Page 1


:12

stitüleri Türkiye Sağlık En or Başkanlığı Kuruluy

:16 :24

ı ve Health Expo Fuar ’da Yapıldı ul nb ta Kongresi İs Tunus’ta Bıçakçılar İran ve yor üretim tesisi kuru

IN DEX

v bir adım PPP projesinde de daha geldi

H. FERRUH IŞIK GENEL MÜDÜR / GENERAL MANAGER AHMET KIZIL ahmet.kizil@img.com.tr EDİTÖR HÜSEYİN AKARSU huseyin.akarsu@img.com.tr REKLAM KOORDİNATÖRÜ AHMET ERASLAN ahmet.eraslan@img.com.tr

:36

mu özel Türkiye’nin ilk ka işbirliği projesi

İMTİYAZ SAHİBİ İstmag Magazin Gazetecilik İç ve Diş Tic. Ltd. Şti. adına

GRAFİK TASARIM SAMI AKTAŞ sami.aktas@img.com.tr

:42

SORUMLU MÜDÜR CÜNEYT AKTÜRK cuneyt.akturk@img.com.tr KURUMSAL İLETİŞİM MÜDÜRÜ EBRU PEKEL ebru.pekel@img.com.tr DIŞ İLİŞKİLER HAKAN KURT hakan.kurt@ihlasfuar.com MUHASEBE MÜDÜRÜ MÜRSEL GÜRLER muhasebe@img.com.tr ABONE ZEKERİYA AYDOĞAN zekeriya.aydogan@img.com.tr

Reklam indeksi ABEM KİMYA.................. 66-67

EMS.................................... 35

MES MEDİKAL................ 17-19

ADASU MAKİNE.................. 15

FORTİS........................... A.K.İ.

MESİTAŞ...................... 99-101

AKTİF DIŞ TİCARET............. 33

GÖZDE................. 91-93-95-97

MULTİKAN........Ö.K.-55-65-71

AKTİF KİMYA...................... 89

HEALTHICA......................... 11

ORSA................................ A.K.

AMAZON MEDİKAL.............. 39

HIGTEKS 2015................... 111

OTAMED.................Ö.K.İ.-1-13

AND OUTDOR...................... 51

İHLAS ARMUTLU .............. 107

SAMSUN CERRAHİ ALETLER... 29

AVM SAĞLIK.......................4-5

İHLAS KOLEJİ................... 103

SCA HİJYEN........................ 31

AYDERSAN..................... 81-83

İHLAS PAZARLAMA........... 105

TARTI.................................. 61

BEK TEKNİK........................ 85

İSTEM................................. 23

TRİMPEKS.................73-75-77

CDK MEDİKAL................ 41-43

LAMİNAT OFİS.................... 87

TURKUAZ SAĞLIK............... 79

DOPA............................. 45-47

LİMON OFİS......................... 49

TÜRKİYE HASTANESİ.......... 63

EKOL TIBBİ ÜRÜNLER........ 25

MEDİKAR...........................6-7

TÜYAP............................... 109

ELECTRUX.......................... 27

MEDİMPORT................... 57-59

VARİTEKS..........................2-3

CTP • BASKI İHLAS GAZETECİLİK A.Ş. Merkez Mah. 29 Ekim Cad. İhlas Plaza No: 11 A/41 Yenibosna - Bahçelievler / İSTANBUL +212 454 30 00 ADRES Evren Mah. Bahar Cad. Polat İş Merkezi B-Blok - No:1 Kat:4 Güneşli - Bağcılar - İstanbul Tel.:+90.212 604 50 50 Faks:+90.212 604 50 51 www.medikalteknik.com.tr e-mail: info@medikalteknik.com.tr İMG - Medikal Teknik Dergisinde yer alan makalelerdeki fikirler yazarlarına aittir. Yayınlanan ilanların sorumluluğu reklam verene aittir. İMG - Medikal Teknik Dergisi’nin bütün yayın haklarıİstmag Magazin Gazetecilik İç Ve Diş Tic. Ltd. ’ye aittir. Yazılar kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. aygın süreli bir yayın olan Medikal Teknik Dergisi ayda bir yayınlanır.


Editör

Daha fazla üretim daha fazla markalaşma Dünyada tıbbi cihaz pazarı 2005-2010 döneminde yıllık ortalama yüzde 7,5 oranında büyüyerek 258,4 milyar dolara yükselirken, 2009 ile 2014 yılları arasında yıllık yüzde 4,4’lük büyüme oranıyla 2015 yılında 368 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşacağı tahmin edilmektedir. Gelişmiş ülkelerin Ar-Ge’ye verdikleri önem, bunun en büyük kanıtıdır. ABD, 100,8 milyar dolarlık pazar büyüklüğü ile toplam pazarın yüzde 41’ine hakim durumda… ABD’yi 29,2 milyar dolarlık pazar büyüklüğü ve yüzde 10’luk pazar payı ile Japonya izliyor. Almanya ise 19,6 milyar dolarlık pazar büyüklüğü ve yüzde 7,6’lık pazar payı ile üçüncü sırada yer alıyor. Türkiye ise 2 milyar dolarlık bir pazar büyüklüğüyle Avrupa’da sekizinci, dünyada ise 19’uncu sırada bulunuyor. Türkiye medikal sektörü ithal ürünlerle yoluna devam etmektedir. 2004 yılımda 891 milyon dolar olan sektör ithalatı, 2014 yılında 2 milyar dolara ulaşmıştır. Ayrıca 2004 ile 2010 arasındaki 6 yılda Türkiye medikal pazarının büyüne oranı yüzde 125’dir. Bu kadar büyük bir pazarda üretim oranımız oldukça düşüktür. Türkiye’nin sağlık alanında üretim kapasitesini artırması gerekmektedir. Sağlıkta dönüşüm çerçevesinde birçok proje devam ediyor. Bu projelerde Türk markaları daha fazla olmalı. Gelecek sayıda buluşmak ümidiyle, Sağlıklı günler.


Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu, “Sağlık Turizmi ve Marka Zirvesi”ne Katıldı Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu Türkiye’nin üretici olması gereken alanlardan birinin sağlık endüstrisi, ilaç sanayi ve tıbbi teknoloji olduğunu söyledi. var. Afyon’un termalde doğal zenginliği varsa, Afyon’u termal turizminin merkezi ve marka değeri olan bir hale getirebilmeliyiz. Kütahya’ya İzmir’e farklı roller verilebilir ama bir ili ve bir alanı mutlaka orada dünyada adı geçtiği zaman, konu konuşulduğu zaman adının hemen hatırlandığı, bir Mayo Clinic nasıl hatırlanıyorsa bir Cleveland nasıl hatırlanıyorsa, biz artık Türkiye’de bunları başarabilmeliyiz.” Sağlık turizminde gerek özel sektörün, gerek üniversitelerin entegre olarak çakışmadan, ayrışmadan hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Müezzinoğlu, ‘’Birinci görevimiz sağlık turizmi ve sağlık endüstrisini daha güçlü hale getirebilecek bir noktaya taşımaktır” dedi Öte yandan akredite olmayan hiçbir yapının sağlık turizmi yapmayacağını vurgulayan Dr. Müezzinoğlu, bunların sağlık turizminin haklarından da istifade edemeyeceğini söyledi. Teşvik alınması için akredite şartı gerektiğini bildiren Sayın Dr. Müezzinoğlu, “Akreditasyon, Sağlık Bakanlığı ile ilişkili ancak bağımsız kuruluş tarafından yapılacaktır” şeklinde konuştu.

Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu, “Sağlık Turizmi ve Marka Zirvesi”ne katıldı. Türkiye’de sağlık hizmeti sunumunun çok güçlü olduğunu, dünyayla yarışacak bir noktada bulunduğunu belirten Dr. Mehmet Müezzinoğlu, “Sadece sağlık tüketicisi olarak yürüyeceksek devam edemeyiz. Çünkü tıp ve sağlık alanında teknolojik maliyetler her geçen gün katlanıyor” dedi. Türkiye’nin üretici olması gereken alanlardan birinin sağlık endüstrisi, ilaç sanayi, diğerinin ise tıbbi teknoloji olduğunu bildiren Dr. Müezzinoğlu, ‘’İlaç sanayide inşallah Ocak ayına kadar, plazma fraksinasyonu gibi 7 yıllık alım garantileri gibi, sonra aşıda, ülkemizde üretilen milli aşı veya yerli aşı diyebileceğimiz aşının antijenini de üretebilen, bu anlamda know-how’ı getiren bir anlayışı getirmemiz lazım’’ görüşüne yer verdi.

“Akredite olmayanlar yapamayacak”

sağlık

turizmi

Sağlık turizmi önemini vurgulayan Dr. Müezzinoğlu, şöyle devam etti: ‘’Bir organ nakli dediğimizde bir Malatya Turgut Özal Üniversitesi karaciğer naklinde Avrupa ile yarışıyor. Burayı bir marka yapmak gibi sorumluluğumuz

10

Aralık • 2014


Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı kuruluyor Merkezi İstanbul’da olacak kurum, Sağlık Bakanlığı’na bağlı faaliyetlerini sürdürecek. TÜSEB; sağlık kurumları, enstitüler, Ar-Ge merkezleri, laboratuvarlar, akademisyenler, fiziki mekân ve altyapı, donanım, finansman dâhil her türlü konuda iş birliği yapabilecek. “Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurul-

rum, Sağlık Bakanlığı’na bağlı faaliyetler-

ması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde

ini sürdürecek. TÜSEB; sağlık kurumları, en-

Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair

stitüler, Ar-Ge merkezleri, laboratuvarlar,

Kanun”

Gazete’de

akademisyenler, fiziki mekân ve altyapı,

yayımlanarak yürürlüğe girdi. Buna göre

donanım, finansman dâhil her türlü konu-

sağlık bilim ve teknolojileri alanında hizmet

da iş birliği yapabilecek. TÜSEB bünyesinde,

vermek

kişiliğine,

Türkiye Kanser Enstitüsü, Türkiye Biyotekno-

bilimsel ve idari özerkliğe sahip, özel bütçeli

loji Enstitüsü, Türkiye Anne, Çocuk ve Ergen

Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB)

Sağlığı Enstitüsü, Türkiye Kronik Hastalıklar

kuruldu. Merkezi İstanbul’da olacak ku-

Enstitüsü, Türkiye Geleneksel ve Tamam-

26.11.2014’te

amacıyla

Resmi

kamu

tüzel

12

Aralık • 2014


layıcı Tıp Enstitüsü, Türkiye Sağlık Hizmetleri Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü kurulacak.

performansa dayalı, proje bazlı, esnek çalışma anlayışı olacak. Vergi ve diğer mali yükümlülükler açısından TÜBİTAK’a sağlanan istisna ve muafiyetler TÜSEB’e de sağlanacak. TÜSEB bünyesinde kurulacak enstitüler Türkiye Kanser Enstitüsü (6 ay içinde faaliyete geçecek) Türkiye Sağlık Hizmetleri Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü (6 içinde faaliyete geçecek) Türkiye Biyoteknoloji Enstitüsü Türkiye Anne, Çocuk ve Ergen Sağlığı Enstitüsü Türkiye Halk Sağlığı ve Kronik Hastalıklar Enstitüsü Türkiye Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Enstitüsü İhtiyaç halinde Bakanın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla yeni enstitüler kurulabilecek.

Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB)

Merkezi İstanbul’da, kamu tüzel kişiliğine, bilimsel ve idarî özerkliğe sahip, özel bütçeli, Kanunda düzenlenmeyen hususlarda özel hukuk hükümlerine tabi, Sağlık Bakanlığı ilgili kuruluşu olarak kurulmuştur. TÜSEB’in kurulma gerekçesi; Dünyada sağlık endüstrileri alanında meydana gelen bilimsel gelişmelere ve yenilikçi çalışmalara uyum sağlanması, ülkemizin sağlık hizmeti sunumunda yakaladığı başarıyı, bilimsel ve ArGe alanında sürdürmesi, kanser ve diğer kronik hastalıkların artan maliyetlerinin kontrolü ve yönetimi, halk sağlığı laboratuvarlarının bilimsel ve Ar-Ge alt yapısının güçlü bir şekilde oluşturulması, katma değeri yüksek ürün ve hizmetlere olan ihtiyacı ve sağlık sektörünün bu konuda sunduğu önemli fırsatlar, ülkemizin sağlık alanında bölgesel teknoloji merkezi rolünün güçlendirilmesi, sağlık hizmetine erişimde sağlanan başarıdan sonra, hizmet standart ve kalitesindeki süreklilik için kamu, özel ve sivil toplum kuruluşları katılımlı akreditasyon faaliyetlerinin yürütülmesi olarak sıralandı.

TÜSEB’in idari yapısı

Yönetim Kurulu: TÜSEB, günlük icraata müdahale etmeyen, etkili bir yönetim kuruluna sahip olacak. Buna göre Yönetim Kurulu; Sağlık Bakanının başkanlığında; Müsteşar, TÜSEB Başkanı, Bakan tarafından seçilecek iki üye, iki enstitü başkanı ve Yükseköğretim Kurulu’ndan iki üye olmak üzere toplam 9 üyeden oluşacak. Bakan tarafından seçilecek 2 üye, sağlık bilimleri alanında ulusal veya uluslararası düzeyde isim yapmış bilim insanları ya da Başkanlığa önemli miktarda fon sağlayacak iş adamları, bağışçılar arasından belirlenebilecek. Yüksek Danışma Kurulu: TÜSEB’in politika ve stratejisi ile önceliklerinin belirlemesine katkı sağlayacak Yüksek Danışma Kurulu olacak. Buna göre 32 üyeli ilgili bakanlıklar yanında, YÖK, meslek kuruluşları, bilim insanları ve ihracat yapan şirketlerin birliklerinin katılımı ile paylaşımcı ve sonuç odaklı nitelikli bir danışma kurulu oluşturulacak. Başkanlık: TÜSEB Başkanlığı; Başkan ve iki Başkan Yardımcısı, Genel Sekreterlik ve enstitülere odaklanmış yönetsel yapılardan oluşacak. Personel İstihdam Şekilleri: İş Kanunu hükümlerine tabi 400 kişilik çekirdek kadro oluşturulacak. Üniversitelerden ve diğer kamu kurumlarından görevlendirme yolu ile deneyimli akademik personel alınabilecek. Proje bazlı gelir elde etme, üretilen patent ve lisans gibi ürünlerin değerinden pay alma, bunların üretimi sonucunda elde edilen değere ortak olma imkânı sağlanacak. Yabancı bilim insanlarının 1 yıla kadar çalışma izni almadan başkanlıkta çalıştırma imkânı verilecek. Doktora ve diğer akademik çalışmaların TÜSEB’de yapılma imkânı ve bunun akademik çalışmadan sayılmasına imkân tanınacak.

TÜSEB’in Özellikleri

Sadece sağlık alanında Ar-Ge yapacak, aynı zamanda kişi ve kurumları da fonlayabilecek. Sağlık kurumlarındaki satın alma gücü ile ArGe projeleri sonucunda üretilen ürünlerin desteklenme imkânı olacak. Sağlık endüstrisi ile entegrasyon içerisinde çalışma modelleri içerecek. Başkanlık enstitülerden oluşması nedeniyle bilimsel yapısı güçlü olacak. Sağlık alanında 1 milyon Türk Lirası üzerinde kamu kaynağı ile yapılacak Ar-Ge’lerde koordinasyon sağlayacak ve AR-GE projelerine onay verebilecek. Projeler sonucuna elde edilen ürün ve çıktıları gerektiğinde üretmek için şirket kurabilecek ve bu amaçla şirketlere ortak olabilecek. 400 kişilik alanında uzman kadro ile proje bazlı çalışma avantajı sağlayacak. Ar-Ge ve bilimsel alt yapısı güçlü, referans merkezi laboratuvarları bünyesinde barındıracak. Sadece Kanser Enstitüsüne yönelik Ar-Ge amaçlı faz 2-3 deneyleri yapmak amacına yönelik afiliasyon ile işletilen 200 yataklı Klinik Araştırmalar Hastanesi olacak. Bunun dışında hastan işletmeciliği yapılmayacak. Yerli ve yabancı akademik personel ile

14

Aralık • 2014


Health Expo Fuarı ve Kongresi İstanbul’da Yapıldı Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu: “Özel sektör bir taraftan, üniversitelerimiz bir taraftan yaklaşık 90 bin yatak kapasiteli hastaneler ve bunların altyapısını önümüzdeki 4 yılda sıfırdan çok ileri teknolojiyle yapacak ve donatacağız” aldığını belirterek, sağlığa ulaşımın önünün açıldığını söyledi. Geçmişten bugüne insanların en çok önem verdikleri şeyin sağlık olduğuna vurgu yapan Müezzinoğlu, Kanuni Sultan Süleyman’ın “Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” sözünü hatırlattı. Sağlığın sadece hizmet sunumu olmadığını hatırlatan Müezzinoğlu, “Bu sunumu daha iyi noktaya getirmek için de bilimsel gelişmeleri takip etmek, yeni teknolojileri sağlık hizmeti sunumuna katmak gerekir. Bu da daha çok teknoloji, laboratuvar, ilaç, tedavi için yeni yeni argümanlar demektir. Yalnız hizmeti sunma anlayışıyla devam etme, başarıyı bir noktada sınırlandırıyor” diye konuştu.

Sağlık turizminde yeni vizyon

Müezzinoğlu, sağlık turizminde yeni vizyon belirlenmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade ederek, ileriki süreçte en çok önem verilecek konulardan birinin de sağlık turizmi olduğunu söyledi. Sağlık turizminin Türkiye’nin güçlenebileceği alanlardan biri olduğuna işaret eden Müezzinoğlu, şöyle devam etti: “77 milyon ülke insanına dünya standartlarında tecrübe birikimi olan hekimlerimizle sağlık hizmeti sunuyoruz. Şimdi bunu yakın coğrafyamızdaki 1,5 milyar insana, yani 3 saatlik bir uçuş mesafesinde Türkiye’nin hitap ettiği coğrafya 1,5 milyar nüfusu kapsıyor. Bütün bu coğrafyaya bakıldığında Türkiye’nin sağlık hizmeti sunumunda bölgenin merkezi olabilecek tecrübe birikimi var. İnsan altyapısı ve organizasyon kabiliyeti var. Fiziki mekan altyapısı imkanları var. Önümüzdeki süreçte 20172018’e kadar fiziki mekanlardaki altyapımızı ve tıbbi teknolojilerdeki altyapımızı çok daha iyi noktalara taşıyacağız. 2018’den sonraki süreçte de inanıyorum ki dünyada marka değeri olan sağlık hizmeti sunumu yapan güçlü merkezlerimiz olacak.”

Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu, İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenen “İstanbul Health Expo-Sağlık Turizmi, Medikal Teknolojileri Tıbbi Uzmanlık Fuarı ve Kongresi”nin açılışını gerçekleştirdi. Açılış konuşmasını yapan Bakan Dr. Mehmet Müezzinoğlu, Türkiye’de son 10 yılda sağlık alanında yaşanan gelişmelere değinerek, sağlık hizmetlerini gelişimin merkezine

16

Aralık • 2014


Tıbbi Uzmanlık Kongresi’nde, küresel sağlık turizmi ve Türkiye’nin sağlık turizmi politikaları, Türkiye’de yaşlı ve engelli turizmi, estetik cerrahisi, saç ekiminin püf noktaları gibi konular ele alındı. --“Avuç içi-damar okuma teknolojisi” vitrine çıktı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), sağlık alanında devrim niteliği taşıyan uygulamalarla yeni bir dönem başlatıyor. Elektronik reçeteden sonra, hastayı avuç içinden tanıyan sistem de 1 Nisan’da Türkiye genelinde yürürlüğe girecek. CNR EXPO’da düzenlenen İstanbul Health Expo Fuarı’nda Sosyal Güvenlik Kurumu standında tanıtımı yapılan ve “Hastayı avuç içinden tanıyan teknoloji” büyük ilgi gördü. Fuarda sergilenen teknoloji hakkında bilgiler veren SGK Hizmet Sunumu Genel Müdürü Adem Onar, teröre kaynak aktaran sağlık kuruluşları bulunduğunu tespit ettiklerini belirterek, yeni sistemin bu hastanelerin usulsüzlüklerinin önüne geçeceğini söyledi. Avuç içini damar okuma sistemi, hastayı TC kimlik numarası ile eşleştirerek kimlik doğrulama yapıyor. Biyometrik kimlik doğrulama olarak adlandırılan işlem hakkında bilgi veren SGK Hizmet Sunumu Genel Müdürü Adem Onar, sistemin en büyük faydalarından birinin usulsüzlüğü önlemek olduğunu belirtti. Onar, “doktor, eczane, hasta” üçgeninde ciddi usulsüzlüklerin yaşandığını, yaptıkları denetimlerde hastanelerin birinde, sahtecilik yapmak üzere toparlanmış 5 bin kimlik fotokopisi yakaladıklarını açıkladı. Yapılan yolsuzlukların bir kısmının da teröre kaynak olarak aktarıldığını belirten Adem Onar, sağlıkta sahteciliğ, risk odaklı denetimler ve biyometrik kimlik doğrulama sistemiyle tümüyle ortadan kaldırmayı amaçladıklarını söyledi. Onar, 1 Nisan 2013 tarihinde tüm Türkiye’de sisteme girecek avuç içi kimlik doğrulama sisteminde kişiye özel kayıt bulunduğunu ve bu bilgilerin SGK veri sisteminde toplandığını aktararak, “Herkesin avuç içi kimliği kendine özel olduğu için, kimse sizin bilgilerinizi kullanamayacak. Hastanın muayene olabilmesi için bizzat kendisi olması gerekecek” diye konuştu.

