Issuu on Google+

2013 5 Ocak - Mart

Çevre ve Şehircilik Bakanı

Erdoğan Bayraktar’a

Fahri Doktora Ünvanı Verildi.

’ün Üzerinde Yabancı

Öğrenci


Erol Kardeşler

İnş. Tur. Nak. Gıda San. ve Tic. İth. İhr. Ltd. Şti.

Üniversite Kantin Yemekhane Hizmetleri Devlet Okulları Kantinleri ve Yemekhanleri İşletmeleri Sandviç, Tost Ekmekleri İmalat ve Dağıtım Yemekli Organizasyonlar

Çubuklu Mah. Nazımtur Cad. No:96 Kavacık - Beykoz / İSTANBUL erkilic@ttmail.com

T: (0216) 425 44 44 F: (0216) 537 19 20


T.C. FATİH SULTAN MEHMET

GENEL YAYIN YÖNETMENİNDEN

VAKIF ÜNİVERSİTESİ 2010

T.C. FATİH SULTAN MEHMET VAKIF ÜNİV. ADINA SAHİBİ

Prof. Dr. Hikmet Özdemir Mütevelli Heyeti Başkanı

GENEL YAYIN YÖNETMENİ

Ayhan Tuğlu

Cihangir Boz EDİTÖR

Bahar Avcı YAYINA HAZIRLIK

Sevgili Okurlar, Bültenimizin beşinci sayısında tekrar sizinle buluşmaktan mutluyuz.

Alim Türkyılmaz Mustafa Yüce Yrd. Doç. Dr. Eyüp Sabri Kala Yrd. Doç. Dr. Ahmet Avcı Öğr. Gör. İlhami Danış Vahdettin Işık Bedia Tekin Fatih Karataş İsmail Öz Kudret Doğan Nilüfer Çeken

Üniversitemizin sahip olduğu misyon, yüklenmiş olduğu tarihi bilinç, üstendiğimiz “tarihin derinliklerinden bilimin ve sanatın ufuklarına “ sloganı bizlere ayrı görev ve sorumluluk vermiştir.

FOTOĞRAF

Öğrencilerimize verdiğimiz kaliteli eğitimin yanı sıra yapmış olduğumuz sayısız konferans, sempozyum, panel, sergi ile de Türkiye’nin entellektüel gelişimine katkı sağlamaktayız. Üniversitenin sadece eğitim, öğretim verilen bir yer olmadığının farkındayız ve bu farkındalığı öğrencilerimize aşılamanın gayesindeyiz.

Fatih Yerlikaya TASARIM

www.galaksiajans.com.tr

İLETİŞİM T.C. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Zeyrek Mah. Büyükkaraman Cad. No:53 Fatih/İSTANBUL Tel: 0212 521 81 00 Faks: 0212 521 84 84 www.fsm.edu.tr bulten@fsm.edu.tr BASKI Aktif Matbaa ve Rek. Hiz. San. Tic. Ltd. Şti. Halkalı Cad. No: 245 Sefaköy K.Çekmece / İST. Tel: 0212 698 93 54 - 5

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ

Üniversitemiz her ne kadar yeni, genç bir vakıf üniversitesi olsa da, köklerini 1471 yılına kadar dayandırmaktadır. Fatih’in 1471’de (H.875) kurduğu vakfiyenin eğitim ile ilgili basılı hükümleri bizlere güç ve sorumluluk yüklemektedir. Üniversitemiz her geçen gün büyümekte, dünyanın değişik bölgelerinden Çin, ABD, Almanya, İngiltere, Etiyopya, Azerbaycan, Japonya, Suudi Arabistan…gibi 30 değişik ülkeden öğrenciyi bünyesinde barındırmaktadır.

Bültenimizin bu sayısında öğrenci kulüplerimiz ve yapmış oldukları etkinlikler, gerçekleştirmiş olduğumuz konferans, sempozyum, panel ve sergiler, yayın dünyasına kazandırmış olduğumuz yayımlarımız gibi dolu bir içerikle karşınızdayız. Biz üniversitemizde öğrencilerimize “sadece eğitim değil, değerde” veriyoruz.

Saygılarımızla

Ayhan Tuğlu

1


Sürekli Eğitim Merkezi

T.C. FATİH SULTAN MEHMET

Başkandan

4

43

VAKIF ÜNİVERSİTESİ 2010

Erdoğan Bayraktar’a Fahri Doktora Ünvanı Verildi

5

Akademik İşbirlikleri

46

Prof. Dr. Ümit Doğay Arınç

Sergi

Kültür Merkezi Açıldı

47

7

Öğrencilerimizle Röportajlar

2

8

Ziyaretler

48

Basında Üniversitemiz

Öğrenci Faaliyetleri

54

13

Akademik Etkinlikler Konferanslar Sempozyumlar…

27

Kütüphane

42

Makaleler İzlenimler

59

Yayın Tanıtımları

70


Sevgili Gençler, Değerli Veliler, İstemek, okumak, bilmek ve sonunda bir hedefe ulaşmak… 2013 yılında iki milyona yakın gencimiz bunun için çalıştı, çaba harcadı. Okuryazar olmayı bile önemli bir değer saydığımız dönemlerden bugünlere geldik. İyi bir okula gidip kaliteli bir eğitim alabilmek ve hayata daha iyi hazırlanmak amacıyla anlamlı bir yarışın mücadelesini veren gençlerimizin yanında olmak ve standartlarımızı gün geçtikçe yükseltmek bizlerin esas hedefidir. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi olarak bizler bu yılda 15’in üzerinde önlisans ve lisans programına, 10’un üzerinde yüksek lisans ve doktora programına öğrenci aldık ve ailemiz hızla büyüdü. Ailemiz büyürken mekânlarımız da arttı ve genişledik. Kurucularımızla, çalışanlarımızla ve öğrencilerimizle kurduğumuz bu aile, nitelik olarak da gittikçe gelişme göstermektedir. Üçüncü yılımızda bizi seçen öğrencilerimizin puan değerleri geçen yıllara göre % 20 oranında artmış bulunmaktadır. Öğrencilerimizin yaklaşık

%60’lık kısmı değişik oranlarda burslu okuyor. Öğrenci kulüplerimiz çeşitli programlarla etkinliklerini sürdürüyorlar. Arapça ve İngilizce hazırlık sınıflarında başarılı olan öğrencilerimizin bir bölümü yabancı dillerini geliştirmeleri için gruplar halinde üniversitemiz tarafından yurtdışına gönderildiler. Mühendislik bölümlerimizdeki öğrencilerimiz resmî ve ticarî kuruluşlarda stajlarına başladılar. Üniversite dergimizle ve öğretim üyelerimizin eserlerini yayımlamak suretiyle bilimsel yayınlara da başlamış bulunmaktayız. Bunlarla birlikte ulusal ve uluslararası sempozyumlar, paneller, konferans ve seminerler, panellerle, öğrenci etkinlikleriyle dolu dolu geçirdiğimiz bir eğitim-öğretim yılını daha geride bırakıyoruz. Bu bizim için aynı zamanda yeni bir dönemin başlangıcı demek. Dememiz o ki bizler de sizler gibi heyecanla yeni dönemin hazırlıkları içindeyiz. Sevgili öğrencilerimiz, hedeflediğiniz programları kazanmanızı diliyorum. Sevgi ve saygılarımla…

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

YENİ BİR DÖNEME GİRERKEN...

3


HEDEFIMIZ: ULUSLARARASI SEÇKIN BIR ÜNIVERSITE F

4

atih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, eğitim-öğretim faaliyetlerine başladığı günden beri her türlü akademik, bilimsel araştırmalara ve toplumsal etkinliklere uluslararası boyut katarak toplumun ve insanlığın hizmetine sunmak, sosyal, kültürel, teknolojik vb. alanlarda bilimsel verilere ulaşmak, bilime katkı sağlamak, bilimde yeni başarılara imza atmak suretiyle donanımlı öğrenci, nitelikli insan yetiştirmeyi gaye edinen bir yükseköğrenim kurumudur. Bunlarla birlikte ulusal ve uluslararası bilim ve teknoloji dünyası ile bağlarını geliştirme, dünyadaki nitelikli üniversiteler ile sağlam ve güçlü ilişkiler kurma öncelikli hedefimizdir. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Asya’dan Avrupa’ya, Afrika’dan Balkanlara, Kafkaslardan Ortadoğu’ya kadar öğrenci ve öğretim elemanı kabul etmiş, takriben 24 seçkin öğretim elemanı ve 100’e yakın öğrenci üniversitemizi tercih etmiştir. Şu anda 1500’ü aşan öğrencisi ile eğitim faaliyetlerini devam ettiren üniversitemize ABD, Almanya, Arnavutluk, Azerbaycan, Bulgaristan, Çin, Endonezya, Etiyopya, İngiltere, Fas, Filipinler, Filistin, Japonya, Gabon, Kazakistan, KKTC, Kuveyt, Makedonya, Mısır, Moritanya, Özbekistan, Rusya, Senegal, Sırbistan, Suriye, Suudi Arabistan, Tacikistan, Ürdün, Yemen, Yunanistan, başta olmak üzere üniversitemizde öğrencisiyle temsil edilen ülke sayısı 30’u geçmiştir. Üniversitemiz kısa sürede geldiği bu noktada fakülteler, bölümler, enstitüler, meslek yüksekokulları, hazırlık okulları, bilimsel altyapısı ve laboratuvar imkânlarıyla yürüttüğü proje ve çalışmalarıyla, yurtdışında gerçekleştirdiği ikili antlaşmalarla ülkemizde ve dış dünyada kısa sürede tanınan bir bilim kuruluşu olma başarısını elde etmiştir. Dünya üniversiteleri ile bütünleşmiş, eğitimde akreditasyon çalışmalarına başlamış, ulusal ve uluslararası projeler konusunda önemli çalışmaları bulunan ve böylece yurtiçi ve yurtdışı eğitim kurumları ile güçlü bağlar kurma gayreti içinde olan bir üniversite olmuştur. Değişim Programları Üniversitemiz yurtiçindeki üniversitelerin öğrenci değişimini esas alan Farabi, yurtdışı yükseköğrenim kurumları arası öğrenci değişimini kapsayan Mevlânâ ve Erasmus Değişim Programlarını ve Bologna Süreci’ni aksatmadan yürütme kararlılığındadır. Bu sebeple 24 Mayıs 2011’de Erasmus Beyannamesi Başvurusu gerçekleştirilmiştir. Erasmus kapsamında öğrenim hareketliliği, staj programı, ders verme hareketliliği, personel eğitim alma hareketliliği, çift yönlü (gelen/giden) olarak sürdürülmekte, hibelerin bütçe takibi ve protokoller ya-

pılmaktadır. Sahip olunan 21 Erasmus anlaşmasının yapıldığı ülke ve üniversiteler bu kapsamda değerlendirilebilir. Uluslararası Akreditasyon İşlemleri ve İkili Anlaşmalar İşbirliklerinin sürekliliği ve ilerletilmesi için düzenli olarak diğer üniversitelerin ilgili birimleri ile temaslar sürdürülmektedir. Üniversitelerin akademik programları, eğitim dili incelenmekte, akreditasyonları soruşturulmakta ve protokoller imzalanmaktadır. Bugüne kadar farklı ülkelerden on altı üniversite ile görüşmeler yapılmış, ikili anlaşmalar yapılarak protokoller imzalanmıştır. Üniversitemizin uluslararası alanda etkin konuma gelebilmesi için Türkçe, İngilizce ve Arapça hazırlık programları sürdürülmekte, İslami İlimler Fakültesi, Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Medeniyet Araştırmaları Enstitüsü yüksek lisans ve lisansüstü programları başta olmak üzere gerek lisan gerekse alan dersleri olarak çeşitli yaz programları organize edilmektedir. Bu programlar ikili anlaşmalar özel dil merkezleri, enstitü ve araştırma merkezleri aracılıklarıyla yürütülmektedir. Birleşik Arap Emirlikleri Lisanü’l-Ulm Merkezi’yle gerçekleştirilen antlaşmayla sekiz ciltlik Arapça Dil Seti (Silsilet’ül-Lisan) üniversitemiz tarafından bastırılmış olup Türkiye’de üniversitelere, ilahiyat fakültelerine, imam hatip okullarına ve Kur’an kurslarına ders kitabı olma özelliği taşımaktadır. İkili antlaşmalar kapsamında ülkemize gelen yabancı öğrenci ve öğretim elemanlarının üniversitemize kabulü için gerekli olan her türlü vize işlemleri, oturum, sağlık sigortası, barınma, kayıt işlemlerinin kontrolü ve evrak takibi vb. işleriyle birebir ilgilenilmekte, kültürel uyum konusunda gerekli çalışmalar yapılmaktadır. Yabancı uyruklu akademik personelin ülkeye gelmeden önce YÖK’e yapılacak başvuruları, YÖK kabul mektubu ile vize sürecinin tamamlanmasına yardımcı olunmakta, çalışma vizesi veya turist vizesi ile gelen akademik personelin oturum ve ikamet belgesi işlemleri iİlgili birimlerimizce yürütülmektedir. Üniversitemiz yönetimi kurulduğu ilk günden bu yana içinde bulunduğu tüm şartları uluslararası seçkin ve saygın bir üniversite olma stratejisiyle kesintisiz sürdürmektedir. Üniversitemizi tercih etmek isteyen öğrenciler gönül rahatlığı içerisinde tercihlerini yapabilirler. Tercihlerinden hiçbir zaman pişman olmayacaklardır. Kaydını yaptıran ve yaptıracak olan tüm öğrencilerimizi tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum Prof. Dr. Hikmet ÖZDEMİR Mütevelli Heyeti Başkanı


SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR’A FAHRİ DOKTORA ÜNVANI VERİLDİ!

Prof. Dr. Musa Duman, Erdoğan Bayraktar

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi

Mühendislik-Mimarlık Fakültesi tarafından Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Erdoğan Bayraktar’a “Gecekondulaşmanın Önemi, Yenileşme ve Dönüşüm” alanında yaptığı üstün çalışmalarından dolayı Fahri Doktora Unvanı verildi. Tören

01.02.2013 Cuma günü Topkapı Yerleşkesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Törene Vakıflar Genel Müdürü Dr. Adnan Ertem, FSMVÜ Mütevelli Heyet Başkanı Prof. Dr. Hikmet Özdemir, Rektör Prof. Dr. Musa Duman, Rektör Yardımcısı Prof. Ümit D. Arınç, fakülte dekanları, enstitü müdürleri, öğretim üyeleri ve öğrenciler katıldı.

? er dil De Ne

Rektör Prof. Dr. Musa Duman açılış konuşmasında Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi camiası olarak kentleşme ve şehircilik tarihimizin parlak bir döneminde imzası bulunan Sayın Erdoğan Bayraktar’a ilgisiz kalamayacaklarını, büyük kentlerimizin yanında Anadolu’nun her bölgesinde insanımıza, ülkemize kolay sahip olunabilen modern ve yaşanabilir mekânlar kazandıran bu imzanın sahibine üniversitemiz adına doktora payesi vermekten onur duyduğunu belirtti.

5


Prof. Dr. Hikmet Özdemir, Erdoğan Bayraktar Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Hikmet Özdemir ise Sayın Erdoğan Bayraktar’ın üniversitemize sağladığı katkılardan dolayı teşekkürlerini beyan etti. Konuşmaların ardından Çevre ve Şehircilik Bakanı Sn. Erdoğan Bayraktar’ın özgeçmişinin ve bu

zamana kadar gerçekleştirdiği çalışmalarının yer aldığı sinevizyon gösterimi izleyicilere sunuldu. Daha sonra Rektör Prof. Dr. Musa Duman tarafından Sn. Bayraktar’a ‘’Fahri Doktora Diploması’’ takdim edilerek cübbe giydirildi.

6

Ne De dil er ?

Erdoğan Bayraktar, Adnan Ertem

Diploma töreninden sonra konuşma yapan Sayın Erdoğan Bayraktar Fatih Sultan Mehmet’in adını taşıyan böyle bir üniversitenin oluşumunda katkıda bulunmaktan duyduğu onuru dile getirip hiçbir zaman desteklerini esirgemeyeceklerini vurguladı. Tören hediye takdimi ile sona erdi.


SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

7

Celal Bayar Üniversitesi Kurucu Rektörü, FSMVÜ Rektör Yardımcısı Prof. Ümit Doğay Arınç’ın ismini taşıyan kültür merkezi Celal Bayar Üniversitesi tarafından geçtiğimiz tarihlerde hizmete sunuldu. Kültür merkezinin açılış töreni Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Manisa Valisi Halil İbrahim Daşöz, Manisa Milletvekilleri Hüseyin Tanrıverdi, Recai Berber, Dr. Muzaffer Yurttaş, Doç. Dr. Selçuk Özdağ ve Uğur Aydemir, Belediye Başkan Vekili Ziya Elmalı, Baro Başkanı Zeynel Balkız, Celal Bayar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve aynı zamanda UGETAM Yöne-

tim Kurulu Başkanı Prof. Ümit Doğay Arınç, Celal Bayar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Pakdemirli, Rektör Yardımcılarımız Prof. Dr. Ali Çelik, Prof. Dr. Süheyla Sürücüoğlu ve Prof. Dr. Erdoğan Özkaya, dekanlar, il müdürleri ve öğretim elemanlarının katılımlarıyla gerçekleştirildi.


ÖĞRENCİLERİMİZ, FAALİYETLER ULUSLARARASI ÖĞRENCİLER VE DAĞILIMI Üniversitemiz gerek bünyesinde çalışan uluslararası akademik personeliyle gerekse dünyanın dört bir yanından gelerek üniversitemizi tercih eden yabancı uyruklu öğrencileriyle hızla büyümeye devam etmektedir. İki yılda sayıları 101’e ulaşan yabancı öğrencilerimiz üniversitemizin uluslararası

vizyonunu temsil etmektedir. %60’ı lisans, %40’ı ise lisans üstü eğitim görmek için gelen öğrencilerimizin %61’i erkek, %39’u ise kız öğrencilerden oluşmaktadır. Fas, İngiltere, ABD, Mısır, Bulgaristan, Makedonya, Almanya, Arnavutluk, Yunanistan, Suriye, Suudi Arabistan, Kuveyt, Ürdün, Çin,

Kazakistan, Azerbaycan, Rusya, Senegal, Gabon, Tacikistan, Özbekistan, KKTC, Sırbistan, Filistin, Etiyopya, Endonezya, Yemen, Moritanya, Filipinler, Japonya gibi dünyanın farklı ülkelerinden gelen öğrencilerimiz üniversitemizin etnik çeşitliliğini ve kültürel zenginliğini ortaya koymaktadır.

ULUSLARARASI ÖĞRENCİLERİMİZİN GÖZÜNDEN ÜNİVERSİTEMİZ RÖPORTAJLAR Mamadou Bassoum (İslami İlimler / Lisans)

8

Mamadou Bassoum, Bedia Tekin Kısaca kendinden bahseder misin? Ben Senegal’den geliyorum. İlkokulu memleketimde okudum. İlk Kur’an-ı Kerim okuyarak eğitimime başladım. Hafızlık yaptım. Hafızlık yaptıktan sonra orada Arapça ve Kur’an dersleri almaya başladım. Okurken temsilci oldum. Çocuklarla ilgileniyordum. Başkent Dakar’a resmî bir okuldan diploma almak için gittim. 1 yıl orda okudum. Türkiye’ye nasıl geldin? Başkentteki Türklerle tanıştım ve onlarla Türkiye’yi ziyarete gittim. Oradaki Türkler beni İstanbul’a davet ettiler. 6-7 ay Türkçe okudum. Yabancı Uyruklu Öğrenci Sınavı vardı, Arapça ya da Fransızca bildiğim için bu sınava katılmadım. İslamî ilimler için

Arapça bölüm araştırıyordum. Bir gün Çamlıca’da camiden çıkarken Mahmud Nurettin Şaban Hoca ile tanıştım, bu üniversiteyi ondan öğrendim. Sonra internetten bu üniversiteyi araştırdım, bölüme mail gönderdim. Onlar da size yönlendirdiler, sizin ofisinize gelerek başvuru yaptım. Türkiye’de kendini nasıl hissediyorsun, buraya ilk geldiğinde yaşadıklarından bahseder misin? Kendimi pek yabancı gibi hissetmiyorum, olumsuz bir his yok daha doğrusu. Olumsuz durumlar çok az yaşamışımdır. Sadece Afrika’yı, bizim kültürümüzü bilmedikleri için bazı insanlar bizim hakkımızda yanlış bilgilere sahipler.


