Page 1


İSTANBUL ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ OLAYININ İÇYÜZÜ KÜLTÜR SANAT SEN

1


İSTANBUL ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ OLAYININ İÇYÜZÜ

Kültür Sanat Sen (Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası) Adına Sahibi: Yavuz Demirkaya (Genel Başkan) Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Cemal Ünver (Genel Eğitim Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Sekreteri) Yönetim Yeri: Necatibey Cad. No:84/6 Maltepe/Ankara Tel/Faks: (0.312) 232 12 51 Baskı: Mattek Matbaacılık Bas. Yay. Tan. San. Tic. Ltd. Şti. Adakale Sk. No:32/27 Kızılay/Ankara Sertifika No: 13440 Tel: (0.312) 433 23 10 Baskı Tarihi: Şubat 2011 Sayfa Düzeni / Kapak: Cafer ASLAN

2


AKM’nin tadilatına ilişkin açıklamalar İstanbul son 4-5 yıldır AKM’yi tartışıyor görünse de, bilimsel yöntem bu tartışma sürecinde çok az yer almıştır. Süreçte bilgi ve belgelere dayanan değerlendirmeler dikkate alınmayıp, kimi kişiler ve kurumlar bulundukları konum nedeniyle mevcut iktidardan yana tavır almayı yeğlerken kimi yapılar taraf olmamak adına arafta durup, iktidar her konuda olduğu gibi mağduru oynayan değerlendirmeler yaparken, kimi kişi ve kurumlar da duygusal ve gerçeğe aykırı değerlendirmeler yapmışlardır. Sendikamız Kültür Sanat-Sen kimi çevrelerce suçlu gösterilmeye çalışılarak, yenilik karşısında durduğu, gerici olduğu gerekçesiyle neredeyse hain ilan edilmiştir. Buna karşın sendikamız son 2 yıldır avan projeyi mahkemeye verdikten sonra dahi, oldukça soğukkanlı, diyalogdan yana, üretime dayalı öneriler ve uzmanlarının girişimleri ile AKM’nin bir an önce açılması için enerji sarfetmiştir. Ortaya çıkan bu bilgisizlik ve kirliliğe karşı, net yanıt verilmesi gerektiği düşüncesi ile sendikamızın bu süreçte yaptıklarını ve bilgi ve belgeye dayalı açıklamasını bir kez daha saygıyla kamuoyuna sunarız. Bilindiği üzere AKM 2005 yılından itibaren yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya gelmiş, hükümet İstanbul 2010 avrupa kültür başkenti yasası taslağına inatla AKM’nin yıkılması ifadesini koyunca demokratik kitle örgütleri ve sendikamız tepki göstererek bu planı bozmuştur. 3


Kentsel sit alanında kalan ve 1. grup olarak tescilli Atatürk Kültür Merkezi’nin 2863 sayılı yasa, yönetmelik, yönerge, ilke kararları ve kararların devamlılığı ilkelerine aykırı olarak koruma kurulu üyeleri; rölövesi 06.12.2006 gün 689 sayılı kararla onaylı yapıda, rölövesine genel hatlarıyla uyan (bir iki değişiklik hariç) avan projeyi 14.05.2008 gün 1783 sayılı kararla onayladıktan sonra uygulama projelerini istemiş, ancak 24.12.2008 gün 2268 sayılı kararla yapının rölövesine göre çok farklı bir avan proje onaylamıştır. Haziran 2008 tarihinde akm apar topar boşaltılmış ve içinde bulunan Devlet Opera ve Balesi, Devlet Tiyatroları, Devlet Senfoni orkestrası, Koro ve topluluklar gibi sanat kurumları sağlıksız, işlevine uygun olmayan yerlere alelacele taşınmış, taşınılan binalara da yüksek meblağlarda kiralar ödenmiş ve tadilatlar yapmak zorunda kalınmıştır.. Burada bahsettiğimiz sağlıksızlık yalnızca salonlarla ilgili değildir. Opera Bale ile Tiyatronun sahneleriyle aynı binada yer alması gereken ve olmazsa olmaz parçaları olan ve belli ısıda kontrollü ortamlarda çalışılması gereken atölyeleri İstanbul’un dört bir yanına dağıtılmış, hiçbir ısıtma sistemi olmayan hatta su çektiği için yıkılma tehlikesi olan, tehlikeli kimyasal madde barındırma ihtimali olan köhne bina ve hangarlarda iki kış geçirilmiştir. Yalnızca bu durum bile projenin çok araştırılmadan, uzmanlara sorulmadan ve sanat kurumları düşünülmeden yapıldığını ortaya açıkça koymaktadır. Altını çizerek üstüne basa basa tekrar ifade ediyoruz ki Haziran 2008’den sendikamızın davayı açtığı Aralık 2008’e kadar 4


söküm işlemleri dışında onarım başlamamış, yani binaya 8 ay boyunca bir tek çivi bile çakılmamıştır. Dava açana kadar gelinen süreçte sendikamız tarafından yapılan girişimler 2010 ajansı tarafından dikkate alınmamış, ve ajans ancak mahkemenin hiç beklemediği yürütmeyi durdurma kararıyla birlikte, sendikamızın Devlet Tiyatroları Genel Müdürü aracılığı ile yaptığı girişim sonucu görüşmelere başlama kararı almıştır. Mimarlar odası ve demokratik kitle örgütleri ile yapılan açıkoturumların bu süreci gözler önüne seren ses ve görüntü kayıtları kamuoyuyla paylaşılmıştır. Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ile Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ilk kez o toplantılarda AKM’ye ilişkin onarım projesinde görüşlerini ve projenin pratikte uygulanabilirliği üzerinde görüşlerini belirtmişlerdir. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı sendikamızın davadan feragat etmesini istemiş, ancak tarafımızdan sözkonusu avan proje iptal edilmediği sürece bunun mümkün olmadığı iletilmiştir. Mahkeme nedeniyle projeyi iptal edemeyeceklerini söylemiş olsalar da sendikamız bunun mümkün olduğunu Kültür ve Turizm Bakanına yazmış olduğu yazıyla belirtmiştir. Süreçte 2010 ajansı, mimar Tabanlıoğlu, mimarlar odası, sendikamız Kültür Sanat-Sen ve üniversitelerden hocalarımızın katılımıyla projede revize için yuvarlak masa toplantısı

5


yapılmış ve bu proje üzerinde yapılan en son revize olmuş ve kayıtlara geçmiştir. Sendikamızın inatla davadan feragat etmediği iddiasına gelince, bunun nedeni tüm çabalarımıza rağmen mahkeme açılana kadar olumlu yaklaşım göstermeyen Bakanlık ve 2010 Ajansının yarattığı güven sorunudur. Sonuç itibarı ile mahkeme sonucu beklenmiş ve avan proje iptal edilmiştir. Suçlu ve hain nitelemelerini yapıştırmak isteyenlere şunu hatırlatmak isteriz: AKM’nin onarımına ilişkin avan projenin 2863 sayılı yasa ile ilgili mevzuata aykırı yapılan bir işlem olduğu bilirkişilerin hazırladığı bir rapor ile tespit edilerek sendika değil mahkeme tarafından iptal edilmiştir. Bundan da anlaşılmaktadır ki, yasaya aykırı işlem yapan sendika değil Kültür ve Turizm Bakanlığı ve İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Ajansıdır. Burada Hükümet ve 2010 ajansının, anılan projeden olası çıkarı olanları ve kimi medya kuruluşlarını da arkasına alarak sendikamıza karşı yürüttüğü karalama kampanyası sürdürülmektedir; ancak AKP hükümetinin karalama ve yıldırma politikalarına rağmen aydınlar ve demokratik kitle örgütleri sendikamızın topluma ait kültürel mirasın ve değerlerin korunmasında hukuka saygılı ve sorumlu tavrını ortaya koymaya devam etmektedirler. Bakanlığın ve 2010 ajansının başka bir polemiği de AKM’ye “prestijli restoran” yapma konusunda ortaya koydukları görülmektedir; oysa AKM binasına restoran yapılıp yapılmama6


sı bilirkişi ve mahkemenin kararları ile ilgilidir. İlgili kanun ve mevzuat gereği terasın camla kaplanması ve dış cepheye cam asansör yapılmasının (her ikisi de çelik konstrüksiyon gerektiriyor) binaya ek yük getireceği ve içeride bulunan gerçekleştirme atölyelerinin dışarıya alınamayacağı bilirkişi raporu ile belirlenmiştir. Durum sendikamız tarafından yasal ve teknik açıdan değerlendirilmektedir. Hükümet ve 2010 Ajansı ise bilimsel yöntemleri dışlayarak durumu çarpıtmaya devam etmektedirler. Mahkemenin kararında ayrıca, AKM’de ciddi tahrifat ve tahribat olduğu belirtilmektedir; bu bir iddia değildir ve fotoğraflarla kanıtlanmıştır. Sendikamız bu tahribatın gerisinde, asıl plan olan AKM’nin yıkılma prensibinin yattığını düşünmektedir. Sendikamız ve mimarlar odası ile demokratik kitle örgütleri işte yukarıda saydığımız bu açık nedenlerle mahkemeye gitmiş, ardından mahkeme kararını uygulamayan bakanlığa ve 2010 ajansına suç duyurusunda bulunmuştur. Sendikamız Kültür Sanat-Sen bu konuda siyasi aktör değildir. Hükümet ısrarla bunu öyle göstermeye çalışmıştır ancak Türkiye genelinde nükleer santraller, hes projeleri, Hasankeyf ve Allianoi gibi tarihi sit alanları ve ormanlık arazilerin yağmalanması için kanunlarda yapılan değişiklikler (koruma ve orman)bir bütün olarak düşünüldüğünde Sayın Üstün Akmen’in bir sonraki yazısında suçluyu ya da haini bulacağından hiç kuşkumuz yoktur. Sonuç itibariyle 2010 ajansının sözü ile AKM’nin 7 ayda bitebileceği söylenmişken ve yasaya göre ajansın tamamlanma7


yan projeleri için 2011 yılının ilk altı ayına kadar süresi olduğu gerçeğiyle yasaya ve mevzuata uygun son revize proje de bakanlığın 05.05 2010 tarihli onayı ile ajansa “gereğinin yapılması” talebiyle verildiğine göre son sözümüz “hodri meydan, yapma da görelim!” olacaktır.

Yavuz DEMİRKAYA Kültür Sanat-Sen Genel Başkanı 05/08/2010

8


9


10


BRE HAİN! BİZ SENİ BULAMADIK, BARİ SEN KENDİ KENDİNİ BİZE YAKALAT!

ÜSTÜN AKMEN

İstanbul’un “sanat mabedi” Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Haziran 2008 tarihinden itibaren yaklaşık iki yılı aşkın bir süredir “tadilat yapılacağı” gerekçesiyle kapalı durmakta. Yazılıyor, çiziliyor, kapısının önünde açıklamalar yapılıyor, protestolar birbirini izliyor, gel gelelim değişen bir şey olmuyor. Geçenlerde Kültür, Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası’nın (Kültür-Sanat Sen) öncülüğünde sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşları temsilcilerinin bir araya gelmesinin hemen ertesinde, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Başkanı Şekip (Avdagiç) Bey kardeşim de aynı yerde bir basın toplantısı yaptı. Şekib kardeşim basın toplantısı için: “Bunu ister meydanda bir açıklama, ister bir meydan okuma olarak kabul edin,” dedi. Aynı günlerde genç ve yetenekli klarnetçimiz Ecesu Sertesen: "AKM' nin açılması için Taksim Meydanı’nda bir protesto konseri" verilmesini önermişti. Hem de öyle böyle değil, orkestra ile… Ekim ayında, İstanbul’un Taksim Meydanı’ndaki AKM’nin önünde dört gün dört gece sürecek bir etkinlikti Ecesu kızımın önerdiği. O tarihte yeni sezon açılmış ve programlar belli olmuş olacak, dolayısıyla halkımız daha çok ilgi gösterecekti eyleme. Kurumdan olmayan konservatuvar öğrencileri de gelecek; önemli solistlerimiz, 11


bale sanatçılarımız, ressamlarımız, tiyatrocularımız; taşın altına elini sokacak basın camiasından ünlü simalarımız; “oşu-bu” değil herkes omuz birliği edecek, AKM’nin yıkılmadan onarılıp yeniden açılması için destek verilecekti. Böyle düşündü Ecesu’muzun sanatçı benliği… Önce olumlu birkaç yanıt geldi Ecesu’nun önerisine, hatta Fazıl Say bile: "Seve seve çalarım. Çalmakla yetinmem, AKM tadilat çalışmasının hızlandırılması için üstüne 20.000 TL koyarım,” dedi. Öyle dendi, böyle dendi, en sonunda Ecesu Sertesen bu etkinliği tek başına kotarmaya karar verdi. “Uyuşuklar köyünün klarnetçisi” olmaya özendi, yeltendi. İki yılı aşkın süreç içinde kentsel SİT alanında kalan ve 1. grup tescilli bina olan Atatürk Kültür Merkezi’nin 2863 sayılı yasa, yönetmelik, yönerge, ilke kararları ve kararların devamlılığı ilkelerine aykırı olarak 24.12.2008 gün ve 2268 sayılı kararla Koruma Bölge Kurulu tarafından onaylanan avan projenin iptal edilmesi amacıyla Kültür Sanat Sen tarafından dava açılmıştı. Açılan davada; İstanbul 9. İdare Mahkemesi bilirkişi incelemesi sonucunda Atatürk Kültür Merkezinin yıkım ve tadilat çalışmalarını yasaya ve mevzuata aykırı bularak iptal etti. O sırada, başlatılan tadilat ve onarım çalışmaları sonucunda AKM’nin kullanılamaz durumda olduğu açıklandı. İstanbul’un çeşitli yerlerinde kiralık mekânların tutulmasıyla kamunun zarara uğratıldığı, Atatürk Kültür Merkezinin kapalı olması nedeniyle İstanbul halkının opera, bale, tiyatro, koro, topluluk ve orkestra temsillerinden yoksun kaldığı gerekçeleriyle Kültür-Sanat Sen öncülüğünde sivil toplum örgütlerinin ve meslek kuruluşlarının İstanbul Cumhuri12


yet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduğu “istihbar” edildi. Derken efendime söyleyeyim, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul (Günay) kardeşim protesto edenleri protesto etti. Dedi ki: “Bakan olduktan sonra AKM’ni gezdim. Yangın merdiveninden tiyatro salonuna giriliyor, aşağıda boyahaneler var, fuayeler girişte, vestiyerler çirkin, yukarıda dam akıyor… Akustik, ses ve havalandırma da kötü dediler. Projeyi 2010 bütçesinden yaptırma kararı alınca ‘boşaltıyorum, hemen içeri girin’ dedim. Bütün birimlerimizi 2008’in sanat mevsiminin bitiminde çıkardım.” Tam da o sırada Şekib (Avdagiç) biraderim durur mu? Aldı sazı eline ve durdurma kararı sonrasında Devlet Tiyatroları Genel Müdürü (Lemi Bilgin), Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü (Rengim Gökmen), yürütmeyi durdurma kararını aldıran Kültür Sanat-Sen Başkanı (Yavuz Demirkaya), ilgili meslek örgütlerinin temsilcileri ve projeyi hazırlayan Mimar Murat Tabanlıoğu ile bir masa etrafında toplandıklarını söyledi. Projeyi revize etmişler, ancak Kültür-Sanat Sen İstanbul 9. İdare Mahkemesi’nde devam eden projenin iptali istemiyle açtığı davayı geri çekmediğinden Koruma Kurulu da yeni projeyi değerlendirmeye almamış. Ertuğrul (Günay) kardeşim, yürütmeyi durdurma kararından sonra ajansla yeniden görüştüğünü ve yetkililere en azından binada gerekli ses, ısıtma düzeni gibi teknik onarımların yapılması, binanın en kısa sürede faaliyete geçmesi gerektiğini söylediğini açıklayınca ve: “Teknik çalışmanın maliyeti 70 13


milyon TL civarında. 70’i ihale etsek en aşağı 50 milyon TL civarında olur dediler. Bunu ajansa ilettim, ama ajans da ‘tamirat için bu kadar para mı vereceğiz’ diye direndi. Durumu ajansın Koordinasyon Kurulu Başkanlığı’nı da yapan Hayati Yazıcı’ya ilettim, o da mırın kırın edince Başbakan’a söyledim. Başbakan da: ‘Sen bunu 70 milyona yaptırmayacak mıydın?’ dedi. ‘Evet’ dedim. ‘Bunu yapan firma değil miydi?’ ‘Evet’. ‘Kuruldan geçmedi mi?’ ‘Evet’. Sonuçta: ‘Yaptırmadılar mı, yapma’ dedi Başbakan. İş inatlaşmaya döndü (Cumhuriyet – 24.07.2010)” deyince işler hepten karıştı. *** Şimdi lafı kısa kesmeli, varıp “cem’i cümleye” sual eylemeli! Yahu, biz bir türlü bulamıyoruz, bari sen kendi kendini faş et be birader! AKM’yi elimizden alan hain hanginizsiniz? Başbakan, Bakan, Hayri Yazıcı, Şekib Avdagiç, Yavuz Demirkaya? N’olur söyleyin, hanginizsiniz? Yoksa AKM'yi 'Birinci Grup Kültür Varlığı' kategorisine sokan, "tarihi eserdir, yıkamazsınız" diyen kurul mu hain! Ya da hazırlanan yeni AKM iyileştirme projesine, bu projedeki binanın sağlamlaştırılması, iç donanımının modern ve sağlığa uygun hale getirilmesi, merkeze lokanta, kitapçı, falan eklenerek

14


sosyalleştirmenin sağlanmasına karşı çıkarak projenin iptali için mahkemeye başvuranlar mı? Ve mutlaka yanıtlansın: Ajans, iddia edildiği gibi, “lokanta olmasın" denildiğinde peki deyip projeden lokantayı kaldırdı mı? "Boya atölyesini dışarıda istemezük" denildiğinde atölye içeriye alındı mı? "Dış asansör iptal edilsin" buyruğuyla dış asansör iptal edildi mi? Bina içine alınan gişelerin tekrar dışarı taşınması isteğine boyun eğildi mi? "Küçük salonların fuayeleri ayrı ayrı olsun" talebine “olur” dendi mi? "İptal başvurunu çek ki senin istediğin projeyle işe koyulalım" önerisine sendika olumsuz yanıt verdi mi? Yanıt verilsin: Atatürk Kültür Merkezi’ni elimizden alan ya da koskocaman bir kent halkını şahsi kompleksleriyle Atatürk Kültür Merkezsiz bırakan hain kim? Recep Tayyip de, Şekib biraderim de, Ertuğrul kardeşim de, Kültür-Sen yetkilisi de varsınlar çıksınlar bir televizyon kanalına, kıyasıya tartışsınlar, çatışsınlar, kapışsınlar işte o zaman belki yakalarız haini. Bıktık artık yalandan, riyadan, anlayalım “kıssa”dan,: Hain kim! Ondan sonrasında görelim bakalım: Halkımın kırk katırı mı, kırk satırı mı? 28 Temmuz 2010/Evrensel