“Türkiye, fiziki mekanlarını son 5 yılda yenileyen tek ülke olacak”

Müezzinoğlu, kamu özel işbirliğiyle yapılan 26 bin kapasiteli şehir hastanelerinin tamamına yakınının 2016-2017’de hizmete girmiş olacağını söyledi. Gelecek yıl yapılacak yaklaşık 24 bin yatak kapasiteli şehir hastanelerinin en geç 2018’de hizmete açılacağını dile getirdikten sonra, sözlerini şöyle sürdürdü: “Özel sektör bir taraftan, üniversitelerimiz bir taraftan yaklaşık 90 bin yatak kapasiteli hastaneler ve bunların altyapısını önümüzdeki 4 yılda sıfırdan çok ileri teknolojiyle yapacak ve donatacağız. Türkiye, dünyanın bu anlamda fiziki mekanlarını ve tıbbi teknolojilerini son 5 yılda yenilemiş tek ülkesi olacak. Bu bize farklı avantajlar ve sunum zenginlikleri sağlayacak.” Müezzinoğlu, sağlık endüstrilerinde yasal altyapıların tamamlandığını anlatarak, önümüzdeki dönemde de kurumsal altyapıların tamamlanacağını kaydetti. Bu alanda da Türkiye’nin önemli imkanları olduğunu vurgulayan Müezzinoğlu, “plazma fraksinasyonu ihalesi” hakkında bakış açılarını anlattı. Bakan Dr. Müezzinoğlu, konuşmasının ardından fuarın açılışını gerçekleştirerek, stantları gezdi. Fuarın açılışına, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Eyüp Gümüş, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanı Uzm. Dr. Zafer Çukurova ile Sağlık Bakanlığı Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürü Yard.Doç.Dr. Ömer Tontuş’ da katıldı.

Kongrede sağlıkla ilgili birçok konu ele alındı

İstanbul Health Expo; Medikal Ürün, Hastane Donanımları, Sağlık Bilişim ve Teknolojileri, Laboratuvar Sistemleri, Evde Bakım Ürünleri ve Sağlık Turizmi Fuarı, sağlıkta uygulanan yeni teknolojileri tanıtmayı amaçlıyor. Fuar kapsamında düzenlenen Sağlık Turizmi, Medikal Teknolojiler,

18

Aralık • 2014


GE “Endüstrinin Geleceği” zirvesinde Türkiye İnovasyon Merkezi’ni duyurdu 2015 yılında açılacak olan GE Türkiye İnovasyon Merkezi’nde Biyofarmasötik Teknoloji ve Eğitim Laboratuvarının yanı sıra ileri üretim teknolojileri yer alacak.

verimliliği artırırken, yeni fikirler için kuluçka işlevi de görüyor. GE Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Canan Özsoy ve GE Baş Ekonomisti Marco Annunziata “Endüstrinin Geleceği” yaklaşımının makroekonomik etkilerini değerlendirdi. GE Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Canan Özsoy yaptığı açılış konuşmasında, ‘Endüstrinin Geleceği’ perspektifinin unsurlarını paylaştı ve Türkiye’nin endüstriyel gelişim potansiyelinin altını çizdi. Özsoy: “GE olarak, 1948’den bu yana Türkiye’nin çözüm ortağı olmaktan gurur duyuyoruz. Günümüzde rekabetçiliğin ve büyümenin en önemli anahtarı olan inovasyonun daha hızlı gelişmesini sağlayan ‘Endüstrinin Geleceği’ perspektifi, dünyanın rekabetçi ekonomileri arasında yer alan Türkiye’nin geleceğinin şekillendirilmesi açısından önemli fırsatlar sunuyor.”

General Electric (GE), gençler için yeni iş olanaklarının oluşturulmasını, tedarik zincirlerinin yeniden şekillendirilmesini, küçük ve orta ölçekli işletmelerin desteklenmesini ve inovasyonda hız kazanılmasını hedefleyen “Endüstrinin Geleceği” adlı yol haritasını açıkladı. Yerelleştirme girişimleri ve teknoloji eğitimi alanında olanakları genişletmeye odaklanan GE, aynı zamanda 2015 yılında GE Türkiye İnovasyon Merkezi’nin açılışını duyurdu. İstanbul Teknopark’ta yer alacak olan merkez endüstrinin karşılaştığı sorunlara yerel çözümler geliştirmek için müşteriler, girişimciler ve akademisyenlerle işbirliği içinde çalışarak “Endüstriyel Kuluçka Merkezi” işlevi görecek. “Endüstrinin Geleceği”, üç temel unsur olan Endüstriyel İnternet, İleri Üretim Teknikleri ve Küresel Akıl ile Türkiye’de endüstrilerin üretkenliğinin ve verimliliğinin artırılmasına yönelik fırsatların altını çiziyor. Bu da daha hızlı, daha işbirliğine yönelik ve daha esnek üretim sunuyor. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin gelişimi hızlanırken üretimin her ölçekte yapılabilmesi sağlanıyor. Daha yerelleştirilmiş tedarik zinciri maliyetleri düşürüp,

GE Türkiye İnovasyon Merkezi 2015’te açılacak

GE Türkiye İnovasyon Merkezi, farklı fikirlerin desteklendiği, beslendiği ve yerel inovasyon

20

Aralık • 2014


ve üretim alanlarındaki akademik ve sanayiye yönelik yatırımlarımızı güçlendirmektedir” dedi. Bu merkez açık bir inovasyon ortamında yapılan işlere ve sonuçlarına odaklanacak. GE, fırsat alanlarını tanımlamak için mühendisler, girişimciler, öğrenciler ve müşterilerle beraber çalışarak işbirliğini ve birlikte üretmeyi teşvik edecek. Türkiye’nin günümüzde var olan önemli zorluklarını belirleyebilmek için farklı sektörlerden mucitler GE Türkiye’nin web sayfasında (www.ge.com/tr) fikirlerini sunmak için teşvik edilecekler. GE Baş Ekonomisti Marco Annunziata, “Endüstrinin Geleceği’ üretim kapasitesini artırmaya ve ekonomik canlılığı yeniden harekete geçirmeye yönelik bir dönüşümü temsil ediyor. Yeni dönem iş dünyası, çalışanların, şirketlerin ve organizasyonların işbirliği ve inovasyonu temel alan ortak bir üretim modeli yaratıyor. Bunun yanı sıra yerel inovasyonu, üretkenliği artırma, girişimciliği teşvik etme ve fırsatları genişletmek üzere çözümler de sağlıyor. GE olarak “Endüstriyel İnternet” adını verdiğimiz akıllı makinelerin karşılıklı etkileşimi, 3D baskı gibi “İleri Üretim Teknikleri” ve “Küresel Akıl” endüstriyi dönüştürerek iş yapma biçimlerimizi yeniden tanımlayacak” dedi. Moderatörlüğünü Canan Özsoy’un üstlendiği

ekosistemi ile etkileşim içinde olacak. İleri üretim teknikleri, endüstriyel internet ve yaşam bilimleri laboratuvarını kapsayan merkez, dünya genelinde herkesin birbiriyle iletişim içinde olduğu, içerik ve kaynaklara erişim sağlayacak. GE Sağlık’ın Yaşam Bilimleri Laboratuvarı, firmanın ilaç geliştirme, protein bilimi ve biyoişlem araştırmaları için geliştirdiği en son araç ve teknolojilere sahip olacak ve Türkiye biyofarmasötik ilaç sektörü için sunulan ileri teknik eğitim ve teknolojik değerlendirme olanaklarının yanı sıra üniversitelerin biyoteknoloji derslerinin farklı unsurları için de açık olacak. GE’nin Orta Doğu ve Rusya’da bulunan müşterilerinin yanında akademisyenler, ilaç ve biyoteknoloji araştırmacıları da küçük ölçekli çalışmaları için laboratuvardan faydalanabilecekler. Teknik uzmanların istihdam edileceği yeni laboratuvar GE Sağlık’ın, GE Türkiye İnovasyon Merkezi’nde önemli bir yere sahip olacak. GE Sağlık Yaşam Bilimleri Doğu ve Afrika Gelişen Pazarlar Bölgesi Genel Müdürü Myra Eskes, “İstanbul Teknoloji ve Eğitim Laboratuvarına olan yatırımımız, GE’nin yaşam bilimleri ve biyofarmasötik endüstrisinin Türkiye’de ve bölgede büyümesini destekleme kararlılığının bir göstergesidir. Bu laboratuvar, biyofarmasötik araştırma

21

Aralık • 2014


İTÜ ve GE İşbirliği

“Endüstrinin Geleceği: Türkiye’de Verimlilik ve Ekonomik Büyüme için Yeni Açılımlar” panelinde katılımcı olarak OMV Petrol Ofisi A.Ş. & OMV Gaz ve Enerji Holding A.Ş. CEO ve Yönetim Kurulu Üyesi Gülsüm Azeri, TAV Havalimanları Holding CEO ve Yönetim Kurulu Üyesi Sani Şener, TTGV Yönetim Kurulu Başkanı ve Vestel Yönetim Kurulu Üyesi Cengiz Ultav, Türk Havacılık ve Uzay Sanayi A.Ş.’nin (TUSAŞ) Teknoloji Yönetimi Müdürü Dr.Eyüp Serdar Gökpınar ve Markafoni Kurucu Ortağı ve Girişimcilik Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Sina Afra yer aldı. Panelde, endüstriyel internet ve ileri üretim tekniklerinin, temel endüstriler açısından sahip olduğu perspektif ve bununla ilgili fırsat ve zorluklar tartışıldı. Bunun yanı sıra teknolojik dönüşümün iş süreçlerine dahil edilerek verimlilik artışı sağlama yolları da ele alındı.

GE’nin yerel inovasyon ekosistemi genelinde yaygınlaştırmayı hedeflediği GE Garaj çalışmaları 5 ay boyunca İstanbul Teknik Üniversitesi’nde girişimciler ve öğrencilerin kullanımına açıldı. İTÜ’deki girişim, seminer ve atölye çalışmaları ile desteklenecek. Bu işbirliği, Türkiye’de sanayinin geleceği için yeni işbirliklerine ve fırsatlara zemin sağlayacak. Endüstrinin Geleceği etkinliği kapsamında gerçekleştirilen GE Garaj atölye çalışmalarında, müşteriler, girişimciler, küçük ve orta ölçekli işletmeler ve üniversite öğrencileri CNC tezgahları, lazer kesiciler, 3D yazıcılar ve enjeksiyon kaplayıcılar gibi GE teknolojilerini uygulamalı olarak deneyimleme olanağı buldular. GE Garaj atölye çalışmalarıyla Türkiye’deki şirketler ve gençler arasında buluş, yenilik ve üretime olan ilginin canlandırılması amaçlanıyor

22

Aralık • 2014


Bıçakçılar İran ve Tunus’ta üretim tesisi kuruyor Artan kapasite ihtiyacına istinaden kolları sıvayan Bıçakçılar, İran ve Tunus’ta 2015 yılında üretim tesisi kurmayı planlıyor. Bıçakçılar, sağlık sektörü ve Bıçakçılar’da yaşanan gelişmelerin ele alındığı bir değerlendirme toplantısı düzenlendi. Bıçakçılar CEO’su Sadrettin Dai, “Tüm dünyada öncelikli ve kritik sistemlerin başında gelen sektörümüz, sağlık hizmetinin vazgeçilmez bir bileşendir. Ayrıca son yıllarda hem üretim hem dış ticaret potansiyelini hızla artıran sektörlerin başında gelmektedir” diye konuştu. Dai şöyle devam etti: “Doğal ve ucuz uygulamalarla başlayan tıbbi cihazların gelişim eğrisi, bilim ve teknolojideki ilerlemelere paralel olarak, son yılardaki gelişimini ürün çeşitliliğine de yansıtmıştır. Dünya Sağlık Örgütü tıbbi cihazları, yaşam bilimleri ve sağlık hizmetleri çerçevesinde bölgesel ve ülkesel olarak mevcudiyet, erişilebilirlik, uygunluk ve hizmet

olarak satın alınabilirlik unsuru olarak görmektedir. Rakamlarla ifade edecek olursak; dünyada tıbbi cihaz pazarı 2005-2010 döneminde yıllık ortalama yüzde 7,5 oranında büyüyerek 258,4 milyar dolara yükselirken, 2009 ile 2014 yılları arasında yıllık yüzde 4,4’lük büyüme oranıyla 2015 yılında 368 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşacağı tahmin edilmektedir. Gelişmiş ülkelerin ArGe’ye verdikleri önem, bunun en büyük kanıtıdır. ABD, 100,8 milyar dolarlık pazar büyüklüğü ile toplam pazarın yüzde 41’ine hakim durumda… ABD’yi 29,2 milyar dolarlık pazar büyüklüğü ve yüzde 10’luk pazar payı ile Japonya izliyor. Almanya ise 19,6 milyar dolarlık pazar büyüklüğü ve yüzde 7,6’lık pazar payı ile üçüncü sırada yer alıyor”

24

Aralık • 2014


Türkiye 2 milyar dolarlık pazar

lik çalışmalar, bölgedeki diğer ülkelere göre yüksek seviyede gerçekleştirilen yerel üretim ve yapılan doğrudan uluslararası yatırımlar geleceğe yönelik umut vermektedir. Diğer taraftan sektörümüzün güçlü yönleri önümüze birtakım fırsatlar da koymaktadır. Üretim yatırımlarının Türkiye’ye çekilmesi ve teknolojik bilgi birikiminin artırılması bu fırsatlar içinde en önemlileridir ki; bu fırsatların değerlendirilmesiyle sektörümüz çok daha iyi bir konuma gelebilecektir. Fakat sektördeki önemli bir eksiklik, tıbbi cihaz ve sarf malzemelerinin alım kararlarında fiyat unsurunun ana belirleyici olarak öne çıkması, uzun dönemli ve geniş perspektifte oluşacak maliyetin dikkate alınmamasıdır. Ayrıca üniversite-sanayi ilişkisinin yeni yeni gelişmekte olması da Ar-Ge çalışmalarının kısıtlı kalmasına neden olmaktadır”

Türkiye’nin 2 milyar dolarlık bir pazar büyüklüğüyle Avrupa’da sekizinci, dünyada ise 19’uncu sırada bulunduğunu ifade eden Sadrettin Dai şöyle devam etti: “Tıbbi cihaz sanayii, sağlık sistemleri ile ilişkisi nedeniyle son derece yaşamsal bir sektördür ve bu durum, ona farklı bir anlam yanında, çok aktörlü bir çalışma zorunluluğu da yüklemektedir. Bu nedenle, Türk sağlık sektörünün gelişmesi, tedavi ve hastane sayısındaki artış, kaliteli sağlık hizmeti talebinin artması, teknolojideki yenilikler ve bunun gibi daha birçok faktör, ülkemizde medikal sektörün gelişimine ivme kazandırmaktadır. Ancak, Türkiye medikal sektörü ithal ürünlerle yoluna devam etmektedir. 2004 yılımda 891 milyon dolar olan sektör ithalatı, 2014 yılında 2 milyar dolara ulaşmıştır. Ayrıca 2004 ile 2010 arasındaki 6 yılda Türkiye medikal pazarının büyüne oranı yüzde 125’dir. Türkiye tıbbi cihaz pazarı, 2010 yılsonu itibarıyla dünyadaki en büyük 20 pazardan biri konumundadır. Pazarda yoğunluklu olarak; Tanısal Görüntüleme (%21), Sarf Malzeme (%20), Ortopedik ve Yerleştirilebilir Cihazlar (%18) ve Dental Ürünler (%6) olmak üzere 4 temel kategorinin yer aldığını söyleyebiliriz. Sektörün büyüme dinamiklerine bakıldığında 2015 yılına kadar, %6’ya yakın bir Yıllık Büyüme Oranı ile 2,7 milyar ABD Doları’nı aşması beklenmektedir. Sektörümüzün güçlü yönlerine baktığımızda; sağlık harcamalarının istikrarlı gelişimi, ürün kalitesinin artırılmasına yöne-

Bıçakçılar’ın 2014 yılı performansı değerlendirildi

2014 yılının performansına değinen Sadrettin Dai, “Sektörün en eski şirketlerinden biri olarak 55 yıldır faaliyet gösteren şirketimiz, yurt içinde ve yurt dışında 80’den fazla ülkede sağlık sektörüne hizmet veriyor. Yüksek teknolojili cihazlarla donatılmış Esenyurt Üretim Tesisleri’nde, İstanbul İdare Merkezi’nde ve Ankara, İzmir, Samsun, Antalya ve Adana satış bürolarında 750 kişiyi aşkın kadromuzla tam müşteri memnuniyetini hedefleyerek çalışıyoruz” diye konuştu. Dai şöyle devam etti: “Tek kullanımlık ürünlerde toplam 150

26

Aralık • 2014


İran ve Tunus’a üretim tesisi kuruyor

milyon adetlik üretim kapasitemiz var ve bu rakamla birçok ürün grubuda Türkiye’de pazar lideri konumundayız. Toplam ciromuzun yüzde 30’unu ihracattan sağlıyoruz. Öncelikle en büyük yerli üreticiyiz. En geniş satış ve dağıtımı teşkilatına sahibiz. Bu, Medikal Cihaz pazarında değişen pazar koşullarına uygun stratejiler geliştirebilen bir satış ve pazarlama departmanı. En iyi fiyatı sunabilmek ve sürekli maliyet tarafında iyileştirme için yeni ürün dizaynları geliştirebilecek sağlam bir Ar-Ge altyapımız var. Tıbbi cihaz ve tek kullanımlık tıbbi ürün imalatımızı yapan ve yüksek teknoloji kullanılan Esenyurt Üretim Tesisimiz, 26.500 m2 alan üzerinde kurulu ve toplam 30.900 m2 kapalı alana sahip bir entegre üretim tesisi. Buradaki tüm üretim, Sağlık Bakanlığı denetiminde ve GMP kurallarına uygun olarak gerçekleştirilir. Tek kullanımlık tıbbi ürün üretimi toplam 3.000 m2’lik temiz odalarda yapılır. Ürünlerin biyolojik yükü bu temiz odalarda kontrol altında tutularak, sektörümüz için son derece önem taşıyan sterilizasyon güvenliği bu şekilde sağlanır. Üretimin yanında Bıçakcılar, dünyanın en güvenilir, seçkin markalarının temsilciliğini yaparak pek çok ürünü, yıllardır, Türk sağlık sektörünün kullanımına sunmuştur. Bu nedenle hedefimizi, tüm paydaşlarımız için değer oluşturmak ve karlı büyümeye odaklanmak olarak belirledik. Bu doğrultuda 2014 yılında operasyonel performansımızı sürdürülebilir kılacak çalışmalarımıza aralıksız devam ettik ve yeni ürün geliştirmeye odaklandık”

Dünyanın dört bir yanına gerçekleştirdiğimiz ihracatın yanı sıra artan kapasite ihtiyacına istinaden yurt dışında üretim için kolları sıvadık. Şimdi önümüzde bizi çok heyecanlandıran yeni 2 yatırım daha var. İran ve Tunus’ta lokal üretime yönelik tesisler açacağız. Fizibilite çalışmalarına uzun zaman önce başladığımız fabrikaları, 2015’in ilk yarısında hayata geçirmeyi hedefliyoruz. 2014 yılında Ar-Ge bütçemizi geçen yıla göre %100 artırdık. Artırmaya da devam edeceğiz. Hem tıbbi cihaz hem de tek kullanımlık ürünler alanında, dünya piyasalarında başarılı olacağımız ve Bıçakcılar ismine yakışır ürünler geliştiriyoruz. Bu hedef doğrultusunda 150 milyon adetlik üretim kapasitemizi 200 milyon adede yükselttik. Üreticilerin Ar-Ge faaliyetlerini güçlendirmesi özellikle dış pazarlarda rekabet gücünü artırması için zaruridir. Yenilikçi ürünlerin sunulması rekabetin vazgeçilmez unsurudur. Devlet destekleri, sermaye ve yatırım konusunda yaşanan güçlükler neticesinde Ar-Ge faaliyetlerine bütçe ayrılamaması sorununun çözümü olarak görülmektedir. Sağlık sektöründe katma değeri yüksek ürünler için Ar-Ge çalışmalarının daha geniş kapsamlı desteklerle güçlendirilmesi gerekmektedir. Tekstil ve gıda gibi Türkiye’nin uluslararası konumu güçlü olan sektörlerine kıyasla medikal sektör henüz istenilen konumda değil. Sektörel özellikler gereği sadece iç piyasa için üretim yaparak gelişme imkanı yoktur.

