırsa, sadece siyah ve beyazdan oluşan bir tablo çizilmesinden öteye geçilemiyor. Sözgelimi siyah ve beyaz birbirine düşman kamplar gibi bakmak yerine, beraber varolmayı denese, belki bir parçacık teselli imkanı doğacak. Ancak tartışma çizgileri öylesine keskin hatlarla çiziliyor ki, mesele dönüp dolaşıp “konuya benim gibi bakmayan varsa, kendini yok saysın” fanatizmine varıyor; sözün bittiği yere geliniyor. Halen en güncel konulardan biri olma özelliğini koruyan Gezi eylemleriyle başlayan protestoların amacı ve niteliği hakkındaki tartışmalarda durum farklı değil. Bütün iyiniyetli çabalar maalesef geleneksel özelliğimiz “birbirini anlamaya çalışmama” kültürünün ördüğü duvara çarparak geri dönüyor. Daha 18’inde, 20’sinde olan bir gencin gezip tozup, hayatının baharını yaşamak yerine, biber gazı ve polis dayağı yemeyi göze almasına yol açan sebepler üzerinde düşünülmesi gerekir denilmesine bile tahammül edilemiyorsa, neyi tartışabilir ve nereye varabiliriz... Televizyon ekranlarında hepsi bir şablondan çıkmış gibi duran komplo teorileri destekli, sürekli korku üreten tarz yorumlar bir kenara bırakılırsa, gazete ilanlarıyla atışma şeklinde yeni bir tarzın siyaset kültürüne eklendiği görülüyor. The New York Times gazetesinde yeralan ilan bir bakıma bu sürecin başlangıcı sayılabilir. Bu ilanda bir grup insan kendi bakış açısıyla siyasi idareyi eleştirmiş, insan hakları ve ifade özgürlüğü alanında çağdaş standartların eksikliğini vurgulamıştı. Çok geçmeden İngiliz The Times gazetesinde uluslararası şöhret ve saygınlığa sahip 30 imzalı bir ilan yeraldı. Bu ilan diğerinden daha çok dikkat çekiciydi; çünkü aralarında tek başına uluslararası siyasette bir diplomat gibi saygın yere konulan isimler vardı. Örneğin Sean Penn; George Bush yönetiminin Irak’a müdahale planlarını en sert biçimde eleştirmekle kalmayıp, Bağdat’a giderek Saddam Hüseyin’i ziyaret edecek denli muhalif bir isim. Örneğin Andrew Mango; neredeyse bütün ömrünü Türkiye üzerine araştırmalarla geçiren, Türk tarihi ve Atatürk uzmanı uluslararası çapta saygın bir akademisyen. Bütün bunların ardından yaşanan olaylar kelimenin tam anlamıyla başdöndürücü boyutlara ulaştı. İlk önce Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın Amerikan The New York Times için yazdığı cevap geldi. Bakan Bağış, NYT yazısında, hükümete yönelik eleştiri konusu yapılan noktaların esasında Türkiye’de Avrupa standartlarında bir demokrasinin varlığının kanıtı sayılması gerektiğini vurguluyor; muhalif seslerin kendini barışçıl yollarla ifade etmesi kadar doğal birşey olmayacağını söylüyordu. Bir başka deyişle, entelektüel düzeyde bir fikir alışverişi ortamı yaratıyor ve hemen herkesin çekinmeden altına imza koyacağı bir metinle eleştirilere karşılık veriyordu. “İlan yoluyla mesajlaşma” diyebileceğimiz bu yeni yöntem, İngiliz The Times ile devam ederken, ilginç bir niteliğe büründü. Türkiye’den bir grup gazeteci ve akademisyen hükümete yöneltilmiş eleştirilerin muhatabı olarak kendisini görüyor ve her nasılsa, ileri sürülmüş olan tezleri, karşı fikirlerle çürütmek yerine, “bizde çok adam bulunur” gibi bir ifadeyle yola çıkmak suretiyle, bütün meseleyi “benim taraftarım seninkilerden daha fazla, öyleyse sen haksızsın” noktasına indirgemeyi tercih ediyordu. Sözkonusu ilanda “Türkiye kendi sorunlarını kendisi bilen, aşan, çözen güçlü ve uzun soluklu insanların ülkesidir” cümlesi özellikle dikkat çekiciydi. “Karışmayın bizim işimize” diyorduk daha açık bir ifadeyle; ancak “benim takımın seninkini döver” tavrıyla hareket etmeye devam edersek, kendi sorunlarımızı yine kendi içimizde nasıl aşacağız, pek anlaşılmıyordu. Hal böyle olunca, The New York Times ilanına itibar etmek daha mantıklı ve daha doğru bir yol olarak görünüyor. Bakan Bağış şöyle diyordu: “Son dönemdeki barışçıl protestoların başlıca nedeni, halkımıza sağladığımız fırsatlar sayesinde Türkiye’de canlı bir sivil toplumun ortaya çıkmış olmasıdır. İster çevre, ister bireysel özgürlükler nedeniyle olsun, demokratik yöntemlerle seçilmiş bir hükümete karşı şiddete başvurmadan yapılan protestoların Türk toplumunun Avrupalı kimliğini kanıtladığına inanıyorum.” Bu yaklaşım ne denli doğru olsa da, paralel bazı açıklamaların kafa karıştırdığı, şaşırttığı bir başka gerçek. Eğer muhalif seslere karşı resmi tavrın böyle olduğunu kabul ediyorsak, yani demokratik hoşgörüye sahip olduğumuz öngörülüyorsa; tencere-tava çalanlar başta olmak üzere, vatandaşların birbirini ihbar etmesi için mahallelere “polis ihbar kutuları” yerleştirmek gibi eski Doğu bloku tarzı yöntemlerin planlanmasını nasıl açıklamak gerekiyor? Eve ekmek almak için dışarı çıktığı sırada göstericilere atılan fişeklerin hedefi olup, halen komada yatan ve hayati tehlikesi devam eden 14 yaşındaki bir çocuğa kolaylıkla terör örgütü üyeliği yaftasının yapıştırılabildiği bir ortamda, neyi, ne kadar sağlıklı tartışabiliriz? Bütün bunlara ilaveten, hükümet içinden bir görüş bağlamında, sözkonusu muhalif hareketin esasında “müebbetlik suç” olduğu dile getirilmiş ise, hangi açıklamanın veya yazılı metnin dikkate alınması gerektiği yine bir muamma haline geliyor. “Sev Kardeşim,” tüm dünya insanlarına “hepimiz kardeşiz” mesajı veren, 1970’lerin unutulmayan parçalarından biridir. “Bütün dünya buna inansa/Hayat bayram olsa” nakaratındaki duruma benziyoruz adeta. Bütün dünya bize inansın istiyoruz, ancak mevcut açıklamalardan hangisine bakıp inanmalarını bekliyoruz, önce kendi aramızda bu noktayı açıklığa kavuşturmak gerekiyor.


12

Eğitim

7 Ağustos 2013 Çarşamba

ABD’de üniversite eğitimi Amerika’da iyi bir üniversite eğitimi almak doğal olarak tüm dünyadan yüzbinlerce öğrencinin hayallerini süslüyor. POSTA 212 olarak sizin için ABD’de en kolay ve en ucuz eğitim almanızı sağlamanın yollarını araştırdık... (NEW YORK-POSTA 212) Amerika’da lisans eğitimi almak için basit olarak izleyebileceğiniz iki yöntem vardır. Ya doğrudan dört yıllık bir üniversiteye başvuru yapabilirsiniz, ya da iki yıllık Yüksek Okul (Community College) kaydı yaptırdıktan sonra, 3.ve 4. yıllar için dilediğiniz bir üniversiteye devam ederek lisans tamamlayabilirsiniz. Her iki tercihte de sonuç olarak 4 yıllık bir üniversitenin lisans diplomasını alırsınız.

ya birden sahip olurlar.

Yüksek okullar (Community College) Amerika’da yüksek öğrenim için en çok tercih edilen başlangıç biçimidir. Bunun 3 temel sebebi vardır. Birincisi, Yüksek okullara kayıt yaptırmak ve kabul almak , 4 yıllık üniversitelere göre çok daha kolay ve zahmetsizdir. Çoğu zaman yüksek bir TOEFL derecesine ya da SAT sınavına girmek zorunda kalmaksızın eğitime kabul edilirsiniz. İkincisi, yüksek okullar ( Community College), 4 yıllık üniversitelere kıyasla çok daha ekonomiktir. İlk yılınızı bu okullarda geçirerek çok önemli miktarda tasarruf edebilirsiniz. Üçüncüsü ise, 2 yıllık yüksek okullardan mezun olan öğrenciler, Amerika’daki 4 yıllık üniversitelerin çoğuna doğrudan kabul edilirler ve eğitimlerine hiçbir aksama olmadan rahatlıkla devam edebilirler ve bitirdikleri üniversitenin de diplomasını aldıkları için 2 diploma-

» MASTER YAPMAK

» KAYIT YAPTIRMASI KOLAY

» LİSE NOT ORTALAMASI

Eğer tercihini bir 4 yıllık üniversiteye doğrudan kabul edilmek ise, o halde iki sınava girmeniz gerekiyor. TOEFL ve SAT. Bu sınavlardan alacak olduğunuz puanlar ile, lise not ortalamanız, başvurduğunuz üniversiteye kabul için çok önemlidir. Eğer İngilizce seviyeniz TOEFL ve SAT sınavlarını geçmek için yeterli değilse, o zaman öncelikle bir üniversiteye hazırlık programına katılarak bu eksiklerinizi gidermeniz gerekir. Öğrencilerin, bu programa kabul edilebilmeleri için , bir üniversiteden mezun olmaları gerekmektedir. Yüksek Lisans derecesi, yani M.A. (Master of Arts), M.S. (Master of Science) ve M.B.A. (Master of Business Administration) programları, genellikle iki yıl süren bir öğrenim sonucunda alınır.

