Issuu on Google+

Akdeniz’de sular ısındı

Hüseyin Çelik

TANSİYON YÜKSELDİ

“ABD’NİN İSRAİL’İN AVUKATLIĞINA SOYUNMASINI YADIRGIYORUZ”

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Suriye’de kimyasal silah kullanıldığının inkar edilemez bir gerçek olduğunu söyledi. İngiltere, müdahale için BM Güvenlik Konseyi kararının şart olmadığını belirtti. Fransa ve Almanya ise destek sinyali verdi. Rusya ise, dış müdahale olsa bile ülkesinin Suriye için kimseyle savaşma niyetinde olmadığını açıkladı. » 9’DA

KIRMIZI ÇİZGİLER AŞILDI

■ AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, Suriye’deki gelişmeleri, Barış Süreci’ni, partisi ile basın arasındaki tartışmaları ve Türkiye-ABD ilişkilerini POSTA212’ye değerlendirdi. » 8’DE

‘ABD Suriye’ye saldıracak ‘ » 9’DA 28 Ağustos 2013 Çarşamba YIL 1 • SAYI 15 HAFTALIK ÜCRETSİZ

A M E R İ K A’ D A K İ

TÜRKLERİN

GAZETESİ

www.posta212.com

Türkiye’den YEŞİL KART’a 1 milyon BAŞVURU

■ Belirli ülke vatandaşlarına kura ile verilen Yeşil Kart’a Türkiye’den 6 yılda bir milyon kişi başvurdu. » 13’TE

Washington’da Türkiye tartışması

SİBER SAVAŞ KAPIMIZDA ■ Siber savaş artık bir fantezi olmaktan çıktı. Ancak gerçek siber savaş yetenekleri daha henüz tam anlamıyla sergilenmedi. En çok siber saldıraya kim uğruyor. Kimler güçlü. Türkiye’nin durumu ne? » 16’DA

İLHAN TANIR WASHINGTON

ANKARA-WASHINGTON ARASINDA SÖZ DÜELLOSU

UZMANLARIN ÇOĞU ‘İLİŞKİLER BOZULMAZ’ DİYOR

Son dönemde Mısır’daki gelişmeleri ‘darbe’ olarak niteleyen ve sesi en gür çıkan tek ülke Türkiye oldu. AK Parti hükümetinin bu keskin çıkışı ve Mısır’daki ‘darbe’nin arkasında başta İsrail olmak üzere Suudi Arabistan ve BAE’ni işaret etmesine en büyük tepki Tel Aviv ve Washington’dan geldi. ABD hükümetinin İsrail’i koruyucu açıklamaları ise AnkaraWashington arasında söz düellosu yaşanmasına neden oldu.

Yaşanan bu gerilim dolu sözleri ve olası yaşanacakları ABD-Türkiye ilişkilerini çok iyi bilen ve yorumlayan uzmanlara sorduk. İki yıl boyunca Ankara’da ABD Büyükelçiliği yapan James Jeffrey, yaşanan anlaşmazlıkların çözüleceğine inandığını belirterek, “Yaşananların büyüyeceğini sanmıyorum” derken, Center for American Progress’ten Michael Werz ise, ilişkilerde büyük bir ‘yarık’ görmediğini ifade ediyor.

Ilımlı İslam çökmüştür...

ABD’nin en zengin üniversiteleri »

■ Emekli Tuğamiral Türker Ertürk, Türkiye-Suriye ilişkilerini Posta 212’ye değerlendirdi.. » 11’DE

14’TE

Yüz bin cinsel saldırı

Yaşam sicilimiz bozuk MADE ■ Türkiye’deki adli sicil kayıtlar ına göre 2012’de 2 bin kadına koruma verilirken yaklaşık 100 bin cinsel saldırı geldi. Cinsel saldırıya maruz meydana kalanların 33 binini ise çocuklar oluştur uyor. » 9’DA

28 Ağustos 2013 Çarşamba

■ ABD’de ev almanın kolaylıkları ■ Dünyanın en yaşlı insanı ■ Uçakta hızlı internet ■ NFC Kuzey’de yıldız savaşları ■ Türk mutfağı diye birşey yok ■ Babası aleyhine delil arıyor ■ Karpuz-peynir diyeti

IN USA

■ 80’lerde ABD’yi terk eden üreticile dönüyor. Nedeni r yavaş yavaş ülkelerine petrol fiyatlar ise gelişmekte olan ülkeleri ının yükselm n gelişmesi ve esi. sahip olmasıy la tanınan Apple Çin’de devasa üretim alanları na da bunlardan biri. » 8’DE

YIL 1 • SAYI 15 HAFTALIK ÜCRETSİZ

AMERİK A’ D A K İ

Kentlerde ya şa

TÜRKLE RİN

mutsuz

GAZETE Sİ

yanlar

www.posta212.c om

Dünyanın en güzel sahille ri

■ National Geogra phic’in Everything’ kitabınd ‘10 Best of a dünyanın güzel plajların ın listesi yayınlan en Listede New York’un bir plajı dı. » 16’DA da var.

Gallup, Gezi olayları sırasında tüm araştırmanın sonuçlarını açıklamTürkiye çapında yaptığı Araştırmanın aya devam yeni açıklana n sonuçlara göre ediyor. şehirlerinde yaşayan ülkenin büyük kesim aynı zamand ların yüzde 40’ı mutsuz . Bu mutsuz a ‘acı çektikle rini’ de söylüyo r.

Yalnız olmak ama yalnız ölmem ek ARZU KAYA URANLI

■ 6’DA

Mardinler... SERDAR İLHAN

■ 2’DE

‘TÜRK MUTFAĞI YOK’ ■ New York’ta Türk yemeklerinin tanıtımı için çalışan şef Orhan Yeğen’d en ses getirecek bir iddia. » 10’DA

■ Richard Nixon belgeseliyle yoğun gündemin yanı siyasi sıra, müzikalden, macera ve aksiyona dopdolu yeni bir film haftası.

HALDUN ARMAĞA VİZYON ■ 11’DE N’LA

Akşamdan kalmaya son

■ Bilim insanlar ı, gece aşırı miktard alkol alanları a n sabah çektiği rahatsızlıkları ortadan kaldıran bira türü keşfett yeni bir i. » 14’TE

ABD’DE TÜR ÇILGINCA KLER DERNEKLEŞ İYOR

■ 2’DE

Düşünen ilk robot bir Türk idi SUNAY AKIN

Raporda, küresel yatırımcıların Türkiye gelişmekte olan ülkelerden yatırım gibi çektikleri bir larını dönemde, halkın olan inancını ekonomiye sağlam yorumu da yapılıyo anın zor bir iş olacağı r. » 9’DA

■ Son 10 yılda dernekleşmeye hız veren Amerik a’da kurduğu dernek yaşayan Türklerin sayısı 400’e » 5’TE ulaştı..

2013’ÜN EN ÇOK KAZANA N MODELLERİ

■ Forbes, her yıl olduğu gibi “2013 Yılının En Çok Kazana n Mankenleri” listesini yayınladı. Liste başında 2 çocuk annesi 33 yaşındaki Gisele Bündch en var. » 15’TE

ABD’DE EV AL MAN KOLAYLIKLA IN RI ■ Fazla uzun sürmeyen işlemle rle ABD’de yabancıların ev almaları için her türlü kolaylık gösteril iyor. Aslında ABD’de emlak-alım satım işlemlerinde vatandaşları ABD ve yabancılar arasında pek fark da yok. bir » 12’DE

Uçakta hızlı internet

■ İngiltere, uçak, gemi ve trenlerd internet kullanım e sağlayacak uydu ına olanak tamamlayacak. çalışmasını 2014’te » 4’TE

Eğlendikçe büyüyoruz

■ Danışmanlık şirketi PwC’nin raporuna göre Türkiye ’de eğlence ve medya sektörü 2017’de 17,5 büyüklüğe ulaşaca milyar dolarlık k. » 10’DA

HEPSİ VE DAHA FAZLASI POSTA212 LIFE’DA

Lara Berkmen son yolculuğuna uğurlandı » 3’TE Olası ABD’nin Suriye saldırısı Ankara’nın lehine ‹LHAN TANIR ■ 11’DE

Bernanke’nin yerine kim gelecek tartışması ■ Amerikan Merkez Bankası’nda görev süresi ocak ayında dolacak olan Başkan Ben Bernanke’nin yerine adı geçen favori isimler arasında Larry Summers ve Janet Yellen var.

TÜRKİYE-ABD GERGİNLİĞİNİ ‘SORUN’ GÖRENLER DE VAR

Yaşananlara olumlu bakmayan ve sorunun büyüyeceğine inananlar da var. Bunların başında ise Türkiye uzmanı Henri Barkey geliyor. Dr. Barkey’e göre ise daha ciddi sorunların çıkması mümkün. Washington’daki en önemli İran uzmanlarından Karim Sadjadpour da, İran liderliğindeki direnişçi İslama, Suudi Arabistan liderliğindeki mezhepçi Sünniliğe ve Türkiye liderliğindeki modern İslama dikkat çekiyor. » 8’DE

SİYAH İŞSİZLİK ABD’de Çalışma İstatistikleri Bürosu’nun yaptığı bir araştırma, son 60 yıldır siyahların işsizlik oranının beyazlarınkinin iki katı olduğunu ortaya çıkardı. Geçtiğimiz ay, beyazlar arasındaki işsizlik oranı yüzde 6,6 iken, siyahlardaki oran yüzde 12,6 olarak hesaplandı. 5’TE

»

PKK barış istiyor Sırrı Süreyya Önder barış süreciyle ilgili son gelişmeleri gazetemize değerlendirdi. » 10’da

» 6’DA

Korku üzerine kurgulanan toplum mühendisliği

GÖZYAŞIM

Amerikan kedi köpekleri insanlardan şanslı

HALDUN ARMAĞAN ■ 12’DE

EKMEL ANDA ■ 3’DA

DOĞAN ULUÇ ■ 3’TE

Erdoğan BM’ye neden gitmiyor? MEHVEŞ KOÇAK ■ 2’DE


2

Toplum Yaşam

28 Ağustos 2013 Pazartesi

Mehveş Koçak mehveskocak@posta212.com

Erdoğan BM’ye neden gitmiyor? EYLÜL ayı New York trafiği ve güvenlik önlemleri ile çekilmez bir hal alır. Özellikle Birleşmiş Milletler binasının bulunduğu bölge yaya ve araç trafiğine kapatılır. Çünkü yılda bir kere yapılan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bütün dünya liderlerini ağırlar. Güvenlik en üst düzeye çıkartılır. Yoğun diplomasi trafiğinin yaşandığı bu dönem çekilen her fotoğraf, ağızdan çıkan her kelime anlam ifade eder. Bu yıl, Suriye ve Mısır başta olmak üzere birçok konuda oldukça haraketli geçecek olan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda önemli rol oynayacak ülkelerden biri Türkiye olacak. Türkiye’nin vereceği her mesaj, söyleyeceği her söz, ciddi yorumlara sebep olacak. Tabi Türkiye bu yıl çok ciddi sorularla karşılaşacak. Böyle önemli bir yılda toplantıya Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gitmesi beklenirken, bu yıl Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün katılacağı bildirildi. Peki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan neden Birleşmiş Milletler toplantısına gitmiyor? Aslında tam da zamanı. Erdoğan Rize’de yaptığı konuşmada Suriye ve Mısır’daki katliamlara sessiz kalan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne tepki göstermişti. Erdoğan, “Ey Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi neredesin? Sen ne işe yararsın? Sen ne için kuruldun? Kuruluş amacın senin barış değil miydi? Sen şu anda barışın güvencesi değilsin” demişti. Mısır’daki olaylar için İsrail’i suçlamıştı. Gezi olaylarını yabancı ellerin organize ettiğini iddia etmişti. İşte şimdi tam zamanı. Tüm bu soruları yönelteceği muhatapları ordayken, tüm dünyaya seslenecekken, neden Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na gitmiyor? Şüphesiz Cumhurbaşkanı Abdullah Gül BM Genel Kurulu’nda bu konulara dair mesajlar verecektir ama üslubu ve soruları Başbakan Erdoğan’a benzemeyecektir. Acaba bu nedenle mi Cumhurbaşkanı Gül BM’de gidiyor? Yani daha ılımlı bir politika izlemek için. Yoksa Başbakan Erdoğan, mesajlarını Türkiye’den vermeyi mi tercih ediyor? Eylül ayını bekleyip göreceğiz.

BLOOMBERG’İN VETOLARI GEÇERSİZ New York Belediye Başkanı Bloomberg, kentte güvenliği sağlamak için ‘durdur ve ara’ yasasını savunuyordu. Ancak belediye meclisi Bloomberg’in vetosunu geçersiz kıldı

(NEW YORK - POSTA 212) New York Belediye Meclisi, durdurve-ara uygulamasını kontrol altına alan iki yasa tasarısına ilişkin Belediye Başkanı Bloomberg’in vetosunu geçersiz kılarak, Toplum Güvenliği Yasası’nı geçirdi. Geçtiğimiz hafta New York Belediye Meclisi, NYPD’ye ırksal profilleme davalarının açılması yönündeki yasa tasarısı 34-15, NYPD’yi denetleyen bir baş müfettişin görevlendirilmesi yönündeki yasa tasarısını ise 39-10 oyla kabul ederek, Blo-

omberg’in vetolarını geçersiz kıldı. Çok sayıda Belediye Meclisi üyeleri tarafından yapılan oylama neticesinde Bloomberg’in vetonsunun geçersiz kılınması, Bloomberg’in ve polis derneklerinin Belediye Meclis üyelerini vetolarını değiştirmeleri için gösterdiği çabaların ise yaramadığını gösterdi. ‘Genel müfettiş’ yasa tasarısının yılbaşında,’ırksal profilleme’ yasa tasarısısın ise Kasım ayı sonunda yürürlüğe gireceği açıklandı.

LOPEZ’İN EVİNDE GİZLİCE BİR HAFTA YAŞADI Jennifer Lopez’in tatilde olduğu sırada 800 metre genişliğinde ve 10 milyon dolar değerindeki evine giren bir adam bir hafta sonra hizmetçiler tarafından yakalandı ve tutuklandı. (NEW YORK - POSTA 212) Ünlü Şarkıcı Jennifer Lopez tatildeyken Southhampton’daki evine hırsız girdi. Rhode Islandlı bir emekli itfaiyeci olduğu ortaya çıkan 49 yaşındaki John Dubis’i başka hırsızlardan ayıran en büyük özelliği Lopez’in evinde bir hafta boyunca kalması. Bir hafta sonra Lopez’in evindeki hizmetçiler tarafından yakalanan adam, başkasını takip etmekten ve hırsızlık yapmaktan suçlanıyor. 28 Ağustos’ta gerçekleşecek dava sonunda Dubis’in ne tür bir ceza alacağına karar verileceği açıklanırken, olayla ilgilenen bir polis Dubis’in yakalandığında iftiraya uğradığını iddia ettiğini ve adamın herhangi bir psikolojik bir probleminin olup olmadığının anlaşılması için muayeneden geçeceğini söyledi. 28 Ağustos tarihine kadar Suffolk County Hapishanesi’nde tutuklu kalacak olan Dubis’in serbest kalması için 100 bin dolar kefalet ödemesi gerekiyor. Lopez’in, Long Island Bölgesi’nde ABD’nin en pahalı evlerinin bulunduğu Southhampton’daki sekiz odalı malikanesi 800 metrekare genişliğinde ve değeri 10 milyon dolar.

ATA-DC YÖNETİM KURULUNU TOPLUMLA BULUŞTURMA ETKİNLİĞİ (WASHINGTON - POSTA 212) Washington Türk Amerikan Derneği (ATA-DC), yeni seçilen yönetim kurulu üyelerini Türk Amerikan toplumuyla buluşturmak amacıyla 22 Ağustos Perşembe günü şehrin yeni gözde mekanlarından Mari Vanna restoranda bir tanışma etkinliği düzenledi. Etkinliğe katılan yaklaşık 40 kişi ATA-DC yönetiminde görev alan gönüllülerle sohbet etme imkanı buldu. ATA-DC derneğinin her ay düzenli olarak gerçekleştirdiği ve herkese açık olan bu etkinlikte bir çekiliş yapılarak katılımcılara yemek kitapları, Türk kahvesi, festival tişörtleri ve çeşitli aksesuarlar armağan edildi.

Barbaros Sayılgan barbarossayilgan@posta212.com

Lara’nın ardından 1999 yılında doğan ve geçtiğimiz yıl 13 yaşında lösemi teşhisi konulan Lara’yı 15 Ağustos’ta kaybettik. Lara henüz 14 yaşındaydı ve hastalıkla verdiği mücadeleyle bir simgeye dönüşmüştü. Bu cesur yürekli kızla tanımış olmak benim için de bir ayrıcalıktı. Central Park’ta beraber geçirdiğimiz iki saatte Lara’nın olgunluğu ve bu zor hastalığa karşın halen gülümsüyor olması beni çok etkilemişti. Lara, hastalığı boyunca kendisine destek olan herkesi tanrının ve hayatın bir hediyesi olarak görüyordu. Kendisi gibi hasta olanlara ise “Hayata pozitif tarafından bakın ve önünüzde açılan kapıları değerlendirin” diyordu. Lara bir dileğini gerçekleştirmek isteyen Make a Wish Foundation’a hayatını kitaplaştırmak istediğini söylemişti. Hayat hikayesini ve lösemiye karşı verdiği savaşı yazmaya başlamıştı. Ailesi, Lara’nın son dileğini yerine getirip, bu kitabı tamamlayacak. Bu deneyimin ağırlığını bulacağımız satırları mutlaka okumalıyız. Belki de bu satırlar bizim ve diğer lösemi hastalarının hayata bakışımızı değiştirecek. Lara’yı kaybetmek benim vicdanımda adalet denen şeyi sorgulamama neden oldu. Onun aramızdan ayrılabileceği ihtimalini biliyordum ama buna inanmak istemiyordum. Sanırım Lara da bu olasılığın farkındaydı. Bir anne, çocuğundan yakında ayrılacağını nasıl kabul eder? İnsan çocuğuna bunu nasıl açıklar? Bu çaresizlikle insan nasıl yaşar? Dünyanın en büyük acısı bu olsa gerek. Lara’nın ve diğer çocukların hastalığı karşısında eli kolu bağlı kalmak, daha yaşamla tanışmamış zihinlerine ölümü anlatmaya çalışmak; bu güzel, yaratıcı, masum, hayat dolu insanların gidişini izlemek, bunu kabullenmek çok ağır bir yük. Ve bu her an hepimizin karşısına çıkabilecek bir piyango. Bunları düşünmek benim yaşama daha sıkı bağlanmama yok açmıyor, aksine, doğasında bulunan her türlü kusura karşı direnip bugünkü akıl almaz medeniyeti kurmuş olan insanoğlunun, bu çocukları yaşatmak için varını yoğunu vermemiş olmasını aklım almıyor. Her yıl hükümetler, devletler, özel kuruluşlar, silahlara, bayındırlığa, teknolojiye, gelişime milyarlarca dolar yatırım yapıyorlar. Sağlığa da yatırım yapılıyor elbette. Ama kansere, özellikle de Lara gibi küçücük çocukları bizlerden alan lösemiye karşı verilen mücadele, hiçbir meclis kürsüsünde, hiçbir medyada yer bulmuyor. Milyarları ellerinde bulunduran finans kurumlarının milyon dolarlarca maaş alan CEO’ları gazetelere kahramanlık yapmış gibi pozlar verirken, bu adaletsiz hastalıklarla mücadele eden çok daha mütevazı insanlar var dünyada. Kimseyi zengin etmeyen bu çareler, yöntemler, tekniklerle ancak bu hastalık karşınıza çıktığı zaman tanışıyorsunuz. Doktorların, hem��irelerin dünyanın en önemli işini yaptığını ancak hastayken anlıyorsunuz. Çocuk hastalıklarından ölüm oranı her geçen yıl düşüyorsa, onların sayesinde oluyor. Ama Lara gittiğine göre, demek ki yetmiyor. Demek ki daha fazlasının yapılması lazım. Lara’nın varlığının, gelecekte bu hastalıkların ölüm nedeni olmaktan çıkması, başka çocukların ölmemesi için bilim dünyasına da bir katkı sağladığını düşünmek istiyorum. Ama elbette Lara önce dünyaya birçok güzellik kattı ve ardında tatlı anılar bıraktı. Başta annesi Nevin, babası Oğuzhan ve kardeşi Alp olmak üzere, arkadaşlarına ve onu tanıma şansına erişmiş herkese sabır diliyorum.


Güncel Toplum

Ekmel Anda twitter @ekmelanda

GÖZYAŞIM BİR arkadaşımın sayesinde 6 ay önce Lara’nın rahatsızlığını öğrendim. Benden Amerika’da yaşayan Türk toplumuna ulaşmamı ve mümkün olduğu kadar fazla Türk’ün ilik donörü olmasını için Lara’nın durumunu paylaşmamı rica etti. Genetik olarak bir Türk’ün başka bir Türk’le ilik gurubunun uyuşması ihtimali daha fazla olduğundan mümkün olduğu kadar fazla kişiye ulaşılması gerekiyordu. Birkaç gün içinde bir araya gelen Amerika’da yaşayan Türk toplumu gerek test olma konusunda gerekse Lara’nın ailesi tarafında açılan Facebook sayfasında manevi destek açısında inanılmaz bir birlik beraberlik gösterdi. İşini gücünü bırakan insanımız test olmak için kurulan istasyonlara koştu, arkadaşlarını komşularını getirdi. Gelemeyenler test kitini evlerine ısmarladılar ve testi yapıp hemen gönderdiler. İşte ben 14 yasındaki Lara ve lösemi ile böyle tanıştım. Herkes gibi sabahları ilk işim Facebook sayfasından Lara’nın annesi Nevin’in yazdığı günlük gelişmeleri takip etmeye başladım. Çok zor bir dönem geçiriyorlardı fakat Sloan Kettering’e geldikten sonra yeni tedavi uygulamaları sonucu ümitler artmıştı. Bu arada bir donör bulundu ve Lara’yı ilik nakli için hazırlamaya başladılar. Lara’nın bünyesinin ilik naklini kabul edebilmesi için kanserli hücrelerden arınmış olması gerekiyordu ve bunun tedavisi yapılıyordu. Bu zaman sürecinde tamamen şans eseri LÖSEV Lösemili Çocuklar Vakfı Başkanı Üstün Ezer Bey ile tanıştım ve kendisinden yardım istedim. Bu arada Lara için Türkiye’den donör olarak için test olmak isteyen yüzlerce insandan email geldi. Nereye gidip test olabileceklerini soruyorlardı. İşte o zaman Türkiye’de bir ılık bankasının olmadığını, var diye lanse edilenlerin de içlerinin boş olduğunu gördüm. 70 milyonluk ülkemde lösemili hastalar için hayat kurtarıcı olan ve çok basit bir test ile ilik grubunun belirlenebildiği ve daha sonrada bu bilginini bir sisteme yazıldığı bir bankamız yoktu. Yeni doğan çocuğun nasıl hemen kan grubu belirleniyorsa, çok daha basit, ağızdan iki saniyede alınan tükürük örneği ile ilik grubu belirlenebiliyor ve biz bunu bugüne kadar yapmamışız. LÖSEV Başkanı Üstün Bey’i Ankara’da LÖSEV’in merkezinde ziyaret ettim ve karşımda gözü yaşlı, sitem dolu, lösemili çocuklar için sonsuz imkana sahip, fakat ilik bankası kurmaya Sağlık Bakanlığı’ndan müsaade alamadığından dolayı çaresiz bir adamla karşılaştım. Lösemili çocuklar için kurulan muhteşem köyler, hastaneler, son teknoloji, bünyesinde tedavi sürecinde olan ve üstlerine titrenen küçük çocuklar fakat ilik nakline hazır oldukları anda bulunamayan donörler. Küçük bir çocuğun bünyesi kanserli hücreleri temizlemek için yapılan ve çok acılı eziyetli geçen kemoterapi sürecine belli bir süre dayanabiliyor. Hücrelerin temiz olduğuna emin oldukları an ile ilik nakline başlanan aralık çok dar ve bu çok kritik bir süreç. İşte biz burada çocuklarımızı ölüme terk ediyoruz. 600 yıl önce delileri su ve müzik sesleri ile tedavi eden âlimlerimiz varmış ve biz bu ecdadın torunlarıyız diye gurur duyuyoruz. Fakat Türklerin genetik haritasını çıkartacaklar diye bu yüzyılda paranoyak bir şekilde ilik donörlüğüne müsaade etmiyoruz. Bugün Amerika’ya gelirken adam senin kapıda parmak izini de alıyor, gözünün resmini de çekiyor. Eminim yarın “aç ağzını ver tükürük örneğini” dese onu da yapacağız. Sen zannediyor musun adamların senin müsaadene ihtiyacı var? Genetik haritamızı çıkartacaklar korkusuna inanmıyorum ve neden diye soruyorum. Neden 70 milyonluk ülkemizde hala bir ilik bankamız yok? Bundan bir ay önce Türkiye’de 9 yasında Emir adında bir çocuğu kaybettik. Babası ile konuşmuştum ve Amerika’daki ilik bankasına Emir’in kan değerlerini vermiştik. Sadece telefon ile konuştuğum Aydın Bey fazla vakitlerinin kalmadığını söylemişti bana. Uğraştık. Lara’nın babası Oğuzhan kendi çocuğu ile uğraşırken Emir’in durumundan bahsettiğim zaman hemen bana neler yapılması nasıl bir tedavi uygulanması ile ilgili uzun bir mail atmıştı ve ben de bunu Emir’in babasına ulaştırmıştım. Amerika’daki ilik bankasının “United for Emir” kampanyasının başladığı gün, Emir’in ölüm haberini aldık. Emir’i kaybettikten iki hafta sonra babası Aydın Bey’e Lara’nın ölüm haberini, sorduğu için, verdim. “Bütün ümitlerimizi Lara’ya bağlamıştık” dedi bana. Çok üzüldü. Bir babanın çektiği acıyı çok iyi anlıyordum. İki ölümü de çok yoğun yaşadım. Birisi benim oğlumun adaşı Emir, diğeri benim oğlumun yaşında dünya güzeli bir kız çocuğu. İki küçüğün de arkasında akan gözyaşları. Bu akan gözyaşlarının başkalarından ne farkı var? İnşallah bu akan gözyaşlarının arkasından da binlerce tweetler atılr, videolar yapılır, kamuoyunun gündemine oturur ve Türkiye’miz bu konuya el atar. İşte o zaman biz de GÖZYAŞIM helal olsun deriz.

GÜLE GÜLE MELEK (NEW YORK – POSTA 212) Lösemiye karşı verdiği savaşı kaybederek henüz 14 yaşında hayata gözlerini yuman Lara Berkmen Tanrıkulu son yolculuğuna uğurlandı. 24 Ağustos Cumartesi günü, Fairfield, Connecticut’ta bulunan Lesko & Polke Funeral Home’da düzenlenen anmaya, Lara’nın ailesi, arkadaşları ve onun kanserle cesur savaşından etkilenen herkes katıldı. Lara’ya geçtiğimiz eylül ayında lösemi teşhisi koyulmuş, Amerika’daki Türk

doganuluc@aol.com

Amerikan kedi-köpekleri insanlardan şanslı

toplumu Lara’ya uygun ilik bulmak için seferber olmuş ve binlerce kişi iliğini bağışlamıştı. Lara’yı bu vesileyle tanıyan Amerika’daki Türk toplumu onun cesaretinden ve kişiliğinden çok etkilenmişti. Tedavisi geçtiğimiz mart ayından beri New York’taki Sloan Kettering Cancer Center’da devam eden Lara için aranan iliğin bulunduğu, küçük kızın kemoterapi sürecini geride bırakıp, onu kesin olarak iyileştirecek kemik iliği nakli aşamasına geçebileceği haberini sevinçle vermiştik. Ancak

ağustos ayının başında tedavi süreci beklendiği gibi gitmeyen Lara, uzun zaman sonra evine dönerek son günlerini ailesi ve arkadaşlarıyla geçirdi. Lara’nın son dileği, Make a Wish Foundation’ın desteğiyle yazmaya başladığı, hayat hikayesini ve kanserle savaşını anlatan kitabın ölümünden sonra kendisini iyi tanıyan insanlar tarafından tamamlanmasıydı. Düzenlenen anma töreninde Lara’nın annesi Nevin Berkmen, onun bu isteğini yerine getireceklerini söyledi.