15


“AKM HAİNLİĞİ” ZANLISI ŞEKİP AVDAGİÇ… AYAĞA KALK! ÜSTÜN AKMEN Geçenlerde “Bre Hain! Biz Seni Bulamadık, Bari Sen Kendi Kendini Bize Yakalat!” başlığı altında bir yazı yayımladım (Evrensel-28 Temmuz 2010). İstanbul’un “sanat mabedi” Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Haziran 2008 tarihinden itibaren yaklaşık iki yılı aşkın bir süredir “tadilat yapılacağı” gerekçesiyle kapalı durmaktaydı. Bu durumdan yakındım. Kültür, Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası’nın (Kültür-Sanat Sen) öncülüğünde sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşları temsilcilerinin AKM’nin önünde bir araya gelmelerini; hemen ertesinde, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Başkanı Şekip Avdagiç’in aynı yerde yaptığı basın toplantısını anlattım. Aynı yazıda, genç ve yetenekli klarnetçimiz Ecesu Sertesen’in AKM'nin açılması için Taksim Meydanı’nda bir protesto konseri verilmesi önerisini de ciddiye aldım. Kentsel SİT alanında kalan ve 1. grup tescilli bina olan Atatürk Kültür Merkezi’nin Koruma Bölge Kurulu tarafından onaylanan ön projesinin iptal edilmesi amacıyla Kültür Sanat Sen tarafından dava açıldığını anımsattım. Davada; İstanbul 9. İdare Mahkemesi’nin Atatürk Kültür Merkezinin yıkım ve tadilat çalışmalarını yasaya ve mevzuata aykırı bularak iptal edişine parmak bastım. O sırada, başlatılan tadilat ve onarım çalışmaları sonucunda AKM’nin kullanılamaz durumda olduğu açıklanmıştı. İstanbul’un çeşitli yerlerinde kiralık mekânlar tutulmuş, kamu zarara uğratılmıştı. Diğer taraftan, Atatürk Kültür Merkezinin kapalı olması nedeniyle İstanbul halkı opera, bale, tiyatro, koro, topluluk ve orkestra temsillerinden yoksun kalmış, Kültür-Sanat Sen

16


öncülüğünde sivil toplum örgütlerinin ve meslek kuruluşlarının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduğu “istihbar” edilmişti. Kendimce hesap yaptım, yaptığım hesabın sağlamasını yaptım, çıkardım, çarptım, topladım, karekökünü falan aldım, araştırdım. Hesaba Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın protesto edenleri protesto edişini de dâhil etmiştim. Şekib Avdagiç’in durdurma kararı sonrasında Devlet Tiyatroları Genel Müdürü (Lemi Bilgin), Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü (Rengim Gökmen), yürütmeyi durdurma kararını aldıran Kültür SanatSen Başkanı (Yavuz Demirkaya), ilgili meslek örgütlerinin temsilcileri ve projeyi hazırlayan Mimar Murat Tabanlıoğu ile bir masa etrafında toplandıklarını da anlattım. Bu toplantıda projeyi revize ettiklerini, ancak Kültür-Sanat Sen İstanbul 9. İdare Mahkemesi’nde devam eden projenin iptali istemiyle açtığı davayı geri çekmediğinden Koruma Kurulu’nun yeni projeyi değerlendirmeye almadığını beyan edişine de yer ayırdım. Ertuğrul Günay’ın ajansla yeniden görüştükten sonra, yetkililere en azından binada gerekli ses, ısıtma düzeni gibi teknik onarımların yapılmasını, binanın en kısa sürede faaliyete geçmesi gerektiği talimatını verdiğini söylemesi hesabı karmakarışık etti. Ertuğrul Günay, durumun özetini: “Teknik çalışmanın maliyeti 70 milyon TL civarında. 70’i ihale etsek en aşağı 50 milyon TL civarında olur dediler. Bunu ajansa ilettim, ama ajans da ‘tamirat için bu kadar para mı vereceğiz’ diye direndi. Durumu ajansın Koordinasyon Kurulu Başkanlığı’nı da yapan Hayati Yazıcı’ya ilettim, o da mırın kırın edince Başbakan’a söyledim. Başbakan da: ‘Sen bunu 70 milyona yaptırmayacak mıydın?’ dedi. ‘Evet’ dedim. ‘Bunu yapan firma değil miydi?’ ‘Evet’. ‘Kuruldan geçmedi mi?’ ‘Evet’. Sonuçta: ‘Yaptırmadılar mı, yapma’ dedi

17


Başbakan. İş inatlaşmaya döndü (Cumhuriyet – 24.07.2010)” şeklinde yapınca hesabın içeriğini hallaç pamuğu gibi didikledim. Yevmiye Defteri’ni, Defter-i Kebir’i yeniden düzenlemek amacıyla ortaya atmam gereken soruları düzenledim. Merak ettim kimdi “hain”? AKM'yi 'Birinci Grup Kültür Varlığı' kategorisine sokan, "tarihi eserdir, yıkamazsınız" diyen kurul muydu hain; hazırlanan yeni AKM iyileştirme projesine, bu projedeki binanın sağlamlaştırılması, iç donanımının modern ve sağlığa uygun hale getirilmesi, merkeze lokanta, kitapçı, falan eklenerek sosyalleştirmenin sağlanmasına karşı çıkarak projenin iptali için mahkemeye başvuran Kültür Sen mi? Ajans, iddia edildiği gibi, Kültür-Sen “lokanta olmasın" dediğinde “peki” deyip lokanta projesini iptal etmiş miydi? "Boya atölyesini dışarıda istemezük" dediğinde atölye içeriye çekilmiş miydi? "Dış asansör iptal edilsin" buyruğuyla dış asansörden vazgeçilmiş miydi? Bina içine alınan gişelerin tekrar dışarı taşınması isteğine boyun eğilmiş miydi? "Küçük salonların fuayeleri ayrı ayrı olsun" talebine “olur” denmiş miydi? Veee: "İptal başvurunu çek ki senin istediğin projeyle işe koyulalım" önerisine sendika olumlu mu, olumsuz mu yanıt vermişti? Kültür-Sanat Sen Genel Başkanı Yavuz Demirkaya (Evrensel05 Ağustos 2010) bütün bunlara uzuuun mu uzun bir yanıt verdi. Bu yanıta göre, Atatürk Kültür Merkezi’ni elimizden alan ya da koskocaman bir kent halkını şahsi kompleksleriyle Atatürk Kültür Merkezsiz bırakan hain kendileri değildi. AKM’nin onarımına ilişkin avan projenin mevzuata aykırı yapılan bir işlem

18


olduğu bilirkişi raporuyla saptanmış ve mahkeme tarafından iptal edilmişti. Yasaya aykırı işlem yapan sendika değil Bakanlıktı ve İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Ajansıydı. Hükümet ve Ajans, projeden olası çıkarı olanları ve kimi medya kuruluşlarını arkasına alarak sendikaya karşı karalama kampanyası yürütmüştü. AKM’ye restoran yapılması, dolayısıyla terasın camla kaplanması ve dış cepheye cam asansör eklenmesi binaya ek yük getireceği gerekçesiyle bilirkişi raporuyla saptandığından sendikanın itirazına neden olmuştu. Boya atölyelerinin dışarıya alınmasına da aynı bilirkişi raporu “muvacehesinde” karşı konulmuştu. Yani Kültür-Sanat Sen haksız yere “hain” sandalyesine oturtulmuştu. Kültür-Sanat Sen Genel Başkanına göre (virgülüne dokunmadan alıntılıyorum): “Sonuç itibariyle 2010 ajansının sözü ile AKM’nin 7 ayda bitebileceği söylenmişken ve yasaya göre ajansın tamamlanmayan projeleri için 2011 yılının ilk altı ayına kadar süresi olduğu gerçeğiyle yasaya ve mevzuata uygun son revize proje de bakanlığın 05.05 2010 tarihli onayı ile ajansa “gereğinin yapılması” talebiyle” verildiğine göre yasa gereğini bu kere de yerine getirmezse” ‘hain’ İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı olacaktı. Kültür-Sanat Sen Genel Başkanı (anlaşılabileceği gibi) soruları tam olarak (açık yüreklilikle) yanıtlamıyor, buna “mukabil” İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’na: “Hodri meydan, yapma da görelim!” diyordu. İyi de, Şekip Avdagiç neden hâlâ susuyordu?

11 Ağustos 2010/Evrensel

19


ŞEKİB AVDAGİÇ’DEN YANIT GELDİ, “TOP” YAVUZ DEMİRKAYA’YA GİTTİ! ÜSTÜN AKMEN Geçen haftaki yazım üzerine, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç önce telefonla aradı, sonra aşağıya virgülüne dokunmadan alıntıladığım açıklamasını gönderdi. Yazılı metinden rahatlıkla anlaşılabileceği gibi Kültür, Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası tarafından, AKM’nin avan projelerinin onaylandığı Koruma Kurulu kararının iptali için Kültür ve Turizm Bakanlığı aleyhine açtığı davadan söz edilmekte. Anılan dava sonucu, İdare Mahkemesi’nce yürütmeyi durdurma kararı alınmış ve Ajans, AKM’nin onarımıyla ilgili olarak başlattığı her türlü çalışmayı durdurmak zorunda bırakılmış. Açıklamadan anlaşıldığına göre çalışmaları durdurmak zorunda bırakılmışlar, ama “mücadele”yi bırakmamışlar. İtirazlara konu olan değişiklik taleplerini görüşmek ve tarafları uzlaştırmak amacıyla, Devlet Tiyatroları Genel Müdürünü, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürünü; Kültür ve Turizm Bakanlığı, yürütmeyi durdurma kararını aldıran Kültür-Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası ve ilgili meslek örgütlerinin temsilcilerini; mimari büronun yetkililerini bir araya toplamışlar. Tarafların arasında uzlaşma sağlanabilmesine yönelik olarak, oluşan görüşler doğrultusunda projelerin revize edilmesi, revize edilen projelerin Koruma Kurulu’nca değerlendirilebilmesi için sendikanın davadan vazgeçmesi hususunda mutabık kalmışlar. Gelin görün ki, Kültür Sanat-Sen, İstanbul 9. 20


İdare Mahkemesi’nde devam eden projenin iptaline ilişkin açtığı davayı geri çekmemiş. İyi de, Kültür Sanat-Sen’in davayı çekmemesi, üzerinde uzlaşma sağlanılan yeni projelerin uygulanmasına yasal engel teşkil eder mi? Yürütmeyi durdurma kararına ulaşamadığımdan bilemiyorum! Gel gelelim, netice itibariyle balçık bir sahada oynanan bir maç bu… Formalar süt beyazı, top ise çamurlu. En sonunda birinden birinin göğsüne çarpacak bu çamurlu top. Haaa, bir de soru! Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Ajansa verdiğini söylediği 70 milyon TL. kimde ya da nerede? Buyurunuz, Şekib Avdagiç’in oldukça ilginç açıklamalarını okuyunuz Efendim! Sayın Üstün AKMEN, Evrensel Gazetesi Faaliyete başladığımız 2008 yılından bu yana, çağdaş bir kültür sanat mekânı olarak hizmet AKM'nin İstanbullulara kazandırılması için, büyük zaman ve enerji harcayan, bu konuda her türlü girişime öncülük etmiş olan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı olarak, kurumumuzun, bu konuda olumsuzluklarla birlikte anılması, artık bizleri fazlasıyla üzmektedir. Bu anlamda, 11 Ağustos Çarşamba günü Günlük Evrensel gazetesindeki “AKM Hainliği Zanlısı Şekib Avdagiç… Ayağa Kalk” başlığıyla kaleme aldığınız yazınıza istinaden, AKM sürecine ilişkin bazı bilgileri aydınlatıcı olması adına, yeniden sizinle paylaşmak isteriz. 21


İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı 23 Temmuz 2010’da sessizliğini bozdu. Yazınızda “İyi de, Şekib Avdagiç neden hâlâ susuyordu?” diye sormuşsunuz. AKM’nin dünya standartlarında bir kültür sanat merkezine dönüştürülmesi yolunda bu denli emek verdiğimiz, AKM’nin İstanbullulara yeniden buluşması için her türlü uzlaşma görüşmelerini yürüttüğümüz 3 yıllık süre zarfında spekülasyon yaratmamak, çözüm odaklı olmak adına sessizlik içinde çabalarımızı sürdürdük. Sizin de tüm sanatsever İstanbullular gibi yakından takip ettiğiniz bu süreçte, Kültür Sanat-Sen’in 22 Temmuz tarihinde gerçekleştirdiği basın toplantısında hakkımızda suç duyurusunda bulunacağını açıklaması ve Ajansımızın, AKM'nin yenilenememesinde “gelinen noktanın tek sorumlusu” olarak gösterilmesinin ardından suskunluğumuzu bozduk. Medya aracılığıyla kamuoyunu doğru bilgilendirmek adına, 23 Temmuz tarihinde bir basın toplantısı düzenledik ve merak edilen her soruya açık yüreklilikle cevap verdik. İstanbul 2010 AKB Ajansı, AKM’nin yenilenme projesini bir tadilat projesi olarak görmedi. 5706 sayılı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun’un 11. Maddesi, AKM başta olmak üzere Rami Kışlası Kütüphanesi ve Ayazağa Kültür Merkezi’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca yenilenmesi ve yapılandırılması için özel bir hesapta bütçe toplanacağını belirterek, finansal sağlayıcılar olarak Başbakanlık Tanıtma Fonu, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul İl Özel İdaresi ile birlikte İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı gösterilmektedir.

22


AKM’nin yenilenmesini, en başından bu yana sadece bir tadilat projesi olarak görmeyen Ajansımız, İstanbul’un en önemli kültür sanat yapısı için sadece bir finansal sağlayıcı olarak konumlanmak istememiş, AKM’nin çağın gereklerine uygun bir kültür sanat merkezine dönüştürülmesi için gerekli tüm süreçlerin yürütmesinin sorumluluğunu almıştır. Bu anlamda Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Ajansımız arasında 8 Ekim 2008 tarihinde “İşbirliği Protokolü” imzalanmıştır. Protokolün imzalanmasını takiben, dünya standartlarında bir kültür merkezinin oluşturulması için, AKM’nin ilk mimarı Hayati Tabanlıoğlu’nun oğlu Mimar Murat Tabanlıoğlu ile görüşmelere başlanmış, Tabanlıoğlu mimari projeyi bilabedel yapmayı önermiş ve buna ilişkin sözleşme 17 Ekim 2008’de imzalanmıştır. Murat Tabanlıoğlu’nun hazırladığı, AKM’nin mevcut mekânlarının ihtiyaçlar doğrultusunda fonksiyonlandırılmasını ve yenilenmesini içeren mimari proje 24 Aralık 2008 tarihinde; bu projeyle birlikte diğer tüm uygulama projeleri ise, 29 Mayıs 2009 tarihinde Koruma Kurulu’na onaylatılmıştır. Bu proje, AKM’nin günümüz teknolojileri ile donatılmasını, depreme karşı güçlendirilmesini, sahne performanslarının artırılmasını ve seyir imkânının yükseltilmesini hedeflemektedir. İzleyicilerin konforunu ve sanatçıların performansını artıracak düzeyde hazırlanmış projelerin tamamlanmasının ardından, uygulanmasına yönelik “İstanbul Atatürk Kültür Merkezi Onarım, Güçlendirme ve Tesisat Sistemlerinin Yenilenmesi İşi” 29 Haziran 2009 tarihinde ihale edilmiştir. İhaleye 14 firma teklif vermiş ve bu firmalar arasında yapılan değerlendirme sonucunda; KDV dahil 76.5 milyon lira ile en avantajlı teklifi veren Özsoy İnşaat Turizm Tic. A.Ş., 22 Temmuz 2009 tarihinde sözleşme yapılmak üzere davet edilmiştir. 23


Ancak Kültür, Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası tarafından AKM’nin avan projelerinin onaylandığı Koruma Kurulu kararının iptali için Kültür ve Turizm Bakanlığı aleyhine açılan dava sonucu İstanbul 9. İdare Mahkemesince yürütmeyi durdurma kararı alındığının 27 Temmuz 2009 tarihinde Ajans’a bildirilmesi üzerine, Ajans, AKM’nin onarımıyla ilgili olarak başlattığı her türlü çalışmayı durdurmak zorunda bırakılmıştır. Ajansımız, itirazlara konu olan değişiklik taleplerini görüşmek ve tarafları uzlaştırmak amacıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürü, Devlet Opera Balesi Genel Müdürü, yürütmeyi durdurma kararı aldıran Kültür, Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası, İlgili meslek örgütleri temsilcileri, projeyi hazırlayan mimari büro temsilcilerini bir araya getirmiştir. Taraflar arasında uzlaşma sağlanabilmesine yönelik olarak, Sendikadan ve sanatçılardan gelen görüşler doğrultusunda projenin revize edilmesi, revize edilen projelerin Koruma Kurulu’nca değerlendirilebilmesi için yasal gereklilik nedeniyle, Sendikanın davadan geri çekilmesi konularında mutabık kalınmıştır. Bu doğrultuda, uzlaşma sağlanmış olmasına rağmen, Kültür Sanat-Sen, İstanbul 9.İdare Mahkemesi’nde devam eden projenin iptali istemiyle açtığı davayı geri çekmemiş ve bu sebeple de Koruma Kurulu projeyi değerlendirmeye almamıştır. Daha sonra İstanbul 9. İdare Mahkemesi 16 Aralık 2009 tarihli kararı ile projelerin onaylandığı Koruma Kurulu kararını iptal etmiştir. Bu kararla beraber mahkeme kesin kararını vermiş ve Ajansımız tarafından yürütülen AKM’nin onarımına ilişkin süreç kesin olarak durdurulmuştur. Böylece projenin gerçekleştirilmesiyle ilgili inisiyatif elimizden alınmıştır. 24


Bugün gelinen noktada, AKM’nin yenilenmesini, sadece İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın değil tüm İstanbulluların ortak projesi olarak gören ve bu yolda elinden gelen tüm girişimleri samimiyetle yapmış olan Ajansımız, AKM’yi geleceğe taşıyacak uygulama modeli oluşturulması durumunda, gereken katkıyı vermeye hazırdır. AKM’nin İstanbul’un kültür sanat hayatına yeniden kazandırılması için sizi yol arkadaşımız olarak görüyor, kamuoyunu doğru bilgilendirmesi konusunda hassasiyetinizi rica ediyoruz. Saygılarımla, Şekib AVDAGİÇ İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Başkanı” Şekib Avdagiç’e teşekkür ediyor, şimdi de Demirkaya’nın belgeli açıklamalarını bekliyorum. Yani “top oyunda” diyorum…