» 1 YILDA YÜKSEK LİSANS

Bir buçuk yılda, hatta bir yılda tamamlanabilen yüksek lisans programları da vardır. Bazı yüksek lisans dereceleri, mezun olunan dalı vurgular. Örnek olarak; Master of Business Administration – M.B.A. Master of Fine Arts – M.F.A. Master of Arts in Education – M.A.Ed. Öğrencinin, yüksek lisansa kabulündeki en önemli faktör, üniversite öğrenimi süresince aldığı notlar ve bu derslerdeki başarı derecesidir.

» 10 ÜZERİNDEN 7.5

Ne zaman Başvurmalısınız?

Bir çok Amerikan üniversitesi, yüksek lisans kabulü için 4 üzerinden en az 3 (B), 10 üzerinden en az 7.5 civarında bir not ortalaması şart koşar. Bununla birlikte, öğrencinin kabulü, İngilizce bilgi seviyesine, genel yetenek ve meslek testlerinin sonuçlarına ve referans mektuplarına da bağlıdır.

Amerika’da üniversite eğitimine 4 yıllık bir üniversiteden başlamak istiyorsanız, başvuru sürecinizi bir yıl öncesinden, lise son sınıfın ilk döneminde başlatmalı, ve gerekli sınavlara girmelisiniz. Yüksek okullar ( Community College) için başvurular daha kolaydır ve çok daha kısa sürede cavaplanır.

» SINAVLAR İNGİLİZCE

Amerika’da master yapabilmeniz için birçok üniversite, TOEFL ile birlikte GRE ya da GMAT sınavlarına girmenizi şart koşar.GMAT(Graduate Management Admission Test) sınavına Amerika’da İşletme Master’ı (MBA) yapmak istiyorsanız girmeniz gerekmektedir. Sınavın dili İngilizcedir. Sınavın amacı, sayısal, sözel ve analitik problem çözme yeteneğinizi; İngilizceyi kullanabilme ve okuduğunuzu an-

lama seviyenizi ölçmektir.GRE (Graduate Record Examinations) sınavı, mühendislik ve temel bilimler branşlarında master yapmak isteyenlerin girmesi gereken bir sınavdır.

» YILLIK EĞİTİM MALİYETİ Ortalama 3 binden fazla üniversitenin olduğu Amerika’da üniversitelerin ücretleri de çok değişkendir. Ama genel bir fikir oluşturması

amacıyla, standart bir üniversitede eğitim almanızın yıllık maliyetinin 10-15 bin dolar arasında olabileceğini söyleyebiliriz. Yüksek okullarda (Community Colleges) bu rakam 5-9 bin dolar arasında olmaktadır. Amerika’da bir yıllık barınma ve cep harçlığı ihtiyacınız da ortalama 10 -15 bin dolar arasında olacaktır. Sonuç olarak, Amerika’da bir yıl eğitim almanın ve yaşamanın maliyeti ortalama 25 bin dolar civarındadır. Amerika’da öğrencilere sadece kampüs içinde çalışma izni verilir. Öğrencilerin kampüs dışında çalışmaları kanunen mümkün değildir.

Amerika’da burslu eğitim Amerika’da her yüksek okul için farklı burslar bulunuyor. Ancak bu bursları alabilmek için değişik yöntemler var. POSTA 212 olarak ABD’de hangi çeşit burslar var? Kimlere veriliyor? sorularına yanıtları sizler için araştırdık:

LİSEYİ ERKEN BİTİRENE DESTEK (POSTA212) ABD’de eyaletler öğrencilerin liseyi erken bitirmesi için teşvik sistemi uygulaması başlattı. Giderek daha çok sayıda eyalet, liseyi dört yıldan daha kısa sürede bitiren öğrencilere finansal yardım sağlayan programları uygulamaya koyuyor. Idaho, Minnesota, Güney Dakota, Utah ve Indiana eyaletlerinde liseyi erken bitiren öğrencilere, yüksek öğrenim bursları sunuluyor. Erken bitirme programlarının sayısındaki artış, bu programların eğitim görevlileri ve öğrenciler tarafından tercih edildiğini gösteriyor. Erken mezun olan öğrencilerin sayısını tüm eyaletler tarafından henüz açıklamasa da, yalnızca Indiana’da geçtiğimiz yıl programdan yararlananların sayısı önceki yıla oranla yüzde 17 artarak 204 kişiye yükseldi. Ulusal Eğitim İstatistikleri merkezi verilerine göre lise öğrencilerinin yüzde 3’ü okulu erken bitiriyor. Ülkedeki eyaletlerin yarısı erken bitirmeye izin verirken, erken bitirmeyi teşvik eden eyaletlerin sayısı halen az olmakla birlikte sürekli artıyor.

ABD’de her yüksek okulda ‘Gerçek Burslar’ (çalışma ve geri ödeme şartı yoktur), ‘Ögrenci Kredileri’ (Türkiye benzeri), ‘Yardımcı İşler’ (bilimsel asistanlık faaliyeti ile bağlantılı) ve son olarak ‘Ödüller’ (öğrenim yılı sonunda yüksek basari gösterenlere verilir). Burs başvurusu ile ilgili muhatap „Officier for Financial Aid“ veya „Director of Financial Services“tir. Genel olarak Amerika’daki bir yüksek okul için ABD dışından yapılan başvuruyla okuldan kabul belgesi alabilmek mümkün olmakta, ancak finansal yardim konusunda olumsuz cevap verilmektedir. Finansal yardım alabilmek ancak yetkili öğretim görevlileri ile sağlanan yoğun kontakt ve ilgi ile onların sizi bursa layık olarak değerlendirmesi sonucunda sağlanabiliyor. Bunun için ilk planda eğitiminizin belli bir bölümünü bizzat finanse etmeyi göze almanız gerekiyor.

» YABANCILARA DEVLET BURSU Tanınmış olmak, başarılarla dikkati çekmek burs almayı kolaylaştıran faktörler. Ancak bu kural olarak ikinci sömestrden sonra gerçekleşebiliyor. Devlet bursları sadece az sayıda okulda yabancılara da veriliyor. Ancak burs veren kurumların çoğu

yabancıları burs kapsamı dışında tutmuyor. Her yıl okul harçları ve geçim giderlerinde belli fiyat yükselmeleri hesaba katılmalıdır. Bu arada finansal destek imkanları için de ayni yükselme trendinin geçerli olduğunu da düşünün. AdI geçen burs kaynağı kurumların her zaman burs vereceğinin garantisi yok. Burs almak için ilgili kurumla mutlaka kontak kurmak gerekiyor. Amerika’da fidansal yardımlar çeşitli kaynaklardan sağlanmakta. Bu yardımlar her halükarda toplam eğitim masraflarının altında kalıyor. Burada size mümkün olduğu kadar okullardaki ögrenci başına ortalama değerleri vereceğiz. Bu değerlerin mutlak olmayıp, aşağı ve yukarı oynayacağını hesaba katmalısınız. Daha somut ve ayrıntılı bilgileri ilgili okuldaki „Financial Aid Officier“ veya „Director of Financial Services“ten sormanız gerekiyor. Böylece hangi yüksek okulda yabanci olarak daha geniş teşvik imkanlarına sahip olduğunuzu öğrenerek tercihinizi daha bilinçli biçimde yönlendirmeniz mümkün olabilecek. Edinilen tecrübelere dayanarak bu danışmayı bireysel olarak bizzat yapmanızın çok önemli olduğunu belirtmeliyiz. Zira yazılı

verilen cevaplarda hemen daima eksik ve doğru olmayan bilgilere rastlanılmakta.

» TANINMIŞ OKULLAR ŞANŞLI Amerika’da ekonomisi daha güçlü olan eyaletlerde, okulların

sağladığı gelirler de daha fazla olduğundan buralarda daha geniş burs imkanları mevcut. Ayrıca bu imkanlar eyaletlerin de kendi içinde şehirden şehire farklılık gösteriyor. Tanınmış, basarili okullar daha fazla bağış alıyor ve burs

sağlama bakımından daha geniş imkanlara sahipler. Yapacağınız değerlendirmede tek kriter olarak burs yüksekliğini almamalısınız. Bu zaman yanıltıcı sonuçlara götürebilir. Burs yüksekliği yanında yapacağınız masrafların da bir hesabINI yapmalısınız. Bazen daha düşük görünen bir burs, o okulda masraflarınızın düşüklüğü sayesinde daha karlı olabilir. Masraf hesabI yaparken, okul fiyatlarının yüksekliği veya düşüklüğünün kalite hakkında bir fikir vermeyeceğini mutlaka göz önünde bulundurun ve düşük fiyatlı okulları hemen atlamayın. Verdiğimiz bilgiler içinde söz konusu burs ile ilgili başvuru sayıları ve verilen burs rakamlarını da görerek ilgili bursların gerçekçiliğini gözden geçirebilir ve şansınızı yüzde olarak hesaplayabilirsiniz.


