Page 1

YASAM

YIL

EYLÜL - EKİM 2009

SAYI

4

22

RBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI İKİ AYLIK YAYINI

TAKMA KAFANA

! DOSYA: APOLİTİK HAYAT, OH NE RAHAT ! İTO BAŞKANI YALÇINTAŞ: DOLAYLI VERGİLER MAKUL SEVİYELERE ÇEKİLMELİ ! CÜNEYT TOROS: HEDEFİM EKONOMİ GAZETECİLİĞİNE RENK KATMAK ! IŞIN KARACA: MÜZİKALDE YETENEKLERİMİ SERGİLEMEK İSTİYORUM ! 86 YILDIR AYNI COŞKU AYNI KARARLILIKLA


ZİRVEDEKİLER

‘Dolaylı vergiler makul seviyeye çekilmeli’

10 ! İSMMMO YAŞAM

İTO Başkanı Murat Yalçıntaş, üretimin önünü açacak her önlemin aynı zamanda işsizliğe de çare olacağını belirtiyor. Kısa vadede dolaylı vergilerin düşürülmesi gerektiğini söyleyen Yalçıntaş, orta ve uzun vadede de yapısal sorunların mutlaka çözülmesi gerektiğini vurguluyor. EYLÜL - EKİM 2009


DEFNE DOĞAN

EYLÜL - EKİM 2009

Kırgızistan Başbakanı Cudinov

İYİ YETİŞMİŞ ELEMAN STOĞU ARTTIRILMALI Türkiye'nin en büyük sorunu, işsizlik. Sizce bu konuda ne yapılabilir? Evet bugün ülkenin önündeki en temel sorun işsizlik. Bu sorunu çözmek için kısa, orta ve uzun vadeli önlemlerden söz etmek mümkün. Ama sorunu kalıcı biçimde çözecek olan orta ve uzun vadeli önlemler olacaktır. Kısa vadeli yatırım ortamını canlandıracak her türlü önlem aynı zamanda işsizliği de kısa vadeli olarak önleyecektir. Dolayısıyla üretimi canlandırmak için atılan her adım aslında işsizliğin çözümü için de atılmış bir adımdır. Orta ve uzun vadeli yapılması gereken de Türkiye'nin iyi yetişmiş eleman stoğunu artırmaktır. Türkiye'de meslek eğitimi yok. Özellikle mesleki eğitim verecek ara eleman yetiştirecek okullar çok çok yetersiz. İşsizliğe karşı en iyi çözüm, iyi yetişmiş, donanımlı ara eleman yetiştirilmesidir. Bunlar hem verimliliği artıracak hem de katma değeri çok daha yüksek ürün üretmemize yol açacak. Bunun içinde milli eğitim sisteminin yeni baştan gözden geçirilmesi gerekmektedir.

ZİRVEDEKİLER

İstanbul Ticaret Odası (İTO), Türkiye’nin hatta dünyanın en büyük odalarından biri… Tam 300 bin üyesi var. 127 yıllık geçmişe sahip İTO’nun başkanlığını iki dönemdir Murat Yalçıntaş yürütüyor. 300 bin üyesiyle Türk ekonomisinin nabzını tutan Yalçıntaş, bu yılın son çeyreğinde toparlanma olsa bile 2009’un eksi ile kapanacağını belirtiyor. “Krizin sonu göründü artık önlem almaya gerek yok” yaklaşımını hatalı bulan Murat Yalçıntaş, hükümetin tedbir almaya devam etmesi gerektiğini söylüyor. Yalçıntaş, “İç tüketimi canlandırmaya devam etmek gerekiyor. Üretim maliyetini düşürmeye yönelik önlemler alınmalı” diyor. Kısa vadede, enerji gibi girdi maliyetlerinin düşürülmesi ve dolaylı vergilerin makul seviyelere çekilmesinin gerektiğini belirten Yalçıntaş, “Orta vadede ise yapısal sorunların giderilmesine yönelik önlemler alınmalı. Türk Ticaret Kanunu bir an önce çıkarılmalı” diye konuşuyor. İTO Başkanı Murat Yalçıntaş, İSMMMO Yaşam’ın kriz, işsizlik, teşvikler, Oda’daki çalışmaları gibi konularda sorularını yanıtladı. Küresel olarak ciddi bir kriz yaşanıyor. Ekonomide toparlanma ne zaman başlar? Kabul etmek gerekir ki, bu yılı önceki yıllar gibi geçirmedik. Özellikle 2001'den itibaren yüksek büyümeler yakaladık. Oysa krizle birlikte ciddi anlamda küçüldük. Rakamlar son çeyrekte artı olabilir ama yılın tamamında yine eksi olacak gibi görünüyor. O nedenle bu yılın çok da iyi olduğu-

nu söyleyemeyiz. Evet krizin yakıcı olan kısmı geçmiştir, küçülmeler duracaktır ancak tam anlamıyla toparlanma ne zaman başlar, bunu kesin olarak söylemek mümkün görünmüyor. Türkiye bu krizden beklenenden çok etkilendi. Neden? Türkiye'nin diğer ülkelere göre çok daha fazla yapısal sorunları vardı. Bu yapısal sorunlar da bu krizle birlikte ortaya çıktı. İşletmede çok meşhur bir Göl Teorisi var. Gölün dibinde büyük kayalar vardır, su yüksek olduğunda o kayalar fark edilmez ama su seviyesi düştüğünde kayalıklar ortaya çıkar. Bizde de sorunlar vardı ama gerek iç, gerek dış piyasalardaki rahatlık nedeniyle o sorunlar hissedilmiyordu. Türkiye'deki en önemli yapısal sorunlardan biri ölçek ekonomisinin yetersizliği. Türkiye'deki şirketlerin çoğu küçük boy hatta mikro ölçekte. Bunların da dayanma gücü kendi büyüklükleriyle orantılı olduğundan, çok da iyi değil. İkinci temel sıkıntı; Türkiye'deki finansman sisteminin yeterli derinliğe sahip olmaması. O nedenle finans kurumları etkilenmediği halde reel sektör para bulamaz, kredi alamaz hale geldi. Çünkü derin değillerdi. Türkiye'deki tüm finansman yalnız bankalarda toplanmış durumda. Oysa dünyaya baktığımızda küçük ve orta işletmeleri finanse edecek kurumlar var. Sigorta bunlardan biri. Risk sermayesi, sıkıntılı olsa da türevler bunlardan bir başkası. Gerçek anlamda halka açılmalar yine öyle... Krize karşı alınan önlemler yeterli mi? Aslında “Krize karşı şu önlemler alındı; yetti ya da yetmedi” demek

İSMMMO YAŞAM ! 11


40 yaşında İTO’ya başkan oldu İTO’ya 40 yaşında başkan olan Murat Yalçıntaş, 1965 İstanbul doğumlu. Saint Joseph mezunu olan Yalçıntaş ,Boğaziçi Üniversitesi’ne Türkiye 200’üncüsü olarak girdi. Makine mühendisi olan Yalçıntaş, mezuniyet sonrasında Boston Üniversitesi Brüksel Kampusu’nde yüksek lisans ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi İşletme Anabilim Dalı’nda doktora çalışması yaptı. Brüksel`de Avrupa Birliği’nde (AB) uzman araştırmacı olarak çalışan Yalçıntaş, 3 yıl İslam Kalkınma Bankası’nda proje uzmanı ve şefi olarak görev aldı. Türkiye’ye döndüğünde de özel sektörde girişimci olmayı seçen Yalçıntaş, 15 Mart 2005’te İTO Yönetim Kurulu Başkanlığı’na seçildi. TRT eski genel müdürü ve AKP Milletvekili Nevzat Yalçıntaş’ın oğlu olan Yalçıntaş, AKP’de Siyaset Akademisi adlı projenin de mimarlarından. Yalçıntaş Fransızca, İngilizce, Arapça ve Almanca biliyor.

ZİRVEDEKİLER

Murat Yalçıntaş ve babası Nevzat Yalçıntaş (solda)

12 ! İSMMMO YAŞAM

doğru değil. Bu dinamik bir süreç. Başka başka durumlardan geçildi ve her defasında farklı önlemler alınması gerekiyordu. Bu da bir nebzeye kadar alındı. Hükümet arka arkaya tedbirler aldı. Şunu söylemek lazım “Evet krizin sonu göründü artık önlem almaya gerek yok” dersek ciddi hata yapmış oluruz. Tedbir almaya devam etmek lazım. Bunlar da ağırlıklı olarak bir; iç tüketimi canlandırmaya devam etmek. İkincisi de üretim maliyetini düşürmeye yönelik önlemler alınmasıdır. İstanbul Ticaret Odası, krizde üyeleri için ne gibi destekler sağladı? İTO, 300 bini aşkın üyeye sahip, dünyanın en büyük odalarından biri. Gerek krizin etkilerinin hissedilmeye başladıktan sonra gerekse son dönemde yaşanan sel felaketinin ardından üyelerimize bir nebze de olsa destek olmak için oda kaynaklarından ve bankalarla ortak oluşturduğumuz kaynaklardan yeni enstrümanlar dizayn ettik. Krediye ulaşmak için bir takım kolaylıklar sağlandı. İhtiyaç duyan üyelerimiz de bunlardan yararlandı. Son olarak da Vakıfbank’la bir işbirliğimiz olacak. Yapmaya çalıştığımız şey üyelerimizin mümkün olduğunca kolay ve ucuz krediyi temin etmesi. Vakıfbank’la da yeni bir enstrüman dizayn edildi. Çok kısa bir süre içinde bunu açıklayacağız. Teşvikler haksız rekabete yol açtı mı? Nasıl bir teşvik modeliyle hareket edilebilir? Teşviklerin haksız rekabete yol açtığını düşünmüyorum. Yılsonuna doğru iç tüketimin arttığını, sanayi üretiminin toparlandığını gördük. Bunun tamamen teşviklerin sonucu olduğunu söylemek mümkün. Hatta bunların sonucunun ne kadar olumlu olduğunu üçüncü çeyrek verilerinin açıklandığında daha iyi göreceğiz. Şimdi teşviklerin aynı şekilde değil ama sizin de sözünü ettiğiniz gibi haksız rekabeti ortadan kaldıracak şekilde ve diğer katmanları da kapsayacak şekilde devam etmesi gerektiğini düşünüyorum. Örneğin ÖTV indirimi kalktı, hurda indiriminin devam etmesi lazım. Bu otomotiv sektörünün diğer bir açığını kapatacak ve ekonomiye de olumlu katkıları olacak bir adımdır. Şunu da eklemek gerek, bizim ilk başta aldığımız teşvik önlemleri, geciktirilmiş talebin karşılanmasına yönelikti. Bundan sonra alınacak önlemler, geciktirilmiş talebi sıfırlayacak hatta bir miktar oluşacak olan talebi öne çekecek olan önlemler olmalı. Şu an büyümeye en çok ihtiyacımız olan zaman olduğundan alınacak olan teşvik kararlarının şimdi alınması doğrudur. Çünkü belli bir zaman geçtikten sonra, piyasalar toparlandıktan sonra alınacak olan kararların elbette bir katkısı olur ama alınacak olan zaman bu zamandır. Teşvikler genellikle talebi yani tüketimi artırmaya yönelik. Peki üretimi artırmaya dönük teşviklerin de ve-

EYLÜL - EKİM 2009


EYLÜL - EKİM 2009

İSMMMO’nun kendi alanında yeri doldurulamaz İTO Başkanı Murat Yalçıntaş, İSMMMO'nun faaliyetleri hakkında ne düşündüğüne ilişkin sorumuzu şöyle yanıtlıyor: “Türkiye'de sivil toplum kuruluşları çok önemli. Kendi alanında en başarılı olan birkaç odadan biri. Başarısını da şuradan biliyorum; tanıdığım üyeleri var. Özellikle verdiği eğitim faaliyetleri -hatta buna eğitim değil, müsaade ederseniz bilinçlendirme diyeyim- çok önemli. Kaliteli eleman stoğuna ulaşmada kendi sektöründe İSMMMO'nun yerinin doldurulamaz olduğunu düşünüyorum.”

ZİRVEDEKİLER

rilmesi gerekmez mi? Evet, çok doğru. Ancak unutulmaması gerekir ki, bizim Gayrı Safi Milli Hasıla'mızın yüzde 76'sı iç tüketime endekslidir. Biz eğer üretimi artırmak istiyorsak, GSMH'yı artırmak istiyorsak, tüketimi mutlaka tetiklemek gerekir. Tabii ki burada israftan söz etmiyoruz ama geciktirilmiş olan talepleri yerine getirelim; iç tüketimi canlı tutalım ki buna bağlı olarak da üretim devam etsin. Tabii ihracat da çok önemli… Ancak ihracat pazarlarının toparlanması biraz zaman alacak. Bu zamanın oluşmasına kadar büyümenin ana motoru olan iç tüketimi canlı tutulması lazım. Önerileriniz, uygulamaya ilişkin saptamalarınız neler? Türk sanayisinin canlı tutulması için girdi maliyetlerinin dünya ile rekabet edebilir bir seviyede tutulması lazım. Bu üretimin önünü açmaktır. Buradaki önlemleri iki şekilde ele almak lazım, biri kısa diğeri de orta ve uzun vadeli önlemler. Kısa vadeli önlemler enerji gibi maliyetlerin ucuz verilmesi, temel maddelerde rekabetçiliğin sağlanması. Çok yüksek olan dolaylı vergilerin makul seviyelere çekilmesi. Bunlar üretimin önündeki kısa vadeli alınması gereken tedbirler. Bir de uzun vadeli önlemler var. Onlar da yapısal sorunların giderilmesine yönelik olmalı… İlk başta ilgili gibi görünmüyor ama Ticaret Kanunu'nun bir an önce çıkarılmalı. Aynı şekilde sigorta yükü kaldırılmalı. Çünkü bu doğrudan doğruya üretimin sırtına yüklenmiş bir yük. Bir de İş Kanunu'nun düzeltilmesi gerekiyor. Hem emekçiye hem de işverene ciddi bir yük getiren bir yapıda. Bu tip önlemler de orta ve uzun vadede yapılması gerekenler. Sektör olarak öne çıkması gerekenler var mı? Hayır ama dolaylı vergilerin düşürülmesi tüm sektörlere olumlu katkı sağlayacak bir uygulama olacaktır. İTO'da göreviniz nedeniyle çok yoğun bir temponuz var. Kendi işlerinize nasıl yetişiyorsunuz? Nasıl dinleniyorsunuz? Yaptığım işi seviyorum. Yaptığım işlerden netice aldığımı gördüğüm zaman, benim üyelerimin yapılan işlerin neticesinde daha rekabetçi, daha başarılı ve daha kârlı olduğunu gördüğüm zaman, bu benim için en büyük dinlenme oluyor. Beni en çok yoran, üzen ve enerjimi düşüren şey yaptığım işte netice alamamak. İleriye dönük hedeflerinizi öğrenebilir miyiz? Yaptığım işleri en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum. Siz en iyisini yapmaya çalıştığınızda zaten toplum sizi layık olduğunuz yere taşıyor. Dolayısıyla oda başkanıyım. Allah izin verirse üç sene daha başkanlık yapacağım. Bu üç sene içinde en iyisini yapmaya çalışıyorum. Bu üç senenin sonunda toplum beni nerede görmek istiyorsa, nereye layık görüyorsa oraya taşıyacaktır.

İSMMMO YAŞAM ! 13


KAPAK

Takma kafana... Tokadan başka! Temizlik, düzen, kuşku hastalığı… Bunlardan daha beteri de var… Kimi her şeyi harita gibi görüyor; kimi önüne gelene evlilik teklif ediyor. Gününü hediye almakla geçirenler; tırnak yiyenler, saçlarını, kıllarını çekip kendine zarar verenler de var. Maalesef bu takıntılar günlük yaşamı zehir ediyor… Elbette tedavisi var ama siz ne yaparsanız yapın, hiçbir şeye ‘takılıp’ kalmayın…

14 ! İSMMMO YAŞAM

EYLÜL - EKİM 2009


AYŞEGÜL EMİR Temizlik kaygısıyla günün büyük bölümünü sürekli ellerini yıkayarak geçiriyor, önüne gelen her şeyi devamlı sayıyor, kapının kilitli olup olmadığından emin olamıyor, ocağı, ütünün fişini defalarca kontrol ediyor, eşyaların düzensiz durmasından rahatsızlık duyuyor, kaldırım taşlarındaki çizgilere basmadan yürüyemiyor, konuşurken kötü bir şey söyleyeceğinden korkuyor… Bunların hepsi evham ve vesvese de denen takıntı hastalığına yakalananların defalarca yaptıkları şeylerden sadece birkaçı… Aslında herkesin hayatında olabilecek ya da birkaç kez başına geldiği şeyleri takıntı olarak görmemek gerekiyor. Kişilik özellikleri olan titizlik, tertiplilik ve kuralcılık her zaman takıntı olarak görülmüyor. Takıntıların hastalık olarak sayılabilmesi için istem dışı devamlı yapılması ve insanların hayatlarını olumsuz etkiler hale gelmesi gerekiyor. Takıntı hastalığı iş ve okul başarısını olumsuz etkileyip, sosyal ilişkileri bozabiliyor. Modern çağın hastalığı olarak görülen takıntıda, son yıllarda da elli kat artış yaşandığı belirtiliyor. Yaşamlarının çeşitli dönemlerinde çoğu insanın maruz kalabileceği takıntı, kişi tarafından tanınmadıkça ve anlatılmadıkça muayenelerde de ortaya çıkması zor bir hastalık olarak görülüyor.

MANTIKSIZ AMA TAKILIYORUZ

EYLÜL - EKİM 2009

! Takıntılı davranışlarını yapmaktan kendini alıkoyamaz. ! Tekrarlayıcıdır. Örneğin, defalarca el yıkanır, sürekli priz kontrol edilir. ! İstenmeden yapılır, sıkıntı verir, tekrarlayıcı ve süreklidir. ! Genellikle katı biçimde hatta merasim katılığıyla el yıkanır, kontrol edilir. ! Yaptıklarından rahatsız olmaya başlar. İşini gücünü, sosyal ilişkilerini yürütemez hale gelir. ! Kendine takıntılarından dolayı sınırlamalar getirmeye başlar. Toplu taşıma araçlarına binmez, umumi tuvaletleri kullanmaz, el sıkışmaz… ! Takıntılı olduğunu kabul etmeyen çok sayıda insan da vardır.

KAPAK

Peki, tam olarak takıntı nedir? Takıntı ya da tıbbi literatürdeki adıyla obsesyon, kişiyi rahatsız eden, tekrarlayıcı ve zorlayıcı düşünceler, duygu ve dürtüler olarak tanımlanıyor. Takıntılı kişi genelde obsesyonunun mantıksız olduğunun farkındadır ancak yine de zihninden atmakta ve vazgeçmekte zorlanır.

Takıntılı olduğunuzu nasıl anlarsınız?

İSMMMO YAŞAM ! 15


Yedikule Psikiyatri Kliniği’nden Psikiyatr Doç. Dr. Özgür Öztürk, takıntılara kompülsiyon (zorlantı) denilen bazı davranışların eşlik ettiğini ve bu nedenle hastalığa psikiyatride obsesif-kompülsif bozukluk denildiğini söylüyor. En çok yaşanan takıntının ‘bulaşma’ olduğunu anlatan Öztürk, kişinin sürekli temizlenme isteği ve bulaşma korkusu yüzünden evden çıkmamasına, kendini izole etmesine neden olabileceğini aktarıyor. Sıklıkla rastlanan diğer takıntı ise, şüphe. Bu tür takıntıya sahip olanlar kapı kilitli mi, hata yaptım mı tarzında şüphelere sahip oluyorlar. Öztürk, bunların dışında olabilecek takıntıları; cinsel, dini takıntılar, kötülük veya kötü bir şey yapacağından korkma takıntısı, kontrolü kaybetme, her şeyin yerli yerinde ve düzgün simetrik olması takıntılarının da sık görüldüğüne işaret ediyor.

KAPAK

KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ ETKİLİ

16 ! İSMMMO YAŞAM

Özgür Öztürk, takıntı hastalığının kökeninin beynin bazı bölgeleri arasındaki bozulmuş iletiden kaynaklandığını belirterek, şu tespitlerde bulunuyor: “Hastalığın nedeni biyolojik olmakla birlikte herkeste ne tür takıntıların ortaya çıkacağını belirleyen, her bireyin kişilik özellikleridir. Hasta olmadan önce de titiz olan bir kişide büyük olasılıkla temizlik ve aşırı el yıkama şeklinde ortaya çıkan hastalık, günlük hayatında güvensiz ve evhamlı olan bir başkasında şüphecilik ve kontrol etme şeklinde görülebilir. Mükemmeliyetçi bir kişide de simetri obsesyonu ortaya çıkabilir.”

EYLÜL - EKİM 2009


HER TAKINTI HASTALIK DEĞİL Pek çok insanda rahatsız etmeyen ve hasta olarak görülmelerini sağlamayacak belirli takıntılar da olabiliyor. Hastalık derecesinde takıntının ise toplumda görülme sıklığı genelde yüzde 2-3 oranında. Öztürk, hastalığın en çok 20’li yaşlarda ortaya çıktığına, erken başlangıçlı olanlara erkeklerde, daha geç başlangıçlı olanlaysa kadınlarda daha sık rastlanıldığına dikkat çekiyor. “Takıntının kadın ve erkekte görülme sıklığı eşit” diyen Öztürk, şu bilgileri veriyor: “Ancak kadın ve erkekte daha farklı türde takıntılar görülebilir. Kadınlarda temizlik, titizlik daha fazla iken erkeklerde kontrol etme ve dini takıntılar daha yaygın. Düzenli ve titiz olmayı gerektiren bazı meslekler akıntılı bir kişiliğe yatkın olanlarda hastalığı alevlendirebilir. Bu kişiler tekrar tekrar kontrol etmekten, emin olamadıkları için geri dönüşler yapmaktan ve başkalarına güvenemedikleri için işi hep tek başına yapmaktan helak olurlar. İşlerini ilerletemez hale gelirler. “

YÜZDE 90 İYİLEŞME SAĞLANIYOR

EYLÜL - EKİM 2009

! GÜLBEN ERGEN Hayatı boyunca peynir yememiş. ! SİBEL CAN Kulise gelirken kendi bornoz ve havlusunu getiriyor. ! DEMET AKALIN Kulise girdiğinde çantasından nazar boncuklarını çıkartıyor ve odanın her tarafına asıyor. ! DENİZ AKKAYA Arkadaşlarının doğumgünü, evlilik yıldönümü gibi özel günlerini kesinlikle unutmaz. Sadece mavi gül gönderir. ! CANDAN ERÇETİN Bronz tenden nefret eden Candan Erçetin, tatile gittiğinde bile havuz kenarında bornoz ile oturuyor. ! KADİR İNANIR Güne anzer balı yiyerek başlıyor. Ayrıca evinin her tarafında kurbağa figürlü eşyalar vardır. !MAZHAR ALANSON Gittiği her yurtdışı seyehatinde mutlaka peruk satın alıyor. ! SEDA SAYAN İçtiği suyun içine mutlaka bir tane gül yaprağı atar. Yemek tabağının kenarına bile gül yaprakları serpiştirir. !CAMERON DIAZ Sayısız batıl inanca sahip. Her yere saatlerce geç kalıyor. Yüzünde bir sivilce çıktığında geçene kadar evden çıkmıyor. !SANDRA BULLOCK Atları çok seven Bullock'ın çiftliğinde pek çok atı var. Ancak sorun güzel yıldızın atlara alerjisinin olması!.. !ANGELİNA JOLIE Bıçak koleksiyonu var. Ölüleri inceleyen bilim dalınin takipçisi. !NİCOLE KIDMAN Vahşi hayvanları seviyor ama kelebekten korkuyor. !KİM BASINGER En büyük korkusu açık alanlar ve kalabalık ortamlar.

KAPAK

Diğer yandan takıntı; tedavisi mümkün bir hastalık. Bazı ilaçlarla ve ‘davranışçı’ psikoterapiyle tedavi edilebiliyor. Tedavinin olumlu etkileri ancak başladıktan birkaç ay sonra ortaya çıkıyor. Tedavinin esasına gelince… Takıntılı davranışların ve kompülsiyonların yerine uyuma yönelik ve kişinin hayatını zorlaştırmayan başka davranışlar geliştirilmeye çalışılıyor. Kişiye, iradesinin ve hastalıkla mücadelesinin de en az ilaç tedavisi kadar gerekli olduğu anlatılıyor. Ev ödevleri verilerek, hastalar yavaş yavaş takıntılı davranışlarının veya kompülsiyonlarının üzerine gitmeleri için cesaretlendiriliyor. İlaç tedavisi ve davranışçı psikoterapinin beraber uygulandığı hastaların yüzde 90’a yakını iyi veya orta derecede düzeliyor ve hayatlarına normal şekilde devam edebiliyorlar.

ÜNLÜLERİN MASUM TAKINTILARI

İSMMMO YAŞAM ! 17


Temizlik takıntısı çok yaygın ! Temizlik: Pislik, mikrop, idrar bulaşmasından korkma. Saatlerce el yıkama, ihtiyaçtan çok daha sık banyo yapmak. ! Şüphe: Kapıyı kapattım mı? Fişi çektim mi? ! Tekrarlama: Takıntılı düşünce ile oluşan sıkıntıyı gidermek için tekrarlayan davranışta bulunmak veya akıldan başka düşünceler geçirmek. ! Bedenle ilgili takıntılar: AIDS miyim, kanser miyim? ! Düzen ve simetri: Eşyaların düzenli ve simetrik olmamasından aşırı rahatsızlık duymak. Pantolonun ütüsü düzgün olmadığında huzursuzluk hissetmek. ! Saldırganlık: Çocuğumu camdan atar mıyım? Kadınlara saldırır mıyım? ! Cinsel takıntılar: İş arkadaşlarıyla cinsel ilişkiye girme görüntülerini gözünün önünden uzaklaştıramama, insanların üreme organlarına gözüm kayar mı şüpheleri. ! Dini takıntılar: Allah’a küfür etme, Allah var mı yok mu sorusundan kurtulamama, günah olduğuna inandığı şeyleri yapma arzusuna mani olamama. ! Metafizik takıntılar: Ben ben miyim? Ruh nerededir? Yıldızların ötesinde neler var? Bugün bugün mü yoksa yarın mı, dün mü? İnsanlar hayal mi, gerçek mi?

