Issuu on Google+


Milli ekonominin temeli tarımdır. Eğer milletimizin büyük çoğunluğu çiftçi olmasaydı, biz bu gün dünya üzerinde olmayacaktık. Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. Milletimiz çiftçidir. Milletin çiftçilikteki çalışma imkanlarını, asri ve iktisadi tedbirlerle en yüksek seviyeye çıkarmalıyız. Köylülerin gözleriyle görebilecekleri, çalışmaları için örnek tutacakları, verimli, modern, uygulamalı tarım merkezleri kurmak gereklidir. Bende çiftçi olduğumdan biliyorum. Makinesiz tarım olmaz. Kılınç ve saban; Bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima yenildi. Burada bir çiftlik kuracağım. Bu çiftlikte hayvanlar yetiştireceğim. Bir küçük ormanın kenarında tarım endüstrimize ait bacalar tütecek.


SAKARYA ZİRAAT ODASI

Valinin Kaleminden Tarım sektörü gelişen ve nüfusu sürekli artan dünyada çok önemli hale gelmiştir. Özellikle son yıllarda küresel ısınma ve iklim değişiklikleri, üretimi yer yer etkilemesine paralel olarak bitkisel ve hayvansal üretimde risklerin azaltılarak yeni tedbirlerin alınmasını zorunlu kılmıştır. Dünyada toprak ve su gibi iki temel kaynağı ihmal ederek muasır medeniyet seviyesini yakalamak mümkün değildir. Özellikle üretimi artırırken, tarladan sofraya gıda güvenliği içinde sağlıklı beslenme koşullarını oluşturmak gelişen dünyanın en önemli konusu haline gelmiştir. İlimiz nüfusunun yaklaşık yansının istihdam ve gelir kaynağı olan tarım, İlimizde son yıllarda hızla gelişen sanayi sektörü ve turizm sektörü ile birlikte ana sektörlerin başında gelmektedir. Sakarya İli iklim ve toprak özellikleri itibari ile tarımsal üretime uygun bir yapıya sahip bulunmakta, büyük yerleşim birimlerine yakın coğrafi konumunun getirdiği ulaşım imkânları ile de ürünlerini pazarlayabilmektedir. Uyguladığımız başarılı projelerin üreticilerimizin gayretleri ile birleşmesi sonucu tarımın GSH içindeki payı ülke ortalamasının yaklaşık 3 katı büyüklüğüne ulaşmıştır. Ülkemizde yetiştirilen subtropik meyveler hariç tüm ürünlerin yetiştirilebildiği İlimizde toplam alanın %49’unu kaplayan 245.356 hektar tarım alanı yaklaşık 60 bin aile tarafından kullanılmaktadır. İl genelinde yaklaşık 60.000’e ulaşan tarım işletmelerinin çoğunluğunun karlı üretim yapılamayan küçük ve parçalı işletmeler olduğu görülmektedir. Böyle bir yapı içerisinde birim alandan daha yüksek gelir sağlayan, modern sebzecilik, seracılık ve hayvancılığın yaygınlaştırılması ve verimliliğin artırılması gerekmektedir. Bu amaca hizmetle; hayvan ıslahı, yem bitkileri üretiminin artırılması, hayvan bakımı, besleme ve yetiştirme şartlarının

8

iyileştirilmesi, mera ıslahı, arıcılık, meyvecilik ve süs bitkileri yetiştiriciliğinin geliştirilmesi gibi projeler yürütülürken, tarımda altyapı diyebileceğimiz, arazi toplulaştırma, sulama ve drenaj projelerinin hazırlanıp uygulanması zorunlu hale gelmiştir. Başta hayvancılık olmak üzere tarımsal üretime Devletimizce uygulanan desteklemeler faydalı olmuştur. Üretimden pazarlamaya kadar karşılaşılan sorunların çözümünde sivil toplum örgütlerinin rolü anlaşılmış, üreticilerimiz arasında da hızla yaygınlaşan örgütlenme bilinci; Tarımsal Kalkınma Kooperatiflerinin yanı sıra Tarım İl Müdürlüğümüzün teşvik ve destekleri ile arıcılık, hayvancılık, tavukçuluk, süs bitkileri dallarında üretici birliklerinin kurulması sağlanmıştır. Yapılan bu çalışmalar geliştirilerek örgütlü üretici sayısı, faal ve üyelerine katkı yapan çiftçi örgütleri sayısının artırılması gerekmektedir. Kırsal Kalkınma Projeleri ile tarımsal sanayi tesislerine destek verilerek ürünlerin işlenmesi ve pazarlanmasına uygulanan % 50 hibe destekleri ve diğer projeler Sakarya’da sektörün gelişmesine katkı yapmıştır. Tarıma Dayalı Sanayi; findik, mısır ve hayvansal üretim öncelikli olmak üzere İlimiz tarımsal üretim projeksiyonuna uygun şekilde geliştirilmeli, sadece ham madde üreterek değil, mamul ve yan mamul ürünler haline getirerek katma değer yaratılmalıdır. Tarım ürünlerinin zamanında ve uygun fiyatla pazarlanması ve serbest piyasa ekonomisi içerisinde değerini bulmasını sağlayacak “Ürün Borsalan”nın kurulması ve mevcutların geliştirilmesinin yanında “Lisanslı Depoculuk” uygulamalan teşvik edilmelidir. Yaşanan bütün aksaklıklara rağmen Ülkemiz ve tanm sektörü gelişmekte üreticilerin ve bütün insanlanmızın bilinç düzeyi yükselmektedir. Bu sektörde hizmet veren, üreten, emek veren tüm kesimlere, özel ve önemli bir alanda faaliyet gösterdikleri için tebrik eder şükranlanmı sunarım


SAKARYA ZİRAAT ODASI

Doğal güzelliklerinin yanı sıra seracılık ve madencilik ilede ülkemiz genelinde önemli bir yeri olan Kütahya, tarım potansiyeli ile de büyük bir zenginliğe sahip bir ilimizdir. Çiftiçilerimizin daha verimli ve kaliteli tarımsal üretim yapabilmeleri için Ziraat odalarımız ve çiftçilerimizin iyi bir diyalog içinde olmalarını önemsiyoruz Kütahya Ziraat odamız, önemli odalarımızdan birisidir. Herzaman önemli çalışmalara imza atan odamızın çalışmalarını beğeniyor ve herzaman takdirle karşılıyoruz.

Kütahya Ziraat odamız yaptığı çalışmalarla diğer odalara örnek olacak niteliktedir. Kütahya Ziraat Odamızca hazırlanan Tarım Rehberi çalışmasının da çok faydalı olacağı düşüncesiyle, tüm okurlara sevgilerimi sunuyorum.

Ş.Şemsi BAYRAKTAR TZOB Genel Başkanı

9


SAKARYA ZİRAAT ODASI

BAŞKANIN KALEMİNDEN Adapazarı 20.02.1957 doğumlu olup .Büyükgazi ilkokulu,ozanlar orta ve lisesi mezunuyum.Ege ünüversitesi Ziraat fakültesi 1981 yılında Zooteknist Ziraat Yüksek Mühendisi olarak mezun olduktan sonra :Konuklar D.Ü.Ç.de ,Mardin Teknik ziraat müdürlüğünde,Mardin Tarım İl Müdürlüğünde,Ordu Fatsa İlçe Tarım Müdürlüğünde,Daha sonra Sakarya Tarım Müdürlüğüne Şube müdürlüğünde bulunduktan sonra 2006 yılındaemekli oldum .27.02.2007 yılındki Adapazarı ziraat odası seçimlerinde n beri Oda başkanlığını yürütmekteyim Tarım ülkemiz ve Sakarya ekonomisinde sanayi sektöründe yapılan atılımlara rağmen önemini korumaktadır.Sakarya da tarım yapılan arazi 245.356 ha dır .İlin yaklaşık % 51 ni kapsamaktadır. Sulanabilir alanı 93.000 Ha olmasına rağmen hala 20.000 Ha kısım sulanabilirdir.Buda toplam alanın % 8 ini yansıtmaktadır. Ülke genelinde tarım sektörü; 2008 yılı verilerine göre GSMH içinde %7,5’lik payla inşaat, ticaret, sanayi sektörleri arasında üçüncü sırada yer almakta iken, diğer sektörler karşısında sanayinin tartışılmaz üstünlüğü görülen Marmara bölgesinin bir ili olan Sakarya’da ise %24’lük pay ile ilk sırada yer alarak sanayiye kaynak aktaran itici bir güç konumundadır. İlimiz ekonomisi içerisinde tarım sektörü önemli bir paya sahiptir. 2009 yılında bir işletme başına düşen GSH 31 bin 632 TL.’dir. İşletmelerdeki ortalama fert sayısının 5,5 olduğu varsayıldığında fert başına düşen GSH 5 bin 751 TL olmaktadır. Tarımsal üretim değeri bu yılın cari fiyatlarına göre 1 milyar 882 milyon TL olarak gerçekleşmiştir. Bu değerin sektörlere göre dağılımına baktığımızda %48,9’luk bir payla hayvansal üretim ilk sırada yer almaktadır. Bunu %29,3’lük oranla meyve üretimi, %15,5’lik oranla tarla bitkileri üretimi ve %6,1’lik oranla sebze üretimi izlemektedir.

10

AKOVA ! Sakarya denince aklımıza Akova gelmektedir. Akova Dünyada sadece Nil kıyılarında az bir bölgede bulunan başka hiç biryerde görülmiyen bir toprak yapısına sahiptir.Derinliği 1000 m yi bulan tek katman Aluvyon toprak yapısına sahiptir.Böyle bir toprağı ziyan etmenin bize zararını yıllar sonra anlıyacağız .TORUNLARIMIZ BİZİ İYİ YADETMİYECEKLERDİR . Tarımda Kendi kendine yeten bir ülke iken bugün ithal eder duruma düştük .İyi bir planlama ile eski halimize gelebiliriz.Buda istişareden geçer.Tarım politikaları belirlenirken Bakanlığı,ü nüversitesi,araştırması,üretici birlikleri,kooperatif birlikleri,ziraat odaları,finans kuruluşları ortaklaşa yapacakları şura sonucuna göre bir çalışma bizi iyi sonuçlara götürür. En büyük sorunumuzun Çıkarılan ürünün pazarlanmasında Çiftçimizin Tarım Bakanlığı iyi tarım uygulamalarıprojsi çerceveside üretim yapıp.Çıkan ürünün tasnif ve ambalajlanıp satışa hazır hale getirilmesi gerekir.çiftçimiz tüm bunları Tarımsal kooperatif altında birleşip üreti birliklerini luşturması lazım.Aksi halde Her zaman olduğu gibi hüsrana uğrar Çiftçimizin birlik beraberlik içinde olması halinde aşamıyacağı bir engel yoktur. Bize Bina yapımında ve her alanda Yardımlarını esirgemiyen Sayın Genel Başkanımız Ş.Şemsi Bayraktar ve Yönetimine Teşekkür ederim Bütün bu zorlukları beraber aştığımız oda meclisine teşekkürü borç bilirim Tüm çiftçi kardeşlerime sağlık ,mutluluk diler Ürünlerinin bereketli olması dileği ile saygılar sunarım

Hamdi Şenoğlu Sakarya Zirat Odası Yön.Kur.Baş


SAKARYA ZİRAAT ODASI

11


SAKARYA ZİRAAT ODASI GÜBRELEME AMACIYLA TOPRAK-BİTKİ VE SU ÖRNEKLERİNİNİ ALINMASI Tarımda esas amaç, kültür arazilerinden mümkün olan en yüksek verimi ve kaliteli ürün elde etmektir. Bu amaca ulaşmak ise, her şeyden önce toprakların verimliliklerini artıracak bir dizi kültürel tedbirlerin alınması ile mümkündür. Bu kültürel tedbirler arasında gübrelemeyi ilk sırada sayabiliriz. Ancak, gübreleme yapmak kaliteli ve yüksek verim gücüne ulaşabileceğimize işaret etmez. Kaliteli tohum kullanma, zamanında ve etkili bir toprak işleme, iyi bir tohum yatağı hazırlama ve zararlı etmenlerle etili bir mücadele birim alandan en yüksek verimi elde etmenin, olmazsa olmaz şartlarında biridir. Etkili bir gübreleme biraz önce anlatılan diğer faktörlerin içinde en önemli etkiye sahiptir. Kültüre alınmamış topraklarda yetişen yabani bitkilerin hayat devrelerini tamamlamalarından sonra bulundukları yerlerde ölmeleri ve parçalanmalarıyla yeniden eski yetiştikleri yapıya dönmeleri nedeniyle bitki besin gereksinimlerin değişim olmamaktadır. Kültüre alınana topraklarda ise durum farklıdır. Bu topraklarda her yıl hasat edilen ürünle birlikte bitki besin maddeleri kullanımı olmaktadır. Bu nedenle, her yıl değişen bitki besin kullanımı tür ve çeşide göre değişmektedir. Topraktan bitkiler tarafından tüketilen bitki besin maddelerinin yanında, bir de yağmur ve sulama suları ile yıkanan ve erozyonla birlikte kayba uğrayan besin maddeleri miktarı da ilave edilecek olursa, kültür topraklarının yıldan yıla besin maddelerince fakirleşecekleri açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu tür faktörlerin etkisiyle bitki besin maddelerince fakirleşen topraklarda uygun bir gübreleme yapılmadığında, tarımsal toprakların verimliliği yıllar bazında zayıf duruma gelecektir. Belki de bu gidişatla tarımsal toprakların bir daha kullanılması olanaksız bir hale gelecektir veya kültürel alınmış topraklarda tarım yapılabilmesinin yüksek maliyetleri bulan ıslah çalışmalarıyla tarım yapılabilme olanağı ile mümkün olacaktır. Bu nedenle, devamlı kültüre alınmış topraklarda, verim özelliklerinin artırılması veya aynı seviyede tutabilmek için bitki besin maddelerinin kültür bitkileri ve diğer faktörlerce toprak belli miktarlarca

12

azalmasının ve bu azalan bitki besin maddelerinin toprağa ilave edilmesi ile mümkün olacaktır. Kültür bitkileri tarafından kaldırılan, yağmur ve sulama suları ve erozyon ile topraktan uzaklaşan bitki besin maddelerinin gübreleme ile toprağa ilavesi için öncelikle toprak analizi yapılması gerekmektedir. TOPRAK ANALİZLERİNİN AMACI VE ÖNEMİ Toprak analizlerinin amacı topraklarda bulunan bitki besin maddesi miktarlarının tespit suretiyle o topraklarda yetiştirilecek bitkilerin isteği olan gübre cinsini ve miktarını ortaya koymaktır. Çiftçinin tarlasında yetiştireceği her bir bitki için HANGİ GÜBREYİ, NE KADAR MİKTARDA, HANGİ ZAMANDA VE NASIL kullanılacağını bilmek ister. Çiftçi bunu bilmesiyle karlı bir duruma geçmiş olacaktır. Çünkü bu sayede ne fazla gübre kullanarak fazla para harcamış olacak ve ne de az gübre kullanarak daha az verim alarak ürün kaybı oluşturmamış olacaktır. En kazançlı gübreleme yapabilmek için öncelikle çiftçimizin tarımsal üretim yaptığı alandaki toprakların, toprak analizi yapma amacıyla kurulmuş laboratuarda kimyasal yollarla analiz edilerek, içersindeki bitki besin maddeleri miktarı bulunur. Bulunan sonuçlara göre çiftçi toprağında yetiştirilecek bitkinin büyümesi ve iyi bir ürün vermesi için, hangi besin maddelerinin eksik olduğu tespit edilerek verilmesi gerekli gübre miktarı belirlenir. Toprak analizleri ile her tarlanın bitki besin maddelerinin farklı miktarlarda olguğu anlaşılmaktadır. Toprak analizleri sonuçları sayesinde her tarlanın eksik olan tarla için


SAKARYA ZİRAAT ODASI gerekli olan bitki besin maddesi fazla veya eksik verilmesi önlenmiş olmaktadır.

TOPRAK ANALİZİ YAPILMADAN GÜBRE KULLANIRSAK NE OLUR Toprağa gereğinden fazla gübre verilebilir. Fazla gübreleme ile verimde azalmalar ve ürünün kalitesinde bozulmalar oluşacaktır. Buradan şu anlaşılmamalıdır. Yapılan bitki besin maddeleri ile ilgili çalışmalarda be kadar gübre atarsan o kadar verim artmaktadır. Bu yanlış bir ifadedir. Bu nedenle de çiftçinin gereksiz yere masraf yapmasına yol açılmış olacaktır. Bir diğeri de gereğinden az gübre verilebilir. Bu da yeterli miktarda gübre verilmeyerek yine verimde azalmalara, yani ürün miktarında azalmalara neden olacaktır. Verimde azalma ile atılan gübrenin masrafı dahi karşılanamamış olacaktır. Toprağa yanlış gübre verilebilir. Tarlaya yanlış cins gübrenin kullanılması sonucunda üründe artış yerine bazen bir azalma dahi görülebilir. Bitki yatabilir veya kuruyabilir. Ürünün kalitesi ve toprak özellikleri bozulabilir ve en önemlilerinde biri de maliyeti artırıcı yetersiz masraflara da yol açabilir. Gübre yanlış bir zaman ve şekilde uygulanabilir. Bu şekilde yapılan bir gübrelemenin ürün artışı üzerine etkisi ya az ya da hiç olmayabilir. Gübrelemeden beklenen yarar sağlanamaz. Bu muhtemel sorunları önlemek için uygun ve ekonomik bir gübreleme yapılabilmesi için ekimden önce, tarla toprağının verimlilik yönünden gerekli analizlerin yaptırılması sonunda, yetkili teknik elemanların yapacakları tavsiyelerin tam olarak yerine getirilmesi halinde mümkün olabilmektedir. Toprak analizlerinin nasıl yapılacağını, dikkat edilmesi gerekli hususları ilerleyen bölümlerde daha açık ve ayrıntılı olarak açıklayacağız. Önemli olan bu konunun önemini çiftçimizin de önemsidir. Toprak analizlerinden beklenen yararı elde edebilmek için, analiz edilen toprak örneklerinin usulüne uygun olarak alınmış olması gerekmektedir. Usulüne göre alınmamış ve uygun bir şekilde analize hazırlanmamış toprak numunelerinin analizleri, çok hassas bir şekilde ve en ileri yöntemlerle yapılmış olsalar bile bir değer taşımazlar. Laboratuarlara gelen toprak numuneleri

küçük bir örneğin çok geniş bir alana uygulanmaktadır. Bu nedenle de alınan toprak numuneleri kendi tarla alanındaki toprak özelliklerini tam olarak temsil edebilmesi için numune alınırken dikkatli ve hassas olunmalıdır. Toprak numuneleri alındıkları alanları tam olarak temsil etmiyorsa, analiz sonuçlarına göre yapılacak gübre tavsiyesi gerçeğe uymaz ve yanlış uygulamalara yol açabilir. Topraklarını analiz ettirmek suretiyle analiz raporunda belirlenen gübreleme tavsiyelerini tam olarak uygulayan çiftçiler, kuşkusuz gerek kendi gerekse memleket ekonomisine önemli ölçüde hizmet etmiş olacaklardır. TOPRAK ÖRNEKLERİNİN ALINMASI Toprak örneklerinin alınmasında hiçbir zorluk yoktur. Toprak örneğinin alınmasında en önemlisi toprak örneğinin alındığı tarlanın gerçekten o tarlanın toprak özelliklerini gereğince temsil edip etmediği olmalıdır. Toprak numunesinin nasıl alınacağına dair bilgi için Tarım İl Müdürlükleri gerekli

birimlerine, başvurularak ya da ilgili laboratuarlardan yararlanılabilmekte ve gerekli bilgiler verilmektedir. Bir tarlanın toprağı diğer bir tarlanın benzer özeller göstereceği gibi hiçbir benzer özelliklerde göstermeyebilir. Bu değişiklerin birçok sebebi vardır. Tarlalar arasındaki farklı özelliklerde olmada toprağı oluşturan ana kayaç, zamanla işleme tekniklerindeki farklılıklar, gübreleme gibi birçok sebep etkili olmaktadır. Toprak numuneleri alınmadan önce numune alınacak arazi, önce homojen bölümlere ayrılır. Toprak numunesinin alındığı toplam alan 40 dönümden büyük olmamalıdır. Toprak çok homojen dahi olsa her 40 dönümlük alan için ayrı bir karışım

13


SAKARYA ZİRAAT ODASI numune alınır. Karışık toprak örneği demek alınacak yerin büyüklüğüne göre 8 ila 10 noktadan alınan toprakların birbiriyle harmanlanmasıyla meydana getirilen örnektir. Her bir çukurdan alınan toprakların bez veya kovada 1 kg

yakın ağırlıkta olması yeterlidir. Bir tarlada toprak örneği alınmasını gösteren şekil aşağıdadır. Toprak örneği alınacak saha bir tarla ise, örneklenecek kısmın bir tarafından başlanır ve yukarıda şekilde gösterildiği gibi zig zak bir hat oluşturarak aşağıda resimde görüldüğü gibi V harfi şeklinde ve 20 cm derinliğinde çukurlar açılır. Sonra çukurun düzgün tarafından 3-4 cm kalınlığında bir toprak dilimi bahçe küreğiyle veya bel ile kesilerek kürek üzerine alınır. Kürek

üzerine alınan toprak sağından, solundan ve küreğin ucuna gelen kısımlardan tıraş edilmek suretiyle düzgün bir hale getirilir.

14

Burada dikkat edilecek husus tarlanın üst kısmını temsil eden ve küreğin sap kısmına yakın olan toprak kısmının atılmamasıdır. Bu şekilde alınan bir toprak bez üzerine veya bir kova içerisine alınarak, aynı işlem tarlanın 8-10 kısmında da tekrarlanır. En sonunda büyük bez üzerinde veya kova içerisinde biriken toprak el ile iyice karıştırılır, kesekler parçalanır ve ele geçen taş ve bitki kök parçaları atılır. Daha sonra karıştırılan toprak 1 kg civarında olacak şekilde temiz bir torbaya veya naylona doldurulur ve 2 nüsha toprak bilgi etiketi doldurularak bir nüshası torbanın içine, diğer etiket torbanın ağzına bağlanır veya torbanın üzerine yapıştırılır. Burada dikkat edilmesi gereken eğer naylona dolduruluyorsa toprak naylona doldurulup ağzı bağlandıktan sonra toprağın rutubetinin uçması için 4-5 yerinden kalemle küçük delikler açılmalıdır. Toprakların toplandığı kovalar ve bez veya naylon toprak muhafaza edilen torbalar temiz olmasına dikkat edilmelidir. Bilgi formu olan 2 nüsha etiket mutlaka kurşun kalemle doldurulmalıdır. Bunun sebebi de diğer kalemle doldurulan etiketler rutubetten etkilenerek yazıda bozulmalar oluşmakta ve yazılar okunamaz hale gelebilmektedir. Toprak örneklerinin alındığı aletler aşağıda görülmektedir. Toprak örneği alınan

aletler bu işleri yürüten laboratuarda bulunmaktadır. Gerektiğinde bu aletler bu kurumlardan temin edilebilir. TOPRAK NUMUNESİNİN ALINMA DERİNLİĞİ VE ZAMANI Mevsimine bağlı olmakla birlikte toprak numunesi alınma zamanı hangi bitkinin tarımı yapılıyorsa bu bitkinin ekim veya gübre kullanım tarihinden bir buçuk- iki ay önce alınır. Donlu ve çamurlu günlerde numune alınmaz. Numune alınma derinliği, toprak sürme ve işleme derinliğine göre değişir. Gübreleme yönünden bizi daha çok işlene toprak tabakası ilgilendirir. Çünkü tarla bitkilerinin çoğu besin maddelerini bu kısımdan alırlar. Gübreleme amacıyla alınan toprak


SAKARYA ZİRAAT ODASI numune derinliği tarla bitkilerinde 15-20 cm, bağ ve meyve bahçelerinde ise 0-20, 2040, 40-60 cm derinlikler her bir katman için bir olmak üzere 3 farklı derinlik ayrı olarak, yani her üç derinlik 3 ayrı torbaya konulur ve etiketlenir. TOPRAK NUMUNELERİNİN ALINMASININ SAKINCALI OLDUĞU YERLER

gönderilen numunelerin analiz sonuçları ile gübreleme tavsiyeleri ekim zamanından önce çiftçinin eline ulaşmış olacaktır. Çiftçimizin en çok üzerinde dikkatle davranması gereken husus şu olmalıdır. Toprak numunelerinin analizinde sonra elde

Toprak numuneleri tarlayı temsil edebilen belirli yerlerden alınmalıdır. Tarlanın rast gele her yerinde toprak numunesi alınmaz. Toprak numunesinin alınması sakıncalı olduğu yerler aşağıda sıralanmıştır. Eskiden gübre yığılmış yerler, Hayvan gübrelerinin bulunduğu yerler, Harman yeri ve hayvan yatmış yerler, Sap, kök veya yabani otların yakıldığı kısımlar, Tarlanın hafif tümsek veya su birikmesi nedeniyle çukurlaşan noktaları, Ağaç altı(tarlada örnek alırken dikkat edilmesi gereken konu), Sıraya ekim yapılan mahsullerde, sıra üstleri, Dere, orman, kanal, su arkı, çit ve yollara yakın olan kısımlar. Ayrıca tarla içinde küçük kumlu yer var ise buradan numune alınıp diğer numunelerle karıştırılmamalıdır. Bu alanın ayrı olarak gübrelenmesi gerektiği için, buradan da ayrı bir karışık toprak numunesi alınmalıdır. NUMUNELERİN TOPRAK ANALİZ LABORATUARINA GÖNDERİLMESİ Karışık toprak numunesinin alındığı her değişik tarla veya kısımlar için kurşun kalem ile “Bilgi Kağıdı” doldurularak numune torbasının içine konur. Ayrıca numune torbasının ağzına bir etiket bağlanır. Aynı etiketin bir örneği de torbanın içine konur. Bu şekilde hazırlanan toprak numunesi çiftçilerimizin tercih edeceği toprak analiz laboratuarlarından birine gönderilir. Zamanında alınan toprak analizi ile laboratuarlarda analizlerin yapılabilmesi ve iş yoğunluğuna da dikkate alınarak zamanında yapılan toprak örnek alımı çiftçiye zaman kazandıracak ve analiz yapan kuruluşa sağlıklı ve doğru sonuçlar almasında önem arz edecektir. Hassas bir toprak analizi ve iyi bir gübreleme tavsiyesi mutlaka ve mutlaka toprak analizinin zamanında yapılması gerekmekte ve analiz sonuçlarının yapılması beklenmelidir. Ancak bu hassasiyet gösterilmesiyle laboratuarlara

16

edilen sonuçlara göre tavsiye edilen gübre miktarını aynen tavsiye edilen miktarlarda uygulamalıdır. BİTKİ ÖRNEKLERİNİN ALINMASI Bitki örneklerinin alınmasının en önemli amacı, bitki bünyesindeki besin elementleri miktarını ortaya koymaktır. Bitkilerin yetiştirildikleri topraklardaki beslenme durumları ve beslenmelerinde herhangi bir olumsuzluk yaratacak faktör varsa bu durumu belirlemektir. Bitki numunelerinin alınmasında en önemli kıstas alındığı alanı temsil etmesidir. Bitki örnekleri genelde yapraklardan alınır. Yaprak numuneleri büyümesini tamamlamış genç yapraklardan tercih edilmelidir. Yaprak numunesi 60 - 80 adet ve genel olarak da yaprak ayası ve sapları ile birlikte olmalıdır.


SAKARYA ZİRAAT ODASI Usulüne uygun alınan numuneler, bez veya naylon torbalar içersine konulmalı ve ondan sonra da ilgili laboratuara gönderilmelidir. Yaprak analizleri bitkilerin beslenme durumlarını belirleyen en önemli bir rehberdir. Yaprak analizleriyle bitkide hangi bitki besin elementinin eksik olduğu, varsa hastalıkların teşhisi gibi arazlar belirlenir. Yaprak numuneleri polietilen torbalara konulduktan sonra torbanın içine 1 tane dışına da 1 adet olmak üzere etiketlenir. Etiketlerin üzerine numunenin alındığı tarihi, tarla ve tarla sahibinin hakkında kısa bilgiler, uygulanan gübreler ve tarımsal işlemler hakkındaki bilgiler yine kurşun kaleme ile doldurulur. SU NUMUNELERİNİN ALINMA ŞEKİL VE LABORATUARA GÖNDERİLMESİ

Tarımda kullanılacak sulama sularının kalite özelliklerinin bilinmesi çok önemlidir. İyi bir vasıfta olmayan sular ile sulanan topraklar tuzlulaşabilir, çoraklaşabilir veya içinde bulunan zehirli maddelerin zehirleyici etkilerinin sonucu olarak, bitki gelişmesini geriletir ve hafta durdurabilir. Bu nedenle tarım alanlarının sulanmasında kullanılacak suların kullanılıp kullanılamayacaklarının önceden laboratuarlarda analiz ettirilmek suretiyle belirlenmesi gerekir. Ancak laboratuar analizleri sonunda sulamaya uygun oldukları saptanan sular sulamada güvenle kullanılabilirler. Su Numunelerinin Alındıkları Yerler

Su numunesinin alınmasında, örneğin alındığı su varlığını en iyi bir şekilde temsil etmesine çok dikkat edilmelidir. Aslına ve usulüne uygun olarak alınmayan su numunelerinin analiz sonuçları esas suyun özelliklerini tam olarak yansıtamayacağı için yapılan bütün emek ve masraflar boşa gider. Böylece su analizlerinden beklenen fayda da sağlanamamış olur. Tarımda kullanılan sular aşağıda sıralanmıştır. 1Akarsular, 2. Durgun sular, 3. Yeraltı suları, olarak üçe ayrılırlar. Akarsuların en önemlileri nehir, ırmak, çay, dere ve çeşme sularıdır. Durgun sular, göl ve birikinti sularıdır. Yeraltı suları ise kuyu, derin kuyu, artezyen suları olarak düşünülebilir. Numuneler akarsuların durgun olmayan ve en hızlı bir şekilde akan yerinin orta

kısmından alınır. Göllerde ise gölün en çok suyu olan derin kısımlarının üstünden, biraz derininden ve daha derininden olmak üzere çeşitli derinliklerinden numuneler alınır. Göle akan dere ağızlarından numune alınmaz. Tulumba ile çekilen kuyu sularından numune almak için önce tulumba veya motopomp 15-20 dakika boşa çalıştırılır ve sonra numune alınır. Gerekirse kuyu suyunun değişik derinliklerinden de numune alınabilir. Sulama suyunun kalitesin, belirlemek amacıyla alınacak su numuneleri genellikle sulanacak alana açılan kanalın baş tarafından alınmalıdır. Su Numunelerinin Alınma Zamanı Sular özellikleri bakımından mevsimden mevsime ve hafta aydan aya büyük değişiklik gösterebildikleri gibi aynı ay içinde bile sularda büyük değişiklikler görülebilir. Örneğin yağmurdan sonra kabaran dere, çay sularının tuz kapsamları büyük ölçüde değişebilir. Tarımda daha çok sulama mevsimindeki suyun kalitesi önemli olduğuna göre; en uygun numuneler sulama mevsiminde alınan numunelerdir. Su Numunelerinin Alınma Şekli ve Laboratuara Gönderilmesi Alınan su numuneleri, 1.5-2 litrelik cam şişe ve plastikten (polietilen) yapılmış numune kaplarına konur. Numune kaplarının çok temiz olmasına dikkat edilir. Temiz olan bu kap (şişe) ayrıca numunesi alınacak su ile 4-5 defa yıkanır, sonra su şişenin ağzına kadar doldurulur. Şişe ile tıpa arasında boşluk bırakılmaz. Bu şekilde numune alınan şişenin ağzı temiz mantar veya plastik bir tıpa ile kapatılır. Ayrıca tıpa düşmesin diye bir iple şişenin ağzı bağlanır. Şişenin ağzına birde etiket bağlanır. Aynı şekilde bir etikette şişe üzerine yapıştırılır. Bu etiketlerin üzerine numuneyi alanın adı, numunenin alındığı yer ve tarih ile numune numarası yazılır. Bu şekilde hazırlanan numuneler posta, kargo veya herhangi bir vasıta ile yada kişinin kendisi tarafından en yakın su analiz laboratuarına gönderilir yada getirilir. Aynı zamanda numune sahibi su analiz laboratuarına analiz istemini bildirir bir dilekçe ile de müracaat eder. Genel olarak, numunenin alınması ile laboratuarda analize başlanması arasında geçen süre azaldıkça, analiz sonuçları daha güvenilir olabilmektedir. Su numunelerinin alındıktan sonra analize alınıncaya kadar uzun süre beklemesi

17


SAKARYA ZİRAAT ODASI halinde: suda cereyan edecek kimyasal ve biyolojik faaliyetler numunenin bileşimini değiştirebilmektedir. Bu nedenle su numuneleri alınır alınmaz en kısa zamanda ve en seri vasıta ile laboratuara gönderilmek suretiyle analize alınmaları sağlanmalıdır. Laboratuarda yapılan gerekli analizler sonunda numunelerin sulama yönünden kaliteleri ve bununla ilgili tavsiyeleri bildirir rapor laboratuar yetkililerince düzenlenerek numune sahibinin adresine gönderilir.

18


SAKARYA ZİRAAT ODASI Sulamanın Önemi

Su tüm canlıların önemli yaşamsal önceliklerinin başında yer almaktadır. Su yaşamın temel öğesidir ve tüm yaşamsal olaylarda doğrudan ve dolaylı olarak gereklidir. Yeryüzünde  susuz  bir  hayat  düşünülemez.  Bitki ağırlığının ortalama % 90’ını su oluşturur. Bu nedenle suyun tarımsal üretimde yüksek verim ve çiftçiye getireceği yüksek gelir için bir teminat olmaktadır. Ülkemizin sadece Doğu Karadeniz bölgesi hariç diğer bölgelerinde sulama yapılmadan çiftçiyi tatmin edecek maddi gelir sağlanması pek mümkün olmamaktadır. Bu nedenle de tarımsal üretimde sulama gerekli bir gerçektir. Sulamanın yararını daha iyi anlayabilmek için suyun bitki gelişimi ve verimi üzerindeki önemini bilmek gerekir. Su bitkinin çimlenmesini, bitkilerin hücre, gövde, dal, yaprak gibi organlarının canlılığını sağlar. Bu canlılık ve bitkinin kendine özgü şeklini kazanması, aynı zamanda yapraklarıyla  solunum  yapabilmesi,  suyun  bitkinin damarlarında sağladığı iç basınç ile gerçekleşir. Su bitkiye gerekli olan besin maddelerini eriterek, kökler tarafından emilmesini ve emilen besin maddelerinin bitki içerisinde taşınmasını da sağlar. Besin maddeleri, bitkinin ihtiyacı olan organlarına veya bitkinin depo görevi yapan bölgelerine su ile taşınır. Su, bitkiyi fazla sıcak ve soğuklardan korur. Don olduğu dönemlerde yapılan sulama da, donma sonucu dışarıya verilen enerji toprak yüzeyini bir miktar ısıtacağından don şiddeti  azaltılmış olur. Sıcakta ise yaprak yüzeyinden buharlaşan su bitki bünyesindeki ısıyı dışarı vererek bitkinin serinlemesini sağlar. Su; köke yön vererek (kökler daima suya yönelmektedir), köklerin derinliğine ve yanlara yayılmasına etki ederek, köklerin daha iyi gelişmesini sağlar. Bitkiler topraktan aldıkları suyun çok az bir kısmını (% 02) fotosentez yapı malzemesi olarak kullanmakta geri kalanını  terleme  ile  atmosfere vermektedir. Ancak bu lüzumsuz bir su tüketimi kabul edilmemelidir. Zira, gıda maddelerinin topraktan alınması, bu maddelerin kullanılacak yerlere taşınması, hücre faaliyetlerinin sürdürülebilmesi ve bitki organlarında iç tazyikin sağlanması için, bitki kökleriyle yaprakları arasında sürekli bir su akımına ihtiyaç vardır. Bitki için suyun bu derecede önemli olması, sulamanın da

önemini ortaya çıkarmaktadır. Sulama ürünü çeşitlendirerek halkın refah düzeyinin yükselmesine, sanayiye ham madde sağlanmasına, sanayinin gelişmesine, ihracatın artmasına doğrudan doğruya etkili olduğu gibi, artan ürünün nakliyecileri, satışı satıcıları ve beslenmeye katkıları alıcıları dolaylı olarak etkilemektedir. Sulamanın Önem Kazanmasına Tesir Eden Faktörleri Sulamanın önem kazanmasına ve sulama alanlarının artırılmasına tesir eden faktörleri şöyle sıralayabiliriz: 1. Ülkenin artan gıda ihtiyacı ve çiftçinin gelirini artırma arzusu, 2. Toprağın sınırlı miktarda olması, 3. Suyun üretim artışındaki etkisinin vazgeçilmez olması, 4. Ticaret gübrelerinin kullanımının artması ve bunun suyla birlikte etkili olduğunun anlaşılması, 5. Toprak, su, bitki, gübre ve işletmecilik gibi faktörler arasındaki münasebetlerin anlaşılması, 6.  Devletler tarafından  çok  amaca  hizmet  verebilecek  su yapılarının tesis edilmesi, 7. Sulama alet ve ekipmanlarının gelişmesi olarak önemli tesir eden faktörlerdir. Sulamadan Elde Edilen Faydalar Sulamadan elde edilen faydalar çok yönlüdür. 1. Sulama ile birim alandan elde edilen ürün miktarı artar. Bu artış kuraklığa bağlı olarak 4-5 kat olabilir.. 2. Sulama ile bir yılda birden fazla ürün alınabilmektedir. Kurak bölgelerde nadas ile iki yılda ancak bir ürün alınabildiği halde, sulanan alanlarda,  sıcaklığa  bağlı  olarak  aynı  yılda  birden  fazla  ürün alınabilmektedir. 3. Sulama ile geliri daha fazla olan bitki yetiştirilebilmektedir. Sulanmayan alanlarda yalnız birkaç ürün çeşidi ekilebildiği halde, bu bölgelerde  sulama  yapılınca,  daha  fazla  gelir  getiren  bitkiler ekilebilmektedir ve dolayısıyla üreticinin geliri artmaktadır. 4. Sulama üretim ve gelirlerdeki dalgalanmaları önlemektedir. Tarımsal üretimde  karşılaşılan problemlerden biri de verim ve dolayısıyla üretim ve gelirdeki dalgalanmalardır. Verim sulu tarımda hava koşulları, hastalıklar ve diğer faktörlerin etkisi ile yıldan yıla değişiklikler gösterirse de, bu değişiklikler kuru tarımdaki kadar büyük

Sulamanın Önemi 19


SAKARYA ZİRAAT ODASI oranda olmaz. Çünkü kuru tarımda verim hava şartlarına çok bağlıdır. 5. Sulama ağaçlandırmayı sağlamaktadır. Özellikle meyve ağaçları dikimi yapılmakta, kişilere ağaç zevki aşılanmaktadır. 6. Sulama orman kesiminin önüne geçmektedir. Çünkü; sulama yapılan alanlarda tesis edilmiş meyvelikler ile kavak ve söğüt ağaçları her yıl budandığından, odun ve yakacak ihtiyacı buralardan karşılanır ve orman kesiminin önüne geçilmiş olur. 7. Sulama çiftlik gübresinin yakacak (tezek) olarak kullanılmasına da engel olmaktadır. Kurak bölgelerde ahır gübresi tezek şeklinde yakacak olarak kullanılmaktadır. Sulama ile yetiştirilen ağaçlardan yakacak ihtiyacı karşılandığından, gübre toprağa verilmekte, topraktan daha fazla ve çeşitli ürün elde edilmektedir. 8. Sulama gübre kullanmayı teşvik etmektedir. Sulanan alanlarda yalnız çiftlik  gübresi değil ticaret gübrelerinin kullanılması da artmaktadır. Bundan dolayı da toprakların bitki besin maddelerince zenginleşmesi ve verimin artması sağlanmaktadır. 9. Sulama hayvancılığın gelişmesin de etkili olmaktadır. Sulama Bitkinin ihtiyaç duyduğu ve yağışlarla karşılanamayan suyun toprakta bitkinin kök bölgesine gereken yer ve zamanda verilmesidir. Sulamada esas ilke tarla başına kadar getirilmiş suyun, en az kayıpla bütün tarlaya üniform bir şekilde verilmesidir. Sulama Yöntemleri Yüzey Sulama Yöntemi (VAHŞİ) Basınçlı Sulama Yöntemi Sızdırma Sulama Yöntemi Salma sulama yöntemi Yağmurlama sulama yöntemi Tava sulama yöntemi Damla sulama yöntemi Uzun tava sulama yöntemi Mini Yağmurlama Sulama yöntemi Karık sulama yöntemi Yağmurlama Sulama Yöntemi Bu sulama yöntemi doğal yağışa benzediğinden bu yönteme yağmurlama sulama denilmektedir. Yüzeyi düzgün olmayan, eğimi fazla, infiltrasyon (su alma) hızı yüksek arazilerde yüzey sulama yöntemlerinin uygulanması randımanlı olmamaktadır. Yine  su  alma  hızı  yüksek olan  topraklarda,  akış

20

uzunluğunu azalması nedeniyle yüzey sulama ekonomik olmamaktadır. Bu gibi topraklarda ideal sulama yağmurlama sulamadır. Bunun gibi bazı durumlarda göz önünde bulundurularak ve sağladığı bir çok avantajlardan dolayı yağmurlama sulama yöntemi özellikle gelişmiş ülkelerde geniş uygulama alanı bulmuştur. Yağmurlama Sulama Yöntemi Nedir Suyu toprak yüzeyine belirli bir basınç altında ince damlacıklar biçiminde, yağmur şeklinde püskürten meme veya başlıkların yer aldığı borulardan oluşan sisteme “Yağmurlama Sulama Yöntemi” adı verilir. Yağmurlama sulamada su, basınç altında yağmurlama başlıklarına iletilerek yapay bir yağmur halinde arazi yüzeyine uygulanır. Suyu toprağa yağmur şeklinde püskürten meme ve başlıklardan oluşan sisteme yağmurlama denir. Yöntemin uygulanabilmesi için ana boru ve lateral hatlardan oluşan bir su iletim sistemine ve basıncı sağlayan bir sisteme gerek vardır. Basınç genellikle pompaj birimi ile sağlanmaktadır. Sistemi yağmurlama başlıkları tamamlar. Sulanacak bitkiye, toprağa ve ekonomik koşullara bağlı olarak değişik tiplerde yağmurlama başlığı kullanılır. Yağmurlama Sulama Yönteminin Uygulama Koşulları Nelerdir Yağmurlama sulama sistemleri uygun biçimde işletilirse sulama suyu ihtiyaçları yüzey sulamalara göre önemli ölçüde az olmaktadır. Özellikle yüzeyi düzgün olmayan, eğimli, sızdırma hızı yüksek olanlarda, sığ köklü bitkilerin sulanmasında başarılı sonuçlar vermektedir. Yağmurlama sulama yönteminde, belirli bir ilk yatırım ve enerji giderleri gereklidir. Bu giderler yöntem uygulanarak, tarımsal ürün artışıyla karşılanabilirse yağmurlama sulama sistemleri gelişebilir. Yağmurlama sulama yöntemleri daha az işçilik gerektirdikleri için, işçiliğin pahalı olduğu yerlerde geniş uygulama alanı bulmuşlardır. Enerji maliyetlerinin yüksekliği ve bakımonarım yönünden bazı sorunlar bulunması sistemin en önemli dezavantajlarıdır. Yağmurlama sistemlerinin enerji yönünden bazı dezavantajları vardır. Yağmurlama Sulama Yönteminin Yararları ve Sakıncaları Nelerdir Yağmurlama sulama metodunun,


SAKARYA ZİRAAT ODASI yüzeysel sulama metotlarına göre üstünleri şunlardır.

1. Su kullanma randımanı yüksektir. Sulama suyunun az olduğu yerlerde bu sudan azami yararlanılabilir. 2. Meyilli, arazi şekilleri (topografya) bozuk yerlerde erozyona neden olmadan sulama yapılabilir. 3. Tohum çimlenme zamanında toprağın kaymak bağlaması nedeniyle bitkinin toprak üstüne çıkmama durumunu ortadan kaldırır. 4. İşletme masrafından ve işçilikten tasarruf sağlanır. 5. Toprak derinliği az ve sığ, geçirgen topraklarda en uygun sulama sistemidir. 6. Özellikle denize yakın yerlerde rüzgarla taşınan tuzlu suların bitkilere bıraktığı tuz zerreleri, tozlar ve zararlı haşereler, yağmurlama ile yıkanabilir. 7. Yağmurlama sulama ile kontrollü su verme imkanı olduğundan; taban suyu yüksek, drenaj sorunu olan yerlerde en uygun sulama metodu olmaktadır. 8. Tarla hendeklerine gerek kalmadığından, ekim alanı artmakta ve tarımsal işletmeler kolay yürütülmektedir. 9. Eriyebilir suni gübreler; sulama suyu ile birlikte işçiliğe gerek kalmadan bitkilere verilebilir. 10. Sebze, narenciye bağ ve diğer meyvelikler dondan ve sıcaktan korunabilmektedir. Bütün bu yararlarının yanında yağmurlama sulama yönteminin: 1. İlk tesis masrafı özellikle sabit sistemlerde çok yüksektir. 2. Su dağılımına rüzgarın olumsuz etkisi vardır. 3. Pompaj için güç gereklidir. Bu da yakıt sarfiyatı ve masraf gerektirir.

Yüzey sulama yöntemlerinin ekonomik olmadığı durumlarda, yağmurlama sistemleri yaygın olarak kullanılmaktadır. Yağmurlama Sulama Yönteminin Üstünlükleri 1. Taban suyunun yüksek olduğu yüzlek topraklarda taban suyunu yükseltmeden kontrollü sulama yapılabilir. 2.  Yüzeyi düzgün olmayan arazide rahatlıkla kullanılabilir. 3.  Sulanan arazinin her yerine daha eş bir su dağıtımı yapılabildiğinden su uygulama randımanı daha yüksektir. Bu sayede su ihtiyacı azalır ve suyun kısıtlı olduğu yerlerde daha fazla alan sulana bilir. 4.  İyi bir projeleme ve uygulama sonucunda erozyon sorunu ortadan kalkar. 5.  Kullanılan borular kanallara göre daha dar olduğundan ekim alanı artmaktadır. 6.  Sulama işçiliği önemli oranda azalır. 7.  Bazı sebze ve meyve ağaçları dondan korunabilir. 8.  Gübreler su ile birlikte verilerek arazinin her noktasına eşit oranda ve daha az gübre kullanılır. Yağmurlama Sulama Sistemleri  Suyunun Bitkiye Veriliş Biçimine Göre : 1. Ağaç üstü Yağmurlama sulama sistemleri 2. Ağaç altı Yağmurlama sulama sistemleri (mikro-mini sprink) Mini Yağmurlama Sulama Sistemleri Meyve bahçelerinin ağaç altından Yağmurlama sulama sistemleri ile sulanmasında özel olarak yapılmış küçük yağmurlama başlıkları kullanılmaktadır. Bu sistemde her ağaç sırasına yüzeye serili bir PE ( polietilen) lateral yağmurlama sulama boru hattı döşenir ve her ağacın altına özel olarak yapılmış küçük bir yağmurlama başlığı yerleştirilir. Yağmurlama sulama sistemleri   bütünüyle sabittir. Yağmurlama Sulama sezonu sonunda toprak yüzeyine serili lateral yağmurlama   boru hatlarıyla yağmurlama başlıkları da toplanır. Bu tip Yağmurlama sulama sistemlerine ağaç altı mikro yağmurlama sistemi de denilmektedir. Bu sistemlerde işletme basıncı 1-2 atmosfer kadardır. Bir yağmurlama başlığı yaklaşık bir ağaç tacının çapı kadar bir alanı ıslatır. Mini Yağmurlama Sulama Sistemleri Avantajları Diğer normal yağmurlama sistemlerinin avantajlarına ilave olarak 1. Bütün Yağmurlama sulama

21


SAKARYA ZİRAAT ODASI

sisteminin gömülü olması nedeniyle zirai faaliyetin engellenmemesi. 2. Yağmurlama sulama Sistemin tümden gömülü olması nedeniyle ömrünün uzun olması kuş ve kemirgenlerden zarar görmemesi. 3. Metodun ağaç kök gelişimine rahatça ayak uydurabilmesi. 4. Normal yağmurlama sistemlerine göre ilk tesis giderlerinin daha az olması. 5. Damla sulamaya göre meme delikleri daha büyük olduğu için daha geniş açıklıklı filtreden geçirilerek kullanılabilmesi. 6. Damla sulama yöntemine göre daha fazla alan ıslatıldığı için ağacın kök yapısının doğal olarak yayılabilmesi.

Damla Sulama Nedir Sulama suyunun, filtre edilerek süzüldükten sonra, eriyebilir gübre ile veya gübresiz olarak toprak yüzeyine veya içine damlalar halinde verilmesine damla sulama denir. Suyun damlalar halinde verilebilmesi için şüphesiz ki basıncının düşük olması gerekir.

22

Damla Sulama Yönteminin Yararları Nelerdir 1. Damla sulama yönteminde su çok randımanlı bir şekilde kullanılabilir. Çünkü bu yöntemde su damlaları yağmurlamada olduğu gibi havada hareket etmez ve bitkinin toprak üstü kısmı ıslatılmaz. Dolayısıyla ıslatılan alan dışındaki yaprak yüzeyinden buharlaşma ile su kaybı da olmayacağı için sistemde su kaybı en aza inmiş olur. 2. Damla sulama yöntemi ile sulanan bitkilerden daha yüksek ve kaliteli ürün elde edilir. Ayrıca bitkinin ıslanması ve toprak yüzeyi ıslanması en az olması nedeniyle damla sulamasıyla bitki hastalık ve zararlılarının gelişmesi önlenmektedir. 3. Bu yöntemde tuzlu sular sık aralıklarla toprağa verilmezse, toprak suyundaki tuz miktarı aşırı düzeye ulaşmaz ve bitkilerin tuzdan zarar görmesi önlenir. 4. Damla sulama yöntemi ile yabancı ot mücadelesi de daha başarılı olmaktadır. Çünkü bu yöntemle sulanan arazilerde, sıralar arasındaki toprak sulanmayarak kuru kalacaktır. Dolayısıyla da bu kuru toprakta yabancı otlar iyi bir gelişme gösteremeyecektir. Bunun yanı sıra toprağın yüzeyinin kuru kalması sayesinde toprak işleme, ilaçlama, toplama ve taşıma işleri sulama anında bile yapılabilmektedir. 5. Damla sulama, plastik örtüler altında yetiştirilen bitkiler için çok uygundur. Çünkü lateral borular plastik örtüler altına yerleştirilebilir. Aynı zamanda sistemin çalışması rüzgardan etkilenmez ve bu sistemle gübre sulama suyu ile beraber verilebilir. 6. Bu yöntem eğimli arazilerde diğer sulama yöntemlerine göre su ve toprak kaybına yol açmaksızın daha başarılı ve kolay bir şekilde uygulanabilir. Damla Sulama Yönteminde Ne Gibi Sorunlarla Karşılaşılır 1. Bu sistem tıkanmaya karşı çok hassastır.


SAKARYA ZİRAAT ODASI arasında toplanır. Bu noktalarda biriken tuz hafif bir yağmur ile aşağıda köklerin sık bulunduğu yere doğru yıkanır ve bitkiler bu tuzdan zarar görür. Bu zararı en az düzeye indirmek için damla sulama sistemi yağışlı dönemlerde çalıştırılarak tuzların yıkanması sağlanabilir.

Çünkü su damlatıcıların küçük deliklerinden geçerken temiz olmaz ise içindeki kuru parçacıkları ve yosunlar vasıtasıyla damlatıcıları tıkayabilir. Tıkanan bir damlatıcının bulunması çok zor ve pahalı olduğu için bu yöntemde su süzgeçlerden geçirilip süzülmeden kullanılmamalıdır. 2. Sulamada kullanılan bütün sular, bir miktar erimiş durumda tuz içerirler. Bitkiler topraktan suyu aldıkça tuzun çoğu geride kalır. Sulama mevsiminde bu tuzların çoğu toprakta ıslak alanlar ile kuru alanlar

3. Damla sulama yönteminde tüm toprak hacmi ıslatılmaz. Islatılacak toprak hacmi bitki köklerinin en iyi yararlanabileceği hacim olmalıdır. Aksi durumda bitkiler olumsuz yönde etkilenirler. Sonuç Damla sulama; Suyunun kıt (sınırlı), sorunlu (tuzlu) olduğu bölgelerimizde özellikle hafif bünyeli topraklarda ekonomik yönden değerli (sebze, meyve gibi) bitkilerin sulanmasında kullanılabilir. Küresel ısınmanın ve kuraklığın olduğu günümüzde yeraltı su rezervinin tüketilmemesi için bitkilerin su istekleri esnasında, topraktan su alırken daha az enerji harcayarak daha bol ve aynı standartta (büyüklükte) ürün alınarak verim artışı sağlanmış olur.

23


SAKARYA ZİRAAT ODASI

İyi Tarım Uygulamaları Nedir?

Çağımızın gerektirdiği tempolu yaşamla birlikte, artan gelir düzeyi ve eğitim seviyesi, güvenli gıda tüketiminin de önemini arttırmıştır. Tüketiciler direk tükettikleri tarımsal ürünler başta olmak üzere, satın aldıkları tüm gıda ürünlerinin güvenliğinden emin olmak ister hale gelmiştir. Bu bilinçle, gerek doğrudan tarımsal ürünlerin, gerekse işlenmiş gıdaların güvenle üretildiğinin garantisini tüketicilere sunabilmek için, birtakım sistemler ve standartların oluşturulması ihtiyacı kaçınılmaz olmuştur. Bu amaca yönelik olarak Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), tarım ürünleri dış ticaretinde “Hayvan ve Bitki Sağlığı” konusunda uluslararası standartların korunması amacıyla gıda güvenliğine ilişkin düzenlemelerin yer aldığı bir anlaşma oluşturmuştur. Sağlık ve Bitki Sağlığı Önlemleri Anlaşması (Sanitary and Phytosanitary Measures – SPS Agreement)’nın ilki gıdada Tehlike Analizi ve Kritik Kontrol Noktaları (HACCP - Hazard Analysis Critical Control Points), diğeri ise

24

tarımsal üretimde uygulanmak üzere “İyi Tarım Uygulamaları (İTU)” anlamına gelen GAP (Good Agricultural Practices)’tir. Dünya Gıda Teşkilatı (FAO) da İyi Tarım Uygulamaları (İTU)’nın prensipleri üzerine

çalışmalar yapmıştır. Son olarak, Avrupa Birliği ülkelerindeki büyük perakendeciler bir araya gelerek Avrupa Perakendeciler Ürün Çalışma Grubunu (EUREP) oluşturmuşlar ve 1999 yılında yaş meyve ve sebzede iyi tarım uygulamalarının esasları ile ilgili EUREPGAP (Avrupa Perakendeciler Ürün Çalışma Grubu İyi Tarım Uygulamaları) Protokolü’nü hazırlamışlardır. Dünyada tarımına öncülük eden ülkelerin bu ilerleme çabaları, Türkiye’de de uluslararası alanda kabul görmüş çeşitli standartların izlenmesi ve uygulanmasını gerekli hale getirmiştir. Ülkemiz sahip olduğu iklim, toprak ve su koşulları ile tarımsal üretim için son derece avantajlı konuma sahiptir. Buna karşılık, üreticilerimizin babadan kalma üretim teknikleriyle üretimi gerçekleştirmeleri ve buna bağlı olarak da teknik hizmet almak konusundaki isteksizlikleri tarımsal üretimimizde birtakım


SAKARYA ZİRAAT ODASI amacı insan sağlığına ve çevreye zarar vermeyecek üretimin yapılmasıdır. Bunun için İTU, Zararlılarla Entegre Mücadele (Integrated Pest Management, IPM) ve Entegre Ürün Yetiştiriciliği (Integrated Crop

sorunlar ortaya çıkartmıştır. Özellikle bilinçsiz zirai ilaç uygulamaları, tarımsal ürün ihracatımızda kalıntı sorunu yaşamamıza neden olmuştur. Ülkemizde “İyi Tarım Uygulamaları” şartlarının, başta tarım danışmanlarımız olmak üzere, tüm sektör çalışanları tarafından benimsenip, doğru şekilde uygulanması ve uygulatılması, ülke tarımımızın geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. İyi Tarım Uygulamaları

konusundaki gelişmeler sayesinde başta meyve-sebze üretimimiz olmak üzere, tarımsal üretimimizin tamamı ve ihracatımız iç ve dış pazarda rekabet şansını yakalayacaktır. Dış pazara güvenli ürün sunulurken, ülkemiz insanının da sağlıklı ve güvenilir ürün tüketmeleri böylece sağlanacaktır. iyi Tarım Uygulamaları konusunda ülkemizin gerekli ilerlemeyi sağlaması, meslekte çalışan ziraat mühendislerinin ve üreticilerin konudaki eğitimleri ve bilgilendirilmeleri ile mümkün olacaktır. İyi Tarım Uygulamaları (İTU) FAO tarafından, “tarımsal üretim sisteminin sosyal açıdan yaşanabilir, ekonomik açıdan karlı ve verimli, insan sağlığını koruyan, hayvan sağlık ve refahı ile çevreye önem veren bir hale getirmek için uygulanması gereken işlemler” olarak tanımlanmaktadır. İyi Tarım Uygulamalarının

Management - ICM) tekniklerinin, üretimde birlikte uygulanmasını önermektedir. Üretim sonrası hasat ve depolamada hijyenik koşulların sağlanması ve ürüne herhangi bir bulaşmanın önlenmesi amacıyla Tehlike Analizi ve Kritik Kontrol Noktaları (Hazard Analysis Critical Control Point HACCP) ilkelerinden yararlanılmaktadır. İyi Tarım Uygulamaları ile tarımsal üretimde kalite, tarımsal üretimin yapıldığı çevre ve üretimde çalışanların refahı da göz önünde bulundurulduğundan; • ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi, • ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi, • OHSAS 18001 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi standartları da kullanılmaktadır.

İyi Tarım Uygulamaları Nasıl Yapılır? Değerli Üreticiler; İyi Tarım Uygulamaları (İTU), gerek kalite­li ve verimli bir tarımsal üretim gerekse güvenli gıda tüketimi açısından oldukça önemlidir. ÎTU ile üreticilerimizin kazancı ve rekabet gücü artacağı gibi tüketicilerin sağlığı da korunmuş olacaktır. KARAR AŞAMASINDA RİSK DEĞERLENDİRMESİ YAPINIZ!... İyi Tarım Uygulamaları, topraktan sofraya kadar uzanan bütün üretim ve pazarlama aşamalarını kapsar. Karar vermeden önce üretim alanında daha önce yetiştirilen ürün veya tarımsal faaliyetler bilinmeli, insan sağlığı ve çevreye olan etkileri de­ ğerlendirilmeli, kontrol altına alınamaya­ cak riskler söz konusu ise bu alanlar iyi Ta­rım Uygulamalarında kullanılmamalıdır. Üreticiler, üretim kararını vermeden

25


SAKARYA ZİRAAT ODASI önce risk değerlendirilmesi yapmalıdır. Risk değerlendirilmesi; toprak tipi, erozyon, taban suyu seviyesi ve kalitesi, sürdürüle­bilir su kaynaklarının varlığı, arazinin ilk kullanımı, parazit ve diğer asalaklarla bu­laşık olması ve bitişik alanlara etkisi göz önünde tutularak yapılmalıdır. Toprak sağlığının korunması, tarım ilaçlarına ba­ğımlılığın azaltılması ve bitki sağlığının maksimum düzeyde sağlanabilmesi için dönüşümlü üretim yapmalıdır.

• Su kaynaklarını en iyi şekilde değerlen­ dirilebilecek ve bitkinin ihtiyaç duyacağı suyu temin edebilecek sulama sistemleri kurulmalı. Sulama için asla atık su (kana­ lizasyon suyu) kullanılmamalıdır. Risk değerlendirme esaslarına bakılarak, sula­ma suyu kaynağı yılda en az bir kez mikrobiyal, kimyasal ve mineral kirleticiler bakımından

ÜRETİME BAŞLAMADAN ÖNCE YETKİLİ KURULUŞLARA BAŞVURUNUZ!... İyi Tarım yapmaya karar verdikten sonra gerekli prosedürü yerine getirmek üzere yapılacak ilk iş, İTU konusunda yetkilen­ dirilmiş kuruluşlara başvurarak üretim sürecinin kayıt altına alınmasını sağla­ maktır.

İZLENEBİLİRLİK VE KAYIT TUTMA, ÜRÜNÜN BELGELENMESİ İÇİN ŞARTTIR!... Üretim sırasında yapılan bütün işlemler çifçiler tarafından kayıt altına alınmalı ve daha sonra yapılacak kontroller için saklı tu­tulmalıdır. Bu kayıtlarda; ürün çeşidi, ürünün bulunduğu coğrafi bölge, gübre uygulama zamanı, uygulama nedeni, tek­ nik izin, kullanılan kimyasalın ticaret ismi ve miktarı, uygulama aleti, operatörün is­mi ve uygulama zamanından kaç gün sonra hasat yapılması gerektiği, sulama zamanı, yöntemi ve miktarı gibi bilgileri içermelidir.

ÜRETİMDE DİKKAT EDİLECEK TEMEL HUSUSLAR • Toprağın işlenmesinde, erozyonu azal­ tacak ve toprağın fiziksel yapısını koruya­ cak teknikler kullanılmalı. • Seçilen çeşitler virüsten ari, hastalık ve zararlılara karşı dayanıklı olmalı. • tohum, fide veya fidan kulla­nılmalı. • Uygun zamanda ve miktarda gübre kul­lanımı için toprak analizleri yılda en az bir defa, yaprak analizleri ihtiyaç duyuldu­ ğunda yaptırılmalı. Gübreleme, toprak yapısına göre hangi gübrenin uygun ol­ duğunu belirledikten sonra, bitkinin ihti­yaç duyduğu miktarda ve zamanda yapıl­ malıdır. Sulama, gübreleme, ilaçlama, pestisit kullanımı ve diğer bütün uygulamalarla ilgili işlemleri kayıt altına alınız,

26

analiz ettirilmeli. • Hastalık ve zararlılarla mücadele “En­tegre Mücadele Teknik Talimatları” doğ­rultusunda öncelikle kültürel tedbirler,mekanik mücadele, biyolojik mücadele veya biyoteknik yöntemler uygulanmalı.Son çare olarak kimyasal mücadele yapıl­malıdır. • Bütün pestisit uygulamaları ile ilgili ka­ yıtlar tutulmalı. Pestisit kalıntı analizleri­ nin sıklığı, risk değerlendirmelerine göre yapılmalı. Maksimum kalıntı limitlerinin aşılması durumunda ise bir acil eylem planı mevcut olmalıdır. işletmedeki olası atık ürünleri ve kirlilik kaynaklarını belirtiniz. • Hasat, hijyenik koşullarda yapılmalı. • Tarım işletmesindeki bütün olası atık ürünler (kağıt, karton, plastik, ürün kalın­ tısı, yağ, kaya yünü vb.) ile muhtemel kir­lilik kaynakları (kimyasallar, yağ, yakıt, ses, ışık kalıntı, paketleme evinden çıkan akıntılar) belirtilmelidir. • Tarımsal kimyasalları kullanan, taşıyan ve uygulayan işçilere bu konuda eğitim verilmeli; işletmede ilk yardım eğitimi alan kişiler bulunmalıdır. Ürününüz, Tarım ve Köyişleri Bakanlığın­ ca yetkilendirilmiş kuruluşlar tarafından İyi Tarım Ürünü Sertifikası ile belgelendi­rilir. İTU ile üretilen ürünler tüketicinin daima tercih edeceği güvenilir gıdalardır. Unutmayınız ki, İyi Tarım Ürünü sertifika­sı ürününüzün markası olacaktır.


SAKARYA ZİRAAT ODASI ZİRAİ MÜCADELE İLAÇLARININ İNSAN VE ÇEVRE SAĞLIĞINA ETKİLERİ Ülkemizde nüfusun hızla artmasına ve sanayimizin gelişmesine karşın bitkisel üretime ayrılan toprak alanları son noktasına varmıştır. Bu topraklar yerleşim alanları ve sanayi kuruluşları nedeniyle gün geçtikçe biraz daha azalmaktadır. İşte bu nedenlerle üretimde verim artışını sağlamak ve yüksek kalitede ürün elde etmek zorundayız. Farklı iklim şartlarına sahip olan ülkemizde, değişik türlerde pek çok bitki yetiştirilmektedir. Bu çeşitlilik hastalık, zararlı ve yabancı otların yaşaması, çoğalması ve zarar yapmalarına uygun bir ortam oluşturmaktadır. Tarım yapılan bu topraklarda bütün tarım teknikleri kullanılsa ancak mücadele yapılmasa bu zararlılardan dolayı her yıl tarımsal üretimimizde yaklaşık % 35 civarında bir kayıp olacaktır. Salgın durumunda ise bu kayıp % 100’e varacaktır. Bu kadar büyük bir zararı, zirai mücadele yöntemlerini uygulayarak en az seviyeye indirebiliriz. Bu yöntemlerin içinde de zirai mücadele ilaçlarının kullanıldığı ilaçlı mücadele, önemli bir yer tutmaktadır. Aslında zirai mücadele içerisinde zirai mücadele ilacı kullanımı en son düşünülmesi gereken yol olmalıdır. Ancak, etkisinin kısa sürede görülmesi, uygulanmasının kolay olması, tavsiyelere uygun kullanıldığında ekonomik olması ve ürünün verim ve kalitesini arttırması gibi özelliklerinden dolayı çiftçiler tarafından öncelikli olarak tercih edilmektedir. Zirai mücadele ilaçları, özellikle bilinçsiz ve hatalı kullanıldığında gerek insan sağlığına ve gerekse uygulandığı çevreye olumsuz etkilerde bulunabilmektedir. Bunun nedeni zirai mücadele ilaçlarının genelde zehirli (toksik) maddelerden oluşmuş olmasındandır. Bunların olumsuz etkileri, hava, su ve toprak yoluyla başta insan olmak üzere, çiftlik hayvanlarına, balarılarına, kuşlara, balıklara, yaban hayvanlarına ve faydalı böcekler üzerine olmaktadır. Bu dersimizde zirai mücadele ilaçları kullanırken meydana gelebilecek zehirlenmeler, zehirlenme şekilleri, belirtileri ve zehirlenme anında yapılacak işlemler, zirai mücadele ilaçlarının diğer canlılara ve çevreye etkileri ile zararlı etkilerini engellemek için yapılması gerekenleri

göreceğiz.

ZİRAİ MÜCADELE ZEHİRLENME

İLAÇLARI

İLE

Zirai mücadele ilaçlarından meydana gelen zehirlenme olayları genellikle bilgisizlik, dikkatsizlik ve önemsememe sonucu ortaya çıkmaktadır. Bunun önüne geçebilmek için çok dikkatli davranmalı ve bazı önlemler almalıyız. Zirai mücadele ilaçlarından zehirlenme olayları sadece ilaçlama sırasında olmuyor. Bazı bölge ve yörelerimizde zirai mücadele ilaçlarının bit, pire öldürmek için baş veya vücuda sürüldüğünü, hayvanlarda kullanıldığını duyuyoruz. Bu durum, zehirli bir maddenin doğrudan vücut ile temas etmesine neden olmaktadır ve son derece tehlikelidir. Çünkü zirai mücadele ilaçlarının deriden vücudun içine girmesi çok kolaydır. Dikkatsizlik sonucu ve özellikle de başka şişelerin içine konulan zirai mücadele ilaçlarının yemeklerde yağ, su veya tuz yerine kullanıldığını veya içildiğini ve çok acı sonuçlar verdiğini radyo ve TV’de dinliyor gazetelerden okuyoruz. ŞUNU UNUTMAYALIMZirai mücadele ilaçları sadece ve sadece bitkilerde ve bitkisel ürünlerde kullanılır.Bunun dışında kullanılması son derece sakıncalı ve tehlikelidir. Zirai mücadele ilaçları çok dikkatle kullanılması gereken zehirli maddelerdir. Bunları taşırken, ilaçlamaya hazırlarken, kullanırken de zehirlenme ile sonuçlanabilecek durumlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle ilaçlama yapacak kişilerin yaptıkları işin önemini bilmeleri gerekir. Zirai mücadele ilaçlarını kullanırken dikkat etmemiz gereken hususları ve önlemleri sonraki konularda inceleyeceğiz. Şimdi zirai mücadele ilaçlarının insanları nasıl etkilediğini görelim.

ZİRAİ MÜCADELE İLAÇLARININ İNSAN VÜCUDUNA GİRİŞ YOLLARI Zirai mücadele ilaçlarının içerisindeki zehirli maddeler insan vücuduna; deri, ağız, ve solunum yolu ile girerler. Bu zehirli maddelerin miktarı, vücuda giriş şekli, etkiledikleri organ ve etkileyiş biçimleri ile ilacın kullanma dozuna bağlı olarak zehirlenme yaparlar.

27


SAKARYA ZİRAAT ODASI İnsan vücuduna giren zirai mücadele ilaçları akut yani ani ve kronik yani yavaş zehirlenmelere neden olmaktadır. Akut zehirlenme, bir zirai mücadele ilacının bir kez vücuda alınmasından sonra ortaya çıkan zehirliliğidir. Bu tip zehirlenmeler genellikle bir kaza sonucu ortaya çıkan zehirlenmelerdir. örneğin, uygulama için hazırlanması sırasında, zirai mücadele ilacının Zirai mücadele hazırlayan kişinin ilaçlarının insan üzerine dökülmesi vücuduna giriş yolları. veya zirai mücadele ilacının kazara yutulması gibi. Akut zehirlenmede zirai mücadele ilacının insanda meydana getirdiği belirtiler,dakika veya saat gibi kısa sürelerde ortaya çıkmaktadır. Kronik zehirlenme ise, bir zirai mücadele ilacının düşük miktarlarda defalarca alımından sonra ortaya çıkan zehirliliğidir. Kronik zehirlenmenin ortaya çıkması için hafta, ay hatta yılların geçmesi gerekebilir. örneğin, kanser veya sakat doğum gibi. Ancak, her görülen kanser veya sakat doğum vakasını zirai mücadele ilaçlarına bağlamak da son derece yanlıştır. Bunlar bilinen veya bilinmeyen pek çok nedenle ortaya çıkabilen durumlardır.

ZEHİRLENME BELİRTİLERİ NELERDİR?

titreme, aşırı tükürük salgısı, bulanık görme, boğaz ve göğüste sıkışma hissi, nefes alma güçlüğü, deride kızartı veya sararma, karın krampları, kusma, ishal, gözlerde sulanma, aşırı terleme, hızlı kalp atışı şeklinde belirtilere rastlanmaktadır. Şiddetli zehirlenmelerde ise; kusma, reflekslerde kayıp, nefes alamama, kontrol edilemeyen kas seğirmeleri, ateş, aşırı susama, solunumda gittikçe artan hızlanma gibi belirtiler görülebilmektedir.

ZEHİRLENME YAPILIR?

DURUMUNDA

Kullanmadan önce de, bir zehirlenme durumunda da zirai mücadele ilacı etiketinin dikkatlice okunması çok önemlidir. İlaçların ambalajlarının (kutularının) üzerinde zehirlenme durumunda uygulanabilecek ilk yardım tedbirleri belirtilmektedir. Zirai mücadele ilaçlarından zehirlenme durumunda ilk yardım olarak neler yapmamız gerekiyor, şimdi bunları görelim. İlk olarak yapılması gereken, zehirlenen şahısın ilaçlı sahadan derhal uzaklaştırılarak temiz, sakin ve havadar bir yere alınması ve dinlenmesinin sağlanmasıdır. Genel olarak zirai mücadele ilacının vücuda giriş şekline göre ilk yardım tedbirleri farklılık göstermektedir. Eğer deri yoluyla örneğin bir kişinin üzerine dökülmesi sonucu zehirlenme söz konusu olmuşsa yapılabilecekleri şöyle sıralayabiliriz. Bulaşık giysiler hemen çıkarılmalı ve vücudun zirai mücadele ilacıyla bulaşık kısmı önce bol su ile, daha sonra da sabun ve su ile yıkanmalıdır. Bunlar yapıldıktan sonra ya temiz bir giysi giydirilmeli veya battaniyeye sarılarak doktor beklenmelidir. Göze sıçraması

Zirai mücadele ilaçlarının uygulanması sırasında gerekli dikkat gösterilirse insan sağlığı yönünden çok önemli bir problem ortaya çıkmaz. Ancak alınan tedbirlere rağmen zehirlenme söz konusu olabilir ve bu durumda hafiften şiddetliye kadar değişen zehirlenme belirtileri ortaya çıkabilir. Bu belirtileri şöyle sıralayabiliriz. Hafif zehirlenmelerde; baş ağrısı, bitkinlik, deri tahrişi, iştah kaybetme, baş dönmesi, sinirlilik, bulantı, terleme, ishal, göz tahrişi, susuzluk hissi, burun-boğaz yanması, eklem ağrısı görülebilir. Orta şiddetteki zehirlenmelerde; bulantı,

28

NE

Zirai mücadele ilaçlarından zehirlenme belirtileri.


SAKARYA ZİRAAT ODASI durumunda ise göz kapakları açık olacak şekilde en az 10 dakika bol ve temiz suyla yıkanmalı ve mümkünse bir göz doktoruna gösterilmelidir. Zirai mücadele ilacı yutulmuşsa, mutlaka ilk önce tıbbi yardım istenmeli ve hemen etiketi kontrol edilmelidir. Etikette hastanın kusturulması gerektiği belirtiliyorsa hemen kusturulmalıdır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, hastanın kendinde olup olmadığıdır. Hasta kendinde değilse, bayılmışsa veya kasılma halindeyse kesinlikle kusturmaya çalışmamak gerekmektedir. Hasta bayılmamışsa ılık tuzlu su veya sabunlu su içirmeli veya ağzın arka tarafına parmak sokulmak suretiyle kusturulmalıdır. Eğer zirai mücadele ilacının aşırı teneffüs edilmesi sonucunda bir zehirlenme söz konusu olmuşsa, hastanın derhal açık ve temiz havaya çıkarılması gerekir. Bu durum genel olarak kapalı alanlardaki ilaçlamalarda görülebilir. Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta, zehirlenmiş kişiyi o bölgeden çıkarmak için yardıma giden kişinin de yoğun zirai mücadele ilacı nedeniyle zehirlenme olasılığıdır. Bu nedenle yardıma giden kişinin önlem alması gerekmektedir. Hasta temiz havaya çıkarıldıktan sonra kıyafetleri gevşetilmeli, ağzı ve boğazı hemen temizlenmeli, yan yatırılarak başı geriye alınmalı, solunum yavaşlamışsa suni solunum yaptırılmalı ve mutlaka tıbbi yardım istenmelidir.

dilini ısırmaması için dişlerin arasına temiz beze sarılmış sert bir cisim yerleştirilmeli, takma diş varsa çıkarılmalıdır. Herhangi bir zehirlenme durumunda en kısa sürede ambulans çağrılmalı veya Zehir Danışma Merkezlerinden bilgi alınmalıdır. Hasta titreme ve çırpınma halinde ise dilini ısırmaması için dişlerin arasına temiz beze sarılmış sert bir cisim yerleştirilmeli, takma diş varsa çıkarılmalıdır. Herhangi bir zehirlenme durumunda en kısa sürede ambulans çağrılmalı veya Zehir Danışma Merkezlerinden bilgi alınmalıdır. Hasta titreme ve çırpınma halinde ise dilini ısırmaması için dişlerin arasına temiz beze sarılmış sert bir cisim yerleştirilmeli, takma diş varsa çıkarılmalıdır. Herhangi bir zehirlenme durumunda en kısa sürede ambulans çağrılmalı veya Zehir Danışma Merkezlerinden bilgi alınmalıdır. Zehirlenme durumunda, zirai mücadele ilacının etkili maddesine göre doktorun

uygulayacağı tedavi şekli değişmektedir. Ayrıca bazı zirai mücadele ilaçlarının panzehiri (antidotu) de bulunmaktadır. Bu nedenle bir zehirlenme durumunda mutlaka zehirlenmeye neden olan zirai mücadele ilacının ambalajı veya etiketi doktora gösterilmelidir. Böylece tedavinin hızlandırılması mümkün olabilir.

SUNİ SOLUNUM NASIL YAPILIR?

Zirai mücadele ilacının bulaşması durumunda yapılması gerekenler.

Hasta titreme ve çırpınma halinde ise

Solunum yavaşlamışsa hasta sırtüstü yatırılır, kemer ve yakası gevşetilir. Hava yolunu açmak için bir el alına, diğer el ise çenenin altına yerleştirilerek, baş mümkün olduğu kadar geri çekilmelidir. Daha sonra bir el ile solunum güçlüğü çeken kişinin burnu kapatılmalı ve biraz derin nefes alınarak

29


SAKARYA ZİRAAT ODASI ağzına üflenmelidir. Üfleme sırasında göğüste yükselmenin olduğu gözlenmelidir. Daha sonra üflemeyi durdurup hastanın hava alıp almadığı kontrol edilmeli ve bu arada üflenen havanın dışarı çıkmasına izin verilmelidir. Hasta derin nefes alıncaya kadar bu suni solunum işlemi dakikada 1220 defa tekrarlanacak şekilde yapılmalıdır.

ZİRAİ MÜCADELE İLAÇLARININ DİĞER

ilaçlarının seçilmesine dikkat edilmelidir. İlaçlamanın özellikle balarılarının faaliyette olmadığı zamanlarda, yani bitkilerin çiçekli olmadıkları dönemlerde yapılmasına özen göstermek gereklidir. Ayrıca ilaçlamadan önce varsa etraftaki kovan sahiplerine haber vererek önlem almalarını sağlamak faydalı olacaktır. Faydalı böcekler ise zirai mücadele yöntemleri içerisinde yer alan biyolojik mücadelede kullanılan canlılardır. Bunların korunması zirai mücadelenin de başarısını arttırmaktadır. Bu nedenle de olabildiğince hedef alınan zararlıya özelleşmiş ve faydalı böceklere az zehirli zirai mücadele ilaçlarının seçilmesi gereklidir. Ayrıca ilaçlanmamış alanlar bırakmak da faydalı böceklerin yoğunluklarını korumak için yararlı olabilir. Bir diğer önemli nokta ise, faydalıları tanımak ve onların çok yoğun oldukları dönemlerde kimyasal mücadele yapmamaktır. Kuşlar ve yaban hayvanları da ilaçlı yemleri yiyerek, çevreye uygulanmış zirai mücadele ilaçları ile doğrudan temas ederek etkilenebilir. Zirai mücadele ilaçları çeşitli yollarla balıkların ve daha pek çok canlının yaşadığı sulara da ulaşabilmektedir. Bu durumda bu canlıların kitle halinde ölümlerine bile sebep olabilmektedir.

ZİRAİ MÜCADELE İLAÇLARINI NASIL KULLANMALIYIZ ?

Zehirlenme sırasında yapılması gerekenler.

CANLILAR VE ÇEVREYE ETKİLERİ Zirai mücadele ilaçları, insanların yakın çevresinde bulunan ve insanlara yarar sağlayan büyükbaş, küçükbaş ve kümes hayvanlarında ani ve yavaş zehirlenmelere neden olabilir. Ayrıca bazı zirai mücadele ilaçları çiftlik hayvanlarının yağ, süt, et ve yumurta gibi ürünlerinde de birikebilme özelliğindedir. Balarıları ile faydalı böcekler olarak adlandırılan parazitoid ve predatörler de doğrudan zirai mücadele ilacı uygulamalarından etkilenmektedirler. Bu nedenle balarılarına daha az zehirli ve etki süresi daha kısa olan zirai mücadele

30

Bir zirai mücadele ilacını uygulamaya karar verince mutlaka ilk önce ilacın üzerindeki etiketi dikkatlice okumak gerekir. İlacın etiketinde tavsiye edildiği zararlı, kullanım dozu, son ilaçlama ile hasat arasındaki süre, kullanım sırasında dikkat edilmesi gereken bilgiler ile ilacın zehirliliği hakkında bilgiler bulunur. Zirai mücadele ilacının, tavsiye edildiği zararlıya karşı doğru zamanda, doğru ürüne ve doğru miktarda kullanılması, hem insanların hem de diğer canlıların ve çevrenin zarar görmesini önemli ölçüde azaltır. Ayrıca zirai mücadele ilacının etiketinde yer alan son ilaçlama ile hasat arasındaki süreye mutlaka uyulması gerekir. Bu aralığa uyulmaması durumunda, üründe ilaç kalıntısı problemi ortaya çıkar. Tavsiye edilen dozun üzerinde ilaçlama yapılması da son derece sakıncalıdır. Bu durum, kalıntı, bitkinin zarar görmesi, çevrenin zehirli bir maddeyle kirlenmesi yanında zararlı, hastalık veya yabancı


SAKARYA ZİRAAT ODASI otların ilaçlara dayanıklılık kazanmasına da neden olur. İlacı hazırlarken ve ilaçlama yaparken zehirlenmeyi engellemek için uygulayıcının mutlaka koruyucu ekipman kullanması gerekir. Kullanılan zirai mücadele ilacına göre değişmekle beraber, eldiven, maske, koruyucu gözlük, şapka, çizme, koruyucu giysi bu ekipmanlar içerisinde sayılabilir. Uygulayıcının ilaçlama sırasında giyeceği uzun kollu bir kıyafet bile zirai mücadele ilacının doğrudan cildine temasını önleyeceği için koruyucu bir giysidir. Her bir ilaçlamadan sonra ayakkabı dahil olmak üzere giyilen kıyafetlerin diğer giysilerden ayrı olarak yıkanarak temizlenmesi de önemlidir. Böylece bir sonraki ilaçlama sırasında temiz giysi giyilerek zirai mücadele ilacı ile cildin teması engellenmiş olur. Zehirlenmelerin pek çoğu ilaçlama yapan kişilerin ellerini yıkamadan bir şey yemeleri, içmeleri veya sigara kullanmalarından meydana gelmektedir. Bu nedenle, ilaçlamaya her ara verildiğinde ellerin ve vücudun ilaç değen kısımlarının bol suyla yıkanması ve ilaçlama bittiğinde de duş alınması zehirlenmeyi azaltmak açısından çok önemlidir. Resim 6. Zirai mücadele ilaçları ile çalışırken sigara içmeyin, yiyecek yemeyin, bir şey içmeyin. Yukarıda açıklanan bilgilere ek olarak zirai mücadele ilaçlarını kullanırken vereceği zararları azaltmak için uyulması gereken diğer hususları da maddeler halinde görelim: Zirai mücadele ilaçları çocukların, evcil hayvanların ve ilaçla ilgisi olmayan kişilerin ulaşamayacağı yerlerde, orijinal ambalajlarında ve hatta kilit altında saklanmalıdır. Zirai mücadele ilaçları gıda maddelerinin depo edildiği ve işlendiği yerlerde m u h a f a z a

edilmemelidir. İlaçlama yapılan alana bir süre insan veya hayvan girmemelidir. Bu süre zirai mücadele ilacına göre değişmektedir ve etiketlerinde yazılıdır. Her hangi şekilde ilaçla temas olursa (dökülme, yutma vs.) daha önceki bölümlerde anlatıldığı şekilde tedbirler alınmalıdır. İlaç buharlarını ve zehirlerini solumaktan sakınılmalıdır. İlaçlama için kullandığımız aletin tıkanan meme veya hortumu asla ağızla üflenmemelidir. Evcil hayvanlara yakın yerlerde ilaçlama yapıyorsak, onların yem ve su kaplarının üzeri kapatılmalı ve ilaç bulaştırılmamalıdır. Balık, kuş ve diğer yaban hayatını koruyabilmek onların zarar görmemesi için kullandığımız zirai mücadele ilaçlarının dere, göl, nehir ve denizlere ulaşmaması ve çevreyi kirletmemesine dikkat edip gerekli tedbirleri almalıyız. İlaçlamaya karar verildiğinde ilaçlama yapılmadan önce çevredeki arıcılara haber verilmelidir. Eğer çevremizde arıcılık yapılıyorsa ilaçlama arıların bu ilaçlardan en az zarar göreceği bitkilerin veya ağaçların çiçeklenme döneminden önce veya sonra yapılmalıdır. İlaçlanmış fidelerin taşınması ve tarlaya şaşırtılması anında bile lastik eldiven giyilmelidir. İlaçlamayı yapmak için hazırlanan ilaçlı su karışımı, uygulamaya fazla ara vermeden hemen kullanılmalı ve kısa zamanda bitirilmelidir. İlaçlama işlemi bittikten sonra alet, bir sonraki kullanım için temizlenip kaldırılmalıdır. İlaçların boşalan ambalajları başka bir amaç için asla kullanılmamalı, dere, göl ve denize atılmamalıdır. Boşalan ambalajlar derince bir çukura gömülmelidir. Kuvvetli rüzgarda ilaçlama yapılmamalıdır. İlaçlama sırasında esen hafif rüzgar arkaya alınarak ilacın üzerinize gelmesi engellenmelidir. Çocukların zirai mücadele ilaçları ve alet-ekipmanları ile oynamasına izin verilmemelidir. Hamile kadınlar ve süt veren anneler zirai mücadele ilaçları ile temas etmekten özellikle kaçınmalıdır. İlaçlanmış sahaya uyarı levhası konulmalıdır.

31


SAKARYA ZİRAAT ODASI

Örtü Altı Yetiştiriciliği Nedir? ÖRTÜALTI YETİŞTİRİCİLİĞİ

Ülkemizde seracılık 1940’lı yıllarda Antalya’da başlamış ve bugün Samandağı’ndan Yalova’ya kadar kıyılarımız boyunca yaygınlık kazanmıştır. İlk yıllarda yavaş gelişmesine rağmen büyük tüketim merkezlerine kolay ve çabuk ulaşımın sağlanması ve örtü materyali olarak plastiğin kullanılması ile hızlanan örtüaltı üretimimiz 1970’li yıllarda en yüksek düzeye ulaşmıştır. Öte yandan kıyılardan uzaklaştıkça iklimin uygun olduğu vadilerde ve sıcak su kaynakları bulunan yörelerimizde örtüaltı tarımı doğanın sağladığı avantajlar ile gün geçtikçe kendini gösteren daha bilinçli bir işletmecilik ile büyük ilerlemeler kaydetmektedir.

300.000 DEKAR SERA

Farklı iklim bölgelerine sahip olan ülkemizin özellikle Ege ve Akdeniz bölgelerinde örtüaltı sebzeciliği yoğun olarak yapılmaktadır. Sonlarda yetiştirilen en önemli sebzeler domates, hıyar, biber, patlıcan, kavun ve kabaktır. Bu dersimizde siz üreticilerimize daha fazla gelir getirecek olan örtüaltı sebzeciliğini tanıtarak bazı önemli sebzelerin yetiştirme tekniğini aktarmaya çalışacağız. Bundan böyle kış mevsimi boyunca sebze üretimine devam edeceğiz. Unutmayalım ki Seracılık; Bilgi, Sermaye ve Çalışma gerektiren bir yetiştirme sistemidir.

Başlangıçta Akdeniz bölgesinde yoğunlaşan örtüaltı yetiştiriciliği, son yıllarda Çukurova’da alçak ve yüksek plastik tüneller şeklinde yaygınlaşmaya başlamış örtülü alanlarımız bugün 300.000 dekarın üzerine çıkmıştır.

Dış iklim faktörlerinin etkisini kaldırarak, gerekli özel çevre koşullarının yaratılması ile alçak ve yüksek sistemler içinde yapılan sebze, meyve ve süs bitkileri yetiştiriciliğine genel anlamda “ÖRTÜALTI YETİŞTİRİCİLİĞİ” denmektedir. Bu sistemler için de cam ya da plastikle örtülü yüksek yapılar “SERA” olarak adlandırılmaktadır.

BÜTÜN SEBZELER YETİŞTİRİLEBİLİR

ÖRTÜALTI YETİŞTİRİCİLİĞİ NEDİR?

ÜLKEMİZİN DURUMU

FAZLA ÜRÜN FAZLA GELİR

Örtüaltı yetiştiriciliği diğer tarım kolları arasında, yüksek tesis ve işletme giderleri gerektiren, daha fazla teknik bilgi ve beceri ile, sürekli ve daha çok uğraşı isteyen bir işletme biçimidir. Ancak; açık tarla ziraatine nazaran 5-6 kat daha fazla ürün getirir ve bunun karşılığında 8-10 kat daha fazla gelir elde edilir.

SERADA

Bugün örtüaltı yetiştiriciliğinde (biberde çok az olmak üzere) tamamı F1 hibrit sebze tohumları kullanılmakta Ekim ayından itibaren (tarla ürünü çıkıncaya kadar) her türlü sebzeyi cam ve plastik seralarda üretmek mümkün olmaktadır.

İLK SIRADA DOMATES GELİR

Örtüaltı, yetiştiriciliğinde üretimde birinci sırayı domates alır. Bunu hıyar, biber, patlıcan, kavun, kabak ve karpuz takip eder. Ancak, Çukurova yöresinde alçak plastik tünellerde karpuz üretimi hakimdir.

ÜRETİM ÜÇ DÖNEMDE YAPILIR

- Sonbahar dönemi, - Kış (tek mahsül) dönemi, - İlkbahar dönemi Plastik seralarda yalda iki mahsul yetiştirilmesi ısıtma masraflarından kaçınmak açısından uygundur. Ancak, cam seralarda genellikle Tek Mahsul yetiştiriciliği yapılır.

32


SAKARYA ZİRAAT ODASI 8-10 cm derinliğinde 40x60 cm genişliğindeki kasalara harç doldurulur. Her kasaya 4-5 gram tohum gelecek şekilde ekim yapılır ve tohumların üzeri 1.5 cm harç ile örtülür. Bolca sulanır. Gerekirse üzerleri çimlenme başlayıncaya kadar cam veya plastik ile kapatılır, 5- 10 gün içinde çimlenen tohumlar mutlaka şaşırtılmalıdır.

ŞAŞIRTMA GEREKİR

BAŞARI SİZE BAĞLIDIR

Örtüaltı yetiştiriciliğinde üretimin ilk halkasını uygun toprak hazırlığı teşkil eder. Doğru çeşit seçimi ve ucuz’ bir ısıtma ile teknik bilgi ve beceri bu üretim kolunu ancak cazip hale getirir. Aksi halde tesis masrafları çok yüksek olan bu sektörde beklenen gelişme sürdürülemez. Şimdi beraberce seralarımızda yoğun yetiştiriciliği yapılan önemli sebzelerimizin yetiştirme tekniklerini ayrı ayrı ele alalım.

ÖRTÜALTI DOMATES YETİŞTİRİCİLİĞİ

Ülkemiz örtüaltı tarımında yoğun olarak yetiştirilen en önemli sebze türüdür. Ülkemiz seralarının % 50’sinde domates yetiştirilir.

UYGUN ÇEŞIT, UYGUN DÖNEM

Cam ve plastik seralarda başarılı bir domates yetiştiriciliği için öncelikle çeşit ve yetiştirme zamanın iyi seçilmesi gerekir. Yetiştirme döneminde uygun kuvvetli gelişen yüksek verimli, kaliteli, hastalıklara dayanıklı, raf ömrü uzun olan çeşitleri tercih etmeliyiz.

TOHUM EKİMİ

Domatesin uygun ekim tarihleri yetiştirme ortamına ve bölgeye göre değişmektedir. Sonbahar döneminde TemmuzAğustos’un ilk haftası Tek mahsul döneminde Eylül ortası Ekim’in ilk haftası İlkbahar döneminde Kasım sonu-Aralığın ilk haftasında tohum ekimi yapılır.

Domates fidelerinin kotiledon yaprakları (ilk çıkan karşılıklı iki yaprak) tam olarak açılıp, yere paralel duruma gelince plastik torba veya kutulara şaşırtılır. Şaşırtmayı yaparken fideleri kotiledon yapraklarından tutmak gerekir. Şaşırtma akşam üstü havanın serinlediği saatlerde yapılır. Gerekli tüm bakım işlerinden sonra fideler ortalama 3 hafta sonra dikime hazır hale gelir. Dikim zamanı fazla geciktirilmemelidir. 4-6 yapraklı fideler dikime hazırdır.

FİDE DİKİMİ NASIL YAPILIR?

Fide yetiştirilirken bir yandan da serada dikim hazırlıkları, gerekli temel gübreleme ve ilaçlama işleri yapılır. Dikim kuzey-güney yönünde çift sıralı yapılır. Böylece bitkiler ışıktan en iyi şekilde faydalanır ve meyveler daha erken olgunlaşır.

DİKİM MESAFELERİ FARKLIDIR

- Dikim mesafesi; - çift ürün yetiştiriciliğinde 90x50x40 cm - tek ürün yetiştiriciliğinde 100x50x45 cm olmalıdır. Dikim öncesi fide torbaları sulanır ve böylece torbadan kolayca çıkarılan topraklı fideler yukarıdaki ölçülerde dikilir. Gerekli su ve çapa işleminden sonra her bitki ayrı ayrı ipe alınır.

EN UYGUN FİDE HARCI

2 kısım çiftlik gübresi + 2 kısım orman toprağı + 1 kısım dere kumu veya 4 kısım Çiftlik gübresi + 2 kısım bahçe toprağı + 1 kısım dere kumu şeklinde hazırlanır. Bu oranlarda hazırlanan harç tüm sebzelerin fide yetiştiriciliğinde de kullanılabilir. Harç; kullanılmadan önce mutlaka ilaçlanmalıdır.

KASALARA TOHUM EKILİR

33


SAKARYA ZİRAAT ODASI sahalarında yoğun sera biber yetiştiriciliği vardır.

KIŞ VE İLKBAHAR DÖNEMİ UYGUNDUR

Örtüaltı biber tarımı genelde tek ürün ve ilkbahar ürünü şeklinde yapılmakla beraber, domatesin sonbaharda virustan fazla derecede zarar görüyor olması nedeniyle bazı çiftçilerimiz tarafından sonbahar ürününde de biber yetiştirilmektedir.

TOHUMA DİKKAT

Gerekli gübre, toprak ve yaprak analizine göre uygulanmalıdır.

BUDAMA YAPILMALI

Budama koltuk alma, yaprak alma ve sürgün alma şeklinde yapılır. Yaşlı, hastalıklı ve fizyolojik olarak hayatiyetini kaybetmiş yapraklar alınır. Böylece ışıklanma ve havalanma kolaylaşır.

TEPE ALIMI

Çift ürün yetiştiriciliğinde meyvelerin çabuk olgunlaşması ve kaliteli olması için tepe alımı yapılır. Bırakılmak istenen salkımın 2 yaprak üzerinden tepe alınır.

TOZLANMAYA YARDIMCI OLALIM!

