Page 1

CardiAid’le her yerde

kalbiniz güvende Evinizde, iflyerinizde veya her hangi bir yerde yaflanabilecek ani kalp durmas› vakalar›nda ne yapabilirsiniz? CardiAid Otomatik Eksternal Defibrilatör (OED) ile ani kalp durmas› geçiren kiflilerin, an›nda müdahale edilerek hayata döndürülmesi art›k mümkün.

lkemizde kalp hastal›klar› tüm ölüm

Ü nedenleri içinde ilk s›rada yer al›yor. Araflt›rmalara göre en s›k görülen sebep

ise “ani kalp durmas›”. Ani kalp durmas›; kalbin, beynin ve vücudun ihtiyac› olan kan› pompalayamaz hale gelmesi olarak tan›mlan›yor. Kalp krizi, bo¤ulma, travma, elektrik çarpmas›, solunumun durmas›, afl›r› stres, ani duygusal de¤ifliklikler ve afl›r› fiziksel aktivite gibi nedenlerden kaynaklanan ani kalp durmas›, sa¤l›kl› görünen birinin bile hiç beklenmedik bir anda bafl›na gelebiliyor. Bu durumda tek etkili müdahalenin derhal elektroflok verilmesi ve kalp masaj› ile suni solunum uygulanmas› oldu¤u belirtiliyor.

Bunlar› biliyor muydunuz?

• ABD ve Avrupa’da oldu¤u gibi Türkiye’de de kalp hastal›klar›, ölüm nedenleri içinde birinci s›rada yer al›yor. Türkiye’de tüm ölümlerin %43’ü kalp hastal›klar› nedeniyle gerçeklefliyor.

• Kalp ile ilgili ölümlerin %50’den fazlas› ani kalp durmas› fleklinde gerçeklefliyor. • Ani kalp durmas› geçiren kiflilerin %95’i hastaneye ulaflt›r›lamadan yaflam›n› yitiriyor.

• Yap›lan araflt›rmalara göre, elektroflok uygulanmadan geçen her dakika ile hastan›n yaflama dönme flans› yaklafl›k %10 azal›yor. (Kaynak: T.C. Sa¤l›k Bakanl›¤› ve Amerikan Kalp Derne¤i verileri)

CardiAid OED, hastay› yaflama döndürebilecek elektroflokun; ambulans gelene kadar, olay yerinde ve ilk birkaç dakika içinde uygulanabilmesini sa¤l›yor. Kullanmak için sa¤l›k profesyoneli olman›n gerekmedi¤i CardiAid, ilkyard›m bilgisine sahip kifliler taraf›ndan güvenle kullan›labiliyor. Kullan›c›y› sesli ve görsel komutlarla yönlendiren cihaz›n kullan›m› son derece kolay. Kalp ritmini analiz ederek hastan›n elektrofloka ihtiyac› olup olmad›¤›n› belirliyor. Gerekli oldu¤u durumlarda otomatik olarak floku haz›rl›yor ve dü¤meye bas›lmas› ile uyguluyor. fiokun gerekmedi¤i durumlarda ise kesinlikle flok uygulanam›yor.

Hayat kurtaran teknoloji

CardiAid, kalp krizi ve ani kalp durmas› vakalar›nda, hastay› yaflama döndürebilecek elektroflokun, olay yerinde ve ilk birkaç dakika içinde uygulanabilmesi için özel olarak gelifltirilmifl, ilk yard›m e¤itimi alm›fl herkes taraf›ndan kullan›labilen, tafl›nabilir kalp flok cihaz›d›r (otomatik eksternal defibrilatör).

‹SMMMO ÜYELER‹NE ÖZEL KAMPANYA

1620

YER‹NE

12 x

Duvar ask› aparat› hediye

‹flyerleri, siteler, al›flverifl merkezleri ve fabrikalar›n yan› s›ra ani kalp durmas›na sebep olan olaylar›n yaflanma ihtimalinin yüksek oldu¤u spor merkezleri, yüzme havuzlar›, dal›fl merkezleri gibi yerlerde bulundurulacak bir CardiAid OED, birçok hayat kurtarabilir.

“Ani kalp ölümlerinin %70’i ritim bozukluklarından oluflmaktadır. Ülkemizde yeniden canlandırma kurslarının yaygın olmaması nedeni ile böyle bir durumda olan bir insana etrafında bulunanların yardımcı olmaları ço¤unlukla mümkün olmamakta ve profesyonel ekipler gelene kadar yaflam için çok de¤erli olan dakikalar kaybedilmektedir. Batı ülkelerinde topluluk bulunan her yerde yeniden canlandırma ifllemini yönlendiren ve gerekti¤i taktirde flok vermek üzere programlanmıfl olan cihazlar bulunmaktadır. Özel bir e¤itim gerektirmeden kullanılabilen bu cihazların ülkemizde topluluk olan her yerde bulundurulması, belediyeler veya sa¤lık Prof. Dr. Bingür Sönmez bakanlı¤ı tarafından ruhsatlandırma sırasında zorunlu Memorial Hastanesi, Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Baflkan› hale getirilmelidir.”

CardiAid ve Tafl›ma Çantas›

CardiAid Duvar Ask› Aparat›

CardiAid Cihaz Ölçüleri: 301x304x112 mm A¤›rl›k: 3 kg.

KAMPANYA KOfiULLARI: •Kampanya 15.04.2010 - 15.07.2010 tarihleri aras›nda geçerlidir ve stoklarla s›n›rl›d›r. •Kampanyadan yararlanmak isteyenlerin 0 212 290 30 20 nolu CardiAid Ça¤r› Merkezi’ni aramalar› ve “CDSM10” kampanya kodunu belirtmeleri gerekmektedir. •Ürünler ödeme yap›ld›ktan sonra en geç 5 ifl gününde kargoya teslim edilecektir. •Ödemeler havale yoluyla ya da kredi kart› ile yap›labilir. •Taksitli sat›fllar; Garanti Bankas›, Finansbank, HSBC, Yap› Kredi Bankas› ve Akbank kredi kartlar›na uygulanmaktad›r.

Bu bir iland›r.

Her yerde bulundurulmal›


başkandan Sevgili İSMMMO Ailesi,

‘Devir değişti!’ Bu cümle birçok insan için sıradan, kanıksanmış bir ifade olabilir. Oysa günümüz gençleri değil ama orta yaşlıları ve yaşlıları bu cümlenin anlamını daha iyi kavrayabilir. Bir zamanlar evine telefon almak herkesin harcı değilken, şimdi cep telefonlarımız her nerede olursak olalım 24 saat yanımızda… Cep telefonu bir örnek ama devri gerçekten değiştiren bir güç artık teknoloji… Günümüzde sosyal paylaşımın şekli de değişti… Artık okul arkadaşlarımızı Facebook’tan buluyor, Twitter’dan istediğimiz ünlüleri ve konuları takip ediyoruz. Twitter, Facebook, FriendFeed, Linkedin ve daha niceleri. Bunlar günümüzde internetin yeni fenomenleri. İSMMMO Yaşam olarak bu değişimi biz de görmezden gelemezdik. Bu yüzden kapak konumuzu ‘sosyal medya’ya ayırdık. Milyonlarca insanın artık hayatının bir parçası olan sosyal medyayı, eleştirel gözle de inceledik. Sosyal paylaşım sitelerinin insanları normal ilişkilerden kopardığı ve asosyalleştirdiği yönünde eleştiriler var. Özellikle internet tutkunu gençler açısından bu eleştirilerin önemsenmesi gerekiyor. Dosya konumuzda ise yaşadığımız şehir İstanbul’a odaklandık. İstanbul’un daha yaşanabilir bir şehir olması için ‘temiz’ ümitlerimiz var. Havası, suyu, çevresi temiz bir İstanbul’u yaratmak için hem yerel yönetimlere hem de bireylere ve kurumlara düşen birçok görev bulunuyor. Bunlara dikkatinizi çekmek istedik. Dergimizin sayfaları yine birbirinden değerli konuklarımızı ağırlıyor. Kadınların sosyal statüsünün geliştirilmesi için mücadele eden KAGİDER’in (Kadın Girişimciler Derrneği) Başkanı Gülseren Onanç, yeni kampanyalarını sizler için anlattı. Medya dünyasından da bir kadın gazeteciyi sayfalarımıza konuk ediyoruz. Referans Gazetesi Haber Koordinatörü Jale Özgentürk, hem mesleğinin değişen dinamiklerini hem de ekonominin gidişatını yorumladı. Sanat dünyasından ise Kıraç, sizleri selamlıyor. Türk rock’ının başarılı ismi Kıraç, üretken bir sanatçı… Müzikten sinemaya, yapımcılığa kadar birçok girişimi olan Kıraç, kariyerindeki planlarını açık gönüllülükle anlattı. Camiamızdan da bir sanatçı sizlerle beraber. Meslektaşımız Murat Doludizgin, şiirleri ve besteleriyle gönül dünyasını bizlere açtı. Gezi sayfalarımızda kuzey yarımküreye uzandık. Amerika Birleşik Devletleri’nin en heyecanlı şehri Las Vegas’ın büyülü dünyasına sizler için göz attık. Türkiye’nin kuzeyinde gezimiz sürüyor. Bu kez, milli mücadelenin bayrak şehirlerinden olan Samsun’dayız… Kültür sanat, kitap, sinema, sağlık, eğitim, kariyer ve daha nice özel sayfalarımız ve konularımızla hayatınıza değer, renk katmaya çalışıyoruz. Sizlere faydalı olabiliyorsak ne mutlu bizlere… İSMMMO Yaşam 4 yılını geride bıraktı. Daha nice yıllar, nice sayılarda buluşmak dileğiyle. Sevgiyle kalın dostlar…

Yahya Arıkan

İSMMMO Mart-Nisan 2010

YASAM

SAHİBİ İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Adına Yahya Arıkan Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Zehra Yılmaz Işıloğlu Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL

YAYINA HAZIRLAYANLAR Hasan S. Keseroğlu, Ayşegül Emir, Defne Doğan, Gülşen Kandemir

basin@ismmmo.org.tr, yasamdergi@gmail.com

GÖRSEL YÖNETMEN Orçun Dora Özkü

 DANIŞMA KURULU Yahya Arıkan, Yücel Akdemir, Lerzan Aslan, I. Hakkı Baliç, Metin Başer, Hüseyin Bekiroğlu, Kenan Buğa, Vedat Çiftçi, Volkan Demir, Erol Demirel, Mehmet Eren, Hüseyin Fırat, M. Aziz Gökdeniz, Tayyar Güler, İlhan Güven, Ayşin Hangül, Hasan Ildır, Necati Kalkan, Turgay Kanarya, Şenol Kokal, Coşkun Kolso, Habip Kullukçu, Kazım Mermer, Arif Mert, Muhammet Öncül, Erol Öngen, Leyla Özbay, Mustafa Özden, Gülgün Öztürk, Veysel Karani Palak, Işık Sarçın, Orhan Sarıgene, Feyzullah Tanyer, Ahmet Uzuntepe, M. İhsan Yalçın, Celal Yegek, Eyüp Sabri Yücel, Serpil Zorbozan, Hacı Reşit Küçük, Şükrü Yılmaz

 BASILDIĞI YER: Tor Ofset Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi İmam Çeşme Caddesi No 26/2 AyazağaŞişli/İSTANBUL Telefon: (0212) 332 08 38 (pbx), Faks: (0212) 332 08 39 tor@torofset.com.tr  Yayın Türü: İSMMMO Yaşam; yaşam, kültür ve güncel haber dergisidir. Yerel süreli yayındır. İki ayda bir yayımlanır, 6.000 adet basılır ve İSMMMO üyelerine ücretsiz gönderilir. Dergimizde yer alan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.  Yönetim Yeri ve Yazışma Adresi: Kurtuluş Caddesi, No: 114, Şişli- İSTANBUL Telefon: (0212) 315 84 00, Faks: (0212) 343 47 80e-posta: basin@ismmmo.org.tr


K A P A K

Sosyal ağa takılın hayatınızı yaşayın

Twitter, Facebook, FriendFeed, Linkedin ve daha niceleri. Onlar, internetin yeni fenomenleri. Son dönemin popüler kavramı “sosyal medya” onlar sayesinde doğdu. Kısa sürede dünyada olduğu gibi Türkiye’de de milyonlarca üye sayısına ulaştılar. En büyük eleştiriyi de ‘asosyalleşme’ konusunda alıyorlar.

İÇİNDEKİLER

14

Z İ R V E D E K İ L E R

Kadın dostu şirketleri ödüllendiriyor

Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) kadın dostu kurumlar yaratmak için kampanya başlattı. KAGİDER Başkanı Gülseren Onanç, “Bir yıl sürecek kampanya ile işverenleri, sivil toplum örgütlerini de harekete geçirmek istiyoruz” diyor. 10

D O S Y A

Kirli İstanbul, temiz ümitler

‘Bu İstanbul’da yaşanmaz’ yakınmasını tüm İstanbullular paylaşıyor. Gerçekten durum kötü mü? İstanbul, hava kirliliği sorunuyla büyük ölçüde başa çıktı. Ancak şimdi de denizlerdeki kirlenme, gürültü ve görüntü kirliliği var.

24


GÜNDEMİN SESİ

R E N K L İ

Y A Ş A M

Doludizgin bir yaşam

Mali müşavir Murat Doludizgin, İstanbul’un ‘gizli’ ozanlarından… 37 yıldır çalıyor, söylüyor, yazıyor… 28

‘Kriz işsizler için bitmeyecek’

Referans Gazetesi Haber Koordinatörü Jale Özgentürk, ekonomik verileri sıcağı sıcağına takip ediyor. Özgentürk “Kriz bitiyor mu?” 20 sorusu karşısında çok da iyimser değil.

YAŞAMIN PORTRESİ

6 2 .

G Ü N

İSMMMO HABER

Türk rock’ının bayrağını elinde taşıyor Kıraç… Üretken bir sanatçı olan Kıraç, Türkiye’de pop müziğin çok pohpohlandığını düşünüyor. Kıraç, “Yasaklar onları çok fazla 30 etkilemiyor” diyor.

KARİYER

36

DOSTLARIMIZ

40

44

GEZİ - DÜNYA

48

LEZZET

GEZİ - TÜRKİYE SİNEMA-DVD

İkna yeteneği her meslek için gerekli olsa da, satış ve yöneticilikte olmazsa olmazlardan. İkna yeteneği güçlü olanlar iş hayatında başarılı oluyor ve daha kolay yükseliyor.

34

38

EVİM EVİM

KÜLTÜR-SANAT

Evet, evet, evet!

8

E Ğ İ T İ M

S A Ğ L I K

‘Rock müzikçiler darbe yiyor’

6

KİTAP

TEKNO-YAŞAM MİZAH

46 52 56 58 60 62

64


Aral Gölü kurudu

62. GÜN

Kamuoyunda günlerce konuşulacak kadar ilgi görmese de, pek çok insanın tüylerini diken diken eden bir haber düştü ajanslara; Aral Gölü yüzde 90 oranında küçüldü! Küresel ısınmaya karşı, çevre duyarlılığının arttırılması ve önlem seferberliği başlatılması gerektiğini anlatan çevrecileri ayaklandıran bu haber, dünyamızın nasıl bir tehlike karşısında olduğunu ortaya koydu. Habere göre, dünyanın en büyük dördüncü gölü olarak bilinen Orta Asya'daki Aral Gölü, son 50 yılda kurudu. Sadece 50 yılda yüzde 90 küçülen Aral Gölü’nden kuraklık manzaraları, artık küresel ısınma ve iklim değişikliğine karşı devletler nezdinde önlem alınması gerektiğini bağırıyor. Kurumuş göl yatağı şimdi paslanmış eski balıkçı teknelerinin mezarlığına dönmüş durumda. Orta Asya cumhuriyetlerini ziyaret eden BM Genel Sekreteri Ban Kimun, geçen ay helikopterle gölün üzerinde gezerken gördüğü manzara karşısında şaşkınlığa uğramış, acil önlem çağrısı yapmıştı.

6  İSMMMO YAŞAM

İşçi ve memur istedi Taksim’de kutlanacak

İşçi ve memur konfederasyonları 1 Mayıs'ı Taksim meydanında kutlama konusunda ısrar edince İstanbul Valiliği, sendika temsilcilerinin 1 Mayıs’a Taksim’de kutlamasına izin verdi. Yapılan değerlendirmeler sonunda kararlarını açıklayan Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu geri adım atmayacaklarını açıkladı. Kutlamaları 6 konfederasyon organize edecek. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı kutlamalarının Türk-İş, Hak-İş, Disk, Memur-Sen, Kamu-Sen, KESK tarafından ortak yapılması yönünde görüş ve irade birliği oluştu. İstanbul Valiliği de Taksim’de kutlamalara izin verdi.

Krizden normale geçiş stratejisi

Merkez Bankası, piyasalardaki tedirginlik ve oynaklıkları önemli ölçüde azaltmayı ve kriz ortamının gerektirdiği olağan dışı önlemlerin aşama aşama kaldırılarak normale dönülmesini amaçlayan “çıkış stratejisini” geçtiğimiz günlerde açıkladı. Buna göre, uygulamanın ilk aşamasında, piyasanın ihtiyacından fazla olan fonlama miktarı kademeli olarak azaltılmaya başlanacak. İkinci aşamada, likidite açığı öngörülenlere uygun olarak geliştiğinde, teknik faiz ayarlaması sürecine geçilecek. Bilindiği gibi global kriz ortamında bütün dünya merkez bankaları piyasalara önemli ölçülerde likidite sağlamış, deyim yerindeyse krizin ülkedeki etkilerini hafifletmek için tam anlamıyla para pompalamışlardı. Bu durumda bütün dünyada merkez bankalarının çoğunun bilançosu bozulmuş, bütçe açıkları olağanüstü boyutlarda artmıştı. Bu gevşek para politikaları ve genişleyici maliye politikaları yeni dengesizliklere yol açabilir duruma gelmiş, enflasyon riskini arttırmıştı. Şu sıralarda bütün dünyada küresel kriz ortamında uygulanan politikaların nasıl normalleştirileceği tartışılıyor ve bunlara “çıkış stratejileri” deniyor. Bu ortamda bilançosu bozulmadan bu günlere gelen Merkez Bankası da diğerlerine göre daha kolay uygulanabilir bir çıkış stratejisini, uygulamaya geçmeden önce kamuoyuna açıklayarak güven artırıcı bir yolu seçti.

MART - NİSAN 2010


TÜİK verileri yoksulluğun fotoğrafı oldu

TÜİK'in yayımladığı “Yaşam Memnuniyeti 2009” verileri Türkiye’de ailelerin yoksulluk içinde yaşadığını ortaya koyuyor. Verilere göre, Türkiye’de hane halklarının yüzde 52.9’u, başka bir ifadeyle yarıdan fazlası elde ettiği gelirle ihtiyaçlarını “zor” karşılıyor. Anket sonuçlarına göre vatandaşların yüzde 36’sı geliriyle “zor”, yüzde 16.9’u ise “çok zor” geçindiğini ifade etti. Kazancıyla ihtiyaçlarını “orta düzeyde” karşıladığını belirtenlerin oranı yüzde 35.5 iken, hane halklarının sadece yüzde 10’u “kolay” geçindiğini dile getirdi. Aylık gelirlerinin hane halkı ihtiyaçlarını “çok kolay” karşıladığını söyleyenlerin oranı da sadece yüzde 1.6. Hane halkı gelir grubuna göre gelirin ihtiyaçları karşılama durumu değerlendirildiğinde; geliri 600 liraya kadar olan hane halklarının yüzde 43’ü, 600-900 lira arasında olanların yüzde 44’ü, 900-1.500 lira arasında olanların yüzde 35.5’i, 1.500-2.500 lira arasında olanların yüzde 21.4’ü, 2.500-3.500 lira arasında olanların da yüzde 10.2’si “zor” geçindiklerini belirtti. Geliri 3.500 lira ve üzerinde olanların da yüzde 6.4’ü gelirinin ihtiyaçlarını “zor” karşıladığını ifade etti.

Borçlular icradan kaçıyor

Türkiye’de ekonomik krizin etkilerini hemen her kesim hissediyor. Ancak özellikle ürünü para etmeyen üreticinin yaşadığı yoksulluk ürkütücü boyutlarda. Nitekim, Anadolu’nun çeşitli illerinde “icralık köy”, borçlu çiftçi haberleri yoğunlaşıyor. Son olarak Çanakkale merkeze bağlı 6 köyde bulunan 200’e yakın kişi bankalardan aldıkları kredileri zamanında ödeyemedikleri gerekçesiyle icralık olunca hapse girme korkusuyla köyü terk etti. Çanakkale merkeze bağlı Kumkale beldesi köy muhtarı Müjdat Balkan, şu bilgileri veriyor: “Batak Ovası olarak bilinen bölgede yer alan Tevfikiye, Çıplak, Kumkale, Halileli, Yeniköy ve Kalafat köylerinde bulunan 200’e yakın köylü bankalardan almış oldukları tarım kredilerini zamanında ödeyemedikleri için icralık oldu. Bu köylülerin bir kısmı cezaevine girerken, bir kısmı da jandarma ekipleri tarafından yakalanma korkusuyla köyü terk etti. Çoğu arkadaşımızla yakalanıp cezaevine girme korkusu sebebiyle köyü terk etmeleri üzerine görüşemiyoruz.”

Dünyayı vuran deprem Türkiye’de yoksullukla işbirliği yaptı

MART - NİSAN 2010

62. GÜN

Ders alınması yönünde uzun uzun konuşmaların yapıldığı 1999 depreminden yaklaşık 11 yıl sonra uzmanların “hafif şiddette” diye tanımladığı bir deprem daha can yaktı. Bu sefer Elazığ’ı vuran deprem, adeta yoksullukla işbirliği yapmış gibiydi. Dermeçatma onlarca evin yıkıldığı ve onlarca yurttaşın öldüğü depremde, yüze yakın kişi de yaralandı. Deprem en çok Kovancılar ilçesine bağlı Okçular ve Yukarı Demirci köylerinde can kaybına yol açtı. Erzincan merkezde ise bazı binaların camlarında çatlaklar oluştu. Haftalar sonra da bölgeden gelen haberler iç karartıcı nitelikteydi. Deprem felaketi dünyada da can yaktı. Şili’de yüzlerce insanın ölümüne yol açan 8.8 büyüklüğündeki depremin ardından, Endonezya 6.2, Meksika da 7.2’lik sarsıntılar ile yıkım yaşadı.

İSMMMO YAŞAM  7


İSMMMO eğitim ağını genişletiyor

İSMMMO HABER

Eğitim ağını sürekli genişleten İSMMMO, Eminönü TESMER’in açılışını gerçekleştirdi. Böylece, bu yıl Ümraniye, Kartal ve Eminönü’nde açtığı eğitim birimleriyle İSMMMO İstanbul’daki hizmet noktalarını 11’e çıkarmış oldu. İSMMMO bu birimlerle eğitimi bölgelerde de yaygınlaştırmış oldu.

İSMMMO’nun yöneticileri ile kurulları, Muhasebe Meslek Yasası’nın TBMM’de kabul edildiği 1 Mart Muhasebe Günü dolayısıyla Taksim’de Atatürk anıtına çelenk bıraktı.

Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde büyük coşku

İSMMMO, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü büyük ilgi gören bir etkinlikle kutladı. Merkez binada, 6 Mart Cumartesi günü düzenlenen etkinlikte konuşan İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, sözlerine 8 Mart Emekçi Dünya Kadınlar Günü’nü kutlayarak başladı. “Bizi böyle bir günde bir araya getiren neden, kadının erkekle eşit, özgür ve mutlu yaşadığı bir Türkiye ve dünya hayalidir” diyen Başkan Arıkan, bu hayale ulaşmak için ne yazık ki zorlu ve mücadele gerektiren

8  İSMMMO YAŞAM

bir süreç yaşandığını vurguladı. İSMMMO’nun etkinliğine ÇYDD (Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği) Başkanı Prof. Dr. Aysel Çelikel, ÇYDD Başkan Yardımcısı Ayşe Yüksel, şair-yazar Süheyla Taşçıer, Şair Yelda Karataş, İSMMMO Başkan Yardımcısı Turgay Kanarya, Genel Sekreter M. İhsan Yalçın’ın da aralarında olduğu seçkin bir topluluk katıldı. Etkinlikte İSMMMO Sosyal İşler Komitesi Başkanı Sezen Karan da ilgi gören bir sunum yaptı.

MART - NİSAN 2010


İSMMMO çığlığın sesi oldu

İSMMMO, ‘Kadınım, İşsizim, Mutsuzum’ başlıklı bir rapor hazırlayarak 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde Türk kadınının yaşamın her alandaki durumunu gözler önüne serdi. Rapora göre; 1999 ile 2009 yılları arasında kadın işgücü geriledi, işsiz kadın sayısı ikiye katlandı. 36 milyonluk kadın nüfusunun sadece 6,8 milyonu işgücüne dahil olabildi. Eğitimli ya da eğitim alma şansı bulunmayan birey olarak çalışma hayatına katılmayı başaran kadınlar ise ücret ve diğer haklar konusunda ayrımcılıkla karşı karşıya kaldı. Kadın ve erkekler arasındaki ücret farklılıkları yüzde 27’lerde dolaştı. İSMMMO'nun Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Parlamentolar Birliği'nin araştırmalarını kıstas alarak hazırladığı rapor, 1999 yılında kadınlarda yüzde 30 olan işgücüne katılma oranı 4 puan azalarak 2009 sonunda yüzde 26'ya indiğini ortaya koydu. 1999 ile 2009 yılları arasında kadın işgücü geriledi, işsiz kadın sayısı ikiye katlandı. Türkiye’de ilk olarak 1930 yılında belediye seçimlerinde seçme hakkını kazanan kadınlar, milletvekili seçme ve seçilme hakkına 1934’te kavuşsa da bu girişimin devamı bir türlü gelmedi. 72 yıl sonra yapılan genel seçimlere kadar Meclis'teki kadın milletvekili oranı 1935 yılı düzeyine ulaşamadı. .

GENÇ KADINL ARDA İ Ş S İ Z L İ K ( 15 - 24 YA Ş )

Yıllar

1999 2000 2001 2002 2003 2004(1) 2005(1) 2006(1) 2007(1) 2008(1) 2009(2)

İşsiz sayısı (Bin) 300 216 265 318 320 315 303 301 301 313 379

İşsizlik (%) 14.1 11.9 14.4 17.1 18.9 20.7 20.5 20,6 20.8 21.2 25.0

(1) Yeni nüfus projeksiyonlarına göre revize ra-

Arıkan: Ankara kendi derdine dalıp İSMMMO ‘sınav krizi unutmasın ekonomisini

MART - NİSAN 2010

araştırdı

İSMMMO, Türkiye’de 7’den 70’e herkesi ilgilendiren ve milyonların kabusu olan sınavlara bu yıl harcanan paranın 4.2 milyar TL’yi geçeceğini hesapladı. ‘Hayatımız Sınav’ konulu araştırmaya göre Türkiye’de bu yıl, üniversiteden memuriyete, ehliyet almaktan yüksek lisansa kadar her alanda 9.9 milyon kişi kendini sınavlarda kanıtlamak zorunda. Kazanmak için dershaneye gidilecek, ders alınacak, başvuru masrafı yapılacak.

İSMMMO HABER

İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (İSMMMO) Başkanı Yahya Arıkan, Muhasebe Meslek Yasası’nın 1 Mart 1989’da TBMM’de kabul edilmesinin yıldönümü nedeniyle yayımladığı mesajda, mali müşavirlerin, aslında mükellefin muhatap olduğu para cezaları nedeniyle güç durumda kalabildiğini ifade etti. Arıkan, açıklamasında kitlelerin yoksulluk ve işsizlikle boğuşurken Ankara’nın ise ‘kendi hesaplarına daldığını’ ifade etti. Sağduyu çağrısı yapan Arıkan, Türkiye’nin ‘gerilim yorgunu’ olduğunu kaydetti. Ekonomik krizin muhasebe meslek mensuplarını da büyük oranda etkilediğini vurgulayan Arıkan, İSMMMO’nun toplam 27 bin 159 üyesinden 11 bin 528’inin bağımsız olarak çalıştığını ve bu üyelerin hemen hemen yarısının müşteri kaybettiğini, parasını tahsil etmekte zorlandığına dikkat çekti. Sürdürdükleri mücadele sonucunda saygın, etkin, katma değer yaratan ve dünya standartlarıyla uyumlu bir mesleğe kavuştuklarını kaydeden Arıkan, kazanımlara karşın, bu yıl, 1 Mart Muhasebe Günü’nü buruk kutladıklarını belirtti. İSMMMO Başkanı Arıkan, kitlelerin yoksulluk ve işsizlikle boğuşurken Ankara’nın ise “kendi hesaplarına daldığını” ifade ederek ekonomik krizin giderek büyüttüğü işsizliğe çözüm arayışına odaklanılmasını istedi.

kamlar. (2) Kasım ayı itibarıyla 11 aylık ortalama.

