Issuu on Google+

“Yeniden merhaba” diyoruz çünkü bu gazete aynı isimle ilk kez yayınlanmıyor. Divriği Kültür Derneği’nin tabanının ve kitlesinin de onay verdiği, ihtiyaçtan doğan bir gazete çıkarılmasına karar verdiği andan itibaren nasıl bir gazete olmalı diyerek bir araya gelen gönüllüler, “dernekte devamlılık esastır” ilkesiyle 20 yıl önce çıkan Çağdaş Divriği Gazetesi’nin yeniden çıkarılmasının gerektiği ve demokratik kitle örgütü olan derneğimizin kitle örgütü ilkesiyle Çağdaş Divriği Gazetesi’nin çıkarılması konusunda hemfikir olmuştur.

Çağdaş Divriği’yi yeni döneme uygun olarak, biçim ve içerik yönünden tekrar düzenledik. Bunu yaparken bizden önceki çalışmaları, çabaları ve verilen emekleri unutmadık. Görev ve sorumluluklarımızı ele alırken kendimizi tarihsel sürecin bir halkası görerek çalışmaya başladık. Bu bağlamda geçmişte gazeteye emek veren herkese teşekkür ederken Mehmet Atay’ı da saygıyla anıyoruz.

di çapında ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel anlamda dünya ve Türkiye’de yaşananlara yorum getirmek, kısacası Divriğililerin “gür” sesi olmak şeklinde özetlenebilir. Bu gazetede yalnız Divriğililer değil, Aleviler, Sünniler, Kürtler, Ermeniler, kadınlar, Lazlar kısacası din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm halklar katkı sunmalıdır.

olan herkesin katkılarıyla mümkün olacaktır diyerek “abone ol, abone yap, oku, okut” ! İlk sayısını çıkardığımız gazetemizin bazı eksiklikleri, hataları, yanlışlıkları olabilir. Bu eksikliklerin birbirimize destek ve dayanışmayla giderileceğini umut ediyoruz.

Gazetemizin hazırlanmasına, dağıtımına, basımına, satışına ve katkıda bulunan herkese teşekkür ederiz. Çağdaş Divriği Gazetesi’nin gelecek sayısında buluşmak Gazetemizin üstlendiği bu görev ve so- dileğiyle… rumluluğu yerine getirebilmesi için tüm Şimdi yeni bir başlangıç yaparak Çağdaş Çağdaş Divriği Gazetesi’nin görevi üye- üyelerimizin, faaliyetlerimize katılan dostÇAĞDAŞ DİVRİĞİ GAZETESİ YAYIN larımızın ve bizimle dayanışma içerisinde Divriği Gazetesi’ni yeniden yayınlıyoruz. lerimiz arasında iletişimi sağlamak, kenKURULU

Divriği “Yerelden evrensele Divriği’nin sesi”

Mayıs 2013

www.divrigi.org.tr

Mehmet Atay - ‘93 Sivas Şehidimiz

Bu sayıda... Başkan’dan... 1 Mayıs 1993 Divriği Divriği’de sendikal faaliyetler Ev işçisiyiz, toz bezi değil! DKD etkinlik ve haberleri Mursal HES savunması-1 Özlemle geçen 20 yıl.. 1 Mayıs, tüm dünya işçi sınıfı ve emekçilerinin; birlik, mücadele ve dayanışma günüdür ! 1 Mayıs, eşitsizlik ve sömürünün hakim olduğu bir dünyada emekçilerin uluslararası dayanışma ve mücadele geleneğinin en önemli simgesidir. Çünkü 1 Mayıs, 1843lerde 16 saatlik çalışma koşullarına karşı 8 saatlik iş günü mücadelesini başlatan İngiliz pamuk işçilerinin; Silezyalı maden işçilerinin; ağır sömürü ve baskılara karşı direndikleri için ABD Hükümeti tarafından idam edilen demiryolu ve matbaa işçilerinin; insanca çalışma koşulları ve iş güvencesi taleplerini “ Ya çalışarak yaşamak Ya da savaşarak ölmek” sözleri ile haykıran

Müslüm Gülhan s.11’de

Cem Solmaz s.10’da

Fransız dokuma işçilerinin; 1886 yılında kitlesel direniş ve grevlerle tüm ülkeyi sarsan Amerikan emekçilerinin; eşit ve özgürce yaşama talebini dile getiren tüm dünya işçi sınıfının; yüz yıllık mücadele birikiminin bir ürünüdür. 1 Mayıs’ın bayrağında yazılı olan “ BİRLİK, MÜCADELE VE DAYANIŞMA” sözleri yüz yıldır dünya işçi sınıfının temel şiarıdır. Çünkü yüz yıldır sermaye, emekçilere; işsizlik, yoksulluk, açlık, baskı ve sömürüden başka bir şey vermemektedir.

Festival bu yıl “... rağmen ...” diyecek

YAŞASIN İŞÇİ SIFININ BİRLİK, MÜCADELE ve DAYANIŞMA GÜNÜ! YAŞASIN HALKLARIN VE İŞÇİ SINIFININ KARDEŞLİĞİ

Bir tuğla da sen koy kampanyası

Hasan Aktaş s.2’de

Ayhan Bilgen s.7’de

Demir Çelik Divriği Spor yine zirvede

Nuriye Alsancak s.8’de

Ali Yıldırım s.9’da M. Akif Kara s.8’de


02

Başkan’dan... “20 yıl önce bu gazeteye emek verenlere, büyüklerimize çok teşekkür edip onların nezdinde Sivas’ta 33 aydınla kaybettiğimiz Çağdaş Divriği Gazetesi muhabirlerinden Mehmet Atay’ı saygıyla anıyoruz.”

1 Mayıs

Divriği

Mayıs 2013

Sevgili dostlar 20 yıl aradan sonra tekrar merhaba!

görmeyen adeta boyalı basın mevcuttur.

Bu okumakta olduğunuz gazete bundan yirmi yıl önce Divriği Kültür Derneği tarafından yayınlanan Çağdaş Divriği Gazetesinin devamıdır. 20 yıl önce bu gazeteye emek verenlere, büyüklerimize çok teşekkür edip onların nezdinde Sivas’ta 33 aydınla kaybettiğimiz Çağdaş Divriği Gazetesi muhabirlerinden Mehmet Atay’ı saygıyla anıyoruz.

İktidarın yarattığı korku imparatorluğunda, baskıcı ve sindirmeci anlayışından korkmadan yılmadan siz değerli okuyucularımızı aydınlatacağız. Öğrencilerin üzerindeki baskıları, keyfi tutuklamaları, sanatçılar üzerinde ki yıldırma politikaları işçilerin sendikasızlaştırılmasını ve taşeronlaştırılmasını ve köleleştirmeyi bu toplumun kaderiymiş gibi sunan AKP iktidarından ve yandaşlarından hesabını soracağız. Ancak biz bunları yaparken Divriği’mizi de asla ve asla unutmayacağız; yolu olmayan köylerimizi de, suyu akmayan mahallelerimizi de ve elektriği yanmayan köylerimizi de unutmayacağız.

Bu gazetenin devamlı ve sürekli olabilmesi için siz değerli okurlarımızın desteğine ihtiyacı vardır. Gazetemiz adından anlaşılacağı gibi çağdaş, ilerici, demokratik ve yurtsever yanıyla tarafsızlık ilkesiyle bir boşluğu dolduracaktır, gazetemiz Divriği’de yaşanan her türlü olumlu, olumsuz olayın üzerine gideceği gibi ülkemizde yaşanan olaylarında üzerine gidecek ve toplumu aydınlatıcı bir görevi olacaktır. Ve yine bu gazetemizde diğer illerde bulunan derneklerimizin haberlerinin yanında köy derneklerimizin çalışmaları ve haberlerini bulacaksınız. Ülkemizde basın deyince aklımıza yandaş, eleştirmeyen ve tamamen iktidarın emri doğrultusunda çalışan ülkemizdeki çarpıklığı

Önümüzde ki yerel seçimlerde ilçemizdeki çalışmaları yakından takip edeceğiz solun ve sosyal demokratların iktidarı kaybetmeyeceği anlayışıyla çalışmalara katkı vereceğiz. Çünkü yerelden genele doğru iktidarı sıkıştırmamız zorunludur. Dönem ve süreç birbirimizi eleştirip birbirimizi yok edip ötekileştireceğimiz enerjimizi birbirimiz için tüketeceğimiz bir dönem değildir. Dönem AKP faşizmine karşı demokratik güçlerimizi aynı alanda toplama dönemidir. Çünkü karşınızda ki güç iktidarın tüm olanaklarına sahip ve adeta kendisinin dışındakini yok sayan kendisine karşı çıkana, alternatifler ortaya sunanları yok eden bir

anlayışa sahiptir. Bunun karşısında sosyalistlerin, devrimcilerin, demokratların ortak akılla hareket etme zorunlulukları vardır. Bu zorunluluk yaşatılan ve halkın büyük bir beklenti ile beklediği barış sürecinde de kendini ortaya koyabilmeli. Sol bu barış sürecinde barışın gerçek aktörleri olmak zorundadır. Barış sürecinde demokratik kitle örgütleri, sendikalar, sivil toplum örgütleri bir araya gelmeli sürece doğrudan katılmalılar. Sevgili okuyucularımız bildiğiniz gibi bizim birde dergi yayınımız vardı, yine Divriği Kültür Dergisi de yayın hayatına devam edecektir. Çağdaş Divriği Gazetesinde olduğu gibi dergimizde de ve tüm etkinliklerimizde demokratik kitle örgütü bilincine yakışır bir şekilde birlikte üretip, kolektif bir anlayışla çalışmaya devam edeceğiz. Tanımlamalarımızı böyle yapınca çalışmalarımızda bu doğrultuda olacaktır. Diğer tüm çalışmalarda olduğu gibi yayın organımızın çalışmalarında da sizlerin katılımına ihtiyaç vardır. Mutlaka katılınız. Yayın hayatına tekrar merhaba diyen Çağdaş Divriği Gazetesine emeği geçen başta yayın kurulumuza, yazı yollayan köşe yazarlarımıza ve gazetemize abone olacak siz değerli dostlarımıza teşekkür eder, Çağdaş Divriği Gazetesine yayın hayatında başarılar dilerim.

1 Mayıs 2013’e çıkan yollardan biri: 1 Mayıs 1988 1979 yılı, Öğretmen Okulu öğrencisiydik. Ülke ve dünyaya ilgimiz olağan üstü artmıştı. Elimizden kitap düşmüyordu. Ne bulsak okuyor, yutuyorduk adeta… Eşitlik, daha çok özgürlük, sömürünün yok edilmesi, işsizliğin, yoksulluğun ve cehaletin son bulması “bizim” ortak umutlarımızdı. 1 Mayıs 1979 yaklaşıyordu. Kutlamaların İzmir’de yapılacağı açıklanmıştı. İstanbul’da, Bursa, Eskişehir ve Mersin’de de kutlamalar olacaktı. Ancak DİSK; İzmir’de olacaktı. Hepimiz “parasız yatılıydık.” Fotoğraf çekip, satarak yol paralarımız denkleştirdik. 30 Nisan akşamı yola çıktık. 1 Mayıs 1979’un sabahında İşçi Sınıfı ile birlikte İzmir Cumhuriyet Alanında mahşeri bir kalabalık, olağanüstü bir coşku ve kürsüde bütün heybetiyle Kemal Türkler duruyordu. “Nato’ya Hayır!”, “Amerika Defolsun!”, “ Ulusal Baskıya Son!”, “ Sıkıyönetim Kalksın!”, “ Faşizme Geçit Yok!”, “sloganları dalga dalga yayılıyordu. “DÖNEN DÖNSÜN, BEN DÖNMEZEM YOLUMDAN”

nında yapılması talebi ile İstanbul Valiliğine başvurdu, yanıt beklendiği gibiydi: Yasak!

yüklüydü. Yürüyüşe izin verilmeyeceğini söylediler. Kitle bir adım dahi geri atmadı.

Karar; işçilerde hiçbir yılgınlığa yol açmamıştı. İşyeri Temsilcileri ve işçilerin sendikayı ziyaret sıklığı artıyordu. İşçiler 1 Mayıs 1988 ’de;

Taksim Anıtı 1 dakikalık bir yürüme mesafesindeydi.

-

Yaratılan karanlığa inat, aydınlık için,

-

Katılımcı ve çoğulcu bir demokrasiyi kazanmak için,

-

Tutuklu işçi, işçi temsilcileri ve sendika yöneticileri için “özgürlük” talebini haykırmak için,

-

Başta 1982 Anayasası olmak üzere işçi hak ve özgürlüklerini budayan hukuk düzenine “hayır!” demek için, alanlara çıkmak gerektiğine inanıyorlardı.

Demirdöküm, Rabak, Tekfen, General Elektrik, Erka Balata, ITT , Netaş, Aksan, Sarkuysan, AEG Eti, Chreysler, Pancar Motor gibi işyerlerinden yoğun talep geliyordu. Ve o gün geldi: 1 Mayıs 1988 için Taksim’e çıkılacaktı !

O gün, Pir Sultan Abdal’ın ; “ Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan..” kararlılığının, nasıl bir kitleselliğe adanabileceğini gördük.

1 Mayıs 1988, PAZAR !

1981 den 1987’ye kadar emekçiler yaşadıkları, çalıştıkları ve bulundukları ortamın koşullarına uygun kutlamalar yaptılar.

Toplu bir yolculuğun engellenebileceği olasılığı ile katılanlar dikkati çekmeyecek biçimde Taksim’e ulaşacaktı.

1987’de –bugünlerde yıkılmak istenen- Emek Sinemasındaki kutlamanın heyecanı salona sığmıyordu.

İstiklal Caddesinin Tünel tarafından, Taksim Alanına doğru yürümeye başladım. Ara sokakların telaşlı hareketliliği dikkat çekiyordu. Alanın çevresini dolaşarak Sendika liderlerinin bulunduğu Sıraselviler Caddesindeki SHP binasına gittim. 7-8 SHP milletvekili oradaydı.

1988 Mart ortalarından itibaren sendika içinde 1 Mayıs kutlamaları ile ilgili kendiliğinden bir gündem oluşmuştu. İşçi temsilcileri 70 ‘li yıllara ait dergiler, broşürler, rozetler getiriyorlardı. Herkes bir çay içimi sürede konuyla ilgili anılarını, önerilerini ortaya koyuyordu. 70’li yıllarda 1 Mayıs kutlamalarının örgütlenmesi çalışmalarında yer alan arkadaşların anlattıklarını soluksuz dinliyorduk. 1988 Nisan ayı başlarında merkezi İstanbul’da olan Sendikaların Genel Başkan ve Genel Sekreterleri, “birlikte kutlama yapmak” amacı görüşmelere başlamışlardı. Bağımsız Otomobil-İş, Bağımsız Laspetkim-iş, Banks, Türk-İş üyesi Petrol-İş, Kristal-İş, Deriİş, Belediye-İş ve Tümtis adı öne çıkan sendikalardı. Sendikalardan birer yöneticinin yer aldığı 1 Mayıs Tertip Komitesi, kutlamanın Taksim Ala-

Buna cevap kortejin ön sıralarında bulunan sendika liderlerinden geldi; “ “- otur !” Bulunduğumuz yerde oturduk. O an gözüme TİP eski başkanlarından Mehmet Ali Aybar ilişti… Kendi yaş grubundan “genç kadın ve erkeklerle…” dik duruyorlardı… Hukukçu arkadaşların diyalog denemesi de sonuç vermedi. Jop ve postallarla müdahale başladı. Kitle ayağa kalktı. Saflar sıklaştırıldı. Geri gitmek istemiyorduk.

Şiddetin dozu artınca kitle SHP binasının bulunduğu noktaya kadar geri çekildi. Burada tekrar bir barikat oluşturuldu. Şiddet bir kez daha saldırıya geçti. Ölçü, oran ve izan… gibi kavramların dışındaydı her şey…

Ancak 1981-88 arası dönemin koşulları nedeniyle biraz “karanlık”.

1987 yılında Otomobil-İş Sendikası Eğitim Dairesinde çalışmaya başlamıştım. O yıl Beşiktaş tarihi Çay Bahçesinde hınca hınç bir kitle ile umudu yeşerttik.

Kitle orada kalmış, robo- cop sayısı sürekli artıyordu. Amir bir ses; alanı boşaltmamızı, aksi halde “müdahale “ edileceğini duyurdu.

Akıl durdu… Kadın, erkek, yaşlı ayırmadan vuruyorlardı…

70’li yıllarda yapılan 1 Mayıslar hakkında çok şey yazıldı. 89’dan itibaren yapılan 1 Mayıs kutlamaları hakkında da belge ve bilgi mevcut.

1 MAYIS 1988: TAKSİM !

Ve bu ortamda beklenmedik bir gelişme oldu. 3 beyaz otomobil çıktı ortaya. Kortejin ilk sırasında yürüyen milletvekillerini ve 1 Mayıs 77’de yitirilen 34 işçi için hazırlanmış olan 34 çiçek sepetini alarak Anıta yöneldi. Araçlara binen vekiller, 150 metre sonra indiler ve Anıta yürüdüler… Çiçekler anıta bırakıldı, saygı duruşu yapıldı ve vekiller oradan ayrıldı.

İşyerlerinden gelen kadınlı erkekli işçi gruplarının kıyafetleri özenli, yüzlerinde aydınlık bir duruş ve yakalarındaki karanfil rozetleri ile “geleneği” yaşatıyorlardı. Kasımpaşa, Dolapdere, Okmeydanı ve Şişli ara sokaklarından grupların Taksime çıkışlarının engellendiği haberleri geliyordu. Nihayet; “Çıkıyoruz !” haberi geldi. Caddeye indik. Kol kola girerek yürüyüş düzenine geçtik. Kortejin başında milletvekilleri ve sendika yöneticileri vardı. Yürüyüş başladı. 100-150 metre kadar çok rahat ve tempolu bir yürüdük. Anıta iyice yaklaşmıştık. Çelen bırakacak, 1977 1 Mayıs şehitleri ile işçi sınıfımızın hak ve özgürlüğü mücadelesinde yitirdiklerimiz için saygı duruşu yapılacaktı. Alana ulaşmayı başardığımızı düşünürken karşımıza çıkan robo -coplar korteji durdurdu. Kitle yürümek istiyor, karşımızda kalkanları, dizlikleri ve kıyafetleri ile ilk kez gördüğümüz bir güvenlikçi tipi bulunuyordu. Ortam gerilim

1988’de Taksim Alanına çıkmak istemenin bedeli ağır olmuştu ama herkes biliyorlardı ki; “ ben yanmasam, sen yanmasan…” Taksim’e çıkan yollar işçi sınıfına sunulmadı, bedel ödenerek söke söke kazanılmıştır! 1988’de Taksim Meydanı civarında toplanarak alana çıkmak isteyen onlarca gruptan birinin; Sıraselviler’de toplanan sendikalar kolunda yaşananlara dair tanıklığımızı paylaştık. İşçi Sınıfı ve emekçi Halkımız en zor koşullarda bile Taksim’den vazgeçmedi.

Hasan AKTAŞ

Her yıl, 1977 katliamında en çok ölümün meydana geldiği Kazancı Yokuşuna karanfiller bırakılarak saygı duruşu gerçekleştirildi. 1989’dan itibaren Türk İş, Hak İş, Bağımsız Sendikalar, Meslek Odaları birlikte kutlamaya başladılar. 2008’de DİSK Binasında bir kıyıma ramak kala biber gaz saldırısı durdurulabildi. VE TATİL… 27 Nisan 2009 tarih ve 2429 sayılı Kanun’la, 1 Mayıs günü Emek ve Dayanışma Günü tatilidir.” ibaresi eklendi. 1 MAYIS 2013 DİSK, Türk-İş, KESK ve meslek örgütlerinin Taksim’de kutlama kararına Valilik; “yayalaştırma” çalıştırmaları nedeniyle alanda süren çalışmaları gerekçe göstererek; “ alanın uygun olmadığını” ileri sürmektedir. Sendikalar ise, ortak kutlama konusunda ısrar etmektedirler. İdarenin, 12 günlerini anımsatan dayatmacı üsluptan vazgeçmesi halinde, Tertip Komitesinin bağımsız iradesi ile soruna “çözüm” üreteceğine inanıyorum. 2013 yılı 1 Mayıs kutlamalarına giderken İşçi Sınıfımız; -

Başta Ortadoğu’da ve özellikle Suriye’de süren savaşın son bulması olmak üzere;

-

Ülkenin bir taşeron cumhuriyetine dönüştürülmesi, esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlaştırılması, Özel İstihdam Büroları, Bölgesel Asgari Ücret, Kıdem tazminatı Fonu ve küresel sermayenin taleplerine yer veren yeni Anayasa… gibi saldırı alanlarına karşı “BİRLİK, MÜCADELE VE DAYANIŞMA” ilkeleri yol gösterecektir.

1 Mayıs 2013’te barış, demokrasi, özgürlüklerden yana olan, savaşa, sömürüye ve karanlığa karşı olan herkesin 1 Mayıs Alanında yerlerini alacaklarına içtenlikle inanıyorum. 1 MAYIS 2013, İŞÇİLERİN BİRLİK, MÜCADELE VE DAYANIŞMA GÜNÜ KUTLU OLSUN!”


1 Mayıs

Divriği

Mayıs 2013

03

1 Mayıs 1993 Divriği 1 Mayıs 2013 te tekrar yayına giren Çağdaş Div-

Yıldırım 1977’ de Divriği Madenlerinde işe girdi.

vazgeçmedi. 1986-1989 yılları arasında Divriği

1 Mayıs 1990 dan sonra Sivas, Erzincan ve

riği Gazetesi olarak 20 yıl önce Divriği’de büyük

Disk Yer altı Maden İş’le sendikal mücadeleye

Kültür Derneği Divriği Şube başkanlığını yaptı.