Tozlanma ve döllenmeye yardımcı olmak için ya hergün saat 10.00- 15.00 arası, bitkileri sallamak gerekir, yada vibratör ile her çiçek salkımına tek tek dokunulur.

VERİM

Hasat tohum ekiminde 4-5 ay sonra başlar. Hasat zamanı pazar uzaklığına göre saptanır ve olgunluğa yakın meyveler hasat edilir. Verim çeşide göre değişir. Genelde 13-25 ton arasıdır.

DİKKAT!

2-3 yılda bir toprağın 30-40 cm altındaki pulluk tabanını kırınız. Her türlü bilgi için ilgili tarım kuruluşlarına başvurmaktan kaçınmayınız.

ÖRTÜALTI BİBER YETİŞTİRİCİLİĞİ

Ülkemiz biber ekim alanı ve üretim miktarı açısından dünya ülkeleri arasında ön sıralarda yer almaktadır. Toplam sera sebzeciliği içinde biber yetiştiriciliğinin yapıldığı kısım yaklaşık % 15’lik alanı kapsamaktadır.

BİBER YÜKSEK GELİR SAĞLAR

Ülkemizde örtüaltı biber yetiştiriciliği üreticiye de iyi gelir sağlamaktadır. Bunun sonucunda özellikle batı ve güney sahil şeridinde yayılma göstermektedir. Akdeniz kıyı şeridinde Antalya’nın Demre, Finike ve Kumluca ile İçel’in Kazanlı üretim

34

Seralarımızda populasyon niteliğinde,ve tescil edilmemiş.yöre.sel tohumluklar kullanılmakta iken, son yıllarda örtüaltı tarımı için tescil edilmiş veya üretim izni almış çeşitler dikilmeye başlamıştır. Ayrıca, seralarımız için gerekli biber tohumluğunun çok düşük bir miktarı hibrit tohumla karşılanmaktadır.

İYİ ÇEŞİT SEÇİNİZ

Biber yetiştiriciliğinde başarıya ulaşmanın ilk şartı yetiştirme dönemi için uygun çeşidin seçimi, bunu takiben sağlıklı fide yetiştirmektir.

İYİ BİR HARÇ HAZIRLAYIN

Tohum ekimi yapılacak harç ile fide yetiştiriciliği yapılacak harcın çok iyi hazırlanması mümkün olduğu kadar mantari hastalıklardan ari ve besin maddelerince zengin olması gerekir. Domates için hazırlanan harcın aynısı kullanılır.

TOHUM EKİMİ

Biber tohumları yine kasalara sırayla ekilir ve üzerleri harç ile kapatılır. Bolca sulanır. Çimlenme tamamlanıncaya kadar yeterli rutubet sağlanmalıdır. Sulama biber tohumlarının çimlenmesinde çok önemlidir. Ancak aşırı rutubetten kaçınılmalıdır.

ŞAŞIRTMA YiNE TORBALARA

Tohum çimlendikten sonra kotiledon yaprakları tam iriliğine ulaşmalı ve birinci gerçek yaprak görüldüğünde bitki zararlandırılmadan harç dolu keselere, saksılara veya diğer fide yetiştirme


SAKARYA ZİRAAT ODASI körpe iken toplanırsa yola dayanımı azalır. Fazla geç toplamakta kalite özelliklerinin düşmesine neden olur. Bir dekar seradan 3-5 ton verim elde edilir.

ÖRTÜALTI PATLICAN YETİŞTİRİCİLİĞİ

Anavatanı Hindistan olan Patlıcan sıcağı seven bir bitkidir. Serada yoğun üretimi yapılan sebzelerden domates, biber ve hıyardan sonra 4. sırada yer alır. Fazla sıcaklık istemesi nedeniyle ısıtmasız seralarda üretimi yapılmazken son yıllarda yeni çeşitlerin ülkemize girmesi örtü altında patlıcan üretiminin artmasına neden olmuştur.

İKLİM VE TOPRAK İSTEKLERİ NASIL?

ortamlarına şaşırtılmalıdır.

FİDE DİKİMİ

Fideler seradaki asıl yerlerine dikilmeden önce sera içerisinde gerekli toprak hazırlığı özenli bir şekilde yapılmalıdır. Yetiştirilen pişkin fideler günün sıcak saatleri dışında seraya dikilmelidir. Böylece fidelerin tutma oranı artırılır.

DİKİM MESAFELERİ DEĞİŞİR

Tek sıra dikiminde 70x30 cm veya 80x30 cm. Çift sıra dikimde 30x65-90 cm ve 30x50100 cm mesafelerle dikim yapılır. Dekara 4500-5000 fide dikilmelidir.

KÖK BOĞAZINA DİKKAT

Seralarda büyük ürün kaybına neden olan kökboğazı yanıklığı hastalığına karşı, biber bitkisinin kökboğazının sulama suyu ile temas etmemesine özen gösterilmelidir. Eğer damla sulama yapılmıyorsa, boğaz doldurma işlemi yapılarak sulama arkları açılabilir.

BİBER’DE ASKIYA ALINIR!

Bitkiler büyüdükçe yanlara yatmaması için ya domates gibi askıya alınır, ya da her iki tarafından geçirilen tel ile destek sağlanmalıdır.

Patlıcanın istediği en uygun sıcaklık 2530°C dir. Gece sıcaklığı 15°C nin altında ise meyve tutumu görülmez. Bu şartlarda döllenmeyi sağlamak için bitki büyüme düzenleyicilerine ihtiyaç gösterir. Düşük sıcaklıklarda gelişme yavaşlar ve 0°C’de bitki donmaya başlar. Toprak isteği bakımından fazla seçici olmamasına rağmen, turfandacılık için, sıcak, drenajı iyi, kuvvetli, pH değeri 6-7 olan topraklar idealdir. Işığıda çok seven patlıcan için ışık şiddeti ve ışıklanma süresi önemlidir. 14-16 saatlik uzun günleri sever. Patlıcan kısa günlerde zayıf gelişir.

FİDE UZUN SÜREDE YETİŞİR

Örtüaltı yetiştiriciliğinde fide yetiştirmenin çok önemli bir yeri vardır. Patlıcan fideleri diğer sebze fidelerine göre daha uzun yetişme dönemi gösterir. Ayrıca, fide yetiştirme her dönem ve farklı örtü tipleri için önemli farklılıklar göstermektedir.

ÖNCE FİDE HARCI HAZIRLAYALIM

Çiftçilerimiz genel olarak toprak ile bol miktarda çiftlik gübresi karıştırarak kompost yaparlar. lyi bir kompost aşağıdaki malzemelerle hazırlanır. - İyi yanmış (ihtimar etmiş) çiftlik gübresi

İYİ GÖZLEM YAPMALISINIZ!

Bitkiler gelişim dönemi boyunca yakından izlenmeli ve hastalık- zararlı mücadelesine özen gösterilmelidir. Özellikle nemli ortamlarda Botrytis, kuru havalarda da külleme hastalıklarına dikkat edilmelidir.

HASAT ZAMANINDA YAPILMALI

Biberin hasat olgunluğu çeşit ve bölge şartlarına göre değişir. Biber uygun büyüklüğü aldığında hasat edilmelidir. Çok

35


SAKARYA ZİRAAT ODASI çiçek tomurcuğu oluşmuş olmalıdır.

FİDE DİKİMİ

Seraya dikim 100x60x50 cm veya 80x50x50 cm ölçülerle; tek üründe - ısıtılan seralarda Eylül ayında - ısıtılmayan seralarda Ekim ayında yapılır. İlkbahar yetiştiriciliğinde ise; Şubat ayı ortasında yapılır.

ÖNEMLİ BAKIM İŞLERI!

- Orman veya bahçe toprağının üst kısmı - Dişli pirinç iriliğinde kum, Üç malzemenin karışma oranı toprağın kalitesine göre ve yetiştirme dönemine göre değişebilir. Tek mahsul yetiştiriciliği için; 1 kısım çiftlik gübresi + 1 kısım orman toprağı, İlkbahar yetiştiriciliği için; 4 kısım çiftlik gübresi + 2 kısım orman toprağı + 1 kısım kum karıştırılır.

TOHUM EKİMİ

Örtü altında yetiştiriciliği yapılan patlıcan çeşitleri ithal hibrit çeşitler olduğu için pahalıdır. Bu nedenle, tohum zayiatı verilmeden sağlıklı fideler elde edilmelidir. tohum ekimi, uygun sıcaklıkta elle serpme olarak yapılabildiği gibi sıraya da yapılabilir. m2 ye 2-4 gram tohum ekilir.

NE ZAMAN EKELİM

- Tek ürün yetiştiriciliğinde tohum Ağustos başına - Çift ekim yetiştiriciliğinde Ekim-Aralık aylarında ekilir. Tohum ekiminden sonra üzeri 0,5 cm kalınlığında elenmiş harçla örtülmelidir. Çıkıştan itibaren bitkiler direkt güneş altında tutulmamalı tedrici olarak alıştırılmalıdır. Kotiledon yapraklarının tâm olarak teşekkül edip ortasından ilk hakiki yaprağın görülmesi şaşırtma zamanının geldiğini gösterir.

ŞAŞIRTMA DİKKAT İSTER

Şaşırtma 15x15 cm boyutundaki naylon torbalara yapılır. Şaşırtılan bitkiler hassas olduğu için 2-3 gün direkt güneş ışığından korunmalıdır. Fide torbaları fidelerin yaprakları birbirine değmeyecek sıklıkta yerleştirilmeli yada sonradan seyreltilmelidir. İyi bir fidenin büyümesine devamlı müsaade edilmeli taze pişkin halde, eni boyu eşit ve

36

Patlıcan da serada askıya alınmalıdır. Ancak patlıcanların 3-4 gövdeli büyümesine izin verilir. Bu nedenle her gövde ayrı ayrı askıya alınır. Yine yaprak, dal ve sürgün budaması yapılır. 3-4 ana gövde dışındaki tüm sürgünler kesilir. Yan sürgünlerin bir meyve ve bir yaprak sonrası ucu alınır.

VERİM

Patlıcan - Ağustos ayında tohum ekiminden sonra yaklaşık 3 ay sonra hasata gelir. - Ekim ayında yapılan ekimde ise hasat 5-6 ay sonra başlar. Normal iriliğe gelen meyvalar hasat edilir. Bitki başına verim 33,5 kg dır.

ÖRTÜALTI HIYAR YETİŞTİRİCİLİĞİ

Hıyar seralarda yetiştirilen en önemli sebzelerden biridir. Sera alanlarının % 18’inde hıyar üretimi yapılmaktadır. En fazla ilkbahar döneminde olmak üzere tek mahsul ve sonbahar dönemlerinde de önemli seviyede yetiştirilir.

HIYAR NE ISTER?

- Hıyar besin maddelerince zengin kaba yapılı iyi drene edilmiş su tutma kapasitesi yüksek sıcak toprakları ister. - Hıyar 0.5-5°C arasında üşür ve -2°C de bitki donar. Çimlenme için optimum 20-22°C sıcaklık gerekir. Hava sıcaklığı ve optimum olarak gündüz 21-25°C, gece 15-18°C olmalıdır. Işıklanma süresi ise 14 saattir.

ÜRETİME NE ZAMAN BAŞLAYALIM?

Yetiştirici, hıyar üretimine uygun bir çeşitle başlamalıdır. Seralarda hıyar yetiştiriciliğinde yıl boyu devam eden ekimler yapılmaktadır ve her yetiştirme dönemi için tavsiye edilen çeşitler farklıdır. Bununla beraber ekim ve dikimlerin yoğunlaştığı dönemler vardır. Bu dönemler şöyledir. Yetiştirme Dönemi Tohum Ekim tarihi . - Erken Sonbahar Ağustos - Geç Sonbahar Eylül’ün ilk yarısı - Tek Mahsul Ekim ayının ikinci yarısı - Erken İlkbahar Aralık ayının ikinci yarısı


SAKARYA ZİRAAT ODASI veya torf konur ve üzerine tohum ekilir.

FİDE NASIL DİKİLİR?

Dikimden önce toprak tahlillerine dayalı olarak temel gübreleme yapılır. Dikim için hafif kumlu topraklarda sera düz olarak hazırlanır. Diğer topraklarda ise dikim sırtlara yapılmalıdır. Bu tatbikat büyümenin her safhasında görülen toprak hastalıklarına karşı önemli bir kültürel tedbirdir.

HASTALIKLARA DİKKAT

- Orta İlkbahar Ocak ve Şubat - Geç İlkbahar Mart’tan itibaren Mayıs ortalarına kadar,

FİDE YETİŞTİRELİM

Başarılı yetiştiriciliğin en önemli şartlarından biride kaliteli fide yetiştirmektir. Kaliteli fide iyi bir fide harcı, iyi bir bakım ve fide yetiştirme ortamı ile temin edilir. Geleneksel olarak fide harcı iyi yanmış çiftlik gübresi toprak ve kum karışımından hazırlanır. Çiftlik gübresi en az üç ay önce temin edilmeli iyice yanmış olmalı ve bitkiye zararlı maddeleri ihtiva etmemelidir.

Hıyar diğer sebzeler içinde hastalıklara karşı en hassas olanıdır. Toprak hastalıkları problem ise tedbir alınması gerekir. Bu amaç için en pratik ve ucuz yol seraların solarizasyonu dediğimiz işlemdir.

FİDE 3-5 YAPRAKLI OLUNCA

Sonbahar ve tek mahsul dönemlerinde sera boş olduğu için fideler üç hakiki yapraklı olunca, ilkbaharda ise 4-5 yapraklı devrede seraya dikilir.

SIRALAR KUZEY-GÜNEY OLMALI

Dikim istikameti kuzey-güney yönünde olmalıdır. Dikim mesafeleri çift sıra dikim sisteminde çift sıralar arası 100 cm, sıra arası

YA FİDE YADA DOĞRUDAN EKİM

Tohum ekimi ya doğrudan seraya yada torbalara yapılır. Eğer torbalara yapılacaksa önce torbalar harç ile doldurulur. tohum ekim harcı domates harcına çok benzer. Son yıllarda harç yerine torf kullanımı yaygınlaşmıştır. Harç veya torf ile doldurulan torbanın ortasına bir adet tohum ekilir ve üzeri 1 cm harç ile örtülür. Ilk su verilir. Çimlenme ile birlikte ilk hakiki yaprakları oluşturan fidelerin torbaları bulunduğu yerde seyreltilerek yeterli havalanma sağlanır. Fide büyüme devresinde bitki koruma tedbirlerinin ihmal edilmemesi gerekir. Eğer direkt seraya ekim yapılacaksa; uygun toprak hazırlığından sonra açılan çukurlara önce bir avuç harç

50 cm, sıra, üzeri de tek mahsulde 50 cm, sonbahar ve ilkbahar dönemlerinde 45 cm dir.

ASKIYA ALALIM

Serada hıyar mutlaka askıya alınmalıdır. Böylece; Bütün bakım işleri kolaylaşır, Bitkiler arasında hava hareketi sağlanır, Hastalık ve zararlı kontrolü kolaylaşır, Verim ve kalite yükselir. Bitki sıralarına paralel yerden 10-15 cm yüksekten ve 200 cm yüksekten 2 sıra tel çekilir. Her bitki ayrı ayrı iki tel arasına çekilen ipe sardırılır.

37


SAKARYA ZİRAAT ODASI

MARUL İSTEKLERİ:

YETİŞTİRİCİLİĞİNİN

İKLİM

Salata ve marullar soğuğa kısmen dayanıklı, nemli hava koşullarına gereksinim duyan serin, ılık iklim sebzesidir. Vegetasyon süresi kısa olduğundan Türkiye’nin tüm bölgelerinde yetiştirilebilir. Yazları serin geçen bölgelerde yaz yetiştiriciliği de mümkündür. Bu bakımdan yaz aylarında 1000-1500 m. olan yayla kesiminde yazlık çeşitlerin yetiştirilmesi mümkündür. Salata ve marul gruplarının sıcağa karşı duyarlılıkları farklılık gösterir. Sıcağa karşı kıvırcık baş salatalar çok hassas oldukları halde, yağlı baş salatalar orta derecede hassas, yaprak salatalar daha az hassastır. İyi bir baş oluşumu için düşük sıcaklıkta yavaş büyüme idealdir. Salata ve marul yetiştiriciliğinde en uygun sıcaklık derecesi 15,5 ºC ile 18,3 ºC arası ise de baş bağlama esnasında 8 ºC-12 ºC arasında olmalıdır. 18 ºC’nin üzerindeki sıcaklıklarda vegetatif devreden generatif devreye geçiş başlar. Islah çalışmaları ile yüksek sıcaklıklara dayanıklı, çiçeklenmeyen yazlık çeşitler geliştirilmiştir.

MARUL İSTEKLERİ:

YETİŞTİRİCİLİĞİNİN TOPRAK

Salata ve marullar iyi drene edilmiş, özellikle 25-30 cm.lik toprak tabakasında humusça ve besin maddelerince zengin, tınlı kumlu veya kumlu tınlı toprakları sever.

38

Salatalar pH 6-7, marullar pH 5,5-7 olan topraklarda iyi yetişir. Salata ve marullar toprak tuzluluğuna orta derecede hassastır.

MARUL YETİŞTİRİCİLİĞİNDE FİDE YETİŞTİRİCİLİĞİ: Salata ve marul fidelerini yetiştirmek için tohumlar fide yastıklarında sterilize edilmiş harç üzerinde 10 cm aralıklarla açılmış sıralara yapılabildiği gibi, içlerine sterilize edilmiş harç doldurulmuş saksılara veya plastik torbalara ekilebilir. İyi bir çimlenme için toprak sıcaklığı 4,4 ºC ile 26,7 ºC arasında, en uygun hava sıcaklığı 24 ºC olmalıdır. Ekimden 6-10 gün sonra tohumlar çimlenir ve toprak yüzüne çıkarlar. Bitkiler 3-4 yapraklı olduğu zaman yastıklarda seyreltme yapılır. Fidelikte yabani otlar ayıklanır, sulama, hastalık ve zararlılarla mücadele yapılır.

MARUL YETİŞTİRİCİLİĞİNDE DİKİM:

Tohum ekim zamanı Akdeniz sahil kuşağında Ağustos-Aralık ayları, dikim Eylül-Ocak aylarıdır. Hasat Ekimde başlar, periyodik olarak çok soğuk kış ayları hariç Haziran sonuna kadar devam eder. Yayla şartlarında tohum Martta ekilir, Nisan, Mayısta dikilir, hasat Temmuz-Eylül aylarında olur. Fideler 6-7 yapraklı olunca tarlaya dikilirler. Yaprak salata, yağlı baş salata ve marul çeşitleri nispeten daha küçük olduğundan,


SAKARYA ZİRAAT ODASI kıvırcık baş salatalara göre daha dar aralıkla dikilmelidir. Baş salatalarda m2’de 7-12 bitki bulunmalıdır. Genelde karık yönteminde dikim ikili sıralar halinde yapılmalıdır. Fideler sıra arası 30-35 cm, sıra üzeri 25-30 cm olmak üzere dikilirler. Dikim sonrası bitkilere bol can suyu verilmelidir.

MARUL YETİŞTİRİCİLİĞİNDE BAKIM:

Dikimden sonra birkaç defa toprağı kabartmak veya yabancı otları temizlemek amacıyla çapalama yapılır. Açık tarla yetiştiriciliğinde yağmurlama sulama yapılmalıdır. Yetişme mevsiminde toprak ve hava nemi göz önüne alınarak toprağın suya doyumu üstünde su verilmemelidir. Fazla su kök çürüklüğüne neden olur. Hasada yakın dönemde fazla su ve gübreleme yapılmamalıdır. Salata ve marulların büyüme periyotları kısa olduğundan gübre istekleri fazladır. Salata ve marul yetiştiriciliğinde dekara 3-5 ton organik gübre verilir. Saf olarak dekara 10 kg N, 5 kg p2o5, 20-25 kg k2O verilir. Fosforun tümü, azot ile potasyumun 1/3’ü dikim öncesi taban gübresi olarak verilir. Potasyum ile azotun geriye kalan kısmının 1/3’ü rozet yaprak dönemi, 1/3’ü ise baş bağlamadan önce verilir.

MARUL YETİŞTİRİCİLİĞİNDE GÜBRELEME

MARUL YETİŞTİRİCİLİĞİNDE HASAT:

Salata ve marullarda hasat yapraklar kartlaşmadan ve tohuma kalkmadan önce yapılmalıdır. Aksi taktirde acılaşma görülür. Hasat bitkinin tek tek elle yapılması suretiyle gerçekleştirilir. Toprak yüzeyine yakın kısmından kök boğazının üzerinden bir bıçakla kesilmek suretiyle yapılır. Tarladaki bitkinin hepsi aynı anda hasat olgunluğuna ulaşmadığından hasadın birkaç kez yapılması gerekebilir.

Sebze Yetiştiriciliği

Önemli Not: Bahçenizi her ilaçlamanızda eğer sulama veya ilaçlama suyunuzun pH sı 8 - 8.5 ise muhakkak Golden Wet yayıcı yapıştırıcı kullanınız. (Ülkemizin birçok yöresinde toprak ve su pH sı 8- 8.5 hatta 9 a kadar çıkmaktadır.) Üretilen bütün ilaçlar 6 - 7 pH aralığına göre üretilmektedir. en kaliteli ilaçlar dahi 6 ila 15 dakika arasında, % 30 varan oranlarda etkisini kaybetmektedir. (kesilmiş yoğurt örneği gibi) Buda ilacınızın etkisinin azalmasına neden olacaktır. Bu nedenle bizim tavsiyemiz holderinize, tankınıza veya sırt pompanıza, 1- pH düşürücü- yayıcı yapıştırıcı GOLDEN WET 2- Yaprak gübresi ve bayiinizin önerdiği mikro element ağırlıklı gübre GOLDENMIX YAPRAK GÜBRESİ 3- İnsektisit BÖCEK İLACI 4- Fungusit MANTAR İLACI (Ayrı bir kapta karıştırdıktan sonra) LÜTFEN SIRALAMAYA DİKKAT EDİNİZ. GOLDENMIX

Yapraklar oluşmaya başlayınca 1. uygulama ve 15 gün sonra ikinci uygulama yapılır 150-200 cc Damlama sulama yöntemi ile 1 lt GOLDEN ZINC Bitki boyu 10-15 cm olunca 1. uygulama yapılır. Daha sonra çinko eksikliği görüldüğü taktirde 2 ve 3. uygulama yapılır. 100 cc GOLDEN POTAS Meyveli dönem başlangıcından hasat sonuna kadar 2 -3 uygulama. 100-200 gr COMPLEX Organik esaslı damla sulama veya salma sulama gübresi. On beş gün aralıklarla. Dönüme 5-7 kg Her ilaçlamada yaprak gübresi muhakkak kullanılmalıdır. Yaprak gübreleri bitkilerin strese girmesini önler. Bitkilerin mikro element ihtiyaçlarını karşılar. Meyve tutumunu ve meyvelerin kalitesini arttırır.

39


SAKARYA ZİRAAT ODASI BEYAZ ve KARA LAHANAYETİŞTİRİCİLİĞİ

ekiniz ve daha sonra inceltiniz En ideal sistem hazır fide olarak dikimi yapılmasıdır. (Brassica oleracea L convar. Capitala (L.) Alef.var. Alba DC. )

TOPRAK

Erkenci çeşitler için hafif topraklara gereksinim vardır. Sonbahar türleri ise , kumlu killi ve killi toprak gibi daha ağır topraklar üzerinde yetiştirilmelidir. ph-KCL seviyesi , kumlu topraklar için + 6,0, kumlu ve killi topraklar için + 7,0’dır. Depolanacak lahanalar , yavaş ve düzenli bir şekilde yetiştirilmelidir.

GÜBRE

Gübre uygulamasının oranı , yakın zamanda yapılmış toprak analizinin sonuçlarına göre belirlenmelidir. Burada belirtilen tavsiye , sadece genel bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir. N : ekimden önce 18-20 kg N/dekar + 3-6 kg N/dekar (yetiştirme döneminin ortasında) P : 10-12,5 kg P2O/dekar K : 20-24 kg K2O/dekar

DİKİM VE YETİŞTİRME DOĞRUDAN DİKİM / TOHUM EKME Nisan Ekim derinliği

EKİM SİSTEMİ

1-2 cm

Toplam ekim mesafesinin yarısı üzerine ekim yapınız ve daha sonra inceltiniz. Küçük bir mesafede iki veya üç tohum

40

BİTKİNİN YETİŞTİRİLMESİ VİYOLLER

Erkenci yetiştirme için ısıtılmış cam , Nisan –Mayıs döneminde yetiştirme için tünel veya soğuk cam kullanınız.

TOHUM YATAĞI

Mart / Nisan’da örtülü tohum yatağı Temel gübreleme , erken dönem yetiştirme için 100 m 2’de + 5-7 kg 12-10-15 Saçma yöntemi , 300-350 sds/m2=150200 bitki Ekimden önce bir hafta boyunca ekim alanını sertleşmesi için boş bırakınız. Sıralar halinde , sıra mesafesi = 10-12 cm

HASAT

Bitkilerin baş kısımları , el ile veya makineler aracılığı ile toplanır. Saklanacak lahanalar , depoya getirilir ve şu koşullarda saklanır : 0-1/20C , RH%+95. Sadece birinci kalite lahanaları saklayınız.

ZARARLI OT KONTROLÜ MEKANİK KONTROL

Zararlı ot kontrolü , ekim yapıldıktan sonra mekanik olarak yapılır.

KİMYASAL KONTROL

Bir çok zararlı otun kimyasal yolla yapılabilir.


SAKARYA ZİRAAT ODASI Bitki çıkmadan önce ve çıktıktan sonra , tohum yatağında yabancı ot öldürücü kullanılabilir. Herhangi bir ot öldürücü kullanmadan önce , kullanımı hakkında , zararlı ot ve mahsul üzerindeki etkileri , güvenlik dönemleri , uygulama oranı ve metodu hakkında her şeyi bildiğinizden emin olunuz. Eğer şüphedeyseniz bir uzmandan veya teknisyenden yardım alınız

HASTALIK VE ZARARLILAR

Yüksek kalitede sebze yetiştirmede başarı sağlamak için hastalık ve böcek kontrolünün zamanında ve doğru şekilde yapılması çok önemlidir. Doğru teşhis yapıldığı takdirde

gövdeler gelişir. Ilık ortamlarda önemli bir hastalıktır. Enfeksiyon , ekim alanındaki bitki yığınından yayılabilir. Genelde , Brüksel lahanası , beyaz lahana ve karnabaharda görülür.

CLUBROOT brassicae (mantar)

Plasmodiophora

Köklerin anormal büyümesi. Bitkiler , topraktaki mineralleri ve suyu absorbe edemezler. Islak , serin ve asitli topraklar ,patojenik üremeyi hızlandırır. Sporlar , toprakta 10-20 yıl boyuca kalabilirler.

PAMUKÇUK (Phoma) Leptosphaena maclans (phoma lingam) (mantar)

Yapraklar üzerinde , küçük siyah gövdeler ile karakterize edilen kahverengi lekeler. Ekim alanında bitkiler önce sararacak ve daha sonra kuruyacaktır. Depolarda tutulan lahanalarda uç kısım , siyah çökük benekler ile bozulur ve bu da , kuru bazal bir çürümeye neden olur.

PHYTOPHTHORA Phytophthora porn (mantar)

Özellikle lahananın saklanması sırasında , uç kısımda başlayan gri , sulanmış çürüme , bitkinin baş kısmına doğru ilerler.

, uygun kontrol yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Eğer şüpheniz var ise , bir uzmana başvurunuz. Zararlı hayvan veya hastalık belirtilerinin ilk sinyallerine karşı uyanık olunuz ve hemen gerekli tedavi yollarına başvurunuz. Şunu unutmayınız ki önlem almak tedavi etmekten her zaman daha iyidir. Her zaman önlem kontrollerinizi yapınız.

GENEL

Piyasada büyük miktarda “Böcek İlaçlar” veya Bitki Koruma İlaçları mevcuttur. Doğru kullanıldığı takdirde , bu ilaçlar güvenli ve etkili olur ancak yanlış kullanılırlar ise , hem tehlikeli hem de etkisiz olabilir. Herhangi bir böcek ilacı kullanmadan önce üzerindeki veya içindeki tarifi dikkatlice okuyunuz.

DOWNY KÜFÜ Peronospora parasitica (mantar)

GRİ KÜF Botyritis Cinerea (mantar)

Ekim alanındaki enfeksiyon , saklama sırasında yayılır. Lahanaların baş kısmı , çok sayıda kahverengi-gri sporun oluşumuna neden olan bir küf ile sarılır.

SCLEROTİNİA Sclerotinia sclerotiorum (mantar)

Lahananın baş kısmı , içerisinde çok sayıda sert siyah gövdelerin (sklera) geliştiği pamuksu bir mantar mycelium kütlesi ile sarılır. Bu da , sulu , yumuşak bir küfe neden olur.

POWDERY KÜFÜ (mantar)

Eryciphe polygoni

Yaprakların üst yüzeylerinde , gri-beyaz renkte küçük küf kolonileri gelişir ve daha sonra bunlar , siyah lezyonlara dönüşürler. Yüksek sıcaklık ve kuru ortamlar , bu

Ilık ve yüksek nemli ortamlarda ciddi bir hastalıktır. Üst yaprak yüzeyinde sarı noktalar , yaprağın alt kısmında ise beyazgri sporlar oluşur. Tohum yatağındaki fidelere ve aynı zamanda ekim alanındaki olgunlaşmış bitkilere büyük zarar verir.

YUVARLAK NOKTA Mycosphaerella brassicicola (mantar)

Yuvarlak , gri-kahverengi lezyonlar. Üst yaprak yüzeyinde , küçük siyah tohum verici

41


SAKARYA ZİRAAT ODASI DAHİLİ UÇ YANIĞI bozukluk)

(Fizyolojik

Belirtiler , tarlada ve saklama sırasında görülür. Sadece baş kısmı kesildiğinde veya dışyapraklar çıkarıldığında görülür. İç yaprakların kenar kısımları kahverengine dönüşür ve kağıdımsı bir şekil alır ve daha sonra iyice kararır. Bu hastalık , bitkideki kalsiyum eksikliğinden kaynaklanabilir.

GRİ BENEK

(Fizyolojik bozukluk)

Genelde beyaz lahanada görülür. Dış yaprakların tabanı kenarında ve yaprak damarlarıboyunca olağanüstü bir leke oluşur ve bu leke gittikçe , küçük beneklerden oluşan bir desene benzer. Bu hastalık ile ilgili net bir açıklama yoktur. hastalığın gelişimini hızlandırır.

EKİN BİTLERİ

Thrips tabaci (böcek)

Genelde lahanalarda görülür , küçük sarı larvalar bitkiye zarar verir. 1-2 mm boyundaki bu böcekler genelde , lahanaların baş kısmındaki yapraklar arasında bulunurlar ve beslenme mekanizmaları yaprağın yüzeyinde , sert , siğil , benzeri yapıların oluşumuna neden olur.

LAHANA KÖKÜ SİNEĞİ Delia ratium (böcek)

Bitkinin yanında bulunan yumurtalardan çıkan matoglar , brassica bitkilerinin kök sistemlerine ve gövdelerine zarar verirler ve bu kısımları işgal ederler. Enfeksiyona yakalanan kökler , tüneller ile delik deşik olur ve daha sonra çürürler. Genç bitkiler ölür , olgunlaşmış bitkilerin gelişimi ise çok zayıf gerçekleşir.

TAVSİYE EDİLEN ÇEŞİTLER ERKENCİ-SOFRALIK-BASIK ÇEŞİTLER

BENSON F1 = 60 GÜNLÜK / 1,5-2 KG GAZELLE F1= 70 GÜNLÜK / 2-2,5 KG ALFREDO F1= 80 GÜNLÜK / 2-3 KG RAMADA F1= 85 GÜNLÜK/ 2-3 KG GEÇCİ-

SOFRALIK-BASIK ÇEŞİTLER

MILESTONE F1 = 125 GÜNLÜK / 4-6 KG MASADA F1 = 140 GÜNLÜK / 4-5 KG ARSENAL F1 = 140GÜNLÜK / 4-5 KG SHELTON F1 = 145 GÜNLÜK / 4-5 KG MANDY F1 = 145 GÜNLÜK / 4-5 KG VITATON F1 = 150 GÜNLÜK / 4-5 KG

SARMALIK ÇEŞİTLER

FIELDGLORY F1 = 75 GÜNLÜK / 2-3 KG FIELDWINNER F1 = 90 GÜNLÜK / 3-4 KG FIELDROCKET F1 = 120 GÜNLÜK / 3-4 KG TURŞULUK-YUVARLAK ÇEŞİTLER THOMAS F1 = 85 GÜNLÜK / 3-4 KG ROTONDA F1 = 85 GÜNLÜK / 3-4 KG ALMANAC F1 = 90 GÜNLÜK / 5-7 KG MEGATON F1 = 100 GÜNLÜK / 5-8 KG TRANSAM F1 = 140 GÜNLÜK / 4-5 KG

BÖLGE ERKENCİ DİKİM ZAMANI GECÇİ DİKİM ZAMANI

LAHANA SOLUCANI (böcek)

Plenis rapae

Yumurtalar , genelde yaprakların alt yüzlerinde bulunurlar. Yeşil renkte ve tüylü olan larvalar , dış yapraklar ile beslenir ve daha sonra lahanaların baş kısımlarına nüfuz ederler.

42

MARMARA 15-NİSAN+15-HAZİRAN 15-TEMMUZ+20-AĞUSTOS KARADENİZ 15-NİSAN+30-HAZİRAN 15-TEMMUZ+30AĞUSTOS İÇ ANADOLU 30-NİSAN+30HAZİRAN 5-TEMMUZ+20-AĞUSTOS EGE 20-MART+20-NİSAN 10-AĞUSTOS+10EYLÜL AKDENİZ 10-MART+10-NİSAN 15AĞUSTOS+10 EYLÜL


SAKARYA ZİRAAT ODASI

TURP

8TR-17(Fındık turp)

Tescil Yılı: 1983 Meyve şekli: Yuvarlak Ortalama meyve ağırlığı: 45-50 g Kabuk rengi: Açık kırmızı Et rengi: Beyaz Yumru özellikleri: Baharlı, sulu, hafif acı ve lezzetli Olgunlaşma süresi: 30-35 gün Verim özellikleri: 1.50 ton/da Tavsiye Edilen Bölgeler: ekilen Bölgeler: Türkiye’nin bütün ölgeleri Gübreleme: Dekara 2-3 ton yanmış ahır gübresi ve kimyasal gübre olarak ta dekara-50 kg amonyum sülfat, 35 kg süper fosfat, 25 kg potasyum sülfat verilebilir. Fındık turpları gibi yetiştirme dönemi kısa turplarda, gübrenin tamamı ekim öncesi toprağın 10-15 cm derinliğe verilmelidir. Kestane ve bayır turplarında ise azotlu gübre 2 seferde birincisi ekim öncesi toprağın 10-15 cm derinliğine, ikinci parti ise yumru oluşmaya başladıktan sonra verilir. Ekim: Turplar masuralar üzerine veya düze ekilir. Tohum ekiminde en uygun yöntem sıraya ekimdir.

Fındık turplarında 25 cm, Kestane ve bayır turplarında 30-40 cm ara ile açılan çizgilere elle veya mibzerle tohum ekimi yapılır, daha sonra sıra üzerinde bitkiler arasında; Fındık turplarında 4-6 cm, kestane ve bayır turplarında ise çeşit iriliğine göre 10-20 cm aralık bırakılarak seyreltme yapılır. Ekim derinliği ve sıklığının, yumrunun şekli üzerine etkisi vardır. Derin ekim ve sık ekimlerde, yumrular uzamakta ve çeşidin özelliği kaybolmaktadır. Ekimden sonra tohumların üzeri 2 cm kalınlıkta harç tabakası ile kapatılır ve hafifçe bastırılır ve sulanır. Turplarda tohum ekimi bölgenin iklim koşullarına ve pazara çıkarılma zamanına göre değişmekle birlikte fındık turplarında, Ağustostan Mayısa kadar ve çoğunlukla 15 gün ara ile yazlık, kestane turplarında MartMayıs, kışlık bayır turplarında ise, TemmuzAğustos ayları içinde yapılmalıdır. Bakım: Turplarda sulamanın yumru kalitesi üzerine büyük etkisi vardır. Yetişme  mevsimleri dikkate alınarak belirli aralıklarla  düzenli sulama yapılmalıdır. Kestane ve bayır turpların da ise, yabani otları ayıklamak ve toprağı kabartmak için 2-3 defa çapa yapmak çok faydalıdır. Hasat: Fındık turpları, ekimden 3-4 hafta sonra, kestane ve bayır turpları ise, yaklaşık 3 ay sonra hasat büyüklüğüne gelirler. Turplarda hasadın tam zamanında yapılması şarttır. Aksi takdirde içleri koflaşarak, selülozlaşır ve yeme kalitesini kaybeder. Atalarımız demiş ki: -En az yılda bir defada olsun Turp ye! -Yemezsen de bir defa olsun turp tarlasından geç!

43


SAKARYA ZİRAAT ODASI

ENGİNAR ENGİNAR YETİŞTİRİCİLİĞİ Toprak hazırlığı, ekim, dikim ve bakım işleri Enginar, yetiştirildiği toprağı uzun süre işgal ettiği için plantasyon kurulmadan önce arazinin mutlaka derin işlenmesi (5080 cm derinlikte çok yararlı olur. Bu derin işlemeden sonra bir kaç gün havalanan top Disk-Harrow ile inceltilir ve dikim yerleri hazırlanır. Enginarda çoğaltma ağırlıklı olarak vegetatif yolla yapılmaktadır. Ancak ıslah çalışmalarında ve yeni çeşit geliştirme çalışmalarında tohum ile de üretilebilir. Bugün yapılan bazı çalışmalar sonucunda tohum ile yetiş tirilen çeşitlerin geliştirildiği ve İsrail ile Fransa’da tohumdan kurulmuş plantasyonlar olduğu belirtilmektedir (Abak, 1987). Tohum ile yapılan üretimde genellikle önce fidelerin yetiştirilmesi gerekmektedir. Bunun içi tohumlar Mart-Nisan aylarında genelde harç dolu saksı veya tüplere e. Her saksıya 2-3 adet tohum ekilir. Çimlenen tohumlardan gelişen 1 veya bitki saksıda bırakılır ve gerekli bakım işleri yapılır. O yıl içinde gelişen fide ler ertesi yıl yine MartNisan aylarında saksıdan çıkarılarak esas yerle dikilirler. Dip sürgünlerinin esas yerlerine dikimi genellikle 1.00x60-70 cm mesafelerle yapılır. Dikime hazır hale getirilen tarlada 1 m ara ile karıklar açılır ve bu karıkların boyun noktalarına 60-70 cm ara ile dip

44

sürgünlerinin söküm derinliğine açılan çukurlara dikim yapılır. Dikim sonrası hemen cansuyu salma şeklinde verilir. Dip sürgünleri köklendirilmeden esas bitkiden alındığı şekliyle de esas yerlerine dikim yapılabilir. Ancak bu şekilde yapılan üretimde dip sürgünleri köklü olmadığı için dikim sonrası kurumalar çok olur ve tarlada yer yer boşluklar oluşur. Bu boşluklar aşılama yapılarak doldurulmaya çalışılırsada hem bitkiler arasında homojen gelişme olmaz, hemde işçilik maliyetleri artar. Bu olumsuzluk nedeniyle köklendirilmiş enginar dip sürgünlerinin esas yerlerine dikilmesi en çok önerilen yöntemdir. Ağustos ayı ortalarında esas yerine dikilen dip sürgünleri gerekli bakım işleri yapıldığı taktirde hızla gelişir ve o yıl içinde çoğunlukla baş oluşturarak verime geçerler (Özzambak ve Yollaş, 1988). Özellikle erkenci çeşitlerde yapılan bu tip üretimde erkenci verim büyük oranda artar. Bu üretim şeklinin bir diğer avantajı da varyasyon gösteren çeşitlerde varyasyon oranının minimum düzeye indirilebilmesidir. Memelerle yapılan üretim: Enginarın toprakaltı gövdesinin üzerinde bulunan ve yeni sürgünleri oluşturacak olan memelerin (adventif gözlerj kullanılması yolu ile yapılan üretim şeklidir. Üzerinde göz taşıyan gövde parçalan üretimde kullanılır. Yaşlı enginar plantasyonlarının toprakaltı gövde lerinden alınan 5-8 cm çaplı ve 10-15 cm uzunlukta, üzerinde bir-iki meme içeren parçalar ya olduğu gibi esas yerlerine dikilirler, yada köklendirme yastıklarında köklendirilerek


SAKARYA ZİRAAT ODASI esas yerlerine aktarılırlar. Memelerle yapılan üretimin en önemli dezavantajı, özellikle varyasyon gösteren çeşitlerde seçim yapılamamasıdır. Yapraksız dönemde alınan meme¬lerin açılma gösterip göstermediği anlaşılamadığı için bu üretimden elde edilen bitkiler homojen özellik göstermeyebilir. Bu sakıncanın ortadan kaldırıl¬ması için bitkilerin yapraklı dönemde işaretlenmesi gerekir. Bu üretim şeklinde meme içeren gövde parçalan yerine sadece iri görünüşlü memelerin toprakaltı gövdesinden ayrılarak yine köklendirildik-ten sonra esas yerlerine dikilmesi şeklinde de üretim yapılabilmektedir.

Bakım işleri

Enginar üretiminde iyi bir bitki gelişimi sağlamak ve düzenli verim elde edebilmek için bakım işlerinin yerinde ve zamanında yapılması gerek¬mektedir.

Çapalama

Köklendirilmiş veya köksüz piçlerin esas yerlerine dikiminden sonraki gelişme dönemlerinde sıra aralan ve sıra üzerlerinde gelişen yabana otları temizlemek ve toprağı kabartmak amacıyla yapılır. Çapalama, mevsime bağlı olarak 2-3 kez yapılır. Gelişmenin ilk dönemlerinde 2-3 kez yapılan çapalama işlemlerinden sonra hızla gelişen bitkiler toprak yüzeyini kapattığı için başka çapalama işlemine gerek kalmaz.

Sulama

Enginar gelişme ve büyüme döneminde oldukça fazla su isteyen bir bitkidir. Yetiştirildiği bölgelerde Ağustos ayı başından itibaren verilen uyan¬dırma suyu ve kış mevsimi yağışlarının başlangıcına kadar olan dönemde düzenli ve yeterli miktarlarda su ister. Kış mevsiminde ise gerekli su ülke¬mizde genellikle yağışlardan sağlanır. Eğer yağışlar yetersiz kalırsa sulama yapılması gerekmektedir. Özellikle hasat döneminde yağış yetersiz ise mutlaka sulama yapılmalıdır. Susuz kalan bitkilerde verim ve kalite düşer. Sulama işlemi genellikle karıklara salma sulama şeklinde yapılır. Ağır karak¬terli topraklarda aşırı su vermemek gerekir. Aşın su kök çürümelerine neden olur. Erkencilik ve turfanda yetiştiricilik için en önemli işlem uyandırma suyunun veriliş zamanıdır. Ege

bölgesi koşullarında Ağustos ayı başında verilen uyandırma suyunun ideal uyandırma zamanı olduğu belirtilmektedir (Eser ve ark. 1985 ve 1992 b).

Gübreleme

Enginar üretiminde gübreleme işlemi iki farklı dönemde yapılır. Çok yıllık sebze olması nedeniyle plantasyon kurulmadan önce yapılacak ilk gübreleme çok önem taşır. İkinci dönem ise bitki gelişim döneminde yapılan gübreleme işlemidir. Enginar plantasyonu tesis edilmeden önce yapılan derin toprak işlemesinden sonra dekara 4-5 ton yanmış çiftlik gübresi verilir ve toprağın 30-40 cm derinliğine karıştırılır. Ayrıca çiftlik gübresine ilave olarak tesisten önce dekara 15-20 kg azotlu, 30-40 kg fosforlu ve 15-20 kg potasyumlu gübre verilmelidir. Bu temel gübrelemeden sonra tesis kurulur (Macit ve Şalk, 1970). Dikimden sonraki bitki gelişim dönemlerinde ise bitki gelişim durumu ve baş kalitesine göre organik ve mineral gübre ile gübreleme yapılması gerekmektedir. Toprak analizine bağlı olmak koşulu ile ortalama olarak her yıl enginar plantasyonu için 15 kg/da N, 10 kg/da P2O5 ve 15 kg/ da K2O kullanılması tavsiye olunur (Abak, 1987). Fosfor ve potasyumlu gübreler bir defada ve uyandırma suyundan sonra verilmesine karşılık N’lu gübreler ilk uyandırma suyu ile, baş oluşum döneminde ve hasat döneminde olmak üzere üç farklı dönemde verilmelidir. Gübreler karıklara verilebildiği gibi ocaklara da verilebilir. Ocaklara sonbahar da 3-4 kg/ocak yanmış çiftlik gübresi verilmesi tavsiye olunur. Ayrıca yine ocak başına 6-10 g N, 5-10 g P2O5 ve 10-15 g K2O gübrelemeside önerilmektedir

45


SAKARYA ZİRAAT ODASI

(Günay, 1993) Bu yöntemde de azotlu gübrenin yine 3 farklı dönemde verilmesi gerekmek-tedir.

Ocak temizliği

Enginar üretiminde ocak temizliği genellikle sonbaharda bir kez yapılır. Uyandırma suyu verildikten sonra toprakaltı kök sistemindeki uyur gözlerden oluşan çok sayıdaki dip sürgününün temizlenmesi ve seyreltil mesi gerekmektedir. Sonbahar döneminde ocaklar açılarak toprakaltı gövde sine ulaşılır ve gelişen dip sürgünlerinden en kuvvetli gelişen iki-üç tanesi bırakılır, diğerleri kesilerek atılır. Açılan ocağa birer kürek yanmış ahır gübresi verilir ve tekrar boğaz doldurması yapılır. Ocak temizliği bazı yıllar gerekli olursa ilkbaharda ikinci bir kez daha yapılabilir. Tekrar ilkbaharda açılan ocaklardan çok sayıda gelişen dip sürgünlerinden zayıf gelişenler temizlenir. Mümkünse tekrar ahır gübresi verilir ve boğaz doldurulur.

Enginar yetiştiriciliğinde yaz temizliği

İlkbaharda havaların iyice ısınması ve sıcaklığın 25°C üzerine çıkma¬sından sonra enginar başlan kartlaşır ve tüketim değerini kaybeder. Bu dönemden sonra plantasyonun suyu kesilir ve bitkiler kurumaya bırakılır. Bitkiler üzerinde gelişen başlar çiçeklenir ve tohum oluştururlar ve bitkiler daha sonra kururlar. Ege bölgesinde bu genellikle Temmuz ayı ortalarına rastlar. Bu dönemde kuruyan bitkilerin toprak üstü aksamları keskin çapa, balta veya orak yardımıyla kesilir. Bu kesim işlemi sırasında bitkinin toprak -altı kök sistemine zarar verilmemelidir. Kesilen bitki artıkları tırmıklanarak temizlenir. Uyandırma suyu verilinceye kadar plantasyonda başka bir işlem yapılmaz.

Erkenci üretim için Gibberellikasit (GA3) uygulaması

46

Ege ve Akdeniz bölgelerindeki enginar üretiminde erkencilik çok önem¬lidir. Özellikle İzmir, Çeşme, Karaburun ve Gümüldür bölgelerinde yapılan Sakız enginarı üretiminde erkenci ürün pazarda büyük fiyatlar ile alıcı bulmaktadır. Yapılan araştırmalarda, bitkilere püskürtülen GA3’ ın bitkiler -deki apikal dormansiyi ortadan kaldırarak baş oluşumunu teşvik ettiği belirtilmiştir (Abak, 1987). Böylece erkenci verim miktarınında arttığı ileri sürülmektedir. Enginar üretiminde kullanılan GA3 uygulamasının uyandır -ma suyu ile birlikte uygulanınca erkenci üretim üzerine olumlu etki yaptığı belirlenmiştir. Ege bölgesi koşullarında Sakız enginar çeşidinde iki farklı dönemde (Eylül başı ve sonunda) 30 ppm GA3 uygulamasının başarılı sonuç verdiği ifade edilmiştir. Ancak GA3 uygulaması ve uyandırma suyunun erkenciliği artırması yanında çok erken elde edilen ürünlerde yöresel olarak davrit olarak adlandırılan baş (gelişmesi yarım kalmış, dumura uğramış şekilsiz baş) oluşumunun arttığı belirlenmiştir (Koçer ve Eser, 1993). İklim özelliklerine bağlı olmak koşuluyla İsrail’de yapılan çalışmalarda GA3 uygu¬lamasının baş oluşumunda iki ay erkencilik sağladığı belirtilmiştir. GA3 uygu¬lamasının İsrail’de yaygın olarak kullanıldığı ifade edilmekledir (Abak, 1987). Erkencilik sağlamak amacıyla kullanılan GA3’ün uygulama dozu ve uygulama zamanı ile birlikte üretim yerinin ekolojisi ve çeşit yetiştiricilikte başarıyı etkilemektedir (Eser ve ark., 1985). Optimum uygulama dozu 150-200 mg/l arasında değişir. Bitki başına ise 5-10 mg GA3 pülverize edilme -lidir. Uygulama zamanı ise iklim koşullarına göre değişmekle birlikte genel olarak hasattan 6-8 hafta öncesidir. Hasat tarihi belirlenerek GA3 bundan 6-8 hafta öncesinde bitkilere pülverize edilir. Özellikle kışı soğuk geçen bölgelerde ürünün soğuklardan zarar görmesini önlemek amacıyla kış soğukları başlamadan önce hasat yapılabilmesi için bu bölgelerde GA3 uygulaması büyük önem taşır.

Tarımsal savaşım

Enginar üretimi ülkemizde genellikle kış mevsiminde yapıldığı için çok fazla sorun yaratan önemli bir hastalık ve zararlısı yoktur. Ancak yeni dikilmiş plantasyonlarda veya sonraki gelişme dönemlerinde sorun olabile¬cek kök çürüklüğü [Rhizoctonia


SAKARYA ZİRAAT ODASI solani) tarlada yer yer boşluklara neden olabilmektedir. Bitkinin kökboğazı kısımlarında çürümeler oluşturur. Bunu önlemek için temiz fide ve temiz toprak kullanılması önerilmektedir. Ayrıca fidelerin dikim öncesi Captafol yapılı ilaçlarla hazırlanan bulamaca bandırı¬larak dikilmesi yararlı olur. Bitki gelişim döneminde özellikle nemli ve yağmurlu havalarda Botrytis cinerea zararı görülebilir. Bu etmen brakte yapraklarda lekeler oluşturur ve ürünün pazar değeri düşer. Yine yağışlı ve nemli dönemlerde mildiyö önemli zararlar oluşturabilir. Yaprakların üzerinde kırmızımtrak lekeler oluşur. Ilık ve yüksek nemli havalarda ise külleme ortaya çıkabilir. Özellikle 20°C sıcaklık ve % 70-80 ortam neminde yaprakların alt ve üst yüzeylerinde yaygın lekeler oluşur. Sonraki dönemlerde lekeler kahverengi leşir. Enginarda sarı mozaik virüsü ve kıvırcık bodurluk virüsü de zarar oluşturabilir. Önemli enginar zararlısı olarak ise yaprak bitleri, enginar kelebeği enginar yaprak galeri kurdu, kök kurtları ve salyangozlar gösterilmektedir Yaprak bitleri yeni çıkan yapraklarda ve kök boğazında zararlı olurken, enginar kelebeğinin tırtılları yapraklarda zarar yapmaktadır. Salyangozlar ise erken ilkbahar döneminde ve nemli havalarda yaprak ve başlarda önemli zararlar yaparlar. Bu zararlılara karşı birlikte mücadele yapılması ve “parathion” içerikli ilaçların kullanılması gerekir.

Yabancı ot kontrolü

Enginar üretiminde uyandırma suyunun verilmesi ile birlikte gelişen yabancı otların temizliği büyük önem taşımaktadır. Sıra aralarında ve sıra üzerlerinde gelişen yabancı otlar çapalamak suretiyle veya küçük işleme aletleri ile temizlenir. Bitkilerin kökboğazları çapa ile açılarak bitki çevresi j temizlenir. Sıra aralan ise erken dönemde makina ile bitkiler büyüdükten sonra ise elle çapalanır. Yapılan çalışmalarda yabancı ot kontrolünün kimyasal kullanılarak yapıldığı belirtilmekte ise de ülkemizde bu konuda yapılmış yeterli çalışma yoktur. Herbisit kullanımında çok dikkatli olunmalı, bu konuda çalışma yapan araştırma kuruluşlarından yardım isten melidir.

Olgunluk, Hasat ve Depolama

Enginarda olgunluk kullanım amacı ve

kullanım şekline göre değişir Taze tüketim ve konserve yapımına göre olgunluk dönemleri farklıdır. Çiçek tablası konserve edilecek olan çeşitlerde (Bayrampaşa) tablanın tam iriliğini alması beklenirken, taze olarak tüketilecek enginarlarda brakte yaprakla-rının sertleşmesi beklenmeden yapılacak hasat şekli esas alınır. Enginarın sebze olarak değerlendirilen kısmı olgunlaşmamış çiçek tablası (baş) ve bunun üzerindeki brakte yapraklarıdır. Baş üzerinde bulunan brakte yapraklarının etli kısımları tüketilir. Başın dış kısımların-daki brakte yapraklarının uç kısımları liflendiği için etli dip kısımları tüke¬tilirken başın iç kısmındaki taze brakte yapraklarının tamamı tüketilebilir. Enginarda olgunluk tanımında kullanılan en önemli kriter, başın fazla büyümemesi ve kartlaşmamasıdır. Ayrıca başı taşıyan sap kısmınında sertleşmemiş olması, hafif esnek olması bir başka olgunluk kriteridir. Diğer bir kriter ise brakte yaprakların kapalı olması, açılmaması taze olgunluk için önemlidir, Aşın olgunlukta ise başlar kartlaşır, tabla ve brakteler selüloz-laşır, lifli yapı oluşur. Brakte yapraklar açılır başın yenme değerinde büyük kayıplar oluşur. Enginar başları çeşit ve iklim özelliğine bağlı olarak yeterli iriliğe ulaşınca hasat edilirler. Ege bölgesinde Sakız çeşidinde genelde iklim şartla-rına bağlı olarak Aralık-Ocak aylarında hasada başlanırken, Bayrampaşa çeşidi Marmara bölgesinde Nisan-Mayıs aylarında hasat edilmektedir. Erkenci özellik gösteren Sakız enginar çeşidinde yapılan bazı kültürel işlemlerin (GA3 uygulaması, tepe alma) erkenciliği artırdığı ve Kasım ayında hasat yapılabildiği belirlenmiştir (Amid, 1998). Yeni tesis edilen bir enginar plantasyonunda genelde 2. yılda optimum verim başlar. Ancak köklendirilmiş piç kullanılması şeklinde yapılan plan¬tasyonlarda ise ilk yılda büyük oranlarda verim alınabilmektedir.

47


SAKARYA ZİRAAT ODASI pörsürler. Eğer hasat edilen başlan hemen pazarlanamayacaksa serin ve nemli bir ortamda muhafaza edilme lidirler. Enginar başlan soğuk hava depolarında 0°C sıcaklıkta ve % 90-98 nemde 3-6 hafta muhafaza edilebilirler (Karaçalı, 1990). Enginar başları veya tablaları dondurulmuş ve konserve olarak uzun süreli bekletilebilirler,

Verim

Nitekim Amid, (1998), tarafından yapılan bir çalışmada köklenmiş dip sürgünlerinin dikiminden önce yapılan tepe alımı sonunda her bitkiden 2-3 adet sürgünün gelmesi sağlanarak ilk yıl içinde erkencilikten herhangi bir kayıp olmaksızın ürün miktarında önemli artış elde edilmiştir. Enginar plantasyonu 3. yıldan sonra maksimum verime ulaşır ve 10-12. yıla kadar maksimum verimde kalır. Bundan sonra ise verimde önemli düşüşler görülür. Bu nedenle 10-12 yıl sonra plantasyonun yenilenmesi önerilmektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda özellikle yaprak ve baş şeklinde önemli değişimler gösteren çeşitlerde plantasyon yaşının artması ile değişim oranının da arttığı ve verim ile kalitede önemli kayıpların oluştuğu vurgulanarak 2-3 yılda bir plantasyonun yenilenmesi gerektiği önerilmektedir (Eser ve Özen, 1998). Enginar başlan yeterli iriliği alınca başların 15-20 cm altından sap ile birlikte keskin bir bıçak ile kesilmek suretiyle hasat edilirler. Hasat sabah erken saatlerde yapılmalıdır. Hasat edilen başlar ürünün iyi korunabileceği tahta, karton kutu veya sepetlerde pazara sunulur. Ayrıca yapraklı olarak hasat edilen başlar kamyonet kasalarına yığma olarak ters ve düz istiflen-mek sureliyle de pazara sunulabilir. Ancak bu yakın pazarlar için uygula-nır. Uzak pazarlara ise iyi ambalaj malzemesi ile sevkedilirler. Mümkünse hasat edilen başların bir ambalaj evinde sapları 10-15 cm kalacak şekilde düzgünce kesilerek, extra, I, sınıf ve II. sınıf boylaması yapıldıktan sonra ambalajlanarak pazarlanması daha yararlı olmaktadır. Enginar başları hasat edildikten sonra kesinlikle su ile temas etme melidir. Hasat edilen başlar hiçbir önlem alınmadan açıkta bekletilirlerde kısa sürede tazeliğini kaybeder, solar ve

48

Enginarda verim genellikle baş adedi olarak ifade edilir. Çünkü pazar lamada da kg yerine adet olarak pazarlama yapılır. Yetiştirilme bölümünde anlatıldığı gibi bir dekar alana 100x60-70 cm mesafeler ile dikim yapıldı-ğında yaklaşık 1650 adet bitki dikilir. Her enginar ocağında genelde 2 sür-gün bırakılır. Her sürgünden bir adet anabaş, 2-3 adet yan kol enginar alındığı kabul edilirse bir ocaktan 2-6 adet, bir dekar alandan ise 3300-8000 adet enginar başı elde edilebilecektir. Son yıllarda üretime giren ve bütün baş halinde konserve edilen çeşitlerde yapılan üretimlerde bitkil başına 25-30 adet baş elde edilebilmektedir.

Tohum Üretimi

Enginar vegetatif yolla çoğaltıldığı için tohum üretimi bugün için çok önem taşımaz. Ancak son yıllarda bazı ülkelerde tohumla üretilen çeşitlerin geliştirilmesi ile tohum üretimi de gelecekte önemli olabilecektir. Çiçek yapısı nedeniyle yüksek oranda yabancı döllenen enginarda tohumluk amacıyla da üretim yapılsa taze tüketim için yapılan üretimden farklı değildir. Önce belirtildiği şekliyle hasat edilmeyen başlar ilkbaharda hava sıcaklığın 20°C üzerine çıkmasıyla hızla brakte yapraklarını açarak çiçeklenmeye başlarlar. Çiçeğin kenarlarında bir-iki sıralı mor renkli taç yapraklar ve ortada erkek ve dişi organlardan oluşan çiçek topluluğu görülür. Erkek organlar dişi organlardan daha önce olgunlaştığı için yüksek oranda yabancı döllenme meydana gelir. Daha sonra tohumlar olgunlaşır ve erkek-dişi organ topluluğu uçucu tüyler oluşturur. Temmuz ayı ortasında bitkiler ile birlikte kuruyan başlar bıçak ile kesilerek yarı gölge bir yerde kurumaya bırakılırlar. İyice kuruyan başlar silkilmek suretiyle veya sopalarla vurul¬mak suretiyle tohumlar ayrılır ve temizlenir. Orta büyüklükteki bir enginar başından 3-4 g tohum, bir dekar alandan ise 7-8 kg tohum elde edilebilir.


SAKARYA ZİRAAT ODASI

KARPUZ YETİŞTİRİCİLİĞİ

49


SAKARYA ZİRAAT ODASI

50


SAKARYA ZİRAAT ODASI

KAVUN YETİŞTİRİCİLİĞİ

51


SAKARYA ZİRAAT ODASI

52


SAKARYA ZİRAAT ODASI

53


SAKARYA ZİRAAT ODASI

KEREVİZ YETİŞTİRİCİLİĞİ İklim isteği

Kereviz kışları ılık, yazları fazla sıcak ve kurak geçmeyen yerlerde çok iyi gelişme göstermektedir. Yetiştirme döneminde optimum sıcaklık isteği 15-20 °C’dir. Düşük ve yüksek sıcaklıklardan hoşlanmaz. 30° C’nin üzerindeki sıcaklıklarda gelişme olumsuz yönde etkilenir. Tohumların toprakta çimlenebilmesi için minimum sıcaklığın 4 °C olması gerekir. Bitki 1 °C’ye kadar olan düşük sıcaklıklara dayanabilir. İlkbahardaki geç donlardan olumsuz yönde etkilenir. 2°C‘deki sıcaklıklarda toprak içinde bulunan kök kerevizlerin yumruları zarar görür. Bitkiler 10°C’nin altındaki düşük sıcaklıklarda vernalizasyona uğrar ve erken çiçeklenme meydana gelir. Vernelizasyon durumunda bitkiler ne kadar yaşlı olursa çiçeklenme yüzdesi o kadar artar. Kerevizin vegetatif devreden generatif devreye geçmesinde en önemli faktör düşük sıcaklıklardır. Kerevizler ışık miktarı ve şiddetine karşı fazla reaksiyon göstermezler. Ancak ışıktan fazla hoşlanmazlar. Gölge yerlerde daha iyi gelişim gösterirler. Kerevizler fazla rüzgarı sevmez. Ancak havadar yerlerden hoşlanırlar. Kuytu ve havasız yerlerde gelişme yavaşlar ve çeşitli mantari hastalıklara yakalanırlar.

Toprak isteği

54

Kereviz toprak istekleri açısından seçici bir bitki olmamakla birlikte, derin bünyeli tınlı kumlu ve turbiyer nitelikli toprakları sever ve buralarda iyi gelişir. Hafif bünyeli topraklarda yapılacak üretimlerde bitkinin düzenli gübreleme ve beslenmeleri sağlanmaktadır. Killi topraklarda yumrular küçük kalır. Toprak pH?sı 7.0 civarında olmalıdır. Toprakta humus miktarı arttıkça yumrunun büyüklüğü ve kalitesi de artar.

Toprak hazırlığı, ekim ve dikim

Kereviz üretimi için kullanılan toprak ekim veya dikiminden önce çok iyi hazırlanmalıdır. Bu nedenle torağın birkaç defa derin olarak sürülüp işlenmesi gerekir. Ekim ve dikim öncesinde de toprak tekrar derin olarak sürülmeli ve dekara 4:4:8 oranında azot, fosfor ve potasyumlu gübre verilmelidir.(12kg N, 12kg P, 24 kg K) Kereviz doğrudan yerine tohum ekimi ile de yetiştirilebilir. Ancak ülkemizde olduğu gibi bir çok ülkede kereviz fide ile yetiştirilmektedir. Vegetasyon dönemi uzun ve sonbaharı ılık geçen yerlerde direk tohum ekimi ile yapılan yetiştiricilikte iyi sonuç alınabilir. Ancak direk tohum ekimi yerine fide dikimi ile yapılan yetiştiricilik daha çok tercih edilir. Kereviz fideleri ya hiç şaşırtılmadan ılık yastıklarda, yada kasalara ekilerek orada çimlenmiş toprak üzerine çıktıktan sonra ılık yastıklara şaşırtılması suretiyle yetiştirilir.


SAKARYA ZİRAAT ODASI Şaşırtılmadan ılık yastıklarda üretilen fidelerde çimlendirme döneminde çok büyük sorunlarla karşı karşıya gelinir. Bu yetiştirme yönteminde kereviz tohumları ılık yastıklara seyrek olarak ekilir. Ancak yeknesak bir çimlenme ve gelişme olmadığı için tercih edilmez. Bu nedenle kereviz tohumları kasalara ekilir ve daha sonra ılık yastıklara şaşırtılır. Kereviz tohumlarının ekiminde 60 cm uzunlukta 40 cm genişlikte ve 8-10 cm yükseklikteki kasalar kullanılır. Bu kasaların içi, çok iyi hazırlanmış ince nitelikli harçla doldurulur. Bu harcın çok iyi elenmiş olması, ayrıca tohumların üzerine atılacak kapağında çok ince elekten geçirilmiş olması gerekir. Kasaların içi harçla doldurulduktan sonra tesviye yapılır. Daha sonra kereviz tohumları ince elenmiş toprakla karıştırılarak m2’ye 2 g hesabı ile birkaç defada enine boyuna serpilerek ekilirler. Ekimden sonra tohumların üzerine 2-3 mm kalınlığında ince elekten geçirilmiş kapak atılır. Kapak kalın atılırsa tohumlar küçük olduğu için çimlenemez. Kapak atıldıktan sonra çok ince bir süzgü ile tohum ve kapağı akıtmayacak şekilde su verilir. Tohumların ekildiği harç ve kapak materyalinin suyu iyice emmesi için birkaç defa dikkatlice sulanmalıdır. Sulamadan sonra nem kaybını asgariye indirmek amacıyla kasanın üzeri cam veya naylon ile örtülür. Camile örtülürse hem rutubet hem de çimlenme çok iyi bir şekilde takip edilir. İlk çimlenme görülünceye kadar kasaların üzeri örtülür. Bu dönemde sıcaklığın en az 10 ° C olması gerekir. En iyi çimlenme 25-30 °C’de görülür. Tohum ekiminden 2 hafta sonra çimlenme başlar. 4. Haftanın sonunda çimlenme tamamlanır. Tohumların çimlenmesinden sonra kereviz fideleri çok kuvvetli bir şekilde gelişir. Bir m2?den 40005000 adet fide elde edilir. Kerevizin fideleri ilk hakiki yapraklarını çıkardıklarında, yaklaşık 2.5-3 cm boy aldıklarında yeknesak bir gelişme sağlamak için ılık yastıklara şaşırtılırlar. Fideler şaşırtılmadan önce boca sulanır. Kasalardan sökülen fideler genellikle sıra arası 6-8 cm, sıra üzeri 2-3 cm olacak şekilde şaşırtılırlar. Daha sonra fideler üşümelerini önlemek amacıyla en az 10°C?nin üzerindeki sularla düzenli olarak sulanırlar. Fideler 10-15 cm boy aldığında ve 4-5 yapraklı hale geldiğinde esas yetiştirme yerlerine dikilmesi gerekir. Bu dönemde fideler bol miktarlarda saçak kök meydana getirmiştir. Dikimden 1 veya2 gün önce

yastıklar sulanır. Bu arada toprak dikim için hazırlanmış olmalıdır. Kereviz fideleri düzenli yağış alan yerlerde düze, kurak yerlerde ise tava veya masuralara dikilir. Düzenli yağış alan veya sulamanın yağmurlama şeklinde yapıldığı yerlerde kereviz üretimi yapılacak ise fidelerin dikimi düze yapılır. dikimde Sıra arsı 50-60 cm, sıra üzeri 30-40 cm olmalıdır. Ancak dikine büyüyen varyetelerde dikim mesafeleri daha düşük, yatay gelişen varyetelerde ise bu mesafeler daha geniş olabilir. Fidelerin dikimleri sökülmüş oldukları derinliğe yapılmalıdır. Dikimden hemen sonra yağmurlama sulama yapılır. Dikimde gecikme olursa fidelerin kökleri ve yaprakları tıraşlanabilir. Ayrıca dikimde fidelerin büyüme uçlarının toprak altında kalmamasına özen gösterilmelidir. Kurakj bölgelerde ve küçük aile işletmeleri veya ev bahçelerinde kereviz fideleri tavalara dikilir. Bu yetiştirme yöntemi fazla uygulanmamaktadır. Fazla rutubet ve ıslaklık nedeniyle köklerde çürüme, yapraklarda ise bazı mantari hastalıklar meydana gelmektedir. Kerviz yetiştiriciliğinde en çok uygulanan dikim yöntemi dar masuralara tek sıralı veya geniş masuralar çift sıralı dikim şeklindedir. Dar masuralara ise 70-80 cm olacak şekilde masuralar açılır. Masuralara dikimde sıra üzeri mesafeler genellikle 30-40 cm arasında olmalıdır. Dikim büyüklüğüne gelmiş fideler sökülür. Masuralara su verilir. Daha sonra masuraların boyun noktasına fidelerin büyüme ucu su seviyesinden yukarıda kalacak şekilde dikim yapılır. Fidelerin dikimi genellikle elle yapılır. Geniş alanlarda ise düze dikimin makine ile yapılmasın iyi sonuç verir. Derin dikim yumrunun şekli ve kalitesini olumsuz yönde etkiler. Dekara 4000-6000 fide dikilir. Sap kerevizlerin üretim şekli kök kerevizlerin üretim şeklinden farklı değildir. Sadece dikim sıklığı ve yaprak saplarının ağartılması için yapılan işlemler farklıdır. Sap kerevizleri dikine büyüdüğü için sıra arsı 40-50 cm, sıra üzeri 25-30 cm olacak şekilde dikilirler. Ayrıca yaprak sapları 25-30 cm boy aralığında, yaprak saplarının ışık almaması için siyah ışık geçirmeyen alüminyum folye, siyah fotoğraf kağıdı benzeri örtülerle fazla sıkmadan ışık almasını engelleyecek şekilde sarılırlar. Bu şekilde yaprak sapları1.5-2 ay sonra ağarmış hale gelir. Yaprak sapları toprak seviyesinden kesilir ve üst

55


Sebzecilik SAKARYA ZİRAAT ODASI taraftaki yaprak ayaları da kesilerek hasat edilir. Beyazlatma için sapların üzerine bağlanan materyal hiç çözülmeden hasat edilmelidir.

Çapalama

Dikimden sonra toprağın çatlamasını önlemek için sulama ve çapa işlemi düzenli ve dikkatli bir şekilde yapılmalıdır. İlk çapa dikimden 2-3 hafta sonra fideler yeni yaprak çıkarmaya başladığı zamanda yapılır. Daha sonra bitkiler toprak yapısı ve otlanma durumuna bağlı olarak 2-3- kez çapalanırlar. Çapalama ot mücadelesi ve toprağı yumuşatmak açısından önemlidir. Ot mücadelesi herbisitlerle yapılsa bile toprağın havalandırılması ve kabartılması için mutlaka çapalama yapılmalıdır.

Sulama

Dikimden sonra bitkinin ihtiyacı olan su düzenli olarak aksatılmadan verilmelidir. Suyun kesilmesi veya az su verilmesi bitkinin gelişmesini ve sebze olarak değerlendirilen kısımların kalitesini olumsuz yönde etkiler. Yaz dikimlerinde, dikimden itibaren Kasım ayına kadar bitkinin ihtiyacı olan su miktarı oldukça yüksektir. Ayrıca aşırı sulama durumunda veya yağışlı bölgelerde yetiştirilen kerevizlerde pas hastalığı görülür. Pas hastalığı ürünün pazar Değerini düşürdüğü gibi kök gelişmesini de olumsuz yönde etkiler. Yağışlı bölgelerde sık dikim yağmurlama şeklinde sulamadan kaçınmalıdır.

Gübreleme

Kervizn organik maddeye olan ihtiyacı fazladır. Toprakta organik maddenin yeterli miktarda bulunması ürün miktarını ve kalitesini arttırır. Hafif bünyeli topraklarda yetiştiricilik yapılacak ise organik gübreleme önem kazanır. Hafif bünyeli topraklarda iyi ürün alabilmek için dekara 3-4 ton iyi vasıflın çiftlik gübresi verilmelidir. Çiftlik gübresi bitkinin büyümesi ve gelişmesi için yeterli değildir. Kereviz azot ve potasyuma karşı aç bir bitkidir. Dikimden önceki son toprak işlemesi sırasında dekara 4:4:8 oranında ( 12 kg H, 12 kg P, 24 kg K) verilmelidir. Daha sonra bitki gelişmesine bağlı olarak dikimden 1-2 ay sonra dekara 4 kg civarında saf azot vermek suretiyle gübre takviyesi yapılır.

Tarımsal savaşım

Kereviz üretiminde pas hastalığı çok önemlidir. Sık dikimlerde aşırı sulama

56

durumunda veya yağışlı bölgelerde veya yağışlı bölgelerde pas hastalığının zararı çok büyük olur. Pas hastalığı bitkilerin Pazar değerini düşürdüğü gibi kök gelişmesini olumsuz yönde etkiler. Bu hastalığa karşı kültürel mücadele yapılması daha olumlu sonuç verir. Aşırı sulamadan ve sık dikimlerden kaçınmak gerekir. Ayrıca zirai mücadele ilaçları ile koruma önlemleri alınmalıdır. Kerevizin yaprak ve sapları üzerinde sarımtırak lekeler halinde görülen kereviz mildiyösü de önemli bir hastalıktır. Bu hastalığa karşı fazla sulamadan kaçınılmalı temiz tohum ve fide kullanılmalıdır. Kültürel önlemler alınmalı veya 3-4 yıllık münavebe planı uygulanmalıdır. Kerevizlerde mozaik virüsü de önemli zarar yapar. Genç bitkilerde yapraklar sararır ve bodur kalır. Genç yapraklarda buruşma görülür. Bitki üzerinde virüs hastalığının belirtileri farklı şekillerde ortaya çıkar. Bitkinin gelişimi zayıflar emici böcek ve yaprak bitlerinin zararı artar. Zararlılar arsında yer alan kereviz sineğinin kurtları bitkinin yenen kök kısmına zarar verir. Kereviz sineğinin zararına bağlı olarak bitki solar ve daha sonra ölür. Zarar görmüş bitkiler sökülüp hemen imha edilmeli veya 3-4 yıllık münavebe planı uygulanmalıdır. Ayrıca kereviz sineğine karşı zirai mücadele ilaçları ile de zamanında mücadele yapılmalıdır. Kerevizlerde kök uru nematodu, kırmızı örümcekler, yaprak bitleri ve toprak pireleri de oldukça zarar yapar. Bu zararlılara karşı düzenli ve dikkatli bir şekilde mücadele planı uygulanmalıdır.

Olgunluk, Hasat ve Depolama

Kerevizler bulundukları yeri en az 16-24 hafta, en fazlada 24-34 hafta işgal ederler. Erkenci veya geççi oluşlarına göre tarlaya dikimden hasada kadar geçen süre değişir. Genellikle hasat seyretme şeklinde kademeli olarak yapılır. Kerevizlerde en büyük sorun hasadın gecikmesi durumunda kök kerevizlerinde yumrularda meydana gelen koflaşmadır. Koflaşma kerevizler Pazar değerini tamamen kaybeder. Bu nedenle hasadın koflaşma başlamadan önce yapılması gerekir. Hasat zamanı ilk yaprakların sararmasıyla kendini belli eder. Olgunluk ne kadar iyi olursa ürünün saklanma süresi okadar uzun olur. Aynı zamanda saklama sırasındaki


Sebzecilik SAKARYA ZİRAAT ODASI kayıp oranda azalır. Kök kerevizlerinde hasat edlle çekilerek yapılabildiği gibi bitkiler çapa veya belle de hasat edilebilir. Büyük işletmelerde ise özel pulluklar ile sökülürler. Hasat edilen kök kerevizlerin üzerindeki ince kökler ve Pazar değeri olmayan yaşlı yapraklar kesilerek uzaklaştırılır. Daha sonra yıkanarak temizlenir. Temizlenmiş kök kerevizleri ambalajlanarak satış merkezlerine gönderilir. Ülkemizde hasat edilen kerevizler hasat edildikten sonra temizlenir ve daha sonra tüketim merkezlerine gönderilir ve dökme olarak satılır. Sap kerevizleri satış için uygun sap uzunluğu ve kalınlığı ile birlikte arzu edilen açık rengi alınca vakit geçirmeden hemen hasat edilir. Erkencilikte yaprak sapları tam gelişmelerini tamamlamadan da hasat edilerek piyasaya gönderilebilir. Sıcak dönemde hasat yapıldığında hasat edilen yaprak sapları bekletilmeden ambalajlanmalı ve satış merkezlerine gönderilmelidir. Aksi taktirde güneş ve rüzgarın etkisiyle hızlı bir şekilde Pazar değerini kaybederler. Hasat yaprak saplarının dağılmalarını önleyecek şekilde yumrunun hemen üzerinden keskin bir bıçakla kesilerek alınması şeklinde yapılır. Hasat edilen yaprak saplarının uç kısmındaki yaprak ayalarıda kesildikten sonra pazarlanacak yaprak sapları kalır. Pazarlanacak olan yaprak sapları yıkandıktan sonra 500 gramlık demetler halinde veya dökme olarak ambalaj kaplarına yerleştirilerek satış merkezlerine gönderilir. Hasat edilen yaprak saplarının uzun süre saklanması ve su kaybının önlenmesi için üzeri plastik örtülerle kapatılır. Genellikle kök kerevizlerinde hasat seyreltme şeklinde kademeli olarak yapılır. Sadece hasat olgunluğuna gelmiş kök kerevizlerin hasadı yapılır. Geri kalan kereviz bitkileri daha iyi gelişir. Sap kerevizlerinde ise hasat genellikle bir defada yapılır. Hasat edilen kök kerevizler normal koşullarda bile uun süre saklanabilir. Depolarda muhafaza edilecek kerevizlerde kök ve sürgünlerin tamamı kesilir. Adi depolarda 8-10 °C sıcaklıkta %60-80 nemde 3-5 ay saklanabilirler. Saklama sıcaklığı 0°C?nin altına düşmemelidir. Kök kerevizler 1-2 °C?de %90 nemde 6-7 ay muhafaza edilebilirler. Muhafaza süresinde ortam koşullarına bağlı olarak %5-15 arasında kayıp meydana gelir.

Verim

Dikim sıklığı, çeşit özelliği ve bakım şartlarına bağlı olarak dekardan 2500-3000 kg kök kerevizi alınabilir. Sap herevizi olarak dekardan 6-8 bin demet sap kerevizi hasadı yapılabilir.

Tohum üretimi

Kerevizlerde tohum üretimi kökten tohuma veya elverişli koşullarda tohumdan tohuma yöntemi ile yapılmaktadır. Tohumluk kerevizlerin üretiminde piyasa için yapılan retim şeklinde olduğu gibi aynı yol takip edilir. Kışları soğuk geçen yörelerde tohumluk kereviz üretimi yapılacak ise, tohumluk özelliği göstermeyenler hasat edilerek satışa gönderilirler. Tohumluk özelliği gösteren kereviz bitkileri ilkbaharda yapılacak dikim zamanına kadar kışı geçirmek üzere elverişli koşullarda rutubet ihtiva eden kum içerisine gömülerek muhafaza altına alınır. Bu bitkilerde dikim zamanına kadar bazı zararlanmalar meydana gelebilir. Dikim zamanında kurumuş ve bozulmuş yapraklar ile diğer kısımları ayıklanır. Tohumluk özelliğini kaybetmiş bitkiler uzaklaştırılır. Sağlam kerevizler ise 80x50 cm mesafelerle yerleştirme yerlerine dikilirler. Ayrıca kışları ılıman geçen bölgelerde tohumluk özelliği göstermeyen kereviz bitkileri hasat edilerek satışa gönderilir. Tohumluk özelliği gösteren bitkiler ise

57


SAKARYA ZİRAAT ODASI seçilerek yetiştirme yerlerine yukarıdaki ölçülerle dikilirler. Tohumdan tohuma üretimde ise kereviz fideleri şaşırtma büyüklüğüne geldiğinde saksılara veya fide yetiştirme viyollerine şaşırtılırlar. Bu fideler soğuk yastıklara veya soğuk seralarda pişkin hale gelinceye kadar tutulur. Tohumluk üretimi için ekolojik koşullar elverişli hale geldiğinde yetiştirme yerleri hazırlanır ve kereviz fideleri esas yetiştirme yerlerine dikilir. Tohumluk kereviz bitkilerinde görülen dallanma nedeniyle sıra arası ve sıra üzeri mesafeler sofralık kereviz üretimine göre artırılmalıdır. Tohumluk kerevizlerde kültürel işlemler piyasa için yapılan üretimde olduğu gibidir. Çapa, sulama, gübreleme, hastalık ve zararlılara karşı mücadele zamanında ve aksatılmadan yapılmalıdır. Tohumluk bitkiler ekolojik koşullar ve çeşit özelliğine bağlı olarak Ağustos ve Eylül ayında tohumlarını olgunlaştırarak hasat olgunluğuna gelirler. Hasada gelmiş bitkiler küçük işletmelerde toprak seviyesinden kesilerek gölge bir yerde bezler üzerine serilir ve çiçek tablası üzerinde bulunan tohumlar tamamen kuruyuncaya kadar birkaç gün bekletilir. Büyük işletmelerde ise bitkiler makine ile toprak seviyesinde kesilir, daha sonra gölge bir yerde birkaç gün kurutulur.

58

Ayrıca son yıllarda belli bir olgunluğa gelmiş tohumluk kereviz bitkileri kombine hasat makinaları ile hasat edilmektedir. Hasat edilen tohumluk kereviz bitkilerinde hangi usulle olursa olsun harmanı yapılan tohumlar arasında sap, saman ve diğer küçük yabancı maddeler bulunur. Tohumlar selektörden geçilerek temizlenir ve boylara ayrılır. Ayrıca tohumlar üzerinde tohumluk materyale zarar verecek ölçüde rutubet bulunmamalıdır. Bunun için tohumlar çok iyi bir şekilde kurutulmalıdır. Kerevizlerde tohum verimi, çeşit, bitkiler arası mesafe, yetiştirme ve bakım şartları ile hasat ve tohum ayırma usullerine bağlı olarak değişir. Dekardan ortalama 20-40 kg?a kadar değişen miktarlarda tohum alınabilmektedir.


SAKARYA ZİRAAT ODASI PATLICAN YETİŞTİRİCİLİĞİ YETİŞTİRME İSTEKLERİ

Patlıcan sıcak ve ılık iklim sebzesi olup soğuklardan çok korkar. Yetiştirme döneminde sıcaklıklar -1 ile -2°C’ ye düştüğünde patlıcan bitkisi ölür. Yetişme dönemi boyunca optimum 15 - 35°C’ lerde 6 aylık bir süreye ihtiyaç vardır. Patlıcan meyveleri şekil, irilik ve renk bakımından çeşitler arasında büyük farklılıklar gösterir. Yuvarlak meyveli patlıcanlardan oval, silindir şeklinde ve uzun patlıcanlara kadar değişik şekillerde ve beyaz, açık mor ve üzeri kırçıllı, siyaha yakın koyu mor ve kırmızı gibi değişik renklerde çeşitlere rastlanılmaktadır.

TOPRAK ve GÜBRELEME İSTEKLERİ

Patlıcan toprak özellikleri bakımından oldukça seçici bir sebzedir, killi topraklardan hoşlanmaz. Ağır ve rutubetli topraklarda kök çürüklüğü görülür. Patlıcan, derin, geçirgen, organik ve besin maddelerince zengin tınlı topraklarda iyi gelişir. Patlıcan ile aynı familyadan olan domates ve biber arka arkaya aynı tarlaya ekildiğinde hastalık ve zararlıların artması ve besin maddelerinin azalmasına neden olduğundan bunların dışında bitkilerin yetiştirilmesi gerekir. Münavebede, baklagil bitkileri kullanarak yapılan yeşil gübreleme, toprağa organik maddenin yanında, bitkiye yarayışlı azot gibi maddeler de sağlamış olur. Patlıcan yetiştirilecek tarla sonbaharda derin ilkbaharda yüzlek olarak sürülür. Diskaro veya rotavatörle işlenerek toprak dikime hazırlanır. Derin sürümden önce dekara 3-4 ton yanmış çiftlik gübresi verilir. Gübrelemeden önce toprak analizini yaptırmak ve bu sonuçlara göre gübreleme yapmak gerekir. Fosforlu gübre ilkbaharda sürümden önce pulluk altına, potasyumlu gübrenin 2/3’ü ile azotlu gübrenin 1/3?ü dikimle birlikte verilmelidir. Potasyumlu gübrenin kalan miktarı ile azotlu gübrenin 1/3?ü ilk meyve tutumunda, kalan kısmı ise, ilk hasattan sonra verilmelidir.

mesafeler, 60x60, cm, olmak üzere üçgen dikim uygulanmalıdır. Topraksız fidelerin dikiminde plantuvar topraklı dediğimiz saksı veya siyah naylon torba içinde yetiştirilen fidelerin dikiminde ise çapalar kullanılır. Dikilen fidelere dikimden hemen sonra bolca can suyu verilir. Patlıcan fidelerinin ilk çapaları tarlaya dikimden 10 ila 20 gün sonra yapılır ve fidelerin kök boğazları toprakla doldurulur. Birinci çapadan iki ila üç hafta sonra ikinci çapa yapılır. Fidelerde ilk meyveler görülünceye kadar sulamadan kaçınılmalıdır. Sulama toprakta rutubetin iyi bir seviyede olmasını sağlayacak şekilde iklim ve toprak özellikleri dikkate alınarak yapılır. patlıcan suyu çok sever. Yetişme devresinde muntazam aralıklarla sulanması gerekir. Aksi takdirde gelişme yavaşlar, verim azalır ve meyvelerde acılık başlar. En iyi sulama sistemi damla sulama sistemidir. Karık sulama yapılırsa taşırmadan ve muntazam aralıklarla sulama yapılmalıdır. Patlıcan yetiştiriciliğinde, gelişme döneminde meydana gelen kuraklık ve yüksek sıcaklıklar, meyvede rengin koyulaşmasına ve acılaşmaya neden olur.

HASAT

Patlıcanlarda hasat çeşidin erkenciliği, yetiştirme ve bakım koşullarına göre değişir. Patlıcanlar, meyve şekli, meyve iriliği ve meyve rengi bakımından büyük değişiklik göstermektedirler. Patlıcan meyveleri, yuvarlak, oval, silindir, uzun, armut şeklinden, beyazdan açık mor ve üzeri kırçıllı, siyaha yakın mor ve kırmızı renge kadar renk değişimine sahiptir. Meyveler normal büyüklüğünü aldığında keskin bir bıçakla saplarıyla birlikte kesilerek hasat edilirler. Hasat gecikirse meyveler kartlaşır, renkleri açılır ve çekirdekleri sertleşerek ürün kalitesi bozulur.

YETİŞTİRİCİLİĞİ

Patlıcan fideleri sıcak yastıklarda yetiştirilir. Tohumların çimlenmesi için en uygun toprak sıcaklığı 19°C’ nin üzerinde olmalıdır. Fideler dikilecek büyüklüğe 7-10 haftada ulaşırlar. Dikim büyüklüğüne ulaşmış bir fidenin 3 gerçek yapraklı ve 15-18 cm boyunda olması gerekir. Sıra arası ve üzeri

59


Sebzecilik SAKARYA ZİRAAT ODASI ISPANAK YETİŞTİRİCİLİĞİ Toprak isteği

Ispanak bütün topraklarda başarıyla yetiştirilebilir. Toprak seçme özelliği yoktur. Ancak toprağın asitli olması başarılı yetiştiriciliği önemli ölçüde olumsuz yönde

etkiler. Başarılı bir ıspanak yetiştiriciliğinin yapılabilmesi için toprak pH?sının 6.57.5 arasında olması gerekir. Bu nedenle verilecek azotun sülfat formunda verilmesi gerekir. Ispanak iklim şartlarına, yetiştirme mevsimine ve hasat şekline bağlı olmak üzere ağı killi topraklardan kumlu topraklara kadar geniş bir yelpazede baları ile yetiştirilir. Toprak yüzeyi ile yaprak sapı arasında kalan açının küçük olduğu, yere yatay gelişen ve elle hasat edilen çeşitlerin killi topraklarda yetiştirilmesinden kaçınılmalıdır. Özellikle yetiştirme mevsiminde sağanak yapış alan yerlerde killi topraklarda üretilen ıspanaklarda yaprak yüzeyine yapışan çamurun yıkanarak uzaklaştırılması büyük sorunlar yaratır ve pazarlamayı imkansız kılar. Bu nedenle bu topraklarda dikine büyüyen düz yapraklı çeşitler kullanılmalıdır. Killi topraklarda verim ve kalite önemli ölçüde artar. Bitkiler uzun ömürlü olurlar. Killi topraklarda ürün gelişmesi daha yavaş ve hasat daha geç olur. Buna karşılık erkencilik amaçlandığında ve ilk baharın kısa yetiştirme periyodunda da hafif karakterli topraklar tercih edilmelidir. Tohum üretimi amaçlanıyorsa tohum kalitesi ve tohum verimi açısından killi topraklar tercih edilmelidir. Topraktaki organik madde miktarı da yetiştiriciliğin başarısı açısından önemlidir. Yüksek organik madde, verimi ve kaliteyi arttırır. Ancak taze çiftlik gübresinden kaçınılmalıdır. Bitkinin iyi gelişebilmesi için toprakta yeterli besin maddesinin ve suyun bulunması gerekir.

60

Yetiştirilme Şekli Toprak hazırlığı ve ekim

Ispanakta ekim tarihi yetiştirme mevsimine, amaca ve çeşide bağlı olmak üzere değişir. Ispanak, tohumların doğrudan ekimi yoluyla üretilir. Ispanak ana üretim bitkisi olarak yetiştirilebildiği gibi ikinci ürün veya ön bitki olarak da üretilebilir. Erken ilkbaharda yapılan ekimden elde edilen ürün, kısa yetiştirme periyodu içinde hasat edildiği gibi yaz ortalarında ekilen ürünün sonbaharda hasat edilebileceği şekilde de üretim yapılabilir. Ayrıca sonbaharda ekim yapılarak bitkilerin ilkbahara kadar tarlada kaldığı ve hasadın erken ilkbaharda yapıldığı üçüncü bir üretim şeklide vardır ki bu üretim şekli sahil kuşağımızda çok genilş alanlarda uygulanır. Sonbaharda yapılan bu üretim şeklinde ön bitki olarak buğdayarpa-yulaf ve çavdar gibi tahıllar, erkenci patates, fasulye ve bezelye sayılabilir. Ayrıca hıyar, domates gibi bitkilerde iyi ön bilgilerdir. Ispanak soğuk bölgelerde örtü altında yetiştirilecek ise kısa sürede gelişen dikine büyüyen açık yeşil yapraklı Viroflay grubundaki çeşitlerden birinin tercih edilmesi gerekir. Hangi dönemde yetiştirilirse yetiştirilsin toprak hazırlama, gübreleme, bakım ve hasat aynı olup yetiştirme amacına göre aralarında küçük nüans farklılıkları vardır. İkinci ürün ve ana ürün olarak yaz ortalarında ve yaz sonlarında ekim yaparak ıspanak üretiminin nasıl yapıldığını görelim. Yaz ortalarında ve yaz sonlarında tohum ekerek yapılan ıspanak üretiminde genellikle tarlada çimlenmeyi sağlayacak düzeyde rutubet yoktur. Bu nedenle önce toprakta çimlenme için gerekli olan nemi sağlayacak tedbirin alınması gerekir. Ispanağın kuruya ekilip sonra sulanması gibi bir uygulama varsa da başarılı bir uygulama değildir. Bu nedenle ıspanak ekilecek olan tarla salma su verilerek sulanır. Toprak tava gelince, (üzerinde taraktörle gezilecek hale gelince) tarla yanmış çiftlik gübresi veya yapay gübre ile sürümden önce gübrelenir. Toprak 2025 cm derinliğinde sürülerek gübrenin toprağa karışması sağlanır. Hafif karakterli topraklarda ve yapay gübre kullanılan durumlarında gübrenin sürümle çok derinlere gitmesini engellemek ve tohumun çimlenmesinden hemen sonra bitkinin gübreden yararlanmaya başlamasını


Sebzecilik SAKARYA ZİRAAT ODASI sağlamak ve sulamalarla gübrenin yıkanmasını azaltmak için gübreleme sürümden önce yapılmamalıdır. Gübre sürümden sonra toprak yüzüne verilerek, kazayakları, veya Disk-Harrow ile toprağın 8-12 cm derinliğinde karıştırılmalıdır. Ispanak yetiştiriciliğinde tabii gübre kullanılacaksa dekara 2-3 ton yanmış gübre, sürümden önce toprağın 20-25 cm derinliğine karıştırılır ve bu gübreye bitki gelişmesine ve toprağın besin maddesi durumuna bağlı olarak nitrat formundaki azotlu gübrenin hasattan en az bir ay önce toprağa uygulanması suretiyle yaprakta nitrit formu zehirlenmeye neden olmaktadır. Toprakta asitlik sorun yaratmıyorsa azottan uzun vadede yararlanma söz konusu ise azotlu gübrelemeyi sülfat formunda yapmak da mümkündür. Genel bir gübreleme düşünüldüğünde dekara 10-12 kg N, 8-10 kg P2O5 ve topraktaki miktarına bağlı olarak da K2O verilir. Bu gübrelemede P ve K?nun tamamı ile N?lu gübrenin yarısı ekimden önce, diğer yarısıda hasattan en az bir ay önce toprağa verilmelidir. Gübrenin toprağa veriliş derinliği de toprağın hafif veya ağır oluşuna ve düşen yağış miktarına bağlı olarak değişmektedir. Killi topraklarda gübrelerin 10-25 cm derinliğe, hafif karakterli topraklarda ise 5-10 cm derinliğe verilmesi üretimi olumlu yönde etkiler ve gübreden yararlanmayı arttırır. Bu esaslar içinde gübrelenen toprak daha sonra toprak işleme aletleri ile tohum yatağı oluşturacak şekilde inceltilir. Yaz aylarında toprak işleme ve tohum yatağı hazırlama işlemlerini rüzgarsız havalarda günün sıcak olmayan saatlerinde veya geceleri yapmak toprak tavının muhafazası ve düzenli çimlenmenin sağlanması açısından çok yararlı olur. Ispanak yetiştiriciliğinde yabancı ot büyük sorunlar yaratır. Besin maddeleri ile takviye edilmiş olan topraktaki yabancı otlar hızla gelişerek ıspanağı baskı altına alabilir. Bu nedenle yabancı ottan temiz tarlalar tercih edilmeli veya selektif yabancı tohum ekiminden sonra, çimlenmeden evvel uygulanmalıdır. Ispanakta tohum ekimi iki şekilde yapılır. a. Mibzerle sırayla ekim b. Serpme ekim Birinci ekim şekli büyük alanlarda yapılan üretim şeklinde uygulanır. Avantajı ekim kolaylığı oluşu, daha az miktarda tohum

kullanama, çimlenmenin yeknesak oluşu nedeniyle gelişmenin de yeknesak olması ve hasadın bir defada yapılabilmesi ve tarladaki ürünün bir defada hasat edilebilmesidir. Endüstriyel kullanım amaçlı üretimlerde ekim ve hasadın bir defada yapılabilmesi ve makine ile yapılması nedeniyle maliyetlerin çok aşağıya çekilmesi bu ekim şeklini avantajlı kılar. Ancak bu yöntem ülkemizde henüz çok ender hallerde kullanılır. Buna karşılık ülkemizde yetiştiriciliğin aile işletmelerinde yapılması, hasadın çok defada ve uzun sürede yapılması, bu şekilde düşük ve yüksek

fiyat hareketlerinin ortalama fiyat seviyesini sağlayarak önlenebilmesi nedeniyle ekim serpme olarak yapılır. Ülkemizde yapılan üretimin hemen tamamında serpme ekim metodu kullanılır. Gübre uygulaması yapılarak inceltilmiş (tohum yatağı hazırlanmış) olan tavlı toprağa dekara 1-1.5 kg tohum gelecek şekilde ekim yapılır. Ekim yaparken tüm alan için ayrılan tohum, miktar olarak ikiye bölünür. İlk defada tohumun yarısı bir yönce serpilerek tarlaya ekilir, diğer yarısı ise daha önceki ekim yönünün dikine olarak ikinci defa tarlaya serpilerek ekilir ve tohumun toprağa karışmasını sağlamak amacıyla çapraz verilmemiş (traktöre paralel diskle) Disk Harrow ile işlenir. Böylece toprak yüzüne serpilmiş tohumların toprak ile örtülmesi sağlanır. Daha sonra sürgü çekilerek toprakla tohumun sıkıca teması gerçekleştirilir. Bu şekilde toprağa karıştırılan tohumların bir kısmı toprak yüzeyine çok yakın, bir kısmı işse 1-5 cm derinliğe düştüğünü görürüz. Bu derinlik farkları nedeniyle çimlenme zamanlarında da önemli

61


SAKARYA ZİRAAT ODASI farklılıklar meydana gelir. Toprak yüzeyine çok yakın düşen tohumlar toprak tavının yeterli olmaması nedeniyle çimlenmeden öylece kalırlar. Ancak ıspanağa verilen 1. Sudan sonra çimlenirler. Bu kademeli çimlenme bitki gelişmesininde kademeli olmasına neden olur. İlk çimlenen bitkiler çevre şartlarında gelişmeye uygun oluşu nedeniyle hızla gelişip daha sonra çimlenmiş olanları baskı altına alırlar. Böylece kademeli olarak gelişen bitkilerin hasatlarıda kademeli olarak yapılır. Ispanak tarlasında hasat büyüklüğüne gelen bitkiler hasat edilince hasat edilmeden tarlada kalan küçük bitkiler gelişir ve daha sonraki hasat kademelerini oluştururlar. Sıravari ve makinalı ekim yapılacaksa toprak işleme ve gübreleme işlemleri aynen serpme yöntemiyle ekimdeki gibi yapıldıktan sonra özel mibzerleri ile sıra arası 20-25 cm sıra ile üzerinde is 2-3 cm derinliğe gelecek şekilde ekilerek bastırılırlar. Dekara 0.71kg tohum kullanılır. Bu yetiştirme şeklinde gelişirler ve Pazar şartları oluştuğunda hepsi bir defada hasat edilerek pazarlanırlar. Büyük boyutlu endüstriyel kullanım amaçlı üretimde bitkilerin iyice gelişmeleri beklenir ve toprağın 3-5 cm üzerinden özel makinaları ile hasat edilirler.