28

Aralık • 2014


lanacağına inanıyoruz. Önemli bir diğer konu ise yerli üretici kapsamına girecek şirket ve ürünlerinin doğru belirlenmesidir. Bitmiş ürün ithal ederek, yalnız ambalaj faaliyetini Türkiye’de yapanların ‘yerli üretici’ kapsamında değerlendirilmemesi gerekir. Kapasite raporu ve üretim koşulları incelenerek, gerçek anlamda üretim yapan üreticilerin desteklenmesinin önemli olduğunu söyleyebiliriz. Bu noktada sektörümüz için Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarının çok önemli olduğunu bir kez daha hatırlatarak, bir talebimizi dile getirmek isterim. Ar-Ge harcamalarına verilen devlet desteğinin yeterli oranda olmasına rağmen, destek kapsamına giren kalemlerin kapsamı ve ödeme süresi uzunluğunun iyileştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Üniversite hastaneleri 1, hatta 2 yıla varan vadelerde ödeme yapmaktadırlar ki, bu sürenin uzunluğu adeta elimizi kolumuzu bağlamaktadır. İş süreçlerinin kolaylaştırılması, teşviklerin yaygınlaşmasında etkili olacaktır. Sektör olarak, Ar-Ge teşvikleri ile ilgili yapılan düzenlemelerin olumlu sonuçlarını heyecanla bekliyor ve hem sektörümüze hem de ülke ekonomimize katma değer sağlayacağına inanıyoruz.

Kalite, belgelendirme ve Ar-Ge gibi zaruri sabit yatırımlar göz önüne alındığında, üreticilerin mutlaka ihracat yaparak pazar ve satış potansiyellerini artırmaları gerekmektedir. Sektörün çok uluslu şirketleri Ar-Ge, kalite ve pazarlama faaliyetlerine daha geniş bütçeler ayırarak rekabet avantajı kazanmaktadır. Küresel rekabet koşullarında yerli sanayinin gelişmesi için sağlanacak Ar-Ge ve ihracat destekleri önemlidir. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, TÜBİTAK ve KOSGEB, ArGe faaliyetlerini desteklemek yönünde önemli çalışmalar yapmaktadır. Son dönemde üniversitelerde aktif rol almaya başlayan “Teknoloji Transfer Merkezleri”nin de önümüzdeki dönemde başarılı sonuçlar doğuracağına inanıyoruz. Bunun yanında medikal kümelenme çalışmalarını da takip ediyoruz. Medikal sektörde üniversite ve sanayi işbirliğinin arttırılmasının faydalı olacağını öngörüyoruz. Teşvik edilecek ürünlerin “yüksek-orta teknoloji” olarak sınıflandırılması ve teşvik kapsamına alınmasının doğru olmadığını düşünüyoruz. Türkiye’de üretilen tüm medikal ürünlere alımlarda öncelik verilmesi ve teşvik edilmesi gerekir. En basit görülen bir ürünün bile hijyen, bio uyumluluk gibi önemli özellikler taşıdığını unutmamalıyız, ayrıca tedavi için tüm medikal ürünlerin hazır bulunması gereklidir.

Düşük kaliteli ürünler Türkiye’deki pazar payını artırıyor

Sektörümüzün gelişimini etkileyen bir diğer önemli konu da son yıllarda yaşanan yanlış fiyat politikaları nedeniyle Uzakdoğu’dan gelen düşük kaliteli ürünlerin Türkiye’de pazar payını artırmasıdır. Bıçakcılar olarak, bir an önce medikal malzeme sektörüne düzenleme getirilmesi, fiyat ve ödeme sisteminde sağlam bir temele oturtulması gerektiğini düşünüyoruz. Bu bağlamda tüm tıbbi cihaz sektörüyle birlikte daha yaşanabilir bir dünya oluşturabileceğimize inanıyorum ve bu yolda tüm paydaşlarımızın desteklerinin çok önemli olduğunu vurgulamak istiyorum.

Yerli üretici kapsamı

Kanuni düzenleme olmadan yerli ürün tercihinin yapılamadığını, teşviklerin uygulamaya geçmediğini söyleyebiliriz. Kanuni düzenleme yapıldıktan sonra kriterlerin de doğru belirlenmesiyle birlikte yerli ürünlere teşvikin gerçekleşeceğini umuyoruz. Kamu hastaneleri, Kamu İhale Kanunu çerçevesinde alım yapmak durumundalar. Kanuni düzenleme olmadan yerli üreticilerin desteklenmesini beklememiz yanlış olur. Ancak henüz yasalaşan kanunun uygulama esaslarının doğru belirlenmesiyle alımlarda desteklerin uygu-

30

Aralık • 2014


Healthica Vinno ultrason sistemlerini Türkiye pazarıyla buluşturuyor Healthica 2015 yılında Vinno marka ödüllü ultrason sistemlerinin Türkiye genelinde kullanımını yaygınlaştırmayı hedefliyor.

hastanelerle olan işbirliğini artırarak, yatırımcı şapkasıyla da sektörde ön plana çıkmaktayız.

Healthica Tıbbi Sistemler ve Sanayi Tic. A.Ş. sağlık sektöründe güçlü, dinamik, heyecanlı ve emin adımlarla büyümeye devam ediyor. Radyoloji alanında ileri teknoloji cihazların bakım onarım hizmetlerine devam eden firma son dönemde Türkiye Distribütörlüğünü yapmaya başladığı VINNO Marka ödüllü ultrason sistemlerinin yurtiçi lansman ve pazarlama çalışmalarına yoğunlaştı.

Firmanızı sektörle başarılı kılan etkenler nelerdir?

Firmamızın ana faaliyet alanlarından biri, teknik servis sağlayıcılığıdır. Teknik servis hizmetinin doğasında arızaları en kısa sürede çözüme ulaştırmak ve koruyucu bakımlar vasıtası ile de olası arızaları bertaraf etmek yatar. Cihazların mümkün olan en uzun uptime ile faal tutulması amaçlanarak sağlık kuruluşlarının kesintisiz hizmet vermesine katkıda bulunmak birincil önceliğimizdir.

Öncelikle okuyucularımıza Healthica Tıbbi Sistemler ve faaliyetleri hakkında bilgi verebilir misiniz?

Firmamız radyoloji alanında, yüksek teknoloji cihazların (Manyetik Rezonans, Bilgisayarlı Tomografi, Nükleer Tıp, PET, Röntgen gibi) bakım onarım hizmetlerini sürdürmekte olup, aynı zamanda bu cihazlara ait yedek parça, malzeme temini de sağlamaktadır. Son yıllarda firmamızın faaliyet alanlarına, özel sektör ve kamuda gercekleştirmiş oldugumuz “hizmet alımı projeleri” ve “gelir paylaşım projelerini” de ekleyerek,

Yatırımcı neden sizi tercih etmeli? Müşteriye veya kullanıcıya sağladığınız avantajlar nelerdir?

Teknik ekibimizi öne çıkartan en önemli özellikleri , doğru uzmanlaşma ve teknik yeterlilik sayesinde müşterilerimizin ihtiyaçlarına yönelik hızlı, kalıcı ve ekonomik çözümler üretebilme gücüdür.

32

Aralık • 2014


leri takip etmemesi ve zamanın gerisinde kalmasından dolayı, sektörden silindiğine de şahit olmaktayız. Bunun farkında olarak, yurtdışında işbirliği içinde olduğumuz kurumlarla sürekli bilgi ve know- how alışverişi yaparak, teknik eğitim programlarımızı sürekli güncel tutmaya çalışıyoruz.

Healthica Tıbbi Sistemler’in önümüzdeki döneme ilişkin yeni bir yatırım ve hedefi var mı?

Son dönemde Türkiye Distribütörlüğünü yapmaya başladıgımız VINNO Marka, ödüllü ultrason sistemlerinin yurtiçi lansman ve pazarlama çalışmalarına yoğunlaşmış durumdayız. A Design Award & Competition isimli uluslararası Tasarım ödüllerinde en iyi teknolojik tasarım ödülünü alan VINNO Ultrason sistemlerini Türk Doktorlarıyla buluşturuyor olmaktan dolayı çok heyecanlıyız. Vinno, high – end teknik özellikleriyle, öne plana çıkan bir marka... Örnek vermek gerekirse, ”V Tissue“ özelliğiyle, doku ekojenite farklılıklarını, imaj rezolusyonunu artırmak için kullanmakta ki, bu özellik sadece Vinno’da var ve rakip markalarda mevcut değil.. Ayrıca yine probe’larındaki “single kristal” özelliği hem lateral hem derinlik çözünürlüğü artırarak imaj kalitesinde ciddi farklar ortaya koymaktadır.

Son olarak sektöre vermek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Türkiye’de yerli ve yabancı sermayeli sağlık yatrımlarının sürekliliğini sağlamak, sektördeki tüm firmalarının önceliği olmalıdır diye düşünüyoruz, bu bağlamda bizler de Healthica Tıbbi Sis olarak üzerimize düşeni yapıp, kaliteli insan gücüne ve inovasyona yatırım yapmaya devam edeceğiz, ancak bu sayede sektörel kalite çıtasını bir üst seviyeye taşımamız mümkün olacaktır.

Healthica Tıbbi Sistemler’in müşteri portföyü nerelerden oluşmaktadır? Sağlık alanında uygulamasını yaptığınız birkaç projeden örnek verebilir misiniz?

Firmamız hem özel sektörde, hem kamu hastanelerinde başarıyla hizmetlerini sürdürmektedir. Son dönemde, hizmet alımı projelerinde, Ankara’da Eryaman Hastanesi’nde, İstanbul, Çanakkale, Ereğli’de Arkaz Grup ile işbirliğimiz devam etmektedir. Ankara Özel Pursaklar Hastanesi için ise, yıl sonunda hastane açılışımız gerçekleşecek ve yine görüntüleme bölümü Healthica Tıbbi Sistemler’in yönetiminde hastalara hizmet veremeye başlayacaktır.

Yürüttüğünüz faaliyetler üst düzey bir teknoloji ve bilgi birikimi gerektiriyor. Bu noktada sizi piyasadaki rakiplerinizden ayıran özellikler nelerdir?

Dünyadaki son teknolojiyi, sektörel trendleri ve Ar-Ge çalışmalarını takip ediyor olmak gerçekten önemli. Teknik hizmet firmalarının bu trend-

34

Aralık • 2014


Türkiye’nin İlk Kamu Özel İşbirliği Modeli Projesi: Mersin Entegre Sağlık Kampüsü Holding Yönetim Kurulu Başkanları Murat Çeçen ve Hassan Gozal’ın ev sahipliğinde düzenlenen imza törenine projeye finansman sağlayıcı kuruluşlardan UniCredit Bank Austria AG, DenizBank ve Yapı Kredi’den üst düzey yetkililer de katıldı.

TC Sağlık Bakanlığı ile Kamu Özel İşbirliği Modeli ile inşa edilecek Mersin Entegre Sağlık Kampüsü’nün Proje Finansman Sözleşmesi törenle imzalandı. Bu proje, Kamu Özel İşbirliği Modeli ile Türkiye’de gerçekleştirilmesi öngörülen projeler arasında finansman anlaşması imzalanan ilk proje olma özelliğini taşıyor. Toplamda 15 yıl vadeli ve 272 Milyon Euro tutarındaki kredi sözleşmesi imza töreni, Sağlık Bakanı Sayın Dr. Mehmet Müezzinoğlu’nun ve Sağlık Bakanlığı’nın üst düzey yetkililerinin katılımları ile gerçekleşti. DİA

Türkiye’nin İlk Kamu Özel İşbirliği Modeli Projesi

Mersin Entegre Sağlık Kampüsü’nün Kamu Özel İşbirliği Modeli altında bir kreditör konsor-

36

Aralık • 2014


Türkiye’nin kredi sözleşmesi tamamlanmış ilk kamu özel işbirliği projesinin sözleşme imza töreni gerçekleştirildi. siyumuyla kredi sözleşmesi uluslararası standartlarda imzalanmış ilk proje olduğunu belirten DİA Holding Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Ali Bayar, “Bu anlaşma bu özelliği ile bir milattır. Projeye finansman sağlayan kreditör kuruluşlar DenizBank, Unicredit Bank Austria AG ve Yapı Kredi’ye Kamu Özel İşbirliği modeline ve projemize duydukları güvenden ötürü teşekkür ediyorum. DİA Holding ayrıca, Kamu Özel İşbirliği Modeli ile Ankara Bilkent Entegre Sağlık Kampüsünün de yatırımcı ve inşaacı kuruluşudur. Bilkent Kampüsü, tamamlandığın-

da 1.2 milyon metrekare inşaat alanı ve 3704 yatağıyla Avrupa’nın en büyük, Dünyanın ikinci büyük hastanesi olacaktır.Bu projelerin hayata geçirilmesi ve bu safhalara kadar gelmesi hususunda sağlanan destek ve yoğun işbirliği için Sağlık Bakanlığımıza, Sayın Bakan Dr. Mehmet Müezzinoğlu’nun şahsında teşekkürlerimizi ifade ederiz” dedi. DenizBank Genel Müdürü Sn. Hakan Ateş ise imza törenindeki konuşmasında, “DenizBank olarak, kurulduğumuz günden bu yana ülkemizin sürdürülebilir gelişimine katkı sağlayacak

37

Aralık • 2014


niş sektörlere destek sunmayı temel sorumluluklarımız arasında gördük. Hepimizin ortak geleceğini yakından ilgilendiren, aynı zamanda ülkemizin kalkınma stratejisinde hayati rolü bulunan sağlık da, bu kapsamda bizler için kritik bir noktada yer aldı. Bu vizyonun bir uzantısı olarak, Bakanlığımızın desteğiyle DİA Holding ve UniCredit/Yapı Kredi ile Mersin Entegre Sağlık Kampüsü projesini hayata geçirmenin mutluluğu içindeyiz. Böylesine önemli bir yatırımın Mersin şehrine sağlık altyapısı anlamında sunacağı fırsatların yanı sıra, istihdam açısından da yeni bir kapı aralayacağına inanıyoruz” dedi. Kamu Özel İşbirliği Modeli, dünyadaki yaygın uygulamalarından örnek alınarak Özel Sektör ile işbirliği halinde uygulamaya geçirilen ve Kamu’nun temel işlevlerinde yatırım, finansman ve kalite bakımından önemli bir yükü Kamu’nun üzerinden alarak, vatandaşa çağdaş standartlarda hizmet sunulmasını öngören yeni bir yatırım ve işletme modelidir. Bu modelin Türkiye’deki ilk uygulaması Sağlık alanında gerçekleştirilmektedir. Bu modelde, sağlık hizmetlerinin bugüne kadar olduğu gibi tümüyle Kamu tarafından sunulması, hastane

38

Aralık • 2014


kampüsünün finansmanının, inşasının ve işletmesinin ise Özel Sektör tarafından üstlenilmesi öngörülmektedir. Böylelikle Kamu’nun önemli oranda tasarruf sağlaması, hizmetlerde kalitenin ve verimliliğin yükselmesi tasarlanmaktadır. DİA Holding, Mersin projesinin yanısıra yine Kamu Özel İşbirliği modeliyle inşa edilecek Bilkent Entegre Sağlık Kampüsü projesinin de yatırım ve işletmesine hak kazanmıştır. Proje Sözleşmesi 18 Eylül 2013 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Başbakan sıfatıyla imzalanan ve temeli Mersin’in Toroslar Beldesinde Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu tarafından 11 Mart 2014 tarihinde atılan Mersin Entegre Sağlık Kampüsü’nün 24 ayda inşa edilmesi ve hizmete açılması planlanmaktadır.

Mersin Entegre Sağlık Kampüsü Şirket Toplam Yatak Kapasitesi Toplam İnşaat Alanı Kredi Tutarı Kredi Veren Bankalar Düzenleyici Banka Yüklenici Firma Proje Ortakları

Mersin Entegre Hastane Hizmetleri Yatırım ve İşletme A.Ş 1259 adet 355.420 m² 272 Milyon Euro’ya kadar DenizBank UniCredit Austria AG Yapı Kredi UniCredit Bank Austria AG DİA Altyapı Yatırımları ve İnşaat A.Ş DİA Holding FZCO

40

Aralık • 2014


PPP projesinde dev bir adım daha geldi Rönesans Sağlık Yatırım A.Ş, 1550 yataklı Adana Entegre Sağlık Kampüsü için uluslararası yatırım fonu Meridiam Infrastructure ve 9 yabancı bankayla yürüttüğü çalışmaları tamamladı. 433 Milyon Euro tutarındaki finansal kapanış imza töreni, Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu’nun katılımıyla gerçekleşti. 540 milyon euro tutarındaki yatırımla tamamlanacak “Entegre Sağlık Kampüsü” için uluslararası yatırım fonu Meridiam Infrastructure ile yürüttüğü çalışmaların sonuçlandığını açıkladı. Türkiye’de ilk kez tamamı 9 yabancı bankanın katıldığı finansal kapanış imza töreni 19 Aralık’ta gerçekleştirilirken, törene Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu, Rönesans Holding Başkanı Dr. Erman Ilıcak, Rönesans Sağlık Yatırım Grubu Başkanı Kamil Yanıkömeroğlu, Meridiam Uluslararası Yatırım Fonu Kurucu Ortağı ve CEO’su Thierry Déau ve projede yer alan banka yetkilileri katıldı.