Malatya’da ki demokratik güçler ve devrimciler

bir çoşku ile kutlanan 1 Mayıs 1993’ e değinmek

omuz verdi. 1980 yılına kadar Divriği Maden-

istedik. Bu konuda bize büyük katkısı bulunan

lerinde işçi temsilciği yaptı, 1980 askeri darbe

Murtaza Yıldırım’a çok teşekkür ederiz. Murtaza Yıldırım1 Mayıs 1993’te Türkiye Maden İşçileri Sendikası Cevher-İş Divriği Şube Başkanıydı. Gelin Murtaza Bey’i biraz yakından tanıyalım. 1945 Divriği – Norşun köyü doğumlu Murtaza

1 Mayıs, tüm dünya işçi sınıfı ve emekçilerinin; birlik, mücadele ve dayanışma günüdür. 1 Mayıs, eşitsizlik ve sömürünün hakim olduğu bir dünyada emekçilerin uluslararası dayanışma ve mücadele geleneğinin en önemli simgesidir. Çünkü 1 Mayıs, 1843lerde 16 saatlik çalışma koşullarına karşı 8 saatlik iş günü mücadelesini başlatan İngiliz pamuk işçilerinin; Silezyalı maden işçilerinin; ağır sömürü ve baskılara karşı direndikleri için ABD Hükümeti tarafından idam edilen demiryolu ve matbaa işçilerinin; insanca çalışma koşulları ve iş güvencesi taleplerini “ Ya çalışarak yaşamak Ya da savaşarak ölmek” sözleri ile haykıran Fransız dokuma işçilerinin;

ile Disk kapatıldı ve Murtaza Yıldırım 90 gün

1996’ya kadar 1 Mayıs’ı Divriği’de kutladılar.

1989 da Türkiye Maden İşçileri Sendikası

1 Mayıs 1999 da Divriği’de şube başkanlığını

Cevher-İş Divriği Şube

bırakarak İstanbul’da çeşitli sendikalarda şube

Sivas Temeltepe Askeri Tutukevinde kaldı. Daha

Başkanlığına getirildi. 1990’da 1 Mayısın

başkanlığı yaptı. Murtaza Yıldırım bağımsız

sonraları farklı cezaevlerinde birbirinini takip

Anadolu’da ilk kez Divriği’de her türlü baskıya

devrimci özne olarak mücadeleye devam ediyor.

eden uzun süreler boyunca işkenceye maruz

rağmen maden işçilerini, mücadele arkadaşları

Murtaza Yıldırım’ın 1 Mayıs 1993 te Divriği’de

kaldı. Ancak devrimci ve sendikal mücadeleden

ile 1 Mayısta alana çıkardı.

alanda okuduğu metini sizlerle paylaşıyoruz

sözleri yüz yıldır dünya işçi sınıfının temel şiarıdır. Çünkü yüz yıldır sermaye, emekçilere; işsizlik, yoksulluk, açlık, baskı ve sömürüden başka bir şey vermemektedir. İŞSİZLİK, IRKÇILIK, SAVAŞ – İŞTE YENİ DÜNYA DÜZENİ; Bu gün de dünya emekçileri; işsizlik, yoksulluk, ırkçılık ve savaşla yüz yüzedir. “ Yeni Dünya Düzeni” isimli sermaye düzeninin emekçilere sunduğu sadece bunlardır. Sermaye dünya ekonomisinin içine girdiği bunalımı aşmak için tüm emekçi kesimlere saldırmayı tek çare olarak görmektedir. Bu saldırılar sonucunda gelişmiş ülkelerde bile işsizlik, yoksulluk ve ırkçılık giderek yaygınlaşmaktadır.

1886 yılında kitlesel direniş ve grevlerle tüm ülkeyi sarsan Amerikan emekçilerinin; eşit ve özgürce yaşama talebini dile getiren tüm dünya işçi sınıfının; yüz yıllık mücadele birikiminin bir ürünüdür.

Tüm dünya özelleştirme ve işten çıkarmalarla yaygınlaşan bu saldırıların yanında işçilerin sendikal örgütlenmeleri etkisiz hale getirilmeye ve işçi sınıfı muhalefeti dağıtılmaya çalışılmaktadır.

1 Mayısın bayrağında yazılı olan “ BİRLİK, MÜCADELE VE DAYANIŞMA”

Yeni dünya düzeni şemsiyesi altında yaşanan bu saldırılar ülkemizin de çıp-

lak gerçeklerdir. Emekçilere karşı on yılı aşkın bir süre önce başlatılan ekonomik ve siyasal saldırılar bu gün de sürmektedir. Emekçilerin gasp edilen demokratik hakları konusunda hiçbir ilerleme olmamıştır. Tersine, artan hayat pahalılığı, yeni anti-demokratik uygulamalar, işten atma ve özelleştirmeler sonu- cunda toplu sözleşmeler enflasyona bağlanarak ücretler dondurulmaktadır. Sendikasız, sigortasız,

örgütsüz bir işçi sınıfı isteyen sermaye taşeronlaştırma uygulamalarını emekçilere karşı

bir silah olarak kullanılmaktadır. Türkiye ekonomisi krizden bir çıkış imkanı bulamazken hükümetler uluslar arası kuruluşların özelleştirme dayatmalarını desteklemekte, madenler ve ağır sanayi işletmeleri “ verimsiz” oldukları gerekçesi ile kapatılmaya çalışılmaktadır. Ülkemizin en önemli sorunlarından birisini oluşturan Kürt sorunu askeri yönetimlerle çözme yaklaşımı tam bir kilitlenme yaratmaktadır. Bu sorunun çözümünde halkların ve emekçilerin kardeşliğini gözeten siyasal bir çözüm geçerli kılınmadıkça işçi sınıfının demokratik taleplerini gerçekleştirebileceği bir demokrasi ortamının yaratılması da mümkün olmayacaktır Bu olumsuzlukları tersine çevirmek tek güç işçi sınıfının birlik ve dayanışma içinde yükselteceği mücadelesidir. Sermaye tüm dünyada ve ülkemizde emekçilere karşı kendi sınıf politikaları ile saldırırken işçi sınıfı, “toplumsal uzlaşma” ve “ çağdaş sendikacılık” aldatmacalarına boş verip mücadele bayrağını yükseltmelidir. Emekçileri saldırılar karşısında güçsüz düşürmeyi hedefleyen bu politikalar yerine kendi

sınıf örgütlülükleri olan sendikalarına sahip çıkan bir işçi sınıfı kendisine dayatılan bu sistemin saldırılarını boşa çıkartabilir. 1 Mayıs, işçi sınıfının bağımsız ve demokratik bir kürsüsüdür. İşçi sınıfı devletin saldırı politikalarını sınıfa kabul ettirmek için 1 Mayıs’ın içeriğini boşaltanlara, 1 Mayıs’ı bir devlet törenine dönüştürmeye çalışanlara, Yeni Dünya Düzeni ve onun politikalarına, işsizliğe, yoksulluğa ve ırkçılığa, özelleştirmelere, taşeronlaştırma uygulamalarına 12 Eylül Anayasasına, Türk ve Kürt halklarını birbirine düşüren şovenizm politikalarına ve her türlü baskı, sömürü ve ayrımcılığa karşı çıkan kitlesel bir tavır geliştirilmelidir.

YAŞASIN HALKLARIN VE İŞÇİ SINIFININ KARDEŞLİĞİ YAŞASIN İŞÇİ SINIFININ VE MADEN İŞÇİLERİNİN BİRLİĞİ

Türkiye Maden İşçileri Sendikası Cevher-İş Divriği Şubesi Yönetim Kurulu Murtaza Yıldırım

1 Mayıs 1993 Divriği mitinginden kareler

1 Mayıs: Birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs, işgücünden başka satacak bir şeyi olmayan, günlük ücret karşılığında alınteri ve beyin gücüyle yaşamını kazanan ve bir toplumsal sınıf oluşturan işçi sınıfının mücadele günüdür. Sınıfın en geniş kesimlerinin uluslar arası düzeydeki birliği, mücadelesi ve dayanışmasını gösterdiği gündür. 1 Mayıs, işçi sınıfının mücadele tarihi içinde doğmuş uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günüdür. Bu nedenle 1 Mayıs “işçi bayramı” veya “emekçi bayramı” değildir. 1 Mayıs, işçi sınıfının öncüsü olduğu iddiasındaki siyasal parti veya hareketlerin günü de değildir. 1 Mayıs, işgücünden başka satacak bir şeyi olmayan, günlük ücret karşılığında alınteri ve beyin gücüyle yaşamını kazanan ve bir toplumsal sınıf oluşturan işçi sınıfının mücadele günüdür. Sınıfın en geniş kesimlerinin uluslar arası düzeydeki birliği, mücadelesi ve dayanışmasını gösterdiği gündür. 1 Mayıs’ın içeriğinin diğer toplumsal kesimleri de kapsayacak şekilde genişletilmesi, davulla zurnayla bayram olarak kutlanması da yanlıştır. 1 Mayıs, uluslararası ve yerli sermayeye karşı işçi sınıfının uluslararası düzeyde birliğinin, dayanışmasının, mücadele azminin gösterildiği gündür. 1 Mayıs, sınıf içindeki siyasal görüş, etnik köken, milliyet, dinsel inanç, işyeri, işkolu, meslek, cinsiyet, yaş gibi her türlü farklılığın ikinci plana itilmesi ve sınıf kardeşliğinin ön plana çıkarılması gereken gündür. Bu nedenle 1 Mayıs’ı sadece sosyalistler ve komünistler tarafından özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelesini yükseltme günü olarak kutlanması da doğru değildir. Sınıf içinde özellikle siyasal görüş, etnik köken ve dinsel inanç farklılıklarının bulunduğu koşullarda 1 Mayıs’ın bu farklılıklara dayalı örgütlerce kutlanması anlayışı sınıfın bölünmesine yol açar. 1 Mayıs’ta işçileri sosyalizm mücadelesine çağırmak ile sosyalizm anlayışlarından kaynaklanan bölünmeleri 1 Mayıs kutlamalarına yansıtmak iki farklı bir şeydir. Birincisi ma-

kul ve kabul edilebilir bir anlayışı, ikincisi işçi sınıfının birlik ve dayanışmasını vurgulamadığı için gücünü azaltıcı bir anlayışı yansıtmaktadır. 1 Mayıs kutlamalarını sınıfın mücadele örgütleri olan sendikalar tarafından düzenlenmesi gereklidir. Sendikalar bunu yaparken siyasal parti ve hareketler ile demokratik kitle örgütlerini dışlamamalı, yani onlarında kutlamalara davet etmelidir. Sendikalar ve sınıfın öncüsü iddiasındaki partiler ve örgütlerin ayrımcı, rekabetçi ve güç gösterisine dönüşen eylemleri 1 Mayıs’ın amacına ve içeriğine zarar vermemelidir. 1 Mayıs kutlamalarında sınıfın örgütleri olan sendikalarının pankartının arkasında yürünmesi, oligarşiye karşı sınıfın birliğinin ve bütünlüğünün sergilenmesi için gereklidir. 1 Mayıs, sermayeye ve sermayeden yana olan siyasal güçlere karşı bir mücadele günüdür. Bu günün bir gövde gösterisi haline dönüştürülmesi, sınıfın kendisi için sınıf olma ve sınıf kardeşliğinin yüceltilmesi bakımından önemlidir. Türkiye’de 1 Mayıs’ı kutulama biçimlerinde olduğu gibi, işçi sınıfının bu uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele gününün tarihsel referansları konusunda da farklı algılamalar var. Bu işin doğrusu şöyledir: 8 saatlik iş gününü elde etme aracı olarak bir proleter günün kutlanması düşüncesi ilk kez Avustralya’da doğdu. Avustralyalı işçiler, 1856’da, 8 saatlik işgünü talebiyle gösteriler ve toplantılar yaparak bir günlük iş bıraktılar. Bu kutlamanın yapılacağı gün olarak da 21 Nisan tarihini saptadılar. Bu düşünce Avustralya’dan diğer ülkelere yayılmaya başladı. Avustralyalı işçilerin örneğini ilk izleyen Amerikalı işçiler oldu. Amerikan işçi örgütleri 1886’da l Mayıs’ın evrensel bir iş bırakma günü olmasına karar

verdiler. ABD Emek Federasyonu 8 saatlik işgünü için 1 Mayıs 1886 günü A.B.D çapında grevler ve gösteriler düzenlenmesi kararını aldı. 200 bin Amerikalı işçi iş bıraktı ve 8 saatlik işgünü talebinde bulundu. Uygulanan polisiye ve yasal baskılarla, işçilerin bu ölçekte bir gösteriyi tekrarlaması birkaç yıl engellenmesine rağmen, 1888’de yeni bir kararla gelecek gösterinin l Mayıs 1890’da yapılması kararlaştırıldı. Temmuz 1889’da Paris’te toplanan 2. Enternasyonal Kongresi, Amerikan Emek Federasyonu’nun kararına atıfta bulunarak 8 saatlik işgünü için 1 Mayıs 1890’da bütün dünyada 8 saatlik işgünü olarak uluslararası gösteriler düzenlenmesini benimsedi. Enternasyonal’in çağırısı üzerine dünyanın birçok yerinde yapılan 1 Mayıs 1890 gösterileri görkemli oldu. 1 Mayıs daha sonraki yıllarda da işçi sınıfının 8 saatlik işgünü için eylem günü olarak kutlandı.Bu hak kazanıldıktan sonra da, işçi sınıfının burjuvazi ve egemen sınıflara karşı birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak 1 Mayıs kutlamaları günümüze devam etti. 1 Mayıs, işçi sınıfının, burjuvaziye ve kapitalizme karşı mücadelesinde birlik ile dayanışmasının bir simgesi oldu. Türkiye’de 1 Mayıs, ilk kez Osmanlı döneminde, 1905 yılında İzmir’de kutlandı. Bunu 1909 Üsküp kutlaması izledi. İstanbul’da ilk kez 1 Mayıs kutlaması 1910’da yapıldı. 1920 ve 1921 yıllarında işgal idaresinin ve Osmanlı hükümetinin yoğun baskılarına karşın 1 Mayıs kutlandı. 1923 1 Mayısı’nda çok sayıda işçi greve çıktı. 1924 1 Mayısı 8 saatlik işgünü talebiyle yapıldı.1925 yılında çıkarılan Takrir-i Sükun Kanunu sonrasında kutlamalara izin verilmedi ve 1 Mayıs bundan sonraki uzun yıllar boyunca yasaklandı. 1935 yılında çıkarılan bir yasayla «Bahar ve Çiçek Bayramı» olarak genel tatil günlerine dahil edildi. 27 Mayıs 1960’ dan sonra da yasak-

lar devam etti. Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt Kanunu’nun kabul tarihi olan 24 Temmuz, işçi sınıfına 1 Mayıs’ın yerine bayram olarak dayatıldı. En kitlesel 1 Mayıs, 1976’da kutlandı. Bu yüzden 1977 yılındaki gösteriler derin devlet güçleri tarafından provoke edildi. Çıkan olaylarda 37 insan yaşamını yitirdi, 200’den fazla insan yaralandı. 1978’de daha büyük bir gösteri oldu. Sıkıyönetim Komutanlığı İstanbul’da mitinge izin vermediği için İzmir Konak Meydanı’nda kutlandı. 12 Eylül 1980 sonrası askeri darbenin yasaklar zincirinde 1 Mayıs da yer alıyordu. 1987’de, 7 yıllık aradan sonra sendikalar öncülüğünde yaklaşık 1000 kişilik bir grup Taksim Anıtı’na 1 Mayıs’ta ölenler için çelenk bıraktı. 1989 ve 1990 yıllarında Taksim’e yürümek isteyenlere izin verilmediği için polisle çatışmalar oldu. 1996’da 12 Eylül 1980 sonrasının en kitlesel mitinglerinden biri İstanbul Kadıköy’de gerçekleştirildi. 2008 yılı Nisan ayında «Emek ve Dayanışma Günü» olarak kutlanması kabul edildi. 22 Nisan 2009 tarihinde ise TBMM’de kabul edilen bir yasa ile 1 Mayıs resmi tatil ilan edildi. 2010 yılında, 32 Yıl aradan sonra 100 binler tekrar 1 Mayıs Alanı’nı, Taksim Meydanı’nı doldurdular. İşçi sınıfının bu büyük gününü kutluyorum. Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın işçilerin birliği ve evrensel dayanışması!

Şaban İBA sabaniba@gmail.com


04

Divriği

Mayıs 2013

Divriği’de tüm işkolların da sendikal faaliyetler Türkiye’nin çeşitli yörelerinde, çeşitli kamu kurumlarında çalışıyoruz. Belki farklı görüşlere inanıyor, farklı siyasi partileri destekliyoruz. Ancak hepimizin ortak noktaları var: Yaşamak için çalışmak ve çalıştığımız kurumda mutlu, huzurlu olmak zorundayız. Dertlerimiz de aynı, sorunlarımız da hep ortak. Sendikalı olmak çalışanlar için bir koruma kalkanına sahip olmak demektir. Çalışanlar ne kadar sıkı bir birlik kurmuşlarsa bu kalkanın zırhı da o kadar sağlam demektir. Sendikalılar ezik olmak yerine çalıştıkları kurum hakkında söz söyleyebilen, olup bitenlere müdahale edebilen saygın birer kişi olurlar. Bu nedenle emekçi bir kasaba olan Divriği’de ki sendikalaşma faaliyetlerine bir göz atalım istedik. Divriği’de Sendikal Faaliyetler bildiğimiz şekilde faaliyet gösteremiyor.Özellikle Divriği madenlerinin özelleşmesinden sonra bir çok kişiyi mecburi emekliye ayırmaları, memurları ve sözleşmeli personeli başka illere değişik iş kollarında gönderilmesi, maaşların düşürülmesiyle gelen yıpratıcı baskılarla işten çıkarmalar devam etti. Kısaca Divriği bununla birlikte büyük göç verdi. Bu da burada ki kalabalık işçi sayısını hem düşürdü hem de güçsüzleştirdi. Çoğu işkollarında sendikalar hem yeterince örgütlenemediler hem de toplu iş sözleşmesi yapamadılar. Sendikaların çoğu temsilcilik düzeyinde faaliyet gösteriyorlar. Bunların tek tek ele alacak olursak en çok işçi sayısı olan maden iş kollunda Cevher-İş Sendikası 450 üye sayısı var ama toplu iş sözleşmesi yapamıyor. Bunun için örgütlenme faaliyetleri devam ediyor. Örgütlenme yapıldığı sürece baskılar da devam ediyor. Tüm bunlara rağmen Cevher-İş Sendikası Mali Sekreteri Nevzat Yılmaz sınıf dayanışması ve emekçilerin mutlaka sendikal çatı altında birlik olup sermayeye karşı duruş göstermeleri çok önemli mesajını iletti. Disk’e bağlı genel-iş sendikası da temsilcilik düzeyinde 33 üyesi var. Toplu sözleşme yapabiliyor ve örgütlenme faaliyetleri devam ediyor. Yerel bazda baskı yoktur. Ulaştırma iş kolu ; Bu sendikanın da temsilcilik düzeyinde 19 üyesi var. Toplu sözleşme yapamıyor. Sendikal faaliyetlerinde baskıyla karşılaşıyorlar. Bu iş kolundan Turan Erdoğan dilekçelerin fiili meşru mücadele çerçevesinde yapılan her

Ev işçisi kadınlar, büyük bir mücadele sonucu sendikalarını kurdu! Şimdiye kadar hiç bir destek alamamış, görmezden gelinmiş hasta, çocuk, yaşlı kişilerin bakımıyla ilgilenen ve ev temizliğine giden ev işçisi kadınlar, İstanbul Valiliği’ne resmen başvurarak sendikalarını kurdu ve tüm emekçileri haklı mücadeleleriyle dayanışmaya çağırdı. Türkiye’de örgütlenmeleri ilk olarak 2009 yılında GENEL-İŞ Sendikası’na bağlı Konut Şubesi’nde toplantılar yaparak başladı.Bürokratik engeller nedeniyle daha sonra bu çalışmalarımını ev işçileri dayanışma derneği girişimi olarak sürdürdüler.. Örgütlenme çabaları 2010 yılında hız kazandı ve 2011’de dernek inisiyatifi üyeleri olarak haklarımnı korumanın ve Türkiye’deki bütün ev işçilerinin çalışma koşullarını iyileştirmenin en iyi yolu olarak bir sendika kurma kararı aldılar Ev İşçileri Dayanışma Sendikası (EVİD-SEN) olarak 15 Haziran 2011 tarihinde İstanbul Valiliği’ne

türlü eylem etkinlik olmalı, hak verilmez alınır, zafer sokakta kazanılır şiarıyla mücadele edilmeli mesajını iletti.

emek dünyası

BEN İŞÇİYİM: ZEHRA KOSOVA “Sosyalizm için kavga verdiğim, aç kaldığım, susuz kaldığım, işkence gördüğüm yıllar benim için en değerli yıllardı.O beni boğmak için üstüme gelen dalgalarla boğuşmak, onları altetmek, geleceğe, sömürünün olmadığı bir dünyaya inanmak beni ayakta tutan tek nedendi belki de…”

Demiryol-İş Sendikası; temsilcilik düzeyinde işçi sayısı 60 kişi. Toplu iş sözleşmesi yapıyor. Yerel bazsa baskı yapılmıyor. Turan Kartal, örgütlü olmak son derece ihtiyaç olan bir mesele diyor.

Ben kendimi bildim bileli Türkiye gündemi hızlı akar. Çoğunlukla da bu hızlı akış ezilenlerin, yok sayılanların, dışlananların, yoksulların aleyhine hızlı akar.