KAPAK

En ilginç takıntılar

18 ! İSMMMO YAŞAM

! Harita takıntısı (Cartacoethes): İnsanların baktıkları her yerde harita görme takıntısı olarak açıklanır. Hatta bu takıntı bazen sınırları aşıp, yiyecekleri bile harita şeklinde görmelerine neden olabiliyor. ! Evlilik takıntısı (Gamomani): Gamomani takıntısı olan kişiler aynı anda birden fazla kişiye evlilik teklifinde bulunuyor. Psikolojik bir rahatsızlık olarak görülen bu takıntı istem dışı gelişiyor. ! Kelime tekrar etme (Onomatomani): Kişinin çeşitli kelimelere karşı olan takıntısıdır ve beyninde aynı kelimeyi defalarca tekrarlamasına neden olur. Bu tür takıntısı olanlar konuşurken de aynı kelimeleri kullanırlar. ! Yataktan çıkmama takıntısı (Klinomani): Kış soğuğunda yatakta biraz daha fazla kalma isteği hiç garip değildir. Fakat bu takıntıya sahip olanlar kimi zaman karlı ve yağmurlu günler boyunca yatakta kalırlar. Bu durum kişiyi depresyona sürükleyebilir. ! Kötü ruhların bedeni istila etmesi düşüncesi (Demonomania): Kişiler kendilerinin de kötü ruhlar tarafından istila edildiklerini düşünebilir. Bu konuyu işleyen çok fazla film izlemek böyle bir saplantı yaratabilir. ! Günahkar olduğuna inanma takıntısı (Enosimania): İnsana sürekli günah işlediğini düşündürten bu saplantı, zamanla nefes darlığı, terleme, kalpte ritim bozukluluğu gibi sağlık sorunlarına da neden olabilir. ! Saç çekme takıntısı (Trikotilomani): Bu saplantı kişide kontrol bozukluğu nedeniyle oluşan bir hastalıktır. Kişinin vücudundaki kılları ve tüyleri devamlı kopararak kendine zarar vermesine neden olur.

EYLÜL - EKİM 2009


MÜKEMMELİYETÇİLERDE YAYGIN

EYLÜL - EKİM 2009

TEDAVİYLE İYİLEŞENLER DE VAR Ağzının içini sabunla yıkıyordu Gökhan Genç (28):

Şikayetleri, 18 yaşında başladı. Ankara Üniversitesi’nde okurken kız arkadaşından ayrılınca sorunları baş gösterdi. Acılı ayrılıktan sonra temizlik takıntısı başladı. Çok iyi yıkandığı halde bir türlü temizlendiğine inanmıyordu. El yıkaması gerektiğinde musluk başında en az 20 dakikasını harcıyordu. Takıntıları belli dönemde ağırlaşıyordu. Bir süre sonra kendi özel eşyaları dışında hiçbir şeye el süremez hale geldi. Hatta ağzının içini bile sabunlamaya başladı. Genç, hayatını yaşanmaz hale getiren bu takıntısından psikoloğa giderek hem ilaç, hem de psikoterapi tedavisi görerek kurtuldu.

Hiçbir şeyi düzenleyemiyor Şengül Başkurt (39): İki çocuklu

ev hanımı olan Şengül Başkurt, düzen takıntısı yüzünden evinde hiçbir iş yapamaz hale gelmişti. Evinde en ufak bir düzensizliğe tahammülü yoktu. Elini attığı her şeyin öylesine mükemmel olmasını istiyordu ki, artık hiçbir şeye ele atamaz olmuştu. Gardırobun kapağını açsa, ev bozulup dağılacak ve bir daha toplayamayacak hissine kapılıyordu. Vazonun yerini 1 santim değiştirmeye kalksa, sanki koca ev harp meydanına dönmüş gibi hissediyordu. Başkurt’un sorunlarının; babasının aniden fenalaşarak hayatını kaybetmesinden sonra yaşadığı üzüntüden kaynaklandığı ortaya çıktı. Evde hiçbir şey yapamaz hale gelince doktora giden Başkurt, tedaviyle bu sorunundan kurtuldu.

KAPAK

Psikiyatri Uzmanı Dr. Oğuz Tan ise, takıntıyı modern çağın hastalığı olarak tanımlayarak, insanları sosyal yaşamdan uzaklaştıran bu sorunun son yıllarda elli kat artış gösterdiğini vurguluyor. Mükemmeliyetçi, ince eleyip sık dokuyan, kılı kırk yaran insanlarda takıntıların daha yaygın olduğuna dikkat çekiyor. Oğuz Tan’a göre, takıntılı kişiler genellikle çocukluklarında da inatçı, gergin, kaygılı, karamsar kişiler oluyor. Katı ahlaki eğitim veren, ödülden çok ceza yöntemini kullanan, tenkitçi ailelerin çocuklarında bu hastalık daha sık görülüyor. Takıntının ilaçla ve ilaçsız olarak iki tür yöntemle tedavi edilebileceğini aktaran Tan, “Kişiye düşen en önemli görev, kendini rahatsız eden takıntıdan kaçmayarak üstüne gitmesi. Kendine pis gelen şeylere dokunacak sonra da gidip elini yıkamayacak duruma gelmesi” diyor.

İSMMMO YAŞAM ! 19


GÜNDEMİN SESİ

‘Ekonomi gazeteciliğine renk kattık’

20 ! İSMMMO YAŞAM

Gazete Habertürk’ün Ekonomi Müdürü Cüneyt Toros, “Farklı ve yeni bir gazete anlayışıyla yola çıktık. Ekonomi sayfalarını sıkıcılıktan kurtardık” diyor. Ekonomi gazeteciliğine; tüketicilere yönelik habercilik anlayışını getirdiklerini düşünen Toros, gazetecilikte uzmanlaşmanın kaçınılmaz olduğunu vurguluyor.

EYLÜL - EKİM 2009


DEFNE DOĞAN

EYLÜL - EKİM 2009

İSMMMO bizim haber kaynağımız İSMMMO’nun araştırmalarından ve çalışmalarından oldukça yararlandıklarını söyleyen Cüneyt Toros, özellikle vergi konusunda İSMMMO’nun Gazete Habertürk’ün en büyük haber kaynaklarından biri olduğunu vurguluyor. Eskiden gazeteciliğin daha fazla kişisel üretime dayalı olduğunu, bugün İSMMMO gibi kurumların bilgiyi üreterek gazeteci ile paylaştığını vurgulayan Toros, “Artık çeşitli kurumlar uzmanlık alanlarında network sağlıyor. Bizim buradaki görevimiz doğru bilgiyi edinip edinmediğinizi çek etmek. Uzmanlık burada önem kazanıyor. Dolayısıyla İSMMMO’nun yaptığı araştırmalar ve faaliyetler bizim için büyük önem taşıyor” diyor.

GÜNDEMİN SESİ

Teknolojinin, değişimin, zamanla yarışın öne çıktığı günümüzde, gazetecilik de ister istemez kabuk değiştiriyor. ‘İlklerin Gazetesi’ sloganıyla 1 Mart 2009 tarihinde yayın hayatına başlayan Gazete Habertürk, bu değişimin Türkiye’deki ilk örneklerinden oldu. Gazetecilikte değişime ayak uyduramayanların elenmesinin kaçınılmaz olduğuna inanan Gazete Habertürk Ekonomi Müdürü Cüneyt Toros, geçtiğimiz yıl, ekonomi müdürü olduğu Sabah gazetesinden ayrılarak ekibi ile birlikte Gazete Habertürk’e geçmişti. Ekonomi gazeteciliğinde farklılık yaratmak, ekonomi sayfalarını ‘sıkıcı’ olmaktan çıkarıp renkli hale getirerek herkesin okumasını sağlamak amacıyla Gazete Habertürk’e geçtiğini belirten Cüneyt Toros, bu amacına ulaşmak için canla başla çalışıyor. Gazeteciliğe ne zaman ve nasıl başladınız? İstanbul Üniversitesi İşletme Bölümü’nün birinci sınıfında okurken Cumhuriyet gazetesinin ekonomi bölümünde tesadüfen işe başladım. Cumhuriyet’te 2.5 yıla yakın çalıştıktan sonra 1994’te yeni kurulan Yeni Yüzyıl Gazetesi’ne borsa muhabiri olarak geçtim. Yani benim ilk yeni gazete deneyimim Habertürk değil. O zaman muhabirdim ama yeni gazete deneyimi kazanmam Yeni Yüzyıl sayesinde oldu. Oradan Milliyet gazetesine, kısa bir süre sonra da 1999 yılında Sabah’a geçtim. 2001 yılında farklı bir alanda şansımı denemek, bir adım geri, iki adım ileri gitmek ve bir süre sektörün dışına çıkmak için Sabah’tan ayrılarak gazeteciliği bıraktım. Bu arada bir arkadaşımın reklam ajansında çalıştım, kendim bir PR ajansı kurdum. Fakat bir kere bu işe bulaşmış, tozunu yutmuş bulunduğumdan 2002 yılında tekrar Sabah’a geri döndüm. O dönem Yavuz Semerci Sabah’ın ekonomi müdürüydü, ben onun yardımcısı olarak işe başladım. 2005 yılında Yavuz Semerci görevi bıraktı, ben de 34 yaşımda ekonomi müdürü oldum. O yaşta ve o dönem için Sabah gibi bir gazetenin ekonomi müdürü olmak benim açımdan gerçekten de değişik bir tecrübeydi… Yine de ne ürktüm, ne de bu görevin al-

İSMMMO YAŞAM ! 21


GÜNDEMİN SESİ

Galatasaray taraftarıyım, gitar çalıyorum Cüneyt Toros’un eşi Esen Evran da ekonomi gazetecisi… Hatta birlikte çalışıyorlar. Dinlenmek için çoğunlukla eşi ve oğluyla evde vakit geçirmeyi tercih eden Toros’un birçok hobisi de var: “Benim hayatta gazetecilik dışında keyif aldığım en önemli alan futboldur. Bir Galatasaray taraftarıyım ve fırsat buldukça maçlarına gitmeye çalışıyorum. Amatör olarak gitar çalıyorum ama maalesef son yıllarda vakitsizlikten bu hobimi çok yapamıyorum. Bir köpeğim var onunla oynamayı, arkadaşlarımla ve eşimle rakı içmeyi çok seviyorum. Boş vakitlerimde kitap, internette makale okumak beni dinlendiriyor. İnternette özellikle futbol oyunu oynayarak kafamı boşaltabiliyorum. Denizi çok seviyorum. Sarıyer’de oturduğum için deniz kenarında vakit geçirebiliyorum ve bu da bana çok iyi geliyor. Ama en son ne zaman sinemaya ve tiyatroya gittiğimi hatırlamıyorum.”

22 ! İSMMMO YAŞAM

tından kalkmakta zorlandım. Çünkü benim bu iş için üç avantajım vardı. Birincisi uzun yıllar gazetecilik yapmıştım, müdür olmadan önce 14 yıllık gazeteciydim. İkincisi iki müdürün yardımcılığını yapmıştım. İkinci adamlığı belli bir süre iyi bir şekilde yapamayanların ekonomi müdürü olmaması lazım… Bir de benim çok destek aldığım büyüklerimiz, ağabeylerimiz vardı. Mesela Abdurrahman Yıldırım’dan çok fikir alırdım. Onun dışında benim iyi bir ekibim, iyi çalışma arkadaşlarım vardı. Gazetecilik mezunu değilsiniz ve mesleğe tesadüfen başlamışsınız. Sizce gazetecilikte başarı için okullu olmak ne kadar önemli? Dediğim gibi ben gazeteci olmak hedefiyle bu mesleğe adım atmadım. İşletme mezunuyum, çok erken yaşta çalışma hayatına atılmak zorunda kaldım ve karşıma gazetecilik çıktı. Benim bir gazetecilik eğitimim yok ve ben Türkiye’de gazetecilikte mutfaktan yetişmenin önemine inanırım. Bugün Türkiye koşullarında, eğitim sistemimize baktığımızda sadece mutfaktan yetişmek ya da sadece okullu olmak tek başına yeterli değil. Sadece gazetecilik mesleği için söylemiyorum bunu maalesef her sektörde durum böyle. Belki özel üniversitelerde eğitim alanlar biraz daha şanslı ama devlet okullarında eğitimin tek başına yeterli olmadığını düşünüyorum. Özellikle, gazetecilikte okuyup bize staj yapmaya gelen öğrencileri görünce bunu daha iyi anlıyorum. Bizim büyüklerimiz vardı, biz onların gazetecilik formasyonuyla yetiştiğimiz için çok şanslıyız. Ve o dönem bizim için Cumhuriyet gazetesi iyi bir okuldu. Aynı ekiple Gazete Habertürk’e geçtiniz. Başarınızda ekibinizin katkısı ne kadar? Evet, şu anda da aynı ekiple birlikte çalışıyoruz. Birçoğu ile yaşıtız zaten. Mesela Hacer Gemici ile nerdeyse aynı dönemde gazeteciliğe başladık ve şu anda halen birlikte çalışıyoruz. Ben bireysel başarıya inanmıyorum. Zaten benim “Müdür benim başarı sadece benim…” diye bir felsefem yok. Tabii ki bireyin de önemi vardır, ama ben ormanın kendisini görmeyi tercih ederim. Bugün çıkardığımız gazeteye şöyle bir bakarsak, genç, dinamik bir ekiple çalıştığımız anlaşılır. Gazetemizin sevimli, sempatik, farklı durduğunu görürsünüz. Biz genç insanlarız, hem bilgi veren hem sıcak hem de ilgi çeken gazete yapıyoruz. Gazete Habertürk’te verdiğiniz haberleri bütün unsurlarıyla işlemeye çalışıyorsunuz. Bu çizgi ile hedeflenen TV ve internet haberciliğinin önüne geçmek mi? Bugün özellikle ekonomi gazeteciliği, televizyon ve internetin önüne geçecekse, tüketicinin yanında olmak zorundadır. Bizim felsefemiz ve hedefimiz budur. Benim en büyük hedefim dünya standartlarına en yakın ekonomi gazeteciliği yapmak. Dünyadan örnek aldığım gazete Daily Telegraph’tır. Guardian gazetesinin de ekonomi sayfalarını beğeniyorum. Bizim, soğuk, kötü, düz, heyecansız ekonomi gazeteciliği anlayışından kurtulmamız şart. Benim söz ettiğim heyecanı bu iki gazetede görebilirsiniz. Ben herkese ekonomi sayfalarını okutmayı hedefliyorum. Bu gazetede bunu başarmanın peşindeyiz ve kısmen de başardık. Başlıklarımız heyecan verici. Bizim en büyük hedefimiz tüketicinin yanında olmak, onları ilgilendiren habercilik yapmak. Tabii ki makro verileri de en iyi analiz eden, bunu iyi işleyen bir gazete olmak istiyoruz. Ama bunun yanında renkli haberler de vermek istiyoruz. Mesela bugün

EYLÜL - EKİM 2009


ki gazetede bir başlığımız var: ‘Dereye sıfır TOKİ evleri’. Bir gün önce Başbakan ‘Derenin dibinde ev olmaz’ demişti. Al işte dereye sıfır evleri TOKİ yapmış. TOKİ kimin? Devletin. Peki saydığınız bu hedeflere ulaştığınızı düşünüyor musunuz? Gazete içinde sayfa yerine, ayrı bir gazete yapıyorsunuz. Zorlanıyor musunuz? Daha işin başındayız, hedeflerimize yüzde 100 ulaştığımızı düşünmüyorum. Daha yapacağımız çok şey var. Biz Sabah’ta gazetenin içinde ekonomi sayfaları yapıyorduk. Şimdi ayrı bir gazete yapıyoruz… Buraya geldiğimizde gazete çıkmadan önceki üç aylık süreçte önce kafalarımızı değiştirmek için uğraştık. Bunun dışında organizasyon çok önemli, eğer organizasyonu doğru yaparsanız, doğru adamlara doğru yetkileri verirseniz altından kalkarsınız. Tabii ki ben müdürüm, son kararı veririm ama yetki verip, delege edersem işler daha sorunsuz halledilir. ‘Her şeyi ben yapayım’ derseniz iş bitmez. Siz genel konsepti ortaya koyup, gideceğiniz yolu belirleyip arkadaşlarınızla bu konuda bir konsensüs sağlarsanız yürüyüp gidebilirsiniz. Gazetecilikte uzmanlaşma da bu noktada büyük önem kazanıyor. Biz en fazla uzmanlaşmış muhabir çalıştıran gazeteyiz. İddia ediyorum ki bu konuda birinciyiz. Ekonomi servisimizin yazı işlerinde toplam 16 kişi çalışıyor. Bu bir rekordur, bir gazeteyi 16 kişi normal koşullarda çıkaramaz, iyi organize olmazsanız yapamazsınız. Geleceğe yönelik orta ve uzun vadeli planlarınız ya da hayalleriniz var mı? Benim meslekteki en büyük amacım iz bırakmak, bir imza atmak. İlerde, ‘Cüneyt Toros adında biri geldi ve ekonomi gazeteciliğinde yeni bir şey yaptı’ desinler istiyorum. Bunu kendim için değil, Yeni Yüzyıl’dan gelen gazetecilik ekolünün yaşaması ve benden sonra da devam etmesi için istiyorum. Bu ekol Batıya dönük gazetecilik yapmayı, ayrıntılara dikkat etmeyi ve açık fikirli olmayı savunur... Ekonomi haberlerinde reklam verenlerin etkisinin ağırlığından söz edilir. Sizce bu eleştiri haklı bir eleştiri mi? Bizim gazetede öyle değil ama ekonomi haberlerinde reklam verenlerin kesinlikle etkili olduğunu düşünüyorum. Biz bunu tüketiciyi ilgilendiren haberler yaparak kırmaya çalışıyoruz. Tüketici ile bağ kurmazsanız ölürsünüz, yaşayamazsınız. Reklam veren firmaları tümden yok sayamazsınız tabii ki. Sonuçta o firmalar da ekonominin bir parçası. Ama ben sayfalarımı şirket haberleri ile doldurursam, ekonomi gazetesi değil bülten yaparım…

EYLÜL - EKİM 2009

Yabancı sermaye açığı kırılma noktası oldu Türk ekonomisinin 'kırılma noktası' neydi? Sizce krizden neden beklenenden çok etkilendik? Alınan tedbirler yeterli mi? Türk ekonomisinin kırılma noktası cari açık ve yabancı sermaye azlığıydı. Biz bu ülkeye daha fazla yabancı sermaye çekmeyi başaramadık. Ülkemizin geliri ile gideri arasındaki fark giderek büyüdü bu da yabancı sermaye açığını ortaya çıkardı. Bu durum krizde ciddi bir kırılma noktası oldu. Bizim sermayemizin çoğunu yerli sermaye oluşturuyor. Yerli sermayedarımız güçlü olmadığı için sermayemizi ancak yabancı sermaye ile artırabiliriz. O zaman bizim hemen yabancı sermayeyi çekmeye uygun bir ekonomik ortam yaratmamız gerek. Bunun için çok iyi bir ekonomi politikamız olmalı ve ekonomimiz adam gibi işlemeli. Gereksiz kamu harcaması yapmamalıyız. Bütçemiz kontrol edilebilir ve finanse edilebilir olmalı. Bütün bunlar sağlanınca yabancı sermaye gelir. Türkiye’nin krizden çıkabilmesi için herkesin hemen şimdi kendi evininin önünü süpürmesi gerekiyor. Yarın dünyadaki kriz bittiğinde oradaki sermaye gidecek bir yer arayacak. Eğer bizim evimizin önü temiz olursa bize gelmemesi için hiçbir sebep yok. Bunun için şimdiden hazırlıklara başlamamız gerek. Bir an önce kendimize çeki düzen vermemiz alınacak tedbirlerden biridir. Dünya ve Türkiye ekonomisi krizden nasıl çıkacak? Bence dünyanın krizi bitiyor. Belki bir dalga daha yaşayabiliriz ama bu dalga eskisi kadar kötü olmayacak. Dünyanın krizi bitti ama Türkiye’de kriz bitti mi bundan emin değilim. En azından ekonomik göstergelerde bir iyileşmenin başladığını söyleyebilirim. 2010 yılında iyileşme daha da artacak ama tabi 2007 yılına dönmek biraz zaman alacak gibi görünüyor. Türkiye’nin aslında krize avantajlı girdiğini ama bu avantajını iyi kullanamadığını düşünüyorum. Türkiye dinamikleri olan bir ülke, her şeyi aşabilir ama işsizlik sorununu aşamıyor. Türkiye’nin acilen işsizlik sorunlarını çözecek politikaları hayata geçirmesi gerekiyor. Öyle bir istihdam politikası yürütmeliyiz ki hem yeni işe girecek gençlere hem de mevcut işsizlere istihdam yaratabilelim. Krizden çıkış da ancak bu politikaların hayata geçirilmesi ile mümkün olur.

İSMMMO YAŞAM ! 23


DOSYA

Apolitik hayat, oh ne rahat!

24 ! İSMMMO YAŞAM

EYLÜL - EKİM 2009


12 Eylül 1980 müdahalesinden sonra toplum apolotikleşti. Bugünün gençliği için önemli olan toplumun sorunları değil, kendi bireysel çıkarları... Gençler biraraya geldiklerinde artık siyaseti konuşmuyor. DEFNE DOĞAN Gazete, kitap okumuyorlar. Siyaset ve gündemdeki konularla ilgilenmiyorlar. Onca açlık, sefalet, işsizlik, adaletsizlik varken umursamazlık içindeler. Pek çoğu yaşadıkları ülkenin Cumhurbaşkanı'nın kim olduğunu dahi bilmiyor ama hayranı olduğu pop yıldızının yeni sevgilisinden haberdar... Kimisi televizyon ya da bilgisayarın başında gününü geçiriyor. Kimisi için ise yaşam sadece futbol, demek… "Ne sağcıyım ne solcu, futbolcuyum futbolcu" en sevdikleri "atasözü!" Evet, 12 Eylül 1980 müdahalesinden sonra toplum apolotikleştirildi. Özellikle de gençler politikadan artık çok uzak... 1980 sonrası başta siyasi partiler olmak üzere politik faaliyet alanları gençlere uzun süre kapatılmış ve partilerin gençlik kollarına 17 yıl boyunca kilit vurulmuştu. Ve darbenin üzerinden 29 yıl geçmiş olmasına karşın, bu durum bugün halen tamamıyla normale dönmüş değil.

ACUN VE POLAT ALEMDAR ÖRNEK KİŞİ Gençler bir araya geldiklerinde artık siyaseti konuşmuyor. Gündemdeki konuları, siyasete bakış açılarını birbirleriyle tartışmaktan korkuyorlar. Liselerde, üniversitelerde gençlerin en çok üzerinde sohbet ettiği konular dizi filmler ve futbol oluyor. Araştırmalara göre, kendilerine örnek aldıkları isimler de bu alanlardan oluyor. Örneğin Ankara Genç İşadamları Derneği'nin 18-30 yaş arasındaki 1.694 kişiyle yaptığı araştırmaya göre gençlerin yüzde 10.3'ü Acun Ilıcalı'yı, yüzde 10.2'si Polat Alemdar'ı örnek alırken, politikacılar ise listede gerilerde yer alıyor. Gençlerin yüzde 8.1'i Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı, yüzde 2'si ise Deniz Baykal'ı örnek alıyor.

Gençlik politikalarına ilişkin öneriler sunmak amacıyla İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Toplum Gönüllüleri Vakfı'nın ortaklığıyla oluşturulan Gençlik Çalışmaları Birimi'ne göre, ailelerin 12 Eylül mü-

EYLÜL - EKİM 2009

DOSYA

AİLELER ENGEL OLUYOR

İSMMMO YAŞAM ! 25


KİTLESELLİKTEN BİREYSELLİĞE 1980 gençliği ile 2000 gençliğinin karşılaştırması yapılacak olursa arada adeta bir "uçurum" olduğu görülüyor. Kerem Çalışkan'ın Tempo Dergisi'nde yaptığı analizde iki dönem gençliği arasındaki çarpıcı farklılıklar şöyle:

70-80 GENÇLİĞİ

Politik: Kendini bir siyasi gruba ait hissetmek isterdi. Sağcı-solcu veya bu fraksiyonlardan birine bağlıydı. Politik görüşleri kimliğinin önemli bir parçasıydı. İnançlarını geliştirmek ve karşıt grubu alt etmek için çok okurdu. Kitlesel: Yaşamı kalabalık grupların ortak hareketlerine bağlı olarak şekillenirdi. Kendine ait zamanı kullanmak bu kuşak için adeta lükstü. Fedakâr: Dava uğruna bireysel çıkarları ikinci plana atmak, sağda ve soldaki bütün hareketler için istenen ve teşvik edilen bir duyguydu. Birçok genç bu yüzden kendi kişisel yaşamında ağır kayıplara uğradı ve zarar gördü. Aşk: Politik kavgaların gölgesinde ve eşliğinde yaşanan şiddetli bir duyguydu. Bu yüzden evlenen, birleşen veya kavga edip ayrılan çok genç insan vardı. Ölümüne aşkların, sevdaların insanlarıydı onlar. Cinsellik mahcup ve tutuk bir duyguydu.

2000 GENÇLİĞİ

Apolitik: Günümüz Türkiye'sinde gençler kimliklerini politik görüşlerde bulmuyor. Takım tutma veya sevdiği müzik türü bile kişilik belirlemede daha etkili. Daha az okuyan bir gençlik var. Bireysel: Gençler kendini bireysel özgürlükleri ile tanımlıyor. Kitlesel davranış ve hareketlerden kaçıyor. Orada kendini kısıtlanmış hissediyor. Kendisi olmaya önem veriyor. Ana-baba ve kurumsal ilişkide özgürlük istiyor. Faydacı: Günümüz gençliği için kendi bireysel çıkarı ve hesabı daha önemli. Olaylara ve ilişkilere faydacı bir yaklaşımı var. Kolay ve bol para kazanmak onun için çok önemli bir kriter. Ancak bu konuda asgari enerji harcamaktan yana. Aşk: Değişen ilişkiler kuşağının çocuğu... Ömür boyu aşklar onlara göre değil. Değişik tatları tatmak istiyorlar. Hızlı gelişen ve çabuk biten ilişkiler yaşıyorlar. Uzun vadeli bağlılık sözleri yerine, kısa süreli yoğunluk peşindeler. Cinsellik onlar için doğal bir şey.

26 ! İSMMMO YAŞAM

dahalesinde ve öncesinde yaşadıkları da günümüz gençlerine apolitikleşme olarak yansıyor. Türkiye'de gençlerin vurdumduymazlıkla ve politik ilgisizlikle eleştirilmesini sorgulayan Gençlik Çalışmaları Birimi'nin yetkililerinden Yörük Kurtaran ve Gülesin Nemutlu, bugünkü vaziyetin tek sorumlularının askeri ve sivil yönetimler olmadığına dikkat çekerek, 12 Eylül'den sonra gençlerin politikayla ilgilenmesini askeri darbe dönemlerini ve öncesini yaşamış ailelerinin engellediğini belirtiyor. Kurtaran ve Nemutlu, 1985'te yürürlüğe giren YÖK Öğrenci Disiplin Yönetmeliği'nin üniversitelerde gençlerin siyasetle ilgisini kesmek amaçlı birçok madde içerdiği ve kesinlikle değişmesi gerektiği görüşünde.

