Issuu on Google+

2014’te Barack Obama’yı neler bekliyor? ■ Başkan Obama için

2013 çok uğraştığı ama bir türlü tamamlayamadığı pek çok projeyle geçti. Obama, kamuoyunda hayal kırıklığı yaratan bu performansıyla, 2014’te yapılacak ara seçimlerin baskısını daha fazla hissederek yeni sayfa yıla giriyor.

HAFTALIK ÜCRETSİZ

A M E R İ K A’ D A K İ T Ü R K L E R İ N G A Z E T E S İ

TURKIYE’YI SARSAN

KRIZ BUYUYOR Yabancı yatırımcı Türkiye’yi terk ediyor

5

sayfa

Türkiye’yi sarsan 2 hafta sayfa

İstifa eden vekiller POSTA212’ye konuştu

Hukukçular krizi değerlendirdi

sayfa

11

8-9

7

10

sayfa

HSYK sessizliğini POSTA212’ye bozdu

ABD’li uzmanlar kriz için ne diyor?

ABD biliyordu ama göz yumdu sayfa

sayfa

sayfa

13

12

11

ABD’deki Türk vatandaşlarının da bir numaralı gündemi olan Türkiye’deki yolsuzluk ve rüşvet krizini, Türk sivil toplum yöneticileri ve vatandaşlar sayfa 14-15 değerlendirdi

Yeni yönetim Türklere yakın ■ New York Belediye Meclisi Başkanı Melissa Viverito, Türklere her konuda yardıma hazır olduğunu söyledi.

1 Ocak 2014 Çarşamba

www.posta212.com • YIL 1 • SAYI 33

sayfa

2

POSTA212 YAZARLARI TÜRKİYE’DE ARTARAK DERİNLEŞEN KRİZİ YAZDI

Polis Melike’ye ödül verildi

İNÖNÜ MÜ DEMİŞTİNİZ?

AHMET BUĞDAYCI

İLHAN TANIR

MEHVEŞ KOÇAK sayfa

2

TÜRKİYE ABD İLİŞKİLERİ VE 2014

sayfa

8

AK PARTİYİ NE GÖTÜREBİLİR

sayfa

9

KUVVETLER AYKIRILIĞI

sayfa

10

KÜRESEL GÜÇLER 17 ARALIK OPERASYONU

sayfa

13

Silah sevdasından vazgeçemiyorlar

■ Polis Akademisi’nden dereceyle mezun olan genç Türk polisi Melike Türk’e New York Emniyet Müdürü Kelly başarı plaketi verdi.

AYDOĞAN VATANDAŞ

AHMET RAVALI

sayfa

2

Jimmy’yi kaybettik

■ Yaşanan saldırılar silahsızlanma girişimlerine etki etmedi. Aksine

Cumhuriyetçilerin hakim olduğu eyalatlerde silah alımı kolaylaştırılıyor

sayfa

16

■ BM Temsilciliği’nde

1949 ‘da ofisboy olarak işe başlayan Jasayfa mes Burns (85), geçen hafta öldü.

3

New York’un nüfusu Florida’nın gerisinde ■ Bir zamanlar ABD’nin en kalabalık eyaleti olan New York, şimdi nüfus sıralamasında dördüncülüğe iniyor. Bu durum gelecek yıllarda ciddi ekonomik sonuçlara yol açabilir.

KOCAKULAĞA YASAL KILIF ■ ABD’de bir mahkeme, istihbarat ör-

gütlerinin kitlesel telefon dinlemelerinin yasal olduğuna karar verdi.

sayfa

5

sayfa

4

Şermin Hanım’ın hayali gerçek oldu ■ Dostlarının ABD’den alış veriş talepleri-

ni nasıl karşılayacağını düşünen Şermin Özçilingir, sonunda hayallerinin peşinden sayfa gitti ve nybox.com sitesini kurdu.

6

Beyaz Saray önünde 17 Aralık protestosu ■ Türkiye’de yaşanan

kriz ABD’deki Türklerin de gündemine oturdu. Beyaz Saray önünde toplanan ve Turkish Policy Center adlı düşünce kuruluşunun organize ettiği gösteride AK Parti hükümeti sayfa protesto edildi.

3


Toplum Yaşam

1 Ocak 2014 Çarşamba

Mehveş Koçak mehveskocak@posta212.com

İNÖNÜ MÜ DEMİŞTİNİZ? GEÇTİĞİMİZ 25 Aralık İsmet İnönü’nün ölüm yıldönümüydü. Türkiye rüşvet depremiyle sarsılmaya devam ederken onun meşhur sözünü hatırladık “Bir memlekette namuslular da namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memleket için kurtuluş yoktur” Türk siyasi tarihinde çalıp çırpmayan, para yemiyen, akrabalarına devlet yönetiminde ya da iş dünyasında kapı açmayan ender namuslu siyasetçilerimizden biridir İnönü. Hatta onun dürüstlüğüne dair en çarpıcı hikayelerden biri şudur : “Devletin basma fabrikasından eşine üç metre kumaş alarak devleti soydu” diyenlere, İsmet İnönü’nün Meclis kürsüsünden faturasını göstererek büyük bir namus dersi vermiştir. Bugüne kadar İnönü ile ilgili ortaya atılan iddiaların hepsi belgesiz ve kanıtsızdır. Dönemin sağcı siyatçileri, İnönü ailesinden nefret eden bazı zihniyetler devlet arşivlerini sırf bu nedenle her dönem didik didik ederler. Ne zaman seçimler yaklaşsa, sol güçlense, Cumhuriyeçilik ateşlense, hemen İnönü adı karalanmaya başlar . Rüzgar nereden eserse oraya dönen, din elden gidiyor diye tellal çalan gazeteler ve yazarlar, İnönü Ailesini hedefe koyar. Önce mal varlığı ardından, gayrimüslüm yalanları ve son olarak da “Iki Ayyaş “ yakıştırmasına maruz kalmıştır İnönü. Ama senelerdir bulamadılar, kanıtlayamadılar hep yazdılar ama boşa kürek salladılar. İnönü, Turkiye tarihinin görebileceği en dürüst siyasilerden biriydi. Oğlu Erdal İnönü’de dürsütlük konusunda babasını aratmadı hatta mütevaziliği de dürsütlüğünün de önüne geçti. Atatürk’ten İnönü ailesine kalan miras ile ABD’de öğrenimini sürdüren İnönü, Halk Partini’nin maddi sıkıntıya düşmesi nedeniyle kendi özel mallarını ipotek ettirip partisi için para buldu. Tüm gezilerinin masraflarını kendi cebinden ödeyen İnönü, siyasete girdikten sonra mal varlığı azalan ender siyasetçilerden biri oldu. Erdal İnönü’nün Başbakan Yardımcılığı’nı teslim ettiği gün, başbakanlığın kapısından uğurlandı. Onu eve bırakmak için bir makam arabası beklemesine rağmen binmedi. “Ben eve kadar yürüyeceğim” dedi. Baktı ki gazetecilerden rahat yok bir taksi çevirip evine gitti. Türkiye nereden nereye. Bugün koruma orduları ile etten duvar ören, halkını halkıyla tehdit eden, yurtdışı gezilerine yandaş yalaka ne kadar gazeteci, işadamı varsa alıp milyonlarca dolarlık faturayı devlete ödeten, servetine servet katan, rüşveti belgesiyle kanıtlanan, bütün akrabaları 10 yıl içinde bir anda zengin olan siyasilerin yaşadığı bir Türkiyemiz var. Hadi şimdi açın devlet arşivlerini yeniden dökün ortaya İnönüler’in malvarlığını, yazın gazetelerinizde boy boy “İnönü Aliesi’nin Bilinmeyenlerini” . Bakalım o dürüst, vatansever, şanlı tarihte tırnak olabiliyor musunuz.

TÜRKLERE YEŞİL IŞIK New York Belediye Meclisi Başkanı Melissa Viverito, Türklere her konuda yardıma hazır olduğunu açıkladı NEW YORK - POSTA212

T

ürk Amerikan Dernekleri Federasyonu (TADF) Başkanı Ali Çınar ve TADF Denetleme Kurulu Başkanı İbrahim Kurtuluş ile özel bir programda bir araya gelen New York’un yeni Belediye Meclis Başkanı Melissa Viverito, Türklere her konuda yardıma hazır olduğunu söyledi. Viverito, New York Belediye Başkanı’ndan sonra ikinci en güçlü pozisyonda olacak. 8 Ocakta resmi görevine başlayacak Viverito, Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu Temsilcileri ile görüşmesinin önemli olduğunu söyledi. Viverito, 31 yeni Meclis üyesi ve Belediye Başkanı De Bilasio ile Ramazan ve Kurban Bayramları’nın da Türk-

lere resmi tatil yapılması için New York Belediye Meclisi’nden 2014’de yasanın geçmesinin yüksek olduğunu ve kendisinin bunu destekleyeceğini açıkladı.

‘ETKİNLİKLERE KATILACAĞIM’ Özel yapılan toplantıya bazı müslüman liderler de katılırken, New York Bölgesi’ndeki toplumsal sorunlar ve çözümleri konusunda fikir alışverişinde de bulunuldu. Türk toplumunun yaptığı etkinliklerede katılacağını söyleyen Viverito, etnik kökenden geldiğim için sizleri anlayan birisiyim mesajını verdi. 18 yaşında Puerto Rico'dan New York’a göç eden Viverito 2005 yılından bugüne kadar New York Belediye Meclis Üyesi olarak görev yapıyor.

Melissa Viverito Ali Çınar

İbrahim Kurtuluş

POLİS MEMURU MELİKE’YE ÖDÜL NEW YORK - POSTA212

N

ew York Polis Akademisi’nden geçen hafta başarılı bir dereceyle mezun olan genç Türk polisi Melike Türk’e New York Emniyet Müdürü Raymond Kelly başarı plaketi verdi. Türk Amerikan Der-

nekleri Federasyonu Başkanı Ali Çınar, New York Polis Akademisi'nden geçen hafta olağanüstü bir derece ile mezun olan ve ödül alan Melike Türk'ü Türk-Amerikan toplumu olarak canı gönülden tebrik ettiklerini ve başarılarının devamını dilediklerini söyledi.


Güncel &Toplum

BEYAZ SARAY ÖNÜNDE 17 ARALIK PROTESTOSU Türkiye’deki yargı, yürütme krizi sonrasında yaşanan tartışmalar, ABD’de de yaşayan Türkler’in de gündemi oldu. Beyaz Saray önünde toplanan bir grup AK Parti hükümeti aleyhinde bir gösteri düzenledi

T

urkish Policy Center adlı düşünce kuruluşunun geçtiğimiz hafta pazar günü organize ettiği gösteriye aralarında Amerikalıların da bulunduğu yaklaşık 70 kişi katıldı. Beyaz Saray’ın Lafayette Parkı’na bakan bahçesinin önünde toplanan kalabalık “ABD Hükümeti, Türkiye’deki İslam yanlısı rejimi desteklemeyi bırak” yazılı büyük bir pankart açtı. Göstericiler, ayrıca “Türkiye’deki tutuklu tüm gazetecilere, bilim insanlarına, TSK mensuplarına özgürlük” yazılı dövizler taşıdı. Gezi Parkı olaylarından beri Beyaz Saray’ın önünde Türk-Amerikalılar tarafından hükümete yönelik sık sık protesto gösterileri düzenlenirken, Turkish Policy Center, iki hafta önce de “Sessiz Çığlık” adıyla yine Beyaz Saray önünde bir toplantı yapmıştı. Grup üyeleri,

Türkiye’deki Balyoz, Ergenekon gibi davalarda yaşanan usulsüzlükler ve insan hakkı ihlallerini protesto etmişti.(Tolga Tanış/ Washington- Hürriyet)

1 Ocak 2014 Çarşamba

Doğan Uluç doganuluc@aol.com

Joan Fontaine, kız kardeşi ve Muzaffer Tema GÖKYÜZÜ gri bulutlarla kaplı. Nara Burnu’nda geldiğimizde sis aralanıyor. Çanakkale Boğazı’na giren dev yolcu gemisi hız kesiyor, sahilde bizi bekleyen motorlu tekneye biniyoruz. Da Vinci transatlantiği kaptanı, güvertede. 1960 başında bir gazeteci grubuyla Atina’dan yola çıkan gemi yolcularıyla İstanbul’a birlikte gireceğiz. Eğlenceli bir haber olur düşüncesiyle davete katıldık. Yolcular arasında İran Şahı’nın eski eşi Prenses Süreyya’nın kovboy arkadaşı, Oscar ödüllü Joan Fontaine, ‘’İzmirli Dimitros’un Maskesi’’nin Zachary Scott’u, karakter aktrisi Ruth Ford gibi beyazperde ünlüleri, milyoner işadamları var. Fontaine röportajı dahi Marmara’yı katetmeye değer. Ön yazımda ‘’Şöhretler Gemisi’’ diye isim takıyorum Da Vinci’ye. Kaptan bizi yemek salonuna yönlendiriyor. Bazıları daha önceden gelmişler. Joan Fontaine’in yanında boş iskemleye oturdum. Garsonun ‘’Spagetti, yes?’’ ikramına ‘’O.K.’’ yanıtı verdim. Garson tabağıma buharı tüten makarnayı, sonra domates sosunu makarnadan farklı sandığım pagetti üstüne boca etti. Çatalımla yuvarlayıp ilk yudumu aldım. Çiğnerken ağzıma sert parçalar geldi. Kıdemli A.A. muhabiri Kamuran Çelebi’ye ’’Abi nedir bunlar diyorum’’ yanıtlıyor: ’’Boncuk bunlar, ne lezzetli değil mi?’’ Ahtapot vantuzları imiş. Ağzımdakileri peçeteye ustaca boşalttım. Beni izleyen garson yeni bir tabak içinde değişik bir sos getirdi. Bu kez denemek istemedim. Joan Fontaine olup bitenin farkında değil, soruyor:‘’Ping-pong bilen var mı aranızda?’’ ‘Evet’ diyorum. 24 yaşında Oscar alan aktrisle güverte arkasındaki masada oyuna başlıyoruz. Kısa sürede çevremiz doluyor, sonra boşalıyor. Gözler karşı sahile odaklanmış. Yamaçlara iri beyaz taşlarla ‘’Çanakkale Geçilmez’’ kelimelerini işlemişler. İlk kez Çanakkale’deyim, heyecanlıyım. Babamın İstiklal madalyasıyla onurlandırıldığı, Çanakkale Savaşı’nın olduğu yer burası. Şöhretlerin sorularına da gerekli cevabı veriyorum. Yaşlı yolcular arasında binlerce şehit verdiğimiz savaşları bilenler var: ‘’Avustralya, Yeni Zelanda’dan buralara gelip Türklerle çarpıştılar. Ne işleri vardı Çanakkale’de, İstanbul’da? ‘’ ‘’Yerden göğe haklısınız’’ diyorum. Kocasıyla Akdeniz turuna çıkan bir Amerikalı ‘’Boğazı geçemediler, öyle mi?’’ Başımı eğerek onaylıyorum, çığlık atıyor: ’Aferin Türklere.’ Transatlantik yavaş tempoyla İstanbul yolunda. Barda kahve içerken Fontaine’e Türkiye’de çok tanındığını söylüyorum, şaşırıyor’’ Acı Tebessüm’’ filminde dans ettiğiniz aktör Türk jönü Muzaffer Tema idi. Fontaine bir süre düşünüyor, yalnızca yakışıklı olduğu belleğinde kalmış. Jean Fontaine Hollywood’un altın yıllarında üne kavuştu. Ama kız kardeşi Olivia De Havilland’la çocuklukta başlayan kıskançlık kavgaları hiç mola vermedi. Olivia hep bir yaş küçüğü kardeşinin önünde olmak istedi. Jean 1942’de Oscar kazandığı ilan edilince ‘’Aynı masada idik, Olivia’nın üstüme atlayıp saçlarımı koparacağından korktum’’ dedi. De Havilland sonradan iki Oscar kazanmasına rağmen Jean’ın kendisinden önce ödül kazanmasını affetmedi. İki kardeş 90 yılı aşkın konuşmadılar. Joan Fontaine bir dostuna, ‘’Her şeyde benden önde olmak isterdi. Olivia’dan önce vefat edersem gene küplere binecek’’ diye dert yandı. Fontaine geçen hafta 96 yaşında California’daki evinde son nefesini verirken, ‘’Olivia’dan önce vefat edersem gene öfkelenecek’’ dedi. hurriyet.com.tr’den alınmıştır

Türkiye’ye bir ömür vermişti

Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği’nde 64 yıldır kesintisiz çalışan devlet memuru Amerikalı Jimmy vefat etti BM Temsilciliği’nde 1949 yılında ofisboy olarak işe başlayan diplomatlarımızın “Jimmy” diye hitap ettikleri James Burns (85), rahatsızlanarak kaldırıldığı Brooklyn’deki Kingsbrook hastanesinde geçen pazar öldü.

HİÇ AKRABASI YOK Son yıllarda yarım gün çalışan ve hiç akrabası olmayan Jimmy, her sabah toplantı masasını, günlük gazeteleri, BM bültenlerini, gündem konularını içeren dosyalarla organize ediyor, posta gönderme ve dağıtma işlerine bakıyordu. BM Daimi Temsilciliği’nde görev yapan diplomatlarımızdan Dakka Büyükelçimiz Hüseyin Müftüoğlu, facebook’ta Jimmy’nin bir fotoğrafını paylaşarak “Biricik Jimmy’miz (James Burns) hayata veda etti. 1949 yılında girdiği işten ancak ölüm onu ayırabildi. Toprağı bol, mekanı cennet olsun. Allah Rahmet eylesin!” dedi. (Razi Canikligil/ New YorkHürriyet)


Gündem

1 Ocak 2014 Çarşamba

New York’un nüfusu azalıyor Amerika’ya gelen göçmenler sıcak iklimli eyaletleri seviyor. Emekli olan Amerikalılar da ılıman ikliminden dolayı Florida’da yaşamaya tercih ediyor. Bu da en kalabalık 3. eyalet olan New York’un Florida’nın arkasına düşmesine neden oluyor NEW YORK - POSTA212

B

ir zamanlar Amerika’nın en kalabalık eyaleti olan New York, şimdi nüfus sıralamasında Florida’nın da gerisine düşerek dördüncülüğe inmeye hazırlanıyor. Bu gelişmenin gelecek yıllarda ciddi ekonomik sonuçlara yol açacağı bildiriliyor. FLORİDA NEW YORK’A YAKLAŞTI Geçtiğimiz hafta Amerika’nın en son nüfus tahminlerini açıklayan

Censıs Bureau’nun demografi uzmanları Florida ve New York’un nüfus olarak birkaç binlerle ifade edilecek kadar birbirine çok yaklaştığını ve bu yıl olmasa bile 2014’te Florida’nın New York’u geçeceğini belirtiyor. ILIMAN İKLİM TERCİHİ Nüfus İdaresi’nin rakamları, bu gelişmede göçmen nüfusun hareketlerinin etkili olduğunu gösteriyor. Göçmenler nüfus yoğunluğunda 1. ve 2. Sırada yer alan Kaliforniya ve Tek-

sas gibi sıcak eyaletlerin yanı sıra Florida’ya kayıyorlar. Ayrıca her yıl New York’ın soğuk kışından kaçan yaklaşık 50 bin emekli Florida’ya taşınıyor. Diğer yandan nüfus yapısındaki değişim, aynı zamanda New York’un son yıllarda geniş çaplı imalat sanayii ve endüstri çalışanlarını kaybetmesinden de kaynaklanıyor. Queens College’de sosyoloji profesörü olan Andrew A. Beveridge, New York’un dördüncü sıraya doğru gerilemesini şöyle değerlendiriyor: “Eğer

Florida daha hızlı büyüyor, New York yavaşlıyorsa, şimdiden bu değişim gerçekleşmiştir.” diyor. SİYASİ SONUÇLARI VAR Nüfustaki değişim pek çok değişimi de beraberinde getiriyor. Örneğin bir eyaletin Kongre’deki temsilcileri nüfusa göre azalabiliyor veya aratabiliyor. New York 2010 yılında yapılan Kongre seçimlerinde nüfusunun azalmasından dolayı iki sandalye kaybetmişti. Siyasetin dışında nüfus yoğunlu-

ğu federal hükümetin, otoyol yapımı, kamu yardımı, konut ve sağlık yardımları gibi alanlarda, milyarlarca dolarlık kaynakları eyaletlere tahsisini belirliyor. Aslında yakından bir gözlem New

York’un nüfusunun azalmadığını, kentin yıllık yüzde 1’lik bir nüfus artışına sahip olduğunu gösteriyor. Ancak Florida’nın göçmenler ve emeklilerden kaynaklanan yüzde 2.7’lik nüfus artış hızıyla rekabet edemiyor.