Türkiye’nin sağlık sektöründe bugüne kadar gerçekleştirdiği en büyük proje olarak adlandırılan ve ülkemizin çok sayıda modern hastaneye kavuşacağı “Kamu Özel Ortaklıkları-PPP” (Public Private Partnership) projesinin dev adımlarından biri Rönesans Sağlık Yatırım ve Meridiam ortaklığından geldi. Kamuya ait yatırımların özel sektör tarafından yapılması ve belli bir süreyle devlete kiralanarak belirli hizmetlerin sağlanması yönteminin uygulandığı Kamu Özel İşbirliği (PPP-Public Private Partnership) modeli kapsamında Rönesans Holding grup şirketlerinden Rönesans Sağlık Yatırım, Adana’da 1550 yataktan oluşacak ve toplamda

42

Aralık • 2014


540 Milyon Euro’luk dev yatırım

lanmak üzere yola çıktıklarını vurgulayan Ilıcak, “Diğer bir ifadeyle sağlıkta Rönesans dönemi başlıyor” diye ekledi. Rönesans’ın Adana Entegre Sağlık Kampüsü yatırımı için bu konuda dünyanın en önemli yatırım fonları arasında yer alan Meridiam’la büyük bir işbirliği içine girdiklerini belirten Ilıcak, “Meridiam, uzun dönem kamu altyapı projelerinde uzman global bir yatırım firması. 2005’ten bu yana kamuya değer sağlayan altyapı projelerine yatırım yapıyorlar. Şirketin farklı ülkelerde PPP konusunda deneyim sahibi olmasının da bizim için değerli bir avantaj old-

Bu imza töreninde konuşma yapan Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu, 2015’te 9 milyar liralık hastane projesinin ihale edileceğini açıkladı. “Rönesans Sağlık Yatırım’ın imza töreninin arkasındaki temel dinamik milli irade ve bu milletin gelecek ufkudur” diyen Müezzinoğlu, “Sağlık alanında Amerika ve Avrupa’nın başardığını Türkiye de başaracak” dedi. İmza töreninde projeyle ilgili bilgi veren Rönesans Holding Başkanı Dr. Erman Ilıcak, kısaca PPP olarak adlandırılan “Kamu-Özel İşbirliği” modeli ile yapılacak olan hastane projelerinin Türkiye’nin sağlık alanında

uğunu düşünüyoruz” dedi. Ilıcak sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Adana Entegre Sağlık Kampüsü’nü Meridiam işbirliğiyle tamamı yabancı kuruluşlardan oluşan 9 bankalık bir konsorsiyum ile finanse ediyoruz. Toplam yatırım bedeli olan 540 Milyon Euro’nun yaklaşık 433 Milyon Euro’su bu konsorsiyumdan elde edilecek. Kalanı ise yatırımcı ortaklar Rönesans ve Meridiam tarafından özkaynak olarak temin edilecek. Bu anlaşma, aynı zamanda tamamı yabancı bankalar tarafından desteklenen ilk PPP anlaşması olacak. Alınan kredinin 18 yıl vadeli ve son derece rekabetçi şartlarda olması yabancı finans kuruluşlarının basta T.C. Sağlık Bakanlığı PPP modeline ve bu krediyi verdikleri bizlere olan güvenin bir göstergesidir.

yaptığı en büyük devrim olduğuna işaret etti. Dünyanın önde gelen gelişmiş ülkelerinde sağlık sektörü başta olmak üzere eğitim, adalet gibi alanlarda başarıyla uygulanan bu modelin en gelişmiş yeni nesil şekliyle ülkemizde uygulama şansını elde ettiklerini, dünyanın birçok ülkesinde PPP deneyimine sahip ortağımız Meridiam ile yaptıkları işbirliği sayesinde Avrupa’nın en büyük finans kuruluşlarını bir araya getirerek yatırım öncesinde tamamı yabancılardan oluşan bir proje finansmanı gerçekleştirdiklerini belirtti. Rönesans Holding olarak sağlık yatırımını önemsediklerini ve yurtdışında elde ettikleri deneyimi Türkiye’nin sağlık yatırımlarında kul-

44

Aralık • 2014


ve ilk adım özelliğini taşıyor. Bu anlaşmanın sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da sağlık alanında en büyük yatırımları arasına gireceğini öngörüyoruz. Adana’nın ardından diğer şehirlerde de benzer yatırımlara hazırlanıyoruz. 2015 sonrasında Türkiye’nin her noktasında modern, akıllı ve standartların üstünde hastanelerin yükseldiğine tanık olacağız.”

Farklı ülkelerde kamuya değer sağlayan projeler yapıyor

Rönesans Sağlık Yatırım’ın bu konudaki iş ortağı Meridiam’ın Kurucu Ortağı ve CEO’su Bay Thierry Déau ise yaptığı konuşmada, “Meridiam olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin başlattığı bu azimli sağlık hizmetleri programını destekleyen ilk küresel yatırımcı olmaktan gurur duyuyoruz” dedi. Déau sözlerini şöyle sürdürdü: “Adana Entegre Sağlık Kampüsü, 2015 yılı itibarıyla yaklaşık 2 Milyar Euro tutarında finanse etmeyi planladığımız 4 sağlık tesisinden ilkidir. Bu, dünyada eşine rastlanmayan bir yatırımdır. Bu ülkedeki sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, en iyi standartlara ulaşması ve Türkiye’de en çok ihtiyacı olanlara ulaşılmasında önde gelen Türk ve uluslararası firma Rönesans’la ortaklığımızdan gurur duyuyoruz. Adana Entegre Sağlık Kampüsü sadece Adana için değil, aynı zamanda çevresinde yer alan Türkiye 13. Sağlık Hizmetleri Bölgesi Hatay ve Osmaniye’ye de toplam 1550 yatak kapasitesi ile hizmet verecek.” Merkezi Paris’te bulunan Meridiam’ın yönettiği 2.8 Milyar Euro ile toplum için uzun vadeli altyapı yatırımlarına odaklandığının altını çizen Déau, “Bugün yapılan 100 Milyon Euro’luk yatırım, Fransa Türkiye arasındaki güçlü ilişkilerin bir göstergesidir. Uzun bir dönem boyunca burada olacağız. Türkiye altyapısının ve özellikle eğitim kuruluşları gibi ülkenin sürdürülebilir gelişmesi ve başarısı için hayati önem taşıyan sosyal altyapıların geliştirilmesinde rol alacağız” dedi.

“Adana, PPP kapsamında yapacaklarımızın ilk durağı”

Rönesans Holding Başkanı Dr. Erman Ilıcak’ın verdiği bilgiye göre, Adana Entegre Sağlık Kampüsü toplam 1.550 yatak kapasiteli 3 farklı hastaneyi kapsıyor. Bu hastaneler, 1.300 yatak kapasiteli Ana Hastane, 150 yatak kapasiteli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi ve 100 yatak kapasiteli Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri Hastanesi olarak sıralanıyor. Rönesans Sağlık Yatırım’ın Adana’nın yanı sıra Bursa ve Elazığ Entegre Sağlık Kampüsleri ile Yozgat Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ni de inşa ettiğini hatırlatan Ilıcak, “Rönesans Sağlık olarak yüklenicisi olduğumuz Afyon, Diyarbakır, Erzurum, İstanbul, Malatya, Samsun, Trabzon ve Van’da hayata geçirilecek fizik tedavi ve rehabilitasyon hastaneleri, psikiyatri hastaneleri ve yüksek güvenlikli adli psikiyatri hastanelerinin proje finansmanlarını inşaatlarını ardı ardına hızlıca gerçekleştireceklerini ifade etti. Kamu Özel İşbirliği modeli ile inşa edilen sağlık komplekslerinin toplam inşaat alanı 2 Milyon metrekare olacak ve yaklaşık olarak 2 Milyar Euro’luk yatırımla gerçekleştirilecektir” dedi ve ekledi: “Türkiye PPP projeleriyle sağlıkta bir lig daha atlamış olacak. Adana Entegre Sağlık Kampüsü için imzaladığımız 433 Milyon Euro’luk finansman bu konuda önemli

Standartların üstünde akıllı hasteneler geliyor

Kamuya ait yatırımların özel sektör tarafından yapılması ve belli bir süreyle devlete kiralanması modelinin uygulandığı PPP sisteminde, kira süresi boyunca özel sektör kamunun arzu ettiği bazı hizmetleri de üretebiliyor. Tıbbi hizmet yine devlet tarafından verilirken, tüm doktor ve hemşire kadrosu da devlet tarafından sağlanıyor. Dünyadaki örnekleri 15 yıldan 30 yıla kadar uzanabilen bu ortaklık modelinde Türkiye’deki projeler için ise süre 25 yıl olarak belirlendi. Bu projelerle Türkiye’nin kendi altyapısı ve otomasyon sistemi bulunan, rehabilitasyon alanları, spor merkezleri ve toplantı salonlarıyla da genişletilen, standartların üzerinde akıllı hastanelere kavuşması planlanıyor.

46

Aralık • 2014


“Hastanelere yüksek hijyenik özellikli zemin kaplama gerekiyor” Zemin kaplamasında Avrupa’nın lideri olan Beaulieu Uluslararası Grup; büyüyen ve gelişen Türkiye pazarına girdi. Türkiye Ortadoğu’ya açılan kapı

Gelişen ekonomisi, dinamik genç nüfusu, stratejik konumu ile yabancı yatırımcıların ilgisini her zaman canlı tutan Türkiye, inşaat sektöründeki atılımıyla da dünyanın dev şirketlerinin yatırım yapmak istediği ülkeler arasında yer almaya devam ediyor. Zemin kaplamaları alanında Avrupa’nın lideri olan Belçika merkezli Beaulieu Uluslararası Grup (B.I.G), “proje cenneti” olarak nitelendirdikleri Türkiye pazarına girişini, hedeflerini ve de projelerini bir basın toplantısıyla duyurdu. İstanbul’daki Çırağan Sarayı’nda gerçekleştirilen toplantıya, Beaulieu Uluslararası Grup Başkan Yardımcısı Patrick Lecluyse, Beaulieu Satış Direktörü Francis Gistelinck ile Türkiye Satış Müdürü H. Ümit Arısoy ile şirketin en büyük anlaşmaya imza attığı Ağaoğlu Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ağaoğlu ve Ağaoğlu Projeler Koordinatörü Murad Acar katıldı.

Beaulieu Uluslararası Grup Başkan Yardımcısı Patrick Lecluyse, çok uluslu bir aile şirketi olan Beaulieu’nun, 37 fabrikayla 14 ayrı ülkede faaliyet gösterdiğini ve 4 binden fazla çalışanla hizmet sunduklarını belirtti. “Beaulieu olarak Türkiye pazarına inanıyoruz. Türkiye hızlı büyüyen bir ekonomiye sahip” ifadelerini kullanan Lecluyse şöyle devam etti: “Türkiye ekonomik bakımından fırsatlar sunan bir ülke ve biz de Türkiye’deki inşaat sektörünün ne kadar büyük bir hızla yol kat ettiğini görmekteyiz. Her gün yeni AVM’ler, oteller, hastaneler ve üniversiteler açılıyor. Tüm bu kurumların da kaliteli zemin kaplamalarına ihtiyacı var.” Beaulieu Satış Direktörü Francis Gistelinck, Beaulieu şirketinin on yıllardır Avrupa’nın zemin kaplama piyasasının lider şirketlerinden biri olduğunu

48

Aralık • 2014


adına bizler adına çok önemlidir. Projede kullanılan “Klasse 33” adlı ürünün “kilit sistemi, suya dayanıklılığı ve yüzey dayanıklılığı” ile çok özel bir ürün olduğunu belirten Arısoy, Ağaoğlu şirketinin talebiyle zeminde yapılan bir değişiklik ile de eşsiz hale geldiğini kaydetti.

ve 1.5 milyar Euro’nun üzerinde ciroya sahip olduklarını belirtti. Gistelinck Türkiye pazarının zamanda Ortadoğu’ya açılan bir kapı olduğunu da vurguladı.

Hastanelere özel yüksek hijyenik ürün

Beaulieu Uluslararası Grup’un 3 ticari birimden oluştuğunu belirten Türkiye Satış Direktörü H. Ümit Arısoy, Beaulieu’yu rakiplerinden ayıran en önemli özelliklerin, ürünlerdeki çeşitlilik, yüksek kalite ve satış sonrası hizmetteki mükemmellik olduğunun altını çizdi. Türkiye için özel üretimlerde de bulunduklarını kaydeden Ümit Arısoy, “Örneğin, hastaneler için ‘Duro’ ve ‘Minero Compact’ isimli özel bir malzeme geliştirdik. Çok daha hijyenik ve bakımı kolay. Amacımız Türkiye pazarında özel ürünlerle müşteriyle doğru ve güvenilir bir bağ kurabilmek” ifadelerini kullandı.

Dünyada bir projede en büyük satın alma

Ağaoğlu Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ağaoğlu Maslak 1453 projesinde Beaulieu’ye 300 bin metrekarenin üzerinde bir sipariş geçtiklerini ve bunun dünyada tek projede kullanılan en fazla parkeyi oluşturduğunu dile getirdi. Beaulieu’nun teknoloji üreten bir firma olduğunun altını çizen Ağaoğlu, “Parke herkesin üzerinde yaşadığı önem verilen bir malzemedir. Bu nedenle biz dünya markası Beaulieu’yu tercih ettik. Beaulieu, dünyada teknoloji üreten ender firmalardan biri” dedi. Beaulieu’yu Türkiye’de üretim yapmaya da davet eden Ağaoğlu şöyle konuştu: “Türkiye konum bakımından dünyanın en stratejik noktalarından birinde yer alıyor. Üretim üssü hem Ortadoğu’ya hem Asya’ya hem de Rusya’ya köprü vazifesi görür. Türkiye şu anda inşaat sektöründe dünyanın ikinci ülkesi burada üretim yapmalarıyla bu pazarlara daha rahat erişim sağlamış olurlar. Hem de Türkiye’ye de bu teknolojiyi transfer etmiş olurlar.”

Ağaoğlu 1453 için eşsiz ürün: Klasse 33

Basın toplantısında ayrıca Eylül 2013’te Türkiye satış ofisini açan Beaulieu International Group’un en büyük anlaşmasını Ağaoğlu Şirketler Grubu ile gerçekleştiği de açıklandı. Ağaoğlu’nun 4304 konuttan oluşan Maslak 1453 projesinde 300 bin metrekarelik bir zemin kaplama gerçekleştirdiklerini belirten H. Ümit Arısoy, “Bu anlaşma, böylesine önemli bir firma ile iş yapabilmek ve de pazarda firmamızın hak ettiği yeri bulması

50

Aralık • 2014


SGK diyabet eylem planını açıkladı Diyabet hem bireyin sağlığını hem de ülke ekonomisini tehdit ediyor. Sosyal Güvenlik Kurumu, ülkemizde her 14 kişiden 1’inde görünen, milyonlarca bireyi ve ailelerinin yanı sıra toplumun genelini ve ekonomiyi etkileyen diyabet hastalığına karşı yol haritasını açıkladı.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), Türkiye’de 5.2 milyon kişinin mücadele ettiği diyabete karşı ‘diyabet eylem planı’nı paylaştı. Dünyada diyabet alanından uzmanların katılımıyla Kasım 2013’te hayata geçirilen Uluslararası Diyabet Liderler Zirvesi’nin sonuçlarını Zirve’yi düzenleyen ortaklarıyla beraber hazırladığı ‘İstanbul Diyabet Yol Haritası’ adı altında açıklayan SGK, özellikle Türkiye’deki genç nüfusu diyabet tehdidinden uzak tutacak tedbirleri ortaya koydu.

Diyabetli hasta sayısı her yıl artıyor

SGK Başkanı Yadigar Gökalp İlhan, küresel ekonomik sorunların yanı sıra artan ve yaşlanan nüfus ve kronik hastalıklarda yaşanan artışın sağlık sistemlerinde reform yapılmasını gerektirdiğini söyledi. SGK’nın verilerine göre 2008-2012 yılları arasında diyabetli hasta sayısının bir önceki yıla göre her yıl ortalama yüzde 17 arttığını belirten Yadigar Gökalp İlhan, bu artışla birlikte Türkiye’de diyabetli hasta sayısının 2.5 milyon kişiden 5.2 milyon kişiye ulaştığını vurguladı.

SGK’ya maliyeti 10 milyar TL

Yadigar Gökalp İlhan sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye’de diyabetin görülme sıklığı 2008’de yüzde 3,5 iken 2012 yılında yüzde 6.9’a yükseldi. Bu oran her geçen yıl artıyor. Her 14 kişiden 1’i diyabet hastalığıyla mücadele ediyor. 2012 yılında diyabet ve diyabetle ilişkili hastalık ve komplikasyonların oluşturduğu sağlık harcamalarının SGK’ya yaklaşık maliyeti 10 milyar TL oldu. Diyabetli hasta sayısı ve diyabetin geç teşhisi nedeniyle oluşan komplikasyonlar, bireylerin sağlığını tehdit etmekle kalmayıp ailelerinin ve devletin ekonomik refahını da olumsuz etkiliyor. Yeni eylem planımızla Türkiye’ye 2012 yılında 10 milyar TL maliyet yaratan bu hastalığın oluşturduğu mali yükü aşağıya çekmeyi planlıyoruz. Diyabetin hızlı artışının önüne geçilmesi ve bu yoldaki engellerin aşılması için küresel bir çaba gerektiğini söyleyen

52

Aralık • 2014


Yadigar Gökalp İlhan, Kasım 2013’te düzenlenen Uluslarası Diyabet Liderler Zirvesi sırasında dünyanın bu alanda önde gelen uzmanlarıyla diyabetin hem sağlık, hem toplumsal hem de ekonomik boyutunun masaya yatırıldığını söyledi. Yadigar Gökalp İlhan, çağımızın hastalığı diyabetin görülme sıklığını düşürmek ve ekonomik yükünü azaltmak için SGK olarak ‘İstanbul Diyabet Yol Haritası’ adıyla bir eylem planı hazırladıklarını sözlerine ekledi. Yadigar Gökalp İlhan, hazırladıkları eylem planıyla değişimi yaratabilmeyi hedefle-

diklerini açıkladı. Yadigar Gökalp İlhan, diyabetin önüne geçebilmek için öncelikli 10 öneriyi aşağıdaki gibi sıraladı; 1. Diyabetin ulusal strateji, kalkınma ve eylem planlarına dahil edilmesi. Sağlık Bakanlığı, SGK ve ilgili diğer tüm birimlerin katılımı ile bir Diyabet Koordinasyon Kurulu oluşturulması. 2. Belirlenen riskli insanların diyabetten korunabilmesi için özel eğitim programlarının uygulanabileceği merkezler oluşturulması ve bu insanların yılda en az bir kez takiplerinin yapılması. 3. Diyabetle ilgili halk nezdinde farkındalık oluşturmak için çalışmalar yürütülmesi. Bu kapsamda; diyabete ilişkin kamu spotları hazırlanması, diyabetle ilişkili paneller düzenlenmesi, toplumsal ve kamusal alanlarda bilgilendirme faaliyetleri yapılması, dijital ve sosyal medya çalışmaları yürütülmesi. 4. İlköğretim dönemi ve liselerde diyabetle ilgili bilgilendirmeler yapılması ve doğru beslenmeye yönelik eğitimler verilmesi. Okul kantinlerinin daha sağlıklı hale getirilmesi için çalışmalar yürütülmesi. Gençlerin spor olanaklarının geliştirilmesi. Bu kapsamda beden eğitimi ders saatlerinin artırılması. 5. Gebelik döneminde annelere özel eğitimler verilmesi. 6. Parklarda daha fazla fiziksel aktivitelerin yapılmasını kolaylaştıran alanlar oluşturulması. 7. Marketlerde satılan ürünlerin içerdikleri obezite/diyabet risk oranlarına göre renk kodları belirlenmesi. 8. Tüm sağlık ve yardımcı sağlık hizmeti veren personelin diyabet hastalığı konusunda sürekli eğitiminin ve standardizasyonunun sağlanması. 9. Diyabetli hastaların bakım ve tedavi kalitesinin artırılması için çalışmalar yapılması. 10. Diyabet futbol maçlarının düzenlenmesi.

Uluslararası Diyabet Liderler Zirvesi

Uluslararası Diyabet Liderler Zirvesi, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ev sahipliğinde gerçekleşti. Sağlık Bakanlığı’nın resmi ortaklığında, Uluslararası Sosyal Güvenlik Teşkilatı (ISSA), Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF), Türkiye Diyabet Vakfı, Türk Diyabet Cemiyeti ve Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği’nin desteği ile yapılan zirvenin organizasyon desteğini ise Novo Nordisk üstlenmişti. Zirve kapsamında, diyabetlilerin yaşamlarını iyileştirmek ve sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliğini sağlamak için neler yapılabileceğine ilişkin konular ele alınmıştı. Clinton Vakfı’nın Kurucusu ve Amerika Birleşik Devletleri’nin 42’nci Başkanı Bill Clinton’ın uydu bağlantısıyla bir konuşma yaptığı Zirve’ye Birleşmiş Milletler Eski Genel Sekreteri Kofi Annan da katılmıştı.

