Page 1

41

SAYI

YASAM

6

YIL

KASIM-ARALIK 2012

İSTANBUL SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI İKİ AYLIK YAYINI

DİKKAT! İNTERNET ESİR ALABİLİR

 DOSYA: TÜRKİYE EKONOMİSİ NEREYE GİDİYOR?  PROF. DR. SIDIKA KURUL İLE SÖYLEŞİ  FARUK TÜRKOĞLU: 39 YAŞINDAN SONRA GAZETECİ OLDU  BAŞARI HIRSINA YENİK DÜŞMEYİN  AKTİF, DİNAMİK, HEYECANLI BİR MESLEK MENSUBU  OYUNCU YEŞİM CEREN BOZOĞLU HAYALLERİNİ ANLATTI


ZİRVEDEKİLER

Kanserin neden arttığını bilmiyoruz

Türkiye’de kanserli hasta sayısına her yıl 150 bin yeni kişi ekleniyor. Kanser konusunda toplumu bilinçlendirmeyi amaçlayan Türkiye Onkoloji Vakfı’nın (TOV) Başkanı Prof. Dr. Sıdıka Kurul, Türkiye’de sık görülen kanserlerin sigara kullanımıyla doğrudan ilgisi bulunduğunu belirtiyor. Kurul, erkeklerde en çok akciğer kanseri kadınlarda ise meme kanseri görüldüğünü söylüyor.

10  İSMMMO YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR Türkiye’de insanların son dönemde en çok korktuğu hastalıklardan biri kanser. Kanser hastası sayısı dünyada olduğu gibi Türkiye’de hızla artıyor. Ülkemizde kanserli hasta sayısına her yıl 150 bin kişi ekleniyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, görülme sıklığı açısından bölgeler arasında fark bulunmuyor. Ölüm nedenleri arasında da kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci sırada yer alıyor. Kanser türleri cinsiyete göre farklılık gösteriyor. Kadınlarda en çok meme kanseri görülürken, erkeklerde akciğer kanseri yaygın. Uzmanlara göre, Türkiye kanser tedavisinde altyapı, bilgi birikimi ve insan gücü olarak pek çok ülkeye

göre de iyi durumda bulunuyor. Kanserin tam nedeni bilinmese de sigara ve aşırı güneş ışınları kanseri çağıran iki etken. Türkiye’de kanser konusunda toplumu bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışması yapan pek çok dernek ve vakıf bulunuyor. Bunlardan biri de Türkiye Onkoloji Vakfı (TOV). 1990 yılında kurulan vakıf, kanserden korunma, erken tanı ve tedavi konusunda halkı ve sağlık çalışanlarını bilinçlendirmeyi ve bilgilendirmeyi hedefliyor. TOV Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sıdıka Kurul, Türkiye’de kanserli hasta sayısının dünyaya paralel oranda arttığını söylüyor. Kurul, “Kanserde ülke genelinde artış var ama neye bağlı olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Hasta kayıtlarının düzgün

KASIM-ARALIK 2012


KASIM-ARALIK 2012

ta bakılıyor. Kanser hastalığının Türkiye’deki son durumuyla ilgili bilgi verir misiniz? Türkiye’de kanserli hasta sayısında artış var ama bunun nedenini tam bilmiyoruz. İstatistikler tutulmaya başladığı için de olabilir. Türkiye’deki kanserlerin sigara kullanımıyla doğrudan ilgisi var. En sık rastlanan kanser türü akciğer. Bu da doğrudan sigarayla ilgili ve tabii yoğun hava kirliliğini de unutmamak gerekiyor. Sağlık Bakanlığı’nın 2009 istatistiklerine göre Türkiye’de ölüm nedeni olarak birinci sırada kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları var. İkinci sırada ise yüzde 21 oranında kansere bağlı ölümler geliyor. Dünyada da durum aynı. Kanser ölüm nedeni olarak ikinci sırada. Kadın-

TEDAVİDE İLERİDEYİZ -Türkiye’yi kanser tedavisinde diğer ülkelerle karşılaştırır mısınız? Türkiye’de kanser tedavisi çevremizdeki bütün ülkelerden ileri. Avrupa’yla yarışacak düzeyde; makine alt yapımız mükemmel. İnsan işgücü çok iyi. Yurtdışından çok sayıda kanser hastası tedavi için ülkemizi tercih ediyor. Türkiye sağlık alanında da cazibe merkezi olma yolunda. Ülkemizde kanser tedavisi için çok merkez var. Kanserin tedavisi multidisipliner yani işin içine cerrahi, radyoterapi, kemoterapi giriyor. Hastanın yönetimi denilen olay var. Hastanın tedavi öncesi yönetimi önemli. Teşhisi koyduktan sonra, resme göre hastanın tedavisi planlanmalı. Bu planlama aşamasında iyi radyologa da ihtiyaç var. Hastadan alınan parçayı iyi yorumlayacak patologa da. İyi bir cerrahi ekibe de. Kimi zaman kanser ameliyatında 5-6 ayrı branştan uzman ameliyata giriyoruz. İyi tedavi de ekiplerle mümkün; kısacası kanser tedavisi ekip işi.

ZİRVEDEKİLER

tutulmaya başlanması, sağlıklı istatistik değerlendirmeler ve doktora ulaşımın artması da kanser sayısında hızlı artış varmış gibi görünmesine neden olabilir. Türkiye’de kanserin sigara kullanımıyla doğrudan ilgisi var. Akciğer kanseri en sık rastlanan yaygın görülen türü” diyor. Türkiye’de kanser tedavisinin pek çok ülkeden ileride olduğunu da vurgulayan Prof. Kurul’la Türkiye’de kanser gerçeğini, vakıf faaliyetlerini, sağlık sistemini konuştuk. Öncelikle vakfın kuruluşuyla ilgili bilgi alabilir miyiz? Türk Onkoloji Vakfı, 1990 yılında kuruldu. Ben de on yıldır başkanlık yapıyorum. Kurucuları başta Prof. Dr. Nejat Bilge olmak üzere İstanbul Üniversitesi (Çapa) Onkoloji Enstitüsü öğretim üyeleri ve bir grup hayırsever işadamı. İlk dönemlerde Çapa Onkoloji Enstitüsü’ne yardım ön plandaydı. Üniversitede, Çapa Onkoloji’de laboratuvar kurulmasına tam destek verdi. Araştırma ve araştırmacıları destekledi. O zamanki yönetim ileri evre kanser hastaları için hastane benzeri yataklı hasta bakım evi kurma yoluna gitti. İstanbul Yeniköy’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ve hayırseverlerin katkısıyla Onkoloji Hastalarına Destek Bakımevi hayata geçirildi. Tedaviye cevap vermeyen kanser hastalarına tıbbi destek verilecekti. Birkaç yıl hizmet devam ettirildi ama sosyal güvenlik kurumları burayı hastane olarak kabul etmedi. Belki böyle bir oluşum için biraz erkendi. Faaliyetlere son verildi. Bina yeniden düzenlendi ve tıp merkezi olarak çalışmaya başladı. Değişen yasalar nedeniyle de Çapa Onkoloji ile vakfın ilişkisi koptu. Vakıf tüm ağırlığını tıp merkezine verdi. Kocabıyık ailesi ve diğer hayırseverlerin destekleriyle TOV Nurhan Kocabıyık Yeniköy Tıp Merkezi kuruldu. Her branştan 65 bin civarında has-

İSMMMO YAŞAM  11


ZİRVEDEKİLER

KANSER HASTALARINA AŞIK OLDUM! -Neden onkoloji alanını seçtiniz? Aslında kimya mühendisi olmak istiyordum. Tesadüfen tıp fakültesine girdim. Üçüncü sınıfta cerrah olmaya karar verdim. Genel cerrahide asistanlığı başladım. İdealim göğüs, kalp ve damar cerrahisiydi. Ama şartlar plastik cerrahiyi sevdirdi. Bu dönemde 12 Eylül 1980 ihtilali oldu, hem yeni YÖK hem de mecburi hizmet yasası çıkmıştı. Mecburi hizmeti seçerek Vakıf Gureba Hastanesi’ne geçtim. Plastik cerrahi uzmanı olarak çalıştım. Çok verimli, heyecan dolu beş yıl geçti. Sonra hastane yönetiminin değişmesi ile çalışma şartlarında da bazı değişimler ortaya çıktı. Bir ara İ.Ü. Onkoloji Enstitüsü’nde çalışan arkadaşlarımı ziyaret için uğradım. Kanser hastalarına müdahale için ameliyathane kurulmuştu. Planlamadığım halde Çapa Onkoloji Enstitüsü’nde çalışmaya başladım. Bir deyimle kanser hastalarına aşık oldum. Kanser hastaları kişisel depremlerini yaşıyorlar. Kendilerini yalnız hissediyorlar ve yüzünüzden, mimiklerinizden her şeyinizden anlam ve umut çıkarmaya çalışıyorlar. 1989’dan beri Onkoloji Enstitüsü’ndeyim. Psiko onkolojiyle çok ilgilendim. Meme kanseri nedeniyle ameliyat olan hastaların başlarına gelebilecek her şeyi biliyorum. Yayınlara ve bilgilerimi de paylaşmaya devam ediyorum. Kısacası kanser tedavisinde ciddi bir ulusal yol haritasına sahip olma zamanı diye düşünüyorum.

12  İSMMMO YAŞAM

larda meme, erkeklerde ise solunum sistemi ve akciğer kanseri birinci sırada. Kadınlarda ikinci en çok görülen kanser türü rahim kanseri. Ancak şunu anlamak gerekir ki kanser teşhisi konan herkes ölmüyor. Çoğunda hastalık kontrol altına alınabiliyor. Kanserde erken teşhis anahtar kelime sanırım... Kanserde erken teşhis çok önemli. Pek çok kanser erken teşhiste tedavi edilebilir durumda. Doğru tedavi planlaması çok önemli. Günümüzde kansere karşı elimizde üç silah var. Cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi. Bunların doğru zamanda, doğru yerde ve doğru kişiler tarafından kullanılması gerekiyor. Tedavi sürecinde bu enstrümanlar doğru kullanılırsa hastalığı kontrol altına alma ihtimali yükselir. Erken teşhis önemli diyoruz ama her kanser türünü erken teşhis etmek kolay değil. Kişinin kendi kendinin doktoru olması gerekiyor. İnsan kendi bedenindeki değişiklikleri fark etmeli. Beden fonksiyonlarında ve alışkanlıklarındaki değişikliklerin üzerine gitmelidir. Erken teşhis anahtar sözcük. Kansere yakalanmamak için kişilerin alabileceği önlemler var mı? Dünyada kanser yaptığı bilinen iki unsur var. Bunlar sigara ve güneş ışınları. Sağlık Bakanlığı yerinde bir projeyle sigaraya karşı mücadele başlattı. Türkiye’de sigaraya bağlı kanserlerin sayısının gelecek yıllarda azalmasını bekliyoruz. Bakanlık rakamlarına göre, Türkiye’de her yıl 150 bin yeni kanser olgusu yaşanıyor. Yine Bakanlık verilerine göre bölge ve şehirler arasında kanser sıklığı konusunda belirgin fark yok. Ancak hava kirliliğini göz ardı etmemek gerekiyor. Bilinçsiz güneşlenme, çocuklukta güneş yanığı geçirme, uzun süre güneş ışınlarına maruz kalmak da deri kanserine neden oluyor. Güneş ışınları çok önemli mutlaka güneşlenmek gerekiyor. Ama bilinçli güneşlenmek lazım. Bunların dışında mesleğe ve bölgeye bağlı kanser nedenleri olabiliyor. İşyeri ve çalışma güvenliği de sağlanırsa bu vakalar önlenebilir. Çevresel faktörlerin hastalık oluşumuna katkısı nedir? Çevre faktörleri, pek çok hastalıkta olduğu gibi kanserin de nedenleri arasında yer alıyor. Trafikten kaynaklanan egzos gazları, toz duman, inorganik çöpler, toksik atıklar, tarımda kullanılan böcek öldürücüler kısaca hava, toprak ve suyun kirlenmesi. Çevre konusunda ciddi çalışmalar yapılması ve önlemler alınması gerekiyor. Doğaya zarar vermeme ve hastalıkları önleme adına bu çok önemli. Yemek ve gıdalara dikkat etmek de kanser de korunmada etkili. Sağlıklı olmak için sigara içmemek, fizik aktivite (egzersiz,beden hareketi) yapmak, bilinçli güneşlenmek, beslenmek ve kilo kontrolü gerekiyor. Çeşitli beslenmek önemli. Gıdaların pişirme şekilleri de önemli. Kızartma yerine haşlamak ya da hazır soslar kullanmamak gerekiyor. Beslenme tek etken değil ama başka faktörlerle bir araya gelince kanser ortaya çıkabiliyor. Fast food, hazır gıda ve hazır sos ağırlıklı beslenme hastalıklarda çok etkili. Kanser tedavisi konusunda gelişmeler ne durumda. Bilim

KASIM-ARALIK 2012


PROF. DR. KURUL KİMDİR? Prof. Dr. Sıdıka Kurul 1950 yılında Zonguldak’ta doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini İstanbul’da yaptı. 1973 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakülte’sinden mezun oldu. Aynı fakültenin genel cerrahi ve plastik cerrahi kliniklerinde ihtisaslarını yaparak 1980 yılında genel cerrah, 1983 yılında plastik cerrah unvanlarını aldı. 1983-1988 yılları arasında Vakıf Gureba Hastanesi’nde zorunlu hizmetini yaptı. 1989 yılında plastik cerrahi doçenti, 1995 yılında plastik cerrahi profesörü oldu. Prof. Dr. Sıdıka Kurul’un ulusal ve uluslararası dergilerde 100 yayını, ulusal ve uluslararası toplantılarda 95 tebliği var. Dr. Kurul, Avrupa ve ABD’de değişik kliniklerde ziyaretçi doktor olarak bulundu, uluslararası kurslara katıldı. Kurul’un genel estetik ve plastik cerrahi uygulamaları yanında meme ve karın estetiği ve liposuction gibi vücut şekillendirme ameliyatlarına ve onkolojik plastik cerrahiye özel ilgisi var. Prof. Dr. Sıdıka Kurul İstanbul Üniversitesi’ndeki idari görevleri yanında değişik dergilerde yayın kurulu üyeliği, Türk Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği, Onkoloji Derneği, Türk Onkoloji Vakfı gibi kuruluşlarda yönetim kurulu görevini sürdürüyor. Balkan Onkoloji Birliği’nin kurucu üyesi, European Society of Surgical Oncology ve International Confederation for Plastic, Reconstructive and Aesthetic Surgery üyesidir. Kurul halen İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’nde plastik cerrahi profesörü olarak akademik görevini sürdürüyor. Evli ve bir çocuk sahibi.

KASIM-ARALIK 2012

nik hastalığın yönetiminde yanlış kararlara yol açabiliyor. Kanser insanın kişisel depremidir. Ama bunun şiddeti önemli. Hasta ve hasta yakınları hemen ölüme yol açacağını düşünüyorlar. Paniğe kapılmadan soğukkanlılıkla davranılırsa hastalığın yönetimi kolaylaşır. Kanser zor ve bilinmeyen bir hastalık; panik olmak normal değil mi? Panik herhangi bir alanda başarılı olmayı ve bir olayla başa çıkmayı zorlaştıran bir durumdur. Kanser çoğu zaman tedavisi zor ve pahalı bir hastalıktır. Çoğu ülkede sağlık sistemini zorluyor. Sağlıkta, hizmet alanla hizmet verenin karşılıklı güveni, zoru başarmanın anahtarı. Hastanelerde darp olayları bile oluyor anlamakta zorluk çekiyorum ve çok yadırgıyorum. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), Sağlık Bakanlığı,

üniversite ve özel hastanelerden hizmet satın alıyor. Hizmet bedeli değişken ve kimi zaman faturalar kabarık. İnsanların bu hizmetin SGK’ya bir maliyeti olduğunu bilmesi gerekir diye düşünüyorum. Bunu vatandaş para ödesin anlamında söylemiyorum. Sağlık bir kamu hizmetidir, devlet tarafından desteklenmelidir ancak kanserde astronomik boyutlara ulaşabilen tedavi faturaları çoğu ülkeleri maliyet hesabı yapmaya ve hastalık yönetim kılavuzları hazırlamaya zorlamaktadır. Kanser şüphesi olan veya kanser tanısı alan hastanın, telaşlanmadan, paniğe kapılmadan sağlık hizmetine ulaşmasının mümkün olduğuna inanması herkes için çözümü kolaylaştıracaktır.

ZİRVEDEKİLER

adamları kesin çözümü ne zaman bulabilir sizce? Bazı kanserlerin tedavisi bulundu. Artık kanser tedavisinde çok değişik ve hedefe yönelik akıllı ilaçlar var. Ama sisteme ölüm diye bağıran kanser hücresi ile insan bedeni arasındaki ilişki karmaşık ve çok kişiye özel. Her kanserin tam nedeni bilinmiyor, neden bulunduğunda tedavisi de bulunacak. Bir mide kanserinde bile bir sürü alt grup ve neden olabilir. Ama kanser tedavisinde on yıl önceye göre bile çok ciddi aşama kaydedildi. Orta vadede kanser tedavisinde devrim niteliğinde değişim olacağını düşünüyorum. Türkiye’de kanser sözcüğünü duyunca insanlar çok panik oluyorlar. Korku duyulması hastalıktan korkulması çok normal ama pa-

İSMMMO YAŞAM  13


Bir internet bağımlığımız eksikti!

KAPAK

GÜLŞEN KANDEMİR Sabah erkenden kalkar kalkmaz yüzünü bile yıkamadan bilgisayarın düğmesine basıyor… Bilgisayar açılırken aceleyle yüzünü yıkayıp, yatak kıyafetlerini çıkartmadan ekranın başına oturuyor. En az bir-iki saat her gün kahvaltıdan önce bilgisayardaki çiftliği ile ilgileniyor. Annesi kahvaltıya defalarca çağırmasına rağmen mouse’u elinden bırakamıyor. Karnı zil çalmasına rağmen bilgisayarın başından ayrılamıyor. 17 yaşındaki Emre, üniversite sınavında başarısız olduktan sonra adeta hayattan koptu. Artık ne dışarı çıkıyor, ne arkadaşlarıyla görüşüyor. Neredeyse tüm gününü bilgisayar

14  İSMMMO YAŞAM

başında geçiriyor. Annesi ve babası artık ne yapacaklarını bilemez durumdalar… Aslında Emre, Türkiye’deki internet bağımlılarından sadece biri…

SOSYAL İZOLASYON TEHLİKESİ

Teknoloji ve bilimsel gelişmelerin artmasıyla birlikte bilgisayar, internet ve cep telefonları hayatımızın vazgeçilmezi oldu. Evet özellikle internet, günümüzde bilgiye ulaşmanın en kolay yolu… Ancak internet, bilgi ve iletişim kaynağı olmanın ötesinde bazı kişiler için ‘bağımlılığa’ dönüşüyor. Diğer bir deyişle, bazı internet kullanıcıları gerçek dünyada karşılığını bulamadığı tutkuları ve tutsaklığı sanal

Çağımızda interneti kullanmak yemek içmek kadar doğal ama bunun da fazlası bağımlılığa neden oluyor. Günün 20 saatini internet başında bile geçirenler var. Araştırmalar Türkiye’de internet kullanan 100 kişiden 2’sinin bağımlı olduğunu gösteriyor. Ancak korkmayın; alkol ve madde bağımlığı gibi internet bağımlılığının da tedavisi var. Bu tedavilere yalnızca bireyin değil ailenin de katılımı gerekiyor.

dünyada yaşıyorlar. Teknolojinin getirdiği yeni bağımlılıklardan biri olan internet bağımlılığı gittikçe önemli bir problem haline geliyor. BATEM’den (Bağımlılık Tanı ve Tedavi Merkezi) uzman psikolog Alper Aksoy, internetin sosyal iletişimi artıran bir iletişim aracı olduğunu ancak yanlış kullanıldığında sosyal izolasyona neden olabildiğini söylüyor. Aksoy, “İnternet iletişimi kolaylaştırabilir. Ama olumsuz etkileyerek bozabilir de. İnternet ve bilgisayar bağımlılığının çok farklı tiplerini günlük pratikte görüyoruz. Her geçen gün daha da yeni tipler göreceğimiz kesin” diyor. Aksoy’un verdiği bilgiye göre, internet ve bilgisayar bağımlılığına sahip olanları beş

KASIM-ARALIK 2012


grupta toplamak mümkün. Bunlar; sanal-seks meraklıları, arkadaş arayanlar, online kumarbazlar, bilgi bağımlıları ve bilgisayar kurtları. Yeni bilgilere ulaşmak için internette saatlerce sörf yapmak da, sanal kumarhaneler ve alışveriş sitelerinde saatler geçirmek de bağımlılık.

AİLEYİ İHMAL EDİYORLAR

Peki internet ve bilgisayar bağımlılığının belirtileri neler? En başta, bağımlılar bilgisayar başında bu kadar çok zaman geçirmenin yanlış olduğunu bildiği halde kendini durduramıyorlar. Gittikçe de harcadıkları zamanı artırıyorlar. Buna bağlı olarak aile ve arkadaşlarını ihmal ediyor, onlara ayırdıkları zamanı günden güne azaltıyorlar. Bilgisayar başında kendini iyi hisseden bağımlılar, zamanla boşluk hissi yaşıyorlar. Çoğu depresyona giren bağımlılar, bilgisayar başında olmayınca huzursuz ve sinirli oluyorlar. Ancak bu yaşam biçimi nedeniyle hayatlarının kontrolünü kaybediyorlar. Yaptıkları konusunda yalan söyleme, okul başarısının düşmesi, işe zamanla performansının azalması, ailesine karşı sorumluluklarını yerine getirememesi gibi psikososyal işlevlerin bozulmasına neden oluyor.

‘AİLE TEDAVİYE KATILMALI’

KASIM-ARALIK 2012

KAPAK

Türkiye'nin ilk nöropsikiyatri hastanesi olan NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi’nin Yönetim Kurulu Başkanı ve Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, internette geçirilen zaman tek başına bir kriter olmasa da, bağımlı kullanıcıların haftada 40-80 saat arası, bir oturumda ise 20 saatin üzerinde internette zaman harcayabildiklerini söylüyor. Bu sebeple bağımlılar hem uykuya gereken zamanı ayıramıyorlar, hem de ertesi sabah iş/okul ile ilgili sorun yaşıyorlar. Buna ek olarak bilgisayar ekranı başında hareketsiz geçirilen uzun saatler, göz sorunları, bel ağrısı, karpal tünel sendromu gibi bedensel sorunlara da sebep olabiliyor. İnternet bağımlılığı, madde bağımlılığı ile karşılaştırıldığında ise benzer mesleki, ailevi ve akademik sorunlara yol açıyor. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, diğer bağımlılıklarda olduğu gibi internet bağımlılığında da ailenin, kişinin bilgilendirilmesi ve uyarılması bağımlılığın önlenmesinde önemli olduğunu söylüyor. Tarhan, “Tüm ailenin tedaviye katılımı gerekiyor.

İSMMMO YAŞAM  15


Tedavide esas amaç, öncelikle kişinin internet kullanım sebeplerini ortaya çıkararak bu sebepler üzerinde çalışmak, bir yandan da kişinin hayatını programlamak ve internet başında geçireceği zamanı azaltmak için dışsal kontroller geliştirmek” diyor.

KAPAK

8 HAFTALIK PROGRAM

Evet, bilgisayar ve internet bağımlılığı tedavi edilebiliyor. Bunun için bireysel programlar uygulanıyor. Alkol, kumar, madde gibi bağımlılıkların tedavisinde bağımlılığı oluşturan durum genel olarak yasaklanıyor. Ancak artık bilgisayarsız ve internetsiz bir yaşam mümkün olmadığı için, bilgisayar ve internet bağımlılığında bağımlılığı oluşturan durumu tamamıyla yasaklamak çare olmuyor. Bu nedenle, bilgisayar ve internet bağımlılığı tedavisindeki amaç, kişinin bir daha bilgisayar ve internet kullanmaması değil, bilgisayar ve internet kullanımını kontrol etmeyi öğrenmesi… BATEM’den (Bağımlılık Tanı ve Tedavi Merkezi) uzman psikolog Alper Aksoy, “İnternet bağımlılığı

16  İSMMMO YAŞAM

tedavisinde bilişsel davranışçı teknikler kullanıyoruz. Bireysel görüşmeler, bilişsel davranışçı tedavi teknikleri, BATEM tarafından geliştirilen Bilgisayar Kullanımını Kontrol Programı (KOP), ailenin tedaviye katılımı, aile eğitiminden oluşan bir bilgisayar, internet bağımlılığı tedavisi yaklaşımını oluşturuyor... Sekiz haftalık paket program uyguluyoruz. İnternet bağımlılığı tedavisinde kullanılan Bilgisayar Kullanımını

Kontrol Programı, BATEM tarafından özel olarak geliştirilmiş bir bilgisayar programıdır. Bu programda bilgisayar ve internetin kontrollü kullanılabilmesi hedefleniyor” diyor.

DEVLETTE TEDAVİ MÜMKÜN

Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde de geçen yıl İnternet Bağımlılı-


ERKEKLER DAHA ÇOK ŞİDDET OYUNLARI OYNUYOR

Prof. Dr. Nevzat Tarhan (NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı): “Günümüzde teknolojinin yaygınlaşması ile yeni bağımlılıklar görülüyor. İnternet bağımlılığı da bunlardan biri. Her yaşta ve cinsiyette görünen bir rahatsızlık olmasına rağmen diğer bağımlılıklara göre daha erken yaşlarda başlıyor. Özellikle 1218 yaşları riskin en yüksek olduğu dönemler… Cinsiyetler arası farka bakıldığında ise internet bağımlılığının erkeklerde kızlara göre 2-3

ğı Polikliniği açıldı. Kliniğin çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Bilişim ve İnternet Araştırma Komisyonu’na bilgi veren Uzman Dr. Ömer Şenormancı, internet bağımlılığının tedavi edilmesi gerektiğini belirtiyor. Bağımlılığın semptomları arasında özbakımın azalması, göz kuruması, sırt ve bel ağrıları, hareket azlığına bağlı kilo alımı, karpal tünel sendromu, uyku düzeninde bozulma, kan şekeri düzensizlikleri olduğunu söylüyor. Şenormancı’nın verdiği bilgiye göre, dünyada internet bağımlılığı için ilk yataklı klinik 2006 yılında Pekin'de açıldı. ABD, Çin, Güney Kore, Tayvan'ın internet bağımlılığını ulusal bir problem olarak tanımladıklarını belirten Şenormancı, sadece Güney Kore'de 140'ın üzerinde internet bağımlılığı tedavi kliğinin hizmet verdiğini söylüyor. ABD'de 14 bin dolar olan internet bağımlılığı tedavi masraflarının Türkiye'de SGK kapsamında ücretsiz sunulduğunu da sözlerine ekliyor.

BOŞANMA NEDENİ

KASIM-ARALIK 2012

lılığında eşlik eden başka psikiyatrik bozukluklar olabilir. Sosyal fobi ya da depresyon internet bağımlılığı olan kişilerde görülen bozukluklar arasında. Bu durumlarda eşlik eden rahatsızlıklar internet bağımlılığının sebebi ya da sonucu da olabiliyor. Kişinin erken yaşlarda internet başında uzun süre zaman geçirmesinin dikkat eksikliği gelişmesinde etken olduğu görülüyor. Hiperaktivitenin varlığı ise internet bağımlılığının gelişmesinde risk faktörü olarak görülüyor.

ilişkilerini bozan en önemli alanların başında chat odaları, oyun ve program indirilen siteler geliyor.

AKILLI TELEFON BAĞIMLILIĞI

Teknolojinin gelişimiyle birlikte yalnızca internet bağımlılığından bahsetmek mümkün değil. Telefonla konuşmak, SMS mesaj göndermek, Playstation’da oynamak diğer teknoloji bağımlıklarından bazıları… Gerçi artık akıllı telefonlar birçok teknolojik faaliyeti bünyesinde buluşturduğu için gençler açısından bir de ‘akıllı telefon bağımlığından’ söz etmek mümkün. Cisco’nun dünya çapında yaptığı bir araştırmaya göre gençlerin yüzde 90’ı güne akıllı telefonlarıyla başlıyor. 18 ülkeden, 18 ve 30 yaş arasındaki 3 bin 600 kişiye uygulanan araştırmaya göre 10 kişiden 9’u sabah yataktan kalkmadan akıllı telefonlarını ellerine alıyorlar ve sosyal medya, sosyal ağlar, e-postalar gibi hizmetlerden yararlanıyorlar. Sabah güne bu şekilde başlayan kişiler aynı şekilde devam ediyorlar. Gün içinde sosyal medya sitelerini ziyaret ediyorlar, sosyal ağlara giriyorlar, e-postalarını sık sık kontrol ediyorlar.

BİR YANLARI EKSİKMİŞ HİSSİ

Araştırmaya katılan kadınların yüzde 85’i akıllı telefonlardan sosyal ağlara girmeyi, sosyal medya sitelerine mesaj göndermeyi ve e-postala-

İNTERNET BAĞIMLILARI

• Sanal-seks meraklıları: Erotik ve pornografik sayfalara meraklı bağımlılar. Genellikle erkeklerde görülüyor. Araştırmalarda pornografik sayfaları ziyaret edenlerin yaklaşık yüzde 85'inin erkek olduğu belirtiliyor. • Arkadaş arayanlar: Bu gruba siber ilişki meraklıları giriyor. Buluşma yeri, chat odaları. Birçok kişi gerçek hayattan kaçışı burada arıyor. • Online kumarbazlar: Sanal kumarhanelerin ve alışveriş sitelerinin müşterileri bu grupta yer alıyor. • Bilgi bağımlıları: Yeni bilgilere ulaşmak için saatlerce sörf yaparlar, siteden siteye atlayıp, enformasyon yüklemesinden haz alıyor. • Bilgisayar kurtları: Bu grupta ise bilgisayara ve bilgisayar teknolojisine kafa takmış, genelde Doom ve oto yarışı gibi bilgisayar oyunlarına meraklı gençler ve yetişkin erkekler yer alıyor.