Bakım İşleri

Ispanak bitkilerinin gelişmeleri için sulamanın düzenli yapılması gerekir. Hasattan en az bir ay önceki sulama öncesinde, daha önce ayırmış bulunduğumuz azotlu gübre nitrat formunda ve serpme yöntemi ile atılarak hemen yağmurlama yöntemi ile sulama yapılır. Gübre atıldıktan sonra sulama yapılmazsa yapraklar üzerine düşen gübre yapraklarda yanma yaparak yaprakların lekelenmesine sebep olur. Yetiştirme sırasında zaman zaman tarlada kaba otların alınması gerekir. Bunun dışında herhangi bir bakım uygulanmaz. Yetiştiricilikte dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan biri yaprak uçlarında meydana gelen sararmalardır. Bu sararmalar üç durumda ortaya çıkar. 1. Hızlı bir gelişme döneminin ardından şok şekilde soğuklarla karşılaşma, 2. Bitkini,n toprakta yeteri kadar azot bulamaması durumunda, 3. Yüksek sıcaklıkların oluşturduğu şartlarda susuz kalma durumunda. Böyle durumlarda verim düşer, kalite bozulur, üretilen ürün pazarlanamaz hale gelir. Bu

62

durumların oluşmamasına özen göstermek gerekir. Bilhassa soğuk havaların yaklaştığı dönemlerde bitki gelişmesinin hızlandırılması, başarılı bir yetiştiricilik açısından önemlidir.

Olgunluk, Hasat ve Depolama

Ispanakla hasat zamanını büyük ölçüde pazardaki fiyatlar tayin eder. İlk dönemde fiyatların yüksek olduğu durumda bitkiler 15-18 cm boy alarak 5-6 yaprak meydana getirdiğinde hasada başlanabilir. Fiyatların düşük olması durumunda bitkinin büyüyerek yaprakların etli bir yapı kazanması beklenir. Böylece yüksek verim elde edilerek birim alandan elde edilen gelir arttırılabilir. Hasat elle ve bıçakla yapılır. Bitkilerin kökleri toprağın 2-3 cm derinliğinde bıçakla kesilir. Hasattan sonra pazarlanamayacak nitelikteki yapraklar ayıklanıp 0.5 kg?lık demetler halinde bağlanarak pazara sunulur. Hasattan sonra pazarlanıncaya kadar bağların havadar bir ortamda bulundurulması sağlanmalıdır. Aksi halde üst üste duran ıspanaklar kesinlikle hava almayan kaplara konulmalıdır. Gözenekli küfeler, file çuvallar ve parmaklıklı kasalar ıspanak ambalajlamada sıklıkla kullanılır. Her iki yöntemle üretimde yetiştirme ve hasat sırasında dikkat edilecek hususlardan biriside ıspanaklarda tohum kabuğunun kotiledonlardan birisi ile toprak yüzüne çıkması toprak yüzüne çıktığında da kuruyarak çok sert bir yapı kazanmasıdır. Ispanaklarda mızrak şeklindeki kotiledonların çimlenmeden sonra büyümelerine devam etmesi nedeniyle bu tohum kabuğu ev hanımlarının da gözlerinden kaçarak yemeğin içine kadar gelebilmektedir. İşte bu nedenle dikenli tohum kabuğuna sahip ıspanakların yetiştirilmesi terk edilmiştir. Halbuki dikenli tohumlu ıspanaklar yuvarlak tohumlulara göre çevre şartlarına daha dayanıklıdır, daha verimlidir ve geç çiçeklenme avantajları vardır.


SAKARYA ZİRAAT ODASI

BİBER Yetiştirilme İstekleri İklim isteği

Biber ılık ve sıcak iklim sebzesidir. Optimum sıcaklık isteği 20-25 °C’dir. Tohumların çimlenebilmesi için minimum sıcaklık 10 °C’dir. Bitkiler 5 °C’ye kadar hayat fonksiyonlarını devam ettirir. 0 °C ve altındaki sıcaklıklarda bitkilerde ölüm meydana gelir. 8 °C’nin altındaki sıcaklıklarda çiçek tomurcuklarının oluşumu durur. 35 °C’nin üstündeki sıcaklıklarda ise bitki gelişmesi ve büyümesi çok yavaşlar. 45 °C’de büyüme tamamen durur. 30 °C’nin üzerindeki sıcaklıklar meyve verimini olumsuz yönde etkiler. Büyük ölçüde ürün kaybı meydana gelir. Yüksek sıcaklıklar bitkiler üzerinde oluşan meyvelerde acılaşmaya neden olur. Biberlerin gün uzunluğuna karşı nötr oldukları buna karşın ışık şiddetinden kısmen hoşlandıkları görülür. Işık şiddetinin düşmesi halinde bitkiler bol yapraklı bir görünüm kazanır. Bu durumda çiçek tomurcuklarının oluşumu durur, meyve verimi azalır. Işık şiddetinin artması meyve teşekkülünü hızlandırır. Biber sıcaklık ve ışık yanında nemden de hoşlanan bir bitkidir. Hava neminin düşük

olduğu yerlerde iyi gelişmez. Hava neminin %60-65 civarında olması istenir. Topraktada %65-70 nem bulunmalıdır. Biber sudan hışlandığı kadar kökleri fazla suya çok hassastır. Bu nedenle biberin ihtiyacı olan su yeterli ve düzenli olarak aksatılmadan verilmesi gerekir.

Toprak isteği

Toprak istekleri bakımından fazla seçici değildir. Ancak iyi bir gelişme ve mahsuldarlık için oldukça derin, geçirgen su tutma kabiliyeti yerinde, besin ve organik maddelerce zengin tınluı ve tınlıkumlu topraklar tercih edilir. Bitkinin kökleri narin yapıda olduğu için ağır killi, havasız ve su tutan topraklarda iyi gelişmez Toprak pH’sının 6.0-6.5 olması istenir. Erkencilik düşünüldüğünde kumlu veya kumlu-tınlı topraklar, bol mahsul düşünüldüğünde ise, geç ürün elde edilmekle beraber kumlu killi topraklar tercih edilir.

Toprak hazırlığı, ekim ve dikim

Toprak yapısına bağlı olarak sonbaharda dekara 3-5 ton çiftlik gübresi atılır. Daha sonra toprak derince sürülür ve tarla kışı bu şekilde geçirir. Sonbaharda toprağa çiftlik gübresi verilememişse, ilkbaharda dikimden 2-3 hafta önce iyi vasıflı temiz ve yanmış

63


Sebzecilik SAKARYA ZİRAAT ODASI çiftlik gübresi verilir ve daha sonra toprak 20-30 cm derinlikte sürülerek işlenir. Toprak dikim öncesinde tekrar 20-30 cm derinlikte sürülür. Bitkinin ihtiyacı olan ticari gübre toprağa atılarak iyice karıştırılır ve dikime hazır hale getirilir. Hazırlanan toprak birkaç gün bekletildikten sonra fideleri dikmek için tahtalar veya masuralar hazırlanır. Karıklar 70-100 cm aralıkta açılır. Tahtaların genişlide 100-120 cm arasında olmalıdır. Karıklar tek sıralı dikim yapılacak ise 70 cm çift sıralı dikim şeklinde yetiştiricilik yapılır. Bitkilerin gelişme durumu ve vegetasyon süresine bağlı olarak sıra arası ve üzeri mesafeler verilir ve biber fideleri yetiştirme yerlerine dikilir. Aynı yerde arka arkaya biber yetiştiriciliği yapılmamalıdır. 3-4 yıllık bir münavebe uygulanması başarıyı artırır. Biberlerden önce baklagiller, lahanagiller, ve şemsiye çiçekliler grubundan bir bitkinin gelmesi toprak yorgunluğu ve verim açısından çok faydalıdır. Biber fideleri çeşitli şekillerde farklı ortamlarda yetiştirilir. Fide yetiştiriciliği sıcak veya ılık yastıklarda yapılabildiği gibi plastik tünel altında veya seralarda da yapılabilir.

Yastıklarda yapılan fide yetiştiriciliğinde 1000 adet fide elde edebilmek için 1 m’lik bir alana ve 8-10 gr tohuma ihtiyaç vardır. Biber tohumları yastıklara genellikle serpme olarak ekilir. Serpme ekimlerde biber fideleri biber fideleri daha iyi gelişir. Ancak biber tohumları yastıklara sıravari olarak 8-10 cm sıra arası 1-5 cm üzeri mesafelerle de ekilebilir. Şubat ve mart aylarında fide yetiştirme yerlerine ekilen biber tohumları üzerine 1-2 cm kalınlığında kapak atılır ve daha sonra sulanır. Biber tohumları 10-15 gün içinde çimlenerek toprak yüzeyine çıkar. Fideler 6-8 yapraklı oldukları dönemde esas yetiştirilme yerlerine dikkatli bir şekilde

64

dikilir. Biber fideleri topraklı olarak da yetiştirilebilir. Bu yöntemde tohumlar sıcak yastık veya kasalara Aralık sonu-Ocak ayı başında ekilirler. Şaşırtma büyüklüğüne

ulaşan 1-2 hakiki yapraklı fideler ılık yastıklara, saksılara, plastik torbalara ve viyollere şaşırtılarak pişkin fide elde edilir ve bu fideler daha sonra esas yetiştirilme yerlerine dikilir. İzmir ve özellikle Aydın illerinde yapılan erkenci biber üretiminde Aralık sonuOcak başı tohum ekimine başlanır. Bu dönemde biber tohumları kasalara veya sıcak yastıklara ekilirler. Şaşırtma büyüklüğüne ulaşan 1-2 hakiki yapraklı biber fideleri Şubat ayı içinde 13-15 cm büyüklüğündeki plastik torbalara şaşırtılır ve daha sonra yüksek plastik tüneller altına alınırlar. Plastik tüneller altındaki fidelerin sağlıklı bir şekilde gelişmeleri için sulama, ot temizliği, hastalık ve zararlılara karşı mücadele düzenli olarak yapılır. Bu şekilde yapılan fide yetiştiriciliğinde soğuk ve donlu günlerde çok dikkatli olunmalı ve koruma tedbirleri alınmalıdır. Plastik tüneller altındaki biber fideleri dikim şekline bağlı olarak 15-20 cm’den başlayarak 40-50 cm boya ulaştıklarında Nisan ayı içinde esas yetiştirilme yerlerine dikilir. Dikim büyüklüğüne ulaşan biber fideleri yetiştirme yerlerine topraksız veya topraklı olarak dikilirler. Eğer erkenci biber üretimi amaçlanıyorsa dikilecek fidelerin topraklı olması erkenci üretime önemli katkı yapar. Biber yetiştirilecek lan daha önce açıklandığı gibi gübrelenir, sürülür ve tırmıkla düzeltilerek dikime hazır hale getirilir. Daha sonra dikim yerleri hazırlanır. Biber fideleri karıkların boyun noktasına, karıkların tabanına veya tahtaların kenarına dikilir.


Sebzecilik SAKARYA ZİRAAT ODASI dikildikten sonra gelişmeye başlar. Dikimden 15-20 gün sonra biber bitkilerine zarar vermeyecek şekilde kaymak kırma ve boğaz doldurma çapası yapılır. İlk çapadan 2-3 hafta sonra ikinci, toprak yapısı ve otlanma durumuna göre 2-3 hafta sonrada üçüncü çapa yapılarak bitkilerin boğazları doldurulur. Bu çapa işlemleri karıkların boyun noktasına ve tahtalara yapılan dikimlerde uygulanır.

Fideler topraksız olarak yetiştirilme yerlerine dikilecek ise karıkların boyun noktasına ve kuruya elle veya plantuvarla dikilir. Daha sonra fidelerin büyüme noktaları su altında kalmayacak şekilde sulanır. Tahtalara dikimde de aynı dikim yöntemi kullanılır. Biber dikiminde suya dikim şekli uygulanmaz. Zira bu dikim şekli kök boğazı hastalıklarının daha çok zarar yapmasına yol açar. Topraklı biber fideleri genellikle karıkların tabanına tavlı toprağa dikilir. Fideler saksilardan, plastik torbalardan veya fide yetiştirme viyollerinden çıkarıldıktan sonra karıkların taban noktasına 30-40 cm sıra üzeri olacak şekilde bırakılır ve daha sonra masuraların sırtlarından çekilen tavlı toprakla biber fidelerinin boğazları doldurulur. Bu dikim şeklinde dikimden sonra sulama yapılmaz. Aynı şekilde karıkların boyun noktasına veya tahtalara yapılan topraklı dikimlerde de ihtiyaç duyulmadıkça sulama yapılmamalıdır. Topraklı fidelerle karıkların boyun noktasına veya tahtalara dikim yapılırken, çapa veya çepinle fidelerin dikileceği çukurlar açılır. Bu çukurlara topraklı fideler dikkatli bir şekilde yerleştirilerek etrafında boşluk kalmayacak şekilde iyice bastırılır. Genellikle tahtalara 2,bazen 3 sıra karıklara ise tek sıra şeklinde diki yapılır. Bazı durumlarda karıkların boyun noktalarına çift sıra dikim de yapılabilir. Çift sıra dikimlerde birim alanda bulunan bitki sayısı tek sıra dikime göre artar. Dikim sıklığına bağlı olarak dekara 40005000 adet fide dikilir. Birim alanda bulunan bitki sayısına, çeşidin habitusu etkili olur. Kuvvetli gelişen biber çeşitlerinde sıra arası ve üzeri mesafeler artar. Böylece birim alanda bulunan bitki sayısı da azalmış olur.

Biber fideleri karık tabanına veya düze dikilmiş ise karıkların sırt kısmı ile biberlerin boğazları doldurulduğu için düze dikim yapılmış gibi olur. Bu şekilde yapılan dikimlerde karıklar arası traktör veya büyük baş hayvanlarla işlenir. Bitkilerin boğaz bölgesi çepinle veya çapa ile kaç defa işlenerek kök boğazının havalanması sağlanır. Biberlerin gövde ve dalları sertleşmeden sıra araları kaz ayağı ile işlenerek bitkinin sağlıklı gelişmesi teşvik edilir. Daha sonra domuz burnu ile sıra aralarına karık açılarak bitkiler sırta alınır. Bu şekilde biberlerin boğaz bölgelerinin ilerde su ile temas etmemesi sağlanır.

Sulama

Biber hava nemi yanında suyu çok seven bir bitkidir. Bölge şartlarına göre düzenli olarak su verilmelidir. Sudan hoşlanan bir bitki olmasına karşın kökleri fazla suya hassastır. Fazla su kökleri çürütür ve hastalandırır. Sulama düzenli yapılmaz ve bitki yetersiz su alırsa çiçek silkmesi görülür, meyveler küçük kalır, irileşemez. Biberlerde boğaz kökleri sulama suyu ile temas etmemelidir. Aksi taktirde boğaz köklerinde biberlerde büyük zararlara yol açan kök boğazı çürüklükleri görülür. Bu nedenle biber bitkileri sırta alınmalı, su karıklar içine,

Çapalama

Biber fideleri esas yetiştirilme yerlerine

65


Sebzecilik SAKARYA ZİRAAT ODASI az miktarda, 2-3 gün ara ile düzenli olarak verilmelidir.

Gübreleme

Biber topraktaki organik maddeden hoşlanan bir bitkidir. Toprak hazırlığı sırasında dekara 3-5 ton yanmış çiftlik gübresi atılmalıdır. Ayrıca dekara 15-20 kg azot, 8-10kg fosfor, 20-25 kg potasyum ve 8-10 kg kalsiyumlu ticari gübre verilmelidir. Azotun %50’si dikim öncesi toprak işlemede, %25’i ara çapada, geri kalan %25’i de çiçeklenmeden önce, fosforun tamamı dikim öncesi toprak işlemede, geri kalan %35-40’ı ise çiçeklenme öncesinde toprağa verilmelidir. Kalsiyum azotlu gübre formunda verilmelidir.

Tarımsal savaşım

Biber üretiminde tohum ekiminden hasadına kadar geçen devrede çok sayıda zararlı ve hastalık bitkilere zarar vermektedir. Virüs hastalıkları, fusarium, çökerten ve kök boğazı çürüklüğü en önemli hastalıkların başında gelmektedir. Biber mozaik virüsü, hıyar mozaik virüsü ve patates adi mozaik virüsü hastalıkları biberlerde bitki gelişmesinde ve meyvede anormalliklere neden olur. Solgunluk virüs kadar tehlikeli bir hastalıktır. Yapraklarda solgunluk ve sap kısımları kesildiğinde iletim dokularında kahverengimsi bir renk görülmesi solgunluk hastalığının tipik belirtisidir. Solgunluk hastalığına karşı henüz bir mücadele şekli bulunamamıştır. Ancak solgunluk hastalığına karşı hastalıklı yerlerde fidelik kurulmamalı, hastalıklı bulaşık tarlalarda en az 4 yıllık bir münavebe planı uygulanmalı ve dayanıklı çeşitlerle yetiştiricilik yapılmalıdır. Kök boğazı yanıklığı(Phytopttora capsici) hastalığı biberlerde önemli verim kayıplarına neden olmaktadır. Hastalık etmeni toprak kökenlidir. Sulama suyu aracılığı ile tarla içinde veya tarladan tarlaya taşınır. Hastalık etmenine karşı etkili bir kimyasal kontrol yöntemi bulunmamaktadır. Hastalık etmeninin kontrolünde ekim nöbeti, dayanıklı çeşit yetiştirilmesi ve sulama sistemlerinin değiştirilmesi gibi kültürel önlemlerden yararlanılabilir. Biberde dana burnu, agrotisler (toprak kurtları) emici böcekler kırmızı örümcekler ve kök ur nematotları zararlı olur. Dana burnu ve agrotisler toprak altında biber bitkisinin köklerini ve gövdelerini kemirerek veya keserek zarar verirler.

66

Zehirli yemlerle hazırlanmış kepek sulama suyundan sonra toprak yüzeyine serpilerek bu zararlılara karşı mücadele edilir.

Olgunluk, Hasat ve Depolama

Biberde hasada meyvenin, çeşit özelliği olan büyüklük ve rengi alması ile başlanır. Taze olarak tüketilecek biberlerde hasat yeşil olgunluk döneminde 6-8 kez, sanayi için kullanılacak salçalık ve toz biberlerde ise kırmızı olgunluk döneminde bir veya birkaç defada yapılır. Biberlerde hasat ekolojik koşullara bağlı olarak Haziran ayı içinde başlar, Eylül ve Ekim aylarına kadar devam eder. Hasat sabah erken saatlerde veya öğleden sonra yapılır. Hasat edilen biberler naylon file sepetlere veya file çuvallara doldurulur,gölge bir yerde saklanır. Açıkta bırakılırsa güneş yanıklığı, kızışma ve solma nedeni ile biberler zarar görür. Biberin gövdesi ve dalları çok narin ve kırılgan yapıda olduğu için dallara zarar vermeden dikkatli bir şekilde hasat yapılmalıdır. Salçalık ve toz biberlerde aşırı olgunluk istenmez, aşırı olgunluk ve taşıma sırasında meyvelerde çürümeye ve kalite bozulmalarına yol açar. Hasat edilen biberler normal koşullarda 1-3 hafta arasında muhafaza edilebilir. Bu sırada ortam koşullarına bağlı olarak %10 ağırlık kaybederek buruşur ve pörsür. Bu durum satış değerini düşürür. Biber meyvelerinde buruşma ve pörsümeyi önlemek ve muhafaza süresini uzatmak için 1-2°C sıcaklık ve %80-90 nemde tutulmaları gerekir. Bu koşullarda saklama süresi 6-8 haftaya kadar uzatılabilir.


SAKARYA ZİRAAT ODASI

DOMATES YETİŞTİRİCİLİĞİ

67


SAKARYA ZİRAAT ODASI

68


SAKARYA ZİRAAT ODASI

SOĞAN YETİŞTİRİCİLİĞİ Soğan insan beslenmesinde özel yeri olan bir sebzedir. Taze veya kuru olarak tüketildiği gibi son yıllarda kurutma sanayisinde işlenerek bazı yiyeceklerin hazırlanmasında da yaygın olarak kullanılmaktadır. Soğan genel olarak iki yıllık bir bitkidir. Birinci yıl yumru, ikinci yılda tohum oluşur. Besin eksiklik belirtilerini www.tarimmarketi. com daha geniş inceleyebilirsiniz. 100 gr. Soğanda 1.2 gr. Protein, 0.1 gr. Yağ, 8.9 gr. Şekerli maddeler, 8 gr. Su, 12 gr. Kuru madde, 30 mg. Kalsiyum ve 42 kalori bulunur

SOĞAN İSTEKLERİ:

YETİŞTİRİCİLİĞİNDE

İKLİM

Bitkinin erken gelişme devresinde serin havaya gerek vardır. Baş bağlama ve başın büyümesi için sıcaklığın fazla olması şarttır. Erken gelişme devresinde ortalama sıcaklık 12,8 ºC olmalıdır. Baş bağlamaya başladığı zaman 21 ºC, başın olgunlaşması için 24-27 ºC optimum sıcaklıklar istenir. Soğan bitkisi -8, -10 ºC sıcaklıklara dayanır. Gün uzunluğu istekleri çeşitlere göre değişir. Erkenci çeşitler 10-12 saat, geççi çeşitler için 13-15 saat gün uzunluğu gereksinimi vardır. Akdeniz sahil kesimi için sonbahar ekimi yapılan yerlerde kısa gün soğanları seçilmelidir.

SOĞAN YETİŞTİRİCİLİĞİNDE GÜBRELEME

Önemli Not: Bahçenizi her ilaçlamanızda eğer sulama veya ilaçlama suyunuzun pH sı 8 - 8.5 ise muhakkak Golden Wet

yayıcı yapıştırıcı kullanınız. (Ülkemizin birçok yöresinde toprak ve su pH sı 8- 8.5 hatta 9 a kadar çıkmaktadır.) Üretilen bütün ilaçlar 6 7 pH aralığına göre üretilmektedir. en kaliteli ilaçlar dahi 6 ila 15 dakika arasında, % 30 varan oranlarda etkisini kaybetmektedir. (kesilmiş yoğurt örneği gibi) Buda ilacınızın etkisinin azalmasına neden olacaktır. Bu nedenle bizim tavsiyemiz holderinize, tankınıza veya sırt pompanıza, 1- pH düşürücü- yayıcı yapıştırıcı GOLDEN WET 2- Yaprak gübresi ve bayiinizin önerdiği mikro element ağırlıklı gübre GOLDENMIX YAPRAK GÜBRESİ 3- İnsektisit BÖCEK İLACI 4- Fungusit MANTAR İLACI (Ayrı bir kapta karıştırdıktan sonra) LÜTFEN SIRALAMAYA DİKKAT EDİNİZ. GOLDENMIX Birinci çapada ilk uygulama ve 15 gün aralıklarla 2. uygulama yapılır. 150 cc Damlama sulama yöntemi ile 1 lt GOLDEN ZINC 4-6 Yapraklı dönemde ilk uygulama. Daha sonra çinko eksikliği görüldüğü taktirde 2 ve 3. uygulama yapılır. 100 cc GOLDEN POTAS İlk çapadan sıralar kapanıncaya kadar 2 uygulama 100-200 gr COMPLEX Organik esaslı damla sulama veya salma

69


SAKARYA ZİRAAT ODASI durumuna göre 3-4 çapa yapılabilir

sulama gübresi. On beş gün aralıklarla. 5-7 kg Her ilaçlamada yaprak gübresi muhakkak kullanılmalıdır. Yaprak gübreleri bitkilerin strese girmesini önler. Bitkilerin mikro element ihtiyaçlarını karşılar. Meyve tutumunu ve meyvelerin kalitesini arttırır. Dekardan 4-6 ton baş soğan alabilmek için dekara 15 kg saf azot, 10 kg saf fosfor, 15 kg saf potasyum gereklidir. Fosforun tümü, azot ile potasyumun 1/3’ü ekimde taban gübresi olarak verilir. Geriye kalan azot ve potasyumlu gübrelerin bir kısmı ekimden 1 ay sonra, diğer kısmı da baş oluşturma döneminde verilir.

SOĞAN YETİŞTİRİCİLİĞİNDE SULAMA:

Soğan yetiştiriciliğinde vegetasyon dönemi içinde yeterli yağış varsa (450-500 mm) sulamadan da yetiştirilebilir. Aksi halde sulama yapılmalıdır. En uygun sulama yöntemi yağmurlamadır. 1-2 sulama

YETİŞTİRİLME TEKNİĞİ:

Soğan yetiştiriciliği üç şekilde yapılır. 1- Doğrudan tohum ekimi: aynı vegetasyon periyodunda 5-6 aylık bir dönemde başlar elde edilir. 2- Kıska (arpacık) ile yapılan yetiştiricilik: Bu çeşit yetiştiricilikte 1. yıl arpacıklar elde edilir. 2. yıl bu arpacıklar ekilerek baş elde edilir. 3- Fideyle yapılan yetiştiricilik: Süresi tohum ekimiyle olan yöntemle aynıdır. Aynı yıl baş elde edilir. Ekonomik bakımdan en uygun yöntem doğrudan tohum ekimiyle olan yöntemdir. Makineli tarımı da uygundur. Bu yöntemle tarlada çok iyi toprak hazırlığı yapılması gerekir. Tarla sonbaharda 15-20 cm derinlikte işlenir. İşlemeden önce dekara 2-4 ton yanmış ahır gübresi atılır. Akdeniz bölgesi içi tohum ekim tarihi 15 ağustos’tan 15 ekime kadar olan dönemdir. Ekimden önce toprak tava gelir gelmez yüzlek işlenir. Toprak kültivatör, tırmık ile iyice parçalanır, sonra bastırılır ve tohum ekilir. Ekim sırasında 500 gr/da tohum kullanılır. Pnömatik mibzerle ise 200 gr/da tohum kullanılmaktadır. Ekim sırasında toprak sıcaklığının 10-12 ºC olması gerekir. Bitki sıra aralığı 20-30 cm olmalıdır. Bitkiler 10 cm yüksekliğe geldiğinde sıra üzeri mesafeyi ayarlamak için elle seyreltme yapılır. Sıra üzeri mesafe 2-3 cm, iri çeşitlerde 5 cm olmalıdır. Yabancı otlara karşı da ilaçlı mücadele yapılmalıdır.

SOĞAN ÇAPALAMA:

YETİŞTİRİCİLİĞİNDE

Dikimden başlayarak 10-15 cm boydan sonra ot alma ve toprağı kabartma amacıyla 1. çapa yapılır. Bitkinin gelişme

70

yeterlidir. Baş olgunlaştırma döneminde sulama yapılmamalıdır.

SOĞAN YETİŞTİRİCİLİĞİNDE HASAT:

Taze soğanda; Soğanlar 1-2 cm çapını aldığı zaman sökülür. Üst yaprakları temizlenip kökleri yıkanır. Demetlenerek pazarlanır Kuru soğanda; Soğanlar belli bir büyüklüğü alıp yaprakları sararmaya başladığı an üst kısmı kırılarak yatırılır. 15-20 gün sonra soğanların dış yaprakları tamamen kurur, soğanlar sökülüp çıkarılır. Toprak yüzünde 5-10 gün tutarak güneşte kurutulur. Soğanın sökümü elle çapa kullanılarak yapılır. Hasat edilen soğanların üst kuru sapları kopartılır. Turfanda pazarlanan soğanlarda kurutma yapılmaz.

SOĞAN YETİŞTİRİCİLİĞİ

Soğan insan beslenmesinde özel yeri olan bir sebzedir. Taze veya kuru olarak tüketildiği gibi son yıllarda kurutma sanayisinde işlenerek bazı yiyeceklerin hazırlanmasında da yaygın olarak kullanılmaktadır. Soğan genel olarak iki yıllık bir bitkidir. Birinci yıl yumru, ikinci yılda tohum oluşur.Besin eksiklik belirtilerini www.tarimmarketi.com daha geniş inceleyebilirsiniz. 100 gr. Soğanda 1.2 gr. Protein, 0.1 gr. Yağ, 8.9 gr. Şekerli maddeler, 8 gr. Su, 12 gr. Kuru madde, 30 mg. Kalsiyum ve 42 kalori bulunur

SOĞAN İSTEKLERİ:

YETİŞTİRİCİLİĞİNDE

İKLİM

Bitkinin erken gelişme devresinde serin havaya gerek vardır. Baş bağlama ve başın büyümesi için sıcaklığın fazla olması şarttır. Erken gelişme devresinde ortalama sıcaklık


SAKARYA ZİRAAT ODASI

12,8 ºC olmalıdır. Baş bağlamaya başladığı zaman 21 ºC, başın olgunlaşması için 24-27 ºC optimum sıcaklıklar istenir. Soğan bitkisi -8, -10 ºC sıcaklıklara dayanır. Gün uzunluğu istekleri çeşitlere göre değişir. Erkenci çeşitler 10-12 saat, geççi çeşitler için 13-15 saat gün uzunluğu gereksinimi vardır. Akdeniz sahil kesimi için sonbahar ekimi yapılan yerlerde kısa gün soğanları seçilmelidir.

SOĞAN GÜBRELEME

YETİŞTİRİCİLİĞİNDE

Önemli Not: Bahçenizi her ilaçlamanızda eğer sulama veya ilaçlama suyunuzun pH sı 8 - 8.5 ise muhakkak Golden Wet yayıcı yapıştırıcı kullanınız. (Ülkemizin birçok yöresinde toprak ve su pH sı 8- 8.5 hatta 9 a kadar çıkmaktadır.) Üretilen bütün ilaçlar 6 7 pH aralığına göre üretilmektedir. en kaliteli ilaçlar dahi 6 ila 15 dakika arasında, % 30 varan oranlarda etkisini kaybetmektedir. (kesilmiş yoğurt örneği gibi) Buda ilacınızın etkisinin azalmasına neden olacaktır. Bu nedenle bizim tavsiyemiz holderinize, tankınıza veya sırt pompanıza, 1- pH düşürücü- yayıcı yapıştırıcı GOLDEN WET 2- Yaprak gübresi ve bayiinizin önerdiği mikro element ağırlıklı gübre GOLDENMIX YAPRAK GÜBRESİ 3- İnsektisit BÖCEK İLACI 4- Fungusit MANTAR İLACI (Ayrı bir kapta karıştırdıktan sonra) LÜTFEN SIRALAMAYA DİKKAT EDİNİZ. GOLDENMIX Birinci çapada ilk uygulama ve 15 gün aralıklarla 2. uygulama yapılır. 150 cc Damlama sulama yöntemi ile 1 lt

GOLDEN ZINC 4-6 Yapraklı dönemde ilk uygulama. Daha sonra çinko eksikliği görüldüğü taktirde 2 ve 3. uygulama yapılır. 100 cc GOLDEN POTAS İlk çapadan sıralar kapanıncaya kadar 2 uygulama 100-200 gr COMPLEX Organik esaslı damla sulama veya salma sulama gübresi. On beş gün aralıklarla. 5-7 kg Her ilaçlamada yaprak gübresi muhakkak kullanılmalıdır. Yaprak gübreleri bitkilerin strese girmesini önler. Bitkilerin mikro element ihtiyaçlarını karşılar. Meyve tutumunu ve meyvelerin kalitesini arttırır. Dekardan 4-6 ton baş soğan alabilmek için dekara 15 kg saf azot, 10 kg saf fosfor, 15 kg saf potasyum gereklidir. Fosforun tümü, azot ile potasyumun 1/3’ü ekimde taban gübresi olarak verilir. Geriye kalan azot ve potasyumlu gübrelerin bir kısmı ekimden 1 ay sonra, diğer kısmı da baş oluşturma döneminde verilir.

YETİŞTİRİLME TEKNİĞİ:

Soğan yetiştiriciliği üç şekilde yapılır. 1- Doğrudan tohum ekimi: aynı vegetasyon periyodunda 5-6 aylık bir dönemde başlar elde edilir. 2- Kıska (arpacık) ile yapılan yetiştiricilik: Bu çeşit yetiştiricilikte 1. yıl arpacıklar elde edilir. 2. yıl bu arpacıklar ekilerek baş elde edilir. 3- Fideyle yapılan yetiştiricilik: Süresi tohum ekimiyle olan yöntemle aynıdır. Aynı yıl baş elde edilir. Ekonomik bakımdan en uygun yöntem doğrudan tohum ekimiyle olan yöntemdir. Makineli tarımı da uygundur. Bu yöntemle tarlada çok iyi toprak hazırlığı yapılması gerekir. Tarla sonbaharda 15-20 cm derinlikte işlenir. İşlemeden önce dekara 2-4 ton yanmış ahır gübresi atılır. Akdeniz bölgesi içi tohum ekim tarihi 15 ağustos’tan 15 ekime kadar olan dönemdir. Ekimden önce toprak tava gelir gelmez yüzlek işlenir. Toprak kültivatör, tırmık ile iyice parçalanır, sonra bastırılır ve tohum ekilir. Ekim sırasında 500 gr/da tohum kullanılır. Pnömatik mibzerle ise 200 gr/da tohum kullanılmaktadır. Ekim sırasında toprak sıcaklığının 10-12 ºC olması gerekir. Bitki sıra aralığı 20-30 cm olmalıdır. Bitkiler 10 cm

71


SAKARYA ZİRAAT ODASI yüksekliğe geldiğinde sıra üzeri mesafeyi ayarlamak için elle seyreltme yapılır. Sıra üzeri mesafe 2-3 cm, iri çeşitlerde 5 cm olmalıdır. Yabancı otlara karşı da ilaçlı mücadele yapılmalıdır.

SOĞAN ÇAPALAMA:

YETİŞTİRİCİLİĞİNDE

Dikimden başlayarak 10-15 cm boydan sonra ot alma ve toprağı kabartma amacıyla 1. çapa yapılır. Bitkinin gelişme durumuna göre 3-4 çapa yapılabilir

SOĞAN YETİŞTİRİCİLİĞİNDE SULAMA:

Soğan yetiştiriciliğinde vegetasyon dönemi içinde yeterli yağış varsa (450-500 mm) sulamadan da yetiştirilebilir. Aksi halde sulama yapılmalıdır. En uygun sulama yöntemi yağmurlamadır. 1-2 sulama yeterlidir. Baş olgunlaştırma döneminde sulama yapılmamalıdır.

SOĞAN YETİŞTİRİCİLİĞİNDE HASAT:

Taze soğanda; Soğanlar 1-2 cm çapını aldığı zaman sökülür. Üst yaprakları temizlenip kökleri yıkanır. Demetlenerek pazarlanır Kuru soğanda; Soğanlar belli bir büyüklüğü alıp yaprakları sararmaya başladığı an

72

üst kısmı kırılarak yatırılır. 15-20 gün sonra soğanların dış yaprakları tamamen kurur, soğanlar sökülüp çıkarılır. Toprak yüzünde 5-10 gün tutarak güneşte kurutulur. Soğanın sökümü elle çapa kullanılarak yapılır. Hasat edilen soğanların üst kuru sapları kopartılır. Turfanda pazarlanan soğanlarda kurutma yapılmaz.


SAKARYA ZİRAAT ODASI

Bezelye Yetiştiriciliği İklim İstekleri:

Serin iklim sebzesidir. Donma noktasına yakın düşük sıcaklıklara dayanan bir sebze türüdür. Havaların serin ve nemli olduğu koşullarda çok iyi gelişme göstermesine karşın sıcak ve kuru havalardan hoşlanmaz. Yetiştirme dönemi süresince sıcaklığın donma noktasının üzerinde olması istenir. Çimlenme döneminde topraktaki yüksek nem tohumun çürümesine neden olmaktadır. Toprak sıcaklığı 7-8 0C olduğunda tohum ekimi yapılır. Bezelye tohumu 2 0C’de çimlenebilse de, çimlenme çok yavaştır. Gelişme döneminde yüksek sıcaklık ve uzun güneşlenmeden hoşlanmaz. Bu dönemde rutubet ve serin ortam ister. Gelişme döneminde meydana gelen yüksek sıcaklık ve kuraklıkta bitki bodur kalır ve meyveler normal iriliklerini alamaz. Çabuk ve zoraki olgunlaşma nedeniyle verim ve kalitede çok büyük kayıplar oluşur. Gelişme döneminde toprak çok rutubetli ise toprak yüzeyine yatan bitkilerde mantari hastalıklar büyük zararlara yol açar. Günlük ortalama sıcaklığın; çimlenme ile çiçeklenme arasındaki dönemde 1518 0C, çiçeklenme ile olgunluk arasındaki dönemlerde de 18-21 0C olması istenir. Sıcaklığın yüksek olması çiçeklenme süresini kısaltır. Çiçeklenme ile olgunluk arasındaki dönemde sıcaklığın 10 0C’ye düşmesi durumunda ise dane olgunlaşmaz. Yetişme dönemi boyunca düzenli ve yavaş yağış, danenin yüksek kalitede olmasını sağlar. Danelerin olgunlaşması devresinde

sıcaklığın 30 0C’nin üzerine çıkması halinde, tohumlar canlılıklarını kaybeder.

Toprak İsteği:

Toprak isteği bakımından seçicidir. Serin ve yağışlı dönemde yetiştirildiği için alüviyal ve su tutma kapasitesi yüksek topraklarda çok iyi gelişir. Ağır topraklardan hoşlanmaz. Çimlenme döneminde ıslak ve çok rutubetli topraklarda tohum iyi çimlenemez. Toprak ıslaklığı gelişmeyi olumsuz yönde etkiler. Gövdenin ve meyvelerin ıslak toprakla temasının önlenmesi için gerekli tedbirler alınmalıdır. Erkencilik için kumlu-tınlı topraklar daha uygundur. Erkenciliğin düşünülmediği

73


Sebze Yetiştiriciliği

SAKARYA ZİRAAT ODASI

hallerde yüksek verim ve iyi nitelikli ürün alabilmek için iyi drene edilmiş killi-tınlı topraklar tercih edilmelidir. Düşük pH’lı topraklarda azot ve fosfor alınımının azalması nedeniyle dane verimi de azalmaktadır. Bu nedenle toprak pH’sının 6,5-7 civarında olması istenir.

Toprak Hazırlığı ve Ekim:

İlkbahar üretimlerinde topraktaki azot bakterileri ve mikroorganizmaların faaliyetlerini kolaylaştırmak için toprak sonbaharda 20-25 cm derinlikte bir iki defa sürülerek havalandırılır. İşlenen toprak tırmıkla düzeltilerek ekime hazır hale getirilir. Tohum ekim zamanı bölgenin iklim şartlarına bağlıdır. Şubat başından 15 Mart’a kadar erkenci - yarı erkenci çeşitler; nisan başına kadar yarı erkenci ve geçci çeşitler; 15 nisandan sonra da sıcağa dayanıklı çeşitlerin ekimi yapılmalıdır. Kasım–Aralık ayları içerisinde de sonbahar çeşitleri ekilebilir. Ekim şekli ve ekim aralıkları çeşit özelliğine, işletme büyüklüğüne ve değerlendirilme şekillerine göre değişir. Ekim; mutlaka toprak tavında iken yapılmalıdır. Tohum ekim derinliği 3-5 cm’dir. Yetiştirme döneminde düzenli yağış alan veya yağmurlama sulama imkanı olan tarlalara düze ekim daha uygundur. Yetiştirilecek bezelye sırık ise masuralara ekim yapılmalıdır. Yer çeşitleri düz tarlaya mibzerle ekilmelidir. Düze ekimlerde sıra arası 30-40 cm, sıra üzeri 5-10 cm olacak şekilde tohum ekimi yapılmalıdır. Sırık çeşitlerde ise sıra arası 50-80 cm, sıra üzeri ise 15-25 cm olmalıdır. Sırık çeşitler masuraların boyun noktalarına ocakvari olarak ekilir. Bu nedenle her ocağa 4-5 adet tohum atılır. Ortalama dekara 10-12 kg arasında tohum ekilir

Çapalama:

Tohumların çimlenerek bitkilerin toprak

74

yüzüne çıkıp gelişmeye başladığı ilk hafta içinde büyümeleri çok yavaştır. Yabancı otlar bitkilerin 4-5 yapraklı olduğu dönemde toprağı havalandırmak, varsa kaymak tabakasını kırmak, yabancı otları almak ve gerekiyorsa seyreltme yapmak amacıyla birinci çapa yapılır. İlk çapa ok yüzeysel yapılmalı ve köklere zarar verilmemelidir. Birinci çapadan yaklaşık 20 gün sonra bitkiler 25-30 cm boylandıkları yabancı otların fazlalaştığı dönemde ikinci çapa yapılır. Bu çapa ile bitkilerin boğazları doldurulur. Genellikle ikinci çapa zamanı çiçeklenmeden önceki dönemdir. Genelde iki çapa yeterlidir, ancak kaymak tabakası ve yabancı otların oluşması halinde üçüncü bir çapa da yapılabilir.

Herek Verme:

Sırık bezelyelerde ikinci çapa ile birlikte herek verme işlemi de yapılır. Kafes tellerle, zik zaklı gergin iplerle, kargı veya sırıklarla bitkilere herek verilir. Herekler bitkilerin rüzgârdan ve toprakta bulunan nemden zarar görmemesini sağlar. Bitkiler hereklere büyüme uçlarındaki sülüklerle çok sağlam olarak tutunurlar. 3-4 m’de bir dikilen kazıklara kafes teller meyilli şekilde duvar gibi çekilir. Bezelye bitkileri bu kafes telleri üzerinde çok iyi gelişir. Düzenli hasat yapılarak kaliteli düzgün meyveler elde edilir. Özellikle bu yöntem küçük aile işletmelerinde sofralık, taze bezelye üretiminde kullanılır.

Sulama:

Sonbaharda yapılan bezelye yetiştiriciliğinde, bitkinin gelişme dönemi genellikle yağışlı döneme rastladığı için sulamaya hemen hemen hiç ihtiyaç duyulmaz. İlkbaharda yapılan ekimlerde iyi bir gelişme sağlayabilmek için hava ve toprak şartlarına bağlı olarak düzenli aralıklarla sulama yapılmalıdır. Çiçeklenmeden önceki dönemde ve


Sebze Yetiştiriciliği meyve tutumundan olmak üzere en az iki Çok nadir hallerde giderse üçüncü bir Sulama; karık usulü şeklinde yapılır.

SAKARYA ZİRAAT ODASI sonraki dönemde defa sulama yapılır. havalar çok kurak sulama yapılabilir. veya yağmurlama

Gübreleme:

Bezelye kendinden önce yetiştirilmiş olan bitkiye verilmiş olan gübrelerle çoğu kez yetinmektedir. Bezelyeye çiftlik gübresi vermekten kaçınılmalıdır. Çiftlik gübresi vegatatif kısımların aşırı gelişmesini sağlar; bakla ve dane veriminin azalmasına neden olur. Fakat toprağın yapısını düzeltmek için verilmesi gerekiyorsa, bezelyeden önce yetiştirilen çapa bitkilerine verilmelidir. Bezelye, potasyum ve fosfor eksikliğine karşı çok hassastır. Topraktaki fosfordan çok iyi faydalanır. Gübreleme; ekim öncesi toprak işleme sırasında yapılmalıdır. Toprağın yapısına bağlı olarak saf olarak 1 dekara verilmesi gereken ortalama gübre miktarları: AZOT...................................3-4 kg/da FOSFOR(P2O5)...................8-10 kg/da POTASYUM(K2O)...... .......20 kg/da Örnek Gübreleme: 1 dekar alan için; -

22 kg/da.... DAP (18-46 )

- 42 kg/da.... Potasyum Sülfat (% 48-52) Hafif bünyeli topraklarda ve elle hasatta verilen gübre miktarı artırılmalıdır.

Tarımsal Savaşım:

Bezelyede zarar yapan birçok hastalık ve zararlı bulunmakla birlikte bunlardan en önemlileri; kök çürüklüğü, solgunluk, külleme, mildiyö, antraknoz ile kırmızı

örümcekler, yaprak bitleri ve burukuslardır. Bu hastalık ve zararlılarla mücadelenin zamanında ve titiz olarak yürütülmesi gerekmektedir.

Olgunluk, Hasat ve Depolama:

Hasat olgunluğuna gelmiş baklalar en geç iki-üç gün içerisinde hasat edilmelidir. Özellikle kuru ve sıcak havalarda daneler çok çabuk olgunlaşır. Hasat zamanında yapılmaz geç kalınırsa daneler unlu bir durum alır ve konservecilik kalitesi düşer. Konservelik bezelyeler genellikle geniş alanlarda yetiştirilir ve hasat bir seferde ve makineli olarak yapılır. İlkbaharda ekilen bezelyeler 12-16 hafta, sonbaharda ekilen bezelyeler 32 hafta sonra hasat edilmeye başlanır. Küçük işletmelerde bezelye hasadı kademeli olarak elle yapılır. Hasat olgunluğuna gelmiş bezelyeler 3-4 gün ara ile düzenli olarak bitkilere zarar vermeden elle hasat edilirler. Genellikle sırık bezelyeler küçük işletmelerde yetiştirilir, hasatları ise kademeli olarak elle yapılır. Büyük işletmelerde ise genellikle yer çeşitleri yetiştirilir. Hasadın kademeli olarak elle yapılması kalite ve verimi olumlu yönde etkiler. Hasat edilen bezelyeler hemen piyasaya sevk edilir. Pazara sevk edilen bezelyeler 5-10 0C’lik sıcaklıklarda 2-3 gün bekleyebilir. Bezelyede hasat olgunluğuna gelmiş baklalar en geç iki-üç gün içinde hasat edilmelidir. Özellikle kuru ve sıcak havalarda daneler çok çabuk olgunlaşır.

Verim:

Çeşidin yer ve sırık oluşuna, baklada bulunan dane sayısı ve iriliğine, ekolojik şartlara bağlı olarak değişir. Bir dekar alandan baklalı taze bezelye olarak 15002000 kg, taze iç bezelye olarak 500-800 kg arasında ürün alınır.

75


SAKARYA ZİRAAT ODASI MAYDANOZ

4.1. İklim isteği

Yüksek rutubetli ve ılıman iklime sahip bölgeleri sever. Ancak soğuk bölgelerde bölge şartlarına göre ilkbahar ile soğukların başladığı sonbahar dönemi arasındada yetiştirilebilir. Ilıman iklime sahip Akdeniz, Ege ve Marmara (Bandırma ve Gönen) bölgelerinde bütün yıl boyunca maydanoz yetiştiriciliği yapılabilir.

4.2. Toprak isteği

Maydanoz toprak istekleri bakımından seçici değildir. Ağır olmayan, bitki besin maddelerince zengin bütün topraklarda yetişebilir. Ancak derin bünyeli topraklarda çok iyi sonuç verir. 5.0-8.0 pH değerleri arası uygun değerlerdir.

5. Yetiştirilme Şekli

Maydanoz üretimi tohumların doğrudan tarlaya ekilmesi şeklinde yapılır. Üretim bölgenin iklim ve mevsim özelliklerine göre ya tavada yada düz tarlada şeritler halinde yapılır. Ege ve Akdeniz gibi yaz mevsimi kurak geçen bölgelerde yetiştirme tavalarda, Marmara gibi rutubetli, yağışlı geçen bölgelerde ise düz tarlada şeritler halinde yapılır.

5.1. Toprak hazırlığı, ekim ve dikim

Yetiştiricilikte tarla seçimi çok önemlidir. Maydanoz üretimi yapılacak tarla tek ve çok yıllık yabancı otlardan mutlaka temiz olmalıdır. Üretim yapılacak tarla mümkünse 1-2 yıl önceden maydanoz üretimine hazırlanmalıdır. Maydanoz üretiminde yabancı ot maliyeti yükseltir ve kaliteyi bozar. Bunu engellemek için tarla ekim tarihinden 1-2 ay önce dekara 3-5 ton çiftlik gübresi ile gübrelenir ve derince sürülür. Disk-Harrow ile inceltilir ve düz tarla ekimine veya tava şeklindeki üretime göre hazırlanır. Tavalar düz tarla yüzeyinden 1015 cm çukurda kalacak şekilde, 100-120

76

cm genişliğinde ve isteğe bağlı uzunlukta hazırlanır. Düz tarla üretiminde ise böyle bir hazırlığa gerek yoktur.Maydanoz, tohumları en zor ve en uzun sürede çimlenen sebzelerdendir. Tohum ekimi m2’ye 1-1.5 gram tohum (1 dekar alana 1-1.5 kg tohum) hesabıyla yapılır. Küçük işletmelerde tavalara genellikle el ile birkaç defada serpme olarak yapılan tohum ekimi büyük işletmelerde düz tarlaya şeritler halinde ve mibzer ile sıravari olarak yapılır. Tohum ekim derinliği 1-1.5 cm’dir. Ticari üretim yapılan bölgelerde buğday mibzerleri maydanoz ekimi içinde kullanılabilir. Pazar için yapılan üretimlerde tarlada sıra arası 35-40 cm, tohum üretimi amacıyla yapılan üretimlerde ise tarlada sıra arası 35-40 cm, tohum üretimi amacıyla yapılan üretimlerde ise 60-70cm olmalıdır. Tohum ekimi sırasında toprak tavının yeterli olmasına özen gösterilmelidir. En ideal tohum ekim zamanı Ege bölgesinde Mart ayının ilk haftasıdır. Tohum ekiminden yaklaşık 20-25 gün sonra çimlenme ve çıkış başlar. Tohumların homojen bir şekilde çimlenebilmesi için bu dönemde sulama işlemi çok dikkatli olarak yapılmalıdır. Bitkiler toprak yüzeyinde görüldükten sonra bakım işlerine geçilir. Maydanoz ender olarak bazı yörelerde kerevizde olduğu gibi fide ile de üretilir.

5.2. Bakım işleri

Maydanoz üretiminde yapılması gereken en önemli bakım işleri yabancı ot temizliği ve sulamadır. Yabancı ot gelişimini engellemek amacıyla tava şeklinde yapılan üretimde tava aralarının ve tava sırtlarının çapalanması el ile, büyük işletmelerde kültüvatör veya çapa makinaları ile yapılır. Maydanoz bitkisi ilk devrelerde çapaya çok hassastır. Bu nedenle çapa yapma yerine otların elle alınması daha çok uygulanır. Bitki gelişimi hızlı olunca toprak yüzeyini kapatan bitkiler yabancı ot gelişimine olanak tanımalar.

5.3. Sulama

Maydanoz üretiminde sulama, tohum çimlenme döneminde çok önemlidir. Çimlenmenin oluştuğu ilk üç hafta boyunca yağmurlama sulama yapılmalıdır. Bitkiler 2-3 yapraklı olunca salma sulamada yapılabilir. Sulama mevsim şartlarına göre yapılır, ancak maydanoz aşırı suya hassastır. Su fazla göllenirse bitkiler sararır, suyun tarlada uzun süre kalması durumunda ise ölürler.

5.4. Gübreleme


SAKARYA ZİRAAT ODASI

Maydanoz gübrelemeye olumu cevap veren bir bitkidir. Özellikle ekimden önce verilen yanmış çiftlik gübresinin yabancı tohumu taşımaması önemlidir. Temel gübreleme çiftlik gübresi ile birlikte yapılır ve buna ilave olarak her biçimden sonra dekara 3-5 kg saf azot uygulaması son baharda yapılmalıdır. Yapılan bir araştırmada dekardan 2 ton yeşil maydanoz hasat edildiği zaman topraktan kaldırılan besin maddeleri sırasıyla 3 kg N, 0.8 kg P2O5, 2.6 kg K2O, 3.2 kg Ca ve 0.6 kg Mg olarak belirlenmiştir. Gübrelemenin yinede yetiştiricilik yapılan tarlanın toprak analiz raporuna göre yapılamasına özen gösterilmelidir. Maydanoz üretiminde gereğinden fazla ve hasattan hemen önce verilen nitrat formundaki azot nitrit formunda kaldığından tüketiciler açısından büyük sakıncalar yaratmaktadır.

5.5. Tarımsal Savaşım

Maydanoz üretiminde sorun olan önemli bir hastalık ve zararlı yoktur. Ancak tohum çimlenme döneminde toprak kurtları (bozkurtlar) zararlı olabilir. Bunların zararı toprak ilaçlaması ile ortadan kaldırılır. Maydanoz üretiminde karşılaşılacak olan en önemli sorun yabancı ot sorunudur. Yabancı ot savaşımı mekanik yapılabildiği gibi herbisitler ile de yapılabilmektedir. Herbisit uygulamasında en iyi sonucu çıkış öncesi (pre-emergence) uygulamalar vermektedir. Bu ilaçlama maydanoz bitkileri toprak üzerine çıktıktan sonra uygulanırsa bitki gelişimini yavaşlatmakta ve yapaklarda zararlanmalar oluşturmaktadır. Çıkış sonrası olarak da bazı selektif ilaçlarla mücadele yapılabilmektedir. Geniş çaplı üretimlerde herbisit uygulaması tercih edilmelidr. Uygun bir herbisit kullanımı ile hiç çapa işlemi yapmadan maydanoz üretimi yapmak mümkündür. Çeşide ve mevsime bağlı olarak tohum ekiminden 60-70 gün sonra bitkiler hasat olgunluğuna gelirler. Bu dönemde bitkiler 15-20 cm boy almıştır. Hasat sabahın erken saatlerinde ve bitkilerin toprağın

1-2 cm üzerinden biçilmesi suretiyle yapılır. İlk biçimden 20-25 gün sonra ikinci biçim yapılır. Yılda 6-7 biçim yapılır. Her biçimden sonra azotlu gübre verilmeli ve sulama yapılmalıdır. Hasat edilen bitkiler hemen tarlada demetlenir. Demetler önce 1 saat süre ile temiz bir suya batırıldıktan sonra rutubetli kasa veya sepetlerde üzerleri nemli bezle örtülerek en yakın pazara sevk edilir. Maydanoz demetleri –1 ve 0°C’de %90-95 nemde 3-4 hafta muhafaza edilebilirler.

7. Verim

Maydanozda verim genelde demet olarak belirlenir. Bir yıl boyunca yapılan üretimde m2’den toplam80-100 demet, dekardan da 70-90 bin demet maydanoz alınabilmektedir. Mevsime göre demet kalınlığının farklılığı göz önüne alınırsa 2-4 ton/da verim en ideal verim ortalamasıdır. Maydanozlarda verim birinci biçimden üçüncü biçime kadar arttığı halde daha sonraki biçimlerde azalır. Maydanoz bulunduğu yeri 2-3 yıl muhafaza ederse de ömrü 1 veya 2 yıldır. Bitki ikinci yıl hemen generatif faza geçtiği için tohum ekiminden her yıl yenilenmesi önerilir.

8. Tohum Üretimi

Tohumluk üretimi amacıyla amacıyla yapılan maydanoz üretimi normal maydnoz üretiminde çok büyük bir farklılık göstermez. Tohum üretimi amacıyla yapılacak maydanoz üretiminden çok büyük bir farklılık göstermez. Tohum üretimi amacıyla yapılacak üretimde tohum ekimi Mart-Nisan aylarında yapılır. Ekimde sıra aralarının 60-70 cm sıra üzerinin 15-20 cm olacak şekilde alınması gerekir ve tohumluk bitkilerde biçim yapılmaması önerilir. Birinci yıl gelişen bitkilerin zarar görmemesine özen gösterilir ve ikinci yıl ilave olarak 20-25 kg/da azotlu gübre takviyesi yapılır. Tohumluk bitkiler ikinci yıl Mart ayında çiçek sapı oluşturarak Mayıs ayında çiçeklenmeye başlar. Yüksek oranda yabancı döllenme meydana geldiği için döllenmede arılar önemli rol oynar. Tarlaya arı kovanı ilavesi tohum verimini arttırır. Ancak çevrede yabani maydanoz varsa yabancı tozlanma engellenmelidir. Çiçeklenme şemsiyenin dışından içine doğru olur. Bitkiler Haziran ayı ortasında tohum bağlamaya başlar. Özellikle dıştaki tohumları silkelenerek savrulur. Tohum hasadı temmuz ayı sonunda yapılır. Tohum verimi 50/100 kg/da arasında değişir.

77


SAKARYA ZİRAAT ODASI ROKA

Roka(Eruca vesicaria), Brassicaceae (Turpgiller) familyasından, yaprakları salata olarak yenen acımsı tadı olan bir bitkidir. Roka Akdeniz ülkelerinde Roma İmparatorluğu döneminden beri bilinmekteydi. Yabani olarak doğada mevcut olduğu gibi tarım amacıyla da yetiştirilir. Roka İtalya, Yunanistan ve Türkiye gibi Akdeniz ülkelerinde genellikle salata ve garnitür olarak kullanılır. Ancak bazı ülkelerde yemek olarak da pişirilir. Örneğin Slovenya’nın Koper bölgesinde peynirli börek yapımında kullanılır. İtalya’da özellikle Venedik kenti civarında pizza ve makarna yemeklerine konur. Roka son 20 yıl içinde zengin ve acımsı lezzeti nedeniyle Akdeniz ülkeleri dışında da yayılmaya başladı. Özellikle Batı Avrupa ve ABD’de de kullanılır hale geldi. 1. Ekonomik Önemi, Anavatanı ve Yayılma alanları Birinci yıl yaprakları için sofralık olarak üretilir, düşük sıcaklıklarda kışı geçirdikten sonra ilkbaharda generatif döneme geçer ve tohum oluşturur. Yaprakları sebze olarak değerlendirilen rokanın yetiştiriciliği Akdeniz ve Güney Avrupa ülkelerinde çok yaygındır. Bütün yıl boyunca yetiştiriciliği yapılmakta ve taze yaprakları salata ve garnitür olarak sevilerek tüketilmektedir. Roka özellikle İtalya ve İspanyada çok üretilmekte ve yılın her ayında pazarda bulunabilmektedir. Uzak doğu ülkelerinde Hindistan ve Çin’de ise yağ bitkisi olarak üretilmektedir. Tohumlarından elde edilen yaplar insan beslenmesinde, ilaç sanayinde

78

ve değişik şekillerde değerlendirilir. Ancak Eruca vesivaria subsp. Sativa (Mill.) olarak bilinen rokanın değerlendirilen kısımlarını dikkate aldığımızda bazı farklılıklarının olduğu görülmektedir. Özellikle ülkemizde İç Anadolu Bölgesinde yetiştirilen ve Izgın olarak bilinen bitkilerde Eruca sativa (Mill.) olarak adlandırılmaktadır. Bu bitki sadece yağ bitkisi olarak ve hayvan beslenmesinde kullanılmaktadır. Sebze olarak değerlendirilen bitkinin genellikle sadece yaprakları tüketilir. Roka Romalılar döneminden buyana sebze olarak değerlendirilmektedir. Bu bitkinin değişik hastalıklara iyi geldiği ve afrodizyak özellik taşıdığı bilinmektedir. Yaprakları sebze olarak tüketilen roka, eczacılıkta birçok hastalığa karşı kullanılır. Çoğu hastalığın tedavisinde etkili olduğu ve olumlu sonuçlar alındığı bildirilmektedir. İnsan sağlığı bakımından öneminin son yıllarda çoğu kişi tarafından bilinmesi bu sebzenin üretim ve tüketiminin artmasına neden olmuştur. Özellikle büyük kentlerimizde gelir düzeyi yüksek kişilerin sebzeye olan talebi hızla artmaktadır. Ülkemizde 1.100 ton civarında roka üretimi yapılmaktadır. Rokanın anavatanı hakkında kesin bir bilgi olmamakla beraber, Akdeniz ülkeleri bu sebzenin anavatanı olduğu bildirilmektedir. 2. Morfolojik Özellikleri 2.1. Kök Roka bitkisinin kökleri toprak yapısına bağlı olarak farklı derinliklerde gelişir, kuvvetli bir kazık kök ve etrafında 10-15 cm derinlikte saçak kökler oluşur. Saçak kökler kuvvetli olmayıp zayıftır. Doğrudan tohum ekimi yöntemi ile yetiştirildiğinden kazık kök kuvvetli gelişir. 2.2. Gövde Rokada gövde rozet şeklindedir. Sebze olarak değerlendirilen yapraklar toprak seviyesindeki rozet gövdeden çıkarlar. Düşük sıcaklıklarda gelişen yani kışı dışarıda geçiren veya vernalize olmuş bitkiler ilkbaharda hızla generatif döneme geçer. 2.3. Yapraklar Roka yaprakları sebze olarak değerlendirildiği için bitkinin düzgün ve albenisi olan bir yapısına sahip olması gerekir. Tohumlar çimlendikten sonra kalp şeklinde kotiledon yapraklar meydana getirir. Daha sonra uzun, oval ve kenarları düz, yeşil renkli hakiki yapraklar gelişir. Bu


SAKARYA ZİRAAT ODASI yaprakların şekil ve rengi iklim koşullarına bağlı olarak değişir. Düz, parçasız, selülozik yapısı az ve çok aromatik madde içermeyen yapraklar tercih edilir. Hasat geciktiğinde yapraklarda selülozik yapı ve lifleşme görülür. Hasat olgunluğuna gelmiş roka yaprakları toprak yüzeyinden kesilerek demetlenir ve satışa demet halinde sunulur. Birinci hasattan sonra oluşan yapraklar parçalı bir yapı kazanırlar, kaliteleri ve şekilleri bozulur. Bu yaprakların Pazar değeri de düşer. 2.4. Çiçek Çiçekler lahana grubu sebzelerinde olduğu gibi ana bir çiçek sapı ve bunun üzerin de yanlara doğru dallanmış yan dallar üzerinde oluşur. Çiçek şekli lahana grubu sebzelerine benzer. Çiçekte 4 çanak, 4 taç yaprak, 4+2 erkek organ ve 1 dişi organ bulunur. Taç yaprakları beyaz veya krem renklidir. Izgın olarak tanınan bitkinin taç yaprakları ise sarı renklidir. Ana çiçek sapı bitkinin gelişme durumuna bağlı olarak 6080 cm arasında boy alır. Döllenme sonucu meyveler Haziran-Temmuz aylarında hasat edilebilecek olgunluğa ulaşırlar. 2.5. Meyve Çiçek salkımları üzerinde meyveler çatlamadan ve tohumlar yere dökülmeden hasat edilmelidir. Tohumlar bakla adı verilen ve içerisinde 10 ile 15 adet tohum bulunan meyveler içerisinde yer alır. Roka baklaları diğer lahana türlerinin baklalarına göre daha ince ve sert yapılıdır ve çiçekleri taşıyan saplara paralel, dik veya sarkık olarak gelişirler. 3. Tohum ve çimlenme özellikleri Tohumların şekli ve rengi lahana grubu sebzelerin tohumlarına benzer. Ancak tohumlar daha küçüktür. Bir gramda 500 civarında tohum bulunur. Çimlenme sürelerini normal koşullarda 4-5 yıl muhafaza ederler. Optimum çimlenme sıcaklığı 20-25

°C’dir. 4. Yetiştirilme İstekleri 4.1. İklim isteği Roka ekolojik koşullara çok duyarlı bir sebzedir. Sıcaklığın 10 °C’nin altına düşmesi halinde tohumların çimlenmesi ve bitki gelişimi yavaşlar. Bu koşullarda sebze olarak değerlendirilen yaprakların aromatik madde oranı artar ve yeme kalitesi bozulur. Aynı şekilde yaz aylarında yüksek sıcaklıklarda da bitkilerin gelişimi olumsuz yönde etkilenir. Bitkiler için yeterli koşullar yerine getirilirse yaz aylarında tohum ekimi ile hasat olgunluğu arasındaki süre kısalır. Ancak düşük sıcaklık koşullarında olduğu gibi yapraklarda aromatik madde miktarı yükselir ve kalite bozulur. İlkbahar ve sonbahar aylarında hava sıcaklığının çok yüksek ve çok düşük olmadığı koşullarda, toprakta ve havada yeterli rutubetin bulunduğu dönemlerde bitkiler çok iyi gelişir ve kaliteli ürün alınır. Yaprakları değerlendirildiği için ortamın rutubetli olması yaprak kalitesinin artmasına yardımcı olur. Aksi taktirde yeterli olmayan rutubet yaprakların küçülmesine, aromatik maddelerin artmasına ve yapraklarda lifleşme ve selülozlaşmaya neden olur. Artan aromatik madde oranı yapraklarda acılaşmaya neden olur. 4.2. Toprak İsteği Roka toprak istekleri bakımından seçici bir sebzedir. Yaprakları değerlendirildiği için ağır bünyeli ve killi topraklarda roka yetiştiriciliği yapılmamalıdır. Organik maddelerce zengin ve kumlu-tınlı topraklar yetiştiricilik için en uygun topraklardır. Toprak pH’sı bakımından nötr karakterli topraklar tercih edilmelidir. 5. Yetiştirilme Şekli Roka doğrudan tohum ekim yöntemi ile yetiştirilir. Ülkemizin batı ve güney bölgelerinde bütün yıl boyunca açık tarla

79


SAKARYA ZİRAAT ODASI

koşullarına tohum ekimi yapılarak roka yetiştiriciliği yapılabilmektedir. Roka soğuk bölgeler de kış aylarında örtü altında, sıcak bölgelerde ise yaz aylarında ağaç altlarında gölgede yetiştirilmelidir. 5.1. Toprak hazırlığı, ekim ve bakım işleri Tohum ekiminden önce roka yetiştirilecek alanlara dekara 2 ton hesabı ile yanmış çiftlik gübresi verilir. Sürümden önce toprakta bulunan besin maddeleri dikkate alınarak Dik-Harrow altına yeterli miktarda suni gübre uygulanır. Kış aylarında yetiştirme yapılıyorsa veya yağmurlama sulama yapılacak ise tohumlar tahtalara yada düz tarlaya ekilir. Yaz aylarında ise tohum ekimi tavalara yapılmalıdır. Tahta ve tavaların büyüklüğünün kültürel işlemlerin kolayca yapılabilmesini sağlayacak boyutlarda olması istenir. Hazırlanan tohum ekim yerlerinin yabancı otlardan, hastalık ve zararlılardan temiz olması gerekir. Roka tohumları dekara 1-1.5 kg hesabı ile 15-20 cm sıra arası, 4-5 cm sıra üzeri ve 0.5 cm derinlikte olacak şekilde esas yetiştirme yerlerine ekilirler. İklim koşullarına bağlı olarak tohumlar 3-8 gün sonra çimlenerek toprak yüzeyine çıkarlar. Bitkilerin gelişmesi için yeterli sıcaklık ve rutubet varsa bitkiler tohum ekiminden 3040 gün sonra hasat olgunluğuna erişirler. Düşük sıcaklık koşulları ve elverişli olmayan ekolojik koşullarda hasat süresi gecikmekte bu süre 70-80 güne kadar çıkabilmektedir. Tohum ekiminden hasat olgunluğuna kadar geçen süre kısa olduğundan, ayrıca aynı yerde birden fazla ürün alındığından toprakta bulunan besin maddeleri hızla azalmaktadır. Bu nedenle her yetiştirme döneminde tohum ekiminden önce yetiştirme yerlerine dekara 25 kg N, 12-15 kg P2O5, ve 15 kg K2O hesabı ile gübre verilmelidir. 6. Olgunluk, Hasat ve Depolama

80

Hasat olgunluğuna gelmiş roka yaprakları toprak seviyesinden 1-2 cm yukarıdan keskin bir bıçakla kesilir. Hasat dönemindeki ürün miktarına göre 50-100 gr ağırlığında demetler yapılarak bağlanır. Hasat edilen ve demetlenen roka yaprakları kasalara veya kamıştan yapılmış kelterlerin içine konur ve üzeri ıslak çuvalla örtülür. Hasat edilen rokalar satışa kadar serin ve gölge yerlerde muhafaza edilmelidir Rokalarda sebze olarak değerlendirilen kısımlar taze yapraklar olduğu için uzun süre muhafaza edilemezler. Buzdolabında ve naylon torba içinde en fazla bir hafta muhafaza edilebilirler. İlerleyen günlerde yapraklar sararır ve yeme kalitesi bozulur. Ayrıca bekletilmiş roka yapraklarında istenmeyen biyokimyasal değişimler ve koku meydana gelir. 7. Verim Yetiştirme dönemlerine bağlı olarak bir dekar alandan ortalama olarak ilk hasatta 2-4 ton pazarlanabilir roka elde edilir. Bir m2 alandan her hasatta ortalama 22-35 demet roka hasat edilebilir. Ülkemizde roka yetiştiriciliği tek hasat şeklinde yapılmaktadır. Birden çok hasat yapıldığında dekardan alınan ürün miktarı azalmakta ve kalite düşmektedir. 8. Tohum Üretimi Tohum üretimi iki şekilde yapılmaktadır. Ya doğrudan doğruya tohum üretim parsellerine ilkbahar mevsiminden önce kış aylarında tohum ekimi yapılır ve bu bitkiler hasat edilmeden tohumluk olarak bırakılır. Yada sonbahar döneminde veya kış aylarında sebze olarak yetiştirilen alanlarda bırakılırlar. İlkbahar döneminde ekolojik koşullar uygun hale geldiğinde bitkiler generatif döneme geçerek çiçeklenir ve tohum oluştururlar. İkinci yöntem olan ; önce yaprakların hasat edilip daha sonra tohumluğa bırakıldığı bitkilerde tohum verimi düşük olmaktadır. Bitkiler üzerinde olgunlaşan baklalar çatlayarak tohumlarını yere dökmeden önce tohumlukların hasat edilmesi gerekir. Hasat edilen baklalı tohumluk bitkiler yaklaşık bir hafta içinde kurur, bu baklaların içindeki tohumlar çıkarılır ve temizlenerek tekrar üretimde kullanılır. Dekardan 100150 kg arasında değişen miktarda tohum alınabilir.


SAKARYA ZİRAAT ODASI TERE YETİŞTİRİCİLİĞİ

Anavatanı Asya ve Kuzey Afrika olan tere, dereotu gibi tek yıllık sebzeler grubunda yer alan otsu bir bitkidir. İçerdiği hoş kokulu ve hafif baharatlı yapısı nedeniyle iştah açıcı olarak salata veya garnitür sebzesi şeklinde kullanılır. Ülkemizin bütün bölgelerinde sıcak yaz ayları dışında her zaman yetiştirilen tere genelde Ege, Akdeniz ve Marmara Bölgelerinde ticari boyutlarda üretilmektedir. Ancak bütün bölgelerde ev bahçelerinde amatör olarak yetiştiriciliği de yapılmaktadır. Maydanoz ve dereotu gibi yeşillik sebzeleri grubunda yer alan tere ülkemizde çok yaygın bir üretim alanına sahip değildir. Ülkemizde 2000 ton civarında tere üretilmektedir.

Kök

Tere etli ve ana bir kazık kök ile bol miktarda saçak kök meydana getiri. Kökler toprağın 50-60 cm derinliğine kadar iner.

-Maydanoz tipli parçalı yapraklı tereler. -Düz parçasız ve uzun-oval (roka yapraklı) yapraklı tereler. Bu iki grup yaprak özellikleri bakımından farklı olmamalarına karşın yetiştiricilikleri aynıdır. Yaprak sapları her iki yaprak şeklinde de yuvarlaktır ve bir gövde üzerinden çok fazla sayıda uzun saplı yapraklar oluşur. Yaprakları yaprak sapları ile birlikte tüketilir. Maydanoz yapraklı terelerde yapraklar parçalı olup daha fazla eterik yağ içerirler. Buna karşılık düz yapraklı terelerde yaprak ayası tek parça olup kenarları dişli veya düzdür. Roka yapraklı çeşitlerde yapraklar daha az eterik yağ içerirler. Çiçekler gövde üzerindeki koltuklardan çıkan yan dallar ve ana dallar üzerinde dağılmışlardır. Çiçekleri beyaz ve morumsu renkte olup haçlı çiçeği yapısındadır. Çiçeklenme için uzun gün (13 saat üzeri) gereklidir. Erselik yapıdaki çiçekler 4 çanak, 4 taç yaprak, 6 erkek ve 1 dişi organ taşırlar. Tereler yüksek oranda yabancı tozlanma gösterirler.

İklim istekleri

Tere üretimi genelde erken ilkbaharda yapılır. Kış aylarında çok düşük sıcaklıklardan zarar görür. Ancak Ege ve Akdeniz Bölgeleri gibi kış mevsimi ılık geçen bölgelerde sıcak yaz ayları dışında yılın her mevsiminbde tere yetiştiriciliği yapılabilir. Dereotu gibi bir kez veya en çok iki kez biçim yapılabildiği için yıl boyunca kademeli tohum ekimi yapılarak kademeli üretim gerçekleştirilir.

Toprak İsteği

Tere toprak istekleri bakımından seçici bir bitki değildir. Besin maddesinde zengin tınlı topraklar tere üretimi açısından ideal topraklardır. 0.5-7.5 pH değerleri arası uygun değerlerdir.

Toprak hazırlığı ve ekim

Tere üretimi doğrudan tohum ekimi ile yapılır. Yılın her mevsiminde üretilebilsede ilk bahar üretimi tercih edilr. Tohumlar çok

Gövde

Gövde toprak seviyesinde, rozet şeklinde ve yeşil renklidir. Üzerinde yaprakları taşır. Bitki generatif faza geçince çiçek sürgünü üzerinde aşağıdan yukarıya azalan ve küçülen yapraklar meydana getirir. Koltuklardan çıkan sürgünler üzerinde çiçekler yer alır.

Yaprak

Ülkemizde yetiştiriciliği yapılan terelerde iki farklı yaprak tipi vardır.

81


SAKARYA ZİRAAT ODASI küçük olduğu için çok iyi hazırlanmış tohum yatağı ister. Ülkemizdeki genel üretim şekli mevsime göre değişmekle birlikte tava veya tahtalarda yapılan üretim şeklidir. Önce tava veya tahta hazırlanır. Tohumlar m2’ye 1-1.5 g hesabıyla serpme veya sıravari olarak ekilir. Sıravari ekimde sıra arası mesafesi olarak 12-15 cm yeterlidir. Tohumların ekim derinliği 1-1.5 cm’yi geçmemelidir. Ekilen tohumlar toprak içine ya tırmık ile karıştırılır yada tohumların üzerine bir cm kalınlığında kapak atılır ve sürgü ile bolca su verilir. Optimum koşullarda 2 gün içinde çimlenen tohumların oluşan bitkiler hızla gelişmeye başlar. Bu aşamadan sonra yapılacak bakım işlerine özen gösterilmelidir.

Bakım işleri

Roka, dereotu ve maydanozda olduğu gibi en önemli iki bakım işlemi sulama ve yabancı ot temizliğidir. Üretim yapılan bölgenin iklim koşullarına göre sulama önce sürgüler yardımıyla daha sonraki sulamalarda ise salma şeklinde yapılır. Sıravari ekimlerde sıraarası çapalanır. Serpme ekimlerde ise bitkilerin araları çapalanmaz otlar elle alınır. Tere üretiminde sorun olan önemli bir hastalık veya zararlı yoktur. Toprak altı zararlıları ile yaprak pirelerine karşı gerekli önlemler alınmalıdır. Yabancı ot mücadelesi ise genelde mekanik yöntemler kullanılarak yapılır. Özellikle tohum ekiminden sonra gelişen yabancı otlar önemlidir. Bitki gelişim aşamasında ise tere bitkileri yabancı ot gelişimini engeller. İlk aşamadaki yabancı otlar ise el veya çapa ile yok edilir.

Gübreleme

Roka üretiminde olduğu gibi terelerde de vegetasyon süresi kısa olduğundan gübrelemenin her yetiştirme döneminde tohum ekiminden önce dekara 12-15 kg N, 10-12 kg P2O5 ve 15 kg K2O şeklinde yapılması gerekir.

Olgunluk hasat ve depolama

Uygun koşullarda tere yaprakları tohum ekiminden 25-30 gün sonra hasat edilebilir büyüklüğe ulaşır. Bu dönemde 15-20 cm boy alan bitkiler yine roka, dereotu ve maydanozda olduğu gibi toprak üzerinden yaprak sapları ile birlikte biçilerek hasat edilirler. Hasat bie veya en çok iki biçim olarak yapılabilir. Ancak ikinci biçimde verim önemli oranda düşer. Hasat edilen yapraklar sapları ile birlikte demetler haline getirilir ve piyasaya sunulur. Hasat edilen tereler 3-4 gün süre ile +4°C’lik sıcaklıklarda

82

saklanabilirler. Uzun süreli saklamalarda yapraklarda sararma meydana geldiği için pazarlama özelliğini kaybederler.

Verim

Verim yeşillik olarak kullanılan diğer bitkilerdeki gibi demet olarak belirlenir. Genelde iki biçim yapılabildiği varsayılırsa m2 verimi 30-50 demet arasında değişir. Bir dekar alandan alınan 20-25 bin demet ideal verim miktarıdır. Tere kökü ile bir seferde de hasat edilebilir.

Tohum üretimi

Tohum üretimi için yapılacak olan üretimde dikkat edilmesi gereken en önemli konu bitki sıklığının azaltılması ve gübrelemenin dengeli yapılmasıdır. Tohum üretiminde dekara 1.5-2 ton yanmış çiftlik gübresi önerilir. Ayrıca toprak yapısına göre ticari gübre takviyesi yapılmalıdır. Tohum üretimi amacıyla yapılacak üretimde tohum ekimi en geç Şubat ayı başlarında yapılır. Çimlenme ve bitki gelişim aşamasında yapılan bakım işlerinden sonra bitkiler Mart-Nisan aylarında çiçek saplarını oluştururlar ve mayıs ayında çiçeklenme başlar. Yabancı tozlanmada böceklerin yardımı sağlanmalıdır. Her bir çiçek tozlanma ve döllenmeden sonra birer yassı şekilli kapsül oluşturur ve her bir kapsülde 2 adet tohum bulunur. Önce yeşil olan kapsüller daha sonra saman rengine döner. Haziran ayı içerisinde meyveler ve tohumlar bitki sapları ile birlikte hasat edilir ve gölge bir yerde kurumaya bırakılır. İyice kuruyan kapsüller harmanlanarak tohumlar ayrılır. Optimum koşullarda yapılan bir tohum üretiminde terelerde tohum verimi 60-70 kg/da arasında değişir.Ayrıca diğer bir tohum üretim şeklinde ise normal üretimde kullanılan bitkiler biçildikten sonra gelişmeye ve tohumluğa bırakılarak diğer üretim şekillerinde olduğu gibi tohum elde edilebilir. Bu üretim şeklinde tohum verimi diğer yöntemlere göre daha düşüktür.


SAKARYA ZİRAAT ODASI DERE OTU Yetiştirme Tekniği

Dereotu tohumları, toprak sıcaklığı 8–10oC’nin üstüne çıktığı an ekilebilir. Ekim zamanı Şubat ayından başlar Eylül ayına kadar devam eder. Tohum ekimin 8-10 gün aralıkla parsellere yapılması, hasadın aynı şekilde oluşmasını sağlar ve işçilik yığılmasını önler ve pazara devamlı ürün yollama olanağını sağlar. Dereotu yetiştiriciliği için, fazla güneş almayan, ağaç altı gibi gölge olan yerler tercih edilmelidir. Böyle bir olanak bulunamıyorsa, yüksek boylu bitkilerin kuzey kısımlarında, ara ziraati olarak yetiştirilmelidir. Toprak işlenmeden önce gerekli ahır gübresi miktarı toprak üzerine serpilir. Sonra toprak birbirine çapraz olacak şekilde iki kez 10–20 cm derinliğinde işlenir. İkinci işlemeden önce, gerekli ticaret gübreleri toprağa atılmalıdır. Arazi düzeltildikten sonra, yağmurlama sulama kullanılacaksa hemen tohum ekimine geçilir. Salma sulama yapılacaksa 3x5, 5x10 m’lik tavalar yapılır, toprak tekrar tesviye edilir ve tohum ekimine hazır hale getirilip ekim yapılır. Dereotu tohumlarının çimlenme ve sürme oranı düşük olduğundan fazla tohum kullanılır ve dekara 1–2 kg ve hatta 3 kg kadar tohum atılır. Bizde tavalara tohum ekimi serpme

yapılır. Dış ülkelerde sıra ekimde, sıra arası 15–20 cm’dir. Sıra üzerine tohum sık atılır. Bitkiler toprak yüzüne çıktığında seyretme yapılmaz. Dereotu, ilk çıkış devresinde yabancı otlarla mücadele edemez. Bu yüzden maydanozlarda yapılan yabancı ot mücadelesi, dereotuna da aynen tatbik edilebilir. Eğer dereotu bitkileri çıktığında yabancı otlar mevcutsa ve serpme ekim yapılmışsa, yabancı otlar insan gücü kullanılarak ve elle sökülerek uzaklaştırılır. Sıraya ekimlerde sıra üzeri sık ekildiğinden, ilk yabancı ot mücadelesinde, sadece sıra aralarını çapalamak yeterli olur. Dereotları belli bir büyüklüğü aldığında, sıra üzerinde bulunan yabancı otlar elle sökülerek atılır. Sıraya ekimde sıra üzerine tohumların sık ekilmesi, sıra üzerinde seyreltme yapmak istenmemesinin bir amacıdır. Böylece sık sıra ekimiyle sıra üzerinde yabancı ot çıkmasını azaltmak ve sıra üzerinde ot mücadelesi yapmamak, ot mücadelesini sadece sıra aralarında gerçekleştirmek, ot mücadelesini kolaylaştırmak ve ucuzlatmak içindir.

83


SAKARYA ZİRAAT ODASI SEMİZOTU

ve otsu yapıdadır. Toprapğın ilk 20-40 cm derinliğinde yer alırlar.

2.2. Gövde

1. Ekonomik Önemi, Anavatanı ve Yayılma Alanları Portulacaceae familyası sebzelerinden olan semizotu tek yıllık bir sebzedir. Yabani form olarak eki bir bitki olmasına karşılık insan beslenmesindeki yeri ve önemi eni dönemlerde anlaşılmıştır. Ülkemizde daha çok büyük şehirlere yakın bölgelerde (Ege, Akdeniz ve Marmara) iri yapraklı kültür formları ticari boyutlarda yetiştirilirken, diğer bölgelerimizde daha çok yabanileri değerlendirilmektedir. Ülkemizde toplam 1.750 ton semizotu üretilmektedir. Semizotunun anavatanı Hindistan olarak bilinmektedir. Ayrıca Himalaya dağları, İran, Güney Rusya ve Anadolu’da semizotunun anavatanı olarak kabul edilmektedir. Kültür sebzeleri arasında ülkemizde semizotunun yetiştirilme alanı ve üretim miktarı bakımından önemi yoktur. Ancak bünyesinde bulunan bol miktardaki oksalik asit yapraklarına hafif mayhoş bir tat verir ve salatalarda lezzet verici olarak kullanılır. İnsan beslenmesi açısından önemli bir sebze olarak bilinmeyen semizotunun 100 gramında %5-8 kuru madde bulunur. Geri kalan %92-95’lik kısmı ise sudur. Semizotu %1-2 protein, %0.2-0.4 yağ, %1-2 karbonhidrat içerir. İnsan sağlığı açısından ise mide ve bağırsak ağrılarına iyi geldiği bildirilmektedir. Ülkemizde yetiştirilen semizotları iki grupta toplanır. Yabani semizotları İri yapraklı kültür semizotları Son yıllarda ticari olarak üretilerek pazarlanan grup iri yapraklı kültür semizotlarıdır. Diğer grup ise doğada yabani olarak yetişmektedir.

2. Morfolojik özellikleri 2.1. Kök

Semizotu kökleri bol saçak kök eklinde

84

Gövde otsu yapıdadır ve topak ile temas ettiği yerlerde kök çıkarabilir. Gövde toprak üzerinde sürünerek gelişir. Bitkinin gövdesi de yaprakları ile birlikte tüketilir. Gövde, üzerinde bir çok boğum taşır, dallanır ve 20-30 cm boy alabilir. Gövde sarı, açık yeşil, kırmızı-yeşil ve yeşil olabilir. Kültür çeşitlerinde renk sarımtırak yeşil olup yabani semizotunda ise koyu yeşildir. Gövde çapı 0.2-1 cm arasında değişir. Tüketilen gövdenin ince ve taze olması arzu edilir. Gövde üzerindeki boğumlardan yaprak ve koltuk sürgünleri oluşur.

2.3. Yaprak

Yapraklar gövdedeki boğumlardan çıkar. Her bir boğumda 3-5 adet yaprak bulunur. Yapraklar büyük veya küçük, yuvarlağa yakın şekilli, açık yeşil renkte, etli ve sulu yapıdadır. Yaprak üzeri düz parlak ve hafif çizgilidir. Yaprak altları kurşuni parlak renktedir. 2.4. Çiçek Çiçekler küçük ve sarı renkte olup sürgün uçlarında oluşur. Çiçekleri biyolojik bakımdan erselik olmaklar birlikte yabancı tozlanma gösterirler. Erselik olan herbir çiçekte 2-4 adet çanak, çok sayıda taç yaprak ve erkek organ bulunur. Dişi organ 3-5 karpellidir. Semizotu bitkileri biçilmez ise Mayıs-Eylül ayları arasında ana ve yan sürgünlerin uçlarından çiçeklenme başlar.

3. Yetiştirilme İstekleri 3.1. Toprak isteği

Toprak yönünden pek seçici bir bitki olmamakla birlikte kumlu-tınlı, tınlı ve tınlıkilli topraklarda en iyi sonucu verir. Ayrıca organik maddece zengin topaklar semziotu için ideal topraklardır. Topraktaki bol sudan hoşlanan bir bitkidir.

4. Yetiştirilme Şekli 4.1. Toprak hazırlığı, ekim ve dikim

Semiz otu üretimi yapılacak yer temel


SAKARYA ZİRAAT ODASI gübrelemeden sonra 15-20 cm derinliğinde işlenir, tırmıklanır ve 1.20x3-5 metre uzunluğunda taca veya tahtalar hazırlanır. Bölgelere ve hasar dönemine bağlı olmak üzere farklı zamanlarda tohum ekimi yapılır. Erken ilkbaharda hasat yapılmak isteniyorsa tohum ekimi Ege Bölgesi şartlarında OcakŞubat aylarında, Aralık-Ocak aylarında hasat yapılmak isteniyorsa Ağustos-Eylül aylarında m2’ye 0.2-0.3 g tohum hesabı ile yapılır. Tohum ekimi serpme olarak toprağın 1-2 cm derinliğine yapılır. Sıravari ekim yapılmak istenirse 20 cm aralık ile açılan sıralara da ekim yapılabilir. Hassas ekim için tohumlar kum veya kül ile karıştırılarak ekilmelidir. Tohum ekiminden sonra tohumlar toprak ile hafifçe karıştırılır ve üzerlerine ince ve elenmiş harçtan 0.5-1 cm kapak atılır ve bastırılır. Ekimden sonra ince delikli süzgü ile bolca su verilir. Tohum ekiminden 15 gün sonra tohumlar çimlenerek toprak üzerine çıkar. Bu dönemde toprağın yüzeyinin kaymak tabakası oluşturmamasına özen gösterilmeli ve yabancı ot gelişimine izin verilmemelidir.

4.2. Bakım işleri

Gelişme dönemi boyunca sulama, şerbet verme hastalık ve zararlılara karşı mücadele zamanında yapılır. Yanmış ahır gübresini çok seven semizotu yetiştiriciliğinde dekara 2-4 ton ahır gübresi 10-15 kg/ da N, 4-10 kg/da P2O5 ve 10-12 kg/da K2O önerilmektedir. Biçimlerden sonra da belirtilen gübrelerden dekara 2-3 kg verilmesi önerilmektedir. Sulama ise gerekli olduğu dönemlerde yapılır. Yabancı ot temizliği genelde el ile yapılır. İlkbaharda dikkatli olarak yapılan bir veya ili yabancı ot temizliği yeterlidir. Semizotunda önemli zarar yapacak hastalık ve zararlılar yoktur. Ancak yaprak emici böceklere karşı dikkatli olunmalı ve gerekli olunca mücadele yapılmalıdır. uygun yetiştirme koşullarında tohum ekiminden 60-70 gün sonra hasada başlanabilir.

yapılı ve nemli bez çuvallar arasında pazara sunulur. Demetlerin solmamasına özen gösterilmelidir. Demetler 2-3 °C’de 7-10 gün süreyle bekletilebilir.

6. Verim

Uygun yetiştirme koşullarında 3000-5000 kg/da verim alınabilir.

7. Tohum Üretimi

Tohum üretimi sebze olarak değerlendirilen semizotu üretimi şeklinde olur. Bitkiler hasat edilmeden bırakılır. Böylece gövde ve yan dalların gelişmesine izin verilir. Tohumluk üretimde birim alandaki bitki sayısının Pazar üretimine göre daha az olmasına özen gösterilmelidir. Üreticiler ayrı özel tohumluk parseli oluşturmadan Pazar için yapılan üretimde seyreltme şeklinde yaptıkları hasattan sonra arta kalan bitkileri tohumluk olarak ayırırlar. Seyrek gelişen semizotu bitkileri bol yan dal oluşturarak gelişirler ve mayıs-haziran aylarında bol bol çiçek açarlar. Tozlanma ve döllenmeyi tamamlayan çiçekler kapsül şeklinde meyve oluşturlar ve bu kapsüllerin içinde çok sayıda tohum bulunur. TemmuzAğustos aylarında başta yeşil ve açık sarı olan bu kapsüller kahverengiye dönerek olgunlaşırlar. Bu dönemde mutlaka hasat yapılmalıdır. Hasat gecikirse kapsüllerin tepesi açılır ve tohumlar dökülür. Belirtilen bu dönemde gövde ile birlikte hasat edilen kapsüller gölge bir yerde örtü üzerinde kurutularak kapsüllerin açılması ve tohumların dökülmesi sağlanır. Kurutma süresince açılmayan kapsüller ise hafif vurularak açılır ve bütün tohumlar silkelenerek çıkarılır. Bitki artıklarından ayrılan tohumlar temizlenerek paketlenir. Tohum verimi ortalama 10-15 kg/da’dır.

5. Olgunluk, hasat ve depolama

Hasat ya kökleri ile sökülerek yada biçilerek yapılır. Ülkemizde genellikle bitki sökülür, yıkanır, kökler temizlenir ve demet yapılarak satışa sunulur. Bazı Avrupa ülkelerinde ise toprak yüzeyinden biçilerek roka, maydanoz, ve dereotunda olduğu gibi demetler yapılarak pazarlanırlar. Demetler genellikle 0.5-1 kg büyüklüğünde

85


SAKARYA ZİRAAT ODASI KARNABAHAR YETİŞTİRİCİLİĞİ

TANIMI

Karnabahar, çiçek ve çiçek tablası yenilen sebzeler grubundan yer almaktadır. Yapraklar lahana yapraklarına göre daha uzun, uçları daha sivridir Karnabaharda bahar tabir edilen yenilen taç kısmının büyüklüğü ve rengi çeşitlere güre farklılıklar göstermektedir. Tacın rengi; beyaz, krem ve sarımsı tonlardadır.

İKLİM İSTEKLERİ

Karnabaharlar kışlık sebzeler grubunda yer almaktadır.Karnabahar yetiştiriciliğinde sıcaklık çok önemlidir. Işık ve nem ise ikinci derecede önemlidir. Karnabaharlarda taç oluşması için gelişmenin belli bir devresinde düşük sıcaklıklara ihtiyaç vardır. Karnabahar fideleri -10°C sıcaklığa kısa sürede dayanabilirler. Fakat hasat devresine gelmiş karnabahar başları O°C nin altındaki sıcaklıklardan hoşlanmazlar. Taç oluşum döneminde en uygun sıcaklıklar 15°C20°C dir. Taçların olgunlaşma döneminde sıcaklığın O°C nin altına düşmesi istenmez. Sıcaklığın düşmesi sonucu taç yüzeyi havlı bir yapı kazanır, pazar değeri düşer.

86

TOPRAK İSTEĞİ

Karnabahar her çeşit toprakta yetiştirilebilir. Ağır topraklarda ve yağışı bol olan yörelerde drenajın çok iyi olması şarttır. Karnabaharlar organik maddece zengin toprakları severler ve yüksek toprak asitliğine karşı hassastırlar. Karnabahar yetiştiriciliğinde toprak, dikim tarihinden çok önce hazırlanmış olmalıdır. Sonbaharda toprak derin sürülmeli, ilkbaharda normal sürüm yapılmalıdır. Sürümden sonra diskaro ve tırmık çekilmeli masuralar hazırlanarak toprak dikime hazır duruma getirilmelidir.