‘GENÇLİK GELECEĞİMİZDİR’ AMA... Bugün tüm siyasi partilerin tüzükleri ve programlarında "Gençlerin siyasi ve sosyal hayata katılımı teşvik edilecek", "Gençlik geleceğimizdir. Özgür düşünceli, kendi başına karar verebilen, sorgulayan bir neslin yetişmesini sağlayacağız" gibi alımlı ve büyük laflar dikkat çekiyor. Yapılan tüm anketlerde gençler, "Türk gençliği artık değişim istiyor ve bu değişimi gerçekleştirmek için sorumluluğu üstlenmeye hazır" gibi sonuçlar çıksa da gençlerin çoğunluğu siyasete ve ülke meselelerine mesafeli...

‘SİYASETİ KİRLİ ALAN GÖRÜYORLAR’ Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Demet Lüküslü'ye göre ise gençler siyaseti kirli bir alan olarak gördüğü için uzak duruyor. 1980 sonrası Türkiye gençliğini anlattığı "Türkiye'de

EYLÜL - EKİM 2009


POLİTİK KİTAPLAR İLGİ GÖRMÜYOR Konya Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi'nde geçen yıl okunan kitaplara yönelik incelemede gençlerin siyasal, ekonomik, politik eserler yerine daha çok televizyonlarda yayınlanan popüler dizilerin ilham kaynağı romanları okuduğu belirlendi. Araştırmayla yıl boyunca Halit Ziya'nın "Aşk-ı Memnu", Ayşe Kulin'in "Köprü" ve "Nefes Nefese", Reşat Nuri'nin "Yaprak Dökümü" gibi romanlarının öğrencilerin elinden düşmediği tespit edildi. Kütüphane Başkanı Cengiz Korkmaz, söz konusu kitapları kadınlardan çok erkeklerin okuduğunu kaydetti. Korkmaz, söz konusu romanları almak için öğrencilerin sıraya girdiğini belirterek "Mesela Köprü, Aşk-ı Memnu ve Yaprak Dökümü 330 gün öğrencide kalıyor" dedi.

EYLÜL - EKİM 2009

nı düşünüyorlar. Üçüncüsü de genelde daha eğitimli gençler arasında, birey olarak var olamayacaklarını en fazla militan olabileceklerini düşünüyorlar. Ama siyaset kantinde kahvenin pahalı satılması nedeniyle de yapabilir. Pek çok yerde bunu bile yapmıyorlar. Ancak bazı şeyler oluyor onu görmezlikten gelemiyorlar. Bu anlamda da onlara vurdumduymaz diyemeyiz. Bütün derdi iyi bir iş bulup para kazanmak olan bir genç bile bazen bir şeyden o kadar etkileniyor ki, bir devlet hastanesine gidip gördüğü bir şey ona o kadar dokunuyor ki, işte o zaman bir şeyler yapabiliyor."

DOSYA

Gençlik Miti" kitabının yazarı Lüküslü, gençlerin sorunların farkında olduğunu belirtiyor. Lüküslü gençlerin siyasetten uzak durmalarının nedenini şöyle anlatıyor: "Gençlerin aklına ilk gelen şey geleneksel siyaset. Meclis, siyasal partiler, bu işi profesyonelleştirmiş kişiler akıllarına geliyor. Geleneksel siyaset dendiğinde olumsuz algılıyorlar. Ben üç tane nokta tespit ettim. Birincisi gençler siyaseti kirli bir alan olarak görüyorlar. Çıkar ilişkilerinin olduğu bir alan gibi... Bir diğeri siyasal alanda çok bir şeyi değiştirmenin imkânı olmadığı-

İSMMMO YAŞAM ! 27


CUMHURİYET ÖZEL

Inkilap Yolunda - Zeki Faik İzler (1933)

86 yıldır aynı coşku, aynı kararlılıkla

28 ! İSMMMO YAŞAM

Cumhuriyet demek, din ve vicdan özgürlüğü içinde yaşamak demektir. Laiklik ve demokrasi kültürünün her alanda yaşatılması, korunması, geliştirilmesi demektir... Gururdur, kararlılıktır. Farklı renklerin uyum içinde olduğu gökkuşağıdır... Hoşgörüdür. Aydınlık yarınlar, hukukun üstünlüğü demektir... Azimdir. En büyük değerdir... En büyük değerimiz Cumhuriyetimizin 86. yıldönümünü aynı coşku, aynı kararlılıkla kutluyoruz.

EYLÜL - EKİM 2009


Danışma kaynaklarında “Cumhuriyet, halkın hakimiyeti, doğrudan doğruya veya seçtiği temsilciler aracılığı ile kullandığı devlet şekli” biçiminde tanımlanmaktadır. Buna göre cumhuriyet bir devlet, bir yönetim biçimidir. Siyasal olduğu kadar bir anayasa, yasalarla hukuk düzeni gerektiren bir yapısı vardır. Çünkü hukuk olmadan devlet varolamaz! Cumhuriyet dar anlamıyla devlet başkanının seçimle belirli süre için işbaşına getirilmesi; geniş anlamıyla da, devletin üst yöneticilerini saptamak için yapılan seçimin ulusal istenci yansıtması gerekliliğidir. Demokrasi (demos ve kratos= halkın gücü, halkın yönetimi) ile cumhuriyet köken olarak benzer anlamlara gelir. Halk egemenliğinin geçerli olduğu siyasal rejimlere demokrasi denirken; cumhuriyet hem siyasal, hem de hukuksal bir terimi karşılamaktadır. Günümüzde de demokratik cumhuriyet en ileri siyasal rejim sayılmaktadır. İlk örneklerini eski site devletleri yapısında bulan cumhuriyet yönetim biçimi, İtalya Floransa, Venedik, Fransa’da karşımıza çıkar. Daha sonra genellikle geçerli olan bir devlet yönetimi biçimi olur. Özellikle Batı cumhuriyetleri, siyasal işleyiş olarak siyasal demokrasiyi benimsemiştir. Bu tür ülkelerde parlamenter sistem yönetimi vardır. Osmanlı İmparatorluğu’nun yüzyıllardır süren tek kişiye bağlı (monarşi) yönetim biçimi de Atatürk ile değişecektir.

ATATÜRK CUMHURİYETİ

EYLÜL - EKİM 2009

ATATÜRK DİYOR Kİ! Atatürk, cumhuriyet konusunda şunları söylemektedir: “Cumhuriyet demek, demokrasi sistemi ile devlet biçimi demektir… Çağdaş cumhuriyet kurmak demek ulusun insanca yaşamasını bilmesi, insanca yaşamanın neye bağlı olduğunu öğrenmesi demektir. Cumhuriyetçilik ve toplumsal devrim, laiklik ve yenilikseverlik Türk’ün öz malı ve özelliği durumuna geldiğini görmek benim için büyük bahtiyarlık olacaktır.” “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.” “Demokrasi ilkesinin en çağdaş ve mantıklı uygulamasını sağlayan hükümet biçimi cumhuriyettir. Cumhuriyette son söz ulus tarafından seçilen meclistedir. Ulus adına her türlü yasaları o yapar. Hükümete güven verir veya onu düşürür. Ulus, temsilcilerinde aradığını bulamazsa belirli zamanlarda başkalarını seçer. Ulus egemenliğini, devlet yönetimine katılımını ancak zamanında oyunu kullanmakla sağlar.” “Türkiye Cumhuriyeti’nde herkes istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dinsel düşüncelerinden dolayı hiçbir şey yapılamaz. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dini yoktur. Türkiye’de bir kimsenin düşüncelerini zorla başkalarına benimsettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna izin verilmez.” Atatürk, her yönüyle bağımsız bir cumhuriyetin arayıcısı ve kurucusu olmuştur. Tam bağımsızlık ve halk egemenliğinin temel sonucu olarak ulusal bütünlük ortaya çıkmaktadır. Ulusal bütünlüğün refahı da çağdaş uygarlık ve kültür düzeyine ulaşmakla, çağdaşlaşma ile olanaklı olacaktır. Çağdaşlaşmanın içinde taşıdığı laiklik ise, Türkiye’nin özel konumu nedeniyle ayrıca ele alınıp, irdelenmiş bir konusudur. Atatürk’e göre din insan yaşamı için gereklidir. En temel sorun, din ile devlet işlerini birbirinden ayıracak, tutucu etki ve karıştırmalardan kaçınarak giderilmiş olacaktır. Tanrı ile kişi arasına kimse girmemeli, dini ticari bir meta durumuna dönüştürerek kullanılması engellenmelidir. Atatürk çağdaşlaşmada tek yol göstericinin ‘bilim’ olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti’ne bırakacağı maddi ve manevi mirasın da akılcılık ışığında bilim olacağını belirtmiştir. Günümüzde Atatürk yolunda olmak demek, Atatürkçüyüm demek, akıl ve bilimin yolunda gitmekle aynı anlama gelmektedir. Kaynakça: ! Anıl Çeçen, Atatürk ve Cumhuriyet. Ankara: Türkiye İş Bankası, 1981. ! Atatürk, Mustafa Kemal. Söylev. 2.bs. Ankara: Türk Dil Kurumu, 1981.

CUMHURİYET ÖZEL

Atatürk, savaş cephelerinde gelecek rejimin Cumhuriyet olacağını yakın arkadaşlarına söylemiştir: Örneğin Halep Cephesinde, örneğin Erzurum Kongresi’nde. Atatürk cumhuriyet düşüncesi açısından Fransız düşünürlerini ve Fransa’daki işleyişi yakından izlemiş, ağırlıklı olarak bu ülkedeki düşünce ve gelişmelerden yararlanmıştır. Rus Çarı Petro’nun da yaptıklarını araştıran Atatürk, Petro’nun eylemlerini kendi koşulları dışında ve fazlasıyla Batı’ya bağlı, halktan kopuk bulmuştur. Atatürk’ün ilke ve devrimleri üçüncü dünya ülkeleri yanında liderleri de büyük ölçüde etkilemiştir. Nehru, Habib Burgiba, Nasır, Kaddafi gibi liderler Atatürk’ü bir yol gösterici olarak benimsediklerini; Hitler, Mussolini gibi liderler de Atatürk’ten çok şey öğrendiklerini belirtmişlerdir. Ancak Atatürk’ün, kendi dünya görüşünü oluştururken iç ve dış etkenler olmakla birlikte yabancı ideolojilerin etkisi altında kalmadığını; hem faşizm hem de komünizme karşı politika oluşturduğunu, cumhuriyetçi demokrat tutumundan uzaklaşmadığını görürüz. Temel ilke Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu ancak tam bağımsız olmakla sağlanabilir. Ne denli zengin ve gönençli olursa olsun bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insan karşısında uşak durumunda kalmaktan kendini kurtaramaz. Her hangi bir ulusun koltukları altına sığınmak, koruyuculuğunu istemek insanın güçsüzlüğü, beceriksizliğini açığa vurmasından başka bir anlam taşımaz! Bu nedenle Atatürk “Ya bağımsızlık ya ölüm!” parolasıyla

Kurtuluş Savaşı’na girişmiştir. İlk olarak yeni Türk devleti 23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı ile kurulur. Meclis’in üstünde bir güç bulunmadığı, yasama ve yürütme yetkisini de Meclis’te olduğunu belirtilir.

İSMMMO YAŞAM ! 29


başkandan Sevgili İSMMMO Ailesi, Bir yaz daha geldi, geçti… Bu yaz birçoğumuz, gelecek kaygısını iliklerimize kadar hissettik. Global krizde bir yılı geride bırakırken, daralan ekonomi, artan işsizlik, yarınlara umutla bakmamızı biraz zorlaştırıyor. İstanbul’da IMF-Dünya Bankası yıllık toplantıları yapıldı. Bu toplantılardan çıkacak kararların dünya ekonomisine yansımaları bakalım nasıl olacak? Ben Türkiye’nin güçlü, her durumda doğru yolu bulacak bir ülke olduğuna inanıyorum... Dergimizin elinize ulaştığı günlerde Cumhuriyetimizin 86’ıncı yıldönümünü aynı coşku ve kararlılıkla kutluyor olacağız. “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet biçimi demektir… Çağdaş bir cumhuriyet kurmak demek ulusun insanca yaşamasını bilmesi, insanca yaşamanın neye bağlı olduğunu öğrenmesi demektir. Cumhuriyetçilik ve toplumsal devrim, laiklik ve yenilikseverlik Türk’ün öz malı ve özelliği durumuna geldiğini görmek benim için büyük bahtiyarlık olacaktır” der ulu önderimiz. Geldiğimiz noktada aydınlık geleceğe ulaşmak istiyorsak, Atatürk’ü bahtiyar etmek istiyorsak; onun tarifini yaptığı Cumhuriyet’i iyi özümsemeli ve yaşamalıyız. Cumhuriyet ve demokrasi etle tırnak gibidir, ayrılmaz iki kardeş gibi… Bizim de demokrasimiz zaman zaman kesintilere uğradı. Bunun olumsuz etkilerini üzerimizden atmak maalesef o kadar kolay olmuyor. Dosya konumuzda, 1980’lerden sonra oluşan ‘apolitik gençlik’in analizini yaptık. Kapak konumuzda ise; insanların hayatını cehenneme çeviren ‘takıntılar’ konusunu işledik. Uzmanlar, takıntılardan kurtulmanın yollarını anlattılar… İSMMMO Yaşam Dergisi’nin sayfaları sizi birçok konu ve konukla buluşturuyor. Zirvedekiler sayfamızın konuğu, Türkiye’nin en büyük ve en köklü ticaret odası; İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Murat Yalçıntaş… Medyadan da genç bir konuğumuz var. Türk basınının yeni soluğu Habertürk Gazetesi’nin Ekonomi Müdürü Cüneyt Toros, ekonomi gazeteciliğinde farklılık yaratma ve sayfaları sıkıcılıktan kurtarma hedefini anlatıyor. Sanat dünyasından konuğumuz ise Işın Karaca… Ünlü sanatçı Sezen Aksu’nun vokalisti olarak müzik dünyasının tanıdığı Karaca artık kendi kanatlarıyla uçuyor. Karaca ile kariyerindeki hedefleri konuştuk. Karadeniz bölgesindeki gezimiz sürüyor. Bu kez Doğu Karadeniz’in kalbi Trabzon’dayız. Karadeniz’i gidemeyenlerse İstanbul’daki Karadeniz lezzetlerine ulaşabilirler. Yurtdışında ise Uzakdoğu’da güneş gibi parlayan Japonya’ya uzandık. Sağlık, eğitim, kariyer, dostlarımız, sinema, kitap sayfalarımız yine dopdolu… Yaşam penceresinden görebileceğiniz birçok özel konuyu, keyif ve sağlık içinde okumanızı diliyoruz. Sevgiyle kalın dostlar…

Yahya Arıkan

İSMMMO Eylül - Ekim 2009

YASAM

SAHİBİ İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Adına Yahya Arıkan Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Zehra Yılmaz Işıloğlu Kurtuluş Cad. No: 114 Kurtuluş-Şişli / İSTANBUL

YAYINA HAZIRLAYANLAR Hasan S. Keseroğlu, Ayşegül Emir, Defne Doğan, Gülşen Kandemir yasamdergi@gmail.com

GÖRSEL YÖNETMEN Orçun Dora Özkü

! DANIŞMA KURULU Yahya Arıkan, Yücel Akdemir, Lerzan Aslan, I. Hakkı Baliç, Metin Başer, Hüseyin Bekiroğlu, Kenan Buğa, Vedat Çiftçi, Volkan Demir, Erol Demirel, Mehmet Eren, Hüseyin Fırat, M. Aziz Gökdeniz, Tayyar Güler, İlhan Güven, Ayşin Hangül, Hasan Ildır, Necati Kalkan, Turgay Kanarya, Şenol Kokal, Coşkun Kolso, Habip Kullukçu, Kazım Mermer, Arif Mert, Muhammet Öncül, Erol Öngen, Leyla Özbay, Mustafa Özden, Gülgün Öztürk, Veysel Karani Palak, Işık Sarçın, Orhan Sarıgene, Feyzullah Tanyer, Ahmet Uzuntepe, M. İhsan Yalçın, Celal Yegek, Eyüp Sabri Yücel, Serpil Zorbozan, Hacı Reşit Küçük, Şükrü Yılmaz

! BASILDIĞI YER: Tor Ofset Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi İmam Çeşme Caddesi No 26/2 AyazağaŞişli/İSTANBUL Telefon: (0212) 332 08 38 (pbx), Faks: (0212) 332 08 39 tor@torofset.com.tr ! Yayın Türü: İSMMMO Yaşam; yaşam, kültür ve güncel haber dergisidir. Yerel süreli yayındır. İki ayda bir yayımlanır, 6.000 adet basılır ve İSMMMO üyelerine ücretsiz gönderilir. Dergimizde yer alan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. ! Yönetim Yeri ve Yazışma Adresi: Kurtuluş Caddesi, No: 114, Şişli- İSTANBUL Telefon: (0212) 315 84 00, Faks: (0212) 343 47 80e-posta: basin@ismmmo.org.tr


Müzikalde yeteneklerimi sergilemek istiyorum YAŞAM’IN PORTRESİ

Işın Karaca, eğitimini müzikal oyunculuk üzerine aldı. Müzikte rüştünü ispat eden Karaca, bir sinema filmi çekti; sıra ikincisinde… Karaca, “Hayallerimden biri, sahnede tüm yeteneklerimi sergileyebileceğim bir müzikalde oynamak” diyor. YAĞMUR DEMİR Işın Karaca’yı müzik dünyası ilk olarak Sezen Aksu’nun vokalisti olarak tanıdı. Minik Serçe’nin yanında ‘tam olarak pişen’ Işın Karaca’ya Aksu kendi kanatlarıyla uçması için yol verdi. 2001 yılında kendi albümünü çıkaran Karaca’nın içindeki müzik yazarlığını ortaya çıkarmasında da Aksu’nun destekleri büyük… Aslında Işın Karaca daha çocukluğundan beri müzikle nefes alıyor. Londra’da doğan Karaca, müzikal oyunculuk eğitimi almış. Bugüne kadar müzisyen yönünü geniş kitleler gördü ama oyunculuk tarafını çok kimse bilmiyor. Yakında iki sinema filmi ile sinemaseverlerin karşısına da çıkacak olan Karaca, bir müzikalde

30 ! İSMMMO YAŞAM

de rol almayı hayal ediyor. Kısa bir süre önce Uyanış albümünü çıkaran Işın Karaca, “Gençler kaliteli müziği algılıyor” diyor. Londra’da doğdunuz, orada okudunuz. Türkiye’ye gelmeye nasıl karar verdiniz? Zaten Türkiye’den kopmadık ki. Sürekli gelip gidiyordum. Kıbrıs’ta annemin işlettiği mekanda şarkı söylemeye başladım ve buralara kadar savruldum. Kararlarlar ani verilir. Şu anda mutluyum bulunduğum mevkiden. Aynı zamanda müzikal oyunculuk üzerine eğitim aldınız… Neden oyunculuk değil de müziği tercih ettiniz? Çocukluğumdan beri müzikle iç içe bü-

yüdüm. Kendimi bildim bileli şarkı söylüyordum. Ağaçların tepesinde, arkadaşlarımın arasında… Müzik hayatımda hep vardı. Oyunculuktan da kopmadım; kopamam. Film izlemeyi çok seviyorum ve izlediğim sahnelerdeki kahramanlarla kendi aramda empati kuruyorum. İki sinema filmi teklifi geldi ve kabul ettim. Birinin çekimleri bitti. Diğerine yakında başlıyoruz. Sahnede tüm yeteneklerimi sergileyebileceğim bir müzikalde oynamak en büyük hayallerimden biri... Müzik kariyerinize Sezen Aksu’nun vokalisti olarak başladınız. Sezen Aksu’nun hayatınızdaki yeri nedir? O benim yaşam kılavuzum. Bir kitap

EYLÜL - EKİM 2009


EYLÜL - EKİM 2009

‘UYANIŞ’ SON ALBÜMÜ Işın Karaca, 7 Mart 1973’te Londra'da doğdu. Londra IV King Edward Okulu İngiliz Dili ve Edebiyatı, Tiyatro Bölümü’nde müzikal tiyatro eğitimi aldı. Çocukluğundan beri şarkı söyleyen Karaca, Kıbrıs’ta restoran işleten annesinin yanında ilk olarak sahneye çıktı. 1997 yılında Sezen Aksu’ya vokalist olan Karaca’nın kariyer basamaklarında 1999 yılında kurulan Panic Attack Grubu’nda vokalistlik yapması, 1999 ve 2000 Eurovizyon Türkiye finallerine katılması, 1999 Altın Güvercin Yarışması’nda ‘en iyi genç yorumcu’ ödülünü kazanması önemli dönemeçler oldu. Işın Karaca'nın ilk albümü "Anadilim Aşk" 2001’de piyasaya çıktı. Albümdeki 12 şarkıdan 10'unun söz ve müzikleri Sezen Aksu'ya aitti. 2004 yılında ikinci albümü ‘İçinde Aşk Var’, 2006’da ‘Başka 33/3’albümünü çıkaran Karaca, Aralık 2006 ve Şubat-Mart 2007 yılında; jazz, funk, soul ve yabancı pop parçalarından oluşan çok özel bir repertuarla Taksim Balans Performance Hall'da 3 müthiş konser verdi. Dördüncü stüdyo albümü "Nostalji 1" adıyla sevenleriyle buluşturdu. Son albümü Uyanış ise mayıs ayında piyasaya çıktı. Sanatçı, 30 Mayıs 2007’den itibaren Türkmax’da Haydi Söyle isimli bir müzik yarışması da sunuyor.

YA Ş A M ’ I N P O R T R E S İ

gibi... Her gün yeni şeyler öğreniyorsunuz. Tek başıma yol almam için beni hazırladı. Kendi kanatlarımızla uçtuğumuzu görmek onu çok mutlu ediyor. Ömrümün sonuna kadar da desteğini göreceğim. O bizi uzaktan hep izler, gerektiği yerde ise müdahale eder. Bana hep derdi ki; “Böyle şarkı söyleyebilen bir kadın şarkı da yazabilmeli. Duygularını sorgula; onlar sana yol gösterecektir.” Bu yolu keşfetmek için Sezen Aksu benimle koca yüreğini ve bilgeliğini her an paylaştı. Ve şarkı yazmamı sağladı. İçimdeki cevheri dışarı çıkarmayı başardım. Vokal olarak başladığınız müzik kariyerinizde bugün buralarda olacağınızı hayal ediyor muydunuz? Hayal değil ama hissediyordum. Bugünlere gelebilmek için insanın hem şansa hem de çok çalışmaya ihtiyacı var. Hiçbir şey tesadüfen olmuyor. Bazı zamanlar, karşıma çıkan fırsatları iyi değerlendirdiğimi düşünüyorum. İlk albümünüzü 2001 yılında çıkardınız. Sekiz yıl içinde hayatınızda neler değişti? Daha geniş bir çevreniz olmaya başlıyor. Tehlikelerle dolu, dikenli bir yol. Hata yapmamanız, hep güçlü olmanız gerekiyor. Ailemin desteğini hep yanımda hissettim. Onlarsız hiçbir şey olmadığını öğrendim. En mutlu olduğum yer onların yanı. İnsanların hayatlarında başrolü oynamak için gereken gücün, bilgeliğin ve sabrın olduğunu keşfettim. En büyük acıları da kayıpları da yaşayabilirim. Hayat artık beni şaşırtmıyor. Dinleyicilerim de değişti. Sanırım akıllandı, duyguları değişti. Bugünlere gelmek sizin için zor oldu mu? Yoktan var etmek bir tek bizi yaratana mahsus. Ama kariyerimi adım adım planlayarak yaşadım. Düştüm, tökezledim, ağladım, yıkıldım fakat pes etmedim. Her yeni güne yeniden, sıfırdan başlamayı bildim. Geçmiş geçmiştir. O zaman yaşadıklarımız bizi biz yapıyor. Bugün yaşadıklarımız da yarına kalıyor. Anlamıyorum

İSMMMO YAŞAM ! 31


YAŞAM’IN PORTRESİ

Oğlum benim gibi müziğe aşık Karaca genç yaşta anne olmuş. 20 yaşında iken oğlu Erdağ’ı kucağına alan Karaca, diyaframsız doğan oğlunun sağlık sorunları nedeniyle zor günler geçirmiş, onu bugünlere getirmek için büyük özverilerde bulunmuş. Söz oğlundan açılınca gözleri parlayan Karaca, “Şahane anne-oğul ilişkimiz var. Ondan ayrı kaldığımda acayip özlüyorum” diyor. “En yakın sırdaşım, arkadaşım oğlum” diyen Karaca, “Yavaş yavaş büyüyüp adam olması çok tuhaf bir duygu. Bir türlü kabullenmek istemiyorsunuz. En yakın sırdaşım, arkadaşım. İyi ki var hayatımda, iyi ki onu dünyaya getirmişim” diye duygularını özetliyor. Karaca’ya “Oğlunuzun müziğe ilgisi var mı?” diye soruyoruz. Karaca, “Çok yetenekli bir müzisyen olarak yetişiyor. Müziğe benim gibi o da aşık. Klasik müziğe aşık bir piyanist olarak yola devam ediyor. Yurtdışında okumak istiyor ilerleyen senelerde” diye sorumuzu yanıtlıyor.

32 ! İSMMMO YAŞAM

artık bu kalıcılık kavgası niye. Zor bir süreçten sabırla pişerek, olgunlaşarak geçmeyi başardım. Eskiden az medya organı vardı ve işin ehli olan ünlü olabiliyordu. İnternet ve medyanın çoğalması her saat başı bir ünlü çıkmasını sağlıyor. İyi ve kötü birbirine karıştı. Ekonomik kriz, çağın hızla değişmesi, müziğin kolay üretilip tüketilmesi, zamanla en iyilerin su yüzeyinde kalmasını sağlamaya başlıyor. Ben uzun yıllar şarkı söyledim, vokalist olarak çalıştım. Bir anda olmadı hiçbir şey. Şöhret hayatınıza neler kattı, neler götürdü? Şöhret özgürlüğümü kısıtlamıştı ama tek başıma rahat rahat toplum içinde dolaşıp metroya biniyorum. Alkış, sevilmek güzel bir duygu. Bunun yıllarca sürmesini diliyorum. Benim düzenli bir aile hayatım ve çocuğum var. Ona karşı sorumluluklarımı biliyorum. Son albümünüz “Uyanış” ile geçtiğimiz aylarda yeniden sevenlerinizin karşısına çıktınız. Albümle ilgili eleştiriler, yorumlar nasıl? Beni sevenler hemen sahiplendi ve yeni jenerasyonun da kaliteli müziği algıladığını gördüm. Bu sevindirici bir gelişme benim açımdan. Trend olan müziği değil, kendi içinde bütünlüğü ve kimliği olan, müzikalitesi yüksek, melodi zengini şarkılarımın sevilmesi en büyük sevinç kaynağım. Böyle olunca yaptığınız işin sahiciliğinin farkına varıyorsunuz ve üretiminiz artıyor. Çok şükür; bu sınavı da başarı ile geçtik. Son zamanlarda işiniz dışında özel hayatınız-

EYLÜL - EKİM 2009


EYLÜL - EKİM 2009

Kazançlarımı biriktiriyorum Bütün dünyayı etkileyen global kriz, bir sanatçı olarak Işın Karaca’yı da etkilemiş. Sanatçıların bu dönemde iş potansiyellerinin düştüğünü söyleyen Karaca, “Kriz, her meslektaşımı etkilediği gibi beni de etkiledi. İş potansiyelimiz düştü. Eminim zamanla piyasa toparlanacak. Kriz ilk olarak eğlence sektörünün tam göbeğinde olan bizleri vuruyor” diye konuşuyor. Işın Karaca’ya “Kazançlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Savurgan mı, yoksa tutumlu musunuz?” diye soruyoruz. Yanıtı net: “Kazancımı bankada biriktirerek değerlendiriyorum. Elim açıktır. Savurgan da değilim; tutumlu da… Sadece akıllı bir tüketiciyim.”