17 Ağustos 2010 / Evrensel

25

Yavuz


AKM OLAYININ İÇYÜZÜ MUTLAKA, AMA MUTLAKA AYDINLANMALIDIR! ÜSTÜN AKMEN İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç 11 Ağustos tarihli yazım üzerine önce telefonla aradı, sonra 18 Ağustos’ta “Gözlemevi”ne virgülüne dokunmadan alıntıladığım açıklamasını gönderdi. Yazılı metinden rahatlıkla anlaşılabileceği gibi Kültür, Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası tarafından, AKM’nin avan projelerinin onaylandığı Koruma Kurulu kararının iptali için Kültür ve Turizm Bakanlığı aleyhine açtığı davadan söz edilmekteydi. Anılan dava sonucu, İdare Mahkemesi’nce yürütmeyi durdurma kararı alınmış ve Ajans, AKM’nin onarımıyla ilgili olarak başlattığı her türlü çalışmayı durdurmak zorunda bırakılmıştı. Bu açıklama ne yalan söyleyeyim beni hiç mi hiç tatmin etmedi. Şekib Avdagiç’in Hürriyet’ten Vahap Munyar’a (Hürriyet-20. Ağustos. 2010) İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Genel Sekreteri Yılmaz Kurt’la birlikte Sepetçiler Kasrı’nda anlattıkları da bu tatminsizliğimi körükledi. Vahap Munyar da elini dizlerine vurup “vah, vah”layınca içim içimi daha bir yedi. Okurlarım arasında yer alan ve saygınlıklarını bizzat bildiğim, konularının “profesörü” kimi hukukçu dostlarım da görüşlerini açıklayarak bana yeni “körükler” hediye etti. Anladım ki bu işin içinde de “loy loy” ve “goy “goy” yer edinmişti. Dolayısıyla AKM olayının üstü örtülmemeli, önce hukuki platformda, sonra meydanlarda ıcığı cıcığı deşilmeliydi. 26


Düşündükçe, çomak soktuğum yeri irdeledikçe dava hakkının anayasal bir hak olduğu gerçeğini kabullendim, KültürSen’in açtığı davaya vaki alınganlığımdan vazgeçtim. Bu arada, yetkili ağızlardan da öğrendim ki, dava hakkının kullanılması, idarenin açılan davayı konusuz bırakacak içerikte yeni bir işlem tesis etmesine engel değildi. Çünkü idarenin, tesis ettiği işlemi geri alması her zaman geçerliydi. Aksini iddia etmek, dava hakkının kullanılmasına, idareyi engelleyici anlamlar yüklemek hukuk devleti anlayışıyla birleştirilemezdi. Böyle bir eğilim, şimdiki siyasal iktidarın hukuku ayak bağı olarak gören ve bu ayak bağından kurtulmak üzere yargıyı kendine bağımlı kılmayı meşru sayan anlayışından ayırt edilemezdi. Dava sonuçlanmış, davayı açanlar haklı bulunmuş ve Koruma Kurulu kararı iptal edilmişti. O halde, bu kararın icabına uygun yeni bir işlem derhal tesis edilmeliydi. Üstüne üstlük davayı açanlarla mutabakat sağlanmış değil miydi? İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın, KültürSen’in davadan feragat etmesini beklemesi ve bu yapılmadığı için sorumluluğu Kültür-Sen’e yüklemesi asla doğru değildi! Hele hele, bu durumda artık herhangi bir işlem yapılamayacağı havasının yaratılması tam bir “lo, lo,lo” taktiğiydi. 27


İdare, iptal kararının icabına uygun yeni bir işlem tesis ettiğinde İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın idareye bu yönde yardımcı olması gerekmez miydi? Koruma Kurulu’na, iptal gerekçelerine uygun yeni bir proje sunulmasına engel acaba neydi? *** Şimdiii… Kanım o ki, kararı bahane edip, hareketsiz kalmak da hukuka aykırı bir eylemdir. İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesi, idareyi, İdare Mahkemeleri’nin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre gecikmeksizin işlem tesis etmeye zorunlu kıldığına göre ve bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceğine amir olduğuna göre, eee… N’olacak şimdi? (Bu arada, önceki sorularım “bakidir”! Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Ajans’a verdiğini söylediği 70 milyon Türk Lirası kimde ya da nerededir? Şekib Avdagir’in, vaki görüşmelerinde Vahap Munyar’a bedelsiz hazırlandığını söylediği proje için Mimar Murat Tabanlıoğlu’na kaç Türk Lirası verilmiştir?) 24 Ağustos 2010 / Evrensel

28


AKM OLAYINDA ORTAYA SAÇILAN YENİ SORULAR, BEKLENEN YANITLAR ÜSTÜN AKMEN Geçen haftaki yazım üzerine, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç bu kere telefonla aradı, yazının içinde geçen soruların kimilerini “şifahen” yanıtladı. Mimar Murat Tabanlıoğlu’nun mimari proje için bedel almadığını, kendisine yapılan 2 milyon 533 bin Türk Lirası ödemenin diğer mühendislik projeleri karşılığını kapsadığını söyledi. Kültür, Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası tarafından, AKM’nin avan projelerinin onaylandığı Koruma Kurulu kararının iptali için açtığı davanın muhatabının Ajans’ın değil, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın olduğu yolunda bilgi verdi. Şekib Avdagiç’e teşekkür ettim. Bir iki hafta içinde kendisinin “moderatör” olarak yer alacağı bir toplantı düzenleyeceklerini ve fevkalade üzüntü duydukları bu konuda 2010 yılının bitmesine şunun şurasında birkaç ay kalmış olmasına karşın çözüm yolu arayacakları beyanına da ayrıca sevindim. Gel gelelim tedirginim. Onun için, gelin işi ta başından alarak bir kez daha irdeleyelim. Şekib Avdagiç’in yaptığı açıklamaları bir kenara itmeyelim, ama “olay”ı (edindiğim özel bilgiler ışığında) yeniden gözden geçirelim. İstanbul Atatürk Kültür Merkezi 06.01.1999 gün 10521 sayılı Koruma Kurulu kararıyla tescil edilmiş, 30.10.2007 gün 1344 sayılı kararla da koruma grubu 1. Grup olarak belirlenmiş. 06.12.2006 tarih, 689 sayılı kararla rölövesi, 14.05.2008 gün, 1783 sayılı kararla restorasyon avan projesi onaylanmış. 29


Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı arasında AKM’nin yapımına ilişkin imzalanan protokolden sonra bütün süreç değişmiş, bu konular artık Bakanlığın insiyatifi dışına çıkmış. Ajans tarafından hazırlanan çeşitli projeler Koruma Bölge Kurulunca onaylanmış. 24.12.2008 gün 2268 sayılı kararla Koruma Bölge Kurulunca onaylanan restorasyon Avan Projesi, binayı kullanan sanatçılar ve yöneticiler tarafından sanatsal aktiviteleri ve işleyişi olumsuz etkileyeceği saptanarak uygun bulunmamış. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından kullanıcılar tarafından istenmeyen bu projede ısrar edilmesi üzerine, Kültür Sanat Sendikası İdari Yargı’da dava açmış. Mahkeme, bilirkişi incelemesi de yaptırarak önce yürütmeyi durdurma, sonra esastan karar vererek bu projeyi bozma kararını almış. Bundan sonrası için sorularımızı sıralayalım. Soru 1: Bilinen bir gerçek ki, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın 2011 yılı başından itibaren yerinde yeller esecek. Çalışanlarının her biri başka yer, iş ve görevlere gidecek. O halde, binayı/işleyişi bilmeyen geçici bir kuruluş olan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, bu projenin uygulanmasında kendi istekleri doğrultusunda acaba neden ısrar etmiş? AKM için ayrılan 75 trilyonluk bütçeyi Bakanlığa aktarmayı hiç mi düşünmemiş? Soru 2: Ajansın, Kültür Sanat Sendikası tarafından dava açılması nedeniyle Atatürk Kültür Merkezi onarımının yapılmadığı yolunda iddialarda bulunması bence gerçeği “aççık 30


seççik” yansıtmamakta! Ajans, yasalara rağmen kendi düşünce ve ısrarlı isteklerine göre, doğru olmayan bir proje yaptırmaya gayret etmeseydi süreç acaba bu noktaya gelir miydi? Soru 3: Ertuğrul Günay’ın da ifade ettiği gibi, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul 9. İdare Mahkemesinin 16.12.2009 tarih ve E.2009/79 K. 2099/2088 sayılı iptal kararı üzerine konunun uzamaması için Danıştay nezdinde karara itiraz etmeyerek, geç de olsa davadan feragat etme olgunluğunu göstermedi mi? Soru 4: Bakanlık, mahkeme kararlarına uygun olarak tüm işlemleri çok kısa sürede tamamlayarak ihaleye hazır hale getirmedi mi? Soru 5: Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları’nın İdari yargıda devam eden konuları mevzuatı gereği inceleyemeyeceğinin bilincine vararak davadan feragat etmesi, İstanbul 9.İdare Mahkemesinin verdiği kararın uygulanmasına katkıda bulunmak sayılır mı, sayılmaz mı? Soru 6: Bakanlık, yargı kararına uygun olarak Koruma Kuruluna başvurduğunda, Koruma Kurulu da 31 Aralık 2009 tarihinde AKM’nin mevcut haliyle onarımı için karar aldı mı almadı mı? Soru 7: Daha sonra 14 Ocak 2010 tarihinde gereksinimlerle ilgili Bakanlıkça koruma kuruluna başvurularak vaziyet planı onayı gerçekleştirilmedi mi? Gerçekleştirildi! 31


Eee? O halde? Ajans, bu güne değin verdiği bilgilerde bu bölümlerden neden hiç söz etmedi? Soru 8: Ajansın, bu süreçten hemen sonra onarım için ihale yapması gerekirken, “sendika engel oldu” gibi bir söylem içine girmesine de kafam hiç basmıyor! Diğer taraftan, anlaşıldığı kadarıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı, kanunda belirtilen süre içerisinde yasalara uygun davranma görevini “bihakkın” yerine getirmiş. Buna mukabil Ajans, istediği proje gerçekleşemedi diye konuyu askıya almış, uykuya yatırmış. Yeni bir ihale yapmak yerine, ödeneğin bittiğini ifade ederek Atatürk Kültür Merkezi’nin onarılması işine fevkalade gayriciddî bir yaklaşım sergilemiş. Hazırlanan projenin yanlış olması nedeniyle iptal edilmesi üzerine, gösterilen tepki ödeneği yok ederek mi ortaya konulmalıydı? İstanbul’un kültür işleri bu kadar mı pamuk ipliğine bağlı? Diyorum ki Şekib Avdagiç ya da başka “bir bilen”, biliyorsa bildiklerini mutlaka açıklamalı. Soru 9: 5706 sayılı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkındaki Kanunun 11. Maddesi’nde belirtilen İstanbul Atatürk Kültür Merkezi onarımı, Rami Kışlası’nın kütüphane olarak restorasyonu, Ayazağa Kültür Merkezi’nin yapımı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın asli görevleri arasında değil mi? Bu görevler neden yerine getirilmedi? Engel neydi? İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, İstanbul’un kültür yaşamına bilinçli mi, yoksa bilinçsiz davranış biçimleri ve çalışma tutumlarıyla balta indirdi?

32


Soru 10: İstanbul Atatürk Kültür Merkezi onarımı için çeşitli Bakanlıklar, kurum, kuruluş, sivil toplum örgütü ve benzin gelirlerinden elde edilen maddi kaynaklar bugüne kadar nerelere sarf edildi? Kimi kaynakların kullanılmaması yasalara, etik ilkelere uymakta mıdır? Ajansın bu konularda ciddi olarak sorgulanması gerekmiyor mu? Başbakanlık, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı denetçileri uyuyor mu? Soru 11: 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 65 (a) maddesi kültür ve tabiat varlıklarını tahrip edenlerle ilgili 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası uygulanmasına amir olduğuna göre, binanın bu halde bırakılması kültür varlığının tahrip olması anlamına gelmiyor mu? Bu konuda, örneğin Kültür-Sanat Sen neden savcılığa suç duyurusunda bulunmuyor? Soru 12: Murat Tabanlıoğlu, ekip başı olarak diğer mühendislik hizmetleri karşılığı Ajans’tan tahsil ettiği 2 milyon 533 bin Türk Lirasını kimlere, nerelere ödediğini müspet evraklara istinaden tevsik edebilir mi? Soru 13: Konumuzun dışında, ama merakımdır sorarım: İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, amaçlarının dışına taşıp Yelken yarışlarına yaptığı katkıdan sonra, Dünya Boks Şampiyonasına da katkı sağlamış mıdır? Bu yardımın boyutu ne kadardır? Bu soruların tümüne yanıt beklemek, hiç kuşkum yok ki analarımızın ak sütü gibi hakkımızdır.

01 Eylül 2010 33


BU SÜKÛT, İKRARDAN MI GELİYOR? ÜSTÜN AKMEN Bu köşede beş haftadır papağan gibi yineleyip duruyorum, kendimce 06.01.1999 gün 10521 sayılı Koruma Kurulu kararıyla tescil edilmiş, 30.10.2007 gün 1344 sayılı kararla koruma grubunca 1. Grup olarak belirlenmiş; 06.12.2006 tarih, 689 sayılı kararla rölövesi, 14.05.2008 gün, 1783 sayılı kararla restorasyon avan projesi onaylanmış İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin hangi nedenlerle tadil edilemediğini, dolayısıyla neden hâlâ açılamadığını sorguluyorum. Bu arada, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı arasında AKM’nin yapımına ilişkin imzalanan protokolden sonra bütün sürecin değiştiğini, bu konuların artık Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın inisiyatifi dışına çıktığını biliyorum. Ajans tarafından hazırlanan çeşitli projelerin Koruma Bölge Kurulunca onaylandığını belgeliyorum. 24.12.2008 gün 2268 sayılı kararla Koruma Bölge Kurulunca onaylanan restorasyon Avan Projesinin, binayı kullanan sanatçılar ve yöneticiler tarafından sanatsal aktiviteleri ve işleyişi olumsuz etkileyeceği saptanarak uygun bulunmadığını anlatıyorum. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından kullanıcılar tarafından istenmeyen bu projede ısrar edilmesi üzerine, Kültür Sanat Sendikası’nın İdari Yargı’da dava açtığını, mahkemenin bilirkişi incelemesi de yaptırarak önce yürütmeyi durdurma, sonra esastan karar vererek bu projeyi bozma kararını aldığını okurlarıma anımsatıyorum.

34


Geçen hafta ortaya sorular attım. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın üç ay sonra yerinde yeller eseceğine göre, binayı/işleyişi bilmeyen geçici bir kuruluş olan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın, bu projenin uygulanmasında kendi istekleri doğrultusunda neden ısrarcı davrandığını, AKM için ayrılan 75 trilyonluk bütçeyi Bakanlığa neden aktarmadığını sordum. Ajans, yasalara karşın projede ısrar etmeseydi süreç acaba bu noktaya gelir miydi sorusunu yeniden ortaya koydum. Koruma Kurulu, 31 Aralık 2009 tarihinde AKM’nin mevcut haliyle onarımı yolunda aldığı karara neden uyulmadığını, 14 Ocak 2010 tarihinde gereksinimlerle ilgili Bakanlıkça koruma kuruluna başvurularak vaziyet planı onayı gerçekleştirildiği gerçeğinin üstüne üstüne vurdum. Şu ana dek bir “Çıt” dahi duymadım! Ajans’ı, istediği proje gerçekleşemedi diye konuyu askıya almakla, uykuya yatırmakla; yeni bir ihale yapmak yerine, ödeneğin bittiğini ifade etmekle; Atatürk Kültür Merkezi’nin onarılması işine fevkalade gayriciddî bir yaklaşım sergilemekle suçladım. Hazırlanan projenin yanlış olması nedeniyle iptal edilmesi üzerine, gösterilen tepki, ödeneği yok ederek ortaya konulmuştu, açık yüreklilikle açıkladım. 5706 sayılı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkındaki Kanunun 11. Maddesi’nde belirtilen İstanbul Atatürk Kültür Merkezi onarımı, Rami Kışlası’nın kütüphane olarak yenilenmesi, Ayazağa Kültür Merkezi’nin yapımı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın asli görevleri arasındaydı. Bu görevler neden yerine getirilmedi diye meraklandım, gel gelelim yanıt alamadım. 35


İstanbul Atatürk Kültür Merkezi onarımı için çeşitli Bakanlıklar, kurum, kuruluş, sivil toplum örgütü ve benzin gelirlerinden elde edilen maddi kaynaklar bugüne kadar nerelere sarf edilmişti, sizin merakınıza aracı oldum. Ajansın bu konularda ciddi olarak sorgulanması gerektiği yolundaki düşüncemi ortaya koydum. Başbakanlık, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı denetçilerini uykularından uyandırmak için bir avaza bağırdım durdum. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 65 (a) maddesi kültür ve tabiat varlıklarını tahrip edenlerle ilgili 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası uygulanmasına amir olduğuna göre, binanın bu halde bırakılması bal gibi kültür varlığının tahrip olması anlamına geliyordu. Bu konuda, örneğin Kültür-Sanat Sen’in savcılığa suç duyurusunda falan bulunmamasına şaştım kaldım. Murat Tabanlıoğlu, ekip başı olarak diğer mühendislik hizmetleri karşılığı Ajans’tan tahsil ettiği 2 milyon 533 bin Türk Lirasını kimlere, nerelere ödediğini müspet evraklara istinaden tevsik edebilir mi diye kurcaladım, Tabanlıoğlu’ndan nefes gücünde dahi olsa ses alamadım. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, amaçlarının dışına taşıp Yelken yarışlarına ve Dünya Boks Şampiyonasına ne kadar katkı sağlamıştır, öğrenmek istedim, Ajans’tan bir yetkilinin “tık” sesini bile duyamadım. Sonuç olarak, bu sessizliğin yapılacak hukuki muamelelerin sonuçlarına katlanılacağı anlamına geldiğini anladım. 08 Eylül 2010 / Evrensel

36


SAYIN BAŞSAVCI: AKM İLE İLGİLİ SUÇ DUYURUSUNDA BULUNUYORUM! ÜSTÜN AKMEN 06.01.1999 gün 10521 sayılı Koruma Kurulu kararıyla tescil edilmiş, 30.10.2007 gün 1344 sayılı kararla koruma grubunca 1. Grup olarak belirlenmiş; 06.12.2006 tarih, 689 sayılı kararla rölövesi, 14.05.2008 gün, 1783 sayılı kararla restorasyon avan projesi onaylanmış İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin hangi nedenlerle tadil edilemediğini, dolayısıyla neden hâlâ açılamadığını haftalardır sorguluyorum. AKM’nin hangi nedenlerle tadil edilemediğini sorgularken Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı arasında AKM’nin yapımına ilişkin imzalanan protokolden sonra bütün sürecin değiştiğini, bu konuların artık Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın inisiyatifi dışına çıktığını öğrenmiş bulunuyorum. Ajans tarafından hazırlanan çeşitli projelerin Koruma Bölge Kurulunca onaylandığının belgelerini gördüm ben! Dolayısıyla 24.12.2008 gün 2268 sayılı kararla Koruma Bölge Kurulunca onaylanan restorasyon Avan Projesinin, binayı kullanan sanatçılar ve yöneticiler tarafından sanatsal aktiviteleri ve işleyişi olumsuz etkileyeceği saptanarak uygun bulunmadığını da biliyorum. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından kullanıcılar tarafından istenmeyen bu projede ısrar edilmesi üzerine, Kültür Sanat Sendikası’nın İdari Yargı’da dava açtı37