53

Aralık • 2014


İstanbul Medikal Turizm Fuarı Mayıs’ta Fuar, gelişim hızı en yüksek sektörlerinden olan sağlık turizmi alanındaki profesyonelleri tıp hekimlerini bir araya getiriyor. kurma imkânı, uluslararası platformda sektör profesyonelleri ile birebir görüşmeler ve sağlık turizminde sektörün ihtiyaçlarını karşılayan birçok faydayı sağlıyor. Sağlık turizmi sektörü her geçen yıl yüzde 6 ila yüzde 12 arasında büyüme gösteriyor. Türkiye, yetişmiş doktor, diğer sağlık personelleri, son teknolojilerin yakından takip edilmesi, sağlık sistemindeki yenilikler ve uygun fiyat avantajı ile bu sektörde en önemli ülkelerden biri olarak görülüyor. Özellikle ‘organ nakli, kemik iliği nakli ve Onkoloji’ alanlarındaki tüm tedavilerin yanı sıra “plastik ve estetik cerrahi, saç ektirme, göz ameliyatları, tüp bebek, açık kalp ameliyatı, deri hastalıkları, check-up, KBB, diyaliz, kalp-damar cerrahisi, jinekoloji, beyin cerrahisi, ortopedi, diş, SPA, fizik tedavi ve rehabilitasyon” konularında verilen hizmetler öne çıkıyor. Aynı ilerleme “Termal SPA Wellness ve İleri Yaş ve Engelli Turizmi” alanında da görülüyor. Türkiye, doğal kaynakları, altyapı ve tesisleri ile büyük bir potansiyel taşıyor. İleri yaş ve engelliler grubu için sunduğu fevkalade imkânlar ile dikkat çekiyor.

Sağlık turizminin ulusal ve uluslararası platformlardaki önemli kurum, kuruluş ve profesyonelleri, 07-09 Mayıs 2015 tarihleri arasında “2. İstanbul Medikal, Sağlık, İleri Yaş, Termal, SPA & Wellness Turizm Fuarı ve Kongresi’nde yeniden buluşuyor. Fuar, gelişim hızı en yüksek sektörlerinden olan sağlık turizmi alanındaki profesyonelleri tıp hekimlerini bir araya getiriyor. İstanbul Kongre Merkezi’nde düzelenen fuarda ‘Europe Business Assembly’, ‘European Union of Private Hospital’, ‘Senatürk’ gibi kurumlarda yer alıyor. Organ nakli konusunda dünyaca ünlü Prof. Dr. Yaman Tokat ve meme kanseri cerrahisinde tanınmış isimlerden Prof. Dr. Bahadır Güllüoğlu gibi alanında öncü isimler de düzenlenecek kongreye katılıyor.

Fuarla eş zamanlı konferans ve seminerle düzenlenecek

Ayrıca fuarla eş zamanlı düzenlenecek olan konferans ve seminerler; yeni ve potansiyel müşteri adayları ile direkt görüşme ve iletişim

54

Aralık • 2014


Türkiye’de Biyofarmasötik Teknoloji ve Eğitim Laboratuvarı Açılıyor GE Sağlık, Türkiye’nin yerel biyofarmasötik endüstriyi geliştirme hedefine destek oluyor. Laboratuvar GE’nin İstanbul’daki yeni İnovasyon Merkezi’nde yer alacak. laboratuvar; müşteriler, endüstri ve akademi için 2015 yılında açılacak. Bu merkez, GE’nin; ABD, Birleşik Krallık, Çin ve İsveç’te biyofarmasötik müşterilerine yönelik eğitim ve teknoloji olanakları sunan küresel ağına eklenecek. GE Sağlık Yaşam Bilimleri Teknoloji Laboratuvarı; firmanın ilaç keşfi, protein bilimi ve biyoişlem

Yaşam bilimleri araştırmaları ve biyolojik kökenli ilaç üretiminde teknoloji ve hizmet sağlayıcısı olan GE Sağlık Yaşam Bilimleri, Türkiye’nin gelişen biyofarmasötik ve biyoteknoloji endüstrilerini desteklemek amacıyla Teknoloji ve Eğitim Laboratuvarı açacak. GE Türkiye İnovasyon Merkezi’nde önemli bir yere sahip olan

56

Aralık • 2014


ve endüstriyel uygulamaların güçlendirilmesine katkı sağlayan laboratuvar, Türkiye’nin büyümesi ve inovasyon ortamının gelişmesi için önemli bir destek unsuru olabilir” dedi. GE Sağlık Yaşam Bilimleri Doğu ve Afrika Gelişen Pazarlar Genel Müdürü Myra Eskes: “İstanbul Teknoloji ve Eğitim Laboratuarı için yaptığımız yatırım, GE’nin hem Türkiye’de, hem de Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgede yaşam bilimleri ve biyofarmasötik endüstrisinin gelişimini destekleme, biyolojik kökenli ilaç araştırmaları ve üretimi alanındaki akademik ve endüstriyel yatırımları tamamlama ve güçlendirme konularında sahip olduğu kararlılığın altını çiziyor.”

araştırmaları için sahip olduğu en yeni araçlar ve teknolojilere sahip olacak ve Türkiye biyofarmasötik ilaç sektörü için sunulan ileri teknik eğitim ve teknolojik değerlendirme olanaklarının yanı sıra üniversitelerin biyoteknoloji derslerinin farklı unsurları için de açık olacak. GE’nin Orta Doğu ve Rusya’da bulunan müşterileri yanında akademisyenler ve ilaç ve biyoteknoloji araştırmacıları da küçük ölçekli araştırma projeleri için laboratuvardan faydalanabilecekler.

Ar-Ge çalışmaları ve endüstriye çok büyük fayda

Türkiye, hem cihazların, hem de ilaçların yerel olarak üretilmesi sayesinde sağlık hizmeti sektörünün dönüşümünü kolaylaştırmayı planlıyor ve yerel ilaç üretiminin ülke tüketiminin yüzde 60’ını karşılamasını hedefliyor. Türkiye yaşam bilimleri endüstrisi için yeni merkezlerin önemi vurgulayan Arven İlaç San. ve Tic. A.Ş. Biyoteknoloji Bölüm Yöneticisi Dr. İrem Yenice, “GE Sağlık Yaşam Bilimleri İstanbul Teknoloji ve Eğitim Laboratuarı, Türkiye’nin biyoteknoloji alanındaki hedeflerine yönelik mükemmel bir taahhüt. Türkiye yürütülen Ar-Ge çalışmalarının yanı sıra endüstri için de çok büyük fayda sağlayacak. Farklı bilim alanlarını birbirine bağlayan

GE’nin Türkiye İnovasyon Merkezi

GE Türkiye İnovasyon Merkezi; farklı fikirlerin, insanların desteklendiği, beslendiği ve ülke genelindeki inovasyon ekosistemine bağlandığı, etkileşim içinde olunan bir yer olacak. İleri Üretim laboratuvarı, Endüstriyel İnternete derinlemesine bir bakış ve özel bir Yaşam Bilimleri laboratuvarı içerecek. Dünya genelinde insanlar arasında bağlantı kurulabilmesi için içerik ve kaynak sağlayacak olan merkez, güçlü biçimde “Endüstrinin Geleceği” yaklaşımına odaklanacak.

58

Aralık • 2014


Argus II artık Türkiye’de Argus II Retinal Protez Türkiye’de yetkilendirilen, Prof. Dr. Emin Özmert’in önderliğinde Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Vehbi Koç Göz Hastanesi ve Prof. Dr. Dilek Güven önderliğinde Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Bölümünde uygun bulunan hastalarda uygulanabilecek.

Second Sight Medical Products, Inc. (NASDAQ: EYES) (“Second Sight”) tarafından yapılan duyuruda, Dünya’nın ilk ve tek FDA onaylı ve CE sertifikalı retinal implantının Türkiye’de bulunan görme engelli hastaların kullanımı için tek yetkili mümessilinin Erişçi Elektronik olduğu bildirildi. Argus II Retinal Protez Sistemi hastaların görme duyularında kısmi olarak artış kazandırarak hastalara bağımsız yaşayabilme potansiyeli sunuyor.

Türkiye’de 2 merkez yetkilendirildi

Argus II Retinal Protez 25 yaş ve üzeri, ileri ve çok ileri derecede dışarı retina dejenerasyonu ve aynı zamanda ışık algısı bulunan veya ışık algısı yoksa elektriksel uyarılara yanıt verebilen retinaya sahip hastalara endikedir. Diğer önemli bir husus olarak önceden normal şekilleri ve objeleri görmüş olan hastalar implante edilebilmektedir. Bugüne kadar Argus II esas olarak nadir görülen bir hastalık olan Retinitis Pigmentosa (RP), tavuk

60

Aralık • 2014


Fransa, İtalya ve Sudi Arabistan’da sağlık yetkililerince yapılmakta. Türkiye’de geri ödemenin yapılması için gerekli başvurular Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) nezdinde yapıldığı açıklandı.

karası, hastalarını tedavi etmek için kullanılmıştır. RP genetik bir hastalık olup erken yaşlarda başlamakta, zaman içerisinde görüş kaybına sebep olmakta ve körlükle sonlanabilmektedir. Türkiye’de yaklaşık 28.000 kişinin (her 2719 kişide 1’i) Retinitis Pigmentosa (Tavuk Karası) hastalığından muzdarip olduğu düşünülmektedir. Second Sight aynı zamanda Orion kortikal protezlerinin geliştirilmesi alanında da faaliyet göstererek önlenebilir/tedavi edilebilir durumların haricinde kalan körlüklerde bir miktar görüş kazanımı sağlayarak kör kabul edilen bireylere yardımcı olmaya çalışmaktadır. Gelecekte Türkiye’de Orion kortikal protez sisteminden 150.000’den fazla bir popülasyonun potansiyel olarak faydalanacağı düşünülmektedir. Argus II Retinal Protez Türkiye’de yetkilendirilen, Prof. Dr. Emin Özmert’in önderliğinde Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Vehbi Koç Göz Hastanesi ve Prof. Dr. Dilek Güven önderliğinde Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Bölümünde uygun bulunan hastalarda uygulanacak. Yakın gelecekte daha fazla kliniğin yetkilendirilmesi beklenmekte. Argus II Retinal Protezi, Dünya’da 90’dan fazla hastaya implante edilmiştir. Tedavi, Almanya, Fransa, Sudi Arabistan, İtalya, İspanya, İsviçre, Birleşmiş Krallık (İngiltere), Hollanda, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da yetkilendirilen kliniklerde verilmektedir. Argus II Sistemi Avrupa’da CE sertifikasyonunu 2011 yılında ve Amerika’da FDA onayını 2013 yılında almıştır. Argus II geri ödemesi ABD, Almanya,

Second Sight

Los Angeles, Kaliforniya’da bulunan Second Sight Medical Products, Inc., 1998 yılında RP gibi dış retina dejenerasyonu sebebiyle kör olan hastalarının görmelerini sağlamak için retina protezi üretmek amacıyla kurulmuştur. Kendini adayarak ve yenilikler sayesinde Second Sight’ın misyonu göremeyen bireylere daha bağımsız hayatlar sunmak için implante edilebilen görsel protezler geliştirme, üretme ve piyasaya sunmakdır. ABD’deki merkez ofis Sylmar, Kaliforniya’dadır. Avrupa’daki merkezi ise Lausanne, İsviçre’dedir.

Erişçi Elektronik

Merkezi İstanbul, Türkiye’de bulunan Erişçi Elektronik 1990 yılında işitme kaybı olan bireylere hizmet etmek amacıyla kurulmuştur. Erişçi Elektronik Ltd.’nin, ileri derece veya total işitme kaybı olan hastaların işitmelerini sağlayan, cerrahi olarak implante edilen elektronik aletler olan koklear implant konusunda on beş yıldan fazla deneyimi vardır. Argus II Retinal Protez Sistemi, koklear implant ile çalışma prensipleri, sistem kurulumu ve kurulum sonrası rehabilitasyon bakımından benzerlik göstermektedir.

62

Aralık • 2014


Morpho, dört parmaklı temassız tarayıcısını piyasaya sürdü

Aynı anda dört parmağın izini sensöre dokunmaya gerek kalmadan tarayabilen Finger On the Fly havaalanlarından geçiş kontrol noktalarına kadar birçok yerde kimlik doğrulaması için kullanılacak.

Kurumu’nun başlattığı Biyometrik Kimlik Doğrulama Projesi kapsamında özel hastanelerin kullandığı K!M Pozitif cihazında performansıyla fark oluşturuyor. 1984 yılından bu yana başta biyometri olmak üzere farklı kimlik doğrulama ve kontrol sistemleri alanında hizmet sunan ÖLÇSAN tarafından geliştirilen K!M Pozitif cihazı, saniyenin yüzde üçü kadar sürede kimlik doğrulaması yapabiliyor. Finger On the Fly, markanın Türkiye’deki teknoloji ortağı ÖLÇSAN tarafından dağıtılacak ve mevcut sistemlere entegre edilecek.

Kimlik doğrulama ürünleri alanında önde gelen uluslararası şirketlerden Morpho (Safran), dünyanın en hızlı dört parmaklı temassız tarayıcısı olan Finger On the Fly ürününü piyasaya sürdüğünü duyurdu. Tarayıcı, kimliği doğrulanacak kişinin elini yalnızca bir kez sallamasıyla dört parmağın izini aynı anda alabiliyor. Bir saniyeden de kısa sürede çok parmaklı eşleştirme becerisine sahip Finger On the Fly, yüksek güvenlik seviyesiyle de dikkat çekiyor. Ürün havalimanlarında sınır kontrolü, duyarlı ve yoğun trafik sahalarındaki giriş kontrolü ve akış yönetimi gibi yüksek hızda kayıt, eşleştirme, rahatlık ve güvenliğin hakim olduğu durumlarda kullanılacak. Finger On the Fly, Morpho’nun mevcut parmak izi ürün ve sensörlerinin tamamıyla uyumlu olacak.

SGK Kimlik Doğrulama Projesinde kullanılan sensör teknolojisi

Morpho’nun sensör teknolojisi, Sosyal Güvenlik

64

Aralık • 2014


Hareketsiz yaşam bel fıtığını tetikliyor Uzmanlar, bel fıtığı konusunda en riskli gurubu, masa başı işlerde çalışan kişiler olarak tanımlıyor. Yetişkinlerin %80’i, bel bölgesinde yaşadıkları çeşitli ağrılardan şikayetçi oluyor.

68

Aralık • 2014


Emsey Hospital’dan Beyin Omurilik ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Salih Aydın, kronikleşen bel ağrılarında en son noktanın bel fıtığı olarak karşımıza çıktığını belirtiyor. Genellikle 30-60 yaş aralığında daha sık görülmesine rağmen bel fıtığı, diğer yaş gruplarında da ortaya çıkabiliyor

Sporsuz yaşam bel fıtığını davet ediyor

Günümüzde sportif faaliyetlerin azalması, masa başı işlerin ve sigara kullanımının artması, pasif bir hayat sürülmesi gibi unsurlar disk aralığını bozup, erken yaşta da bel fıtığının görülmesine sebep olabiliyor. Bel ve bacak ağrılarının önemli bir nedeni olan bel fıtığı, hastalarda ilerleyen yaşla birlikte artış gösteriyor. Bilinenin aksine, vücudumuzun yükünü taşıyan yalnızca omurgamız değildir. Boyun, sırt, bel kasları ve karın kasları da önemli görevlere sahiptir. Spordan uzak ve hareketsiz bir yaşam tarzı, kasların taşıması gereken tüm yükün omurgaya binmesine neden olur. Kaslar güçlü olmadığından, bu yük nedeniyle, diskler üzerinde fıtıklar meydana gelir. Bunun yanında, kişide fazla kilo problemi de varsa, durum daha sıkıntılı bir hale gelmektedir. Ancak, yaşam tarzınızı değiştirerek bu sorunu hayatınızdan uzaklaştırabilirsiniz.

kişiye, birden fazla ameliyat yapılması gerekebiliyor. Op. Dr. Salih Aydın, Türkiye’yi bir revizyon cenneti olarak tanımlıyor ve bu ameliyatların doğru kriterlere uygun olarak yapılmasının önemine dikkat çekiyor. Aydın, “Hastaya doğru teşhis koymak, doğru zamanda ve gereken ameliyatın yapılması şart. Her branş sınırı iyi tayin etmeli. Eğer bu kritere uyulmazsa ‘başarısız bel cerrahisi’ dediğimiz durum gerçekleşir ve ağrıları geçmeyen hastalar olur. Bu hastalar bazen ikinci, hatta bazen daha fazla ameliyat yapılmasına ihtiyaç duyabilirler.” diye belirtiyor.

Bel fıtığında cerrahi yönteme ne zaman başvurulmalı?

Konservatif tedavi yöntemleri olarak belirtilen; fizik tedavi, ilaç tedavisi istirahat ve benzeri tedaviler uygulanmasına rağmen hastanın iyileşmediği durumlarda veya belirgin, ilerleyici nörolojik bulgular varsa, örneğin ayağında düşüklük olması, ürolojik problemler, ağrılarının tedaviye rağmen düzelmemesi gibi durumlarda cerrahi tedaviyi düşünmek gerekiyor.

Bel fıtığı ameliyatında “Altın Standart”

Op. Dr. Salih Aydın, konuyla ilgili görüşlerini şu şekilde sürdürüyor: “ Günümüzde cerrahi yöntemler iki şekilde yapılmaktadır. Posterior açık sistem ve perkütan adı verilen ciltten yapılan yöntem. Mikroskobik mikro cerrahi şu ana kadar bu işin altın standardıydı. Açık mikro diskektomi 20. yüzyılın başlarında kullanılmaya başlanmıştı. Günümüzde ise endoskopiyle yaşanan heyecanın aynısı mikroskobik disk cerrahisi başladığı zaman yaşanmıştı. Omurganın stabilizasyonu dediğimiz hareket kabiliyetinin sabitliğini bozmadan bu işi yapmak çok önemliydi. Mikroskobik mikrocerrahi sistem, şu an endoskobik yöntemle kıyasladığınız zaman invaziv bir yöntemdir. Endoskopik disk cerrahisinin yeni altın standart olduğu kabul edilmelidir.” Endoskopik ameliyatlarda skopi (görüntüleme cihazı) altında kontroller yapılarak fıtık bölgesi tam tespit edilir. Skopi ile omurganın hangi mesafede fıtığı var, neresinden alınacak, tek tek basamak basamak işaretleyip fıtığın olduğu bölgeye kadar girilebiliyor. Fıtık alınarak bacak siniri rahatlatılıyor. İçeride de radyofrekans yöntemi ile diskin basıncı azaltılıyor.

Başarısız ameliyatlarda bel fıtığı tekrar nüks ediyor

Bel fıtığı ve bele yönelik cerrahi müdahaleler hasta için son derece hassas operasyonlar olarak kendini gösteriyor. Bunların sonucunda

69

Aralık • 2014


Ebolayı takip ve kontrol yazılımı geliştirildi Geliştirilen Xerox Maven yazılım çözümü; Ebola virüsünü takip etmek ve hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla, A.B.D’deki 12 Ebola vaka bölgesinde ve Avustralya’nın iki eyaletinde kullanılmaya başlandı. siyle sistem çalışmaya başlıyor. Maven ile virüse maruz kalmış kişilerin, bu kişilerle temas kuran insanların ve vakaların görüldüğü alanların kaydı tutuluyor. Maven yazılım sistemi üzerinde sanal karantina bölgeleri oluşturuluyor. An be an coğrafi olarak Ebola virüsünün yayılımı takip ediliyor. Ayrıca, hastalık bulaşan kişilerin sağlık kuruluşlarında bulunan eski kayıtları, Maven salgın yönetim sistemine aktarılıyor. Virüs taşıyan kişilerin yaşadıkları bölgeler, son aylarda yapmış oldukları seyahetler, kalmış oldukları yerler ve kimlerle temas kurdukları Maven sistemine giriliyor. Böylece virüsün kimlere bulaşmış olabileceği ve nasıl bir yayılma izlediği saptanmaya çalışılıyor.