GÜBRELEME

Yetiştiricilikte en uygun gübreleme toprak analizine göre yapılacak gübrelemedir. Öncelikli olarak karnabahar yetiştirilecek tarlanın toprak analizini yapılarak buna göre atılacak gübre çeşidi ve miktarı tespit edilmelidir. Gübreler çeşitlerine göre bitkiye verilme dönemlerinde farklılıklar arz etmektedir. Çiftlik gübresi, fosforlu gübrenin tamamı, potaslı ve azotlu gübrenin yarısı son toprak hazırlığında verilir. Potaslı gübrenin


SAKARYA ZİRAAT ODASI

ikinci yarısı taçların teşekkülünden önce verilir. Azotlu gübrenin 2. yarısı ise dikimden 20-25 gün sonra ve taç teşekkülünden önce olmak üzere iki partide verilmelidir.

FİDE YETİŞTİRİCİLİĞİ

Karnabaharlar, fidelerin yetiştirilmesi ve esas yerlerine dikilmesi olmak üzere iki safhada yetiştirilirler. Tohumlar ılık ve soğuk yastıklara ekilir. Ekim zamanı bölgelere, çeşitlere ve hasat zamanına bağlı olarak değişiklik gösterir. Genel olarak tohum ekimi Nisan-Mayıs-Haziran-Temmuz aylarında yastıklara sıraya veya serpme olarak yapılır. İlimiz için uygun tohum ekim zamanı Mayıs ayı, fide dikim zamanı ise Haziran ayının son haftasıdır. En uygun ekim sistemi 10 cm sıra arası verilerek yapılan sıravari ekimdir. Tohumlar yastıklarda şartlara bağlı olarak 8-15 gün içerisinde çimlenirler. Çimlenme sonrası sıra üzerindeki bitkiler 3-5 cm aralıkla seyreltilir. Karnabaharda kaliteli ürünü etkileyen en önemli faktörlerden birisi de iyi yetiştirilmiş fidelerdir. Fide yetiştirme devresinde sıcaklığın aşırı yükselip azalması taçların kalitesiz olmasına sebep olur.

genellikle tohum ekiminden 5-7 hafta sonra dikime uygun hale gelirler. Karnabaharda en uygun yetiştirme masuralar üzerinde yapılan yetiştirme şeklidir. Masura genişliği çeşitlere, tek ve iki sıralı dikime göre ayarlanır. Dikimde sıra arası ve sıra üzeri mesafeler 50x50cm olarak yapılır. Fideler yerlerinden dikkatlice sökülmeli ve bekletilmeden yerlerine dikilmelidir. Fideler plantuar veya çepin ile dikilmelidir. Kökleri topraklı olarak çepinle dikim daha uygun olmaktadır. Dikimde can suyu verilmeli ve birkaç gün sonra salma sulama yapılmalıdır.Karnabahar çapa ve suyu çok seven sebze olduğu için sulamaya gereken özen gösterilmeli ve muntazam aralıklarla yağış durumuna göre sulama yapılmalıdır. Dikimden 1-3 hafta sonra birinci, bundan 1 ay sonra ikinci çapa, gerekirse üçüncü çapa yapılmalıdır. Karnabahar taçlarının güneş ışığı nedeniyle sararmaması için iç yapraklar kırılarak tacın üzerine örtülmeli ve tacı örtülü çeşitler üretilmelidir.

HASAT

Karnabahar, taçlar normal büyüklüklerini alıp gevşek bir yapı kazanmadan önce hasat edilmelidir. Hasat süresi, iklime ve çeşitlere bağlı olarak 1-4 haftadır. Hasat tacın gövdeyle birleştiği yerden bıçakla kesilerek yapılır. Hasat sırasında tacı korumak amacıyla 4-5 adet yaprak bırakılır. Karnabaharların taçları çok çabuk zedelenir ve kararırlar. Bu nedenle karnabahar taçları kasalara tek sıra halinde konmalıdır.

DİKİM

Dikimde genel olarak 7-8 yapraklı düzgün gövdeli, yaprakları sağlıklı fideler kullanılmalıdır. İyi yetiştirilmemiş cılız, sarı yapraklı fidelerden yetişen bitkilerin taçları küçük ve gevşek olmaktadır. Fideler

87


SAKARYA ZİRAAT ODASI

Sebzecilik

BAMYA YETİŞTİRİCİLİĞİ BAMYA YETİŞTİRİCİLİĞİ İKLİM İSTEĞİ

Bamya sıcak iklim sebzesidir. Yüksek sıcaklık içeren bölgelerde düzenli bir gelişme göstererek yüksek verim yapar. Sıcak iklim sebzesi olmasına rağmen alıştırılarak düşük sıcaklıklara maruz bırakılırsa 5-6 °C gici düşük sıcaklıklara dayanabilir. Ancak verim çok düşer. Gece sıcaklıkların düştüğü bölgelerde bitki bodur kalır ve düzenli ürün vermez. Ortalama hava sıcaklığı 15-20 °C, toprak sıcaklığı en az 15 °C olunca tohum ekimi yapılmalıdır.

TOPRAK İSTĞİ

Bamya toprak isteği yönünden çok seçici değildir. Her tür toprakta rahatlıkla yetiştirilebilir. Diğer tür sebzelerin yetişemediği yer altı su seviyesi yüksek topraklarda da başarı ile yetişebilir. Ancak ekonomik bir üretim yapmak için derin, geçirgen ve kumlu-tınlı topraklar en ideal toprak tipidir. Özellikle tohum ekim döneminde aşırı toprak rutubetini sevmez. Besin maddelerince ve özellikle de azot bakımından zengin topraklarda nodyum araları uzar ve böylece meyve sayısı azalarak verim düşer. Toprağın kaymak bağlama özelliği bamya üretimi için büyük bir sakıncadır. Killi topraklar özellikle tohum

88

çimlenme döneminde bu açıdan çok büyük problemlere neden olur. Bu nedenle ilkbaharda bamya tohumlarının ekimi geç yapılarak bu dönemde karşılaşılan tohum çimlenme problemleri yok edilmeye çalışır. Bitkinin toprak üzerine çıktıktan sonraki gelişimi çok kolay olur. Bitki çevre şartlarına karşı çok dayanıklıdır. 5.0-8.0 pH değerleri arası uygun değerlerdir.

TOPRAK İSTĞİ, EKİM

Bamya üretimi genellikle tarlada hazırlanan karıkların boyun noktalarına ocakvari direkt tohum ekimi şeklinde yapılır. Çok az oranlarda da olsa tüplü yetiştirilen fideler ile de üretim yapılabilmektedir. Ancak bunun oranı çok azdır. Ayrıca düz tarlaya doğrudan tohum ekimi suretiyle de üretim yapılabilir. İlkbaharda toprak derin olmayacak şekilde sürülür. Hava koşullara göre birkaç gün güneşlenen toprağa Disk-Harrow’dan önce toprak analizine göre temel gübreleme yapılır. Gübrelerin tamamı bir defada verilir. Düzlenen tarlada ekim yapılacak olan masurar 40-50 cm ara ile açılır. Toprak tavı yeterli ise tohum ekimi hemen yapılır. Toprak tavı iyi değilse masuralara salma su verilir ve tavlanması beklenir. Toprak tavlaşınca masuraların boyun noktalarına 20-25 cm sıra üzeri


Sebzecilik

SAKARYA ZİRAAT ODASI

mesafe ile ve her ocağa 3 tohm gelecek şekilde 2-3 cm derinliğe ekim yapılır. Mümkün ise her ocağın üzerine bir avuç yanmış çiftlik gübresi konur. Bu uygulama kaymak tabakası oluşumunu engeller. Tohumlar çok derine ekilirse. Çimlenme ve fidenin toprak üzerine çıkması zorlaşır. Tohum özellikleri kısmında belirtildiği gibi tohumlar ekimden önce bir gün ıslak bez arasında tutulursa şişerek çimlenme teşvik edilebilir. Bu şekilde ekilen tohumlar toprak tavıda yeterli ise hızla çimlenerek 2 hafta içinde toprak üzerine çıkarlar. Sulama yapılmadan yapılacak bamya üretimlerinde ise aynı şekilde yapılan toprak işlemesinden sonra düz tarlaya sıralara el ile veya mibzer ile sıra arası 40-50 cm sıra üzeri ise 15-20 cm mesafelerle tohum ekimi yapılır. Bir dekar alan için 1.5-2.0 kg tohum yeterlidir. Bamya gübreye çok fazla reaksiyon göstermez. Özellikle Marmara bölgesinde kıraç arazilerde hiç su ve gübre verilmeden bamya üretimi yapılabilmektedir. Ancak iyi bir ürün alabilmek için toprak analiz sonucuna göre dekara 3-4 kg N, 8-10 kg P2O5, 10-12 kg K2O olacak şekilde temel bir ticari gübre verilerek Disk-Harrow ile 0-15 cm derine karıştırılır. Dekara 2-3 ton yanmış ahır gübresi uygulaması önerilmektedir. Azotlu gübre uygulamasının sınırlandırılması da bitki boyunun aşırı uzamasını engellemesi açısından önemlidir.

3- İnsektisit BÖCEK İLACI 4- Fungusit MANTAR İLACI (Ayrı bir kapta karıştırdıktan sonra) LÜTFEN SIRALAMAYA DİKKAT EDİNİZ. GOLDENMIX Yapraklar oluştuktan sonra 15 gün aralıklarla 3 uygulama yapılır. 150-200 cc Damlama sulama yöntemi ile 1 lt GOLDEN ZINC Bitki boyu 20-15 cm olunca 1 uygulama yapılır.100 cc GOLDEN POTAS Meyveli dönem başlangıcından hasat sonuna kadar 2 -4 uygulama. 100-200 gr COMPLEX Organik esaslı damla sulama veya salma sulama gübresi. On beş gün aralıklarla. 5-7 kg Her ilaçlamada yaprak gübresi muhakkak kullanılmalıdır. Yaprak gübreleri bitkilerin strese girmesini önler. Bitkilerin mikro element ihtiyaçlarını karşılar. Meyve tutumunu ve meyvelerin kalitesini arttırır. Ürünlerimizi Zirai ilaç gübre bayilerinden ve www.tarimmarketi.com dan temin edebilirsiniz.

BAKIM İŞLERİ

Düz tarlada veya masura şeklindeki üretimlerde bakım işlemleri farklı değildir.

BAMYA YETİŞTİRİCİLİĞİNDE GÜBRELEME Önemli Not: Bahçenizi her ilaçlamanızda eğer sulama veya ilaçlama suyunuzun pH sı 8 - 8.5 ise muhakkak Golden Wet yayıcı yapıştırıcı kullanınız. (Ülkemizin birçok yöresinde toprak ve su pH sı 8- 8.5 hatta 9 a kadar çıkmaktadır.) Üretilen bütün ilaçlar 6 7 pH aralığına göre üretilmektedir. En kaliteli ilaçlar dahi, 6 ila 15 dakika arasında, % 30 a varan oranlarda etkisini kaybetmektedir. (kesilmiş yoğurt örneği gibi) Buda ilacınızın etkisinin azalmasına neden olacaktır. Bu nedenle bizim tavsiyemiz holderinize, tankınıza veya sırt pompanıza, 1- pH düşürücü- yayıcı yapıştırıcı GOLDEN WET 2- Yaprak gübresi ve bayiinizin önerdiği iz element ağırlıklı gübre GOLDENMIX YAPRAK GÜBRESİ

89


SAKARYA ZİRAAT ODASI Sadece masuralı üretimde her ocakta 2 bitki kalacak şekilde seyreltme yapılır. Düz tarlaya yapılan ekimde ise seyreltme gerekirse yapılmalıdır.

ÇAPALAMA

Çıkışlarını tamamlayan bitkiler ilk hakiki yapraklarını çıkardıkları zaman masuralı üretimde her ocakta birbirinden uzak 2 bitki bırakılarak seyreltilir ve 1. Çapa yapılır. Düz tarla ekimlerinde ise bitkiler 2-3 hakiki yapraklı olunca 1. Çapa yapılır. Bu çapalama işlemi hem yabancı ot gelişimini engeller hemde toprağın havalanmasını sağlar. Susuz yapılan üretimde bitkiler 1520 cm boy alınca 2. Çapa yapılır. Bundan sonraki gelişim durumua göre 3. Çapa gerekirse yapılır. Çünkü bitkiler hızla gelişerek aralarını kapatır ve yabancı ot gelişimini engeller. Masuralı üretimde de benzer gelişme görülür. Ancak bu üretim şeklinde sulama yapıldığı için yabancı ot gelişimi teşvik edilir ve 3. Bir çapalama işlemi gerekli olabilir. Bitkiler 15-20 cm boy aldıktan sonra yapılacak bakım işleri sulama ve hastalıkzararlı mücadelesidir.

SULAMA

Masura şeklinde yapılan üretimlerde tohum ekimi ile birlikte iklim koşullarına bağlı olmak koşulyla gerekli olduğu dönemlerde salma şeklinde sulama yapılır. Yağmurlama sulama küllenme hastalığını teşvik ettiği için kesinlikle yapılmamalıdır. Bamya üretiminde özellikle ilk meyveler görüldükten sonra verilen su verim üzerinde olumlu etki yapar

OLGUNLUK, HASAT VE DEPOLAMA

Bamya üretimini sınırlayan en önemli işlem hasattır. Sebzeler arasında hasadı en zor olan sebze bamyadır. Çünkü meyve, meyve sapı ve yapraklardaki tüyler hasat

Sebzecilik

sırasında toplayıcıları çok rahatsız eder. Eğer hiçbir önlem alınmadan çıplak elle hasat yapılırsa tüyler aşırı oranda kaşınmaya neden olur. Bu nedenle toplayıcılar her ne kadar bu tüyler eldivenden geçsede ya eldiven kullanırlar yada ellerine bez sararlar. Bamya bitkisi çeşitlere bağlı olmak koşuluyla tohum ekiminden ortalama 40*60 gün sonra çiçeklenmeye başlar. Çiçeklenme yine çeşitlere göre farklı nodyumlarda başlar. Örneğin sulu koşullarda bazı Amerikan çeşitlerinde 10 ve 30. Nodyumlarda (Amasya bamyasında 25-30. Nodyumlarda, Sultani bamyasında 10-14. Nodyumlarda, Ağlasun bamyasında 10-11. Nodyumlarda) ilk çiçeklenme başlar. Bamya meyvesinin hasadı kullanım amacına ve çeşit özelliğine göre çiçeklenmeden bir gün sonra veya 3-4 gün sonra yapılır. Meyve hasat zamanın belirlenmesinde kullanılan diğer bir kriter ise meyvenin normal çeşit iriliğinin 1/3’üne ulaştığı zamandır. Bu irilik çeşitlerde göre değişmekle beraber bütün çeşitlerde genellikle 1.5-4.0 cm arasındadır. Özellikle yerli çeşitlerimizde sofralık veya konservelik olsun bu uzunluk 2-5 cm’ dir Yabancı bamya çeşitlerinde ise meyve boyu 7 cm’ e kadar çıkabilmektedir. Diğer bir hasat zamanı genellemesine göre ise, kurutmalık çeşitlerin çiçeklenmeden hasat edilmesi gerektiğidir. Hasat geciktiği zaman meyveler selülozik yapı kazanır, tohumlar belirgin hale gelir ve yemeklik değerini kaybeder. Bamya hasadı sürekli ve düzenli bir şekilde yapılmalıdır. Hasat edildikçe bitkide yeni çiçek meyve oluşumu teşvik edilir. Bitki üzerinde tohumluk için olgunlaşmaya bırakılan meyveler bitki gelişimini de engeller. Bölge ve çeşitlere bağlı olarak bamya bitkisinin hasat süresi 1.5-4 ay devam eder.

HASAT

Hasat meyvelerin aşağıya doğru çekilmesi suretiyle yapılır. İyi çalışan bir işçi günde 1015 kg bamya toplayabilir. Amasya çiçek bamyası gibi küçük meyveli çeşitlerde bu daha da az olur. Bamya üretiminde en büyük iş gücünü hasat işlemi alır. Ayrıca daha önce sözü edilen tüyler bamya hasadında toplayıcı bulmayı zorlaştırır veya çok pahalıya toplayıcı bulunmasına neden olur.

90


Sebzecilik

SAKARYA ZİRAAT ODASI

Hasat edilen meyveler zaman geçirmeden küçük torba, çuval veya kasalarda pazara sunulur. Pazarlama geciktiği zaman meyvelerde kararmalar oluşur ve pazar değeri düşer. Bamya meyveleri 7-10°C sıcaklık ve %90-95 nemdeki kontrollü depolarda 8-10 gün süre ile depolanabilmektedir.

VERİM

İyi bir çeşit ile uygun yetiştirme ve bakım koşullarında üretim yapıldığı zaman 500-800 kg/da verim elde edilebilir. Bazı yabancı bamya çeşitlerinin daha iri meyveli toplanması nedeniyle son yıllardaki dekar veriminin 4000 kg’ a kadar çıkabildiği de belirtilmiştir.

TOHUM ÜRETİMİ

Tohum üretimi ılık iklimlerde tohumdan tohuma şeklinde ve aynı yıl içinde yapılır. Toprak hazırlığı, tohum ekimi ve bakım koşulları normal Pazar için yapılan taze bamya üretiminden farklı değildir. Ancak tohum eldesi amacıyla yapılan üretimde sıra arası ve üzeri mesafeler daha fazla tutulur. Çeşidin habitüs iriliğine veya dallanma özelliğine göre tohum ekimi genelde 90-120x30-40 cm mesafelerle yapılır. Sofralık bamya üretimi amacıyla yapılan bakım koşullarından sonra taze meyveler hasat edilmeden olgunlaşmaya bırakılır. Meyveler kuruyup çatlamadan hasat edilmelidir. Aksi halde tohumlar çatlayan meyvelerden kolayca dökülür. Henüz kurumamış ancak sararmış ve çatlamaya yüz tutmuş meyveler toplanarak

gölge bir yere serilir. Burada çatlayan meyvelerden tohumlar kendiliğinden dökülür. Büyük çaplı yapılan üretimlerde ise tohumlar el veya makine ile kesilerek gölge yerde kurutulur ve daha sonra harmanlanarak daneleme makinelerinde temizlenir. Temizlenen tohumlar nem kontrolü yapılarak paketlenir. Tohumluk bitkilerin hasadı gecikmemelidir. Ege bölgesi koşullarında genellikle AğustosEylül aylarında tohumluk bitki ve meyveler hasat edilir. Eğer bu hasat işlemi gecikirse sonbahar yağışları olumsuz etki yapar. Çeşit ve bakım koşullarına bağlı olarak bamya üretiminde ortalama tohum verimi 80-120 kg/da dır. Ancak bu değer çeşitlere göre değişmektedir.

91


SAKARYA ZİRAAT ODASI TAZE FASÜLYE

Fasulye taze, konserve ve kuru olmak üzere değişik şekilde değerlendirilen, besin değeri çok yüksek olan, hemen hemen tüm dünyada bol miktarda tüketilen önemli bir kültür bitkisidir. Orta Amerika kökenli olan bu kültür bitkisi 250 yıl önce Anadolu’ya gelmiş ve çok geniş bir yayılım alanı bulmuştur. Taze fasulye A, B1, B2 ve C vitaminlerince zengindir. Taze fasulye de vücutta biriken asidi nötralize edebilecek baz fazlalığı da mevcuttur. Fasulyenin hazım olabilirlik oranı %84.1’dir. Hatta fasulye baklalarında bulunan phasol ve phaseolin maddelerinin şeker hastalığında kullanılan insülin karekterinde olduğu ve bu yüzden kandaki şeker miktarının düşürülmesinde kullanıldığı bildirilmektedir.

Ekonomik Önemi

Taze fasulye taze tüketimi yanında işlenmiş olarak konserve, hazır yemek ve turşu olarak da değerlendirilmektedir. Dünya taze fasulye üretimi 4.310.733 ton-dur. Bu üretimde Asya ve Avrupa kıtasındaki ülkeler önemli paya sahiptirler. Dünyada en önemli taze fasulye üreticisi ülke Çin’dir. Ülkemiz ise 514.000 ton taze fasulye üretimi ile Çin’den sonra dünyada ikinci sırada yer almaktadır. Ülkemizde taze fasulye üretimi iller bazında incelendiğinde Samsun İli (67.234 ton) en önemli üretim merkezidir. Karadeniz Bölgesi, ülkemizde taze fasulye yetiştiriciliğinin en fazla yapıldığı bölgelerden birisidir. Bölgede açıkta yetiştiricilikte genellikle sırık ve bodur çeşitler kullanılmaktadır. Son yıllarda kapama olarak yapılan yetiştiricilikte bodur formlu çeşitlerin kullanımı yaygındır. Çünkü sırık fasulyede işçilik ve sırık maliyeti yüksek olduğu için bodur formlu çeşitler tercih edilmektedir.

İklim İstekleri

Taze fasulye ılık iklim bitkisidir. Bu bakımdan

92

ilkbahar ve sonbahar arasındaaki devrelerde rahatlıkla yetiştirilebilir. Fasulye gelişme devresi içinde 20-25 0C arasında sıcaklık ister. 27-32 OC sıcaklıkta çiçeklerini döker ve düşük sıcaklıkta ise gelişme durur. Fazla nemlilik bitkilerin büyümesini durdurur. Hastalıkların kolay gelişmesine sebep olur. Fasulye tohumları, toprak ısısının 20-30oC arasında olduğu zaman en iyi çimlenme göstermektedir. Minimum 10oC toprak ısısı gereklidir. Bodur taze fasulyeler için minimum 10-13o C, sırık taze fasulyeler içinde 14-15oC üzerinde toprak sıcaklığı olması istenir.

Toprak Hazırlığı

Hububat ekili tarlaya taze fasulye yetiştirilmesi düşünülüyorsa, hububat bitkilerinin hasadından sonra anızın sökülüp toprağa karıştırılması amacıyla 5-7 cm derinliğinde sonbaharda sürüm yapılır. İlkbaharda ekimden önce toprak tekrar kaz ayağı ile sürülür ve arkasından diskaro geçirilerek toprak ekime hazır hale getirilir.

Ekim Zamanı

Açıkta taze fasulye yetiştiriciliğinde Mart sonu ve Nisan aylarında ekime başlanır (bölge ekolojik şartları dikkate alınır). Fakat iklim şartlarına göre Mayıs ayı-nın son haftasına kadar kademeli olarak ekim yapılabilir. Örtü altı taze fasulye yetiştiriciliğinde ilkbahar döneminde 1 Mart, Sonbahar döneminde 15 Temmuz-1 Ağustos tarihlerinde tohum ekimi yapılır. Geniş alanlarda bodur taze fasulye yetiştiriciliği yapılan yerlerde sıra usulü mibzerle ekim yapılır. Sıra arası 50-65 cm, sıra üzeri 10-25 cm ve 2-3 cm derinliğe tohum bırakılır. Dekara 5-7 kg tohum ekilir. Sırık taze fasulye yetiştiriciliğinde karışık ekimin yanında (Mısır ile) sırık kullanılarak (söğüt, fındık dalları) yetiştiricilik yapılmaktadır. Sırık taze fasulye yetiştiriciliğinde ocağa 5-7 adet tohum gelecek şekilde ekim yapılır ve ocaklar arası 1m mesafe bırakılır.


SAKARYA ZİRAAT ODASI Gübreleme

Sırık fasulyeler bodur fasulyelere nazaran topraktan daha fazla besin elementi kaldırır ve toprağın gücünü azaltır. Fasulyeler için tavsiye edilecek tabi ve ticari gübre miktarları her şeyden evvel topraktaki besin maddeleri miktarları ile ilgilidir. Toprak tahlili neticelerine göre ihtiyaç duyulan gübrelerin verilmesi en doğ-ru yoldur. En uygun toprak olarak kabul edilen kumlu-tınlı topraklara birkaç senede bir dekara 2-3 ton olmak üzere yanmış çiftlik gübresi verilir. Dekara 2-5 kg saf azot (N), 4-6 kg fosfor (P2O5) ve 3-5 kg potasyum (K2O) verilmelidir. Çimlenmekte olan tohumlara herhangi bir ticari gübrenin zararının dokunmaması için gübrelerin tohumların ekildiği yerin en az 5cm kadar uzağında ve 7..5 cm derinlikte verilmesi uygundur.

Çapalama

Fasulye tamamen toprak yüzeyine çıkıp 4-5 çift yapraklı olunca ilk çapa yapılır. Bitkilerin dallanma devresinde, çiçek açmadan önce birinci çapadan 2-3 hafta sonra II. çapa yapılır. Çiçeklenme döneminde çapalama işleminden kaçınılmalıdır.

Sulama

Vegetasyon devresinde Taze fasulye bitkisinin su ihtiyacı en az 300-450 mm dir. Bitkiler generatif devrede tam çiçekte iken sulanmamalıdır. Sulama zamanları fidelerde üç yaprakçıklı asıl yaprağın görünmesi sırasında, çiçeklenmeden evvel, meyve tutumundan 10 gün sonra ve hasattan 1 ay önceki devrelerde olmak üzere sulama yapılmalıdır. Sık ve hafif sulama yapılmalıdır. Çünkü taze fasulye sık aralıklarla sulamayı sever, bol sudan hoşlanmaz.

Fasulye Mozaik Virüsü, Kök çürüklüğüdür. Bu hastalıklara karşı ilaçlı tohum kullanılmalı ve uygun bir füngisit ile ilaçlama yapılmalıdır. Fasulyede görülen en önemli zararlılar, fasulye böceği (Bruchus), yaprak bitleri ve kırmızı örümceklerdir. Bunlara karşıda uygun bir insektisit ile mücadele yapılmalıdır.

Hasat

Taze fasulyede hasadın en ideal zamanı; baklaların hakiki çeşit karakterini gösterdiği iriliğin 1/3’nü aldığı devredir. Hasatta gecikme olursa hasat edilen fasul-yelerin selülozlaşması neticesinde sertleşmeleri, içindeki danelerin yeme zevkini bozacak tarzda irileşmesi ve bilhassa kılçıklılığın artmasına neden olmaktadır

Tohum Üretimi

Tohumluk fasulye üretiminde, tohumlarda büyük zarara yol açan burukus zararının önüne geçmek için çiçeklenme döneminde mutlaka dikkatli bir mücadelenin yapılması gerekmektedir. Baklalar, harmanlama dönemindeki yağışlardan iyi korunmalıdır. Islanan baklalar içindeki tohumların kabukları sararır, koyu renk alır ve kuruduğunda buruşuk kabuk görüntüsünü alır.Bunun için hasat edilen bitkiler halk arasında ‘çatı’ diye tabir edilen merdiven şeklindeki kurutma düzenekleri üzerine alınarak kurutulup harmanlanırlar. Düvenle yapılan harmanlardan elde edilen tohumların üzerinde düven taşlarının yaptığı çizikler, tohumla taşınan hastalıkların yayılmasına yol açabilmektedir. Başarılı bir tohum üretiminde dekardan çeşide bağlı olmak üzere 180-240 kg verim alınır. Harmandan elde edilen saman çok kıymetli bir hayvan yemi olarak değerlendirilebilir.

Hastalık ve Zararlılar ile Mücadele

Taze fasulye bitkisi hastalık ve zararlılara karşı çok hassas bir bitkidir. Tohum çıkışından sonra danaburnuna karşı ilaçlı kepek atılmalıdır. Fasulyede görülen belli başlı hastalıklar Antraknoz, Pas hastalığı,

93


SAKARYA ZİRAAT ODASI

ARMUT

ARMUT YETİŞTİRİCİLİĞİ

Armut ülkemizin hemen hemen bütün bölgelerinde rahatlıkla yetişebilen bir türdür. Yapılan istatistiklere göre Türkiye’deki armut ağaç sayısı 13 milyon adet, üretim ise 360 bin tondur. Ağaç sayısı ve üretim miktarlarında son yıllarda gözle görülür derecede bir düşüş yaşanmakta ve bunun en önemli nedenlerinden birisi olarak da Armut Ateş Yanıklığı hastalığı gösterilmektedir. Dünya armut üreticileri içersinde yıllara göre değişmekle birlikte Türkiye ilk 7 içersindeki yerini korumaktadır.

İKLİM İSTEKLERİ Ilıman iklim meyvesi olan armut, kış soğuklarına elmadan daha az dayanıklıdır. İlkbahar geç donlarının sık görüldüğü ekolojilerde geç çiçek açan çeşitlerin dikilmesi kazanç açısından büyük önem taşır. Çeşitler arasında farklar bulunmakla birlikte, armut kışın 7.2 o C ‘nin altında 1000-1500 saatlik bir soğuklama ihtiyacı gösterir. Eğer bu ihtiyaç karşılanmazsa geç ve düzensiz çiçeklenme olur veya gözler hiç sürmez. TOPRAK İSTEKLERİ Geçirgen, derin, sıcak ve besin maddelerince zengin topraklar armut yetiştiriciliği için uygundur. Armut toprak bakımından fazla seçici olmamakla birlikte yüzlek, kuru ve taşlı topraklarda yetiştirilirse, meyve kalitesi bundan olumsuz (kumlu

94

meyve) olarak etkilenir. Aynı şekilde ağır ve nemli topraklarda yetiştirilen armutlarda da meyve kalitesi, özellikle tat yönünden bozulmuş, meyvenin depo ömrü kısalmış olur.

ANAÇLAR

Ülkemizde armut için ilk kullanılan anaçlar; doğada yabani olarak bulunan ahlat ve armutlar olmuştur. Bundan sonra yoğun olarak fidan üretimine geçilmiş ve anaç olarak armut çöğürü ile ayva-A kullanılmaya başlanmıştır. Ayva-A �nın avantajı küçük ağaçlar meydana getirmesi ve düzenli sulandığı taktirde daha kaliteli meyveler oluşturmasıdır. Bunun yanında ayva-A nın dezavantajı; Williams, Coscia ve Starkrimson gibi bazı çeşitlerle aşı uyuşmazlığı göstermesidir. Uyuşmazlık gösteren çeşitler için B. Hardy, ara anaç olarak kullanılmalıdır.

BAHÇE KURMA

Kapama armut bahçesi kurulacağı zaman mutlaka sağlıklı, ismine doğru, aşılı ve bir yaşlı fidanların kullanılmasında fayda vardır. Anaç olarak ayva-A kullanılmış ise, ağaçlara verilmesi gereken aralık ve mesafeler genellikle çoğu çeşitler için 3x4 m armut çöğürü anaç olarak kullanılmış ise, 5x7 m mesafe birçok çeşit için yeterli gelmektedir.

ÇEŞİTLER

Yetiştiriciliği yapılan armut çeşitleri kısmen kendine verimli veya tamamen kendine kısırdır. Bunun için bahçe kurmadan önce çeşitlerin bu özellikleri araştırılmalı veya tek


SAKARYA ZİRAAT ODASI çeşitten değil en az üç veya dört çeşitten oluşan bir bahçe planı oluşturulmalıdır. Ayrıca çeşitlerin çiçeklenme tarihlerinin de birbiri ile karşılaşmasına özen gösterilmelidir. Tozlanma olayı arılarla olduğu için, mutlaka armut bahçelerinde veya yakınında arı kovanı bulundurulması tozlanma ve döllenme için yararlı olacaktır. June Beauty: Haziran ayı sonlarında olgunlaşan en erkenci armut çeşididir. Meyvenin güneş gören tarafı pembe yanak yapar. Hasat gecikirse unlulaşma meydana gelir. Erkencilik en büyük avantajıdır. Akça: Yerli çeşitlerimiz içersinde en erken olgunlaşan, meyvesi küçük, tatlı ve sulu bir çeşittir. Temmuz ayının ilk haftasında hasat edilir. Yeme olumunda meyve sarımsı açık yeşildir. Mustafabey: Temmuz ayının ikinci haftasında hasat edilen ağaçları kuvvetli büyüyen yerli çeşitlerimizdendir. Meyvelerin güneş gören tarafları kırmızı renk yapar. B. P. Morettini: Ağaçları orta kuvvette büyüyen iri meyveli yabancı bir çeşittir. Temmuz ayının üçüncü haftasında toplanır. Meyveleri ince kabuklu tereyağı tipinde sulu ve güneş gören yüzü pembe renklidir. Coscia: Ağaçları kuvvetli büyür ve temmuz sonunda hasat edilir. Meyveleri orta irilikte kalın kabuklu sulu tatlı ve çok az kumludur. Yeme olumunda açık sarı renklidir. Santa Maria: Ağaçları orta kuvvette büyür ve ağustos ayı başında hasat edilir. Meyveleri tereyağı tipinde, iri, sulu, tatlımsı ve yeme olumunda çok açık sarı renklidir. Starkrimson: Ülkemizde yetiştirilen, kabuk rengi sıvama kırmızı olan tek çeşidimizdir. Ağustos ayının ikinci haftasında olgunlaşır. Ağaçları orta kuvvettedir. Meyvesi tereyağı tipinde, sulu, tatlı olup yeme olumu kısa sürelidir. Williams: Dünyada en fazla yetiştirilen çeşitlerden biridir. Ağustos ayının üçüncü haftasında hasat olumuna gelir. Ağaçları orta kuvvette gelişir. Meyveleri orta irilikte, tereyağı tipinde, çok sulu ve tatlıdır. Yeme olumunda sarı renklidir. Grand Champion: Ağaçları orta kuvvette büyüyen ve ağustos ayı sonunda hasat olumuna gelen bir çeşittir. Meyvesi iri, tereyağı tipinde, ince kabuklu, çok sulu ve paslıdır. Beurre Hardy: Ağustos sonu Eylül başında hasat olumuna gelir ve orta kuvvette gelişme gösteren ağaçlara sahiptir. Meyveleri orta

irilikte çok sulu, tatlı ve kısmen paslıdır. Ayva anacı ile çok iyi aşı uyuşması gösterdiği için uyuşmazlık gösteren armut çeşitlerine ara anaç olarak kullanılır. D. d. Comice: Ağaçları kuvvetli ve dik büyür. Eylülün ikinci haftasında hasat edilir, iri meyveli, sulu, güzel aromalı tereyağı tipinde kaliteli bir çeşittir. Ankara: Özellikle Orta Anadolu’da yaygın olarak yetiştirilen en önemli kışlık yerli çeşitlerimizdendir. Eylül sonunda hasat olumuna gelir. Meyveleri orta irilikte, sulu ve tatlıdır. Kieffer: Sağlıklı ağaçlar meydana getirir ve kısmen armut ateş yanıklığı hastalığına dayanıklıdır. Eylül sonunda hasat olumuna gelir. İri meyveli, sulu ve depolamaya uygun bir çeşittir. Erken çiçeklenmesi bazı bölgeler için dezavantaj olabilir. Passe Crassane: Eylül sonu Ekim başında hasat olumuna gelir ve ağaçları orta kuvvette büyüme gösterir. Meyveleri iri yuvarlağa yakın şekilli, kabuk kalın ve paslıdır. Uzun süre depo ömrü olan bir çeşittir. Deveci: Ağaçları orta kuvvette büyür ve yarı yayvan gelişir. Armut ateş yanıklığı hastalığına hassas bir çeşittir. Meyveleri çok iri, basık şekilli, ince kabuklu, sulu, az tatlı ve depo ömrü uzun olan bir çeşidimizdir. Meyveler ekim ayının üçüncü haftasında hasat olumuna gelirler.

KÜLTÜREL İŞLEMLER

Toprak işleme, sulama, gübreleme, meyve seyreltmesi ve hasatta dikkat edilmesi gereken kurallar genel başlıklar altında anlatılacaktır. Özellikle sık dikim yapılmış olan bahçelerde budamaya ayrı bir önem verilmeli, doruk dal hakimiyeti olan sistemlerin seçilmesine çalışılmalıdır.

95


SAKARYA ZİRAAT ODASI

ELMA YETİŞTİRİCİLİĞİ

Çok eskiden beri yetiştirilen ılıman iklim meyveleri arasında elma en başta gelir. Anadolu elmanın anavatan bölgesine girmektedir, bu nedenle yurdumuzun hemen her bölgesinde elma yetiştiriciliği yapmak mümkün olabilmektedir. İklim isteği: Elma ılıman ,özellikle soğuk ılıman iklimin bir meyvesidir. Ülkemizde Akdeniz ve Ege‘nin sıcak iklimi içerisinde Ege’de 500 metreden, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu’nun sıcak ve kurak yerlerinde de 800 metereden daha yukarılarda ve tercihen kuzey yöneylerde yetişebilmektedir. Ancak soğuklama ihtiyacı ortalama 2300-3600 saat olarak bilinen elmada daha düşük soğuklamaya ihtiyaç duyan yazlık elma çeşitlerini daha düşük rakımlarda da yetiştirebilmek mümkün olmaktadır. Elma ağacı kış soğuklarına çok iyi dayanır. Ancak soğuklara karşı dayanıklılıkta çeşitlerin, anacın ve alınan kültür tedbirlerinin önemli etkileri vardır. Elmada çiçekler, armut, şeftali ve kaysı gibi meyve türlerine nazaran daha hassastırlar ancak elmalarda çiçeklerin geç açması ve çiçeklerin hep birden açmaması yüzünden ilkbaharın geç donlarından çok etkilenmezler. Elma ağacı genel olarak yüksek yaz sıcaklıklarından da hoşlanmaz. Aşırı sıcaklık meyve kalitesinin düşmesine ve meyvede yanığa neden olabilir. Elma ağaçlarından iyi bir ürün elde edebilmek için bu yerin

96

hava nispi nemi bakımından da elverişli olması şarttır. Nispi nemin yaz aylarında çok düştüğü yerlerde Haziran meyve dökümü şiddetlenir, meyve kalitesi de düşer. Böyle yerlerde bahçe kurarken hava nispi neminin yüksek tutulmasını sağlayacak kültürel tedbirler alınmalıdır. Toprak İsteği : Elma için en iyi topraklar; içerisinde optimum düzeyde kireç ve yeteri kadar humus bulunan tınlı, tınlı-kumlu veya kumlu-tınlı geçirgen topraklardır. Nemli bölgelerde az derin ve kumlu topraklar iyi gübrelenirse ağaç normal bir gelişme gösterir. Kurak bölgelerde ise az derin ve kumlu topraklarda susuzluktan çok zarar gördüğü halde ağır topraklarda susuzluğa dayanımı artar. Elmalarda kökler genel olarak yayvan büyüse de taban suyunun bir metreden yukarı olmaması istenir. Çok kireçli topraklarda demir alımındaki aksamadan dolayı bitkide sarılık görülür. Bununla birlikte memleketimizdeki her tip toprak üzerinde gerekli bakım yapılmak şartıyla elma yetiştiriciliği yapılabilmektedir. Çoğaltılması ve Anaçları:Elmalarda kültür çeşitlerinin çoğaltılması ancak aşı ile mümkündür. Kültür çeşitleri amaca göre değişik tipte anaçlar üzerine aşılanmaktadır. Elmada önceleri genellikle tohumdan yetişen anaçlar kullanılırken; şimdi bodur (M 9) ve yarı bodur (MM 106, MM 109, MM 111) anaçlar tercih ve tavsiye edilmektedir Bahçe Tesisi: Elma bahçelerini fidanlıklarda yetiştirilmiş aşılı fidanlarla kurmak en iyisidir. Nemli bölgelerde bahçeden erken ürün


SAKARYA ZİRAAT ODASI almak için 4-5 yaşında fidan kullanılabilir. Kurak bölgelerde ise tutumu kolaylaştırmak için 1-2 yaşlı fidan kullanmak daha iyidir. Ancak genç fidanlarla (1-2 yaşında) bahçe kurmak her zaman tercih edilmelidir. Bahçe yeri hazırlanırken, kurak yerlerde bahçe kenarlarına daha önceden ceviz, kavak gibi yüksek boylu ağaçlar dikilerek bahçenin nemi muhafaza edilmelidir. Karışık bahçe kurarken de elmalar için daha serin, nemli ve gölgeli yerler tercih edilmelidir. Elma bahçelerinde ağaçlara verilecek mesafeler; çeşide, kullanılan anaca, toprak durumuna ve iklime göre değişir. Sulanan kurak yerlerde hava ve toprak nemini muhafaza etmek amacıyla sık dikim yapılmalı; nemli yerlerde ise havalanmayı sağlamak üzere seyrek dikim tercih edilmelidir. Dikim zamanı iklime göre sonbahar veya ilkbaharda yapılabilir. Elma bahçelerinde yapılacak budamalar üç grupta toplanabilir:

Genç ağaçlarda taçlandırma budaması Verim çağındaki ağaçlarda verim budaması Yaşlı ağaçlarda gençleştirme budaması Elma fidanlarına verilecek taç şekli bölgeye göre değişebilir, ancak bütün bölgeler için faydalı özellikler gösteren “değişik doruk dallı”şeklin verilmesi tavsiye edilmektedir. Derim : Derim zamanını doğru olarak tayin etmek çok önemlidir. Elmalarda derim zamanının tespiti yazlık ve kışlık çeşitler için farklıdır. Yazlık elmalar genellikle ağaç üzerinde yeme olumuna gelirler ve hemen derilmelidirler. Kışlık çeşitler ise daldan kopmaya uygun oldukları zaman (ağaç olumunda) derilirler ve depolarda yeme olumuna (kaliteye) erişirler. Elmalarda ağaç olumu; meyve eti sertliği, çiçekolgunluk arası geçen süre, meyve kabuk rengi, çekirdek rengi ve meyvenin daldan ayrılma durumuna bakılarak tespit edilir.

97


SAKARYA ZİRAAT ODASI

KİRAZ VE VİŞNE YETİŞTİRİCİLİĞİ

KİRAZ VE İSTEKLERİ

VİŞNENİN

EKOLOJİK

İklim İstekleri :Kiraz yetiştiriciliğinde iklim faktörlerinden en önemlisi sıcaklıktır. Çiçek tomurcukları –2,4 °C’ ye kadar dayanabildikleri halde, açmış çiçekler –2°C’ de donarlar. Vişnelerin odunsu kısımları ise –40 °C’ ye kadar dayanabilirler. Vişneler düşük sıcaklıklara kirazlardan daha fazla dayanırlar. İlkbaharda çiçeklenme kirazlardan daha sonra olduğu için vişne çiçeklerinin ilkbahar geç donlarından zarar görme olasılığı daha düşüktür. Kirazlar için kış dinlenme istekleri vişnelerden daha önemli olup, dinlenmeden çıkabilmeleri için yeterli kış soğuğu almaları gerekmektedir. Kirazlarda kış dinlenme isteklerini yeterince karşılayamayışı döllenme yönünden de sorun yaratmaktadır. Vişneler ise, kendine verimli olduğu için, bu konuda bir sorun yoktur. Genel olarak düzenli 600 mm yağış alan yerlerde kiraz, 400 mm yağış alan yerlerde ise vişne yetiştiriciliği sulamaya gerek kalmadan yapılabilir. Toprak İstekleri :İyi drene edilmiş, derin, havalanabilen ve yaz aylarında düzenli olarak sulanabilen topraklar kirazlar için en uygun topraklardır Vişneler ise, toprak açısından daha toleranslıdır. Vişneler

98

kuru, kumlu veya kireçli topraklarda da yetiştirilebilirler. Özellikle idris anacının kullanıldığı yerlerde vişnelerin kuraklığa dayanmaları artar. Vişne için de en ideal toprak kiraz yetiştiriciliğine uygun olan topraklardır.

KİRAZ VE VİŞNENİN ÇOĞALTILMASI VE ANAÇLARI

Çoğaltılması :En uygun çoğaltma metodu, aşı ile çoğaltmadır. En uygun aşı şekli ise, durgun göz aşısıdır. Durgun gözaşısının başlama zamanı aşı gözlerinin olgunlaştığı, bitirme zamanında anacın kabuk verme durumuna göre düzenlenebilir. Kiraz (Prunus avium) : Bu türün yabanilerine Türkiye’de yabani kiraz veya kuş kirazı da denilmektedir. Prunus avium’ un çeşitlerle uyuşması çok iyidir. Uzun ömürlü ve kuvvetli ağaçlar meydana getirir. Havalanması zayıf, ağır ve ıslak topraklar kiraz çöğür anacı için pek uygun değildir. İdris (Prunus mahleb) : İdris anaçları alçaktan aşılandığı için daha küçük anaçlar oluşturur. Kireçli ve kurak topraklara iyi uyum sağlar. Ancak nemli ve ağır topraklara karşı hassastır. Böyle yerlerde yabani kiraz anacının kullanılması gerekir. Vişne (Prunus corasus) : Bu anaç genellikle vişneler için kullanılır. Kirazlar için kullanıldığı taktirde bodurlaşmaya neden olur. Kiraz ile uyuşması iyi değildir. Vişne


SAKARYA ZİRAAT ODASI ağaçlarda durum farklı olup, bunlara her yıl yukarıda belirtilen çiftlik gübresi dışında yapılacak toprak ve yaprak analizleri doğrultusunda inorganik gübre verilmelidir.

genellikle kuraklığa dayanıklı bir anaç olarak önerilmektedir.

DÖLLENME BİYOLOJİSİ

Döllenme, kiraz yetiştiricilerinin bahçe kuracakları zaman dikkate almaları gereken en önemli konudur. Yapay mutasyon ile meydana getirilen birkaç çeşit (stella) dışında üzerinde çalışılan bütün kirazların kendileriyle uyuşmaz olduğu tespit edilmiştir. Kiraz bahçelerinde yeterli verimin alınabilmesi için;Tek çeşitten kesinlikle bahçe kurulmamalıdır.2 ve daha fazla dölleyici çeşit kullanılmalıdır.Ele alınacak çeşitlerin birbirlerini dölleyebildiklerinden emin olunmalıdır.Bahçede tozlanmayı sağlayacak yeterli sayıda arı olmalıdır. (her 40 dekar için, içinde 15 000 – 20 000 arı olan 4 – 5 çerçeveli bir veya daha fazla koloni) Vişne çeşitleri ise, genellikle kendi kendine verimlidir.

KİRAZ ve UYGULANAN İŞLEMLER

Budama :Kiraz ve Vişnede yaygın olarak uygulanan terbiye sistemi modifiye lider sistemdir.Çatı teşekkül ettikten sonra, ağaçlar çiçeğe yatıncaya kadar çok az budanmalıdır. Özellikle genç kiraz ağaçlarında dalların yukarıya doğru gelişme eğilimi vardır. Bu bakımdan yan dalların gelişmesine özel bir dikkat göstermek gerekir. Kısaca gerek kiraz gerekse vişne ömrü boyunca hafif budama ister. Hasat :Kiraz ve vişneler hasat olgunluğuna geldikleri zaman elle toplanmalıdır. meyveler hasat zamanına doğru iriliklerini büyük ölçüde artırmakta ve böylece verim miktarı % 35-40 artmaktadır.. Toplama esnasında meyve dalcıkları kırılmamalıdır.

VİŞNE BAHÇESİNDE KÜLTÜREL ve TEKNİK

Bahçe Tesisi :Kapama kiraz ve vişne bahçesi tesis ederken, özellikle kirazlarda iyi bir dikim planlaması gerekmektedir. Vişnelerde döllenme sorunu olmadığından tek çeşitle de bahçe tesis edilebilir. Dikim aralıklarını toprak durumu, anaç, sulama ve gübreleme gibi koşullar belirler. Sulama :Yıllık yağışın 600 mm ve üzerinde olduğu yerlerde kirazı 400 mm ve üzerinde ise, vişneyi sulamaya gerek yoktur. Ancak bu yağışların altında ki yerlerde ise yılda 2 – 3 kez sulama yapılması vegetatif ve generatif gelişme açısından yararlı olacaktır. Gübreleme:Kiraz ve vişne bahçelerinde özellikle ilk kuruluş devresinde dekara 2-3 ton yanmış çiftlik gübresi verilmesi Dikimi izleyen ilk yıllarda, yani ağaçların teşekkülü esnasında çok kuvvetli gübre verilmesi sakıncalıdır. Ancak verime yatmış

99


SAKARYA ZİRAAT ODASI

CEVİZ YETİŞTİRİCİLİĞİ İKLİM İSTEKLERİ

Yüksek yaz sıcaklıkları, kış donları, sisler, yağış miktarı, yağış zamanı ve rüzgar gibi iklim olayları ceviz çeşit seçiminde dikkate alınması gereken hususlardır. Çeşitlerin iklim gereksinimleri iyi saptanmalı ve özellikle kış donları,ilkbahar geç ve sonbahar erken donları yönünden risk olmamalıdır. Ceviz fidanlarının gövdeleri kışı çok soğuk geçen yörelerde toprak seviyesine kadar donarak kuruyabilmektedir. Bu nedenle çok soğuk yörelerde ceviz bahçeleri güneye bakan,yamaç arazilerde kurulmalıdır.Çok geç yapraklanan ceviz çeşitlerinde vejetasyon süresi kısa olduğu için, olgunlaşamayan sürgünlerin erken sonbahar donlarından zararlandığı da önemli bir gerçektir. İlkbahar geç donlarından en fazla zarar gören meyve türlerinden olan cevizlerde, tomurcukların kabardığı ve küçük meyve döneminde -10C den sonra zararlanmaya başlar. Cevizin rüzgarla tozlanması nedeniyle tozlanmayı garanti altına alacak yeterli bir rüzgar ve açık hava ceviz yetiştiriciliğinde arzulanan iklim istekleri arasında bulunmaktadır. Özellikle tozlanma zamanı havaların sisli gitmesi arzulanmaz.

100

TOPRAK İSTEKLERİ

Genellikle derin ve iyi drene olmuş, orta tekstürlü üniform topraklar cevizler için uygun topraklardır. Kök derinliğini sınırlayan tamamen killi, milli, çakıllı silt tabakası, su birikimi ve kum birikintileri, ceviz ağaçlarının gelişme gücünü ve ağaç iriliğini sınırlayabilir. Ülkemiz ceviz yetiştiriciliğinde tohum anaçları kullanılmaktadır. Tohum anaçları üzerine aşılı ceviz ağaçları için kesintisiz 2,703,0 m derinlikte bir toprak arzulanır. Cevizler toprak ve sulama suyundaki tuzluluğa aşırı derecede duyarlıdır.

BAHÇE TESİSİ

Çeşit seçiminde, özellikle çeşitlerin verimleri ve meyve kalitesi başta olmak üzere, döllenme biyolojileri, yapraklanma zamanları, hastalık ve zararlılara duyarlılıkları, vejetasyon süreleri, özellikle ilkbahar geç donları ve sonbahar erken donları başta olmak üzere soğuğa dayanım durumları, kuraklık gibi değişik çevre koşullarından kaynaklanan streslere tepkileri, hasat zamanları gibi değişik faktörler dikkate alınmalıdır. Yaklaşık olarak % 2-2.5 oranında tozlayıcı çeşit kullanılmalıdır. Ceviz fidanları genel olarak 10X10 m. aralıklarla dikilmelidir. Fidan dikim zamanı ekolojiye göre değişir. Yöremizde cevizler için ilkbahar dikimi


SAKARYA ZİRAAT ODASI gelmektedir.

GÜBRELEME

Ceviz bahçelerinde yapılacak bir gübrelemede mutlaka yaprak ve toprak analizleri yapılmalıdır. Verilecek gübre miktarının saptanmasında yaprak örneklerinden alınacak sonuçlar önemli bilgiler içerecektir.

BUDAMA

sonbahar dikimine tercih edilmelidir. Dikim zamanı kırılan kökler kesilmelidir. Köklerin çukura alabildiğince yayılmasına özen gösterilmelidir. Fidan dikiminden önce kök sistemi bir fungusit ile muamele edilmelidir. Fidanın aşı bölesi topraktan yaklaşık 20 cm yukarıda kalacak şekilde dikim yapılır. Dikilen fidanlarda fidanın şekillenmesine imkan sağlamak amacıyla tepe vurması yapılır. Dikimden sonra fidanlara can suyu verilir. Dikilen fidanların gövdesini güneş yanığından korumak amacıyla 1:1 oranında plastik beyaz renkli boya: su karışımı ile fidan gövdeleri boyanmalıdır. Fidanlar Haziran-Ağustos ayları arasında mutlaka haftada en 1-2 kez yeterli bir sulama suyu ile sulanmalıdır. Plantasyon kurulan bahçe, kumlu bir toprak yapısına sahipse sulama yapılırken mutlaka hava sıcaklığına dikkat edilmelidir. Kumlu toprakta kurulu bir bahçede, hava sıcaklığı 35 oC’ nin üzerinde sulanan genç fidanların yaprakları aniden dökülecektir. Bu durumun esas nedeni köklerin oksijen yetersizliği çekmeleridir.

Ceviz ağaçları zamanında budanmazlarsa çok fazla gelişirler. Bu da ileride budamayı, ilaçlamayı, meyve hasadını zorlaştırır ve verim azalır.Bu nedenle fidan dikiminde şekil budaması yapılmalıdır. Daha sonraki yıllarda da yörenin iklimine uygun bir şekil verilmelidir.Kuruyan,sıkışıklık yapan,çatal şeklinde gelişen ve obur dallar kesilmelidir. Ağacın bütük taç oluşturmasına izin vermeyip,verime yatması sağlanmalıdır.

SULAMA

Tam verime yatmış bir ceviz plantasyonunda ağaçlar yüksek oranda verime sahipseler yıllık sulama suyu ihtiyacı yağışlarla birlikte, ekolojik koşullara göre değişmekle beraber 1200-1350 mm civarındadır. Sulama periyodu geç ilkbahardan başlayıp hasat sonuna kadar devam eder. Geç sonbahar veya kış sulamaları çok kurak yıllarda veya toplam yağışın çok düşük olduğu yerlerde zorunlu olabilir. Meyve iriliği ve meyve kalitesi için sulama en önemli faktörlerin başında

101


SAKARYA ZİRAAT ODASI

KİVİ

YETİŞME İSTEKLERİ

Kivinin yetiştiği doğal ortamlarda oransal nem % 70-80, yükseklik en az 300, çoğunlukla 800-1400m dır. Buralarda sık yoğun sis görülse de yıllık 2000 saatin üzerinde güneşlenme vardır. Vejetasyon dö¬neminde su tüketimini karşılayacak bol yağış olur. Vejetasyon döneminde en az 260 gün don olayı meydana gelmez. Genel olarak kivinin yetiştirildiği ülkelerin coğrafik konumlarına bakıldığı zaman bu ülkelerin kuzey ve güney yarım kürede 40. paraleller üzerinde veya bu paralele yakın oldukları görülür. Ülkemizde de aynı paralel üzerinde bulunan Karadeniz ve Marmara Bölgeleri kivi yetiştiriciliğine en uygun yörelerdir. Vejetasyon döneminde 8°C’nin üzerinde 1800-3.000 saat sıcaklık toplamına sahip ekolojilerde kivi yetiştirilebilmektedir. Don olayları kivi yetiştiriciliğine en çok kısıtlama getiren etmenlerden birisidir. Gözlerin sürmesi ile hasat ve yaprak dökümü arasında 230-260 gün don olmayan gelişme süresi gereklidir. Çok genel bir ifade ile bitkiler kışın -6,5 ile -10°C, ilkbaharda sürgünler -0,5 °C, sonbaharda meyveler -2 °C’nin altındaki sıcaklıklarda zarar görürler. Yağış, kivi yetiştiriciliğinde en önemli iklim etmendir. Kivi bitkisi yaklaşık 8-9 ay süren vejetasyon dönemi içinde iklime göre topraktan 800-1400 mm su tüketir. Kivi, derin ve geçirgen toprakları sever. Suyu fazla tutan killi topraklar kivi yetiştiriciliğine uygun değildir. Kivi tesisi edilecek bahçede taban suyu seviyesinin toprak yüzeyinde en az 90 cm aşağıda olması, bu derinliğin kesinlikle 60 cm’nin üzerine çıkmaması gerekir. Bu durumda dahi kiviler yaklaşık 30 cm yükseltilmiş şerit yastıklar üzerine dikilmelidir.

102

BAHÇE TESİSİ

Kivi bahçesi kurulmadan önce arazinin tesviye edilmesi gerekir. Elverişli bir toprak hazırlığı için kivi tesis edilecek toprağa iki yıl üst üste hububat ekilmesi, toprakta bulunması muhtemel nematodların yok edilmesi bakımından gereklidir. Kivi bahçesi tesis edilirken sıralar arası ve sıralar üzerinde bırakılacak mesafe 3 ile 5m arasında değişir. Bahçe tesis edilirken her 7 veya 8 dişi omcaya 1 erkek omca hesap edilmelidir. Fidanlar sonbahar veya ilkbaharda dikilebilir. Kış donları tehlikesi olmayan yörelerde sonbahar dikimi daha uygundur. Kivi, kendi ağırlığını taşıma özelliğinde olmayan bir bitki türüdür. Bitkiyi meydana getiren vejetatif ve generatif aksamın askıya alınması ve desteklenmesi gerekir (Şekil 3). Bitki habitüsünün destek sistemi ile yukarıya kaldırılması, verim üzerine müspet yönde etkili olduğu gibi, toprak işleme, sulama, mücadele ve hasat gibi işlerinin daha kolay yapılmasına imkan sağlar. Bitki ağırlığını taşıyan ve destekleyen direkler, teller ve herekler destek sisteminin unsurlarını oluştururlar. Direkler, ağaç, beton veya demir malzemeden yapılabilir. Beton direkler 10 x 10 cm kesitinde olabilir. Direk boyları ise uygulanacak terbiye şekline göre 2,5 - 3 m ara¬sında olur. Ağaç direklerin çapı ise cinsine ve kullanılacağı yere göre 8 - 12 cm arasında olmalıdır. Ağaç direkler çürümeye karşı uygun bir yolla dayanıklı hale getirilmeli veya emprenye edilmiş olmalıdır. Ağaç ve beton direkler toprağın 50-60 cm derinliğine çakılmış veya gömülmüş olmalıdır. Modern kivi yetiştiriciliğinde omcalara şekil verilmesi ve bu şeklin yıllar boyu sürdürülmesi


SAKARYA ZİRAAT ODASI verimin devamlılığını mümkün kılar. “T” sistemi dünyada en yaygın kullanılan bir terbiye şeklidir. Bu terbiye şeklinde gövde yüksekliği 1.8m’dir. Gövdenin tepesinde, taşıyıcı telin hemen altından sağa ve sola birer adet sabit kol bırakılır. Kollar orta tel üzerine bindirilerek desteklenir. Kollar üzerinde 30-40 cm aralıklarla takriben 100 cm uzunluğunda ürün çubukları oluşturulur ve çubuklar uçlarından dıştaki tellere bağlanarak desteklenir.

BAHÇE BAKIM İŞLERİ Şekil Budaması

Kivi omcalarına dikildikleri yıldan itibaren şekil verilmeye başlanır. İlk yıl fidanlar dikildikten sonra alttan ikinci göz üzerinden budanır. Gözler sürmeye başlayınca kuvvetli olan sürgün bırakılıp diğerleri tırnak bırakmadan dipten kesilir. Ancak dipteki yapraklar koparılmamalıdır. Bırakılmış olan sürgünün dik büyümesini sağlamak amacıyla omcanın yanına bir herek dikilmelidir (Şekil 4). Gövdeyi oluşturacak olan bu sürgün hereğe fazla sıkı bağlanmamalı ve sürgünün kıvrım oluşturacak şekilde hereğe sarılmamasına dikkat edilmelidir. Gövde oluşturulurken dipten çıkan obur sürgünler sürekli temizlenmeli, büyüme mevsimi boyunca gövde üzerinde gelişen yan dallar da temizlenmelidir. Eğer zamanla gövde cılızlaşırsa tepesi üstten vurularak kuvvetli gelişecek olan yeni bir yan sürgünün lider duruma geçmesi sağlanmalıdır. Eğer gövde kuvvetli gelişip erken bir zamanda tel seviyesine ulaşmış ise ilk yıl yan kolların oluşturulması yoluna da gidilebilir. Bunu yapmak için gövde tepesi telin 10 cm altından kesilerek tepeden iki adet sürgünün kuvvetli gelişmesi sağlanır. Bu sürgünler ters istikamette olmak üzere orta tele bağlanarak gelişmeleri sağlanır. Bu sürgünler sonraki yıllarda omcanın ana kollarını oluşturacaklardır. İkinci yıl yapılan budamanın amacı kalıcı ana kollar ve bunlara bağlı yan dalları oluşturmaktır. Kolların dengeyi sağlamak için eşit kalınlıkta olması, orta tel boyunca düzgün olarak uzatılması gerekir. Bunu sağlamak için bu kolların orta tele 4560 cm aralıklarla fazla sıkıp boğmadan bağlanması gerekir. Yan dallar kollardan 20-30 cm aralıklarla sağlı-sollu olarak çıkan dallardır. Bu dalların dış tele bağlanması, kalan diğer dalların kesilerek atılması gerekir. Aksi takdirde istenmeyen dallar zamanla

diğerlerine sarılarak onların düzgün olarak gelişmelerini engellerler. İkinci yılı izleyen kış döneminde kollar ve yan dallar uçlarından geriye doğru 0.65 cm kalınlığa kadar olan yerden itibaren kesilip atılmalıdır. İlk ürün, üçüncü yılda bu dallardan çıkan sürgünlerden elde edilmektedir. Üçüncü yıl kolların bitişikteki omcaya 30-50 cm yaklaşıncaya kadar uzatılması gerekir. Bunu sağlamak için uçtaki kuvvetli sürgünlerden biri lider olarak seçilip orta tele bağlanır. Kollardan çıkan yan dalların kollara dik olarak gelişmesi sağlanır. Kollarla rekabet edecek olan ve dış tel boyunca büyüyen paralel dallar kesilir. Üçüncü yıl yapılan şekil budamalarıyla omca iskeleti oluşturulur. Meyveler son yılın sürgünlerinden elde edilir. Üçüncü yılda yeterince gölgelenme olmadığı için meyvelerde güneş yanıklıkları görülebilir. Üçüncü yıl vejatatif gelişmeyi teşvik etmek için meyve seyreltmesine gidilmelidir. Üçüncü yılın sonundaki kış dinlenme döneminde yapılan budamalarla omca üzerinde eşit aralıklı ve karşılıklı olarak dengelenmiş 15-20 adet çubuk bırakılmalıdır. Bu dönemde yine obur dallar ve gövde üzerinden çıkan dallar kesilip atılır. Kollar ve yan dallar dördüncü yıla girinceye kadar oluşturulmalıdır. Bundan sonra yapılacak budamalarla meyve veren dallar yenilenir, omcanın çatısı korunur ve ürün yükü ayarlanır. Ürün Budaması Optimum düzeyde her yıl verim almak ve omcalara verilen şekli uzun yıllar muhafaza etmek için kivilerde budamanın sürekli olarak yapılması zorunludur. Kış Budaması: Kış budaması yapılırken önce omca üzerinde bulunan fakat varlıkları istenmeyen ters yönde büyümüş, eğilmiş, bükülmüş, rüzgardan zarar görmüş dallar, komşu omcaların içerisine kadar girmiş dallar ve kollardan çıkan obur dallar dipten çıkarılır. Çok kuvvetli dallar altında yaz boyunca gölgede kalmış zayıf dallar, zayıf çiçek gözü teşekkül ettirdiklerinden bir sonraki yıl bu dallardan meydana gelen meyveler de zayıf ve kalitesiz olacaktır. Genellikle daha küçük dallar kuvvetli dallara göre daha az sayıda ve daha küçük meyve oluştururlar. Dik büyüyen kuvvetli dallar çoğunlukla tellere bağlanırken kırılırlar. Böyle dallar aşırı geliştiklerinden zamanla diğer dalların gölgede kalmalarına neden olurlar. Ayrıca bu dallar her ne kadar iri ve kaliteli meyveler meydana getirmiş olsa da

103


SAKARYA ZİRAAT ODASI bu meyveler ana gövdeden çok uzakta teşekkül ettiklerinden arzu edilmezler. Daha sonra omcanın gelişme durumu ve yaşına göre omca üzerinde belirli sayıda çubuk bırakılır. Bu sayı dördüncü yaşta 12, beşinci yaşta 18, altıncı yaşta 24, yedi ve yukarı yaşlarda 30 ile 40 arasında değişir. Çok gerekmedikçe ana kollar üzerinden çıkan kısa boğumlu meyve dallarının budanmamaları gerekir. Çünkü bu dallar çok verimli dallardır. Yaşlı dalların derin budanması gerekir. Eğer normal olarak bırakılacak bir yaşlı dallar arasındaki mesafe 45 cm’den fazla ise bu durumda iki yaşlı dallar da bırakılabilir. Ancak bu dalların bir

önceki yıl meyve vermiş gözlerin 2-4 göz ilerisinden budanması gereklidir. Dallar arasında sıkışıklığa yol açmamak için 1-2 bazen 3 yaşlı meyve dallarının omcanın her tarafına eşit bir şekilde dağıtılmasına dikkat edilmelidir. Yaşlı dallar kesildikten sonra eğer geriye yenilenecek dal kalmamış ise bu gibi durumlarda uzunluğu 3-5 cm olan yaşlı dal parçaları bırakılarak bunlardan sonraki yıllar için yeni sürgünler oluşturulması yoluna gidilir. Yeni sürgünler elde edildikten sonra bu dal parçaları uygun yerlerinden kesilip atılmalıdır. Çubuklar seyreltildikten sonra kalan çubukların uçları 10-14 göz üzerinden kısaltılarak uçlarından kenar tellere bağlanır. Eğer kollardan üç ve daha yaşlı dallar varsa bu dalların dipten kesilerek yenilenmesi gerekir (Şekil 5). Yenilenen Dal olarak adlandırılan bu dal 15 ile 40 cm kadar ana kollara yakın olmalı ve en az kendisinin üzerinde meydana geldiği yaşlı meye dalı uzunluğunda olmalıdır. Budama, omcanın bir ucundan başlanıp diğer ucuna doğru yapılır. Prensip olarak 1 cm kalınlığındaki dalların tamamında uç alma veya kesme işlemi yapılmalıdır. Bırakılacak dal uzunluğu normal gelişen dallarda 80-

104

100 cm, kuvvetli gelişmiş dallarda 120150 cm ve zayıf gelişen dallarda 40 cm olmalıdır. Eğer bir önceki yıl meyve verimi az olmuş ise o zaman aynı yıl meyve verimini normalin üstünde beklemek gerekir. Böyle bir durumda bırakılacak dal uzunluğu olması gerekenden 20 cm kadar daha kısa olmalıdır. Böylece daha az sayıda ve fakat daha iri meyve elde edilmesi teşvik edilmiş olacaktır. Tersine olarak bir önceki yıl aşırı miktarda verim elde edilmiş ise aynı yıl az sayıda meyve teşekkül edecek demektir. Bu gibi durumda verimin daha da aşağı düşmemesi için şiddetli budamadan kaçınılmalı dallar normale göre biraz daha uzun bırakılmalıdır. İzlenecek bir başka yöntem de dallar üzerindeki meyve gözlerini sayıp bunlardan %10-14’ünü bırakıp diğerlerini kesmektir. Genel olarak bırakılan bu gözlerin yarısından üzerinde 4-6 adet meyve veya meyve salkımı veren sürgünler elde edilir. Örneğin eğer bir dal 10 göz üzerinden budanmış ise bu gözlerin 5 tanesi sürecektir. Her bir sürgünden 5 adet meyve elde edileceğinden bu daldan toplam 25 adet (yaklaşık 2.5 kg) meyve elde edilecek demektir. Bu orana göre normal bir kivi omcasından 75-100 kg meyve elde edilebilir. Bu şekilde bir verim, zamanında sulanmış, bakım ve seyreltme işlemleri usulüne göre yapılmış omcalar için geçerlidir. Erkek kivi omcalarını budamaktan maksat bunlardan çiçek zamanı maksimum sayıda çiçek elde etmek ve bu çiçek verimliliğini her yıl devam ettirmektir. Ancak omca çatısının genel yapısını bozmamaya dikkat etmek gerekir. Aksi takdirde budama ilaçlama ve diğer bakım işleri güçleşir. Erkek omcalar budanırken izlenecek yollardan biri, çiçeklenme bittikten sonra dalların çoğununun 15-30 cm üzerinden kesilip atılmasıdır. Aynı yıl meydana gelecek yeni sürgünlerden ertesi yıl yeteri oranda çiçek elde edilebilecektir. Erkek omcalar dişi omcalara oranla daha hafif budanırlar. Sadece ışık girişini engelleyen bir birine girmiş dallarda şiddetli budama yapılır. Diğer dallarda hafif uç alma ile daha fazla sayıda erkek çiçek açtırılması yoluna gidilir. Yaz Budaması: Kivilerde yaz budamaları, dallar arasına güneş ışığının sürekli olarak nüfuz etmesini sağlamak, kış budaması ile omcalar arasında sağlanmış olan mesafe ve düzeni sürdürmek, yeterli yaprak alanı


SAKARYA ZİRAAT ODASI oluşturarak meyve gelişimini sağlamak, budama sonrası çubuklar üzerinde kalan gözlerin pişkinleşmesini ve ertesi yıl daha fazla ürün almak amacıyla yapılır. Yaz budamalarına çiçeklenmeden hemen sonra başlanabilir. İlk önce çiçek açmayan tellerden dışarıya sarkmış dallar kesilip atılır. Ayrıca çiçek açmış koltuk altı meyve dalları da son meyveden itibaren 4-6 yaprak sayılarak kalan kısmı kesilir. Yaşlı dallardan çıkan obur dallar ve diğer dallara sarılmış dallar da kesilip atılır. Yaz boyunca vejatatif büyüme çok kuvvetli olabilir. Ertesi yıl varlığı istenmeyen dalların yaz budamaları ile kesilip atılması gerekir. Yaşlı dalların yerine konacak dallarda uç alma yapılarak bunların diğer dallara sarılması önlenmiş olunur. Yaz budamaları yapılırken aşırıya kaçmamaya dikkat etmek gerekir. Aksi takdirde meyve yanıklıkları söz konusu olabilir. Yaz budamalarında gövdeden çıkan obur dalların dipten kesilip çıkarılması gerekir

Meyve Seyreltmesi

Kivilerde diğer meyvelerdeki gibi meyve dökümleri olmaz. Meydana gelen tüm meyveler hasat zamanına kadar omca üzerinde kaldığından seyreltilmenin elle yapılması gerekir. Kivilerde meyve seyreltmeye daha çiçekler açmadan başlamak mümkündür. Çünkü çiçek açma döneminde yassılaşmış (fan) meyve oluşturacak gözleri normal meyve gözlerinden ayırmak mümkündür. Meyveler teşekkül ettikten sonra seyreltme işine ne kadar erken başlanılırsa kalan meyvelerin irileşmesi o oranda fazla olur. Eğer kış budamaları usulüne uygun olarak yapılmış ise üçlü gruplar halinde oluşan meyvelerde ortadaki iri olanının bırakılıp diğer ikisinin seyreltilmesi gerekir. Prensip olarak yan yana duran her iki gözden 3 adet meyve oluşması, kalan meyvelerin seyreltilmesi tavsiye edilir/

Yabancı Ot Kontrolü

Kivi yüzlek köklü bir bitki olduğundan toprak işleme yolu ile yabancı otların kontrol altına alınması doğru değildir. Çünkü toprak işleme sırasında köklerin önemli bir kısmı zarar görebilir. Toprak işleme yerine omca altlarının gövdeye zarar vermeden ot öldürücü ilaçlarla ilaçlanması, sıra aralarının ise çimenli bırakılarak sürekli biçilmesi gerekir (Şekil 8). Ya da yabancı ot ilaçları (herbisit) kullanılarak yabancı otlarla

mücadele edilmelidir.

Sulama

Kivi su tüketim ihtiyacı fazla alan bir meyve türüdür. Bir vejetasyon döneminde 1500 mm’nin üzerinde su tüketilmektedir. Verim çağındaki bir dekar kivi bahçesinden yaz aylarında her gün yaklaşık 6.5 ile 7.5m 3 su tüketilmektedir. Genel olarak hava sıcaklığının 21°C’nin üzerine çıktığı günlerde verim çağındaki bir omcanın her gün 100150 litre su tüketebileceğini söylemek mümkündür. Kivi yetiştiriciliğinde en çok damla sulama ve mini yağmurlama (mikrojet) sistemleri tercih edilmektedir. Minisprinkler veya mikrojet sulama sistemi verim çağındaki kivi omcalarının sulanmasında tercih edilmektedir. Çünkü omca altında daha fazla alan daha mütecanis bir şekilde sulanır. Sulama sistemi kolay kurulur. Damla sulamada olduğu gibi sık sık tıkanma olmaz. Oransal nemi düşük olan bölgelerde omca çevresindeki havanın nem oranı yükseltilmiş olunur. Suda eriyen gübrelerin bu sistemle uygulanması kolaydır. Mini sprinkler sulamada 180 - 540 cm yarıçaplı bir dairesel alan sulanabilir. Bu sulama yöntemi haftada 2 ile 4 kez tekrarlanmalıdır. Her seferde 8 -12 saat sulama yapılmalıdır. Sulama başlıklarının kapasitesi ortalama 60 Litre/saattir Bir dekarlık sulama sistemi için gerekli malzemeler:

Gübreleme

Kivi bahçesi tesis edilmeden 1-2 ay önce bahçe toprağı analiz ettirilmeli, toprağın organik yapısı, kireç içeriği, kükürt ve diğer besin element seviyeleri saptanmalıdır. Normal olarak 1 dekar alana dikim öncesi 4-6 ton ahır gübresi ve analiz sonuçlarına göre fosfor ve potasyumlu gübreler verilmelidir. Dikimde azotlu gübre kullanılmamalıdır. Ancak ilk iki yıl az, fakat sık aralıklarla azotlu gübre uygulanmalıdır. Azot genç asmalarda büyümeyi sağlayan temel besin maddesidir. Azotlu gübrelerden amonyum nitrat ve üre çok iyi azot kaynaklarıdır. Yıllara göre verilmesi gereken temel bitki besin element miktarları (Çizelge 1)’de verilmiştir. Azotlu gübreler asma kök bölgesine granül halde uygulanabildiği gibi sulama suyu ile sıvı formda da verilebilir. Eğer azotlu gübreler sıvı formda veriliyorsa her iki haftada bir verilmelidir. Azotlu gübreler asmalara Temmuz ayından

105


SAKARYA ZİRAAT ODASI sonra uygulanmamalıdır. Aksi bitkilerdeki vejetasyon periyodu yaprak dökümü geciktirilir ve kışa pişkinleşmeden girdikleri soğuklarından zarar görürler.

takdirde uzayarak sürgünler için kış

Gübrelerin uygulanma dönemde toprağın yeterince nemli olması gerekir. Bunu sağlamak için gübrelemenin ya sulamadan 1-2 gün sonra yapılması veya kuvvetli bir yağmurdan sonra verilmesi gerekir. Çizelge 1. Orta verimli topraklarda saf madde olarak omca başına verilmesi gerekli gübre miktarları

HASAT- DEPOLAMA

Kivi meyveleri omca üzerinde olgunlaşmayıp hasat edildikten belirli bir süre sonra yeme olumuna gelirler. Diğer meyve türlerinde meyvelerin hasat olumuna gelmeleri kolay anlaşıldığı halde kivilerin hasat olumuna gelip gelmedikleri sadece refraktometre ile suda çözünen kuru madde (SÇKM) miktarı ölçülerek anlaşılır (Şekil 10). Hasat zamanı SÇKM miktarı % 6.5 ile 7.5 arasında olmalıdır. Standart olgunluğuna erişmiş kivi meyvelerinin tamamı bir seferde hasat edilir. Hasat yapılırken yumuşak dokulu önlük giyilmelidir. Meyvelerin Basınçlı pompa

1 adet

Filtre

1 adet

Ana hat borusu (63mm çap, 6 atüye

35 m

dayanır) Lateral boru (20mm çap, 6 atüye

250 m

dayanır) Damlatıcı (4 l/h, 0.5-5 atüde sabit debili) 100-200 adet Mini sprinkler Bağlantı elemanları, kör tapalar, vanalar, dirsekler, T'ler, tel askılardır.

106

40-56 adet

depolama esnasında hiçbir şekilde etilen gazına maruz bırakılmamalıdır. Bunun için elma gibi hasat sonrasında etilen gazı yayan meyvelerle aynı depoya konmamalıdır. Aksi takdirde çok kısa sürede meyveler yumuşar ve depolama ömürleri kısalır. Meyveler depolamadan önce boy ve kalitelerine göre sınıflandırılarak depoya konmalıdır. Meyveler depoya konurken sandıkların etrafı streç film veya polietilen ile sarılması su kaybını ve solunumu azaltacağından depolama süresi uzatılmış olur. Meyveler mümkün olduğu ölçüde 0 ° C’de ve %95 nispi nem oranında depolanmalıdır. Kivi meyveleri dona karşı çok hassas olduklarından depolama esnasında sıcaklığın 0 ° C’nin altına düşmemesi şarttır. Kivi meyvesi hasat zamanında dahi bünyesinde yüksek oranda nişasta ihtiva eden birkaç meyve türünden biridir. Nişasta parçalanması veya nişasta hidrolizi hasattan sonra başlar.

Bitki yaşı

N (gr)

P 2 O 5 (gr)

K 2 0 (gr)

1

40-50

20-30

30-40

2

50-100

50-70

70-90

3

100-150

70-90

90-100

4

150-200

90-110

110-130

5

200-250

110-130

130-150

6

250-300

130-150

150-180

7

300-400

150-200

180-250


SAKARYA ZİRAAT ODASI

Meyvecilik

AYVA EKOLOJİK İSTEKLERİ İklim Ayvalar için en iyi iklim mutedil deniz iklimidir. Bununla birlikte ayvaya memleketimizin deniz ikliminden çok uzak olan yerlerinde, mesela iç anadolu illerimizde de çoklukla rastlamaktayız. Ancak bu gibi yerlerde ayvanın yetişmesi uygun yöneylere ve vadi içlerine bağlı kalmaktadır. Ayva ağacı Türkiye şartlarında armut kadar kış soğuklarına dayanıklıdır. Bu meyve türünün kış soğuklanma isteği elma ve armutlara göre daha azdır (Özbek, 1979). Çiçeklerin o yılda büyüyen sürgünlerin ucunda meydana gelmesi nedeniyle özellikle soğuk yerlerde geç çiçek açar. Sıcak iklimlerde eriklerle birlikte çiçeklenir. Çok rüzgarlı yerlerde iyi yetişmez. Dallar kırılır. Fazla meyve dökümü olur. Yaprak ve meyveleri sclerotinia’ ya (mumya) karşı hassastır. Fazla yağışlı yerlerde ürün tehlikeye girer . Toprak Kumlu tınlı, geçirgen sıcak topraklarda yetişir. Kökleri yüzlek olup çok derine gitmediğinden toprağın fazla derin olması şart değildir. Ancak bu hiçbir zaman boğucu nem şartları ile bir araya gelmemelidir. Soğuk ve nemli topraklarda meyveler odunumsu bir hal alarak kaliteleri düşer. Ayvaya anaç olarak alıç kullanıldığı takdirde o zaman bunu kuru kumlu topraklarda da yetiştirmek mümkün olursa da genellikle bu gibi durumlarda ağaçların büyümesi zayıf ve verimi düşüktür.

YETİŞTİRİCİLİĞİNİN TEKNİK ÖZELLİKLERİ Ayvanın Çoğaltılması ve Anaçları Ayva çeşitlerinin autogam olmaları bu türde tohumla üretme imkanını sağlarsa da, türün vegetatif olarak da kolaylıkla üretilmesi yüzünden kültür çeşitlerinin çoğaltılması geniş ölçüde çelik, dip sürgünü veya bazı durumlarda aşı ile olur. Aşı yapma zorunluluğu olan durumlarda durgun göz aşısı tercih edilir. Ayva ayva anacı üzerinde düzgün gelişirse de alıç üzerinde büyümesi yavaş ve zayıf olur. Aşı yerlerinde ve kalem tarafında daima bir şişkinlik meydana gelir. Ayva Bahçesi Tesisi Dünyanın hemen her tarafında kapama ayva bahçelerine pek az rastlanır. Memleketimizde de yalnız sapanca gölü kenarında Eşmede ve bir de İzmir’ de kapama ayva bahçeleri vardır. Kapama ayva bahçeleri kurarken tek gövdeli olarak yetiştirilecek ağaçlar arasında 3 – 4 m aralık ve mesafe bırakılır ve genellikle dikim kare şeklindedir. Dik dörtgen dikimde 4x5 veya 5x6 m aralık ve mesafelerle dikilirler. Verilecek olan aralık - mesafeler toprak tipine ve yetiştirme sistemine göre değişiklik gösterir. Dikim budaması yapılan fidanlar aşı yeri toprak üzerinde kalacak şekilde ılıman iklimlerde Kasım – Ocak ayları arasında dikilmeleri tavsiye edilir. Daha soğuk olan bölgelerde ise fidan dikimi Şubat ve Mart aylarında yapılmalıdır. Yetiştiriciliği yapılan

107


SAKARYA ZİRAAT ODASI ayva çeşitlerinin çoğu kendine verimli olduğu için tek bir çeşitten kapama ayva bahçesi kurulabilir. Fakat düzgün şekilli meyveler elde etmek için mutlaka tozlanma ve döllenmeye ihtiyaç bulunmaktadır. Bunun için çeşit karışımı yapmakta fayda vardır. Dikim sırasında bahçede sağlıklı bir tozlanma ve döllenme için mutlaka aynı dönemde çiçek açan çeşit karışımlarına yer verilerek bahçe kurulmalıdır. Aksi takdirde iklimsel olayların olumsuz gittiği bazı yıllarda meyve tutumu oranlarında ciddi düşüşler yaşanır. Bakım Toprak İşleme ; Kapama ayva bahçelerinde toprak işlemesi yapılırken dikkat edilecek en önemli nokta toprağı derin sürmekten kaçınmaktır. Ayva kökleri yüzlek ve toprak yüzüne yakındır. Sürme derin yapılırsa kökler çok fazla kesilerek ağaçlar bundan zarar görür. Bahçelerin biri baharda biri de yaz başlarında sürülmesi yeterlidir. Bu sürmeden sonra bir örtü bitkisinin ekilmesi çok faydalı olur. Örtülü toprak işlemede bahçede herhangi bir toprak işlemesi söz konusu değildir. Sadece aşırı boylanmış olan otlar biçilir veya özellikle ağaç altlarında yabancı ot ilaçları ile düzenli bir mücadele yapılır. Yarıörtülü veya geçici örtülü toprak işlemede ise bahçede toprak işlemenin uygun olduğu ilkbahar ve yaz aylarında işleme yapılır. Sonbahar ve kış aylarında ise bir kez toprak işleme yapılır veya hiç yapılmaz. Özellikle genç bahçelerde yabancı ot ilacı kullanırken dikkatli olunmalı ve ağaç gövdeleri ilacın etkisinden korunmalıdır. Aksi takdirde genç ağaçların gelişmesi bundan olumsuz etkilenir. Sulama ; Kapama ayva bahçelerinde yazı kurak geçen yerlerde, mesela Orta Anadolu’ da olduğu gibi, yazın sulanır. Ağaçların sağlıklı bir gelişme gösterebilmesi, düzenli ve kaliteli meyve elde edebilmesi için mutlaka sulamaya ihtiyaç vardır. Sulama sırasında aşırı sudan ve sulama suyunun ağacın gövdesine değmesinden kaçınılmalıdır. İmkanlar ölçüsünde damlama veya mini-yağmurlama sistemleri kurulmasında fayda vardır. Salma ve karık sistemi sulamalardan mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.Su bulunmayan yerlerde ayva bahçeleri ancak yeterli yağış alan ve yağışların iyi dağılmış olduğu yerlerde kurulabilir.

108

Gübreleme ; Tüm meyve bahçelerinde olduğu gibi ayva bahçelerinde de dengeli ve düzenli bir gübreleme yapmak için mutlaka her yıl toprak ve üç yılda bir yaprak analizleri yapılmalıdır. Yapılan analizlerin sonucuna göre de bahçenin gübre ihtiyacı belirlenmelidir. Verilecek olan kimyasal gübreler ağaçların taç iz düşümü içersine ama asla gövdeye ve köklere temas etmeyecek şekilde uygulanmalıdır. Bitkinin daha fazla ihtiyacı olan makro elementler hemen her yıl mikro elementler ise ihtiyaca göre verilmelidir. Ayrıca toprağın organik madde miktarına göre de organik gübrelemeye önem verilmelidirAyvanın kökleri derine gitmediğinden besin maddelerini belli kalınlıktaki topraktan almak zorunluluğundadır. Bu nedenle toprağın bu kısmının besin maddelerince zengin tutulmasına çaba gösterilmelidir. Her üç dört yılda bir dönüme üç dört ton çiftlik gübresi verilmesi çok faydalıdır. Ayrıca azotlu gübrelerle iyi bir destek ister.

Budama ; Ayva yetiştiriciliğinde budama olayına fidanın alınması ile başlanır. Budamada daha çok ayvanın doğal büyüme şekline yakın olan Goble (Vazo, Kase) veya bu şeklin değiştirilmiş varyasyonlarının kullanılmasında (uygulama kolaylığı bakımından) faydalar vardır. Gövde alçaktan taçlandırılır ve ileriki yıllarda da uç almalarla tacın daha fazla yükselmesine meydan verilmez. Ancak uç almalarda gereğinden çok kesme yapılmamalıdır. Çünkü meyveler sürgün uçlarında oluşur ve çok uç alınırsa ağaç tamamen meyvesiz kalabilir.


SAKARYA ZİRAAT ODASI ve boğucu olur. Ayvalar el ile ve bir makas veya bıçak yardımıyla toplanır. Meyve dalcıkla birleştiği yerden kesilerek ayrılır. Toplama sırasında meyvelerin zedelenmemesine özel olarak dikkat edilmelidir. Ayva meyveleri görünüşte sert ve bu nedenle basınçlara karşı dayanıklı hissini verirse de gerçekte böyle değildir. Meyve eti çabuk zedelenir. Zedelenen yerler kararır ve buralardan çürümeye başlar. Bu nedenle gerek toplamada ve gerek bundan sonraki ellemelerde çok dikkatli olmak gerekir. Toplama için meyvelerin üzerinin nemli olmadığı bir zaman seçilir ve genellikle derim bir ağaçta bir defada yapılır. Ayvaların Depoda Saklanması Ayvalar derimden sonra soğuk hava depolarında 2 – 3 ay saklanabilir. En uygun saklama sıcaklığı 1,5 OC, en iyi hava nispi nemi de % 75 – 80 dir. Ayvalar saklama sırasında öteki meyvelerle bir arada tutulmamalıdır. Ağır olan kokuları öteki meyvelere sinerek onların tatlarını bozabilir. HASTALIK VE ZARARLILAR -Armut ateş yanıklığı -Mumya (Monilia) hastalığı -Meyve İç kurdu -Kahverengi benek -Bu hastalık ve zararlılarla mücadele teknik talimatlarda belirtildiği gibidir. 1410Kahverengi benek1411 Mumya

Özellikle daha sıcak iklimlerde doruk dallı şekle yakın (yıllar ilerledikçe dorukdal hakimiyeti kayboluyor) bir sistemin uygulanmasında fayda vardır. Ayva düzgün bir taç teşkil eder. Onun için başlangıçta taçlandırma iyi yapılırsa sonraki yıllarda fazla budamaya ihtiyaç kalmaz.

MEYVE İŞLERİ Derim Ayva meyvelerinde olgunluk meyve kabuğu yeşil rengin sarıya dönmeye başlaması ve havlı çeşitlerde bu havın kolayca silinmesiyle anlaşılır. Erken toplanan meyveler çoğunlukla susuz, tatsız

109


SAKARYA ZİRAAT ODASI

ERİK YETİŞTİRİCİLİĞİ 1. GİRİŞ

Kültür erik çeşitlerinin meydana gelişleri, gelişmeleri ve günümüze kadar korunmalarında Anadolu gen kaynağı olarak önemli rol oynamıştır. Erik yetiştiriciliğinde ilk sırayı Yugoslavya daha sonra A.B.D. almaktadır. Türkiye erik yetiştiriciliği bakımından, dünyada sekizincidir. Bu gün memleketimizin hemen her yanına yayılmış bulunmaktadır. Erik meyvesi, yeşil erik olarak, memleketimizde ilk turfanda meyveler arasında önemli yer almaktadır. Ülkemizde erik üretimi zaman zaman dalgalanmalar göstermekle beraber daima bir artış halindedir. Ara sıra görülen bu dalgalanma muhtemelen ekolojik şartlardan, özellikle don olaylarından ileri gelmektedir. Çeşitlerimizin bir kısmını teşkil eden can erikleri ile kısmen de Japon erikleri erken çiçek açtığından bazı bölgelerimizde (Marmara Bölgesi ve kısmen de Ege Bölgesi) donlardan zarar görmektedir. Erik üretiminde zaman zaman ortaya çıkan dalgalanmaya karşılık erik ağacı sayısında devamlı bir artış olmuştur.

2. ÖNEMLİ ÇEŞİTLER

Erik çeşitlerini, pratikte olgunluk zamanlarına göre erkenci, orta mevsim ve geçci, kullanılma şekillerine göre de sofralık, kurutmalık ve mutfaklık (konserve, reçel v.b.) olarak ayırmak mümkündür. Bu

110

ayırma da hiç şüphesiz bir çok amaçlar için kullanılmaya elverişli olanlar daha çok önem kazanırlar. Bugün Türkiye’de yetişen erik çeşitlerinin bir kısmı yerli, bir kısmı da yabancı çeşitlerdir. Yerli çeşitlerimiz iki türden meydana gelmişlerdir. Bunlar Prunus cerasifera ve Prunus domestica türleridir. Prunus cerasifera türünden meydana gelen kültür çeşitleri “can erikleri” olarak tanınmaktadır. Başlıca can erikleri çeşitleri Aynalı, Can-1, Foça, Havran, Karşıyaka, Orta can ve Papaz’dır. Can-1, Havran, Orta can ve Papaz çeşitlerinin meyveleri genellikle yeşil erik olarak tüketilir. Bu tüketim şekli bizim ülkemize özgüdür. Bu nedenle yeşil olarak yenecek meyveler tam çiçeklenmeden 60-70 gün sonra hasat edilmeye başlanır, bu hasat olgunluk zamanına kadar devam eder. Prunus domestica türünden meydana gelmiş başlıca çeşitlerimiz Göynük, Köstendil ve Üryani’dir. Bu çeşitler ilkbahar don olaylarından pek zarar görmezler. GAP/BKİB’ınca GAP Bölgesi için yaptırılan Erik Çeşitlerinin Saptanması Araştırmasında Bölge için ümitvar çeşitler saptanmıştır. Bunlar verim bakımından sırsıyla Burbank (61.75 kğ/ağaç), Stanleley 40.37 kg/ağaç), Santa Rosa (37.00 kg/) ve Red Heart (33.50 kg/ağaç) çeşitleridir.

3. İKLİM VE TOPRAK İSTEKLERİ

3.1 İklim İsteği Erikler türlerine göre genel olarak değişik


SAKARYA ZİRAAT ODASI iklim şartlarında yetiştirilebilirler. Böylece, erik türlerini mutedil, sıcak mutedil ve soğuk mutedil iklim bölgelerinde ve hatta kış dinlenmesi kısa süren tür ve çeşitlerde, subtropik bölgelerde bulmak mümkündür. Erik çeşitleri genel olarak badem, kayısı, şeftaliden sonra çiçek açtığı için bu türlere göre ilkbahar geç donlarından daha az zarar görür, olağan üstü durumlar dışında kış donlarından korkulmaz. Yağışların iyi dağıldığı ve yıllık yağış toplamının 750 mm’yi bulduğu yerlerde erikler sulamadan da yetiştirilebilir, ancak meyvelerin irileşmesi ve iyi kalitede olgunlaşmaları için yeteri kadar suyun bulunması gerekir. 3.2 Toprak İstekleri Erikler toprak bakımından orta derecede seçici olarak kabul edilirler. Japon erikleri için en uygun topraklar humuslu, besin maddelerince zengin, yeter miktarda neme sahip sıcak topraklardır. Ağır topraklarda Avrupa erikleri Japon eriklerine göre daha iyi sonuç verirler. Drenajı kötü topraklarda badem, kiraz, kaysı ve şeftaliden daha iyi sonuç verirler. En uygun toprak pH’sı 6.5-7 dir.

4. YETİŞTİRME TEKNİĞİ

4.1 Çoğaltılması ve Kullanılan Anaçlar Kültür erik çeşitleri tohum ve çelikle üretilmezler ve tek üretme yolu aşıdır. Fidanlıklarda en çok kullanılan aşı, durgun göz aşısıdır. Ekolojik şartların uygun olduğu yerlerde sürgün göz aşıları da kullanılabilir. Kültür erik çeşitleri için muhtelif erik türleri, şeftali, kaysı ve badem anaç olarak kullanılabilir. Anaç seçiminde ağaçlara verilecek boy, toprak tipi, hastalıklara dayanma gibi problemler rol oynar. P. Cerasifera Anaçları : Geniş çapta kullanılan bir erik anacıdır. Can erikleri, Avrupa erikleri ve Japon erikleri için uygun bir anaçtır. Can eriklerinin bazıları çelikle üretilmektedir. Yeşil çelik veya odun çeliği ile üretim bazı çeşitlerde oldukça başarılıdır. Ancak bu şekilde üretim sınırlıdır. P. Cerasifera’nın Myrobolan adı altında yaygın şekilde kullanılan anaçları mevcuttur. Myrobolan anaçlarının İngiltere ve Fransa’da seleksiyonla elde edilmiş bazı tipleri mevcuttur. Bu anaçlardan biri olan Myro 29 C kök ur nematoduna tamamen, meşe kök mantarına kısmen dayanıklıdır P. Mariana Anaçları : Bir klon anacıdır.

Bu anaç içerisinden kuvvetli gelişen iki tip seçilmiştir. Bunlar Mariana 2623 ve Mariana 2624 dir. Bu iki anaç ağır, nemli topraklara uygun olup kök ur nematoduna ve boğaz kanserine oldukça dayanıklıdır. 4.2 Bahçe Tesisi

Can erikleri ve Avrupa eriklerinin kendine verimli olanları dışında kalan bütün erik çeşitleri, mutlaka tozlayıcı çeşide ihtiyaç gösterirler. Kendine kısmen verimli veya kendine kısır çeşitlerle bahçe kurulacağı zaman çeşitlerin birbirini tozlayacak şekilde dikilmesi gerekir. Bahçede ikiden fazla çeşit bulunduğu zaman birbirinin tozlayıcısı çeşitler yan yana olmalıdır. Erik bahçeleri genellikle bir yaşından aşılı fidanlarla tesis edilir. Kışı mutedil geçen ve fazla yağışlı olmayan bölgelerde fidanlar aralık ayından itibaren dikilebilirler. Kapama erik bahçeleri genellikle kare şeklinde dikilir. Ağaçlara verilecek aralık mesafeler toprağın tipine, kullanılan anaca ve çeşidin büyüme kuvvetine göre değişir. Normal yetiştirme sistemlerinde erikler 5 x 5 m veya 6 x 6 m aralıklarla dikilir. 4.3 Yıllık Bakım İşleri 4.3.1 Toprak İşlemesi Yağışı az bölgelerde toprak sonbaharda sürülür. İlkbaharda toprak tava gelince şubat sonu veya mart içinde ikinci ve mayıs ayında yapılan üçüncü sürümden sonra sulama kanalları açılır. Ağaçların dipleri çapayla işlenir. Yazın otlanma durumu göz önüne alınarak sürüm yerine, ot biçme tercih edilmelidir. Erik kökleri toprak yüzeyine yakın bir kısımda yayılmış olduklarından derin toprak işlemesinden kaçınılmalıdır. 4.3.2 Sulama Yağışın 750 mm’nin altında olduğu bölgelerde sulamanın yapılması zorunludur.

