Page 1

Enver Şengül

ile

70

Fotoğraf Yorum


ÖNSÖZ Dijital teknoloji hayatımızı ve fotoğraf dünyamızı renklendirmeye ve geliştirmeye devam ediyor. Özellikle internetin her yanımızı sarıp sarmaladığı bir ortamda ürettiğimiz fotoğrafları çok rahat bir şekilde paylaşıyor olmanın da keyfini çıkarıyoruz. Çektiğimiz her fotoğrafı istediğimiz an bir tıklamayla ışık hızında yollayabiliyoruz sayısız bilgisayarın başında oturmuş olan sayısız fotoğraf izleyicisinin önüne. Hiç tanımadığımız, yüzünü görmediğimiz sayısız fotoğraf izleyicisi fotoğraflarımıza bakmakla yetinmiyor; inceleyip, puanlayıp yorumlayarak bizim duygu ve düşüncelerimize ortak oluyor. Bizler de hiç tanımadığımız ve yüzünü görmediğimiz insanların ışık hızında ekranımıza düşen fotoğrafını alıyor, bakıyor, inceliyor ve yorumluyoruz. Sadece fotoğraf mı? Ya ışık hızında ulaşılan bilgiler... Her türlü teknik bilgi bir tıklamanın sorgusuyla dökülüveriyor önümüze. Teknolojinin bunca geliştiği bir dönemde teknik her türlü bilgiye anında ulaşmak mümkün oluyor böylece. Hiç bir şey sormadan sağ tuşla dokundun mu bir görselin özelliklerine, hemen sayıp döküveriyor fotoğrafın onca exif bilgisini karşımıza. Ama ya görüntünün çağrıştırdıkları? İnsanlar üzerindeki etkisi? Ya bilgiden öte değerlendirmeler? Yorumlar? Somut bilgiye ulaşmanın kolaylık ve hızına evet ama, soyut değerlendirmeler hala çok yetersiz gibi geliyor bana.


Fotoğraf konusunda bilgisi olanlar bu konudaki deneyimlerini de bu doğrultuda paylaşmalı ve yazmalıdırlar. Ülkemizde her sanat alanının eleştirmeni ve yorumcusu vardır da, fotoğrafın yoktur ya da çok azdır. İşte ülkemizin en prestijli fotoğraf paylaşım sitelerinden www.fotono1.com, bu ihtiyaçtan yola çıkarak editörlerini bu alana yönlendirmeye başladı. Ben de bu doğrultuda üç yılı aşkın bir süredir ilgimi çeken fotoğrafları objektif bir yaklaşımla yorumlamaya ve bu yorum üzerinden deneyimlerimi paylaşmaya çalışıyorum. Zamanla ciddi bir birikime dönüşen bu yazılar, yine uzun yıllardır yazarlığını yapmaktan onur duyduğum sanal fotoğraf dergisi www.fotoritim.com tarafından herkesin okuyup yararlanabileceği bir e-kitap’a dönüşüyor. Bu çalışmanın internet ortamında yararlanılacak bir yayın haline gelmesinde büyük destek ve katkıları olan, başta bu yazılarımın yazılmasına imkan tanıyan www.fotono1. com sitesinin yöneticisi sevgili dostum Onur Demirkapı olmak üzere, yazılarımın derlenmesinde yardımcı olan sevgili Nehir Ağırseven’e, fotoğraflarının ayrıntılı yorum yapılmasına izin veren ve çalışmalarını bu yayında kullandığım arkadaşlarıma ve bu emeğin özenli bir yayına dönüşmesini sağlamanın yanında ilgi ve heyecanıyla beni motive eden Fotoritim dergisi yöneticisi sevgili Levent Yıldız’a sonsuz teşekkür ederim... Umarım bu yayın Türk fotoğrafının yoruma dayalı açığının giderilmesine küçük de olsa bir katkı sağlar.

Enver ŞENGÜL

Fotoritim eKitapları Enver Şengül “70 Fotoğraf 70 Yorum” www.fotoritimdergi.com frdergi@gmail.com Bu eYayında yer alan tüm görsel ve yazılar eser sahiplerine aittir, izinsiz olarak kullanılamaz. ©Fotoritim eFotoğraf Dergisi Nisan 2013 Tüm Hakları Saklıdır All Rigths Reserved


"Teknik donanımımız ne olursa olsun, şunu bilmeliyiz ki, biz makineye neyi gösterirsek, makine onu çeker. O nedenle ustalık insanın beyninde ve gözündedir" -Enver Şengül


70 FotoÄ&#x;raf 70 Yorum


1 Leyla Emektar 2 Seyit Konyalı 3 Murat Yılmaz 4 Mahmut Özdemir 5 Fatih Balkan 6 Deniz Ener 7 Serap Aşılı 8 Dilek Yurdakul Uyar 9 Servet Çınar 10 M.Müsebbih Ergin 11 Kadir Tahtacı 12 Özkan Olcay 13 Murat Suphi Akgün 14 Tuna Akçay 15 Çağatay Serim 16 M.Müsebbih Ergin 17 Nur Keyder 18 Gökhan Çalışkan 19 Aygül Şerbetçioğlu 20 Mehlika Asiltürk 21 Mehmet Üstün 22 Yılmaz Aynalı 23 Adnan Tataroğlu 24 Alphan Yılmazdelen 25 Mehmet Fatih Yaldız 26 Tacettin Yüksel 27 Orhan Köse

28 Nurullah Genç 29 Olcay Erçağ 30 Bülent Akarsu 31 Tacettin Yüksel 32 Metin Kuzgun 33 Ekrem Kayalıbal 34 Ali Haydar Ceylan 35 Fatih Balkan 36 Bekir Tuğcu 37 Gökhan İşler 38 Ufuk Kıray 39 Bekir Tuğcu 40 Tayfun Çiftçi 41 Oğuzhan Bozkurt 42 Güngör Çınar 43 Gökalp Bilici 44 M.Müsebbih Ergin 45 Nurullah Genç 46 Cihan Karaca 47 Kemal Kamil Akça 48 Sabine Sirey 49 Özkan Olcay 50 Feyza Bayram 51 Esra Şenocak 52 Cihan Karaca 53 Veli Dölek 54 Murat Teselli


55 Cihan Karaca 56 Ömer Şahin 57 Burak Şenbak 58 Hasan Yaşar 59 Volkan Zengin 60 Ümmü Kandilcioğlu 61 Mustafa Güloğlu 62 Veli Dölek 63 Kazım Balıkçıoğlu 64 Serdar Sağkan 65 Okan Yılmaz 66 Yekta Ali Kurtuluş 67 Şaban Koşdurma 68 Ali Haydar Ceylan 69 Deniz Tanju 70 Mehlika Asiltürk

Bu eKitapta yer alan fotoğrafLAr www.fotono1.com sitesi üyelerine aittir... yorumlar, YAzarın aynı sitedeki «ayrıntılı yorum» köşesinden alınarak derlenmiştir.


“Teniss”

Leyla Emektar


Zor Fotoğraf Uzun zamandır Leyla Emektar’ın bu fotoğrafına yorum yazmayı istiyordum. Her gördüğümde beğeni ile tekrar bakmaktan kendimi alamıyorum. Öncelikle şunu belirteyim Leyla arkadaşımızı uzun süreden beri beğeni ile takip ediyorum. Resim öğretmeni olmanın verdiği avantajı da kullanarak inanılmaz başarılı ve estetik fotoğraflara imza atıyor. O tam bir fotoğraf tutkunu, yıllardır aynı istikrarla çekiyor, üretiyor ve paylaşıyor. Fotoğrafları uluslararası standartlarda. Yurt içinde ve yurt dışında aldığı ödüller de bu başarısını perçinliyor. Leyla’nın özellikle bakış yüksekliği tam tepeden ayarlanmış fotoğraflarını çok beğenirim. O tarzda çekilmiş fotoğrafları da görünce hemen Leyla’nın çalışmaları aklıma gelir... Bu fotoğrafa gelince... Çekimi olduğu kadar yorumlanması da çok zor bir fotoğraf. Hem çekimi hem de yorumlanması olağanüstü bir teknik birikim gerektiriyor. Bu konuda zorlanabileceğimi de açıklıkla itiraf etmeliyim. Leyla Emektar bu görüntüyü nasıl bir teknik kullanarak çektiğini açıklamamış. Sadece bunun tek karelik bir çekim olduğunu belirtmiş. Eğer bu açıklama olmasaydı bu fotoğrafın bir manipülasyon çalışması olduğu akla gelebilirdi. Benzer denemeler yaptığım için bu fotoğrafın gerçek bir çekim olduğunu hemen anlamış ve büyük bir hayranlıkla izlemiştim. Çünkü fotoğrafta dikkatimizi çeken çok önemli teknik zorlamalar var. Bu fotoğraf aslında bir uzun poz çalışması gibi duruyor ama tam olarak bu da değil. Tenisçinin kayıp gitmesi bir uzun poz etkisi. Ama ya sabit duran ayaklar? Ya çok net bir hareketle duran tenisçinin son duruş anı? Kafa karıştıran bir durum var ortada... Eğer tümüyle uzun poz çalışması olsaydı her şeyin kayıp gitmesi gerekirdi. Tersine yüksek enstantane ile çekilmiş bir fotoğraf olsaydı bu kez her şey net olurdu. Demek ki bu çalışmada çok farklı şeyler var.

Leyla arkadaşımız, bizim yorumlamakta zorlandığımız kendine özgü çok özel bir teknik kullanmış olabilir. Ama ben benzer bir fotoğrafı şu şekilde çektim; konum belirli bir hızda dansını yapıp son hamlede hızını azaltan bir balerin fotoğrafıydı. Ben de 3 saniyelik sürede seyyar flaşla ardı ardına 4 kez ışık patlattım. İlk ışık patlamalarında ayaklar daha sabit olduğu için net kalabildiler. Çekim devam ettiği için diğer lekeler kayıp gitti. Son flaşımla birlikte çekim sonlandığı için kayıp gitmeler de o noktada sabitlenmiş oldu. Eğer çekim devam etseydi hiç bir net alan yakalayamayacaktım. Ardı ardına birden fazla seyyar flaş kullandım ama dahili tek bir flaşla da benzer sonuca ulaşmak mümkündür. Aslında bu tekniğe “rear flaş tekniği” de deniyor. Dahili flaş modlarından biri bu. Bu moda aldığınızda uzun poz çekimlerinde çekim başlayınca değil, perde kapanınca flaşı patlatır. Böylece ana konu güçlü bir aydınlatmayla sabitlenir. Muhtemelen Leyla Emektar’da benzer bir teknik kullandı ve 2 saniyelik çekimde konu hareketini sürdürürken çekim sonuçlandığı an flaşını patlattı ve son anı sabitledi. Leyla da flaştan sonra çekime devam etseydi yine beyaz leke kayıp gidecekti ve bu sonuca ulaşamayacaktı. Böyle durumda siyah zemin beyaz kıyafet büyük avantaj sağladı Leyla’ya... Gördüğünüz gibi teknik açıdan bir hayli zor bir fotoğraf. Tabii ki bu teknik zorluk içinde doğru kompozisyon kurgusunu da denk getirmek son derece güç. Leyla arkadaşımız bunun altından da alnının akıyla çıkmayı başarmış. Fotoğrafta siyah ile beyazın göz okşayan sadeliği, topun diyagonal yönelişi, zamanlamadaki başarı, topun yeşil rengindeki kontrastlık ve tüm bunlara eklediği duman efekti. Her yönü ile doğru ve çarpıcı bir fotoğraf. Doğrusu bravo... Son yılların en başarılı kadın fotoğrafçılarından Leyla Emektar’ı kutluyorum...

9


“Kuzular”

Seyit Konyalı


Kuzuların Sessizliği Seyit Konyalı “Kuzular” ismini koymuş bu farklı ve güzel fotoğrafına. Bende ise “Kuzuların Sessizliği” ismini çağrıştırdı nedense. Fotoğraf sadece eni ve boyu olan bir düzlem. Zaman da yok, üçüncü boyut olan derinlik de, koku da yok, ses de... Bu nedenle fotoğrafçıların işi zor. Sadece iki boyutlu bir düzlemde çok şey anlatmak gerçekten çok zor... Seyit Konyalı, tanışmaktan mutluluk duyduğum ve sevdiğim bir arkadaş. Önceki yıl Konya Beyşehir’de düzenlenen Foto Maraton’a “Onur Konuğu” olarak davet edilmiştim. Sevgili dostum Reha Bilir ile birlikte maratonun organizasyonunu yapan ekip içinde yer alıyordu. Orada bulunduğum üç gün içinde inanılmaz başarılı bir organizasyona imza attılar. Ben de bu geziden çok etkilenmiş ve döndüğümde “Beyşehir: Güneşin ve Işığın Diyarı” diye çok içten gelen bir yazı yazmıştım. Bu tür etkinlikler yapıldıkları yörenin tanıtımına büyük katkılar sağlıyor. Seyit ve arkadaşları bunu fazlasıyla başarmışlardı. Beyşehir bugün Türkiye’de tanınıyorsa, bunda Reha Bilir’in yanı sıra Seyit ve arkadaşlarının büyük payı var. O günden beri, Seyit Konyalı’nın çalışmalarını yakından izliyorum. Gittikçe artan bir grafikle başarının sınırlarını zorladığını görüyorum. “Her yönü ile doğru bir fotoğraf nasıl çekilir?” diye sorulduğunda hiç tereddüt edilmeden Seyit’in fotoğrafları örnek gösterebilirim. Kendisini gittikçe yenileyen ve birbirinden başarılı fotoğraflar üreten Seyit Konyalı, paylaştığı her fotoğrafında beni şaşırtıyor ve ben onun fotoğraflarını izlemekten büyük keyif alıyorum. Fotoğrafçılıktaki en önemli unsurlardan biri disiplin ve istikrardır. Seyit’te bu ikisini de görmek mümkün. Bunca başarılı fotoğrafların arkasında sıkı disiplinli ve aynı zamanda çizgiyi bozmayan istikrarlı bir çalışmanın izleri var. İzlenme oranı yüksek fotoğraflarında ve son dönemde aldığı önemli ödüllerle bunu fotoğraf camiasının sırça köşklerinin tam ortasına bırakıyor ve ardından “Ben buyum” demenin gururunu yaşıyor. Evet, fotoğraftan çok Seyit’i anlattığımı fark ettim. Aslında fotoğraftan çok fotoğrafçıyı yorumlamak daha doğru olur bence. Çünkü iyi ve kötü her fotoğrafçı bir gün mutlaka çok iyi bir fotoğraf üretir. Ama bazı fotoğrafçılar vardır ki onlar yaptıkları işlerle varlıklarını bir başka ortaya

koyarlar. Onları başarıya götüren ve iyi fotoğraf üretmelerini sağlayan ise, sosyal , kültürel ve kişisel altyapılarındaki sağlamlıklarıdır. İşte onlar, bazen değil, hep doğru ve güzel fotoğraflar üretirler... İşte, Seyit Konyalı’da bu sağlamlığı görüyor ve gelecekte ülkemizin sayılı fotoğrafçıları arasında yerini alacağına inanıyorum. Gelelim Seyit’in keyifle izlenen ve çok beğenilen bu fotoğrafına. Sevgili arkadaşımız çok hoş bir uzun pozlama çalışması paylaşmış bizlerle. Ama öyle bir çalışma ki, farklı ve göz okşayan bir çalışma olmuş. Seyit’in benzer serideki fotoğrafları da çok güzel, ama bu kez kuzuları uzun pozlamanın etkisiyle sanki şiirsel bir yolculuğa çıkarmış. Çoban ortada hareketsiz oturuyor, minik kuzunun biri koynunda ve kafasını uzatmış bakıyor. Diğer kuzular da hayal ile gerçek arası sessiz bir döngü içindeler. Sanki anne etrafında dolaşan çocuklar gibi. Fotoğrafın exif bilgilerine baktım. Çekim 1 saniyede yapılmış. Diyafram da 1/10... Tripot kullanıp kullanmadığı konusunda emin değilim. 1 saniye ise elde çekim için çok uzun bir süre. Ya tripot kullanmadan bir yerlere dayanarak çekim yaptı, ya da çok net olması gereken çoban bu süre içinde az da olsa hareket etti. Doğrusu ben bu fotoğrafta çoban, göğsünden kafasını uzatan kuzu ve sabit tüm unsurların Seyit’in diğer fotoğraflarında sıkça gördüğümüz keskinliği görmek istedim. Çok net olması gereken alanlarda biraz sıkıntı var. Fotoğrafın eksik yönü bu bence. Onun dışında her şeyiyle altına imza atacağım bir çalışma olmuş. Bir de çalışmalarımızda genel olarak kontrast etkiler ararız ya, aslında fotoğrafta zıt etkiler kadar uyuma dayalı etkiler de önemlidir. Bu çalışma da uyuma dayalı ve benzer renklerin ağırlıkta olduğu bir düzenleme örneği olarak karşımızda durmaktadır. Sevgili Seyit’in diğer tüm çalışmaları gibi bu fotoğrafını da çok beğendim. Kendisine tutkuyla bağlandığı bu yolculukta başarılar diliyorum...

11


“Kar”

Murat Yılmaz


Etkili Portre Çok başarılı bir portre... Son dönemlerde beni en çok etkileyen çalışmalardan biri. Murat Yılmaz, “Kar” adını verdiği bu fotoğrafını iyi ki bizlerle paylaşmış.. Ne söylenebilir bu fotoğrafla ilgili? Bazen söylemekten çok susmak gelir ya insanın içinden işte öyle bir şey. Susarak birçok şeyi anlatmak istersiniz. Bu fotoğraf da böyle... Suskun gibi gözüküyor ama çok şey anlatıyor. Bu fotoğrafa bakarak şiirler, romanlar yazılabilir. Sinema dersen tam onun tadında. Götürüp insanı bir film sahnesinin ortasına bırakıyor. Duygu ve anlam yüklü olmasının yanında, çok sinematik bir çalışma, aşk ve hüzün dolu bir sahnenin finali gibi. Siyah beyazın etkili tadı kadar kar taneciklerinin saçlara tutunması bu fotoğrafa çok yakışmış. Bakışlar kara ve soğuğa rağmen insanı ısıtıyor... Bir bakış, bir yüz ifadesi, bir hüzün ve bekleyiş kırıntısı bir fotoğrafa ancak bu kadar yakışır. Son derece net ve aydınlık yüz. Güzel, iri gözler dalgın ve uzaklara bakıyor... Bir bekleyişi de algılayabilirsiniz bu fotoğrafta, bir veda anını da... Bu güçlü ifadeyi tamamlayan siyah ve saçları yarım yamalak kapatan atkının üzerine serpişen kar tanecikleri bu fotoğrafın görsel lezzetini artıran çok iyi bir sos olup çıkıvermiş. Kompozisyon düzenlemesi de çok başarılı. Yön boşluğu oransal olarak tam doğru bırakılmış. Kadraj birazcık geniş tutulabilseydi çok daha iyi olurdu sanki, hem fotoğraf rahatlamış, hem de kafa kesilmemiş olurdu. Bu çok başarılı fotoğrafın bana göre en büyük eksiği de işlemesinden kaynaklanıyor. Bu konuda Murat Yılmaz’ın günahını almamak gerekir. Belki böyle soft bir tercihte bulunmuş olabilir. Böyle olmasının fotoğrafın etkisini azalttığını düşünüyorum. Fotoğrafın biraz koyu tonlarda ve biraz daha belirgin olmasını aradı gözüm. Daha çarpıcı olabilmesi için fotoğrafa az müdahale edip biraz koyultmalı ve bu bir siyah beyaz fotoğraf olduğu için biraz da siyaha müdahale ederek etkisini artırmalıydı. Ayrıca kadraj sıkışıklığını telafi etmek için baş kısmında biraz boşluk oluşturabilirdi. Bu şekilde fotoğrafın görsel etkisinin daha çok artacağını düşünüyorum.

Bu çalışmanın başarısı zaten gördüğü ilgi nedeniyle ortada. Sevgili Murat Yılmaz’ı bu çalışmasından dolayı kutluyorum. Benzer çalışmalarını bizlerle paylaşmaya devam etmesi dileğiyle...

Fotoğrafın Düzenlenmiş Hali

13


“Sürü”

Mahmut Özdemir


Toz, Duman ve Zaman Geçtiğimiz günlerde sonuçlanan bir yarışmada FIAP altın madalyayı hak eden bir fotoğrafını paylaşmış bizlerle Mahmut Özdemir. Her şeyiyle göz okşuyor. Işığı, pozlaması, rengi, yönü, dengesi, biçimi, bakış yüksekliği ve sadeliği ile iyi bir fotoğrafta olması gereken ne varsa hepsi var bu fotoğrafta. Bu durum jürinin de gözünden kaçmamış ve bence bu fotoğraf tartışmasız altın madalyanın sahibi olmuş. Bu fotoğrafın çekildiği noktayı çok iyi biliyorum. Van Gölü sahilini takip ederek Tatvan’dan Ahlat’a doğru giderken, benim de çok sevdiğim ve içinde pek çok fotoğraf çektiğim Kıyıdüzü Köyü var. İşte bu köyle, Nemrut dağı arasındaki yamaçlar akşam, gün batımı saatlerinde “beri” adı verilen süt sağımından dönen koyun sürülerinin oluşturduğu toz bulutu, yarattığı turuncu pastel tonlarla, ünlü ressamların fırçalarından çıkmış doyumsuz tablolar oluşturur. Başta sevgili kardeşim Özkan Olcay olmak üzere, Ahlatlı fotoğrafçılar, doğa, hayvan ve insanın görsel bir senfoni içinde buluştuğu bu atmosferi keşfedip , son derece başarılı çekimlerle dünyaya duyurdular. Mahmut Özdemir de Bitlis’in Hizan ilçesine yaşamasına rağmen zaman zaman bu ekibe dahil olarak seyir düzeyi yüksek fotoğraflara imza atıyor. Ağustos ayında ben de o yöredeydim. Arkadaşlarla buluşup çekimler yaptık. Akşam dönüş saatinde bu manzaranın son anına yetiştim. Ama arkadaşlarımın rahat zamanlarda yaptıkları bu güzel çekimlerin düzeyine maalesef ulaşamadım. Arada gördüğüm bu çarpıcı fotoğrafları o nedenle kıskanmıyor değilim. Sevgili Mahmut’un bu fotoğrafı ilk paragrafımda belirttiğim gibi fotoğrafın teknik ve estetik unsurlarının bir çırpıda ifadesi gibi. Akşam saatlerinin ters ışığının turuncu pastel tonlara dönüşmesi anını toz bulutlarının da etkisiyle iyi harmanlayarak bizlere sunmuş. Leke değerleri olağanüstü dengeli ve göz okşayıcı, sadeliğin dozu tam kıvamında. Koyunların diyagonal bir hareket etkisiyle koyudan açık tonlara doğru gidip gözden kaybolmaları fotoğrafa kalıcı ve mistik bir tat vermiş. Tabii bu fotoğrafı en üst düzeye çıkaran ise ilgi merkezi olan çobanın en doğru anında fotoğrafa yansıtılması. Eğer çoban tam o noktada ucu

eğri (şematik etki) sopasını tam havaya kaldırmasaydı (zamanlama) bu fotoğraf bu kadar başarılı olmaz, belki de jürinin dikkatini çekmezdi. Bir tek çobanın az bir zorlama ile (biraz yukarı ve sol) görüntü alanının tam altın noktasına konulmuş halini görmek isterdim, o kadar. Onun dışında gerçekten çok başarılı bir fotoğrafla karşı karşıyayız. Sevgili Mahmut’un bu fotoğrafı derslerde perdeye yansıtılmalı ve uzun uzun üzerinde konuşulmalıdır

15


Fotoğrafın İlk Hali

“Kestane kebap”

Fotoğrafın Düzenlenmiş Hali

Fatih Balkan


Hareketin Dozu Göz okşayan bir İstiklal Caddesi akşamı... Yerde ıslaklığın canlılığı, ortamda akşamın romantizmi var. Yağmurlu havada renkli şemsiyeleriyle biteviye gelip geçen insanların hareketi fotoğrafa yansımış. Kestane satıcısı sabit bir noktada durmanın şansını yakalamış. Sabit parke taşların, kaldırımların ve durağan cisimlerin dışında hayatın devinimini görebiliyoruz bu fotoğrafta. Çok çekmek isteyip de tam dozunu tutturamadığım fotoğraflardan birini çekmiş sevgili Fatih Balkan. Böyle bir fotoğrafı hakkıyla çekmek gerçekten çok zor. Birincisi az ışık koşullarının bütün dezavantajları o an sizinle baş başadır. Mutlaka makinenizi sabitlemeniz gerekir. Kompozisyonunuzu çok iyi düşünüp kadrajınızı çok iyi hesaplamanız lazım. Bu durumda ayıklama işlemi son derece zordur. Fotoğrafınıza istenmedik bir çok şey girip çalışmanızı sıradan ve anlaşılmaz bir görüntü yığınına dönüştürebilir. En önemlisi hareketin dozunu tutturmak bazen çok zor hale gelebilir. Bunun için enstantane öncelikli seçeneğimizle uzun poz diye tanımladığımız 1/15 ve altındaki değerlerden birini seçmemiz gerekir. (Fatih Arkadaşımız 1/80 gibi bir hızla nasıl böyle bir fotoğraf çekti doğrusu anlayamadım. Tahminimce o değer 1/8 olmalı) Uygun zamanlama süresini ise bir kaç deneme çekimi yaptıktan sonra karar vermemiz mümkün ama yine de işimizi garanti altına almamız açısından uygun seçeneğin alt ve üst zaman sürelerinde de çekim yapmakta yarar var. Gelelim Fatih Balkan arkadaşımızın çalışmasına. Şansına kırmızı şemsiyelerin bol olduğu bir akşam çekim yapmış ve bu renkli şemsiyeler işin leziz sosları olmuş. Zamanlama tam dozunda. Ne insanlar kayıp kaybolmuş ne de fotoğrafın ruhuna uymayacak bir netlikte kalmış. Kestanecinin netliği yerinde ve arabasının kırmızılığı yine diğer kırmızılarla hoş bir uyum sağlamış. Fotoğrafın daha çarpıcı hale gelmesini engelleyen unsurlara gelince; En dikkati çeken hata, fotoğrafın eğik olması. Böyle klas ve zor bir çalışmaya bu amatörlük hiç yakışmamış. Bu durumlar için tripotlarımızın üstüne küçük bir su terazisi konulmuştur. Diyelim ki böyle bir imkanımız

yok ve eğik çektik. Masa başında bir iki basit Photoshop uygulamasıyla bu eğiklikleri düzeltmek artık çok kolay. Ben de küçük bir çalışmayla bu eğikliği düzelttim ve fotoğrafın kendine gelmesini sağladım. Ayrıca fotoğraf alanından geçen çizgi ve telleri de temizleyerek gözü gereksiz takılmalardan kurtardım. İlgi merkezi olan kestanecinin rengini biraz daha açarak onu da daha belirgin hale getirdim. Bu fotoğrafta kestane pişiren adamın daha tümüyle gözükmesini isterdim. Tentenin arkasında kalınca fotoğrafın da etkisi bir hayli azalmış. Eksikliklerine rağmen hareket etkisi, zamanlaması ve pastel tonlarıyla günün dikkat çeken çalışmalarından biri olmuş. Sevgili Fatih’i kutluyor, başarılarının devamını diliyorum.

17


“Gecikmeler”

Deniz Ener


Kritik An Fotoğrafta akıp giden zamanın en kritik anını fotoğrafa katabilmek o çalışmayı bir çırpıda benzerlerinden ayırır. Özellikle yaşamın ve hareketin söz konusu olduğu fotoğraflarda bu durum belirgin olarak ön plana çıkar. Fotoğraf alanının içinde hareketin en doğru anını yakalayabilmek iyi bir gözlem, refleks ve biraz da içgüdü gerektirir. Hareketin yeri ve vardığı noktayı hissetmek ve ona göre hazır olmak işin önemli yönünü teşkil eder. Bu işte şansın faktörünü de işin içine katmakta yarar var. Deniz Ener’in fotoğrafında ilk bakışta kritik anın çok doğru kullanıldığını gözlemleyebiliyoruz. Çünkü makine elde ya da tripotta dar bir avlunun içindeki ters ışık etkisini çekmeye çalışırken, karşı çıkış kapısından şapkasıyla ve eli arkasında birinin fotoğraf karesine girip kaybolması çok büyük bir şans değilse olsa olsa ya kurgu-ki bunun için de adamı bir kaç kez o noktadan geçirmek gerekir- ya da manipülasyondan başka bir şey olamaz. Sevgili arkadaşımız, her ne kadar fotoğraf açıklamasında bunu belirtmemişse de yukarıdaki görüntüsü kaydırılmış saati de hesap edersek muhtemelen manipüle bir çalışma ile eli arkasındaki adamı tam doğru yere oturttu. Böylece fotoğrafında eksik olan yaşama ve zamana dair temaları tamamlamış oldu. Bunu Deniz Ener’i eleştirmek amacıyla söylediğim sanılmasın. Beni fotoğrafın bitmiş hali ve vermiş olduğu mesaj ilgilendirir. Fotoğraf güzel ve etkili mi? Konu mekana oturmuş mu? Her şey birbiriyle uyumlu mu? Evet... Bence önemli olan da budur. Bu fotoğrafın bana hissettirdiklerini düşünürken, girip Deniz Ener’in portfolyosunu bir kez daha inceledim. Çok başarılı fotoğraflarla karşılaştım. Hem hayatın içinden son derece etkili doğrudan fotoğraflar olduğu gibi hem de çok başarıyla düşünülüp kurgulanmış manipülasyon fotoğrafları izleyenleri etkilemeye devam ediyor.

“Gecikmeler” adıyla bizlerle paylaştığı bu fotoğrafı da gerek doğrudan çekilsin, gerekse sonradan üretilsin her şeyi ile iyi düşünülmüş bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor. Mekanın ve taş dokunun güzelliği, derinlik etkisi, ışık kullanımı, şemalar ve seçilen sepya tonlarla bu çalışmayı çok beğendim. Sevgili Deniz’i kutluyorum...

19


“Karanlık sokaklarda oyun”

Serap Aşılı


Doku ve İnsan Bazen ayrıntılı yorum yazmak için uzun süre bekliyorum. Sitemize her gün onlarca fotoğraf yükleniyor. Bu fotoğrafların büyük bir bölümü ayrıntılı yoruma açık, diğerleri kapalı… Bazen çok severek ve isteyerek yorum yapmak istediğim fotoğraflar yoruma kapalı oluyor. Keşke bütün fotoğraflar ayrıntılı yoruma açık olsa da iyi ve güzel fotoğrafları anlatabilsek. Ben kişiliğim gereği, eleştiri alsam da eksik ve yetersiz fotoğrafların kusurlarını yazamıyorum. Büyük bir sevgi ve hevesle fotoğrafını yükleyip övgüler bekleyen arkadaşlarımın heveslerini asla kırmak istemiyorum. Çünkü ben de o yollardan geçtim. Fotoğraflarım her dönemde bana göre çok iyi, çarpıcı ve başarılıydı. Kimse bu çok iyi (!) fotoğraflarımda kusur bulsun istemiyordum. İşte bu kusursuz sandığım fotoğraflarımı yarışmalara yollamışım, sergiler açmışım. Şimdi dönüp geriye baktığımda o fotoğraflarımı çok beğenmiş olduğuma şaşıp kalıyorum. Birçoğunu şimdi görmek bile istemiyorum. Eminim şimdi çok beğendiğim fotoğraflarıma da birkaç yıl sonra neden çok iyi fotoğraf gözüyle baktığıma şaşıp kalacağım. Fotoğraf bir gelişim süreci çünkü… Bunları şunun için anlatıyorum. Kötü fotoğrafların kusurlarını gözler içine sokup, o fotoğrafçının bütün hayallerini yerle bir edeceğime, güzel ve başarılı bulduğum fotoğraflara ayrıntılı yorum yazıp neden iyi olduğunu anlatmayı tercih ediyorum. Diğer arkadaşlar da buradan ders çıkararak kendilerini daha da geliştirsinler ve hatalarını en aza indirecek ipuçlarını yazımın içinde bulup kendi fotoğraf anlayışları içinde bunları kullanmaya çalışsınlar istiyorum. İşte çok başarılı bulduğum ve hemen görür görmez yazma isteği duyduğum Serap Aşılı’ya ait bu fotoğraf, yaşamın mekân ve dokusal bir bütünlük içinde son derece başarılı bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor. Bu fotoğrafta dikkatimi çeken unsurlara tek tek dikkat çekmek istiyorum. İlgi Merkezi Kullanımı: Çocuk fotoğrafın ilgi merkezi… Çok doğru bir noktada konuşlanmış. Fotoğraf alanı içindeki yeri çok iyi düşünülmüş. Bakar bakmaz gözümüz çocuğun iri siyah gözleriyle buluşuyor.