İSMMMO YAŞAM  9


ZİRVEDEKİLER

Kadın dostu şirketleri ödüllendiriyor

Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) kadın dostu kurumlar yaratmak istiyor. Bunun için de kısa bir süre önce bir kampanya başlattı. Kampanyaya destek veren şirketlere ‘kadın dostu’ sertifikası vereceklerini söyleyen KAGİDER Başkanı Gülseren Onanç, “Bir yıl sürecek kampanya ile işverenleri, sivil toplum örgütlerini de harekete geçirmek istiyoruz” diyor.

10  İSMMMO YAŞAM

SELMA ADA KAGİDER yani Kadın Girişimciler Derneği, ilginç bir kampanyaya imza atıyor. Kamuoyunda oldukça yankı bulan kampanyada, KAGİDER ‘kadın dostu’ şirketleri ödüllendiriyor. KAGİDER, kadın çalışana önem veren, üst düzey yönetimde bulunmalarını teşvik eden şirketleri, kadınlara anlatacak, tanıtacak ve ürünlerini tercih etmelerini özendirecek. KAGİDER Başkanı Gülseren Onanç’ın verdiği bilgiye göre, kampanyanın içeriği kadar zamanlaması da anlamlı. KAGİDER Başkanı Gülseren Onanç, kampanyayı özellikle genel seçime yaklaşılan

MART - NİSAN 2010


bir zamanda yaptıklarını belirterek, bu konunun Türkiye’nin demokratik açılımı, hukuk reformu gibi temel problemleri kadar önemli olduğunu söylüyor. “Kadın istihdamı, seçimde bizden oy isteyecek partilerin ajandasına mutlaka girmeli. Hükümetin aktif bir kadın istihdam stratejisi olmalı. Bir yıl sürecek kampanya ile işverenleri, sivil toplum örgütlerini de harekete geçirmek istiyoruz” diyen Onanç’ın hedefinde çalışan kadın sayısını 8 milyon artırarak 14 milyona çıkarmak var. KAGİDER kadın dostu kurumlar yaratmak istiyor. Bu amaçla projeye destek veren işyerlerine ödül verilecek, kamuoyunda görünürlükleri sağlanacak. Kadın dostu sertifikası alan şirketlerin ürünlerinin genel tüketici kitlesi ve özellikle kadınlar tarafından tercih edilir hale getirilmesi önemli bir başarı göstergesi olacak. Girişimle özel sektörün kadın istihdamına ve toplumsal cinsiyet eşitliğine ne kadar duyarlı olduğunun da somut bir resmi çekilmiş olacak.

DÜNYA BANKASI DESTEKLİYOR

MART - NİSAN 2010

KAGİDER, bünyesinde kurduğu Girişimci Geliştirme Komitesi’yle kendi işini kurmak isteyen kadınlara eğitim veriyor. Aday kadın girişimcilerin projeleriyle de başvurabileceği Komite’de 1. elemeyi geçen kadın girişimciler “İşimi Kuruyorum Eğitimi”ne davet ediliyor. İş planlarını hazırlayarak 2. aşamayı geçen adaylara ihtiyaca göre mentörlük (bir kişinin bilgi, deneyim ve bakış açısı paylaşarak diğerinin gelişimine destek olduğu kişisel gelişim stratejisi) ve danışmanlık desteği veriliyor. Dernek ayrıca kaynak desteği konusunda da olanakları zorluyor. Kadın girişimciye kredi kullandırmak ve yaygınlaştırmak KAGİDER’in en önemli hedefleri arasında.

ZİRVEDEKİLER

Kampanyanın kaynağının mesleki kadınlar olduğunu dile getiren Onanç, “Bizim dokunduğumuz dünyanın içinde işçi kadınlar yok. Ama onları anladığımızı, problemlerini kendi problemleri olarak gördüğümüzü söyleyebilirim. Bazılarına beyaz kadınlar, kentli kadınlar hedef alınmış gibi görünebilir. Dünya Bankası’nın da desteklediği bu kampanyada yetkin işgücünün temsiliyeti var. Belki ikinci, üçüncü fazında diğer hedef gruplarını da kampanya kapsamına alabiliriz” diyor. Onanç’a göre, daha büyük problem kırsalda değil, kentte. Gülseren Onanç, “Kentleşme sonucunda büyük bir işsizlik yaşanıyor. Kadın göçle birlikte ev

İşini kurmak isteyenlere destek oluyor

İSMMMO YAŞAM  11


RAKAMLARLA KADIN İSTİHDAMI

 Kadın istihdam rakamı toplam 6 milyon 47 kişi.  Çalışma çağındaki kadın nüfusu ise 24 milyon.  Bu nüfusta tarımsal istihdamın payı yüzde 45

civarında ve 3 milyon 358 binle kentte çalışan

kadın sayısı da neredeyse toplamın yarısı.

eksenli bir hale geliyor. Atıl kalıyor. Halbuki kadın kırsalda aktif. Tarlada çalışıyor, hayvanlarıyla uğraşıyor. Kentte her 6 kadından sadece birisi çalışıyor” diye devam ediyor.

MUHALEFETLE İLETİŞİM KURAMIYORUZ

KAGİDER Başkanı Gülseren Onanç siyasilere ise sitemkar. Siyasilere gittiklerinde “Bizi temsil etmiyorsun, biraz elit grubu temsil ediyorsun” bakışıyla karşılaştıklarını anlatan Onanç, muhalefet partileriyle iletişim kuramadıklarını anlatıyor: “Kadın milletvekilleriyle iki toplantı yaptık. Maalesef muhalefet partili kadın milletvekilleri toplantımıza gelmedi. AKP'li kadın milletvekili katıldı ancak kendisini muhafazakar demokrat olarak tanımlayan partilerin temel düşünce biçiminde aile gibi baskın bir değer var. Kadın, aileden sonra geliyor. Ama haklarını vermek lazım; kadına yönelik bir sürü reform AKP döneminde yapıldı.”

ZİRVEDEKİLER

ESNEK ÇALIŞILMASI RAHATLATIR

12  İSMMMO YAŞAM

Gülseren Onanç’ın İSMMMO Yaşam okurlarının dikkatine sunduğu rakamlar, Türkiye’nin dünyada bu alanda da nasıl geri kaldığını göstermesi açısından da çarpıcı: "Dünyada kadının işgücüne en fazla oranda katıldığı ülke yüzde 80.4 ile İzlanda. Onu yüzde 78.6 ile Norveç izliyor. Bu ülkeleri yüzde 77.2 ile İsveç, yüzde 76 ile İsviçre ve yüzde 75.7 ile Danimarka izliyor. Türkiye ise yüzde 24 ile listenin son sıralarında yer alıyor." KAGİDER Başkanı bu alandaki ileri ülkelerin kadının günde belli saatlerde çalıştığı, işgücüne katıldığı esnek bir model uyguladığına dikkat çekiyor. Gülseren Onanç, Türkiye’de işgücü piyasası ve er-

MART - NİSAN 2010


'İSMMMO farkındalığı arttırıyor'

KAGİDER Başkanı Gülseren Onanç İSMMMO'nun faaliyetleri konusunda da şu değerlendirmeyi yapıyor: “Üyelerini saygın bir şekilde temsil eden bir örgüt İSMMMO. Ama sadece temsil ile kalmıyor, yayınları ile kamuoyunun farkındalığını artırmaya, enformasyon sağlamaya çalışıyor. Bu tür çaba ve girişimlerin her zaman takdirle karşılanması gerektiğine inanıyorum.”

KENDİSİ DE GİRİŞİMCİ

MART - NİSAN 2010

Türk ekonomisinden gelen veriler KAGİDER Başkanı’nı da umutlandırıyor. Büyüme ve ihracat datalarının Türk ekonomisinin bu krizi hızla atlatabilecek nadir ülkelerden biri olduğunu teyit ettiğini ifade eden Onanç “Büyümenin daraldığı noktada girişimcinin cesareti de azalabiliyor belki ama aslında Türk ekonomisinin mevcut gücünü girişimciler belirliyor. Yani girişimcilerin sayısının ve etkinliğinin artması ekonomik canlılığa katkıda bulunuyor. Bu nedenle ben ekonominin tabanındaki güçten ve dolayısıyla geleceğinden umutluyum. Türkiye girişimcilerinin de önderliğinde bu zor sınavı en az hasarla atlatabilecektir. Özetle krizden çıkışın bir anahtarı da girişimciler” diye konuşuyor.

ZİRVEDEKİLER

Gülseren Onanç, Mardin’de doğdu. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde işletme mühendisliği eğitimi aldı. Michigan State University’de pazarlama ve uluslararası iş idaresi alanında yüksek lisansını tamamladı. Eczacıbaşı, Ferrero ve Balsu’da çalıştı. 2000 yılında Go4 Marketing’i, 2003’te de Ticketturk’u kurdu. 2007 yılında kurucu üyesi olduğu KAGİDER’in başkanlığına seçildi.

kek egemen toplumsal yapının kadın istihdamının önünde engel oluşturan temel dinamiklerden biri olduğuna inanıyor ve şunları söylüyor: “Ücretli işçi statüsünde çalışan kadınlar arasında kayıtdışılık ciddi bir sorun ve kadınların dörtte biri kayıt dışı çalışıyor. Türkiye dünyadaki en düşük kadın istihdam oranına sahip on ülkeden biri. Kentlerde çalışan kadınların yaklaşık yüzde 40’ı beyaz yakalı iken niteliksiz işlerde ve yoğun olarak hizmet sektöründe çalışan kadınların oranı da yüzde 40 seviyelerinde. Mavi yakalı kadınlar ise yüzde 20’ye yakın bir orana sahiptir. Kadınların sadece yüzde 3’ü üst düzey yönetici, müdür veya kanun koyucu olarak çalışıyor.” Tüm dünyayı etkileyen krize rağmen

İSMMMO YAŞAM  13


! KAPAK

Sosyal ağa takılın, hayatınızı yaşayın

Twitter, Facebook, FriendFeed, Linkedin ve daha niceleri. Onlar, internetin yeni fenomenleri. Son dönemin popüler kavramı “sosyal medya” onlar sayesinde doğdu. Kısa sürede dünyada olduğu gibi Türkiye’de de milyonlarca üye sayısına ulaştılar. En büyük eleştiriyi de ‘asosyalleşme’ konusunda alıyorlar. Bağımlılık yapabilen bu siteler, düzgün kullanıldığında ise bilgi, eğlence ve paylaşım dünyasını kullanıcılarına sonuna kadar açıyorlar.

14  İSMMMO YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR Güzel bir işi ve sosyal yaşantısı olan 32 yaşındaki Serkan, teknolojiyi çok seviyor ve bu alandaki her türlü yeniliği takip ediyor. Yeni tutkusu ise sosyal medya. Bilgi ve fotoğraf paylaşımı sağlayan Twitter, FriendFeed, Facebook ve YouTube gibi sitelerin hepsine üye. Evdeki ve işteki bilgisayarı dışında cep telefonuna da bu siteleri yükleyerek devamlı kullanıyor. O gün, işe köprüyü kullanarak giderken trafikte arabasındaN, sosyal medyadan arkadaşlarını uyarma gereği hissediyor. Cep telefonundan internete bağlanarak hemen Twitter’a giriyor ‘feed (haber)’ini yazıyor: “Arabamda köprünün üstündeyim. Trafik fena; bu tarafa geçeceklere ikinci köprüyü kullanmalarını öneririm. Üff beklemek ne sıkıcı! ” O anda listesindeki üç yüze yakın arkadaşını yol durumdan haberdar etmiş oluyor. İşyerine vardığında bir yandan çalışırken, diğer yandan arada bir gir-

MART - NİSAN 2010


diği sosyal medyadaki paylaşımlarına devam ediyor. İşiyle ilgili yeni öğrendiği bir ayrıntıyı da arkadaşlarıyla ‘Belki işlerine yarar” diyerek paylaşmaya karar veriyor: “Emlak vergilerini ödemek için yarın son gün.” O sırada uzun zamandır görüşemediği arkadaşı Elif’in feed’i dikkatini çekiyor. “Paris’teyim; hava şahane. Şu anda Eyfel Kulesi’ne tırmanıyorum…” Arkadaşı onun hep gitmek istediği şehirde olduğu için adeta içi gidiyor, ona çok imreniyor. Serkan sosyal medya sayesinde hayranı olduğu ve asla tanışamayacağı sanatçıların, yazarların, şirket patronlarının da fikirlerini ve günlük yaşamlarını yakından takip ediyor.

ESKİ ARKADAŞLAR BULUNUYOR

Son dönemde patlama yapan sosyal medya veya sosyal ağlar denilen siteler sayesinde pek çok kişi görüşünü, deneyimini, bilgisini, yaşadıklarını, duygularını, fotoğraflarını ve hatta videolarını arkadaş grupları ve tanımadığı insanlarla paylaşabiliyor. Sosyal medya kullanıcıları, normalde ulaşamadıkları birçok kişiye ulaşabiliyor. Eski arkadaşlarıyla hasret gideriyor, bazen yardıma ihtiyacı olan bi-

rileri için örgütleniyor. İnternet kullanıcılarının birbirleriyle tanışması, içerik paylaşımında bulunması ve tartışma ortamı oluşturması amacıyla oluşturulan internet siteleri sosyal ağlar olarak tanımlanıyor. Türkiye’de en popülerleri Facebook, Twitter, Friendfeed, Flickr, Linkedin, YouTube, MySpace… Bu ağların hepsi tek taraflı bildirim yerine kullanıcıların kendi içeriklerini oluşturmasını sağladığı için internet dünyasında fenomen haline geldiler.

BAĞIMLILIK YAPABİLİR

MART - NİSAN 2010

ilişkilerden kopardığı ve asosyalleştirdiği yönünde. Şişman, aşırı olmadığı sürece bu sitelerin içine kapanık insanlar için olumlu bile olabileceğini belirtiyor ve şu uyarılarda bulunmaktan kendini alamıyor: “Ama her türlü sosyalleşme ihtiyacı internet üzerinden sağlanmamalı. Günde birkaç saat internet kullanımı ve bilgi paylaşımı normal. Ancak her gün saatlerce paylaşım sitelerinde zaman harcamak, giysi, market alışverişini bile buradan yapmak, oyunlarla meşgul olmak bir süre sonra bağımlılığa dönüşebilir. İnterneti kişinin zararına da faydasına da kullanmak kendi inisiyatifindedir. Çocuklar bazı tehlikelere açık olabilirler. Anne babaların çocuklarını yakından takip etmelerinde yarar var.” Nilüfer Şişman’a göre, sosyal medyayı aşırı kullanmak gerçekten

KAPAK

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de pek çok kişi, gerek evinden, gerek işyerinden gerekse cep telefonu sayesinde bulunduğu her türlü ortamdan sosyal medya aracılığıyla bildirimde bulunuyor. Bu siteler sayesinde görüşler, deneyimler rahatlıkla ifade ediliyor. Sosyal medya insanların zamanlarının büyük kısmını harcadığı bir iletişim aracı haline gelmiş durumda. Yararları yanında sakıncaları da bulunuyor. Yanlış kullanımlarda insanları sanal iletişime bağımlı yaparak asosyalleştirebiliyor. Psikolog Nilüfer Şişman, sanılanın aksine internetin insanların sosyalleşmesini sağladığını söylüyor. Ancak tabii ki sınırları ol-

ması gerekiyor. Twitter, FriendFeed ve Facebook gibi sitelerin internet üzerinden gerçekleşen bir çeşit sosyalleşme uygulamaları olduğunu hatırlatan Şişman, şu tespitlerde bulunuyor: “İnsanların psikolojisi ve sosyal yaşamı üzerinde de oldukça etkili. Eski arkadaşlarınızı bulmaya, sizinle aynı görüşte olan yeni insanlarla paylaşım yapmaya, flört etmeye sonuçta sosyalleşmeye yarıyor. Bunlar iyi yönleri. Ancak çok uzun saatler kullanıldıklarında bir süre sonra bağımlılık yaratabilir. Son dönemde sabah uyanır uyanmaz, ilk iş olarak bu tarz sitelere bakanların sayısı artıyor. Sadece bu kanallarla sosyalleşme sağlanıyorsa bir süre sonra hayal kırıklığı da yaşanabilir.” Uzmanlara göre de Sosyal medyaya karşı yöneltilebilecek en büyük eleştiri isminin tersine kişileri normal

İSMMMO YAŞAM  15


Facebook’un yaratıcısı Mark Zuckerberg bir basın toplantısında.

KAPAK

Farmville'de tarla sür, inek besle

Sosyal ağların kullanıcılarını adeta bağımlı hale getiren oyunları da bulunuyor. Facebook'taki sanal çiftlik Farmville bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de büyük kullanıcı kitlesine ulaştı. Büyükşehirde doğadan uzak olan kullanıcılar bu oyunla çiftçilik isteklerini karşılıyorlar. Her gün tarla sürüp, envai çeşit seçeneği olan ekinleri ekip biçiyorlar. Bunun için saatlerini harcayıp randevularını bile iptal edenler var. Bulgar bir milletvekillinin önemli bir oylama sırasında Farmville'de inek sağarken yakalanması da bütün gazete haberlerine konu olmuştu.

16  İSMMMO YAŞAM

bir sorun: “Her yapılanı yazmak ve buna bir yorum beklemek, her gittiğiniz her görüştüğünüz kişiyle resimlerinizi koymak bir özgüven sorunu. Bir nevi kendinizi teşhir etmenizdir. Onay almak adına yapılan şeyler bunlar. İnsan doğası gereği onay almak, beğenilmek istiyor. Eleştirilmekten, beğenilmemekten korkuyoruz ve insanları görmeden konuşabileceğimiz bu tür yolları tercih ediyoruz. Sosyal medya insanların güvensizliğini biraz daha artırıyor. Birçok ayrılığın nedeni de olabiliyor.”

AYRILMAZ PARÇAMIZ OLACAK

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Bilişim anabilim dalında görev yapan Yrd. Doç. Dr. Necmi Emel Dilmen ise, sosyal medyanın gelişiminin kullanıcıların oluşturduğu içeriğin gelişmesiyle paralel bir seyir izlediği-

ni söylüyor. Facebook gibi içinde oyun barındıran uygulamalar 20 milyonun üstünde kullanıcıyla patlama yapıyor. Twitter ve FriendFeed gibi bilgi vermeye dayalı, entelektüel çaba isteyen yapıların kullanıcı sayısı ise 30 binleri geçemiyor. Dilmen’e göre, Türkiye’de sosyal medya konusunda en büyük sorun oluşan bilgi kirliliği: “Şirketlerin, kendi lehlerine haber çıkması ya da bilgilerinin yer alması için harekete geçtiklerinde, oluşturulan sahte hesaplar çok hatalı bir uygulama örneği. Birçok şeyde olduğu gibi bu konudaki sistemi çok çabuk yozlaştırmayı başarıyoruz.” Sosyal ağların asosyalleştirdiği konusundaki kanıya katılmayan Necmi Emel Dilmen, “Bu gelişme, sosyal ilişkilerin yapısının da hayatımızdaki birçok şey gibi değiştiğini vurguluyor. Burada yapılması gereken eski tanımları gözden geçirmek. Değişimi iyi anlayıp gelecekte nasıl bir sos-

MART - NİSAN 2010


Facebook’un en aktif üçüncü ülkesiyiz

Sosyal medya uzmanı ve ‘Sosyal Medya 101: Pazarlamacılar için sosyal medyaya giriş’ kitabının yazarı Murat Kahraman, bu alandaki gelişmelerle ilgili şu rakamları paylaşıyor:  Twitter’ın geçtiğimiz yıl için büyüme oranı yüzde bin 500 oldu.  Dünya üzerinde her üç kişiden ikisi sosyal ağları ziyaret ediyor.  Her gün YouTube’ta 100 milyon video izleniyor ve her dakika 20 saatlik video yükleniyor.  Her gün Facebook üzerinde 8 milyar dakika geçiriliyor ve 285 milyon adet içerik paylaşılıyor.  350 milyon aktif kullanıcısı ile Facebook bir ülke olsaydı Çin ve Hindistan’dan sonra dünyanın en kalabalık üçüncü ülkesi olurdu.  307 milyon üyesi ile YouTube sitesi de aynı şekilde en kalabalık ülkelerden biri olabilirdi.  Twitter’da açıldığı günden bu yana 6.7 milyar tweet gönderildi.  İnternet kullanıcılarının sadece yüzde 65’i e-posta kullanmış, sosyal ağları kullananlar ise yüzde 68.  14 milyondan fazla kullanıcıyla Türkiye, Facebook’ta en aktif üçüncü ülke.  FriendFeed’in dünyada en popüler olduğu ülke Türkiye.  Türkiye, Avrupa’nın internette en çok zaman geçiren ülkesi.

MART - NİSAN 2010

Çalışanlarının girişini yasaklayan firmalar var

Sosyal medya kapsamına giren yorum, fikir ve fotoğrafların paylaşıldığı sitelere üye olan çalışanlar, şirketler için farklı sorunlara da neden olabiliyor. Vakitlerinin çoğunu bu sitelerde geçiren çalışanların veriminin düşebilmesi yanında şirket sırlarının da açık edilmesine neden olabiliyor. Ya da kişinin yaptığı yorum ya da girdiği içerik şirkete mal edilebiliyor. Bu nedenle pek çok şirket çalışanlarının sosyal medyaya girişini yasaklıyor. Ancak bu mecrayla daha fazla mücadele edemeyenler de son dönemde çalışanlarının bu dünyaya girişini serbest bırakmış durumda. Ayrıca şirketler de bu yeni mecrayı halkla ilişkiler, tanıtım ve reklam anlamında kullanmaya başlıyor.

KAPAK

yal ortamın yaratılacağını öngörmektir” yorumunu yapıyor. Dilmen, sosyal medyanın geleceğiyle ilgili de şu öngörülerde bulunuyor: “Şu anda kavram yeni olduğu için üstünde çok konuşuluyor. İnsanlar bu alanı paylaştığında değil, bu alanda yaşamaya başladığında, cümle içinde sosyal medya kullanmadıkları zaman daha hızlı ilerleyecek. İki yıl içinde sosyal ağlar inanların hayatlarının ayrılmaz bir parçası haline gelecek. Bu gelişim döngüsel bir değişim olabilir. Bu durumda portal benzeri internet sitelerine geri dönebiliriz. Kullanıcılar yarattıkları içeriği sitelere dolayısıyla bir hakem heyetine havale edebilirler. Ya da tam tersi bir şey de yaşanabilir. Kullanıcılar iyice ayrışıp tekil siteler ve bilgi kaynakları oluşabilir. Yine burada esas durum arama motorları tarafından oluşturulacak. Değişik algoritmalara ihtiyaç duyuluyor.”

İSMMMO YAŞAM  17


Ünlüler de kullanıyor

Dünyada ve Türkiye’de birçok ünlü sanatçı, şarkıcı ve yazar da Twitter ve Facebook kullanıyor. Pek çok ünlüyü gerek kendi isimleri gerekse takma isimlerle bu mecralarda görmek mümkün. Magazin muhabirlerinin çoğu haberlerini bu sitelerden çıkartıyor. Twitter ve Facebook hesabı olan bazı ünlüler şöyle sıralanıyor: “Barack Obama, Fazıl Say, Britney Spears, 50 Cent, Jessica Alba, Demi Moore, Bruce Willis Sertab Erener, Burcu Esmersoy, Bill Gates, Hülya Avşar, Gülben Ergen…” Hatta geçtiğimiz günlerde Fazıl Say, Türkiye’de kendisiyle ilgili bazı haberler üzerine yurtdışında turnedeyken Facebook aracılığıyla açıklama yaptı.

KAPAK

Çalışanlar için rehber!

Sosyal medyayı kullanan çalışanların dikkat etmesi gereken kurallar da var:  Mutlaka kimliğinizi belirtin. Şeffaf ve samimi olun. Sahte isimlerle yorum yapmamaya çalışın.  Şirketin sözcüsü olmaya çalışmayın. Şirketteki yetki tanımlarınız çerçevesinde resmi bir dille savunma yapın.  Firma markasını kullanarak kendi kişisel markanızı artırmaya çalışmayın, şirketinize zarar verebilirsiniz.  Sosyal medyada çalıştığı kurumla özdeştirilmiş isimler var. İster istemez yazdığınız, paylaştığınız yorumlar ve içerikler şirket zarar verebilir. Bu nedenle paylaşımlara özen gösterin.  Çalıştığı markayla özdeşleşenler, rakiplerini eleştirmemeye özen göstermeli.  Şirketinizin önünüze sosyal medya kullanım kuralları getirmesini beklemeyin. İşe girerken imzaladığınız sözleşmeyle şirketinizi zaten en iyi şekilde temsil etmeyi kabul ediyorsunuz.  Çalıştığınız firma hakkında yapılan şikayet ve eleştirileri ilgili birimlerle paylaşarak harekete geçilmesine yardımcı olun.

18  İSMMMO YAŞAM

MART - NİSAN 2010


Sosyal medyada ne nedir?

MART - NİSAN 2010

KAPAK

SOSYAL MEDYA Bireylerin internette birbirleriyle yaptığı diyaloglar ve paylaşımlar sosyal medyayı oluşturur. Sosyal ağlar, bloglar, mikro bloglar, anlık mesajlaşma programları, sohbet siteleri, forumlar gibi insanların birbiriyle içerik ve bilgi paylaşmasını sağlayan internet siteleri ve uygulamalar sayesinde internet kullanıcıları aradıkları ve ilgilendikleri içeriklere ulaşma fırsatına erişiyor. BLOG: Kelime anlamı olarak “web günlüğü” olarak tanımlanıyor. Bir veya daha fazla kişi tarafından hazırlanan bloglar bireyler veya kurumlar tarafından hazırlanabilir. Bir blogu önemli kılan en önemli unsuru içeriği. Blogları değerli kılan özellikleri, güncel, samimi ve değerli içerikler sunabilmesi. Dünyada ve Türkiye’de oldukça fazla takip edilen ve okurlarının görüşlerini etkileyebilen on binlerce blog yazarı bulunuyor. MİKRO BLOG: En önemli özelliği anlık ve kısa içeriklerle başkalarıyla içerik paylaşılmasını sağlamak. En popüler mikro blog servislerinden olan Twitter’da girilen her blog yazısı 140 karakterle sınırlı. İnsanların anlık olarak ne yaptıklarını başkalarıyla paylaşmalarını sağlayan mikro bloglar, özellikle profesyoneller tarafından bilgi ve haber paylaşımı amaçlı kullanılıyor. Dünyanın herhangi bir yerinde olan bir gelişmeyi en hızlı duyuran platformlar mikro bloglar. Bir iki cümleyle sınırlı içerikle ile güncellenebilmeleri, cep telefonu ve iPhone gibi mobil araçlar ile kolayca kullanılabilmeleri, içeriğin hızlı bir şekilde yayılmasına olanak sağlıyor. SOSYAL AĞLAR: İnternet kullanıcılarının birbirleriyle tanışması, irtibata geçmesi, içerik paylaşımında bulunması, tartışma ortamı oluşturması ve ortak ilgi alanlarındaki kişilerin bir araya gelebileceği gruplar oluşturulması amacıyla oluşturulan internet siteleri sosyal ağlar olarak tanımlanıyor. Facebook buna bir örnek. Sadece iş amaçlı ilişkiler kurabilecek Linkedin de önemli sosyal ağlardan biri. SOSYAL İMLEME: İnternet kullanıcılarının beğendikleri internet sitelerini ve internet sayfalarını başkalarıyla paylaşmasına olanak sağlar. İnternet kullanıcıları paylaşılan içerikleri oylayarak ve yorumlayarak takip ederler. Bu sayede internette yer alan milyonlarca içerik arasında insanların ilgisini çekebilecek yazılar, resimler ve videolar ön plana çıkabilir.