YAŞAM’IN PORTRESİ

la da oldukça gündemdesiniz. Bu sizi rahatsız ediyor mu? Biz sanatçılar özel hayatları ile de göz önünde olan insanlarız. Ama ben asla kimsenin gözüne soka soka bugüne kadar özel hayatımla gündeme gelmedim. İş ve özel hayatımı birbirinden ayırdım. Son zamanlarda yaşananlar maalesef benim tercih ettiğim bir durum değil. Birileri benim ünümdem yararlanarak reklam yapmaya çalıştı. Tabii ki rahatsız oldum. Benimle beraber olan kişi de bundan rahatsızlık duyuyor. Sedat Doğan ile evliliğe giden bir ilişki yaşadığınız söyleniyor… Ufukta evlilik var mı? Daha önce bir evlilik yaşamış biri olarak evliliğe bakış açınız nedir? Evet, evliliğe doğru gidiyoruz. Asla bir ilişkiye evleneceğim diye başlamaz insan. Zaman ve şartlar sizi o yöne doğru götürür. Ben zor aşık olan ve sonuna kadar da giden biriyim. Aşksız yaşayamam. Bir yola girdik; ikimizde mutluyuz ve ilerliyoruz. Her gün daha da çok sevdiğimizin farkına varıyoruz. Aranızdaki yaş farkı sizin dışınızda herkesi ilgilendiriyor galiba ☺☺ Yaş farkıyla ilgili neler söyleyeceksiniz? İki insan arasında aşk varsa ne yaşın, ne dilin, ne dinin bir önemi kalıyor. Sınırlar kalkıyor aradan. O kadar uçurum yok. Biz mutluyuz; kafalarımız ve zevklerimiz uyuşuyor. Hayata aynı pencerelerden, farklı bakış açıları ile bakıyoruz. Yaş değil, akıl önemli. Saatlerce konuşup fikir alışverişinde bulunabiliyoruz. Birbirimizden sıkılmıyoruz. Sedat Bey imaj danışmanlığı yapıyor… Size bu konuda yardımcı oluyor mu? Son albümünün imaj danışmanlığını yaptı... Sizler beğendiniz mi? Giyiminizi eleştiriyor mu mesela? Her zaman fikrini beyan etmesini isterim. Beni çok doğru bir şekilde yönlendiriyor. Giyim stilime de yön veriyor. Son günlerde gündemde olan “Kürt Açılımı” ile ilgili sanatçılar görüşlerini bildiriyorlar. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Hassas ve ucu açık bir konu. Şu kadarını söyleyebilirim ki; herkesin her yerde özgürce yaşama ve düşündüklerini ifade etme hakkı var.

İSMMMO YAŞAM ! 33


KARİYER

Kaya tırmanışı, dağ bisikleti, orienteering, trekking, kayak, paintball… Bunların hepsi şirketlerin çalışanlarını geliştirmek ve işyerinde ekip ruhunu artırmak için tercih ettiği doğa sporları arasında yer alıyor. Outdoor da denilen bu sporlar, krize karşın her sektörden firmalardan ilgi görmeye devam ediyor.

Outdoorla ekip ruhu nasıl gelişir?

34 ! İSMMMO YAŞAM

AYŞEGÜL EMİR Kayaların arasında heyecan içinde hızlı karar vererek, en kestirme çıkış yolunu bulmaya çalışır. Bir yandan da sürekli arkasından gelen arkadaşını göz ucuyla kollamaktadır. Ancak hızlı karar verememesi ve boşa harcadığı vakit yukarıdan sarkan çelik görünümlü halatı ıskalamasına neden olur, artık bir sonrakini beklemesi gerekir. Birkaç dakika sonraki halatı nasıl yakalayacağını çok iyi şekilde planlarken arkasındaki arkadaşıyla da deneyimini paylaşır. Nihayet kendine doğru ikinci kez sarkan ipi yakalayarak kayanın zirvesine uzanması ise birkaç saniyesini alır. Yukarıda bekleyen diğer arkadaşlarının yanına kendine atar… Yaşasın güven!.. Bu sahne şirketlerin çalışanlarında ekip çalışması ve motivasyon yaratmak için katılmalarını sağladıkları doğa yani outdoor eğitimleri sırasında yaşananlardan sadece biri. Doğal ve ormanlık alanda oynanan paintball (boyar top), kaya tırmanışı, dağ bisikleti, kampçılık, orienteering, trekking gibi son yıllarda Türkiye’de artan bu tarz doğal spor eğitimleri, şirketlerin çalışanlarını geliştirmelerini ve çalışanları arasında takım ruhu oluşturmalarını sağlıyor.

EYLÜL - EKİM 2009


Doğadaki koşullar genelde iş hayatına benziyor. Ekip çalışması, kararlılık, disiplin, sağduyu ve mücadele gerektiriyor. Şirketler doğa sporlarıyla, çalışanlarına bu özellikleri kazandırmak için krize karşın bu tarz eğitimlere ilgi gösteriyor. Katılımcılar, bu eğitimlerin iş hayatına büyük bir katkısı olduğunu söylüyor. Planlama, sorunları çözme, doğru karar verme gibi aşamaların üstesinden bir takım halinde geldikleri için, iş hayatındaki koordinasyon ve iletişim yeteneklerinin de oldukça geliştiğini vurguluyorlar. Bu tarz eğitimler veren Teamworks firmasının eğitmenlerinden İlhan Ören, şirketlerde ekip ruhuna önem verilirken, genelde bunu lider ya da yöneticilerden beklemek gibi bireysel bir yanılgı olduğunu dile getiriyor. Ören’e göre, ekip ruhu oluşturmak, ekibin bütünü sayesinde gerçekleşir. Ekip üyeleri arasında guruplaşma olabilir. Şirketlerin öncelikle ekip dinamiklerini arttırıcı eğitimlerle ekip ruhu oluşturmak arasındaki bağlantıyı kavraması gerekiyor.

UNUTULMAYACAK ETKİ BIRAKYOR Etkili bir ekip olmak için, ekip çalışması, iletişim, stratejik planlama, güven oluşturma, değişim adaptasyonu, çatışma yönetimi ve sonuç odaklılık gibi kriterler gerekiyor. İlhan Ören, bu kriterler arasında en öne çıkanların güven eksikliği ve çatışma korkusu olduğunun altını çizerek, şunları söylüyor: “Diğerleri bu iki kriterin üzerine inşa edilen performans arttırıcı unsurlar. Bu bağlamda da kurumların çalışanlarını daha çok bir arada tutabileceği, sosyalleşmeyi arttırıcı etkinliklere ağırlık vermesi gerekir. Bunu yaparken kişilerin günlük hayatta rahatlıkla yapabileceği uygulamalar yerine, daha farkındalık yaratıcı etkinlikler düzenlemek doğru bir yaklaşım.” Outdoor eğitimlerin en büyük avantajı; ekiplerde farkındalık yaratması ve uzun süre unutulmayacak bir etki bırakması olarak görülüyor. Eğitimler ‘yaşayarak öğrenme’ prensibinde tasarlanıyor. İlhan Ören, katılımcıların

EYLÜL - EKİM 2009

eğitimlerin sonunda ekip arkadaşlarına karşı oluşan önyargılarından kurtulabildiklerini vurguluyor. Böylelikle ekip arkadaşına güven, kör noktaları azaltma, yetki ve görev paylaşımı gibi konular ekipler için daha kolay hale geliyor.

EĞİTİMİN TAM ZAMANI Doğadaki ekip ruhu geliştirme eğitimleri genelde eylül, ekim, nisan ve mayıs aylarında yapılıyor. Havanın çok sıcak ve soğuk olmadığı dönemler tercih ediliyor. Peki, hangi doğa eğitiminin şirketiniz ve çalışanlarınız için uygun olduğuna nasıl karar vereceksiniz? İlhan Ören, bu soruyu şöyle yanıtlıyor: “Önce ihtiyaç analizi yapılmalı. Hedefler doğrultusunda uygun aktivite belirlenir. Her bir aktivitenin 30 dakika ile 180 dakika aralığında sürdüğünü göz önünde bulundurduğunuzda, normal bir ekip, 1 günde ortalama 6 ila 8 aktiviteye katılabilir. Eğitimde verilmesi düşünülen hedefleri seçtiğiniz aktivitelere orantılı bir şekilde yerleştirir ve genel akışı planlarsınız. Ekiplerin aktiviteler içinde tutumları, gözetmenler tarafından o aktivitelerle ilişkili eğitim şablonlarına yerleştirilir, eğitim sonunda bu verilerle ekip ve kişi profilleri çıkartılabilir. Bu metot eğitimin geri bildiriminde kullanılabileceği gibi devamındaki eğitimlerde de üzerinde durulması gereken hedeflerin ortaya çıkartılmasını sağlar.”

Hangi eğitim, ne sağlıyor? ! Orienteering: Orienteering yönledirme anlamına geliyor. Bu sporu, önceden haritası çıkarılmış bir arazide, önceden yerleştirilen kontrol noktalarını, harita ve pusula yardımıyla bularak yapıyorsunuz. Ekiplere ayrılan sporcular bir noktadan diğerine ilerleyerek parkuru en kısa sürede bitirmeye çalışıyor. Strateji ve kondisyon önemli. ! Kaya tırmanışı: Bu spor, denge, estetik, esneklik ve gücü bir araya getiriyor. Fiziksel güç ve zekayı aynı anda kullanmak gerekiyor. Kaya tırmanışı, adrenalini yükseltiyor, stratejik karar verme yeteneğinizi geliştiriyor. ! Tarzan ipi: Ormanlık alanda, yüksek ağaçlara bağlanan sağlam halatları kullanarak uçma zevkini tatmak mümkün. Karar verme ve cesareti geliştiriyor. ! Trekking: Uzun ve yorucu yürüyüş anlamına geliyor. Odaklanma, sabretme ve fiziksel gücü deneme konularında işe yarıyor. Kişiyi fiziksel olarak geliştirip daha iyi düşünmeye yönlendiriyor. ! Kampçılık: Esas kuralı doğaya saygı duymak. Şirket çalışanları bu şekilde beraber yaşamayı ve birbirlerine saygı göstermeyi ve doğayı korumayı öğreniyor. ! Kayak ve kano: Çalışanlar eş zamanlı kürek kullanmayı ve ekip çalışmasını öğreniyor. ! Paintball: Boyar top anlamına geliyor. Oyunun temel kuralı karşı takımın boya atan silahından çıkan boyayla boyanan oyuncunun oyundan çıkmasına dayanıyor. Amacınız belli bir süre içine karşı takımın kalesindeki bayrağı ele geçirmek, bir rehineyi kurtarmak, başkanınızı güvenli şekilde hedef ulaştırmak, karşı takımın tamamını elemek.

İSMMMO YAŞAM ! 35


EĞİTİM

Anne baba okulları Günümüzde pek çok annebaba, daha iyi bir ebeveyn olmak için eğitimlere katılıyor. Anne baba okulları; kendini bilen, özgüvenli, pozitif, hakkını arayan, liderlik vasıflarına sahip, kendisi ve çevresi ile barışık bir çocuk yetiştirmek için ebeveynlere yardımcı oluyor.

36 ! İSMMMO YAŞAM

Bir insanın bu dünyada sahip olabileceği en değerli varlığıdır çocuklar... Anne ve baba olmak hiç şüphesiz dünyanın en güzel "görevi"... Bu güzel ve aynı zamanda özel görev, ince ve derin düşünmeyi, sabır ve şefkatle hareket etmeyi gerektiriyor. Bunu yapmak öyle kolay değil. Bu yüzden günümüzde pek çok anne-baba, iyi bir ebeveyn olmak için özel eğitimlere katılıyor, soluğu ‘anne baba okulları’nda alıyor. Anne-baba okulları; kendini bilen, özgüvenli, pozitif, hakkını arayan, gerektiğinde itiraz eden, liderlik vasıflarına sahip, kendisi ve çevresi ile barışık bir çocuk yetiştirmek için ebeveynlere yardımcı oluyor. Daha mutlu bir

aile için ‘anne baba okulları’nda eğitim almanın önemine dikkat çeken uzmanlar, "Eğitime katılmak için sorun yaşıyor olmanız gerekmez. Sorun yaşanmadan sorunlara karşı önlem almak, sorun yaşandıktan sonra çözüm üretmekten çok daha sağlıklı" diyor.

SINAV KAYGISI, ÖFKE NÖBETİ... Anne-baba okullarında evlilik öncesi süreç dâhil olmak üzere çeşitli dönemlerde karşılaşılabilecek sorunlara ilişkin çözüm yolları sunuluyor. Bu kapsamda aile içi iletişim, çocuğun ön ergenlik ve ergenlik dönemi, tırnak yeme, alt ıslatma ve parmak emme, kardeş kıskançlığı, verimli ders çalışmada aileye

EYLÜL - EKİM 2009


düşen görevler, dikkat eksikliği ve hiperaktivite, teknoloji kullanımı, sınav kaygısı ve çocuğunuz, yemek yeme problemi, yalan söyleme, televizyon, bilgisayar ve teknoloji bağımlılığı, çocuklarda inatçılık, öfke nöbetleri ve ağlama krizleri, utangaçlık, içe kapanıklık, çocuklarda cinsel eğitim, korkular gibi birçok konularda eğitim veriliyor. Ebeveynlerin yaşanan ya da yaşanabilecek sorunlara karşı bilinçli olması sağlanıyor. Anne - baba eğitimlerinin de verildiği Koru Çocuk Evi'nin kurucusu ve müdürü, psikolojik danışman Dilek Kırcaoğlu, ebeveynliğin hiçbir biçimde çocuğun "sahibi olmak" anlamına gelmediğini vurgulayarak "Ebeveynler, çocuğun olgunlaşmasına, hayatı anlamasına, kendini ifade etmeyi öğrenmesine yardımcı ve rehber olacak kişilerdir. Çocuk, ebeveyninin önderliğinde yaşamı öğrenir ve kendi kişiliğini oluşturur" diyor.

ETKİN AİLE MODELİ OLMALI

EYLÜL - EKİM 2009

BABA DA BEBEĞİN ALTINI DEĞİŞTİRMELİ Uzmanlar, çocuğun gelişiminde daha iyi sonuçlar alabilmek için annebaba okullarına ebeveynlerin her ikisinin katılmasının önemli olduğunu belirtiyor. Psikolog danışman Dilek Kırcaoğlu babanın da anne kadar çocuğun gelişimi, bakımı ve eğitiminde rol alması gerektiğini belirtiyor: "Bebek doğduğu anda anne ile daha yakın bir temas içindedir. Birçok baba gerek fiziksel, gerekse duygusal yönden, bebeğe zarar vermekten korktukları için ondan daha uzak kalırlar. Ancak babaların bebeklerden uzak duruşları, ikisi arasında oluşacak sıcak, yakın bağların kurulDilek masını engeller. Bu da baba-çocuk Kırcaoğlu arasındaki ilişkiye olumsuz bir başlangıçtır. Çocuğun babasıyla olan ilişkisi, özellikle yaşamının ilk beş yılı içerisinde annesiyle olan ilişkisinden sonraki en büyük ve önemli bağdır. Babalık da çocuk doğduğu andan itibaren başlar. Ancak çoğu baba ancak bebek belli bir yaşa geldikten sonra babalığı anlar. Oysa babanın da bebeğin altının değiştirilmesi, mama yedirilmesi, yıkanması gibi konularda etkin olarak rol alması gerekir. Annebaba-çocuk etkileşiminde olumlu ilişkilerin temeli bebeklik döneminde atılır ve bu dönem bir daha geri gelmez."

EĞİTİM

Kırcaoğlu’na göre anne-babaların çocuk eğitimi konusunda öğrenmeye açık olması ve çeşitli kaynakları araştırarak okuması gerekiyor. Ebeveynlerin uzmanların yardımına başvurmaktan çekinmemesi gerektiğini de belirten Kırcaoğlu, konu ile ilgili açılan anne-baba okulları ve seminer programlarına katılmalarının sorunları çözmede yarar sağlayacağını ifade ediyor. Anne, baba ve çocuk arasında en sık görülen iletişim problemleri ile ilgili olarak Psikolojik Danışman Dilek Kırcaoğlu, şunları söylüyor: “Genelde çok katı anne- baba tarzı var. Bunun dışında tamamen çocuk merkezli bir tarz var. İkisi arasında bocalayanlar var. Bazen katı, bazen çok yumuşak olabiliyorlar. Katı aile yapısında sürekli anne baba kazanır. Onun dediği olur. Onun istedikleri yapılır. Diğerinde ise sürekli çocuk kazanır. Çocuk mutludur ama anne baba kendini ifade edemediği ve yok sayıldığı için mutsuzdur. Diğerinde zaten bir denge yok. Dengesiz aile yapısı ortaya çıkar. Bizim savunduğumuz bir etkin aile modeli var. Etkin aile modelinde her iki tarafın mutluluğunu savunuyoruz. Çocuk da mutlu olsun, anne baba da mutlu olsun. İkisi de iletişim kanallarını açık tutarak ve ortak bir amaç üzerinde birleşerek, anlaşmalar yaparak, karşılıklı birbirine doğru anlayarak bir aile modeli kursunlar istiyoruz. Bizim programımızda da amaçladığımız bu. Bunun tekniklerini öğretiyoruz.”

İSMMMO YAŞAM ! 37


SAĞLIK

Nikotin bandı, sakızı, spreyi… “Yok bunlar bana sigarayı bıraktıramaz” diyorsanız akupunkturdan hipnoza kadar birçok yöntemi daha deneyebilirsiniz…

Dumansız hayata giden yollar…

38 ! İSMMMO YAŞAM

GÜLŞEN KANDEMİR Sigara tiryakileri için 19 Temmuz, adeta bir milat oldu. Bu tarihte başlayan sigara yasağının ardından tiryakilerin hayatı oldukça zorlaştı. Kapalı mekanlarda sigara içilememesi zamanının önemli bir bölümünü ofiste geçirenler açısından tam bir kabus oldu... İsteseler de sigara içemeyen tiryakiler şimdi daha çok sigara bırakma eğilimindeler… Yasağın motive ettiği tiryakiler, kendilerine sigarayı bırakmakta yardımcı olacak yöntemleri arıyorlar. Kimisi nikotin bantlarının peşinde, kimisi “Bu iş önce kafada biter” deyip hip-

EYLÜL - EKİM 2009


noz yöntemlerini bile araştırıyor. Çin mucizesi akupunkturdan medet umanlar da az değil. İSMMMO Yaşam dergisi olarak “Şu meretten artık kurtulayım” diyenler için alternatif yardımları araştırdık. Tüm uzmanların söylediği gibi, tiryakiler ’40 yıllık dostları’nı bırakmaya karar verdiklerinde önce bunun hiç de kolay olmayacağı konusuna kendilerini inandırıp, telkin etmeliler. Tiryakiler açısından ilk 15 gün çok önemli çünkü yeniden başlamaların çoğu bu süre içinde yaşanıyor. Bu devreyi atlatsalar bile aylar boyunca zaman zaman içme isteği duymaları da doğal.

NİKOTİN YERİNE ENDORFİN Bu genel bilgileri verdikten sonra önce akupunktur yönteminden bahsedelim. Sigaradaki nikotinin hem organik, hem psikolojik olarak bağımlılık yapması sigarayı bırakmayı zorlaştırıyor. Nikotin beyinde endorfin (mutluluk hormonu) salgılayan sinir uçlarını olumsuz etkiliyor. Sigara içilmediğinde yani nikotin ortadan kalktığında akupunktur bu sinir uçlarını uyararak endorfin salgılanmasını sağlıyor. Bu da kişinin sakinleşmesine, huzur bulmasına yardımcı oluyor. Bilindiği üzere akupunkturda vücuttaki sinir noktalarını etkileyen özel iğneler kullanılıyor. İlk etapta 4 seanslık uygulama yeterli görülüyor. En az 20 dakika süren seansların daha sonra 6 ayda bir 1-2 seansla tekrar edilmesi öneriliyor. Türkiye’nin önde gelen akupunktur doktorlarının seansının 80 lirayı bulduğunu da belirtelim.

‘DUYGULARI BOŞALTIYORUZ’

EYLÜL - EKİM 2009

Sigara bırakmak isteyenler tarafından en çok tercih edilen yöntemlerden biri de smoke patch olarak da bilinen sigarayı bırakma bantları. Nikotin bandı olarak da bilinen ve birçok eczaneden kolaylıkla ulaşılabilen bu bantların bir kısmında vücuda kontrollü olarak nikotin veriliyor. Smoke patchlerin bitkisel içerikli olanları da piyasaya çıktı. Naturel antioksidan içeren bu bantlar da hücrelerde depolanmış nikotinden kurtulmaya yardımcı oluyor. Her üç günde bir cildin farklı bir bölgesine yapıştırılan bantları en az üç ay kullanmak öneriliyor. Smoke patclerin 30 gün kullanılan bir kutusunun fiyatı 50 ila 150 TL arasında değişiyor. Bu süreçte sigara içenlerde baş dönmesi ve mide bulantısı yaşanabileceğini de belirtelim. Sigarayı bırakmak için ‘nikotin sakızı’ çiğneyenlere çevrenizde rastlayabilirsiniz. İki formu olan nikotin sakızlarında günde 25 adetten az sigara içenlerde 2 miligramlık, 25 ve daha fazla içenlerde ise 4 miligramlık formlar veriliyor. Günde en fazla 24 adet çiğnenmesi öneriliyor. İki sakız arasında ise en az yarım saat ara bırakılması tavsiye ediliyor. 8 - 12 hafta kullanılması yeterli olurken gerektiğinde süre uzatılabiliyor. Ayrıca nikotin burun spreyi de sigarayı bırakmada kullanılıyor. İki burun deliğine de birer kez püskürtülen sprey, saatte 1 - 2 doz, en fazla 5 doz öneriliyor. 3 - 6 ay süreyle kullanılabiliyor. En yüksek seviyeye 5 - 10 dakikada ulaşıyor. Spreyin yan etkileri de yok değil. En sık karşılaşılan yan etkileri; burun ve boğaz irritasyonu, öksürük, aksırık, sürekli göz ve burun akıntısı, sinüzit, çarpıntı ve bulantı.

SAĞLIK

Hipnoz da sigarayı bıraktırmak için kullanılıyor. Hipnoz Tedavi Merkezi’nden Dr. Bülent Uran’ın verdiği bilgiye göre çoğu kişi sigarayla duygusal bir bağlantı kuruyor. Bu duygusal bağlantı bilinçaltı düzeyde… Bu nedenle öncelikle bu duygusal bağlantıları yıkmak gerekiyor. Bu amaçla hipnotik regresyon denilen çalışmalar yapılıyor. Dr. Bülent Uran, “Bilinçaltında bu duyguları yaratan olayları bulup burada değişik tekniklerle duyguları boşaltıyoruz. Daha sonra sigara bırakma telkinlerini veriyoruz. Türkiye’de hipnoz yurtdışındaki kadar yaygın değil. İnsanlar mucize bekliyor. Ama mucize yok. Bu da bir çalışma yöntemi. Ama bilinçaltı düzeyde bir çalışma olduğundan ve sigarayla bağımlılık bir bilinçaltı ilişki olduğundan diğer sigara bırakma yöntemlerinden daha iyi işliyor” diye konuşuyor. Son 5 yıldır sigara hastalarıyla yoğun bir şekilde çalışan Dr. Ural, sonuç almada kişisel farklılıkların önemli olduğunu da vurguluyor. Hipnozla sigarayı bırakmada 8 saatlik bir paket programın ücretiyse bin TL’yi buluyor. EFT (Emotional Freedom Techniques) olarak bilinen duygusal özgürleşme tekniği de bağımlılıklardan kurtulmada kullanılıyor. EFT, insanları sınırlayan, mutsuz eden, fiziksel ve ruhsal sorunlara yol açan duygu düşünce ve davranışlardan özgürleştiren bir teknik. Alkol, yemek, alışveriş, madde ve bilgisayarın yanı sıra sigara bağımlılığından kurtulmaya da destek olan EFT’yi Türkiye’de uygulayan birçok uzman bulunuyor.

Nikotin bandına ilgi var

İSMMMO YAŞAM ! 39


K A P A K

Takma kafana... Tokadan başka...

İÇİNDEKİLER

Temizlik, düzen, kuşku hastalığı… Bunlardan daha beteri de var… Kimi her şeyi harita gibi görüyor; kimi önüne gelene evlilik teklif ediyor. Gününü hediye almakla geçirenler; tırnak yiyenler, saçlarını, kıllarını çekip kendine zarar verenler de var.

14

Z İ R V E D E K İ L E R

Dolaylı vergiler makul seviyeye çekilmeli İTO Başkanı Murat Yalçıntaş, üretimin önünü açacak her önlemin aynı zamanda işsizliğe de çare olacağını belirtiyor. Kısa vadede dolaylı vergilerin düşürülmesi gerektiğini söyleyen Yalçıntaş, yapısal sorunların mutlaka çözülmesi gerektiğini vurguluyor. 10

D O S Y A

Apolitik hayat, oh ne rahat! 12 Eylül 1980 müdahalesinden sonra toplum apolotikleşti. Bugünün gençliği için önemli olan toplumun sorunları değil, kendi bireysel çıkarları... Gençler biraraya geldiklerinde artık siyaseti konuşmuyor.

24


GÜNDEMİN SESİ

C U M H U R İ Y E T

Ö Z E L

86 yıldır aynı coşku, aynı kararlılıkla Ekonomi gazeteciliğine renk kattık

Gazete Habertürk’ün Ekonomi Müdürü Cüneyt Toros, “Farklı ve yeni bir gazete anlayışıyla yola çıktık. Ekonomi sayfalarını 20 sıkıcılıktan kurtardık” diyor.

YAŞAMIN PORTRESİ

Müzikal oynamak istiyorum Işın Karaca, eğitimini müzikal oyunculuk üzerine aldı. Karaca, “Hayallerimden biri, sahnede tüm yeteneklerimi sergileyebileceğim bir müzikalde oynamak” diyor. 30

KARİYER

Outdoorla ekip ruhu nasıl gelişir? Kaya tırmanışı, dağ bisikleti, orienteering, trekking, kayak, paintball… Bunlar şirketlerin çalışanlarını geliştirmek ve işyerinde ekip ruhunu artırmak için tercih ettiği doğa sporları.