111


SAKARYA ZİRAAT ODASI Erikler saçak köklü olduklarından ve kökler yüzeysel geliştiklerinden bunların su istekleri derin köklü meyve türlerine göre daha fazladır. Bu yüzden uzun süren kurak periyotlarda erik ağaçları duruma göre 8-12 günde bir sulanır. 4.3.3 Gübreleme Verilecek gübre miktarının toprak analizlerine göre tesbiti en uygun olanıdır. Fosforlu gübreler kış başında, azot gübresi

olarak kullanılan amonyum sülfat da kış sonunda, ilkbahar gelişmesi başlamadan önce verilmelidir. Bu gübrelerden başka dekara 3 ton çiftlik gübresi tavsiye edilmektedir. 4.3.4 Budama Eriklere şekil budaması ve mahsul budaması olmak üzere iki tip budama uygulanır. P. cerasifera ve P. sülicina gibi çeşitler yayvan büyüme eğiliminde olduklarından bunların genç ağaçlarına goble şekli uygundur. Avrupa erikleri ise daha çok dik veya yayvan geliştiklerinden bunlara da değişik doruk dallı şekil verilmelidir. Şekil budaması uygulanırken genç ağaçlarda kesimler yapılmamalıdır. Aksi halde kuvvetli sürgünler meydana gelir, ağacın mahsule yatması gecikir. Mahsul budaması mümkünse her yıl, değilse iki yılda bir budama yapılmalıdır. Her yıl yapılırsa daha hafif olarak uygulanır. Budama esnasında eriklerde çiçek tomurcuklarının daha çok iki yaşlı dallar ile buket dallar üzerinde teşekkül ettiği unutulmamalıdır. Kırık ve kuru dallar en yakın bir yan dal üzerinden kesilirler. Taç içinde sıkışıklık yapan dallar ile birbirine rakip olarak değişen dalların birisi dipten kesilir. 4.3.5 Seyreltme Erik çeşitlerinin özellikle sofralıklarda iyi bir ürün alınabilmesi için seyreltme yapılması gereklidir. Eriklerde budama hafif olarak

112

uygulandığından meyve seyreltmelerine pek faydası olmamaktadır. Bu nedenle ya elle ya da kimyasal maddelerle seyreltme yapılır. Seyreltme eriklerde meyve iriliğini arttırarak pazar fiyatı üzerine olumlu bir etki yapar. Dal kırılmalarını önler ve periyodisiteye eğilimi azalır. Yeşil olarak tüketilen can eriklerinde ağaçlardaki meyveler fasılalı olarak hasat edildiğinden her meyve toplama seyreltme yerine geçer. 4.3.6 Hastalık ve Zararlılarla Savaş Mumya (Monilya) Hastalığı: Çiçek sürgünü ve yaprakların kurumasına, meyvelerin çürümesine sebep olan mantari bir hastalıktır. Sonbaharda hasta dallar ile siyah kabuklu mumya meyveler bahçeden uzaklaştırılmalıdır. Çiçekler ve meyve Thiophanate methl, Benomyl Captan, Dodine Thiram’lı ilaçlardan biri ile ilaçlanmalıdır. Yaprak Delen (Çil Hastalığı): Fungus yapraklarda delikler, meyve ve sürgünler üzerinde irili, ufaklı lekelerin meydana gelmesine sebep olur, tomurcukları kurutur. Sonbaharda hastalıklı dallar kesilip yakılır, Bordo bulamacı veya bakırlı preparatlardan biri kullanılır. Üçüncü ilaçlamada Zineb’li ilaçlardan biri kullanılır. Kırmızı Örümcekler: Yaprakların altında veya üstünde yerleşerek önce lokal olarak yaprak rengini bozarlar sonra bu durum tüm yaprağa, ağacın diğer yaprakları ile sürgünlerine yayılır. Meyveler yeterince beslenemez ve çok erken yaprak dökülmeleri olur. Kırmızı örümcekler belirlenen çeşitlerine göre özel ilaçlarla mücadelesi yapılır. Özel akarisitler (Chlorobenzilate-25, Dicofol-20, vb.) fungusitler (Benomly-50, Binapacryl 50, vb.) ve insektisit akarisitler (Diethion 50, formothion 25 vb.) kullanılan ilaçlardır. Yaprak Bitleri (Aphis Spp): Bitki üzerinde koloniler halinde yaşayan, büyüklükleri 1-5 mm arasında değişen küçük böceklerdir. Kanatlı ve kanatsız erginleri bulunur. Bitki öz suyunu emerek bitkiyi zayıflatır ve kurutur. Emme esnasında ifraz ettikleri tükrüklerindeki toksik ve tahriş edici maddelere göre değişen anormal büyümeler, deformasyonlar yaparak normal gelişmeyi engeller. Yapraklar kıvrılır, kalınlaşır, köklerde anormallikler meydana gelir. Virüs taşıma ve enfekte etmek suretiyle çeşitli bitki hastalıklarının meydana gelmesine sebep olurlar. Ayrıca bitkilerin teneffüslerine engel


SAKARYA ZİRAAT ODASI olur. Mücadelesinde kültürel tedbirlere önem vermek gerekir, aphid populasyonu artmadan görülür görülmez (insektisitler, parationlu veya malationlu ilaçlardan biri) ilaçlı mücadeleye başlanmalıdır. Yaprak Büken (Cacoecia Sp.): Elma, kayısı, erik vs. gibi bir çok ağaçların tomurcuk, yaprak ve teşekkül başlangıcında meyvelerini yemek suretiyle zararı yapan polifag bir haşeredir. Larvalar tomurcuklarda zarar yapmadan veya yaprakları büküp arasına girmeden önce haşareye karşı ilaçlı mücadele uygulanır. Fenolojik olarak tomurcukların patlama döneminde ilaçlamanın yapılması uygundur. İlk ilaçlamadan sonra yaprakta zararı devam ediyorsa, larvalar yaprakları büküp içerisine girmeden ikinci bir ilaçlama daha gerekir. Kışlık yağlar, sistemik veya parationlu insektisitler kullanılır. Cep Hastalığı (Taphrina Pruni): Bu hastalık erik meyvelerinde görülür ve meyveler deforme. olur, şekilleri bozulur, irileşir ve uzarlar. Hasta meyvelerde çekirdek oluşmaz. Bu tip meyvelerin hiç bir değeri yoktur. Kültürel tedbir olarak, üzerinde bol miktarda hastalıklı meyve bulunan dallar kesilip imha edilir. Bölgemizde fazla bir önem taşımayan bu hastalık için çiçek taç yaprakları % 70-80 döküldüğünde ilaçlı mücadele yapılmalıdır. Eriklerde monilya veya yaprak delen mücadelesi yapılıyorsa ayrıca ilaçlama gereksizdir.

4.3.7 Hasat Eriklerde hasat zamanı, üst ve zemin renkteki değişime, meyve eti sertliğine, suda eriyen kuru madde miktarına bakılarak veya tam çiçekten hasada kadar geçen süreye bakılarak tayin edilir. Yeşil erik olarak değerlendirilen can eriklerinde ise hasat zamanı çekirdek sertliğine ve meyve iriliğine bakılarak saptanır. Kurutmalık erik meyveleri ise ağaçlar üzerinde aşırı derecede olgunlaşıp bir miktar suyunu uçurup buruştuktan sonra hasat edilirler. Erikler elle veya makinalarla iriliklerine veya ağırlıklarına göre boylanır. Seçme ve boylama standart tüzüklerine göre yapılır. Erik meyveleri hassas olup kolaylıkla zedelenebilir olması nedeniyle küçük ambalajlara konulması iyi olur. Erik meyveleri genellikle saklanmaz. Bununla birlikte, ürünün birdenbire pazara sevk edildiği durumlarda fiyat düşmelerini önlemek için bir kısım meyvenin soğuk hava depolarına konması faydalı olur. Erikler en iyi olarak 0 oC veya -0.5 oC saklanabilir. Bu sıcaklık derecesinde domestica eriklerini 3-4 hafta, Japon eriklerini de 7-8 hafta saklamak mümkün olur. Kuru olarak değerlendirilecek erikler ya sergi yerlerinde tabii olarak güneşte kurutulurlar yada fırınlarda kurutulurlar. Kurutma süresi hava şartlarına bağlı olarak 6-10 gün sürer.

113


SAKARYA ZİRAAT ODASI FINDIK YETİŞTİRİCİLİĞİ

Türkiye’deki üretimi çok eskilere dayanan fındık, geleneksel ihraç ürünü olma niteliğini devam ettirmekte ve ülke ekonomisine oldukça önemli katkıda bulunmaktadır. Fındık üreten ülkeler arasında saha, üretim ve ihracat bakımından ilk sırada yer almamıza karşılık, birim sahada alınan ürün bakımından diğer üretici ülkelerin gerisinde bulunmaktayız. Yılda yıla dalgalanma göstermekle birlikte ülkemizdeki fındık üretim artışı denetimsiz ve kontrolsüz olarak genişleyen üretim sahasından kaynaklanmaktadır. Fındık çerezlik olarak tüketildiği gibi, pastacılık ve şekercilik sanayiinde geniş ölçüde kullanılma alanına sahiptir. Fındığın birçok üretim ve pazarlama sorunları bulunmaktadır. Üretim sorununun başında verim düşüklüğü gelmektedir. Fındık bahçelerinin yaşlı ve çok sık dikilmiş olması, tozlayıcı noksanlığı, budama, gübreleme ve mücadele gibi teknik uygulama noksanlıkları verim düşüklüğünün en önemli sebepleridir. Pazarlama sorunlarının başında ise o yıl üretilen fındığın ihraç edilmemesi ve buna bağlı olarak da yıldan yıl stokların oluşmasıdır.

TÜRKİYE’DE YETİŞTİRİLEN FINDIK ÇEŞİTLERİ:

ÖNEMLİ

Ülkemizde yetiştirilen fındık çeşitleri meyve şekil ve özelliklerine göre üç grupta toplanmaktadır. 1. Yuvarlak fındıklar 2. Sivri fındıklar 3. Badem fındıklar - Tombul fındık - Sivri fındık - Yuvarlak badem fındık - Palaz fındık - İncekara fındık - Yassı

114

badem fındığı - Foşa fındık - Acı fındık - Değirmendere fındığı - Çakıldak fındık - Kuş fındığı - Kalınkara fındığı - Kargalak fındığı - Uzunmusa fındığı - Mincane fındığı - Cavcava fındığı - Kan fındığı

İKLİM VE TOPRAK İSTEKLERİ:

a. İklim İstekleri: Fındığın iyi bir gelişme göstermesi ve bol ürün vermesi nemli, mutedil iklim bölgelerinde olmaktadır. Karadeniz kıyı bölgesi fındık yetiştiriciliği bakımından en uygun iklim özelliğine sahip bulunmaktadır. Yarı nemli, kurak iklim bölgelerinde fındık yetiştirilebilse de yağışın yetersiz olması mutlak surette sulamayı gerektirmektedir.Fındık Karadeniz Bölgesinde sahilden 60 km içeriye ve 750 m yüksekliğe kadar ekonomik olarak yetiştirilebilmektedir. Yıllık ortalama sıcaklığın 13-16 C olduğu yörelerde fındık en uygun olarak yetişmektedir. Ayrıca bu yörelerde en düşük sıcaklığın –8, -10 C’yi ve en yüksek sıcaklığın 36-37 C’yi geçmemesi, yıllık yağış toplamının 700 mm’nin üstünde olması ve yağışın aylara dağılımının dengeli olması gerekmektedir. Bunun yanında Haziran ve Temmuz aylarındaki oransal nem de %60’ın altına düşmemelidir. b. Toprak İstekleri: Fındık saçak köke sahip bir kültür bitkisi olduğundan kökleri fazla derine gitmeyip meyilli arazilerde 80 cm toprak derinliğine kadar ulaşabilmektedir. Toprak istekleri olarak fazla seçici


SAKARYA ZİRAAT ODASI sonra dikimden önce iyi bir toprak hazırlığında yapılması gerekmektedir . Toprak hazırlığında aşağıdaki uygulamalar yapılmalıdır.

olmamakla birlikte besin maddelerince zengin, tınlı-humuslu ve derin topraklarda iyi bir gelişme gösterir.

FINDIK YETİŞTİRME TEKNİĞİ:

a. Arazi ve Toprak Hazırlığı: Ekonomik ömrü oldukça uzun olan fındığın dikimden önce arazi ve toprak hazırlığının çok dikkatli bir şekilde yapılması gerekmektedir. Üzerinde tek yıllık bitkilerin yetiştirildiği arazilerde fındık bahçesi tesis edilebileceği gibi, çok yıllık bitkilerin yetiştirildiği araziler, eski ve yaşlanmış fındık bahçelerinin yenilenmesi şeklinde de fındık bahçesi tesisi yapılabilmektedir. - Düz Arazilerde Toprak-Su Koruma Önlemleri: Yeni tesis edilecek fındık bahçesi için düz arazilerde uygulanacak toprak tesviyesi meyilli arazilere göre daha kolay olmakta, ancak tavan suyunun alçak ve yüksek olmasına göre bazı farklı uygulamalar yapılmaktadır. - Meyilli Arazilerde Toprak-Su Koruma Tedbirleri: Meyilli %5’den fazla olan arazilerde muntazam bir dikimin yapılması, yağmur sularının depo edilmesi, gübrenin yıkanıp gitmemesi, hasadın kolay yapılabilmesi, budama, gübreleme ve mücadele gibi kültürel uygulamaların kolay yapılabilmesi için arazinin teraslanması (sete alınması) gerekmektedir. Arazinin meyil durumuna göre aşağıdaki teraslama sistemlerinin bir tanesi uygulanır. 1. Kanal Teraslar: Arazi meyilinin %5-25 olduğu durumlarda bu teras şekli uygulanır. 2. Hendek Teraslar: Arazi meyili %2575 arasında ise hendek teras sistemi uygulanır. 3. Cep Teraslar: Arazi meyili %75’den fazla olduğu ve diğer teras sisteminin uygulanamadığı arazilerde cep teraslar uygulanır. Arazi hazırlığı bu şekilde yapıldıktan

* Toprak Analizi : Arazi hazırlığı yapıldıktan sonra dikimden önce toprakta noksan olan besin maddeleri için temel gübrelemenin yapılması, toprağın asitlik durumunun tespiti ve uygulanacak olan kireç miktarının tayini için mutlak surette toprağın analizi yapılmalıdır. * Toprağın Kirizma Yapılması: Toprağın derince işlenmesidir. Kirizma ile alt toprak kabartılarak havalanması sağlanır, mikroorganizma faaliyeti artırılır, su tutma kapasitesi de artırılarak toprağın fiziksel ve kimyasal yapısı nispeten düzeltilmiş olur. * Toprak Yorgunluğunun Giderilmesi: Fındıklık tesis edilecek olan arazide uzun yıllar çok yıllık yetiştirilmiş ise toprak yorgunluğu meydana gelmiştir. Toprak yorgunluğunun giderilmesi için bu araziler dinlendirilmelidir. b. Çeşit Seçimi: Fındık bahçesi tesis ederken üzerinde dikkatle durulması gereken noktalardan bir tanesi de çeşit seçimidir. Bahçe içerisinde yer verilen çeşitlerin; - Verimli ve kaliteli olmasına dikkat edilmelidir. - Pazarda tutulan ve yüksek fiyat bulan çeşitler olmalıdır. Bahçe içerisinde çeşit standardizasyonunun sağlanmasına dikkat edilmelidir. - Ana çeşitlerin meyve tutumunun yüksek olması bakımından bahçe içerisinde tozlayıcı çeşitlere yer verilmelidir. c. Fidan Seçimi ve Dikime Hazırlanması: Fındık kök sürgünü oluşturan bir bitkidir. Belli kurallar dahilinde bu sürgünlerle yapılmaktadır. Amaca uygun olan kök sürgünlerinde şu özellikler aranmalıdır: - Ocakların güneş gören, pişkin, hastalıksız

115


SAKARYA ZİRAAT ODASI dikimden en az bir ay önce 120 cm çap ve 60 cm derinlikte açılmalıdır.

ve 1-2 yaşlı kök sürgünleri olmalıdır. - İyi teşekkül etmiş tomurcukları bulunan kök sürgünleri olmalıdır. - Kök teşekküllü iyi olan ve ocak içerisine yakın olmayan yerlerde gelişme gösteren kök sürgünleri olmalıdır. Bu özelliklere sahip kök sürgünleri seçildikten sonra köklere zarar vermeden çepin ile çıkarılmalıdır. Alınan bu kök sürgünlerinden dikimden önce “Dikim Budaması” yapılmalıdır. Bunun için yaralı, bereli ve zedelenmiş olan kökler sağlam doku noktasından kesilmeli, uzun olan kökler kısaltılmalı, uzun olan kökler kısaltılmalıdır. Fidanlar yaklaşık 35-40 cm. uzunluğunda ve bir göz üzerinden tırnak bırakılmadan, gözün ters istikametinden keskin bir makas ile kesilmelidir. Hazırlanan bu fidanlar bekletilmeden daha önce hazırlanan dikim çukurlarına dikilmelidir. d. Dikim Zamanı : Dikim için en uygun zaman sonbahar aylarıdır. e. Dikim ve Terbiye Sistemleri : Fındık yetiştiriciliği genellikle ocak dikim sistemine göre yapılmaktadır. Bu sistem fındık üretim bölgesinde uygulanan geleneksel dikim şeklidir. İki çeşit dikim sistemi vardır. Bunlar; - Çit Dikim Sistemi : Bu dikim sistemi düz arazilerde uygulanabildiği gibi daha çok meyillik ve toprak derinliği az olan arazilerde önem kazanmaktadır. Meyilli arazilerde arazinin meyil derecesine göre 1.5-2 m. teras üstü genişliği ve 3.5-5 m. teraslar arası mesafe olacak şekilde teraslama yapılır. Düz arazilerde ise sıralar arasındaki mesafe 4-5 m. olmalıdır. - Ocak Dikim Sistemi : Daha ziyade düz arazilere uygun olan bu dikim şekli meyilli arazilerde arazi meyil durumuna göre teraslama yapıldıktan sonra uygulanmalıdır. Ocak dikim sisteminde dikim çukurları

116

f. Budama Tekniği : Dikimde fidanlara şekil kazandırılması ile başlayan budama, fındıkta ekonomik verimlilik çağının sonuna kadar yıllık sürgün gelişiminin sağlanması, verimin artırılması ve ekonomik ömrün uzatılmasında olumlu sonuçlar sağlayan en önemli kültürel uygulamalardan bir tanesidir. Budama ile; 1. Dikimde fidanlara şekil kazandırılmış ve bu şeklin muhafazası sağlanmış olur. 2. Her yıl çok sayıda uzun sürgünler oluşturularak bol ve kaliteli ürün alınması sağlanır. 3. Aşırı büyüme gösteren dalların birbirine girmesi önlenerek bakım, tarımsal savaş ve hasat işlemlerinin daha kolay yapılması sağlanır. 4. Hastalıklı, yaşlı, kuru, karacakart ve ocak içlerine yönelen dal ve dalcıkların çıkarılması ile ocakların yayvan bir taç kazanması sağlanmış olur. 5. Fındıklık içerisinde yabancı ağaçların çıkarılması ile gölgelenmeden meydana gelecek verim düşmesi önlenmiş olur. 6. Kök sürgün verme temayülü fazla olan fındıkta her yıl kök sürgün temizliği yapılmak suretiyle bunların besin maddelerini sömürmeleri önlenmiş olur. g. Budama Zamanı : Genel olarak fındıkta budama zamanı Sonbahar aylarıdır. Fındıkta budamaya vegetasyonun durduğu ve büyük oranda yaprakların döküldüğü dönem dikkate alınarak başlanmalıdır. Budamada kullanılan aletler şunlardır. - Budama Testeresi - Budama Makası - Çepin Terbiye Sistemine Göre Şekil Kazandırılmış Fındık Bahçelerinde Budama Tekniği: İlk beş yılda verilen terbiye sistemine göre şekil kazanan fidanlar verim çağına girer ve bu verimlilik 12. yaştan sonra azami seviyeye ulaşır. Bu yüksek verimlilik genel olarak 20-25 yaşlarına kadar devam eder. Bu verim döneminde her yılın sonbaharında kurumuş, kırılmış ve yaralanmış, hastalıklı, birbiri içerisine giren dallar ile öbür sürgünler ve verilen şeklin dışına taşan yıllık sürgünler budama makası ile kesilirler. 20-25 yaştan sonra yan dallar üzerindeki dalcıklar sıklaşır ve yıllık sürgün uzunluğunda kısalarak verimde düşme başlar. İşte verimin düşmeye başladığı fizyolojik dengenin bozulduğu bu dönemde yıllık sürgün miktar ve


SAKARYA ZİRAAT ODASI

uzunluğunu artırmak için mümkün olduğu kadar verilen şekle bağlı kalmak kaydı ile 10 cm den kısa yıllık sürgünler ve yan dallar üzerindeki dalcıklarda seyreltme yapılır. Dal içlerine ve tacın dışına taşan uzun sürgünler kısaltılarak vegetatif ve generatif gelişmeye hız kazandırılır. Dolayısıyla bozulan fizyolojik denge yeniden kurulacak şekilde yıllık budama işlemleri ağırlaştırılarak uygulanır. Terbiye Sistemine Göre Şekil Kazandırılmamış Halk Bahçelerinde Budama Tekniği: Üretici bahçeleri tekniğe uygun dikim ve terbiye sistemine göre kurulmamış olduğundan gelişigüzel dallanma göstermektedir. Bu tür bahçelerde budama uygulaması da yapılmadığından her yıl düzenli olarak verim de alınamamaktadır. Bu üretici bahçeleri; - Çok sık dikilmiş ve yaşlanmıştır. - Ocaktaki ana dal sayısı istenilen sayıdan çok fazladır. - Dikimde ana dallar arasında bırakılan mesafe çok dar tutulduğundan bir noktadan dallanma göstermekte, kökleri birbiri içinde gelişmekte, yüksekten dallanmakta ve dallar iç içe girmiş bulunmaktadır. - Ocak içleri kapalı olup havalanma ve güneşlenme yeterli değildir. - Ocaktaki ana dalların gelişmesi düzensiz ve dallar arasında yaş farkı bulunmakta olup hasat sırasında dalların birbirine sürtünmesinden dal ve dalcıklar kırılmakta, mahsul gözleri de dökülmelidir. - Hastalıklı, kuru, yaşlı dallar ile dip sürgünlerinin kesimi yüksek yapılmakta, ana kökler üzerinde bırakılan kök sürgünleri ile yıllardır üretime devam edildiğinden kökler kütükleşmiş ve fonksiyonunu yerine getiremez duruma gelmiştir. Bu tür bahçelerde budamaya geçmeden önce ocaklar arasındaki aralık ve mesafeyi genişletmek amacıyla aralardan ocak çıkarılarak işe başlanmalıdır. Ocaktaki ana

dal sayısı 6-8’e indirilmesi hedeflenmeli ve ocak içlerini açacak şekilde yanlara gelişme gösteren dallar bırakılmak suretiyle yaşlanmış, kurumaya yüz tutmuş, hastalıklı dallar ve üst üste gelişme gösteren dallardan bir tanesi budama testeresi ile dipten kesilmeli ve kesim yerlerine aşı macunu sürülmelidir. Ocak boşluklarında kök sürgünleri geliştirilerek ocağın boş kalan kısımları doldurulmaya çalışılır, temizlenir. Ocakta bırakılan ana dallar tek tek elden geçirilerek budama makası ile iç içe girmiş, hastalıklı, kurumuş ve yaralanmış dal ve dalcıklar tırnak bırakılmadan kesilir. Ocak içlerine gelişen öbür sürgünler alınır, yanlara fazla taşan sürgünlerde tepe vurması yapılır. Yan dallarda almaşıklı, uzun ve kuvvetli gelişen sürgünler bırakılır. Kısa gelişen sürgünler kesilerek seyretme yapılır. Böylece gübreleme ile birlikte bozulan fizyolojik dengenin kurulmasına çalışılır. Köklerde kütükleşme, ana dalların büyük çoğunluğunda karacakarta kaçma, sürgün gelişmesinde zayıflama ve dallarda çıplaklaşma varsa bu tür bahçelerin bozulan fizyolojik dengesini budama ve gübreleme ile sağlamak çok güçtür. Kök Sürgün Temizliği: Fındığın kök sürgünü verme temayülü çok fazladır. Ana dalların kökleri üzerinde her yıl bol miktarda gelişme gösterirler. Gelişen bu kök sürgünleri ocağın besin maddesine ortak olmakta, dalların sıklaşmasına sebep olmakta, havalanma ve güneşlenmeyi engellemektedir. Bu nedenlerle üretim süresi boyunca dikilen ana dal sayısı sabit tutularak gelişen kök sürgünleri sonbaharda ve mayıs sonu haziran ayı başında olmak üzere yılda en az iki kez çepin ile temizlenmelidir. Ancak üretim süresi boyunca kurumuş, kırılmış, hastalıklı ve yaşlanmış dalların çıkarılması durumunda boşalan dal istikametinde büyüyen kök sürgünlerinden bir tanesi bırakılır ve geliştirilir. Böylece ocak içerisinde boşalan dalların yeri doldurulmuş olur.

h. Gübreleme:

Dikimden itibaren fındık fidanlarının sağlıklı olarak gelişebilmesi iyi taçlanma gösterebilmesi ve verime yattıktan sonra da kaliteli ürün verebilmesi için fındık yetiştiriciliğinde gübreleme büyük önem taşımaktadır.

Gübrelemenin Esasları:

Gübrelemeden beklenen faydanın sağlanması, toprakta hangi besin

117


SAKARYA ZİRAAT ODASI topraklarda sağlayabilmekte ve bol ürün verebilmektedir. Ancak fındık tarımı yapılan Karadeniz bölgesi toprakları genellikle asit karakterdedir. Toprakta kireç noksanlığının fındıkta meydana getireceği zararlar diğer besin maddelerinin alınamaması ve toprak yapısının özelliği ile direkt ilgisi olup yaprakların vaktinden önce sararmaları, tepe sürgünlerinde kurumalar, zayıf kök teşekkülü ve azot, fosfor, potasyum noksanlığında görülen arazların meydana gelmesi şeklindedir. maddesinin noksan olduğunun ve noksanlık derecesinin belirlenmesi ile mümkündür. Gerek yeni dikim yapılacak, gerekse de verim çağında olan bahçelerde fındığın normal bir gelişme gösterebilmesi için ihtiyacı olan besin maddelerinin belirlenmesinde mutlaka toprak ve yaprak analizlerinin yapılması gerekmektedir. - Yeni Dikim Fındık Bahçelerinde Gübreleme (0-5 yaş) : Toprağı organik maddece zenginleştirmek amacıyla dekara 3-5 ton çiftlik gübresi ve toprak analiz sonuçlarına göre tavsiye edilen miktarlarda kireç fidan çukurları açılmadan önce bütün arazi yüzeyine homojen olarak dağıtılmalı ve derince çapalanmalıdır. Ayrıca temel gübreleme olarak dikimden önce fidan çukurlarına tavsiye edilen çeşit ve miktarlardaki fosforlu ve potasyumlu gübreler karıştırılarak verilmelidir. Dikimden önce yapılan bu temel gübrelemeden sonra birinci yıldan itibaren 5 nci yıla kadar her yıl fidan başına 40 gr. Azotlu gübrenin yarısı Mart ayı başında diğer yarısı da Mayıs sonu Haziran ayı başında olmak üzere fidanların etrafına muntazam bir şekilde verilmeli ve çapalanmalıdır. Bu şekilde ilk 5 yılda yapılan gübreleme ile fındık fidanlarında istenilen özelikte yılık sürgün gelişmesi sağlanabilmektedir. - Verim Çağındaki Fındık Bahçelerinin Gübrelenmesi : Fındığın normal gelişebilmesi ve bol ürün verebilmesi topraktan aldığı besin maddeleri ile mümkün olmaktadır. Bu besin maddelerinden en önemlileri ise azot, fosfor ve kalsiyumdur. Diğer besin maddeleri de fındık için çok önemli olmasına rağmen bunlar önceki besin maddeleri kadar önemli değildir. -Verim Çağındaki Fındık Bahçelerinde Kireçleme: Fındık bitkisi normal gelişmesini Ph’sı 5-7 arasında olan

118

Asit toprakların kireçlenmesi ile toprakların fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri düzeltilir. Toprağın havalanması, ısınması ve su tutma özellikleri de düzeltilmiş olur. Toprakta mikroorganizma faaliyetleri artar, bazı besin maddelerinin ayrışması ve bazılarının da toprakta tutularak yıkanıp gitmesine engel olur. Özellikle asit karakterli olan toprak bünyesini de fındığın gelişmesi için istediği normal Ph derecesine yükseltir. Fındık için genelde Kasım-Aralık ayları kireçleme için uygundur. Kireçleme işlemi 4-5 yılda bir toprak analizi yaptırılarak ihtiyaç olduğu taktirde tekrarlanmalıdır. Kireçleme fındık bahçelerine iki yöntemle uygulanır. Tavsiye edilen kireç miktarı bahçenin tamamına muntazam ve eşit olarak serpilerek köklere zarar vermeyecek şekilde mümkün olduğu kadar derin çapalanır. Yada ocakların dal iz düşümlerindeki 5060 cm genişliğinde halka şeklindeki banda muntazam olarak dağıtılarak mümkün olduğu kadar toprak derinliğine çapalanır. Bu taktirde verilecek kireç miktarı birinci yönteme göre daha az olmaktadır. -Verim Çağındaki Fındık Bahçelerinde Çiftlik Gübresi Uygulanması: Toprağa verilecek çiftlik gübresi ve benzeri organik gübreler toprağın verimliliğinin artmasına, toprakta besin maddelerinin tutulmasına, su tutma kapasitesinin ve katyon değişim kapasitesinin yükselmesine, toprağın havalanmasına ve işlenmesine, toprağın erken tava gelmesine olumlu etkiler yapmaktadır. Fındık bahçelerinde bu gübreler Sonbahar veya ilkbahar başında ocağın dal iz düşümüne halka şeklindeki 50-60 cm genişlikteki banda 30-40 kg kadar eşit olarak dağıtılır ve hemen toprağa çapalanır.

FINDIĞIN HASAT, DEPOLANMASI a. Hasat : Hasata

başlamadan

HARMAN önce

VE

fındık


SAKARYA ZİRAAT ODASI bahçelerinde genel bir temizlik yapılmalıdır. Onun için hasattan en az 5-10 gün önce bahçenin girinti adı verilen afetle temizliğinin iyice yapılması gerekmektedir. Fındıkların hasat olgunluğuna geldiği bazı özelliklere bakılarak anlaşılmaktadır. Bunlar: - Zurufların iyice sararıp kızarması - Fındık tanelerinin zuruf içerisinde oynamaya başlaması - Sert meyve kabuğunun ¾ nisbetinde kızarması ve iç’in kendine has sertlik ve tadını alması - Sağlam ve dolgun meyveleri taşıyan dalların sallandığı zaman mevcut meyvelerin ¾’ünin daldan dökülmesi fındığın hasat olgunluğuna ulaştığını gösterir. Fındığın en iyi hasat edilme şekli silkme suretiyle yerden toplanması ise de bölgede bu tür hasada imkan verecek bahçeler çok azdır. Bu hasat şeklinde fındıklar tam hasat olgunluğunda toplandığından randıman ve kalite iyi olduğu gibi dal ve dalcıklar ile gelecek yılın mahsulünü oluşturacak olan tomurcuklar da zarar görmemiş olur. Bölgede daha çok uygulanan hasat şekli daldan el ile toplamadır. Bu hasat şeklinde dikkat edilecek en önemli hususlar dalların birbirine sürtünmemesi, çotanakların dala birleştiği yerden tek tek koparılması ve gelecek yılın mahsulünü oluşturacak olan dal, dalcık ve tomurcukların dökülmemesi için sıyırma şeklinde toplama yapılmaması ve hasadı yapılan dalın dikkatlice yerine bırakılmasıdır.

b. Harman :

Sepetlere toplanan fındıklar yörelere göre harar, selek ve hey adı verilen 30-40 kg’lık sepetler ile veya çuvallara doldurulmak suretiyle sırtta ve ulaşım araçları ile harman yerlerine taşınırlar. Bölgede harman yerleri genellikle düz veya hafif meyilli çayırlık ve sert toprak olan yerlerdir.

Harman yerine getirilen fındıklar 3-5 gün yığın halinde bekletilir. Daha sonra tırmık ile harman alanına 10-15 cm kalınlıkta bir tabaka halinde serilir. Güneşli havalarda tahta kürek veya tırmık ile her gün karıştırılarak 3-5 gün kurutulur. Belli bir miktar kuruyan bu fındıklar patoz denilen fındık ayıklama makinasına verilmek suretiyle zuruflarından ayrılırlar. Ayıklanan bu fındıklar toprak harmanlarda bez, beton harmanlarda ise bez kullanılmadan 2-4 cm kalınlıkta serilirler. Güneşli havalarda her gün 2-3 defa tırmık ile karıştırılarak kurumaları sağlanır. Bu şekilde 3-4 gün kuruyan fındıklar vantilatörden geçirilmek suretiyle toz, toprak, zuruf parçalarından ve boşlarından ayrılır. Bu şekilde temizlenen fındıklar tekrar harman yerine serilerek içlerinde bulunan taş, toprak gibi sert ve yabancı cisimler alınır.

c. Depolama :

Depo olarak kullanılacak olan yer serin, kuru ve havalanabilir nitelikte olmalıdır. Bu şartlarda fındık en fazla 1 yıl özelliği bozulmadan muhafaza edilebilir. 1 yıldan daha uzun bir süre muhafaza için ısının 2-4.5 C ‘de ve nisbi rutubetin %55-60 arasında olması gereklidir. Isının yükselmesi acılaşmaya, nisbi nem oranının artmasın da küflenmeye yol açmaktadır.

FINDIK HASTALIK VE ZARARLILARI a. Fındık Hastalıkları : - Fındık Bakteriyel Yanıklığı

b. Fındık Zararlıları :

- Fındık Kurdu - Fındık Filiz Güvesi - Fındık Kozalak Akarı - Dalkıran - Uç Kurutan - Fındık Gal Sineği - Virgül Kabuklu Biti - Fındıkta Kahverengi Koşnil

119


SAKARYA ZİRAAT ODASI Şeker Pancarı nasıl yetiştirilir?

anda dağılabilen yapıda olmasıdır. Anız bozma sürümü, toprağın derinliklerine su ve havanın ulaşımını sağlamaktadır. Daha sonra yapılacak güz sürümüne geçmeden önce gübreleme ile ilgili önemli ayrıntıları inceleyelim.

Gübreleme nasıl yapılmalıdır?

Şeker pancarı tarımı şeker sanayinin yanında pancar posası, melas gibi yan ürünleriyle de hayvancılık ve diğer sanayi kurumlarına hammadde sağlanmaktadır. Havadaki karbondioksiti oksijene çevirdiği için büyük bir çevre dostudur. Bir dekar şeker pancar tarlasının ürettiği oksijen altı insanın bir yıl boyunca solunum için kullandığı oksijen miktarına eşittir. Şeker pancarı üretiminde başarılı olabilmek için toprak hazırlığı, ekimi, gübrelenmesi bakım ve hasadında çok büyük özen ve çaba gösterilmelidir.  Şeker pancarı tarımında, üretim ve kalitenin artırılması için tarla hazırlığından pancar hasadına kadar yapılması gereken işler şöyle olmalıdır;

Tarla hazırlığı nasıl yapılmalıdır?

Tarla hazırlığında ilk işlem, ön bitki hasadı sonrası bitki artıklarının toprağa gömülmesini sağlayan anız bozma sürümüdür. Bu sürümden sağlıklı bir sonuç alınabilmesi, tav dediğimiz toprak rutubetinin sürüme olanak sağlayacak seviyede olmasına bağlıdır. Bu konuda en pratik ölçü, pulluğun devirdiği toprağın kalıp şeklinde değil, devrildiği

120

Gübreleme yapmadan önce toprakta mevcut olup bitki tarafından alınabilir bitki besin maddelerinin hangi düzeyde olduğunun bilinmesi gerekir.     Bunun içinde Ziraat Mühendisleri tarafından usulüne uygun alınan toprak numunelerinin analiz sonuçları, çiftçiye dekar başına tavsiye edilebilecek gübre miktarlarını belirler. Şeker pancarının yetişmesinde önemli olan üç ana besin maddesi azot, fosfor ve potastır. Fosforlu ve potaslı gübreler sonbaharda, azotlu gübreler de ekim öncesiyle pancar yapraklarının tarlayı kapatma dönemi arasında kullanılır. Fosforlu gübrenin sonbahar sürüm öncesi tavsiye edilen miktarda tarlaya atılarak derin sürüm yapılması en uygun yoldur. Pancar ekilen tarlalarda zamanla potas eksilmesi görüldüğünden; şeker oranını ve mahsulün kalitesini yükseltici etkisi nedeniyle potaslı gübreler mutlaka kullanılmalıdır. Azotlu gübrenin üçte ikisi ilkbahar toprak hazırlığından önce, kalan üçte biride son ot çabasından önce verilmelidir. Azotlu gübre uygulamasına hasattan 2,5 ay önce son verilmelidir. Çünkü zamansız ve fazla azotlu gübre, aşırı yaprak gelişmesini teşvik ettiği gibi şeker oranını da düşürür. Toprak yapısını iyileştirici etkisi yanında organik maddelerde içermesi nedeniyle pancar tarımında ahır gübrelerinin kullanılması tavsiye edilmektedir. Aşırı gübre kullanımından kaçınılmalıdır. Hem israftır hem de toprakta çoraklaşmaya neden olur.

Şeker pancarının yapılmalıdır?

ekimi

nasıl


SAKARYA ZİRAAT ODASI  - İlkbaharda, tarlada çıkması muhtemel otlar için seçilen yabancı ot ilacı atılır. -Bundan sonra tırmık veya kombikürüm çekilir. - Ertesi günde merdane çekilir. Böylece toprak ekme hazırlanmış olur. - Ekimden önce mibzerin gerekli ayar ve bakımları yapılır. - Mibzerin sandıkları doldurulur yol halinden ekim haline geçilerek ekime başlanır. - Ekimde şu iki hususa mutlaka çok dikkat etmek gerekir. 1- Ekim düz bir çizgi halinde yapılmalıdır. 2- Mibzeri çeken traktörün hızı saatte 4 km. yi geçmemelidir. - Ekim sıralarının düzgün olması çapa ve hasat dönemlerinde makina kullanımını mümkün kılar. - Yeterli süratle yapılan ekimde ise sıra üzerinde istenilen aralıklarda bitki çıkışı garanti edilmiş olur.

 Çapa ve tekleme nasıl yapılmalıdır?

Şeker pancarı başlangıç gelişmesi çok yavaş seyreden bir bitkidir. - Toprakta kabuk bağlama, yabancı ot gibi olumsuzluklardan çok etkilenir. - Bu nedenlerle bu dönemde pancarın en az iki kere çapalanması gerekmektedir. Çapaya kadar ağır seyreden pancarın gelişmesi çapadan sonra 1520 gün de tarlayı kapatacak hale gelir.  - Şeker pancarında sıra üzeri seyreltmede verime etki eden işlemlerden birisidir.  - Seyreltmenin yapılması esnasında sıra üzeri mesafesi 20-25 cm. den az olmamalıdır. - Seyreltme işlemi, şeker pancarının 4-6 yapraklı olduğu dönemde geciktirilmeden yapılmalıdır. - Seyreltme sonucu bir dekar pancar tarlasında 7-9 bin adet bitki kalmalıdır

Hastalık ve zararlılarla mücadele

- Şeker pancarı hastalık ve zararlılarıyla yapılan mücadele, ekim öncesi ve ekim sonrası olmak üzere iki dönemi kapsar. Pancarın çıkışından 2-4 yaprak olduğu dönemlere kadar bazı toprak altı kurtları büyük zarar ve besin kayıplarına neden olurlar. Bunun için toprak altı ilaçlama yapmak gerekir. - Bu mücadelede en etkili yöntem, tarlaların sonbaharda sürüm öncesi ilaçlanmasıdır. - Ayrıca pancar tohumlarının da etkili tohum ilaçlarıyla ilaçlanması gerekir. Şeker pancarının topraktan kullandığı besin maddelerinin en büyük rakibi yabancı otlardır. Çiftçimizin ağır maliyetlerden korunması için ekim sonrasından daha etkili olan, ekim öncesi ot mücadelesi tercih edilmeli ve yapılmalıdır. - Ekim sonrası görülen yaprak pireleri, kalkan böcekleri, hortumlu böcekler, yaprak bitleri ve yaprak kurtlarına karşı, ilgili kuruluş ve kişilerin tavsiyesine göre mutlaka mücadele yapılmalıdır. - Toplu mücadeleyi gerektiren yaprak leke hastalığına karşı hastalık belirtileri görüldüğünde, 3-4 defa ilaçlı mücadele yapılarak hastalık önlenmelidir

Sulama nasıl yapılmalıdır?

- Şeker pancarı, ekiminden hasat dönemine kadar belirli aralık ve miktarda suya ihtiyaç duymaktadır. Pancarın sulama dönemleri çıkış, gelişme ve mevsim sonu sulaması olmak üzere üç dönemdir.  - Gelişme sulaması genellikle haziran sonu ile eylül ortalarına kadar yapılmaktadır. - Öğle sıcağından solan yapraklarda akşam üstü solgunluk devam ediyorsa hemen sulamaya başlanması gerekir. Sulama sayısı bitkileri gelişmeye

121


SAKARYA ZİRAAT ODASI Şeker pancarı hasadı nasıl yapılır?

bağlı olarak 4-6 civarında olmalıdır.   - Salma, yağmurlama ve damla sulama metotlarıyla sulama yapılmaktadır. Damla sulama en gelişmiş ve tercih edilenidir. Şeker pancarında aşırı ve yetersiz sulamadan kaçınmalıdır. Aşırı sulama kaynak israfı yanında kök çürüklüğü ve bazı hastalıklara neden olmaktadır. - Yetersiz sulamada, bitki, gelişimini yeterince tamamlayamadığından önemli verim kayıplarına neden olmaktadır.  - Yeraltı suları, tahlil ettirilip sulamaya uygun olduğu öğrenilmeden pancar sulamada kullanılmamalıdır.

122

Ülkemizde pancar ekiminin başlamasından günümüze gelinceye kadar aşamalar kaydeden pancar hasat işlemleri, günümüzde modem makinelerle yapılmaktadır. - Pancar hasadı, sökme beli, bir iki veya üç sırayı yalnızca söken sökme düzenleri, pancarın baş kesimin yapıp yalnızca söken makinalar ve baş kesimi yapıp söken, depolayıp yükleme yapan makinalarla yapılmaktadır. - Tüm hasat işlemlerini bir arada yapan hasat makinaları orta ve küçük aile işletmelerinde işçilik maliyetlerini en aza indirmekte ve hasat işlemlerini kısa sürede en az bir masrafla tamamlatmaktadırlar.  


SAKARYA ZİRAAT ODASI

MISIR TARIMI

Mısır tarım’ında başarıya ulaşmak ve yüksek verim almak için mısır’ın performansını etkileyen kültürel işlemleri ve çevre şartlarını çok iyi anlamak gerekmektedir. Ekim zamanı , bitki sıklığı , çeşit seçimi , toprak işleme , gübreleme , hastalık ve zararlılar ile mücadele gibi kültürel işlemlerin tamamı verim üzerine birinci derecede etkilidir. Mısır gelişmesi ve verimi üzerinde etkili olan faktörlerin çok iyi anlaşılması ve değerlendirilmesi ile mısır veriminde oluşabilecek farklılıkların sebebi kolaylıkla anlaşılabilir. Mısır tarımında etkili olan faktörlerden önce mısır bitkisinin tanınmasında fayda vardır: Mısır Bitkisi : Mısır Sıcak İklim Tahılları grubu’nda bulunan ve % 95 oranda yabancı döllenen bir kültür bitkisidir. Ülkemizde üetilmekte olan yaklaşık 4.5 - 5 milyon ton dane mısır’ın çok büyük bir kısmı tavuk yemi olarak kullanılmaktadır . Bunun dışında kalan miktarlar ise nişasta , glikoz ve yağ sanayinde tüketilmektedir.

Tepe Püskülü : Mısır bitkisinde tepe püskülü olarak bilinen salkım şeklindeki kısım erkek organ dır ve üzerinde bulunan anterler içerisinde çeşide bağlı olarak değişmekle birlikte 5 – 25 milyon adet polen tozu bulunmaktadır.

Koçan :

Tepe püskülünde bulunan polen tozları özellikle rüzgârın yardımıyla diğer mısır bitkilerinde bulunan koçanların üzerine gelerek döllenmeyi sağlamaktadır. Mısır bitkisinde dişi organ koçan olarak tabir edilmektedir. Her bir koçan da

yaklaşık olarak 300 – 1000 adet dane oluşturmaktadır ve her dane için bir adet püskül bulunmaktadır. Bu püsküller aynı insan ve hayvanlar daki gibi döllenme için polen tozlarının yumurta hücresine ulaşmasını sağlayan yumurtalık borusu görevine sahiptir. Koçan püskülü üzerinde bulunan olta iğnesine benzeyen yüzlerce çıkıntı sayesinde gelen polen tozları burada tutulurlar. Bu polen tozları yaklaşık 1 – 2 saat içerisinde burada çimlenirler ve püskül içerisindeki borucuktan ilerleyerek yumurta hücresine ulaşırlar ve nihayet 4 – 10 saatlik uzun bir yolculuktan sonra yumurta hücresine ulaşan polen ; yumurta hücresini döller ve böylece danenin oluşması için ilk adım

123


SAKARYA ZİRAAT ODASI birisidir. Gelişme dönemlerine göre farklılık göstermekle birlikte genel olarak mısır bitkisi minimum 0 oC ile maksimum 44 oC arasında gelişmesine devam edebilir. Bu minimum ve maksimum sıcaklıkların görüldüğü dönem ve süresi mısırın gelişmesini az veya çok oranda etkilemektedir.

atılmış olur. Her bir püskül bir daneye aittir . Daneler döllendikten sonra bu püsküller in rengi kararmaya başlar. Püskül üzerine yapışan milyonlarca polen tozundan sadece 1 tanesi yumurta hücresini döller. Normal şartlar altında bir mısır bitkisi ürettiği milyonlarca polen tozu sayesinde yaklaşık 4 dekarlık bir alanda bulunan tüm mısır bitkilerini dölleyecek kadar toz üretebildiği halde , bazen tarlada veya hava şartlarında oluşan olumsuz durumlar yada üreticilerimizden kaynaklanan yanlış uygulamalar neticesinde döllenme problemleri görülmektedir.

Genel olarak mısır bitkisi sıcaklık derecesi 5 oC nin altına indiğinde ve 35 oC nin üzerine çıktığında gelişmesinde yavaşlama olur. Gece ve gündüz arasındaki sıcaklık farklılıkları mısırın tüm gelişme sezonu

boyunca mısırın gelişmesi üzerine etkilidir. Gündüz sıcaklıkları 25 oC ve 32 oC dereceler arasında ve gece sıcaklıkları da 16 oC ve 23 oC arasında olduğunda mısır bitkisi optimum gelişme göstermektedir. Mısır bitkisi genel olarak tüm gelişme dönemi boyunca ortalama 20 oC ila 25 oC arasında ki sıcaklıklarda çok güzel gelişme gösterir. Hava sıcaklığı özellikle döllenme zamanında 34 oC nin üzerine çıktığında tepe püskülünde bulunan polenlerin canlılığını kaybetmesine ve koçan püskülünün kurumasına neden olarak döllenmenin aksamasına ve koçan üzerindeki danelerin sayısına olumsuz yönde etkide bulunarak verimin azalmasına neden olmaktadır.

Toprak Sıcaklığı ;

Mısır tarımında başarılı olmak ve yüksek verim almak için yapılması gerekenleri maddeler halinde anlatacağız ve böylece karşılaştığımız problemler ve eksikliklerin ana sebebini öğreneceğiz.

Sıcaklık :

Mısır tarımında sıcaklık ; verim üzerine en önemli etkisi bulunan faktörlerden

124

Ana ürün olarak ekilen mısır tohumlarının çimlenebilmesi için toprak sıcaklığının minimum 10 oC olması gerekmektedir. Özellikle toprak sıcaklığı 12 oC – 13 oC civarında ve tohumun ekildiği derinlikte yeterli rutubet olduğunda mısır tohumu hızla çimlenerek gelişmesine devam etmektedir. Bu sıcaklık 20 – 22 oC civarına yükseldiğinde çimlenme ve toprak yüzüne çıkışlar çok hızlı olur. Hava sıcaklığı 4 oC nin altına düştüğünde yapraklarda fotosentez faaliyeti azalmaya başlar ve ilk belirti olarak yaprak renginde hafif solgunluk başlar.


Yem Bitkileri

SAKARYA ZİRAAT ODASI

Özellikle döllenme ve döllenme sonrasında dane dolum dönemindeki 35 oC nin üzerindeki yüksek sıcaklıklar döllenmeyi ve danenin hektolitre ağırlığını olumsuz yönde etkileyerek verimin azalmasına neden olmaktadır. Bu dönemde sulamaya dikkat edilirse ve mısır kuraklık stresine maruz kalmazsa sıcaklıktan dolayı görülen verim düşüklüğü nispeten az olur.

Sulama :

Su bütün canlılarda olduğu gibi bitkiler de de hayati öneme sahip en önemli ihtiyaç maddelerinden birisidir. Su özellikle bitkilerde büyümenin sağlanması ve devam ettirilmesi , besin maddelerinin alınmasında ve bitki bünyesinde tüm organlarına taşınmasında , çiçeklenmenin başlamasında ve uzun süre devam etmesinde , özellikle mısır bitkisinin tepe püskülünde ki polenlerin canlılığını korumasında ve koçan üzerindeki püsküllerin taze kalmasında ve döllenmenin başarılı bir şekilde olmasında çok büyük öneme sahiptir. Sulama işlemi mısır tarımında yüksek verim alabilmek için en önemli faaliyetlerden birisidir. Normal şartlar altında bir mısır tohumunun çimlenebilmesi için kendi ağırlığının % 30’u kadar rutubeti çektiğinde çimlenmeye başlar. Tohumun çimlenip sağlıklı bir şekilde çıkış yapabilmesi için tohumun toprak ile yeterince sıkı bir şekilde temas etmesi gerekmektedir. Özellikle ekim yaptıktan sonra toprakta rutubetin yeterli olmadığı durumlarda tohumların tamamının eşit bir şekilde yüzeye çıkışını sağlamak amacıyla toprağın durumuna bağlı olarak ekimden bir gün sonra ekilen sıraların üzerinin hafif bir traktörle çiğnenmesi faydalı olur. Toprak ile çok sıkı temas eden tohumlar kendilerine yeterli rutubeti temin ederek homojen bir çıkış sağlamış olurlar.

Mısır gelişme dönemi boyunca 600 – 900 mm suya ihtiyaç duyar bu miktar mısırın yetiştirildiği coğrafik bölgeye , mısırın olgunlaşma grubuna ve yetiştiricilik şartlarına bağlı olarak farklılık gösterir. Mısır bitkisinde 4 adet çok kritik sulama dönemleri vardır. Mısır bitkisi yaklaşık diz boyu döneme geldiğinde 8 – 9 yaprak döneminde Döllenmeden 1 hafta önce Tam döllenme zamanında Döllenmeden 1 hafta sonra Bu kritik gelişme dönemleri mısır için çok önemlidir ve mısırdan elde edilecek verimin miktarı üzerinde çok büyük etkisi vardır. Mısır bitkisinde gelişmenin ilk zamanlarında büyüme noktası ve koçan taslağı oluşumu toprağın altında iken başlar ve özellikle 4. yaprak döneminden itibaren mısırın koçan taslağı oluşmaya başlar. Bu dönemde meydana gelebilecek sulama veya gübre eksikliğinden kaynaklanabilecek herhangi bir stres mısırın verimi üzerinde önemli derecede etkide bulunur. Çünkü bu dönemde mısırın çevre sıra sayısı belli olduğundan sulamanın gecikmesi veya az gübre verilmesi durumunda mısır koçanında çevre sıra sayısı azalma gösterecektir. Önemli Not : Mısır da koçanın çevre sayısı her zaman çift rakamlı olur örneğin ; 12 , 14 , 16 , 18 , 20 , 22 vs.. gibi ve bu rakamın az yada çok olması bizim mısır bitkisinin 4 – 9 yaprak dönemi arasındaki periyotta yaptığımız sulama ve gübreleme uygulamalarına bağlıdır. Bu dönemde resimde görüldüğü gibi sulamanın gecikmesi ve bunun yanı sıra az gübre verilmesi durumunda verim önemli derecede azalacaktır.

Mısır bitkisi gelişme dönemi boyunca suya en fazla ihtiyaç duyduğu dönem döllenme zamanıdır.

125


SAKARYA ZİRAAT ODASI

Yem Bitkileri

Döllenme zamanında sulamanın gecikmesi ve sıcaklığın yüksek olması durumunda tepe püskülünde bulunan polen tozları canlılığını yitirmeye başlar ve normalde 8 – 10 gün sürmesi beklenen döllenme süresi azalma göstererek 4 – 5 günde tamamlanır ve bu süre içerisinde döllenebilen daneler gelişmeye devam ederler , döllenemeyen daneler ise gelişmeyeyerek kurumaya başlarlar. gecikmesi ciddi verim kayıplarına sebep olur. Özellikle tam döllenme zamanında sulamanın gecikmesi durumunda tepe püskülünde bulunan polen tozları canlılığını yitirmeye başlar , koçan üzerinde bulunan ve polen tozlarını yakalayarak döllenmeyi ve dolayısıyla danelerin oluşmasını sağlayan koçan püsküllerinin tazeliğini devam ettirememesi neticesinde döllenme sekteye uğrar ve bu durum verimin az olmasında birinci derecede rol oynar.

Resimde görüldüğü gibi koçan püskülünde uzama görülmesi döllenmenin henüz gerçekleşmediğinin ve koçan püsküllerinin hala toz beklediğinin en önemli işaretçisidir. Bu durum görüldüğü taktirde tarlada döllenmede bir problem olduğu anlaşılır. Normal de koçan üzerinde bulunan püsküllerden ilk olarak en altta bulunan püsküller döllenmeye başlar ve yavaş yavaş yukarıya doğru çıkarak en son en üstteki püsküller döllenmeye başlayarak koçanın tamamı döllenmiş olur. Bu döllenme faaliyetinin oluştuğu dönemde sıcaklığın yüksek olduğu ve sulamanın az olduğu günlere denk gelen daneler döllenmeyerek koçan üzerinde eksik danelerin oluşmasına neden olmaktadır. Mısır koçanlarında farklı şekillerde görülen döllenme problemleri döllenmenin hangi safhasında sıcaklık ve kuraklık stresine maruz kaldığını ve ne kadar sürdüğünü anlamamız açısından önemlidir. Mısır bitkisi özellikle döllenmeden önceki 2 hafta ve döllenmeden sonraki 2 haftalık periyotta kuraklık stresine karşı çok hassastır ve bu dönemdeki kuraklık yada sulamaların

126

Özellikle gelişme döneminin ilk zamanlarında mısır bitkisi 3 – 5 yaprak döneminde iken aşırı sulama ya da fazla yağmur neticesinde tarlada su birikmesi neticesinde strese girer. Bu dönemde hava sıcaklığı düşük olursa bitkiler canlılığını 1 haftaya kadar sürdürebilirler ancak hava sıcaklığı yükseldikçe bitkilerin dayanma gücüde azalır ve 2 – 3 gün içerisinde ölürler. Bitkiler 7 – 8 yaprak döneminde iken bu şekilde bir strese maruz kaldığında ise büyüme noktası bu dönemde toprak yüzeyine çıkmış olduğundan özellikle serin koşullarda 1 haftadan daha fazla süre canlılığını koruyabilmektedir. Tarlada fazla miktarda su bulunması ve bu durumun uzun süre devam etmesi durumunda bitkilerde kök gelişimi zayıflar ve neticede besin maddeleri alımı azalır , bu durumda her geçen gün için bitkide verim kaybı oranı artmaya başlar . Erken ekimlerde havanın soğuk olması ve özellikle yağan yağmur sularının yada sulama yapıldıktan sonraki sulama suyunun sıcaklığının çok düşük olması çimlenmeye başlayan mısır bitkisinin strese girmesine sebep olur ve bu durumun devam etmesi ile birlikte çimlenen mısırın köklerinde veya coleoptil lerinde anormallikler görülür Bu anormallikler genel olarak hücre duvarlarında ve büyümeye çalışan coleoptilin yüzeyinde çatlaklar şeklinde


Yem Bitkileri

SAKARYA ZİRAAT ODASI

görülmeye başlanır ve neticede çatlakların bitkiye iki türlü zararı olur ;

bu

a – Bu çatlaklardan hastalık etmenleri giriş yaparak fidelerin hastalanmasına sebep olabilir b – Ekim öncesi ve çıkış öncesi atılan herbisitler bu çatlaklardan giriş yaparak bitkinin zarar görmesine neden olabilirler. Bu durum ağır bünyeli topraklarda ,

yapılmasına gayret etmeliyiz. Mısır bitkisinde 4 adet çok kritik sulama dönemleri vardır. Mısır bitkisi yaklaşık diz boyu döneme geldiğinde 8 – 9 yaprak döneminde

Döllenmeden 1 hafta önce Tam döllenme zamanında Döllenmeden 1 hafta sonra

drenajı zayıf topraklarda ve toprak yüzeyi bitki artıkları ile kaplı olan yerlerde daha fazla etkili olur ve tohumlar daha fazla zarar görürler. Bu durumda çıkışlarda problemler görülebilir. Mısır tarımında genel olarak sulama

da yapılan en önemli hata her sulama aralığında gün saymaktır. Sulama aralığı bitkinin gelişme dönemine , toprak yapısına ve hava sıcaklığına bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Bir tarlada iki sulamamnın arası 7 gün olurken diğer bir tarlada bu aralık 10 güne çıkabilmektedir. Bu nedenle hata yapmamak için tarlanın ve özellikle bitkilerin yapraklarının solgunluk gösterip göstermediği takip edilmelidir. Yaprakların kontrolu için en uygun zaman sabah erken saatlerde yapılan tarla kontrolları ile kolaylıkla anlaşılabilir. Ancak burada unutulmaması gereken en önemli konu en önemli sulama dönemlerini belirttiğimiz 4 kritik sulama döneminde gün saymayarak tarlamız rutubetli bile olsa sulamanın

Bu dönemler sulamanın mutlaka yapılması gerektiği dönemlerdir ve bu dönemlerde sulama yapılamaması durumunda verimde önemli kayıplar meydana gelir. Ekimden sonra havanın sıcak ve yağışın olmadığı koşullarda mısır bitkisinin sulamasına bitki 3 – 4 yaprak döneminde iken başlamak daha uygun olmaktadır. Bununla birlikte mısır bitkisi diz boyu döneme geldiğinde üst gübre uygulaması yapılarak hemen ardından suyun verilmesi atılan gübrenin etkinliği açısından önemlidir. Daha sonra sulama aralıklarını çok fazla açmadan sulamanın devam ettirilmesi gerekmektedir. Genel olarak tarladaki şartlar takip edilemiyor ise 8 gün ara ile sulama yapmak yeterli olabilir. Mısırda son sulamanın yapılması gereken tarih genel olarak karıştırılır ve bazı üreticilerimiz son suyu erken keserek mısırın daha erken kurumasını ve tarladan erken hasat yaparak mahsul almayı planlamaktadır. Bu durumda mısır veriminde ortalama % 20 civarında verim kaybı meydana gelir ve dolayısıyla önemli derecede zarara ugrayabiliriz. Mısır tarımında son sulamanın yapılacağı tarihe karar verirken en pratik ve doğruluk payı en yüksek olan yöntem mısır koçanında danelerin sırt kısmında bulunan süt çizgisini takip etmek gerekir. Süt çizgisi danenin boyunun % 50 si yani ½ si olduğunda yada çok az aşağısında olduğunda son sulamayı yapıp tarladan çıkabiliriz.

127


Yem Bitkileri

SAKARYA ZİRAAT ODASI

Fizyolojik olgunluk öncesinde danede Süt Çizgisi ½ veya hemen altında iken dane ; ağırlığının % 75’ine ulaşmış durumdadır. Bu dönemde verilmesi gereken son su verilmediği taktirde havanın kurak ve sıcak olduğu şartlarda verim kaybı % 20 civarında olur.

Bu tarihten itibaren yaklaşık 10 – 12 gün sonra siyah nokta ( black layer ) oluşacağından dolayı mısır bitkisinin su ve besin maddelerinin alımı durmaktadır ve mısır siyah nokta oluşumundan itibaren fizyolojik olgunluk dönemine gelmiş olarak kabul edilir ve bundan sonra mısır bitkisinde kuruma faaliyetleri başlar .

Ekim Derinliği ve Bitki Sıklığı : En ideal ekim derinliği 7 – 8 cm dir. Bu derinlikte çimlenme ve çıkışlar homojen ve hızlı olur. Özellikle ekim derinliği kök gelişiminin iyi olması ve güçlü bitki yapısının sağlanması ve dolayısıyla iyi bir verim alınması ile doğrudan ilişkilidir.

128

Özellikle ana ürün ekimlerinin yapıldığı Mart ve Nisan Aylarında ekim derinliği arttıkça toprak sıcaklığında azalma olacağından dolayı çimlenme ve çıkışlar çok yavaş olur. Ekim derinliği 7 – 8 cm den daha az veya yüzeye yakın yapıldığında çıkışlarda homojen bir görüntü sağlamak çok zor olur ve yüzeye yakın olan yerlerde toprak sıcaklıklarında da farklılıklar olduğundan çıkışlar aynı zamanda olmazlar.


Yem Bitkileri

SAKARYA ZİRAAT ODASI Bu durumda tarlaya baktığımızda bazı mısırların 3 – 4 yaprak döneminde iken bazılarınında yeni çıkmaya başladığı görülebilir.

BİTKİ SIKLIĞI TABLOSU

Bir Dekardaki ( 1000 m2 ) Bitki Sayısı Özellikle ekim işleminde derinlik ayarı iyi kontrol edilmez ise tohumları yüzeye yakın bir yere düşer ve burada çimlenerek büyümeye başlayan mısır bitkileri rüzgarın veya yağışların etkisiyle devrilmeye başlar ve bu yatmalar neticesinde tarlada önemli bitki kayıpları ve dolayısıyla verim kaybı meydana gelir.

En ideal bitki sıklığı genel olarak bitkilerin yaprak yapısına , ekim zamanına , ekilen yerdeki sulama suyunun miktarına , sulama sayısına , bağlı olarak farklılık gösterir. Ortalama bitki sıklığı 7.500 – 8.000 bitki civarında olursa idealdir. Birim alandaki bitki sayısı verim alınabilmesi için mutlaka ayarlanması gereken en önemli faktörlerden birisidir. Genel olarak sulama ve gübreleme şartlarının zayıf olduğu ve ya kısıtlı olduğu durumlarda sıklığı biraz azaltmak daha iyi netice vermektedir.

S ı r a Ü z e r i Mesafe ( cm ) 14

Sıra Arası Mesafe ( cm ) 65

70

75

10,989

10,204

9,524

15 16

10,256 9,615

9,524 8,929

8,889 8,333

16.5 17

9,324 9,050

8,658 8,403

8,081 7,843

17.5 18

8,791 8,547

8,163 7,937

7,619 7,407

18.5 19

8,316 8,097

7,722 7,519

7,207 7,018

19.5 20

7,890 7,692

7,326 7,143

6,838 6,667

20.5 21

7,505 7,326

6,969 6,803

6,504 6,349

21.5 22

7,156 6,993

6,645 6,494

6,202 6,061

22.5 23

6,838 6,689

6,349 6,211

5,926 5,797

23.5 24

6,547 6,410

6,079 5,952

5,674 5,556

24.5 25

6,279 6,154

5,831 5,714

5,442 5,333

Toprak Hazırlığı ve pH Değerleri

Mısır bitkisi kültür bitkileri içerisinde en hassas bitkilerden birisidir. Özellikle toprak yapısındaki farklılıklar , toprak hazırlığı

129


Yem Bitkileri

SAKARYA ZİRAAT ODASI

esnasında yapılan hatalar nedeniyle görülen sıkışmalar , bir önceki yıldan kalan sulama kanallarının yerleri ve özellikle toprağın pH değeri mısır tarımını direk etkileyen faktörlerden birisidir. Mısır bitkisi fizyolojik olarak canlı bir laboratuar gibidir ve toprakta mevcut besin eksikliklerini ve yapılan işlem hatalarını sezon içerisinde mutlaka göstermektedir. Ağır bünyeli topraklar mısır yetiştiriciliği için çok fazla uygun olmasa da genel olarak orta bünyeli organik maddece zengin topraklarda ekilen mısır lar daha iyi gelişme göstererek daha fazla verim vermektedir. Mısır için en ideal pH değeri 6.5 ila 7 arasındadır , bu değerler arasında besin maddelerinin alımı ve mısırın gelişimi çok rahat olmaktadır. pH değeri 4 civarında olduğunda mısır ancak kendi yaşamını sürdürebilmekte ve daha da aşağısında yaşamını yitirmektedir. pH seviyesinin çok düşük olduğu durumlarda topraktaki asitlik düzeyini nötr e doğru yaklaştırmak için kireç uygulaması yapılır. Bu uygulama pH seviyesini sadece geçici olarak rahatlatır ve bitki sezon içerisinde ugun bir gelişme ortamını tam olarak olmasada yakalamış olur. pH değeri aynı zamanda topraktaki besin elementlerinin alınımı üzerinde de büyük etkiye sahiptir. Örn . pH değeri düştükçe yani asit karakterli topraklarda Azot , Fosfor , Kükürt , Kalsiyum , Magnezyum ve Molibden gibi besin elementlerinin alımı azalır , pH seviyesi arttıkça yani toprak alkali özellkik kazandığında Demir , Mangan , Bor , Bakır ve Çinko nun alımı azalmaktadır. pH değerine göre besin elementlerinin alım oranları aşağıdaki tabloda verilmiştir:

Gübreleme : Mısır bitkisi topraktaki besin maddesi eksikliklerine karşı çok hassas olan bir bitkidir. Topraktaki makro ve mikro besin elementlerinin azlığı mısır yetiştiriciliğini kısıtlayan faktörlerden birisidir. Mısır tarımında gübreleme tavsiyesi aşağıdaki gibi yapılır . Burada verilen değerler 1 ton / da mısır verimi alacak şekilde saf madde üzerinden hesaplanarak tavsiye edilmektedir. Damlama Sulanacaksa ;

Sulama

Azot ( N ) N) Fosfor ( P2O5 ) P) Potasyum ( K2O ) Potasyum ( K )

Metodu

ile

25 kg / da saf Azot ( 8 kg / da saf Fosfor ( 8

kg

/

da

saf

Salma Sulama Metodu ile Sulanacaksa ; Azot ( N ) N) Fosfor ( P2O5 ) (P) Potasyum ( K2O ) Potasyum ( K )

30 kg / da saf Azot ( 10 kg / da saf Fosfor 10kg

/

da

saf

Özellikle yağışlı geçen yıllarda veya erken ekimin yapılmasının planlandığı zamanlarda bitkinin ilk çıkışını teşvik etmek ve hızlı büyüme sağlamak amacıyla başlangıç gübresi veilmesi tavsiye edilmektedir. Bu gübreleme mısıra uygulanan taban gübresinin dışında ilaveten azotlu gübre uygulaması yapmaktır. Başlangıç gübresinin bitkiye sağlayacağı faydalar :

130


SAKARYA ZİRAAT ODASI Başlangıç gübresi olarak Azot uygundur ancak N + P karışımı idealdir. Çimlenme ile birlikte ilk gelişen kökler için besin maddesi sağlar. Erken ekim yapılan dönemlerde toprak sıcaklığı düşük olduğunda özellikle fosforun alımını kolaylaştırır . Büyümeyi hızlandırır , mısır yabancı otlar ile daha rahat rekabet eder Kurt zararına karşı bitkilere mukavemet sağlar Mısırın gelişimini hızlandırarak hasat zamanını erkene alır ,hasat rutubeti düşük olur 3 – 4 Yaprak Dönemi Gelişmenin Hızlandığı ve Bitki besin Maddelerinin Alımının Artmaya Başladığı Safhadır. Özellikle bu dönemde çıkış sonrası atılacak olan herbisit lerin kullanılması gerekmektedir. Bu dönemden daha geç kullanılan herbisitler mısır bitkisi ve koçanlar üzerinde gözle görülür bir strese sebep olarak verimin azalmasına neden olmaktadır. Mısır tarımında gübrelemenin uygulanması gereken safhaları yandaki tabloda görülebilir. Ekim öncesi verilen taban gübresi ve başlangıç gübreleri 8 – 9 yaprak döneminde ( diz boyu dönemde ) yapılan üst gübre uygulaması bu uygulama genellikle Üre gübresi ( % 46 N ) olarak uygulanmaktadır . Bu dönemde aynı zamanda yaprak gübresi uygulaması mikro elementlerin bitkiye verilmesi açısından çok önemlidir. Döllenme döneminden 1 – 2 hafta önceki gebelik dönemi yapılan azotlu gübre uygulaması sulama suyuna şerbetleme şeklinde yapılabilir.

Yem Bitkileri

dolayısıyla terlemenin azalması Topraktaki sıkışma Toprağın çamur halinde olması Pulluk tabanı Toprak pH sının çok düşük veya çok fazla olması Su geçirimsiz toprak Kuru toprak Toprağın soğuk olması Topraktaki CO2 ve Bikarbonat fazlalığı Toprakta O2’ nin yetersiz olması Kök gelişmesini zayıf olması Köklerin fare veya nematodlar ile zarar görmesi Kök ve sapların patojenlerin bulaşması ile hastalanması Olumlu Faktörler – I Bitkilerde terleme madde transferinin hızlı olması Toprak yapısının düzgün ve geçirgen olması Toprakta O2’ nin yeterli olması Toprağın humus ve organik maddece zengin olması Toprak organizmaların yoğun ve aktif olmaları Toprağın pH derecesinin optimum olması Toprakta yeterli rutubet olması Toprak sıcaklığının uygun seviyede olması Kök gelişiminin çok iyi olup derinlere kadar ulaşabilmesi Besin elementleri her şey optimum olsa dahi kendi aralarında da rekabet halindedirler. Bazı elementlerin ortamda fazla olması durumunda diğer bazı elementlerin alımında azalma olmaktadır. Bazı Besin Elementleri’nin Fazla Kullanılması Diğerlerinin Alımını Azaltır :

Besin Maddelerinin Alımını Etkileyen Faktörler : Olumsuz Faktörler – I Havadaki nisbi nemin

fazlalığı

Aşırı Uygulandığında

Alımı Azalan Elementler

Azot ( N ) Fosfor ( P ) Potasyum ( K ) Çinko ( Zn ) Mangan ( Mn ) Demir ( Fe ) Bakır ( Cu )

K , Cu , B K , Ca , Zn , Fe , Cu Mg , B Mn , Fe , Cu Zn , Fe P , Mn Zn , Mn , Fe

ve

131


Yem Bitkileri

SAKARYA ZİRAAT ODASI

Önemli Besin Elementlerinin Mısır Bitkisine Sağladığı Faydalar : Azot : Bitkilerde yaprak ve gövde oluşumunu teşvik eder. Bitki bünyesindeki önemli fizyolojik fonksiyonları, ürün miktarını ve ürün kalitesini etkiler. Bitkilerde proteinin ana maddesi olup güneş enerjisini bitki için yarayışlı enerji haline dönüştüren klorofil maddesinin temel yapı taşıdır. Bitki yeşil aksamının gelişme döneminde fazla miktarda azot kullanır

Azot eksikliği bitkilerde alt yapraklarda görülür. En belirgin özelliği yaprak ucundan başlayan ters V şeklinde önce sarı renkli daha sonra kahverengiye dönen belirtileri vardır.

bazı organik bileşiklerin oluşumunda rol oynamaktadır. Fosfor eksikliği ilk olarak üst yapraklarda görülmeye başlar ve ilerledikçe diğer yapraklarda da görülebilir. Önce yaprak kenarlarında hafif mor renkli belirtiler şeklinde başlar ve daha sonra tüm bitkiyi koyu mor renge dönüştürebilir.

Potasyum : Ürünün kalitesini arttırır, Meyvenin tat, aroma ve renk yönünden gelişmesine katkıda bulunur. Potasyumun en önemli fonksiyonlarından biriside bitkinin su dengesini düzenlemesidir. Potasyum eksikliği bitkilerin susuzluğa karşı dirençlerinin azalmasına neden olmaktadır. Kök gelişimini teşvik eder, hastalık ve susuzluğa dayanıklılığı arttırır. Bitkide protein, şeker ve yağ oluşumuna katkıda bulunur. Potasyum eksikliği bitkilerde alt yapraklarda görülür. En belirgin özelliği yaprak ucundan başlayan ve yaprak jenarlarında devam eden önce sarı renkli daha sonra kahverengiye dönen belirtileri vardır.

Fosfor : Bitkilerde özellikle çiçeklenme, kök gelişimi, tohum ve meyve oluşumunda önemli rol oynamaktadır. Bitki metabolizmasında enerji transferinde büyük rol almakta, şeker ve nişasta gibi maddelerin oluşumunda etkili olmaktadır. Bitkilerde yeni hücrelerin oluşması, dokuların büyümesi ve bitki bünyesindeki

Demir : Bitkilerde klorofil oluşumu için mutlak gereklidir. Fotosenteze, protein ve karbonhidrat oluşumuna, solunuma ve çoğu enzimin faaliyetine yardımcı olur. Kireç oranı yüksek topraklarda bitki tarafından alımı zorlaşır. Eksikliğinde gelişme geriler, kalite ve verim azalır.

132


Yem Bitkileri

SAKARYA ZİRAAT ODASI

Demir eksikliğinde genç yapraklarda damar aralarında sararma görülür. Belirtileri Mg’a benzer ancak eksiklik süresince damar araları aynı renkte kalır.

Çinko : Bitkilerde klorofil oluşumu ve gelişmeyi teşvik eden hormonların faaliyetleri için gereklidir. Suyun bitkiye alınımı ve kullanımında görev alır. Fazla miktarlarda yapılan fosforlu gübreleme, potasyumu yüksek topraklar ve kireçli topraklar da inko noksanlığına neden olmaktadır. Noksanlığı durumunda bitki gelişiminde gerileme, yaprak boyunda azalma ve şeklinde bozulma, meyve boyu ve gelişiminde azalmalar görülür. Çinko eksikliği alt yapraklarda damar aralarında sararma şeklinde görülür , boğum araları kısalır. Daha sonra tüm bitkide aynı belirtiler görülür.

Mısır da Besin Maddeleri Alımını Etkileyen Faktörler : Topraktaki besin elementlerinin azlığı Toprak sıcaklığının düşük olması Toprak işlemenin yeterince yapılamadığı ve bitki artıklarının toprağa karıştırılmadığı organik maddece zayıf topraklar Kuru topraklar – toprakta yeterince rutubet olmaması Kök gelişimini etkileyen faktörlerin varlığı – bunlardan en önemlileri ; Toprak Sıkışması : Özellikle erken ekimlerde yada önce sulanan ve daha sonra tam olarak sürülme tavına gelmesi beklenmeden sürülen tarlalarda toprakta sıkışma meydana geldiğinde bitkiler sezon sonuna kadar yeterince kök geliştiremezler ve besin maddelerini yeterince alamadıklarından dolayı kısa boylu kalırlar ve dolayısıyla verim düşük olur. Toprakta aşırı su birikmesi yada fazla yağışlardan dolayı sürekli yada çok uzun süre rutubet bulunması nedeniyle yetersiz havalanma meydana gelmekte ve buda kök gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir.

Ekim Zamanı Görülen Zararlılar ve Mücadelesi : Toprak sıcaklığı 10 oC civarında iken ekim işlemine başlanabilir. Özellikle ekim öncesi dikkat edeceğimiz en önemli konu tarlanın geçmişini öğrenmemiz gerekmektedir. Eğer tarlada daha önce bir hastalık yada zararlı tespit edilmiş ise bunun için ekim yapmadan önce önlem alınması gerekmektedir.

Mısır Bitkisi ilk çıkş yapmaya başladığı andan itibaren zararlıların etkisi altında kalır. Bunlardan en önemli iki adet toprak altı zararlısı vardır, ve bunlar hem tohuma ve hemde genç fidelere zarar vermektedir.

133


Yem Bitkileri

SAKARYA ZİRAAT ODASI Tel Kurdu – Agriotes spp.

Tohum , Fide ve Köklerde Büyük Zarar Yaparak Ölümlere Neden Olurlar. Toprakta 5-8 yıl yaşayabilirler. Topraktaki hareketleri, yukarı – aşağı yöndedir. Sıralar arasında yatay geçiş yapamazlar. Bu yüzden çapalama bir mücadele yöntemi değildir. Tohum İlaçlaması en etkin çözümdür.

Mısır Sap Kurdu - Ostrinia nubilalis

Genelde yumurtalarını yaprağın arka yüzeyine orta damara yakın bir noktaya bırakır. Her yumurta paketinde 30 - 50 civarında yumurta vardır. İlk bırakıldıklarında beyaz renkli olan yumurtalar, sıcaklığa bağlı olarak 3-14 gün içinde siyaha dönerek larvaları çıkartırlar Hem koçan hem de gövdede zarar yaparlar

Mısır Koçan nonagriodes

Bozkurt – Agrotis ipsilon

Fide döneminde mısır bitkisinin kök boğazını keserek zarar verir. Larva geceleri ortaya çıktığı için ilaçlamanın gece yapılması tam başarı için daha uygundur. Mısır bitkisine diz boyu devresine kadar zarar verebilir.

134

Kurdu

-

Sesamia

Yumurtalarını koçanı saran yaprak kınının iç yüzeyi ile gövde arasına bırakırlar Her pakette 125-200 arasında yumurta vardır. Sıcaklığa bağlı olarak larvalar 3-7 gün içinde yumurtalardan çıkar Hem koçan hem de gövde de zarar yaparlar


Yem Bitkileri

SAKARYA ZİRAAT ODASI belirtilerindendir.

Mısır Bitkisi’nde Hastalıklar :

Görülen

Önemli

Sap Hastalıkları - Antraknoz

Mantar etmeni bitkiye direk olarak özellikle yaprak ve yaprak üzerindeki gözenekler vasıtasıyla bulaşır. Döllenme Sonrası Daha Tehlikelidir. Ortalama 25 oC - 30 oC civarındaki sıcaklıklar ve yüksek rutubet bu hastalık etmeni için idealdir.

Sap Hastalıkları - Gibberella

Sıcaklık stresi ve bitki bünyesindeki karbonhidrat seviyeleri hastalığın şiddeti üzerinde etkilidir. Sap içerisinde dokularda pembe renkli belirtiler bu hastalığın en önemli işaretleridir.

Sap Hastalıkları - Phythium Özellikle kuraklık, bitkiyi strese soktuğu için, hastalığın bitkideki yayılışını ve zararını artırıp hızlandırır. Bu hastalık etmeni için ekonomik bir ilaçlama yöntemi bulunmamaktadır.

Sap Hastalıkları Fusarium

-

Toprak kökenli bir patojendir Sap içindeki belirtileri grimsi kahverengi renk oluşumudur. Kök kesildiğinde duyulan pis koku bu hastalığın en yaygın

Ağır topraklar ile drenajı zayıf kumsal tarlalarda daha fazla görülür Kıvrılma şeklinde bitkinin yıkılmasına neden olur. Tarladaki yoğunluğu hava şartlarına ve çeşide göre farklılık gösterir. Sulama ile hastalığın tüm tarlaya bulaşması daha kolay olur Bu hastalığın görüldüğü yerlerde bir sonraki yıl münavebe yapmak ve biraz seyrek ekerek havalanmayı sağlamak daha ekonomik bir çözüm sağlar.

135


SAKARYA ZİRAAT ODASI Koçan Hastalıkları - Fusarium

Özellikle rutubetin fazla olduğu ve sıcaklığın nisbeten az olduğu yerlerde daha fazla görülür. Koçan üzerindeki danelerde ilk olarak uc kısımlarda yıldız şeklinde çizikler olarak görülür ve daha sonra tüm koçanda etkileri görülür.

Yem Bitkileri

yüzeyinde kaymak dediğimiz sert bir tabaka oluşur ve bu sert tabaka yeni çıkmakta olan mısır fidesi için tehlike oluşturarak çıkışların anormal olmasına neden olmaktadır. Böyle bir sorun ile karşılaşıldığında yapılabilecek en pratik çözüm ; imkân var ise bu kaymak tabakasını kırmak veya tekrardan sulama yaparak yüzeyin yumuşamasını sağlamaktır.

Tohum toprak yüzeyine çıkamadığı zaman kaymak tabakasının altında kıvrılarak sarı kıvrım dediğimiz şekle dönüşerek toprak içerisinde kalır ve yaşamını yitirir.

Koçan Hastalıkları - Gibberella

Başlangıç olarak ilk belirtileri Fusarium gibidir ancak özellikle rutubetin fazla olduğu yerlerde hastalık etmeninin bulaştığı yerler pembe renge döner ve daha da ileriki safhada yaş pembe bir görünüm kazanır. Danenin kalitesi üzerinde olumsuz etki yapar ve artması durumunda önemli verim kayıpları görülür.

Ekim Sonrası Çıkış Görülebilen Problemler :

Esnasında

Kaymak Tabakası : Özellikle kil oranı yüksek olan topraklarda yapılan ekim sonrasında yağmur yağması yada sulama yapılması sonrasında toprak

136

Bu tür problemlerin görülmemesi için en uygun yöntem tarlanın önce sulanarak tava getirilmesi ve daha sonra ideal ekim derinliğinde ekim yaparak güzel bir çıkış sağlamaktır.


Yem Bitkileri

SAKARYA ZİRAAT ODASI

Herbisit Zararı :

Özellikle Mart ve Nisan Aylarında yapılan erken ekimlerde toprak sıcaklığı 10 oC civarında veya biraz daha düşük olduğu dönemde yapılan ekimlerde özellikle çıkış öncesi veya ekim öncesi atılan herbisitlerin bitkinin çimlendikten sonraki coleoptilinde soğuk stresinden dolayı meydana gelen çatlaklardan giriş yaparak genç fideye zarar vermesi neticesinde bu tür belirtiler görülebilir.

Böyle durumlarda herbisit kullanımına dikkat edilmesi ve özellikle bir önceki ürüne atılan herbisitlerin toprakta kalıntı oluşturup oluşturmadığına dikkat edilmesi gerekmektedir. Bu durumun fazla olması halinde tarlanın yeniden ekilmesine karar verilmelidir.

Yeniden Ekim Yapma Kararı : Her şeyi tam olarak yaptığımız halde bazı sebeplerden dolayı tarlada çıkışları yeterince sağlayamadığımız zamanlarda verimin düşük olacağı kannatiyle yeniden ekmeye karar verebiliriz. Genel olarak bu kararın alınması çok sitreslidir . Yeniden ekim kararının alınmasında göz önünde bulunduracağımız 7 adet önemli husus vardır : Mevcut bitki sıklığı Bu bitki sıklığının tarlada homojen olarak dağılıp dağılmadığı Ekim zamanının yeniden ekim için uygun olup olmadığı Tarladaki yabancı otların yoğunluğu Istediğimiz çeşidi yeniden bulabilme olasılığı veya zaman geçiyor ise daha erkenci ve iyi bir çeşidin bulunup bulunamayacağı Yeniden ekim yapmanın maliyeti Mevcut bitki sıklığı ile tahmini olarak ne kadar verim alınabileceği

Daha öncede bahsettiğimiz gibi birim alandan en yüksek verimin alınabilmesi için gerekli olan en önemli faktörlerden biriside tarlada yeterli bitki sıklığının sağlanmasıdır. Genel olarak tarlada bitki sıklığının istenilen sayının altında olmasının sebepleri aşağıda sıralanmıştır ; Tohumun çimlenme gücünün zayıf olması Ekimden sonra yağan yağmur yada sulamadan sonra toprak yüzeyinin kaymak bağlaması yani setleşmesi ve kaymak kırma işleminin yapılmaması Toprak sıcaklığının düşük olması Toprakta su göllenmesi yani çok rutubetli olması Toprak altı zararlılarının varlığı ( tel kurdu , bozkurt vs..) Gübre , insektisit ( böcek ilacı ) , veya herbisit ( ot ilacı ) gibi kimyasal ürünlerin toksik etkisinden kaynaklanan yanmalar veya kurumalar Dolu zararı Bütün bu faktörler incelendiğinde yeniden ekim kararının alınabilmesinde en önemli etkenin tarladaki mevcut bitki sıklığı ve bu bitki sıklığının tarlanın her tarafında eşit olarak dağılıp dağılmadığıdır. Genel olarak aşırı yağış veya dolu zararından kaynaklanan zararlardan sonra tarlanın yeniden tava geleceği güne kadar geçen süre içerisinde bu karar alınarak yeniden ekime başlanabilir. Özellikle toprak altı zararlılarından kaynaklanan bir eksilme olduğunda ve bu zarar artarak devam ediyor ise ; en doğru hareket hiç zaman kaybetmeden tohumu iyi bir insektisit ile ilaçlayarak ekimin yeniden yapılmasıdır. Yeniden ekim kararının alınmasında doğru karar verebilmek için tarladaki ortalama bitki sıklığının tespit edilmesi gerekmektedir , bunun için ; 70 cm sıra arası olan tarlada 14.28 m lik bir ip ayarlayarak tarlanın değişik yerlerinden bitki sayımları alınır ve ortalaması hesaplanarak mevcut bitki sayıları tespit edilir . Örneğin : Tarlaya girdiğimizde değişik yerlerden genel olarak tarlanın genel durumunu temsil eden yerlerden 14.28 m lik ipimiz ile bitki sayımları yaparız. Tespit edilen bitki sayıları 45 , 52 , 48 , 36 , 51 , 61 olarak

137


SAKARYA ZİRAAT ODASI çıktığında bizim ortalama bitki sayımız : 45 + 52 + 48 + 36 + 51 + 61 = 48.8 6 yani yaklaşık 49 ve buda 4.900 bitki / da demektir. Normalde bizim istediğimiz bitki sıklığı 7.500 – 8.000 bitki / da civarında olduğundan bu kadar düşük bir bitki sıklığına sahip olan tarlada hiç beklemeden tarlayı yeniden sürüp ekmek en mantıklı hareket olacaktır. Yeniden ekim kararının alınmasında tarlanın genel durumu , ekim zamanının çok geç olup olmadığı , maddi imkânlarımız iy değerlendirilmelidir. Genel olarak yıldan yıla ve tarladan tarlaya , toprak yapısına vs göre değişmekle birlikte yeniden ekmek için gerekli olacak olan tohum , mazot ve sürüm işçilimiz genel olarak tüm masraflar içerisinde % 15 civarında bir rakam tutmaktadır ve yeniden ekim kararı verirken bunun değerlendirilmesi daha mantıklı olacaktır. Tarlada dolu zararı olduğunda bitkiler hangi dönemde yakalandıklarına ve nekadar yaprak kaybına uğradıklarına bağlı olarak farklı düzeyde verim kaybına uğramaktadırlar. Özellikle aşağıdaki tabloda mısır bitkisinin gelişme dönemleri içerisinde dolu zararına maruz kaldığında yaklaşık olarak ne kadar verim kaybına

138

uğrayacağı kolaylıkla hesaplanabilir ve bu durum genel olarak değerlendirilerek yeniden ekim yapılıp yapılmayacağına karar verilebilir. Mısırın Değişik Gelişme Dönemlerinde Dolu Zararından Dolayı Meydana Gelen Yaprak Kaybı Neticesinde Oluşabilecek Verim Kaybı Yüzdeleri ( % olarak ) Zarara Uğrayan Yapraklar ( % ) Gelişme Dönemi

10

20

40

60

80

100

7 Yaprak

0

0

0

4

6

9

10 Yaprak

0

0

4

8

11

16

13 Yaprak

0

1

6

13

22

34

16 Yaprak

1

3

11

23

40

61

Döllenme Zamanı

3

7

21

42

68

100

Süt Dönemi Sonu

1

3

10

21

35

50

0

0

3

10

17

24

Danenin Orta Sert O l d u ğ u Dönem

Corn Losss Instructions NCIS 1984 Dr. Mehmet ÖZÜSTÜN Arge Araştırma Genel Müdürü


SAKARYA ZİRAAT ODASI SIKIŞMIŞ TOPRAK

Taban taşı Sıkışmış Toprakta Aynı Çeşidin Koçan Gelişim Farklılıkları

Kök ve

SIKIŞMIŞ TOPRAK

Sıkışmış Toprakta Mısır Bitkisinin Kök Gelişim Bozukluğu

139


SAKARYA ZİRAAT ODASI

BUĞDAY YETİŞTİRİCİLİĞİ

140

Yem Bitkileri


Yem Bitkileri

SAKARYA ZİRAAT ODASI

141


Sebze Yetiştiriciliği

142

SAKARYA ZİRAAT ODASI


SAKARYA ZİRAAT ODASI

Sebze Yetiştiriciliği

143


Sebze Yetiştiriciliği

144

SAKARYA ZİRAAT ODASI


SAKARYA ZİRAAT ODASI

Sebze Yetiştiriciliği

145


Sebze Yetiştiriciliği

146

SAKARYA ZİRAAT ODASI


SAKARYA ZİRAAT ODASI

AYÇİÇEĞİ YETİŞTİRİCİLİĞİ

2. AYÇİÇEĞİNİN TOPRAK VE İKLİM İSTEKLERİ Ayçiçeği yetişeceği toprak tipi yönünden çok seçici olmamasına rağmen organik maddece zengin, derin ve su tutma kapasitesi iyi topraklarda yüksek verim potansiyeline sahiptir. Kumsal topraklardan ağır yapıdaki killi topraklara kadar her türlü iyi drenaj sağlanmış topraklarda tarımı yapılabilmektedir. Ayçiçeğinin tuzluluğa karşı toleransı azdır. Tuzlu topraklarda yetiştirilen ayçiçeğinin tohumlarının yüzde yağında azalmalar görülmüştür. Ayrıca ayçiçeği yetişecek toprakta %1-2 düzeyinde bulunacak tuz konsantrasyonunun çimlenmeyi önemli oranlarda düşürdüğü belirlenmiştir. Ayçiçeği, asitliği (pH) 6.0 ile 7.2 arasında olan topraklarda en iyi yetişir. Ayçiçeği yüksek ve düşük sıcaklıklara gelişme dönemine bağlı olarak oldukça toleranslıdır. Tohumlarının en iyi çimlenebilmesi için 8-10 oC’ lik toprak sıcaklığı gerekir. Ayçiçeği bitkisi fideleri kotiledon devresinde -4 oC sıcaklığa dayanabilir. Ayçiçeği için en iyi yetişme sıcaklıkları 21 ile 24 oC arasıdır. Genellikle vegetatif dönemde serin, generatif dönemde ise açık ve güneşli havalar ister. Ayçiçeği bitkisi kazık kök yapısına sahip olduğu için diğer tarla ürünlerine göre kurağa oldukça toleranslıdır. Yetişme sürecinde yağışların sağlayacağı veya sulama ile toprağa verilecek 450 mm dolayında su en iyi verimi alabilmek için yeterlidir. Ayçiçeği yapraklarının heliotropik (ışığa

yönelme) özelliği nedeniyle fotosentez için ihtiyaç duyduğu ışığı rahatlıkla alabilir. Bu ışığa yönelme özelliğinden dolayı ayçiçeğine Trakya ve Marmara Bölgesinde “günebakan” veya “gündöndü” denilmektedir. 2.1. Sonbahar Toprak İşlemesi Ayçiçeği tarımında toprağı işlemenin amacı, iyi bir tohum yatağı hazırlamak, ön bitkiden kalan sap artıklarını gömmek, toprağı havalandırmak, yabancı otları yok ederek toprakta depolanan suyu artırmaktır. Bu amaçla, ön bitkinin hasadından sonra ayçiçeği ekimi düşünülen tarla soklu pulluk ile 20-25 santim derinlikte sürülmelidir. Bu ilk sürüm her yıl farklı derinlikte yapılırsa pulluk tabanı oluşması önlenir İlk sürümden sonra, düşen yağışlar nedeniyle tarlada önemli bir otlanma görülürse, bu otlar kültivatör (kazayağı) ile toprağı 10-15 santim derinlikte işleyerek yok edilmelidir. 2.2. İlkbahar Toprak İşlemesi Ayçiçeği düzgün bir çıkış için nemli bir tohum yatağı ister. Bunu sağlamak için İlkbaharda toprak tava geldiğinde tarla önce kültivatör (kazayağı), sonra diskaro, tırmık veya yaylı tırmık ile 10-15 santim derinlikte işleyerek ekime hazır hale getirilir. İlkbahar’ da toprak nem ve tavının kaybına yol açabilecek soklu pulluk ile sürümden kaçınılmalıdır. 3. EKİM ZAMANI Ekim zamanı toprak ısısı ile yakından ilgilidir. Çimlenmenin iyi olabilmesi için toprak ısısı

147


SAKARYA ZİRAAT ODASI

en az 8-10 oC olmalıdır. Bundan daha yüksek sıcaklıkta tohumların çimlenme ve çıkışı daha hızlı olur. Bölgelerimizin iklim durumu dikkate alındığında ayçiçeği ekim zamanı Ege, Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde Mart, Marmara, Orta Anadolu ve Karadeniz Bölgelerinde Nisan, Doğu Anadolu Bölgesinde Mayıs ayıdır. O yılın iklim durumu da ekim zamanını belirlemede kuşkusuz önemlidir. Ayçiçeği ekimi, kuru şartlarda yapılacak bir üretimde iklime bağlı olarak olabildiğince erken yapılmalıdır. Erken ekimler, ayçiçeğinin Kış ve İlkbahar yağışlarından daha iyi yararlanmasını sağlar. 4. TOHUMLUK Ayçiçeği tarımında tohumluğun önemi büyüktür. 1980’ li yıllarda daha önce üretilmekte olan açık tozlanan çeşitin (Vniimk-8931) yerini hızla hibrid (melez) ayçiçeği çeşitleri almıştır. Son yıllarda yağ oranı yüksek, yağında oleik ve linoleik asit oranları yüksek çeşitler üreticilerin hizmetine sunulmuştur. Ülkemizin Trakya gibi bazı bölgelerinde ayçiçeği üretiminde büyük sorun olan orobanş (Orobance cumana) parazitinin bugün için görülen a,b,c,d,e,f ırklarına dayanıklı çeşitler ıslah çalışmaları sonucu üretime alınmıştır. Ayrıca genetik çalışmalar sonucu orobanşa ve yabancı otlara karşı mücadelede imidaziolin (IMI) grubu imazofil herbisetlere dayanıklı ayçiçeği çeşitleri geliştirilmiştir. Üreticiler bölgelerine uyan, yüksek verimli ayçiçeği tohumluklarını gerek kamu ve gerekse özel sektör tohumculuk kuruluşlarından temin edebilirler. Üreticiler bu tohumların seçiminde şu noktalara dikkat etmelidirler. a) Her yıl ayçiçeği üreticileri mutlaka sertifikalı yeni tohumluk ekmelidirler. b) Ekilecek tohumlukların temiz, çimlenme oranı ve çıkış gücü yüksek olmalıdır.