İSMMMO YAŞAM  19


GÜNDEMİN SESİ

‘Kriz, işsizler için bitmeyecek’

Referans Gazetesi Haber Koordinatörü Jale Özgentürk, ekonomik verileri sıcağı sıcağına takip ediyor. “Kriz bitiyor mu?” sorusu karşısında çok da iyimser olamayan Özgentürk, ekonomik krizin işsiz kalanlar açısından bitmeyeceğini belirtiyor.

20  İSMMMO YAŞAM

DEFNE DOĞAN Jale Özgentürk, ekonomi gazetesi Referans’ın haber koordinatörü… Meslekte 30 yılı geride bırakan Özgentürk, gazetecilik okumuş ama ilk başlarda gazetecilik yapmayı düşünmemiş. Bu yüzden de iş hayatına devlet memuru olarak başlamış. Ankara’da Devlet İstatistik Enstitüsü’nde memur olarak çalışırken

1980 sonrası ihtilal işsizlerinden biri olmuş. Aynen tesadüfen girdiği gazetecilik okulu gibi yine tesadüfen mesleğe bu işsizlik döneminde girmiş. Bugün iş dünyasını yakından takip eden Referans gazetesinde ‘haber’i yönetiyor. Tabii bu o kadar da kolay olmuyor. Cep telefonuna SMS ile haberin servis edildiği bir ortamda rekabet ederek ayakta kalmaya çalıştıklarını belirtiyor Özgentürk… Bunun için, haberi her yö-

MART - NİSAN 2010


MART - NİSAN 2010

BÜYÜK ŞİRKETLER İÇİN KRİZ BİTMEYE BAŞLADI AMA…

Deneyimli gazeteci Jale Özgentürk, iş dünyasını yakından takip ediyor, reel sektörün nabzını turuyor. Özgentürk’e “Sizce kriz bitti mi?” diye soruyoruz. Değerlendirmesi şöyle: “ Kriz herkese göre farklı sonuçlar yaratıyor. İşsiz kalan insan için kriz hiç bitmeyecek çünkü yeni bir iş imkanı yok. Çıkan sayılara bakın, 3 milyondan fazla resmi işsiz var bu ülkede. Uzun yıllar da onlara iş yaratmak mümkün değil. İşsizler açısından kriz, geriye dönüşü olmayan bir süreç. Dünyada da öyle. Çalışanlar açısından bakarsak bu kriz bitmeyecek. Ama iş dünyasında durum farklı. Sektörden sektöre değişiyor üstelik. Belki tekstilde kriz kolay bitmeyecek ama enerjide yeni fırsatlar var. Dolayısıyla krizi toptancı bir bakış açısıyla değerlendirmek mümkün değil. Mesela büyük bankaların, büyük şirketlerin karları yükselişte. Onlar da zaten kriz bitti demeye başladılar bile.”

GÜNDEMİN SESİ

nüyle işleyerek farklılık yarattıklarına dikkat çekiyor. İş dünyasını ve ekonomiyi yakından takip eden Jale Özgentürk de ekonominin en büyük sorununu işsizlik olarak görüyor. Özgentürk, “İşsiz kalan insan için kriz hiç bitmeyecek, çünkü yeni bir iş imkanı yok” diyor. Referans Gazetesi Haber Koordinatörü Jale Özgentürk, meslekteki kilometre taşlarını ve ekonomi gazeteciliğinin değişen dinamiklerini İSMMMO Yaşam’a anlattı. Önce meslekte geride bıraktığınız yılları konuşalım… Gazeteciliğe nasıl başladınız? Gazetecilik okudum ama bilerek seçmedim. Kendi koşullarım içinde kazanabildiğim bir yerdi Ankara Basın Yayın. Tesadüfen girdim okula. Bu nedenle okulu bitirince de gazetecilik değil, devlet memurluğu yaptım. 1980 dönemine kadar Ankara’da Devlet İstatistik Enstitüsü’nde memur olarak çalışırken ihtilal sonrası işini kaybedenler kervanına katıldım. Kader çizmiş ağlarını! İzmir’e ailemin yanına gitmek zorundaydım, orada tesadüfen Milliyet’in İzmir temsilcisi Nurettin Çetindor ile tanıştım. O dönemler gazetenin İzmir bürosunda Mustafa Balbay, Hakan Tartan gibi isimler vardı. Ben onların yanında 3 ay staj yaptım. Sonra Dünya Gazetesi... Burada muhabirlik yaptım. 1980 sonrası dönem, ekonominin farklılaştığı, gazetelerin ekonomi sayfalarının genişlediği bir dönemdi. O nedenle yapılan her haber, manşet olurdu. 1989'da eş durumundan İstanbul’a yerleştim, derken Milliyet'e geçtim. Necati Doğru ve Tayfun Devecioğlu, Serpil Yılmaz ile aynı ekipteydim. Şanslı gidiyorsunuz!. Cağaloğlu’nun son günlerini Milliyet’te yaşadım. Aynı dönemde Türk ekonomisinde banka satın almaları, şimdiki medya patronları öne çıkmaya başladı. Milliyet’teki ekip de değişti. Bu nedenle ekonomi muhabirliğinden haber merkezine geçtim, oradan da Sabah’ın ekonomi müdürlüğüne getirildim. Zafer Mutlu dönemi, en civcivli zamanlar. Halk Bankası kredilerinin patladığı o zamanlar. 1.5 yıl sonra Yüzyıl gazetesine geçtim. Haber müdürlüğü kadrosu boştu, haber müdürü oldum. Korkmaz Yiğit’e satış dönemi, karışıklık yaşanan dönem. Korkmaz Yiğit’le ilgili kasetler yayınlanıyor... Ardından Yeniyüzyıl’ın batış süreci başladı. Star’da yazarlığa soyundum, 3 yıl kadar çalıştım. Bu kez de Cem Uzan’ın sıkıntıları gündeme geldi. Uzan bir toplantı yaptı, 'Bana inanmıyorsanız, ce-

İSMMMO YAŞAM  21


GÜNDEMİN SESİ

REFERANS KAPANMIYOR

Referans Gazetesi çıktığı günden bu yana kapandı kapanacak spekülasyonları yapılıyor. Biz de Jale Özgentürk’e bu söylentileri soruyoruz. Özgentürk, “Yakın zamanda gazetenin CEO’su ile bir toplantı yaptık, kapanmıyoruz” diyerek net bir bilgi veriyor. Özgentürk değerlendirmelerini şöyle sürdürüyor: “Ama burada bize çok iş düşüyor. Sonuçta bunlar ticari kuruluşlar, bir yerde kapanabilirler de. Bir noktaya kadar gider, sonra üstlenmiyorum artık deyiverir. Şu anda öyle bir şey yok ama yapmamız gereken uzman gazeteciliği yine konuşturmak, olayı yerinden bildirmek, farklı bakış açısını anlatmak. Ama bunlar masraflı işler. Referans bir marka oldu, iş dünyası okuyor ve inanıyor. Bunu kaybetmeyeceğiz. 5 yılda bu noktaya gelmek ciddi başarıdır. Eyüp Can hakikaten iyi bir gazeteci.”

22  İSMMMO YAŞAM

ketinizi alıp gidin' dedi. Ekibi gitti, ben de ayrıldım. Bir yıl işsiz kaldım, halkla ilişkiler yaparak oyalandım. O dönemde Finansal Forum kapandı, yerine Referans gazetesinin kadrosu oluşturuluyordu. Eyüp Can teklifte bulundu, geldim. Referans ile Türkiye’de farklı bir gazete ve gazetecilik yerleştirilmeye çalışıldı. Elbette zorlukları olmuştur. Hiç bırakıp gideyim dediğiniz oldu mu? Meslek hayatımın fırtınalı dönemlerinde, ‘çekip gitsem’ dediğim olmuştur, çünkü hakikaten sıkıntılı günler geçirdim. Yapabileceğim başka iş olmadığı için, keşke dediğim zamanlarda gidemedim. Gazeteciliğe tesadüfen girdim ama çıkamadım. Giren çıkamıyor bu işten. Ama Referans’ta iken hiç böyle hissetmedim, hiç böyle düşünmedim. Çünkü elimizde doğan, ellerimizle büyüttüğümüz bir proje bu. Başlangıçtaki ekip de çok iyiydi, şimdi de huzurlu, iyi bir iş ortamı yarattığımızı düşünüyorum. Referans, ekonomi basını için okul gibi çalışmaya başladı. Pek çok iyi eleman artık Referans geçmişi ile boy gösteriyor. Bundan rahatsız mısınız? Dünya gazetesinin de Referans’ın da böyle bir vizyonu oluyor. Adam yetiştiriyorlar, hala da böyle gidiyor. Ben Dünya’da da yöneticilik yaptım. Bizim burada bakış açımız biraz daha farklı. Bu nedenle daha farklı öğrenciler yetişiyor. Aslında buraya gelirken hedefim de buydu. Deneyim ve birikimlerimi başkalarına aktarmak. Bu nedenle teklif beni heyecanlandırdı. İyi gazeteciler yetişmesi için elimden geleni yapmayı hedefledim. Sanırım biraz da olsa bunu başarabildik. Tabii ki yetişen elemanı kaçırmak kötü, çünkü bir türlü istediğin or-

tamı oluşturamıyorsun, farklılaşamıyorsun. Ama ücretler düşük, uzmanlaşan da haklı olarak daha iyi ücretin peşinde oluyor. Uzman gazetecileri gazetede tutamamak dezavantaj değil mi? Zengin bir bakış açısı yakalamak zorundayız. Türkiye’de bilgiye ulaşmak artık çok kolay. Bilişim ve internet çağındayız, artık her yerden bilgiye ulaşılıyor. Son dakika haberlerinin cep telefonuna servis edildiği bir çağdayız. Buna gazete olarak yetişmen mümkün değil. Artık habere özel bir şey koymamışsan, bugünkü olayla yarın hiç kimse ilgilenmiyor. Gazete olarak bunu değiştirmek istiyorduk ama tabii ki tam olarak yapabilmiş değiliz. Çünkü bunu yapacak uzman arkadaşlarımızı kaybediyoruz. Gazetelerin ekonomi sayfalarına bakın, bazıları 16 sayfaya çıktı. Onlarla yarışırken farklılıkta önde gitmeye çalışmak kolay değil. İşte dezavantajımız bu…

ŞÜPHECİLİĞİ NECATİ DOĞRU'DAN ÖĞRENDİM

Bakış açısı haberi farklılaştırmak olunca, herhalde gelen her bilgi ve veriye de şüpheyle yaklaşmanız gerekiyor. Şüpheci bakmayı ben Necati Doğru’dan öğrendim. Milliyet’te iken “Annenin adını bile iki kere sor” derdi. Ne de olsa babana bile güvenmeyeceksin. Sürekli olarak “double check” isterdi, bir kere belgesiz olursa haberin gazeteye girmesi mümkün değildi. Hele de her taraftan görüş alınmamışsa girmesi imkansızdı. Necati Doğru eğitiminden geçtim, gelen her habere şüpheci bakmak zorundayım ama son zamanlarda Türk basınında ciddi bir erozyon var. Halkla ilişkiler (PR) gazeteciliği çok yoğun bir şekilde yapılıyor. Tek

MART - NİSAN 2010


başına karşı çıkman bir anlam ifade etmiyor çünkü herkes yapınca sen de yapmak zorunda kalıyorsun. PR ile basın arasındaki ilişkinin bu düzeyde olmaması lazım. Evet onlara da ihtiyaç var, bu sektörde olmalılar, habere ulaşmak ve eksikleri tamamlamak için onlar en kolay yoldur. Ama şu andaki ilişki doğru bir ilişki değil. Haber başka bir şeydir. Ekonomi sayfalarında her zaman daha çok sorgulanmamış şirket haberleri görebiliyoruz ne yazık ki!

BU KADAR YAKIN OLUNMAMALI

MART - NİSAN 2010

İSMMMO bilgilendiriyor, uyarıyor

İSMMMO’nun faaliyetlerini nasıl buluyorsunuz? Size yansıyan, kamuoyunu düzenli bilgilendiren yayın ve araştırma raporları var. İşin aslı, örneğin raporlarda seçilen konular güzel, gündeme de iyi oturuyor. Ama bildiğiniz gibi Türkiye veriler ve istatistik açısından fakir bir ülke. Dolayısıyla bazen İSMMMO’dan bile gelse veriler üzerinde tekrar tekrar düşünüyorum. Seçilen konular açısından gazetecilik refleksini görebiliyorsun, iyi konular hakikaten. İşin diğer boyutunda İSMMMO, kendi alanında en büyük, en fazla üye sayısına sahip kurum. Bildiğim kadarıyla yönetimi, bu sorumlulukla hareket ediyor ve eğitim ile yayın faaliyetlerine bunu yansıtmaya çalışıyor.

GÜNDEMİN SESİ

Güncel bir tartışma konusuna girelim. Portföy yöneten gazeteciler olduğu iddia ediliyor. Hatta SPK’nın konuya ilişkin bir düzenlemesi olması bekleniyor. Sizin bu konuya bakışınız nedir? Referans yayına başladığında biz şunu yapıyorduk; dışarıdan bize yazı yazan insanların köşelerinin altına onların nerede çalıştıklarını belirtmelerini şart koşuyorduk ve şirket maillerini vermelerini istiyorduk. Bir dönem bunu unutmuşuz ama yeniden başlatıyoruz. Çünkü portföy yönetmeseler bile örneğin bir bankanın yönetim kurulunda ise bakışı bankalardan yanadır, bunu okurların da bilmesi gerekir. Eğer bunu okura söylemezseniz yanlış olur. Bunu yazarsan zaten sorun bir anlamda çözülmüş olacak. Ama onlara gazeteci demek doğru değil çünkü onlar gazeteci değil… Evet geçmişte portföy yöneten gazeteciler oldu ama onlar zaten gittiler. Şu anda ekonomi servislerini yöneten ve bu servislerde bulunan hiç kimsenin böyle bir şey yaptığını düşünmüyorum. Hepsini yakından tanıyorum, hiçbirinin hisse senedi olduğunu dahi düşünmüyorum. SPK başkanının üstünde durduğu ve benim de haklı gördüğüm bir başka nokta daha var. Gazeteciler haber kaynakları ile bu kadar samimi olmamalı. Ev gezmeleri, akşam gezmeleri olduğunda doğal olarak o haber kaynağı ile ilgili bir haber çıktığında gazetecide otokontrol gelişiyor ve belki de haberi yapmayabiliyor.

İSMMMO YAŞAM  23


Kirli İstanbul, temiz ümitler ‘Bu İstanbul’da yaşanmaz’ yakınmasını tüm İstanbullular paylaşıyor. Havası hava değil, denizi deniz değil. Gerçekten durum bu kadar kötü mü? 1990’lı yıllarla kıyaslandığında İstanbul, hava kirliliği sorunuyla büyük ölçüde başa çıktı. Ancak şimdi de denizlerdeki kirlenme, gürültü ve görüntü kirliliği İstanbulluları canından bezdiriyor.

DOSYA

GÜLŞEN KANDEMİR “Memleket isterim Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun Kuşların çiçeklerin diyarı olsun Memleket isterim ne başta dert Ne gönülde hasret olsun.” Şair Nazım Hikmet ne güzel yazmış, söylemiş. Hasret olunan ve yaşamak istenen bir memlekette aradığı kriterleri tek tek ortaya koy-

24  İSMMMO YAŞAM

muş. Sanırız Nazım Hikmet bu şiiri günümüzde yazsaydı, yaşamak istediği memlekette başka şeyler de isterdi… Tertemiz bir hava, su, bastı mı gaza gidebileceğin yollar, gürültüsüz bir çevre, yazın serinlenebilecek temiz bir deniz… İstanbul’da yaşayan herkes bunları istiyor. Tertemiz bir İstanbul özlüyoruz. Megakent İstanbul’un kendisi gibi sorunları da büyük. Özellikle kışın hava kirliliği artıyor. Kış aylarını geride bıraktığımız bugünlerde hepimiz derin bir nefes çekip tertemiz bir hava solumak istiyo-

ruz. Peki ama bu ne kadar mümkün? Sanayi tesisleri, motorlu araçlar ve konutlarda kömüre bağlı ısınma sonucu hava kirliliği artıyor. Gittikçe daralan yeşil alanlar ve yükselen inşaatlar hava sirkülasyonunu engelleyerek kirlilik artışında önemli bir rol oynuyor. Nüfus yoğunluğunun fazla olduğu ilçelerde hava kirliliği daha çok hissediliyor. İstanbul’un en kalabalık ilçeleri olan Fatih, Bayrampaşa, Beyoğlu, Kadıköy, Beşiktaş, Kağıthane, Eminönü, Zeytinburnu, Üsküdar ve Ba-

MART - NİSAN 2010


kırköy’de risk en üst seviyelerde… İstanbul hava kirliliği sorunuyla 1980’li yıllarda yüzleşti. Ancak 1994’ten sonra doğalgaz kullanımının özendirilmesiyle birlikte İstanbul’un havası hızla temizlendi. Hava kirliliğinin tespitinde iki değer önemli… Bunlar; SO2 (kükürtdioksit) ve PM (parkitül maddeler). Sağlık Bakanlığı 1984’de il merkezlerinde SO2 ve PM oranlarını ölçüyor. Ülkemizde halen uygulanmakta olan hava kirliliği standartlarına göre 1 metreküp havadaki kükürtdioksit limit değeri 150 mikrogram… Çevre ve Orman Bakanlığı’nın belirlediği sınır değer 400 mikrogramken, dünya ve Avrupa Birliği’nin belirlediği sınır değer 125 mikrogram…

HEDEF, AB ORTALAMASI

MART - NİSAN 2010

DOSYA

Peki İstanbul bu değerlerin neresinde?.. 1992 yılında AB ortalamalarına göre tehlike sınırında bulunan İstanbul’daki kükürtdioksit değerleri hızla düşüyor. Megakentte 1 metreküp havadaki kükürtdioksit değeri 1992’de 219 mikrogramken, bunun 2008’de 13 mikrogram’a kadar düştüğünü belirtelim. İnsan sağlına uygun bir havanın PM (partiküler madde) yani toz değerleri de önemli… 1 metreküp havada, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın belirlediği sınır PM değeri 300 mikrogramken, Dünya Sağlık Teşkilatı ve Avrupa Birliği’nin belirlediği sınır değerin 50 mikrogram olması büyük bir çelişki yaratıyor. Buna rağmen İstanbul’daki son yıllarda PM değerlerinin AB sınır değerine yakın olması da sevindirici… 1997 yılında İstanbul’daki 1 metreküp havada 46 mikrogram toz varken, 2008’de bu değer 58 mikrograma çıktı. Tüm İstanbullular gibi biz de bugünkü değerleri merak ettik. Ancak İBB son değerleri kamuoyuna açıklamazken bu yönde sorduğumuz sorulara da

İSMMMO YAŞAM  25


DOSYA

yanıt verilmedi. Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Saral, eskiden İstanbul’u konvansiyonel kirleticiler yani kükürtdioksit, PM ve azotdioksit değerleri açısından takip ettiklerini söylüyor. Doğalgazın kullanımının artmasıyla birlikte bu kirleticilerin düşük seviyelere indiğini vurgulayan Saral, şu değerlendirmeleri yapıyor: “Genel olarak artık İstanbul’da konvansiyonel kirleticiler açısından ciddi sorun yok. Kısa vadeli değişiklikler bazen olsa da bu değerlerde iyileşme olduğu için artık yakından takip etmiyoruz. İlgimiz başka kirleticilere kaydı. Endüstriyel bölgelerdeki ağır metal kirliliğini takip ediyoruz. Bu noktada da İstanbul’un geneli açısından ciddi sorun oluşturmuyor.”

DENİZLER DE HASTA

Üç tarafı denizlerle çevrili İstanbul’da havanın kirliliği kadar denizlerin kirliliği de önem taşıyor. Endüstriyel atıklar, evsel atıklar ve deniz taşımacılığının neden olduğu atıklar

26  İSMMMO YAŞAM

denizlerimizi tehdit ediyor. Bozulan ekolojik denge tüm canlıları olumsuz etkiliyor. İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü ile Sevinç ve Erdal İnönü Vakfı tarafından Marmara Denizi’nde yapılan araştırmalara göre, Marmara kirlilik nedeniyle alarm veriyor. Özellikle karadan denize direk verilen deşarjlar nedeniyle denizlerdeki oksijen oranı giderek düşüyor ve bazı noktalarda neredeyse sıfıra yakın bulunuyor. Oksijenin olmadığı bir ortamda da canlı yaşamından söz etmek mümkün değil. Bazı araştırmalara göre Marmara Denizi’nde son 20 yılda deniz canlıları tür ve miktar olarak azaldı. Şu anda yaklaşık 50’ye yakın türün tehdit altında olduğu söyleniyor. Gittikçe daha az canlının yaşamasına izin veren Marmara Denizi, peki İstanbullu’nun serinlemesine izin veriyor mu? İstanbul’da halkın yararlanabileceği plajların uzunluğu 25 kilometreyi buluyor. İstanbul’daki 89 ayrı noktada denize girilebiliyor. İBB, deniz sezonu açıldığında iki haftada bir deniz suyunun analizi-

ni yaptırıyor. 2008 yılı Mayıs ayında İstanbul Teknik Üniversitesi Moleküler Biyoloji-Biyoteknoloji ve Genetik Araştırmalar Merkezi’nde yaptırılan analiz sonuçlarına göre, Doğu ve Batı Çiroz hariç bütün plajların “enterobakter” değerleri zorunlu değerlerin çok altında çıktı. İstanbul’daki plajlarda 15 Haziran’a kadar kırmızı bayrak asılı… 15 Haziran’dan sonra plajlara mavi bayrak asılacak. Bu aynı zamanda sezonunun açıldığının da habercisi olacak.

AMAN DİKKAT!

Deniztemiz Derneği (TURMEPA) 1994 yılından bu yana denizleri ve kıyıları koruma çalışmalarını sürdüren bir sivil toplum kuruluşu. Toplumun her kesimine yayılan geniş yelpazede eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları yapıyor. TURMEPA Genel Sekreteri Levent Ballar’a “Bu yaz mevsiminde İstanbul'da denize girmeye hazırlanan İstanbullulara ne gibi uyarılarda bulunacaksınız?” diye soruyoruz. Gerekli uyarıları belediyenin yapmasının daha doğru olacağını söyleyen Ballar’ın yanıtı şöyle: “İSKİ’nin 2009

MART - NİSAN 2010


rakamlarına baktığınızda İstanbul’da toplam 22 tane arıtma tesisi var. Bunun sadece 12 tanesi biyolojik arıtma yapıyor. Yine İSKİ’nin rakamlarına göre günde 3 milyon 891 bin 485 metreküp atık su denize veriliyor. Bunun 297 bin 600 metreküpü biyolojik arıtmadan geçiyor. Bu tabloya bakınca kararı İstanbullular versin.”

İSMMMO YAŞAM’A ÖZEL ÖLÇÜM

İstanbul’daki kirlilikler hava ve su ile sınırlı değil elbette… İstanbul’da da gürültü yoğunluğu, Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği değerlerin oldukça üzerinde… İstanbul'un 15 farklı semtinde yapılan gürültü haritası araştırmasına göre insanların tahammül edebileceği 70 desibellik sınır, her ilçede fazlasıyla aşılıyor. Ear Teknik şirketinin geçen yıl yaptığı araştırmaya göre, milyonlarca insanın yaşadığı Bakırköy, Kadıköy ve Şişli gibi büyük semtlerde gürültü değeri 75-85 desibel arasında değişiyor. Ear Teknik, İSMMMO Yaşam okurları için Mart 2010’da İstanbul’un üç önemli ilçesinde gürültü ölçümleri yaptı. Bu ölçümlerin sonuçlarına göre, Mecidiyeköy’de 76-80 desibel arasında kaydedilen gürültü, en çok 95 desibele ulaştı. Beşiktaş’ta ise 70-82 desibel arasında değişen değerlen en yüksek 88 desibele çıktı. Bakırköy’de ise 75-82 desibel olan gürültü, en yüksek 89 desibel olarak kaydedildi.

Görüntü kirliliği de var

İstanbul estetik açısından da önemli bir sorunla karşı karşıya. Bu da tabela kirliliği… Aslında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nün, yeni ilan ve reklam tanıtım yönetmeliğine göre, binalardaki ilan ve reklam tabelaları kaldırılması gerekiyor. Kaldırılan tabelaların, daha küçük boyutlarla, binaların giriş kapısının sağ ve solunda sıralanması gerekiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kentsel Tasarım Müdürlüğü bu yönde bir çalışma başlatacağını 2007 yılında açıklamıştı ama çok fazla mesafe alındığını da söylemek mümkün değil. Bu çalışmaların yeterince hızlı ilerlememesinin nedenlerinden biri de vatandaşın cebinden önemli bir para çıkacak olması. Bir binanın dış cephesinin yenilenme maliyeti yaklaşık 2 ile 4 milyar lira arasında değişiyor. Aslında bu çalışma yapılsa nasıl güzel bir sonuç ortaya çıkabileceğini Beyoğlu Belediyesi’ne bağlı Talimhane ve İstiklal Caddesi’ndeki örnek uygulamalar ortaya koydu. Binaların dış cephelerinin temizlenmesine yönelik kentsel tasarım projesi 17 bölgede daha yürütülüyor.

En gürültülü semt Mecidiyeköy

MART - NİSAN 2010

“85 desibelin üzerinde gürültüye sahip her ortam işitme sinirlerini öldürür. 120 desibeli olduğu yerlerde ise sadece 3 saniye olabilirsiniz. İstanbul'daki metrobüs duraklarında bu oran 90 desibel çıktı. En gürültülü yer de Mecidiyeköy. Bir anne bebeği ile Bağcılar'dan kalktı ve Mecidiyeköy'e gitti, akşama geri döndü. O çocuğun işitmeyle ilgili sorunu 10-15 sene sonra çıkacak.”

DOSYA

Ear Teknik Yönetim Kurulu Başkanı Emin Ağaç, gürültünün iki önemli zararı olduğunu anlatıyor. Birincisi, 85 desibelin üzerindeki gürültüler duyma yetimize zarar vererek, algılamamızı bozuyor. Ayrıca, yüksek gürültü farklı hastalıkları tetikliyor. Özellikle şehir içinden geçen otobanların büyük tehlike saçtığını söyleyen Ağaç, şöyle konuşuyor:

İSMMMO YAŞAM  27


Hasköy-Balat Arası

Ne güzel de yakışmış Mavi kot ince bele Süzülmeyi bırak da Yanıma gel gel hele Hasköy-Balat arası Altınboynuz burası Zifir geceye benzer Gözlerinin karası

RENKLİ YAŞAM

Doludizgin bir yaşam Serbest muhasebeci mali müşavir Murat Doludizgin, İstanbul’un ‘gizli’ ozanlarından… 37 yıldır çalıyor, söylüyor, yazıyor… 700 şiiri, 200 bestesi bulunan Doludizgin, yakında bir şiir kitabı çıkarmayı planlıyor.

28  İSMMMO YAŞAM

GÜLŞEN KANDEMİR

Karadeniz’in güzel ilçesi Şebinkarahisar kalesinin burçlarında bundan 45 yıl önce bir çocuk türkü söylüyordu. Arkadaşlarının “Murat ne olur, söyle, söyle” ısrarlarını kırmayıp, her gün yanık sesiyle kaleyi inletiyordu. Bütün sanatçıların “Küçük yaşlardan itibaren müzikle uğraşıyorum” sözleri aslında Murat Doludizgin için de geçerliydi. Zaten ortaokulu bitirince İstanbul’a Unkapanı Plakçılar Çarşısı’nda onu keşfetmeleri ümidiyle gelmişti… Ancak sanat dünyasında değil ama muhasebe dünyasında kendine yer buldu. İSMMMO Üyesi, serbest muhasebeci mali müşavir Murat Doludizgin’den bahsediyoruz sizlere… Murat Doludizgin 37 yıldır mesleğini severek ya-

24.5.2008

pıyor ama hiçbir zaman da sanattan kopmadı. Müzik ve şiir hep hayatının içinde oldu. Üretken bir kişi olan Murat Doludizgin bugüne kadar 700 şiir yazdı. Sözü ve müziği kendisine ait 200 de beste yaptı. Sazı ve sözü hayatının odağına yerleştiren Doludizgin’in muhasebe bürosunda masasının bir kenarında da sazı duruyor.