KAPAK

Yapılan araştırmalara göre internet bağımlığı erken yaşlarda başlıyor. Özellikle 12-18 yaşları riskin en yüksek olduğu dönemler. İnternet bağımlılığının toplumda görülme olasılığı yüzde 1.8. İnternetle ilk tanışan ülkelerden olan ABD'de her üç boşanmanın birinin nedeni, internet bağımlılığı olarak görülüyor. ABD'de yapılan geniş bir çalışma olan ‘internet bağımlılığı düzensizliği’ raporuna göre internetin bağımlılık yapan ve kişilerin

kat fazla olduğu görülüyor. Ayrıca erkekler ve kızlar arasında internette geçirilen zamanın içeriği açısında da bazı farklar var. Kızlar daha çok okuyarak ya da chat programlarında sohbet ederek zaman geçirirken, erkeklerin spor ve şiddet oyunlarını tercih ettiği görülüyor. İnternet bağımlılığının toplumda görülme olasılığı yüzde 1.8… Bu rakamlar bize internet bağımlılığının toplumda sık görülen ve tedavisi gerekli bir rahatsızlık olduğunu söylüyor. İnternet bağım-

İSMMMO YAŞAM  17


Bir internet bağımlığımız eksikti!

KAPAK

GÜLŞEN KANDEMİR Sabah erkenden kalkar kalkmaz yüzünü bile yıkamadan bilgisayarın düğmesine basıyor… Bilgisayar açılırken aceleyle yüzünü yıkayıp, yatak kıyafetlerini çıkartmadan ekranın başına oturuyor. En az bir-iki saat her gün kahvaltıdan önce bilgisayardaki çiftliği ile ilgileniyor. Annesi kahvaltıya defalarca çağırmasına rağmen mouse’u elinden bırakamıyor. Karnı zil çalmasına rağmen bilgisayarın başından ayrılamıyor. 17 yaşındaki Emre, üniversite sınavında başarısız olduktan sonra adeta hayattan koptu. Artık ne dışarı çıkıyor, ne arkadaşlarıyla görüşüyor. Neredeyse tüm gününü bilgisayar

14  İSMMMO YAŞAM

başında geçiriyor. Annesi ve babası artık ne yapacaklarını bilemez durumdalar… Aslında Emre, Türkiye’deki internet bağımlılarından sadece biri…

SOSYAL İZOLASYON TEHLİKESİ

Teknoloji ve bilimsel gelişmelerin artmasıyla birlikte bilgisayar, internet ve cep telefonları hayatımızın vazgeçilmezi oldu. Evet özellikle internet, günümüzde bilgiye ulaşmanın en kolay yolu… Ancak internet, bilgi ve iletişim kaynağı olmanın ötesinde bazı kişiler için ‘bağımlılığa’ dönüşüyor. Diğer bir deyişle, bazı internet kullanıcıları gerçek dünyada karşılığını bulamadığı tutkuları ve tutsaklığı sanal

Çağımızda interneti kullanmak yemek içmek kadar doğal ama bunun da fazlası bağımlılığa neden oluyor. Günün 20 saatini internet başında bile geçirenler var. Araştırmalar Türkiye’de internet kullanan 100 kişiden 2’sinin bağımlı olduğunu gösteriyor. Ancak korkmayın; alkol ve madde bağımlığı gibi internet bağımlılığının da tedavisi var. Bu tedavilere yalnızca bireyin değil ailenin de katılımı gerekiyor.

dünyada yaşıyorlar. Teknolojinin getirdiği yeni bağımlılıklardan biri olan internet bağımlılığı gittikçe önemli bir problem haline geliyor. BATEM’den (Bağımlılık Tanı ve Tedavi Merkezi) uzman psikolog Alper Aksoy, internetin sosyal iletişimi artıran bir iletişim aracı olduğunu ancak yanlış kullanıldığında sosyal izolasyona neden olabildiğini söylüyor. Aksoy, “İnternet iletişimi kolaylaştırabilir. Ama olumsuz etkileyerek bozabilir de. İnternet ve bilgisayar bağımlılığının çok farklı tiplerini günlük pratikte görüyoruz. Her geçen gün daha da yeni tipler göreceğimiz kesin” diyor. Aksoy’un verdiği bilgiye göre, internet ve bilgisayar bağımlılığına sahip olanları beş

KASIM-ARALIK 2012


grupta toplamak mümkün. Bunlar; sanal-seks meraklıları, arkadaş arayanlar, online kumarbazlar, bilgi bağımlıları ve bilgisayar kurtları. Yeni bilgilere ulaşmak için internette saatlerce sörf yapmak da, sanal kumarhaneler ve alışveriş sitelerinde saatler geçirmek de bağımlılık.

AİLEYİ İHMAL EDİYORLAR

Peki internet ve bilgisayar bağımlılığının belirtileri neler? En başta, bağımlılar bilgisayar başında bu kadar çok zaman geçirmenin yanlış olduğunu bildiği halde kendini durduramıyorlar. Gittikçe de harcadıkları zamanı artırıyorlar. Buna bağlı olarak aile ve arkadaşlarını ihmal ediyor, onlara ayırdıkları zamanı günden güne azaltıyorlar. Bilgisayar başında kendini iyi hisseden bağımlılar, zamanla boşluk hissi yaşıyorlar. Çoğu depresyona giren bağımlılar, bilgisayar başında olmayınca huzursuz ve sinirli oluyorlar. Ancak bu yaşam biçimi nedeniyle hayatlarının kontrolünü kaybediyorlar. Yaptıkları konusunda yalan söyleme, okul başarısının düşmesi, işe zamanla performansının azalması, ailesine karşı sorumluluklarını yerine getirememesi gibi psikososyal işlevlerin bozulmasına neden oluyor.

‘AİLE TEDAVİYE KATILMALI’

KASIM-ARALIK 2012

KAPAK

Türkiye'nin ilk nöropsikiyatri hastanesi olan NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi’nin Yönetim Kurulu Başkanı ve Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, internette geçirilen zaman tek başına bir kriter olmasa da, bağımlı kullanıcıların haftada 40-80 saat arası, bir oturumda ise 20 saatin üzerinde internette zaman harcayabildiklerini söylüyor. Bu sebeple bağımlılar hem uykuya gereken zamanı ayıramıyorlar, hem de ertesi sabah iş/okul ile ilgili sorun yaşıyorlar. Buna ek olarak bilgisayar ekranı başında hareketsiz geçirilen uzun saatler, göz sorunları, bel ağrısı, karpal tünel sendromu gibi bedensel sorunlara da sebep olabiliyor. İnternet bağımlılığı, madde bağımlılığı ile karşılaştırıldığında ise benzer mesleki, ailevi ve akademik sorunlara yol açıyor. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, diğer bağımlılıklarda olduğu gibi internet bağımlılığında da ailenin, kişinin bilgilendirilmesi ve uyarılması bağımlılığın önlenmesinde önemli olduğunu söylüyor. Tarhan, “Tüm ailenin tedaviye katılımı gerekiyor.

İSMMMO YAŞAM  15


Tedavide esas amaç, öncelikle kişinin internet kullanım sebeplerini ortaya çıkararak bu sebepler üzerinde çalışmak, bir yandan da kişinin hayatını programlamak ve internet başında geçireceği zamanı azaltmak için dışsal kontroller geliştirmek” diyor.

KAPAK

8 HAFTALIK PROGRAM

Evet, bilgisayar ve internet bağımlılığı tedavi edilebiliyor. Bunun için bireysel programlar uygulanıyor. Alkol, kumar, madde gibi bağımlılıkların tedavisinde bağımlılığı oluşturan durum genel olarak yasaklanıyor. Ancak artık bilgisayarsız ve internetsiz bir yaşam mümkün olmadığı için, bilgisayar ve internet bağımlılığında bağımlılığı oluşturan durumu tamamıyla yasaklamak çare olmuyor. Bu nedenle, bilgisayar ve internet bağımlılığı tedavisindeki amaç, kişinin bir daha bilgisayar ve internet kullanmaması değil, bilgisayar ve internet kullanımını kontrol etmeyi öğrenmesi… BATEM’den (Bağımlılık Tanı ve Tedavi Merkezi) uzman psikolog Alper Aksoy, “İnternet bağımlılığı

16  İSMMMO YAŞAM

tedavisinde bilişsel davranışçı teknikler kullanıyoruz. Bireysel görüşmeler, bilişsel davranışçı tedavi teknikleri, BATEM tarafından geliştirilen Bilgisayar Kullanımını Kontrol Programı (KOP), ailenin tedaviye katılımı, aile eğitiminden oluşan bir bilgisayar, internet bağımlılığı tedavisi yaklaşımını oluşturuyor... Sekiz haftalık paket program uyguluyoruz. İnternet bağımlılığı tedavisinde kullanılan Bilgisayar Kullanımını

Kontrol Programı, BATEM tarafından özel olarak geliştirilmiş bir bilgisayar programıdır. Bu programda bilgisayar ve internetin kontrollü kullanılabilmesi hedefleniyor” diyor.

DEVLETTE TEDAVİ MÜMKÜN

Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde de geçen yıl İnternet Bağımlılı-


ERKEKLER DAHA ÇOK ŞİDDET OYUNLARI OYNUYOR

Prof. Dr. Nevzat Tarhan (NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı): “Günümüzde teknolojinin yaygınlaşması ile yeni bağımlılıklar görülüyor. İnternet bağımlılığı da bunlardan biri. Her yaşta ve cinsiyette görünen bir rahatsızlık olmasına rağmen diğer bağımlılıklara göre daha erken yaşlarda başlıyor. Özellikle 1218 yaşları riskin en yüksek olduğu dönemler… Cinsiyetler arası farka bakıldığında ise internet bağımlılığının erkeklerde kızlara göre 2-3

ğı Polikliniği açıldı. Kliniğin çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Bilişim ve İnternet Araştırma Komisyonu’na bilgi veren Uzman Dr. Ömer Şenormancı, internet bağımlılığının tedavi edilmesi gerektiğini belirtiyor. Bağımlılığın semptomları arasında özbakımın azalması, göz kuruması, sırt ve bel ağrıları, hareket azlığına bağlı kilo alımı, karpal tünel sendromu, uyku düzeninde bozulma, kan şekeri düzensizlikleri olduğunu söylüyor. Şenormancı’nın verdiği bilgiye göre, dünyada internet bağımlılığı için ilk yataklı klinik 2006 yılında Pekin'de açıldı. ABD, Çin, Güney Kore, Tayvan'ın internet bağımlılığını ulusal bir problem olarak tanımladıklarını belirten Şenormancı, sadece Güney Kore'de 140'ın üzerinde internet bağımlılığı tedavi kliğinin hizmet verdiğini söylüyor. ABD'de 14 bin dolar olan internet bağımlılığı tedavi masraflarının Türkiye'de SGK kapsamında ücretsiz sunulduğunu da sözlerine ekliyor.

BOŞANMA NEDENİ

KASIM-ARALIK 2012

lılığında eşlik eden başka psikiyatrik bozukluklar olabilir. Sosyal fobi ya da depresyon internet bağımlılığı olan kişilerde görülen bozukluklar arasında. Bu durumlarda eşlik eden rahatsızlıklar internet bağımlılığının sebebi ya da sonucu da olabiliyor. Kişinin erken yaşlarda internet başında uzun süre zaman geçirmesinin dikkat eksikliği gelişmesinde etken olduğu görülüyor. Hiperaktivitenin varlığı ise internet bağımlılığının gelişmesinde risk faktörü olarak görülüyor.

ilişkilerini bozan en önemli alanların başında chat odaları, oyun ve program indirilen siteler geliyor.

AKILLI TELEFON BAĞIMLILIĞI

Teknolojinin gelişimiyle birlikte yalnızca internet bağımlılığından bahsetmek mümkün değil. Telefonla konuşmak, SMS mesaj göndermek, Playstation’da oynamak diğer teknoloji bağımlıklarından bazıları… Gerçi artık akıllı telefonlar birçok teknolojik faaliyeti bünyesinde buluşturduğu için gençler açısından bir de ‘akıllı telefon bağımlığından’ söz etmek mümkün. Cisco’nun dünya çapında yaptığı bir araştırmaya göre gençlerin yüzde 90’ı güne akıllı telefonlarıyla başlıyor. 18 ülkeden, 18 ve 30 yaş arasındaki 3 bin 600 kişiye uygulanan araştırmaya göre 10 kişiden 9’u sabah yataktan kalkmadan akıllı telefonlarını ellerine alıyorlar ve sosyal medya, sosyal ağlar, e-postalar gibi hizmetlerden yararlanıyorlar. Sabah güne bu şekilde başlayan kişiler aynı şekilde devam ediyorlar. Gün içinde sosyal medya sitelerini ziyaret ediyorlar, sosyal ağlara giriyorlar, e-postalarını sık sık kontrol ediyorlar.

BİR YANLARI EKSİKMİŞ HİSSİ

Araştırmaya katılan kadınların yüzde 85’i akıllı telefonlardan sosyal ağlara girmeyi, sosyal medya sitelerine mesaj göndermeyi ve e-postala-

İNTERNET BAĞIMLILARI

• Sanal-seks meraklıları: Erotik ve pornografik sayfalara meraklı bağımlılar. Genellikle erkeklerde görülüyor. Araştırmalarda pornografik sayfaları ziyaret edenlerin yaklaşık yüzde 85'inin erkek olduğu belirtiliyor. • Arkadaş arayanlar: Bu gruba siber ilişki meraklıları giriyor. Buluşma yeri, chat odaları. Birçok kişi gerçek hayattan kaçışı burada arıyor. • Online kumarbazlar: Sanal kumarhanelerin ve alışveriş sitelerinin müşterileri bu grupta yer alıyor. • Bilgi bağımlıları: Yeni bilgilere ulaşmak için saatlerce sörf yaparlar, siteden siteye atlayıp, enformasyon yüklemesinden haz alıyor. • Bilgisayar kurtları: Bu grupta ise bilgisayara ve bilgisayar teknolojisine kafa takmış, genelde Doom ve oto yarışı gibi bilgisayar oyunlarına meraklı gençler ve yetişkin erkekler yer alıyor.

KAPAK

Yapılan araştırmalara göre internet bağımlığı erken yaşlarda başlıyor. Özellikle 12-18 yaşları riskin en yüksek olduğu dönemler. İnternet bağımlılığının toplumda görülme olasılığı yüzde 1.8. İnternetle ilk tanışan ülkelerden olan ABD'de her üç boşanmanın birinin nedeni, internet bağımlılığı olarak görülüyor. ABD'de yapılan geniş bir çalışma olan ‘internet bağımlılığı düzensizliği’ raporuna göre internetin bağımlılık yapan ve kişilerin

kat fazla olduğu görülüyor. Ayrıca erkekler ve kızlar arasında internette geçirilen zamanın içeriği açısında da bazı farklar var. Kızlar daha çok okuyarak ya da chat programlarında sohbet ederek zaman geçirirken, erkeklerin spor ve şiddet oyunlarını tercih ettiği görülüyor. İnternet bağımlılığının toplumda görülme olasılığı yüzde 1.8… Bu rakamlar bize internet bağımlılığının toplumda sık görülen ve tedavisi gerekli bir rahatsızlık olduğunu söylüyor. İnternet bağım-

İSMMMO YAŞAM  17


rını kontrol etmeyi seviyor. Erkeklerde bu oran daha düşük ve yüzde 63 seviyesinde. Gelelim bu durumun bağımlılık tarafına… Araştırmaya katılan kişilerin yüzde 40’ı akıllı telefonlarını kontrol edip sosyal medya sitelerine girmeyip, sosyal ağları ziyaret etmediği zaman kendilerini eksik hissettiklerini söylüyor. Bu da en önemli bağımlılık göstergesi olarak kabul ediliyor. Cisco Connected World Technology Report’un verilerini yorumlayan Cisco’nun Türkiye Ülke Müdürü Ümit Cinali, Türkiye’de özellikle Y neslinin (1980 sonrası doğanlar) yüzde 77′sinin akıllı telefonlarını sürekli kontrol etmedikleri zaman “endişeli, bir yanları eksikmiş gibi” hissettiğini söylüyor. Y Nesli’nin alışkanlıklarının iş yapma şekillerini değiştireceğini söyleyen Cinali, Y Nesli’nin hayatında akıllı telefonların vazgeçilmez bir yeri olduğunu gördüklerini belirtiyor. Y Nesli’nin dünyada yüzde 60’ı, Türkiye’de yüzde 93’ü içgüdüsel olarak akıllı telefonlarından e posta, kısa mesaj ve ya sosyal medya güncellemelerine bakıyor. Y nesli’nin dünyada yüzde 42, Türkiye’de ise yüzde 77’si akıllı telefonlarını sürekli kontrol etmedikleri zaman “endişeli, bir yanları eksikmiş gibi” hissediyor. Türkiye’deki bu yüzde 77’lik kesimin yüzde 81’i de bu bağımlılık durumundan rahatsız. Akıllı telefonundan güncellemeleri sürekli kontrol edenler arasında kadınların oranı yüzde 85 ile daha fazla. Bu arada Y Nesli akıllı telefonları en çok yatakta kullanıyor. Ailesi ve arkadaşlarıyla dışarıda buluşup sohbet etme ve vakit geçirerek sosyalleşmede dünyada ön sıralarda olan Türkiye’nin, Polonya ve Hindistan’dan sonra akıllı telefonunu yemekte en az kullanan ülkelerden biri olduğunu da belirtelim.


İNTERNET BAĞIMLILIĞI TESTİ

KASIM-ARALIK 2012

YANITLAR VE PUANLARI

•Nadiren- 0 •Ara sıra-1 •Bazen- 2 •Sıklıkla-3 •Hemen her zaman-4 •Geçerli değil-5

13. Ne sıklıkla internette olduğunuz zaman birisi sizi engellediğinde kızar veya bağırırsınız? 14. Ne sıklıkla gece uzun saatler internette olma nedeniyle uykusuz kalırsınız? 15. Ne sıklıkla kapalı olmasına karşın internet ile ilgili yoğun zihinsel meşguliyetiniz olur? 16. Ne sıklıkla nette iken “sadece bir kaç dakika daha” dediğinizi fark edersiniz? 17. Ne sıklıkla internette geçirdiğiniz zamanı azaltmaya çalışıp başaramadığınız oldu? 18. Ne sıklıkla internette ne kadar süredir kaldığınızı gizlediğiniz oldu? 19. Ne sıklıkla başkalarıyla olduğunuz zamandan daha fazlasını internette geçiriyorsunuz? 20. Ne sıklıkla internette olmadığınız da mutsuz, huysuz ve sinirli hissedip bağlanınca bu olumsuz duyguların kaybolduğunu hissediyorsunuz?

TESTİ NASIL UYGULAYACAKSINIZ?

Her soru için aşağıdaki yanıtlardan birini verip karşısına puanlarını yazın. Daha sonra puanları toplayıp testin sonucunu öğrenin.

SONUCU ÖĞREN

• 20 – 49 puan: Ortalama bir internet kullanıcısısınız. Bazen web’de biraz uzun kalsanız bile kontrol konusunda başarılısınız • 50 -79 puan: Sıklıkla internet nedeniyle sık veya nadir problemleriniz oluyor. Lütfen bu sorunların hayatınızdaki önemini göz önüne alınız. • 80 – 100 puan: İnternet kullanımı hayatınızda çok önemli sorunlara yol açıyor. Tedavi olmanız gerekiyor.

KAPAK

1. Ne kadar sıklıkla başlangıçta amaçladığınızdan daha uzun süre internette kalıyorsunuz? 2. Nette daha uzun zaman geçirdiğiniz için ne sıklıkla evdeki sorumluluklarınızı ihmal ediyorsunuz? 3. Ne sıklıkla internetteki heyecanı eşinizle yaşayabileceğiniz yakınlığa tercih ediyorsunuz? 4. Ne sıklıkla internetten tanıştığınız kişilerle arkadaşlık ve yakınlık kuruyorsunuz? 5. Ne sıklıkla yaşamınızdaki diğer kişiler internette geçirdiğiniz zaman konusunda yakınıyorlar? 6. Ne sıklıkla nette geçirdiğiniz zaman yüzünden ders notlarınızda düşme veya okul ödevlerinde aksama oluyor? 7. Ne sıklıkla sizin için gerekli bir şeyi yapmadan önce maillerinize bakarsınız? 8. Ne sıklıkla internet yüzünde işiniz ve/veya iş verimliliğinizde azalma olmaktadır? 9. Size internette ne yaptığınız sorulduğunda ne sıklıkla savunucu ve gizleyici olursunuz? 10. Ne sıklıkla yaşamınıza dair rahatsız edici düşünceler internetten gelen olumlu düşünceler aracılığıyla kaybolur? 11. Ne sıklıkla tekrar internete girme zamanı konusunda beklenti içine girersiniz? 12. Ne sıklıkla yaşamın internet olmadan çok sıkıcı, boş ve keyifsiz olduğunu düşünürsünüz?

İSMMMO YAŞAM  19


.


başkandan Sevgili İSMMMO Ailesi,

İSMMMO Yaşam Dergisi’nin bir önceki sayısında yazımıza “Güzel ülkem huzuru bir türlü bulamadı. Gün geçmiyor ki, şehit haberleri almayalım. Dilerim Türkiye sağduyusuyla en doğru yolu bulur ve artık akan kan durur” cümleleriyle başlamıştık. Bu cümlelerle bulunduğumuz dileğin bugünlerde gerçekleşmesi yönünde atılan adımlardan son derece mutluyum. Türkiye’de tüm kesimler barışı istiyor ve arıyor. Dilerim, ülkemiz yıllardır hasretle beklediğimiz huzur ortamına en kısa sürede ulaşır. Gelelim İSMMMO Yaşam’ın bu sayısında karşınıza nasıl bir içerik ile çıktığına… Kapak konumuz, internet bağımlılığı… Bağımlılık deyince birçoğumuzun aklına ‘kumar, alkol’ gibi bağımlılıklar gelebilir ama modern insan teknoloji ile sağlıklı bir bağ kuramıyor. Teknoloji kimi zaman modern insanı esir alıyor. Özellikle de internetsiz soluk alamayanların bu haberi okumasını tavsiye ediyoruz. Dosya konumuzu ekonomiye ayırdık. Yeni yılda ekonominin satır aralarını okuyan uzmanlar, gelecekle ilgili öngörülerini İSMMMO Yaşam okurlarıyla paylaştılar. Zirvedekiler sayfalarımızın konuğu Prof. Dr. Sıdıka Kurul. Türkiye Onkoloji Vakfı Başkanı Kurul ile kanser hastalığını ve tedavide gelinen noktayı konuştuk. Ekonomi gazeteciliğinin duayen isimlerinden, Para dergisi yazarı Faruk Türkoğlu ile geç başlayan ama hızlı devam eden gazetecilik kariyeri ve medyanın değişen dinamikleri üzerine sohbet ettik. Son yıllarda yıldızı parlayan oyuncu Yeşim Ceren Bozoğlu geleceğe yönelik projelerini dergimize anlattı. Meslek mensuplarımız renkli dünyalarına bizleri davet etmeyi sürdürüyor. Bu sayıda genç üyelerimizden İbrahim Can’ın dans gösterisine davetliyiz. Can, yedi yıldır Latin dansları eğitmenliği yapıyor. Dergimiz konuklarıyla olduğu kadar konularıyla da yaşamın tüm renklerini sayfalarımıza taşıyor. Eğitim haberimizde, çocuklarınıza nasıl ders çalışma sorumluluğu kazandırabileceğiniz, kariyer haberimizde ise iş dünyasında hırsın ne kadarının faydalı olduğu konusunda bilgilenebilirsiniz. Gezi sayfalarımızda Bükreş’ten Bursa’ya uzanırken, sinema, kitap ve kültür-sanat sayfalarımızla entelektüel dünyanıza katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Dilerim faydalı olabiliriz. Sevgiyle kalın dostlar…

Yahya Arıkan

İSMMMO Kasım-Aralık 2012

YASAM

SAHİBİ İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Adına Yahya Arıkan Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Zehra Yılmaz Işıloğlu Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL

YAYINA HAZIRLAYANLAR Hasan S. Keseroğlu, Ayşegül Emir, Defne Doğan, Gülşen Kandemir

basin@ismmmo.org.tr, yasamdergi@gmail.com

GÖRSEL YÖNETMEN Orçun Dora Özkü

 DANIŞMA KURULU Yahya Arıkan, Yücel Akdemir, Ali Altun, Nazlı Ardak, İ. Hakkı Baliç, Metin Başer, Metin Bayar, Kenan Buğa, Ayla Büyükhan, Rıza Çalasın, Adem Çalışkan, Vedat Çiftçi, Volkan Demir, İrfan Demirci, Erol Demirel, Burhan Eray, Ertuğrul Erdem, Mehmet Eren, Hüseyin Fırat, Tayyar Güler, Haluk Gülsoy, Adnan Gün, Ayşin Hangül, Hasan Ildır, Hüseyin Kaleli, Turgay Kanarya, Turan Kaşıkçı, İlhan Kırcaoğlu, Şenol Kokal, Coşkun Kolso, Cemile Kuzu, Hacı Reşit Küçük, Kazım Mermer, Arif Mert, Muhammed Öncül, Erol Öngen, Gülgün Öztürk, Veysel Karani Palak, Bahriye Payal, Orhan Sarıgene, Fehmi Soyakça, İbrahim Fevzi Tacer, Nurettin Tan, Feyzullah Tanyer, Ali Haydar Tunç, Mustafa Uğurlu, Ahmet Uzuntepe, Mehmet İhsan Yalçın, Hüseyin Yerli, Recep Yüksel, Serpil Zorbozan

 BASILDIĞI YER: Yamaç Ofset San. ve Tic. A.Ş. Matbaacılar Sitesi, 100. Yıl Mahallesi 1. Cadde No: 103 Bağcılar/İSTANBUL Telefon: (0212) 629 06 87 (pbx), Faks: (0212) 620 06 91  Yayın Türü: İSMMMO Yaşam; yaşam, kültür ve güncel haber dergisidir. Yerel süreli yayındır. İki ayda bir yayımlanır, 28.000 adet basılır ve İSMMMO üyelerine ücretsiz gönderilir. Dergimizde yer alan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.  Yönetim Yeri ve Yazışma Adresi: Kurtuluş Caddesi, No: 114, Şişli- İSTANBUL Telefon: (0212) 315 84 00, Faks: (0212) 343 47 80


GÜNDEMİN SESİ

39 yaşından sonra gazeteci oldu Faruk Türkoğlu, Para dergisindeki ‘Gündem Dışı’ adlı köşesinde ekonomi ve yönetimle ilgili yılların birikimini okurlarıyla paylaşıyor. 71 yaşındaki duayen ekonomi yazarı çeşitli işlerde çalıştıktan sonra 39 yaşında gazeteciliğe adım atmış. Türkiye’de ekonomi basını ve ekonomi dergiciliğinin gelişiminin birebir tanığı olan Türkoğlu, teknolojinin gazeteleri yok etse de gazeteciliği öldüremeyeceği görüşünde.