Duygu: Fotoğrafın yüksek bir duygusu var. Çocuk, birçoğumuzun çocukken çok yaptığı duvar dibine dayanarak oturmuş. Bebeği kucağında. Göz teması bizi fotoğrafın içine çekiyor. Çocuk yalnız ve bebeği ile sanki bu yalnızlığını paylaşıyor. Fotoğrafta duygusal bir duruş, doğallık ve atmosfer var. Sadelik: Kim ne derse desin. Fotoğraf bir ayıklama ve sadeleştirme sanatıdır. Az elemanla çok şey anlatabilmektir aslolan. Konuşurken ya da yazarken bir cümle ile çok şey anlatabilme meziyetinde olduğu gibi… Bu fotoğraf da öyle… Dokusal bir mekân ve sadece çocuk… Bu sadeleştirmede elbette başarılı alan derinliği kısıtlamasının rolünü de kabul etmemiz gerekir… Bunda 2.8 açıklıklı bir objektifle çekim yapmış olmasının büyük rolü var elbette. Doku: Bu fotoğrafın en başarılı yönlerinden biri, mekândaki taş dokusunu fotoğrafın içine çok iyi katmış olması. Çocuğun bulunduğu düzlemde net ve belirgin olup, gittikçe artan bir dozda kaybolup giden taş dokusu bu fotoğrafı alabildiğine güçlendirip, siyah beyaz seçimini ileri düzeyde destekliyor. Işık: Dikkat ederseniz fotoğrafta hiç gölge yok. Belli ki fotoğraf tamamıyla güneş almayan bir ortamda soft ve dengeli bir ışık dağılımında çekilmiş. Gün ışığı iyidir hoştur ama bu tür sokak aralarında dengesiz bir şekilde geldiği zaman fotoğrafçıyı hem zora sokar hem de parçalı ışık fotoğrafın bütünlüğünü bozabilir. Arkada patlayan ışığı küçük bir ps müdahalesiyle kaybedip gözün o patlama ile buluşup dikkat dağıtmasını önleyebilirdi. Sonuç olarak Serap Hanım son derece başarılı ve duygusu olan bir fotoğraf bizimle paylaşmış. Her türlü fotoğraf çekiyor ve bu platformlarda paylaşıyoruz. Ama şuna inanın en ileri teknikle çektiğimiz, en olmadık soyut, deneysel, kurgusal, manipüle fotoğraflar, kendimizi de içinde bulduğumuz hayatımızın içindeki insan ve özellikle de çocuğu anlatan fotoğraflar karşısında dize geliyor…

21


“Işık”

Dilek Yurdakul Uyar


Işık ve Mekan Hoş bir bakış açısı… İlk bakışta dikkat çeken bir fotoğraf… Hasır ören bir kadın anlatılıyor. Kadının başının üzerinden dönerek inen ve bu arada ışıkla buluşan saz bu fotoğrafın ilgi noktası. Bu nedenle Dilek Yurdakul Uyar fotoğrafının ismini “ışık” koymuş. Fotoğrafta hem şema ve hem de ışık etkisi ön planda. Güzel bir ters ışık etkisi gözlemliyoruz. Kapıdan ters olarak giren ışık sağlı sollu örülmeye çalışılan hasırın dokusunu belirgin hale getiriyor. Ayrıca dönen sazda şematik bir halka etkisi yaratarak fotoğrafın can alıcı noktasını ön plana çıkarıyor. Bir başka şema etkisi ise hasır örgülerin artı şeklinin fotoğrafa yansıtılmış olması… Devam edelim… Fotoğraf, yalın bir fotoğraf... Az elemanla güzel bir konu anlatılmış. Fotoğrafta sadece çalışan kadın ve örmeye çalıştığı hasır var. Arka plan unsurları da fena değil. Kapı, aydınlık bir leke olarak siyah alanları dengeleyen bir unsur olurken aynı zamanda fotoğrafın ve ışığın da giriş kapısı olmuş. Bir de en arkada çok küçük gibi duran ama bu fotoğrafa bakan çoğu gözün görmediği bir kedi var. Yine ışığın etkisiyle ortaya çıkan ve ne olduğunu anlayamadığım top nesneler görebiliyoruz. Kısacası fotoğrafta gözümüzü tırmalayan ve bu görüntüye ait olmayan bir şey bulamadım. Kadının tam arkasında bulunan ve üst üste duran beyaz lekeler pek dikkat çekmese de bu fotoğrafta olmaması gereken… Onların dışında her şey yerli yerinde… Fotoğrafın kompozisyonu ile ilgili söylenecek söz yok. İşin teknik kısmına gelince… Fotoğrafın exif bilgilerine bakıyorum. 1/400 perde hızına karşılık, f/4 çapında bir diyafram açıklığı kullanılmış. Bu kadar hızlı enstantane kadının hareketinin dondurulması için mi? Kadının çok hızlı hareket ettiğini sanmıyorum. Perde hızının daha da uzatılıp diyaframın kısılması hem çok daha keskin bir görüntü elde etmemizi sağlayacaktı hem de fotoğraftaki birazcık etkisini hissettiğimiz ışık patlamasını önleyecekti. Dilek hanım bu ışık patlamasını işleme aşamasında rahatlıkla giderme şansına sahipti. Zaten fotoğraf işleme programları bu nedenle elimizin altında. Fotoğrafın ışık ve doygunluk değerlerini az kısarak bu patlama yok edilebilir, bu müdahale ile ters ışığın etkisi de artırılabilirdi. Bu işlemin Fotoğrafın Düzenlenmiş Hali

bir faydası da arkadaki üst üste duran beyaz lekeleri de koyultarak kapatması olurdu. Bazen çok iyi ve sağlam fotoğraflarımızın küçük ışık ayarları ya da işleme yetersizliği nedeniyle heba olmasına izin vermemeliyiz… Gelelim Dilek Yurdakul Uyar’ın diğer fotoğraflarına… Bu yorumu yazmak için girip baktığımda birçok fotoğrafını hemencecik hatırladım. Demek ki akılda kalan fotoğraflar çekiyor. Bunlardan “Zaman Makinası” adlı fotoğrafı derslerde örnek olarak gösterilebilecek kadar başarılı. Torakçılar ve Kendirciler serileri ise gerçekten çok düzeyli çalışmalar. Dilek hanım belli ki fotoğraf çekmeyi geçici hevesten öte, disiplinli bir çalışma olarak görüyor ve konulu çalışmalarıyla da göz dolduruyor. İnsan- mekân, insan- emek ilişkilerini olağanüstü başarılı bir şekilde vurguluyor ve bu çalışmaları onu fotoğraf kariyerinin üst basamaklarına taşıyor. Bu yorumla fotoğraflarını tekrar inceleme ve keşfetme imkânı bulduğum için şanslıyım. Ankara’nın yoğun iş temposunda, bir avukat olarak, hukuksal dert ve sorunların derin labirentlerinin dışına çıkarak böylesine ışıltılı fotoğraflar çekmeye zaman ayırdığı için de kendisini kutluyorum.


“Etten duvar”

Servet ÇInar


Sinematik Etki Karşınızda Servet Çınar’ın farklı ve etkili bir Kırkpınar fotoğrafı var. Sinematik etki derler ya, tepeden tırnağa o etkinin altında. Tavırların, biçimlerin, tonların olağanüstü uyumuyla bize görsel bir zenginlik sunuyor. Temmuz ayının olanca parlaklığı içindeki güneşin yansıttığı bedenler birer tunç adam hüviyetine bürünmüş. Her biri ayrı bir yöne bakan bakışlar, güreş severlerin ilgi ve alkışından memnun olmanın yanında, cazgırların şiirsel cümleleriyle kendilerini kırk yiğidin arasında gören efsane pehlivanların kendilerine güvenin zirve yaptığı yüz ifadeleri bizleri karşılıyor. Güreş çayırının yağla bulanmış bedenleri usta bir ressamın fırçasından çıkar gibi kurşuni bir tabloya bürünmüş. Fotoğrafına “Etten Duvar” adını koyarak aslında bedenlerden etkili bir doku fotoğrafı yaratmanın ipucunu vermiş. Bugüne kadar gördüğüm en iyi pehlivan fotoğraflarından biri. Başpehlivanların ortamı ve ruhu çok iyi yansıtılmış. Adalenin ve gücün simgeleri, duruşlarıyla da bizleri alıp o Kırkpınar çayırının tam ortasına götürüp bırakıyor. Kırkpınar’da fotoğraf çekmenin zorluğunu 18 yıldır aralıksız pehlivanların karşısında tripot çatan biri olarak en iyi bilenlerdenim. Er meydanının olanca kargaşası içinde fotoğraf ayıklamak ve derli toplu bir görüntü elde etmek gerçekten çok zordur. Hele başpehlivanların kura çekimi öncesinde toplu olarak bir araya geldikleri an, karenin içinde olmak isteyenler bir yana, o görüntüyü belgeleme telaşında olan onlarca fotoğrafçının itiş kalkışı içinde bulursunuz kendinizi. İşte Servet arkadaşımız o kaos içinde bulduğu aralıktan önemli bir bölümünü sığdırmış kadrajına ve bence çok daha kalabalık olan baş pehlivan ordusunun içinden en etkili bölümü büyük bir beceriyle çekip almış. Servet arkadaşımızın fotoğrafla olan gönül bağı çok eskilere dayanıyor. Ciddi olarak bu işin eğitimini alıp, iyi bir DSLR makine edinip ışığın peşine düşmeye ise bir yıl önce başladı. Ben inanılmaz bir görme ve hissetme yeteneği görüyorum Servet’te… Bilinçli fotoğraf çekme süreci çok yeni

olmasına rağmen yılların ustalarına taş çıkaracak görüntüler bulup, çekip, ulaştırıyor bizlere. Farklı görüş açısı, estetik kaygılar üst düzeyde, bilinçli kurgular fotoğrafını onlarca benzerlerinden bir çırpıda ayırıyor. Hepsinden önemlisi fotoğrafına yukarıda da söylediğim gibi, usta bir aşçı maharetiyle sinematik etkinin lezzetli sosu ile nefis bir hale getirip bizlere sunuyor. Göreceksiniz çok yakın zamanda çok daha fazla duyacağız Servet Çınar’ın adını. Türk fotoğraf dünyasındaki hızlı tırmanışına hep birlikte tanık olacağız. Kutlarım Servet arkadaşım… Çekmeye ve o çarpıcı fotoğraflarını bizlerle paylaşmaya devam…

25


“Uzun Göl”

M.Müsebbih Ergin


İnsanı Çekmek Fotoğrafın tarihi aslında bir bakıma insan sureti çıkarmanın tarihidir. Fotoğrafın icadıyla birlikte en çok insan fotoğrafı çekilmiş, makinelerin optiratörleri en çok insan için kalkıp düşmüştür. Fotoğraf bu görevi ağırlıklı olarak resimden devraldıktan sonra yine insanlar bir ressamın karşısında günlerce oturmayı, fotoğrafçının hızına ve gerçekliğine tercih etmeye başlamışlardır. İşte portre fotoğrafçılığı da bu şekilde doğmuş ve gelişmiştir. Herkes insan fotoğrafı çeker ama iyi bir portre fotoğrafı çekmek gerçekten zordur. Modelin kendisi kadar, zaman, mekân, teknik, ışık, duygu ve ifade portre fotoğrafını etkili kılacak birer figür olup çıkar. İşte bu fotografik enstrümanları son derece uyumlu kullanıp iyi bir portre fotoğrafı oluşturmak da ustaların işidir. İşte karşınızda bir portre ustası: Mehmet Müsebbih Ergin… Yakın dostum ve arkadaşım. Fotoğraf serüveninin ta başından beri içindeyim. O, inanılmaz fotoğraf sevgisi ve heyecanıyla kendisini çok iyi yetiştirdi ve ülkemizin iyi portre çeken fotoğrafçıları arasına geçip oturdu. Müsebbih Ergin neden portre fotoğrafında bu kadar başarılı? Çünkü o insanları çok seviyor ve fotoğrafçılığı kadar iyi bir iletişim ustası. Diyalogunu kuramadığı, ruh dünyasına girerek fotoğrafını çekmeye ikna edemediği birinin olacağına inanmıyorum. O, her zamanki sıcak ve esprili kişiliği ile modeline yaklaşır, onunla sıcak bir iletişim kurar, bu doğal ilişkiler onu doğal ve samimi fotoğrafların kapısına götürüp bırakır. Fotoğrafa ilk başladığı yıllarda da iyi insan fotoğrafı çekerdi. Çünkü modellerini iyi seçerdi ve bu insanları nasıl bulup fotoğrafladığına şaşar kalırdık. Aradan geçen yıllar içinde bu meziyetini teknik ekipmanları ve fotoğraf bilgisiyle bütünleştirmeyi başardı. Eskiden çarpıcı ama doğal insan fotoğrafları çekerdi. Şimdi bu özelliğine kusursuz kompozisyon kurgularının yanı sıra zaman mekan ilişkilerini katma becerisini de ekledi. Yorum yazmakta olduğum “Uzungöl” adlı fotoğrafına bir bakar mısınız?

Gördüğüm an bu çalışmanın bir Müsebbih Ergin fotoğrafı olduğunu hemen anladım. Çünkü fotoğrafın sıcaklığı onun tarzının bir esintisi olarak ulaştı bana. Sevgili dostum bu fotoğrafa “Uzungöl” adını koymasa da, zaten görüntü sizi Uzungöl’ün o büyülü atmosferinin içine götürüp bırakıyor. Siyah beyaz seçimi çok isabetli… Teknik uygulamalar son derece başarılı. Işığın soft dağılımı fotoğrafı etkili kılmış. Ama bunlardan öte, bu fotoğrafı birinci lige taşıyan insanın ruh hali ve ifadesinin onu rahatsız etmeden, gereksiz yapaylığa kaçmadan olanca doğallığı ile en etkili şekilde anlatmasının yanında arka plan düzenindeki başarısıdır. Uzungöl’ün insanı büyüleyen gölünün kenarındaki iki sivri minare fotoğrafın arka planının çok etkili bir vurgusu olup çıkıvermiş. Siyah ve beyaz tonların dengeli ve hoş dağılımı da iyi bir portrede olması gereken unsurlar olarak gözümüzü okşayan bir senfoniye dönüşüyor. Tüm teknik ve estetik kaygıların dışında Karadeniz insanını çevresiyle son derece uyumlu bir şekilde bizlere aktaran sevgili Müsebbih Ergin’i kutluyorum. Portfolyosuna girip baktığınızda, ülkemizin değişik coğrafyalarından, farklı ve çarpıcı yüzlerin onun sensöründe yer almak için yarıştığını görecek ve insanın samimi duygularının bir fotoğraftan çıkarak size nasıl ulaştığını hissedeceksiniz…

27


“Mehmet Akpekmez”

Kadir Tahtacı


Zenginleştirmek Ayıklamaktan Daha Zordur Fotoğraf, genelde bir sadeleştirme sanatı olarak kabul edilir. Görüntüyü onca kargaşanın içinden bulup ayıklayıp çıkarmaktır asıl olan. Gözü rahatsız eden ne kadar unsur varsa onları kadrajın dışında bırakarak daha sade, daha belirgin bir görüntü elde etmek fotoğrafçıların büyük özenle üzerinde durduğu konudur. Fotoğraf aynı zamanda bir zenginleştirme sanatıdır da… Fotoğrafla ilgisi olmayan gereksiz tüm görüntüler kadraj dışında olmalı evet ama fotoğrafa dair herşey de o kadraj alanına dâhil edilmelidir. Eğer fotoğrafın ana yapısını ve belirginliğini bozmuyorsa, dikkati dağıtmıyorsa ve onunla uyum sağlıyorsa fotoğraf alanının içinde fazla eleman olmasının hiçbir sakıncası yoktur. Aslında fotoğrafı ayıklamak, onu zenginleştirmekten daha kolaydır. Ayıklayıp sadeleştirmeyi, görüş açınızı değiştirerek, objektifinizin özelliklerini kullanarak, son çare işleme aşamasında rahatlıkla yapabilirsiniz ama fotoğrafın yapısını bozmadan zenginleştirme yapmakta gerçekten zorlanırsınız. İşte böylesine zor bir fotoğrafın, sevgili Kadir Tahtacı üstesinden gelmiş ve bizlerle son dönemlerin en güzel fotoğraflarından biri olarak paylaşmış. “Mehmet Akpekmez” adını verdiği bu fotoğrafı aslında örnek olarak gösterilebilecek kadar başarılı bir çalışma. Yaşlı ve sevimli kunduracı ustasını olanca doğallığının yanı sıra tüm zenginleştirme öğelerini başarı ile kullanarak aktarabilmiş bizlere… Fotoğrafa öyle dikkatlice bakmanızı öneririm. Bu görüntünün ilgi merkezi olan usta ve ikinci derecede önem arz eden makinesinin yanında onlarca elemanı olan bir fotoğrafla karşı karşıyayız. Ayakkabılar, makaslar, iplik yumakları, süngerler, yapıştırıcılar, takvim yaprağı ve böyle bir dükkânda olması gereken her şey bu fotoğrafın içinde. Hatta hiçbir fotoğrafta tahammül edemeyeceğimiz bir pet şişe dahi bizi rahatsız etmeden bu fotoğrafın öğelerinden biri olup çıkmış. Sadece fotoğrafın bu onlarca elemandan oluşan zenginliği değil, tekniği ve düzenlemedeki başarısına da dikkat çekmek isterim. Bu fotoğraf yaşamı çok iyi anlatan bir portre çalışması aynı zamanda…

Mehmet Amca olanca doğallığı ve sevecen bakışları ile fotoğrafın en çarpıcı ilgi merkezi olup çıkabilmiş ve görüntünün onca kalabalıklığı kunduracı ustasının önemini zerre kadar etkilememiş. Bu tür dar mekânlarda ve yapay ışık koşullarında fotoğraf çekmek de zordur. Ama Kadir Tahtacı, ASA ayarını 400’e yükseltip hoş bir ışık dengesi sağlayarak bu işin üstesinden gelmeyi başarmış. Sonuç olarak Kadir arkadaşımız, gerçekten böyle bir ustayı ve böyle bir dükkânı en iyi şekilde anlatarak bizlere hem sıcak ve samimi bir fotoğraf sunmuş, hem de bu kadar yoğun bir obje bombardımanı altında gözü yormayan fotoğraf elde etmenin dersini vermiş.

29


“Tandır ekmeği”

Özkan Olcay


Zor Işık Koşullarında Fotoğraf Çekmek Fotoğrafçılığın en zorlandığı konuların başında yetersiz ışık koşulları gelir. Fotoğrafın teknik tarihi de bu konuya çözüm aramakla geçmiştir. Aydınlık bir havada ve güçlü bir ışıkta her ekipmanla zorlanmadan fotoğraf çekersiniz. Hatta basit kompakt makinelerle bile çok iyi sonuçlar aldığınızı görürsünüz. Ama ışık azalmaya başladığında ak koyun ile kara koyunun farkı ortaya çıkmaya başlar. Makinelerimiz ve objektiflerimizin yetersiz kaldığını görürüz. Tarihte ışık hassasiyeti yüksek filmler, güçlü optiklere sahip objektifler ve hatta tripotlar bu ihtiyacın zorlaması üretilmişlerdir. Günümüz makinelerinin ASA değerlerinin yükseltilmesi ile ilgili yarış da aslında az ışık koşullarında daha rahat ve nitelikli fotoğraf çekebilme yarışıdır. Ya objektiflerimize ne demeli? Diyafram açıklığı çok fazla olan objektiflere dünyanın parasını ödenmek zorunda kalmamızın nedeni de bu değil mi? Diyaframımız fazla açılsın, bunun karşılığında perde hızımız yükselsin ve biz az ışıkta çok daha rahat ve iyi fotoğraf çekelim diye ceplerimizi yangın yerine çevirmiyor muyuz? ASA değerlerinin yüksek oluşu da hala kalıcı bir çözüm getirmemiştir fotoğrafçıların hayatına. Çünkü sensorlarımızın duyarlılığını tek dokunuşla bilmem kaç binlere çıkarabildiğimizden, az ışıkta rahat fotoğraf çekebiliyoruz ama bu kez de kaliteden ödün vermek zorunda kalıyoruz. Dijital teknolojinin hala tam olarak çözemediği noise sorunu net ve keskin fotoğraflar elde etmemizin önünde hala ciddi bir engel. Yani özetle teknolojideki bu denli gelişmeye rağmen biz az ışıkta hala nitelikli fotoğraf çekmekte zorlanıyoruz. Özkan, son dönemlerde istikrarlı ve disiplinli çalışması ile dikkati çeken, iyi ve doğru fotoğraf üretmenin peşinde olan bir arkadaşımız. Ülkemizin en güzel coğrafyalarından biri olan Van Gölü sahilindeki Selçuklu mirası Ahlat’ta yaşıyor. Ahlat ve çevresi dünyanın en zengin fotoğrafik görüntülerle bezeli. Özkan da çevresindeki bu zengin malzemeyi iyi görüyor ve güzel fotoğraflayıp bizlerle paylaşıyor. “Tandır Ekmeği” adını verdiği bu fotoğrafı işte yukarıda yazdığım zor ışık koşullarının fotoğrafı. Ahlatlı bir kadın “tandır evi” denilen az ışıklı bir yerde ekmek pişiriyor. Önünde tandır, yan tarafta ekmek hamuru ve ortamı tamamlayan diğer elemanlar var. Yukarıdaki bacadan ortama düşen ışık hüzmesi

fotoğrafın en etkili yanı… Işığın kadının elindeki ekmek hamuruna denk getirilmesi de bir maharet… Bu kadar az ışıkta tripot kullanmadan net fotoğraf çekmek oldukça zor. Ama Özkan’ın imdadına 2,8 diyafram açıklığı olan bir objektif yetişmiş. Diyaframını da bu kadar açınca perde hızı 1/30’a yükselerek elde rahat fotoğraf çekilebilir düzeye ulaşmış. Peki, 2,8 diyafram da bu durumlar için her şey mi? Her güzelin bir kusuru olur derler ya aynen o durum karşımıza çıkıyor. 2,8 diyafram ışığı kurtarıyor ama net alan derinliğini çok aza indirdiğinden bu kez ön plan öğelerinin flulaşmasına neden oluyor. Özkan güzel bir mekânda zor ışık koşullarında güzel bir belgesel çalışma yapmış. Ama mekânın sanatsal düzenlenmesinde biraz yetersiz kalmış. Bu fotoğraf çok daha etkili, çarpıcı ve yalın bir anlatımla vurgulanabilirdi. Arka planda bulunan sobanın üzerindeki plastik ve naylon malzemelerin yanı sıra çok göze batan pembe plastik leğenin kapağı fotoğraftan ayıklanabilirdi. Öndeki iki tabak da fotoğraftan çıkarılabilirdi. Sağdaki hamur toplarının köşesi de kesilmeseydi çok daha iyi olurdu. Eleştireceğim bir başka konu da kadının objektife poz vermiş olması. Işığın yine elde buluşacağı doğal bir çalışma anı bence fotoğrafı çok daha üst sıralara taşıyabilirdi. Özetle bu fotoğraf zor koşullardaki ışığın kullanımı konusunda son derece başarılı ama düzenleme açısından eksiklikleri olan bir fotoğraf. Özkan denizi geçip derede zorlanmış. Zor olanı başarmış ama kolay olanı es geçmiş. Unutmayalım olağanüstü ortamlar ve görüntüler basit bir takım düzenleme maharetiyle olağanüstü etkili bir fotoğrafa dönüşeceği gibi, aksi durumda sıradan görüntüler sınıfına bir anda düşebilir. Bu açıdan baktığımızda Özkan arkadaşımız bu olağanüstü fotografik malzemeyi biraz hoyratça harcamış gibi geldi bana. Yine de Özkan’ın hem bu ve hem de diğer paylaştığı fotoğrafları beğenerek izliyorum. Çok yetenekli ve hevesli gördüğüm bu arkadaşımızın portfolyosuna lütfen bir bakın. Orada büyük bir sevgi ve özenle çekilmiş, bulunduğu çevrenin doğa ve insanını çok iyi anlatan çarpıcı fotoğraflar göreceksiniz…

31


“İsimsiz”

M.Suphi Akgün


Renkler ve Şemalar Bir fotoğrafı, diğer bütün fotoğraflardan ayıran etkenlerin başında bilinçli kompozisyon kurgusu yapmak gelir. İyi bir fotoğraf için teknik ekipmanlarımızın yeterli ve üst seviyede olması yetmez. Bu özellik bize ancak yüzde 20’lik bir avantaj sağlar. Ya geriye kalan diğer büyük oran ? Mesela ışık en büyük etkenlerden biridir ki bunun içine renk de girer. Tüm bu teknik ve ışık bilgimizin doğru ve etkili bir şekilde sunulduğu kompozisyon bilgisi diğer önemli bir konudur. Bunlar yeterli midir? Ya olmazsa olmaz hale gelen fotoğrafın işlenmesi? Bir fotoğrafta teknik, ışık, kompozisyon kuralları ya da işleme gibi özelliklerden biri ya da bir kaçı oransal olarak çok daha ön plana çıkabilir. Bu durum da fotoğrafımızı, daha güzel, daha anlamlı ve çarpıcı hale getirebilir. Ayrıntılı yorum yapmaya karar vereceğim fotoğraflar üzerinde düşünürken bahsettiğim bu fotoğrafı etkili kılacak özelliklerden bir kaçının kullanıldığı fotoğraf aradı gözüm. Murat Akgün’ün bu fotoğrafını günler öncesinden günün fotoğraflarına önermiştim. Yine bu fotoğraf onlarca ayrıntılı yoruma açık fotoğraf arasından gelip karşımda duruverdi. Nedir bu fotoğrafı ayrıcalıklı kılan? Başlıkta da belirttim belirgin olarak öne çıkan renkler ve şemalar… Rengin ışık konusu içine girdiğini biliyoruz. Doğal olarak ışığın çok iyi kullanılması söz konusu bu çalışmada… Dikkat edelim sarılar, maviler, siyahlar ve turuncular var bu fotoğrafın içinde. Işık şiddetinin ve Kelvin değerinin çok doğru kullanılması tüm renkleri de doğru olarak karşımıza çıkarmış. Bulutların ve ayakkabının beyazlığına dikkat çekmek isterim. Eğer bir fotoğrafta beyaz gerçek rengiyle çıkmışsa diğer tüm renkler de sapma olmadan doğru çıkmış demektir. Bunun için makinelerimizin beyaz ayarı (WB) vardır. Diğer önemli ayrıcalık ise bu çalışmada, kompozisyonu etkili kılan öğelerden şema etkisinin belirgin olarak kullanılmış olmasıdır. Boru ağızlarının dairesel dizilişleri yine bu fotoğrafı güçlü kılan en önemli özellik olarak karşımıza çıkıyor.

Fotoğrafın diğer en büyük artısı da insan unsurunun çok belirgin olarak bu fotoğrafın içinde yer almasıdır. Boruların üzerinde yürüyerek fotoğrafa aynı zamanda aksiyon katan inşaat işçisi, turuncu yelek ve şapkası ile fotoğrafın ilgi merkezine oturuyor. Omzundaki siyah demir ise yine bu fotoğrafın dairesel etkilerine düz bir kontrastlık katıyor. Bu fotoğrafı genel hatları ile beğenerek izledim ve yorumluyorum. Bu eleştirim olmadığı anlamına gelmez. Zorunlu bir tercih olabilir ama bence bu fotoğrafın yatay olması ve yürüyen işçinin yön boşluğuna da dikkat edilmesi gerekirdi. Sarı alanların, mavi alana olan oranı doğru kullanılmış ama adam tepenin tam ortasına yerleştirilerek pek tercih edilmeyen bir düzenleme yapılmış. Eğer fotoğraf yatay çekilseydi gözün daha rahat algılayacağı bir düzenleme ortaya çıkacaktı. Gelelim Suphi arkadaşımızın portfolyosundaki diğer fotoğraflara… Bugüne kadar 19 fotoğraf paylaşmış bizlerle. Hemen hemen tamamına yakını günün seçimlerinde yer almış. Fotoğraflarında çok özenli olduğu belli. Doğru ve bilinçlice çekilmiş ve kurgulanmış fotoğraflar. Hepsinde hem ışık, hem şema etkisi ve hem de yaşam öğesi çok doğru kullanılmış. Bu yorum vesilesiyle fotoğraflarını keşfettiğim Murat Akgün arkadaşımıza bundan sonraki fotoğraf yaşamında başarılar diliyorum.

33


“Ana Dolu”

Tuna Akçay


Kültürel Birikim ve İstikrarın Önemi Tuna Akçay’ın çalışmalarını uzun yıllardır takip ediyorum. Yıllar önce ilk dikkatimi çeken bir Köln fotoğrafı olmuştu. Köln’den yeni dönmüştüm. Orada çektiğim ünlü Köln Köprüsü ve katedralin fotoğraflarını incelediğim bir anda görmüştüm o fotoğrafı. “İşte Köln böyle fotoğraflanır” dediğimi hatırlıyorum kendi kendime. Bir süre doktora eğitimi almak için bulunduğu bu kenti çok iyi anlatıyordu fotoğraflarında. Ondan sonra paylaştığı birçok Köln ve diğer fotoğraflarını beğenerek takip ettim. O Avrupa’da yaşadığı yıllarda oraları da çok iyi anlatıyordu ama onun ruhu ve gönlü Anadolu topraklarındaydı. Son dönemlerin en popüler sanal fotoğraf dergisi Anadolu Fotoğraf Dergisi’nin genel koordinatörlük görevini yürütüyor. Hamit Yalçın Usta ile birlikte Türk fotoğraf yaşamına ciddi katkılar yapıyor. Tuna’nın daha önce de pencereden bakanları konu alan birçok fotoğrafını görmüştüm. Bunlardan biri olan ekmek ve çocukları konu alan fotoğrafı sanırım ödüllü bir fotoğraftı. Bence bu konuda özel bir seri oluşturmalı ya da sergi açmalı… Tuna arkeolog ve Anadolu topraklarının binlerce yıllık evrimini ve insan yapısını çok iyi biliyor. Bu nedenle Anadolu aşığı ve Ana’ları da bu nedenle çok iyi fotoğraflıyor. Fotoğrafına da bu nedenle Ana-Dolu ismini vermiş. Anadolu’nun tarihi ve coğrafyasını bu kadar içten ve özgün anlatabilmek, onun bu topraklara olan sevdasının bir ürünü elbette. O, kültürel birikimini ve insan sevgisini fotoğrafına en iyi yansıtanlardan… Fotoğraf derslerimde, fotoğrafçının kültürel birikiminin onu nasıl şekillendirdiğini, konuya yaklaşımında nasıl önemli bir rol oynadığını anlatıp duracağıma Tuna’yı örnek göstermeliyim. İşte karşınızda yine Anadolu’yu ve bu toprağın insanını çok iyi anlatan bir fotoğraf… Teknik başarısının yanında sıcak samimi ve yüreğimizin bir yerlerinden yakalayabilen… Fotoğrafın teknik bilgilerinde hiçbir ayrıntı yok. Olması da gerekmiyor. Bu fotoğrafın hangi perde hızı, hangi diyafram, hangi ASA duyarlılığı ya da

hangi objektifle çekildiğinin önemi var mı? Bazı fotoğraflar onca teknik ayrıntıyı bir kalemde silip insanın yüreğine yer edebilecek bir potansiyele sahiptir. Onda milyonluk piksellerin, full frame sensörlerin, hızlı işlemcilerin ya da optik kalitelerin değil, insan sevgisinin ve bu topraklardan çıkan binlerce yıllık kültür birikiminin izlerini görürsünüz. Tüm bunları anlatmam Tuna’nın tekniğe veya diğer fotografik düzenlemelere dikkat etmediği izlenimi çıkmasın sakın. Paylaştığı bu çalışmasında her şey yerli yerinde. Grafiksel şemalar, renkler, dokular, oranlar çok bilinçlice görülmüş ve aktarılmış. Fotoğrafın ilgi merkezi olan kadına gelince. Ancak bir ana bu kadar hoş, bu kadar samimi, bu kadar doğal ve bu kadar bizim annemiz gibi durabilir ve bakabilir. Tüm çalışmaları ile istikrarlı bir fotoğraf serüveni içinde olan, çalışma disiplini kadar çevresine verdiği enerjiyi de cömertçe sunan sevgili Tuna’nın fotoğraflarını zevkle izliyoruz ve izlemeye devam edeceğiz. Ülkemizin son dönemlerde yetiştirdiği en yetenekli fotoğrafçılarından biri olarak gördüğüm sevgili kardeşim, bu enerjin ve Anadolu insanına olan sevgin hep devam etsin… Görüşmek ve tanışmak dileğiyle…

35


“Gepetto Usta”

Çağatay Serim


İlgi Merkezi Başarılı Ama... Fotoğrafı tekdüze bir görüntü yığını olmaktan kurtarmanın önemli yollarından biri o fotoğraftaki ilgi merkezini iyi belirleyip onu bilinçli bir şekilde ön plana çıkarmaktır. Fotoğrafı bütünsel görmeyi bırakıp o fotoğraftaki detayları ve diğer elemanları fark etmeye başladığımız andan itibaren bizde fotografik görme disiplini başlamış demektir. Çağatay Serim’in bu fotoğrafı, geleneksel el sanatlarımızdan birini icra eden bir ustayı anlatıyor. Çağatay arkadaşımız 4-5 metre geriye gidip, insan boyu yüksekliğinden konuya yaklaşıp doğrudan görüntüyü elde edebilirdi. Fotoğrafı çekerdi ama bu fotoğraf herkesin kolayca görüp çekebileceği fotoğraflar sınıfına girerdi. Oysa bu fotoğrafa dikkatlice bakıldığında normal bir görüntünün ötesinde, bilinçli bir düzenlemeyi görürsünüz. Bir defa konuya herkesin gördüğü açı ve yükseklikten bakılmamış. Konuya eğilerek daha fazla yaklaşmış ve detayları görmeye çalışmış… Fotoğraftaki elemanları iyi belirlemiş ve onları önem sırasına dizmiş. Ustanın yüzüklü iş yapan elini fotoğrafın bir numarası haline getirerek ilgi merkezine oturtmuş. Bu durum bu çalışmayı onlarca benzerinden ayırarak onu bilinçli kurgusu olan fotoğraflar mertebesine çıkarmış. Yüzükleri ile de çok dikkat çeken bu eli tamamlayarak fotoğrafın etkisini artıran ve tartışmasız ikinci sıraya yerleşen ustanın yaptığı iş var o da çok belirgin ve fotoğrafın mesajını veriyor. Tokmak, adamın kendisi ve en arkadaki siyah fon önemi gittikçe azalan ama fotoğrafla bir bütünlük oluşturan arka plan unsurları olup çıkıvermiş. Çağatay Serim ışığı da iyi kullanmış. Işık adamın eline ve yaptığı işe vuruyor. Yani ışıkla ilgi merkezi daha da güçlü ve belirgin hale getirilmiş. Ustanın yüz ifadesi ve kendini işine vermesi de fotoğrafın artılarından. Bu fotoğrafta çok önemli olmasa da iki konu eleştirilebilir. Birincisi ilgi merkezine çok yaklaşıp, onu çok iyi anlatayım derken yine fotoğrafta çok önemli bir unsur olan tokmak kesilmiş. ikincisi adamın ortaya çıkardığı süsün hatalı yerden kesilerek belirginliği yok edilmiş. İnsan adamın nasıl bir desen ortaya koymaya çalıştığını merak ediyor. Bir de dikkat ederseniz kadrajdaki sıkıntıyı da görürsünüz. Ustanın yaptığı iş de yine gereksiz bir

yerden kesilmiş ama tepedeki siyah fonda da gereksiz bir fazlalık var. En azından ağaç oyma bütünüyle bu fotoğrafa katılabilirdi. Ama hep söylediğim bir şey var. Fotoğrafın mayası güçlü olduğunda diğer detaylar bir noktadan sonra önemsiz hale geliyor. Çağatay Serim’in bu fotoğrafının mayası güçlü bu nedenle diğer eksiklikler ikinci planda kalabiliyor. Ama şunu söylemekte de yarar var, çok güzel ve çok başarılı fotoğraflar birkaç küçük hata yüzünden klasikler arasında yerini alamıyor ne yazık ki… Çağatay arkadaşımızın durumu da böyle olmuş. Yine de çok beğenerek izlediğimi belirtmek istiyorum.

37


“Mevlevi”

M.Müsebbih Ergin


Zor Teknikle Uzun Poz Önde son derece net ve keskin alanlar, arka planda soyuta doğru giden bir zaman yolculuğu… Mehmet Müsebbih Ergin, bu çalışmasıyla fotoğraf tekniğinin karmaşık uygulamalarından biriyle bizleri buluşturuyor. İlk bakışta konusu, ışığı, rengi ve ifadesi ile bizleri kendisine çekiyor. Bir sema gösterisi… Ön planda kendisini semanın manevi denizinin içine atmış bir çocuk semazen yüzü. Gözleri kapalı, iç dünyasındaki ruhsal dinginliği bizlerle iyi buluşturuyor. Duruşu konuya uygun, açısı da… Yüzü, kıyafeti ve sarığı oldukça net… Kenar hatları çok keskin olsa dekupe izlenimini bırakacak ama çok iyi biliyorum değil. Soyut etkileri ve dozu çok iyi ayarlanmış bir uzun poz çalışması… Arkada beyazdan turuncuya yönelen bir renk değişimi var. Bu durum bize arka planın zenginliğini ulaştırdığı gibi, ilgi merkezi olan beyazlar içindeki çocuğu da fotoğrafın öznesi haline getiriyor. Arka plandaki semazenler, yapının pencereleri ve ışık lekelerinin dengeli dağılımı gözümüzü okşuyor. Zoom out’un etkisiyle ¼ saniye içinde uzayıp giden ışıklar fotoğrafa inanılmaz görsel bir zenginlik katıyor. (Ah bir de eteğin tümü fotoğrafa katılabilseydi) Fotoğrafa yeni başlayan arkadaşlarımız bu uzun poz çalışmasındaki teknik farklılığı yorumlamakta zorlanabilirler. Ben açıklamaya çalışayım. Bu fotoğraf tripod kullanılarak çekilen bir uzun poz çalışması aslında. Exif bilgilerindeki ¼ saniyelik çekim süresinden bunu anlıyoruz hemen. Uzun pozun dönen semazenler üzerindeki etkisiyle yetinmemiş sevgili arkadaşımız, bir de buna zoom out dediğimiz objektifini çekim anında kaydırma tekniğini denemiş. Buraya kadar her şey normal… Ya ön plandaki semazendeki netlik ve keskinliği nasıl sağlamış? Onun da aynı renk tonları içinde kayıp gitmesi gerekmiyor muydu? Çekim ve zoom out uygulaması devam ederken boş durmamış ve bir yan flaş patlatarak üçüncü etkiyi devreye sokmuş. Yan flaş diyorum çünkü

doğrudan flaş patlatsaydı semazenin eteğindeki yumuşak tonlar ve gölgeleri görmemiz mümkün olmayacaktı. Bu üst düzeydeki teknik uygulama, bu fotoğrafı, sıradan sema gösterisi fotoğrafları içinde ayrı bir yere taşıyor. Mehmet Müsebbih Ergin, son yıllarda fotoğraf dünyamızın yıldızı parlayan bol ödüllü fotoğrafçılarımızdan biri. Bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi ve fotoğraf aşkı, O’nu emin adımlarla usta fotoğrafçılar arasına taşıyor. Çok geziyor, çok çekiyor ve yoğun işlerine rağmen aksatmadan bu serüvenin firesiz yolcuları arasındaki yerini her geçen gün daha da sağlamlaştırmaya çalışıyor.