Göçmenlik

13

7 Ağustos 2013 Çarşamba

ABD’DE YASAL ÇALIŞMA YOLLARI

ABD ÖRNEK OLDU

Amerika’da yabancı işçi olarak çalışabilmek için ülkeye gelmeden kesinlikle izin alınması gerkekiyor. POSTA 212 olarak ABD’de yasal çalışma izinlerinin nasıl alınacağını sizin için araştırdık (HALDUN ARMAĞAPOSTA 212) ABD her yıl farklı mesleklerden binlerce yabancı çalışanı kabul ediyor. Ülkeye çalışmak için gelenler arasında sanatçılar, araştırmacılar, kültürel değişim programlarına katılanlar, bilişim sektörü uzmanları, din görevlileri, yatırımcılar, sporcular, hemşireler, tarım işçileri bulunuyor. Bu çalışanların hepsinin gelmeden önce ABD’den yasal olarak çalışma izni alması gerekiyor. Her iş alanında izin almak için farklı şartlar, gereklilikler bulunuyor ve bu meslek sahiplerinin hepsinin kalış süreleri değişiyor. Bu şartlara ve belirtilen sürelere kesinlikle bağlı kalmak gerekiyor. Aksi takdirde kişilerin ülkeden sınır dışı edilmesi yaptırımı uygulanıyor.

Geçici (Göçmen Olmayan) İşçiler

Amerika Birleşik Devletlerini örnek alan bazı Avrupa ülkeleri yabancılar için ‘Parası olana oturma izni’ uygulaması başlattı. Bazı ülkelerde şartlar yerine getirildiği takdirde vatandaşlık hakkı da alınabiliyor (POSTA-212) Amerika Birleşik Devletleri’nin Green Card ile sürekli oturum izni verdiği yabancılara vatandaşlık yolunu açmasının yanı sıra yatırımcılar için de bu imkanı tanıması, ekonomik krizin kuvvetli biçimde hissedildiği Avrup ülkelerine örnek oldu. Pek çok AB ülkesi Amerikan modelinde hareket ederek, belli bir miktarın üzerinde parası olan yabancılara oturma izni vermeye başladı. Bazı ülkelerde şartlar yerine getirildiği takdirde vatandaşlık hakkı da alınabiliyor. Amerikan sisteminde sürekli oturum iznine sahip bir kişi, en az beş yıllık bir süre sonunda gerekli şartları yerine getirmesi halinde vatandaş olabiliyor. Bunun yanı sıra, genellikle 500 bin dolar

ile 1 milyon dolar arasında değişen rakamlar arasında seyreden miktarın üzerinde ABD’de yatırım yapan ve istihdam sağlayan yatırımcılar için Green Card hakkı doğuyor. Avrupa ülkelerinin bir bölümü işte bu modeli kendilerine örnek aldı. Hatta bazı ülkelerde konut veya işyeri satın almak da bu kapsamda sayılıyor.

» BAŞKA ÜLKELERDEN ÖRNEKLER

Güney Kıbrıs Uzun süredir ekonomik krizle boğuşan Avrupa Birliği üyesi Güney Kıbrıs ekonomiyi düzeltmenin yolunu parayla pasaport vermekte buldu. Yabancı yatırımcılara 3 milyon Euro karşılığı tüm Avrupa ülkelerinde serbest dolaşım sağlayan pasaport veriliyor. İrlanda İrlanda, krizden en

fazla etkilenen bir diğer Avrupa ülkesi. İrlanda’da 500 bin Euro yatırım yapan ve bunu eğitim, sağlık, sanat veya spor alanlarında belirlenmiş olan kamu projelerine aktaranlara bu ülkede oturma izni veriliyor. Slovakya Slovakya vatandaşlığı isteyenler 1 milyon Euro yatırım yaparsa bu istekleri gerçekleşebiliyor. Macaristan Macaristan vatandaşlığı isteyenlerin ise 250 bin Euro yatırım yapmaları gerekli. Bulgaristan Türkiye’nin sınır komşusu Bulgaristan, 250 bin euro tutarında yatırım veya 300 bin Euro değerinde gayrimenkul alanlara oturma izni veriliyor ve birkaç yıl içinde vatandaşlık süreci başlıyor.

Makedonya Avrupa bölgesinin ciddi ekonomik krizde olan bir diğer ülkesi olan Makedonya’da Amerikan modeline çok benzeyen bir formül var: 400 bin Euro tutarında yatırım yapan ve ülkede istihdam sağlayanlara vatandaşlık fırsatı sunuluyor, 40 bin Euro değerinde gayrimenkul alanlara ise oturma izni veriliyor. Karadağ AB’nin yanı başındaki küçük devletlerden turistik Karadağ’da 500 bin Euro yatırım yapanlara vatandaşlık imkanı sunuyor. İspanya Turizm gelirlerine rağmen ekonomisi düzelmeyen Avrupa’nın işsizlik rekoruna sahip İspanya, yabancıların konut satın almasını kolaylaştırıcı ve teşvik edici tedbriler uyguluyor. Böylece, İspanya’dan 160 bin Euro

ABD kanunlarına göre ABD’ye belirli bir amaç için, geçici süreyle giriş yapmak isteyenler Geçici İşçi sınıflandırmasına giriyorlar. Göçmen statüsü bulunmayan bu kişiler ABD’ye geçici bir süreyle kabul ediliyor ve ülkedeyken yalnızca vize statülerinde belirtilen işle meşgul olabiliyorlar.

ve üzerindeki değerde gayrimenkul alanlara oturma izni veriliyor. Portekiz Portekiz de bozulan ekonomisi ve yükselen işsizliğe çare olarak, 500 bin Euroluk gayrimenkul alanlara oturma izni veriyor. Ayrıca ülkede 10 kişiye istihdam sağlayacak şekilde iş kuranlara veya 1 milyon Euroluk yatırım yapanlara oturma iznine ek olarak, belli bir bekleme süresi sonunda vatandaşlık başvurusu izni veriliyor. Kanada ABD’nin kuzey komşusu Kanada’da ise 400 bin dolarlık yatırım yapanlar ile bu tutardan daha yüksek mevduata sahip olanlara, önce oturma izni alıyor, daha sonra şartlar yerine getirildiyse vatandaşlık sürecini başlatabiliyor.

Kalıcı (Göçmen) İşçiler ABD’de süresiz olarak yaşama ve çalışma hakkı bulunan kişiler kalıcı işçi statüsünde bulunuyorlar.

Öğrenciler ve Katılımcılar

Beyaz Saray, ‘Göçmenlik Reformu’ için Temsilciler Meclisi’nde kulis yapıyor

Öğrenciler ve Değişim Programı Katılımcıları belirli şartlar altında çalışma hakkına sahip olabilirler. Bu kişilerin okullarındaki ya da programlarını düzenleyen kurumdaki yetkili bir kişiden izin almaları gerekir.

İşverenler ve İşçiler İşverenlerin, ABD’de işe almayı ya da çalıştırmaya devam etmeyi düşündükleri kişinin ABD’de çalışma yetkisinin bulunması gerekiyor. Kalıcı yaşama izni bulunanlar, göçmen veya mülteci statüsündekiler ya da işle ilgili göçmen olmayan bir statüde ülkeye kabul edilmiş kişiler, doğrudan göçmenlik statüleri gereği çalışma iznine sahip oluyorlar. Diğer yabancılarında çalışma izni için bireysel başvuru yapmaları gerekiyor.

Beyaz Saray, Senato’nun kabul ettiği Göçmenlik Yasası Reformu’nu engelleyen Temsilciler Meclisi’ni ikna için kolları sıvadı

(WASHINGTON – POSTA 212) Temsilciler Meclisi’ni göçmenlik reformu tasarısı konusunda ikna etmek isteyen Beyaz Saray, göç sistemindeki değişikliklerin yerel işletmelere yarar sağlayacağı konusunda ikna etmek için eyaletler bazında bir kampanya başlattı. Bunun için Senato’nun kabul ettiği göç reformu tasarısının, her eyaletin ekonomisine, istihdam rakamlarına, vergi gelirlerine ve ev fiyatlarına nasıl etki edeceğini gösteren ayrıntılı raporlar hazırlandı. Beyaz Saray Ulusal Ekonomik Konseyi direktörü Gene Sperling, düzenlenen basın toplantısında “Sağduyulu bir bakışla göç reformunun doğru bir adım olduğu konusu şüphe götürmez. Ama bu aynı zamanda ekonomik açıdan da faydalı bir adım” diye konuştu. Sperling, istatistiklere ve rakamlara göre göç reformundan en çok faydalanacak eyaletlerin California, Teksas ve Florida olduğunu açıkladı. Tahminlere göre California’da reform ilk yıl 77 bin kişilik istihdam yaratarak eyaletin eko-

Ticari Amaçlı Ziyaretçiler Eğer ABD’ye giriş için vizeye ihtiyacınız varsa ve ziyaretiniz iş amaçlı ise “Ticari Amaçlı Geçici Ziyaretçi” statüsünü içeren (B-1 vizesi) alabilirsiniz.

A M E R İ K A’ D A K İ

TÜRKLERİN

GAZETESİ

7 Ağustos 2013 Çarşamba YIL: 1 SAYI: 12

SAHİBİ POSTA 212 PUBLISHING LLC ADINA

EKMEL ANDA

MEDYA GRUP BAŞKANI

CAN KAMİLOĞLU GENEL YAYIN YÖNETMENİ

nomik çıktısını 7,3 milyar dolar artıracak.