20  İSMMMO YAŞAM

GAYE DELEN Faruk Türkoğlu, ekonomi alanında yayın yapan Para dergisinin duayen yazarı. 71 yaşındaki Türkoğlu, yılların birikimini köşesinden okuyucularıyla paylaşıyor. ‘Gündem Dışı’ adlı köşesindeki ekonomi ve yönetim yazılarıyla dikkatleri çekiyor. Türkoğlu, mesleğe neredeyse 40 yaşında başlamış. Öğretmenlik, sendikacılık ve memurluk gibi işlerde çalıştıktan sonra gazeteciliğe adım atmış. 1980 İhtilali’nden sonra çalıştığı sendika kapatılınca işsiz kalmış ve Necati Doğru’nun Günaydın gazetesinde çıkardığı dört sayfalık ekonomi ekinde göreve başlamış. Gazeteciliğe geç yaşta başlayan Türkoğlu, o gün bugündür meslekten hiç kopmamış. Günaydın’da pek çok ünlü gazeteci ile çalışma şansı yakalamış. Daha sonra Güneş gazetesine transfer olmuş. 1985’te Necati Doğru ile Dinç Bilgin’in, İstanbul’da çıkaracağı Sabah gazetesinde çalış-

mak üzere iş değiştirmiş. 1990 yılından sonra sekiz yıl Ekonomist ve Capital dergilerinde yayın koordinatörlüğü ve yönetmenliği yaptı. 1999’da emekli olduktan sonra ise Sabah, Dünya, Posta ve Referans gazetelerine ekonomi ve yönetim yazıları yazdı. Türkoğlu, emeklilik dönemindeki yazılarının kalitesinin arttığını düşünüyor ve şu benzetmede bulunuyor: “Günlük veya haftalık bir yayın organında çalışmak ev kadınlığına benziyor. Aynı işleri sıfırdan başlayarak her gün, her hafta yapmak beynin analitik yeteneklerini köreltiyor.” Duayen ekonomi yazarı Faruk Türkoğlu ile kariyerini, gazeteciliği ve Türkiye ekonomisini konuştuk. Öncelikle ekonomist ve gazeteci Faruk Türkoğlu’nu tanıyabilir miyiz? 25 Temmuz 1942’de, İkinci Dünya Savaşı’nın tam ortasındaki bir yılda Isparta’nın Yalvaç ilçesinde doğdum. Aynı yılın sonunda ailecek İstanbul’a göç ettik. Ekmeğin o zaman ‘vesika’ de-

KASIM-ARALIK 2012


KASIM-ARALIK 2012

OKUMAK VE YAZMAK HOBİM

Hobileriniz var mı, boş vakitlerinizde neler yaparsınız? Okumak ve yazmak boş vakitlerimin büyük bölümünü alıyor. Türkiye’nin her köşesini gezmeyi, değişimi gözlemlemeyi ve insanları tanımayı seviyorum. Ekonomi ile uğraşmadığım zamanlarda, bilinç, akıl ve bellek gibi konuları işleyen beyin araştırmaları ile ilgili kitapları okuyorum. Şiir kitaplarının ilk baskılarını topluyorum. 1950 öncesi blues sanatçılarının plakları ve disklerinden oluşan bir koleksiyonum var. 65 yıldır fanatik Fenerbahçe taraftarıyım. min çalıştığı sendikalar kapatıldı ve altı ay boyunca iki çocukla işsiz ve gelirsiz kaldık. O sırada Necati Doğru, Günaydın gazetesinde dört sayfalık bir ekonomi eki çıkarıyordu. Necati Doğru ile görüştüm ve 1 Nisan 1981’de işbaşı yaptım. 39 yaşında bir ‘stajyer’ gazeteci olarak ilk aylarda epey zorlandım ama zamanla alıştım. Kadromuz güçlüydü ve ekonomi alanında dönemin rüya takımıydı. Bülent Yardımcı, Zeynep Atikkan, Umur Talu, Şemsi Yücel ve Levent Evrim’den oluşan ekip ekonominin her alanı ile ilgili haber yapıyordu. Bu kadro daha sonra Necati Doğru ile birlikte Güneri Civaoğlu’nun yöneteceği Güneş gazetesine transfer oldu. Ekibin gazetecilik anlayışı diğerlerinden epey farklıydı. Karmaşık ekonomik konuları halka sevdirmek için çarpıcı başlıklar, anlaşılır bir dil kullanıyorduk. Halkın günlük geçimini

etkileyen her konuda haber yapıyorduk. Daha sonraki durağınız neresi oldu? Güneş gazetesinde sirkülasyon çok hızlıydı. Yönetim ve yazar kadrosu sık sık değiştiği için Çetin Altan’dan Refik Erduran’a, Nezih Demirkent’ten Mehmet Barlas’a kadar ünlü gazetecilerle tanışma fırsatı buldum. 1985 yılında Necati Doğru ile Yeni Asır gazetesi sahibi Dinç Bilgin’in, İstanbul’da çıkaracağı Sabah gazetesinde çalışmak üzere iş değiştirdim. Sonra tekrar Güneş’e döndüm ve 1990 yılından sonra sekiz yıl Ekonomist ve Capital dergilerinde yayın koordinatörlüğü ve yönetmenliği yaptım. 1999 başında emekli olunca evimdeki köşemden sırasıyla Sabah, Dünya, Posta ve Referans gazetelerine ekonomi ve yönetim yazıları yazdım. Halen Para dergisine ‘Gündem Dışı’ başlığı ile aynı türden

GÜNDEMİN SESİ

nilen karne ile satıldığı yıllarda büyüdüm. Babam beni yaz aylarında Yalvaç’a gönderirdi. O zamanlar hayat zordu. Akşamları 5 numaralı şişe takılmış gaz lambası ile ortalık aydınlanırdı. Daha sonraki yıllarda Türkiye’de ekonomik dönüşüm başladı. Yollar yapılıyor, yeni fabrikalar açılıyordu. Her şey hızla değişiyordu. Ancak bu değişim yeterince hızlı değildi ve bu nedenle Türkiye gelişmiş ülkelere bir türlü yetişemiyordu. Bu geç kalma sorunu ilk gençlik yıllarımdan itibaren zihnimi hep meşgul etti. Ekonomi basınında çalıştığım yıllarda da ekonomik büyüme ve kalkınma sorunlarını işlemeye gayret ettim. Hayatım, Cumhuriyetin ikinci kuşağındaki diğer aydınlardan farklı değil. İlköğretimi Kuzguncuk İlkokulu’nda bitirdim. Fıstıkağacı Ortaokulu’ndan sonra İstanbul Erkek Lisesi’ne kaydoldum. Bir süre inşaat ve kimya fakültelerinde okudum ama teknik öğrenimin bana göre olmadığını anlayınca yarıda bıraktım. Öğretmenlik de yaptınız… Yedek subay öğretmen olarak Ankara’nın Ayaş ilçesinin Feruz köyünde iki yıl görev yaptım. O yıllarda köyde elektrik bile yoktu. Öğretmenlikten sonra İktisat Fakültesi’ni 1970’te bitirdim. 68’li yılları sosyalist bir öğrenci olarak yaşadım. Araştırmayı sevdiğim için önce akademik kariyer yapmak istedim. Asistanlık sınavını kazandım ama fakülte yönetim kurulu, sol eğilimli olduğum gerekçesiyle atamayı onaylamadı. 1971’de vergi kontrol memur oldum ve yeni başlayan işletme vergisi denetimlerinde görev aldım. Denetimlerde bir ürünün sayımını yapıyor, sonra alış ve satış belgelerini de inceleyerek vergisiz satış yapılıp yapılmadığını inceliyorduk. Bu iş beni huzursuz edince, DİSK’e bağlı Madenİş Sendikası’nda toplu sözleşme uzmanı olarak çalışmaya başladım. Sekiz yıl içinde sendika temsilcileri ile birlikte 300 dolayında işveren ile toplu sözleşme görüşmesi yaptım. Ekonominin en dinamik sektörü olan metal işkolunun girdi çıktısını sendikacılık yaparken öğrendim. Gazeteciliğe nasıl adım attınız? 12 Eylül 1980’de hem benim hem de eşi-

İSMMMO YAŞAM  21


EŞİ POLİTİKA YAPIYOR

GÜNDEMİN SESİ

*Çocuklarınızdan gazeteciliği seçen var mı? 1974’te bir sendikacının kızı olan kendisi de sendikacılık yapan Necla Elif ile evlendim ve Fırat adlı erkek, Yaren adlı bir kız çocuğumuz oldu. Kızım turist rehberi oldu, oğlum ise spor alanında sponsorlukları örgütleyen bir şirkette çalışıyor. Eşim ise 25 yıldır CHP’de politika yapıyor.

yazılar yazıyorum. Emeklilik dönemindeki yazılarımın kalitesinin daha yüksek olduğunu düşünüyorum. Günlük veya haftalık bir yayın organında çalışmak ev kadınlığına benziyor. Aynı işleri sıfırdan başlayarak her gün, her hafta yapmak beynin analitik yeteneklerini köreltiyor. Evde bir konuya odaklanmak daha kolay oluyor. Ancak internet olmasaydı evde çalışmanın neredeyse imkansız olacağını da vurgulamam gerekiyor. Türkiye’de medyanın şu anki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Dünyada ve Türkiye’de medya bugüne kadar iletişim teknolojisindeki her atılıma uyum sağladı. Medya 19. yüzyılın ortasında telgrafın ve daha sonra telefonun icadı haber iletimini hızlandırdı. 20. yüzyılda radyo ve televizyonun gazete ve dergileri gerileteceği düşünülüyordu ama gazetecilik değişerek yeniden yapılanarak ayakta kaldı. İnternet ve sosyal medya ile gelen tüm taşları yerinden oynattı. Şu anda giden belli ama güç kaybeden gazeteciliğin yerine neyin geleceği belli değil. Gelecek on yılda mevcut medya kuruluşları yeni iletişim araçlarını özümsemeye ve kendini yeni koşullara göre değiştirmeye gayret edecek. Ekonomi gazeteciliğinin geldiği noktayla ilgili görüşleriniz neler? 1980 öncesinde günlük gazetelerin çoğunluğu ekonomiye çeyrek sayfa yer ayırırdı. Tek sütun haberlerde Cumhuriyet ve Reşat altınındaki fiyat hareketleri, buğday ve patates rekoltesi gibi konular işlenirdi. Açık-

22  İSMMMO YAŞAM

lanan büyüme hızına en çok iki sütun yer ayrılırdı. Sonraki yıllarda ekonominin gelişmesi ve 1986’da borsanın açılması ile günlük gazetelerdeki ekonomi sayfalarının ve ekonomi gazeteleri ile dergilerinin sayısı arttı. Genç gazeteciler, ekonomi olaylarını daha yetkin ve kapsamlı bir şekilde işleyecek donanımı elde etti. 32 yıl gibi kısa bir sürede alınan bu mesafeyi bir başarı olarak kabul edebiliriz. Ekonomi dergiciliği teknolojiye yenik düştü mü sizce? İnternet ve teknolojinin basın üzerindeki etkisini değerlendirebilir misiniz? Ekonomi basınında teknolojiye yenik düşme olayı yalnız iletişimin yapıldığı araç konusunda görülüyor. İçerik konusunda geçmişe göre değişen fazla bir şey yok. Teknoloji haberin yalnız en hızlı ve yaygın bir şekilde iletilmesini sağlıyor. Haberin anlamını, kimleri nasıl ve ne zaman etkileyeceğini araştırma görevi yine muhabire ve editörlere kalıyor. İletişim teknolojisi ilerliyor ama bilgili ve çalışkan ekonomi muhabirinin görevini yerine getirecek bir araç henüz bulunamadı. Yazı işleri masasını ikame edecek bir sistem de henüz icat edilemedi. Gazetelerin ve dergilerin şekli, periyodu, sunulduğu aracın türü gelecek yıllarda değişecek ama muhabire ve editör masasına duyulan ihtiyaç azalmayacak hatta artacak. Bir matematikçi, bir zamanlar interneti dev kitaplık diye tanımlamış ve eklemişti: “Ama kitapların hepsi yerde oraya buraya atılmış durumda…” Google’ın haberler bölümüne ‘mali uçurum’ diye yazdığınızda kar-

KASIM-ARALIK 2012


şınıza 40 bin 900 haber geliyor. Bu deyimin İngilizcesini yazdığınızda haber sayısı 195 milyona tırmanıyor. Birisinin internetteki haberleri, bilgileri ve belgeleri sınıflandırması, anlamlandırması ve analiz etmesi lazım. Bunu da en iyi muhabirler ve editörler yapabilir. Bu nedenle gazeteler gitse de gazeteci kalacak.

REKLAMVEREN ETKİSİ EN AZA İNMELİ

KASIM-ARALIK 2012

OKURLAR ZİHNİNE UYGUN YAZI İSTİYOR Dergi yazılarını bırakarak tamamen emekli olmayı düşündünüz mü hiç? Para dergisindeki yazılarıma bir süre daha devam etmeyi düşünüyorum. Elimdeki kitap işlerini tamamlayınca Osmanlı’dan bu yana ekonomi ve teknoloji tarihini irdeleyen ‘Neden Geç Kaldık’ adını taşıyacak kitaba başlayacağım. Ancak bunun da yeterince ilgi göreceğini sanmıyorum. Çünkü ekonomi dünyasına bu kez aşırı iyimser bir hava egemen. Ben yaptığım işi köşe yazarlığı olarak görmüyorum. Okurların çoğunluğu kendi zihinlerindeki görüşlere uygun yazılar istiyor. Yazarların çoğunluğu da okurların bu isteğini, bir haber çalışması, araştırma ve gözlem yapmadan ahkâm keserek karşılıyor. Bu ortamda yeni ve farklı fikirler, bakış açıları ortaya çıkmıyor. bilgi veren ‘İktisat Belleteni’ adlı bir kılavuz yazmıştım. 1999’da Ekonomist dergisindeki yönetim yazılarını ‘Değişim Kültürü’ adlı bir kitapta topladım. 2000 yılında sonradan kapanan Arthur Andersen danışmanlık şirketinin insan kaynakları araştırmasını yorumlayan bir kitap yazdım. Kitabın adı ‘2001’e Doğru İnsan Kaynakları Araştırması’ idi. 2003’te Türkiye ekonomisinin hızlı büyüme potansiyelini konu alan “Hızlı Büyüme Mümkün” adlı kitabım yayınlandı. O yıllarda iş dünyasında aşırı karamsar bir hava egemen olduğu için

bu iyimser kitap ancak 700 dolayında sattı. Kayseri Ticaret Odası için yazdığım Milletin Efendisi Girişimci adlı kitap odanın üyelerine dağıtıldı. Dünya gazetesi tarafından yayınlanan Türkiye Ekonomisi adlı kitapta, ekonominin 1981 ile 2001 arasındaki öyküsünü anlattım. Ekonomi gazetecileri ve okurları için yazdığım bir kitabı şu günlerde tamamladım. DİSK’e bağlı Maden-İş Sendikası’nın tarihini anlatan ve üç ciltte yaklaşık 1000 sayfa olacak bir kitabı, Sendika’nın eski yöneticileri ile birlikte yazıp redakte ediyoruz.

GÜNDEMİN SESİ

Gazetecilikte reklamverenler son dönemde çok etkin hale geldi… 1980 sonrasında dünyada ve Türkiye’de medya kuruluşları büyük sermaye gruplarının etki alanına girdi. Medyada oluşan sermaye birikimi, diğer sektörlerdeki yatırımlara aktı. Çalışanların eğitilmesi ve medya kurumlarının modernleştirilmesi ihmal edildi. Bu ortamda gazeteler eski net satış miktarlarını koruyamadı ve reklam gelirleri gazetenin yaşamasında kritik bir öneme sahip oldu. Medyanın, ticari bir kuruluş olarak bir ‘business’ olarak görülmesi reklamverenlerin etkinliğini eskisine göre iyice artırdı. Gazeteciler meslek kural ve ilkelerine sıkı sıkıya sarıldıkları takdirde bu etkinliğin asgari düzeye indirilmesi mümkün olabilir. Türkiye ekonomisi ile ilgili neler söylemek istersiniz? Son yıllardaki ekonomi yönetimini nasıl buluyorsunuz? Türkiye ekonomisi 2008 ve 2009 yıllarındaki krize rağmen yakaladığı büyüme ivmesiyle kişi başına milli gelirde 10 bin dolar barajını aştı. Ama bunu artırmak için yeni stratejiler ve politikalar uygulamak, belirli bir sektörde oluşan sermaye birikimini ileri teknoloji sektörlerine yöneltmek gerekiyor. Bu gereklilik iş dünyasında henüz tam olarak anlaşılmış değil. Yüksek ve ortanın üstü teknolojili sanayi dallarındaki gelişme hızı ise yavaş kalıyor. Hükümet yeni sanayi ve girdi tedarik stratejileri, teşvik ve tasarruf paketleri gibi önlemlerle ile orta gelir tuzağını aşmaya çalışıyor. Esasında 2006 ve 2007 yılında atılması gereken bu adımların sonuçları ancak iki-üç yıl içinde ortaya çıkacak. Hükümet tüm strateji, politika ve önlemleri tek bir atılım programı içinde birleştiremediği takdirde büyümenin düşük oranlarda kalması kaçınılmaz olacak. Köşe yazıları dışında kitap çalışmalarınız var mı? 1970’te iktisat öğrencilerine meslekleri hakkında

İSMMMO YAŞAM  23


Hızlı büyüme döneminin ardından yavaşlamaya başlayan Türkiye ekonomisinde iç tüketim azalıyor, özel sektör yatırımları yerinde sayıyor. İş dünyası ise 2013’ün ikinci yarısına ilişkin iyimser beklentilerini koruyor. Ancak bu dönemde küçülmenin yıpratıcı etkileri olacağına da kesin gözüyle bakılıyor. Ayrıca, Türkiye’nin “orta gelir tuzağı” olarak adlandırılan yerinde sayması riski de çok yüksek olarak kabul ediliyor.

Dikkat! Yoksulluk tuzağı var

DOSYA

FERİDE AY

24  İSMMMO YAŞAM

Türkiye ekonomisi, hızlı bir büyüme döneminin ardından yavaşlamaya başladı. 2012’nin üçüncü çeyreğinde ekonomik büyüme, yüzde 1.6 ile sınırlı kalırken, bu veri, son üç yılın en düşük büyüme rakamı olarak kaydedildi. Yılsonu verileri henüz kesinleşmese de hedefin tutmayacağı açık. Çünkü iç tüketim azaldı, özel sektör yatırımlarda frene bastı. Sınırlı büyümeyi ise devlet ayakta tuttu. İnşaat ve sanayideki soğuma dikkat çekici düzeyde. Bütün bu gelişmeler, ekonomide gaz ve fren tartışmalarının ön plana çıktığı yılda yumuşak inişten sert inişe doğru yönelme olduğunu da ortaya koydu... Peki bu gidişat ne kadar sürecek? İşsizlik ve yoksulluk ile sonuçlanan ekonomik daralma, bu yıl sürecek mi? 2013 ve 2014 nasıl geçecek? Bu soruların yöneltildiği hükümet yetkilileri ile bazı ekonomi otoriteleri iyimser. Merkez Bankası Başkanı Erdem

KASIM-ARALIK 2012


Başçı, verileri değerlendirirken 2013’te ekonomik büyümede hızlanma beklentisini “Ekonomide önce yağmur-fırtına, arkasından güneşli bir hava bizleri bekliyor” sözleriyle ifade etti. Aslında, Başçı’nın bu yıla ilişkin beklentisini paylaşan uzmanlar var, ancak bu dönemdeki küçülmenin yıpratıcı etkileri olacağına da kesin gözüyle bakılıyor. Ayrıca, Türkiye’nin “orta gelir tuzağı” olarak adlandırılan yerinde sayması riski de çok yüksek olarak kabul ediliyor. Nitekim, Türkiye’nin 27 şehri yoksulluk seviyesinde yer alıyor. 40 şehir ise orta gelir düzeyinden çıkamıyor. Konuyla ilgili olarak Prof. Dr. Erinç Yeldan’a hazırlattığı raporla gündeme gelen Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) bu tuzağa düşmemek için acilen bölgeler için farklılaştırılmış kalkınma reçeteleri öneriyor. Rapora göre, Türkiye’de şehirlerin yarısı üst gelir seviyesine geçemeyip orta-düşük gelir grubunda sıkışıp kaldı. Bu grupta yer alan şehirlerin neredeyse tamamı Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde. Bünyesinde TÜSİAD dahil 134 derneği barındıran TÜRKONFED’in “Orta Gelir Tuzağı’ndan Çıkış: Hangi Türkiye” raporuna göre, Türkiye düşük-orta gelir düzeyinde 50 yıl kaldı. Bu süre Çin’de 17 yıl. Türkiye, düşük-orta gelir düzeyine 1955’te ulaştı ve bu düzeyden yüksek-orta gelir düzeyine 50 yıl sonra, 2005’te çıktı. Türkiye, Bulgaristan ve Kosta Rika ile birlikte orta gelir düzeyinde en uzun süre kalmış üç ülkeden biri olarak yer alıyor. Bu da Türkiye için “orta gelir tuzağı”nda sıkışıp kalma riskinin önemini ortaya koyuyor. “Hocaların hocası” unvanıyla bilinen Prof. Dr. Korkut Boratav, ‘büyümedeki soğuk duş’u yorumlarken Türkiye’nin küçülme patikasında yol alırken vergilerin artacağını, istihdamın düşeceğini öngörüyor. “Sanayide

KASIM-ARALIK 2012

Prof. Dr. Korkut Boratav, ekonomideki durumu değerlendirirken bundan sonraki dönemde tüketim vergilerinin artmasının kaçınılmaz olduğunu belirtiyor. “Bir kere kaynak yok bahaneleri gelecek. Çünkü büyüme bütçeyi sıkıştırıyor. Diyelim ki işte memur maaşlarında artış planlanacak, asgari ücret tartışmaları başlayacak vs... Kaynak kıtlığını bahane edecek, bazı şeyleri kısacak. Hükümet vergileri yükseltmeye çalışacak” diyen Boratav, başka bir arayış sinyali olmadığına dikkat çekiyor. Boratav, mevcut durumu ve öngörülerini şöyle aktarıyor: “Türkiye iç talep açısından küçülme patikasına girdi. Küçülme de ithalatı aşağıya çekiyor. İhracat artışı ise önemli bölümü yapay olduğu için ekonomi aslında büyüme sürecini durdurmuş halde. Maliye politikası giderek maliyecilerin diliyle “regresif” bir hal alıyor. Yani gelir dağılımı daha da bozucu bir hal alıyor. Tüketime yüklenmenin dışında bir finansman yöntemi de yok. Yavaşlayan ekonomi kamu maliyesini de zorluyor. Toplumun, emeği ile çalışan yahut emekli gelirleri ile ayakta durmaya çalışan kitlesinin geçim koşulları zorlaşıyor. Bunun daha da kötüye gitmesi halinde bir de işsizlik binecek.”

DOSYA

KÜÇÜLME PATİKASI

DOLAYLI VERGİLER ARTACAK

İSMMMO YAŞAM  25


DOSYA

HER BÖLGE İÇİN AYRI BİR REÇETE

TÜRKONFED’in “orta gelir tuzağı” kavramını incelediği “Orta Gelir Tuzağı’ndan Çıkış: Hangi TürErinç Yeldan kiye? - Makro / Bölgesel / Sektörel Analiz” raporunu hazırlayanlar olan Yaşar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erinç Yeldan, Türkiye’nin tarımsal sanayileşme stratejilerine yönelebileceğini söylüyor. Türkiye’nin büyümesinin sermaye birikimine dayalı olduğunu aktaran Yeldan, iş gücü kullanımının düşük olduğuna dikkat çekiyor. Yeldan, sürdürülebilir büyüme ve kalkınma için raporda da dile getirilen şu çözüm önerilerini sıralıyor:  Farklı gelir seviyelerinde ve gelişme evresinde olan bölgeler için farklı politika tasarımlarına ihtiyaç duyuluyor.  Orta gelir tuzağı riski olmayan bölgelerde teknoloji yoğun alanlara odaklanılması, arz yanlı teşvik politikalarının tercih edilmesi, orta gelir tuzağı riski olan bölgelerin yüksek gelirli bölgelerle olan ulaşım altyapılarının geliştirilmesi ve orta-düşük, ortaileri teknolojili üretimin desteklenmesi gerekiyor.  Diğer bölgelerde ise tarımda ölçek sorununun çözülmesi yönünde tedbirlerin alınması ve geçimlik ekonomiden endüstriyel üretime geçişin sağlanarak bu bölgeler tarafından üretilen ürünlere yönelik talep yönlü teşviklerin sağlanması ve kalkınma ajansları gibi bölgesel kurumsal yapıların, bölgenin üretim karakterine uygun şekilde yapılanması gerekiyor.

26  İSMMMO YAŞAM

de ciddi bir daralma var. İhracat artışının önemli bölümü yapay olduğu için ekonomi aslında büyüme sürecini de durdurmuş halde. Türkiye bir durgunluk, sıfır büyüme civarındaki bir konumdadır” tespitini dile getiren Boratav, “Ne güzel işte, cari açık azalıyor” söylemlerini de eleştiriyor. Boratav’a göre, sıfır büyüme ile bile, hatta eksik büyüme ile cari açık veriyorsa durum gerçekten vahim. Prof. Dr. Boratav, gelir dağılımının daha da bozucu bir hal aldığına işaret ederken “Tüketime yüklenmenin dışında bir finansman yöntemi de yok. Yavaşlayan ekonomi kamu maliyesini de zorluyor. Toplumun emeği ile çalışan yahut emekli gelirleri ile ayakta durmaya çalışan kitlesinin geçim koşulları zorlaşıyor, zorlaşacak” öngörüsünü dile getiriyor.

YATIRIM DURDU

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), son olarak açıkladığı üretim yöntemiyle hesaplanan gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) 2012 üçüncü çeyrek sonuçlarına göre, ekonomideki büyüme yüzde 1.6’da kaldı. Beklenti yüzde 2.5 seviyesindeydi. Böylece 2012’de yılın başından bu yana üç çeyreklik büyüme sadece yüzde 2.6 olurken yıl sonundaki yüzde 4’lük orta vadeli mali program beklentilerinin yakalanması neredeyse imkânsız hale geldi. Mevsimsellikten arındırılmış veri yüzde 1.9, takvim ve mevsimsellik etkisinden arındırılmış veri ise yüzde 0.2 büyümeye işaret etti. Üçüncü çeyrek verisiyle aynı anda gelen sanayi üretimi verisi de yüzde 5.7 ile beklentilerin çok üzerinde bir daralmaya işaret edince, yıl sonu hedeflerinden ciddi şekilde uzaklaşılmış oldu. HSBC Portföy Stratejisti Ali Çakıroğlu, büyümenin beklentinin altında kalmasında özel sektör yatırım harcamalarında kaydedilen sert gerilemenin etkili olduğunu belirtiyor. Çakıroğlu’na göre, özel sektör yatırım harcamaları geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 11.1 azalırken bunda yüzde 14.7 azalan makine teçhizat yatırımı etkili oldu. Bununla birlikte özel tüketim harcamaları da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 0.5 azaldı. Ekonomik yavaşlamaya sektörler bazında bakıldığında, büyümeye

KASIM-ARALIK 2012


en çok katkı vermesi beklenen sektör olan imalat sanayiinde, sadece yüzde 1.3’lük büyüme olduğu ortaya çıkıyor. 2012’de 9 aylık imalat sanayii büyümesi yüzde 2.8 oldu. Tarım sektörü yüzde 2.9 ile büyümeye katkı sağladı. 9 aylık tarım büyümesi yüzde 3.3 oldu. Önceki yıllarda ekonomiyi taşıyan sektör olan inşaat sektörü, vergi, harç, KDV tartışmaları tedirginliğiyle soğumaya devam ederken sektör ilk kez genel ekonomik büyümenin bile gerisinde kaldı. İnşaatta son olarak açıklanan üçüncü çeyrekte büyüme yüzde 0.4’te kaldı. Aynı şekilde 9 ayda büyümeye sadece yüzde 1 katkı sağlayabildi.

İŞSİZLİK ARTIYOR

Kişi başına GSYH değeri Eylül 2012 itibarıyla son bir yıllık dönemde, bir önceki dört çeyreklik döneme göre 269 dolar azalışla 10 bin 327 dolara geriledi. Buna karşılık, büyümedeki düşüş, işsizliğin artış eğilimine girmesine neden oldu. TÜİK’in son olarak açıkladığı Eylül 2012 Hanehalkı İşgücü Anketi sonuçlarına göre, Türkiye’de yüzde 9.1 oldu. Bu oran işsizlikte artış eğilimine girildiğini ifade etse de sendikalara göre, resmi ve genel veri buzdağının sadece görünen yüzü. İşsizlik verilerini değerlendiren DİSK-AR, geniş tanımıyla, yani umudu olmadığı için iş aramayanların da hesaba katılmasıyla işsizlik oranının yüzde 15’in üzerinde olduğunu hesaplıyor. Buna göre işsiz sayısı da 4 milyon 514 bin kişi. Gençler arasındaki işsizlik oranı ise yüzde 30’a ulaşıyor.

UMUTLAR 2. YARIDA

KASIM-ARALIK 2012

Rifat Hisarcıklıoğlu (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı): İç talebin 2012’de kısılması, yurtiçi tüketimin ve buna bağlı olarak ticaret hacimlerinin gerilmesine yol açtı. TEPAV tarafından 32 şehirdeki 500 perakendeciden elde edilen ve aylık bazda derlenen veriler, perakendede 2011’in ikinci yarısından itibaren ciroların düşmeye başladığını ve ticaretteki yavaşlamanın 2012’de de devam ettiğini gösteriyor. Ticaretteki yavaşlama sanayi sektörlerinde de görülüyor. Ekonomideki yavaşlama piyasada nakit akışını olumsuz etkiliyor. Sorunlu kredi ve karşılıksız çıkan çek oranlarında 2012’de gözle görülür bir artış yaşanıyor. Küresel iktisadi ortamdaki nispi düzelmelerin devamı, petrol fiyatının mevcut düzeyini koruması ve çevre ülkelerdeki siyasi gerginliğin Türkiye’yi etkileme derecesinin bugünkünden fazla olmamasını baz aldığımızda, büyüme ve enflasyon açısından 2013’ün 2012’ye kıyasla daha iyi bir yıl olmasını bekliyoruz. Cari işlemler açığının belirgin biçimde azalması sevindirici bir gelişme. Ancak hala yüksek bir cari açığımız var ve üstelik büyüme oranımızın yarıya düşmesine rağmen cari açığımızın bu oranda düşmemesi endişe kaynağı olmaya devam ediyor.

Erkut Yücaoğlu (TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı): 2013’te büyüme hızının ilk yarıda biraz daha düşeceğini, canlanmanın yılın ikinci yarısında başlayacağını ve 2013 bazında yüzde 4 gibi bir büyümeye ulaşacağımızı tahmin ediyorum. İhracat artışının yavaşlayacağını, cari açığın GSMH’nin yüzde 7’si civarında olacağını, işsizlik oranında bir değişim olmayacağını düşünüyorum. Tanıl Küçük (İstanbul Sanayi Odası Başkanı): 2012’de büyüme beklentisinin yüzde 4’ten 3.2’ye çekilmesi moralleri biraz bozdu. Ancak yılın son çeyreğinde sanayide kıpırdanma ve Fitch’in notumuzu artırmasıyla daha ümitli bir atmosfer doğdu... Orta Vadeli Program’da 2013 için yüzde 4, 2014 ve 2015 içinse yüzde 5 büyüme öngörülüyor. Bu da 2015 sonuna kadar ortalamadan daha hızlı adımlarla yol alma olasılığımızın düşük olduğu anlamına geliyor. Türkiye, yoluna mutlaka daha yüksek hızlarla devam edebilmeli. Bundan sonrası için beklentimiz, hükümet ve ekonomi yönetiminin üretime daha fazla destek olması, yatırım ve üretim odaklı politikalara daha fazla ağırlık verilmesi.

DOSYA

2012’nin zor geçtiğini düşünen iş dünyası örgütlerinin umudu 2013’ün ikinci yarısında. Karşılıksız çekler, Merkez Bankası’nın para politikaları ve Suriye başta çevre ülkelerdeki gerilimlerin tedirgin ettiği reel sektör temsilcileri, ekonomik yavaşlamanın uzun sürmesinden de endişe ediyor. Yine de iş dünyasının temsilcileri 'AB’deki siyasi krizin bir ölçüde aşılması, gelişmekte olan ülkelere sermaye akımının hızlanması' durumunda Türkiye'nin önemli miktarda yabancı yatırım çekebileceğini belirtiyor. İş dünyası temsilcileri, Türkiye için ikinci bir kredi notu artışının da büyümede belirleyici olacağı konusunda hemfikir.