Ülkenle ilgili planlarından bahseder misin? Burada hem ilim alıyorum hem de ahlâkî açıdan kendimi geliştiriyorum. Benim ülkemde -Afrika’dadışardan gelen insanlar sadece iyi yanlarını getirmiyorlar. Geldikleri yerlere kötü alışkanlıklarını da bırakıyorlar, ahlâklarını da bırakıp gidiyorlar. Burada öğrendiklerimi ülkeme aktarmak istiyorum. Buna mezun olmadan başladım. Burada okuyan bir kuzenim var, o da ilahiyat okuyor ve biz orada öğretmenlik yapmak istiyoruz. Orada okul açmak; Fransızca, Arapça, İngilizce eğitim vermek ve SAT gibi uluslararası sınavlar için ücretsiz dersler vermek istiyoruz. Zengin olmayanlara burslu hizmet verebilecek özel bir okul açmak istiyoruz. Vakıfları ve yabancı ülkelerden gelen yardımseverleri bunun için organize edebilmeyi hedefliyoruz. Son olarak bizlere neler söylemek istersin? Türkiye’yi bilmeyen insanlar bu ülke hakkında sadece konuşuyorlar. Buraya gelerek buranın farklı bir ülke olduğunu görmeleri gerek. Türk insanları bizleri, benim gibi dışardan gelenleri çok seviyorlar. Bizi hep ziyaret eden Türkler var. Bize kendi akrabalarıymışız gibi davranıyorlar. Ben kendi öz akrabalarımdan böyle bir yakınlık göremiyorum. Sanki önceden birileri bizim hakkımızda onlara haber vermiş de bunun üzerine bizimle ilgileniyorlar gibi. Hâlbuki öncesinde ne biz bu insanları ne de onlar bizi tanıyordu. Benim memleketimdekiler buralarda sorun var mı diye soruyorlar. Oysaki bilmiyorlar buraları. Sadece izledikleri haberlere inanıyorlar.

Rasha Elborgy (Mimarlık / Doktora) Öncelikle kendinden söz ederek başlayalım istersen. Bir sene önce Mısır’dan geldim. İlk olarak Türkçe öğrenmek istedim; ancak planım doktora yapmaktı. Bunun için dil problemini çözmem gerektiğini düşündüm. Peki yüksek lisansını nerede yaptın? 2010 da Mısır’dan mezun oldum. Buraya ilk kez geldim, bir mastır öğrencisiydim. İlk geldiğimde de restorasyon bursu arıyordum. O dönem birkaç ülkeyi araştırdım. Türkiye’den üç aylık bir burs kazandım, bu yolla İstanbul’a gelmiş oldum. Aslında o program benim için akademik anlamda o zaman için çok da faydalı değildi. Benim bu ülkeye gelip buraları tanıma fırsatı yakalamış olmam hayatımla ilgili tüm planlarımı değiştirmeme sebep oldu. Planlarımı değiştirebileceğim hiç aklıma gelmemişti. Çünkü İspanyolca çalışmaya başlamıştım ve İspanya’ya gitmeye hazırlanıyordum. Türkiye’ye geliş sürecinde yüksek lisansta ilgini çeken kültür ve mimarlık arasındaki bağlantıyı araştırma arzunun etkili olduğunu ifade ettin. Doktora eğitimi sürecinde de mimarlık felsefesi alanında çalışmaya devam etmek istiyor musun? Doktora çalışmamla ilgili neler yapabileceğimi hala araştırıyorum. İletişim kurduğum hocalar hep beni bu yönde bilgilendiriyorlar. Mimarlık felsefesi mastır için ağır bir alandı; ancak doktora için uygun bir çalışma ortamında bu konunun ideal olabileceğini düşünüyorum. Tabi hala araştırmalarım sürüyor ve bir müddet daha devam edecek.

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

Bize ülkenden ve şehrinden bahseder misin ? Benim şehrim 20.000 nüfuslu bir yer. Resmî dili Fransızca. Toplam 8 dil kullanılıyor. Benim dilim Pularca. Doğu Senegal’de bu dil kullanılıyor. Başkentte ise Folofca kullanılıyor, en yaygın yerel dil bu. Benim memleketimin dili Pularca ise kullanılan ikinci yaygın yerel dil. Tabi okullar, televizyonlar hep Fransızca. Ayrıca medreselerden dolayı Arapça da oldukça sık kullanılan bir dil. Medreselerde okuyanlar üniversite eğitimlerine Arapça devam edebilmek için genelde yurtdışında okumayı tercih ediyorlar. Burada aldığın eğitimden memnun musun? Görüşlerini bizimle paylaşır mısın? Burada okuduğum için çok memnunum. Arabistan, Kuveyt, Mısır ve Sudan’da memleketimden giden pek çok arkadaşım var. Biz hepimiz Arapça bir eğitim arayışı içindeyiz. Bu yüzden burada olmaktan çok mutluyum. Dersleri rahat rahat okuyabiliyorum, Türk hocalardan da yurtdışından gelen hocalardan da çok memnunum. Onları tanımış olmak çok güzel. Eğitim metodu, konferanslar, aktiviteler çok faydalı. Lisans sonrası hedeflerin neler? Lisanstan mezun olduktan sonra mümkün olursa akademisyen olarak kalabileceğim bir yüksek lisans programı düşünüyorum. Eğer çalışamazsam eğitimime devam edebilmem zor gibi görünüyor. Böyle bir durumda ülkeme geri dönmeyi planlıyorum.

9


Bizim üniversitemizden nasıl haberdar oldun? İstanbul’da bildiğim üniversiteler arasında araştırma yaparken bu üniversiteye internetten rastladım. Zaten bu ülkede çok da üniversite bilmiyordum. İnternette rastlayınca programı inceledim ve üniversiteye. bir e-mail gönderdim. Bölüm ile irtibata geçtim. Bölüm de beni yönlendirdi ve başvuru- da bulundum. Ben hocaya mail attığımda hemen ikinci gün mailime dönüldü ve enstitüye yönlendirildim. Enstitüde beni sizinle tanıştırdı ve internetten sizinle irtibatımı sürdürerek kabul aşamasına kadar geldim. Hala TÖMER’desin ve henüz enstitüye başlamadın. Bize üniversitede geçirdiğin zaman zarfında edindiğin izlenimlerinden bahseder misin? İnsan ilişkileri çok iyi burada. Problemlere karşı hep yardımseverler. Türkçe öğretim sisteminden

memnunum. Uygulamaya yönelik bir eğim var, konuşarak öğreniyoruz. Pek çok gezi programları düzenleniyor ve bunlar oldukça iyi uygulamalar. Her şeyden önce burada bulunmaktan dolayı kendimi çok şanslı hissediyorum. Burası Fatih Sultan Mehmet’in vakfı. Ben bunu çok önemli buluyorum. Peki, bu üniversitede alacağın doktora eğitimiyle neyi hedefliyorsun ve beklentilerin nelerdir? Eğitimine devam etmem ve başarılı olmam benim öncelikli hedefim. Doktora çalışmam süresince biraz kaygılı olacağımı itiraf etmeliyim. Buradaki sınav yapısı benim ülkemde olmayan bir sistem ve ben bu konuda neyle karışılacağımı bilmediğim için biraz korkuyorum.

Syanhrian Syah Bin Sirajuddin (Geleneksel Türk Sanatlar / Yüksek Lisans)

10

Kısaca kendinden bahseder misin? 1 Mart 1986 yılında Endonezya’da doğdum. Orta Endonezya’da Kalimantan Adası’ndanım. Dil ve İslami İlimler eğitimi almak için Cava’ya gittim. Orada tüm okullarımdan mezun oldum. 1 sene İngilizce ve Arapça olmak üzere İslam ilimleri alanında lise ve orta okul öğrencilerine ders verdim. Daha sonra hocalarım ilerlemem için yurtdışına çıkmamı tavsiye ettiler. Daha kapsamlı bir eğitim almak için Mısır El-Esharde sınava katılıp, kazandım. Orada İslam Hukuku okudum. Tam zamanında mezun oldum. Mısır’da dünyanın neredeyse hemen her yerinden öğrencilerle birlikte okuma fırsatım oldu. İlim için bir çok riski göze alıp gittik oralara. Çeşitli yerlerden burs alma imkânım olmuştu. Aynı zamanda da bir süre rehberlik, çevirmenlik yaptım. Türkiye’ye nasıl geldin? Mısır’ı bırakıp buraya gelmene sebeplerin nelerdi? Önceden ziyaret için İstanbul, Üsküdar, Isparta’ya gelmiştim. 2012’de gelmeye karar verdim. Türk yazarlarının Arapça eserlerini okudum. Bursa’ya ve Konya’ya gittim. Türkiye’de kendini nasıl hissediyorsun? Burada kendimi hiç yabancı hissetmedim. Ben ilk geldiğimde bir Türk’ün Endonezya dili konuştuğunu gördüm. Çok şaşırdım ve sordum bu nasıl oluyor? Biz kardeş iki devletiz, Endonezyalılar hacda birbirlerini tanıyorlar dedi. Türklerin çok iyi olduklarını söylüyorlardı. Ben buraya gelince görmüş oldum. Sen Mısır’da büyük bir üniversitede uluslararası öğrenci statüsünde okudun. Küçük bir karşılaştırma yaparsan diğer gördüğün ülkelerle Türkiye arasında ne gibi farklılıklar var? Maalesef okuduğum diğer üniversitelerde sizde gördüğüm gibi bir sistem yoktu. Oradaki alimler için o okullara gitmiştim. Fatih Sultan Mehmet’te ise öğrenciye yaklaşım ve ilgi gördüklerim arasında en iyilerinden. Çok kolaylık sağlıyorlar, yardımcı oluyorlar. Burayı seçtim çünkü buradan başka bir üniversite tanımıyordum. İlk burayı öğrendim ve başka bir üniversiteye bakmadım, araştırmaya ihtiyaç duymadım. Çünkü burayı görünce tam da istediğimin bu olduğuna karar verdim. Güzel sanatlar için aklımda olan tam da buydu. Kalbim burada kalmam gerektiğini söyledi. Biraz da enstitüden bahsedelim. Hocalar çok iyi ama problem bende. Yeni öğrendiğim bir dil ve henüz 6 ay oldu bu dili öğrenmeye başlayalı. Şuan enstitüde başlayabilecek düzeye geldim ve hala da Türkçe derslerine devam ediyorum; ancak kolay olduğunu söyleyemem.


Son olarak bizimle neler paylaşmak istersin ? Atılan ok, söylenen söz, kaçırılan fırsat, geçen zaman geri alınamaz. Demek ki bir şey yapacaksak güzel bir şey yapmalıyız. Kısmet geçmeden, tren kaçmadan güzel bir şeyler yapmalıyız, fırsatları geriye güzel hatıralar bırakmak için değerlendirmeliyiz. Çünkü hayal kurmak karşılıksızdır yani bedavadır ve bu yüzden neden ümit etmeyi bırakırız ki? Hep çok ümitli olmalıyız. Ben bu ülkeyle ilgili bir hayal kurdum, bir umudum var ve geriye güzel hatıralar bırakmak istiyorum.

Florida Kurti (Psikoloji / Lisans) Florida öncelikle seni kısaca tanıyabilir miyiz? Ben 19 yaşındayım ve Arnavutluk’tan geliyorum. 4 ay önce Türkiye’ye geldim. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’ne başladım. Şimdi FSM TÖMER’de Türkçe öğreniyorum. Gelecek yıl psikoloji bölümünde okuyacağım. Türkiye’ye geliş sürecinden bahsedebilir misin biraz? Ülkemde liseyi bitirdikten sonra Arnavutluk’ta mühendislik bölümünü kazandım ama okumaktan vazgeçtim. Çünkü Türkiye’ye gelmek istiyordum. Benim abim burada okuyor bana çok yardım etti, üniversite tercihimde etkili oldu. Aynı zamanda öğrencilerle ilgilenen Besader Derneği’nin çok yardımlarını gördüm. Onlar her zaman okulla ve ekonomik problemlerle alakalı konularda yardımlarını esirgemediler. Onlara çok teşekkür ediyorum. Neden Türkiye ? Birinci sebep burada çok iyi üniversiteler var. Dünyada bilindik üniversiteler Türkiye’de var. Bunun yanında öğretmenlerimiz çok iyi. Onun dışında Türkiye Arnavutluk’a çok benziyor. Burada kendimi çok iyi hissediyorum ve dolayısıyla burada yaşamaya kolay alıştım. Burada yaşadığın sıkıntılardan bahsedebilir misin? Burada çok yabancı öğrenciler var. Farklı ülkelerden kültürlerden çok insanlar var. Doğrusu ilk geldiğimde ülkemi çok özledim. Ailemi, arkadaşlarımı, annemin yemeklerini çok özledim ama şimdi çok iyi alıştım. İstanbul çok güzel bir şehir. Farklı ülkelerden farklı kültürlerden arkadaşlarla tanıştım. Türkçeyi öğrenmede zorluk yaşıyor musun? İlk geldiğimde Türkçe’nin çok zor bir dil olduğunu düşündüm. Kendi kendime hiç öğrenemeyeceğimi sandım ama böyle olmadı. TÖMER’e geldim ve yavaş yavaş Türkçe öğrenmeye başladım. Berna Hocam bana çok yardım etti, Türkçe daha kolay gelmeye başladı. FSMVÜ’ni seçme nedenlerini öğrenebilir miyiz? Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi yeni bir üniversite. Burada yeni öğretmenler ve akademisyenler ders veriyor. Birçok arkadaşım bana bu üniversiteyi tavsiye ettiler. Başka bir sebep bu üniversite tam burs veriyor. Benim için bu çok iyi. İnşallah iyi bir öğrenci olabilmek için çok çalışacağım. FSMVÜ’den memnun musun? Bu yıl TÖMER’de eğitim görüyorum. TÖMER’de 4 sınıf var. Burada çok iyi öğretmenler ders veriyorlar. Onlar çok iyi ders anlatıyorlar. Ve bize çok kolay geliyor. Bizimle yakından ilgileniyorlar. FSMVÜ’de farklı bölümlerden arkadaşlarla buluştuk. Biz birçok konferansa gittik. Çok yeni şeyler öğrendik. Gelecekte bu üniversite yeni bir kültür ve yeni bir hayat için çok büyük imkânlar sağlayacak. Son olarak neler eklemek istersin? Türkiye’ye gelmeden önce çok iyi izlenimlerim vardı. Geldim ve çok mutlu oldum. Yabancı öğrenci olarak bize çok yardım ediyorlar. İnşallah gelecekte daha iyi olacak.

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

Bir yabanı öğrenci olarak ne gibi zorluklar yaşadın? Özlemlerin neler? Türkçe ile sıkıntılar yaşadın ama ülkeyi öğrendikçe hayat senin için daha kolaylaşıyor olmalı ? İlk geldiğimde çok zordu. Türkçe bilmiyordum, ekonomik sıkıntılar da vardı. Şimdi yavaş yavaş kolaylaşıyor her şey. Malezyalı, Endonezyalı, Singapurlu insanlara anlatacak kadar buraları öğrendim. Zaten bu üç ülkenin dilleri birbirlerine çok yakın ve bu ülkelerden gelen insanlara yardımcı olmaya çalışıyorum.

11


ÖĞRENCİ KONSEYİ Fatma Züheyra Akagündüz FSMVÜ Öğrenci Konseyi Başkanı

Üniversite demek öğrenci demek, öğrenci demek ise talep eden demektir.

12

Biz talep edenlerin ettikleri talepleri üniversitemizin yetkili mercilerine iletmekle görevlendirilmiş, bu görevi de seçilerek almış öğrencileriz. Her bölüm kendi temsilcisini, her bölüm temsilcisi kendi fakülte başkanını, her fakülte başkanı da öğrenci konseyini oluşturur. Üniversite başkanları ise ülke çapında Türkiye öğrenci başkanını ve konseyini belirler. Temsil en küçük birimden başlayarak en yüksek birime kadar gider. Konseyimiz geçtiğimiz eğitim-öğretim yılı içerisinde bazı görüşmeler yapmıştır. Bunların başın-

İşimiz sadece talep iletmekle sınırlı değil. Bizler vakıf üniversitesinde okuduğumuzun bilincinde olarak alan el olmanın yanında veren el olmanın ne kadar kıymetli olduğunu biliyoruz. Bu doğrultuda bizimle birlikte büyüyen üniversitemizde bu sene öğrenci konseyimizin yürüttüğü bir proje oluşturduk. Tüm sınıflara “Bir yetimin başını okşamaya ne dersiniz?” diye sual edince “30 yetimin başını

da Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan ile olan görüşmemiz gelmektedir. Her ne kadar üniversitemizin ilgili olmadığı bir konu da olsa harçların kaldırılmasıyla ilgili teşekkürümüzü kendilerine ilettik. Cemil Çiçek’e ise Genç Anayasayı sunduk. Ayrıca ülkemizde 28 Şubat mağduru olan birçok öğrenci bulunmaktadır. Memuriyet yaşının 35 ile sınırlı olması katsayı mağdurlarını ve aftan yararlananları maalesef olumsuz etkiliyordu. FSMVÜ öğrenci başkanı olarak bu olumsuzluğu Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’a soru olarak yönelttik. Bunun üzerine kısa bir müddet sonra memuriyet yaşı kaldırılmış olduğuna tanık olduk. Üniversitemizde elbette ki eksikler olacaktır. Bizler de bunları elimizden geldiğince gerekli mercilere sunacağız.

okşamaya varız” diyen bir üniversite ruhu gördük. Bizler FSMVÜ öğrencileri olarak her ay 30 yetimin ihtiyaçlarını karşılayarak bu güzel duygunun tüm üniversitelere yayılmasını temenni ediyoruz. Temenni ediyoruz ki başı okşanmayan yetim kalmasın. Bu projeye destek veren tüm üniversite arkadaşlarımıza gönülden teşekkür ediyorum.


SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

13

B

ilişim ve Teknoloji Kulübü olarak bilgi çağının gerektirdiği hızlı bilgi ve teknolojik değişimi takip ederek son gelişmeleri yaşama entegre etmek, inovativ bir bakış açısı ile ülkemiz ve tüm dünya topluluklarının gelişimi ve mutluluğuna katkıda bulunmak için yola çıktık. Her geçen gün bünyemize yeni üyeler dahil etme, tecrübe kesemizi doldurma ve yeni ufuklar açarak ilerleme hedeflerimiz arasındadır.

Kulüp Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. Ali Nizam Kulüp Başkanı: Memduh Kerman (melihkerman@icloud.com)


14

D

ünya Gençlik Kulübü olarak ahlâk ve maneviyatı hedef alıp sevgi ve kardeşliğe mihmândarlık etmeye çalışmaktayız. Kardeşlerimize ‘’Bir yıl sonrasını düşünüyorsanız bir tohum ekiniz, on yıl sonrasını düşünüyorsanız bir fidan dikiniz’’ çağrısı yapmak niyetiyle yola çıkmış bulunmaktayız. Milletimizin ve dünya milletlerinin ilmen ve ahlâken donanımlı ‘’genç’’lere ihtiyacı olduğu düşüncesiyle kurulmuş olan bu kulübün bu amaca yönelik faaliyetlerinin barışa, kardeşliğe ve ‘’Hakk’’ın hâkim olmasına vesile olmasını diliyoruz.

7 Mart 2013 tarihinde Elif Efendisi Külliyesi’nde okulumuz öğrencileri ile aramızdaki sevgi ve kardeşlik bağını güçlendirmek için yemekli bir program düzenledik. Yemeğin ardından arkadaşlarımızla birlikte Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi’nin sohbetine katıldık.

Kulüp Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. Ahmet Alabalık Kulüp Başkanı: Numan Aygen (numan_aygen@hotmail.com)


facebook.com/HareketliGenc twitter.com/HareketliGenc

Kulüp Danışmanı: Arş. Gör. Feyzi Çimen Kulüp Başkanı: Yusuf İslam Baş (yusufislambas@gmail.com)

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

H

areketli Gençlik Doğa ve Spor Kulübü olarak 2011-2012 eğitim-öğretim döneminde Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi bünyesinde kurulmuş olup kulüp üyelerine ve tüm okulumuz öğrencilerine çeşitli spor dallarında aktivite yapma imkânı sunmaktayız. 2011-12 döneminde birçok spor aktivitesi gerçekleştirerek ulaşabileceğimiz kitleyi her geçen gün büyüttük. 2012-13 dönemine ise yepyeni aktivitelerimizle adım atmaktayız. Okulumuzun sportif tüm aktivitelerini düzenliyor olmaktan gurur duymaktayız. Siz değerli kardeşlerimizin de şikayetlerini dile getirebilmesi için üyelerimizle istişare toplantıları gerçekleştirmekteyiz. Tüm eleştirilerinizi daha kolay dile getirebilmek için yapmanız gereken tek şey üye olarak kulüp yönetim biçiminde söz hakkı edinmenizdir. Daha ayrıntılı bilgiler ve tüm faaliyetlerimiz için bizi takip edebilirsiniz.

15


16


SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

İSLAM DÜNYASI İLETİŞİM KULUBÜ NEDİR VE NEYİ AMAÇLAR? İslam Dünyası İletişim Kulübü esasında bir kardeşlik hareketidir. Kur’an-ı Kerim’in hatlarını çizmiş olduğu İslam kardeşliğinin yeniden eski güç ve tesirine ulaşması için taptaze nefeslerle çekilmiş bir besmeledir. “İman” gibi ölümsüz bir bağla bağlı olduğumuz dünya müslümanlarına ulaşmak, onlarla aramızdaki kadim köprünün zaman eliyle yıpranmış, hasar görmüş yanlarını onarmak öncelikli duamızdır. İslamın evrenselliği bizi ahdimizi tazelemeye mecbur kılıyor. Çünkü kardeşlik dediğimiz hakikat bizi dünya topraklarında daima iyiliğin kalbine yöneltiyor. Herkesin bir kıblesi vardır. Bizler de kıblemizi bulmanın ve onun hadîmi olmanın sürûru ile bu yola koyulduk. Çünkü iletişim çağının sessizlerini oynamak Kuran’ın çizmiş olduğu insan profilinin oldukça uzağına düşüyor. Adalet ve ahlâkın bize ilham kaynağı olduğu bu hareket gözünü bütün dünya müslümanlarına ulaşmaya, onlardan haberdar olmaya dikmiştir. Ümmet derdiyle dertlenmek, insanlık onuru adına çaba sarf etmek zaten aslî görevlerimiz arasında. Biz bu görev bilinciyle çalışmalarımızı organize ediyoruz. İnşallah umduğumuzdan çok daha fazlasını bulacak, bir çığ gibi büyüyen kardeşlik zincirinin ilk halkası olacağız. Çünkü inanan bir kalp tüm insanlığı kurtarabilir, tüm yeryüzünü kuşatabilir. Biz nerede bir hayır, bir iyilik, bir erdem varsa onun mukabilinde olmak için bir aradayız. Birbirine hakkı ve sabrı tavsiye eden, hayırda yarışan bir grup genç yüreğin beklediği yağmurlar elbette gelecek, içimiz ve amelimiz kurak kalmayacaktır. Niyetimiz sağlam, gönlümüz serin ve umudumuz apaydın.