Gardiyanlar kavgayı izledi

» ÜÇ GARDİYANA 60 MAHKUM Gardiyanları temsil eden sendika COBA’nın (The Correction Officers’ Benevolent Association) başkanı Norman

7 yaşındaki Mia’nın Marley adlı spanieli evine getirildiğinde küçük kız köpeğini kucaklayıp ‘’Hayatımın en güzel Noel hediyesi’’ diyerek ağladı. Polislerin ‘’Detektif içgüdüsüne sahip,’’ tanımlamasıyla kutladığı Tena ‘’Hayvan sevgisi taşıyan herkes aynı şeyi yapardı,’’ dedi. Amerikalılar evcil hayvanlara hayli düşkün bir millet. Köpek hırsızı Brad’in hikayesi tabloid bir gazetede tam sayfa yayımlandı. Kedi ve köpekler ailenin bireyi olarak algılanıyor. Evlerin yüzde 62’sinde asgari bir evcil hayvan yaşıyor. Ülke genelinde 67 milyon köpek, 80 milyon kedi var. 2003’den 2011 yılına toplam 12 milyon artış görülüyor. Hayvan sağlığı ve fizyoterapi uzmanı Prof. Boris Levinson kedi-köpek sayısının süratle artışını ‘’Ülkede yalnızlık giderek ciddi bir sorun haline dönüşüyor. İnsanlar evcil hayvanlarıyla yalnızlıklarını paylaşıyorlar’’ diye izah ediyor.

Bu noktada yapabilecekleri tek şey kavgayı izlemek olur. Çünkü onların arasına katılmak, mahkumların gösterecekleri şiddete maruz kalmayı baştan kabul etmektir. Önceden böyle şeyler başımıza gelmişti. Bu gösteriyor ki, hapishanemizde bu tarz olaylara müdahale edecek gerekli eğitimi almış görevlilere ihtiyaç var.”

Şu anda hapishanede 1200 mahkuma karşılık sadece 22 gardiyanın görevli olduğunu belirten Seabrook, 10 senedir hiç bir gardiyanın işe alınmadığı ekledi. Rikers Hapishanesi sözcüsü ise, kavgaya karışan 32 mahkumun kontrol altında tutulduğunu, bazılarının ise ceza aldıklarını söyledi.

B.M. Millenium Development Goals’un (MDG) araştırmalarına göre dünyada her 7 kişiden biri, yani 925 milyon insan aç yaşıyor. Açlık kökenli nedenler her gün 16 bin çocuğun ölümüne yol açıyor. Yerkürede, Amerika dahil, milyonlarca çocuğun gece yatağa aç gittiği bildiriliyor. Amerika’da sokak köpeklerinin dahi açlık sorunu yok. Afrika ve doğu Asya’da insanların evcil hayvanlar kadar değeri yok.

» 1200 MAHKUMA 22 GARDİYAN Seabrook, söz konusu polislerin kavgaya tepkisiz kalma nedenlerini şu şekilde açıkladı: “Bizim kavgayı ayıracak kadar çok görevlimiz yok. Üç gardiyan 60 mahkumu nasıl ayırsın?

BAKKAL girişinde boyun kayışı direğe bağlı minik köpek olduğu yerde titriyordu. Kömür karası gözleri daha da irileşmiş, çevresinde tanıdık arıyordu. Bakkaldan çıkan genç adam kayışı uğraşarak çözdükten sonra Tena Cohen ile göz göze geldi. Noel günü öğle yemeği sonrası yürüyüşüne çıkan Tena, cins spaniel köpek ile bıçkın görünüşlü Brad Bacon’ı birbirine yakıştıramamıştı. Beklemeden sordu: ‘’Köpeğe kaç para istersin?’’ Genç kadın otomattan henüz 100 dolar çekmişti. Brad ‘’Arkadaşım öteki sokakta ama 220 dolardan aşağısını kabul etmez,’’ diyerek fiyatı artırdı. Minik köpeğin kir, pas içindeki yüzü, sürekli titreşimi yüreğini dağlayan kadın tekrar bankaya döndü, farkı kapatacak parayı tamamladı. Brad gözden kaybolunca iyilik meleği cep telefonundan polisi aradı. İki gün önce cezaevinden çıkan köpek hırsızı gün batmadan yakalandı.

Amerika’da evcil hayvanlar önemli bir sanayi ve işkolu. Köpek bakıcılarının fiyatı 65 dolardan başlıyor. ‘’Gel, git, otur, kalk’’ gibi komutların öğretilmesinin saati 95 dolar. Eğitim, beslenme, ilaç almaları yardımı, bir saatlik yürüyüşü 15-50 dolar arasında değişiyor. Amerika’da kedi, kopek hastanesi, klinik, egzersiz salonları, bakım yerleri var. Evlerinde kedi-köpek besleyenlerin yiyeceklere harcadıkları para 25 milyar. Kış bastırınca zenginlerin kedi-köpekleri yünlü yelek ve pençelerini sıcak tutan eldivenlere sarılarak bakıcılarıyla sabah akşam yürüyüşlerine çıkarılıyor. Hastalıklar için reçetesiz ilaca ödedikleri 15 milyar, veterinerlere 20 milyar dolar. Yılda bir kere sağlık check-up’ından geçiriliyorlar. Eşya ve oyuncak alışverişlerine 5 milyar dolar ödüyorlar.

Rikers Adası’ndaki hapishanede mahkumlar arasında çıkan ve yaklaşık bir saat süren kavgada bıçaklamalar yaşanırken, hapishane polisi olanları sadece seyretmekle yetindi (NEW YORK - POSTA 212) New York La Guardia Havalimanı yakınlarındaki 400 dönümlük Rikers Adası’nda bulunan hapishanesinde çıkan kavga, mahkumlardan biri tarafından gizlice kaydedildi. Görüntülerde sandalyelerin ve sopaların havada uçtuğu şiddetli dövüşe hastane polisinin herhangi bir şekilde müdahalede bulunmaması ülke çapında tepkilere yol açtı.

MAHKUMLARIN NEW YORK’A FATURASI AĞIR GELİYOR Hapishanedeki her bir tutuklu veya mahkumun New Yorklulara yıllık faturasının 167 bin dolar olduğu açıklandı. Kent ileri gelenleri bu yükü azaltmak için çalışıyor

rilerini de gezen ve fuara çocuklarıyla gelen aileler, iki gün boyunca ücretsiz etkinliklerle eğlencenin tadını çıkardılar. Kaliforniya’daki festivale uzak eyaletlerden gelenlerin de olduğu gözlendi.

(NEW YORK – POSTA 212) Bütçe Dairesi’nin raporuna göre New York şehri geçtiğimiz yıl ortalama sayısı 12.287 olan tutuklu ve mahkumlarının her birine 167 bin dolar harcadı. Bütçe Dairesi’nden Doug Turetsky, “rakamlar, şehrimizde ortalama bir günde hapiste bulunan ve şehre, beraberinde topluma ve ailelere büyük bir yük olan 12 bin kişiyle ilgili sorunlu bir istatistiği ortaya koyuyor” diye konuştu. Turetsky, mahkum başına ortalama giderin ça-

3

Doğan Uluç

Erken ölümüyle Amerika’daki Türk toplumunu üzüntüye boğan Lara Berkmen Tanrıkulu, son yolculuğuna gözyaşları içinde uğurlandı

KALİFORNİYA’DA TÜRK FESTİVALİ (KALİFORNİYA-POSTA 212) Türk-Amerikan Kalifornia Derneği (TAAC) tarafından organize edilen 16’ncı Türk Festivali, 24-25 Ağustos tarihleri arasında Kalifornia’nın Monterey şehrinde yapıldı. Katılımcılar, her iki gün de yeni sürprizlerle karşılaştılar. Festivalde canlı müziklerle doyasıya eğlenen katılımcılar, halk oyunları ile de memleket hasretlerini giderdiler. Açılan sanat gale-

28 Ağustos 2013 Çarşamba

lışan maaşlarını, ek faydaları, tesis bakımını ve sermaye giderlerini de kapsadığını açıkladı. Vera Adalet Enstitüsü eski başkanı Michael Jacobson ise bu sabit giderlerin hiçbir zaman değişmediği yorumunu yaptı. Şehirdeki tutuklu ve mahkûm sayısının 1990’ların başından beri neredeyse yarı yarıya azaldığını hatırlatan Jacobson, hapishanenin her zaman pahalı bir seçenek olduğunu, bu nedenle zorunda kalmadan kullanılmaması gerektiğini belirtti.


4

Gündem

28 Ağustos 2013 Çarşamba

KÜRTAJ KISITLAMALARINDA BARBIE ATIŞMASI

(TEKSAS - POSTA 212) Teksas’ta 25 Haziran’da kürtaj yasasının kabul edilmesini engellemek için Senato’da yaptığı uzun konuşma sonucunda muhafazakarların tepkisini üzerine çeken Davis’e, konuşma sırasında giydiği pembe spor ayaklabılardan ötürü ‘‘Kürtaj Barbie’’ ve ‘‘Aptal Barbie’’ isimleri takılarak Twitter’da paylaşıldı.  Barbie’nin Davis ile ilgili bu kadar sık anılması hakkında açıklama yapan  Barbie bebeklerin üreticisi Mattel’in sözcüsü ‘‘Ülkede geniş çaplı tartışılan konular,  popüler kültürün

simgesi olduğu için Barbie’ye yansıyor’’ diye konuştu. Mattel tarafından desteklenen veya üretilen herhangi bir  Wandy Davis oyuncak bebeği olmadığını, Barbie’nin vermek istediği mesajların çok farklı olduğunu söyledi. 

» MUHAFAZAKARLAR KORKUYOR

Demokratik Yöneticiler Birliği siyasi direktörü Elisabeth Pearson,  muhafazakarlar tarafından kendisine Barbie yakıştırması yapılan Davis’in halkın istediği değişiklikleri yapacak güçte olduğunu söyleyerek ‘‘Muhafazakarlar da bunu bildikleri için ona öfkeliler’’ dedi. 

EV KADININDAN İŞ KADININA

İlk kez 1959 yılına ev hayatını seven bir kadın olarak tasarlanan Barbie bebeğin, daha sonra astronottan doktora farklı meslek sahibi  olmak üzere 135 çeşidi  üretildi.  Barbie’nin farklı meslekler kazanması hakkında yaratıcısı Ruth Handler, ‘‘Barbie’yi yaratarak küçük bir kızın istediği her şeyi yapabileceğini göstermek istedim. Barbie her zaman kadınların birden çok tercihinin olabileceğini göstermiştir’’ diye açıklama yapmıştı.

Bir oyuncaktan öte olan Barbie zaman zaman femististleri de kızdırmışt��. Her zaman bakımlı ve makyajlı olması, gerçek bir insanın sahip olamayacağı vücut hatlarına sahip olması tepki çekerken, Barbie’nin belinin ortamalama bir genç kızın belininin yarısı kadar olduğu sık sık söylenir olmuştu. Aynı zamanda, Matter şirketinin 1980›lere kadar Afro-Amerikan bir Barbie bebek üretmemesi de dikkatleri üzerine toplamıştı.

Teksas’taki Senato’da 10 saat konuşarak kürtaj hakkına kısıtlama getiren tasarının yasalaşması için düzenlenen oturumu engelleyen Demokrat Senatör Wendy Davis’e ‘‘Barbie’’ yakıştırılması yapıldı

ABD, BM VE AB’Yİ DE DİNLEMİŞ ŞOK İDDİA...

OBAMA’YA 300 DOLAR BORCU VAR

(BOSTON- POSTA 212)  Massachusetts eyaletinin Başkan Barack Obama’ya 300 dolar borcu olduğu ortaya çıktı. 1988 yılında Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne giren Başkan Obama, öğrencilik yıllarında Massachusetts’de yaşamıştı. O yıllarda ülkenin en büyük kablolu yayın operatörü Comcast abonesi olan Başkan, şirket tarafından kendisine sözleşme gereği gönderilen geri ödeme çeklerini hala teslim almadı.  Eyalet haznedarı Steven Grosmman, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada Obama’nın Comcast tarafından gönderilen iki adet 153 dolarlık çeki hiç bir zaman almadığını söyledi. 2009 yılının Mayıs ve Haziran aylarında Obama’nın başkanlık döneminin ilk senesine denk gelen çekler,  Grossman’ın açıklayamayacağı bir sebepten ötürü,  Başkan’ın Amerikan Senato›sunda görevli olduğu yıllarda Massachusetts Hazine Bakanlığı’na gönderildi.  Beyaz Saray, basına yansıyan bu haber ile ilgili herhangi bir açıkama yapma gereği duymadı.

Alman Der Spiegel dergisinin ortaya çıkardığı yeni belgelere göre Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı NSA, yasak olmasına rağmen Birleşmiş Milletler’in New York’taki merkezini de dinledi. NSA, ayrıca ABD büyükelçilik ve konsoloslukların bulunduğu 80 ülkede gizli dinleme sistemi kullanıyor (POSTA 212) Spiegel, bu iddialarını eski FBI ajanı Edward Snowden’dan elde edilen belgelere dayandırıyor. Buna göre, 2012 yılının yazında, NSA, Birleşmiş Milletlerin videokonferans sisteminin şifresini kırmayı başardı. Üç hafta gibi kısa bir sürede deşifre edilen haberleşme sayısı 12’den 458’e çıktı. Hatta bir defasında dinleme yaparken, Çin istihbaratının da benzer bir faaliyet içinde olduğunu fark edip daha önce Pekin’in o zamana kadar neler dinlemiş olabileceğini öğrenmek için hareket geçtiler. Oysa ABD ve BM’nin yaptığı ve hâlihazırda geçerli olan anlaşma, Amerikan istihbaratının bu diplomatik binada gizli operasyon yapmasını yasaklıyor.

MÜSLÜMAN ASKER SUÇLU BULUNDU Teksas eyaletindeki Fort Hood askeri üssünde 2009 yılında 13 silah arkadaşını vurarak öldüren askeri psikiyatr, çıkarıldığı mahkemede suçlu bulundu

» 80 YERDE DİNLEME MERKEZİ

Ayrıca gizli belgeler, NSA’nın geçen yıl eylül ayında New York’ta yeni binaya taşınan AB temsilciliğini de takibe aldığını gösteriyor. NSA’nın elinde New York’taki Üçüncü Cadde’ye taşınan temsilciliğin oturum, IT ve server yapılanmasıyla ilgili de planları bulunuyor. Amerikan istihbaratı, yeni binaya “Apalachee”, Washington’daki AB temsilciliğine de “Magothy” kod adını vermiş. Gizli belgelere göre, NSA’nın dünya üzerindeki 80 ABD büyükelçiliği ve kon-

solosluklarında kendi dinleme sistemi bulunuyor ve buna “Özel Koleksiyon Servisi” deniyor. Frankfurt ve Viyana, dinleme merkezi bulunan yerler arasında sayılıyor.

ABD, E-POSTALARI İZLİYOR Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesinin (NSA), 2008 ve 2011 yılları arasında ülke içinde 56 bin e-posta ve diğer elektronik iletişimi gizlice izlediği ortaya çıktı. Amerikan Ulasal Güvenlik Dairesi’nin ülke içinde e- postaları izlediği mahkeme kararı ile belirlendi. Mahkeme kararı Obama Yönetiminin dairenin dinleme-izleme çalışmaları konusunda daha fazla şeffaflık sağlama çabaları çerçevesinde açıklandı. Şeffaflık çabalarını eski daire görevlisi Edward Snowden’ın bazı gizli bilgileri basına sızdırması olayının yol açtığı artan tartışmalar başlattı. Amerikan istihbarat yetkilileri  dairenin 2011 yılında, ülke dışı haberleşmeyi izleme amaçlı bir program çerçevesinde  istemeden Amerikan vatandaşları arasındaki iletişimi de izlediğini  fark ettiğini açıkladı. Yetkililer dairenin bunun üzerine durumu bu tür eylemlerini denetleyen gizli bir mahkemeye bildirdiğini ve  mahkemenin de izleme

programının ülke içi haberleşmeye  karışmasını engelleyecek şekilde değiştirilmesi kararını aldığını söyledi. 2011 yılının Ekim ayında verilen 85 sayfalık mahkeme kararında Yargıç James Bates’in daha önce  hükümetin programla ilgili izin almak için yanıltıcı bilgi verdiği hükmüne vardığı belirtiliyor. İstihbarat yetkilileri ise mahkeme kararının, Ulusal Güvenlik Dairesi’nin Amerikan vatandaşlarının özel iletişimini kasıtlı olarak izlemediğini kanıtlamak için açıklandığını  söyledi.

(TEKSAS - POSTA 212) Amerikalı Müslüman asker Nidal Hasan, silah arkadaşlarının başka Müslümanları öldürmesini önlemek amacıyla 13 askeri öldürmüştü. 13 kişiden oluşan askeri jüri, Binbaşı Nidal Hasan’ı kasten cinayetten suçlu bulduklarını açıkladı. Olayın geçtiği Fort Hood üssünde, Irak ve Afganistan’daki cephelere gönderilmek üzere askerler eğitim görüyordu. Binbaşı Hasan, ayrıca 32 kişiyi de kasten yaralamaktan suçlu bulundu. Müslüman Amerikalı Nidal Hasan, davada kendi savunmasını üstlenirken, Amerika’nın iki ülkede savaş yürütmesinin ardından “taraf değiştirdiğini” ve Fort Hood üssündeki askerlerin Müslüman ülkelere savaşmaya gönderilmelerini önlemek amacıyla bu saldırıya karar verdiğini söyledi.


Ekonomi Ticaret

SUBWAY AVRUPA’DA BÜYÜYOR

Sandviçleriyle ünlü Subway restoranlar zinciri,  2014 yılında Avrupa’da bin yeni şube açarak dünya çapında büyümeyi hedefliyor

28 Ağustos 2013 Çarşamba

SİYAH İŞSİZLİK ABD'de Çalışma İstatistikleri Bürosu'nun yaptığı bir araştırma, son 60 yıldır siyahların işsizlik oranının beyazlarınkinin iki katı olduğunu ortaya çıkardı (NEW YORK - POSTA 212) ABD’de Çalışma İstatistikleri Bürosu, son 60 yıldır siyahların işsizlik oranın beyazlarınkinin iki katı olduğunu açıkladı. Aynı kurumun 1954 yılında yayınladığı istatistiklere göre, ülkede beyazların işsizlik oranı yüzde 5 iken, siyahlarınki yüzde 9,9 idi. Geçtiğimiz ay, beyazlar arasındaki işsizlik oranı yüzde 6,6, siyahlardaki oran ise yüzde 12,6 olarak hesaplandı. Rakamlar geçen 60 yıl içerisinde siyahların

beyazlara göre 2,2 kat daha fazla işsiz kaldığını gösteriyor.

» BÜYÜK UÇURUM

Siyahlar ile beyazların işsizlik oranındaki en büyük uçurum 1980’lerin sonunda imalat sektörünün işçilerini orantısız bir şekilde seçmesiyle  2,77’ye yükselmişti. Uçurumun en az olduğu süreç ise, ilginç bir şekilde 2009’da ekonomik kriz yaşandığı sı-

rada gerçekleşti. Beyazların işsizlik oranı o kadar çok arttı ki, siyahların işsizlik oranı beyazlarınkinden 1,67 kat kadar fazlaydı. 

» KESİN BİLGİ YOK

1999’da yapılan nüfus sayımı verilerine göre, siyah ve beyazlar arasındaki işsizlik uçurumu ilk olarak 1940’larda başladı. İstihdam iktisatçıları, sosyologlar ve diğer araştırmacılar bu farkın siyahların beyaz-

(ANKARA - ANKA) Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Türk müteahhitlerinin dünya liginde yine zirvede olduğunu belirterek, dünyanın en büyük 250 müteahhitlik firması arasında bu yıl 38 Türk firması bulunduğunu kaydetti. Listedeki Türk firmalarının 2012 yılında elde ettikleri gelirin 16.8 milyar dolar olduğuna dikkat çeken Bakan Çağlayan, müteahhitlerin başarılarına başarı kattığını vurguladı. 

» DEĞER 5 TRİLYON DOLAR

Bloomberg Trilyonerler Endeksi’ne göre,  2012 ylında Subway’in Avrupa’daki hasılatı yüzde 18 artarak 1.57 trilyon dolara ulaştı. Küresel anlamda satışlarda yüzde 9’luk bir artış yaşanırken ve genel hasılat 18.1 trilyon dolara yükseldi.  İlk kez 1965 yılında bir sandviç dükkanı olarak açılan bu restoran zincirinin bugünkü piyasa değeri 5 trilyon dolar. 

lara oranla daha az vasıflı olmasından kaynaklandığını öne sürseler de, bu konuda henüz bir görüş birliği bulunmuyor. Ulusal Ekonomi Araştırma Bürosu’nun 2011’de yayınladığı “İstihdam Piyasasında Irk Ayrımcılığı: Teori ve Deneyler” adlı araştırmasında ise, “Şu anda istihdam piyasasında ırk ayrımcılığı konusundaki hiç bir model, devam eden düzeni açıklamıyor” sonucuna varılmıştı.

MÜTEAHHİTLİK SEKTÖRÜNDE DÜNYA İKİNCİSİ OLDUK Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Türk müteahhitlerinin 2012 yılında uluslararası alanda elde ettikleri gelirin 16.8 milyar dolar olduğuna dikkat çekerek, uluslararası inşaat sektörü dergisi Engineering News Record’un yaptığı sıralamada dünya ikincisi olduğumuzu söyledi

(NEW YORK - POSTA 212) Avrupa’da şu anda 4 bin 18 şubesi olan ve sandviçleriyle ünlü Subway restoranlar zincirinin Bölgesel Yönetim Asistanı Mike Charest, Connecticut merkezli bu şirketin geçtiğimiz iki yıl boyunca Avrupa’da yaklaşık 1000 restoran açtığını söyledi. Charest, şirketlerinin Avrupa’ya yayılması için en çok İngiltere’ye odaklandıklarını ve 2015 yılına kadar İngiltere’de 2000 şube açmış olmayı amaçladıklarını belirterek, “Avrupa güçlü ve hızlı büyüyen bir uluslararası market.  Öyle olmaya da devam edecek» diye konuştu. 

5

» İLK SIRADA ÇİN VAR

Uluslararası inşaat sektörü dergisi Engineering News Record-(ENR)’ın her yıl yayımladığı ve dünyanın önde gelen müteahhitlik firmalarının uluslararası piyasalarda bir önceki yılda elde ettikleri gelirlere göre sıralandığı ENR Top 250 Listesi-2013›ün yayımlandığına dikkat çeken Çağlayan, 1992 yılından bu yana 225 firmayı içerecek şekilde yayımlanan listenin bu yıl 250 firmayı kapsayacak şekilde hazırlandığının altını çizdi. Müteahhitlik firmalarının uluslararası pazarlarda 2012 yılı faaliyetlerine göre hazırlanan ENR Top 250 Listesi’nde bu yıl ilk 100 firma arasında 5 Türk firmasının yer aldığını belirten Çağlayan, liste genelinde ise 38 Türk firması bulunduğunu ifade etti. Bakan Çağlayan bu rakam ile Türk müteahhitlik firmalarının, listede toplam 55 firma ile birinci sırada yer alan Çin’in ar-

dından 2. sıradaki yerini koruduğunu dile getirdi.  Listenin ilk 100’ü arasında bu yıl 5 Türk firması var. Listede 64. sırada Rönesans, 79. sırada ENKA, 85. sırada TEKFEN, 90. sırada Polimeks ve 94. sırada Ant Yapı yer alıyor. Listeye bu yıl giren Türk firmaları; Aslan Yapı, Hazinedaroğlu, Dorçe, Lotus Mühendislik, Kolin ve Gürbağ Grup oldu. Dünyanın en büyük 250 müteahhitlik firmasının 55’i Çin firmaları. Listede Çin’i 38 firma ile Türkiye, 33 firma ile ABD takip ediyor.

» 38 TÜRK MÜTEAHHİTLİK FİRMASI

Müteahhitlik sektörümüzün bu başarısında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bilhassa yoğun gayretleri ve desteklerinin sözkonusu olduğunu dile getiren Çağlayan, müteahhitlik sektörünü göstermiş olduğu bu başarıdan dolayı tebrik etti. ENR Top 250 Listesi–2013’te yer alan 38 Türk müteahhitlik firmasının uluslararası pazarlarda elde ettikleri gelirler 16.8 milyar dolar oldu. Listede yer alan Türk müteahhitlerin gelirlerinin listedeki firmaların toplam gelirleri içerisindeki payı

Florida Türk Ticaret Odası ve FTAA ortak toplantısı (FLORIDA - POSTA 212) Florida Türk Ticaret Odası ile Florida Türk Amerikan Derneği (FTAA) bu yılın ikinci “networking” toplantısını gerçekleştirdi. FTAA başkan yardımcısı Oya Bekişoğlu ve Türk Amerikan Ticaret Odası Başkanı Fuat Ornarlı’nın Güney Florida’da yaşayan Türk iş adamlarının birbiriyle tanışması amacıyla Türk Evi’nde düzenlediği etkinlik  katılımcıların kendilerini ve şirketlerini tanıtmalarıyla başladı. Toplantının devamında Principle Financial Group yetkilileri, katılımcılara finans açısından geleceklerini nasıl kontrol altına alabilleceğini anlattı. Principle Financial Group’tan Meral Ornarlı’nın ikramlarının da renklendirdiği toplantının sonlarına doğru konuşma yapan Oya Bekişoğlu,  FTAA’ ya henüz üye olmayanların üye olmasını arzu ettiklerini belirtti.

yüzde 3.3 olarak gerçekleşti.  Listenin ilk 225’inde yer alan Türk firmalarının gelirleri ise 2012 yılında açıklanan Top 225 Listesi’nde yer alan Türk firmalarının 15,9 milyar dolarlık gelirlerinin yüzde 2.5 üstünde, 16.3 milyar dolar olarak gerçekleşti.” 


6

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Ekonomi Para

FED’DE BERNANKE’NİN YERİNE KİM GELECEK?

Amerikan merkez bankası Fed’de görev süresi ocak ayı sonunda dolacak olan Başkan Ben Bernanke’nin yerine kimin geleceği hararetle tartışılıyor. Favori isimler Larry Summers ve Janet Yellen

BANKACILIK SEKTÖRÜ KREDİ HACMİ 909.7 MİLYAR TL’YE YÜKSELDİ Bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 16 Ağustos itibarıyla bir önceki haftaya göre 1 milyar 393 milyon TL artışla 909 milyar 665 milyon TL’ye yükseldi

(ANKARA - ANKA) Bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 16 Ağustos itibarıyla bir önceki haftaya göre 1 milyar 393 milyon TL artışla 909 milyar 665 milyon TL’ye yükseldi. Kredi hacmi 2012 yılı sonuna göre ise; yüzde 19.7 oranında, 149 milyar 903 milyon TL tutarında artış gösterdi.  Merkez Bankası Haftalık Para ve Banka İstatistiklerine göre 7-16 Ağustos haftasında mali olmayan kesime verilen krediler 1 milyar 473.5 milyon TL artışla 893 milyar 194 milyon TL’ye yükselirken, mali kesime verilen 80.8 milyon TL azalışla 16 milyar 471 milyon TL’ye geriledi.  Mali olmayan kesime yönelik kredilerin 798 milyar 828 milyon TL’si mevduat bankaları, 36 milyar 375 milyon TL’si kalkınma ve yatırım bankaları, 57 milyar 971 milyon TL’si katılım bankaları tarafından verildi.  Mali kesime verilen kredilerin 10 milyar 435 milyon TL’si mevduat bankaları, 6 milyar 30 milyon TL’si kalkınma ve yatırım bankaları, 6.6 milyon TL’si katılım bankaları tarafından kullandırıldı. 

» KREDİ HACMİ 149.9 MİLYAR TL ARTTI

16 Ağustos itibarıyla bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi bir önceki haftaya göre 1 milyar 393 milyon TL artışla 909 milyar 665 milyon TL’ye yükseldi. Bankacılık sektörünün kredi hacmi 2012 yılı sonuna göre ise yüzde 19.7 oranında, 149 milyar 903 milyon TL tutarında artış gösterdi. 

» ALACAKLARI 26.6 MİLYAR TL

Bankacılık sektörünün 7-16 Ağustos tarihleri arasında takipteki kredi alacakları 80 milyon TL artışla 26 milyar 575 milyon TL’ye yükseldi. Bu dönemde bankaların takipteki krediler karşılığında ayırdığı özel karşılıklar ise 165 milyon TL artışla 19 milyar 888 milyon TL oldu. 