İŞ DÜNYASININ 2013 BEKLENTİLERİ

İSMMMO YAŞAM  27


Aktif, dinamik, heyecanlı

RENKLİ YAŞAM

Genç ve çok yönlü bir meslek mensubu olan İbrahim Can, yedi yıldır Latin dansları eğitmenliği yapıyor. Salsa, cha cha, bachata, rumba ondan soruluyor. Dansın yaşam kalitesini artırdığını söyleyen Can, “Dans psikolojik sağlığı da koruyor. Dans büyüleyici bir şey insanın kendini keşfetmesini sağlıyor” diyor.

GAYE DELEN Salsa, bachata, cha caha, rumba, merengue... Latin dansları pek çok insanın hayalini süsler. Son yıllarda kurslara giderek bu dansları deneyenlerin sayısı artıyor. Ama latin dans eğitmenliği ise pek öyle herkesin harcı değil. Genç meslek

28  İSMMMO YAŞAM

mensubu İbrahim Can herkesin harcı olmayan bir şeyi yapıyor. Muhasebe, finans yanında 12 yıldır dansla uğraşıyor. Can, yedi yıldır da latin dansları eğitmenliği yapıyor. İleri seviye eğitimleri bitirip formasyon aldıktan sonra profesyonel anlamda dans

eğitimi vermeye başlamış. Ünlü dansçılarla çalışan Can, dansın insanın kendisini keşfetmesini sağladığını düşünüyor. İbrahim Can 1983 doğumlu. Ümraniye Ticaret Meslek Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi’nde iki yıllık ‘muhasebe’ eğitimi aldı. Dikey geçişle 2006 yılında Marmara Üniversitesi’nde de işletme lisansını tamamladı. Daha küçüklüğünden itibaren çeşitli işlerde ça-

KASIM-ARALIK 2012


lıştı. Bunlar arasında muhasebe büroları da vardı. Üniversiteden mezun olduktan sonra ise bir firmanda çalışmak için Romanya’ya gittiğini anlatıyor. Şirketin kuruluş aşamasında yer aldığını ve küresel krizle beraber bu deneyiminin bir yıl sürdüğünü aktarıyor. Orada da dans merakını sürdürmüş, eğitimler almış. Türkiye’ye dönünce bir otomotiv firmasının finans bölümünde işe girmiş. Orada da bir yıl çalışmış. Daha sonra şu anda çalıştığı Makine Takım Endüstrisi’ne geçtiğini anlatıyor. Şu anda bu firmada stratejik planlama ve iç denetimden sorumlu olarak çalışıyor. Dans eğitimlerine devam eden İbrahim Can bir yandan da mali müşavirlik ve SPK belgesini almak için çalışıyor. Yaz ayında sınavlara girmek için hazırlık yapıyor.

12 YIL ÖNCE BAŞLADI

‘YETENEK ŞART DEĞİL’

Yedi yıldır eğitmenlik yapan Can, her türlü Latin dansının eğitimini verebilecek düzeyde. İnsanlara bir şeyler öğretmeyi seviyor. Ama en sevdiği dansın salsa olduğunu dile getiriyor. Latin dansları dışında düğün dansları eğitimi de veriyor. İbrahim Can, klasik salonlardaki dans eğitimlerini de eleştiriyor. Onların tam eğitim vermediğini birkaç hareket gösterip insanları gönderdiklerini iddia ediyor. Can’a göre dans için yetenek şart değil, herkes deneyip yapabilir. Bu konuda ‘Yürüyebiliyor-

KASIM-ARALIK 2012

DOĞUŞTAN SPORCU

İbrahim Can, Latin danslarının haricinde işletme, muhasebe ve finansman, yönetim bilimleri, satış ve pazarlama gibi dallarda yüksek lisans ve doktora tez danışmanlığı da yapıyor. Can’ın spor alanında da faaliyetleri bulunuyor. Kürekle ve triatlonla ilgileniyor. Yarışmalarda da birinciliği bulunuyor. Çok yönlü meslek mensubu Can’ın diğer ilgilendiği ve eğitim verdiği alanlar ise pilates, body balance, ritm ve nefes egzersizleri. İbrahim Can’ın dernek üyelikleri de bulunuyor. Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği (TKYD), Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), Uluslararası Dans Sporları Federasyonu (IDSF / IDO) ve Sosyal Sorumlu Sporcu Derneği’ne üye. Hem muhasebeci hem de Latin dansı eğitmeni olan Can, her şey için vakit bulabildiğini, durmayı sevmediğini her daim aktif olmak istediğini de sözlerine ekliyor. san dans edebilirsin’ şeklindeki Afrika atasözünü hatırlatıyor. Genç meslek mensubu dansın sosyal medya ağında da çok etkin. Facebook’ta Latin danslarıyla ilgili binlerce kişinin izlediği bir grup da kurdu. Uluslararası Dans Derneği’nden eğitmen sertifikası bulunan Can, mesleğini sevdiğini, devam ettireceğini belirtiyor. Ancak tutkusu olan ve ikinci iş gibi yaptığı dansı da bırakmayı hiç düşünmüyor.

RENKLİ YAŞAM

Can’ın dansa adım atması 12 yıl önce olmuş. 18 yaşındayken katıldığı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Deniz Yıldızları Programı vasıtasıyla tanıştığı birinin tavsiyesiyle dansa ilk adımını atmış. Daha sonra Yeditepe Üniversitesi’nde dans eğitimleri veren Aytunç Bentürk’den dersler almaya başlamış. Can, Latin danslarında 12 yıldır Türkiye’de ve yurtdışında en iyi eğitmenlerle çalıştığını söylüyor. Can, “Aytunç Bentürk, Tan Sağtürk, Joaquin Cortes, Alex De Silva, Barcelona&Italy Grandprix dans topluluğu, Reduta Opera ve Bale Merkezi, dünyaca ünlü modacı ve modellerle koreografi deneyimi yaşadım” diyor. Yurtdışında da ders ve workshop verme, eğitim alma şansı da yakaladığından bahsediyor. Şu anda da sürekli Latin dansı gecelerine katılıyor. Dans sayesinde insanların kafa boşaltıp, deşarj olduğunu ve diğer yandan da çevre edindiğini belirtiyor. Latin dansının yönetim bilimlerine ciddi katkısı olduğundan bahsediyor. Zaman yönetimi ve takımdaşlık açısından önemli buluyor. Dansın yaşam kalitesini artırdığını söylüyor. Dansı iletişimle bir tutuyor. İbrahim Can, dansın yararlarını şöyle sıralıyor: “Dans sürekli iletişim demek, çevre ve ağ demek. Latin dansları insanlara fiziksel ve bedensel anlamda önemli katkı sağlıyor. Bedensel anlamda formda tutuyor. Zihinsel olarak da algısını geliştiriyor. Dans psikolojik sağlığı da koruyor. Dans büyüleyici bir şey; insanın kendini keşfetmesini sağlıyor.”

İSMMMO YAŞAM  29


YAŞAM’IN PORTRESİ

Oyuncu Yeşim Ceren Bozoğlu, tiyatro ile başladığı sanat yolculuğunu film ve dizilerle sürdürüyor. Senaryosu içine sinmeyen projeleri kabul etmediğini belirten Bozoğlu, Ateşin Düştüğü Yer filminde de senaryosu için rol aldığını söylüyor.

Ruhum senaryoyla örtüşmezse oynamam

30  İSMMMO YAŞAM

KASIM-ARALIK 2012


BANU BOZDEMİR

KASIM-ARALIK 2012

MOTOSİKLET KULLANIYOR Yeşim Ceren Bozoğlu’nun otomobil ehliyeti yok ama motosiklet ehliyeti var. Birçok yere Vespa motosikletiyle gidip geliyor. Bu aslında onun için bir aile geleneği. Babası ve ağabeylerinin de motorcu olduğunu belirtiyor. Arabalardan çok anlamadığını belirten Bozoğlu, “Arabalardan pek anlamam ama hayalini kurduğum bir araba var. 1956 model Porsche. Sırf onun için araba kullanmayı göze alıp İstanbul trafiğine bile çıkabilirim. O bir araba değil bir şiir. Orijinali almam mümkün değil ama replikaları var; Antalya’da bir yer yapıyor. O benim hayallerimden biri onu alırsam hemen bir ehliyet kursuna yazılırım” diyor. Motosikletin dışında taksi ve metroyu da ulaşımda ağırlıklı olarak kullanıyor. Otobüse ve dolmuşa binmeyi de seviyor ama artık çevresine rahatsızlık verdiğini düşünüyor: “Otobüse bindiğimde fotoğraf çektirmek istiyorlar. Onu da herkes kaldırmak ve maruz kalmak zorunda değil. Ama metronun hayat memat meselesi olduğunu düşünüyorum. Hayatı çok kolaylaştırıyor ve metroda öyle bir şey olmuyor. Otobüs yolculuklarını çok severim, öğrenciyken çok kullanırdık. Ama pek hayırlı olmuyor binmem:”

YA Ş A M ’ I N P O R T R E S İ

Yeşim Ceren Bozoğlu sektörün yetenekli oyuncularından ve aranan yüzlerinden… En son rol aldığı Ateşin Düştüğü Yer filmi, geçen yıl Türkiye’yi Oscar ödüllerinde temsil etti. Antalya Film Festivali'nde ön elemeyi bile geçemeyen ancak Montreal Film Festivali’nde ‘en iyi film’ ve ‘uluslararası film eleştirmenleri federasyonu’ ödüllerini kazandı. Bu filmdeki rolü için Bozoğlu 6 ayda 15 kilo aldı. Seçtiği projelerde senaryoya önem verdiğini vurgulayan Bozoğlu, dizi ve sinema oyunculuklarıyla çevrelenmiş hayatında tiyatro yapamadığı için üzgün. Tiyatronun burnunda tüttüğünü ve en kısa zamanda bir tiyatro projesiyle dönmek istediğini söylüyor. Yeşim Ceren Bozoğlu ile oyunculuk, yaşam ve İstanbul’a dair konuştuk. Sinemada yüzünü fazlaca gördüğümüz oyunculardansınız… Kesinleşmiş projeler var mı? Evet konuştuğumuz, görüştüğümüz bütçe bulunursa çekilecek filmler var. Bütçe bulunursa yazın üç filmde oynayacağım ama bulunamazsa bekleyeceğiz… O zaman hemen Kültür Bakanlığı’nın verdiği ödenekleri konuşalım. Sizce bu ödenekler sektöre hareket katıyor mu? Parasal olduğu kadar stratejik anlamda da önemli destek. O anlamda geliştirilen politikalar, 200-300 bin liralık desteklerden çok daha önemli. Bu sene başarılı bir şey yapmışlar. Kültür Bakanlığı’na başvuru yapan ilk filmini çekecek olan yönetmenlerden beş dakikalık teaser çekmelerini istiyorlar. Ben doğru bir karar olduğunu düşünüyorum. Çünkü sinema aşkı sinema yapabilmek olmuyor her zaman. Bu anlamda oradaki paranın doğru zamanda doğru kişilerle buluşması önemli. Nasıl ki oyuncular odition vermekten kaçınmamalı, yönetmenler de bunu yapmalı. Bu noktada kendine güvenen yönetmen beş dakikalık teaser’ı çeker ve parayı alır.

Zaten ortalık ilk filmini çeken ve devamını getiremeyen yönetmenlerle dolu… Tabii ki onların dileği devamını getirmektir ama… Bizim camiada atlanan çok önemli bir şey var. Bir filmi çekmek o filmin gösterime girmesi ve seyirciyle buluşması demek değil. İşin dağıtım kısmının ya da show business kısmının atlanmaması gerekiyor. Biz de şov kısmı tamam da business da sınıfta kalıyoruz. Evlerini, arabalarını satıyorlar filmi çekiyorlar ama ne yazık ki çocuk ölü doğmuş oluyor. Dağıtıma giremiyor, TV satışı olmuyor. Dolayısıyla bir sonraki film için kapital olmuyor. İlk film için Kültür Bakanlığı doğru bir kanal ama ondan sonrası için yönetmenin işin ticari kısmını da göz önünde bulundurarak filmlerini finanse edebilecek çözümleri bulması gerekiyor. Popülerleşmesi ya da sanatından taviz vermesi değil, yurtdışı bağlantılar ve festivallerle bütçe yaratmasından bahsediyorum. Bunu en iyi yapanlardan birisi çok beğendiğim, henüz çalışma fırsatı bulamadığım Yeşim Ustaoğlu... Yeşim Ustaoğlu gibi kadın yönetmenler hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizin için bir kadın yönetmenin filminde oynamak daha mı avantajlı olur? Sanatsal sinemanın çağdaş yönetmeni Theodoros Angelopoulos en son Adana Altın Koza Film Festivali’ne geldiğinde bir söyleşisi olmuştu. Ben orada kendisine bir soru sormuştum; Avatar’ın çıktığı seneydi. “Avatar’ı seyrettiniz mi, hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye sordum. “Evet, iyi bir hikayeydi. Benim için önemli olan hikayedir” dedi. Üç boyutlu olması, artık hologramın konuşulması yani onun teknik yeniliklere bakış açısını merak etmiştim. Öyle bir efsanenin ağzından hiçbir cümle boşa çıkmaz. Evet önemli olan hikaye bunu ister kadın çeksin, ister trilyonluk bütçen olsun cinsiyet ayrımının vizörde etkin olmaması gerektiğini düşünüyorum. Bir kadın şiddet filmi de çekebilir, bir erkek kadınların bile ulaşamayacağı bir duygusallığa imza atabilir. Önem-

İSMMMO YAŞAM


YAŞAM’IN PORTRESİ

TİYATRO’DAN SİNEMAYA… Yeşim Ceren Bozoğlu, 29 Temmuz 1974 Ankara doğumlu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Oyunculuk Bölümü mezunu olan sanat yaşamına tiyatro ile başladı. Üniversiteden yıl oynadığı tek kişilik “Kadınlar” adlı oyun ile Cumhuriyet Gazetesi ve Ayşegül Yüksel tarafından yılın genç kadın oyuncusu seçildi. Devlet Tiyatrosu, Şehir Tiyatroları, Duru Tiyatro gibi topluluklarda yer alan sanatçı, yönetmenlik de yaptığı tiyatro oyunlarının yanı sıra çeşitli sinema ve dizi filmlerde rol aldı. Profesyonel olarak oyunculuk koçluğu konusunda Türkiye’nin en tanınan ismi olan başarılı oyuncu Duru Tiyatro’da Türkçe, bir başka kursta İngilizce oyunculuk dersleri verdi Filmografisi • Ateşin Düştüğü Yer - 2012 • Elde Var Hayat - 2011 - Müdür muavini Zehra Öğretmen • Canım Babam - 2011 - Sekreter • Geniş Aile - 2009-2011 - Sevim • Bahtı Kara - 2009 • Yüreğine Sor - 2009 • Deli Deli Olma - 2008 • Kirpi - 2008 • Kısık Ateşte 15 Dakika - 2006 • Eve Dönüş - 2006 • Polis - 2006 • Doktorlar - 2006 • Alanya Almanya - 2005 • The İmam - 2005 • Öteki Gece - 2005 • Meleğin Düşüşü - 2004 • Bir Aşk Hikayesi - 2004 • İki Genç Kız - 2004 • Arapsaçı - 2004 • Günahım Neydi Allahım - 2003 • Sultan Makamı - 2003 • Azad - 2002 • Gülbeyaz - 2002 • İngiliz Kemal - 2001 • Yeditepe İstanbul - 2001 • Gece Martıları - 2000 • Sıcak Saatler - 1998

32  İSMMMO YAŞAM

li olan iyi hikaye anlatmak. İyi hikaye deyip duruyoruz ama biz de nedense senaryolar iyi olmuyor, tatmin etmiyor. Hollywood bir tüketimi yaşıyor bizse hala iyi senaryonun lezzetine ulaşamadık… Film bir vücutsa senaryonun onun kalbi olduğunu düşünüyorum. Kalbiniz atmazsa yaşayamazsınız. Benim zaten seçimlerimdeki birincil şart o. Heyecan duymam lazım, ruhum o senaryoyla örtüşmüyorsa oynayamıyorum. Sizi son zamanlarda şehirli kadın rollerinde izlemedik… Evet, Bahtı Kara’da varoş kadınıydım; Ateşin Düştüğü Yerde de öyle… Burjuva kadın diyelim o zaman, en son Kısık Ateşte 15 Dakika’da ve Kutluğ Ataman’ın İki Genç Kızı’nda vardı. Yüksek burjuva, sosyete o tarz bir şey oynamadım. Ama romantik komedilere bayılıyorum, çok severim. Henüz öyle bir filmde oynamadım ama eğlenerek çekerim gibime geliyor. Zaten öğrenci filmleri de dahil herkese yardımcı olmaya, ilk filmlerini çeken filmlere de dediğim kıstaslar içinde yardımcı olmaya çalışıyorum… Gelelim en son oynadığınız Ateşin Düştüğü Yere… Son derken Gizli Yüzler var ama henüz Türkiye’de vizyona girmedi. Bak orada şehirli kadını oynadım. Onu pek anlatamıyorum, Olağan Şüpheliler gibi... Kendi karakterinle ilgili bir şey anlatırsan bütün film çözülüyor. Ama şehirli bir kadın. Bir annenin çocuğuna kavuşma mücadelesi diyebiliriz. Sümeyye Kökten çekti. Vizyon tarihi henüz belli değil. Evet artık bazı yapımlar vizyonu parselliyorlar ne yazık ki, bazı yapımlara yer, salon vs.. kalmıyor… Evet eminim ki 2014 Şubat’ı doludur şu anda mesela. Ateşin Düştüğü Yer biraz tepkilerin ortasında kaldı. Kimisi Oscar aday adaylığını, kimisi yönetmenin politik kimliğini sorguladı… İlgi çektiği kadar tepki de çekti. Bir oyuncu olarak neler hissettiniz, neler düşündünüz? Tüm bunların dışında yer aldım, senaryosu için vardım. Ayşe diye bir töre cinayetinde katledilen bir genç kızın gerçek yaşam hikayesi... Oradaki Hatice Ana’yı oynamam teklif edildi. Hikaye gerçek ve çok can acıtıcıydı. Güzel bir roldü benim için. O yüzden ideolojik ve cinsiyetçi davranmadan ‘evet’ dedim. Sinema aşkıyla buluştuğum her yönetmenle çalışırım. Film ödül aldığında Ayşe’nin ölüm yıldönümüydü, o anlamda ilginç bir tesadüfte oldu. Ruhunun şad olduğuna katkısı olduğuna inanmak istiyorum. “Dizilerde oynamam” diyen bir oyuncu değilsiniz değil mi? Artık diziler de öyle bir çekiliyor ki bazıları bağımsız yapımların üstünde senaryolar. Teknik ekipler, iyi rejiler. O yüzden “Ben dizilerde oynamam” mottosu eskilerde kaldı. Bir de televizyonlar artık daha seçici olmaya başladı. Her oyuncu her yönetmen olmuyor, her senaryo izlenmiyor. Kalitesiz bir şeyin devam etmesi mümkün değil. Ticaret kuralları sanat kurallarından daha sert. Oyunculuk anlamında babanızdan kalan paranız yoksa, ticaretle uğraşmıyorsanız benim gibi… Benim tek mesleğim var elimde oyunculuk. Bununla geçiniyorsanız ben dizi çekmem deme şansınız yok. Peki ya tiyatro? Valla tiyatroyu çok özledim. Unutamadığım, ayrıldığım sevgilim gibi zaman zaman aklıma geliyor. Bir türlü şartlarını oluşturamadığım için ertelediğim bir proje var;

KASIM-ARALIK 2012


KASIM-ARALIK 2012

netmen ya da senaristle manavdan domates seçerken karşılaşmak istemem. Bu özel hayat değil mahremini kendine saklamak meselesi. İstiklal Caddesi’ni çok severim mesela. Aralıksız sürekli tiyatro yaptığım günlerde bütün hayatım orada geçiyordu. İstiklal Caddesi candır, Asmalımescit’in patlamadığı zamanlardaki hali de bizim için candır. Kentsel dönüşüm altında yapılanlara ne diyorsunuz? Bilinçsiz yapılaşma meselesine karşıyım. İnsanlara kentsel dönüşüm adı altında faşizan bir baskı yapılmasına elbette karşıyım. Ama bir yandan o binaların başka bir sorumluluğu var toplumsal ve sosyal olarak. Kötü kullanımdan dolayı yıkılacak tarihi bina benim için kesilen bir ağaç kadar acı verici. Yaşayan insana da, korunması gereken kültür mirasına da eşit derecede özenli davranmalıyız. Kadına yüklenen görsel kalıplar var. İlla zayıf, bakımlı olmak zorunda mı kadınlar? İnsanlar sürekli senin hayal ettikleri gibi olmanı bekliyorlar. O noktada benim kendimi kurtardığım tek yer Geniş Aile ve filmlerdeki bir iki rol dışında seksapel kadın imajını çok yüklenmedim. Ben kadın veya erkeğin kendisinden keyif alması, saygı ve sevgi duyması adına kendine bakmasını önemsiyorum. Derdin oyunculuksa tamam ama derdin güzel ve seksi olmaksa onu bilemem. Benim derdim iyi oyuncu olmak. Karşı taraftan sevgi alabilmenin yolu da güzellikten değil daha çok ruhsal alışverişten geçiyor. Öbür türlüsü çok geçici oluyor. 80 yaşına geldiğinde bile etrafına yaydığı enerjiden dolayı aşık olduğunuz insanlar vardır; işte öyle olabilirsek ne mutlu!

YAŞAM’IN PORTRESİ

onu yapmak istiyorum Her şeyiyle benim olan bir proje… Atölye gibi bir fikir var. Oynadığınız dizi ya da sinema filmlerinde performansınızı nasıl buluyorsunuz? Oynadığım şeyi seyrederken bir yandan da içimden tekrar oynuyorum. Bir yandan eleştiriyorum, nefret ediyorum. Bir yanım iyi bir şey olduğunda anlatamayacağım kadar mutlu oluyor. Oyunculukla aşk yaşadığım için tutku, nefret, her şey var yani. Bu yaşlar benim kendimden en fazla şey beklediğim yaşlar. 30’lu yaşlarda doğru ışık ve açıyla 20’li yaşları da oynarsın; iyi bir makyajla 50’li yaşlarda da görünürsün. Yaşadığınız yerden memnun musunuz? Bazı oyuncular Cihangir’den vazgeçemediler… Bebek’ten çok memnunum, eski İstanbulluların oturduğu bir mahalle kültürü var. Bakkala anahtar bırakıp dışarı çıkabiliyorum. Sokağa çıktığın anda bir sürü işini bir anda halledebiliyorsun bu da önemli. Ben Nişantaşı’nda doğdum. Bebek, annemle babamın balık tutmaya geldiği yerdir. O zamanlar Bebek Kahvesi de balıkçı barınağıydı. Çocukluk hatıralarımın olduğu bir yer. Burada olmak bir güven duygusu veriyor bana. Bir kedi ve köpeğim var. O yüzden ev, tatil gibi seçimlerimi onlara göre yapıyorum. Onlarla rahatça vakit geçirmeyi önemsiyorum. Buranın o canlı halini de seviyorum. Cihangir’e gelince daha gerillavari bir ilişkim var orasıyla. Ufuk Bayraktar benim çok can dostum, Firuzağa’daki caminin altındaki dükkan onundur. Ufuk’u çok sevmeme rağmen çok sık uğramam. Bir yö-

İSMMMO YAŞAM  33


Başarı hırsına yenik düşmeyin! Çok çalışıyor, gecesini gündüzüne katıyor ve başarılar birbirini takip ediyor. Başarıya o kadar alışıyor ki bunu sürdürülebilir kılmak için daha da fazla çalışmaya başlıyor. Hırs yeni hırsları doğuruyor. “Ya başarısız olursam!” korkusu da bir yandan peşini bırakmıyor. Günümüzün yoğun ve rekabetçi iş hayatında bu kısır döngüyü yaşayan pek çok patron, yönetici ve çalışan var. Adeta başarısızlık korkusu iş dünyasını felç etmiş durumda. Bu korku kişiye başarıyı devam ettirme zorunluluğu olduğunu her gün hatırlatıyor. Çoğu zaman başarıyı yönetmek yakalamaktan zor oluyor. Uzmanlara göre başarıyı devam ettirme zorunluluğu, yeni bir meydan okuma olarak şirket yönetiminde gerilim ve huzursuzluk doğuruyor. Çalışanlar ve şirketler yeni ve daha iddialı hedeflerin peşinden koşuyor. Çünkü eldekini korumak için alınacak önlemler zirvede kalmaya yetmiyor. www.kariyeryolculuğu.com Kurucusu Kariyer Koçu ve Danışmanı Fatmanur Erdoğan, başarı hırsını, kişinin anlam bulduğu bir çalışmayı başarıyla tamamlaması için gereken motivasyona sahip olması olarak tanımlıyor. Erdoğan, “Bu tarz kişiler tutkulu olarak nitelenebilir. Öte yandan, başarı hırsı, konumu korumak ya da statü atlayabilmek için verilen kişisel çabalar bütünüyse ve kişi kendinden başkasına fayda yaratmıyorsa, etrafının gelişmesine pek katkıda bulunmayacağı düşünülebilir.

34  İSMMMO YAŞAM

Bu tarz kişileri obsesif olarak tanımlayabiliriz” diyor. Araştırmalar hırsı gözünü kör etmiş olan kişilerin onaylanma ihtiyacının yüksek olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda başarısızlık korkuları çok yüksek oluyor. Erdoğan, bunun da daha stresli olmalarına ve anksiyete yaşamalarına neden olabildiğini dile getiriyor: “Aşağılık duyguları ya da üstünlük duygularına sahip olabiliyorlar. Bu tarz kişilerin kıskanç ve biraz da narsistik eğilimi olduğundan bahsedebiliriz. İşyerinde kıskançlık çok fazla çalışılan bir konu değil ancak çok ciddi bir yer tutuyor. Kurumların hala hiyerarşik olduğunu düşünürsek ve piramit modeli hakim olduğundan yukarıya çıkmak için rekabet kıyasıya oluyor. Dolayısıyla, tek bir pozisyon için savaş veren hırslı bir grup insanın enerjilerini doğru kullanmadıklarında hem kendilerine hem de kuruma zararları yüksek oluyor.”

GÜÇ SAVAŞI ARTIYOR

Fatmanur Erdoğan

KARİYER

AYŞEGÜL EMİR

Fatmanur Erdoğan’a göre tutkuyla hırsı da karıştırmamak gerekiyor. Tutkulu insanların statü ve konum kavgası yok. Erdoğan, Türkiye’de yönetim seviyelerinde hırslı insan sayısının yüksek olduğunu belirtiyor ve şu değerlendirmeyi yapıyor: “Bunun bir nedeni maalesef kurum kültürleri. Büyük şirketlerin ezici bir çoğunluğu 21. yüzyı-

KASIM-ARALIK 2012


lın yönetim anlayışına ayak uyduramamış durumda. Bu yüzden de zaten yetenekli ve tutkulu olanların girişimciliğe erken başladığını görüyoruz. Aynı zamanda yetenekli bireyleri şirketlerin tutamadığı da bir gerçek. Başarılı, yetenekli, tutkulu ve topluma fayda yaratma hedefi olanlar hırslarla ve güç savaşlarıyla vakit öldürmeyi tercih etmiyorlar. Maalesef hırs iş ortamlarında güç savaşlarını, dolayısıyla verimsizliği getiriyor.” Peki, yükselme ve başarıyı devam ettirme hırsı nasıl törpülenebilir? Erdoğan’a göre, bunun iki yolu var: “Birincisi bireysel ikincisi kurumsal. Sürekli başarı diye bir şey mümkün değil. Başarmak varsa kaybetmek de var. Bir ürünün yaşam eğrisi vardır. Bu eğri belli bir noktadan sonra iniş gösterir. Hayatlarımız da böyledir. Kadın ve kariyer açısından bakalım. Genellikle hem yükselen bir kariyere sahip olmak hem de aynı dönemde yeni anne olmak zorlu bir süreçtir. Böyle bir dönemde kişi ya anneliğe ya da kariyere ağırlık verme kararı alır. Yani ikisini aynı anda zirvede tutması söz konusu değildir. Kişi hedeflerini dengelediği sürece başarıyı devam ettirmesi mümkün olur. Hırsın törpülenmesi için kişinin başarısız olduğunda değersiz olacağını hissetmiyor olması gerekir. Oysa başarı hırsını yaratan sebeplerden biri de başardığı takdirde değer göreceği ve onay alacağı inancıdır. Kişinin değerini kendinden almayı denemesi, hem başarıyı devam ettirmesine hem de kendi değerini dışardan değil içten almasına neden olur.”

HIRS VE KÖTÜLÜK

KASIM-ARALIK 2012

Başarıyı yönetmek, başarmaktan daha zor. Başarı hırsı insanın hayatını cehenneme çevirebilir. Bu saptamaları yaparken, ‘başarının’ da düşmanları olduğunu belirtelim. Kariyer koçu Fatmanur Erdoğan, başarının düşmanlarını ise şöyle sıralıyor:  Başarıyı çekememezlik maalesef önümüzdeki en büyük düşman. Fırsat eşitliğinin olmadığı, sosyal ve ekonomik şartların büyük farklılık gösterdiği, kültürel anlayışın da daha geleneksel olduğu bir toplumda yaşıyoruz. Bunlar kıskançlık ve çekememezlik gibi durumların yaşanmasına neden oluyor.  Bir diğer düşman da başarı sarhoşluğu. Unvanlara değer veren bir toplumuz. Unvan aldıkça başımız dönebiliyor. Bu da bizim yanlış adımlar atmamıza etken olabiliyor.  Bir diğer nokta da bir işte başarılı oldu diye kendini herkesten büyük görme durumu. Bu kişiler mütevazı davranıyormuş gibi yapıp, ne kadar önemli ve başarılı olduklarını lafın içine sokma taktiklerini iyi becerirler.