Kulüp Danışmanı: Okt. Hamdi Arslan Kulüp Başkanı: Necmettin Beşikci (mnecmeddinbesikci@hotmail.com)

17


Fakültemizde Suriye halkına destek için bir kermes düzenlendi. Kulübümüz 26 Aralık tarihinde Başakşehir Belediyesi’nin Çınar Kongre Merkezi’nde düzenlediği Daralan Vakitler Ülkesi Filistin Paneli’ne katıldı.

18

Diğer Faaliyetler: • İslam Dünyası İletişim Kulübü öncülüğünde “4. Hac, Umre ve İnanç Turizmi Fuar’ı ziyaret edildi . • 28 Aralık tarihinde Başbakanlık Afrika Kıtası Baş Sorumlusu Mustafa Efe ile ortak çalışmalar için görüşüldü. Bununla birlikte Afrika’nın en önemli üniversitelerinden “Centre for Contemporary Islam University of Cape Town South Africa” nın öğretim görevlileri ile karşılıklı ziyaretler için görüşmeler yapıldı ve öğretim görevlileri ile öğrenciler üniversitemize davet edildi. • 30 Aralık tarihinde İkram Yaralı ve Şehit Aileleri Koruma Derneği’nin Başakşehir Çınar Kongre Merkezi’nde düzenlemiş olduğu Şehit Kanlarına Vefa Gecesi’ne katılındı. • Yunanistan- Gümülcine ziyareti yapıldı. • Gümülcine Vakıflar İdaresi Başkanı Hafız Hasan Bekir ile görüşüldü. Vakfın kuruluşu, şu andaki durumu ve yaptığı çalışmalar hakkında bilgiler alındı. • Gümülcine Müftülüğü ziyaret edildi. • Uluslararası Bosna Üniversitesi İstanbul Şubesi ziyaret edildi. • Türkiye Öğrenci Konseyi’nin düzenlemiş olduğu ‘’Öğrenci Kulüplerinin Sınıflandırılması ve Akreditasyonu’’ toplantısına iştirak edildi. • Sudan Eğitim Bakanı ile Fatih Camii’nde görüşüldü. • Yedi Hilal ile ortak çalışmalarımızdan ilki olan programımızda Ahmet Fethelbab ile Mısır’ın dünü ve bugünü konuşuldu.


SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

Mimarlık Kulübü, FSMVÜ bünyesinde eğitim gören mimarlık öğrencilerine birlikte çalışma anlayışı kazandırarak mimarlık alanında kendilerini geliştirmelerine olanak sağlayan bir kulüptür. Öğrencilerin farklı yetenek ve becerilerini fark edebilecek ve kullanabilecek bir ortam oluşturmak, mimarî düşünce ve bakış açısını geliştirebilecekleri aktiviteler düzenlemek kulübün öncelikli hedefidir. Kulübümüz tecrübe ve bilgi paylaşımının sağlanabileceği konferanslar düzenlemekte ve başka kurumlar tarafından düzenlenen aktiviteleri takip etmektedir. Öğrencilerin mimarî bilgisini arttıracak kültür ve şantiye gezileri düzenlemektedir.

Kulüp Danışmanı: Arş. Gör. Seher Kalender Kulüp Başkanı: Enver Çakar (ecakarch@gmail.com)

19


20


SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Müzik Kulübü faaliyete geçti. Üniversitemizin “tarihin derinliklerinden bilimin ve sanatın ufuklarına” felsefesine yaraşır çalışmalar, panel ve konserlerle hem klasik Türk müziğini yaşatmak hem de gençlere hitap eden müziklerden en iyi şekilde istifade etmeyi amaçlamaktayız. İki farklı branşımızla hem rock ve pop müzik severlere, hem de klasik Türk müziği hayranlarına kapılarımız sonuna kadar açık. Kulübümüz yıllar boyu sürecek dostlukların temelinin atıldığı, ortak değerlerin paylaşıldığı ve kaliteli müziğin üretildiği bir ortam olarak yeni katılımcılarıyla güçlenerek büyüyor. Çok yakında konser etkinliklerimizle karşınızda olacağız.

Kulüp Danışmanı: Okt. Gözde Sarıoğlu Kulüp Başkanı: Ömer Faruk Abalıoğlu (muziklb@stu.fsm.edu.tr)

21


22 “Psikoloji bitmek tükenmek bilmez bir yolculuk...” Sanattan spora, tarihten edebiyata, hukuktan tıpa, mühendislikten mimarlığa kadar geniş bir yelpazede yaptığımız bir yolculuk üstelik. Bir bilim dalı olmakla birlikte insanın ve hayatın ta kendisi aslında. Bizler kulüp olarak kararlı bir şekilde keyifli bir keşfe çıktık. Bölüm arkadaşlarımızla beraber hangi alan olursa olsun yapacağı işin temelinde ‘insan’ olduğuna inandığımız bütün FSMVÜ öğrencilerini bu keşfe davet ediyoruz. Türkiye’de psikologların meslekî anlamdaki tek resmî örgütlenmesi olan Türk Psikologlar Derneği’ne üniversitemiz ‘Psikoloji Kulübü’ tarafından ziyaret düzenlendi. Düzenlenen ziyarette üniversitemiz öğrencileri psikoloji biliminin geleceği, Türkiye psikologlarının meslekî anlamdaki sıkıntıları ve dernek faaliyetleri hakkında dernek yöneticileri tarafından bilgi aldı. Kulüp Danışmanı: Arş. Gör. Latif Karagöz Kulüp Başkanı: Merve Karaburun (mervekaraburun@gmail.com)


SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

Söz Eylem Öğrenci Platformu, Aralık 2012’de FSM Vakıf Üniversitesi bünyesinde kurulmuş; ancak yaptığı ve yapacağı toplantıları talep eden tüm öğrencilere açmıştır. Amacımız “Bilgi-İnanç-Eylem” üçlemesini hayatımızda uygulayarak, örnek birer mü’min olmaktır. Kur’an’ın bize çizdiği usûle uygun bir yol çizerek, her müslümanın görevi olan tebliği layıkı ile yerine getirmek ve hayata dair söz hakkımızı elde ederek bunu korumak, aynı zamanda bu uğurda dersler, programlar yaparak kendimizi geliştirmektir.

Önce bilmek sonra edindiğimiz sahih bilgiler ışığında inancımızı tazelemek ve teoride kalmaması için uğraşmak, eylemsel olarak hayatımıza taşıyabilmektir hedefimiz. Bu uğurda bir araya toplanan salih amelli kişilerden olmak niyetiyle yoldayız.

Kulüp Danışmanı: Arş. Gör. Sami Arslan Kulüp Başkanı: Talha Burak Ünlü (tburakunlu@gmail.com)

23


Söz Eylem Öğrenci Kulübü Aracılığı ile Düzenlenen Kermes Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Halıcıoğlu Kampüsü’nde Yapıldı.

24

Halıcıoğlu Kampüsü’nde tek gün yapılan kermeste Suriye ürünleri ve Suriye yemekleri de satıldı. Okul içerisindeki Suriyeli öğrencilerin katılımı ve desteğiyle kardeşlik örneği sergilendi. Kermes alanında Suriye Fotoğraf Sergisi okul içerisinde güncel sorunlara dikkat çekmesi açısından önemliydi. Suriye hakkında bilgilendirici el broşürleri ve raporlar dağıtıldı. Ayrıca programa farklı okulların kulüp temsilcileri de katıldı. Kermesin geliri İHH aracılığı ile Suriye’ye gönderildi.

Üniversitemizin Edebiyat Fakültesi, Medeniyetler İttifakı Enstitüsü ve Söz Eylem Platformu işbirliğiyle düzenlenen “76. Vefat Yıldönümünde Geçmişten Geleceğe Mehmet Akif Ersoy Paneli” yapıldı.


SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

Kulübümüz tarih ilmini insanlarla etkileşim içerisine sokmak ve tarihe farklı açılardan bakarak doğru anlamak adına kurulmuştur. Tarih disiplinini sosyal bilimlerle harmanlayarak ortaya renkli ve bilgilendirici aktiviteler çıkarmak öncelikli hedefimizdir. Bizler tarihi geçmişten ibaret saymadan, yaşamın dinamik ruhu içerisinde değerlendirerek hedeflerimizi gerçekleştirmeye çalışmaktayız. Tarih Araştırmaları Kulübü olarak hedef kitlemiz yalnızca tarihçilerden oluşmamaktadır.

Tarih Yaşanarak Öğrenilir: Topkapı Sarayı Gezisi Osmanlı tarihi konusunda Türkiye’nin önde gelen isimlerinden FSMVÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyeleri Prof. Dr. Abdülkadir Özcan ve Prof. Dr. Fahameddin Başar, öğrencilerimize Topkapı Sarayı gezisinde Osmanlı tarihi ile ilgili önemli bilgiler aktardı. Kulüp Danışmanı: Arş. Gör. Ömer Faruk Köse Kulüp Başkanı: Kübra Özdemir (kubraozdemir3@gmail.com)

25


YEŞİLAY KULÜBÜ 5 Mart 1920 yılında başta alkol, sigara, madde bağımlılığı gibi zararlı alışkanlıklarla savaşmak amacıyla kurulan Yeşilay Cemiyeti özellikle gençlerin ihtiyaç duyduğu ve duyacağı STK olduğundan üniversitemiz bünyesinde Yeşilay Kulübü’nü kurmuş bulunmaktayız. Böylelikle insanlığa, gençliğe faydalı olma yolundaki ilk adımlardan birini atmış olduğumuzu düşünmekteyiz. Günümüzde teknoloji bağımlılığını da içine alan Yeşilay, üniversitemiz içerisinde Yeşilay Cemiyeti desteğiyle farkındalık etkinlikleri yapmak için çalışacaktır. Bu çalışmalarında okul yönetiminin maddi-manevi katkılarını, danışmanının fikirlerini, önerilerini her zaman layıkıyla kullanacak ve gençlere “Yaşamayı Seç” diye seslenecektir.

26 Bağımlılıklarla mücadelenin öncüsü gençlerdir. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi öğrencileri Yeşilay Genel Başkanı Prof. Dr. M. İhsan Karaman’a ziyarette bulundu. Görüşmeye FSM Vakıf Üniversitesi Genel Sekreter Yardımcısı Mustafa Yüce, Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanı Kasım Erdal, Araştırma Görevlisi aynı zamanda Yeşilay Yönetim Kurulu üyesi Mahmud Esad Arar’la Yeşilay Kulübü öğrencileri ve diğer kulüp başkanları katıldı.

Yeşilay Kulüpleri Buluştu Bezm-i Âlem Vakıf Üniversitesi ve Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Yeşilay Kulübü öğrencileriyle birlikte Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden birçok öğrenci Yeşilay Kültür Merkezi/Sepetçiler Kasrı’nda bir araya geldi. Genç Yeşilay öğrenci sorumlusu Onur Ulukuz’un yönettiği toplantıda kulüp başkanları ve danışman hocaları Yeşilay kulüpleri ve çalışmaları hakkında birer konuşma gerçekleştirdi.

Kulüp Danışmanı: Arş. Gör. Mahmud Esad Arar Kulüp Başkanı: Meryem Olcay (meryem_olcy@hotmail.com)


AKADEMİK ETKİNLİKLER KONFERANSLAR,SEMPOZYUMLAR… 76. Vefat Yıldönümünde Geçmişten Geleceğe Mehmet Akif Ersoy Paneli Prof. Dr. Musa Duman yöneticiliğini yaptığı panelin açılış konuşmasında: “Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi olarak Akif’in bize devrettiği misyonu sahiplenip yapacağımız işlerde de onun işaret ettiği istikamette ilerlemeye, çizdiği daire çerçevesinde olmaya, onu anlamaya, ondan ilham almaya devam edeceğiz.” ifadeleriyle Akif’in bizlere yüklediği görev bilincini uyandırmaya çalıştı.

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

Üniversitemizin Edebiyat Fakültesi, Medeniyetler İttifakı Enstitüsü ve Söz Eylem Platformu işbirliğiyle düzenlenen “76. Vefat Yıldönümünde Geçmişten Geleceğe Mehmet Akif Ersoy Paneli” rektörümüz Prof. Dr. Musa Duman’ın yöneticiliğinde ve Prof. Dr. Fatih Andı, Prof. Dr. Recep Şentürk, Prof. Dr. Hasan Akay, öğrencilerimizden ise Emine Nur Çakır, Talha Büyük Ünlü’nün konuşmacı olarak katılımlarıyla 25 Aralık 2012 Salı günü Topkapı Yerleşkesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.

27

Prof. Dr. Recep Şentürk ise yaptığı konuşmada M. Akif’in 25 yıldır saklı olan ve kendisi tarafından yayımlanan Kuran Meali’nin üçte birlik bölümü hakkında bilgi verdi. Mealin saklı kalmasının sebeplerine değinen Şentürk, mealden örnekler verdi. Prof. Dr. Fatih Andı, kültür tarihimiz açısından çok önemli bir şahsiyet olan M. Akif’in siyasî hayattaki pişmanlıklarını dinleyicilere aktararak şairi farklı bir açıdan değerlendirdi. Prof.

Dr. Hasan Akay “Akif’in Mirası” üst başlıklı konuşmasında “âh” kavramı üzerinde durdu. Emine Nur Çakır, “Geçmişten Günümüze Mehmet Akif Algısı” konulu konuşmasını gerçekleştirirken Mehmet Akif’in yalnızca şairliğiyle değil, şahsiyetiyle de önemli olduğu düşüncesine katıldığını belirtti. Burak Talha Ünlü’nün “Mehmet Akif’in Asım’ı” başlıklı konuşmasından sonra panel son buldu.


Edebiyatın Doktorları Semineri Üniversitemizin Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü tarafından düzenlenen “Edebiyatın Doktorları Semineri” Ali Ural’ın konuşmacı olarak katılımıyla 19 Şubat 2013 Salı günü Haliç Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi. Doktor olan yazarların ele alındığı seminerde Ali Ural,

28

Yazarların hayatlarını sadece yazarlıkla geçindirmelerinin çok mümkün olmadığını belirten Ural, yazarların genellikle ikili bir hayat sürdüklerini ve başka meslekler yaptıklarını öğrencilere aktardı. Bazı yazarların tıp eğitimini yarıda bıraktığını, bazıların ise ikisini birlikte yürüttüğünü belirtti. Seminerde doktor yazarlara dünya edebiyatından

“Edebiyatçıların ve doktorların birbirine çok benzediğini düşünüyorum. Her ikisi de dinler ve belirtilere göre teşhis koyar. Edebiyatçı evreni ve kendini dinler. Bu dinlediklerini kendi iç dünyasında yorumlar, eklemeler ve çıkarmalar yapar. Yeni bir formda evrene geri iade eder.” ifadeleriyle tesbitlerini dinleyicilerle paylaştı.

Anton Çehov, Friedrich Schiller, Arthur Schnitzer, Arthur Conan Doyle, Sigmund Freud’un hayatlarını örnek veren Ural Türk edebiyatından da Cenap Şahabettin, Tevfik Rıza Bölükbaşı, Faruk Nafiz Çamlıbel, Hasan Akay, Cevdet Karay, Kemal Sayar’ın isimlerini zikrederek şahıslar üzerinden konuşmasını sürdürdü.

Edebiyatın Şeytanları Semineri


Üniversitemizin Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı tarafından düzenlenen, Ali Ural’ın konuşmacı olarak katıldığı “Edebiyatın Şeytanları Semineri” 25 Aralık 2012 Salı günü Haliç Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi. Ali Ural konuşmasına “Şeytan Kimdir?” sorusunu sorarak başladı. Hristiyanlıkta ve Müslümanlıkta şeytan algısının nasıl olduğunu açıklayan Ural

“Hristiyanî gelenekte şeytan melektir. Bu nedenle ikonlarda şeytan, kanatlı olarak gösterilir. Müslümanlara göre ise şeytan bir cindir; mü’min bir cin iken Allah’a isyan ederek cennetten kovulmuştur. Bunu Kuran-ı Kerim’den öğreniyoruz. İnsan yaratıldığında Rabbine, ‘beni ateşten onu topraktan yarattın’ deyip secde etmemiştir. Yüce Allah’ta ona belli bir süre vermiştir.” ifadeleriyle konunun çerçevesini çizdi.

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

Roman ve Tasavvuf - Nuriye Akman

29 Üniversitemizin Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü tarafından düzenlenen, Gazeteci-Yazar Nuriye Akman’ın konuşmacı olarak katıldığı “Roman ve Tasavvuf: Geceden Doğan Üzerine Söyleşi Programı” Yrd. Doç. Dr. Zeynep Kevser Şerefoğlu moderatörlüğünde 12 Mart 2013 Salı günü Haliç Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi. Uzun yıllar gazetecilik yapan Akman daha sonra, haber dilinin kendini ifade etmekte yetersiz kaldığını ve kendini anlatabilmek için romanı tercih ettiğini söyledi. Geceden Doğan romanıyla ilgili konuşmaya başlamadan önce Nefes, Örtü ve Kim

romanları hakkında bilgi verdi. Geceden Doğan’ı Osmanlı’nın son dönemlerinde hayatları kesişen Levanten Montanarolar ile Müslüman Cenubîler arasındaki bir hikâyeden yola çıkarak yazdığını belirten yazar, roman hakkında dinleyicilere bilgi verdi. Yazar Geceden Doğan’ı yazarken yaşadıklarını, nasıl bir yol izlediğini, kişileri ve kurguyu nasıl oluşturduğunu öğrencilerle paylaştı. Ağırlıklı olarak soru-cevap şeklinde devam eden söyleşi hediye takdimi ile sona erdi.


Kadının Sesi

30 İki gün boyunca sürdürülen oturumlarda bir taraftan yakın dönemde eserleriyle öne çıkmış öykücüler dinleyicilerle buluşurken diğer yandan akademisyen ve eleştirmenler tarafından söz konusu dönem öyküleri üzerinde çok yönlü analizlerde bulunuldu. Yazar, yayıncı, akademis-

yen, eleştirmen vb. konunun ilgilisi her kesimden temsilcilerin programda söz alması sempozyumu ayrıca günümüz öykü dünyasının nabzını solumak açısından önemli bir fırsat haline de getirdi.


Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi tarafından ortaklaşa düzenlenen sempozyumun açılışı Cennet Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapıldı. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Duman, Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fatih Andı ve Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz Yeniay’ın açılış konuşmalarının ardından Ömer Lekesiz, “Hikâyenin Kadîm Varisleri: Kadın Öykücüler” başlıklı açılış bildirisini sundu. Lekesiz, ilk hikâyeden; Adem’le Havva’nın hikâyesinden bugüne kadar hikâyeler anlatagelen kadının, doğrudan tanığı olduğu bir yaşamın aktarılmasında bu dünyayı sonradan keşfetmeye çalışan erkekten bir adım önde olduğunun altını çizdi.

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

Günümüz edebiyat dünyasının zengin ve verimli damarlarından birini oluşturan öykü türünde kadın yazarların eserleri ve öykü dünyaları, 7-8 Mart tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen “Günümüz Türk Öyküsünde Kadının Sesi Sempozyumu”nda ele alındı. İki gün boyunca sürdürülen oturumlarda bir taraftan yakın dönemde eserleriyle öne çıkmış öykücüler dinleyicilerle buluşurken diğer yandan akademisyen ve eleştirmenler tarafından söz konusu dönem öyküleri üzerinde çok yönlü analizlerde bulunuldu. Yazar, yayıncı, akademisyen, eleştirmen vb. konunun ilgilisi her kesimden temsilcilerin programda söz alması sempozyumu ayrıca günümüz öykü dünyasının nabzını solumak açısından önemli bir fırsat haline de getirdi. Küçükçekmece Belediyesi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Yıldız

31

“Günümüz Türk Öyküsünde Kadının Sesine Dair Bir Çerçeve” temalı açılış oturumunda ise Doğan Hızlan (Oturum Başkanı), Cihan Aktaş, Nalan Barbarosoğlu, Yrd. Doç. Dr. Zeynep Kevser Şerefoğlu söz aldılar. Cihan Aktaş, insanın kendine yazmayı yasaklamasının, nefsine bir zulüm ve yaratıcıya saygısızlık olacağını düşündüğünü belirtti ve bastırılan sesin yazıya dönüşmezse acıya dönüşeceğini vurgulayarak, yazmanın kadınlar için adeta bir ‘şifa’ olduğunun altını çizdi. Yrd. Doç. Dr. Zeynep Kevser Şerefoğlu da kadın

öykücülerin topluma ait fotoğrafın uzun zaman yarım kalan tarafını tamamlamaya çalışmalarının ve sayılarındaki artışın çok önemli olduğunu, ancak bu artışın nitelikli öykünün neresine düştüğünün de irdelenmesi gerektiğini belirtti. Nalan Barbarosoğlu ise öyküdeki kadın sesinin “özne mi nesne mi olduğu” hakkında düşüncelerini dile getirdiği konuşmasında, erkek öykücülerin kadın kahramanları nasıl ele aldıklarının da üzerinde ayrıca durulmasını önemli bulduğunu söyledi.


