Page 1

HAZİRAN/2018

SAYI3

ŞEHİR ARAŞTIRMALARI DERGİSİ

ERZURUM’DA AREFE VE BAYRAM KULTURU(METİN DİLER) GUNEY İLÇELERİMİZ VE MAHALLEBAŞİ(EYUP COŞKUN) ERZURUM EKONOMİSİNİN ALTERNATİF KAYNAKLARİ (ALİ KARTAL) ERZURUM NASİL TURİZM ŞEHRİ OLUR?(OMER YAŞAR OZGODEK)

ERZURUM TURİZM ENVANTERİ (EREN CEYLAN) İLİCA TERMAL TESİSLERİ(İSMET HAKKİOGLU) DADAŞİN AİLESİ(ZEKİYE ÇOMAKLİ) TEMELLİ KİRAATHANESİ (CEMALEDDİN OZMEN)


GÜMÜŞ DÜNYASI Farklı tasarımlarla zevkli insanlara Körfez Mahallesi, Ankara Karayolu Üzeri, No: 129 İzmit/KOCAELİ. Tel:0 262 325 36 87 1


SAHİBİ VE YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Eyüp COŞKUN EDİTÖR Ali KARTAL YAYINA HAZIRLAYAN VE

Haziran/2018

Erzurum Araştırmaları Dergisi

YAYIN KURULU Dadaş Ocakları Derneği Yayın Ekibi GENEL KOORDİNATÖR

Resim yazısı

Cemaleddin ÖZMEN HALKLA İLİŞKİLER Selçuk ÖZDEMİR REKLAM SORUMLUSU

Sunuş

Saffet KORUCUK

ALİ KARTAL

KAPAK TASARIM

EDİTÖR

Ümit SUBAŞI GRAFİK TASARIM Uğur Halıcıoğlu MATBAA

İZMİT MATBAASI ADRES Erenler Mah. Saraçoğlu Sk. No:17/1 İzmit/Kocaeli WEB ADRES www.erzurumsevdasi.com email erzurumsevdasi@hotmail.com

ERZURUM SEVDASINDAN MERHABA Erzurum Sevdası Dergimiz ile sizlerle üçüncü kez buluştuk. Diğer iki sayımıza ilişkin geri dönüşümlerinizi dikkate alarak eksikliklerimizi kapatıp, daha iyiye doğru hep birlikte ulaşmak için elimizden gelen her şeyi yaparak dergimizin şehrimizi en iyi şekilde temsil etmesine çalışıyoruz.

Bu sayımızda Erzurum’un en ciddi sorunu olan ekonomiye ve bu sorunun aşılması için çare olarak gösterilen Turizmi ağırlıklı olarak ele aldık. Bayram arifesinde yer aldığımız bu günlerde bütün ülkeyi saran seçim atmosferinden biraz uzaklaşarak, şehir sorunlarına dikkat çekmeye çalıştık. Bayram arifesinde çıkan bu sayımızda bütün okurlarımızın bayramını en içten dileklerimizle kutlarız. Sevgi ve saygılarımızla 2


SAYFA 6 ERZURUM’DA AREFE VE BAYRAM KÜLTÜRÜ

SAYFA 16 ERZURUM NASIL TURİZM ŞEHRİ OLUR?

SAYFA 25 DADAŞIN AİLESİ

SAYFA 14

SAYFA 11

ERZURUM EKONOMİSİNİN ALTERNATİF KAYNAKLARI

GÜNEY İLÇELERİMİZ VE MAHALLEBAŞI

SAYFA 18

SAYFA 22

ERZURUM TURİZM ENVANTERİ

ILICA TERMAL TESİSLERİ

SAYFA 28 TEMELLİ KIRAATHANESİ

3


ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ TEKNO KENT NO:315

4


TEL: 442 238 44 38 GSM: 551 388 44 38 www.evemlakerzurum.com 5


ERZURUM’DA AREFE VE BAYRAM KULTURU METİN DİLER Anadolu’nun her yerinde olduğu gibi Erzurum’da farklı ananelerle zenginleşen bayramlarımız daha kutsi bir hal almıştır.

Her toplumun kendi inancı doğrultusunda yaşadığı bayramlar vardır. Müslümanların da senede iki defa kutladığı Ramazan ve Kurban Bayramı vardır. Ramazan ve Kurban Bayramları dini vecibenin yanı sıra yaşandığı bölgenin ananeleriyle de zenginleşir. Anadolu’nun her yerinde olduğu gibi Erzurum’da farklı ananelerle zenginleşen bayramlarımız daha kutsi bir hal almıştır. Eskilerin “ıyd-ı fıtr” ya da “ıyd-ı şukur” dedikleri Ramazan Bayramı, Kameri aylardan Şevval ayının birinci günü, yine eskilerin “ıyd-ı edhâ” dedikleri Kurban Bayramı ise Zilhicce ayının onuncu günüdür. Eski asırlarda Türkler, Ramazan ayında oruç tutma mükellefiyetlerini yerine getirebildiklerine şükrederek Ramazan Bayramı’na “Şükür Bayramı” da demişlerdir. Bu kavram Allah’a şükürler olsun ki oruç ve diğer ibadetlerimizi yerine getirerek mübarek bir Ramazan ayını da hayırlısı ile idrâk ettik manasına gelir. “Şükür” ve “şeker” kelimeleri eski harflerle aynı şekilde yani “şın, kef, rı” ile yazılırlar. Bir metinde geçen kelimenin “şükür’’ mü yoksa “şeker” mi olduğu cümlenin siyakından yani sözün gelişinden anlaşılır ve kelime gerektiği şekilde okunur. Halk arasında Şükür Bayramı denen Iyd-ı fıtr’ın zamanla Şe-

ker Bayramı’na dönüşmesinde bu ses benzerliğinin tesiri vardır. Tarihçi Murat Bardakçı da bu iki kelimenin ses benzerliğine dikkat çeker: Asırlar boyu “Şükür” okunan kelime sonraları hata neticesinde “Şeker” okununca Ramazan Bayramı, zamanla Şeker Bayramı’na dönüşmüştür.”(1) Kurban Bayramı’ndan bir önceki güne “Arefe(Arafa) Günü” denir. Arefe kelimesi Arapça kökenlidir ve aslı arafa’dır. Erzurum’da da bu kelime “arafa” olarak söylenir. Arefe günü Kurban Bayramı’ndan bir önceki gündür; ancak zamanla Ramazan Bayramı’ndan bir önceki gün için de “Arefe Günü” denmiştir.

özgü gelenekleri ile günümüzde kısmen da olsa yaşatılmaya çalışılan Arefe günlerinde çocukların topladığı “arafalık” geleneği toplumsal dayanışmanın en zengin kültürünü ihtiva etmektedir. Erzurum kültürünün menbâsını oluşturan paylaşma, yardımlaşma, dayanışma gibi hasletlerden meydana gelen “arafalık toplama” kültürü çocukların insani ilişkilerinde hayati bir öneme sahiptir. Şerefe gününden, Arafa günü için çocuklara dağıtılmak üzere kabuklu kuruyemişler ceviz, fındık, fıstık tedarik edilirdi. Ceviz dağıtmak en makbule geçeniydi. Daha çok Tortumlular ceviz, elma, dut dağıtırlardı.

Şerefe ve Arafa günleri banyolar yapılır, çocuklar çimdirilir; adına da Şerefe günü yıkanmışsa “Şerefe suyu”, arafa günü yıkamışsa “arafa suyu” denilirdi. Halk arasında şifalı olduğuna inanılırdı! Şerefe ve Arefe günü banyo yaptırılan çocuğa dökülen her tas su için “şifalı sular olsun, arafa şifası” olsun denilirdi. Arafe günü geldi mi çocuklar sabah erkenden uyanırdı. Çocuklara bayramlıkları giydirilir, ellerine bez torba tutuşturulurdu. Çocuklar ev ev dolaşarak arafalık toplardı. Evlerin kapıları çalınır “Eze, abla arafalığımı ver” diye seslenilirdi. Bazı evler kapısını açmazdı, bazı evlerden de “daha arafalık almadık, Erzurum’da Şerefe ve Arafe gün- sonra gelin!” diye sesler gelirdi. Çocuklerinin özel bir önemi vardır. Kendine lar artık o evden arafalık çıkmayacağını Arefe gününden bir önceki güne “Terviye” günü denir. Yine Kurban Bayramı’na özgüdür. Hacıların Mina’ya çıkıp ikâmet ettikleri ve ihram giydikleri güne denir. Tevriye gününe Erzurum’da neden Şerefe günü denildiği, kanaatimce hacıların ihrama girdiği gün oluşundan şerefli bir gün olarak benimsenmiş oluşudur. Ayrıca Ramazanın son sahuru Şerefe günü olduğundan da olabilir. Erzurum’a mahsus bu duruma İç Anadolu bölgesinin bazı kesimlerinde rastlamaktayız. Tevriye gününe Şerefe günü denilmesine… Buralara da Erzurumlu ailelerden sirayet ettiği kanaatindeyim.

