Page 1

A-PDF PUBLISHER TO PDF DEMO: Purchase from www.A-PDF.com to remove the watermark

Büyük Atatürk’ün eseri, bir büyük inkılâp ve milletimize eşsiz bir armağan olan Cumhuriyeti, ilanının 86. yılında birlikte kutlamanın mutluluk, coşku ve heyecanı içindeyiz. Türk ulusunun en büyük bayramı olan, Cumhuriyet bayramının iki önemli anlamı vardır: Birincisi her taraftan düşman işgaline uğrayan Anadolu’nun işgalcilerden kurtulması, ikincisi de demokratik bir cumhuriyetin ilan edilmesidir. Osmanlı Devleti’nin 30 Ekim 1918’de imzaladığı Mondros ateşkes antlaşmasından sonra ordularımız dağıtılmış, kutsal vatan topraklarımızın her köşesi işgal edilmiş, millet fakru zaruret içinde harap ve bitap durumdadır. Ancak düşmanlarımız, ülkemizi işgale başlarken yanlış hesap yapmış.”Ezelden beridir hür yaşamış” Türk ulusunun, “Yurdunda tüten en son ocak sönmeden” hiçbir güce teslim olmayacağını, O’nun özgürlük sevdası için her şeyden vazgeçebileceğini düşünememiş ve Türk ulusunun büyük önderini gözden kaçırmıştı. 19 Mayıs 1919 tarihi, Kurtuluş savaşımızın başlangıç tarihidir. Önce 22 Haziran 1919 günü Amasya genelgesi yayınlanmış, ardından 23 Temmuz–4 Ağustos tarihleri arasında Erzurum kongresinde hareket stratejisi planlanmış ve 4–11 Eylül Sivas kongresinde hazırlıklar tamamlanarak cumhuriyetin temelleri atılmıştır. Bizim milletimiz, az görünse de çoktur. Bizim ulusumuz, zayıf gözükse bile bağımsızlık söz konusu olunca çok güçlüdür. Bizi yönetenler zaman zaman “gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içerisinde olsalar bile” , milletimiz yeri geldiğinde, varını yoğunu ortaya koyacak ulusal bir iradeye her zaman sahiptir. Nitekim 23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi, açıldıktan sonra her geçen gün ülkenin mukadderatında tek söz sahibi durumuna gelmiş, Mustafa Kemal ‘in başkanlığında Ankara’da kurulan yeni hükümet bir taraftan iç ayaklanmaları bastırırken bir taraftan da yerel güçler aracılığıyla ulusal direnişi başlatmıştır. Ankara hükümetinin ilk askeri başarısı doğu cephesinde gerçekleşmiş, ardından Batı cephesinde kazanılan başarılar sonucunda Güney cephesi kapatılmış ve nihayet ülkemizi işgal eden güçler 26 Ağustos 1922 günü başlayan Büyük Taarruz ile Anadolu topraklarından atılmıştır. Kazanılan askeri zafer 24 Temmuz 1923 günü Lozan’da imzalanan antlaşma ile taçlandırılmış ve nihayet 6 Ekim 1923 günü Đstanbul’daki işgal kuvvetleri Türk bayrağını selamlayarak geldikleri gibi gitmişlerdir. 29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet, aslında 23 Nisan 1920’den beri sürdürülen rejimin adının açıkça tüm dünyaya duyurulması demekti.


Büyük Atatürk önderliğindeki kadın-erkek, genç-yaşlı tüm halkımızın kahramanlıklarıyla yazılmış bir destan olan Cumhuriyet, kısa zamanda bizi bölgemizin en güçlü devleti haline getirmiştir. Türkiye artık her alanda dev atılımlar gerçekleştirmiş bir dünya devletidir. Ekonomik, siyasi ve kültürel alanlarda elde edilen kazanımlar, bunun en önemli göstergesidir. Türkiye Cumhuriyeti, önünde uzanan aydınlık yolda, emin adımlarla ilerlemeye devam edecek, benimsediği evrensel ilkeleri muhafaza ederek, uygar dünyanın onurlu bir üyesi olmak için verdiği kararlı mücadeleyi sürdürecektir.

Yeni devletin rejimi neden cumhuriyetti?

      

Çünkü, Cumhuriyet Türk milletinin tabiat ve adetlerine en uygun yönetim şekliydi. Çünkü , Cumhuriyet en ileri devlet şekliydi. Çünkü, cumhuriyet, millet egemenliğini belirleyen ve millet egemenliği ile bağdaşabilen tek rejimdi. Çünkü,Cumhuriyet temel ilkenin seçim olduğu bir rejimdi. Çünkü, Cumhuriyet, Ahlaki fazilete dayanan bir rejimdi. Çünkü, Cumhuriyet yönetim kadrolarında hayat boyu kalmayı reddeden bir rejimdi.

Çünkü, Cumhuriyet, bizi biz yani millet yapacak tek rejimdi.


ATATÜRK’ÜN CUMHURĐYET ĐLE ĐLGĐLĐ SÖZLERĐ Türk milletinin karakterine ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir. (1924) Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir. (1933) Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir. (1925) Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Bunu elde etmek için kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. Đcabında müesseselerimizi müdafaa için lâzım olanı yapmağa hazırız. 1923 (Atatürk'ün S.D. III, S. 71) Cumhuriyet düşünce serbestliği taraftarıdır. Samimî ve meşru olmak şartiyle her fikre hürmet ederiz. Her kanaat bizce muhteremdir. Yalnız muarızlarımızın insaflı olması lâzımdır. 1923 (Atatürk'ün S.D. III, S. 71) Bugünkü hükümetimizin, devlet teşkilatımızın doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet ve hükümet teşkilatıdır ki onun adı Cumhuriyettir. Artık hükümet ile millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millet ve millet hükümettir. (1925)

Sevgili Gençler ve Kıymetli Öğrenciler; Sizler, Atatürk’ün deyimiyle “geleceğin ümidi, ışıklı çiçekleri”siniz. Büyük önderimiz M.Kemal Atatürk “Bu eseri ona bırakacağım ve gözüm arkada kalmayacak” sözleri ile işaret ettiği ve Cumhuriyeti emanet ettiği gençlersiniz.. Taşıdığınız bu emanetin ağırlığı ve sorumluluğunun bilincinde olduğunuza inanıyor ve güveniyoruz. Unutmayınız ki, geleceğimize yön verecek sizlersiniz. Bu ülke, sizlerin çabası ile dünyadaki saygın yerini alacaktır.


Pus ve sis dolu bir Kasım gününün sabah saatlerinde görevini tamamlayıp ayrıldı aramızdan. Türk Milleti’nin, yoksulluk, sefalet ve acı dolu günlerinde sunulmuş bir armağan gibiydi Anadolu’ya. Yıllar var ki görmemişti bu topraklar böylesine cesurunu, böylesine baştan başa vatan, millet sevgisiyle dolu olanını. Görmemişti bu halk, kendini değil halkını düşünenini, bu sebeple kulak verdi çağrısına; erkeği, kadını, genci yaşlısı… Ata’sının gözlerindeki inanç yeterdi elde kalanı da feda edip, düşman üstüne yürümeye. Öyle de yaptılar: paslanmış bir tabanca, belki dededen kalma bir tüfekle, kazmalarla, küreklerle yürüdüler ölümün üzerine, beşikte kalan bebeklerinin gözyaşlarına bakmadan. Onlar içindi çünkü yapılan, bağımsız bir gelecek içindi…

üzerine oynanan oyunu, verilen tavizleri, masalarda kaybedilen toprakları yoksa bunca vatansever varken nasıl işgal altında olurdu yurt toprağı. Güvenmek yoktu Mustafa Kemal’ den başkasına. “Sakarya” dedi lider koştular , “Büyük Taarruz” dedi koştular , “Đlk hedef Akdeniz” dedi koştular. Can dostlarını, kardeşlerini savaş meydanlarında bıraktılar. Bitince meydanlardaki işleri, geleceğe diktiler gözlerini, bağımsızlık savaşından sonra şimdi de çağdaşlık, uygarlık savaşındaydı sıra. Meydanlara inmek yoktu artık zorunlu olmadıkça “Yurtta barış, dünyada barış” temel ilkeydi. Geçmişin tüm kokuşmuşluğunu bir yana bırakıp, baştanbaşa yeni, yepyeni bir vatan inşa ettiler enkazların altından. Değişmeliydi bu yasalar, bu kurallar... Yazıyı, kıyafeti, ölçüleri, yasaları ve eğitimi baştan aşağı yenilediler. “Ben size savaşmayı değil; ölmeyi “Hiçbir şeye muhtaç değillerdi, tek ihtiyaçları emrediyorum” dediğinde mavi gözlü insan, çalışkan olmaktı”, çok çalıştılar. Hiç durmuyordu anladılar nasıl savunulacağını vatanın; namusun, çünkü lider, yetişmek mümkün değildi, öndeydi dinin, dilin ve geleceğin nasıl korunacağını yine savaş meydanlarında olduğu gibi çağdaşlıkta anladılar. Bir tek canları vardı, bir tek davaları, bir da. tek vatanları ve bir tek önderleri..Vereceklerdi Atasıydı Türklerin, ATATÜRK dediler. canlarını , sürdüreceklerdi davalarını, kurtaracaklardı vatanlarını ve önderlerine 10 Kasım’da gözlerini yumunca hayata verdikleri sözü tutacaklardı.. büyük insan, anladılar ki yapılacak daha ne çok iş Toplandılar, yurdun dört bir yanından vardı kalan, sahip çıkılacak, yüceltilecekti vatan... geldiler, bir oldular, bir bütün oldular. Daha bir Ata yolu açmış, yürünecek yönü göstermişti… kuvvetlendiler her yeni katılımla ve baktılar ki El ele verdiler yürüdüler güneşe… binlerceler artık . O an anladılar yurt toprağı

BENĐM NAÇĐZ VÜCUDUM BĐR GÜN ELBET TOPRAK OLACAKTIR. FAKAT TÜRKĐYE CUMHURĐYETĐ DEVLETĐ ĐLELEBET PAYĐDAR KALACAKTIR!


David Lloyd George, Đngiltere Başbakanı, 1922

1922'de Türk ordularının zaferi neticesi Anadolu'daki emelleri gerçekleşmeyen Đngiltere'nin Türk düşmanı olarak bilinen Başbakanı Lloyd George, Parlamento'da kendisine yöneltilen suçlama ve tenkitleri şöyle cevaplandırmıştır: "Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dahi çağımızda Türk Milleti'ne nasip oldu. Mustafa Kemâl'in dehasına karşı elden ne gelirdi."

Bir ulusun hayatında bu kadar az sürede bu denli kökten değişiklik pek seyrek gerçekleşir... Bu olağanüstü işleri yapanlar, hiç kuşkusuz kelimenin tam anlamıyla büyük adam niteliğine hak kazanmışlardır. Ve bundan dolayı Türkiye övünebilir. Eleftherios Venizelos Yunanistan Başbakanı, 1933

O, Türkiye'yi kurmakla bütün dünya uluslarına Müslümanların seslerini duyuracak kudrette olduğunu ispat etti. Kemal Atatürk'ün ölümüyle Müslüman dünyası en büyük kahramanını kaybetmiştir. Atatürk gibi önder önlerinde bir ilham kaynağı olarak dikildiği halde Hint Müslümanları bugünkü durumlarına hala razı olacaklar mı? Muhammed Ali Cinnah, Pakistan'ın Kurucusu, 1954

Savaşta Türkiye'yi kurtaran, savaştan sonra da Türk Ulusu'nu yeniden dirilten Atatürk'ün ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de en büyük kayıptır. Her sınıf halkın O'nun ardından döktükleri içten gözyaşları bu büyük kahramana ve modern Türkiye'nin Ata'sına layık bir tezahürden başka bir şey değildir. Winston Churchill,Đngiltere Başbakanı, 1938

Benim üzüntüm iki türlüdür; önce böyle büyük bir adamın kaybından dolayı bütün dünya gibi üzgünüm. ikinci üzüntümse bu adamla tanışmak konusundaki şiddetli isteğimin gerçekleşmesine artık olanak kalmamış olmasıdır. Franklin Roosevelt, ABD Başkanı

Atatürk, bağımsızlık duygusunu taşıyan bütün uluslar için, ölmez bir simgedir. Alman Basını


TEBESSÜMÜN GÜCÜ

GÜNEŞ ve RÜZGAR Bir gün Rüzgar Güneş’le konuşuyormuş. Vuvv,ben senden daha güçlüyüm demiş. -Öyle mi? demiş Güneş. -Elbette demiş rüzgar. Bunu sana göstereceğim. Bak şu aşağıdaki yaşlı adamı görüyor musun? Güneş eğilip bakmış. -Görüyorum diye cevap vermiş. Rüzgar gururla: -Gör bak! Onun ceketini çıkaracağım diye konuşm uş. Güneş: -Peki o zaman demiş. Haydi dene bakalım. Sonra bulutların arkasına çekilmiş. Merakla rüzgarı izlemeye başlamış. Rüzgar bütün şiddetiyle esmiş. O estikçe yaşlı adam üşümüş. Üşüdükçe paltosuna sarılmış. Rüzgar buna öfkelenmiş. Daha da şiddetli esmiş. Bu kez adam da paltosunu daha sıkı tu tmuş. O ne kadar şiddetli estiyse adam da pa ltosuna o kadar çok sarılmıÇünkü çok ü şüyormuş. Rüzgar sonunda pes etmiş. Bu kez sıra Güneş’e gelmiş.Güneş bulutla rın arkasından çıkmış. Yaşlı adama sıcacık gülümsemiş. Yeryüzünü iyice ısıtmış. Adam pek sevinmiş. Yeryüzü ısındıkça adam da ısınmış. O da gülümsemeye başlamış. “Artık paltoya ihtiyacım kalmadı.” diye düşünmüş. Ve paltosunu çıkarmış. Güneş rüzgara dönerek: -Gördün mü demiş.