Ebola salgınının dünya çapında yayılmaya devam etmesi tıp dünyasının yanı sıra teknoloji şirketlerini de harekete geçirdi. Xerox’un geliştirdiği Maven adlı salgın hastalık yönetim yazılımı, Ebola ile mücadelede kullanılmaya başlandı. Xerox Maven, Ebola ile ilgili her türlü veriyi kaydedip analiz ederek hastalığın takibini ve yetkililerin vakalara daha hızlı müdahale etmesini sağlamaya çalışıyor. Afrika’da ortaya çıkıp dünya çapında yayılma eğilimi gösteren Ebola’ya karşı tıp dünyası, ilaç ve teknoloji şir-

Maven verileri güncelleniyor

Yeni vakalar meydana geldikçe Maven verileri güncelleniyor; yazılım, gelen her veriyi analiz ederek izleme algoritmaları oluşturuyor, salgının gelişimi ile ilgili çeşitli raporlama ve değerlendirme sonuçları ortaya koyuyor. İstatistiki veriler ışığında yaptığı saptamalarla, sağlık görevlilerinin, Ebola’yı bütüncül bir perspektifle ele almasını ve salgını yönetmesini sağlıyor. Mavel ayrıca topladığı bilgilerle salgının seyrine göre özelleştirilebilen ve hastalığın yayılmasını önleyici nitelikte kılavuzlar oluşturuyor. Bu kılavuzlar, izlenmesi gereken prosedürler, vakaların görüldüğü yerlerdeki hasthaneler, yerel otoriteler, emniyet güçleri, okullarla, ilgili kamu ve özel kuruluşlarla paylaşılıyor. Xerox Maven Salgın Yönetim Yazılımı, dünyanın herhangi bir bölgesinde her türlü teknolojik altyapıyla kolayca kullanılabilecek şekilde tasarlanan bir yazılım. Xerox Maven yazılımı, salgınla sistematik şekilde mücadele etmek ve salgını kendi topraklarından uzakta tutmak isteyen her ülkenin ve sağlık kuruluşunun kapsamlı bir teknik servis desteği ile kullanabileceği bir çözüm. Geliştirilen Maven salgın yönetim yazılımı, gelecekte ortaya çıkabilecek başka virüs salgınlarında da kullanılabilme, yerel ve küresel sağlık kuruluşları arasında bilgi paylaşımı ve koordinasyonu sağlama özellikleri ile kritik önemde bir yazılım olarak değerlendiriliyor.

ketleri hummalı bir çalışma içinde. Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nün verilerine göre Ebola’dan bugüne kadar yaklaşık 6 bin kişi hayatını kaybetti. Henüz tedavi edici bir yöntem bulunamamış olması sebebiyle, hastalığı takip etmek ve yayılmasını önlemek için yapılacak temas izleme çalışmaları hayati bir önem arz ediyor. Dünyanın herhangi bir bölgesinde görülen her bir Ebola vakası ile ilgili bilgi ve verinin girilerek, analiz edilmesini sağlayan Xerox Maven yazılımı, hali hazırda A.B.D’deki 12 vaka bölgesinde ve Avustralya’nın iki eyaletinde kullanılmaya başlandı.

Maven nasıl çalışıyor?

Ebola teşhisi veya şüphesiyle gelen vaka bilgilerinin belli parametreler altında Maven’e girilme-

70

Aralık • 2014


Sony, 3D cerrahi görüntüleme sistemini tanıttı Sony, MCC-3000MT kamera, HVO-3000MT kayıt cihazı ve LMD3251MT 32 inç monitörden oluşan, mikrocerrahi prosedürlerini 3D olarak kaydetmek ve görüntülemek için ideal bir çözüm sunan sistemini 48. Ulusal Oftalmoloji Kongresi’nde sektörle buluşturdu.

kamera, 3D mikrocerrahi görüntülerini yakalamak ve kaydetmek için tasarlanan HVO-3000MT kayıt cihazı ile bu görüntüleri en iyi şekilde yansıtmak için LMD-3251MT 32 inç monitörden oluşuyor. Bu üstün teknolojili, tıbbi kullanıma uygun 3D sistem her türlü standart uygulamaya uyumlu olmakla birlikte biyomikroskop ve refraktif lazer görüntülerinin 3D kayıtlarının alınabilmesi gibi özel uygulamalar için de çözümler sunuyor. Uyumlu adaptörler sayesinde her türlü mikroskoba ve birçok refraktif lazer cihazına adapte edilebilen MCC-3000MT, bu sayede ilave maliyetleri minimize etmekle birlikte kurulum ve kullanımı da kolaylaştırmış oluyor. Böylece hastane ve cerrahi merkezlerine, mevcut mikroskoplarını değiştirip ekstra masrafa girmeden bu kapsamlı 3D çözümüne sahip olma imkânı veriyor. Sunduğu görüntüleme ve kayıt cihazlarının yanı sıra iş ortakları aracılığıyla projelendirme, kurulum ve satış sonrası desteği ve canlı cerrahi organizasyonu imkânlarını da sunan Sony, hem 2D hem de 3D olarak hem bütçenize hem de ihtiyaçlarınıza uygun çözümler sunmaya devam ediyor.

Türk Oftalmoloji Derneği’nin düzenlediği 48. Ulusal Oftalmoloji Kongresi, Kasım ayında Rixos Sungate Otel, Antalya’da yapıldı. Geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da kongre, birbirinden tecrübeli Türk oftalmologların yanı sıra uluslararası konuklara ev sahipliği yaptı; çeşitli konferanslar, paneller, sempozyumlar, endüstri oturumları, canlı cerrahiler ve kurslar ile katılımcılar, engin tecrübelerini birbirlerine aktarma fırsatı yakaladılar. Yoğun katılımın gözlemlendiği etkinlikte, sektör temsilcileri de oftalmoloji alanındaki yeniliklerini, en son bilimsel gelişmelerin ışığı altında katılımcılara sundular.

2D ve 3D görüntü kaydı için ideal çözüm

Sony’nin kongrede sergilediği sistem, mikrocerrahi prosedürlerini eş zamanlı olarak 2D ve 3D olarak kaydetmek ve görüntülemek için ideal bir çözüm sunuyor. Her türlü mikrocerrahi uygulamasında kullanılmak üzere geliştirilen sistem, cerrahi mikroskoba takılan MCC-3000MT

72

Aralık • 2014


Real Fuzzy Teknolojisi* ile rahat, Hareket Sensörü ile doğru, Tek tuşla ölçme özelliği ile kolay ölçüm sağlar.

ESH

ONAYLI

pM-KO2

* Patentli “Real Fuzzy Teknolojisi” doğru ölçüm için gereken kaf sıkılığını otomatik olarak ayarlar ve bu sayede yanlış kaf sıkılığı seviyesinden kaynaklanan yanlış ölçümleri önler.

www.plusmed-health.com T (+90 212) 319 50 00 | info@trimpeks.com


İspanya’dan Türkiye’ye tasarım rüzgarı 10 – 12 Aralık 2014 tarihlerinde İspanya’nın önde gelen tasarım firmalarına ev sahipliği yaptı. 3’üncüsü düzenlenen “İspanya’dan Türkiye’ye Tasarım” etkinliği, katılımcı Türk firmalarına, endüstriyel tasarım, ürün tasarımı, kurumsal kimlik tasarımı ile yenilikçi ürün tasarımı danışmanlığı konularında faaliyet gösteren, İspanya’nın önde gelen ödüllü firmaları ile yakından tanışma ve işbirliği fırsatları sunmayı hedefliyor. Etkinlik için İstanbul’a gelen İspanyol firmalar 3 gün boyunca Türk firmaları ofislerinde ziyaret ederek ikili görüşmeler gerçekleştirdi. Geçtiğimiz yıl Alegre Design, S.L., Dear Design, S.L., Lavernia Cienfuegos y Asociados, S.L., LKS Ingenieria, S. Coop., – Diara Design, Luis Eslava Studio ve Mormedi, S.A. olmak üzere İspanya’nın önde gelen 6 ödüllü firmasını ağırlayan etkinlikte 45 Türk firma ile toplamda 82 ikili görüşme gerçekleştirdi. Bu yıl 10-12 Aralık 2014 tarihlerinde arasında üçüncüsü düzenlenen etkinlik, Türk şirketlerle ortak projelere imza atmak isteyen pek çok önemli İspanyol tasarım firmasını bir kez daha İstanbul’da ağırladı. 2012 ve 2014 yıllarında Delta Tasarım Ödülü’ne layık görülen, Barcelona merkezli Crous Calogero SCP bu yıl etkinlik için İstanbul’da olacak firmalardan biri. Francesc Crous ve Alessandro Calogero tarafından kurulan tasarım ofisi, endüstriyel tasarım ve ürün tasarımı konusunda esprili yaklaşımı ile öne çıkan bir firma. Aydınlatma, obje, banyo ve dış mekan mobilyaları gibi ürünlerin tasarımını yapıyor. Firma, aynı zamanda Üniversitelerin Tasarım Bölümlerinde seminer ve eğitimler veriyor. Endüstriyel tasarım alanında geniş bir yelpazede hizmet veren firma Magma Design,

İspanya Ticaret ve Yatırım Ajansı (ICEX) ve İspanya Büyükelçiliği Ekonomi ve Ticaret Ataşeliği İstanbul Ofisi işbirliğinde, 10 – 12 Aralık 2014 tarihleri arasında, İstanbul´da, “İspanya’dan Türkiye’ye Tasarım” etkinliği gerçekleştirildi. Bu sene

74

Aralık • 2014


BIRAKIN UYUSUN... Dokunmak yok, Gözyaşı yok,

Sadece 1 saniyede ölçüm sn.

1 2 3 4 * Nesne Sıcaklığı: Biberon, banyo suyu v.b. sıcaklığı

5

T (+90 212) 319 50 00 | info@trimpeks.com


gelecek bir başka firma ise Stimulo Design, S.L. Pek çok ödüllü çalışması bulunan firma 2014 yılında, Arzum için yaptığı Okka kahve makinesi ile Red Dot Tasarım Ödülü aldı. İç mekan, dış mekan ve sokak aydınlatması, küçük ev aletleri, sağlık ekipmanları gibi ürünlerin tasarımını yapan firma yenilikçi ürün tasarımı danışmanlığı da yapıyor. Etkinlikte ağırlanan bir başka firma da Tíscar Design, S.L. Firma kurucusu Carlos Tíscar, aynı zamanda Valencia Tasarımcılar Derneği’nin de başkanı. Dünya çapında çok sayıda bienal ve tasarım haftasına katılan firma endüstriyel tasarım ve ürün tasarımı konusunda faaliyet gösteriyor. Pek çok ödüllü çalışması bulunan firmanın ödülleri arasında, Neocon Inovasyon ve Delta Tasarım Ödülleri bulunuyor. Firma ağırlıklı olarak çocuk ürünleri, ev, ofis ve banyo mobilyaları, ev gereçleri, endüstriyel mutfak aletleri gibi ürünlerin tasarımını yapıyor. İspanya Ticaret ve Yatırım Ajansı (ICEX) tarafından yılda 4 kez yayınlanan DESIGN in/from Spain, İspanya tasarım sahnesine ışık tutuyor. IPAD üzerinden ücretsiz indirilebilen dergide İspanyol tasarımına dair en son yenilikler ve haberler, röportajlar yer alıyor.

S.L de 10-12 Aralık’ta İstanbul’daydı. Ambalaj, ulaşım araçları, ofis ve ev mobilyaları, fuar mimarisi, vitrifiye, sinyalizasyon, ev ve tüketici elektroniği gibi ürünlerin tasarımını yapan firma aynı zamanda yenilikçi ürün tasarımı danışmanlığı yapıyor. Özellikle Ambalaj tasarımı alanında pek çok ödüllü çalışması bulunan firmanın ödülleri arasında, Hispak ve Delta Tasarım Ödülleri bulunuyor. Bu yıl etkinlik için İstanbul’a gelen önemli tasarım firmalarından biri olan Mormedi, S.A., Red Dot, IF, Good Design, IDSA gibi pek çok dünyaca ünlü prestijli ödülün sahibi. Endüstriyel tasarım, yenilikçi ürün tasarımı ve kurumsal kimlik tasarımı konusunda faaliyet gösteren Mormedi, S.A., ulaşım araçları, beyaz eşya, kurumsal ofis, mağaza tasarımı tüketici elektroniği gibi ürünlerin tasarımında öne çıkıyor, aynı zamanda yenilikçi ürün tasarımı danışmanlığı da yapıyor. Firmanın uçak kabin tasarımlarından araba aydınlatmalarına, ofis sandalyelerinden teknolojik cihazlara, hibrid otobüslerden mağaza iç tasarımlarına kadar geniş bir portfolyosu bulunuyor. Ürün tasarımı ve yenilikçi ürün tasarımı konusunda faaliyet gösteren ve etkinlik için İstanbul’a

76

Aralık • 2014


pM-N01

HEAVY DUTY

VA

Teknolojisi*

İlacın solunum yollarındaki birikim yerini belirleyen en önemli unsur “partikül çapı”dır ** Yapılan klinik çalışmalar; küçük partikül çapının, havayollarına daha fazla penetre olduğunu ve daha iyi bronkodilatasyon sağladığını göstermiştir.

Heavy Duty nebulizatör, etkin tedavi için ideal partikül çapı sağlar. * VA Teknolojisi: Kullanıcı ihtiyacına göre ilaç akış hızının ayarlanmasını sağlayan bir sistemdir. ** Clay MM, Pavia D, Clarke SW. The effect of aerosol particle size on bronchodilatation with nebulised terbutaline in asthmatic subjects. Thorax 1986;41: 364-8.

www.plusmed-health.com T (+90 212) 319 50 00 | info@trimpeks.com


Koah’ın hastaya ve kamu kaynaklarına maliyeti büyük Ağır bir solunum hastalığı olan Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH), , dünyada ve Türkiye’de her geçen gün etkisini artırıyor. görülme sıklığı açısından KOAH tüm hastalıklar içinde 4’üncü sırada bulunuyor ve her yıl 3 milyondan fazla kişinin ölümüne neden oluyor. Türkiye’de ise yılda yaklaşık 26 bin hasta KOAH nedeni ile yaşamını yitiriyor.3 Zaman içinde yorgunluk, halsizlik ve depresyon gibi şikayetlerle karşılaşan KOAH hastalarında ileri dönemlerde ise kanın yeterince oksijenlenememesi sonucunda parmak uçları, dil, dudaklar ve kulak memeleri mavi-mor renk alıyor. Ağır hastalarda kandaki karbondioksitin atılamamasına bağlı olarak uykuya eğilim artıyor.1 Yılda yaklaşık 1 ila 4 kez ortaya çıkan KOAH alevlenmelerinde ise nefes darlığı, öksürük ve balgam

Akciğerlerdeki hava yollarının daralmasına bağlı nefes darlığı ile kendisini gösteren kronik bir hastalık olarak tanımlayabileceğimiz KOAH, bugün dünyada milyonlarca insanı etkiliyor. Sigaranın yanı sıra, bitkisel ve hayvansal kaynaklı yakıtlar gibi zararlı maddelerin uzun süreli solunmasına bağlı olarak akciğer ve hava yollarında oluşan2 KOAH, öksürük, balgam çıkarma ve nefes darlığı gibi temel belirtilerle başlıyor1. KOAH alevlenmesi olarak adlandırılan, hastaların nefes alıp vermeyle ilgili sorunlarının tıbbi müdahale gerektirecek kadar arttığı dönemler ise erken tanı ve doğru tedavi ile azaltılabiliyor1. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre

78

Aralık • 2014


miktarında artış görülüyor1. Büyük ölçüde bakteriyel enfeksiyonlar (yüzde 70 – 75) ve virüsler (yüzde 20 – 25) nedeniyle ortaya çıkan alevlenmelerin önlenmesi için KOAH hastalarının doktor gözetiminde her yıl Eylül-Ekim aylarında grip aşısı ve 5-10 yılda bir pnömoni (zatüre) aşısı yaptırmaları öneriliyor1,2. Hastalığın tedavisi ise sağlık hizmetlerine ayrılan kamu kaynakları üzerinde ağır bir baskı oluşturuyor. Nüfusu 300 milyonun üzerinde olan ABD’de bu hastalığın tedavi ihtiyaçlarından doğan direkt yıllık maliyet yaklaşık 29,5 milyar dolar düzeyinde bulunuyor. Ülkemizde de benzer şekilde alevlenme geçiren KOAH’lı tek bir hastanın tedavi maliyeti 10 bin TL’yi bulabiliyor.4 Sağlık çözümlerinin lideri olma tutkusuyla çalışan yenilikçi ilaç ve aşı firması GlaxoSmithKline’ın (GSK) desteği ile Prof. Dr. Mehmet Polatlı ve Prof. Dr. Simten Malhan tarafından hazırlanan “KOAH’ın Türkiye’deki Maliyeti” başlıklı sağlık ekonomisi çalışması, hastalığın Türkiye ekonomisi için yükünü ortaya koyuyor. Bir hastalığın toplumda görülmesinin sadece bireyin veya devletin harcadığı parasal maliyetler değil, aynı zamanda manevi maliyetler ve hastalıktan dolayı erken ölümlerin, sakatlanmanın ve işgücü kaybının maliyeti anlamına geldiğini belirten Prof. Dr. Mehmet Polatlı “Ülkemiz için önemli bir hastalık olan KOAH, hem ekonomik hem de toplumsal yüktür. Bu çalışma ile KOAH alevlenmelerinin Türkiye’ye olan ekonomik yükünü ortaya koymak istiyoruz” diyor. Çalışmada ortaya konan maliyet hesabını ise Prof. Dr. Simten Malhan şu şekilde açıklıyor: “KOAH alevlenmeleri sırasında istenebilecek tedavi masraflarının yoğunluğu düşünüldüğünde, KOAH alevlenmeleri maliyetinin hasta başına 10 bin

TL’ye kadar çıkabileceği tahmin edilmektedir.” Hastalıkla etkili mücadele etmek mümkün Tümüyle ortadan kaldırılamamakla birlikte, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olan KOAH’ın doğru şekilde ele alınması sayesinde hastalığın doğrudan ve dolaylı ortaya çıkan maliyetlerini azaltmak mümkün olabiliyor. KOAH’ın erken teşhisi, doğru şekilde tedavisi, hastanın tedaviye uyumu sayesinde hastalığın neden olduğu maliyetleri azaltmak da söz konusu. Ayrıca, KOAH hastalarının sigarayı bırakması ile solunum fonksiyonlarında kayıp yavaşlarken, KOAH semptomları da azalıyor. Sigarayı bırakmak, etkin ve en düşük maliyetli risk azaltma yöntemi olarak ortaya çıkarkenev içi-dış ortam hava kirliliğinin azaltılması ve mesleki tozlar ve kimyasallardan uzak durulması da tedavide önemli bir rol oynuyor. Tedavi ile hastalık belirtilerini azaltarak yaşam kalitesini artırmak, hastalığın ilerlemesini önleyerek, hastalık kaynaklı diğer sağlık sorunlarının da önüne geçmek hedefleniyor.9 Türk Toraks Derneği (Editörler: Erdinç M, Gülmez İ). KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) ile Yaşam. Ankara, 2011. Sağlık Bakanlığı Yayın No: 866, ISBN: 978-975-590-403-0. Hunter HM, et al. COPD:Management of Acute Exacerbations and Chronic Stable Disease. Am Fam Physician 2001;64:603-12, 621-622. Dünya Sağlık Örgütü. The global burden of disease: 2004. 2008: 10-11 National Institutes of Health. National Heart, Lung and Blood Institute. Morbidity and Mortality: 2012 Chart Book on Cardiovascular, Lung and Blood Diseases. 2012. http://www.nhlbi.nih. gov. Erişim: 04.11.2014

80

Aralık • 2014


Tiroid nodülleri için düzenli kontrole gidiyor musunuz? Medistate Kavacık Hastanesi Kulak Buran Boğaz uzmanları Doç. Dr. Rauf Tahamiler ve Doç. Dr. Mehmet Eken tiroid nodüllerini anlatıyor. Kanserleşme açısından kimler risk altındadır?

Tiroid nodülleri toplumdaki her 2 kişiden 1’inde görülecek kadar yaygın bir sorun. Hiçbir belirti vermemesi hastaların büyük çoğunluğunun bu sorundan habersiz yaşamalarına neden oluyor. Bilinmesi gerekenleri Medistate Kavacık Hastanesi Kulak Buran Boğaz uzmanları, Doç. Dr. Rauf Tahamiler ve Doç. Dr. Mehmet Eken anlatıyor.

Nodüllerin %90’ı iyi huylu tümörlerdir; %10’unda kanserleşme riski vardır. 20 yaş altı ve 60 yaş üstü kişilerde nodüllerin kanserle ilişkili olma olasılığı daha yüksektir. Ailesinde tiroit kanseri hikayesi olanlarda, daha önce vücudunun herhangi bir bölgesine ya da boyun bölgesine radyasyon almış kişilerde de kanserleşme riski daha yüksektir.

Tanı nasıl konur?

Kontroller hangi sıklıkla ve nasıl yapılmalıdır?

Öncelikle hastanın T3, T4 ve TSH dediğimiz hormon değerlerine bakılır. 1 cm’nin üzerindeki nodüller elle fark edilebilir. Daha küçük olanlar ultrasonla tespit edilebilir. Ayrıca sintigrafi ile nodülün sıcak mı yoksa soğuk nodül mü olduğunun ayrımı yapılır.