6


Şerefe öncesi başladıkları bayram temizliğini sonlandırmaya çalışır, evi bayrama hazır hale getirirlerdi. Evlerin döşemeleri genelde tahtadan olurdu ve hanımlar “tahta fırçası” ile bütün döşemeleri yıkayıp temizlerlerdi. Bütün çeşme önlerinde halılar tek tek yıkanır, şehrin bütün çeşmeleri hanımların halı yıkamalarına hizmet ederdi. Halı yıkama işi evlerden önce camilerden başlanır öncelikle cami etrafında bulunan evlerdeki hanımlar toplanarak cami halılarını ve temizliğini yaparlardı.

Eskiden poşet olmadığından eski püskü bezlerden dikilen torbalarla arafalık toplanırdı. Her çocuk kendi muhitinde toplardı. Yanlışlıkla başka mahallelerde arafalık toplayan çocuklar oldu mu, o mahalleli çocuklar tarafından topladığı arafalık torbasına el konurdu. Zavallı biçare çocuk ağlaya ağlaya evinin yolunu tutardı. Cevizi bol toplayan çocuklar ikindi vakti oldu mu, hemen bir araya gelir toprak üzerinde bir daire çizer ve bilye oynar gibi ceviz oynamaya başlarlardı. Şerefe günü Şerefe suyuna batırılmış çocuğun, arefe sabahı bayramlıklarını giymesi umurunda olmazdı. Artık, varsa yoksa oyun… Toprakta oynayan çocuğun üstü başı toprak olunca arefe suyu ile yıkanması kaçınılmaz olurdu. O zamanlar öyle her evin banyosu olmazdı, evin bahçesinde yakılan semaver ya da mantıs üzerinde su kaynatılır, (Kış aylarında soba) odanın ortasına bakırdan teşt (leğen) konulur ve banyo yapılırdı. “Oy gözüme sabun kaçtı, vay su çok sıcaktı, yandım anam!” feryatları tırhışlı kapılar ardındaki sokaklarda yankılanır, kimi muzip çocuklar teştin (leğen) içerisinden sokağa kadar çırılçıplak kaçarlardı. Yakalayabilene aşk olsun…

Evin her köşesi genelde beyaz örtülere işlenmiş çeyizlerle donatılıp bayram sabahına hazır hale getirilirdi. Kız çocuklarına Şerefe gününden, hanımlar da Arefe günü gecesinden ellerine kına yakar, gazete kâğıdı ile sarar, sonra bir bezle ellerini bağlar, bayram sabahı açar ve kınalı ellerle bayramı karşılarlardı. Bayram öncesi daha önceden sokak sokak gezen kalaycılara bakır kapkaçak kalaylatılır, diğer metal eşyalar parlatılır ve arefe günü tereklere dizilirdi. Eskiden mutfaklarda dolap olmadığından ahşaptan üst üste dizilmiş raflar olurdu ki buna Erzurum’da “terek” denirdi. Tereğe dizilen kap kacağın altına kırtasiyelerden alınan süslü püslü kâğıtlar serilir (ya da normal gazete kâğıdı) sonra el emeği, göz nuru ile işlenmiş kaneviçeden işlemeli, figürlü ve desenli terek örtüleri asılırdı.

Şerefe günü tedarik edilen bayramlılar artık yerini hanımların maharetli ellerine bırakırdı. Hanımlar, Şerefe’den başlarlardı pasta ve baklava yapmaya, börek açmaya. Hanımlar, Arefe günü bayram sabahına kadar uyumazlar, 7

Şerefe ve Arefe günleri çarşı esnafını da bir telaş alır, her meslek grubu işlerini yetiştirme telaşı ve tatlı bir koşuşturma ile bayramı karşılarlardı. Erzurum’da Anadolu kültürüne paralel olmayan bir gelenek de fırıncılar tarafından yaşatılırdı. Fırıncılar bayram süresince fırınlarını açmaz ekmek üretimini durdururlardı. Bu gelenek günümüzde de halen devam etmektedir. Fırıncıların Şerefe gününden başlayıp Arefe akşamına kadar şehrin bayram süresince ihtiyacı olan ekmeği üretir, halk bayram süresince tüketeceği ekmeği Arefe gününden tedârik ederdi.

Kendi söküğünü dikmeye fırsat bulamayan terzilerin ise ellerinden iğne ve iplikleri düşmezdi. Kadın ve erkek terzisi olmak üzere birbirinden ayrılan terziler şehrin sakinlerine müzeyyen kumaşlardan şahane elbiseler dikerlerdi. (Kadın terziler genelde mahalle aralarında kendi evlerinde mahalle sakinlerine hizmet ederlerdi.) Bir elbise için bazen birkaç kez prova yapıldığı olurdu. Bu provalarda elbise diktiren kişiye henüz ana hatları dikilmiş kumaş giydirilir, elbisenin bir kusurunun olup olmadığına bakılırdı. Burun ucuna kaymış gözlükleriyle kumaşları inceleyen terziler bir kusur fark ettiklerinde iğnelerine sarılır, kumaşları iğnelerlerdi. Hasbıhalin ihmal edilmediği provalar bittiğinde ise iş başına geçilirdi. Dikiş makinesinin kolunu güçlü bir hamleyle çevirdikten sonra


pedallara yüklenen terzilerin bedenleri yorgun düşünceye dek bir ileri bir geri sallanırdı. Eskiden konfeksiyon pek yaygın olmadığından elbiseler terziler tarafından dikilirdi. Bayramdan aylar önce verilen siparişleri yetiştirmek için ellerinden gelen çabayı bayram sabahına kadar sürdürürlerdi. Arefe günü bayram sabahına kadar açık olan dükkânlarında usta-kalfa-çırak ter dökerlerdi. Elbisesi hazır olan müşterinin elbisesi çırak vasıtası ile işyerine ya da evlerine kadar götürülürdü. Bazen de elbise hazır olsa bile bayram sabahı bayram namazını müteakip çırak eline verilerek müşterinin evine yollanırdı ki çırağa yüklü miktarda bahşiş verilsin… Çırak da bu şekilde bayram harçlığını çıkartmış olurdu.

berler gün boyu ustura ve makası ellerinden “Sıhhatler olsun”u dillerinden düşürmezlerdi. Küçük yaştaki berber çırakları dökülen saçları süpürüp gelen müşterinin ceketini vestiyere asıp çay, kahve ikramını yapar traş sonrası müşterinin üzerini elbise fırçası ile süpürüp’’Sıhhatler olsun ‘’ dedi mi, en alasından bayram harçlığını kapardı…

Bayrama on-on beş gün kala havuz başındaki Postanenin ve tüm kırtasiyelerin önünde bayram tebrik kartları satılırdı.Tebrik kartlarında (kartpostal) genelde şehir görünümü eğer Kurban bayramı ise koç resimleri yada Hz İbrahim’in oğlu İsmail (a.s) kurban etmesini anlatan figürler olurdu. Şehir halkı uzakta bulunan eş dost ve akrabalarının bayramını tebrik kartı yollayarak kutlardı.

Gençler daha çok bayr am günü sabaha yakın berbere giderlerdi. Arefe günü gece hamam sefası olurdu. Gece sabaha kadar hamamda yıkanıp kirlerini döker, bayram namazını müteakip berbere giderlerdi ki saçlarının tereği bozulmasın, bayram ziyaretlerine saçları yapılı losyon ve parfüm kokuları ile giderlerdi.