34

En büyük değerimiz olan Cumhuriyet’imizin 86. yıldönümünü aynı coşku, aynı kararlılıkla kutluyoruz. 28

6 2 .

G Ü N

İSMMMO HABER

6 8

E Ğ İ T İ M

36

S A Ğ L I K

38

DOSTLARIMIZ

40

EVİM EVİM

44

LEZZET

46

GEZİ - DÜNYA

48

GEZİ - TÜRKİYE

52

KÜLTÜR-SANAT

56

SİNEMA-DVD

58

KİTAP

60

TEKNO-YAŞAM

62

MİZAH

64


DOSTL ARIMIZ

Sevimli, zeki, Sahibinin kucağında olmaktan sıkılmayan Yorkshire Terrier’ler Türkiye’de apartman yaşamında en çok tercih edilen köpek türlerinden… Çok fazla yürümeye ihtiyacı olmayan Yorkshire’lar tüm terrierler gibi uzun yaşıyor.

40 ! İSMMMO YAŞAM

İnsanoğluna dünyada birçok köpek türü dostluk ediyor… Yaşadığı yere ve ihtiyaçlarına göre kimi zaman en büyük yardımcısı yine onlar oluyor. Şehir yaşamında da köpekler, en yakın can yoldaşımız… Küçük apartmanlara sıkışan şehir yaşamında da dostlarımızı yaşadığımız mekanlara göre seçiyoruz. Küçük dairelerimizde en çok yer açtığımız köpek türlerinden biri; Yorkshire Terrier’ler… Aslında tüm dünyada terrier cinsi köpekler oldukça popüler. Onların içinde Yorkshire’ların Türkiye’de ayrı bir yeri var. Sempatik, oyuncu olan bu dostlarımız tam bir ev köpeği olarak büyük ilgi görüyor. Zaten Nişantaşı ve Etiler’de de en çok da sahibinin kucağında onlara rastlıyoruz. Yorkshire Terrier’ler, 1.800’lü yıllarda İngiltere’nin Yorkshire bölgesinde madenciler tarafından, madendeki fareleri yakalamaları için geliştirilmiş. Bugün halen bu özelliklerini yitirmemişler. Fare avlamayı da bir oyun olarak mı görüyorlar bilinmez ama bu sevimli dostlarımız oldukça oyuncular. Zaten görünüşleri de tam bir oyuncak gibi… Bütün gün sahibinin kuca-

EYLÜL - EKİM 2009


ğında olmaktan sıkılmayan Yorkshire Terrier’ler; oyuncu oldukları kadar da zekiler. Özellikle sevdikleri kişilerle çok iyi iletişim kurabiliyorlar. Yine sevdiklerinden iyi eğitim alabiliyorlar. Tabii bunun için güvenmeleri şart. Sahibiyle arasında sağlam bir güven ilişkisi kurarsa, onun en sadık ve güvenilir dostu olabiliyorlar.

EVDE YÜRÜMELERİ YETERLİ Yorkshire’lar, kendine aşırı güvenen ve özgür bir yapıya sahip… Diğer evcil hayvanlarla da iyi anlaşan dostlarımız için az egzersiz yeterli. Yani öyle uzun yürüyüşlere ihtiyaçları yok. Apartman dairesinde koşturarak günlük egzersiz ihtiyaçlarını rahatça karşılayabiliyorlar. Yine de veteriner hekimler, kısa yürüyüşler yaptırmanızı tavsiye ediyor. Soğuğa karşı hassas olan dostlarımızla ilgili birkaç keyif tüyosu da verelim. Gölgeleri kovalamaktan, güneşte yatmaktan ve halat çekme oyunundan çok ama çok hoşlanıyorlar. Tüm terrierler gibi ömürlerinin uzun olması nedeniyle çok tercih ediliyorlar. 6-7 kilo ağırlığındaki Yorkshire’lar ortalama 17 yıla kadar yaşıyor. Tabii uzun ömürlü olmaları için iyi bakım da şart. Yorkshire Terrier’lerin tüyleri her gün özenli bir bakım ister. Kafasının üstündeki tüyler çok uzamışsa, bantla veya toka ile toplanabilir. Onları çoğu zaman tokalı görebilirsiniz. Baştaki tüyler çoğu zaman mama kabına girmesin diye toplanıyor. Neredeyse hiç tüy dökmeyen dostlarımızın tüyleri kısa da kesilebiliyor. Gözler ve kulakların da her gün temizlenmesi öneriliyor.

BAZI AKRABALARI DA VAR

EYLÜL - EKİM 2009

Yorkshire Terrier’in karakteristik özellikleri ! Küçük boyutlarının farkında değil gibi yaşar. Her zaman maceraya ve belaya hazırlar. ! Bu küçük köpek oldukça cesur, enerjik, sadık ve zekidir. ! Sahibine karşı sevgi dolu ancak bazen yabancılara karşı mesafelidir. ! Küçük hayvanlar ve yabancı köpeklere karşı saldırgan olabilir. ! Onun boyutlarına saygı duyacak olgun çocuklarla arası daha iyidir. ! Yorkshire bazen inatçı olsa da eğitimi kolaydır. ! Irk insana fazla bağlıdır ve bol sevgi ve ilgi ister. ! Yorkshire mükemmel bir bekçi köpeğidir. Şaşırdığında, korkutulduğunda ya da kızdırıldığında ısırabilir. ! Tuvalet eğitiminde zorluk çıkarabilir. ! Havlamayı sever; fakat tersi de kolaylıkla öğretilebilir.

DOSTL ARIMIZ

Norfolk Terrier: Aktif, cesur, duygulu, dengeli, oldukça uysaldır. 13-15 yıl yaşayan bu köpeklerin ortalam ağırlığı 5 kilo… Gölgeli kızıl, buğday rengi; siyah ve sarımsı kahverengi ve gri renklerinde olabilirler. Jack Russel Terrieri: Tilki Terrieri olarak da anılırlar. Cesur, şen, fedakar ve itaatkar bir köpektir. Özellikle İngiltere’de saf örnekleri bulunan bu dostlarımız, küçük hayvanları da avlayabilir. Yeterli egzersiz olanağı sağlandığında apartman yaşamına uyum sağlayabilir. Avustralya Terrieri: Aussie olarak da bilinen bu küçük köpek, oldukça cesur ve canlıdır. 1800’lerde yetiştirilen Avustralya Terrieri, tüm iklim koşullarına adapte olan dayanıklı bir ırktır. Avustralya'ya yerleşen toprak sahipleri tarafından yetiştirilmiş en küçük iş terrieridir. Bu ırk Avustralya'da yetiştirilip tanınmış ilk köpek türüdür. Fox Terrier: İki farklı türü vardır. Smoot Fox Terrier, sağlam yapılı zarif bir köpektir. Çocuklarla oynamaya isteklidir. Aile üyelerine son derece bağlıdır. Dinamik bir köpek olduğu için çok enerji harcar. Wire Fox Terrier ile Smooth Fox Terrier arasındaki temel fark; tüylerinin uzunluk ve renk olarak farklılığıdır. Diğer özellikleri birbirine benzer.

İSMMMO YAŞAM ! 41


Modanın ‘ayak’ izleri

MODA

Bu sezon ayakkabılarda bağcıklı ve bacağı saran modeller dikkat çekiyor. Dizlerin üzerine kadar çıkan rugan çizmeler de vitrinlerde boy gösteriyor. Çizmelerin boyutlarına alışmak biraz zor olsa da görünüşleri dişilik sınırlarını zorluyor.

42 ! İSMMMO YAŞAM

Havaların soğumaya başladığı 20092010 sonbahar kış sezonunun öne çıkacak ayakkabı tasarımları vitrinlerde yerini almaya başladı. Bu sezon ayakkabı modasına koyu renkler hakim. Siyah antrasit, koyu lila, mürdüm, saks mavi, kahve tonları ve koyu kırmızı renkler, soğuk havada hem ayaklarınızı, hem de içinizi ısıtacak. Ayakkabı, pek çok kadın için vazgeçilmez bir tutku. Bunun farkında olan tasarımcılar boş durmadı; özellikle kadın tüketiciyi cezbedecek son trendleri oluşturdular. Bu sezon ayakkabılar; olabildiğince bağcıklı ve bacağı saran modellerin etkisi altında… İnce veya platform topuklar da ön plana çıkıyor. Babet ayakkabılar, yüksek topuklu çizmeler ve kadınsı hatları vurgulayan yarım botlar dikkat çekiyor. Dizlerin üzerinde, rugan çizmeler de kış sezonunda vitrinlerde sıkça boy gösterecek. Bu çizmeleri, dar paçalı pantolonlar, kısa etekler ve triko elbiselerle kullanabilirsiniz. Feminen görünümün vazgeçilmez parçası uzun çizmeler dişiliğinizi ön plana çıkaracak.

YAĞMUR ÇİZMESİ Bu kış yağmurdan korkmayın çünkü birçok ünlü marka koleksiyonlarında yağmur çizmelerine geniş bir yer vermiş durumda. Takip edenler bilirler; geçen kış sezonunda markalar yağmur çizmesine koleksiyonlarında çok fazla yer açmamışlardı. İşte ünlü ayakkabı markalarının koleksiyonları ve bu kışın ayakkabı modası… Hotiç’in koleksiyonunda bilek boyunda botlar, soft derilerden konforlu çizmeler öne çıkıyor. Yaratıcılığın simgesi mor, ihtişamı ve romantizmi ile koleksiyona dinamizm katarken, morun süetlerde kullanımı yumuşak ve yalın, ruganlarda kullanımı ise romantik, asil ve gösterişli bir etkiyle ayakkabıları tamamlar nitelikte... Nine West, 2009 sonbahar – 2010 kış koleksiyonunu sezonun öne çıkan trendle-

EYLÜL - EKİM 2009


rinden oluşturmuş. Leopar desenleri, dizüstü çizmeler, zincirli ve fermuarlı botlar koleksiyonun ana parçalarından. Jump, koleksiyonunu kadın, erkek ve çocuk ürünleri olarak üç ayrı kategoride sunuyor. Kadın kategorisinde yer alan botlarda pembe, yeşil, lila ve sarının en iddialı tonları dikkat çekiyor. Steve Madden kış koleksiyonunda modeller, zımbalı, fırfırlı, tokalı ve payetli modellerden oluşuyor. Özellikle zımba detaylı olanlar süet düşünülmüş. Gri, saks mavisi, fuşya ve daha çok siyah renkler kullanılmış. Tergan kadınların dış dünyalarını da iç dün-

yaları kadar romantik yapabilmek için hazırladığı bej serisiyle dikkat çekiyor. Özellikle yüksek ve platformlu modeller, fetiş görüntüsüyle sezona damgasını vururken, bejin asaletiyle birleşen dizaynlar, kadının asaletini de dışa yansıtıyor. Scooter, sonbahar-kış sezonunda rengarenk bot modelleri ile hem bay hem bayan kullanıcılara renkli bir kış vaad ediyor. Jessica Simpson babetleri alışılagelmiş babetlerden farklı bir burun yapısıyla dikkat çekiyor. İki farklı burun tasarımı kullanılan babetler; küt ve sivri olarak tasarlanmış. Bu tarzı ile babetler şirin ifadelerinden sıyrılıp daha feminen ve şık bir görünüm kazanmışlar.

KLİMALI MODEL VAR King Paolo sağlık ve rahatlığı şıklıkla bütünleştirerek tasarladığı üç sistem klimalı ayakkabılarıyla ayağınıza nefes aldırmayı amaçlıyor. Hamileler ve diyabetlilere yönelik olarak hazırlanan bu ayakkabıların içerisinde bulunan özel mekanizma sayesinde hava sirkülasyonu sağlanıyor. Böylelikle ayakta terleme gibi sorunlar ortadan kaldırılmış oluyor.

MODA

Tergan

Jump

İSMMMO YAŞAM ! 43


Su yalıtımıyla binanın ömrü uzuyor

EVİM EVİM

Üzücü olaylara da neden olan aşırı yağmurdan konutları, su yalıtımıyla korumak mümkün. Binalar suya karşı bitümlü yalıtım örtüleri, sürme esaslı malzemelerle korunabiliyor. Daha çok yapım aşamasında uygulanması gereken bu yalıtım türü, mevcut binalara da sonradan yapılabiliyor.

44 ! İSMMMO YAŞAM

Yağmur altında yürümek, yağmurun yağışını izlemek, yağmurun sesiyle uyumak ve daha fazlası… Bunlar kulağa hep romantik gelen, herkesin çoğunlukla yaptığı ya da yapmak istediği şeyler…Yağmur pek çok şarkıya ve şiire de ilham kaynağı olmuş ancak ona karşı gerekli önlemler alınmadığında üzücü sonuçlara da yol açabiliyor. Yağmura karşı konutlarda alınabilecek en güzel önlem su yalıtımı olarak görülüyor. Bina yapılırken temelinin ve yapısının yağmur ve su geçirmeyecek şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Ancak su yalıtımı yapılmamış eski binaları da suya karşı dayanıklı hale getirmek mümkün. Yağmurların ve sel felaketlerinin arttığı son dönemde, binaların su yalıtım sistemleri de önem kazanmış durumda. Türkiye’de 93 milyon metrekarelik konut alanında su yalıtımı yapıldığı bilgisi var ama hala Türkiye’de konutlarda su yalıtımının yapılma oranı yüzde 10’larda. Su yalıtımı, bitümlü örtüler denilen malzeme ya da sürme esaslı su yalıtım malzemeleriyle yapılabiliyor. Banyo, mutfak, teraslar ve teras bahçeleri, temel, bodrum, asansör çukuru, baca dibi, gizli dere gibi mekanlarda kullanılıyorlar. Su yalıtımı olmayan eski binalarda bodrum ve zemin katların direnci su yalıtımıyla artırılabilir. Uzmanlara göre, en doğrusu yalıtımın binanın yapımında uygulanması. Mevcut binalarda içerden, dışardan, çatıdan, terastan da uygulanabiliyor. Bodrum ve zeminde sürme esasıyla binanın çevresi kazılarak bitümlü membran uygulanarak yalıtım yapılabiliyor. Teraslarda da benzer uygulamalar yapılması mümkün.

EYLÜL - EKİM 2009


SU YALITIMININ YARARLARI Yapıyı korur: Suyun yapılara verdiği hasar, özellikle deprem tehdidinin bulunduğu bölgelerde can ve mal güvenliği açısından tehdit oluşturur. Yapıya sızan su, donarak veya kimyasal tepkimelere girerek yapının özelliğini yitirmesine neden olur. Bu da dayanma gücüne ve süresine olumsuz etki yapar. Suyun binalara verdiği zarar genelde gözle görülmez. Korozyona uğrayan bir binanın en ufak depremde ayakta kalması zor hale gelir. Konfor sağlar: Toprağın nemi ve basınçsız su, yapı eleman gözeneklerinden geçerek iç ortam yüzeyinde küflenme, siyah leke ve mantar gibi organizmaların oluşmasına neden olur. İç yüzeyde bulunan ahşap gibi doğal malzemelerin çürümesine, sıvaların kabarıp dökülmesine, kolon ve perde duvarlarındaki donatının paslanmasına neden olarak konforu bozar. Su yalıtımı sayesinde nemin önlenmesi, insan konforu açısından olumsuzluk yaratan kötü küf kokusunun yayılma olasılığını ortadan kaldırır. Ekonomiye katkı sağlar: Ekonomik değerleri günümüzde giderek artan yapıların uzun ömürlü olması gerekiyor. Bugün bir yapının kullanım ömrü yaklaşık 50 yıl. Suyun olumsuz etkileri yapıların kullanım ömrünü azaltır. Bu da ekonomik bir kayıp olarak görülüyor. Su yalıtımıyla bu kayıp da giderilmiş oluyor.

DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER Su yalıtımı yapılırken dikkat edilmesi gerekenler şöyle sıralanıyor: ! Standartlara uygun malzeme kullanılmalı. ! İşinin ehli ekiplere uygulama yaptırılmalı. ! Mevcut binalarda su yalıtımı detayları eksikse onlar tamamlanmalı.

YALITIMIN ÖNEMİ ANLAŞILDI

EYLÜL - EKİM 2009

! Teras çatılar iyice korumaya alınmalı. ! Bodrum duvarlarında sorun varsa bohçalama sistemi denen perde duvarıyla, dışarıdaki toprak kazılarak su yalıtımı yapılabilir. ! Dışardan su yalıtımı yapılamıyorsa binanın içinden yapılabilir. ! Bitümlü örtüler su yalıtımında uzun ömür ve performans sağlıyor.

EVİM EVİM

Bitümlü Su Yalıtımı Üreticileri Derneği (Bitüder) Genel Sekreteri Meltem Yılmaz, son yağmurlarla binaların bodrum katlarının zemin sularından korunması gerektiğinin altının çizilmiş olduğunu dile getiriyor. Konutların sulardan korunmaması durumunda temel ve bodrum duvarlarında korozyon oluşarak binanın taşıyıcı sistemlerinin zayıflayabileceği uyarısında bulunan Yılmaz, şu noktalara dikkat çekiyor: “Son yağışlarda bodrum katlarında su taşmaları ve zemin suyundan gelen sızmalarla mağduriyetler oldukça arttı. Binanın bohçalama sistemi denen yapım aşamasında temel perde duvarlarının su yalıtımıyla kaplanmasının önemi anlaşıldı. Su yalıtımı eski binalarda son derece zayıf hatta yok denecek kadar az. Bodrumların perde duvarlarında, binaların çatılarında bitümlü örtülerle su yalıtımı uygulamasını öneriyoruz. Bitümlü örtüler daha uzun ömürlü zaman içinde performansını kaybetmeyen mineralli maddelerden etkilenmeyerek, su yalıtımı özelliğini devam ettirerek iklim değişikliklerinde özelliğini koruyor."

İSMMMO YAŞAM ! 45


! PAFULİ

LEZZET - MEKAN

Kuruçeşme’de 24 yıl önce açılan Pafuli’nin mönüsünde karalahana sarma, mıhlama, hamsili pilav, mısır unuyla hamsili tava, mısır ekmeği, fasülye turşusu kavurması bulunuyor. Tatlı olarak Laz böreği ikram ediliyor. İki katlı mekan aslında bir içkili lokanta… 100 kişiye aynı anda servis verilebilen Pafuli’de zengin bir balık mönüsü de bulunuyor. Hamsi kuşu, hamsili pilav, hamsi tava gibi hamsili yemeklerin de bulunduğunu söylememize sanırız gerek yok. Sahibi Rizeli olan Pafuli, Karadeniz yemeklerinden hoşlananların ve değişik tatlar arayanların uğraması gereken yöresel bir lezzet durağı… İçkili yemekte kişi başı 60-70 lira ücret ödeniyor. Telefon: (0212) 263 66 38

Uyyy… Bu yemekler çok lezzetluu…

46 ! İSMMMO YAŞAM

Karadeniz yemeklerini yemek için illa da Karadeniz’e gitmeye gerek yok. İstanbul’da Karadeniz yemeklerinin ‘has’ını bulabileceğiniz restauranlar var.

EYLÜL - EKİM 2009


! NOSTONİ Nostoni, Lazca ‘lezzet’ anlamına geliyor. Daha önce Sahra-ı Cedid’de faaliyet gösteren Nostoni, kısa bir süre önce Caddebostan’da büyük bir yer açtı. 80 kişilik bu yeni mekanda Karadeniz mutfağına ilişkin birçok lezzeti bulabilirsiniz. Mıhlama, karalahana sarması, kaygana, turşu kavurma, pazı kavurma, dilde (Giresun yöresine özel taze fasulyeli pilav), Akçabaat köftesi ve hamsi tava, buğulama… Bunların yanı sıra laz böreği ve Nostoni’ye özel kabaklı baklava ile ağzınızı tatlandırabilirsiniz. Nostoni’de yakında haftada üç gün müzik ve çeşitli etkinlikler de yapılacağını duyuralım. Telefon: (0216) 467 30 77

! SEBAT LOKANTASI Şirinevler’de Kültür Üniversitesi’nin yakınındaki Sebat, 1970 yılından beri hizmet veriyor. Sebat’ın 26 yıllık ustası Hilmi İbrahim Çolak, hamsiden palamuda kadar tüm Karadeniz balıklarını yaptıklarını söylüyor. Akçaabat köfte, karalahana dolması, fasulye turşusu kavurması yine mönünün olmazsa olmazlarından… Telefon: (0212) 551 65 30

! KARAYEMİŞ Kartal Dragos’ta sahil yolu üzerinde bulunan Karayemiş Turistik Tesisleri’nin 500 kişilik bir balo salonu bulunuyor. Karadeniz yemekleri Yoroz Restoran’da yapılıyor. 120 kişilik kapasiteli bir yer olan Yoroz’da, kapasitesini iki katına çıkarmak için bugünlerde tadilat var. Restoran yakında hizmete açılacak. Şimal Bar’da ise cuma ve cumartesi akşamları Karadeniz müziği dinlemek mümkün. Telefon: (0216) 473 17 92

! KARPİ Beylerbeyi’nde 9 yıldır müşterilerini ağırlıyor. İsminin kısaltması Karadeniz pidesinden gelse de, mönüsünde Trabzon pidesi bulunuyor. Diğer ana yemeği ise Akçaabat köftesi… Köfte, piyaz ve içeceğe ödemeniz gereken ücret 20 lira. Yemeğin ardından meşhur Hamsiköy fırın sütlacı yemenizi de tavsiye ediyoruz. Telefon: (0216) 422 44 44

! KÖMÜR LOKANTASI Fatih ve Küçükmustafapaşa’da iki şubesi bulunan Kömür Lokantası aslında Osmanlı mutfağı ağırlıklı. Ancak sahibi Sürmeneli, işletmecisi Rize’li olunca, Karadeniz yemeklerine de mönülerinde yer vermişler. Telefon: Fatih (0212) 631 40 04 Küçükmustafapaşa: (0212) 631 01 92

! VEZİR SOFRASI 1999 yılından beri Rami Demirkapı’da hizmet veriyor. Karadeniz lezzetlerine de mönüsünde yer veriyor. Akçaabat’dan getirilen etin belirli bölgelerinden yapılan Akçaabat köftesi; Giresun’dan getirilen fındık kabuğunun közünde pişiriliyor. Karalahana sarması, mısır ekmeğini de tadabilirsiniz. Kuru fasulyesi de meşhur. Telefonu: (0212) 613 95 85

LEZZET - MEKAN

1 Eylül’de denizlerde av sezonu açıldı. Yakında Karadeniz, sevgilisine kavuşur. Eskiler, “Hamsinin kulağına kar suyu kaçınca lezzetli olur” deseler de, Karadeniz mutfakları şimdiden şenlenmeye başladı. Kızartması, buğulaması, pilavı yani seven için her hali güzeldir hamsinin. Yeşili ve mavisi bol bir Karadeniz sahil kasabasında hamsi yemenin tadına doyulmaz ama İstanbul’da da artık iyi Karadeniz yemekleri yenilebilecek mekanlar var. Bu mekanlarda mönü, ‘hamsinin halleri’ ile sınırlı değil elbette. Mısır ekmeğinden mıhlamaya, kuru fasulyeden akçabat köftesine, karalahana sarmasından fasulye turşusuna, laz böreğinden Hamsiköy sütlacına kadar birçok alternatif var. Evet mevsiminde balık ağırlıklı olsa da mönülerde Akçabat köftesi ve kuru fasülyenin ana yemek olarak önemli bir yer tuttuğunu belirtelim. Kişi başına 20-25 TL’ye çıkabileceğiniz Karadeniz yemekleri restoranları, hem Avrupa, hem de Anadolu Yakası’nda bulunuyor. Çoğunda peynir, un, tereyağ gibi ürünler bizzat kaynağından yani Karadeniz’den geliyor. Özellikle Trabzonlu girişimcilerin ağırlıkta olduğunu gözlemlediğimiz Karadeniz restoranlarını tanımaya ne dersiniz?

İSMMMO YAŞAM ! 47


Güneşin doğduğu ülke: Japonya

GEZİ-DÜNYA

JAPONYA

Nüfusu: 123 milyon Para birimi: Yen İklimi: Nemli subtropikal iklim. Yazlar çok sıcak, nemli ve yağışlı. Kışlar ise soğuk. Başlıca önemli şehirleri: Tokyo, Osaka, Kyoto, Kobe, Nara Ekonomi: Bankacılık, finans, basın yayın, ulaştırma, bilişim, telekom. Vize: Türkiye’den gittiğinizde önceden vize almanıza gerek yok. Doğal Yapı: Yüzde 75 dağlık. 150 tane yanardağ olan ülkede en yüksek noktası, Fuji.

48 ! İSMMMO YAŞAM

Uzakdoğu’nun güneş gibi parlayan ülkesi Japonya, hiç bitmeyen hareketi ile sizi kendine çekiyor. Japonya’nın üç büyük şehri; Tokyo, Osaka ve Kyoto, hem geleneksel hem de modern renkleri ile ufkunuzu genişletebilir. Suşi ile sınırlı olduğunu sandığımız Japon mutfağının zenginliği karşısında şaşırmamak mümkün değil. AYŞEGÜL EMİR

EYLÜL - EKİM 2009


EN PAHALI CADDE Çıktığım kısa gezinti sırasında kendimi dünyanın en pahalı caddeleri arasında yer alan Ginza Caddesi’nde buluyorum. Bu caddede metrekare fiyatının 100 bin dolar olduğunu duyduğumda dudağım uçukluyor adeta. Çevredeki hepsi birbirinden lüks ma-

EYLÜL - EKİM 2009

ğazaların camlarına öylesine göz atıyorum, asıl isteğim bu caddeye yakın olan Kraliyet Sarayı’nı görmek. Zaten fiyatları gördüğümde Japonya’nın dünyanın en pahalı ülkelerinden biri olduğu gerçeğini yeniden hatırlayıveriyorum. Caddedeki kafelere, mağazalara hızlıca göz at-

tıktan sonra 15 dakika yürüyerek Saray’a varıyorum. Sarayın halka açık olan doğu bahçesinde bir süre yorgunluğumu atmak istercesine oturuyorum. Bir hayli olan geniş bahçede bir yandan ziyaretçileri süzerken, diğer yandan hayalimde geçmişi canlandırmaya çalışıyorum. Bu bahçede, kimbilir ne krallar, ne prensler, ne samuraylar dolaşmıştır? Bahçeyi gezdikten sonra da vaktimi daha iyi kullanmak isteğiyle koşar adım saraydan uzaklaşıyorum.