» YURTİÇİ KREDİLER 904.1 MİLYAR TL 

16 Ağustos itibarıyla 909 milyar 645 milyon TL düzeyinde gerçekleşen Merkez Bankası hariç bankacılık sektörü kredilerinin 904 milyar 108 milyon TL’si yurtiçi, 5 milyar 537 milyon TL’si yurtdışı kredilerden oluştu.  Bankacılık sektörü menkul değerleri 16 Ağustos itibarıyla bir önceki haftaya göre 1 milyar 284 milyon TL azalışla 236 milyar 357 milyon TL olurken, toplam mevduatlar ve fonların büyüklüğü bir önceki haftaya göre 2 milyar 742 milyon TL artışla 835 milyar 281 milyon TL düzeyinde gerçekleşti.

(POSTA 212) ABD’nin Jackson Hole kasabasında dünyanın dört bir yanından merkez bankası başkanlarının katıldığı bir kongerans düzenlendi. Cumartesi günü sona eren ve sönük geçen konferansta para politikalarında seçenekler ve araçlar masaya yatırıldı. Konferansa bu yıl Amerikan Fed’in Başkanı Ben Bernanke’nin yanı sıra Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi ve Almanya Merkez Bankası Başkanı Jens Weidmann’ın da katılmaması dikkat çekti. Kulislerde en çok konuşulan konu ise görev süresi Ocak ayı sonunda dolacak olan Bernanke’nin halefinin kim olacağı. Başkan Barack Obama’nın atama kararını sonbaharda açıklaması bekleniyor. Fed başkanlığı için öne çıkan iki isim, Larry Summers ve Janet Yellen. Amerikan merkez bankası Federal Reserve’de Ben Bernanke’den ocak ayında boşalacak başkanlık koltuğuna kimin oturacağı, şimdiden hararetle tartışılıyor. Favori isimlerden Larry Summers, Dünya Bankası Baş iktisatçısı, Harvard Üniversitesi rektörü ve Bill Clinton döneminde maliye bakanlığı yapmış bir iktisatçı. Ancak daha ziyade kırdığı potlarla ün kazanmış. Summers, 1991 yılında Dünya Bankası baş iktisatçısı iken imzaladığı bir kurum içi dosya notuyla şimşekleri üzerine çekti. Genç bir yardımcısının yazdığı notta, kirli sanayilerin ve atıklarının az gelişmiş ülkelere taşınması öneriliyor, bunun

söz konusu ülke ekonomilerine de katkı sağlayacağı belirtiliyordu. Bu notun basına sızması üzerine ortalık karıştı, Summers özür dileyerek, bunun ironik anlamda kaleme alınmış bir not olduğunu açıkladı. Summers, dünyanın önde gelen üniversitelerinden Harvard’ın rektörüyken 2005 yılında kırdığı bir başka potla gündeme geldi. Önde gelen bilim insanları arasında kadınların sayısının fazla olmamasını cinsiyet özelliklerindeki farklılığa bağlayan Summers şimşekleri üzerine çekti. Yine özür dilemek zorunda kaldı ve bir yıl sonra görevinden ayrıldı.

» BERNANKE OCAK’TA GİDİYOR

Dünyanın en etkili merkez bankasının başına geçmeye aday olan Summers’i göreve uygun bulmayan kesim, onun gaflara meyilli olduğunu ve yeterince hassas olmadığını vurguluyor. Ancak iktisat alanında başarı grafiğinin pek parlak olmadığına dikkat çekenler de var. Summers, Bill Clinton döneminde maliye bakanı iken, malî piyasalardaki regülasyonunun asgariye indirilmesinin en ateşli savunucuları arasındaydı. 1930’lu yıllarda Büyük Depresyon döneminde çıkarılan, ticari ve yatırım bankalarının birbirinden ayrılmasını öngören “Glass-Steagall Yasası”nı yürürlükten kaldırdı. Günümüzde çok sayıda iktisatçı, bu önlemin 2008 yılında patlak veren malî krizi tetikleyen faktörlerden biri olduğu görüşünde.

» ‘‘Bankalara YETERİNCE sert değil’’ Summers, Başkan Barack Obama’nın malî kriz dönemindeki ekonomi baş danışmanı olarak Wall Street’e fazla yakın olduğu gerekçesiyle yeniden eleştiri oklarına hedef oldu. Danışmanlık görevine gelmeden bir yıl önce bir hedge fondan milyonlarca dolar para kazandığı ortaya çıkınca hakkındaki eleştiriler doruk noktasına ulaştı. Londra Üniversitesi’ne bağlı London School of Economics’ten ekonomi profesörü Wouter Den Haan, Summers›ın Obama’nın Ulusal Ekonomi Konseyi’nde başkanken krizle mücadelede bankalara karşı yeterince sert olmadığına dikkat çekiyor. Fed başkanlığının diğer favorisi ise, Janet Yellen. Yellen Summers›in tam zıddı. Bill Clinton döneminde ekonomi baş danışmanı ve ardından Federal Reserve’in San Francisco merkezinin başkanı olarak görev yapan Yellen’in şimdiki görevi Fed başkan yardımcılığı. Adı skandala karışmayan Yellen, Wall Street’teki isabetli ekonomik tahminleri ile ün yapmış. Ekonomi profesörü Den Haan, Yellen’in zamanında borsa risklerini önceden kestirdiğini belirtiyor ve ekliyor: “Bir mali krize doğru gittiğimizi fark etti. Bu nedenle malî sektöre karşı oldukça sert olacağını düşünüyorum.” Den Haan, konuşmalarında Yellen’in işsizliği sıkça dile getirdiğini belirterek, “Fed’in başına getirilmesi durumunda muhtemelen sadece enflasyona odaklanmayacak, işsizliğe de önem verecektir” diyor.

TEMMUZ’DA TURİST PATLAMASI Türkiye’yi ziyaret eden yabancı sayısı 2013 yılı Temmuz ayında geçen yılın aynı ayına göre, yüzde 0.48 oranında artışla 4 milyon 593 bin 511 oldu (ANKARA - ANKA) Türkiye’yi ziyaret eden yabancı sayısı 2013 yılı Temmuz ayında geçen yılın aynı ayına göre, yüzde 0.48 oranında artışla 4 milyon 593 bin 511 oldu. 2013 yılı Ocak-Temmuz döneminde Türkiye’yi ziyaret eden yabancı sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10.68 oranında artış göstererek 19 milyon 143 bin 152 kişi düzeyinde gerçekleşti. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Temmuz 2013, Giriş ve Çıkış Yapan Ziyaretçiler Yabancı ve Vatandaşlar İstatistiklerini açıkladı. Bakanlığın Emniyet Genel Müdürlüğü’nden derlediği geçici verilere göre; 2013 yılı Temmuz ayında Türkiye’yi ziyaret eden yabancı sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0.48 oranında artışla 4 milyar 593 bin 511 kişi oldu. 2012 yılı Temmuz ayında Türkiye’ye ziyaret eden yabancı sayısı 4 milyon 571 bin 389 kişi düzeyinde bulunuyordu. Temmuz ayında Türkiye’ye gelen 4 milyon 593 bin 511 yabancı ziyaretçinin 295 bin 667 kişiyle yüzde 6.44’ünü günübirlikçiler oluşturdu.

» ANTALYA İLK SIRADA

Temmuz ayında Türkiye’ye gelen yabancı ziyaretçilerin en çok giriş yaptıkları sınır kapılarının bağlı olduğu iller sıralamasında ilk 5 il Antalya, İstanbul, Muğla, Edirne ve İzmir oldu.

» RUSLAR BAŞI ÇEKİYOR

» EN ÇOK ZİYARETÇİ ALMANYA’DAN

2013 yılı Temmuz ayında Türkiye’ye en çok ziyaretçi gönderen ülkeler sıralamasında Rusya yüzde 14.68 pay, 674 bin 353 ziyaretçi ile birinci, Almanya yüzde 13.85 pay, 636 bin 24 ziyaretçi ile ikinci, İngiltere yüzde 8.87 pay, yüzde 407 bin 372 ziyaretçi ile üçüncü sırada yer aldı. İngiltere’yi, Hollanda, Gürcistan, Fransa, Belçika, Bulgaristan, İran ve İsveç izledi.

2013 yılı Ocak-Temmuz döneminde Türkiye’ye en çok ziyaretçi gönderen ülkeler sıralamasında Almanya yüzde 13.72 pay, 2 milyon 625 bin 644 yabancı ziyaretçi ile birinci, Rusya yüzde 12.38 pay, 2 milyon 369 bin 504 yabancı ziyaretçi ile ikinci, İngiltere yüzde 6.92 pay, 1 milyon 324 bin 577 yabancı ziyaretçi ile üçüncü sırada yer aldı. İngiltere’yi Gürcistan, Bulgaristan, Hollanda, Suriye, İran, Fransa ve A.B.D. izledi.


Ekonomi Finans

7

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Dolar TL’ye karşı tüm zamanların zirvesinde: 2TL

Gelişen piyasalarda fırtına devam ediyor Brezilya reali son beş yılın en düşük seviyesinde Türkiye'de borsa haftayı yüzde 8 kayıpla kapadı

T

ürkiye’de Merkez Bankası son toplantısında faiz koridorunun üst sınırında 50 puanlık bir artış yaparak yüzde 7.75’e çıkardı. Reuters’da çıkan bir haber analizde Merkez Bankası’nın yaptığı bu artışın yeterli olmayabileceği ve kısa bir süre içinde MB’nin faizleri tekrar artırma zorunda kalacağı belirtiliyor. Bu faiz artırımı sayesinde kısa bir süre için TL’ye olan talebin artabileceği ancak gelişen pazarlarda son haftalarda yaşanan kur fırtınasının Türkiye’yi etkisi altına almaması için MB’nin biraz daha agresif davranmak zorunda kalacağı belirtiliyor. Gerçekten de TL, son aylarda gelişen piyasaların kurlarında yaşanan ciddi düşüşlerden pek fazla etkilenmemiş gibi görünüyordu. Çünkü Türkiye, cari açığı gayrisafi milli hasılasına oranı yüzde 5 ile dünyanın cari açığı en büyük ülkelerinden biri. Hindistan, Endonezya, Güney Afrika’nın cari açıkları çok daha az olmasına karşın para birimleri oldukça ciddi kayıplara uğramış durumda. Global piyasalarda likidite bolluğunun sonuna gelindiği artık bilinmekte. ABD ve diğer gelişmiş ülkelerdeki faiz oranları arttıkça gelişen piyasalara park etmiş olan sıcak para yavaş yavaş kaçmaya başladı. Özellikle reel faizlerin çok düşük olduğu Türkiye’de sıcak paranın kaçması daha hızlı olabilir. Bu da ekonomiyi beklenmedik bir risk ile karşı karşıya bırakabilecektir. Hatta bazı ekonomistler sıcak para kaçışının Türkiye’nin kapısını çalmaya başladığını söylemekteler. Nihayet cuma günü Türk Lirası dolara karşı tüm zamanların en düşük seviyesine ulaşarak 2 TL oldu. Ünlü yatırım bankası Goldman Sachs’a göre dolar 2,20’lere kadar çıkabilecek. Buna göre de TL yüzde 10’dan daha fazla bir kayba daha uğrayabilir. Unutulmamalı ki Türkiye’nin son yıllardaki büyümesinin altında değerli TL ile global piyasalardaki likidite bolluğu vardır. Ayrıca Türk ekonomisi için risk oluşturan bir başka faktör ise dış borçlarının büyük çoğunluğunun kısa dönemli bir karaktere sahip olması. Bu bakımdan kur fırtınasına yakalanması dolar ile borçlanan firmalara ayrıca ek bir yük getirecektir.

vaşlatmak için şartların ne olması konusunda ise net bir cevap yoktu. Buna karşın ekonomistlerin büyük bir bölümü eylül ayında yapılacak Fed toplantısından programın yavaşlatılması ile ilgili kararın çıkacağına inanıyor. Bazı Fed üyeleri frene hemen basılması yönünde fikir beyan ederken bazı üyeler ise ekonomik verilerin bu karar üzerinde belirleyici olmasının daha optimal olacağı fikrinde. Quantitative Easing (QE) denilen parasal genişleme programı ile piyasaya her ay sürülen 85 milyar dolar ile amaç, faiz oranlarını düşük tutup ekonomide yatırım ve tüketimi canlandırmak ve böylece istihdamın kapılarını açmaktı.

» Enerji patlaması ABD ihracat hedefinde önemli rol oynuyor ABD başkanı Obama 2010 yılındaki bir konuşmasında mevcut ihracatı 2015 yılında iki katına çıkarma gibi gündeme oldukça büyük bir hedef koymuştu. İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times’ta ele alınan bir makalede petrol ürünleri ve doğal gazın Amerikan ekonomisi ve ihracatında gittikçe artan önemine değinilmiş. Makalede başkan Obama’nın ESEN böyle bir hedeften söz ÜNAL ederken aklında petrol ürünesenun@gmail.com lerinin değil, istihdamı artıracak imalat sanayinden bahsetmekteydi denilmekte. Artan ihracat ve yavaşlayan ithalat sayesinde ABD 20 yıldan sonra ilk kez petrol ürünlerinde net ihracatçı bir konuma ulaştı. Son yıllarda oldukça ileri teknoloji sayesinde üretim patlaması yaşayan sektör ülke ekonomisinin tekrar yapılanmasında söz sahibi oldu. Gazetenin verdiği bilgiye göre son üç yılda petrol ürünleri ve doğal gaz ihracatı yaklaşık yüzde 70 oranında bir artış gösterdi. ABD’de yeni ev satışları Temmuz ayında beklenmedik şekilde sert bir düşüş yaşadı. Bazı ekonomistler bu düşüşü son aylarda yükselmeye başlayan konut kredileri faizlerine bağlıyor. Satışlar yıllık bazda yüzde 13,4 oranında düşerek geçen ekim ayından beri en düşük seviyeye gelmiş oldu.

WALL STREET RAPORU

» Fed hala kararsız gibi görünüyor ABD’de yapılan son Fed toplantısının açıklanan tutanaklarından parasal genişleme programının yavaşlatılması konusunda tüm üyelerin hem fikir olduğu ancak bunun zamanlaması konusunda hala bir konsensüs sağlanamadığı anlaşıldı. Birkaç aydır global piyasalarda Fed’in ne yapacağına dair birçok senaryo konuşuluyor ancak genel olarak herkesin hemfikir olduğu tek nokta programın yavaşlatılmasının kesinlik kazandığı ile ilgili. Ancak Fed’in her ay yapmış olduğu 85 milyar dolarlık bono alım programını ya-

» Bakır global ekonomi için olumlu sinyaller veriyor. Dünyanın en büyük bakır kullanıcıları Çin ve Avrupa’da ekonominin kısa dönem için olsa bile en kötüyü geride bıraktıklarını ve hatta gittikçe olumlu gelen ekonomik haberlerin yansımasını bakır fiyatlarında görmek mümkün. Dünyadaki bakırın yüzde 40’nı tek başına kullanan Çin ile Avrupa’da son zamanlarda imalat ve sanayi sektörü ile ilgili belirgin hale gelen iyimserlik analistlerin bakır tüketimi ile ilgili tahminlerini yukarı doğru revize etmelerine neden oluyor. Yılın ilk yarısında yüzde 15 civarında düşerek haziran ayında son üç yılın en düşük seviyesine ulaşan bakır fiyatları ikinci yarıda hız-

PİYASA ÖZETİ BIST 100 DOW JONES S&P 500 NASDAQ ALTIN (TL/GR) ALTIN (ONS/$) DOLAR/TL EURO/TL BRENT PETROL LIGHT CRUDE WTI

Cuma Günlük Haftalık Haftalık Yılbaşından Kapanış Değişim Değişim Değişim % Bugüne % 67,932 -368 -6343 -8.54 -14 15,010 47 -71 -0.47 14.55 1663 6.54 7.6 0.46 16.64 3658 19 55 1.52 21.14 89.28 1.08 4.11 4.83 -8 1396 25 24.8 1.81 -17.22 1.99 0 0.0535 2.76 9.61 2.66 0.01 0.0835 3.24 17.18 111.04 1.14 0.64 0.59 5.02 106.42 1.39 -0.87 -0.78 13.7

lı bir şekilde toparlanmaya başladı. Sanayinin bir çok alanında kullanılan bakırın ayrıca ekonomik barometreyi ölçtüğüne inanıldığı için Wall Street’te “Dr Copper” şeklinde bir deyişle anılan bir emtiadır. New York Emtia Borsa’sında (New York Mercantile Exchange) işlem gören eylül vadeli bakır cuma günü poundu 3.35 dolardan işlem görüyordu.

» Euro Bölgesinde tüketici güveni

son iki yılın zirvesinde.

Euro Bölgesi’ndeki tüketici güven endeksi Ağustos ayında son iki yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Tüketici harcamaları, yılın ikinci çeyreğinde başlayan toparlanmaya sağlayacağı destek bakımından önemli. Her ne kadar güven endeksi ülkeler bazında açıklanmıyor olsa da 17 ülkeden oluşan ekonomik

blokta güven endeksinin her ülkede aynı artışı gösterdiği söylenemez. Bölgenin en büyük ekonomisi olan Almanya hala büyümenin motoru olup güney ülkeleri ve Güney Kıbrıs küçülen ekonomi ve yüksek işsizlikle boğuşmaktalar.

» Çin’de imalat sanayi ekonomide stabilizasyona işaret ediyor Çin’de yeni siparişlerin artmasıyla birlikte imalat sanayi ağustos ayında son 4 ayın en yüksek seviyesine ulaştı. Böylece dünyanın en büyük ikinci ekonomisine sahip olan Çin’in daha ne kadar yavaşlayacağı ile ilgili soru işaretleri yavaş yavaş dağılmaya başlayacak gibi. HSBC satın alma müdürleri endeksi temmuz ayındaki 47,7 seviyesinden ağustosta 50,1 seviyesine yükselerek ima-

lat sanayinin stabilize olmaya başladığını gösterdi.50’nin üstü genişlemeye 50’den daha düşük bir oran ise küçülmeyi işaret ediyor. Geçtiğimiz aylarda merkezi hükümet yavaşlayan ekonomiyi canlandırmak için ekonominin bazı sektörlerini hedef alan kısıtlı bir dizi önlem almıştı. Küçük ölçekli şirketlere vergi indirimi, ihracatçılara bazı kolaylıklar sağlanması, demiryolları ve bazı altyapı yatırımlarına ağırlık verilmesi bu teşviklerden bazılarıydı. Bu açıdan bakıldığında ekonominin yılın ikinci yarısı için aşağıya doğru bir sürpriz yapmayacağı ortaya çıkmakta. Hatta bu ekonomik önlemlerin sayesinde hükümetin bu yılın bütünü için hedeflediği yüzde 7,5’lik büyüme oranına ulaşılabilecek gibi görünmekte. Ancak ekonomistler yüzde 8’in üzerinde bir büyümenin neredeyse imkansız olduğunu ve olası olmadığını söylemekteler.

Gelecek Haftanın Önemli Ekonomik Takvimi Tarih

26/8/2013  27/8/2013   28/8/2013    29/8/2013     30/8/2013      31/8/2013

Ülke

ABD ABD ABD ABD ABD Türkiye ABD ABD EURO EURO JAPONYA EURO EURO ABD ABD ABD ABD Çin

Konu

Dayanıklı tüketim malları siparişleri Dallas Fed imalat aktivite anketi S&P Case-Shiller Konut Fiyat Endeksi Tüketici Güveni Richmond Fed İmalat Endeksi Tüketici Güveni Beklemedeki ev satışları Gayrisafi Milli Hasıla (GDP) 2.ceyrek Almanya İşsizlik oranı Almanya Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Tüketici fiyat endeksi (CPI) İtalya İşsizlik oranı Euro bölgesi işsizlik oranı Chicago PMI Tüketici Beklentileri Kişisel Gelir Tüketici Harcamaları PMI İmalat Endeksi

Beklenti % -4.0 4.5 1.00 78 0   -1.0 0.7 6.8 1.7 0.6 12.2 12.10 53 80 0.20 0.30  

Önceki %

4.20 4.4 1.00 80.3 -11 78.5 -0.4 0.7 6.8 1.9  0.4 12.1 12.10 52.3 80 0.30 0.50 50.3


8

Güncel

28 Ağustos 2013 Çarşamba

ABD BİZİM HER SÖYLEM VE EYLEMİMİZE KATILMAK ZORUNDA DEĞİL...

ABD’NİN İSRAİL AVUKATLIĞINI YADIRGIYORUZ 4 4 AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Hüseyin Çelik Suriye’deki son katliamı, Barış Sürecini, Türkiye’de basınla AK Parti arasındaki tartışmaları ve Türkiye - ABD ilişkilerini Posta212’ye değerlendirdi dan ve zulümden kaçan insanlara kucak açmıştır, onlara insanca yaşayabilecekleri bir ortam sağlamıştır. Türkiye’de, dünyanın hiçbir yerinde sığınmacıların karşılaşmadıkları bir muameleyle karşılaşmışlardır. Gelen BM yetkilileri ve uluslararası kuruluşların bütün yetkilileri de bunu ifade ediyorlar. Dolayısıyla biz her zaman saldırganın, zalimin karşısında ve mazlumun yanında olduk. Suriye’de de bunu yapıyoruz.

n Geçen hafta Suriye’de yaşanan katliamın ardından Sayın Başbakan’ın Suriye’deki rejime yönelik sert eleştirileri oldu. Suriye’de yaşanan son olayın ardından hükümetin izleyeceği politikalar hakkında ne söylemek istersiniz? Sayın Başbakan’ın katliam ile ilgili açıklamalarının erken yapılmış olduğu eleştirilerine katılıyor musunuz?

» MAZLUMUN YANINDA OLDUK

» ÇÖZÜM SÜRECİNDE TIKANMA YOK

Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir. Bu, Esad rejiminin kendi halkına yapmış olduğu ilk katliam değil. Kimyasal silah ile ilgili olarak daha Sayın Başbakan ABD’ye gelirken iddialar vardı. Ama dışarıdan bir gücün gelip de orada kimyasal silah kullanmasını kimse aklının köşesinden geçirmez. Eğer Beşar Esad kendisinden bir şüphe duymuyorsa niye bir an önce BM yetkililerine izin verip de orada onların gerekli inceleme ve araştırma yapmalarını kolaylaştırmıyor, biz bunu anlamakta güçlük çekiyoruz. Bizim zaten Beşar Esad’a, oradaki rejime yönelik tavrımız başından beri nettir. Maalesef dünya bu konuda üzerine düşeni yapmamıştır. Herhalde Suriye’de petrol olmadığı için dünya diğer ülkelerde gösterdiği hassasiyeti göstermiyor. Libya’da, Kuveyt’te gösterilen hassasiyet orada neden gösterilmez, bunu anlamakta güçlük çekiyoruz. 100 binden fazla insanı öldürdü bu adam.

n Barış sürecinde gelinen nokta hakkında neler söylemek istersiniz. Sürecin tıkanması ya da bitmesi söz konusu mu? Çözüm süreci ile ilgili bir tıkanma söz konusu değildir. İki şeyin birbirinden ayrılması gerekiyor. Türkiye’nin demokratikleşmesi, Türkiye’nin demokratik reformlar yapması, kendi halkının makul, meşru, mantıklı taleplerine olumlu cevap vermesi PKK’nın tavrına endeksli değildir, bunun böyle bilinmesi gerekiyor. Varsayın ki PKK hiç yoktur, varsayın ki PKK terörü diye bir şey söz konusu değildir, biz halkımızın bu taleplerine kulaklarımızı mı tıkayacağız? Bizim reform ve demokratikleşme paketlerimiz PKK çıktı, çıkmadı ile doğrudan ilgili değil ama bizim hazırladığımız demokratikleşme paketinin elbette ki çözüm sürecine olumlu katkısı olacaktır. PKK’lıların silah bırakması Türkiye’yi terk etmesi esasen PKK’nın bizatihi kendisiyle ilgili atılacak adımlarda belirleyici olacaktır. Yani diyelim ki bunlar Türkiye’nin sınırları dışına çıktılar, Kandil’e gittiler sonra ne olacak? Pişmanlık yasasından mı yararlanacaklar, eve dönüş yasasından mı yararlanacaklar, yoksa bunların ötesinde bazı düzenlemelerin mi ya-

» KATLİAMDAN KAÇANLARA KUCAK AÇTIK

Şu anda Suriye halkının önemli bir kısmı göçebe durumdadır, sığınmacı durumdadır. Türkiye’de de yüzbinlerce Suriyeli bulunmaktadır. Burada Türkiye kendi imkanlarıyla bu katliam-

AK Parti Sözcüsü Çelik, ABD’nin Türk hükümetinin her söylem ve eylemine katılmak zorunda olmadığını, ABD’nin İsrail’in avukatlığına soyunmasını yadırgadıklarını söyledi

BARBAROS SAYILGAN pılması gerekiyor bununla ilgili olan bir şeydir. Biz Türkiye’de gayrimüslim vatandaşlarımızla ilgili demokratikleşme yapıyoruz bunu bir silahlı grup mu temin ediyor? Aleviler ile ilgili adımlar atıyoruz, Aleviler ile ilgili bir silahlı grup mu bunu temin ediyor? Dindar, mütedeyyin insanlarla ilgili demokratikleşme yapıyoruz bir terör örgütü eline silah aldığı için mi biz bunları yapıyoruz? Hayır. Böyle gerektiği için insanlık, demokrasi, hukuk devleti bunu gerektirdiği için bunu yapıyoruz. Peki neden hepsi bir günde yapılmıyor gibi bazı eleştiriler var. Bildiğiniz gibi zamanın ruhu diye bir kavram vardır. Bunlar adım adım yapılır. Kamuoyu algısı yönetilerek yapılır. Bu şuna benziyor: 200 kiloya ulaşmış obez bir insanı 2 ayda 80 kiloya indiremezsiniz. Tedrici olarak, onu belli bir zamana yayarak zayıflatmanız lazım. Toplumdaki kabulleri, toplumda yerleşik olan bazı anlayışları, zihniyet devrimini bir anda ortadan kaldırmak mümkün değil. Ülkemizin batısındaki insanların, birilerine imtiyaz mı sağlanıyor, birileri abat edilirken biz berbat mı ediliyoruz gibi bir duyguya kapılmaması için bunlar tedrici olarak zamana yayılarak yapılıyor. Demokratikleşme anlamında geldiğimiz günden beri her yeni gün geçtiğimiz günden iyidir.

» ‘BASINI ELEŞTİRME HAKKIMIZ VAR’

n Sayın Başbakan basınla ilgili sıkıntılarını sürekli dillendiriyor. Sizce Başbakan basına bi-

raz fazla yüklenmiyor mu? Neticede basının başbakanı ve siyasetçileri eleştirme hakkı olduğu gibi, başbakanın ve siyasetçilerin de basını eleştirme hakkı var. Bizim partimizin ve hükümetimizin bazı politikalarını, icraatlarını eleştirmek nasıl onların hakkıysa, bizim de basının ters bildiğimiz ters gördüğümüz, ajitasyon diyebileceğimiz, manipülasyon diyebileceğimiz veya provokasyon diyebileceğimiz bazı yazdıklarını, çizdiklerini, hal ve hareketlerini eleştirme hakkımız vardır. Sayın Başbakan’ın söyledikleri bu eleştiri sınırlarının içinde ele alınması gereken şeylerdir. Sürekli propaganda yapılır, gazeteciler içeride diye. Türkiye’de gazeteci, gazeteci olduğu için içeride değil. Şu anda Silivri’de bazı rektörler bazı generaller yargılanıyor. Onlar rektör olduğu için, general olduğu için yargılanmıyor. Gazeteciler de gazeteci oldukları için yargılanmıyor. Bunların birbirinden ayrılması gerekiyor.