HEM OKUDU, HEM YAZDI

Murat Doludizgin, 1957 Giresun Şebinkarahisar doğumlu. İlk ve ortaokulu Şebinkarahisar’da okuyan Doludizgin, küçük yaşlarda hamallık, çıraklık, bulaşıkçılık gibi birçok işlerde çalışmış. 1972 yılında İstanbul’a amcasının yanına gelmiş. Sesinin güzel olduğunu söyleyenlerin yüreklendirmesiyle “Belki bir gün

MART - NİSAN 2010


Kadersiz Gardaşım

Elini attığın elinde kaldı Bir şey diyemedin dilinde kaldı Baharda gonca gül dalında kaldı Kadersiz gardaşım ne deyim sana

Sabriye Bacı

MART - NİSAN 2010

Murat Doludizgin’in şiirlerinin bir bölümünü sizlerle paylaştık.

İSMMMO, takdire değer çalışmalar yapıyor

Murat Doludizgin, İSMMMO’nun kuruluşunu dün gibi hatırlıyor. “Oda’mız kurulduğundan bugüne gözle görülür bir aşama kaydetti” diyen Doludizgin, “Mesleki gelişim için Oda’mız birçok olanak sunuyor. Kurslar, seminerler, belirli uzmanlıklar için verilen eğitimleri çok önemsiyorum. Odamızın çalışmaları takdire şayan” diyor. Muhasebe mesleğinin en önemli sorunlarından birinin tahsilat sorunu olduğunun altını çizen Doludizgin görüşlerini şöyle sürdürüyor: “Meslek mensuplarımız tahsilat sorunu yaşıyor. Kabul ediyorum kriz var ama ödemeleri ötelemek de bir alışkanlık haline geldi. Eskiden söz senetti, şimdi senedin de hükmü kalmadı.”

RENKLİ YAŞAM

Mesleği sevmek kadar şöhret olurum” diyerek Unkendini geliştirmek de kapanı Plakçılar Çarşısı’na önemli. Ben emekli olda gitmiş. Ancak şöhrete giden Kadere de bir şey diyemedin ki dum deyip mali müşayolun o kadar da kolay çıkıBir tatlı ekmeği yiyemedin ki virlik sınavına girmeyelamayacağını anlayınca okuŞansın urbasını giyemedin ki bilirdim ama girdim” maya vermiş kendini. İlk iş Kadersiz gardaşım ne deyim sana açıklamasını yapıyor. olarak 1972 yılında daktilo kursuna gitmiş… Bir döküm Sabrın sonu selamettir demişler firması sahibi Rauf AlanyaİLK MAAŞ, İLK SAZ Makbul insan olmuş haram yemişler lı’nın verdiği 200 lira bursla Murat Doludizgin, Hayatta hep vardır yokuş inişler bu kursu tamamlamış. Soniş hayatına başlayıp ilk Kadersiz gardaşım ne deyim sana rasında da Beyoğlu Akşam Timaaşını aldığında ne yap7.2.2003 caret Lisesi’ne girmiş, gündüz tı derseniz? Aldığı maaçalışmış, gece okumuş. 1977 şın yarısını vererek bir saz yılında liseden mezun olan Doludizgin’in üniversite almış. Yıl 1973… İlk şiirini de o yıllarda yazmış. okuma isteğine hayat koşulları izin vermemiş. Yani tam 37 yıldır yazıyor, çalıyor, söylüyor. 700 Okurken de aklından müziği çıkarmayan Murat şiirini halen 3 adet ciltli defterde saklayan MuDoludizgin o yıllara ilişkin bu bilgileri veriyor: rat Doludizgin, yakında bir kitap da çıkarmak is“O yıllarda hem okuyup hem çalışıyordum. tiyor. Bu arada daktilo kursunu bitirmem de benim için Halk şiirleri okuyarak kendini geliştiren Doönemli bir artı oldu. Bir düşünün, çocuk yaşlarludizgin, Karacaoğlan’dan Aşık Veysel’e kadar kadasınız ve başınızda sizi yönlendirecek kimse yok. dar birçok halk ozanından beslenmiş. Halk şiiri Siz hayatın acımasız çarkına girmişsiniz; kolay detadında şiirler yazan Doludizgin, kimi zaman okuğil. Bu şartlarda yetişip topluma faydalı bir insan duğu bir haberden etkilenip şiir yazabiliyor. Doolma şansı yakalayabildim.” ludizgin, üretim sürecini, “Çalışırken bile yazabiliyorum. Kendimi kalabalığın içinde yalnız hisHEDEFİ MALİ MÜŞAVİR OLMAK sediyorum, yazıyorum. Gece saat 2’de 3’te aklıLiseyi bitirir bitirmez hemen bir şirkette muma bir şey gelir, not aldığım da olur. Kimi zaman hasebe bölümünde işe başlayan Murat Doludizaklıma bir melodi gelir, telefona kaydederim. Evde gin, muhasebe mesleğini çok sevmiş. Memurluk, de büroda da sazım var. Her yerde yazıyor, söyşeflik, müdürlük derken 2000 lüyorum” diye anlatıyor. yılında emekli olmuş. EmekNuri Sesigüzel, Ali li olmuş ancak mesleğine Ekber Çicek, Neşet Ertaş’ı Köle misin sen nesin ara vermemiş. Hemen Beplaktan ve radyodan dinSen çalış kocan yesin yoğlu Halıcıoğlu’nda bir büro leyerek büyümüş DoluSonra ‘erkeğim’ desin açmış. Mesleki yönden kendini dizgin. Bu yüzden de onBacı bacı Sabriye bacı geliştirmeye önem veren Dolardan müzikte de etkiSenin durumun çok acı ludizgin, enflasyon muhaselendiğini belirtiyor. “Bebesi, bilgisayar kursları dahil nim çalışmalarım artık Çocuk bu üst baş ister İSMMMO’nun açtığı birçok amatörlükten çıktı. KalOkuyor üç beş ister kurslara katılmış. Kısa bir falık dönemimi yaşıyoAnalığını göster süre önce mali müşavir olan rum. Bu yüzden de eserBacı bacı Sabriye bacı Doludizgin, “Mesleğini sevlerimi paylaşmak istiyoSenin durumun çok acı mezsen başarılı olamazsın. rum” diyor. 22.6.2005

İSMMMO YAŞAM  29


Hasköy-Balat Arası

Ne güzel de yakışmış Mavi kot ince bele Süzülmeyi bırak da Yanıma gel gel hele Hasköy-Balat arası Altınboynuz burası Zifir geceye benzer Gözlerinin karası

RENKLİ YAŞAM

Doludizgin bir yaşam Serbest muhasebeci mali müşavir Murat Doludizgin, İstanbul’un ‘gizli’ ozanlarından… 37 yıldır çalıyor, söylüyor, yazıyor… 700 şiiri, 200 bestesi bulunan Doludizgin, yakında bir şiir kitabı çıkarmayı planlıyor.

28  İSMMMO YAŞAM

GÜLŞEN KANDEMİR

Karadeniz’in güzel ilçesi Şebinkarahisar kalesinin burçlarında bundan 45 yıl önce bir çocuk türkü söylüyordu. Arkadaşlarının “Murat ne olur, söyle, söyle” ısrarlarını kırmayıp, her gün yanık sesiyle kaleyi inletiyordu. Bütün sanatçıların “Küçük yaşlardan itibaren müzikle uğraşıyorum” sözleri aslında Murat Doludizgin için de geçerliydi. Zaten ortaokulu bitirince İstanbul’a Unkapanı Plakçılar Çarşısı’nda onu keşfetmeleri ümidiyle gelmişti… Ancak sanat dünyasında değil ama muhasebe dünyasında kendine yer buldu. İSMMMO Üyesi, serbest muhasebeci mali müşavir Murat Doludizgin’den bahsediyoruz sizlere… Murat Doludizgin 37 yıldır mesleğini severek ya-

24.5.2008

pıyor ama hiçbir zaman da sanattan kopmadı. Müzik ve şiir hep hayatının içinde oldu. Üretken bir kişi olan Murat Doludizgin bugüne kadar 700 şiir yazdı. Sözü ve müziği kendisine ait 200 de beste yaptı. Sazı ve sözü hayatının odağına yerleştiren Doludizgin’in muhasebe bürosunda masasının bir kenarında da sazı duruyor.

HEM OKUDU, HEM YAZDI

Murat Doludizgin, 1957 Giresun Şebinkarahisar doğumlu. İlk ve ortaokulu Şebinkarahisar’da okuyan Doludizgin, küçük yaşlarda hamallık, çıraklık, bulaşıkçılık gibi birçok işlerde çalışmış. 1972 yılında İstanbul’a amcasının yanına gelmiş. Sesinin güzel olduğunu söyleyenlerin yüreklendirmesiyle “Belki bir gün

MART - NİSAN 2010


Kadersiz Gardaşım

Elini attığın elinde kaldı Bir şey diyemedin dilinde kaldı Baharda gonca gül dalında kaldı Kadersiz gardaşım ne deyim sana

Sabriye Bacı

MART - NİSAN 2010

Murat Doludizgin’in şiirlerinin bir bölümünü sizlerle paylaştık.

İSMMMO, takdire değer çalışmalar yapıyor

Murat Doludizgin, İSMMMO’nun kuruluşunu dün gibi hatırlıyor. “Oda’mız kurulduğundan bugüne gözle görülür bir aşama kaydetti” diyen Doludizgin, “Mesleki gelişim için Oda’mız birçok olanak sunuyor. Kurslar, seminerler, belirli uzmanlıklar için verilen eğitimleri çok önemsiyorum. Odamızın çalışmaları takdire şayan” diyor. Muhasebe mesleğinin en önemli sorunlarından birinin tahsilat sorunu olduğunun altını çizen Doludizgin görüşlerini şöyle sürdürüyor: “Meslek mensuplarımız tahsilat sorunu yaşıyor. Kabul ediyorum kriz var ama ödemeleri ötelemek de bir alışkanlık haline geldi. Eskiden söz senetti, şimdi senedin de hükmü kalmadı.”

RENKLİ YAŞAM

Mesleği sevmek kadar şöhret olurum” diyerek Unkendini geliştirmek de kapanı Plakçılar Çarşısı’na önemli. Ben emekli olda gitmiş. Ancak şöhrete giden Kadere de bir şey diyemedin ki dum deyip mali müşayolun o kadar da kolay çıkıBir tatlı ekmeği yiyemedin ki virlik sınavına girmeyelamayacağını anlayınca okuŞansın urbasını giyemedin ki bilirdim ama girdim” maya vermiş kendini. İlk iş Kadersiz gardaşım ne deyim sana açıklamasını yapıyor. olarak 1972 yılında daktilo kursuna gitmiş… Bir döküm Sabrın sonu selamettir demişler firması sahibi Rauf AlanyaİLK MAAŞ, İLK SAZ Makbul insan olmuş haram yemişler lı’nın verdiği 200 lira bursla Murat Doludizgin, Hayatta hep vardır yokuş inişler bu kursu tamamlamış. Soniş hayatına başlayıp ilk Kadersiz gardaşım ne deyim sana rasında da Beyoğlu Akşam Timaaşını aldığında ne yap7.2.2003 caret Lisesi’ne girmiş, gündüz tı derseniz? Aldığı maaçalışmış, gece okumuş. 1977 şın yarısını vererek bir saz yılında liseden mezun olan Doludizgin’in üniversite almış. Yıl 1973… İlk şiirini de o yıllarda yazmış. okuma isteğine hayat koşulları izin vermemiş. Yani tam 37 yıldır yazıyor, çalıyor, söylüyor. 700 Okurken de aklından müziği çıkarmayan Murat şiirini halen 3 adet ciltli defterde saklayan MuDoludizgin o yıllara ilişkin bu bilgileri veriyor: rat Doludizgin, yakında bir kitap da çıkarmak is“O yıllarda hem okuyup hem çalışıyordum. tiyor. Bu arada daktilo kursunu bitirmem de benim için Halk şiirleri okuyarak kendini geliştiren Doönemli bir artı oldu. Bir düşünün, çocuk yaşlarludizgin, Karacaoğlan’dan Aşık Veysel’e kadar kadasınız ve başınızda sizi yönlendirecek kimse yok. dar birçok halk ozanından beslenmiş. Halk şiiri Siz hayatın acımasız çarkına girmişsiniz; kolay detadında şiirler yazan Doludizgin, kimi zaman okuğil. Bu şartlarda yetişip topluma faydalı bir insan duğu bir haberden etkilenip şiir yazabiliyor. Doolma şansı yakalayabildim.” ludizgin, üretim sürecini, “Çalışırken bile yazabiliyorum. Kendimi kalabalığın içinde yalnız hisHEDEFİ MALİ MÜŞAVİR OLMAK sediyorum, yazıyorum. Gece saat 2’de 3’te aklıLiseyi bitirir bitirmez hemen bir şirkette muma bir şey gelir, not aldığım da olur. Kimi zaman hasebe bölümünde işe başlayan Murat Doludizaklıma bir melodi gelir, telefona kaydederim. Evde gin, muhasebe mesleğini çok sevmiş. Memurluk, de büroda da sazım var. Her yerde yazıyor, söyşeflik, müdürlük derken 2000 lüyorum” diye anlatıyor. yılında emekli olmuş. EmekNuri Sesigüzel, Ali li olmuş ancak mesleğine Ekber Çicek, Neşet Ertaş’ı Köle misin sen nesin ara vermemiş. Hemen Beplaktan ve radyodan dinSen çalış kocan yesin yoğlu Halıcıoğlu’nda bir büro leyerek büyümüş DoluSonra ‘erkeğim’ desin açmış. Mesleki yönden kendini dizgin. Bu yüzden de onBacı bacı Sabriye bacı geliştirmeye önem veren Dolardan müzikte de etkiSenin durumun çok acı ludizgin, enflasyon muhaselendiğini belirtiyor. “Bebesi, bilgisayar kursları dahil nim çalışmalarım artık Çocuk bu üst baş ister İSMMMO’nun açtığı birçok amatörlükten çıktı. KalOkuyor üç beş ister kurslara katılmış. Kısa bir falık dönemimi yaşıyoAnalığını göster süre önce mali müşavir olan rum. Bu yüzden de eserBacı bacı Sabriye bacı Doludizgin, “Mesleğini sevlerimi paylaşmak istiyoSenin durumun çok acı mezsen başarılı olamazsın. rum” diyor. 22.6.2005

İSMMMO YAŞAM  29


‘Rock müzikçiler darbe üstüne darbe yiyor’ Türk rock’ının bayrağını elinde taşıyor Kıraç… Üretken bir sanatçı olan Kıraç, Türkiye’de pop müziğin çok pohpohlandığını düşünüyor. Kıraç, “Yasaklar onları çok fazla etkilemiyor” diyor.

YAŞAM’IN PORTRESİ

GÜLŞEN KANDEMİR

30  İSMMMO YAŞAM

Kıraç, Türk rock müziğinin başarılı isimlerinden… Cem Karaca ve Barış Manço’nun izinde ilerliyor. Asıl adı Tufan Kıraç olan sanatçı, oldukça da üretken… Beste yapıyor, yorumluyor, dizi müzikleri yapıyor… Şimdi de tiyatro kuran sanatçı, sessiz sedasız 3D animasyon işine de girdi. TRT Çocuk için Pepe adında bir çizgi film çekiyor. Bugünlerde son albümü Yolcu’nun heyecanını yaşayan Kıraç’ın en büyük dertlerinden biri korsan albüm satışları… Korsanlar nedeniyle konserlerin de artık azaldığını belirten Kıraç, “Albümlerden bir şey kazanamıyoruz. Albümü en iyi satan sanatçılardan biri benim ama rakamlar çok düşük” diyor. Kıraç’ın zamanının önemli bir bölümünü dizi müzikleri yapımı alıyor. Üç

MART - NİSAN 2010


MART - NİSAN 2010

Öğretmen babanın öğretmen oğlu

Tufan Kıraç, 1972 yılında Kahramanmaraş’ta, öğretmen bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. İlkokula Kahramanmaraş’ta başlayan Kıraç, 1982’de ilkokul dördüncü sınıftayken babasının tayini nedeniyle İstanbul’a geldi. İlk, orta ve lise eğitimini İstanbul Hasköy’de tamamladı. Küçük yaşlarda müziğe olan ilgisi ortaya çıkan Kıraç’ınilk enstrümanı kendi kendine öğrendiği babasına ait bağlamaydı. Liseye başladıktan sonra onun bu yeteneğini keşfeden müzik öğretmeni Refik Köksal’ın ilk gitarını hediye etmesi Kıraç’ın hayatında bir dönüm noktası oldu. Lise eğitimini tamamladıktan sonra Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Müzik Öğretmenliği bölümünü -biraz geç olsa da- bitirdi.

Girişimlerimiz oluyor. Bir-iki oyuncak firmasıyla konuşuyoruz. Sizin en önemli çalışmalarınızdan biri de dizi filmlere müzik yapmak. Halen kaç dizinin müziğini yapıyorsunuz? Dördüncü dizimizi aldık. Garbiyeli diye bir firma kurdum. Üç kişilik bir ekip olarak çalışıyoruz. Soner Çorak, Nevzat Yılmaz ve ben… ATV’deki Unutulmaz, Aşk ve Ceza, Fox’taki Ömre Bedel, Kanal D’deki Gönülçelen dizilerinin müziklerini yapıyoruz. Dizi müzikleri yapmak çok zamanınızı alıyor mu? Özellikle ilk aşamalarında diziler çok zaman alıyor. Dört dizinin müziğini yapıyoruz. Dört günüm kilit. Aşk ve Ceza, Gönülçelen için çok hassas dönemler;

Kıraç ve eşi Ayşe Şule Bilgiç

YA Ş A M ’ I N P O R T R E S İ

kişilik bir ekiple halen dört dizinin müziklerini yaptıklarını belirten Kıraç ile sanat dünyasındaki projelerini konuştuk. Bir dönem dizi yapımcılığı da yaptınız. Yapımcılığa devam ediyor musunuz? Biz iki dizi yaptık. İkisi de birbirinden güzel dizilerdi. Birini TRT’ye yaptık. TRT de reyting yarışına girince bitmek zorunda kaldı. Pulsar’sa yazlık projeydi. Çok iyi de bir reyting alıyordu. Ancak kanal yayın politikası gereği yetişkin dizilerine ağırlık vermek istedi. Aslında karşılıklı bitirdik. Ekonomik kriz de geliyordu. “Siz yeni bir yapımcısınız. Kriz geliyor, acı çekmeyin. Kazanmış olarak da bitirin” dediler. Halen diziler maddi açıdan toparlanamadı. Herkes dizi yapıyor ama yapmak zorunda oldukları için yapıyor. Bir yıl iş yapmayan yapım alanında firma olsanız da geri gidiyosunuz. Bu dönem gündemimizde dizi yapmak yok. Belki yaza doğru olabilir. Biz biraz daha farklı şeyler yapmak istiyoruz. Animasyon, çizgi film işine girdiniz. TRT Çocuk’a Pepe diye bir film çekiyorsunuz. Nasıl oldu bu işe girmeniz? Asıl fikir, eşim Ayşe Hanım’ın.(Sanatçı Ayşe Şule Bilgiç) Animasyon Türkiye’de çok yeni bir sektör fakat geleceği çok parlak. Biz sadece ekonomik planlar yaparak girmedik. Animasyon çok eğlenceli ve enerji verici bir iş. Bu, eşimle uzun zamandır düşündüğümüz bir konuydu. TRT Çocuk’ta Pepe diye bir animasyonumuz yayınlanıyor. Çok sevildi. Çocuklar ve yetişkinler çok beğendi. Pedagojik olarak doğru bir iş. 0-8 yaş grubuna hitap ediyor. Orada önümüz çok açık. Pepe’nin hazırlık çalışmalarını iki yıldır yapıyoruz. Yazın başında da yayınlanmaya başlandı. Animasyon işine ne kadarlık bir yatırım yaparak girdiniz? Pepe’yi yaratmak için bir kişiyle yola çıktık. Şimdi 10 kişilik ekibimiz var. Hayal Dünyası Animasyon Ekibi’ni kurduk. Bu iş bir yayın organı ile anlaşmadan pahalı bir iş. TRT Çocuk’la Pepe’ye başladık ama amacımız başka işler de yapmak. Şu anda para kazanmak amacında değiliz; yatırım yapıyoruz. Bu işte büyük çaplı projeler yapmak istiyoruz. Bu konunun önünün açık olduğunu da düşünüyoruz. Bu alan henüz boş. Yaptığınız işe göre animasyona yatırım yapıyorsunuz. Bir-iki senede bir sinema filmi yapmak istiyorsanız rakamlar inanılmaz yerlere geliyor. Türkiye’deki birçok yerli film projesini açıyor. 3-4 milyon dolar gibi bütçeler çıkıyor. Pepe’nin yan ürünlerini çıkarmak için çalışmalarınız var mı?

İSMMMO YAŞAM  31


‘Baba olduktan sonra tutumlu oldum’

YAŞAM’IN PORTRESİ

Kıraç’ın para ile ilişkisi pek iyi değil. “Ben paradan anlamam eşim anlar” diyen Kıraç, baba olduktan sonra daha tutumlu olduğu yönündeki düşüncesini dile getiriyor. Paranın dünyanın en büyük kandırmacası olduğunu söyleyen Kıraç, kazandığı parayı ise gayrimenkulde değerlendirmeye çalıştığını da vurguluyor. Biri Kurtköy’de biri Beykoz Göksu Evleri’nde iki evi olduğunu söyleyen Kıraç’a “Lüksünüz var mı?” diye soruyoruz. Yanıtı şöyle: “Lüksüm yok. Sigaramı, çayımı içerim. İyi yemek severim. Bunlar da lüks değil. Bir ara bir-iki lüks araba aldım ama sonra sattım. Şimdi Chevrolet Tahoe marka bir cipim var.”

diziler yeni başladı. Bu yüzden ekstra özen istiyor. Aslında şu anda yedi gün yetmiyor. Bir yanda albümüm var. Çok değerli bir albüm oldu. Heyecanı halen üzerimde… Dizi tarafında emeğinizin karşılığını alabiliyor musunuz? Yavaş yavaş iyi yerlere geliyor. Kıraç olarak dizi müziklerinde bir isminiz var. Telif anlaşması yapabiliyor musunuz? Ben telif anlaşması yapıyorum. Sağolsun Mustafa Karahan ve TMC’deki patronum dirayetli davrandı. Ben tüm gelirimi dizilerden kazanmadığım için; bu işe ilk girdiğimde daha dik durabildim. Normalde kanallar; dizinin neyi varsa satın almak istiyor. Fikir eserlerine de böyle bakılıyor. Türkiye’de telif konusunu oturtamadık. Yasalar çıksa da bu konu çözülmedi.

32  İSMMMO YAŞAM

Biz Türkiye’de bir kurala müeyyidesi var diye uyuyoruz. Telif konusunda da durum aynı… Adam internetten sevdiği sanatçının parçasını alıyor, dinliyor. Tuhaf bir milletiz. Korsanda kaç satıyorsunuz? YouTube’dan görebilirsiniz. Baş korsan, YouTube. Peki albüm satışları nasıl gidiyor? Albüm satışlarımızdan hiçbir geri dönüş yok. Az satıyor. Albümlerinizden bir şey kazanmıyor musunuz? Maalesef kazanmıyoruz. Albümlerde en iyi satan benim, ama rakamlar çok düşük. En çok satan albüm 100 bini bulmuyor. Bundan 5 sene önce 500 bin-1 milyon satıyordu albümler. Peki konserlerle mi açığı kapatıyorsunuz? Orada da bizim rock soundlu müzik için çok ciddi engeller söz ko-

MART - NİSAN 2010


MART - NİSAN 2010

Kıraç da Daum’a kızıyor!

Kıraç, sarı kanaryaya gönül vermiş bir sanatçı… Fenerbahçeli olan Kıraç, Fenerbahçe’ye 100. yıl marşını da yaptı. Söz bu marştan açılınca Kıraç, “Fenerbahçe’ye yaptığım şarkıyı hiçbir bedel almadan yaptım. Bunun altını çizerek söylüyorum. Zaman zaman “Kıraç bu işten ne para götürmüştür” diyorlar… Bu benim gönlümden gelen Fenerbahçe’ye bir armağandır. Ben Fenerbahçeliyim. Biz Fenerbahçe’den bir şey almayız, veririz” diyor. Fenerbahçe’nin ligdeki performansından memnun olmayan Kıraç da teknik direktör Daum’u şöyle eleştiriyor: “Daum’u dikbaşlı ve inatçı buluyorum. Çok iyi bir teknik direktör ama çok pahalıya mal olan hareketleri var. Sezon başından bu yana da gereksiz birçok iş yaptı. Bu sene kombine bilet almadım; evde seyrediyorum maçları… Statta kriz geçireceğime evde geçiriyorum.”

Türkiye’deki eğitim; benim hayattaki en önemli konum. Eğitimci babanın evladıyım, ben kendim de eğitimciyim. Atatürk Eğitim Fakültesi Müzik Öğretmenliği bölümünü bitirdim. Türkiye’de eğitim yok, biz eğitilmiyoruz. Türkiye’de korkunç bir eğitim var. Bu toplumların başına öyle bir beladır ki, Ortaçağı Avrupa’ya yaşatan budur. Türkiye’de bunun farkına varamıyoruz. Türkiye kendi geleceğini tamamen sömürgeye bırakıyor. Bir ülke doğru bir eğitim anlayışıyla ileriye gidebilir. İnsanın, seçimlerini doğru yaptırabilen bir eğitim sistemine ihtiyaç var. Ayrıca anadilde eğitim de elmas değerindedir. Türk dilini konuşabilmek çok önemli. İnsanın dünyada en önemli şeyi iletişimdir. Biz sizle konuşamazsak kavga etmeye başlarız. Anlaşamayan toplum, kavga eder. Problemlerin kaynağı bu; konuşamıyoruz. Konuşamayan içinden konuşur. Konuşabilen insan diline güvenir ve karşısındakini ikna etmeye çalışır. Anlaşabilmek de ancak anadilde olur.

YAŞAM’IN PORTRESİ

nusu. Yıllardır pop müzik çok pohpohlanıyor. Bazen bilinçli olarak yapıldığını düşünüyorum. Pop müziğin önü açık. Yasaklar onlara çok fazla etki etmiyor. Sigara yasaklarıyla barlarımız elimizden gidiyor. Her darbe, rock müziğine iniyor. Bayi toplantıları yapılıyor. Pop müziği söyleyen arkadaşlarımız iş yapıyor. Festivallerimiz vardı. Sağolsun başbakanımız “Ben festival falan istemiyorum” dedi. O da elimizden alındı. Rock müzikçiler olarak bayağı darbe yiyoruz. Önümüzdeki dönemde konser programınızda neler var? Üniversitelerdeki konserler ve açıkhava konserlerimiz devam edecek. Festivaller olabiliyor. Biletli konser zaten yok gibi… Müzik korsana döndüğünden dinleyici için maddi bir değeri kalmadı. Maddi değeri olmayınca duygusal olarak da bir değeri kalmıyor. Bu yüzden konser biletleri satılmıyor. Benim dinleyicim çalışmalarımı takip ediyor ama sonuçta bilet satışlı konserler artık yok. İstanbul’daki bir-iki organizasyonu saymazsak, biletli konser olayı bitti. Müzik sektörü can çekişmiyor, öldü zaten. Albümlerden kazanamıyorsunuz, konserler yok. Peki , parayı nereden kazanıyorsunuz? Ben konser yapabiliyorum, kazanıyorum da… Tercih edilen bir sanatçıyım. Tabii dizi müziğinden de kazanıyorum. İnanılmaz paralar değil ama kazanıyorum. Tiyatrodaki planlarınızı anlatır mısınız? Bakırköy’de Sinema 74 olarak bilinen salonu kiraladık, tiyatroya dönüştürdük. 5 yıllığına kiraladık. Burası eski İstanbul sinemalarından. Orayı teknolojik olarak yeniledik. İlk projemiz de televizyonda yayınladığımız Pulsar’ın tiyatro oyununu yaptık. Oyunun adı; Pulsar ve Sihirli Oyuncaklar. Çocuklar için bir oyunla başladık. Salon bulamayıp oynayamayan ekipler var. Onlar da gelip oynayacaklar. Ayrıca kendimizin hazırladığı yetişkin oyunları var. 25 kişilik bir tiyatro ekibimiz var. Yeni yazılan oyunlarımız var. Asıl yapmak istediğim ise; bizim büyük romancılarımız ve hikaye yazarlarımızın oyunlarını perdeye taşımak. Bizim hikayelerimizi alıp; müzikli olarak modern bir anlayışla bunları yorumlamak istiyoruz. Özel tiyatrolar kazanamadığı için kapanıyor. Yaklaşımınız biraz cesur değil mi? Kazandığım parayı mezara götürmeyi düşünmüyorum. Güzel bir şey üretmek ve bunun için faydalanmak isterim. Ekonomik krizi siz hangi boyutta hissettiniz? Ekonomik krizin lafı çıktığı andan itibaren müzik sektörünü vurdu. Müzik lüks olarak algılanıyor. Ürkeklik, korkaklık her şeye yansıyor. Kime sorarsanız para yok. Belki de var ama kimse parayı vermek istemiyor. Biz de bu yüzden krizi ciddi hissettik. Siz eğitimci bir babanın çocuğusunuz. Eğitimle ilgili neler söylemek istersiniz?