Eğitim- Bir-Sen ; Eğitim iş kolunda faaliyet gösteriyor. Temsilcilik düzeyinde 68 üyesi var. Toplu iş sözleşmesi yapıyor, örgütlenme faaliyetleri devam ediyor. Eğitim-Bir-Sen ilçe temsilcisi Gökhan Pekdemir verdiği mesajında “örgütlü olmak güçtür, sendikalar bu gücü sağlama ve üyelerin haklarını savunma noktasında gereken azmi göstermelidir” diyor.

Yine hızlı akan, çalışma şartlarımız gereği de bu hıza yetişmekte zorlandığımız bir Türkiye ile karşı karşıyayız. ‘Barış’ görüşmeleri ana ekseninde akan gündem, kısmi işçi direnişlerine/grevlerine de sahne oluyor. Çalışanların, emekçilerin haklarının ellerinden alınmaya çalışıldığı yeni yasalar art arda çıkarılıyor. Ortadoğu’da Suriye merkezli emperyalist bir savaş kapımızda bekletiliyor.

Türk-İş’e bağlı T.E.S Sendikası; Sendika temsilcilik düzeyinde üye sayısı 10 kişi. Toplu iş sözleşmesi yapıyor, örgütlenme faaliyetleri devam ediyor. Temsilciliklerine herhangi bir baskı yapılmadığını dile getiriyorlar. T.E.S işçisi Yılmaz Üstün’de sendikalar hakkında ki düşüncelerini “AKP Türkiye’de baskıcı bir politikayla sendikaları bitirmeye çalışıyor ama biz buna geçit vermeyeceğiz, örgütlü çalışmamıza devam edeceğiz.” Sözleriyle dile getiriyor.

Bütün bunların ve daha fazlasının aktığı ülke gündeminin ışığında –karanlığında mı demeliyim?- yaklaşan 1 Mayıs’ı kutlamaya hazırlanıyoruz. Hız, hem kişisel hafızalarımıza, hem de kolektif hafızalarımıza el koyuyor diye düşünürken İletişim Yayınları’ndan basılmış Zihni Anadol’un yayına hazırladığı ‘Ben İşçiyim: Zehra Kosova’ isimli kitap elime geçti. Güzel tesadüfün böylesi diyerek ve biraz da utanarak okudum kitabı işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs arifesinde.

Kamu-Sen’e bağlı Türk Eğitim Sen; Sendika temsilcilik düzeyinde 30 üye sayısına sahip. Toplu iş sözleşmesi yapabiliyor, örgütlenme faaliyetlerine devam ediyor. Türk Eğitim Sen’den Recep Özden “sendikamıza karşı bir baskı yoktur, dayanışma her zaman iyidir.Bir olalım, iri olalım, diri olalım. Bu dünya kimseye kalmaz” diyor. Tüm Belsen-KESK; Temsilcilik düzeyinde 16 üyesi var. Toplu iş sözleşmesi yapabiliyor, herhangi bir baskı ile karşılaşmıyorlar. Temsilcileri İlyas Aydoğan Eğitim- Sen; Sendikanın temsilcilik düzeyinde üye sayısı 33. Toplu sözleşme yapamıyor, örgütlenme çalışmaları devam ediyor. Sendikaya baskılar oluyor. Eğitim- Sen Divriği temsilci Erdal Bozkurt mesajında “örgütlü yaşayan toplumlar her zaman daha sağlam, geleceğini görüp yaşamışlardır, örgütlü mücadeleye devam!” sözlerine yer veriyor Divriği Kültür Derneği Haber Servisi adına Nusrettin ÖZGÜR tarafından hazırlanmıştır.

resmi başvuruda bulundu ve kuruldu. İki yıllık örgütlenme ve kampanya çalışması sırasında sendika, işveren suistimaline ve şiddetine maruz kalan pek çok işçiye maddi, yasal ve psikolojik destek hizmeti sunmuş; işçilere iş olanakları yaratmak için enformel bir havuz oluşturmuş; ev işçilerinin sorunları hakkında farkındalık yaratmak için basın açıklamaları ve protesto yürüyüşleri düzenlemiş; medyada röportaj ve haberlerle yer almış; İstanbul’daki pek çok mahallede ev toplantıları düzenlemiş; güvencesiz çalışma ve kadına karşı şiddete karşı eylem platformlarında aktif yer almıştır. EVİD-SEN önümüzdeki dönemde de bu etkinliklerine daha sistematik bir biçimde devam etmeyi ve Türkiye’nin diğer kentlerine örgütlenme çalışmasını yaymayı hedeflemektedir EVİD-SEN sendikası üyeleri kendilerini “Gündelikçi, aylıkçı olarak çocuk, hasta, yaşlı bakan,bahçıvan,merdiven silen,parça başı iş

Yıllarını sınıf mücadelesine vermiş Zehra Kosova tütün emekçisi bir ailenin kızı. Sınıf mücadelesinin Cumhuriyet topraklarında ilk yeşerdiği yıllarda yalnızca sendikal mücadele ile yetinmemiş, siyasal mücadeleye de dahil olarak devlet tarafından ‘sakıncalı’ bulunmuş, hep takip edilmiş, bedeller ödemiş bir işçi önderi. Ömrünün büyük bir kısmında tütün işçiliği yapan, işsizliğin ve devlet terörünün dayatmaları ile tekstil fabrikalarında da yıllarını geçiren Kosova, dünyadaki paylaşım savaşının da etkisiyle açlığı, işsizliği, mücadele etmenin bedelini 1930’lar Türkiyesi’nde ödemiş bir kadın. Tütün işçileri arasında örgütlenme çalışmalarında bulunan, tütüncülerin sendikalarda örgütlenmesi için

ütücü, aşçı olarak evlerde çalışan; evlerde servis yapan; evin içinde üreten, hayatı evin içinde kazanan ev işçileriyiz” diye tanımlıyor. Geleceğimiz işverenin iki dudağı arasında olduğunu vurgulayarak sorunlarını ; “Sosyal güvencemiz yok. Sigortasız çalışıyoruz.İş tanımımız yok. Birçok iş yapmak zorunda kalıyoruz.Tacize, hakarete, şiddete, tecavüze uğruyoruz.İzin günlerimiz belli değil.Çalışma saatlerimiz belli değil. Yasal sürelerden çok daha fazla çalışıyoruz. Fazla mesai ücreti alamıyoruz.Rahat yemek yiyemiyoruz. Temiz, taze yemek yemeği bırakın bazı yerlerde aç bile bırakılıyoruz.Temizlikte kullandığımız kimyasal maddeler nedeniyle sağlığımız bozuluyor.Astım, kanser, bel fıtığı, kireçlenme, romatizma, menüsküs yaygın hastalıklarımız.Yaşadığımız kötü koşullardan ve maruz kaldığımız davranışlardan dolayı psikolojik rahatsızlıklar yaşıyoruz. İş kazaları geçirip, ölüyor ya da sakat kalıyoruz. Göçmen kadın arkadaşlarımız ise çifte sömürüye maruz kalıyor. Biz sigortasız, güvencesiz çalışırken göçmen arkadaşlarımız kaçak olarak çalışmak zorunda kalıyor. Göçmen kadın arkadaşlarımızla karşı karşıya getiriliyoruz. Onları bize karşı kullanıp ücretimizi düşürüyorlar.Dinsel inançlarımızdan, etnik kimliklerimizden ve rengimizden ötürü ayrımcılığa uğruyoruz.Oldukça kötü koşullarda hiç sosyal güvencemiz olmadan çalışıyoruz.” Sözleriyle sıralıyorlar. Sendikalı olarak işverenden talepleri ise Sigortalı çalışma, Can güvenliklerinin sağlanması, çalışma saatlerinin düzenlenmesi ve günde 6 saate indirilmesi.Hafta sonları, bayramlarda izin kullanmak, Çalıştıkları yerlerde insanca temiz ve taze yemek, Sağlık sorunlarının çözülmesini, Tacize, şiddete, tecavüzlere karşı kendilerini güvende hissetmek.Yatılı çalışanların belirli bir saatten sonra odasına çekilebilmesini, isterlerse dışarıya çıkabilmeleri.Göçmen kadın çalışanlarına çalışma izni verilmesini, kaçak çalışmaktan kurtarılmasını.Dinsel inançları, etnik kimlikleri ya da renklerinden ötürü aşağılanmadan çalışmak .6 ayda bir ücret zammı ve 3 ayda bir ikramiye gibi oldukça insancıl istekler.

çalışmalar yapan, iş bırakmalara öncülük eden, 1934’te TKP tarafından Moskova Şark Üniversite’sine gönderilen gerçek bir emekçi. Sınıf mücadelesine olan inancı dolayısıyla, 1936’da Moskova’da dünyaya getirdiği kızını, bir daha hiç görmeyeceğini bilmeksizin ardında bırakıp ülkeye dönüyor. Ülkede sendikaların yasallaşması için verilen mücadelede Sadun Aren, Neriman Hikmet, İdris Erdinç ve arkadaşlarıyla birlikte hazırladıkları broşür nedeniyle tutuklanark işkence görüyor. Ve ardından tutuklamalar, işkenceler ardı arkasına devam ediyor. O yılların Türkiyesi’nde sınıf mücadelesi vermek, ezilenlerden yana tavır almak, bir yandan fabrikalarda çok ucuza emeğini satarak ev geçindirmek, işkencelere rağmen mücadeleye devam etmek, tek başına kızına bakmayı göğüslemek Zehra Kosova ismini yeniden yeniden hatırlamamızı zorunlu kılıyor. Hafızalarımıza el konulmaya çalışılan günümüz erkek egemen kapitalist dünyasında belleğe sahip çıkmak, hatırlama, hatırlatma önemli görevlerimizden biri belki de. Yazımızı Zehra Kosova’nın kendi dilinden bitirelim: “Ben işçiyim, elimin emeğiyle bu ana kadar çalıştım, mücadele ettim ve yaşayabildim. Emeğe saygılı olmayı, emekten yana olmayı daha küçük bir çocukken annemden, babamdan gördüm ve öğrendim. Beni bu yetişme tarzım, hayata bakışım sosyalizmle tanıştırdı. Sosyalizm için kavga verdiğim, aç kaldığım, susuz kaldığım, işkence gördüğüm yıllar benim için en değerli yıllardı. O beni boğmak için üstüme gelen dalgalarla boğuşmak, onları altetmek, geleceğe, sömürünün olmadığı bir dünyaya inanmak beni ayakta tutan tek nedendi belki de…” 1 Mayıs hepimize kutlu olsun.

Ebru Yıldırım

Ev işçisiyiz, toz bezi değil! Ev İşçileri Dayanışma Sendikası (EVİD-SEN) olarak 15 Haziran 2011 tarihinde İstanbul Valiliği’ne resmi başvuruda bulundu ve kuruldu.


DKD’den

Divriği

Mayıs 2013

05

Divriği Kültür Derneği 46. yönetim kurulu seçildi Divriği Kültür Derneği Genel Kurulu 27 Ocak 2013 tarihinde Mecidiyeköy Kültür Merkezinde yapıldı. Derneğin geçmiş ve gelecek çalışmalarının konuşulduğu kurulda 46. Yönetim Kurulu seçildi. Mehmet Aydın’ın istifası sonrasında yerine yedek liste 1. sırada ki Nihat Gürünlü yönetim kuruluna girmiştir. 46. Dönem Divriği Kültür Derneği Yönetim Kurulu listesi şöyledir: DİVRİĞİ KÜLTÜR DERNEĞİ GENEL MERKEZİ  ( SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ ) 

Divriği Kültür Derneği Gençlik Komisyonu kahvaltısı ile gençler toplandı

46. DÖNEM YÖNETİM KURULU 1. CAFER ÇELİK - Genel Başkan 2. SEMAHAT ASİL- 2. Başkan 3. HÜLYA GÜRÜNLÜ ATAKUL-Genel Sekreter 4. HASAN KAYA- Mali Sayman 5. DİDEM YILMAZ - Y.K Üyesi 6. GAMZE YILDIRIM- Y.K Üyesi 7. HÜSEYİN ERDOĞAN- Y.K Üyesi 8. NİYAZİ CILGA- Y.K Üyesi 9. ÖZGÜR YILDIRIM- Y.K Üyesi 10. CENGİZ ÖZGÜR- Y.K Üyesi 11. NİHAT GÜRÜNLÜ- Y.K Üyesi

17 Mart 2013 te Derneğimizde düzenlenen gençlik kahvaltısı yoğun katılım ile gerçekleşti. Tanışma ve kahvaltı sonrasında gençlik komisyonu çalışmaları, amaçları, yapısı, beklentileri hakkında fikir alışverişinde bulundular. Kahvaltı etkinliği ile ilk kez dernekle tanışan katılımcı gençlerden olumlu geri dönüş alındı, ileride ki çalışmalarda DKD Gençlik Komisyonu ile çalışmalara devam etmek istediklerini dile getirdiler.

2 Şubat 2013 tarihinde ise Danışma Meclisi seçimi yapıldı. Danışma Meclisi Kurulu ise şöyle belirlendi: Danışma Meclisi Başkanı Hülseyin GÜLSEVEN - Başkan Yardımcısı Zeynel Abidin ÇAM - Yazman Didem Kösedağı

Divriği Kültür Derneği Uluslar Arası Gençlik Filmleri Festivali’nin destekçisi oldu Bu yıl üçüncüsü yapılan Uluslararası Gençlik Filmleri Festivali’nin teması “Barış” idi. Festivalin gösterim yerlerinden biride Divriği Kültür Derneği Feyzullah Çınar Sahnesi’ydi. Üç gün süren festivalde genellikle katılımcılar üniversite gençliği oldu. Gösterim etkinliği DKD Gençlik Komisyonu kontrolünde yapıldı. Uluslar arası Gençlik Filmleri Festivlainin amaçları Sinemanın anlatı biçimleriyle gençliği ve sorunlarını, taleplerini işleyebilmek, gençliğe dair tartışmaları yaygınlaştırabilmek, dünyanın dört bir yanındaki gençlik filmlerini izleyiciler ile buluşturmak, birçok ülkeden gelecek filmler ile Türkiye’deki gençliğin farklı kültürlerdeki gençlikle tanışmasını sağlamak ve iletişim olanaklarını artırmak, gençliğin ürettiği filmlerin görünülürlüğünü artırmak, sinemayı gençlerin kendilerini ifade edebilecekleri bir araç olarak da kullanmak. Genç yönetmenleri üretmeye ve ürettiklerini paylaşmaya teşvik etmek, festivalle birlikte oluşturulacak film atölyelerinin ürettikleriyle gençlik filmlerine katkıda bulunmak.Üniversitelerde yapılacak gösterimlerle ve atölye çalışmalarıyla nitelikli bir sosyalleşme ortamı yaratarak; neo-liberalizmin reklamları ve üniversitedeki etkinlikleriyle dayattığı “özgür üniversiteli” anlayışına karşı, gerçek özgürlük anlayışını benimsetmek ve kültür sanatın bir hak olduğu bilincini yaygınlaştırmak.Sinemayı, sinemaya emek verenleri ve üniversitelileri buluşturmak ve alternatif, nitelikli, sponsorsuz ve ücretsiz bir gençlik festivalinin kolektif bir emekle gerçekleşebileceğini göstermektir.

DKD Kadın Komisyonu kahvaltıda buluştu 14 Nisan 2013 Pazar günü Divriği Kültür Derneği Kadın komisyonu dernek merkezinde kahvalt��da buluştu. Çeşitli meslek gruplarına tabi kadınların katılımı ile sohbet havasında geçen kahvaltıdan sonra kadınlar kadın sorunları, komisyon çalışmaları hakkında fikir alış verişinde bulundular. Kahvaltıda kadın komisyonu için büyük bir özveriyle çalışan Divriği Kültür Derneği 2. Başkanı Semahat Asil de kadın komisyonu çalışmaları için daha geniş çaplı, daha etkili , daha aktif kadın çalışmaları için elinden geleni yapacağını belirtti.

Feyzullah Çınar sahnesinde 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinliği yapıldı. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde derneğimizde düzenlenen etkinlikte DKD Kadın Korosu sahne aldı ve DKD Tiyatro Ekibi gösterisi yapıldı. Panele konuşmacı olarak Hava-İş direnişçisi Neslihan Canıoğlu, ÇHD üyesi Gülvin Aydın katıldılar.

Kahvaltı sonrası yapılan toplantıda kadım komisyonu bir kermes kararı aldı ve anneler günü içinde film gösterimi yapmak amaç çalışma başlattıklarını duyurdu. 4 Mayıs 2013 günüde dernek merkezinde GDO konulu bir panel düzenleme kararı aldılar. Panel hakkında çalışmaları başlamış ve geniş katılımlı ses getirecek bir panel olacağını, bu yönde uzman isimlerle görüştüklerini de belirttiler.

Divriği Kültür Derneği Gençlik Komisyonu Toplantısı ve Selçuk Balcı Dinletisi yapıldı. Divriği Kültür Derneği Gençlik Komisyonu Toplantısı ve Selçuk BALCI dinletisi 6 Nisan 2013 Cumartesi günü yoğun bir katılım ile gerçekleştirildi. Toplantıda 2011-2013 döneminde gençlik komisyonu çalışmalarını anlatan bir sunumdan sonra Genel Başkanımız Cafer ÇELİK gençleri selamlayarak, gençlik komisyonunun önemini anlatan bir konuşma yaptı.Daha sonra gençlik komisyonundan Önder ATAKUL gençlik komisyonunun amaç ve görevlerini anlatan bir konuşma yaptı. Konuşmaların ardından katılımcı gençlerle soru cevap ile mevcut durum, önümüzde ki çalışmalar ve beklentiler hakkında sohbet edildi.  Toplantının ardından Selçuk BALCI müzik dinletisi ile katılımcı gençler halay ve horonlarla eğlendiler. Dinletinin ardında dernek içinde sohbet, müzik dinletileri ile günü tamamladılar.

Antalya Divriği Kültür Derneği’nin düzenlediği Dostluk ve Dayanışma yemeği 30 Mart 2013 tarihinde Antalya Dedeman Otelde yapıldı... İstanbul, Ankara ve İzmir Divriği Kültür Dernek başkanları ve yöneticileri, köy dernek başkanları ve çeşitli sivil toplum kuruluşunun başkanları ve yöneticileri katıldılar. Gecenin gelirleriyle Antalya Divriği Kültür Derneği’ne mülk alınması düşünülüyor.  Dayanışma amaçlı yapılan gecenin açılış konuşmasını Antalya Divriği Kültür Derneği başkanı Kemal Küçükkoçkaya yaptı. Daha sonra Divriği Kültür Vakfı Başkanı Cemal Karahalil, Ankara Divriği Kültür Derneği başkanı Metin Aktan ve İstanbul Divriği Kültür Derneği başkanı Cafer Çelik gecede birer konuşma yaptılar. Antalya Dedeman Oteli’nin 500 kişilik salonunun tamamen dolduğu gecenin gelirleriyle derneğe mülk alınması planlandı. Ayrıca gecede derneğe mülk alınması için İstanbul, Ankara ve İzmir Divriği Kültür Derneği başkanları bağışlar yaptılar.

Ankara Divriği Kültür Derneği 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü etkinliği 8 Mart kadınların cemresidir. Kadınların dünyayı değiştirme mücadelesinin yeryüzünün her metrekaresinde hissedildiği gündür. Kadınlar, 156 yıl önce bir tekstil fabrikasında yanarak can veren kızkardeşlerimizin taleplerini günümüze taşıyan mücadele birikimiyle bugün dünyanın dört bir köşesinde seslerini yükseltiyor. Ankara Divriği Kültür Derneği olarak bu yıl 5. cisini düzenlediğimiz 8 MartDünya Emekçi Kadınlar günü etkinliğimiz Yılmaz Güney Sahnesinde Dernek Yöneticileri, köy dernek Başkanları, Siyasi Parti temsilcileri ve çok sayıda Divriğili hemşerilerimiz katıldı. Etkinlik Newyork’ta fabrikada hayatını kaybeden ve Sivas Madımak Oteli’nde hayatını kaybeden kız kardeşlerimizin adlarının okunması ile başladı. Etkinlikte Konuşma yapan Metin Aktan, Sibel Polat, Ali Ekber Ertürk, Fatma Türk yaptıkları konuşmada ortak talepleri kadınların emperyalist düzene karşı verdikleri hayat mücadelesinde yalnız bırakılmaması. Emeklerinin karşılığını almaları, Eşit işe eşit ücretti. Etkinlikte Konuşma yapan Prof. Dr. Ali İhsan Uzar’ da katılımcı kadınlara meme kanserinin nasıl önlenmesi gerektiğini anlattı. Etkinlik Hüseyin Özyıl Yıldırım şiir Dinletisi, Pelin Yıldız, Onur Karadoğan, Özkan Telatar, Turgay Aygün ve Çankaya Belediyesi Sanatçısı ayrıca Ödek köyü dernek başkanı İlayda Aydoğanın müzik dinletisi ile sona erdi.