» MECLİSE TAKILDI

Geçtiğimiz ay iki partinin de desteğiyle Senato’dan geçen tasarı, ülkede kaçak olarak kalan 11 milyon göçmenin yasal statü başvurusu yapmasını ve geçmiş taraması ve ceza ödemesinin ardından izinlerini almasını öngörüyor. Tasarı ayrıca tarım işçileri, vasıfsız işçiler ve teknoloji sektörü çalışanlarının kotalarını artırıyor. Ancak tasarı Temsilciler Meclisi’nde engelle karşılaştı. Cumhuriyetçi liderlik Senato’nun kabul ettiği tasarıyı oya sunmak yerine sonbaharda bir dizi küçük ölçekli değişikliği geçirmeyi planladıklarını açıkladı. Beyaz Saray sözcülerinden Josh

YILMAZ SOYTÜRK

Earnest, Başkan Obama’nın önümüzdeki aylarda Cumhuriyetçi temsilcileri reformu onaylamaya, seçmenleri de temsilcilerine baskı yapmaya ikna etmek için çalışacağını açıkladı. Earnest, “Bu reformun ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini göstermek için elimizdeki tüm araçları kullanacağız” dedi.

YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ

AHMET RAVALI

GÖRSEL YÖNETMEN SÜLEYMAN PEROL

EDİTÖRLER MEHVEŞ KOÇAK ADNAN ONARAN ESEN ÜNAL ARDA SAYINER SAYFA TASARIM ERDAL ÖZBEK WEB EMRE EMİRGİL WASHINGTON TEMSİLCİSİ İLHAN TANIR

» İŞÇİLERDEN OY İSTİYORLAR

Bazı Cumhuriyetçiler, reformun ekonomik bir katkısının olacağı görüşünü kabul etmiyorlar. Geçtiğimiz hafta Cumhuriyetçilere gönderilen strateji raporunda Alabama Senatörü Jeff Sessions, iş dünyasından gelen daha fazla yabancı çalışana izin verme baskılarının görmezden gelinmesi gerektiğini söyledi.

HABER KOORDİNATÖRÜ HALDUN ARMAĞAN

İDARİ MÜDÜR MEHVEŞ SÖNMEZ REKLAM VE PAZARLAMA MÜDÜRÜ SURHAN ÜNAL

Adres 31 – 00 47th Ave. Long Island City, NY 11101 TELEFON 718 732 08 57

Sessions raporda “Hâlihazırda ülkede olan düşük vasıflı Amerikalı ve göçmen işçilerin en son ihtiyacı olan şey, yeni gelen işçilerin yaratacağı maaş rekabeti” diyor-

du. “Partinin, ekonomik fırsatlar ve yukarıya doğru hareketlilik konusunda endişeler taşıyan işçi sınıfından ve genç seçmenlerin desteğine ihtiyacı var.”

ABONE SERVİSİ abone@posta212.com REKLAM SERVİSİ reklam@posta212.com SERİ İLAN seriilan@posta212.com HABER MERKEZİ haber@posta212.com DAĞITIM dagitim@posta212.com POSTA 212 GAZETESİ ANKA HABER AJANSI ABONESİDİR


14

Güncel

7 Ağustos 2013 Çarşamba

İNGİLİZ GÖZÜYLE ERGENEKON DAVASI

DÜNYA BASININDA ERGENEKON Dünyanın önde gelen yayın kuruluşları Ergenekon Davası kararlarını flaş haber olarak geçti. Türkiye’nin gözü Ergenekon Davası’nın karar duruşmasına kilitlenmişken, davayı yabancı basından da çok sayıda gazeteci takip etti. Türkiye’yi sarsan kararlar, dünyanın önde gelen yayın kuruluşlarında da flaş haber olarak geçildi. REUTERS: “Eski Genelkurmay başkanınında bulunduğu 300 kişi hakkında Erdoğan hükümetine karşı darbe planı yapmaktan hapis cezaları verildi” derken Silivri’ye girişin yasaklandığını belirtti. BBC, internet sitesinde askerlerin, politikacıların ve gazetecilerle beraber Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’nun hükümeti devirme planı nedeniyle müebbet hapis cezasına çarptırıldığına yer verdi. AP, ‘flaş’ olarak duyurduğu haberde, Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un darbe planı yapma suçundan ömür boyu hapis cezası aldığı belirtildi. INDEPENDENT, ‘Derin devlet’in darbe planı yapmakla yargılandığı davada 17 müebbet hapis cezası çıktığını aktardı. GUARDIAN, Türkiye’de Genelkurmay eski Başkanı Başbuğ’un, Başbakan Erdoğan hükümetini devirmeye çalışmak suçundan ömür boyu hapis cezasına çarptırıldığı belirtildi. CNN, internet sitesinde flaş olarak geçtiği haberde ‘Türkiye’de Ergenekon davası sonucu Eski Genelkurmay Başkanı müebbet hapis cezasına çarptırıldı’ dedi. DER SPIEGEL, kararları internet sayfasında, “Mahkemeden eski genelkurmay başkanına ömür boyu hapis” başlığıyla verdi. HAARETZ, “Türk mahkemesi, Erdoğan’a darbe girişiminden eski genelkurmay başkanına müebbet verdi” başlığıyla bir haber yayınladı. LE MONDE, “Eski Genelkurmay Başkanı müebbete mahkum oldu” başlığını kullandı. LE FIGARO, “12 darbeciye ömür boyu” başlığı taşıyan bir habere yer verdi. ITAR-TASS AJANSI, karar ile ilgili gelişmeleri aktararak, Ergenekon davasının 2007 yılında başladığını hatırlattı. BILD, Erdoğan hükümetini devirmekle suçlanan üst düzey asker ve muhaliflerin ağır hapis cezalarına çarptırıldığı belirtti.

Gazeteci Gareth Jenkıns’e göre, “Ergenekon davası Başbakan R.Tayyip Erdoğan’ın gittikçe otoriterleşen yönetim biçiminin temellerini attı”

Binlerce sayfayı bulan Ergenekon iddianamelerini okuyarak, “Gerçek ile Fantezi Arasında: Türkiye’nin Ergenekon Soruşturması” isimli rapor yazarı İngiliz gazeteci Gareth Jenkins, Ergenekon davası için “Ergenekon soruşturması, şu an Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir iktidar mücadelesine girmiş olan Fethullah Gülen hareketi üyeleri tarafından yürütüldü” iddiasında bulundu. (POSTA212) Binlerce sayfayı bulan Ergenekon iddianamelerini okuyan ve “Gerçek ile Fantezi Arasında: Türkiye’nin Ergenekon Soruşturması” isimli raporu yazarı Gazeteci Gareth Jenkins, “Ergenekon soruşturması, şu an Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir iktidar mücadelesine girmiş olan Fethullah Gülen hareketinin üyeleri tarafından yürütüldü” iddiasında bulundu. BBC Türkçe servisinde yeralan habere göre Jenkins, mahkemenin kararlarının açıklanma aşamasında Ergenekon davasına ilişkin soruları yanıtladı. “Ergenekon soruşturması ilk başladığında pek çok kişi soruşturmayı yürütenlerin iddialarını ön kabul yoluyla algılamaya hazırdı. Türkiye komplo teorileri ile dolu ve derin devlet olarak bilinen Gladyo tarzı bir ağ Türkiye’nin modern tarihinin bir gerçeği” şeklinde konuşan Jenkins, insanlar yerleşik fikirlerini Ergenekon soruşturmasına yansıttığını söyledi. Yıllar geçtikçe hem Türkiye içinde, hem Türkiye dışında davaya yönelik algının büyük ölçüde değiştiğinin altını çizen Jenkins, şöyle dedi: “Şimdilerde davada, en azından derin bir çatlak olduğunu bilmeyen birini bulmanız çok zor. Sanırım pek çok kişi artık davanın siyasi motivasyonla üretilmiş olduğunu anladı. Ergenekon soruşturması, şu an Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir iktidar mücadelesine girmiş olan Fethullah Gülen hareketi üyeleri tarafından yürütüldü. Yine de Ergenekon davası, hukukun üstünlüğünün nasıl görmezden gelinebileceğini ve Türkiye basınının baskı, kibir ve bazı mensuplarının ilkesizliği nedeniyle nasıl kontrol altına alınabileceğini göstererek Erdoğan’ın gittikçe otoriterleşen yönetim biçiminin temellerini attı. Eğer insanlar Ergenekon davasının

başında, davanın gerçeklerine bakmayı başarsalardı ve hukukun üstünlüğü ve aynı fikirde olmadıkları insanların hakları için ayağa kalksalardı, bugün Ankara’da böylesine otoriter bir rejim ile karşı karşıya olmazdık.” Yüzlerce sanığı ve bu kadar sıradışı iddia ve suçlamaları içeren her dava, hem davanın taraftarlarını hem de ülkenin hukuk sisteminin yargılanmasıyla son bulur. Bu Türkiye ve Ergenekon soruşturmasının taraftarları ve destekçilerinin kötü şekilde başarısızlığa uğradığı bir sınavdır. Ergenekon iddianameleri, her siyasi şiddet eyleminden sorumlu olan hiyerarşik, merkezi olarak idare edilen ve Türkiye’nin modern tarihindeki her militan grubu yönetmiş; aynı zamanda nükleer, kimyasal ve biyolojik silahları uluslararası piyasaya satmaya hazırlanan bir örgüt suçlamasına yer veri-

Gazeteci Gareth Jenkins, “Ergenekon davası, hukukun üstünlüğünün nasıl görmezden gelinebileceğini ve Türkiye basınının, baskı, kibir ve bazı mensuplarının ilkesizliği nedeniyle nasıl kontrol altına alınabileceğini göstererek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gittikçe otoriterleşen yönetim biçiminin temellerini attı” dedi.

yor. Tabii ki böyle bir örgüt yok. Ergenekon iddianameleri çok uzun, muhtemelen bu kasıtlı bir durum. Sağduyusunu yitirmemiş, iddianameleri okuyup böyle bir örgütün gerçekten var olduğuna inanan herkese karşı bunu savunurum.”