NEON IŞIK CENNETİ Kelime anlamı ‘güneşin doğduğu ülke’ olan Japonya, güneyden kuzeye dört büyük ada ve yaklaşık 6 bin 800 küçük adadan oluşan bir Asya Pasifik ülkesi. Japonya’nın 47 vilayetinden biri olan ve dünyanın en kalabalık şehirleri arasında yer alan Tokyo’yu, Osaka ve Kyoto’yu da kapsayan bir iş seyahatinin ilk ayağı olarak ziyaret ediyorum. Tokyo; ülkenin finans, kültür ve ticaret merkezi. 12 milyon nüfusu bulunan şehir hareketliliğiyle beni adeta içine çekiveriyor. Çalışkan-

GEZİ-DÜNYA

Yüksek çelik yapılı binalar, daracık caddeler, süslemeyi andıran Japon harflerinin parladığı kocaman tabelalar, hiç bitmeyen ve adeta karıncayı andıran insan kalabalığı içinde kendimi şaşkın ve daralmış hissediyorum. Merak içinde çevreyi seyre dalıyorum. Evet, Japonya’nın başkenti Tokyo’dayım. Şehrin düzeni ve temizliğini takdir ederken, volkanik adalar üzerinde kurulu olan ülkede alan darlığı nedeniyle sıkışık düzendeki binalar ve yollar, bende cenderedeymişim hissi uyandırıyor. Binlerce ada üzerine kurulu Uzakdoğu’nun yıldız ülkesinde Japon kültürünü birebir yaşamak için sabırsızlanıyorum. Adalar üzerinde gezdiğinizi anlayamadığınız şehir, mükemmel yollarla birbirine bağlanmış durumda.

İSMMMO YAŞAM ! 49


lıklarıyla bilinen Japonların küçük metrekarelerde yarattığı şehircilik harikasını ilgiyle inceliyorum. Neon ışıklarının gerisinde bonsai ağaçları ile ahşap evlerden oluşan mahalleler, hala bir Tokyo gerçeği. 333 metre yüksekliğinde ve Paris’teki Eyfel Kulesi’nin kopyası olan Tokyo Kulesi’ni yakından görmeye gidiyorum. Çok fazla vaktim olmadığı için kuleye çıkmayı daha sonraya erteliyorum.

ELEKTRONİK CENNET Bir sonraki durağım ise elektronik mağazalar semti Akihabara oluyor. Onlarca elektronik mağazasının içinde kendimi kaybediyorum. Burası adeta elektronik ürün cenneti gibi… Teknolojinin başlıca üreticisi olan Ja-

ponya’da fiyatları ise pahalı buluyorum. Cihazların içeriklerinin Japonca olduğunu görünce de bana verilen siparişleri alıp almama konusunda kararsız kalıyorum. Onlarca katlı mağazalarda yeni teknolojilere uzun süre bakakalıyorum. Hava hafif hafif kararmaya başladığında ise Tokyo’nun sembolü olan neon ışıklar yanıveriyor. Rengarenk ışıklar bana yorgunluğumu yeniden hissettiriyor. Otele dönmek için taksi arıyorum ve ilk gördüğüm taksiye yorgun adımlarla biniyorum. İş koliklikleriyle tanınan Japonların da evlerine dönme telaşı ortalığı bir hayli kalabalıklaştırmış. Takside etrafı seyrederken daracık mekanlarda yarattıkları Japon harikasını bir kere daha takdir ediyorum.

BALIK AĞIRLIKLI MUTFAK Otelde kısa bir dinlenmeden sonra Japon yemeklerini deneme fırsatı bulacağımız restoranın girişindeyim. Ayakkabılarımızı çıkarmamız istendiğinde bir an duraksıyorum ama hemen restoranın geleneksel bir Japon restoranı olduğunu hatırlıyorum. Zaten Türk kültürüne benzer şekilde Japonlar da evlerinde ayakkabılarını çıkarıp yerde yemek yiyorlar. Gittiğimiz restoranda da yer masasına kuruluveriyoruz. Suşileriyle dünyada ün salan Japonların çoğu deniz ürünü ağırlıklı envai çeşit yemekleri olduğunu görüyorum. Japon mutfağı çiğ balıktan, kızarmış karidese kadar geleneksel yöntemlerle hazırlanan zengin çeşitlere sahip. Japon damak tadının en belirgin yemeğiyse; kağıt inceliğin-

GEZİ-DÜNYA

Osaka’ya kuşbakışı

50 ! İSMMMO YAŞAM

Tokyo’dan ‘shinkansen’ denilen, hızıyla ve dakikliğiyle ünlü trene biniyoruz. Birkaç saatlik yolculuğun ardından Osaka’dayız. Otele yerleştikten sonra görülecek yerler arasında önceliği Osaka Kalesi’ne veriyoruz. 1586 yılında Toyotomi Hideyoshi tarafından yaptırılan kalenin inşaatında yüz bin işçi çalışmış. Kayalık bir tepenin üzerindeki kalenin en üst katından tüm Osaka kuşbakışı görülebiliyor. Kentin giriş kapısı da dünyada dillere destan. Kansai Uluslararası Havaalanı, Osaka Körfezi’ndeki yapay dolgu bir ada üzerinde yapılı. Uçtan uca 1.6 kilometre uzunluğundaki terminal binasının, dünyanın en uzun binası olduğunu öğreniyorum. Havaalanının bir adım ötesi ise Nara, Kobe ve Kyoto’ya götürüyor sizi. Geleneksel sahne sanatı ‘Kabuki’ kukla tiyatrosu ‘Bunraku’yu izlemek mümkün. Bunraku, Osaka’da doğmuş. Atmosferi ve güzellikleriyle beni büyüleyen şehrin 2.5 milyon nüfusu bulunuyor.

EYLÜL - EKİM 2009


de kesilmiş dana etinden yapılan sebzeli ‘shabu-shabu’. Balık çorbamızın ardından gelen shabu-shabu’yu soya soslu tabağa banarak afiyetle yiyoruz. Bu sırada masada Japonya’yı iyi tanıyan konuğumuzdan ülkede hayvancılığın çok az yapıldığını öğreniyorum. Ülkede hayvancılık yapacak alan bulunmadığı için kırmızı et de çok pahalı… Japon mutfağının diğer lezzetleri arasında Sukiyaki, Tempura, Sashimi, Tonkatsu bulunuyor. Japon yemekleriyle ilgili önyargılarımı silen ve mükemmel bir atmosferde geçen yemeğin ardından biraz da gece hayatını görmek için dolaşmaya karar veriyoruz. Tokyo’nun gece hayatının yaşandığı ışıklı semti Shinjuku’da biraz dolaşıp birkaç bira içtikten sonra ise otele geri dönüş

zamanı geliyor. Ertesi gün şehri dolaşmak için daha fazla güç toplama isteğiyle uykuya dalıyorum.

ESKİ JAPONYA Kahvaltının ardından şehirdeki gezintime bu kez yol arkadaşımla beraber bıraktığım yerden devam ediyorum. Tokyo’ya ilk gelişimde filmlerde gördüğüm tapınak benzeri eski Japon yapıları ve kimonolu kadınları görememenin hayal kırıklığını yok etmek için tavsiye üzerine Tokyo’nun nispeten eski halinde kalmış bir bölgesine gidiyoruz. Asakusa’da iş hareketliliğinin yerini şehrin en önemli Budist tapınaklarından Senso-Ji’nin yarattığı canlılık almış. 17’inci yüzyılda kurulan tapınak, İkinci

Dünya Savaşı’ndan sonra ise yenilenmiş. Heybetli ve her metrekaresi işlenmiş mimarisiyle tapınağın büyüsüne kapılıp düşüncelere dalıyorum. Tapınağın verdiği ruh dinginliğiyle yönümüzü şehrin en büyük parkı UENO’ya çeviriyoruz. Japonların bahçecilik ve parklar konusundaki ünlerini hak ettiğine bir kez daha tanık oluyorum. Bu gezintinin ardından da öğleden sonra başlayacak toplantıya yetişmek için koşar adım otele varıyoruz. Toplantının ardından; Japonya’nın diğer şehri Osaka’ya gitmek için hazırlık yapıyoruz. Tokyo’nun hafızamda bıraktığı güzel anılara Osaka ve Kyota’da yenilerinin ekleneceğini ümit ederek yine yollara düşüyoruz.

Tapınaklarıyla ünlü Kyoto!

EYLÜL - EKİM 2009

GEZİ-DÜNYA

Japon demiryollarında geçerli olan Japon rail kartımızı kullanarak bu kez rotamızı Kyoto’ya çeviriyoruz. Japonya’nın turistik ve çevreci şehrine... 2 milyon nüfusu bulunan Kyoto, güzelliğiyle ve doğasıyla gelenleri ilk bakışta etkileyen bir cazibeye sahip. Tokyo’dan önce, Japonya’nın başkenti olmuş. Alabildiğine yeşillik olan şehirde gezdiğimiz tapınakları adeta beyinlerimize nakşediyoruz. Japonya’nın simgeleri haline gelen tapınaklar mimarileriyle dikkat çekiyor. Otel görevlilerinin uyarıları sonucu yanımıza aldığımız şemsiyelerle tapınakları gezerken aniden başlayan yağmurdan korunuyoruz. Küresel ısınmanın da ilk toplantısı ve bu konudaki ilk uluslararası anlaşma bu şehirde yapılmış. Bizi mutlu bir yorgunluğa sevkeden gezimizi, hediyelik eşya dükkanında sonlandırıyoruz. Otobüsümüze dönerken, Tokyo ve onun ardından 12 saat sürecek geri dönüş yolculuğu için enerji depolamaya ça-

İSMMMO YAŞAM ! 51


Doğu Karadeniz’in hırçın şehri Trabzon’da hem doğal, hem de tarihsel güzelliklere doyabilirsiniz. İster Sümela Manastırı’na tırmanın, ister yaylalarda ruhunuzu dinlendirin. Yöresel yemeklerin tadına bakmayı da unutmayın.

Doğu Karadeniz’in incisi: TRABZON

GEZİ-TÜRKİYE

GÜLŞEN KANDEMİR Şu kolbastı tam, Karadeniz’in hırçın doğasında yetişen, yerinde duramayan uşaklara göre… Bu yaz bir kolbastı fırtınası esti gençler arasında… Karadeniz’de kimi şehirlerini birbirine düşürse de, Trabzonlular bu dansı, aslanlar gibi sahiplendi... Özellikle Karadeniz Teknik Üniversiteli (KTÜ) gençlerin modernize edip gündeme getirdiği fikrini de çoğunluk kabullendi… Tam da bu fırtınanın ortalığı kasıp kavurduğu günlerde, temmuz ayında Trabzon’a gidesim geldi. Yıllar önce bir iş gezisi için birkaç günlüğüne gitmiştim ama tam da gezdiğim söylenemez. Atatürk Havalimanı’ndan Trabzon uçağına bindiğim andan itibaren Trabzon’da yeşil ve maviye doyacağımı biliyordum. Uçak ini-

52 ! İSMMMO YAŞAM

şe geçtiğinde bir an denize iniş yapacağımızı sandım. Bu hisse kapılmamın nedeni, Trabzon Havalalanı’nın deniz kıyısına kurulmuş olması. Karadeniz’in üzerinden piste iniş yapan uçaktan yemyeşil bir Trabzon’u görüyorum. Trabzon’un ilk beş yıldızlı oteli Zorlu Grand Otele yerleştikten kısa bir süre sonra yakın çevre gezisine çıkıyoruz. Arkadaşımla birlikte, merkezde ayakta kalan tek manastır olan Kızlar Manastırı’na gideceğiz. Trabzon’un geneli tarihi yapılar açısından zengin çünkü bu şehir Ortaçağ’da Rum İmparatorluğu’na başkentlik yapmış. Roma İmparatorluğu ve Osmanlı döneminde eyalet merkezi olmuş. Kızlar Manastırı, şehre hakim bir yamaca kurulmuş. Diğer adı; Tanrı’nın Örttüğü (Theoskepatsu). İki teras üzerine kaya işlenerek yapıldığı için bu ismi almış. 14. yüzyılda (13491390) 3. Aleksios tarafından yaptırılan ma-

nastırda imparator Aleksios, karısı Theodora ve annesi İrene'nin portreleri bulunuyor. 19. yüzyılda manastırın başpapazı Konstantions (1893-1906) adına yaptırılan kilise ve ona ait mezar ile yine 19. yüzyılda yapılan öğrenci ve misafir odaları mevcut. 1923 yılına kadar kullanılan manastır, daha sonra terkedilmiş. Manastırdan sonra yine merkezde olan Atatürk Köşkü’nü gezmeye karar veriyoruz. Soğuksu’da bulunan bu köşk, Trabzonlu bankerlerden Konstantin Kabayanidis'in yazlık konutu olarak 1890 tarihinde yapılmış. 1923 yılında Hazine’ye intikal eden köşk, Trabzon’a yaptığı ilk ziyaret sırasında (15 Eylül 1924) Atatürk geçmiş ve çok beğenmiş. Bunun üzerine Trabzonlular köşkü, Atatürk’e armağan etmiş. Trabzon Belediyesi tarafından 1943 yılında Atatürk Müzesi yapılmak üzere satın alınan köşk, dört katlı kagir bir yapı… Dönemin Avrupa mi-

EYLÜL - EKİM 2009


marisinin özelliklerini taşıyor. Bugün müze olarak kullanılan köşkte, en çok ilgimi çeken şey, salonda bulunan bir harita oldu. Dersim ayaklanmasını izlediği sıralarda Atatürk bu haritanın üzerine bizzat çizimler yapmış.

BİZANS DEVRİ ESERİ Trabzon merkezde görülecek tarihi eserlerden biri de Ayasofya Kilisesi. Bizans devrinin son yapılarından olan kilise, III. Murat zamanında camiye çevrilmiş. Kilisenin taş süslemesi ve freskleri gerçekten göz alıcı. Kilisede birçok tasvirler bulunuyor. Adem ile Havva'nın cennetten kovulmaları, Hz. İsa'nın göğe çıkışı, doğumu bunlardan sadece birkaçı. II’nci Dünya Savaşı sıralarında askerî depo olmuş. Nihayet 1964 yılında müze olarak açılmış. Burayı bizimle birlikte gezen tek tük turist, buraya çok fazla ilginin olmadığını gösteriyor. Trabzon şehir merkezindeki bu eserleri yarım günde gördükten sonra yönümüzü Uzungöl’e çeviriyoruz. Merkezden yaklaşık 100 kilometrelik bir yolculukla, Of’u, Çaykara’yı geçip Uzungöl’e varabiliyorsunuz. Çaykara’dan sonraki 20 kilometrelik yolun toprak olduğu için biraz zorlu ama 1500 rakımlı yerin güzelliği her şeye değer. Dik yamaçları, muhteşem bitki örtüsü muhteşem. Vadinin ortasında bulunan ve yamaçlardan düşen kayaların Haldizen deresinin önünü kapatmasıyla oluşmuş Uzungöl. O kadar doğal ki, halen yaban hayatı burada yaşıyor. Uzungöl’ün çevresindeki dağlarda ayıdan tilkiye, yaban keçisinden kurda kadar birçok hayvan yaşıyormuş. Uzungöl’ü çevreleyen ladin ormanları gerçekten muhteşem. Uzungöl’e doyamayanlar burada konaklayabiliyor da… Gölün çevresinde birçok bungalov var. Burada kalanlar için alternatif turlar da mevcut. İsteyen kuş gözleyebiliyor, isteyen treking yapıyor. Yarım günümüzü Uzungöl’de piknik yaparak geçiriyoruz. Adeta yeşile doyuyoruz. Tekrar merkeze otele döndüğümde rüyamda tekrar Uzungöl’ü görmek dileğiyle uykuya dalıyorum.

Yeni bir güne uyanırken bugün de çok heyecanlıyım. Bugün hem bir yayla şenliğine katılacağız. Trabzon’un en büyük ilçelerinden olan Maçka’ya giderken, “Maçka yolları taşli/Geliyor kalem kaşli” türküsünü tutturuyoruz. Maçka iki dağ arasına kurulmuş Değirmenderesi Vadisi’nde yer alıyor. Her yıl 7 Temmuz’da yapılan Lişer Yaylası’ndaki Soğuksu Şenlikleri’ne katılmak niyetimiz. Sisler önümüzü kapatsa da dağ yoluna vuruyoruz cipi. Şenliklere geldiğimizi kemençenin sesinden anlıyoruz. Bayram yerine geldik adeta… Onlarca metrelik horon kurulmuş. Müziğin hareketliliği beni de horona çekiyor ama biraz oksijene uyum

EYLÜL - EKİM 2009

Uzungöl

GEZİ-TÜRKİYE

YAYLALAR ŞEN, BİZ ŞEN

Sümela Manastırı

İSMMMO YAŞAM ! 53


Bunları yapmadan dönmeyin

GEZİ-TÜRKİYE

! Yörenin en iyi korunmuş Trabzon Kalesi’ni gezin. ! Trabzon halkının Atatürk’e hediye ettiği Atatürk Köşkü’nü ziyaret edin. ! Cephanelik olarak da kullanılan Fatih veya İrena Kulesi’ni görün. ! Mayıs ayında başlayıp ağustos ayının sonuna kadar süren yayla şenliklerinden birkaçına katılın. ! Dağlara oyulan Sümela Manastırı’na tırmanın. ! Maçka’da Vazelon Manastırı’nı görün. ! Santa Harabeleri’ni ziyaret edin. ! Mıhlama, karalahana dolması, kayana, tereyağında alabalık gibi yöresel yemekler yiyin. ! Hamsiköy'de Hamsiköy Sütlacı’nın tadına bakın. ! Uzungölü’ün nefis manzarasını ve havasını içinize çekin

54 ! İSMMMO YAŞAM

sağlamak için kendimize bir tahta masa buluyoruz. Arkadaşımın ailesi de burada… Nefeslendikten sonra açıyorum önümdeki tabakların ağzını… İşte karşımda mıhlama… Kuymak da denilen mıhlama, mısır unu, sıcak su, telveren peyniri, Trabzon koleti peyniri ve tulum peyniri bir arada pişirilerek yapılıyor. Tadı muhteşem. Tatlı niyetine Laz böreğini mideme indirdikten sonra artık biraz şu yediklerimi eritmek için horona katılıyorum. Trabzonda horondo omuz omuza olmaktan mıdır bilinmez, yöre halkı çok içten… Beni görünce dertlerini anlatmak istiyorlar. Trabzon’un güzel ama ekonomik açıdan kendi kendine yetemediğini söylüyorlar. Gün boyunda kemençe ve horonun coşkusuyla keyifli bir gün geçiriyoruz. Akşam üzeri geri dönerken, arkadaşım “Çay molasını Örnekalan’da verelim” diyor. Burası, Azeri Kafkaslarının yerleşmiş olduğu bir köy. Kafkaslardaki Türk boyları gibi birçok adetlerini burada da yaşattıklarını öğreniyoruz. Otele döndüğümde saat biraz geç olsa da akşam yemeği yiyorum. Karalahana, pazı dolması gibi yöresel yemeklerin tadı damağımda güzel bir uykuya dalıyorum.

MERYEMANA’NIN MANASTIRI Ertesi sabah saat 06.00’da ayaktayım çünkü çok merak ettiğim Sümela Manastırı’na gideceğiz.Trabzon merkezden sahil yolunu takip ederek yaklaşık yarım saatte Maçka’ya ulaşıyoruz. Maçka’dan Sümela’ya gitmemiz de yaklaşık 17 dakika sürüyor. Şansımıza hava çok güzel… Arabamızı otoparka bırakıp orman içerisindeki patika yoldan ulaşmayı seçiyoruz. Yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşten sonra Manastır’ın kapısındayız. Ayrıca küçük vasıtalarla da Sümela’nın 200 metre yakınına kadar ulaşmak mümkün. Karadağ’ın bir yamacına yapılan manastırın diğer adı Meryemana Manastırı. Bu manastırın kuruluş

efsanesi şöyle: Atinalı Barbabas ile yeğeni Sophronios rüyalarında Hz. Meryem'i görmüşler. Hz. Meryem onlara bir manastır yapmalarını söyledikten sonra yerini ve nasıl gideceklerini de tarif etmiş. 1360 yılında yaptırılan manastır, 17 metre yüksekliğinde, 40 metre uzunluğunda. 14 metre genişliğinde 72 odadan oluşan manastırı dönemin kralları hediyelere boğmuş. Osmanlı sultanları bu manastırın haklarına dokunmamış. Manastıra Yavuz I. Selim (1512-1520) iki şamdan armağan etmiş. Hatta Trabzon fatihi II. Mehmed'in de manastırın haklarını tanıdığını bildiren bir ferman bile yayınlamış. Ancak, 1923 mübadelesinden sonra sahipsiz kalan manastır, yağmaya ve tahribata uğramış. İkonlar ve kitaplar birer birer götürülmüş. 1962 yılında merdivenleri ile kapısı tamir edilerek ziyarete açılan Sümela, görkemli bir yapı. İnsan böylesi bir yapı buraya ancak kutsal bir amaç uğruna yapılır diye düşünmeden edemiyor. 1972 yılında ise ören yeri olarak ziyarete açılan Sümela her yıl yerli ve yabancı binlerce turisti ağırlıyor. Manastıra, aşağıda iyi bir mimari ile yapılmış bir otel-restoranın yanından merdivenle çıkılıyor. Bir de daha yukarılara kadar gidebilen araçlardan sonra, birkaç yüz metre yürüyerek ulaşabileceğiniz bir yol var. Manastırda, merdivenleri çıkıp kapıdan girince, küçük bir avluya ulaşılıyor. Avlunun solundaki doğal oyukta kilise, sağında kütüphane ve misafir odaları yer alıyor. Avlunun ilerisinden, keşişlerin yaşadığı büyük bölüme geçiliyor. Ancak bu kısım onarım dolayısıyla kapalı. Duvarlarda çeşitli dinsel konuları işleyen freskler var. Manastırın turistik önemi son yıllarda anlaşılmış olmalı ki, epey onarım görmüş. Şu anda da onarım devam ediyor. Öğlen yemeğini Sümela’nın gölgesinde yemeye karar veriyoruz. Alabalık ana yemeğimiz ama masamız Karadeniz yemekleriyle şenleniyor. Mıhlama, mısır ek-

EYLÜL - EKİM 2009


‘Ekonomimizi, KTÜ ayakta tutuyor’ Trabzon Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası Başkanı Veysel Zekai Bak, 37 yıllık meslek mensubu. 2004 yılından beri de oda başkanlığını yürüten Bak, Trabzon SMM Odası’nın kayıtlı üye sayısının 550, aktif çalışan üye sayısının ise 260 olduğunu söylüyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde İşletme, İktisat ve Muhasebe bölümlerinin bulunduğunu vurgulayan Bak, bölgesel olarak çok fazla stajyer müracaatı aldıklarını da belirtiyor. Veysel Zekai Bak’a göre, Trabzon’da meslek mensubu sayısı çığ gibi büyümesine karşın, mükellef sayısı artmıyor. Bu da ilin ekonomisinin zayıf olmasından, özellikle de sanayinin ‘yok’ denecek kadar az olmasından kaynaklanıyor. Trabzon SMM Odası Başkanı Bak, ilin ekonomik ve sosyal yapısıyla ilgili şu değerlendirmelerde bulunuyor: “Trabzon’un ekonomisinde sanayi yok. Ekonomi ağırlıklı olarak; tarıma; fındık ve çay ürünlerine dayalı. Eskiden tütün vardı ama son iki yıldır o da

meği, karalahana sarması… Hepsini bir güzel mideye indirip, buz gibi ayranları içtikten sonra bu yöreye gelenlerin çok da fazla gitmeyi tercih etmediği Santa Harabeleri’ne gitmek niyetindeyiz. Sepet yapımıyla ünlü Dumanlı köyüne gelince Santa Harabeleri’ne ulaşmış oluyoruz. Santa, dağların arasında gizli kalmış bir yerleşim yeri. Ulaşımın zorluğundan dolayı olsa gerek, bu şehrin harabeleri bugüne kadar çok fazla gün ışığına çıkmamış. Oysa burası o ka-

EYLÜL - EKİM 2009

dar güzel ve etkileyici ki… Etrafta bulunan 300 kadar evde, yaylaya göçenler kısa süreli konaklıyor. Ama çoğu ıssız. Bu bölgeye Türk turistlerin yanı sıra Rumlar da oldukça ilgi gösteriyor çünkü burası eski bir Rum yerleşim yeri. Santa, Yanbolu Deresi'nin üç ayrı yamacına kurulmuş. Merkez Piştoflu olmak üzere, Binatlı, İşhanlı, Zerzili, Çakallı, Zincanlı, Zurnacılı adıyla 7 mahallesi var. Merkez Mahalle'de iki olmak üzere 8 kilise bulunuyor. Bunlardan biri de turkuaz renkli taşlarla yapılan

yok. Fındığın hali de son iki senedir kötü. Piyasa oluşturulmamış, devlet ucuza alıyor. Tüccar ile üretici baş başa kalmış. Artık fındık parası, çerez parası oldu. Üretici, yılsonunda, emeğinin karşılığını alamıyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde (KTÜ) 65 bin öğrenci okuyor. Bence ekonomi, biraz da üniversitenin yarattığı hareketlilikle ayakta duruyor. Organize sanayi bölgemiz var ama oradaki işletmelerin yarısı kapalı durumda. İlimizde ekonomi çok kötü ve bu da bizim işlerimize olumsuz yansıyor. Trabzon’da turizmde de ciddi bir patlama göremiyorum. Evet günden güne tesislerin sayısı artıyor ama turistler bir-iki günlük konaklama yaptıkları için bu da çok fazla gelir bırakmıyor. Gelen turisti en az bir hafta tutacak ve ağırlayacak enstrümanlara ihtiyaç var. Bunlar için de arayışlar sürüyor. Ayrıca küresel ısınmadan dolayı turizmde bir avantajımız olduğunu da düşünüyorum.”

İşhanlı Mahallesi'ndeki St. Kyriake Kilisesi halen ayakta. 1500 metre rakımdaki hava koşullarına rağmen hala renginin canlılığını koruyor. Mahallelerin birbirinden uzaklığı birkaç kilometreyi geçmiyor. Zaten adını da gümüşçülükten alan bölgede bol bol fotoğraf çektikten sonra tekrar otelimize geri dönüyoruz. 3 günlük dolu dolu bir Trabzon gezisinden sonra kafamı boşaltmış olarak İstanbul’a dönmek ne güzel!

İSMMMO YAŞAM ! 55


Gül’e Ağıt... Bakırköy Belediye Tiyatroları (BBT); “namus” ya da “aşk” kılıfıyla öldürülen kadınların Türkiye’deki simgesi haline gelen Güldünya’nın yaşadıklarından yola çıkarak yazılan Gül’e Ağıt adlı oyunla perdelerini açmaya hazırlanıyor. Güldünya’nın örneğinde; “yasa”, “töre”, “gelenek”, “ahlak”, “mahalle baskısı” kavramlarını sorgulamayı amaçlayan oyun BBT’de sezonun ilk yeni oyunu ve 10 Ekim’de seyirciyle buluşuyor. Deniz Altun’un “oyun yaz” projesi kapsamında kaleme aldığı oyunu Mehmet Ergen yönetiyor. Sokağa Çıkma Yasağı da Bakırköy Belediye Tiyatroları’nın yeni sezon oyunlarından… Sıradan bir şehirde, sıradan bir otelin lobisinde rastlantı sonucu bir araya gelen insanların trajikomik öyküsünü anlatır. İsimleri yoktur rol kişilerinin. Oteldeki oda numaralarıyla anılmaktadırlar. Baskının hüküm sürdüğü, kişilerin kimliksizleştirildiği bir ortamda, kendilerine, geçici de olsa, bir düzen oluşturma çabası içersindedirler. Oluşturdukları ‘düzen’ ise, halihazırda dışarıda var olanın küçük bir benzeri ya da uzantısı olmaktan öteye gidemez. Civan Canova’nın oyununu genç yönetmen Emrah Eren sahneye koyuyor.