Nişanlı olan varsa, nişanlı kıza Arefe gününden kurbanlık koç alınır,kurbanlık koça kına sürülür süslenip püslenir, sırtına bir seccade, boynuzuna da bilezik takılarak nişanlı gelin adayına kurbanlık yollanırdı.. Hele Ramazan bayramı özellikle Şerefe ve Arefe günleri bayram sabahına kadar Erzurum radyosunda Türkü Paşa Raci Alkır davudi sesi ile “Can bula cananını, bayram o bayram ola!” türküsünü söylerdi…

Elimize aldığımız boş kolonya şişesi ile berber, eczane veya bakkal dükkânlarında satılan büyük küp gibi cam kavanozlardan ve üzerinde yine camdan derecesi olan yanında pompası ile alınacak miktar kadar dereceli yere kolonya çekilip sonra şişeye boşaltılan açık kolonya dediğimiz berber kolonyalarının o muhteşem limon, tütün ve menekşe kokuları bayramların vazgeçilmezi olurdu.

Eskiden Perûkâr ismi ile anılan berberler erkeklerinin saç sakal tıraşından sorumluydu. Şerefe günü yaşlılar, Arefe günü gündüz orta yaşlılar, gece sabaha kadar da gençler berber dükkânı hıncahınç doldururlardı. Herkes sırasıyla alınır, özenle tıraş edilirdi. Kolları sıvalı, elleri usturalı berberlerden önce sakallar nasibini alırdı. Bilenmiş usturalar marifetiyle sakal tıraşı yapılan yüzlere avuç avuç kolonya çarpılırdı. Kolonyayla sızArefe günü öğlenden sonra Kablayan yanaklara sinek konsa kayardı. Sonra saçlar… Hünerli parmakların ara- ristan ziyaretleri başlardı. Arefe günü sında tutulan saçlar tez canlı makaslarla kabristana gidenler bayram sabahı gitkesilir, talep edildiğince kısaltılırdı. Ber- mezlerdi.

Bayram sabahı erkekler bayram namazı için camiye gider, evin hanımları da evin işleri ve sabahın ilk saatlerinde kapı bacanın süpürülmesi ile uğraşır, erkekler camiden gelinceye kadar sadece evi değil kapı önlerini pırıl pırıl ederlerdi. Arefe geceden hazırlanan bayram yemekleriyle sofra donatılırdı. Erzurum’da yine Anadolu geleneğine paralel olmayan bir gelenek de bayram sabahı,

8


ucunda sakladıkları bayramlıklarla uyur, sabahı zor beklerlerdi. Bizim çocukluğumuzda alınan bir kara lastik ayakkabı bile gönülleri hoşnut ederdi. Bayram geldiğinde kemerli bir pantolon aldırmak için çırpınıp dururduk, genellikle ya lastikli pantolon ya da “aşırtmalı” dediğimizi kendiliğinden askılı pantolon alınırdı. Büyüklerimiz, olur ki idrara sıkışınca kemeri açamayıp altımıza kaçırırız diye kemerli pantolon pek almazlardı..

yerinde olmayan ve yine Erzurum’a has bir gelenek de bayram ziyaretlerinin karşılıklı olmasıdır. Amcasına giden yeğenin evine amcasının da gitmesidir. Komşusu geldiğinde bayram bitmeden iadeyi ziyarette bulunmak Erzurum’a mahsus bir gelenektir.

Kurban bayramlarında, hali vakti yerinde olanlar bayram namazından sonra kurban keser, hısım akraba, eş dost, konu komşu ve fakir fukaranın payını verir, geriyi kalanı evine alır, gelen giden Bayram sabahı cami önünde bay- misafirlerine kebap ve kavurma ikram ram harçlığını çıkarmak için boya sandı- ederlerdi. ğı ile müşterilerini bekleyen şehrin küBayramlaşmaların ardından harççük esnafları ayakkabı boyacıları lıklarını alan çocuklar, mahalledeki evle“Boyiyim mi abi, parlamazsa para ri tek tek dolaşarak şeker toplarlardı. yok!”diye seslenir. Önüne ve yanına Harçlıklarını alan belli yaşın altındaki yöresine dizdiği ayakkabıları bayram çocukların ilk durağı bayram günü bile namazı bitene kadar boyayıp parlatmaya dükkânını çocuklar için açmaktan imtina çalışırdı. Onlarca çift ayakkabının kime etmeyen emektar bakkallar olurdu. Alait olduğunu da unutmaz, camiden çıkan dıkları harçlıklarla bakkalın yolunu tutan simaları tanır, ayakkabıları uzatıp parasıçocuklar ellerindeki bozuk paralarla hele nı alırdı, parlasa da parlamasa da… en büyük madeni para olan iki buçuk lira Bayram namazı edâ edildikten ile şemsiye çikolatayı adlı mı gönülleri sonra Arefe günü kabristana gitmeyenler hoş olurdu. Belli bir yaşın üzerindeki ilk önce kabristan ziyareti yapar Yasinler çocuklar ve gençler aldıkları yada bayve Fatihalar okunduktan sonra evlere ram öncesi çalışıp kazandıkları paralarla dönülür, hane halkı bayramlaşmak için bayramının tadını doyasıya çıkarırlardı. sıraya girer, küçükler büyüklerin ellerin- O zamanlar şehirde sinema kültürü olden öper ve bayram harçlıkları alınır, dukça yaygın olduğundan Erzurum’daki sonra bayram yemeği için sofraya oturu- sinemalar hınca hınç dolardı. Dadaş sinelurdu. Genelde ailede büyük kimsenin ması, Doğu sineması, Gürpınar sineması, (Büyük baba, amca, dayı…)evinde bay- Arı sineması, Göl sineması (Sonraları ramlaşılır ve sabah o evde bayram yeme- Adı Zafer sineması oldu), Güneş sinemaği yenirdi. sı dolup taşardı. Bayramda Erzurum’da sinemalar ve birkaç lokanta ve kahvehaErzurum eskiden kışlalar şehri ne dışında bütün esnaf kapatırdı dükkanolduğundan şehrin içerisinde belli başlı larını. Sinema önlerinde acıkınca mahallelerde askeri kışlalar olurdu. Bay“Domatesli bol soğanlı kıyma dürüm” ram namazı için kışladaki askerler de sesleri hem kulağımıza hem de tadını yörede bulunan camilerde namaz kılardı. unutamadığız damağımıza ziyafet olurErzurum halkı askeri çok sevdiğinden du…Bayramın ikinci ve üçüncü günleri namaz çıkışı her aile üçer beşer askeri gençler yine arkadaş grupları halinde alarak evlerinde bayram yemeği yedirkara trenle Hasankale’ye hem pikniğe meye götürür, askerlerin ana baba ve hem de çermiklere (kaplıca) giderlerdi. gurbet hasretlerini bir nebze de olsa giDönüşler yine kara trenle olurdu. Hele dererek gönüllerini hoş tutarlardı… kara tren tünele girdiği zaman camları Evde yapılan bayramlaşmadan açıp kafamızı dışarı çıkardığımızda tünel sonra hısım akraba, eş dost ve komşu içerisindeki duman yüzümüzü gözümüzü ziyaretleri yapılırdı. Anadolu’nun bir çok tren gibi kapkara ederdi.

Eski Erzurum’da kurban bayramlarının olmazsa olmazı deve oynatma geleneği vardı. Genellikle kurban bayramlarında deve oynatıcıları davul zurna eşliğinde deve kılığına girmiş kişiler ve deveci başı ile sokakları gezerek bahşiş toplarlardı. Deve oynatmaya ilişkin Mustafa Çetin Baydar “Geçidi Bekleyen Şehir” adlı eserinde konuya ilişkin şu bilgileri aktarmaktadır.. “Usta deve oynatıcıları, kusursuz bir deve kuklası yapmak için hiç bir fedakârlıktan kaçınmazlardı. Gerek oynarken ve gerekse “deve yık” komutuyla ölmüş deve numarasını yaparken, etrafı kilimlerle sımsıkı kapatılmış deve iskeletinin içinde insanların olduğu anlaşılmaz, dolayısıyla ilizyon tam olarak gerçekleşirdi. Bir deve kuklası için yapılmış boyun ve ağız mekanizmasına hâla hayret ederim. Deve iskeletinin içine gizlenmiş oyuncular, seyircileri keyiflendirmek için yaptıkları bu mekanizmayı kullanıyor; bazen bir seyircinin şapkasını, bazen da cebindeki cüzdan veya kalemini deve “lüp” ediyordu. Bu sahnelere sadece biz çocukların değil büyüklerimizin de katılarak güldüklerini hatırlıyorum. ”Deveci kılığına girmiş üç kişi, iki kişide tahtadan yapılmış deve üzerine eski kilim kaplanmış, üç biçiminde iki metre boyunda içerisinde deve oynatıcıların olduğu bir şekil, bir metre uzunluğunda sırığın bir kısmı devenin vücudu sayılacak yerden içerideki birinin bir ucu elinde diğer uç tarafı ise devenin başı sayılacak şekilde yapılmış olup deveci başının söyleyeceği türkünün makamına göre oynatılırdı, deveci başı oynayacağı evin önüne gelir o evin çocuğunu veya yakınını işaret ederek “deve seni yesin mi?” diye söylenirdi. Evin sahibi deveci başına bahşişini vererek çocuğu yanına alarak bazen oynar, bazen de devesini sırtına geçici olarak oturmuş gibi olurdu. Deveci başı en çok, “Hey develi develi, sordum aslın nereli, dedim İskenderiyeli” tekerlemesini söylenirdi. Deve oynatanların yanında çoğu zaman davul ve zurna olurdu. Bu aynı zamanda Ramazan ayı sahur davulu çalanların bir aylık emeklerinin karşılığında bahşişle alınırdı. Ramazan Bayramlarında her