Küçükçekmece Cennet Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapılan açılışın ardından II. ve III. oturumlar Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Topkapı Yerleşkesi (Yenikapı Mevlevihanesi)’nde gerçekleştirildi. Başkanlığı Prof. Dr. M. Fatih Andı tarafından yapılan II. oturum, Fatma Barbarasoğlu’nun “Kadın Yazar Ne Yazar?” başlıklı konuşmasıyla başladı. Tebliğ

sunan ikinci isim, Ali Ural ise “Kadın Gözünden Dünya Resimleri” başlığıyla değerlendirmelerde bulundu. Oturum, Yrd. Doç. Dr. Bahtiyar Aslan’ın “Kusursuz Piknik’in Bilinci” ve Yrd. Doç. Dr. Gülsemin Hazer’in “Günümüz Kadın Öykücülerin Eserlerinde Postmodern Eğilimler” başlıklı tebliğleriyle sona erdi.

Yenikapı Mevlevihanesi’nde Ali Çolak başkanlığında gerçekleştirilen III. oturumun ilk konuşmacısı H. Hümeyra Şahin, “Değişimin Öyküsü/Öykünün Değişimi: Kadın Öykücülerin Beslenme Kaynakları ve Konu Seçimleri” adlı tebliğini sundu. Doç. Dr. Ahmet Ağır, “Fatma Barbarosoğlu’nun Öykülerinde Kahramanlar ve Moderniteye Bakış” üzerine değerlendirmelerde bulunurken Hatice Meryem, “Mutfak Dedikoduları ile Kocakarı Hikâyeleri Arasında Bir Ses Gezintisi” başlıklı konuşmasını yaptı. Oturumda söz alan son isim Doç. Dr. Özlem Fedai’nin tebliğ başlığı ise “Nazan Bekiroğlu’nun Nun Masalları ve Cam Irmağı Taş Gemi Adlı Eserlerinde Dil ve Gelenek” şeklindeydi. Sempozyumun ikinci günü Yıldız Teknik Üni-

versitesi Oditoryumu’nda gerçekleştirilen oturumlarla başladı. Başkanlığını Belkıs İbrahimhakkıoğlu’nun yaptığı IV. Oturumun ilk konuşmacısı İsa Kocakaplan “Sevinç Çokum’un Al Çiçeğin Moru Kitabı Üzerine Çoğulcu Bir İnceleme” adlı tebliğini sundu. Kocakaplan’ın ardından söz alan Yrd. Doç. Dr. Beyhan Kanter ise “Mihriban İnan Karatepe’nin Öykülerinde Kadın Tipi” üzerine değerlendirmelerde bulundu. Öykü yazarı Naime Erkovan’ın tebliği, “Kadın Öykücülerin Eserlerinde Fantastik Unsurlar” başlığını taşıyordu. Oturumun son konuşmacısı Prof. Dr. Emel Kefeli “Günlüklerde/Mektuplarda Yaşanan Hayatlar: Suzan Defter Örneği” adlı tebliğini sundu.

32


söz alan Prof. Dr. Yakup Çelik’in tebliği “Büyükşehir ve Kadın Olmak: Aslı Erdoğan’ın Taş Bina ve Diğerleri Öykülerinde Kadın” başlığını taşıyordu. Oturumun son konuşmacısı Prof. Dr. Aynur Koçak, “Nazan Bekiroğlu’nun Hikâyelerinde Mitik Unsurlar”ı değerlendirdi.

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

Prof. Dr. Hülya Argunşah tarafından yönetilen V. oturum, Doç. Dr. Ülkü Eliuz’un konuşmasıyla başladı. Eliuz “Cinsel Kimlik Paniği ve NesneÖzne Çatışması: Kahramanlar Hep Erkek” isimli tebliğini sundu. Oturumda söz alan ikinci isim, öykücü Sevinç Çokum ise “Kadın ve Hayatın Olduğu Yer” üzerine konuştu. Çokum’un akabinde

33

Sempozyumun 8 Mart oturumlarında ikinci ayak, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde gerçekleştirilen VI. ve VII. oturumlarla devam etti. Prof. Dr. Yakup Çelik’in başkanlığında gerçekleştirilen VI. oturum, yazar Yıldız Ramazanoğlu’nun “Kadın Öykücülerin Kadını Edebîleştirme Biçimi” başlıklı tebliğiyle başladı. Ramazanoğlu’nun ardından söz alan öykücü Müge İplikçi’nin konusu ise “Yazarın Serüveni: Yaşam ve Yazma Ara-

sındaki Köprü”ydü. Dr. Âlim Kahraman “Nursel Duruel’in Öykülerine Dair Dikkatler” üzerine konuşurken Doç. Dr. Mehmet Narlı ise “Deliliğin Öyküsü Öykünün Deliliği” başlıklı tebliğini sundu. Oturumda söz alan son isim, “Kadın Birey Toplum Bağlamında Selma Fındıklı’nın Hikâyeleri” konusuyla Doç. Dr. Meral Demiryürek oldu.


“Günümüz Türk Öyküsünde Kadının Sesi” Sempozyumu’nun son oturumu Hüseyin Su yönetimindeydi. Öykücü Karin Karakaşlı’nın “Ses ve Nefes Olarak Kadın” tebliğinin ardından yazar Sibel Eraslan “Kadınlar Niçin Yazarlar?” sorusunu tartıştı. Cemal Şakar’ın “Günümüz kadın Öykücülerinin Dili” hakkındaki değerlendirmelerinin ardından Doç. Dr. Yılmaz Daşçıoğlu “Naime Erkovan’ın Soğuk Taht Adlı Eserinde Söylemİçerik İlişkisi”ni, Yrd. Doç. Dr. Mehmet Gürlek ve Ar. Gör. Ahmet Çiçekler ise “Sevinç Çokum’un Hikâyelerinde Kalıplaşmış İfadeler ve Ağızlar”ı

34

inceledi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ndeki oturumların ardından sempozyumun kapanışı Küçükçekmece Cennet Kültür Merkezi’nde yapıldı. İki güne yayılan toplantılar, değerlendirme konuşmalarının ardından Âvâze Türk Müziği Kadınlar Topluluğu’nun konseriyle sona erdi. Edebiyat çevrelerince yakından takip edilen sempozyum, günümüz öykü dünyasına sunduğu katkıyla hafızalara kazındı.


Üniversitemizin Medeniyetler İttifakı Enstitüsü tarafından düzenlenen Şehir Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı ve Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ferhat Kentel’in konuşmacı olarak katıldığı “Me-

deniyet, Modernizm ve Gündelik Yaşam Semineri” 18 Aralık 2012 Salı günü Topkapı Yerleşkesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.

Doç. Dr. Ferhat Kentel yaptığı konuşmada modernizmi “sivilleştirme, medenîleştirme süreci” olarak değerlendirdiğini ifade etti. “Modernizm başka bir akıl yaratmaktır. Modernizimin en büyük etkisi değişimdir, eskiden yeniye geçiştir. Ehlileştirme sürecinde geleneksel ve dindar yaşayan insanların modern hayata geçişleri söz konusudur. Gündelik hayat çok karmaşık, sürekli inşalara bir şeyler katmaktadır. Hepimiz bir stratejinin içine doğuyoruz. Hayat bize bir şeyler sunuyor

ama kendi sınırlarımızı yaşantılarımızla çiziyoruz. “ diyerek modernizm üzerinden doyurucu bir konuşma gerçekleştirdi. Modernleşmenin insanlar tarafından yanlış algılandığını vurgulayan Kentel, modern insan olmanın kibirli insan olmayı değil, tevazu sahibi insan olmayı gerektirdiğini belirtti. Seminer soruların cevaplanmasının ardından son buldu.

Mekke Umm Al-Qura Üniversitesi (Ümmü’l Kura) ve Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi İşbirliği Konferansı

İslamî İlimler Fakültemiz tarafından düzenlenen “Mekke Umm Al-Qura Üniversitesi ve Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi İşbirliği” konulu konferans, Mekke Umm Al-Qura Üniversitesi Rektörü

Sayın Dr. Bakri Bin M’atoog Bin Bakri Al-Assas’ın katılımıyla 13 Mart 2013 Çarşamba Topkapı Yerleşkesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

Medeniyet, Modernizm ve Gündelik Yaşam Semineri

35


Mevlana Ne Söyler Konferansı

36

Üniversitemizin Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı tarafından düzenlenen Prof. Dr. Mustafa Çiçekler’in konuşmacı olarak katıldığı “Mevlana Ne Söyler Konferansı” 21 Aralık 2012 Cuma günü Topkapı Yerleşkesi Salonu’nda gerçekleştirildi.

Prof. Dr. Mustafa Çiçekler Mevlana’yı ve yaşadığı dönemi sosyal şartlar, kültürel oluşumlar, siyasî hareketler bakımından tahlile tabi tuttu. Anekdotlarla, hikâyelerle zenginleştirilen konuşma Çiçekler’in keyifli anlatımıyla birleşince seyirciler doyurucu bir sohbete iştirak etmiş bulundu.

Mevlana’ya ait eserlerden Mesnevi ve Divan-ı Kebir’i değerlendiren Çiçekler, Divan-ı Kebir’in Mesnevi’ye nazaran geri planda kaldığını ifade etti. Eserler üzerinden yaptığı tesbitleri dinleyici-

lerle paylaştı. Konuşmasında Mesnevi’den bolca örnekler veren Çiçekler’in konuşması soru-cevap bölümünden sonra sona erdi.

Mısırlı Gazeteci - Yazar Fehmi Hüveydi

Mısırlı Gazeteci- Yazar Fehmi Hüveydi, Medeniyetler İttifakı Enstitümüzü 10 Ocak 2013 Perşembe günü saat: 15.00’te ziyaret etti. Fehmi Hüveydi, Medeniyetler İttifakı Türkiye Eşgüdüm Komitesi Başkanı ve Mütevelli Heyet Üyemiz Prof. Dr. Bekir Karlığa, Mütevelli Heyet Başkanımız Prof. Dr. Hikmet Özdemir, Rektörümüz Prof. Dr. Musa Duman ve Medeniyetler

İttifakı Enstitü Müdürümüz Prof. Dr. Recep Şentürk tarafından ağırlandı. Ziyaret esnasında Medeniyetler İttifakı Enstitüsü yüksek lisans ve doktora öğrencileriyle bir araya gelen Hüveydi, sohbet havasında geçen toplantıda ağırlıklı olarak öğrencilerin sorularını yanıtladı.


Üniversitemizin Medeniyetler İttifakı Enstitüsü ile İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü tarafından ortaklaşa düzenlenen “Osmanlı-Orta Doğu İlişkileri Paneli” Prof. Dr. Recep Şentürk’ün yöneticiliğinde ve Prof. Dr. Ali Arslan, Prof. Dr. M. Kemal Öke, Prof. Dr. Lütfullah Karaman, Yrd. Doç. Dr. Ramazan Balcı’nın konuşmacı olarak katılımlarıyla 26 Aralık 2012 Çarşamba günü İstanbul Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Açılış konuşmasında İ.Ü Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Hayati Develi “Uzun yıllardır ateşte olan bu coğrafyanın sorunlarının kökünü tarihte aramak gerekir. Bugünkü kavga ve

çatışmaların geçmişte hangi kavga ve çatışmalardan doğduğunu daha iyi anlamak için bu programı tertip ettik.” diyerek panelin düzenlenme amacını ifade etti. Recep Şentürk ise dinleyicilere konuyla ilgili değerlendirme yapılırken tarafsız olabilmek için günümüz şartlarını değil, gerçekleşen dönemin şartlarının göz önünde bulundurulması gerektiği uyarısında bulundu. Panelde Prof. Dr. Lütfullah Karaman “Osmanlı Filistin’i”, Prof. Dr. M. Kemal Öke “Osmanlıların Filistin’de Siyonizmle Mücadelesi”, Prof. Dr. Ali Arslan “Güçler Mücadelesinde Suriye’nin Konumu”, Yrd. Doç. Dr. Ramazan Balcı “İngilizlerin Yerel Unsurlarla İlişkileri” başlıklı tebliğlerini sundular.

Prof. Dr. Ali Alparslan’ı Anma Toplantısı Üniversitemizin Güzel Sanatlar Fakültesi tarafından düzenlenen “Prof. Dr. Ali Alparslan’ı Anma Toplantısı”, 24 Ocak 2013 Perşembe günü Kandilli’deki Güzel Sanatlar Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantının açılış konuşmasını yapan Güzel Sanatlar Fakültesi De-

kanımız Prof. Dr. M. Hüsrev Subaşı, konuşmasında fakültenin çalışmalarını kısaca tanıttıktan sonra sanat ve bilim adamı merhum Prof. Dr. Ali Alparslan’ın vefatının büyük bir kayıp olduğunu, yokluğunda bunun daha çarpıcı biçimde anlaşıldığını dile getirdi.

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

Osmanlı-Orta Doğu İlişkileri Paneli

37


38

Prof. Dr. Ali Alparslan’ı anmanın ve onu genç nesle anlatmanın bir vefa borcu olduğunu, bunu üniversitemiz adına gerçekleştirmekten onur duyduklarını ifade etti. Toplantıya katılan Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara ise konuşmasında, hat sanatına Üsküdar’da gönül vermiş bir usta sanatkârın ilçelerinde anılmasının önemine değindikten sonra belediyeleri tarafından üniversitemize tahsis edilen bir binada güzel hizmetler yapıldığını görmekten ve Türkiye genelindeki güzel sanatlar fakülte-

leri için bu mekânda hoca yetiştiriliyor olmasından büyük mutluluk duyduklarını belirtti. Öğr. Gör. Betül Bilgin ve Öğr. Gör. Ali Toy tarafından hazırlanan ve merhum Alpaslan Hoca’yı ve eserlerini konu edinen sunumun ardından, Edebiyat Fakültesi dekanımız Prof. Dr. Fatih Andı’nın yöneticiliğinde gerçekleştirilen panelde Prof. Dr. Kemalettin Eraslan, Prof. Dr. Muhittin Serin, Öğr. Gör. Restoratör Mimar Ali Toy, Öğr. Gör. Betül Bilgin ve Sinan Gürlen konuşma yaptılar.

Prof. Dr. Ali Alparslan’ın yeğeni olan Sinan Gürlen dayısının hayatı, şahsiyeti, aile içi ilişkileri ile ilgili bilgiler verdi ve dinleyicilerle anılarını paylaştı. İnsanlara olan sevecen yaklaşımından söz etti. Kendisi de Alpaslan Hoca gibi bir Ta’lik-nüvis olan İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Muhittin Serin de “Hocalarımızın, geçmiş büyüklerimizin sahip olduğu değerleri zaman zaman dile getirmek ve onlarla ilgili anılarımızı paylaşarak isimlerini daima canlı tutmak bir vefa borcunun ifadesidir.” dedi. Hoca’nın cumhuriyet döneminde hat sanatının yaşatılmasına yönelik çabaların içinde önemli bir isim olduğuna dikkat çekti. Hatta hangi ortamda başladığı, nasıl icazet aldığı ile ilgili bilgilerini paylaştı ve Talik yazıda gösterdiği başarıyla ilgili örnekler verdi. Prof. Alparslan’ın hat öğrencisi olan Öğr. Gör. Ali Toy, “Bilmek ayrı öğretmek ayrı şeydir. Hocamın en dikkat çeken yönü hocalığıydı. Çok iyi aktarıyor ve tarif ediyordu.” diyerek bazı anılarını anlattı. Öğr. Gör. Betül Bilgin, “Ali Hocanın Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ndeki ilk öğrencisiydim. Hatla ilgili ondan tez yapan ilk ve tek kişiyim. Bu süreçte birlikte çalıştık. Hocam hat tarihini yazmayı çok isterdi ve nitekim vefatından önce bu isteğini gerçekleştirdi.” dedi ve Alparslan’ın günümüzde “talik” olarak adlandırılan yazının “nestalik” olarak adlandırılmasını istediğini belirtti. Prof. Dr. Fatih Andı ise İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde

Alparslan’ın öğrencisi olarak ilk dersinde yaşadıklarını anlattı, Edebiyatçı yönünü ele aldı. Güçlü espritüel yönüne temas ederek hoca-öğrenci münasebetleri çerçevesinde çarpıcı örnekler verdi. Panelin son konuşmacısı olan Prof. Dr. Kemalettin Eraslan ise meslektaşı ve arkadaşı olarak insan Alparslan’ı anlattı ve onun yokluğunun acı biçimde hissedildiğini belirtti. Bazı gözlemlerini ve duygularını dile getirdiği konuşmasını “nur içinde yatsın” temennisiyle bitirdi. Hattat Hasan Çelebi’nin bir vefat sebebiyle erken ayrıldığı toplantının sonunda konuklar arasında bulunan Prof. Dr. Kemal Yavuz, Prof. Dr. Süheyla Artemel, Prof. Dr. Şeyma Güngör, Yrd. Doç. Dr. Savaş Çevik ve de Sabri Mandıracı da söz alarak Ali Alpaslan Hoca hakkındaki duygularını dile getirdiler ve böyle bir anma toplantının düzenlenmiş olmasından duydukları mutluluğu ifade ettiler. Paneli kapanış konuşmasını ise aynı zamanda Prof. Dr. Ali Alparslan’ın öğrencisi olan Rektörümüz Prof. Dr. Musa Duman yaptı ve duygularını “Hocam mütebessim, mütevazı ve çelebi bir insandı.” şeklinde özetledi. Hoca’nın ruhuna ithaf edilen güzel bir Kur’an tilavetinin sonunda konuklar, sergi salonuna geçerek burada verilen kokteylde akşamın geç saatlerine dek sohbetlerine devam ettiler. Sergide, Prof. Dr. Ali Alparslan’ın eserlerin yanında hayatıyla ilgili belge ve bilgiler de paylaşıldı. Sergi Kandilli’deki Güzel Sanatlar Fakültesi salonlarında bir hafta süre ile ziyaretçilere açıldı.


Üniversitemizin Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü tarafından düzenlenen, Doç. Dr. Hanna Nita Scherler’in konuşmacı olarak katıldığı “Değişim” konulu seminer, 24 Aralık 2012 Pazartesi günü Haliç Yerleşkesi ‘nde gerçekleştirildi. Seminerde “değişim” kavramı, Hümanistik-Varoluşçu ve Gestalt bakış açıları üzerinden ele alındı.

Bilinçli olarak, niyet ederek gerçekleşen değişim parametreleri açıklanarak örnekler verildi. Doç. Dr. Hanna Nita Scherler, değişimi insan davranışına yansıyan, duygu ve düşüncede meydana gelen farklılık olarak tanımladıktan sonra gözlem ve tesbitlerini dinleyicilerle paylaştı.

Psikoloji Seminerleri III - Teknoloji Bağımlılığı

Üniversitemizin Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü tarafından düzenlenen Psikoloji Seminerlerinin III.’sünde ‘’Teknoloji Bağımlılığı’’ ele alındı. Klinik Psikolog Mehmet Dinç’in konuşmacı olarak katıldığı program 27 Şubat 2013 Çarşamba günü Haliç Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi. Teknoloji bağımlılığının dünyada merak uyandıran bir konu olduğunu belirterek konuşmasına başlayan Mehmet Dinç “Bağımlılık ciddî bir hastalıktır. Tıbbî bir süreçtir. Tedavi süreci en zor olan hasta-

lıklardan biridir. Tedavide başarı oranı %30’dur.” dedi. Dinç, bağımlılığı “Kişinin kullandığı bir nesne üzerindeki kontrolünü kaybetmesi ve onsuz bir yaşam sürememeye başlaması.” olarak tanımladı. Bağımlılığın küçük bir noktadan insan hayatına girerek yavaş yavaş büyüdüğüne ve kendinden başka bir şey bırakmadığınıa değindi. Bağımlılık evrelerini deneysel kullanım, sosyal kullanım, operasyonel kullanımı ve bağımlı kullanımı olarak sıraladı.

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

Psikoloji Semineri II - Değişim

39


Sahabe Gençleri Konferansı Üniversitemizin İslamî İlimler Fakültesi tarafından düzenlenen, Üsame Er-Rufai’nin konuşmacı olarak katıldığı “Sahabe Gençleri Konferansı” 26 Aralık 2012 Çarşamba günü Topkapı Yerleşkesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.

Tarih Konuşmaları - Geçmişten Günümüze Ortadoğu ve Türkiye Semineri

40

Üniversitemizin Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü tarafından düzenlenen Prof. Dr. Zekeriya Kurşun’un konuşmacı olarak katıldığı “Tarih Konuşmaları: Geçmişten Günümüze Orta Doğu ve Türkiye Semineri”, 20 Aralık 2012 Perşembe günü Haliç Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi.