Nazik olanlar zorbalardan her zaman daha güçlüdür.

Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardim eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı. Hemen bir not yazdı, yolladı. Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her öğle yemek yediği lokantadaki garson kıza yüklü bir bahşiş bıraktı. Garson kız ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu. Aksam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasını her zaman köse basında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı. Adam öylesine minnettar oldu ki... Çünkü iki gündür boğazından aşağıya lokma geçmemisti. Karnini doyurduktan sonra, bir apartman bodrumundaki odasının yolunu islik çalarak tuttu. Öyle neşeliydi ki, bir saçak altındaki köpek yavrusunu görünce, kucağına alıverdi. Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada gece boyunca koşuşturdu. Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı. Bir yangın başlıyordu. Dumanı koklayan köpek öyle bir havlamaya başladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman halkı... Anneler, babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar... Bütün bunların hepsi, beş kuruşluk bile maliyeti olmayan bir tebessümün sonucuydu.


Đshak Paşa Sarayı, Ağrı Dağı'nın yakınında Doğubayazıt’ ın 7 km. güney doğusunda, Eski Beyazıt’a ve ovaya hakim yüksek bir tepenin ve sarp kayalar üzerine kurulmuş, pek çok bölümleri olan komple bir saraydır. Kartal yuvasını andıran 336 odalı bu saray aslında türbesi, camii, surları, iç ve dış avluları, divan ve harem salonları, koğuşları ile bir bey kalesidir.Birinci Dünya harbine kadar Beyazıt Sancağı bu saraydan yönetildi. Sarayın yapımını 1685'de Doğubeyazıt Sancak Beyi Çolak Abdi Paşa başlatmış,onun oğlu Çıldır Valisi Đshak Paşa 1784'te bitirmiştir. 7.600 m² bir sahada yapılan sarayın inşası 99 yıl sürmüştür. Mimarı, Ahıskalı ustalardır. (Sarayın duvarında yer alan "Đshak meram üzere kerem kıldı cihanı-Binyüzdoksandokuz buna oldu tarih" beytinden sarayın miladî 1784 yılında tamamlandığı anlaşılmaktadır.) Türk mimarisinin en güzel örneklerinden olan Đshak Paşa Sarayı; Türkistan, Selçuklu ve Osmanlı mimari özelliklerini birleştiren bir yapıdır.Camiinin kubbeleri Türkistan kubbeleri gibidir. Saray Topkapı Sarayı'nı andırır, kapıları ise Selçuklu stilindedir. Đshak Paşa Sarayı, saraydan öte bir külliyedir. Đstanbul Topkapı Sarayı'ndan sonra son devirde yapılmış sarayların en ünlüsüdür. Aynı zamanda, dünyanın ilk kalorifer tesisatı döşenen sarayıdır. Saray 115X50 m. boyutlarında, tesviye edilmiş, Karaburun tepesi üzerine terası, iki avlu ile bu avluları çevreleyen çeşitli yapı topluluğundan meydana gelmektedir. Doğu-Batı yönünde yaklaşık 7.600 m. karelik bir alan üzerine oturtulmuştur. Bazı kısımları tek, bazı kısımları iki, bodrum dahil bazı kısımları üç katlı olarak yapılmıştır. Bir saray için gerekli tüm bölümler (harem, harem odaları, aşevi, hamam, toplantı salonları, eğlence yerleri, mahkeme salonu, camii, çeşitli hizmet odaları, oturma odaları, uşak ve seyis odaları, muhafız koğuşları, cezaevi, erzak depoları, cephanelik, tavlalar, bodrum katlarında çeşitli hizmet odaları vb.) vardır. Her odada ocak, dolap yerleri vb. görülmektedir. Sarayın girişi, savunması en zor olan doğu cephesindedir. Anıtsal taç kapı, avlulara çıkan diğer kapılar gibi, kabartma, süsleme ve zengin bitki motifleriyle Selçuklu sanatının özelliklerini taşır. Saray, tarih ve sanat tarihi yönünden essiz bir değere sahiptir. Bu bey kalesi, Avrupa’daki şato tipi yapıların ülkemizde rastlanmayan en iyi örneğidir.

Dış avludan iç avluya kemerli tak şeklinde büyük bir kapıdan girilir. Đç avluda çeşitli odalar ve koğuşlar vardır. Ortadaki harem dairesinin duvarlarında Đshak Paşa'yı öven yazılar bulunmaktadır. Kapının iki yanında iki aslan heykeli vardır. Divan odası (toplantı salonu) ise 20 metre genişlik ve 30 metre uzunluktadır. Saray binasının bulunduğu zemin vadi yakası olduğundan, kayalık ve sert bir yerdir. Eski Beyazıt şehrinin merkezinde olmasına rağmen, bu yapının üç tarafı (kuzey, batı, güney) dik ve meyillidir. Sadece doğu tarafında müsait bir düzlük vardır. Sarayın giriş kapısı buradadır. Saray bölümü iki kattan oluşmaktadır. 366 oda da bu iki kat içinde yer almaktadır. Her odada taştan yapılmış ocaklar vardır. Taş duvarlardaki boşluklar bütün yapının merkezi bir ısıtma sistemine sahip bulunduğunu göstermektedir. Divan salonu 20x3 m. boyutlarındadır. Duvarları ve tabanı taştandır. Duvarları Türk hat sanatının örnekleriyle, sülüsle yazılmış ayet ve beyitlerle süslüdür.


Sarayın cami dışındaki bölümlerin çoğu yıkılmış, harap olmuş, tavanları sökülmüştür. Son yıllarda biraz onarılmış, restore edilmiştir. Camii, saray kompleksinin en sağlam kalan yeridir. Tek kubbeli camii, iki ayrı renk taşla örülmüş minaresiyle saraya ilginç bir görünüm kazandırmaktadır. Camiinin kıble duvarının dışındaki türbe geometrik ve bitkisel motiflerle süslenmiş olup, muhtemel Abdi Çolak Paşa ile Đshak Paşa ve yakınları için yapılmıştır. Sarayın(Selamlık) kuzey cephesinde dışa sarkan dört ahşap konsolda üstte kanatlı ejder, onun altında aslan, en altta insan figürleri yer almaktadır ki, çok ilginç ve sanatkaranedir. Sarayda klasik Osmanlı mimarisinden farklı üslup ve benzeme şekilleri dikkati çeker. Türk saray geleneği ve mimarisinin ana prensiplerine uyulmuştur. Yapı birkaç aşamalıdır ve güzellikle azameti yansıtır. Saray iştihamı, yaptıran paşanın çevreye ve Merkezi Devlet’e karşı gücünü göstermek istediği anlaşılmaktadır. Taş duvarların içinde görülen boşluktur, sarayın kalorifer tesisatı andıran merkezi ısıtma sistemiyle ısıtıldığını göstermektedir. Yapımı bir çok efsane ve hikayeye konu olan Đshak paşa sarayı; Osmanlı döneminde Ağrı’ da yapılan en büyük ve en önemli mimari eserdir. Đshak Paşa Sarayı, geleneksel Türk mimari karakterinde ve Selçuklu mimarisi biçiminde bir yapıdır. Bu yapılar topluluğunda Osmanlı ve Selçuklu mimarisinin öğeleri yanında, Avrupa sanatının Barok üslubunun etkileri de görülmektedir. Zamanın en modern ve ileri anlayışı ile yapılmış olup, genel hatlarıyla Türk kültürünün özelliklerini taşır. Bir Osmanlı Dönemi Yapısı Đshak Paşa Sarayı Görkemli özel mimarı yapısı, anıtsal taç kapıları, haremi, salamlığı, cami ve yüzlerce odası ile görülmeye değer bir şah eserdir... Sanki bir saray değil, tüm heybetiyle canlı bir tarih, her tarafı sır dolu bir efsanedir. Onu anlamak için yakından görmek, gezmek gerekir... Bu görkemli yapının mimarı meçhuldür, onun için halk, sarayın yapımı ve tarihi hakkında bir çok efsane anlatır. Sarayı gezerken, masal dünyasının saraylarını görmüş gibi hayal güçleriniz harekete geçer, güzellikler karşısında efsanelerde anlatılanlar bir bir gözlerinizin önünde canlanır... Bir kartal yuvasını andıran ve çevresiyle ahenk oluşturan bu muazzam yapıya hayran kalmamak elde değil... AĞRI DAĞI Ağrı dağı başın yüce Erişilmez böyle güce Diğerleri sanki cüce Dağlar dağı Ağrı dağı Eksik olmaz senin karın Düzlüğünde halay barın Yıllar önce sönmüş harın Çağlar dağı Ağrı dağı Eteğinde koyun kuzu Köylerinde acem kızı Yüreğinde derin sızı Hüzün dağı Ağrı dağı

Tendürek’le buluşursun Bayazıt’la konuşursun Hainlerle vuruşursun Umut dağı Ağrı dağı Kartallara yuvasın sen Dertlilere devasın sen Şiirlere tema’sın sen Fikir dağı Ağrı dağı Bir başına kaldın böyle Bana mahzun bakma öyle Soranlara selam söyle Çile dağı Ağrı dağı Alptekin Topal

Bulutlarla yarışırsın Yıldızlara karışırsın Küskünlerle barışırsın Gönül dağı Ağrı dağı


Taşlıçay'a 40 km uzaklığında Sinek Yaylasında bulunur. 2241 metrelik rakımı ile yurdumuzun en yüksekte bulunan gölüdür. Yüzölçümü 34 km kare olup derinliği 100 metreyi aşmaktadır. Alabalığı ünlü bir lav seti gölüdür. Alabalık ve sazan balığı boldur. Gölün ağaçlıklı çevresi, yörenin dinlenme yeridir. Gölün ortasında, üzerinde tarihsel kalıntılar bulunan 4 dekar genişliğinde küçük bir ada vardır. Gölün çevresinde kurulu 10 tane köy vardır. Gölün suyu tatlı ve temizdir. Doğubayazıt’ın içme suyu da bu gölümüzden sağlanmaktadır. Özel bir tür alabalığı (kırmızı pullu kızıl alabalık) ve çok lezzetli sazan balığı vardır. Kızıl pullu balıklar kırık çıkık gibi ortopedik tedavilerinde ilaç olarak kullanılır. Gölün çevresindeki köy halkı geçimini balıkçılık ve hayvancılıkla sağlamaktadır. Gölün ortasında üzerinde tarihsel kalıntılar bulunan 4 dekar alanında bir de ada bulunmaktadır.

Göl yatağındaki kaynaklar ve çevreden inen çay ve pınarlarla beslenir. Fazla sular güney doğu ucundan gür güre adıyla Doğubayazıt ovasına akar. Çevresi ağaçsızdır. Güney kenarındaki küçük şeritvari düzlüklerde iyi çayır olur. Çok dik olan batı kıyısı oldukça bitektir. Buralar orman kalıntılarıdır. Göl çevresinde yazın karpuz çatlatan buz gibi pınarlar vardır. Kış mevsiminde gölün üzeri tamamen donar. Kalınlığı 20 cm. olan buzların üzerinde hayvanlar arabalar bile geçer, burası buz üzerinde yapılan kış sporları için elverişlidir. Kışın tamamen donan gölde yazın yerli ve yabancı turistler tekne t u r u y a p m a k t a d ı r l a r . Muhteşem günbatımı ve Ağrı Dağı manzarasıyla kartpostallara konu olan güzelliğiyle görülmeye değer bir doğa harikasıdır. Gölün çevresindeki buz gibi kaynaklar, Anadolu’nun en güzel sularıdır. Göl, doğal bir güzelliğe ve sade bir manzaraya sahiptir. Doğu Anadolu’nun Abant’ı sayılmaktadır.