Marihuanacı Başkan

Postaya zam geliyor NEW YORK - POSTA212

Y

eni yılla birlikte posta göndermek biraz daha pahalı olacak. Birinci sınıf pul fiyatları, 26 Ocak tarihinden itibaren 49 sente yükselecek. İnternet kullanımının yaygınlaşması ve haberleşme teknolojisindeki hızlı gelişim, posta şirketlerine olan ihtiyacı neredeyse ortadan kaldırmış durumda. Birinci sınıf pul fiyatının 3 sent arttırıldığı söz konusu düzenlemeyle, 2008 yılındaki ekonomik kriz sonrası ciddi bir şekilde düşen posta gönderiminin neden olduğu zararın kurtarılması amaçla-

(NEW YORK-POSTA212) Kaliforniya’daki Sebastopol kentinin belediye başkanı, Robert Jacop, marihuana endüstrisinin çıkardığı ilk başkan oldu. Peace in Medicine adlı hastalara tıbbi amaçlı marihuana temin eden bir dispanserin sahibi olan Jacop, Sebastopol’un tarihindeki en pahalı seçim kampanyasına imza attı. Yerel bir dergi tarafından “40’ın altındaki 40 lider”den biri seçilen Jacops rakiplerine fark attığı seçimlerde başkan yardımcısı seçildi.

McDonald’s’tan skandal mesaj Dünyaca ünlü yiyecek şirketi McDonald’s, çalışanlarına bir mesaj atarak sağlıklı beslenmeleri için ‘fast food’ yiyeceklerden uzak durmalarını istedi. Kendisi de ‘fast food’ yiyecekler satan McDonald’s hatayı fark edince mesajın bulunduğu siteyi kapattı NEW YORK - POSTA212

B nıyor. Bir süredir ciddi bir mali krizle uğraşan Amerikan Posta Servisi (USPS), 2010 yılında yaklaşık 8.5 milyar dolar zarar etmesi sonrasında 7 bin 500’ü yönetici 110 bin çalışanını işten çıkarmıştı. USPS, 2012’de günde ortalama 42 bin dolar kaybetmiş ve zarar etmeye başladığını duyurmuştu. Son olarak USPS, Şubat 2013 tarihinde mali kriz nedeniyle cumartesi günleri dağıtım yapmayacağını açıklamıştı.

u yılın başında çalışanlarına ikinci bir iş bulmalarını ve ekonomik kriz sırasında eşyalarını satmalarını tavsiye eden McDonald’s, ikinci bir skandala daha imza attı. Dünya genelinde günde 69 milyon kişiye hizmet veren dünyanın en büyük fast-food restoranı McDonald’s, çalışanlarına “fast food yiyeceklerden uzak durun” öğüdünü verdi. Yoğun eleştirilerin ardından McDonald’s çalışanlarına sağlıklı beslenme öğütleri verdiği siteyi bakım yapıldığı gerekçesiyle kapattı. Şirketin insan kaynakları kurum çalışanla-

rına yönelik McResource Line isimli web sitesinde, çalışanlarına sağlıklı bir hayat sürmeleri için hamburger ve patates kızartması gibi fast food yiyecekler yerine sandviç ve salata yemelerini tavsiye etti. Sitede; çizburger, patates kızartması ve gazlı bir içeceğin bulunduğu fotoğrafın altında “Sağlıksız seçim” sandviç, salata ve suyun yer aldığı fotoğrafta ise “Sağlıklı seçim” yazıyor. Ayrıca, fast food gıdaların içinde yüksek oranda kalori, yağ ve tuz olduğuna dikkat çeken McDonalds insan kaynakları, bu gıdaların obezi-

teye neden olabileceği konusunda uyarıyor. McDonalds’ın CEO’su Don Thompson ise şirketin sağlıksız yiyecekler satmadığını savunuyor. McDonald’s sözcüsü de, “Sitede fast food yiyecekler tüketmeyin öğüdü değil sağlık ve sağlıklı yaşamla ilgili faydalı bilgiler veriliyor” diyor. Öte yandan, Mc Donald’s çalışanları hem aldıkları düşük ücretler hem de uzun çalışma saatleri nedeniyle fast food yemeden nasıl sağlıklı beslenebileceklerini soruyor.

HİPPİ ŞEHRİN YENİ BAŞKANI Jacop, geçtiğimiz günlerde kent konseyi tarafından belediye başkanı seçildi. Böylece medikal marihuana sektörü ABD’de ilk belediye başkanını seçtirmiş oldu. Washington ve Colorado’dan sonra marijuana’yı legalize eden Kaliforniya’nın hoşgörülü ve hipi havasını temsil eden Sebastopol’nun belediye başkanı seçimi, kenti tanıyanlar için sürpriz olmadı. MARİHUANA DİSPANSERİ Bölgede yayınlanan The North Bay Business Journal adlı dergi de “en başarılı 40 yaşın altındaki 40 lider” den biri olarak Robert Jacop’u seçti. San Francisco’a bir saat uzaklıktaki kentte Jacop’un dispanseri, 46 bin 400 dolarlık vergi ödeyerek kentin en büyük 14. büyük iş kolu oldu.


Gündem

1 Ocak 2014 Çarşamba

KOCA KULAĞA

Sedat Aral

YASAL KILIF

twitter@Sedat2aral

BÜTÜN YOLLAR TİMBAKTU’YA ÇIKAR

Amerika Birleşik Devletleri’nde bir mahkeme, istihbarat örgütlerinin kitlesel telefon dinlemelerinin yasal olduğuna karar verdi. Ancak bu karardan bir hafta önce Washington Federal Mahkemesi dinlemenin “anayasaya aykırı olabileceğine” dikkat çekmişti NEW YORK - POSTA212

N

ew York Bölge Mahkemesi Yargıcı William Pauley, istihbarat örgütlerinin kitlesel telefon dinlemelerinin yasal olduğuna karar verdi. Yargıç Pauley, telefon dinlemelerinin El-Kaide’ye karşı savaşta etkili olduğunu da belirtti. Yargıç Pauley, kamu yararı

göz önüne alındığında hükümetin telefon dinlemeleri konusunda pozisyonunun doğru olduğunu ifade etti. 53 sayfalık hüküm metninin sonuç bölümünde, “Aramalardan ve yakalanmalara karşı hakların temel olduğu ancak mutlak olmadığı ifade edildi. Yargıç ayrıca, “İnsanlar her gün, kişisel ve özel bilgilerini ulusla-rarası firmalara gönüllü bir

şekilde veriyor ve bu firmalar bu bilgileri kendi çıkarlarına kullanıyor” dedi. Pauley’e göre özel firmalara verilen bilgiler, özel hayatın mahremiyetine hükümetin genel telefon dinlemesinden daha çok

karşıladı. Kuruluşun telefon dinleme faaliyetleri, geçmişte Amerikan Merkezi Haberalma Ajansı CIA’e çalışan ve elindeki bilgileri ifşa ederek önce Hong Kong’a ardından da Rusya’ya kaçan Edward Snowden tarafından ortaya çıkarılmıştı. (BBC)

zarar verebiliyor. Ulusal Güvenlik Ajansı’nın telefon ve internet izleme programlarını savunan Obama yönetimi kararı memnuniyetle

ABD ordusunda 26 bin taciz

Amerikan Ordusu içinde seksüel taciz kurbanları artık sessiz kalmıyor. Amerikan ordusunda bu tür tacize maruz kalanaların sayısının 26 bin kişi olduğu belirtiliyor

NEW YORK - POSTA212

A

merikan ordusunda son bir yıl içinde resmiyete dökülen seksüel taciz iddialarının yüzde 50’den fazla artış göstermesi uzun bir süredir gündemde olan bu konu hakkındaki tartışmaları yoğunlaştırdı. Savunma Bakanlığı uzmanları bu tür iddiaların giderek artmasında, taciz kurbanlarının skandalların kamuya taşınmasıyla kendilerini daha cesur hissetmelerine bağlıyor.

KONGRE VE OBAMA ÇOK ÖFKELİ Geçtiğimiz yıl seksüel taciz iddiasıyla bir dizi yüksek rütbeli askerin tutuklanması olaylarını ve diğer taciz iddialarını büyük bir öfkeyle

karşılayan Kongre askeri yargı siteminin değiştirilmesi yönünde adımların atılmasına neden oldu. Başkan Obama’nın konuyla ilgili sert tepkisi de ordunun içinde taciz iddialarının daha şeffaf bir biçimde soruşturulabilmesine yönelik girişimlerin yapılmasına neden oldu. Associated Press’e göre 2012’de 3 bin 374 seksüel taciz iddiası mahkemelere taşınırken bu sayı 2013 itibarıyla 5 bine çıktı. Pentagon’un sek-

süel tacizi önleme bölümünün direktörü Albay Alan R. Metzler, “Yakın zamana kadar bu tür tacize uğrayan kurbanlar mahkemeye başvurmadan sadece tedavileriyle yetiniyordu” diyor. Metzler, son dönemde

kurbanların artık resmi şikayetde bulunmak açısından çok daha kararlı olduğunu ekliyor.

GERÇEK SAYI 26 BİN

Sadakat, rütbe ve maço değerleri öne çıkaran ordu kültürü içinde yakın zamana kadar bu tür şikayetlerde bulunulsa bile rütbe-

liler konuyu kapatmayı yeğliyorlardı. Bu kültürün sonucu olarak resmi şikayette bulunmayanların hala çoğunlukta olduğu bildiriliyor. Adı açıklanmayan bir kuruluşunun yaptığı araştırmaya göre, ABD ordusunda kişinin arzusu dışında yapılan seksüel taciz kurbanlarının sayısı 26 bin.

2014’TE OBAMA’YI NE BEKLİYOR? Obama için 2013 yılı Cumhuriyetçilerle her konuda bir savaş şeklinde geçti. Göçmenlik Reformunu da Kongre’den geçiremeyen Obama’yı 2014’te de ara seçimlerin telaşı bekliyor

NEW YORK - POSTA212

B

aşkan Obama için 2013 yılı çok uğraştığı ama bir türlü tamamlayamadığı pek çok siyasi projeyle geçti. Obama, kamuoyunda hayal kırıklığı yaratan bu performansıyla, 2014’te yapılacak ara seçimlerin baskısını daha fazla hissederek yeni yıla giriyor.

İŞBİRLİĞİ UMUDU

Yeni yıl tatilini geçireceği Hawai’ye gitmeden önce Obama ordudaki seksüel taciz olaylarına sert tedbirler getiren ve federal devlet harcamalarına getirilen kesintileri yumuşatan iki yasayı imzaladı. Kongre’de uzlaşmacıların ağırlığıyla geçen bu iki yasa, hükümetin kapatılması örneğinde olduğu gibi büyük kilitlenmeleri önleyeceği konusunda

ılımlı bir adım olarak değerlendiriliyor ve bu işbirliği ruhunun yeni yılda da süreceği umudunu yeşertiyor.

İKİ PARTİ BİRLİKTE ÇALIŞTI

Temsilciler Meclisi Bütçe Komisyonu Başkanı, Wisconsin’in Cumhuriyetçi temsilcisi Paul Ryan, partisi ile görüşmeleri müzakere ettikten sonra yaptığı açıklamada “Bu yasa iki partinin bir arada çalışabildiğinin bir kanıtıdır. Farklı düşüncelerimizi bir kenara koyabilir ve sağduyu zemininde bir payda bulabiliriz” dedi.

2014’DE GERİLİME DEVAM

Ancak siyasi gözlemciler bu ılımlı mesajlara rağmen Demokratlarla Cumhuriyetçilerin gelecek mali yılda aralarında çok büyük gerilimler yaşanacağı öngörüsünde bulunuyor. Obama borç tavanının yükseltilmesi konusunda müzakere etmeyeceğini belirtirken, Ryan, Cumhuriyetçi-

lerin taviz koparmaya çalışacaklarını ifade etti. Diğer yandan Amerika’yı bir kez daha kilitleyebilecek hükümet kapanma krizinin yaşanmaması için, Hazine, borç tavanının yükseltilmesi konusunun en geç mart başında halledilmesi gerektiği uyarısında bulundu.

ZOR BİR YIL BEKLİYOR

2014 Kasım’ında yapılacak ara seçimlerde Senato’nun üçte biri ve Temsilciler Meclisi’nin tamamı yenilenecek. Siyasi uzmanlar Obama’nın seçildiği yıl kadar güçlü olmadığını ve yeni yıla zor koşullarda başladığına dikkat çekiyor. Obama için artık bir prestij meselesi haline gelen Göçmenlik Reformu’nun yasalaşması için 2014’te çok fazla zamanı yok. Zira haziran ayından itibaren partililerin kendi seçim bölgelerinde seçilme telaşına girecekleri ve bu noktadan sonra onları göçmenlik yasasına odaklanmaya ikna etmenin zor olacağı belirtiliyor.

BATI’NIN Müslüman toplumları sömürmesi çok eskilere dayanır. Avrupa’dan yoğun göçler ve sonrasında denizciliğin gelişmesiyle başlayan bir süreçtir bu... Bazı batılı tarihçilere göre ‘’su ile biranın’’ hikayesidir. Su ile bira... İki haftada bakteri üreten su ve aylarca içindeki düşük alkol ile susuzluğu giderebilen bira... Oysa Alkol 9.yüzyıl da Bağdatlı Arap bir bilim adamı tarafından keşfedilmişti. Al Kuhl olarak da adlandırılmıştı. Ya da şöyle düşünün... İki hafta içinde limana yanaşmak zorunda kalan Müslüman kalyonları ve aylarca denizde yolculuk edebilen Avrupalı denizciler. Emperyalizm böyle başlamıştı. Dünyanın her yerine ulaşmanın yolunu bulmuşlardı. Yerkürenin her yerinde sömürgeler oluştururken Afrika ve Ortadoğu da zayıflayan Osmanlı İmparatorluğu ile paylaşılmaya hazır bir hale gelmişti. Afrika neredeyse bütünüyle sömürge olarak kullanılmaya başlamıştı. Kuzey Afrika’da muhteşem imparatorluklar kurmuş halklar ahlaksız liderler yüzünden Batı’nın ihtiyaçlarını karşıladığı arka bahçeleri haline gelmişlerdi. 1. ve 2. Dünya savaşlarıyla birlikte Sömürgeler dönemi de bitmişti. Bu dönemin bitimiyle, özgür olacaklarına inanan Afrika ve Ortadoğu halkları Emperyalistlerin giderken bıraktıkları yandaş din adamları sayesinde bir türlü demokrasiyi yakalayamamıştı. Özellikle petrol zenginliği olan Kuzey Afrika ve Ortadoğu Batılılar’ın aklını başından alacak nitelikteydi. Sömürge olmaktan kurtulmuşlardı ama kölelikleri bitmemişti. Bunun en büyük nedeni ise Sömürge döneminde Batı’nın sağladığı çıkarlara sıkı sıkıya sarılmış din adamlarının, toplumu yeniden sömürülmeye hazır olarak tutması idi. Türkiye dışında hiçbir İslam ülkesi batıyla asgari koşullarda bile eşitlik sağlayamamıştı. Bunun da ana gerekçelerinden biri Cumhuriyet ve onunla kör topal bile olsa yürüyen Laiklik olmuştu. İkinci milenyumun ilk 10 yılında inanılmaz bölgesel savaşlar yaşanmaya başlamış, Ortadoğu Afrika ve Asya da pek çok coğrafya ateş topraklarına dönmüştü. Savaşlar sürerken Ortadoğu ve Kuzey Afrika kan revan içinde kaldığı halde toplu medya kandırmacası ile Bahar yaşadığını zannediyordu... Bu halüsinasyonun bedeli çok ağır olacaktı. Her yerde, her şey birbirine girmişti. Yeniden sömürgecilik başlıyordu... Ve din adamları yine asli görevlerinin başına geçmişler halklarını nasıl satacaklarının direktiflerini alıyorlardı. Tozlar oturduğunda her şey daha net görünmeye başlamıştı. Batının bütün hassas değerlerine karşı gelen Radikal İslami grupların neden desteklendiği ise Mali ye Fransızların girmesi ile yeniden anlam kazanmıştı. Mali, Fransa’nın eski sömürgelerinden sadece biriydi. Mali hükümeti Fransızlara teşekkür etmişti. Bu teşekkür çok şey anlatıyordu... Malililer Fransızların desteklediği Radikal gruplardan Fransız askerleri tarafından kurtarılmıştı. Ama Malilileri Fransızlar’dan kim kurtaracaktı. 70 yıl sonra her şey yeniden başlamıştı. Sırada Nijer, Çad, Moritanya Fas ve Cezayir vardı... Artık iş kolaydı... Eskiden medeniyet götürdüklerini iddia ettikleri bu toprakların üstüne cehalet serpip şimdide yeniden temizleyeceğiz diye sömürmeye gidiyorlar. Libya da palazlanmasına göz yumdukları radikal gruplar desteklendiği Arap baharı sürecinde, Batı aslında olayların varacağı noktayı çok iyi hesaplamıştı. Yeni sömürge dönemi için yeni bir hegemonya savaşı başlamalıydı. İlk savaş Afganistan da başlamıştı.. Taliban Washington da oluşturulmuş bir din literatürü ile silahlandırılmış ve uygarlığın üstüne salınmıştı. Sonrasında ülkeyi Taliban’dan kurtarma bahanesi ile bölgede etnik ve mezhep savaşları körüklenmişti. Irak ise bu tip savaşın sistematiğinin nasıl kurulabileceğini en iyi şekilde göstermişti. Afrika bu konuda daha iddialı bir yerdi... Tarihsel olarak yoğun Hıristiyan nüfusun bulunduğu ülkeler batı için ‘’kurtarılması’’ öncelik taşıyan yerler olarak görülüyordu. Mezhep savaşının içine medeniyetler savaşını sokmanın ne zararı olabilirdi. İslam bilim ve tarihinin pozitif kısmına yüzlerce yıldır ev sahipliği yapan Timbaktu da Kristal gecesi ayinlerine benzer şekilde bilimsel el yazmaları küle çevrilmişti... Libya da çatışırken Batı destekli olan radikal Müslümanlar Timbaktu da toplumun hafızasını buharlaştırmışlardı. Yarattıkları kaos yüzünden, Mali’ yi yüzyıllar boyunca sömürmüş Batılı kölecileri bu kez kendilerini Malili halka davet ettirmişlerdi. Sömürge Parlamentoları eski günlerine dönüyordu... Her ülke bunun gerekli olduğunu ve sıradaki ülkeleri işaret eden konuşmaları olağan politikalarına bu kez kurtarma ayağı ile sokmuştu. Nijerya işaret ediliyordu... Orayı da kurtarmak gerekiyordu, deltadaki petrol rezervlerini çöl haydutlarına kaptırmamak gerekir diye düşünüyorlardı her halde... Nijer de hedefteydi... Kaçan radikaller orada da bir şeyler yapıp Hıristiyan nüfusa zarar verebilirdi... Demokrasi götürmek gerekiyordu acilen hem de... Birde doğal gaz boruları tabii... Çad ve Fas ile birlikte Moritanya için henüz gerekçe yoktu ama kaçan Şeriatçılar nasılsa bir gerekçe yaratırdı. Cezayir ise Gaz’ı Avrupa ve ABD ile paylaştığı sürece problem yaşamayabilirdi... Ama garantisi yok çünkü Batı krizde. Emin olun bir kaç ay sonra Suriye’yi kendi besledikleri teröristlerden kurtarmak için oraya gideceklerini söyleyeceklerdir. İnanmayın. Kurtarandan kurtulmak daha zordur.