148

c) Orabanş (verem otu) görülen tarlalarda verim düşüklüğüne neden olmamak için, bu parazite dayanıklı ayçiçeği tohumluğu tercih etmeli veya imi grubu ayçiçeği ekerek kimyasal mücadele yapılmalıdır. d)Ekilecek çeşit eğer mildiyöye (köse hastalığı) karşı hassas ve ilaçsız ise mutlaka bu hastalığa karşı ekimden önce tohum ilaçlaması yapılmalıdır. 5. EKİM ŞEKLİ Ayçiçeği ekiminde hassas havalı (pnomatik) mibzerler kullanılmaktadır. Bu tip havalı ekim makineleri kullanıldığında sıra arası, sıra üzeri ve ekim derinliği kolaylıkla ayarlanabilmekte, sıra üzerindeki bitkileri seyreltme (tekleme) işlemi ortadan kalkmakta, bir dekara kullanılan tohum miktarından da önemli tasarruf sağlanarak (300-350 gr/da) mütecanis bir çıkış elde edilmektedir Ayçiçeği ekiminde sıra arası mesafe 70 cm ve sıra üzerindeki bitkiler arasındaki mesafe ise toprak verimliliği ve yağış durumuna bağlı olarak 25-35 cm arasında olabilir. Kısa boylu çeşitlerde sıra üzeri bitkiler arasındaki sıklığın mesafesi yaklaşık 25 cm, orta boylularda 30 cm, uzun boylularda 35 cm olmalıdır. Kurak ve az verimli toprak koşullarında sıra üzeri mesafe 35-40 cm, sulanan, yağışlı ve verimli toprak koşullarında 25 cm olabilir. Çeşit ve toprak koşullarına göre yüksek verim alabilmek için bir dekar alanda istenen yaklaşık bitki sayısı 4000-5500 arasında olabilir. Ekim derinliği toprak nemi ile ilgilidir. Ekim derinliği, iyi hazırlanmış tavlı tohum yatağında ve erken ekimlerde 5-6 cm olabilir. Buna karşın toprak tavının yetersiz olduğu ve özellikle geç ekimlerde tohumun nemli toprak tabakasına düşebilmesi için ekim derinliğinin 6-7.5 cm arasında olması uygundur. 8 cm den fazla derine ekimde ayçiçeğinin toprak yüzeyine çıkışı zorlaşır ve dekarda istenen bitki sıklığı elde edilemez. 6. BAKIM 6.1. Tekleme (seyreltme) Tekleme, eğer ekimde klasik ekim makinesi kullanılmışsa, bitki boyu 8-10 cm. olduğunda öncelikle zayıf, hastalıklı ve zarar görmüş bitkiler temizlenerek yapılmalıdır. Ekimde, hassas (pnomatik) ekim makineleri kullanıldığında teklemeye gerek duyulmaz. 6.2. Çapalama


SAKARYA ZİRAAT ODASI

Sanayi Tarımı

Tabla üzerindeki daneler, iki parmak arasında sıkıldığında içlerinin beyaz süt görünümü aldığı bu dönemde de ayçiçeğini sulamak gerekir. Bu da yaklaşık çiçeklenme başlangıcından 15 gün sonraya rastlamaktadır

Bitkilerin boyu 30-50 cm. arasında bir devrede iken sıra araları kazayağı veya çapa makinesi ile işlenmelidir. Bu işlem, toprağı kabartarak topraktan buharlaşma ile su kaybının azalmasını ve yabancı otların mekanik olarak yok edilmesini sağlar 7. SULAMA 7.1. Ayçiçeğinde Sulama Zamanları Ayçiçeği ekim döneminde toprakta yeterince rutubet yok ise bir çıkış sulaması yapılabilir. Eğer çıkıştan sonraki erken gelişme döneminde de tarla toprağında faydalı su azalırsa, kuraklığı duymaya başlayan bitkiler solgunluk belirtileri göstereceğinden yaklaşık 15-20 gün aralarla 1-2 sulama yapılabilir. Sulama aralığının hesaplanmasında ölçü, tarla toprağında bulunan rutubeti solma noktasına düşürmeden, topraktaki faydalı su %50’ ye indiğinde hemen tarla su kapasitesine gelecek miktarda su verilmesidir. Ayçiçeği için en önemli sulama zamanları 7.1.1. Sulama Suyu Yeterli Olduğunda a) İlk Tabla Oluşumu: Ekimden ortalama 50-55 gün sonra tabla oluşumu (yıldız tabla devresi) başlamaktadır. Bitkinin büyüme ucu tablayı oluşturmak üzere son yaprak hizasından hafif yükselerek genişlemeye başladığı, büyüme ucunun beş santimetre çapında bir tablaya dönüştüğü zaman tabla oluşumu başlangıcıdır. Bu dönemde ayçiçeğinin suya çok ihtiyacı olduğundan sulama yapılması gerekir. b) Çiçeklenme Başlangıcı: Tabla çevresinde iki sıradan oluşan yalancı çiçekler görüldükten sonra, sıra asıl çiçeklere gelmektedir. Söz konusu bu devre çiçeklenme başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Yıldız tabla oluşumundan yaklaşık 15 gün sonraya rastlayan bu zamanda da ayçiçeğinin su ihtiyacı yine çok yüksektir c) Danelerde Süt Olumu Başlangıcı:

7.1.2. Sulama Suyu Yetersiz Olduğunda Zorunlu hallerde sulama suyunda kısıntı yapmak gerekirse bir defa çiçeklenme başlangıcında yeterli bir sulama yapılabileceği gibi, tabla teşekkülü ve süt olum dönemlerinde de az miktarda kısıtlı olan su ile sulama yapılabilir. Özellikle çiçeklenme döneminde sulama imkanı olan yerlerde yeterli bir sulama yapılması dekardan istenen ürün artışını sağlaması açısından çok büyük önem taşımaktadır 7.2. Ayçiçeği Tarımında Sulama Yöntemleri Ayçiçeği tarlaları yağmurlama ve karık sulaması yöntemlerinden faydalanılarak sulanabilir. Çıkış için ve erken gelişme döneminde bitkiler 40-50 cm oluncaya kadar yağmurlama yöntemi, çiçeklenme öncesi ve sonrası dönemlerde bitkiler boylandığında yapılacak sulamalar da ise karık yöntemi tercih edilmelidir. Karık yöntemiyle sulama yapılacak tarlalarda ayçiçeği bitkileri daha 25-30 cm iken sıra aralarından kazayağı geçirilerek karıklar açılmalıdır. 7.3. Ayçiçeği Tarımında Başarılı Bir Sulama Yapılmasında Dikkat Edilecek Esaslar - Sulu tarım yapılacak tarla toprağı pulluk ve benzeri aletlerle Sonbahar mevsiminde derin işlenmelidir. - Yetiştirilecek ayçiçeği bitkisi belli aralıklarla ve yeteri kadar sulanmalıdır. Sulama aralığının hesaplanmasında ölçü, toprak suyunun hiçbir zaman sürekli solma noktasına inmemesidir. Genellikle topraktaki faydalı su %50’ ye düştüğünde tarla su kapasitesine gelecek miktarda sulama yapılmalıdır. - Eğimli tarım arazilerinde eğime dik ekim yapılmalıdır. Böylece ekim sıraları (karıkları) eğime dik olacaktır. - Sulamadan önce ayçiçeği sıraları arasında daha bitkiler 25-30 cm boyunda iken kaz ayağı ile karıklar oluşturulmalıdır. - Karıklara eşit su verebilmek için sifon türü aletler kullanılmalıdır. - Ayçiçeği tarlasının sulanması sırasında suyun toprakta kök derinliğine kadar ulaşıp ulaşmadığı bir demir çubuk ile kontrol

149


Sanayi Tarımı

SAKARYA ZİRAAT ODASI

edilmelidir. - Sulama suyunun tarlanın her tarafında mütecanis olarak ayçiçeği bitkilerinin köklerine kadar ulaşması sağlanmalıdır. - Tarlanın toprak yapısı ve uzunluğu dikkate alınarak sulama süresi iyi ayarlanmalıdır. - Sulu tarım yapılan topraklarda organik madde çabuk tükenir, toprağın fiziksel yapısı da bozulur. Bu nedenle sulu tarım alanlarının toprak yapısını organik madde yönünden korumak için ahır gübresi veya yeşil gübre kullanılması çok faydalı olmaktadır. - Sulanan tarım alanları toprak hazırlığı sırasında çok iyi tesviye edilmeli, sulama suyunun tarlada göllenmesine olanak verilmemelidir. Göllenme durumunda en kısa zamanda fazla su drene edilmelidir. Aksi takdirde göllenen su bitki köklerinin yeterince hava alamaması sonucu ölmesine veya gelişmenin gerileyerek bitkilerin sararıp solmasına neden olmaktadır. - Sulama suyunun kalitesinin iyi olmasına dikkat edilmelidir. Çok tuzlu, sanayi atıkları ile kirli sular sulama için uygun değildir. Söz konusu elverişli olmayan bu sularla sulama yapılırsa tarlaların çoraklaşmasına neden olunabilir. - Uzun süreli göllendirilerek yapılan sulamalarda da özellikle drenajı bozuk tarım arazilerinde tuzlulaşma çabuk olmaktadır. Bu nedenle göllendirilerek yapılan sulamalardan kaçınılmalıdır. 8. GÜBRELEME 8.1. Ayçiçeği Tarımında Kuruda ve Suluda Kullanılacak Gübre Dozları Öncelikle en doğru bir gübreleme için toprakların analiz yaptırılması şarttır. Genel bir bilgi vermek amacıyla ayçiçeği üretiminde yeterli ve dengeli bir gübreleme için kuru koşullarda uygulanabilecek gübre form ve dozlarının çeşitli seçenekleri aşağıda Çizelge 3’de belirtilmiştir. Azotlu, fosforlu ve potaslı gübrelerin tamamı ilkbaharda ilk toprak işlemesinden önce tarlaya santrifüjlü gübre dağıtma makinesi ile saçarak verilip arkasından kaz ayağı ile ekim derinliğine karıştırılabileceği gibi ekimde tarlaya kombine ekim makinesi ile de banda tohumun 5 cm sağına (veya soluna) ve altına gelecek şekilde verilebilir. Azotlu gübrelerin tamamı ekimle birlikte verilebileceği gibi yarısı ekimle, diğer yarısı da ara çapasından önce sıra aralarına, bitkilerin yaprak ve büyüme noktalarında

150

kalmayacak şekilde uygulanabilir. Ayrıca bitki yapraklarını gübrenin yakmaması için sulama yaparken veya yağmur çiselerken yapraklar yaş olacağından kesinlikle azotlu gübre uygulanmamalıdır. 8.3. Fosforlu Gübreler Sadece fosfor içermesi yönünden ayçiçeği tarımında en çok kullanılan gübre triple süperfosfat (% 43-46)’ tır. Eğer toprak analizi sonucu bu gübreye ihtiyaç duyulursa tamamı ekim öncesi toprağa verilip karıştırılmalıdır. Yapılan araştırmalarda saf olarak 7-8 kg/da fosforun yani 15-18 kg/ da triple fosfatın dekardan en yüksek verimi almada yeterli olduğu görülmüştür. Toprağa verilen fosforun bitkiler tarafından alınmayan kısmı toprakta birikmektedir. Diğer bir deyişle yağmur suları ile fosforun

topraktan yıkanması çok az olmaktadır. Bu nedenle toprak analizi yaptırmadan her yıl gereksiz fosforlu gübre kullanımından ve gereksiz masraftan kaçınılmalıdır. 8.4. Potasyumlu Gübreler Genelde Türkiye toprakları potasyum besin maddesi açısından zengindir. Bu nedenle toprak analizleri sonucu tavsiye edilmedikçe potasyumlu gübre kullanmaya gerek yoktur. Eğer toprakta potasyuma gerek duyulursa potasyum sülfat (%50K2O) gübresinden toprak analizi sonucuna göre ekim öncesi veya ekimle birlikte gübreleme yapılabilir. 8.5. Kompoze Gübreler Kompoze gübreler azot, fosfor ve potasyumun belli oranlarda karıştırılmasından yapılmıştır. Türkiye’ de en çok kullanılan kompoze gübreler;


SAKARYA ZİRAAT ODASI 20200, 18460, 26130 ve 151515’ tir. Burada kompoze gübre içerisinde birinci rakam azot, ikinci rakam fosfor ve üçüncü rakam ise potasyum miktarını % olarak ifade etmektedir. Özellikle ayçiçeği tarımında toprağımızın fosfora ihtiyacı varsa 20200 gübresi ekim öncesi veya ekimle birlikte dekara 30-35 kg olmak üzere kullanılabilir. Yalnız kompoze gübrelerin her yıl kullanılması sonucu bazı üretici tarlalarında fosfor birikimi olmaktadır. Bu nedenle toprak analizi sonucunda fosforlu gübreye ihtiyaç yok ise kompoze gübreler yerine diğer azotlu gübrelerin kullanılması gerek üretici ve gerekse ülkemiz açısından daha ekonomik ve verimli olacaktır. 8.6. Yaprak Gübreleri Yaprak gübreleri, son yıllarda Ülkemizde de tarla tarımında kullanılmaya başlanmıştır. Çoğunlukla sıvı olarak pazara sunulan yaprak gübreleri içerisinde bir veya birden fazla besin maddesi elementi bulunmaktadır. Bitkinin yetişme döneminde tarla toprağında molibden, çinko gibi bazı mikro besin maddelerinin noksanlığı görülebilir. Söz konusu bu besin maddelerinin ayçiçeği kökleri ile yeterince topraktan alımı mümkün olmayacağından bitkilerde gelişme geriliği, yaprak renklerinde sararma ve morarmalar görülebilir. Besin maddesi noksanlığından emin olunan ayçiçeği tarlalarına, Bakanlık kullanım iznine sahip ihtiyaç duyulan besin maddesi noksanlığını karşılayacak yaprak gübreleri temin edilerek, kullanma talimatına göre doğru oranda su ile karıştırılarak uygun bir pülverizatörle verilmelidir. Tavsiye edilen yaprak gübresinin uygun dozunu, akşam üzeri güneşin yakıcı olmadığı saatlerde uygulanması bitkide yanmaları önler. Yaprak gübrelerini tek başına, ayçiçeği tarımında ekim öncesi ve makineli çapa öncesi sıra arasına verilen mineral gübrelere alternatif olarak kullanmak dekardan istenen verim artışını kesinlikle sağlamaz. Unutulmamalıdır ki bitkinin esas besin maddesi ve su alması ile toprakta dik durmasını sağlayan kökleridir. Dolayısıyla normal koşullar altında bitki doğal olarak topraktan besin maddelerini almaktadır. Ancak toprakta bitki yetişme döneminde bazı bitki besin maddelerinin noksanlığı görülürse, fotosentez organı olan yapraktan bitkiye zorunlu olarak uygun bir yaprak gübresi ile noksan olan besin maddesi verilebilir.

Sanayi Tarımı

9. MÜNAVEBE (Ekim Nöbeti) Tarım yapılan alanlarda aynı bitkinin aynı tarlaya üst üste ekilmesi toprağın fakirleşmesine ve o bitkinin hastalıklarının artmasına neden olur. Bu nedenle ayçiçeğinden yüksek verim alabilmek için mutlaka münavebe yapılmalıdır. Ayçiçeğinin gireceği bazı münavebe modelleri şu şekilde olabilir 1. Model: Buğday +Ayçiçeği + Fiğ + Mısır 2. Model: Şeker Pancarı + Ayçiçeği + Buğday + Fiğ 3. Model: Çeltik + Ayçiçeği + Kavunkarpuz + Pamuk 4. Model: Pamuk + Buğday + Ayçiçeği + Baklagil 10. AYÇİÇEĞİ TARIMINDA YABANCI OT MÜCADELESİ Yabancı ot mücadelesi ayçiçeği yetişme devresinin ilk ayında çok önem taşır ve yapılması % 20-30 oranında daha fazla verim alınmasını sağlayabilir. Hızlı gelişme yeteneğine sahip yabancı otlar özellikle ilk gelişme devresinde faydalı tarla alanını kaplayarak ayçiçeği bitkisinin gelişmesini engelleyerek ve bitki besin maddelerine ortak olarak önemli oranda zarar yaparlar. Ayçiçeği bitkisi 30-40 cm boyunda olduğunda gölge yaparak diğer yabancı otların gelişmesini büyük ölçüde engellemektedir. Yabancı ot mücadelesi kültürel tedbirlerle, mekanik yollarla ve kimyasal yöntemlerle yapılmaktadır. 10.1. Kültürel Yabancı Ot Mücadelesi

Ekimde yabancı ot bulundurmayan temiz

tohumu tohumluk

151


Sanayi Tarımı

SAKARYA ZİRAAT ODASI

kullanılmalıdır. - Mümkün olduğunca ekim nöbeti yapılmalıdır. - Rizomlarla vegetatif olarak büyüyüp gelişen ayrık gibi otların toprak işlemesi sırasında kullanılan aletlerle bir tarladan başka bir tarlaya taşınması engellenmelidir. - Tarla sınırlarındaki yabancı otlar ile de mücadele edilmelidir. 10.2. Mekanik Yolla Yabancı Ot Mücadelesi - Sıra aralarının, ayçiçeği bitkileri 25-30 cm olduğunda kaz ayağı gibi ara çapa makineleri ile işlenmesi, hem yabancı ot mücadelesi yapılması açısından hem de toprakta bulunan kapilerite denilen buharlaşma borucuklarının kırılması açısından çok önemlidir. - Eğer iş gücü uygun ise makineli ara çapasından sonra sıra üzerinde kalan otların el çapası ile temizlenmesi gerekmektedir. 10.3. Kimyasal Yolla Yabancı Ot Mücadelesi - Ayçiçeği tarımında en ekonomik yabancı ot mücadelesi yabancı ot ilaçları ile yapılır. Kimyasal mücadelede tarlada görülen yabancı ot türlerine göre seçilen ilaçlar kullanım özelliklerine göre ekim öncesi, ekim sonrası veya çıkış sonrası uygulanabilir. - Ayçiçeği tarımında ekim öncesi kullanılan ilaçlar toprağa diskaro veya kaz ayağı ile 10-12 cm derinliğinde iyice karıştırılmalıdır 11. AYÇİÇEĞİNDE TOHUM BAĞLAMA Ayçiçeği çiçeklenme döneminde tozlanma (döllenme) için çeşitin kendine tozlanmasının az veya çok olmasına bağlı olarak yüksek oranda bal arılarına ihtiyaç duyar (Resim 10). Bu nedenle çiçeklenme dönemindeki süre de ayçiçeği üretim tarlaları yakınında arı kovanı bulunması tablalardaki döllenme yetersizliğinden ileri gelen boş dane oranını azaltır. Bal arılarının ayçiçeğinin döllenmesindeki payı %90’nın üzerindedir. 12. AYÇİÇEĞİNİN ÖNEMLİ HASTALIKLARI VE MÜCADELESİ 12.1. Ayçiçeği Mildiyösü Ayçiçeğinin en önemli mantari hastalıklarından biridir. Etmeni Plasmopora helianthi Novat’tır. Bu hastalığa, erken devrede yakalanan ayçiçeği bitkileri normal gelişemez, bodur kalır. Hasta bitki yapraklarında sararma ve alt kısmında

152

beyaz ve alt kısmında beyaz toz şeklinde sporlar görülür Mildiyönün bulaşması, genellikle tohumdan, topraktaki bitki artıklarından olur. Bulaşık ve taban suyu yüksek tarlalarda, hastalık yüksek oranda görüldüğünde tekrar ikinciye ekim yapılması gerekebilir. Mücadelesi, bu hastalığa dayanıklı çeşitlerin ekilmeli; hassas çeşitlerde ise tohumu ekmeden önce kesinlikle “metalaxyl” etken maddeli fungusitlerle tohum ilaçlaması yapılması ile olur. Kültürel olarak mücadelesi ise hastalıklı bitki artıklarını tarladan uzaklaştırmak ve ekim nöbeti yöntemi ile mümkündür. 12.2.Solgunluk Bu hastalığa yol açan etmenlerden birincisi Sclerotinia sclerotiorum (lib)’ dır. Genel olarak kök boğazı çürüklüğü biçiminde görülür. Hastalık, bitki köklerini toprakta kömürümsü sclerotları ile, bitki sap ve tablalarını ise toprak yüzeyinde çimlenen askosporları ile enfekte eder. Diğer bir solgunluk hastalığına da Verticillium dahlie Klebah neden olur. Çiçeklenme döneminde üst yapraklarda aniden solma, sararma ve damar içinde siyah lekelerin görülmesi ile belirlenir Mücadelesi, her iki etmenin neden olduğu bu solgunluk hastalıkları ile mücadelede bu hastalıkların görülmediği bitkilerle ekim nöbeti, dayanıklı veya toleranslı çeşitlerin ekilmesi önerilir. Ayrıca hastalıklı bitkilerin tarladan kökleri ile birlikte uzaklaştırılması ve yakılması yararlıdır. 12. 3. Ayçiçeği Pası Bu hastalığın etmeni, Puccinia helianthi schw.’ nidir. Genellikle geç ekim yapılan ayçiçeği tarlalarında çiçeklenme döneminden sonra görülmektedir. Pas püstülleri önce yaprağın alt yüzeyini sonra tüm yaprak yüzeyini kaplar. Mücadelesi, pasa karşı dayanıklı çeşitler ekmek yanında ekim nöbeti ve erken ekim yapmak ile mümkündür. 12.4.Ayçiçeği Yaprak Lekeleri Ayçiçeğinde bir çok yaprak lekesi hastalığı etmeni vardır. En yaygın olanları Septoria sp. ve Alternaria sp.’ dir. Septoria daha çok bitkinin erken devrelerinde görülürken, alternaria ise gelişme dönemini içerisinde her zaman koşullar uygun olduğunda görülebilir. Mücadelesi, dayanıklı çeşitlerin ekimi ile yapılmaktadır. 12.5. Diğer Ayçiçeği Hastalıkları


SAKARYA ZİRAAT ODASI Bu hastalıklar, başta kömürümsü çürüme, Macrophomina Phseoli (Maubl.), Phoma oleracea var., Helianhi-tuberosi sacc., Phomopsis sap Botrytis ve Rhizopus’ dur. Bazı kurak yıllarda bitki saplarında Macrophomina (kömürümsü çürüme), rutubet oranı yüksek yerlerde de Botrytis ve Rhizopus tabla çürüklükleri görülebilmektedir Mücadelesi, dayanıklı çeşit ekimi yanında uygun ekim nöbeti ve hastalık içermeyen tohumluk ve tarla ile mümkündür. 13. AYÇİÇEĞİNİN ÖNEMLİ ZARARLILARI VE MÜCADELESİ 13.1.Makaslı Böcek (Lethrus brachiicollis Fairm) Daha çok ayçiçeğinin çıkış, çimlenme döneminde zarar yapar. Fideleri toprak üstünden yiyerek keser Mücadelesi, tarladan yabancı otları uzaklaştırmak, derin sürüm ve uygun insektisit ile tohumların ve toprak yüzeyinin ilaçlanması ile mümkündür. 13.2. Çayır Tırtılı (Loxastege sticticalis (L) Bitkinin yaprak ve tomurcuklarını yiyerek önemli zarar yaptığı yıllar olmaktadır Mücadelesi, ayçiçeği ekilecek tarlada Sonbaharda derin toprak işleme, yabancı otlar tarladan uzaklaştırma ve bu zararlı görüldüğünde uygun insektisitlerle ilaçlamak ile olur. 13.3. Bozkurt (Agrotis sp.) Bitkilerin çıkış sonrası küçük fideciklerini toprak altından yiyip keserek önemli zararlar yapabilmektedir Mücadelesi, ekim öncesi ekilecek ayçiçeği tohumlarını ekimden önce uygun bir insektisitle ilaçlamak; ayçiçeği çıkış yaptıktan sonra görüldüğünde yüzey ilaçlaması yapmak ile mümkündür. 13.4.Diğer Ayçiçeği Zararlıları Diğer ayçiçeği zararlıları özellikle gübreli yerlerde ve çeltik yerlerinde danaburnu (Gryllotolpa sp.), yeşil kurt (Heliothus spp.) ve çizgili yaprak kurdu (Spodoptera exigus Hlon)’dur. Mücadelesi, tarla kontrolleri sonucu görüldüğünde uygun insektisitlerle dana burnunda zehirli kepek ile, genelde diğer zararlılarda ise tarla ve bitki yüzeyi ilaçlaması ile yapılır. 14. OROBANŞ (Verem Otu) Orobanş (Orobance cumana), diğer adıyla verem otu, Ülkemizde bazı ayçiçeği ekiliş alanlarında sorun olan bir kök parazitidir. Besin maddesini ve suyunu

Sanayi Tarımı

tamamen ayçiçeği köklerine emeçlerini salarak karşılar. Ayçiçeğinde görülen bu parazitin beşten fazla ırkı tespit edilmiştir. Orobanşa birçok yerde verem otu da denilmektedir. Orobanş parazitinin boyu 20-60 cm arasında, çiçek rengi genellikle mavi, mor veya beyaz olabilmektedir. Tohumları çok küçük kahverengi renkte ve kapsüller içerisinde bulunmaktadır. Bir orobanş sapında bulunan kapsüllerde milyonlarca tohum bulunmaktadır. Söz konusu bu parazit tohumlarının yapılan araştırma sonucunda toprakta canlılığını 10-15 yıl süreyle koruyabildiği belirlenmiştir. Orobanş ile bulaşık tarlalarda bu parazite

karşı hassas tohumluk ekilmişse, ayçiçeği bitkilerinin köklerinde orobanş ekimden 4-5 hafta sonra görülmeye başlar. Söz konusu bu parazit çiçeklenme öncesi yıldız tabla oluşum döneminden itibaren yoğun olarak toprak yüzüne çıkar. Çiçeklenme döneminde bir kökte yoğun olarak 50’nin üzerinde orobanş sapı görülebilir. Köklerinde yoğun olarak orobanş görülen bitkilerde boy kısalır, yapraklar ve tablalar çok küçük kalır. Dekardan alınan tane verimi ve yağ verimi de oldukça düşer. Özellikle kurak yıllarda orobanşın ayçiçeği bitkisine zararı çok daha etkilidir. Mücadelesi Orobanş ile bulaşık tarlalarda ayçiçeği tarımı yapılacaksa söz konusu bu parazite karşı dayanıklı tohumluğun ekilmesi en kesin çözümdür. Gerek kamu sektörü ve gerekse özel sektörde tohumculuk yapan kuruluşlarda bu parazite karşı dayanıklı hibrid ayçiçeği çeşitleri geliştirmişlerdir. Bu parazit ile kimyasal mücadelede mümkündür. IMI grubu ayçiçeklerinde tohumla birlikte verilen yabancı ot ilacı tavsiye edilen zamanda ve dozda kullanılırsa etkili olarak kullanılabilmektedir. Kültürel mücadelede

153


Sanayi Tarımı

SAKARYA ZİRAAT ODASI

ise üst üste ayçiçeği ekiminden kaçınılarak buğday, arpa, mısır, pancar, çeltik, pamuk veya baklagiller gibi bitkilerle ekim nöbetine gidilmelidir. 15. TOHUMLUK ÜRETİMİ Ayçiçeği yetiştiriciliğinde büyük oranda hibrit tohumluklar kullanılmaktadır. Hibrit tohumlukların üretimi kamu ve özel sektör Tarımsal Araştırma kuruluşları tarafından gerçekleştirilmektedir. Hibrit tohumlukların elde edilmesinde verim, kalite ve hastalıklara dayanıklılık açısından uygun ana ve baba hatlar kullanılmaktadır. Ana ebeveyni A (sitoplazmik erkek kısır) ve B (A hattının idame ettiricisi) hatları oluşturmaktadır. Baba ebeveyni ise R (restorer) hattı oluşturmaktadır ve genellikle döllenmede uzun süre ve bol çiçek vermesi için dallı olanlardan seçilmektedir. Hibrit ayçiçeği ana hattı tohumluğunun üretiminde, 6 veya 8 sıra A sitoplazmik kısır hattı, 2 sıra da B idame ettirici hat ekilir. Diğer ayçiçeği ekilişlerinden en az 2 km uzaklık izolasyon mesafesine uyulur. Baba R restorer hattı da diğer ayçiçeği ekilişlerinden yine izolasyon mesafesi koşullarına uyarak tek başına ekilmek koşuluyla çoğaltılmaktadır. Hibrit ayçiçeği tohumluğu üretimi ekilişlerinde 6 veya 8 sıra A sitoplazmik hattı ve 2 sıra R restorer baba hattı ekilir. Hibrit tohumluk üretimi yabancı tozlaşmayı engellemek için diğer ayçiçeği ekilişlerinden 2 km uzaklıkta (izolasyon mesafesi) ekilmelidir. Ayçiçeği ebeveyn hatların çoğaltılmasında çiçeklenme süresince döllenmenin iyi olması için oran itibariyle 10 dekara 2 bal arısı kovanı bulundurulmalıdır. Farklı ebeveyn bitkilerin melezlemesi ile elde edilen tohumluklarda yüksek hibritlik oranı ve melez azmalığı tercih edilmektedir. Hibrit çeşitlerin tohumlukları ekildiğinde tarlada bitkilerde çıkış, büyüme, çiçeklenme ve hasat olumuna gelme gibi gelişmeler aynı zamanda olmaktadır. Mütecanis gelişme hibrit çeşitlerde sulama, ilaçlama ve hasat zamanı gibi konularda büyük kolaylıklar sağlamaktadır. 16. HASAT VE DEPOLAMA Ayçiçeği, havaların sıcak veya yağışlı gitmesine ve çeşidin erkencilik durumuna bağlı olarak çiçeklenmeden 45 ile 60 gün sonra hasat olumuna gelir. Ayçiçeği hasat olumuna geldiğinde bitkilerin sap, yaprak ve tablaları tamamen kuruyup kahverengine dönüşür. Hasat öncesi ayçiçeği tablalarındaki danelerinin rutubeti

154

% 9.5’i geçmemelidir. Rutubet yüksek olduğunda hasat edilen ürünün kurutulması gerekir. Ayrıca hasadın fazla geciktirilmesi kuş zararını ve tane dökülmesini artırarak kayıplara neden olabilir. Ayçiçeği hasadında biçerdöver kayıplarını azaltmak için, uygun silindir hızı, batör-kontrobatör açıklığı, vantilatör, elek ayarları yapılmalıdır. Hasatta biçer döverin ön tablası ayarlı olmalı ve uygun yükseklikten zamanında hasat yapılmalıdır. Fazla yüksekten hasat yarı yatık bitkilerin biçerdöverin ön tablasına alınmasını önleyerek ayçiçeği tablası ve buna bağlı dane verim kaybına neden olabilir. Emniyetli bir depolama için ayçiçeği danelerinin rutubeti % 9.5’i geçmemelidir. 17. SONUÇ Ayçiçeği her ne kadar kurağa toleranslı bir bitki ise de şiddetli kuraklık önemli ürün kayıplarına neden olur. Ayçiçeği üreticileri, sulama imkanına sahip iseler ayçiçeği ekili tarlalarını özellikle kurak geçen yıllarda suladıkları takdirde dekardan aldıkları verimde kurak şartlara göre %100 artış sağlayabilirler. Sonuç olarak, ayçiçeği tarımında çiftçilerimizin birim alandan daha yüksek verim elde etmeleri ve kazançlarını artırmaları buraya kadar belirtilen yetiştirme tekniği esaslarını tam olarak uygulamalarına bağlıdır. Ayçiçeği tarımı konusunda daha geniş teknik bilgi almak isteyenler en yakın Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bağlı Araştırma Enstitüleri ile Tarım İl ve İlçe Müdürlüklerine başvurdukları takdirde kendilerine yardımcı olunacaktır. ÜRÜNÜNÜZ BOL VE KAZANCINIZ BEREKETLİ OLSUN.


SAKARYA ZİRAAT ODASI DIŞ MEKAN SÜS BİTKİLERİ YETİŞTİRİCİLİĞİ

5. Çiçekler ve otsu bitkiler

5.2.1 Ağaç ve Ağaçcıklar

Ağaç ve ağaççıklar ikiye ayrılır: 1. İbreliler (iğne yapraklılar) 2. Yapraklılar

5.2.1. İbreliler

Dış mekan süs bitkileri çevre düzenlenmesinde kullanılan süs bitkileridir. Bu bitkiler; kullanıldıkları alanı güzelleştirmekten başka sosyal, kültürel, insan ve çevre sağlığı ve turizm açısından çok büyük önem taşımaktadır.

5.1. Genel Durumu

Dış mekan süs bitkilerinin bir kısmı bazı bölgelerde çok iyi yetişirken, diğer bazı bölgelerde ise gelişemeyebilir. Bu nedenle üretim yapılacak uygun bitkileri seçmek gerekir. Bölgeye uymayan türleri üretmek boşa giden emek demektir. Yetiştirilecek olan dış mekan bitki türlerinin seçiminde ihtiyaç en önemli unsurlardan biridir. Her bölgede çok sevilen ve kullanılan bitkiler yetiştirme tercihi olmalıdır. Arz talep durumuna göre bitki çeşidi ve miktarı belirlenmek zorundadır. Ülkemizde süs bitkileri üreticileri kendileri için önemli gördükleri bitkilere ve yetiştirme tekniklere ağırlık vererek daha başarılı olmaktadır.

5.2. Dış Mekan Gruplandırılması

Süs

Bitkilerinin

Çevre düzenlemesinde kullanılan dış mekan süs bitkileri çeşitli özelliklere göre gruplandırılmışlardır. 1. Ağaç ve ağaççıklar a) İbreli ağaç ve ağaçcıklar b) Yapraklı ağaç ve ağaçcıklar 2. Çalı formlular 3. Sarılıcı ve tırmanıcılar 4. Çim ve yer örtücü bitkiler

Bu grupta yer alan ağaç ve ağaççıklar genelde herdem yeşil ve iğne yapraklı formdadırlar. İbreli ağaç ve ağaççıklar çevre düzenlemesinde en önemli bitkilerden biridir. Peyzaj mimarisinin temel ilkelerine uygun olarak yapılan düzenlemelerde estetik açıdan, form ve norm değerleri bakımından en önde gelen bitkilerdir. Tüketim ve üretimleri göz önüne alınarak belli başlı ağaçları şöyle sıralayabiliriz.

5.2.2. Yapraklılar:

Yapraklı ağaç ve ağaççıklar bahçe ve park çevre düzenlemesinde, karayolları peyzajında, çeşitli çevre düzenlemelerinde, ibreliler gibi en önemli bitki türlerindendir. Gövde yapıları, yaprak şekilleri, renkleri, formları, değişik mevsimlerde oluşan çiçek, meyve ve yaprak renkleri ile istenilen renk cümbüşünü sağlayan bitkilerdir. İbrelilerle birlikte koruluk ve ormanlık alan oluşturmalarda kullanılmaları daha sağlıklıdır. Yapraklı ağaç ve ağaççıklar peyzaj planlamada ibreliler gibi temel taşlardan biridirler.

5.2.2. Çalı Formlular

Çalı formlu bitkiler çevre düzenlemesinde tamamlayıcı olarak rol alırlar. Özellikle çevre düzenleme ölçeği küçüldükçe çalıların önemi artar. Küçük park ve bahçelerde, teras katlarında, bina boşluklarında üstün peyzaj etkileri nedeniyle kullanılırlar.

5.2.3. Sarılıcı ve Tırmanıcılar:

Sarılıcı ve tırmanıcılar çevre düzenleme çalışmalarında tamamlayıcı rol üstlenirler. Balkon, kameriye, oturma grupları, ağaç altı düzenlemelerinde kullanılırlar. Ayrıca kamuflaj malzemesi olarak görüntüsü istenmeyen objelerin kapatılmasında kullanılır.

5.2.4 Çim ve Yer Örtücü Bitkiler:

Park ve bahçelerde; toprak yüzeyini örten ve düz bir satıh elde etmede kullanılan, yürüyüş parkurları, spor tesisleri ve daha bir çok etkinliklerde yeşil halı örtüsü amaçlı çimler veya diğer yer örtücü bitkiler kullanılır. Çim yer örtücü bitkilerin en önemlisi ve vazgeçilmeyen ilk peyzaj elemanıdır. Çim alansız park, bahçe ve yeşil mekan düşünülemez. İnsanda en çok doğal ortam

155


SAKARYA ZİRAAT ODASI 30 gr iken kurak bölgelerde 60-70 gr’a kadar çıkabilir. Kullanılan çim tohumu karışımları: 1. Lolium perenne 2. Festuca sp 3. Poa sp. 4. Agrostis sp. 5. Bermuda grass 6. Phleum pratense 7. Cynasurus cristatus’dır. Çim Alanlarında Bakım İşleri

Sulama:

hissi uyandıran eleman çimdir.

Çim Ekilmesi

Çim ekilmeden önce yabani otlarla mücadele yapılmalıdır. Alan bellendikten veya sürüldükten sonra yabancı maddeler alandan uzaklaştırılmalıdır. İlk tesviyeden önce toprağın besin durumuna göre ihtiyacı duyulan gübreler verilmelidir. İkinci tesviyeden sonra bölgelere göre en uygun çim tohumu karışımı mibzerle veya elle saçılarak ekilir. Bunun üzerine yanmış elenmiş ahır gübresi 2 cm olacak şekilde kapatılır. Bunun çim tohumunun rüzgarla uçmasını önlemek ve kuşlardan korumaktadır. Bunundan sonra hafif bir silindirle üzeri batırılarak merdaneleme yapılır. Tohumun toprakla gübre arasında iyi bir teması sağlanır. İnce zerrecikler halinde sulama sistemiyle iyice sulanır. 20-25 gün sonra çim haline gelir. Çok eğimli alanlarda atılan tohumlar su ve rüzgarlarla aşağı doğru taşınır. Bunu için şev 8-10 cm kalınlıkta samanla kapatılır. Kaplamadan önce samanlar hafif ıslatılıp m2’ye 300-700 g saman kullanılır İnce gözenekli tellerle samanın araziye tespiti sağlanır. Daha bu samanın üzerine m2’ye 60 - 80 g Suni gübre veya 100 - 200 g organik gübre verilir. Çim tohumu nemli bölgelerde m2 ye 25-

Ekimden sonra hemen sulama işi genellikle sabah erken ve akşam geç saatlerde olmak üzere günde 2 defa yapılmalıdır. Sık ve kısa aralıklarla biçilen çimlerin su ihtiyacı daha yüksektir. Ayrıca biçilen çim vegetatatif gelişme göstereceğinde su isteği fazlalaşır. Kurak periyotlarda suyun azalması çimin taze yeşil rengini kaybetmesine yol açar. Nisbi nemin değişmesi ise çimin karakteriyle, toprağın kimyevi yapısını da değiştirir. Çim köklerinin yayılma hızı 2-6 cm’dir. Toprak tamamen kurumadan ve sertleşmeden sulanmalıdır. Ortalama çim alanların su istekleri m2’ye 5-10 lt’dir. Bu oran sulama yapıldığı zamana göre değişir. Gündüz yapılan sulamalarda ısı ile oluşacak transpirasyon nedeniyle su tüketimi artar. Sabahın erken ve akşamın geç saatlerinde sulamak esastır.

Biçme:

Çimi sık sık ve kısa biçimde yapılmak suretiyle kadife görünümlü sahalar elde edilir. Bununla çiçek ve tohuma kalkmaları önlenir ve vejetatif gelişmeleri daha kuvvetli olur. İlk biçim çim 15 cm boylanınca yapılır. İlk iki biçimden sonra çim biçme makinesi kullanmak faydalıdır. Yeni tesis edilen saha kurak havalarda nemli tutulmalı, çim boyu 6 cm’yi geçince merdanelenmeli ve tırpanla ilk biçim yapılmalıdır. İlk biçimden sonraki merdaneleme vejetatif gelişmeyi kuvvetlendirir. Erken İlkbaharda yapılacak İlk 2 biçim daha sonraki biçimlerden daha uzun olmalıdır. İdeal çim biçme uzunluğu 4-5 cm’dir. Soğuk ve sıcak dalgalarının ani olduğu zamanlarda biçim yapılmamalıdır. Ortalama 10-12 günde bir biçim şekli esastır. Dikkat edilecek önemli bir husus ta her biçimde aynı istikametin kullanılmasıdır. Buna uyulursa çim kökleri daha sağlıklı ve sağlam olur.

Gübreleme:

Tesis edilen çim sahalarına değişik organik ve inorganik gübreler toz veya eriyik halde verilir. Gübreleme sadece besin takviyesi

156


SAKARYA ZİRAAT ODASI topraklarda kireçleme yapılır. Asit fazlalığın belirtileri yosunlaşma, sazlar ve benzeri zararlı bitkilerin gelişmeye başlamasıdır. Bu durumlarda hektara 500-600 kg CaCo3 son ve İlkbaharda çim daha üzerine serilmelidir. Fazla asitliliğe rağmen çim bitkileri zarar görmüyorlarsa kireçleme yerine ha’a 250 kg kalkerli gübre verilmelidir. Çim sahalarda en erken kireçleme 3-4 senede bir yapılır.

Merdaneleme:

bakımından değil toprak strüktürünün düzelmesinde de rol oynar. Verilecek gübrenin seçiminde mevcut toprağın yapısı ve çim alandan faydalanma şekli tesir eder. Çim sahalarında yılda iki defa 0,5 cm’yi geçememek üzere ince elenmiş komposto toprağı serpilir. Bu kompostun zararlı ot tohumundan arınmış olması gerekir. Kompost toprağı besince fakirse m3’üne 800 gr Süper fosfor 300 gr kalsiyum, 500 gr azotlu gübre karıştırılır.Asitliliği fazla ise m3 ne 1-3 kg CaCo3 karıştırılır. Kompost toprak Şubat-Mart aylarında yapılır Bunun için 100 m2’ye 0,3-0,5 m3 kompost gereklidir. Çim sahalarda periyodik olarak suni gübre verilmesi vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Yılda en az iki defa uygulanması gerekir. En uygun zaman İlkbaharda kompost toprağa karıştırılarak verilmesidir. MayısAğustos ayları arasında 4-6 haftada bir yapılan azotlu gübreleme (100 m2’ye 1 kg amonyum sülfat) başarı sağlar. Çim bitkilerine yapraklarının yaş olduğu zamanlarda inorganik gübre verilmemelidir. Çünkü yaş yaprak üzerine düşen gübre ayrışarak asit meydana getirir ve bitkiyi yakar. Bu bakımdan yapraklar kuru iken verilen inorganik gübre, gübrelemeden hemen sonra sulanmalıdır.

Çim alanlarının merdanelenmesi herşeyden önce geçirgen ve orta derece geçirgen topraklar içindir. Merdaneleme çimin vejetatif gelişmesini artırır. Fakat sık sık çiğnenen ve killi karakterli topraktaki bu işlem fayda yerine zarar getirir. 100 kg ağırlığındaki yeterlidir. Yeni tesis edilmiş çim sahalarda ilk biçimden evvel ve sonra 50 kg’lık merdane yeterlidir. Bu işlemle yeni çim fidelerinin toprağa daha sıkı tespiti sağlanır. Spor sahalarında merdane ağırlığı 250 kg’a kadar çıkabilir. Don ve nemli koşullarda merdaneleme yapılmaz. Fazla merdaneleme çim gövde aksamına zarar vereceğinde sıkça yapılmamalıdır.

Havalandırma:

Sık yapılı topraklarda çimin kökleri genellikle rahat gelişemezler Bu nedenle de gerekli su ve besin maddelerinden tam olarak yararlanamazlar . fazlaca çiğnenen spor ve oyun sahalarında da aynı durum gözükür. Bu amaçla kullanılabilecek tahta yada demir uçlu aletlerle hem sıkışık toprağın yer yer gevşemesi hem de havalandırılması sağlanır. Hava deliklerinin derinliği toprağın sıkışıklık derecesiyle ilgili olarak 5-12 cm arasında değişir. Fazla

Kireçleme:

Kireç verilen topraklarda yabani otlar fazla gelişme gösterdiğinden solucan faaliyeti gözlenen yerde kirece ihtiyaç yoktur. Çimler genellikle orta asit ve az asitli topraklardan hoşlanırlar. Ancak fazla asit nedeniyle çimin zarar gördüğü

157


SAKARYA ZİRAAT ODASI 5.3. Dış Mekan Bitkilerinde Çoğaltma Teknikleri Fidanlık işletmeciliğinin temel amacını oluşturan bitki üretimi; bilgi, deneyim ve planlamayla birleştiği zaman işletmeler başarılı olur. Dış mekan süs bitkilerinin üretimi iki temel tekniğe dayanır. 1. Generatif (tohumla) çoğaltma 2. Vejetatif çoğaltma

5.3.1. Generatif (Tohumla) Çoğaltma

geçirgen kumu bol topraklarda bu işleme gerek yoktur.

Tırmıklama:

İlk ve Sonbaharda çim sahalarda kesilmiş çim, yosun yaprak v.b. gibi artıkların temizlenmesi gerekir. Tırmıklama yapılırken çim gövde ve köklerinin zarar görmemesi gerekir. Yer örtücü bitkiler dikiminden önce büyüyünce alacaklı büyüklük ve boyutların bilinmesi gerekir. Bunun yanı sıra çeşitler için uygun yer seçimi yapılır. Küçük alanlarda, bina çevrelerinde kısa zamanda örtüye sahip olmak için daha sık dikim yapılır. Buna karşın geniş alanlarda daha seyrek dikim yapılır. Yer örtücü bitkilerle çalışmanın amacı toprağı en uygun nemi tutabilecek hale getirmektir. Kumlu topraklarda çok az odunsu bitki iyi bir gelişme gösterebilir. Buna karşılık kötü drenajlı killi topraklarda yetişme açısından zorluk çekebilir. Yer örtücü bitkilerin en önemli işlevlerinden biriside toprak erozyonunu önlemektir. Aslında tüm bitkiler bu görevi bir noktaya kadar yaparlar. Eğimli alanlarda eğim artıkça toprağı korumak zorlaşır. Düşük eğimlerde her cins bitki dikimi yapılabilmesine rağmen eğim arttıkça daha özel bitki seçimi yapılmalıdır. Bu seçilecek bitkiler büyük ve sağlıklı bitkiler olmalıdır

5.2.5. Çiçekler ve Otsu Bitkiler

Çevre düzenlemesinde renk olarak ve birim alanda en fazla etki yaratan bitki türleridir. Çiçekler olmadan herhangi bir bahçe, park, spor tesisi düşünülemez. Kişilerde yaşama sevincini uyandıran, hayata bağlayan ve neşe veren bitkiler çiçeklerdir. Çiçekler tek yıllık ve çok yıllık diye sınıflandırılabilir. Tek yıllık çiçekler yazlık ve kışlık yetiştirilmeleri nedeniyle de sınıflandırılabilirler.

158

Generatif (tohum) çoğaltma yöntemiyle çok miktarda, ucuz ve kolay fidan üretimi sağlanır. Bu çoğaltma yönteminde ona temel olan tohum hakkında bazı bilgileri dikkate almak gerekir. Öncelikle hangi üretim tohum ile çoğaltılacağına karar vermek gerekir. Daha sonra tohumların teminine çalışılır. Tohumlar bizzat anaçlardan toplanabildiği gibi, bu işin ticaretini yapan kuruluşlardan da satın alınabilir. Tohumun hasadı sırasında olduğu kadar bunu izleyen işlemlerde tohumun canlılığı bakımından önem taşır. Çimlenme gücü en yüksek tohumlar bile hasat sonrası yapılan hatalı işlemlerle çimlenme güçlerini tamamen kaybedebilirler. Ağaçlar çalılar ve diğer süs bitkilerinin tohumlarını ekim mevsimine kadar veya gelecek yılların ihtiyacı için kullanmak üzere daha uzun süre sağlıklı bir şekilde sağlamak gerekir. Tohumlar ayıklanıp temizlendikten sonra ekim zamanına kadar serin ve havadar yerlerde saklanırlar. Ağaç çalı ve diğer süs bitkileri türlerinde tohumlar saklama açısından kısa ömürlü, orta ömürlü ve uzun ömürlü tohumlar diye 3 gruba ayrılabilirler. Tohumları kısa ömürlü


SAKARYA ZİRAAT ODASI kısımlarından alınan parçalarla yapılan üretim şeklidir. Bu çoğaltma yönteminde başlıca 4 temel metot bulunmaktadır. Bunlar:

bitki türlerinde saklama birkaç hafta ile 1-2 yıl arasında değişir. Bu gruba giren başlıca türler arasında Kavak, Söğüt, Kara Ağaç, Kayın, Göknar, Sedir,Meşe, Bazı Akçaağaç türleri, Yalancı Servi, Manolya sayılabilir. Tohumları orta ömürlü olan türerde tohumla 4-5 yıl saklanabilir. Bunlar içinde çam ve ladin türleri en tipiklerini oluşturur. Uzun ömürlü tohumlar daha uzun süre 1020 yıl kadar bozulmadan saklanabilirler. Bu gruba Akasya, Gülibrişim, Sarısalkım, İğde, Okaliptüs örnek olarak gösterilebilirler. Tohumlar saklandıktan sonra ekim işleminden önce iyi çimlenmeleri için bazı uygulamalardan geçirirler. Özellikle çimlenme engeli olan türlerde bu işlemler önem kazanır. Bu işlemler için en önemli yöntemler: Kabuk engeli için asitli işlem yöntemi, Mekanik zedeleme yöntemi, Suda şişirme yöntemi, Katlama yöntemidir. Tohumlar, ya soğuk veya sıcak seralar gibi kapalı yerlerde ya da fidanlıklarda açık alanlara ekilir. Fideler toprak yüzeyine çıkınca kültürel işlemler yapılır.yeterli büyüklüğe ulaşan fideler kaplara alınır.

5.3.2. Vejetatif Çoğaltma

Bu çoğaltma tekniği süs bitkileri üretiminde en yaygın kullanılan üretim tekniğidir. Vejetatif çoğaltma; kök sürgünü, yaprak, yumru, dal, rizom gibi vejetatif bitki

1. Çelik ile çoğaltma 2. Aşı ile çoğaltma 3. Daldırma ile çoğaltma 4. Rizom, stolon, soğan gibi diğer vejetatif çoğaltmalardır. Yukarıda sayılan vejetatif çoğaltma metotlarından en çok kullanılan çelik veya aşı ile çoğaltmadır.

5.3.2.1. Çelikle Çoğaltma

Çelikle çoğaltma tekniği üretilecek bitkiden alınan ve çelik adı verilen bir gövde, kök veya yaprak parçası ile yeni bir bitki oluşturma tekniğidir. Bu yöntemle çoğaltma çok çeşitli iğne yapraklı, yapraklı, herdem yeşil ve yaprağını döken süs bitkilerinde seralara sahip fidanlıklarda yıl boyu devam eder. Özellikle herdem yeşil ve yarı yeşil yapraklı türlerin hemen hemen hepsinde tohumla çoğaltım zaman aldığı ve buna rağmen istenilen nitelikler genellikle sağlanamadığı için bu türler çelikle çoğaltılırlar Çelikle çoğaltma yöntemleri çok çeşitlidir. Bunlar: Gövde Çelikleri Kök Çelikleri Yaprak Çelikleridir. Süs bitkilerinde en çok gövde çelikleri ile üretim yöntemi kullanılmaktadır. Gövde çelikleri de yumuşak (yeşil) çelik, yarı odunlaşmış (odunsu) çelik ve sert (odun) çelikleri olmak üzere 3 grupta toplamaktadır. Odunsu bitkilerin henüz odunlaşmamış olan taze ilkbahar sürgünlerinden hazırlanan yumuşak çelikler bir çok süs bitkisinin çoğaltımında kullanılır. Yumuşak (yeşil) çelikler daha çabuk ve daha kolay köklenirler. Bu çelikler tepe tomurcuğu taşıyan sürgünlerden tepe çeliği olarak alınır. Yarı odunlaşmış (odunsu) çelikler yumuşak çelikten bir ölçüde olgunlaşmış ve kısmen de sertleşerek odunlaşmaya yönelmiş olmaları ile farklılık gösterir. Bu çelikler büyüme mevsiminin sonlarına doğru sürgünler kısmen olgunlaştığında alınır, genellikle Ağustos ayı ve Eylül başları en uygun zamandır. Sert (odun) çelikleri ise bir yaşında tamamen olgunlaşmış ve odunlaşmış sürgünlerden elde edilir. Sert çelik kullanımı daha çok kışın yapraklarını döken türlerle iğne yapraklılarda kullanılır.

159


SAKARYA ZİRAAT ODASI Çeliklerde köklenmenin hızlı olması için çelikler köklenme yastıklarına dikilmeden önce köklenmeyi uyarıcı hormona batırılırlar Böylece köklenme daha kısa zamanda olduğu gibi köklü çelik sayısı da artar. Çelikler kök oluşturmaları için perlit veya temiz dişli kum bulunan yastıklara dikilir. Çeliklerin üzerine sisleme şeklinde su püskürterek nemli kalmaları sağlanır. Köklenen çelikler, küçük torbalara veya fincan saksılara aktarılarak gölgeli araştırma ortamlarına taşınırlar. Burada kültürel işlemler uygulanan bitkiler daha sonra süs bitkisi fidanı olarak büyütme yerlerine alınır ve yeterli gelişme ve form sağlandıktan sonra satışa sunulurlar.

5.3.2.2 Aşı İle Çoğaltma

Aşı ile çoğaltma tekniği çoğaltılması istenilen bitkinin bir parçasını anaç olarak kullanacağımız başka bir bitki ile kaynaştırarak tek bir bitki olarak geliştirme tekniğidir. Bitkinin toprak üstü kısmını yani gövde ve dalları oluşturacak kısma kalem veya göz denir. Bunlardan kalem üzerinde birkaç uyur göz bulunan dal parçasıdır. Bu parçanın göz olarak alınması halinde tek bir gözden oluşan bir parça söz konusudur. Yeni bitkinin kök kısmını oluşturacak olan aşı kısmına ise anaç denir. Aşılama yöntemleri kalem aşıları ve göz aşılarıdır. Türlere göre aşılamada başarı alanları çok farklılık gösterir a)Aşı bıçağı ile kalemden gözün çıkarılması b)Kalemden çıkarılmış aşı gözü c)Anaç üzerinde aşı bıçağı ile T şeklinde çizik açılması d)Açılan T’ye gözün yukarıdan aşağıya

160

doğru yerleştirilmesi e)Anaca yerleştirilmiş göz f) Aşı yerinin bağlanması . Üzerinde birkaç tomurcuk bulunan ve kalem adı verilen bir parçanın kullanılarak yapılan aşı çeşidine kalem aşıları denir. Kalem aşıları daha çok iğne yapraklı bitkilerde değerli varyetelerin çoğaltılmasında kullanılır. Bir çok kalem aşısı metodu vardır. Üzerinde bir göz veya tomurcuk bulunan küçük bir kabuk parçasından alınan bir kalem kullanılarak yapılan aşılama yöntemine göz aşısı denir. Bu yöntemle bir bireyden çok sayıda göz alma olanağı vardır. Bu nedenle göz aşısı metodu kıymetli bitkilerin ve güllerin üretilmesinde ekonomik ve amatör yetiştiricilerinde kolaylıkla uygulanabileceği aşı yöntemidir. Göz aşıları da sürgün göz aşıları ve durgun göz aşıları olmak üzere 2 çeşittir. Sürgün göz aşılarında anaca yerleştirilen göz o yıl içinde sürgün verir. Genelde Nisan- Mayıs aylarında yapılan aşılardır. Durgun göz aşılarında ise gözler o yıl uyur halde kalırlar ve ancak ertesi yıl sürerler. Haziran – Temmuz - Ağustos ve Eylül aylarında durgun göz aşısı yapılır. Güllerde durgun göz aşısının yapım aşamaları şöyledir: Anaçta aşı bıçağıyla T şeklinde çizik açılır ve kabuk hafifçe kaldırılır. Kalemden aşı bıçağı ile göz (Yaprak sapı ile birlikte) çıkarılır. Çıkarılan göz anaçta bulunan T şeklindeki bölgeye yukarıdan aşağıya doğru itilerek yerleştirilir. Daha sonra aşı yeri düzgün bir şekilde aşı bağı ile bağlanır.


SAKARYA ZİRAAT ODASI

Yem Bitkileri FİĞ YETİŞTİRİCİLİĞİ Ülkemizde tüm bölgelerde yetiştirilebilir. Tek yıllık baklagil yem bitkisidir. Yeşil ve kuru ot olarak yedirilebileceği gibi daneleri krıma yapılarak ta verilebilir. Hem otu hem daneleri oldukça besleyicidir. Yeşil otunda ortalama yüzde 23,9 ham protein bulunur. Danelerindeki protein oranı ise ortalama yüzde 20 nin üzerindedir. Eksi 8 derecenin altındaki sıcaklıklarda donmaktadır. Bu yüzden kışı sert geçen yerlerde yazlık olarak, sıcak iklim bölgelerinde ise kışlık olarak yetiştirilmektedir. İç, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde erken İlkbaharda ekimi yapılır. Su tutma kapasitesi iyi olan orta ve ağır topraklar adi fiğ tarımı için uygundur. Kumlu topraklar uygun değildir. Süzek, yeterli kireç ihtiva eden tınlı topraklar adi fiğ tarımı için en uygun topraklardır. Sonbahar ekimi için tahılların hasadından sonra toprağın yüzlek olarak işlenmesi ve sonbaharda daha derin bir sürüm yapılması yeterlidir. İlkbahar ekimi için ise tarlanın sonbaharda işlenmesi, ilkbaharda da tırmık geçirilmesi yeterli olmaktadır. Ekim en iyi şekilde mibzerle yapılabilir. Dekara atılacak tohum miktarı ve sıra aralıkları ot veya tohum yetiştirme amacına göre değişir. Ot elde etmek için sulu şartlarda 15-20 cm, kıraç şartlarda 30-40 cm sıra arasıyla ekim yapılabilir. Tohum için yetiştirilecekse sulu şartlarda 30-35 cm, kıraçta 50-60 cm sıra arasıyla ekilebilir. Mibzerle ekimde dekara 8-10 kg tohum

kullanılır. Serpme ekimde 12-15 kg tohum kullanılır. Ekim derinliği 3-4 cm kadardır. Tohum elde etmek için tek başına ekilen fiğ, ot elde etmek için yetiştirilecekse çeşitli tahıllarla birlikte ekilebilir. Bu amaçla en fazla arpa ve yulaf kullanılır. Adi fiğ tarımında ekimle birlikte dekara 10 kg DAP (18-46) gübresi verilmesi uygundur. Sulama imkanı olan yerlerde çiçek zamanına kadar bir iki defa sulanabilir. Yeşil ot elde etmek için yapılan yetiştiricilikte çiçeklenme döneminden alt kısımda baklalar oluşuncaya kadar geçen sürede biçilir. Kuru ot elde etmek için yapılan yetiştiricilikte ilk baklalar yetişince biçim yapılır. Dekardan 250-500 kg kuru ot alınabilir. Tohum elde etmek için fiğin saplarında en alt fasulyeler tamamen olgunlaşınca biçilmelidir. Hasatta geç kalınırsa alt fasulyeler çatlar. Dekardan 100-200 kg tohum alınabilir.

MACAR FİĞİ

İlk kültür formları Macaristan’dan alındığı için bu ismi almıştır. Kışa dayanıklılığı normal şartlarda yeterlidir. Sert kışlarda dondan zarar görmeden kalabilir. Kıraçta yetiştirilebilen bir kışlık fiğ olduğu için büyük değere sahiptir. Orta ağır ve kireççe zengin toprakları sever. Tahıl kalktıktan sonra gölge tavında sürülür. Sonbaharda ekimden önce tekrar tırmık ve taban geçirilerek tohum yatağı hazırlanır.

161


SAKARYA ZİRAAT ODASI Eylül başından kasıma kadar ekilebilir. Yalnız yada tahılla karışık ekilebilir. Karışık ekimde ot almak için dekara 6 kilo Macar fiği ve 4-6 kilo tahıl kullanılır. Ot almak için sıra araları 18-20 cm olmalıdır. Tohum almak için tek başına ekilir ve dekara 6-8 kilo tohum atılır. Sıra arası 35-50 cm olmalıdır. Ekimden sonra merdane çekmek faydalıdır. Ekimle beraber dekara 14 kg DAP (18-46) gübresi verilir. Yabancı ot mücadelesinde bir önceki dönem ekilen tahılda yabancı ot mücadelesinin yeterli yapılmış olmasının faydası büyüktür. Eğer nadasa sonrası Macar fiği ekiliyorsa nadas uygulamasında yeterli toprak işlemesinin yapılarak yabancı ot kontrolünün sağlanmış olması gerekir. Ekimden sonra ilkbaharda çıkan yabancı otların gelişmekte olan Macar fiğine zarar vermeden çapalanması gerekir. Macar fiğinde olgunlaşma dönemi erken başlamaktadır. İlkbaharda erken gelişmesi, erken tohum olgunluğu ve erken çiçek açması Macar fiğinin üstün bir özelliği ve tercih sebebi olmaktadır. Bu özellikler Macar fiği tarımında tohum veriminin yüksek ve güvenceli olmasını sağlamaktadır. Bu bitkinin meyve çatlamama özelliğinin de olması önemli bir üstünlüktür. Tohum için yetiştirildiğinde alt baklaları esmerleşince biçilip kurutulur sonra harman yapılır. Elde edilen tohumların iyice kurutulmadan ambara konulması uygun değildir. Macar fiği ot almak için çiçeklenme başlangıcında biçilmelidir. Biçilen ot kurutularak yada silolanarak saklanır. Tek olarak kıraçta verdiği yeşil ot miktarı dekara 800-1500 kilodur. Tohum verimi ise dekara 80-100 kilo kadardır.

FİĞ TARIMI

Yem bitkileri, hayvanların kaba yem ihtyacının karşılanmasında dolayısıyla et ve süt üretiminin arttırılmasında en başta gelen faktörlerden biridir. Yem bitkileri çayır-mera tarımı ile birim alandan diğer birçok tarım dalına göre daha fazla verim ve toplam sindirilebilir besin maddesi üretebilir. Fiğ ülkemizde ekim alanı ve tane üretimi

162

Yem Bitkileri

açısından ilk sırada, yeşil ve kuru ot üretiminde ise yoncadan sonra ikinci sırada yer alır. Çayır-mera alanları aşırı otlatma nedeniyle tahrip olmuştur. Bu nedenle ıslahları için uzun zamana ihtiyaç vardır. Yem bitkileri tarımının tarla ziraati içindeki payı oldukça düşüktür. Kısa vadede hayvanların ihtiyacı olan kaba yemi sağlamak, yem bitkilerinin ekiliş alanlarının artmasıyla mümkündür. Ülkemiz genelindeki nadas alanlarına ana ürün, Ege-Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki pamuk-pamuk ekimi şeklindeki alanlara da ara ürün olarak yem bitkilerinden birini, özellikle de fiğ tarımını

uygulamak mümkündür. Fiğler yalın ekilebildikleri gibi tahıllarla birlikte karışım halinde de ekilebilir. Karışık ekimin, daha yüksek verim elde edilmesi, hasat kolaylığı gibi avantajları vardır. Verime etki eden başlıca faktörlerden biri, karışık ekimlerde fiğ ve tahılın uygun oranlarda kullanılmasıdır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi hayvan varlığı yönünden büyük bir potansiyele sahiptir. Hayvan varlığının yem ihtiyacı, oldukça verimsiz halde bulunan çayırmeralardan, nadas alanlarından, sap ve saman artıklarından karşılanır. Dolayısıyla hayvanlardan yeterli verim alınmaz. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde toplam 2096 ha. alanda fiğ tarımı yapılır. Toplam üretim 407 ton ve ortalama verim 196 kg/ha’dır. Bölgede kışlık ara devrede yetiştirilecek yem bitkileri karışımları, gerek toprağı uygun bir şekilde kullanma açısından, gerekse protein ve karbonhidrat bakımından dengeli bir yem elde edilmesi yönünden önemlidir. Fiğ karışım olarak ekmek, kaliteli silaj yemi elde etmek açısından önemlidir. Ayrıca


Yem Bitkileri

SAKARYA ZİRAAT ODASI

karışımların, yabancı ot zararını azaltması, kurutma kayıplarını en aza indirmesi ve verimin daha yüksek olması gibi avantajları vardır. Fiğler için ekim zamanı bölgeden bölgeye değişir. Kuzeyde genel olarak tüylü fiğ hariç, bütün fiğ türleri erken ilkbahar da ekilmelidir. Kışın sert geçmediği güney bölgelerinde fiğler sonbaharda ekilebilir. Bu gibi yerlerde fiğler eylülde ve ekim başında yapılmalıdır. Ekim derinliği, pratik olarak tohum çaplarının 5-10 katı derine düşürülmesi ya da bu kalınlıktaki toprak tabakasıyla üzerlerinin kapatılmasıdır. Ekim derinliği, toprak yapısına ve ekim zamanına göre de değişebilir. Nemli, ağır bünyeli ve killi topraklarda ise daha derine ekim yapılır. Geç ekimlerde de normal ekimlere oranla daha derin ekim yapılmalıdır. Sonbahar ekimi için ilk sürüm derin yapılmalı; gerektiğinde ikinci bir sürüme başvurulmalıdır. Yazlık ekimlerde sonbahar sürümünden sonra, ilkbaharda su kaybını en aza indirmek için sürgü ve tırmık çekmek yeterlidir. Atılacak fosforlu gübre miktarı mümkünse toprak analizleri yaptırılarak belirlenmelidir. Toprağa 8-10 kg/da. Azot ve 8-10 kg/da. Fosfor ile gübreleme yapılması belirlenmelidir. Gübre el ile ya da gübre dağıtıcısıyla atıldıktan sonra diskaro çekilmeli, ardından sürgü ya da tırmık kullanarak iyi bir tohum yatağı hazırlanmalıdır. Ekim zamanı, iklim zamanına bağlı olarak sonbahardaki lik yağışlardan sonradır. Erken ekimin üretimi arttırmada büyük rolü vardır. İlkbahar ekimi, yağıştan ve toprakta var olan sudan yetirince yararlanmak amacıyla olabildiğince erken yapılmalıdır. Kullanılacak tohum miktarı mibzerle ekimde, dekara 8-10 kg.serpme ekimde ise 12-15 kg’dır. Fiğ ekimlerinde buğday mibzerleri kullanılabilir. Ekim derinliğinin 5-10 cm ve sıra arası mesafenin 20-40 cm. olması yeterlidir. Ot üretiminde dar, tohum üretiminde geniş sıra arası daha uygundur. karışımlarda ise 1/3 oranında tahıl ve fiğ kullanılmalıdır. Bu da 1 dekar için 3-4 kg. tahıl ve 8-10 kg. fiğe karşılık gelir. Serpme ekimde tohum atıldıktan sonra, tırmık ya da benzeri bir aletle tohumların kapatılması sağlanmalıdır. Ot üretimi amacıyla yapılan fiğ ekimlerinde herhangi bir bakım işlemi uygulamaya gerek

yoktur. Tohum üretiminde ise yabancı ot mücadelesi yapabilmek amacıyla mibzerle sıraya ekim uygulanması daha faydalıdır. Yeşil ya da kuru ot elde etmek için en uygun biçim zamanı çiçeklenme devresidir. Tarlada %25 oranında çiçek görüldüğünde biçime girmek gerekir. Erkenci çeşitlerde Nisan ayının ilk haftasında biçime girilir. Geç gelişen çeşitlerde ise biçim, Nisan ayının sonlarında veya Mayıs ayının başlarında yapılabilir. Çiçeklenme öncesinde yapılan erken biçim, verimin oldukça düşmesine neden olur. Biçimin geç yapılması ot kalitesinin düşmesine yol açar. Fiğler orakla ya da biçme makinesi ile biçildikten hemen sonra hayvanlara yedirilebilir. Kuru ot olarak değerlendirilecekse, yaprak kaybını azaltmak amacıyla biçimden sonra otların tarladan alınarak gölge bir yere taşınması gerekir, varsa askı ya da sehpalar üzerinde kurutulması yararlı olur. Verimli bir fiğ çeşidinden, dekarda 3-4 ton yeşil ot, yaklaşık 1 ton kuru ot elde edilir. Kışlık olarak ekilebilen fiğler yeşil gübre olarak da kullanıldığında çiçeklenme başlangıcında, mart ayının sonlarında sürülerek toprağa gömülür. Tohum üretimi için yapılan fiğ ekimlerinde en uygun hasat zamanı bitkilerin alt bölümlerinde bulunan baklaların kuruyup sarardığı dönemdir. Bakla çatlamasını önlemek dolayısıyla bakla kaybını önlemek için hasat sabah erken saatlerde veya gece yapılmalıdır. Hasat sonrasında bitkiler, tane kırılmasını önlemek için devir sayısı düşürülen harman makinesi ile harman edilir. Tohumlar gölge bir yere serilerek iyice kuruması sağlanır. Daha sonra çuvallanarak ambara konulur. Geniş ekim alanlarında hasat biçedöver ile yapılır. Biçerdöverin motor devri düşük, yani dakikada 400 devir olmalıdır. Elekler hafif meyilli olarak ayarlanmalıdır. Fiğlerde dekardan 100-200 kg. tohum alınabilir. Verim iyi koşullarda dekarda 300 kg’a kadar yükselir.

163


SAKARYA ZİRAAT ODASI SİLAJLIK MISIR TARIMI

Diğer tarla bitkilerinde olduğu gibi silajlık mısır tarımında da yüksek verim almanın en önemli yolu, doğru yetiştirme tekniklerini uygulamaktır. Örneğin çeşit seçiminde yapılan bir hata, diğer yetiştirme teknikleri ile giderilemez. Bu nedenle çeşit seçiminden hasada kadar tüm yetiştirme tekniklerinin eksiksiz olarak bilinmesi ve uygulanması şarttır. Çeşit Seçimi, Toprak Hazırlığı ve Ekim: Silaj mısırda birincil hedef bol yeşil aksam elde etmek olduğu için, tüm yetiştirme tekniklerinde bu amaç göz önünde tutulmalıdır. Bol yeşil aksam elde etmenin ilk yolu doğru çeşit seçimidir. Çeşit seçiminde özellikle tek melez (A+B) çeşitlere öncelik verilmeli, bunu sırası ile üçlü melez ve çift melez çeşitler izlemelidir. Tek melezlerin hem tane hem de yeşil ot verimleri üçlü melez ((A+B)* C) ve çift melezlere ((A+B)*(C+D) göre daha yüksektir. Ancak çeşit seçiminde tek kriter melez özelliği değildir Aynı zamanda çeşitli bitkisel özellikler de dikkate alınmalıdır. Bitki boyu yüksek, kalın saplı ve dik yapraklı bitkiler tercih edilebilir. Ülkemizde bir çok silajlık ticari mısır çeşidi bulunmaktadır. Kesinlikle kompozit ve sentetik çeşitler veya F2 tohumlukları kullanılmamalıdır. Bu tohumlardan elde edilen bitkiler zaman zaman çok kısa boylu kalmakta ve verimi düşürmektedir. Çeşit seçiminden sonra en önemli aşama toprak hazırlığı ve ekimdir. Eğer I. Ürün ekim planlanıyorsa, toprak sonbaharda derin sürülür, ilkbaharda yüzlek sürüm ve tapan yapılır sonra ekim gerçekleştirilir. Eğer ikinci ürün ekim yapılacaksa, öncü bitki anızının

164

mümkünse az bırakılması toprak hazırlığını kolaylaştırabilir. En çok uygulanan toprak hazırlığı sistemi yüzlek sürüm, tapan, ekim ve sulamadır. Bu şekilde bir ekim ile çıkışlar erken sağlanmış olur. Diğer bir metod ise önce toprağı sulayıp, toprak tava gelince yüzlek sürüm, tapan ve ekim yapmaktır. Bu sistemde çıkış daha güvenli olabilir. Ancak bu uygulamada, sulamadan sonra toprağın tava gelmesine kadar bir süre beklemek gerekebilir. Zamanın kısıtlı olduğu durumlarda veya vejetasyon süresinin kısa olduğu yerlerde önce ekim yapmak ve sonra sulamak bir avantaj sağlayabilir. Ekim pamuk mibzeri ile yapılabildiği gibi, son yıllarda yaygın şekilde kullanılan pneomatik (Havalı) mibzerle de yapılabilir. Havalı mibzerlerin en büyük avantajı, dekara atılacak tohumluk miktarının hassas şekilde ayarlanmasına olanak sağlamasıdır. Tohum iriliğine bağlı olarak dekara 2 - 2.5 kg tohumluk kullanılmalıdır. Tane mısır üretiminde dekarda 8 - 9 bin adet bitki olacak şekilde ekim yapılırken, silajlık mısır üretiminde bu rakam 12 - 14 bin bitki/da olacak şekilde arttırılmalıdır. Bazı yazarların söylediği gibi 16- 18 bin bitki /da çok yüksek bir rakamdır ve koçan bağlamayı azalttığı için bir verim kaybı ortaya çıkabilir. Ayrıca aşırı bitki sıklığında bitkilerin olgunlaşması gecikir ve tane tutma azaldığı için silajın tane içeriği de azalmış olur. Ekimde sıra arası mesafenin 70 cm, sıra üzeri mesafenin ise 10 - 12 cm olması yeterlidir. Bu durumda dekardaki bitki sayısı yaklaşık 14.300-11.900 adet/da arasında değişecektir. Ekim sırasında, silajın besin değerini artırmak için soya gibi bir baklagil ile karışık olarak ekilmesi de mümkündür. Silajlık mısırda en uygun ekim derinliği küçük tohumluklarda 3 cm, iri tohumluklarda ise 5 cm civarındadır. Sulama:Yağışların yetersiz olduğu durumlarda sulama şarttır. Mısırda çıkış için gerekli nem sağlandıktan sonra, yaprak sayısı ve bitki boyu arttıkça bitkinin su tüketimi de artar. Çıkış sağlandıktan sonra, iklim, toprak ve bitki faktörlerine bağlı olarak her 10-15 günde bir sulamak gerekir. Mısır aslında suyu ekonomik olarak kullanan bir bitki olmasına karşın, yüksek kuru madde üretiminden dolayı fazla miktarda su tüketir. Bitki oluşturabileceği en yüksek yaprak alanını oluşturduğu tarih ile bunun 3-4 hafta sonrası arasındaki dönem, suya ihtiyacın en yüksek olduğu dönemdir. Diğer bir ifade ile tepe püskülü çıkışından 7-10 gün öncesi ile


SAKARYA ZİRAAT ODASI 15-20 gün sonrası arasındaki dönem suya en hassas olduğu dönemdir. Silajlık mısır üretiminde koçan oranı ve koçanda tane oranı büyük bir öneme sahip olduğundan, tepe püskülü öncesinde yapılacak bir sulamanın verime önemli katkıları bulunabilir. Silajlık mısır yetiştiriciliğinde yeşil aksamın miktarı önemlidir. Ama hiçbir zaman tane oluşumu da göz ardı edilemez. Çünkü tane olmaksızın kaliteli bir silaj yapılamaz ve silajın hazmolunabilir karbonhidrat oranı azalır. Gübreleme:Mısır bitkisi, ürettiği toplam kuru maddenin yüksek olması nedeniyle fazla miktarlarda besin maddesi tüketir. Diğer bir çok tarla bitkisinde olduğu gibi en çok Azot (N), fosfor (P) ve Potasyuma (K) ihtiyaç duyar. Ancak ihtiyaç duyulan miktarları, toprak yapısına da bağlı olarak farklılık gösterebilir. Uygulanacak gübre miktarı, üreticilerimiz tarafından da sıkça sorulan bir sorudur. Ancak hiçbir zaman kesin bir rakam verilemez. Buna rağmen uygulanacak gübrenin yaklaşık miktarını saptamak için, bir toprak analizi yaptırmak şarttır. Bitkinin tüketeceği besin maddesi miktarından toprakta bulunana miktar çıkarılarak, gerekli olan besin maddesi miktarı hesaplanabilir. Yapılan araştırmalar 5 ton yeşil ot verimi için mısırın topraktan yaklaşık 23 kg N, 9,5 kg P ve 20 kg K kaldırdığını ortaya koymuştur. Hasat ve silolama:Silajlık bitkilerde hasat zamanı son derece önemlidir. Hasat zamanı ile bitkilerin nem içerikleri, protein ve karbonhidrat oranları arasında sıkı bir ilişki mevcuttur. Kaliteli bir silaj elde etmenin ilk aşaması, %65-70’lik bir nem içeriğine sahip, yeşil bitki elde etmektir. Diğer bir ifade ile, kuru madde oranı %27-32 arasında iken en uygun hasat zamanıdır. Tüm bunların sağlanabilmesi için, bitkilerin uygun bir dönemde hasadı şarttır. Pratik bir uygulama olarak, silajlık mısır için hasat zamanı hamur olum veya sert hamur olum dönemidir. Yani koçandaki tanelerin üst kısımlarının içe doğru çökmeye başladığı dönemde bitkinin kuru madde içeriği yaklaşık %30 civarındadır. Bu dönemlerden erken yapılan hasatta nem içeriği yüksek ve karbonhidrat seviyesi düşük bir materyal elde edilir ve silo içerisindeki olgunlaşma gecikir. Eğer hasat çok geciktirilirse, silo içerisinde yeterli sıkışma olmayacağı için hava kalır ve silaj bozulur. Bu nedenlerle silajlık materyalin zamanında hasadı son derece önemlidir.

Hasat, tek sıra veya iki sıra işleyebilen silaj makinası (silage track) ile yapılır ve yeşil materyal 2.5-5 cm uzunluğunda parçalar halinde kıyılır. Kıyılan materyal römorka yüklenerek, siloya taşınır. Kıyılan materyal en kısa zamanda siloya doldurulur ve mümkün olduğu kadar sıkıştırılır. Eğer hasattan sonra fazla zaman kaybedilirse, materyal nem kaybetmeye ve bozulmaya başlar. Bu durumda silajlık materyal bozulabilir. Hızlı bir şekilde siloya doldurulan materyalin bir an önce üzeri plastik malzeme ile kapatılmalı ve hava veya su girişi engellenmelidir. Plastik materyalin üzerine çok ince bir samanlı toprak atılabilir veya eski araba lastikleri atılarak bir miktar ağırlık yapılabilir. Böylece fermantasyon başlatılmış olur. Ortamda havanın bitmesiyle birlikte başlayan sürece, Fermentasyon adı verilir. Normal şartlar altında iyi hazırlanmış bir silo, 30-45 gün içerisinde olgunlaşır ve kullanıma hazır hale gelir. İyi yapılmış bir silajda pH 4.0 civarına düşer.. Bazı durumlarda silaj içerisindeki mikroorganizma faaliyetlerini artırmak ve uygun bir pH değerini yakalamak için silo içerisine katkı maddeleri de ilave edilebilmektedir. Özellikle karbonhidrat oranı düşük olan baklagil silajlarında buğday veya arpa kırması, melas ilavesi yapılabilmektedir. Mısır silajında dışarıdan herhangi bir katkı kullanmaya gerek kalmaz. Silajın Kullanılması:Açılan bir silaj dışarıdan hava almaya başlar ve bu da hava ile temas eden yüzeyin bozulmasına neden olur. Bu nedenle olgunlaşan materyalin üzeri açıldıktan sonra günlük 15-20 cm lik tabakalar halinde alınmalıdır. Ayrıca açılan silodan her gün materyal alınarak hayvanlara yedirilmelidir. Bu şekilde bozulma engellenmiş olur. Açılan bir silodan, günlük besleme kadar silaj alındıktan sonra her defasında silonun ağzı yeniden kapatılmalıdır. Silodan alınan materyal en geç 48 saat içinde tüketilmelidir. Aksi halde materyal bozulur Normal şartlar altında, açılmamış olan bir siloda bozulma meydan gelmez. Hiç açılmamış ve tam havasızlığın sağlandığı bir silo, 2-3 yıl hiç bozulmadan kalabilir. Ancak açılmış olan silolar o sezonda tamamen tüketilmelidir. Bu nedenle toplam ihtiyaç kadar bir silo yapmak yerine, 2 veya 3 silo yapmak daha akılcı olabilir.

165


SAKARYA ZİRAAT ODASI YEMLİK PANCAR PANCARI) TARIMI

(HAYVAN

Mart sonu, Nisan başında başlar. Ağır ve soğuk topraklarda en fazla 20 Mayısa kadar beklenebilir. Bir çapa bitkisi olan hayvan pancarının mibzerle sıraya ekimi uygundur. En uygunu pancar mibzeri olsa da gerekirse hububat mibzerleri de bazı gözleri kapatılarak kullanılabilir. Mibzerle ekimde dekara 1-1,5kg tohum yeterlidir. Elle ekimlerde biraz daha fazla atılabilir. Yüzlek ekimden kaçınılmalı ve ekim derinliği, ağır topraklarda 2-3cm; hafif topraklarda 3-4cm şeklinde ayarlanmalıdır. Ekimde uygulanacak sıra aralığı pancarın büyüklüğüne ve çeşit özelliklerine göre değişir. Sıra aralığı, toprak yüzünde yetişen iri çeşitlerde 40-50 cm., toprak içinde yetişen çeşitlerde ise 30-35 cm olmalıdır. Çapa sırasında sıra üzerine verilmesi gereken uygun aralık 40-50cm’dir.

Önemi: Hayvan pancarı, verimi oldukça yüksek, iki yıllık, yumrulu bir yem bitkisidir. Hem yaprakları hem de yumruları hayvan beslemede kullanılabilir. Ahır hayvancılığında önemli olan yeşil ve sulu yem ihtiyacını karşılayan, hayvanların iştahla yediği en ucuz ve en iyi yemdir. Kış sezonunda kolay ve uzun süre saklanabilen bir yem bitkisidir. Şekerli ve sulu oluşu nedeniyle iyi bir enerji kaynağıdır. Dolayısıyla önemli ölçüde et ve süt artışı sağlar. Yeni geliştirilen çeşitlerle 15-20 ton/da verime ulaşılarak maliyet düşürülmektedir. Hayvan pancarı, yurdumuzun, Doğu Anadolu Bölgesi’nin yüksek, yazları çok kısa ve serin yüksek yöreleri ile Doğu Karadeniz Bölgesi’nin çok fazla yağışlı, sisli, bulutlu yerleri dışında hemen her yerinde yetişir.

İklim ve Toprak İstekleri:

Ilıman iklimi seven hayvan pancarının nem isteği gereğince karşılanmalıdır. Yeterli yağışı olmayan yerlerde sulama gereklidir. Don ve kırağıya dayanıklılığı düşüktür. Hayvan pancarı, süzek ve derin topraklarda iyi yetişir. Taşlı, killi ağır yapılı toprakları sevmez. Taban suyunun da yüksek olmaması gerekir.

Toprak Hazırlığı

Toprak sonbaharda 25-30cm derinlikte sürülmelidir. İlkbaharda diskharrow ve kazayağı ile toprak tavdayken tekrar sürüm yapılır. Sürgü çekilerek tohum yatağı hazırlığı tamamlanır.

Ekim:

Ekim, ilkbaharda toprağın ısınması ile

166

Gübreleme:

Yüksek verimli çapa bitkisi hayvan pancarı gübre isteği en fazla olan bitkilerden biridir. Sonbaharda, 2-3 ton yanmış çiftlik gübresi uygulaması verimi arttırır. İlkbaharda, ekimle beraber tohum yatağına 18-20 kg/da triple veya 40-50 kg/da normal süper fosfat ile azotlu gübrenin de üçte biri verilmelidir. Pancarlar toprak yüzeyine çıkıp, 3-4 yapraklı olduktan sonra azotlu gübrenin kalan kısmı da verilerek, 60kg/da amonyum nitrat veya 50kg/da amonyum nitrat veya 30kg/ da üre uygulanır. Suni gübreler toprak tahlil sonuçlarına göre topraktaki eksik miktarı tamamlayacak şekilde ayarlanır.

Bakım:

Hayvan pancarı ekimi takiben 10-12 gün içinde çimlenerek çıkar. Çıkış sırasında kaymak tabakasına hassas olduğundan, kaymak kırma gerekebilir. Bitkiler tamamen toprak yüzüne çıktıktan sonra, sıra arasında ilk çapa yapılır. Bitkiler 2-3 yapraklı olduktan sonra yapılan ikinci çapa sırasında sıra üzeri mesafe de 30-50 cm şeklinde ayarlanmalıdır. İkinci çapanın arkasında da tekleme yapılmalı ve su verilmelidir. Bitkiler hızla gelişmeye başlayıp 10-15cm olduktan sonra üçüncü çapası yapılır ve çift kalmış fideler tek hale düşürülür.

Sulama:

Hayvan pancarında ilk sulama oldukça önemlidir. Ekimden sonra yağış gecikirse vakit geçirmeden sulama yapılmalıdır. İkinci sulama ise teklemeden sonra yapılır ve bitkileri toparlanmasını sağlar. Diğer sulamalar; hayvan pancarının gelişme durumuna, toprağın rutubetine bağlı olarak


SAKARYA ZİRAAT ODASI ihtiyaca göre ayarlanır.

Hastalık ve Zararlılar:

Hayvan pancarının başlıca hastalıkları; Çökerten, kuyruk çürüklüğü, pancar uyuz hastalığı , pancar ur hastalığı, dır. En önemli zararlıları da, pancar leş böceği, cassda, pancar sineği ve pancar yaprak pünesidir. Hastalık ve zararlılarla mücadele konusunda daha geniş bilgiler Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na bağlı Zirai Mücadele Araştırma Enstitüleri ile Tarım İl ve İlçe Müdürlüklerinden temin edilebilir.

Hasat :

Hasat zamanı orta yaprakların saramaya başladığı ve diğer yaprakların kuruduğu dönemdir. Olgunlaşan yumruların çoğunluğu toprak yüzeyinde kaldığından elle hasat kolay ve basit bir yoldur. Hasat zamanı Eylül ayının ortasından Kasım ayının sonuna kadar devam eder .Hasat sonrası baş kesiminin, gözler kalmayacak şekilde, biraz derince yapılması depolama açısından oldukça önemlidir. Yalnız yaprağı koparılan veya kesilen pancarlar, silo veya gömüde sürgün vererek yumrunun odunlaşarak hayvanın sindirmesini güçleştirir.

Depolanması:

Kuru mevsimin en önemli sulu yemi olan hayvan pancarı özellikle kış ayları için saklanmalıdır. Hayvan pancarını bozulmadan en iyi şekilde saklayabilmek için dikkat edilmesi gereken noktalar aşağıda sıralanmıştır. - Hasadın zamanında yapılması -Yumrunun zedeli ve bereli olmaması -Hastalıklı pancarların ayrılması -Saklama sırasında sürgün vermemesi için baş kesiminin uygun şekilde yapılması -Pancar üzerinde toprak bulunmaması - Pancarı hafifi de olsa don olayına maruz kalmaması -Pancarın yağmur ve sel gibi nedenlerle fazla ıslak ya da kuru olmaması - Silo veya gömü yapılırken, uzun süre dış etkenlere maruz bırakılmadan istif edilen kısımların üzerlerinin örtülmesi -Silo veya gömü yapıldıktan sonra içerideki ısının 5oC olması ve nem ile havalandırma şartlarının kontrol edilmesi

Mahsen Saklama:

veya

Havanın donlu olmadığı günlerde, havalandırma yapılarak pancarın fazla ısınması önlenmelidir. Çok soğuk havalarda da yığın sap veya otlarla örtülmelidir.

Silolarda Saklama:

Silo için ahıra yakın, su tutmayan kuvvetli rüzgarlara kapalı ve zemini kuru olan bir yer seçilmelidir. Saklamaya uygun pancarlar, eni ve yüksekliği 1,5 m’den fazla olmamak şartıyla beşik örtüsü şeklinde istiflenmelidir. Silolar, 10-35 m uzunlukta olabilir. Yığın dış şartlara uzun süre maruz bırakılmadan örtülmelidir. Silo uzunluğu 10 m’yi geçen ve saklama süresi 2 aydan fazla devam edecek silolarda, havalandırma bacası konulmalıdır. İstifin üzerine saman tabakası serilerek, üzerine 10-15 cm kalınlığında toprak örtülmelidir. Yağmur ve kar sularıyla ıslanmaması için silonun etrafına hendek açılır.

Gömüde Saklama:

Eski bir depolama şeklidir. Pancarlar su tutmayan ve su geçirmeyen bir yerde, toprak içinde açılan kuyularda 1,5 m’yi geçmeyecek şekilde istif edilir. Gömüde havalandırma bacası şarttır. 2-3 m de bir yerleştirilmelidir. Bacaların üzerine siperlik takılarak, silolamada olduğu gibi örtü işlemi tamamlanır.

Hayvanlara Verilecek Miktarlar:

Hayvan pancarı, günlük rasyon içinde; süt ineklerine 25-30 kg, yaşlı besi sığırlarına 35-40 kg, besi koyunlarına 4-5 kg, gebe koyunlara 2-2,5 kg’a kadar yer alabilir. Gebe hayvanlara tavsiye edilen miktardan fazla verilmemelidir. İleri gebe hayvanlara ise verilmemesi gerekir.

Samanlıklarda

Saklamaya uygun olarak seçilen pancarlar, 1,5-2 m’den yüksek olmamak şartıyla yığılır. Bu yerlerde önemli olan ısının 1-5oC’de olması ve ışığın istifteki pancarlar üzerine direkt olarak gelmemesidir.

167


SAKARYA ZİRAAT ODASI Genel olarak hayvan pancarının, %5 oranında samanla karıştırılarak verilmesi daha uygun olmaktadır. Hayvan pancarı yemlemesinden önce selülozca zengin kaba yemlerin verilmesi ishal ve asidoz ihtimaline karşı bir önlemdir.

Önemi:

Özellikle kışın hayvanların iştahla yiyeceği en iyi ve ucuz bir kaba yemdir. Su ve şeker içermesi nedeniyle hayvanlar için enerji kaynağıdır. Verimi yüksek, işçiliği kolay ve ekonomiktir.

Hangi Toprağı Sever?

Fazla ağır olmayan tınlı-kumlu, yeterli kireç içeren, az asitli toprakları sever.

İklim:

Şeker pancarına göre daha az ısı ister. Dolayısıyla yurdun bütün bölgelerinde yetişir.

Toprak Hazırlığı:

Toprak sonbaharda 25-30 cm derinliğinde sürülmelidir. İlkbaharda tarlanın tava gelmesiyle diskharrow yada kazayağı çekilerek toprak havalandırılır. Nemini kaybetmemesi için tesviyesi yapılır ve merdane çekilerek ekime hazır hale getirilir.

Gübreleme:

Ekimle birlikte dekara 8-10 kg fosfor (P2O5) verilir. Ayrıca dekara 15 kg azot (N) hesabıyla, azotun 1/3 ‘ü ekimle 2/3’ ü 1. çapa ve sulama öncesi verilir.

Ekim Şekli ve Zamanı:

Ekim, İlkbaharda en geç 20 Mayısa kadar yapılmalıdır. En iyi dönem havaların müsait olduğu Nisan ayı başlarıdır. Çapa bitkisi Olduğundan en iyi ekim şekli, sıraya mibzerle ekimdir. Ekimde sıra arası 45-50 cm olmalıdır. 1. çapa ve seyreltmede sıra üzerinde 45-50 cm arayla tek bitki bırakılmalıdır. Ekimde atılacak tohum miktarı elimizde mevcut mibzer özelliğine göre 1-2 kg olmalıdır.

Bakım ve Sulama:

Normal şartlarda ekilen tohum, 1012 gün arasında çıkar. Ağır topraklarda çıkışı hızlandırmak için kısa aralıklarla yağmurlama yapılmalıdır. Çıkışı sağlanan hayvan pancarının bakımı şeker pancarı gibidir. Yalnız sıra arası ve sıra üstü farklı olup çapa ona göre yapılmalı ve mutlaka boğaz doldurma işlemi yapılmalıdır. Hayvan Pancarının su isteği Şeker Pancarından fazla olduğu için sulama, zamanında ve yeteri kadar yapılmalıdır. Şeker pancarından farklı olarak toprak üzerinde geliştiği için çapa ve sulamaya mutlaka dikkat edilmelidir.

168

Hasad Zamanı ve Şekli: Hasad, yaprakların sarararak yere doğru sarkmasıyla anlaşılır. Bu dönem Eylül ayının ilk haftası ile Kasım ayının ortlarına kadardır. Hasadda baş kesimine dikkat edilmelidir. Eğer yalnızca yaprağı kesilecek olursa silolandıktan yada gömüldükten sonra sürgün vererek yumrular odunlaşarak sindirilme kabiliyetleri azalır. Bunu önlemek için baş kesiminde mutlaka bir kısım yumrunun yaprakları kesilmelidir. Verimi: Toprak yüzeyinde yetişen kırmızı ve kavun içi renginde, yuvarlak ve testi biçiminde olan hayvan pancarlarının 15-20 ton/da yumru verimi vardır. Yaprak verimi yumru veriminin 1/7’i kadardır.