KARİYER

Erdoğan, başarının her zaman çok üretken olmak anlamına gelmediğini, var olanı koruyabilmek de olabileceğini dile getiriyor. Erdoğan, iş hayatında hırsa inanmıyor. Dünyada ne kadar kötülük, yanlış yönetim, savaş ve karmaşıklık varsa, bunların hepsinin arkasında hırs olduğu görüşünü savunuyor. Tutkunun getirdiği başarı motivasyonunun daha sağlıklı olduğuna inanıyor. Ona göre, bu tarz bireyleri yetiştirdiğimizde sürdürülebilir gelişim sağlanabilir. Kariyer koçu Fatmanur Erdoğan hırslı kişilere şu önerilerde bulunuyor: “Hayatta tek amacınız başarılı olmaksa, hangi konuda başarılı olmak istediğinizi, bu başarının etrafınıza ve topluma nasıl bir fayda sağlayacağını anlamanızda fayda var. Kendinizi sadece başarı kazandığınızda değerli ve saygın hissediyorsanız, hayatınızın önemli bir kısmının stresli ve depresif geçmesi kaçınılmaz olabilir.”

BAŞARININ DÜŞMANLARI

İSMMMO YAŞAM  35


EĞİTİM

Ağaç yaşken eğilir Uzmanlar, anne-babanın, sorumluluk duygusunu geliştirmek için çocuğun yaşına, cinsiyetine ve kişisel özelliklerine uygun görevleri çocuğun yapmasına fırsat vermesi gerektiğini söylüyor.

36  İSMMMO YAŞAM

CAN KIZILDAĞ

Her anne-baba, çocuklarının kendi ayakları üzerinde durabilen, sorumluluk sahibi bir yapıda olmasını ister. "Ağaç yaşken eğilir" sözünü anımsatan uzmanlar, çocukların sorumluluk sahibi olması konusunda en önemli görevin aileye düştüğüne dikkat çekiyor. Çocuğun kendi davranışlarının sorumluluğunu almasının, yeterince büyüdüğünde bir gün içinde kazanabileceği, öğrenebileceği bir beceri olmadığını vurgulayan uzman psikolojik danışman Ece Akın Bakanay, sorumluluk bilincinin gelişmesinin yaşamın ilk yıllarından itibaren atılan adımlar ile mümkün olduğunu belirtiyor. Bakanay, hayat ile ilgili diğer değerler gibi sorumluluğun da çocuğun öncelikle anne-ba-

basından, daha sonra sosyal çevresinden öğrendiği, geliştirdiği bir beceri olduğunu anlatıyor. Bakanay şöyle devam ediyor: "Çocuğun hayatındaki her beceriyi öğreten ve geliştirmesine yardım eden anne-baba, sorumluluk duygusunun gelişiminde de başrole sahiptir. Sorumluluk duygusunu geliştirmek için anne-babanın çocuğun yaşına, cinsiyetine ve kişisel özelliklerine uygun görevleri çocuğun yapmasına fırsat vermesi, istenilen davranışlar için model oluşturması ve olumlu davranışları pekiştirmesi gereklidir."

MODEL OLUN

Çocukların ev ortamında sorumluluk alma becerilerini geliştirme fırsatı bulamamasının okul sürecini de etkileyeceğine dikkat çeken psikolojik danışman Bakanay "Ödevlerini ve eşyalarını sıklıkla unutan, çan-

KASIM-ARALIK 2012


tasını düzenlemekte zorlanan daha da önemlisi karşılaştıkları olaylar karşısında her zaman başkalarından yardım alma ihtiyacı duyan ve bu nedenle kendilerine olan güvenleri tam olarak gelişmeyen bireyler haline gelebilirler" diye uyarıyor. Çocukların çok iyi gözlem yeteneğine sahip olduğuna dikkat çeken Bakanay, anne-babanın çocuklarına öğretmek istedikleri davranışlar için model oluşturmasının etkili bir yöntem olduğunu söylüyor. Bakanay, eğer anne-babanın günlük hayat ile ilgili sorumluluklarını zorla, isteksizce gerçekleştiriyor ya da aksatıyorlarsa çocuk için de sorumlulukların kaçınılması gereken durumlar anlamına geleceğine dikkat çekiyor.

ÖDEVİNİ SİZ YAPMAYIN

KASIM-ARALIK 2012

YAŞA GÖRE İŞ VE SORUMLULUK

Sorumluluğun gelişimi çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Ancak, genel gelişim özellikleri açısından değerlendirildiğinde, çocukların evde yerine getirebilecekleri sorumluluklarını bilmek, size beklentilerinizi ayarlayabilmeniz açısından yardımcı olabilir. Buna göre; 6’ncı yaşta;  Tek başına giyinip soyunması,  Ufak tefek ev işlerinde yardımcı olması (sofrayı kurma, bahçe sulama vb)  Üzerinden çıkardığı kıyafetleri yardımla katlayabilmesi,  El-yüz temizliğini yapabilmesi, 7’nci yaşta; (yukarıdakilere ek olarak)  Çantasını hazırlaması,  Sahip olduğu evcil hayvanın bakımı ve ihtiyaçlarını karşılaması,  Ödevlerini hazırlaması,  Dişlerini fırçalaması, 8’inci yaşta; (yukarıdakilere ek olarak)  Hatırlatmadan öz bakımını yapması ve odasını toplaması,  Okul eşyalarına sahip çıkması,  Okuldan gelen mesajları size iletebilmesi,  Dersleriyle ilgili sorumlulukları alabilmesi, 9-11 yaşlar arası; (yukarıdakilere ek olarak)  İlgilerini belirleyip, zaman planlaması ve günlük programlar yapabilmesi,  Ev dışı yakın yerlere gidip gelmesi,  Arkadaşlarıyla iyi ilişkiler kurması,  Alışveriş yapması.

EĞİTİM

Çocukların “yaşayarak- yaparak” öğrendiklerini, bu nedenle sorumluluk duygusunun gelişmesinde en etkili yöntemlerden birinin çocuğun davranışının sonucunu yaşamasına fırsat vermek olduğunu kaydeden Bakanay, şu değerlendirmelerde bulunuyor: "Anne-babalar genellikle çocuklarını olumsuzluklardan koruma içgüdüsüyle hayatı çocuklar için kolaylaştırmaya çalışırlar. Sabahları okul için giysileri giydirmek, ayakkabıları bağlamak, ödevini yapmadan okula gidip de öğretmeninden uyarı almasın diye ödev ile ilgili araştırmaları yapmak… Tüm bunlar kısa vadede çocuğu olumsuz sonuçlardan korur gibi görünse de uzun vadede maalesef kişilik gelişimini, özgüven oluşumunu olumsuz olarak etkileme riskini taşırlar. Biri her gün sizin için işlerinizi yapsa siz işinizi yapmak için çaba gösterir miydiniz? Çocuklar da doğal olarak anne-baba tarafından desteklenen becerilerini geliştirmeye ihtiyaç duymazlar, daha doğrusu duymuyor gibi görünürler ama bir gün anne-baba desteğini azalttığında o zaman büyük zorluklar yaşarlar. Çünkü zamanında gelişmeyen becerileri sonradan kazanmak için çok daha fazla emek harcamak gerekir. 5. sınıfa kadar okul ödevlerinde destek alan bir çocuk, 6. sınıfta “Artık büyüdün, derslerinin sorumluluğu sana ait” denildiğinde beklenilen sorumluluğu yerine getirmekte zorlanacaktır."

İSMMMO YAŞAM  37


SAĞLIK

Soğuk algınlığı, kışın çocukların peşini bırakmıyor. Çocuklarda en sık görülen bu enfeksiyon hastalığından korunmanın en iyi yolu onların bağışıklık sistemini güçlendirmek. Bunun için de düzenli ve dengeli beslenmek gerekiyor.

Çocuğunuzun bağışıklık sistemini güçlendirin

38  İSMMMO YAŞAM

ILGIN ŞENYÜZ Kışın hastaneye giden çocukların yarısına yakınının soğuk algınlığından muzdarip olduğu bir gerçek. Diğer bir deyişle, soğuk algınlığı, çocuklarda en sık rastlanan enfeksiyon hastalığı. Aslında 200’den fazla virüs soğuk algınlığına neden oluyor. Bu virüsler, hapşırık ve öksürükle havaya yayılan virüs damlacıkları ve mikroplu ellerle bulaşıyor. Kreş, okullar, havasız ortamlar, toplu taşıma araçları, hasta çocuklarla temas, el yıkama alışkanlığının az olması, ortak kullanılan oyuncaklar kışın hastalıkların bulaşma riskini artırıyor. Peki çocukları soğuk algınlığından korumak mümkün mü? Uzmanlara göre, çocuğunuzun bağışıklık sistemini güçlendirerek soğuk algınlığından koruyabilirsiniz. Çocuklar yılda 3 ila 6 kere soğuk algınlığı geçiriyorlar. Çamlıca Medicana Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Pelin Demirci, kreşe, yuvaya giden çocuklar ile 3-6 aylık bebeklerin yılda 8-10 kez bile hasta olabildiğini söylüyor. Demirci, “Kimi zaman kışın ayda iki kere bile çocuklar soğuk algınlığı geçirebiliyor. 6-7 yaşlarından sonra çocuk büyüdükçe hastalık sıklığı giderek azalıyor. Hastalık sayısının giderek azalmasının nedeni, hastalıkları geçire geçire virüslerin çoğuna bağışıklık kazanılması” diyor.

KASIM-ARALIK 2012


Gelelim soğuk algınlığı rahatsızlığının nasıl seyrettiğine… Dr. Pelin Demirci’nin verdiği bilgiye göre, hastalığın kuluçka süresi oldukça kısa. Çocuk virüsle karşılaştıktan 1-2 gün sonra hastalık belirtileri ortaya çıkmaya başlıyor. Hastalık ortalama 5-7 gün sürüyor. Fazla yüksek olmayan ateş, halsizlik, hapşırma, huzursuzluk, önceleri şeffaf, sonraları koyulaşan burun akıntısı görülüyor. Burnun arkasında biriken salgıdan dolayı iştah azalıyor. Aslında kış hastalıklarından çocukları korumak için kış öncesi bağışıklık sistemlerini güçlendirmek gerekiyor.

BAL YEDİRİN Bağışıklık sisteminin güçlenmesi için herkesin bildiği sağlıklı yaşam ilkelerinden taviz verilmemesi gerekiyor. Dr. Pelin Demirci, “Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için yeterli ve dengeli beslenmek gerekiyor. Düzenli uyku, çocuğu sigara içilen ortamlardan uzak tutmak, düzenli egzersiz, kışın D vitamini takviyesi vermek çocuğunuzun bağışıklık sistemini güçlü tutar” diyor. 1 yaşın üzerindeki çocuklara düzenli bal yedirmek de bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Çocuklara enerji veren bal, mikropları öldürmeye yardımcı oluyor. Vücudun çinko, bakır ve magnezyum seviyesini artırdığı bilinen bal, soğuk algınlığı sırasında kuru öksürüğü de azaltıyor. Ancak az bile olsa çocuklara deli bal (Doğu Karadeniz’e özgü acı kestane balı) yedirilmemesi gerekiyor. Bu arada, çocuklara bağışıklık sistemini güçlendirmek için bitki çayı verilmesi de tavsiye edilmiyor. Güvenli doz aralıklarının bilinmemesi nedeniyle bitki çayları çocuklara yarar yerine zarar verebilir. Örneğin, soğuk algınlığında sıklıkla kullanılan ıhlamurun idrar söktürücü etkisi var. Bu da çocuğun vücudunu susuz bırakabilir. Bu arada; çocukların gıda takviyesi ve vitamin desteği alıp almaması konusunda görüş birliği yok. Genelde, sağlıklı ve dengeli beslenen bir çocuğun vitamin ya da gıda takviyesi alması gereksiz görülüyor.

ANTİBİYOTİK KULLANMAYIN

KASIM-ARALIK 2012

• Çocuklar mutlaka sabah kahvaltılarını evde yapmalı. • Her gün sebze ve meyve yemeli. • A, C ve E vitaminlerini almak için havuç, brokoli, kabak, brüksel lahanası, yeşilbiber, karnabahar, maydanoz, ıspanak, roka, tere ve turunçgiller, nar, elma, armut, kayısı, kivi gibi meyvelerin tüketilmesi gerekiyor. Mümkün olduğu kadar koyu yeşil, koyu mor renkli sebze ve meyveler tercih edilmeli. • Süt yerine kefir, yoğurt ve peynir gibi probiyotiklerden zengin fermente süt ürünler tercih edilmeli. • Haftada iki kere omega 3’ den zengin balık tüketmeye dikkat edilmeli. • Gıdalar şehir hayatında ne kadar mümkün olmasa da doğal şartlarda yetiştirilmiş ve kimyasal kirlilikten korunmuş olmasına dikkat edilmeli. Doğal yemle beslenmiş tavuğun yumurtası ve eti, doğal beslenmiş dana eti, ağır metallerden etkilenmemiş küçük balıklar, doğal ortamda ilaçsız ve hormonsuz yetiştirilmiş sebze ve meyveler tercih edilmeli. • Şişmanlık bağışıklık sistemini zayıflatır. Çocuğunuzun kilolu olmamasına dikkat edin. • Gereksiz ilaç ve özellikle antibiyotik kullanmayın. • Basit şekerleri özellikle de çocuğunuz hasta iken kullanmayın. Çünkü şeker alyuvarları (mikroplarla savaşan bağışıklık hücrelerimizi) 8 saat kadar felç eder. Böylece mikropların çoğalmalarına izin veririz.

SAĞLIK

Peki çocuklar hasta olunca antibiyotik kullanmalı mıyız? Bu sorunun yanıtını Dr. Demirci şöyle veriyor: “Antibiyotik kullansak da, kullanmasak da hastalığın iyileşmesini hızlandıramayız. Bu dönemde çocuğun şikayetlerini azaltıp onu rahatlatmaya yönelik ilaçlar veririz. Nezle ilaçları, ağrı kesiciler, burun damlaları gibi... Bu ilaçların tedavi edici özellikleri yok. Vücudun bağışıklık sistemi iyi çalışıyorsa daha hızlı iyileşiriz. Bu sırada çocuğun evde istirahat etmesi ve bol sıvı alması şart. Ancak, hastalık doğal seyrinde iyileşmez, çok yüksek ateş, balgamlı öksürük, sümük renginin koyu sarı ve yeşil olması, kulak ağrısı gibi şikayetler oluşursa çocuk doktorunuz muayenesinde gerekli görürse antibiyotik ekleyebilir.”

HER GÜN MEYVE SEBZE ŞART!

İSMMMO YAŞAM  39


K A P A K

Bir internet bağımlılığımız eksikti

İÇİNDEKİLER

Çağımızda interneti kullanmak yemek içmek kadar doğal ama bunun da fazlası bağımlılığa neden oluyor. Günün 20 saatini internet başında bile geçirenler var. Araştırmalar Türkiye’de internet kullanan 100 kişiden 2’sinin bağımlı olduğunu gösteriyor. Ancak korkmayın; alkol ve madde bağımlığı gibi internet bağımlılığının da tedavisi var. Bu tedavilere yalnızca bireyin değil ailenin de katılımı gerekiyor.

14

Z İ R V E D E K İ L E R

Kanserin neden arttığını bilmiyoruz

Türkiye’de kanserli hasta sayısına her yıl 150 bin yeni kişi ekleniyor. Kanser konusunda toplumu bilinçlendirmeyi amaçlayan Türkiye Onkoloji Vakfı’nın (TOV) Başkanı Prof. Dr. Sıdıka Kurul, Türkiye’de sık görülen kanserlerin sigara 10 kullanımıyla doğrudan ilgisi bulunduğunu belirtiyor.

D O S Y A

Dikkat! Yoksulluk tuzağı var

Hızlı büyüme döneminin ardından yavaşlamaya başlayan Türkiye ekonomisinde iç tüketim azalıyor, özel sektör yatırımları yerinde sayıyor. İş dünyası ise 2013’ün ikinci yarısına ilişkin iyimser beklentilerini koruyor. Ancak bu dönemde küçülmenin yıpratıcı etkileri olacağına da kesin gözüyle 24 bakılıyor. Ayrıca, Türkiye’nin “orta gelir tuzağı” olarak adlandırılan yerinde sayması riski de çok yüksek olarak kabul ediliyor.


GÜNDEMİN SESİ

Y A Ş A M

Aktif, dinamik, heyecanlı

Genç ve çok yönlü bir meslek mensubu olan İbrahim Can, yedi yıldır Latin dansları eğitmenliği yapıyor. Salsa, cha cha, bachata, rumba ondan soruluyor. Can, dansın yaşam kalitesini artırdığını söylüyor.

28

39 yaşından sonra gazeteci oldu

Faruk Türkoğlu, Para dergisindeki ‘Gündem Dışı’ adlı köşesinde ekonomi ve yönetimle ilgili yılların birikimini okurlarıyla paylaşıyor. Türkoğlu, 39 yaşında gazeteciliğe adım atmış.

R E N K L İ

20

YAŞAMIN PORTRESİ Ruhum senaryoyla örtüşmezse oynamam

Oyuncu Yeşim Ceren Bozoğlu, tiyatro ile başladığı sanat yolculuğunu film ve dizilerle sürdürüyor. Senaryosu içine sinmeyen projelerde oynamayan Bozoğlu, Ateşin Düştüğü 30 Yer filmi bu yüzden kabul etti.

KARİYER

6 2 .

G Ü N

İSMMMO HABER

Başarısızlık korkusu iş dünyasını felç etmiş durumda. Bu korku kişiye başarıyı devam ettirme zorunluluğu olduğunu her gün hatırlatıyor. 34

8

EĞİTİM

36

DOSTLARIMIZ

40

S A Ğ L I K LEZZET

38 42

MODA

44

GEZİ - DÜNYA

48

EVİM EVİM

GEZİ - TÜRKİYE KÜLTÜR-SANAT

Başarı hırsına yenik düşmeyin

6

SİNEMA-DVD KİTAP

TEKNO-YAŞAM MİZAH

46 52 56 58 60 62

64


DOSTL ARIMIZ

Dünyada en çok beslenen köpek ırklarından olan Alman kurdu, zeki olduğu kadar kolay eğitilebilir olması nedeniyle de ilgi görüyor. Saf bir ırktan gelen dostlarımız, apartmanda beslemeye çok uygun değil.

Zeki, akıllı ve eğitimli

ILGIN ŞENYÜZ

Müthiş koku alma duyusuyla uyuşturucu maddeleri kolaylıkla yakalayabiliyorlar. Arama-kurtarma çalışmalarında ve gümrük muhafaza faaliyetlerinde oldukça başarılılar. Akıllı ve kolay eğitilebilir bir köpek cinsi olan Alman kurdu, dünyada en çok beslenen köpek türlerinden biri. Aslında Alman kurdu saf bir ırk. Almanya’da 1890 yılında tescillenen Alman kurdu, diğer birçok köpek ırkı gibi birkaç ırkın birleşmesinden elde edilmedi. Uzun yıllardır insanlarla birlikte yaşayan Alman kurdu, önceleri çoban köpeği olarak kullanıldı. Zamanla kolay eğitilebilir olduğu keş-

40  İSMMMO YAŞAM

fedilince başka görevler üstlenmeye başladı. Alman kurdu yetiştiricisi ve eğitmeni Can Paksoy, “Bu ırkın çok tercih edilmesinin nedeni en kolay eğitilebilen köpek ırkı olması. Bu köpekler çok zekidir” diyor. 1993 yılından itibaren profesyonel köpek eğitmeni olan Can Paksoy’un verdiği bilgiye göre, Alman kurdunun eğitimi için en uygun dönem, 6-9 aydır. Bu aylardan sonra dostumuzun karakteri oturmaya başlayacağı için her geçen gün eğitim vermek zorlaşıyor. 1-1.5 yaşındaki köpeklere de eğitim verilebilir ama 6-9 aylarda olduğu kadar eğitimde verim almak mümkün olmuyor. 1.5 yaşından sonra verilen köpek eğitimlerinin çok faydalı olmayacağını belirten Paksoy, şu bilgileri veriyor: “Alman kurdu eğitimi üç

KASIM-ARALIK 2012


ÖMÜRLERİ 13-15 YIL Dostlarımıza tuvalet eğitimi vermek çok zor değil. Küçük yaşlarda kapalı ortamda gazeteye yapmayı öğreniyorlar. Yavru iken kaldığı odaya gazete kaplamalısınız. Zaman içinde gazeteyi azaltmalı. Zaten 6 ayı geçtikten sonra dışarıya tuvaletini yapmayı öğretmek gerekiyor. Bunun

KASIM-ARALIK 2012

için de yemeklerden sonra yapılan uzun geziler yeterli oluyor. Alman kurtlarının ortalama ömürleri 13-15 yıl. Erkeklerinin ağırlığı 45 kiloyu buluyor. Erkeklerin omuz yüksekliği 65 santimken, dişilerde omuz yüksekliği 50-60 santim civarında. Zeki, akıllı ve kolay eğitilebilir bu ırkın en büyük sağlık problemlerinden biri, kalça çıkığı. Bu durum genetik olduğu kadar çevresel faktörlere de bağlı. Kaygan zemin, köpeğin küçük yaşlarda merdiven inip çıkması, arka ayakları üzerinde fazla atlaması kalça çıkığına zemin hazırlıyor.

Alman kurdu apartman yaşamına uygun bir köpek değil. Bu konuda Alman kurdu yetiştiricisi Can Paksoy, şu uyarıda bulunuyor: “Eviniz ne kadar büyük olursa olsun Alman kurdunun toprağa basma ihtiyacı vardır. Eğer sabah akşam onu 45’er dakikalık dolaşmaya çıkarırsanız, günlük bakımını yapar ve enerjisini atmasını sağlarsanız apartmanda da besleyebilirsiniz. Ama bence; bahçeli bir evde beslenmesi daha uygun. Yine de her şeye rağmen Alman kurdunu apartmanlara uygun bir köpek olarak görmüyorum.”

KALİTELİ MAMA Peki Alman kurtları nasıl beslenmeli? Bu sorunun yanıtını Can Paksoy şöyle veriyor: “Alman kurtları sadece kuru mama ile beslenmeli, ev yemeği verilmemeli. Genellikle en çok yapılan yanlış, sofradan yemek vermek. Bu köpeğin eğitimini ve sindirim sistemini bozar. Ucuz kuru mamadan kaçınılmalı. Kaliteli kuru mama vermelisiniz. Yavru Alman kurtları 6 aya kadar günde üç kez, 6 ay-1 yaş arası genç köpekler günde iki kez, ergin köpekler ise günde bir kez beslenmeli.”

DOSTL ARIMIZ

aşamadan oluşuyor. Bunlar; temel itaat, ileri itaat ve bodyguard-alan koruma. Temel itaat, bütün köpeklerin aldığı eğitimdir ve ortalama 5 hafta sürer. Bu aşamada köpek sahibiyle de çalışmak gerekir. İleri eğitim; temel eğitimden sonraki aşamadır. O da 5 hafta sürer. Her köpeğin alamadığı bir eğitimdir. Golden retriever, Alman kurdu gibi kolay eğitilebilir köpeklere bu eğitim veriliyor. Tasmasız eğitim olduğu için rottweiler, pitbul gibi köpeklere verilmesini tavsiye etmiyoruz.” Can Paksoy’a en çok sorulan sorulardan biri, “Köpeğimizi kendimiz eğitebilir miyiz?” Paksoy bu konuda profesyonel yardım alınmasını tavsiye ediyor ve “Yanlış eğitilen köpek, hiç eğitilmemiş köpekten çok daha zor doğruya çevrilebiliyor.”

APARTMANDA BAKMAK DOĞRU DEĞİL

İSMMMO YAŞAM  41


Kış gelse de içsek diye beklediğimiz bir lezzet, salep. Soğuk günlerde vücudu sıcak tutuyor, soğuk algınlığına karşı direnç veriyor, özellikle sütle hazırlandığında besleyici özelliği bulunuyor. Dumanı üzerinde, bol tarçınlı salep içebileceğiniz en güzel mekanlara buyrun...

LEZZET

GAYE DELEN

Bol tarçınlı zencefilli salep!!!

42  İSMMMO YAŞAM

Dışarıda serpiştiren kara, kışın içi donduran keskin soğuğuna karşı birebir… Hele bir de üzerine tarçın konulduğunda tadına doyum olmaz. Üretiminde yabani orkideler kullanılan bu sıcacık içecek aynı zamanda çok sağlıklı. Soğuk günlerde vücudu sıcak tutan, soğuk algınlığına karşı direnç veren, özellikle sütle hazırlandığında besleyici olan geleneksel bir içecek. Evet kış aylarının en sevilen içeceklerinden biri olan salepten bahsediyoruz. Orkide familyasından köklü bir bitki olan salep doğada kendiliğinden yetişiyor. İnsan sağlığı için şifalı sayılabilecek bitkiler arasında yer alıyor. Salep, orkidelerin sahlepgiller grubundaki bir çeşit orkidenin, kök yumrularından elde edilen toz anlamına geliyor. Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde yabani olarak yetişen bu cins orkideler, Maraş dondurması ve salebin ana maddesini oluşturuyor. Osmanlı döneminde salep nadide bir çiçekmiş. Salep güğümü maltızın üzerine oturtulur, müşteriler maltızın etrafında hem ısınır, hem sohbet eder, hem de şifa niyetine büyük ve kulpsuz porselen fincanlardan saleplerini içerlermiş. Sokaklarda güğümlerle satılırmış. Tarihçilere göre, Ortadoğu’ya özgü bir içecek olan salep, kahvenin yaygınlaşmasından önce Avrupa’da da tüketiliyormuş. Ancak, kahvenin yaygınlaşmasıyla bu dükkanlar tek tek yok olmuş. Salep yaban orkide-

KASIM - ARALIK 2010


sinin kökü. Akdeniz dağlarında, Bodrum yaylalarında, Karadeniz çayırlarında kısacası Anadolu'nun dört bir köşesinde yetişiyor. Salep yapmak hazır paketler sayesinde evlerde kolaylaştı. Kaliteli bir salebi kaynar süte dökmek gerekiyor. Sonra da tarçın ve zencefil tozu eklemek. Tarçın ve zencefil salebin lezzetine lezzet katıyor. Uzmanlarına göre salebi yudumladıktan sonra hemen yutmamak gerekiyor. Ağızda bir süre dolandırıp, yumuşak kıvamını ve hafif acılığını hissettikten sonra yutmalı. Salebin pek çok faydası da bulunuyor. Hazmı kolaylaştırıyor, bağırsak rahatsızlıkları, soğuk algınlığı ve öksürüğe iyi geliyor. Hazır salep paketleriyle bu lezzet evlere taşınsa da kafe ve restoran mönülerini de süslüyor. Bol tarçınlı görüntüsü ve süt kokusuyla damaklarda hoş bir tat bırakıyor. Kışın bu lezzetinden kendinizi mahrum bırakmayın. İstanbul’da salep içilebilecek en iyi mekanları araştırdık. ALİ USTA: Kadıköy Moda’daki Ali Usta daha çok dondurmasıyla öne çıksa da salebi bilenleri çekiyor. 1969 yılından beri hizmet veren Ali Usta, Moda’nın hemen girişinde. Küçük bir mekanı var ama müdavimleriyle dolup taşıyor. İyi bir salep içmek için sıra beklemeniz gerekebilir. Yer bulma sıkıntısı çekebileceğiniz mekanda kiloyla da salep alıp eve götürebilirsiniz. Tel: (0216) 414 18 80 ZEYNEL MUHALLEBİCİSİ: Pek çok yere zincir şeklinde yayılan Zeynel Muhallebicisi de salep içilebilecek güzel mekanlardan biri. Özellikle Caddebostan’daki mekanı salepseverlerin gözdeleri arasında. Bağdat Caddesi’ndeki ünlü mekanın işletmecileri gerçek salebi kendilerinin sattığını söylüyor. Satışı sonbaharda başlıyor, ilkbahara kadar sürüyor. Salebi güzel atmosferde içebileceğiniz gibi paket halinde satın alıp eve de götürebilirsiniz. Tel: (0216) 368 48 78

LEZZET

KASIM - ARALIK 2010

EMİRGAN SÜTİŞ: Sütiş denince aklımıza ilk olarak sütlü tatlılar gelse de burası salebiyle de meşhur... Boğaza karşı dışarıdaki soğuğa inat salep içebileceğiniz güzel adreslerden biri. Salebin yapımında günlük manda, inek ve keçi sütü karışımı kullanan Emirgan Sütiş, yine geleneksel öğütme teknikleri ile pirinçten elde edilen gizli bir karışımla üretim yapıyor. Kış ayının vazgeçilmezi salebi özenle hazırlıyor. Salebin hammaddelerini Türkiye’nin en iyi orkidelerinin ve salebinin yetiştirildiği Kastamonu’dan sağlıyor. Tel: (0212) 323 50 30 MADO: Son yıllarda zincir halinde hızla yayılan bir kafe restoran markası Mado. Türkiye’de dondurma kültürünün yayılmasında önemli katkısı var. Dondurmada gösterdiği özeni salepte de gösteriyor. Mado salebi, Mado dondurmasına özel aroma ve lezzetini veren, sadece Kahramanmaraş’ta yetişen yabani orkide çiçeğinden elde edilen saleple hazırlanıyor. Hiçbir katkı maddesi içermeyen Mado salep, kıvamı, kokusu, tadı ve görüntüsüyle ağızları sulandırıyor. Mado salebin farklı çeşitleri de var. Dondurmalı, fındıklı, fıstıklı, bademli çeşitlerinin yanında muzlu, sıcak çikolatalı, espressolu ve karamelli salep alternatifleri sunuyor. Tel: (0212) 245 46 31

İSMMMO YAŞAM  43


Ayaklar sıcak ve şık Bu kış, kısa botlar moda. Çizmeler daha çok diz altı hizasında kullanılıyor. Sezona kahverengi tonları, siyah ve lacivert hakim...