KÜLTÜR-SANAT

Yüksel Arslan retrospektifi Yüksel Arslan’ın ilk retrospektif sergisi, 13 Eylül 2009-21 Mart 2010 tarihleri arasında Santralistanbul’da gerçekleştirilecek. Küratörlüğünü Levent Yılmaz’ın yaptığı sergide, Arslan’ın yurtiçi ve yurtdışındaki koleksiyonlarından derlenen 500’ün üstünde yapıtının yanı sıra eserlere eşlik eden, sanatçının düşünce, hayal ve resim dünyasını biçimlendiren unsurları açıklayan yardımcı metinler, fotoğraflar ve kayıtlar yer alacak. 40 yılı aşkın süredir Paris’te yaşayan Arslan’ın, sanatını ve düşünce dünyasını, sanatçının etkilendiği kaynakların izini sürerek izleyiciye göstermeyi amaçlayan sergi kapsamında “Tanıklıklar” başlıklı bir panel de gerçekleştirilecek.

56 ! İSMMMO YAŞAM

Yeni sezonla yeni oyunlar ‘perde’ açıyor Devlet Tiyatroları (DT), 60’ıncı yılında 60 yerli oyunla sezonu açtı. 12 şehirde 31 sahne ile sezonu karşılayan DT, ilk kez 20 genç yazarın eserlerine yer veriyor. Tiyatroda ilk turda sahnelenecek yerli oyunların listesi şöyle: “Kerbela”, “Cumhuriyetin İlk Sadası”, “Derbi ya da Darbe”, “Rab Şeytana Dedi ki”, “Gizler Çarşısı”, “Kahramanlarım Öldü”, “Krem Karamel”, “İki Çarpı İki”, “Kuzguncuk Türküsü”, “Kül Bellek”, “Lozan”, “Kod Adı Kongo”, “Prömiyer”, “Yoksun”, “Yazılıkaya”, “Yarım Kalan Masal”, “Kadeş Gelini”, “Uysal Yurttaş”, “Yollarda”, “Hünkar ile Mimar”, “Anam Bacım Avradım”, “Geç Kalanlar”, “Fesleğen Çıkmazı”... Ayrıntılı bilgili devtiyatro.org adresinden elde edilebilir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın (İBBŞT) da altı sahnesinde sekizi yeni toplam 18 oyun sahnelenecek. Lüküs Hayat, Kabare, Onlar Ermiş Muradına, İnek, Maskeliler, Deri Ceket, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz ve Coriolanus yeniden izleyici ile buluşacak oyunlar arasında. Geçen sezonun tartışmalı oyunu Yedi Tepeli Aşk ise bu sene repertuara alınmadı. Tuncer Cücenoğlu'nun yazıp Mazlum Kiper'in sahneye koyduğu Çıkmaz Sokak, Güner Sümer'in yazıp Burteçin Zoga'nın yönettiği Bozuk Düzen, Erol Keskin'in yönettiği Mecbur Adam, Engin Alkan'ın yönettiği Tarla Kuşuydu Juliet, Ergün Işıldar'ın yönettiği Jean Paul Sartre eseri Gizli Oturum, Yiğit Sertdemir'in yazıp Tolga Yeter'in yönettiği Bekleme Salonu, Jean Genet imzalı Hizmetçiler ve Mario Fratti'nin yazıp Ali Gökmen Altuğ'un yönettiği Kafes bu ay İBBŞT sahnelerinde prömiyer yapacak yeni oyunlar…

EYLÜL - EKİM 2009


İnsan Neyle Yaşar? 11. Uluslararası İstanbul Bienali, 12 Eylül’de başladı. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen Bienal’in sponsorluğunu 2016 yılına kadar Koç Holding üstleniyor. ‘İnsan Neyle Yaşar?’ temasını taşıyan Bienal, 8 Kasım’a kadar Tophane‘de Antrepo ile Tütün Deposu’nda ve Şişli’de Feriköy Rum Okulu’nda sanatseverlerle buluşacak. 11. Uluslararası İstanbul Bienali’ne Türkiye dahil 40 ülkeden 70 sanatçı ve sanatçı grubu 120’den fazla çalışmayla katılacak. Hırvat kadın küratör topluluğu WHW / What, How & for Whom tarafından seçilen sanat projelerinin yer alacağı Bienal kapsamında, İstanbul, dünya sanat çevreleri tarafından ilgiyle izlenen bir sanat platformuna dönüşecek. 11. Uluslararası İstanbul Biena-

li’nin ana teması “İnsan Neyle Yaşar?”. Bienal bu başlığı Bertolt Brecht’in 1928 yılında Elisabeth Hauptmann ve Kurt Weill ile birlikte yazdığı Üç Kuruşluk Opera adlı oyunun ikinci perdesinin kapanış parçası olan ’İnsan Neyle Yaşar?’ adlı şarkıdan alıyor. WHW tarafından ’İnsan Neyle Yaşar?’ olarak belirlenen İstanbul Bienali’nin kavramsal çerçevesi, Brecht’e yeniden keşfedilmesi ve yeni kuşaklara gösterilmesi gereken bir klasik olarak bakmayı değil, geçmişin saklı kalmış tarafları üzerine bugün artık düşünmeye başlamayı ve sanatın, toplumsal olana müdahale ve estetik jest arasındaki eski ilişkilerin gözden geçirilmesi ve yeni ilişkiler kurulması açısından nasıl olasılıklar barındırdığını araştırmayı öneriyor.

İstanbul Modern’de modern bir sanatçı

EYLÜL - EKİM 2009

müze koleksiyonlarından davet ettiği çalışmalar ve yıllardır atölyesinde biriktirdiği objelerden oluşan, geçmişinin izleriyle dolu bir kent kuruyor. Sarkis’in tüm sanat disiplinlerini içeren sanatını yakından tanıma olanağı veren “Site” sergisi süresince, İstanbul Modern’de Süreli Sergiler Salonu’nun yanı sıra, Sürekli Sergi Salonu, Fotoğraf Galerisi, Eğitim Bölümü ve Sinema’da çeşitli etkinlikler gerçekleşecek. İstanbul Modern Sinema’da Sarkis’in seçtiği filmlerden oluşan bir program sunulacak. Fotoğraf Galerisi’nde Sarkis’in fotoğrafları sergilenecek, çektiği filmler gösterilecek.

KÜLTÜR-SANAT

Çağdaş sanatın önde gelen isimlerinden Sarkis’in yeni sergisi ‘Site’, İstanbul Modern’de sanatseverlerle buluşuyor. İstanbul Modern’in ilk kez yaşayan bir çağdaş sanatçının sergisine ev sahipliği yapma özelliği taşıyan “Site”de, Sarkis, 50 yıllık sanatsal yaşamının tüm evrelerini yeniden yorumluyor. Küratörlüğünü İstanbul Modern Şef Küratörü Levent Çalıkoğlu’nun üstlendiği sergi, 11 Eylül 2009’da açıldı. 10 Ocak 2010 tarihine dek sürecek olan sergi, müzenin tüm mekânlarını birbirine bağlayacak biçimde tasarlandı. “Site” sergisinde Sarkis, 100’den fazla sergisinden çektiği fotoğraflar, Avrupa

İSMMMO YAŞAM ! 57


The Solaist Tür: Dram, biyografi Yönetmen: Joe Wright Senaryo: Sussannah Grant, Steve Lopez Oyuncular: Robert Downey Jr., Jamie Foxx, Catherine Keener

! "Aşk ve Gurur" ile "Kefaret" adlı

filmleri 11 dalda Oscar, 9 dalda da Altın Küre ödülüne aday gösterilen yönetmen Joe Wright, bu kez şizofreniye yakalanan bir dahinin evsizler arasına katılmasının gerçek öyküsünü

beyazperdeye yansıtıyor... Juilliard’daki ikinci yılında şizofreniye yakalanan müzik dahisi Nathaniel Ayers, hastalığının ilerlemesi üzerine evsiz barksız kalarak Los Angeles sokaklarına düşer. Hayatını keman ile çello çalarak sürdürmeye çalışan Ayers'ın, zamanla

hayatı değişmeye başlar. Robert Downey Jr.'ın canlandırdığı Steve Lopez karakterinin gerçek hayattaki kitabından uyarlanan film, aynı zamanda rolü için bolca çello dersi alan Oscarlı Jamie Foxx'un da varlığıyla merak uyandırıyor.

Aşkın (500) Günü Orijinal adı: (500) Days of Summer Tür: Romantik komedi Yönetmen: Marc Webb Senaryo: Scott Neustadter, Micheal H. Weber Oyuncular: Joseph Gordon-Levitt, Zooey Deschanel, Geoffrey Arend, Chloe Moretz

! Alışılmamış türde bir romantik komedi olan film, aşkın gerçek olduğuna inanmayan bir kadın ve ona aşık olan bir adamın hikayesini anlatıyor. Tom Hansen, hayatından tamamen çıktığına emin olduğu zaman Summer Finn ile tanıştığı ilk günü hatırlar. Tom, kıza ilk gördüğü anda aşık olur. Hayatının geri kalan kıs-

58 ! İSMMMO YAŞAM

mını bu kızla birlikte geçirmesi gerektiğini biliyordur. Ne var ki Summer ne aşka ne ilişkilere inanmamaktadır. Buna rağmen aralarında arkadaşlıktan öte farklı bir ilişki başlar. Birlikte geçirecekleri günler sıradışı, eğlenceli ve komik bir hikayeye tanıklık edecektir. İlk defa Sundance Film Festivali'nde gösterilen film, hem eleştirmenlerden hem de seyirciden tam not aldı.

EYLÜL - EKİM 2009


Köprüdekiler Tür: Dram Yönetmen: Aslı Özge Oyuncular: Murat Tokgöz, Fikret Portakal, Umut İlker, Cemile İlker

! Aslı Özge’nin ikinci uzun metrajlı çalışması olan “Köprüdekiler”, filmin

kahramanlarının gerçek yaşam öykülerinden esinlenerek senaryolaştırıldı. Fikret, Boğaziçi Köprüsü’nün sıkışık trafiğinde kaçak olarak gül satmaktadır. Aynı zamanda kendine düzgün bir iş de aramaktadır. Umut, her gün Boğaziçi Köprüsü’nü defalarca geçen taksi-dolmuş şoförüdür. Yeni evlidir ve karısı Cemile, dizilerde gördüğü hayatlardan etkilenmiştir. Umut karısını memnun etmek için daha güzel bir eve taşınmaya karar verir. Murat ise Boğaziçi Köprüsü’ne yeni transfer olmuş bir trafik polisidir. Binlerce arabanın içerisinde kendisini yalnız hissetmektedir, her gece internetten kendine kız arkadaş arar. İstanbul’un kenar mahallelerinde oturup, her sabah iş için şehrin merkezine gelen bu üç adam hiç farkına varmadan her gün karşılaşırken, hayalleri de kesişmektedir.

DVD SEPETİ ! KARTAL GÖZ Jerry ve Rachel, daha önce hiç tanımadıkları bir kadın tarafından rehin alınırlar. Fakat kadın bu iki kişiyle ilgili her şeyi bilmektedir. Politik bir suikast için kullanılmakta olduklarını anlayan bu iki rehine işbirliği

! DUYGUSAL HESAPLAR

EYLÜL - EKİM 2009

! TATİL KİTABI

"Tatil Kitabı" Silifkeli bir ailenin bir yaz boyunca başından geçenleri, ailenin küçük oğlu Ali'nin bakış açısından anlatıyor. Askeri lisede okuyan büyük oğul Veysel'in okulu yarıda bırakarak üniversite sınavına girme isteğine karşı çıkan baba Mustafa, çekingen ve içine kapalı Ali'yi de yaz tatilinde çalışıp kendisi gibi ticaret öğrenmeye zorlar. Bu arada eşi Güler aldatıldığından şüphelenmektedir. Aynı zamanda geçmişte şehirde şansını denemiş ama tutunamayıp Silifke'ye dönmüş kardeşi Hasan'la Mustafa arasında da sürekli bir gerilim vardır. Tüm bu gerginlikler, limon tüccarı olan Mustafa'nın, iş için gittiği Ürgüp'ten dönüşte beyin kanaması geçirip komaya girmesiyle geri plana itilir.

SİNEMA -DVD

İkinci Dünya Savaşı döneminde Fransız geçiş kampı Drancy'den kurtulmuş üç kişi, 1980'lerde şans eseri yeniden bir araya gelirler. Kayıt tutma takıntılı mutsuz eş Melanie; bin bir ölümden dönen Sovyet asıllı rejim karşıtı şair Jakob ve hem hatıralarını hem de Melanie'ye olan çocukluk aşkını bastırmış utangaç romancı Christopher, kırk yıl sonra bir sonbahar akşamında buluşup birlikte yemek yerler. Bu çatışmalı gecede hatıralar ve duygular su yüzüne çıkar, yeniden şekillenir ve çarpışır.

yapmaya karar verir. Michelle Monaghan filmde, teröristler tarafından kapana kıstırılıp suikast düzenlemeye hazırlanan bir terör hücresine katılmaya zorlanınca Shia LaBeouf’un oynadığı karakter ile isteksizce ittifak yapmak zorunda kalan bir bekar anneyi oynuyor.

İSMMMO YAŞAM ! 59


Tarihi toplantıya eylemler eşlik etti

62. GÜN

Akılda kalan ‘ayakkabı’ oldu

Türkiye’de 8 gün süren IMF toplantılarının en ses getiren protestosu ise IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn'a karşı gerçekleştirildi. Bilgi Üniversitesi’nde konferans veren Kahn’a bir dinleyici ayakkabı fırlattı. Hatırlanacağı üzere Iraklı gazeteci Muntazar El Zeydi, geçen yıl aralık ayında ABD Başkanı George W. Bush'a Bağdat'a yaptığı veda ziyareti sırasında ayakkabılarını fırlatmıştı. IMF Başkanı’na fırlatılan ayakkabı hedefini bulmasa da Kahn'a ayakkabı fırlatan kişi Anadolu Üniversitesi öğrencisi, Birgün gazetesi editörü Selçuk Özbek’ti. Özbek, "Eylemi ÖDP gençlik muhalefeti adına yaptım. Bireysel değil" dedi. Özbek ve diğer protestocu, Kahn şikayetçi olmayınca idari para cezasıyla serbest bırakıldı. Bu protesto ile ilgili yorumlar da ilginç oldu. Başbakan Erdoğan, bu olayı “Irak'a, orada olanlara özenerek, kalkıp oradan ayakkabı fırlatmayı ben Türkiye'nin misafirperverliğine bir saygısızlık olarak görüyorum. Böyle bir şeyi de kabullenmiyorum. Bu, demokratik tavır değildir" ifadesini kullandı. Koç Holding Onursal Başkanı Rahmi Koç ise bu olayı duyunca “Kaç numara fırlatmış” diye sordu. Özbek, IMF Başkanı’na 42 numara Nike marka spor ayakkabı fırlatmıştı. “Nike marka ayakkabıyla kapitalizm protesto olur mu?” yorumlarına karşı Özbek, ayakkabılarının Mahmutpaşa’dan satın aldığı çakma Nike olduğunu açıkladı.

6 ! İSMMMO YAŞAM

Türkiye, son 60 yılın en büyük küresel ekonomik krizinin ortasında, dünyanın en önemli ekonomik toplantılarından birine ev sahipliği yaptı. Toplantılarda küresel finans sisteminin kaderine ilişkin temel prensipler ile orta ve uzun vadeli büyüme projeksiyonları tartışılırken, meydanlar da eylem alanlarına döndü. IMF ve Dünya Bankası yıllık toplantıları, kitlesel gösterilerle protesto edildi. DİSK, KESK, TMMOB gibi sendikalar ve sivil toplum örgütleri eylemler yaptılar. İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin yanı sıra IMF ve Dünya Bankası karşıtı sivil inisiyatiflerin bir araya gelerek oluşturduğu Direnistanbul üyeleri de günlerce eylemlerini sürdürdüler. Protesto gösterileri Taksim Meydanı ve sokaklarını savaş alanına çevirdi. 1 Mayıs kutlamalarına müdahaleyi andıran olaylar yaşanırken göstericilere bol miktarda biber gazı sıkıldı.

DAVETİ GERİ ÇEVİRDİLER

Türk-İş, DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, IMF ve Dünya Bankası’nın İstanbul’daki etkinliklerine davet edildiler ama bu daveti geri çevirdiler. Sendika ve odalar, IMF ve Dünya Bankası başkanlarına cevaben gönderdikleri mektuplarda şunlara dikkat çektiler: “Davetsiz olarak bulunduğunuz bu ülkenin halkları sizi burada istemiyor. Küresel düzeyde yarattığınız krizin bu büyük yıkımında sanki sizin hiçbir etkiniz olmamış gibi, ülkemize gelecekmişsiniz, kapitalizmin krizi için çıkış yolları arayacakmışsınız ve yine hiç utanmadan 1980’li yıllardan bu yana şiddetle savunduğunuz liberal politikaları, yufka yürekli yoksulluk edebiyatına bulandırıp insanlığa çözümmüş gibi duyuracaksınız.”

EYLÜL - EKİM 2009


Yakalandı tartışmalar bitmedi Uzun süredir gündemi meşgul eden Münevver Karabulut cinayetinde kamuoyunun beklediği gelişme nihayet gerçekleşti. Başı kesilerek öldürüldükten sonra cesedi Etiler'deki bir çöp konteynerine atılan Münevver Karabulut'un katil zanlısı Cem Garipoğlu, 197 gün sonra polise teslim oldu. Tutuklanarak Maltepe Cezaevi’ne konulan Garipoğlu’nun cinayete ilişkin ifadeleri dinleyenlerin kanını dondurdu... Garipoğlu, olay günü kız arkadaşı Münevver Karabulut ile Bahçeşehir’deki evlerine geldiklerini, Münevver mutfaktayken cep telefonundaki mesajlarına baktığını, gördüğü mesajlar üzerine de tartışmaya başladıklarını anlattı. Cem Garipoğlu mutfaktan aldığı bıçakla Münevver Karabulut’u bıçakladığını, ceset valize sığmadığı için testereyle kestiğini ifade etti. Cinayetten sonra bilmediği bir adreste bahçeli bir evde kaldığını anlatan Garipoğlu, tanımadığı bir kişinin kendisine 15 günde bir yiyecek getirdiğini söyledi. Öldürülen Münevver Karabulut'un babası Süreyya Karabulut ise katil zanlısı Cem Garipoğlu'nun kemik yaşının tespiti için avukatı ile birlikte savcılığa başvurdu. Katil zanlısının teslim olmasına karşın hala pek çok bilinmeyenin olduğu Münevver Karabulut cinayeti, öyle görünüyor ki önümüzdeki dönemde kamuoyunda tartışılmaya devam edecek.

Gündemde açılım var

EYLÜL - EKİM 2009

Bursa’da geçen yıl nisan ayında 14 yaşındaki B.Ç’ye cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla yargılanan Vakit gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez, 13 yıl 1 ay 15 gün hapse mahkum edildi. Davada, “cinsel istismara aracılık yapmak ve hürriyeti tahdit” suçlarından yargılanan B.Ç.’nin annesi Livaze Ç. ise beraat etti. Hukukçular ve kadın dernekleri verilen cezayı yetersiz buldu.

Bolt, uçaktan farksız... 12. Dünya Atletizm Şampiyonası’nın 100 metre finalinde Usain Bolt tamamen önde götürdüğü yarışta 9.58’lik derecesiyle yeni bir dünya rekoruna imza attı. Bolt böylece 2008’deki Pekin Olimpiyat Oyunları’nda 9.69 ile kırdığı dünya rekorunu 11 salise geliştirerek tarihe gömdü. Atletizmin “altın” çocuğu, artık hedefinin 9.40 olduğunu ve bu dereceye ulaşabileceğine inandığını söylüyor.

Füze sistemi Türkiye'ye mi kayıyor? Barack Obama başkanlığındaki ABD yönetimi, eski başkan George W. Bush döneminde karara bağlanan ve Rusya’nın tepkisini çeken Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nde füze savunma sistemi kurma planından vazgeçti. ABD’nin İran, Avrupa ve Rusya ile ilişkilerinde önemli bir değişikliğe işaret eden karar, Varşova ve Prag yönetimlerinde hayal kırıklığı yarattı. Denizde de füze kalkanı kurulacağını belirten Washington yönetiminin savunma sistemini Türkiye’ye kaydırması bekleniyor. Washington Post gazetesinde yer alan haberde füze kalkanı gemilerinin Karadeniz ve Baltık Denizi’ne yerleştirilebileceği ve karadaki savunma sisteminin ise Türkiye’de kurulabileceği belirtildi.

62. GÜN

Türkiye, Kürt açılımını tartışıyor... İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın “devlet projesi” olduğunu söylediği açılım için Başbakan Tayyip Erdoğan da “Ne olursa olsun biz bu süreci tamamlayacağız” diyor. Açılımın Güneydoğu bölgesiyle sınırlı olmayacağını ve Anayasa değişikliğini kapsadığını belirten Erdoğan, muhalefetin de sürece katkı sunmasını istiyor. Ana muhalefet partisi ise açılıma tepkili... Açılımın ilk adımlarının ABD’deki Atlantic Council adlı kuruluşun nisan toplantısında atıldığını öne süren CHP lideri Deniz Baykal, Türkiye’de etnik ayrıştırmanın kapısının açılmak istendiğini belirterek “Bu gidişle Türkiye’nin sonu Irak ve Yugoslavya gibi olur” diyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise iktidar partisini “ihanetle” suçluyor... Açılım sürecindeki tartışmalar önümüzdeki dönemde gündemi belirleyecek görünüyor.

Üzmez'e 13 yıl hapis yetersiz bulundu

İSMMMO YAŞAM ! 7


Koloni ! Yazar: Jean – Christophe Grangé ! Yayınevi: Doğan Kitap ! Sayfa sayısı: 424 Grangé'nin uzun zamandır beklenen romanı “Koloni” kısa sürede çok satılanlar listesinde yerini aldı. Grangé bu romanında da soluk kesen bir tempo, heyecan ve gerilim üçgeniyle okuyucuyu etkisi altına alıyor... Biri yaşlı ve huysuz emekli bir polis, diğeri Çocuk Bürosu'nda görevli, ancak açığa alınmış uyuşturucu müptelası genç bir polis... Bu ikisi, gitgide hunharca bir hal alan ve peşpeşe işlenen cinayetlerin katilini veya katillerini bulmak için birlikte çalışmak zorundadır. Birbirlerine ihtiyaçları vardır, birbirlerini tamamlamaktadırlar. Ancak bu cinayetler sıradan bir seri katilin işi değildir. Gizli servisler, Naziler,Yahudiler, ülke içinde ülkeler ve 'siyah bölgeler'… Sanki birileri bir şeyleri gizlemek istemektedir.

Dava ! Yazar: Franz Kafka ! Yayınevi: NTV Yayınları ! Sayfa sayısı: 128 Shakespeare’le başlayan NTV Yayınları’nın “Çizgi Roman Dünya Klasikleri” serisi Kafka ile devam ediyor. Bu çizgi romanda yeniden yaratılan “Dava” bir sabah hiç açıklanmayan sebeplerden ötürü tutuklanan Joseph K’nın hayret verici bir yargı süreciyle mücadelesinin kasvetli hikâyesini anlatıyor. Joseph K, bir kafa karıştırıcı durumdan diğerine sürüklenirken, bilinmeyen suçlamalar karşısında masumiyetini kanıtlama konusunda giderek umutsuzlaşıyor. Birbirine yabancılaşmış uyruklarının hayatlarını ezip geçen otoriter bürokrasinin sert bir portresini çıkaran Dava, bugün de eski güncelliğini koruyor.

Outliers

KİTAP

! Yazar: Malcolm Gladwell ! Yayınevi: MediaCat Kitapları ! Sayfa sayısı: 225 “Outliers”te Malcolm Gladwell bazı insanların neden başarılı olduğunu anlamak için bunların çevrelerine daha dikkatli bakılması gerektiğini iddia ediyor. Gladwell'e göre, bir Silikon Vadisi milyarderi olmak istiyorsanız, hangi yıl; başarılı bir pilot olmak istiyorsanız nerede doğduğunuz çok önemli. Outliers, Beatles ve Bill Gates'in ortak yanlarının ne olduğunu, Asyalıların matematikteki olağanüstü başarısının sırrını, star sporcuların bilinmeyen avantajlarını ve tüm New Yorklu avukatların özgeçmişlerinin neden aynı olduğunu ve dünyanın en zeki adamının neden adını bile duymadığınızı açıklıyor. Bunların hepsi de nesiller, aile, kültür ve sınıf açılarından irdeleniyor.

60 ! İSMMMO YAŞAM

! ! ! ! ! ! ! ! ! !

Abdülmecit Aşk Dava Pinhan Çivisi Çıkmış Dünya Outliers Koloni Liderin Takım Çantası Macbeth Devlet-i Aliyye

ŞİİR Acıların Denizi

Ben acılar denizinde boğulmuşum İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni Duyarım yosunların benim için ağladıklarını Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse Yılların içimde bıraktıklarını...

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

EYLÜL - EKİM 2009

! Remzi Kitabevi (Eylül 2009)

EN ÇOK SATANLAR


Floransa Büyücüsü ! Yazar: Salman Rushdie ! Yayınevi: Can Yayınları ! Sayfa sayısı: 388 Floransa Büyücüsü, kader, güzellik, savaşlar, tılsımlar ve sadakatle örülmüş bir yolda Rönesans İtalya'sının saraylarından Hindistan'ın uzak kıyılarına bir solukta uzanacağınız bir roman…Salman Rushdie'nin "Bu kitabı yazmak için yıllarca okuyup araştırma yapmam gerekti" dediği roman, türlü türlü anlatıcılar, gezginler, serüvenciler tarafından aktarılan, Babür İmparatorluğu ve Osmanlılar, Moğollar ve Rönesans Floransa'sının tarihine ve kültürlerine göndermeler yapıyor. Kitaptaki cinsellik ve erotizmin odağı olan güzeller güzeli Floransa Büyücüsü, aslında erkekler dünyasında kendi yazgısına kendisi egemen olmak isteyen bir kadın. Ama kendi kaderine hükmederken, hükümdarların yazgısını bile değiştiriyor ve en parlak dönemlerini yaşayan Mugal payitahtı ile Floransa'nın toplumsal yaşamlarında bir dönüm noktası oluyor.