» MISIR, İSRAİL CEVAP VEREBİLİR

n Sayın Başbakan Mısır’la ilgili İsrail konusunda bir iddia ortaya attı. Bunun bir dayanağı var mıdır? ABD’nin İsrail’le ilgili verdiği cevap hakkında ne düşünüyorsunuz? Sayın Başbakan’ın dayanak dediği şey zaten bugün bütün medyada yer almıştır. Bir Fransız entelektüel, Musevi asıllı bir entelektüel, eski dışişleri bakanı, eski etkili siyasetçilerden İsrail’deki etkili siyasetçilerden birisi Bayan Livni’nin yanında yapılmış bir konuşma ve bu konuşmayı Bayan Livni de tasdik ediyor. Sayın Başbakan’ın söylediği budur. Ama buradaki yadırganacak şey şudur: Sayın Başbakan bunu söyledi. İsrail kendisiyle ilgili yapılmış bir açık-

lamaya cevap verebilir bu onun en tabii hakkıdır. Mısır’la ilgili olduğu için Mısır da buna cevap verir, bu da onların en tabii hakkıdır. Ama ABD’nin NATO içinde müttefiki olan dost bir ülkenin başbakanına söylediği sözün kendisiyle ilgili olmadığı halde, kendisiyle uzaktan yakında alakası olmadığı halde sanki kendisine yönelik söylenmiş bir sözmüş gibi cevaplandırması çok yadırgadığımız bir şeydir. ABD’nin İsrail’in avukatlığına soyunması çok yadırgadığımız ve diplomatik teamüllere esasen aykırı bulduğumuz bir tavırdır.

» DİPLOMASİDE İNİŞLER ÇIKIŞLAR OLUR

n Türk Amerikan ilişkilerinde gelinen son noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz, iki ülke arasında bir gerilim yaşanıyor mu sizce? Bütün ülkeler arasında ki diplomatik ilişkiler düz bir çizgi değildir. Diplomatik ilişkiler zaman zaman farklı seyredebilir. Diplomatik ilişkilerde inişler çıkışlar olabilir ama biz NATO içerisinde ABD ile müttefikiz. Stratejik müttefikimizdir ABD. ABD ile ciddi bir ticari potansiyelimiz var. Özellikle bilimsel olarak ciddi ilişkilerimiz var. Türkiye en fazla öğrenci gönderen ülkelerden biridir. ABD’de ciddi anlamda bir Türk diasporası vardır. Dünyadaki meseleler konusunda müşterek tavır takınma konusunda da gerek Afganistan ve diğer yerlerde ABD ile Türkiye bugüne kadar hep uyum içinde çalışmıştır. Ama biz ABD’nin her icraatına evet demek ve onay vermek zorunda olmadığımız, ona katılmak zorunda olmadığımız gibi, ABD de bizim her söylem ve eylemimize katılmak zorunda değil.

WASHINGTON’DA TÜRKİYE – ABD İLİŞKİLERİNDE YAŞANAN GERİLİM TARTIŞILIYOR…

‘TÜRKİYE - ABD İLİŞKİLERİ BOZULMAZ’ İLHAN TANIR WASHINGTON

Son dönemlerde Ankara’nın özellikle Mısır’da olan darbeye karşı sesi en gür çıkan başkent olduğu Washington’da da gözlerden kaçmıyor. Başbakan Erdoğan, seçim sandıkları ile iktidara gelmiş olan Mursi hükümetinin Mısır Silahlı Kuvvetleri tarafından alaşağı edilmesi sonrasında, olanları “darbe” olarak adlandırmayan çevrelere veryansın etmesi, Türkiye’yi diğer ülkelere göre farklı bir pozisyona soktu. AK Parti hükümeti, Mısır’daki darbeyi finanse eden Suudi Arabistan ve BAE başta olmak üzere, İsrail ve diğer ülkelere tepkisini ortaya koyarken, aynı zamanda Mursi’nin düşürülüşünü “darbe” olarak adlandırmayan Washington’a da dolaylı

olarak tepkisini göstermiş oldu. Washington’la Ankara arasındaki ilişkiler, yerli veya yabancı bütün uzmanların kabul ettiği gibi Arap Baharı’nın başlaması ile birlikte oldukça yakın bir sürece girmişti. İki ülke, diğer müttefiklerle birlikte 2011 yılının yaz mevsiminde, Libya’da Kaddafi’ye karşı yapılan NATO operasyonuna birlikte katılmıştı. Mısır’da da Mübarek’e karşı iki başkent aynı tavrı almış ve Suriye’de iki yılı aşkındır süren isyanda da, Esad’a karşı aynı safta buluşmuştu. Başkan Obama son olarak Mayıs ayının 15’inde, Erdoğan, ailesi ve beraberindeki heyeti birinci sınıf bir karşılama ile Washington’da ağırlamıştı. Bu üst düzey ikili ilişkiler önce Suriye’ye yaklaşımda Washington’ın isteksiz davranması neticesinde, sonra da Gezi

HENRY BARKEY İKİ ÜLKE ARASINDA CİDDİ SORUNLARIN ÇIKMASI MÜMKÜN Lehigh Üniversitesi’nde dersler veren Türkiye uzmanı Henri Barkey ise iki ülke arasındaki ilişkilerde daha ciddi sorunların çıkmasının mümkün olduğunu söyleyenlerden. Dr. Barkey’e göre, Ankara’nın son zamanlardaki retoriği, Amerikan yönetiminin Türk liderlerinin rasyonel olarak hareket ettiğine dair güvenlerini yok ediyor.

protestoları sırasında bazı sıkıntılar yaşadı. Son zamanlarda ise 3 Temmuz’da meydana gelen Mısır darbesine olan yaklaşımların farklılığı iki ülke arasında hissedildi. Başbakan Erdoğan’ın İsrail’i, Mısır’da yaşanan sürecin önemli bir aktörü olarak gördüğünü ilan etmesiyle de biraz daha tatsızlaştı. Hatırlanacağı gibi Beyaz Saray ve ABD Dışişleri Bakanlığı, Erdoğan’ın İsrail hakkındaki sözlerini “şiddetle kınadı”. Son olarak Sadjadpour, bölgede Türkiye’nin izole olduğu iddialarına karşılık, böyle bir yargı için erken olduğunu ifade etti. “Arapların çoğunun halen Türkiye’yi model olarak aldığını, hangi lideri severseniz diye sorulduğunda da çok daha fazla Arabın İran’ın Ruhani lideri Hamaney’in yerine Türkiye lideri Erdoğan’ı seçeceğine inandığını’’ ifade etti.

KARIM SADJADPOUR ARAPLARIN ÇOĞU HALA TÜRKİYE’Yİ MODEL OLARAK GÖRÜYOR

Washington’daki en önemli İran uzmanlarından biri olan Karim Sadjadpour da, Türkiye’nin Arap İsyanları başladığından beri bölgedeki yerini Posta212 için özel olarak değerlendirdi. Sadjadpour’a göre bölgede üç büyük yarışan etki sahası var. “İran liderliğindeki direniş İslamı, Suudi Arabistan liderliğindeki mezhepçi Sünni ve Türkiye liderliğindeki modern İslam. Örneğin Suriye’deki çatışmaların mezhepçi kavgaya girişmesiyle Suudi Arabistan için daha avantajlı hale getirdi. Ama bölgenin başka yerlerinde daha büyük bir orta sınıf nüfusu bulunuyor ve istikrarlı ise, Türkiye örneği daha çekici. İran’ın etkisinin artışı ise bölgede insanların İsrail ve ABD’den en çok nefret ettiği dönemlere denk gelmekte. Bu açıdan ABD’nin daha küçük rol oynamak istediği dönemlerde Türkiye’nin çekiciliğini artması beklenebilir. Şu anda da, bilindiği gibi ABD özellikle Ortadoğu’dan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyor.”

BÜYÜKELÇİ JEFFREY

İLİŞKİLER İKİ TARAFIN LEHİNE, BOZULMAZ

Bütün bunlar iki başkent arasında daha büyük bir ilişki problemine işaret ediyor muydu? Posta212, 2008 ila 2010 yılları arasında Ankara’da ABD’nin Büyükelçiliği de yapmış ve sonrasında Bağdat’a yine Büyükelçi olarak atanmış James Jeffrey ile görüştü. Büyükelçi Jeffrey ilişkilerle ilgili şunları söyledi: “Ankara ve Washington arasındaki anlaşmazlıkların çözüleceğine inanıyorum. Bu ikili ilişkilerin her iki tarafın iyiliğine olduğunu biliyoruz ve son günlerde yaşananların büyüyeceğini tahmin etmiyorum.” Büyükelçi Jeffrey, ABD’nin Mısır’da olanları darbe olarak nitelendirmemesine Ankara’nın tepkisini de sorduk. Büyükelçi geçtiğimiz hafta Mısır’daki askeri darbeyi, 1980’de Türkiye’deki askeri darbeyle karşılaştırarak, bu müdahalenin ülkedeki İslamcıları ılımlı hale getirebileceğini iddia eden bir analiz de yayınlamıştı. Jeffrey şunları söylüyordu: “ABD, Türkiye’deki 1980 Askeri müdahalesi sonrası nasıl davranmalıydı? Türkiye’nin büyük çoğunluğu tarafından destek görmüş, yapılan anayasa da yine ezici çoğunlukla kabul edilmişti. Sonunda ise AKP o günlerden gelerek en güçlü parti oldu ve Türkiye’yi yönetiyor. Aynı durumu Mısır için de düşünebiliriz.” Büyükelçi Jeffrey, ABD’nin Mısır’da olanları darbe olarak nitelememesinin nedeninin sadece bunun Mısır’a yardımı kesmeyi tetiklemesinden dolayı olmadığını, 20-30 milyon Mısırlının Mursi karşıtı dilekçeleri imzaladığını referans göstererek Mısırlıların büyük çoğunluğunun Mursi’ye karşı hale geldiğini hatırlattı. Amerikan Dışişleri Bakanlığı’ndaki görevini bıraktıktan sonra Washington’da muhafazakar ve sağcı olarak bilinen WINEP’de uzman olarak çalışmaya başlayan Büyükelçi Jeffrey’ye göre “30 Haziran Mısır protestoları öncesi ülkede neredeyse hiçbir şey fonksiyon görmemeye başladı.”

MICHAEL WERZ İLİŞKİLERDE BÜYÜK BİR YARIK GÖRMÜYORUM Washington’da Beyaz Saray ve Obama yönetimine en yakın düşünce kuruluşlarının başında gelen Center for Amerikan Progress’te Türkiye üzerine analizleriyle bilinen ve kuruluşta Türkiye dosyasına bakan Michael Werz de Posta212’ye ilişkileri değerlendirdi. Werz de, Büyükelçi Jeffrey gibi Amerika ve Türkiye arasında büyük bir anlaşmazlık olmasını ve ilişkilerin ciddi bir probleme uğramasını beklemiyor. Werz, bu genel kanıyla birlikte ilişkilerle ilgili şunları söylüyor: “Anladığım kadarıyla ABD, Başbakan ve ailesini Washington’da ağırladıktan sonra Başbakanının Gezi protestolarını bastırış şekli sonrasında iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden değerlendiriyor.” “Gazetecilere olan baskı, İsrail’in günah keçisi haline getirilmesi ve Türkiye-İsrail ilişkilerinin böylece yara alması” Werz’e göre ABD yönetiminin üzerine eğildiği diğer konular.


Güncel

9

28 Ağustos 2013 Çarşamba

‘ABD SURİYE’YE SALDIRACAK’ Amerika’nın Suriye ve Lübnan konularında dikkat edilen uzmanlarından biri olan Randa Slim, ABD’nin Suriye’ye müdahale olasılığı hakkındaki yorumlarını Posta 212’yle paylaştı. Slim’e göre, ABD bu kez Suriye’ye müdahalede bulunacak İLHAN TANIR WASHINGTON

(WASHINGTON – POSTA 212) 2,5 yılı aşkın bir süredir devam eden Suriye isyanı boyunca, ABD’nin ülkeye müdahale ihtimali birçok kez dünya gündemini meşgul etti. Libya’ya yapılan NATO operasyonunun ardından, özellikle Başkan Obama 2011 yılının Ağustos ayında Suriye Cumhurbaşkanı Esad’a “görevinden çekil” çağrısı yaptıktan sonraki aylarda ABD’nin yine NATO ile birlikte Suriyeli isyancıların yardımına koşması beklendi. Ama Başkan Obama ve NATO bu kez Libya’daki kadar arzulu değillerdi. Başka birçok yerde belirtildiği üzere birçok Suriye için ve dışı dengelerden dolayı ABD Başkanı bu kez Suriye’den uzak kaldı. Haziran ayının 15’inde Beyaz Saray’ın bir tele-konferansla Suriye’nin kırmızı çizgiyi aşmış olduğunu açıklaması yine dünya gündemini bir müdahalenin olup, olmayacağı konusunda işgal etti. ABD, bu açıklamadan sonra yine beklentilerin aksine, Suriyeli isyancılara sadece kısıtlı miktarda hafif silah yardımı yapacağını açıkladı. Bununla birlikte bölgeden gelen haberler, söz verilen bu yardımların da Suriyeli isyancılara ulaşmadığını gösterdi. 2,5 yıl sonra herkes, ABD’nin Suriye çatışmasında kesinlikle taraf olmak istemediğini gördü. Amerika’nın hedefi, açıkça birçok platformda ifade ettiği gibi, Esad ve muhalifleri bir şekilde Cenevre konferansına ikna ederek, ikincisinin düzenleneceği bu toplantılarda bir siyasi çözüm değişim sürecine uzanmaktı.

» ABD BU KEZ MÜDAHALE EDECEK

Amerika’nın Suriye ve Lübnan konularında dikkat edilen uzmanlarından biri olan Randa Slim, ABD’nin Suriye’ye müdahale olasılığı hakkındaki yorumlarının Posta 212’yle paylaştı. Geçtiğimiz hafta Şam’ın doğusunda gerçekleşen ve Suriye rejimi ta-

rafından yapıldığı iddia edilen kimyasal silah saldırısından sonra, Slim’e göre, ABD bu kez Suriye’ye müdahalede bulunacak. New American Foundation isimli düşünce kuruluşunda uzman olarak çalışan Slim, bu kez ABD’nin harekete geçecek olmasının nedenleri olarak şunları gösterdi:

» ‘SANKİ ESAD YAPMIŞ GİBİ’

Slim’e göre bu nedenlerden ilki, ‘’Şam’da yapıldığı artık kabul edilen kimyasal silah saldırısının önceki haber verilen kimyasal saldırılara göre çok daha büyük olması.’’ ABD, Haziran ayında, Suriye’de o zamana kadar kimyasal silah saldırısı sonucu ölenlerin sayısının 100 ila 150 kişi arasında olduğunu iddia etmişti. Geçen hafta meydana gelen saldırıda ise ölenlerin sayısı farklı kaynaklara göre değişmekle birlikte 500’den başlayarak, 1300 ila 1800’e kadar çıkıyor. Eğer doğruluğu kesinleşirse, Saddam rejimi tarafından yapılan Halepçe katliamından sonra dünyanın gördüğü en büyük kimyasal saldırı olan bu saldırının Esad tarafından gerçekleştirildiği izlenimi var.

» ESAD’IN HESAPLARI

Slim’e göre bu kez ABD’nin Suriye hedeflerine saldırı düzenleyecek olmasının ikinci nedeni ‘’Suriye cumhurbaşkanı Esad’ın Suriye içindeki savaşa dair hesaplarının, ABD hükümetinin istediğinin tam tersi yönde ilerlediğinin görülmesi.

batısında bulunan Hama, Humus, Şam ve güneyindeki Daraa şehirlerinde, isyancılara karşı bazı başarılar sergilemiş, kaybettiği yerlerin bazılarını geri almıştı. Yani, ABD’nin Suriye’de istediği politik çözüme gidebilmek için Esad’ın en azından savaşı kazanamayacağını kesin olarak fark etmesi üzerine kurulan bu politika, özellikle Lübnan’dan Hizbullah’ın binlerce militanının ülkeye akmasıyla birlikte gerçek olmadı. Esad güçlerinin, geçen hafta Şam’ın doğu kesiminde gerçekleştirdikleri kabul edilen kimyasal silah saldırısının da son aylarda ülkenin başka yerlerinde yaşadığı başarıların güveniyle olduğu kabul ediliyor.

» ÇOCUK ÖLÜMLERİ KABUL EDİLEMEZ

Üçüncü neden ise, yine Slim’e göre, Şam’da yaşanan saldırı sonrasında televizyonlara yansıyan çocuk ölümü görüntülerinin Obama tarafından kabul edilemezliği. Kimyasal silah kullanımı gibi, dünyadaki her

» ‘BAZI BAŞARILARIN GÜVENİYLE’

Şu anki ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, 2012 yılı başında görevine başladığında, Suriye ile ilgili olarak başlıca hedeflerinin, “Esad’ın savaşı kazanabileceği yönündeki hesaplarını değiştirme’’ olduğunu ifade etmişti. O zamandan beri Esad, özellikle ülkenin

milleti derinden etkileyecek bir olayın gerçekleşmesi, müdahale konusunda Obama’nın Amerikan kamuoyunu, diğer liderlerinse dünya kamuoyunu ikna etmesini kolaylaştıracak.

» MAĞDUR ÇOCUKLARIN SAVUNUCUSU

Kimyasal silah saldırısı öncesi, Obama’nın Esad’a karşı olası bir saldırısı, İslamcı ve hatta El Kaide yakını güçlere Amerika’nın yardımı olarak görülüyor ve Amerikan kamuoyunun çoğunluğu tarafından tasvip edilmiyordu. Şimdi ise, kimyasal silah kullanımı gibi uluslararası hukukun ve toplum vicdanının tümüyle reddettiği bir durumun oluşması, Obama’ya ‘’kimyasal gaz acımasızlığına maruz kalmış çocukların savunucusu’’ olma imkanını verecek. Böylece Batılı liderler bir güç kullanımını, uluslararası hukuk açısından daha kolay meşru kılabilecekler. Geçtiğimiz hafta yapılan açıklamalarda Obama’nın ABD’nin Avrupa’daki en yakın müttefiki olan İngiltere Başbakanı Cameron ile görüştüğü söylendi ve iki liderin farklı ihtimalleri beraberce değerlendirdiklerinin altı çizildi.

» FARKLI İHTİMALLER VAR

Amerikan başkentindeki uzmanların çoğu, Suriye’ye yapılabilecek bir müdahalenin sınırlı olacağı ve Suriye hava sahasına girmeden yapılacağı kanaatindeler. Bu açıdan Ürdün’de toplanacağı söylenen ABD ve müttefiklerinin genelkurmay başkanları toplantısı ve oradan çıkacak operasyonel kararlar oldukça önemli. Sınırlı bir müdahale dahi, Suriye içinde dengeleri muhalifler lehine değiştirebilecek. Saldırının büyüklüğü ve kararlılığı ise Esad’ın bundan sonraki kaderini belirleyecek. Bundan sonra Obama’nın alacağı kararlar ve Esad’ın uluslararası toplumun taleplerine karşı takınacağı tavır, Suriye ve bölge ülkeleri adına tarihin akışını değiştirecek.

‘ABD SALDIRIRSA ANINDA YANIT VERİLECEK’

(ANKARA - ANKA) ABD’nin Suriye’ye müdahalenin tüm Ortadoğu’yu ateşe atacağını açıklayan Suriye Enformasyon Bakanı Umran El Zubi, “Saldırıya saldırıyla yanıt verilecek” dedi. Rusya’nın Sesi’nin haberine göre, El Zubi, “Terörle mücadele bahanesi arkasına saklanamayacaklar. Suriye’ye saldırmak, geziye çıkmaya benzemez. Saldırıya saldırıyla yanıt verilecek. Sonuçta tüm Ortadoğu ateşe bürünecek” sözlerine yer verdi.

“KİMYASAL SİLAH KULLANMADIK” Suriye Enformasyon Bakanı, “Suriye ordusu kimyasal silah kullanmadı ve hükümet BM denetçileriyle tam bir işbirliği yapacak” diye konuştu. El Zubi, Suriye silahlı kuvvetlerin, Şam’ın Cubare kasabasında Suudi Arabistan yapımı kimyasal madde içeren çok sayıda plastik konteynerin bulunduğu depoyu ele geçirdiğini söyledi.

‘Tek sorumlu Suriye’ John Kerry

David Cameron

KIRMIZI ÇİZGİ BU KEZ AŞILDI…

ABD Dışişleri bakanı John Kerry Suriye’de kimyasal kullanıldığının inkar edilemez bir gerçek olduğunu söyledi ve bunu ahlaki açıdan kabul edilemez bir eylem olarak tanımladı

ABD donanması savaş gemilerini Akdeniz’e sevk etti Şam’da geçtiğimiz hafta düzenlenen saldırıda Suriye yönetiminin kimyasal silah kullandığına dair güçlü şüphelerin ortaya çıkması üzerine ABD Donanması dört savaş gemisi Akdeniz’e sevk etti. Öte yandan Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü saldırıda kimyasal silah kullanıldığını açıkladı Suriye’nin başkenti Şam’da geçtiğimiz hafta gerçekleşen saldırıda kimyasal silah kullanıldığı iddiası üzerine ABD Donanması Akdeniz’de Suriye’ye doğru ilerlemeye başladı. ABD Başkanı Barack Obama askeri seçenekleri tarttığı konuşuluyor. Suriye yönetiminin kimyasal silah kullandığı daha önce de iddia edilmiş ancak doğrulanmamıştı. Bu kez yar-

Sergey Lavrov

dım kuruluşu Sınır Tanımayan Doktorlar örgütü, geçtiğimiz hafta Şam’da gerçekleşen saldırının ardından 355 kişinin “nörotoksik semptomlar” göstererek hayatını kaybettiğini duyurdu. Paris merkezli grup, saldırıdan sonra üç saat içinde bu tür semptomlar gösteren 3600 kişinin örgütün destek verdiği hastanelere kabul edildiğini söyledi. ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel konuyla ilgili kesin bir açıklama yapmazken, Obama’nın Pentagon’dan Suriye ile ilgili askeri seçeneklere hazırlanmasını istediğini doğruladı. Savunma yetkilileri Akdeniz’e dört savaş gemisi gönderildiğini ancak gemilere bir saldır emri henüz verilmediğini söyledi.

(WASHINGTON – POSTA 212) Kerry bu açıklamayı yaparken Doğu Akdeniz’de Cruise ve Tomahawk füzeleriyle donatılmış dört Amerikan savaş gemisinin Suriye kıyılarına ülkeyi ateş menzili içine alacak şekilde yaklaştığı bildiriliyor. Kerry Dışişleri Bakanlığı’nda yaptığı açıklamada Başkan Obama’nın bu tür haince silahları kullananların hesap vermesi gerektiğine inandığını söyledi ancak başkanın ne gibi önlemlere başvurabileceğini açıklamadı. Kimyasal silah kullanmanın cezasız kalamayacağını belirten Kerry uluslararası topluluğun bu tür silahların bir daha asla kullanılmaması için sorumlulara karşı gerekli önlemleri alması gerektiğini vurguladı. ABD Savunma Bakanı, bir gün önce Başkan Barack Obama’nın karar vermesi halinde Amerikan ordusunun Suriye’ye müdahaleye hazır olduğunu açıklamıştı. Chuck Hagel bu açıklamayı Malezya’yı ziyareti sırasında yaptı. Hagel Pazartesi günü de Endonezya’da Suriye’ye karşı girişilecek bir eylemin uluslararası toplulukla birlikte yasal çerçevede gerçekleşeceğini söyledi. Üst düzey askeri yetkililer ve ulusal güvenlik danışmanları Cumartesi günü Başkan Obama’ya Suriye’nin kimyasal silah kullanmasına karşı alınacak önlemlerle ilgili bir dizi ayrıntılı seçenek sundu. Cumartesi günü Beyaz Saray’da düzenlenen güvenlik toplantısına Başkan yardımcısı Joe Biden, CIA Başka-

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dış müdahale olsa bile ülkesinin Suriye için kimseyle savaşma niyetinde olmadığını belirtirken, İngiltere, müdahale için BM Güvenlik Konseyi kararının şart olmayabileceğini öne sürdü. Fransa ve Almanya, destek sinyali verdi

nı John Brennan ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice katıldı.

» KERRY'DEN DAVUTOĞLU'NA ACİL TELEFON

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Suriye'de kimyasal silah kullanıldığını açıklamasından sonra Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nu telefonla arayarak ellerindeki bulgularla ilgili bilgi aktardı. Davutoğlu Kerry'den önce de Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'la görüştü. Davutoğlu'nun konutunda Kerry ile telefonda yaptığı görüşmeyi danışmanlarından Ali Sarıkaya Twitter'da paylaştı.

» RUSYA'DAN FLAŞ SURİYE KARARI!

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dış müdahale olsa bile ülkesinin Suriye için kimseyle savaşma niyetinde olmadığını söyledi. Moskova'da, Suriye'deki gelişmelere ilişkin basın toplantısı düzenleyen Lavrov, "Suriye'ye BM kararı olmaksızın dış müdahale olursa Rusya buna askeri karşılık vermeye hazır mı?" sorusuna, "Rusya, Suriye'ye askeri bir müdahale olması durumunda bile kimseyle savaşma niyetinde değil" cevabını verdi. Rus bakan, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin kararı olmadan herhangi bir güç kullanılmasının, uluslararası hukuka tamamen aykırı olduğunu ifade etti. Öte yandan Lavrov, ABD Dışişleri Bakanı

John Kerry ile pazar günü yaptığı telefon konuşmasında, Washington'un muhaliflere Cenevre-2 Konferansı'na ön şart olmadan katılmaları için baskı yapacaklarını söylediğini belirtti.

» İNGİLTERE'DEN İLGİNÇ AÇIKLAMA

İngiltere Başbakanı David Cameron, yaptığı en son açıklamada ‘‘Suriye’de kimyasal silah kullanılmasına bir hafta içinde cevap verilmesi gerektiğini’’ belirtti. İngiltere’nin, ‘‘hava operasyonu, uçuşa yasak bölge oluşturulması veya isyancıların silahlandırılmasını desteklediği’’ belirtildi. ABD ve müttefikleri, Güvenlik Konseyi’nden çıkacak bir karar aşamasında Esad rejimini destekleyen Çin ve Rusya’nın veto hakkını kullanmasından endişe ediyor.

» FRANSA: ORANTILI BİR TEPKİ VERİLMELİ

Fransa ise Suriye'ye yönelik askeri müdahale hakkında henüz bir karar alımadığını, ancak tüm opsiyonların masada olduğunu belirtti. Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, Europe 1 radyosuna yaptığı açıklamada, "Orantılı bir tepki verilmesi gerekir... Birkaç gün içinde nasıl bir tepki verilmesi gerektiği kararlaştırılacak" dedi. Fabius, tüm seçeneklerin masada olduğunu, değerlendirilmeyen tek seçeneğin ise "bir şey yapmamak" olduğunu belirtti.


10

Güncel

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Ahmet Buğdaycı ahmetbug@gmail.com

Mısır aslında bizim hikayemiz Mısır’daki kanlı trajedi sanki Türkiye’nin kendi geçmişinin bir aynadan yansıması. Belki de bu yüzden muhalefetiyle, iktidarıyla dünyada bu kadar ateşli bir şekilde Mısır’ı tartışan, tartışmak ne kelime yaşayan, hissede (Başbakanına göz yaşları ile dolu, Türkiye’yi dış politikada izole edici yoğun bir duygusal tavır aldırtan) Türkiye’den başka bir ülke yok. Dükkanların vitrinleri Rabia işaretiyle donatılıyor, İslamcılar, laikler, gayrımüslimler, demokratlar, Kürtler herkes kendini, kendi hayal kırıklarını, acılarını yaşıyor “Mısır filminde” adeta. Mısır’ın temel sorunun, insanları dinsel, siyasi, kültürel temellerde uyumlu bir şekilde birbirine bağlayan bir ulusal kimliğin olmaması olduğunu geçen haftaki yazımda ileri sürmüştüm. Belki de ulusal kimlik ya da kimliksizlik, aynı zamanda bizim hikayemiz olduğu için Mısır’a bu kadar göz yaşı döküyoruz.

» ULUSAL KİMLİK BİR HAYAL Mİ GERÇEK Mİ?