Hastalık ve Zararlılar:

1-Parazitler: Pancar Sineği, Pancar Leş Böceği, Pancar Yaprak Piresi ve Biti ile Nematodlardır. 2-Hastalıkları: Çökerten Hastalığı, Kuyruk Çürüklüğü, Pancar Uyuz Hastalığı başlıcalarıdır. Hayvan Pancarının Hayvan Beslemede Verilebilecek Miktarları: Süt İneklerine 25-30 kg Yaşlı Besi Sığırlarına 35-40 kg Besi Koyunlarına 4-5 kg Gebe Koyunlara 2-2,5 kg


SAKARYA ZİRAAT ODASI Yonca Yetiştiriciliği

1. TANIMI VE ÖNEMİ Yonca çık yıllık otsu bir bitkidir. Boyu 50-80 cm dir. Derin bir kök sistemi vardır. Uygun koşullarda 8-10 metre derine gider. Etkili kök derinliği 120-180 cm dir. Yonca önemli bir yem bitkisidir. Otlatılmaya da oldukçæ dayanıklıdır. Bu nedenle mer’aların ıslahında diğer bitkilerle karışıma giren ve mer’anın kalitesini arttıran bir bitkidir. Ahır besiciliğinde et ve özellikle süt verimini % 30’lara kadar artıran ve yem bitkileri içerisinde en çok besleyicilik değeri olan yoncada, içerisinde 10 kadar vitamin de vardır.

2. İKLİM VE TOPRAK İSTEKLERİ

2.1 İklim İsteği Yoncanın Alaska ve Sibirya gibi çok soğuk bölgelerde yetişen türleri olduğu gibi en sıcak bölgelerde de yetişen türleri vardır. Sıcak olan gün sayısı ne kadar fazla ise biçim sayısı ve buna bağlı olarak ot v erimi de o oranda artar. 2.2 Toprak İsteği Yoncanın en iyi yetiştiği topraklar; tınlı, kumlu-tınlı, kumu çok fazla olmayan ve yeter derecede kireç içeren topraklardır. Taban suyu yüksek ve PH’nın 6.5 dan aşağı olmaması gerekir. Yoncanın normal ürün verebilmesi için toprağın fosfor ve potas kapsamı bakımından iyi olması gerekir.

3. YETİŞTİRME TEKNİĞİ

3.1 Ekim Nöbeti Bölgemizde ekim nöbeti şekli: Buğdaygiller + 2.ürün + Yonca (5 yıl) + Pamuktur. 3.2 Çeşit Bölgemizde Kayseri yoncası populasyonundan seleksiyon yoluyla adaptasyonu yapılmış olan elçi yoncası çeşidi ekilmektedir. Bölgemizde GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı’nın 1987-1992

yılları arasında Şanlıurfa Koruklu Tarımsal Araştırma İstasyonunda yaptırmış olduğu deneme sonuçlarına göre P.5929 Y, CUF101, Elçi ve Diabloverde gibi çeşitler tavsiye edilmektedir. Bu çeşitler kış aylarında da büyümelerini sürdürerek, ilkbahar büyümesine erken başlamakta ve Nisan ayı sonu-Mayıs ayı başlarında ilk biçime gelebilmektedir. Bu çeşitlerden yılda 2,000 kg/da dolaylarında toplam kuru madde verimi elde edilmektedir. Çeşitlerden ilk ekim yılında 5 biçim, kinci ve üçüncü yıllarda 6-7 biçim alınabilmektedir. 3.3 Toprak Hazırlığı Yoncanın derin köklü bir bitki olması nedeniyle sonbaharda derin işlenmesi

gerekir. İlkbaharda ise kültivatör ve diskaro çekildikten sonra tapan geçirilerek iyi bir tohum yatağı hazırlanmalıdır. 3.4 Ekim Bölgemiz koşullarında en uygun ekim ilkbahardır. Nisan ayının ilk yarısında ve toprakta iyi bir tav mevcut iken ekim yapılmalıdır. Ekim elle serpme olarak yapılacak ise 2-2.5 kg/da, mibzerle ekim yapılacak ise 1-1.5 kg dekara tohum kullanılmalıdır. Elle serpme ekimde tohum ince elenmiş kumla 1/1 oranında karıştırılarak atılmalıdır. Mibzerle ekimde sıra arası en az 20 cm olmalıdır. Bölgemizde GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı’nın 1993-1996 yılları arasında Şanlıurfa Koruklu Tarımsal Araştırma İstasyonunda yaptırmış olduğu “GAP Bölgesinde Yoncanın (Madicago sativa L.) Ot Verimi Yönünden En Uygun Ekim Zamanı ve Tohumluk Miktarının Saptanması” üzerine yapılan araştırmalar sonucunda; Pioneer-5929 çeşidinden, sonbahar ekimlerinden yıllara göre ortalama olarak 7453-13292 kg/ da arasında yeşil ot, 1897-3159 kg/da

169


SAKARYA ZİRAAT ODASI kuru ot ve 463-712 kg/da arasında ise ham protein verimleri elde edilmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda, GAP Bölgesinde sulu koşullar altında, sonbahar ekimlerinde kış soğuklarının yoncada yonca da fide dönemlerinde zarar vermesini önlemek amacıyla mümkün olduğunca erken ekim yapılmasının ve 3 kg/da tohumluk kullanılmasının uygun olacağı söylenebilir. İlkbahar ekimlerinden, yıllara göre ortalama olarak 6177-13255 kg/da yeşil ot verimi, 1517-3205 kg/da kuru ot verimi ve 380-702 kg/da arasında ise ham protein verimleri elde edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; GAP Bölgesi sulu koşullarında, Mart ayında yapılan ekimlerde 3 kg/da tohumluk kullanılmasının uygun olacağı, bunun yanında Nisan ayı başlarında yapılacak ekimlerde ise 2 kg/ da fazla tohumluk kullanılmasının gereksiz olacağı izlenimi edinilmiştir. Yonca tohumları ekimden önce bakteri kültürü ile aşılanmalıdır. 100 kg yonca tohumuna 1 kg bakteri kültürü karıştırılmalıdır. 3.5 Gübreleme Yoncaya ekimle birlikte 4 kg N ve 23 kg P2O5 verilmelidir. Yani 15 kg %26 lık A.nitrat veya 20 kg %21 lik Amonyum sülfat ile 50 kg %42-44 lük triple süper fosfat gübresi diskarfo çekilmeden önce toprağa serpme olarak atılır. Azotlu gübre yalnız ilk yıl verilir. Fosforlu gübre ise her yıl sıra arasına banta verilerek çapa ile toprağa karıştırılmalıdır. Şanlıurfa Araştırma Enstitüsünün yaptığı bir çalışmada 4 yılı P2O5 ihtiyacı olan 92 kg/da fosforu ekimle birlikte bir defada verilebileceği belirlenmiştir. 3.6 Sulama Bir yılda 6-8 kez biçim yapılabilmekte ve yıllık su tüketimi sıcak yörelerde 2500 mm ye kadar varmaktadır. Nisan,Mayıs ve Eylül aylarında 15 gün arayla, Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında ise 10 günde bir sulanmalıdır. Her sulamada toprağın 0-120 cm si tarla kapasitesine getirilecek şekilde su verilmelidir. Yonca sulamasında dikkat edilecek önemli bir husus her biçimden sonra mutlaka sulanmalıdır. Sulamalar uzun tava veya yağmurlama metoduyla yapılmalıdır. 3.7 Bakım Temiz bir yonca tarlasına sahip olmanın en doğru yolu temiz ve küskütsüz tohum ekmek ve tarlayı ekimden önce yabancı

170

otlardan temizlemektir. İlk yıl yoncanın gelişmesi için gerektikçe çapa yapılmalıdır. Diğer yıllarda ise tarlanın yabancı otlardan temizlenmesine özen gösterilmelidir. 3.8 Hastalıkları, Zararlıları ve Mücadelesi Yoncanın en önemli hastalık etmeni virüstür. Virüsten sakınmak için en etkili önlem, sertifikalı tohum, daha önceden virüsle bulaşık olmayan toprak ve temiz sulama suyu kullanılmalıdır. Yoncanın en önemli iki zararlısı yaprak biti (Püseron) ve yonca hortumlu böceğidir. Yoncanın en büyük düşmanı küsküt otudur. Küsküt, ince sarı sülükleri ile yoncanın gövdesini sararak besinini alır,zayıf düşmesine yol açar. Küsküt görüldüğü zaman tohum bağlamadan yonca biraz dipten biçilmeli veya küsküt az ise elle toplanıp yakılmalıdır. 3.9 Hasat, Harman ve Depolanması Otu için yetiştirilen yoncanın en uygun biçim zamanı %10 içeklenme devresidir. Biçim yüksekliği 8-10 cm olmalıdır. Son biçim daha yüksekten yapılmalıdır. Biçimden sonra yoncanın hayvanlarda şişkinlik yapmaması için güneşte 1-2 gün soldurularak verilmesi gerekir. Yoncanın depolanıp saklanacak ise fazla kurutulmadan ve balyalanarak saklanmalıdır. Yonca fazla kurutulursa hem yaprakların dökülmesi hem de A vitamini kaybına yol açar. Yonca sılajı da yapılabilir. %2550 çiçeklenme döneminde biçilip silolanmalıdır.

4. VERİM VE MALİYET

Bölgemizde biçim sayısı 6-8 kez olabilmektedir. Ortalama dekara yaş ot verimi 10-12 ton, kuru ot verimi ise 1.8-2.2 tona yaklaşmaktadır.


SAKARYA ZİRAAT ODASI Hayvan Şalgamı (Polybra) Yetiştiriciliği

Hayvan Yem Şalgamı (Polybra) yaprakları ve kökü koyun, keçi, düve, sığır, süt inekleri tarafından büyük bir iştahla yenen ikinci ürün olarak değerlendirilen, çok iyi sindirilebilen, yüksek verimli (7,5- 10 ton/ dekar), kış soğuklarına dayanıklı (-6 ;-10 dereceye kadar), 2.5-3 ay sonra hasada başlanabilen % 45’i kök, % 55’i yapraklardan oluşan iyi bir yem bitkisidir. Ekim Zamanı: Doğu Anadolu’da 15-31 Temmuz arası, Orta Anadolu ve Trakya’nın iç kesimlerinde 15 Temmuz-15 Ağustos arası, Akdeniz-Karadeniz-Güneydoğu Anadolu , Marmara ve Ege Bölgelerinde Ağustos ayı içerisinde ekimi yapılmalıdır. Tohum Miktar: Tohum yatağının yapısına göre 300-350 gr./dekar, metrekarede 25-40 adet tohum olacak şekilde ekimi yapılmalıdır. Tohum Yatağı: İyi sürülmüş,iyice parçalanmış,ufalanmış, sıkıştırılmış ve tesviye edilmiş olmalıdır. Ekim Şekli: Mibzerle veya serpme şeklinde yapılır. Ortalama sıra arası 20-35, sıra üzeri 1525 cm. olmalıdır. Metrekarede 25-40 adet bitki (tohum)olacak şekilde yapılmalıdır. Tohumlar küçük olduğundan ekim derinliği 1.5 -2 cm olmalıdır. Ekimden sonra tapan (sürgü) çekilmesi nemin kaybolmaması için gereklidir. Gübreleme: Ekimden önce toprak analizine uygun olacak şekilde gübreleme yapılmalıdır. Bitkinin azot, fosfor ve potasyuma ihtiyacı vardır. Dekara 4-5 ton iyice yanmış çiftlik gübresi veya ticari gübrelerden 7-10 Kg (saf) N/Dekar, 10 Kg (saf) P2 O5/Dekar, 5-10 Kg (saf) K2 O/ Dekar yeterlidir. Bitkinin ihtiyacı olan Azot,

Fosfor, Potasyum ihtiyacı yaklaşık olarak birbirine yakın olduğu için piyasada bulunan kompoze gübrelerden (15-15-15) gübresinden ortalama olarak 40-50 Kg/ Dekar yeterli olacaktır. Potasyumca zengin topraklar için ekimden önce 35-40 Kg/ Dekar (20-20-0) gübresi de verilebilir. Hiçbir zaman bitkiye üst gübreleme yapılması tavsiye edilmez. Ekimle birlikte yapılan gübreleme yeterlidir. Sulama: Ortalama olarak tohumlar 5 gün sonra çimlenmeye başlar. Çimlenme,çıkış ve fide döneminde toprağın üst tabakasının nem oranının korunması için ekimi takip eden 2-3 hafta içinde az miktarda ancak sık sık sulama yapmak gerekir. Bitkinin gelişmesinden sonra sulama sayısı, toprak yapısı ve buharlaşma oranına bağlı olarak yapılmalıdır. Ortalama her sulamada su miktarı 30 ton/Dekar veya 30 mm/Dekar’ dır.Yabancı ot kontrolü: Bitki boyu 3-7 cm iken yabancı otlara karşı çapalama yapmak gerekir. Serpme ekim yapıldıysa uygun şekilde metrekarede 25-40 adet bitki kalacak şekilde seyreltme yapılmalıdır. Hasat: Ekimden itibaren 2.5- 3 ay sonra hasada başlanabilir. Geciken hasatlarda -6 ila -10 dereceye kadar olan gece donları ürüne zarar vermemektedir. Hasat günlük olarak kök ve yapraklarıyla birlikte hayvanlara yedirilebildiği gibi yaprakları kesilip, silolama (depolama) da yapılabilir. 1 dekar alanın hasadı 5-6 saatte bir kişi ile yapılabilir. Verimrtalama olarak 7.5- 10 ton/Dekar arasındadır. Bunun % 45’i kök, % 55’i yapraklardan oluşmaktadır. Köklerdeki kuru madde oranı % 8.5, yapraklardaki ise % 9.5 tir. Her Kg kuru madde için sindirilebilir ham protein miktarı 150 gr. dır. Kuru maddedeki protein oranı yumruları için % 11, yaprakları için % 18’dir. Besleme Şekli:Yem şalgamı, hayvan beslemesinde en iyi yemlerden biridir. Sonbahar ve kış dönemlerinde bile taze olarak hayvanlara yedirilmektedir. Çiftçimiz günlük olarak ihtiyacı oranında hasat yapmalıdır. Yumrular toprakla bulaşıksa yıkanıp parçalanarak yada büyükbaş hayvanın canlı ağırlığına göre direkt olarak verilebilir. Süt sığırlarında sağımdan sonra yedirilen şalgam miktarı hayvanın canlı ağırlığına göre verilmelidir. En fazla verilebilecek miktar, günlük olarak 40 Kg’ı geçmemelidir.

171


SAKARYA ZİRAAT ODASI Sorghum Tarımı

Toprak Hazırlığı Toprak yapısı bakımından seçici olmayan Sorgum ve Sudanotu bitkisi genel olarak

20 cm’ye kadar düşürülebilir.

Gübreleme

Sorgum ve Sudanotu kuvvetli kök sistemi ve toprak üstü aksamına sahip olduğundan topraktan fazla miktarda besin alır. Biçimlerden sonra yeniden sürmesi ve bol yeşil aksam oluşturabilmesi için özellikle azota ihtiyacı fazladır. Sulanabilen tarlalarda, ekimle birlikte 5-7 kg/da azot (N), 8-10 kg/da fosfor (P2O5) ve 8-10 kg/ da Potasyum (K) verilmeli. Bitkiler 40-50 cm olduğunda 5-7 kg/da saf Azot (N) takviyesi yapılmalıdır. Ayrıca her biçimden sonra 6-8 kg/da azot gübrelemesi tavsiye edilir.

Biçim ve Sulama

tınlı-kumlu ve drejanlı topraklarda iyi gelişir. Tuzlu ve alkali topraklara dayanıklıdır. Sorgum ve Sudanotu ekiminde iyi işlenmiş sıkı bir tohum yatağı önemlidir. Tohum yatağının hazırlanışı mısır ve pancara benzer. İlkbaharda ana ürün olarak ekiminde, tarla sürülür, sonra diskaro ve sürgü ile toprak ufalanır ve bastırılır. II. ürün ekimlerinde, hububat hasadından sonra tarla sulanır ve aynı işlemler yapılır.

Ekim Zamanı ve Şekli

Düzenli bir çimlenme ve büyüme için toprak sıcaklığının 10-12 oC olması gerekir. Aksi durumda çimlenme oranı düşer, zayıf bir çıkış olur. Pratikte 1.ürün veya 2. ürün ekimi, mısır ekiminden 1-2 hafta geç yapılmalıdır. Akdeniz iklim kuşağında en iyi gelişmesini Nisan-Eylül ayları arasında göstermektedir. Yabancı bitki kontrolü, gübreleme ve sulama işlemlerini kolaylaştırmak için sıraya ekim yapılmalıdır. Ekimde sulanmayan ve normal yağış alan yerlerde, sıra arası mesafesi 45-65 cm sıra üzeri mesafe 4-7 cm olmalıdır. Sulanabilir arazilerde ise sıra arası

172

Sulama ile verimde önemli artış olur. Her biçimden sonra sulama yapılmalıdır. Eğer gerekiyorsa biçimden önce de sulama yapılabilir. Bitkiler 100-120 cm boylandığında en az 5 cm anız kalacak şekilde 10-15 cm den biçim yapılmalıdır. Ekimden 5055 gün sonra biçime gelir. Biçim zamanı geciktikçe otun besin maddesi miktarı ve sindirilebilirliği azalmaktadır. En uygun biçim zamanı salkımların kın içerisinden çıkmaya başladığı dönemdir. Sorgum ve Sudanotu’nun sapları kalın olduğundan kuruması zordur. Sapın kuruması beklenildiğinde yapraklar kötü bir şekilde kuruyacağından otun kalitesi düşer. Bu sebepten Sorgum ve Sudanotu, ya yeşil ot olarak tüketilmeli, ya da silaj olarak kullanılmalıdır. Silaj için en uygun biçim zamanı tohumların süt olum devresindeki hasatıdır. Sorgum ve Sudanotu’nun yeşil ot verimi, sulanan arazilerde 5-10 ton arasında değişmektedir.Bütün Sorgum ve Sudanotu çeşitlerinde HCN (Hidrosiyanik Asit) 50-60 cm boylanana kadar artar, sonra azalma eğilimi gösterir. 100 cm boylandığında ise HCN zehirlenmesi sorunu önemini yitirir. Bu sebeplerden Sorgum ve Sudanotu’nun otlatmadan önce minimum bitki boyu en az 60 cm olmalıdır. İşletmenin günlük taze ot ihtiyacını karşılamada kullanılabilecek, hayvanların severek ve iştahla tamamını tükettiği su oranı yüksek bir ottur.


SAKARYA ZİRAAT ODASI Çayır ve Meralar

•Çayır ve meralar doğal olarak teşekkül eden veya yapay olarak yetiştirilen yem alanlarıdır. •Evcil hayvanlarımızın kaba yem ihtiyaçlarının büyük bir kısmını karşılayan bu yem kaynakları ülkenin orman, akarsular, madenler ve petrolü gibi en başta gelen doğal kaynaklarından birisidir. •Çayır ve meralarda genellikle büyük bir masraf yapılmadan, hemen hemen kendi kendine büyüyen bu yem son derece ucuzdur. •Maliyetinin ucuzluğu nedeniyle çayır mera yemi çok aranan kaba yem yemdir. Çayır: Otu genellikle biçilmek suretiyle değerlendirilen, taban suyunun yakın olduğu ve üzerinde daha çok, yüksek boylu yumaklı bitkilerin bulunduğu yem alanıdır. Çayırlar oluşumlarına göre Doğal çayırlar ve Yapay çayırlar olmak üzere iki kısma ayrılırlar. Doğal Çayırlar: Taban yerlerde ve nemli topraklarda kendiliğinden oluşan yem alanlarıdır. Doğal çayırlar toprak nemi bakımından iki kısma ayrılırlar. Yaş çayırlar: Bütün yaz mevsimi boyunca yaş ve rutubetli olan topraklarda kendiliğinden gelişen, üç köşeli otlar ve sazların çok bulunduğu doğal çayırlardır. Kuru çayırlar: Yaz aylarında toprağı ile beraber bitkilerin de çoğu kuruyan çayırlardır. Doğal çayırlar bulundukları yerlere göre de sınıflandırılırlar Yayla çayırı: Yaylalarda derin ve nemli toprakların bulunduğu küçük alanlarda oluşan doğal çayırlardır. Dağ çayırı: Dağ meralarında küçük lekeler halinde veya hüküm şartlarına göre daha geniş alanlarda biçilecek nitelikte bir

bitki örtüsünün geliştiği alanlardır. Orman çayırı: Ormanlık alanlardaki açıklıklarda veya orman ağaçlarının altında gelişen, biçime elverişli alanlardır. Biçenekler: Her yıl ilkbaharda belirli süre otlatıldıktan sonra, yeniden gelişen bitkilerin biçilerek değerlendirildiği doğal çayırlardır. Mera: Üzerinde evcil hayvanların elverişli doğal veya yapay bir bitki örtüsü bulunan yem alanlarına mera denir. Meralar çayırların aksine, nispeten yüksek ve taban suyu derinlere bulunan kıraç yerlerde oluşurlar. Çayır ve meralar şu özellikleriyle birbirlerinden ayrılırlar Çayırlar taban suyunun oldukça yüksek bulunduğu nemli topraklarda oluşurken, meralar taban suyunun daha çok derinlerde olduğu yerlerde bulunur. Çayırlarda bulunan bitkiler genellikle köksap ve sülük bulunmayan ve dik olarak gelişen bitkilerdir. Mera bitkileri genellikle yumak teşkil eden kısa boylu, kök-saplı ve sülüklü bitkilerdir. Çayırlar genellikle biçilmek, meralar ise otlatılma yoluyla değerlendirilen yem alanlarıdır. Çayırlar genellikle düz, taban yerlerde oluşmalarına karşılık, meralar daha meyilli topraklarda oluşmuşlardır. Meralar oluşumlarına göre Doğal mera ve yapay mera olarak iki kısımdan oluşurlar Doğal meralar: Bulundukları yerlere, bulundurdukları bitki çeşitlerine ve faydalanma şekillerine göre farklılık gösterirler. –Kıraç meralar: Fakir ve kurak topraklarda teşekkül eden bu meralar yurdumuzun önemli bir kısmını kaplar. –Orman içi meralar: Orman alanlarının önemli ölçüde seyrekleştiği yerlerde kendiliğinden oluşan meralardır.

173


SAKARYA ZİRAAT ODASI bulunmaktadır.

–Alp meraları: Dağlık bölgelerde, orman sınırının üstünde oluşan meralardır. –Yaylalar: Yüksek yerlerde oluşan meralardır. Diğer otlatma alanlarının kuruduğu bir mevsimde otlatıldıkları için önemli bir yere sahiptirler. Doğal meralar: Bulundukları yerlere, bulundurdukları bitki çeşitlerine ve faydalanma şekillerine göre farklılık gösterirler. –Kıraç meralar: Fakir ve kurak topraklarda teşekkül eden bu meralar yurdumuzun önemli bir kısmını kaplar. –Orman içi meralar: Orman alanlarının önemli ölçüde seyrekleştiği yerlerde kendiliğinden oluşan meralardır. –Alp meraları: Dağlık bölgelerde, orman sınırının üstünde oluşan meralardır. –Yaylalar: Yüksek yerlerde oluşan meralardır. Diğer otlatma alanlarının kuruduğu bir mevsimde otlatıldıkları için önemli bir yere sahiptirler.

Mera amenajmanı

Otlatma alanlarının kullanılmasını vejetasyon, toprak ve diğer doğal kaynaklara hiçbir zaman zarar vermeden, en fazla hayvansal ürünü üretecek şekilde planlama ve yürütme bilim ve sanatına Mera amenajmanı denir. Otlatma amenajmanında göz önünde bulundurulması gereken 4 teknik esas

174

Otlatma mevsimi veya otlatma dönemi Otlatma kapasitesi Üniform otlatma Yem tipine uygun hayvan cinsi ile otlatma Bitkilerin otlatmadan zarar görmedikleri bu yüksekliklere eriştikleri safhaya ise Otlatma Olgunluğu Safhası adı verilir. İlkbaharda bitkilerin büyüme başlangıcı ile, otlatma olgunluğu safhası arasındaki devreye İlkbahar Kritik Periyodu denir. İlkbaharda büyümenin başladığı tarih ile, sonbahardaki ilk öldürücü donlar arasındaki periyoda büyüme mevsimi denir. Otlatma olgunluğu safhası ile, sonbaharda otlatmaya son verilmesi gereken tarih arasındaki periyoda otlatma mevsimi denir. Otlatma kapasitesi: Belirli genişlikteki bir alanda, belirli bir süre içerisinde vejetasyon, toprak ve diğer tabii kaynaklara devamlı bir zarar vermeden otlatılabilecek en çok hayvan sayısına otlatma kapasitesi denir. “Kurak bölgelerde meranın ertesi yıl daha fazla yem vermesini istiyorsan, bu yılki üretimin yarısını otlat, yarısını da mera üzerinde bırak” sözü ileri tarım ülkelerinde bir ata sözü haline gelmiştir. Bir hayvanın günlük mera yem ihtiyacı: Canlı ağırlığının 1/10’u olarak kabul edilir. Örneğin 40 kg civarında bir koyunun günlük yem ihtiyacı 4 kg’dir. 250 kg ağırlığında bir sığırın günlük yem ihtiyacı 25 kg’dır. Otlatma gün sayısı: İç Anadolu bölgesinde en fazla otlatma gün sayısı en fazla 180 gündür. Meraların uygun bir şekilde otlatılmasının dördüncü esası da, mera vejetasyonunun onu en iyi şekilde değerlendirecek hayvan cinsi ile otlatılmasıdır

Çayır mera ıslahı

Yem üretimi amacıyla, vejetasyonu ıslaha yönelik, otlatma, biçme, gübreleme, sulama, drenaj, tohumlama vb. kültürel


SAKARYA ZİRAAT ODASI yöntemlerin çayır ve mera üzerinde uygulanmasına çayır ve mera ıslahı denir. Mera ıslah yöntemlerinin seçilmesinde dikkat edilecek hususlar Islahı yapılacak mera üzerinde daha önce araştırma yapılmış ve ekonomik olduğu kararına varılmış olmalıdır. Islah için gerekli araç-gereç ve finansman sağlanmış olmalıdır. Islah süresince meranın otlatılmasını kısıtlamak veya tamamen durdurmak gerekiyorsa, yem ihtiyacını karşılayacak tedbirler alınmalıdır. Mera ıslahı için o meradan yararlananlar arasında işbirliği sağlanmalıdır. Yabancı ve zehirli otlarla savaşta, bunların yoğunlaşmadığı dönemlerde mücadele yapılmalıdır. Islah için ekonomik olan yöntem seçilmeli ve yapılacak masrafa göre, en büyük verimi sağlayacak ıslah yöntemi seçilmelidir. Meraların suni tohumlamaya ihtiyacı olup olmadığı dikkatli biçimde incelenmelidir. Yüzlek ve fakir topraklar, dik yamaçlar ve çok kurak yerlerdeki meraların ıslahı ile verimli hale getirilmeleri çok güç olacağından pahalı ıslah yöntemleri düşünülmemelidir. Mera ıslahında uygulanan yöntemler •Otlatmanın düzenlenmesi veya tabii

tohumlama yoluyla mera ıslahı •Kültürel yöntemlerle mera ıslahı 1. Gübreleme 2. Yabancı ot savaşı 3. Toprak ve su muhafaza yöntemleri a.Mera toprağının yırtılması (Çizelleme) b. Mera çiminin yırtılması c. Karıklama d. Hendekleme e. Gözleme f. Su yayma g. Örme çit h. Çalı seddeler i. Taş toplama j. Taş kordonları k. Kuru eşik l. Bitki örtüsünün kuvvetlendirilmesi m. Drenaj n. Meraların sulanması 4. Çayır ve Meralarda Normal Bakım İşlemleri a. Sürgü çekme b. Merdane çekme Gübrenin dağıtılması Temizleme biçmesi Meraların kışa hazırlanması Hendek temizliği Çit temizliği Suni tohumlama

175


SAKARYA ZİRAAT ODASI DOMATES MİLDİYÖSÜ HASTALIĞI (Phytophthora infestans)

Hastalık belirtisi: İlk belirtiler yaprak ve gövdede üstten bakıldığında soluk yeşil renkte büyük, Mildiyöye ait yaprak lekeleri d a h a s o n r a esmerleşen sınırları belirsiz lekelerdir. Rutubetli havalarda yaprağın altına bakıldığında grimsi renkte, ince tüylü bir Meyve lekeleri misel tabakası meydana geldiği görülür. Meyvede ise sapa bağlı kısma yakın küçük, gri kahverenginde lekeler meydana gelir. Bu lekeler süratle büyüyerek kesin hudutları belli olmayan kahverengi benekli çürüklük halini alır. Koşullar hastalık için uygun olduğu takdirde hastalık tüm bitkiye yayılır ve bitkide yanıklık şeklini alır ve onun kurumasına neden olur. Kışı hastalıklı bitki artıklarında geçirir, ayrıca tohumla da taşınabilir. Hastalığın gelişmesi ve yeni yerlere bulaşmasında serin, rutubetli havalar önemli rol oynar. Sıcaklık 19–22 0C ve orantılı nem % 80 ve üzerinde olduğunda salgın yapar. Hastalığın görüldüğü bitkiler: Başta domates, patlıcan olmak üzere genellikle patlıcangiller familyasına ait yabani ve kültür bitkilerinde görülür.

Mücadele yöntemleri: Kültürel önlemler:

Hastalıklı bitki artıkları ve meyveler toplanıp imha edilmelidir. Domates tarımı sabah ve akşam çiğ tutmayan güneye bakan yerlerde yapılmalıdır. Hastalığın her yıl epidemi oluşturduğu yörelerde sırık domatesçiliği yapılmalı, sıralar hakim rüzgar yönünde olmalıdır.

176

Kimyasal mücadele:

İlaçlı mücadeleye çevredeki domates yapraklarında 3-5 mm çapında kahverengi lekelerin altında beyaz kül gibi örtünün görülmesiyle veya hastalığın her yıl çıktığı yerlerde, hastalık için uygun koşullar gerçekleşir gerçekleşmez başlanmalıdır. Mildiyö daha çok yaprakların altında olduğu için ilaçlama sırasında mutlaka yaprak alt yüzeylerinde ve bitkinin her tarafında bir ilaç tabakası oluşturmaya özen göstermelidir.

Fosetyl-Al %80 Fosetyl-Al+Mancozeb %35+%35 Imazalil 500 g/l Mancozeb % 80 Maneb % 80 Metalaxyl+Mancozeb %8+%64 Metiram % 80 Metiram % 55 + % 5 Pyraclostrobin Metonistrobin 200 g/l Oxadixyl % 10 +Mancozeb % 56 Propineb % 70 Phosphorous acid 400 g/l Ziram % 80 Zoxamide+Mancozeb %8.3+%66.7

Metalaxyl-M+Mancozeb % 4 + % 64 583 g/l

% 13,3+% 30+%4 Phosphonous acid 60 g/l Mondipropomid+Mancozeb % 50+% 60

WP WG EC WP WP WP DF DF SC WP WP SL WP WG DF WP WG WG

250g 400 g 30 ml 200 g 200 g 250 g 150 g 200 g 200g 400 ml 300 g 180 g 150 g 400 g 300 g 250 g

60 ml 200 g

7 14 3 14 14 10 7 7 3 7 7 14 3 14 14 21 14

EC

200 ml

7

SC WG

200 ml 150 g

7 3

WG

250 g

21

SL WG

300 g (sera) 250 g

7


SAKARYA ZİRAAT ODASI S ı c a k bölgelerde konukçu bitki buldukları s ü r e c e üremelerine d e v a m ederler. Yılda 3-6, en fazla 10 döl verirler.

Zarar Şekli:

Ergin ve nimfler bitkilerin yaprak, sap ve meyvelerinde bitki özsuyu ile beslenirler. Beslendiği yapraklar bir süre sonra beyazımsı veya gümüş rengini alır Kurak geçen yerlerde zararı daha da fazladır. Virüs hastalıklarını taşır ve sağlıklı bitkilere bulaştırırlar.

Zararlı Olduğu Bitkiler:

Soğan, pırasa, sarımsak, domates, kabak, kavun, karpuz, fasulye, patlıcan, ıspanak, bezelye, yerelması ve patateste zarar yaparlar.

SEBZELERDE YAPRAKBİTLERİ

Pamuk yaprakbiti (Aphis gossypii) Bakla yaprakbiti (Aphis fabae) Şeftali yaprakbiti (Myzus persicae) Patates yaprakbiti (Macrosiphum euphorbiae) Lahana yaprakbiti (Brevicoryne brassicae)

Tanımı ve Yaşayışı:

Vücutları oval biçimde ve yumuşak olup, 1.5-3.0 mm boyunda yeşil, sarı, siyah renklerdedir. Ergin ve nimfleri bitkilerin taze sürgün, yaprak ve yaprak altlarında toplu halde bulunur. Yaşayışlarına göre tek ve iki konukçulu türler olarak iki gruba ayrılırlar. Bölgelere ve türlere göre yılda 1016 döl verirler.

Zarar Şekli:

Bitki özsuyunu emerek beslenirler. Beslendikleri yapraklarda ve taze sürgünlerde kıvrılmalar ve şekil bozuklukları oluşur.

Mücadele yöntemleri: Kültürel önlemler :

Zararlı ile bulaşık bitki artıkları imha edilmelidir. Toprak işlemesi ve yabancıot mücadelesi yapılmalıdır. Seralarda küçük delikli tül ile havalandırma açıklıkları kapatılmalıdır.

Kimyasal mücadele:

Küçük yapraklı bitkilerde yaprak başına 10 adet, büyük yapraklı bitkilerde 20 adet Thrips olduğunda ilaçlama yapılır. Domates tarımı yapılan yerlerde özellikle seracılıkta, Domates Lekeli Solgunluk virüsü var ise ekonomik eşik dikkate alınmadan trips bulaşmasını önlemek üzere mücadele yapılır.

177


SAKARYA ZİRAAT ODASI Salgıladıkları tatlı madde yaprağı kaplar, üzerinde mantarlar gelişerek yaprak kararır. Bitkilerde verim azalır ve kalite bozulur. Virüs hastalıklarını taşır ve sağlıklı bitkilere bulaştırırlar.

Zararlı Olduğu Bitkiler:

Ispanak, lahana, kıvırcık salata, kabak, karpuz, acur, hıyar, domates, patlıcan, bamya, sarımsak, karnabahar, patates ve kuşkonmazda zarar yaparlar.

Mücadele önlemler

yöntemleri:

Kültürel

Hasattan sonra toprak üstünde kalan bitki sapları ve yabancıotlar imha edilmelidir. Seralarda havalandırma iyi bir şekilde yapılmalıdır.

Kimyasal mücadele:

Küçük yapraklı bitkilerde yaprak başına 10 adet, büyük yapraklı bitkilerde 20 adet ve daha fazla Yaprakbiti olduğunda ilaçlama yapılır.

178

Formülasyonu Azadiractin, 10 g/l Beta-cyfluthrin, 25g/l Chlorpyrifos-methyl, 227 g/l Carbaryl, %50 Clothianidin, % 50 Cyfluthrin, 50 g/l Deltamethrin, 25 g/l Diazinon, 185 g/l Dichlorvos, 550 g/l Fenitrothion, %40 Fenitrothion, 550 g/l Imidacloprid, 350 g/l Malathion, 190 g/l Malathion, 500 g/l Methomyl, 200 g/l Pirimicarb, % 50 Pirimiphos-methyl, 500 g/l Pymetrozine, %25 Pymetrozine, %50

EC EC EC WP WG EC EC EC EC WP EC SC EC EC SL WG EC WP WG

Tau-fluvalinate, 240 g/l Thiamethoxam, 240 g/l

SC SC

Dekara

375 ml 250 g 9g 50 ml 200 ml 200 ml 200 g 200 ml 400 ml

25 g karpuz 30 g 20 ml 15 ml

Doz 100 lt suya 500 ml 50 ml

50 ml

20 ml 150 ml 250 ml tarla-sera 50 g 100 ml 40 g

Son ilaçlama ile süre (gün) 3 14 7 7 1 14 3 14 3 14 14 7 7 7 3 7 3 3 7 5 14 7


SAKARYA ZİRAAT ODASI BİTKİSEL ÜRETİMDE GÜBRE VE İLAÇ KULLANIMI

suların kirlenmesine sebeb olacaktır.Burdan anlaşılmaktadır ki verimlilik artışı için girdi kullanımının önemi son derece önemlidir. Türkiyede birim hektar başına gübre kullanımı 83 kg(saf besin maddesi olarak) iken bulgaristanda 173 kg,fransada 295 kgingilterede 368 kg dır. Bu değerlerden görülüyorki tarımı gelişmiş ülkelere göre gübre kullanımı azdır. Ancak gübrenin çevrede yapacağı olumsuz etkilerin önlenmesi ve beklenen verimin alınabilmesi içinde ihtiyaç duyulan miktarda hangi cins gübrenin kullanılmasıdır. Bilinçsizce yapılan gübrelemenin fayda yerine Toprak ,bitki,su kalitesinde birtakım bozukluklar meydana getirecektir. Bunedenle çiftçiye tekniğe uygun gübre kullanımı eğitimi iyi anlatılmalıdır.

Hamdi Şenoğlu Ziraat Yük. Müh.

Ülemizin ve ekonomimizin ana sektörünü oluşturan tarımdaki verimliliğin artırılması girdi kullanımının yaygınlaştırılması ve bu girdilerin tekniğe uygun şekilde kullanılmasına bağlıdır. Ülkemizde gübre ve ilaç kullanımı yeterli düzeyde değildir .Hatta bazı bölgelerimizde bu girdilerin bilinçsizce kullanılması toprağa ve çevreye verdiği zararların yanında gereksiz harcamaların yapıldığı görülmektedir. Gübrenin verimliliğini artırmak için toprak ve yaprak analizlerinin yapılarak,atılacak gübrenin cins ve miktarının yönetimin gübre atılma zamanın iyi tespit edilmesi gerekir. Sulama nın şekli,zamanı ve yağışlarda göz önüne alınara yapılması verimliliği etkileyen unsurlardır.Bu gibi yapılan bilimsel yaklaşımlar toprağın korunmasını,yapılacak girdilerin az kullanılmasını sağlıyarak ekonominin yanında sağlığımızda problem olacak sonuçların önüne geçmiş olacağız.Bilinçsizce ve tekniğe uygun olarak kullanılmıyan gübre ve ilaç; verim azlmasına ,toprağın bozulmasına,yer altı

TARIMSAL İLAÇ Dünya nüfusunun hızla artması mevcut toprak yapısıda ters orantılı olarak azalma göstermek -tedir.Bu nedenledirki bu artan nüfusu beslemek için birim alandan daha fazla ürün almak zorundayız.Böyle hızlı bir verim artışındanda bitkilerde ,toprakta hastalık ve zararlı yönünden problemler yaşamaktayız. bunu önlemek içinde organik ve sentetik kimyasallar kullanılmaktadır.bilinçsizce kullanıldığında hayati problemlerle karşı karşıya kalıyoruz. Ülkemizde pestisit pazarı Avrupa ülkelerine oranla düşüktür.Yıllık tüketim miktarı 400-700 gr/hektar kadar olmasına rağmen bazı bölgelerimizde dünyadaki en yoğun ilaç kullanılan bölgelerin düzeyindedir.AB ülkelerinde en yoğun ilaç kullanan ülkeleri Hollanda ve Yunanistandır. en az ilaç kullanan ülkeleri ise Belçika ve Finlandiyadır. Yapılan araştırmalara göre 1999-2002 yıllarında Türkiyede en çok kullanılan 5 insektisit,fungusit ve herbisit incelendiğinde çoğunluğunun çevre ve sağlık açısından sorunlu kimyasal maddeler olduğu belirtilmektedir.2002 yılında pestisit kullanımına göre Türkiyede tüketilen etkili maddelerin ancak % 4,45 düşük riskli veya çevre dostu pestisitlerdir. Kimyasal tarım ilaçları(pestisitler) ;Hastalık,Zaralı ve Yabancı otların neden olduğu kayıpları önlemek için kullanılmaktadır.Bunu uygularken ilaçlam zamanını,ilaçlama yöntemini ,teşhise uygunilacın kullanmak gerekiyor.Bu

179


SAKARYA ZİRAAT ODASI hem maliyet azaltıcıunsur hemde sağlık açısından en az risk oluşturacaktır. Yapılan araştırmalar ,Püskürtülen ilacın yaklaşık % 50-80 lik kısmının hedef yüzeylere ulaşmadığını ,ya sürükleme yoluyla hedef dışına taşındığını yada aynı alan içersindeki toprak yüzeyine ulaştığını göstermektedir.İlaç sürüklenmesi, ilaçlama sırasında veya ilaçlamadan sonra ilaçlamanın yapıldığıalandan hedef olmayan alana doğru ilaç damlacıklarının hava içersinde hareketi ciddi bir sağlık ve güvenlik problemidir. TÜBİTAK için yapılan bir araştırmada İzmir halinden alınan 32 çilek numunesinden 22 sinde yüksek düzeyde ilaç kalıntısı tespit edilmiştir. Tarım ilaçlamalarının insan ve çevre sağlığı açısından birçok zararı bulunuyor,başta kaserojen etki olmak üzere sindirim sistemi hastalıklarınıda tetikliyor. Sadece ilaçlama sırasında her yıl dünyada 500 bin kişi tarım ilaçları ile zehirleniyor ve bunlardan 5000 bu sebeble hayatını kaybediyor.Kronik etkileri ise kendini yıllar sonra gösteriyor. Bilinçsizce kullanılan gübrelemede insan ve çevre sağlığını aynı şekilde etkiliyor .Uzmanlara göre Ispanak ve marul azot tutma özelliğinin olması dolayısıyla üreticinin bitkinin hızlı büyümesi adına verdiği azotlu gübrenin bitkide birikmesi insanlar açısından kanserojen tehlikesi olduğudur.Bu örnekleriçoğaltabiliriz. Meyve sebze üretiminde döllenmesi,ve gelişimi için kullanılan hormonlarda bilinçsizce kullanıldığında aynı olumsuz etkileri göstereceğidir.Sera üretimindede döllenme için bambus arısı veya diğer doğal yöntemlerin kullanılması,pestisit kullanımınında organik türü,Zaraların içinde mümkün olanlar için tuzakların kullanılması gerektiğidir BÜTÜN TARIMSAL PESTİSİTLER İNSANLAR ,HAYVANLAR VE ÇEVRE İÇİN ZARARLIDIR Yukarıda anlatılanlardan sonra yapılması gerekenlerisıralarsak -Gübre kullanımında toprak analizi,yaprak analizine göre ,zamanında ,mümkün olduğunca organik gübre ,tekniğe uygunatılma şekli Ziraat mühendisi ne danışarak yapılmalıdır. -Yabancı ot ilacı kullanımındada mümkün olduğunca çapalıyarak,veya uygun ilacın ,uygun yöntemle rüzgarsız bir havada atılması.

180

-tarımsal pestisit kullanılması gerektiği zaman,ilaçlama yaparken mutlaka koruyucu elbise maske eldiven ,gözlükvb giyilmeli ,uygun ilaç ,yeterli dozda ,ilaçlama ile hasat arası zamanına mutlaka uyulması konunun uzmanı bir ziraat mühendisi gözetiminde olması gerekir. Toz formülosyonlu toz atar şeklinde kullanılan ilaçlar 2009 yılında son olsada çiftçilerimizin hem kendi sağlıkları hemde ürünü yiyecek iansanlar açısından hemde çevreye olacak zararlar açısından kullanmamak lazım Hasattan sonra mutlaka tekniğe uygun bir depolama ve ambalajlama sistemi uygulamalı Görülüyorki bitkisel üretimin her safhasında üzerinde titizlikle durulması şartlar vardır.. Bunun için Tarım Bakanlığının İyi Tarım Uygulamaları Projesinin mutlaka çiftçiye iyi anlatılmalı ve uygulamaya konması nı sağlamak gerekir. BUNLARI YAPMASSAK YİYENİNDE,KULLANANINDA KANSER OLMA RİSKİNİN YÜKSEK OLDUĞUNU UNUTMAYALIM Hamdi Şenoğlu Ziraat Yük. Müh. Sakarya Ziraat Odası Yön. Kurulu Başkanı


Meyve Zararl覺lar覺 ve M羹cadelesi SAKARYA Z襤RAAT ODASI

181


SAKARYA ZİRAAT ODASI

182


SAKARYA ZİRAAT ODASI

183


Meyve Zararl覺lar覺 ve M羹cadelesi SAKARYA Z襤RAAT ODASI

184


Meyve Zararl覺lar覺 ve M羹cadelesi SAKARYA Z襤RAAT ODASI

185


Meyve Zararl覺lar覺 ve M羹cadelesi SAKARYA Z襤RAAT ODASI

186


Meyve Zararl覺lar覺 ve M羹cadelesi SAKARYA Z襤RAAT ODASI

187


SAKARYA ZİRAAT ODASI

188

188


SAKARYA ZİRAAT ODASI

189


SAKARYA ZİRAAT ODASI

190


Meyve Zararl覺lar覺 ve M羹cadelesi SAKARYA Z襤RAAT ODASI

191


Meyve Zararl覺lar覺 ve M羹cadelesi SAKARYA Z襤RAAT ODASI

192


Meyve Zararl覺lar覺 ve M羹cadelesi SAKARYA Z襤RAAT ODASI

193


Meyve Zararl覺lar覺 ve M羹cadelesi SAKARYA Z襤RAAT ODASI

194


Meyve Zararl覺lar覺 ve M羹cadelesi SAKARYA Z襤RAAT ODASI

195


SAKARYA Z襤RAAT ODASI

Hayvanc覺l覺k

196


SAKARYA ZİRAAT ODASI

197


SAKARYA ZİRAAT ODASI

198


SAKARYA ZİRAAT ODASI

199


SAKARYA ZİRAAT ODASI

200


SAKARYA ZİRAAT ODASI

201


SAKARYA Z襤RAAT ODASI

Hayvanc覺l覺k

202


SAKARYA ZİRAAT ODASI

203


SAKARYA ZİRAAT ODASI

204


SAKARYA ZİRAAT ODASI

205


SAKARYA ZİRAAT ODASI

206


SAKARYA ZİRAAT ODASI

207


SAKARYA ZİRAAT ODASI

208


SAKARYA ZİRAAT ODASI

209


SAKARYA ZİRAAT ODASI

210


SAKARYA ZİRAAT ODASI

211


SAKARYA ZİRAAT ODASI

212


SAKARYA ZİRAAT ODASI

213


SAKARYA ZİRAAT ODASI SAKARYA DA BROİLER SEKTÖRÜNÜN YERİ VE ÖNEMİ Türkiye de Beyaz Et Sanayi, TARIMSAL ÜRETİM SEKTÖRÜ içerisinde Gelişmişlik Düzeyi en Yüksek olandır. Bu sektörde gelinen seviye gelişmiş kabul edilen ülkelerin bazılarından daha da iyi durumdadır. Bu konuma gelinmesinde entegre firmalar ile üreticilerin Sözleşmeli Broiler Yetiştiriciliği yöntemiyle modern, kaliteli ve sürdürülebilir bir modelde çalışmalarının büyük katkısı vardır.2006 yılı Kuş Gribi sonrası hızlı bir büyüme gösteren sektör son 4 yılda %32 ‘lik bir üretim artışıyla 1.250.000 ton (2009) üretim miktarına ulaşmıştır. Sakarya ilimiz beyaz et üretiminde Türkiye genelinde çok önemli bir yere sahip olup 1205 kümeste 187.000 ton (2009) beyaz et üretimi gerçekleşmiştir. Bu rakamın aşağıdaki tabloyu incelediğimizde son 10 yılda %237 gibi yüksek bir üretim artışını ifade etmekte olduğunu görürüz. Son 10 Yılda Sakarya da Tavuk Eti Üretimi (TON)

YILLAR

2000

2002

2004

2006

2008

2009

78.468

85.504

148.134

160.966

175.912

186.518

Entegre tavuk firmaları bulundukları şehir ve bölge kalkınmasına çok olumlu katkılar sağlamakta olup ŞENPİLİÇ ‘in Sakarya ili ekonomisine katkıları oldukça yüksektir. Sakarya ilinde değişik entegre firmalar faaliyet göstermekte olup , broiler üretiminin kümes sayısı bakımından %50 ‘si , toplam kapasite ve üretim bakımından %60 ‘ı tek başına Şenpiliç ‘e aittir. Şenpiliç halen 746 kümeste sözleşmeli üretim gerçekleştirmektedir. Bu kümeslerin çok büyük bölümü (600’ü) Sakarya’da olup Şenpiliç ‘in 2009 yılı toplam et üretimi 135.000 tondur. SATSO ve Tarım İl Müdürlüğü verileri incelendiğinde Broiler Yetiştiriciliğinin ilin toplam tarımsal geliri içerisindeki payının % 30’un üzerinde olduğu görülmektedir. Sakarya ilimiz Mısır –Fındık-Et ve Süt Sığırcılığı başta olmak üzere yüksek tarım potansiyeli düşünüldüğünde TarımHayvancılığın tamamından üretilen her 100 TL ‘nin 30 TL’sinin tek başına broiler sektöründen üretilmiş olması oldukça anlamlıdır. Yeni kümes yapımında bazı engellerin

aşılması durumunda bu dinamizmi ve gelişme hızıyla , Şenpiliç Sakarya ‘da kanatlı sektörünün büyümesindeki rolünü arttırarak devam ettirecektir. Gelişmişliğini sürdürebilmesi ve daha da büyüyebilmesi için ihracat konusu da hiç ihmal edilmemesi gereken bir husustur. Halen ihracat yapılan Irak , Azerbaycan , Özbekistan ,Suudi Arabistan ve Uzakdoğu (özellikle tavuk ayağı ) yanında AB ‘ye ihracat ön izni almış bir firma olarak Şenpiliç Avrupa Birliği ülkelerini de pazar olarak hedeflenmektedir. Zira AB’ den 2007 ve 2009 yıllarından gelen teknik heyetlerin incelemesi sonrası Şenpiliç’e standartlara uygunluk bakımından olumlu rapor verilmiştir. AB Komisyonu SANCO (Halk Sağlığı ve Tüketici Koruma Genel Müdürlüğü )Türkiye ‘nin Sağlıklı Üretimi , hijyenik kesimhane şartları ve Kalıntı izleme planları kabul edilen 3. Ülkeler listesine dahil edilmesini onaylamıştır. Şenpiliç AB standartlarında üretimin en önemli kriterlerinden biri olan HACCP yani geriye doğru izlenebilirliği sağlamıştır. Damızlık yumurtadan nihai ürünün sofraya gelmesine kadar üretimin her aşaması titizlikle kontrol edilmekte ve kayıtları tutulmaktadır.

SAKARYA VE ŞENPİLİÇ

Yatırımlarını büyük ölçüde Sakarya ‘da gerçekleştiren Şenpiliç ‘in Alifuatpaşa’ da 6.000 piliç /saat kapasiteli kesimhanesi ile Söğütlü 3. Organize Sanayi ‘de 12.000 piliç /saat kapasiteli en ileri teknoloji ile kurulu kesimhanesi yanında Adliye ‘de 60 ton / saat ve Hendek ‘te 100 ton /saat kapasiteli 2 adet yem fabrikası mevcuttur. Damızlık işletmelerininde çoğunluğu Sakarya ‘da olan Şenpiliç’in Serdivan –Meşeli köyünde mevcut kuluçkahanesine ilave olarak Söğütlü –Sıraköy’ de yapımı devam eden 2. kuluçkahane 2011 yılında hizmete girecektir. Şenpiliç Sakarya’ da insanların yaşadıkları köyde geçimlerini temin etmelerine yardımcı olmaktadır. Sağlıksız ve altyapısı oluşmadan köyden kente göç sorununun çözümünde en etkili üretim dalı olan Et Tavukçuluğunun geliştirilmesi bu sağlıksız göç sorununu daha da azaltacaktır. Şenpiliç Sakarya da üretilen Mısırın en iyi şekilde değerlendirilmesini sağlamaktadır. Oluşabilecek en iyi fiyatta ve nakit olarak bu ürünü satın almaktadır. Şenpiliç yılda yaklaşık 220.000 ton mısır tüketmekte olup

215


SAKARYA ZİRAAT ODASI büyük bölümü Sakarya üretiminden temin edilmektedir. Şenpiliç ‘in Sakarya da istihdama katkısı büyüktür. 1700 faal çalışanı , Üretici ve hayvan bakıcıları, nakliyeciler, satıcı esnaf, pazarlamacılar, hammadde tedarikçileri, yem ve ilaç sanayi birlikte düşünüldüğünde Sakarya da bu sektörden geçimini sağlayan insan sayısı 50.000 ‘in üzerindedir. İlde faaliyette bulunan tüm nakliyecilere 2009 yılı içerisinde Et, Yem ve Canlı Tavuk nakliye ücreti olarak 21.820.000 TL ödeme yapılmıştır. Tarım sektöründe üreticinin eline her üründe hasat sonrası para geçmektedir. Bu da yılda 1, bazı ürünlerde 2 kezdir. Oysa ,et tavukçuluğunda 50-60 günlük periyotlarda yılda 5-6 kez sıcak para akışı çiftçinin hayatını kolaylaştırmaktadır. ŞENPİLİÇ sadece bakım ücreti olarak üreticilerine 2009 yılında 32.650.000 TL ve 2010 yılının ilk 9 ayında da 33.400.000 TL ödeme yaparak il ekonomisinin canlanmasına önemli katkı vermiştir. Şenpiliç 2009 yılında 135.000 ton et üretimiyle entegre firmalar arasında 1. sırada olup en büyük sanayi tesislerinde ilk 100 içerisindedir. KANATLI SEKTÖRÜNÜN ÖNEMLİ SORUNLARI Kanatlı sektörünün ülkemizde sağladığı istihdam boyutuna baktığımızda; Entegrelerin sigortalı çalışanları, üretici ve hayvan bakıcıları, nakliyeciler, satıcı esnaf, pazarlamacılar, hammadde tedarikçileri, yem ve ilaç sanayi gibi çok sayıda alt sektöre iş gücü sağladığı ve toplamda 2 milyondan fazla kişinin istihdam edildiği bir sektör olduğunu görmekteyiz. Etlik piliç yetiştiriciliğini incelediğimizde Türkiye de 3 ana bölgede yoğunlaştığını görmekteyiz. Bunlar: 1.Bolu-Düzce-Sakarya-Kocaeli Bölgesi. 2.Balıkesir ağırlıklı Güney Marmara (Özellikle Bandırma-Edincik). 3.İzmir-Manisa ağırlıklı Ege Bölgesi. Bu bölgeler gerek ekolojik uygunlukları (çok sıcak ve çok soğuk iklimler broiler üretiminde istenmez ve pahalı maliyet sebebidir) ve gerekse coğrafi konumları (büyük tüketim merkezlerine olan yakınlıkları ve ulaşım imkanları ) nın getirdiği avantajlar dikkate alındığında, Broiler üretimi için en doğru üretim yerleridir. Zaten her ürünün her yerde değil, doğru ürünün doğru yerde üretimi Tarımı gelişmiş ülkelerin temel

216

politikası olup , 2006 yılında çıkan 5488 sayılı Tarım Kanununda Türkiye Tarım Havzaları ve Destekleme Modeli ile bu çalışma ülkemizde başlatılmıştır. Bolu’dan Kocaeli’ye kadar uzanan bölgemizde Broiler üretimi için çok uygun olan ekolojik ve sosyo-ekonomik yapıya Ziraat Bankası aracılığıyla yapılan sübvansiyonlu kredi desteklemeleri de (biyogüvenlik için %60, yatırım ve işletme kredileri için %50 sübvansiyonlu) eklendiğinde sektörün gelişmesi ve yeni yatırımlar yapılması için bölge oldukça cazip hale gelmektedir. Bu imkan ve fırsatlar iyi değerlendirildiğinde kanatlı sektörü bu dinamizmi ve gelişme hızıyla büyümesini sürdürecek , bölge illerinin ve ülkemizin istihdam sorununun çözümüne yardımcı olacak ve ihracatını da geliştirerek ,ekonomik katkılarını giderek büyütecektir. Kümeslerin Ruhsatlandırılması Yeni damızlık ve üretici kümeslerinin yapımı için yer seçimi ve ruhsatlandırılmalarında bürokratik işlemlerin fazlalığı ve bazı yönetmeliklerden kaynaklanan (bazen yetkililerinde ,evet bu teknik olarak doğru değil, gerekli de değil , ama ne yapalım , yönetmelik böyle dedikleri )engeller vardır. Örneğin; 03.07.2009 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan ‘’Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği ‘nde Ahırlar ve Kümeslerin (19. Grup Tesisler olarak geçiyor.)Fidanlık , Kültür Bitkileri, Fundalık , Bataklık ve Orman sınırlarına olan mesafelerinin asgari 150 m. olması gerektiği belirtilmekte olup ; Üreticiler kirlilik oluşturmadan , çevre ile barışık bir üretim için her türlü tedbiri alma yanında yerleşim alanlarından mümkün olduğunca uzağa (asgari 500m. , damızlık kümeslerde 1000m.) kümeslerini yapma gayretinde iken Orman sınırlarına olan 150 m. gibi kısıtlayıcı bir şartın getirilmesi sektörün gelişmesini engellemektedir. Sebebi azot emisyonu olarak gösterilen bu kısıtlamanın üniversite ve araştırma kuruluşlarına sorulduğunda bu konuda bilimsel bir dayanak olmadığını, bu tesislerin niçin sanayi kaynaklı olarak tanımlandığını anlamadıklarını , ahır ve kümeslerin bu yoğunlukta bir azot emisyonu olamayacağını belirtmektedirler. Bölgemizde binlerce ahır ve kümes vardır. Bu ahır ve kümesler tüm ilçe ve köylerimize yayılmıştır. Bu ahır ve kümeslerin


SAKARYA ZİRAAT ODASI 150 m. mesafelerinde Kültür Bitkileri , Mısır, Pancar, Süs Bitkileri , Meyve Fidanı ,Fındık ve Orman olmayacak dendiğinde ya bu ahır ve kümeslerin tamamını kapatmak yada bitkisel üretime dayalı hiçbir tarımsal faaliyet yapmamak (Hayvanlara yedirilecek yem bitkileri dahil) gerekir. Soruna çözüm üretilmesi için yönetmelik değişikliğine ihtiyaç vardır. Gerekli müracaat yapılmış olup kısa sürede sonuçlandırılması sektörün ve çok sayıda üreticinin beklentisidir. ÇED Raporunda İşletme Büyüklükleri ÇED ‘in alınması yatırımları çok geciktirmekte, uzun ve zor prosedürü sebebiyle mevcut kümeslerin birçoğu ruhsat işlemlerini tamamlayamamakta ve Tarım Bakanlığı da bu fiili durumu bildiği için 9 Ağustos 2006 yılında çıkarılan Hayvancılık İşletmelerinin Ruhsatlandırılması yönetmeliğinde öngörülen süreyi uzatmaktadır. Bu yönetmelikte mevcut olan tüm ahır ve kümes sahiplerinin 2009 yılı Ağustos ayına kadar ruhsat müracaatlarının yapılması öngörülmüş olmasına rağmen , ruhsatlandırmadaki şartların zorluğu sebebiyle müracaatlar çok düşük sayıda kalınca Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bu tarihi 2 yıl (Ağustos 2011 e kadar) daha uzatmıştır. Ancak gelinen noktada halen Ahır ve Kümeslerin tamamının sadece %12 si düzeyinde bir ruhsatlandırma müracaatı söz konusu olmuştur. İkinci bir husus ÇED Raporu düzenlemeye esas olan işletme büyüklükleri olup, özellikle tavukçuluk işletmelerinde çok küçük kapasitelere ÇED zorunluluğu getirilmesidir. 17.07.2008 tarihli ÇED yönetmeliğinde,’ İşletme büyüklüğü olarak asgari kapasite miktarları tavuklarda 60.000 ve üzeri , piliçler de ise 85.000 ve üzeri şeklinde tanımlanmıştır. Oysa bu kapasite büyükbaş hayvanda 10.000 baş ve üzeri ,küçükbaş hayvan da ise 20.000 baş ve üzeri olarak belirlenmiştir. Teknik olarak , büyük bir oransızlık vardır ve canlı ağırlığa göre yapılması gereken bu oran yeniden değerlendirilmelidir. 1 büyükbaş hayvan canlı ağırlığı 500 kg. düşünülürse 10.000 başa karşılık gelen tavuk sayısı (tavuk canlı ağırlığı 2.4 kg.)2 milyon adettir. Zaten modern kümes sistemleri ,havalandırma düzenleri ve diğer kümes ekipmanları ile teknolojik gelişmeler tavuk çiftliklerinin kapasitelerini arttırmış ve çevreye olan zararlarını en aza indirmiştir.

Gerek sürdürülebilir bir çevre anlayışı ve gerekse sektörün verimli çalışabilmesi için ÇED raporu alma zorunluluğunu asgari olarak tavukta 400.000 , etlik piliçte 500.000 olarak değiştirilmesi gerekmektedir. Hammadde İhtiyaçlarının Temini Broiler de üretim maliyetlerinin %70 ‘ini oluşturan yemin hammadde tedarikinde zorluklar vardır. En önemli iki ürün Mısır ve Soya Fasulyesidir. Mısır üretimimizin artması ile birlikte ithalat ihtiyacı azalmıştır. Broiler üretiminde olmazsa olmaz bir ihtiyaç olan Soya Fasulyesinde ise büyük ölçüde dışa bağımlılık sürmekte ,hatta giderekte artmaktadır. 26.03.2010 tarihinde çıkarılan Biyogüvenlik Kanunu ve bu kanuna dayalı 13 Ağustos 2010 tarihinde yayımlanan GDO yönetmeliğinde ithal edilecek ürünlerde GDO incelemesi ile GDO ve ürünleri ile ilgili belge ve laboratuvar raporları ile İnsan ,Hayvan, Çevre ve Biyolojik çeşitliliğe olabilecek muhtemel etkilerinin incelenmesi çok uzun süreler almaktadır. GDO ‘lu ürünlerin ülkeye girişlerinde risk değerlendirme unsurları bakımından AB ve ABD ‘de uygulanan standartların çok daha üzerinde prosedürler istendiğinden ithalatçılarda ithal işlemlerinde imtina etmektedir. Başta Soya ve Msır olmak üzere son yıllarda geliştirilen transgenik çeşitler böceklere ve bazı herbisitlere direnç özelliği taşımaktadırlar. Geliştirilen bu Transgenik çeşitlerin insan sağlığı ve çevre üzerindeki olası etkileri uzun yıllardır tartışılmakta olup , bu ürünlerden Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ve Çevre Koruma Dairesi (EPA ) tarafından tam kapsamlı incelemeleri yapılıp hiçbir olumsuzluğu görülmeyenlerin Gıda ve yem sektöründe kullanımına batı ülkelerinde izin verilmektedir. Bugün 115 milyon hektar alanda 23 ülkede GDO lu ürünler üretilmekte olup bu üretim alanının 58 milyon hektarı ABD ‘ye aittir. Üretilen Soya Fasulyesinin % 70 ‘i de transgenik çeşitlere aittir. AB’ nde şu anda 20 kadar GDO ‘lu ürüne yem ve gıda olarak tüketim izni EFSA (Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi) tarafından verilmiştir. Ülkemizde ihtiyaç duyulan Soya Fasulyesinin temini bakımından Kanatlı Sektörünün beklentisi AB ve ABD ‘de İnsan Sağlığı ve Çevre açısından izin verilmiş çeşitlerin ithalatının aylar sürmeyen bir süreçte hızla yapılabilmesidir. Aksi

217


SAKARYA ZİRAAT ODASI takdirde birkaç ay içerisinde sektör ciddi sorunlarla karşılaşacak şu anda kırmızı ette olan sıkıntının bir benzeri beyaz ette de yaşanabilecektir.

Kanatlılarda Görülen Hastalıklar

Başta Kuş Gribi olmak üzere kanatlı sürülerde görülen hastalıkların sürü içerisinde çok hızlı yayılmaları nedeniyle başta koruyucu aşı ve besleme programları ile tüm işletmeler ve çevrelerinde alınması gereken biogüvenlik önlemleri hayati öneme haizdir. 2006 ve 2008 yıllarında yaşanan Kuş Gribi mücadelesinde Türkiye AB tarafından en başarılı ülke olarak gösterilmiştir. 2007 ve 2009 yıllarında gelen teknik heyetlerin incelemesinden sonra AB Komisyonu SANCO ( Halk Sağlığı ve Tüketici Koruma Genel Müdürlüğü ) Türkiye ‘nin sağlıklı kanatlı eti üretimi , hijyenik Kesimhane şartları Ve Kalıntı İzleme Planları kabul edilen 3. ülkeler listesine dahil edilmesini onaylamıştır. Sektör AB standartlarında üretimin en önemli

218

kriterlerinden biri olan HACCP doğru izlenebilirliği sağlamıştır. AB ‘ ye ihracat yapabilecek gelmiş 7 adet kesimhane ön almış entegre tesislerdir.

yani geriye Ülkemiz de kapasiteye ihracat izni

Yapılan bu başarılı çalışmalar başta Avian İnfluenza ve New-Castle olmak üzere kanatlı hastalıklarıyla yapılan mücadele sektörün dışında bazı faktörlerle gölgelenmemelidir. Yaban kuşlarının göç sezonlarında yapılan avlanmalar (özellikle sulak alanlarda ) ile açıkta beslenen köy tavuğu ve diğer kanatlılar konusunda daha sıkı tedbirler almaya ve takibine ihtiyaç vardır. Abdurrahman ÇAKAR ŞENPİLİÇ GIDA SANAYİ A.Ş.


SAKARYA ZİRAAT ODASI ET ve YUMURTA TAVUKÇULUĞU

Kümes hayvancılığında tavukçuluk başlı başına bir sanayi durumundadır. Sanayi sektörü tavukçuluk için makineler, yemlikler, suluklar, ekipmanlar üretir. Yem sanayi yem üretimi yapar. İnşaat sektörü kümes, kuluçkahane, kesimhane inşa eder. Sağlık ve ilaç sektörü aşı, ilaç, vitamin üretir. Taşımacılık, işçilik, pazarlama gibi hemen her sektör tavukçuluk ile ilgilenir. Bunun için tavukçuluk hayvancılığın önemli bir koludur diyoruz. Aynı zamanda tavukçuluk ekonominin önemli bir koludur da diyebiliriz. Yemi ete çevirme makinesi Kümes hayvanları yemi ete, yumurtaya çeviren canlı bir makinedir. Hem de çok kısa zamanda çevirirler. Bir piliç 40-50 günde kesime hazır olur. Bir tavuk 4.5-5 ayda yumurta üretmeye başlar. Yumurta ise 21 günde civcive dönüşür. Çok hızlı bir dönüş, çok hızlı bir üretim şekli ! Tavukçuluğun Beslenmedeki Yeri Nüfus hızla artıyor. Ama besin maddeleri aynı hızla artmıyor. Bu nedenle tavukçuluğun beslenmedeki önemi daha da artmaktadır. Beslenme, vücut için gerekli maddelerin hepsini yeteri kadar almak demektir. Bu

gerekli maddelerden en önemlilerinden biri de hayvansal proteinlerdir. Ergin bir insanın günlük hayvansal protein ihtiyacı 30-40 gramdır. Nereden alacak bunu? Etten, sütten, yumurtadan. İşte kümes hayvanları beslenmedeki yerini burada alıyor. Hem et veriyor, hem de yumurta. Tavuk eti insan beslenmesine çok uygundur. Yağ oranı azdır. Protein miktarı yüksektir. Lezzetlidir, hazmı kolaydır. Çocuklar ve yaşlılarda rahatça yiyebilir. Yumurta protein deposudur. Vitamin ve mineral maddelerde taşır. Pratik bir yiyecektir. Her sofraya yakışır.

Tavukçuluk ne demek ?

Tavukçuluk, gelir elde etmek amacıyla uygun barınaklarda, uygun tekniklerle bilinçli bir yetiştiricilik demektir. Yoksa bahçe köşelerinde kendimize göre tavuk beslemek tavukçuluk yapmak sayılmaz. Tavukçuluk gelişiyor... 1950 yıllarında Türkiye’ye yeni tavuk ırkları getirildi. Bunlar saf ırklardı. Çoğaltılıp yetiştiricilere dağıtılıyordu. Sonraları ıslah çalışmaları başlatıldı. Melezlemeler yapıldı. Yani saf ırklar yerine hibrit ırklar geliştirildi. Böylece verim çok arttı. Bugün bir yumurtacı hibrit tavuk yılda 300 yumurta verebiliyor. Bir etçi hibrit piliç, 8’inci haftada 2400 gram canlı ağırlığa ulaşabiliyor. Yem sanayi gelişiyor... Tavukları beslemede dane yem kullanımı geçmişte kaldı. Artık besin maddelerini dengeli bulunduran karma yemler var. Civcive başka, pilice başka, etçiye başka, yumurtacıya başka yem hazırlanıyor. Böylece daha az yem ile daha çok verim elde edilebiliyor. Barınaklar, ekipmanlar gelişiyor... Artık bazı işletmelerde yüz binlere varan hayvan yetiştiriliyor. Bu kadar kanatlı için gereken muazzam barınaklar, modern

219


SAKARYA ZİRAAT ODASI binalar yapılıyor. Bunların ısıtma, aydınlatma,

havalandırma, temizleme işlemleri tekniğine uygun olarak yapılabiliyor. Her şeyin tam otomatik yapılabildiği işletmelerimiz var. Kuluçka makineleriyle bir anda on binlerce civciv üretiliyor. Bunlar tavukçulukta önemli adımlardır. Hastalık korkusu azaldı... Kümese hastalık girince, bir baştan girip öteki baştan çıkıyor. Kırıp-geçiriyor. Ama artık böyle kitle ölümleri azaldı. Nedeni de aşılar, ilaçlar. Çok iyi çalışan, etkili aşılar üretiliyor. Uygulanmaları kolaylaştı. Kümeslerin, ekipmanın mikroptan arındırılması daha ucuza mal oluyor. Hastalıklara karşı çok kuvvetli ilaçlar var. Aşı ve ilaç sanayiimiz de gelişti. Pazarlama sıkıntısı da yok... Tavuk ürünleri artık kolayca pazarlanabiliyor. Kesimhaneler, soğuk depolar, taşıma araçları yeterli. Yumurtalar kolayca sınıflanabiliyor, ambalajlanıyor, taşınabiliyor, muhafaza ediliyor. İnsanlar tavuk etinin ve yumurtanın önemini giderek daha iyi kavrıyorlar. Nüfus artıyor. Sanayileşme genişledikçe büyükbaş hayvanlara ayrılan otlaklar, meralar daralıyor. Tarım alanları küçülüyor. Onun için kümes hayvancılığı giderek önem kazanıyor. Tavukçuluk için özel arazi gerekmez. Her yerde yapılabilir. Yapılan yatırım hemen ürüne ve paraya dönüşebilir.

İKİ ÇEŞİT TAVUK YETİŞTİRİCİLİĞİ ...!

Tavuktan elde edilen iki önemli ürün var. Yumurta ve et. Tavukçulukta buna göre iki ayrı şekilde yapılır. 1. Yumurtacı Tavuk Yetiştiriciliği Yemeklik ve damızlık yumurta için yapılır. İşletme için gereken civciv ve piliç ya işletmenin kendi içinde üretilir veya dışarıdan alınır. Yemeklik yumurtacı işletmelerde horoz

220

gerekmez. Damızlık yumurtacı işletmelerse her 10-12 tavuğa bir horoz katarlar. Yumurtanız kahverengi mi olsun, beyaz mı? Kahverengi yumurta veren kahverengi tavuklar sakin huyludur. Ağırlıkları fazladır. Yem tüketimleri fazlacadır. Ama verim dönemi sonunda satışta ağırlık farkı bu masrafını karşılar. Yumurta verimi beyazlardan yüzde 3-4 daha azdır. Yumurta ağırlığı ise ortalama 2 gr daha fazladır. Beyaz yumurta veren beyaz renkli tavuklar sinirli ve hırçındır. Bakımları dikkatli yapılmalıdır. Vücutları hafif, yem tüketimi azdır. Yumurta verimi biraz fazlacadır, ama ortalama yumurta ağırlığı daha azdır.

2.

Etçi Tavuk Yetiştiriciliği

Piliç eti üretmek için yapılır. Bu iş damızlık işletmelerinden başlar. Bunlar damızlık sürülerine horoz katarak döllü yumurtalar elde ederler. Bu yumurtaları kuluçkacı işletmelere satarlar veya kendileri civciv çıkarırlar. Etçi piliç yetiştirecekler de bu civcivleri alıp 6-8 hafta beslerler. Kesim zamanı gelen piliçler kesime gönderilir, yerine yeni bir parti civciv getirilir. Böylece yılda 4-6 parti üretim yapılabilir. Artık ülkemizin her yerinde modern tavukçuluk yapılıyor. Tavukçuluğumuz günden güne hızla gelişiyor. En ileri teknoloji kullanan işletmelerin sayısı artıyor.


SAKARYA ZİRAAT ODASI KÂRLI BİR SÜT SIĞIRCILIĞI NASIL YAPILIR? (KÂRLILIKTA 40 ÖNEMLİ NOKTA) Mehmet AÇIKGÖZ ZİRAAT YÜKSEK MÜHENDİSİ

GİRİŞ Süt sığırcılığı amacı kâr olan ekonomik bir faaliyet olup, milyonlarca üretici tarafından yapılmaktadır. Aşırı rekabetin yaşandığı bu sektörde bilinçsizce ve tesadüflere bağlı olarak, kâr etmek ve yaşamak mümkün değildir. Gelişmiş ülkelerin aşırı sübvansiyonlarla desteklendiği hayvan ve hayvansal ürünler ticareti nedeniyle, son yıllarda ülkemizde yaşanan olumsuzluklar meydanda olup, adeta var olma savaşı verilmektedir. 21. yüzyıl modern süt sığırcılığında yeterli bilgiye sahip yetiştirici ( veya bakıcı), yüksek vasıflı damızlık materyal, yeterli ve kaliteli yem, uygun hayvan barınakları, koruyucu hekimlik ve etkin tedavi, örgütlenme, pazarlama ve kayıt sistemleri temel unsurlar olarak görülmektedir. Süt sığırcılığında başarılı olmak sanıldığı kadar kolay değildir. Çok sayıda işletmede hayvancılık yapılmasına rağmen, modern ve çok başarılı işletme çok az sayıdadır. Bu el kitabında konuların detaylarının anlatılma imkanı olmadığından, yetiştiricilere kârlılıkta önemli 40 konunun ana başlıklar halinde hatırlatılması amaçlanmaktadır. Yetiştiricilerin, bu bilgilerin detaylarına ulaşarak ve özen gösterdikleri ölçüde ekonomik büyüklükte ve sürdürülebilir kârlı işletmelere ulaşacakları muhakkaktır.

İŞLETME KURULUŞU VE PLANLAMA Kârlı bir hayvancılık için, öncelikle hayvancılık sevilerek yapılmalı ve ayrı bir iş olarak benimsenmelidir. Hayvancılıkta amaç para kazanmak ve kâr etmektir. Süt hayvancılığı doğası gereği her yönüyle uzun vadeli planlama, sabırlı ve düzenli çalışma isteyen zor ve bıktırıcı tarımsal bir faaliyettir. Hayvanlar doğumlarından itibaren tüm yaşamları boyunca titizlik gerektiren bakım ve ilgi isterler. Hayvanların bayramı, tatili, mesai saati ve işe ara vermeleri yoktur. Ancak, hayvanları seven ve hayvancılığı severek yapan insanlar, onların barınak, bakım ve besleme vb. her türlü isteklerini dikkate alarak başarılı olurlar. Evinin ihtiyaçlarını karşılamak için 1-2 inek bulunduran ve ihtiyaç fazlası sütü satarak harçlık yapan ve diğer zirai işlerle geçimini sağlayan üreticilerin, bitkisel üretimlerinin bir kısmını ve atıl işgüçlerini hayvanlarla değerlendirmeleri, dana-düve satarak sermaye sıkıntılarını aşmaları için çok iyi bir yöntemdir. Ancak kârlı bir hayvancılık olduğunu söylemek zordur. Hayvancılığı ayrı bir iş olarak benimseyenler, günde en az 500 litre sütün pazarlanabildiği, 20 civarı sağılır inekle, yeterli işletme büyüklüğüne ulaşarak, verimliliği artırmak ve maliyeti düşürmek suretiyle kârlı bir süt sığırcılığı yapabilirler. Ortalama (rantabl) işletme büyüklüğüne ulaşmış bir süt sığırcılığı işletmesi, işletmecisine çok iyi bir refah düzeyi sağlayacaktır. Sanayi ile entegre olmuş, bilgiyi satın alabilen profesyonel hayvancıların, kendilerini ve işletmelerini sürekli geliştirerek, sürdürülebilir işletme yapısına ulaşmaları çok kolaydır. İşletme kuruluşunda yer tercihi ve planlama iyi yapılmalı, imar, sağlık ve çevre

221


SAKARYA ZİRAAT ODASI inek sayısının en az 20’ye çıkarılması hedeflenmelidir. Böylece işletmelerde modern sağım yerinin kurulması ve modern ahır sistemlerinin yapılması mümkün olacaktır. Başlangıçta inek sayısı az olsa bile ilerideki gelişmeler dikkate alınarak en az 20 sağılır ineğe göre ahırlar planlanmalı, böylece işletmelerin gelişmelerinde teknoloji kullanılmasına olanak verilmelidir. mevzuatı dikkate alınmalı, su, elektrik, yol, haberleşme ve pazar garanti edilmelidir. İşletme kurmak için satın alınacak veya ayrılacak arazi, düşünülen ahır, sağımhane, depo, silaj yeri, bakıcı odası vb. yapılar için imar mevzuatına uygun seçilmeli, çevre ile hiçbir problem oluşturmamalıdır. Hayvanlara, yeteri miktarda ve insanlar tarafındanda içilebilir özellikte, temiz su temin edilmeli, elektrik ulusal şebekeden alınmalı ve ayrıca jeneratörle yedeklenerek kesintisiz enerji sağlanmalıdır. İşletmenin yaz ve kış her koşulda, her türlü vasıta (traktör, kamyon, taksi vb) ile ulaşabilecek yolu olmalı ve haberleşme imkanı sağlanmalıdır. Hatalı yer tercihi yapıldığında su temini, yol yapımı veya elektrik getirilmesi çok büyük masrafları gerektirmekte ve işletmenin ekonomik olmasını engellemektedir. Sütten iyi gelir sağlayabilmek için, üretilen sütün değer fiyatına satılması garanti edilmeli ve sütün mandıra, fabrika veya toplama merkezlerine taşınması ucuz, kolay ve güvenli olmalıdır. Hedeflenen işletme kapasitesi belirlenmeli, işe az hayvanla başlanmalı ancak, ekonomik işletme büyüklüğüne kısa sürede ulaşılmalıdır. Yurtiçi ve yurtdışındaki modern işletmeler ziyaret edilerek, etüd edilmeli ve danışmanlık hizmeti alınarak, ne kadar yatırımla ne yapmak istendiğine doğru karar verilmelidir. Bu safhada, öz kaynaklara güvenmelidir. Devletçe sağlanacağı vaadedilen imkanların hiç kullanılamayacağı veya çok gecikebileceği, derde derman olmayabileceği düşünülmelidir. Özkaynaklar barınağa harcanarak, hayvansız veya işletme sermayesiz kalmamalıdır. Süt sığırcılığı işletmelerinde inek adedinin belli bir sayının üzerinde olması arzu edilir. Ülkemizde de bu tür işletmelerin ticari işletmelere dönüştürülmesi, örneğin

222

Süt hayvancılığında yoğun iç ve dış rekabet yaşanmakta olup, ekonomik bir büyüklüğe ulaşamayan işletmeler yaşama şansı bulamaz. İngiltere’de 1933 yılında 17 baş olan ortalama hayvan sayısı 1994 yılında 74 hayvana yükselmiş olup, Hollanda’da ortalama işletme büyüklüğü ise 50 büyükbaş hayvanın üzerindedir. İşe düşünülen kapasitenin ¼ kadar hayvanla başlanmalıdır. Kısa zamanda işi öğrenerek kendi tecrübesi ve diğer çalışanların tecrübesi artacaktır. Sürü yönetiminde karşılaşılan problemlerin aşılması öğrenildiğinde, diğer bir değişle 3-6 ay içinde sistem yerleştiğinde, kapasite artışlarına sıkıntısızca uyum sağlanabilir. Buzağı doğumlarının her aya dengeli dağıtılması, iş verimliliği, muntazam süt geliri vb. bir çok yönden yarar sağlayacaktır. Mecbur kalmadıkça kredi kullanılmamalıdır. Özel hayvancılık proje kredileri dışında, normal faizli, orta vadeli kredi kullanarak hayvancılık işletmesini yürütmek mümkün olmaz. Hayvancılığa başlangıçta, ilk iki – ikibuçuk yıl gelirler çok az olup giderleri karşılayamamaktadır. Ancak gebe düvelerle kurulan bir işletmede doğan dişi yavrular 20 aylık damızlık düve olarak satıldıklarında veya 24 aylık olup, doğurmak suretiyle buzağı ve süt geliri sağladığında veya erkek buzağılar besisini tamamlamış olarak satıldıklarında işletmede mali düzen kurulur. Üçüncü yıl işletme kâra geçer. O nedenle, süt sığırcılığı işletmeleri kuruluşunda ilk iki yılı faiz ödemeli 6-7 yıl vadeli özel krediler gerektirmektedir. Mecbur olmadıkça kredi kullanmamalıdır. İşletme kısa zamanda büyüyecek, hedeflenen kapasiteye ulaşacaktır. 1 gebe düveden 6 yıl sonra 8 adet olacaktır. Bu nedenle kaliteli sperma kullanarak hayvanların genetik seviyesini, dolayısıyla verimlerini sürekli artırmak çok önemlidir. İşletme bir bütün olarak ele alınmalıdır. Ahır, hayvanların sağlıklı ve yüksek verimi


Hayvancılık

SAKARYA ZİRAAT ODASI

sağlayacağı, yem dağıtımı, gübre temizliği, sağım ve diğer bakım işlerinin kolaylıkla yürütülebileceği bir mekan olup, süt sığırı işletmelerinin can damarıdır. Planlı ve sağlıklı barınak, üreticinin altyapısı, üretimin sigortasıdır. Bu nedenle ahır planlarına büyük özen gösterilmelidir. Hayvancılığa barınakların yapımı ile başlanır. Verimli ve sağlıklı hayvanların modern ahırlarda barınma zorunlulukları vardır. Barınak sağlıklı olursa başarı şansı artar. Hatalı barınakların sonradan düzeltilmesi çok zor ya da imkansızdır. Süt sığırları için planlı ve uygun ahır yapımı oldukça önemlidir. Çünkü işletmenin değerli ve hassas olan hayvanlarını belli bir disiplin altında uzun süreli barındırmak, gerekli olan bir çok işlemi belli bir düzen içerisinde gerçekleştirmek zorunluluğu vardır. İşletme bir bütün olarak ele alınmalı, sağılır inek ahırı yanında, buzağı, dana, düve ve kuru ineklerin barınacağı ahırlar ile ot, silaj, katısıvı gübre depoları, çeşitli koruma yapıları işletme sahibi ya da çalışacak işçinin barınacağı evin de birlikte düşünülmesi gerekir. Başlangıçta planlanan sürü büyüklüğünün ilerde değişebileceği mutlaka ele alınmalıdır. Bu nedenle süt sığırı ahırı planlamasına başlanırken önce ölçekli bir yerleşim planı yapılmalı, bu plan üzerinde neyin nerede olacağına bu tesislerin ilerde nasıl büyüyebileceğine ve işletme için alt yapı ve ulaşımın nasıl karşılanacağına karar verilmelidir. Yerleşim planı ve yerleşim planı üzerinde düşünülen yapılardan hangilerinin öncelikle yapılacağına ve nasıl bir ahır sistemi inşa edileceğine karar verilirken uzman kişilere danışılmalı, plan ve projelerinin özel özenle hazırlatılması sağlanmalıdır. Ahır tekniğine uygun olarak, inşa ettirilmelidir.

Barınakta uygun şartlar sağlanmadan kârlı bir hayvancılık yapılamaz. Kapalı ve bağlı duraklı süt sığırı ahırlarında, yeteri kadar havalandırma ve aydınlatma sağlanamayıp, yem kısıtlı, yanlış ve besleme değeri yönünden yetersiz kalitede verildiğinde, hastalık riski artmakta, hayvanların verimi düşmekte ve yetiştirici kısa sürede zarar ederek, işletmesini tasfiye etmektedir. Süt sığırları için +5 ile +200C arası ısılar uygun olmakla birlikte, +10 ile +150C arası ısı en normaldir. Alıştırmış olmak ve yeterli yem vermek şartıyla –25 dereceye kadar inen ısılarda bile süt sığırlarının verimlerinde önemli bir düşme olmaz, sağlıkları bozulmaz. +250C yi, bilhassa + 350C yi geçen sıcaklıklar hayvanları rahatsız etmekte, süt verimi ve sütün yağ oranı düşmektedir. Aşırı sıcaklarda hayvanları rahatlatıcı önlemler (gölgelik, fanlarla havanın sirkülasyonu, su püskürtme vb.) alınmalıdır. Çoğu yetiştiricinin ahırında olduğu gibi, havasız, pis kokulu, nemli ve aşırı sıcak ahırlarda hayvanları tutmak, onlara eziyet olup, sağlıklarını sürdürmelerine ve verimli olmalarına imkan yoktur. Uygun süt sığırı ahırları planlanır ve yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınmalıdır. 1. Barınacak hayvanların temiz hava, sıcaklık ve nem gibi çevre isteklerinin en iyi biçimde karşılamasına, 2. Hayvanların yaşam tarzına ve davranışlarına uygun olmasına, 3. Ahır içerisinde esas olan yemleme sağım, gübre temizliği ile diğer bakım işlerine yönelik işlerin kolayca yapılmasına ve işgücü gereksinimin en aza indirilmesine, 4. Ahır ve elemanlarının yapım maliyetinin ucuz olmasına, 5. Ahır içerisinde sürü yönetiminin kolay yapılmasına, 6. Ahır tipinin mekanizasyon ve teknoloji uygulamasına yatkın olmasına özel özen gösterilmelidir. İşletmede çok miktarda hayvan varsa işçilik giderlerini düşürmek ve her hayvana hızlı ve standart servis sağlamak için gelişmiş makinalardan yararlanılmalıdır. Bu makinalar; yem hazırlamada kullanılan, yem hammaddelerini karıştıran ve dağıtan makinalar, hayvanlara içme suyu sağlayan cihazlar, taşıyıcı ve yükleyici makinalar ve diğer aletlerden oluşmaktadır.

223


Hayvancılık

SAKARYA ZİRAAT ODASI

Rasyonu yetiştirici hazırlamalı, yem hazırlayan ve dağıtan makinalarla hayvanlara servis yapılarak, yem maliyetinden, işçilikten ve zamandan kazanarak kârlılık artırılmalıdır. Süt sığırcılığında en önemli konu olan süt sağım sistemi, gübre temizleme sistemi, yem hazırlama ve yem dağıtım sistemi ve otomatik sulama sistemi muhakkak kurulmalıdır. Süt inekçiliğinde sağım en zor işlem olup, kapasiteye uygun sağım makineleri planlanmalıdır. Mevzuata uygun kalitede çiğ süt üretebilmek için açık ahır veya serbest duraklı ahırlarda, muhakkak ayrı sağım odası (sağımhane) olmalı ve süt, sağımı müteakip ayrı süt odasına veya +40C’ye soğutulacağı soğuk tanka alınarak bekletilmelidir. AMAÇLARIN BELİRLENMESİ VE HAYVAN SEÇİMİ Damızlık süt sığırı yetiştiricisi, ön soy kütüğü, soy kütüğü, pedigri, damızlık, damızlık işletmesi, damızlık sertifikası, damızlık belgesi, birlik ve döl kontrolü tanımlarının, Hayvan Islahı Kanunundaki doğru anlamlarını bilmelidir. Bu tanımları doğru bilmeden, doğru bir sürü idaresi, başarılı ve kârlı bir damızlık süt sığırcılığı yapılamaz. Ön soy kütüğü: Ana ve babası belirli, ancak ebeveynlerinin verim kayıtları olmayan, mensup olduğu ırkın özelliklerini taşıyan hayvanlar için oluşturulacak geçici kayıt sistemini, Soy kütüğü: Pedigri düzenlemeye esas olacak bilgilerin düzenli olarak toplandığı veri tabanını, Pedigri: Soy kütüğüne kayıt edilen damızlıklarla, safkan atların numara,isim, orijin, ırk, renk, eşkal, cinsiyet, doğum tarihi, verim kayıtları, yetiştirici ve sahibi ile hayvanın cetlerine ait bilgileri ve verimlerini belirten belgeyi,

224

Damızlık: Yetiştirildiği ülkede veya yörede ırkına veya tipine özgü özellikleri gösteren yüksek verimli, hastalıklardan ari, damızlık belgesi veya saf ırk sertifikası bulunan hayvanları, Damızlık işletmesi: Damızlık hayvanların yetiştirildiği, Bakanlıkça tescil edilmiş işletmeleri, Damızlık sertifikası: Ana ve babası bilinen, ancak cetlerinin verim kayıtları bilinmeyen damızlık hayvanlara Bakanlıkça veya yetki verilen kuruluşlarca verilen belgeyi, Damızlık belgesi: Pedigri belgeleri bulunan damızlıklardan Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikteki kriterlere uygunluğu Bakanlıkça onaylanan belgeyi, Birlik: Hayvancılık konularında faaliyet gösteren yetiştirme, hayvansal üretim, ıslah ve pazarlama amaçlı kurulan birlikleri, Döl kontrolü (Progeny testing): Soy kütüğü ve verim kayıtlarının düzenli tutulduğu, yeterli teknik alt yapı, uzman personel ve hayvan varlığına sahip kuruluşlar tarafından yürütülen ve damızlıkları döllerinin verimlerine göre seçmeyi sağlayan uygulamaları, İfade eder. Yüksek verimli iyi cins damızlık ineklere sahip olmalıdır. Çok süt veren inek sürüsüne sahip olmak amaç olmalıdır. Süt sığır ırklarında, süt verim miktarı, sütteki yağ ve protein oranı sürekli geliştirilmekte, ineğin vücut yapısı, dayanıklılığı, meme sağlığı ve formu ile tırnak sağlamlığına önem verilmektedir. Bulunulan bölgeye, amaca ve işletmede hayvanlara sağlanan barınak, bakım ve besleme, çevreden alınabilen hizmetler, iklim vb. şartlara göre ırk tercihi yapılmalıdır. Damızlık düve seçiminde titiz davranılmalı, nitelikli hayvanlarla işletme kurulmalıdır. Batı bölgelerimizde Siyah-Alaca (Holstein), Yüksek dağlık kesimlerde, Orta ve Doğu Anadolu’da Esmer, Simmental, Karadenizde Jersey tercih edilebilir. Bu konuda bulunulan ilde, Tarım İl Müdürlüğü veya Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği uzmanlarına danışılmalıdır. Dünyanın her yanında inek başına süt verimi arttıkça kârlılıkta artar. Bu nedenle yüksek süt verimi olan ineklere sahip olmalıdır. Aşağıdaki tablo bu hususu net olarak açıklamaktadır.