39


Fotoğrafın İlk Hali

“Eve dönüş”

Fotoğrafın Düzenlenmiş Hali

Nur Keyder


Kadrajın Önemi Bir fotoğrafta konunun ilgi merkezi kadar diğer detayları da son derece önemlidir. Biz bazen ilgi merkezinin büyüsüne kapılır diğer unsurları ihmal ederiz. Fotoğrafa yeni başlayanlar ise çoğunlukla işin bu tarafını göremez. Fotoğrafta ustalaşmaya başlayınca, düzenlemelerinde ilgi merkezinin yanı sıra diğer bütün öğelerin de planlı bir kurgu içinde fotoğrafında yer almasının gereğini ve önemini anlarlar. Fotoğrafta konu ne kadar güçlü olursa olsun, düzenlemedeki eksiklikler bu güçlü konuyu zayıf ve sıradan bir görüntüye dönüştürebilir. Bu nedenle fotoğrafta kompozisyon çok önemlidir ve fotoğrafı ciddiye alanların mutlaka temel kompozisyon bilgisine ihtiyaçları vardır. Ona göre konularını elden geçirecekler ve eldeki malzemeden tadı damakta bırakacak lezzetli bir helva çıkarmayı başaracaklar. Yağımız, unumuz ve şekerimiz ne kadar iyi olursa olsun, onların karışımını ve oranını iyi veremezsek helvamızın tadını tam tutturamadığımız gibi, fotoğrafta da elemanlarımızın fotoğraf karesi içindeki yerini ve oranını iyi hesaplayamazsak etkili bir görüntü elde etmemiz mümkün olamaz. Fotoğrafta elemanlar dizisi vardır aslında. Biz bu elemanları önem sırasına göre dizmesini bilmeli, gereksiz elemanları da fotoğraf karesi dışına bırakabilmeliyiz. Ne demek istediğimi isterseniz Nur Keyder’in, bu fotoğrafı üzerinden anlatmaya çalışayım. Nur Hanım, yaşamın içinden etkili bir kesit sunmuş bizlere. Söyleyecek çok sözü olan, bakanı etkileyen ve üzerine şiirler yazılabilecek bir fotoğraf. Ama gelin görün ki, düzenleme eksikliklerinden dolayı aslında bir başyapıt olması gereken bu fotoğraf herkesin hızla bakıp geçtiği sıradan bir görüntüye dönüşmüş. Nur arkadaşımızın fotoğrafında çok güçlü bir ilgi merkezi var. Yaşlı bir kadın yürüyor. Mevsimlerden kış. Sırtına iple bağlı olan kocaman yük yetmiyormuş gibi, elinde de kocaman bir torba var. Hayatın bütün ağırlığını diğer elindeki bastonuyla dengelemeye çalışıyor. Tam bir “Memleketimden İnsan Manzarası”. Çarpıcı, etkili ve yüreğimizi titreten… Konumuzun kendisine bir diyecek yok… Ama ya ötesi? Şimdi de ötesine bakalım. Fotoğrafa dikkatlice bakıp elemanlarımızın önem sırasını belirleyelim. Bir numarada tartışmasız bir şekilde yürüyen kadın yer alıyor. iki numarada yerdeki kar var. Çünkü kar, kış ve soğuk, kadının yaşam

zorluğunu daha da etkili hale getiriyor ve fotoğrafın mesajını güçlendiren en önemli lekelerden biri haline geliyor. Fotoğrafın üç numaralı elemanı arkadaki trafik yön işareti… Bu işaret de kadına gideceği yönü göstererek fotoğrafa gülümseten değişik bir anlam yüklüyor. Onun dışında fotoğrafın etkisi ile hiçbir ilgisi olmayan diğer elemanlar var. Ön plandaki yolun zemini, arkadaki duvar ve parmaklıklar, Daha ileride elektrik direği, nasıl bir binaya ait olduğu anlaşılamayan bir duvar, duvardaki plastik borular ve kablolar… Şu gerçeği unutmayalım. Fotoğrafı güçlendiren her şeye evet ama fotoğrafla ilgisi olmayan diğerlerine de hayır. Bir yandan “şu da fotoğraf karemizin içinde olsun” çabası içine girerken, diğer yandan “ne yapsam da şunu kare dışına bıraksam” arayışı içinde olmalıdır fotoğrafçı. Bunların büyük bir kısmı doğru kadrajla çözülür. Doğru yerden bakmak, doğru açı kullanmak gibi… Diğer bir kısmında ise teknik ekipmanlarımız devreye girer. İyi ve açık diyaframa sahip bir objektif, arka planın flulaştırılarak ilgi dışına itilmesinde bize yardımcı olur. Nur arkadaşımız iyi bir konu bulmuş, zamanlaması iyi. Ama kadrajında ve arka plan düzenlemesinde ciddi hatalar var. Kısacacı ana konumuzun dışında hiçbir şey düşünülmemiş gibi duruyor. Fotoğrafın alt kısmında yol çok gereksiz bir alan kaplamış. Arka planında ise fotoğrafın güzel etkisini yok eden tam bir kargaşa var. Duvarlar, parmaklıklar, tabelalar, direkler, teller vs… Aslında çekim anında bu ayıklamalar yapılmalı. İşleme aşamasında da kısmen iyileştirmeler yapılabilir. Ben kroplayıp ve biraz temizlik yaparak arkadaki kargaşayı az sadeleştirmeye çalıştım ama nereye kadar? Mesela az sağdan bakılsaydı duvar ve parmaklıklar kadraj dışına itilir, güzel bir anlam yükleyecek yolun derinliği fotoğrafa katılabilirdi. Nur hanımın portfolyosunda başarılı yaşam fotoğrafları var. Bu fotoğraftaki kadını başka açılardan da çekmiş. Keşke biraz daha özenerek doğru bir kadraj düzenlemesine gidip doğru ayıklama yapabilseydi. O zaman çok daha keyif alarak izleyeceğimiz bir fotoğrafla karşımızda olurdu.

41


“Zor yollar”

Gökhan Çalışkan


Güzel Kompozisyon Teknik donanımımız ne olursa olsun şunu bilmeliyiz ki biz makineye neyi gösterirsek makine onu çeker. O nedenle ustalık her şeyden önce insanın beyninde ve gözündedir. İyi fotoğraf çekebilmek için büyük paralar vererek olmadık makineler ve objektifler peşinde koşanlara şaşarım bazen. Birçoğunun buna rağmen iyi fotoğraf çekemeyeceklerinden eminim. Çünkü o kişiler neyi çekeceklerini bilmeden teknik özentiler peşinde koşmuşlardır. Bilgi ve enerjilerini doğru ve iyi görüp, iyi kompozisyonlar oluşturmadan çok sensorların fokal çarpanlarından tutun efektif piksellerin sayısına, marka ve modellerin detaylı özelliklerinden kaç bin dolarlık makinelerin test sonuçlarındaki ince detaylara kadar kafa yormuşlardır. Bu yazdığım cümleler teknik gelişmelere karşı olduğum sonucunu çıkarmasın, onları da bilmemiz gerekiyor elbette. Ama öncelik sıramız fotoğrafı doğru görme ve fotoğrafın görsel düzenleme bilgilerini doğru yorumlamadan başlaması gerektiğine hep inanmışımdır ben. Teknik bilgilere günümüzde erişmek çok kolay değil mi? Bilgisayarınızın başına oturduğunuzda en sıra dışı teknik bilgiye ulaşmanın bizlere birkaç tıklama kadar yakın olduğunu biliyoruz artık. Benim söylemek istediğim görebilme ve görüntüyü doğru düzenleme bilgilerine hemen ulaşılamıyor ne yazık ki. Bu becerilere kavuşmak için uzun süreli bir disiplin gerektiriyor. İşin eğitimi kadar, pratiği ve zaman içinde oluşan görebilme alışkanlıkları bu bilgileri geliştirip olgunlaştırıyor. Tüm bunları yazmaya neden gerek duydum? Sevgili Gökhan Çalışkan’ın “Zor Yıllar” adını verdiği bu fotoğrafın bende ilk anda uyandırdığı izlenim bu düşünceler oldu. Gerçi Gökhan arkadaşımız bu fotoğrafı teknik meziyetleri son derece iyi olan Canon Eos 7 D ile çekmiş ama inanın bu fotoğraf on bin dolarlık Eos 1D Mark III’ile ya da bin dolarlık Eos 550 D ile de çekilseydi hiç fark etmezdi. Elinizdeki makine ne olursa olsun, doğru görüp, bu görüntüyü doğru ve gereksiz detaylardan arındırarak kaydedebilmektir aslolan. Çok hoş ve göz okşayan bir kış fotoğrafı paylaşmış bizlerle Gökhan Çalışkan. Buzlarla kaplı bir göl yüzeyi olmalı. Beyaz tonların hoş bir doku ve arka plan öğesi oluşturduğu bu çalışmada kayıkçı görsel zenginlik ve

yaşama ait izler katan önemli bir ilgi merkezine dönüşmüş. Biz fotoğrafçılar kendimiz kadar izleyici için de fotoğraf çekeriz değil mi? Başkalarının fotoğrafımızı beğenmesi bizi çok mutlu eder. İzleyici yalın, temiz ve gözü yormayan fotoğraflardan zevk alır. Fotoğraf bir bütün olmalı, gözü yoran gereksiz ayrıntılar fotoğrafta olmamalı. Verilmek istenen mesaj çok belirgin olarak verilmeli. İşte Gökhan Çalışkan’ın fotoğrafı bu özellikleri gözler önüne seriyor. Fotoğraftaki leke değerleri ve renk geçişlerinin yerleştirilmesine bir bakın. Beyazdan maviye doğru tatlı bir geçiş var. Beyaz karlı alanlar, suyun kırılmış buzlar arasında gözüktüğü gri alanlar ve mavi tekne… Gözümüz insandan ve tekneden, yani sağ alt köşeden fotoğrafa girip suyun yol açtığı izi takip ederek sağ üst köşeden dışarı çıkıyor. Fotoğrafta kayıkçı çok doğru yerde duruyor. Yön boşluğu doğru kullanılmış, eldeki sopanın tutuşunun şematik etkisinin doğru zamanında deklanşöre basılmış. Bu fotoğrafta iki şeyin olmasını isterdim doğrusu. Bu iki nedenin de fotoğrafçıyla değil şartlarla ilişkisi var. Öncelikle kayıkçının kıyafetinin daha çarpıcı bir renkte yani sarı ya da kırmızı olmasını isterdim. İkincisi ise göl yüzeyinde buzlu alanların dışında ot yığınlarının olmamasını… Bu haliyle daha yalın ve bir o kadar çarpıcı bir fotoğrafla karşılaşabilirdik. Kompozisyon düzenlemesi çok iyi olan Gökhan Çalışkan arkadaşımızın bu fotoğrafı beğenerek izledim. Soğuk kış günlerini yaşadığımız bugünlerde, buzun soğukluğundan öte görsel bir sıcaklık ulaştırdı bana.

43


“Beklemeye devam”

Aygül Şerbetçioğlu


Düşündüren, Söz Söyleten Fotoğraf Bu fotoğrafa kaç gündür kim bilir kaçıncı bakışım. Bir şeyler arıyorum sanki bu fotoğrafta. Ya da bu fotoğraf bana bir şeyler söylemek istiyor. İyi fotoğraf biraz da bu değil mi? İnsanı baktıran, düşündüren, söz söyletmek isteyen, ya da hayallerinin yolculuğuna çıkaran. Bu fotoğrafın sinematik bir tadı var. Sanki bir film setinden kotarılmış. Mekân olağanüstü güzel… Model mekâna çok yakışmış. Fotoğrafta bir konu ve bir anlatım var. Oturup düşünüp bu fotoğraf üzerine hikâyeler yazılabilir. Ayrılığın ve hüznün hikâyeleri olabilir bunlar. Yolculuğun, bekleyişin, alıp başını gitmelerin ya da veda etmenin hikâyeleri… Nerde çekilmiş? Nerde bu köprü? Kullanılıyor mu? Kimler gelip geçiyor bu köprüden? Kimler gelip geçti ya da? Kimleri kavuşturdu, kimleri ayırdı? Fotoğraf uyuma dayalı bir kompozisyonla ifade edilmiş. Genelde siyahtan beyaza geçişin gri tonlar üzerinde yarattığı değişimler var. Bir tek çanta kırmızı ama o da fotoğrafın geneline uyarak biraz soluk kalmış. Genel uyumu bozmamış. Dediğim gibi bir sinema sahnesi. Yalın, gereksiz kargaşadan sıyrılmış, az ve öz bir anlatım. Konusunun güçlü oluşu kadar, düşüncesi ve kompozisyon kurgusu da çok başarılı. Ahşabın otantik ve ritimsel dokusu fotoğrafın en güçlü yanı. Model ilgi çeken şapkasıyla ve kırmızı çantasıyla doğru yerde ve çok doğru duruşta… Ellerin ve ayaklarının fotoğraf içindeki etkileri bile düşünülmüş. Eski ve yeni fotoğrafların bir sentezi gibi. Nostalji ile modern anlatımın gizemli bir tadı var bu fotoğrafta. Kesim biraz fazla mı sıkışmış? Köprünün derinliğini biraz daha görmek mi gerekir? Göz tırmalayan siyah ince çerçeveye gerek var mıydı? Fotoğrafta fazla noise var yüksek ASA ile mi çekildi? Kırmızı biraz daha belirgin ve dikkat çekici mi olmalıydı? Tüm bu sorular aklımdan hızla gelip geçiyor ama yine de fotoğrafın değerini azaltmıyor. Çünkü fotoğrafın tüm bunlardan öte anlatım dili çok güçlü. Bazı fotoğraflar tek bir unsurla ön plana çıkabilir. Bu onu yüksek noktalara taşıyabilir. Diğer unsurlar bu ana etkinin bazen yanına bile yaklaşamazlar.

Sevgili Aygül, güzel bir bir fotografik etkinin yanında hoş bir anlatım dili oluşturmuş ve bu fotoğraf ile bizi alıp gerçekten farklı yerlere götürüyor.

45


“İsyan edesim var”

Mehlika Asiltürk


Işıkla Çizmek Bazı fotoğrafları teknik olarak çekmek gerçekten zordur. Tarih boyunca fotoğrafı zor hale getiren en önemli faktörlerden biri ışık yetersizliğidir. Yine fotoğrafın tarihi “ne yapalım da az ışıkta daha rahat ve iyi fotoğraf çekelim?” arayışının tarihidir. Güçlü ışık ortamlarında fotoğrafçının işi gerçekten kolaydır. Işığın yeterli ve güçlü olması fotoğrafçıya büyük avantajlar sağlar. Bu hem hızlı enstantanelerde hem de düşük asa değerlerinde fotoğraf çekme imkânı sunar bizlere. Bu da hem doygun, hem keskin hem de çok net fotoğrafa çabuk ve kolay ulaşmak anlamına gelir. Işık düşmeye başlayınca çekim şartları da gittikçe zorlanmaya başlar. Bu durumlarda tripot ya da diyafram açıklığı çok fazla olan objektifler kullanmamız gerekir. Buna rağmen hareketli fotoğrafları çekmekte yine zorlanırız. Titreşimden kaynaklanan netsizlikler yakamızı bırakmaz. Yüksek asanın noiseleri de fotoğrafın keyfini kaçıran bir etken olarak karşımıza çıkar. Gelelim Mehlika Asiltürk’ün “İsyan Edesim Var” adlı fotoğrafına. Bu fotoğraf gerçekten zor şartlarda çekilmiş bir fotoğraf. Hem gece, hem sis, hem ters ışık ve hem de hareket var. Tüm zor şartlar bu fotoğrafta bir araya gelmiş durumda… Gece ışık çok az olduğu ve yapay ışıklar ön plana çıktığı için çekim yapmak çok zordur. Sis çekimleri de öyledir. Siste doğru ışık ayarı yapmak fotoğrafçıyı zorlar çünkü sisin normal ışık koşullarının dışında çok farklı kelvin değeri vardır ve bu da çoğu kez makinelerimizin programlarını yanıltır. Mehlika arkadaşımız bu zor şartlardan hangisinin üstesinden gelmiş, hangisinin gelememiş? Öncelikle kompozisyonunu başarılı buldum. Yalın ve göze hoş gelen bir kompozisyon kurgulamış. Ağaç fotoğrafta çok doğru kullanılmış. Gövdenin ve sol öne doğru kıvrılıp dönen dalın fotografik etkisi çok fazla. İki küçük eksiklikten söz edilebilir. Birincisi, modelin üzerinde durduğu çalılık bu fotoğrafta azıcık gözü tırmalıyor, ikincisi modelin ortada durması oransal rahatsızlık veriyor. Model ağaç gövdesinin bir metre kadar önünde olmalıydı. Sis etkisi fotoğrafa mistik bir hava katmış ve fotoğrafın anlatım dilini güçlendirmiş. Sisin arkadaki yapay ışığın sarı rengine de bürünmesi

olumlu bir faktör olarak değerlendirilebilir. Ters ışık yine başarılı kullanılmış Arkada sisle dozunda bütünleşerek hem güzel bir arka plan fonu olmuş, hem de patlamadan yayıldığı için fotoğrafı daha da etkili bir hale getirmiş. Bu tür fotoğraflarda ışık kaynağının ilgi merkezimizin tam arkasına almak silüet etkisini çok belirgin hale getireceğini unutmayalım. Biraz sağdan ve alttan çekim yapılsaydı ışık kaynağı modelin tam arkasına getirilebilir ve çok daha vurucu bir fotoğraf elde edilebilirdi. Yalnız gece olması ve ışık şiddetini yetersiz olması bir fotoğrafçıların belası olan noise sorununu belirgin olarak ortaya koymuş. Arkadaşımız exif bilgilerinde makinesini ve ASA değerini belirtmemiş. Ya makinesi noise sorununu hala çözememiş bir model ya da gerçekten çok yüksek ASA değerinde çekim yapmış. Sisin de küçük bir ihtimal de olsa böyle bir etki yarattığı söylenebilir. Perde hızı 30 gözüküyor. Bu artı 30 saniye olmalı. Bu kadar uzun süre pozlama yapıyorsak, ya da makinemiz tripoda kuruluysa asayı en düşük değerde tutmalıyız ki daha keskin ve daha net bir görüntü elde edebilelim. Gelelim fotoğraftaki ışık çizimleri ile oluşturulan hareket etkisine. Fotoğrafın da cilası burası bence. Sis, ışık ve yaşamın hoş olarak vurgulandığı bu fotoğrafta kırmızı ve beyaz ışığın yarattığı etki çok yerinde ve dozunda kullanılmış. Zaten bu fotoğrafı da benzerlerinden ayırıp üst sıralara doğru çeken özellik de ışığın uzun poz etkisiyle böylesine hoş ve gözü okşayan görsel bir senfoniye dönüşmesidir. Bu etki 30 saniyede değil örneğin 8-10 saniyede de elde edilebilir model daha net bir şekilde yakalanabilirdi. Yine de bu kadar uzun bir süre kollarını çevirerek hareketsiz kalmayı başaran modeli de kutlamak gerekir. Son dönemlerde çalışmalarıyla dikkat çeken Mehlika Asitürk’ün çok daha iyi fotoğraflarını bizlerle paylaşacağını ümit ediyor, başarılarının devamını diliyorum.

47


“S”

Mehmet Üstün


Şema Etkisi Fotoğrafı en çarpıcı hale getiren özelliklerden biri şema etkisidir. Bu etki fotoğraf alanındaki bir takım nesnelerin geometrik ya da harfsel bir şemaya dönüşmesidir. Fotoğrafçının açısına bağlı olarak bir takım nesneler şematik bir etki oluştururlar ve bu etki iyi görülüp ustaca kullanmak bizlere son derece başarılı fotoğrafların kapılarını aralar. Şematik etkileri görüp fotoğrafa aktarmak gözün bir eğitim sürecini gerektirir ve fotoğrafa yeni başlayanlar çoğu kez bu durumu fark edemezler. Ama usta bir göz bu etkiyi hemen fark eder ve açısını çok doğru hale getirerek bu etkiden en üst düzeyde yararlanmaya çalışır. Çevremizdeki nesne ve biçimler çoğu kez düzensiz gibi görünse de aslında çoğu kez birbirleri ile derin bir ilişki içindedirler.Doğru fotoğraf bu düzensizliğe bir düzen katmak olarak da tanımlanabilir. Şemaları görebilmek ve bunu bir fotoğraf etkisi olarak değerlendirmek bizim görsel olgunluğumuzu da yansıtan bir göstergedir. Mehmet arkadaşımızın zaman ve ışık açısından sıkıntılı olsa bile bu olağanüstü güzel şema fotoğrafını bize aktarması bu olgunluğun üst düzeydeki ifadesi olarak değerlendirilebilir. Fotoğrafta sanki elle çizilmiş bir “S” harfi ile karşı karşıyayız. Fotoğraf alanımızın sağ üst köşesine yakın bir yerinden başlayıp, kıvrımını orta yerlerde oluşturduktan sonra sol alt köşeye yakın bir yerinde fotoğraftan çıkan yol bu fotoğrafın en çarpıcı özelliği olarak karşımıza çıkıyor. Böyle bir yolu ilgi merkezi olmadan, boş olarak çekmek elbette doğru olmazdı ve Mehmet arkadaşımız bu durumun bilincinde olmalı ki mutlaka sabırla beklemiş ve yine fotoğraf alanının en doğru yerine farları açık gelen bir kamyonu yerleştirmiş. Hem doğru bir şema, hem de çok doğru zamanlama ile oluşturulan kompozisyon diyagonal bir denge ile de taçlandırılmış. Kısacası kadraj açısından kusursuz bir fotoğraf… Düzenleme ve görme açısından son derece başarılı olan bu çalışma, zaman, ışık ve renk açısından sıkıntılı gözüküyor. Bu durum ise fotoğrafı, olması gereken yerden ne yazık ki uzaklaştırıyor. Bu fotoğraf ya daha bir erken, örneğin öğlen saatinde çekilmeliydi. Işığın çok güçlü geldiği ve asfaltta parladığı bir zamanda diyafram kısılarak Fotoğrafın Düzenlenmiş Hali

yapılan çekim yolda alabildiğine güzel bir ters ışık etkisi yaratabilir, sadece yol ve arabanın gözüktüğü bir silüet etkisi doğurabilirdi. (Bu tür fotoğrafları portfolyosunda görmek mümkün) Fotoğraf exif bilgilerinden anladığım kadarıyla akşam saatlerinde çekilmiş. Canon 5 D Mark II’sinin ASA değerini 400 e çıkararak az ışıkta teknik açıdan zorlanmadan bir fotoğraf çekmiş arkadaşımız. Işık ve renk yetersiz olduğu için de fotoğraf çok çarpıcı hale gelecekken düz bir belgesel çalışmaya dönüşmüş. Gri tonlar ve yolun beyazlığı içindeki beyaz kamyon yine etkili bir vurgu olmaktan çıkmış. Bu fotoğrafta çekerken olmasa bile işleme aşamasında yol belirgin olarak çevresinden soyutlanıp ayrılmalıydı. Ayrıca biraz daha sabırlı olup o noktadan renkli bir arabanın geçmesi beklenebilirdi. Ya da havanın biraz kararmasını fırsat bilip uzun poz denemesi yapabilir, S şeklindeki bu güzel yolu bir de araçların farları ile boyayabilirdi. Bu yolu o kadar çok beğendim ki Erzurum gibi bana uzak bir yerde değil yakın bir yerde olsaydı atlar gider bu güzel noktadan dediğim çekimleri yapmaya çalışırdım :) Böyle bir çekim mümkün olmadığını bildiğim için ben de Mehmet Bey’in anlayışına sığınıp işleyerek kafamdaki etkiyi yaratmaya çalıştım.

49


“Susamak”

Yılmaz Aynalı


Fotoğraf Tutkusu Yılmaz Aynalı tam bir fotoğraf tutkunu. Kendisiyle yakından tanışmama rağmen bir çalıştığını biliyorum bir de fotoğraf çektiğini. Yılmaz’ı aradığınızda işte değilse mutlaka eşofmanlarını ve spor ayakkabılarını giymiş bir şekilde, çaprazlama omzuna astığı çantasıyla ışığın peşinde koşuyordur. Bir özelliği de fotoğraf çekmeye yalnız çıkmasıdır. O, yalnız fotoğraf çekmekten hoşlanır. Fotoğrafla tutkularının arasına ikinci bir kişinin girmesini istemez. Çoğu zamanlar Edirne’nin Tunca ya da Meriç boylarında görürüm onu. Yürüyor, düşünüyor, yaşıyor ve çekiyordur. Ona bir foto-maratoncu diyebiliriz. Çünkü Yılmaz, kısa koşuların değil uzun soluklu bir serüvenin peşindedir. Kendisini tanıdığım günden beri çizgisini hiç değiştirmedi. Disiplinli çalışmasından ödün vermeyerek hep üretti ve bizlerle paylaştı. Çizgisi ve yalnızlığı hiç değişmedi ama fotoğraf üretim kalitesi her geçen gün değişti ve gelişti. Hep daha iyinin ve güzelin peşinde oldu. Yükseklere çıkardığı çıtası da işte böylesine çarpıcı bir Kırkpınar fotoğrafı olarak gelip karşımızda durdu. Fotoğrafı şöyle bir inceleyelim. Siyah beyaz olarak sunmuş arkadaşımız bu fotoğrafı bizlere. İyi de yapmış. Fotoğraftaki aksiyon musluktan akan coşkulu su olarak ulaşıyor bizlere. Suyun yoğunlaştığı nokta birçokları için ışık patlaması olarak değerlendirilebilir, bence ise bunun hiçbir önemi yok. Fotoğrafınız güçlü bir anlatımı simgeliyorsa bu tür ışık patlamaları ya da arka plandaki güreşçinin kafasının teğet olarak kesilmesinin eleştirisel olarak hiçbir değeri yoktur. Temmuz ayının sıcaklığında, kıyasıya geçen bir güreş sonrasında musluğun altına koşan ve serinlemeye çalışan bu güreşçileri onlarca obje arasından ustaca soyutlayarak net ve temiz bir şekilde fotoğraflamayı başarmış arkadaşımız. Sadece başarılı bir sadeleştirme ile kalmamış o kısacık zaman diliminde iyi bir kompozisyonla ön ve arka plan ilişkisi kurmuş ve ilgi merkezinin arkasına bu kez flu bir şekilde ikinci güreşçiyi yerleştirivermiş. Ressamın tuvalinin tümünü boyaması gibi, kadrajının her noktasını son

derece verimli bir şekilde değerlendiren Yılmaz arkadaşımız bulunduğu açıdan olayı da en çarpıcı ve etkili bir şekilde yakalamayı başarmış. Yılmaz Aynalı Sony Alfa 850 kullanıyor. Objektifinin 320 mm’sini kullanarak etkili bir zoom elde etmiş ve iki güreşçi arasındaki perspektif etkisini yok etmiş. Bu durum da fotoğrafa daha etkili bir hava katmış. Sony, Alfa serisi ile iyi bir çıkış yaptı. Fotoğraftaki keskinlik de bunun bir göstergesi. İşleme de birazcık abartı var gibi geldi bana. Bu durum da fotoğraftaki etkiyi olumsuz olarak etkilemekten uzak kalmış. Fotoğrafın başarılı yönlerinden biri de ışık kullanımı. Tunca ve Meriç boylarında ışığı çok kovalayan sevgili Yılmaz bu deneyimini pehlivanın bulunduğu ortamdaki ışığı başarılı kullanarak göstermiş. Işık, suyun da anlatım gücünü olumlu yönde etkilemiş, su tanelerindeki sıçramalar da bu fotoğrafın ağza tat veren sosu olmuş. Fotoğrafın en başarılı yönlerinden biri de güreşçinin suyla buluştuğu an kendisinden geçmiş haldeki ifadesinin tam olarak vurgulanmış olması. Bu ifade fotoğrafı birkaç basamak yukarı taşıyor. Son yıllarda pehlivanların olduğu kadar fotoğrafçıların da er meydanı haline gelen Kırkpınar’da sevgili Yılmaz bu çalışması ile baş altından başa güreşenler arasına da adını yazdırmış oldu. Sevgili Yılmaz bu tutku ve heyecanını hiç yitirme olur mu?

51


“Bir lokma, bir hırka”

Adnan Tataroğlu


Eller ve Ekmekler Bir fotoğrafta ilgi merkezini doğru oluşturmak ve dikkatleri onun üzerine çekmek çok önemlidir. Bunu yapmanın birden fazla yolu var elbette. Bunun için bakış açınızı değiştirirsiniz, farklı bir kadraj uygularsınız, renk unsurunun çarpıcılığından yararlanırsınız vs… Bu yöntemlerden biri de net alan derinliğinin bilinçli bir şekilde kullanılmasıdır.. Objektifinizin zoom etkisinin fazlalığını (dar açı) kullanabileceğiniz gibi, konuya yakınlığınız ya da objektifinizin diyafram açıklığını da kullanarak bu etkiyi elde edebilirsiniz. Eğer elinizde 200 mm ve üzeri dar açılı objektifiniz varsa uzak bir noktadan ilgi merkezine odakladığınızda onu zorlanmadan çok belirgin hale getirebilir ve arka plan etkisini zayıflatabilirsiniz. İlgi merkezine çok yaklaşıp fokus ayarınızı düşündüğünüz noktaya yaptığınızda diyafram açıklığınız ya da açınız ne olursa olsun arka planı flulaştırarak yine ana konudan ayırabilirsiniz. Ya da elinizde diyafram açıklığı fazla olan bir objektifiniz varsa işiniz daha da kolaylaşır, yine zorlanmadan açık diyafram etkisiyle böyle bir sonuca ulaşabilirsiniz. Diyafram açıklığı fazla bir objektife sahip olmak bu nedenle önemlidir ve bu açıklığa sahip objektifler de son derece pahalıdırlar. Arkadaşımızın şu an izlediğiniz fotoğrafını bu perspektiften yorumlamak istedim. Adnan Tataroğlu, ilgi merkezi olan elleri ve lavaş ekmekleri göze hoş gelen bir başarı ile ön plana çıkarmış ve dikkatlerimizin bu noktaya yoğunlaşmasını sağlamış. Bu etkiyi de düşündüğü noktaya çok yaklaşmak suretiyle elde etmiş. Çekim değerlerine şöyle bir bakalım. Bir defa diyafram açıklığı pek fazla olmayan (4,5) çok geniş açılı bir objektifle (11 mm) bu çekimi gerçekleştirmiş. Bu tür objektifle ne yaparsak yapalım genelde konunun önü de ve arkası da net çıkar. Geniş açının bir özelliği de bize konumuza çok fazla yaklaşabilme imkanı vermesidir. İşte arkadaşımız o özellikten yararlanmış ve ilgi merkezine çok yaklaşıp o noktaya fokuslayarak istediği etkiyi elde etmiş. Bizler de fotoğrafa bakarken önce Anadolu kadınının emek ve sabır kokan elleriyle ve o mübarek ellerle pişirilmiş ünlü lavaş ekmeği ile Fotoğrafın Düzenlenmiş Hali

buluşabiliyoruz. Fotoğrafçımız kadının kendisini ve arka plandaki mekanı pek fazla önemsememiş. Bizleri daha bir yakın planla buluşturmuş. O’nun için eller ve ekmekler bu çalışmada daha önemli ve bizler de fotoğrafı o şekilde okuyor ve anlıyoruz. Fotoğraf alanındaki netlik ellerde doruk noktasında. Daha sonra kollarda etkisini kaybedip kadının yüzünde zayıf bir etkiye dönüşüyor. Bu zayıflık kadını tamamıyla konunun dışına atmadığını ve bu fotoğrafta önemli bir rol üstlendiğini de gösteriyor. Arkadaşımız bence geniş açının hakkını vererek güzel ve etkili bir fotoğraf elde etmiş. Doğru bir kadrajla ve doğru bir bakış yüksekliği ile konusuna yaklaşmış. Eleştirebileceğim tek konu ise arka planın çok açık tonda kalarak yeterli bir kontrast etkisi sağlamamış olması. Fotoğrafın tamamında açık tonların hakim olması fotografik etkiyi zayıflatmış. Bu sorunu çekerken poz müdahalesi veya işleme aşamasında biraz çözebilirdi. Ben bu fotoğrafın arka planında selective color’dan siyahı arttırarak ve biraz da burn tool’u kullanarak koyu bir arka plan elde etmeye çalıştım. Baktığınızda fotoğrafın daha etkili hale geldiğini göreceksiniz. Her şeye rağmen hoş bir yaşam fotoğrafı ve kadınımızı çok güzel anlatıyor.