Ulusal kimlik denilen tutkal nedir peki? Kültürel bilimci Benedict Anderson, meşhur “Hayali Cemaatler” adlı kitabında ulus denilen kavramın aslında bir hayal olduğunu, ulusal kimliğin bu hayali somutlaştıran bir tür tasarım olduğunu öne sürer. Genellikle dil, din, etnik

grup, kültürel temelde buluşmak mıdır ulusal kimlik, yoksa biraradalığı amaçlayan bir yaşam içinde kültürel farklılıkları saygıyla kabullenen ortak değerler midir? Japonya’da kültürel değerler, Çin’de ortak bir kültür ve ırk birlikteliği, ABD’de liberal değerler ulusal kimliği tanımlıyor. Hiç kuşkusuz küreselliğin etkisiyle, ulus devletler eski gücünü yitiriyor, ulusal kimlik kavramı, statik algılardan çıkarak, yepyeni dinamiklerin etkisiyle diyalektik bir sarmalı izleyerek evriliyor. Mısır ve Türkiye gibi ülkelerin temel sorunu ise, toplumların kendi kimliklerini kendileri inşa etmekten uzak tutularak onlara tepeden kurgusal kimlikler giydirilmesinde yatıyor. Böylece birbirinden farklı, öteki, hatta düşmanımsı kimlikler toplumları ikiye, üçe bölüyor. O zaman da iktidara kim gelirse gelsin kendi dışlayıcı kimlik siyasetini baskın kılmaya başlıyor; ve demokrasi düzgün bir zemin üstünde ilerleyemiyor.

» BİR TÜRK ULUSAL KİMLİĞİ VAR MIYDI?

Türkler Orta Asya’dan kopup Malazgirt’le Anadolu’ya girdiklerinde Hristiyan, Ermeni, Kürt, Süryani gibi pek çok topluluka karışmaya başladılar. Osmanlı’da ortak kimlik ise, “Müslümanlık” altında, Anadolu coğrafyasının ortak kültürel değerleri olarak şekilleniyordu. Diğer yandan Osmanlı’nın son 20 yılına kadar Türk kimliğinden bahsetmek mümkün değildi. Orta Asya’dan gelen, ezelden beri süregelen bir etnik Türk ulusu ve kimliği sadece bir mitti. Cumhuriyeti kuran kadrolar için Batı’dan örnek alınan ulus devlete paralel olarak bir ulusal kimlik kurgusu şarttı. Ancak Osmanlı’dan devralınan pek çok etnik, dinsel ve kültürel hetorojen yapı aşılması gereken bir sorundu. Kemalist rejim, ırksal temele dayalı kimliğin aşırılığından uzaklaşıp, kimliği dinle harmanlasa da, Türk kimliği, Orta Asya, İslamiyeti kabulleniş ve Anadolu geçmişi arasında muğlaklığını günümüze değin sürdürdü. Türkleştirme ve Sünni İslam inancına bağlı bir ulus yaratma, 1950’lere kadar son hızıyla devam edip,

Anadolu’yu öteki kimliklerden, soylardan, inançlardan büyük ölçüde temizleyerek tek tipleştirdi. Ancak bu arada Müslümanlar, Kürtler, Aleviler içlerine kapanarak bu kimliğe direnerek, resmi olanın ötesinde, kendi değerlerini, kültürlerini yaşamayı sürdürdüler. Çok partili düzene geçilmesiyle, iki Türkiye arasındaki gerilim şiddetlenmeye başladı. Otoriter, dışlayıcı siyasi mekanizma, pek çok darbeyle, rejimin kimliğini öteki Türkiye’den korumaya çalıştı.

milliyetçiliğin müslüman muhafazakarlıkla birlikte son derece güçlü bir damar olması ise, önceki Kemalist rejimin profiliyle ortaklığı olarak karşımızda duruyor. Üstelik son dönemlerde özellikle dış politka tercihlerinde ortaya çıkan izole edilmiş, içe kapanmacı, komplolarla dünyayı açıklayan anlayış, ulusalcılarla AKP’yi aynı yerde buluşturuyor. Evet, Türkiye Türk/Kürt, Alevi/Sünni gibi kimliksel ayrılıklarına ilaveten Gezi’den sonra, AKP taraftarı, AKP muhalifi gibi iki ana cepheye bölündü.

» LAİK ULUS YERİNE DİNDAR MİLLET

» ORTAK KİMLİK DEMOKRATİK DEĞERLER

Bu kimliğe en önemli itiraz Milli Görüş hareketinden geldi. Buna göre ulus yerine tarihi, kültürü ve ruhu olan bir millet vardı. MSP ile başlayıp AKP ile devam eden anlayış, Türk kimliğindeki Türk ve Müslümanın yerini ve ağırlıklarını değiştirdi. Laik toplum yerine dindar millet ağır basmaya başladı. Milliyetçilik, devlete itaat vurgularında, gayrı müslimlere ve diğer kültürel farklılıklara olan hoşgörüsüzlükte ise bir değişiklik olmadı. Ancak AKP 2002’de Kemalist düzenin dışlayıcı, otoriter, ekonomik sistemini kırarak, çoğunluğu oluşturan ortanın altı veya yoksul, kentlerin varoşlarında, kırsal kesimde yaşayan geniş yığınlara kaynak transferi yaparak, kapsayıcı bir ekonomik politikaya geçti Bu arada dindar/laik, muhafazakar/modern, Sünni/ Alevi gibi alt kimlik çatışmaları da muğlak Türk kimliğini Türkler arasında da iyice parçalamaya başlamıştı. Toplumu bütünleştirmek amacıyla Cumhuriyet rejimi tarafından kurgulanan kimlik politikası, dışlayıcı siyasi karakteriyle sadece iki Türkiye yaratmakla kalmamış, aynı zamanda bireysel anlamda da kimsenin kimseye givenmediği, birlik bağının son derece zayıf olduğu bir toplum yaratmıştı. Bu arada AKP iktidarı, özellikle 2011 seçimlerinden sonra siyaseten diğer kimlikleri dışlayıcı, otoriterliğe sapan bir politika izleyerek, Kemalist ulusalcılığın otoriter dışlayıcılığına geri döndü. AKP içinde

Farklılıklara hoşgörü, ifade özgürlüğü, bireylerin demokratik taleplerini ve varlıklarını güvenceye alma gibi demokrasinin temel şartları ve kurumsal yapılar, ortak bir kimliiğin yokluğunda bir türlü filizlenemiyor. Aynen Mısır’da olduğu gibi, iktidara ister Kemalistler, ister İslamcı kadrolar gelsin, hepsi toplumun diğer yarısını ötekileştiriyor, kurgusal bir kimliği tüm toplumun üstüne giydirmeye çalışarak kendi hayali bir toplum yaratmaya çalışıyor. Dışlayıcı, cepheleştirici siyaset de gerginlikleri körüklüyor, ortak bağların iyice zayıflamasına yol açıyor; toplum içinde birbiriyle teması olmayan, hasmane ilişkiler kuran, birbine hiç güvenmeyen toplumsal adalar yaratıyor. Hiç kuşkusuz demokrasi sürecinde Mısırdan çok daha öndeyiz. Ama temeldeki sorun aynı. Gezi ile meydana çıkan direniş ruhunun her kimliği, farklılığı içine alma girişimleri, ortak kimlik sürecinde sıradışı bir kilometre taşı oluverdi bile. Gerçek demokrasi bu filizi büyütüp, yaygınlaştırmakla mümkün olacak ancak. Türkiye ancak aynı coğrafyada yaşanmışlık, benzer kültürel değerler üzerinden tüm kimlikleri, farklılıkları tanıyıcı, kapsayıcı bir tavırla, tolerans, uzlaşma, ifade özgürlüğünü öne çıkaran bir demokrasi anlayışıyla iki Türkiye’yi bir arada yaşatabilir. Mısır örneğinin gösterdiği gibi başka da şansı yok.

GEZİ TAMAMIYLA SİYASİDİR Barış ve Demokrasi Partisi İstanbul milletvekili, yazar ve sinemacı Sırrı Süreyya Önder, Türkiye’de Gezi olaylarının başladığı ilk gün, Gezi Parkı’nda kepçelerin önüne dikilerek ağaçların kesilmesini engellemişti. İmralı görüşmelerinde de aktif rol oynayan Önder’le Gezi olaylarını ve barış sürecini konuştuk BARBAROS SAYILGAN ■ Gezi olaylarının başında çok aktifken, bir süre sonra geri planda kaldınız. Bunun nedeni neydi? Durum barış sürecine zarar vermemekle mi ilgiliydi yoksa Gezi olaylarına siyasetin karıştırılmaması mı? Bu konuda aslında bir yanılsama var. Aktiflikten pasifliğe düşüşten ziyade, direnişin tüm unsurlarının çok daha aktif olması gibi bir şey var. Gezi direnişi medyanın olayları ele alış biçiminde de bir kırılma yarattı. İlk gün “alışkanlıklarıyla” kepçenin önünde durduğum için beni çeken medya, sokak muhalefetinin seçilmişlere indirgenemeyecek kadar büyük olduğunu gördü. Bunu yaratan sokaktaki iradenin kendisiydi. Öne çıkan da kadınların ve LGBT örgütlerinin başta olmak üzere büyüttüğü bir dayanışma duygusuydu ki o büyürken bizim öne çıkmamız mümkün değil. Kendi örgütlenmesini böylesine demokratik biçimde ortaya koyan bir şey varken hele. Gezi olaylarına siyaset karıştırmamak ise çok yanlış bir tavır. Gezi tamamıyla siyasidir. Bu ülkedeki diğer her şey gibi.

ren grupların bir aradalığı bakımından bu harika bir “barışma” şenliği oldu.

» OLDUKÇA STRESLİ VE ZOR BİR SÜREÇ

■ Barış sürecinin gidişini nasıl yorumluyorsunuz? Sürecin bir kez daha tıkanması ya da sona ermesi mümkün mü? Sürecin “kaderi” ile ilgili spekülasyon yapmaktansa talepleri açık açık konuşmakta ve hükümetin de “yapacakları” konusunda şeffaf olmasında fayda var. Denizde taş sektirmek denli sıradan bir şey değil yapılan. Oldukça stresli ve zor bir süreç. Ulus devletin genel gerici yapısına karşı yeni, demokratik bir çözüm ihtimalinin peşinde koşuluyor. Ve bunun eşitlikçi bir temele de dayanması gereği var. Süreç gerçekten “eşit” şartlarda yürütülemediği için de tıkanmalar sık sık görülüyor. Dolayısıyla KCK kadrolarının yaptığı açıklamalara kulak tıkanılmaması şart. Barış bir ihtiyaç; ama onurlu barış çok daha büyük bir ihtiyaç oldu-

suna tekrar cevap araması gerekiyor AKP'nin. Başbakan'ın bu sözlerini yalanlayacak o kadar çok görüntü ve hareketlenme oldu ki son aylarda, PKK'nin barış istemediğini söylemek için barışa dair şüphe içinde olmak gerekir. PKK bu barışı istiyor. Çünkü onları bekleyen, onlardan haber almak isteyen herkes bu barışın tarafında. Sadece PKK mı? Orduda görev alan herkes de bu savaşın bitmesinden yana değil midir? Başbakan'ın çekincesi başkalarının kanı üstünden siyaset yapan, söylem üretenlerin tepkisine dair bir çekince; ancak kendisine hatırlatmakta fayda var. Cesur söylemlerle iktidara sahip olmak mümkündür; ama Türkiye'de çekince pratik anlamda siyasette her daim sonuçları dezavantaj olarak dönen bir şeydir.

» KÜRT HAREKETİNİN YAYINLARI OKUNMUYOR

■ Kürt hareketi, niyetini, amacını ve yol ha-

» FAŞİZAN YAKLAŞIMLAR UÇ VERMEYE ÇALIŞTI AMA…

■ Gezi olaylarının ardından "Gezi, barışın en önemli pratiklerinden biriydi" dediniz. Bu sözünüzü açar mısınız? Çünkü aşağıdan yürütülen bir pratikti gezi. Arkasında faiz lobisi falan arayanlar yanılıyor. Keza “faiz lobisi” barış istemez. Gezi sahiden bir ağacın etrafında bir halkın örgütlenmesi, kendi kendini örgütlemesi ve bunu devletçe öğrenilmiş ırkçı, cinsiyetçi tüm pratiklerden uzaklaşarak yapmasıydı. Soldan sağa o alana herkes geldi ve herkesin ezberi bozuldu. Yıllardır devam eden “AKP ezber bozan bir partidir” söylemi, Gezi ile birlikte büyük bir sekteye uğradı. Ezberi bozan bir şey varsa o da Gezi'nin ta kendisi oldu. Kürt gençlerin halayına sosyalistler, ulusalcılar derken birçok gruptan insan katıldı ve biz bu ana şahitlik ettik. Elbette bu ilk kitlesel temastan bazı kıvılcımlar çıktı. Faşizan yaklaşımlar uç vermeye çalıştı ama bu tutum herkeste büyük tepki ve önleme duygusu yarattı. Halkları ve barış iradesini mücadelenin birleştirebileceğine dair umudumuz yükseldi. Elbette buradan pembe bir tablo çıkarmak tek başına olayı okumak olmaz. Ama bu ülkedeki seküler, cinsiyet eşitliğine değer ve-

ğundan Kürt halkı ve bu ülkede barış isteyen herkes için bu sürecin yürümesi başta hükümetin adım atmasına bağlı. “Ama”larla süreç yürümez. Süreci çünkü demek, gerekçeli biçimde hareket etmek ve açık olmak işler hale getirir.

PKK BU BARIŞI İSTİYOR ■ Başbakan geçtiğimiz günlerde "ana dilde eğitim" gibi bir planın olmadığını söyledi ve "PKK henüz silah bırakmadı" dedi. Siz ne diyorsunuz bu yoruma? AKP'nin tabanındaki bu sonsuz “yayılmacılık” cesur bir politika yapmalarının önünde engel olarak duruyor. Demokrat olmak nedir soru-

ritasını halka net anlatmamakla eleştiriliyor. Ne diyorsunuz bu eleştirilere? Okumakla ilgili büyük bir problemden bahsetmemiz gerekiyor. Kürt hareketinin yayınları okunmuyor. Hatta hareketin birçok unsuru da bu yayınları yeterince takip edemiyor. Günlük siyasetten uzun vadeli siyasete dair yapılan yorumların ağır ve anlamlı havasına geçiş yapmanın zor olduğunu görüyoruz ve her birimizin bu konuda eksikleri var. Hareketin dışında Kürtlerin haritasını anlamaya çalışma konusunda garip bir tembellik var. Oysa günün tamamı barış için geçiyor. Kürtlerin hakları, özgürlükleri, eşit yaşam talepleri için geçiyor. Ancak binlerce insanı hapiste olan bir

hareketin geniş kitlelere kendini anlatamaması konusunda da eleştiri yaparken dışarıdaki herkesin dikkatli olması gerekiyor. Elektrikleri kesip buzdolabı neden çalışmıyor demeye benziyor Kürt hareketi neden kendini net anlatamıyor demek. Birçok vekilimize yönelik medyadaki “görmeme” alışkanlığı da bu “anlatılmama” durumunu besliyor.

» EĞİTİM BAKANLIĞI

■ "Ana dilde eğitim" Kürt hareketinin en temel beklentilerinden birisi. Peki bu sistemin pratik olarak işleyişi nasıl mümkün olacak? Bugün ana dilde eğitim kabul edilse, gerçekten böyle bir programın uygulaması ne kadar zaman alır, bu konuda bir çalışmanız var mı parti olarak? Bu elbette eğitim programı ve eğitim bakanlığı ile ilgili. Farkındaysanız “milli eğitim” demedim. Çünkü ulus devletin kökenlerindeki birçok argümanın yıkılışı olur anadilde eğitim ve zaten bunun için hareketin temel beklentilerinden biri. Kürt hareketi dilin politik bir aygıt ve tarih aktarma aracı olarak önemine önderliğinden en sıradan bireyine kadar geniş bir biçimde çok hakim. Bu bağlamda dilin politik bir özne olarak var edilmesi gereğine yapılan vurgunun “imkanını” tartışırken öncelikle bunun devletin niteliklerine dair bir şey olduğunu görmek şart. Kısacası bunun bir “eğitim reformu” ile çözülemeyecek, anayasa ile ele alınması gereken bir şey olduğunu görmeliyiz ilk. Bunun Kanada'da ve birçok yerde pratik örnekleri var ama hem akademik hem de politik olarak Kanada üstünden Türkiye'deki modeli anlatmak zor. Keza eğitim de kendi finansal koşullarına dayanan bir sosyal hizmet ve farazi konuşmak istemiyorum. ■ Bir kaç kez İmralı'ya giden BDP heyetinde yer aldınız ve Öcalan'ı ziyaret ettiniz. Öcalan barış konusunda samimi mi? Düşünsenize, yıllardır tutsak konumunda olan birinin barış konusunda adım atmak yönünde hareket etmesinden daha samimi bir şey olabilir mi? Sayın Öcalan Kürt halkının hem vicdanı hem aklı olarak hareket edebiliyor. Bu bağlamda Kürtlerin gözlerinin içindeki barış ve Kürt ve eşit olmak arzusunu aynı anda tatmin edebilecek bir harita ile o masada. Hem kendisinden beklentisi olan kitleye karşı samimi ve açık hem de masaya oturulan güce dair bu samimiyeti geçerli.

Selim Atalay twitter@SelimAtalayNY

Kara gözlükler dede var Kara gözlükler var katliam dada katliam GENERAL Sisi’ye verilen uluslararası destek ve hoşgörü kesin Beşar Esad’ı kıskandırdı. Mısır’daki duruma bakan Beşar “Benim neyim eksik, bana niye aynı muamele ve muhabbet gösterilmiyor?” dese, haklı. Sisi ve rejiminin Mısır için neden gerekli ve hayati olduğu, biraz ittirerek Beşar’a ve Suriye’ye de uyarlanabilir... Beşar 100 bin kişiyi öldürdü, Sisi henüz birkaç binde... Ama gelecek vadediyor. Daha koltuğuna ısınamadı. Sisi taraftarları Mısır’ın kanser olduğunu ve kanserin ameliyatla temizlenmesi gerektiğini bağırmaktalar. Kanser dedikleri, İhvan. Ameliyat dedikleri de toplu katliam. Beşar o ameliyatı yıllardır yapıyor... Meşruiyet için illa meydan lazımsa, arzu edilen meydana Beşar hemen birkaç milyon kişi yığabilir. Hele Hüsnü Mübarek de salıverildikten sonra Beşar “Bizim işin emekliliği de garantiymiş” diye düşünse, yeridir... Mübarek’i hem rahat bir yerde oturtacaklar, hem de kapısına koruma, nöbetçi veriyorlar. Adı da “ev hapsi”. Mübarek bu saatten sonra evden çıkmasa ne olur? Nil kıyısına kahve içmeye mi gidecek, marketten alışveriş mi yapacak? Hiç ihtiyacı yok. Korunaklı konforda keyif yapar, hatta bir süre sonra ziyaretçi kabulüne başlar. Devletin bekası için sağa sola mektupla tavsiyelere başlamadıysa, o da gelecektir. Zaten son ayaklanmayı Mübarek zenginleri finanse etti. Avenesi reisi aç bırakmaz. Sisi örneğine bakınca, Beşar’ın bölgedeki tek hatası, İran’ın kuklası olmak ve mezhep. İran’dan kopabilse, Sisi’ye akan paranın mislini Beşar’a da vereceklerdi. Sonuçta Sisi ile Beşar arasında fark yok: Baas ise Baas, üniforma ise üniforma, kara gözlük ise kara gözlük, katliamsa katliam. Ortadoğu, Mısır ile birlikte garip ötesi, gerçeküstü ve sürdürülemez bir çılgınlığın sularına açıldı. Ama bu anormallik uzun sürmez. Bu ortamda, Şam yakınlarındaki yeni kimyasal saldırının haberi geldi. Saldırı zamanı Başkan Obama için talihsizlik: Şam rejiminin kimyasal silah kullanmasının kırmızı çizgi olacağını ilan etmesinden tam bir yıl bir gün sonra... Tam da kamuoyu kırmızıyı, çizgiyi unutmuşken, bu olay patladı. Şam’ın bundan önce en az üç kez daha kimyasal kullandığı kanıtlandı, kırmızı çizgi çoktan aşıldı, ama ses yok. Hatta ABD Genelkurmay Başkanı “Suriye’de ne sınırlı ne tam teşekküllü bir askeri operasyon yapabiliriz. Yaparsak çok masraflı olur” diyor. Masraf bahanesi herhalde dünya askeri tarihinde ilk kez kullanılıyor. Paşa’nın bir gerekçesi daha var: Beşar yıkıldıktan sonra Şam’da ABD dostu bir yönetim olmazmış... Yani direnişçilere güvenmiyor... Peki Başkan Obama daha haziranda –“Şam kimyasal kullandı, muhaliflere silah vereceğiz” demişti. LA Times gazetesine göre o lafın üzerinden iki ay geçti ve söz verilen silahlar daha yollanmadı. Orada da imza karşılığı silah teslim edilecek ABD dostu güvenilir muhalif aranıyor, henüz bulunamamış. Tam da BM kimyasal araştırma heyeti Şam’dayken Beşar’ın böyle bir saldırı yapmayacağını söyleyen var. Rusya’nın, “olay kurgu” demesi var. Hatta bazı batılı uzmanların “Evet bir gazdan ölmüşler, ama ceset görüntülerinde bilinen zehir etkileri yok” demesi var... Yine usul, yetki, karar, kural tartışmalarıyla olay sulandırılacak. BM çıkmazda duracak, sonra dikkatler dağılacak, başka bir olaya yönelecek... Hem bütün bunlar aşılsa bile cezası ne? Masraf olurmuş. Kimyasal silahla bir kişinin ya da bin kişinin ölmesinin hukuk ve vicdan açısından fark etmemesi lazım, ama ediyor. Ve diğer yollardan 100 bin ölü de anlaşılan dünya için fark etmiyor... Beşar bunu anlayıp istediği silahı kullanıyorsa, kimsenin şaşırmaması gerekir. Mısır’daki ölümler ameliyatsa, Suriye’dekilere de bir bahane bulunabilir. Beşar’ın Sisi’den öğrenecekleri var... Biraz zorlasalar ve Birleşik Arap Cumhuriyeti ilan etseler ne olur? Şimdilik Sisi Beşar’a, Beşar Sisi’ye bakıyor. Ama şimdilik…

» SOSYAL BELEDİYECİLİĞİN KAYBI İNSANLIĞIN KAYBIDIR ■ İstanbul Belediyesi adaylığı için isminiz geçiyor. Henüz böyle bir karar verilmediğini söylüyorsunuz. Ama İstanbul Belediye Başkanı olacak olsanız, ilk ne değiştirirdiniz? Başat slogan olarak, "Kent Rantı" denen şeyi tamamen kentin yoksullarına ve dezavantajlı kesimlerine yönlendirmeyi telaffuz ederdim. Bir servet transferi ya da yeni müteahhitler yaratmak bizim işimiz olmamalı. İstanbul'un en ön emli problemi bunca engelli yurttaşın yaşadığı bir yer olmasına rağmen orta ve üst sınıfın yaşadığı mahallelerde dahi engellilere yönelik yapılan onca çalışmaya rağmen bir engelli kenti olamaması. Olimpiyatların peşine düşüp ülkedeki milyonlarca engelli yurttaşı unutan, betonla ormanı ezen bir bakış açısının yerine insanın tekrar odakta olduğu bir belediye olurdu sanıyorum benim bakış açım. Sosyal belediyecilik özellikle son yıllarda neoliberalizmin güç kazanmasıyla birlikte ağır güç kaybına uğradı. Sosyal belediyeciliğin kaybı insanlığın kaybıdır. Aşevlerinden kadın kooperatiflerine birçok projenin hayata geçirildiği bir İstanbul hem toplumsal cinsiyet eşitliği hem de sınıfsal eşitsizlikler bakımından yeni bir yöne doğru yürümek konusunda başlangıç olacaktır bizim için. Başta konut fiyatları ve kiralar olmak üzere Türkiye'nin içine yürüdüğü gayrimenkul krizine karşı da sosyal politikalarla önlem alınmasını, Türkiye'nin en çok öğrencinin yaşadığı şehrinin öğrenciler için daha “barışçıl ve yaşanabilir” hale gelmesini sağlamak da bir fikir olarak öne sürülebilir.


Güncel

İlhan Tanır @Washingtonpoint

Olası ABD’nin Suriye Saldırısı Ankara’nın Lehine BU kez gerçekten ABD Suriye’ye saldıracak mı? Geçtiğimiz hafta Çarşamba sabahı Suriye’nin başkenti Şam’ın doğu bölümünde yaşanan ve kimyasal silah kullanıldığı kabul edilen olaydan sonra Washington bir kez daha Suriye opsiyonlarını ele alıyor. Beyaz Saray’da Perşembe ve Cumartesi günleri üçer saatlik üst düzey toplantılar düzenlendi, Washington müttefikleri ile görüşmeler yapıyor. Başkan Obama, Cuma günü verdiği mülakatta Suriye saldırısının olacağı yönünde kesin sinyaller vermedi. Bununla birlikte ABD Savunma Bakanlığı’nın, 1999 Kosova Savaşı’na benzer şekilde, BMGK kararı olmaksızın bir saldırı başlatabileceği Amerikan basınına yansıdı. Bu tür bir saldırının, “masumları koruma sorumluluğu” olarak da çevrilebilecek, R2P kuralına dayanması bekleniyor. Konsept ilk kez Kanada hükümetinin topladığı ICISS komisyonu tarafından geliştirildi ve devletlerin kendi halklarına zarar vermemesi, onları iç savaştan, isyandan, baskıdan ve devlet yıkımından korumasını öngörmekte. Devletlerin kendileri bu sorumlulukları yapamadığı takdirde ise bu ilke, uluslararası toplumu bu sorumlulukları üstlenme görevi veriyor. Foreign Policy dergisine yazdığı yazıda Rosa Brooks kavramın daha sonra BM Güvenlik Konseyince de benimsendiğini kaydetti. Ne var ki, Obama yönetimi, Suriyeli muhalifleri, geçen hafta Genelkurmay Başkanı Dempsey’in bir Kongre komitesine yazdığı mektupta belirttiği gibi, kendi çıkarlarını koruyacak bir güç olarak görmüyor. Suriye’de hangi muhalif grubun Esad sonrası dönemde idareyi kontrol altına alacağından da emin değil. Diğer bir deyişle, Esad’ın gitmesi halinde gelebilecek alternatiflerin ABD’ye karşı pozisyon alabilecek olması, bu bağlamda Suriye’ye yapılacak bir ABD saldırısının, sınırlı kalacağını işaret ediyor. Planlandığı sanılan Suriye rejimine karşı saldırıların başlıca hedefleri, Obama’nın 2012 yılının Ağustos ayında çizdiği kırmızı çizginin aşılması nedeniyle, hem Amerika’nın inanılırlığını korumak, hem de Esad hükümetini halen ümit kesilmemiş Cenevre toplantılarına zorlamak gibi görülüyor. 1995 yılında da NATO’nun Sırp hedeflerine yağdırdığı bombalar sonrası, Sırplar, Hırvatlar ve Bosnalılar aynı yılın Aralık ayında Dayton Anlaşmaları’nı imzalamışlardı. Bu açıdan beklenen cezalandırıcı ABD saldırılarının Esad yönetimini, Kaddafi’ye karşı yapılmış NATO operasyonu gibi değil, Dayton yoluna götüren Sırplara yapılan saldırılar gibi beklemek daha gerçekçi . Ama olası saldırı, büyüklüğüne bakılmaksızın, moral olarak Esad yönetiminin ordusuna darbe vurması beklenirken, muhaliflere ise psikolojik bir üstünlük kazandırmış olacak.

» TÜRKİYE İÇİN NE GETİRİR?