ğını, mahkemenin bilirkişi incelemesi de yaptırarak önce yürütmeyi durdurma, sonra esastan karar vererek bu projeyi bozma kararını aldığını da dün gibi anımsıyorum. İki hafta önce ortaya sorular attım. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın üç ay sonra yerinde yeller eseceğine göre, binayı/işleyişi bilmeyen geçici bir kuruluş olan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın, bu projenin uygulanmasında kendi istekleri doğrultusunda neden ısrarcı davrandığını, dahası AKM için ayrılan 75 trilyonluk bütçeyi Bakanlığa neden aktarmadığını sordum. Bu para AKM yerine nerelere harcanmıştı doğrusu pek meraklandım. Diğer taraftan, Ajans, yasalara karşın projede ısrar etmeseydi süreç acaba bu noktaya gelir miydi sorusunu yeniden ortaya koydum. Koruma Kurulu’nun, 31 Aralık 2009 tarihinde AKM’nin mevcut haliyle onarımı yolunda aldığı karara Ajans tarafından neden uyulmadığını sordum. 14 Ocak 2010 tarihinde gereksinimlerle ilgili Bakanlıkça koruma kuruluna başvurularak vaziyet planı onayı gerçekleştirildiği gerçeğinin üzerinde durdum. Ajansın kulağı duvar oldu. Ajans’ı, istediği proje gerçekleşemedi diye konuyu askıya almakla, uykuya yatırmakla; yeni bir ihale yapmak yerine, ödeneğin bittiğini söyleyip aradan sıyrılmakla; Atatürk Kültür Merkezi’nin onarılması işine fevkalade gayriciddî bir yaklaşım sergilemekle suçladım. AKM için hazırlanan projenin yanlış olması nedeniyle iptal edilmesi üzerine, gösterilen

38


tepki, ödeneği yok ederek ortaya konulmuştu, şaşkınlığımı açık yüreklilikle açıkladım. 5706 sayılı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkındaki Kanunun 11. Maddesi’nde belirtilen İstanbul Atatürk Kültür Merkezi onarımı, Rami Kışlası’nın kütüphane olarak yenilenmesi, Ayazağa Kültür Merkezi’nin yapımı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın asli görevleri arasındaydı. Bu görevler neden yerine getirilmedi diye heyecanlandım, sordum soruşturdum yanıt alamadım. İstanbul Atatürk Kültür Merkezi onarımı için çeşitli Bakanlıklar, kurum, kuruluş, sivil toplum örgütü ve benzin gelirlerinden elde edilen maddi kaynaklar bugüne kadar nerelere sarf edilmişti bilgi alamadım. Ajansın bu konularda ciddi olarak sorgulanması gerektiği yolundaki düşüncemi ortaya koydum. Başbakanlık, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı denetçilerini göreve çağırdım, onları da uykularından uyandıramadım. Murat Tabanlıoğlu, ekip başı olarak diğer mühendislik hizmetleri karşılığı Ajans’tan tahsil ettiği 2 milyon 533 bin Türk Lirasını kimlere, nerelere ödediğini müspet evraklara istinaden tevsik edebilir mi diye kurcaladım, Tabanlıoğlu’ndan olumlu ya da olumsuz herhangi bir tepki bulmadım. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, amaçlarının dışına taşıp yelken yarışlarına ve Dünya Boks Şampiyonasına ne kadar katkı sağlamıştır, öğrenmek istedim, Ajans’ın bir yetkilisinin “tık” sesini bile duyamadım.

39


Derken, geldim işin sonuna. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 65 (a) maddesi kültür ve tabiat varlıklarını tahrip edenlerle ilgili 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası uygulanmasına amirdi. Atatürk Kültür Merkezi’nin bu halde bırakılması bal gibi kültür varlığının tahrip olması anlamına geliyordu. Hem yukarıda sıraladığım konularda, hem de 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 65 (a) maddesinin uygulanması hususunda Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcısına şikâyetçi sıfatıyla suç duyurusunda bulunmayı kararlaştırdım. Sayın Başsavcım! Suçun tarifini elim vardığınca, dilim döndüğünce yukarıda sundum. Adım adresim malum. Sanık ya da sanıkların adresi ise İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı-İstiklal Caddesi, Atlas Pasajı No:131 Beyoğlu 34435 İstanbul. Yukarıda arz edilen nedenlerle sanık/sanıklar hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak cezalandırılmaları için kamu davası açılmasına karar verilmesini okurlarımın önünde saygı ile arz ve talep ediyorum. Bu aşamadan sonrasını ve bir anakenti iki yıldır ısrarla operasız, balesiz, konser ve tiyatro salonsuz bırakanların sonunu çok merak ediyorum. 15 Eylül 2010 / Evrensel

40


AKM İÇİN SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUM. SİZ KİMDEN YANASINIZ? ÜSTÜN AKMEN Bu sekizinci yazı, tam sekiz haftadır 06.01.1999 gün 10521 sayılı Koruma Kurulu kararıyla tescil edilmiş, 30.10.2007 gün 1344 sayılı kararla koruma grubunca 1. Grup olarak belirlenmiş; 06.12.2006 tarih, 689 sayılı kararla rölövesi, 14.05.2008 gün, 1783 sayılı kararla restorasyon avan projesi onaylanmış İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin hangi nedenlerle tadil edilemediğini, dolayısıyla neden hâlâ açılamadığını sorguluyorum. Bir gazeteci olarak Sevgili Zeynep Oral “Ajans’dan daha çok Kültür Bakanının ve hükümetin kusurlu olduğuna” inanıyor, ama ben AKM’nin hangi nedenlerle tadil edilemediğini sorgularken Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı arasında AKM’nin yapımına ilişkin imzalanan protokolden sonra bütün sürecin değiştiğini, bu konuların artık Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın inisiyatifi dışına çıktığını öğrenmiş bulunuyorum. 24.12.2008 gün 2268 sayılı kararla Koruma Bölge Kurulunca onaylanan restorasyon avan projesinin, binayı kullanan sanatçılar ve yöneticiler tarafından sanatsal aktiviteleri ve işleyişi olumsuz etkileyeceği saptanarak uygun bulunmadığını da (belgelerle sabit) biliyorum. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından kullanıcılar tarafından istenmeyen bu projede ısrar edilmesi üzerine, Kültür Sanat Sendikası’nın İdari Yargı’da dava açtığını, mahkemenin bilirkişi incelemesi de yaptırarak önce yü41


rütmeyi durdurma, sonra esastan karar vererek bu projeyi bozma kararını aldığını sizlere bir kez daha anımsatmayı görev addediyorum. Haziran 2008 tarihinde AKM apar topar boşaltıldıktan sonra, içinde bulunan Devlet Operası, Balesi, Devlet Tiyatroları, Devlet Senfoni Orkestrası, koro ve topluluklar sağlıksız, işlevine uygun olmayan yerlere alelacele taşınıyor, taşınılan binalara da yüksek meblağlarda kiralar ödenip tadilatlar yapılıyor. Bırakın İstanbul gibi bir metropolün sanat damarlarından en önemlisinin kesilmesini, bu zarar-ziyanı kimin üstleneceğini, kimin ya da kimlerin hesap vereceğini doğrusu çok, ama çok merak ediyorum. Opera-bale ile tiyatronun sahneleriyle aynı binada yer alması gereken ve bu sanat kollarının olmazsa olmaz parçaları olan; belli ısıda kontrollü ortamlarda çalışılması gereken atölyeler İstanbul’un dört bir yanına dağılmış durumda. Hiçbir ısıtma sistemi olmayan, hatta su çektiği için yıkılma tehlikesi olan, tehlikeli kimyasal madde barındırma olasılığı bulunan köhne bina ve hangarlarda iki kış geçirtenleri bilmek istiyorum. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın, bu projenin uygulanmasında kendi istekleri doğrultusunda neden ısrarcı davrandığını, dahası AKM için ayrılan 75 trilyonluk bütçeyi Bakanlığa neden aktarmadığını soruyorum. Diğer taraftan, Ajans, yasalara karşın projede ısrar etmeseydi süreç acaba bu noktaya gelir miydi sorusunu yeniden gündeme getiriyorum. Koruma Kurulu’nun, 31 Aralık 2009 tarihinde AKM’nin mevcut haliyle onarımı yolunda aldığı karara Ajans tarafından neden uyulmadığını bilmek istiyorum. 42


14 Ocak 2010 tarihinde gereksinimlerle ilgili Bakanlıkça koruma kuruluna başvurularak vaziyet planı onayı gerçekleştirildiği gerçeğinin ısrarla üzerinde duruyorum. Ajans’ı, istediği proje gerçekleşemedi diye konuyu askıya almakla, uykuya yatırmakla; yeni bir ihale yapmak yerine, ödeneğin bittiğini söyleyip aradan sıyrılmakla suçluyorum. AKM için hazırlanan projenin yanlış olması nedeniyle iptal olması üzerine gösterilen tepkinin ödeneği yok ederek “bertaraf” edilmesini eleştiriyorum. 5706 sayılı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkındaki Kanunun 11. Maddesi’nde belirtilen İstanbul Atatürk Kültür Merkezi onarımı, Rami Kışlası’nın kütüphane olarak yenilenmesi, Ayazağa Kültür Merkezi’nin yapımı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın asli görevleri arasındaysa, Ajans nerede diye meraklanıyorum. İstanbul Atatürk Kültür Merkezi onarımı için çeşitli Bakanlıklar, kurum, kuruluş, sivil toplum örgütü ve benzin gelirlerinden elde edilen maddi kaynaklar bugüne kadar nerelere sarf edildi, bir gıdım dahi olsun bilgi alamıyorum. Mimar Murat Tabanlıoğlu, ekip başı olarak mühendislik hizmetleri karşılığı Ajans’tan tahsil ettiği 2 milyon 533 bin Türk Lirasını kimlere, nerelere ödediğini müspet evraklara istinaden tevsik edebilir mi diye kurcalıyorum, sonuca ulaşamıyorum.

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 65 (a) maddesi kültür ve tabiat varlıklarını tahrip edenlerle 43


ilgili 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası uygulanmasına amir olduğuna göre, Atatürk Kültür Merkezi’nin bu halde bırakılmasının bal gibi kültür varlığının tahrip olması anlamına geldiğine inanıyorum. Hem yukarıda sıraladığım konularda, hem de 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 65 (a) maddesinin uygulanması hususunda Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcısına şikâyetçi sıfatıyla suç duyurusunda bulunmak zorunda kalıyorum (Bkz: Evrensel – 15 Eylül 2010). Bu arada, Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi’nin yönetim kurulu, bu konuda bir imza kampanyası düzenlenmesine çağrıcı oluyor. Yıkılmasın diye AKM’nin önüne kurulan podyuma çıkıp mangalda kül bırakmayan onca tiyatrocu, sivil toplum örgütlerinin yöneticisi, besteci, opera-bale sanatçısı, köşe yazarı, müzisyen, yazar, çizer nedense bu kampanyaya (şu ana kadar imza verenleri ayrı tutuyorum) katılmak istemiyor, katılmıyor, herhalde biri ya da birilerinden korkuyor, çekiniyor. Ben, bana destek verenlerle birlikte yoluma devam ediyorum. Başbakanlık, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı denetçilerini bir kez daha göreve çağırıyorum. Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın konuyu ciddiye alacağına inanıyorum. Suçluların mutlaka cezalandırılmalarını istiyorum. 22 Eylül 2010 / Evrensel 44 


RECEP TAYYİP ERDOĞAN, AKM İLE İLGİLİ HINCAL ULUÇ’A KONUŞMUŞ… ÜSTÜN AKMEN Bir hafta kadar Kıbrıs’taydım, Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun 8. Kıbrıs Tiyatro Festivali’ni izledim. Bu arada, ne yalan söyleyeyim, günlük gazeteleri günü gününe izleme olanağını pek bulamadım. Ben yokken, başbakanımız İstanbul Atatürk Kültür Merkezi (AKM) konusundaki sessizliğini bozmuş, kafasında büyüttüğü projesini Hıncal Uluç’a açıklamış (Sabah- 23.09.2010). Başbakanımız, yaşam tarzımızın müdahaleye uğrayacağı yönünde tedirgin olan, korkan, kaygı duyan yüzde kırk ikinin ürkekliğini doğrularcasına tartışma falan açmamayı, açıklamamayı, ancak en iyisini bizler için kendisinin oluşturabileceğini müjdelemiş. Köşe yazarlarından destek istemiş. Bağlayıcı hukuksal kararları aşabilmek için, yargının da anlayış sahibi olmasını ve önlerine engel çıkarmamasını “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” üslubu içinde talep etmiş. Başbakanımızın benden 4 yaş büyük ağabeyim Hıncal Uluç’a anlattıklarına göre, Taksim Meydanı'nda trafik yer altına alınacak, bu meydan tamamen yayalara açılacak, çok yetersiz AKM binası yıkılacak, mevcut oto park da yer altına ineceğinden otopark arsası da, bina arsasına eklenecek ve bir mimari yarışma ile İstanbul'a Taksim Meydanı ile bütünleşmiş, kent simgesi bir Atatürk Kültür Merkezi yapılacakmış. AKM sadece temsil geceleri kapı açan değil, 24 saat canlı 45


olan bir merkez olacakmış. “Şimdi bu planı gerçekleştirmek için kolları sıvamışken, mevcut binaya 'tadilat' diye, 70 milyon yatırmanın âlemi yok... Kazmayı vurduğumuz anda, iki yılda kapıları açarız" demiş. Hıncal Uluç: "Yani şimdi Başbakan, 'İki yıl içinde yeni AKM'yi açarız sözünü verdi diyebilir miyim’ dedim. ‘Kazmayı vurduğumuz günden itibaren’ diye düzeltti tekrar. ‘Peki ya kazmayı on yıl sonra vurursanız’ dedim. ‘Bu defa formalitelerin çok daha hızlı sonuçlanacağına inanıyorum. İstanbul için AKM'den de öte müthiş projelerimiz var, sizinle özel bir konuşmamızda anlatmak isterim’ dedi ve iki cümle ile projenin adını söyledi. Telefon elimde dondum kaldım. Bu İstanbul konusunda bugüne dek duyduğum en çılgın proje. Biri bana ‘Bin proje say’ dese, bin gün izin verse aklıma gelmez. Öyle çılgın” diyor. Sevgili Hıncal Uluç “telefon elinde donmuş kalmış” ya, bendeniz de elimde Sabah Gazetesi buz olup kaldım. Hıncal Uluç gibi deneyimli bir gazetecinin yürürlükteki hukuk kurallarına; (yukarıdan aşağıya) anayasa, yasa, tüzük, yönetmelik ve tebliğleri iplemeyen bir başbakana nasıl kandığına inanamadım. Yasa dışına taşan açıklamaya Hıncal Uluç’un “muteber” bir gazeteci olarak nasıl olup da “itibar” ettiğini anlayamadım. Şimdi hiç eğri oturmadan doğru konuşayım: AKM ana salonunun akustik rezaletinde Hıncal Uluç ile hemfikirim. Küçük salonda konser izlenemediğinin de tanığıyım. “Sadece bir asansörle çıkılan tavan arasında yapılan galeride sergi” felaketini de biliyorum. AKM, Hıncal Uluç’un dediği gibi mimarisi 46


ile de on para etmez. Dış görünüşü de berbattır, putrel yığınıdır, hiç bir özelliği ve güzelliği yoktur. Sevgili Uluç’un: “Bu rezil yapıyı korumak mı, yoksa yıkıp yerine, hem de oto park alanını da katarak, çok daha büyük, çok daha mükemmelini, İstanbul'a simge olacak bir Sydney Operası örneği yaratmak mı, akılcı, ilerici, devrimci” sorusunu ben de ele güne sorarım. Ammaaa… Uluç’un, başbakanın “dil üstünde kaydırmacalar”ı karşısında bu denli saf davranmasına da şaşarım. “Dil üstünde kaydırmaca” derken başbakana hakareti falan asla amaçlamıyorum. Ama bu tür söz cambazlıklarına da inanmıyorum. Anımsarsınız mutlaka, yaklaşık üç yıl önce Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkım kararı alındı. Yıkılmaması için allem ettik, kalem ettik, uğraş verdik, beceremedik. Hatta 27 Mart 2008 Dünya Tiyatrolar Günü’nde Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin önünden yetkililere seslendik, göğsümüzü buldozerlere siper edeceğimizi söyledik. Muhsin Ertuğrul, daha önce barakalardan gelişerek ortaya çıkan bir sahneydi, yeterli değildi, bazı problemleri ve riskleri vardı biliyorduk, ama inanmıyorduk. Bir süre sonra, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, bizleri Sait Halim Paşa Yalısı’nda kahvaltıya davet etti. Anlattı, “Harbiye Kongre Vadisi Avan Projesi” hakkında bilgiler verdi. Bir de maket gösterdi, maketin etrafını tavaf eyledik. Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılıp yerine Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı ile uyumlu yeni bir bina yapılacağını söyledi. Proje, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı, Hilton Convention Center, Harbiye Orduevi, Askeri Müze, Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu, 47


Taşkışla Caddesi arasında kalan 17 bin metrekarelik alanı kapsayacaktı. Toplam inşaat alanı 83 bin 695 metrekare olacak, yapılacak yeni tiyatro binasının 5 katı yer üstünde, 6 katı da yer altında inşa edilecekti. Mevcut binadaki 601 olan seyirci kapasitesi, yeni binada 696'ya çıkarılacak, tiyatro binasının altında 800 araçlık bir garaj yapılacak, Şehir Tiyatroları Müdürlüğü ofisleri de aynı binada yer alacaktı. Yer altındaysa tiyatronun depoları, alt birimleri, arşivi, hatta kütüphanesi konuşlanacaktı. İnanmadık, ama bir halt da edemedik. Yıkıldı, yerine yenisi yapıldı. Gittik ve gördük ki ne biçim projeyse bu, 601 olan seyirci kapasitesi 696’ya çıkarılacağına 598’e indirilmiş. Dünyada belki de ilk kez, gişeleri dışarıda olan bir tiyatro binası inşa edilmiş. Salona girişi dik mi dik yirmi basamak olan, yaşlıların nefes nefese salona girdikleri, neredeyse eskisini aratan bir tiyatro binasıydı yapılan. Fuaye bir mimari kepazelikti. Otopark falan yoktu. Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ne, Hilton Oteli’nin araç çıkış kapısı önünden ve Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nun biraz ilerisinden karda kışta, bastığımız itinasız döşenmiş taşların aralarından pırtlayan çirkeflerle yıkanarak varabildik. Yani tiyatrosever olma hakkımızı, mimar ve sanat tarihi doktoru Kadir Topbaş Bey’e iğdiş ettirdik. Şimdi Sevgili Hıncal Uluç, lütfen söyle, ben başbakana nasıl inanayım? AKM binasının yıkılıp, mevcut otoparkın yer altına ineceğine, o arsanın da bina arsasına ekleneceğine ve bu alanda “kent simgesi” bir Atatürk Kültür Merkezi beklerken