İSMMMO YAŞAM  33


‘Rock müzikçiler darbe üstüne darbe yiyor’ Türk rock’ının bayrağını elinde taşıyor Kıraç… Üretken bir sanatçı olan Kıraç, Türkiye’de pop müziğin çok pohpohlandığını düşünüyor. Kıraç, “Yasaklar onları çok fazla etkilemiyor” diyor.

YAŞAM’IN PORTRESİ

GÜLŞEN KANDEMİR

30  İSMMMO YAŞAM

Kıraç, Türk rock müziğinin başarılı isimlerinden… Cem Karaca ve Barış Manço’nun izinde ilerliyor. Asıl adı Tufan Kıraç olan sanatçı, oldukça da üretken… Beste yapıyor, yorumluyor, dizi müzikleri yapıyor… Şimdi de tiyatro kuran sanatçı, sessiz sedasız 3D animasyon işine de girdi. TRT Çocuk için Pepe adında bir çizgi film çekiyor. Bugünlerde son albümü Yolcu’nun heyecanını yaşayan Kıraç’ın en büyük dertlerinden biri korsan albüm satışları… Korsanlar nedeniyle konserlerin de artık azaldığını belirten Kıraç, “Albümlerden bir şey kazanamıyoruz. Albümü en iyi satan sanatçılardan biri benim ama rakamlar çok düşük” diyor. Kıraç’ın zamanının önemli bir bölümünü dizi müzikleri yapımı alıyor. Üç

MART - NİSAN 2010


MART - NİSAN 2010

Öğretmen babanın öğretmen oğlu

Tufan Kıraç, 1972 yılında Kahramanmaraş’ta, öğretmen bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. İlkokula Kahramanmaraş’ta başlayan Kıraç, 1982’de ilkokul dördüncü sınıftayken babasının tayini nedeniyle İstanbul’a geldi. İlk, orta ve lise eğitimini İstanbul Hasköy’de tamamladı. Küçük yaşlarda müziğe olan ilgisi ortaya çıkan Kıraç’ınilk enstrümanı kendi kendine öğrendiği babasına ait bağlamaydı. Liseye başladıktan sonra onun bu yeteneğini keşfeden müzik öğretmeni Refik Köksal’ın ilk gitarını hediye etmesi Kıraç’ın hayatında bir dönüm noktası oldu. Lise eğitimini tamamladıktan sonra Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Müzik Öğretmenliği bölümünü -biraz geç olsa da- bitirdi.

Girişimlerimiz oluyor. Bir-iki oyuncak firmasıyla konuşuyoruz. Sizin en önemli çalışmalarınızdan biri de dizi filmlere müzik yapmak. Halen kaç dizinin müziğini yapıyorsunuz? Dördüncü dizimizi aldık. Garbiyeli diye bir firma kurdum. Üç kişilik bir ekip olarak çalışıyoruz. Soner Çorak, Nevzat Yılmaz ve ben… ATV’deki Unutulmaz, Aşk ve Ceza, Fox’taki Ömre Bedel, Kanal D’deki Gönülçelen dizilerinin müziklerini yapıyoruz. Dizi müzikleri yapmak çok zamanınızı alıyor mu? Özellikle ilk aşamalarında diziler çok zaman alıyor. Dört dizinin müziğini yapıyoruz. Dört günüm kilit. Aşk ve Ceza, Gönülçelen için çok hassas dönemler;

Kıraç ve eşi Ayşe Şule Bilgiç

YA Ş A M ’ I N P O R T R E S İ

kişilik bir ekiple halen dört dizinin müziklerini yaptıklarını belirten Kıraç ile sanat dünyasındaki projelerini konuştuk. Bir dönem dizi yapımcılığı da yaptınız. Yapımcılığa devam ediyor musunuz? Biz iki dizi yaptık. İkisi de birbirinden güzel dizilerdi. Birini TRT’ye yaptık. TRT de reyting yarışına girince bitmek zorunda kaldı. Pulsar’sa yazlık projeydi. Çok iyi de bir reyting alıyordu. Ancak kanal yayın politikası gereği yetişkin dizilerine ağırlık vermek istedi. Aslında karşılıklı bitirdik. Ekonomik kriz de geliyordu. “Siz yeni bir yapımcısınız. Kriz geliyor, acı çekmeyin. Kazanmış olarak da bitirin” dediler. Halen diziler maddi açıdan toparlanamadı. Herkes dizi yapıyor ama yapmak zorunda oldukları için yapıyor. Bir yıl iş yapmayan yapım alanında firma olsanız da geri gidiyosunuz. Bu dönem gündemimizde dizi yapmak yok. Belki yaza doğru olabilir. Biz biraz daha farklı şeyler yapmak istiyoruz. Animasyon, çizgi film işine girdiniz. TRT Çocuk’a Pepe diye bir film çekiyorsunuz. Nasıl oldu bu işe girmeniz? Asıl fikir, eşim Ayşe Hanım’ın.(Sanatçı Ayşe Şule Bilgiç) Animasyon Türkiye’de çok yeni bir sektör fakat geleceği çok parlak. Biz sadece ekonomik planlar yaparak girmedik. Animasyon çok eğlenceli ve enerji verici bir iş. Bu, eşimle uzun zamandır düşündüğümüz bir konuydu. TRT Çocuk’ta Pepe diye bir animasyonumuz yayınlanıyor. Çok sevildi. Çocuklar ve yetişkinler çok beğendi. Pedagojik olarak doğru bir iş. 0-8 yaş grubuna hitap ediyor. Orada önümüz çok açık. Pepe’nin hazırlık çalışmalarını iki yıldır yapıyoruz. Yazın başında da yayınlanmaya başlandı. Animasyon işine ne kadarlık bir yatırım yaparak girdiniz? Pepe’yi yaratmak için bir kişiyle yola çıktık. Şimdi 10 kişilik ekibimiz var. Hayal Dünyası Animasyon Ekibi’ni kurduk. Bu iş bir yayın organı ile anlaşmadan pahalı bir iş. TRT Çocuk’la Pepe’ye başladık ama amacımız başka işler de yapmak. Şu anda para kazanmak amacında değiliz; yatırım yapıyoruz. Bu işte büyük çaplı projeler yapmak istiyoruz. Bu konunun önünün açık olduğunu da düşünüyoruz. Bu alan henüz boş. Yaptığınız işe göre animasyona yatırım yapıyorsunuz. Bir-iki senede bir sinema filmi yapmak istiyorsanız rakamlar inanılmaz yerlere geliyor. Türkiye’deki birçok yerli film projesini açıyor. 3-4 milyon dolar gibi bütçeler çıkıyor. Pepe’nin yan ürünlerini çıkarmak için çalışmalarınız var mı?

İSMMMO YAŞAM  31


‘Baba olduktan sonra tutumlu oldum’

YAŞAM’IN PORTRESİ

Kıraç’ın para ile ilişkisi pek iyi değil. “Ben paradan anlamam eşim anlar” diyen Kıraç, baba olduktan sonra daha tutumlu olduğu yönündeki düşüncesini dile getiriyor. Paranın dünyanın en büyük kandırmacası olduğunu söyleyen Kıraç, kazandığı parayı ise gayrimenkulde değerlendirmeye çalıştığını da vurguluyor. Biri Kurtköy’de biri Beykoz Göksu Evleri’nde iki evi olduğunu söyleyen Kıraç’a “Lüksünüz var mı?” diye soruyoruz. Yanıtı şöyle: “Lüksüm yok. Sigaramı, çayımı içerim. İyi yemek severim. Bunlar da lüks değil. Bir ara bir-iki lüks araba aldım ama sonra sattım. Şimdi Chevrolet Tahoe marka bir cipim var.”

diziler yeni başladı. Bu yüzden ekstra özen istiyor. Aslında şu anda yedi gün yetmiyor. Bir yanda albümüm var. Çok değerli bir albüm oldu. Heyecanı halen üzerimde… Dizi tarafında emeğinizin karşılığını alabiliyor musunuz? Yavaş yavaş iyi yerlere geliyor. Kıraç olarak dizi müziklerinde bir isminiz var. Telif anlaşması yapabiliyor musunuz? Ben telif anlaşması yapıyorum. Sağolsun Mustafa Karahan ve TMC’deki patronum dirayetli davrandı. Ben tüm gelirimi dizilerden kazanmadığım için; bu işe ilk girdiğimde daha dik durabildim. Normalde kanallar; dizinin neyi varsa satın almak istiyor. Fikir eserlerine de böyle bakılıyor. Türkiye’de telif konusunu oturtamadık. Yasalar çıksa da bu konu çözülmedi.

32  İSMMMO YAŞAM

Biz Türkiye’de bir kurala müeyyidesi var diye uyuyoruz. Telif konusunda da durum aynı… Adam internetten sevdiği sanatçının parçasını alıyor, dinliyor. Tuhaf bir milletiz. Korsanda kaç satıyorsunuz? YouTube’dan görebilirsiniz. Baş korsan, YouTube. Peki albüm satışları nasıl gidiyor? Albüm satışlarımızdan hiçbir geri dönüş yok. Az satıyor. Albümlerinizden bir şey kazanmıyor musunuz? Maalesef kazanmıyoruz. Albümlerde en iyi satan benim, ama rakamlar çok düşük. En çok satan albüm 100 bini bulmuyor. Bundan 5 sene önce 500 bin-1 milyon satıyordu albümler. Peki konserlerle mi açığı kapatıyorsunuz? Orada da bizim rock soundlu müzik için çok ciddi engeller söz ko-

MART - NİSAN 2010


MART - NİSAN 2010

Kıraç da Daum’a kızıyor!

Kıraç, sarı kanaryaya gönül vermiş bir sanatçı… Fenerbahçeli olan Kıraç, Fenerbahçe’ye 100. yıl marşını da yaptı. Söz bu marştan açılınca Kıraç, “Fenerbahçe’ye yaptığım şarkıyı hiçbir bedel almadan yaptım. Bunun altını çizerek söylüyorum. Zaman zaman “Kıraç bu işten ne para götürmüştür” diyorlar… Bu benim gönlümden gelen Fenerbahçe’ye bir armağandır. Ben Fenerbahçeliyim. Biz Fenerbahçe’den bir şey almayız, veririz” diyor. Fenerbahçe’nin ligdeki performansından memnun olmayan Kıraç da teknik direktör Daum’u şöyle eleştiriyor: “Daum’u dikbaşlı ve inatçı buluyorum. Çok iyi bir teknik direktör ama çok pahalıya mal olan hareketleri var. Sezon başından bu yana da gereksiz birçok iş yaptı. Bu sene kombine bilet almadım; evde seyrediyorum maçları… Statta kriz geçireceğime evde geçiriyorum.”

Türkiye’deki eğitim; benim hayattaki en önemli konum. Eğitimci babanın evladıyım, ben kendim de eğitimciyim. Atatürk Eğitim Fakültesi Müzik Öğretmenliği bölümünü bitirdim. Türkiye’de eğitim yok, biz eğitilmiyoruz. Türkiye’de korkunç bir eğitim var. Bu toplumların başına öyle bir beladır ki, Ortaçağı Avrupa’ya yaşatan budur. Türkiye’de bunun farkına varamıyoruz. Türkiye kendi geleceğini tamamen sömürgeye bırakıyor. Bir ülke doğru bir eğitim anlayışıyla ileriye gidebilir. İnsanın, seçimlerini doğru yaptırabilen bir eğitim sistemine ihtiyaç var. Ayrıca anadilde eğitim de elmas değerindedir. Türk dilini konuşabilmek çok önemli. İnsanın dünyada en önemli şeyi iletişimdir. Biz sizle konuşamazsak kavga etmeye başlarız. Anlaşamayan toplum, kavga eder. Problemlerin kaynağı bu; konuşamıyoruz. Konuşamayan içinden konuşur. Konuşabilen insan diline güvenir ve karşısındakini ikna etmeye çalışır. Anlaşabilmek de ancak anadilde olur.

YAŞAM’IN PORTRESİ

nusu. Yıllardır pop müzik çok pohpohlanıyor. Bazen bilinçli olarak yapıldığını düşünüyorum. Pop müziğin önü açık. Yasaklar onlara çok fazla etki etmiyor. Sigara yasaklarıyla barlarımız elimizden gidiyor. Her darbe, rock müziğine iniyor. Bayi toplantıları yapılıyor. Pop müziği söyleyen arkadaşlarımız iş yapıyor. Festivallerimiz vardı. Sağolsun başbakanımız “Ben festival falan istemiyorum” dedi. O da elimizden alındı. Rock müzikçiler olarak bayağı darbe yiyoruz. Önümüzdeki dönemde konser programınızda neler var? Üniversitelerdeki konserler ve açıkhava konserlerimiz devam edecek. Festivaller olabiliyor. Biletli konser zaten yok gibi… Müzik korsana döndüğünden dinleyici için maddi bir değeri kalmadı. Maddi değeri olmayınca duygusal olarak da bir değeri kalmıyor. Bu yüzden konser biletleri satılmıyor. Benim dinleyicim çalışmalarımı takip ediyor ama sonuçta bilet satışlı konserler artık yok. İstanbul’daki bir-iki organizasyonu saymazsak, biletli konser olayı bitti. Müzik sektörü can çekişmiyor, öldü zaten. Albümlerden kazanamıyorsunuz, konserler yok. Peki , parayı nereden kazanıyorsunuz? Ben konser yapabiliyorum, kazanıyorum da… Tercih edilen bir sanatçıyım. Tabii dizi müziğinden de kazanıyorum. İnanılmaz paralar değil ama kazanıyorum. Tiyatrodaki planlarınızı anlatır mısınız? Bakırköy’de Sinema 74 olarak bilinen salonu kiraladık, tiyatroya dönüştürdük. 5 yıllığına kiraladık. Burası eski İstanbul sinemalarından. Orayı teknolojik olarak yeniledik. İlk projemiz de televizyonda yayınladığımız Pulsar’ın tiyatro oyununu yaptık. Oyunun adı; Pulsar ve Sihirli Oyuncaklar. Çocuklar için bir oyunla başladık. Salon bulamayıp oynayamayan ekipler var. Onlar da gelip oynayacaklar. Ayrıca kendimizin hazırladığı yetişkin oyunları var. 25 kişilik bir tiyatro ekibimiz var. Yeni yazılan oyunlarımız var. Asıl yapmak istediğim ise; bizim büyük romancılarımız ve hikaye yazarlarımızın oyunlarını perdeye taşımak. Bizim hikayelerimizi alıp; müzikli olarak modern bir anlayışla bunları yorumlamak istiyoruz. Özel tiyatrolar kazanamadığı için kapanıyor. Yaklaşımınız biraz cesur değil mi? Kazandığım parayı mezara götürmeyi düşünmüyorum. Güzel bir şey üretmek ve bunun için faydalanmak isterim. Ekonomik krizi siz hangi boyutta hissettiniz? Ekonomik krizin lafı çıktığı andan itibaren müzik sektörünü vurdu. Müzik lüks olarak algılanıyor. Ürkeklik, korkaklık her şeye yansıyor. Kime sorarsanız para yok. Belki de var ama kimse parayı vermek istemiyor. Biz de bu yüzden krizi ciddi hissettik. Siz eğitimci bir babanın çocuğusunuz. Eğitimle ilgili neler söylemek istersiniz?

İSMMMO YAŞAM  33


KARİYER

Evet, evet, evet! İkna yeteneği her meslek için gerekli olsa da, satış ve yöneticilikte olmazsa olmazlardan. İkna yeteneği güçlü olanlar iş hayatında başarılı oluyor ve daha kolay yükseliyor. Karşınızdakilere kolay ‘evet’ dedirtemiyorsanız da üzülmeyin. Uzmanlar ikna yeteneğinin geliştirilebileceğini söylüyor.

34  İSMMMO YAŞAM

GAYE DELEN “Evet” yanıtının yalnızca evlenirken işinize yarayacağını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Günlük yaşamda, iş hayatında, evde, yolda, alışverişte yani insanlarla temas içinde olduğunuz her an ‘evet’ kelimesine ihtiyacınız var. Evet demekten daha zor olanı ‘evet’ dedirtebilmek… İstediği konuda ‘evet’ cevabını kolayca alabilenler, iş ve özel yaşamında daha başarılı oluyor. Tabii ‘evet’ dedirtmek için zorba olmaya da gerek yok. Bunun için ikna kabiliyetinizi kullanmanız gerekiyor. İkna yeteneği gelişkin olanların da iş hayatında da daha kolay yükseldiği, kabul edilen bir gerçek. İkna gücü her meslek için gerekli olsa da, bazıları için olmazsa olmaz... Satıcılar, müşteri ilişkileriyle uğraşanlar ve yöneticilerde ikna kabiliyetinin güçlü olması gerekiyor.

MART - NİSAN 2010


İkna becerilerini geliştirme konusunda eğitim ve seminerler veren Absolute Eğitim ve Danışmanlık Merkezi Genel Müdürü Bürke Aycan, hem iş hayatında, hem de özel yaşamda ikna kabiliyetine sahip olmanın yaşam kalitesini artırdığına dikkat çekiyor.

HER MESLEKTE GEREKLİ

Aycan, şu örnekleri veriyor: “Eğer satış ve pazarlama alanında çalışıyorsanız ikna kabiliyetiniz size ürününüzü sattıracaktır. Öğretmen iseniz verdiğiniz bilgiler daha kolay kabul edilecektir. Eğer bir diplomatsanız müzakereleriniz sizin istediğiniz gibi sonuçlanır. Politikacı iseniz halkın gözünde popülariteniz artar. Sade bir çalışansanız ikna kabiliyetiniz yöneticilerinizin fikirlerinizi değerlendirmesini sağlayacak. Yöneticiyseniz ikna kabiliyetiniz ile çalışanlarınızda istediğiniz davranış değişikliklerini meydana getirip, onları şevkle çalıştırabilirsiniz. Bu tarz örnekler de çoğaltılabilir...” Özel yaşamdaysa ikna yeteneği iletişim kazalarının en aza inmesine yardımcı oluyor. İnsanlarla daha sağlıklı ve etkin iletişim kurulmasını sağlıyor. Bürke Aycan, “Arkadaş çevresinde ikna kabiliyetiyle lider rolü üstlenmek hiç de zor olmaz. Eşlerle de, sevgiliyle de fikir çatışmasına düşüldüğünde, iknayla olası büyük çatışmalar başlamadan engellenebilir” diyor.

ÖNCE İNAN, SONRA İNANDIR

Peki, ikna kabiliyeti geliştirilebilir mi? Uzmanlara göre, ikna yeteneği eğitimle geliştirilebilir. Bunun için seminerlere katılmak, kitaplar okumak bir yöntem. Bürke Aycan’a göre bir bireyin, başka bir bireye ya da gruba ‘evet’ dedirtebilmesinin birinci yolu, ikna etmek istediği konuya en önce kendisinin inanmasından geçiyor. Kendimiz ne kadar içten inanırsak, o derece karşımızdakini inandırabiliriz. Bununla birlikte iletişim becerilerimiz, konuşma üslubumuz, cümleleri oluştururken seçtiğimiz kelimeler, ses tonumuz, mimiklerimiz, dinleme becerilerine sahip olmamız, hitabet becerileri, diksiyon, kılık kıyafet, takılar, parfüm, saç, makyaj, nasıl tokalaştığımız, olaylara farklı bakış açıları ile bakabilmek ve baktırabilmek iknada önem taşıyor.

SUÇLAMA, ŞİKAYET İŞE YARAMAZ

MART - NİSAN 2010

 Olumlu olun  Hazırlık yapın  Zamanınızı iyi kullanın  Anlayın  Sorulardan yararlanın  Kişiselleştirin  Memnun edin  Kanıtlayın  Israrcı olun

Bürke Aycan

göre belirleriz. Karşı tarafı, davranışını değiştirmeye ikna etmeye çalışırken kullandığımız dil önemli. İstenilmeyen davranışı değiştirmek için sürekli şikayet etmek, suçlamak, eleştirmek o davranışı değiştirmiyor. Bunun yerine o istenilmeyen davranış karşısında ne hissettiğimizi tüm çıplaklığı ile ortaya koyabilmek daha etkili oluyor. “ Bürke, ikna kabiliyetini geliştirmek isteyenlere de, bu konuda yazılmış kitapları, makaleleri okumalarını öneriyor. Hayatta başlarına gelen olaylara karşı daha duyarlı olup, dersler de çıkarmaları gerekiyor.

KARİYER

Bunların yanında özgüvenli, tutarlı, kararlı, sabırlı, esnek olmak gibi kişisel özellikler de iknada oldukça önemli. Bu tarz kişisel özellikleri eğitim ya da kitap aracılığıyla geliştirmek zor olsa da hayatta edinilen deneyimler, yaşanan olaylardan alınan derslerle zaman içinde bu özellikler de istenen düzeye getirilebiliyor. Aycan’a göre, ikna yeteneğini geliştirmek için hayatta karşılaşılan durumlara daha duyarlı olmak gerekiyor. İkna edilecek kişiyi iyi tanımak da iknada etkili olabiliyor. Bürke Aycan, bu konuda, şunları söylüyor: “Karşımızdaki bireyi iyi tanırsak, onun neye ve nasıl ‘evet’ diyebileceğini tahmin ederiz; yöntemimizi buna

İknanın dokuz sırrı

İSMMMO YAŞAM  35


EĞİTİM

Çocuğunuzun almasına izin verin Çocukların yalnızca temel ihtiyaçlarını karşılamak yetmiyor. Oyun, yaratıcılık gibi gereksinimlerinin karşılanması da gerekiyor. Çocukların bu ihtiyaçlarının doyum bulmaması durumunda, ruhsal sorunlarla karşılaşılabileceğine dikkat çeken uzmanlar, “Aileler, çocukların sosyal etkinliklere katılmasına izin vermeli, teşvik etmeli” diyor.

36  İSMMMO YAŞAM

DEFNE DOĞAN

Ülkemizde eğitim sisteminin "sınav" merkezli olması nedeniyle pek çok ebeveyn çocuklarının başarısını derslerinde aldığı notlara göre değerlendiriyor... Halbuki çocukların gelişiminde dersler kadar sosyalleşmeleri de önemli... Sosyal yetenekleri gelişmeyen çocuklar iletişim kurmada sorunlar yaşıyor, içe kapanıyor, hayatta başarısız oluyor... Bu kapsamda uzmanlar aileleri uyarıyor: "Çocuğun yaratıcılığını harekete geçirmek, kendini ifade edebilmesini sağlamak, kendini tanımasına ve yaşamı çok yönlü algılamasına yardımcı olmak için gösteri, müsamere, koro gibi faaliyetlerde bulunmalarına izin verin!"

Birçok ruhsal bozukluğun nedeninin kusurlu aile tutumları ve sosyal faktörler olduğunu belirten Psikolojik Danışman Revşan Çeliker, eğer çocukların yeme-içme, uyku, kendini ifade etme, oyun, başarı, yaratıcılık gibi gereksinimleri doyum bulmazsa, psikolojik bozuklukların ortaya çıkabileceğini vurguluyor.

İZİN VERİN OYNASIN

Bu kapsamda ailelerin çok dikkatli olmaları gerektiğini belirten Çeliker şöyle devam ediyor: "Sosyal aktivitelere katılmasına izin verilmeyen baskıcı aile tutumlarında; yanlış yapmaktan korkan, güvensiz, aktif olmayan, kendine ve çevresine karşı kötümser ve

MART - NİSAN 2010


‘AKTİVİTELER FIRSATTIR’

MART - NİSAN 2010

Hayat sınavlardan ibaret değil

Ailelerin çocukların sınav sonuçlarına gerektiğinden fazla önem vermesi ergenlik sürecine giren çocukları bunalıma itiyor. Geçtiğimiz günlerde basına iki çarpıcı olay yansıdı. Ataköy'de 15 yaşındaki lise öğrencisi N.İ.İ. İngilizce dersinden zayıf not aldığı için okulunda 3. kattan atlayarak intihar girişiminde bulundu. Erzurum’da ise ilköğretim 8’inci sınıf öğrencisi S.C annesinden, kız arkadaşıyla buluşmak için izin istedi. Annesi, SBS’ye gireceğini hatırlatarak "Önce ders çalış, sonra gidersin. Derslerini ihmal ediyorsun" dedi ve kapıyı kilitleyerek komşusuna gitti. S.C “Anneciğim özür dilerim” yazılı bir not bırakarak banyoda önce bileklerini kesti, ardından kendini astı...

‘Çocukluğumu yaşayamadım’ demesinler

Psikolojik Danışman Revşan Çeliker, ebeveyn çocuk arasındaki kusurlu ilişkiye örnek olarak ünlü piyanist David Helfgott'un dram dolu yaşamını örnek gösteriyor. Çeliker, Helfgott’un yaşamını anlatan 1996 yapımı "Shine" filmine dikkat çekiyor. Film, David’in çocukluk döneminden başlayarak gördüğü baba baskısı ve oyundan yani çocuk olmaktan uzaklaştırılması konu ediliyor. David müziğe karşı çok yetenekli bir çocuktur ve müthiş derecede piyano çalma yeteneğine sahiptir. Ancak babası onun en küçük hatasını kabul etmeyecek kadar katı yüreklidir. Aynı zamanda baba başarıyı saplantı haline getirmiş, kendisinin çocukken doyurulmamış ihtiyaçlarına karşı acımasızca David’in çocukluğunu elinden almaya çalışmıştır. Tüm bunların karşısında David, kekemelik ve zihinsel karmaşa içerisinde başarıya giden yoldan uzaklaşır ve kendisini bir psikiyatri servisinde bulur... Peki ya siz? "Çocukluğumu yaşayamadım diyenlerden misiniz?" Şimdi çocuklarınızın bunu dememesi için onlara destek olma zamanı…"

EĞİTİM

Okul öncesi dönemdeki çocukların oyun oynamasının büyük faydaları var. Çocuklar oyun oynarken duyu organları, sinir ve kasları gelişiyor. Ayrıca oyun oynamak onları mutlu ediyor. Çeliker’e göre okul ve ergenlik döneminde de oyun ihtiyacı son bulmuyor. Çeliker, "Çocukların sosyal etkinliklere katılması, folklor, tiyatro, koro, yaratıcı drama grupları gibi okulun ve çevrenin olanakları doğrultusunda çocuğa sunulan hizmetleri anne babalar, çocuklarının gelişimi, olumlu benlik algısı geliştirmeleri ve sosyal uyumlarını güçlendirmek için birer fırsat olarak görmelidir. Aksi takdirde sosyal gelişimleri ihmal edilmiş çocuklar, yaşamları süresince sevgi ve işbirliği yaşamadıkları için çevreye güven duygusu geliştiremezler" diyor.