Ekonomi

1 Ocak 2014 Çarşamba

Selim Atalay twitter@SelimAtalayNY

FED tamam da hâlâ inşallah noktasındayız ABD ekonomisine olanlar ve olacaklar konusuna aşırı duyarlı bir dünya algısı oluştu. Olumlu ya da olumsuz dalgaların kaynağı ABD ve FED gibi görülüyor... Aslında Euro bölgesi, Japonya ve Çin de en az ABD kadar önemli kavşaklardalar. Buralardan gelecek doğru ya da yanlış adımlar da küresel çalkantı yaratacak boyutta. Ama şimdilik öncelik ABD. ABD’ye bakarsak: FED kararından sonra her geçen gün piyasa biraz daha oturuyor. FED’den rahatsızlık yok. Bu iyi başlangıç. ABD’de en rahatsız edici gelişme, bonotahvil faizinin tırmanması olur. Bu konuda henüz fazla bir hareket yok, ancak yılsonu tamamlandıktan, bilançolar kapandıktan sonra ocakta ile asıl sınav başlayacak. ABD 10 yıllık faizde yüzde 2.95 ve yüzde 3.00 borsaya -Sat- işareti verecek dönemeçler. Faizin 2014 içinde 3.00-3.50 arasında oynaması bekleniyor. Ve bu banta ne kadar geç gidilirse, o kadar iyi... -Yükselen faiz. Faizi beklerken, FED’de hâlâ yeni başkan ataması resmileşmedi. Bayan Yellen’in atamasının Senato’da onaylanması bu aralar olup bitmeliydi, ama ocak ayına ertelendi. 6 Ocak haftasında oylama bekleniyor. Yellen’in kaç oyla onaylanacağı, kredibilitesi açısından önemli. Geçen hafta Yellen hakkındaki usul oylaması 100 üyeli Senato’da 65 oyla geçti. Bu düşük bir sayı. Bernanke’nin başkanlığı 70 oyla kabul edilmişti. O da -düşük- bir skordu. FED Başkanı’nın ehliyeti konusunda bir tartışma yok, ancak onay sayısı önemli. Çünkü Kongre, FED’in patronu sayılıyor. Kongre deyince... Önümüzdeki haftalarda ABD borç tavanı yeniden gündeme gelecek. ABD Hazinesi, Kongre’den aldığı yetkiyle borçlanma yapıyor. Bu yetkide borçlanma miktarı sınırlı. Bu sınıra-tavana 7 Şubat’ta varılacak... Bu tarihten sonra ABD Hazinesi’nin borçlanma yetkisi yok. O zaman da ABD Hazinesi için borcunu ödeyememe-temerrüt riski başlıyor. Bu çıkmaza ekimde de gelmiştik ve sorun son anda aşılmıştı. Bu kez muhalefetteki Cumhuriyetçi parti arıza işareti veriyor ve Obama yönetimine yol verilmeyeceğini söylüyor. Başkan Obama’ya da geçen gün sordular ve -Bu konuda pazarlık yapmam. Kendi yaptıkları harcamaya kendileri izin vermezlerse, olacaklardan sorumlu olurlar- dedi. Şimdilik karşılıklı tehditler sürüyor ve bekleniyor. ABD Hazinesi’nin önceden nakit biriktirip dayanma süresini uzatması sözkonusuydu. Ancak Hazine Bakanı geçen hafta -7 Şubat’ta gerçekten tavandayız ve bu süreyi uzatma gücüm yok- dedi. Temerrüt halinde olacakları konuşmak için şimdilik erken, ama şunu söyleyebiliriz: ABD temerrüte düşerse, FED de çaresiz kalır. Olumlu tarafta, herkes ABD’den daha iyi büyüme bekliyor. En son IMF Başkanı Bayan Lagarde da 2014’te ABD büyümesinin hızlanacağını söyledi. Büyümeyi de işsizliği azaltacağı için istiyorlar. Ancak ABD istihdamında şöyle sorun var: İşsizliğin azalması, iş aramaktan umudunu kesenlerin sayısının artmasından kaynaklanıyor. Yani iş bulmaktan umudunu kesenler, istatistik dışı kaldıkları için işsizlik rakamı düşüyor. FED de bunun farkında. Lagarde bu soruna dikkati çekti. Gerçi o da biliyor, işsizlik rakamsal olarak düşse de FED desteği sürecek... IMF Başkanı ayrıca sürdürülür büyüme için ABD’de gelir ve servet eşitsizliğinin azaltılmasını, yani zengine daha çok vergi konmasını, orta kesimin yükseltilmesini, yoksula daha fazla destek verilmesini istedi. Başkan Obama da aynı telden çalıyor, ama ABD siyasetinin hiç bu meselelere girme niyeti yok. Ve IMF Başkanı ABD Kongresi’nin -sorumlu davranıp- borç tavanı ve temerrüt konusunda yeni bir tartışma ortamı yaratmamasını temenni etti... Temenni edebilir de, henüz sorumlu davranış işareti yok. Üstelik sorunlu davranış belirtileri hayli fazla... İş yine inşallaha ve temenniye kalıyor. FED var, para politikası var, likdite var, niceliksel gevşeme var. Görünüşte herşey gayet bilimsel, ölçülür ve tartılır durumda... Ama gerçekte herşey -İnşallah-ta gelip düğümleniyor. (Stargazete.com’dan alınmıştır)

Hayaldi gerçek oldu

Aile şirketleri Nex Worldwide Express'de çalışırken hayalini kurduğu nybox.com adlı web sitesi'ni hayata geçiren Şermin Özçilingir, bugün sadece Türkiye'ye değil tüm dünyadaki müşterilerine hizmet verir hale geldi DİLEK ESKİ BEZİRKAN

TÜRKİYE’DEN KREM PEYNİR İLE BAGEL İSTENDİ

NEW YORK-POSTA212

T

ürkiye'den dostları Amerika'dan alışverişe yönelik talepleri olduğunda bunları acilen nasıl karşılacağının hep hayalini kurdu. Aile fertleri başlarda desteklemese de Şermin Özçilingir, sonunda hayalinin peşinden gitti ve nybox.com adlı websitesi'ni kurarak tüm dünyada hizmet verir hale geldi.

AİLESİ KARŞI ÇIKTI

Amerika'dan Türkiye'ye giderken dostlarının, arkadaşlarının ve akrabalarının kendisinden bazı taleplerde bulunduğunu kaydeden Özçilingir, bu taleplerine istedikleri zaman kendilerinin de kolaylıkla ulaşabilecekleri bir websitesi kurmayı hayal ettiğini söyledi. Aile fertlerinin başlarda bu projeyi pek deteklemediğini ifade eden Özçilingir, “Ancak ben 1.5 yıl üzerinde çalıştım. Projeyi geliştirdim. Sonrasında onların da büyük desteğini gördüm” dedi.

AĞI GENİŞLETTİ

Aile şirketleri Nex Worldwide Express ile korgo ağına sahip olduklarını dile getiren Özçilingir, 7 yıl önce hayata geçirdiği bu projedeki kargo hizmetlerini aile şirketine verdiğini, dolayısıyla onların da içinde olduğu bir ağ geliştiğini kaydetti.

30 ÇALIŞAN VE 3 BİN AKTİF ÜYE

Dünyanın neresinde olursanız olun nybox.com adlı website üzerinden Amerika'dan istenilen her türlü ürüne 2-3 iş günü içinde ulaşılabildiğini ifade eden Özçilingir, “Bugün 3 binin üzerinde aktif üyemiz ve 30 çalışanımız var. Long Island City ve Delaware'de ofislerimiz

MARMARİS KAFE’DE KEYİF: Aile şirketleri arasında yer alan Edgewater’daki Marmaris Cafe’de Posta 212’nin sorularını yanıtlayan Şermin Özçilingir, burasının daha önce fast food ürünlerin olduğu bir yer iken daha sonra insanların gelip dostlarıyla sohbet edebilecekler ve keyif alabilecekleri bir konsepte dönüştürüldüğünü söyledi. Özçilingir, kafenin dekorunda kullanılan birçok eşyanın Türkiye’de özel üretilerek getirildiğini belirterek, sabah kahvaltısından akşam yemeğine kadar Türk damak tadına özel yemeklerin menüde yer aldığını söyledi. Özçilingir, müşterilerinin çoğunluğun Amerikalılar’ın oluşturduğunu kaydetti.

var. Tüm dünyaya hizmet verir hale geldik. Gayet iyi gidiyoruz” diye konuştu. Her türlü ihtiyaca yanıt veren bir hizmet anlayışlarının olduğunu kaydeden Özçilingir, elektrik elektronik eşyadan giyeceklere ve arabaya kadar aklınıza gelebilecek her türlü ürüne sahibi olduğu website üzerinden ulaşılabileceğini ifade etti. Özçilingir, şöyle devam etti “nybox.com'da ürün arama, kuponla alışveriş, nybox'dan alışveriş, ebay ve Amazon'dan alışveriş ile benim için al gibi hizmet seçeneklerimiz var. Yani dünyanın neresinde olursa olsun müşterilerimiz Amerika'da istedikleri ürünleri bu verdiğimiz hizmetlerimiz aracılığıyla satın alabilecekleri gibi müşterilerimizin kredi kartı gibi nedenlerle satın ala-

mamaları halinde onlar adına satın almaları da gerçekleştiriyoruz. Müşterilerimize website üzerinden kendilerine özel adres veriyoruz. Satın aldıkları ürünler istedikleri sürede bu adrese geliyor. Bu uygulama ile müşterilerin payına düşen kargo maliyeti azaltılmış oluyor. Yine müşterilerimiz istediği zaman da adreslerinde biriken tüm satın aldıkları ürünler kapılarına kadar ulaştırılıyor. Ayrıca satın almalar ile ilgili her türlü bilgi kendilerine her zaman ayrıntılarıyla veriliyor.”

GÜVENLİ ALIŞVERİŞ SEÇENEĞİ

Alışveriş için özellikle çalışanların zaman bulmakta sorun yaşadığını dile getiren Özçilingir, “Alışverişe çıkmak da bazı harcamaları berberinde getiriyor. Hem bu ma-

(NEW YORK POSTA 212) Vizyonu yenilikçi yaklaşımlarla bir dünya markası olma yolundaki Simit Sarayı, 2014’ün ilk yarısında açacağı Manhattan 5’inci Cadde’deki mağazanın dekorasyonuna başladı. Manhattan 5’inci Cadde 38 Doğu Blok No: 435’te yer alan Simit Sarayı’nın menüsünde; klasik simitten kaşarlı, sucuklu, sucuklu-kaşarlı, kaşarlı-zeytinli simit çeşitlerine; açma, poğaça ve pideden börek çeşitlerine, dürümden sandviçe, kurabiyeden pastalara kadar atıştırmalık, doyumluk ve keyiflik zengin bir ürün çeşidi yer alacak. 2002 yılında ilk mağazasının İstanbul’un Mecidiyeköy semtinde açan Simit Sarayı ile sokakta “ayaküstü” yenen simiti, mağazalarda konforlu bir atmosferde sunulmaya başlamıştı. Müşteriler tarafından gördüğü büyük ilgi üzerine, diğer şehirlerde bir çok şube açan Simit Sarayı, Türkiye dışında da Belçika, Hollanda, Almanya, Kıbrıs, Kuveyt, Mısır ve Suudi Arabistan gibi bir çok ülkede geleneksel Türk tatlarını dünya platformuna taşımayı başarmıştı.

EN ÇOK MÜŞTERİ AVRUPA’DAN

Sahibi olduğu internet sitesi üzerinden müşterilerin güvenle alışveriş yapabildikjlerinin kaydeden Özçilingir, “Biz 7 yıldır güvenilir hizmet veriyoruz. Artık çok iyi tanınıyoruz. Özellikle Avrupa'dan çok müşterimiz var” diye konuştu.

YABANCILARLA ORTAK ÇALIŞMA

Türkiye'den olduğu kadar Avrupa. Suudi Arabistan, Hong Kong ve İsrail gibi ülkelerden de yoğun talep

olduğunu vurgulayan Özçilingir, şöyle devam etti: “Amerika'dan özellikle marka ürünler isteniyor. Suudi Arabistan'dan talep daha çok giyecek üstüne oluyor. Ayrıca başka ülkelerdeki şirketlerle de ortak çalışıyoruz. Oradaki firmalarla birlikte iş yapıyoruz. İsrail, Dubai, Suudi Arabistan. Hong Kong, İngiltere gibi ülkelerde işbirliğine gittiğimiz firmalar söz konusu. Kısacası hayallerimi gerçekleştiriyorum. Bundan dolayı da çok keyif alıyorum. Enerjiniz ve sevginizle işinize odaklanırsanız başarı elde edersiniz. Her zaman yaptığım gibi hep işin başında oldum. Birlikte çalıştığım insanlardan da yapabileceklerini talep ettim, baskı yapmadan yaptıklarını sadece kontrol ettim.”

27 eyalet işsizlikten

KURTULUYOR Büyük ekonomik krizin yaraları meydana geldiği 2007’den bu yana önemli ölçüde sarıldı. 51 eyalette yapılan bir araştırma sonucuna göre 27 eyalatte işsizlik en alt düzeye indi

New York’ta saat ücreti 8 dolar

NEW YORK - POSTA212

A

13 EYALETTE ASGARİ SAAT NEW YORK’A SİMİT SARAYI GELİYOR

liyetle karşılaşmak istemeyenler hem de zaman bulamayanlar nybox.com'dan alışveriş yaparak oturdukları yerden istedikleri ürüne istedikleri zaman ulaşma kolaylığına ve konforuna sahip oluyorlar” dedi.

nybox.com adlı website üzerinden kişiye özel hizmetler de verildiğini kaydeden Şermin Özçilingir, bu özel tercih ile ilgili bir anısını şöyle anlattı: “Bodrum'dan bir müşterimiz krem peynir ve bagel (Amerikalılar'ın sabahları yediği bir çeşit küçük ekmek) istedi. İnanamadım önce, olur mu böyle birşey dedim. Kendisine yazdım da, neden böyle birşey istiyorsun diye. Müşterim de bana Amerika'da bir süre yaşadığını ve burada severek yediği bir tadı yaşamak istediği için böyle bir talepte bulunduğunu yazdı. Kendisine istediğini gönderdik.”

ÜCRETİ YÜKSELİYOR NEW YORK - POSTA212

S

on zamanlarda ABD’nin en önemli gündem maddelerinden biri olan asgari saat ücretleri bazı eyaletlerde artıyor. Yeni yılda 13 eyalette asgari saat ücreti yükselecek. Söz konusu asgari saat ücreti artışı, düzenledikleri protestolarla dikkat çeken restoran ve konaklama sektöründe maaşlarına ek olarak bahşiş alan çalışanları kapsamıyor.

BAHŞİŞ ALANLARA YOK Ülke genelinde asgari ücretin en yüksek olduğu Washington eyaleti, 9.32 dolarla bu unvanını korumaya devam edecek. New York için asgari saat ücreti, 7.25 dolardan 8.00 dolara yükselecek. New York’ta asgari saat ücreti; 2014 yılı sonu itibariyle 8.75 dolara, 2015 sonu itibariyle ise 9 dolara çıkacak. New York Valisi Andrew Cuo-

mo ve Yasama Meclisi, eyalet bütçesinde yer alan üç aşamalı asgari saat ücretin artışını mart ayında onaylamıştı. İstihdam Politikaları Enstitüsü verilerine göre, asgari saat ücretin yükseleceği eyaletler ve şehirler (sağda) şunlar:

YENİ Arizona: Colorado: Connecticut: Florida: Missouri: Montana: New Jersey: New York: Ohio: Oregon: Rhode Island: Vermont: Washington Eyaleti:

ESKİ 7.90$ (7.80$) 8.00$ (7.78$) 8.70$ (8.25$) 7.93$ (7.79$) 7.50$ (7.35$) 7.90 $ (7.80$) 8.25 $ (7.25 $) 8.00$ (7.25$) 7.95 $ (7.85$) 9.10 $ (8.95$) 8.00$ (7.75$) 8.73 $ (8.60$)

9.32$ (9.19$) Albuquerque, New Meksico: 8.60$ (8.50$) Bernalillo County, New Meksico: 8.50$ (8.00$) San Francisco, California: 10.74$ (10.55$) San Jose, California: 10.15$ (10.00$) SeaTac, Washington: 15.00$ (9.19$)

merikan ekonomisinde toparlanma işaretleri sürüyor. Makro ekonomik verilerdeki iyileşmeler eyaletlerde de izlenebiliyor. Eyaletler bazında yapılan bir incelemeye göre Amerika’nın 27 eyaletinde işsizlik rakamları son yılların en düşük seviyesine indi. Düşük ve orta gelirli çalışanlar üzerine araştırmalar yapan think tank kuruluşu Economic Policy Institute, EPI’ın en son analizine göre, eyaletlerin üçte birinden fazlasında iş imkanları ekonomik durgunluğun başladığı döneme göre artmış durumda.

NORTH DAKOTA KRİZİ AŞTI

EPI’ye göre bu eyaletlerden petrol zengini North Dakota’da istihdamdaki artış çalışma yaşındaki nüfus artış oranını geçti. 49 eyalette ise genel olarak yetişkin çalışan grubunda büyük bir geliş-

me kaydedildi. Her eyalette aynı oranda olmasa da işsizlik oranında genel bir düşüş dikkati çekiyor. Geçtiğimiz ay baz alındığında hiçbir eyalette işsizlik oranı yükselmedi.

37 EYALET TOPARLANIYOR

Idaho, North Carolina ve New Jersey aylık bazda yüzde 0.6 ile en büyük düşüşü gördüler. İşsizlik oranları Idaho’da yüzde 6.1, Norh Carolina’da 7.4 ve New Jersey’de 7.8. İşsizliğin en yüksek olduğu eyaletler ise yüzde 9 ile Nevada ve Rhode Island idi. North Dakota ise yüzde 2.6 ile en düşük işsizlik oranına sahip eyalet. Ancak pek çok eyalet, nüfus ve istihdam arasındaki büyük açığı kapamak için daha fazla iş olanağı yaratmak zorunda. 37 eyalet, ekonomik durgunluk öncesi işsizlik oranı olan yüzde 5’lere dönmeye çalışıyor.