9


10


GUNEY İLÇELERİMİZ VE MAHALLEBAŞİ EYUP COŞKUN Mahallebaşı semtinin ihmal edilmiş olan hali şehir ekonomisi ve yaşantısı açısından ciddi olumsuzluklara neden vermektedir. Mahallebaşı semtimizde görülen bu sorun güney ilçelerimiz açısından da geçerli bir sorundur.

Erzurum coğrafya açısından iki ana bölüme ayrılır kuzey ve güney bu iki bölüm hem ekonomik faaliyetler hem de iklimsel özellikleri ile ayrılmaktadır. Tabiri caizse bu iki bölge sayesinde Erzurum iki kanatlı bir yapıya sahiptir. Ilıman iklime sahip olan kuzey bölgeleri bulundukları Karadeniz Bölgesine uygun ılımlı bir iklime sahip iken, güney ilçelerimiz ise en olumsuz hava şartlarının sürdüğü bir iklime sahiptir. Bu nedenden olsa gerek ekonomik ve toplumsal alt yapıdan gelişememiş ve önemli birçok ekonomik kaynağını ülke ve bölge ekonomisine sunamamıştır. Fakirlik ve cehalet ile sık sık gündeme gelen bu ilçelerimiz ne kadar yazık ki kamuoyunda yeterince tanınmamakta, kültürel, tarihi, coğrafik ve ekonomik birçok özelliği bilinmemektedir. Örnek olarak vermem gerekirse bu ilçelerimizin dağlarında, ovalarında yetişen tıbbi ve kozmetik bir çok aromatik bitki türü var. Sadece bitki örtüsü ile değil tarihi ve coğrafik birçok zenginliğe sahip olan bu ilçelerin bu potansiyelleri tanınmaya ve tanıtılmaya muhtaç bir şekilde beklemektedir. Yıllardır ulaşım sıkıntısı yaşanan güney ilçelerimiz son yıllarda yapılan yol yatırımları ile artık ulaşılmaz olmaktan çıkmıştır. Sadece yol değil sağlık ve eğitim yatırımları güney ilçelerimizdeki birçok olumsuzluğu azaltmış durumdadır. Şu anda bu ilçelerimizin en büyük sıkıntısı ekonomik gelişmişliğin olmaması, buralardaki

genç nüfusun işsiz kalmasıdır. Bu ister istemez bölgenin zengin kaynaklarının atıl kalmasına neden olmaktadır. Bundan dolayı buradaki iş gücünün başta şehir merkezi olmak üzere diğer bölgelere göç etmesine yol açmaktadır. Kamu hizmetleri açısından ihmal edilmiş olan Güney ilçelerimizden yaşanan göç dalgasının ilk ayağını Erzurum’da Mahallebaşı semtimiz oluşturmaktadır. Bu semtimizin kaderi de maalesef Güney ilçelerimizle aynıdır. Bugün Mahallebaşı sadece bir etnik kimlik ile ilişkilendirilmeye çalışılsa da aslında Erzurum ruhunu, kimliğini ve belleğini içinde muhafaza etmektedir. Tıpkı Erzurum’un kadim ticari yolların kavşağı olduğu gibi Mahallebaşı semti de kadim mahallelerin buluştuğu ve kaynaştığı bir semt olarak Erzurum şehir tarihinin ve hayatının önemli bir parçasıdır. Mahallebaşı ve çevresi ekonomik, sosyal, kültürel yönlerden yılların ihmaliyle oldukça sıkıntılı bir durumda. Şehrimizde yatırım özellikle batı bölgelerine yapılmaktadır. Mahallebaşı ve çevresinde birkaç okul ve sağlık ocağı dışında neredeyse hiçbir kamu kurum ve kuruluş mevcut değildi. Sosyal ve kültürel faaliyet alanı ise hiç yoktu. Son dönemlerde yapılan yeğen ağa iş merkezi, süt ve süt ürünleri çarşısı ile eğitim merkezi inşallah semtimizin kalkınması adına önemli yatırımlardır. Semt ve çevresinde yapılan kentsel dönüşüm projelerinin Mahallebaşı’nın eski ihtişamına ka-

vuşmasına katkı sağlayacaktır. Şu haliyle Mahallebaşı semtimiz bir kentsel çöküntü alanı halinde olup, ciddi sosyolojik sıkıntılara ev sahipliği yapmaktadır. Kentsel dönüşüm ile Mahalle başı ve çevresinin bir çöküntü alanı halinden çıkarılıp eski ihtişamlı haline geri döneceğini ummaktayız. Yakın çevresinde turizm açısından değerlendirilebilecek birçok tarihi konak, çeşme ve camilerin yer aldığı bölgede kentsel dönüşüm ile birlikte yeniden şehir hayatına kazandırılacaktır. Bu tarihi mirasımızın değerlendirilmesi ile oluşturulacak toplumsal alt yapı sayesinde Mahallebaşı ve çevresi canlandırılarak şehir yaşantısına yeniden adapte edilebilir. Mahallebaşı semtinin ihmal edilmiş olan bu hali şehir ekonomisi ve yaşantısı açısından ciddi olumsuzluklara neden vermektedir. Mahallebaşı semtimizde görülen bu sorun güney ilçelerimiz açısından da geçerli bir sorundur. Bu ilçelerimizde kalkınmadıkça Erzurum ve bölge ekonomisinin gelişmesi pek mümkün görünmemektedir. Güney ilçelerimiz ve Mahallebaşı semtimizin hak ettiği konuma gelmesi için buradaki kimlik sorunun çözülmesi, bölgede yaşayan insanların sürekli olarak farklılık vurgusu yapmaktan çıkıp kültürel değerlerin ve tarihi birlikteliğin ön plana çıkarılması, yöreye uygun ekonomik politikaların tespit edilerek yöre halkıyla birlikte uygulanması gereklidir.

11


ERZURUM EKONOMİSİNİN ALTERNATİF KAYNAKLARİ ALİ KARTAL Erzurum ekonomisinin gelişmesi için yapılması gereken iki önemli adım vardır. Bunlardan ilki şehrimizin bir marka şehir haline getirilmesi diğeri ise güç birliğini yani ortaklık kültürünün gelişmesini sağlamaktır.

Ekonomi coğrafyadan ve kültürden ayrı bir şekilde ele alınıp incelenmesi mümkün olmayan özel ve ihtisas gerektiren bir konudur. Bu açıdan baktığımız zaman Erzurum ekonomisini coğrafik ve kültürel açıdan ele alınması gereklidir. Erzurum özel bir coğrafyaya sahiptir. Doğunun batıya açılan penceresidir. Burada doğu derken sadece Doğu Anadolu bölgesi için söylemiyoruz. Doğu derken Doğu Karadeniz ve Kafkaslar coğrafyasını da dâhil ediyoruz. Erzurum, bitki örtüsünün çeşitliliği ile birçok ekonomik faaliyete uygun bir coğrafyaya sahiptir. Bitki örtüsü denilirken akla gelen ilk sektör hayvancılıktır. Organik gıda sektörünün hızlı bir şekilde gündeme geldiği bugünlerde organik hayvancılığın ve et ürünlerinin önemi de gittikçe artmaktadır. Bölge ekonomisinin evveliyatının hayvancılık sektörüne dayandığı göz önüne alındığında bu sektörün üzerinde ciddi bir şekilde durulması gerektiği daha iyi anlaşılacaktır. Erzurum hayvancılığı sadece bölgenin değil ülkenin en önemli sorunu olan Et fiyatları sorununu çözebilecek bir kapasiteye sahip olmasına rağmen bu kapasite ciddi bir şekilde değerlendirilememektedir. Bölgede de tıpkı ülkemizde olduğu gibi hayvan varlığı açısından ciddi bir gerileme yaşanmaktadır. Erzurum ve çevresinde hayvancılık sektörünün hak ettiği konuma gelmesi için şu ana başlıklara dikkat edilmesi gereklidir.