SĐNEK ve ALADAĞ YAYLALARI Đlkbaharda karlar erimeye başlayınca, yaylalar hayat ve canlılık kazanır. Renk renk çiçekler, göçmen kuşların cıvıltıları ve yemyeşil kırlara yayılan sürüler, doyulmaz bir tabiat güzelliği oluştururlar. Buz gibi kaynak sular, serin ve temiz hava bu yaylalarda hep vardır. Yaylalar yeşilliğini ve tazeliğini ağustos ortalarına kadar korurlar. Yaylaların gidilebilecek her yerine yol yapılmıştır.

ÜÇKĐLĐSE Taşlıçay'ın 18 km doğusunda yer alan bugünkü Taşteker köyüdür. Birçok kaynakta adına rastladığımız Üçkilisenin kutsallığı M.Ö.'ye dayanır. Arsaklı Türkleri burada Bagavan adında bir Güneş Tapınağı yapmışlardır. Sonradan Ermeniler tarafından bir manastır inşa edilmiştir. Ancak bahsedilen ve diğer tarihi değerler yok edilmiştir. Ermenilerin yaptırdığı manastır, 1950 yılında sökülmüş, taşları Ağrı Merkez Camii'nin yapımında kullanılmıştır. Nuh Peygamber'in mezarının burada olduğuna ilişkin bir inanışta vardır.

KIZILZĐYARET KALESĐ: Balık Göl yakınlarındaki aynı adı taşıyan köyde bulunmaktadır. Hangi dönemde yaptırıldığı bilinmeyen yapının yapanı ve yaptıranı bilinmemektedir. 1918 yılında yöre terk edilip barınak ve kale surları tahrip edildiğinden dolayı, kale harap bir görünüm arz etmektedir. TAŞLIÇAY

T aşlıçay,Bayramyazı şu murat nehri A zmı gezdik seni aşağı celo mahlesi Ş en şakrak Gilasor,Gerger.mirzahan L akin savrulduk gurbete sana sormadan. I sınmıştık yeşil beyaz spor formana Ç aresiz bıraktın göçtük TAŞLIÇAY A radık bir mekan senden uzak yerlerde Y ar dedik özledik dönemedik sana TAŞLIÇAY

TAŞLIÇAYLIYIM BEN... Taşlıçaylıyım ben Kozbaşı denilince kar Eteğinde yüreği sıcak Elinde kalemi, Ayağında yontulmuş ayakkabı, Tabanları nasır tutmuş Öğrencilerim var…

Taşlıçaylıyım ben Balıkgöl denilince Aynı kaderi paylaşan Mahzun bakışlı, Yüreği patlamaya hazır, Ağrı Dağı’na yetecek Umut var. Taşlıçaylıyım ben Karçiçekleri açılınca Yedi aylık kar soğuğunda Sevdasız yüreklere Sevda tohumları saçan Kalemi kırılmış öğrencilerim var. Taşlıçaylıyım ben. Nesim GÖKSU


ABDĐGOR KÖFTESĐ En tanınmış yemektir. Doğubeyazıt ilçemizde yaygın olan bu köfte, içli köfteye benzer.Yöremizin en lezzetli yemeğidir. Yağsız, sinirsiz, kemiksiz sığır eti, çok az miktarda soğan, bir adet yumurta ve baharatlardan yapılır. Hazırlanması taze et, bir tokmak ile taş üzerinde merhem şeklini alıncaya kadar dövülür. Hamur haline gelen et, soğan ve su katılarak elle çırpılır. Çırpıldıktan sonra bir saat dinlendirilen köfteler pilav üzerine konularak servis yapılır.

SELEKELĐ Taze oğlak veya kuzu eti, sarımsaklı yoğurt ve tereyağından yapılır. Hazırlanışı; taze et doğranır, içine tereyağından eritilmiş salça konulur. Bu şekilde kızartılan et indirilip bir süre dinlendirilir, üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek servis yapılır.

HALĐSE Kabuğu alınmış buğday ve tavşan etinin tandırda kiremit kaplarda saatlerce tuz katmadan kaynatılıp hazır hale getirildikten sonra üzerine yağ ve tuz katmak suretiyle yemeye hazır hale getirilir.

KELEDOŞ Kurut, ak pancar, yeşil mercimek, mantar, et veya hindi eti ile yapılır. Haşlanmış etin içine kurut katılarak diğer malzemeler ilave edilir. Đyice piştikten sonra üzerine anığ (yağda kavrulmuş kekikle yapılan sos) dökülerek servis yapılır.

Kaynak: taslicay.net

GOSTEBERG Tereyağı, soğan, salça ve aynı addaki ot harmanlanıp hayvan postuna doldurulur ve nemli toprağa gömüldükten sonra üzerinde ateş yakılarak pişirilir ki, buna buğulama da denir.

CILVIR Đri doğranmış soğan ve salça kavrularak içine küçük doğranmış patatesler atılıp kaynatılır. Ocak indirilmeye yakın çırpılmış yumurta eklenir. Tepsi içine doğranan tandır ekmeğinin üzerine dökülerek yenilir.

HAŞIL Haşıl yapılırken ince yarma önce bulamaç şeklinde pişirilir. Sonra ortası havuz gibi açılır ve üzerine tereyağı konur. Çevresine ise sarımsaklı yoğurt gezdirilir. Haşıl ortasına açılan yağ havuzu nedeni ile ayrı tabaklara bölünmez ve tek bir kaptan yenir .

HENGEL Buğday unundan hazırlanan hamur bir süre dinlendirilir, yufka şeklinde ince olarak açılır ve kareler şeklinde kesilir. Kaynar suda haşlandıktan sonra süzülür ve bir tepsiye çekilir. Üzerine sarımsaklı yoğurt veya hengel sosu dediğimiz yöremize has kurut isimli bir malzeme ezilerek dökülür yine içinde küçük soğan parçacıkları kavrulmuş tereyağı dökülerek servis yapılır. Bekletilmeden ve soğutulmadan yenmesi gerekir.


Ders: Konu:

24 Kasım 2009 Gelmeyenler Tam

Konuşanlar Sen konuş, biz dinleyelim öğretmenim

Sın. Nöb. Susarsa Ezan ile İstiklal Marşı, Herkes ☺ Yetimin gözyaşı titretir arşı, ….. … Bugün de yarın da cehalete karşı Sen durmazsan söyle kim duracak; öğretmenim?

Harf devrimini yapan Mustafa Kemal Atatürk yeni

Bir ulusun çağdaş ülkeler düzeyine erişebilmesi;

harflerin öğretilmesi için yazı tahtasının başına geçti.

eğitim ve öğretimin kaliteli ve bilimsel yöntemlerle

Milletimize yeni harfleri öğretmek için canla başla çalışmaya

yürütülmesi

başlamıştı. Bakanlar Kurulu 11 Kasım 1928 günü yaptığı bir

sorunlarını çözen uluslar; kültür, sanat, bilim, teknoloji,

toplantıda Atamıza "Millet Mektepleri Baş Öğretmenliği"

sosyo-ekonomik alanında da kalkınmış ve ilerlemiştir.

unvanını verdi. 24 Kasım, Atatürk’ün Millet Mektepleri

Eğitime gereken önem ve ilgiyi göstermeyen uluslar,

Başöğretmenliğini kabul ettiği gündür. 24 Kasım 1981

başka

yılında 24 Kasım'ın her yıl öğretmenler günü olarak

Kalkınmanın temel şartı eğitim ve öğretimdir.

ile

ancak

ulusların

kutlanmasına karar verildi.

Atatürk

Öğretmenler gününün amacı öğretmenin toplumdaki

Cumhuriyetimizin

mümkün

kölesi

olabilir.

olmaya

ye ni

Eğitim

mahkumdurlar.

nesiller

ideallerini

yetiştirerek gerçekleştir me

yeri,rolü, önemi ve değeri nedir sorularına cevap vermek,

sorumluluğunu

sorunlarını belirlemek, öğretmenlerin kendi aralarındaki bağı

Öğretmenlerimiz almış oldukları emaneti en iyi şekilde

kuvvetlendirmek, öğrencileri ile aralarındaki sevgi, saygı ve

yerine getirmek için gösterdikleri çaba ile öğretmenlik

dayanışmayı güçlendirmektir. Emekli olan öğretmenleri

mesleğini ülkemizin en onurlu ve saygın mesleklerinden

saygıyla anmak ve yeni atanmış öğretmenlere mesleklerinin

biri

kutsal bilincine varmalarını sağlamaktır. Đşte, Öğretmenler

öğrencisiyle,

Günü, fedakar öğretmenlerimizin kıymetini bir kez daha

Cumhuriyet tarihinin en iyi seviyelerini yakalamışsak,

düşünüp anlamamızı sağlayan önemli bir gündür.

bunun en başta öğretmenlerimizin eseri olduğunu

haline

öğretmenlere

getirmişlerdir. okuluyla,

Bugün

dersliği

ve

yüklemişti.

öğretmeniyle, bilgisayarıyla

Öğretmenlik, insanlık tarihinin anlamlı ve ölümsüz

bilmekteyiz. Eğitime yapılan yatırım nasıl ülkenin

mesleğidir. Ürünü insan olan ve başlı başına bir amaç

geleceğine yapılmış bir yatırımsa, öğretmene yapılan

olmaktan öte, insanlığı yüce gayeye ulaştıran bir vasıtadır

yatırım

öğretmenlik mesleği. Öğretmenin görevi, gücü nispetinde

verecektir.

erdemli

toplum

gayretine

katkı

sağlamaktır.

Đnsan

yaratılmışların en seçkini, en donanımlısı, en bilinçli olanı; ama aynı zamanda en acımasız, en anlaşılmaz davranışların da sahibi. Onun için insan hayatında eğitim; davranışları doğru yönlendirmede birinci derecede etkilidir. Öğretme işlevinin yerine getirirken bu özelliği asla ihmal etmemelidir.

da

meyvelerini,

yetiştirdiği

öğrencilerle


Çocuklarımızı, gençlerimizi çağın gerektirdiği her türlü bilgi, donanım ve beceriyle zenginleştirerek yaratıcı, üretken, bilgiyi hayatının içinde kullanabilen nesiller olarak yetiştirme hedefimizin en önemli unsuru öğretmenlerimizdir. Öğretmen çocuğun geleceğidir, çocuk ise ulusun güvencesidir. Öğretmenlerimizin özverili çabasıyla bugünlere geldiğimiz gibi, aydınlık yarınlara da yine öğretmenlerin bu uğurda bir ömür boyu sürdürecekleri çabayla ulaşacağız. Öğretmenlik, bir bahar güneşi gibidir. Nasıl can verirse güneş havaya, suya, toprağa… Nasıl fer verirse bahar için kışın ayazında donmuş doğaya, öğretmen de öyle can verir bir topluma. Onu alır muasır medeniyetler haritasında yeri nere ise oraya koymak ister. Đnsanlık, öğretmen sayesinde tanışmıştır medeniyetle. Öğretmendir karanlıklardan aydınlığa çıkaran, o’dur bizi buralara getiren, o’dur bize eğitimin bir bayrak yarışı olduğunu telkin eden o’dur bize hayatın diğer adının da insanca yaşamak olduğunu belleten.

"Öğrenci gözüyle öğretmen" adlı yarışmada birincilik ödülü alan yazı: Ben bir öğretmen çocuğuyum. Đlk öğretmenim de annemdir. Öbür çocuklar gibi okula başlarken yabancılık çektiğimi söyleyemem. Yaşamım okulda başlamıştı. Ancak okula başlamamla yeni bir sorun önüme çıktı. Annemi öbür çocuklarla paylaşmak zorunda kalmıştım. Evde benim üzerime kanat geren, bana bir çiçek gibi özen gösteren annem, okulda ve özellikle sınıfımızda bambaşka biri oluyor, tüm çocuklar onunmuş gibi onlara da aynı sevgiyi gösteriyordu. Dahası, onların sorunlarını eve de getiriyor ve hepsiyle ayrı ayrı ilgileniyordu. Bu benim kıskançlığımı arttırıyordu. Özellikle "Ümmü" ile çok ilgileniyordu. Bu siyah saçlı, siyah gözlü, tombul yanaklı köy çocuğu pek konuşkan değildi. Teneffüslerde oyunlara da katılmazdı. Đçine kapanık, sessiz bir tipti. Annem teneffüslerde "Ümmü" ile oynardı. Ümmü'nün sorununa çözüm bulabilmek için ailesi ile sıkı bir ilişki kurmuştu. Bu çalışma kısa sürede meyvesini verdi. Ümmü oyunlara bizim çağırmamızı beklemeden katılıyor, çalışmaları ile de kendini gösteriyordu. Annemin sevinci sonsuzdu. Bir ödül almışçasına "Ümmü'yü kazandım" diye seviniyordu. Fakat sevinci uzun sürmedi. Talihsiz bir olay Ümmü'nün yaşantısını alt üst etti. Soğuk bir kış günü evde yalnız kalan Ümmü sobayı yakmak istemiş fakat yakamamış.