Ekonomi

1 Ocak 2014 Çarşamba

Yabancı yatırımcı ürktü Türkiye yolsuzluk operasyonlarıyla başlayan süreçte siyasete kilitlendi. Ama asıl büyük deprem ekonomide yaşanıyor. Yabancı yatırımcı son gelişmeler üzerine ürktü. En kötüsü de yatırımcılar siyasi krizin sürmesinden korkuyor AHMET BUĞDAYCI NEW YORK-POSTA212

T

ürkiye’deki son yolsuzluk operasyonları ve hükümetin buna tepkileriyle borsada hızlı bir düşüş başladı, döviz kurları artışa geçti. Krizin başladığı 17 Aralıktan bu yana borsa endeksi 1.5 yıl öncesine geri dönerek yüzde 15 değer kaybederken dolar Türk lirasına karşı yaklaşık yüzde 7 değer kazandı. YABANCI SATMAYI DÜŞÜNÜYOR Türkiye’de kamuoyu siyasi gelişmelere kilitlenmişken asıl büyük depremin ekonomi alanında olduğu gözden kaçırılıyor. Yabancı yatırımcılar kaosun hakim olduğu, istikrardan uzaklaşıldığı bir ortamda panik içinde ellerindeki portföyleri boşaltarak Türkiye’yi terkediyor. Piyasaya tam bir satıcı havası hakim. Üstelik bunun geçici bir durum olmadığını, Türkiye’nin bir istikrar krizine girdiğini düşünen yabancı yatırımcılar dibe doğru bir yolculuğun başladığını ve dip noktasının nerede sonlanacağını da göremediklerini düşünüyorlar. YOLSUZLUK YERİNE İSTİKRAR KRİZİ ABD kamuoyu ve yatırımcıları yolsuzluk iddialarından çok bu iddialara karşı hukuk devleti çerçevesinin dışına çıkılarak emniyet ve yargıda başlatılan operasyonu anlamıyorlar. Özellikle bunu ABD kökenli bir dış komplo gibi gösterilmesi kafaların daha da karışmasına neden oluyor. Yabancı yatırımcıların hukuğun dışında en önem verdikleri konu ise siyasi istikrarsızlık. Ortamın daha da kötüleşeceği beklentileri, Türkiye’den yabancı sermaye kaçışının daha da hızlanacağının habercisi gibi gözüküyor. Bu da ağırlıklı olarak sıcak parayla

büyüyen Türkiye ekonomisini, eğer siyasi istikrarsızlık derinleşmeye devam ederse, çok büyük bir krizin beklediğinin habercisi. Kısacası “borsadır bu iner de çıkar da” diyerek geçiştirilemeyecek bir krize doğru Türkiye yuvarlanıyor. Türkiye’deki bu kaygı verici ortamı New York, Londra, Los Angeles ve San Francisco’da ofisleri olan yatırım bankası ve danışmanı Centerview Partners’in partnerlerinden Ercüment Tokat ile konuştuk. Centerviews Partners özellikle Fortune 50 ve 100 şirketlerine danışmanlık vermesiyle tanındığı için Türkiye’ye küresel sermayenin bakışını yansıtacak bir ilişki ağına sahip. Şirket içinde Türk partner olması nedeniyle küresel sermaye sözcülerinin olup biteni anlamak için kendisine yöneldiğini belirten Tokat, POSTA 212’nin sorularını şöyle cevapladı: ◗ Siz yabancı yatırımcıların nabzını nasıl tutuyorsunuz? Partneri olduğum Centerview Partners Fortune 50 ve 100 şirketleri ile çalışıyor, minimum işlem hacmimiz 1 milyar dolardan başlıyor. Dolayısıyla Türkiye’ye yönelik yabancı yatırım ağının tam ortasındayız. Türk olduğum için de son günlerde olup bitenlere karşı görüşüme çok yoğun bir şekilde başvuruluyor. ◗ Türkiye dışardan bakıldığında olaylardan nasıl etkileniyor? Genel olarak Türkiye bu olaylardan çok olumsuz etkileniyor. Bunu şöyle açıklayabiliriz: Uluslararası yatırımcıların özellikle Emerging Countries dediğimiz yükselen piyasalarda sabit bir porföyü vardır. Hindistan, Endonezya, Brezilya ve Türkiye gibi yükselen ülkelerin yer aldığı porföylerde bu şirketler şimdi Türkiye’den çekilmeye başladılar. ◗ Türkiye’de yaşanan gelişme-

Ercüment Tokat

leri yatırımcıların kavrama zorluğunun olduğunu görüyoruz… Evet, aslında küresel sermayede Türkiye ile ilgili ciddi bir kafa karışıklığı var. Herkes olup biteni anlamaya çalışıyor. Ama bu süreç Gezi olayları ile başladı. Demokrasi dışına çıkan imajın yurtdışına yayılması daha o zamandan yatırımcıların kafalarında soru işaretlerinin oluşmasına neden oldu. ◗ Yabancı yatırımcıların önceliği nedir? Bu şirketler için birinci öncelik hukuk kurallarına saygıdır, bir başka deyişle yatırımlarının hukuk devleti çerçevesinde güvencede olması onlar için birinci önceliktir. ◗ Bu krizde yatırımcıların temel kaygısı yaygın yolsuzluk iddi-

aları mı? Yoksa hukuk devleti ile ilgili sorunlar mı? Aslında küresel sermeyenin kaygısı yolsuzluk iddiaları değil. Bu tür olaylar her ülkede olabiliyor. Asıl üzerinde durdukları konu, yolsuzluğa karşı hukukun dışına çıkan hükümetin operasyonları. Yabancı yatırımcılar bana şu soruyu soruyor özellikle: Yolsuzluk iddialarının üzerine neden gidilmiyor, bunun yerine yolsuzluğu soruşturan güvenlik ve yargı mensupları neden görevden alınıyor. Bu onlar için tamamıyla hukuk dışı bir uygulama. Üstelik hükümetin olanları ABD kaynaklı olduğu ima edilen bir dış komplo ile açıklaması meseleyi daha da karmaşık hale getiriyor.

◗ Yabancı yatırımcılar krize nasıl reaksiyon veriyor? Şu anda yaptıkları şey krizin patladığı ilk günden başlayarak portföylerini boşaltmak. Borsa endeksi yüzde 15 düştü, dövizin fiyatı % 7 arttı. Piyasaya tamamıyla satış hakim. Yani hızla satıyorlar ve kaçıyorlar. Bu ancak çok riskli ülkelerde görülebilecek bir durum. ◗ Türkiye aslında geçtiğimiz on yılda yabancı sermaye akışının yoğun olduğu bir ülkeydi. O dönemle şimdi arasında nasıl bir fark var? Türkiye’de iktidarın ilk iki döneminde yaptığı en önemli şey ciddi bir istikrar ortamını oluşturmasıydı. Zaten nüfus olarak, tüketim eğilimleri olarak dinamik, canlı bir ülkeyiz. İstikrar olunca yabancı ya-

Ekonomide temkinli bekleyiş! (NEW YORK-POSTA212)

E

konomistler, 2014 yılı ekonomisine ilişkin öngörülerini açıklarken temkinli yaklaşımlarda bulundular. Türkiye ekonomisi için cari açığın en büyük sorun olabileceği öngörüsünde bulunan ekonomistler, başlatılan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun Başbakan Erdoğan ve Fethullah Gülen arasında giderek siyasi kavgaya dönüşmesini, seçimler ile FED'in tahvil alımlarını azaltmasına bağlı yaşanabilecek fonlama sıkıntılarını önümüzdeki yıl için ekonomide ve piyasalarda yaşanabilecek en büyük riskler olarak gösterdiler.

DOLAR KURUNDA OYNAKLIK Ekonomistler, önümüzdeki yıla ilişkin büyüme tahminlerini yüzde 3-4 aralığında açıklarken, güçlü bir kriz yönetim sürecinin devreye girmesi gerektiğini, dolar kurunda yüksek oynaklık yaşanabileceğini öngörüyorlar. 2014'TE CARİ AÇIĞA DİKKAT İstanbul Ekonomik Aratırmalar Derneği'nin (İEAD) profesör, doçent ve yardımcı doçent ünvanlarına sahip 266 iktisat hocası ile yaptığı online ankere göre, önümüzdeki yıl Türkiye ekonomisini bekleyen en önemli sorun cari açık. Ankete katılan hocaların yüzde 52,3'ü önümüzdeki yıl yapılacak seçimlerin ekonomik istikrarı olumsuz etkileyebileceğini düşünüyor. Merkez Bankası’nın dış ve iç riskler karşısında izlediği politikaları hocaların yüzde 42’sı ‘iyi’, yüzde 38’i de ‘normal’ olarak değerlendirdi. “MERKEZ BANKASI BAŞARASIZ” Enflasyonla mücadele konusunda ise Merkez Bankası'nı başarısız

Doların aşırı yükselişi, borsanın düşmesi ekonomistleri 2014 yılı için temkinli bir bekleyişe odakladı. Ekonomistler, cari açığın Türkiye için yeni yılda büyük sorun olacağı görüşündeler bulan hocalar, 2014’te TÜFE’de hedefin tutmayacağı görüşünde. Hocaların yüzde 58’i TÜFE’yi yüzde 7-9 aralığında bekliyor. Döviz kuru konusunda ise hocalar ağırlıklı olarak dolar kurunun 2-2,5 TL aralığında (yüzde 82) ve Euro kurunun ise 2,53 TL aralığında (yüzde 75) olacağını tahmin ediyor.

ABD EKONOMİSİ TOPARLANIR Hocaların yüzde 66’sı, 2014 yılında Avrupa borç krizinde belirgin bir iyileşme beklemiyor. Buna karşılık iktisat hocalarının yüzde 66’sı 2014 yılında ABD ekonomisinde bir toparlanma bekliyor. Hocaların yüzde 65’ten fazlası da, FED’in tahvil alımlarını 2014 yılında azaltacağını öngörüyor. YATIRIM ŞİRKETLERİNİN BEKLENTİLERİ Yatırım şirketlerinin önümüzdeki yıla ilişkin öngörülerinde farklılık görülürken, büyüme, cari açık ve risklere yönelik öngörülerde de bulundular. Yatırım şirketlerinin enflasyon beklentileri yüzde 6,7 – 7 aralığında birbirine yaklaşırken, Garanti Yatırım’ın büyüme tahmini diğerlerinden ayrılıyor. GARANTİ YATIRIM İYİMSER Merril Lynch ve Halk Yatırım yüzde 3,5 ve 3,7 büyüme beklerken, Garanti Yatırım’ın tahmini yüzde 2,5 ile sınırlı kalıyor. Cari açığa yönelik tahminlerde en kötümser oran yüzde 7,6 ile Halk Yatırım’da bulunurken, en iyimser tahmin yüzde 6,3 ile Garanti Yatırım’da. İHRACATA YÖNELİK DENGE Türk ekonomisinin

2014’te iç talepten ihracata yönelen yeni bir denge arayacağı belirtilen Merril Lynch raporunda, “Seçimler ve bölgesel riskler de 2014’te etkili unsurlar arasında yer alacak. FED ve seçimler dolayısıyla politika yapıcılar yılın ilk yarısında önemli kararlar almak zorunda kalacak.

SEÇİMLER VE KESKİN YAVAŞLAMA İç talep yavaşlatılarak dış ticaret açığı dengelemeye çalışılabileceği gibi, seçimler nedeniyle keskin bir yavaşlamadan da kaçınılabilir. Parasal sıkılaştırmaya yönelik kaygılar, cari açık da göz önüne alındığında Türk Lirası üzerinde baskı oluşturma devam edecek” öngörülerine yer verildi. YENİDEN GÜVEN OLUŞTURULMALI Halk Yatırım raporunda ise, 2014 yılında küresel ekonomi ve para politikalarına ilişkin belirsizlikler nedeniyle kaygan bir zemin öngördüklerini, bunun küresel sermaye hareketlerinde dalgalanmaların devam etmesine neden olabileceğini, Türkiye ekonomisinin ise bu dönemi güven ortamının tekrar oluşturulması halinde daha ılımlı geçirebileceği belirtildi. SULAR YIL SONU DURULUR Garanti Yatırım ise yeni yılın çalkantılı başlayacağını ancak sene sonuna doğru suların durulacağını öngörüyor. Aracı kurumun 2014’te mali piyasalara ilişkin beklentilerini açıkladığı mali piyasalarda strateji raporunda, FED kararları ile seçimlerin belirleyici gelişmeler olarak öne çıkacağı belirtildi. Parasal sıkılaştırma başladıktan bir süre sonra piyasaların sakinleşeceği, seçimlerin etkisinin ise mali disiplin sayesinde sınırlı kalacağı bildirildi.

MB: 2014,HAREKETLİ GÖRÜNÜYOR Merkez Bankası Başkanı Erdem Basçı, hafta içi düzenlediği “2014 yılında para ve kur politikası” konulu basın toplantısında önümüzdeki yıla ilişkin hedefleri açıkladı. Tüketici kredilerinin büyüme hızının gelecek yıl içinde yüzde 15’e inerse, hem enflasyon açısından sonuç alımasının sağlanacağını, hem de dış denge açısından çok daha iyi bir noktaya gelineceğini belirten Basçı, “Bu yıl sonunda enflasyonun 7’ye yakın ama belki 7’nin biraz üzerinde gerçekleşmesi mümkün olabilir” dedi. 2014 yılının hareketli bir yıl gibi göründüğünü. Ancak erken konuşmamak gerektiğini vurgulayan Basçı, özetle şunları söyledi: “Önümüzdeki dönemde de fiyat istikrarı ve finansal istikrar amaçları doğrultusunda, geleneksel araçların yanı sıra, yeni politika çerçevesi dahilinde geliştirilen araçlar da kullanılmaya devam edilecektir. Ayrıca krediler ve döviz kuru kanallarının daha etkin çalışması için iletişim kanalı da gerektiğinde destekleyici bir araç olarak devreye alınacaktır. Şu an büyüme hızlarına baktığımızda tüketici kredileri, yüzde 30’un biraz altında büyümeye devam ediyor. Ticari krediler ise yüzde 20-25 arasında bir hızla büyüyor. Bizim amacımız ne? 2014 yılının başlarından itibaren oldukça belirgin ve hissedilebilir şekilde tüketici kredilerinin büyüme hızının kademeli bir şekilde önce yüzde 25’e, daha sonra yüzde 20’ye, daha sonra da yüzde 15’e indirilmesi. Tüketici kredilerinin büyüme hızı gelecek sene içinde yüzde 15’e inerse hem enflasyon açısından sonuç almamız sağlanacak hem de dış denge açısından çok daha iyi bir noktaya geleceğiz. Ocak ayında yine en az 3 milyar dolar sisteme enjekte edeceğiz.”

tırımcı akın akın Türkiye’ye gelmeye başladı. Ama son altı ayda Türkiye’deki gelişmeler istikrarın kaybolmaya başladığını gösteriyor. Asıl endişe veren de bu. ◗ Borsada fiyatların çok düşmesi, alıcılar için bir fırsat değil mi? “Borsadır iner de çıkar da” şeklinde bir görüş var Türkiye’de. Şimdiye kadar herkesin yatırım yapmak istediği Türkiye şu şartlarda yabancı yatırımcı açısından cazip gözükmüyor. Diğer yandan, doğru fiyatlar o kadar geriledi ki, Türkiye yabancı yatırımcı açısından çok cazip bir ülke haline geldi. Ama dibe doğru gidiş devam ediyor. Dibe gidilirken kimse yatırım yapmaz. Dibin sonunu görmek ister yatırımcı. ◗ Dip derken ciddi bir ekonomik krize doğru mu gidiyoruz? Bakın, son altı ayda döviz kuruna bakarsanız Türkiye’nin zaten yüzde 25 fakirleştiğini görürsünüz. 17 Aralık’tan sonra da TL’nin değer kaybı iyice hızlandı. Bu çok yüksek bir seviye. Otomatik olarak yoksullaşıyoruz. Üstelik risk devam ediyor. Piyasalarda tam bir panik havası var. ◗ Yabancı yatırımcının Türkiye’ye güveni nasıl tazelenir? Türk hükümetinin yolsuzluğun üstine gideceğini açıklaması onlar için yeterli olacaktı aslında. Ama tersi yapıldı. Hükümet tekrar hukuğa saygılı bir şekilde, kararlı olarak demokratikleşme sürecine girerse ortalık sakinleşir. Bu tür tür durumlarda gelişmiş ülkeler ne yapıyor, ona bakmak, işin doğrusunu yapmak lazım. ◗ Dış komplolar yaklaşımına yabancı yatırımcı nasıl bakıyor? Eğer hükümetin bahsettiği komplolar varsa bunun hukuki yollarını tartışmak gerekiyor. Ama şu an Türkiye’de yolsuzluk değil, komplolar tartışılıyor. Bu yabancı yatırımcı açısından çok endişe verici bir durum.

ERKEN SEÇİM TARTIŞMASI (İSTANBUL-POSTA212) Yolsuzluk operasyonu sonrasında ortaya çıkan siyasi ve hukuksal deprem piyasaları altüst ederken, uzmanlar piyasaların yüksek belirsizlik nedeniyle siyasetin baskısı altında kalmaya devam edeceğini ve bu baskıdan sadece bir erken genel seçim kararı ile çıkılabileceğini konuşmaya başladılar bile.

RİSKLER ÖLÇÜLEMEZ BOYUTTA "Ölçüsüz ve büyük bir siyasi risk var" diyen Strateji Menkul Değerler Fon Müdürü Bülent Topbaş, "Riskler ölçülemez boyutlarda. Bu nedenle panik satışlar var. Piyasa artık erken seçim kararını alınması gereken noktaya geldi" dedi. Topbaş, erken seçim kararının kısa süreli olarak bir şok etkisi yaratabileceğini ancak risklerin öngörülebilir hale gelmesi ile bunun atlatılacağını kaydetti. Yabancı yatırımcıların tatilde olduğunu hatırlatan Topbaş, tatilin bitmesi ile birlikte özellikle kurun baskı altında kalabileceğini öngördü.

ERDOĞAN VE GÜL İLE DEVAM Global Source Ekonomisti Atilla Yeşilada da piyasa açısından en olumlu senaryonun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün görevlerine bir dönem devam etmeleri olduğunu savundu. Yeşilada, "Bu senaryoda erken seçim kararı ile Erdoğan görevine devam ederken, hem içeriye hem de dışarıya halkın yanında olduğu mesajını verir. Piyasa da bunu kısa vadede olumlu karşılar" diye konuştu. Yeşilada, kısa vadedeki bu olumlu tepkiye rağmen, bir yılda 3 seçim yapılacak olması, küresel ekonomiden genişlemeci para politikalarının sona ermesi nedeniyle bu etkinin geçici olacağına inandığını söyledi.