Son zamanlarda Ankara’nın şimdi hemen herkesçe kabul edilen yalnızlığı kırması açısından ABD önderliğindeki bir müdahale AKP hükümetinin de işine gelecektir. İki yıla yakın bir süre önce Esad’a “görevinden çekil” çağrısı yapan Ankara, ABD’nin beklenen şekilde Suriyeli Devrimcileri destekleyen hamleler yapmaması nedeniyle, Suriye’deki savaştan kaynaklanan ve kendine de yönelen bazı milli güvenlik sorunları ile karşı karşıya kaldı. Suriye’deki krizin derinleşmesi ile Türkiye’nin bölgedeki bazı ülkelerle arası bozuldu. Hizbullah gibi bölgesel aktörlerin de, Türkiye’yi, son dönemdeki iki THY pilotunun Beyrut’ta kaçırılmasıyla doğrudan hedeflerine almış olduklarını gördük. Bu pilotları serbest bırakmak için ne türlü taleplerin Ankara’ya ulaştığını bilemiyoruz. Türkiye Mısır’daki darbe sonrası da, bu darbeye kendisi kadar keskin tepki göstermeyen birçok ülkeyle, özellikle Suriye konusunda yakından çalıştığı Körfez ülkeleri ile ilişkilerini zedeledi. Gezi protestoları sırasında da Batı’daki birçok hükümetten gelen tepkiler sonrası, ABD ve AB ilişkilerini bozmuştu. ABD liderliğinde yapılması beklenecek olası saldırı, Türkiye’nin de dahil olduğu ve başlangıcından itibaren en aktif üyelerinden biri haline geldiği “Suriye’nin Dostları” grubunun yeniden aktif hale getirebilir. Bununla birlikte Türkiye’nin, yardım istendiği takdirde ABD’ye her türlü yardımı yapacağını tahmin etmek çok güç olmasa gerek. Olabilecek saldırı Şam’a yapılması bekleniyor ve özellikle Esad’ın askeri ve stratejik tesisleri hedef alınacak. Büyük ihtimalle, Amerikan askerlerinin can kaybını önlemek ve lojistik açılardan Doğu Akdeniz’de konuşlanmış Amerikan savaş gemilerinden atılacak cruise füzeleri ile hedeflerin vurulması, bu arada Esad’ın hava gücünü sınırlamak adına özellikle askeri havaalanlarının pistlerinin de hedef alınması bekleniyor. Bu bağlamda ABD’nin olası bir Suriye saldırısı, Türkiye’nin coğrafi konumu ve isyancılara verdiği sağlam destekten dolayı Türkiye lehine bir gelişme olacak. Hatta, böyle radikal bir hareket Türkiye’nin şu an için içine girdiği ve kısır döngü olarak kabul edilebilecek dış politika sarmalından kurtulmasına dahi imkan verebilir. NATO’nun dahil olabileceği bir Suriye harekatında hiç şüphesiz Türkiye, Suriye’ye karşı en ciddi aktör haline gelecektir. Suriye’ye bir saldırı, Esad’ın gitmesine neden olacak bir süreç, tereddütsüz Ankara için olumlu bir gelişme olacak. Ama soru şu: Ankara’da kendisi için bu tür olumlu olacak gelişmeleri dahi ülke çıkarları avantajına ve iç politika hesaplarıyla heba etmeyecek uzun dönemli düşünebilen bir yönetim var mı?

ERDOĞAN, ESMA İÇİN AĞLADI (ANKARA – POSTA 212) Müslüman Kardeşler’in liderlerinden Muhammed el-Bilteci'nin Mısır'daki olaylar sırasında ölen kızı Esma'ya yazdığı veda mektubu, Başbakan Erdoğan’ı gözyaşlarına boğdu. Gündeme dair açıklamalarda bulunmak üzere katıldığı televizyon programında Mısır'da hayatını kaybeden Esma için babasının yazdığı mektubu dinleyen Erdoğan “Benzer şeyleri ben yaşadım. Esma'ya el-Bilteci tabii bu mektubu yazarken ifadelerinde adeta ben de çocuklarımı gördüm. Onun Esma'nın cenaze namazını kıldıramayışı ve bir de tabii şu olgunluk ve geleceğe bakıştaki ölüm ötesi dünyayı okuyuşu beni ciddi manada duygulandırdı,” dedi. El-Bilteci’nin baba olarak duruşunun İslam dünyasındaki ülkelere ve gençlere ders olmasını temenni eden Erdoğan, “Ben şu anda başbakan değilim, sadece bir vatandaş Tayyip olarak bu ifadeleri kullanıyorum,” diye konuştu.

28 Ağustos 2013 Çarşamba

ILIMLI İSLAM ÇÖKMÜŞTÜR…

Deniz Harp Okulu eski komutanı Tuğamiral Türker Ertürk, Türkiye-Suriye ilişkilerini Posta 212’ye değerlendirdi. Ertürk, Deniz Harp Okulu Komutanı olduğu sırada Balyoz planı iddiaları soruşturması kapsamında ifade veren askerler arasında yer almış ve 2010 yılındaki YAŞ’ta terfi alamayıp istifa etmişti ■ Suriye’de geçtiğimiz hafta yaşanan katliamı nasıl değerlendiriyorsunuz? Suriye’de kimyasal silahların kullanılmasının kırmızı çizgi sayılacağı konusunu ABD deklare etmişti. Özellikle muhalifler bu kırmızı çizginin aşıldığını göstererek bir şekilde batının Suriye’ye müdahale etmesini istiyorlar. Suriye’de rejim başından beri kimyasal silah kullanmadığını ifade ediyor. Kendinizi Suriye’nin yerine koyun. Gözler üzerinizdeyken, sizin ülkenize böyle bir gerekçeyle müdahale an meselesiyken, hatta siz BM denetimcilerini ülkenize davet etmişken onlarda başkent Şam’a gelmişken Şam’ın hemen yakınında böyle bir olay oluyor. Bir insan dangalak olsa, IQ’su yerlerde olsa böyle bir hata yapmaz. Elimizde tabi ki maddi delil yok, ama şunu biliyorum ki Suriye’ye müdahale ettirmek isteyen ülkeler, ne yazık ki bizim ülkemiz de bu durumda, bunu bir gerekçe haline getirerek batının müdahalesi için çalışmaktadır. Bunun milyonda bir bile inandırıcılığı yoktur. Suriye’de gerçekten bir halk hareketi, yaygın geniş kitleleri kucaklayan bir muhalefet hareketi yok. Bugün Suriye’de savaşanların yüzde doksanı yabancı. Bu Alman basınında da yer aldı. Orada savaşanlar Çeçenler, Pakistanlılar, Katarlı, Yemenli, Bangladeşli yani dünyanın çeşitli Müslüman ülkelerinden fundamentalistleri buluyorlar ayda 1000 dolar veriyorlar ve bütün ihtiyaçlarını karşılayarak savaştırıyorlar.

» LAİKLİK GÜVENLİK KONSEPTİ

Bu parayı veren Katar, Bahreyn, Suudi Arabistan. Orada oluşturdukları fonla bu savaşan insanları finanse ediyorlar. Amaçları ise Ortadoğu’da bir şekilde istikrarı bozmak. Kürt devletinin kurulabilmesinin yolunu açma, Büyük Kürdistan’ın bir parçası olan Suriye’deki parçayı koparabilmek. Ortadoğu’nun Arap-İsrail merkezli bir çatışması var. Bunu Şii, Sünni eksenine getirmek istiyorlar. Bölgeyi mezhepsel olarak, etnik olarak, dinsel olarak bölüp parçalara ayırmak istiyorlar. Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Ortadoğu’ya verilen statükonun şeklinin doğru olmadığı, yeniden şekil verilmek istendiği düşünce kuruluşları tarafından da çokça yazılan ve bilinen bir şey. Suriye’yi bölüp parçalamadan bunu çözemezsiniz. Suriye’yi bölüp parçalamadan burada nasıl bir Kürdistan devleti kuracaksınız? Arapların arasına belki yüzyıl daha nifak sokabilecek, Şii-Sünni ekseninde bir çatışmayı başlatmanız lazım. Baas’ı beğenmeyebilirsiniz, batıdan bakınca biraz otoriter bulabilirsiniz. Baas’ın kurucuları arasında Hıristiyanlar var, Sünniler var, Nusayriler var. Ortaya beraber yaşama formülü koymuşlar.

» YARATICI YIKIM

ABD’de bunlar söylenen, yazılan şeyler. Buna “Yaratıcı Yıkım” diyorlar. Bu bölgeyi yeniden düzenleyebilmek, şekillendirebilmek için bir yıkım gerekiyor. Bunlar da bunun alt yapısı. Şöyle düşünüyorum ABD bu projelerin başını çekiyor. Kısa vadeli çıkarları için dünyanın uzun vadeli barışını yok ediyorlar. Bugün ılımlı İslam çökmüştür. Laiklik dünyanın güvenlik konsepti. İslam’ı bir şekilde yaşamın içinde görürseniz, İslami bir manipülasyon, faydalanma ve siyaset unsuru olarak görürseniz, değerlendi-

BARBAROS SAYILGAN rirseniz dünya barışını tehlikeye atarsınız. Suriye dağılırsa bu istikrarsızlıktan Türkiye etkilenecek. Peki Türkiye’nin birliği çatlarsa ve istikrarsızlaşırsa bu istikrarsızlık Avrupa’yı etkileyecek. Bir plan yapılmış Ortadoğu’ya yeniden şekil vermeye çalışıyorlar. Beşar Esad batıda eğitim görmüş, uygar görüntülü bir insan. Suriye’de kimsenin kılığına kıyafetine ve inancına yönelik bir problem yok. Ama bugün Özgür Suriye Ordusu dediğimiz o fundamentalistler, El Nusralar Hristiyanları gördükleri yerde infaz etmeye çalışıyorlar. Aynı zamanda Nusayrileri yani Alevileri infaz etmeye çalışıyorlar. Bu dünya barışı için tehdit değil mi?

TÜRKER ERTÜRK KİMDİR? 1957 yılında Trabzon’da

doğan Tuğamiral ERTÜRK, Deniz Lisesi ve Deniz Harp Okulu eğitimlerini tamamlayarak 1979 yılında Donanmaya katıldı. Sırasıyla Dz.K.K.lığı Harekat Milli Plan Subayı, Donanma Komutanlığı Tatbikat ve Eğitim Kısım Amirliği, Yıldızlar Suüstü Eğitim Merkezi Komutanlığı Taktik Geliştirme Grup Başkanlığı, Londra Silahlı Kuvvetler ve Deniz Askeri Ataşeliği, Eğitim Filotillası Komodorluğu, Deniz Harp Okulu Öğrenci Alay Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Komuta Kontrol Daire Başkanlığı görevlerini yapan Tuğamiral Türker Ertürk 30 Ağustos 2006’da Tuğamiral rütbesine terfi ederek Karadeniz Bölge Komutanlığı’na atandı ve bu görevi iki yıl sürdürdü. Ertürk, Deniz Harp Okulu Komutanı olduğu sırada Balyoz planı iddiaları soruşturması kapsamında ifade veren askerler arasında yer almış ve 2010 yılındaki YAŞ’ta terfi alamayarak istifa etmişti. 

» AK PARTİ BİR PROJE PARTİ ■ Suriye konusunda AK Parti’nin politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce burada duygusal bir refleks mi var? AK Parti içinde derinliği olan insanlardan biri de Dışişleri Bakanımız Davutoğlu. Ne yazık ki Davutoğlu’nun bir Osmanlı hayali var. Davutoğlu, “Stratejik Derinlik” kitabında esasında bir şekilde mesaj vermiş, bu görevlere talibiz demiş. ABD’nin bölgeye dair planları var. Yeniden şekil vermek istiyor. O da kendi çapında Osmanlı hayalini bu planın içinde biraz da ABD’yi kendi aklınca kandırarak realize etmeye çalışıyor. Yani bugün Sünni ekseninde Osmanlı’yı tekrar canlandırabilmek için bu olayların içine balıklama atladı AKP. AKP esasında bir proje parti. Ortadoğu’daki bu planları realize etsin diye. Türkiye burada kilit ülke. Türkiye’de işbirlikçi bir iktidar olmadan bu projeleri nasıl yapacaksınız? İşte AKP bunun adı. Bölgede federasyon kurmak istiyorlar. Türkiye üniter yapıda. Üniter yapıdaki bir Türkiye’de federasyon mümkün değil. Peki ne yapmak lazım? Türkiye’de bir

rejim değişikliği yapmak lazım. Türkiye laik bir ülke. Ama manipülasyon unsuru olarak ne kullanılacak? İslam. Buna ne diyorlar, Ilımlı İslam. Türkiye’nin kurucu felsefesi buna engel. O zaman rejim değişikliği yapmak lazım. Bu işbirlikçiliğini kim yapabilir? Cumhuriyet kurulduğunda travmalı bir kesim var. Çünkü Avrupa’nın, batı dünyasının yüzyıllara yaydığı aydınlanmayı biz çok kısa zamanda icra etmeye kalktık. Bu da travmalı bir kesim yarattı. Onlar cumhuriyetten, devrimlerden bu aydınlanmadan memnun değillerdi, köşede duruyorlardı. Kimisi yeraltındaydı, kimisi orada buradaydı. İşte bunları buldular ve ortaya çıkardılar. Bugün AKP budur. ■ Suriye’de kimyasal silah kullanılmadığını bunun bir kurgu olduğunu düşünenler var, bu konuda ki görüşünüz nedir? Bu bir görüntü kandırması değil. Kimyasal bir silah kullanılmış. Bunu kullananlar muhtemelen, muhaliflerdir, Özgür Suriye ordusudur ya da El Nusra’dır. Kendinizi merkezi hükümet olarak düşünün elinize yeterince silahınız var, hava gücünüz var. Yani bölgedeki direnç noktalarını yok edebilme imkanınız var ve silahlarınız mevcut. Niçin gaz kullansın ki? Bu insanları mağaralara gizlenmiş olsa kullandınız diyelim ama bu insanlar şehrin varoşlarındalar. Buralara hava harekâtı yapabilirsiniz, zırhlı birlik harekâtı yapabilirsiniz. Niçin gaz? Çünkü kırmızı çizgi. BM milletler denetçilerini çağırmış altmış kilometre ötesine, siz gaz kullanır mısınız?

ABD BİLİYOR AMA SÖYLEYEMİYOR ■ Mısır’daki darbe hakkında ne düşünüyorsunuz? Teknik açıdan bakarsanız “darbe” diye bir değerlendirme yapılabilir. Müslüman Kardeşler çok az bir çoğunlukla iktidara gelmiş. Ne yaptılar? 9-10 yaşındaki kızlarla evlenmeyi serbest bıraktılar. Ölülerle öldükten sonra 6 saat içinde cinsel ilişkiye girmenin yolunu açtılar. Devleti ele geçirip bir daha gitmemeyi planlıyorlardı. Bunun gibi aklın ve havsalanın almayacağı şeyler var. Burada demokrasi yok. Bakın, halk memnun değil. Bir rakama göre 30 milyon insan dışarı çıkıyor. Rakamı abartılı bulabilirsiniz. Batı basınından da takip ediyorum kimisi 15 kimisi 18 milyon diyor. Bunun önemi yok. Demokrasi sadece sandık demek değil ki. Demokrasi çoğunluğun istediğini yapması, azınlığın haklarını yok sayması demek değil ki. Hatta bazı görüşler var diyorlar ki “Ya kaos olacaktı ya da asker. Biz askeri seçtik” diyorlar. Peki asker gelince demokrasi mi gelecek? Tabi ki hayır. Kırk katır mı kırk satır mı? Yani toplum öyle bir yöne gidiyorduk iç savaşa bir çatışmaya doğru gidiyordu, asker şimdilik önünü kesti. ABD bu konuya daha bir itidalli yaklaşıyor. Olayın bir müdahale olduğunu biliyorlar ama söyleyemiyorlar. Bölge çıkarları açısından söyleyemiyorlar. Hem de Mısır’ı tamamen kaybetmemek için söyleyemiyorlar. Ama bölgenin Türkiye gibi, Katar gibi Sünni bölümü ateşe benzinle gidiyor. Ne yazık ki Mısır’da da işler kontrol altına alınmazsa bir iç savaşa doğru gidebilir.

11

Aydoğan Vatandaş ABD neden darbeye ‘darbe’ diyemiyor? ABD’NİN soğuk savaş döneminden bu yana Ortadoğu politikalarının temeline Mısır’ı oturttuğu bir sır değil. Bunun da en önemli nedenini ise kuşkusuz İsrail’in güvenliği oluşturuyordu. ABD, İsrail’in güvenliği dolayısıyla Mısır’a her yıl ortalama 1,5 milyar dolarlık askeri ve ekonomik yardımı düzenli olarak sürdürdü. Hala da sürdürüyor. İşte Obama yönetiminin Mısır’da yaşanan askeri darbeye bir türlü “darbe” diyememesi bu konuyla yakından bağlantılı. Zira ABD yasaları, ABD hükümetlerinin askeri darbeye maruz kalmış bir ülkeye askeri ve ekonomik yardımın yapılmasını kesin bir şekilde yasaklıyor. İşte Obama yönetiminin karşı karşıya kaldığı dilemma bu. Ortadoğu politikasını soğuk savaş döneminin güvenlik denklemlerine göre kuran ABD, Ortadoğu’da yeni ortaya çıkan tabloya kendini adapte edemiyor. Örneğin, Mısır’a hala askeri ve ekonomik yardımın yapılması gerekiyor mu? Ortadoğu’nun en güçlü silahlı kuvvetlerine sahip olan İsrail’in, güçlü bir Mısır ordusuna da ihtiyacı var mı gerçekten? Mısır’a askeri yardım yapılmasa, Mısır’ın El Kaide’nin eline düşeceği ne kadar mantıklı bir değerlendirme? Amerikalı güvenlik ve dış politika uzmanlarının bu soruların yanıtlarını vermesi gerekiyor. Aslında bu değerlendirmeleri ABD’nin en önemli siyasetçileri de yapıyor. Örneğin John McCain ve Lindsley Graham. Cumhuriyetçi senatör John McCain, CNN televizyonunda katıldığı programda, Obama yönetiminin Mısır’daki askeri darbeyle ilgili politikalarından ötürü Ortadoğu’da kredibilitesinin kalmadığını söyledi. Arizona Eyaleti Senatörü John McCain, ABD’nin Mısır’da bir askeri darbe olması olasılığına karşı, Mısır Ordusu’nu askeri yardımları kesmekle tehdit ettiğini, ancak Obama yönetiminin bu sözünü tutamadığını belirtti. McCain, “Askeri ve ekonomik yardımı, Mısır’a turizmi ve ihracatı kesmeliydik. Ancak yönetim maalesef değerlerimize bağlı değil” şeklinde konuştu. McCain bir süre önce Mısır’ı ziyaret etmiş, askerlerle devrik cumhurbaşkanı Muhammed Mursi arasında arabulucuk yapmaya çalışmış ve generallerin bir an önce demokrasiye geçmeleri tavsiyesinde bulunmuştu. Mc Cain geçen hafta yüzlerce göstericinin öldürülmesinin ardından, “bizim için oturup, bu olanları seyretmek, temsil ettiğimiz tüm değerlerin ihlali anlamına gelir,” dedi özetle. McCain, ABD Başkanı Barack Obama’nın Mısır’la ilgili politikasını, Suriye’de kimyasal silah kullanımına karşı ABD’nin “kırmızı çizgilerine” de benzetti. Güney Carolina senatörü Lindsey Graham da, Mısır’da yaşananın askeri darbe olduğunu, dolayısıyla ABD yönetiminin Mısır’a askeri ve ekonomik yardımı kesmesi gerektiğini söyledi. ABD yönetimi Mısır’la ilgili siyasetini kuşkusuz yeniden gözden geçirmeli. Başbakan Erdoğan’ın dediği gibi, Mısır’da olanlara bugün sessiz kalanların ya da darbeye, ‘darbe’ diyemeyenlerin yarın demokrasi nutuklarına inanan pek kimse olmayacaktır. Bu yazı daha önce Samanyolu Haber’de yayınlanmıştır.

BAHÇELİ: BAŞBAKAN SAHTE GÖZYAŞLARI DÖKÜYOR (ANKARA - POSTA 212) Bahçeli, Suriye'de yaşananlara karşı uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırdı. Esad yönetiminin sivillere karşı sarin gazı kullandığını iddia eden Bahçeli, şöyle dedi: “İç ve dış politika alanında büyük kayıplar, ödünler verilen bir dönemi yaşıyoruz. Görüyor ve şahit oluyorsunuz ki Türkiye'de işler iyi gitmiyor. Bölgemizde sular durulmuyor. Etrafımızda kan nehri akıyor. Zulmü pusula yapanlar, insanlığa kök söktürüyor, vicdanları gasp ediyor. Suriye'de kimyasal silah kullanan alçaklar, masum çocukların kanına girmiştir. Sarin gazı kullanan caniler, suçsuz günahsız bedenlere kıymıştır. Bolvadin'den Suriye'de olup bitenleri lanetliyor artık bu ölüm ve şiddet serüvenine son verilmesini istiyorum. Uluslararası toplum ayağa kalkmalıdır. İnsanlık harekete geçmelidir. Zorbalar, diktatörler, bu çağın drakulaları derhal taçlarıyla, tahtlarıyla gitmelidirler.”

» ERDOĞAN SAHTE GÖZYAŞLARI DÖKÜYOR Suriye ve Mısır'da yaşananların temelinde Büyük Ortadoğu Projesi olduğunu savunan Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın projenin eş başkanı olarak döktüğü gözyaşlarının sahte olduğunu söyledi. Ortadoğu’nun kan gölüne döndüğünü vurgulayan Bahçeli, şunları kaydetti: “Komşu coğrafyalarda oynananın adı 'Büyük Ortadoğu Projesi’dir. Bu kanlı proje ölüm saçmaktadır. Bu kanlı proje İslam toplumlarının üzerine kabus gibi çökmüştür. Bu zalim projenin Yemen ve İtalya’dan sonraki eş başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan da sahte gözyaşları dökmektedir. Yine duygu istismarı yapmaktadır. Yine vicdanları kandırmanın peşindedir. Ve iç ve dış politik alanında iflas etmişken peş peşe oy oranları açıklayarak partisinin yüzde 51'lerde olduğunu iddia etmektedir. AKP hükümeti ekonomide yere çakılmıştır. İşsizlik, yoksulluk, gelir dağılımındaki çarpıklık ortada olup hepinizin hanesindedir. Dış politikada uçuruma savrulmuştur. Başbakan ve hükümeti, Irak'ta, Afganistan'da ABD'ye destek vermiş, cinayetlere ses çıkarmamıştır. İsrail'e diklenmeler sonuç vermemiştir. Mısır, Suriye, Lübnan, Irak, İran'la anlaşmazlıklar ve itilaflar aşırı bir noktaya çıkmıştır.”


12

Güncel

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Haldun Armağan @haldunarmagan

Korku üzerine kurgulanan toplum mühendisliği AMERİKA’NIN hoşgörü ve demokrasi konusunda dünyaya örnek olacak tavırlar sergilediğini anlattığım yazıya gelen tepkilerin büyük bölümü, içinde bu satırların yazarının da başına gelen, “yaşanmışlıklardan yola çıkan” eleştiri notlarıydı. Özetle söylemek gerekirse, okurların çoğu “Türklere veya Müslüman ülke vatandaşlarına yönelik ayrımcılık ve önyargılı yaklaşımı hoşgörüyle nasıl bağdaştırıyorsun” diye soruyordu. Son derece yerinde ve haklı bir soru. Herşeye rağmen, özgürlükler ve demokratik sistemin hesap verilebilirliği üzerine Amerika’dan gösterilecek epey olumlu örnek bulunduğu tezimi sürdürüyorum. Ancak Amerika için demokrasi geleneği ve düşünce özgürlüğünün sınıra dayandığı, deyim yerindeyse “kırmızı çizgi” muamelesi görüp “duvara tosladığı” kavramlar elbette var. Diğer bazı ülkeler için nasıl bu sınır “din” üzerinden çizilmiş ise, Amerika sözkonusu olduğunda”güvenlik” konusu sanki bir tabu gibi sorgulanamaz, eleştirilemez ve sonuç olarak düzeltilemez bir hale getirilmiş vaziyette. Hatta güvenlik korkusu ve paranoyası üzerine özellikle Bush yönetiminden bu yana bir toplum mühendisliği işine girişildiğini söylemek abartı olmaz. Soyut laflara hiç gerek yok. Bu konuda verilecek en iyi örnek, hemen her seyahat edenin başına gelenleri şöyle bir hatırlatmak olacaktır. Gidilecek kent hangisi olursa olsun, eğer uçak yolculuğunuz Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere veya Kanada ise eziyetlerden eziyet beğenmeye, psikolojik tacizin türlü-çeşitli versiyonuna dayanıklı ve sabırlı olmanız gerekiyor. Bu söylediklerim salt İstanbul’dan ABD’ye gidişle sınırlı değil; Amerika’dayken havayoluyla yurt içi ve yurt dışı seyahat eden bir turist veya göçmenin karşılaştığı muamelenin boyutları apayrı bir yazı konusu olabilir. Kuşkusuz belirli ülkelerden gelenlere yönelik olarak, her ne kadar resmi söylem tersini iddia etse de, uygulamada karşılaşılan ayrımcılıklar daima var. Hatta tamamen bu konuyu işleyen “Zoraki Radikal-The Reluctant Fundamentalist” isimli bir film bile yapıldı. Öteyandan, şurası da bir gerçekki, Amerika’da yaşayıp seyahat için havayolunu kullanmayı seçenlere reva görülen eziyet (buna kansere yol açabilecek düzeyde radyasyona maruz kalmak da dahil) genci yaşlısı, Amerikalısı, yabancısı demeden istisnasız herkese uygulanıyor. Güvenlik korkusu ayrımcılığı sevmiyor! İstanbul’dan örneğin Roma’ya uçarken kırk tane ahret sorusuyla karşılaşmazken, New York’a giderken abartısız iki-üç metrede ayrı bir “kontrol noktasıyla” muhatap olmak, hepsine her seferinde Amerika’ya “niye, nereye ve nasıl” gideceğin konusunda ifade vermek; birbiriyle komşuculuk oynayacak kadar yakın olan bu kontrol noktalarının hepsinde “seviye belirleme sınavını” geçtikten sonra pasaporta birer-ikişer yapıştırılan çıkartmaların ne anlamı vardır ve seyahat güvenliği için ne kadar kritik bir önem taşımaktadır? Eğer gerçekten bir anlamı var ise, mesela Türk Hava Yolları ile uçuyorsanız, THY görevlisinin bütün bu bilgileri zaten sizden alıp sisteme çoktan işlemiş olması neden yok sayılmaktadır? Daha da ötesi diğer Avrupa ülkelerinin gerekli görmediği ekstra işlem, “abartı” değilse, nedir? Vize almadan Amerika’ya ve diğer saydığım iki ülkeye gidilmesi zaten mümkün olmadığından ortaya şöyle bir tablo çıkıyor. İlk aşamada, ABD, Kanada, İngiltere elçilikleri vize başvurusunda gerekli sorgulamayı yapıp, parmakizi dahil tüm bilgileri topluyor. Bilet almaya kalktığınızda sistem “uçuş yasağı” olup olmadığını araştırıyor. Bütün bu aşamaları geçtikten sonra, uçuşu yapacak olan havayolu vize kontrolü dahil, Amerika’nın istediği diğer tüm bilgileri Amerikan sistemine yerleştiriyor. Hal böyleyken, belirli ülkeler için uygulanan özel kontrol noktalarının “güvenlik konusunu abartmak” ve psikolojik taciz vasıtasıyla yolcuları “korkuyla terbiye etmenin” ötesinde bir işlevi var mıdır; varsa lütfen biri bana izah etsin. Özel güvenlik noktalarının “güvenlik abartısı” olduğunu ve gereksizliğini yalnızca yolcular değil, yetkililer de söylüyor. İstanbul Valiliğine bağlı Atatürk Havalimanı Mülki İdare Amirliği, geçen yıl havalimanında alınan güvenlik önlemlerinin uluslararası standartlara uygunluğunu basına açıklamış ve özel güvenlik araması yöntemi uygulanan ABD, Kanada, İngiltere ve İsrail yolcuları için, artık ekstra güvenlik araması yapılmayacağını ilan etmişti. 2012’de İstanbul Vali Yardımcısı ve Atatürk Havalimanı Mülki İdare Amiri Ahmet Aydın tarafından yapılan bir açıklamada İstanbul Atatürk havalimanındaki “open gate” uygulamasının ekstra arama yapmayı gerektirmeyecek ölçüde uluslararası güvenlik standartları taşımasına dikkat çekiliyor ve bu durumun ABD Ulaştırma Güvenliği Dairesi (TSA) dahil, tüm dünya havacılık otoriteleri tarafından kabul gördüğü belirtiliyordu. Aradan geçen bir yıldan uzun zamanda ne değişti derseniz, hiçbirşey! Gerek olmadığı söylenen özel güvenlik aramaları hız kesmeden devam ediyor; çünkü korkuyla yolcu terbiye etmenin iktidarı belli ki kolay kolay vazgeçilebilecek bir güç değil. Bu hafta köşemiz yalnızca konunun Türkiye ayağı için yeterli oldu! Amerika içinde seyahat edenlerin nasıl korkuyla terbiye edildiğini ise önümüzdeki hafta anlatırız.