MODA

CAN KIZILDAĞ

44  İSMMMO YAŞAM

Tüm gün yükünüzü çeken ayaklarınızı bu kış şımartmaya ne dersiniz? Soğuğun etkisini iyice hissettirdiği şu günlerde bot ve çizme tercihleri önemini daha da arttırıyor. Eskiden daha çok ayakları sıcak tutsun diye alınan çizme ve botlar şimdilerde aynı zamanda şıklığa şıklık katsın, kıyafeti tamamlasın diye de seçiliyor. Bu sezonun öne

KASIM-ARALIK 2012


KASIM-ARALIK 2012

RENK RENK DESEN DESEN

Firmaların bu sezon vitrinlerinde yer alan tasarımlar ise şöyle:  Uzun botların ağırlıkta olduğu Timberland’in yeni sezon ürünlerinde kısa botlar ve sportif modeller de mevcut. Hemen her türlü pantolon çeşidiyle kolayca kombine edebileceğiniz bot modelleri nubuk ve deriden imal edilerek moda tutkunlarının beğenisine sunuluyor.  Zara bu kış için uzun ve rahat çizmeler tasarlamış. Genellikle boyları diz altında olan modeller siyah, kahve, krem ve bej renklerinde olup deri ve süetten üretilmiş. İnce, kalın ve dolgu topuklu modellerin yanı sıra düz modellerin de bulunduğu koleksiyon sade çizgilere sahip.  Derimod'un bot ve çizmelerinde kahverengi tonları ve siyah ağırlıklı tasarımlar dikkat çekiyor.  Bershka'da dolgu topuk, ince ve kalın topuklar kadar düz ve rahat modellere de rastlamak olası. Renk seçeneği de oldukça geniş. Modeller, kahverenginin tonları, siyah, bej, krem, taba, gri ve bordo renklerden oluşuyor.

 Deichmann'da zıt ve çarpıcı renklerdeki botlar siyah ve kahverenginin egemenliğine adeta başkaldırmış. Yeşiller kırmızılar maviler bordolar vitrinlerde göze çarpıyor.  Muya çizme modelleri arasında kahverengi renk tonlarıyla oluşturulan, uzun çizme modelleri dikkat çekiyor. Bunun yanında bootie tarzında oluşturulan topuklu çizme modelleri de mevcut.  Bambi'de leopar desenli çizmeler öne çıkıyor. Vizon renkli çizmelerin ve kürk detayların kullanıldığı modeller de bu kış oldukça trend.  Yeşil Kundura'da kırmızı ve siyah renk tonlarıyla süslenen bot modelleri ön planda.  De Vip'te ince topuklu ve süet botlar ilk göze çarpanlar arasında yer alıyor. 70 ve 80’lerin modasının izlerine koleksiyon içerisinde yer alan ayakkabı ve çizme modellerinde rastlamak mümkün.  Elle’in yeni sezon tasarımlarında çiçek, yıldız ve puantiye baskılar, keçe ve yün detaylar, neon renkli ruganlar, 80’lerin troklu ve zımbalı modelleri, leopar baskılar soğuk kış günlerine hareket getiren unsurlar olarak öne çıkıyor.

MODA

çıkan çizme ve bot modellerini sizler için araştırdık. Bu sezon kısa botlar revaçta. Uzun botların yeri hayatımızda hiçbir zaman eksilmese de, kısaları kullanış açısından daha rahat olduğu için daha fazla tercih ediliyor. Hem iş hayatında hem günlük hayatınızda sıklıkla tercih edebileceğiniz kısa botları farklı tarzlarda kombinlerinize de uydurabilirsiniz. Eğer tercihiniz topuksuz kısa botsa en ideal kullanımın skinny pantolonlar ve taytlar olduğunu söyleyelim. Dolgu topuk yine bu kışın öne çıkan trendlerinden. Geçen sezon gördüğümüz püsküller ve işlemeler varlığını bu sezonda sürdürüyor. Düztaban tasarımlar daha çok püsküllü modeller olarak vitrinlerde boy gösteriyor. Çizmelerde ise "diz hizası" ve "diz altı" akımı sözkonusu. Diz üstü çizmelerin popülerliği ise yavaş yavaş sona eriyor. Sezona kahverengi tonlar, siyah ve lacivert hakimken leopar desenler, botlarda olduğu gibi çizmelerde de kullanılıyor. Aynı zamanda hem çizmelerde hem de botlarda "kürklü" tasarımlar kışı sıcacık geçirmemize yardım ediyor.

İSMMMO YAŞAM  45


Evlerimizin dinlenme ve yenilenme bölümü olan banyoların dekorasyonu özel önem istiyor. Bunun için pek çok marka kullanım alanını genişletmek için yarışıyor. İşlevsel ürünlerin art arda sunulduğu piyasada, özellikle dar banyolar için düşünülen katlanabilir duşlar, gömme rezervuarlar ve kapaklı küvetler, banyolarda mutluluğa yer açıyor.

EVİM EVİM

Banyonuz da içiniz de ferah olsun

46  İSMMMO YAŞAM

FERİDE AY

‘İnsanın evi gibisi yok’ sözünün en haklı çıktığı kullanım alanı, hiç kuşkusuz banyodur... Yorucu bir iş gününün ardından hepimizin eve girer girmez kendini attığı bu mekan, dinlenmenin vazgeçilmez yeridir. Yorgunluktan stresten arınırken banyodan yenilenerek çıkarız... Tüm stresi atmanın güzel bir

banyodan geçtiği düşünüldüğünde evimizin bu bölümündeki dekorasyonun önemi de ortaya çıkıyor. Banyonun ferah ve kullanışlı olması, ruhun dinlenmesini de kolaylaştırıyor. Bu nedenle pek çok marka kullanım alanını genişletmek için yarışıyor. İşlevsel ürünlerin art arda sunulduğu piyasada, özellikle dar banyolar için düşünülen katlanabilir duşlar, gömme rezervuarlar ve kapaklı küvetler, adeta banyolarda

KASIM-ARALIK 2012


mutluluğa yer açıyor.

BANYOLAR GENİŞLİYOR

Katlanabilir duşlar, kullanım sırasında sunduğu konforu, ihtiyaç olmadığında ise yer açarak sunuyor. Vitra, Duravit gibi önde gelen markaların ürün portföyünde artık pek çok seçenekle yer verdiği kapaklı küvetler de aynı şekilde banyolarda geniş kullanım alanı vaat ediyor. Duvar içine gömülen yapısı sayesinde dış yüzeyde oldukça ince bir form yakalayan gömme rezervuarlar da banyoda yer kazandıran önemli ürünlerden biri. Creavit’in piyasaya yeni sunduğu, ultra sessiz doldurma fonksiyonu olan rezervuarlar, 3 lt ve 6 lt olmak üzere iki farklı boşaltım seçeneği ile tasarruf sağlanıyor. Vida kullanmadan takılabilen panel bağlantı şablonu, ürüne kolay montaj avantajı kazandırıyor. Sular kesildiğinde rezervuar içindeki suyun şebekeye geri dönmemesi ve kendi kendini temizleyen valf mekanizması da bu rezervuar grubunun dikkat çekici diğer özellikleri arasında. Son yıllarda oldukça popüler olan ahşap seçimi dekorasyon tercihinde yeni bir kapı aralıyor.

BANYOLARINIZ MİS GİBİ KOKSUN

Banyolara farklı bir hava kazandırmanın bir diğer yolu da koku... Çekici kokular, çarpıcı renk ve formlarıyla beğeni toplayan sabunlar, banyoların en dekoratif unsurları arasında. Yine rengarenk, mis kokulu keseleri de ihmal etmemek gerek… Banyonun renginin tonlarında banyo aksesuarları seçilmesi bir diğer seçenek.

AYDINLATMANIN ÖNEMİ

KASIM-ARALIK 2012

EVİM EVİM

Özellikle banyoların yenilenme ve arınma merkezleri olduğu konusunda hemfikir olan tasarımcılar birbirinden şık ahşap küvet tasarımları ile göz dolduruyor. Banyolarda aydınlatma da çok önemli. Gizli aydınlatma en çok tercih edilen tür olarak öne çıkarken uzmanlar mekana yumuşak bir hava katılması için bu seçeneği öneriyor. Banyo ürünlerinin rengine ve tarzına uygun bir aydınlatma, ruhun dinlenmesini sağlıyor.

İSMMMO YAŞAM  47


GEZİ-DÜNYA

Balkanların Paris’i: Bükreş

Romanya’nın başkenti Bükreş, 1860’larda şehir Fransız mimarisi örnek alınarak inşa edilmiş. Bu nedenle de bölgenin Paris’i olarak adlandırılıyor. Sanat açısından bir hayli zengin. Çavuşesku’nun sarayı, şu anki parlamento binası en ilgi çekici tarihi binalardan. Çavuşesku, 25 bin odalı saraya yerleşemeden devrilmiş.

48  İSMMMO YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR Tuna Nehri’nin kollarından Dimbovita’nın kenarında kurulmuş. Eskiyle yeniyi beraber sunuyor. Ortaçağın, komünist rejimin önemli tanıklarından. İlk etapta devasa ve renksiz binalarıyla boğucu bir izlenim verse de kendinizi şehre bıraktığınızda keyfine varıyorsunuz. Evet, Romanya’nın başkenti Bükreş’ten bahsediyoruz. Biraz dolaştıkça

şehre neden eskiden ‘Küçük Paris’ dendiği anlaşılıyor.. Ortaçağa ait, neoklasik ve özgün tarihi yapıları, komünist dönemden kalma eserleri, çağdaş binaları barındıran mimarisi, modern park ve bahçeleri, kilise ve heykelleri, müzeleri ve anıtlarıyla tarih kokan bir şehir. İlk başta salaş bir şehir izlenimi bırakıyor Bükreş. Ama Avrupa Birliği’ne de girmesiyle ülkedeki gelir düzeyinin yıldan yıla giderek arttığını öğ-

KASIM-ARALIK 2012


reniyoruz. Eski tarz devasa ve estetikten yoksun binalar göz zevkine hitap etmese de geniş meydanlar ve parklar keyfimi yerine getiriyor. Militari ve Pantelimon bölgesinde komünizm döneminin havasını solumak mümkün. Tabii ki en çok meşhur başkan Nikolay Çavuşesku’nun ünlü sarayını merak ediyorum. Bembeyaz rengiyle büyüleyici görünen saray uçsuz bucaksız geliyor bana.

25 BİN ODALI SARAY

Nüfus: 2.3 milyon İklim: Karasal Konumu: Romanya Ovası’nın ortasında, Dimbovita’nın kıyısında Ekomomisi: Ekonomisinin yüzde 21’i sanayiye dayanıyor. Saat farkı: Yok Para birimi: RON Parlamento Sarayı

Parlamento Sarayı

1860’larda kurulan şehir o dönemde Fransız mimarisi örnek alınarak inşa edilmiş. Bu nedenle de bölgenin Paris’i olarak ad-

KASIM-ARALIK 2012

Piaatal Baiulial

SANAT AÇISINDAN ZENGİN

GEZİ-DÜNYA

Çavuşesku, Palatul Poporului denilen sarayı 1989’da bitirmiş. Ama saraya yerleşemeden devrilmiş. Bina şu anda parlamento binası olarak kullanılıyor ve ABD’deki Pentagon’dan sonra dünyanın en büyük yönetim merkezi olarak adlandırılıyor. 200 bin metrekare kapalı alanı ve 25 bin odası olan bir saray karşısında adeta ağzı açık kalıyorum. Parlamento binasının altında Çavuşesku zor durumda kaldığında kaçabilmesi için gizli geçitler ve tüneller de yaptırmış. Saray, turistlere de açık ama her kısmını göremiyoruz. Büyüklüğü ve boyutları çok etkileyici geliyor ama görebildiğimiz yerlerini mütevazı buluyorum. Şehrin en ilginç yapılarından biri Çavuşesku’nun sarayı olsa da burada daha görmemiz gereken pek çok yer olduğunu hatırlayarak yola koyuluyoruz. Yakındaki katedral ilk hedefimiz. 17’inci yüzyıldan kalma Rumen Ortodoks Kilisesi’nin merkezi. Patrik Katedrali diye anılıyor. İşlemeler ve mimarisi hayranlık uyandırıcı. Devrim Meydanı Romenlerin deyimiyle Piata Revolutiei. Çavuşesku’nun ölümü ve komünizmin 1989’da yıkılışını temsil ediyor. Meydanda bulunan beyaz balkon pek çok eski olayın tanığı. Ölenler için yapılan anıt pek çok şeyi anlatıyor.

BÜKREŞ

İSMMMO YAŞAM  49


landırılmış. Eski Fransız tarzı binalardan bunu görebiliyoruz. Şehirdeki tarihi mekanların yer aldığı Victoriei Caddesi boyunca devam ediyoruz. Kiliseler, müzeler, kütüphane ve opera binaları büyüleyici. Zaten opera, bale, müzik, tiyatro, sanat galerileri, casino, sirkler ve festivaller açısından zengin bir şehir Bükreş. Daha çok tarih vaat eden Lipscani diye anılan bir bölgede olduğumuzu öğreniyoruz.

GEZİ-DÜNYA

EĞLENCE HAYATI RENKLİ

50  İSMMMO YAŞAM

Bükreş’i gezerken en çok beğendiğim sanat binası ise parklar içindeki opera binası oluyor. National Opera House, mimarisi ve atmosferiyle ilgimi çekmeyi başarıyor. Bükreş, park açısında da zengin. Gradina Cismigil, Parcul Herastrau şehrin gözde parklarından bazıları… Uzun saatler alan dolaşmamız yorgunluk belirtilerini artırıyor. Dumanı üzerinde tüten yemek hayalleri kurmaya başlıyoruz. Bir yandan da şehrin gece hayatını merak ediyoruz. İstikametimizin çok sayıda kulüp, bar, kafe ve restoranın yer aldığı tarihi merkez olduğunu öğreniyoruz. Rumenler eğlenmeyi, yemeyi, içmeyi çok seven bir millet. Gece hayatı da bu ölçüde renkli ve çeşitli. Elektronik ve club müziği çok yaygın.

LAHANA SARMASINI SEVİYORLAR

Mutfağı bizimki kadar zengin olmasa da damak tadımıza hitap eden pek çok yemekleri var. Geleneksel yemekleri lahana sarması, bir tür et yemeği tokitura, köfte mititei, mamaliga, balık. Ama şa-

KASIM-ARALIK 2012


KASIM-ARALIK 2012

KONT DRAKULA’NIN MEMLEKETİ

Romanya bazı ilginç karakterlere de tarihinde yer vermiş. Kont Drakula bunlardan biri. Bugünkü korku filmlerinin en büyük teması durumunda. Kan emici vampir Drakula tarihçilere göre aslında Eflak Prensi Vlad Tepeş. 1460'lı yıllarda binlerce Türkü öldürdüğü söylenen Drakula'nın tiran ve kan dökücü savaşçı olduğu biliniyor. Bazı kaynaklara göre kan içmemiş. Vampirliği yıllar içinde gelen öykülerden kaynaklanıyor. Kazıklı Voyvoda ise diğer ünlü Romen kişisi. O da bir Eflak Prensi. Düşmanlarını kazığa vurduğu için bu adla anılmış. Kazıklı Voyvoda bölgede Türk egemenliğine karşı çıkmış ama Türklerle savaşırken ölmüş.

GEZİ-DÜNYA

raplarına diyecek yok. Romenler dünyaca bilinen ünlü şaraplara sahip. En bilinenleri arasında Cotnari, Murfatlar, Tarnave, Ştefenaşeti, Muscat bulunuyor. Güzel bir kırmızı Romen şarabı eşliğinde yemeklerimizi yiyoruz. Günün yorgunluğunu bir nebze olsun atıyoruz. Romanya’ya gelinir de gece hayatı yaşanmaz mı? En çok bilinen gece kulüplerinden Bellagio’da zaten rezervasyonumuz yapılmış. Rumen gecelerine akıyoruz. Dans eden kızlar ve peş peşe açılan şampanyalar eşliğinde güzel bir gece geçiriyoruz. Kulüpte her hafta temalı geceler düzenleniyor. Günün yorgunluğu, içkinin ve dansın etkisiyle otelin yolunu tutuyoruz. İş gezisi arasında sıkıştırdığımız Bükreş turunun ilk günü dolu dolu geçiyor. Şehri adeta hatmediyoruz. İkinci gün ise biraz iş toplantısı ve öğleden sonra da hediyelik eşya ve alışverişle geçiyor. Bucuresti Alışveriş Merkezi, Plaza Romania Alışveriş Merkezi’ne uğruyoruz. Akşamki uçağımıza yetişmek için valiz hazırlama derdine düşüyoruz.

İSMMMO YAŞAM  51


Osmanlı’nın ilk gözağrısı: Bursa Osmanlı, ilk başkenti Bursa’ya hak ettiği değeri vermiş. Osmanlı’nın kurucusu Osman Bey ve oğlu Orhan Gazi’nın türbelerinin de bulunduğu Bursa birçok Osmanlı dönemi eserine ev sahipliği yapıyor. Kültür turizminin vazgeçilmez rotalarından olan Bursa kış ve termal turizm olanaklarıyla da göz dolduruyor.

GEZİ-TÜRKİYE

GÜLŞEN KANDEMİR Türkiye’de gezilip görülmesi gereken yerler sayılsa, listenin ilk sıralarında Bursa’nın yer alması hiç şaşırtıcı olmaz. Osmanlı Devleti’nin ilk başkenti olan Bursa, tarihiyle olduğu kadar kültürel ve doğal zenginlikleriyle herkesin en az bir kez görmesi gereken bir il. Bu düşüncelerle İstanbul’dan yola çıkıp, karayoluyla 2.5 saatte Bursa’ya vardık. Önce Bursa’nın simgesi olan Ulu Camii’yi görmeyi istiyoruz. Tarihte en büyük Türk camisi olarak bilinen Ulu Camii’nin içine girdiğimizde göz kamaştırıcı bir ihtişamla karşılaşıyoruz. İç mekan süslemeleri açısından en güzel camilerimizden biri… İçeride tam 192 adet hat levhası var. Aslında Ulu Camii, 20 camiye bedel… Neden mi?.. Yıldırım Beyazıd 1396’da birleşmiş Avrupa ordularını Niğbolu’da mağlup edince, elde ettiği ganimetle 20 camii inşa ettirmeye karar vermiş. Ancak padişah daha sonra fikrini değiştirmiş ve 20 kubbeli tek bir camii yaptırmış. Ulu Camii genişliği, iç mekan süslemelerinin güzelliği kadar bir gizemiyle de

52  İSMMMO YAŞAM

dikkat çekiyor. Yapılan araştırmalara göre, minberin üstünde galaksi görüntüsü var. 9 gezegeni temsil eden kabartmalar, büyüklükleri, birbirine olan uzaklıkları ile bilimsel gerçekliğiyle uyuşuyor. En önemli ayrıntı ise plüton gezegenin tek başına ayrı platformda bir açı farkı ile gösterilmiş olması. Bilindiği gibi güneş sisteminin ilk sekiz gezegeni aynı düzlem içinde bulunurken, plüton gezegeni ise farklı bir açı ile ayrı bir düzlemde dolanıyor. Ulu Camii’yi gezerken zaman su gibi akıp gitmiş. Vaktin öğleni geçmeye başladığını fark ediyoruz. Karnımızda çalan zilleri susturmak için Sönmez İş Sarayı'nın hemen arkasındaki Kebapçı İskender'de soluğu alıyoruz. Bu tarihi mekandaki kebabı bir kez yerseniz, eminiz ki İskender Kebap diye yediğiniz hiçbir kebabın bundan sonra yüzüne bakmayacaksınız.

SİMGE OLAN İKİ TÜRBE

İskenderle midelerimiz bayram ettikten sonra günün kalan kısmında Tophane semtine uğrayıp Osman Bey ve Orhan Gazi'nin türbelerini

KASIM-ARALIK 2012


Orhangazi Türbesi

ziyaret edeceğiz. Bursa’ya tepeden bakan Tophane Parkı içindeki Osman Bey’in Türbesi, Bizans döneminden kalan Saint Elie Kilisesi kalıntısı üzerine yapılmış. Osman Bey bizzat kendisi buraya gömülmeyi istemiş. 1855 depreminde yıkılan türbeler, 1863’de Sultan Abdülaziz tarafından yenilenmiş. Sekizgen bir plan üzerine yapılan türbede yedi pencere yer alıyor. Osman Bey’in Türbesi’nin hemen yanında yer alan Orhan Gazi Türbesi; dört köşeli, dört mermer sütun üzerine kurulu… Türbenin zemininde Bizans Manastırı’nın kalıntısı olan mozaik parçaları bulunuyor. Türbenin ortasında yer alan Orhan Gazi’nin ahşap işlemeli muhteşem kabri, yeşil örtülü ve pirinç parmaklı… Bu türbede birçok sultanın oğullarına ait 21 kabir daha bulunuyor. İçerisi on bir pencere ile son derece mükemmel aydınlatılmış. Bursa’ya gelen yerli ve yabancı turistler bu iki türbeyi görmeden geçmiyor.

TARİHİ ALIŞVERİŞ MERKEZİ

KASIM-ARALIK 2012

Bursa’nın kendine has lezzetlerinin ünü ilin sınırlarını aşmış durumda. Bursa’da kaldığınız her gün farklı bir lezzetin tadına bakabilirsiniz. İşte Bursa’ya özgü lezzetler: • Bursa demek İskender Kebap demek… Burada İskender’in hakkını veren kebapçılarda mideniz bayram edebilir. • Bursa’da gelenler ‘cantık’ da yiyebilirler. Genellikle mevlütlerde dağıtılan küçük bir pide çeşidi olan cantığı en güzel kıyıda köşede kalmış esnaf pide salonları yapıyor. Eskiden sadece kıymalısı bulunan cantığın artık kaşarlısı kuşbaşılısı da bulunuyor. • Karnınızı doyurmak için Bursa'ya has bir seçenek de Kayhan Pideli köftesidir. Kayhan'da birçok yerde yiyebileceğiniz bu kebabın İskender'den farkı, dönerin yerini köftenin alması ve daha bol soslu olması. • İnegöl’de Barakfakih Köyü'ne sapıp kasaptan kendi seçtiğiniz etleri, sucukları ve köfteleri hemen sizin için pişirip servis yapan köy lokantasında güzel bir yemek yiyebilirsiniz. • İnegöl'de Besler Köftecisi’nde İnegöl köftesinin en güzel örneklerinden birini tadabilir üstüne de tahinli kadayıf yiyebilirsiniz. • Cumalıkızık'ı ziyaret edip köyde dolaşmak ve gözleme yemek de Bursa gezisinin önemli bir ayağı olabilir. Ya da teleferikle Uludağ'a çıkabilirsiniz. • Bursa’da tatlıseverler için de alternatif çok. Şehrin herhangi bir yerinde görebileceğiniz Kafkas Pastaneleri’nden kestane şekeri ya da kestaneyle yapılan çikolatalı tatlılardan birini alabilirsiniz. Ülkü Pastanesi’nin kestaneli çöreklerini deneyebilirsiniz.

İskender Kebap

GEZİ-TÜRKİYE

Gezimizin ikinci gününde de Bursa’yı keşfetmeye devam edeceğiz. Bu güzel şehirde Osmanlı’nın eserlerinin izlerini süreceğiz. Osmanlı Bursa’ya hanlar, hamamlar, camiler gibi birçok eser kazandırdı. İlk başlarda yalnızca bir askeri üs olan şehir zamanla, Osmanlı’nın en önemli şehirlerinden biri oldu. Bu şehirde ticaretin kalbi, Kapalıçarşı’da attı uzun yıllar. Halen de Kapalıçarşı, Bursa’nın en önemli simgelerinden biri… Birçok kez yanıp yıkılan Kapalıçarşı, günümüzde de tarihi atmosferini kaybetmemiş. Orhan Gazi zamanında hanların araları çatı ile kapatılarak büyütülen Kapalıçarşı, daha sonraki

BURSA’YA HAS LEZZETLER

İSMMMO YAŞAM  53


Osmanlı’nın ilk gözağrısı: Bursa Osmanlı, ilk başkenti Bursa’ya hak ettiği değeri vermiş. Osmanlı’nın kurucusu Osman Bey ve oğlu Orhan Gazi’nın türbelerinin de bulunduğu Bursa birçok Osmanlı dönemi eserine ev sahipliği yapıyor. Kültür turizminin vazgeçilmez rotalarından olan Bursa kış ve termal turizm olanaklarıyla da göz dolduruyor.

GEZİ-TÜRKİYE

GÜLŞEN KANDEMİR Türkiye’de gezilip görülmesi gereken yerler sayılsa, listenin ilk sıralarında Bursa’nın yer alması hiç şaşırtıcı olmaz. Osmanlı Devleti’nin ilk başkenti olan Bursa, tarihiyle olduğu kadar kültürel ve doğal zenginlikleriyle herkesin en az bir kez görmesi gereken bir il. Bu düşüncelerle İstanbul’dan yola çıkıp, karayoluyla 2.5 saatte Bursa’ya vardık. Önce Bursa’nın simgesi olan Ulu Camii’yi görmeyi istiyoruz. Tarihte en büyük Türk camisi olarak bilinen Ulu Camii’nin içine girdiğimizde göz kamaştırıcı bir ihtişamla karşılaşıyoruz. İç mekan süslemeleri açısından en güzel camilerimizden biri… İçeride tam 192 adet hat levhası var. Aslında Ulu Camii, 20 camiye bedel… Neden mi?.. Yıldırım Beyazıd 1396’da birleşmiş Avrupa ordularını Niğbolu’da mağlup edince, elde ettiği ganimetle 20 camii inşa ettirmeye karar vermiş. Ancak padişah daha sonra fikrini değiştirmiş ve 20 kubbeli tek bir camii yaptırmış. Ulu Camii genişliği, iç mekan süslemelerinin güzelliği kadar bir gizemiyle de

52  İSMMMO YAŞAM

dikkat çekiyor. Yapılan araştırmalara göre, minberin üstünde galaksi görüntüsü var. 9 gezegeni temsil eden kabartmalar, büyüklükleri, birbirine olan uzaklıkları ile bilimsel gerçekliğiyle uyuşuyor. En önemli ayrıntı ise plüton gezegenin tek başına ayrı platformda bir açı farkı ile gösterilmiş olması. Bilindiği gibi güneş sisteminin ilk sekiz gezegeni aynı düzlem içinde bulunurken, plüton gezegeni ise farklı bir açı ile ayrı bir düzlemde dolanıyor. Ulu Camii’yi gezerken zaman su gibi akıp gitmiş. Vaktin öğleni geçmeye başladığını fark ediyoruz. Karnımızda çalan zilleri susturmak için Sönmez İş Sarayı'nın hemen arkasındaki Kebapçı İskender'de soluğu alıyoruz. Bu tarihi mekandaki kebabı bir kez yerseniz, eminiz ki İskender Kebap diye yediğiniz hiçbir kebabın bundan sonra yüzüne bakmayacaksınız.

SİMGE OLAN İKİ TÜRBE

İskenderle midelerimiz bayram ettikten sonra günün kalan kısmında Tophane semtine uğrayıp Osman Bey ve Orhan Gazi'nin türbelerini

KASIM-ARALIK 2012


Orhangazi Türbesi

ziyaret edeceğiz. Bursa’ya tepeden bakan Tophane Parkı içindeki Osman Bey’in Türbesi, Bizans döneminden kalan Saint Elie Kilisesi kalıntısı üzerine yapılmış. Osman Bey bizzat kendisi buraya gömülmeyi istemiş. 1855 depreminde yıkılan türbeler, 1863’de Sultan Abdülaziz tarafından yenilenmiş. Sekizgen bir plan üzerine yapılan türbede yedi pencere yer alıyor. Osman Bey’in Türbesi’nin hemen yanında yer alan Orhan Gazi Türbesi; dört köşeli, dört mermer sütun üzerine kurulu… Türbenin zemininde Bizans Manastırı’nın kalıntısı olan mozaik parçaları bulunuyor. Türbenin ortasında yer alan Orhan Gazi’nin ahşap işlemeli muhteşem kabri, yeşil örtülü ve pirinç parmaklı… Bu türbede birçok sultanın oğullarına ait 21 kabir daha bulunuyor. İçerisi on bir pencere ile son derece mükemmel aydınlatılmış. Bursa’ya gelen yerli ve yabancı turistler bu iki türbeyi görmeden geçmiyor.

TARİHİ ALIŞVERİŞ MERKEZİ

KASIM-ARALIK 2012

Bursa’nın kendine has lezzetlerinin ünü ilin sınırlarını aşmış durumda. Bursa’da kaldığınız her gün farklı bir lezzetin tadına bakabilirsiniz. İşte Bursa’ya özgü lezzetler: • Bursa demek İskender Kebap demek… Burada İskender’in hakkını veren kebapçılarda mideniz bayram edebilir. • Bursa’da gelenler ‘cantık’ da yiyebilirler. Genellikle mevlütlerde dağıtılan küçük bir pide çeşidi olan cantığı en güzel kıyıda köşede kalmış esnaf pide salonları yapıyor. Eskiden sadece kıymalısı bulunan cantığın artık kaşarlısı kuşbaşılısı da bulunuyor. • Karnınızı doyurmak için Bursa'ya has bir seçenek de Kayhan Pideli köftesidir. Kayhan'da birçok yerde yiyebileceğiniz bu kebabın İskender'den farkı, dönerin yerini köftenin alması ve daha bol soslu olması. • İnegöl’de Barakfakih Köyü'ne sapıp kasaptan kendi seçtiğiniz etleri, sucukları ve köfteleri hemen sizin için pişirip servis yapan köy lokantasında güzel bir yemek yiyebilirsiniz. • İnegöl'de Besler Köftecisi’nde İnegöl köftesinin en güzel örneklerinden birini tadabilir üstüne de tahinli kadayıf yiyebilirsiniz. • Cumalıkızık'ı ziyaret edip köyde dolaşmak ve gözleme yemek de Bursa gezisinin önemli bir ayağı olabilir. Ya da teleferikle Uludağ'a çıkabilirsiniz. • Bursa’da tatlıseverler için de alternatif çok. Şehrin herhangi bir yerinde görebileceğiniz Kafkas Pastaneleri’nden kestane şekeri ya da kestaneyle yapılan çikolatalı tatlılardan birini alabilirsiniz. Ülkü Pastanesi’nin kestaneli çöreklerini deneyebilirsiniz.