48


bırakın iki yeşil minareli cami inşaatını falan, “Atatürk Alışveriş Merkezi” yapılmayacağına nasıl kanayım? Kanmıyorum! Kanmadığım için 06.01.1999 gün 10521 sayılı Koruma Kurulu kararıyla tescil edilmiş, 30.10.2007 gün 1344 sayılı kararla koruma grubunca 1. Grup olarak belirlenmiş; 06.12.2006 tarih, 689 sayılı kararla rölövesi, 14.05.2008 gün, 1783 sayılı kararla restorasyon avan projesi onaylanmış İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin (şimdilik kaydıyla) tadilini istiyorum. Karar altına alındığı halde hangi nedenlerle tadil edilemediğini, dolayısıyla AKM’nin neden hâlâ açılamadığını sorgulamayı sürdürüyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanı nasıl oluyor da yasaları, yargı merciinin kararlarını hiçe sayarak böyle açıklamalar yapıyor, başbakana kızıyorum. 5706 sayılı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkındaki Kanunun 11. Maddesi’nde belirtilen İstanbul Atatürk Kültür Merkezi onarımı, Rami Kışlası’nın kütüphane olarak yenilenmesi, Ayazağa Kültür Merkezi’nin yapımı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın asli görevleri arasındaysa, Ajans nerede diye sorarken Hıncal Uluç’un beni desteklememesine üzülüyorum. Ben, Sevgili Hıncal Uluç’un deyimiyle “istemezükçü” değilim, sadece başbakana inanmıyorum ve tadilatta ısrar ediyorum. Israr ederken, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi onarımı için çeşitli bakanlıklar, kurum, kuruluş, sivil toplum örgütü ve benzin gelirlerinden elde edilen maddi kaynakların bugüne kadar nerelere sarf edildiğini de sorguluyorum. 49


Mimar Murat Tabanlıoğlu, ekip başı olarak mühendislik hizmetleri karşılığı Ajans’tan tahsil ettiği 2 milyon 533 bin Türk Lirasını kimlere, nerelere ödediğini müspet evraklara istinaden tevsik edemiyorsa ve bu durum Uluç’u hiç mi hiç ilgilendirmiyorsa sinirleniyorum. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 65 (a) maddesi kültür ve tabiat varlıklarını tahrip edenlerle ilgili 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası uygulanmasına amir olduğuna göre, Atatürk Kültür Merkezi’nin çürümeye bırakılmasını, bal gibi kültür varlığının tahrip edilmesi anlamına geldiğini Hıncal Uluç’un umursamamasına ciddi anlamda alınıyorum. Hem yukarıda sıraladığım konularda, hem de 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 65 (a) maddesinin uygulanması hususunda Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcısına şikâyetçi sıfatıyla suç duyurusunda bulunmamı Hıncal Uluç neden desteklemiyor (Bkz: Evrensel-15 Eylül 2010), bilemiyorum. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’na on üç soru (Evrensel-01 Eylül 2010) sordum. Yanıt alamıyorum. Yanıtları Hıncal Uluç’un da merak etmesini istiyorum. 06 Ekim 2010 / Evrensel

50


BAŞBAKAN’IN “ÇILGIN KURTARAMAZ…

PROJESİ”,

2010

AJANSINI

ÜSTÜN AKMEN Geçen hafta Başbakan’ın kafasında büyüttüğü “çılgın” projesini Hıncal Uluç’a (Sabah-23 Eylül 2010) açıklamasının üzerinde durmuş, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi ile ilgili “tasavvur”larına kanmadığımı belirtmiştim. Belirtirken, Hıncal Uluç gibi deneyimli bir gazetecinin yürürlükteki hukuk kurallarına; (yukarıdan aşağıya) anayasa, yasa, tüzük, yönetmelik ve tebliğleri iplemeyen bir başbakana nasıl kandığına inanamadığımı da ifade etmiş, yasa dışına taşan açıklamaya Hıncal Uluç’un “muteber” bir gazeteci olarak nasıl olup da “itibar” ettiğine hayret etmiştim. Hıncal Uluç: “Gazetecilik yaşamımda ilk kez, ama inanmazsınız ilk kez bir başbakanla konuştum. Telefonla da olsa, ilk kez...” demişti ya, bir kadim dost, bu söze atfen gönderdiği elektronik postada, Solomon Volkov’un “Shostakovich ve Stalin-Büyük Besteci ile Acımasız Diktatör Arasındaki Sıra Dışı İlişki” başlıklı kitabını okumamı önermiş. “Bilvesile”, kitapta yer alan Devlet Başkanı Josef Stalin’in kültür/sanat dünyasının önemli isimlerine telefon ederek nasıl yönlendirdiğinin altını çizmiş. “Beklenmedik bir anda Stalin’den telefon gelince, insanların dizlerinin bağı çözülür, her istenileni yaparlarmış” demiş. Neymiş, niçinmiş bilmem, Volkov böyle söylemiş, dostum da bana nakletmiş. Hıncal Uluç tenezzül buyurup yazımı yanıtlama gereğini duymadı ya da hiç değilse telefonla aramadı, ola ki polemik51


lerden nefret ettiğimi bilemedi, polemikten kaçtı, ama ben Sayın Başbakan’ın televizyonlarda AKM ile ilgili söylemlerini her keresinde dikkatle dinledim. AKM’nin yıkılarak tamamen yeni bir proje yapılacağını yineledi. “Kongre merkezi, sanat merkezi, opera oynanacak yer” gibisinden laflar etti. Tümünün bir arada olduğu çok amaçlı salonların, opera ya da bale eserlerinin sahnelenmesi açısından yeterli olmadığı gerçeğini bilmediği için ya da danışmanlarının opera ile opera binası ile uzaktan yakından ilgileri olmadığı için yalan-yanlış söyledi de söyledi. Yahu, bu kadar fonksiyonu bir arada olan bina işletmesi ile karşı karşıya kalınırsa, İstanbul Devlet Opera ve Balesi, İstanbul Devlet Tiyatrosu, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ve İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu Müdürlüklerinin bu binada yerleşik olması düşünülebilir mi? Diğer taraftan, Başbakan’ın konuşmalarından bu binanın adının Atatürk Kültür Merkezi olarak kalamayacağı, işletmenin Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı, Haliç Kongre Merkezi gibi bir statü haline getirileceği de ayan beyan belli. Taksim’de trafiğin yeraltına alınması ise, zaten var olan bir proje. 1990'dan beri mevcut (yani Sözen döneminden beri). Geçen haftaki yazıma internetten gelen yorumlardan öğrendim ki, bu amaçla bir proje yarışması bile yapılmış. O yorumlardan birinde: “Taksim metro istasyonunun neden bu kadar derine yapıldığını, o merdivenleri inip çıkarken düşünmedin mi? İşte bu yüzden…” deniliyor. Metro, zamanı geldiğinde üzerine araç trafiğinin de indirilebilmesi için böyle derine eşilmiş. 52


Ancak trafiği alta almak için binayı yıkmanın ne ilgisi var, o gün bugündür düşünüyorum düşünüyorum içinden çıkamıyorum. “Taksim Meydanı” dediğimiz; esasında Atatürk Heykeli, Atatürk Kültür Merkezi, su maksimi, gezi parkı ile İstanbul’un “Cumhuriyet Meydanı”dır. Yeni Anayasa’nın referandum sonucu onaylanması ise, anayasadan önceki yapıların, yapılanların ve düzenlemelerin yok edilmesi anlamına gelmemekte. Diğer taraftan, Başbakan’ın “benden önce”, “benden sonra” ve benzeri yeni, yepyeni düşünceleri de son derece tehlike arz etmekte. Başbakan’ın sır gibi sakladığı “Çılgın Proje”sini ben de ucundan kıyısından öğrendim. Gerçekleşebilirse pek mükemmel olur, ben de Recep Tayyip Erdoğan’ı o zaman gönülden kutlar, açık yüreklilikle özür de dilerim. Ama gel de Başbakan’a inan! Neymiş proje? Deniz tarafında söz konusu çok amaçlı bina, İnönü gezisine ilâve edilmiş yeşil alan ve ortasında belki de biraz yükseltilmiş olarak – Taksim Anıtı. Anıtın çevresinde fazla büyümeyen ağaçlar ile bezenmiş geniş bir yeşil alan ve çok büyük olmayan törenlerin yapılabileceği ve insanların serbestçe dolaşabilecekleri geniş ve engebesiz alan. Oturulabilecek banklar, birkaç şık mı şık “kiosk”. Gürültüsüz, ferah ve temiz bir park alanı. Ne hoş değil mi? Başbakan bu “hoşluğu” istiyor, inanın bana, istiyor, ama bu resmin içine, hiç olmazsa İzmir Konak meydanındaki gibi bir de cami oturtmayı amaçlıyor. Beyoğlu Evlendirme Dairesi ve Nikâh Salonu’nun bulunduğu parka, belki de 6 minareli, hatta ikinci Selimiye Camii’nin klonlamasını düşlüyor. Yani operayı moperayı, baleyi maleyi, tiyatroyu miyatroyu, senfoniyi menfoniyi umursamıyor. Seçim yatırımını şimdiden planlıyor. 53


Diğer yandan bakarsak böyle bir projenin “kazmayı vurduktan” iki yıl sonra bitirileceği sözüyse ütopyanın Allahı! Düşünsenize, önce içinde kent trafiğinin kilit noktası Taksim Meydanı olmayan yeni bir trafik planı geliştirilecek ve akış için gerekli cadde düzenlemeleri yapılacak, bu yeni uygulama içinde sorunsuz trafik akışı sağlanacak. Vay benim köse sakalım! Sadece bu bir yıl sürer. Sonra kazı işleri başlayacak, kaç metre derine inilecek? Bu arada metro hattı ne olacak? Haydi çözüm bulundu diyelim, o mağaranın içine inşaatlar yapılacak, yol bağlantıları düzenlenecek, egzoz gazlarının tahliyesi için muazzam bir havalandırma yapılacak. İyi de, havalandırma bacaları, yer üstünde acaba nasıl gizlenecek? Bütün bunlar teknik olarak olmayacak işler değil elbette. Ama yasalar linç edilmişe dönecek? Tutun ki Başbakan yasaya/yasalara karşı savaşımını kazandı, işte o zaman da en azından benim kuşağımın elindeki iyi kötü opera, bale, tiyatro, senfoni izleme/dinleme olanağı yıllar yılı piç edilecek! Esasında bu tartışmalara girmek hiç mi hiç doğru değil. Binayı beğensek de beğenmesek de tescillidir ve koruma grubu 1. Gruptur. Ayrıca mahkeme kararı kesindir ve Bakanlık üst mahkemeye itiraz etmeyince konu kapanmıştır. Koruma Kurulu da mahkeme kararı doğrultusunda yeni bir karar oluşturmuştur. Şimdi hiç zaman kaybetmeden uygulamanın başlaması gerekmektedir. Tartışmalara devam edilirse, sanki bugüne kadar hiçbir karar yokmuş gibi bir durum ortaya çıkacaktır. Başbakan bunu yapmak istiyor olabilir, ama sorumlular sonuca razı olmalı, cezalandırılmayı şimdiden kabullenmelidir.

54


Opera, bale, tiyatro, senfoni izleme/dinleme olanağımın “ahir” ömrümde piç edilmesini önlemek için 06.01.1999 gün 10521 sayılı Koruma Kurulu kararıyla tescil edilmiş, 30.10.2007 gün 1344 sayılı kararla koruma grubunca 1. Grup olarak belirlenmiş; 06.12.2006 tarih, 689 sayılı kararla rölövesi, 14.05.2008 gün, 1783 sayılı kararla restorasyon avan projesi onaylanmış İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin (şimdilik kaydıyla) tadilinde ısrar ediyorum. Karar altına alındığı halde hangi nedenlerle tadil edilemediğini, dolayısıyla AKM’nin neden hâlâ açılamadığını sorgulamayı sürdürüyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakan’ı nasıl oluyor da yasaları, yargı merciinin kararlarını hiçe sayarak böyle açıklamalar yapıyor, Başbakan’a kızgınlığımı ve inançsızlığımı sürdürüyorum. 5706 sayılı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkındaki Kanunun 11. Maddesi’nde belirtilen İstanbul Atatürk Kültür Merkezi onarımı, Rami Kışlası’nın kütüphane olarak yenilenmesi, Ayazağa Kültür Merkezi’nin yapımı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın asli görevleri arasındaysa, Ajans nerede diye bir kez daha soruyorum. Tadilat konusunda ısrar ederken, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi onarımı için çeşitli bakanlıklar, kurum, kuruluş, sivil toplum örgütü ve benzin gelirlerinden elde edilen maddi kaynakların bugüne kadar nerelere sarf edildiğini de sorguluyorum. Mimar Murat Tabanlıoğlu, ekip başı olarak mühendislik hizmetleri karşılığı Ajans’tan tahsil ettiği 2 milyon 533 bin Türk 55


Lirasını kimlere, nerelere ödediğini müspet evraklara istinaden tevsik edemiyorsa Tabanlıoğlu’ndan Yüce Yargının hesap sormasını bekliyorum 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 65 (a) maddesi kültür ve tabiat varlıklarını tahrip edenlerle ilgili 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası uygulanmasına amir olduğuna göre, Atatürk Kültür Merkezi’nin çürümeye bırakılmasını, bal gibi kültür varlığının tahrip edilmesi anlamına geldiğinin bir kez daha altını çiziyorum. Hem yukarıda sıraladığım konularda, hem de 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 65 (a) maddesinin uygulanması hususunda Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’na şikâyetçi sıfatıyla suç duyurusunda bulunduğumu (Bkz: Evrensel-15 Eylül 2010), aynı konuda imza kampanyasının sürmekte olduğunu bir kez daha anımsatıyorum. Başbakan’ın “Çılgın Proje” uçurtması, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’na sorduğum on üç sorunun (Evrensel-01 Eylül 2010) yanıtsız kalmasını gerektirmez ki! İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı on üç sorunun yanıtını mutlaka araştıracak, sorgulayacak. İnanıyorum! 13 Ekim 2010 / Evrensel

56


EYYY SAYIN İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCISI! SÖZÜM SİZEDİR… ÜSTÜN AKMEN Bu dokuzuncu yazı, tam dokuz haftadır (Bkz: Evrensel/11.08.2010; 18.08.2010; 25.08.2010; 01.09.2010; 08.09.2010; 15.09.2010; 22.09.2010; 13.10.2010) Koruma Kurulu kararıyla tescil edilmiş, koruma grubunca 1. Grup olarak belirlenmiş; rölövesi ve yenileme avan projeleri onaylanmış İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin hangi nedenlerle tadil edilemediğini, dolayısıyla neden hâlâ açılamadığını sorgulayıp duruyorum. AKM’nin hangi nedenlerle tadil edilemediğini sorgularken, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı arasında AKM’nin yapımına ilişkin imzalanan protokolden sonra bütün sürecin değiştiğini, bu konuların artık Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın önceliği dışına çıktığını öğrenmiş bulunuyorum. Koruma Bölge Kurulunca onaylanan restorasyon avan projesinin, binayı kullanan sanatçılar ve yöneticiler tarafından sanatsal aktiviteleri ve işleyişi olumsuz etkileyeceği saptanarak uygun bulunmadığını da (belgeleriyle sabit) biliyorum. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından kullanıcılar tarafından istenmeyen bu projede ısrar edilmesi üzerine, Kültür Sanat Sendikası’nın İdari Yargı’da dava açtığını, mahkemenin bilirkişi incelemesi de yaptırarak önce yü57


rütmeyi durdurma, sonra esastan karar vererek bu projeyi bozma kararını aldığını sizlere bir kez daha anımsatmayı görev addediyorum. Haziran 2008 tarihinde AKM apar topar boşaltıldıktan sonra, içinde bulunan Devlet Operası, Balesi, Devlet Tiyatroları, Devlet Senfoni Orkestrası, koro ve topluluklar sağlıksız, işlevine uygun olmayan yerlere alelacele taşınıyor, taşınılan binalara da yüksek meblağlarda kiralar ödenip tadilatlar yapılıyor. Bırakın İstanbul gibi bir metropolün sanat damarlarından en önemlisinin kesilmesini, bu zarar-ziyanı kimin üstleneceğini, kimin ya da kimlerin hesap vereceğini doğrusu çok, ama çok merak ediyorum. Opera-bale ile tiyatronun sahneleriyle aynı binada yer alması gereken ve bu sanat kollarının olmazsa olmaz parçaları olan; belli ısıda kontrollü ortamlarda çalışılması gereken atölyeler İstanbul’un dört bir yanına dağılmış durumda. Hiçbir ısıtma sistemi olmayan, hatta su çektiği için yıkılma tehlikesi olan, tehlikeli kimyasal madde barındırma olasılığı bulunan köhne bina ve hangarlarda üçüncü kışı geçirtecek hainlerin adlarını bilmek istiyorum. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın, bu projenin uygulanmasında kendi istekleri doğrultusunda neden ısrarcı davrandığını, dahası AKM için ayrılan 75 milyonluk bütçeyi Bakanlığa neden aktarmadığını ısrarla soruyorum. Diğer taraftan, Ajans, yasalara karşın projede ısrar etmeseydi süreç acaba bu noktaya gelir miydi sorusunu yeniden gündeme getiriyorum. Koruma Kurulu’nun, 31 Aralık 2009 58


tarihinde AKM’nin mevcut haliyle onarımı yolunda aldığı karara Ajans tarafından neden uyulmadığını bilmek istiyorum. 14 Ocak 2010 tarihinde gereksinimlerle ilgili Bakanlıkça koruma kuruluna başvurularak vaziyet planı onayı gerçekleştirildiği gerçeğinin ısrarla üzerinde duruyorum. Ajans’ı, istediği proje gerçekleşemedi diye konuyu askıya almakla, uykuya yatırmakla; yeni bir ihale yapmak yerine, ödeneğin bittiğini söyleyip aradan sıyrılmakla suçluyorum. AKM için hazırlanan projenin yanlış olması nedeniyle iptal olması üzerine gösterilen tepkinin ödeneği yok ederek “bertaraf” edilmesini eleştiriyorum. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti hakkındaki yasada belirtilen İstanbul Atatürk Kültür Merkezi onarımı, Rami Kışlası’nın kütüphane olarak yenilenmesi, Ayazağa Kültür Merkezi’nin yapımı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın asli görevleri arasındaysa, Ajans nerede diye meraklanıyorum. İstanbul Atatürk Kültür Merkezi onarımı için çeşitli Bakanlıklar, kurum, kuruluş, sivil toplum örgütü ve benzin gelirlerinden elde edilen maddi kaynaklar bugüne kadar nerelere sarf edildi, bir gıdım dahi olsun bilgi alamıyorum. Mimar Murat Tabanlıoğlu, ekip başı olarak mühendislik hizmetleri karşılığı Ajans’tan tahsil ettiği 2 milyon 533 bin Türk Lirasını kimlere, nerelere ödediğini müspet evraklara istinaden tevsik edebilir mi diye kurcalıyorum, sonuca ulaşamıyorum.