06

Arıkbaşı Köyü Derneği 20. Olağan Genel Kurulunu yaptı Arıkbaşı Köyü Derneğinin Olağan Genel Kurulu Bağcılar’da ki dernek merkezinde 14 Nisan 2013 te yapıldı. Açılış konuşmasını dernek başkanı Murat Doğan yaptı. Divan başkanlığını Ali Doğan’ın divan katipliğini Mehmet Köseli’nin yaptığı kongre kalabalık bir toplantıya sahne oldu. Raporlar görüşüldükten sonra köyün ve dernek içi sorunlar konuşuldu. Kurulda özellikle faaliyet raporu üzerinde duruldu. Faaliyet Raporunda köyde,

Bakırtepe Çevre Platformu, Demir Export’un Bakırtepe’de altın madeni işletmeciliğine başlamasını protesto ederek, “Bir avuç veya birçok ton altın için; bir tek çiçeği bile size vermeyeceğiz” dedi. Sivas’ın Kangal ilçesi Bakırtepe’de, Koç Holding şirketi Demir Export siyanürle altın arama çalışmalarında ilk kazmayı vurdu. Bakırtepe Çevre Platformu çağrısıyla İstanbul, Ankara ve Sivas’tan Bakırtepe’ye giden halk, kutsal mekanlarını, hayatlarını, sularını, topraklarını, siyanüre kurban vermeyeceklerini dile getirdiler. Altın aranacak alana imitasyon altınlar fırlatan kadınlar, bundan sonra yaşamak için altın takmayacaklarını söylediler.

‘Siyanür varsa, su, buğday, hayat yok’ Önce Demir Export’un demir işletmeciliği alanına giden eylemciler “Su Hayat Verir”, “Demir Export Topraklarımızdan Defol”, “Arsenikli Su İçilir mi?” sloganları attılar. Özel tim ve jandarma tarafından uzaktan kameraya alınan eylemciler , “Jandarma buraya,

divriği’den

Divriği

Mayıs 2013

köy derneğinde yaptıkları çalışmaların yanı sıra Divriği Kültür Derneği ile beraber yaptıkları çalışmalara da değinildi. Murat Doğan konuşmasında ; görev dönemi içerisinde yapılan çalışmalara değinirken Divriği’ de yapılacak olan Cem evi ve Kültür Merkezi çalışmalarının iyi bir noktaya geldiğini ve buraya geniş çapta yardım bağışı yapılması gerektiğinede sözlerinde ver verdi. Genel Kurulda söz alan Divriği Kültür Derneği Başkanı Cafer Çelik ; konuşmasında gündeme denk düşen çok önemli başlıklar seçti. Divriği’nin ve köylerinin vermiş olduğu göçle metropol kentlerde sosyal kültürel anlamda dayanışmaya ihtiyaç olduğunu söyledi. Siyasi örgütlenmenin kendi içimizde, derneklerde yapmamız gerektiğini vurguladı. Divriği’ de yapımı devam eden Cem evi ve Kültür Merkezinin gerekliliğinden bahsederken “bizlere yaşam

taşına, toprağına, suyuna hizmet et” diye sloganı ile tepki gösterdiler. Daha sonra şantiye alanında açıklama yapan Kangal Dernekler Federasyonu Başkanı İsmail Erdem, Demir Export’un 50 yıldan beri topraklarında bulunmasının yöre halkına hiçbir şekilde fayda sağlamadığın dile getirdi. “Yolumuz yine eski toprak yol, yağmur yağdığında hala ulaşım zorluğu çekiyoruz” diyen Erdem Demir Export’a şöyle seslendi:“peki suyumuz var mı?” Var olan sularının da yapılan çalışmalarla kurutulduğunu söyleyen Erdem, adını Pınargözü suyundan alan köylülerin, sular kuruduğu için artık “Pınargözlüyüm” demesinin anlamının kalmadığını dile getirdi. Doğal Pınargözü suyunu geri isteyen Erdem, “Altınsız ve demirsiz bir yaşam istiyoruz. Demir Export’un bir an önce topraklarımızı terk etmesini de” dedi. Demir alanındaki açıklamanın ardından bu kez siyanürle altın arama için ilk kazması vurulan alana yürüyüş yapıldı. Bu kez yürüyüşte, “Kangal Siyanüre Karşı, Siyanür Varsa, Su, Toprak,

hakkı tanımayanlara karşı bu onurlu duruşumuzu devam ettirmeliyiz, mücadele etmeliyiz” diye de ekledi. Konuşmasını eski yönetimi çalışmalarından dolayı kutlayarak ve yeni yönetime başarılar dileyerek bitirdi.

Seçimde yeni yönetime; Zeynel Abidin ÇAM, Mehmet KÖSELİ, Musa GERÇEK, Musa SARICA, Ali Rıza Gürel, Cem Aygır, Ahmet Erdoğan seçildiler. Çağdaş Divriği Gazetesi olarak Divriği Arıkbaşı Köyü yeni yönetim kuruluna görevinde başarılar dileriz.

Hayat Yok” pankartı açıldı. Sık sık Demir Export’ un topraklarını terk etmesi yönünde slogan atan Sivaslılar Demir Export’un siyanürlü altın arama yapacağı şantiye önüne geldiler. Burada kazı çalışmalarında kullanılan kepçenin üstüne çıkan bir grup, “Bu kazma yüreğimize, beynimize, kalbimizedir” sloganı ile Demir Export’u protesto ettiler.

‘Bu kazma inancımızadır’ Eylemciler, madencilik yapılmak istendiği yerde Alevi inancına ait bir ibadet yerinin de bulunduğuna dikkat çekti, “İnancımıza saldırı yapılıyor” dedi. Siyanürlü altın araması yapılmak istenen Bakırtepe’nin Alevi inancında çok büyük bir yeri bulunuyor. Alevi inancına göre, Bakırtepe’de Hızır Baba yatmaktadır. Bir başka rivayete göre de Bakır Baba yatmaktadır. Yine inanışa göre, bu kuyuların suyu tepeye çıkılıp kurban kesildiği zaman çoğalır, tepeden inilince azalıyor. Yöredeki insanlar, bu kuyuların suyu kutsal olduğuna inanıyor. Kepçe üzerinde konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) eski Genel Başkanı Ali Balkız, Demir Export’un burada yıllardan beri bulunduğunu ifade etti. Bu demir işletmesinde çalışmak zorunda kalan insanların eceli gelmeden öldüklerinin altını çizen Balkız, “Bu kazma tarihimize, mezarlarımıza anılarımızadır” dedi. Balkız, Demir Export’un hemen Sivas topraklarını terk etmesini istedi. Bakırtepe Çevre Platformu Sözcüsü Şükrü Özel Demir Export’a “siz hayat nedir bilir misiniz?” diye seslendi “Göbelek, madımak, turşuk, yemlik, gelincik, keven, kenger, beşikte bebek neyi temsil eder, yapmayın, bu kadar vicdansız olmayın” diye konuştu. Demir Export’un ahlak, yasa, tüzük, yönetmenlik, gelenek, görenek tanımadıklarını söyleyen Özel, Çevre, Kültür ve Turizm ile Sağlık Bakanlıklarının Demir Export’un yanında olduğunu

Eğrisu köyü yeşillendirme kampanyasına destek veriyor Divriği ve köylerinin yeşillendirilmesi kapsamında; Divriği kaymakamlığı ve belediyesi Eğrisu Muhtarı Mustafa Özdoğan’a ağaçlandırma yapmak üzere 2000 fidan teslim etti. Ankara ve İstanbul Eğrisu Köyü dernekleri köylerine yapılacak olan bu yeşillendirme çalışmasına destek olmak amacı ile köylerine gitmek ve fidan dikimi yapmak üzere organize oldular.

Erikli köyü Karatepe mevkisi yeşillendirildi Divriği Erikli Köyü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Muharrem Ülger öncülüğünde 6 Nisan 2013 tarihinde Erikli Köyünde bulunan Karatepe Mevkiisini yeşillendirmek amaçlı 300 adet fidan dikimi yapıldı. Bu organizasyona, Yusuf Güher, Nesimi Ocaklı, Hıdır Yıldırım, Hüseyin Özcan ve Hüseyin Ülger’ de destek verdiler.

bildiklerini söyledi. Buna rağmen Sivas halkının yerüstü ve yeraltı kaynaklarını tehdit eden siyanürle altın arama işine izin vermeyeceklerini söyleyen Özel, Demir Export’a “Seni uyarıyoruz topraklarımızı terk et” dedi. Firmanın siyanürün tehlikesi olmadığını söylediğini belirten Özel, Gümüşhane, Denizli, Erzincan, Tunceli, Kütahya, Balıkesir, Aydın, İzmir’i hatırlattı. Siyanürün Alevi - Sünni, Kürt -Türk, fakir - zengin, büyük - küçük ayırt etmeden herkesi öldüreceğini söyleyen Özel, siyanürden bir çok su kaynağının ve soyları tükenme noktasına gelen Kangal köpeklerinin, Akkaraman koyunlarının etkileneceğine dikkat çekerek Akçakale ve Bulak köylerinin de birinci derecede SİT alanı olduğunu kaydetti.

Artık altın takmayacaklar Sivas kadınları adına konuşan İstanbul Bakırtepe Çevre Platformu sözcüsü Hacer Elçin “Kadın elinin değdiği her şey güzel olur, işte bundandır ki Bakırtepe’de siyanürle altın aramayı kadınlar durduracak” dedi. Bundan sonra Sivaslı kadınların altın takmayacağını dile getiren Elçin, imitasyon çeyrek altınları havaya atarak “alın altınlarınız sizin olsun, toprağımız, suyumuz, havamız bize yeter” dedi. Elçin Sivas kadınlarının altın takmayacağı sözünü verdi. Eyleme PSAKD Sivas Temilciliği, Kangal Dernekler Federasyonu, Divriği Kültür Derneği ve köy muhtarları da destek verdiğini açıkladı. Divriği Kültür Derneği Haber Servisi

Divriği Garı satılmasın! Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) üyesi bir grup, Demiryollarının Serbestleşmesi Hakkında Kanun Tasarısı hakkında Divriği Tren İstasyonu’nda basın açıklaması yaptı. BTS Sivas Şubesi Eğitim ve Örgütlenme Sekreteri Turan Erdoğan ve beraberindeki sendika üyeleri, yasa tasarısının geri çekilmesini istedi.Demiryolu çalışanlarına C.H.P. İlçe Başkanı Hüsamettin KIRKAYAK,Ö.D.P.İlçe Başkanı Güzel KARAYILAN ,parti yöneticileri ve Divriği Belediyesi işçileri de destek verdiler. Tasarının yasalaşması durumunda, demiryolu hizmetlerinin kamu hizmeti olmaktan çıkarılıp ticarileştirileceğini savunan Erdoğan, tasarı geri çekilmediği takdirde mücadeleye devam vereceklerini söyledi. Grup, basın açıklamasının ardından alkışlarla dağıldı.

Divriği Çayören Köyü Derneği genel kurulunu gerçekleştirdi. Kuruluşunun 40.yılına yaklaşan ÇAYÖREN KÖYÜ DERNEĞİ  7 Nisan 2013 Pazar günü Divan başkanlığını Hasan SOLMAZ üyelikleri Av. Sadık KATER ve Av. Erdi YILMAZ’ınyaptığı Genel Kurula kalabalık bir şekilde katılan Çayören köylüleri  yanı sıra , Başta İstanbul Divriği Kültür Derneği başkanı Cafer ÇELİK ve yönetim kurulu üyeleri yanı sıra eski yeni üyeleri başta  olmak üzere  Antalya Divriği Kültür Derneği başkanı ve çok sayıda Divriği köy dernekleri başkanları ve İstanbul’da ki Sivas ve Divriği yerel basın temsilcileri katıldılar. Açılış ve saygı duruşunu takiben Divriği Kültür Derneği başkanı Cafer ÇELİK Divriği’nin sorunlarını ve ülke gündemini içeren özlü bir konuşma yaptı ve Cemevi ile ilgili çalışmaları anlattı. Gündemdeki rutin işlemlerin ardından çok sayıda Çayören köyü  geçmiş yönetime eleştirilerini dile getirdi ve gelecek yönetime dilek ve beklentilerini içeren konuşmalar yaptılar.  Görevi devreden yönetim  başkanı Sadık Yılmaz ve yönetim üyesi İhsan Döner söz alarak eleştirilere cevap verdi.  Seçimde Yeni yönetime Cafer ERGUVAN, Cemal ÖZKAN, Ali KAPLAN (Musa oğlu), Hüseyin UÇAN, Ali KAPLAN (Mahmut oğlu), Hasan YAĞMUR, Hasan (Murat) SOLMAZ oy birliği ile seçildiler. Seçimin ardından yerel sanatçılar Haşim ALTUN, ve Gürsel AYDINDAĞ’ın sazı ve türküleri eşliğinde kokteyl verilerek   kulis ve eğlence geç vakitlere kadar sürdü.4 Temmuzda 5 . Katırlı şenliklerinde buluşulmak üzere vedalaşıldı. Çağdaş Divriği Gazetesi olarak Divriği Çayören Köyü yeni yönetim kuruluna görevinde başarılar dileriz.

Güldalı Divriği’yi öğretiyor Divriği’de Halk Eğitim Müdürlüğü tarafından Fotoğrafçılık kursu açıldı.Kursun hocalığını ise Fotoğraf sanatçısı ve aynı zamanda Divriği Kültür Derneği Divriği Şube başkanı olan Yusuf GÜLDALI yapıyor.Kursa yaklaşık 60 kişinin müracaat ettiği ve bunlardan 40 kadarının sürekli devam

ettiği belirtildi.Kursiyerler ön bilgilerin ardından tarih yönden çok zengin olan Divriği’de sahaya inerek İlçenin dört bir yanının fotoğraflarını çekmeye başladılar sırasıyla Şeytan şehri – Divriği Konakları ve Tarihi Tuğut köyünde çalışmalarda bulunan kursiyerlerin arasında Divriği Kaymakamı Mehmet Nebi KAYA’da var lise öğrencileri de var ev hanımları da var yani her kesimden katılımcı bulunuyor. Kurs öğretmeni Yusuf GÜLDALI gazetemize yaptığı açıklamada ‘ Biz fotoğraf çekmekten çok kursiyerlerime Divriği’yi öğretiyoruz şöyle ki biz iki hafta önce sahaya indik ve çalışmalarımıza başladık ve buralarımı çoğu katılımcının ilk defa gördüğüne şahit olduk

tanıtımda fotoğrafın etkisini bizzat bilen biriyim biz bu kursla hem ilçemizi tanıyor hem de tanıtıyoruz.Kursa gösterile ilgi beni çok mutlu etmiştir.Şeytan şehri ve Tuğut Köyünde yaptığımız çalışmalar oldukça verimli geçti kursiyerlerimiz buralara artık fotoğrafçı gözüyle bakmaya ve değerlendirmeye başladı.Kursiyerlerimizden birinin söylediği şu söz her şeyi özetliyor bence ben 20 senedir aynı sokaktan geçiyorum fakat kurstan sonra bu sokakta görmediğim bir çok detay görmeye başladım dedi.İşte fotoğrafçı gözüyle bakmak budur diyoruz.İlçemiz sadece tarihi değil doğasıyla da inanılmaz güzellikler sunan bir yer buradaki bitki çeşitliliği görülmeye değer.

leceğini söyledi. Güldalı,”Divriği’den Erzincan’a doğru trenle giderken çok güzel bir görsellik var” dedi.Kanyonları görebilmek için bazı zor koşulları göze almak gerektiğini anlatan Yusuf Güldalı, “Burası yüksek bir yer ancak Divriği’ye de çok yakın bir yer. Kesdoğan Kalesi’nin karşısında, Divriği Kalesi’nin yukarısında ve Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası’nın arkasındaki yüksek tepedeyiz. Aslında Divriği’ye yakın bir yer ama bütün güzellikler buradan daha iyi görülebiliyor. Ancak burada bir proje yapılabilmesi için yetkililerin öncelikle buraları görmesi lazım. Bir de ilk etapta yol yapılması lazım” ifadelerini kullandı.

Divriğililerin bile bu kanyondaki güzelliklerin farkında olmadığını, bölge için halen “dere” olarak bahsedildiğini ifade eden Güldalı, Doğu Ekspresi ile seyahat edilerek, bu güzelliklerin görülebi-

Yusuf GÜLDALI ayrıca Divriği’de İlçe Kaymakamlığı tarafından Divriği konulu bir fotoğraf yarışması düzenleneceğini kaydetti.


güncel

Divriği

Gençlik komisyonu Divriği Kültür Derneği’nin lokomotif gücüdür. “Toplumsal olaylara bakış açımız ezene karşı ezilenin yanında olmak ötekileştirmeye, yozlaşmaya, milliyetçiliğe karşı yaşasın hakların kardeşliği diyebilmektir.” Gençlik Komisyonu değişen ve gelişen bir toplum düzeninde en dinamik güçtür. Divriği Kültür Derneği’nde kuruluşunun ilk yılından itibaren gençler çalışmaların hemen hepsinde yer aldığı ve söz hakkı olduğu gibi derneğin değişimine ve gelişimine de büyük katkıda bulunmuşlardır. Kültürel bağlarından kopmayan DKD gençliği toplumsal sorunlara karşı duyarlı olması ile de dikkat çekmektedir. DKD’nin lokomitif gücü haline gelen Gençlik Komisyonunu daha yakından tanımak için onlarla bir röportaj yaptık. Katkılarından dolayı teşekkür ederiz.

1 – DKD Gençlik komisyonun yapısı, oluşumu ve üyelik şartları ile ilgili bilgi verir misiniz? Gençlik komisyonu olarak 13 kişi çalışma yürütüyoruz. Sayı olarak herhangi bir kısıtlamamız bulunmamakta ayrıca katılım içinde üye olma zorunluluğu yok, çünkü gençlik çalışmalarına katılmak için Divriğili olmak da gerekmiyor. Dışarıdan bakıldığında bir yöre derneği gibi görünse de derneğimiz bir Demokratik Kitle Örgütü bilinciyle çalışmakta. Bunun içindir ki gençlik komisyonu da bu bilinçle bir çok zenginliği içinde bulundurarak çalışmalarını yürütüyor. Gençlik komisyonunda çalışmak üretmek ve sorgulamak isteyen tüm dostlarımız için kapımız her zaman açıktır.

çalışmalara başlıyoruz ve pilav günü gençlik olarak alanın her yerinde eksiksiz görev alıyoruz. Bunu yaparken de tamamen gönüllülük temelinde çalışıyoruz. Önümüzde bir çok projemiz var elimizden geldiğince hayata geçirmeye çalıştığımız projeler bunlardan bir tanesi kütüphane çalışmamız. Bu çalışmamızda çağrımızı yaptık ve birçok yayınevinden destek sözü aldık ama bizim için en büyük kaynak Divriğili üyelerimiz diye düşünüyoruz beklentilerimiz bu sene sonuna kadar geniş kapsamlı bir kütüphanemiz olması yönünde. İkinci projemiz ise derneğimize bir masa tenisi kazandırmak ve bu çerçevede bir turnuva düzenlemek. Bu konuda çalışmalarımız devem ediyor. Mayıs sonu gibi bir turnuva hazırlığı yapma düşüncemiz bulunuyor.

4 – Toplumsal sorunlarla ilgili ne tür düşünce ve faaliyetleriniz var? Toplumsal olaylara bakış açımız ezene karşı ezilenin yanında olmak ötekileştirmeye, yozlaşmaya, milliyetçiliğe karşı yaşasın hakların kardeşliği

2 – DKD gençlik Komisyonu olarak dernekteki göreviniz, toplantı günleriniz ve şekliyle ilgili bilgi verir misiniz? Gençlik komisyonumuz derneğimizin lokomotif gücü diyebiliriz. Lokal içinde ve dışındaki etkinlikleri önerme ve bunları pratiğe dökmede ve dernek içinde kursların sorumluluğu almada ve ayrıca dışarıda yapılan miting yada basın açıklamalarında aktif görev almaktadır. Toplantı günlerimiz Salı günleri dernek lokalinde yapılmaktadır.

Dernek içi ve dışı birçok faaliyetlerimiz var. Dernek içi öncelikle kurslarımız bulunmakta, gençlerle en kolay iletişim kurabildiğimiz alan bu alan, halkoyunları, gitar, tiyatro, fotoğrafçılık, İngilizce, bağlama, keman, yan flüt bir dönem boyunca açık olan kurslarımız bunun dışında her ay düzenli müzik dinletileri ve paneller yapmaya gayret ediyoruz. Panellerimizi gündem de olan bizleri birebir etkileyen olayları dikkate alarak yapmaya özen gösteriyoruz. Tabi bizim birde olmazsa olmaz Geleneksel Divriği Pilav ve Kültür Şenliği çalışmalarımız var gençlik olarak bu çalışmaların her yerinde yer alıyoruz. Kurulan tüm komisyonlarda gençlik komisyonundan bir arkadaşımız bulunuyor. Aktif olarak pilav çalışmalarının alt yapısını oluşturan gençlik komisyonu diyebiliriz. Pilav gününden bir gün önce alanda

Ayhan Bilgen

07

etkinlikler, kampanyalar

dernek gençleriyle ayrıca çok güzel etkinliklere imza attık bunlar farklı yıllarda gerçekleştirdiğimiz gençlik şölenlerimizdir. (Yozlaşmaya karşı gençlik şöleni - Renklerin kardeşliği şöleni) kolektif bir çalışma ile yaptığımız bu etkinlikleri önümüzdeki yıllarda tekrarlamak hedeflerimiz arasındadır. Yine bu dönem yönetim çalışma programında olan gençlik örgütlenmesi çalışmasında aktif olarak görev alarak köy dernek gençleriyle birlikte kahvaltılar ve toplantılar düzenlemekteyiz.