Tarih Konuşmaları III: Çanakkale Muharebeleri Üniversitemizin Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü tarafından düzenlenen Tarih Konuşmalarının III.’sünde ‘’Çanakkale Muharebeleri’’ konusu ele alındı. Dr. Mehmed Niyazi Özdemir’in konuşmacı olarak katıldığı program 13.03.2013 Çarşamba günü Haliç Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi.


Türkiye’de Tarihçiliğin Bugünü ve Geleceği Semineri Prof. Dr. İlber Ortaylı biyat Fakültesi Dekanımız Prof. Dr. M. Fatih Andı, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürümüz Prof. Dr. Hasan Akay, Tarih Bölümü Başkanımız Prof. Dr. Fahameddin Başar ve çok sayıda öğretim üyemiz ve öğrencilerimiz katıldı.

“Türkler tarih yaparlar ama tarih yazamazlar.” sözleriyle konuşmasına başlayan Prof. Dr. İlber Ortaylı, bunun sebebini şöyle açıkladı: “Kavmimizin seyyariyeti yüksek olduğu için yer kürede Türk’ün gitmediği ve etkilemediği bir uygarlık yok. Bu nedenle Türkler’in bu uygarlıklar karşısında değerlendirilmesi muhtelif oluyor. Türkiye’de tarih çok az okunur. Okunan kısım da yanlışlarla doludur. Bu yanlışların sebebiyse dedikodudur.” “Tarihin merak edilmesinin ve araştırılmasının nedeni insanın yeryüzünde öleceğini bilen tek mahlûk olmasının yanında geçmiş ve gelecekle ilgili merakına bağlıdır.” diyen Ortaylı, tarih araştırmalarında incelemelerin kaynağına gidilerek yapılması gerektiğini ancak Türkiye’de böyle olmadığını belirtti.

Tarihçinin olaylara dışarıdan bakması gerektiğini vurgulayan Ortaylı, “Herkes olayların eğrisine doğrusuna bakmalı. Olayları gerçekleştiği dönemin koşullarına göre yorumlamalı. Günlük politika 7080 sene evvelki olaylarla bütünleştirilemez.” dedi. Yapılan açıklamalar kulaktan dolma bilgilerle, dedikodularla yapılmamalı uyarısında da bulunarak güvenilir kaynağın önemine dikkat çekti. Konuşmasının sonunda Türk dilinin önemine de değinen Ortaylı, dildeki kelimelerin isteğe göre atılamayacağını, hepsinin bir anlamı karşıladığını belirtti. Tarih ve Türk Dili ve Edebiyatı öğreniminin büyük şehirlerde iyi olanaklara sahip üniversitelerde alınması gerektiğini vurguladı.

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

Üniversitemizin Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü tarafından düzenlenen Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın konuşmacı olarak katıldığı “Türkiye’de Tarihçiliğin Bugünü ve Geleceği Semineri” 20 Şubat 2013 Çarşamba günü Haliç Yerleşkesi ‘nde gerçekleştirildi. Programa Rektörümüz Prof. Dr. Musa Duman, Rektör Yardımcımız Prof. Ümit Doğay Arınç, Ede-

41


KÜTÜPHANE

Prof. Dr. Musa Duman, Prof. Dr. Gönül Güreşsever Cantay Prof. Dr. Ümit Doğay Arınç, Ayhan Tuğlu

FSMVÜ Türk Hava Yolları Kütüphanesi’ne özel koleksiyonunu bağışlayan Prof. Dr. Gönül Güreşsever Cantay’a Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Ümit Doğay Arınç tarafından teşekkür plaketi verildi.

42

Ümmü’l Kura Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bakri Bin M’atoog Bin Bakri Al-Assas, FSMVÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Hikmet Özdemir, Rektör Prof. Dr. Musa Duman, Rektör Yardımcısı Prof. Ümit Doğay Arınç, İslamî İlimler Dekanı Prof. Dr. Ahmet Turan Arslan ve beraberindeki heyet kütüphanemizde incelemelerde bulundu.


SÜREKLİ EĞİTİM Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Ahmet AVCI, Bezm-i Alem Vakıf Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Saffet TÜZGEN’i makamında ziyaret etti. Ziyarette her iki üniversite sürekli eğitim merkezlerinde ortak açılabilecek programlar ve işbirliğiyle üretilebilecek projeler hakkında bilgi alışverişinde bulunuldu. Ziyaret sonrasında Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Ahmet AVCI “Başarılı ve Mutlu Olmaya Var Mısın?” isimli kitabını Bezm-i Alem Vakıf Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Saffet TÜZGEN’e takdim etti.

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Avcı, Prof. Dr. Saffet Tüzgen

GAYRİMENKUL HUKUK ENSTİTÜSÜ ve ALİ YÜKSEL & HİLMİ ÖZALP HUKUK BÜROSU ZİYARETİ Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şaban KAYIHAN ve Sürekli Eğitim Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Ahmet AVCI, Ali Yüksel & Hilmi Özalp Hukuk Bürosu Yönetim Kurulu Başkanı Av. Ali YÜKSEL’i ziyaret etti. Gayrimenkul Hukuk Enstitüsü ve Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi işbirliği ile açılabilecek eğitim ve sertifika programları üzerine görüş alışverişinde bulunuldu.

43

Prof. Dr. Şaban Kayıhan Ali Yüksel, Yrd. Doç. Dr. Ahmet AVCI

İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ İSMEK AVRUPA BİRLİĞİ PROJE TOPLANTISI Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Ahmet AVCI, İSMEK Genel Koordinatörü Güven ÇALIŞKAN, Genel Koordinatör Yardımcısı Hikmet ERBESLER, Genel Koordinatör Yardımcısı Kerem KÖKER ve Öncü Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Fatih ÖNCÜ ile üniversitemiz Sürekli Eğitim Merkezi ve İSMEK işbirliği ile hazırlanması planlanan Avrupa Birliği Projesi ile ilgili görüş alışverişinde bulundu.

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

BEZM-İ ALEM VAKIF ÜNİVERSİTESİ ZİYARETİ

Hikmet Erbesler, Güven Çalışkan Kerem Köker, Fatih Öncü, Yrd. Doç. Dr. Ahmet Avcı


İŞKUR - SOSYAL MEDYA SEMİNERİ Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi bünyesinde devam eden 600 saatlik ve 150 kişilik Sosyal Medya Uzmanı Eğitimleri süresince kursiyerlerimizi sektörden uzmanlarla bir araya getirmeye devam ediyoruz. Bu kapsamda 25.01.2013 tarihinde üniversitemizin Haliç Yerleşkesi’nde HP İnsan Kaynakları Orta Doğu ve Afrika Bölgesi Yöneticisi Şebnem ARICAN ile Atasay Halkla İlişkiler ve Pazarlama Direktörü Elif ARICAN’ın değerli katılımlarıyla “Ulusal ve Uluslararası Düzeyde İnsan Kaynağı ve Ürün Tanıtım Yöntemleri” konulu seminerimiz gerçekleştirildi.

İŞKUR ve İSTİHDAM SÜRECİ SEMİNERİ

44

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi bünyesinde gerçekleştirilen 600 Saatlik ve 150 kişilik Sosyal Medya Uzmanı Eğitimi kapsamında kursiyerlerimizi eğitim sonunda işe yönlendirmek ve istihdam süreci ile ilgili bilgilendirmek üzere Youtholding İŞKUR Proje Koordinatörü Serkan AKAN kendisine yöneltilen soruları cevaplandırdı. Kursiyerlerimizin eğitim sonunda şirketlere nasıl yönlendirilecekleri, firmalarla mülakatlarda nelere dikkat etmeleri gerektiği ve İŞKUR kursiyerinin eğitim sonunda sahip olacağı teşvikler hakkında kapsamlı bilgi alan öğrencilere ayrıca açılacak diğer eğitim programları hakkında Sürekli Eğitim Merkezi tarafından bilgi verildi.

İŞKUR - ÇAĞRI MERKEZİ SEMİNERİ Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi bünyesinde devam eden 40 kişilik İstihdam Garantili Çağrı Merkezi Elemanı Eğitimlerimizde kursiyerlerimizi sektörden uzmanlar ile bir araya getirdiğimiz seminer programlarımıza devam ediyoruz. Seminerler kapsamında kurumumuzu ve kursiyerlerimizi ziyaret eden Kerim Yayıncılık Çağrı Merkezi Yöneticisi Serap YÜRÜMEZ, öğrencilerimizin sektörde karşılaşacakları fırsatları nasıl kullanmaları ve problemlerle nasıl baş etmeleri gerektiğini tecrübelerinden yola çıkarak kursiyerlerimizle paylaştı.


İŞKUR - İSTİHDAM GARANTİLİ AYAKKABI İMALAT İŞÇİSİ EĞİTİMİ BAŞARIYLA TAMAMLANDI Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi bünyesinde açılan 480 saatlik İstihdam Garantili Ayakkabı İmalat İşçisi Eğitimimizin 28.12.2012 tarihinde 3. Grup Eğitim sonu sınavı Bağcılar Letoon Arslanlar Ayakkabı Eğitim Salonu’nda Genel Koordinatör Soner ÖRNEKOL, Kurumsal İlişkiler Koordinatörü Emre ÖZMEN ve Ayakkabı İmalat Eğitmeni Selçuk CAVUNT’un denetim ve kontrolünde gerçekleştirildi.

İŞKUR –ÇAĞRI MERKEZİ EĞİTİMİ İSTİHDAM TOPLANTISI JASMİNE COURT OTEL Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi bünyesinde 320 saatten oluşan ve 40 kişilik Çağrı Merkezi Kursları’ndan mezun olan kursiyerlerimizi yönlendirdiğimiz firmaların ziyaretleri kapsamında 05.02.2013 tarihinde Sürekli Eğitim Merkezi Genel Koordinatörü Soner ÖRNEKOL ve Kurumsal İlişkiler Koordinatörü Emre ÖZMEN tarafından Jasmine Court Otel Müdürü İsmet ÖRNEK ve Rezervasyon Bölüm Sorumlusu Özlem ERDİNÇ ile istihdam konusunda toplantı gerçekleştirildi.

BEZM-İ ÂLEM VAKIF ÜNİVERSİTESİ SÜREKLİ EĞİTİM MERKEZİ’NİN ÜNİVERSİTEMİZİ ZİYARETİ Bezm-i Alem Vakıf Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi’ni ziyaret etti. Bezm-i Alem Vakıf Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi ve Üniversitemiz Sürekli Eğitim Merkezi arasında açılabilecek eğitim, proje ve sertifika programları hakkında görüş alışverişinde bulunuldu.


AKADEMİK İŞBİRLİKLERİ Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (FSMVÜ),

Ümmü’l Kura Üniversitesi Arasında İşbirliği Anlaşması İmzalandı.

46

İmza törenine Ümmü’l Kura Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bakri Bin M’atoog Bin Bakri Al-Assas, FSMVÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Hikmet Özdemir, Rektör Prof. Dr. Musa Duman, İslamî İlimler Dekanı Prof. Dr. Ahmet Turan Arslan ve elçilik temsilcileri katıldı.

Sohar Üniversitesi /Umman

Abdel Ali üniversitesi


Prof. Dr. Ali Alparslan Sergisi

Prof. Dr. Ali Alparslan Anma Toplantısı ile birlikte Kandilli Yerleşkesi’nde sergi açılışıda yapıldı.

SAYI: SAYI: 05 05 // OCAK OCAK -- MART MART 2013 2013

Sergi

47


ZİYARETLER

Prof. Dr. Ahmet Turan Arslan, Prof. Dr. Bekir Karlıağa, Fehmi Hüveydi Prof. Dr. Musa Duman, Prof. Dr. Recep Şentürk

Mısırlı Gazeteci Fehmi Hüveydi 10.01.2013 tarihinde MEDİT’i Ziyaret Etti.

48

İHH Başkanı 05.02.2013 tarihinde Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Hikmet Özdemir’i ziyaret etti.


Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Hikmet Özdemir, Mütevelli Heyeti Üyeleri Prof. Dr. Mahmut Kaya, Aydın Seçkin, Burhan Ersoy toplantı sonrası Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğrencilerimizin çalışmaları hakkında bilgi aldılar.

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

Prof. Dr. Hikmet Özdemir, Prof. Dr. Mahmut Kaya, Aydın Seçkin, Burhan Ersoy

49

FSMVÜ Mütevelli Heyeti Üyeleri

Aydın Seçkin Ebru Çalışması Yaparken


Anayasa Komisyonu Başkanı, Milletvekili Prof. Dr. Burhan Kuzu Üniversitemizde, Türkiye’de Başkanlık Sistemi’ni anlattı.

TGTV Üye Toplantıları “Başkanlık Sistemi” ile ilgili kanaatlerini daha önce anayasa çerçeve metni ile deklare eden TGTV, 9 Mart 2013’te, “ Türkiye’de Başkanlık Sistemi” konusunu üyeleriyle müzakere etti. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Topkapı Yerleşkesi’nde yapılan istişare toplantısına Prof. Dr. Burhan Kuzu ve 40’ı aşkın gönüllü teşekkül katıldı.

Prof. Dr. Burhan Kuzu

50 Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin Üniversitemizde TGTV Üye Toplantıları: “Aile Sorunlarımıza Sivil Toplum Tedbirlerimiz” Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı 80 STK’dan gelen 150 temsilci ile 9 Şubat 2013 tarihinde Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin’in de katılımıyla “Aile Sorunlarımıza Sivil Toplum Tedbirlerimiz” konusunu istişareye açtı.

Av. Hamza Akbulut, Fatma Şahin, Prof. Dr. Nevzat Tarhan


Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin TGTV (Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı) tarafından düzenlenen toplantı için Topkapı Yerleşkemizi ziyaret etti. Toplantıya FSMVÜ Mütevelli Heyeti Başkan Vekili ve TGTV Yönetim ve İcra Kurulu Başkanı Hamza Akbulut, İstanbul Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, FSMVÜ Biyomedikal Mühendislik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Can ve diğer davetliler katıldı.

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

Erbil Üniversitesi (Irak) Öğrencileri ve Temsilcileri Üniversitemizi Ziyaret Etti!

51 İstanbul Tasarım Merkezi Film Atölyesi Ziyareti Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüsrev Subaşı ve öğrencilerimiz İstanbul Tasarım Merkezi’ni ziyaret edip tasarım merkezi ve çalışmaları hakkında bilgi edindiler.


Denizcilik Mensubu Derneği Temsilcileri Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Hikmet Özdemir’i Ziyaret Ettiler.

Washington University in St Louis Öğrencileri Medeniyetler İttifakı Enstitümüzü Ziyaret Ettiler.

52

Washington University in St. Louis öğrencileri Doç. Dr. Hayrettin Yücesoy önderliğinde, 04.01.2013 Cuma günü üniversitemiz Medeniyetler İttifakı Enstitüsünü ziyaret ettiler. Medeniyetler İttifakı Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Recep Şentürk, öğrencilere verdiği konferansta enstitü ve eğitim ile ilgili bilgiler aktardı.

Prof. Dr. Recep Şentürk ve Washington University in St Louis Öğrencileri


Ümmü’l Kura Üniversitesi Rektörü ve beraberindeki heyet

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

üniversitemizi ziyaret etti.

Ümmü’l Kura Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Bakri Bin M’atoog Bin Bakri Al-Assas öğrencilerimiz tarafından karşılandı.

Panorama 1453 Müzesi Gezisi.

53


02.02.2013 - Vatan,sayfa 12

54

02.02.2013 - Sözcü, sayfa 9

27.02.2013 - Milli Gazete, sayfa 12


02.02.2013 - Vatan,sayfa 12

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

25.02.2013 Yeni Şafak, sayfa 17

55

10.02.2013 - Sabah, sayfa 25


56

Derin Tarih Dergisi, 2013, Mart, Sayfalar: 40-45


Organizasyonunu Ayhan Tuğlu ve İlhami Danış’ın üstlendiği Sosyal Politikalar Derneği, ASAL Grup tarafından finanse edilen, çekimi ve yönetmenliği Artı5 Medya tarafından yapılan tanıtım filminin Türkçe, İngilizce ve Arapça versiyonu yayınlandı.

Tanıtım filmine katkılarından dolayı Sosyal Politikalar Derneği Başkanı Esat Ertaç Erbesler ve ASAL Group Genel Müdürü Ercan Sami Erbesler’e teşekkür plaketi Rektör Prof. Dr. Musa Duman ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ümit Doğay Arınç tarafından verildi.

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

TANITIM FİLMİ

57

Prof. Dr. Musa DUMAN, Ercan Sami ERBESLER

Prof. Dr. Musa DUMAN, Esat Ertaç ERBESLER

Prof. Ümit Doğay ARINÇ, Esat Ertaç ERBESLER


TÜRKÇE Tanıtım Filmini İzlemek İçin Barkodu Okutunuz.

ARAPÇA Tanıtım Filmini İzlemek İçin Barkodu Okutunuz.

58

İNGİLİZCE Tanıtım Filmini İzlemek İçin Barkodu Okutunuz.


MAKALELER DENEMELER

TÖMER Sınıfından Notlar (I) Yalancı Eşdeğerler Feyzi ÇİMEN*

B

ir sözcüğün iki farklı dilde/lehçede imlâ ve telaffuz bakımından aynı olduğu hâlde anlamları tamamen veya kısmen farklı olmasına “yalancı eşdeğer” denir. Fransızca faux amis (İngilizce false friends) kavramının karşılığı olan bu terim için Türkçede sahte karşılıklar, sözde denkteşler, tam yalancı eşdeğer kelimeler, sahte tanış, biçimdeş sözcükler, biçimsel eşteş sözcükler, yalancı eşteş, yanıltıcı eşteş, yalancı eşdeğerlik, yanlış arkadaş ve aldatıcı kelimeler gibi karşılıklar da kullanılır. Yalancı eşdeğerli kelimeler akraba diller ve aynı dilin lehçeleri arasında eş seslilik, çok anlamlılık, anlam değişmeleri gibi dilbilimsel etkilerle ve alıntı kelimelerle ortaya çıkabilir. Toplumun dünya görüşündeki değişimler kavramların başkalaşmasına, kavramla onu yansıtan gösterge arasındaki ilişkilerin değişmesine ve yeni bağıntıların kurulmasına yol açmaktadır. Yeni anlamlar, bir kelimenin anlamlarının zaman içinde asıl anlamlarından ayrılmalarıyla oluşabileceği gibi bu an-

lamlar, bir kelimenin bir süre başka nesnelerle kurduğu benzer ve yakın ilişkiler neticesinde de oluşabilir. Anlam değişmelerinde ve yan anlamların gelişmesinde, deyim aktarması (metaphor), ad aktarması (metonomy), çok anlamlılık (polysemy), eş anlamlılık (synonomy), eş seslilik (homonymy), anlam daralması (semantic restriction), özelleşme (specialisation), anlam genişlemesi (semantic extension), genelleşme (generalization), anlam iyileşmesi (meliorative), anlam kötüleşmesi (pejorative) gibi çeşitli anlam olayları rol oynamaktadır. Türk dili uzun tarihî tekâmül sürecinde çeşitli kollara ayrılmış; bu ayrılık neticesinde toplumların yaşam coğrafyalarının aynı olmaması, farklı kültürlerle etkileşme, siyasî, idarî ve dinî farklılıklar, her dile/lehçeye giren çeşitli yabancı kelimeler yalancı eşdeğerlik durumunu beslemiştir. Yalancı eşdeğerlik durumu özellikle dil öğretiminde diller/lehçeler arası metin aktarımında karşılaşılan güçlüklerden/tuzaklardandır. Eğer hassaten dikkat edilmezse bu durum trajik/komik çevirilere sebep olmaktadır. Biz de bu yazımızda bu komik farklılıklar üzerinde durmak istiyoruz. İnsanın anadilini başka birisine öğretmesi ilginç açılımlara sebep olabiliyor. Bu öğretim sürecinde kişi, koşulsuz şartsız kabul ettiği dilinin kelimeleri üzerine tekrar tekrar düşünme ihtiyacı hissediyor. İsim ve onun delalet ettiği anlam arasındaki bağ; fiil ve onun sınırları içine almaya çalıştığı hareket kavramının mantık sistemi bir milletin genetik kodlarını da ele veriyor.

*Arş. Gör., FSMVÜ Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

ANEKTODLAR

59


Konunun ilmî zeminini teşkil eden bu genel girişten sonra asıl meselemiz olan Türk Dili tasnifinde (coğrafî) Güneydoğu Türk Lehçeleri arasında yer alan Uygur Türkçesini anadil olarak konuşan Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi TÖMER öğrencilerine 1. Dünyanın En Pahalı Suyu Bir öğrencimiz bir alışveriş merkezine gidiyor. Genelde alışveriş merkezlerinin giriş katında bulunan çikolata şelâlesinin başında meyveli kokteyl hazırlayan satıcıdan bir “muzlu su” istiyor. Satıcı bu kelimeyi “muzlu su” anlıyor, siparişi hazırlıyor ve öğrencimizden 18 lira alıyor. Aslında öğrencinin istediği şey “muzlu su” yani b>m değişimiyle “buzlu su”, yani soğuk su. Ne diyelim pahalı bir öğrenme olmuş.