Revşan Çeliker

geleceğe olumsuz bakan çocuklar yetişir. Maalesef okullardaki eğitim, bireyi çeşitlilik için hazırlarken yalnızca hali hazırdaki dünya ile uğraşır, dünyayı olduğu gibi ele alır. Çocuklar oyun, drama ve sosyal aktivitelerle dünyayı olabileceği gibi ve olmasını istedikleri gibi ele alma şansına sahiptirler. Aynı zamanda bu yolla gerçek davranıştan kaynaklanabilecek tehlikelerle karşılaşmaksızın farklı davranışları ve toplumsal rolleri deneyebilirler. Ve bu süreç ergenlikte ve yetişkinlikte yaratıcı problem çözme ile kendisini gösterir."

İSMMMO YAŞAM  37


SAĞLIK

Çakma diş yaptırın olmayın

Bazı dişleriniz sizi terk ettiğinde kalanları nasıl koruyacağınız daha da önem kazanıyor. Halk arasında ‘köprü’ olarak bilinen geleneksel protez yönteminin karşısına son yıllarda ‘çakma diş’ olarak da anılan implant uygulaması çıkıyor. İmplant’ın, geleneksel yöntemlere göre en önemli üstünlüğü, sağlıklı olan dişlere hiçbir müdahale gerektirmeksizin uygulanabilmesi.

38  İSMMMO YAŞAM

MART - NİSAN 2010


DEFNE DOĞAN Diş ağrısı gibisi yoktur. Hafif bile olsa yaşattığı çaresizlik büyük olur… Doktorun yolunu tutacağımız kesindir artık… Peki ama herhangi bir dişimizde ağrı yoksa, bu her şeyin yolunda olduğu anlamına gelir mi? Bu noktada, konunun uzmanları herkesi uyarıyor; ağrı duymasanız da diş sağlığınızı korumak için rutin kontrolleri mutlaka yapın. Özellikle gece yatmadan önce fırçalama başta olmak üzere, bakım konusunda uymanız gerekenleri de ihmal etmeyin… Diş sağlığında, çocukluktaki beslenme bile etkilidir. Konunun önemini kavradığımızda aldığımız önlemler de yeterli gelmeyebiliyor. Tedavi edilemeyecek durumda olan dişlerimizin çekilmesinden başka seçenek kalmadığında eksik olan dişlerimizi tamamlamamız da her açıdan önemli. Sağlam kalan dişlerimizi korumanın da yolu buradan geçiyor… Peki ama eksik dişlerimizi nasıl tamamlayabiliriz? Bu konuda, diş hekimlerinin farklı önerileri var. Halk arasında ‘köprü’ olarak bilinen geleneksel protez uygulamaları, yıllardır en yaygın çözüm olarak karşımıza çıkıyor. Ancak son yıllarda uygulama alanı giderek genişleyen bir çözüm daha var ki; o da implant.

ÇAKMA DİŞ NEDİR?

‘Çakma diş’ olarak da anılan implant, diş etinin altındaki çene kemiğine cerrahi olarak yerleştirilen metal materyaller olarak tanımlanabilir. Köprüye göre en önemli üstünlüğü, sağlıklı olan dişlere hiçbir müdahale gerektirmeksizin uygulanabilmesi. Böylece sağlıklı dişlerin kesilerek zayıflaması ve orta vadede kaybedilmesi riskini ortadan kaldırıyor. Diş Hekimi Bülent Öztürk, piyasada fiyatı 800 ile 1500 euro arasında değişen implantın yapılabilmesi için sağlıklı diş eti ve implantı destekleyecek yeterli kemiğin bulunması gerektiğini ifade ediyor. Öztürk, implantın avantajları konusunda şu bilgileri veriyor: “İmplant yerleştirildikten sonra iyileşme süreci beklenip, üzerine protez diş veya kuron protezi yapılır. İmplant çene kemiğinize kaynadığı için yapay dişler için sabit destek sağlarlar. İmplantlara takılan protez ve köprüler, ağzınızın içinde sabit olduklarından bu, yemek yemek ve konuşmayı kolaylaştırır… Bu sabit destek, protez ve köprülerin yanı sıra implantlar üzerine yerleştirilen kuronların, geleneksel köprü veya protezlere göre daha doğal hissedilmesini de sağlar.”

İMPLANT’IN AVANTAJLARI

MART - NİSAN 2010

Diş Hekimi Doç. Dr. Tosun Tosun’a, “Köprü mü, implant mı” diye soruyoruz. Tosun’un yanıtı şöyle: “Birinci tercih implant olmalı; komşu doğal dişlere zarar verilmeden tedavi ediliyor. Kullanım süresi çok daha uzundur. Bazı bölgelerde hayat boyu. Kullanım süresinin çok daha uzun olması, sağlam dişlere zarar vermemesi en büyük avantajıdır. İmplant şu anda doğadaki çiğneme mekanizmasını en iyi taklit eden tedavi yöntemidir. Yeterli çiğneme kuvveti üretebilmesi. Sabit protez çözümü sunabilmesi çok önemli. Başlangıç maliyetinin yüksek olması ise dezavantajı diyebiliriz. Ancak kullanım süresi göz önünde bulundurulduğunda uzun vadede daha ekonomik bir çözümdür. Günümüzde doğal dişlere köprü ikinci alternatife düşmüş durumda.”

SAĞLIK

Diş Hekimi Bülent Öztürk’e göre, geleneksel köprü ve protezler bazı hastalarda, yumuşak doku yaraları, zayıf destek dişler veya kusma eğiliminden dolayı rahat olarak kullanılamıyor. Hatta bu uygulamaları hiç kullanamayanlar da var. Öztürk, “Ayrıca, köprüler yapılırken, eksik dişin yol açtığı boşluğun her iki tarafındaki dişe tutturulmak zorunda. İmplant için ise bitişik dişlerin kesilmesi söz konusu değil. İmplantlar genellikle, implantın uygulandığı bölgeye, hastanın ağız hijyeni kurallarına dikkat etmesine ve diş hekimi kontrolüne gitmesine göre; en az 10 yıl kullanılabilmektedir” açıklamasını yapıyor.

UZUN VADEDE EN EKONOMİK ÇÖZÜM

İSMMMO YAŞAM  39


DOSTL ARIMIZ

Köpeğimin psikolojisi bozuldu Köpeğinizin de bir psikoloğa ihtiyacı olabilir. Bazen aşırı havlaması, bazen kıl dökmesi köpeğinizin psikolojisinin bozulduğunu haber verebilir. Köpek Psikolojisi kitabının yazarı Prof. Dr. Tamer Dodurka, “Her davranış değişikliğini psikolojik bir sorun olarak algılamaya gerek yok” diyor.

40  İSMMMO YAŞAM

GÜLŞEN KANDEMİR Köpeğiniz yok yere havlıyor mu? Tuvalet ihtiyacını evin her yerinde görmeye mi başladı? Hatta kuyruğunu mu ısırıyor? Bu gibi belirtiler, köpeğinizin psikolojik bir sorunu olduğunu gösteriyor olabilir. “Köpeklerin de psikolojisi olur mu” demeyin. Avrupa Birliği ülkelerinde köpek psikolojisi enstitüleri bile var. Türkiye’de henüz yeni yeni uzmanların ve köpek sahiplerinin ilgi alanına giren köpek psikolojisi, dostlarımızın önemli sorunlarını çözebilecek bir alan… Peki köpeklerin psikolojisi neden bozulur? Bu sorunun yanıtını; köpeklerin evcilleştirme sürecinde aramak gerekiyor. Arkeolojik bulgulara göre köpek, evcilleşen ilk hayvan… Evcilleşen dostlarımızla neredeyse 14 bin yıldır birlikte yaşıyoruz. Aslında asli görevleri sürüyü korumak, bekçilik yapmak hatta fare yakalamak olan köpekler; evcilleşme sürecinde iç gücüsel dürtülerini bir kenara bırakmak zorunda kaldı. Bu yüzden de dostlarımız zaman zaman içsel çe-

lişkiler de yaşayabiliyor. Bu da kimi zaman davranış bozukluklarına, psikolojik sorunlara neden oluyor.

SOSYALLEŞME DÖNEMİ

Köpekler aslında sosyal hayvanlar... Dostlarımız 3’üncü ile 12’inci hafta arasındaki dönemde davranışlarını nasıl kontrol etmeleri gerektiğini öğreniyor. Tabii bu da çevresinin yardımıyla oluyor. Evcil dostlarımız için bu dönemde en önemli konu; ‘konumunun’ ne olduğunu öğrenmesi. Eğer köpeğiniz sizin liderliğinizi ve evdeki konumunu kabullenmezse; eve gelen misafirlere havlaması, evdeki çocuğunuzu kıskanması, eşinizle aynı yatakta yatmanızı engellemeye çalışması olası… Bu yüzden köpeklerin sosyalizasyon döneminin iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Bir hayvanda psikolojik problemlerinin çıkmasının en önemli nedenlerinden biri doğuştan gelen içgüdüleri ile çatışmaya girmesi. Dostlarımıza içgüdüsü ‘saldır’ diyebilir. Eğer sosyalizasyon döne-

MART - NİSAN 2010


minde köpeğinize, saldırma içgüdüsünün kontrolü öğretilirse ileride problem yaşamazsınız. Her davranış değişikliğini psikolojik bir sorun olarak algılamaya gerek yok. Ancak bir davranış; sahibiyle köpeğin ya da köpekle çevresinin iletişimini, ilişkisini bozuyorsa tedavi edilmesi gerektiğini de belirtelim.

DAVRANIŞ TERAPİSİ

MART - NİSAN 2010

Onu strese sokmayın!

 Havlama köpekler için önemli bir iletişim aracıdır ama aşırı olduğu takdirde psikolojik sorunun habercisi olduğunu belirtmeliyiz.  Territoryal agresyon denilen, bekçilik saldırganlığı köpeklerde sık rastlanılan bir davranış. Ancak, davranış ne kadar doğal olursa olsun kendisi ve çevresi için zararlı olmaya başlamışsa düzeltilmesi gerekir.  Stres, endişe, korku gibi bireye zarar veren psikolojik tepkiler dostlarımız açısından da psikolojik sorundur.  Evdeki olaylar köpekleri etkiler. Kargaşaya, huzursuzluğa onların dünyasında yer yok. Bazı köpekler bu tarz durumlara daha hassastır ve daha sert tepkiler verebilirler. Hatta sinir krizi bile geçirebilirler.  İnsanlarda görülen psikopatik kişilik bozuklukları, takıntı, korku, anksiyete bozuklukları, depresyon gibi rahatsızlıklar köpeklerde gözükebilir.  Köpekler psikolojik sorunları nedeniyle de kıl dökebilir. Özellikle kedilerde endişe hallerinde görülebilir. Psikojenik kıl dökme denilen bir hastalık var. Sadece stres nedeniyle oluşan kaşıntı sonrasında o bölge kaşınıyor ve o bölgede bir kıl dökümü meydana geliyor.

DOSTL ARIMIZ

Köpeğinde önemli bir davranış bozukluğu olan bir kişinin uzmana gitmesi gerekiyor. Köpek psikolojisiyle ilgilenen uzmanlar öncelikle sorunu saptamak için ‘analiz’ yapıyor. Hayvan sahibine kapsamlı sorular sorulup, sorunun kaynağının ne olduğu saptanıyor. Bu analiz sonucunda da nasıl bir tedavi yöntemi uygulanacağına karar veriliyor. Eğer yanlış öğrenmeye bağlı bir davranış bozukluğuysa ‘davranış tedavisi’ uygulanıyor. Yani uzmanlar davranışı tersine çevirmeye çalışıyor. Ancak psikologlarla köpek eğitmenlerinin arasında da ince bir çizgi var. Şöyle anlatmak mümkün. Örneğin yeni aldığınız bir köpeğin tuvaletini evin içine yapması doğal ama istenmeyen bir davranış. Bunu düzeltmek çoğu zaman eğitimcinin ya da sizin işiniz. Ancak eğitimini almış, hiç bir problemi olmayan bir köpek yıllar sonra tuvaletini eve yapmaya başlıyorsa, bunu bir davranış problemi olarak görmek mümkün. Bozuk bir davranışı bilimsel yöntemlerle düzeltmek psikoloğun işi… Türkiye’de ilk olarak İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde kurulan, Psikolojik Danışma ve Tedavi Birimi’nde psikolojik sorunları olan hayvanlar kabul ediliyor. İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıklar Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tamer Dodurka, “Bir hayvanın davranış problemi varsa öncelikle çok iyi bir bedensel muayene yapmak gerekir. Eğer bir hayvan ‘otur’ komutunu dinlemiyorsa, bu hayvanın anüs kısmında herhangi bir problem olabilir. Fiziksel muayene sonucu her şey normal ise davranış tedavisi için devreye girilir” diyor. Dodurka’nın verdiği bilgiye göre; Türkiye'de klinik psikoloji ile ilgili tek bölüm, 1998 yılından beri İstanbul Üniversitesi’nde bulunuyor. Burada davranış bozukluğu problemlerini çözmek için, medikal tedavi ve klinik psikoloji yani davranış tedavisi uygulanıyor. Peki havyan sahipleri, köpeklerinin psikolojik durumlarındaki değişikliği fark edebilir mi? Profesör Dodurka’nın bu konuda değerlendirmesi şöyle: “Hayvan sahipleri köpekleri ile ya da kedileri ile iletişim kurabiliyorsa elbette onun sorunu olduğunu, mutsuz olduğunu fark edebilir. Ama önemli olan hayvan sahiplerinin bu bilince ulaşması. Ama bunu başarabilen hayvan sahipleri çok fazla değil. Bu duyarlılığa sahip olabilmek için hayvan sahiplerinin şunu bilmesi gerekiyor; o bir köpektir, insan değildir. Olaylara onun gözüyle bakabilmek gerekir. Onun gözüyle bakarsak onun psikolojik tavrını çözebiliriz. Ama çoğu hayvan sahibi maalesef olaylara onun gözüyle bakmayı pek beceremiyor.”

İSMMMO YAŞAM  41


ve

2010 ilkbahar yaz modasında, rahatlık ön planda. Çizgiler temiz, net, detaylar öz... Siyah ve beyazın yanı sıra koleksiyonların pek çoğu pastel tonlarında renklerle hazırlanmış.

MODA

CAN KIZILDAĞ

42  İSMMMO YAŞAM

İlkbahar doğanın uyanma zamanıdır... Soğuk, kasvetli kış günlerinin ardından doğa, yeni elbiseler giyer! Yeşil artık her yerdedir, gök daha mavidir... Bir yandan kuşlar şarkı söylerken doğa da yeni elbisesiyle adeta dans eder. Durum böyle olunca insanoğlu hiç yerinde durabilir mi? İçi kıpır kıpır olur. Yeni kıyafetlerini giyerek kendince bu dansa eşlik eder... Bu yüzden bu sezonun öne çıkan ayrıntılarını sizin için araştırdık... 2010 ilkbahar - yaz modasında temiz çizgiler, az ve öz detaylar öne çıkıyor. Rahatlık ön planda. Daha önceki minimalizm trendlerinde öne çıkan erkeksilik, bu sezon farklı, sade bir feminenlikle yer değiştiriyor. Detaylar yumuşak, minik çiçeklerle, ışıltılı bir hale bürünmüş. Doğallık ise bu ilkbaharyaz sezonunun ön plana çıkan ayrıntısı. Koleksiyonların pek çoğu pastel tonlarında renklerle hazırlanmış, dingin ve çok sade. Sezonun renkleri arasında sıkça kullanılan siyah ve beyazın yanında şeffaflık ve çıplaklık temasıyla şekillenen uçuk

MART - NİSAN 2010


pastel tonlar var. Sarı, mor, mavi, pembe, yeşil, oranj aklınıza gelebilecek her türlü metaryalde kullanılıyor.

KISA VE DAR ŞORTLAR

Bu sezon elbiselerde fırfırlara, kesilmiş kumaşlara ve çizgilere yer verilmiş. Diz boyu yırtmaçların yerini derin yırtmaçlar alıyor. Derin yırtmaçlı elbiselerin topuklu ayakkabılarla tercih edildiğinde daha fazla göz dolduracağını belirtelim... İpek ve satene geri dönüş ile günlük giyimde akıcılık var. Trençkot ve blazer ceket gözdeler arasında. Tunik ve bluzlar ceket şeklinde romantik çağlardan esinlenerek kullanılıyor. Pantolonlarda çizgiler, çiçekler, grafik baskılar, şekiller göz dolduruyor. Kısa, daracık, "hot pants" olarak isimlenen şortlar daha çok tercih edilecek ama her şeye rağmen çok dişi "boy shorts"lar bu sezon çok konuşulacak görünüyor.

YAMALI JEAN’LER GERİ DÖNDÜ

Jean’ler her sezon olduğu gibi bu sezon da moda. Ancak yırtık jean’ler yerine, bu kez yamalı jean’ler öne çıkıyor. Asker temalı trend de bu sezon yine devam ediyor. Koleksiyonlarda haki oldukça yoğun kullanılıyor. Deri mont yerini palaskalı, aksesuarlı askeri ceketlere bırakıyor. Metal işlemeli deri kemerler, pullarla döşenmiş abartılı omuz detayları ve tüm bu ağır süslemelere tezat oluştururcasına kombin edilmiş uçuşan kumaşlar göze çarpıyor.

YELEKLER GÖZDE

MART - NİSAN 2010

İlkbahar; kış boyunca çizme ve botların içinde boğulan ayakların da nefes alma zamanıdır. 2010 ilkbahar - yaz ayakkabı koleksiyonlarına göz atıldığında iki farklı durum karşımıza çıkıyor... Her sezonkinden biraz daha yüksek abartılı platform topuklular ya da dümdüz sandaletler! Sandaletler yaz mevsiminin olmazsa olmazı... Koleksiyonlarda ağırlıklı olarak gladyatör etkisi bu sezon da hissediliyor. Baharın habercisi çiçek desenleri de bu yaz ayakları süsleyecek. Hemen her renkte kumaştan üretilmiş bu ayakkabılar kıyafetlerin altına renk katacak.

MODA

Yeni sezonun en dikkat çeken parçalarından biri de yelekler... Sokak modasının yeni gözdesi yelekleri, pantolonlarla olduğu gibi eteklerle birlikte kullanabilirsiniz. Ön kısmı açık yelekleri yakası fırfır detaylı gömlek ve bluzlarla tamamlayabilirsiniz. Yeleğinizi modeline göre sandalet, yüksek topuklu ayakkabı ve babetlerle birlikte kombinleyebilirsiniz.

Yine gladyatör

İSMMMO YAŞAM  43


EVİM EVİM

Doğa trendi

İlkbahar ve yaz modası evlere de uğrarken, ev tekstilinde doğaya dönüş modası yaşanıyor. Pamuklar, ketenler, bambular, ipekler daha çok kullanılıyor. Antibakteriyel ürünler de gözde. Parlak canlı renkler, oturma odaları, yatak odaları ve mutfakları renklendirecek. Bu dönem duvarlarda da boya yerini yine duvar kağıdına bırakıyor.

44  İSMMMO YAŞAM

GAYE DELEN

girdi

Soğuk geçen bir kışın ardından bahar aylarına girdiğimiz ve yazın kendini gösterdiği bugünlerde ev tekstilinde de bahar modası kendini gösteriyor. Sarı, mavi, eflatun, pembe baharda ev tekstilinin moda renkleri oluyor. Nevresim, masa örtüsü, pike ve yastıklarda doğallık öne çıkarken, pamuklu, saten ve keten dokumalar ağırlık kazanıyor. Parlak canlı renkler ve geometrik desenler sezonun modası. Bu dönem du-

varlarda boya yerini yine duvar kağıtlarına bırakıyor. Evin her tarafı çeşit çeşit, renk renk duvar kağıtlarıyla kaplanabilir. Koltuk kumaşlarında ağırlıklı olarak kadife ve deri kullanılıyor. Ny4Home’un kurucusu ev tekstili tasarımcısı Necla Yılmaz, ev tekstili modasının kişilere ve bölgelere göre değiştiğine dikkat çekiyor. Yılmaz, “Herkes çocukluğundaki güvenli ve masum ev ortamını nasıl yeniden yaratabileceğini planlamaya başladı. Çivit mavisi ve beyazı sevmeyen kaç kişi çıkar. Genel anlamda herkesin aklına

MART - NİSAN 2010


pembe-kırmızı çiçekli pamuklu bir kumaş geliyor, mutlaka” diyor. Necla Yılmaz, 2010 yılında ev tekstilindeki trendleri şöyle sıralıyor:  Çiçek desenleri, özellikle nevresim takımlarında göze çarpıyor.  Kumaş olarak keten ön plana çıkıyor. Değişik renk ve desenlerdeki keten örtüler, doğal malzemelerle üretilmesi nedeniyle ilgi görüyor.  Ketenlerin yanı sıra canlı renklerdeki şifonlar da dikkat çeken ürünlerden.  Dekoratif tekstil ürünlerinde mavi, yeşil, eflatun ve sarının her tonunu görmek mümkün.  Şehirli sosyal kadının minimalizme yakın sadelikte mobilya ve desen tercihleri var.

DOĞAYA DÖNÜŞ TRENDİ

MART - NİSAN 2010

Hazırcı ve tekdüze olmayın

Türkiye’de ev tekstili seçimi konusunda çok az ev sahibi bilinçli durumda. Evlerin iç tasarımında yapılan pek çok hatalar var. Ev tekstili tasarımcısı Necla Yılmaz, bu hatalarla ilgili şu bilgileri veriyor: “Dekorasyonda en büyük hata hazırcı ve tekdüze eşya tercih edilmesi. Takım halinde tek bir mağazadan alınan eşyalar özgün olamaz ve ev sahibinin kişiliğini yansıtmaz. Çünkü bu tür seçimler öğretilmiş veya dikte edilmiş seçimlerdir. Toplu halde satılan oturma grupları yaratıcılıktan uzak. Bana göre bir evin salonunda en az 10 farklı yerden seçilmiş ve ev sahibinin zevkine göre harmanlayıp, bir araya getirdiği eşyalar olmalı. Bir orkestra gibi olmalı. Farklı enstrümanlardan ahenkli bir melodi çıkmalı.”

Kişiliğinizi ve zevkinizi ortaya koyun

Ev tekstili tasarımcısı Necla Yılmaz, evini dekore etmek isteyenlere şu tavsiyelerde bulunuyor:  Evlerini dekore ederken veya yenilerken, eşya ve renk seçiminde kontrastlara dikkat etmeliler.  Takım satın alma fikirlerinden uzak durmalarını önerebilirim. Böylece kişiliklerini ve zevklerini ortaya çıkarmış olacaklardır.  Türkiye’de orta sınıf antika almayı aklından geçirmez. Oysa güncel estetik anlayışına uygun yeni yaptırılan bir kanepenin yanına antika tekli koltuklar alınabilir. Kanepe deri ise, tekli koltuklar kadife veya kanvas olabilir.  Yemek masası cam, korian veya pleksiglass olabilir. Cevizden yapılmış klasik bir masa modern pleksiglass renkli sandalyelerle tamamlanabilir. Çok minimal bir evde gösterişli varak bir ayna ile kontrastlık yaratılabilir.

EVİM EVİM

 Desenler, az renkli organik şekillerden tutun, belli belirsiz geometrilere kadar geniş bir yelpazeye sahip. Biraz soldurulmuş ve yıkama efekti verilmiş. Pastel ve grileştirilmiş, lila-pembe-sarı-su yeşili gibi yumuşak renkler çiçekli kumaşlarda kullanılarak, tüketicinin zihninde huzur hissi uyandırılıyor.  Mobilyalarda maun ve meşe çok kullanılıyor. Ancak daha açık renkler de tercih ediliyor.  Yazlık evlerde ve yaz mobilyalarında ise ortama pozitif enerji katan, oldukça cesur ve canlı renkler kullanılıyor.  Egzotik dekorasyon tarzından hoşlananlar için Uzakdoğu temalı objeler, desenler, kumaşlar ve mobilyaları bolca görebileceğiz.  Mutfak, yatak odası ve oturma odalarında da aquarel efektlerle boyanmış, pastel renklendirilmiş kocaman güllerin kullanıldığı steril görünümlü nevresimler yatak odalarının vazgeçilmezleri olacak. Mutfaklarda ekose, çizgi ve stilize çiçekli desenler oldukça yaygın.  Genel trendlere baktığımızda, renkleri iki gruba ayırabiliriz. Huzur veren pasteller. Coşku veren canlı sıcak renkler gibi.  Dünyada ev tekstilinde ciddi bir şekilde doğaya ve doğal ürünlere dönüş trendi var. Pamuklar, ketenler, bambular, ipekler çok kullanılacak. Antibakteriyel, gümüş karışımlı ipliklerle dokunmuş kumaşlar da olacak. Genç ve eğitimli anneler arasında çocuklarına organik ürün tüketimi artacak.

İSMMMO YAŞAM  45


LEZZET - MEKAN

Lezzete gönül verenlerin yeni durağı: Meyyali Meyyali, gönül vermek anlamına geliyor. Anadolu’nun yemeklerine gönül verenlerin İstanbul İstinye’de ulaşabileceği restoran olan Meyyali, unutulmuş lezzetleri yeniden diriltiyor.

46  İSMMMO YAŞAM

ILGIN ŞENYÜZ

İstanbul’da şehir içinde kalan yeşil alan, sınırlı… Maslak’tan İstinye’ye giderken yeşil bir dünyayı görmek içimi açıyor. Bu yeşil alanların içine saklanmış ‘gizli’ bir lezzet mabedine gittiğimizi biliyoruz. İstinye’ye yaklaşmadan kısa bir süre önce sağda gördüğümüz ‘Meyyali’ tabelalarını takip edip; aradığımız yeri elimizle koymuş gibi buluyoruz. Bugüne kadar değil lezzetine bakmak, adını bile ilk kez duyduğumuz yemekleri bu restoranda yiyebileceğiz. Erik soslu kuzu incik, zeytinli piliç but, cevizli yayım, iskilip dolması… Meyyali’nin kapısından girerken mönüde bun-

lardan daha fazlasını bulacağımızı da biliyoruz.

MEYYALİ’NİN YENİ YÜZÜ

Meyyali’de bizi restoranın sahibi Cevat Turan karşılıyor. Lezzetlerin dünyasına dalmadan, böylesi bir mekanın nasıl yaratıldığını merak ediyoruz. Cevat Turan aslında beklediğimizin aksine restoran işletmeciliğinden gelen bir isim değil. Temizlik, güvenlik, bahçe bakım gibi entegre hizmetler veren Mis Group’un kurucusu olan Cevat Bey, tamamen bir tesadüf sonucunda restoran işletmeciliğine girmiş. Sarıyer Belediyesi’ne ait olan 10 dönümlük araziyi 2000 yılında iki arkadaşıyla birlikte 49 yıllığına

MART - NİSAN 2010


ANADOLU LEZZETLERİ

MART - NİSAN 2010

Zeytinyağlı tabağı Deniz mahsüllü keşkek

Havyarlı rezene çarpıyor. Pide çeşitleri ve kömür ızgarasında yapılan patlıcanlı doruk kebabı, sultan mahmut kebabı, kuzu kül bastı ve aba gannuş arasında gidip geliyorum. Erik soslu kuzu incik masama gelip tadına baktığımdaysa doğru bir seçim yaptığımı anlıyorum. Sıra tatlılara geldiğindeyse yine güzel bir seçim yapma telaşına düşüyorum, Kaymaçina, hurmalı incir tatlısı, Çerkez kabağı arasından birini seçeceğim ama hangisi? En iyisi hepsinden küçük birer parça alabileceğim bir tatlı tabağı hazırlatmak… Bir Rumeli tatlısı olduğunu bildiğim ama daha önce yemediğim kaymaçinayı deneyeceğim. Diğer bir adı da ‘yumurta tatlısı’ olan kaymaçina da yumurta tadı biraz yoğun ama incir tatlısı ve Çerkez kabağı tam ağzıma layık…

Meyyali’de kış mönüsünde bu lezzetleri ve daha fazlasını bulabilirsiniz. Yaz mönüsüneyse yeni lezzetler ekleneceğini öğreniyorum. Bunlardan biri Tokat kebabı… Yapılışı oldukça meşakkatli bir yemek olan ve özel bir ocakta yapılan Tokat kebabını yemek için Meyyali’ye ikinci kez gitmem kaçınılmaz oluyor. Restoranın yaz mönüsüne tava yemeklerinin yanı sıra Türk şuruplarının da ekleneceğini meraklılarına not olarak düşelim. Meyyali’deki lezzetlerin fiyatlarına gelince… Ana yemekler içindeki zeytinli piliç but 12 TL iken, erik soslu kuzu incik 24 TL. Tatlıların fiyatının porsiyon başına 6 ila 10 TL arasında değiştiğini belirtelim. A la carte restoranda ne yiyeceğinize karar verip, bütçenizi ayarlamak da size kalmış.