Bölgenin mera alanları korunmalıdır. Ülkemizde hayvan sayısındaki azalışla, mera alanındaki azalmanın doğru orantılı olduğu düşünülürse bu konunun önemi kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Erzurum’da hayvancılığın gelişmesindeki en önemli noktalardan biri ise hayvan ıslahıdır. Erzurum bölgesinin coğrafyasına uygun ırkların geliştirilmesi gerekmektedir. Bu ıslahın gerçekleşmesi için bölgenin yerli ırk çeşitlerinin ele alınarak ıslah yoluna gidilmesi gereklidir. Bölgede yerli kırmızısı olarak bilinen inek türünün bölgenin coğrafyası açısından en uygun ve uyumlu ırk olduğu bilinmektedir. Bu hayvanların verimliliğinin artırılması için uygun koşullarda bakılması ve gerekli şekilde beslenmesi gerekmektedir. Bu hayvanların açık alanlarda ve geniş alanlarda sürü şeklinde otlatılması gerekmektedir. Erzurum’da hayvancılık açısından markalaşma sorunu çözülmelidir. Bölgede önemli bir hayvan varlığı olmasına rağmen kendine özgü güçlü bir marka bulunmamaktadır.

Bitki örtüsünün en çok etkilediği bir diğer önemli sektör ise arıcılıktır. Erzurum çiçek çeşitliliğinin fazlalığı nedeniyle organik arıcılığın en önemli merkezlerinden biri olmaya adaydır. Arıcılık açısından en önemli iki husustan biri düşük nemlilik iken diğeri ise arıların 5Km’lik uçuş alanında bulabileceği çiçek çeşitliliğinin fazlalığıdır. Bu açıdan Erzurum çok uygun bir ortama sahiptir. Markalaşma sorunu Arıcılık sektöründe

de yaşamaktadır. Erzurum balları başka yörelerin ismi altında satılmaktadır. Bu Erzurum ballarının dışarıda tanınmasına engel olmaktadır. Özellikle Karadenizli bal üretici ve satıcılarının Erzurum’da temin ettikleri balları kendi yayla balları olarak tanıtıp pazarladıkları bilinmektedir. Erzurum’da arıcılığın geliştirilmesi için markalaşmanın sağlanması, arıcılık sektöründe uzmanlaşmış gıda laboratuvarlarının açılması ve bal paketleme tesislerinin kurulması gereklidir. Bitki örtüsünün bu diğer iki sektörü etkilediği kadar etkilediği bir diğer sektör ise ilaç sektörüdür. Özellikle ilaç sektörünün hammadde ihtiyacını karşılayacak olan 40 çeşit bitkinin Erzurum coğrafyasında yetiştiği bilinmektedir. Yerli ilaç üretiminin gündeme geldiği bu günlerde Erzurum ilaç üretiminin merkezi olmaya adaydır. Erzurum bitki örtüsü kadar su rezervi ve kalitesi açısından önemli kaynaklara sahiptir. Eğimli bir coğrafyaya sahip olan Erzurum bu su kaynakları sayesinde enerji üretimi açısından önemli bir gelire sahip olabilir. Tatlı su ürünlerinin yetiştirilmesi yine bu su kaynaklarının geliştirilmesi için önemli bir diğeralternatif ekonomik faaliyettir. Özellikle Çoruh havzası rafting sporunun geliştirilmesi için uygundur. Bu spor dalı sayesinde turizmin bölgede gelişimine katkı sağlanabilir. Erzurum sahip olduğu kaliteli içme su kaynakları ile hazır içme suyu sektörünün gelişmesine uygun zemin hazırlamaktadır.

12


Erzurum’da markalaşmanın en fazla olduğu sektör bu sektördür. Buna rağmen kurumsallaşma açısından sıkıntılarını aşamamaktadır. Erzurum yer altı kaynakları açısından zengin bir bölgedir. Özellikle taş ve mermer işlemeciliği krom, manyezit ve perlit madenciliği Erzurum ekonomisi açısından önemli birer yer altı zenginliği olarak bölge ve ülke ekonomisine hizmet etmeye hazırdır. Erzurum tarihi ve kültürel açıdan zengin bir coğrafyadır. Tarihi eserleri, doğal güzellikleri, gastronomi zenginliği ve kış iklimi ile birçok alternatif turizm imkânına sahiptir. Turizmin geliştirilmesi için gerekli olan toplumsal alt yapı geliştirilmeli, ülke içi ve dışında tanıtımlar yapılmalıdır. Erzurum ekonomisi açısından gelişmeye müsait olan bir diğer alan ise sportif faaliyetler için uygun bir yüksek irtifa kamp merkezi olmasıdır. Yüksek rakımı sayesinde bu ihtiyaca cevap verebilecek uygun bir potansiyele sahiptir. Kayakyolu semtinde bulunan yüksek irtifa antrenman sahasına yenileri eklenmelidir. Başta OVİT tüneli olmak üzere peş peşe geliştirilen ulaşım projeleri ile

Erzurum Ekonomik faaliyetler için avantajlı bir konuma geçmeye başlamıştır. Kadim ticari yollarının önemli bir merkezi olan Erzurum bu ulaşım projeleri sayesinde yeniden eski önemine kavuşacak gibi durmaktadır. Bu projeler sayesinde Erzurum- Trabzon, Rize, Gürbulak, Urfa, Ankara, İstanbul, Tiflis güzergâhlarında ulaşımı kolaylaşmıştır. Bu projeler sayesinde dünya ekonomisi ile Erzurum, entegre olma yoluna girmektedir. Erzurum bu projeler sayesinde önemli bir lojistik merkez olma yolunda ilerlemektedir.

Üniversitelerin bir diğer önemli katkısı ise şehrimizin Kafkas ve Ön Asya coğrafyasında önemli bir bilim ve kültür merkezi olarak tanınmasını sağlamasıdır.

Erzurum ve ülke ekonomisi için bölgemizdeki en önemli ekonomik kuruluş olan ERÇİMSAN gücünü birlikte iş yapma ortamından almaktadır. Türkiye’nin en büyük 500 büyük kuruluşu listesinde sürekli olarak üst sıralara tırmanan bu güzide kuruluşumuz profesyonel iş idaresi, birlikte iş yapma kültürü ve sürekli olarak kendini yenileme ve Çağrı merkezleri Erzurum ekono- AR-GE faaliyetlerinden almaktadır. misinin önemli bir diğer ayağını oluşturErzurum ekonomisinin gelişmesi maktadır. Bu sektörün Erzurum’da gelişiçin yapılması gereken iki önemli adım mesini sağlayan en önemli husus katma vardır. Bunlardan ilki şehrimizin bir değeri yüksek olan sektörlerin gelişmemarka şehir haline getirilmesi diğeri ise mesi, bir öğrenci şehri olması ve asgari güç birliğini yani ortaklık kültürünün ücret seviyesinde çalışmaya hazır eğigelişmesini sağlamaktır. timli nüfusun yüksek olmasıdır. Erzurum ekonomisinin gelişmesiAtatürk ve Erzurum Teknik Üninin önündeki en önemli neden Erzurumversitesinin varlığı şehrin ekonomisi luların kendi şehirlerine küsmesi olmuşaçısından son derecede önemlidir. Bu iki tur. Bundaki en önemli neden kamu hizüniversite özellikle tüketime hazır metlerini yeterince ve gerektiği gibi alaönemli bir öğrenci nüfusunu şehre çekmaması olmuştur. Bu sorun bugün nismekte ve bu şekilde şehir ekonomisi için peten çözülmüş olsa da devam etmekteönemli olan bir talep oluşumunu sağladir. Bu sorunun aşılması ve göç olayının maktadır. Bu özellikle hizmet sektörüasgariye indirilmesi için Erzurum bir nün gelişmesine katkı sağlamaktadır. marka şehir haline getirilmelidir. 13


ERZURUM NASİL TURİZM ŞEHRİ OLUR? ÖMER YAŞAR ÖZGÖDEK Turizm aslında bir kültür işi bir farklılık ve farkındalık işidir. Önemli olan bir yerlerden farkınızı bulmak ve bunun farkına varmak daha sonrada farkına vardırmaktır İşte bu turizmin temelidir.