İskender Kebap

GEZİ-TÜRKİYE

Gezimizin ikinci gününde de Bursa’yı keşfetmeye devam edeceğiz. Bu güzel şehirde Osmanlı’nın eserlerinin izlerini süreceğiz. Osmanlı Bursa’ya hanlar, hamamlar, camiler gibi birçok eser kazandırdı. İlk başlarda yalnızca bir askeri üs olan şehir zamanla, Osmanlı’nın en önemli şehirlerinden biri oldu. Bu şehirde ticaretin kalbi, Kapalıçarşı’da attı uzun yıllar. Halen de Kapalıçarşı, Bursa’nın en önemli simgelerinden biri… Birçok kez yanıp yıkılan Kapalıçarşı, günümüzde de tarihi atmosferini kaybetmemiş. Orhan Gazi zamanında hanların araları çatı ile kapatılarak büyütülen Kapalıçarşı, daha sonraki

BURSA’YA HAS LEZZETLER

İSMMMO YAŞAM  53


GEZİ-TÜRKİYE

Uludağ

Yeşil Türbe yıllarda sahaflar, aktarlar ve bakırcılar çarşıları da eklenmiş. 1958 yılında tamamen yanan Kapalıçarşı yeniden inşa edilmiş. Geçmişte alışveriş ve ticaretin nabzının attığı Ulu Camii’nin arka tarafındaki Kapalıçarşı ve Bedesten günümüzde de tüm zenginliği ve canlılığı ile hizmet vermeye devam ediyor. Kapalıçarşı’yı hakkıyla gezmek isterseniz labirent gibi koridorlar arasında kaybolmayı da göze almalısınız. Çarşı’yı gezip yorgunluğumuzu atmak için kendimizi Koza Han'ın bahçesine atıyoruz. Burada bir Türk kahvesi ile dinleniyoruz. Hava serin olduğu için tercihimiz kahve ama yaz olsaydı bir Uludağ gazozu ısmarlardık.

İPEKLİ HEDİYELER ALIN

Geniş alana yayılan Koza Han 1492 yılında II. Bayezid tarafından yaptırılmış. Yaptırılma amacı, İstanbul'daki camii ve medreselere gelir temin etmek. İki katlı 95 odalı Koza Han, geçmişte tarihi 'İpek Yolu'nun en önemli uğrağıymış. Adına uygun hizmet vermeyi sürdüren Koza Han’da

54  İSMMMO YAŞAM

her yıl temmuz ve ağustos aylarında koza borsası açılıyor. Eşarp, fular ve aksesuar merakınız varsa, Bursa’dan ipekten yapılmış hediyeler almak istiyorsanız; burası tam yeri. Üstelik çeşit o kadar çok ki, seçmekte bizim gibi zorlanacağınıza eminiz. Kitap ve sahaf meraklıları Sönmez İş Sarayı'nın en alt katında, eski eşya meraklıları Kayhan Çarşı'sında dolaşabilir. Koza Han’dan sonra yönümüzü Yeşil Türbe’ye çevirdik. Türbenin yanındaki Yeşil Camii'nin girişindeki yeşil mozaiklere hayran kalıyoruz. Dünyanın en güzel yeşil tonlarından birinin bu mozaikler olduğunu düşünüyoruz.

KAYNARCALARDA ŞİFA

Bursa’da isteyen kar tatili yapabilir. Uludağ zaten Türkiye’nin önde gelen kayak merkezlerinden… Termal turizmin de son yıllarda yıldızı iyice parladı. Bursa’da halk arasında Kaynarca olarak bilinen kaplıcalara gidip keyifli sağlıklı bir gün geçirebilirsiniz. Bursa’nın merkezinde Yeni Kaplıca ve Eski Kaplıca bulunuyor. Çekirge meydanındaki, Kervansaray

KASIM-ARALIK 2012


Türkiye’nin en büyük sanayi illerinden olan Bursa’da SMMM Odası’na kayıtlı 4 bin meslek mensubu var. Ekonomisi gelişmiş bir olması nedeniyle Bursa’da meslek mensuplarının ekonomik ve mesleki entelektüel durumu Türkiye ortalamalarının üzerinde… Bu ilde serbest muhasebeci ve mali müşavirlerin sözcülüğünü Bursa SMMM Odası Başkanı Mesut Topçu yapıyor. İlde sanayinin gelişmesinin meslek mensuplarının durumunu olumlu etkilediğini söyleyen Topçu, sanayinin hızlı gelişiminin genel olarak Bursalı için çok da iyi olmadığını düşünüyor. Topçu, “Bursa’da sanayi hızlı gelişiyor. 10 yıl içinde sanayinin iki kat daha büyüyeceği söyleniyor. Özellikle yeni planda İstanbul’da sanayinin olmaması, Bursa’yı büyüme yönünde etkileyecek. Oysa Bursa’da sanayi doygunluk

noktasına geldi. Daha fazla sanayi istemiyoruz” diyor. Mesut Topçu’ya göre, Bursa aynı zamanda tarih, kültür ve tarım şehri. Bunun öne çıkması gerekiyor. Son zamanlarda Bursa’da bir büyüme tartışmasının olduğunu söyleyen Topçu, bu konuda şu değerlendirmeleri yapıyor: “Bence Bursa’nın sanayi kenti olması talihsizlik. Bu sözlerimden sanayiye karşı olduğum anlamı çıkarılmasın. Kış turizmi, termal turizm potansiyeli ve verimli tarım arazileri olan bu şehrin sanayiden başka şansı da var. Ancak bugün gelinen noktada Bursa-Karacabey arasındaki bütün topraklar sanayi için kapışılıyor. Yeni organize sanayi bölgeleri oluşturuluyor. Yeni konut ve imar alanları yaratılıyor. Tahminlere göre, bugün 2 milyon 700 bin olan Bursa’nın nüfusu 10 yıl içinde 6-7 milyona çıkacak.”

Mesut Topçu

DAHA FAZLA SANAYİ İSTEMİYORUZ

Oylat

ŞİFA CENNETİ OYLAT

Bursa’daki ikinci gecemizi Oylat’ta geçireceğiz. Öğleden sonra Oylat’a gitmek üzere Bursa merkezden ayrılıyoruz. Oylat, İnegöl ilçesine 27 kilometre uzaklıkta. Deniz seviyesinden 840 metre yükseklikte… Bursa’dan bir saatlik yolculukla Uludağ’ın sırtlarından kıvrıla kıvrıla Oylat’a çıkıyoruz. Yolculuk keyifli çünkü yol boyunca bol bol oksijen alıyoruz. Oylat Kaplıcaları, Uludağ’ın sırtlarında, her iki tarafı yeşil vadilerle çevrilmiş bir yamaç üzerine kurulmuş. Vadi, gürgen, çam, meşe, kestane, çınar, ıhlamur ağaçları ile bezenmiş. Oylat’taki farklı otellerde ve resmi kurumların konaklama yerlerinde insanlar şifa arıyorlar. Biz ‘Yeni Otel’

KASIM-ARALIK 2012

diye bilinen en tepedeki otelde kalıyoruz. Kadınlar ve erkekler için farklı saatlerde hizmet veren kaplıca havuzuna iki saatte bir gidip iyice dinleniyoruz. Sıcak suya dayanmak zor ama buraya gelenler en az 10 gün kalıyorlar. Otellerin standartları çok yüksek değil ama Oylat’ta lüks değil şifa arayanlar memnun olabilir. Oylat’tan bir öğlen vakti ayrılıyoruz. Ancak buradan midelerimize ziyafet çekmeden ayrılmayacağız. Oylat’taki alabalık tesislerinden birinde kiremitte alabalık yiyoruz. Açık havada, oksijene doyarak yediğimiz alabalıklar nefis. Bu toklukla kendimizi 4-5 saatte İstanbul’a atacağımızı hesap ediyoruz. Bursa’daki kısa tatilde gözümüz, gönlümüz ve bedenimiz dinleniyor.

GEZİ-TÜRKİYE

Otelleri'nin işlettiği Eski Kaplıca’nın yapılış tarihi 1200’lere kadar uzanıyor. Bizans yapısı bu kaplıca Yeni Kaplıca’ya göre daha iyi işletiliyor ve hijyen açısından daha iyi durumda. Yeni Kaplıca’nın yapılış tarihi 1555'e kadar uzanıyor. Biz kaplıca keyfini Çekirge’de değil Oylat’ta yaşayacağız.

İSMMMO YAŞAM  55


Mark Knopfler

Rock müzik tarihinin efsane ismi Mark Knopfler, 27 Nisan 2013'te İstanbul’da Sinan Erdem Spor Salonu'nda hayranlarıyla buluşacak. Walk of Life, Sultans of Swings ve Brothers in Arms gibi unutulmaz hitleri ile tanınan Knopf-

Rock’ın efsanesi geliyor

ler BKM - GNL organizasyonu ile Türkiye’ye geliyor. 2013 yılının Nisan, Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında 25 ülkede, 72 konser verecek olan sanatçı, sekizinci solo albümü "Privateering" tanıtımı için 8 kişilik orkestrası ile İstanbul'da ola-

KÜLTÜR-SANAT

Ünlü müzikal İstanbul’da

56  İSMMMO YAŞAM

cak. 5 Ekim'de başlayacağı dünya turnesinin 35. konserini İstanbul'da gerçekleştirecek olan efsanevi rock yıldızı, Romanya konserinin ardından İstanbullu rock severlere 5 yıl aradan sonra yeniden müzik ziyafeti verecek.

Londra’nın en ünlü müzikali dünya turnesinin 10. yılında İstanbul'da… 17 ülkede 12 milyondan fazla kişi tarafından izlenen ve Queen’in en iyi 24 şarkısından oluşan, ödül rekortmeni muhteşem müzikal, Avrupa Turnesi kapsamında BKM Organizasyonu ile ilk kez Türkiye’de olacak. “We Will Rock You” müzikali 2013 yılının Mayıs ayında 16 gösteri için Türkiye’ye gelecek. Müzikal, 3 Mayıs Cuma ve 12 Mayıs Pazar günleri Ülker Sport Arena’da izlenebilecek. We Will Rock You’nun temel fikri, 1996'da Venice Film Festivali’nde Brian May ve Roger Taylor'ın Robert De Niro ile tanışması ile ortaya çıktı. Kızı sıkı bir Queen hayranı olan De Niro'nun ikiliye ''sizin şarkılarınızdan oluşan bir müzikal yapmayı düşünür müsünüz?'' demesi ile müzikalinin temeli atıldı. 2002 yılında, 2. Elizabeth’in 50. yıl kutlamaları kapsamında Buckingham Sarayı’nın bahçesinde yapılan gösteriye 12.000 kişi katıldı, yüz binlerce kişi sarayın dışından izledi ve 200 milyon kişi de gösteriyi televizyondan takip etti. Aynı yıl müzikal “Yılın En İyi Müzikali” dahil 5 ödül aldı. 2005 yılındı 1000’inci gösterisini gerçekleştiren WWRY’nin biletleri, 168 ve 222 TL arasında değişiyor.

KASIM-ARALIK 2012


Renkli dünyaya çağrı

Renksiz bir hayat ne kadar sıkıcı olurdu, değil mi? “Hızlı hareket eden resimlerin renkleri neden değişir?” atölye çalışması çocukları renklerin dünyasına davet ediyor. Çocuklar oluşturdukları rengârenk çarklarına, hazırladıkları devre ile hareket vererek merak ettikleri soruların cevaplarını bulacaklar. BJK Koleji’nin projesi olan ‘renk çarkı’nın şubat ve mart ayındaki gösterilerine katılmak mümkün. 2 Mart ve 23 Mart cumartesi günleri de gerçekleştirilecek atölye çalışmasında kontenjan 20 kişi…

Emel Sayın ve Hande Yener sevenlere müjde

Bostancı Gösteri Merkezi, mart ve nisan ayında Türk müziğinin devlerini ağırlayacak. Türk sanat müziğinin seçkin seslerinden Emel Sayın, 6 Nisan cumartesi akşamı Bostancı Gösteri Merkezi'nde hayranlarıyla buluşacak. Sayın, "Ah Bu Gönül Şarkıları" adlı konseriyle Türk sanat müziği sevenlerine unutulmaz bir gece yaşatacak. Konser 21:00’da başlayacak. Müzik kalitesini

sahne enerjisiyle birleştirerek kendine sadık bir hayran kitlesi edinen Hande Yener de 22 Mart’ta özel bir konser ile hayranlarının karşısına çıkacak. Profesyonel müzik kariyeri 2000 tarihli “Senden İbaret” albümüyle başlayan Hande Yener’in bu konserindeki şarkıların hepsi Sinan Akçıl imzası taşıyor. Bu konserde Sinan Akçıl da bir şov yapacak.

Bu müzikler çocukları mutlu edecek

KASIM-ARALIK 2012

yonce, C+C Music Factory, Baha Men gibi yabancı sanatçıların yanı sıra, dünyada ilk defa Türkiye'den çok sevilen bir parça da gösteriye dahil oldu! Popüler parçalar ve en sevilen Disney filmlerinden (Aladdin, Küçük Deniz Kızı, Disney/Pixar Oyuncak Hikayesi) bölümler ile doyasıya dans, müzik ve eğlence yaşatacak Disney Live! Mickey'nin Müzik Festivali, 10 Mart’ta iki gösteri birden sunacak. Gösteriler 12:00 ve 18:00’da başlayacak.

KÜLTÜR-SANAT

İstanbul Çocuk Tiyatrosu, "Disney Live! Mickey'nin Müzik Festivali ile çocukları mutlu etmeyi sürdürüyor. Trump Towers Mall'da 10 Mart günü iki gösteri birden sunacak olan Disney Live! Mickey'nin Müzik Festivali, tüm dünyada izlenme rekorları kırıyor. Gösteride Mickey Mouse ve dostları, ışıltılı kostümler, hareketli ve yüksek enerjili şarkılarla dans ettirerek çocukları eğlendiriyor. Koreografisi Madonna'nın koreografı tarafından yapılan Disney Live! Mickey'nin Müzik Festivali'nde, Be-

İSMMMO YAŞAM  57


Hükümet Kadın Tür: Komedi Yönetmen/Senaryo: Sermiyan Midyat Oyuncular: Demet Akbağ, Cezmi Baskın, Bülent Çolak, Mahir İpek, Ercan Kesal, Renan Bilek, Rıza Akın

 Demet Akbağ, yedi oğlu ve bir kızı ile kendini Midyat Belediye

Başkanı olarak bulan Xate karakteri ile sinema perdesinde yine unutulmayacak bir karakter yaratıyor... Midyatlı sıradan bir kadın olan Xate’nin komşularından tek farkı, kocasının belediye başkanı olmasıdır. Bir gün, başına gelenler onun da Midyatlıların da hayatını değiştirir ve Xate Midyat Belediye Başkanı olur. Hükümet

SİNEMA -DVD

Penguen Kral Transilvanya

58  İSMMMO YAŞAM

gibi kadın Xate, işleri elinin hamuru ile çözmenin yolunu her seferinde bulur. Okuma yazması olmayan Xate'nin çocuklarının kendi aralarındaki çocukça rekabeti Midyat halkına kahkahalar attıran maceralara neden olur ancak hiçbir şey Xate'yi yolundan döndürmez. Filmin senaryo yazarı ve yönetmeni Sermiyan Midyat da aynı zamanda filmin oyuncularından biri.

Orijinal adı: The Penguin King Tür: 3D/Aile/Macera Senaryo: David Attenborough

 "Penguen Kral" gerçek

penguenlerle çekilen ilk 3 boyutlu film... Sevimli ve genç penguen Rex, Penguen Şehri’nde komik ve şaşkın kuzenleri Larry ve Moe ile birlikte yaşamaktadır. Penguen Şehri deniz kenarında, çevresi kocaman dağlarla kaplı deniz fillerinin ve fokların sürekli ziyaret ettikleri çok güzel bir sahil şehridir. Çevresini keşfetmek için sürekli gözlem yapan meraklı Rex, günün birinde aşık olur. Bu aşk onun hayatında çok şey değiştirecek, bu vahşi dünyada fırtına kuşları, albatroslar gibi tehlikeli canlılara karşı durmak ve yavrusunu korumak için çok şeyi göze alacaktır.

KASIM-ARALIK 2012


Zor Ölüm 5: Ölmek İçin Güzel Bir Gün

 1998'de başlayan Zor Ölüm (Die Hard) serisinin son hal-

kasında John McClane ve oğlu bu sefer Rusya'da mücadeleye giriyor. Serinin ilk dört filminde McClane yetenekleri, cesareti ve yöntemleri sayesinde her zaman ayakta kalan son insan oluyor, bu karakteri de onu teröristlerin gözünde bir numara yapıyordu. Şimdi ise McClane ömrünün en büyük mücadelesi ile karşı karşıya. Oğlu Jack hapishaneden kaçan acımasız Rus lideri tarafından kaçırılır. Baba ve oğul McClane birbirlerini yaşatabilmek ve dünyanın güvenliğini korumak adına yeraltı güçlerine karşı beraber çalışır.

Orjinal adı: A Good Day to Die Hard Tür: Aksiyon Yönetmen: John Moore Senaryo: Skip Woods/ Roderick Thorp Oyuncular : Bruce Wills, Sebastian Koch, Jai Courtney

DVD SEPETİ  Arapsaçı

 Gün Batmadan

Paul Barnell (Robin Williams) ve karısı Margaret (Holly Hunter), çok umutsuz ve büyük finansal sıkışıklık içinde Alaska'da yaşamaktadırlar. Paul'ün

KASIM-ARALIK 2012

 Gizli Pencere

Karısından acı bir şekilde ayrılan korku-gerilim yazarı Mort Rainey, göl kenarındaki evinde hiç beklenmedik bir biçimde John Shooter adındaki tehlikeli bir yabancıyla karşılaşır. Rainey'nin onun kısa hikayesini çaldığını iddia eden psikopat Shooter adalet istemektedir. Shooter'ın talebi tehditlere ardından cinayetlere dönüştüğünde Rainey yardım için özel bir dedektife başvurur. Kontrolden çıkan olaylar zinciri ve korku dolu anlar durdurulamaz bir hale gelir.

SİNEMA -DVD

Amerikalı yazar Jesse ile Fransız Celine, Budapeşte'den Viyana'ya giden bir trende tanışırlar. Birbirlerinden hoşlansalar da, her şey orada kalır. Bundan dokuz yıl sonra yeni kitabının tanıtımı için Fransa'ya gelen Jesse, uçağının kalkmasına çok az bir zaman kala Paris'te Celine ile buluşur. Onlara ayrılmış bu bir kaç saati Paris manzarası içinde dolaşarak ve hiç fırsatını bulamadıkları şeylerden konuşarak ve yakınlaşarak geçireceklerdir. Hala birbirlerine aşık olsalar da Jesse artık evlidir ve bir oğlu vardır.

finansal problemlerinin cevabı ölü bir bedendir! Donmuş bir ceset, uzun zamandır kayıp olan kardeşi Raymond'un (Woody Harrelson) 1 milyon dolar değerindeki sigorta poliçesini alabilmesi için bir kurtuluştur... Fakat şüpheli sigortacı planı altüst eder.

İSMMMO YAŞAM  59


Kuzey Irak’taki Bölgesel Kürt Yönetimi’nin (KRG) ilk kez kendi adına dünya pazarlarına Türkiye üzerinden ham petrol ihracatına başlaması, dikkatleri bölgeye yöneltti. Her ne kadar ihraç edilen petrol miktarı küçükse de mali açıdan Bağdat’a bağımlı olmak istemeyen KRG için bu işlem önemli bir sembolik nitelik taşıyor. Kuzey Irak’tan gelen ilk ihraç petrolü, karadan kamyonlarla Mersin Limanı’na taşınıyor. KRG’nin ekim ayında kamyonla bir Türk limanına sevk ettiği hafif petrol kondensat ürününün de buradan bir aracı eliyle satıldığı bili-

Petrol Irak’ı daha çok karıştıracak

niyor. Kuzey Irak yönetiminin, yabancı şirketlere Bağdat’tan daha kârlı üretim paylaşma koşulları ve daha iyi çalışma olanakları sağladığı bildiriliyor. KRG ise, yabancı şirketlerle sözleşme yapma hakkının, 2003 yılında Saddam Hüseyin iktidarının devrilmesinden sonra hazırlanan yeni anayasada yer aldığını savunuyor. Buna karşılık Bağdat yönetimi de geçen ay Kuzey Irak’ın, Eylül’de taahhüt ettiği petrol miktarını ihraç etmediği gerekçesiyle, buradaki şirketlere ödeme yapmayı durdurmuştu. Iraklı petrol yetkilileri, Kuzey Irak’ın ihracatının yasa dışı olduğunu savunuyor.

Silivri’de tartışma bitmedi

62. GÜN

Ergenekon davasında 2012’nin son günlerinde yapılan tartışmalı oturumlar dikkatleri yine Silivri’ye yöneltti. Aralık’ta yapılan oturumları izlemek üzere Silivri’ye akın edenlere biber gazıyla müdahale tepki görürken CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, on binden fazla yurttaşın Silivri Cezaevi önünde gerçekleştirdiği eylemi “milat” olarak niteledi. Balbay, 13-14 Aralık’taki eylemleri kastederek “13 Aralık Silivri’nin baharıydı” dedi. Korku çemberinin kırıldığını vurgulayan Balbay “Artık Silivri çember altında. Bu dava tüm hukuksuzlukların toplamı. Artık bu dava bu salondan çıktı ve halktan kaçırılamayacak” diye konuştu. Silivri’de CHP’li milletvekilleri, gazeteciler, sanatçılar ve yurttaşlar, yaşanan hukuksuzlukları protesto etti. Ergenekon soruşturmasında savcının mütalaasını açıklanmasının beklendiği duruşma için Türkiye’nin dört bir yanından Silivri’ye akın eden binlerce kişi, “tüm sanıkları almadan dönmeyeceğiz” diyerek yargılamayı protesto etti. Jandarma, dışarıda toplanan yurttaşların içeri girmek için kapıyı zorlaması üzerine biber gazı ve tazyikli su ile müdahale etti.

6  İSMMMO YAŞAM

EYLÜL-EKİM 2011


Sahte ekstrelere dikkat edin

Hacker’lar, sahte GSM faturalarından sonra şimdi de kullanıcılara e-posta yoluyla sahte kredi kartı ekstreleri göndermeye başladılar. Kullanıcıların merakından faydalanan siber suçlular, bu tür ekstreleri pdf dosyası gibi görünen .exe uzantılı e-postalar biçiminde gönderiyor. Kullanıcıların bu e-postaları açmaması gerekiyor. E-postayı açan kullanıcı, bu hareketiyle – eğer koruyucu yazılımı yoksa- bilgisayarına virüsü bulaştırmış oluyor. Faturalar e-posta yoluyla şu biçimde geliyor: Son 4 hanesi xxxx olan xxxxbank Kredi Kartınızın Toplam Borcu: 1455.83 TL. Asgari Borcu: 788.00 TL Son Ödeme Tarihi: 15/01/2013. xxxxbank. Bu e-posta’nın içerdiği bilgiler gizlidir. Onayımız olmaksızın üçüncü kişilere açıklanamaz.

Şeker Portakalı’na soruşturma şoku

İstanbul Bahçelievler’deki Behiye-Doktor Nevhiz Işıl İlköğretim Okulu’nda görev yapan 7. sınıf Türkçe öğretmenine, derste okuttuğu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 100 Temel Eser listesinde yer alan Jose Mauro de Vasconcelos’un “Şeker Portakalı” kitabının “müstehcen” olduğu gerekçesiyle soruşturma açılması büyük tepki yarattı. Kitabı yayımlayan Can Yayınları’nın Genel Müdürü Can Öz, Türkiye’de ‘Şeker Portakalı’yla kuşaklar yetiştiğini belirterek bu yanlıştan bir an önce dönüleceğini sandığını söyledi. Can Öz konuya ilişkin şunları söyledi: “Şeker Portakalı artık Türk toplumuna mal olmuş, nesilleri yetiştirmiş bir kitaptır. Şeker Portakalı’nı müstehcen bulma eyleminin kendisi asıl müstehcendir.”

KASIM-ARALIK 2012

3. havalimanı molozla inşa edilecek

İstanbul’da kentsel dönüşümde ortaya çıkan inşaat atıkları, geri kazanım tesislerinde yeniden işlenerek 3. havalimanı ve İstanbul Boğazı’na yapılması planlanan köprünün inşasında dolgu malzemesi olarak kullanılacak. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 20 yıllık kentsel dönüşüm sürecinde ortaya çıkacak inşaat ve yıkıntı atıklarının geri dönüştürülerek, kullanılmasını teşvik edecek. Geri dönüştürülecek malzemeler, yol ve diğer altyapı işlerinde dolgu malzemesi, beton parke, bahçe ve yol bordür taşı, bisiklet, yürüme yolu ve tenis kortu alt malzemesi olarak kullanılabilecek. Yıkımlar sırasında ortaya çıkan hafriyat atığındaki organik toprak, park ve bahçe düzenlemelerinde, çok büyük miktarlarda olması halinde ise tarımsal faaliyetlerde değerlendirilebilecek. Böylece uzun sürede oluşan ve kıymetli olan organik toprağın hafriyatla karışıp heba olması önlenecek. Geri kazanım tesisi kurulmasının teşvik edilmesi amacıyla, inşaat geri dönüşüm malzemelerinin pazarı oluşturulacak. Bu kapsamda, inşaat atıklarından elde edilen geri dönüşüm malzemelerinin kullanım alanları belirlenerek, bunların değerlendirilmesinin önü açılacak. Bakanlık, inşaat atıklarının, geri dönüşüm merkezleri dışına götürülmesi ve istenmeyen yerlere dökülmemesini, getireceği sıkı tedbirlerle önleyecek. Sarı olmasına karar verilen taşıma araçları, üzerlerine yerleştirilecek cihazlarla uydudan takip edilecek. Atıkların, belirlenen alanların dışına çıkarılması durumunda firmaya, kanun uyarınca ceza verilecek.

İSMMMO YAŞAM  7


Öykü ustasından ilk roman: Zahit Öyküleriyle adından sıkça söz ettiren yazar Hasan Özkılıç bu kez bir romanla çıktı okurlarının karşısına. Özkılıç'ın ilk romanı "Zahit" Can Yayınları tarafından yayımlandı. Göçün getirdiği yabancılaşmayı sorgulayan "Zahit" 80 sonrasının, bir yanıyla acılı, kasvetli, bir yanıyla cümbüşlü bir manzarasını çiziyor. Hasan Özkılıç'la yazın yaşamı ve ilk romanı "Zahit" üzerine konuştuk.

İlk romanınız ZaNeredeyse 40 yıldır öykü yazıhit'te göçün getirdiği yorsunuz. Öykü ustası, öykü sevdayabancılaşma ile dört lısı olarak biliniyorsunuz. Bize öykü yana savrulan bir ailegeçmişinizden bahsedebilir misiniz? nin, arka planda savruLisede okurken yazmaya başladım. lan bir Türkiye'nin öy60’ların ortasında doğduğum şehir olan küsünü anlatıyorsunuz. Iğdır’dan Manisa’nın Turgutlu ilçesine göçSizi "Zahit"i yazmaya tük. Bu kasabaya gelir gelmez önce üzüm iten şey nedir? bağlarında üzüm kesme işinde çalışmaya baş19 Aralık 2000 yıladık. Kehribar üzümleri ve göz alabildiğilında yapılan o meşhur “Hane uzayıp giden üzüm bağlarını ilk kez göyata Dönüş Operasyorüyordum, müthiş güzeldi. Kasabada toprak nu”ndan iki ay sonra bir cesanayi de çok gelişmişti, tuğla, kiremit fabzaevine, siyasi tutuklu bir arrikaları hızla çoğalıyordu. Kasaba gibi bu lise kadaşımı ziyarete gittiğimde çok iyi bir okuldu. Öğretmenleri, öğrende görüşte onun bir arkacileriyle eğitimdeki zenginliğiyle, kültürel etdaşıyla tanıştım. Gençti, olkinlikleriyle az bulunabilir okullardandı. Hasan Özkılıç, 1951 yılında Iğdır’da doğdu. Ailesi, 1968 yılında dukça sağlıklıydı ve örgüt Bir de, şans işte, edebiyata tutkun bir öğManisa’nın Turgutlu ilçesine işçi olarak göçtü. Eğitimine burada devam üyeliğinden on iki yıl ceza alretmenin öğrencisi olmak beni önce iyi bir etti. İlk kitabı Kuş Boranı 1998 yılında İnsancıl Yayınları’ndan çıktı. mıştı. O görüşmeden yakokur sonra da öykü yazmaya yönlendirdi. Şerul'da Beklemek adlı kitabı 2002, Orada Yollarda adlı kitabı 2005, laşık iki ay sonra tanıdığım Edebiyat öğretmenim Fikri Çalışkan’ın derGönlümüm Şirazesi Bozuldu adlı kitabı da 2008 yılında Can Yayınlao devrimci genç de cezaevgilerde, gazetelerde yazıları, şiirleri yayınrı'ndan çıktı. “Gönlümün Şirazesi Bozuldu” adlı kitabıyla, 2008 yılınlerinde, operasyonu prolanıyordu. Ben de yazmaya başladım ve ilk da 22. verilen 2007 Milliyet Gazetesi Haldun Taner Öykü Ödülü’nü testo için başlayan ölüm öyküm, “Anamın Umudu” o dönemde, Dealdı. Özkılıç'ın öyküleri Erden Kıral'ın yönettiği "Vicdan" filmiyle beorucuna başladı ve ne yazık mokrat İzmir Gazetesi sanat sayfasında yazperdeye taşındı. Yönetmen Özcan Alper'de yazarın “Adı Kargalarki 2001 yılının başında hayayınlandı. Yazmayı sürdürdüm. Kasaba’da da Saklı” öyküsünü "Moto Guzzi" adıyla kısa film olarak çekti. yatını kaybetti. Bu bana öyküyle, şiirle uğraşan arkadaşlarım vardı. Onlarla görüşüp tartışıyor, birbirimizin yazçok dokundu. Yüzü günlerdıklarını değerlendiriyorduk. Yazları tuğla, kiremit fabrikalarında çalışıyordum. ce gözümün önünden gitmedi. Sonra Doğu’da köy boşaltmaların yoğun yaİlk kitabım Kuş Boran’ında yer alan öykülerin büyük çoğunluğu kasabaşandığı 90’lı yılları da yakından izlemiş, yaşananları biliyordum. Annem yı, bu işlerde çalışan işçileri anlatan öykülerdir. Kürt benim. Iğdır’a gittiğimde dayımlarla görüşüyordum. Sürekli çatışmaların,

KİTAP

ÖYKÜSÜ FİLM OLDU

60  İSMMMO YAŞAM

KASIM-ARALIK 2012


 Yazar: Mehmet Gündem  Yayınevi: Alfa Yayınları  Sayfa sayısı: 492 Mehmet Gündem'in iki yıllık bir çalışma sonucunda yazdığı

"Lüzumlu Adam İshak Alaton" kitabında duayen işadamının hayatındaki birçok bilinmeyen konu ele alınırken ortağı Üzeyir Garih'le ilgili anıları da gündeme getirilmişti. "Lüzumsuz Adam İshak Alaton"da ise Alaton'un ilginç yaşam öyküsü, nasıl bir kararlılıkla hedefine yürüdüğü, duayen bir işadamı olma yolunda önüne çıkan engeller ve o engelleri nasıl aştığı ele alınıyor.