53


“Bilmece”

Alphan Yılmazdelen


Yaşamın İçinden Fotoğrafla çok şey anlatılır. Fotoğrafın ilgi alanlarının çeşitliliği bazen biz fotoğrafçıları dahi şaşırtacak düzeydedir. Düşünebildiğin ve görebildiğin her şeyi fotoğrafa aktarmak mümkündür. Bu çeşitlilik fotoğraf çeken insanları sonsuz yaratıcılık alternatifleri içine sokar ve dünyanın her tarafında milyonlarca insan bıkmadan ve usanmadan milyonlarca değişik fotoğraf çekme yarışı içinde olur. Her ne yaparsak yapalım, teknolojinin hangi özelliklerini kullanırsak kullanalım, hangi alanda ne tür fotoğraf çekersek çekelim sonuçta biz insanlar, insana ve yaşama dair olan fotoğraflardan çok etkileniriz. Çünkü her yaşam fotoğrafı biraz bize kendi yaşanmışlıklarımızı hatırlatır. Yaşam fotoğrafları insana dair izleri bizlere ulaştırır. Yaşam fotoğrafı çekmenin iki yolu var elbette. Birincisi konumuzla iletişim kurarak ve onun rızasını alarak, ikincisi ise, Alphan Yılmazdelen’in yaptığı gibi haber vermeden ve ortamın doğal yapısını bozmadan çaktırmadan deklanşöre basarak. Bugün dünya hangisinin doğru olduğunu tartışıyor. Elbette izin alarak çekim yapmaktır asıl doğru ve etik olan. Ama bu kez doğallığın bozulması riskiyle karşı karşıya kalırız. Bu durum da çoğu kez fotoğrafın samimiyetini bozar ve onu yapay, sıradan görüntülere dönüştürür. Eminim Alphan bey, bu çok beğendiğim fotoğrafı çektikten sonra amcaya yaklaşmış, nasıl bir fotoğraf çektiğini göstermiş ve iznini almıştır. Çünkü her insan öyle dükkânlar açık bir şekilde görüntülenmek istemeyebilir ve bu durumlar hukuki sıkıntılar doğurabilir. Günümüzde kişisel hakların vardığı boyutu artık hepimiz biliyor ve çok yakından takip edebiliyoruz. İşin bu yönünü bir tarafa bırakarak fotoğrafın anlatım gücünü ve tekniğini yorumlamak istiyorum. Fotoğraf gerçek bir yaşam fotoğrafı… Çok sıcak ve samimi, doğal ve aynı zamanda gülümseten bir çalışma. Hayatın tam ortasından çekilmiş ve kent insanını en iyi şekilde anlatıyor. Fotoğrafımızda üç insan var. İlki fotoğrafımızın ana konusu. Ortadaki önem sırasında ikinci sırada, üçüncü insan da arka planda dolgu

malzemesi olmuş. Fotoğrafın net alan derinliği de bu hiyerarşiye bağlı olarak netlikten fluluğa doğru dengeli bir geçiş yapıyor. Bulmaca çözen ana konumuzda kusursuz bir netlik var. Bu durum fotoğrafın en başarılı yönlerinden biri… Adamın saç telleri bile sayılabiliyor. Bu keskinliği 85 mm sabit açılı Nikkor objektifin optik kalitesi kadar f/2 diyaframın ışık geçirme gücünde arayabiliriz. ½ diyafram aynı zamanda arka planı tamamen yok ederek asıl konumuzu gereksiz görüntülerden tamamen soyutlamış. Bu da konumuzun bizimle daha rahat buluşmasını sağlıyor. Adamın doğallığı, kendisini bulmacasına kaptırmış olması ve genel ruh hali yine fotoğrafın artılarından. Yanındaki adam da yine çok doğal duruyor. Eli gömleğinin içinde istifini hiç bozmamış olması bir şans. Objektife çekim anında bakmamış olsaydı sanırım çok daha iyi olurdu. Üçüncü kişinin ise fotoğrafa hiçbir katkısı yok. Olsa da olur olmasa da… Fotoğrafta biraz kadraj sorunu var gibi. Alt ve sağ kesim hatalı. Şunu unutmayalım bilek, diz, kasık ve boyun gibi eklem yerlerinden fotoğrafın kesilmesi gözü rahatsız eder. Bir de bir fotoğrafın olmazsa olmazı yeterli yön boşluğu bırakılmasıdır. Fotoğrafta yön boşluğunun yetersizliği yine eleştirilecek bir eksiklik olarak göze çarpıyor. Ama teknik ve kompozisyon uygulamalarından çok fotoğrafın yaşamı iyi anlatıp anlatmaması bu durumlarda çok daha önemli bence… Sevgili Alphan Yılmazdelen’in bu fotoğrafın anlatım gücü çok üst seviyelerde. Bundan dolayı diğer kusurlar küçük ayrıntılardan öteye geçemiyor. Her an karşılaştığımız bu yaşam anını gülümseten etkili bir fotoğrafa dönüştüren Alphan arkadaşımızı kutluyorum…

55


“Ekmeğini kömürden çıkaranlar”

M.Fatih Yaldız


Teknik de İyi Kompozisyon da Buyurun size başarılı ve keyifli bir fotoğraf. İnsanı, yaşamı ve emeği anlatan ve üstelik bunları çarpıcı ve etkili bir sunumla bize ulaştıran bir çalışma. Mehmet Fatih Yaldız, Canon’un son dönemlerdeki 5 D Mark II efsane modelinin teknik özelliklerini konuşturduğu gibi, bunu son derece başarılı bir kompozisyonla bize aktarmış. Tek başına tekniğe karşı olan insanlardan biriyim. Hiçbir fotoğraf bilgisi olmadan teknik özellikleri çok fazla olan pahalı makineleri boyunlarına takıp iyi fotoğraf çekeceğini sanan kişiler çevremizde çoğaldıkça bize de tekniğin her şey olmadığını anlatmak ve hatırlatmak düşüyor sık sık. Ama fotoğraf bilgisi ve zengin bir fotoğraf altyapısı olan kişiler için de iyi makineler başarıyı daha iyi noktalara ulaştıran önemli enstrümanlara dönüşüyor. Mehmet Fatih Yaldız’ın bu çalışması bu açıdan önemli bir örnek olarak karşımızda duruyor. Hem teknik zenginlik, hem görme ve hem de düzenleme açısından son derece başarılı bir fotoğraf. Fotoğrafa şöyle bir bakalım. Önde çok başarılı bir kömürcü portresi, arkada temiz bir arka plan görevi gören siyah kömür çuvalları ve devamında fotoğrafı tamamlayan ve aynı zamanda denge görevi üstlenen sarımtırak bir kantar. Kantar fotoğrafı tamamlıyor, kömürcü dükkânı ile ilgili önemli bir ipucu görevi üstleniyor ve adamın yüzündeki sarı tonla tam bir denge görevi de görüyor. Tek kusuru ise sapının tam olarak çıkmaması... Keşke devamı da fotoğrafa katılsaydı. Adamın yüzüne geri dönelim. Karşıda öylesine duruyor. Göz temasında biraz zayıflık olsa bile ifadesini bize aktarabiliyor. Yüzdeki çizgiler ve sarımtırak ton fotoğrafın en etkili kısmı. Yine kömürcü fotoğraf karesinin en doğru yerine, altın noktasına yerleştirilmiş. Sevgili Fatih portreyi fotoğraf alanının tam ortasına koyma yanlışlığına düşmediği gibi, yüzden kantara diyagonal bir renk geçişi de yaparak hoş ve izlenmesi keyifli bir görüntü elde etmeyi başarmış. Bir önemli özellik de kömür çuvallarının siyah ve gölgede olması sanki insan ve kantarın dışındaki bölgelerin bilerek sb. yapıldığı izlenimini veriyor.

Adamın yüzü son derece net, arka plan flu. Bu durum ilgi merkezimizi belirgin olarak ön plana çıkarmış. Fotoğraf kapalı bir ortamda çekilmesine rağmen, 1/125 gibi yüksek bir perde hızı kullanılmış. Bunun nedenini de 2,8 gibi açık bir diyafram değerinde görebiliyoruz. Bu diyafram değeri de işte net ilgi merkezinin flu arka planının oluşmasını sağlamış. Fotoğrafta noise çok az gibi duruyor. Arkadaşımız fotoğraf bilgilerine ASA değerini yazmamış ama yüksek ASA’da çekilse bile çok iyi sonuç veren bir makine ile çekim yaptığını unutmayalım. Canon son nesil makinelerde yüksek asadaki kumlanma sorununu hızla çözüyor. Sevgili Mehmet Fatih, teknik ve düzenlemesindeki başarısı kadar; sade, az elemanlı ve bir o kadar da etkili bir fotoğraf paylaşmış bizlere. Beğenerek izledim… Tebrik ediyorum..

57


“Sonsuzluğa”

Tacettin Yüksel


Sade, Şık ve Estetik Sevgili Tacettin bu fotoğrafı ile alabildiğine yalın ama bir o kadar da güçlü estetik değeri olan bir çalışmasını paylaşıyor bizlerle. Milyonlarca görsel malzemeden bir çırpıda sıyrılıp “ben buradayım” dedirtiyor ve bu görüntüyü fotoğraf sanatı mertebesine çıkarıyor. Sadeliğin, ilgi merkezinin, şemanın, dengenin, altın oranın, renk ve ışığın çok başarılı kullanıldığı, ders niteliğindeki bu güzel fotoğrafa yazmak için günlerdir bekliyorum. Bu fotoğrafa bakarak kendimize birçok dersler çıkarabiliriz. Fotografik öğelerin doğru yerde, doğru biçimde ve doğru zamanda kullanılmasının bize nasıl başarılı ve güçlü fotoğrafların kapılarını aralayacağını bu çalışmada çok rahatlıkla görebiliriz. Fotoğraf az elemanlı bir fotoğraf. Leke değeri açısından baktığımızda puslu düz bir zemin, ilgi merkezimiz olan insan ve suda sadece bir dalga çizgisi var. Görsel kargaşadan uzak ve tamamıyla sadelik üzerine düzenlenmiş bir kompozisyonla karşı karşıyayız. Işık tonları son derece yumuşak... Pastel renkler göz okşuyor. Sudaki yansıma güçlü bir simetri, adamın omzundaki kovalar kırmızı rengi ile hem hafif bir kontrast ve aynı zamanda hoş bir denge oluşturmuş. Adamın yürüyüşü tam doğru zamanda fotoğraflanmış, adım atışındaki yürüyüşün doğallığı yakalanmış, kolların yana açılışı ve sudaki dalga izi fotoğrafa hafif bir şema etkisi katmış. Bu şema etkisini kırmızı iki kova ve kırmızı şapka ile üçgene dönüştürerek adeta lezzetli bir sosa dönüştürmüş. Fotoğrafa yeni başlayanlar eğer bu fotoğrafı çekselerdi adamı görüntü alanının tam ortasına oturturlardı. Sevgili Tacettin, o çok işlenen kompozisyon hatasına düşmemiş, biraz sola kaydırıp biraz aşağı indirerek ilgi merkezi olan insanı gözün en rahat algılayacağı altın noktaya koymuş. Fotoğrafta ayrıca, bilinmeyen bir sonsuzluğa gidiş hissi var. Yani hayal gücüne açık bir kompozisyon söz konusu… Ama hepsinden önemlisi bu fotoğrafın öznesinde insan var. İlk bakışta fotoğrafın tümünde sinematik görsel bir zenginlik bizi içine çekse de aslında insan bu fotoğrafın öznesi… Omzundaki kırmızı su kovaları ve kırmızı şapkasıyla yürüyen insanın açtığı

kapı bizleri atlas durgunluğunda yayılan suyun yüzeyinden alarak güçlü dip dalgalarının içine çekiyor. Fotoğrafın estetik ve göz okşayıcı niteliğine vurgu yapıyor sevgili Tacettin ve bu fotoğrafıyla bizi sert, çarpıcı, göz tırmalayıcı milyonlarca çalışmanın beyin yorgunluğundan alıp atlas suların pastel tonlarının insana huzur veren dinginliğinin içine alıp götürüyor…

59


“Zor”

Orhan Köse


Hareketin Düzeni Odun kömürünün geleneksel olarak üretildiği ‘torakçı’ fotoğrafları son yıllarda pek paylaşılmaya başlandı internet ortamında. Bu fotoğrafların birçoğu çok başarılı ve bu çalışmaları kıskandığım anlar oluyor. Çünkü bana dumanlar içinde torakçı fotoğrafı çekmek bugüne kadar kısmet olmadı. Bir arkadaş grubuyla da planlamamıza rağmen Kırklareli Demirköy civarındaki bu köylere gitme fırsatı yakalayamadım. Bazı mekânlar ve ortamlar vardır ki biz fotoğraf çekenlere olağanüstü fotografik görüntü sunarlar. Torakçılar da bu şanslı ortamlardan biri. Çünkü geleneksellik var, insan unsuru var, ışık var, şematik etkiler var ve en önemlisi duman var. Biliyorsunuz sis ve duman, fotoğraflarımızı etkili kılan ve onu gizemli bir atmosfere sokan en önemli unsurlardan biridir. Bu fotoğrafta başarılı bir fotoğrafta aradığınız pek çok unsuru bulabilmek mümkün. Bunları önem sırasına göre sıralayacak olursak. 1-Işık ve Duman: Fotoğrafta çok belirgin olarak ön plana çıkmış. Orhan Köse arkadaşımız zaten tüm fotoğraflarında ışığı çok iyi kullanıyor. Bu çalışmasında da ters ışığı ve bu ışığın huzmelerini aynı şekilde fotoğrafına çok etkili bir şekilde katmış. Duman da yine fotoğrafa mistik etkisi kadar çok zengin bir görsel etki sunmuş. 2-Yaşam Öğesi: Çok güzel bir sanat çalışması olduğu kadar belgesel değeri de olan bu fotoğrafta insan ve onun çabası çok iyi bir şekilde anlatılmış. Fotoğrafın öznesinde insan var. Fotoğraf alanı içindeki duruş, ifade ve doğallıkları fotoğrafı güçlendirmiş. 3-Şema Etkisi: Bu fotoğrafın en beğendiğim yönlerinden biri şema etkisidir. Kömür yığınının fotoğrafa kattığı kıvrımsal yapı, köylülerin ellerindeki kürek sapı ve sopalarını dik ve dar açı oluşturacak şekilde tutmaları (Alta çizim yaparak bunu anlatmaya çalıştım) fotoğrafın şematik etkisini ön plana çıkarmış. 4-Zamanlama: Kömürcülerin çalışma anlarının en doğru zamanında deklanşöre basılmış. Bana göre bu fotoğrafın ne bir saniye öncesi ne de bir saniye sonrası bu kadar hoş olabilirdi. Eğer bir fotoğrafta hareket ve aksiyon varsa o hareketin en doğru olduğu bir an vardır ve o anda çekim yapılmalıdır. Orhan Köse arkadaşımız da üç çalışan insanı en doğru Altın Nokta

hareket ve şema etkisinin olduğu anda dondurmayı başarmış. 5-Sadelik: Fotoğraf dumanın da etkisi ile çok yalın bir halde sadeleştirilmiş. Hep söylerim az elemanla çok şey anlatabilen fotoğraf iyi fotoğraftır. Dikkat edin insanlar, duman ve kömür yığınından başka fotoğrafımıza gereksiz etki katacak hiçbir şey yok bu fotoğrafta. 5-Denge: Fotoğrafta çalışan 3 kömürcünün aynı noktaya toplanmasının yarattığı ağırlığın sol tarafta diğer taraflarla oranla daha yoğun bir duman katmanıyla dengelenmiş olduğuna dikkatinizi çekmek isterim. 6-Altın Nokta: Fotoğraf karesindeki sağ alttaki altın nokta, 3 kömürcünün de sopa ve kürekleri ile müdahale etmeye çalıştığı ilgi noktasına denk getirilmiş. Sopaların şematik olarak açıların birleşme noktası gibi bir araya geldiği nokta bu fotoğrafın altın noktalarından biri. Bu durum da fotoğrafı gerçekten daha iyi seviyelere yükseltiyor. 7-Kontrast: Fotoğrafta siyah beyaz etkisinin doğru olması kadar tonlar arasındaki kontrastın de etkili düzeyde tutulmuş olması yine bu fotoğrafı başarıya götüren diğer unsurlardan biri. Bir fotoğrafta kullanılan kompozisyon kuralları ne kadar fazlaysa o fotoğrafın etki gücü de o kadar fazladır. Bakınız size hiç zorlanmadan 7 önemli öğenin etkili bir şekilde kullanılmış olduğunu göstermeye çalıştım. Bu oran gerçekten yüksek bir oran ve bunu fotoğrafın üzerimizde yarattığı etkiden de rahatlıkla görebiliyoruz.

61


“Koç yiğitler”

Nurullah Genç


Fotoğraf Bir Ayıklama Sanatıdır Fotoğraf, çevremizde olup biten, ya da görsel olarak var olan onlarca obje, biçim ve olayın sadece bir bölümünün belirli bir düzen içinde ve anlatımı etkili kılacak şekilde kaydedilmesidir. Bu nedenle fotoğraf ayıklanmış ve düzene sokulmuş bir görüntüdür. Eğer biz fotoğrafımızı yeterince ayıklamazsak ve belli bir düzene sokmazsak çektiğimiz fotoğraf sıradan ve özensiz bir görüntü tespitinden öteye geçemez. Fotoğrafımızı diğer binlerce benzer görüntüden ancak güçlü bir ayıklama ile sıradışılaştırıp ilginç ve bakılası bir görsel malzeme haline getirebiliriz. Bu ayıklama işi bir fotoğrafçının ustalığını da ortaya koyar. Görüntümüzü nasıl sadeleştirelim? Azalan elemanlarla görüntümüzü nasıl güçlü ve çarpıcı hale getirelim? Biliyorsunuz yazarken de böyledir. Çok usta yazarlar birkaç cümle ile sayfalarca anlatılması zor olan bir olayı anlatıverirler. Bazen bir cümle sayfalar dolusu metinlerden daha güçlü bir anlatıcıdır. Fotoğrafçının da işi böyledir. Fotoğrafını elden geldiğince gereksiz görüntülerden ayıklayacaksın. Buna rağmen de değerini yükseltmeyi becereceksin. Onun için hep derim, fotoğraf aslında “Az elemanla çok şey anlatabilme sanatıdır.” Bu ayıklama işini normal ve durağan konularda yapmak kolaydır da, Kırkpınar gibi çok kalabalık geçen festivallerde, törenlerde ve hareketli konularda yapmak gerçekten çok zordur. Nurullah Genç’in fotoğrafına bakalım. Gerçekten zor olanı başarmış ve Kırkpınar sahasının olanca kaosundan bize yalın, sade ve ustaca ayıklanmış bir görüntü sunmuş. Bu fotoğrafın devamında inanılmaz bir kargaşa var. Biz bu fotoğrafta pehlivanların Kırkpınar çayırındaki güreşini ve arka planda son derece flu bir şekilde seyircileri görebiliyoruz… Ya ötesinde? Diğer güreşçiler, hakemler, yağcılar, görevliler, davul-zurna çalanlar, diğer fotoğrafçılar, yazılar, pankartlar vs. vs. Fotoğraf makinenizi çekmek istediğiniz noktaya doğrulttuğunuzda bu saydıklarımdan büyük bir bölümü kadrajınıza girer.

İşte ustalığınız da tam bu aşamada başlar. Buyurun size güzel bir örnek. Anlattığım görüntü kaosundan hoş bir fotoğraf üretmeyi başarmış Nurullah arkadaşımız. Önce teknik özelliklere bakalım. Nikon D3 S gibi Nikon DSLR serisinin en iyilerinden sayılan bir makine kullanmış bu fotoğrafı çekerken. Objektifi hakkında ise hiçbir bilgi yazmamış. Güçlü bir dar açıyla ve 2,8 gibi bir diyafram açıklığı ile çektiği belli. Bunu alan derinliğindeki kısa mesafeden anlıyoruz. Sadece güreşçilerin bulunduğu alan net… Ötesi ve berisi flu. Zaten bir ayıklama yaparken başvurduğumuz teknik arayışlardan biri de bu. İyice yaklaşıp konuyu netlemek ve özellikle de arka planı yok ederek hem sadelik sağlamak ve hem de gerçek konumuzu da belirgin olarak ön plana çıkarmak. Bunu ustaca yaparak bize ayıklanmış, temiz ve belirgin bir güreş fotoğrafı sunmuş Nurullah Genç… Onun ötesinde, ışık kullanımı, zamanlama ve sb seçimindeki başarısından da söz etmek mümkün. Özellikle makine ayarlarını güreşçiler üzerindeki parlak ışığa yapıp, arka plandaki az ışıklı alanların koyu çıkmasını sağlamak yine fotoğrafımızdaki sadeleştirmenin diğer bir unsuru olmuş. Bu fotoğrafta eleştirmek değil ama beklentim ne olabilirdi diye soracak olursanız.; daha etkili bir şema etkisinin fotoğrafı çok daha üst seviyeye çıkarabileceğini rahatlıkla söyleyebilirim. Alttaki güreşçinin sağ elindeki açıklık sol elinde de olsaydı o zaman şematik bir denge de sağlanırdı ve tadına doyum olmayan bir fotoğrafla karşı karşıya olurduk. Kırkpınar’da yıllarca fotoğraf çeken biri olarak, Nurullah arkadaşımızın bu çalışmasını son derece başarılı bulduğumu belirtiyor, arkadaşımıza fotoğrafını ayrıntılı yoruma açarak bu düşüncelerimi belirtmeme fırsat tanıdığı için teşekkür ediyorum…

63


“İsimsiz”

Olcay Erçağ


Fotoğrafta Biçimler İyi fotoğraf çekmenin altın kuralları gerçekten çok fazladır. Bu nedenle iyi fotoğraf çekmek de bir hayli zordur. Bu altın kurallar tekniği iyi kullanmakla başlar, görme, ışık ve düzenleme ile devam eder. İşleme ise bu kuralların son halkasıdır. Yani iyi bir fotoğraf çekmek için iyi bir makineye sahip olmak yetmez. Işık bilgisi, kompozisyon bilgisi, fotografik görüş, genel kültür, sezgi ve daha birçok şey işin içine girer ki ve tüm bunların hakkını vermek zorundasınız. O nedenledir ki dijital dünyada pek çok fotoğraf üretilmesine rağmen ne yazık ki iyinin ve akılda kalanın oranı çok düşük seviyelerde seyrediyor. Olcay Erçağ’ın fotoğrafı bence akılda kalacak fotoğraflardan biri. Fotoğrafın exif bilgilerinde çekimle ilgili 1/30 enstantane hızının dışında hiçbir bilgi yok. Hangi diyafram değerinde çekildi? Nasıl bir makine ile çekti hangi objektifin hangi açısını kullandı? Asa değeri kaç? Bu konuları ne yazık ki bilemiyoruz. Fotoğrafını ayrıntılı yoruma açan arkadaşlarım fotoğrafın çekim bilgilerini de eksiksiz girmelidirler. Bu hem fotoğraf izleyicisi hem de biz yorum yapan editörler açısından çok önemli. Onun için ben bu fotoğrafı teknik özelliklerinden çok düzenleme yönüyle yorumlamaya çalışacağım. Çünkü fotoğrafa bakar bakmaz hemen dikkatimi çeken son derece başarılı bir düzenleme var bu çalışmada. Bazı arkadaşlarım neden beğendiğiniz iyi fotoğraflara yorum yapıyorsunuz diye sitem de ediyor. İyi fotoğraf aslında çok şey söyleten fotoğraftır da. Başarısız fotoğrafların eksikliklerini göze batırmaktansa iyi fotoğrafın neden iyi olduğunu anlatarak diğer arkadaşlarımın bundan ders almalarını sağlamak daha insancıl ve doğru bir yöntem olarak geliyor bana. Peki, Olcay arkadaşımızın bu fotoğrafının iyi yönleri ne? Öncelikle biçimleri çok iyi kullandığını söyleyebilirim. Artık fotoğraflara lekesel değerler açısından bakmayı öğrenmeliyiz. Bu gözle baktığımızda biçimleri çok daha çabuk fark ederiz. Bu fotoğrafta yatay ve dikey, ayrıca sabit ve hareketli lekeler var. Fotoğrafın Şeması

Bu lekelerin birbiriyle ilgisi bu çalışmayı biçimsel anlamda güçlü etkiler bırakan bir fotoğrafa dönüştürüyor. Bir arkadaşım sohbet sırasında görüntülerin önem sırasına dizilmesinden söz etmişti. Çok hoşuma gitmişti bu cümle… Evet, fotoğraf alanı içinde yer alan elemanların önem sırasına dizilmesi ve bu sıraya göre düzenleme yapılmasıdır aslolan. 1-Fotoğrafta güzel yatay ve dikey biçimsel etkiler var. Kuşun yataylığı, minarelerin dikeyliği ile hoş bir biçimde kontrast etkisine dönüşmüş. 2-Çok sade ve anlatımı güçlü bir fotoğraf. Dengelere büyük özen gösterilmiş. 3-Önem sırası iyi belirlenmiş ve öndeki kuş ilgi merkezi olarak bir numarada. 4-Önem sırasına göre ikinci sırada caminin silueti ve üçüncü sırada ise arka plandaki diğer kuş var. 5-Arkadaki son elemanımızı önemsemezlik etmeyelim. Çok iyi bir arka plan öğesi olmuş ve boşluğu doldurarak denge görevini üstlenmiş. (Üçüncü ve daha uzak noktadaki bir kuş da sol üst boşluğu doldursaydı bu denge üçgensel olarak da tamamlanırdı) 6- İlgi merkezi olan kuş doğru yerde kanat çırpmış. Zamanlama çok doğru ve tam 4 minarenin ortasına konuşlandırılmış. (Burada sol sağ kanadın kubbenin etkisini örtmeyecek şekilde biraz altta, sol kanadın ise minareleri kurtaracak şekilde yukarı doğru diyagonal bir biçimde olmasını tercih ederdim). İşin bu kısmı da biraz şans olurdu elbette. 7-Bu fotoğrafın en önemli artılarından biri elbette ki ışık. Ters ışık kuşun tüylerindeki konturları ortaya çıkarmasaydı siluet bu kadar etkili ve hoş olamayabilirdi. Sonuç olarak Olcay arkadaşımız güzel ve başarılı bir fotoğraf paylaşmış bizlerle.

65


“Yeşil ve bulutlar”

Bülent Akarsu


Işık ve Renk Hangi fotoğrafçı doğanın renklerine tutkun değildir? Hangi fotoğrafçı güzel bir manzaraya kayıtsız kalabilir? Hangi fotoğrafçı ışığın büyüsüne kapılmaz ve onun peşinden koşmaz? Sevgili Bülent Akarsu’nun bu fotoğrafını görünce ben de ışığın ve rengin doğa fotoğrafları üzerindeki etkilerini anlatmayı düşündüm. Bildiğimiz gibi tüm renkler güneşten dünyamıza gelen envai türlü ışık türünün çok az bir kısmı olan “beyaz ışık” tan oluşur. Işık, birçok kişinin sandığı gibi düz bir çizgi halinde değil, helezonik dalgalanmalar halinde yayılır ve iki dalga boyu arasındaki mesafe de ışığın dalga boyunu, frekansını ve şiddetini belirler. Biz, mordan başlayıp kırmızı ile biten belli bir frekansa sahip ışıkları görme yeteneğine sahibiz. Frekansı yani dalga boyu kısa yüksek frekanslı mor ışıktan sonrasını (morötesi) ve frekansı düşük yani dalga boyu uzun kırmızı ışıktan berisini de (kızılötesi) göremeyiz. Gün içinde sabah ve akşam saatlerinde dünyamıza ulaşan ışıkların dalga boyu uzundur. Bu nedenle renkler turuncu ve kırmızıya kaçar. Işığın çok güçlü geldiği öğlen saatlerinde frekansı güçlü ve dalga boyu kısa ışıklar dünyaya hâkim olur. O nedenle renk hakimiyeti mavi ve mordur. En ideal fotoğraf ışığı ise yaklaşık olarak sabahları 09.00-11.00 civarı, öğleden sonra ise saat 14.00-16.00 sıralarıdır. Bu saatler mevsimlerin yanı sıra günün uzunluğu ve kısalığına göre değişir. Örneğin günlerin uzun olduğu yaz saatlerinde öğleden sonraki ideal ışık saati 18.00 e kadar uzar. Bu saatlerde dünyaya hâkim olan beyaz ışık en ideal ölçülerdedir. Bu ölçünün ideal olması (4800-5400 kelvin) beyaz rengi tam beyaz olarak çekmemiz demektir. Bu saatlerdeki renk dağılımı da çok dengeli olup, kırmızı %33, yeşil %34 ve mavi ise %33 oranındadır. Bir fotoğrafta beyaz renk tam beyaz olarak çıkıyorsa, kırmızı da tam kırmızı, mavi renk de tam mavi çıkar. Yani kısacası biz renkleri herhangi bir sapma olmadan gerçek halleri ile görürüz. Makinelerimizde o nedenle WB (White Balance) ayarı vardır. Bu ayar çekim anında işte bu beyaz dengesini doğru kurmamıza yarar. Eğer biz, renklerin de iyi vurgulandığı doğa fotoğrafı çekiyorsak, ışığın alfabesi sayılan yukarıdaki özet bilgiyi aklımızın bir köşesine yazmalıyız. Bu bilgiler ışığında Bülent Akarsu’nun fotoğrafını bir irdeleyelim. Yazımın başlığında belirttiğim gibi bu fotoğrafa ön plana çıkan iki temel unsur var. Birincisi ışık, diğeri renk… Işık, ideal saatlerin ışığı bu nedenle renklerin her halini doğru görmekteyiz. Bulutları tam beyaz gördüğümüz için, gökyüzündeki maviyi tam mavi, yerdeki çimleri de tam yeşil olarak gerçek renkleriyle fotoğrafımıza aktarabiliyoruz. Bu nedenle, ışığın doğru kullanılması aynı zamanda renklerin

de tam doğru kullanıldığı anlamına gelir. Doğa fotoğrafçılığında en önemli faktör budur ve doğadaki renkleri doğru ve iyi görebilmenin ilk şartı ideal ışık saatlerinde çekim yapmaktır. İşte Bülent arkadaşımız bu saatlerde çekim yapmış ve hem ışığı doğru kullanmış ve hem de fotoğrafını bir renk şölenine dönüştürmüş. Eğer aynı fotoğrafı kapalı bir havada çekmiş olsaydı bu renkleri elde edemeyeceği gibi, her taraf izleyene tat vermeyen gri tonlara dönüşecekti. Bu çalışmada ışığın ve renklerin yarattığı etkiler kadar, gölgelerin yarattığı tonlar da etkili olmuş. Ayrıca çıplak bir gökyüzünden çok parçalı bulutlu havayı seçmesi de renk dengesini güçlendirmiş. Fotoğrafın, yüksek rakımlı bir coğrafyada çekilmiş olmasının da çok belirgin detaylar elde edilmesinde önemli etkenlerden biri olduğunu unutmamamız gerekiyor. Işıkla ilgili son söylemek istediğim de; ideal ışık renklerin üzerinde yarattığı etki kadar ton ve detaylar üzerinde de etkiler yaratır. Bu da Bülent Akarsu’nun fotoğrafında olduğu gibi fotoğrafımıza göz okşayan keskin hatlar ve derin anlamlar katar. Bu fotoğrafta oranların da doğru kullanıldığını, gökyüzünün yeryüzüne oranının “gözün nizamı” na yakın olarak yerleştirilmiş olduğunu söyleyebilirim. Bu fotoğrafta eksikliğin ne olduğunu soracak olursanız ona da ilgi merkezinin yetersizliği olarak gösterebilirim. Fotoğraf güzel bir doğa fotoğrafı ama ilgi merkezinde yetersizlik söz konusu. Fotoğraf alanının solunda bulunan kırmızı yapraklı ağaç fotoğrafa hafif bir kontrast etkisi verse de uzakta ve yarım kaldığı için etkisi de zayıf kalmış. Bu fotoğrafta o ağacın yeri yakında ve çok belirgin olmalıydı. Önemsiz bir leke gibi duran bu ağaç fotoğrafın en belirgin objesi haline getirilip fotoğrafı daha güçlü bir anlatım diline kavuşturabilirdi. Biraz da net alan derinliğinde kusurlar var. Yakın planda netlik sorunları var. Yine manzara çekimlerinde diyafram öncelikli çalışmak ve kısık diyafram tercih etmek gerekli… Eğer böyle bir seçimle çekim yapmış olsaydık çok daha net ve keskin bir fotoğraf elde edebilirdik. Bülent Akarsu’nun sadece bu fotoğrafını değil tüm portfolyosunu incelemenizi öneririm. Sadece bu fotoğrafta değil bütün doğa fotoğraflarında ışığı çok başarılı ve etkili kullanmış.

67


“Özgürlük”

Tacettin Yüksel


Estetik Doz Tacettin arkadaşımız bu sitenin en üretken ve en kaliteli iş çıkaran fotoğrafçılarından. Yine çok beğendiğim bir çalışma yapmış ve daha önce paylaştığı doğrudan fotoğrafların aksine bu kez bir dijital düzenleme ile karşımıza çıkmış. Dijital düzenlemeler de estetik doz çok önemlidir. Dozu kaçırdığınızda kaş yapayım derken göz çıkarma riski ile karşılaşırsınız. Tacettin arkadaşımız bu çıkmaza girmemiş ve göz okşayan dozda uygulamalarda bulunmuş. Ne dersek diyelim eğer elimizdeki malzeme iyi değilse dijital düzenlemelerimizden de hayır çıkmayacağını unutmayalım. Bir defa eldeki fotoğraf öğeleri gerçekten çok başarılı… Her şeyden önce çok başarılı bir portre ile karşı karşıyayız. Siyah genç adam karizmatik bir etki ile objektife yansımış. Bakışı, duruşu ve ifadesi son derece başarılı… Işık kullanımına diyecek yok. Işıktaki yumuşak tonlar ve hafif gölgeler yüzdeki anlamı daha da etkili kılmış. Arka planda adamın rengi ile uyumlu bir tuğla doku var. Adam ile tuğla duvar çok dikkatli bakıldığında iki ayrı fotoğraf olarak durduğu gibi mekânın bir parçası gibi de algılanıyor. Eğer ayrı iki fotoğrafsa manipülasyondaki ışık ve gölge uyumu yine dikkat çeken unsurlardan. Eğer aynı fotoğrafsa mükemmel bir arka plan seçiminden söz edilebilir. Bu çalışmada kuş ve pencere dâhil neyin ne kadar düzenleme olduğu aslında hiç önemli değil. Bence önemli olan bu düzenlemelerin fotoğrafa ne kadar yakıştığıdır. Her eleman bu fotoğrafa ne kadar çok yakışmış değil mi? İyi portre, iyi ışık ve iyi arka plan kurgusunun yanında kuşun ve pencerenin fotoğrafa kattıklarını görüp hissedebiliyoruz. Öncelikle çarpıcı birer leke değeri olarak karşımızdalar. Ayrıca fotoğrafın koyu tonlarına açık tonlu bir kontrast katmışlar. Bununla da kalmayıp sol duvardaki beyaz ışık yoğunluğunu ve beyaz gözleri sağ taraftan beyaz renkli yapılarıyla dengelemişler. Kuş ve parmaklıklı pencere fotoğrafa ayrı anlamlar da yüklüyor ayrıca. Kapalı koyu mekânlardan, aydınlık beyazlıklara uçuşun, yani özgürlüğün

ipuçlarını da veriyor bizlere. Koyu renkli insanın, koyu renkli tutsaklığı, bir kuş olup sonsuz bulutların içinde kaybolması isteği bu fotoğrafla bizlere rahatlıkla ulaşabiliyor. Teknik olarak da fotoğraf çok başarılı… Zaten Tacettin arkadaşımız Canon EOS 7D gibi performansı çok yüksek bir makine ile çekim yapmış. Bu nedenle noise çok az ve hatlar çok keskin. Gerek teknik yapısı, gerek kompozisyondaki başarısının yanında verdiği mesajla da bizleri etkileyen bir fotoğrafı rahatlıkla son günlerin en iyileri arasında gösterebilirim. Kendisinin portfolyosu da birbirinden güzel ve etkili çalışmalarla dolu. Kendisini kutluyor, fotoğrafını ayrıntılı yoruma açarak bu cümleleri yazma fırsatı verdiği için teşekkür ediyor ve başarılarının devamını diliyorum.