6- Dernek gençliği olarak sizlerin halkların kardeşliğini savunduğunuzu biliyoruz, bu bakış açınızın nedeni nedir? Bugün biz gençlerin hassasiyet göstermesi gereken en önemli konulardan birisi de milliyetçiliğin gençlik arasında yaygınlaşması. Bunun en güncel örneklerini üniversitelerde görüyoruz. Hemen hemen her gün bir üniversitede ilerici, yurtsever, devrimci öğrencilere faşist saldırılar oluyor. Egemenler bir yandan dinci gericiliği, bir yandan da milliyetçiliği besleyerek gençliğin beynini yıkıyorlar. Böylece gençliğin kendi sorunlarına karşı kafa yormasının, mücadele etmesinin önüne geçilmeye çalışılıyor. Paralı, bilimsellikten her geçen gün uzaklaşan eğitim sistemi, kardeş Ortadoğu halklarına yönelik emperyalist savaş politikaları, kardeş Kürt halkına yönelik baskılar ve saldırılar gibi sorunlar ortadayken ve bu sorunlar karşısında ortak hareket etme, mücadele etmemiz gerekiyorken, gençliğin beyni - dinci gericilikle, milliyetçilikle sulandırılıyor. Bu noktada da bu tablonun farkında olan gençler olarak bizlere fazlasıyla sorumluluk düştüğünü düşünüyoruz. Dernek altındaki örgütlenme çalışmalarımızı da halkların kardeşliği temelinde yürütüyoruz.

0212 292 20 20

7- Divriği Kültür Derneği Gençlik Komisyonunun üniversite gençliği ile ilişkisi nasıldır?

3 – DKD Gençlik olarak sorunlarınız, amaçlarınız ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz? Türkiye genelinde arkadaşlarımızın karşılaştığı tüm sorunları kendi sorunumuz gibi ortaklaştırmalıyız diye düşünüyoruz. Bu ülkede hala harç ücreti adı altında okullarda para alınıyorsa parasız eğitim isteyen arkadaşlarımız cezaevlerindeyse bu bizimde sorunumuz ve bunun için refleks göstermeliyiz örnekler çoğaltılabilir tabi ki, bu ve bunun gibi bir çok soruna karşı ortak platform kurulması için elimizden geleni yapıyor ve bir çok platformda yer almaya çalışıyoruz.

Mayıs 2013

diyebilmektir. Demokratik Kitle Örgütü pratiği ile çalışan gençlik komisyonumuz içinde yer aldığı platformlarla ortak hareket ederek toplumsal sorunlara karşı bilinçli, güçlü ve örgütlü bir çalışma içerisindedir. Ülkemizde her gün farklı bahanelerle ve farklı isimlerle operasyonlar yapılmakta hak ve hukuk çiğnenerek kurumlar basılmakta ve kapatılmaktadır. Ülkede bir korku cumhuriyeti yaratılmaktadır. En taze örneği ortak piknik yaptığımız KESK ve ÇHD baskınlarıdır. Yanı başımızda bu gelişmeler olurken bu zalimliğe karşı susmak mümkün değildir. Bu yüzdendir ki örgütlü gücümüzü kullanarak sistemin bize reva gördüğü zulme karşı dost kurumlarla ortak mücadele alanlarında olacağız. Sadece bu konularda değil yöremizi ilgilendiren ve gündeme dair bizimde söz hakkımızın olduğu tüm meselelerde çalışma yapmaktayız.

5 – Divriği Gençliğiyle köy dernek gençleriyle ilişkilerinizden bahseder misiniz? Gençlik Komisyonu çalışmalarımızın içinde olmazsa olmazı köy dernek gençleri ile iletişimimizdir. Farklı zamanlarda farklı köy dernekleriyle ortak etkinliklerimiz olmuştur.Gençlik olarak ortak bir sloganımız var. “üreten ve sorgulayan gençlik istiyoruz” bu slogan ile birçok defa çağrı yapmış ve bu çağrımıza Divriğili genç arkadaşlarımız gençlik komisyonumuza katılarak cevap vermişlerdir. Köy

Divriği kültür derneğinin gençlik adına kullandığı slogan her zaman belirttiğimiz gibi ‘üreten ve sorgulayan gençlik’. Biz bu sloganla çıktık yola, gençliğin sorunları üzerine gitmesi öncelikli hedeflerimizden. Gençlik yapılanmasının bir ayağını da üniversiteler oluşturuyor. Üniversite içerisindeki gençliği de derneğimize katmak gibi bir hedef koyduk önümüze. şu an üniversiteli olup gençlik komisyonu çalışması yapan kişi sayısı henüz -maalesef- yeterli ölçüde değil. Ancak komisyonumuzda yer alan üniversiteliler bulundukları okullarda etkinlik afişlerinin asılmasından, bildiri dağıtımına bu işin örgütlenmesini yapmaya çalışıyor. Divriği kültür derneği gençlik komisyonunun üniversiteli öğrencilere dernek içerisinde görev almaları konusunda çağrısı var. Çünkü sloganda da belirttiğimiz gibi ‘üreten’ ve ‘sorgulayan’ kelimelerinin karşılığını ülkenin aydın kimliği temsilcilerini de kapsayan ölçüde. Bugün bilindiği gibi çok fazla sayıda üniversiteli tutuklu bulunuyor. İkinci öğretim harç paralarından tutun da parasız beslenme, barınma, ulaşım hakları mücadelesinin de yürütüldüğü bir alan üniversiteler. Divriği kültür derneği bulunduğu konum itibariyle eğitimin giderek paralılaştırılmasının, sermayeye kapılarının açılmasının, gericiliğin ve faşizmin giderek yaygınlaştırılmasının, toplanan harç paralarının karşısındadır. Mücadele çizgimizin genişlemesi hedefimiz, üniversite öğrencilerinin de dernek çalışmalarına katılmasından geçiyor.

Barış gündeminin zamanlaması

Türkiye gündemine oldukça hızlı giren barış arayışı, aslında toplumsal beklenti dikkate alındığında geç bile kalmıştır. Bu sürecin zamanlamasında bölgesel gelişmelerin etkisi asla göz ardı edilmemelidir.

tersine çevirmeye çalışmak, var olanın devamında ısrar etmek elbette doğru değildir. Asıl tartışılması gereken yeni duruma halklar lehine nasıl müdahil olunabileceğidir ?

Özellikle Suriye’de yaşanan iç savaşın Türkiye üzerinde doğuracağı etki yanında , Filistin sorununda yeni arayışlar, Lübnan’da yaşanan istifa, Irak merkezi yönetimi ile Kürt bölgesel yönetimi arsındaki gerilim ve nihayet İsrail-İran çekişmesi bölgedeki tüm yönetimlerin tutumlarını şekillendirecektir.

Yeniden yapılanma ve değişim adına yapılan her şeyin mutlaka halkın barış ve adalet arayışına hizmet edeceğini düşünmek elbette mümkün değildir.

Rejim değişikliklerinin ötesinde sınır değişikliklerinin de gittikçe kaçınılmaz hale geldiği Ortadoğu’da Kürt sorunu, en azından dört ülkenin geleceğini doğrudan belirlemektedir.

Ortadoğu’da değişim talebinin tersi gelişmelere hizmet eden bir sürece dönüşmemesi için, gelişmelerin kimler tarafından nasıl planlandığı ve önceliklerin neler olduğu son derece belirleyicidir.

Soruna ister enerji nakil hatlarının güvenliği ekseninden bakın isterse hak ve özgürlükler penceresinden sonuç itibarı ile sürdürülemez bir durumun varlığı ortadadır. Bu tabloda eski statüyü savunmak, tarihi

Kürt sorununun sadece Türkiye’nin iç sorunu olarak ele alınamayacağı gerçeğinden hareketle ifade etmeliyiz ki bölgede adım adım yaklaşan Şii-Sünni yada Selefi çatışma denklemi herkesin

Yeni dönemin getirdiği kaos ve çatışmaların eskiyi arattığına dair bir çok ülke örneği biliyoruz.

www.divriği.org.tr

VEFAT

geleceğini etkileyecektir. Türkler ve Kürtlerin arasındaki ilişki, her iki toplumun farklı inanç ve etnik gruplarla ilişkisi ile doğrudan bağlantılı ve etkileşim içerisindedir. Savaşların, ekonomik kriz, yeni pazarlar oluşturulması boyutu ile siyasal gerilimlerle iç içe geçen mali boyutu birlikte ele alınmalıdır.Dünya temsili demokrasinin krizi ile yüzleşirken Ortadoğu’nun asgari temsili demokrasiye geçişin sancılarını yaşıyor olması son derece ironik ve anlamlıdır. Türkiye yeni döneme sadece yönetim modeli tartışmaları açısından değil, köklü radikal anayasal değişikliklerle eşitlikçi, özgürlükçü, çoğulcu bir hukuk düzeni arayışında mesafe kat ederek giremezse, değil iç barışını inşa büyük çatışma ortamlarının içerisinde kendini bulabilir. Toplumun gündemini kabul edilebilir ve gerçekçi bir barış doğrultusunda şekillendirmekse, alternatif siyasal dil ve iradenin geliştirilmesi ile mümkün olabilir

Divriği Kültür Derneği Eski Başkanlarından Hüseyin GÜLSEVEN’in annesi

Tamiş GÜLSEVEN vefat etmiştir. Merhumeye Allah’tan rahmet ailesine ve geride kalanlara başsağlığı diliyoruz. Divriği Kültür Derneği Genel Başkanı Cafer ÇELİK ve Yönetim Kurulu ve Ali Durmuş, Beyzade Özkahraman, Cafer Yıldız, Cengiz Kılıç, Ekrem Kösedağı, Hasan Gürsoy, Hüseyin Özkahraman, Musa Çulha, Rıza Gürünlü, Süleyman Solmaz, Safi Karayalçın, Zeynel Asil ve Çağdaş Divriği Gazetesi


08

Divriği

Mayıs 2013

Mursal HES savunması-1* Mevcut hükümetin başlattığı, özelleştirme adı altında akarsularımızın 49 yıllığına kiralandığı bu kanunun altyapısı maalesef hazırlanmamıştır. Bu sorun sadece Mursal’a özgü olmayıp Türkiye genelinde ortak bir çevre sorunu olmaya başlamıştır.

Yazı dizisini hazırlayan: CEMAL ŞAHİN(Ankara Divriği Kültür Derneği Genel Sekreteri)

Mursal Köyü tarihi XVI. yy’ dayanan bir yerleşim birimidir. Rakımı 2750 metrelere dayanan dağlarla çevrili olup Divriği’nin en büyük köyü olma özelliği taşır. Kente göç olaylarının başlamasından önce kendine bağlı köyleri ile nahiye olarak kayıtlarda yerini almıştır. Mursal’ın bu coğrafyasına rağmen verimli topraklara sahip diğer köylerden bile kalabalık olmasının yegâne nedeni belki de sahip olduğu su kaynaklarıdır. Hemen hemen her dağında bulunan doğal membalar en büyük zenginliği oluşturmaktadır. Yüzeydeki yüksek debili membalar ve yeraltı suları köye 2 km mesafede birleşerek Hekme ya da diğer ismiyle Nih Çayı’nı oluştururlar. Bahar ayları ve yaz ortasına kadar büyük debilere sahip olan Hekme Çayı yazın bile su miktarı açısından belli bir değerin altına düşmez. Zaten Hekme Çayı’nın bu özelliği DSİ tarafından yapılan ölçümlerle saptanmış ve ilk etapta Divriği İlçemize sulama suyu kaynağı olarak hizmet veren Mursal Barajı hayata geçirilmiştir. Baraj yapımı biz yöre halkı olarak da sevinçle karşılanmıştır. Böylelikle hem yıllardır sel baskınlarına neden olan çay dizginlenmiş hem de Mursal’a gerek rekreasyon alanı; gerekse ekonomik canlılık kazandıracak bir yapı oluşturulmuştur. Baraj kapaklarından yaz boyunca belirli miktarda bırakılan su ile köy yerleşkesinin mevcut ekosistemi korunmuş olup Divriği İlçesine taahhüt edilen sulama suyu iletimi de yerine getirilmiştir. MURSAL HES (HİDROELEKTRİK SANTRALİ): Köy yerleşkesi belirli bir doğal dengeye (ekosisteme) sahiptir. Köyden kente göç olgusu yerini kentten köye geri beslemeye bırakmıştır. Emekliye ayrılan köy sakinleri tekrar yerleşkeye dönmeye başlamış ve hızla azalan nüfus artı ivme kazanmıştır. Yerleşkede hane sayısı ve dolayısıyla nüfus her geçen yıl artmaktadır. Bu gelişmeler yeni sorunları da

şimlerinin ihtiyacını ancak karşılayan Meyminli deresinin suyu harici ek bir su takviyesi yapılmayacağı yönünde açıklamalar yapmıştır. Bu açıklamalar göstermiştir ki yüklenici tarafından yapılan hesaplar ki yapıldıysa, ciddiyetten uzak ve gerçeklerle bağdaşmayacak şekildedir.

yanında getirmiştir. İlk etapta yerleşkenin içme ve kullanma suyu projesi hayata geçirilmiştir. Ancak yanlış uygulamalar ve artan nüfus nedeniyle yapılan proje yetersiz ve eksik kalmış olup yeni proje yapılması elzem olmuştur. İçme ve kullanma suyunda yaşanan bu sorunlardan daha da büyüğü yerleşkenin sulama suyunda görülmektedir. Artan hane sayısı, yanında sulama suyu miktarındaki artışı da getirmiştir. Yerleşkenin içinde ve yakın çevresinde çok sayıda tarla, çayırlık ve yoncalık alan mevcuttur. Bunların yanı sıra ortalama 1 dönümlük arazilere sahip olan yeni yapılar, içerisinde hane sakinlerinin ihtiyacını karşılayacak düzeyde bağ, bahçe, bostan ekimini de yanında getirmiştir. Barajdan bırakılan su ve Dişlerin mezrasından gelen Meyminli deresi şimdilik bu sulama suyu ihtiyacını karşılamaktadır. Ancak… DSİ tarafından ihale edilen ve Hekme(Nih) çayının mevcut suyuna göre yapılmakta olan hidroelektrik santrali Mursal Köyü ekosistemi için tehlike arz etmektedir. İnsan ve insan faaliyetlerinin çevre ile olan ilişkileri ve uyulması gerek kurallar anayasamızın 2872 numaralı Çevre Kanunu ile belirlenip güvence altına alınmıştır.( Kanun Numarası: 2872, Kabul Tarihi: 9/8/1983, Yayımlandığı R.Gazete: Tarih: 11/8/1983 Sayı: 18132; Değişik: 26/4/2006 ) Bu kanunda anlatılmak istenen özetle şudur. Yapılacak olan yatırımlar çevre ile uyumlu, ekolojik dengeyi bozmayan uzun vadeli fayda yarar ilişkisi üzerine kurulmalıdır. Mevcut hükümet tarafından ÇED Yönetmeliği 16/12/2003 ve 17/07/2008 tarihlerinde 2 defa değiştirilmiş ve HES için gerekli olan Çevresel Etki Değerlendirme raporu(ÇED Yönetmeliği) yapılması kapasitesi 2003 de 50 MWm, 2008 de ise 25 MWm den küçük santraller için zorunlu halden çıkarılmıştır. Mursal HES için planlanan kapasite 7,4

Mehmet Akif KARA

Suriye meselesi uzunca bir süredir hem “iç” hem de “dış” kamuoyunda gündemde yer alıyor. Bunun en önemli nedenlerinden birisi de şüphesiz ki “Arap baharları” denilen ancak “kışa” da erken dönen hareketler. Suriye’de ise bu süreçlere benzer bir pozisyon olmadı. Gerek Beşar Esad’ın pozisyonu ve halkın önemli bir kısmının desteğini alması süreci farklı bir yöne doğru evriltti. Özellikle Türkiye, Katar gibi ülkelerin bizzat ABD emriyle taşeronluk yapmaları ve Suriye’nin iç işlerine uluslararası hukuk normlarını hiçe sayarak müdahale etme çabaları, demokratik muhalefeti de “düşünmeye” itmiştir. Bu tartışma öyle Esad iyidir, kötüdür ikilemine sıkıştırılamayacak kadar önemlidir. Mesele demokrasi-diktatörlük meselesi de değildir. Eğer bir “değişim” söz konusu olmak zorunda ise bu emperyalistlerin ya da taşeronlarının isteği ile değil bizatihi halkın aşağıdan gelen talebi ile mümkün olabilir. Bu talep karşısında hiçbir iktidar gücünün durması da mümkün değildir.

MWm/6.7MWe dir. Bunun neticesinde de HES ihalesi verilen şirket PETA MÜHENDİSLİK TİC. A.Ş. yöre halkının da katıldığı ve görüşlerinin alınarak bilgilerin aktarıldığı toplantıdan muaf tutulmuş ve ilgili bakanlık(çevre ve orman bakanlığı) ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) raporu olur kararına gerek kalmadan projesini kendi yararını gözeterek onaylatmıştır. Mevcut projeye göre Mursal HES isale hattı; baraj gövdesi başlangıç noktası alınarak köyün kuzey doğusundan geçirilmiştir. Böylelikle Mursal Köyü bir nevi bypass edilmiştir. Daha önceki dilekçe ve görüşmeler ışığında yetkililer belirli bir miktar suyun köy yerleşkesine bırakılacağını sözlü olarak taahhüt etmişlerdir. Bu taahhütlerin askıda kalacağı hepimiz tarafından bilinmektedir. Zira içinde bulunduğumuz yüzyılın gerçeklerinden küresel ısınma sonucu yağış miktarlarının azalması ve su kaynaklarının her geçen gün tükendiği kamuoyuna mal olmuş gerçeklerdir. Bu durumda santrali işletmek için gerekli su debisi sağlanamadığı zaman köy yerleşkesine bırakılacağı taahhüt edilen suyun akıbeti de hemen hemen belli gibidir.

Mevcut hükümetin başlattığı, özelleştirme adı altında akarsularımızın 49 yıllığına kiralandığı bu kanunun altyapısı maalesef hazırlanmamıştır. Bu sorun sadece Mursal’a özgü olmayıp Türkiye genelinde ortak bir çevre sorunu olmaya başlamıştır. Yüklenici şirketler yasadaki boşluklar ve ÇED raporunun prosedürden çıkartılması ile hareketlerinde büyük bir rahatlığa kavuşmuşlar ve doğal denge tehlike altına girmiştir. Bu olaya en güzel örneği Karadeniz Bölgesi’nden vermek mümkündür. Başta Rize olmak üzere Artvin, Tokat, Trabzon gibi illerde HES yapımı ve projeleri şimdiden 100 ü geçmiştir.(şuan itibari ile 2000’i geçmiştir.) Bu bölgelerde de HES planlamaları ekolojik denge gözden çıkartılarak yapılan, hiçbir önlem ve görüş alınmadan başlanılan inşaatlar şuan yargıya intikal etmiştir. Yüklenici şirketler o kadar ileri gitmişlerdir ki dünyada koruma altına alınan ve sadece bu bölgede varlığını sürdüren canlıların yaşadığı vadilerin bile sularını kesmiş, karşılarına çıkan hukuk ve toplumsal tepkiler karşısında küçük bir miktar suyu bırakabileceklerini yüzleri kızarmadan lütuf gibi kamuoyuna bildirmişlerdir.

Yazımızın 2. bölümü gelecek sayımızda yayınlanacaktır.

Son olarak, yüklenici şirket; debisi oldukça düşük olan ve köyün üst yerle-

Suriye üzerine kısa kısa... Geçtiğimiz haftalarda PYD’den Alan Semo Türkiye’de idi. İstanbul’da gerçekleşen bir toplantıya katıldı ve kısaca şunları aktardı:

Esad’ın elini rahatlatan “tampon bölge” şimdi de “muhaliflerin” lehine geçmiş durumda.

“Bizim kendimize yetecek silahımız var. Biz kendimizi yöneteceğiz. Ve barış için önerimiz de bütün etnik-dini kökenlerin kendi bölgelerinde ‘özerk’ meclisler oluşturması ve kendilerini yönetmesidir.”

Burada dikkat edilmesi gereken bir meselede Tayyip Erdoğan’ın Suriye’ye dönük ilk açıklamasının zamanıdır. Hatırlanacağı üzere Türkiye Libya’da yaşanan ve kesin bir biçimde emperyalist devletlerin yönlendirdiği savaşa “ortak” olmuştu. Burada ki amaç ise hem AKP cenahının “yeni Osmanlıcı” emperyal hevesleri hem de Libya ekonomisinde Türk sermayesinin elini güçlendirmekti. Ama Fransa, adeta Türk sermayesini ve AKP’yi Libya’dan kovdu. Esasında söylenen sen önce bir “çevreni” düzenle idi. Yani Suriye meselesine bulaş, emperyalizmin bölgedeki yeniden yapılanmasına hizmet et ve taşeronluk görevini başarı ile yerine getir, bedel öde. Ondan sonra pastadan pay iste.

Bu söylem hem Türkiye içinde son günlerde yaşananlar açısından hem de Suriye’de ki “muhalefetin” gücü açısından önemli bir noktaya tekabül etmektedir. Kürt meselesinin “içte” geldiği “boyutu” da düşünecek olursak meselenin Suriye ve dahası İran ayaklarını da hesaba katmak mümkündür. Ki şahsen bence yeniden yapılanma meselesinin esası da buralarda aranmalı ve tartışılmalıdır.

Suriye, çeşitli halkların bir arada yaşadığı bir ülkedir. Alevi-Nusayriler, sünni Türkmenler, sünni Kürtler, Hristiyanlar ve diğer halklar…

Küresel sistem güçlerinin Suriye politikası önemli oranda başarısız kaldı. Özellikle Esad’ın gitmesine yönelik yapılan bütün politik ve askeri saldırı hamleleri boşa çıktı. Ortaya çıkan politik tabloda, başta ABD olmak üzere, uluslararası güçlerin Suriye algısında belirgin bir değişim oluşmaya başladı. Suriye’nin öyle kolay lokma olmadığını gören uluslararası güçler, yeni politikalar belirlemek zorunda kalıyor.