PİYASAYA ETKİSİ SINIRLI OLUR Bosphorus Capital Genel Müdürü Murat Salar ise, erken seçimin mevcut durumda büyük bir değişikliğe neden olmayacağını, bu nedenle piyasalara etkisinin sanıldığı kadar olumlu olmasını beklemediğini ileri sürdü. Salar, "Seçimlerin mevcut Meclis aritmetiğini büyük ölçüde değiştirmesini beklemem. Dolayısıyla piyasaya da etkisi sınırlı olur" dedi. Salar, bunun yerine uluslararası sistemle uyumlu bir hükümet görünümünün piyasalara yeniden güven kazandırabileceğini ifade etti.


Gündem

1 Ocak 2014 Çarşamba

Yazı İşleri

Ahmet Ravalı twitter@ahmetravali

‘Kuvvetler Aykırılığı’ Aralık ayının ortasından bu yana kimyamız artık iyice değişti. Karşılıklı muhalefetin dozu nefret söylemlerine dönüştü ve çok tehlikeli bir gidişata doğru hızla seyir halindeyiz. 17 Aralık sabahı başlayan yolsuzluk ve rüşvet operasyonun rotası ise belli değil. Kim nereye çekerse o yöne doğru gidiyor. Türkiye’de yaşanan büyük krizin tam orta yerine ise yargı oturtuldu. Aslında Türkiye’de Yargı’nın tartışılması çok daha öncelere dayanıyor. Oda TV, Devrimci Karargah, ÇHD, Balyoz, Ergenekon gibi bir çok davanın uygulama biçimi, soru şturma aşaması ve yargılama safhasında yaşanan, hukuksuzluk, usulsüzlük ve ‘üretilmiş’ sahte belgeler ile onlarca, yüzlerce insanın hayatı organize bir şekilde karartılmamış mıydı? Yeni Türkiye ve Yeni Dünya düzenlerinin işine gelmeyen Silahlı Kuvvetler mensupları ‘Silahlı Örgüt’ üyeliğinden hapislerde çürümüyor mu? Sol örgütlerin hedefindeki adam olan ve Cemaat ile bağı bilinen, solculara karşı ‘savaşan’ eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, ‘Devrimci Karargah’ adlı örgütün üyesi (!) olarak hüküm giyip halen cezaevinde yatmıyor mu? Peki şimdi ne oluyor da, dün bu komedi için, “Türkiye bağırsaklarını temizliyor...”, “Yargı’ya güveniyoruz” diyenler bugün feryat figan halindeler. Bir tarafta Genelkurmay Başkanı’ndan Kuvvet Komutanları’na, gazetecilere, aydınlara, milletvekillerine kadar yüzlerce kişinin hayatını devleti yıkmaya çalıştığını iddia ederek karartmaya çalışacaksın veya bunlara göz yumacaksın, diğer yanda da “yolsuzluk, rüşvet, ihaleye fesat karıştırmak” gibi bir çok yüz kızartıcı suçlamaya karşılık Yargı’yı yargılamaya kalkacaksın. Gelelim bugüne... Şimdi herkesin kafası karışık. Sokakta insan neye, kime inanacağını şaşırmış durumda. Başbakan’ın “Dış güçlerin işi” komplo teorisine inanlar da var, AKP-Cemaat arasındaki kavganın neticeleri olduğunu düşünüler de... Yargı, Savcı, HSYK, dış güçler konuşuluyor da, ayakkabı kutularındaki milyon dolarları tartışan yok. O kadar çok komplo teorisi havalarda uçuyor ki insanların kafasının karışması ve giderek uyutulmaları da çok normal. Başbakan Erdoğan’ın operasyonları unutturmak, devamını yaptırmamak adına Yargı’yı hedef tahtasına koymasının aslında bir anlamı var. Tam bir yıl önce, 18 Aralık 2012’de Konyalı işadamlarına yaptığı konuşmada Erdoğan, “Bürokratik oligarşi ve yargı… Bunlara takılıp kalıyoruz. Ama dışarıdan bakanlar da zannediyor ki yav işte 326 tane milletvekiliniz var 326 milletvekili ile gene mi bahane? Ama işte bu kuvvetler ayrılığı denilen olay var ya o geliyor sizin önünüze bir engel olarak dikiliyor“ dediğinde kızılca kıyamet kopmuştu. Başbakan’ın bu sözlerini zamanın Adalet Bakanı Sadullah Ergin, “Anayasamızın belirlediği şekilde idari yargının denetim sınırları hukukilik denetimidir. Ama zaman zaman yerindelik denetimi yapıldığına dair şikayetler yapılmıştır. İdari yargının ve Danıştay’ın, idare mahkemelerinin hukuki denetimine dönük herhangi bir şey söyleme durumumuz yok. Ama öyle anlar geliyor ki yerindelik anlamına gelen kararları veriyorlar. Başbakanımızın da, zaman zaman bizlerin de itiraz ettiğimiz husus budur” diyerek toparlamaya çalışmıştı. Ergin’in “… ama işte bu kuvvetler ayrılığı denilen olay var ya o geliyor sizin önünüzde bir engel olarak dikiliyor”un tercümesi miydi bu açıklama. Tabii ki değil. Günü kurtarmak için yapılan özünde, Başbakan yargının zaman zaman yetkisini aşmasına (?) değil yargı yetkisinin özüne itiraz ediyordu. Yargı’yı haciz altına almak; Yargı’yı kendisine memur yapmak istiyordu açıkça. Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu ise, “Başbakan’ın kuvvetler ayrımından rahatsızlığı yok. Kuvvetler ayrımına uyulmamasından dolayı rahatsızlığı var. Onu anlatmak istedi aslında. Çünkü konuşmanın devamında oligarşik yapılanmalar ve yargının fazlaca karışması idarenin işine örnek verince ordan anlaşıldı ki oradaki derdi kuvvetler ayrılığı değil. Asıl derdi sıkıntısı buna uyulmaması“ diyerek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını adeta budala yerine koymamış mıydı? Yüksek yargı kökenli milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın o günkü tespitinin bugün daha da yerine oturduğunu görüyoruz. Başbakan’ı Tiran’lıkla suçlayan Tarhan, Erdoğan’ın artık kendi yargıçlarına, kendi getirdiği yargısına bile güvenmediğini söylerken, “Başbakan muktedir olmadığını hissediyor. Ve muktedir olacakları günü aslında hepimiz halk olarak dehşetle bekliyoruz. Kuvvetler ayrılığının da biletini kesmek istiyor” diyor ve sanki bugünleri işaret ediyordu. 17 Aralık’ta ortaya çıkan tablo aslında bugüne dek toplumun büyük kısmının dile getirdiği iddiaların yansımasıydı. Ama ortadaki ‘hırsızlık’ konuşulacağı yerde konu mükemmel bir toplum mühendisliği becerisi ile kuvvetler ayrılığı tartışmasına getirildi. Ama kimse yaratılmak istenen düzenin ‘Kuvvetler Aykırılığı’ olacağını düşünmüyor bile. Dün Dimyat’a pirince gitmeyi umut ederken bugün evdeki bulgurdan olan liberal taifesi ve müflis solcuların o zamanki tek derdi, askerin vesayetinden kurtulmaktı. Bugün ise yürütmenin hacir ve hacizi altına girdikleri anca kafalarına ‘dank’ ediyor. Asker binbir türlü katakulli ile kışlasına geri çekildi ama İslâm’ı hacir ve haciz altına alan AKP iktidarı, şimdi cumhuriyet ve demokrasiyi hacir ve haciz altına aldı. 1994’te Belediye Başkanlığı Kongresi’nde, “Ben bugüne kadar evladından hırsızlık öğrenen baba görmedim, duymadım. Hırsızlık babadan evlada geçer. Evlattan babaya değil. Yönetimlerde hırsızlık yukarıdaki üst yöneticilerden altta ki yöneticilere oradan da halka yansır” diyen Recep Tayyip Erdoğan, bugün kendi çocuklarının da adının geçtiği, bakanlarının çocuklarının tutuklandığı yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını niye uluslararası komplo teorilerine yaslamak istiyor acaba? Gündem değiştir, kafa karıştır, olmadı gündemi kendin yarat, ona sataş, buna savaş aç mantığı ile yıllardır iktidarını sürdüren AKP hükümeti için aslında yol bitmiştir. Ama AKP hükümetinin bu badireleri atlatmak adına yaptığı hamleler, ülkeyi, toplumu çok büyük açmazlara sokar. Bu dava pek çoklarının dediği gibi “buzdağının sadece görünen çok küçük bir kısmı”dır. Erdoğan, sadece bu yolsuzluk ve rüşvet davasının değil, Birleşmiş Milletler El-Kaide Yaptırımlar Komitesinin (The Al-Qaida Sanctions Committee) El-Kaide terör örgütü ile bağlantılı şahıslar listesinde yer alan Yasin El Kadı ve bağlantılarının ve altındaki gerçeklerin de altında kalır.

AK PARTİ’DEN AYRILAN İKİ İSİM BAL VE GÜNAY POSTA212’YE KONUŞTU DUYGU GÜVENÇ ANKARA - POSTA212

İ

dris Bal, hükümetin yönelttiği Cemaatçi suçlamalarına da yanıt verdi:”demokrasilerde ABD’deki gibi adına ister Cemaat deyin, ister lobi deyin, ister kesim deyin, ister baskı grubu deyin farklı kesimlerin, seslerinin, lobilerinin olması çok normaldir.” İşte POSTA212’nin soruları ve İdris Bal’ın cevapları: ◗ Ankara’dasınız ve bu hızlı gündemde sahayı terk etmiyorsunuz yani? Öyle bir niyetimiz yok ◗ İlk kopma sizinle başladı. Neden ilk siz ayrıldınız? Türkiye’de 2001’den itibaren var olmaya çalışan bir siyasi anlayış vardı.Onlar dediler ki ‘biz kucağımızı açtık, halkı kucaklıyoruz, sağcı- solcu demiyoruz, Alevi- Sunni demiyoruz, liberal, milliyetçi, solcu demiyoruz, herkesi kucaklıyoruz, biz gömlek değiştirdik’ dediler. Zaten ekonomik ve siyasi krizde olan ülke insanı da tepki verdi ve AK Parti 2002-2007-2011’de iktidar olmaya devam etti. Ama şöyle de bir durum vardır. Demokratlığın ölçüsü şudur; zayıflar, korkuları olanlar zaten hep demokrattır ve demokrat olmak zorundadır. 2011’e kadar AK Parti’nin korkuları vardı. Cumhurbaşkanından, ordudan, HSYK’dan, Anayasa Mahkemesi’nden çekiniyorlardı. Ne zaman ki adım adım bu korkularından kurtuldular, özellikle 2010 referandumuyla beraber korkularından kurtuldular ve hem iktidar hem muktedir oldular, o vesayetler artık bitti sandık. Zannediyorduk ki demokratikleşme, batıyla bütünleşme daha hızlı olacak, daha fazla şeffaflaşma olacak; derken bir de baktık ki, hem iktidar hem muktedir olan, korkularından kurtulan iktidar, aslına rücu etti. Gerçek tavrını ortaya koydu ve aslında bundan önce takiyye yaptığını, demokrat olmadığını, demokrasiyi içine sindirmediğini ortaya koydu. Daha demokrat olması gereken bu iktidar ve kadroların demokrat olmadığını gördük. Bunu şike kanunda, MİT’le ilgili çıkartılan yasada, uygulamada gördük. ◗ MİT başkanı ile ilgili kararda da bunu söylediniz mi? Tabii. General yargılanıyorsa herkes yargılanabilir. Geçmişte Ergenekon, Balyoz operasyonlarında ne diyordu AK Parti, general de, cumhurbaşkanı da, zengin de fakir de, profesör de, hakim de herkes yargılanabilir diyordu. dün general yargılanırken, bugün de müsteşar yargılanabilir. ◗ Eğer bugüne dönersek Erdoğan da oğlu Bilal Erdoğan da yargılanabilir yani?

“Hükümet takiyye yaptığını gösterdi”

AK Parti Kütahya Milletvekili Prof. Dr. İdris Bal, partiden kopan ilk isim. O da diğerleri gibi ihraç edilmek yerine istifayı seçti. Ankara’da AK Parti’den kopuşların devam ettiği süreçte Bal, hükümeti takiyye yapmakla suçladı ve “Aslına rücu etti” dedi. Almanya’da eğer cumhurbaşkanı yargılanıyorsa demokrasilerde herkes yargılanabilir. Bunu söylemeye bile gerek yok. Hukuk devletinde insanların zenginliğine, fakirliğine, makamına bakılmaz ki! ◗ Siz Gülen’den gelen talimatla mı istifa ettiniz? Bu çok büyük bir yalan. Ben dışarıdan gelen talimatla, sadece dershane konusunda konuşsam anlarım. Ben MİT meselesini de eleştirdim, Gezi meselesini de. Geziyi eleştirirken ‘Yanlış yapıyorsunuz, bir Başbakan yerel bir konuya muhatap olmaz. Belediye Başkanı, Vali var. Demokrat olmanız, halka danışmanız, mini referandum yapmanız lazım’ dedim. O zaman neydim? Kadınlı- erkekli evde kalma meselesinde, ‘kişinin dokunulmazlığı, özel hayatı var, dikkatli olun’ dediğimde neydim? Ya da ‘çözüm sürecine dikkat edin, örgüte yardım ediyorsunuz’ dediğimde, ya da Mısır’ı kaybetmeyelim dediğimde neydim? Dershane ile ilgili ben Ateist de olsam, Yahudi de olsam, Hıristiyan da olsam yine eleştirirdim. Dershaneyi kapatmak demokratça bir düşünce değildir. Demokrasinin iki yönü vardır; ekonomide de, siyasette çoğulculuk vardır. Hür teşebbüs, arz- talep belirler. Sosyalist bir mantıkla, emirle açıp kapatamazsınız. Milli Eğitim’deki fırsat eşitsizliğini giderdiğiniz zaman zaten sorun biter; piyasa koşullarında çözülür. Ben durduk yere istifa etmedim, beni tedbirli ihraç kararı ile disipline verdiler. Ben de özür bekliyorum dedim, gelmeyince istifa ettim. Şahsım veya başka bir siyasetçi için bir Cemaatin adamı olmayı zul kabul ederim. Cemaatin güzel şeyler yaptığını düşünüyorum,

islamın güzel yüzünü temsil ediyorlar. Yahudiyle de, Hıristiyanla, ateist ile de oturup konuşabiliyorlar. Ilımlı islam yani; kavga, dövüş diyen radikal bir islam anlayışı yerine makulu temsil ediyor. İslam anlayışının bu yorumunun bölge ve dünya için bir şans olduğunu düşünüyorum. Diğer tarafta Menzilciler, Süleyman Efendi ve diğerlerin yaptıklarını da destekliyorum ama ben ne Milli Görüş tabanına, ne de Camia tabanına oturmam. Bundan sonra Türk siyasetinde ihtiyacımız olan şeyin din, mezhep, Atatürk- laiklik üzerinden siyaset yerine, projeler üzerinden siyaset olmalı. ◗ Başka kopma bekliyor musunuz? Tabii, tabii. Hatta dikkat, hükümet yargıya müdahale ederek meşruiyetini kaybetme yolunda emin adımlarla ilerliyor. ◗ İstifa edenlerle yeni bir oluşuma gidecek misiniz? Bu zamanı geldiğinde... öyle bir durum olursa paylaşırım. Ama şu anda ciddi hatalar yapan bir hükümet var. Adli kolluk yönetmeliği değiştiği anda, ‘yanlıştır, Danıştay bunu iptal edecek’ demiştim, etti. Bunlar hukuk devletinde olmaz. Ya da polislerin yerlerinin değiştirilmesi sürece müdahale-

dir. Yürütmenin, yargıya müdahalesidir. ◗ Paralel devlet iddialarına ne diyorsunuz? Bunu söyleyenler o kadar çifte stardartla, o kadar çelişkiyle, zig zag çiziyorlar ki... Zannediyorlar ki biz 200-300 sene önce yaşadık bazı şeyleri. Daha 2-5 ay evvel aynı insanlar değil miydi polisi, yargıyı övenler. Zekeriya Öz’e Ergenekon sürecinde zırhlı araç hediye etmişlerdi. O zaman bunlar belli grubun elemanıysa ve illegal işler yapıyorsa o zaman niye izin verdiler? Gezi’de polisi öven bu hükümet değil miydi? Polis sevmediğiniz gruba operasyon yaparken alkışlayacaksınız, sizin hatalarınız, yolsuzluklarınız sizin yakınlarınıza yönelik operasyon yaparken, halkın kafasını karıştırmak için çamur atacaksınız. Bunlar çetedir diyeceksiniz. Adama sorarlar! ◗ Yani Cemaatler olmalı mı? Bakın ABD çoğulcu toplumuyla , farklı lobileriyle övünür. ABD ‘bende, yahudi, müslüman, hıistiyan lobisi de vardır, ermenilerin, petrolcülerin lobisi de vardır’ der ve çok sesli bir toplum olmakla övünür. Kararlar bir pazarlık masasında oluşur derler . Batılılara birşey dediğinide yargı bağımsızdır, biz karışamayız derler. Kusura bakmayın, biz de birinci sınıf demokrasiysek çoğulculuk olmalı, farklı seslerden insanlar olmalı. Adına ister Cemaat deyin, ister lobi deyin, ister kesim deyin, ister baskı grubu deyin farklı kesimlerin, seslerinin lobilerinin olması çok normaldir. Normal olmayan; bir fiil eğer hukuku ihlal ediyorsa; müslüman mı, değil mi diye bakılmaz; hangi lobinin tarafın elamanı diye bakılmaz. ◗ Cemaat bir çete mi? Başbakan öyle dedi de..

İnsanları çetecilikle itham etmek, bir camianın veya lobinin mensubu olmakla suçlamak yerine hukuku ihlal eden bir fiil varsa, savcı, polis, mahkeme devreye girer, ceza verir. Onun dışında grupları, kesimleri suçlamak, ya da zorlama yapmak demokratik ülkede olmaz. İnsanlar demokratik bir ülkede ifade özgürlüğü ile örgütlenme özgürlüğü ile istediği kişiyle beraber olur, ister Başbakanı severler, ister sevmezler. Daha yakın zamana kadar övdükleri, hediye verdikleri, madalya taktıkları kesimleri itham ediyorlarsa bu tam bir çelişkidir. Bir karalama ve psikolojik savaş yapıyorlar kendi tanıdıklarıyla ilgili olduğu için. ◗ Diğer taraftan Ergenekon ve Balyoz’daki yargılamalar nedeniyle getirilen eleştiriler var. Türkiye üçe mi bölündü ? Bence bir bölünmüşlük yok, Türkiye demokratlık testinden geçiyor. Yürütme hangi ülkede olursa olsun yargıyı işlemez hale getiriyorsa, medyasıyla, siyasetiyle, üniversitesiyle, öğrencisiyle, sivil toplumuyla hepimiz bir testten geçiyoruz demektir. Demokrasinin en temel ülkesi güçler ayrılığıdır; hükümet ceberrutlaşmasın, baskıcı olmasın, yanlış işler yapmasın diye, yargı-yasama- yürütme birbirini denetler. Geçmişte aynı hükümet yargı yerindelik denetimi yapıyorken bağırmıyor muydu? Biz de bunu eleştirmiyor muyduk? Çünkü yargının da yerindelik denetimi yapması hükümeti işleyemez hale getirir. Aynı şeyin tersi oluyorsa; yürütme yargıyı işleyemez hale getiriyorsa, bizler demokrat insanlar olarak, hükümeti değiştirmemiz ve dur dememiz lazım. ◗ Yeni bir oluşum mu yoksa mevcut partilerle mi devam edeceksiniz? Konjektüre bağlı bir durum. Hep beraber bakıp göreceğiz. Yani Türkiye’de tabular üzerinden siyaset bitmeli, batıdaki gibi siyaset üzerinden siyaset yapılmalı.