A M E R İ K A’ D A K İ

TÜRKLERİN

GAZETESİ

28 Ağustos 2013 Çarşamba

YIL: 1 SAYI: 15

SAHİBİ POSTA 212 PUPLISHING LLC ADINA

EKMEL ANDA

MEDYA GRUP BAŞKANI

CAN KAMİLOĞLU GENEL YAYIN YÖNETMENİ

YILMAZ SOYTÜRK YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ

AHMET RAVALI

YAYIN DANIŞMANI

HABER KOORDİNATÖRÜ

AHMET BUĞDAYCI

HALDUN ARMAĞAN

EDİTÖRLER ESİN EŞKİNAT – MEHVEŞ KOÇAK – ADNAN ONARAN ESEN ÜNAL – DİLEK ESKİ BEZİRKAN – EMRE EMİRGİL (WEB) WASHINGTON TEMSİLCİSİ İLHAN TANIR SAYFA TASARIM ERDAL ÖZBEK – FİLİZ ENGİN – SERHAN AYDEMİR – AYÇA KARATAŞ İDARİ MÜDÜR

REKLAM MÜDÜRÜ

MEHVEŞ SÖNMEZ

DUYGU CANİKLİGİL

REKLAM VE MÜŞTERİ TEMSİLCİLERİ

SURHAN ÜNAL – YELİZ KARAFAZLI – ARZU ÇAKIRCI ADRES 31 – 00 47th Ave. Long Island City, NY 11101 TELEFON 718 732 08 57 – 347 730 42 36 ABONE SERVİSİ REKLAM SERVİSİ SERİ İLAN HABER MERKEZİ DAĞITIM

abone@posta212.com reklam@posta212.com seriilan@posta212.com haber@posta212.com dagitim@posta212.com

POSTA 212 GAZETESİ ANKA HABER AJANSI ABONESİDİR

TÜRKİYE-ABD ÇİFTE VATANDAŞLIK Sam Amca yalnızca “Amerikalı olmayı tercih edin” dese de, çifte vatandaşlığa ses çıkarmıyor. Green Card sahibi bir Türk, yemin töreninin ardından resmen vatandaşı olduktan sonra genellikle hem TC hem de ABD vatandaşı statüsünü korumayı tercih ediyor.

(NEW YORK –POSTA 212) Türklerin ağırlıklı tercihi olan Türk ve Amerikan pasaportu, yani her iki ülkenin vatandaşlık statüsüne sahip olma konusunda, Amerikan göçmen yasaları sanıldığı kadar serbest değil. Yasalarda çifte vatandaşlığın otomatik bir hak olduğuna ilişkin herhangi bir hüküm bulunmuyor. Bu nedenle Amerikan hükümetinin resmi görüşü “Bir göçmen Amerikan vatandaşlığını seçiyorsa, diğerini terk etmesi mantıklı olur” şeklinde özetleniyor. Bununla birlikte konuya “bireysel tercihler” açısından yaklaşan Washington, her ne kadar sadece Amerikan vatandaşlığında kalmayı özendirse de, bir göçmenin aksi yönde beyanı olmadığı takdirde, kendi ülkesinin vatandaşlığından çıkmış olarak görmüyor.

» İKİ STATÜDE KORUNABİLİR

Öncelikle 5 yıl Amerika’da ikamet etmek koşulu başta olmak üzere, Amerikan vatandaşlığına başvuru için gerekli şartları taşıyan Green Card sahibi bir Türk, yemin töreninin ardından resmen vatandaşı olduktan sonra genellikle hem TC hem de ABD vatandaşı statüsünü korumayı tercih ediyor.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkış için, Türk makamlarına resmen başvuruda bulunmak gerekiyor. Benzer şekilde, daha sonra Amerikan vatandaşlığını bırakmak isteyen bir şahsın da resmi başvuru yapması gerekiyor. Araştırmalara göre, Türklerin yanı sıra diğer ülkelerin göçmenleri büyük çoğunlukla her iki vatandaşlığı sürdürmeyi tercih ediyor. Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz uzmanlar özetle şöyle diyor: Amerika Birleşik Devletleri aslında çifte vatandaşlığı resmen tanımıyor. Ancak çifte vatandaşlara karşı olumsuz bir tavır içinde değil. Daha doğrusu, Washington çifte vatandaşlığa sıcak bakmıyor ve özendirmiyor. Ancak bunun bireysel bir tercih olduğunu kabul ederek, engelleyici yönde bir tavır takınmıyor.

» ÇİFTE VATANDAŞLARA TAVSİYELER

✔ Çifte vatandaşlık her iki ülkede yaşama ve çalışma gibi hoş bir alternatif sunabilir. Ancak çifte vatandaşlık aynı zamanda her iki ülkeye dair vergi ve diğer yükümlü-

lükleri de kapsar. ✔ Bir kişi Amerikan vatandaşlığına geçtikten sonra, kendi ülkesinin vatandaşlığından çıkmamayı tercih ettiyse, mutlaka her ikisine ait tüm belgeleri, pasaport dahil, iyi korumalı ve sorumlulukları konusunda bürokratik takip yapmalıdır. ✔ Bununla birlikte bazı özel durumlarda Amerikan hükümeti çifte vatandaşlara resmen müdahale ediyor: ✔ Amerikan vatandaşlığına geçmiş olan bir kişi ABD’nin düşman kabul ettiği bir ülkenin ordusunda görev alır ise, bu durum Amerikan vatandaşlığından atılma sebebi oluyor. Benzer şekilde, Amerika’ya karşı ihanet suçu işleyen veya Amerikan hükümetine karşı yıkıcı faaliyetler içinde bulunduğu tespit edilenler de Amerikan vatandaşlığından atılıyor.

GÖÇMENLİK REFORMU YANLILARI ÖRGÜTLENİYOR Pulitzer ödüllü New York Times gazetesi yazarı Jose Antonio Vargas 2011’de yasadışı göçmen olduğunu açıklamıştı. Bu açıklama, Amerika’nın göçmenlik yasaları hakkında tartışmaların başlamasına neden olmuş ve Rüya Yasası’nı gündeme oturtmuştu. Vargas yasadışı göç hareketinin sözcüsü durumunda ve vatandaşlık için yasal yolların açılması gerektiğini savunuyor. Gazeteciler, Kongre’deki tartışmaları yakından izliyor. Washington’un merkezinde yapılan bir konferansta kaçak göçmenler statülerinin değişmesi için bir yol arıyor. Jose Antonio Vargas gazeteci, film yapımcısı ve göçmen hakları savunucusu. New York Times’a iki yıl önce yazdığı bir yazıda Vargas, kaçak göçmen olduğunu açıkladı. Bu ona Rüya Yasası’nı savunması için de yol açtı.

» 12 YAŞINDA GELDİ

Time kapağına çıkan Vargas dergi için durumunun belirsizliğiyle ilgili bir de yazı yazdı: “Kendimi kurtardığım için kaçak göçmenler konusunda suçluluk hissediyordum. Yazıyı bu yüzden yazdım.” Amerika İlerleme Merkezi’nden Angela Kelly, Vargas’ın göçmenlik tartışmalarını etkilediğini düşünüyor: “Jose Antonio Vargas tartışmaya başka kimsenin yapamayacağı müthiş bir enerji kattı. 12 yaşında buraya gelen bir çocuktan bahsediyoruz. Annesi uçağa

Jose Vargas 2013 yılı Şubat ayında Senato Adalet Komisyonu’nda ifade vermiş: “Teşekkürler Başkan Leahy, kıdemli üye Grassley ve komisyonun değerli üyeleri. Kaçak göçmen olduğumu açıklamam 12 yılımı aldı. Ve son yıllarda Amerikan rüyasını yaşamak isteyen daha fazla kişi kaçak olduklarını açıklıyor. Bu bizim Amerika deneyimimizin acı gerçeği. Biz vatandaşlık yolunun hayaliyle yaşıyoruz, amacımız Amerikan demokrasisinin etkin üyeleri olabilmek.”

Göçmenlik reform tasarısının en çok göze çarpan bölümlerinden biri DREAM yani Rüya Yasası olarak geçen ve 12 yıldır beklemede olan önerge. Tasarı, Amerika’da eğitim gören gençlere Amerikan vatandaşlığı yolunu açmayı hedefliyor bindirmiş ve eline onun green card sandığı bir şey tutuşturmuş ve büyükanne ve büyükbabasıyla yaşamaya yollamış. Çünkü Filipinler’de onun yeteneklerini geliştirme olanağı bulamayacağını biliyormuş. Vargas İngilizce bilmeden geldiği Amerika’da Cheers, Altın Kızlar gibi diziler seyrederek dil öğrenmiş ve 16 yaşında ehliyet almaya gittiğinde kaçak olduğunu anlamış.” Vargas Washington Post’ta muhabirlik yaptığı dönemde Virginia Tech Üniversitesi’ndeki silahlı saldırıyla ilgili haberle

» KONGREDE KONUŞTU

2008’de Pulitzer Ödülü alan ekipte çalışmış. Ancak sırrını saklaması iyice zorlaşınca büyükannesi onun için endişelenmeye başlamış. Jose Vargas, “Kutlamak için telefon ettiği zaman önce Filipince ‘ortaya çıkarsa ne olacak’ diye sordu. Ben de haber büromuzun dördüncü katındaki tuvalette oturup ağladığımı hatırlıyorum. Çünkü ne yapacağımı bilmiyordum” diyor. New York Times’ta çıkan yazısı Vargas’ı ünlendirmiş.

Vargas bir kez daha Kongre’ye geldi. Bu kez de kendine çok yakın hissettiği ve vatandaşlık isteklerini duyurmak isteyen binlerce kişiye destek veriyordu. Vargas tarihin öğrettiklerinden kendine ders çıkarıyor: “Konuşma yaptığım zaman genelde Martin Luther King’in sözlerine yer veriyorum. Tarih bu büyük geçiş döneminde kötülerin gürültüsünü değil iyi insanların hayret verici sessizliğini yazacak. İyilerin sessiz kalmasını göze alamayız. Konuşmaları gerekiyor. Onlar tarihin doğru tarafında olmak zorundalar. Özellikle de bu konuda.” Jose Antonio Vargas’a göre, göçmenlik konusu yaşadığımız dönemin en önemli medeni haklar davası. Vargas kurduğu “Amerikalıyı Tanımla” adlı dernekle göçmenlik reformunu destekliyor. BETH MENDELSON - VOA

KAÇAK GÖÇMENLERE AKILLI TELEFON UYGULAMASI

Göçmenlik Savunucuları Ağı, akıllı telefonlar için hazırladıkları bir uygulama ile kaçak göçmenlerin sınır dışı edilmekten kurtulmalarına yardımcı oluyor. Uygulama, ABD’ye 16 yaşından önce girmiş göçmenlerin sınır dışı edilmemeleri için izlemeleri gereken yasal yolları gösteriyor (NEW YORK – POSTA 212) Geçtiğimiz hafta yayınlanan bir uygulama, ABD’de yasadışı yollarla bulunan göçmenlerin, Başkan Obama’nın “Dreamer” denilen, ülkeye 16 yaşından önce girmiş ve 31 yaşını geçmemiş göçmenleri sınır dışı etmeme politikasından faydalanmasını sağlıyor. “Pocket DACA” adlı bu telefondaki ücretsiz uygulama, devletin yasallaştırma programına nasıl başvurulabileceği konusunda bilgi veriyor ve göçmenlerin yardım için başvurabilecekleri kuruluşların bir listesini çıkartıyor. Uygulamayı kullanan göçmenler, programdan faydalanmaya uygun olup olmadıklarını bir testle öğrenebiliyorlar. Uygulama ayrıca göçmenlerin kendilerini dolandırmak isteyen sahtekarlardan kaçınmaları için bilgi sunuyor ve programa dahil olmaları için istenen ücretleri karşılamalarına yardımcı olabi-

lecek burs programlarından faydalanmalarına yardımcı oluyor.

» 400 BİN KİŞİ YARARLANDI

Obama’nın bir yılını geride bırakan sınır dışı etmeme politikası kapsamında ülkeye çocuk yaşta giriş yapmış, hiç suç işlememiş, liseyi tamamlamış ya da orduya kayıt yaptırmış göçmenler iki yıllık geçici bir çalışma izni alabiliyorlar. Bu programdan yararlanmaya hak kazananlara “Dreamers” adı veriliyor. Bu politikadan bir yılda yaklaşık 400 bin kişi yararlandı. Genç göçmenlerin bu politikadan yararlanmasına yardımcı olan uygulama, göçmenlik savunucularının teknolojiden yararlanarak, bu yıl sonuna doğru Kongre’den çıkması beklenen daha geniş çaplı bir reforma hazırlandıklarını gösteriyor.


Göçmenlik

28 Ağustos 2013 Çarşamba

TÜRKİYE’DEN GREEN CARD’A BİR MİLYON BAŞVURU YAPILDI Amerika’da yaşama ve çalışma hakkı veren ve her yıl kura ile belirli ülke vatandaşlarına verilen Yeşil Kart (Green Card) için Türkiye’den 6 yılda bir milyon kişi başvurdu TÜRKİYE’YE VERİLEN YEŞİL KART SAYILARI 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012

1,180 1,192 826 709 755 972 1,041 1,058 993 899

Kaynak; Turkavenue.com

(NEW YORK - POSTA 212) Amerika’da yaşama ve çalışma hakkı veren ve her yıl kura ile belirli ülke vatandaşlarına verilen Yeşil Kart’a (Green Card) Türkiye’den başvuranların sayısı bir milyonu geçti. 2007-2012 yıllarıdaki altı yıllık dönemde 676 bin 421 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Yeşil Kart alabilmek için çekilişe katılırken, başvuranların toplam sayısı aileleri ile birlikte 1 milyon 95 bin 885 kişiye ulaştı.

TÜRKİYE’DEN YILLARA GÖRE BAŞVURU SAYISI Yıl

Başvuru Sayısı

2007 2008 2009 2010 2011 2012 2013 Toplam

7.9 milyon başvuru sahibi 4.6 milyon eş ve çocukları ile birlikte Yeşil Kart şansını denedi. Başvurular aile olarak veya tek şahıs olarak yapılabiliyor. 2013 yılı loto çekilişinde en fazla başvuru yapılan ülke sırasıyla Nijerya, Gana ve Ukrayna oldu. Nijerya’dan 1.3 milyon, Gana’dan 908 bin, Ukrayna’dan 852 bin kişi Yeşil Kart almak için lotoya katıldı.

68,763 77,538 77,156 90,643 115,474 108,015 138,832 676,421

Eş ve Çocuk Sayısı 43,554 48,070 47,829 56,034 66,104 68,696 89,177 419,464

Toplam 112,317 125,608 124,985 146,677 181,578 176,711 228,009 1,095,885

En son yapılan loto çekilişinde 1,807 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Yeşil Kart sahibi oldu. 2013 yılında dünya genelinde

Ülke Nijerya Gana Ukrayna

Başvuru Sayısı 1,356,396 908,910 852,856

Eş ve Çocuk Sayısı 619,175 147,122 379,450

İnsan Hakları Örgütü, Göçmenlik Dairesi’nin ABD’ye vatandaşlık başvurusu yapan Müslümanlara zorluk çıkartan bir hükümet programını açıkladı

Program, Müslümanların Amerikan vatandaşlığı taleplerinde belirgin bir gecikme dikkati çektikten sonra ACLU’nun kayıtlara ulaşmasıyla ortaya çıktı. Raporun yazarı Jennie Pasquarella, “Göçmenlik Hizmetleri, göçmenlik ve vatandaşlığa kabulde, halka açıklanmayan ve Kongre’nin onayından geçmemiş bu gizli kriterleri kullanıyor… Bunun nihayetinde siyasetle bağlantılı olduğunu hissediyorum. Bir sonraki Boston bombacısı-

Kendilerine “Hayalperestler” adını veren genç yasadışı göçmenler göçmenlik reformu çalışmaları açısından kilit rol oynuyor. Geçen yıl Başkan Obama, gençlere yarı yasal bir göçmenlik statüsü kazandırdı

Toplam 1,975,571 1,056,032 1,232,306

MÜSLÜMANLARA VATANDAŞLIKTA ZORLUK

» KONGRE ONAYI YOK

GÖÇMENLİK REFORMU VE ‘HAYALPERESTLER’

EN FAZLA BAŞVURU YAPILAN ÜLKE-2013

BİN 807 TALİHLİ

(KALİFORNİYA – POSTA 212) Güney Kaliforniya Amerikan Temel Haklar Birliği (ACLU), bazı Müslümanların kara listeye girmesine ve ABD’ye vatandaşlık başvurularının yıllarca beklemesine yol açan bir hükümet programını ortaya çıkarttı. ACLU, yayınladığı raporda federal göçmenlik memurlarının, ulusal güvenlik endişesi taşıyan adayların başvurularını reddetmenin yolları konusunda bilgilendirildiklerini açıkladı. Memurların bunun için başvurulardaki tutarsızlıkları ortaya çıkartmaları ya da başvuru sahibinden yeterli bilgi alamadıklarını iddia etmeleri istendi. ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Hizmetleri’nin göçmenleri kara listeye alma kriterleri ise oldukça geniş. Rapora göre bu kriterler arasında terör faaliyetlerinin görüldüğü bölgelere seyahat etmiş olmak da bulunuyor.

13

na vatandaşlık vermiş olmak istemiyorlar,” dedi. 2008 yılında başlatılan ve resmi adı “Kontrollü Başvuru İnceleme ve Sonuçlandırma” (Controlled Application Review and Resolution) olan program çerçevesine kaç göçmenin başvurusunun yeniden değerlendirildiği bilinmiyor. Vatandaşlık ve Göçmenlik Hizmetleri sözcülerinden Christopher Bentley, dairenin vatandaşlık talebinde bulunan göçmenlerin geçmişini rutin biçimde incelediğini ve ülke güvenliğiyle göçmenlik sisteminin geleceğini her şeyin önünde tuttuğunu söyledi.

» RUTİN KONTROL

Bentley, “Biz sorumluluklarımızı dikkatle yerine getiriyoruz ve başvuru sürecini hız-

landırmak için ulusal güvenliği tehlikeye atmamız söz konusu olamaz,” diye konuştu. Program kapsamında göçmenlik görevlileri bir başvuru sahibinin ulusal güvenlik konusunda endişe yaratıp yaratmadığına karar veriyor, bu kişiyle ilgili bilgi sahibi olabilecek kanun uygulayıcı kurumlara danışıyor ve ardından başka araştırmalar için başvuruları uzun süre beklemeye alıyor. Rapora göre, görevliler bu tür başvuruları ek araştırmalar ol-

(WASHINGTON - POSTA212) Kendilerine “Hayalperestler” adını veren genç yasadışı göçmenler göçmenlik reformu çalışmaları açısından kilit rol oynuyor. Geçen yıl Başkan Obama, gençlere yarı yasal bir göçmenlik statüsü kazandırdı. Brezilya doğumlu Renata Teodora, göçmenlik reformunu tartışan Amerikalı siyasetçilerin kendisini düşünmelerini istiyor: “En azından kendi öykünüzü paylaşmanız önemli. Kim olduğunuzu anlatmanız önemli ki sizi suçlu gibi görmesinler. Onların vergilerini çalmadığınızı, okullarda yerlerini kapmadığınızı anlasınlar ve sizin de onlar gibi sıradan bir Amerikalı olduğunuzu bilsinler.” Teodora da bir hayalperest. Bu terim geçen yıl Başkan Obama’nın çıkardığı bir karar sayesinde Amerika’da yaşayabilen, çalışabilen ve okula gidebilen genç belgesiz göçmenler için kullanılıyor. Teodora mevcut göçmenlik sisteminin insanlık dışı olduğunu anlatmak için reform taraftarı United We Dream isimli grupla Arizona’ya gitmiş ve 6 yıldır ilk kez annesini görmüş. Teodora’nın ailesi sınırdışı edilmiş ve onu Amerika’da daha iyi bir hayat kurabilmesi için burada bırakmış. Buluşma konuya dikkat çekmek için önceden ayarlanmış olsa da ailesiyle sınırdaki çitin arkasından konuşmak Teodora’yı çok duygulandırmış:Teodora, “Ona doğru yürüyüp paslı bir çitin arkasından dünyanın en güzel insanı olan anneme sarılamamanın acısını yaşayacağımı hiç düşünmemiştim” diyor.

madan kabul edemedikleri için bu dosyaların büyük bölümü sonunda reddediliyor. Raporda, İranlı matematik profesörü Mehdi Asgari’nin vatandaşlık başvurusundan üç yıl sonra FBI tarafından ziyaret edilmeye başladığı, bu ziyaretlerden birinde görevlilerin ona artık fazla görüşmediği İranlı bir öğrenciyle bağlantısı bulunup bulunmadığını sordukları söyleniyor. Asgari, vatandaşlık başvurusuna hala yanıt bekliyor.

TÜRK KADINLARI ABD’DE DOĞUM İÇİN 13 MİLYON DOLAR HARCIYOR

Yurt dışı yaşam, sağlık ve eğitim merkezi Yeni Bir Hayat Genel Müdürü Şevki Akaydın, son yıllarda büyük bir trend haline gelen ABD’de doğum turizmi için Türk kadınlarının yılda 13 milyon dolar harcadığını söyledi. Akaydın, Yılda yaklaşık 450 Türk kadının doğum için ABD’ye gittiğini kaydetti. Bunun yaklaşık 350’sinin kurumsal firmalarla gittiğini belirten Akaydın, geriye kalan kısmının da kendi imkanları ile gittiğini anlattı. Dünya genelinde ABD’ye doğum için giden kadın sayısının çok daha yüksek olduğunu aktaran Akaydın, özellikle Çin’den, Rusya’dan ve Arap ülkelerinden büyük talep olduğunu dile getirdi. Amerika’da doğum fiyatlarının şehre ve eyalete göre değiştiğini belirten Akaydın, “Şu anda 15 bin dolara doğum paketleri var. Bunun içine sadece konaklama dahil değil. Ama içerisinde havalimanında karşılanması, rehberlik hizmeti, doktor ziyaretleri, özel bir hastanede doğum ve havalimanı-

na bırakılış dahil. Buna konaklamayı da dahil ettiğinizde bir anne 10 haftalık kalış için uçak hariç 20 bin dolara doğum yaparak gelebilir” dedi. Türk kadınlarının ABD’de doğum yapmak için yılda yaklaşık 13 milyon dolar civarında bir rakam harcadığını aktaran Akaydın, “20 eyalet, 100’ün üzerinde doktor ve hastane ile çalışıyoruz. Hamile kadınlara 32. haftadan sonra uzun uçak yolculuğu önerilmiyor. Raporlardan da ziyade bu annenin rahat bir yolculuk yapması için önemli. 32. haftada giden bir anne eğer 40. haftada doğum yaparsa 42. haftada dönebiliyor ve toplamda ABD’de 10 haftalık bir süre geçiriyor. Ama 32. haftayı geçen, 35. haftada giden ve 42. haftada dönen anneler de var” şeklinde konuştu. Şevki Akaydın, ABD’de doğum yapmanın en büyük avantajının çocuğun doğduğu andan itibaren ABD vatandaşı olması ve bu hakkın ömür boyu sürdüğünü, hiç yitirmediğini söyledi. (AA)

United We Dream’in hazırladığı videoda, hayalperestler göçmenlik yasa tasarısı Senato’dan geçip Temsilciler Meclisi’ne gelmeden önce Florida Senatörü Marco Rubio ile karşılaşıyor. United We Dream üyesi Julieta Garibay hayalperestlerin 26 eyalette hareketi canlandırdığını söylüyor: “Birçok kişi, yasadışı olsalar da kayıtsız göçmenlerin bir sese ve güce sahip olduğunu ve Kongre üyeleriyle Başkan’ın üzerinde baskı oluşturabileceğini anladı.” Yasadışı göçmenlere vatandaşlık yolunun açılmasına karşı çıkanlar bunun bir af anlamına geldiğini ve yeni kaçak göçmenleri cesaretlendireceğini söylüyor. Jack Martin Amerika Göçmenlik Reformu Federasyonu üyesi: “Eğer kaçaklar için af çıkarır ve onları vatandaşlık sürecine sokarsanız, onlar da kendilerini Amerika’ya yasadışı olarak sokan ailelerini Amerika’ya geri getirir. Yani bu affın gelecekte çok büyük etkileri olur.” Ancak Martin de hayalperestlerin kamu desteği sağlama konusunda başarılı olduğunu kabul ediyor. Brian Padden (VOA)

ABONE OLMAK İÇİN...

abone@posta212.com


14

Eğitim

28 Ağustos 2013 Çarşamba

TRUMP ÜNİVERSİTESİ MAHKEMELİK New York Başsavcısı, Trump Üniversitesi’ne lisanssız eğitim verdiği ve öğrencileri yanılttığı suçlamasıyla dava açtı. Trump’ın avukatları ise bunun bir “intikam davası” olduğunu öne sürdü

ÖĞRENCİ BORÇLARI NASIL BİTECEK? Amerika’da öğrenci kredisi borcu 1,1 trilyon doları aşarken, her beş kişiden ikisi, borçlarını zamanında ödeyemiyor. Posta 212 olarak öğrencilerin kredi borçlarını ödeyebilecekleri yöntemleri araştırdık… (NEW YORK – POSTA 212) Amerikalıların öğrenim kredisi borçları, 1,1 trilyon dolarla, mortgage borçlarının ardından geliyor. Yüksek Eğitim Politikaları Enstitüsü’nün 2011 raporuna göre her beş kişiden ikisi borçlarını ödeyemiyor. Ancak öğrenci kredilerinin geri ödenmesini mümkün hale getiren birçok kolay ödeme seçeneği de sunuluyor. Federal Geri Ödeme Programlarını araştırın. Bu seçeneklerde aylık ödemelerinizi azaltsanız da toplamda daha faiz ödeyeceğinizi unutmayın. Borçluların federal seçenekleri değerlendirmek için borç alma hizmetini arayarak program değişimi talep etmesi gerekiyor. İşte seçenekleriniz: Mezun Geri Ödeme: Aylık ödemeleri 10 yıl içinde kademeli biçimde artırıyor. Uzatılmış Geri Ödeme: Borçları 25 yıllık döneme yayıyor Gelire Dayalı Geri Ödeme: Borçları-

daha iyi bir seçenek olsa da, faizler çok arttığı için kesinlikle uzun vadeli bir çözüm olarak görülmemeli. Bu seçeneklerin hangisinin size daha uygun olduğunu, yaşadığınız finansal zorluğun kısa mı yoksa uzun vadeli mi olduğuna göre belirleyebilirsiniz. Eğer geçici bir dönem işsiz kaldırsanız borçlarınızı erteletin, ama düşük gelirli bir işte çalışıyorsanız, gelirinize göre ödeme seçeneğinden faydalanın. nız 25 yıl boyunca gelirinizin yüzde 15’i ile sınırlandırılıyor. Kazandıkça Öde: 20 yıl boyunca aylık ödemeleriniz gelirinizin yüzde 10’u ile sınırlandırılıyor. (Bu seçenek yalnızca 1 Ekim 2011’den önceki borçlar ve finansal zorluk yaşadığını kanıtlayabilenler için geçerli.) Hala okula devam ediyorsanız veya işsizseniz erteleme seçeneğini değerlendirebilirsiniz. Ancak bu, borçlarınızı zamanında ödeyememekten

» KAMU HİZMETİ AFFINDAN

YARARLANABİLİYOR MUSUNUZ?

Yönetimde, orduda ya da kar amacı gitmeyen kuruluşlarda çalışanlar, alternatif ödeme planlarını kullanmış ve 10 yılın sonunda borç ödemelerinde çok iyi bir denge tutturmuşlarsa, Kamu Hizmeti Affı’ndan yararlanabilirler.

» ÖZEL KURULUŞLARLA GÖRÜŞÜN

Özel kredilerin geri ödeme koşulları genellikle daha az esnektir ancak bazen kuruluşlar finansal zorluk yaşa-

yan müşterilerine özel aylık ödemeler çıkartabilirler. Uzmanlar, federal planların esnekliklerinden dolayı önce özel borçların ödenmesini öneriyorlar, ancak özel borçları düşük faizli olan ve düzenli geliri bulunan kişilerin önce federal borçlarını temizlemeleri daha doğru olabilir.

» OTOMATİK ÖDEME YAPIN

Federal Doğrudan Borçlanma programı çerçevesinde alınan kredilerin geri ödenmesinde otomatik ödeme sistemine kaydolan borçlulara 0.25 oranında faiz indirimi yapılıyor.