» “ERGENEKON DAVASININ KURBANI İKİ GRUP VAR”

Derin devlet Türkiye modern tarihinin bir gerçeği olduğunu savunan Jenkins, “Ergenekon soruşturması başladığından beri, davayı destekleyenler, bunun derin devleti hedef aldığı iddia etti. Ancak Ergenekon iddianamelerini okuduğunuzda, niyetin bu olmadığı açık olarak ortaya çıkıyor. Derin devlet özerk ve yarı özerk çete ve grupların dokunulmazlık içinde faaliyet yürütmesiydi. Bu da Ergenekon soruşturması başlayana kadar hemen hemen ortadan kalkmıştı. Ergenekon davasının kurbanı iki

grup var. Gruplardan biri soruşturmayı yürütenler tarafından doğrudan hedef alınanlar; özellikle açık şekilde absürt suçlamalar ve üretilmiş ‘delillerle’ suçlanan ve tutuklananlar. Diğer grup ise gerçek derin devletin kurbanlarından oluşuyor. Örneğin 1990’lı yıllarda Güneydoğu’da binlerce kişi ölüm mangaları tarafından öldürüldü. Onlar ve aileleri için adaleti sağlamak üzere hiçbir girişimde bulunulmadı. Ergenekon soruşturmasının en korkunç taraflarından biri de gerçek derin devletin bu kurbanlarının, davayı kendi siyasi amaçları için yürütenler tarafından kullanılmasıdır. Bu aynı zamanda, sevmedikleri insanları hedef aldığında Ergenekon davasını destekleyen ve arkadaşlarını hedef aldığında eleştiren; fakat gerçek derin devlet tarafından işlenen suçlar yüzünden adalet bekleyen insanlara hiçbir ilgi göstermeyen ‘liberal entelektüelle-

re’ de uzanıyor” dedi.

» “AVCI İLE ŞIK’IN AYNI ÖRGÜTE AİT OLABİLECEĞİNE İNANAN HERKESİN BİR DAHA DÜŞÜNMESİ GEREKİR” Ergenekon davasında yargılananların paylaştıkları tek özelliğin hepsinin “Gülen hareketinin gerçekten veya öyle algılanan karşıtları veya rakipleri olması” olduğunu öne süren Jenkins, “Davayı kimin yürüttüğüne işaret eden başka pek çok kanıt var ama sadece suçlananların isimlerine bakmak bile yeterli. Solculara yönelik kötü muameleyle ünlü sağcı eski emniyet müdürü Hanefi Avcı ile sosyalist gazeteci Ahmet Şık’ın aynı örgüte ait olabileceğine inanacak herkesin bir daha düşünmesi gerekir. Ama tabii ki, Avcı ve Şık, Gülen hareketi üyelerinin emniyet ve yargı sistemine nüfuz etmelerini ayrıntılandıran kitaplar yazmışlardı” ifadelerini de kullandı.

Yeni bir dünya düzenine doğru... AHMET BUĞDAYCI

Yakın geleceğin dünyası nasıl olacak? Tüm öngörüler, bu tempoda giderse 2050’ye kadar Çin’in ABD’yi geçerek bir numaralı ekonomik güç olacağını işaret ediyor. Hindistan’ın ve diğer Asyalı ülkelerin yükselişi ve AB’nin güçten düşmeye başlaması göz önüne alınınca, dünyanın güç ekseninin Batı’dan Doğu’ya kaymakta olduğu bariz bir şekilde görülüyor. Çin, Hindistan gibi yükselen devlere Rusya ve Brezilya da eşlik edince geleceğin ekonomik ve siyasi senaryoları yeniden çiziliyor. Peki süper güç ABD, gücün kendisinden kaymasını sadece izleyecek mi? Tarih boyunca süper güçler, mevcut durumu izlemek yerine geleceği kontrol altına alacak, satranç hamlelerini yapmaktan hiç geri kalmadılar. ABD de şimdi tün dünya güç dengelerini değiştirecek bir hamleye hazırlanıyor.

»ABD-AB TİCARİ BLOK KURUYOR

Geçtiğimiz ay Obama ve Merkel, Avrupa ve ABD arasında muazzam büyüklükte bir serbest ticaret bölgesi (TAFTA-Transatlantic Free Trade Area) kurulacağını açıkladılar. Böylelikle dünya GSMH’sının nerdeyse yarısını oluşturan devasa bir ekonomik güç ortaya çıkmış olacak. İki gücün bugün biraraya gelmesi 32 trilyon dolarlık bir ekonomi anlamına geliyor. Türk basınında pek yer bulmayan bu gelişme, aslında dünyanın mevcut tüm dengelerini değiştirecek denli stratejik önem arzediyor. İki kıtanın ekonomik olarak birleşmesi ticaret ve istihdamı ateşleyerek, Amerika’nın ihracatını ve tüketimini ikiye katlayacak, yatırımlar roket hızıyla artacak. Alman arabaları ve ilaç en-

düstrisi Amerikan pazarına akarken, Amerika mikroçiplerden, biyoteknolojiye, doğal gaza, ürünlerini Avrupa pazarına gümrüksüz, hiç bir sınırlama ile karşılaşmadan akıtacak. Gelecek yıla kadar tamamlanması düşünülen anlaşma ile ekonomistler, kabaca tarafların her birinin yılda 100 milyar dolar ekstra gelire kavuşacağını ve GSMH’larının da yılda ANALİZ yüzde 0.5 artacağını, ayrıca toplamda 2 milyon kişiye istihdam sağlayacağını öngörüyor.

»ÇİN TEHLİKESİNE SET

Aslında bu dev birleşmenin arka planında, Amerika’nın ve Avrupa’nın Çin’ın hızla dünyanın en büyük ekonomik gücü olmaya doğru gidişinin önünü kesmek gibi bir stratejik amaç da yatıyor. Obama ve Merkel, böylece ileri teknolojiye sahip yüksek becerili işgüçlerinin bir araya getireceği sinerjiyle, Çin tehlikesine set çekmiş olacaklar. Birleşmeyle daha fazla insan, zenginlik ve ekonomik kaynaklar bir araya gelerek ekonomistlerin “ölçek ekonomisi “ olarak adlandırdığı sıçramalı etki yaratılacak. Kotaların, gümrüklerin başarısız olduğu küresel ticarette, atılan bu stratejik adımla, belki de Avrupa ve Amerika’yı aynı askeri güvenlik içinde toplayan NATO’nun şimdi ekonomik versiyonu gündeme geliyor. Tüm bu arayışların arkasında ise, daha güçlü olma isteği var. Kim güçlüyse kuralları o koyacak. Süpergüç mantığını izleyen stratejistler, güç dengesinin eşit olmasının her zaman çatışmalara götüreceğini, ama bir tarafın (tabii ABD’nin) ekonomik güç terazisinde ağır basmasının, gelecekte diğer ülkeleri de yanına çekebileceğini öngörüyor. Doğal gaz ve petrol kaynaklarına güve-

nerek kendi yolunu seçen Rusya’nın aksine Çin’in günlük 9.7 milyon baril petrol ihtiyacı var. Ve bu para da Batı’ya yaptığı ihracattan gelmek zorunda. Çin’in yaptığı ihracatın ancak yüzde 50’si katma değer üretiyor. Diğer yüzde 50, Amerikan ve Avrupa şirketlerinin araştırma, tasarım, pazarlama ve finans mekanizmalarıyla emiliyor. Amerika daha 2009’da Çin’le ikili blok kurmak için bir adım atmıştı. Ancak Çinli liderlerin gönülsüzlüğü üzerine girişimin başarısız olması, Amerika’yı böyle bir adıma, kendi açısından, zorunlu kılıyor. ABD, ekonomik, askeri, teknolojik güçlerle donanmış böyle bir gücün, Çin’i ticarette beraber hareket etmeye ikna edeceğini umuyor.

»RAKAMLAR ÇARPICI

Avrupa Birliği Komisyonu’nun açıkladığı rakamlara göre, ABD’nin Avrupa’daki yatırımları, Asya ülkelerindeki Amerikan sermaye yatırımlarından üç kat fazla. Avrupa’dan Atlantik’in karşı yakasına bakıldığında ortaya daha da çarpıcı bir tablo çıkıyor. AB ülkelerinin ABD’deki yatırımları, Hindistan ve Çin’e yapılan toplam yatırımların sekiz katını buluyor. İki büyük ticari blokun birleşmesi aradaki ilişkileri daha da derinleştireceği açık.

»ENGELLER VAR

Anlaşmanın AB’ye yılda 120 milyar euroluk büyüme ve yaklaşık 400 binlik ek istihdam getirmesi bekleniyor. Hâlihazırda AB ve ABD arasındaki mal ve hizmet değişimi günde 2 milyar euroyu buluyor. Ancak farklı ticari düzenlemeler, güvenlik standartları ve rekabet kuralları, ülkeler arasındaki ticareti büyük ölçüde engelliyor. Serbest ticaret bölgesi anlaşmasının

ne zaman imzalanacağı henüz belirsizliğini korusa da 2015 yılına kadar kesin bir anlaşmaya varılacağı belirtiliyor. İki taraf arasında ortadan kaldırılması gereken önemli engeller bulunuyor. Tarım ürünleri, genetik, finans, tıbbi ürünler ve kültürel teşvik programları gibi konulardaki görüş ayrılıklarını gidermek kolay olmayacak. Serbest ticaret görüşmelerindeki en önemli konu, sınai standartların uyumlulaştırılması olacak. Bunun belli bir çerçeve bünyesinde adım, adım yapılmasının en doğrusu olacağını belirten Aspen Enstitüsü uzmanı Charles Mallory, ABD’deki bazı çevrelerde hakim olan çekinceleri aşmanın kolay olmayacağını söylüyor:

»SON ÇARE Mİ?