69


“Kapadokya”

Metin Kuzgun


Kompozisyonun Önemi Fotoğraf bir düzenleme sanatıdır aynı zamanda. Kadrajımıza girecek tüm elemanların (biçim, leke, renk) düzenli, dengeli ve anlatımı etkili bırakacak şekilde düzenlenmesi gerekir. Eğer bu düzeni bilinçli bir yaklaşımla yapamazsak, fotoğrafımız sıradan bir görüntü tespitinden ileri geçemez. Oysa biz görüntüyü tespit ederken, ona anlam ve estetik değerler yükleyen fotoğrafçılar olmak zorundayız. Bu nedenle fotoğraf alanımıza giren her şeyin kare içindeki yerleşimini özenle görmek ve yapmak zorundayız. Sevgili Metin Kuzgun’un bu çalışmasında hem kompozisyon düzeninden hem de zamanlamanın öneminden söz etmeliyiz. Kompozisyon kurgusunu aşağıya eklediğim şema ile daha belirgin halde anlatmaya çalışayım. İlk bakışta sıradan bir Kapadokya fotoğrafı olarak algılanan bu çalışmanın detaylarına girdiğimizde diyagonal bir yerleşimin etkisini hemen okumamız gerektiğini belirtmeliyim. Köşeden köşeye yönelerek bize dengeli bir yerleşim sunan diyagonal çalışmanın izleri bu fotoğrafta hemen karşımıza çıkıyor. Üstelik büyükten küçüğe doğru oluşan bu yöneliş bu çalışmaya ritim etkisi kadar, doğru oransal bir küçülüşle fotoğrafa olumlu bir tat katıyor. Solda büyük peri bacası, devamında 1/3 oranında ikinci peri bacası... Keşke devamına çok daha küçük üçüncüsü eklenebilseydi. Kısacası peri bacaları fotoğraf alanına doğru bir şekilde yerleştirilmiş. Sadece büyük peri bacasının sol kenarı fazla kesilmiş. Daha doğrusu bu kenarın kesilmesine gerek yoktu. Peri bacasını tümüyle görmemiz fotoğrafı çok daha rahatlatacaktı. Gelelim ışık ve renk kullanımına. Işık bu tür doğa fotoğrafları için en ideal dozda ve zamanda gözüküyor. Konumuz çok doğru aydınlanmış ve bu doğru ışık renk ve dokuları çok belirgin olarak ortaya çıkarmış. Gökyüzünün maviliği ve bulutların rengi de gözü okşayan tonlarda. Bu güzel ışık ve renkler ve küçük hatalarına rağmen doğru düzenlenmiş kompozisyonu yine güzel bir zamanlama ile doğru yere oturtulan ilgi Fotoğrafın Şeması

merkezi fotoğrafı tamamlamış. Planörcü gerçekten bu fotoğrafta tam olması gereken yerde... Sanıyorum Metin arkadaşımız görüntünün tam olgunlaştığı bu anı sabırla beklemiş. Eğer planörcü bu fotoğrafın herhangi başka bir noktasında olsaydı bu çalışma doğru bir görüntüye dönüşmeyecekti. Bu alanda tek söyleyeceğim de planör paraşütünün rengiyle ilgili -ki bunda Metin arkadaşımızın yapacak bir şeyi yok- eğer renk mavi değil de kırmızı olsaydı çok daha belirgin bir ilgi merkezi ve çok daha çarpıcı bir fotoğraf elde edilmiş olurdu... Fotoğraf sade, yalın ve göz okşayan bir çalışma. Gözüm ön planda da ne bileyim yukarı doğru baş vermiş sarı ya da kırmızı çiçekleri de aramadı değil. Böyle bir ihtimal fotoğrafı çok daha dikkat çekici bir hale getirebilirdi. Ben Metin Kuzgun’un bu çalışmasını çok fazla iddiası olmayan ama elden geldiğince doğru düzenlenmiş bir fotoğraf olarak değerlendiriyorum. Metin arkadaşımızın diğer çalışmalarını da inceledim ve genelde ışığı çok başarılı görüp kullandığını gördüm. Kendisini tebrik ediyor başarılarının devamını diliyorum

71


“*”

Ekrem Kayalıbal


Işık ve Gölge Ah Ekrem! Evet, bu fotoğrafa ilk baktığımda bu tepkiyi gösterdiğimi hatırlıyorum… “Ah be Ekrem… Şu gölgeyi neden kestin!?” Bu fotoğraf 25 Mart tarihinde paylaşılmış. Neredeyse aradan bir aya yakın bir zaman geçmiş ve ben o günden beri bu fotoğrafı ayrıntılı yorum yazmak için kenarda bekletiyorum. Çok başarılı, çok etkili bir fotoğraf… Ama ne yazık ki çok belirgin bir hata yüzünden unutulmazlar arasına girme şansını kaçırmış. Çok alakasız bir yerden kesilen ve birazdan değineceğim gölgeyi bir tarafa bırakarak bu güzel çalışmayı irdelemeye çalışalım. İnanılmaz başarılı bir görüş ve yaklaşım sergilemiş sevgili Ekrem bu fotoğrafında. Bakış yüksekliği bu fotoğrafın etkisini tam olarak verebilecek bir noktadan seçilmiş. Yaşam adına, engel adına, duygu adına her şey var bu fotoğrafta. Söyleyecek sözü olan bir fotoğraf paylaşmış bizlerle ve güzel de bir insanlık mesajı vermiş. Bizi görsel zenginliğinin yanında ruhumuzun derinliklerinden vurmuş. Fotoğraf her şeyden önce güzel bir doku çalışması. Karın beyazdan uzaklaşarak metalik bir tat veren adımlarla bezenmiş dokusu ve bu dokuyu diyagonal bir etki ile boydan boya bölen tekerleklerin izleri güçlü bir fotografik etki bırakmış. Evet, bu fotoğrafın en belirgin özelliği tekerleklerin kar üzerinde bıraktığı izler. Bu izler engelliler konusunda toplumumuzdaki bazı anlayışsız ve duyarsız yüzlere atılması gereken tırmık izi gibi. Evet, bu duyarsız toplumlar için bir uyarı mesajı belki de. Karda ite kalka tekerleklerini döndürmeye ve yol kat etmeye çalışan bir insanın geriye bıraktığı derin izler sinema tadında etkiler bırakıyor aynı zamanda. O izleri takip ederek insana ulaşıyorsunuz. O da sizi içine alıp bambaşka duygular içine sürüklüyor. İlgi merkezinde insan olan, mesajı ve duygusu olan bu fotoğraf aynı zamanda ne kadar sade değil mi? Gereksiz her türlü görsel etkiden arındırılmış, sadece karın ve insanın

olduğu bu fotoğraf bu kadar yalın olmasına rağmen ne güçlü mesajlar barındırıyor içinde ve ne çok söz söyletiyor. Çok iddialı söylüyorum, eğer sevgili Ekrem izlerin fotoğrafa girişini diyagonal etki tam olsun diye sağ üst köşeden fotoğraf alanına sokabilseydi ve fotoğrafın asıl unsuru olması gereken gölgeyi hiç kesmeden fotoğrafın sağ alt kısmına dengeli bir şekilde oturtabilseydi dünya çapında bir fotoğrafla karşı karşıya olurduk. Bu fotoğraf o zaman kesinlikle unutulmaz görüntüler arasına girerdi. Arkadaşımız bu önemli etkiyi nasıl görmedi? Yoksa ardı ardına çektiği fotoğraflar arasında böyle bir kare vardı da onu değil bunu mu paylaştı bizlerle? Doğrusu çok merak ediyorum. Ben ayrıntılı yorum yazdığım arkadaşlarımın diğer fotoğraflarına da girip bakıyorum. Ekrem arkadaşımızın da çalışmalarını inceledim. Işığı çok iyi görüyor ve bu etkiyi fotoğraflarına çok iyi bir şekilde yansıtıyor. Özellikle gölgeler ve silüetlerle ilgili çalışmalarını çok başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Bu çalışması da bir gölge çalışması… Hep söylerim ışığın kendisi kadar yarattığı gölgeler de çok önemlidir fotoğrafta. Işığı gören gözler mutlaka gölgeyi de görmelidir. Hala düşünüyorum , sevgili arkadaşımız bu fotoğrafta neden gölgeyi tam göremedi ,neden gözden kaçırdı ve neden tam ortasından bölerek etkisini zayıflattı diye… Ah Ekrem ah!...

73


“İsimsiz”

ALi Haydar Ceylan


Kargaşanın Uyumu Fotoğraf düzenlemesi yaparken en çok dikkat edilmesi gereken konulardan biri sadeliktir. Bir fotoğraf çalışmasında sade ve yalın fotoğraflar gözü yormaz, mesajını okunaklı verir, göz gereksiz detaylarda kaybolmaz. Ama bazı fotoğraflar da vardır ki alabildiğine zengin olmak durumundadır. Fotoğrafı tamamlayan, onu zenginleştiren ama bu zenginliği katarken de dozunda kalmasını bilen fotoğrafları çekmek de işin bence asıl zor yanıdır. Fotoğrafı sadeleştirmek kadar ona zenginlik katmak da son derece zordur. Sadeleştirirken fotoğrafta bir şeylerin kaybolması riski, zenginleştirirken de fotoğrafı gereksiz kargaşaya yöneltme tehlikesi vardır. Ali Haydar arkadaşımız bu çalışmasında örnek olabilecek bir zenginleştirme çalışması sunmuş bizlere. Konumuz olan insan, ilgi merkezi olarak ön plana çıkmış. Ama bu insanı anlatan onlarca arka plan öğesi de arkada fotoğraf karesi içinde yer almış. Ali Haydar arkadaşımız bu fotoğrafı hakkında bir açıklama yapmamış, fotoğrafa isim de koymamış. Ama açıklama yapmasına, isim koymasına da gerek yok. Fotoğrafa baktığımızda adamın işi ile ilgili onlarca ipucu var karşımızda. Burası bir kundura atölyesi… Hemen arkada ipliği üzerinde bir dikiş makinesi duruyor. Devamında onlarca detay ve hatta kâğıtlara yazılmış notlara ve belki de borç listelerine kadar her şey var. Tam bir kargaşa gibi dursa da aslında fotoğraftaki her şey bu çalışmanın bir parçası… Bir tanesini bile çıkarmaya ya da silmeye gerek duymazsınız. Bir kere fotoğraf bu zengin öğeli olmaktan öte sağlam bir portre olarak karşımızda duruyor. İyi bir duruş ve iyi bir yüz ifade bizi alıp bu portrenin içine çekiyor. Yanal ışık son derece başarılı kullanılmış. Fotoğrafta netlik kusuru yok. Hem adam hem de fotoğrafı tamamlayan diğer tüm unsurlar son derece net ve belirgin. Adam fotoğraf alanının doğru yerinde duruyor. Ali Haydar, ilgi merkezini tam göbeğe koyma hatasına düşmemiş. Oransal

olarak biraz sağa kaydırmış ve dikiş makinesi ile de müthiş bir denge unsuru yaratmış. Ali Haydar arkadaşımızın bu çekimi Nikon’un profesyonel serisi D3 ile yaptığını belirtmekte yarar var. Bu makine dış çekimlerindeki başarısı ile ünlü ama arkadaşımız gördüğünüz gibi iç çekimde de iyi bir performans yakalamış. 6400 ASA’ya kadar çıkabilen bu makine ayrıca full frame özelliğine de sahip. Arkadaşımız çekimde 500 ASA değerini kullanmış. Bu duyarlılıkla iç mekânda olmasına rağmen 1/125 perde hızını yakalayabilmiş. Bu da sallamadan kaynaklanan netlik kusurlarını sıfıra indirmiş. Fotoğrafın s/b olarak sunulmasına da değinmeliyim. Renkli halini merak etmiyor değilim ama bu fotoğrafın siyah beyaz olması bence iyi bir tercih olmuş. Ali Haydar, bu sitenin en başarılı fotoğrafçılarından biri. Uzun süredir çalışmalarını zevkle izliyorum. Çok güzel düşünülüp çekilmiş fotoğrafları var. Bu çalışması da son derece başarılı ve örnek olabilecek nitelikte… Kişisel tercihim az elemanla düzenlenmiş gözü yormayan fotoğraflardan yana ama bu fotoğrafın kargaşa içindeki uyumu bu fotoğrafı ön plana çıkarmam için büyük etken oldu.

75


“Stare”

Fatih Balkan


Fotoğraf Bir Ayıklama Sanatıdır Fotoğraf sanatına bir ayıklama sanatı da denebilir ve gücünü çoğu zaman az elemanla çok şey anlatmasından alır. Çevremizde var olan objelerin, olup biten yaşamların ayıklanmış ve hayattan koparılmış bölümünü bilinçlice görüp yalın bir anlatımla kaydetmektir fotoğraf. Bu ayıklamayı iki şekilde yapmak mümkündür. Birincisi doğru görerek ve doğru açıda durarak olmaması gerekenleri kadraj dışına atmak, diğeri ise fotoğraf bilgi ve birikiminin yanında teknolojinin sağladığı imkanları ustaca kullanmaktır. Buyurun size tüm bu özelliklerin başarı ile kullanıldığı bir Fatih Balkan fotoğrafı… Yalın, sade, çarpıcı ve çok iyi ayıklanmış nefis bir çalışma. Bir kere doğru yerde durmuş ve objektifini doğru noktadan yönlendirmiş. Zaten bu yönü ile ayıklanmış bir fotoğraf var karşımızda. Ama Fatih Arkadaşımız bununla yetinmemiş. Efsane ve full frame çeken makine Canon Eos 5 D Mark II’nin, detaylı görüşü ve güçlü işlemcisine bir de 50 mm.nin 1/1.4 gibi inanılmaz bir diyafram aralığını eklemiş. Tüm bunlara yumuşak ışığın soft kullanımı ile birlikte çok iyi fotoğraf veren bir köylü vatandaş da görüntüye girince, karşımıza seyri son derece keyif veren, çok bilinçlice düzenlenip çekilen başarılı bir fotoğraf çıkmış. İşte karşımızda size çok çarpıcı ve ilgi çeken bir konu, geniş diyafram aralığı ile elde edilen çok soft ve kaybolup giden bir arka plan, belirli belirsiz fotoğraf karesi içinde yer alan dengeli bir leke dağılımı… Ama fotoğrafı sıradan bir insan fotoğrafı olmaktan çıkarıp hoş bir sanatsal düzenleme içine sokan da ince bir çubuktan başka şey değil. Evet, özellikle bu konuya dikkat çekmek isterim. Adam, oransal olarak bakıldığında yatay düzlemin 1/3’ünde… Geri kalan 1/2 normalde gereksiz bir boşluk olarak düşünülebilir. Oysa insanın elinin altından geçip, diyagonal bir yönelişle sağ üst köşeye doğru net bir şekilde giden basit bir çubuk fotoğrafın her şeyini değiştirmiş. Hem ustaca bir ilgi merkezi haline gelirken, hem de gereksiz boşluğu dolduran güzel bir denge unsuru olup çıkıvermiş. Bu çubuk olmasaydı sanırım fotoğraf bu kadar etkili olmazdı.

Fatih Balkan’ın fotoğrafında hem teknik hem de düzenleme ile ilgili son derece başarılı uygulamalar görüyoruz. Sadece sağ elinin bilekten kesilmesinin verdiği küçük bir sıkıntı var. Kesilmiş olan el, bir şekilde fotoğrafa dâhil edilseydi daha kusursuz bir sonuç elde edilebilirdi şüphesiz. Onun dışında adamın kazağı ve şapkası gibi iki koyu leke arasında kalan anlam yüklü yüzü fotoğrafı daha ayrıcalıklı bir yere taşıyor. Fatih’in bu fotoğrafı tek atımlık bir başarı değil. Portfolyosuna girip bakmalısınız. Gerçekten tüm çalışmalarında bilinçle örülmüş nitelikli çalışmalar var. Doğru ve farklı gören ve bunu güçlü teknik birikim ve kompozisyon bilgisi ile bizlere aktaran sevgili arkadaşımızı bu sitenin yıldızı parlayan fotoğrafçıları arasında görüyorum. Teknik donanımını yerinde ve zamanında doğru kullanıyor. Fotoğrafçılıkta çok tartışılan bir konu var, “Fotoğrafta bilgi mi önemli? Ekipman mı?” diye. Ben önce bilgi diyenlerdenim. Ama bilgi ve deneyime çağın gerektirdiği donanım da eklense hiç fena olmaz değil mi?

77


“Ömürlük”

Bekir Tuğcu


Biçimlerin Fotoğraf Üzerindeki Etkisi Kaç gündür hangi fotoğrafa ayrıntılı yorum yazayım diye bocalayıp duruyorum. Sadece bir fotoğrafa ayrıntılı yorum yazmış olmak için yazmak yerine bir mesaj verebileceğim çalışmaları tercih etmeye çalışıyorum. Her gün sitemize onlarca fotoğraf yükleniyor. Çoğu ilk bakışta göze hoş gelen çalışmalar. Ama inanın ki fotografik bilgi değer ve birikimlerin ifadesini bulduğu fotoğraf sayısı o kadar az ki. O zaman şu konuda birleşmemiz lazım. İyi fotoğraf çekmek kolay değil. Ustaca görebilmek, gördüğünü teknik ve estetik bilgiler ışığında farklı bir şekilde yorumlamak ve bu işi izleyeni şaşırtıp etkileyecek şekilde yapmak gerçekten zor. Onun için fotoğraf paylaşım sitelerinde her gün akan onlarca, yüzlerce fotoğraf arasından akılda kalanlar ise çok az. İşte sevgili Bekir Tuğcu’nun akılda kalan çok başarılı çalışmalarından biri. Paylaşmasının üzerinden kaç gün ve kaç fotoğraf geçmiş ve ben bu fotoğrafı aklımdan çıkaramıyorum. Dönüp dolaşıp yorum yazmak için yine bu fotoğrafa geliyorum. Neden mi bu fotoğraf? “Biçimlerin fotoğrafa kattığı şematik etki” olarak kısaca özetleyebilirim. Adamın elindeki beyaz çubuğa dikkat edin. Fotoğraf alanının sağ alt köşesine yakın bir yerden giriyor. Ellerin arasından geçip sol üst köşeye doğru yönelirken oransal olarak doğru bir yerden sol alt köşeye yönelip göz okşayan bir kıvrım oluşturuyor. Bu yapısıyla altın oranın biçimsel ifadesi olan “altın sarmal”ı anımsatıyor. Şematik etki sadece bu kıvrım değil elbette.Adamın elindeki bıçakla çubuk arasındaki kesişmeden ortaya çıkan bir x işaretine dikkat çekmek isterim. Üçüncü etki olan adamın tam arkasına çok ustaca bir gözle oturtulan sepetin flu dairesel şemasına ne demeli? İlk bakışta şapkaya benzeyen ama dikkat edildiğinde bilinçli bir arka plan kurgusu olan sepet sanki ölçülüp biçilerek oraya konmuş. Fotoğraf sadece biçimsel etkileri ile ön plana çıkmıyor elbette.Işığın Fotoğrafın Şeması (altın sarmal)

doğru ve yerinde kullanımı, sepetçinin açık renk çubuğu ve kıyafetleri ile ortamın koyu tonlarının siyah beyaz fotoğrafa gidecek güzel bir kontrast yaratması, fotoğrafta gözü yoracak gereksiz hiçbir unsurun bulunmaması, sepetçinin güçlü ifadesi ve mekanı ile birlikte güzel vurgulanması yine bu fotoğrafın artılarından… Ayrıca sepetçinin ve fotoğrafın ilgi merkezi olan çubuğun net ve keskin olması da fotoğrafın dikkatimi çeken diğer başarılı yönü… Fotoğrafın başarısı o kadar fazla ki sepetçinin ayaklarının sıkıntılı kesimi, yön boşluğundaki hafif yetersizlik ve sol kenardaki plastik taburenin ayaklarının kadraja girmesi gibi küçük sorunlar fotoğrafı izlerken akla bile gelmiyor. Bekir arkadaşımız gerçekten güzel görüyor, güzel çekiyor ve güzel sunuyor bizlere… Fotoğrafını da ayrıntılı yoruma açarak bizlere bunları yazabilme fırsatı veriyor. Portfolyosu örnek alınabilecek ders niteliğindeki çalışmalarla dolu.


“Umuda”

Gökhan İşler


Bakış Kurgusu Bir fotoğrafı fotoğraf yapan, daha doğrusu görüntünün sıradanlığından çıkaran ona fotografik bir etki katmanızdır. Çoğu kez gördüğümüz gibi çekeriz. Yani neyi görüyorsak onu... Fotoğrafa yeni başlayanlar ise ilginç buldukları bir konuyu hemencecik çekiverirler ve bunun da çekilmiş en güzel fotoğraf olduğunu sanırlar. Gördüğümüzü hemen o haliyle çekmek belgesel bir çalışma için belki ama sanatsal bir çalışma için yeterli görülemez. Bizler görüntüyü hemencecik çekmekten öte görüntüyü düzenleyerek çekmeliyiz. Görüntünün düzenlenmesi ise hiç de basite alınması gereken bir konu değildir. Öncelikle sanat fotoğrafının temel niteliklerini bilmeli, iyi gözlem yeteneği olmalı ve gördüğünü hemencecik çekmekten öte özenli bir çaba ile onu benzer binlerce görüntüden ayıracak kurgusal bir düzenlemeye gitmelidir. Kurgusal dediğimde hemen aklınıza fotoğrafın aslında olmayan ek unsurların fotoğrafa eklenmesi gelmemelidir. Görüntünün doğru açıdan, doğru lekesel ve dengesel düzenleme ile sıra dışı bir görüntü haline dönüştürülmesi de bir bakış kurgusudur. Bu anlattığım genel bilgiler doğrultusunda Gökhan İşler’in fotoğrafına bir bakalım. Arkadaşımız işte gördüğünü aceleci bir özensizlik içinde değil, ölçüp biçerek ve son derece titiz bir yaklaşım ile kurgusal bir denge içinde fotoğrafını bizlere sunmuş. İlk bakışta sıradan bir siluet fotoğrafı gibi gözüken bu yalın ve etkili fotoğrafta ne kadar çok fotografik öğenin kullanılmış olduğuna bir bakalım. Işık: Çok başarılı bir ışık ve gölge kullanımı var. Ters ışığın yaratacağı olumsuz etkileri ve patlamaları doğru yerde durarak çözmüş. Hem ışığı iyi dengelediği gibi gölgeleri de işin içine katarak fotoğrafı durağanlıktan kurtarmış. Sadece gölgeler biraz zayıf geldi bana. İşlerken gölgelerin belirginliğini birazcık daha artırsaymış çok daha iyi olurmuş. Teknik: Gökhan arkadaşımız bu çekiminde 1/50 gibi bu ışıkta düşük sayılacak bir enstantane kullanarak diyaframını 22 ye kadar kısmayı

başarmış. Bu da özellikle taş zemin ve gölgelerdeki net alan derinliğini artırmış. Sadece çekim süresine bir stop müdahale ederek açık alanlardaki hafif ışık patlamasını kesebilirmiş. Şema Etkisi: Yine kısık diyafram nedeni ile gölgede kalan alanlar siyah çıkarak karşıdaki pencerelerin dikdörtgensel şemalara dönüşmesini sağlayarak bu fotoğraftaki en güçlü unsurları devreye sokmuş. Leke: Bu fotoğrafın renkli halini de merak ettim. Eğer akşam saatlerinde çekildiyse hoş ve sıcak renk tonlarının fotoğrafa hâkim olması gerekir. Ama arkadaşımız bu çalışmasını siyah-beyaz sunarak aynı zamanda güçlü lekesel bir etki elde etmiş. Açık lekelerle koyu lekeler fotoğrafa olağanüstü çarpıcı bir karakter kazandırmış. Denge: Bu fotoğraftaki siyah alanların kontrastı olan beyaz dikdörtgen lekelerin nasıl dengeli bir şekilde fotoğraf alanında yer aldığına da dikkatinizi çekmek isterim. Gökhan arkadaşımız usta bir terzinin titizliğinde çok iyi ölçüp biçerek her taraftan iyi hesaplamalarla dengeli bir dağılım gerçekleştirmiş. Bunu sağlarken de yine açısını ve durduğu noktayı çok özenle seçtiğini düşünüyorum. Yaşam Öğesi ve İlgi Merkezi: Gökhan arkadaşımız bu fotoğrafı gerçekten düşünerek ve bilerek kurguladığı insanın fotoğraf alanı içindeki yerinden belli. Yürüyen insan, fotoğrafa bir yaşam etkisi katarak fotoğrafı mimarinin soğuk durağanlığından kurtarıp onu sıcak ve bizlerin de bakmasına neden olan başarılı bir ilgi merkezine dönüştürmüş. Bir de deklanşörüne doğru anda ve doğru adımda basarak, insanı yaşam unsuru olmasının yanında fotoğrafın can alıcı leke değeri olarak karşımıza çıkarmış. Sevgili Gökhan’ın diğer çalışmalarında da aynı başarılı düzenlemeleri ve ustaca işleri görebilirsiniz. Onun fotoğraf çalışmalarındaki titiz örnekleri fotoğrafa yeni başlayan arkadaşlarımıza örnek alınması gereken çalışmalar olarak rahatlıkla gösterebilirim.

81


“13 Eylül 2010”

Ufuk Kıray


Şaşırtan Fotoğraflar Ufuk Kıray’ı uzun süreden beri merak ediyordum. O Lüleburgaz’da yaşıyor, ben Edirne’deyim. Bir saatlik mesafede olmamıza rağmen bugüne kadar hiç tanışmamıştık. Geçtiğimiz gün EFOD-Edirne Fotoğraf Sanatı Derneği’nin düzenlediği uluslararası bir etkinlik olan, ”Çek Cumhuriyeti Basın Fotoğrafları Sergisi”nde karşılaşıp tanıştık. Fotoğraflarından yola çıkarak deli dolu ve -hoşgörüsüne sığınarak- “zıpır” birini bekliyordum, doğrusu yanılmışım. Çok beyefendi biri ile karşılaştım ve eşi ile birlikte kendisini tanıdığıma da çok sevindim. Ufuk Kıray’ı merak ediyordum evet… Çünkü kendisini son dönemlerin yetiştirdiği en yetenekli genç fotoğrafçılardan biri olarak görüyorum. Güzel çekmekle yetinmiyor… Her şeyden önce güzel düşünüyor, düşüncelerini güzel kurguluyor ve sonuç olarak güzel işleyip bizlere sunuyor. Siz bu sitede Ufuk arkadaşımızın çok az bir çalışmasını görüyorsunuz. İnternete girip araştırın. Kişisel web sitesinin yanında çok değişik sitelerde onlarca güzel ve çarpıcı fotoğrafıyla karşılaşırsınız. Şu an izlediğiniz bu fotoğrafın, verdiği mesajın yanında fotoğraf tekniği açısından bile ne kadar başarılı olduğunu görüyorsunuz. Son derece yalın, etkili, güzel kurgulanmış, bütün detaylar çok ayrıntılı düşünülmüş, alan derinliği yine çok başarılı uygulanarak ilgi merkezi olan ayaklara ve özellikle “evet” etiketine dikkat çekilmiş. Bunda kullandığı objektifin çok büyük katkısını görüyoruz. Nikon D300’üne taktığı Sigma 30 mm. Sabit objektifin müthiş aralığı olan 1.8 ayarını kullanmış. Bu ayar da net alanlarının dışında kalan arka planı flu bir sis perdesine dönüştürmüş. Ana obje ve lekelerin fotoğraf alanındaki yerleşimi de son derece dengeli… Ayakların ve hemen arkasındaki beyaz lekenin (örtü) yerleşimi de yine tam olması gerektiği gibi… Siyah beyaz tercihi de fotoğrafa daha etkili ve daha fotografik bir hava katmış. Bu kadar az elemanla bu kadar çok şey anlatmak… İşte fotoğrafçının

ustalığı burada yatıyor. Ufuk’un son derece yalın unsurlarla bize sunduğu bu fotoğraf aslında yüzlerce sayfalık yazılar ya da saatler süren filmlerin anlatamadığını bizlere bir bakışta anlatıyor. Fotoğrafın teknik, bilimsel, estetik ve belgesel gibi özelliklerinin yanında verdiği mesajla da siyasi ve felsefi yönü olduğunu da bu çalışmada görebiliyoruz. Ufuk bu fotoğrafı gibi birçok fotoğrafında bizlere toplumu ilgilendiren çarpıcı mesajlar veriyor. Bu yönüyle de düşüncesine ister katılalım ister katılmayalım bir sanatçının durması gereken yerde duruyor. Kurgusal fotoğraflarında kılı kırk yarıyor. Tüm detayları düşünüyor. Belki iyi bir kare için günlerce uğraşıyor. Modellerini bile çok doğru seçiyor. Arkadaşlarını kılıktan kılığa sokma ve hatta morgun insanı ürperten sedyelerine yatırma konularında rahatlıkla ikna etme becerisi var onda. Sadece mesajı düşünmüyor, fotoğrafa ait temel bilgiler ışığında konuya doğru yaklaşıyor ve olması gerektiği gibi çekiyor. Ufuk Kıray, sadece kurgusal ve hicivsel çalışmaları ile ön plana çıkmıyor. O aynı zamanda bir photoshop ve manipülasyon ustası. Manipüle ettiği çalışmalar da yine çok iyi düşünülerek oluşturulmuş güçlü kareler olarak karşımıza çıkıyor. İnsanı şaşırtan, bazen kışkırtan, düşündüren ve çoğu kez de gülümseten fotoğraflarla karşımıza çıkan Ufuk’u, fotoğrafçılığın geleceği parlak dahi çocuklarından biri olarak görüyorum. İnternet dünyası çok sayıda pırıltılı fotoğrafçıyı bu dünyaya armağan etti. Ufuk Kıray da bunlardan biri… Onun zeka pırıltılarıyla dolu çalışmalarını izlemeye devam edin ve eminim benim gibi sizler de hem düşünecek hem de çok şaşıracaksınız…

83


“Mola”

Bekir Tuğcu


Yüzler ve Gözler Portre dediğin insanı alıp o kişinin hayatına götürmeli. Yaşamına dair ipuçları vermeli. Portre dediğin insanı etkilemeli, insanın bam telini titretmeli. İnsana ait olan duyguları harekete geçirmeli. Sevgili Bekir Tuğcu’ya ait portre işte böylesine bir çalışma. Yalın, abartısız ama bir o kadar da güçlü ve çarpıcı. Portrede netlik önemli, portrede gözler önemli, portrede mekan önemli, portrede ifade önemli. İşte bu unsurların tümü de Bekir Tuğcu’nun fotoğrafında var. Sevgili Bekir zaten çok iyi bildiğimiz bir fotoğrafçı. Çok iyi görüyor, çok iyi kompoze ediyor ve etkili bir şekilde bizlerle paylaşıyor. Bir fotoğrafın nasıl olması gerektiğini zaman zaman çok güzel örneklerle adeta gözümüze sokuyor. İşte bu çalışması da böylesi bir çalışma. Örnek olarak alınıp portre derslerinde gösterilmeli. Çok fotografik bir yüz. Mekanla uyum içinde. Çok iyi bakıyor. Arka planda adamın işiyle ilgili abartısız detaylar var. O detaylar fotoğrafı düz bir portre olmaktan çıkarıyor, onun işiyle ilgili bizlere ipuçları veriyor. Biraz da alıp bizi onun dünyasına götürüyor. Bekir Tuğcu bu fotoğrafı son dönemlerin efsane makinesi Canon Eos 5 D Mark II ile çekmiş. Bu makinenin az ışıktaki performansı tartışılmaz. Bunu zaten iç mekanda ve muhtemelen az ışık şartlarında çekilmiş bu fotoğraftan anlayabiliyoruz. Yüzdeki detaylar yine makinenin performansı kadar sevgili Bekir’in ışığı kullanma becerisinin bir göstergesi. SB seçimi bu detayları daha da etkili kılmış. Ama asıl maharet doğru anda deklanşöre basmaktır. İnsan yüzünün saniye içinde değişiveren binbir halini doğru zamanda sabitlemektir. İşte bu fotoğrafta yüz ifadesinin ve bakışın en doğru anını görebiliyoruz. Portrede netliğin de çok önemli olduğuna değinmiştim. Görüyorsunuz az ışıkta pırıl pırıl bir netlik var bu fotoğrafta. İyi portre göz temasını iyi kurabilen portredir. Gözlerdeki mükemmel netlik, bizim gözlerimizle nasıl da buluşuyor. Arka plandaki hafif fluluk ilgimizi işte bu gözlerde

yoğunlaştırıyor. Ayrıca Bekir, gözlere sadece dikkat çekmemiş, adeta gözleri konuşturmuş. Adamın gözlerinde hayatına dair bir çok şeyi okumamız mümkün olmuş. Bu fotoğrafta kesim yerleri biraz sıkıntılıymış, o meşrubat pet şişesi orda olmamalıymış, arka plan daha özenle düzenlenebilirmiş gibi düşünceler bu fotoğrafın ana mayası karşısında sinek vızıltısından öteye geçemez. Çok sağlam, çok etkili ve son zamanlarda izlediğim en iyi portrelerden biri. Fotoğrafını ayrıntılı yoruma açarak bunları yazmama fırsat tanıdığı için sevgili Bekir Tuğcu’ya teşekkür ediyor, başarılarının devamını diliyorum.

85


“Eşik”

Tayfun Çiftçi


Fotoğrafta Netliğin Önemi Bir fotoğrafta eğer soyut yaklaşımlar düşünülmemişse (pan, tilt, zoom in, zoom out, uzun pozlama gibi) en önemli unsurlardan biri netliktir. Bir fotoğrafın en az bir alanının oldukça net olması o fotoğrafın kalitesini birinci derecede etkiler. Bazen fotoğrafın tüm alanlarının net olmasını isteyebiliriz. Bazen de ilgi merkezimizin net olmasıdır aslolan. Gerisini gözümüzü okşayan bir fluluk denizine dönüştürebiliriz. Şöyle ya da böyle, ön plan ya da arka plan, fotoğrafın bir alanının çok net olması o fotoğrafın göz ve beyin üzerindeki etkisini artırır. Fotoğrafımızın netliği, elde ettiğimiz görüntünün etkisini artırdığı gibi, netsizliği de o oranda zayıflatır. Fotoğrafın netliğini şu unsurlar belirler: Optik Kalite: Objektifimizin kaliteli bir mercekten üretilmiş olması netliği birinci derecede etkiler. Kısık diyafram: Diyafram açıklığımız ne kadar kısık değerde olursa net alan derinliğimiz o kadar artar. Focus: Netleme ayarımızı çok iyi ve doğru yerden yapmamız gerekir. Süre: Çekim süremizin 1/30 perde hızının altına düşmesi elde yapılan çekimlerde sallamadan kaynaklanan netsizliklere yol açar. (Bu aşamada tripot şart) Deklanşör: Çekim anında deklanşöre sarsmadan çok dikkatlice basmamız gerekir. Asa: Hassasiyet ayarımız ne kadar artarsa netlik o kadar azalır. İşleme: İşlerken doğru müdahaleler netliği biraz artırır. Bakınız net bir fotoğraf için ilk anda aklıma gelen 7 gerekçe yazdım. Demek ki fotoğrafım neden net olmuyor sorusuna cevap vermek için 7 ayrı seçeneği gözden geçirmemiz gerekiyor. Şunu unutmayalım, hafif netsiz fotoğrafları Photoshop’ta düzeltmemiz mümkündür, onun dışında fazla netsiz fotoğraflara yapacak bir şey yoktur ve onları en kısa zamanda arşivimizden ayıklayıp çöpe atmamız gerekir. Hafif netsizlikler Photoshop’un filter-sharpen-unsharp mask seçeneğinden düzeltilebilir. Bu seçeneği tıkladığımızda karşımıza çıkacak seçeneklerden ben, amound 70, radius 6 ve thresholda 1 değerini vererek iyi sonuç elde ediyorum. Siz de benzer değerlerle oynayarak en uygun

netliği bulabilirsiniz. Şunu unutmayın fotoğrafı netleyeyim derken daha da bozabilirsiniz. İşte bu bilgiler ışığında sevgili Tayfun Çiftçi’nin fotoğrafını değerlendirmek istiyorum. Çünkü bizimle paylaştığı portre çalışması son dönemlerin en başarılı portresi olarak başköşeye çıkacak bir potansiyele sahipken, netlik kusurundan dolayı etkisi zayıf sıradan bir portreye dönüşmüş. Eşikte duran adama dikkat edelim. Her şeyi ile çok başarılı bir fotoğraf. Fotoğrafın kurgusu, yerleşimi, anlatımı, dokusu, mekânı, sadeliği, ifadesi, bakışı, yönü, duygusu, yaşam öğesi ve özellikle rengi ile kusursuz bir fotoğraf. Ama ne yazık ki netlik kusurları var ve tüm bu olumlu özellikler bu netlik kusuruyla zayıf ve sıradan bir fotoğrafa dönüşmüş. Adamın yüzünün ve özellikle gözlerinin çok keskin olarak vurgulandığı, bıyıklarındaki beyaz kılların bile sayılabildiği, başına bağladığı atkının dokularının bile fark edildiği, boyun hizasındaki püsküllerin tanelerinin çok belirginleştiği “jilet gibi” denilen bir fotoğraf düşünsenize… Anladığım kadarı ile Tayfun arkadaşımız diyaframını 2.8’e kadar açmasına rağmen ancak 1/50 enstantanede fotoğraf çekmiş. Bu arkadaşımızın çok az bir ışıkta fotoğraf çektiğini gösteriyor. Ayrıntılarda belirtmemiş ama ben asa ayarını yüksek tuttuğunu düşünüyorum. Biraz yüksek ASA, biraz elde sallama çok hafif de olsa netlik kaybına yol açmış. Bir de nedense renklerin de tam yerine oturmadığını gördüm. Oysa Canon Eos 50 D gibi bu alanda performansı çok yüksek bir makine ile çekim yapmış. Dediğim gibi son günlerin en iyi portresi olabilecek bu fotoğraf netlik ve biraz da renk ve doku kaybının kurbanı olmuş. Bu arada Tayfun arkadaşımızın portfolyosundaki diğer çalışmalarını da çok başarılı bulduğumu belirtmek istiyorum... İnsan ve mekan fotoğrafları çok etkili ve farklı…

87


“Oyun”

Oğuzhan Bozkurt


Denge Bu çalışmada fotoğrafa dair çok şey var. Sadece bu fotoğrafta değil, Oğuzhan Bozkurt’un tüm portfolyosunda çok şey var ve mutlaka incelemenizi öneririm. Tüm çalışmalarında fotoğrafın teknik ve estetik değerlerinin doğru ve başarılı kullanıldığını görmek mümkün. Çok derli toplu çalışıyor. Konusuna çok hâkim… Tüm çalışmalarında olağanüstü başarılı arka plan kurguları var. Konuyu iyi görüp gerisini ihmal etmemiş, fotoğraf alanının her noktasını bilinçlice değerlendirip doğru kullanmış. Yani sevgili Oğuzhan’ın fotoğraflarında tek atımlık başarı yok. Sadece doğru görmekle yetinmiyor kompozisyon kurallarına uygun doğru düzenlemeler de yapıyor. Artık fotoğrafçılar tek karelik başarılarla değil portfolyosundaki genel başarı ile değerlendiriliyor. Oğuzhan Bozkurt “fotoğrafta kompozisyonun” ve bu doğrultuda dengenin de önemini ısrarlı bir şekilde gözümüze sokuyor. Sadece bu fotoğrafta değil, tüm çalışmalarında da bu yaklaşımın izlerini görmek mümkün. İlgi merkezini belirleyip öylece bırakmıyor. Sağında, solunda ve hatta arkasındaki diğer obje ve lekelerle dengesel bir ilişki kuruyor ve bizler de bundan dolayı bu arkadaşımızın çekimlerini zevkle izliyor ve paylaşıyoruz. İnsan gözü, her şeyde olduğu gibi görsel düzenlemelerde de dengeyi arar. Dengeden yoksun fotoğraf eksik kalmış bir yapıya benzer. Fotoğraf karemizi oluştururken ana lekelerin dengesel dağılımını ihmal etmemeliyiz. Şu fotoğrafa bir bakın… Fotoğraf derslerinde bu konuya örnek gösterilebilecek bir fotoğraf. Öncelikle fotoğrafın dokusuna dikkat çekmek isterim. Çatlamış toprak dokusu. Fotografik etkisi yüksek ve her şeyden önce çocukların yaşamları ile ilgili bize önemli ipuçları veriyor. Fotoğraf alanında 2 pencere var. Biri sağ alt altın noktaya yakın diğeri sol üst. İki pencere zıt noktalarda müthiş bir denge unsuru yaratmış. İki pencere aslında tek başlarına iki ayrı fotoğraf gibi. Hem birbiri ile ilgili, hem de birbirinden ayrı. Üst penceredeki çocuklardan birinin alttaki çocuğa fırlattığı bakış iki lekeyi oya gibi birbirine bağlıyor ve bu durum Fotoğrafın Düzenlenmiş Hali

fotoğrafın tehlikelerinden olan konu ikileşmesi tehlikesinden kurtarıyor. İki pencere ise çok özenle düzenlenmiş, genel dokudaki açık tonların aksine pencerelerde siyah fon ilgi merkezi olan çocukları ön plana çıkarmış. Çocuklar her iki pencerede de doğru konumlanmışlar ve doğru bakmışlar. Yine dikkatinizi çekmek istediğim bir konu var. Üst pencerede 3, alt pencerede ise 1 çocuk var. Oğuzhan arkadaşımız 2+2 yapıp oransal bir bozukluğa gitmemiş. Biliyorsunuz 1/3 altın oranın ifadesi… Fotoğrafın teknik detaylarına girmiyorum. Işık dengeli ve doğru kullanılmış. Konuya fotoğraftaki görsel dengeyi elde etmek amacıyla tam karşıdan bakılmış. Bu fotoğrafın hiç mi eksiği yok diyeceksiniz. Çok önemli olmasa da küçük bir eleştiri yapmadan geçemeyeceğim. Pencereler fotoğrafın kenarlarına çok yaklaştırılmış. Bu durumuyla biraz sıkışıklık hissi verdi bana. Biraz daha geniş görülerek pencereler tam altın noktaya denk getirilebilirdi. Ben PS müdahalesi ile biraz kenarları açtım ve fotoğrafın biraz daha rahatlamasını sağladım. Sonuç olarak şunu söyleyebilirim ki Mersin’in sıcak coğrafyasından sıcak bir fotoğraf bizlerle paylaşmış Oğuzhan Bozkurt… Fotoğrafta her şeye ne kadar dikkat edersek edelim estetik dozu soğuk kalıplardan çıkarıp sıcak duygularımızla buluşturmayı da başarmak zorundayız.