Ultrason incelemeleri sonucunda elde edilen verilere göre, nodüller düzensiz bir yapıya sahipse, içerisinde kireçlenmeler taşıyorsa, gittikçe büyüyorsa, dokuya yapışıksa bunlarda kanser-

82

Aralık • 2014


leşme ihtimalinin yüksek olduğunu düşünerek ince iğne biyopsisine göndermek gerekir. Başka bir bakış açısıyla, riskleri azaltmak için, şüpheli ultrason sonucu olan her nodül için biyopsi gerekir. Biyopside temiz çıkan hastalar takibe alınır. 6 aylık takip sonucunda büyüme tespit edilirse tekrar ince iğne biyopsisine başvurulur. Bu süre zarfında herhangi bir değişiklik görülmemişse takip devam eder. 1 cm üzerinde, biyopsisi şüpheli çıkan hastalarda ve biyopsi sonrasında kanser hücresi tespit edilen hastalarda ameliyat önerilir. 1 cm’den küçük nodülleri olan kişilerin de 6 ay aralıklarla kontrol edilmesi gerekir. Büyüme tespit edilirse biyopsi gerekir. Birden çok nodülü olan hastalarda ise ulaşılabilen tüm nodüllerden biyopsi alınmalıdır. Tiroid ameliyatlarında eskiden uygulanan tiroi-

din bir kısmının alınması yaklaşımı artık uygulanmıyor. Nodülün yerleşimine göre, ya tek lob ya da iki lob birden tamamen çıkarılıyor. Halen en sık tercih edilen yöntem açık cerrahidir. Tiroit cerrahisi deneyim gerektirir. Çünkü ses telleri sinirleri ve vücudumuzun kalsiyum dengesini sağlayan paratiroit bezi gibi çok hassas noktalara yakındır. Tiroid cerrahisi kişiye özel yapılır. Ameliyatların deneyimli cerrahlar tarafından yapılması ve bu hassas bölgelerin korunması gerekir.

Ameliyat sonrasında dikkat edilmesi gerekenler

Tiroit bezlerinin tamamı çıkarıldıysa hastanın ömür boyu tiroit hormonu kullanması gerekir. Özellikle kanser hastaları düzenli olarak takip edilmelidir.

84

Aralık • 2014


Omurga travmalarını önemseyin Yaşlanma, küçük travmalar ya da aşırı yüklenmenin eklemlerinizde oluşturduğu boyun, sırt ve bel ağrıları, omurga hareket alan daralmasının bir işareti olabiliyor. daralmasına da neden olabiliyor. Prof. Dr. Semih Akı, “Eğer ana kanalda bir daralma meydana gelirse daha ağır bir tablo ortaya çıkabilir” diyor ve ekliyor: “Ağır sporlar ve bu sebeple meydana gelen küçük travmaların birikimi, bel fıtığı ve disk problemlerinin tetiklediği faset sendromuna sebep olabiliyor. Bel fıtığı nasıl belden çıkıp sinirlerin geçtiği kanalları daraltabiliyorsa faset sendromu da çok ileri yaşlarda kanallara yakın komşuluğundan dolayı fıtık gibi o sinirin geçtiği kanalı daraltıp fıtıktaki benzer şikayetleri beraberinde getirebiliyor.”

Hareketsiz kalmaya bağlı tutukluk

Eklemdeki kıkırdağın özelliğini yitirmesine bağlı olarak ortaya çıkan faset sendromunun en belirgin belirtisi baş ağrıları olarak dikkat çekiyor. Bel

Gün boyu tüm ağırlığımızı taşıyarak bizi ayakta tutan omurgamız, önlem almadığımız ve günlük yaşamımızda belirli hususlara dikkat etmediğimizde boyun, sırt ve bel ağrılarına neden olabiliyor. Sağlıksız bir yapıya dönüşebilen ve halk arasında “kireçlenme” olarak bilinen ve omurgamızın hareketli olmasını sağlayan eklemlerde faset sendromu ortaya çıkıyor. Omurgamızı oluşturan yapılar içinde yer alan ve boynumuzdan başlayıp bel bölgemize kadar uzanan eklem grubunun (faset eklemi) üzerini örten kıkırdak zamanla yapısı değişerek, sorunlara yol açabiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, bu sürecin aşırı yüklenme, romatizmal hastalıklar, fizyolojik yaşlanma veya uzun süre aynı pozisyonda çalışma nedeniyle oluştuğuna dikkat çekiyor. Faset eklemindeki bu bozulmalar “faset sendromu” olarak adlandırılan klinik bir tabloya neden oluyor. Faset eklemi hem omuriliğin içinde yer aldığı kanala hem de omurilikten bacaklara veya kollara doğru giden sinirlerin çıktığı kanala oldukça yakın. Bu nedenle faset eklemindeki bozulmalar söz konusu kanalların

86

Aralık • 2014


ra hareket süresi uzadıkça açılma ve yumuşamayla hasta tekrar rahat hareket eder hale geliyor. Omurganın tüm hareketlerini bölgede bulunan bağlar ve kaslarla birlikte organize eden faset eklemlerinin dizilimi (konfigrasyonu); boyun, sırt ve bel bölgesinde farklılık gösteriyor. Tıpkı diz, dirsek ya da kalça eklemlerinde olduğu gibi oynar bir yapıya sahip olan faset eklemlerinin dizilimindeki bu değişiklik boyun, bel ve sırt bölgesinin hareketlerinde farklılıklara neden oluyor. Faset ekleminin kanallara yakın komşuluğundan dolayı çok ileri yaşlarda, sinirin geçtiği kanalı daraltıp fıtıktakine benzer şikayetlere neden açabiliyor.

Yüzme ve pilates sayesinde omurga güçleniyor

Omurgada faset sendromunun tedavi aşamasında bu bölgeyi ağrısız hareket sınırları içinde mümkün olduğu kadar aktive etmek gerekiyor. Bunun için ise özelikle hareketliliği artırmak adına hastaya uygun egzersizler öneriliyor. Prof. Dr. Akı, tam da bu noktada amacın bölgedeki kasların kuvvetlendirilmesiyle doğal bir korse meydana getirmek olduğunu vurguluyor; “Bu bölgedeki kaslar, kuvvetlendirildiğinde, dışarıdan verilen korsenin görevini fazlasıyla yerine getiriyor. Dışarıdan kullanılan korseler zaman içinde bölgedeki kasların hareketsiz kalmasına sebep olabiliyor. Böylece hareketsiz hale gelen kasları zayıflatarak daha kötü bir sonuca neden oluyor. O yüzden çok uzun süreli korse kullanımını tavsiye etmiyoruz.” Belirli dozlarda spor yapmanın tedavinin asıl yöntemi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Akı, pilates ve yüzme aktivitelerini öneriyor. Özellikle pilates sayesinde omurga ve çevresindeki yapılar güçleniyor. Medikal tedavi olarak ise, bölgedeki ödemi çözen, sıvı birikimini azaltan ilaçlar ve ağrıyı azaltacak ağrı kesiciler kullanılıyor veya röntgen altında ağrıyı azaltacak birtakım maddeler iğneyle faset ekleminin içine enjekte ediliyor. İlk aşamada genellikle ilaç tedavisi ve uygun egzersizler uyguladıklarını ifade eden Prof. Dr. Akı, faset enjeksiyonlarını ise en son aşamada tercih ettiklerinin altını çiziyor.

ve boyun bölgesindeki fıtığa bağlı ağrılarda, ağrı genellikle boyun ve bel öne doğru eğildiğinde artarken; faset sendromunda bunun tam tersi görülüyor. Genellikle hastanın belini arkaya doğru kıvırması veya geriye doğru yaslanması istendiğinde ağrı artışı olması, faset sendromunun karakteristik özelliklerinden biri olarak dikkat çekiyor. Prof. Dr. Akı, bu durumu şöyle açıklıyor: “Bel geriye doğru kıvrıldığında faset eklemini ve eklemi oluşturan iki dudak birbirine yaklaşıyor ve üst üste biniyor. Bu da eklem ara mesafesinin daralmasına neden oluyor. Bel geriye doğru yaslandığında ise yüklenme daha fazla olduğu için ağrı belirgin hale geliyor.” Faset sendromunun diğer önemli belirtisi ise hareketsiz kalmaya bağlı tutukluluk. Harekete başlandığı zaman bir zorlanma ve tutukluluk yaşanırken; daha son-

Gençler dikkat!

17-25 yaş arası erkeklerde veya kızlarda nadiren görülen faset sendromuna bağlı ağrılarda, bu bölgedeki doğuştan gelen kırıkları mutlaka göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu özel durum daha da ilerleyerek iki omurun birbirinin üzerine kaymasına da sebep olabiliyor. Prof. Dr. Akı, halk arasında bel açıklığı ve bel kayması olarak anılan lizis, listezis ve spina bifida’nın faset eklemi ve çevresindeki yapıları yakından ilgilendiren bir sorun olduğuna dikkat çekiyor.

88

Aralık • 2014


Kanser riskini azaltmanın 10 yolu Uzm. Dr. Ahmet Faruk Yağcı öncelikle kanserin ne demek olduğunun anlaşılması gerektiğini ifade etti. Yağcı, “İstatistiksel veriler ile hangi davranışlardan kaçınılırsa kanser riskinin azaldığı ortaya konabilmiştir” dedi. Yağcı tüm bu veriler ışığından kanser riskini en az düzeye indirmek için gerekli olanları 10 madde de sıraladı. 1-Sigara içmemek: Sigaranın insan sağlığına olan zararları saymakla bitmiyor. Kanser ile olan ilişkisinde ise ölümlerin yüzde 30’undan, akciğer kanseri vakalarının % 87’sinden sigara sorumludur. Ayrıca sigara; ağız, gırtlak, yemek borusu, karaciğer, pankreas, mide, böbrek, idrar kesesi kanserine de yol açmaktadır. Sigaranın içinde tanımlanabilmiş 100 civarında kanserojen olduğu bilinmektedir. 2-Alkol almamak: Alkol ağız, boğaz, gırtlak, yemek borusu, karaciğer, kalın bağırsak, pankreas ve meme kanserinin bilinen sebeplerindendir. Özellikle sigara ile beraber alkol almak kanser riskini oldukça artırmaktadır.

Çağın hastalığı konumundaki kanserden korunmanın yolları olabilir mi? Günümüzde oldukça yaygınlaşan kanser ile mücadele için insanlar alternatif tıpa varana kadar her yolu deniyorlar. Türkiye Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü Doktorlarından Uzm. Dr. Ahmet Faruk Yağcı öncelikle kanserin ne demek olduğunun anlaşılması gerektiğini ifade etti. Kanserin genel olarak vücuttaki hücrelerin kontrolsüz çoğalması ve vücudun aleyhine çalışması olarak tanımlayan Yağcı, potansiyel olarak her dokunun ve her hücrenin kanser üretebileceğini vurguladı. Yağcı, kanserin ortaya çıkmasında genetik yatkınlık ve kansorejen denilen faktörlerin önemli rol oynadığının da altını çizdi.

Kanserden korunabilir miyiz?

Kanserden koruduğu kesinlikle bilinen veya ispatlanmış herhangi bir şey olmadığını söyleyen

90

Aralık • 2014


3- Ultraviyole Işınlarına maruz kalmayı azaltmak: Güneş ışığına yani ultraviyole B ışınlarına uzun süre maruz kalmak deri kanserine yol açmaktadır. Uzun süre solaryuma girmek de kanser riskini artırmaktadır. Yaz aylarında 11.00- 16.00 saatleri arasında doğrudan güneş ışığından uzak kalınmalı ve koruyucu kremler kullanılmalıdır. 4-Enfeksiyonlardan korunmak: Dünyada tüm kanserlerin 1/5’i kronik enfeksiyonlara bağlıdır. Human Papilloma virüsü rahim ağzı kanserine, Hepatit B virüsü karaciğer kanserine neden olmaktadır. Ayrıca AIDS hastalığı olanlarda birçok kanser daha fazla görülmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken bunların cinsellikle geçen hastalıklar olmasıdır. 5-Sağlıklı beslenmek: Kanser riskini artıran gıdalardan uzak durmak, kısa zamanda yüksek ateşte pişirme gibi yöntemlerden kaçınmak önemlidir. Sucuk, salam, sosis gibi işlenmiş et ürünlerinden uzak durulmalıdır.. Fazla kırmızı et tüketimi, kalın bağırsak kanseri riskini artırdığı için haftada en fazla yarım kilo kırmızı

7-Kilo dengesini korumak: Aşırı kilolar başta meme kanseri olmak üzere; kalın bağırsak, rahim, yemek borusu, böbrek, pankreas, prostat ve yumurtalık kanseri ile çok yakın ilişkilidir. Kilo vermek ile kanser riski belirgin olarak azalmaktadır. 8-Kanserin erken belirti ve bulgularını bilmek: Açıklanmayan kilo kaybı, ateş, halsizlik, ağrı, deri değişiklikleri, bağırsak ve idrar alışkanlıklarındaki değişiklikler, beklenmedik ve anormal kanamalar ile akıntılar, iyileşmeyen yaralar, vücutta ele gelen kitleler, şişlikler, yutma güçlükleri, hazımsızlık ve ses kısıklığı kanserin belirtileri olabilir. Bu belirtiler fark edildiğinde en kısa zamanda doktora başvurulmalıdır. Tıbbi danışma imkanları olanların erken teşhis ve tam tedavi şansı fazladır. 9-Kanser riskini bilmek ve kanser tarama programlarına girmek: Kişide herhangi bir şikayet olmasa bile, belli yaşlarda yapılan tarama testleri ile kanser erken evrede saptanabilmektedir. Özellikle birinci derece akrabalarda belli kanser türleri olanların bazı tarama testlerini

et tüketilmeli, bunun yerine; balık, tavuk, hindi gibi beyaz etler tercih edilmelidir. Bakla, kuru fasulye, nohut, börülce, mercimek gibi bitkisel proteinler sofralardan eksik olmamalıdır. Şeker ve yağ tüketimine de dikkat edilmelidir. Alınan su miktarı iki litre üzerine çekilirken tuz alımı da dört gram sınırı ile olmalıdır. 6-Egzersiz yapmak: Her gün düzenli olarak en az 30 dakika egzersiz yapanlarda; meme, kalın bağırsak, rahim ve prostat kanseri daha az görülmektedir.

zaman zaman yaptırmaları hayat kurtarıcısıdır. Japon toplumunda yemek borusu kanseri yaygındır ve tarama testleri ile her yıl binlerce kişinin hayatı kurtulmaktadır. 10-Stresle başa çıkmak: Stres, dolaylı olarak kanseri tetikleyebilmektedir. Egzersiz, meditasyon, danışmanlık ve konuşma tedavileri, grup terapileri, sosyal destek, depresyon ve anksiyete giderici ilaçların kullanımı gibi yaklaşımlar stresle başa çıkmak için önemli yöntemlerdir.

92

Aralık • 2014


Nöromonitörizasyon sistemiyle felç riski yok denecek kadar azalıyor Omurga ameliyatlarında karşılaşılan felç riski yeni sistemler sayesinde minimum seviyeye iniyor. Türkiye’de de sınırlı sayıda doktor tarafından kullanılan Nöromonitörizasyon sistemi, felç riski olan ameliyatlarda hastaların umut ışığı oluyor. ini ameliyatlarında kullanan ve olumlu sonuçlar alan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Çağatay Öztürk sistemin özellikle omurga ameliyatlarında çok büyük bir yarar sağladığının altını çiziyor. Nöromonitörizasyon sisteminin felç riskini neredeyse ortadan kaldırdığını anlatan Doç. Dr. Çağatay Öztürk sistemin çalışma şeklini şu şekilde dile getiriyor; ’’Omurgada, operasyon esnasında omuriliğe herhangi bir zarar verilip verilmediğini gösteren ve anında bize haber verebilen Nöromonitörizasyon sistemi, hastanın felç kalma olasılığını bildirdiği için riski de azaltıyor. Türkiye’de ilk olarak 2002-2003 yıllarında gelen bu sistem yaygın olarak 2008-2009 yıllarından sonra kullanılmaya başlandı. Sistem sayesinde ameliyat esnasında cerrah psikolojik olarak da rahatlıyor. Sistemin olumlu sonuç verme oranı yüzde 97-98 kadar. Hastaların felç kalma riskini nöromonitörizasyon sistemi sayesinde ameliyat esnasında görüp müdahale etmek tıp açısından büyük bir ilerleme.”

Anestezi ile çok etkili oluyor

Nöromonitörizasyonu ameliyatlarında başarıyla kullanan Doç. Dr. Çağatay Öztürk bu sistemin anestezi ile çok etkili olduğunu ve koordineli bir şekilde çalışılması gerektiğini açıklamalarına ekliyor; ’’Nöromonitörizasyon sisteminin anestezi ile büyük bir koordinasyon içinde olması gerekir. Anestezi dediğimiz şey aslında kasların felç olması demektir. Sistemin kullanıldığı ameliyatlarda çok derin anestezi olmaması gerekir. Kaslara verilen elektriğin geri dönmemesi ameliyattan değil anesteziden kaynaklanıyor olabilir. Bu sebeple nöromonitör teknisyeninin anestezi doktoru ile çok sıkı iletişim içinde olması gerekir.’’ Türkiye’de bu sistemi kullanan sınırlı doktorlar arasında yer alan Doç. Dr. Çağatay Öztürk, sistemin felç riski oluşacak ameliyatlarda hastalara büyük bir umut kaynağı olduğunu belirtiyor.

Son zamanlarda tıp alanındaki teknolojik gelişmeler hastalar için büyük umutlar doğuruyor. Omurga ve benzeri ameliyatlarda felç riskini minimum seviyeye indiren Nöromonitörizasyon sistemi Türkiye’de sınırlı doktor tarafından ameliyatlarda kullanılıyor. Nöromonitörizasyon sistem-

94

Aralık • 2014


Diyabet grip kadar yaygın çevresel etkenler diyabetin çıkışını hızlandırıyor Kalp, damar ve sinir sistemi rahatsızlıklarına neden olduğu gibi göz damarlarında ve böbreklerde kalıcı hasarlara da yol açabilen bu hastalık, sağlığı ciddi anlamda tehdit ediyor. kas güçsüzlüğü, iyileşmeyen yaralar ve özellikle bayanlarda görülen iyileşmeyen ve tekrarlayan idrar yolu ve genital enfeksiyonlar da belirti olarak sayılabilir.

Şişmanlık oluşum nedeni

Diyabet, Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere ikiye ayrılır. Bunların dışında gebelikte ve pankreas organının hasarına bağlı gelişen diyabet de vardır. Tip 1 diyabette vücudun kendi bağışıklık sistemi pankreasta insülin üreten hücrelere karşı antikorlar oluşturur. Buradaki hücreleri öldürmesi yüzünden insülin yetersizliği söz konusu olur. Tip 2 diyabet ise daha çok beslenme alışkanlıkları, genetik özellikler, çevresel faktörler, stres ve obezite nedenleriyle oluşuyor. Genelde düzensiz ve yanlış beslenme, spordan yoksun bir hayat sonucunda şişmanlık gelişiyor. Bu tür de kişinin vücudunda özellikle yağ ve kas dokusunda pankreastan yeterince insülin üretilmesine rağmen hedef organlarda insülin şekerinin yeterince kullandırılmaması sonucunda şeker yükselmeye başlıyor. ---Şeker taraması konusunda bilinçlendirme şart İlerleyen zamanlarda şeker kontrol edilemezse beyine giden damarlarda tıkanıklıklar oluşabiliyor. Aynı şekilde göz damarlarına da zarar gelebiliyor. Hatta bu durum zaman zaman görme kayıplarına kadar ilerleyebiliyor. Şekerin kontrolsüz kaldığı durumlardan böbrek damarı da etkilenebiliyor. Böbrek yetmezliği başlayıp hastanın diyalize girmesine neden olabiliyor. Ayak damarlarında veya sinirlerinde duyu kayıpları oluştuğu için de travmaya, kesiğe ya da yanmaya acı hissi azalabiliyor. Bu nedenle de yaralanmalar artabiliyor. Tüm bu süreçleri yaşamadan insanları şeker taraması konusunda bilinçlendirmeliyiz. Bilinen diyabetli sayısı Türkiye’de yüzde 8’lerdeyken 13’lere yükseldi. Yani yüzde 30’un üzerinde bir artış var. Özellikle obezite ile paralel olarak 10 yıl öncesine göre diyabetli sayısı iki katına çıktı. Bir bu kadar da bilinmeyen diyabetli var. Erken tarama gerekiyor. Kişiler risk grubundaysa yani kırk yaş üstündeyse, vücut kitle endeksi normalden fazlaysa, ailede diyabetli varsa mutlaka şeker yükleme testiyle ileri şeker taramasına gitmesi lazım.