Doğu'dan Uzakta

 Yazar: Amin Maalouf  Yayınevi: Can Yayınları  Sayfa sayısı: 460 Amin Maalouf, "Doğu'dan Uzakta"da, terk ettikleri yurtlarına dönen bir

grup arkadaşın hikâyesini anlatıyor. Gençliklerinin en güzel dönemlerini bir arada geçiren, ülkelerinde patlak veren iç savaştan sonra farklı yerlere dağılan ve yıllar sonra, eski arkadaşlarından birinin cenazesi için tekrar ülkelerine dönen bir grup arkadaş... Romanda, açıkça belirtilmese de Lübnan iç savaşının getirdiği yıkımlara ve Ortadoğu'nun kültürel, ve toplumsal sorunlarına dair gözlemlere yer veriliyor.

KASIM-ARALIK 2012

yazmayı yaşamlarında her şeyin önüne koyan yazarlar için geçerlidir. Dünyayla, toplumla, bireyle derdi olan, bunları dert edinen bir yazar için yazmak yaşamaktır. Siz bugünlerde kimleri okuyorsunuz? Bir yazarın, yazar adayının çeşitli türlere yönelmesi, okumayı bu türler arasında yoğunlaşarak yapması gerekiyor. Yani bir yandan roman okurken, eleştiri, inceleme, deneme kitaplarını da okuması gerekiyor. Edebiyat dergilerini izlemesi gerekiyor. Ülke edebiyatı olduğu kadar dünya edebiyatını da iyi bilmesi, oradan da beslenmesi gerekiyor. Şu an elimde Balzac’ın Kibar Fahişeleri var. Bir yandan İsak Babel’in Kızıl Süvarileri’nin ikinci cildini okuyorum. Milan Kundera’nın dönemlerinden bildiğim çok önemli bir kitap olan Alman Yazar Herman Broch’un Vergilius’un Ölümü adlı romanı masamda sırayı bekliyor. Ahmet Cemal’in çeviri serüveninde kırk yılını alan bu romanı, hele yazar olmak isteyenlerin, yazar adaylarının mutlaka okuması gerekiyor. Dergiler var, inceleme, deneme kitapları var.

Acemi Peri Gizli Görev

Yazar: Meredith Badger Yayınevi: Doğan Egmont Yayıncılık Sayfa sayısı: 124 Elly Melekotu-Hephayatdolu, serinin ikinci kitabında acemiliklerine devam ediyor! Kanatlara ve değneğe sahip olsa da Elly, bir peri gibi davranma ko n u s u n d a son derece başarısız. Ne zaman yeni bir peri okuluna başlasa, işler ters gidiyor ve felaketle sonuçlanıyor. Ancak bu dönem Elly için her şey değişmek üzere. Gerçek kimliğini gizleyerek bir insan okuluna gitmeye karar veriyor...

EN ÇOK SATANLAR  Grinin Elli Tonu

 Lüzumsuz Adam İshak Alaton  Doğu'dan Uzakta

 Yakın Tarihin Gerçekleri  'Gün' 'O Gün'dür!

 Lüzumlu Adam İshak Alaton

 İçimden Geçen Zaman

 Cumhuriyet'in İlk Yüzyılı

 Mutlu Olmak İsteyen Adam  Özgürlüğün Elli Tonu

KİTAP

bu büyük acının, kayıpların nelere mal olduğunu yakından biliyordum. Ayrıca, üniversite yıllarında, yani seksenlerin başına kadar, romandaki mekânlardan biri olan “Şenlikli Mahalle” gibi mahallelerde yaşamıştım; o yapıyı, Roman’ları, Doğu’dan göçüp gelenleri; yanı farklı kimlikleri, kültürleri yakından tanıyordum. Bunları düşünüyor, göçün ardından, buralara gelip tutunmaya çalışanları; hayatları umduklarının, umutlarının uzağına düşenleri, o trajik hayatları; daha özetlersem bir dönemi, doksanların başında başlayıp günümüze kadar bu ülkede yaşanan acıları, yıkımları, onların doğurduğu sonuçları bir romanda anlatmak istiyordum. İşte, Zahit fikri böyle doğdu. Son öykü kitabım olan Lataros Değirmeni’nde Üç Dakika’dan önce başlamıştım bu romana. Araya bu öykü kitabında yer alan öyküler girdi, sonra yeniden döndüm romana. "Yazmak" sizin için ne ifade ediyor? Çok kısaca yanıt verecek olursam, düşünmeden yani, “yaşamayı” ifade ediyor. Sait Faik’in, “Yazmazsam çıldıracaktım” sözü birçok yazar için,

KİTAPLAR

 Remzi Kitabevi (Aralık 2012)

Lüzumsuz Adam İshak Alaton

ÇOCUKLARA ÖZEL

İSMMMO YAŞAM  61


Dünyada kullanıcı sayısı 1 milyarı, Türkiye’de ise 30 milyonu geçen Facebook oyunları çok ilgi görüyor. Çiftlik oyunu Farmville, Okey, balon patlatma oyunu Buble Witch Saga internette en çok oynanan oyunlar arasında yer alıyor.

TEKNO-YAŞAM

Bu oyunlar ‘sosyal’leştiriyor!

BALON PATLAT, EV YAP BUBBLE WITCH SAGA: Facebook’ta en çok oynanan ilk beş oyun arasında yer alıyor. Balon patlatma oyunu. Oyun büyük bir harita ve oradaki noktalar üzerinde oynanıyor. Her nokta bir seviyeyi temsil ediyor. Haritada seviyeler geçilerek ilerleniyor. Bölümleri geçerken arkadaşlarla da rekabet ediliyor. OKEY: En çok oynanan oyunlar arasında. En çok oyuncusunun bulunduğu ülke Türkiye. Elde edilen verilere göre Facebook'taki

62  İSMMMO YAŞAM

Okey oyununu oynayanların yüzde 59'unun erkek, yüzde 41'inin ise kadın olduğu görülüyor. THE VILLE: ‘Hayallerinin evini inşa et’' sloganıyla yola çıkılarak yapılan bir online strateji oyunu. Kendi evinizi oluşturup arkadaşlarınızı davet edebiliyorsunuz. Rüyanızdaki evi yaratabiliyorsunuz. Ev kurup arkadaşlarınızla kurduğunuz evin için çeşitli aktiviteler düzenleyerek mutluluk puanı kazanıyorsunuz.

AYŞEGÜL EMİR Sosyal medya artık insanların hayatlarının vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Sosyal medya uygulamalarından en popüleri ise Facebook. Dünyada kullanıcı sayısı 1 milyarı geçen sosyal medya devinin Türkiye’de de 30 milyondan fazla üyesi bulunuyor. Türkiye nüfusunun yüzde 40’ı bu sosyal ağda bulunuyor. Kullanıcıları Facebook’ta daha çok, fotoğraflarını, işlerini, görüşlerini paylaşıyor ama bu platform son dönemde eğlence yönüyle de öne çıkıyor. Pek çok insan Facebook oyunlarıyla saatlerini geçiriyor. Facebook’ta bahçesini ve hayvanlarını besleyecekleri için randevularını bile iptal edenler oluyor. Facebook üyesi olup da ünlü çiftlik oyunu Farmville, poker oyunu Texas Hold, Okey, The Ville gibi oyunlarla her akşamını geçirenlerin sayısı azımsanmayacak düzeyde. Popüler Facebook oyunlarının sayısı da artıyor. Zynga ve Peak Games gibi büyük oyun üreticilerinin geliştirdiği oyunlar tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kitlelerin eğlencesi oluyor. Biz de İSMMMO Yaşam olarak Facebook’taki en popüler oyunlardan birkaçını bir araya getirdik. FARMVILLE: Facebook üzerinden oynanan bir çiftlik oyunu. Girişi ücretsiz. Arkadaşlarınızdan birinin davetiyle ya da Facebook içinde arama yaparak oyuna ulaşmak mümkün. Tarlanızı büyütüyor, büyüttüğünüz yerleri ekiyor ve mahsulü topladıkça para kazanıyorsunuz.

KASIM-ARALIK 2012


Nokia Lumia 820 satışta

Nokia’nun Lumia 820 modeli aralık ayında Türkiye’de satışa sunuldu. Lumia 820 değiştirilebilir kapak tasarımına sahip. Telefonun kablosuz şarj edilmesine olanak veren değiştirilebilir kapaklar sayesinde kullanıcılar pek çok renk arasından seçim yapabiliyor. Modelin

Windows 8 Acer tablet

Acer’in Windows 8 işletim sistemine sahip tableti Türkiye’de satışa sunuldu. Türk Telekom’un Türkiye’de satışa sunduğu Acer Iconia W700 Windows 8 tablet’in özellikleri şöyle: “Son Intel ultrabook işlemci teknolojisini barındıran Iconia W700’ün 11.6’’ çoklu dokunmatik LED arka ışıklandırmalı ekranı var. Dolby Home Theater v4 donanımına sahip. Yüksek çözünürlüklü fotoğraflar, 1080p videolar ve canlı sohbetler için ön ve arka yüzde Acer CrystalEye HD web kameraları bulunuyor.”

84 inç’lik ultra HD TV

LG’nin 84 inç’lik Ultra HD TV’si kullanıcılara yüksek kalitede büyük ekran TV izleme deneyimi sunuyor. Ev eğlencesi alanına yeni bir boyut kazandıran LG 84 inç Ultra HD TV, Full HD görüntü kalitesini dörde katlıyor. LG Ultra HD TV, geliştirilmiş Triple XD motoru sayesinde çerçeve başına 8 milyon pikselli görüntü kalitesine ve Full HD TV panellerden dört kat fazla çözünürlüğe sahip. LG, Ultra HD TV’yi Cinema 3D teknolojisiyle de birleştirerek yüksek kalitede büyük ekran TV izleme deneyimi sunuyor.

AsusPro serisi özel bir ultrabookla geldi. BU400 ultrabook 1.64 kg ağırlığıyla ince, hafif ve şık bir ürün olmanın yanı sıra karbonla güçlendirilmiş yapıya sahip. Opsiyonel Nvidia NVS 5200M iş grafikleri gibi özellikleri barındırıyor. Duyarlı klavyesi ve akıllı touchpad’inin yanı sıra mevcut bir opsiyonel dokunmatik ekranla kullanıcı rahatlığı sağlanmış oluyor. BU400 kişiye özel şifreli depolama, TPM ve Intel Anti-Theft teknolojisi gibi güvenlik ve yönetim özelliklerini bir araya getirerek kullanıcılara yeni ultrabook cihaz sınıfının avantajlarının yanı sıra bir iş bilgisayarının dayanıklılığını ve uzun ömrünü sunuyor.

KASIM-ARALIK 2012

Fotoğraf dijital sonuç profesyonel

Samsung Galaxy Camera, Android Jelly Bean işletim sisteminin performansıyla özel profesyonel çekim modları, 21x süper zoom ve fotoğraf rötuş özellikleri ve ücretsiz fotoğraf uygulamaları ile dijital fotoğrafçılıkta profesyonel sonuçlar almaya olanak veriyor. 4.8 inç’lik HD süper net dokunmatik ekrana sahip olan Galaxy Camera’nın 3G ve Wi-Fi ağlarına direkt bağlanabilme özelliği, fotoğrafları sosyal ağlarda ve Instagram uygulamasında yayınlamaya imkan sağlıyor. Bulut kullanımı ile otomatik yedekleme de yapıyor.

TEKNO-YAŞAM

Asus’tan ultrabook serisi

teknik özellikleri şöyle: “Windows Phone 8 işletim sistemi, akıllı çekim destekli 8 MP kamera, 1 Gigahertz çift çekirdek Snapdragon S4 işlemci var. 4.3 inç’lik Amoled ekranı, 1 Gigabayt Ram’i 8 Gigabayt dahili hafızası ve 7 Gigabaytlık depolama alanı var. 160 gram ağırlığında,”

İSMMMO YAŞAM  63




KOMİK RESİMLER

ÇIKIŞ PLANI

Akıl hastanesinde deliler bir araya gelip kaçış planı yaparlar. Elebaşları planı anlatır: - Büyük bir kütük bulup ilk önce birinci kapıyı, ikinci kapıyı ve daha sonra üçüncü kapıyı kıracağız ve herkes başının çaresine bakıp kaçacak. Sabah olunca bir kütük bulurlar doğruca birinci kapıyı kırarlar, ikinci kapıya koşup onu da kırdıktan sonra üçüncü kapıya yönelirler. Üçüncü kapının açık olduğunu gören elebaşları der ki: -Arkadaşlar plan bozuldu geri dönün.

MİZAH

ACAR AVUKAT

Avukat şehrin en güzel yerinde bir ofis tutmuş ve içini güzelce döşemiş. Kapıya da tabelasını asan avukat yeni bir müşteri geldiğinde elinde telefonu alıp konuşuyormuş: “O iş tamamdır. Zaten benim aldığım davada kötü sonuç çıkmaz... Hemen hallederiz siz hiç merak etmeyin.” Bir süre sonra içeri giren adama dönerek; “Kusura bakmayın beklettim. Ama görüyorsunuz işler çok yoğun. Sizin ne davanız vardı?” Adam, “Benim davam yok sadece telefonu bağlamaya gelmiştim!” der.

64  İSMMMO YAŞAM

AT ARADI

Karı koca kahvaltı yaparken kadın birden tavayı kocasının kafasına geçirir. Adam: - Deli misin neden tavayı kafama vurdun? - Makineye pantolonunu atarken cebinden Birsen yazılı bir kağıt çıktı. - Aşkolsun hayatım. Birsen geçen gün bahis oynadığım atın adıydı. Sen ne sandın ki? Kadın: - Tamam canım özür dilerim acıdı mı? Üç gün sonra kadın akşam yemeğinde bu kez en büyük tavayla kocasının başına vurur. Adam güçlükle kendine gelir ve sorar: -Bu kez neden vurdun? - Bugün seni at aradı!

DÜŞTÜK BEYA

Kadının evinde cam kırılmıştı. Camcıyı aradı ve sipariş verdi. Yarım saat sonra zil çaldı. Kadın megafondan seslendi: - Kim o? - Camcı beya.. Kadın kapıyı açtı ve camın takılacağı yeri gösterdi. Beş dakika sonra yine zil çaldı. - Kim o? - Camcı beya - Yanlışlık var. Az önce bir camcı gelmişti. - Düştük beya.

REÇETE

Kadının biri eczaneye dalar ve bir şişe arsenik ister. Eczacı kadına arsenikle ne yapacağını sorar. Kadın: “Kocamı öldüreceğim” diye cevap verir. Eczacı, “Kusura bakmayın ama size bu nedenle arsenik satmam olanaksız” der. Bunun üzerine kadın çantasına uzanır ve içinden kendi kocasıyla eczacının karısının sarmaş dolaş çekilmiş bir fotoğrafını çıkarır. Eczacı fotoğrafa bakar: “Reçeteniz olduğunu neden daha önce söylemediniz!”

KASIM-ARALIK 2012


KASIM-ARALIK 2012

Genç deve annesine sorar: - Anne niye bizim ayaklarımız bu kadar büyük? Anne cevap verir: - Çölde kuma batmamak için. Genç deve tekrar sorar: - Peki kirpiklerimiz niye bu kadar gür? Anne tekrar cevap verir: - Çölde kum fırtınalarında kum kaçmasın diye. Merakı yatışmamış olan genç deve bir soru daha sorar: - Bizim niye hörgüçlerimiz var? Anne deve sabırla yanıtlar:

- Çölde çok uzun süre susuz idare edebilmek için suyu hörgüçlerimizde depolarız. Sonunda dayanamayan genç deve soruyu yapıştırır: - Peki o zaman hayvanat bahçesinde ne işimiz var?

SAYI SAYMAK İYİLİK

Temel ile Dursun sahil kenarında yürüyorlarmış. Birden denizden imdat sesleri duyulmaya başlamış. Birde bakmışlar adamın biri boğuluyor. Hemen denize atlayıp kurtarmışlar ve kenara getirmişler. Temel sonra birden adamı tutup tekrar denize atmış. Dursun şaşırıp sormuş: -Uy ne yaptın da?.. Temel de cevap vermiş: -Eee dedemun lafidur iyilik yap denize at...

Sayı saymayı bir türlü öğrenemeyen Ahmet’e öğretmeni elli kez ‘Ben sayı saymayı bilmiyorum’ diye yazma cezası verdi. Ertesi gün öğretmen verdiği cezayı yapıp yapmadığını kontrol ediyordu. Deftere baktı ve sinirli bir şekilde sordu: - Neden yirmi kez yazdın, elli kez yazman gerekiyordu? Ahmet cevap verdi: - Ben sayı saymayı gerçekten bilmiyorum ki!

MİZAH

 Avrupa’dan gelen soğuk hava dalgası ülkemizi etkisi altına aldı. Yok abi, Avrupa bizi sevmiyor işte kabul edelim artık!  Oyunu ayakta alkışladım, oturacak yer yoktu.  Zencinin biri denize düşerse ne olur? Tabii ki ıslanır.  Yumurtanı sahanda mı yersin? Yoksa deplasmanda mı?  Ağrı kesicin var da, Erciyes kesicin de var mı?  1, 2, 3 TIP!.. Hayır! 1, 2, 3 Mühendislik!  Her hakkı saklıymış. Bende de bunca Hakkı nerede diyordum.  Atı alan Üsküdar’ı geçti. Biz takibe devam ediyoruz merkez. Tamam!  Kızımı ne doktorlar, ne mühendisler istedi. Bizde baktık evde kalacak, size verelim dedik berber bey oğlum.  Sigaraya ayrı, içkiye ayrı para mı veriyorsun? Tütün kolonyası iç.  Ağlarsa anam ağlar, gerisi playback yapar.  Geçen gün bir taksi çevirdim, hala dönüyor!  Cin Ali mavi mürekkebe düşerse ne olur? Blue Jean.  Basamakta durmayın otomatik kapı çarpar, böler, karekökünü alır.  Bak Barbie’ciğim, sen daha ‘Toy’sun.  Tüh!.. Amortiyi tek rakamla kaçırdım yine.  Oğlum, senin zayıflaman için daha 40 fırın ekmek yemen lazım.  Suçlu ayağa kalk. Çocuklu bayana yer ver!  Daha son kullanma tarihine çok var; yavaş iç şu meyve suyunu.  Romanlar Amerika’yı nasıl okur? Abe de.

GENÇ DEVE

Cevaplar

DUVAR YAZILARI

1- Küçük kare kutu içi insan dolu 2- Dört ayaklı ayı üstünde kabadayı 3- Ufacık sandık içine un bastık 4- Ağzı vardır konuşmaz yatağı vardır uyumaz 5- Hangi kalemle yazı yazılmaz 6- Servis yapıldığı halde yenmeyen şey nedir 7- En karanlık ilçemiz hangisidir 8- İki bacaklı keskin bıçaklı 9- Kolu var eli yok karnıyarık karnı yok 10- Yerin altında kırmızı minare 1-Televizyon 2-Sandalye 3-İğde 4-Akarsu 5-Kontrol kalemi 6-Tenis topu 7-Bodrum 8-Makas 9-Ceket 10-Havuç

 İNTERNETTE BUNLAR VAR :)

ÇOCUK BİLMECELERİ

İSMMMO YAŞAM  65


HAZIRLAYAN: İLKER MUMCUOĞLU

KASIM-ARALIK 2012

SOLDAN SAĞA 1. Gazoz - Kanada. 2. Edevat-Sazan. 3. Canan-Kanava. 4. Ev-Salam. 5. En-KolayÇa. 6. Ütülemek-Ser. 7. Makam-Mika. 8. Elam-Base. 9. ey-Final-La. 10. İkili-Ariyet. 11. Eşelemek-Za. 12. Ol-Korumak. 13. Kileİs-Nana. 14. Enek-Sefir. 15. Lav-Sevi-Akı.

66  İSMMMO YAŞAM YUKARIDAN AŞAĞIYA 1. Gece-Üye-Okul. 2. Adavet-Lekeli. 3. Zen-Nümayiş-Lev. 4. Oval-Lam-Leken. 5. Zan-Kek-Filo-Es. 6. Somali-Erike. 7. Kalem-Namus. 8. Asalak-Barem-Si. 9 Nanay-Malikane. 10. Azam-Sis-Kafa. 11. Tav-Çekelez-Nik. 12. Anakara-Atabarı.

Z O R

K O L A Y

YUKARIDAN AŞŞAĞIYA

15

SOLDAN SAĞA

14 13

K O L A Y

12 11

10 9 8 7 6 5 4 3 2 1

1

2

3

4

K A R E

5

6

7

8

9

10 11 12

B U L M A C A

Z O R

SUDOKU

HARFLERLE


.


Bağımsız denetim kaosu Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun en büyük getirilerinden biri olması beklenen ‘bağımsız denetim’, meslek mensupları için tam bir hayal kırıklığına dönüştü. Başta İSMMMO olmak üzere tüm camia, bağımsız denetimle ilgili yanlıştan dönülmesini bekliyor. İSMMMO yılın son günlerinde verdiği gazete ilanlarıyla Başbakan’dan konuya ilişkin destek istedi. Bilindiği üzere Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) 26 Aralık 2012 günü Bağımsız Denetim Yönetmeliği’ni yayınladı. Türkiye ekonomisinin geleceğini zora sokan bu yönetmelik, meslek mensuplarını mağdur etti. İSMMMO gazetelere verdiği ilanda “Sayın Başbakanımız Bağımsız Denetim Yönetmeli-

ği’ni Geri Çekiniz!” çağrısında bulundu. İlanda, KGK’nın meslek yasasını düzenleyen mevzuatlara aykırı, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan, Avrupa Birliği’nin yasa, tüzük ve yönetmeliklerine ters olan yönetmeliğin büyük mağduriyete neden olduğunun altı çizildi. Yeni yönetmeliğin yayınlanmasını bekleyen İSMMMO, bu konudaki hassasiyetlerini Başbakanın dikkatine sundu: “Kaynaklarımızın etkin ve verimli kullanılması için yapılacak yeni yönetmelikte; denetim yetkisinin getirilecek kalite, güvence koşulları dahilinde çatı örgütümüz TÜRMOB tarafından ruhsatlandırılmış tüm meslek mensupları için geçerli olmasını, mesleki eğitim, ücretlendirme, denetim ve disiplin gibi Bir-

liğimizin kuruluş yasasında yer alan yetki ve sorumluluk alanlarına müdahale edilmemesini, gerekli durumlarda Birliğimiz ile işbirliği yapılmasını, KGK’nın harç, hizmet bedeli, mühür ve benzeri konularda yasal dayanağı olmayan yetkiler kullanmasından vazgeçmesini, paydaşların katılımına ve denetimine açık bir yönetim sergilemesini değerlendirmenize sunuyoruz. Türkiye’de bağımsız denetimin dünya gerçeklerine uygun gereği gibi zemin hazırlayacak ‘duyarlılığı’ göstereceğinize inanıyoruz.” Bağımsız denetim konusunda yapılan yanlışlıkla ilgili kamuoyu oluşturmak için İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan yaptığı açıklamalar ve röportajlarla toplumu bilgilendirmeye çalışıyor. Örneğin Başkan Arıkan, 17 Ocak’ta Cem TV’de Uyan Türkiye programında Bağımsız Denetim ve Kamu Gözetimi Kurumu’nu ve yayılan yanlışlıkları anlattı.

İSMMMO HABER

‘Doğaya borcumuzu ödüyoruz’ İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (İSMMMO), Silivri’de 30 bini aşkın meslek mensubunun katkılarıyla “İSMMMO Mali Müşavirler Ormanı” kurdu. Silivri Belediyesi’nin tahsis ettiği alanda kurulan orman, meslek mensuplarının çevreye duyarlılığının simgelerinden biri oldu. 6 Aralık 2012 tarihinde Silivri TEM bağlantı yolu üzerinde gerçekleştirilen fidan dikme törenine, İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, Silivri Kaymakamı Salih Keser, Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar, yerel yöneticiler ve çok sayıda meslek mensubu katıldı. Törende konuşan İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, sadece ülke ekonomisine yön veren ve işletmelere katkı sağlayan kişiler ve kurumlar olmadıklarını vurgulayarak sosyal sorumluluklarının gereğini yapan bir mesleğin mensupları olduklarını söyledi. Doğal çevrenin varlığını ve korunmasını çok önemsediklerini belirten Arıkan, “Oda’mız kurulduğunda, ilk hayata çevre komitemiz geçirildi. Bu yakla-

8  İSMMMO YAŞAM

şımımız 20 yılı aşkın sürüyor” dedi. Konuşmasında Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar’a ve Silivri İlçe Temsilciliği’ne teşekkür eden Arıkan, Türkiye’nin geleceği açısından önemli girişimlerden birisi olan bu çalışmaların diğer belediyelere de örnek olmasını diledi.

KASIM-ARALIK 2012


Enerji krizine karşı tedbir alınmalı İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası, Türkiye’nin en önemli sorunlarıyla ilgili toplumsal raporlar hazırlamayı sürdürüyor. Yeni yılın ilk ayında yayınlanan “Türkiye Enerji İstatistikleri ve Vizyon” adlı raporu, Türkiye’nin enerji gerçeğini ortaya koydu. Rapora göre; Türkiye’de son 10 yılda enerji talebi giderek artarken, talebin yüzde 80’i ithalatla karşılanmaya başlandı. Enerjide yerli üretimin artışı ise on yılda yüzde 40’ı bile bulmadı. Türkiye’nin enerji talebi 10 yıl önce yaklaşık 84 milyon ton petrole eşdeğerken, bugün 2012 yılı sonu itibariyle ihtiyaç 119 milyon ton petrol eşdeğerine ulaştı. On yıllık süre içinde ithalat rakamı da 65 milyon ton petrol eşdeğerinden, 95 milyon seviyelerine geldi. Türkiye’nin enerji talebi içinde yerli üretimin payı ise 2003 yılında yüzde 28 olurken, 2012 yılına gelindiğinde bu oranda hiç artış olmadı ve tersine yüzde 27’ye geriledi. Rapora göre; 2011 yılında ağırlıkla petrol ve doğal gaz olmak üzere enerji ithalatına 54.4 milyar dolar ödeyen Türkiye 2012 yılı sonu itibariyle tahmini 62 milyar dolara yaklaşan enerji faturasıyla karşı karşıya kaldı. Bu rakam dış ticaret açığının üçte birinden daha fazla bir tutara karşılık geliyor.

DOĞALGAZI NEREDEN ALIYORUZ?

UFUKTA ENERJİ KRİZİ

Petrol eşdeğeri karamlar Enerji talebi Yerli üretim İthalat İhracat

KASIM-ARALIK 2012

Rusya İran Azerbaycan Cezayir Nijerya Spot piyasa Toplam

Yıllık anlaşma (Milyar metreküp) 24.000 10.000 6.200 4.000 1.200 1.069 45.400

TÜRKİYE’NİN 10 YILLIK ENERJİ GÖRÜNÜMÜ 2003 (Milyon ton) 83.8 23.8 65.2 4.0

2012 (Milyon ton) 119.4 33.2 94.8 6.7

İSMMMO HABER

Raporu değerlendiren İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Başkanı Yahya Arıkan, giderek artan enerji ihtiyacının ekonomiyi tehdit ettiğinin görüldüğünü belirterek, ufukta beliren “enerji krizini” önlemek için yerli kaynakların hızla devreye sokulması gerektiğini söyledi. Arıkan; “Enerji ithalat rakamı dış ticaret açığında önemli bir pay edinmeye başladı. Yenilenebilir enerji kaynaklarının ciddi biçimde teşvik edilmesi ve enerji verimliliğinde ulusal, etkin bir politika izlenmesi şart” diye konuştu. İSMMMO’nun “Türkiye Enerji İstatistikleri ve Vizyon” adlı raporunda, Türkiye’nin enerji faturasını kabartan en önemli kalemlerin ise artan motorin ve doğalgaz tüketimi olduğu vurgusu yapılıyor. Doğalgazda ithalat ağırlıklı bir yapının ortaya çıktığı değerlendirilirken 2011 yılında 43,8 milyar metreküp doğalgaz ithal edildiği, 2012’de bu rakamın 48 milyar metreküpün üzerinde olacağı tahmininde bulunuldu. Bu yaklaşık 19.4 milyar dolarlık bir fatura anlamına geliyor. Türkiye yüksek motorin talebini karşılamak için daha fazla ham petrol ve doğrudan motorin ithal ederken, ihtiyaç fazlası olarak üretmek zorunda kaldığı benzin ve fuel oili ise minimal kârlarla yurt dışına satmak zorunda kalıyor. Raporda; rüzgar santralleri, güneş enerjisi ve bio enerji gibi alternatif ve çevreci kaynakların bürokratik engellerle ve kağıt üzerinde verilen teşviklerle boğuştuğu tespiti yapılırken, “tartışılan” HES ve nükleer santral yatırımların desteklendiği belirtiliyor.

Ülke

İSMMMO YAŞAM  9

41yasam  
41yasam