Burada Kürtler “bizim” açımızdan güncel politika nedeni ile son zamanlarda daha çok tartışılıyor. Yine Hatay’da yaşayan Nusayrilerin gündemi olarak Aleviler…

Kürt meselesinin Türkiye nezdinde “çözülme” girişimlerini de bu bağlamda ele alabiliriz. Bu sayede de PYD ile ÖSO arasında imzalanan “ateşkes” ile birlikte geçmişte

“Sıfır sorundan”, “bölgesel güç” olmaya giden yolu bu açıdan değerlendirmek gereklidir. AKP iktidarı Türkiye’yi çıkamayacağı bir uçuruma doğru sürüklemektedir. Savaş, kan, göz yaşından nemalanmak isteyen egemen sermayenin ihtiyaçlarına dönük politikalar üretmektedirler. Divriği Kültür Derneği Eski Başkanlarından Hüseyin GÜLSEVEN’in annesi Tamiş GÜLSEVEN vefat etmiştir. Merhuma Allah’tan rahmet ailesine ve geride kalanlara başsağlığı diliyoruz.

güncel AKP, şiddet ve ifade özgürlüğü Nuriye Alsancak İktidarın emekçilere, sosyalist, devrimci örgütlere, kendine muhalif olan gruplara baskıları her geçen gün artarak devam ediyor. AKP hükümeti iktidarını sağlamlaştırma amacıyla polisi aracılığıyla, devrimci güçlere yönelik sokak saldırılarını, ev baskınlarını ve işkencelerini boyutlandırarak devam ettiriyor. - Ülkenin bir çok ilinde evlere, derneklere, belediyelere yapılan baskınlar, “yasa dışı örgütlere üyelik” gerekçesi ile gerçekleşen gözaltılar, - Sokak eylemlerinde ortaya çıkan şiddet ve toplu gözaltılar , - Üniversitelerde gerçekleşen eylemlerde, polisin gerici gruplarla iş birliği içinde gerçekleştirdiği linç girişimleri (özellikle son günlerde üniversitelerde ayyuka çıkmış olan saldırılar ve bu saldırıları gerçekleştiren sağ görüşlü kesimin rektör, dekan ve polis destekli olması), - ÇHD, Grup Yorum, Kesk baskınları, - Sendikalara yapılan baskınlar ve yine “yasa dışı örgüt üyeliği” gerekçesi ile yapılan gözaltılar ve onlarca münferit örnek sayılabilir. Sırf, puşi taktığı, pankart açtığı, toplantıya ya da gösteri yürüyüşüne katıldığı için aylarca tutuklu bulunan gençlerimiz bir hukuk komedisi örnekleri arasındadır. Adaletin sağlanabilmesi için ve sistemin çirkin yüzüyle savaşarak mücadele eden hukukçularımızın ofislerinin basılıp yaka paça tutuklandıklarına şahit oluyoruz. Özgür bilim yuvaları olması gereken üniversitelerde akademisyenlere tek düze bir eğitim sistemini dayatıp, buna boyun eğmeyenlerin içeri tıkıldıklarına şahit oluyoruz. Hukuksuz ve adaletsizce gerçekleştirilen bu saldırılar devrimci mücadele içerisindeki her kesimi kıskacı altına almaya yönelmiş durumda. Hukukçular, akademisyenler, öğrenciler, medya, işçiler, sendikacılar... Hükümetin politikalarına karşı duruş sergileyen ve iktidar için risk oluşturabilecek herkes bu saldırılardan payını alıyor. Peki hükümetin devrimci örgütlere, gruplara karşı gittikçe artan bu saldırısının sebebi ne? İfade özgürlüğünün bu denli kısıtlanıyor olması ve öteki seslere tahammül, düşüncelerin eyleme geçip tartışılıp konuşulması ülkemizde neden bu kadar zor? Aslında tarih boyunca siyasal iktidarlar sınıfsal çıkarlarını korumak amacıyla her hangi bir karşı örgütlenmeden hep korkmuşlar ve bunu sınırlama ve bastırma yoluna gitmişlerdir. Çünkü düşünce özgür kaldığı zaman ve eyleme dönüştüğü noktada iktidarlar açısından hep sorun yaratmıştır. Çünkü devlet bazen tek bir kıvılcımın bile büyük bir isyana sebep olabileceğinin farkındadır. AKP hükümeti bu eylemleriyle kendi güvenlik alanını yaratmak ve iktidarını korumak istiyor. Bütün bu kin, şiddet, baskı bu nedenle ortaya çıkıyor. Bırakın yazılı, çizili, sesli herhangi bir eylemle bir düşünceyi ifade etmeyi düşünmenin bile suç sayıldığı bir dönemden geçiyoruz. Hükümet öyle bir korkunun pençesinde ki, en ufak bir eylem için bile hazırlıklarını günler öncesinden yapmaya başlıyor. Öncesindeki ev baskınları, tehdit savurganlığı ve şiddeti, halk üzerinde korkuyu yaymak ve kitleleri bastırmak amacına hizmet ediyor. İktidarın sokaktaki yansıması polis, şiddeti öyle hadsizce kendini gösteriyor ki bazen belindeki silahı kullanmaktan dahi çekinmiyor. İfade özgürlüğü kavramı öteki olmaktan ileri gelen bir kavramdır. Siyasi iktidarın karşısında ve ona göre bir öteki iseniz ifade özgürlüğü kavramı bir sorunsal haline gelir. Bir öteki düşünce kitlelere yayılır ve eylem haline dönüşürse iktidar açısından sorun yaratmaya başlar ve bastırılmaya çalışılır. İfade özgürlüğü anayasal ilkelerle ve uluslararası sözleşmelerle korunuyor olsa da devlet, bu hakkın kullanımında ortaya çıkabilecek durumunun kendi varlığını tehdit etmesi halinde hakkın kullanım şekli ile ilgili tasarruflarda bulunabilmektedir. Eli sopalı devlet kendine tehlike olarak gördüğü sesleri susturmak için “kamu güvenliği” gerekçesi ile, kanlı eylemlerini meşru ve insancıl sebeplerin arkasına saklamaktan da hiç çekinmiyor. Uluslararası Af Örgütünün “adalet ve zulüm artık eskisi gibi işlemeyecek” başlığı altında yayınladığı bir rapora göre; baskı, zulüm ve yasaklamalara rağmen 2011 yılında protesto gösterileri dünyanın her yerinde artmıştır. Rapora göre “En az 91 ülkede uygulanan kısıtlamalara rağmen, kadınlar ve erkekler sokaklarda, yayınlar yaparak ve internet üzerinden demokrasi, adalet ve özgürlük taleplerini dile getirdi. Bireylerin ifade özgürlüğünü tehdit eden çok sayıda dava açıldı. Özelikle eleştirel gazeteciler, Kürt siyasal aktivistler ve diğerleri Türkiye’deki Kürtlerin durumu hakkında konuştuklarında haklarında açılacak haksız davaları göze almış oluyorlar. Devlet zorla, silahla, tankla, tüfekle fikirlere ve eylemlere ne kadar engel olmaya çalışsa da bu imkânsızdır. Çünkü fikirler çabuk şekilde yayılan ve bulaşan varlıklardır. Belki yayılması ve güçlenmesi bir anda olacak belki de yıllar alacaktır. Ancak haklı bir sesin önüne geçmek imkânsız olacaktır.


kültür-sanat

Divriği

Mayıs 2013

Özlemle geçen 20 yıl... Mehmet ATAY, 10 Mart 1968 tarihinde, Divriği’nin Göndüren köyünde 6 kardeşin en küçüğü olarak dünyaya geldi. 1 yaşına geldiğinde ailesiyle birlikte Ankara’ya göç ettiler. 25 yıllık yaşamının büyük bir bölümünü de Ankara’ da geçirdi. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimini Ankara’ da tamamladıktan sonra Gazi Üniversitesi Maliye Meslek Yüksekokulunu kazandı.1988 yılında üniversite öğrencisi iken gezmek için geldiği İstanbul’ a hayran kaldı ve büyük İstanbul tutkusu bu tatille başladı diyebiliriz. Daha sonra bu şehirden ayrılmak istemedi, İstanbul’ da yaşamaya başladı ve eğitimini dışa-

rıdan sınavlara girerek tamamladı. Amatör fotoğraf sanatçısıydı. Fotoğrafa olan tutkusunu İstanbul’ un güzelliği tetikledi. Kısacık ömrüne birçok fotoğraf karesini sığdırmıştır. Fotoğraflarına dikkat edildiğinde karelerinde İstanbul’un birçok farklı hali gözlemlenebilir. Özgür bir ruha ve duygusal bir kişiliğe sahipti. Bu özelliği onu daha çok çocuk ve doğa fotoğrafları çekmeye yöneltmiştir. 1988 yılında İstanbul’a yerleştikten sonra Divriği Kültür Derneği’ ne gitmeye başlamış, derneğin birçok komisyonunda aktif rol almıştır. 1993 yılında Divriği Kültür Derneği yönetim kurulu üyesi ve derneğin o dönemde çıkardığı Çağdaş Divriği Gazetesi’nin de muhabiri idi. 2 Temmuz 1993’ te 32 aydın arkadaşıyla birlikte Madımak otelinde katle-

dildi. O tarihte orada bulunmasının nedeni hem Pir Sultan Abdal Şenliklerine katılmak hem de muhabiri olduğu Çağdaş Divriği Gazetesine, Şenlikleri haber yapmaktı. Geride yanmış film negatifleri ve fotoğraf makinesi kaldı. Sivas Katliamı bu ülkenin yüzünü bir daha hiç aklanmayacak kadar karartan bir utançtır. Aradan 20 yıl geçmesine rağmen katliamın asıl failleri hiç bulunamamış ve hiç ceza çekmemişlerdir. O kanlı günde, o otelde bu ülkenin yüzyıllar geçse de yerine başkalarını koyamayacağı değerleri katledilmiştir. Katliamın ardından, Divriği Kültür Derneği, her yıl Kültür ve Pilav Şenliklerinde Mehmet ATAY’ ı ve Madımak katliamında yitirdiğimiz 32 aydını anmak amacıyla kompozisyon, resim, şiir dallarında yarışmalar dü-

zenledi. Son olarak Madımak katliamını özellikle 2 Temmuzdan farklı bir tarihte de anmak gerekliliğinden yola çıkarak 4 yıldır Aralık ayında düzenlenen MEHMET ATAY FOTOĞRAF GÜNLERİ’ ne dönüştürdü. Mehmet ATAY ’ın fotoğrafa olan tutkusundan ilham alınarak önceden karma dallarda yapılan yarışma sadece fotoğraf dalına dönüştürüldü . Madımak Katliamında yitirdiklerimiz fotoğraflarıyla, kalemleriyle, bağlamalarıyla, karikatürleriyle, şiirleriyle, semahlarıyla, türküleriyle, yazılarıyla yolumuza ışık tutacaklar. Ve Mehmet ATAY gazetenin logosundan uzanan fotoğraf makinesinin objektifiyle gazeteye destek olmaya devam edecek…

Mehmet ATAY’ ın ailesi adına yeğeni Özgür Ceren KILIÇ

09

Emek sineması ve sanat Ali Yıldırım Emek sinemasının kapatılması ve sinemanın kapladığı alanın alışveriş merkezine dönüştürülme isteği sadece bu gün ortaya çıkmış bir durum değil. Burasının ranta dönüştürülmesi iktidarların içinde yer alan müteahhit iş adamlarının hep ağzının suyunu akıtmıştır. Bu işin rant tarafıdır. Ama bu gün durum biraz daha farklı şekilde gelişiyor. Dünyada gelişen ve ülkemizde de mantar biter gibi çoğalan alışveriş merkezleri(AVM) yeni bir yaşam tarzı öneriyor bu topluma. İlk önce zenginlerin gidip geldiği vakit geçirdiği yaşam alanları olarak planlanan ve dünyanın bütün markalarının bir arada bulunduğu yaşam alanları, şimdi yoksul mahallelere varoşlara kadar ulaştı. Özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük kentlerimizde yeni AV’ lerin yapıldığını görüyoruz. Evet yeni bir yaşam tarzı öneriyor kapitalizm. Mahalle

Festival bu yıl “... rağmen ...” diyecek Uçan Süpürge bu yıl 16.sını gerçekleştireceği Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin temasını da “… rağmen…” olarak belirledi. Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde Uluslararası Kadın Filmleri Festivali için geri sayımı başlatan Uçan Süpürge 9 Mayıs’ta sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Uçan Süpürge bu yıl 16.sını gerçekleştireceği Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin temasını da “… rağmen…” olarak belirledi. Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde Uluslararası Kadın Filmleri Festivali için geri sayımı başlatan Uçan Süpürge 9 Mayıs’ta sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. 9-16 Mayıs tarihlerinde Ankara’da yapılacak festival, “…rağmen…” temasıyla kadın mücadelesine selam göndererek dayanışmanın ve tüm eşitsizliklere direnmenin sinemadaki yansımalarına kadınların gözünden bakacak. 9 Mayıs akşamı Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde gerçekleşecek açılış töreniyle başlayacak olan festival, bu yıl kadınların sokakta, evde, erk ve iktidarın nefesini kestiği her alanda “…Rağmen…” diyerek soluklandığı anlara odaklanacak. Festival filmler, paneller, atölye çalışmaları ve film okumalarıyla dolu bir program sunarken bu anların sinemanın olanaklarıyla birer sorgulama alanına dönüşmesine de aracılık etmiş olacak. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, 16. yılında, kadın mücadelesi deneyiminin başardıklarına ve direnişin doğasına referansla “… Rağmen…” teması üzerinden huzursuzluğa, umuda, gerçeğe, kabullenmeyişe, sese, harekete, başarmaya, koşmaya, dik durmaya, çılgınlığa, eyvallah etmemeye, inada, cürete, cesarete ve sınırsızlığa davet edecek. Festivalde bu yıl ilk kez verilecek olan ödüllerin de sahipleri belli oldu:

Onur Ödülleri

Daha okuma yazmayı öğrenmemişken tiyatro sahnesine adım atan, yıllara üretkenliğiyle direnen, kuşağının en sevilen oyuncularından PERİHAN SAVAŞ festivalin bu seneki Onur Ödülünü alacak. Beş yaşındayken tiyatroda sahneye çıktı. 19 yaşındayken sinemada ilk ödülünü aldı. 100’ün üzerinde filmde birbirinden çok farklı kadın rollerini canlandırdı. Televizyonda dizi oyunculuğunun yanı sıra çeşitli yapımlarda sunuculuk yaptı. Birlikte çalıştığı ilk kadın yönetmen olan Bilge Olgaç’ın unutulmaz filmleri ‘Kaşık Düşmanı’ ve ‘İpekçe’ ile akıllarda yer etti. Küçük yaşta zorluklarla başladığı

oyunculuk kariyerini başarıyla sürdüren, yüzü hep üretime dönük, aklı hep sinemada ve kalbi her daim sevgiden yana bir yıldız… 16.Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin Onur Ödülü, Perihan Savaş’a veriliyor. Onur Ödüllerinin bir diğeri, 20 yaşındayken Altın Portakal kazanan, iki yıl sonra sinemaya veda edene dek 40 filmde başrol oynayan ZEYNEP AKSU’ya verilecek. 60’lı yılların sonunda başrollerle başladığı kariyerini 70’lerin ortasına gelmeden sonlandırdı. 20 yaşındayken en iyi kadın oyuncu dalında Altın Portakal aldı, 39 filmde başrol oynadı. 22 yaşında vedalaştığı sinemaya nankörlük ettiğini düşündüyse de bir daha dönmedi. Geçmişini yakmaya cüret etti, ama sinemayı çok özledi. 16. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali Onur Ödülü’nün ilkini sinema oyuncusu Zeynep Aksu’ya veriyor.

Bilge Olgaç Başarı Ödülü

Sinemanın mutfağında oyuncuları canlandırdıkları karaktere yaklaştıran makyajıyla bir usta… Tiyatro, televizyon ve sahnede de yeteneğini konuşturan SUZAN KARDEŞ, Bilge Olgaç Başarı Ödülü’nün bu seneki sahibi. Yugoslavya topraklarında gözünü açtı, hep özlediği ülkesine dönene kadar yıldızlara ulaşmanın hayalini kurdu ve sonunda kendisi de bir yıldız oldu. Kuaförlükle başlayan çalışma yaşamını yeteneği sayesinde sanata yaklaştırdı, sinema ve tiyatronun mutfağında saç ve makyaj ustası oldu. Hünerini kamera arkasından kamera önüne de taşıdı, oyunculuk yaptı, şarkılar söyledi.

16. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, bu seneki Bilge Olgaç Başarı Ödülü’ne Suzan Kardeş’i değer buldu.

Tema Ödülü

“Dayanışma, Direniş, Devinim” temasıyla düzenlenen 16. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali yeni bir ödülle, uğraşına bir ömür vermiş kadınları selamlıyor. “Tema Ödülü”nün ilk sahibi Yıldız Kenter. 1940’larda başlayan tiyatro yaşamında binlerce kez sahneye çıkmış, öğrenciler yetiştirmiş, kendinden sonraki kuşaklara örnek olmuş, oyun gücünü beyazperdede de göstermiş bir ‘kuyrukluyıldız’. Ölüme sanatla direnen, ışığıyla bugünün oyuncularının yolunu aydınlatan Yıldız Kenter, Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin ilk “Tema Ödülü” ödülünü alıyor.

Sanat geleceği içinde barındıran bir silahtır! Bu ay ki film önerimiz yönetmenliğini Achero Manas’ın yaptığı 2003 İspanya yapımı olan para için sanat yapılmaz fikrini savunan bir grup genç tiyatrocuyu anlatan Kasım – Noviembre filmi. “Bizler sanatın kalpleri değiştirebileceğine inanıyoruz. Ve onlara güç verebileceğine. . . Sanat, insanlara yaşadıklarını hissettirebilir. Sanat, erkek ve kadın ruhuna erişebilir. Sanat topluma şuur getirir. Bizleri daha iyi birer birey yapar. Sanat evrensel olabilir. Sınırsız, her türlü dinden ve ırktan bağımsız. sanat, bir silah olabilir. Ama bir dekor asla! Gerçek bir silah. Silah sesi duyulmalı! Hedef vurulmalı! Sanat içinde geleceği barındıran bir silahtır.” (Alfredo Baeza) Sanat alanında ve sistemde yaşanan yozlaşmışlığı değiştirmek, daha doğrusu sanat aracılığı ile dünyayı değiştirmek isteyen gençlerin hikayesi Noviembre. Konservatuar okuyan gençler için sanat, eğitim alanında amacının dışına cıkmışdır. Bu durum onları önemli bir karar almaya iter. Hayatlarının en güzel cağları; hayalci, girişimci, en önemlisi de ilgi duydukları alan olan tiyatroda yaratıcıdırlar. Sanatlarını or-

taya koyabilmek için ihtiyaçları olan tek yer sansürün uygulanmadığı ve paranın dönmediği en geniş sahne sokaklardır. Alfredo Baeza bu oluşumun öncüsü olur. Manifestolarını sokağa taşıyacakları gösterileriyle hem radikal tutum sergileyecek hem de senaryo olmaksızın doğaçlama skeçlerle insanlara yaşıyor olduklarını, özgür olduklarını hissettireceklerdir. Çivisi cıkmış dünyayı değiştirebilmenin tek yolu, bu sokak gösterileri veya kendi tabirleri ile belgesel tiyatrodur. Sanatı sanat için yapan gerçek aktörler. Alfredo ve arkadaşlarının, fikirlerini savunan diğer devrimcilerden hiçbir farkı yok. Sanatı, tiyatroyu ticari kaygıdan uzak bir şekilde, herke-

se, her bireye ulaştırmaya çalışıyorlar, bunun içinde sokakları mesken tutup, halkla iç içe geçiyorlar, yapaylıktan uzakta, samimiyet ve içtenlikle anlaşılmayı bekliyorlar. Ceplerine para indirme dertleri yok, bu yolu benimseyenlerin kendileri ile çeliştiğini düşünüyorlar. Karşılıksız, saf iyilikten ve paylaşmaktan yanalar, kendilerini, sokaktaki herhangi bir bireyden farklı görmüyorlar.   “Dünyayı değiştirmek istemiştik. Ama perişanca yenildik. Şimdiyse değişmemek için ben dünyaya direniyorum ve Sanat içinde geleceği barındıran bir

silahtır.” Amaçları provakatiftir, heyecan vericidir. Kurdukları ekibin bağlı olması gereken on emir üzerinde prensip kararı alırlar. Bu kararlar içerisinde en önemli olanı, gösterilerinin karşılığında para almamaları ve yerleşik gösteri birimlerinden ve usullerinden uzak kalmalarıdır. Dünyayı değiştirmek için yola çıkan her idealistin heyecanını bu filmde en etkili haliyle buluruz; ancak ne var ki her değiştirmek isteyenin perişanlığını, hüsranını da buluruz . Belgesel niteliğindeki Noviembre’nin kurgusu ,konuşmacılar ve oyuncuların yasadığı yıllar izleyicide film sonunda bir karmaşaya yol açıyor, hikayenin gerçek mi yoksa kurgu mu olduğu sorusu ortaya çıkıyor. Kasım – Noviembre, Alfredo ve arkadaşlarının hikayesi hiç tereddüt edilmeden arşive alınması gereken bir filmdir. İyi seyirler.

kültürünü ortadan kaldırmak istiyor. Halkın sanatını, şiirini, öyküsünü ve romanını ortadan kaldırmak istiyor .En önemlisi de arkadaşlığı, komşuluğu, yani insan ilişkilerini ortadan kaldırmak istiyorlar. Akşama kadar çalışsınlar, akşam veya hafta sonları AV’ lerine doluşsunlar oradaki küçük ama teknolojik olarak gelişmiş sinemalara gitsinler AV’ lerinde ki yaşam tarzını anlatan. Marka üzerinden gelişen ilişkileri anlatan tiyatrolara ve sinemalara gitsinler hamburger yiyip bowling oynasınlar. Mahalle köşelerinde toplanıp çekirdek yiyip sohbet etmelerinin kapitalizme hiç bir faydası yok. Tam tersi zararı var çekirdek yiyip örgütleniyorlar ve kapitalizmin bu dönüşümüne karşı çıkıyorlar. Açılan her AVM çok sayıda bakkalın, tuhafiyecinin ve manavın yani küçük esnafın iflasını getiriyor bu esnaflar AVM lerde işçilik yapmaya başlıyor. Büyük sermayenin küçüğü yuttuğu kuralı değişmiyor. Haksız rekabet kuralları, vahşi kapitalizmin yasaları acımasızca işliyor ülkemizde. Bu bütün dünyada yürütülen bir projedir. Yaşam biçimi sanatını,, kültürünü da belirliyor. Çok uluslu sermaye merkezlerinin desteklediği üniversite kürsüleri danışma merkezleri bu geçişi nasıl daha çabuk ve sorunsuz geçeriz diye gece gündüz kafa yoruyorlar. Ve bunun için inanılmaz paralar alıyorlar. Emek sinemasının yıkılması ya da ortadan kaldırılması ya da başka yere taşınması bu iktidarlar için önemli değil. Yeter ki amaca hizmet etsin.1884 yılında inşa edilmiş bu güne kadar farklı işlerle Beyoğlu’nda işlev görmüş bir yerin tarihi değerinin parasal değerlerle ölçülemeyeceğini bu müteahhit kafalara anlatmak elbette zor olsa gerek. Erdoğan surların yıkılarak inşaat alanına dönüştürülmesi tartışmaları vardı. Bizans’ın surlarını yıkacaklardı neredeyse. Bu zihniyetin sanata bakış açılarını tartışmaya bile gerek yok. Para getiriyorsa iyidir mantığı işliyor, yada iktidarlarına ne kadar hizmet ediyor. Bütün mesele bu, her şey bizimle başladı diyorlar geçmişi silmeye çalışıyorlar. Aynı bakış açısı meydanlar için de karşımıza çıkıyor. Taksim Meydanı ‘ndaki katliamı unutturmak için Taksim Meydanı’nı bir mayısa kapatmaya çalışıyorlar. Saldırı bizim yaşam biçimimize yapılıyor. Ama tiyatro, sinema ve sanatın diğer dalları halkın gelişen mücadelesiyle gelişecek. Bu coğrafyada yaşayan bütün emekçilerin işçilerin, köylülerin ve emekçilerin mücadelesini anlatacak onların yaşam biçimlerini sahneleyecektir. Nasıl kazanıldığı belli olmayan yaşam biçimlerini değil.