89


“Beyaz yalnızlık güncesi”

Güngör Çınar


Diyagonal Kompozisyon ve Altın Nokta Fotoğrafta genellikle kompozisyon düzenlemesi yaparken yatay ya da dikey düşünürüz. Bu yaklaşım insanoğlunun yatay ya da düşey nesneleri daha çabuk algılaması ile açıklanabilir. Bu iki alışılagelmiş kompozisyon düzenlemesinin yanı sıra çapraz da denilen köşeden köşeye yapılan düzenlemeler de vardır ki, doğru kullanıldığı zaman biz fotoğrafçıları daha etkili bir görsel sonuca ulaştırabilir. İşte sevgili Güngör Cinar arkadaşımız “diyagonal” dediğimiz böylesi bir kompozisyonu paylaşmış bizlerle. Bu fotoğrafı yorumlamamdaki amacım 2 konuya dikkat çekmektir. Birincisi elbetteki yazımın girişiyle birlikte ele aldığım “Diyagonal kompozisyon”un önemi üzerinde durmak ve bir diğeri ise “Altın nokta”ya vurgu yapmaktır. Diyagonal kompozisyon, Güngör Bey’in bu çalışmasında görüldüğü gibi fotoğraf alanımızın bir köşesinden başlayarak, diğer köşesinde doğru yönelen ve hatta karşı köşede sona eren düzenlemelerdir. Daha çok, bu fotoğrafta kar üzerindeki yol olarak karşımıza çıkan çizgisel lekelerin olduğu fotoğraflarda kullanılır. Diyagonal kompozisyonlar sıra dışı olduğu için dikkat çekmesi kadar, fotoğrafa perspektif hissi verir ve gözü nesneye yönlendirmede etkili olur. Ayrıca çizgisel yapının dışında kalan diğer alanlarda dengesel bir hat oluşturur. Güngör Bey, çok başarılı bir diyagonal çalışma yapmış. Karlı bir zeminde yoldan geçen araçların bıraktığı izler sağ alt köşeden girip tatlı bir kıvrım çizerek sol üst köşede sonuçlanmış. İzlerin ikili olması bu dinamik etkiyi daha da güçlendirmiş. Düz bir çizgiden öte yoldaki hafif kıvrım fotoğrafa estetik bir boyutunun yanı sıra şematik bir etki katmış. Bu fotoğrafın en olumlu yönü de bu diyagonal yönelişi, fotoğrafın ilgi merkezine dönüştürecek bir yaşam öğesinin de fotoğraf alanı içinde yer almış olmasıdır. Yolda bir insan yürüyor. Çok doğal ve yaşamın bir parçası... Sırtında taşıdığı yükler var ve kırmızı kıyafeti fotoğrafa hafif bir kontrast katmış. Kadının yönü fotoğraf alanında doğru konumlanmış. Yön boşluğu

istenilen düzeyde bırakılmış. Fotoğrafa yarım yamalak giren çitler ise bu çalışmaya ritmik bir etki katmış. Evet, kadının fotoğraf alanı içindeki yerine dikkat çekmek istiyorum. Kadın tam sağ alt altın noktada. Yani ilgi merkezinin oransal olarak göze en hoş gelen noktasında… Altın nokta tanımını sitemizin eğitim bölümünde yer alan “Fotoğrafta Altın Oran” bölümünde okuyabilirsiniz. Çok basit tanımıyla altın nokta, fotoğraf alanını dikey ve yatay üç parçaya böldüğümüzde, çizgilerin kesiştiği noktaya verilen addır. Bir fotoğraf karesinde 4 tane altın nokta bulunur ve fotoğrafın seyrine göre ilgi merkezi bu noktalardan birine denk getirildiğinde fotoğraf insan gözüne daha estetik görünür. Bu yönü ile de Güngör arkadaşımızın çalışmasını çok başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Fotoğrafı yalın, güçlü ve kompozisyona örnek bir çalışma olarak değerlendirmek gerekir. Sadece karlı alanda diyagonal yol çizgilerinin etkisini azaltacak diğer lekelerle, çalı çırpıların kar zeminde oluşturduğu diğer lekeler fotoğrafın bir eksikliği olarak geldi bana. Fotoğraf bir belgesel çalışmaysa diyeceğim yok elbette. Ama eğer bir sanat fotoğrafı üretiyorsak bu çalı ve lekelerin kar dokusuyla kapatılması gerekirdi. Güngör arkadaşımız bunların yanı sıra doğru yerde durmuş, bakış yüksekliği böyle bir etkiye ortaya koyabilecek düzeyde ve doğru zamanda deklanşörüne basmış. Tabii tüm bunlarda Güngör Beyin sanat eğitmeni olmasının etkisini de yadsımamak gerekir. Bilinçli bir gözle konuya yaklaştığını açıkça görebiliyoruz. Orjinal fotoğrafın yanına ilk fotoğrafta, çalışmanın gözü tırmalayan ve dikkat dağıtan diğer lekelerini temizledim. İkinci fotoğrafta ise kadının fotoğraf alanındaki yerinin nasıl doğru altın noktada olduğunu şematik olarak göstermeye çalıştım.

91


Fotoğrafın Düzenlenmiş Hali

Fotoğrafın Şeması (altın oran)

93


“Demirci”

Gökalp Bilici


Her Şey Var Bu Fotoğrafta Bazı fotoğraflar bir yönleri ile ön plana çıkarlar. Başarılı bir şekilde vurgulanan bu tek özellik o fotoğrafı ilgi çeken bir çalışma haline getirebilir. Bazı fotoğraflar da vardır ki, onda fotoğrafa dair çok şey görürsünüz. Gökalp Bilici’nin de bu fotoğrafı öyle... Çok şeyin görülüp, ustaca gösterildiği bir çalışma ile karşı karşıyayız. Fotoğrafın teknik özelliklerinin yanı sıra tam bir düzenleme ustalığı var bu fotoğrafta... Bir fotoğrafın bilinçli kurgusu nasıl yapılır? Her şey nasıl ayrıntılı düşünülüp hesaplanır? Fotoğrafın tüm yapısal öğeleri nasıl yerli yerine konur? İşte bu fotoğrafta tüm bunları açık ve net bir şekilde gösteriyor sevgili Gökalp bizlere... Fotoğrafı şöyle bir okumaya başlayalım. Teknik olarak fotoğrafın exif bilgilerinde 1/30 enstantane bilgisinin dışında diğer ayrıntıları göremiyoruz. Görmemiz de gerekmez zaten. Belli ki Gökalp arkadaşımız kapalı bir mekanda, az ışık koşullarında hareketin de olduğu bu fotoğrafı başarıyla kotarmış. Benim asıl dikkat çekmek istediğim konu fotoğraftaki düzenlemenin başarısı. Fotoğrafta renk, hareket, yaşam, alev, duman, doğallık, atmosfer, orakların şematik etkisi, yalınlık, denge, arka plan kurgusu, yön boşluğu, zamanlama gibi düzenleme unsurlarını başarı ile kullanan Gökalp Bilici bu özenli davranışı ile fotoğrafının başarı çizgizini bir hayli yukarılara çekmeyi başarmış. Fotoğraf, kuru bir demirci dükkanından bir çalışma sahnesi olmanın dışında tüm ayrıntıların oya gibi işlendiği klas bir çalışmaya dönüşmüş. Adam tüm doğallığı içinde dükkanında çalışıyor, giyimi, duruşu ve işine odaklanması son derece iyi. Hareketin en kritik anındayız. Orağın alevle delinmiş sapı orağa takılmak üzere. Ellerde hiç bir bindirme yok. Sapın bir tarafından alev, diğer tarafından duman çıkıyor. Alev fotoğrafa renk ve aksiyon katarken, arkadan çıkan duman fotoğrafa büyük bir estetik hava katmasının yanında ileri doğru gidip çoğalarak, ocağın üzerinde adamın beyaz önlüğünü dengeleyecek beyaz bir leke haline geliyor.

Adamın arkasında koyu alanlar var ve olası gözü tırmalayacak nesneler görüntü dışında bırakılmış. Ocağın bulunduğu noktadaki ayrıntılara bakın. Ateşin üzeri boş değil, bir demlik sallanıyor. Yanan odunların yanında sap olarak seçilenler var. Sapların üzerine iki orak özenle yerleştirilmiş. Onlar da çakışarak birbirinin şematik etkisini yok etmiyor. Sadece örsün sol alt köşesi kötü bir şekilde kesilmiş o kadar. Bir adım geri gidilip bu kesilme önlenir ve örsün fotoğraf alanındaki belirginliği artırılabilirdi. Bu küçük eksikliğin dışında oya gibi işlediği kompozisyonuyla bizleri alıp o ustanın çalışma ortamının çarpıcı atmosferi içine bırakan sevgili Gökalp, bir düzenlemedeki ince detayların önemini de gözlerimizin içine sokuyor. Gökalp Bilici bir doktor. Son tanıştığımızda Beyşehir’de çalışıyordu. Ailece fotoğrafçılar. Oğlu Doğan geleceğin yetenekli fotoğrafçılarından. Doktorluğun yoğun iş temposu ve çalışma stresinden zaman buldukça çektiği fotoğraflar...

95


“Semazenler”

M.Müsebbih Ergin


Uzun Pozun Gizemi Uzun poz çalışmaları fotoğrafçılığın zor ama en keyif verici alanlarından biridir. Yarattığı soyut etkiler görüntüyü gerçek dünyadan koparıp hayalle gerçek arası görsel bir şölene dönüştürür. Fotoğraf aslında “zamanın binlerde birinin soyutlamasıdır” ve uzun poz çalışmalarında bu soyutlamanın güzel ve etkili izlerine rastlarız. Biz fotoğrafı genellikle aklın alamayacağı kadar kısa süreler içinde çekeriz. Bazen de sıra dışı olarak uzun sürelerde… Uzun sürede çekilen fotoğraflar, fotoğrafın kalıpları dışına çıkmadır, şartları zorlamadır. Uzun poz çekimleri 1/30 saniyenin altına düştükten sonra başlar, artı saniyelere hatta dakikalara varan uzunluklar bu etkiyi gittikçe artırır. Uzun sürelerde yapılan çekimler, bize kayıp giden görüntüler, uzayıp giden ışık çizgileri, somuttan soyuta kayan nesneler, tüle dönüşen su hareketleri gibi ilginç fotoğraflar sunar. Bu çalışmaların olmazsa olmaz ekipmanı elbette ki tripotlarımızdır. Aksi takdirde makinemizi sabitleyemeyiz ve asla iyi bir sonuç alamayız. Bu alandaki çalışmaların içine pan ve zoom out gibi makinemizin ya da objektifimizin hareketleri ile oluşan çekimlerimiz de girer. Örneğin 1 sn civarında bir sürede çekim yapıyorsak ve çekim anında objektifimizin zoomunu ani bir hareketle ileri ya da geri hareket ettirerek elde ettiğimiz görüntüler yine uzun poz çalışmalarının farklı örneklerini oluşturur. İşte M.Müsebbih Ergin arkadaşımız bizimle böyle bir çalışmasını paylaşmış. İyi bir bakış yüksekliğinden bakarak alt planda oturan semazenlere zoom out tekniğini uygulamış. Kaymanın etkisini tam dozunda ayarlamak belli bir deneyim ve el alışkanlığı gerektirir. Müsebbih bey işin bu yönünü başarı ile kotarmış. Fotoğrafta göz okşayan bir zoom etkisi var. Fotoğrafın diğer teknik bilgilerini okuyalım şimdi. Fotoğrafın çekim süresi 1/5, yani fotoğraf çekimi açısından uzun bir süre. Uzun poz açısından da uygun bir süre sayılabileceğini ortaya çıkan

sonuçtan anlayabiliyoruz. Diyafram ise 10, yani orta değerde bir açıklık. 50 mm objektif kullanılmış ve kadrajı da bu açıya tam oturmuş. Dikkatimi çeken ASA değerinin 500 olması. Eğer uzun poz çekiyorsak ve tripot kullanıyorsak ASA değerinin iyi bir sonuç için 100 olması gerekir. Biliyorsunuz yüksek ASA noise (kumlanma) üreteceğinden çok zorunlu kalmadıkça tercih edilmez. Fotoğrafı biraz da estetik açıdan okuyalım. Öncelikle çok sade ve göz yormayan bir düzenleme. Semazenlerin özünde olan mistik yapı bu teknikle fotoğrafa çok estetik bir şekilde aktarılmış. Fotoğrafta ortam ışığı olan kırmızının hâkimiyeti var. Renkler bu fotoğrafa çok yakışmış. Yalnız kırmızı egemenliği semazenler üzerindeki siyahın etkisini biraz azaltmış. Photosop’ta selective color seçeneği ile siyaha müdahale edilip biraz daha etkili hale getirilebilir ve fotoğrafın çarpıcılığı artırılabilirdi. Zoom outun etkisi semazenlerin üzerinde hoş bir gölge ve ritim etkisi yaratmış. Bu ritimde renk ağırlığının koyudan açığa doğru gittikçe azalması da fotoğrafa farklı bir boyut katmış. Semazenlerin yan yana dizilişlerindeki estetik görsellik fotoğrafı daha da izlenir hale getirmiş. Fotoğraf genel anlamda hoş, estetik, uyumlu, samimi ve mistik öğelerle dolu. Sema gösterilerinin zaten yoğun olan fotografik etkisi, Müsebbih Ergin’in bu fotoğrafında insanın ruhsal derinliklerinin yanı sıra göz estetiğine de ulaşan görsel bir zenginliğe dönüşmüş. Ressamın fırçasını eline alıp, ney müziğinin eşliğinde tuvalini kırmızı ve siyahın tonları ile boyaması gibi kadrajını allayıp pullayıp zor bir teknik deneme ile boyar gibi bize sunmuş. Şiir gibi okunup, masal gibi dinlenecek bir anlatım dili oluşturmuş arkadaşımız. Bizi de bu mistik ve insanın ruhsal dünyasını titreten bu derin yolculuğuna ortak etmiş…

97


“Mardin’de bir konak”

Nurullah Genç


Mekân ve Fotoğraf Mekânların fotoğraf üzerine olan etkisi tartışılmaz. Mekânlar doğru kullanıldığında fotoğrafa anlam ve güç katarlar. Buyurun size bir Mardin fotoğrafı. Nurullah Genç arkadaşımız olağanüstü güzel bir mekân fotoğrafı paylaşmış bizlerle. Mardin ilimiz bu anlamda dünyada eşi ve benzeri olmayan bir plato… Taş dokusunun insanı saran etkisinin yanında, yöre mimarisinin son derece zengin estetik unsurlarla bezeli evleri, konakları ve mabetleri, fotoğrafçıları yüzyıllar öncesinin Mezopotamya’sına masalsı bir yolculuğa çıkarıyor. Mekanda tarihi motifler ön planda, sağlı sollu simetrik sütunlar ve kemerler… Orta alana doğru inen taş merdivenlerin ritmi, karşıda bilinmezliğe açılan bir kapı ve dışarıdaki sisin biraz da avluya girerek oluşturduğu mistik bir hava… Köşede iğreti şekilde duran bekçi kulübesi, kemerlerin altında mekânla uyuşmayan demir ve saç çerçeveler, son derece gözü tırmalayan yerdeki çiçeklikleri görmezlikten gelirsek her şey fotoğraf için yaratılmış sanki. İnsan beyni olağanüstü bir uyum yeteneğine sahiptir. Beyinsel gücümüzle bu olumsuzlukları görmemezlikten gelebiliriz ama fotoğraf makinelerimizin böyle bir yeteneği yok. Onlar her şeyi görürler ve kaydederler. İşte bu kaydettikleri göz tırmalayan nesneler de fotoğrafı inanılmaz bir görsel etkiden çıkarıp sıradan görüntülere dönüştürürler. İşte Nurullah Genç arkadaşımızın bu eşsiz mekândaki fotoğrafı aslında unutulmaz klasikler arasına girme potansiyeline sahipken ne yazık ki sıradan bir kompozisyondan öteye geçememiş. Mekân güzel, şematik etkilerin ve simetrik yapıların fotoğrafta kullanılması güzel, sisin fotoğrafa sağladığı mistik katkı güzel, kapının bilinmezliğe açılmış hali güzel, merdivenlerin ritmi ve fotoğrafın kalbine yolculuğu güzel… Peki, sorun nerede o zaman? Başlangıçta dediğim gibi öncelikle mekândaki sıkıntılar dikkat çekici… Peki, bunda Nurullah arkadaşımızın suçu ne diyeceksiniz? Elbette bunda suçu yok, kulübeyi oradan kaldırıp, çerçeveleri doğal dokuya uygun ahşap malzeme ile kaplatma şansına da sahip değil.

Fotoğrafçıyı şu şekilde eleştirelim o zaman. Perspektif düzenlemeye gereken özeni göstermemiş. Karşı üst kemerleri gereksiz bir şekilde keserek fotoğrafın en önemli görsel etkilerinden birini zayıflatmış. Sağ ve soldaki perspektif dengesinde eğrilikler var. Sağ taraftaki kemerin hemen üstünden kesim yapılmış ama sol taraftaki kemerin üstünde daha fazla bir boşluk var. Bu durum fotoğrafın dengesel yapısını bozmuş. Fotoğrafta beni en çok rahatsız eden konu ise insan unsurunun çok sıradan ve gereksiz bir şekilde kullanılmış olması. Mekâna uyum sağlamadığı gibi o noktaya iliştirilmiş gibi duruyor. Fotoğrafın en orta noktasında da gereksiz bir leke ağırlığı yapıyor. İlgi merkezinin bir fotoğraf karesinin en ortasına konulması en riskli durumdur. Perspektif dengesi açısından haydi koyduk diyelim, o zaman yapıya uygun ve doğal bir etki yaratacak bir model seçilmeliydi. Bana göre eğer bu çalışmada insan kullanılsaydı en doğru yer tam karşıdaki kapının girişi olurdu. Sise doğru yürüyerek kapıdan çıkan ya da tersi bir durumda içeri giren yaşlı biri çok güzel bir etki yaratırdı bu fotoğraf üzerinde. Ve ben böyle bir fotoğrafı çekiyor olsaydım karşı kapıdan birinin girmesi için herhalde saatlerce bekleyebilir ya da ortama uygun ustaca bir kurgu yapabilirdim. (Ne demek istediğimin daha da anlaşılması için fotoğrafta küçük ve hızlı bir çalışma yaparak fotoğrafın altına ekledim. Öncelikle perspektif eğriliklerini düzelterek daha doğru bir denge sağladım. Adamı bulunduğu hatalı yerden kaldırdım. Hayalimdeki adamın olması gereken yere de pek ustaca olmasa da yaşlı ve elinde bastonu olan birini manipüle ettim) Tüm bunlara rağmen sevgili Nurullah Genç’in fotoğrafını beğenerek izledim, kendisine başarılar diliyorum.

99


Orjinal FotoÄ&#x;raf


Manipüle Fotoğraf

101


“Kartal terbiyecisi”

Cihan Karaca


Çarpıcı Fotoğraf İnsanı çarpan, baktıran, düşündüren bir fotoğrafla karşımızda sevgili Cihan Karaca… Fotoğrafları çok başarılı. Her çalışması özenle hazırlanmış ve sunulmuş. Çok etkilendiğim bu fotoğraf bir serinin devamı. Bu alandaki diğer fotoğrafları da son derece güzel. Bu seri, bırakalım ülkemizi, uluslararası alanda da ses getirebilecek nitelikte. Konu olağanüstü güzel… Şahin ve çocuk… Tüm izleyenlerin manipülasyon mu, doğrudan fotoğraf mı gelgitlerini yaşatacak kadar hem gerçekçi hem fantastik bir çalışma. Yırtıcılık ile masumiyet bir arada. Sevgili Cihan, şahini biraz çocuklaştırmış ve çocuğu ise biraz şahinleştirmiş. Her ikisinin de uç noktalarını törpüleyerek bize sunmuş. Bu yönüyle de felsefi bir mesaj vermiş bizlere. Şu fotoğrafın düzenlemesine bir bakın. Pencere doğal bir çerçeve oluşturmuş. Çocuğun kolu çerçevenin dışına taşarak fotoğrafa üçüncü bir boyut katmış. Duvar dokusu bu çerçeveyi tamamlayan önemli bir öğe olmuş, arka planın siyahlığı konuyu sarıp sarmalamış. Az elemanla çok şey anlatılmış. Yani çok başarılı bir kompozisyon bizi fotoğrafın içine çekiyor. Bize çok şey anlatan bakışlar her yönüyle çok etkili. Her iki bakışta fotoğraf karesinden fırlayıp bizim gözlerimizle buluşarak, artı ile eksinin, siyah ile beyazın ve güçlü ile zayıfın güzel bir sentezini sunuyorlar bizlere. Fotoğrafın teknik özelliklerinden de söz etmeliyim. Dikkat ederseniz fotoğraf son derece keskin. Ton ve dokulardaki bütün detayları görebiliyoruz. Bunda son dönemlerde kendisini iyice geliştiren Sony DSLR nin A 700 modeli ve Carl Zeiss objektifin optik kalitesi olduğu kadar, kısık diyaframın etkisinin de büyük katkısı var. Perde hızı olarak 1/30 enstantane kullanılmış. Bu ışık ortamına göre uzun sayılabilecek bir çekim hızının seçilmiş olması demek, diyaframın son derece kısılmış olması demektir. Bu da fotoğrafın netliği ve keskinliğini etkileyen önemli bir faktördür. Fotoğraf kullanılan malzeme ile aslında biraz da bizi masal diyarına götürüyor. Çocuk, binbir gece masallarının çağdaş versiyonu gibi. Koluna

geçmiş tırnak izleri bizi bir anda geçmişten günümüze ulaştırıyor ve acımtırak gerçeğin şamarını bir tokat gibi yüzümüze vuruyor. Çocuk ve şahin… Bu fotoğrafta birbirini bütünleyen müthiş bir zıtlık… Sanki birazdan oradan fırlayacak, kızıl şahinin kanatları üzerinde bilinmezlik diyarına kanat çırpacaklar.

103


“İsimsiz”

Kemal Kamil Akça


Fotoğrafta Yaratıcılık ve Özgünlük Fotoğrafın çok yönlü olduğunu hepimiz biliyoruz. Sanat olup olmadığının da hep tartışıldığını da… Birçoğumuz bu tartışmanın bazen kenarında kaldık, bazen de tam ortasında. Kimimiz de lafta kalmadık, kabul etmeyenlerin aklına, göremeyenlerin gözüne sokarcasına başarılı sanat yapıtları ürettik. Eğer bir fotoğrafçı, “ben elimdeki ekipman ve diğer malzeme ile, fotoğrafın temel bilgi ve olanaklarını kullanarak sanat yapmak istiyorum” derse, sanat fotoğrafının kapıları aralanmış demektir. Başarılı olup olmaması da o sanatçıya veya onun çalışmasını değerlendirecek izleyiciye kalmıştır. İşte ben Kamil Akca arkadaşımızın sadece bu çalışması değil, bütün çalışmalarını çok büyük özen ve emekle hazırlanmış birer sanat fotoğrafı olarak görüyorum. Fotoğrafçıların, daha dijitalin esamesinin bile okunmadığı yıllarda benzer sanat yaklaşımları içine girdiklerini ve bu amaca ulaşmak için yine fotografik kurallara bağlı kalmak koşulu ile değişik teknik ve yöntemler deneyip uyguladıklarını biliyoruz. Öyle ki “deneysel fotoğrafçılık” denilen farklı alanlar ve diğer soyut çalışmalar bu arayışın sonucu ortaya çıkmıştı. Dijital fotoğrafçılığın gelişmesi ve özellikle “aydınlık oda” denilen fotoğraf işleme programlarının hayatımıza girmesi, bu tür yaratıcılık kokan sanatsal yaklaşımların kapılarını sonuna kadar araladı. Yeni kuşak sanatsal düzenlemelerin öyle kolay ve iki maus darbesi ile yapıldığı sanılmasın sakın. Bence fotoğrafçılığın en zor alanlarından biri bu alandır. Çünkü hem düşüneceksin, hem çekeceksin ve hem de izleyeni etkileyecek şekilde oya gibi işleyeceksin. Bu işlemeniz sırıtmayacak, gözü tırmalamayacak, yapılacak uygulamalar insanı rahatsız etmeyecek dozda olacak. İğne ile kuyu kazımak gibi çok büyük sabır ve yaratıcılıkla oluşan bu fotoğraflar da bizleri fotoğrafın somut ve belgesel kulvarlarından alıp, sonu olmayan düşsel zenginlikler içine sokuyor. İşte sevgili Kamil’in fotoğrafları tüm bu anlattıklarımla örtüşen başarılı ve örnek gösterilebilecek çalışmaları internet paylaşımının küçük pencerelerinden çıkıp bizlerin gönüllerimizin engin panolarına aslmaya

devam ediyor. Neden Kamil Akca’nın fotoğrafları bu kadar ilgi görüyor, her çalışması sitemizin ana sayfasında hemencecik kendisine yer bulabiliyor? Bir defa Kamil arkadaşımızın kendine özgü bir tarzı var. Böyle bir alanda böyle estetik düzeyi yüksek bir tarz yaratmanın her babayiğidin harcı olmadığını bilmeliyiz. Her gördüğümüz yerde, imzası olmasa bile “Bu bir Kemal Kamil Akca fotoğrafıdır” diyebiliyoruz. Onun dışında arkadaşımızın çalışmalarındaki fotografik değerler çok üst düzeyde. Çıkaralım bu fotoğraflara resimsel tat katan ve onu özgün bir yere taşıyan ps uygulamalarını, fotoğrafların ham halleri bile çok başarılı değil mi? Modellerin ve mekanın seçimi, kullanılan kostümler ve diğer aksesuarların tümü bir film sahnesinin titiz özgünlüğü içinde yaratılmamış mı? Bir defa Kamil, gördüğünü çekmiyor, çekmeyi düşündüğünü görünür hale getirip öyle fotoğraflıyor. Bunun için de çok zaman harcıyor. Çok düşünüyor, çok özeniyor. Yani zor olanı yapıyor. Yani hem doğru çekiyor ve hem de doğru işliyor. Eğer Kamil arkadaşımız fotoğraflarını, sadece fotoğraf olarak bu kadar başarılı çekmemiş olsaydı, karşımıza gelen çalışmalar bizi böylesine etkilemezdi. Şu çalışmasındaki fotoğrafa bakın. Işığı kullanımından tutun modelin duruşuna ve bakışına varıncaya kadar klâs bir örnekle karşı karşıyayız.. Mekânla hoş bir bütünlük sağlayan, sade ama çok etkili, uyumlu ama çok çarpıcı, rahatlıkla büyütüp keyifle evimizin duvarlarına asabileceğimiz estetik düzeyi son derece yüksek bir fotoğrafı paylaşmış bizlerle. Bu fotoğrafın ufak tefek kusurları yok mu diye soranlara da şunu söyleyebilirim: Bu fotoğrafın görsel etkisi o kadar yüksek ki, bu kusurları aradan çıkarıp burada vurgulamak çok yersiz ve çerezin çerezi, gibi geldi bana. O bir iyi fotoğrafçı, o bir iyi işlemeci, onun hayal gücü çok yüksek, sanatsal imgelerle özdeşleşecek çok güçlü yeteneğe ya da bilgi birikimine sahip.

105


“L’enfant, la pauvreté, le travail”

Sabine Sirey


Gözlerdeki Netlik Fotoğraf, eğer söyleyecek sözü varsa fotoğraftır… Bu fotoğraf ilk bakışta bende bu duyguları yarattı. Evet, Sabine’nin fotoğrafı adeta bir şeyler anlatıyordu. Çocuk eğilmiş objektife bakarak bir şeyler anlatıyor bizlere. Bunun ne olduğu da bizim beyin kıvrımlarımızdaki dalgalanmalarda saklı. Fotoğraf bu işte, altyazısı olmayacak, fotoğrafçı “ben bu çalışmamda şunu anlatıyorum” demeyecek, izleyici bakacak ve mesajı bir çırpıda alacak. Bu fotoğrafın mesajı da altyazıya hiç gereksinim duymuyor. Bakan kişi çocuğun sıcak ve anlam dolu bakışlarındaki mesajı hemencecik alıyor. Bu fotoğraf her insanın çocukluğuna birer ufak gönderme yaptığı gibi, dünyadaki yoksulluk içinde yaşamını sürdürmek zorunda kalan milyonlarca çocuğun görsel bir çığlığı olup çıkıyor. Fotoğraf sabit 50 mm nin optik kalitesinde çekilmiş. Diyafram değeri de muhtemelen objektifin en açık değeri. Yani 1/1.8. Bunu gözlerin dışındaki her alanda oluşan fluluktan anlamak mümkün. Diyafram açıklığı yüksek, sabit 50 mm. Aslında her fotoğrafçının çantasında olması gereken bir objektif. Az ışık koşullarında niteliği yüksek görüntüler elde etmede ve özellikle alan derinliğini yok etmede üstün performansa sahipler. Bu fotoğrafta da sabit 50 mm’nin etkilerini görebiliyoruz. İlgi merkezi olan gözlere netlik yapılmış. Doğru da yapılmış. Bu tür fotoğraflarda gözler en önemli lekesel alandır ve gözler mutlaka çok net olmalıdır. Biz karşımızdaki insanla göz üzerinden temas kurduğumuz gibi, fotoğrafın temas noktası da gözlerdir ve bu nedenle net olması gerekir. Dikkat ederseniz ön plandaki parmak ile arka plandaki kulak hemen flulaşmış. Bu da fotoğrafın ve özellikle gözlerin etkisini artırarak daha da vurucu hale getirmiş. Fotoğrafın kompozisyon düzenlemesini çok başarılı buldum. “Ben olsaydım nasıl bir kadraj oluştururdum?” diye düşündüğümde aynı kapıya çıktığımı fark ettim. Elin ortadan kesimi, kafanın alına yakın bir yerden kesimi ile dengelenmiş. Arka plan başarı ile kurgulanmış, fondaki çizgiler çalışmaya şematik etkiler katmış. Tüm bu olumlu nedenlere rağmen benim gözümü tırmalayan bir

şeyler vardı. Onun nedeninin de ışık ve renk kullanımındaki dengesizlik olduğuna karar verdim. Aslında fotoğrafta soft mavi ve kirli beyaz tonlar hâkim. Beyaz alanlarda biraz abartı var gibi geldi bana. Sonra bu fotoğrafa siyah beyazın daha çok yakışacağını düşündüm . Eğer bir fotoğrafın altyapısı güçlüyse, o çalışmayı çok daha iyi hale getirmek mümkün. Sabine arkadaşımız da biraz işleme ile bu fotoğrafı çok daha iyi bir yere taşıyabilirdi diyerek yazıma noktayı koyayım.

Fotoğrafın Düzenlenmiş Hali


“Eşek arabası”

Özkan Olcay


Küçük Ayrıntıların Önemi Van Gölü sahilinden güzel, sıcak ve samimi bir fotoğraf. O sahillerde çok dolaştım, Van Gölü’nün eşsiz fotoğraf ışığında çok yıkandım. Geçmiş arşivime dönüp baktığımda hala ilk günkü gibi taze ve alabildiğine insanın içine işleyen fotoğraflarla karşılaşırım. Fotoğraf hayatımın klasiklerinden biri olarak kabul etiğim “Kız ve Keçi” adlı fotoğrafım Ahlat ile Tatvan arasındaki Kıyıdüzü köyünde çekilmiştir. Özkan Olcay’ın fotoğraflarını yakından takip ediyorum. Bulunduğu coğrafyayı son derece büyük bir heyecan içinde çekip belgelemeye ve tanıtmaya çalışıyor. Bu sitelerin onbinlerce ziyaretçisi Özkan ve arkadaşlarının fotoğraflarıyla Anadolu’daki medeniyetin önemli duraklarından olan Ahlat’ı tanıyor ve oraları merak ediyor. Fotoğrafın bir gücü de bu değil midir zaten? Gelelim fotoğrafa... Başta şunu söylemeliyim ki, Özkan Olcay fotoğrafı ve ışığı gittikçe daha iyi görüyor.İçgüdüsel olarak doğru konulara yaklaşıyor ve fotoğraflarındaki kalite gittikçe yükseliyor.. . Önce bu fotoğrafın artılarından başlayayım. Konu güzel ve insanı içine çekiyor. Yaşamdan güzel bir kare sunuyor bizlere. Mizansen değil, doğal bir çalışma gibi görünüyor, bu da fotoğrafı daha samimi hale getiriyor. Çocuklar son derece doğal. Arkadaki çocuk kendinden geçmiş gibi çok doğal yürüyor. Oturanların elindeki sopa ile, arkada yürüyen çocuğun elindeki ipin kıvrımı hoş bir şematik etki katmış. Bu etkiyi eşek arabasının tekerleri ile arabanın arkasındaki sivri iki çıkıntıda da görmek mümkün. Fotoğrafın bu doğal ve abartısız atmosferi kadar tablo gibi arka planını beğendim. Sarı otlar, Van Gölü’nün maviliği, çok uzaklarda yükselen dağlar ve ritmik tonlarla istiflenmiş olan bulutlar... Arka planın başarısı fotoğrafını sadece yaşam fotoğrafı olmaktan çıkarıp, manzara fotoğrafları sınıfına da sokuyor. Senin insan fotoğrafına iyi bir arka plan kurgusu yaptığın gibi, güzel bir manzara fotoğrafına yaşam öğesi kattığın da söylenebilir. Fotoğrafın eksikliklerine gelince… Oturan çocuklardan arkada kalan ya hiç olmasaydı ya da en azından yüzü biraz daha alınabilseydi. Yarım yamalak gözükerek genel başarıyı biraz gölgelemiş gibi. Fotoğrafın Düzenlenmiş Hali

Ufuk çizgisi bu tür fotoğraflarda çok önemli. Çok az da olsa biraz eğiklik var. Ufuk çizgisinin düzlüğüne çok dikkat edilmeliydi. Bu fotoğrafın en büyük kusuru ise “yön boşluğunu” nun düşünülmemiş olması. Eğer bir fotoğrafta herhangi bir yöne doğru bir bakış ya da hareket söz konusuysa, o yöndeki boşluğun arkasına oranla çok daha fazla olması gerekir. Sevgili Özkan’ın fotoğrafının üzerinde çok özenmeden de olsa küçük bir müdahale yaptım ve yön boşluğu oluşturdum. Ayrıca, ufuk çizgisini düzelttim ve asfalttaki izi yok ettim. Başka ne yaptım? Arkadan yarım yamalak fotoğrafa giren çocuğu tamamen gizledim. Renklere biraz daha doygunluk verdim, asfalt ve bulutları az yoğunlaştırdım. Böylece izleyenin gözüne daha hoş gelen bir fotoğraf ortaya çıktı. Aslında küçük gibi gözüken birçok ayrıntının fotoğrafımızın etkisini çok zayıflatacağını ya da çok yükselteceğini aklımızdan çıkarmamalıyız.