Rakı, şarap, şiir

Meyyali’nin bahçesinde asırlık çınarlar var. Bu çınarların gölgesi ‘lezzet bahçeleri’ olarak düzenlenmiş. Rakı bahçesinde iki çınar var. Birinin adının Can Yücel, diğerinin adının Neyzen olduğunu öğreniyoruz. Yazın rakı bahçesinde Can Yücel ve Neyzen Tevfik çınarının altında ünlü şairlerin mısraları rakı keyfine eşlik edecek. Şarap bahçesindeki bulunan iki çınaraysa Orhan Veli ve Hayyam adı verilmiş. Buradaki dost sohbetlerine de şiirlerin eşlik edeceğini belirtelim. Şarap bahçesinde yazın şarap tadım günleri düzenlenecek. Tabii özel peynirler eşliğinde… Meyyali’de cumartesi-pazar açık büfe kahvaltı veriliyor. Yakında bu kahvaltıların süresi uzatılarak brunch’a dönüşecek. 10 dönümlük alanı bulunan Meyyali, yazın kır düğünlerine, şirket pikniklerine ve özel toplantılara da ev sahipliği yapacak. Davet alanında 750 kişi ağırlanabiliyor.

LEZZET - MEKAN

Masaya oturur oturmaz, Anadolu lezzetlerinin geçit şöleni başlıyor. Zaten Meyyali’nin mönüsünde Ege'den Güneydoğu'ya, Karadeniz'den Akdeniz'e tüm bölgelerin meze ve yemekleri var. Önce Ege otları masamızı şenlendiriyor. Deniz börülcesi, ebe gümeci ve kırmızı bacak otundan oluşan tabağımızdaki otların tadına bakıyoruz. Mönüde soğuk başlangıçlara göz attığımızda; gavurdağı salatasından, havyarlı rezeneye, zeytinyağlı tabağından, isli et salatasına kadar birçok alternatif görüyoruz. Ancak soğuk başlangıçlara sadece göz atmakla yetinip, sıcak başlangıçları inceliyorum. Edirne ciğer tavası ve cevizli yayım’ı gözüme kestiriyorum. Ev yapımı erişte, taze keş ve cevizle yapılan, Kastamonu yöresine özgü cevizli yayımı daha önce yemediğim için tadına bakmak niyetindeyim. Ciğer de cevizli yayım da gerçekten çok lezzetli. Sıra ‘ana yemekler’e geldiğindeyse seçim yapmam zor oluyor. Ispanaklı tavuk sarma, erik soslu kuzu incik, zeytinli piliç but ana yemeklerin en farklıları olarak gözüme

Minyatür pide tabağı

kiralamış. 2004 yılında ortaklarından ayrılarak yoluna tek başına devam etmeye karar vermiş. İstinye sırtlarındaki bu özel alanda özel bir restoran yaratmaya karar veren Cevat Bey, önemli bir yatırım yaparak hem restoranın görünümünü hem de mönüsünü baştan aşağı yenilemiş. Meyyali, yeni yüzüne ve görünüşüne Ekim 2009’da kavuşmuş. O günden itibaren de damak zevki gelişkin ve farklı lezzetler arayan müşterileri kendine çekiyor. Meyyali’nin a la carte restoranı 150 kişiyi ağırlayabiliyor.

İSMMMO YAŞAM  47


GEZİ-DÜNYA

Lüks, kumar ve eğlence

Çölün ortasında bir vaha, Las Vegas. ABD’nin Nevada eyaletinde bulunan bu şehir, lüks, ihtişam ve büyüklüğüyle bir cazibe merkezi. Eğlence seçenekleri, kumarhaneleri ve otelleriyle her yıl 40 milyon turist çekiyor. Dünyanın ünlü mimarilerinin benzerlerinin yer aldığı ihtişamlı otelleri, farklı bir dünya turu vaat ediyor.

48  İSMMMO YAŞAM

GAYE DELEN

Devasa koridorlardan geçerek asansörün yerini bulmayı başarıyorum. Asansörden inince tam lobiye geldiğimi düşünürken yine kaybolduğumu fark ediyorum ve sinirleniyorum. “Yine mi?” diye kendi kendime söylenirken, ortada dikilen boylu poslu görevlinin yardımıyla nihayet lobiye ve kumarhaneye açılan bölüme varıyorum. Rengarenk kollu makineler, poker masaları, insan kalabalığı birden ne-

şemi yerine getiriyor. Etrafı meraklı bakışlarla süzdükten sonra casino’nun büyüsüne oradakiler gibi ben de kapılıyorum. Kollu renkli makineleri denemeye karar veriyorum. Renkli makinenin başına geçerek, yandaki para girişine beş dolar koyuyorum ve şansımı deniyorum… Amerika’nın Nevada eyaletinde eğlence ve kumarhaneleriyle meşhur Las Vegas’taki heybetli ve ihtişamlı otellerde bu manzarayı her an yaşamanız işten bile değil. Çöl üzerinde kurulu şehir, dört, beş

MART - NİSAN 2010


bin odalı ve farklı temalardaki otelleri, kumarhaneleri, eğlence ve alışveriş merkezleriyle tanınıyor. Kocaman bir cadde boyunca sayıları yirmi beşi geçen oteller dünyanın her yerinden milyonlarca turisti buraya çekiyor. Buradaki otelleri görünce kafamdaki otel kavramını değiştiriyorum.

VENEDİK’TE MİYİM, NE?

Las Vegas otelleri, anlatmaya değecek özelliklere sahip. Her otel dünyada tanınan önemli bir mimari eserin benzeri şeklinde inşa edilmiş. Dünyanın cazibe merkezleri olan Venedik, Eyfel Kulesi, New York, ortaçağ şatosu Excalibur, Mısır piramidi şeklindeki Luxor ve daha niceleri... Kalmak için The Venetian otelini tercih ediyoruz. Venedik’in benzeri olarak inşa edilmiş, binlerce odaya sahip. Otelde gondolla tur yapmak bile mümkün. Her otel ayrı bir dünya sunuyor size. Adeta bir kasaba büyüklüğünde, alışveriş merkezi, restoranları ve eğlence olanaklarıyla günlerce dışarı çıkmadan yaşayabileceğiniz olanakları var. The Venetian’ın alışveriş merkezi Venedik sokakları gibi tasarlanmış. Mağazadan mağazaya geçerken kendimi gerçek Venedik’teymiş gibi hissediyorum. San Marco Meydanı ve büyük kanalları birebir kopya etmişler. Otellerde odanıza çıkmak için mutlaka casino’ların ve alışveriş merkezlerinin önünden geçmeniz gerekiyor. Geçerken de bunların cazibesine kapılıp birkaç saat harcamayan turist de yok gibi.

OTELLERDE DÜNYA TURU

MART - NİSAN 2010

Şovlar ilgi çekiyor

Geceleri ışıltısıyla göz kamaştırıyor, Las Vegas. Burayı ziyaret edenlerin mutlaka şovlardan birine gitmesi de gerekiyor. Hazine Adası (Treasure Island) otelinin tiyatrosunda Cirque du Soleil de Mystere şovu var. New York New York’ ta, Zumanity şov. Her otel konuklarına yönelik olarak su gösterisinden tiyatro gösterisine kadar çeşitli gösterileri bedavaya sunuyor. Ancak şovlara para vererek girmek gerekiyor. Dünyanın en ünlü şovlarını burada izlemek mümkün. Biz de Zumanity’yi tercih ediyoruz. Farklı bir sirk gösterisi şeklindeki şov’da çıplaklık, komedi ve müzik teması bir arada kullanılmış. Seyirciler de sahneye çıkartılarak şova renk ve farklılık katılmış. Bolca güldüğümüz şovdan mutlu ayrılıyoruz.

GEZİ-DÜNYA

Las Vegas Bulvarı üzerinde sıralanan otellerin hepsi farklı konseptleriyle saatler harcamaya değecek farklılıklar sunuyor. Zaten şehirde yapılabilecek en güzel şeylerden biri de kendi oteliniz dışındaki otelleri gezmek ve farklı konseptleri yakından görmek... Zaten her otelin içine, alışveriş merkezine ve casino’suna dışarıdan girişler serbest. Çevrede çekik gözlü ve Japon olduğunu tahmin ettiğim turistler hayranlık dolu bakışlarla otellerin fotoğrafını ardı ardına çekiyor. Ben de eski Roma temasını kullanan Ceasers Palace’a giriyorum. Kendimi bir anda eski çağlarda hissediyorum. Sağda solda gördüklerimin hayranlığıyla ağzım açık kalıyor adeta. Heybetli, olabildiğince büyük kapıya sahip kocaman otele eski Roma havası hakim. Kapıdaki güvenlik görevlileri bile Roma askerleri gibi giyinmiş. Çok detaylı gezemesem de bu oteldeki gezim birkaç saatimi alıyor. Zaten tam gün harcasam bile otelin her yerini göremeyeceğimi fark ediyorum. Yorulduğumu hissediyorum. Oteller birbirine yakın görün-

İSMMMO YAŞAM  49


GEZİ-DÜNYA

Dünya mutfakları var

Nevada’nın bir kasabası olan Las Vegas’ta dünya mutfaklarının çok güzel ve leziz örneklerini sunan restoranlara gidebilirsiniz. Amerikan mutfağı dışında Çin, Fransız, Japon, İtalyan, Tayland mutfaklarının en güzel örneklerini burada tadabilirsiniz. Şehrin temasına uygun olarak çok lüks ve pahalı restoranlar var. Las Vegas’taki tek Türk restoranı LV’s Turkish Kitchen. Valentino’s, Renoir, Panda Arizona, Prime, Buffalo’s tavsiye edilen restoranlardan.

50  İSMMMO YAŞAM

se de bir hayli yürümeyi gerektiriyor. Bir günde çok fazla oteli gezmeye çalışmamak gerektiğini anlıyorum. Ama Las Vegas’ta Strip denilen bulvardaki otellerin hepsini gezdiğinizde kendinizi küçük bir dünya turu da yapmış sayabilirsiniz. 25 otelin hepsi ayrı bir temayla inşa edilmiş. New York’u, Monte Carlo’yu, Venedik’in kanallarını, Hollywood’un ışıltılı dünyasını burada bulabilirsiniz. Eski Roma’da yemek yedikten ve Mısır piramitlerinin gizemini keşfettikten sonra, dünyanın en ünlü sanatçılarını da seyredebilirsiniz. Mirage, çöldeki vaha temasını kullanmış. Bellagio, su konseptine

sahip. Kocaman havuzu var. İçinde müze bile bulunuyor. Su ve ışık gösterileriyle büyüleyici bir atmosfer sunuyor. Ceasar’s Palace, Forum Shops adlı alışveriş merkezine ev sahipliği yapıyor. Ünlü film şirketinin oteli MGM, 5 binin üzerinde odaya sahip. Bulvar üzerinde en son açılan ve en yeni otel Wynn. İçinde sadece 19 restoran olduğunu öğrenince büyüklüğünü kestirmem zor olmuyor.

YILDA 40 MİLYON İNSAN

Puslu Nevada çöllerinin hemen yakınındaki yapay cennet Las Vegas, beş kilometrelik bir bulvardan oluşuyor. Ha-

MART - NİSAN 2010


vasının kuruluğu başta dudağımı ve cildimi kurutuyor ama zamanla alışıyorum. Yılda 40 milyona yakın turist çekiyor bu yapay cennet. Kuruluş hikayesi de bir hayli ilginç. Burası, 1800’lerde Kaliforniya’ya giden yolcular ve atlar için su ve yiyecek ihtiyacını karşılayan durak yeriymiş. Amerikan hükümetinin 1930’larda Hoover barajını burada inşa etmesiyle şehrin de kaderi değişmiş. Zamanla kumar oynanması resmi hale gelmiş. Şu anda Nevada, ABD’de kumar ve fuhuşun yasal olduğu tek eyalet. İlk büyük kumarhane El Rancho 1941’lerde kurulmuş. Ama zamanla buradaki mafya devre dışı bırakılarak turistik bir şehir haline getirilmiş ve kumar yerini ‘oyun oynamak’ terimine bırakmış. Ailelere hitap eden tatil merkezine dönüştürülmüş. Güzel ve temalı oteller açılmaya başlanmış.

KAYIP MAAŞLAR ŞEHRİ

Yazın sıcaklığın 45 dereceye kadar yükseldiği şehirde 1.5 milyon insan yaşıyor. Çoğu geçimini turizmden kazanıyor. Hatta Las Vegas’ı ‘kayıp maaşlar’ şehri olarak adlandırıyorlar. Şehre bu ismin verilmesi de anlamlı geliyor. Çünkü her an, her yerde para harcama gereği hissediyorsunuz. Çok renkli ortamlar olan birkaç futbol sahası büyüklüğündeki casino’larda zaman kavramını unutarak saatlerce makine başında üçlü işaretleri tutturmaya çalışırken kendinizi bulabilirsiniz. Yaptığım birkaç deneme, makinelerde kazanma olasılığının çok da yüksek olmadığını gösterdi. Sanki makinelerin yazılımları kazanmama üstüne kurulmuş gibi. Zaten her oynayan kazansa Las Vegas’ta işletmeciler nasıl para kazanacak! Öyle değil mi? “Aşkta kazanırım” diyerek kendimi avutuyorum. Zaten yapay cennet ‘aşkta kazanırım’ diye avunan turistlerin paraları üzerinde dönüyor.

LÜKSÜN LÜKSÜ

MART - NİSAN 2010

şam akıp gidiyor. Yani şehrin yerleşik halkı bu kadar lüks içinde yaşayamıyor. Şehrin eğlence ve oteller dışındaki diğer bir gelir kaynağı ise fuarlar. Her yıl onlarca fuarın düzenlendiği şehirdeki en ünlü fuarlardan biri de Tüketici Elektroniği Fuarı yani CES. Vegas, teknoloji firmalarına da ev sahipliği yapıyor. Bazıları burada kuruluyor, bazıları da buraya taşınıyor. Las Vegas’ta dünyanın her yerinden gelen turistlere rastlayabiliyorsunuz. Ama etrafta en çok Uzakdoğuluları görürsünüz. Lüks ve eğlence algınızı tamamen değiştirecek şehirden ufkunuz genişleyerek ve yeni şeyler öğrenerek ayrılabilirsiniz.

GEZİ-DÜNYA

Aklınıza gelebilecek en lüks otel ve hizmeti bulabiliyorsunuz, bu vahada. Sanki dünyadaki kriz ve sefalet hiç buraya uğramamış diye düşünüyorum. Büyüklük, ihtişam, lüksün lüksünü bu şehirde görebilirsiniz. Ama yasak olmasına ve polis tarafından hemen uzaklaştırılmalarına karşın dünyanın her yerindeki adaletsizliğe burada da tanık oluyorum. Köşe başlarında dilenenlere rastlayabiliyorsunuz. Tesadüfen tanıştığım ve orada yaşayan bir Türk’ten, bu ışıltılı dünyanın ötesinde başka gerçekler olduğunu dinliyorum. Birkaç kilometre ötede sefalet de yaşanıyor. Las Vegas’ın turistik kısmı olan bulvar dışında şehir merkezinde içinde fakirinin de olduğu farklı bir ya-

İSMMMO YAŞAM  51


GEZİ-TÜRKİYE

Kurtuluş mücadelesinin simgesi “Şanlı, kahraman, gazi’ gibi sıfatları yok ama burası Kurtuluş Savaşı’nın fitilinin ateşlendiği şehir… Cumhuriyet tarihimizin simge şehirlerinden olan Samsun, 19 Mayıs 1919 tarihinin izlerini yollarında, caddelerinde, anıtlarında taşıyor. Yeşil ve maviyi buluşturan Samsun, Orta Karadeniz’in de ticari ve ekonomik açıdan merkezi konumunda...

52  İSMMMO YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR

Çarşamba'yı sel aldı Bir yar sevdim el aldı Keşke sevmez olaydım Elim koynunda kaldı Oy ne imiş ne imiş Kaderim böyle imiş Gizli sevda çekmesi Ateşten gömlek imiş… Samsun’un Çarşamba ilçesine ait bu türkü, yıllardır aşıkların dilinden düşmez. Belki Çarşamba deyince akla bu türkü gelir ama Samsun’un Kurtuluş Savaşı’nın

başladığı ilk olması nedeniyle Cumhuriyet tarihimizde özel bir yeri var. Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919 yılında ayak basmasıyla şanlı mücadelenin temeli burada atıldığını sanırız bilmeyen yok… Peki Samsun başka neyiyle meşhur? Pidesi ve tütünü de aklıma geliyor. Karadeniz’de maviyle, yeşilin buluştuğu şehir aynı zamanda bölgenin de sanayi merkezi. Havaalanından şehir merkezine doğru yol alırken şehirle ilgili bildiklerimi aklımdan geçiriyorum. Bir süre sonra hırçın Karadeniz boyunca kıyılara yapışık uzanan dağları seyre dalıyorum. Dağlar, Samsun’a iki büyük ve verimli ovasını armağan etmek için adeta iç kesimlere çekilip sonra tekrar kıyıya paralel

MART - NİSAN 2010


Atatürk Anıtı

yoluna devam etmiş. Çarşamba ve Bafra ovaları ve bunlara hayat veren Yeşilırmak ve Kızılırmak, şehrin en belirgin coğrafi özellikleri… Doğu Karadeniz’in aksine Samsun ilk bakışta bana daha az engebeli, düz ve sanayileşmiş geliyor. Şehirle ilgili kafamda beliren soruları bir sonraki güne bırakmak zorundayım. Akşamın karanlığı ve soğuğu kendini gösterirken kalacağımız otele ancak varıyoruz. Otelimizin şehrin merkezinde olması bir anda neşemi yerine getiriyor. Yol yorgunluğuyla odama yerleşirken akşam yemeği için de hazırlanmaya başlıyorum. Şehirdeki en lüks pidecilerinden birinde yediğimiz enfes Bafra pidesi bütün yorgunluğumu unutturuyor bana. Ertesi günkü şehir turuna kadar enerji topluyorum adeta.

ATATÜRK ANITI

İlkbaharın karakteristiği olan sıcak ve soğuğu bir arada yaşatan hava eşlik ediyor Samsun’daki ikinci günümüzde bize… Tur için otobüse binerken göreceğimiz yeni yerlerin heyecanıyla soğuğu unutuveriyorum. Geçtiğimiz yollar boyunca 19 Mayıs tarihinin şehrin her yerine işlendiğine tanık oluyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu için hayati önem taşıyan bu tarih; caddelere, anıtlara ve şehrin tek üniversitesine adını vermiş. Samsun’un, Cumhuriyetin kuruluşundaki müstesna yerini artık daha iyi anlıyorum. Düşüncelerim tarihin o dönemlerinde dolaşırken merkezdeki, Hükümet Konağı yanındaki şehir parkı içindeki Atatürk Anıtı’na varıyoruz. Bu anıt, Samsun’un simgesi olmuş. Şaha kalkmış at üzerinde, asker giysisiyle Atatürk’ü selamlıyoruz. Heybetli ve mutlaka görülmesi gereken bir heykel. Dört bir yanında kurtuluş mücadelesini vurgulayan figürlerle şanlı mücadeleyi gururla hatırlıyoruz. Daha sonraki durağımız Atatürk Bulvarı üzerindeki İlk Adım Anıtı oluyor. Atatürk’ün doğumunun yüzüncü yılı anısına yapılmış. Taş blok üzerindeki anıt asaletiyle bizi büyülüyor. Atatürk’ün 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a ilk ayak bastığı yer olan ‘Kurtuluş Yolu’nu da görmeyi ihmal etmiyoruz. Tütün iskelesi olarak bilinen bu yerden, Mıntıka Palas Oteli’ne kadar uzanan yol, protokol yolu haline getirilmiş. Tekrar yola koyulurken, Samsunlu rehberimizin şehirle ilgili coğrafi bilgilerine kulak veriyorum: “Şehrimizin 957 bin hektarlık yani yüzde 46’sı tarım alanı. Burada başta tütün olmak üzere pirinç, şekerpancarı, mısır, fındık, ayçiçeği, meyve ve sebze olmak üzere çeşitli ürünler yetiştirilir.” Önünden geçip gittiğimiz On Dokuz Mayıs Üniversitesi de şehrin adeta simgesi haline gelmiş. Her geçen yıl artan bölüm ve fakülteleriyle şehrin kültür odağı ve gurur kaynağı durumunda. Rehberimiz Türkiye’nin en gelişmiş on ilinden biri olduklarını ve bölgenin en büyük limanlarından birine sahip bulunduklarını gururlanarak anlatıyor. Coğrafi konumu itibariyle Karadeniz’in merkezi ili konumunda olan Samsun’un tarihini de öğreniyoruz: “Şehir merkezi ve Kızılır-

MART - NİSAN 2010

GEZİ-TÜRKİYE

MEDENİYETLERE EVSAHİPLİĞİ

Sahil Yolu

İSMMMO YAŞAM  53


Bandırma Vapuru

GEZİ-TÜRKİYE

Samsun’da görülmesi gereken yerler  Atatürk Anıtı  İlk Adım Anıtı  Kurtuluş Yolu  Bandırma Gemi Müzesi  Samsun Arkeoloji Etnoğrafya Müzesi  Gazi Müzesi  Büyük Cami  İsa Baba Camisi  İtalyan Katolik Kilisesi  Amisos Tepesi  Bedesten  Taşhan  Akalan Kalesi  Dündar Tepe  Tekkeköy Mağaraları  Eski belediye binası

54  İSMMMO YAŞAM

mak vadisi, Kavak, Tekkeköy, Çarşamba ovası, çok eski tarihlerden bu yana yerleşim yeri olarak kullanılmış. Tekkeköy’de bulunan sığınaklarda bölgedeki ilk insanların yaşadıkları tespit edilmiş. Şehir geçmişte Gaşkalar, Hititler, Frigler, Kimmerler ve Lidyalılara ev sahipliği yapmış. Miletliler ise, Ege’den gelerek Enete bölgesine yerleşmiş ve buraya Amisos adını vermiş. 1185 yılında Anadolu Selçuklularının bölgeyi ele geçirmesiyle Samsun adını almış. Daha sonra Trabzon’daki Rum Pontus İmparatorluğu şehri ele geçirmiş. Bu aradaki dönemde Cenevizliler 100 yıl kadar Karadeniz’deki ticareti Samsun’dan yönetmiş. Yıldırım Beyazıt 1389 yılında Samsun’u Osmanlı topraklarına katmış.”

AMAZONLAR YAŞAMIŞ

Sakinleşen Karadeniz boyunca ilerlerken efsanevi kadın savaşçılar olan Amazonların da burada yaşadığını öğreniyoruz. Thermedon Çayı yakınlarında kurdukları Themiskyra kentinde yaşamışlar. Bu savaşçılar için her yıl Terme ilçesinde festival düzenlendiğini öğrendiğimizde o tarihe denk gelememiş olmamıza üzülüyorum. Karadeniz’in kalbi Samsun birçok çok uygarlığa da ev sahipliği yapmış. Rotamızı bu uygarlıklardan biri olan Amisos’a çeviriyoruz. Samsun’un batısında Toraman Tepe’ye doğru otobüs tırmanırken nasıl bir yer olabileceğini hayal ediyorum. Rehberin bölgenin bugün askeri yasak bölge kapsamına alınmasından dolayı ziyaret edilemediğini söylemesiyle hayalle-

MART - NİSAN 2010


Akla ilk pidesi geliyor

Samsun pidesi, şehrin ve özellikle Bafra ve Terme ilçelerinin en tanınan yiyeceği. Mevsimine göre hamsi, barbunya, istavrit, kefal, mezgit, çinekop, palamut ve kalkan balığı yiyebilirsiniz. Yoğun olarak yer pancarı, mısır, kara lahana ve hamsi katılarak yapılan yemekler öne çıkıyor. Ladik ve Kavak ilçelerinde kaz ile yapılan ve tirit ismi verilen yemek de çok meşhur. Samsun’un tiritini ve pidesini mutlaka denemelisiniz. rim yıkılsa da tarihçesini dinlemek bile mutlu olmama yetiyor: “Antik Amisos, Kara Samsun olarak bilinen Cedit Mahallesi’nin bulunuyor. Amisos, tarihten beri Orta Anadolu’nun Karadeniz’e açılan kapısı olmuş. Sahra Sıhhiye Okulu’nun bulunduğu alan şehrin akropol bölümü. Pontus Kralı Beşinci Mithridates zamanında şehrin en parlak zamanını yaşamış. Bu dönemde şehir tapınaklar, saraylar, evlerle süslenmiş. Limanı ve ter-

MART - NİSAN 2010

sanesi olduğu, etrafında zeytinlikler yer aldığı yazılıyor. Ama bugün Amisos’ta birkaç kalıntı dışında hiçbir şey görülemiyor. Ele geçen eserlerden şehrin Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşime sahne olduğu anlaşılıyor.” Turun sonuna yaklaşırken Samsun’u iyice tanımak ve tarihi ve güzelliklerini görmekten memnun bir şekilde otelin yolunu tutuyoruz.

Ekonomide kurtuluş savaşı

Türkiye’nin nüfus yoğunluğu ve ekonomik büyüklük açısından önde gelen illerden olan Samsun’da, 788 muhasebeci ve mali müşavir görev yapıyor. Samsun Serbest Muhasebeciler ve Mali Müşavirler Odası Başkanı Ahmet Hayvalı, ülke genelinde olduğu gibi Samsun’da da meslek mensuplarının tahsilat, haksız rekabet ve özellikle ‘angarya’lardan dolayı sıkıntıları olduğunu belirtiyor. Mesleği kaçak yapanlarla mücadele edip, bunların sayısını azalttıklarını da sözlerine ekliyor. Yolumuz Samsun’a düşer de Ahmet Hayvalı’ya Samsun’u sormaz mıyız? Hayyalı, Samsun’un ekonomisi hakkında da şunları söylüyor: “Şehir 1960’lı yıllarda Türkiye’de ilk altı il arasındaydı. Ama zamanla ticaret merkezi özelliğini yitirdi. Ekonomi hızla irtifa kaybetti. Kalkınmada Öncelikli Yöre kapsamına alınmasına karşın yeterli pay alamadı. Şehirde üniversite mezunu işsiz sayısı arttı. Olumsuzluklara karşın Samsun’u eski yıllarına döndürmek için yerel yöneticiler ve sanayiciler çalışıyor. Türkiye’de ilk 500’de Samsunlu üç sanayici ve ikinci 500’de yedi sanayici var. Turizm anlamında da gelişmeler sağlanıyor. Samsun şu anda nüfus yoğunluğu itibariyle 13’üncü şehir konumuna geldi. Krizden de kendi gayretleriyle çıkma çabasında. Bafra ve Çarşamba ovaları büyük tarım potansiyeline sahip. Bu ovalardan yeterli şekilde yararlanılamıyor. Sanayicilerin yatırım yapmak için yer tahsisi konusunda talepleri var. Bunlara kulak verilmesi gerekiyor. Var olan sanayi bölgesine, Bafra-Kavak ve Havza organize sanayi bölgeleri ilave edildi. Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı da kuruldu ve proje çalışmaları başladı. Samsun’un ihtiyacı olan beş yıldızlı otellerin yapılması için de adımlar atılıyor. Ondokuz Mayıs Üniversitesi de şehre her anlamda katkı sağlıyor. Yaklaşık 30 bin öğrencisi var. Bu da Samsun için önemli bir ekonomik kaynak oluşturuyor. Şehrin gelişimine katkıda bulunuyor.”

İSMMMO YAŞAM  55


Çar’ların hazineleri Topkapı Sarayı’nda...

Yeni Sinatra Türkiye’ye geliyor

Son yılların Frank Sinatra'sı olarak tanınan üç Grammy ödüllü şarkıcı, piyanist ve aktör Harry Connick Jr. konser için Türkiye'ye geliyor. İKSV tarafından düzenlenen konser, 18 Mayıs'ta Harbiye İstanbul Kongre Merkezi'nde gerçekleşecek. Harry Connick Jr'a sahnede yaylılar ve nefesli enstrümanların bulunduğu 16 kişilik orkestra eşlik edecek. Sanatçı konserde, 2009 yılının Aralık ayında çıkardığı albümü Your Songs'tan şarkıların yanı sıra caz ve pop klasiklerini de yorumlayacak.