Sihirli bir el gibidir öğretmenin eli kara tahtaya değdiğinde. Bileği büyük bir aşkla kıvrılır, tebeşirini alır. Öğrencilerine bir şey öğretmek arzusu ile hafifçe kırar belini ve tahtaya yazısını yazar. En anlamsız sanılan şeyler onun eli değdiğinde mana yüklenir. Kimi zaman şiirler, kimi zaman kafamıza takılan problemler, kimi zaman hayatın anlamı onun elinden dökülür kara tahtaya. Yüreğimize kara tahtadan bir ferahlık dökülür. Öğretmen ölümsüzdür. Yurdun çeşitli yerlerinde, kar, kış, yağmur, soğuk demeden okuluna giden, Đstiklal Marşımızı yavrularına ezberleten, çocuklarını hayata hazırlayan, tıpkı kahramanlar gibi uğruna savaş verdiği bir ideali var. Hiçbir engel duramaz inanmışlığı karşısında. Umudunu yitirmez. Dünyanın en anlamlı şeyi olsa gerek; fanilik içinde var olmak. Sadece madden yok oluyorsunuz. Arkadan gelen kafile sizin izinizden yürüyor geleceğe. Şu gök kubbede hoş bir sada bırakmak olsa olsa budur… “Bir insanı kötülüklerden alıkoyup iyiliğe sevk etmek, üzerine güneşin doğduğu her şeyden daha hayırlıdır.” sözü öğretmenliğin ne kadar onurlu ve yüce bir gayeye hizmet ettiğini göstermesi bakımından anlamlıdır. Her ulusun yetiştirdiği, övünç duyduğu kişiler vardır. Bu kişiler ya bir tarih yaratmışlardır, ya devlet kurmuşlardır ya da uluslarını çağdaş uygarlık seviyesine ulaştıran başarılar kazanmışlardır. Bunlar gerçekten yüce kişilerdir, bilim adamlarıdır, devlet adamlarıdır, komutanlar, sanatçılardır, yazarlardır… Her ulusun bir de yaratan kişileri vardır. Bunlar öğretmenlerdir, insanlık mimarı öğretmenler… Atatürk’ün düşüncesiyle, Mevlana’nın sevgisiyle, Yunus’un aşkıyla gelecek nesillere şekil veren değerli öğretmenler… Değeri ölçülmez emeklerin sahibi, ağlayan gözlerin imdadı, yanık yüzlü kara lastikli çocukların gülen bahtı, ülkemizin dünü, bugünü ve yarını değerli öğretmenler…

Bakmış ki olmuyor, kızgın odunların üzerine gaz dökmüş ve kibriti yakmış. Đşte ne oldu ise o zaman olmuş, sobadan fırlayan alevler Ümmü'yü sarmış. Dumanları gören komşular eve koşmuşlar. Ümmü'yü yarı baygın halde kurtarmışlar, yangını da bastırmışlar. Ev kurtuldu. Fakat Ümmü geçirdiği korku nedeniyle konuşamaz oldu. Gösterildiği doktorlar Ümmü'yü ancak bir şokun konuşturabileceğini söylemişler. Annem Ümmü'yü sıkıntılı günlerinde yalnız bırakmadı. Sınıfa getiriyor, onunla yine ilgileniyordu. Aradan iki ay geçti. Annem kalp çarpıntısı geçirerek derste rahatsızlandı. Rengi sararıyor, nefes almakta güçlük çekiyordu. Babam bir taksi getirdi, annemi bir battaniye içinde sarsmadan arabaya yerleştiriyorlardı ki; kekeleyen bir ses işitildi. "Öğretmenim ne olur iyi ol, seni çok seviyorum." Hepimizden önce annem tanıdı sesin sahibini. Ümmü'ydü bu. Annem kapalı gözlerinin ardından sızan yaşlarla, "Ah ne güzel Allah’ım! Ümmü de konuştu." dedi. Ben de Başöğretmen Atatürk'ümün eğitim ordusunda öğretmen olacağım. Ben de bilgisizliğin karanlığına ışık tutacağım. Yurdumun çocuklarına bilgiden taç öreceğim. Öğrencilerimin gönüllerinde yaşayacağım.


ATATÜRK'ÜN ÖĞRETMENLERE HĐTABI’NDAN BĐR BÖLÜM (KÜTAHYA LĐSESĐ - 24 MART 1923) "Muallime hanımlar ve muallime efendiler, bu irfan yuvası altında hepinizi bir arada görmekten ve hepinizi selamlamaktan çok memnunum. Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefe, gerçek mutluluğa ulaştırmak için iki orduya ihtiyaç vardır. Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri memleketin geleceğini yoğuran irfan ordusudur. Bu iki ordunun her ikisi de kıymetlidir, yücedir. Fakat bu iki ordudan hangisi daha değerlidir, hangisi bir diğerinden üstündür? Şüphesiz böyle bir tercih yapılamaz. Bu iki ordunun ikisi de hayatidir. Yalnız siz irfan ordusu mensupları, sizlere mensup olduğunuz ordunun değer ve yüceliğini anlatmak için şunu söyleyeyim ki sizler ölen ve öldüren birinci orduya, niçin öldüğünü öğreten bir orduya mensupsunuz. Biz iki ordudan birincisine, vatan çiğnemeye gelen düşman karşısında kan akıtan birinci orduya -bütün dünya bilir, bütün dünya şahit oldu ki pek mükemmelen sahibiz. Vatanın dört sene önce düştüğü büyük felaketten sonra, yoktan var olan bu ordu, vatanı yok etmeye gelen bu düşmanı kutsal vatan toprağında boğup mahvetti. Yalnız bu orduya sahip olmakla, işimiz bitmiş, gayemiz bu ordunun zaferiyle son bulmuş değildir. Bir millet, irfan ordusuna sahip olmadıkça savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferin köklü sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla mümkündür. Bu ikinci ordu olmadan birinci ordunun elde ettiği kazanımlar sönük kalır. Milletimizi geçek mutluluğa, kurtuluşa ulaştırmak istiyorsak, bizi ölümden kurtaran ve hayata götüren bugünkü idare şeklimizin sonsuzluğunu istiyorsak, bir an önce büyük, kusursuz, nurlu bir irfan ordusuna sahip olmak zorunluluğunda bulunduğumuzu inkar edemeyiz.

Yarının güçlü Türkiye’si, öğretmenlerin omuzlarında yükselecektir. M.Sebih POLAT

Bilginin ışığını yakınca kalem Cehaletten kurtulur bütün alem. Nesim GÖKSU

Öğretmenler upuzun ırmaklar gibidir; geçtiği yere hayat verir. Öztürk DOĞAN

Öğretmen; Bağdaş kurar her öğrencinin sofrasına Kuru ekmek yemek pahasına. Fatma KARA

Öğretmenin görevi bilgiyi aktarmak değil, bilgiye ulaşma yollarını göstermektir. Mustafa BAYDUR

Öğretmenler, geleceğin mimarıdır.

Öğretmenlik, fırçadan tuvale dökülen renkler gibidir. Renklendirdikçe güzelleşir. Mustafa OKUTAN

Öğretmenler, ömrünü milletine hizmet etmeye adamış fedakar insanlardır. Ayhan DOĞAN

Öğretmen, çocukların beynindeki negatif düşünceleri pozitife çeviren mutlak değerdir. Funda UĞUR

Bizim aynamız, öğrencilerimizdir. Mustafa ÇETĐN

Öğretmen; yeri gelir sıcak bir anne kucağıdır. Yeri gelir, yolları aydınlatan bir ışık, yeri gelir adımlarına uyulan bir komutandır. Đlknur ÖZALP

Öğretmen sanatkardır, yarının temelini o attığı gibi değerli kişilik hamuruna da o şekil verir. Đlker KISAER

Aydın SANDIKÇIOĞLU

Destanlaşacak nesiller yetiştirebilmek için yüreğini destanlaştırmış öğretmenlerden biriyim ben. Ahmet AYDINOĞLU

Đnsan yetiştirmek gibi bir mesleğin üyesi olduğum için kendimi şanslı hissediyorum. Özge DEMĐREL

Nerde bir ışık görsem aklıma öğretmenim gelir, şimdi hangi köhne karanlığı aydınlatıyor kim bilir? Bora DESTANLI

Öğretmen de ağaç da ürünlerinden belli olur. Celile KELEŞ

Sabırla sulanan bir bahçenin en güzel çiçekleri öğrencilerse onları yetiştiren çiftçi ne kutsal bir kişidir? Zehra GÜLEN

Cehaletin karanlığını ışığa boğan güneştir öğretmen. Ayçin ULUSOY


ÖĞRETMEN

Öğretmen ressamdır biraz yüreğinin ve beyninin renkleriyle boyar hayatı bir öğrencinin gülüşüne Öğretmen emektir biraz Aşktır Umuttur,özlemdir Öğretmen ilk cemredir Çocukların gülüşüne düşen Baharın çiçek tozlarını yaratır Tebeşir tozundan Kimi zaman bilgisayar başında Kimi zaman akan bir okul damının altında Öğretmen son nefesini: “Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini...” diyerek verendir

Öğrettiği her harf Yavrusuna yem taşıyan bir kuşun Umutla atan nabzıdır Bir serçe telaşıdır onunki Öğretmen müzisyendir biraz Çocukların sesleriyle besteler Bütün senfonilerini Çamurlu köy yollarında sizinle yürüyendir Kalem tutan elinize destek Koşamayan bacaklarınıza kuvvet Seçemeyen gözünüze ferdir Öğretmen şiirdir biraz ezgidir Buram buram Anadolu kokar Yunustur, Veysel’dir,Karacoğlandır, Erzurumlu Emrah’tır Bir ırmağın nazlı nazlı akışıdır kelimelerle Öğrencilerin yüreğine Öğretmen nehirdir biraz Öğretmen emektir biraz Aşktır Umuttur,özlemdir Öğretmen ilk cemredir Çocukların gülüşüne düşen. Baharın çiçek tozlarını yaratır Tebeşir tozundan . Alpay CAVLAK


ÖĞRETMEN SEVGĐSĐ Öğretmenim sen olmasaydın Biz bilgiye aç olurduk Ne adımızı yazabilirdik, Ne de dört işlemi yapabilirdik. Senin emeklerinle açıldı bu çiçekler, Sen olmasan bu toprak çorak kalırdı. Sen olmasaydın öğretmenim, Ne denizi bilirdik, Ne büyük şehirleri tanırdık, Ne de meslek sahibi olmak isterdik. Dokunamazdık klavyenin tek bir tuşuna Duyamazdık hiçbir müzik aletinin sesini “What is your name?” sorusuna cevap veremezdik Ya da soramazdık “How are you?”diye. Bilmezdik suyun kaldırma kuvvetini, Arşimet dense önümüzde, o kim derdik. Her maddenin bir enerjisi var dense, Şaşıp kalırdık öylece ne denildiğini anlamadan. Seninle öğrendik biz öğretmenim Đsmin hallerini, yapım eklerini, fiilleri, Mitozu, mayozu, vücudumuzun sistemlerini, Simetriyi, üçgeni, denklemleri. Yurdumuzun bütün iklimlerini, Haritalarda dağlarımızı, ovalarımızı Tabii belli bir ölçekle. Tarihimizi de öğrendik biz senden öğretmenim, Başarılarla dolu tarihimizi. Ama geçmişten ders alıp geleceğe yürümeyi de öğrendik. Bütün bunların yanında öğretmenim, Biz senden sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü de öğrendik. Başkalarını hakkına saygılı olmayı, Başarılı olmak için disiplinli çalışmak gerektiğini, Çevremizi temiz tutmayı, Her durumda dürüst olmayı. Yani öğretmenim… Sen olmasan, sen bakmazsan, Bütün güzellikler, Bütün çiçekler, Solardı öğretmenim. Gökhan GÖKSUN 8/B – 16

ÖĞRETMEN OLACAĞIM Sen bana hem ana hem baba, Sen bana doğruyu gösteren, Sen bana bilgi veren, Sen bana her şeyi öğreten.

Hastalanınca sen vardın baş ucumda, Yatılı okulumda. Doktor oldun bana adeta, Đlginle daha çabuk iyileştim ben.

Yüzünde gülümseme Kalbinde sevgi, Yüreğinde umut, Canım öğretmenim.

Öğretmen olacağım ben de, Hep seni örnek alacağım kendime, Ama senin gibi olmak ne haddime, Yine de öğretmen olacağım ben… Saniye AFŞĐN 8/C – 449

ÖĞRETMENĐM Güler yüzün tatlı gülümsemenle, Sanki göklerden inmiş, Sevgi dolu yüreğinle, Bize ders vermeye gelmiş, Yürürüm sayende geleceğe, Bizi sevmiş, sarmalamış, Güneşimsin sen öğretmenim. Bize bilgi vermiş öğretmenim. Tacihan ASLAN Geleceğin yolunu aydınlatan, 8/B – 451 Karanlıkları ışığa boğan, Cehaletin düşmanı olan, Karda kışta yollarda olan öğretmenim.