59


Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 65 (a) maddesi kültür ve tabiat varlıklarını tahrip edenlerle ilgili 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası uygulanmasına amir olduğuna göre, Atatürk Kültür Merkezi’nin bu halde bırakılmasının bal gibi kültür varlığının tahrip olması anlamına geldiğine inanıyorum. Hem yukarıda sıraladığım konularda, hem de Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun ilgili maddesinin uygulanması hususunda Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcısına şikâyetçi sıfatıyla suç duyurusunda bulunmakta (Bkz: Evrensel – 15 Eylül 2010) bir ay sonra hâlâ direniyorum. Bu arada, Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi’nin yönetim kurulu, bu konuda bir imza kampanyası düzenlenmesine çağrıcı oluyor. Aşağıda imzası bulunanların da suç duyurusunda bulunduklarının açılan dosyaya kabulünü Sayın Savcıdan arz ve talep ediyorum. Soruların (varsa) yanıtlarının AKM ile ilgili sır perdesini aralayacağına, hatta açacağına inanarak, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığım suç duyurusunu destekleyenlere yürekten, içten minnet duygularımı iletiyorum. Destekleyicilerimin adlarını aşağıda abece sırasına uygun olarak açıklıyorum. Adnan ÖZYALÇINER (Yazar); Ahmet LEVENDOĞLU (Tiyatro Stüdyosu Genel Sanat Yönetmeni); Akif YEŞİLKAYA; Arzu AÇIKGÖZ; Atila ALPÖGE (Yazar); Ayşen İNCİ (Oyuncu); Ayşen ÖNEN (Uluslararası Hukukçu Kadınlar Federasyonu Başkan Yardımcısı); Başak MEŞE (Tiyatro Pera-Oyuncu); Defne HALMAN (Oyuncu); Dilek ÜNAL (Tiyatro Pera); Emek Uyar; Emre ERDEM (Dramaturg/Tiyatro Eleştirmeni/ITI Başkan

60


Yardımcısı); Erdinç ANAZ (Tiyatro Pera-Oyuncu/Koreograf); Esen ÇAMURDAN (Tiyatro Eleştirmeni); Eser RÜZGÂR (Tiyatro Eleştirmeni); Ezgi KASAPOĞLU (Tiyatro Pera); Filiz KUTLAR (Oyuncu); Fuat ULUS (Dr/Psikiyatr); Genco Erkal (Dostlar Tiyatrosu-Oyuncu/Yönetmen); Gözde ÖZDEMİR; Hale ŞENÖZGEN; Hasan ANAMUR (Prof. Dr./Tiyatro Eleştirmeni); Hasan ÖZTÜRK; Hülya KARAKAŞ (Oyuncu/Yönetmen); Hülya NUTKU (Prof. Dr./Tiyatro Eleştirmeni); İhsan ATA (Tiyatro Eleştirmeni); İlker YİĞEN (Tiyatro Pera); Kamer YILDIZ (Tiyatro Stüdyosu); Koray TARAKÇIOĞLU (Tekstil Mühendisi); Levent ÖKTEM (Tiyatro PeraOyuncu); Leyla ERBİL (Yazar); Leyla YAZICI; Linda ÇANDIR (Tiyatro Pera); Mehmet ASLAN (Tiyatro Pera); Mehmet ATAK (Oyuncu/Yönetmen); Mesut ÖNEN (Prof. Dr./Hukukçu); Metin Boran (Tiyatro Eleştirmeni); Muhammet UZUNER (Tiyatro Pera); Murat KARASU (Oyuncu/Yönetmen); Nesrin KAZANKAYA (Tiyatro Pera- Oyuncu/Yönetmen); Nihat BEHRAM (Şair/Yazar); Nihat ZİYALAN (Oyuncu); Nurkut İLHAN (Oyuncu); Okan KAYABAŞ (Tiyatro Pera); Orhan AYDIN (Oyuncu/Yazar); Oyuncular Tiyatro Grubu ÇALIŞANLARI; Ömer İVEDİ (Tiyatro Pera);Özdemir NUTKU (Prof. Dr./Tiyatro Eleştirmeni/Tiyatro Tarihçisi/Yönetmen); Pınar KÜR (Yazar); Salima SÖKMEN (Koreograf); Selin Erensal; Sennur SEZER (Şair/Yazar); Serda KORDELER AKTUNA (Tiyatro Stüdyosu); Şafak ERUYAR (Tiyatro Pera-Dramaturg); Tilbe SARAN (Oyuncu); Tuğçe Şartekin KARASU (Oyuncu); Tuncer CÜCENOĞLU (Oyun Yazarı); Tutku SİCİMALİ; Tülin ONAT (Ressam); Volkan AKTAN (Tiyatro Pera); Yaman TÜZCET (Oyuncu); Yıldız KENTER (Prof./Kent Oyuncuları-Oyuncu/Yönetmen); Yılmaz ONAY (Yönetmen/Yazar); Yusuf ERADAM (Tiyatro Eleştirmeni); Yücel ERTEN (Oyuncu/Yönetmen); Zeynep ALTIOK (Reklamcı); Zeynep ÖZDEN (Tiyatro Pera).

Bu adlar arasında, yıkılmasın diye üç yıl önce AKM’nin önüne kurulan kocaman podyuma çıkıp mangalda kül bırakmayan onca tiyatrocunun, sivil toplum örgütü yöneticisinin, bestecinin, opera-bale sanatçısının, köşe yazarının, müzisyenin, yazarın, şairin, çizerin çoğunluğu yok diye inanın üzülmüyorum. Andante Müzik Dergisi’nin mail ortamında esip gürleyen, gencecik müzisyen Sevgili Ecesu Sertesen’in çağrısı 61


doğrultusunda AKM’nin önünde toplanalım sloganlar atalım, aryalar çığıralım, kemanlar çalalım, şiirler okuyalım diyenlerin bu “dava”nın neresinde bulunduklarını hiç mi hiç araştırmıyorum. “Yahu, bu memlekette böyle bir metni imzalayacak buncacık mı tiyatrocu, sivil toplum örgütü yöneticisi, üyesi, besteci, opera-bale sanatçısı, köşe yazarı, müzisyen, şair, yazar, çizer varmış” diye vallahi hayıflanmıyorum. Sessiz, sakin, ensesine vur lokmasını al halkımın sanatsever kesimi, belki bundan sonra aklını başına devşirir diye umutlanıyorum. Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcım, sesime kulak vereceğinize inanıyorum. Gerisi kamuoyunun takdiri, Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının işi, “benden buraya kadar” diyorum…

20 Ekim 2010 / Evrensel

62


ALLAH HAYIRLARA GETİRSİN, DÜN GECE SABAHA KARŞI BİR DÜŞ GÖRDÜM ÜSTÜN AKMEN Aman, aman, aman; Allah hayırlara getirsin, dün gece sabaha karşı bir düş gördüm, öyle bir düş ki, sormayın gitsin. Kocamaaan, adeta uçsuz bucaksız bir mahkeme salonundaymışım. Kendimi Mahkeme-i Kübra’dayım sanıyorum, gel gelelim pek benzetemiyorum. Dinleyici sıralarından birinde, halkın içinde oturuyorum. Ne de olsa gazeteci kimliğim var; yanımdakine, sağımdakine, solumdakine, etrafımdakilere sorup soruşturuyorum. Nerede olduğumun yanıtını bulamıyorum. En nihayetinde mübaşir dayanamıyor: “Sus ve yerine otur! Burası Mahkeme-i Kübra değil, ama adalet-i ilâhiyenin tam mânâsıyla tecelli edeceği tek yer burasıdır” diyor. Amanııın! En büyük mahkemeymiş bu, mahkemelerin en yücesiymiş. Çıkılırmış hükmedenin, tek hâkimin, yegâne mutlak adalet sahibinin, yani halkın huzuruna, açılırmış “amel” defterleri. “Kirâmen kâtibin” melekler falan yokmuş burada, hayırlar ve şerler, her şey, ama her şey halkın terazisinde ölçülür, halkın muhasebesinin eleğinden geçermiş. Düş değil mi bu, duvardaki saat, gerçeği çeyrek geçiyordu ki, Başsavcı salona girdi. Günlük giysisinin üstüne el dokuması kıpkırmızı kumaştan, altın sırmalı yakası ve elde dikme bedeniyle fevkalade gösterişli bir cübbe giymişti. Cübbenin yakası bol ve kolları kürklüydü. Çıktı kürsünün ortasına oturdu. Yanımdaki halktan birine: “Eee” dedim, “hâkim nerede?” Mübaşir koştu yanıma geldi, kulağıma: “Sus be adam, burada sadece savcı vardır, hâkim halktır” deyince pek utandım. Sanık sıralarındaki kişilerin tamamına yakınını tanıyordum. Başsavcı içlerinden birine parmağıyla işaret etti: “Ayağa kalk” 63


dedi. Ayağa kalkan, ayan beyan gördüm ki İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç’tir. “Dosya önümde, soruşturmayı başlatıyorum, bir diyeceğin var mı” diye sordu. Şekib Bey, boynunu sağ omzuna doğru eğdi: “Ne diyeyim Efendim, dileyelim ki Cenâb-ı Hakk bizi bu dünyada da, öbür dünyada da zelil ve mahcup eylemez inşallah…” Başsavcı: “Bu işler dilemekle, af istemekle falan halledilemez” diyecekti, demedi, kürsüde şöyle bir gerindi, dineldi, sadece: “İstanbul Atatürk Kültür Merkezi 06.01.1999 gün 10521 sayılı Koruma Kurulu kararıyla tescil edilmiş, 30.10.2007 gün 1344 sayılı kararla da koruma grubu 1. Grup olarak belirlenmiş. 06.12.2006 tarih, 689 sayılı kararla rölövesi, 14.05.2008 gün, 1783 sayılı kararla restorasyon avan projesi onaylanmış. Tamam, mı” diye sual eyledi. Avdagiç sağındaki solundaki arkadaşlarına baktı: “Tamam Efendim” diye yanıtladı. “Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı arasında AKM’nin yapımına ilişkin imzalanan protokolden sonra bütün süreç değişmiş, bu konular artık Bakanlığın inisiyatifi dışına çıkmış. Kültür ve Turizm Bakanı böyle söylüyor. Tamam mı” diye gene sordu. Avdagiç gene: “Tamam” diye yanıtladı. “Koruma Bölge Kurulunca onaylanmış çeşitli projeler hazırlamışsınız. 24.12.2008 gün 2268 sayılı kararla Koruma Bölge Kurulunca onaylanan restorasyon Avan Projesi, binayı kullanan sanatçılar ve yöneticiler tarafından sanatsal aktiviteleri ve işleyişi olumsuz etkileyeceği saptanarak uygun bulunmamış. Sizin başında bulunduğunuz Ajans, kullanıcılar tarafından istenmeyen bu projede ısrar etmiş. Bunun üzerine Kültür Sanat Sendikası İdari Yargı’da dava açmış. Mahkeme, bilirkişi incelemesi de yaptırarak önce yürütmeyi durdurma, 64


sonra esastan karar vererek bu projeyi bozma kararını almış. Tamam mı” dedi gene Başsavcı. Halk cephesinden küçük ses tınıları geliyordu, Avdagiç bu soruya da: “Tamam” dedi. Başsavcı yeni soruyu anında patlattı: “İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın 2011 yılı başından itibaren yerinde yeller esecek. Çalışanlarının her biri başka yer, iş ve görevlere gidecek. O halde, binayı/işleyişi bilmeyen geçici bir kuruluş olan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, bu projenin uygulanmasında kendi istekleri doğrultusunda neden ısrar etti? AKM için ayrılan 75 milyonluk bütçeyi Bakanlığa aktarmayı neden düşünmediniz?” Şekib Bey, yanıt verir gibi yaptı, sesi çıkmadı, ama elini havaya falan kaldırdı, bağırır havası yarattı, Başsavcı hiçbir şey anlamadı, anlamadığını da sağına soluna bakınarak halka anlattı. Halk anladı. Başsavcı, önündeki dosyaya baktı: “Pekiii” dedi. Durdu düşündü. “Kültür Sanat Sendikası tarafından dava açılması nedeniyle Atatürk Kültür Merkezi onarımının yapılmadığı yolunda iddialarda bulunması bence gerçeği yansıtıyor, ama haydi benim düşüncemi boş verin! Şimdi tek sorum var, acaba Ajans, yasalara rağmen kendi düşünce ve ısrarlı isteklerine göre, doğru olmayan bir proje yaptırmaya gayret etmeseydi süreç bu noktaya gelir miydi?” Şekib Bey, gene yanıt verir gibi yaptı, sesi çıkmadı, ama elini havaya falan kaldırdı, bağırır havası yarattı, Başsavcı hiçbir şey anlamadı, anlamadığını da halka gene sağına soluna bakınarak anlattı. Halk anladı. Başsavcı önündeki tuğla kalınlığındaki dosyayı şöyle bir karıştırdı: “Bakınız, Ertuğrul Günay, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul 9. İdare Mahkemesinin 16.12.2009 tarih ve E.2009/79 K. 2099/2088 sayılı iptal kararı üzerine konunun uzamaması için Danıştay nezdinde karara itiraz etmeyerek, geç de olsa davadan feragat ettiklerini açıklamış. Mahkeme 65


kararlarına uygun olarak tüm işlemleri çok kısa sürede tamamlayarak ihaleye hazır hale getirdik demiş, eee ne bu iş” dedi. Şekib Bey, yanıt verir gibi yaptı, sesi çıkmadı, ama elini havaya falan kaldırdı, bağırır havası yarattı, Başsavcı hiçbir şey anlamadı, anlamadığını da sağına soluna bakınarak halka anlattı. Halk anladı. Başsavcı, sinirli bir hal aldı. İki kez öksürdü, sinirden kaşı gözü oynadı: “Şekib Bey, Şekib Bey, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları’nın İdari yargıda devam eden konuları mevzuatı gereği inceleyemeyeceğinin bilincine vararak davadan feragat etmesi, İstanbul 9.İdare Mahkemesinin verdiği kararın uygulanmasına katkıda bulunmak sayılır mı, sayılmaz mı” diye bağırdı. Şekib Bey, aynen öncekiler gibi yanıt verir gibi yaptı, sesi çıkmadı, ama elini havaya falan kaldırdı, bağırır havası yarattı, Başsavcı hiçbir şey anlamadı, anlamadığını da sağına soluna bakınarak halka anlattı. Halk anladı. “Bakanlık, yargı kararına uygun olarak Koruma Kuruluna başvurmuş, Koruma Kurulu da 31 Aralık 2009 tarihinde AKM’nin mevcut haliyle onarımı için karar almış. Daha sonra 14 Ocak 2010 tarihinde gereksinimlerle ilgili Bakanlıkça koruma kuruluna başvurularak vaziyet planı onayı gerçekleştirilmiş. E ne halt yemeye (burada Başsavcı kibarlık yaptı, özür diledi) Atatürk Kültür Merkezi’nin tadilatını gerçekleştirmediniz be… (Sözlerinin gerisi anlaşılamadı, ama devam etti) Ajansın, bu süreçten hemen sonra onarım için ihale yapması gerekirken, ‘sendika engel oldu’ gibi bir söylem içine girmesi ne demek? Anlaşılıyor ki Kültür ve Turizm Bakanlığı, kanunda belirtilen süre içerisinde yasalara uygun davranma görevini bihakkın yerine getirmiş. Buna mukabil siz, istediğiniz proje gerçekleşemedi diye konuyu askıya almış, uykuya yatırmışsınız. Yeni bir ihale yapmak yerine, ödeneğin bittiğini ifade ederek Atatürk Kültür Merkezi’nin onarılması 66


işine fevkalade gayriciddî bir yaklaşım sergilemişsiziniz. Hazırlanan projenin yanlış olması nedeniyle iptal edilmesi üzerine, gösterilen tepki, ödeneği yok ederek mi ortaya konulmalı, bu ne aymazlıktır! Şekib Bey, artık alışılan biçim içinde yanıt verir gibi yaptı, sesi çıkmadı, ama elini havaya falan kaldırdı, bağırır havası yarattı, Başsavcı hiçbir şey anlamadı, anlamadığını da sağına soluna bakınarak halka anlattı. Halk anladı. Başsavcı, artık iyice sinirlenmeye başlamıştı, bu kere bağırdı: “5706 sayılı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkındaki Kanunun 11. Maddesi’nde belirtilen İstanbul Atatürk Kültür Merkezi onarımı, Rami Kışlası’nın kütüphane olarak restorasyonu, Ayazağa Kültür Merkezi’nin yapımı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın asli görevleri arasında değil mi? Bu görevler neden yerine getirilmedi? Engel neydi?” O sırada Şekib Bey’in dayanma gücünün azaldığını fark ettim. Ama gene yanıt verir gibi yaptı, sesi çıkmadı, ama elini havaya falan kaldırdı, bağırır havası yarattı, Başsavcı hiçbir şey anlamadı, anlamadığını da sağına soluna bakınarak halka anlattı. Halk anladı. Başsavcı, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi onarımı için çeşitli Bakanlıklar, kurum, kuruluş, sivil toplum örgütü ve benzin gelirlerinden elde edilen maddi kaynaklar bugüne kadar nerelere sarf edildi diye de sordu, ama yanıt alamadı. Kimi kaynakların kullanılmamasının yasalara, etik ilkelere uyup uymadığını irdeledi: “Ajansın bu konularda ciddi olarak sorgulanması gerekiyor” dedi. “Başbakanlık, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı denetçileri uyuyor mu yahu” diye hayıflandı, üzüntüden perişandı.

67


“2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 65 (a) maddesi kültür ve tabiat varlıklarını tahrip edenlerle ilgili 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası uygulanmasına amir. Binanın bu halde bırakılması kültür varlığının tahrip olması anlamına geliyor. Halkım ne düşünüyor” diye yüksek sesle bağırdı. Halk bayraklarını salladı, mahkeme salonuna nikâh salonundan çıkarak gelmiş yeni evli çiftin gelin olanı duvağını çıkarıp kürsüye doğru fırlattı, Başsavcı alçak sesle mırıldandı: “Kentli olmak bilinci bayağı arttı” Başsavcı, bıkkın ve yorgun, başka birini ayağa kaldırdı: Murat Tabanlıoğlu’ydu bu. Ekip başı olarak diğer mühendislik hizmetleri karşılığı Ajans’tan tahsil ettiği 2 milyon 533 bin Türk Lirasını kimlere, nerelere ödediğini müspet evraklara istinaden neden tevsik edemediğini sorduğunda Tabanlıoğlu: “A eyli ala ula da amburleyli ap up/ba beyli bala bula bımbır beyli bap bup/ca ceyli cala cula cımbır ceyli cap cup…” diye yanıt vermez mi! Başsavcı, dosyayı fırlattı attı: “Sizin işinizi halka havale ediyorum” dedi, salondan çıktı. Halk bağıra çağıra hep birlikte ayağa fırlarken, düşüm beynimden uzaklaştı, uykum kaçtı, gözlerim fal taşı gibi açıldı. İyi de, anlayamadım, yanımda uyuyan sevgilim, neden benden uzaklaştı, bana sabaha kadar neden öyle korkuyla baktı?