Ancak daha önceki girişimlerden farklı olarak, Atlantik’in iki yakasındaki ortakların başka çarelerinin olmadığı, hatta bunun her iki taraf için de son fırsat olduğu görüşü giderek daha çok kabul görüyor. Charles Mallory, dünyanın değiştiğini ve zamanın Batı’nın aleyhine işlediğini söylüyor. Mallory “ABD ve AB’nın dünyadaki nispi nüfuzu sürekli azalırken, Hindistan, Brezilya ve Çin gibi ülkeler siyasi ve ekonomik bakımlardan güçleniyor. Bu da her iki tarafı ortak ekonomik bölge kurmaya doğru itiyor” diye konuşuyor.

»KANADA DA İŞİN İÇİNDE

ABD’nin yanı sıra diğer NAFTA ülkelerinden Kanada’nın AB ile uzun süredir müzakare ettiği ticaret anlaşmasını sonuçlandırması bekleniyor. Bu yaz tamamlanması beklenen anlaşmanın Amerika AB arasındaki serbest ticaret blokunun da temellerini oluşturacağı varsayılıyor. Amerika Avrupa işbirliğinin diğer NAFTA üyesi Meksika’yı da işin içine katabi-

leceği olasılık dahilinde. Meksika anlaşmaya katılmaya ilgi duyduğunu şimdiden ilan etti. Kanada ve AB arasındaki anlaşma çatısının, CETA (Comprehensive Economic and Trade Agreement), TAFTA ile değiştirilebileceği de senaryolar arasında. Amerika’nın diğer bir stratejisi de TPP’yi (Trans Pasifik Partnership) bütün Pasifik bölgesi için temel uluslararası anlaşma haline getirmek. Bu iki başlı yaklaşım, ABD’yi dünyanın en büyük ticaret blokları olan TPP ve TAFTA arasında anahtar bağlantı haline getireceği gibi, aynı zamanda Rusya, Brezilya, Hindistan, Çin gibi hızla yükselen ekonomileri köşeye sıkıştıracak.

»HERKES KAZANMAYACAK

İki kıta arasında kurulacak devasa ticaret bloku, yılda her iki taraftan 100 milyar euro iş hacmi ve iki milyon kişiye istihdam yaratsa da, kazananların yanı sıra kaybedenlerin de olacağı öngörülüyor. Dünya ticaretinde hızlı bir yükselme olmayacağına göre, büyük ticaret blokları birbirleriyle ticareti yoğunlaştırırken, dünyanın diğer bölgelerine ihracat, ve Latin Amerika, Asya ve Afrika’dan ithalat azalacak. Münih bazlı araştırma şirketi Ifo Institute’e göre, ABD ve AB arasında gümrükler kalkacağından, bu durum, geleneksel olarak Fransa ve Belçika’yla ticaret yapan Batı Afrika ülkelerinin dezevantajına olacak. AB’ne mal temin eden gelişmekte olan ülkelerdeki tedarikçilerin yerini Amerikan şirketleri alacak. Hatta NAFTA içindeki Kanada ve Meksika dahi, pazar payları AB tarafından kapılabileceği için bu anlaşmadan zararlı çıkabilecek.

»EN KAZANÇLI ABD OLACAK

Eğer iki kıta arasında hiç bir sınırlama olmadan ürünlerin serbestçe dolaşabildiği

bir serbest ticaret bölgesi kurulursa ABD bu süreçten en kazançlı çıkacak ülke olacak. Avrupa’da Fransa ve Almanya’nın yanı sıra, büyüme Baltık ve Akdeniz ülkelerinde daha çok hissedilecek. Yeni anlaşmayı ticari Nato olarak da adlandıran bazı eleştirmenler, tarafların Afrika ve Karayipler gibi zayıf pazarları göz önüne almaları gerektiğini belirtiyor ve Afrika’nın belki kendi ticaret bölgesini kurması gerekeceğini ekliyorlar.

»TÜRKİYE’Yİ NASIL ETKİLEYECEK

Türkiye’nin de ABD-AB serbest ticaret bölgesine dahil olmak istediği haberleri yabancı basında yayılıyor. Ancak bu süreç, tam da iktidarın Gezi sonrası önce AB’yle psikolojik bir savaşa start verdiği, arkasından ABD’yi de karşısına almaya başladığı bir döneme denk geliyor. Türkiye maalesef enerjisini kendi iç bölünmesine harcarken, yanıbaşında yeni bir dünyanın kurulduğu gerçeğini kavramış gözükmüyor. Erdoğan’ın giderek Batı’dan uzaklaşan tavrı, Türkiye’yi geleceğin ekonomik ve siyasi dünyasında izole ederek, Afrika, Arap ülkelerinin sistem dışı konumuna sürükleyebilir. Oluşacak siyasi birliğin sadece ticari değil, demokrasiyi teşvik ederek, dünyadaki Çin ve Rusya başta olmak üzere otoriter rejimlerin demokrasi alanına çekilmesi amacını da taşıyan siyasi bir strateji olduğu gözden kaçmamalı. Geçtiğimiz on yılda demokratikleştirici adımlarla Batı’ya yaklaşan Türkiye, şimdi AB’yi karşısına almanın bedelini TAFTA dışında kalarak çok ağır şekilde ödeyebilir. Özelikle AB’ne yönelik ihracat, ithalat yapan Türk şirketlerinin pazarlarını Amerikan şirketlerine kaptırabilecek olmaları faturanın ne denli acı olabileceğinin habercisi.


Toplum

7 Ağustos 2013 Çarşamba

15

SİLİVRİ’YE MÜEBBET YAĞDI Asrın davası Ergenekon’da karar duruşması yapıldı. Aralarında milletvekillerinin, askerlerin, gazetecilerin, öğretim görevlilerinin de bulunduğu sanıklara ceza yağdı

(İSTANBUL- POSTA 212) İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yaklaşık 5 yıldır görülen Ergenekon davasında karar açıklandı. 67’si tutuklu 275 sanığın yargılandığı dava için pazartesi sabah saatlerinde duruşma salonu önünde hareketlilik başladı. Olağanüstü güvenlik önlemlerinin alındığı duruşmaya sanık yakınları alınmazken, avukatlar ile jandarma arasında da gerginlik yaşandı. Avukatlar salona girişte ayakkabılarına kadar aranmalarına tepki gösterirken, mahkeme heyetini protesto etti ve duruşmaya girmedi. Mahkeme salonu önündeki protestoların ardından güvenlik tedbirleri yumuşatıldı ve avukatlar salona alındı. Avukatla-

rın ardından sanıklar salona alkışlar eşliğinde girdi. Mahkeme heyetinin gelmesiyle başlayan duruşma yaklaşık 2 saat 15 dakika sürdü. 21 sanığın beraat ettiği davada, Danıştay sanıkları için beraat kararı verilirken, firari sanıkların dosyaları ayrıldı. Kararın açıklanmasıyla duruşma salonunda ve Silivri Cezaevi önünde büyük gerginlik yaşanırken, jandarma cezaevine yaklaşmak isteyenlere plastik mermi ve biber gazı ile müdahale etti.

» KOMUTANLARA MÜEBBET!


Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, Eski Jandarma Genel Komutanı Emekli Orgeneral Şener Eruygur, Eski 1. Ordu

Komutanı Emekli Orgeneral Hurşit Tolon, Eski Ege Ordu Komutanı Emekli Orgeneral Nusret Taşdeler, Eski 1. Ordu Komutanı Emekli Orgeneral Hasan Iğsız, Emekli Albay Dursun Çiçek ve Emekli Korgeneral Mehmet Eröz müebbet hapis cezası alırken Emekli Tuğgeneral Veli Küçük’e 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla birlikte diğer suçlardan 99 yıl 1 y hapis cezası verildi.