Erzurum’un

aslında turizme el-

verişli bir şehir olduğunu söyleyebiliriz. Tabi ki bunu söylerken şehrin fiziki koşullarından ziyade coğrafyasından, kültürel alt yapısından, tarihinden ve kış turizmi için çok uygun olan iklimini göz önene alarak bu değerlendirmeyi yapıyoruz. Erzurum’un turizm envanterine kısaca ana hatlarıyla göz atarsak şunları görürüz: Canlı bir tarih, Çoruh havzası, zengin flora ve faunası, tabyalar, kaleler, camiler, medreseler, Palandöken dağı ve kış sporuna uygun tesisler, yüksek irtifaya sahip olması, kaplıcalar ve daha birçok zenginlik kaynağı… Evet! Erzurum sahip olduğu bu değerler nedeniyle gerçekte tam bir turizm şehridir. Sahip olduğu tarihi dokusu, kış turizmine olanak sağlayan dağ ve tesisleri bu şehrin turizm kenti olmasına olanak sağlamaktadır. Ancak şehir turizm adına birçok değere sahip olmasına rağmen diğer birçok konuda olduğu gibi turizm açısından da hak ettiği konuma gelememektedir.

ŞEHİR SİSTEMATİĞİNİ KURMALIYIZ .Erzurum Turizm açısından elverişli bir varlık envanterine sahip iken neden hak ettiği konuma gelememektedir? Bunun hakikaten çok boyutlu bir şekilde ele alınıp incelenmesi gerekmektedir. Nerelerde hata yapıyoruz, bunları nasıl düzeltebiliriz ve nereden başlamalıyız? Bu kısa incelememizde bu sorulara ilişkin cevapların peşine düşeceğiz. İlk önce en sonda sorulan sorunun cevabını

arayacağız. Nereden başlamalıyız? Bu soruya cevap olarak şehir sistematiği diyebiliriz. Aslında sistemsizlik bizim genel problemimiz. Sadece şehrimizin değil bütün ülkemizin sorunu, baştan aşağıya işleyen bir sistemsizlik sistemi üzerinden yürüyoruz. Bir işe başlamadan önce o işin sistemini düşünmeyiz, yola çıkarız, yol aldıkça hatalarımızı görürüz ve düzeltmeye çalışırız, bu sefer başka bir yerde başka bir şeye takılırız. Aslında yıllar öncesinden Erzurum olarak şehir sistemini kurmamız gerekiyordu. Şehir sistemini kurduktan sonra turizmin Erzurum’daki yerini, konumunu belirleyebiliriz. Bu sistemi kurduktan sonra stratejilerimizi oluşturacağız. Şehir sistemini kuramadığımız için mekân pazarlama ve odaklanma stratejilerimizi oluşturamıyoruz. Dolayısıyla şehrimize yönelik hazırlanan projelerden ve çalışmalardan ne kadar iyi niyetli ve ciddi olarak hazırlansa da başarılı olamıyoruz çünkü şehrimizi tanımıyoruz. Bugün en azından bu şehir sistemini nasıl kuracağımızı konuşmaya, tartışmaya başlamamız lazım. Şehir sistematiğini kurmak için şehrin tanımlanmasının yapılması gerekir. Biz daha Erzurum şehir tanımlamasını da yapmadık, Bundan dolayı olsa gerek şehir sistematiğini oluşturamıyoruz. O zaman hemen soralım Erzurum neresidir? Bu sorunun cevabını doğru verebilmek için Sivil Toplum Kuruluşları, kanaat önderleri, kurum ve kuruluş yöneticileri, ticari işletmeciler, yatırımcılar, araştırma kuruluşlarına, akademik ve

yerel araştırmacılara, yerel yöneticilere ve siyasetçilere ama en önemlisi ise Erzurumlulara sorulması gereklidir. Benim naçizane olarak Erzurum tanımım şöyledir: Erzurum stratejik değeri yüksek, içinde kuvvetli aidiyet duygusunu barındıran bir kültüre sahip, alternatif ekonomik olanakları fazla olan kadim bir ticaret şehridir. Bakın dikkat edin bir şehirdir demiyorum. Kadim bir şehirdir diyorum. Yani eski geçmişi olan, tarihi olan kültürü olan bir şehirdir diyorum. Nihayetinde Erzurum bir imparatorluk şehridir. Dünyanın görmüş olduğu en güçlü imparatorluklardan biri olan Roma İmparatorluğunca kurulan ve yine dünyanın görmüş olduğu en güçlü imparatorluklardan biri olan Osmanlıya ev sahipliği yapmış bir şehirdir. Şimdi kadim derken aslında bir mirastan bahsediyoruz. Şehir derken de bir medeniyetin en büyük kültürel eserinden bahsediyoruz. Şehir insanın zamanla ve mekânla buluştuğu bir noktadır. Bu nokta içerisinde siz kültürü, tarihi, mimariyi, eğitimi, ekonomiyi, toplumsal değerlerinizi sığdırıyorsunuz.

14


Kadim bir şehirde ise bütün bunları geleneksel olarak geçmişten alıp üzerine yeni eklemeler yapıp geleceğe aktarılması gerekiyor. Bundan dolayı UNESCO kadim şehirlerin insanlığın ortak malı olarak kabul etmiştir. Evet, bizim asıl kaybettiğimiz nokta aslında burası kadim bir şehirde yaşadığımız halde UNESCO’nun tarif etmiş olduğu bilince sahip değiliz. Dolayısıyla şehri yağmalayıp durduk ve kadim mirası har vurup harman savurduk. Şu anda şehrimizin kadim kimliğine yakışan bir eser kazandıramıyoruz. Şimdi turistlere nereleri gezdirip, neleri sergileyeceğiz, Erzurum’u nasıl anlatacağız bilemiyoruz. Erzurum’a gelen turist, Erzurum’un kadim bir şehir olduğunu haklı olarak anlayamamaktadır. Çünkü tarihimizi, sokaklarımızı, mahallelerimizi ortadan kaldırmış, Şehir tarihimizi, belleğimizi şehre aktaramamışız. EN BÜYÜK TARİHİ ESER ŞEHRİN KENDİSİDİR Erzurum oldukça zengin bir kültürel ve tabiat varlığı envanterine sahiptir. Ancak Erzurum yaşadığı yıkımlar ve uğradığı kültürel erozyon nedeniyle tarihi değerlerinin tam olarak farkına varamamış veya farkına varmışsa da bu değerleri ortaya koymak için yeterli gayrete sahip olmamıştır. Hamasi söylemlerle olduğu yerde kalmış, sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan çağın gereği olan enstrümanları kullanamamış, kendisini tanıtım konusunda diğer şehirlerin gerisine düşmüştür. Bugün Avrupa ülkeleri başta olmak üzere gelişmiş ülkelerde tarihi eser

tanımı ve algısı değişmeye başlamıştır. Bu ülkeler için en büyük tarihi eser ve değer şehrin kendisi olmuştur. Bizim şu anda tarihi eser olarak değer verdiğimiz, camiler, medreseler, hamamlar en büyük tarihi eserin yani şehrin, Erzurum’un üzerindeki bir mücevher ayrıntısı olarak görülmektedir. Bu ayrıntının sergilenmesi için eserin kendisinin var olması gerekir. Bu eser yoksa bizim Çifte Minaremiz, Yakutiyemiz, kümbetlerimiz, hamamlarımız ve kalemiz sıradan bir elmas, yakut vb. bir değerli taş gibi kalır. Bugün şehrimizde hazırlanan tarihi eserleri koruma projeleri alan koruma yöntemine göre hazırlanan projelerdir. Bu projelerle şehri cazibe merkezi haline getirebilirsiniz, tarihi eserleri yalnızlıktan kurtarıp şehir hayatına katabilirsiniz. Fakat bir şey yapamazsınız; şehri koruyamazsınız, mahallelerinizi, sokaklarınızı, kültürünüzü kaybedersiniz. Şehir tipolojisini kaybeder yerine yenisini koyamazsınız. Dünya bunun farkına varmış durumda, şu anda yeni bir tarihi eser koruma anlayışına geçtiler; o da şehirsel koruma yani yukarıda değindiğimiz asıl tarihi eser şehirdir ve tarihi eser olarak bildiğiniz yapılar şehrin birer simgesel değeridir anlayışı ile yapılan koruma yöntemidir. Paris, Prag, Viyana gibi şehirlerde bu koruma yöntemi kullanılmaktadır Alan koruma yöntemi ile yapılan tarihi eser koruma anlayışı bugün sadece Almanya da görülmektedir. Bunda Almanları haklı görmek zorundayız. Çünkü İkinci Dünya Savaşında şehirlerinin ta-