10 Kasım 2010 / Evrensel

68


HÜRRİYET AVDAGİÇ’İ KONUŞTURMUŞ(!) İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nı muhatap alarak AKM ile ilgili “tevcih” ettiğimiz ve aylardır yanıt alamadığımız on üç soruyu kaynak tutarak Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcısına şikâyetçi sıfatıyla suç duyurusunda bulunmama (Bkz: Evrensel–15 Eylül 2010), yanı sıra Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi’nin yönetim kurulunun bu konuda bir imza kampanyası başlatmasına kayıtsız kalan İhsan Yılmaz yönetimindeki Hürriyet Gazetesi’nin dört bir yanı “2010” reklamıyla çevrili “Sanat” sayfası, bu kere Elem Tuğçe Oktay ile Şekib Avdagiç’i söyleştirmiş. Avdagiç: “AKM’yi bize değil, Kültür Bakanlığı’na soracaksınız” demiş. Merak buyurmayın soracağız Sayın Avdagiç, soracağız, hele siz benim on üç sorumu yanıtlayın, gerekirse Sayın Ertuğrul Günay’a da zaman ayıracağız, kapısında yatacağız, araştıracağız, soracağız, soruşturacağız, yazacağız, (“amaaan hukuk gukuk olmuş” demeyin, hiçbir işe yaramıyor, ama) gerekirse suç duyurusunda da bulunacağız, kamuoyunu (ite kaka) ayağa kaldıracağız. Öyle ya da böyle, bu uğurda analardan birini mutlaka ağlatacağız. GOOD MORNING AFTERNOON BAY BERHAN ŞİMŞEK CHP İstanbul İl Başkanı Berhan Şimşek İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ile ilgili 22 Aralık günü çarpıcı açıklamalarda bulunmuş, sorular sormuş. Bizim 15 Eylül’den bu yana yaptığımız açıklama değil de kapışma mı? Bizim çatının altına buyur Bay Şimşek. Bizim buradan “Manzara-i Umumiye” seninkinden çok, ama çok farklı. 29 Aralık 2010 / Evrensel

69


SÖKEMİYORUZ İPLİKÇİNİN İPLİKLERİNİ 2010 yılı içinde tam on üç yazıda 2010 İstanbul Kültür Başkenti Ajansı’na İstanbul AKM ile ilgili on üç soru yönelttim, yanıt alamayınca 15 Eylül 2010 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundum. Bulundum bulunmasına da dört aydır Sayın Başsavcıdan da haber alamadım. Sosyal sorum denilince aklı evveller ağız birliği etmişçesine “Kürt Sorunu”nu öne sürüyorlar. Otuz yıldır yarattıkları “Siyasal Kürt Sorunu”nun meyvelerini yiyerek tankıyla, topuyla, tüfeğiyle, mermisiyle bu ülkenin insanlarına savaş yaşatmış olmakla yetinmiyorlar. Otuz yıl sonra, bugünlerde halkın iyiden iyiye birbirleriyle çatışmasını, iç savaş sahasının genişletilmesini istiyorlar. Beyinleri yıkamak, etnikçilik, ırkçılık… Ve devletin tükenmesi... Hakimlerin, savcıların iş görmezlikleri. Hukukun “sübut” etmesi… İplikçinin ipliklerini sökmek için ilmiğin en dibini, belki de en öenmliisini yakalıyorsunuz, adalet ananın eline bırakıyorsunuz, bir de bakıyorsunuz adalet ananın gözleri bağlı olduğu gibi kolları da kesik. İşte küçük bir kesit: Hakimler, savcılar 2010 İstanbul Kültür Başkenti Ajansı’nın üstüne gidemiyorlar, sorgulayamıyorlar. Belli ki korkorkuyorlar. Meclise silah edinme yasa tasarısını milletin cimcozlaroı birlik olup getiriyorlar. Ne diyeceksiniz bilenmiyorum! Acaba bunlar bize “aççık ve seçik” olarak “silahlanın” mı demek istiyorlar? 12 Ocak 2011 70


BAŞSAVCIM UYANSANA… Siyasal iktidar ve uzantısı yerel yönetimler, arsa kazanmak uğruna her şeyi, ama her şeyi yıkmaya hazırlar. Örnek: İşte İstanbul’un göbeği Taksim Meydanı’ndaki Atatürk Kültür Merkezi (AKM). Kanıt: Yılın beşinci günü akşamı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın, televizyonlardaki beyanı. Başkan bu beyanıyla, Taksim Meydanı’nı bu yıl içinde trafiğe kapatmayı planladıklarını, Atatürk Kültür Merkezi’nin de yıkılacağını, oluşan alanın meydana dâhil edileceğini söyleyerek, apırsak da köpürsek de iplikçigillerden 2010 İstanbul Avrupa Başkenti Ajansı Başkanı Şekip Avdagiç Bey’in ipliklerini sökemeyeceğimiz gerçeğini suratımıza patlattı. "Yıkmak" hiç kuşkum yok taşra kültürünün önemli bir parçası. Taşra kültürü kentsel değerlerden anlamıyor. Bu nedenle de omuzlarının üzerinde taşra kafası taşıyan yöneticiler hep yıkıcı oluyor. Arsalar değerlendiriliyor, rant doğurtuluyor. Arsa yağması ve arsa getirimiyle semiren taşralı yöneticinin yıllardır AKM’nin önünden geçerken ağzının sulandığı, dilinin damağına yapıştığı önce pek fark edilmiyor, ama sonra kent toprağını bu kez daha büyük ölçekte yağmalayacakları, artan değerden pay alacakları ayan beyan anlaşılıyor. AKM’nin kent açısından, sanat açısından değerini es geçip, yerine daha büyük yoğunlukla, kârlı mı kârlı yatırım yapacaklar. BM üyesi 192 ülkenin 136'sından binlerce yerel yönetimin üyesi olduğu Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Teşkilatının (UCLG) yeni başkanı İstanbul Metropolünün Artvin’li yöneticisi Kadir Topbaş, Paris'teki ünlü Garnier Operası’nın (yapımı 1862–1875), işlevsel ve teknik bütün yetersizliklerine karşın özenle korunmakta oluşunu biliyor, ama bilerek ve isteye71


rek bilmezden geliyor. Bilmezden geliyor diyorum, çünkü Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Teşkilatının başkanı Topbaş’ın Paris Belediye Başkanı Bertrand Delanoe’nun bir vefa örneği olarak mimarının adıyla anılan bu binayı yıkıp, yerine günün koşullarına daha uygun bir yenisini yapmak istemediğini bilmemesini benim aklım kesmiyor. Adam gidip Bastille Meydanı'na ikinci bir opera binası yapacak da, Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Teşkilatının yeni başkanının haberi olmayacak. Olur mu öyle şey? Bugüne uyarlamak amacıyla Milano’daki Scala'nın son birkaç yılda elden geçirildiğini o bilmezse kim bilecek? Yapı korunurken, zorunlu kimi eklemeler yapıldığını, bu iş için görevlendirilenin ise ünlü mimar Mario Botta olduğundan habersiz büyükşehir başkanını Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Teşkilatının başkanı yaparlar mı ayol! İtalya'da hiç kimsenin Scala'yı yıkıp yerine yepyeni bir bina yapmayı düşünmediğini bizim Topbaş bilmezse başka hangi büyükbaş yönetici bilir? Şimdi gelelim sadede: 2010 yılı içinde tam on üç yazıda, 2010 İstanbul Kültür Başkenti Ajansı’na Atatürk Kültür Merkezi ile ilgili yönelttiğim on üç soruda hâlâ ısrar ediyorum. 15 Eylül 2010 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına muhatap suç duyurumu yineliyorum. Sayın Başsavcının ilgisine sığınıyorum. Daha ne diyeyim? “Başsavcım, Başsavcım uyansana,/Dosyaları açsana./AKM’yi rant yutuyor,/Çaresine baksana” diyorum, başka da bir şey demiyorum. 19 Ocak 2011 72


ADI AKM OLAN HER YERİ YIKIN! Türkiye’ye nasılsa eğitim, kültür, sanat gerekmediği için Dışişleri Bakanlığı kendi vatandaşı ve hem dünya çapında bir sanatçı- yazar, hem de 13 yıllık UNESCO Büyükelçisi olan Zülfü Livaneli yerine Mısır’ın adayını destekleyerek ‘dünyada bir ilk’e (!!!) imza attı. Kültür Bakanlığı ise kültür merkezlerini yıkmakla (ironiye bak ironiye) meşgul... Kültür Bakanı Ertuğrul Günay İstanbul’da “Restore edeceğiz” diye uzuun bir süre önce kapatıp bir daha da açmadıkları Atatürk Kültür Merkezi’nden sonra Ankara’daki AKM’nin de yıkılacağını açıklamış. “Çirkin ve estetikten yoksun” sözleriyle bu sanat merkezi binaya olan duygularını anlatan Bakan, Ankara AKM’nin yerine “Türkiye Uygarlıklar Müzesi” kurulacağını söylemiş. İçinde Atatürk’ün adı geçmediğine göre artık o bina yıkılmaz herhalde, insan böyle bir duyguya kapılıyor. Ama işin daha da ilginç tarafı atılan bu adımlara pek hoş kılıfların bulunması... Örneğin; İstanbul AKM için “Önce proje gecikti, sonra bazı arkadaşlar lokantanın yeri, restoranın yeri diye yargıya başvurdu. Bizim sorunumuz olmaktan çıktı” açıklaması yapmış Bakan... Dinleyenlerin hepsinin çok saf ve her şeyden habersiz olduğunu düşünmekte neden bu kadar ısrarlılar bilmiyorum. BAKANLIĞIN SORUNU NE? Acaba proje neden gecikti? İstenen en büyük projeler,

73


istenen zamanlarda (özellikle de seçimlerden önce) son sürat yetiştirilirken, buna “7-8 ayda bitireceğiz” sözü vermelerine rağmen neden 1,5 yılda çivi bile çakılmıyor? “Bazı arkadaşlar” dediği arkadaşlar (!) Kültür - Sanat Sendikası, yargıya başvurma nedenleri ise Bakanlığın “binayı gayesinin dışında kullanma” isteği... Arkadan asansör veya yeni merdiven yapılacak, bununla üst kata yapmayı planladıkları restorana çıkılacak (senelerdir kullanılan binada ne zaman ihtiyaç olmuş acaba?) Katlar Lütfü Kırdar Kongre Merkezi gibi farklı farklı faaliyetlere de tahsis edilecek, vs. vs. Ama Devlet Opera ve Balesi, Devlet Tiyatrosu, Senfoni Orkestrası burada prova, çalışma yapmayacak. Yapamayacak... Yani zaten son yıllarda tu ka ka ilan edildiği için gerileyen sanat faaliyeti tümüyle duracak ve sorulunca “bazı arkadaşlar” mazereti gösterilecek... Sanatçılar çalışmadıkları zaman sanatları geriler. Devlet Opera ve Balesi’nin yüzlerce başarılı sanatçısı desteği hakederken 1,5 yıldır çalışma yapamadan bekletiliyor, cezalandırılıyorlar. Daha da Bakanlığın canı kaç yıl isterse o kadar bekletilecekler. (Malum bu işlerde ihalelerin kimlere verileceği, ne kadar kazanılacağı gibi nedenlerin de önemli rolü var.) Hangi medeni ülke sanata ve sanatçısına kendi eliyle böyle darbe indirmiştir? Varsa dünyada örneği söylesinler. Yine bir ilk! BAHANE ARAYINCA... Konuştuğum opera-bale sanatçıları AKM’yi yıkıp yerine cami yapma projesini hâlâ duyduklarını söylüyorlar. İstanbul’da 74


cami eksiği olsa “haklılar” diyebilirsiniz ama tam 2944 caminin bulunduğu bir şehirde 2-3 kültür merkezinden birinin, hem de “1’nci sınıf tescilli korunması gereken kültür varlığı” niteliği taşıyan bir binanın yıkılıp cami yapılmasını anlayabilir misiniz? Olsa olsa bu da “siyasi propaganda” amaçlı olabilir. İstense kısacık sürede onarılabilecek olan 1500 kişilik AKM’de tam 1,5 yıldır büyük projeler oynanamıyor. Bakan Günay’ın “Nasılsa Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu var” dediği tiyatro ise sadece 600 kişilik... Üstelik AKM hiç de harap, eski bir bina değildi, öyle olsa kapanmadan bir gün önce bile oyun sahnelenmezdi... Ankara’daki “çirkin yapı” dediği Atatürk Kültür Merkezi de eski bir bina değil, modern yapısını beğenmiyorlarsa kısa sürede şeklinde değişiklik yapıp yine aynı isim ve amaçla ( tabii Atatürk ismi rahatsız etmiyorsa) kullanımını sağlayabilirler. Uygarlık Müzesi kurmak için koca Ankara’da yer mi yok ki AKM’ye göz dikiliyor? Kültür Bakanı Günay kusura bakmasın ama sözleri hiç inandırıcı değil. Ayrıca Türkiye de bu kadar israfa dayanabilecek bir ülke değil. Avrupa ülkelerinde, ABD’de 100-150 yıllık tiyatro binaları, dekorları zevkle kullanılırken biz neden, ne hakla yıkıp yıkıp yeniden yapıyoruz? Başbakan israftan şikayet etmiyor muydu? Ruhat MENGİ 28.09.2009 Vatan Gazetesi 75


AKM İÇİN KADER AĞLARINI ÖRÜYOR BAŞBAKAN, Atatürk Kültür Merkezi konusunda gönlünde yatanı sonunda açıkladı. AKM’nin yıkılmasını istiyor. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’a şöyle sesleniyor: “Ertuğrul Bey’e hiç dokunma öyle kalsın diyorum. Çünkü ben orda güçlendirme, restorasyona razı değilim. Orayı yıkıp yeniden yapmak, arkadaki bütün alanları da oraya katmak gerekir. Ben israftan yana değilim.” Anladığım kadarıyla Başbakan bu konuda iyi ve doğru bilgilendirilmemiş. İzin verirlerse ben bunu yapayım. AKM bugün Türkiye’nin opera ve bale oynanabilen tek binası. Bir ikincisi yok. O nedenle de bugün Türkiye’de opera ve bale dünya standartlarına uygun şekilde “icra” edilemiyor. Örneğin Aida, Macbeth, Nabucco gibi büyük prodüksiyonlar oynanamıyor. Çünkü bu niteliklere sahip tek salonumuz olan AKM iki yıla yakın zamandır kaderine terk edilmiş bekliyor. Bilmem Başbakan bunu biliyor mu? 76


Bilmem kendilerine 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti ilan edilen İstanbul’da ancak küçük operaların sahneye konulabildiği, klasik balelerin hiç sergilenemediği söylendi mi? Bilmem İstanbul’un ve Türkiye’nin sanatsal etkinlik karnesinin son derece zayıf olduğu gerçeği Başbakan’a anlatıldı mı? Başbakan’ın bu utanç verici durumdan haberi var mı? Biraz da “Yıkalım” dediği AKM ile ilgili bugün gelinen hukuki durum hakkında bilgi sunalım. Biliyorum bunları okumaya zamanı yok Başbakan’ın ama belki basın danışmanlarından biri okur da kendilerine bilgi verir. Efendim, 1999 yılında Birinci Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu (Biliyorum Başbakan bu kurullardan nefret ediyor) AKM’yi korunması gereken yapı olarak tescil etti. Bu karar nedeniyle AKM’yi değil yıkmak, özelliğini bile bozamazsınız. 2007 yılında, yani AKP iktidarının AKM’yi yıkma söylentilerinin çıktığı günlerde bu kez İkinci Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, Birinci Kurul’un aldığı kararı onayladı. İkinci Kurul da AKM’nin yıkılamayacak, özelliklerine dokunulamayacak bir yapı olduğunu ikinci kez tescil etmiş oldu. Bu kararlardan sonra Başbakan’ın sürekli vurguladığı gibi bir hukuk devleti olan Türkiye’de AKM’yi yıkmanız mümkün değildir.