YĐBO’nun ÖĞRETMENLERĐ Eğiten öğreten sizlersiniz, Sizle bize ana baba gibisiniz, Sizinle yeşeriyor umutlarımız, Canım öğretmenlerim. Çiçeklerden güzelsiniz, Sizler bizim her şeyimizsiniz, Her biriniz birer meleksiniz, Canım öğretmenlerim. Kalbimizdesiniz daima, Saygısızlık etmeyiz size asla, Layıksınız her şeyin en güzeline, Hayat güzelleşir sizinle, Benim canım öğretmenlerim. Semihat TAŞDEMĐR 8/B - 295

ÖĞRETMENĐM Ne emekler verdiniz bize Çok mutluyuz biz sizinle A, B, C’yi öğreten Canım öğretmenim sensin. Kendi yurdunuzu bırakıp geldiniz, Bize bilgiler verdiniz, Bize ümitler verdiniz, Canım öğretmenimsin. Güvendik biz size, Her türlü eğitimi verin bize, Her bir harf, her bir hareketle. Benim canım öğretmenlerim. Yıldız ASLAN 8/B - 671


Ey Oğul! Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana. Suçlamak bize; katlanmak sana. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana. Geçimsizlikler, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana. Ey Oğul! Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunu engellemek için daima sabırlı ve iradene sahip olasın. Sabır çok önemlidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Đnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir... Şu üç kişiye acı; cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene. Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklı olduğun mücadeleden korkma! En büyük zafer nefsini tanımaktır. Đnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir! Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıpkalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez! Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın...

Şeyh Edebali Kimdir? Şeyh Edebali (1206 - 1326) ,Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarında yaşamış bir Đslam ilahiyatçısı-din bilgini, Ahi şeyhi, Osman Gazi'nin kayınbabası ve hocası, Orhan Gazi'nin dedesi bir anlamda da sonradan imparatorluk olacak Osmanlı Devleti'nin fikir babasıdır.


ĐNTERNETĐ DOĞRU KULLANIYOR MUYUZ?

Đnternet, bir bilgi paylaşım ağıdır. Bilgi paylaşımın kolay tüketilebilir olması çok olumlu gelişmelerin yanında bazı olumsuz neticelerin doğmasına da sebep olmuştur. Đnternette her türlü bilgiye anında ulaşılabilmektedir. Öyle ki modern çağda ve bilgi toplumu çağında bu artık neredeyse bir gereklilik halini almıştır. Amerika da yapılan bir araştırmada internet kullanımının her yıl yaklaşık %40 oranında arttığı tespit edilmiştir. Bu olumsuzluklara bakıp, bilgisayarı kaldırmak yerine, olumsuzlukları ortadan kaldırmak gerekir; bunun için de gençlerimizi bilinçlendirmeliyiz. Bilginin paylaşımı ve iletişimi konusunda, yeni ufuklar açan internet, yerinde kullanılmadığı durumlarda tehlikeli bir silaha dönüşebilmektedir. Đnternetin sosyal yönden oluşturduğu olumsuzluklar neticesinde toplumdan bireyin yalıtılması, yalnızlık hissi ve depresyon, toplum ilişkilerinde zayıflama gibi bazı sonuçlara sebep olduğu yapılan bir takım araştırmalarla belirlenmiştir. Diğer taraftan “internet bağımlılığı” adı verilen yeni bir ifadeyle internetin olumsuz yanlarından birinin de insanın ruh sağlığını bozan etkileri olduğu da belirtilmiştir. Bilgisayar başında, internete bağlı olarak, gereğinden fazla zaman geçirme problemi şeklinde tanımlanan internet bağımlılığının belirtileri şu şekilde gösterilmiştir; ♦ Her gün Internet'e bağlanmak, bağlı iken zamanın farkında olmamak, sorulduğunda ise inkar etmek veya yalan söylemek. Bilgisayarın başında bu kadar fazla zaman geçirildiği için suçluluk duyma ve büyük bir zevk alma arasında gidip gelmek. ♦ Đnternet dışı uğraşlara ilginin kaybolması. Bilgisayardan uzak kalındığında canın bilgisayar çekmesi ve sinirlilik halleri. ♦ E-postada bir şey var mı diye bakmak için aşırı bir istek duymak. ♦ Sosyal faaliyetlerde azalma, ♦ Đş verimliliğinin düşmesi, sürekli uykusuz kalma ve yorgunluk ♦ Alışverişlerin Internet üzerinden yapılması Đnternet üzerinde harcanılan zaman haftada 18 saati geçiyorsa “internet bağımlılığı” riski taşıyan insanlar grubunda olunabilmektedir. Đnternet bağımlılığının nedenleri nelerdir? Bağımlılığı oluşturan; bilgisayar, internet ve sanal dünyanın karşı konulmaz çekiciliğidir. Đnternet kafeler bu olanakların tümünü birden kişilere sunularak bağımlılığı mekansal bir temele taşımaktadır. Đnsanların sınır tanımadan, özgürce düşüncelerini, duygularını ifade edebilmeleri; kendilerini

göstermek istedikleri yönlerini abartarak gösterebilmeleri bağımlılığın nedenleri olarak gösterilmiştir. Đnternette istenilen her anda bütün bilgilere, kişilere, oyunlara sınır ve yasak tanımadan kolay ulaşabilir olmak interneti çekici kılan unsurlardan birkaçıdır. Đnternet nedeniyle çocukların erken yaşlarda pornografik görüntülere maruz kalması, onları olumsuz yönde etkileyebilir. Özellikle, internet kullanım güvenliği ve denetimi konusunda bilgili olmayan ebeveynlerin çocukları için bu bir risk faktörüdür. Ayrıca çocuk ve gençlerin internetteki radikal nefret gruplarına rahatça ulaşmaktan satın almaya kadar her türlü işlemi internet üzerinden yapabilmeleri önemli bir risk faktörüdür. Bu nedenle ailenin internet kullanımında çocukla işbirliği yapması ve yararlı kullanımı teşvik ederek bir denetim sistemi oluşturması, kötü kullanımı önlemek açısından gereklidir. Araştırmalar, internet kullanıcılarının yaklaşık % 80’ini genç erkeklerin oluşturduğunu ve özellikle bu grubun pornografik görüntülerin yayınladığı sitelerde çok uzun zaman harcadıklarını göstermektedir. Bu tür alışkanlıkların internet bağımlılığında en önemli etken olduğu bilinmektedir. Đnternet kafeler tüm dünyada giderek kendi başına bir sektör haline gelmiş ve hızla yayılmaya başlamıştır. Ancak internet kafelerin yaygınlık kazanması bu kafelerde erişilen içeriğin kontrol sorununu da beraberinde getirmiştir. Đnternet kafeler sadece çevrimiçi problemlerin değil aynı zamanda mekansal bir takım problemleri de beraberinde getirmiştir. Kontrolsüz bir şekilde internet ortamında dolaşan çocuğun karşısına pornografi, uyuşturucu, alkol, hırsızlık veya yasadışı örgütlere ait siteler çıkabilmektedir. Gelecekteki ruhsal yaşamlarını olumsuz etkileyecek bilgi bombardımanından çocukları koruyacak yasal düzenlemeler henüz hiçbir ülkede yapılmamıştır. Çocuklar özümsemeye henüz hazır olmadıkları gibi herhangi bir konuda aldıkları bilgileri nasıl değerlendireceklerini bilemezler ve bu onların duygu, bilinç ve davranış düzeyinde olumsuz etkiler yaratabilir. Son yıllarda hızla çoğalan internet kafelerde, mevzuat ve denetim eksikliğinden dolayı belli bir standart oluşturulamadığından, söz konusu işletmeler modern bir tesisten çok, olabildiğince sağlıksız şartların hüküm sürdüğü mekanlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Đnternet denetimiyle ilgili bütün dünyada kabul gören yaklaşım, en iyi denetimin ailede gerçekleşeceği şeklindedir. Çocuklara doğru kuralları öğretmek de, başta anne-babaya düşmektedir. Dolayısıyla ailenin denetimi tek sağlıklı yol gibi görünmektedir.


SONUÇLAR Ülkemizde internet kullanımı, yetişkinler ve özellikle çocuklar arasında hızla yaygınlaşırken, güvenliği olmayan bir ağın, çocuklarımızı istenmeyen yönlere itmemesi için, zaman kaybetmeden gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Đnternetin olumsuz etkilerini aza indirmek için kamuoyu ve ebeveynler bilinçlendirilmelidir. Đnternetin yararlı bir iletişim aracı halinde kullanılması için özellikle eğitim kurumlarında bu konular yeniden gözden geçirilmelidir. Đnternet kafelerin sağlıklı mekan olmaları sağlanmalıdır. Bu ortamlarda mutlaka denetim olmalıdır. Đnternet kafeleri işletenlerin olabilecek olası problemlere karşı oldukça duyarlı olmaları gerekmektedir. Bu ortamlar Sadece kar amacı güden bir ticari kuruluş olmamalıdır. Bu işletme sahiplerinin özellikle çocuklarımıza yönelik doğru ve etkili disiplinleri kullanacak, onları yanlış davranışlara karşı olumlu bir şekilde uyaracak, sağlıklı ve bilinçli gençlerin çoğalmasına yardımcı olabilecek düzeyde eğitimli kişilerin olması önemlidir. Ailelerin çocuklarının internet kullanımlarını bilinçli bir şekilde takip etmeleri onların sağlıklı birey olarak gelişimleri için oldukça önemlidir. Bu durum aynı zamanda ailelerinde bu çağ mucizesi internet hakkında oldukça bilinçli olmalarını gerektirir. Aksi takdirde internet başında gereksiz fazla zaman geçirme hem fiziksel hem de ruhsal bir takım olumsuz etkilere sebep olacaktır. Eğer çocuklarımız eğitim(okul, çocuk esirgeme ve sosyal hizmetler kurumu, v.s. gibi) ortamlarında da internet imkanı buluyorlarsa aynı derece de sorumluklar eğitimcilere, yöneticilere, devlete ve yine ebeveynlere kalmaktadır. Đnterneti kötü amaçlarla kullanan kişilerin insanlar ve özellikle çocuklar üzerinde yol açtığı tahribat, son yıllarda, bir dizi araştırmanın da konusu olmuştur. Bir internet kullanıcısı olarak bize düşen en büyük görev ise bilinçli bir kullanıcı olmak. Ölçüyü kaçırmamak gerekiyor, internette gezinmek çok güzel ancak bağımlısı olmak ise çok zararlı. Bu da internetin faydalı yönlerinin yanında zararlı yan etkilerinin olabildiğini göstermektedir. Toplum olarak interneti doğru kullanma bilincimiz mutlaka oluşmalıdır. Aksi takdirde çocuklarımız olumsuz cinsel bilgiler, şiddet davranışları, alkol ve sigara alışkanlıkları, kumar, sağlıksız beslenme alışkanlıkları gibi istenilmeyen alışkanlıklar edinebilirler. Özellikle bilgisayar önünde uzun süreler harcanması gelişim çağında olan çocuklarda duruş ve oturuş pozisyonlarına bağlı olarak iskelet-kas sisteminde hasarlara, görme problemlerine, elekromanyetik radyosyon problemlerine, yaratıcı ve zihinsel gelişim risklerine, dil becerilerinde gerilemeye ve bazı çocuklarda epilepsi nöbetlerine ayrıca okumaya dayalı akademik başarıda düşmeye, beyin gelişiminde problemlere sosyal gelişimde olumsuzluklara da neden olabilmektedir.

BĐLGĐSAYAR Sen olmasaydın, bizler ne yapardık bilgisayar Uçakları, tek tek avlar, uçaksavar Öğretmen sınıfı, devamlı sayar Beynin ne kadarda büyük, bilgisayar Bilgisayarı iyi kullanalım Boş işleri, başımızdan savalım Laf anlamayan, insanları ne yapalım? Đnternette, iyi sitelere bakalım Bilgisayarın fişini çekersen, bir işe yaramaz Cahil insanlar, hiç laf anlamaz Kim demiş küçükler, bilgisayar kullanamaz Büyükler, küçükler kadar, bilgisayardan anlamaz Bilgisayar, devamlı bilgileri sayar Acaba kötü siteleri, bilgisayar ne yapar? Şirketler, bilgisayara hep zam yapar Virüslerde, bilgisayarımı bozar Fikret Gürsoy

Bilgi sayar, bilgisayar, Format atıp yap bir ayar, Bu kurala herkes uyar, Đsteyene bilgisayar.

Parmağınla bir kez tıkla, Tüm dostları bir bir yokla. Yıllar boyu bilgi sakla, Đsteyene bilgisayar.

Akıl almaz ulaşım var, Çabuk olsun telaşım var. Saniyede dolaşım var. Đsteyene bilgi sayar.

Bu eğlence bilgi çağı, Dünyamızı kaplar ağı, Đnsanlarla kursan bağı, Đsteyene bilgisayar.