“Sarhoş”

Feyza Bayram


Kurgu Fotoğrafçılığı Fotoğraf sadece var olanı ya da görüneni çekmek değildir. Bazen var olmayan da hayal edilir kurgulanır ve çekilir. Bu durum bazen doğrudan fotoğraf çekmekten çok daha zordur. Çünkü “çekmek” olayın sadece sonucudur. Çekimin öncesinde ciddi bir beyin fırtınası gereklidir. Öncelikle iyi düşüneceksin, yaratıcı olacaksın, düşündüğünü iyi somutlaştıracaksın, iyi kompoze edeceksin ve son olarak iyi de çekeceksin. Dijital teknoloji kurgusal fotoğrafın önünü açtı. Özellikle Photoshop mucizesi, yaratıcı beyinlerin sınırlarını daha da zorlamaya başladı. Bu tür çalışmaların dijital teknikle var olduğunu sanmayın. Fotoğrafçılığın bu alanı fotoğrafın tarihi kadar eskidir. Dijital öncesi kurgusal fotoğrafçılığın ustalarından en önemlilerinden biri Jerry Uelsmann’dır. Fotoğrafın çekilerek öğrenilecek, sadece deneyimle geliştirilebilecek bir zanaat olarak görülmesine üniversitedeyken karşı çıkan bu ünlü kurgu ustası, fotoğrafın bir sanat olduğunu ve sanatın da kuramsız olmayacağını savunur. Ona göre, sanat anlayışı ise temellerini bilinçaltından, düşlerden alan gerçeküstücülük akımından alır. Yani kurgusal fotoğrafın sanatsal ve kuramsal yönü ön plandadır. Sevgili Feyza’nın bu fotoğrafı işte bu çağrışımları yaptı kafamda. Sanatsal yaklaşım ve gerçeküstücülük… İşte bu yaklaşım doğrultusunda bugüne kadar göremediğimiz sıra dışı bir alana kaymış ve olağanüstü başarılı bir kurgusal fotoğrafla karşımıza çıkmış. Sevgili Feyza, fotoğraf alanındaki hırsını, sevgisini ve heyecanını bu başarılı çalışmayla da taçlandırmış. Hemen hemen her alanda başarı ile ürettiği nitelikli fotoğrafların arasına bir de bu alanı ve kusursuz manipülasyonu katmış. Manipülasyon diyorum, belki de yanılabilirim. Çünkü her şey son derece gerçekçi ve uyumlu. Sanki doğrudan fotoğraf gibi. Eğer Feyza şişenin altını kesip kırmızı armudu oradan koymadıysa, ya da armudu içeride yetiştirip büyütmediyse gerçekten kusursuz bir manipülasyon ve başarılı bir stil life çalışmasıyla karşı karşıyayız. Bunu cam şişenin dokusundan, armudun kırmızısına ve ışık

parlamalarından camdaki ışığın kırılma etkisine kadar bu başarıyı her detayda görebiliriz. Ya yaratıcılık, düzenleme ve ışık kullanımındaki başarı. Onlar da bu fotoğrafı editörlerimizin de onayı ile ana sayfanın tepesine taşıyor. Sarı ve yeşilin tonlarındaki göz okşayıcılık, kırmızı armudun ilgi merkezi oluşu ve kontrast etkisinin yanı sıra armutların dizilişindeki estetik bütünlük ve şişe ile olan uyum bu fotoğrafın artılarından. Ayrıca ışığın da konuyu çok dengeli aydınlatması bu fotoğrafın daha çarpıcı bir hale gelmesini sağlıyor. Fotoğrafın mesajındaki gücü de siz okuyucuların hayal gücüne bırakıyorum. Çünkü çok farklı yorum niteliği olan bir çalışma ile karşı karşıyayız. Şimdi bunca iyi bir bakış açısı, iyi bir yorum, iyi bir teknikteki profesyonel yaklaşıma sevgili Feyza’nın imzasının durduğu yere hiç yakışmadı diyerek küçük de bir eleştiri yapmış olayım. Çekirge imzası bu güzel estetik bütünlüğü tırmalıyor sanki. Keşke eğer imza atılacaksa sağ alt köşeye atılsaydı. Sonuç olarak çok beğendiğim ve ders niteliğinde gördüğüm bu çalışmasından dolayı Feyza Bayram’ı kutluyor, üretimdeki bu heyecanının hep sürmesini diliyorum.

111


“İsimsiz”

Esra Şenocak


Farklı Olabilmek Dünyada her saniye içinde milyonlarca fotoğraf üretiliyor. Milyonlarca manzara, milyonlarca doğa, milyonlarca insan fotoğrafı… İşte bu çok sayıdaki iş içinde önemli olan farklı olmayı başarmaktır. Farklı bir bakış, farklı bir yorum, farklı bir malzeme ya da farklı bir teknik. Sadece iyi olmak yetmiyor. Hem iyi ve hem de farklı olmak zorundayız. İşte Esra, hem iyi ve hem de farklı bir fotoğrafla karşımızda. Bakar bakmaz çok etkilendim ve hemen bir şeyler yazma isteği doğdu içimde. Yazmalıydım evet. Bu iyi ve farklı fotoğrafı yorumlamalıydım. Her şeyi ile klâs bir fotoğraf. Sadece bu çalışması değil tüm fotoğrafları öyle. Portfolyosuna girip bakar mısınız? Nasıl da izlemekten büyük haz alınacak fotoğraflarla dolu. Esra arkadaşımız her şeyden önce çok güçlü bir tekniğe sahip. Bu fotoğrafın her noktasında bunu görmek mümkün. Fotoğraftaki teknik detaylar olağanüstü. Renk, doku ve keskinlik. İşlemeye gelince birinci sınıf bir işçilik görüyoruz orada. Ya modeli kullanma. Yüz, ifade, kapanarak bizi sonsuz düşüncelere iten kapalı gözler… Açık kompozisyonun da en güzel örneklerinden birini sunmuş bizlere Esra, modelinin yüzünü sıra dışı bir şekilde kadrajına almış, ötesini izleyenin düş gücüne bırakmış. Yavaş yavaş kararan bir arka plan bizi alıp bilinmezlik diyarına götürüyor. Fotoğrafın estetik kurgusuna da dikkat çekmek isterim. Savrulan saçlar yüze gizem ve estetik katmış. Saçların dağılımı bile ölçülüp biçilmiş sanki. Yüze dökülen saçlar şematik bir etki yaratırken, arkaya savrulan saçlar fotoğrafa denge ve biçimsel kontrast etkisi katmış. Yanağa serpiştirilen hafif pembe ton fotoğrafın genel ağırlığının tadına doyumsuz sosu olmuş. Siyah arka planın güçlü yapısı içinde, kurşuni renkteki olağanüstü güzellikteki yüz, bu fotoğrafı bence tanrıçalar katına çıkarmış. Mitolojik kahramanların havasını ve tadını Olimpos’tan tatlı bir esinti gibi alıp bizlere ulaştırmış. Sevgili Esra, tekniğini ve fotoğrafı oluşturma biçimini çok beğendim ve

etkilendim. Çalışmalarında çok özeniyorsun ve batılı standartlarda işler çıkarıyorsun. Farklı şeyler çekmeye ve bizlere izlettirmeye devam.

113


“Suda seken adam”

Cihan Karaca


Henri Cartier Bresson’u anmak Usta fotoğrafçı Henri Cartier Bresson, belge ve an fotoğrafçılığının en önde gelen isimlerinden biridir. 1908 yılında Paris’te küçük bir köyde dünyaya geldi. 1927 yılından itibaren önce resim sanatıyla ilgilendi ve daha sonra fotoğrafa yöneldi. 1947 yılında Robert Capa ve David Seymour ile birlikte Magnum Photos adlı fotoğraf ajansını kurdu. Dünyayı dolaştı, sayısız kitaplar yayınladı. Hindistan, Endonezya, Çin, Mısır, Türkiye ve Avrupa’da çektiği fotoğrafları 1952-1956 yılları arasında yayımladığı kitaplarında kullandı. Bunlardan en ünlüsü Images à la Sauvette ‘de fotoğrafın anlamı ve tekniği üzerine kapsamlı düşüncelerine yer verdi. Bu kitaplar daha sonraları Cartier-Bresson’un fotoğraf ustası olarak anılmasına yardımcı oldu. Tüm kariyeri boyunca hep 35mm’ye sadık kalmış ve “gözümün devamı” diye tanımladığı Leica’sıyla fotoğraflarını çekmiştir. Foto muhabiri olarak çalıştığı uzun yıllarda gördüğü şey ile özdeşleşmek istemiş ve olayı bir tek çarpıcı kare ile anlatmaya amaçlamıştır. Genel bakış felsefesi, haberciliği çok iyi bilmesi, fotoğrafın sosyal etkileşimdeki rolünü çok iyi kavraması onun eserlerini eşsiz kılmıştır. Kitaplarında yer alan eserlerine genel de bir kaç alt yazı ve not eklemekten hoşnut olan sanatçı, “saniyenin bir diliminde bir olayı ve nesneleri organize olmuş formlar halinde görmek o olaya gerçek anlamını yüklemektedir” diyerek an fotoğraflarının önemine de vurgu yapar. Sevgili Cihan’ın bu çalışması bu ölümsüz ustanın aşağıda paylaştığım çalışmasına çok benzediği için onu anma ihtiyacı duydum. Fotoğrafta saniyenin binlerde birini yakalama mucizesi var. Fotoğrafın önemli güçlerinden biri de bundan kaynaklanır. Durağan konuları çekmek, bu nesnelerin kompozisyonunu oluşturmak kolaydır da kritik anların dondurulması gerçekten çok zordur. Doğru yerde olmak ve doğru zamanda deklanşöre basmak her babayiğidin harcı değildir. Bu nedenle hızlı akan zamanı, hareket içinde fotoğraflan büyük usta Bresson’un aşağıya eklediğim fotoğrafı, doğrusu Cihan Karaca’nın “suda seken Adam” fotoğrafı ile çok örtüşüyor. Bresson’un fotoğrafına biraz dikkatli baktığımızda da, ustaların neden

usta olduğunu da anlamak mümkündür. Magnum’un kurucusu Bresson’un arka planına dikkatle baktığımızda duvardaki bir afişte aynı şekilde sıçrayan bir insan fotoğrafı görürüz. Bresson sadece seken adamı değil diğer fotografik ögeleri de fotoğrafına katmayı başarmıştır. Öndeki hareketle, arkadakine gönderme yapmış, inanılmaz bir arka plan kompozisyonu kurgulamıştır. Sevgili Cihan’ın fotoğrafında böylesine denk düşen bir arka plan düzenlemesi beklememek lazım. Onun ötesinde doğru açıda durmuştur, doğru bakış yüksekliğindedir ve doğru anda deklanşörüne basmıştır. Gerçi bir önceki taştan sekerken daha iyi olabilirmiş gibi geldi bana, yansıma çok daha iyi yakalanabilirdi belki ama bu fotoğraftaki sağ elin ve parmakların aldığı biçimin fotoğrafa kattığı gücü de ilk aşamada yakalayamayabilirdi. Sol kol ve kişinin başı biraz daha belirgin olabilseydi sanırım çok daha etkili bir fotoğraf elde etmek mümkün olabilecekti. Genel anlamda fotoğraf sade ve gereksiz unsurlardan temizlenmiş bir fotoğraf izlenimi veriyor. Ama biraz daha koyu düşünülüp arka plandaki gözü tırmalayan kayalıklar tamamen siyaha dönüştürülebilir bu şekilde konunun kendisi çok daha belirgin bir hale getirilebilirdi. Sevgili Cihan’ın bu fotoğrafıyla hem an fotoğrafının vurucu etkisine değinmiş ve hem de büyük usta Henri Cartier Bressonu’da anmış olduk. Umarım bu vesileyle fotoğrafa yeni başlayan arkadaşlarımızın Google’de sorgulayarak Bresson hakkında biraz daha ayrıntılı bilgi edinmelerine küçük bir katkı sağlamış oluruz.

H.C.Bresson’ın Fotoğrafı


“Bıçakçı”

Veli Dölek


Başarı Ayrıntıda Gizlidir Bir fotoğrafa ilk bakışta dikkati çeken bir özellik vardır. Bu özellik fotoğrafa giriş kapısıdır. Giriş kapısı olmayan fotoğrafı keşfetmekte zorlanırsınız. Bu kapı aslında insanları davet eder. O kapıdan girip ötesini de keşfetmek istersiniz. Bu fotoğrafta güçlü bir alan derinliği çalışması ve çok başarılı bir arka plan kurgusu var. Giriş kapısı da elbette sıralanmış bıçaklar. Güzel, çok etkili ve vurucu bir düşünce. Çok beğenerek ve keyifle izledim. Öndeki tahta çerçeve üzerine yan yana saplanmış bıçaklar… Objektifimizin fokus ayarı bu bıçaklar üzerine odaklanmış. Bu durum seyri çok yüksek bir etki ortaya koymuş. Bu sıralı bıçakları tamamlayan arka plan düzenlemesi de konuyu zenginleştirilmiş. Böyle bir kompozisyon elde etmek için diyafram öncelikli çalışıldığını tahmin etmiştim. Fotoğrafın diğer bilgilerini açıp baktığımda 2,8 gibi çok açık bir diyafram değeri seçilmiş olduğunu gördüm. Bu da doğal olarak arka planı flulaştırmış ve bıçak yapan ustayı ikinci plana itmiş. Sevgili Veli Dölek’in bu fotoğrafındaki diğer olumlu bir yön arkadaki koyu gölgenin siyah bir fon etkisi yaratmış olmasıdır. Konusunun da çok sağlam olduğunu belirtmeden geçmeyelim. Bazen güzel fotoğraflar ufak tefek kusurları nedeniyle klasik fotoğraflar arasına girme şansını kaçırırlar. Ya şu artıları çok fazla olan“bıçakçı” fotoğrafı? En sağdaki iki bıçağın saplarının kesmiş olmasına nasıl da üzüldüm. Çekerken atlandığını düşündüğüm bu durumu bilgisayarda bu iki bıçağı da silerek neden giderilmediğini de düşünmedim değil. (Ne kadar değiştiğini görmeniz için tarafımdan silinmiş halini yorumumun altına ekliyorum) Arkadaki bıçakçı ustası kadraja biraz daha özenle yerleştirilmeliydi. Örneğin biraz sağa alınıp “yön boşluğu” oluşturulabilirdi ve daha önemlisi bu fotoğrafta büyük önem arz eden eller bıçakların arkasına gizlenebilirdi. Bu bıçakları yapan eller flu şekilde bile olsa fotoğrafta gözükmesi gerekmiyor muydu?

Bu dediklerime de biraz dikkat edilseydi bu fotoğraf da Veli Dölek’in diğer bir çok fotoğrafı gibi benim için “unutulmazlar” arasına girecekti. Ama ben ne yazık ki bu fotoğrafı küçük kusurları ile heba olan bir fotoğraf olarak hatırlayacağım. Sevgili Veli Dölek çok iyi görüyor ve çok sağlam fotoğraf çekiyor. Tüm fotoğraflarında bu başarının izlerini görmemiz mümkün. Bazen küçük ayrıntıları atlaması da güzelim fotoğrafları olumsuz yönde etkiliyor. Unutmayın ki “başarı ayrıntıda gizlidir”.

Fotoğrafın Düzenlenmiş Hali

117


“Benim de düşlerim var”

Murat Teselli


Çocuk, Renk, Şema Her fotoğrafçının çekemeden duramadığı fotoğraflar insan fotoğraflarıdır ve özellikle çocuk fotoğrafları da bu alanın en başta gelen konusudur. Fotoğraf makinesini elimize alıp da masum bir çocuk yüzüne yaklaşmayanımız var mıdır? Fotoğrafın icadı ile birlikte en çok çekilen fotoğraf insan fotoğrafıdır bence. Çünkü fotoğraf aslında insanın kendisini ifade etmenin en etkili ve somut biçimidir. Bu nedenle bilinçaltımızda her şeyden önce insana dair yaklaşımlar vardır. Fotoğraf karesinde bile olsa önce onu arar buluruz ve oradan da yola çıkarak fotoğrafın diğer unsurları ile buluşuruz. İnsan kendisinde var olan psikolojik ortamı da buna dair çekilmiş fotoğraflarda bulur. Acıyı, sevinci, hüznü, çocukluğu, yaşlılığı, güzelliği fotoğraftaki kişilerden koparıp kendisiyle bütünleştirir. Bizler çoğu kez de görmek istediğimizi fotoğraflarda ararız. İşte size etkili bir çocuk masumiyeti. Murat Teselli’nin bu fotoğrafına bakıp da kendi çocukluğu ile ilgili izleri aramayan var mıdır? Evet insan ve çocuk fotoğrafını hepimiz çekeriz. Dünyada en çok üretilen fotoğraf belki de çocuk fotoğraflarıdır. Peki ama bizim çektiğimiz çocuk fotoğrafını diğer binlerce çocuk fotoğrafından ayıracak özellik ne olmalıdır? Güzel bir çocuk portresi evet ama bunu destekleyen başka öğelere gereksinim yok mudur? İşte Murat Teselli’nin bu fotoğrafı da olması gerekenlere güzel bir örnektir. Sadece çocuğun kendisi değil, diğer unsurların da başarılı kullanıldığı bu çalışma artık bir insan fotoğrafı olmaktan çıkmış daha etkili bir görsel sunuma dönüşmüştür. Fotoğrafı dikkatle okuyalım şimdi. Aslında hepimizin önünden belki de her gün geçtiği sokağın sıradan ve özensizce yapılmış bir kapısının önündeyiz. Kapıda ve bu kapıyı çerçeveleyen duvarda farklı bir renk dokusu var.

Benzer tonların uyumunu gördüğümüz bu iki alanı birbirinden ayıran sıva döküntüleri aynı zamanda bir kontrast etkisi yaratmış. Ama bu fotoğrafta en öne çıkan etki ise kapı içindeki, yine duvarla aynı tondaki renge sahip 2 adet dörtgen şema ve bu şekilleri ortadan bölen kapının orta çizgisi… İşte bu fotoğrafı diğerlerinden ayıran ve güçlü hale getiren bu şematik etkinin hoş bir renk tonlaması ile anlatılmasıdır. Tabii eğer çocuk olmasaydı kapı bu haliyle hiçbir anlam ifade etmezdi. Çocuk bu fotoğrafın çok dozunda kullanılmış yaşam öğesi ve ilgi merkezidir. Çocuk doğru yerde duruyor. Doğru bir yüz ifadesi var ve eliyle doğru noktayı tutuyor. Murat arkadaşımız belli ki bu tutuşla fotoğrafın şematik etkisine bir gönderme yapıyor. Çocuğun kıyafetindeki renk tonları, fotoğrafın diğer alanlarındaki renklere olan kontrastı da fotoğrafı güzelleştirmiş. Fotoğrafa bir de teknik açıdan bakalım. Murat arkadaşımız bu çalışmada Canon PowerShot S5 IS gibi compakt bir makine kullanmış. Bu makineler yarı reflex özelliklere biraz sahip olsalar bile bir DSLR makinenin teknik kapasitesinden oldukça uzaktırlar. Ama ben hep bunu söylerim. Görmesini bilmek çok gelişmiş DSLR bir makineye sahip olmaktan çok daha önemli bir özelliktir. Çoğu zaman kompozisyon ve ışık bilgisi teknik özelliklerin çok önüne geçer. İyi bir fotoğraf ekipmanı olmayanlar bunu akıllarından çıkarmamalıdırlar. Normal hayatın içinde çok sık yaşadığımız kapıdan bakan çocuk fotoğrafına bilinçli bir gözle bakarak, onu fotografik öğelerle sunmayı başaran ve böylece bizlerin sevip beğendiği bir çalışma ortaya koyan Murat Teselli arkadaşımızı kutluyorum...

119


“Hüzünlü bakış”

Cihan Karaca


Ön Plan, Arka Plan Fotoğrafta teknik veya estetik unsurlar doğru okunmalı ve sorgulanmalıdır. Fotoğrafı fotoğraf yapan fotografik değerlerin bir bakıma yerli yerine oturtulmasıdır. Ama tüm bunları yerinde ve dozunda uygulamak da fotoğrafı ilgi çeken, beğenilen ya da etkileyen fotoğraf yapar mı? Elbette yapmaz. Işığı, tekniği ve kompozisyonu onca özenle oluşturulmuş ama asla sıradanlıktan kurtulamayan onlarca fotoğraf geçmiyor mu her gün gözümüzün önünden. Yemeğin tadı gibi fotoğrafın da bir tadı var bence. Bazen teknik ve estetik değerlerin hiç dikkat edilmediği fotoğraflarda da bu tadı bulmak mümkündür. Ama aslolan biraz da bilerek ve doğru yaklaşımlarla bu tadı ve dokuyu yakalayabilmektir. Cihan Karaca’nın “Hüzünlü Bakış” adını verdiği bu fotoğrafında diğer unsurlara dikkat etmeden öncelikle bu tadı aldım ben. Bu tat bir süre sonra beni biraz sonra keşfedeceğim zengin lezzetlerin içine çekti. Neydi bu fotoğrafı sıradan bir iç mekan çalışması olmaktan çıkarıp, sinematik etkiyle ve damağımızda bıraktığı olağanüstü tadıyla bizi alıp Aydın’ın bir köyüne ya da kenar mahallesine götüren görsel zenginliğe dönüştüren şey… Çok başarı ile kullanılan ışığı mı? Yeşil, mavi ve pembenin göz okşayan etkisi mi? Modelin doğallığı, duruşu ve bakışlarındaki insanın içini titreten hüznü mü? Mekanın doğru kullanımındaki başarısı mı? Arka planın tavandan sarkan ritmik nesne ve aynanın içindeki görsellerin yarattığı anlamlı derinlik mi? İlgi merkezimiz olan kızın yüzünde ve gözlerindeki keskinliğin optik kalitesi mi? Yoksa yine dozunda uygulanan ve diğerleri gibi rahatsız etmeyen HDR

denemesi mi? Evet ilk etkinin başarısını işte tüm bu saydıklarım tamamlıyor ve fotoğrafın başarısını daha üst basamaklara taşıyor. Sevgili Cihan Karaca, elindeki malzemeyle kendiliğinden tesadüfen oluşmuş bir tattan çok maharetli bir aşçının her aromasını ve baharatını büyük bir maharetle ölçüp biçip ortaya koyduğu leziz bir yemek yaratmış. Bu fotoğraf bana göre ne tek başına fotografik bir lezzet, ne de sadece kuru ve ruhu olmayan kurallar bütünü… İçinde çok başarılı temaların işlendiği; ışığı, tekniği, kompozisyonu ve tüm fotografik ögelerin etkili bir şekilde uygulandığı, ruhu, duygusu ve söylenecek sözü olan bu çalışma aynı zamanda görsel tadın en lezzetlisini sunuyor bizlere. Bu çalışmayı sıradan özensiz ve tatsız onlarca fotoğraftan ayırıp gönlümüzün duvarına asmalıyız…

121


“Torlukçu”

Ömer Şahin


İfadenin ve Doğallığın Gücü Son dönemlerde izlediğim en güzel portre çalışmalarından birini sunmuş sevgili Ömer bizlere. Öncelikle tebrik ederim. Portre fotoğrafçılığı hakkında aslında çok şey yazılıp söylenebilir çünkü fotoğrafın icadından beri en çok ilgi duyulan alanlardan biri portre fotoğrafçılığıdır. İnsanı en etkileyen fotoğraflar da yine insana dair olan fotoğraflardır. İnsanoğlu her görüntüde kendini arayıp bulmaya çalışır. O nedenle bırakalım portre fotoğrafını, diğer her fotoğrafta bile insan kendisine ait olan ipuçlarının izlerini sürer . Bana göre başarılı portre fotoğrafı ilk bakışta insanı ele geçiren ve etkisi altına alan fotoğraftır. Bu fotoğraflar sizi alıp kendi dünyasına çeker. Orada, fotoğrafın çekildiği o ortamda olursunuz. Portrenizin nefes alışverişini duyarsınız. Onun acısı sizin acınız ya da mutluluğu sizin mutluluğunuzdur. Eğer bir fotoğrafa gerçek anlamda yaşam katıyor ve üzerine biraz duygu sosu ekleyebiliyorsanız iyi bir portre fotoğrafı karşınızdadır artık. Teknik ve düzenleme kısmı ve bu alandaki eksiklikler bence bu fotoğrafta çerez olarak kalır. Şurası da şöyle olsaydı gibi değerlendirmeler bu fotoğraf için vız gelir… Bir fotoğraf çok iyiyse gerisi sadece teferruattır. Sevgili Ömer, o bakış ve o ifade ile her olayı bitirmiş ve söylenecek son sözü söylemiş. Işığın tonlaması ve renk kullanımı ile insanı tüm doğallığı, gizemi ve farklılığı ile bizlere aktarmış. O mavi gözler bizim gözlerimiz, yüzdeki duman izleri bizim yüzümüzün lekesidir artık. Tam doğru anda parmağı deklanşörü titretmiş ve bu fotoğrafı unutamayacağımız portre klasikleri arasına katmış. Tebrikler sevgili dostum. Böylesine anlamlı bir insan yüzünü aradığın, kovaladığın ve fotoğraf heyecanı ile bizlerle paylaştığın için teşekkürler…

123


“Kıvılcım”

Burak Şenbak


Işık ve Hareket Sevgili Burak, gerçekten çok keyifli bir fotoğraf paylaşmış bizlerle. Seyretmekten zevk aldım. Uzun süre izleyip düşündüm. Işığın, ritmin, şematik etkilerin çok başarı ile kullanıldığı örnek bir fotoğraf. Bu çalışmada en çok ışığın helezonik ve ritimsel etkisini sevdim. Bir fotoğrafta ışığı doğru kullanmak başlı başına bir meziyettir. Siz ışığı doğru kullanmakla kalmamış, ışıkla adeta oyunlar oynamışsınız. İç içe geçmiş ışık halkaları ve bu halkalara biçimsel kontrast etkisi katan dikey kıvılcım sıçramaları çalışmanıza olağanüstü görsel bir zenginlik katmış. Fotoğrafta doğru yerde durmak ve doğru anda deklanşöre basmak çok önemlidir. Fotoğrafçı, bu fotoğrafta tam doğru yerde. Bakış açısı fotoğraftaki ışık döngülerinin etkisini arttırıyor. Aynı zamanda doğru anda deklanşöre basılmış. Kompozisyon düzenlemesi de son derece başarılı. Kaynak yapan işçi biraz daha sola kaydırılsaydı adeta altın sarmal ışıkla çizilmiş olacaktı. Teknik yoruma gelince… Fotoğrafta ya alan derinliği çok iyi kullanılmış ya da 1/10 gibi uzun pozlama ile hareketli alanların fluluğu söz konusu. Acaba işçinin çalıştığı ortamdaki dev halkalar dönerek hareket mi ediyor? İkinci döngüdeki halkanın netliği bunun böyle olmadığının ipucunu veriyor aslında. Evet, 280 mm. gibi bir dar açıya, 5,6 gibi bir diyafram böyle bir etkiyi yaratmaya yetmiş. Fokus ayarınızı tam doğru yere de yapınca netlik işçide ve ona en yakın halkada olmuş, ön ve arka planın da fluluğu da böylesine güzel bir fotoğrafı ortaya çıkarmış. İlgi merkezi olan işçi son derece net ve belirgin. İlk bakışta dikkatleri bu noktaya çekiyor. Ön ve arka planda ise göz okşayan bir fluluk var. Fotoğraftaki en başarılı yönlerden biri bu bence. Döngüdeki tatlı fluluk ileride işçiyle buluşup netleşiyor ve ondan uzaklaştıkça tekrar aynı halini alıyor. Bu durum da izleyeni somuttan soyuta, gerçekten hayale götürüyor. Biraz da sonsuzluk yolculuğuna çıkarıyor. Işığın ritmi ve ışığın şemasının dışında insanı çok iyi bir şekilde kullanmış sevgili Burak.. Sadece işçinin ellerinin biraz daha gözükmesini ve bir de işçinin kaskının kırmızı olmasını isterdim. Ve biraz da işçinin yüzünün gözükmesini…

Portfolyosuna baktım sadece bu fotoğrafı gördüm. Bu fotoğrafı görebilen gözlerde çok daha başarılı fotoğraflar olmalı. Merakla yenilerini bekleyeceğim.

125


“Hayalimde”

Hasan Yaşar


Tonlar ve Biçimler Fotoğraf, görsel bir anlatım biçimidir ama yazılı anlatımla da benzer yönleri çoktur. Yazıda da bir üslup vardır fotoğrafta da, yazıda da kompozisyon kurallarına uyarız fotoğrafta da… Yazının da az ve öz cümlelerle çok şey anlatanı makbuldür, fotoğrafın da… Evet, fotoğraf karesi içinde ne kadar az eleman bulundurarak çok şey anlatabiliyorsanız o fotoğraf o kadar çok vurucudur ve etkilidir. Bu duruma aslında fotoğraf sanatında “sadelik” de diyoruz. İyi fotoğraf biraz sade olmalı, gözü yormamalı. Aynı zamanda da çok şey anlatmalı. Hasan arkadaşımızın bu güzel fotoğrafını işte bu giriş doğrultusunda öncelikle değerlendirmek ve yorumlamak isterim. Her fotoğrafın izleyici üzerindeki etkisi farklıdır. Kimi fotoğraflar uyarıcıdır, kimi fotoğraflat tokat edasında mesajlar bırakır beynimizin kıvrımlarına, kimi fotoğraflar renk olgusu ile dikkat çeker, kimisi ise hoştur ve bakanın gözünü dinlendirir. İşte bu son sınıfa giren fotoğraflar da “duvara asılacak” fotoğraflardır. Sanırım bu Tuz Gölü’nün sonsuz dinginliğinde çekilen fotoğraf işte hoş, estetik, bakması keyif veren bir “duvara asılacak fotoğraf”tır. Çünkü sadedir ve fotoğrafa benzer renk tonlarının keyifli bir uyumu vardır. Çünkü leke değerleri fotoğrafın genel atmosferine uymuştur. Çünkü bulutlar ve gökyüzü, yansımalarla birleşerek bizi sonsuzluğun yolculuğuna çıkarmaktadır. Çünkü “yaşam öğesi” bu sonsuzluk duygusunu bize ulaştıran ve bizimle bağlantısını kuran ana lekesidir, yani çocuktur. Bize bakma zevki veren fotoğrafın diğer ayrıntılarına gelince… Çocuğun hareketi fotoğrafınızın zamanlamasındaki doğruluğunu, Yeryüzünün gökyüzüne oranı, 1/3’lük oransal başarısını, Çocuğun fotoğraf alanındaki yeri, “altın nokta”daki isabetliliğini, Balonların fotoğrafta bulunması hafif de olsa “denge” kuralındaki doğruluğunu,

Çocuğun elindeki çemberin, yansıması ile birlikte “şematik etki” nin vurgusunu başarıyla aktarmaktadır bizlere… Sadece çemberin yere değil de gökyüzüne savrulduğu anı getirdim gözümün önüne ve belki o şekli ile daha iyi olabileceğini düşündüm bir an… İyi fotoğrafların dinamik etkilerle daha iyi yerlere taşınabileceğini unutmayalım.

127


“Arınma”

Volkan Zengin


Fotoğraf Yapmak Uzun süredir çalışmalarını izlediğim bir fotoğrafçı Volkan Zengin. Photoshop kullanmadaki becerisi kadar vermiş olduğu mesajlar da ilgimi çekiyor ve bu başarılı çalışmalarından dolayı kendisini takdir ediyorum. Bu fotoğrafını da çok beğendim. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki manipülasyonlara dudak bükenlerden değilim. Üstelik gerçek anlamda yapılan bu tür düzenlemelerin ne kadar çok bilgi, beceri ve yaratıcılık gerektirdiğini kabul edenlerden ve alkışlayanlardanım. Eğer mesajı da olan bir photoshop düzenlemesi yapmayı düşünüyorsanız bir defa çok donanımlı olmalısınız. Önce bir fikriniz olmalı. Ona uygun nitelikli fotoğraflar çekmelisiniz. Çok iyi bir photoshop bilginiz olmalı ve oya gibi işleyip, bazen saatlerce çalışarak kompozisyonunuzu sonuçlandırmalısınız. Çalışmanız inandırıcı olmazsa gülünç duruma düşeceğinizi de hesaplamalısınız. Manipülasyon, dijital teknolojinin bize sağladığı bir imkânsa eğer bundan kaçmamalı. Doğrudan fotoğrafçılık kadar bu alanların da keyfini çıkarmayı bilmeliyiz. Bu çalışma, işte bu keyfi çıkarılacak anlardan birini yansıtmış bizlere. Sevgili Volkan çalışmasının adını “Arınma” koymuş. Bu şekilde de düşünülebilir belki ama bize yansıyan haliyle insanın kendisiyle çatışmasını anlatıyor bu fotoğraf. Her insanın içinde ikinci bir kişilik yok mudur? Hiç olmadığı anlarda içimizden çıkarak bizleri hiç yapmadığımız işlere yönelten… Sonradan da derin pişmanlık duygularıyla bizi baş başa bırakıp giden… Evet, arınmayı ifade ettiği kadar işte böyle bir fotoğraf düşünülmüş, kurgulanmış, yaratılmış ve yapılmış... Karşımızda çekim aşaması kadar yapım aşaması ile de dikkat çeken bir fotoğraf var. Başarılı manipülasyonları teknik açıdan tam yorumlamak gerçekten zordur. Usta çalışmalarda neyin ne oranda yapıldığını bilemezsiniz. Sanıyorum en az 3 katmanla çalışılmış. Kesim ve birleştirmelerde hata aramaya çalıştım, bulamadım. Filtre uygulamaları yerli yerinde. Kötü

insanın opacitiy ayarı da dozunda. Sadece Volkan’ın bu kadar iyi manipülasyonlar için Photoshop 7.0’ı neden hala kullandığını merak ettim. Kompozisyon olarak da ana lekelerin fotoğraf karesi içinde dengeli dağılımını görmekteyiz. Sadece kesim yerine biraz dikkat çekmek isterim. Başta kasıklar olmak üzere eklem yerlerinde insan fotoğraflarını kesmek biraz gözü tırmalar, bu çalışmada küçük de böyle bir olumsuzluk var gibi. Kot pantolon, kemer ve sağ eldeki bileklik için başka bir alternatif düşünülebilir miydi acaba?