10

Dt. Cem Solmaz dt_cemsolmaz@yahoo.com Diş estetiğinde porselen uygulama seçenekleri gün geçtikçe yaygınlaşma göstermekte ve yeni tip porselenler ile daha estetik diş kaplamaları uygulama olanağı bulunmaktadır.Bu uygulamalarda kullanılan malzeme seçimi çeşitlendikçe ;çözüm olanaklarının çoğalması ile birlikte , daha estetik ve fonksiyon barındıran ,daha sağlam çeşitlilikler sunan ve doğala yakın diş dokuları taklit edebilen sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Eskiden bu tarz estetik köprü uygulamaları biodent denen akrilik uygulanmış metal kaplamalarla yapılırken bugun bu uygulamalar daha fazla çeşitlendiğinden metal üstüne değişik malzemelerin kullanımını ortaya çıkarmıştır.Metal üstüne kaplama çeşitliliği yerini metali tümden reddeden ve daha şeffaf ve estetik barındıran malzemelere terk etmiştir. Porselenlerin kökenine bakınca Porselenin başlıca hammaddeleri tümü küçük partikül büyüklüğünde kullanılan kil, feldspar veya çakmaktaşı ve silikattır. Porselene ismini veren Porcella istiridye kabuğunun iç yüzeyindeki sedefin beyaz-parlak kıvrımlarını ifade ederdi. Dişhekimliğinde seramik ve porselenler inlay, onlay tipi restorasyonlar, braketler,implantlar ve kuron ve köprü çalışmalarında (sabit restorasyonlar) kullanılırken tam protezlerde (hareketli damak tipi protezlerde) fabrike dişler olarak kullanılırlar. Resim 1:Eskiden yapılan biodentlere örnek

Resim 2:Eskiden uygulanan ortodontik metal braketler yerine kullanılan zirkon braketler mevcut.

Dişlerde porselen mi, yoksa porselen mi?

edilirler. Bu optik özellikler yansıyan ışık altında bu ışığı farklı dalga boyuna dönüştürerek gelen demeti geri yansıtma ve mavimsi görüntü vermeleri, yani bir tür ışık kaynağı olarak işlev görme (flouresans); direkt ışık altında bunun bir kısmını yansıtarak, bir kısmınıda bünyesinde soğurarak (translusens) sarı-turuncu tonlarında görüntü vermeleridir (opalessens). Dental porselenlerin desteklendiği farklı taşıyıcı sistemleri vardır..Bir deyişle dişle temas eden en içte kalan görünmeyen kısımlar bunlardır. Bunlar mika (Dicor), platin foli, altın foli (Sunrize), eletroforetik altın (Galvano), kıymetsiz metal aşlımlar (CrCoNi), kıymetli alaşımlar (Au-Pl), infiltre cam seramikler (InCeram), cam seramikler (Empress), polikristalin seramikler (Spinell, Alumina, Zirkonya) olarak sıralanabilir. Bu taşıyıcı sistemlerden metal olanları kullanıldığında metal-seramik çalışmalar yapılır. Diğerleri ise metalsiz çalışmalar olarak veya tam-seramik çalışmalar olarak adlandırılırlar. Tam seramik çalışmalarda da seramik taşıyıcı altyapı üzerine porselen çalışılır. Diğer bir deyişle seramik üzeri porselenle (silikat seramiği) kaplanmış olur. Cam seramikler ve infiltre cam seramikler de belirli üreticiler tarafından piyasaya sürülmektedir (Inceram, VITA; IPS e.max, IPS Empress, IVOCLAR). Aluminyum oksit (alumina) (Procera, vs). Son dönemde oldukça popüler olan altyapı malzemesi ise zirkonyum oksit (zirkonya)dır. Sertliğinden ötürü bilgisayarlı freze makinalarında CAD/CAM   teknolojisi ile zirkonya blokları şekillendirilerek çalışılır. CAD/CAM kullanılmadan çalışılan sistemlerde mevcuttur. Zirkonyum kullanımı sağlamlığı ve korozyona direncinden dolayı gündeme gelmiştir. İmplant ve parçalarında, post malzemesi olarak, ortodontik braketlerde(tel olarak takılan malzemelerin dişe yapışan kısımlarında ), kompozit malzemesi olarak(dolgularda), kuron ve köprü materyali olarak ve hatta implantların yerine kullanılmaktadır. Resim 4-5:İmplantlar eskiden sadece metalden yapıldığından dişeti altında gri ton halinde kök yapıları belli olmakta idi.estetik yarı ışık geçirgen porselenler yapmak mumkun değildi.zirkonların diş hekimliğine entegrasyonu ardından implantlarda bütünüyle kök yapısı ve bütün gövde parçaları ile zirkondan yapılmaya başladı böylece ağızda koyu renk kullanımı terkedilmeye başlandı

• Kuronları yapıştırmada kullanılan mekanik yapıştırma tekniği gibi sayabileceğimiz bazı mahsurlar özellikle ön dişler bölgesindeki protetik çalışmalarımızda full porselen kuron ve köprüleri sistemlerini tercih etmemize sebep olmaktadır. Resim 6:Bu uygulamada metal destekli porselen uygulanmıştır.

Diş hekimliğinde kuron ve köprü çalışmaları yapılırken genellikle metal veya polikristalin altyapılar üzerine porselen uygulanır. Avantaj ve dezavantajlara bakıldığında

Dişhekimliğinde hem porselenler hem de seramikler kullanılmaktadırlar. Diş hekimliğinde porselenler “silikat seramikleri” grubuna dahildirler. Optik özellikleri ile diğer seramiklerden ayırt

Metal porselen kuronlar’da özellikle

Tıbbi alanlarda da daha önceden kullanılan (eklem ve kalça protezleri) zirkon oksitler azılar bölgesindeki konvansiyonel metal porselen köprülerdeki metal yerine uygulamaya girmiş başarılı bir materyaldir. Darbe ve ısı dayanıklılığının yanında, ısı ve elektrik iletmeyen, hafif ve ışık iletimi iyi bir malzemedir. Diş eti dokusu ile uyumu, ağız kokusuna sebep olmaması yanında kimi metal destekli köprülerde görülen ağız tadının değişmesi bu malzemeyle söz konusu olmamaktadır.

Resim 10:Hastamızın üst santral(ön orta kesici) dişi eksiktir ve daha önce bir protez yapılmıştır. Metal destekli dişlerde dil tarafından yapıştırılan cantilever bir köprü yapıştırıcısı gevşediğinden dişleri bırakmıştır.

• Estetik amaçla metal örtülürken oluşan gri tonu kapatmak için kullanılan opak miktarı dişin bünyesini şişkin gösterir.

Resim 11:Yerine estetik zirkonyum altyapılı cam seramik porselenlerden yeni bir protez yapılarak üst ön altı kesici dişin form ve biçimleri yenilenmiştir.translüsens dediğimiz ışık geçirgen yapıya dikkat ediniz.

Full porselen kuron ve köprüler’de • Diş eti çekilmesi durumunda dahi içinde metal olmadığı için koyu siyah gölgeler görülmez • Işık geçirgenlikleri doğal dişe çok yakındır. • Dişe mekanik ve kimyasal yöntemlerle yapıştırılırlar bu yüzden tutuculukları daha fazladır

Ful porselen kuron ve köprülerde günümüzde iki yaygın malzeme kullanılmaktadır.

Yaygın kullanılan ticari ismiyle cercon kuron ve köprüler, zirkon oksitten özel sinterleme teknikleri sonrasında elde edilen robust altyapılar üzerine yine özel cercon porseleninin pişirilmesi ile elde edilirler. Bu tip kuron ve köprülerde

Cam seramikler

soğuk sıcak hassasiyetinin olma ması

alerjik olmaması(doku dostudur)

mat, donuk olmaması(opak değil)

diş eti uyumunun mükemmelliği

yüzeyinde mikroorganizma tutuculuğunun daha az olması dolayısıyla daha iyi bir ağız hijyeni sağlaması

her yönden vücut ve ağız dokularıyla uyumlu, dayanıklı ve estetik bir malzeme olarak zirkonyum kullanımını ön plana çıkarmaktadır.

• Estetik amaçlı diş yapısından daha az kaldırmak gerekir.

En yaygın ve estetik olan IPS Empress tir.Özel makinelerde preslenmiş, sıkıştırılmış,cam porselenler. Işık geçirgenliği çok iyidir,ön dişlerde tercih edilir. Çiğneme kuvvetlerine karşı daha az dirençli olduğundan, arka azı dişleri bölgesinde tercih edilmezler.

Resim 8-9:Yukarıda (Resim 8) metal destekli porselen çıkarılmış bir ön kesici dişte metalin boyun kısımlarda bıraktığı izler görülürken ,altta (Resim 9) yeni yapılan metal desteksiz empress tipi porselen altyapılı cam seramikler sayesinde gelecekte iz bırakmayacak şekilde ortadan kaldırılmıştır.

• Diş eti çekilmesi sonrası diş kuron birleşim hattındaki kötü görüntü • Bazı ışıklarda (disko, fotoğraf flaşı gibi) alttan yansıyan metal gölgesi • Kimi zaman kişilerde ,kullanılan metal seramik kuronun metaline karşı görülen alerji

Eczanelerde en çok yaşanan problemlerden birisi yeni yönetmeliklerin halka bilgilendirme yapılmadan uygulanmasıdır.Örnek vermek gerekirse 1 Şubat 2013 tarihi itibarı ile yürürlüğe giren raporlu reçetelerin 6 ay süre ile geçerli olması bunlardan birisidir.Bu uygulamada hasta ilacını bir kez yazdırıp 6 ay boyunca tek bir şifre ile ilacını alabilmektedir.

Zirkonyum

Resim 7:Uygulamadan önce şeffaf olan gerçek dişlerde uygulamadan sonra ise metalin alt çene ön dişlerde şeffaf bir yarı geçirgen yapıya engel olduğu gözle seçilebilir.

Resim 3:Önceden hazırlanıp dişlere dolgu olarak yapıştırılan zirkon dolgular görülmektedir.

Bu porselenlerde son gelişen grup porselenler kendi kendini tedavi eden porselen tipleridir.

sağlık

Divriği

Mayıs 2013

Ancak sadece raporunun olması yetmemektedir.Çünkü hasta raporunu çıkarttığında ya da raporunu yenilettiğinde reçete yazılma şartı ile ilaçlarını alabilmektedir.Sadece rapor tek ilaç almak için yeterli parametre değildir.Bu uygulamaya dönecek olursak reçete de 3 aylık ilaçlarını yazdırdığında aynı reçete numarası ile raporlu ilaçlarını bir kez daha almaktadır.Ancak 3.kez alması mümkün değildir. 3. kez alabilmesi tekrar reçete yazdırması ile mümkündür. Diğer sıkıntılardan biri ise muayene ücretleridir.Bu konu ile ilgili halka yeterli bilgi

Dayanıklılıklarına bakınca aynı tiplerde cad cam blok türler daha yuksek basınca dayanırken sıralamada en estetik oloan Empress en düşük basınçta etkilenirken bunu sırası ile emax ,In ceram,aluminyum oksit ve zirkonyum oksitler izlemektedir.Yani en dayanıklı cam seramik zirkonyum oksitlerde ortaya çıkmaktadır . Sonuç olarak Bunlar dolgularda , dişlerin ortodontik bağlanmasında braketlerde ,implant larda ve özellikle ön bölgelerde kullanılmakta ,üstelik dişten daha az prepare etme ve doku kaldırma avantajı ile daha estetik yapılar elde edilmektedir.

vermeden direkt olarak para tahsili eczaneler üzerinden gerçekleştirmeye başlanmıştır. Devlet hastanesinde muayene ücreti olan 5TL sisteme yazılıp eczaneye giden vatandaşın karşısına çıkmakta ,üstelik hangi sefer çıkacağı programla alakalı olup eczanelerce bilememektedir. Bunun dışında sağlık ocaklarında ise şu an için muayene ücreti alınmamakta ancak ilerisi için durum bilinmemektedir.Özel hastanelerde ise normal poliklinik hastaları 12TL katılım payı ödemekte olduğundan sistemde yansıyacak katılım payı çıkmamaktadır.Ancak

Saç boyasına bakanlık rötuşu Sağlık Bakanlığı, AB Komisyonunca saç boyalarında kullanımı yasaklanan “HC Red No 16” isimli maddeyi yasak listesine aldı. Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunca Kozmetik Yönetmeliğinde değişiklik yapıldı. Bugünkü Resmi Gazetede yayımlanan değişiklik AB mevzuatına uyum çerçevesinde düzenlemeler içeriyor. Yönetmelik değişikliğiyle AB`de kozmetiklerde kullanımı yasaklanan sağlığa zararlı maddelerle ilgili eş zamanlı düzenlemeye gidildi. Buna göre, saç boyalarında kullanılan renk düzenleyici maddelerden olan ve AB Komisyonunca yasaklanan “HC Red No 16” Türkiye`de de yasak listesine alındı. Yönetmelik değişikliğiyle ayrıca okside edici saç boyalarında mevcut olan “1-Naftol” ve “Rezorsinol”un kullanım oranlarında düzenleme yapıldı. Saç boyalarında kullanılan 26 kimyasal bileşiğe ilişkin kısıtlama ve ambalaj uyarıları da getirildi. Bu maddelerin yer aldığı ürünlerin ambalajında, “Saç boyaları alerjik reaksiyona neden olabilir”, “Bu ürün 16 yaşın altındaki kişilerin kullanımına uygun değildir”, “Geçici ‘kara kına’ dövmesi alerji riskini artırabilir”, “Kaş ve kirpik boyamak için kullanmayınız”, “Gözle temas halinde derhal bol su ile iyice yıkayınız” uyarılarından biri ya da birkaçı yer alacak.

Yoğurt yüksek tansiyonu düşürüyor

Yoğurdun, yüksek tansiyonu düşürdüğü belirlendi. Amerikan Kalp Vakfı`nın araştırmasında, kaloriyi artırmadan öğünlere yoğurt eklenmesinin yüksek tansiyonu düşürebileceğini gösterdi. Araştırmaya, başlangıçta yüksek tansiyonu olmayan 2 binden fazla kişi katıldı. 15 yıl süren araştırma boyunca 3 farklı dönemde katılımcıların yoğurt yeme alışkanlıkları değerlendirildi. Yoğurt yeme alışkanlığına sahip kişilerde yüksek tansiyon riskinin az ve büyük tansiyonunun normal olduğu görüldü. Araştırmacılar, üç günde bir yaklaşık bir kase yağsız yoğurt tüketenlerde yüksek tansiyon riskinin yüzde 31 düşük olduğunu vurguladı.

emekli hastalarda bu ücret hastadan elden alınmadığından maaşından kesilerek alınmaktadır.Acil servis hastalarında ise 12TL acil girişten dolayı eczaneye gittiğinde alınmaktadır. Ayaktan tedavi gören hastalarda ise 3TL reçete ücreti alınırken reçetede 3 ten fazla ilaç var ise enjektabl (iğne) hariç ,her ilaç için 1TL eklenmektedir.Bu tür muhasebe hastaların kafasını karıştırmaktadır.Ancak uygulama zorunlu olduğu için biz eczacılar tarafından yapılan bilgilendirmenin yeterliliği tartışmaya açıktır.


spor

Divriği

Mayıs 2013

11

DEMİR ÇELİK DİVRİĞİSPOR YİNE ZİRVEDE

Sivas Amatör Liginde İlçemizi büyük bir başarı ile temsil eden D.Ç.Divriğispor bu senede küçük bütçesine rağmen güçlü rakiplerini geride bırakarak ikinci sırada tamamladı ve Bölgesel Amatör Lige çıkma yolunda önemli bir adım atmış oldu. Sivas ilinin Bölgesel Amatör Ligdeki temsilcileri

Zaraspor’un şampiyonluğa oynaması ve yine diğer bir temsilcimiz Özel İdarespor ‘unda düşme potasında olmasından dolayı ligi ikinci sırada tamamlayan temsilcimizin BAL Ligine çıkma şansının çok yüksek olduğu belirtildi.Demir Çelik Divriğispor Kulüp Müdürü Hüseyin GÖÇER gazetemize yaptığı açılamada şunları belirtti “Öncelikle yayın hayatına yeni başlayan gazetenizin Divriği’mize hayırlı ve uzun soluklu olmasını diliyorum. Spor Kulübümüz uzun yıllar 3.Ligde mücadele etmiş fakat 2007 - 2008 sezonun-

da talihsiz bir şekilde ligden düştük ve tabir yerinde ise sahipsiz bırakıldık fakat aynı dönem Divriği’de Belediye seçimlerini kazanan Başkanımız Hakan GÖK kulübe sahip çıkarak geçen sene ligi lider bu sezon ise ikinci bitirerek sürekli zirveye oynayan bir takım yarattı. Türkiye’de Amatör Liglere verilen daha doğrusu verilmeyen önem hepinizin malumu biz Federasyondan bir kuruş para almadan tabir yerinde ise yoktan var olan kulüpleriz bütün masraflarımız kendi içimizden karşılayarak yolumuza devam ediyoruz bu anlamda bizleri yalnız bırakmayan maddi desteklerini bizlerden esirgemeyen Oyak Ermaden Gurubuna, iyi ve kötü günde sürekli yanımızda olan Belediye Başkanımız Hakan GÖK’ e bir kez de sizlerin aracılığıyla teşekkür ederim ‘dedi. Ligi ikinci bitiren D.Ç.Divriğispor’un kupası düzenlenen törenle Zara İlçesinde verildi.

ANKARA DİVRİĞİ KÜLTÜR DERNEĞİ KÖYLER ARASI 9. GELENEKSEL FUTBOL TURNUVASI BAŞLADI

Ankara Divriği Kültür Derneğinin düzenlemiş olduğu geleneksel köyler arası futbol turnuvası başladı. Turnuva hakkında bize bilgi veren Barış YILMAZ “Her sene olduğu gibi bu senede 9.sunu yapacağımız geleneksel Ankara Divriği Köyler arası futbol turnuvasında 15 köy takımının katılımıyla 21 Nisan 2013 Pazar günü saat 11:00 de kızlar takımının 15 er dakikalık maçıyla başlatılacaktır. A ve B grubuna ayırdığımız takımlar kendi aralarında yaptıkları maçlar

doğrultusunda 3 er puanlık sistemde her gruptan 4 er takım bir üst tura yükselecektir ve yarı final, çeyrek final, final şeklindeki program ile yaklaşık 9 hafta sürecektir turnuva. Turnuvamızın coşkulu bir festival havasında geçmesinin ve birleştirici bir unsur olmasını amaçlıyoruz.” Diye söyledi. Turnuvaya katılan köyler: Kaledibi, Güneyevler, Göndüren, Sogu-

cak, Yalnızsöğüt, Susuzören Eğrisu, Höbek, Ödek, Avşarcık, Ürük, Bahtiyar, Divriği karması (Mursal, Karasar, Odur), Mamuağa köyü, Divriği karması 1 (Şahinköy, Palha, Venk) Futbol Turnuva Komitesi ise ; İbrahim SÖKMEN, Cemal ŞAHİN, Haydar ARSLANALİ, Alirıza YERLİKAYA, Hurşit ÜLGER, Veli TÜRK isimlerinden oluşuyor.