60

2. Kayısı; Kaysı? Aaaa aynı…! Bu sefer de bir hocamız yalancı eşdeğerliğin azizliğine uğruyor: Hocamız derste meyve isimlerini öğretirken öğrencilere google görseller kısmından gösterdiği kayısıyı işaret ediyor ve “Bu meyveye ne diyorsunuz?” diye soruyor. Ekranda birçok meyve resmi gören Uygur öğrenciler “kaysı” diye cevap veriyor. Hoca da “Aaa aynıymış!” diyor. Kaysı Uygurca “hangisi” demek. Yani öğrenciler “Hangi meyveyi soruyorsunuz?” demek istiyorlar… 3. Hızlı Dönüş Bir öğrencimiz defalarca üzerinde durduğum ve onun da çok iyi bildiğini bildiğim bir kelimeyi sınavda yanlış yazmış. Ona “Bu kelimeyi senin bildiğini biliyorum neden yanlış yaptın?” diye sordum. O da “Şaştım” dedi. Ben de nasıl şaşırırsın diyecekken kelimenin Uygurca “Acele ettim” anlamını hatırladım ve “Bir dahaki sefere daha dikkatli olursun” diye toparladım. 4. O Yandı! Yine bir öğrencimiz uzun zaman derslere gelmedi. Merak edip duruyordum. Bunun üzerine arkadaşlarına sordum, arkadaşınız

Türkçe öğretirken karşılaştığım on yalancı eşdeğerli kelimenin hikâyesine dönmek istiyorum. (Durumu ve olayı kişiselleştirmemek için kişi adlarını zikretmemeyi uygun görüyorum.)

nerede diye. Öğrenciler “Bilmiyor musunuz hocam o yandı.” dediler. “Ne oldu, nasıl yandı, neresi yandı, durumu ciddi mi, kaçıncı dereceden bir yanık?!” diye sordum. “Türkiye’ye alışamamış, Şincan’a yandı.” dediler. “Yanmak”, Uygurca “geri dönmek” demek.

kadaşın nerede?” diye sordum. O da “Ömrüm onu “gütmek”le geçti, artık onu gütmekten bıktım” dedi… Biraz sorgulayınca “gütmek” kelimesiyle anlatmak istediği şeyin Türkçe “gütmek” değil de Uygurca “kütmek” (k>g) yani beklemek olduğunu anladım.

5. Ben Daha Büyüğüm Öğrenciler başka bir hocayla benim yaş durumumuzu sordular, ben de o daha “küçük” dedim. Hep beraber gülmeye başladılar. Küçük Uygurca “köpek yavrusu” demekmiş.

9. Kerhâneci Meslek türleri ve meslek sahiplerinin sahip olması gereken yeterlikliler konusunu işlerken öğrencilere mesleklerini veya sahip olmak istedikleri meslekleri sordum. Bir erkek öğrenci “Ben dünya çapında bir kerhâne sahibi olmak istiyorum.” dedi. Önce şaşıran ben sonradan çocuğun büyük bir fabrikatör olmak istediğini anlayıp cahilliğime levmettim.

6. Uzaktan Kardeş mi? Bir gün derste öğrencilere “İçinizde Türkiye’ye gelmeden önce birbirini tanıyanlar var mı?” diye sordum. Bir erkek öğrenci bir kız öğrenci için “Onun annesi ile benim babam ‘yatak arkadaşı’” dedi. “Kardeş misiniz?” diye sordum. “Hayır” dediler. “O zaman nasıl oluyor?” dedim… Sonra anlaşıldı ki Uygurca “yatak arkadaşı”, Türkçe “yurt arkadaşı” demek. İkisinin anne-babası tanışıkmış, vakti zamanında aynı yurtta kalmışlar. 7. Hasta mısın? Bir gün bir öğrenci yanıma geldi ve memleketine geri dönmek istediğini söyledi. “Neden geri dönmek istiyorsun?” diye sordum. “İlacım kalmadı, artık duramıyorum.” dedi. “Ne ilacı kullanıyorsun, ben sana alırım.” dedim. Anlamsız anlamsız yüzüme baktı. Sonra anladım ki “çarem kalmadı” demek istiyor. 8. Sıra Onda. Sürekli beraber gezmelerine alışık olduğum iki öğrencim vardı. Birgün baktım biri yok. Diğerine “Ar-

10. Karaköy’de Azmak Bir öğrencim elektronik cihaz almak istediğini ve İstanbul’da nereden bulabileceğini sordu. Ben de onu Sirkeci civarına yönlendirdim. Bir cuma günü telefonum çaldı, Sirkeci’yi soran öğrenciydi, “Buyur” dedim. “Hocam ben Karaköy’de azdım.” dedi. Bu kelimenin Uygurca anlamının “kaybolmak” anlamına geldiğini bildiğim için işi muzipliğe vurdum. “Ne işin var orada, azarsın tabi.” dedim. O da “Siz gönderdiniz ya!” dedi. Ben de “Sen tramvayla biraz fazla gitmişsin, geri dön.” dedim… O gün çok güldüm. Dana sonra cuma vakti geldi. Hoca Efendi hutbeden inerken son okuduğu ayeti şöyle tercüme etti: “Şüphesiz ki Allah iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder; hayâsızlık, fenalık ve “azgınlığı” yasaklar o tutasınız diye sizlere öğüt verir.” Amenna… Ne diyelim Allah azdırmasın…


Hatice Turhan Sultan Ü

sküdar veya Kadıköy´den vapurla Eminönü’ne yaklaşırken iskelede bizi Yeni Cami selamlar. Zihnimizdeki Eminönü siluetinin önemli bir parçası olan bu camiyi hepimiz az çok tanırken kim tarafından yapıldığı nedense az bilinir. İstanbul´un selatin camilerinden olan bu 17. yüzyıl yapısı abidevî eser, bir hanım sultan tarafından İstanbul´a kazandırılır. Peki kimdir bu hanım sultan? Caminin bânisi Hatice Turhan Sultan, IV. Mehmed´in annesi, Sultan İbrahim´in baş hasekisidir. 1627 yılında doğduğu, Rus asıllı olduğu ve İstanbul´a ve oradan saraya getirildiği bilinir. Haremde Müslüman olup dini bilgilerin yanı sıra saray eğitiminin bir parçası olan âdab-ı muaşeret gibi pek çok önemli hususu öğrenir. Kendisine Hz. Muhammed´in ilk eşi Hz. Hatice´nin ismi verilir. Asıl ismi ise bilinmez. Dönemi anlatan kaynaklarda ismi Turhan Sultan, Hatice Turhan Sultan, valide sultan olarak geçse de daha çok Turhan Sultan olarak tanınır. Kaynaklarda anlatıldığına göre Hatice Turhan Sultan beyaz tenli, koyu kahverengi saçlı, mavi gözlü, çok güzel bir kızdı. Boylu poslu, narince idi. Sultan İbrahim tarafından çok beğenildiği rivayet edilir. Hatice Turhan Sultan, 2 Ocak 1642´de oğlu Mehmed´i dünyaya getirdi (Sultan IV. Mehmed). Padişaha ilk oğul veren hanımdı. Böylelikle, başhaseki unvanını kazandı. Sultan İbrahim´in 8 Ağustos 1648´de tahttan indirilip yerine oğlu IV. Mehmed´in yedi yaşında tahta çıkmasıyla valide sultan oldu. Valide Sultan olduğunda yirmili yaşların başında çok genç bir hanımdı. Esas varlık gücünü Valide Sultan olan kayınvalidesi Kösem Sultan´ın 1651´de ölümüyle gösterdi. Hatice Turhan Sultan, haremin başı oldu ve maaşı iki bin akçeden üç bin akçeye yükseltildi. Topkapı Sarayı´nda Cariyeler Taşlığı´na bitişik Valide Taşlığı´ndaki Valide Sultan Dairesi´ne yerleşti. Hatice Turhan Sultan, 1656´ya kadar vezir-i azam atamaları da dâhil tek yetkili kişi konumundaydı. 1656´da Köprülü Mehmed Paşa´yı olağanüstü yetkilerle donatıp sadrazam olarak atadı. Muktedir bir Valide Sultandı. Resmî bir notta Eski Saray´ı ihmal ettiği için sadrazamı azarlıyordu: “Eski Saray´da çorba kaynatacak odun yok! Bunun sebebi nedir? Burası Sultan Sarayı değil midir?” Sultan, 1660´a doğru IV. Mehmed´in saltanat işlerini yürütecek yaşa gelmiş olması nedeniyle siyasetle ilgisini kesmeye başladı.

Hatice Turhan Sultan, oğlunun yalnızca çocukluğunda değil yetişkinliğinde de yönetimde çok önemli ve etkili bir rol oynadı. 1664 kışında 22 yaşını dolduran Mehmed, artık ataları gibi iktidarın dizginlerini ele alacak ve sorumluluklarını üstlenecek yaştaydı. Ama av tutkusu nedeniyle, zamanının çoğunu Edirne´de geçiriyordu.

Hatice Turhan Sultan bir süre de olsa imparatorluğu siyasî karmaşanın ve ekonomik çalkantının eşiğinden döndürmeyi başardı. Sadaret makamını yaşlı fakat dirayetli Köprülü Mehmed Paşa´ya teslim etti. Köp-

* Yrd. Doç. Dr., FSMVÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü

rülü soyundan gelen sadrazamlar yarım yüzyılı aşkın bir süre hizmet verdiler ve ülkeye belirli bir istikrar getirdiler. 1669´da Girit´in fethi ve Kandiye Savaşı´nın sona ermesiyle, Hatice Turhan Sultan´ın yazışmalarında büyük yer tutan Osmanlı donanmasıyla ilgili girişimleri de sonunda amacına ulaştı. Hatice Turhan Sultan da pek çok Osmanlı hanım sultanı gibi gelirlerini büyük bir vakıf kurmak için sarf etti. Eminönü´ndeki Yeni Cami Külliyesi´nin inşa hikâyesi, saray kadınlarının hayırsever faaliyetlerine çarpıcı bir örnektir. Padişah III. Mehmed´in annesi Safiye Sultan inşaatı 1597 yılında başlatmıştı. Ancak oğlu 1603´te ölüp kendisi de Eski Saray´a taşınınca elini bu işten çekmek zorunda kaldı. Elli yıl kadar sonra hükümdar IV. Mehmed´in annesi Hatice Turhan Sultan tarafından inşaat tamamlandı. Bu abidevî külliye, sultanın gücünü imparatorluk başkentinde görünür hâle getirdi. 17. yüzyılda yapılan tek büyük camidir. Caminin açılış töreni 31 Ekim 1665 Cuma günü yapıldı. Açılış törenine Valide Sultan olan Hatice Turhan, Padişah IV. Mehmed ve vezirler katıldı. Merasime katılan devlet erkânına samur kürkler, hilatler ve hediyeler verildi. Valide Sultan saraya giderken etrafa çil akçeler dağıttı ve bu şekilde fukara da nasiplendirildi. İnşa edilen bu büyük külliyenin ayakta kalıp kendini finanse etmesi için Hatice Turhan Sultan´a ait gelir getiren mülkler bu külliyeye vakfedildi. Yeni Cami Külliyesi cami, türbe, sıbyan mektebi, sebilhane ve çarşı olmak üzere beş ana unsurdan müteşekkildir. Sultan bu devasa yapının yanı sıra Çanakkale Boğazı´nın girişinde iki yeni kale yaptırdı. İlaveten Fatih Sultan Mehmed´in 15. yüzyılın ortalarında boğazın en dar yerinde yaptırmış olduğu Kilitbahir´de geniş çaplı bir onarım başlattı. Hayırsever Sultanın 1680´lerde sağlığı giderek bozuldu ve 1683´te, genç denebilecek ellili yaşlarda hayata veda etti. IV. Mehmed´den başka Atike isimli bir de kızı olan Sultanın vefatından sonra imparatorluk felaket senelerini yaşadı. Sultan, Eminönü´nde kendi yaptırdığı Yeni Cami Külliyesi´nin bir parçası olan Havâtîn Türbesi´nde medfundur.

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

Nurdan ŞAFAK*

61


Mimarlık ve Fırsat Maliyeti Ali Naci ÖZYALVAÇ*

F

62

ırsat maliyeti, kısıtlı kaynaklar karşısında tüm ihtiyaç ve arzularını elde etmesi mümkün olmayan insanoğlunun, bu kısıtlı kaynakların rasyonel kullanımında tercih yapmak zorunda kalması sonucu ortaya çıkar. Yapılan her seçimin, alternatifleri arasında en yüksek kazanç sağlayacak ve seçilmemiş olmakla vazgeçilmiş bulunan bir maliyeti bulunur ki, neo klasik iktisat teorisyenleri buna alternatif maliyet, fırsat ya da vazgeçme maliyeti ismini verir. Üretici ve tüketici açısından alternatif maliyetler ayrı ayrı ele alınması gereken konular olup, bu maliyetin hesaplanması sırasında kontrol dışında ve telafisi mümkün olmayacak bazı sonuçlar da karşımıza çıkar ki, bu da alternatif maliyetin “dışsallık” özelliği olarak bilinmektedir. Buraya kadar anlatılanların malumun ilanı olduğundan şüphe yok, ancak konuyu mimarlık düşüncemizi işletecek bir kavram olarak tasarım ve planlama sürecinin terimleri ile ele almaya ve üzerinde biraz daha düşünmeye çalışacağım. İktisadi açıdan ikinci alternatifin getirisi olarak düşünülen bu miktar, ekonomistlere bakarsanız tuttuğunuz yolda elde ettiğiniz kazanç ile yetinmenize izin vermeyecek, hatta daha kârlı ihtimaller karşısında zararda olduğunuzu söyleyecektir. Bu örneği vermemdeki amaç şu; tercihlerimizin salt ekonomik sebep ve sonuçları yoktur ve daha genel bir bakışla, daha tümel yaklaşımlar gerektirdiğinin hepimiz farkındayızdır. Bu anlaşılabilir olsa da, tercihimize etkiyen diğer parametreler sayısal/niceliksek sonuçlar kadar kıyaslanabilir midir? Peki bu faktörler karar verme süreçlerine nasıl dahil olurlar ve hiyerarşik olarak bir önem sıralamasından bahsedilebilir mi? Mimarlık mesleğinin eğitimle kazanılan, fakat dışarıdan farkedilmesi zor ve saygı duyulduğu nadir görülen bir yönü üzerinde bu soruların ışığında ilerleyelim. Yanlış anlaşılmaları önlemek adına baştan belirtmekte fayda olabilir; burada kastedilen örneğin stüdyo ya da dubleks gibi konut tipolojilerinden hangilerinin seçilmesi ile aynı inşaat alanından daha çok kâr elde edilebileceği, veya arazinin imar durumunu değiştirmek için girişilen zahmet ve maliyetlerin neticede fayda verip vermeyeceği değil. Zaten böyle bir uzmanlığımızın olmadığı da açık. Nitekim bahsedeceklerimiz biraz da bu kararlara hapsolmuş mimarlık camiası ve yapı endüstrisinin müzakere sürecinde yaşanan baskılara, ve daha kazançlı görünen tercihlerden neden uzak durmamız gerektiği gibi sorulara cevap vermekte zorlanıyor oluşumuza getirilen bir öz eleştiri olacaktır. Mimari tasarımda tercihlerin sonsuz sayıda kombinasyonu karşısında mimar, bu seçimlerin hesap verilebilir bir sonuca ulaşmak adına bir araya getirilmesi gibi çetin bir sınav ve sorumlulukla karşı karşıyadır. İnsan hayatını ve faaliyetlerini kuşatan tüm fiziksel yapılı çevrenin düzenlenmesi işinin bu mesleğe tevdi edilmiş olması ve aynı mesleğin toplumsal mutabakatla daha birçok entelektüel konuyu sahiplenmesinin meşruiyeti tartışılabilir, ki seçtiğimiz başlık da biraz bunu yapmaya yöneliktir. *Arş. Gör., FSMVÜ Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü

Ancak hemen farkedileceği gibi bu teslim edilme hali yalnızca bir görünümden ibarettir. Çünkü çetrefilli meseleler karşısında kendinden menkul bir bilme ile kuşanmış karar vericiler aslında bilimsel bilgi ile değil kararları tartışılmaz olan, ve çoğu bir defaya özgü birçok etkenin bileşke vektörü olarak ortaya çıkan uzlaşı / sonuçların kontrol edilemez / bir defalık olmasından faydalanarak risk almayıp, çıkarları ile ters düşmeyen, kaçınılmaz(!), pragmatik neticelere varırlar. Alternatif maliyetlerin “mega” projelerde bir karşılığı olamayacağı gibi, toplumsal maliyetlerinin tahmin edilemez oluşununda ötesinde aslında bu derece belirsizlik taşımaları, onların proje değil “meydan okuma” olduklarını da gösterir. Burada açıkça mimarlık meslek alanının sahipleri tarafından savunulamamış ve terkedilmiş olduğunu kabul etmemiz gerekmektedir. Meslek alanının dışarıdan kimseler tarafından işgal edilmesi tüm meslekler için rahatsız edicidir. Mesleğin kazanç, teknoloji ya da ihtisaslaşma açısından korunup o amaçla yapılanmış olduğu kimilerinde, mesleki terimlerinin bariyerleri dışarıdan kişilere alanın kapılarını kolayca açmaz. Ancak mimarlık böyle değildir. Tüm zamanını içinde geçirdiği “mekan”, onun düzenlenmesi ve üretilmesi hakkında her birey, asgari düzeyde bir yetkinlikle konuştuğuna inanmaktadır. Peki, meslek alanını topluma karşı temsil etme görev ve sorumluluğunda olan mimarın hiç mi suçu yoktur? Elbette olmadığını iddia etmek mümkün değildir. Ancak bu konuda yapılacak birşeyler olduğu pek düşünülmez. Bunun yerine dışarıdan bastırılan tanımlar ve biçilen kimlikler içinde bir dizi hesaplaşma, yakınma ve yalnızlık içinde meslek yaşantısını sürdürmek durumunda kalınır. Kanaatimizce, meslek alanının saygınlığının geri kazanılmasına giden yol mimarlık bilgisinin sınırlarının ve niteliklerinin tartışılarak, tabiri caizse mimarlık için varlık/bilgibilim’in yeniden kurulmasıyla mümkündür. Deneysel ve teorik çalışmaların ağırlıkta olduğu disiplinlerde meslek adamlarının onay vermeyeceği hareket tarzı kabul edilemez görülürken, fiziksel çevrenin kurulması konusunun bu derece keyfekeder uygulamalara sahne olması, disiplinin üzerine kurulduğu iddia edilen bilgi birikiminin nesnelliğini ve geçerliliğini topluma anlatamadığımız içindir. Daha basite indirgeyerek, binaların taşıma gücü konusunda basma-çekme deneyleri ile tartışmasız hükümlere varabilirken, hayatımızın aynı nitelikte ve kesinlikte olmayan, belki sosyal ve ruhî yaşantımızla ilgili olmaları bakımından daha önemli, buna karşın ölçemediğimiz, ve üzerinde konuşabilmek için yeterli kavramsal çerçeveleri de üretemediğimiz diğer birçok katman ile çevrili olduğu gerçeği gözardı edilmektedir. Meslek alanının dışarıdan kimseler tarafından işgal edilmesi tüm meslekler için rahatsız edicidir. Mesleğin kazanç, teknoloji ya da ihtisaslaşma açısından korunup o amaçla yapılanmış olduğu kimilerinde, mesleki terimlerinin bariyerleri dışarıdan kişilere alanın kapılarını kolayca açmaz.


yen, düşünmeye ve anlamaya dayalı üslubu ile yıllarca yürüdüğü yolda bayrağı bizlere bırakmıştır. Varlığı, dışımızdaki alemi, başka bir deyişle kendimizi içinde bulduğumuz düzeni bilmede, insan olarak sınırlı kabiliyetimiz olması bize ancak spekülatif kabuller ve varsayımlar üzerinden hareket etme imkanı vermektedir. İnsanın akıl yürütmesi ise olayları ve mefhumları ayrıştırmak, sınıflandırmak üzerine kuruludur. Bu metod tüm bilme edimi için olduğu gibi karşımıza aldığımız varlık alemi içinde geçerlidir. Bu konuda yapılmış çok sayıda çalışma var demek yetersiz kalacaktır. Nitekim medeniyetleri kuran dünya tasavvurlarından ideolojilerin menşelerine, sanatsal üsluplar, siyasi akımlar ve felsefi doktrinlere kadar herşey varlık algısının ve insanın varlık karşısında tutunduğu kabullerin yansımalarıdır. Burada mensubu olduğumuz islam medeniyetinin varlık telakkisi gündeme gelmektedir. İslam düşünce geleneği içinde çok zengin tartışmalara sebep olmuş bu konunun burada kısaca cevabını bulmak mümkün değildir. Bu cevapların mimarlık düşüncesini nasıl şekillendirdiği sorusu ise daha çetin, daha uzun soluklu arayışları gerektirmektedir. Belirtmekte fayda var, merhum Cansever’in bıraktığı entelektüel miras ve ileriye götürülmesini beklediği bayrak da tam burada beklemektedir. İslam temelli varlık tasavvuru, bilgiyi obje ve nesne’ye nazaran nerede konumlandırmaktadır? Bu ontolojik hakikatin ahlaki ve etik sonuçları nelerdir? Yapıp etmelerimizde, niyetimizin ötesinde akıl yürütme ve sonuçları bakımından sorgulama yapmıyorsak hesap verilebilir bir meslek yaşantımızın da olmayacağı açıktır. Hesabını veremeyeceğimiz kararlarımızın da meşruiyetinden şüphe etmemiz ve savunmakta kararsız kalmamız kaçınılmaz olacaktır. Bu felefi sorgulamayı göze alamayan (ister modern ister geleneksel olduğunu iddia etsin) hiçbir sanat, zanaat seviyesini aşamayacak, söylem üretme ve birikimini gelecek kuşaklara aktarma başarısını gösteremeyecektir. Herkes ticari faaliyette bulunabilir, ancak yatırım uzmanı olamaz. Aynı şekilde herkesin bir fırsat bulup fiziksel yapılı çevrenin değiştirilmesine, düzenlenmesine ve yeni ekler inşa ederek yapı üretimine katılmaya çabalaması, ortada bir mimari faaliyet olduğu anlamına gelmez. Nasıl ki mikro ölçekte, atomize olmuş iktisadi faaliyetlerin toplamda dış piyasalardan ve iç gerilimlerden korunmaları, girişimciler daha uzun süre hayatta kalarak kendi ayakları üzerinde durabilecek hale gelmeleri için ülke ölçeğinde üst bir irade tarafından genel bir politikayla yönlendiriliyorsa, ve nasıl ki ulaşılması hedeflenen noktada tüm kişilerin ticari kazançlarından daha büyük ve yüce bir amaç, yani toplumsal adalet, kalkınma ve uygarlık seviyesi hedefleniyorsa aynı yaklaşımı mimarlığımız için de göstermeliyiz. Açıkça görülmelidir ki, plansız ve günü kurtaran çözümler uzun ömürlü olamayacak, daha da ötesinde görünürde işler olsa bile üst bir iradenin kontrolünde tümel bir politika tarafından yönlendirilmeyen imar ve yapı üretimi kaotik ve niteliksiz fiziksel mekanlar üreterek küçük bir zümrenin büyük kazançlar sağlamasına, bununla birlikte kentsel toprak rantının adaletsiz dağılımına ve tüm yaşam alanlarımızın işgali ile toplumsal belleğimizin tahrip olmasına sebep olacaktır. Önerimiz asla kural koyucu ve tepeden aşağı bir tahakküm mekanizmasının kurulması değil, bütün hareketlerimize anlam verecek bir ortak aklın kurulmasıdır. Üstad’ın da dediği gibi, bunu başarabilecek başka kimse kalmamıştır, ve herşeyin başı niyettir..