» BORÇLARINIZI BİRLEŞTİRİN

Birkaç farklı borcu aynı anda ödemeyi yönetmek kolay değildir. Federal ve özel borçlar tek bir kalemde birleştirilemese de, farklı federal borçları ve özel borçları ayrı ayrı birleştirebilirsiniz. Ancak birleşme sonucunda düşük faizli borçlarınızın faiz oranlarının yükselmemesine dikkat edin. Her zaman yüksek faizli borçlarınızı önce ödeyin.

ABD’NİN EN ZENGİN ÜNİVERSİTELERİ US News and World Report Dergisi’nin yaptığı araştırmaya göre ABD’nin en zengin üniversitelerinin ilk sırasında 32 milyarlık bütçesiyle Harvard yer alıyor

(POSTA 212) US News And World Report Dergisi, geleneksel “en zengin üniversiteler” listesini yayınladı. Massachusetts eyaletinde bulunan dünyaca ünlü Harvard Üniversitesi son yıllarda olduğu gibi yine listenin ilk sırasında yer aldı. Harvard Üniversitesi’nin 2011 yılında elde ettiği bağış geliri tam 32 milyar 12 milyon 729 bin dolar. Dergiye, topla-

dıkları yıllık bağışın miktarını açıklayan 1189 üniversitenin kabul ettiği ortalama yıllık bağış miktarı 313 milyon 182 bin dolar oldu. Harvard’ın açık ara birinci olduğu listede ikinci sırada 19 milyar 174 milyon dolar ile Yale Üniversitesi yer aldı. Geçen yıl 15 bin dolar bağış alan Providence Christian College ise listenin sonunda yer aldı.

İşte ABD’nin en zengin 10 üniversitesi 1. Harvard University: 32 milyar dolar 2. Yale University : 19 milyar 174 milyon dolar 3. Princeton University : 17 milyar 162 milyon dolar 4. Stanford University : 16 milyar 502 milyon dolar 5. Massachusetts Institute of Technology: 9 milyar 712 milyon dolar 6. Columbia University : 7 milyar 789 milyon dolar 7. University of Michigan : 7 milyar 725 milyon dolar 8. University of Pennsylvania : 6 milyar,582 milyon dolar 9. University of Notre Dame : 6 milyar 383 milyon dolar 10. Duke University : 5 milyar 747 milyon dolar (Kaynak amerikabulteni.com)

(NEW YORK – POSTA 212) New York eyalet savcılığı, Donald J. Trump’a ait Trump Üniversitesi’ne yasadışı uygulamaları nedeniyle dava açtı. En az 40 milyon dolar tazminat talep edilen davada Donald Trump ve okulla bağlantılı kişiler 2005-2011 yılları arasında lisanssız eğitim kurumu işletmekle ve öğrenci bulmak için derslerle ilgili yanıltıcı bilgiler vermekle suçlanıyorlar. New York Başsavcısı Eric T. Schneiderman, Donald Trump’ın okulun reklamlarında bizzat rol oynayarak tutamayacağı sözler verdiğini, bu şekilde 600’ü New York’tan olmak üzere ülke çapında 5 bin kişiyi “hiçbir zaman görmedikleri dersler için on binlerce dolar ödemeye” ikna ettiğini söyledi.

» REKLAMLAR YANILTICI

Örneğin, reklamlarda Trump’ın okuldaki eğitimcileri kendisinin seçtiğinin ve bu kişilerin öğrencilere “emlak yatırımları için sistematik bir yöntem” öğrettiği söylendi. Ancak Donald Trump okuldaki hiçbir eğitimciyi kendisi seçmemiş ve ders içerikleriyle ilgilenmemişti. Trump Üniversitesi ile ilgili iddialar, 2011 yılının Mayıs ayında New York, Teksas, Florida ve Illinois eyaletlerinde düzinelerde insanın kurumla ilgili şikayette bulunmasıyla ortaya çıktı. Okul, öğrencileri emlak yatırımlarıyla ilgili 90 dakikalık ücretsiz seminer vaadiyle kandırıyor ve bu seminerde onlara 1495 dolarlık üç günlük başka bir seminer satıyordu. Oysa satılan üç günlük seminer de asta-

rı yüzünden pahalıya çıkan ve kişisel danışmanlık programını da içerdiği iddia edilen 35 bin dolarlık “Trump Elite” paketinin satışı için düzenlenmişti.

» İNTİKAM DAVASI MI?

Trump’ın avukatı Michael Cohen ise suçlamaları reddetti ve okulun 11 bin öğrenciden değerlendirme aldığını ve bu öğrencilerin yüzde 98’inin okuldan “son derece memnun” olduğunu söyledi. Trump’ın ikinci avukatı George Sorial ise davanın politik olduğunu, Başsavcı Schneiderman’ın Trump’tan kampanyası için maddi destek istediğini, reddedilince de intikam almaya çalıştığını iddia etti. Başsavcılık sözcüsü Andrew Friedman, Schneiderman’ın geçmişte Trump’tan destek aldığını doğruladı, ancak başsavcının buna rağmen soruşturmaya devam edecek kadar cesur olduğunu belirtti.


Toplum

28 Ağustos 2013 Çarşamba

15

SURİYELİ ÇOCUKLARIN DRAMI

Suriye’deki savaş üçüncü yılına girerken, mülteci olarak ülkelerinden kaçmak zorunda kalan Suriyeli çocuk sayısı bir milyona ulaştı (ANKARA - ANKA) UNICEF İcra Direktörü Anthony Lake yaptığı açıklamada, bir milyonuncu mülteci çocuğun sadece bir rakamdan ibaret olmadığını vurgulayarak, “Bir milyonuncu mülteci çocuk yalnızca bir rakam değil. Bu çocuk evinden, hatta belki ailesinden kopartılmış, bizim yeni yeni idrak etmeye başladığımız korkularla yüz yüze gelmiş, gerçek bir çocuk” dedi. Herkesin elini vicdanına koyup kendisine sorması gerektiğini belirten Lake yaptığı açıklamada şunları kaydetti: “Hepimiz bu utancı paylaşmalıyız. Çünkü bizler krizden etkilenenlerin acılarını hafifletmeye çalışırken, küresel toplum bu çocuğa olan sorumluluğunu yerine getiremedi. Durup, elimizi vicdanımıza koyup kendimize bir sormalıyız, nasıl Suriyeli çocukları yüz üstü bırakmaya devam edebiliriz.”

» “ÇOCUKLAR RUHEN ÇÖKMÜŞ”

UNHCR Yüksek Komiseri António Guterres ise Suriyeli gençlerin sınırı aşıp güvenliğe ulaştıktan sonra bile travma yaşamaya devam ettiklerini ve ruhen çökmüş durumda olduklarını vurgulayarak, “Söz konusu olan, masumlardan oluşan bir neslin hayatta kalma ve refah mücadelesinden başka bir şey değildir” dedi. Her iki kuruluşa göre çocuklar Suriye’deki savaş nedeniyle ortaya çıkan tüm mültecile-

rin yarısını oluşturuyor. Çoğu Lübnan, Ürdün, Türkiye, Irak ve Mısır’da bulunuyor. Artan sayıda Suriyeli ise, Kuzey Afrika ve Avrupa’ya kaçıyor. Son rakamlara göre, 740 binden fazla Suriyeli mülteci çocuk 11 yaşın altında. İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi’ne göre, Suriye içerisinde yaklaşık 7 bin çocuk çatışmalar sırasında hayatını kaybetti. UNHCR (BM Mülteciler Yüksek Komiserliği) ve UNICEF’e (Birleşmiş Milletler Uluslararası Çocuklara Yardım Fonu) göre ise, 2 milyondan fazla çocuk Suriye içerisinde yerinden edildi.

» AİLELERİNDEN AYRI YAŞIYOR

Çok sayıda çocuğun yaşadığı fiziksel değişim, korku, stres ve travma insani krizin yalnızca bir boyutunu oluşturuyor. Her iki kuruluş da çocuk işçiliği, erken yaşta evlilik, potansiyel cinsel istismar ve insan ticareti konularında mülteci çocuklara yönelik tehditlere dikkat çekiyor. Ürdün, Lübnan ve Irak’taki 3 bin 500’den fazla çocuk, Suriye sınırlarını refakatsiz veya ailelerinden ayrı geçiyor. Bu yıl UNICEF ve ortaklarının desteğiyle, komşu ülkelerdeki mülteci ve ev sahibi 1,3 milyondan fazla çocuğa kızamık aşısı yapıldı. Yaklaşık 167 bin mülteci çocuk psikososyal yardım aldı, 118 binden fazla çocuk resmi okullar içinde ve dışında eğitimlerini sürdürdü ve 222 binden fazla kişiye de su temin edildi.

» UNHCR GÜVENLİ BARINAK SAĞLIYOR UNHCR, 1 milyon çocuğun hepsini kayıt altına alarak onlara kimlik belgesi verdi. Kuruluş, ülkeleri dışında doğan bebeklere doğum belgesi verilmesine ve böylece onların vatansız konumuna düşmesinin önlenmesine yardımcı oluyor. UNHCR aynı zamanda tüm mülteci ailelerin ve çocukların güvenli bir barınakta yaşamasını sağlıyor. Ancak iki kuruluş da daha yapılacak çok şey olduğunu söylüyor. Bu yılın Aralık ayına kadar akut ihtiyaçların karşılanması için 3 milyar dolarlık yardım çağrısının yapıldığı Suriye Bölgesel Müdahale Planı’nın halihazırda yalnızca yüzde 38’i finanse edildi. Çocukların ve ev sahibi toplumun çocuk bireylerine yönelik eğitim, sağlık ve diğer hizmetlerle ilgili kritik ihtiyaçlar konusunda Suriye krizine yanıt verebilmek için 5 milyar dolardan fazla yardım çağrısında bulunuldu. Risk altındaki mülteci çocukların tespit edilerek, onlara ve ev sahibi topluma destek verilmesi amacıyla daha güçlü ağlar geliştirilmesi için daha fazla kaynağa ihtiyaç duyuluyor.

» ÇOCUK ASKERLER TEHLİKESİ

Suriye krizine yönelik siyasi bir çözüm bulunması için yoğunlaştırılmış çabalara ihtiyaç duyulmakla birlikte, çatışmanın taraflarının sivilleri hedef almaya ve çocukları asker ola-

rak kullanmaya son vermesi gerektiği bildirilirken, çocukların ve ailelerinin Suriye’den güvenli şekilde ayrılmasının mümkün olması ve onların sınırı güvenli şekilde geçebilmeleri için sınırların açık tutulması gerektiği be-

lirtiliyor. UNHCR ve UNICEF de uluslararası insani hukuk kapsamında bu yükümlülükleri yerine getirmeyenlerin eylemlerinden tümüyle sorumlu tutulmaları gerektiğini belirtiyor.

SINIRDIŞI VE VİZE YÜZÜNDEN BÖLÜNEN AİLELER PERİŞAN Çocukları New York’ta kalan ve kendisi sınır dışı edilen Filistinli anne Fatin’in, ABD Göçmenlik Dairesi memurları tarafından götürülürken, “Hoşçakal New York. Lütfen çocuklarıma iyi bak” sözleri yürekledi dağladı (Adam Phillips-VOA)- Kongre’de görüşülen göçmenlik reformunun en tartışmalı yönlerinden biri sınırdışı edilen kişilerin çocuklarının yaşadığı duygusal ve ekonomik sıkıntılar. Amerika’nın Sesi Brooklyn, New York’ta yaşayan bir Filistinli ailenin, annelerinin sınır dışı edilmesinden beri yaşadığı krizi inceledi. Sınır dışı kararları çoğu kez aileleri bölüyor. 19 yaşındaki Filistin asıllı Amerikalı Jan-

na Hakim ve kız kardeşi Saba, anneleri Fatin’in göçmenlik dairesi memurları tarafından götürülüşünü unutamıyor. Fatin şimdi İsrail işgali altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kentinde yaşıyor. Belize üzerinden turist vizesiyle 1989 yılında Amerika’ya gelen Fatin, vatandaşı olduğu Belize’ye iade edilmiş. Amerikalı çocuklarını arkada bırakmak Fatin için travmatik bir deneyim olmuş: “Hoşçakal Brooklyn, hoşçakal New York. Lütfen çocuklarıma iyi bak.” Çocukların babası da yasadışı göçmen ve sakatlığı nedeniyle aileyi geçindirecek durumda değil. Bu yüzden Janna ve Saba ça-

Hayat 16 yaşındaki kardeşleri için zor. Muhammed çekingen ve geceleri sürekli kabus görüyor. Dersleri de iyi değil. Janna annesinin eve dönmesi için izin çıkacağı konusunda umutlu. Ancak Fatin’in Amerika’ya girmesi yasak. Göçmenlik reformu bunu değiştirebilir.

lışarak hem aileyi ayakta tutuyor hem de okula gidiyor. Janna ailesine yalnızca güçlü tarafını göstermeye çalışıyor: “Kardeşlerime ne kadar üzüldüğümü asla göstermiyorum. Çünkü bana baktıklarında ‘tamam ben de Janna’nın yaptığını yapmalıyım, onun gibi kuvvetli olmalıyım’ demelerini istiyorum. Yoluma devam edip annemi geri getirmeliyim.”

» AVUKAT OLMAK İSTİYOR Janna ise yerel bir üniversiteye devam ediyor ve büyük hayaller kuruyor: “Hayallerimin tek nedeni annem. Bu yüzden avukat olmak istiyorum. Savunma avukatı. Aynı zamanda göçmenlik avukatı olmak istiyorum. Böylece yalnızca anneme değil, başka çocukların annelerine de yardımcı olayım, kimse bizim çektiklerimizi çekmesin istiyorum.

Çünkü kimse bunu yaşamayı hak etmiyor.” 2012 yılında 400 binden fazla kaçak göçmen sınırdışı edildi. Filistin asıllı aileyi tek rahatlatan teknolojinin sağladığı kolaylıklar. Brooklyn’de gün batarken Ramallah’ta annelerini çocuklarından ayıran bir gün daha geride kalıyor. Amerika’daki 11 milyon kaçak göçmenin üçte ikisi 10 yılı aşkın süredir bu ülkede yaşıyor. Yarısına yakınının eşi ve çocuğu var ve çocukların çoğu Amerikan vatandaşı..


Türkiye siber savaşa

HAZIR DEĞİL Türkiye siber saldırıya uğrayan ülkeler arasında ilk 10’da yer alıyor. Giderek yoğunlaşan hacklemelerin ötesinde Türk ordusunun ve devletin bu konunun vahametinin farkında olduğunu söylemek zor. Ulusal bir siber güvenlik politikası geliştirme çabaları var, ama ciddi bir adımdan söz etmek mümkün değil. TSK içinde bazı birimlerin kurulduğunu duyuyoruz, ama 900 bin ki-

şilik NATO’nun en büyük ordusu siber savaşın çok gerisinde. GSYİH’nin yüzde 5’ini alan TSK, siber savaşa göre küçülerek yeni teknolojilerle kendini yapılandırmadığı sürece, ABD’nin veya İsrail’in desteği olmadan İran’a bile meydan okuyacak durumda değil. Bu konuda en ileri ülkelerden İsrail ile restleşmenin yaşandığı bir dönemde, savunma sistemlerinin her türlü senaryoya

açık bir zafiyet içinde olduğu söylenebilir. Suriye hava kuvvetleri sistemini İsrail ordusunun ele geçirmesi örneğini hatırlamak yeterli. Fantezi gibi gelecek ama İsrail şu anda bile Türk savunma sistemlerinin göbeğinde kendini gizliyor, gerektiğinde müdahale ediyor olabilir. Sakın açıklaması yapılamayan askeri hatalar siber savaşın ürünü olmasın?

28 Ağustos 2013 Çarşamba YIL 1 • SAYI 15

HAFTALIK ÜCRETSİZ

AHMET BUĞDAYCI NEW YORK

6 Eylül 2007. Türkiye’nin Suriye sınırının 120 km aşağısı. Fırat Nehri’nin kenarında, gün boyu bir inşaatta çalışan Kuzey Koreli işçiler dinlenmeye çekilmiş. Gecenin zifiri karanlığı bir anda gökyüzünde beliren mavi ışıklarla aydınlanıyor ve kulakları yırtan bir gürültüyle bombalar düşmeye başlıyor. Sadece bir kaç dakikada inşaat yerle bir oluyor. Gökyüzünde siluetleri beliren İsrail’in F-15 Eagles ve F-16 Falcons’ları yine kuzeye, Türkiye sınırına doğru gözden kayboluyor. Ertesi gün garip bir şekilde ne Suriye, ne İsrail tarafından bir ses çıkıyor. Batı basınında Kuzey Kore’nin Suriye’nin Türkiye sınırına çok yakın bir bölgede gizlice inşa ettiği nükleer reaktörün İsrail tarafından yok edildiği üzerine haberler beliriyor. Suriye hükümeti isteksizce konuyu geçiştirmeye çalışıyor, ama bir yandan da milyarlarca dolar vererek Ruslardan satın aldığı radar sisteminin neden çalışmadığını çaresizce sorguluyor. Suriyeliler ısrarla sistemin saldırı sırasında çalıştığını, aa ekranlarda hiç bir şey görmediklerini söylüyor. Daha sonra anlaşılıyor ki, Saddam Hüseyin’in Irak’ta yıllar önce durdurduğu nükleer silahları geliştirme çalışmalarının izinden giden Suriye’nin bu girişimi İsrail tarafından düzenlenen bir siber saldırıyla yok edilmiş. Muhtemelen İsrail ajanları Suriye’yi boydan boya geçen askeri fiber kablolara ekleme yapmış, Suriye Hava Savunması kodlarına girerek sistemi Tel Aviv’e yöneltmiş ve İsrail Savunma Bakanlığı da Suriye hava savunma sisteminin komutasını ele almıştı. Böylece Suriyeliler radar sistemi çalışırken İsrail uçaklarının tepelerine geldiğini görmüyorlardı. Siber savaşın ilk ciddi provası yapılmıştı. Amerikalılar ise siber savaşı ilk defa propaganda amaçlı olarak ikinci Irak savaşında devreye soktular. Savaşın başında binlerce Irak subayı, bilgisayarlarını açtığında, Amerikan Genelkurmayı’ndan gelen e-maili sessizce okudular. E-mail’de Amerikan siber güçlerinin Irak askeri ağının komutasını ele geçirdiği, Irak ordusunun yapacak hiç bir şeyinin kalmadığı, Amerikan ordusunun kendilerine zarar vermek niyetinde olmadığı ve buna karşılık tek yapmaları gereken şeyin silahlarını bırakıp evlerine gitmeleri olduğu söyleniyordu. Iraklı subayların çoğu söylenileni yaptı, silahlarını, tanklarını savaş başlamadan saatler önce düzenli bir şekilde terk ettiler. Amerikan Hava Kuvvetleri de terk edilen tankları, silah depolarını tek tek havaya uçurdu. Aslında savaş başlamadan bitmişti. Yine, 2007’de Estonyalılar’ın 2. Dünya Savaşı’nda ölen Rus askerlerin anısına dikilen bronz anıtı kaldırması iki ülke arasında gerilime yol açmıştı. Hemen arkasından Ruslar Estonya’ya yönelik bir siber saldırı başlattılar. Saldırı şu şekilde çalışıyordu: Estonya ya da başka ülkelerdeki yüzbinlerce bilgisayar kullanıcısı daha önceden kendilerine gönderilen bir e-maili açınca çalışmaya başlayan bir program bilgisayarları uyuyan bir zombiye dönüştürüyordu. Üstelik kullanıcıların, bilgisayarlarının biraz yavaşlaması dışında bu durumdan haberi bile yoktu. Sonra da sayıları bir milyonu aşan zombi bilgisayarlar, bir sinyal ile Estonya’nın tüm kamu ve özel işletmelerinin Web sayfalarına mesaj bombardımanına başladılar. Ülkede tüm bilgisayarlar çöktü. Devlet daireleri, bankalar, kredi kart sistemleri, hepsi felç olmuştu. Arkasından yine Rusların aynı şekilde zombileştirilen bilgisayarlarla Gürcistan’ı felç eden siber saldırısı geldi. Gürcüler bir e-mail bile atamıyordu. Gürcistan’ın internet bağlantısı Rusya ve Türkiye üzerinden gerçekleştiği için Türkiye’deki pek çok bilgisayar, kullanıcılarının bilgisi haricinde, zombiye dönüştürülmüş, saldırıda etkin rol oynamıştı. Amerika ilk ciddi siber saldırısını 2009’da yaşadı. Hazine, Gizli Servis, Ticaret ve Ulaştırma Bakanlığı’nın web siteleri birkaç gün süreyle Kuzey Koreli

SİBER SAVAŞ ADIM ADIM GELİYOR

Siber savaş fantezi olmaktan çıktı ama gerçek siber savaş yetenekleri daha henüz sergilenmedi. ABD ise siber savaş teknolojisinde en gelişmiş ülke ama siber dünyaya çok daha fazla bağımlı olması bu ülkeyi siber savunma açısından açık bir hedef haline getiriyor. Türkiye ise siber saldırıya uğrayan ülkeler arasında ilk 10’da yer alıyor ne son vermek için hummalı bir faaliyet içine girdi. Çinliler geleneksel savaş donanımında ABD’nin çok gerisinde olduklarını biliyor, aradaki dengesizliği kendi lehlerine çevirmenin tek yolunun siber savaşta üstünlük sağlamak olduğunu anlıyorlardı. Bu tarihten sonra Çin, sivil hacker grupları yarattı, kendi siber savunma sistemini güçlendirdi, siber savaş askeri birimleri kurdu ve ABD altyapı tesislerine mantık bombaları bırakmaya başladı. Aynı zamanda Microsoft’u Çin’de yasaklamakla tehdit ederek şirketin gizli işletim sistemi kodlarını aldı. Aynı Microsoft, ABD şirketlerine bu kodu vermeyi reddetmişti. Çin, Microsoft’un yanı sıra İnternet altyapı şirketi Cisco’yla anlaştı. Cisco’nun Çin’de ürettiği routerların alıcılarından biri de Pentagon’du. Microsoft’un yazılımı ve Cisco’nun donanımı ile Çin yabancı networklere erişip onları çalışamaz hale getirebilecek bir güce ulaştı. Aynı şekilde Çin’i yabancı siber saldırılara karşı korumak için Microsoft ülkeye özel bir işletim sistemi kurdu: Kylin. Bu şekilde herhangi bir siber saldırı karşısında Çin, networkunun fişini çekerek kendini koruma imkanına erişti.

» BATININ KNOW-HOW’I ÇİN’E AKIYOR

En büyük tehdidi ABD hissediyor

ABD siber savaş teknolojisinde en gelişmiş ülke. Arkadan Rusya geliyor. Fransa, Çin ve aralarında Kuzey Kore ve İran’ın da olduğu 20’yi aşkın ülke bu konuda çalışmalarını sürdürüyor. ABD’nin siber saldırı teknolojisinde önde olmasına karşın siber dünyaya çok daha fazla bağımlı olması bu ülkeyi siber savunma açısından açık bir hedef haline getiriyor. Ülkelerin siber gücü, saldırı, savunma ve networkların yaygınlı-

ğı gibi üç kriterle ölçülüyor. Bu üç kriter açısından ülkeler değerlendirildiğinde ABD 11, Rusya 16, Çin 15, Kuzey Kore 18, İran 12 puan alıyor. ABD’nin gelişmiş siber saldırı teknolojisine sahip olmasına karşın tüm hayatın İnternet’e bağlı olarak dönmesi savunma açısından puanını düşürüyor. Diğer yandan ABD, NSA aracılığıyla tüm dünyanın İnternet trafiğini izleyerek, siber savaşı kontrol etmeye çalışıyor. networklerini bir savaş alanı haline dönüştürebiliyor. Belki açıkça ilan edilmese de siber saldırılar, altyapıların, şirketlerin, üniversitelerin, gizli servislerin hacklenmesiyle, sistemlere yerleştirilen mantık bombalarıyla (bir tür virüs programı yazılımlara yerleşerek uzun süre sessiz kalabiliyor, sonra bir sinyal üzerine sistemi ele geçiriyor) her geçen gün hız kazanıyor. Bir anlamda siber savaşın sessiz ama çok korkutucu bir şekilde başladığını söyleyebiliriz.

hackerlar tarafından çökertildi. Amerika da bu arada boş durmuyor siber savaş gücünü sürekli geliştiriyordu. Resmen kabul edilmese bile bu konuda en ciddi savaş 2009’da Stuxnet yazılımıyla İran’ın nükleer reaktör geliştirme girişimi durdurmak için yapılan siber saldırıydı. İran’da günlerce tüm altyapı ve dolayısıyla hayat ciddi sekteye uğradı. Nükleer amaçlı geliştirilen tesislere ise büyük hasar verildi.

» SİBER SAVAŞ FANTEZİ DEĞİL

Siber savaş fantezi olmaktan çoktan çıktı. Üstelik yukarda anlattığımız siber savaş uygulamaları, İsrail örneği dışında henüz ilkel hacking yöntemlerine dayanıyor. Gerçek siber savaş yetenekleri henüz daha sergilenmedi. Siber savaşı geleneksel savaş formlarından farklı kılan şey, foton paketlerinin fiber kablolara erişmesi ışık hızında gerçekleştiğinden, savaşın ne zaman başlayıp bittiğinin bile anlaşılmaması. Ayrıca siber savaşın, doğası itibarıyla bir ülke sınırları içinde kalması mümkün değil; sınırlar arası sıçramalarla bir anda

» IŞIK HIZIYLA SAVAŞ

küresel bir niteliğe bürünebilir. Siber savaş, aynı zamanda bir savaş alanına gereksinim duymuyor. Savunma radar sistemlerinden bankalara tüm ülkenin

Zamanla siber savaşın bir kaç tuşa basarak, koca orduların verebileceği zarardan çok daha fazlasını ışık hızında yapabilecek, ekonomik ve askeri yönleriyle bir ulusu dize getirebilecek, nükleer bombadan bile daha etkin bir silah olduğu kabul görmeye başladı. 1990’daki Körfez Savaşı’nda sonra Çin siber savaşın öneminin farkına varınca hızla ordusunu küçültüp yeni teknolojilere yatırım yapmaya başladı ve ABD’nin bu alandaki üstünlüğü-

Çin, bu arada know-how eksikliğini kapatmak için biyoteknoloji, ilaç, endüstriyel ürünler, tasarım, pazarlama gibi alanlarda Avrupa ve Amerikan şirketlerinin networklerine sızarak müthiş bir siber bilgi casusluğuna başladı. O kadar ki, İngiliz Gizli Servisi, 300 önde gelen İngiliz şirketine mektup yazarak, belki de şirket networklerinin Çin hükümeti tarafından ele geçirildiği uyarısını yapmak zorunda kaldı. 2001’den başlayarak Coca-Cola’dan Yahoo’ya sayısız Amerikan şirketi hack edildi. Amerikalı uzmanlar bunu “tarihin en büyük zenginlik transferi” olarak adlandırıyor. 2010’da Google Çinli hackerler tarafından hack edildiğini açıklayan ilk Amerikan şirketi oldu. Özel şirketlerden data çalındığında genellikle siber saldırı geride bir iz bırakmıyor ve bu şirketler bir şey olduğundan haberdar bile olmuyorlar.

» HER YER BİR SİBER UZAY

Hayatımızın her aşamasında bir bilgisayar, bir çip veya bunları bağlantılandıran bir kablo var. Siber uzay sadece İnternet demek de değil. Siber uzay, açık bir sistem olan İnternet’in yanı sıra İnternet’ten erişilmemesi gereken pek çok bilgisayar networkünü içeriyor. Ancak evlerden, cafelerden, laptoplarla, iPad’lerle, iPhone’larla, wi-fi bağlantılar kullanılarak bu kapalı olması gereken networkler internete katılıyor ve saldırılara açık hale geliyorlar. Doğalgaz taşıyan borular, havacılık sistemleri, trenler, elektrik şebekeleri, barajlar, fotokopi makineleri, asansörler, finans sistemleri ve kuruluşları, şirketler, okullar... Bir siber saldırıyla hepsinin devreden çıkıp hayatın felç olması, hatta kitlesel ölümler mümkün. Füze ya da radar sistemleri gibi geleneksel silahların bu saldırılar karşısında hiç bir gücü yok. Hatta askeri networkler ele geçirilerek tüm ordunun hareket edemez hale getirilmesi mümkün. Siber savaşçıların silahı ise sadece birkaç satır yazılım komutu.


POSTA212 - SAYI 15