Hiç gücenmez hiç darılmaz, Hiç kopmaz hiç kırılmaz. Dolaşıp da hiç sarılmaz. Đsteyene bilgisayar.


Verimli çalışma, zamanı amaç doğrultusunda planlı ve programlı kullanmaktır. Başarılı bir okul hayatında verimli bir şekilde ders çalışma ve öğrenme yollarını kullanmasını bilmenin çok önemli rolü vardır. Verimli ders çalışma sadece ders çalışmak için zaman ayırarak diğer etkinlikleri göz ardı etmek değildir. Belli bir plan ve programa göre çalışıldığı takdirde hem ders çalışmak, hem de diğer etkinlikler için zaman ayırmak mümkündür. Böylece, ders çalışırken akla diğer etkinlikler (oyun bilgisayar vs.) gelmeyecektir, diğer etkinlikleri gerçekleştirirken de aklınızda derslerin sıkıntısı olmayacaktır. Verimli ders çalışmada gerekli ve doğru ustalık, davranış, tavır ve alışkanlıklar ne kadar erken kazanılırsa eğitim ve öğretim yılları o kadar kolay ve zevkli geçer. Ders çalışmanın zevki; öğrenmenin, anlamanın verdiği zevkten başka bir şey değildir. Verimli ders çalışma için gerekli söz konusu olan ustalık, davranış, tavır ve alışkanlıklar bilinçli gayret harcayarak öğrenebilen, kazanabilen davranışlardır. Öğrencilerin öğrenme, hafıza ve düşünme etkinlikleriyle ilgili birikmiş deneyimler şunu açıkça göstermiştir ki: öğrenciler çok emek harcıyor fakat beklenen sonucu alamıyor.

1. Planlı Çalışma Yöntemi Ders çalışmaya başlarken önce günlük ve haftalık ders programınızı gözden geçirin. Günün çalışılacak dersleri, yapılacak ödevleri belirleyin ve sıraya koyun. Zamanınızı planlayan bir program yapın. Planlı ders çalışma neler kazandırır: • Hangi dersi çalışacağınıza karar verememekten dolayı zaman kaybetmenizi, bir dersi bırakıp, diğer derse geçmenizi önler. • Her derse yeterince zaman ayırmanın ve çalışmanın verdiği güveni ve derse kendinizi daha rahat vermenizi sağlar. • Günü gününe ders çalışmak, sınav öncesi çalışma süresini kısaltır, sınav paniğini önler ve çalışma verimini yükseltir. Öğrenilecek konunun kısa bir zamana sıkıştırılması yerine, uzun zamana yayılarak daha kalıcı ve etkili olmasını sağlar.

2. Ders çalışmaya hazırlanma Çalışma ortamınızın sizin veriminizi artıracak şekilde düzenlenmiş olması gerekmektedir. Çalışmanızı mutlaka çalışma odanızda, eğer çalışma odanız yoksa mutlaka sürekli çalıştığınız, bir çalışma köşesinde yapmalısınız. Masanızın düzenli olmasına özen göstermelisiniz. Masanın üzerinde sadece çalıştığınız dersle ilgili materyaller bulunmalı, gereksiz şeyler kaldırılmalıdır. — Ders çalışılan oda temiz havalı, normal ısıda ve normal aydınlıkta olmalıdır. — Dersler için gerekli materyalleri kolaylıkla bulabileceğiniz şekilde düzenlemelisiniz.

— Çalışma odanızda ders çalışırken dikkatinizi dağıtabilecek posterler, afişler, resimler vb. dikkatinizi dağıtabilecek görsel dokümanlar bulunmamalıdır. — Ders çalıştığınız odada televizyon açık olmamalı ve ders çalışırken müzik dinlememelisiniz. — Çalışmaya otururken kendinizi bedenen ve zihnen hazırlamasınız. Çalışmaya oturmadan önce su, yiyecek, tuvalet, giyim gibi ihtiyaçlarınız varsa bunları giderek oturmalısınız. — Yatarak, uzanarak ders çalışılmamalıdır. Yatarak ders çalışmak gibi, kaykılarak, masanın üzerine uzanarak ders çalışmak, öğrenmeyi engelleyecek düzeyde gevşemeye yol açar.

Verimli Ders Çalışmada Anahtar Kurallar Ders çalışmaya başlamadan önce mutlaka amaçlar ve öncelikler belirlenmelidir. ♦ Çalışma kuralları koymalı, örneğin dersi gruplara bölmeli “şu kadar soru çözmeden yerimden kalkmayacağım” sözünü tutmalı. ♦ Sistemli bir çalışma alışkanlığının vücudu yormayacağı düşünülmeli. (çünkü vücut nasıl işlerse ona alışır ♦ Kendine güven duymalı, çalıştığında başarılı olacağından emin olunmalıdır. Güvenin birinci şartının ise “bilgi” olduğu unutulmamalıdır ♦ “Zor dersler” çalışabileceğiniz en verimli zamana yerleştirilmelidir. ♦ Çalışma sürelerinin planlanmasında, her öğrencinin en iyi öğrenebileceği saatler hemen herkes için sabah ve sabahın erken saatleridir. Çünkü bu saatlerde beden dinlenmiştir ve zihin “tam öğrenmeye” hazır durumdadır. ♦ Yemeklerden hemen sonra çalışmaya başlanmamalıdır. ♦ Derslerden iyi verim alabilmek için çalışma zamanları iyi düzenlenmelidir. Uzun süreli çalışmalarda ilgi ve dikkat azalır. ♦ Çalışma konularında değişiklik yaparken araya mutlaka bir dinlenme zamanı konulmalıdır. 45-50 dakikalık bir çalışmadan sonra 10 dakikalık tekrar yapmak, çalışmadan sonra 10-15 dakika dinlenme zamanı ayırmak faydalıdır. ♦ Her gün, o güne ait ders tekrarı mutlaka yapılmalıdır. Tekrar, kısa bir zaman aralığına sığmalı ve küçük notlar alınarak yani yazılarak, çizilerek yapılmalıdır. ♦ Dinlenme sırasında gazete,dergi okuma, televizyon izleme, arkadaşlarla sohbet etme vb. faaliyetler yeniden çalışmaya dönmeyi engelleyicidir. Dinlenme aralarında bu tür etkinliklerden olabildiğince kaçınmak gereklidir. ♦ Bir dersi çalıştıktan sonra bu derse yakın özellikteki bir başka derse geçilmemelidir. Örneğin sayısal bir dersten sonra sözel bir derse geçilmelidir. ♦ Çalışma saatleri belirlenirken çalışılacak dersin sınıfta verildiği gün ve zamana yakın olmasına dikkat edilmelidir. ♦ Verimli ders çalışmak için dengeli ve düzenli beslenmeli, uyku düzenine dikkat edilmelidir Özellikle sabah kahvaltınızı düzenli ve yeterli kaloriyi alacak


3. OKUMA YÖNTEMĐ Verimli ders çalışmanın ve öğrenmenin en belirgin ve hızlı araçlarından birisi okumaktır. Etkili okuma için öğrencinin okumanın önemi ve gerekliliğinin kavramış olması gerekir. Etkin okuma için aşağıdaki noktalara dikkat edilmelidir:

Değişik konulu yazılar okunmalıdır. Belirli bir süre içinde okumaya çalışılmalıdır. Okurken, bir anda daha çok sözcük görülmeye çalışılmalıdır. Okunan konuya konsantre olmaya çalışılmalıdır. Okuma dudaklarla değil, beyinle sürdürülmelidir. Okunan metni anlama konusunda, kendine güven duyulmalıdır. Neleri unutmayız? Okuduklarımızın %10’ unu, Duyduklarımızın %20’ sini, Gördüklerimizin %30’ unu, Hem görüp hem duyduklarımızın %50’ sini, Söylediklerimizin %70’ ini Davranışlarımızla birlikte söylediklerimin %90’ ını hatırlarız.

4. DĐKKATĐ YOĞUNLAŞTIRMA YÖNTEMĐ Dikkat, zihnin belli bir konu üzerinde yoğunlaştırılmasıdır. Öğrencinin dikkatini toplaması, öğreneceği konuya kendini vermesidir. Kendini verme, anlamayı kolaylaştırdığı kadar çabuk öğrenmeye de yardım eder. Dikkatin dağılması sebebiyle çalışma veriminin düşmesi; hem ders başında geçen sürenin uzamasına, hem de diğer etkinlik-lere daha az zaman ayırmaya yol açar. Dikkati konu üzerinde toplayabilmek için izlenecek yollar şunlardır: • Çalışılan konuyla ilgili bir hedef belirlenmelidir. • Çalışılan konuya merak duyulmalıdır. • Çalışma sırasında okuma, yazma, anlatma vb değişik etkinliklere yer verilmelidir. • Çalışılan konu anlamlı küçük parçalara bölünmelidir. BUNLARI UNUTMAYIN! Konuları çalışırken alt çizme yöntemini kullanmalısın. Uzun konuları parçalara bölerek çalışabilirsin. Daha sonra parçalar arasındaki bağlantıları kurarak bir bütün haline getirmelisin. Konu başlıklarını kendine sorarak, parçada ya da konuda onun cevaplarını bulmaya çalışabilirsin. Oku-Anlat-Yaz-Kendinle tartış. Okuduğunuz ders ya da konu ne olursa olsun kendinizle bir bağlantı kurmalısın. Unutmamak için en etkili ilaç düzenli tekrardır. Tekrar zamanı kısaltır, hatayı azaltır.

5.TEKRAR YAPMA YÖNTEMĐ: Yapılan araştırmalar göstermiştir ki,

Öğrenilen bilgilerin % 70’i 1 saat içinde, % 80’i 24 saat içinde unutulmaktadır. Öğrenilen bilgilerin kalıcı hale gelmesi için etkili tekrar yapmak gereklidir. Etkili tekrar yapmak için ise, * Sürekli ve belirli aralıklarla tekrar yapın. * Özellikle uykudan önce yapılan tekrarlar unutmayı engeller. O gün çalıştığınız dersleri uyumadan önce tekrar edin. * Bilginin daha kalıcı olması için sabah kalktığınızda da tekrar yapabilirsiniz. * Haftanın belirli saatlerini, ayın belirli günlerini tekrar yapmak amacıyla belirleyin. * Tuttuğunuz notlarla tekrar yaparsanız zaman kazanırsınız. * Bir başkasına anlatarak tekrar yapmanın da büyük yararı vardır. * Tekrar yaparken aynı türden dersleri bir arada çalışmayın. Bu durum sıkıcı olacağı için dikkatinizi dağıtır. * Tekrarlar sonunda konuyu ne derece bildiğinizi ölçmenin yolu çok soru çözmektir. Başarılı olabilmek için önemli olan çok çalışmak değil, verimli çalışmaktır. Unutulmamalıdır ki;

ÇIRPINAN KURBAĞA OLABĐLMEK Đki kurbağa, süt dolu bir kazana düşmüşler. Kurbağalardan biri bakmış ki çırpınmak, çabalamak nafile; ölüm kaçınılmaz. "Nasıl olsa kurtulmak mümkün değil" diye düşünmüş ve kendini bırakıvermiş. Arkadaşının boğulduğunu gören ikinci kurbağa ise çırpınmaya devam etmiş. Bacaklarını vuruyor, oradan oraya yüzüyor ve var gücüyle kurtulmaya çabalıyormuş. Bizim kurbağa o kadar çok çırpınmış, o kadar çok dövünmüş ki bir süre sonra sütün yüzeyinde bir yağ tabakası oluşmaya başlamış. Çünkü kurbağanın bacakları bir yayık görevi görüyormuş. Yağ tabakası giderek kalınlaşmış ve kurbağanın hayatı kurtulmuş. *** Bu kıssadan çıkarmamız gereken birinci hisse şu: Kurbağa çırpınmaya başladığı zaman, sütün üzerinde bir yağ tabakası oluşturabileceğini bilmiyordu. Sonunu düşünmeden kendisini kurtarmak için çabaladı ve bu bilinçsiz çabası sayesinde kurtuldu. Đkincisi hisse ise şöyle: Eğer ilk kurbağa da hemen pes etmeyip çırpınmayı sürdürseydi, hem kendini kurtaracaktı hem de iki kurbağanın çabasıyla süt daha çabuk yağ bağlayacaktı. Demek ki durum ne kadar kötü görünürse görünsün, hayatta ve ayakta kalma refleksini sürdürmemiz gerekiyor. Belki de önümüz, şu anda göremediğimiz fırsatlarla dolu!..