» GAZETECİLERE CEZA YAĞDI

Gazeteci Tuncay Özkan müebbet hapis, CHP İzmir Milletvekili, Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Mustafa Balbay’a 34 yıl 8 ay, Yalçın Küçük’e 22 yıl, Gazeteci Güler Kömürcü’ye 7 yıl 6 ay, Yazar Ergun Poyraz’a 29 yıl 4 ay , Gazeteci Adnan Bulut’a 6 yıl 3 ay, Gazeteci Vedat Yenerer’e 7 yıl 6 ay , Aydınlık Gazetesi yazarı Hikmet Çiçek’e 21 yıl 9 ay, Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk’a 7 yıl 6 ay , Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım’a 16 yıl 10 ay, Aydınlık Dergisi yazarı Adnan Akfırat’a 19 yıl, Kanaltürk Haber Müdürü Adnan Bulut’a 6 yıl 3 ay, Ulusal Kanal Eski Genel Yayın Yönetmeni Turan Özlü’ye 9 yıl, Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Adnan Türkkan’a 10 yıl 6 ay, Aydınlık Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım’a 16 yıl 10 ay, Aydınlık Gazetesi Editörü Özlem Konur Usta’ya 6 yıl 3 ay, Aydınlık Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Mehmet Bozkurt’a 9 yıl 3 ay, Aydınlık Çalışanı Ruhsan Şenoğlu’na 8 yıl 1 ay, Ulusal Kanal Haber Müdürü Ufuk Akkaya’ya 8 yıl 2 ay, Gazeteci Ünal İnanç’a 19 yıl hapis cezası verildi. . Gazeteci Caner Taşpınar beraat etti. Tutuksuz sanıklardan gazeteci Merdan Yanardağ hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

KARAR SONUCU VERİLEN CEZALAR
 Caner Taşpınar, Süleyman Esen, Ali Yiğit, Salih Kunter için beraat kararının çıktığı karar duruşmasında; Eski Ege Deniz Bölge Komutanı Emekli Tuğgeneral Alaattin Sevim 10 yıl, Drej Ali lakaplı mafya lideri Ali Yasak 6 yıl 3 ay, Gazeteci Adnan Bulut 6 yıl 3 ay, Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Adnan Türkkan 10 yıl 6 ay, Emekli Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu 20 yıl 6 ay, Sedat Peker 10 yıl, Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı Emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin 7 yıl 6 ay, Genelkurmay Başkanlığı Hukuk İşleri Müdürü Tümgeneral Hıfzı Çubuklu 9 yıl, Eski İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Serdar Saçan 14 yıl 5 ay, Eski Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Abbas Yurtkuran 10 yıl, Ulusal Birlik Partisi Kurucusu Semih Tufan Gülaltay 12 yıl, Siyasetçi Ferit İlsever 15 yıl, JİTEM’in kurucusu Emekli Jandarma Albay Arif Doğan toplamda 47 yıl 2 ay, Danıştay Saldırısı Sanığı Osman Yıldırım 8 yıl 9 ay, Eski Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün eşi Ferda Paksüt 2 yıl 6 ay, Eski 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü Ferit Bernay 10 yıl, Yazar Ergün Poyraz 29 yıl 9 ay, Cumhuriyet Gazetesi’ne molotoflu saldırıda adı geçen Bedir Şinal 18 yıl 8 ay, İP Genel Başkan Yardımcısı Turan Özlü 9 yıl,

Gazeteci Güler Kömürcü 7 yıl 6 ay, Yazar Özlem Konur Usta 6 yıl 3 ay, Kuvvai Milliye Derneği Genel Başkanı Bekir Öztürk 12 yıl, İşçi Partisi’nin avukatlarından Emcet Olcaytu 13 yıl 2 ay İktisatçı, akademisyen, yazar Prof. Dr. Erol Manisalı 9 yıl 8 ay Doğu Perinçek’in oğlu öğretim üyesi Mehmet Perinçek 6 yıl İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, ağırlaştırılmış müebbet, Akademisyen, yazar Yalçın Küçük 22 yıl 6 ay, Sivil Memur Fatma Cengiz 11 yıl, Eski Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan 1 yıl 3 ay, İP İstanbul İl Başkanı Erkan Önsel 9 yıl, Akademisyen Doç. Dr. Ümit Sayın 4 yıl, Emekli Jandarma Tuğgeneral Veli Küçük 2 kez ağırlaştırılmış müebbet Eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz 13 yıl 11 ay Emekli Binbaşı Fikret Emek’e 41 yıl 4 ay İşadamı Hayrettin Ertekin 12 yıl Gazeteci, yazar Hikmet Çiçek 21 yıl 8 ay, Gazeteci Tuncay Özkan ağırlaştırılmış müebbet, başka suçlardan ayrıca 15 yıl, Eski Ülkü Ocakları Başkanı Avukat Levent Temiz’e 10 yıl Sedat Peker’e yakınlığıyla bilinen sanık Boğaç Kaan Murathan 17 yıl İşçi Partisi yöneticisi Adnan Akfırat 19 yıl Teğmen Mehmet Ali Çelebi 16 yıl 6 ay Eyüp Ülkü Ocakları Başkanı Bora Ballı 4 yıl 2 ay Emekli Orgeneral Kemal Yavuz 7 yıl 6 ay Avukat Ertaç Giray 11 yıl 8 ay Gazeteci Behiç Gürcihan 13 yıl 5 ay Aydınlık İzmir Temsilcisi Hayati Özcan

10 yıl 11 ay Mersin Ülkü Ocakları Eski İl Başkanı Hamza Demir 10 yıl 6 ay Emekli Albay Hüseyin Vural 10 yıl Kuvayı Milliye Derneği Yöneticisi İbrahim Özcan 14 yıl 8 ay Yazar Mahmut Özgür 10 yıl 6 ay 1919 ve Kuvay-i Milliye Derneği Pendik İlçe Başkanı Hüseyin Gazi Oğur 10 yıl Kuvay-i Milliye Derneği Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Görüm 10 yıl CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay 34 yıl 8 ay Ümraniye’de 27 el bombasının ele geçirildiği gecekondunun sahibi Mehmet Demirtaş 22 yıl Gazeteci Deniz Yıldırım 16 yıl 10 ay Emekli Albay Mehmet Zekeriya Öztürk 19 yıl 6 ay İP Genel Sekreteri Mehmet Bedri Gültekin 16 yıl 10 Aydınlık Gazetesi Sorumlu Müdürü Mehmet Bozkurt 7 yıl 3 ay Emekli Tuğamiral İlker Güven 6 yıl 3 ay Emekli Kurmay Albay İlyas Çınar 9 yıl 3 ay Danıştay Saldırısı Sanığı Kenan Özay 4 yıl 7 ay İP Görevlisi Mahir Çayan Güngör 6 yıl 3 ay Eski Genelkurmay Adli Müşavirlerinden Emekli Tümgeneral Muhittin Erdal Şener 7 yıl 6 ay Emekli Özel Harekat Mensubu Kemal Şahin 6 yıl 3 ay Emekli Yarbay Mustafa Dönmez 49 yıl 2 ay İşçi Partisi yöneticisi Adnan Akfırat’a 19 yıl Teğmen Noyan Çalıkuşu 8 yıl 6 ay

Avukat Nusret Senem 20 yıl 3 ay Emekli Astsubay Oktay Yıldırım 33 yıl 10 ay Susurluk Hükümlüsü Sami Hoştan 10 yıl Polis memuru Mehmet Murat Yüce 7 yıl 6 ay Polis memuru Murat Çavdar 10 yıl 10 ay Emekli Uzman Çavuş Muhammet Yüce 12 yıl Avukat Serdar Öztürk 25 yıl 6 ay Eski Aydınlık Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk 7 yıl 6 ay Emekli MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç 13 yıl 2 ay Üsteğmen Taylan Özgür Kırmızı 7 yıl 6 ay İşadamı Siyami Yalçın 6 yıl 4 ay Kuvayi Milliye Derneği Yöneticisi Tanju Okan 1 yıl 3 ay Sivas Ülkü Ocakları Başkanı Oğuz Bulut 20 yıl 5 ay Avukat Hüseyin Buzoğlu 31 yıl 9 ay Gazeteci Vedat Yenerer 7 yıl 6 ay Ulusal Kanal Haber Müdürü Ufuk Akkaya 8 yıl 2 ay TGB kurucusu Tunç Akkoç 11 yıl Gazeteci Ünal İnanç 19 yıl 1 ay Eski İnönü Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu 23 yıl Emekli Albay Levent Göktaş 23 yıl 9 ay Emekli Albay Hasan Attila Uğur 29 yıl 3 ay Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu 15 yıl 8 ay Yüksel Dilsiz 4 yıl 4 ay Emekli Binbaşı Zafer Şen 8 yıl 9 ay Eski Aydınlık Dergisi Sorumlu Müdürü Zahide Ruhsar Şenoğlu 7 yıl 11 ay Eski Polis Memuru Yusuf Ethem Akbulut 7 yıl 6 ay Başkent Üniversitesi Kurucusu ve Rektö-

rü Prof. Dr. Mehmet Haberal 12 yıl 6 ay Eski ATO Başkanı ve CHP Milletvekili Sinan Aygün 13 yıl 6 ay Eski 1. Ordu Komutanı Emekli Orgeneral Hurşit Tolon ağırlaştırılmış müebbet Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz 22 yıl Eski Kızılay Müfettişi Kemal Aydın 20 yıl 8 ay Emekli Kurmay Albay Dursun Çiçek ağırlaştırılmış müebbet Kuvayi Milliye Derneği Genel Başkan Yardımcısı Durmuş Ali Özoğlu ağırlaştırılmış müebbet Emekli Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım ağırlaştırılmış müebbet Eski 1. Ordu Komutanı Emekli Orgeneral Hasan Iğsız ağırlaştırılmış müebbet Emekli Albay Fuat Selvi ağırlaştırılmış müebbet Eski Ege Ordu Komutanı Emekli Orgeneral Nusret Taşdeler ağırlaştırılmış müebbet Eski Özel Harekat Daire Başkanı, Emekli Emniyet Müdürü İbrahim Şahin 49 yıl 4 ay Avukat Kemal Kerinçsiz ağırlaştırılmış müebbet Emekli Korgeneral Mehmet Eröz ağırlaştırılmış müebbet Emekli Albay Mehmet Fikri Karadağ ağırlaştırılmış müebbet Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ müebbet hapis Eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’a müebbet Fener Rum Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol müebbet Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek müebbet Danıştay saldırısı sanığı Alparslan Aslan

2 kez ağırlaştırılmış müebbet Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ayrıca 117 yıl 1 ay hapis cezası aldı. Kararın özetinin okunmasının ardından duruşma sona erdi. Mahkeme Ergenekon’un terör örgütü olduğunu kabul etti. TEPKİLER Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç: “Biz kimsenin mahkum olmasına, kimsenin tutuklanmasına sevinen, el çırpan insanlar değiliz. Herkese geçmiş olsun” CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: “Özel yetkili mahkemelerin verdiği kararlar; hukuken, siyaseten ve ahlaken meşru kararlar değildir. Bu mahkemelerin verdiği kararlar gayrimeşrudur” MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli: “Cezalar hiç şüphesiz milli vicdanları kanatmış, adalet ve hukuk ilkeleriyle bağdaşmamıştır.” AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış: “Ülke olarak demokrasi ve hukukun üstünlüğü adına tarihi bir gün yaşıyoruz. Türkiye’miz için, gelecek nesillerimiz için, demokrasimiz için hayırlı bir gelişme olduğunu düşünüyoruz.” ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Marie Harf: “Türk kanunları bu kararlara temyiz yolunu açık. Dolayısıyla temyizden herhangi bir nihai netice çıkana kadar yorumda bulunmayacağız ve süreci izlemeyi sürdüreceğiz.”