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

Ancak mimarlık böyle değildir. Tüm zamanını içinde geçirdiği “mekan”, onun düzenlenmesi ve üretilmesi hakkında her birey, asgari düzeyde bir yetkinlikle konuştuğuna inanmaktadır. Peki, meslek alanını topluma karşı temsil etme görev ve sorumluluğunda olan mimarın hiç mi suçu yoktur? Elbette olmadığını iddia etmek mümkün değildir. Ancak bu konuda yapılacak birşeyler olduğu pek düşünülmez. Bunun yerine dışarıdan bastırılan tanımlar ve biçilen kimlikler içinde bir dizi hesaplaşma, yakınma ve yalnızlık içinde meslek yaşantısını sürdürmek durumunda kalınır. Kanaatimizce, meslek alanının saygınlığının geri kazanılmasına giden yol mimarlık bilgisinin sınırlarının ve niteliklerinin tartışılarak, tabiri caizse mimarlık için varlık/bilgi-bilim’in yeniden kurulmasıyla mümkündür. Deneysel ve teorik çalışmaların ağırlıkta olduğu disiplinlerde meslek adamlarının onay vermeyeceği hareket tarzı kabul edilemez görülürken, fiziksel çevrenin kurulması konusunun bu derece keyfekeder uygulamalara sahne olması, disiplinin üzerine kurulduğu iddia edilen bilgi birikiminin nesnelliğini ve geçerliliğini topluma anlatamadığımız içindir. Daha basite indirgeyerek, binaların taşıma gücü konusunda basmaçekme deneyleri ile tartışmasız hükümlere varabilirken, hayatımızın aynı nitelikte ve kesinlikte olmayan, belki sosyal ve ruhî yaşantımızla ilgili olmaları bakımından daha önemli, buna karşın ölçemediğimiz, ve üzerinde konuşabilmek için yeterli kavramsal çerçeveleri de üretemediğimiz diğer birçok katman ile çevrili olduğu gerçeği gözardı edilmektedir. Mimarın tüm ölçeklerde insan hayatının üzerinde karar verici konumda olması burada kesinlikle savunulan bir durum değildir. Aksine, ileride gerekçeleri üzerinde daha detaylı duracağımız bu mevzuda kullanıcıların yapılı çevrenin de ötesinde, hayatlarının hiçbir anında pasif ve edilgen olmaması için önlemler almak, katılımın sağlanmasına çalışmak ve toplumsal gelişmemiz için kişilere sorumluluklarını teslim etmek mecburiyetindeyiz. Ancak bütünsel planlama ihtiyacı ve modern ihtisaslaşmış toplum düzeni, baştaki örnekte olduğu gibi bireysel faaliyetlerin toplumsal etkisini düzenleme ve yönlendirme gereksinimi ile imar edici bir kurumu tesis etmiş, bazı kişilere “geçmiş ve gelecek kuşaklar adına” mimarlık mesleğini icra etme görev ve sorumluluğunu vermiştir. Varlık alemine katılacak her yeni yapay ögenin, o alemin bütünlüğün ve ilişkiler düzeninin farkında olması gerektiğini söyleyen merhum Cansever’e göre bu sorumluluk karşısında kişiler, varlığın mahiyeti hakkında düşünmek, onun yasalarını ve iç gerilimlerini anlamak yolunda uzun ve meşakkatli bir felsefi sorgulamayı göze almak durumundadır. Ortaya koyduğu her eserde ulaştığı bu idrakin seviyesini de açığa vuran sanatçı / mimar, eşref-ül mahluk olan insan karşısında küçümseyici, etkileyici ve yönlendirici değil, özgürleştirici, tarafsız ve güzelleştirme niyeti ile hareket etmelidir. Binlerce yıllık insanlık düşünce birikiminin birçok tartışma başlığına değinen bu kısa ve veciz ifadeleri ile Cansever kendi sorumluluğunu açıkça kabul ederken, neden ve nasıl mümkün olacağı ile ilgili de yukarıda bahsettiğimiz varlık / bilgi alanını işaret etmiştir. Her insanın, dünyanın değiştirilmesi ve güzelleştirilmesi vazifesine özgür düşünce ve sorumluluk hisleriyle katılması gerekliliğini savunan yazara göre bu kutsal görev ‘beşer’i ‘insan’a dönüştürecektir. Kendisi de bu bilinçle bitmek bilmez bir enerji ile uzun ömrünün son günlerine dek nasıl bir yaklaşım içinde olmamız gerektiğini anlatıp durmuş, kısa yollu çözümlerden ve telkinlerden uzak, insanı öncele-

63


Üniversitelerde Değişim ve Yeni Üniversite Anlayışı Fevzi YILMAZ* Özet Pek çok ülke, yüksek öğretimde 2020 yılına hatta daha sonrasına ait planlama yaparken eğitimde modernleşme sürecini de dikkate almaktadır. Gelişmiş ülkeler, ekonomik gelişmede en önemli unsurun iyi üniversitelerin en iyi eğitimi sağlayarak yüksek kalitede bilgi ve beceriye sahip mezunlar vermesi olduğu görüşündedir. Bu nedenle üniversitelerin toplumsal görevi çok önemli olmakta, gelişmekte olan ülkelerin de kaliteli eğitimi verecek üniversitelere sahip olması gerekliliği önem kazanmaktadır. Kaliteli ve iyi eğitimin kazanımlarından en önemlisi girişimci ve teşebbüs ruhuna sahip bireyler yetiştirmektir. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat ERGÜN 22 Kasım 2012 tarihinde yapılan 1. Üniversite-Sanayi İşbirliği Zirvesinde 2023 yılında onlarca marka üniversitemiz olması gerektiğine vurgu yaparak, üniversitelerin

64 Yukarıda açıklanan toplumsal beklentileri karşılamak için üniversitelerin finansal yönetimi önem kazanmaktadır. Bir tarafta bütçe dengesini sağlamak diğer tarafta ise eğitim ve araştırmada mükemmellik için bonkör harcama söz konusudur. Üst kalitede öğretim, üniversite öğrencisi olmak için katı kabul kriteri, etkili beceriler dünyanın en iyi üniversitelerinin öğretim ücretlerini üst düzeylere çekmektedir. Örneğin Harvard (ABD) gibi bir üniversitede bir yıllık lisans öğretim ücreti bugün itibariyle 50000 ABD dolarına tırmanmıştır. Daha düşük ücretli olan yüksek öğretim kurumları seminerler, özel kurslar (SEM gibi), özel amaçlı sınavlar düzenleyerek sistemdeki yerlerini korumaya çalışmaktadır. İnternet üzerinden yüksek öğretim, dönüşüm başlatarak öğrencilere, en iyi üniversitelerde öğrenim görme şansı verilmektedir. Günümüzde yükseköğretim masraflarının artması eğitim yöneticilerini ve politikacıları ekonomik tedbirler almaya zorlamaktadır. Üniversite maliyetleri ile ilgili ana unsurlardan ilki teknolojinin gelişimidir. Bunu tıp ve fen bilimleri alanlarında yatırım ihtiyacının yüksek olması, techizat, cihaz, alet ve gereçlerin çevrim süresinin kısalması takip etmektedir. Bunlarla birlikte, lisans ve lisansüstü öğrencileri için çok * Prof. Dr., FSMVÜ Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Dekanı

patent, model ve yenilikçi çalışma arayüzeylerinde bulunmalarını istemiştir. Kaliteli üniversite ve kaliteli eğitim-öğretimin gerekleri: • Eğitime uygun tasarımı yapılmış binalar ve sosyal imkanlar-mekanlar, • Kaliteli ve motivasyonu yüksek öğretim-araştırma elamanı, • Güncel ileri teknoloji ile uyumlu eğitim-öğretim donanımları ve laboratuarlar, • İyi kütüphaneler, • İyi organize edilmiş eğitim-öğretim programları, • İyi Ar-Ge, Ür-Ge, teknoloji, kuluçka ve sosyal paydaşlı merkezler ve • İyi yönetim düzenidir. sayıda eğitim programı açmak, modern teknolojiyle uyumlu araştırma laboratuarı kurmak gibi unsurlar da giderleri artırmaktadır. Maliyet artışının bir diğer nedeni, her üniversitenin dünyadaki en iyi üniversiteler arasına girme isteğidir. Örneğin ABD ve dünyadaki pek çok üniversite ABD’deki Sarmaşık birliği üniversiteleri üyesi olma, bu üniversitelerle işbirliği yapma, kendi ülkelerinde bu üniversitelerle ortak üniversite açma isteğindedir. Çin Halk Cumhuriyeti kendi ülkesinde Sarmaşık birliği üniversitelerine benzer bir üniversite yapılanmasına girmektedir. Yale (özel üniversite) veya Oxford (devlet üniversitesi) gibi üniversite olabilmek için araştırmaya çok önem verilmeli, diğer bir değişle araştırma üniversitesi olmak gerekmektedir. Akademik kadrodaki öğretim üyelerini sık sık yenilemek, yeni açılan program ve bölümlere yeni öğretim üyesi görevlendirme, üniversite içinde öğrencilere yönelik yeni sosyal mekanlar-donatılar yapmak üniversitelerin masraflarının sürekli artışına neden olmaktadır. Bu tür sorunlar hem en iyi üniversitede ve hem de alt küme üniversitede görülmektedir.. ABD, İngiltere ve Ülkemizde üniversitelerle ilgili genel değerlendirmeler aşağıda verilmektedir. ABD’de üniversiteler Üniversitelerdeki öğretim programlarında başarı/ başarısızlık; öğretim kadrosu, teknik ve teknolojik donanım (laboratuvar gibi) ve çevre ilişkileri gibi birçok faktöre bağlı olarak değişim gösterir. ABD’de üniversiteler daha iyi öğrenciyi çekme, sarmaşık ligine katılma veya ayakta kalmak için sürekli yatırım yapmaktadırlar. Örneğin Chicago Üniversitesi, modern bir kütüphane kurmuş, sosyal nitelikli mekanlar inşa etmiş, tıp eğitimi için modern hastane binası yapmış ve Pekin’de yeni kampüs açmıştır. Ünlü bir vakıf tarafından desteklenen Chicago Üniversitesi borç içinde yüzmektedir. Chicago Üniversitesi benzeri birçok ABD üniversitelerinin yıllık zararları ortalama %12 artmaktadır.


ABD Üniversitelerinde yıllık %12’yi bulan uzun vadeli borçlanma artışını, %9’luk faiz ödemeleri artışı, %6’lık laboratuvar, tesis ve ekipman yatırımı artışı ve %5’lik öğretim gider artışı izlemektedir. ABD üniversiteleri bağımsızdır (özerktir), iç yönetim ve öğrenci harçlarını belirleme gibi konularda devlet kontrolü yoktur. Özel-Özerk üniversite anlayışı ve harçların üniversitelerce belirlenmesi, ABD üniversitelerini zenginlerin yoğun olarak gittiği yerler yapmamıştır. Lisans öğrencilerinin; 1/3’ü azınlıklardan, 1/4’ü fakirlik sınırının altında kalan aile üyelerinden oluşmuştur. Öğrencilerin 1/2’si yarı-zamanlı olup %80’i okurken çalışmaktadır. Dünya liginin birincisi olan Harvard (özel üniversite) yılda 40 bin ABD doların (~ 72 bin TL) altında gelire sahip aile bireylerinden harç almamaya karar vermiştir. Lisans eğitimindeki öğrencilerin %5’ i ve lisansüstü öğrencilerin yarısına

yakını yabancılarda oluşur. ABD’de üniversitelerinin yabancı öğrenci gelirleri yıllık bazda 20 milyar ABD doları (~ 36 milyar TL) civarındadır. İngiltere’de üniversiteler İngiltere’de öğrenciler devlet üniversitelerinde okumak için yılda 8500 Sterlin (~ 25 bin TL) kayıt harcı ödemektedirler. Bu daha önceki kayıt harçlarının 3 katı kadar yüksektir. Ücret yüksek olduğu halde, kontenjanlar dolmakta ve müracaatçıların çok azı (dörtte biri) üniversiteye girememektedir. İngiltere’de devlet üniversitelerinde kapanma riski yoktur, ancak bazı bölümler öğrenci bulamamaktadır. İngiltere’de özel üniversitelerin sayısı artmakta ve yayılmaktadır. Bu üniversitelerde de ücret ve öğrenci bulma yönüyle sıkıntı yoktur. Hükümet, özel üniversiteleri öğrencilerine borç para vererek dolaylı şekilde desteklemektedir. Destek üniversite harcına bağlı olarak 6 bin sterlin/yıl’a (~ 17 bin 500 TL/ yıl) kadar çıkmaktadır. Birçok öğrenci, özel üniversitelerin erişilmez yükseklikte ücret talep ettiklerini düşünmektedir. Bu yanlıştır, Örneğin, İngiltere’deki Buckingham Üniversitesi (özel) AB öğrencilerinden 11 bin 250 sterlin/yıl (~ 33 bin TL/yıl) ücret almaktadır. AB öğrencileri İngiliz gibi sayılırlar. Özel üniversiteler esnek uygulamalar ile öğrencilerin programları bir yıl erken bitirmesine olanak sağlamaktadır. İngiltere’de özel üniversitelerde yabancı öğrenci ücretleri daha yüksektir. Özel üniversiteler dışarıdan çok öğrenci alırlar. Buckingham Üniversitesi öğrencilerinin yarısından fazlası yabancıdır. Sadece geçen yıl ülke sınırları içerisine 216 bin göçmen kabul edilmiş ve bunların %40’lık dilimini öğrenciler oluşturmuştur. Hükümet raporlarına göre, bir yıl içerisinde yabancı öğrencilerden elde edilen gelir 7 milyar Sterlin (~ 20,3 milyar TL) civarındadır. Bu rakamın 2025 yılına kadar ikiye katlanması planlanmaktadır. Türkiye’de üniversiteler Kıta Avrupası’nda ve bizde yükseköğretim büyük ölçüde devlet desteği ile yürütülür. Geçtiğimiz yıllarda devlet üniversitelerinde giderin %80-85’lik kısmı hazine, %15-20’ye yakın kısmı ise öğrenci harçları ile karşılanmakta idi. 2012-2013 eğitim-öğretim yılı itibariyle devlet üniversitelerinde öğrenci harçları hükümet kararnamesi ile kaldırılmıştır. Harçların kaldırılması, zor durumda olan öğrenciler ve aileleri için çok iyi, varlıklı bireyler için ise ödül olmuştur. Devlet üniversitelerinde öğrenci harçlarının tümüyle kaldırılması, bize “ücretlendirilmemiş hizmetin kıymeti bilinmez” özdeyişini hatırlatmaktadır. Harçların tümden kaldırılması yerine, ödeme gücü zayıf öğrencilerin burs, kredi ve borçlandırma gibi enstrümanlarla korunması daha doğru olurdu. Önemli bir gerçek burada da dillendirilmelidir: Alman Hükümeti, üniversitelere öğrenci harcı konusunda serbestlik tanımıştır ve bu ülkedeki birçok üniversitede harç miktarı önemsiz sayılacak kadar düşüktür. Avrupa’daki akademi çevreleri, dünya üniversite liginde Alman üniversitelerinin önde olmamalarını bir şekilde bununla ilişkilendirmektedir.

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

ABD’deki 1692 üniversite ve kolejlerin para hareketleri ve hesap denklikleri incelendiğinde şaşırtan sonuç herkesi ürkütmektedir: Üniversitelerin 2010’daki durumları 2006’ya göre finansal yönden daha kötüdür ve 1/3’ ü borç batağındadır. Amerika Üniversitelerinde bütçeyi dengelemek için üniversiteler daha çok öğrenci kaydetmekte ve harç ücretlerini arttırmaktadır. Öğrenci harçları 1983’ten bu yana toplam enflasyonun 3 katı şeklinde artmıştır. 2001’de ortalama hane gelirinin %23’üne denk gelen harç, 2010’da %38 olmuştur. Bu sürdürülemeyen bir durum meydana getirerek, kredi kuruluşlarına öğrenci borç toplamı 1 trilyon ABD dolarını (~ 1.8 trilyon TL) bulmuş ve bu konu politik tartışmanın merkezine oturmuştur. ABD’de eyaletlerin eski yıllarda yaptıkları bonkör üniversite destekleri ise giderek azalmaktadır. Öğrenci harçları artışları ile ilgili olarak Jeff Denneen (Bain Consultant), “Yükseköğretim ek değer vermediğine göre ek maliyet neden?” sorusunu sormaktadır. Orta seviye bir öğrenci eskiye göre daha az saat çalışmakta ve daha az öğrenmekte, not enflasyonu ise bu durumu örtmektedir. Cornell (özel üniversite) finansal problemi 2009’dan itibaren çözmeye çalışmakta olup, yönetim masrafını 70 milyon ABD Doları (~ 125 milyon TL) kadar düşürmüştür. Öğretim üyeleri daha mesleğine odaklı alanlara yönelmişler, kampüs kapatma, birleştirme, bölüm ve derslerin kaldırılması, yıldız profesörlerin sayısının azaltılması gibi uygulanmalara gidilmektedir.