Öğretmene Mektup... OĞLUMUN ÖĞRETMENĐNE Öğrenmesi gerekli, biliyorum; tüm insanların dürüst ve adil olmadığını. Fakat şunu da öğret ona, her alçağa karşı bir kahraman, her bencil politikacıya karşılık kendini adamış bir lider vardır. Her düşmana karşılık bir dost olduğunu da öğret ona. Eğer yapabilirsen, Sessiz kahkahaların gizemini öğret ona, Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını... Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen ona, kazanılan bir liranın, bulunan beş liradan daha değerli olduğunu öğret. Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan neşe duymayı. Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu. Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona, bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını... Eğer yapabilirsen, ona kitapların mucizelerini öğret. Fakat ona sessiz zamanlar da tanı, gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü önündeki arıların, ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği... Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona. Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret, herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi... Nazik insanlara karşı nazik, sert olanlara karşı da sert olmasını öğret ona. Herkes birbirine takılmış bir yere giderken, kitleleri izlemeyecek gücü vermeye çalış oğluna. Tüm insanları dinlemesini öğret ona, fakat tüm dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret... Eğer yapabilirsen, üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona. Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret. Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara dudak bükmesini öğret ona ve aşırı ilgiye dikkat etmesini... Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını, fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret. Uğultulu bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa, dimdik dikilip savaşmasını öğret. Ona nazik davran, fakat onu kucaklama, çünkü ancak ateş çeliği saflaştırır. Bırak sabırsız olacak kadar cesarete sahip olsun, bırak cesur olacak kadar sabrı olsun. Ona her zaman kendisine karsı derin bir inanç taşımasını öret, böylece insanlığa karsı da derin bir inanç taşıyacaktır... Bu büyük bir taleptir, ne kadarını yapabilirsen bir bak bakalım..

Abraham Lincoln kimdir? Abraham Lincoln ABD'li siyasetçi, devlet başkanı, hukukçu (12 Şubat 1809 - 15 Nisan 1865). Amerika Birleşik Devletleri'nin 16. başkanı ve Cumhuriyetçi Parti`nin ilk başkanıdır. Ülkenin birliğini korudu ve köleliği bitirdi. Lincoln ABD'de köleliğe karşı olduğunu resmen dile getirdi. 1860 yılında Başkanlık için resmen adaylığını koydu. Ertesi yıl oyların büyük çoğunluğunu alarak Cumhuriyetçi Parti'nin ilk başkanı oldu. Serbest Bırakma Beyannamesi ve Onüçüncü Yasa değişikliği bildirilince Haziran 1863 tarihinde ABD'den kölelik resmen kalkmış oldu. Lincoln, suikast sonucu ölen ilk ABD başkanı oldu. Tarihsel değerlendirmelerde en iyi ABD Başkanları'ndan biri olarak kabul edilir.


        

Müzik öğretmeni Beethoven'a; “Besteci olması imkansız!” demişti. Oysa o, insanlık tarihinin en büyük bestecilerinden birisi oldu. Öğretmenleri Edison'u, hiçbir şey öğrenemeyecek kadar aptal bulurlardı. Edison'un kim olduğunu söylememize gerek var mı? Walt Disney, bir gazetenin yazı işleri müdürü tarafından; “Đşe yarar fikirleri olmadığı” gerekçesi ile kovulmuştu. Walt Disney, film ve eğlence endüstrisinde devrimler yapmıştır. Churchill, orta okulda sınıfta kalmıştı. Daha sonra Đngiltere'nin en sevilen başkanlarından biri oldu. Barış Manço müzik dersinden ikmale kalmıştı. Günümüzde ölümünün ardından bile tüm çocukların Barış abisi ve şarkıları hala dillerde ve yüreklerde. Micheal Jordan, okul basketbol takımından atıldığı için basketbolu bırakmıştı. Daha sonra dünyanın en iyi basketbolcularından birisi oldu. Einstein, dört yaşına kadar konuşamamıştı. Matematik dersinden çok başarısız olduğu için ilkokuldan atılmıştı. Oysa biz onu şimdi, yüzyılımızın en büyük bilgini olarak biliyoruz. Charles Dickens, yüzlerce kapıdan “Sen yazar olamazsın.” denilerek geri çevrilmişti. Daha sonra kitapları bir çok dilde yayınlanmış ve milyonlarca satmıştır. Müzik yapımcıları Elvis Presley'e şöyle demişlerdi; “Hiçbir işe yaramazsın, en iyisi kamyon sürücülüğüne geri dönmen.” Elvis Presley yaptığı müziklerle milyonları coşturmuştur.


MATEMATĐĞĐN BAŞLANGICI Matematik sözcüğü, ilk kez, M.Ö. 550 civarında Pisagor okulu üyeleri tarafından kullanılmıştır. Yazılı literatüre girmesi, Platon'la birlikte, M.Ö. 380 civarında olmuştur. Kelime manası "öğrenilmesi gereken şey", yani, bilgidir. Bu tarihlerden önceki yıllarda, matematik kelimesi yerine, yer ölçümü manasına gelen, geometri ya da eski dillerde ona eşdeğer olan sözcükler kullanılıyordu. Matematiğin nerede ve nasıl başladığı hakkında kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Dayanak olarak yorum gerektiren arkeolojik bulguları değil de, yorum gerektirmeyecek kadar açık yazılı belgeleri alırsak, matematiğin M.Ö. 3000–2000 yılları arasında Mısır ve Mezopotamya'da başladığını söyleyebiliriz. Herodotos'a (M.Ö. 485–415) göre matematik Mısır'da başlamıştır. Mısır topraklarının %97'si tarıma elverişli değildir; Mısır'a hayat veren, Nil deltasını oluşturan %3'lük kısımdır. Bu nedenle, bu topraklar son derece değerlidir. Oysa her sene yaşanan Nil nehrinin neden olduğu taşkınlar sonucunda, toprak sahiplerinin arazilerinin hudutları belirsizleşmektedir. Toprak sahipleri de sahip oldukları toprakla orantılı olarak vergi ödedikleri için, her taşkından sonra, devletin bu işlerle görevli "geometricileri" gelip, gerekli ölçümleri yapıp, toprak sahiplerine bir önceki yılda sahip oldukları toprak kadar toprak vermeleri gerekmektedir. Heredot geometrinin, bu ölçüm ve hesaplarının sonucu olarak oluşmaya başladığını söylemektedir Matematiğin doğusu hakkında ikinci bir görüş de, Aristo (M.Ö. 384-322) tarafından ileri sürülen şu görüştür. Aristo’ya göre de matematik Mısır’da doğmuştur. Ama Nil taşmalarının neden olduğu ölçme-hesaplama ihtiyacından değil, din adamlarının, rahiplerin can sıkıntısından doğmuştur. O tarihlerde, Mısır gibi ülkelerin tek entelektüel sınıfı rahip sınıfıdır. Bu sınıfın geçimi halk veya devlet tarafından sağlandığı için, entelektüel uğraşılara verecek çok zamanları olmaktadır. Kendilerini meşgul etmek için, başkalarının satranç, briç, go,... gibi oyunları icat ettikleri gibi onlar da geometri ve aritmetiği, yani o zamanın matematiğini icat etmişlerdir. Matematik insanlık tarihinin en eski bilimlerinden biridir. Çok eskiden, Matematik sayıların ve şekillerin ilmi olarak tanımlanırdı. Matematik de, diğer bilim dalları gibi, geçen zaman içinde büyük bir gelişme gösterdi; artık onu bir kaç cümle ile tanımlamak mümkün değildir..

Matematik bir yönüyle, resim ve müzik gibi bir sanattır. Matematikçilerin büyük çoğunluğu onu bir sanat olarak icra ederler. Bu açıdan bakınca, yapılan bir işin, geliştirilen bir teorinin, matematik dışında şu ya da bu işe yaraması onları pek ilgilendirmez. Onlar için önemli olan, yapılan işin derinliği, kullanılan yöntemlerin yeniliği, estetik değeri ve matematiğin kendi içinde bir işe yaramasıdır. Matematik, başka bir yönüyle bir dildir. Eğer bilimin gayesi evreni; evrende olan her şeyi anlamak, onlara hükmetmek ve yönlendirmek i se, bunun i çi n t ab i at ın kı t abı nı okuyabilmemiz gerekir. Tabiatın kitabı ise, Gaile’nin sözleri ile, matematik dilinde yazılmıştır; onun harfleri geometrinin şekilleridir. Bunları anlamak ve yorumlayabilmek için matematik dilini bilmemiz gerekir. Matematik, baska bir yönüyle de satranç gibi entelektüel bir oyundur. Kimi matematikçiler de ona bir oyun g ö z ü y l e b a k a r l a r . Matematik, kullanıcısı için ise sadece bir araçtır ; ya da yaptıklarını ifade edebildikleri bir dildir. Matematiğin ne olduğunu, onun içine girdikten sonra, bilgimiz ölçüsünde ve ilgimiz yönünde anlar ve algılarız.

ĐLGĐNÇ SAYILAR

1 12 123 1234 12345 123456 1234567 12345678 123456789

x x x x x x x x x

8 8 8 8 8 8 8 8 8

+ + + + + + + + +

1 2 3 4 5 6 7 8 9

= = = = = = = = =

9 98 987 9876 98765 987654 9876543 98765432 987654321

12 x 42 = 21 x 24 23 x 96 = 32 x 69 24 x 84 = 42 x 48 13 x 62 = 31 x 26 46 x 96 = 64 x 69


Đlk zamanlarda matematik insanların temel ihtiyaçlarına (tarım, ekonomi, askerlik… ) cevap vermek için ortaya çıkmıştır. Çoban, koyunlarını çayıra salıverir ama bazıları gider. Koyunlarının ne kadarının eksildiğini merak eder ki aslında elinde ne kadar koyun var onu da bilmiyordur. Bunu sadece bu çoban değil başka insanlarda bilmiyordur. Ellerindekilerin miktarını bilmiyorlardır. Bu kadar insanın içinden elbet bir sivri akıllı çıkar ve adına “sayı” dediğimiz o kavramları ortaya atar. Böylelikle insanlık ilk kez matematik ile tanışır. Sonrası da gelir tabii… Nil Nehri’nin taştığı zamanları belirlemek için mevsimler ve takvimler hazırlanmıştır. Yani matematik insanlık hayatına boşu boşuna girmemiştir. Her şey gibi onunda hayatımıza girmesi gerekiyordu. Yaşadığımız yerleri mühendisler yaparken matematikten faydalanıyorlar. Bilgisayarların çalışma prensibi matematiksel ilkelerle oluyor. Matematik hayatımızda önemli bir yer teşkil ediyor. Bugün matematiksiz alışveriş bile yapılamaz. Matematiğin felsefesini anlayabilmek için günlük yaşantımıza bakmamız gerekir. Çünkü içinde “matematik” hep vardır. Matematiğin hayatımıza olan katkısı ihtiyaçlarımıza cevap vermek değildir sadece. Đnsanın zihnini geliştirir, ufkunu açar matematik. Matematiği sadece ileri düzeyde problemler veya teoriler olarak görmemeliyiz. Bugün gazetelerde çözdüğünüz bulmacalar bile matematiktir. Aynı matematik gibi onların da bir sistemi vardır. Zekâ soruları içeren kitaplarda ki sorular bile matematiktir aslında. Mantıklı düşünebilmemizde önemli bir rol oynar matematik.

Neredeyse her zaman bilinmeyeni simgelemek için kullanılan x harfi nereden geliyor? Bu harfin kökeni Arapça şey kelimesine dayanıyor. Daha sonra Đspanyolcaya çevrilen cebir kaynaklarında xay olarak gözüken ifade x olarak kısaltıldı ve cebirin bilinmeyeni simgelemede kullandığı en popüler harf haline geldi.

AMA ÖĞRETMENĐM, DÜN x = 2 DĐYORDUNUZ...