YENİ PARTİYE YEŞİL IŞIK Kültür ve Turizm Eski Bakanı Ertuğrul Günay, AK Parti’den istifa ettikten sonra kesinlikle CHP’ye dönmeyeceğini açıkladı ve yeni bir oluşumun içinde olabileceğinin de sinyallerini verdi YILDIZ YAZICIOĞLU ANKARA-POSTA212

K

ültür ve Turizm Eski Bakanı Ertuğrul Günay, AK Parti ile yollarını geçtiğimiz cuma günü resmen ayırdıktan sonra siyasette yeni bir oluşum içerisinde olabileceği sinyalini verdi. “Henüz herşey taze” diyen Günay, CHP’ye kesinlikle geri dönüş olmayacağını ancak Türkiye’de ‘temiz siyaset’ isteyenler için göreve hazır olduğunu söyledi. İzmir Milletvekili Ertuğrul Günay, AKParti’den istifasını açıkladığı TBMM’deki basın toplantısı ardından POSTA212’ye özel açıklamalarda da bulundu. Basın toplantısından çıktıktan sonra TBMM Başkanlığı’na AK Parti’den istifa ettiğini belirten dilekçesine imza atan Günay, artık bağımsız vekil olarak yurttaşlar için çalışmaya devam edeceğini kaydetti. Günay’ın istifa kararı ise, AKP Merkez Yönetim Kurulu’nun (MYK) perşembe gecesi yaptığı toplantıda AK Partili vekiller Haluk Özdalga ile Erdal Kalkaın ile birlikte Disiplin Kurulu’na sevk edildiği açıklaması ardından aldı. Medyadan öğrendiği AK Parti MYK kararını değerlendiren Günay, “AKP, MYK başka-

nı Erdoğan ve MYK üyesi arkadaşlarıma teşekkür etmek isterim. Bizim için zor olan kararı kolaylaştırdılar” yorumunda bulundu.

PARTİDE KALMAYI İSTERDİM Gündemdeki yolsuzluk ve rüşvet soruşturması çerçevesinde Türkiye’de sıkıntılı bir dönem yaşandığını kaydeden Günay, “10 yıldan beri ülkeyi yöneten siyasi hareket ciddi ithamlarda karşı karşıya. Bütün iddialarla ilgili araştırılması ve sorgulanması önünde engeller olmamalıydı. Gerekli araştırmaya izin verilmeliydi. Ben de parti içinde kalıp uyarılar yapmaya devam etmeyi isterdim. Hukuk devleti siyasi etik konusunda içeride kalıp doğruları söylemeye devam edelim kararlılığını sürdürdüm, sürdürmek de isterdim. Ama istifa kararı vermem gerekti” dedi. AK Parti yönetimine sitemkar olan Günay, “O soruşturmada itham edilen arkadaşları aklın alamadığı şekilde teşvik ederken partiyi siyasi etiğe davet eden arkadaşları disipline sevk ettiler” derken yöneticilere tepkisini sert sözlerle dile getirdi. “KİBİRE YELKEN AÇTILAR” Türkiye’ye önemli katkılar sağlayan AK Parti’nin artık tabanı ile ters

düştüğünü kaydeden Günay, “İktidar partisinde iki kanat gelişti. Tabanda mazlum ve inançlı geniş kitle, tavanda ise kimseyi dinlemeyen mağrur ve müteakip kibirli kesim. Malesef tavandaki yönetim, kibrin doğrultusunda bir başka yöne yelken açıp gidiyor. Biz tabandaki güzel yurttaşlarımızla birliğimizi sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

AKP’NİN KURULUŞUNU ANIMSATTI Kendisi gibi partisinden ihraç talebiyle disipline sevk edilmiş ve istifa kararı alan diğer AKP’lilerle henüz görüşmediklerini kaydeden Günay, elbette görüş alışverişinde bulunacaklarını ifade etti. Ortaya yeni bir siyasi hareket çıkacağı gibi bir iddia için henüz erken olduğunu belirten Günay, ancak ‘neden olmasın’ yaklaşımında. Başbakan Erdoğan’ın kendilerine yönelik “Milletvekiliğinden de istifa etmeleri gerekir” sözlerini de manidar bir şekilde yanıtlayan Günay, “Acaba AKP kuruluşundan önce Fazilet Partisi’nden ayrılan arkadaşlarımız milletvekilliğinden istifa etmişler miydi? Ben istifa ettiklerini anımsamıyorum” dedi. Hukukçu olduğunu anımsatan Günay, “Türkiye’de bugünlerde hukuka dair daha fazla konuşmamız, dü-

şünmemiz gerekiyor. Ben de hukukçu kimliğimle bundan sonra siyasetten beklentisi olan yurttaşlarımız için çalışacağım” diye konuştu. Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu kapsamında adı geçen isimleri doğrudan hedef almadığını ve almayacağını da vurgulayan Günay, “Ancak 10 gün boyunca o isimler neden istifayı bekledi anlamak mümkün değil. Bizim ifadelerimizden rahatsızlık duyuldu oysa o ciddi yolsuzluk iddialarından rahatsızlık duyulmalı” diye konuştu. AKP yönetimine ‘kibir’ yanında ‘zalimlik’ mesajını da veren Günay, Mehmeh Akif Ersoy’un “Zulmü alkışlayamam zalimi asla seçemem” sözünü de anımsatarak, mazlumdan yana olmaya devam edeceğini söyledi.


Gündem

1 Ocak 2014 Çarşamba

HSYK: RAHATSIZIZ Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu, ‘Adli Kolluk Yönetmeliği’nin hükümet tarafından değiştirilmesinin yanlış olduğunu açıklamıştı. Başbakan Erdoğan bu açıklamaya kızmış ve HSYK’yı suçlamıştı. İşte o açıklamaya imza atan HSYK üyelerinden biri POSTA 212’ye konuştu… ANKARA - POSTA212

H

akim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), 26 Aralık'ta yaptığı yazılı açıklamasıyla ülke gündemini belirledi. O açıklamaya imza atan 13 üyeden 1 üye, POSTA212'ye, "Türkiye'deki güncel tartışmada herhangi bir siyasi taraf değiliz. Biz sadece hukuki açıdan değerlendirmede bulunuyoruz" dedi. SAVCILARA MÜDAHALE EDİLDİ Adını gizli tutmamız şartıyla

sorularımızı yanıtlayan HSYK üyesi, hükümet tarafından Adli Kolluk Yönetmeliği'nde yapılan değişiklik ile ilgili açıklama yapmalarından daha doğal bir şey olmadığını ifade etti. HSYK üyesi, "Söz konusu yönetmelik değişikliğiyle savcılık yetkilerine doğrudan müdahale edildi. Adı üstünde savcılar ile ilgili bir üst kurul olarak bizim bu yönetmelik değişikliğinden

kaynaklanacak sakıncalara dikkat çekmenizden doğal ne olabilirdi ki" diye konuştu. ‘HEDEF GÖSTERİLDİK’ Başbakan Erdoğan ile hükümet üyeleri tarafından hedef gösterilmekten rahatsız olduklarını kaydeden HSYK üyesi, hukukçu gözüyle toplantıda değerlendirmelerde bulunduklarını ve yönetmelik değişikliğinin anayasaya aykırı olduğu konusunda oy çokluğuyla karar aldıklarını dile getirdi.

karşıtı değil hukuki açıklama yapıldı" derken mevcut tabloda kendilerine atfen yöneltilen suçlamaları anlamakta güçlük çektiklerini de söyledi. 12 Eylül 2010 referandumunda HSYK yapısıyla ilgili değişiklik nedeniyle şimdi

neden hükümet tarafından tepki duyulduğunu anlayamadıklarını da kaydeden HSYK üyesi, Avrupa Birliği'ne uyum açısından da yargı bağımsızlığı açısından da bu düzenlemenin gerekli olduğunu vurguladı.

HSYK üyesi, en kısa zamanda bu güncel tartışma ve siyasi ortam dışında hukuki yaklaşım ile kendileri ve açıklamalarıyla ilgili yeniden sağlıklı bir değerlendirme yapılacağından umutlu olduklarını da sözlerine ekledi.

HUKUKİ AÇIKLAMA YAPILDI HSYK üyesi, "Hükümet

YÜRÜTME İLE YARGININ SAVAŞI! Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, yargı kanalıyla atılan her adıma hükümetin karşılık vermesinin endişe verici olduğunu söyledi. Karşılıklı salvo atışları yapıldığını belirten Feyzioğlu, yürütme ile yargı arasından adeta savaş yaşandığını söyledi

ANKARA –(POSTA212)-İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nın 17 Aralık'ta başlattığı yolsuzluk ve rüşvet operasyonu, AKP Hükümeti ile Cemaat arasındaki cepheleşme gölgesinde karşılıklı hamlelere sahne oluyor. Hükümet'in 14 aydır soruşturma safhası gizli yürütüldüğü için tepki gösterdiği operasyon ardından 21 Aralık'ta Adli Kolluk Yönetmeliği'nin değiştirerek savcılık yetkilerini kısıtlaması Danıştay'a takıldı. Adli Kolluk Yönetmeliği değişikliği hakkında Danıştay'ın yürütmeyi durdurma kararı vermesine yol açan dava sürecini başlatan Türkiye Barolar Birliği ise, ülkede yargı ile ilgili yaşanan gelişmeleri kaygıyla izlediğini açıkladı. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, "Yargı kanalıyla atılan her adıma karşılık hükümetten ya açıklama ya adım geliyor. Karşılıklı salvolar itibariyla yürütme ile yargı arasından adeta savaş yaşanıyor. Yürütme ile yargı arasında artan çatışmalı görüntü, bize artık devlet krizi yaşandığnı gösteriyor" dedi. ADLİ KOLLUK YÖNETMELİĞİ Hükümet'in Adli Kolluk Yönetmeliği'nde yaptığı değişiklik ile Anayasa'daki 'kuvvetler ayrılığı' ilkesini yok saydığını belirten Feyzioğlu, Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) 26 Aralık Perşembe günü yaptığı açıklamayı da ortada açıkça anayasaya aykırı bir tablo olduğu için doğal karşıladıklarını ifade etti. Savcılık yetkileriyle ilgili bir düzenleme hakkında HSYK'nın tavır

almasını hukuki bulduklarını kaydeden Feyzioğlu, Danıştay'ın da 27 Aralık Cuma günü yönetmelik değişikliği için yürütmeyi durdurma kararını anayasaya aykırılık nedeniyle aldığını kaydetti. HUKUKİ BİR GÖRÜŞ Türkiye Barolar Birliği gibi HSYK da Danıştay da yönetmelik değişikliğini anayasaya aykırı bulduğu düşünülürse bunun hukuki bir görüş olarak algılanması gerektiğini belirten Feyzioğlu, "Hükümet ortada hukuki bir görüş olduğunu görmeli. Biz ne o ne de bu taraftan değiliz. Hukuk devletinden, demokrasiden yana taraf olmak ve açık tavır alınması gerekiyor. Biz hukuktan, demokrasiden yanayız" dedi. ‘PARALEL DEVLET AYDINLATILSIN’ Başbakan'ın her gün tekrarladığı 'paralel devlet' açıklamalarını da yakından izlediklerini de belirten Feyzioğlu, ancak ortada Türkiye tarihindeki en dikkat çekici yolsuzluk soruşturmasının bulunduğunu da unutmamak gerektiğini söyledi. Feyzioğlu, "Bu soruşturmada daha detaylara ulaşılmasını engelleyecek ve bu algıyı yaratacak her türlü girişimden rahatsız oluyoruz. Başbakan'ın bir paralel devlet oluştuğuna dair açıklamalarını da son derece ciddiye alıyoruz ve izliyoruz" dedi. Hukuka güveni sıfırlayan karşılıklı açıklamalar yerine herşeyi açıkça ortaya koymak gerektiğini kaydeden Feyzioğlu, "Biz hem soruşturmayı ciddiye alıyoruz, örtbas edilmesini istemiyoruz hem de tekrarlıyorum Başbakan'ın paralel devlet ifadesiyle kast ettiği tabloyu da ciddiye alıyoruz. İki konuda aydınlatılmayı istiyoruz, bekliyoruz" diye konuştu.

Burhan Kuzu: Balyoz davası için yeniden yargılama talep edilebilir Ergenekon ve Balyoz’u AKP de tartışmaya açtı. Burhan Kuzu POSTA212’ye konuştu: Hukukta yeniden yargılama mevcut YILDIZ YAZICIOĞLU ANKARA-POSTA212

T

ürkiye'de yürütme ile yargı arasında adeta savaş yaşanırken AK Parti cephesinden Ergenekon ve Balyoz davalarıyla ilgili çarpıcı bir çıkış geldi. AK Parti soruşturma süreçlerinden itibaren kamuoyunda tartışma konusu olan davalarla ilgili TBMM'de yasal düzenleme yapılabileceği sinyalini verdi. AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş'ın "Mağduriyetleri gidermek için gerekirse yeniden yasal düzenleme yapabiliriz" açıklaması yaptı ancak bir başka AKP'li Burhan Kuzu'ya göre yargı bunu kendi içinde yeniden yargılama mekanizması ile çözebilir. TÜRK ORDUSUNA KUMPAS Ergenekon ve Balyoz davalarıyla ilgili tartışma fitilini bu hafta ateşleyen isim, Başbakan Erdoğan'ın en yakınındaki isimlerden birisi olan AK Parti Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan oldu. Akdoğan, Star Gazetesi'ndeki köşesinde, "(Başbakan Erdoğan) Kendi ülkesini milli ordusuna, milli istihbaratına, milli bankasına, milletin gönlünde yer edinen sivil iktidarına kumpas kuranların bu ülkenin hayrına bir iş yapmış olmayacağını çok iyi bilir... AK Parti iktidarı, tam da bu milletin bu çarpıklıklarla mücadelesinin adıdır" diye yazdı. Akdoğan'ın 24 Aralık'taki bu yazı ile birlikte Ergenekon ve Balyoz davalarıyla Türk Ordusu'na 'kumpas' kurulmuş olduğu tartışması başladı. Kumpas tartışması Ankara'da geniş yankı bulurken, 26 Aralık günü Milli Güvenlik Kurulu toplantısı ardından 27 Aralık'ta Genelkurmay Başkanlığı'ndan yazılı açıklama geldi. Açıklamada, şöyle denildi: "Türk Silahlı Kuvvetleri, personeli ile ilgili adli süreçler, ilgili mevzuattan kaynaklanan görev ve sorumluluklar kapsamında takip edilmiş, hukuka

uygunluğu konusunda tartışmalara ve farklı yorumlara neden olan işlem ve uygulamalar devletin en üst karar organlarına ve en yetkili makamlarına sürekli bildirilmiştir. TSK, hiçbir şekilde siyasi tartışmaların içerisinde yer almak istememektedir. Bununla birlikte TSK'nın kurumsal kimliğini ve personelinin hukuki durumunu ilgilendiren konulardaki gelişmelerin hukuk devleti ve hakkaniyet ilkelerine bağlı kalınarak sonuçlandırılmasının yakından takip edilmesine devam edilecektir." Böylece Genelkurmay Başkanlığı da, dava süreçlerinde hukuka uygunluğu tartışmalı bazı işlemler bulunduğunu ve bunu devletin en üst makamlarına bildirmiş olduğunu vurguladı. ELİTAŞ GEREKİRSE HUKUSAL DÜZENLEME YAPARIZ Gözler iktidara çevrilmiş iken AK Parti Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş konuştu. Meclis'te AKP Grubu olarak bir düzenleme yapılabileceğini kaydeden Elitaş, "TSK'nın açıklamasındaki husus, yargılamalarda hukuka riayet edilip edilmediğine ilişkin endişe ve tepkilerdir. Biz art arda yaptığımız yasal düzenlemelerle yeniden yargılamanın önünü açmıştık. Ancak bu konuda yetki mahkemelerde. İnsanların mağduriyetini önlemek için gerekirse yine yasal düzenleme yaparız, bunun yollarını ararız" dedi. Ancak Elitaş'ın ifade ettiği gibi Meclis'te Ergenekon ve Balyoz davalarıyla ilgili yeni bir yasal düzenleme yapılması ihtimali hukukçular arasında pek kabul görmedi. YARGITAY AŞAMASI AK Parti Grubu'ndan bir başka önemli isim, hukukçu Burhan Kuzu da, hukuken Elitaş'ın önerisini pek mümkün görmediğini POSTA212'ye açıkladı. Kuzu, "Türk hukuk sisteminde yeniden yargılama mekanizması var. Balyoz'un Yargıtay aşaması bit-

ti ama Ergenekon için halen Yargıtay aşaması beklenmeli. Balyoz için de Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkı kullanılabilir. Eğer davaya ilişkin yeni deliller söz konusu ise de Balyoz için yeniden yargılama talep edilebilir" diye konuştu. Türkiye'de her siyasi tartışmada her dava için yasal düzenleme formülü aranamayacağının altını çizen Kuzu, "Her siyasi tartışmada yargı kararlarını gündeme getirmek ne derece doğru bilmiyorum ama yargı içinde yeniden yargılama ile çözüm sağlanabilir. Şimdi siyaset eliyle Balyoz gibi yargı kararına karşı nasıl bir yasal düzenleme olabilir ki, zannetmiyorum. Öncelikle yeniden yargılama düşünülmeli" dedi. Ankara'da öyle görünüyor ki hafta boyunca Ergenekon ve Balyoz davaları kapsamında Türk Ordusu'na kumpas kurulduğu iddiası çerçevesindeki tartışmalar devam edecek.


Gündem

1 Ocak 2014 Çarşamba

ABD’Lİ UZMANLAR

KRİZİ DEĞERLENDİRDİ WASHINGTON - POSTA212

Başbakan Erdoğan

ZARAR GÖRDÜ

New York Times gazetesi , Türkiye’de meydana gelen yolsuzluk ve rüşvet skandalının Başbakan Erdoğan’a zarar verdiğini ileri sürdü NEW YORK (ANKA) New York Times gazetesi, 2. yolsuzluk soruşturmasının, savcı Muammer Akkaş’ın elinden alınmasını, “derin güç mücadelesinin yeni bir işareti” olarak nitelerken Türkiye’de yaşanan “skandal" Başbakan Erdoğan’a "önemli bir siyasi zarar verdi” diye düşünüyor. Savcı Muammer Akkaş’ın yaptığı açıklamayı ayrıntılı biçimde veren gazete, Çevre ve Şehirçilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın Başbakan Erdoğan’ı suçlayan açıklamasına dikkat çektikten sonra “Kriz derinleşirken Sayın Erdoğan, soruşturmanın yabancı bir komplo olduğunu söyleme eğilimini gösteriyor ve perşembe günü yayınlanan açıklamalarında soruşturmasının asıl hedefinin kendisinin olduğuna inandığını da ifade etti” diye yazıyor. Muammer Akkaş’ın yanı sıra İstanbul Başsavcısı Turhan Çolakkadı ve HSYK’nın açıklamalarını da yansıtan gazete, Akkaş’ın görevinden alınmasını, “hükümetin polis ve soruşturmadan sorumlu yargı yetkililerine yönelik temizlik hareketinin en son ve en doğrudan adımı” olarak görüyor. NYT, yolsuzluk soruşturmasına ilişkin olarak da “Generallerin peşine gidip birçok subayı cezaevine gönderen bir dizi davaları kazanan aynı polis ve yargı şimdi Sayın Erdoğan’ın hükümetinin peşinde olduğu gibi görünüyor” görüşünü öne sürüyor.