129


“Horozum”

Ümmü Kandilcioğlu


Kırmızı, Beyaz, Siyah Fotoğrafa bakıyorum. Gözüme ilk olarak kırmızı ve çok belirgin bir ibik çarpıyor. Fotoğrafın önem sırasında bir numara. Hemen ardında kırmızı rengi kontrast etkisiyle daha etkili bir konuma taşıyan beyaz gömlek , beyaz saçlar ve bıyıklar var. En arkadaki bunları tamamlayıp kavrayan siyah arka plan ise fotoğrafı tamamlıyor. İlk bakışta renkler beni alıp götürüp fotoğrafın içine bırakıyor. Onun ardan belgesel yönünü, insan ve yaşamla olan ilgisini veya kompozisyon düzenlemesini fark ediyorum. Ümmü Kandilcioğlu arkadaşımızın bu fotoğrafını çok beğendim gerçekten. Yazmak için beklediğim ve sıraya koyduğum fotoğraflar dururken “Horozum” adlı bu fotoğraf duygularımı daha çok harekete geçirdi. Ben bir fotoğrafa ayrıntılı yorum yazarken öncelikle fotoğrafçısını da merak ediyorum. Çünkü üzerimde bıraktığı bu etkinin tek atımlık başarıdan öte sürekliliği de önemliydi. Ümmü arkadaşımızın güzel çalışmaları hep karşımıza çıkıyordu ama yine de portfolyosuna girip ayrıntılı incelemeden de duramadım. Baktım ki gerçekten sağlam fotoğraflar çekiyor. İnsan ve yaşama dair paylaştığı fotoğraflar göz dolduruyor. Çalışmalarının büyük bir bölümü sitemiz editörleri ya da seçicileri tarafından değerlendirilmiş. Başarı oranı oldukça yüksek. Genel olarak baktığınızda Ümmü hanımı yılların fotoğrafçısı zannedersiniz ama değil. Topu topu 2 yıldır fotoğrafla aktif olarak ilgileniyor. “Rüyamda bile fotoğraf çekiyorum” diyecek kadar fotoğrafa aşık biri var karşımızda. Bu iki yıl içinde bir eğitim sürecinden geçti mi bilmiyorum ama eğitimli bir gözün görüp çekebildiği görüntülerle bizi buluşturuyor ve bizler de onun çalışmalarını zevkle izliyoruz. Bu fotoğrafında da doğru görmenin ve konuya doğru yaklaşmanın izlerini görüyoruz. Fotoğraf horozuyla ünlü Denizli’de çekilmiş ve 1.Denizli Fotoğraf Yarışması’nda birincilik ödülünü almış. Horoz fotoğrafın ilgi merkezi ve bu nedenle 10 mm. geniş açısıyla konuya iyice yaklaşmış. Horozu çekeceğim diye de insanı ve onun arkasındaki

arka plan öğelerini ihmal etmemiş. Horozun sahibi vakur bir eda içinde fotoğraf alanındaki yerini kaplamış. Horozuyla müthiş bir duygusal ilişkisi olduğu belli. Onunla övünüyor. Bakışları ve kavradığı eliyle de horozu sahipleniyor. Beyaz saçları ve bıyıkları ile de son derece fotografik bir havası var. Teknik olarak doğru açıdan bakılmış, biraz az ışık nedeniyle duyarlılık biraz arttırılarak 500 ISO’ya çıkarılmış. Diyaframın 1/4 olması arka plandaki tavan örgüsünün etkisini zayıflatmış. Bu da ana konuyu ön plana çıkararak daha da belirgin olmasını sağlamış. Koyu arka plan ise fotoğraf için hoş bir fon olup çıkıvermiş. Seyir düzeyi yüksek, yaşam ile olan bağı güçlü ve fotoğrafın yapısal öğeleri ile uyumlu olan bu fotoğrafı çekip bizlerle paylaşan sevgili Ümmü Kandilcoğlu’nun, önceki fotoğrafları kadar, bundan sonraki çalışmalarını dikkatlice izlemenizi öneririm.

131


“Ayakkabı tamircisi... Ahmet Usta”

Mustafa Güloğlu


Fotoğraf Kendi Sözünü Söyleyebilmelidir Fotoğrafa bakar bakmaz, dikiş makinesinin kocaman yuvarlak kolu karşılıyor bizi. Gözümüz bu güçlü şematik etkinin ardından yine ön plandaki adamın eliyle ile buluşup yoluna devam ediyor. Aslında Mustafa Güloğlu’nun bir çok fotoğrafında olduğu gibi bu fotoğrafın da öznesi insan... O, insanı anlatırken önümüze koyduğu tatlarla buluşturuyor öncelikle. O dozunda sunulmuş tatların lezzeti bizi götürüp fotoğrafın içine bırakıyor. İşinin başında bir ayakkabı tamircisi var. Yılların emektarı bir usta ve yılların iş ortamının içindeyiz biz de. Fotoğraf teknik olarak bir hayli güçlü. İçeriğindeki eksikliğe ise birazdan değineceğim. Fotoğraf Sigma’nın o çok tutulan ve benim de uzun yıllardan beri kullandığım 10-20mm geniş açı lensinin en geniş haliyle çekilmiş. Bu tür objektifler perspektifi abartan ve biçimleri deforme eden etkisine rağmen geniş gördükleri için çok tercih edilirler. Özellikle dar alanlarda bu özelliği ile hayat kurtarırlar. Ayakkabı tamircisinin küçük dükkanına rağmen kadraja çok şey sığdırmak böylece mümkün olmuş. Mustafa arkadaşımız da 10 mm. açının o büyük avantajı ile konuya çok yaklaşmasına rağmen anlatmak istediği her şeyi kadrajına sığdırmayı başarmış. Geniş açı objektiflerle konulara çok yaklaşmak, net alan derinliğini artırmak mümkün. Baksanıza Mustafa bey, dikiş makinesinin yuvarlak koluna onca yaklaşmasına ve üstelik f/4,5 diyafram açıklığına rağmen hem en yakın planı ve hem de en arkadaki takvimi bile net çekebilmiş. Sadece elde küçük bir netleme problemi var, oda sanırım eldeki hareketten kaynaklanmış. ASA değeri 800. İç mekanda elde çekim ve ışık azlığından dolayı bu yüksek duyarlılık ayarının seçildiği belli. Mustafa arkadaşımız Tripot kullanıp 100 ASA’da çekim yapsaydı çok daha iyi bir sonuç elde edebilirdi. Geniş açı kullanımı, net alan derinliği, fotografik objelerin abartılarak sunumu, şematik etki ve konu içeriği bakımından Mustafa arkadaşımızın

oldukça başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Fotoğrafın eleştireceğim diğer unsurlarına gelince; Adamın yüz ifadesi, bakışı ve duruşu doğallıktan öte poz verdirilmiş izlenimi bırakıyor. Çalışma anı daha iyi bir fotoğraf olabilirdi. Tamirciyi geçelim ve fotoğrafın arka planına bakalım. Hemen sol alt köşede duran poşet gözümüzü tırmalıyor. Duvarda özensizce asılmış takvim ve panolar var. Arka plan içerik olarak fotoğrafa bir şey katmıyor. Hatta sol kenarda olanlar fotoğrafta gereksiz bir dağınıklığa yol açıyor. Şimdi gelelim fotoğrafın can alıcı noktasına... Sevgili Mustafa, çok güzel bir fotoğraf çekmişsin, konusunu da fotoğrafın altına yazmışsın “Ayakkabı Tamircisi”. İyi güzel de ayakkabılar nerede? Çok dikkatli baktım tek bir ayakkabı bile göremedim. Eğer fotoğrafta alt yazı olmasaydı kaç kişi bilebilirdi bu adamın ayakkabı tamircisi, tuttuğu aletin de işi ile ilgili dikiş makinesi olduğunu? Onun için tamir için gelen ayakkabıların da fotoğraf karesinde yer alması gerekmez miydi? Eğer konu insansa, her şeyden ayıklanmış bir portre sunmak mümkün. Buna bir şey diyemem. Ama bir iş, bir meslek anlatıyorsak ve üstelik bunu geniş açı kullanarak yapıyorsak konumuzu çok daha belirgin hale getirip anlatımı güçlü kılacak unsurları da fotoğrafımıza dahil etmeliyiz. Aksi takdire fotoğrafımızla ilgili bir de açıklama yapma gereği duyarız. Şunu unutmayalım ki iyi fotoğraf alt yazı gerektirmeyen fotoğraftır. Fotoğraf kendi sözünü söyleyebilmelidir...

133


“Kazan ustası”

Veli Dölek


Ön Plan, Arka Plan İlişkisi Ayrıntılı yorum yazarken eğitici niteliği olan fotoğrafları seçmeye gayret ediyorum. Veli Dölek arkadaşımızın bu fotoğrafı da öyle bir çalışma. Özellikle az ışık koşullarında çekilmiş olması ve grafiksel formların ön plana çıkarılması açısından bence eğitici nitelik taşıyor. Öncelikle fotoğrafın ilk etkisinin artısından söz etmek istiyorum. Siyah bir zemin, ön planda ilgi çeken şematik bir form, güzel bir an ve son derece yalın bir fotoğraf. Bu nedenle ilk etkisi başarılı ve fotoğrafa baktırıcı nitelikte. Detaylara girdiğimizde ise şunları söyleyebilirim. Dediğim gibi gereksiz detaylardan ayıklanmış son derece yalın bir fotoğraf. Bir fotoğrafın gücü buradan kaynaklanır bence. Hep söylerim “fotoğraf az elemanla çok şey anlatabilme sanatıdır” Bir çalışmada ne kadar az eleman kullanıp çarpıcı bir fotoğraf elde edebiliyorsak o fotoğrafın gücü o kadar fazladır. Fotoğrafınıza bu açıdan bakacak olursak sadece 3 elemandan söz edebiliriz. Öncelikle ilgi merkezi olarak gördüğüm büyük kazan. Arkada usta ve elindeki tokmak… Büyük kazan fotoğraf alanında çok başarılı bir biçimsel form oluşturuyor. Güçlü bir şematik etki ve etrafındaki kıvrımlarla göze hoş gelen estetik bir etki yaratıyor. Hemen kazanın arkasında çalışan bir usta ve tam havada yakalanmış tokmak… Zamanlama açısından da son derece başarılı. Kazandan başlayıp tokmağa doğru giden diyagonal bir etkiden de söz edilebilir. Zor ışık koşullarına gelince… Çekim ışık şartlarının çok zorlandığı kapalı bir mekânda yapılmış. Poz ölçümü parlak alanlara yapıldığı ve bu nedenle enstantane değeri 1/350 ye yükseldiği için arkada kalan az ışıklı ortamlar doğal siyah bir fon etkisi sağlamış. Bu durum, fotoğrafı mekândaki gereksiz görüntülerden soyutlayarak başarılı şekilde belirgin hale getirmiş. Yalnız 2,8 diyaframla nasıl net alan derinliği bu şekilde artırılabildi, doğrusu anlayamadım. Bu diyafram değeri ile kazanı netlediğimizde en azından arka planda kalan tokmağın biraz flulaşması gerekiyordu.

Veli arkadaşımızın bu fotoğrafı teknik ve estetik olarak son derece başarılı. Yalnız işlemeden kaynaklanan biraz yetersizlikten söz edilebilir. Ekranımda görebildiğim kadarıyla biraz kontrast yetersizliği var. Onu da biraz arttırmak mümkün olsaydı sanırım çok daha etkili bir fotoğraf ortaya çıkardı.

135


“Nene ve torun”

Kazım Balıkçıoğlu


Zamana Yolculuk Kazım Balıkçıoğlu, bazı eksikliklerine rağmen yaşama dair çok güzel bir çalışma paylaşmış bizlerle... Öncelikle tebrik ederim. Özellikle “Anneler Günü” gibi çok anlamlı bir günde nine sevgisini de anlatması açısından çok olumlu bulduğumu belirtmek isterim. Genel anlamda bu çalışmada çok fotografik bir tat var. Özellikle renk dağılımı ve arka plan kurgusu bu fotoğrafta ön plana çıkıyor ve bizi kendisine çekiyor. Yaşama dair bir fotoğraf dedim. İçinde insan olan ve insanı anlatan bir fotoğraf. Nine bütün doğallığı ve dinginliği ile objektife bakıyor. Yüzünde torununun verdiği pozitif enerjiden kaynaklanan mutlu bir yüz ifadesi var. Ya torun? Başı ninenin dizinde. Onu çok sevdiği ve dizine yaslanmaktan çok mutlu olduğu yüzündeki ifadeden anlaşılıyor. İnsanı anlatan fotoğrafın başarısı bence ifadelerde gizli. Mutluluğu, sevinci, acıyı, öfkeyi fotoğrafa yansıtabiliyor muyuz? Yüzler bunları anlatabiliyor mu? İşte bu fotoğrafta bunu son derece başarı ile yakalamış sevgili Kazım... Sadece kişilerin ruh halleri ve ifadeleri değil arka planın zenginliği ve fotoğrafın genel bütünlüğü içindeki yeri bu çalışmanın diğer artılarını oluştururken, nine ve torun ilişkisinin dışında çok zengin bir hayat hikayesinin ipuçlarını veriyor bizlere... Arkadaki kapının üzeri nineye ait yaşam izleri taşıyor. Kendisi, sevdikleri, yakınları, yitirdikleri, çocukları ve torunlarına ait onlarca fotoğraf var. Fotoğraf içinde diğer fotoğraflar... Çok etkileyici... Kapı bu güne kadar görmediğimiz bir fotoğraf albümü gibi ve bence tek başına bir fotoğraf alanı. Acaba sadece kapıyı çekmeyi düşündü mü arkadaşımız ya da kadının sadece yüzünü bu kapıya çok yaklaştırıp çekti mi? Çektiyse olağanüstü bir portre örneği olması gerekir. Eleştireceğim yönlere gelince... Öncelikle ninenin elindeki albüm de kapı albümü gibi fotoğrafın diğer önemli bir parçası. Kadraj hatası ile kötü bir yerden kesilmiş ve fotoğrafa iyi bir şekilde katılmamış. Albümdeki fotoğraflar biraz gözükmeliydi. Kadraj özensiz yapılmış.

Daha güzel bir kadraj düşünülebilirdi. Kapının yanında duvara asılı koyu renk ceket keşke orada olmasaydı. Çekim öncesi oradan alınabilirdi. Duvarın rengi mavi ve bu renk fotoğrafı çok daha zenginleştirecekti...

137


“Serap”

Serdar Sağkan


Altın Nokta Çok beğendiğim bir fotoğraf. Her şeyi ile çok başarılı ve örnek olarak gösterilebilecek bir çalışma. Gün içinde tekrar tekrar baktım. Sadece renklisinin nasıl olabileceğini merak ettim. Kusursuz, sağlam ve çok iyi düzenlenmiş. Fotografik öğelerin başarı ile kullanıldığı bu çalışmaya ayrıntılı yorum yazmak çok büyük bir keyif oldu. İlk bakışta dokusal etkisi ön plana çıkıyor bu fotoğrafın. Herhangi bir yüzeyin fotoğrafta abartılı olarak kullanılıp ön plana çıkarılmasına doku çalışması diyoruz. Kum bu açıdan doku etkisi verecek şekilde çok başarı ile vurgulanmış. Kumdaki ritmik dalgalar dokusal etkiyi daha da güçlü hale getirdiği gibi fotoğrafa görsel bir zenginlik katmış. Fotoğrafın lekesel oranları da çok bilinçlice kurgulanmış. Kumsal alanın gökyüzüne oranı estetik kesimlere tam uyuyor. Modelinizin fotoğraf alanı içindeki yeri ise olağanüstü. Ölçüp biçip konulmuş gibi. Tam altın noktada. Modelin yürüdüğü tepe de sanki özel olarak bu çalışma için oluşturulmuş. Eteğin ve saçın uçuşması da bu fotoğrafın kreması sanki… Bu fotoğrafta bir şeyin daha olmasını çok istedim. Modelin ayak izleri sol alt köşeden başlayıp bulunduğu yere doğru diyagonal bir etkiyle gitmeliydi. Teknik olarak, makine ve objektifinin katkısını da yadsımamak gerekir. Detaylar ve tonlar oldukça başarılı. 1/30 saniyede çekildiği gözüküyor. Bu da bu ışık ortamında kısık diyafram anlamına geliyor. Net alan derinliğindeki fazlalık bunun böyle olduğunu gösteriyor. Bu fotoğrafa da böylesine netlik gerekiyordu zaten. Serdar beyin bu çalışmasını, fotoğraf hocaları alıp derslerinde başarılı bir düzenlemeye örnek olarak göstermelidirler.

139


“Keçi çobanı”

Okan Yılmaz


Güçlü Portre Öncelikle Okan Yılmaz arkadaşımızı fotoğrafını ayrıntılı yoruma açtığı için kutlamak gerekir. Çünkü birçok arkadaş, “Ben çektim oldu, en doğrusunu yaptım, yoruma ne gerek var?” düşüncesindeler. Oysa bilmeliler ki başarılı fotoğraflar da yoruma açılmalı ki, neden başarılı oldukları vurgulansın ve yeni başlayan arkadaşlar bunları okuyup ders alsın. Okan arkadaşımızın bu portresi ders niteliğinde. Portre fotoğrafçılığının herkesin ilgi alanına girdiğini, fotoğrafın icadıyla birlikte en çok çalışılan alan olduğunu ve ayrıca iyi portre çekmenin zorluğunu unutmamalıyız. İyi bir portre, yaşam alanı ile birlikte sunulan portredir. Yani hem insanı duygu, düşünce ve içinde bulunduğu ruh hali ile anlatacaksın ve hem de yaşadığı ortamla ilgili ipuçlarını fotografik kurallara bağlı kalarak vereceksin. Okan Yılmaz öncelikle bu fotoğrafta bunu başarmış. Bir defa teknik olarak çalışma üst düzeyde. Kullanılan makinenin ve objektifin optik kalitesinin hakkı verilmiş. Fotoğraf bilgilerinde perde hızı olan 1/30 sn. dışında başka bilgi yok. Dış mekânda süre bu kadarsa muhtemelen bu durum diyaframının açık olduğunu gösterir. Alan derinliği etkisi de bu şekilde elde edilmiş. Yüzde sakal tanelerini sayabileceğimiz kadar kusursuz bir netlik ve hemen arkadaki keçilerde tatlı bir fluluk var. Bu yapılırken ilgi merkezinin adamın yüzü olduğu özellikle vurgulamış ve arka planda yaşamı ile ilgili ipuçları verilmiş. Bu anlattıklarımın dışında; çobanın güzel anlatılmış yüz ifadesi, ruh hali ve bakışları fotoğrafın artılarından. Bulutlu bir hava olduğu için şapka gözlerde gölge yapmamış (güneşli havalarda buna dikkat etmemiz gerekiyor). Lekelerin fotoğraf alanına dağılımı çok başarılı. Gökyüzünün yeryüzüne oranı doğru. Çoban koyu zeminin en doğru noktasında. Yön boşluğuna dikkat edilmiş. Arka plan kurgusu da yine fotoğrafın başarılarından. Tepe, kulübe ve keçiler fotoğrafı güçlendirmiş. En öndeki beyaz keçinin de objektife bakması fotoğrafın etkisini artırmış. Bu portre çalışması, bu alana yoğunlaşanlar için örnek alınması gereken bir fotoğraf olarak karşımızda duruyor.

141


“İçinden hayat geçen adam”

Yekta Ali Kurtuluş


İnsanı Anlatan Fotoğraf İnsanı Anlatan Fotoğraf En Kalıcı ve En Etkili Fotoğraftır . Portre fotoğrafçılığı, fotoğraf tarihinin en kalıcı ve özgün alanlarından biridir. Hemen hemen her fotoğrafçı, çevresinde ve doğada olup biten her şeyden çok kendine en yakın olarak gördüğü insanı çekip fotoğraflamıştır. İnsanı fotoğraflamak veya başka bir deyişle portre fotoğrafçılığı aslında fotoğrafçılığın en zor alanlarından biridir. Herkes portre fotoğrafı çeker ama, kalıcı, etkileyici, çarpıcı ve ifade zenginliği olan portre fotoğrafına ulaşmak son derece zordur. Çünkü bu tür çalışmalar teknik birikimdeki deneyimimiz bir yana; insanın ruh halini ifade edebilmek gibi gerçekten zor bir durumla bizi karşı karşıya bırakır. Yekta Ali Kurtuluş’un her açıdan son derece başarılı bulduğum ve yukarıda anlattıklarımı bir çırpıda özetleyen portre fotoğrafı bizi bu duygunun derinliğine götürüyor.. İlk gördüğüm anda “İşte portre bu” dediğimi hatırlıyorum. Çünkü her şeyden önce olağanüstü güçlü bir ifade etkisi var bu fotoğrafta. Genelde objektifin kendisine doğrultulduğunu gören insanlar hemen poz verme telaşıyla tüm doğallıklarını yitirir, ruhsuz bir objeye dönüşüverirler. Sevgili Yekta, 105 mm, 2,8 açıklıklı objektifi ile “İçinden Hayat Geçen Adam”a yaklaşmakla kalmamış, onu tüm rahatlığı ve doğallığı içinde ölümsüzleştirmeyi başarmış. Ben fotoğrafçının doğallığı ve rahatlığının anında modeline yansıdığına inananlardanım. Fotoğrafçı yaklaştığı insanı germemeli, onun üzerinde bir baskı oluşturmamalı ve ona güven vermelidir. Fotoğrafın çekim anı kadar onun öncesi ve modelle kurulan pozitif iletişimin büyük rolü olduğu unutulmamalıdır. Yekta Ali Kurtuluş, Tekirdağ’da yaşıyor. Tekirdağ Fotoğraf Derneği (TEFOD) başkanı. Fotoğrafçılığın örgüt çatısı altında daha güzel sonuçlara varacağına inananlardan. Saygın ve sevilen bir kişiliği var. Çok nitelikli fotoğraflar üretiyor. Özellikle ustaca çekilmiş, uluslararası standartlardaki

makro çalışmaları büyük beğeni topluyor. Bu fotoğrafı ile makro dünyasındaki ustalığını portre çalışmalarında gösteriyor. Çok fotografik yüze sahip olan modeli doğru seçilmiş. Bakış açısı, mesafesi ve yön boşluğu doğru ayarlanmış. 2,8 diyaframın büyülü etkisi ile arka planı yok ederek bütün dikkatin yüzde toplanması sağlanmış. Siyah bere ve siyah mont arasında kalan beyaz sakallar ve aydınlık yüzle fotoğrafın etkisi ve görsel gücü arttırmış. Fotoğrafın en etkili alanı olan yüzdeki ifade ise macro çekimlerde kullanılan ring flaşı ile daha da belirgin hale getirilmiş. Uzaklara bakışıyla bizleri alıp, insanlığın ruh dünyası ile buluşturan bu fotoğraf aynı zamanda bizlere upuzun bir hayatın sabırla döşenen kilometre taşlarını anlatıyor. Evet, insanı anlatan fotoğraf en kalıcı ve en etkili fotoğraftır.

143


“Işık ve huzur”

Şaban Koşdurma


Işığın Dengesi Son günlerde izlemekten büyük keyif aldığım en başarılı fotoğraflardan biri. Duygusu olan, sade ve etkili bir çalışma. Fotoğraf alanı içindeki yerleştirmeler örnek alınacak nitelikte. Kuran okuyan kişi doğru yerde ve yaptığı işle bütünlük içinde. Doğal ve mekâna uygun. Açık tondaki kıyafetleriyle, fesi; okuduğu kuranla bir bütünlük oluşturuyor. Arka planın gölge alana denk getirilip siyah olarak elde edilmesi sonucu da ilgi merkezi çok belirgin olarak ortaya çıkmış. Adamın yön boşluğu da yine kompozisyon kurallarına uygun. Bu fotoğrafın en etkili kısmı ise yukarıdan sallanan 3 adet lamba. Fotoğrafa çok büyük bir etki katmış. Işık etkisinden çok denge unsuru olarak fotoğraf içinde yer almışlar. Bu lambaların küçülerek köşeye doğru diyagonal bir gidiş oluşturması çok hoşuma gitti. Lambaların etrafında oluşan ışık tonlarının yarattığı mistik etkiden de söz etmek mümkün. Sol arka pencerenin fotoğraf içinde yer alıp almaması da tartışılabilir. Bence rahatsızlık vermeyen ve hatta fotoğrafı tamamlayan ana bir leke olarak girip, fotoğrafı bütünleyen diğer bir unsur olmuş. Bu penceredeki motiflerle, adamın fesinin motiflerinin uyumu da dikkati çeken diğer bir konu. Bu fotoğrafta adamın dirseğinin altı ile sağ üst lambanın dip kısmı bu kadar sıkıştırılmasaydı çok daha iyi olacaktı gibi geliyor bana. Şaban arkadaşımızı böylesine etkili bir fotoğrafı bizlerle paylaştığı için kutluyor, başarılarının devamını diliyorum...

145


“Yok olan meslekler”

Ali Haydar Ceylan


Yalın ve Belirgin Fotoğraf Az elemanla çok şey anlatan fotoğraflardan biri. Şematik etki üst düzeyde. Yalın ve çarpıcı. Küçük fotoğrafına bakınca dahi iyi bir çalışma olduğunu gösteriyor. Nikon D200 ile çekim yapılmış. Nikon un optik kalitesini hissetmek mümkün. Az ışıklı olmasına rağmen noiseler gözükmüyor. Ayrıca çok keskin ve net. Asa ayarı fotoğraf bilgilerinde yok sanırım, düşük asa ile çekilmiş. Fotoğraf kompozisyon olarak son derece başarılı. Bir defa çok az eleman kullanılmış. Adamın kendisi ve elindeki büyük kazan var. Mekana dair her şey koyu bir arka plana dönüştürülmüş. Böyle olunca da anlatılmak istenen konu belirgin olarak ön plana çıkmış, bunda beyaza yakın renkte olan kazana pozlama yapılmasının büyük etkisi var kuşkusuz. Ama güzel olmuş. Kadraj başarılı sayılabilir. Sadece çok az şekilde adamın arkasından kesilip ön alana eklenebilirdi. İlgi merkezleri fotoğraf alanının tam ortasına oturtulmuş gibi. Ama belli ki o tarafta gözü tırmalayacak objeler var. Yoksa bu başarıdaki bir çalışmada o da düşünülebilirdi kuşkusuz. Adamın çalışmaktan çok objektife bakması bazı arkadaşlarımızca eleştirilebilir. Doğal atmosferin olumsuz etkilendiği söylenebilir. Bana göre öyle değil. Bazı portre veya insan çalışmalarında göz teması sağlanması fotoğrafın vurucu etkisini artırır. Bence öyle olmuş. Adamın fırlattığı bakış fotoğrafı bizlerle buluşturuyor. Sadece bu ortamda biraz uzun pozlama ile adamın eline hareket etkisi verilebilir miydi diye düşünmedim değil. Böylece çalışmaya bir aksiyon katmak da mümkün olabilirdi. Bu tür çalışmalar fotoğrafçıların sosyal sorumluluklarından biri bence.

Bizler de olmasak geleneksel sanatlarımız tarihin sayfalarında kaybolup gidecek. İyi ki bizler çekiyor ve fotoğraflıyoruz. Böyle nitelikli fotoğraflar sayesinde bakırcıları ve diğer tüm geleneksel sanatlarımızı ölümsüzleştiriyoruz.

147


“Ada’m”

Deniz Tanju


Hüznün Fotografik Tadı Fotografik tadı çok yüksek olan bir fotoğraf. İlk bakışta insanı sarıyor. Her fotoğrafta böyle bir etkiyi yakalamak mümkün değil. Ama bu fotoğrafta bu etki üst düzeyde yakalanmış. İfade ise olağanüstü. Teknik olarak da çok sağlam bir fotoğraf. Işık kullanımı mükemmel. Yan ışık bir fotoğrafta ancak bu kadar güzel durur. Bu fotoğrafta 50 mm. F:1.8 objektifin optik gücünü de görüyoruz. Netlik tellerde ve özellikle gözde. Onun dışında tatlı bir fluluk hakim fotoğrafta. Bu da sinematik bir tat bırakıyor. Tel örgülerin fotoğrafa etkisi de çok büyük. Kompozisyon kurgusunu da başarılı buldum. Diyagonal yaklaşım güzel bir etki katmış. İfade o kadar güçlü ki fotoğrafı alıp götürüyor ve kafadaki kesikliği hiç fark ettirmiyor. Modelin duruşu, bakışı ve telleri tutuşu da son derece uyumlu ve estetik. Ada’yı bu başarısından dolayı kutlamak gerekir. Bu fotoğrafta sadece karenin sol alt köşesindeki dalgalanma gözümü tırmaladı. İşleme Picasa’da yapılmış. Photoshop’ta bu dalgalanma rahat bir şekilde giderilip, daha bütün bir fotoğraf elde edilebilirdi. Siyah beyaz seçimi de isabetli olmuş. İnsanın ve yaşamın izlerini bam telimizde buluşturan bu fotoğraf izlenmeye değer.

149


“Fotoğrafname”

Mehlika Asiltürk


Grafiksel Etkiler Bilinçlice kurgulanmış bir fotoğrafta şematik etkilerin önemi büyüktür. Şöyle de diyebiliriz; bir fotoğraftaki grafiksel etkiler o fotoğrafın bilinçli bir kurgu ile çekildiğini gösterir. Fotoğraftaki biçimleri görebilmek eğitimli bir gözü gerektirir veya ancak eğitimli gözler grafiksel etkileri fark edip çalışmalarına katabilirler. Fotoğrafa yeni başlayanlar çoğu kez yaşamın devinimi içinde çevrelerinde beliriveren grafiksel biçimlerin hiç farkında olmazlar. Oysa yıllarını fotoğrafa verenler için anında fark edilecek bir özelliktir bu. Deneyimli gözler, sadece grafiksel etkileri görmekle kalmazlar, olası biçimlerden grafiksel etkiler çıkarmasını da bilirler. Çünkü fotoğrafta şema etkisi çoğu kez, hazır bir şekilde ve altın tepsi içinde karşımıza gelmez. Bu etkiyi fotografik bir anlatım diline dönüştürmek de zordur. Bunun için, bir hayli uğraşmak, olmadık açıları ya da yükseklikleri denemek gerekebilir. Çünkü şematik etkilerin tam olarak belirgin olduğu bir bakış noktası vardır. Bunu hissedip o bakış noktasını keşfederek, o noktadan güzel bir fotoğraf çıkarmak da o fotoğrafçının becerisini ortaya koyar. Grafiksel biçimleri görmek ya da oluşturmak işin bir aşamasıdır. İkinci aşama bunu kompozisyon zenginliği içinde ve çarpıcı bir ilgi merkezi ile anlatabilmektir. Sevgili Mehlika ilk aşamayı çok yüksek puanla geçmiş ama fotoğrafını unutulmazlar arasına sokacak sonraki aşamada ise ne yazık ki birazcık yetersiz kalmış. İsterseniz birinci aşamadan başlayalım. Öncelikle şunu söyleyeyim ki Mehlika Asiltürk, çalışmalarını beğenerek takip ettiğim son dönemin başarılı fotoğrafçılarından biri. Şematik etkileri görmedeki becerisi kadar diğer yaratıcı çalışmalarında fotoğrafa olan ilgisinin ve yeteneğinin izlerini görebilirsiniz. Çalışmalarının bir çoğunda kendine has anlatım dili ile çektiği fotoğrafları, zihninizin kıvrımları arasında rahatlıkla yerini alabilecek nitelikte ve özelliktedir. Sanırım yurt dışında yaşıyor. Bu özelliği doğu ve batı kültürlerinin bir sentezi olarak fotoğraflarına da yansıyor.

Fotoğrafındaki rengarenk tarlaların düzenli peyzajı bu fotoğrafın da yurt dışında çekildiğini gösteriyor. Bu çalışmadaki grafiksel etkiyi fotoğrafa yansıtmak için belli bir bakış yüksekliğine ihtiyaç var. O düz tarlada nasıl olmuş da Mehlika yüksek bir noktaya ulaşarak bunun çaresini bulmuş. Sadece kocaman bir X, T, V, Y ve üçgenlerden oluşan şemayı görmekle kalmamış, tam ortasına güzelim ağacı da kondurarak daha da etkili bir hale dönüştürmüş. Büyük sarı parçaların, küçük yeşil ve kahverengi üçgenlere olan oranı tam dozunda oluşturulmuş. Şematik biçimlerdeki renkler bu çalışmayı başarılı bir görsel şölene dönüştürmüş. Teknik ayarlar ve ışık kullanımı konusunda da söylenecek söz yok. Gelelim ikinci aşamaya... Bu fotoğraf bu haliyle benzerleriyle çok farklı bir özellik taşımaz. Güzeldir, etkilidir, kendisine baktırır ama o kadar... Oysa bu çalışmaya ustalıkla bir yaşam öğesi katılsaydı sıradanlıktan çıkıp unutulmaz kareler arasındaki yerini rahatlıkla alabilirdi. Sevgili Mehlika, bir çok fotoğrafçının iç geçirip olmak istediği zamanda ve yerdesin. Burada biraz bekleyip o yollardan birilerinin geçecek olmasını bekleyemez miydin? Ya da bunu bir model yardımıyla kendin oluşturamaz mıydın? Fotoğrafa ilk baktığımda hayal ettiğim kompozisyon renklerin arasındaki o yoldan kırmızı bir Woswos’un geçmesiydi. Ya da, yine kırmızı renkli bir traktör veya rengarenk balonlarıyla koşuşturan çocuklar... Fotoğrafını tamamlayacak böylesi güzel bir ilgi merkezi bu fotoğrafı alır çok daha iyi yerlere taşırdı. Büyük emekle çektiğiniz bu fotoğrafınızı bizler de alır, rahatlıkla gönlümüzün duvarlarına asabilirdik...

151


Enver Şengül

1960 doğumlu. Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ni bitirdi. Trakya Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünde yüksek lisansını tamamladı. Türkiye’nin çeşitli illerinde öğretmenlik mesleğini yürüttü. TRT, Hürriyet ve Anadolu Ajansı’nda gazetecilik yaptı. Bitlis Valiliği Basın Bürosu’nda çalıştı. Trakya Üniversitesi Rektörlüğü Basın ve Halkla İlişkiler Sorumluluğu’nun ardından Kültür Şube Müdürlüğü görevlerinde bulundu. On bir yıl boyunca Avrupa Müze Ödülü sahibi T.Ü.Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi Müdürlüğü görevini yürüttü. Şu an Trakya Üniversitesi Merkez Kütüphanesi’nde çalışmaktadır. Fotoğrafla 1985 yılından beri ilgileniyor. Muhabirlik yaptığı dönemlerde haber amacıyla çektiği fotoğraflar bu uzun soluklu serüvenin kapılarını araladı. AFSAD (Ankara Fotoğraf Sanatı Derneği) üyeliği ile bu ilgi daha kalıcı noktalara yöneldi. Çok sayıda, gösteri ve söyleşiye imzasını attı. Üçü uluslararası olmak üzere 30’un üzerinde ödül aldı. New York, Zambiya, Fransa ve Bulgaristan’da 6’sı yurt dışı olmak üzere 25 civarında kişisel sergi açtı. Edirne Fotoğraf Sanatı Derneği’nin (EFOD) 4 dönem yöneticiliğini, eğitim sorumluluğunu, Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu (TFSF) delegeliği ve yönetim kurulu üyeliği görevlerini üstlendi. Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ile Mimarlık Fakültesi’nde “Fotoğraf” dersleri verdi. Halen EFOD’un temel eğitim kurslarında eğiticilik yapıyor ve atölye çalışmaları yürütüyor. Ayrıca çeşitli yayınlara ve Edirne’deki yerel gazetelerde kültürsanat yazıları yazıyor. www.fotono1.com adlı fotoğraf paylaşım sitesinin editörlüğünü, sanal fotoğraf dergisi Fotoritim’in yazarlığını yapıyor.

Enver Sengul 70 Fotograf 70 Yorum  

Enver Şengül'ün fotoğraf yorumlarından derlenmiş Fotoritim eKitabı. Yazar, fotoNo1 sitesinde yaptığı ayrıntılı yorum köşeleri ile bu kitabı...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you