77


Sadece yapının özelliklerini ve ruhunu koruyarak restorasyon yapabilirsiniz. Bugün AKM mahkemelik. Dokuzuncu İdare Mahkemesi onarım için hazırlanan projenin yürütmesini durdurdu. Gerekçe, projenin binanın özgün yapısını, ruhunu yok etmesi. Şu anda yargılama sürüyor. Kültür Bakanlığı ile davayı açan Kültür Sanat Sendikası arasında projenin düzeltilmesi konusunda pazarlıklar sürüyor. Anlaşma olursa mahkemeden vazgeçilecek ve onarım başlayacak. Ama işte tam bu noktada Başbakan çıkıp Kültür Bakanı’na “Binaya hiç dokunma, öyle kalsın” diyor. Diyor ama iktidarın başından beri amacı belli. Bir formül bulunup binayı yıkmak, yerine yeni bir merkez yapmak. Artık kültür merkezi mi olur, yoksa konferans salonları da olan bir başka merkez mi olur onu Tanrı bilir. Belki bir kenara da bir cami kondurulur. Tufan TÜRENÇ 13 Kasım 2009 Hürriyet 78


BAŞBAKAN ÜTOPİK KONUŞUYOR Uzun zamandır sık sık İstanbul Taksim'deki Atatürk Kültür Merkezi'yle ilgili yazılar kaleme alan Hıncal Uluç, dün Sabah gazetesindeki köşesinde, konuyla ilgili olarak Başabakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisini aradığını yazdı. Başbakan'ın kendisine çok "çılgın" bir projeden bahsettiğini ancak bu projeyi şimdilik yazmyacağını söyleyen Uluç, Erdoğan'ın kendisine AKM ile ilgili projeyi de anlattığını ifade etti. Erdoğan, AKM binasının yıkılacağını, trafiğin tamamen yer altına alınacağını ve yeni binanın iki sene içersinde bitirileceğini söylüyor. Hıncal Uluç'un aktarımıyla Başbakan'ın sözleri şu şekilde: 'AKM BİNASI YIKILACAK' "İstanbul Belediye Başkanı olduğum günden beri içimde olan, içimde kalan bir proje var. Onu işleme koyacağız. Taksim Meydanı'nda trafik yer altına alınacak. Bu meydan eski Taksim Gezisi gibi tamamen yayalara açılacak. Çok yetersiz AKM binası yıkılacak. Mevcut oto park da yer altına ineceğinden, o arsa da, bina arsasına eklenecek ve bir mimari yarışma ile İstanbul'a, o Taksim Meydanı ile bütünleşmiş, kent simgesi bir Atatürk Kültür Merkezi yapılacak. Sadece temsil geceleri kapı açan değil, 24 saat canlı olan bir Merkez.. Şimdi bu planı gerçekleştirmek için kolları sıvamışken, mevcut binaya 'Tadilat' diye, 70 trilyon (Yani yeni lira ile milyon) yatırmanın âlemi yok.. Kazmayı vurduğumuz anda, iki yılda kapıları açarız." 'AB MÜKTESEBATINA AYKIRI' Konuyla ilgili olarak görüşlerini aldığımız TMMOB Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhçun ise AKM'nin 1. Grup Tescilli Kültür

79


Varlığı olduğu için yıkılamayacağını ifade etti. Muhçu, "Başbakan’ın açıklamaları kendi Bakanlığının faaliyetleriyle çelişiyor. Bugün kamu kuruluşlarına düşen görev AKM’nin onaylı restorasyonunu bir an önce gerçekleştirmektir. Bunun dışındaki çabalar ulusal ve uluslar arası kültür varlıklarının korunması hukukuna, AB Müktesebatına, UNESCO kararlarına aykırıdır. Bu nedenle artık AKM’yi yıkma çabalarının kamuoyu gündeminden düşmesi gerekmektedir" dedi. ‘Tüm bunlar oyalama taktiği’ Kültür Sanat Sendikası Genel Başkanı Yavuz Demirkaya da Başbakan'ın kafasındaki projenin uygulanamaz olduğunu söyledi. Demirkaya, "Başbakan’ın açıklamalarını bir ütopya olarak görüyorum. Mevcut mevzuatlar ve SİT alanlarını korumaya ilişkin kanunlar açısından bu projenin gerçekleşmesi mümkün değildir. Yapabilselerdi iki buçuk yıldır AKM’yi yaparlardı.Yapamadık demek istemiyorlar, bunun yerine ‘daha büyük projelerimiz var, bizi sıkıştırmayın, iki üç yıl daha zaman verin’ diyorlar. Söylediklerinin inandırıcı olmadığını, tüm bunların bir kamuoyunu oyalama taktiği olduğunu düşünüyorum. Samimi olsalardı AKM 70 defa bitmişti. İktidarda benim istediğim gibi olmayacaksa hiç olmasın mantığı var. Tüm bu olanları sanatı İstanbul’un göbeğinden uzaklaştırma, unutma çabası olarak değerlendiriyorum. Bu böyle olmasa, Tophane’deki gibi saldırılar da yaşanmazdı" 24.09.2010 Birgün Gazetesi

80


BASIN AÇIKLAMASI Atatürk Kültür Merkezi Haziran 2008 tarihinden itibaren yaklaşık iki yılı aşkın bir süredir “tadilat yapılacağı” gerekçesiyle kapalı bulunmaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından bu nedenle sanat faaliyetlerine ara verdirilmiştir. Bu süreçte, kentsel sit alanında kalan ve 1. grup tescilli bina olan Atatürk Kültür Merkezi ’nin 2863 sayılı yasa, yönetmelik, yönerge, ilke kararları ve kararların devamlılığı ilkelerine aykırı olarak 24.12.2008 gün ve 2268 sayılı kararla Koruma Bölge Kurulu tarafından onaylanan avan projenin iptal edilmesi amacıyla Kültür Sanat Sen tarafından açılan davada; İstanbul 9. İdare Mahkemesi bilirkişi incelemesi sonucunda Atatürk Kültür Merkezinin yıkım ve tadilat çalışmalarını yasaya ve mevzuata aykırı bularak iptal etmiştir. Bu süre içerisinde yapılan tadilat ve onarım çalışmaları sonucunda Atatürk Kültür Merkezi tahrip olmuş ve kullanılamaz durumda bırakılmıştır. Bunun sonucu olarak söz konusu yerde sanat çalışmaları icra edilemez hale gelmiş ve sanat çalışmalarının yapılması için İstanbulun çeşitli yerlerinde kiralık mekanlar tutularak ayrıca kamu zarara uğratılmıştır. Bunun yanı sıra Atataürk Kültür Merkezinin kapalı olması nedeniyle İstanbul halkı Opera , Bale , Tiyatro , Koro, Topluluklar ve Orkestra temsillerinden yoksun kalmıştır. 2863 sayılı yasanın 10. Maddesi gereği Kültür ve Turizm Bakanlığı bizzat kendi idaresinde olan tescilli yapının korunmasına ilişkin tedbirleri almakla sorumlu olduğundan yapılan 81


onarım işinde denetim görevini yerine getirmemiş ve yasa hükümlerini ihlal etmiştir. Atatürk Kültür Merkezi tadilatı ile ilgili anılan iptal kararından sonra Bakanlık tarafından söz konusu projenin revize edildiği yapının tamiri ve tadilatı için yeni projelerin hazırlanarak Bakanlıkça onaylandığı ve 05.05.2010 tarihinde İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansına gönderildiği bilinmektedir. Ancak ajans süresinin 31.12.2010 tarihinde sona ereceğini belirterek bu bahane ile tadilat için gerekli olan ödeneği sağlamamakta ve henüz görev süresi dolmamasına rağmen bu yasal sorumluluğu yerine getirmemektedir. Tahrip olmuş ve kullanılamaz hale gelmiş olan Atatürk Kültür Merkezi’nin koruma ilkelerine uygun olarak onarımının bir an önce yapılıp, kültür ve sanat etkinlikleriyle İstanbul halkının hizmetine açılması gerekmektedir. Halen yürürlükte olan yasal düzenlemelere göre bu onarım için kaynak aktarmakla görevlendirilmiş olan bir tüzel kişiliğin kaynak aktarmamasının yasal bir dayanağının olması gerekir. Henüz yasal süresi dolmadan Ajansın bunu ileri sürerek bu görevi yerine getirmekten kaçınması keyfi bir karardır.

Yukarıda anılan gerekçelerle bizler demokratik kitle örgütleri ve meslek kuruluşları olarak; iki yılı aşkın bir süredir binanın onarımının yasalara ve koruma ilkelerine uygun bir şekilde bir an önce yapılması ve İstanbul halkının yeniden AKM’de kültür ve sanatla buluşması amacıyla vermekte olduğumuz mücadelenin devamı olarak, Atatürk Kültür Merkezi onarı82


mında ihmali ve kusuru olanlar hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuyoruz…

Kamuoyumuza saygıyla duyurulur. 22 Temmuz 2010 Kültür Sanat-Sen TMMOB Mimarlar Odası TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi TMMOB İl Koordinasyon Kurulu TOBAV TOMEB İstanbul Kültür Forumu Özerk Sanat Konseyi Nazım Hikmet Kültür Merkezi Türkiye Yazarlar Sendikası Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Türkiye Tiyatrolar Birliği Haber Sen Pen Yazarlar Derneği Heykeltraşlar Derneği Sinema Emekçileri Sendikası Sinema Eserleri Meslek Birliği Senaryo Yazarları Derneği Kemal Türkler Eğitim ve Kültür Vakfı

83


84


85


86


87


İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

MÜŞTEKİ sı

: Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendika-

SANIKLAR

:1- Kültür ve Turizm Bakanlığı Yetkilileri 2- İstanbul 2010 Avrupa Kültür Ajansı Yetkilileri

SUÇ : 2863 sayılı Yasa ile 5706 sayılı Yasaya aykırılık ve Görevi İhmal

AÇIKLAMALAR:

İstanbul Beyoğlu Gümüşsuyu Mahallesi 79 pafta, 750 ada, 104 parselde bulunan İstanbul Atatürk Kültür Merkezi, İstanbul I Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 07.07.1993 tarih 4720 sayılı kararıyla, Beyoğlu kentsel sit alanı içersinde yer almaktadır. Aynı Kurulun 06.01.1999 gün 10521 sayılı kararıyla Atatürk Kültür Merkezi korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilmiştir. İstanbul II Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 30.10.2007 gün 1344 sayılı kararıyla da koruma grubu 1. grup olarak belirlenmiştir. 88


Kentsel sit alanında kalan ve 1. grup olarak tescilli Atatürk Kültür Merkezi’nin 2863 sayılı yasa, yönetmelik, yönerge, ilke kararları ve kararların devamlılığı ilkelerine aykırı olarak koruma kurulu üyeleri; rölövesi 06.12.2006 gün 689 sayılı kararla onaylı yapıda, rölövesine genel hatlarıyla uyan(bir iki değişiklik hariç) avan projeyi 14.05.2008 gün 1783 sayılı kararla onayladıktan sonra uygulama projelerini istemiş, ancak 24.12.2008 gün 2268 sayılı kararla yapının rölövesine göre çok farklı bir avan proje onaylamıştır. Koruma Kurulu’nun 24.12.2008 gün 2268 sayılı bu kararının iptali için açılan davada, İstanbul 9. İdare Mahkemesi 2009 /79 E. 2009 /2088 K. sayılı dosyasında yaptırmış olduğu bilirkişi incelemesi sonucunda Atatürk Kültür Merkezinin yıkım ve tadilat çalışmalarını yasaya ve mevzuata aykırı bularak iptal etmiştir. (EK 1: İstanbul 9. İdare Mahkemesi’nin 2009 /79 E. 2009 /2088 K. sayılı kararı) Bu iptal kararına esas alınan bilirkişi raporunda; Atatürk Kültür Merkezinde Koruma Kurulu’nun onayladığı avan proje tadilatının yasaya ve mevzuata aykırılıklarına ilişkin şu tespitler yapılmıştır: “Duvar, döşeme ve kolonlarda büyük tahribatlar yapılmıştır. Büyük salonun döşemelerinin koltuklar ve ahşap duvar kaplamalarının gerekli koruma kararı olmadan söküldüğü saptanmıştır. Söz konusu avan proje tadilatının; yapının 1. grup korunması gerekli yapı (kültür varlığı) olması göz önüne alınarak, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun 05.11.1999 tarih ve 660 sayılı “Taşınmaz Kültür Varlıklarının Gruplandırılması, Bakım ve Onarımları” ile ilgili ilke kararı, ayrıca Bayındırlık ve İskan Bakanlığının Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yapının bakım, onarım ve yenileme çalışmaları için verdiği telif hakkının şartları incelendiğinde, uygun değildir. 89


Cumhuriyetin ve modernizmin hâkim düşünce yapısı doğrultusunda kültür ve sanat faaliyetlerinin önemli bir odağı ve sembolü olan Atatürk Kültür Merkezi’nin sosyo-kültürel ve tarihsel kimliğini oluşturan mekânsal, biçimsel ve yapısal özelliklerinin, söz konusu avan proje tadilatı ile değişmiş, yapının genel karakterinde değişikliğe yol açan ve özgün yapısını bozan önerilerin yapılmış, avan proje tadilatında özgün mekânsal kurgu, plan özelliği, malzeme özellikleri göz ardı edilmiştir. Korunması gereken en önemli değer olan “özgünlük değeri”; biçim ve tasarım, malzeme ve doku, kullanım ve işlev, gelenekler ve teknikler, yer ve konum, ruh ve duygudan oluşmakta olup, kültür varlığının kimliğini oluşturur, dolayısıyla koruma yaklaşımının vazgeçilmezi ve varlık nedenidir. Söz konusu kültür varlığının yapılacak esaslı onarımında kütle ve kontur özelliği, cephe özelliği ve plan kurgusuna zarar vermeden, yapı için çok gerekli olan mekanik ve tesisat açısından çağdaş sistemlerin yapıya uyarlanıp, gerekli yalıtım ve detay hatalarının da giderilerek yapının döneminin özellikleri, mimari kimliğini ve özgünlüğünü bozmadan onarımının yapılması gerekir. Koruma Kurulu’nun kararı, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüklerinin Çalışma Esaslarına İlişkin Yönergenin (30.06.2006 tarih, 306448 sayılı Bakanlık onaylı) “Kararlara ilişkin esaslar” başlıklı 8(e) maddesinde yer alan “Karar benzer konularla ve varsa daha önce alınmış Koruma Bölge Kurulu ve yargı kararlarıyla çelişki göstermez, kendi içinde bütünlük sağlar” kuralına uygun değildir. Sonuç olarak kentsel sit alanında kalan 1. grup kültür varlığı olarak tescilli “Atatürk Kültür Merkezi” olarak adlandırılan yapının, önerilen avan proje tadilatı ile günümüze ulaşmış sosyo-kültürel, tarihi kimliğini oluşturan mekânsal, biçimsel, yapısal özellikleri ile 90


çevre içindeki özgün konumu korunmamıştır ve bu durum ilgili mevzuat hükümleri ile ilke kararlarına uygun değildir.”

Yapılan onarım ve tadilat çalışmaları sonucunda Atatürk Kültür Merkezi tahrip olmuş ve kullanılamaz durumda bırakılmıştır. Bunun sonucu olarak da, söz konusu yerde sanat çalışmaları icra edilemez hale gelmiş ve sanat çalışmalarının yapılması için İstanbul’un çeşitli yerlerinde kiralık mekânlar tutularak devlet hiçbir lüzum yokken zarara uğratılmıştır. Bunun yanında Atatürk Kültür Merkezi’nin yapılan yıkım sebebiyle kapalı olması nedeniyle İstanbul halkı opera, bale, tiyatro, koro, topluluk, orkestra ve benzeri sanatsal etkinliklerden yoksun kalmıştır.

1-/ 2863 sayılı Yasanın 10. maddesinin “Her kimin mülkiyetinde veya idaresinde olursa olsun, taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almak, aldırmak ve bunların her türlü denetimini yapmak (Ek ibare: 5226 14.7.2004 / m.4) "veya kamu kurum ve kuruluşları ile belediyeler ve valiliklere yaptırmak" Kültür ve Turizm Bakanlığına aittir.” hükmü ve 4848 sayılı Kanunun 2. maddesi ile Bakanlığa verilen tarihi ve kültürel varlıkların korunması ve denetimi görevi yerine getirilmeyerek Bakanlığın idaresinde olan tescilli Atatürk Kültür Merkezi binası yapılan bu onarım işlemi ile tahrip olmuştur. Öte yandan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı; 5706 sayılı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Ajansı Hakkında Kanun’un 11. maddesinin “(1) Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinden, Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermayesinden, 5/12/1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 44 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki özel hesaptan, İstanbul İl Özel İdaresi büt91


çesinden, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bütçesinden, Başbakanlık Tanıtma Fonundan ve Koordinasyon Kurulu tarafından kararlaştırılacak miktarda bu Kanunun 12 nci maddesi uyarınca açılan özel hesaptan aktarılacak ödenekler, her yıl Ocak ayı sonuna kadar Kültür ve Turizm Bakanlığı adına bir ulusal bankada açılacak özel hesaba bu Kanun kapsamında harcanmak üzere yatırılır. Bakanlık bu hesaptan aşağıdaki işleri yaptırır: a) İstanbul ili Beyoğlu ilçesi Gümüşsuyu mahallesi 750 ada 104 parseldeki Atatürk Kültür Merkezinin bulunduğu bu parsel ile İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait 105 numaralı parsel ve eklenebilecek diğer belediye ve Hazine arazilerinden oluşacak alanda yeni Atatürk Kültür Merkezi binalarının ve müştemilatının Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu kararı ve görüşleri doğrultusunda projesi ve inşaatının yapım işleri. b) İstanbul ili Eyüp ilçesi 268 ada 17 parseldeki Rami Kışlası olarak kullanılan alanda, İstanbul Kütüphanesi ve Kültür Merkezi binalarının ve müştemilatının röleve, restorasyon ve her türlü projesi ile inşaatının yapım işleri. c) İstanbul ili Şişli ilçesi Ayazağa mahallesi 3 pafta 2 ada 38 parselde mevcut kültür merkezi inşaatının her türlü proje ve yapım işleri. (2) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığınca belirlenir.” hükmüne göre Bakanlık Atatürk Kültür Merkezi’nin onarımı işini yapmakla sorumlu tutulmuştur. Ancak yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, bu onarım işi koruma mevzuatına aykırı olarak yapılmış ve tescilli yapı tahrip olmuştur. Bizzat kendi idaresinde olan tescilli yapının korunmasına ilişkin tedbirleri almaktan sorumlu olan Kültür ve Turizm Bakanlığı bu Kanun kapsamında yapılan 92


onarım işinde denetim görevini yerine getirmemiş ve anılan Yasa hükümlerini ihlal etmiştir. 2-/ Yukarıda anılan iptal kararından sonra, söz konusu projelerin revize edildiği, yapının tamiri ve tadilatı için yeni projelerin hazırlanarak Bakanlıkça onaylandığı ve 05.05.2010 tarihinde İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’na gönderildiği Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ekli yazısıyla öğrenilmiştir. (EK 2: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürlüğü’nün 25.06.2010 tarih ve 135138 sayılı yazısı)

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, 5706 sayılı Kanunun yukarıda anılan 11. madde hükmüne göre yeni projenin uygulanması için kaynak aktarma görevi bulunmasına karşın, 29.06.2010 tarih ve 253-762 sayılı yazılarından da anlaşılacağı üzere, (EK 3) Ajansın süresinin 31.12.2010 tarihinde sona ereceği belirtilerek bu görevi yerine getirmeyi ihmal etmektedir.

Oysa yukarıda anılan Yasa hükmüne göre; proje ve uygulama giderlerinin karşılanması yani AKM’nin onarımı ve bu onarım için gerekli olan ödeneğin sağlanması İstanbul 2010 Avrupa Kültür Ajansı’nın sorumluluğundadır. Ancak Ajans henüz görev süresi dolmadığı halde, Yasayla kendisine verilmiş olan bu görevi yerine getirmemektedir.

Yukarıda da belirtildiği üzere, tahrip olmuş ve kullanılamaz vaziyette olan Atatürk Kültür Merkezi’nin koruma ilkelerine uygun olarak onarımının bir önce yapılıp, kültür ve sanat etkinlikleriyle İstanbul halkının hizmetine kavuşması gerekmektedir. Halen yü93


rürlükte olan yasal düzenlemelere göre bu onarım için kaynak aktarmakla görevlendirilmiş olan bir tüzel kişiliğin kaynak aktarmamasının yasal bir dayanağının olması gerekir. Ancak henüz yasal süresi dolmadan Ajansın bunu ileri sürerek bu görevi yerine getirmekten kaçınması keyfi bir karardır.

Bu nedenlerle sanıklar hakkında TCK’nın 257. maddesine göre kamu davası açılmasını talep etmek zorunlu olmuştur.

SONUÇ ve İSTEM

: Yukarıda izah etmeye çalıştığımız ve resen gözetilecek nedenlerle sanıkların eylemlerine uyan Yasa hükümlere göre cezalandırılmaları için haklarında kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. 22/07/2010

94


95


96


İSTANBUL ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ OLAYININ İÇ YÜZÜ  

İSTANBUL ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ OLAYININ İÇYÜZÜ