DAVANIN SATIRBAŞLARI 13 Haziran 2007: Ergenekon davası süreci, 13 Haziran 2007’de Ümraniye’de bir eve yapılan baskında bulunan 27 adet el bombasının Cumhuriyet gazetesinin bombalanması ve Danıştay saldırısında kullanılan bombalarla aynı kafileden olduğunun anlaşılmasıyla başladı. Bombaların, ev sahibi Mehmet Demirtaş’ın askerdeki komutanı olan astsubay Oktay Yıldırım’a ait olduğu ortaya çıktı. Oktay Yıldırım, Danıştay saldırısında azmettirici olarak adı gündeme gelen emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin’e en yakın adamlardan biriydi. Oktay Yıldırım ve Muzaffer Tekin’in evlerinde, eski MİT ajanı olduğu öne sürülen Tuncay Güney’in evinde 2001’de yapılan aramada çıkan 6 çuval belge arasında yer alan “Ergenekon Yeniden Yapılanma-Analiz” ve “Lobi” başlıklı belgeler bulundu. 25 Temmuz 2008: Cumhuriyet savcıları Zekeriya Öz, Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın tarafından hazırlanan ilk Ergenekon iddianamesi kabul edildi. İlk iddianame, Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Başyazarı İlhan Selçuk, Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol, Sedat Peker, Ali Yasak ve Sami Hoştan ile bazı emekli askerler ve İP yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 46’sı tutuklu 86 sanık hakkındaydı. 20 Ekim 2008: Birinci Ergenekon Davası başladı 25 Mart 2009: İkinci iddianame kabul edildi. Buna göre emekli orgeneraller Mehmet Şener Eruygur, Hurşit Tolon, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, gazeteciler Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, eski İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Serdar Saçan, eski Ankara Ticaret Odası Başkanı CHP Milletvekili Sinan Aygün, eski Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan ve eski Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün eşi Ferda Paksüt’ün de aralarında bulunduğu 19’u tutuklu, 36’sı tutuksuz 56 sanık hakkında dava açıldı. 3 Ağustos 2009: 1. Ergenekon davası ile Danıştay üyeleri ve Cumhuriyet Gazetesine yönelik saldırı davaları birleştirildi. 5 Ağustos 2009: Üçüncü İddianame kabul edildi. MGK Genel Sekreteri emekli orgeneral Tuncer Kılınç, emekli Orgeneral Kemal Yavuz, eski Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal ve eski İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz, eski Özel Harekât Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin ve Prof. Yalçın Küçük, iddianamede geçen 52 sanık arasındaydı. 27 Nisan 2012: Ergenekon davası birleştirildi. 16 Ağustos 2012: Sanıklar son savunmalarına başladı.

İŞTE DAVADAKİ İDDİANAMELER • Ergenekon iddianameleri • Danıştay saldırısı • Cumhuriyet gazetesine bomba atılması • Hakan Saraylıoğlu cinayeti • Vatansever Kuvvetler Güç Birliği davası • Danıştay Saldırısı • Savcı Zekeriye Öz’e tehdit davası • Fener Rum Patriği Bartholomeos’a suikast iddiası • İrticayla Mücadele Eylem Planı • İnternet Andıcı • İlker Başbuğ iddianamesi • Şile kazıları dosyası


PİTON 2 ÇOCUĞU BOĞDU Kanada’nın New Brunswick eyaletine bağlı Campbellton kentinde, küçük bir hayvanat bahçesinden kaçan piton yılanı, girdiği evde uyuyan 2 çocuğu boğdu (KANADA-POSTA 212) Campbellton Belediye Başkan Yardımcısı Ian Comeau’nun verdiği bilgiye göre, kent merkezindeki iki katlı bir binanın girişinde faaliyet gösteren “Reptile Ocean” adlı küçük hayvanat bahçesinden nasıl kaçtığı henüz belirlenemeyen piton yılanı, havalandırma panelinden üst kata geçti. Yılan, burada yaşları

5 ve 7 olan iki erkek çocuğunu öldürdü. Olayı büyük bir trajedi olarak yorumlayan Comeau, şehrin şokta olduğunu belirtti. Kanada Kraliyet Atlı Polisi’nden Julie Rogers Marsh da piton yılanının polis tarafından yakalandığını söyledi. Marsh, yılanın kafesinden nasıl çıktığının soruşturma sonucunda netleşeceğini kaydetti.

7 Ağustos 2013 Çarşamba YIL 1 • SAYI 12

HAFTALIK ÜCRETSİZ

BU KADIN İNSAN OLAMAZ POLİS, 14 YAŞINDA ÇOCUĞU ÖLDÜRDÜ New York’ta acemi bir polis memuru, silahlı 14 yaşında bir çocuğu, silahını teslim etmeye yanaşmadığı ve polislere doğru tuttuğu için vurarak öldürdü

New Jersey’li bir kadın, günlerce aç bıraktığı köpeğini ölmek üzereyken çöpe attı. Şans eseri bulunan köpek ölümden döndü. Köpeğin sahibi kadın 18 ay hapis cezası istemiyle yargılanıyor

Kisha Curtis

(NEW JERSEY - POSTA 212) New Jersey’de yaşayan Kisha Curtis (29), günlerce aç bıraktığı köpeğini ölmek üzereyken bir poşete koyup çöpe attı . Şans eseri bulunan ‘Patrick’ adındaki köpek, kurtarıcıları tarafından tedavi görmek üzere Tinton Falls Bölgesi’ndeki Graden State Uzman Veterinerliği’ne götürülerek tedavi ettirildi. Tedavi döneminde, adına açılan Facebook sayfasında Patrick’e binlerce kişi destek olurken, ona sahip çıkılması için dünyanın dört bir yanından bağışlar ya-

pıldı. Hayvanlara 4. dereceden işkence yapmaktan yargılanan 29 yaşındaki Kisha Curtis hakkında açıklama yapan Essex Bölgesi Savcılığı, genç kadını yakın zamanda mahkemeye çıkacağını bildirdi. New Jersey Yüksek Mahkeme Yargıcı Joseph Cassini III, Patrick’in yeni sahibinin kim olacağına 29 Austos’ta, Curtis’in alacağı cezayı açıklayacağı gün karar vereceğini söyledi. Köpeğe işkence yapan Curtis’in 18 ay hapis cezası verilmesi bekleniyor.

(NEW YORK – POSTA 212) New York’ta Bronx’un Melrose bölgesinde sağa sola ateş eden 14 yaşındaki Shaaliver Douse, silahını teslim etmeye yanaşmadığı ve polislere doğru tuttuğu için çenesinden vurularak öldürüldü. NYPD’den iki polis memuru sabaha karşı nöbette oldukları sırada bir silah sesi duydular. Olay yerine geldiklerinde çocuğun elindeki 9 milimetrelik tabanca ile kaçmakta olan bir adama ateş ettiğini gördüler. Dört el ateş eden Douse, kaçan adamı vuramadı. Polisler, Douse’den silahını bırakıp teslim olmasını istediler. Çocuk silahını posilere doğrulttu v tetiğe bastı. Bunun üzerine polislerden biri Douse’ye tek el atıeş etti ve çenesinden vurarak öldürdü. NYPB Müdürü Raymond Kelly, konuyla ilgili düzenlediği basın toplantısında “Polis memurları, Douse’dan silahını bırakmasını istediler. Ancak o bir kez daha tetiği çekti” diye konuştu. “Ancak dördüncü kez polislere mi, yoksa polislerin yanından geçen bilinmeyen

bir kişiye mi ateş ettiğine henüz karar verilmedi” diyen Kelly, silahını polislerin yönünde doğrultan Douse’un, polis tarafından vurulduğunu söyledi. Olay sırasında nöbette bulunan iki memurun da polis departmanına geçtiğimiz ocak ayında katıldıkları öğrenildi. Douse’s teyzesi Quwana Barcene, New York Post’a yeğeninin tek çocuk olduğuna işaret ederek, “Bu haksızlık. O kardeşimin tek çocuğuydu. İnsan çocuğunu toprağa gömmemeli” diye konuştu ve Douse’un başının daha önce de polisle derde girdiği söylendi. Douse geçtiğimiz mayıs ayında Bronx’ta 15 yaşında bir çocuğun silahla yaralanmasına karışmış ve cinayete teşebbüsle suçlanmış ancak kanıt yetersizliğinden tutuklanmamıştı.

POSTA212 - SAYI 12  

5 Ağustos 2013, Pazartesi

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you