65


FSMVÜ, Mühendislik ve Mimarlık Fakultesi Haliç Yerleşkesi

66

Vakıf üniversitelerimiz, devletin yükünü alarak yükseköğretim sistemimize çok önemli katkı yapmaktadır. Vakıf üniversiteleri çalışanları YÖK, MEB ve TÜBİTAK fon ve burslarından diğer üniversite mensupları gibi yararlandırılmalıdır. Öğrencilerimize, talep etmeleri halinde harç, burs ve kredi desteği verilmelidir. Borç para verme alternatifi de yukarda verilen İngiltere örneği dikkate alınarak çalıştırılmalıdır. Ülkemizde devlet üniversitelerinde araştırmanın finansmanı da büyük ölçüde devlet (TÜBİTAK, DPT ve KOSGEB vb.) tarafından üstlenilir. Vakıf üniversitelerimiz ise devletten çok az destek almakta olup öğrenci harç kaynaklı gelir yapısına sahiptirler. Vakıf üniversitelerine de araştırmanın finansmanı ve öğretim elemanlarının yetiştirilmeleri konularında destek verilmelidir. Sonuç Yükseköğretim artık uluslararası bir sektör olmuştur ve rekabet artmıştır. Birçok üniversiteler bu gidişi bir rüzgâra benzetmekte ve rüzgârın durmasını beklemektedir. Fakat rüzgâr hiç durmayacaktır. Yükseköğretim kurumları bir seçim yapma durumundadır. Ya hızlı değişen dünyaya uyum sağlanacak ya da dışarıda kalınacaktır. ABD ve İngiltere’de örgün yükseköğretim kurumları halkın ödeme kapasitesinin üstünde seyreden harç artışlarını - çok ucuz uzaktan öğretim alternatifleri varken - sürdüremezler. Bu ülkelerin üniversiteleri bu gerçeğin ışığında öğretim ve araştırmanın finansmanını gözden geçirmekte, bağışlar ve dış kaynakları (yabancı öğrenci, proje gibi) önemseyerek yarışta önde kalmayı sürdürmektedirler. Ülkemizde yükseköğretimin finansmanı büyük ölçüde devlet tarafından karşılanmaktadır. Sayıları hızla artan vakıf üniversiteleri yükseköğretim sistemimize dinamizm katmış, üniversitelerimizde öğretim ve araştırmanın finansmanında farklı enstrümanlar öne çıkmaya başlamıştır. Eğer üniversitelerimiz dünya liginde önlerde yer alacaklarsa mutlaka finansal yapılarını güçlendirmelidirler. Bugün itibariyle %1’in altın-

da olan üniversitelerimizdeki yabancı öğrenci oranı da arttırılmalıdır. İdari özerklik kadar mali özerklik de önemlidir. Üniversitelerimiz, eğitim ve araştırmaya bağış kültürünü tabana yaymalı ve değişmelidir. Öğrencilerimizden alınan / alınmayan öğretim harçları gerçekçi modellerle tüm yükseköğretim sistemi için yapılandırılmalıdır. Bu bağlamda, ABD ve İngiltere gerçekleri iyi analiz edilmelidir. Günümüzde üniversitelerde devlet desteği ve kontrolü giderek azalmaktadır. Modern üniversitelerde akademik küreselleşme söz konusudur. Üniversiteler; öğrenciler, öğretim üyeleri ve diğer çalışanlar için küresel pazar olmuştur. Olabildiğince fazla yabancı öğrenciyi üniversiteye kaydetmek, uzun süreli yabancı-ziyaretçi profesör istihdamı sağlamak, çok sayıda yerli-yabancı şirket ve üniversitelerle işbirliği yapmak esas hedef olmuştur. İş hayatı, sosyal hayat, politik hayat veya sivil toplum örgütlerinde önemli ve anlamlı noktalara gelebilmek için üniversite eğitimi vazgeçilmez bir gerekliliktir. Üniversitelerin yalnızca diploma dağıtması yeterli değildir. Dünyamızda problemler ülkelerin sınırlarını aştığından, üniversiteler de insanlara sınırları aşmayı öğretmelidir. Üniversiteler; küresel terörü önleme projeleri, fakirliği alt etme projeleri vb. üretmeli ve paydaşları yönlendirmelidir. Günümüzde üniversiteler, toplumsal ve insani sorunlardan ve krizlerden izole olarak işlevlerini yerine getiremezler. Dünyaca ünlü bilim insanlarını bünyelerine katan üniversiteler, dünyayı biçimlendirirler. Öğretim üyeleri; öğrencilere ve eğitim alan her kademedeki bireylere girişimci olma kültürü vermelidir; inanılmaz meraklı ve kapasiteli kişileri yetiştirmelidir. Üniversiteler; iç ve dış yapılanmada ve ilişkilerde şeffaflığa önem vermeli, etik değerleri öne çıkarmalıdır. Üniversitelerin görevleri daha geniş alanlara yayılmalı ve yeniden tanımlanmalıdır. Yeni gerçeklik; üniversitelerin kendi kaynaklarını ve itibarını üretebilir ve koruyabilir olması üzerine oturmuştur.


Bir Sempozyumun Ardından…* “Söylemek ile konuşmak arasında ince bir tül gibidir, yazmak” demişti, Sibel Eraslan. Bu ince tülü dokudu iki gün boyunca kadınlar ve kadının gözüyle öyküyü görmeye çalışanlar. Her ne kadar ilmeklerim düzgün sıraların arasından eğri büğrü hissedilse de örgüye merak salanların o ilk hevesleriyle, iki sıra dokuyuverdim, o ince tülden. Fatma Barbarosoğlu: “Neden kadınlar bir Kafka olamadı bilir misiniz? Hiçbir zaman Lavrens olmalarına izin verilmediği için” dediğinde, “haklı” diye düşündüm. Bizim buralarda erkekleri şanslı bulur kadınlar, askerlik bahanesiyle de olsa başka bir dünyanın kapısını aralayabildikleri için! Naime Erkovan, “Bugün milyonları ardından sürükleyen fantastiğin, belki de her türlü öykülemenin temelinde Şehrazat vardır” diye not düştüğünde ise hemen bir başka pencere açıldı, yepyeni bir dünya serildi gözlerimin önüne. Hatice Meryem’in sözleriyle anlam kazandı bu dünyanın nesneleri: “Kadının aynı deneyimler içinde doğup aynı deneyimler içinde ölmesi onu nesnelerle daha yakın bağlar kurmaya belki de mecbur kılıyor. Ama bu onu içsel yolculuklara çıkarıp, inanılmaz öyküler anlattırıyor.” Hatice Meryem’in anlattıkları; anneannemi, babaannemi, bazı günler sobalı evlerde büyük halaların yatıya kaldığı günleri hatırlattı bana. “Korkma, gökte melekler at koşturuyor” demişti, Bahtiyar Vahapzade’ye annesi ve mutlaka hayal kapılarını ona sonuna kadar açmıştı. O büyük yazarın annesi için mümkün olsaydı, o günlerde kalemi alıp eline yazmak, Jane Austen misali, acaba yazar mıydı kapağına: “Bahtiyar Vahapzade’nin Annesinden” diye? Hayıflandım şimdi, keşke sorsaydım Ali Ural’a… Bahtiyar Aslan konuşmaya başladığında artık anlaşılamamaktan şikâyet etmenin çok anlamsız kaldığını anladım. Diyordu ki: “Erkeğin bilincinde kusursuzluğu düzenleyen kadındır. Bir elmanın iki yarısı misal yaratılmış bu iki eşref-i mahlûkat aslında ne kadar didişse de birbirini tamamlamak için yaşar. Ve kadın erkeğin aradığı kusursuzluğu yakalamak için hep koşar, öyle ki unutur dünyada kusursuzluk diye bir şey olmadığını, bulamadığı kusursuzluk için hep suçlu hisseder kendini.” Beyhan Kanter, “Sınıflandıran ya da sınırlandıran kelimelerin dışında bir kadın kimliği”ni isimlendirirken “mütedeyyin kadınlar”ı çok güzel bulmuştu. Çünkü maalesef kadın özellikle 28 Şubat’tan sonra “inancın görünen yüzü” olarak sınıflandırılmış; hatta artık kendilerinin dışında varlıklara işaret eder hale gelerek onların üzerinden eşleri, çocukları yargılanmış ya da yüceltilmişti. Görünenin ardında ne olduğunu anlamadan!

Hümeyra Şahin, kadınlık ve değişim derken “mütedeyyin kadınlar”ın: “Çok iyisin ama…” diye başlayan öykülerine değinmeden geçemedi ama ertesi gün Hülya Argunşah’ın erkek egemen edebiyat dünyasının kadın bir akademisyeni olarak şu iki cümlesi ile yerleşti hafızama: “Edebiyat aslında dışarıdan göründüğü kadar masum bir olgu değil. Satır arasında zihni ve zihniyeti besleyen, çoğu zaman da değiştiren bir olgudur. Bu nedenle sürekli kadın mağduriyetinin kullanılarak kadına toplumsal yaşamda bir yer açmak fikri beni çok incitiyor. Kadın, mağduriyetleri ile değil ortaya koydukları ile başı dik, kendinden emin çıkmalı toplumun önüne.” Onu, Doç. Dr. Ülkü Eliuz tamamladı: “Kadın kendi değerlerini fark ederse yaşar.” Akademisyen bakış açısı, realist bakış açısı ve bence de en doğru bakış açısı: “Ayinesi iştir kişinin…” Edebiyatın ciddi bir meta haline geldiği, kendini iyi pazarlayanın rağbet gördüğü, dizilerin hazır görselliğinin kitaplara yansıdığı, kitapların insanı yücelten düşünme eylemine yönlendirmek yerine lezzetli bir elmalı şeker misali yenilip yutulduğu günümüzde sözü “geleneğin imhasına değil, geleneğin ihyasına” adanmış bir isme getirdi Özlem Fedai. Bir kez daha şükran duyduk onun anlattıklarıyla geleneği doğru kanaldan takip edip, onun bereketli havuzlarını kirletmeyen kalemlere. Nihayet beklediğim bir yüz, öykülerinde bir bahar gününün serin akşamüstlerinde ardına kadar açılmış bir pencerenin önünde hayatın filmini canlı canlı izlediğim bir ses aldı mikrofonu eline. Değerli yazar Sevinç Çokum: “Yazarlar da günü gelir ne yazdığını unutur” dediğinde beni hep hırpalayan içimdeki “ben”e karşı bir savaşı kazanmış gibi hissettim kendimi, bir avuç su serpildi yüreğime. Hep bir başka ağızdan dinlediğimde: “Evet, gerçekten böyle yazıyordu, ben bunu nasıl atladım, nasıl oldu da unuttum” diye bir ağlamadığı kalan ben, “Senden edebiyatçı olmaz!” diyen içimdeki sesin mağrur tonunu bastırıverdi. Kalemin başkenti olmaya geleneği ile hazır bir memleketimin bir başka kıymetli sesi Yıldız Ramazanoğlu, Virginia Woolf’un o evrensel ifadelerini getirip koydu önümüze: “Kadın yazmak istiyorsa evdeki meleği öldürmek zorunda kalır. Hani sofrada tavuk varsa derisini yiyen, bir koltuk cereyandaysa kimse oturmasın diye oraya oturan, utangaçlığı en büyük cazibesi olan evin meleğini…” Doğruydu, bunlar dünyanın neresine giderseniz böyleydi; ama benim ülkemde kalem erbabı kadınların bir ip cambazı misali koruduğu dengelere bakınca topraklarımın bir başka sesi ses verdi, yüreğimden: “Kadınlar bilirim ülkeme ait Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak Göğüsleri Çukurova gibi münbit Dağ gibi otururlar evlerinde Limanlar gemileri nasıl beklerse Öyle beklerler erkeklerini Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi.”

*Günümüz Türk Öyküsünde Kadının Sesi Sempozyumu’na dinleyici olarak katılan Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Mine Kılıç’ın izlenim yazısıdır. ** Kahramanmaraş Atatürk Anadolu Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

Mine KILIÇ**

67


Müge İplikçi, ne mi anlattı, bilmiyorum(!): ben, o konuşurken serin sularda kulaç atıyordum, gözlerim berrak suyun derinliklerinde rengârenk varlıkların büyüsüne kapılmıştı, her kelime kulağıma tatlı nağmeler gibi kanat açarak geliyordu. Çok doğru şeyler söyledi, çok önemli tespitlerde bulundu, ama bunu sanatın inanılmaz büyüsünü doğal dilin içine öylesine yerleştirerek anlattı ki “edebiyatçı olunmaz edebiyatçı doğulur” deyip kenara çekilmek düştü bize. O oturum, gerçekten muhteşemdi. Köklü bir üniversitenin, kimlere kimlere verdiği kürsüler, masalar tarihe bir çentik daha atıyordu, bence. “Ben yazarken, yazar olurken bütün kimliklerden bağımsız olmayı sevdim” diyen Karin Karakaşlı bir yerlerde kırılan, daralan, tıkanan o günlerden sonra da hep aradığımız “ses ve nefes” oldu, kadına has bir hassasiyetin tonunu yerleştirdiği sesiyle. Neler yoktu ki bu sempozyumda… “Deli Kadın Hikâyeleri”ni anlattı Mehmet Narlı, bir kitabın müjdesini verdi, bu kitabı heyecanla beklemeye aldı zihinler. Bu insanlara, 1950’li yıllara kadar ermiş gözüyle bakan bir nesilden 1950’lerden sonra parçalanmış bir bilincin çarptığı zavallılar olarak bakan bir nesile, kurmaca neleri almıştı sayfaları arasına, o kurmacayı okuyanlar neler anlamıştı, bu anlatılanlardan? “Bir eserde tasvirlerdeki detaylar kadınsılığı ele verir” diyordu, Yakup Çelik; küçük küçük, ince ince detaylar bütünde güzelliğin esasıydı, bence. Öykülerin isimleri bile bu güzelliğin ince ayrıntılarıydı, tıpkı İsa Kocakaplan’ın Al Çiçeğin Moru adına dair tespitleri gibi. Naime Erkovan’ın konuşmasından: “İnsan ruhu gerçekten olmamış bir hiçbir şeyi hayal edememiştir” cümlesi de sempozyumun ardından defalarca kafamda seslendirilen cümlelerden biri oldu. Meral Demiryürek’in tebliği, bilimsel yaklaşımı ve sunumu ile beni etkileyen bir başka çalışma oldu.

68

Bu iki günlük yolculuğun sonunda Hüseyin Su, değerlendirmesinde gayet güzel özetledi bütün anlatılanları. Anladık ki “kadın niçin yazar ile insan niçin yazar sorularının cevapları arasında hiçbir fark yokmuş.” Ve yeniden başa döndü M. Fatih Andı: “Hikâyesi olmamak yaratana mahsustur; hikâyesi olmak ise yaratılmışa…” Büyük öykücü Sait Faik’in: “Yazmasaydım ölecektim” sözlerini sempozyum boyunca zaman zaman çalındı kulağıma. Evet, Müge İplikçi’nin ifadesiyle “40 yaşın bilgeliği”nde bir kadın ve yaratanın kadına verdiği o inanılmaz yeteneği nesillere yansıtmaya çalışan bir öğretmen olarak bu sempozyumu düzenleyen genç neslin heyecanını ve performansına hayran kaldığımı mutlaka burada yazmak gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de yükseköğrenim için çok önemli açılımlara vesile olacağını düşündüğüm vakıf üniversitelerinin bu heyecan dolu gençlerine, onları yönlendiren kıymetli büyüklerine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum; bu ülkenin geleceğine dair umutlarımızı köksüz olmaktan kurtarıp derinlere kol atmış ağaçlar haline getirdikleri için… Kahramanmaraş- İstanbul uçağından inerek ikinci oturumundan itibaren izleyebildiğim bu sempozyumda Ömer Lekesiz’i, Cihan Aktaş’ı, Zeynep Kevser Şerefoğlu’nu ve Nalan Barbarosoğlu’nu dinleyemediğime üzülürken, aslında kendime bir yol bulmuş oluyorum bir dahaki İstanbul seferim için. Belki Cihan Aktaş’ın yakın zamanda çıkacak olan Ayak İzlerinde Uğultu’suyla ilgili bir söyleşide, belki Kebikeç’te -Şerif Eskin’in refakatinde- Ömer Lekesiz’le bir sohbette, belki Nalan Barbarosoğlu’nun başkaca satırlarında, yine öykülerde buluşuruz, kim bilir… Bunları kâğıda döküp, birilerine duyurmasaydım, herhalde ben de ölecektim. Hep böyle güzel hikâyelerin içinde olmak dileğiyle…

Sesler Hiç Bitmesin* Betül ÜNLÜ** Avucumda bir cümleyle erdim bu akşama: “Yazıdan, sözden önce hırıltı, fısıltı halinde ses vardır; ondan önce nefes... Hayatın özü olan nefes...” Sesini duyurmak ister insan nefes alıp verdiği sürece. İster kadın, ister erkek. Anlatır... Ardından kalemi buluverir elinde. Bu dünyadan sesler toplayan kadınların kalemlerinden süzülenleri dinledik, derledik iki gün boyunca. “Birikmiş izlenimler ve sesler hazinesidir öykü” cümlesi ilk tespit olarak aklımda. Asla tamamlanamayan, düşüncede pürüz olarak kalan bir şey öykü... Böylece sesler yükselmeye başlıyor kadın öykücülerimizden ve öyküler üzerine yapılan değerlendirmelerden. “Anlatma bir şifa oluyor” kadın için; “öykü bir biriktirme... ” Kadın biriktiriyor, kadın kelimeler topluyor. Peki, ne zaman yazıyor? İlk kez Fatma Aliye Hanım’la değiyor bir kadının elleri öykünün efsunlu kapısına. Fakat önce kapıların en ağırını açması gerekiyor kadının öyküye varabilmek için. Gözkapaklarını açabilmesi gerekiyor. “Yeryüzünün en ağır kapıları” çünkü gözkapakları… Gözkapaklarını açabilmiş her anne, masal anasıdır öyleyse. Doğan çocukları için hayal doğurmakla da görevli oluyor anneler. Ve ondan sonra yolculuk başlıyor kadının zihnine, hayallerine, kelimelerine…

Nesneleri soyutlama yeteneğiyle, biriktirme arzusuyla, kâinatın tamamını ayna olarak görüp, uyanık ve sabırlı şekilde kendini gözlemliyor. Seziyor, sonra sezdiriyor kadın. Dedikodular ve masallar ses kafileleri olup, kelimelere dönüşüp, düşüyorlar kalemin ucuna. Açılıveriyor önümde biri diğerine benzemez her biri birbirinden güzel ton ton bir sürü dünya... Ben bu iki günden sonra anladım ki yazmak, “susmaya ramak kala”, kalpteki susmadan hemen sonra bir yerde başlıyor. Korkuları yenip kötülüğe karşı koyuyor yazanlar. Ses ile suskunluğun arasında kendilerini yazarken buluyor kadınlar da. İlk yazan kadın Hz. Asiye’den, kelimelerin annesi Hz. Meryem’den bugün bizi bir postmodern öykünün kollarına atan kadın yazarlara kadar “hayata müdahale etmek”, hatta belki bazen bu yolla mücadele etmek ama aslında hayata rağmen hayatın içinde var olmak için seslerini ve nefeslerini bizden esirgemeyen bütün öykücülerimize ve bütün bu yazılanları bize farklı noktalardan görünür kılmak için uğraş veren araştırmacılarımıza teşekkür ediyorum kendi adıma. Sesler hiç bitmesin, hayatın içinde mayalanan şiirler, romanlar, öyküler kalemlere hep ince ince aksın ki nefes alabilelim.

* Günümüz Türk Öyküsünde Kadının Sesi Sempozyumu’nun kapanış programında yapılan değerlendirme konuşmalarından. ** Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğrencisi


Üniversitemizin kurucu vakıflarından biri olan Fatih Sultan Mehmet Han Vakfiyesinin kuruluşu ile ilgili Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde yer alan matbu vakfiyeye göre vakfın kuruluş yılı 1471 tarihidir. Bununla ilgili basılı vakfiyenin ilgili sayfası ve tercümesi verilmiştir:

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

FATİH SULTAN MEHMET HAN VAKFİYESİ

69

İş bu 875 senesi mâh-ı recebinde ebniye-i hayrât vâsıl-ı mertebe-i temâm ve inşâ olunan bikâ’-ı celîle şeref-yâfte-i ihtitâm olmağla bu vesika-i enîkada ta’dâd-ı bikâ’-ı hayrât ve tafsil-i ebniye-i müberrât olunmak bâbında emr-i lâzimü’l-imtisâl vârid olmağla imtisâl-i fermân-ı ‘âlîşanlarına iştigâl olunmuşdur. 875 yılının Recep ayında vakıf için tahsis edilen bina ve arazilerin tamam olması üzerine iş bu vakıfların zikredildiği iş bu ferman hazırlanmıştır.


YAYIN TANITIMLARI FSM İlmî Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi Dergi Adı : FSM İlmî Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi FSM Scholarly Studies A Journal of Humanities and Social Sciences Yayınevi : Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Y. Tarihi : (1995-2008), 2013Süre : 6 aylık, Hakemli Dergi ISSN : 2147-3153 Online Dergi : http://dergi.fsm.edu.tr Dergi İletişim : dergi@fsm.edu.tr

70 Arapça Dil Serisi /Silsiletü’l-Lisan Kitap Adı: Arapça Dil Serisi /Silsiletü’l-Lisan + CD İlaveli (4 Seviyede, 8 Kitap) Yazarlar : Yayınevi : Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Y. Tarihi : 2013 ISBN : 978-605-87116-2-4 (tk.) Yayınevi iletişim : yayinevi@fsm.edu.tr Dağıtım & Satış : Akdem Yayınları www.akdemyayinlari.com 0212 521 41 16 Kitap Hakkında: Merkezi Birleşik Arap Emirlikleri’nde bulunan “el-Lisan’ul-Umm- The Mother Tongue Arabic Language Center” isimli Arapça Eğitim kurumunun, uzun yıllar üzerinde çalışarak hazırlanmış olduğu “Silsiletü’l-Lisan” isimli Arapça Öğretim Seti Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi tarafından yayımlandı. • 4 Seviyede, 8 Kitap, • Modern Konu Başlıkları, • CD Destekli İnteraktif Uygulamalar • Modern Konu Başlıkları


Said Paşa İmamı Hasan Rıza Efendi

Fatih Sultan Mehmed: Atam Dedem Kanunu Kanunname- i Al- i Osman Kitap Adı : Fatih Sultan Mehmed: Atam Dedem Kanunu Kanunname- i Al- i Osman Yazarlar : Prof. Dr. Abdülkadir Özcan Yayınevi : Yitik Hazine Yayınları Y. Tarihi : 2013 ISBN : 9944766562

Roman ve Hayat Kitap Adı : Roman ve Hayat Yazarları : Prof. Dr. M. Fatih Andı Yayınevi : Hat Yayınları Y. Tarihi : 2013 ISBN : 9786056231353

SAYI: 05 / OCAK - MART 2013

Kitap Adı : Said Paşa İmamı Hasan Rıza Efendi, CD İlaveli Yazarlar : Dr. Türkan ALVAN Yayınevi : Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Y. Tarihi : 2013 ISBN : 978-605-86260-1-0 Yayınevi iletişim : yayinevi@fsm.edu.tr

71


72



Fatih: Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Bülteni 5