Ecinniler'in Gölgesinde ! Yazar: Yeşim Dinçer ! Yayınevi: Yordam Yayınları ! Sayfa sayısı: 192 Dostoyevski'nin dört büyük romanından biri olan Ecinniler, gelmiş geçmiş en güçlü politik roman olma özelliğini de taşıyor. Yazılışından bu yana geçen 140 yılda, Camus ve Coetzee gibi edebiyatçıların, Wajda ve Godard gibi sinemacıların da aralarında bulunduğu birçok yaratıcıyı etkiledi, yapıtlarına esin kaynağı oldu. Yeşim Dinçer, Ecinniler'in dev gölgesinde yazılan ve ondan esintiler taşıyan çağdaş Türk romanlarını ele alıyor bu kitapta. Orhan Pamuk'un “Kar”, Leyla Erbil'in “Mektup Aşkları” ve Kaan Arslanoğlu'nun “İntihar” yapıtlarının ışığında şu sorunun da yanıtı aranıyor bir yandan: Ecinniler'de ele alınan felsefi ve politik meseleler, insanın açmazı üzerine yapılan o uzun tartışmalar bugün hâlâ güncelliğini ve yakıcılığını nasıl koruyabiliyor?

Sarı Sessizlik ! Yazar: Cihangir Akşit ! Yayınevi: Doğan Kitap ! Sayfa sayısı: 388 "Sarı Sessizlik" Sarıkamış'ta yüz binlerin

EYLÜL - EKİM 2009

KİTAPLAR Çilekli Dondurma Yazar: Sevim Ak Yayınevi: Can Yayınları Sayfa sayısı: 120 Gülüş, şeker mi şeker bir kızdır. Evin tek kızı olmasına karşın, yalnız kalmaya hiç niyeti yoktur. Müzede çalışan halasıyla, annelerini kaybetmiş, yüreği yaralı yavru köpeklerle, odasında aniden canlanan heykelcikle, sıkıcı emeklilik günlerini renklendirmek isteyen bay Fonti'yle ve tonton dedesiyle kurduğu dostluk, onu birbirinden keyifli serüvenlere sürükler...

Satranç Şampiyonu Yazar: Micheal Morpurgo Yayınevi: Çizmeli Kedi Sayfa sayısı: 80 Billy yeni taşındıkları evin en çok bahçesini sevmişti. Ama bitişikteki evden öyle çekiniyordu ki rahat hareket edemiyordu. Simsiyah giyinmiş bir kadın, vahşi siyah kedisiyle o evde yaşıyordu. Billy bir gün mecburen bu kadınla tanışmak zorunda kaldı. Çünkü kardeşinin tavşanı bu kadının bahçesine kaçmıştı. Kadın Billy'e çok iyi davrandı. Onu evine davet etti. Evde bir sürü satranç tahtası vardı. Ama üstünde ne piyon vardı, ne kale, ne şah… Sadece bir sürü tahta! Kimdi bu kadın? Bu satranç tahtaları ne işe yarıyordu?

KİTAP

yaşadığı büyük travmayı, genç bir teğmenin tanıklığı üzerinden anlatıyor. Mülazım Sacit ve fedakâr askerlerinin o uçsuz bucaksız beyazlıkta ideallerine ulaşmak ve hayatta kalabilmek için tek çareleri vardı: “Hedefe gitmek!” Kesin bir emir almışlardı ve artık asla geri dönmek yoktu. Sarı Sessizlik'i okurken, 1914-1915 çetin kışında Doğu Cephesi'nde yaşanan büyük felaketi Mülazım Sacit ve bölüğüyle birlikte an bean yaşayacak, siz de iliklerinize kadar donacak, dehşetle sarsılacak ve soracaksınız: Neden?

ÇOCUKLARA ÖZEL

İSMMMO YAŞAM ! 61


Dizüstünde 3G hareketliliği AYŞEGÜL EMİR

SİM KARTLI NOTEBOOK’LARIN FAYDALARI

Ek bir modem gerektirmeden internete girişi sağlayan sim kart girişli notebook’ların yararları şöyle sıralanıyor: ! Bağlantı kartını kaybetme ve çaldırma riski yok. ! Enerji tüketimi daha az ! İnternete girmek için devamlı bir cihazı takıp çıkarmak zorunda kalmıyorsunuz. ! Ayrıca bir cihaz taşımak ve ayar yapmak zorunda değilsiniz. ! Sim kart girişi bulunan notebook'ları açtığınız anda internete girebiliyorsunuz.

TEKNO-YAŞAM

Swarovski taşlı mouse

Mouse üreticisi Gigabyte, klasik mouse’ları Swarovski taşlarıyla kaplayarak şıklaştırdı. Özel Bilgi İşlem’in Türkiye’de dağıtıcısı olduğu Gigabyte, mouse’lara da zarafet katıyor. GM-M7800S Mouse, Swarovski kristal, 18 karat altın kaplama ve yüksek kaliteli deri gibi, gösterişli ve şık materyallerle hazırlanmış zarif ve çağdaş bir tasarıma sahip. Swarovski taşlı kablosuz Mouse, performans özellikleriyle de dikkat çekiyor. GM-M7800S Mouse 150 TL’lik satış fiyatıyla sunuluyor.

62 ! İSMMMO YAŞAM

Türkiye’nin 31 Temmuz’da tanıştığı üçüncü nesil (3G) teknolojisi, görüntülü konuşma yanında dizüstü bilgisayarlarda (notebook) her an, her yerde hızlı internet bağlantısı sağlamasıyla dikkatleri çekiyor. Üç operatörün sunduğu modemler yanında 3G uyumlu notebook’lar da son bir ayda önemli oranda talep görüyor. Harici bir modemle hızlı internet keyfi yaşanırken ‘interneti içinde’ denen sim kart yuvası bulunan notebooklar sayesinde de bilgisayar açıldığı anda internete girilebiliyor. 3G notebook piyasasını hareketlendirirken, son dönemde piyasa sunulan dizüstü bilgisayarlardan da 3G uyumlu olanları talep görüyor. Exper’in entegre 3G'li notebook modeli EQ, süper hızlı interneti dizüstüne taşıyor. 1.4 kilogram ağırlığında olan EQ, 12 saate varan pil ömrüne sahip. Düşme ve darbelere dayanıklı özelliği de olan EQ, '3G içinde' özelliğiyle dikkatleri çekiyor. EQ'nün ultra ince parlak ekranı, Intel SU9400 ULV işlemci teknolojisi, 3 GB belleği, parmak izi okuyucusu bulunuyor. HP'nin Pavilion dv2 eğlence dizüstü bilgisayarında da 'interneti içinde' özelliği bulunuyor. 2.5 santimetrelik inceliği ve 1.7 kilogram ağırlığı bulunan bilgisayar, 3G bağlantısında kullanıcılara kolayca internete ve e-postalarına ulaşabilme şansı veriyor. Toshiba'nın son modeli olan Portege M750 entegre 3G modülüne sahip. 12.1 geniş ekran tablet notebook'un da kullanıcılar bilgilerine sadece ekrana dokunarak ulaşabiliyor.

EYLÜL - EKİM 2009


Müzik cepte Sony Ericsson’ın Walkman telefonu W995, Türkiye’de satışa sunuluyor. Cep telefonu modeli, video özellikleri ve Clear Audio deneyimiyle mobil eğlence performansı sunuyor. Kablosuz internet özelliği de bulunan W995, Walkman teknolojisi ve kullanışlı müzik kısa yollarıyla adeta bir MP3 çalara dönüşüyor. Yeni HPM77 gürültü önleyici kulaklıklarıyla da müziğin sesini hiç olmadığı kadar berraklaştırıyor. Model, oto fokus, flaş, yüz tanıma özellikleriyle ve 8.1 megapiksellik kamerasıyla fotoğraf çekiminde de iddialı.

Masaüstünde eğlence

Asus, yüksek tanımlı (HD) TV ve Full HD Blueray teknolojisiyle donatılmış masaüstü monitörünü ve LCD TV teknolojilerini birleştiren T1 serisi TV monitörlerini duyurdu. TV kanal tarayıcısı da bulunan 22, 24 ve 27 inçlik monitörler, kullanıcılarına dijital ve analog kanalları izleyebilme olanağı tanıyor. T1 serisi surround ses çıkışı sağlayan entegre 7 Watt hoparlöri bağlantı ihtiyaçlarını karşılayan input/output portları ve Splendid görüntü geliştirme teknolojisi özelliklerine de sahip. T1’in tasarımı modern evlere de uyacak şekilde hazırlandı.

Dijital çerçeve

Sony, geliştirdiği yeni DPF-X1000 ve DPF-X800 “S-Frame” dijital fotoğraf çerçeveleri ile yaşamın en güzel anlarını fotoğraflayarak ölümsüzleştiren fotoğraf tutkunlarına hitap ediyor. 2 Gigabyte’lık bellekleri ile 4 bin adede kadar fotoğrafı saklayabilen X serisi çerçeveler, yüksek kontrastlı Tru-Black LCD ekrana sahip. Tru-Black LCD ekran doğal, yüksek kontrastlı ve ayrıntılı görüntüler sunuyor. Geliştirilmiş slideshow, takvim, saat ve fotoğraf üzerinde rötuş seçenekleri ile de fotoğraf paylaşmayı keyifli bir hale getiriyor.

Dell’in notebook modeli Latitude E6400 XFR, tamamen dayanıklılık kavramı üzerine tasarlandı. Dell’in Balistik Zırh Koruma Sistemi, hem gündelik, hem de askeri standartları karşılıyor. Zorlu koşullar için üretilen Latitude E6400 XFR gündelik hayatta karşılaşılan tüm zorluklara meydan okuyor. Kutusundan çıktığı andan itibaren Latitude E6400 XFR, en yoğun sağanak yağış, toz ya da çamur fırtınası, aşırı sıcak, kazayla düşürme ve daha birçok zorluğa dayanacak şekilde tasarlandı. DirectVue teknolojili 14.1 inç geniş LCD ekran ile doğrudan güneş ışığının altında bile rahatlıkla çalışabiliyor.

TEKNO-YAŞAM

Suya ve darbeye dayanıklı

İSMMMO YAŞAM ! 63


!

KOMİK RESİMLER

DENİZİN DİBİ Küçük Ali ile Ayşe konuşuyorlardı. - Nehirler nereye dökülür? - Denize tabii ki. - Hepsi mi? - Evet - Öyleyse deniz neden taşmıyor? - Tabii ki taşmaz. Denizin dibi sünger dolu, hepsini onlar çekiyor.

YILDIZLAR Öğretmen, sınıfta gökyüzü ile ilgili bir yazı okudu. Sonra bu yazıyla ilgili öğrencilere soru sordu: - Ahmet, bana bildiğin yıldızları sayar mısın? Ahmet düşünmeden yanıtladı: - Pop yıldızları, spor yıldızları, sinema yıldızları...

MİZAH

ÖĞRENCİLERİN SELAMI

64 ! İSMMMO YAŞAM

Profesör karısıyla akşam gezintisine çıkmıştır. Yolda sürekli öğrencilerine rastlamakta ve öğrencilerin selamlarına karşılık şapkasını çıkarıp devamlı ‘Bilmukable’ demektedir. Sonunda karısı dayanamaz ve sorar: - Neden durmadan ‘bilmukabele’ diyorsun. Profesör açıklar: - Ben de öğrencilik yaptım. Bana selam verirken içlerinden neler dediklerini biliyorum.

EYLÜL - EKİM 2009


Sensizliğin muhasebesini yaptım içimde Ama yoktun sevdiğim Ne 7A'da, ne de 7B'de Saydım, ölçtüm, tarttım, biçtim Envanterini çıkardım gidişinin Borçlusu muydum, alacaklısı mıydım? Bilemedim, sensizliğin. Safha safha maliyetini çıkardım gidişinin Ama yükleyemedim daha ayrılığı gönlüme Sebebi yoktu, anlamı yoktu hiçbir şeyin Dağıtım anahtarı yoktu Birim maliyeti yok Genel üretim giderleri yok Yevmiye kayıtları yok Sensizliğin hesap ismi yok. Bu kayıt daha kapanmaz gülüm Yok, KDV tahakkuku Yok, genel üretim giderleri Yok, işte bilançoda sevdamın yeri Maliyet dönemi sonundayım gülüm Elimde geçmiş yılın bilançosu Dağıtamadığım sermayem Sermayem sendin gülüm Ardında dönüp duran varlık ise ben Artık konusu kalmadı karşılıkların Tasfiye ile uçup giden umutların Bilirim sevdamın anlamı kalmadı sende Ve geçmiş yıl kârlarının

EYLÜL - EKİM 2009

ELDİVEN Temel’in eldivenle yazı yazdığını görenler sorar: - Neden eldivenle yazıyorsun, zor olmuyor mu? Zor ama el yazımın taninmasini istemeyrum!

TÜRK ERKEKLERİ HAKKINDA… Delikanlıdır tespih çeker. Sportmendir barfiks çeker. Tek eliyle şınav çeker. Kendi dişini kendi çeker. Kaçan golde yuh çeker Ağzında sigara halay çeker. Dikiz aynasından hareket çeker. Muazzam kopya çeker. Kaynanadan çok çeker. Genelde babaya çeker. Evladına nutuk çeker. İskenderin üstüne künefe çeker. Komedi filminin kralını çeker. Çuhayı yırtmadan pike çeker. Kafası bozulunca resti çeker.

HİZMETÇİ Evin hanımı işe yeni başlayan hizmetçiye: - Biz sekizde kalkar dokuzda kahvaltıya başlarız. Sen de ona göre hazırlanırsın. Hizmetçi: - Ben uyanamazsam siz yemeğe başlayın…

MİZAH

Tasfiye oldum Viran oldum Talan oldum Gelir tablosunda zarar oldum Sana tek dileğim Safha maliyetin gider dağıtım tablosuna dönesin!

Papaz ve maliyeci aynı gün ölmüşler. Papaz cehenneme, maliyeci ise cennete gitmiş. Papaz bu duruma itiraz edip ilgili melekle konuşmaya karar vermiş. - 55 yıl kendimi kiliseye ve insanlara adadım. Herkese iyilik yaptım. Siz tuttunuz beni cehenneme, herkesin canını yakan maliyeciyi ise cennete koydunuz. Bu nasıl olur? Melek gülerek: - Haklısın bu dediklerini ve yaptıklarını biliyoruz. Ancak sen ne zaman vaaz vermeye başlasan insanlar uyukladılar. Maliyeci ne zaman bir işyerine gitse oradakiler bildikleri tüm duaları okudular.

Cevaplar

MUHASEBECİ SEVER DE KAVUŞAMAZSA

PAPAZ VE MALİYECİ

1- Açarsam dünya olur, yakarsam kül olur. 2- Alçacık dallı, yemesi ballı 3- Ben giderim o kalır. 4- En temiz böcek hangisidir? 5- Geceleri fener, gündüzleri söner. 6- Kolu var eli yok, karnı yarık karnı yok. 7- Sıcağa koyma kurur, suya koyma köpürür. 8- Yazın yaşını, kışın başını yeriz. 9- Yeraltında kırmızı pancar 1- Harita 2- Çilek 3- Ayak izi 4- Hamam böceği 5- Yıldız 6- Ceket 7- Sabun 8- Soğan 9- Turp

! İNTERNETTE BUNLAR VAR :)

ÇOCUK BİLMECELERİ

İSMMMO YAŞAM ! 65


SUDOKU K A R E 1

2

3

4

B U L M A C A 5

6

7

8

9

Z O R

10 11 12

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10

K O L A Y

11 12 13 14 15 SOLDAN SA⁄A 1. “Sulhi ...” (Ünlü yazar›m›z). - Ekilen yer, mezraa. 2. “Yat›k Emine” ve “K›r›k Bir Aflk Hikayesi” adl› filmleri de yaratan sinema yönetmeni - Ayak. 3. Yi¤it, cesur - Ermifl kimselerin gösterdi¤ine inan›lan, do¤a üstü, flaflk›nl›k uyand›r›c› durum. 4. ‹ridyumun simgesi - ‹laç - Bafl sa¤l›¤› dileme. 5. Bayrak - Afrika’da bir ›rmak. 6. Arzulu - ‹ngilizce “numara”n›n k›sa yaz›l›fl›. 7. Osmanl›lar›n ünlü tarihçisi - Briçte sanzatu - Bir Güney Kore otomobili. 8. Namuslu - Japonya’ya atom bombas› atan ABD uça¤›. 9. ‹skambil ka¤›tlar›yla oynanan bir oyun - Bir rak› türü. 10. Tulyumun simgesi - ‹kinci Dünya Savafl› s›ras›ndaki Japon intihar uçaklar›na verilen ad. 11. ‹ncirsine¤i - fiarap - Pasak. 12. Küçük vapur, istimbot - Çin ve Kazakistan’da akan bir ›rmak. 13. Belirti - Az tavl›, yar› yafl yar› kuru olan toprak. 14. Güzel, hofl görünen - ‹stanbul’da, Çemberlitafl yak›n›ndaki bir Osmanl› külliyesi. 15. Bir yerde oturma - Gelin bafll›¤›. YUKARIDAN AfiA⁄IYA 1. Yar› final - ‹ç taraf. 2. ‹kinci ‹slam halifesi - Sakat etmek. 3. Bir ço¤ul eki - Gelecek - “Sat›lm›fl Niflanl›” adl› yap›t›yla tan›nan Çek besteci. 4. Tehir etmek - “Köprüler yapt›rd›m gelip geçmeye / Çeflmeler yapt›rd›m suyun içmeye ...” (flark›). 5. Kara Kuvvetleri (k›sa) - Düflünmeden yap›lan - Bir soru sözü. 6. Yumurtan›n bir bölümü - Mililitrenin simgesi - Tasvip Satrançta bir tafl. 7. “Öyledir” anlam›nda bir onaylama sözcü¤ü - ‹nilti, nale - Astatinin simgesi. 8. Müslümanlar›n kutsal kitab› - Uzakl›k anlatan sözcük - Karfl›l›k beklenilmeden yap›lan yard›m. 9. Çok, pek reziller - Karga sesi - Üzeri laka ile cilalanm›fl olan. 10. Selin getirdi¤i kumlu, çamurlu toprak - Orhan Pamuk’un bir roman›. 11. Hayli çok, pek çok - “... Say›n” (ünlü ney ustas›) - Bir çeflit ‹ngiliz biras›. 12. Bir katedralde, ayinler s›ras›nda piskoposun oturdu¤u yer - Bir sebze türü.

KARE BULMACA CEVAP SOLDAN SAĞA 1. Dölek - Ekenek. 2. Ömer Kavur - Pa. 3. Mert - Keramet. 4. ‹r - Em - Taziye. 5. Alem - Nil. 6. ‹stekli - Nr. 7. Naima - Nt - Kia. 8. Ak - Enola Gay. 9. Laskine - Arak. 10. TM - Kamikaze. 11. ‹lek - Mey - Kir. 12. Çatana - ‹li. 13. Emare - Alatav. 14. Rana - Atikali. 15. ‹kamet - Kepez. YUKARIDAN AfiA⁄IYA 1.Dömifinal - ‹çeri. 2. Ömer - Sakatlamak. 3. Ler - Ati - Smetana. 4. Ertelemek - Karam. 5. KK - Mekanik - Ne. 6. Ak - Ml - Onama - At. 7. Evet - ‹nleme - At. 8. Kuran - Ta - ‹yilik. 9. Erazil - Gak - Lake. 10. Mil - Kara Kitap. 11. Epey - Niyazi - Ale. 12. Katedra - Kereviz. 66 ! İSMMMO YAŞAM

K O L A Y

Z O R

Bulmacamızdaki her satır, her sütun ve 3X3’lük her kutuya, 1’den 9’a kadar rakamlar yerleştirilecektir. Her satır, her sütun ve 3X3’lük kutu bölümlerinde 1’den 9’a kadar sayılar bir kez kullanılacaktır.

EYLÜL - EKİM 2009


Kocaeli'nde, 17 Ağustos Marmara depremi sonrası kimsesiz ve kalıcı konutlardan hak sahibi olmayan depremzedeler için Irak hükümetinin yardımıyla yaptırılan Arızlı konutlarından çıkmak istemeyen bir grup depremzede, “barınma hakları” ile ilgili mevzuat hazırlanması talebini Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a iletmek amacıyla 28 Eylül'de Kocaeli'den Ankara'ya yürüdüler.

İSMMMO HABER

Marmara depreminin ardından getirilen ve bazıları daha sonra kalıcı hale dönüşen deprem vergilerinden 24 milyar (katrilyon) TL toplandığını hesaplayan İSMMMO, yine gündemi belirledi. Toplanan vergilerin, depremin ekonomik maliyetini aştığını İSMMMO’nun verilerini kullanarak yurttaşa aktaran medya günlerce sordu: Bu para nereye gitti?

Deprem vergileri sorusuna yanıt yok

Bu yıl, merkez üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesi olan 03.02’de yaklaşık 45 saniyede binlerce can alan, 17 Ağustos 1999 depreminin 10. yıldönümü. İSMMMO, felaketin ekonomik maliyetini aşan oranda vergi toplanmasına karşın hala yaraların sarılamadığını açıkladı. İstanbul’u da etkileyen depremin 10. yıldönümünde, 24 milyar TL’yi aşkın para toplandığını ve geçici olarak getirilen vergilerin kalıcı hale dönüştürüldüğünü duyuran İSMMMO, bu çalışmasıyla Türkiye’nin gündemine yön verdi. Gerek yazılı, gerek görsel basın kuruluşlarının da yoğun ilgisini gören “Geçici Deprem Vergileri, Bütçenin Kalıcı Geliri Oldu” başlıklı raporda, depremin ardından 4481 sayılı kanunla ek gelir ve kurumlar vergisi, ek emlak vergisi, ek motorlu taşıtlar vergisi, özel iletişim vergisi ve özel işlem vergisi getirildiği belirtildi. Kanun, 2003 sonunda yürürlükten kaldırıldı, fakat özel iletişim vergisi, Gider Vergileri Kanu-

8 ! İSMMMO YAŞAM

nu kapsamına alındı ve kalıcı hale geldi. 2004 başında kaldırılan “özel işlem vergisiyle yaklaşık 1,8 milyar lira bütçeye” aktarıldı. Raporda yapılan hesaba göre, "Kalıcı hale gelen ve en önemli gelir kaynağı bugün sayıları 65 milyonu aşan telefon abonelerinden alınan özel iletişim vergisi ise 10 yılda halkın cebinden 22.3 milyar lira çıkmasına neden oldu." Önde gelen kuruluşlar, depremin ekonomik maliyetini 17 ile 24 milyar lira arasında hesaplamıştı. İSMMMO raporunda, bu yıl sonuna kadar toplanacak deprem vergisi miktarının 27.2 milyar liraya ulaşacağını belirledi. İSMMMO raporuna geniş yer ayıran ulusal gazeteler, köşe yazarları ve TV programları, rapora dayanarak yaptıkları haber ile yorumlarda, adresine ulaşmayan deprem vergilerinin harcama kalemlerine ilişkin açıklama yapılmasını istedi ve vergilerin kaldırılması çağrısı yaptı.

EYLÜL - EKİM 2009


İSMMMO, İstanbul ve çevresinde yaşanan sel felaketinde mal kaybına uğrayan işletmelerin, mali ve hukuki sorunlarla karşılaşmamak için vergi idaresine başvurması ve ticaret mahkemesine 15 gün içinde dava açması gerektiği uyarısını yaptı. Selzede işletmelerin ileride vergi cezalarıyla karşılaşmaması için yapması gereken işlemler konusunda yol haritası hazırlayan İSMMMO, hem web sitesinde yayımladığı hem de medya aracılığıyla kamuoyu ile paylaştığı çalışmayla selzede işletmelere rehber oldu. Can ve mal kayıplarından derin üzüntü duydukları sel felaketinde zarar gören vergi mükelleflerinin bir dizi yasal işlem yapmasının gerekli olduğunu belirten İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, mükelleflerin yapması gerekenleri adım adım listeledi.

Selzede işletmeler mağdur olmasın

Arıkan: Hedeflenenin 4 katı ceza kesildi

EYLÜL - EKİM 2009

cezasının sadece 14.5 milyar lirası tahsil edilebildi. Tahsilatın bu oranda düşük kalmasını yorumlayan İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, “Devlet, ‘ne tuttursam kar’ anlayışıyla ceza kesiyor, konu mahkemelik olunca da kaybediyor. Para cezalarında keyfi uygulamalar olmamalı” diye konuştu. 2009’daki artışa değinirken de iş dünyasının bunu iyi düşünmesi gerektiğini vurgulayan Yahya Arıkan “15 milyar TL ceza, 6 ayda kesildi. Ne oluyor? Bütçe açıkları, vergi cezaları ile mi kapatılmak isteniyor, diye düşünülmeli. Çok düşündürücü buluyorum. Neredeyse, yıllık hedefin 5 misli bir rakam var ortada. Kriz ortamında bu kadar ceza çok düşündürücü. Yani, kayıt dışı ekonomi yerine kayıtlı mükellefin üzerine gidiliyor” ifadelerini kullandı. Cezaların ‘kamu düzenini sağlamak anlamında eğitici’ olarak ele alınması gerektiğini söyleyen Yahya Arıkan, “Bu cezalar kamu düzenini sağlamak değil, başka bir noktaya doğru gidiyor. Gelir İdaresi’nin özerkleşmesi son derece önemli. IMF de bunu istiyor” dedi.

İSMMMO HABER

İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan; hükümetin açıkladığı 2009 bütçesine göre; Maliye’nin 3.7 milyar TL’lik ceza geliri beklediğini hatırlatarak “Bunun 2 milyar TL’si vergi ve vergi cezalarından olacaktı. Fakat daha ilk 6 ayda kriz nedeniyle iç piyasanın durgun olmasına rağmen 15 milyar TL ceza kesildi. 3.7 milyar TL’lik hedefe rağmen ilk 6 aylık rakam 15 milyar TL oldu. Bu son 4.8 milyar TL ile birlikte 20 milyar TL’yi buluyor” dedi. İSMMMO, “Cezalandırılıyoruz” başlıklı raporunda 2005 ile 2009 yılı arasında kesilen para cezalarını hesapladı. Buna göre, devletin, kamu düzenini sağlamak gerekçesiyle kestiği para cezaları hızla arttı ve 2009 yılının ilk 6 ayında 15 milyar TL’yi geçti. Doğan Grubu’na kesilen 3.7 milyar liralık vergi cezası da eklendiğinde 4.5 yılda kesilen ceza miktarı 68.2 milyar lirayı buldu. Bu miktara karşılık 2005 ile 2009 yılları arasında, Doğan Yayın Holding’e kesilen 3.7 milyar lira hariç, tahakkuk eden toplam 64.5 milyar liralık para

İSMMMO YAŞAM ! 9

22yasam  
22yasam