Kadının adı sporda da yok Sistematik kadın cinayetlerine toplum alıştırılmaya çalıştırılırken ve kadın baskı altına alınarak ötekileşme operasyonu içindeyken; bizim payımıza düşen spor içindeki kadını incelemeye kalkmak farklı bir bakış açısı olacağı kanısındayım. Sayın Dr. Canan Koca Arıtan’ın başkanlığını yaptığı KASFAD ( Kadınlar için Spor ve Fiziksel Aktivite Derneği) tarafından yollanan rapor ve derginin içeriği kadının spordaki yeri hakkında inanılmaz bilgiler vermektedir. Öncelikle olumlu bakış açısında; kadının kazançlarının genel görüntüsünün haritasını çizmek lazım ki olumsuzlukları daha net algılayalım. “Fiziksel aktiviteye katılan kadınların yaşamına katkısı ne dersek; Psikolojik sağlığımda ve sosyal ilişkilerde olumlu gelişmeler, kendine güven, sosyal çevre edinme, kamusal alanda var olma, hayata olumlu bakış, hayatlarının anlam kazanması ve en önemlisi özgürlük ve bağımsızlık duygularının geliştirilmesidir.” “ Kadınların ve kız çocuklarının spora katılımları toplumsal cinsiyet temelli kalıp yargılara ve ayrımcılığa karşı meydan okuyucu bir özelliğe sahiptir ve bu anlamda toplumsal cinsiyet eşitliğine katkısı söz konusudur.” Yapılan araştırmalarda, bir ev hanımın itirafı çok şey ifade

Öğr. Gör. Müslüm Gülhan

etmektedir.

engellemektedir.”

“ Spor evden çıkmak için bir araç. Evden çıkmak lazım!”

Bana göre dergideki en önemli anlatım erkek egemen spor yapısına yöneliktir.

Erkek egemen politikaların ve sosyal yaşantının olduğu bizim gibi toplumlarda ise engeller; olumsuzluk öğelerini daha fazla ön plana çıkarmaktadır. Tekrar KASFAD dergisine döndüğümüzde; olumsuzluk saptamalarını çok özenli bir şekilde ortaya koymaktadır. “ Kadınlara yüklenen toplumsal roller ve çocuk bakımı kadını evin içine mahküm eden sosyal rol olarak çizilmiştir. Toplumsal cinsiyet rolleri ve toplumsal beklentiler kadınların spor ve fiziksel aktiviteye katılmanın önündeki en önemli engeller arasındadır.” “Türkiye’de eğitim, sağlık ve ulaşım gibi temel hizmetlerdeki yararlanma ve çalışma yaşamında karar alma mekanizmalarına katılım konularında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden dolayı ve işgücüne katılım, istihdam ve az ücret almaları fiziksel aktivite ile spora katılmalarını engellemektedir.” “Çok sayıda kadın kamusal alanda fiziksel ve cinsel saldırıya ve şiddete maruz kaldıklarından dolayı kendilerini güvende hissetmedikleri bilinmektedir. Bu güvensizlik anne-babaların kız çocuklarını tek başlarına spor takımlarına katılımlarını

“ Kadınların spora katılımlarının erkeklerden az olmasının nedenlerinden biri spordaki sayısal ve kültürel erkek egemenliğidir. Spor, erkeklerin hem sayısal hem de kültürel üstünlüğünü temsil eden bir alandır. Kadınların spor alnındaki temsili oldukça azdır. Son yıllarda kadınların spor alanında etkinliğinin artmasına rağmen ( Olimpiyatlara katılan kadın sayısının fazlalığı ve başarıları) bu değişim çok yavaştır. 2011 verilerine göre Türkiye’de sporcuların%9.98’ini ve antrenörlerin %18’ini kadınlar oluşturmaktadır. GSGM’ de görev yapanların %87.8’ini erkekler, %12.2’ini kadınlar oluşturmaktadır. Spor federasyonlarındaki toplam üst düzey yönetim kademelerinin yalnızca %4.2’sinde kadınlar yer almaktadır. Spor ve fiziksel aktivite yapılan alanların erkeğe özgü olduğu anlayışı, erkeklerin sayıca fazla olması ve mekanların erkeklerin ilgilerine göre düzenlenmesi gibi nedenler kadınların spor yapmamasına etken olan ayrımcılıklardır.” Kimse Aslı Çakır Alptekin’in, Gamze Bulut’un ve Nur Tatar’ın arkasına sığınarak kendini kandırmasın, onlar sadece kadınlar için ilham ve cesaret kaynağı olurlar.


Divriği

Divriği Kültür Derneği Adına

Genel Yayın Yönetmeni Gamze YILDIRIM

Reklam Sorumlusu Hülya GÜRÜNLÜ ATAKUL

İmtiyaz Sahibi Cafer ÇELİK

Editör Didem YILMAZ

Yazı İşleri Müdürü Hülya GÜRÜNLÜ ATAKUL

Görsel Tasarım Hakan KURUÇAY

Yayına Hazırlayanlar Gamze YILDIRIM Nuriye ALSANCAK Didem YILMAZ Cem SOLMAZ Ekrem KÖSEDAĞI Fatih GÜRÜNLÜ

Abone ve isteme adresi: İstiklal cad. Suriye Pasajı No:348/2 Beyoğlu İstanbul 02122922020 cagdasdivrigi@gmail.com Köşe yazılarının sorumluluğu yazarlarına aittir.

DİVRİĞİ CEM EVİ VE KÜLTÜR MERKEZİ Bir tuğla da sen koy kampanyası

Divriği, uygarlıklara başkentlik yapmış tarihi ve Ulu Cami, Kale, Meşhur Konaklarını barındıran kültürü ile dimdik ayakta duran; günümüze değin gelmiş bir ilçedir. İlçemizde katkısı olacağı düşüncesiyle turizm adına çalışmalar yapılması öngörülmektedir. Bence maksat Divriği’nin tüm güzelliklerini açığa çıkarıp Divriği’yi yaşanabilir bir örnek kent olarak yüzyıllara taşımaktır. Bu şirin ilçeye bağlı 109 köyün ve onlarca mezranın neredeyse % 85’i Alevi yurttaşlardan oluşmaktadır ve bu halk yüzyıllardır ilçelerinde bir cemevinin olmamasının eksikliğini yaşamaktadır. Ancak ellerinden bir şey gelmediği için ibadetlerini köylerinde yapmaktadırlar. Bu eksikliği 10 yıl önce tespit eden Çamşıh Hüseyin Abdal Derneği yöneticileri Ulu Cami yakınındaki mezarlığa yakın bir yerde eski bir binayı cemevi yapmak üzere Millî Emlak Müdürlüğünden istemiştir. Millî Emlak Müdürlüğü yeri ihaleye çıkarmıştır. İhaleyi kazanmamıza rağmen türlü engellemeler ve şikâyetler ile ihale iptal edilmiş, cemevi yaptırma projesi de rafa kaldırılmıştır. Yıllar sonra yapılan seçimlerde CHP’li Hakan Gök, belediye başkanı seçilmiş o da Divriği’de bir cemevi olması gerektiğini düşünmüş ve kendi başkanlığında bir Cemevi ve Kültür Merkezi yapmak için harekete geçerek Divriği halkını müjdelemiş, onlardan destek istemiştir. Divriği Belediyesinin mülkü olan çarşıya yakın bir yerde 1000 metrekarelik bir arsayı meclis kararı ile bu işe tahsis ettirmiştir. Belediye, şartlı bağışlarla yapılmasını karara bağladığı Cemevi ve Kültür Merkezi inşaatını bir müteahhide ihale yolu ile vermiş, yüklenici firma hafriyatı yapıp temeli atarak çalışmalarının en önemli ve zor bölümünü bitirmiştir. İlk başlarda hayli sevinçli ve istekli görünen halk daha sonra türlü engellere maruz kalan, şikâyetlerle

Köyümüzde hasta ve yaşlı bir akrabamız vefat etmişti. Çevre köylerden de gelen köylülerimiz toplanmışlardı, gelenler birbirini öpüp aileye başsağlığı diliyorlardı. Köyümüzde Dede de vardı. Çağırmışlardı, dede geldi. Cenazeyi yıkayıp defnetmek istiyorlardı. Geleneklere göre cenaze fazla bekletilmezdi. Kazanlarla su ısıtmaya başladılar, ağaçtan bir masa yaptılar, üzerine tahta ve muşamba çaktılar. Mevtayı getirdiler, binanın yanına koydukları masanın üzerine yatırdılar. Çarşaflarla perde yaptılar, yıkayıp omuzlarına alarak köy çıkışında bulunan bir taşın üzerine götürüp bıraktılar. İlgi ile izliyordum. Dede onları sıraya dizdi, dua ettiler, mevtayı tekrar omuzlarında mezarlığa götürüp dualarla gömdüler. Sonra köye geldik cenaze evinde yemek verdiler, helva verdiler kimileri sandalyede kimileri de yerlerde oturarak yemeklerini yiyordu. Biz de babamla evimize dönmüştük. Dikkatimi çekmişti: Cenaze yıkama neden kapalı yerde değil de açıkta, neden yıkadıkları su sokağa akıyordu? Rahmetli babama sordum, babam da: “Oğlum cenaze yıkayacak yerimiz yok ondan burada yıkayıp götürdük, eskiden beri hep böyle yapılıyor.” dedi. Şimdi 2013 yılındayız ve bizim 8 pare Çamşıh köylerinde bile en az 4 adet gasilhane ve cenaze saklama odası var. Yine geçen yıl Divriği’de bir cenazeye katıldım. Bilirsiniz Alevi cenazelerine katılan canlara orada can aşı dediğimiz bir yemek verilir, bu bir gelenektir. Çünkü cenazeye katılanların uzaktan da gelmiş olabileceği düşünülür. Cenaze sahipleri veya yakınları acılarının yanında bu geleneği de düşünmek zorundadır. Cenazeden sonra mezarlıkta minibüslerin içinde insanlar ayakta yemek yiyorlardı. Bu manzarayı görünce üzüldüm. Başkanımız Hakan Gök ile konuştuk: “Haydar ağabey, burada bir cemevimiz olsa bu lokmalar, 40 yemekleri mezarlıkta, sokak aralarında, barakalarda ya da duvar başlarında verilir mi?” dedi. “Haklısın başkanım, gerçekten cemevi yapmakta çok geç kalmışız.” demekten kendimi alamadım.

DKD Bu İşe Neden Soyundu?

mühürlenen inşaatın yapım sürecinin uzaması ve zamanın kaybolmasından dolayı projeden soğumuş ve bir durağanlık başlamıştır. Başkan Hakan Gök Cemevi ve Kültür Merkezi yaptırmak için bankadan şartlı hesap açsa da bu hesaba fazlaca bir bağış yapılmamıştır. Parasızlık ve ilgisizlikle Alevilerce olmazsa olmaz dediğimiz Cemevi projesinin devam edilebilmesi için çıkış yolları araştırılmıştır. Artan ısrarları üzerine Başkan, meclisten yüklenici firmaya alacağının ilk bölümünün ödenmesi ve karşılıklı kit ihalesinin iptali konusunda yetki almış, borcun ilk taksitini de gelen şartlı bağışlarla ödeyip ihaleyi iptal etmiştir.

Divriği’de Neden Bir Cemevi? Yazıma başlarken bu güzel kentin yaşanabilir bir kent olması gerektiğini vurgulamak istemiştim. Bugün gelinen noktada görüyorum ki belediye başkanımız elinden geleni yapıp bu konuda hassas çalışmalar yürütmektedir. Benim 1997 yılından beri gidip geldiğim bu güzel kentte yaşayan Alevi ve Sünni yurttaşların birlik beraberlik içinde yaşayıp gittiklerini görüyorum. Elbette ilçemizde türlü eksiklikler vardır ama ben en çarpıcı eksikliği gördüğümde donup kalmıştım. Eksikliğin ne olduğunu yaşadığım birkaç örnekle açıklamak istiyorum: Sanıyorum yaşım 12-13 civarındaydı.

Divriği Belediye Başkanımız Hakan Gök’ün başlattığı cemevi projesinin yaşadığı ve geldiği süreci yukarıda anlattım. İstanbul’daki Divriği Kültür Derneği yönetici ve üyeleriyle birlikte bu yıl derneğimizin 60. yılını kutladık. Bu coşku ve varoluş bizleri her zaman mutlu etmiştir. İstanbul’daki tüm köy derneklerimizin üst derneği olan DKD’nin bir okul gibi gençleri yetiştirmek ve geleceğe hazırlamak için gerekli her türlü zemini bünyesinde taşıdığını hepimiz biliyoruz. Bu okuldan mezun olan eski başkanlar, yöneticiler ve üyeler ile bir araya gelerek belediye başkanımızın şartlı bağışlarla yapılmasını planladığı Cemevi ve Kültür Merkezi projesinin yaşadığı durağanlığı dikkate alarak toplantılar yapılmıştır. Toplantılarda bu işe hız verip belediyeye ait olan arsa ve üzerine yapılan temeli satın almaya karar verilmiştir. Divriği Kültür Derneği yöneticileri Divriği’de bir cemevi yapılması için tüm gücünü kullanarak ileride doğabilecek her türlü sıkıntının giderilmesi amacı ile tapuyu dernek adına almak istemiştir. Bu teklifi Sayın Hakan Gök’e ilettiğimizde o da olumlu karşılamış, arsa bedeli ve mü-

teahhide olan borç ile projeyi ihaleye çıkarabileceğini ve inşaat bitene kadar da yine kendisinin ilgilenip cemevinin yapımında yardımcı olacağını söylemiştir. “Kim yaparsa yapsın ben elimden geleni yapar yardımcı olurum, yeter ki Divriği’ye bu tesisi yapalım ve bu ihtiyacı giderelim; tüm yasal işlemler tamamdır, hiçbir eksik yoktur. Nisan ayının ilk haftasında meclisten yetki çıkarttım, nisan sonu veya mayıs ayı içinde ihalesi yapılıp tapu dernek adına geçirilebilir.” dedi. Bunun üzerine DKD yönetimi, bu projeye tüm Divriğili iş adamları, bürokratlar, avukatlar, mühendisler, öğretmenler ve tüm yurttaşlardan olduğu gibi Alevi inancına gönül vermiş değerli dostlarından da destek vermesini istemektedir.

DKD Cemevi Yaptırma ve Bağış Toplama Komisyonu Proje çalışmalarını koordine etmesi için ve her zaman DKD’nin yanında yer alacak bir komisyon oluşturulmak istenmiştir. Bu komisyona Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Yağbasan köylümüz Gülten TOZANLI, yine aynı köyden DKD eski başkanlarından Safi KARAYALÇIN, Çamşıh bölgesinden eski başkan yardımcılarından Ali Haydar YALÇIN, Kale Kilit Holding Yönetimi Başkan Yardımcısı Timisi köylümüz Kenan KIZILTAN, eski başkanlarımızdan Yusufşeyh köylümüz Rıza Gürünlü ve eski yöneticilerimizden Timisi köylümüz Birsen KIRATLI seçilmiştir. Ayrıca tüm dernek başkanları da komitede görevli sayılmış, kendi köylerindeki iş adamlarıyla görüşme yapmaları kararı alınmıştır. Komisyona seçilen dostlarımız DKD’nin yarım kalan Cemevi ve Kültür Merkezi inşaatını yapmak istemesini, atılan bu adımın çok yerinde olduğunu Divriği’de mutlaka bir cemevi olmasını istediklerini, DKD’nin yanında olduklarını ifade ederek hemen göreve başlamıştır. Önce 56 köy derneği yöneticisine telefon ederek köylerindeki iş adamlarına ait isim listesini bir hafta içinde DKD’ye getirmeleri ve nisanın 27’sine kadar köylülerinden cemevine yapacakları bağışları toplamaları is-

tenmiştir. Tüm dernekler topladıkları bağışlarla nisan ayının 27’sinde akşam saat 19.00’da DKD’de topladıkları bağışlarını makbuz karşılığında komisyona verecektir. Bağış yapan her dostumuzun ve derneğimizin isminin ilan edileceği bilgisi başkanlara verilmiştir. Bir kısım köy derneği iş adamları listelerini vererek komisyon çalışmalarının başlamasını sağlamıştır. Komisyon, randevu alıp Divriğili iş adamlarını ziyaret ederek Cemevi ve Kültür Merkezi inşaatının devamı için yardım toplamaya devam etmektedir. Bu konuda ulaşamadığımız iş adamlarımızın da duyarlı olmasını ve katkı sağlamasını bekliyoruz...

Divriği Cemevi ve Kültür Merkezinin Yeri ve Özelliği Cemevi ve Kültür Merkezinin yeri çarşıya yakınlığı ile çok isabetli bir seçim olmuştur. Köylülerimizin haftanın beş günü Divriği’ye gidip gelmeleri bilhassa Sadık Özgür Devlet Hastanesinin açılışından sonra daha da yoğunlaşmıştır. Minibüs ile gelen köylülerimiz araçlarını sokaklarda, bakkallarda, kahvelerde, duvar diplerinde, ağaç gölgelerinde beklemekteler. Cemevi ve Kültür Merkezi yapıldığında bu sıkıntıdan kurtulacak olan köylü kadınlarımız, çocuklarımız ve yaşlılarımız geniş bir parka sahip içinde çay içecekleri, yemeklerini yiyecekleri alanlarda oturup araçlarını bekleyeceklerdir. Her katı 600 metrekare olan beş katlı cemevinin gasilhanesi, cenaze bekletme dolapları, cenaze kaldırma alanları var olacağı gibi cenaze ve kırk yemeklerinin verilebileceği yemekhaneleri, mutfakları da olacaktır. Orada yaşayan Alevi yurttaşlarımızın ibadetlerini yapacakları cem salonu, konferans ve tiyatro salonu, olacaktır. 2000 üniversite ve lise öğrencisinin var olduğu ilçemizde yararlı olacağına inandığımız kültür ağırlıklı alanları ile kültürel çalışmaların olduğu kurs odaları ve kütüphanelerinin de olması istendiği bu komplekste her şey düşünülerek yapılacak ve tüm ihtiyaçlar karşılanacaktır. Divriği Cemevi ve Kültür Merkezi binasının çevresi, peyzaj düzenlemesi ile Divriği tarihsel dokusunu bozmayacağı gibi bu dokuya katkısı olacağı kanaatini taşıyorum. Tüm Alevi dostlarımızın bu projeye katkı sağlaması gerekmektedir.

“Bir Tuğla da Sen Koy Kampanyası” Komisyon, nereden nasıl bağış toplanacağı konusunda türlü kaynaklardan yararlanma toplantıları yapmıştır. Komisyonumuz iş adamlarımızı

arayıp randevu alarak ziyaretlerini yapmaya başlamışlardır. Bu projede sizlerin de bir lokması olması Divriği’deki çok önemli bir eksiği tamamlayıp orada yaşayan dostlarımızın mağduriyetini önleyecektir. Bu nedenle herkesin duyarlı olması gerekir. Bu kampanyayı olabildiğince çok kişiye duyurmak ve yapılacak bağışları zamanında kullanmak Divriği’nin Cemevi ve Kültür Merkezine bir an evvel kavuşmasını sağlayacaktır. Kampanyamızı duyurma kaynakları kısıtlı değildir. Yerel gazeteler, televizyonlar, radyolar, sosyal paylaşım siteleri, mail ve mesaj sistemleri ile her türlü iletişim aracını kullanarak kampanyamızı elimizden geldiğince duyurmaya çalışıyoruz. Bu yazımızı okuyan herkes bizlerin yaptığı gibi imkânları dâhilinde bu sürece katkı koyup kampanyayı yaymalı, Alevi yurttaşlarımız desteklerini vermelidir. Bu kampanyaya İstanbul DKD dışında Ankara DKD, İzmir DKD, Antalya DKD’nin de aktif olarak katılıyor olması, tüm dostlarımızın bu projenin yanında yer alması Divriği’mizde bir Cemevi ve Kültür Merkezinin kısa zamanda bitirilip hayata geçirilmesini sağlayacaktır.

Divriği Cemevi ve Kültür Merkezi İnşaatı için Nasıl Bağış Yapılacaktır? a) Vereceğimiz Banka Hesabına: 1) Halk Bankası, İstanbul, Galatasaray Şubesi Şube No.799 Hesap No.16000096 TR78 0001 2009 7990 0016 0000 96 b) Bağış toplama heyetine makbuz karşılığı c) DKD merkezine makbuz karşılığı d) Telefon ederek yönlendirme yolu ile: DKD İstanbul Tel: 0212 292 20 20 e) İlan edeceğimiz kampanyalar yolu ile: Facebook- Divriği Kültür Derneği

Çağdaş Divriği Gazetesi’nin Yayın Hayatına Başlaması Üzerine Divriği Kültür Derneğinin böyle bir yayını tekrar hayata geçirerek üyelerine dağıtması çok olumludur. Ben inanıyorum ki kültür ağırlıklı gazetemiz Divriği haberlerini, Divriği’nin geçmişi ve geleceği ile ilgili kültürel çalışmaları, ozanları, şairleri, yazarları, politikacıları eğiticileri bu gazetede üyeler ile paylaşacak, yetenekli kadrosuyla yöremizde aranan etkili bir medya organı olarak hayatını sürdürecektir. Bu gazeteye emeği geçen dostlara şimdiden teşekkür ediyor, iyi çalışmalar diliyorum.

Cem Evi Yaptırma Komisyonu adına Ali Haydar Yalçın


cagdas divrigi gazetesi mayıs 2013