Uzak köylerden gelip yeni bir ortama adım

Öztürk DOĞAN Müdür Yardımcısı atan öğrencilerin buluştuğu, eksiklerine

karşın yüklendiği misyonla fırsat eşitliğine dönük bir eğitim meşalesi. Taşlıçaylının dilinde kısaca YĐBO. Duvarlarında şen çocuk kahkahaları, ağırbaşlı tebessümleriyle öksürük seslerinin yankılandığı Taşlıçay Yatılı Đlköğretim Bölge Okulu, Onları hayata kazandıracak, geleceğe bakarken içlerindeki kaygıyı dindirecek, çocukların eğitim yuvası. Hüzünle erken tanışanların, çocuklarına hüzün yaşatmamak üzere devletten uzanan eli tuttuğu okul… Bazen bir babanın, bazen bir annenin, bazen işçinin, bazen çobanın, parçalanmış ailelerin kötü yazgılarına çalım atmak isteyen çocukları için umut kapısı… Kaygıyla atan ürkek yüreklerine ve omuzlarına binen yoksulluğun olanca ağırlığına karşın okumak ve güneşli bir geleceğe göz kırpmak isteyen YĐBO öğrencileri… Kocaman bir elbisenin içinde kaybolmuş minik bedenler, kaderin senaryolarıyla olgunlaşmış yüzler ve köylerin temiz kokusu yanında cefasını da içine çeken öğrenciler… Eğitime aç, çevrenin etkisi altında kalmış, hayattaki mücadelesini yarıda bırakmış birçok öğrenci… YĐBO’nun kocaman bahçesinden girer girmez bir endişe sarar içlerini: “Acaba burada da köydeki gibi bir tane mi öğretmen olacak?” diye. Attığı adımdan korkup tam düşeceği sırada ona uzanan sımsıcak elle hayata tutunur minik yürekler. Bazen ders çalışıyor, bazen de Đbrahim TATLISES, Đsmail YK şarkılarını yüreklerinde taşıdıkları aile özlemiyle içselleştiriyorlar. “Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar, annesinin bir tanesini hor görmesinler” şarkısıyla kederlerini göz yaşlarıyla akıtıyorlar. Yol parasının maddi yükü nedeniyle ailelerinin cumartesi-pazar kendilerini ziyaret edememesinin hüznünü yaşıyorlar bazen de. En çok sevdikleri öğretmenlerinin mesleklerine umut beslerken kaymakam, hakim, savcı, avukat veya hemşire olmanın düşleriyle yaşıyorlar. Maddi yoksulluklarını içsel zenginlikleri ile geliştiren gururlu, mağrur, buruk ve ürkek çocukların dünyası… Balıkgöl’ün , Kozbaşı’nın Taşlıçay’ın ışıltılarına uzanan bir dünyanın penceresidir Taşlıçay YĐBO… Hüzünlü öykülerini anlatarak içlerini dökmek için birbirleriyle kıyasıya yarışan, hayata erken başlayan, anneden, babadan, ka r d e ş l e r d e n , köy ü n de n u za k büyüyen Fuatlar,Zeynepler,Haticeler ,Yunusların yeridir YĐBO... 150 kız 370 erkek öğrenci yuvası Taşlıçay YĐBO… Kah kuşkulu bakışlarla “ispiyoncu arkadaşlarını” kolaçan edip kah uzaklara dalıp gözlerinde aile özlemin oluştuğu yerdir YĐBO. Her konuyu iki isteğe bağlıyorlar: Lütfen bize sevk verin, lütfen bizi çarşıya gönderin. Gecenin saat 2’sinde hastalanan öğrenciyi hastaneye götürüp sabahlara kadar başında bekleyen ondan ana ve baba şefkatini esirgemeyen idareci ve öğretmenlerin yeridir.

Đşte bu nedenle YĐBO lar ancak öğrencinin başarısını ve hüznünü paylaşan o hüzün ve sevince ortak olan özverili idareci ve öğretmenlerin olması halinde başarıyı yakalayabilecek, oralarda okuyan çocukları topluma kazandırabileceklerdir.


SEÇĐM HEYECANI Geçtiğimiz günlerde okulumuzda okul temsilcisi seçimi heyecanı vardı. Bir hayli çekişmeli geçen seçimin ardından okul temsilcisi olarak 8/D sınıfından Kamuran ÇAKMAK seçildi.

OKULUMUZ CIVIL CIVIL Okulumuzun ön cephesi Görsel Sanatlar öğretmenimiz Mustafa OKUTAN ve sınıf öğretmenimiz Özge DEMĐREL tarafından bahar, çizgi film karakterleri, uçak, deniz gibi desen ve figürlerle boyanmış olup çok güzel bir görüntüye kavuşmuştur. Aynı şekilde pansiyon da en kısa süre içinde boyanacaktır.

SERGĐMĐZ VAR... Teknoloji ve Tasarım öğretmenimiz Bora DESTANLI tarafından öğrencilerimize derslerinde yaptırılan tasarımlar okulumuzda sergilendi.


ATA’MIZI ANDIK Ulu önder M.Kemal Atatürk ölümünün 71. yıl dönümünde okulumuzda da saygı ve özlemle anıldı. Saygı duruşu ve Đstiklal Marşı’nın ardından okunan yazı ve şiirlerde öğrencilerimiz Atatürk’e olan bağlılıklarını bir kez daha vurguladılar.

TEMATĐK SINIF Okulumuzda 2009-2010 eğitim öğretim yılı itibariyle tematik sınıf uygulamasına geçilmiştir. Bundan sonra öğretmen değil öğrenci sınıf değiştirecek, her derste o dersin sınıfına gidecektir. Öğrencilerimiz başlarda bu uygulamaya alışmakta zorlanmış olsalar da şu an pek memnun görünüyorlar.


GÜLELĐM EĞLENELĐM ÖĞLE OLSUN BÖĞLE OLSUN Okulda sıralar süngerden olsa, rahatça uyusak... Okul koridorlarına iki kale bir top konulsa... Dersler on dakika, tenefüsler kırk dakika olsa... Okul bahçesi çiçek ve çimenle dolsa, uzanıp yatsak... Öğretmenler hep masal anlatsa... Đstedigimiz zaman istedigimiz rüyayı görsek... Sivri sinekler saz çalsa, kulağımızı ısırmasa... Ayakkabılarımız tekerlekli olsa... Çocuklar hep gülse... Dileğimiz hemen olsa, en kötü gün böyle olsa...

ÖĞRENCĐLERĐN SINAVLARDA VERDĐKLERĐ CEVAPLARDAN SEÇMELER…. Fotosentez nedir? – Bitkilerin derin nefes alıp vermesine fotosentez denir. Boylam nedir? – Mesela kapının oraya gittiyimizde boyunuzu ölçebilirsiniz,buna boylam denir.

GÜLELĐM EĞLENELĐM

Kasabayı kim yönetir? - şerif ve adamları - Kasabayı ihtiyarlar heyeti ve köy bekçisi yönetir. Yönümüzü nasıl buluruz? - Yolda gidiyorum bir adama rastladım aha bu yoldan gideceksin dedi giderim. Sora sora Bağdat’ı bile buluruz ki. - Yönümüzü kuyruklu yıldızla, mezar kapısıyla, duvar saatiyle, deniz kabuğuyla ve karınca kararınca yöntemiyle buluruz. Kenar deniz ne demektir? - Ben kenar deniz gördüm. Benim teyzemin kenar denizi var. - Bir evin karşısındaki denize kenar deniz deniz. Bulgarlara karşı kim savaştı? - Bulgarlara karşı Çakırkeyif Ali paşa savaştı. - Bulgarlara karşı çanakçömlek Ali Paşa savaştı. - Çetinceviz Ali paşa savaştı.

Boğazlarımızın derinliği ne kadardır? - Đstanbul Boğazı az biraz derindir, Çanakkale Boğazı ise çok çok az biraz derindir ve aralarında dünya kadar fark olmasıdır. Alüvyon nedir? - Topraklar dere kenarında toplanıp toplanıp giderler. En sonunda topraklar toplanıp toplanıp gitmezler. Gitmezlerse alevinyon denir. Çevre kirliliği canlıları nasıl etkiler? -Bizim sokakta oynamak isteğimizi azaltır. Çünkü her bir kişi doğduğunda sokakta yer daralıyor. Kilometrekareye 10 kişi düştüğünde zamanla ora daralır. Ahmet Haşim'in en ünlü eserlerinin toplandığı eserin adı nedir? cevap; best of ahmet haşim Selçuklu Devleti'ni kim kurdu? - atatürk bey Haçlı Seferlerinin sonuçlarını yazınız. - türkler istanbulu alınca hiristiyanlar hani biz yencekdik, zengin olacaktık diyerek papayı astılar.

ÖĞRETMEN SÖZLERĐ * Bunu sınavda sorarım...! * Arka taraf konuşmayı kesin! * N'oluyor orda!! * Oğlum kahvede mi oturuyorsun doğru otur. * Konuşmak isteyen dışarı çıksın! Kapı açık * Kimler ödevi yapmadı. * Ödevleri yapmadan gelmeyin. * Siz evinizde de mi böylesiniz.? GÜLELĐM EĞLENELĐM

GÜLELĐM EĞLENELĐM

Ovalar kaça ayrılır? – Çukur ova,düzlük ova ve yamuklu ova diye üçe ayrılır.

-Peygamberimize --Kitap-- nasıl inmiş? —Peygamberimizin babası Abdultalip kitapçıdan almış, peygambere vermiştir. —Peygamber parmak kaldırmış. Ben peygamber olmak istiyorum demiş. Allah'da ona Al sana kitap demiş.


GÜLELĐM EĞLENELĐM

ÖĞRENCĐ –ÖĞRETMEN FIKRALARI Karne günüydü.Küçük oğlan okuldan döndü. Annesi "Karnen nerede?" diye sordu. Çocuk güldü : -Arkadaşıma ödünç verdim. Babasını korkutacak… KEVSER Đmam Hatip Lisesinde teftiş yapan bir müfettiş sınıfa girer. Ders Kuran-i Kerim'dir. Bir öğrenciyi kaldırarak ismini sorar. Öğrenci:"Fatih" diye cevap verir. Müfettiş : "Peki öyleyse yavrum Fatiha suresini oku bakalım.."..çocuk sureyi okur. Sıra başka bir öğrenciye gelmiştir. Müfettiş yine sorar. "Đsmin ne çocuğum?". Çocuk cevap verir: "Yasin ama arkadaşlar kısaca Kevser derler "

GÜLELĐM EĞLENELĐM

Hande mi Yener, Funda mı Arar hayır Seray Sever. Hakan Şükür sahada sakatlanınca onu Hakan Taşıyan taşır. Bu geyik Celal'i Bayar, bu geyiğe dayanamayan Ferhat Göçer, yıllar sonra bunlar tarih olur, o tarihi de Gönül Yazar, Mehmet Okur. Peki bunlara kim inanır? Buna ancak Kadir inanır.

 Terlemeyen adama ne denir? NOTER  Bu ericsson, başka erik yok.  En temiz meyve nedir? Kiraz.  - Sana cem'in slmı var. FELSEFE - Hangi cem'in Renkli kişiliği ve düşük not vermesi ile öğrencileri arasında - Sivilcemin. özel bir üne sahip olan felsefe öğretmeni, sınav yapacağı  hangi cin çarpmaz? Eti cin gün öğrencilere, önce kağıt ve kalemlerini hazırlamalarını  Adam gülmüş, karısı lale. söyledi, sonra da sandalyesini kaldırıp masanın üzerine  Adamın biri hakkını aramış koydu. meşgul çıkmış. Sonra:  En duygusal yemek "Sınav sorumu soruyorum" dedi. "Bu sandalyenin var hangisidir? olmadığını kanıtlayınız." -Đçli köfte. Sıfırcı felsefe öğretmeni, sınav kağıtlarını okuduktan sonra,  - Ben duş alacağım... bu konudaki ününe gölge düşüreceğini bilmesine rağmen, - Bana da al… hayatında ilk kez bir öğrencisine yüz üzerinden yüz vermek  Bir aile 3 ay boyunca her gün zorunda kaldı. patates yemişler; bir gün kapı Öğrencinin sınav kağıdında yalnızca şu iki sözcük yer çalmış, kim gelmiş? alıyordu: Cevap: Gına - Hangi sandalyenin?  Adamın biri dama çıkmış, intihar edecekmiş. Aşağıya HANGĐ TEKER baktığında yoldan birinin Dört üniversite öğrencisi sabahleyin geçtiğini görünce intihar uyanamayarak matematik sınavını kaçırırlar, sınav ertesinde etmemiş. Yoldan kim geçmiş? hocalarını yakalayıp, zar zor bindikleri arabanın lastiği Cevap: Vaz geçmiş patladığı için sınavı kaçırdıklarına ikna ederler.  Bir Fil elektrik direğinden Hoca, yalvarmalarına dayanamayarak, bu dört arkadaşa yükseğe zıplayabilir mi? sınavı 3 gün sonra yapacağını söyler. Cevap: Elektrik direği sınav günü geldiğinde, matematik hocası zıplayamaz ki… bizim dörtlüyü sınıfın dört köşesine  Mustafa Denizli denize oturtur. Finali geçmek için de en az 50 düşmüş onu kim kurtarmış? almak lazımdır, sınavda da 5 soru vardır. Cevap: Mustafa Sandal Sayfanın önündeki 4 matematik sorusu basit sorulardır ve her biri 10 puanlıktır. Kağıdın arkasındaki soru ise 60 puanlıktır  Temel bir daire etrafında horon tepiyormuş niye? ve de soru aynen şöyledir Cevap: Kendi çapında Hangi lastik patladı ?? eğleniyormuş... GÜLELĐM EĞLENELĐM

GÜLELĐM EĞLENELĐM

CEZA Öğrenci sınıfa yeni gelmişti. Đkinci gün öğretmenine sordu? - Öğretmenim, insana yapmadığı bir şey için ceza verir misiniz? - Olur mu evladım? dedi öğretmen. Yapmadığın şey için ceza olur mu hiç? Peki niye sordun bunu? - Dün verdiğiniz ödevi yapmamıştım da öğretmenim…

ĐĞRENÇ ESPRĐLER

TAŞLIÇAY YİBO  

TAŞLIÇAY YİBO KARÇİÇEĞİ DERGİSİ

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you