Şeker hastalığı’ olarak bilinen diyabet, grip kadar yaygınlaştı. Diyabetli sayısı on yıl öncesine oranla iki kat arttı. Kalp, damar ve sinir sistemi rahatsızlıklarına neden olduğu gibi göz damarlarında ve böbreklerde kalıcı hasarlara da yol açabilen bu hastalık, sağlığı ciddi anlamda tehdit ediyor. Beslenme şekli, stres, yaşam tarzı gibi çevresel etkenler diyabetin çıkışını hızlandırabiliyor. Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferhan Mantar, kırk yaşın üstündekilerin, kilolu ve genetik yatkınlığı olanların şeker taraması yaptırması gerektiğini belirterek, hastalıkla ilgili şu bilgileri verdi: Kandaki şeker düzeyi belli bir seviyede olmalı ki yaşamsal fonksiyonlarımız devam edebilsin. Ama diyabette olması gerekenden daha yüksek şeker kanda tespit ediliyor. Şekerin fazlalığı da kısa ve uzun vadede vücuda zarar veriyor. Çok su içme, sık idrara çıkma, fazla yiyip buna rağmen kilo alamama gibi durumlar diyabetin belirtileri arasında yer alıyor. Aşırı halsizlik,

96

Aralık • 2014


Abdi İbrahim, Remede Pharma ile ortaklık anlaşması imzaladı Abdi İbrahim bu ortaklık gereğince kurulacak GMP’ye (Good Manufacturing Practices - İyi İmalat Uygulamaları) uygun üretim tesislerini 2016 başına kadar faaliyete geçirme sorumluluğunu üstlendi.

oluşturmayı hedefliyor. Nezih Barut; “GMP’ye uygun olarak yapımı gerçekleştirilecek fabrikayı 2016 başına kadar faaliyete geçirme sorumluluğunu üstlenmiş bulunuyoruz” diye konuştu. Türk ilaç sektörünün lider firması Abdi İbrahim’in, uluslararası arenada da güçlü bir firma olmasını sağlama hedeflerinin olduğunu dile getiren Abdi İbrahim Başkanı Nezih Barut; “Yükselen bir değer olma yolundaki bu hedefimize, emin adımlarla ilerliyoruz. 1999 yılından bu yana faaliyet gösterdiğimiz Cezayir’de; ülkenin önde gelen ilaç şirketlerinden RemedePharma’nın hissesini satın alarak kurduğumuz ve yönetimi Abdi İbrahim’de olacak bu ortaklık gereğince; GMP’ye uygun olarak yapımı gerçekleştirilecek fabrikayı 2016 başına kadar faaliyete geçirme sorumluluğunu da üstlenmiş bulunuyoruz. Böylelikle, Türkiye’nin yanı sıra, Kazakistan ve Cezayir’de de üretim tesislerimiz aracılığı ile insan sağlığına hizmet etmeye devam edeceğiz.” dedi. Barut sözlerine şöyle devam etti;“RemedePharma’nınCezayir pazarındaki deneyim ile uluslararası hedeflerine koşan şirketimizin birlikte yaratacağı sinerjinin önemli başarılar ortaya koyacağına inanıyorum. Bu ortaklıkta emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarıma gönülden teşekkür ediyorum.” dedi. Hâlihazırda Cezayir’de başarılı bir operasyon yürütmekte olan Abdi İbrahim ile ortaklık yapmaktan mutluluk duyduklarını belirten RemedePharma’nın sahibi Lamine Bousteila; “Kuracağımız GMP uyumlu fabrika için Abdi İbrahim’in bize sağlayacağı know-how ve ürün portföyüne vereceği katkı, hedeflerimize ulaşmak adına çok değerli olacaktır” dedi.

Türk ilaç sektörünün lideri Abdi İbrahim, büyümesini sürdürülebilir kılmak ve küresel oyuncu kimliğini pekiştirmek üzere gerçekleştirdiği uluslararası ortaklıklar kapsamında; RemedePharma ile 14 Aralık 2014’de Cezayir’de yeni bir ortaklık anlaşmasına imza attı. “Abdi İbrahim RemedePharma” adıyla faaliyet gösterecek bu yeni ortaklık ile iki şirket güçlerini birleştirerek, geniş bir tedavi alanını kapsayan ürünlerin üretim ve pazarlamasını yapacak. 100 yılı aşkın süredir tıbba ve insanlığa hizmet misyonuyla ülkemize ve sağlık sektörüne katkı sağlamaya devam eden Abdi İbrahim, Ar-Ge ve üretim know-how’ı, ülke gereksinimlerine uygun geniş ürün portföyü ve uluslararası deneyimiyle, RemedePharma’nınlokal deneyimini bir araya getirerek Cezayir pazarı için optimum ürün, ekip ve çalışma

98

Aralık • 2014


Kalp krizinde gençler daha şanssız Türkiye’de kalp krizi geçirenlerin ortalama yaşı 35-65 arasında değişiyor. En büyük sorun ise genç nüfusta yaşanıyor.

Kalp hastalıkları, dünyada en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Türkiye’de kalp krizi geçirenlerin ortalama yaşı 35-65 arasında değişiyor. En büyük sorun ise genç nüfusta yaşanıyor. Gençlerde damar gelişimi tamamlanmadığı için kalp krizi doğrudan hayati kayıplara neden olabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Özlem Esen, kalp hastalıkları ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.

Yaş ilerledikçe gelişen köprü damarlar hayat kurtarıyor

Gençler, yaşlılara kıyasla kalp krizi konusunda daha şansız durumdadır. Çünkü yaşlandıkça damarlar arasında “Köprü damarları” oluşmaktadır. Bu durumda kalp, herhangi bir damar tıkanmasında diğer damardan kan alarak beslenmeye devam edebilmektedir. Gençlerde böyle bir yapı oluşmadığı için krize hazırlıksız olan kalp, aniden durup, ölüme sebep verebilmektedir. Kişiyi hayatta bırakan bu ortamlar ise 50 yaşından sonra gelişmektedir. Gençler arasında kalp krizine neden olan bir başka etmen de uyuşturucu kullanımıdır. Ayrıca sigara, alkol ve bazı asitli içecekler de kalp sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir.

100

Aralık • 2014


Çocuğunuz nefesim daralıyor diyorsa

da ani ölüm riski taşımaktadır. Bu durum oyuncuların profesyonel olmamasından kaynaklanmaktadır. Haftada bir kez halı sahada maç oynayan amatör sporcular yeterli kondisyona sahip değildir. Düzenli spor yapmadıkları ve hareketsiz yaşadıkları için de haftada bir yapılan maç ile yüksek adrenalin deşarjı yaşanmakta, bu da beraberinde kalp krizini getirmektedir.

10 yaş ve sonrasında beden eğitimi derslerinde öğrenciler ani kalp ölümü nedeniyle hayatını kaybedilmektedir. Ailesel faktörler burada önemli rol oynamaktadır. Ailenin kalp öyküsü bilinmelidir. Yapısal kalp, kalp ritim bozuklukları ve kalp kası hastalıkları olan bir ailede ani ölüm oranı %30’dur. Ancak bu tür ölümlerin nedeni kalp krizi değil, aşırı adrenalin deşarjı nedeniyle ortaya çıkan ritim bozukluklarıdır. Bunu önceden ön görmek mümkün olmasa da çocukların küçük yaşlardaki şikayetlerinin dikkate alınması gerekmektedir. Nefes daralması ve çarpıntı şikayeti olan çocuklar hemen doktora götürülmelidir.

Toplu halde maç seyretmek de kalp için zararlı olabilir

Topluluk psikolojisi ile seyredilen maçlar da zarar verebilmektedir. Kişi tek başına maç seyrederken yaşamadığı stresi, topluluk psikolojisi ile kat kat yaşayabilmektedir. Bu tür kalabalık ile seyredilen maç ortamlarında kalp krizi geçirme riski çok daha fazladır.

Rekabet içeren sporlar gençlere zarar veriyor

Ani sporcu ölümlerinin %70-80’i kalp krizi kaynaklıdır. Krizi tetikleyense stres faktörüdür. Kalp duvarında oluşan kolesterol içeriği yoğun plaklar, strese bağlı olarak yırtılır. Yoğun stres altındaki rekabet sporlarını yapan sporcularda adrenalin seviyesi yükselir ve bunun içine bazı ilaç kullanımları da girince plaklar yırtılır. Bu plak yırtıkları pıhtılaşarak aniden damarların tıkanmasına neden olur. Bu da kalp krizinden ölümleri beraberinde getirir. Futbol, basketbol gibi rekabet gerektiren sporlar genç sporcular için çok daha fazla risk taşımaktadır. Arkadaşlar arasında oynanan halı saha maçları

Sporcular kalp sağlığı için kontrollerini ihmal etmemeli

Kalp krizini önceden teşhis edebilmenin bir yolu bulunmamaktadır. Sporcuların sahada kaybedilmemesi için ayrıntılı tetkikler titiz bir şekilde yapılmalıdır. Özellikle rekabet gerektiren sporlarla uğraşanlar, yıllık olarak tüm kan tahlillerini, ekokardiyografi ve efor testlerini yaptırmalıdır. Birinci derecede yakınlarında ani ölüm hikayesi bulunanlar, kalp kasında kalınlaşma oluşmuş sporcular, kas hastalığı olanlar ise üst tetkiklere yönlendirilmelidir.

102

Aralık • 2014


Dünyagöz yurtdışındaki altıncı hizmet noktasını Tiflis’te açtı Dünyagöz yurtdışı yatırımlarını hız kesmeden sürdürüyor. Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te Teşhis ve Tedavi Merkezi açan Dünyagöz, bu şubeyle birlikte yurtdışında toplam 6 noktaya ulaşmış oldu. mize yoğun hasta talebi bulunmakta. Yıllara dayanan gözlemler sonucu Gürcistan’da var olmaya karar verdik ve Tiflis merkeze yoğun ilgi bekliyoruz” dedi. Ön muayene ve muayene hizmetlerinin verileceği merkezde hastaların gerekli durumlarda Türkiye’deki Dünyagöz Hastanelerine ameliyat veya diğer tedaviler için yönlendirileceğini belirten Süral böylece Türkiye’deki Gürcü hasta sayısının da artacağını bildirdi. İlerleyen dönemlerde de yurtdışı yatırımlarının devam edeceğini vurgulayan Oğuzhan Süral “Yabancı hastaların Dünyagöz’e ilgisi oldukça yoğun. Hatta yurtdışında bazı ülkelerden yatırım yapmamız için davet alıyoruz fakat geniş kapsamlı araştırmalar sonucu ihtiyaca yönelik çalışmalar yapıyoruz” dedi. Ayrıca bugüne ka-

Dünyagöz Hastaneler Grubu olarak Türkiye’de dünyanın 107 farklı ülkesinden yılda yaklaşık 40 bin hastaya hizmet verdiklerini ifade eden Dünyagöz İcra Kurulu Üyesi, İş Geliştirme ve Pazarlama Başkanı Oğuzhan Süral, Almanya’da Frankfurt ve Köln, İngiltere, Hollanda ve Belçika şubelerinden sonra şimdi de Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te Teşhis ve Tedavi Merkezi açtıklarını ve yurt dışı yatırımlarına devam edeceklerini belirtti.

Gürcistan’dan yoğun talep var

Dünyagöz’ün yurtdışında açacağı yeni hastanelerle geniş bir coğrafyaya yayılmayı hedeflediklerini belirten Dünyagöz Hastanesi İcra Kurulu Üyesi Oğuzhan Süral “Gürcistan’dan hastane-

104

Aralık • 2014


Bakan Danışmanı Noe Kinkladze, Retina Uzmanı Prof Dr. Cengiz Aras, Doç. Dr. Anıl Kubaloğlu, Dünyagöz Hastaneler Grubu İcra Kurulu Üyesi Oğuzhan Süral ve Dünyagöz Hastaneler Grubu Gürcistan Temsilcisi Ekatherine Khomeriki katıldı. Açılış öncesi 2 Türk doktoru tarafından 20’ye yakın hasta konsulte edildi ve bunların 12’si ameliyat için Türkiye’deki Dünyagöz hastanelerine yönlendirildi.

dar aldıkları geri dönüşlerle yapılan yatırımların ne denli doğru olduğunu gördüklerini belirtti.

Hastalar ameliyat için Türkiye’ye yönlendirildi

Gürcistan Tiflis’te gerçekleştirilen açılışa Tiflis Büyükelçiliği Ticaret Müşaviri Beşir İyidiker, Gürcistan İşçi, Sağlık ve Sosyal İlişkiller Bakanlığı

106

Aralık • 2014


Diş hekimliğinde bir yenilik: Empress kaplamalar Selfie çılgınlığının hız kesmeden devam ettiği günümüzde, gülümsemenin önemi daha da önem kazanıyor.

Işık geçirgenliği yüksek, estetik uygulamarda son derece başarılı sonuç alınan Empress kaplamalar hakkında bilgi veren Hospitadent Diş Hastanesi Protez Uzm. Dr. Güçlü Oktay , altyapısı transparan olan zirkonyum kaplamalarla beraber empress kaplamaların şu anki teknolojiye göre en estetik kaplamalar olduğunu belirtti. Işığı çok iyi geçirmesi, hiç metal içermemesinden dolayı diş hekimliğinde protez uygulamalarında kullanılan en estetik materyallerinden birisidir, öyle ki Lamine restorasyonlarında Empress materyali sıklıkla tercih edilir diyen Hospitadent Diş Hastanesi Protez Uzm. Dr. Güçlü Oktay, beyazlatma yapılmış ancak sonuç alınamamış, arası açık olan dişler, dizilişi bozuk olan dişler için empress kaplama uygulanabileceğini söyledi.

Empress kaplamanın avantajları

“Geleneksel zirkonyum kaplamaların hiç metal içermemesine rağmen, alt yapılarının opak olması ve porselen kaplamaların da alt yapılarının metal olmasından dolayı estetik olarak kıyaslandığında empress kaplamalar çok iyi netice vermektedirler” diyen Hospitadent Diş Hastanesi’nden Dr. Güçlü Oktay, empress kaplamalar estetiğin ön planda olduğu ön dişlerde ve fazla kuvvete maruz kalmayan bölgelerde rahatlıkla kullanılabileceğinin altını çizdi. Empress Kaplamaların avantajları arasında diğer protezlerle karşılaştırıldığında tutuculuğunun daha yüksek ve estetik açıdan daha olumlu sonuçlar alındığını belirten Dr. Güçlü Oktay “ Ön dişlere restorasyon gerekiyorsa ve hasta estetik olarak en iyi sonuç veren seçeneği istiyorsa empress kaplamalar kullanılabilir. Ayrıca arka dişlerin kısmi kaplamalarında (labaratuvar dolguları)empress malzemesi estetik nedenlerden dolayı rahatlıkla kullanılabilir “dedi.

108

Aralık • 2014


Türk medikal firmasından devrim niteliğinde buluş Nurel Medikal, Yeditepe Üniversitesi ile gerçekleştirdiği işbirliği çerçevesinde, Life 7 markası ile antimikrobiyal ve antiviral özelliğe sahip dünyanın ilk ürün grubunu, Almanya’nın Düsseldorf kentinde gerçekleşen Medica Fuarı’nda tanıttı. ası ile temizleyen yatalak hasta saç temizleme bonesi, bakıcının hasta ile temas etmemesi için geliştirilen ve sadece ovarak su ve sabun ihtiyacı olmadan temizleme yapabilen hasta yıkama eldiveni gibi birçok ürüne; geliştirilen özel bir yöntem ile antimikrobiyal ve antiviral özellik kazandırılıyor. Bu sayede diyabet gibi hastalıkların neden olduğu ve yıllardır kapanmayan açık yaralar kolaylıkla kapanıyor, ciltleri çok hassas olan yetişkin ve bakıma muhtaç hastalar ile bebeklerin ciltlerinin korunması sağlanıyor. Geliştirilen bu ürünle son dönemde daha hızlı bir şekilde yayılmaya başlayan virüs ve mikrobik hastalıkların önüne geçebilmek adına önemli bir adım attıklarını belirten Nurel Medikal Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Kar; “Yeditepe Üniversitesi Genetik ve Biyomühendislik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Fikrettin Şahin’in katkıları ile geliştirdiğimiz antimikrobiyal ve antiviral özellikli ürünler dünyada eşi ve benzeri olmayan ürünler. Dünya çapında birçok firma, ürün geliştirme aşamasının son dönemine girildiğini haber alır almaz teknolojiyi bizden alabilmek için astronomik rakamlarda teklifler getirdi. Bu teknoloji her geçen gün gelişmeye devam ediyor. Ürünlerimiz dünya çapında yoğun bir ilgi görüyor. Örnek olarak bebeğin altını değiştiren anneler pişik sorunu ile karşılaşabiliyorlar. Alkol içermeyen ve iritant olmayan Antimikrobiyal bebek ıslak mendilini kullanan annelere garanti vererek bir daha pişik olmayacağını söyleyebiliyoruz. Diğer tarafta bakıma muhtaç olan hastalar ve diyabet hastalarının sık sık karşılaştığı kapanmayan yaralar için geliştirdiğimiz hasta bezleri ve yatak koruyucular ile bu yaraların hızlı bir şekilde kapanmasını sağlıyoruz. Yıllardır açık yarası olan bir diyabet hastası ürünlerimizi kullanarak 8 ila 10 haftalık bir süreçte bu yarasından kurtuldu. Diyabetik yaraların yanı sıra ülser ve bası yaralarında da ürünlerimiz etkili. Ürünümüzün en büyük avantajı zararlı mikroorganizmaları öldürüp virüsleri inaktif etmesi. Bu sayede yara çevresinde enfeksiyon riski ortadan kalkıyor” dedi.

Düsseldorf, 14.11.2014 - Beklentilerin ötesinde çeşitliliğe sahip ürünleri ile dünyanın her coğrafyasında güvenilir, kaliteli üretimi ve servisi sayesinde tüm sosyal paydaşları için makul fiyatlarla fayda üreten ve medikal sağlık sektörüne yönelik çözümleri ile fark yaratan Nurel Medikal, Almanya’nın Düsseldorf kentinde gerçekleştirilen ve dünyanın en önemli medikal fuarı olarak kabul edilen Medica’da yeni ürünleri ile gövde gösterisi yaptı. Yeditepe Üniversitesi işbirliğinde geliştirilen ve Santez kapsamında olan yeni ürün grubu, alışılagelmiş anti bakteriyel ürünlerden farklı olarak, hem antiviral hem de antimikrobiyal özellik taşıyor. Bu şekli ile dünyada ilk ve tek olarak ortaya çıkartılan ürünlerin keşfi, medikal sektöründe de büyük yankı uyandırdı. Medikal sektörün önde gelen firmaları ve sektör otoriteleri tarafından da incelenen ürünler, fuar katılımcılarının yoğun ilgisi ile karşılaşıyor. Hasta bezi, bebek alt değiştirme bezi, yatak koruyucu, yara bakım kitleri, ıslak mendil grupları, su ve sabun gereksinimi olmayan ovalama es-

110

Aralık • 2014


6.Uluslararası Teknik Tekstiller ve Nonwoven Fuar› 6 th International Tecnical Textile & Nonwoven Trade Fair

11 -13 Eylül 2015 11 -13 September 2015 TUYAP FAIR CONGRESS CENTER BEYLİKDÜZÜ / İSTANBUL

al

Teknik Yakuplu Merkez Mah. Osmanlı Caddesi Güney Konakları B-Blok No:1 Kat 3 D.6 34524 Beylikdüzü - İSTANBUL Tel.: +90 212 876 75 06 Fax: +90 212 876 06 81 www.teknikfuarcilik.com e-mail: info@teknikfuarcilik.com

www.teknikajans.org

www.hightex2015.com


Profile for medikal teknik

Medikal Teknik Dergisi Aralık'14  

medikal-aralik14

Medikal Teknik Dergisi Aralık'14  

medikal-aralik14

Advertisement