SAKARYA ZİRAAT ODASI

SIĞIR BESİSİ Damızlık özelliği göstermeyen genç erkek ve dişiler ile süt sığırı işletmelerinden kadro dışı bırakılan düşük verimli ve yaşlı sığırlardan daha fazla miktarda ve daha kaliteli et elde edebilmek için bu hayvanlara kesimden önce belli bir süre özel bir besleme uygulanır ve bu süre içinde yapılan faaliyete Sığır Besiciliği denir. En uygun ve en çok kullanılanı = erkek buzağı, erkek dana ve tosun Ayrıca; gebe kalmayan düveler, hastalık gebe kalamayan her yaşta inek, meme hastalığı nedeniyle süt verimi azalmış inek, kastre edilerek iş hayvanı olarak kullanılan her yaşta öküz de besi materyali olabilir. Sığır besisinin yararları: İşletme sahibine, milli ekonomiye ve insan sağlığına yararlıdır. Başta et verimi olmak üzere yan ürünleri ilaç, kozmetik ve yem sanayinde hammadde olarak kullanılır. Başlıca yararları: - Hammadde ve artık ürünlerin ete dönüştürülmesi - Sığırların et verimlerinin ve et kalitesinin arttırılması - İnsanların beslenmesi - Giyim, ayakkabı ve saraciye sanayine ham madde temini - İlaç ve kozmetik sanayine ham madde temini - Diğer sanayi kollarına ham madde temini - Tabi gübre ile toprak verimliliğinin arttırılması

Böbrek üstü bezlerden (Kalbi takviye, astım, alerji ve şok tedavisi) = adrenalin (epinephrin) Böbrek üstü bezlerden (Romatizmal hast., alerji) = Kortizon (Adrenal bezler) Pankreastan = insülin Safra kesesinden = safra tuzları Karaciğerlerden = heparin Hipofiz arka lobundan = ekstrat Beyinden = kefalin Kandan = thrombin Sığır besisinin avantajları: - Ahır ve ekipman olarak fazla bir yatırım gerektirmez - Yatırılan sermayenin devir hızı yüksek ve gelire dönüşümü hızlı - Diğer hayvancılık kollarına göre işçilik giderleri çok az - Genç ve erkek hayvanlar kullanıldığından ve bu hayvanlar sağlam ve dayanıklı olduğundan hastalık riski az ve ölüm oranı yok denecek kadar az - Kesim ağırlığındaki bir sığıra hep Pazar var - Diğer hayvancılık ve sanayi sektörlerine göre en az yatırımla istihdam sağlar Besi Yöntemleri: Mera besisi : Türkiye mera kalmadığından yok denecek kadar az. Kıştan zayıf çıkan sığırlar 2-3 at otlatılıp kasaplık kondisyona ulaştırılır ve kasaplık olarak satılır. Meraların kötü olması nedeniyle yeterince karlı değildir. Önce mera sonra ahır besisi: Kesim olgunluğuna merada ulaşmış sığırlar bir süre de ahır ortamında beslenerek kesime

225


SAKARYA ZİRAAT ODASI sevk edilir. Ahır besisi: Hayvan pazarından toplanan zayıf ve besiye uygun sığırlar belli bir süre besi ahırında bakılır ve kesim olgunluğunda kesime sevk edilir. Besi Teknikleri: Entansif Besi: Beslemenin entansif olabilmesi için şu kuralları yerine getirmesi gerekir. - Besiye alınacak sığırlar ırkına, yaşına, canlı ağırlığına, beden yapılarına ve orjinlerine göre seçilecek - Besiye başlanmadan hayvanlar iç ve dış parazitlere karşı ilaçlanacak, şap ve sığır vebası aşıları yapılacak - Hayvanlar enerji ve protein ihtiyaçlarına göre ve dengeli rasyonla beslenecek - Hayvanlar besi öncesi tek tek tartılıp numaralanacak ve canlı ağılık sınıflandırması yapılarak yem miktarları belirlenecek. - Kesif ve kaba yemler tartılarak verilecek - Besi süresince canlı ağırlık artışları takip edilecek, canlı ağırlık arttıkça verilen yem de arttırılacak - Besideki hayvanlara hijyenik bir ortam temin edilecek - Hayvanların besi sonu ağılıkları gelirgider hesabı yapılarak hesaplanacak Ekstansif Besi : Yukarıdaki şartların yerine getirilmeden yapıldığı besi şeklidir. Ekonomik şartlara uymaz. Besi Süresi: Sığırların yaşlarına, cinsiyetlerine, ırklarına ve kondisyonlarına göre 3’e ayrılır. 1. Kısa Süreli Besi : 3-4 ay süren besi şeklidir. Genellikle yaşlı hayvanlar kullanılır. Beside yağ birikimi ve az miktarda da kas gelişimi olur. Besinin uzaması karlılıktan çıkmasına neden olur. Bu şekilde elde edilen etler kıymalıktır. Süt danası eti üretimi için yapılan besi de kısa süreli besiye girer. Süt danası üretiminde ağız sütünün ardından erkek buzağılar süt ve süt ikame

226

yemleri ile 2-4 ay beslenirler. Kesinlikle kesif ve kaba yem verilmez. Doğum ağırlığı 35-40 kg olan kültür ırkı sığırlar bu iş için uygundur. Bu beside amaç pembe renkli, yumuşak ve lezzetli et üretmektir. 4 ay kadar süren besi sonrası danalar 140-150 kg civarında kesilir. 2. Orta Süreli Besi: 4-7 ay kadardır. 1-2 yaşlı genç sığırlar için uygundur. Elde edilen et kalitesi kısa süreliden iyidir. Türkiye besiciliğinin çoğu bu şekildedir. Karkastan daha çok kızartmalık et (bonfile, pirzola, rosto v.b.) tabir edilen değerli etler elde edilir. 3. Uzun Süreli Besi: 7 aydan fazla sürer. Buzağılık döneminden yeni çıkmış erkek danalar kullanılır. Kesim olgunluğu 15-18 aylık oldukları dönemdir. Elde edilen etler lezzetli, gevrek, sulu ve yağ oranı uygundur. BESİ: Genel anlamda ağırlık kazandırmayı anlatır. Genç erkek sığırların (erkek danaların ve tosunların) büyüme dönemlerinden istifade edilerek büyümelerinin en ekonomik biçimde teşvik edilmesi ve maksimum ekonomik canlı ağırlıklarına bir an önce ulaşmalarının sağlanmasıdır. Ülkemizde 4-10 aylık entansif besi yapılmalıdır. Besi hayvanlarını maksimum ekonomik canlı ağırlıklarına en ekonomik rasyonlar ile bir an önce ulaştırmak hedef olmalıdır. Açık Besi Yerlerinin Düzenlenmesinde Göz Önünde Tutulması Gereken Hususlar: Sıcaklık Sinek Rutubet Işık Padok Büyüklüğü Çamur Yem ve su Yemliklerin Konumu Çit Tesisin Çevreye Etkisi Rüzgar kıran Sıcaklık : Sıcaklığın düşük olması, yüksek olmasından iyidir. Mühim olan hareketi engelleyici çamur ve yüksek nem olmamasıdır. -17 °C sıcaklıklara kadar dayanabilen besi hayvanları, sıcaklığın + 38 dereceye ve üstüne çıkması durumunda ve eğer nem de varsa ölebilirler. Bu durumda yapılacak gölgelikler faydalı olacaktır. Rutubet : Yüksek rutubet gelişmeyi azaltan bir etkendir. 0 °C civarındaki yüksek rutubet gelişmeyi yavaşlatır yem tüketimini azaltır. Sıcak ve rutubet bir araya geldiğinde sinekler hayvanları rahatsız etmeye başlar. Rutubet olmayan yaz aylarındaki tozlanma akciğer rahatsızlıklarına neden olur. Padok Büyüklüğü: Çamur problemi padokların küçüklüğündendir. ABD’de


SAKARYA ZİRAAT ODASI 250mm ve daha az yağış alan yerlerde sığır başına 7 m2, 500-700 mm yağış alan yerlerde 20-30 m2 alan hesaplanır. Çamur problemini engellemek için meyil unutulmamalıdır. Yem ve Su: Sığırların önünde sürekli yem ve su bulunmalıdır. Hayvan başına yemlik boyu 20-40 cm arasında olmalı. Suluklar 25 hayvan için 300 cm2 olmalıdır. Kışın donmalar önlenmelidir. Çit: Tel veya örgülü teller uygundur. Ucuz olması önemlidir. Çitlerin korunması için elektrik verilmesi çözüm olabilir. Rüzgar kıran: Çamura neden olduğundan yapılmaması daha iyidir. Sinek : Isırarak rahatsız ederler ve randımanı düşürürler. Çevre temizliğine dikkat edilmesi çözümdür. Işık : Aydınlatmanın bir etkisi olmadığından gerek yoktur. Çamur: Çeşitli tümsekler ve meyil verilerek önlenir. Eğim % 4-6 olmalıdır. Yemliklerin ve suların etrafı en çok gezilen yer olduğundan beton kaplanabilir. Yemliklerin Konumu: İşçiliği düşürmek ve yemleme süresini kısaltmak için çit dışına konsalar da çit içinde olması daha iyidir. Ahşaptan yapılmaları taşınmaları açısından ve ucuz olmaları açısından iyidir. Sabit yemlik yapılırsa, yemlikle beraber % 4-6 eğimli beton platform da inşa edilmelidir. Tesisin Çevreye Etkisi: Tesisler etrafa koku, sinek ve toz yayabileceğinden yerleşim sahalarından uzak olmalıdır. Büyük Baş Besicilikte Mekanizasyon: Kullanılan makineler kullanım amacına göre; - Yem hazırlamada kullanılan makineler - Yem hammaddelerini karıştıran ve dağıtan makineler - Hayvanlara içme suyu sağlayan makineler - Taşıyıcı ve yükleyici makineler - Sığır işlem sahası aletleri (Kantar, sıkıştırma kutusu, toplama dolabı) Kantar : Hayvanları tartma işleminde kullanılan alet. Sıkıştırma Kutusu : Tek kanadı hareketli olan bu kutu ile hayvanlar sıkıştırılarak üzerlerinde her türlü işlem yapmak mümkündür. Toplama Dolabı : Orta kısımda bulunan kapısı dairesel hareketli, silindirik yapılıdır. Hayvanları toplamaya yarar. Bakım kontrol işlemlerinin toplu yapılamasını sağlar. Besiye Alınacak Hayvanların Seçimi:

Irk, Yaş, cinsiyet, kondüsyon ve sağlık Irk : Canlı ağırlık artışı hayvanın kalıtsal yapısı ile ilgili olduğundan, besiye seçilecek hayvanların ırkları besi sonunda amaçlanan ağırlığa ulaşmaya izin vermelidir. Her ırktan hayvanla besi yapılabilir. Mühim olan gerektiği gibi beslemek ve gerektiği kadar beside tutmaktır. Irk seçilirken o ırkın verim yönlerine de bakılmalıdır. Süt ırkı sığırlar erken gelişmelerine rağmen et ırkı sığırlara oranla besi sonu ağırlıkları daha azdır. Yaş: Besiye alınacak hayvanlar genç olmalıdır. 1-1,5 yaşındaki hayvanlar ile besi yapılacak ise karlı olup olmayacağı hesaplanmalı, 3-4 yaştan büyük hayvanlar ise besiye alınmamalıdır. Genç hayvanlar büyüme devresinde daha fazla vücut organlarını geliştirdikleri için daha hızlı kilo alırlar. Genç hayvanlar daha az yağ depoladıklarından yem değerlendirme sayısının azalmasını dolayısıyla 1 kg canlı ağırlık için tüketilen yem miktarı düşecektir. Yağ oranı 2 şekilde artar. - Hayvanın canlı ağırlığı ve yaşı arttıkça - Günlük canlı ağırlık artışı miktarı arttıkça Cinsiyet: Erkekler dişilere göre daha hızlı ve daha fazla canlı ağırlık artışı gösterir. Ayrıca erkeklerin besi sonu ağırlığı dişilere nazaran daha fazladır. Kastre etmenin bir faydası yoktur. Kondüsyon ve Sağlık : Kondüsyonsuz ve göz akları sarı renkli hayvanlar hastadır alınmaya. Çok zayıf hayvanlar da besiye alınmaya. Yani besiye alınacak hayvanlar; sağlıklı, bakışları canlı, ense ve omuzları gelişmiş, açlık çukuru dolgun, arkadan görünüşü kareyi andırır (butlar ve kalça dolgun veya dolmaya elverişli)olmalı

227


SAKARYA ZİRAAT ODASI KOYUNCULUK KOYUNCULUĞUN EKONOMİMİZDEKİ YERİ Yurdumuzda 1998 yılı Devlet İstatistik Enstitüsü Verilerine Göre 11.031.000 baş sığır, 29.435.000 baş koyun ve 8.057.000 baş keçi mevcudu vardır. Bu hayvan varlığı ile Dünyanın sayılı Ülkeleri arasında yer almamıza rağmen hayvansal ürünler bakımından hala gerilerde yer almaktayız. Fert başına tüketilen et, süt ve yumurta gibi hayvansal ürün miktarları da yeterli düzeyde değildir. Bu hayvan varlığı içerisinde büyük bir yer tutan koyun varlığımız ne yazık ki her geçen gün hızla azalmakta, verim yönünden de ileri bir adım atılamamaktadır. Meralar hızla azalmakta ve tarım alanlarına dönüşmektedir. Tarım alanları ise yerini hızla yerleşim alanlarına veya çeşitli sanayii alanlarına bırakmaktadır. Dolayısıyla hayvancılık ve özellikle koyunculuk ekime elverişli olmayan dağlık ya da çorak bölgelere doğru kaymakta ve lokalize olmaktadır. Uzun yıllardan beri eti, sütü, yapağısı ve derisi ile insanların en önemli ihtiyaçlarını karşılayan koyunlar Dünyanın her yerinde yetiştirildiği gibi Ülkemizde de hemen her yerde yetiştirilmektedir. Kısa zamanda nakit paraya çevrilebilmesi nedeniyle tarımın bir sigortası gibidir. Bu nedenle sadece zirai üretimle uğraşan işletmeler dahi ellerinde az sayıda da olsa koyun bulundurmaktadırlar. Koyunlar kanaatkar hayvanlar olup, yılın çoğu zamanlarında mera ile yetinirler ve ek bir yemleme istemezler. koyunlar dudak yapıları nedeniyle diğer hayvanların faydalanamayacağı meralarda dahi otlarlar. Meralardaki kısa ve kuru otları, tarla kenarlarındaki yeşillikleri, anızları ve pancar yapraklarını da en iyi şekilde

228

değerlendirirler. Zaten Yurdumuzun çoğu meraları, iklim yapısı ve ekonomik şartları da ancak koyunculuk yapmaya elverişlidir. Çünkü çoğu meralarımız kısa otlu ve zayıf meralardır. Ülkemizde koyunculuğun büyük bir çoğunluğu Köy ve Mezralarda yapılmaktadır. Koyunculuğun her geçen gün azalması başlıca 5 sebebe bağlanabilir. 1. Meraların hızla azalması, 2. Koyun etine olan talebin azalması, 3. Köylerde genç nüfusun azalması nedeniyle çoban bulunamaması, 4. Yapağının değerinde satılamaması, 5. Koyun hızsızlığının artması. Bütün bu olumsuz şartlara rağmen koyunların yılın büyük bir kısmını merada otlayarak geçirmesi nedeniyle koyunculuk yine de ekonomik bir değer taşır ve yetiştiriciye bir gelir kaynağıdır. Hele et, süt ve yapağının yılın muhtelif zamanlarında kolayca paraya çevrilebilmesi yetiştiricinin nakit açığını karşılaması bakımından önemlidir. Bu nedenle de koyunculuk yetiştiricilerin vazgeçilmez uğraş alanlarından biri olmaya devam etmektedir. Koyunların başlıca verimleri; döl verimi, et verimi, yapağı verimi, süt verimi, deri verimi ve gübre verimi olarak sayılabilir.

KOYUNCULUK NASIL YAPILMALIDIR

Koyunculuk yetiştiriciye çok para kazandıran bir hayvancılık dalı değildir. Ancak yapılan işler günün şartlarına göre yönlendirilirse ekonomik olarak yeterli düzeyde tutulabilir. Koyun yetiştiriciliği tek bir verim hedef alınarak yapılmamalıdır. Hedefte mutlaka iki veya daha fazla verim gözetilmelidir. Örneğin koyun sadece sütü için yetiştirilmemeli, süt verimi yanında yapağı


SAKARYA ZİRAAT ODASI

verimi veya et verimi de dikkate alınmalıdır. Koyun yetiştiricileri şu hususları gözönünde bulundurmalıdırlar. 1. 2. 3. 4. 5.

Hangi şartlarda koyunculuk yapılacaktır ? Hangi ırklarla koyunculuk yapılacaktır ? Hangi verimler ön planda tutulacaktır ? Nasıl bir yetiştirme metodu uygulanacaktır ? Sürüdeki hayvan sayısı ne olacaktır ?

Bu soruların cevapları büyük ölçüde yetiştiricinin temin edebileceği kaba ve kesif yemlerin cins ve miktarlarına, ağıl kapasitelerine, yetiştireceği koyun ırkının mevcut imkan ve çevre şartlarına uyum derecesine, çoban teminine, elde etmeyi düşündüğü gelir miktarına bağlıdır. Eğer yetiştirici başarılı olmak istiyorsa bu soruların cevaplarını bulmalı ve ondan sonra işe başlamalıdır. Hatta bu soruları kendi kendine zaman zaman yeniden sormalıdır.

KOYUNCULUĞUN YAPILMA ŞARTLARI

Koyunculuk meraya dayalı bir hayvancılık kolu olduğundan koyunculuğun yapılabilmesi için ilk şart mera olmasıdır. Meralar çok sayıda bitki florasına sahip olmalı, hayvanların rahatça dolaşacağı şekilde düz ya da az eğimli olmalı, dik ve kayalık olmamalıdır. Meranın büyüklüğüne göre hayvan olmalı ve aşırı otlatma yapılmamalıdır. Koyunculuk yapabilmek için ikinci şart hayvanlara verilecek kaba yemin tamamını veya büyük bir kısmını, kesif yem maddelerinin ise bir kısmını temin edebilecek, ekilip biçilebilen arazinin olmasıdır. Kaba yemini kendi arazisinde temin eden bir yetiştiricinin karlılığı artacaktır. Ayrıca tarlalarda hububat hasadından sonra kalan anızlarda da koyunlar otlatılarak meraların bir süre dinlenmesi sağlanacak, meralarda aşırı otlatma bir ölçüde de olsa önlenmiş olacaktır. Hayvanlara verilecek kaba ve kesif yemler kıştan önce mutlaka temin edilmeli ve stoklanmalıdır.

Koyunculuk yapabilmenin üçüncü şartı yeterli kapasitede ağıl olmasıdır. Hayvan başına yeterli taban alanı ve havalandırması olmayan ağıllarda barındırılacak hayvanlar ne kadar iyi ırktan olurlarsa olsunlar ve ne kadar iyi beslenirlerse beslensinler beklenen verimi vermezler. Ağıllarda her koç için 1.5 - 2.0 metre kare, her koyun için kuzusu da dikkate alınarak 1.25 - 1.5 metre kare ve her toklu için 0.8 - 1.0 metre kare taban alanı gereklidir. Ağılın yüksekliği 200 başlık ağıllarda 3.0 - 3.5 metre, 500 başlık ağırlarda 3.5 - 4.0 metre olmalı ve her hayvan için 3.0 ve 4.0 metre küp hava hesap edilmelidir. Ağıllarda bulunacak pencereler taban alanının 1/12’ si kadar olmalı, pencereler tavana doğru açılmalı ve geriye vasistaslı olmalıdır. Ayrıca tavanda havalandırma bacaları olmalıdır. Ağılların altları kolayca temizlenmeye elverişli olmalı, taban ve duvarlar bit, pire ve kene gibi dış parazitlerin kolayca yerleşmesine imkan vermemelidir. Ağılların tabanında kışın biriken gübreler ilkbaharda temizlenmeli, yazın ise sık aralıklarla süpürülmelidir. Ağılların kapıları hayvanların rahatça girip çıkacağı şekilde geniş ve çatal kapı olmalıdır. Koyunculuğun dördüncü şartı bakıcılardır. Çoban diye adlandırdığımız bakıcılar hayvana gereken ilgiyi göstermez, koyunu otlatma şeklini bilmezse sürüyü meraya aç götürür, susuz geri getirir. Çobanların koyunu bilmesi, merayı tanıması, çoban köpeklerine sözünü dinletmesi gereklidir. Çobanların koyunun hangi saatlerde otlayacağını bilmesi ve merada otlatma saatlerini ona göre düzenlemesi, sıcak mevsimlerde öğlen saatlerinde sürüyü gölgeliklerde istirahata alması gereklidir.

KOYUN IRKLARI

Günümüzde koyun verimlerinde ırklar arası farklar çoğalmış, bir ırk et verimi yönünden geliştirilirken, bir başka ırk süt verimi, döl verimi ya da yapağı verimi yönünden geliştirilmiştir. Ancak yine de daha öncede değindiğimiz gibi koyunlarda en az iki verim özelliğinin bir arada olması arzu edilir. Koyunları verimlerine göre 3 grupta toplayabiliriz. 1. Etçi ırklar, 2. Sütçü ırklar, 3. Yapağıcı ırklar, Bir işletmede yetiştirilecek koyun ırkı seçilirken şu hususları dikkate almak gereklidir; 1. Çevre şartları hangi koyun ırkının

229


SAKARYA ZİRAAT ODASI

yetişmesi için uygundur ? 2. Çevrede hangi koyun ürünleri talep edilmektedir ve talep edilen ürüne verilen fiyat, giderleri karşılayıp kar bırakabilecek midir ? 3. Yetiştirilmesi düşünülen koyunun temini mümkünmüdür ve kar bırakacak fiyattan satın alınabilecek midir ? 4. Yetiştiricinin şahsi beğenileri bu koyunda var mıdır ? Yerli koyun ırklarımız verim yönünden kültür koyun ırklarına göre daha düşük seviyededirler. Ancak çevreye uyum ve damızlık temini yönünden kültür ırklarına tercih edilmektedir. Bu nedenle saf kültür ırkı koyunlar getirmek yerine yerli ırklarımızın melezleme yoluyla veya seleksiyonla verimlerini artırmaya çalışmak daha uygundur. Koyun ırkları konusunda yerli koyunlarımızdan bahsetmek yeterlidir. Yurdumuzda koyunların belirli yönde verim özellikleri gelişmediğinden sınıflandırmayı kuyruk yapılarına göre yapmak daha uygundur. Koyunlarımız kuyruk yapılarına göre 2 grupta toplanabilir. 1. Yağlı kuyruklu olanlar; Akkaraman, Morkaraman, Dağlıç ve İvesi gibi. 2. İnce ve uzun kuyruklu olanlar; Kıvırcık, Sakız, Karayaka ve Türk merinosu gibi, Türkiye’de koyun ırklarının sayısal varlığı ve bölgelere göre dağılımı Tablo 1’ de gösterilmiştir. Koyunun Irkı Sayısı % Yetiştirme Bölgesi Yağlı Kuyruklu Irklar; Akkaraman 12.950.000 44 Orta Anadolu Morkaraman 6.475.000 22 Doğu Anadolu Dağlıç 3.533.000 12 Orta ve Batı Anadolu İvesi 1.177.000 4 Güney doğu Anadolu

230

İnce ve Uzun Kuyruklu Irklar; Kıvırcık 1.776.000 6 Ege ve Marmara Karayaka 883.000 3 Karadeniz Sakız 65.000 - Ege Türk Merinosu 875.000 3 Marmara, Orta Anadolu Diğerleri 1.711.000 6 Değişik Bölgeler TOPLAM 29.435.000 100 Tablo 1. Türkiye’de koyun ırkları. AKKARAMAN KOYUNU Tüm Orta Anadolu’ya yayılmış ve sayı bakımından en fazla olan koyun ırkımızdır. 14.552.000 başlık mevcudu ile koyun varlığımızın % 44’ünü teşkil eder. Bölge şartlarına adapte olmuş, açlığa, kuraklığa ve kötü hava şartlarına dayanıklıdır. Et verimleri az ve et kalitesi düşüktür. Ancak bakım ve besleme şartları düzeltilerek et verimleri artırılabilir. Kuyrukları büyüktür ve 4-6 kg kadardır. Ancak 12 kg’a kadar ulaşanları da vardır. Yıllık süt verimleri 3050 kg olup, ikiz yavrulama oranı % 20-30 kadardır. Akkaramanlarda baş, boyun, karın altı ve bacaklar çıplaktır. Baş ve ayaklarda siyah lekeler görülebilir. Yapağıları kaba ve karışık olup, beyaz renktedir. Yıllık yapağı verimleri 1.5-2.0 kg kadardır. Yapağıları halı sanayiinde, kilim, keçe ve yatak yapımında kullanılır.

MORKARAMAN KOYUNU

Doğu Anadolu bölgesinde yetiştirilir. 7.276.000 başlık mevcudu ile koyun varlığımızın % 22’ sini teşkil eder. Akkaramanlar gibi açlığa ve kötü hava şartlarına dayanıklıdır. Et verimleri az ve et kalitesi düşüktür. Baş, boyun, karın altı ve bacaklar çıplaktır. Yıllık süt verimi 30-50 kg olup, ikizlik oranı % 20-30’ dur. Yapağıları kaba ve karışık olup, mor veya koyu kahverengindedir. Yıllık yapağı verimleri 2.0-2.5 kg’ dır.

DAĞLIÇ KOYUNU

Halk arasında Herek ve Gıcık olarakta bilinir. Bilecik, Eskişehir, Kütahya, Afyon ve Denizli gibi Ege ve Batı Anadolu İllerinde yetiştirilir. 3.968.000 başlık mevcudu ile koyun varlığımızın % 12’sini teşkil eder. Canlı ağırlıkları Akkaramanlardan daha azdır ama etleri lezzetlidir. Ağız, burun, göz etrafı ve ayaklarda siyah lekeler görülür. Baş ve ayaklar çıplaktır. Süt verimi 30-60 kg olup, ikizlik oranı % 12-15’ dir. Yapağıları kaba ve karışık olup, beyaz renklidir. Yıllık yapağı verimleri 2.0-2.5 kg’dır ve halı sanayiinde tercih edilmektedir.

İVESİ KOYUNU


SAKARYA ZİRAAT ODASI çok tutulur ve piyasada iyi fiyata satılır.

SAKIZ KOYUNU

Daha ziyade İzmir yöresinde yetiştirilir. Süt ve yavru verimleri yüksektir. Yıllık süt verimleri 150-200 kg kadardır. Genellikle ikiz ve üçüz doğururlar. 3-5 başlık gruplar halinde yetiştirilir. Yapağısı kaba ve karışık olup, yıllık yapağı verimleri 1.5-2.0 kg’dır.

MERİNOS KOYUNU

Güneydoğu Anadolu’da yetiştirilir. 1.323.000 başlık mevcudu ile koyun varlığımızın % 4’ ünü teşkil eder. Et verimleri ve et kalitesi orta derecededir. Süt verimleri yüksektir ve yıllık süt verimleri 120 - 160 kg’ dır. İkizlik oranı % 10 - 20’ dir. İyi bir seçimle 500 - 600 kg kadar süt veren sürüler elde edilebilir. Baş, boyun ve ayaklar kahverengi veya siyahtır. Yıllık yapağı verimleri 2.0 - 2.5 kg olup, halı sanayiinde kullanılmaktadır.

KIVIRCIK KOYUNU

Trakya ve Kuzeybatı Anadolu da yetiştirilir. 1.766.000 başlık mevcudu ile koyun varlığımızın % 6’ sını teşkil eder. Et verimleri az olmasına rağmen et kalitesi en iyi koyun ırkıdır. Süt verimleri yüksek olup, yıllık süt verimleri 70 - 100 kg’ dır. ikizlik oranı % 10-20’ dir. Yıllık yapağı verimleri 1.5-2.0 kg olup, yapağı kalitesi diğer yerli koyunlarımızdan daha üstündür. Özellikle genç hayvanlardan elde edilen yapağılar kumaş imalinde kullanılır.

KARAYAKA KOYUNU

Alman et Merinoslarının Akkaraman ve Kıvırcıklarla yapılan melezlemesi sonucu elde edilmiştir. Kuyrukları ince olup, kuyruk yağı bütün vücuda dağılmıştır. Canlı ağırlıkları 50-60 kg’dır. Et verimleri ve et kaliteleri yüksektir. Yıllık süt verimleri 20-30 kg, ikizlik oranı % 15-20’ dir. Yapağı verimleri fazla olup, yıllık 3.5-4.0 kg’ dır. İnce bir yapağıları vardır ve dokuma sanayiinde kullanılmaktadır. Ancak yapağıya yeterli destek verilmediğinden Merinos yetiştiriciliği azalmaktadır.

KOYUNLARDA VERİMLER

Koyunların başlıca verimleri döl verimi, et verimi, yapağı verimi, süt verimi, deri verimi ve gübre verimi olarak sayılabilir.

DÖLVERİMİ

Dölverimi koyunculuğun devamını sağlayan önemli bir verimdir. dölverimini artırmak için ikizliğin veya üçüzlüğün artırılması çalışmaları yanında bir yılda 2 kez veya iki yılda 3 kez yavru alınması çalışmaları ve araştırmaları yapılmaktadır. Üstün verimli koyunlarda bir yılda birden çok yavru alınması için embrio transferi çalışmaları da yapılmaktadır.

Karadeniz bölgesinde yetiştirilir. 883.000 başlık mevcudu ile koyun varlığımızın % 3’ ünü teşkil eder. Küçük cüsseli hayvanlardır. Et verimleri düşük ama et kalitesi iyidir. Süt verimleri 30-40 kg olup, ikizlik oranı % 4 - 6’ dır. Yıllık yapağı verimleri 2.0-2.5 kg’ dır. Yapağısı çok kaba olup, yataklık olarak

231


SAKARYA ZİRAAT ODASI SAANEN KEÇİSİ

SAANEN IRKI; Saanen keçisi İsviçre’de elde edilmiş ve dünya’da birçok ülkede, yerli kaçileri süt verimi ve döl verimi bakımından geliştirmek amacıyla hızla yayılmış değerli bir ırktır. Saanen ırkı, kirli beyaz ve krem renginde, kısa tüylü ve boynuzsuzdur. Derisi ince, elastiki ve pembe renklidir. Kılları kısa, parlak ve sıktır. Tekelerde sakal gelişmiştir. Dişilerde genel olarak gerdanda tek veya çift küpe bulunur. Dişilerde baş zarif, gözler büyük ve parlak, kulak ince ve hafif sarkık veya diktir. Vücut yapısı derin uzun ve arkaya doğru geniş olup, boyun ince ve uzundur. Meme süt yönüne uygun olarak iyi gelişmiş olup, karın altına ve arka bacaklara doğru yayılmıştır. Sağlam kemik yapılı ve duruşu mumtazam olan Saanen keçileri, değişik çevre şartlarına iyi adapte olduklarından, dünyanın bir çok köşesinde yetiştirilebilmektedir. Saanen keçisi, sütçü ırklar arasında en erken gelişen bir tiptir ve ırk karakterlerini döllerine geçirme bakımından da üstündürler. Yapılan melezlerden anlaşılmıştır ki, Saanen ırkının beyaz rengi diğer renklere baskındır. Bu ırkta süt verimi en başta gelen özelliktir. İyi bakım – besleme şartlarında ve küçük sürülerde ortalama laktasyon verimi 800 – 900 kg etrafında olup 1500-2000 kg’a çıktığı görülmüştür. Sütte yağ oranı %3 –4’dür. Bu ırkta döl verimi de yüksektir, her doğuma ortalama 1.7 – 1.9 yavru düşer. Bir doğumda 3 – 4 yavru hatta 5 yavru elde edildiği görülür. Ülkemizde keçi sütleri inek ve koyun sütleri ile karıştırılarak işlenmektedir. Keçi sütü kuru madde ve yağ içeriği bakımından inek sütünden geri kalmaz. Keçilerin barınakları ise gereksinimlerini karşılayacak düzeyde ve mümkün olduğunca düşük maliyetli olmalıdır. Kapalı keçi ağılı yapımında

232

gerekli standartlara uyulmalıdır. Ilıman bölgelerde sundurma tipi ağıllar tercih edilebilir. Bu konuda üretim yapmak isteyen yetiştiricilerimiz detaylı bilgi almak için Tarım il müdürlüklerine müracaat edebilirler. Türkiye’de Saanen yetiştiriciliği üzerinde yapılan çalışmalarda, memleketimizde bu ırkın başarı ile yetiştirilebileceği ve özellikle iklim koşullarının Saanen için uygun olan bölgelerde çok iyi sonuçlar alındığı ortaya konmuştur. Bununla birlikte , ilk kademede melez yetiştirmeye önem vermek yerinde olu Saanen Süt Keçilerinin Beslenmesi SÜT KEÇİLERİNİN BESLENMESİ Süt keçilerin beslenmesinde, kritik sayılan başlıca üç dönem vardır. Bunlar sırasıyla, teke katımı ya da çiftleşme dönemi, gebeliğin son 1-1.5 ayı ve oğlaklamayla başlayan süt döneminin ilk iki ayıdır. Bu dönemlerde süt keçilerine elden verilecek yemlerin miktar ve niteliği, verimliliği etkiler.

TEKE KATIM DÖNEMİ BESLENMESİ

1. Keçilerin beslenmesi Teke katımı zamanında, daha kaliteli bir beslemenin uygulanmasında birçok yarar vardır Bu yararlar arasında sırasıyla; keçilerin tekeye gelme süresinin kısaltılması(aşımların toplulaştırılması), ikizliğin artırılması, gebe kalma oranını yükseltilmesi ve gebeliği başarıyla sürdürülmesi sayılabilir. Buna aşım ya da katım dönemi beslemesi adı verilir. Teke katım dönemi beslemesi yaklaşık 4-6 haftalık bir süreyi kapsar. Bu süre içinde süt keçilerine 1-1.5 kg a kadar kuruot ve 250-300 g arpaya eşdeğer karma yem verilebilir. Ancak, keçiler dışarıda otluyorsa, ayrıca kuruot vermeye gerek yoktur, yalnız karma yem verilir. 2. Tekelerin beslenmesi Aşım döneminde tekenin beslenmesine de özen gösterilmelidir. Tekelere verilecek


SAKARYA ZİRAAT ODASI

karma yem, döl suyunun (meni) verimini ve kalitesini artırır, onları aşımda daha zinde tutar. Tekelerin beslenmesine, aşım döneminden önce başlanarak verilen toplam yem %10-15 düzeyinde artırılır. Bu düzey aşım dönemi boyunca, hatta aşımdan sonra 4-5 hafta daha sürdürülür. Teke katım döneminde, serbest olarak yedirilen kaliteli kuruot yanında teke başına günde 300-500 g tahıl karışımı yem verilir. Teke katım döneminde, keçi ve tekelerin mineral madde ihtiyaçlarını karşılamak için yalama taşından yararlanılmalıdır.

GEBELİĞİN SON DÖNEMİ BESLENMESİ

Gebe keçilerde gebeliğin son 1.5 ayı oğlağın ana karnında en hızlı büyüdüğü ve memenin giderek geliştiği döneme rastlar. Bu dönemde dengeli ve yeterli beslenen anaç keçilerin oğlakları iri doğar ve memenin süt üretme gücü uyarılır. Ayrıca ananın güçlü kalması da sağlanır. Bu durum, ikiz doğurma olasılığı yüksek süt keçilerinde önem kazanır. Gebeliğin son döneminde yem tüketimi azalır. Bununla birlikte, karma yem içeriğinin protein, enerji ve mineral yoğunluğu artırılmalıdır. Enerji düzeyi, karma yemdeki buğdaygil dane yemin yüzdesini yükselterek artırılmalıdır. Diğer yandan kalsiyum düzeyi artırılır, ancak süt humması riskini azaltmak için gebeliğin son iki haftasında düşürülmelidir. Sütçü keçi başına verilecek karma yem miktarı, 40-50 kg lık keçiler için gebeliğin ilerleyen dönemlerinde 200 g dan başlayarak 600700 g kadar yükseltilebilir. Kaliteli kuruot miktarı 0.5 ile 0.8 kg arasında değişebilir.

SÜT VERİMİNİN BESLENMESİ

İLK

yeterli bir besleme düzeni gereklidir. Ananın süt miktarının yeterli olması, aynı zamanda süt emen oğlakların hızlı gelişmesi açısından da önemlidir. Sağmal keçiler için iki seçenekli süt karma yemiyle besleme sistemi uygulanabilir; Sağmal keçiler, süt verimlerine göre gruplandırılır. Süt yemi karması sağım sırasında, öncesinde ya da sonrasında verilebilir. En yaygın olarak uygulanan sistem, sağım sonrası yemlemedir. Her bir sağmal keçi, süt verimine göre yemlenebilir. Ancak bu uygulama, çok yüksek verimli keçiler için geçerlidir.Üretilen her litre süt için, kuruotun dışında 400-600 g süt yemi karması hesaplanır. Süt yemi karması, %16 ham protein ve ortalama 700 kcal net enerji içermelidir. Yem fabrikalarından alınacak süt yemi dışında, yetiştiricilerin kendileri de karma yem hazırlayabilirler. Örneğin bir litre süt için keçilere (350 g arpa + 100 g pamuk tohumu küspesi) ya da (250 g arpa +100 pamuk tohumu küspesi + 100 g mısır) karışımından oluşan karma yem hazırlanabilir. Sağmal dönemde, keçilere verilecek karma yemin protein, vitamin, ve mineral düzeyi kadar enerji içeriği ve düzeyi de önemlidir. Enerji kaynağı büyük ölçüde tahıllardan karşılanmalıdır.

SÜT KEÇİLERİNİN TEMEL İLKELER

BESLENMESİNDE

Keçiler, sığır ve koyunlardan farklı olarak ağaç yaprakları ve dallarından yem olarak yararlanabilirler. Kaba yemler, genellikle hayvanların yaşama gereksinimlerini karşılamada kullanılmalıdır. Yeşil yemin ve otlağın bulunmadığı dönemlerde, keçilere kuru ot ve kuru yonca verilmelidir. Keçilerin kaba yem ihtiyacı şeker pancarı posasından da karşılanabilir. Havuç, şalgam gibi kök ve yumru yemler de keçi beslemede kullanılabilir. Ancak bunlar, iştaha göre değil sınırlı verilmelidir. Süt keçilerinin beslenmesinde genellikle sağmal dönemde

DÖNEMİ

Süt keçilerinde süt veriminin en yüksek olduğu dönem, oğlaklamadan sonraki ilk 6-8 haftalık dönemdir. Bu dönemde, en yüksek düzeyde süt elde etme, bununla birlikte anayı sağlıklı tutmak için dengeli ve

233


SAKARYA ZİRAAT ODASI için aşağıdaki noktalara dikkat edilmelidir;

yeşil silo yemlerinden yararlanılabilir. Verilecek silo yemi miktarı, keçilerin günlük kurumadde ihtiyacının %40-60 ını karşılayacak düzeyde olmalıdır. Silo yemleri, sağımdan 3-4 saat önce yedirilmelidir. Günlük silaj miktarı 1-3 kg kadar olabilir. Yüksek süt verimli keçilerin ihtiyaçlarını tam olarak karşılayabilmek için kaba yemlerin karma yemlerle desteklenmesi zorunludur. Keçilere verilecek karma yemin enerjisi, mısır ve buğdaygil dane yemler ve bunların değirmencilik artıklarından, protein ihtiyacı pamuk, ayçiçeği gibi yağlı tohum küspelerinden karşılanmalıdır.

SÜT KEÇİLERİNİN OTLATILMASI

Türkiye’de, az sayıda yetiştirilen süt tipi keçilerin dışında kıl keçilerin yaşama ve verim payı ihtiyaçları çoğunlukla mer’adan karşılanır. Keçi mer’aların ağırlığını da orman mer’aları oluşturur. Orman mer’alarından yararlanan keçi sayısı, getirilen sınırlamalar nedeniyle azalmaktadır. Bu bağlamda kıl keçi sayısında gözlemlenen azalma, melez süt keçisi yetiştiriciliğinin geliştirilmesiyle de ivme kazanabilir. Ancak şimdiki durumda bile denetimli ve birörnek otlatma yapılarak, hem orman mer’alarının aşırı sömürülmesi engellenebilir, hem de keçilerin gereksinimleri daha yüksek düzeyde karşılanabilir. Denetimli ve birörnek otlatma

234

* Sürü büyüklüğü 100-150 baş keçiyi aşmamalıdır. * Sürü mer’aya en çok 100 m. genişlikte ve 50 m derinlikte birörnek bir şekilde dağıtılmalıdır. * Keçiler dakikada 4-5 m yol alacak bir hızda yürütülmelidir. Çoban sürünün önünde yürümelidir. Olası ise bir yardımcısı olmalıdır. * Koruma amacıyla 80-100 baş keçiye bir köpek hesaplanmalıdır. * Geniş alanlı mer’alarda otlatmaya mer’anın bir kenarından başlanmalı, 150200 m genişlikte bir şerit sonuna kadar otlatılmalı, sona ulaşıldığında geri dönülerek şerit bir kez daha otlatılmalıdır. * Engebeli mer’larda otlatmaya eteklerden ve yemin en iyi geliştiği yerden başlanmalı, keçiler daha sonra yukarıya doğru yavaş yavaş tırmandırılmalıdır. * Sıcak mevsimlerde, sabah güneş henüz etkili değilken sürü doğuya doğru, sıcak bastırınca kuzeye, akşam üzeri de batıya doğru sürü güdülmelidir. * Rüzgarlı havalarda, sabah ve akşam döneminde sürü rüzgar yönünde, öğleyin ise rüzgara karşı yönlendirilmelidir. * İlkbahar ve sonbahar aylarında hayvanlar tam gün olarak otlayabilirler. Ancak keçiler yazın sıcaktan dolayı öğle sırasında otlamayı sevmezler ve mer’adan yeterince yararlanamazlar. Bu nedenden dolayı gündüzün gölgeliklerde dinlendirilmeli, akşam üzeri mer’aya çıkarılmalı ve otlatma gece sürdürülmelidir. * İlkbaharda, sabah saatlerinde kırağıya dikkat etmeli, kırağı çözüldükten sonra mer’aya sokulmalıdır.


SAKARYA ZİRAAT ODASI çalışırken, arıdan korunmaya ve arıya zarar vermemeye özen göstermektir. Bu uygulamaları özetlersek;

ARI YETİŞTİRİCİLİĞİ

Arıcılıkta çalışılan materyal canlı olduğundan bu alanda başarılı olmanın yolu öncelikle materyalin iyi tanınması, bakımının ve yönetiminin iyi bilinmesi ve en önemlisi de iyi bir gözlemci olmaktır. Küçük bir ihmal yada dikkatsizlik o yılın tamamına yansıyacağından bedeli ağır olabilecektir. Arıcılıkta bir yıl boyunca süren işlemler tamamen birbirlerine bağımlı dönemlerden

oluşur. Bir yıllık üretim, yetiştirme ve bakım çalışmalarında elde edilen başarı bir önceki dönemde yapılan doğru tanım ve çalışmalarla elde edilir. Kolonilerin ilkbahardaki gücü ve kışlamaları, sonbaharda yapılan uygulamalarla kışa giriş öncesindeki ana arı, arı popülasyonu ve kışlık bal stokuna bağlıdır. Sonbaharda bütün bu tedbirler alınarak kışa yeterli genç arı popülasyonu ile girebilen koloniler yeterli yiyeceği de varsa bahara sağlıklı ve güçlü bir şekilde çıkabilecektir.

ARIDA ÇALIŞMA TEKNİKLERİ KOVANLARIN AÇILMASI Arıcılıkta uygulama,

VE

dikkat edilmesi gereken arılıkta dolaşırken ve

o Arılığa girerken yabancı kokular kullanılmamalıdır. o Arıda yapacağımız çalışmaya göre giyimde tedbirli olunmalı (maske, gerekirse eldiven giyilmeli, koyu renkli ve çok ince giyinilmemeli) o Kovan açılmadan önce körük yakılmalı ve kovan kesinlikle körüksüz açılmamalı o Kovan açılırken dikkatli ve itinalı çalışılmalı, hoyrat davranılmamalı o Koloninin kovan içi düzeni bozulmamalı, çerçeveler birbirinden aralıklı olmamalı ve yerleri değiştirilmemeli o Çalışma sırasında telaş etmeden hızlı davranılmalı, özellikle nektar akışının az olduğu dönemlerde yağmacılığa neden olmamak için açılan kovanın işi kısa sürede bitirilerek kapatılmalıdır.

İLKBAHAR BAKIM VE KONTROLLERİ Erken İlkbahar Kontrolleri;

Kış boyunca hava koşullarından etkilenmeyen koloniler, bahar geldiği zaman yaşamlarının en kritik dönemlerine girerler ve kolonilerin daha çok bu dönemde öldükleri görülür. Bunun nedeni sonbaharda bırakılan bal stokunun bitmesi, kış öncesi populasyonu oluşturan bireylerin yaşam sürelerini doldurmuş olması, bu dönemdeki kuluçka faaliyeti sonucu yeni doğan genç arıların kayıpların yerini dolduramaması ya da ana arının yaşlı ve verimsiz olması olabilir. Yapılacak Kontroller: Kovandaki arı varlığı Ana arı kontrolü Fazla peteklerin alınması Arının yiyecek varlığı Uçuş deliği kontrolü Hastalık kontrolü Varroa mücadelesi Hava sıcaklığının 15 derece dolaylarına ulaştığı bahar başlangıcında ilkbahar kontrollerine başlanabilir. Bu kontrollerde öncelikle kovanda arı bulunup bulunmadığına bakılır. Arısı ölmüş kovanlar arılıktan çıkartılarak uçuş delikleri kapatılır. Arısı yaşayan kovanlarda ise bal stoku ve ana arı kontrolü yapılır. Ana arısız kolonilere rastlanırsa, bunlar ergin arılarının değerlendirilmesi amacıyla ana arılı koloniler ile birleştirilir. Bal stoku yetersiz görülen kolonilere katı yem (kek) verilerek bu dönemdeki besin ihtiyaçları

235


SAKARYA ZİRAAT ODASI şurubun (karamelize olmuş) arının sindirim sistemine zarar vermesidir.

karşılanır. Eğer şerbetle besleme yapılacak ise şeker-su oranı 2/1 olmalıdır. Kovan içerisinde arının basmadığı çerçeveler var ise bunlar çıkartılarak arıların toplu ve sıkışık bir durumda olması sağlanır. Kovan uçuş delikleri kontrol edilerek geniş olanlar daraltılır. Bu dönemde kuluçka faaliyeti hızlanmadan varroa mücadelesi yapılmalıdır. Kovan içi kontrollerde ana arının yumurtlama durumu, yavrulu çerçeve bal stok miktarı ile arı mevcudu incelenir. Böylece ballı ve boş çerçeveler tespit edilir. Sonraki kontrollerde koloni gelişme hızı takip edilir. Bu notlar her koloni için ayrı bir karta işlenir. Yapılan kontrol sonunda, her koloninin genel durumu kayıt defterine yazılmalıdır. İlkbahar Bakım ve Kontrolleri Doğada polen kaynaklarının oluşması ve ortam ısısının 17C’nin üzerine çıkması ile birlikte bahar şuruplamasına başlanmalıdır. Bu dönemde su/şeker oranı 1/1 olmalı, bir hacim su ısıtılıp bir hacim şekerle karıştırılarak şurup hazırlanmalıdır. Şurup hazırlanırken şeker karıştırıldıktan sonra kesinlikle kaynatılmamasına, su kaynatılacaksa şeker karıştırılmadan önce yapılmasına dikkat edilmelidir. Bunun nedeni kaynatılan şekerli

İlk baharda yapılabilecek işlemler: Arı popülasyonunun gelişimini arttırmak üzere şerbetle besleme yapmak. Kovanlara kabarmış petek vererek ana arıya yumurtlama sahası sağlamak Arı kolonilerine ileriki dönemlerde faydalanmak üzere temel petek vermek Uçuş deliklerini genişletmek Suni Oğul Üretimi (Bölme) Yeterince güçlenen bal arıları ana arı yenileme, neslin devamı, ana arıya yumurtlama ve kendilerine bal depolama alanı sağlamak amacıyla doğal olarak oğul verirler. Ancak bu işlem arıların ana nektar akımı dönemine girişine rastladığı için modern arıcılıkta verimliliği düşüren bir özellik olarak kabul edilir. Bu nedenle koloniler yeterince güçlü ise ve arı sayısı artırılmak isteniyor ise ana nektar akımı dönemi öncesinde bölme yapılarak daha kontrollü olarak arı sayısı artırılabilir. Doğal oğulu önlemek için şu tedbirler alınabilir: Ana arının kanatlarının kesilmesi Oğul meyli fazla olan kolonilerle çalışmamak Kovan havalandırmasını artırmak Kovan serinliğini sağlayacak önlemler almak Bal depolama ve kuluçka alanı sağlamak amacıyla bol miktarda petek vermek (oğul döneminde) Ana arı yüksüklerinin bozulması Bir kolonide bütün bu önlemlere rağmen oğul meyli başlamış ise bu koloninin oğul vermesi kaçınılmazdır. Bu durumda yapılması gereken işlem Bölme yöntemiyle suni oğul üretmektir.

Arılara Ballık (Kat) Verilmesi

Bal akım döneminde gelişimini tamamlayan koloniler 10 çerçeveye ulaşarak kuluçkalığı doldururlar. Bu duruma gelen kolonilere kuluçka ve bal depolama alanı sağlamak amacıyla ballık (kat) verilmelidir. Ballık verilirken kuluçkalığın her iki tarafından ilk ve son çerçeveler, yani tamamen ballı ya da çıkmak üzere kapalı yavrulu 2 çerçeve ballığa alınarak bunların yerine kapalı yavrulu 2 çerçeve dış kenarlara kaydırılarak 2. ve 9. Çerçeve olarak temel petek takılı iki yana çerçeve yerleştirilir.

BAL HASADI VE MUHAFAZASI

236


SAKARYA ZİRAAT ODASI arındırılır ve ambalajlanır. Balın Muhafazası Ambalajlanmış ballar mümkün olduğu kadar ısı, ışık, nem, koku ve diğer zararlı faktörlerden uzak depo şartlarında muhafazaya alınmalıdır.

SONBAHAR BAKIM VE KONTROLLERİ

Kovandaki bütün peteklerdeki balın olgunlaşmasını beklemeden balı olgunlaşan petekler kovandan alınmalıdır. Olgunlaşmış balların kovandan alınmasına bal hasadı adı verilir. Çerçevenin 2/3 ‘ü sırlanmış durumda ise bu çerçeve olgunlaşmış sayılır. Bal hasadı genellikle arıların yağmacılık eğilimlerinin az olduğu sabahın erken saatlerinde yapılır. Kovandan alınan ballı çerçeve taşıma sandığına konulur ve hemen üzeri bir örtü ile kapatılarak arılardan korunur. Bal hasadının en güç yanı arıları ballı peteklerden uzaklaştırmak ve yağmacılık çıkmasını önlemektir. Ana arının ballıkta da olabileceği unutulmamalı, ona bir zarar vermemek için dikkatli olunmalıdır. Bal hasat edilen kovanda arılara yeterince kışlık bal bırakılmış olmalıdır. Bunu sağlamak için genellikle kuluçkalıktan bal hasadı yapılmamalıdır.

Balın Süzülmesi

Balın süzüleceği oda içi sıcaklık 25 - 30ºC olmalıdır. Çerçeve veya petek üzerindeki sırlar sır bıçağı veya sır tarağı ile alınır. Sonra elle veya elektrikle döndürülen santrifüj (bal süzme ) makinesine yerleştirilerek ballar çıkarılır. Elde edilen ballar dinlendirme tankında bekletilir. Yabancı maddelerden

Arılarda bal hasadının yapılması, o sezonun bitmiş yeni bir sezonun başlaması anlamına gelir ki, bu dönemde yapılacak her türlü bakım ve ihmal gelecek tüm bir yıla yansıyacaktır. Bu nedenle bal hasadından hemen sonra sonbahar bakımına başlanmalıdır. Kış İçin Gerekli Yiyeceğin Bırakılması Kolonilere kış yiyeceği olarak bal ve polen depolanmış petekler bırakılır. Ancak petekler tamamen balla dolu olmayıp alt yarılarındaki gözler boş olmalıdır. Çünkü kışın arılar bal dolu gözler üzerinde değil, peteklerin balla dolu kısmının hemen altındaki boş gözler üzerinde salkım kurarlar Özellikle ilkbaharda taze polen gelmeye başlayıncaya kadar ki dönemde arıların yavru yetiştirmeyi başlatıp sürdürebilmeleri için bırakılan ballı peteklerin 3-4 tanesinde aynı zamanda yeterince polen de olmalıdır. Genel kural olarak kuluçkalıktaki bal hasat edilmeyip arıya bırakılmalıdır. Ana Arının Durumu, Zayıf Koloniler ve Hastalık Kontrolü Yapılacak kontrollerde arı mevcudu az olan zayıf koloniler, anasız, ana arısı yaşlanmış, verimsiz ve sakat olan koloniler birleştirilmelidir. Başarılı kışlatma için mutlak surette sonbaharda bir dönem yavru üretimi sağlanarak kışa GENÇ ARI ve ANA ARI ile girilmelidir. Yapılacak denetimlerde herhangi bir hastalık tespit edilen kolonilerde gerekli önlemler alınmalı ve tedavi edilmelidir. Sonbahar teşvik yemlemesinden sonraki kuluçka aktivitelerinin çok azaldığı dönemlerde sonbahar dönemi varroa mücadelesi mutlaka yapılmalıdır. Bu koşullar dikkate alındıktan sonra diğer önemli hususlar ise; Kovanların sağlamlığı gözden geçirilerek gerekirse değiştirilmeli Kovandaki arılı, yavrulu ballı-polenli çerçeveler düzenlenerek fazla petekler alınmalıdır. Kovanda herhangi bir hastalık ve zararlı varsa gerekli müdahaleler yapılmalı En sondaki çerçevenin yanına bölme

237


SAKARYA ZİRAAT ODASI tahtası konularak boş kalan kısımdan soğuğun girmesi engellenmelidir Kovanlar bir sehpa üzerine oturtulmalı Koloniler rüzgar almayan ve mümkünse üstü kapalı bir arılıkta kışlatmaya bırakılmalı Kovan uçuş delikleri daraltılmalı Kovan örtü bezi soğuğu geçirmeyen bir malzemeden seçilmeli örtü beziyle kovan arasına kovanda oluşacak nemi çekmesi için gazete kağıdı örtülmeli Kabartılmış petekler arıcıya tekrar gerekli olacağından muhafazası çok önemlidir. İyi muhafaza edilmeyen petekler mum güvesi ve fare gibi zararlılarına maruz kalabilir. Petekler izole edilmiş bir odada kükürt yakılarak çıkan dumanla fumige edilmeli. Kükürtün alevsiz duman şeklinde verilmeli, arada bir oda havalandırılarak içerde oluşan nemin çıkması sağlanmalıdır Sonbahar Beslemesi Kolonilere yeterince bal ve polen stoku bırakılmış olsa bile bal hasadından sonra şurupla besleme yapılmalıdır. Sonbahar yemlemesi için hazırlanan şeker şurubunun şeker-su oranı 2:1 (2 kısım şeker-1 kısım su) olmalıdır. Koloniler kışa girerken ve kıştan çıkarken bal stokları yeterli değilse o zaman katı yem (kek) ile besleme yapılır.

Kek Yapımı

1 kısım bal 35-40C’ye kadar ısıtılarak 3 kısım pudra şekeri ile iyice karıştırılır. Elde edilen karışım 0.5-1 kg’lik poşetlere yerleştirilip, poşetin alt kısmı kesilerek arılı çerçeveler üzerine yerleştirilir. Bununla birlikte kek hazırlamada polen açığı bulunan bölge ve dönemlerde bu açığın kapatılması için süt tozu, bira mayası ve yağı tamamen alınmış soya fasulyesi unu gibi proteince zengin maddeler karıştırılarak arıların protein ve vitamin ihtiyacı karşılanabilir. Kek hazırlama ve uygulamada dikkat

238

edilecek husus kekin kovan içi ısısında eriyerek arıların üzerine akmayacak katılıkta ve arılar tarafından tüketilebilecek yumuşaklıkta olmasıdır.

KIŞLATMA

Arıları Kışa Hazırlama ve Kışlatma Arıların kışlatılacağı arılık; kuzeyi kapalı güneyi açık ve mümkünse üstü kapalı yerler seçilmelidir. Açık arılıklar ise rüzgar almayan, su tutmayan ve nem biriktirmeyen yerler olmalıdır.

Kovanlar mutlaka yerden 3040 yüksekliğinde bir sehpa üzerine konulmalıdır. Kovan içi sıcaklık 14 C° ye düştüğünde arılar kış salkımı yaparlar salkımın merkezi 33C, dış yüzeyinde ise 5-8 C’dir. Salkımdan herhangi bir nedenle düşen arı tekrar salkıma çıkamaz ve ölür. Bu nedenle kışlatma yeri olarak arıların kış salkımını bozacak gürültü ve sesten uzak yerler seçilmelidir. Kovanların uçuş delikleri içindeki arılı çerçeve sayısı dikkate alınarak Uygun malzeme ile daraltılmalıdır.


SAKARYA ZİRAAT ODASI

239


SAKARYA ZİRAAT ODASI

240


SAKARYA ZİRAAT ODASI

241


SAKARYA ZİRAAT ODASI

242


SAKARYA ZİRAAT ODASI SAKARYA ARI YETİŞTİRİCİLER BİRİLİĞİ

Arıcılığın ülke ekonomisine katkısı, bal ve balmumu üretimiyle 160 trilyon tl. dır. Arıcılık sektörünün özelliği dolayısı ile tarihten gelen milli kültürümüzdür ve kırsal kesimde pek çok ailenin bahçesinde aile ihtiyacını karşılamak amacıyla 5 – 20 adet arı kovanlarının bulunduğu ve fakir- dar gelirli çiftçilerimizin dar ölçekte olsa da bal ve oğul satışı ile bu insanların ek gelir sahibi oldukları da unutulmamalıdır. Uzun yıllardan itibaren devlet olanakları ile çiftçilerimize arıcılık geliştirilmesi, verimliliğin arttırılması için sürekli kaynak aktarılmıştır. Arıcı çiftci eğitimi, arıcılık eğitimi alanlara düşük faizli arı edinme ve kapasite geliştirme kredisi, kamu kurumlarında arı kovanı atölyesi kurulması ve arıcılara bedelsiz veya düşük bedel ile fenni kovan edindirilmesi ve fenni kovan kullanımına arıcıların özendirilmesi, gezginci arıcılığın devlet tarafından düzenlenmesi, gezginci arıcılara karayolunda öncelik sağlanması, bankalarca düşük faizli yeni işletme kurulması ve kapasite geliştirilmesi kredileri açılması, fakir ve dar gelirli ailelere iş ve istihdam olanakları sağlanmak üzere kamu kaynağı olan sosyal yardımlaşma fonu, il özel idaresi, orköy, kırsal kalkınma projeleri, vb kaynaklar kullanılarak yüksek miktarlarda destek sağlanmıştır ve devam etmektedir. Arıcılarımızın örgütlenmeleri amacıyla arı yetiştirici birliklerinin kurulması, ana arı yetiştiriciliğinin düzenlenmesi de bu kapsamdadır. Ülkemizde yaklaşık 3,5-4 milyon adet arı kovanı ve 76 Birliğe üye 38.330 adet civarında arıcı bulunmaktadır. Yıllık 75.000 ton bal üretimi ile milli gelir içinde 250 milyon tl üretim payı bulunmaktadır. Polinasyon ile tarımsal üretime katkısı ise

200 – 300 milyon tl sektördür.

ile vazgeçilmez bir

Türkiye, Dünyada 3. ve 4. sıralarda yer alarak hem kovan varlığı hem de bal üretimi bakımından dünyanın en önemli ülkeleri arasındadır. Ancak bu önemli gelişmeye karşın, ülkemizde kovan başına ortalama bal üretimi 16 kg dolayında olup dünya ortalaması olan 20 kg’ın altındadır. Bununla birlikte, Türkiye’nin dünya bal ticaretinde %1.87’lik bir payla 10. sırada yer alışı sahip olunan kovan varlığı ve bal üretimiyle uyum sağlamamaktadır. Hem dünya bal ticaretindeki payımız hem de koloni başına bal üretimimiz dikkate alındığında, ülkemizin sahip olduğu mevcut arıcılık potansiyelinden yeteri kadar faydalanamadığımız ortaya çıkmaktadır. Diğer yandan ülkemizde, bal dışında diğer arı ürünlerinin üretimi ve bal arılarının bitkisel üretimde yeterli tozlaşmanın sağlanması amacıyla kullanılmaları da yaygın değildir. kovan başına bal üretiminin artırılması, bal üretimi yanında diğer arı ürünlerinin üretilmesi ve bal arılarının bitkisel üretimde daha yaygın kullanılması durumunda mevcut potansiyelimizi daha iyi değerlendireceğimiz açıktır. Türkiye arıcılık için çok uygun şartlara sahip olsa da henüz bu kaynaktan tam olarak yararlanamamaktadır. Arıcılıkta, istenen üretim ve ihracat rakamlarına ulaşılabilmesi için çözülmesi gereken bazı sorunlar olduğu açıktır. Arıcılıkta en önemli sorunlardan birisi ISLAHTIR!!!. Bu sorunun çözümü yetiştiricilerin ıslah edilmiş ana arı kullanma alışkanlığını kazanmaları ve onların ihtiyacı olan ana arıları yetiştirecek kuruluşların çoğalması ile mümkündür. Hayvancılık ve diğer tarımsal üretimlerde teknik bilgi ve eğitimin üretim maliyeti içindeki payı % 8-10 civarında iken, bu pay arıcılıkta % 70-80 olarak gerçekleşmektedir. Dolayısıyla arıcılara yönelik sürekli yayım ve eğitim hizmeti verilmesini amaçlayan örgütlenmeler desteklenmelidir. Erozyon kontrolü, mera ıslahı, orman bakımı gibi çalışmalarda arıcılık da göz önüne alınmalı, bal üretimi için önemli bitkilerin bu çalışmalarda kullanılmasına özen gösterilmelidir.

Sakarya’nın Bal Çeşitleri

Sakarya’nın iklim şartları ve flora zenginliği bal üretimi için çok uygun. Burada orman gülü, kestane, ıhlamur ve akasya balı olmak üzere 4 çeşit bal üretiliyor. Yine iklime ve floraya bağlı olarak polen, arı sütü, ana

245


SAKARYA ZİRAAT ODASI

arı ve oğul arı üretimi de yapılıyor. İlimizden Ülkemizin 40 iline ana arı ve oğul arı satışı da yapılmaktadır. Bitki çeşitliliği bakımından zengin bir bölge olan Sakarya’da Nisan ve Mayıs aylarında akasya balı, Mayıs ve Haziran aylarında orman gülü, kestane ve ıhlamur balı, Haziran ve Ağustos ayları arasında ise yayla balı üretimi yapılıyor. Üretilen ballar Sakarya ve çevre illere pazarlanarak tüketiliyor. Sakarya’da üreticiler kendi imkanları ile ürettiği bal için ya marka alıyor ya da birliğimizin Ada Birlik markası altında ballarını satışa sunuyor. Sakarya’da Ana Arı Üretimi Sakarya’da ana arı üretimi de yapılıyor. Sakarya ırkı olarak üretilen ana arılara Türkiye’nin her yerinden talep var. Sakarya ırkının geliştirilmesine yönelik yeni proje hazırlayan Birliğimiz bu konuda çalışmalara başladı. 2 adet ana arı üretim istasyonunun bulunduğu Sakarya’da “Sakarya Irkı” (ekotipi) ana arı üretiliyor. Karadeniz ve Kafkas ırkının arasında bir ırk olan Sakarya ırkı arılar hem yavru yapma hem de bal yapma özelliğine sahiptir. Sakarya ırkı arı, Kafkas ırkı arının birinci melezi (F1) olarak isimlendiriliyor. Her arı ırkı her bölgeye uyum sağlayamıyor. Türkiye’de Muğla ırkı, Akdeniz ırkı, Karadeniz ırkı, Kafkas ırkı ve Sakarya ırkı arılar her biri sahip oldukları özelliğe göre verimli olabiliyor. Yılda ortalama 12 bin ana arının yetiştirildiği Sakarya’da ana arı üretiminin daha da arttırılması hedefleniyor. Bu konuda Sakarya’da ana arı üretiminin daha da arttırılması hedefleniyor. Bu konuda Sakarya’nın Hendek İlçesinde 10 köy belirlendi. Bu köylere arıcılık yapmak için giriş ve çıkışlara izin verilmeyecek. Bu bölgede sadece damızlık arı yetiştirilecek. Asgarı yatırım ile işsiz halkımızın kırsal kesimden kentlere göçünün önlenmesi ve asgarı 3 yıllık kontrollu eğitim ile kendi kendine yeter üretime ulaşması için

246

birliğimiz profesyonel yönetici kadrosu ve tarım danışmanları ile her türlü ihtiyacı karşılayacak ve arıcılarımızı yönlendirecek ehliyetli kadroya sahiptır. Gereklı fınans sağlandığında kamu açısından gerek gecekondu hızmet talepleri ve gerekse istihdam yatırımı alternatıf maliyet kaynaklarının birliğimize kullandırılması halınde hem iş ve istihdam ve hem de üretime katkı sağlanacak güçte olduğumuz ve bugüne kadar olan hizmetlerimiz ile kendimizi kanıtladığımız bilinmeli vedesteklenmeliyiz. Arıcılığın ülke ekonomisine katkısını İlimiz çapında değerlendirirsek arıcılık sektöründe asgari 75 arılı kovan sahibi olarak ekonomik işletme sahipliği düzeyine ulaşmış 832 ailenin, 62.400   adet arılı kovan sahibi küçük aile işletmeciliği olarak kendisinin ve yakınlarının bal ihtiyacını karşılayan yaklaşık 1200 aile ile birlikte, arıcılık malzemeleri arı ürünleri pazarlaması ile uğraşan 500 aile olmak üzere 2300 aile yani 13.000 nüfus topluluğunun örgüt temsilciliğini üstlenmiş bulunmaktayız. Birliğimiz 2004 yılında kuruldu ve Sakarya Tarım İl Müdürlüğü kampüsünde 2004 yılından bu yana hizmet vermektedir. 2010 Yılının bu son günlerinde artık Birliğimizin hizmet binasını uzun uğraşlar ve çabalar sonucu binayı hizmet verebilir hale getirerek Patates hali girişinde bulunan eski Ticaret Borsası’nın binasına taşımış bulunmaktayız. Arıcılarımızın sağlıklı ve kurallarına uygun dolum yapmaları için bal dolum tesisimiz 2007 yılında kuruldu. Dolum tesisimiz şuanda ticaret borsasının içinde hizmet vermektedir. Birliğimizin markası olan Ada Birlik için yeni etiket çalışmaları düzenlendi. Birliğimizin üyeleri ürettikleri her tür balı ada birlik markası altında satışa sunabilirler. Birliğimizin üye sayısını her geçen yıl arttırmayı hedefledik ve bunu başardık. Üye sayımız 2006 yılı itibariyle 513, 2007 yılı itibariyle 563, 2008 yılı itibariyle 650, 2009 yılı itibariyle 700, 2010 yılı itibariyle 832 dir. Görüldüğü üzere üye sayımız her geçen yıl artmıştır. Üye sayımızı daha büyük oranlarda arttırmayı ve güçlü kudretli bir örgüt olmayı hedefliyoruz. Üretici örgütü olarak ilk amacımız Sakarya’da yapılan Arıcılığı desteklemek, en iyi koşullara sahip olmasını ve yapılan çalışmanın kayıt altına alınabilmesini sağlamaktı. Bu bağlamda Arıcılarımızın plaka sahibi olup AKS’ye kayıt olmalarını ve bu sayede 2008 Yılında Arıcılık Kayıt Sistemine (AKS) geçilerek


SAKARYA ZİRAAT ODASI bir önem arz etmektedir. Dünyadaki bal arılarını büyük bir kısmının ülkemizde olduğu ve özellikle çam balı üretiminde ilk sırada yer aldığımızı düşünecek olursak, sosyal ormancılığa “Bal Üretim Ormanları” kuruyor olmanın arıcılarımız açısından ne kadar önemli olduğunu anlamış oluruz.. İstisnasız hepimiz bilimsel ve teknolojilerin çok süratli yaşandığı dünyamızda eskimeyen tek değerin eğitim olduğunu kabul etmekteyiz. Bu noktadan hareketle “arıcılık” gibi anlamlı ve çok yönlü ehemmiyet taşıyan bir konunun aktarılmasıyla da sayısız faydalar sağlanmaktadır.

2009 Yılı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın Hayvancılığın Desteklenmesi hükümleri ile üyelerimizin teşvik alabilmesi için gece gündüz İl ve İlçelerde çalışmalar yapıp plaka dağıttık ve teşvikten yararlanmalarını sağladık. AKS’ye kayıtlı 2008 Yılı Destekleme başvurusu yapan üye sayımız 225 dir. 2009 yılında toplam 97.389,00 TL, 2009 Yılında Destekleme başvurusu yapan üye sayımız 366 dır. 2010 yılında 201.000,00 TL Birliğimiz aracılığıyla ödeme yapılmıştır. Şuan itibari ile AKS ye kayıtlı 58.800 koloni mevcuttur. 2010 Yılında 49.738 koloninin desteği yapılmıştır. 2010 Yılı Destekleme başvurusu yapan üye sayımız 547 dir. 2011 Yılında toplam 298.428,00 TL Birliğimiz aracılığıyla teşvik ödemesi yapılacaktır. Arıcılığın, biyolojik çeşitliliğin korunması, gelecek nesillere aktarılması, sürdürülebilir gıda güvenliği ve erozyonun önlenmesi bakımından desteklenmesi için Çevre ve Orman Bakanlığı ve Adapazarı Orman Bölge Müdürlüğünün katkılarıyla Orman ve Orman sayılan alanlara akasya, kestane, ıhlamur, vs… türler dikilerek Bal Üretim Ormanları kurulması kararı alınmıştır. Ormanlarda ekolojik dengeyi biokütleyi korur ve geliştirirken ormandan fayda temin eden, geçimi orman kaynaklarına ve bu kaynakların sürekliliğine dayalı insanlarımızı da gözetmek durumunda olduğumuz açıktır. Türkiye için bir ilk olma özelliği taşıyan ve Sayın Çevre ve Orman Bakanımızın özel talimatları ile başlatılan, “Bal Üretim Ormanı” projesi ile tesis edilecek ormanlar, öncelikli olarak arıcılık faaliyetlerine yönelik olmaları sebebi ile özellikle geçimini arıcılıktan temin eden aileler için büyük

Eğitim çalışmaları kapsamında Sakarya Arı Yetiştiricileri Birliği olarak 12-16 Nisan 2010 tarihleri arasında gerçekleştirilen Ana Arı, Arı Sütü, Arı Zehiri, Polen, Propolis Üretimi konusunda Sakarya Ziraat Odasının da katkılarıyla Arıcılarımız bulundukları yerden alınıp eğitim merkezine ulaşımları sağlandı ve sabahtan akşama kadar süren eğitimde Arıcılarımızın yemekleri verildi ve üst düzey bir eğitim düzenlendi. 23 Mayıs 2010 tarihinde Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanımız M.Mehdi EKER ve TZOB Genel Başkanı Şemsi BAYRAKTAR’IN katılımıyla 93 arıcıya Sertifikaları verilmiştir. Arıcılıkta Ülkemizde Uluslar arası çalışmalar yapılmakta ve çeşitli Uluslar arası kongre ve konferanslar düzenlenmektedir. Arıcılıkta eğitimin önemi anlaşılmış durumda ve buna yönelik girişimlerde bulunulmaktadır. Arıcılık aslında bir teknoloji. Arıcılık faaliyetlerini iyileştirmek amacıyla çalışmalarımız devam etmektedir. Ayrıca Sakarya İlinin İlçe ve Köylerinde Halk Eğitim Merkezlerinin düzenlemiş olduğu Arıcılık kursları sürekli açılmaktadır. Böylece üyelerimiz ve yeni arıcılık yapmak isteyenler bu hizmetten faydalanma şansı bulmaktadır. Birliğimiz üyelerine bilgi verip yönlendirerek Türkiye’nin çeşitli yerlerinde düzenlenen Arıcılık kongre, konferans, seminer gibi eğitim etkinliklerine katılmalarını sağlıyoruz. 2010 Yılı içinde Sakarya’da yapılan paneller; 28 Mayıs 2010 tarihinde Hacettepe Üniversitesi Arı ve Arı Ürünleri Araştırma ve Uygulama Merkezi (HARÜM) de düzenlenen 1. Dünya Arı gününe katıldık. 13 Ekim 2010 tarihinde Düzce Üniversitesi DAGEM Bal Ormanı Açılışına katıldık 2-4 Aralık 2010 tarihinde Çanakkale 4.Uluslar arası Marmara Arıcılık Kongresine katıldık.

247


SAKARYA ZİRAAT ODASI Arıcılığın gelişmesi için katılmış olduğumuz toplantıların yanında Sakarya Bölgemizde faaliyet gösteren Doğu Marmara Kalkınma Ajansının açılmasıyla Bölgemizde yeni yatırımlar ve AB projelerinin Desteklenmesi ile ilgili çalışmalar başlattılar. Bu konuyla ilgili Birlik olarak birçok eğitim ve seminere katıldık. Ağustos- Eylül 2010 tarihinde Özel proje yazma eğitimlerine katılarak proje yazma deneyimi edindik ve artık proje yazma konusunda açığımızın kalmadığını düşünüyoruz. Eylül 2010 tarihinde Doğu Marmara Kalkınma Ajansının Büyükşehir Belediyesinin Toplantı salonunda yapmış olduğu Proje yazma eğitimlerine katıldık. Bu eğitimde de proje yazma eğitiminde kendimize kattığımız deneyimleri pekiştirdik. 07 Ekim 2010 tarihinde Tübitak Marmara Araştırma Merkezi AB Rekabet edebilirlik ve Yenilik Çerçeve Programı (CIP) Tanıtımı ile ilgili konferansa katıldık. Bu konferansta AB Projeleri hakkında bilgiler edindik ve Proje başvuruları hakkında bilgi sahibi olduk. 25 Ekim 2010 tarihinde Sakaryalı Arıcıları Aşılama Tekniği İl Arı Üretimi Eğitimi verilmesiyle ilgili proje yazılıp T.C. Doğu Marmara Kalkınma Ajansına Teknik Destek başvurusu yaptık ve yazmış olduğumuz projemiz Sakarya’da 100 proje içinden 22. sırada başarı göstermiştir. Eğitim projemizi 2011-2014 yılları arasında gerçekleştireceğiz. Birliğimizde Eğitim çalışmalarının yanında birçok faaliyet yapılmıştır. Arıcılığa ve Arıcılarımıza fayda sağlayacak çalışmalar yapılmış ve her geçen gün daha fazla çaba ve emekle devam etmektedir. Yeni arıcılık yapacaklara arılı kovan dağıtımı ve Kredi Destekleri ile ilgili Ziraat Bankasıyla görüşmeler yapılıyor ve Arıcılarımızın en düşük kredi oranıyla faydalanmalarını sağlıyoruz. Üyelerimize eğitim çalışmaları ve toplantılar düzenleyerek Birliğimizin çalışmalarından haberdar olmalarını sağlıyoruz. Tarım İl Müdürlüğü ve tüm Tarım İlçe Müdürlüklerini ziyaret ederek üyelerimizin sorunlarını ve isteklerini beyan ederek ortak paydalar sonucu çözüm yolları bulmaya gayret ediyoruz. Sivil Toplum Örgütleri, Ziraat Odaları ve Ziraat Bankaları ile karşılıklı görüşmeler yaparak fikir alışverişinde bulunarak Arıcılarımızın daha iyi şartlarda çalışmalarına imkan sağlayacak oluşumlarda bulunuyoruz. Yazılı yayım çalışmaları yaparak Birliğimizin

248

işlev gördüğü sahalarda faydalı olabilecek tüm çalışmaları araştırarak ve bununla ilgili gerekli bilgileri edinerek üyelerimize sunuyoruz. Üyelerimizin arılarını garanti altına almak, gelecek zararlardan korunmalarını sağlamak için Sigorta acentesinden yetkili personelle üyelerimizi buluşturarak toplantılar düzenliyoruz ve Sigorta yaptırmak isteyen tüm üyelerimizin kovanlarını en düşük prim oranlarıyla sigortalanmalarını sağlıyoruz. Türkiye’de ilk defa Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca 2006-2007 Yıllarında Ana Arı desteği verilmiştir. 2004-2005 Yıllarında 11.000 ana arı dağıtımı yapılmıştır.2008 yılında 16 İlçemizde 13.494 Adet kovana Varroa ilacı dağıtımı yapıldı. 2008 Yılında 13 İlçede 124 Adet üyeye 16.977 kg arı keki dağıtılmıştır. 2011 Yılında yine Kek Projesi hazırlayıp Arıcılarımıza kek dağıtımı yapacağız. Birliğimizin daha Teknik ve Bilimsel çalışabilmesi için Tarım Ve Köyişleri Bakanlığı’nın Üretici Örgütlerine Tanımış Olduğu Tarım Danışmanlığı Yetki Belgemizi Alarak Danışmanlık Hizmeti verebilme yetkisine de sahip olduk. Bununla birlikte birliğimizde Tarım Dan��şmanları çalışmaktadır. Danışmanların Birliğimizde hizmet vermeleriyle arıcılarımıza daha teknik ve bilinçli arıcılık yapılması konusunda yardımcı oluyoruz. Türkiye’de Arıcılık Desteklenmelidir! Bilindiği üzere Arıcılık çok eski yıllara dayanmaktadır. Arıcılıkla ilgili ilk bulgular 16.000 yıl öncesine dayanır. Arıcılık insanlık tarihi kadar eskidir. Türkiye’nin ekolojik ve sosyoekonomik yapısı gereği Ülkemizin her yerinde Arıcılık yapılmaktadır. Bal arılarındaki zengin genetik çeşitlilik ile Türkiye bal arıları açısından Anadolu’nun gen merkezi durumundadır. Sakarya’da da Dikmen Saf Arısının korunması ve muhafazası konusundaki çalışmalar düzenlenmiştir. Hendek İlçesi Dikmen Köyü çevresindeki 10 adet köy alanında Saf Ekotıp olarak Batı Karadeniz Kafkas ekotıpı ODTU Biyoloji Bölümü tarafından tesbit edilmiştir. Türkiye ırk ve ekotip açısından zengin bir ülkedir. Bu zenginlik Apis mellifera nın ırk ve çeşitli ekotiplerini içermektedir. Yeryüzünde yaklaşık 375.000 bitki türü yetişmektedir. Türkiye’de doğal olarak yaklaşık 9222 bitki türü yetişmekte olup 3.900’ü endemik olan 10.000 doğal bitki türüne ev sahipliği yapmaktadır. Ülkemizde yaklaşık 500


SAKARYA ZİRAAT ODASI bitkinin nektar ve polen kaynağı olarak bilinmektedir. Bunlardan 50 tanesi dominant nektarlı bitki olarak tanımlanmıştır. Dünya’da verilere göre yaklaşık 1,8 milyon ton bal üretimi yapılmakta. 1 milyon ton kayıt dışı üretim yapılmaktadır. Türkiye’de yaklaşık 83.000 ton bal üretimi yapılmaktadır. Dünya’da bal üretiminde % 30- 40 oranında kovanda düşüş gerçekleşmiştir. Üretim düşüşünün büyük bir potansiyele sahip Türkiye için büyük bir fırsat olduğu aşikardır. Önümüzdeki yıllarda bala olan talep artacak ve Dünya’da bu konuda bir açık oluşacaktır. Türkiye’nin potansiyeli ve alt yapısı çok iyidir. Daha öncede belirttiğimiz gibi çok zengin bir biyoçeşitliliğe sahiptir.. Önemli Bilgi!!!!! Bal aromalı şuruplar, alkollü içecekler tebliğindeki boşluktan yararlanarak üretim izinleri alabiliyorlar ve sektörümüze ciddi anlamda zarar vermektedir. Bal aromalı şurup kanunlara uygundur ancak bala

benzeyen hatta markası içinde bal kelimesi olan ürünler satışa sunulmaktadır. Balla hiç alakası olmayan glikozdan yapılarak bal esansı karıştırılıp bal adı altında kg’ı 3,50 TL’den satıldığı görülmektedir. Bu durum tüketici de yanılgıya yol açıyor. Köy pazarlarında ve çeşitli marketlerde özellikle yol kenarındaki restaurantlarda satıldığı görülmektedir Balın kg ının 20,00-30,00 TL olması gerekirken glikozdan yapılan ürünlerle kıyaslanarak piyasa değeri düşürülüyor. Arıcılarımızın hakları gasp ediliyor. Bu durum Üreticilerimize zarar veriyor ve haksız rekabet nedeniyle arıcılarımızın kazanması engelleniyor. Burada tüketiciye de büyük görevler düşüyor. Etiketsiz ve güvenli olmayan yerlerden bal almamaları ve sahte bal şüphesi duydukları ürünleri şikayet etmeleri gerekmektedir.

249


C

M

Y

CM

MY

CY

CMY

K


+Jรฅ4^[ย€MNVNWRm[N]RLR4J[] bJY\รงW\NWQJ\J]]Jย€MN

6NbMJWQRcVN]Pย€[\ย…W  +Jรง4^[ย€MNVNWRm[N]RLR4J[]ยญรฉWJKJรงUJNVNTURURรงRWR\JรงUรฉรงรฉWรฉ Pย…_NWLNbNJUm[N]RLR4J[]+Jรง4^[ยญJPย…Wย…WMNย€MN\RW \NWQJ\J]]Jย€MN รฃRO]รคRUN[RVRcRรคRWQJbJ]-NWRcยญMNPย…cNU

+Jรฅ4^[U^รฉRO]รฉRUN[RรฉRWPNรฉN[URMR[

35*/ ร$ร," f3&5 &5ร$ร:";  "f3 :0,4 6,#*3",  & 0 # ร™0/67 ร.-ร,/ /ร-ร/ ,  $ 5 %6ร›6 #6-6/ 0%6/6 , " , &3 1-" (e/% ยต& 5 1 4 4


SAKARYA ZİRAAT ODASI

FİTO TOHUMCULUK TİC. LTD. ŞTİ. FİTO TOHUMCULUK TİC.LTD.ŞTİ.

Türk çiftçisine daha fazla katkıda bulunmayı amaçlayan ileri teknolojiye ve geniş bir araştırma nosyonuna sahip şirketimiz, İspanya menşeli SEMILLAS FITO S. A. kendi öz sermayesi ile 2001 haziran ayında Türkiye’de planladığı orta ve uzun vadeli yatırımlarının başlangıcı olan şirket kuruluşunu tamamlamıştır. 127 seneyi aşkın tecrübesi, donanımı, portföyü, firmamızın Türkiye’de sadece pazarlama şirketi olmanın ötesinde ıslah, üretim, deneme, demostrasyon, adaptasyon çalışmalarını yürütebilmek ve bu çalışmaların akabinde Türk çiftçisine daha kaliteli ürün sunabilmek için, FİTO TOHUMCULUK TİC. LTD. ŞTİ. kuruluşunun da araştırıcı kuruluş olabilmesi için ilk adımlarını oluşumunun akabinde projesi dahiline almıştır. Sebze çeşitlerinin ıslahına/geliştirilmesine yönelik araştırıcı kuruluş belgemiz, 17/04/2002 tarih ve 2002/62 tescil numarası ile; tarla bitkileri ve yem bitkileri çeşitlerinin ıslahına/geliştirilmesine yönelik araştırıcı kuruluş belgemiz, 20/08/2004 tarih ve 2004/78 tescil numarası ile şirketimize Bakanlığınızca verilmiştir. Bu çerçevede yeni çeşitlerin Türk çiftçisine kazandırılması için yoğun çalışmalar yürütülmüş ve yürütülmektedir. Bu güne kadar gerek tarla grubu, gerek yem bitkileri grubu, gerekse sebze bitkileri grubundan toplamda 100’ü aşkın F1 ve standart çeşitlerimiz kayıt altına aldırılmıştır. Firmamız 2007 yılı itibari ile 1250 m2’lik yeni ofis binamız ve 20 dekarlık arazimiz ile yerleşik konuma geçmiş olup, 2009 yılında 15500 m2’ lik alan üzerinde kurulu 800 m2 kapalı alanda hem depolama hem de tohum işleme amacıyla fabrikamız kurulmuştur. 2011 yılı içinde 100 dönümlük arazi üzerinde ıslah ve araştırma istasyonu yapmak için projelerini hazırlamıştır. Fito tohumculuk yenilikleriyle Türk tarımına hizmet vermeye devam edecektir.

Altınova Sinan Mah. Antalya Cad. Airport İş Merkezi No:1/11 ANTALYA Tel: 0242 340 50 55 Fax: 0242 340 63 64 www.fito.com.tr

266


SAKARYA ZİRAAT ODASI ADAPAZARI PANCAR EKİCİLERİ KOOPERATİFİ

Başta Sakarya İli olmak üzere Bilecik, Bolu, Düzce, Kocaeli ve Bursa İllerindeki toplam 19 satış mağazası ile 60 bine yaklaşan ortağına en uygun fiyatta en kaliteli ve en hızlı hizmeti vermeyi hedef edinmiştir.

Kamil ÖZMEN (Ziraa Mühendisi) Koop. Müdürü Sınırlı Sorumlu Adapazarı Pancar Ekicileri Kooperatifi 5324 ortak ile 1951 yılında kurulmuştur. Kurulduğu yıldan beri pancar eken çiftçinin tarımsal alet, makine, sulama malzemeleri, tohum, fide, zirai mücadele ilaçları, gübre, motorin, sera ve sera ekipmanları gibi ihtiyaçlarının temin edilmesi yanında teknik danışmanlık yaparak da ortaklarına hizmet götürmeye devam etmektedir. 2005 yılında da Özelleştirilen Adapazarı Şeker Fabrikası A.Ş.’ni satın alarak hedefleri doğrultusunda atılım yapan Kooperatif, Hububat Tohumu Temizleme ve Paketleme Tesisi kurarak ve son olarak da Toprak Bitki Gübre ve Sulama Suyu Analiz Laboratuarı’nı ortaklarının hizmetine sunmuştur.

291


SAKARYA ZİRAAT ODASI SAPANCA’DA SÜS BİTKİSİ ÜRETİMİ Sapanca ilçesi : Sapanca Gölü Kıyısına kurulmuş güneyi Samanlı dağları ile çevrili , kuzey yönü Sapanca Gölüne bakan iklimi ile dünyada dikkat çeken yörelerden birisidir. Mikroklima olarak nitelendirilen iklim özellikleri yılda 913 mm ortalama yıllık yağış % 80 oransal nem ve +13 C derece ortalama sıcaklığı ile Dış Mekan Süs Bitkileri yetiştiriciliği için son derece uygun meteorolojik şartlara sahiptir. ilçemizde aşılı meyve fidancılığı ve birkaç tür ile sınırlı olmak üzere de süs bitkisi yetiştiriciliği yaklaşık yüz yıldır yapılmaktadır.Son yıllarda süs fidanı taleplerinin artması sonucu ilçemizde süs fidanı üretimi hızlı bir artış göstermiştir.15.06.2002 tarihinde Sapanca Kaymakamlığı, Sapanca Belediyesi, Sivil Toplum Örgütleri ve duyarlı vatandaşlarımızın destekleri ile dış mekan süs bitkileri üreticilerinden Sedat İnce’nin başkanlığında , bu sektöre gönül vermiş 15 üretici ile SAPANCA İLÇE MERKEZLİ VE KIRKPINAR BELDESİ İÇ VE DIŞ MEKAN SÜS BİTKİLERİ TARIMSAL KALKINMA KOOPERATİFİ kurularak dev bir hamle yapılmıştır. Kooperatifin kurulmasıyla üreticiler arasında birliktelik sağlanmış, üretim deseni artmış ve üretilen fidanların kalitesi yükselmiştir.Üretilen fidanların satışı konusunda ortaya çıkan sorunları en aza indirmiş, fidanlarda boy, çap gibi unsurlara bağlı olarak doğru bir standartlaşma ortaya çıkarmıştır.Kaliteli ve standart fidanların üretilmeleri satışları olumlu yönde etkilemiş ve sektörün ilçemizde hızlı bir şekilde yayılmasını sağlamıştır. Bu olumlu gelişmeleri desteklemek ve sektörün daha hızlı yayılması amacıyla Sapanca Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı aracılığı ile üreticilere destekleme kredileri vermiştir. Desteklemeler 3000 dolara kadar ve 2 yıl ödemesiz 3 yılda geri ödemeli , sıfır faiz uygulaması ile yapılmıştır. Üreticilere saksı, torf, pomza, gübre,sulama sistemi ve küçük fidan olarak bu krediler verilmiştir.Kredi verilen üretici sayısı günümüzde 300 aileyi bulmuştur.Bu sayede kooperatifimizde kayıtlı üretici sayısı artmış ve bu gün itibari

298

ile sayımız 157 üretici aileye ulaşmıştır. Son zamanlarda ülkemizde Çevre Bilincinin gelişmesi özellikle Belediyelerin yeşil alanlara verdikleri önemi arttırmış , geniş ve büyük alanların yeşillendirilmesine vesile olmuştur.Bu hızlı gelişme ülkemizde üretilen süs fidanlarının yetersizliği sonucu yurtdışından da fidan alımını gündeme getirmiş ve büyük paralar harcanarak fidanlar getirilmiş ve getirilmeye de devam edilmektedir.Kooperatifimizin çalışmalarıyla fidan üretimi hızlı bir ivme kazanmış, ülkemiz ihtiyaçları göz önünde tutularak yeni ve kaliteli fidanlar üretilmeye başlanmıştır. Ayrıca kooperatifimiz sadece kendi ortaklarına değil ilçemizde bu sektöre gönül vermiş tüm üreticilere rehberlik yapmaktadır. bu sayede ilçemizde ortaklar dahil olmak üzere 350 aile bir şekilde aile ekonomilerine katkı sağlar duruma gelmiştir. Günümüzde ise yönetimiyle güçlü , görev ve yetkilerini en uygun şekilde kullanarak süs fidanı üreten üreticilerin haklarını korumak , ticari , hukuki , sosyal ve kültürel etkinliklerini organize etmek , devlet kuruluşlarına karşı kooperatif üyelerini bilinçlendirmek ve gerekli eğitimlerin organizasyonunu sağlamak , yetişmiş ürünlerin pazarlamasında rehberlik etmek kooperatifimizin başarıyla yürüttüğü görevleri arasındadır. Ülke ekonomimizi etkileyecek bir potansiyele sahip Dış Mekan Süs Bitkileri pazarında, iç piyasanın taleplerini karşılayıp , ürettiğimiz fidanları yurt dışına satarak ülkemizin döviz girdisini artırmak , ilçemiz insanın gelir düzeyini yükselterek refah düzeyini artırmada büyük katkılar sağlayacağını düşünüyorum.Tüm üyelerimize bu birlikteliğin uzun soluklu ve başarılı olmasını diliyorum. Metin ÖZ Yönetim Kurulu Başkanı


SAKARYA ZİRAAT ODASI

Türkiye nüfusunun yaklaşık yarısı geçimini tarımdan sağlamaktadır. Tarımsal üretimde kendine yeterlilik tartışılır hale gelmiş ve ülkemiz tarımsal ürünlerde ithalatçı konuma gelmiştir. Tarım sektöründeki bu dalgalanmaları ortadan kaldırmak iyi organize olmuş üretici birlikleri, düzenli bir kayıt sistemi ve doğru destekleme projeleri ile mümkün olabilmektedir. Adapazarı süt üreticileri birliği 2005 yılında kurulmuş olup 2100 üretici üyemiz bulunmaktadır.36 toplayıcı aracılığıyla merkez ve ilçelere bağlı 97 köy ve mahalleden süt toplanmakta ve yaz mevsiminde 64.000 litre kış mevsiminde ise 36.000 litre süt verimimiz bulunmaktadır ayrıca yem ,un ,yağ satışı gibi hizmetlerimiz bulunmaktadır. Birliğimiz bünyesinde bulunan laboratuarda sütlerin kalitesi mühendis ve teknikerlerce ölçülmekte olup kaliteye göre ücretlendirme yapılmakta ve kaliteyi arttırıcı çalışmalar yürütülmektedir. Birliğimizce yapılan geziler doğrultusunda tarımda yeni gelişmeler ve teknolojiler öğrenilerek üreticilerimize bu

302

konularda bilgilendirme çalışmaları da yürütülmektedir. Birliğimizce üreticilerimize hayvan besleme teknikleri,süt üretimini ve kaliteyi arttırmalarına yönelik bilgilendirme yaparak üretimimizi AB standartlarına uygun hale getirmeyi ilke edinerek çalışmalarımıza devam etmekteyiz. SAYGILARIMLA YÖNEİM KURULU BAŞKANI MAHİT TINMAZ


SAKARYA ZİRAAT ODASI RÜZGAR VE GÜNEŞ ENERJİSİNDEN ELEKTRİK ÜRETEN SİSTEMLER

Firmamız Tam Elektrik Ltd. Şti. 1998 yılında Y a l o v a ’ d a kurulmuş olup enerji sektöründe Türkiye genelinde Yüksek Gerilim ve Alçak Gerilim Elektrik Şebeke Tesisleri kurmakta ve bu alanda mühendislik h i z m e t l e r i vermektedir. Gelişen teknoloji ile kendini yenileyen firmamız, elektriğin ulaşmadığı yer kalmasın diye Güneş Enerjisi ve Rüzgar Enerjisi ile elektrik üreten sistemler üzerine yoğunlaşmış ve bu alanlarda da faaliyet göstermeye başlamıştır.

Güneş Enerjisinden elektrik üretimi:

Bu sistemin en önemli özelliği güneş alan her yerde elektrik üretebilmesidir. Bu özelliği sayesinde sistem elektriğe ihtiyaç duyulan her yerde kullanılabilmektedir. Sistem oldukça basit bir işleyişe sahiptir. Güneş ışınlarını elektriğe çeviren panellerin (PV Panel) güneşi doğru çevrilmesi yeterlidir. Bu paneller güneşi gördüğü müddetçe sizlere en temiz elektriği üretecektir. Tam çevre dostu olan bu sistem aynı zamanda uzun ömürlüdür. Benzer sistemler arasında bakımı en az ve kolay olanıdır. Sistem elektriği Güneş ışınlarından ürettiği için sadece kurulum maliyeti vardır. Sistem kurulduktan sonra elektrik için herhangi bir ücret ödenmesi söz konusu değildir. Sistemin ömrü ise oldukça uzundur. Paneller her türlü hava koşullarına karşı dayanıklı ve 20 yılı aşkın verim garantili olarak satılmaktadır. Eğer isterseniz sisteme akü grubu ekleyerek gün boyunca tüm elektrik ihtiyacınızı bu sistemden karşılamanız mümkün. Gün boyu bir yandan ihtiyacınız olan elektriği size sunarken bir yandan akülere elektrik depolar. Bu sayede akülere depolanan elektriği istediğiniz vakit kullanmanızı sağlar.

üretmek için çok cazip bir sistemdir. Rüzgarın gücü ile dönen türbinin kanatları bu gücü motora ileterek elektrik üretimini sağlar. Sistemin elektrik üretebilmesi için rüzgar şiddetinin istenen seviyede olması gerekir. Güneş enerjisinde olduğu gibi bu sisteme de akü grubu eklenerek üretilen elektriğin bir kısmı depolanabilmekte. Güneş ve rüzgar enerjisinin her ikisinin de dahil olduğu sistemlerde mevuttur. Hem bu sayede sistem daha avantajlı hale gelmektedir. Çünkü güneşli havalarda rüzgar daha az iken, kapalı havalarda rüzgar daha fazladır. Hibrit sistem sayesinde güneşli havalarda güneşten rüzgarlı havalarda ise rüzgardan elektrik üretilebilmekte. Ülkemiz rüzgar enerjisi ve güneş enerjisi bakımından oldukça cömerttir. Bizlere ise bu imkanı değerlendirmek düşmektedir. Kullanım alanları: Kısaca elektriğe ihtiyaç duyduğunuz her alanda kullana bileceğiniz bu sistemlerin en önemli özelliklerinden biriside taşınabilir olarak dizayn edilebilmesidir. Yani gündüz tarladaki, akşam ise evdeki elektrik ihtiyacınızı aynı sistemden karşılayabilirsiniz. *-Su pompalama *-Sulama *-Sera ısıtma *-Aydınlatma *-Bağ evleri, Yayla evleri ve kamp yerleri için çok ekonomik ve ideal sistemlerdir. TAM ELEKTRİK LTD.ŞTİ Genel Müd. Ahmet ÖZEN

Rüzgar Enerjisinden elektrik üretimi:

Rüzgar gücünü elektriğe çeviren bu sistem rüzgarlı bölgelerimizde elektrik

305


SAKARYA ZİRAAT ODASI

Havadan Suya Isı Pompaları ında kaynak tarafı olarak dış hava kullanırken,yük tarafı olarak ise Fancoil, Kalorifer Tesisatı, Yerden Isıtma ve Sıcak Kullanım Suları Boyleri kullanılabilmektedir. YAŞAMINIZDA BİR FATURA EKSİLTİN... Havadan Suya Isı Pompaları, enerjisini havadan alır. Bu nedenle fosil yakıtın kullanıldığı klasik sistemlere göre daha verimli ve ekenomik çalışır. Uygulama türü ve hava koşullarına göre, motorin yakıtlı kazanlara göre %70 e varan tasarruf sağlar. SİZ MODELİ SEÇİN GERİSİ KOLAY... Havadan Suya Isı Pompaları, yüksek maliyet gerektirmeden mevcut tesisatınıza uygulanabilmektedir. Ayrıca kaskad (Çoklu) kullanım seçeneklerine sahiptir. HAVA, SU, TOPRAK, Havadan Suya Isı Pompaları, tamamen Yenilenebilen Enerjiler ile çalışmaktadır. Risksizdir. Kimyasal hiçbir atık madde ortaya çıkarmaz. Sağladığı 7 ile 55 derecelik sıcaklık aralığı ile ısıtmada ve soğutmada yüksek konfor sağlar.   * Bir cihazla bütün ihtiyaçlarınızı çözün * Yüksek enerji tasarrufu ve ekonomi * Mevcut tesisata uygulanabilme * Kullanım ve kurulum kolaylığı * Yüksek konfor ve güvenlik * Yüksek verim * Çevreci çözüm Güneş Enerjisiyle çalışan sistem her türlü ısıtma ve soğutma taleplerinizi en iyi şekilde karşılamaktadır. Artık seralarınızı bedavaya güneş enerjisi ve ısıpompalarıyla toprak ve suyun gücüyle iklemlendiriyoruz. Su ve Toprak Kaynaklı Isı Pompası      

306



TARIM REHBERİ