HABER OLMAK İÇİN...

T

ürkiye’de yolsuzluk ve rüşvet soruşturması ile başlayan kriz, ABD’li uzmanlarca yoğun biçimde tartışılırken geleceğe dönük uyarılar da yapılıyor. Amerika’nın Sesi���ne göre, Foreign Policy dergisinde Jonathan Schanzer ve Mark Dubowitz imzalı “İran’dan Türk altınına hücum” başlıklı yazıda, Türkiye’deki “İslamcı hükümet iktidarı süresince en büyük yolsuzluk skandalıyla sarsılıyor” görüşü dile getiriliyor.

İRAN MAFYASI İŞBAŞINDA

Soruşturmanın merkezinde, tartışmalı altın ticaretinin yattığına işaret edilen yazıda, “Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, Washington ve İsrail’den, Amerika’da yaşayan Fethullah Gülen’e kadar uzanan büyük bir komplonun mağduru olduğunu savunuyor” denildikten sonra şu savlar öne sürülüyor: “Ancak soruşturmada adı geçen bu sağlam bağlantılı kişiler hakkındaki suçlamalar sabitleşirse, bu durumda AKP’nin kendinden başka kimseyi suçlamaması gerekir. İran ve Türkiye arasındaki altın karşılığı doğal gaz ticareti, ABD Kongresi Temmuz ayında bu uygulamaya bir son vermeden öncesine kadar hukuki sayılabilir. Ama bu ticaret, aynı zamanda Türk siyasi elitini İran’ın geniş yeraltı dünyasına maruz bırakmışa benziyor.”

“DEVRİMLER KENDİ ÇOCUKLARINI YER”

New Yorker dergisinde Dexter Filkins’in imzasını taşıyan yazıda, “Devrimler her zaman kendi çocuklarını yer” sözü hatırlatılıyor ve bunun son örneğinin de Türkiye’de yaşanacağa benzediği savunuluyor. “AKP’nin iktidardaki 11 yılın-

Tükiye’de meydana gelen yolsuzluk ve rüşvet soruşturması sonucu başlayan siyasi ve ekonomik kriz, Amerikalı uzmanlarca da tartışılıyor. ABD’li uzmanların bu krize yönelik ve Türk hükümetinin krizi yönetmedeki yöntemlerine ilişkin görüşleri şöyle

da Türkiye’de devlette ve toplumda büyük değişiklikler yaptığını” söyleyen Filkins, sorunun son yıllarda Erdoğan’ın kendi başarısıyla Türkiye’nin başarısını bir tutmaya başlamasıyla ortaya çıktığını öne sürüyor. “Dindarlıkları kadar ticari zekayla da tanınan Gülenciler’i güler yüzlülükleri ve düzgün görünüşleri nedeniyle Hıristiyan misyo-

A M E R İ K A’ D A K İ

TÜRKLERİN

GAZETESİ

YIL: 1 SAYI: 33

1 Ocak 2014 Çarşamba

SAHİBİ POSTA 212 PUBLISHING LLC ADINA

EKMEL ANDA

MEDYA GRUP BAŞKANI

CAN KAMİLOĞLU GENEL YAYIN YÖNETMENİ

YILMAZ SOYTÜRK YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ

AHMET RAVALI

YAYIN DANIŞMANI

HABER KOORDİNATÖRÜ

AHMET BUĞDAYCI

HALDUN ARMAĞAN

EDİTÖRLER MEHVEŞ KOÇAK – ADNAN ONARAN - DİLEK ESKİ BEZİRKAN AYSEL TAPAN - DEMET DEMİRKAYA - EMRE EMİRGİL (WEB) WASHINGTON TEMSİLCİLİĞİ İLHAN TANIR ANKARA TEMSİLCİLİĞİ YILDIZ YAZICIOĞLU - DUYGU GÜVENÇ SAYFA TASARIM ERDAL ÖZBEK – TUNCAY TAPAR - SERHAN AYDEMİR - ERTAN BEZEN İDARİ MÜDÜR

MEHVEŞ SÖNMEZ ADRES 31 – 00 47th Ave. Long Island City, NY 11101 TELEFON 718 732 08 57 – 347 730 42 36 ABONE SERVİSİ REKLAM SERVİSİ SERİ İLAN HABER MERKEZİ DAĞITIM

abone@posta212.com reklam@posta212.com seriilan@posta212.com haber@posta212.com dagitim@posta212.com

TÜRKİYE TEMSİLCİLİĞİ ADRES: Hacı İzzet Paşa Yokuşu Rota 2 Apt. 15/2 34427 Kabataş/Beyoğlu-İstanbul TELEFON +90 212 244 35 35 Fax: + 90 212 244 35 38 e-mail: nese@sria.com.tr POSTA 212 GAZETESİ ANKA HABER AJANSI ABONESİDİR

Mark Dubowitz

“YARIM ZAFER OLUR”

Erken seçim durumunda yine Erdoğan’ın kazanacağı tahminde bulunan Piccoli, bu durumu Türkiye’de muhalefetin “tamamen umutsuz” olmasına bağlıyor. Piccoli, “AKP genel seçimleri kazansa bile, bu yarım zafer sayılır. İnsanlar bunun düşüşün başlangıcı olup olmadığını düşünmeye başlayacak” diyor. Aynı yazıda görüşleri yansıtılan Standard Bank uzmanı Timothy Ash de, Türkiye’deki skandalın büyümesi durumunda Erdoğan’ın seçimi erkene almaya zorlanacağı düşüncesinde. Türkiye’nin gayrısafi yurtiçi hasılasının üç kat arttığı, hazine bonolarının yüzde 10’a yakın kazanç getirdiği günlerin geride kaldığını belirten Ash, Merkez Bankası’nın çabalarına faiz oranlarının yakın zamanda hızla tırmanabileceğini düşünüyor.

Jonathan Schanzer

nerlere” benzeten Filkins, grubun Türkiye’de polise ve adalet sisteme sızdığını, Ergenekon ve Balyoz davalarında başrol oynadığını savunuyor. Yazıda derin devletle mücadele için başlayan Ergenekon ve Balyoz davalarının “süreç içerisinde sahte kanıtlar kullanılarak Erdoğan’ın siyasi rakiplerini sindirme projesine dönüştüğü” görüşünün dile getirildikten sonra Türkiye’nin en çok gazeteciyi hapseden ülke olduğu da hatırlatılıyor.

SİYASİ KURUMLAR ZARAR GÖRDÜ

haber@posta212.com

ra’daki Teneo Intelligence adlı düşünce kuruluşundan uzman Wolfgango Piccoli’nin görüşlerine yer veriyor. “Başbakan Erdoğan Türkiye’nin para birimi ve borsalarının değer kaybettiği ve büyüyen yolsuzluk skandalı karşısında yabancı yatırımcıların çekildiği bir ortamda, erken seçim ilan etmek zorunda kalabilir” deniliyor.

Washington Post gazetesinin Monkey Cage (Maymun Kafesi) adlı bloguna yazan Texas Üniversitesi siyaset bilimcilerinden Brent Sasley, son rüşvet-yolsuzluk soruşturmasının ardından “iki İslamcı başbakan” diye tanımladığı Necmettin Erbakan ve Recep Tayyip Erdoğan arasında karşılaştırma yapıyor. “İdeolojik ve inatçı” diye tanımladığı Erbakan’ın kısa süren başbakanlığı döneminde, başta Silahlı Kuvvetler olmak üzere kurumsallaşmış laik siyasi yapıların tepkisini çektiğine dikkati çeken Sasley, “pragmatik ve esnek” diye

tanımladığı Erdoğan’ın ise kurumsal kısıtlamaların çevresinden dolanarak bu kurumları değiştirme yoluna gittiğini yazıyor ve şöyle devam ediyor:

“YIKILMAZ GİBİ GÖRÜNDÜ’’

“Kendilerini yıkılmaz gören ve siyaset üretirken kurumsal kısıtlamalardan özgür olan liderler, iktidarı kendi istekleriyle terk etmez. Buna demokratik seçimle işbaşına gelen liderler de dahildir. Kendilerine karşı çıkanlardan korunmak ve mevkilerini korumak amacıyla siyasi kurumları zayıflatırlar. Türkiye’deki siyasi kurumlara verilen tahribat Erdoğan’ın ayakta kalıp kalmamasından daha önemlidir. Bu da güçlü bir Türkiye’ye bağımlı olan Amerika’nın Ortadoğu’daki çıkarları açısından önemli bir tehdit oluşturuyor.”

ERKEN SEÇİME GİDİLEBİLİR

Bloomberg Businessweek’te Carol Matlack imzalı bir yazı, Lond-

“GÜLEN BATI’YA DAHA YAKIN”

Kanada’da bulunan Küresel Araştırmalar Merkezi’nın Global Resarch adlı sitesinde Türkiye’deki krizi değerlendiren Justus Leicht ve Stefan Steinberg Erdoğan’ın soruşturmadan önce “karanlık dış güçleri,” suçladığını sonra da ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone’ye işaret ettiğini belirtiyor. Gülen Hareketi’nin Ergenekon davasında da önemli bir rol oynadığını yazan Leicht ve Steinberg, “hareketin sağcı, aşırı milliyetçi ve anti-komünist olduğunu ve AKP’yi oluşturan kişilerle sınıfsal olarak aynı temeli, yani Anadolu’nun yükselen burjuvazisini temsil ettiğini” öne sürüyor. Türkiye’nin İran’la yaptığı altın ticaretine de dikkat çeken yazarlara göre, “Gülen Hareketi ve AKP’yi ayıran asıl konu Erdoğan’ın Batı ile ilişkilerinin gerildiği bir dönemde Fethullah Gülen’in Batı politikalarına bağlılığını ortaya koyması“ oldu.

WSJ’den’Bizans’ benzetmesi NEW YORK - POSTA212

W

all Street Journal iki haftadır Türkiye’de devam eden yürütme - yargı savaşını çarpıcı bir başlıkla analiz etti. ‘’ Türkiye’de sahne Bizans entrikalarında’’ başlığıyla verilen analiz şöyle: “Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz haftayı yolsuzluk skandalından yabancı mihrakları sorumlu tutarak geçirdi. Ancak çarşamba günü Türkiye’nin İslamcı Başbakanını koruma amaçlı hükümetin üç üyesinin istifa etmesi skandalı Erdoğan’ın kapı eşiğine kadar getirdi.

Wall Street Journal Gazetesi tarafından yapılan analizde, Türkiye’de haftalardır devam eden yürütme-yargı savaşını ‘Bizans entrikaları’na benzetti. Analizde, Erdoğan’ın siyasi hakimiyetinin de sınırlı olduğunun ortaya çıktığı ileri sürülüyor di bir rakip ile karşılaşmadı. Bir zamanlar sivil hükümetin korktuğu Türk ordusu siyasi sahneden çıkarıldı. Erdoğan’ın geçen yaz İstanbul’da yaşanan gösterilere karşı takındığı tavır kendisinin uluslararası ününe gölge düşürdü ancak protestolar siyasi gücünü çok da sarsmadı.

BAYRAKTAR AYRI DÜŞTÜ

İçişleri ve Ekonomi Bakanları soruşturmaları kınayarak ve başbakanın (ve kendilerinin) masum olduklarını iddia ederek üzerlerine düşen görevi yerine getirdiler. Ancak başbakanın da bir sırdaşı olan Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar gruptan ayrı düştü. Bayraktar çarşamba günü yaptığı açıklamada Erdoğan’ı korumak için kendisinin istifaya zorlandığını ve ülke çıkarı için kendisinin istifa etmesi doğrusu ise Erdoğan’ın da istifa etmesi gerektiğini söyledi.

HAKİMİYETİNİ KAYBEDİYOR

SAVCILAR KONTROL ALTINDA

Yolsuzluk operasyonu nedeniyle ismini vermediği yabancı hükümetleri eleştiren Erdoğan buna ek olarak polis ve savcılar üzerindeki kontrolünü artıracak adımlar da attı. Soruşturmanın başladığı 17 Aralık’tan bu yana Türkiye genelinde bazı polis şefleri merkeze çekildi

ya da başka görevlere atandı. Savcıların soruşturma başlatmadan önce ilk olarak siyasi yöneticilerini bilgilendirmeleri şartı getirildi.

GEZİ SİYASİ GÜCÜNÜ SARSMADI Başbakan Türkiye’deki gücünü sağlamlaştırmak için 10 yıl harcadı ve AK Parti ulusal sahnede cid-

Ancak geçen hafta yaşanan tutuklamalar Erdoğan’ın da siyasi hakimiyetinin sınırları olduğunu gösterdi. Geçen son on yılda Türk siyaseti yolsuzluk, komplo ve karşı-komplo suçlamaları ile karşılaşırken eski laik yapının içindekilere karşı kitlesel tutuklamalar ve göstermelik yargılamalar yapıldı. Bu bir zamanlar Erdoğan’ın siyasi emellerine hizmet ediyordu ancak Erdoğan şu an lideri olduğu daha geniş İslami hareket üzerindeki

kontrolünü yitiriyor olabilir.

BELİRSİZLİK DEVAM EDİYOR

Bu iyi bir şey. Özgür toplumlar özgür kalmak için kontrol ve dengeye ihtiyaç duyar. Kanunun getirdiği kurallar yargının, savcıların ve polisin siyasi bağımsızlığı muhafaza etmesini gerektirir. Şu anki krizin Türkiye’nin adı kötüye çıkmış derin devleti içerisindeki gruplar arasında bir güç çatışmasından daha fazlası olup olmadığı belirsizliğini koruyor. Ancak bu durum ayrıca Erdoğan ve AKP’nin siyasi olarak zarar görmez olmadığını ve daha hırslı bir muhalefetin ülkenin demokrasisini tek bir partinin yönetiminden kurtarmasının mümkün olduğunu gösteriyor.

İKTİDAR SÜRESİ KISALIR

Haberlere göre yeni atanan polis şeflerinin soruşturmayı takip etme konusunda isteksiz olması Erdoğan’ın bu siyasi çatışmadan zaferle çıkmasına neden olabilir. Ancak eğer yolsuzluk suçlamaları ve bazı AK Parti üyelerinin ve ailelerinin zenginleştiği yönündeki iddialar doğru ise bu iktidarda kaldığı sürece Erdoğan’a zarar verir ve iktidar süresini kısaltır.


Güncel

1 Ocak 2014 Çarşamba

Amerika biliyordu

ABD TÜRKİYE’NİN İRAN’A ALTIN İHRAÇ ETMESİNE GÖZ YUMDU Aydoğan Vatandaş Küresel güçler ve 17 Aralık operasyonu!

Brandeis Üniversitesi’nde Ortadoğu uzmanı olan Nader Habibi, Türkiye’den İran’a altın ihracatı yapıldığının ABD tarafından bilindiğini ileri sürdü. Habibi, ABD’nin, “Türkiye’nin ihtiyacı var” diye bu ticarete göz yumduğunu iddia etti İLHAN TANIR WASHINGTON - POSTA212

B

randeis Üniversitesinde Ortadoğu uzmanı olan Nader Habibi, geçtiğimiz günlerde yazdığı bir raporda, İran’ın Türkiye’yi, uluslararası ambargoları kırmak için çok değerli bir ortak olarak gördüğünü yazmıştı. Habibi, POSTA212’nin yolsuzluk skandalı ile ilgili sorularını cevaplandırdı. n Türkiye’nin İran’a konulan ambargoları deldiği iddia edilen Türk hükümetine karşı peki neden ABD Hükümeti çok sessiz kaldı? Türkiye’den İran’a altın ihracatı ABD tarafından biliniyordu aslında. 2010, 2011 yıllarında ise bu durum, farklı Amerikan yetkilileri tarafından Türk muhataplarına iletildi. Amerikalılar Türk hükümetine, illegal ve gizli bütün ticaretler hakkında uya-

rılar yaptılar. Ama bununla birlikte Türkiye ile olan ilişkiler yüzünden ve Türkiye’ye olan ihtiyaç nedeniyle, Türkiye’ye çok fazla baskı yapmamak yoluna gidildi. n Türkiye-İran İlişkileri Etkilenir mi bu yolsuzluk iddialarından? Konunun daha çok Türkiye’nin iç politikasında önemli sonuçlar doğurabileceğini sanıyorum. Ama Türkiye-İran ilişkilerine pek negatif etki yapacağını sanmam. İran ile ticari ilişkiler, hatta altın ticaretinin de Türk hükümeti tarafından bilindiği herkesin malumuydu. Bu ilişkiler hem Türkiye hem de İran için önemli ilişkiler. Türkiye milyar dolarlık doğal gaz alırken, İran da milyarlarca dolar değerinde başka eşyalar ithal ediyor. 2013 yılında ise ticari hacimde

bir düşüş gözlemliyoruz, ambargolardan ötürü. Ayrıca resmi rakamlarda altın ticareti de yüzde 70 oranında düştü. Bu yolsuzluk iddiaları Türk hükümetinden ciddi bir değişim yapmadıkça ki onu ben bilemem, bu ilişkilerin değişeceğini sanmam. n Türkiye’de son yıllarda hızla açılan İranlı şirketler bazıları için neden endişe kaynağı? Bu şirketler 2010 yılına kadar Birleşik Arap Emirlikleri’nde idi ama ABD’nin baskısıyla bunlar BAE’den ayrılmak zorunda kaldı, ve yeni adres olarak Türkiye’ye ta-

şındı daha çok. İran da bu şirketlerin Türkiye’de dükkan açmasını destekledi. Bu şirketler de İran’ın ambargolardan dolayı alması mümkün olmayan materyalleri aldılar ve muhtemelen de İran’a gönderdiler. n ABD’nin bu yolsuzluk davalarındaki rolü veya etkisi nedir sizce? Hiçbir şey yok diyemem. ABD’nin İran’a olan ambargoları Türkiye üzerinden kıran bu mekanizmayı bozmaya karşı bir ilgisi de vardır. Ama ABD, bu yolsuzluk iddialarının ortaya çıkmasını hazırlamış mıdır derseniz bir fikrim yok.