KÜLTÜR-SANAT

Picasso’ya ‘Merhaba’

20. yüzyılın en ünlü ressamlarından İspanyol sanatçı Pablo Picasso, yine İstanbul’da... Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi,16 Şubat - 18 Nisan 2010 tarihleri arasında, “Picasso - Suite Vollard” gravürler sergisine ev sahipliği yapıyor. Geçtiğimiz yüzyıldan günümüze kalan en önemli sanatsal miraslardan biri olduğu bilinen Suite Vollard adlı gravür serisi ilk kez ve bir bütün olarak Pera Müzesi’nde sanatseverlerle buluşuyor. Sergi, İspanya’nın kültür ve sanat alanındaki en önemli kuruluşlarından biri olan Fundacion Mapfre ve İstanbul’daki Cervantes Enstitüsü’nün desteğiyle gerçekleşiyor. Dünyada takım halinde sadece beş adet bulunan ve 100 gravürden oluşan, 1930'lara tarihlenen ”Suite Vollard” serisinde sanatçının aşk, çıplaklık, erotizm, tutku, kaos, portre, mitolojik temalar ve yaşamöyküsel göndermeleri dikkat çekiyor. Ayrıntılı bilgi: www.peramuzesi.org.tr

56  İSMMMO YAŞAM

Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetim merkezi olan Topkapı Sarayı, Moskova Kremlin Sarayı’nın seçkin eserlerini ağırlıyor. “Moskova Kremlin Sarayı Hazineleri Topkapı Sarayı’nda” isimli sergi tüm İstanbulluları, dünya tarihine yön veren kararların alındığı bu iki sarayın büyük buluşmasına şahit olmaya çağırıyor. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında hayata geçirilen sergi, Topkapı Sarayı Has Ahırlar bölümünde, 12 Mart 2010 Cuma günü sanatseverlerle buluştu. Sergi, Osmanlı - Rus ilişkilerinin barış dönemini kapsayan 16-17. yüzyıllara ait eserlerden oluşuyor. Çarların, devletin başı, ordu komutanı, saray törenleri, özel hayatları ve dini yönleriyle işleneceği sergide yaklaşık 100 eser yer alıyor. Sergide Moskova Kremlin Sarayı Müzesi koleksiyonundan, Rus çarlarının hazinesinde bulunan ve Kremlin katedrallerine, Moskova saraylarının kabul salonlarını ya da özel dairelerini süsleyen olağanüstü görkemli altın ve gümüş eşyalardan, inci ve değerli taşlarla bezeli giysiler ve din adamı cübbelerine kadar pe çok şey görebilirsiniz. Bunların yanı sıra, Rus devleti ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki diplomatik ve ticari ilişkiler sürecinde Moskova’ya gönderilen at koşumları, mücevherler, lüks dokumalar ve Çara ait hükümdarlık simgeleri de sergileniyor. Sergi, 7 Haziran Pazartesi tarihine kadar ziyarete açık olacak. Topkapı Sarayı Müzesi, Has Ahırlar'da düzenlenen sergi, Salı günleri hariç her gün 09.00-17.00 saatleri arasında görülebilir.

MART - NİSAN 2010


Resmin hocalarının sergisi

MART - NİSAN 2010

İstanbul için beste yaptı

Piyanist-besteci Tuluyhan Uğurlu, 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul için hazırlanan ilk bireysel proje olan ve 2006'dan beri yurt içi ve dışında 250'nin üzerinde konserde seslendirilen Dünya Başkenti İstanbul isimli eserini 17 Nisan 2010 Cumartesi günü saat 15.00 ve 18.30'da aynı gün iki ayrı seansta Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nde seslendiriyor. Dünya başkenti İstanbul, Beyazıt konserinde Tuluyhan Uğurlu’ya kavalda Murat Toraman, yaylı tambur ve perdesiz gitarda Uğur Varol, viyolada Doğukan Çokşeker, kontrbasta Umut Sel eşlik edecekler. 2006’dan beri yurt içi ve dışında 250’nin üzerinde konserde seslendirilen Dünya Başkenti İstanbul Tuluyhan Uğurlu’nun doğup büyüdüğü kenti tüm yönleriyle anlattığı, müzik ve görüntülerle izleyiciyi büyüleyen fantastik bir çalışma. Dünya Başkenti İstanbul projesinden bir bölümü şu linkten dinleyebilirsiniz: http://www.dailymotion.com/video/x883mt_tuluyhan-uyurlu-dunya-baykenti-a-wo_music

Stüdyo fotoğrafçısı olmak ister misiniz?

İFSAK, stüdyo fotoğrafçılığına merak duyanlar için çok özel bir eğitim düzenliyor. 29 Nisan tarihine kadar sürecek olan, Ekrem Yiğit'in eğitmenliğinde yapılacak 'Stüdyo Fotoğrafçılığı Atölyesi', konuyla ilgili kapsamlı bir içerik sunuyor. Ayrıntılı bilgi: (0212) 292 42 01

KÜLTÜR-SANAT

İş Bankası Kibele Sanat Galerisi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi işbirliğiyle hazırlanan “Hoca Ressamlar, Ressam Hocalar” adlı sergiye ev sahipliği yapıyor. 1883 yılında Sanayi-i Nefise-i Mekteb-i Âlisi adıyla kurulan ve 127 yıllık tarihe içerisinde Türkiye'de sanat alanındaki tek otorite olarak kabul edilen Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin geçmişten bugüne 85 hocasının, Türk resminin tarihine toplu bir bakış niteliğindeki eserleri, Kibele Sanat Galerisi’nde izleyicilerle buluşuyor. Sergi, Türk resim sanatına ilk defa resim eğitimi açısından bakma fırsatı sunuyor. 24 Nisan 2010 tarihine kadar Kibele Sanat Galerisi’nde, Türk resim sanatının doğduğu yer olarak kabul edilen Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi hocalarının eserlerinden bir seçki sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde öğretim üyesi olmanın yanı sıra dönemlerinin en ünlü sanatçıları olan ressamların eserlerini buluşturan sergide, Osman Hamdi Bey’den günümüze Türk resim sanatının en değerli sanatçılarının eserleri yer alıyor. Sergide, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Osman Hamdi Bey, Halil Paşa, Ömer Adil, Mihri (Müşfik) Hanım, İbrahim Çallı, Namık İsmail, Avni Lifij, Cemal Tollu, Adnan Çoker, Devrim Erbil, Özdemir Altan, Neşet Günal, Neşe Erdok gibi çok sayıda sanatçının eserleri yer alıyor. Levent İş Kuleleri’nde bulunan Kibele Sanat Galerisi; pazar, pazartesi ve bayram günleri hariç, her gün 10.00 – 19.00 saatleri arasında ziyarete açık. Ayrıntılı bilgi: (0212) 316 15 80

İSMMMO YAŞAM  57


Bal

Yönetmen: Semih Kaplanoğlu Senaryo: Semih Kaplanoğlu, Orçun Köksal Oyuncular: Bora Altaş, Tülin Özen, Erdal Beşikçioğlu

 Semih Kaplanoğlu'nun 60. Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı kazanan “Bal” filmi Yusuf üçlemesinin final filmi... "Bal" bizi Yusuf'un hayatının birinci safhasına yani çocukluğuna götürüyor ve bu kez bizi karakovan balcısı babası Yakup’la tanıştırıyor... Yusuf (7) ilkokula başlamış, okuma yazma

İki Babalık

öğrenmektedir. Babası Yakup ürkütücü bir ormanın derinliklerinde, yüksek ağaçların üzerine kurulmuş el yapımı kovanlarda üretilen karakovan balcılığıyla uğraşmaktadır. Yusuf bir sabah gördüğü rüyayı babasına anlatır. Bu rüya ikisi arasında sonsuza dek kalacak bir sırdır. Yakup, anlaşılmaz bir

nedenle soyu hızla tükenen Kafkas arılarının peşinden uzak bir ormana gider. Babasının gidişiyle Yusuf iyice sessizliğe gömülür. Annesi ne kadar uğraşsa da Yusuf'u konuşturamaz. Babasını aramak için ormanın derinliklerine dalan Yusuf’un gördüğü rüya gerçekleşecek midir?

Orijinal adı: Old Dogs Yönetmen: Walt Becker Senaryo: David Weissman, David Diamond Oyuncular: Robin Willams, John Travolta, Matt Dillon, Seth Green

SİNEMA -DVD

 "İki Babalık" filminde Robin Wil-

liams baba, John Travolta ise çapkın arkadaş rolünde karşımıza çıkıyor. Altı yaşında ikiz çocukları olan boşanmış bir baba ile hovarda ruhlu arkadaşı bu iki çocuğun bakımı ve sorumluluğu iki hafta boyunca üzerlerine kalınca çareyi bir yaz kampına katılmakta bulurlar. Yaz kampının yöneticisi Barry ikizlerle birlikte kampa gelen adamların aslında sevgili olduklarını ve ikizleri evlât edindiklerini düşünür. Bu nedenle bir an bile eleştirel gözlerini onların üzerlerinden ayırmaz...

58  İSMMMO YAŞAM

MART - NİSAN 2010


Aşk Çeşmesi

Orijinal adı: When in Rome Yönetmen: Mark Steven Johnson Senaryo: David Diamond, David Weissman Oyuncular: Kristen Bell, Josh Duhamel, Danny DeVito, Jon Heder, Will Arnett

 Beth, başarılı bir emlakçıdır ama şanssız bir

aşıktır. Kardeşinin düğününe gitmek için Roma'ya gider ve orada Nick ile tanışır. Ancak depresif bir anında dilek kuyusundaki dilek paralarını çıkarmış ve bir nevi lanetlenmiştir. Laneti, çıkardığı paraları atan yani aşk dileyen erkeklerin aşkıdır. Ve Nick de onlardan biridir. Bu arada Beth ile Nick yakınlaşır. Ama bir sorun vardır... Beth. Nick'in aşkından emin olamamaktadır.

DVD SEPETİ

 Rüzgâr Gibi Geçti

Margaret Mitchell'in pembe romanı “Gone With the Wind”in Victor Fleming imzalı sinema uyarlaması olan film 1940 yılında 9 dalda Oscar ödülü almıştı... Scarlett O'Hara, ailesi tarafından şımartılmış yaramaz

 Felekten Bir Gece

MART - NİSAN 2010

 Bir Alışverişkoliğin İtirafları

Sevimli Becky modadaki son gelişmeleri takip etmekten kendisini alıkoyamayan ve durumunun farkında olan bir alışveriş delisidir. Bu şaşaalı dürtülerinin masrafını karşılamak için iş bulmak zorunda kalan Becky'ye kaderin bir cilvesi sonucu mali danışmanlık konusunda köşe yazarlığı teklif edilir ve tabii ki ortaya komik sonuçlar çıkar. Film, alışveriş yapmanın heyecanını ele alan ve hayatta en önemli şeylerin her zaman fiyat etiketinin olmayabileceğini kanıtlayan bir yaşam tarzı komedisi...

SİNEMA -DVD

Filmde arkadaşlarının düğününden iki gün önce bekarlığa veda partisi vermek için Las Vegas'a giden dört arkadaş, sarhoş oldukları parti gecesinin sabahında odalarında bir kaplan, tavuklar ve dolapta ağlayan altı aylık bir bebek ile uyanırlar. Ayrıca damat ortada yoktur. Bir gece öncesine dair hiçbir şey hatırlamayan üç arkadaş ipuçlarını takip ederek işlerin nerede kontrolden çıktığını bulmak zorundadırlar. En önemlisi de damadı bularak zamanında Los Angeles'a düğününe yetiştirmeleri gerekmektedir.

ve bencil bir kızdır. Scarlett, Ashley'e aşıktır ancak bir türlü kavuşamazlar. Rhett Butler ise kendini beğenmiş, çapkın ruhlu ve çıkarcı bir adamdır. Kuzey-güney savaşı yıllarında Scarlett'ın ailesi servetini kaybeder ve Rhett Butler'la evlenen Scarlett'ın artık tek amacı manevi değeri yüksek malikanesini kurtarmaktır.

İSMMMO YAŞAM  59


 Einstein Bulmacası  Küçük Arı  Kayıp Gül  Hangi Dünya Düzeni?  Anneler ve Oğullar İçin Bir Fincan Huzur  Sadakat  Yavuz  İki Darbe Arasında  Ali ile Ramazan  Hep Sevgili Kalalım

 Yazar: Jeremy Stangroom  Yayınevi: Domingo Yayıncılık  Sayfa sayısı: 144 Einstein meşhur bulmacasını çocukken tasarlamış... Beş komşu ve bir balık hakkındaki bu hain problem öyle akıllıcaydı ki Einstein bu soruyu her elli kişiden yalnızca birinin çözebileceğini öne sürmüştü. "Einstein Bumacası"nda, şimdiye dek tasarlanmış en şaşırtıcı zihin açıcılarla karşılaşacaksınız. Üç kapıdan birini seçerken, sürpriz partinin hangi gün olacağına dair tahmin yürütürken ya da bilgisayarınıza düşen ve bir şekilde hep doğru çıkan maç tahmini e-postalarının güvenilirliğini hesaplarken hücreleriniz fazla mesai yapacak...

Hangi Dünya Düzeni

 Yazar: Banu Avar  Yayınevi: Remzi Kitabevi  Sayfa sayısı: 160 2009 yılı, gazeteci Banu Avar'ın deyişiyle yabancı

güçlerin ve içerdeki işbirlikçilerinin gemi azıya aldığı ve bunu açıkça ilan ettiği yıl... Şubat 2009'dan, Haziran 2009'a kadar Avrasya televizyonu ekranlarından izleyicilerle buluşan “Dünya Düzeni” adlı programda bu tarihsel döneme dikkat çeken Banu Avar, kitabında “küresel çete” olarak değerlendirdiği güçlerin karmaşık ilişkilerini ve uyguladıkları politikaları Türkiye açısından mercek altına alıyor.

KİTAP

Sadakat

 Yazar: İnci Aral  Yayınevi: Turkuvaz Kitaplığı  Sayfa sayısı: 280 Günümüz ilişkilerinin

çıkmazlarını, yerleşik kuralların geçersizliğini, kadınla erkek arasındaki tutku bağlarını ustalıkla işleyen İnci Aral, modern zamanların aşkları üzerinde düşünmeye zorluyor bu romanında... İhanetin en uğursuzunu yaşayan Azra, tutkuyla bağlandığı, saplantılı hatta bencilce bir aşkla sevdiği Ferda ve ihanet nesnesi üçüncü kişi... Yaşamın kıyısında çözümsüz kalan Azra, her şey bittiğinde belleğinin ışığında şimdiyle geçmiş arasında gidip gelir ve dehşet verici bir sonla biten hikâyesini sayfalara döker. Yaşamla ölümün kesişme noktasından geçmişe bakarken ihanetin mi, sadakatin mi zor olduğunu sorgulatır okura...

60  İSMMMO YAŞAM

ŞİİR

Sevgilerde

Sevgileri yarınlara bıraktınız Çekingen, tutuk, saygılı Bütün yakınlarınız Sizi yanlış tanıdı Bitmeyen işler yüzünden (Siz böyle olsun istemezdiniz) Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi Kalbinizi dolduran duygular Kalbinizde kaldı Siz geniş zamanlar umuyordunuz, Çirkindi dar zamanlarda bir sevgiyi söylemek. Yılların telaşlarda bu kadar çabuk Geçeceği aklınıza gelmezdi Gizli bahçenizde Açan çiçekler vardı, Gecelerde ve yalnız Vermeye az buldunuz Yahut vakit olmadı

BEHÇET NECATİGİL

MART - NİSAN 2010

 Remzi Kitabevi (Mart 2010)

Einstein Bulmacası

EN ÇOK SATANLAR


ÇOCUKLARA ÖZEL

Görünmeyen

 Yazar: Paul Auster  Yayınevi: Can Yayınları  Sayfa sayısı: 252 Paul Auster'ın yeni romanı

“Görünmeyen”, dünya eleştirmenlerinin değerlendirmesinde yılın en iyi kitapları arasına alınmakla kalmadı, yazarın en önemli romanı olarak da tanımlandı. 1967 baharında New York'ta başlayan roman, iç içe geçen dört bölüm boyunca Paris'e ve Karayip Adaları'na kadar uzanan karmaşık bir ilişkiler zincirini anlatıyor. Şair olmak isteyen üniversiteli Adam Walker, siyasal bilimler profesörü Rudolf Born ve sevgilisi Margot ile başlayan aşk üçgeni, Walker'ın ablasını, Born'un üvey kızını da içine alan dörtgenlere, beşgenlere dönüşüyor...

Kuantum Düşünce Yöntemi  Yazar: James J. Mapes  Yayınevi: Yakamoz Yayıncılık  Sayfa sayısı: 312 Eğer düşünme

yönteminizde sadece basit birkaç değişiklik yaparak korkuyu yenebilmeniz ve yaşamınızda olumlu değişiklikler yapabilmeniz mümkün olsaydı? Ya da sadece algılama şeklinizi değiştirerek birkaç dakika içinde endişelerinizi azaltabilseydiniz ne olurdu? İstediğiniz her şeye karşı kırılmaz bir motivasyonunuz olsaydı, yaşamınız ne kadar değişirdi? James J. Mapes, "Kuantum Düşünme Yöntemi"ni ‘değişimin gerçekleşmesini sağlayacak olan katalizör’ olarak sunuyor...

Başına Buyruk Beyin

 Yazar: Cordelia  Fine Yayınevi: Sel Yayıncılık  Sayfa sayısı: 172 Amerikalı

MART - NİSAN 2010

Çocuk Kalbi

Yazar: Edmondo De Amicis Yayınevi: Alfa Basım Yayım Sayfa sayısı: 330 Çocuk Kalbi, dünyanın en sevilen ve en çok okunan çocuk romanlarından biri... İlköğretim çağındaki bir İtalyan öğrencinin, bir yıl tuttuğu günlükten yola çıkarak bu romanı kaleme alan Edmondo De Amicis, çocuk edebiyatının unutulmazları arasında yerini alıyor. Çocuk Kalbi'nde sevginin, dostluğun, paylaşmanın ve insan olmaya dair en sıcak duygular dile geliyor.

Araçlar

Yazar: Kollektif Yayınevi: Altın Kitaplar Sayfa sayısı: 48 Adım Adım Çiziyorum Dizisi, çocuklara kolayca resim yapmanın yollarını, yine resimler eşliğinde öğreten eğlenceli bir çalışma... Hayvanlar, Araçlar ve Periler başlıklarıyla tamamlanan dizi, üç kitaptan oluşuyor. Her kitap; isimlerinden de anlaşılacağı üzere belli kavramlardan yola çıkılarak, çocuklara kademeli olarak kolayca resim yapmayı öğretiyor.

KİTAP

psikiyatr Cordelia Fine, Başına Buyruk Beyin'de, günlük hayatımıza yön veren olaylar karşısında duruşumuzun, önemli ya da sıradan kararlar alırken farklılaşan tepkilerimizin altında yatan nedenleri inceliyor. Bu incelemeleri de tüm dünyada geçerliliği olan oldukça ilginç deneyler etrafında yapıyor. Doğduğumuz andan itibaren beynimizin içine yerleşen ya da yerleştirilen yargıların, değerlerin, ahlâk anlayışımızın marketten makarna alırken bile ne kadar etkili olduğunu okurken şaşıracaksınız!

KİTAPLAR

İSMMMO YAŞAM  61


‘Tablet’ devrimi

Hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan bilgisayarlardaki değişim sürüyor. Önce masaüstü sonra dizüstü haline gelen bilgisayarlar şimdi de ‘tablet’ devrimi yaşıyor. Apple’ın iPad’iyle gündeme gelen tablet bilgisayarların özelliklerini sizler için inceledik.

TEKNO-YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR Teknolojideki ilerlemeyle beraber bilgisayarlar ‘tablet’ hale geliyor. Tablet PC, dijital kalem yardımıyla kontrol edilen klasik bir cep bilgisayarıyla standart bir dizüstü bilgisayarın sentezi olarak tanımlanıyor. Klavyeye ve fareye ihtiyaç duymayan bir dizüstü bilgisayar olarak da ifade edebiliriz. Tek parça halinde elde taşınabilen tablet bilgisayarlar, işi gereği sürekli hareket halinde olan iş insanlarının hayatını kolaylaştırıyor. Son yirmi yıldır devamlı yenilenen modelleri çıkan tabletlere olan ilgi, ABD’li teknoloji devi Apple’ın uzun süredir beklenen ‘iPad’i duyurmasıyla zirveye çıktı. Apple dışında Fujitsu, Toshiba, HP gibi bilgisayar üreticileri de bu alanda kıyasıya yarışıyor. Tablet PC’ler, insanları bilgisayarlara daha fazla yakınlaştırıyor. Devrim yaratması beklenen dokunmatik ekranlı iPad, nisan ayında ABD’de piyasaya sürüldü. Türkiye’ye geliş tarihi henüz

62  İSMMMO YAŞAM

Apple CEO’su Steve Jobs, “iPad, bir laptop’dan daha kişisel, bir akıllı telefondan daha yetenekli” dedi. iPad’i kitap okumak, oyun oynamak, video izlemek için de kullanmak mümkün. 16, 32 ve 64 Gigabyte'lık bellek seçeneklerine sahip. belli olmayan iPad’in kalınlığı 1.25 santimetre, ağırlığı ise 680 gram. Bilgisayarın 10 saatlik pil ömrü bulunuyor.

TOSHİBA PAZARA SUNDU

iPad’in Türkiye’ye geliş tarihi belli olmasa da Toshiba, tablet PC’sini pazara sundu. Taşınabilir iletişim ve eğlence cihazı JournE Touch, dokunmatik bir tablet bilgisayar. Cihaz sayesinde evdeki herkesle iletişim kurup eğlenebilmek mümkün. Kullanımı kolay cihazla evin her yerinden istenilen içerik sadece dokunarak indirilip görüntülenebilecek. İki USB girişi, bir SD okuyucusu var. USB girişi ve HDMI (Yüksek tanımlı multimedya arayüzü) bağlantısı yapılabilme özelliği sayesinde; notebook ve TV’lere bağlayarak içerik paylaşma imkanı da tanıyor. 7 inç yani 17.78 santimetrelik LCD ekrana sa-

hip JournE Touch, 450 gram ağırlığında. Kablosuz internet ve 3G özelliğinin yanı sıra üründe Windows CE işletim sistemi bulunuyor. Japon Fujitsu da, yirmi yıl önce tanıttığı ilk tablet bilgisayarların iki yeni modelini Türkiye’de piyasaya sundu. Stylistic ST6012 tableti ortam aydınlığını algılayan teknolojisi sayesinde iç ve dış kullanımda parlak bir ekran görüntüsü sunuyor. 1.6 kilogram ağırlığında. Intel Core 2 Duo işlemciye ve 4 Gigabyte’a kadar belleğe sahip. Yetkisiz kullanımlara karşı parmak izi algılayıcısı var. Lifebook T900 ise, yüksek performans ve uzun pil ömrüyle dikkat çekiyor. Parlak LED ekranı var. T900’ün ekranına çok işlevli yazı çubuğunun yanı sıra parmakla da müdahale edilebiliyor. Her yerden kablosuz bağlanabilen bu tablet aynı zamanda opsiyonel olarak 3G/UMTES, WLAN ve Bluetooth bağlantılarını da kullanabiliyor.

MART - NİSAN 2010


Samsung’dan iki netbook

Tüketici elektroniği firması Samsung, netbook serisine iki yeni modeli ekledi. N210 ve N220, 12 saate kadar pil ömrüne sahip. N210 ve N220’nin görüntüleme deneyimini zenginleştiren ekran özellikleri bulunuyor. Yeni modellerin 10 inç boyundaki yansıtmayı önleyen LED ekranları, filmlere ve görüntülere ince ayar yaparak, görüntüleri en canlı, en keskin renk ve detaylarla gösteriyor. Parlak ışıklar ve güneş ışığı altında dahi ayna etkisi yapmıyor. İki model de zarif, kristal desenli tasarıma sahip. İki model de Phoenix FailSafe yazılımı sayesinde bilgisayarların hırsızlık durumunda izlenebilmesini sağlıyor. Hareket halindeyken daha da fazlasını yapabilmek için N210 ve N220’de özel tasarımlı klavye yer alıyor.

HP Photosmart serisi, evde fotoğraf baskısını kolaylaştırıyor. Üç farklı ekran özelliğiyle daha kolay kullanım sunuyor. Çok fonksiyonlu yazıcı serisi olan PS C4680, C4780, PS AIO ve PS AIO WF modelleri 3.7 santimetrelik dokunmatik çerçeve bulunuyor. Ev kullanımı ve ağırlıklı olarak fotoğraf basımı için tasarlanan bu ürünler, dokunmatik ekran vasıtasıyla daha kolay kullanım imkanı sağlıyor. Evde herkes bu modeller sayesinde bilgisayar olmadan ekran vasıtasıyla baskı yapabiliyor.

MART - NİSAN 2010

Canon, EOS 550D ile fotoğrafçılığa tam görüntü kalitesi getiriyor. Yeni dijital SLR, kullanıcıların yaratıcılığını hem fotoğraf hem de Full HD videoda genişletiyor. Canon EOS 550D ile 18 megapiksellik çözünürlükle büyük boyutta baskılar alınabilirken, 9 noktalı AF sistemi her karede sıradışı detay sağlıyor. EOS 550D’nin üzerindeki modlar sayesinde kolayca yüksek kalitede fotoğraf elde edilebiliyor. Düşük ışık modu sayesinde EOS 550D’nin hassaslık ayarı 6400 ISO’ya kadar yükselebiliyor. Yüksek hız, düşük ses ve güzel renkler sağlayan Digic 4 işlemciye sahip. Fotoğrafa yeni başlayanlar için EOS 550D ile yaratıcılığı üst seviyelere çıkarmak mümkün.

Sanal evcil hayvan

Sony, sanal evcil hayvanı EyePet ile kullanıcılara hayvan sahibi olma keyfi yaşatıyor. Sony’nin geliştirdiği sanal evcil hayvan oyunu EyePet, PlayStation sahipleriyle buluşuyor. Hayvan sanal olsa da yaşattığı deneyimler gerçek. Daha çok kedi ve maymun karışımı olarak tarif edilebilecek EyePet, sahiplenilmek, ailenin eğlencesi ve dostu olmak için can atıyor. EyePet acıktığında sahiplerinin onu beslemesi, canı sıkıldığında onunla oynaması ve kendini yalnız hissettiğinde onu sevmesi gerekiyor. EyePet, etkileyici bir interaktif aile eğlencesi olmanın yanı sıra oyunculara, yaratıcılıklarını geliştirme imkanı tanıyor. Oyuncular, EyePet ile sohbet edebiliyor, kürkünü diledikleri gibi şekillendirebiliyor veya ona havalı kıyafetler giydirebiliyor. EyePet, her şeyi, oyuncuların hayal gücüne bırakıyor.

TEKNO-YAŞAM

Evde fotoğraf baskısı

Canon EOS yaratıcılığı artırıyor

İSMMMO YAŞAM  63




KOMİK RESİMLER

MİZAH

DAHA ÇOK PASTA İSTİYOR

64  İSMMMO YAŞAM

Çocuk, okuldan bir gözü şiş olarak dönünce, annesi telaşlandı. - Oğlum ne oldu gözüne, düştün mü yoksa? - Hayır düşmedim. Arkadaşım Ahmet’le dövüştük. Ben de yarın onun gözünü şişireceğim! Annesi yatıştırmaya çalıştı : - Sakın ha! Dövüşmek iyi bir şey değil. Ben sana yarın pasta vereyim. Arkadaşına da ver, barışın. Güzel güzel oynayın olmaz mı? - Olur anneciğim, barışırız. Ertesi gün, çocuk öteki gözü de şişmiş olarak döndü. Annesi merakla sordu: -Yine ne oldu? -Arkadaşım yaptı, daha çok pasta, çörek istiyor!

MART - NİSAN 2010

25yasam  
25yasam