mamına yakını tahrip olmuş durumda. Şimdi maalesef bizim şehrimizde de bir tahribat var ve maalesef bu tahribatı biz kendi elimizde yapmış durumdayız. ŞEHRİMİZİ SEVMEMİZ GEREKİYOR Şehrimizi tanımlayıp, sistematiğini kurmak ile iş bitmiyor. Her şeyden önemlisi şehrimizi sevmemiz ve ona ait olduğumuzu hissetmemiz lazım. Bunun için şehrin kaynaklarına ulaşma ve kullanma haklarımızı kullanabilmemiz lazım. Şehrin gelişimi ve geleceğine yönelik kararlara katılabilmemiz gerekiyor. Toplumsal alt yapımızı, özelliklede boş zamanlarımızı değerlendirmeye yönelik alt yapımızı geliştirmemiz gerekiyor. Erzurum’un ciddi şehircilik sorunları var, bunları çözmemiz gerekiyor. Şehrimizin turizm açısından var olan toplumsal, kültürel, ekonomik ve çevresel sorunlara yenilikçi çözümler üretmek ve hayata geçirmek zorundayız. Tarihi dokuya uygun bir mimari anlayışı geliştirmemiz şart, yaya haklarını geliştirmemiz gerekiyor. Turistler genellikle geldikleri şehri keşfetmek isterler. Onun için hem toplu ulaşımı, hem yaya yollarını hem de otopark alanlarını yeni baştan tasarlamak ve sorunlarını çözmemiz gerekiyor. Erzurum şehrinin simgelerini belirlemeli ve bunlar üzerinden tanıtım stratejilerini oluşturmamız gerekiyor. Sağlık alanında yaptığımız yatırımlardan yarım kalanları bir an evvel tamamlamalı ve bu alandaki yatırımlarımızı turizm alanındaki yatırımlarla birleştirmemiz gerekiyor.

15


TURİZMİN MERKEZİ BUGÜN ŞEHİRLERDİR.

Turizm aslında bir kültür, işi bir farklılık ve farkındalık işidir. Önemli olan bir yerlerden farkınızı bulmak ve bunun farkına varmak daha sonrada farkına vardırmaktır. Sizin için her gün yediğiniz yemek bir başkası için farklı bir lezzettir. Sizin için her gün önünden geçmiş olduğunuz bir bina bir başkası için merak edilen bir yerdir. İşte bu işin farkına varıp, nasıl değerlendireceğinizi bulmak turizmin temelidir. Turizmin merkezinin bugün şehirler olduğunun bilincinde olarak çalışmamız gerekiyor. Şehir ve kültür açısından Dadaş ve Dadaşlık tanımlamaları üzerinde durarak tanımlamalarını yeniden yapmamız gerekiyor. Erzurum şehir kimliği ile Dadaşlık arasında ayrılmaz bir bütünlük vardır. Dadaşlık, kuvvetli bir şehre aidiyet duygusunu içinde barındırmaktadır. Erzurum kadim kültürler ile küreselleşmiş dünyanın temsil ettiği kültür arasında bir geçiş noktasındadır. Dadaşlık üzerinden bu durum vurgulanarak küresel dünya üzerinde kendimize bir yer edinebiliriz. Bunun için şehir tarihimizi, şehir belleğimizi ve şehir edebiyatımızı ön plana çıkarmamız gerekiyor ve bu konularda ciddi çalışmalar yaparak tarihimizi, belleğimizi, edebiyatımızı şehir hayatına şehircilik uygulamaları ile yansıtmamız gerekiyor. BÜTÜN ŞEHİR BU DİNAMİĞE İNANMALI Turizm sadece oteller ile yapılamaz. Tüm şehir bu dinamiğe inanmalı ve

hizmetlerini bu yönde geliştirme adına bilgilendirilmeli ve desteklenmelidirler. Şehirde yaşayan insanlara turizm gelirlerinin onlara neler katacağının anlatılması gerekmektedir. Gerekli tanıtım ve devlet teşviklerinin ivedi ve uzun soluklu yapılması, hedefe yönelik çalışmaların hayata geçirilmesi durumunda Erzurum Türkiye’nin vazgeçilmez bir turizm kenti olabilme şansına sahiptir. Bu şansı iyi değerlendirebilmek için her alanda hazır olmak ve eksiklikleri gidermemiz gerekiyor. Şehrimizde turizme hizmet edecek birçok tesis olmasına rağmen turizme hizmet veren unsurlarda sorun yaşanmaktadır. Yetişmiş kalifiye eleman ve bu elemanların eğitimine yönelik herhangi bir oluşum bulunmamaktadır. Şehrin tüm unsurları turizm odaklı yaşamamaktadır. Şehrimiz turizmi sadece kayak sporları yapmak için gelen misafirler olarak algılanmakta ve odak noktası sadece bu yönde ilerlemektedir. Gerçekte ise 12 ay boyunca turist alan bir şehir olma imkânına sahip bir kentte yaşamakta olduğumuzu bilmemekte ve bu değerleri kullanma yönünde fazla bir çaba harcamamaktayız. Şimdi bir düşünelim gece yatsı namazından sonra çevrenizde açık bir umumi WC bulabilir miyiz? Saat beşten sonra hangi müze ve tarihi eseri ziyaret edebiliriz? Boş zamanımızı sıkılmadan geçirebileceğimiz kaç tane yer var? Yabancı dil bilen kaç tane esnafımız var? Lokantada çalışan kaç tane garsonumuz yemek siparişlerini alabilecek? Şimdi karşımıza bir turist çıksa ve yol tarifi isterse kaçımız bu turiste yol tarifi yapa-

bilecek? TANITIM ÖNEMLİDİR

Turizmde tanıtım önemlidir ama bu tanıtımı nasıl yapacağız? Bu konuyu kış turizminin başkenti olma iddiasında olduğumuz için yaz turizminin başkenti olarak nitelendirilen Antalya ile mukayese ederek açıklamak ihtiyacı duyuyoruz. İki binli yılların Erzurum’u aslında yetmişli yılların Antalya’sı ile aynı durumda o yıllarda Antalya yaz turizminin merkezi olarak düşünülmekte planlamalar yapılmakta ve tanıtılmaktadır. Ancak bütün bu çalışmalarda Antalya’nın denizi, güneşi, kumsalı, tarihi eserleri var ama maalesef Antalya şehri, tarihi, kültürü, kimliği yok. Şimdi Antalya ne durumda bir bakalım. Düşük bütçeli turistlerin geldiği, orta halli Avrupa ülkesi vatandaşlarının gelip yerleştiği, hızlı göç alan, çarpık şehirleşmenin olduğu bir şehir. Şimdi geldik günümüze Erzurum şehrine: Kar var, kış var, Palandöken Dağı var, tarihi eserler var ama Erzurum yok. Tanıtımların hiçbir tanesinde Erzurum’u göremezsiniz, gelen turistlerin çok az miktarı Erzurum için gelmekte, geriye kalanları için gelenler Palandöken Dağı için geliyor. Turistleri haklı görmek lazım; Erzurum’da yapacağı bir şey, gezeceği bir yer yok. Palandöken sahip olduğu kristal kar kalitesi, pistlerin uzunluğu ve her türlü seviyede kayak yapan turiste kayak yapma keyfini yaşatacak pistleri nedeniyle kayak severlerin vazgeçemeyeceği bir dağ olmak özelliğine sahiptir. Ama ne