Erdoğan yanlışları kabul edebilirdi ‘Demokrasileri Koruma Vakfı’nda kıdemli uzman olan Emanuele Ottolenghi, Posta212’ye yaptığı açıklamada, Başbakan Erdoğan’ın yanlışları kabul edip üstüne gitmesi gerektiğini savundu İLHAN TANIR - WASHINGTON POSTA212

W

ashington’daki muhafazakar ‘Demokrasileri Koruma Vakfı’nda kıdemli uzman olan Emanuele Ottolenghi, Daily Beast adlı haber sitesine verdiği demeçte, Türkiye’de sayıları 2000’i aşan İranlı şirketlerin, global network bağlantıları ile taşıma, altın ticareti, para transfer servisleri, havacılık işletlemeri işlerinde çalıştığını ifade etti. Ottolenghi POSTA212’ye yolsuzluk iddiaları ile ilgili özel bir demeç verdi: n Sizce Başbakan Erdoğan yolsuzluk skandalına karşı duruşu şimdiye kadar nasıl? Pek iyi olduğunu söyleyemem. Yapılan yanlışları kabul edebilirdi. Onun yerine soruşturmayı yere çakmaya, kapatmaya çalışıyor gibi ve halkın da

pek memnun olmadığını son günlerde beliren sokak gösterilerinden görüyoruz. n Bu olaylar yabancı mihrakların işi olamaz mı, Erdoğan’ın dediği gibi? Aile fertlerinin dahi suçlamalardan nasibini aldığı, en yüksek seviyedeki bakanların savcılar tarafından suçlandığı bir ortamda bunlar eski taktiklerdir. n Neden Olmasın? Erdoğan’ın hükümetini yıkmak isteyen yabancı mihraklar yok mu? Olabilir. O zaman delil göstereceksin. Hakimler ve savcılar kendi görevlerini yapıyor ve iddiaların üzerine gidiyorlar. Eğer temizse Başbakan ve hükümet üyeleri, o zaman bırakın  bu insanlar işlerini yapsınlar. Onun yerine politika oynanıyor.

n Gülen Grubu bu işin arkasında diyenler var. Gülen grubu arkasındadır veya değildir, bilemem. Gerçekler kendi kendilerine konuşurlar zaten. Ülkesinden kaçmış bir din adamının, talebeleri vasıtasıyla bu işleri yaptığını iddia etmek bana göre konuyu değiştirmek çabasıdır. Dışarıdan görünen bu siyasi bir temizlik için sebep olarak kullanıldığı ve bu tür şeyler demokratik ülkelerde olacak türden şeyler değil. Erdoğan’ın bunca insanı yerinden etmesi yargının bağımsızlığı ve güvenlik güçlerinin etkinliğini azaltan bir durum. Şimdi de kendi kabinesini en sadık kimselerle doldurmuş olması, bu kimselerin, bu yolsuzluk dosyalarını yok etmek için ellerinden geleni yapacaklarını gösterir.

Skandal nükleer anlaşmayı vurdu Türkiye’deki yolsuzluk olayının uluslararası boyut kazanmasının Başkan Obama’nın İran’la nükleer anlaşmasını altüst edebileceği ve Erdoğan hükümeti için tehdit oluşturabileceği uyarıları yapılıyor

T

ürkiye’de yolsuzluk soruşturması ile birlikte ön plana çıkan İran ile altın ticareti iddiaları, ABD’de kaygı yarattı. Skandalın ABD Başkanı Barack Obama’nın İran ile nükleer anlaşmasını olumsuz etkileyeceği ileri sürülüyor. Daily Beast sitesince yayınlanan bir analize “Türkiye’de gözler önüne serilen yolsuzluk skandalı, Tahran’a sert ABD ve AB yaptırımlarını by pas etme olanağını sağlamış olabileceği işlemleri ortaya koydu. Bu da, Obama’nın nükleer anlaşmasını alt üst edebilir ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümeti için tehdit oluşturabilir” sözleri ile giriliyor. İRANLILAR DA KARIŞTI İranlıların, Türkiye’deki “siyasi kriz” e karıştığı yönündeki suçlamalar arasında skandalın hızla uluslararası bir boyutu kazandığı belirtildiği analizde İranlı işadamı Rıza Sarraf ve Halkbank Genel

Müdürü’ne ilişkin iddialara da dikkat çekiliyor. İran’ın BM yaptırımlarını by pas etmek için yaptığı “manevraların” Washington ile Tahran arasındaki müzakerelere karşı olan Kongre üyelerini kızdırabilececeği” belirtildikten sonra bu manevraların ortaya konulması ile ABD Başkanı Obama’nın İran ile anlaşmayı “kabul ettirmesini zorlaştırabileceği” savunuluyor. “SADECE BİR BAŞLANGIÇ OLABİLİR” Makalede analistlerin Halkbankının altın işlemlerinin, İranlıların Türkiye’de yürüttükleri işler konusunda “daha rahatsız eden açıklamaların sadece bir başlangıç oluşturabileceğini” söyledikleri belirtildikten sonra Türkiye’de faaliyet gösteren İranlı şirketlerin sayısında son yıllarda meydana gelen büyük artışa da vurgu yapılıyor. (ANKA)

En son söylememiz gereken şeyi en başta söyleyerek başlayalım. Küresel güçlerin bir iktidarı düşürme imkan ve kabiliyeti elbette vardır. Tarih bunun örnekleriye dolu. Başbakan Dr. Musaddık’ın İran petrollerini millileştirdiği için CIA’nin uzun süren bir plan dahilinde Musaddık Hükümetini devirdiği sır değil. Türkiye’de yaşanan neredeyse bütün askeri darbelerde de yabancı etkisini görmek de mümkün. 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat darbelerinde belirgin bir şekilde ABD etkisi görülür. Bunun nedeni, Türkiye’nin 1947 Truman doktrini ve ardından 1952’de NATO’ya girmesiyle, Türk demokrasisinin askeri bürokrasiye emanet edilmesiydi.  Peki 2003 Balyoz darbe girişimini nereye oturtacağız? Üstelik 5-7 Mart tarihleri arasında gerçekleşen Balyoz darbe seminerlerinin, ABD’yi can evinden vuran 1 Mart tezkeresinin TBMM tarafından reddedilmesinden sadece 5 gün sonra olması bir dış mihrak söylemini aslında çok daha mantıklı kılmıyor mu? Madem, ABD’nin dilediğinde bir darbeyle bir iktidarı düşürme gücü söz konusu, ABD, 2003’te fırsatını da yakalamışken neden Erdoğan Hükümetini düşürmedi? Çünkü, Erdoğan bugün bazı dostlarımızın iddia ettiği gibi sanıldığı gibi Amerika-İsrail karşıtı değil, ABD’nin bölgesel politikalarının en önemli müttefiğidir o dönemde. ABD’nin, Ankara Büyükelçisi Robert Pearson 22 Mart 2003 tarihli Washington’a çektiği telgrafın bir bölümü şöyleydi. ‘ …(Bazı Türk generaller) AKP’den seçilmiş Tayyip Erdoğan’ın davranışlarından büyük rahatsızlık duymaktadır. Erdoğan güçlü bir müttefikimizdir. Generallerin bu tutumu, Amerikan menfaatlerinin korunması açısından engelleyicidir. Orgeneral Hilmi Özkök’ün sadakatli duruşu sahiplenilmelidir. Muhalif orgeneraller, Orgeneral Hilmi Özkök’ün çizgisine itiraz etmektedirler...’ Demek ki, ABD’nin Türkiye’nin büyümesini istemediği tezi doğru değildir.  Dahası, ABD’nin 2003 yılında söz konusu darbeyi önleyici bir tutum almış olmasından bile söz edilebilir. Burada şu nokta önemlidir. ABD, 2003 yılında Erdoğan’a yönelik bir darbe girişiminin karşısında yer alırken ne tür bir çıkar gözetmiştir? Bunun Büyük Ortadoğu Projesi bağlamında olduğunu ve Erdoğan’ın da bir kaç kez ifade ettiği gibi Türkiye’nin söz konusu projede eş başkan pozisyonunda olduğunu da biliyoruz.  Yine en son Yaşar Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanlığı döneminde 27 Nisan 2007 muhtırasında bugün Türkiye’ye karşı düşmanlık yaptığı söylenen yabancı haber ajansları ve gazeteler Erdoğan Hükümeti’nin yanında yer aldılar. Avrupa Birliği’nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, TSK’nın demokratik laikliğe ve demokratik değerlere saygı gösterdiğini ispatlaması için seçim sürecine karışmamasının gerektiğini söyledi. Dönemin ABD Dışişleri bakanı Condoleezza Rice: “ABD Türkiye’nin demokrasi ve anayasal gelişim sürecini, dolayısıyla seçimle işbaşına gelenleri tam destekliyor. Cevabımız evettir, ABD de Avrupa Birliği’nin bu konuda Türkiye’ye verdiği destekle aynı pozisyondadır.” şeklinde bir açıklama yaptı. Bugün Erdoğan’ın ve iktidara yakın yazarların şeytanlaştırdığı Mehmet Altan “’internet muhtırası’ doğrudan demokrasiye bir müdahaledir” yorumda bulunurken,  Hasan Cemal konuyla ilgili “Hayır!” başlıklı yazısında askerî müdahalelerin toplumsal düzen ve gelişime zarar verdiğini yazdı.  Ve evet Hizmet hareketi de, bütün gücüyle o muhtıranın karşısında yer aldı!  Türkiye’nin güçlenmesini istemeyen küresel güçler ve içimizdeki uzantıları, o darbe girişimine bir omuz vererek Türkiye’nin büyümesini pekala durdurabilirlerdi değil mi? Öyleyse senaryonuzda bir sorun var arkadaşlar! Daha düne kadar size her türlü desteği veren küresel dediğiniz güçler size neden darbe tezgahlasın? Çözüm sürecini mi istemiyorlar? Oslo’da arabulucu olan o yabancı diplomat ya İngiliz ya Amerikalı! Türkiye’nin büyümesinden mi rahatsızlar? İsteselerdi kaç kere bunu engelleyemezler miydi?    Türkiye’de yabancı sermaye AK Parti iktidarı döneminde tavan yapmadı mı? Kimsenin Türkiye’de darbe yapmak, iktidarı düşürmek gibi bir derdi yok arkadaşlar. Türkçemizde çok güzel bir söz var. ‘Her ağacın kurdu özünden olur’ diye. AK Parti 11 yıldır iktidarda. Birincisi AK Parti’nin kendi içinde huzursuz olduğu çok açık. İçerde Erdoğan’ın kavga etmediği kimse neredeyse kalmamış. Dış Politikada ise büyük mağlubiyetler yaşanmış, dünyada dostsuz kalmışız. Bu çerçevede, ABD’nin Türkiye’de bir darbe tezgahladığından ziyade, neredeyse bütün büyük küresel aktörlerin, Erdoğan’dan desteğini çektiğini görüyoruz bugün. Bunun en önemli nedeni kuşkusuz dış politikada atılan adımlar, yaşanan başarısızlıklar oldu. Türkiye’de yaşanan, Erdoğan-Cemaat krizi değildir. Erdoğan, hem dünyayla hem de Türkiye’de kendisi gibi düşünmeyen neredeyse herkesle kavgalıdır. Türkiye’nin şu an en çok muhtaç olduğu şey ise sükunettir, toplumsal huzur ve barıştır. Erdoğan maalesef bunu vadetmiyor. Seçmen, önümüzdeki seçimlerde Türkiye’de  sosyal adaleti vadeden, toplumsal huzur ve barış dilini kullanan liderlere yönelecektir. Erdoğan, ‘meydanlardan’ yükselen ‘Mücahit’ sloganlarını fazla önemsemesin. Türkiye’de merkez muhafazakar seçmen son tahlilde savaş diline değil barış diline yönelir. Erdoğan da, Erbakan’ın ‘kanlı mı olacak, kansız mı olacak’ retoriğinden ‘muhafazakar demokrasi’ye geçerek bugünlere gelmedi mi?


DİZİ FİLM TİRYAKİSİ OBAMA

İLHAN TANIR / (WASHINGTON-POSTA212) Her zaman ciddi dünya meseleleriyle uğraşırken görmeye alıştığımız ABD Başkanı Barack Obama tam bir dizi film tiryakisi çıktı. Başkan konutunda, ABD kanallarındaki dizileri büyük bir merakla ve dikkatle takip ediyor.

FAVORİSİ BREAKING BAD Obama’nın bu günlerde bitirmeye çalıştığı televizyon dizi serisi ise ‘Breaking Bad’. Dizi geçtiğimiz aylarda 5. sezonun finalini yapmıştı. Başkan Obama, bu diziyi seyrederken, çevresindekilere de dizinin sonuyla ilgili birşey söylememelerini

özellikle tembihliyormuş.

New York sokaklarında

Televizyonda 1980’li yıllarda suçlulara göz açtırmayan Kara Şimşek dizisinin otomobili gerçek oldu. Artık New York sokaklarında polisin emrindeki ‘Robocar’lar görev yapacak

HOUSE OF CARD’A BAYILIYOR Obama’nın en beğendiği bir başka dizi ise ‘House of Cards.’ Kevin Spacey’in başrolünü oynadığı dizide Washington’ın siyasi arenasındaki acımasız kavgalar etkileyici hikayelerle anlatılıyor, Terörizm, insansız hava taşıtları ile saldırılar, istihbarat oyunları ve İran nükleer müzakerelerine yoğunlaşan Homeland, Obama’nın oldukça sadık olduğu bir başka dizi. Obama ‘Game of Thrones,’ ‘Boardwalk Empire’ ve ‘Downton Abbey’ BU DİZİ TAM gibi dizileri de kaçırmıyormuş.

(NEW YORK-POSTA212)

N

ew York’ta suçlular artık daha hızlı olmak zorunda kalacak. New York Polis Teşkilatı (NYPD), süper akıllı polis arabalarını Brooklyn sokaklarında test etmeye başladı. NYPD Proje Yönetim yetkililerinin verdiği bilgiye göre, “Robocar” olarak adlandırılan Ford marka arabada; uydu takip sistemi, internet, mobese kameralarıyla bağlantı, parmak izi tarayıcısı, yüz tarama teknolojisi ve elektro şok dalga gibi teknolojiler bulunuyor. En yüksek teknolojilerle donatılmış “Robocar”, küçük ama suçla mücadele için gereken her özelliğe sahip. Bu otomobil, NYPD’nin stratejik planının ilk projesi.

BENLİK

1 Ocak 2014 Çarşamba YIL 1 • SAYI 33

HAFTALIK ÜCRETSİZ

Öte yandan, yüksek suç oranıyla bilinen New York’ta suç oranları 2013 yılında yaklaşık yüzde 23 oranında azalarak 1950’den beri görülmemiş bir seviyeye düştü.

www.posta212.com

New Yorklular, Christmas günü kendini sokağa attı. Kimi alışveriş yaptı, kimi çocukları ile buz pateni, kimi de ve tabii ki çoğunlukla kadınlar günü alışverişle geçirdi

N

ew Yorklular bir Christmas’ı daha sevdikleriyle biraraya gelerek evlerinde kutlama geleneğini sürdürdüler. Ancak Christmas günü bütün kent halkı caddelere, alışveriş merkezlerine, gösteri mekanlarına döküldü. Tabii kent sakinlerine dünyanın dört bir köşesinden gelen onbinlerce turist de eklenince, New York sokakları bu özel günde her binanın ışıklarla, geleneksel Christmas süslemeleriyle donatıldığı bir cümbüşe döndü. Sayısız parti, eğlence konseptiyle yıkılan New York’un Christmas’ı en canlı yaşayan alanlarını sizler için seçtik.

❱ CHRISTMAS’DA BUZ PATENİ

Her zaman olduğu gibi Times Square New York’un kalbiydi. Christmas’da aileler bu kalabalığın içine karışarak Times Square’de buz pateni yaptılar. Times Square’i çok kalabalık bulanlar ise kendilerini Central Park’a attılar. Binlerce kişi yine Trump Wollman Rink’de buz pateni yaptı, parktaki perfor-

mansları izledi. Bank of America Winter Village at Bryan Park ve McCarren Rink diğer renkli buz pateni kutlamalarına sahne oldu. Christmas’ın atar damarı 5. Cadde civarında da buz pateni çok popülerdi. Tabii Rockefeller Center’in girişindeki artık kentle simgeleşmiş buz pateni rengarenk görüntülere sahne oldu.

❱ SANAT ESERİ AĞAÇ

Rockefeller Centre’da New Yorklular 80 yıllık bir gelenek olan Rockefeller Center Tree Lighting Ceremony’i kaçırmadılar. Bu geleneğe göre her yıl aylar öncesinden hazırlanan metrelerce uzunluktaki ağaç tam bir sanat eseri gibi her yıl farklı konseptlerde aydınlatılıyor.

KUTLAMALARIN MERKEZİ FIFTH AVENUE Tabii dünyanın en ünlü caddesi Fifth Avenue her zamanki gibi Christmas’ın en popüler noktasıydı. Belli başlı tüm lüks markaların merkez binalarının birbiri ardına sıralandığı caddede, her dükkan vitrinini neredeyse bir sanat eseri gibi süslemişti. Vitrin süslemesi deyince Barney holiday windows, Henri Berdel holiday windows, Lord&Taylor holiday windows ve Macy’s Holiday windows, en başarılı örnekler olarak değerlendirildi.

❱ ALIŞVERİŞ ZİRVEYE ÇIKTI

Amerika’nın genelinde olduğu gibi New York’ta da Christmas tam bir alışveriş çılgınlığı ile geçti. Alışverişin zirveye çıktığı yerler, Williamsburg, West Village/Greeen Village, East Village ve Soho’ydu. Christmas boyunca, kentin farklı noktalarında kurulan tatil pazarları ise Christmas gününde zirveye çıktı. Alışveriş kalabalığı pazarcıların yüzünü güldürdü. The Holiday Shops at Bryant Park, Union Square Holiday Market, Grand Central Holiday Fair ve Brooklyn’ Flea’s Gifted Holiday Market en gözde Christmas pazarlarıydı.

EYALETLERİN SİLAH SEVDASI CEP TELEFONUYLA

PARK ÜCRETİ NEW YORK - POSTA212 ew Yorklu sürücüler, park ücretlerini çok yakın bir zamanda cep telefonlarıyla ödeyebilecek. 2015 yılında başlayacak olan park sistemine göre sürücüler park ücretlerini, bir akıllı telefon uygulamasını kullanarak ya da ücretsiz bir telefon numarasını arayarak ödeyebilecek. New York’un 5 bölgesinde 14 bin parkmetrede uygulanacak bu yeni teknoloji aynı zamanda sürücülerin parkmetrelerine zaman eklemelerine olanak sağlayacak. Program, Bronx bölgesinde 2014 yılında yapılacak pilot çalışmanın ardından New York genelinde uygulanacak.

Amerika’da okullara yapılan saldırılar sonrası silahsızlanma girişimleri sonuç vermedi. Aksine Cumhuriyetçilerin hakim olduğu eyaletlerde silah alımları kolaylaştırılıyor

109 YASANIN 70’İ SİLAH SAHİPLİĞİ KISITLAMALARINI GEVŞETİYOR 70 yasa 39 yasa kısıtlamaları kısıtlamaları gevşetiyor arttırıyor Eyaletleri kontrol eden parti Demokratlar Karma Cumhuriyetçiler

N

NEW YORK - POSTA212

A

merikalılar Connecticut, Newtown Sandy Hook İlkokulun’daki 26 çocuk ve öğretmenin öldürülmesi olayını unutamadı. 2012 Ekim’de meydana gelen bu olayla birlikte tüm eyaletler, hararetli bir şekilde ateşli silahların sınırlanması üzerine bir tartışma başlattı.

109 YASA KABUL EDİLDİ Ateşli Silahları Önleme Yasa Merkezi tarafından toplanan bilgilere göre 2012 Ekim’deki Amerika’yı sarsan bu olayın arkasından günümüze eyalet meclsilerine yaklaşık 1.500 yasa

tasarısı sunuldu. Bunun 109’u yasalaştı. Ancak beklenilenin aksine yeni yasaların üçte ikisi silah sahipliği konusundaki kısıtlamaları gevşetti. Bu yasalar çoğunlukla Cumhuriyetçilerin kontrolündeki eyaletlerde onaylandı. Diğer yandan silah sahipliği konusunda kısıtlamalar getiren yasa tasarıları Demokratların yasama ve hükümet olarak kontrol ettikleri eyaletlerde oldu.

% 3 18 49

% 25 5 9


POSTA212 - SAYI 33