16


kadar yazık ki Palandöken dağı şehre bu kadar yakın olmasına rağmen bir o kadarda şehre uzaklaştırılmıştır. Nasıl ki tanıtımlarda Erzurum yok ise Erzurumlu içinde Palandöken yok. Turizm için şehrin tanıtılmaya ne kadar ihtiyacı var ise Palandökeninde şehre tanıtılmaya o kadar ihtiyacı var. Bunun için kayak pistleri ve yaylaları ile tanıtıl-

malı, festivaller sosyal aktiviteler, organizasyonlar düzenlenmeli ve yaşam alanları oluşturulmalıdır. Üniversite Olimpiyatları için yapılan birçok tesise sahip olduğumuz gerçeği doğrultusunda bu tesislerin tüm yurt ve uluslararası pazarda çok iyi tanıtılması gerekmektedir. Bu tesislerimizi en etkili ve verimli şekilde kullanmayı

ve işletmeyi öğrenmeliyiz. Şehrin yüksek rakım özelliği çok iyi pazarlanarak spor turizmine yönelik ivedi çalışmalara hız verilmelidir. Şehrimize gelen turistlere sosyal anlamda eğlence yerleri sunmak adına gerekli çalışmalar hızlandırılmalıdır. Bölgenin hava ulaşımı açısından birçok merkezle bağlantısı sağlanmalıdır.

Yurtiçinde şehrimizle rekabet edecek olan turizm merkezlerinin önüne geçebilmek için turizmin tüm argümanları kullanılmalıdır. Bunun için rekabet analizleri yapılmalı ve eksikliklerimiz bir an evvel giderilmelidir. Erzurum göç veren bir şehir olduğundan dolayı Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya gibi şehirlerde kendini rahatlıkla tanıtabilecek bir şehirdir. Bu avantajımızı hem tanıtım hem de rekabet stratejilerimizde ön plana çıkarmalıyız. Erzurum, her şeyden önce stratejik zihniyete sahip bir yönetim anlayışı ile yönetilmeli, kendine olan güvensizliğini yenmeli, kendine inanmalı ve çılgın fikirler ve projeler geliştirmelidir. Görüldüğü gibi turizm çok boyutlu ve sistematik çalışmaların ve stratejilerin iç içe girdiği bir sektördür. Bunun için bütün sektörler ve şehir bir bütün halinde çalışması gereklidir.

17


ERZURUM TURİZM ENVANTERİ EREN CEYLAN Erzurum birbirine alternatif teşkil edecek bir çok turizm alanında zengin envantere sahiptir.

TABYALAR VE SAVAŞ ALANI TURİZMİ Ülkelerdeki ulus bilincini güçlendiren savaş alanlarına yönelik turizm etkinliklerinin sayısı ve önemi her geçen gün artmaktadır. Erzurum stratejik önemi nedeniyle askeri hareketliliği fazla olan bir bölge olup savaş tarihi açısından zengindir. 18 ve 20 YY. arasında yaşanan savaşlar Erzurum tarihine damgasını vurmuştur. Son dönemde yapılan araştırmalar Erzurum ve çevresinde ek tabyalarla birlikte 55 tabya olduğunu göstermektedir. Tabyaların savaş alanı turizmi açısından son derecede elverişli alanlardır. Bu tabyalardan büyük ve küçük kiremitlik tabyalar şehrin içinde kalmış durumdadırlar. Bu iki tabya kent müzesi ve kültür sanat merkezi olarak değerlendirme imkânı sahiptirler. Mecidiye tabyası ise tematik otel olarak değerlendirilme imkânına sahiptir. Başta Aziziye tabyalarımız olmak üzere birçok tabyalarımız savaş alanı safarisine elverişli alanlardır. Büyük ve Küçük Palandöken tabyaları ise kamp merkezi olarak kullanılmaya elverişlidir.

EKOLOJİK TURİZM

KIŞ SPORLARI

Erzurum zengin fauna ve flo-

Erzurum 2011 yılı üniversite oyun-

raya sahiptir. Büyüleyici topografik yapısı ve inanılmaz doğal peyzajı ile Türkiye’de ayrıcalıklı bir zenginliğe sahiptir. Türkiye’de bulunan endemik bitki türünün %10’luk kısmı Erzurum’da yer almaktadır. Milyonlarca bitki çeşitliliğine sahip olan Erzurum’da yetişen her 3 bitkiden biri endemiktir. Özellikle Nisan ve Haziran aylarında bu bitki çeşitliliğini izlemenin en iyi dönemidir. Bu dönemde flora meraklıları için düzenlenecek turlar ciddi bir turizm aktivitesi oluşturmaktadır.

ları kapsamında yapılan birçok kullanışlı kış spor tesisine sahip olmuştur. Yukarıda zikredilen kayak merkezlerinin yanı sıra aşağıdaki spor tesisleri ile tam bir kış sporları merkezi olmuştur. Erzurum kış sporları merkezi kimliğine uygun olarak hareket ederse uluslararası bir kış sporları idman ve turnuva merkezi haline gelerek birçok sporcu ve izleyici çekecektir. Erzurum’da bulunan kayak merkezlerinin dışındaki kış spor tesisleri ise şunlardır:

Ekolojik turizm açısından Erzurum faunası en az florası kadar değerlidir. İlkbahar ve sonbahar aylarında tam bir kuş cenneti haline gelen Erzurum 244 kelebek türüne ev sahipliği yapmaktadır. Temmuz ve Ağustos aylarında bu kelebek türlerini izlemek mümkündür.

Atlama kuleleri, curling arena, buz salonları ve buz hokey salonları Bütün bu tesisler olimpik ölçütte olup toplam izleyici sayısı 8500 kişidir. Atlama kuleleri Erzurum Şehrinin modern simgesi olarak kabul edilmektedir. Bütün bu tesislerin ilk önce Erzurum halkına tanıtılması ve bu spor türlerinin Erzurumlulara sevdirilmesi gerekmektedir.

18


Palandöken Kayak Merkezi;

KIŞ TURİZMİ Erzurum başta palandöken ve konaklı kayak merkezleri olmak üzere farklı birçok kış aktivitelerine ev sahipliği yapmaya uygun zemine sahiptir. Erzurum üç ayrı kayak merkezine sahip olan ender şehirlerden biridir. Kar tipinin toz şeklinde olması uzun süreli kış mevsimi nedeniyle kayak sezonunun fazla olması Erzurum’u bir kayak merkezi olmasını doğal olarak kaçınılmaz kılmaktadır. Konaklı Kayak Merkezi; Şehir merkezinden 17 km uzaklıkta bulunan Konaklı Kayak Merkezi, 460 hektar arazi üzerine kurulmuştur. Kayılabilir alt noktası 2200 m, üst noktası 3185 m yüksekliktedir. İniş yönleri kuzeydoğu-kuzeybatı arasında değişmektedir. Eğim oranlarının çeşitlilik göstermesi nedeniyle her düzeyde kayakçıya hizmet verebilmektedir. Kandilli Kayak Merkezi; Şehir merkezine 36 km uzaklıkta olup 160 hektar arazi üzerine kurulmuştur. Pistlerin rakımı 1.713- 1.767 m arasında değişmektedir. Kış Oyunları Erzurum 2011' de biatlon ve kayaklı koşu müsabakaları burada yapılmıştır. Kandilli Kuzey Disiplini kayak Merkezi her mevsim çok amaçlı kullanıma açıktır.

70 km uzunluğunda ve 25 km genişliğinde bir alanı kaplayan Palandöken Dağları, 1993 yılında Kış Turizm Merkezi ilan edilmiştir. Bu merkez içerisinde; Erzurum (Hınıs) Boğazı, Konaklı ve Gez Yaylasından oluşan 3 adet kayak merkezi bulunmaktadır. Erzurum Boğazı, aynı zamanda Palandöken Kayak Merkezi adıyla anılmaktadır. Palandöken Kayak Merkezinde slalom ve büyük slalom yarışmaları için Uluslararası Kayak Federasyonu (FIS) tarafından tescilli iki pist bulunmaktadır. Erzurum'un güneyinde yer alan 3 bin 176 m yüksekliğindeki Palandöken, 5 ay boyunca kayak yapmaya elverişli yapısı, kar kalitesi ve uzun pistleri ile dünyanın en önemli kayak merkezlerinden biridir. 2011 yılında 25. Dünya Üniversiteler Kış Oyunları'na ev sahipliği yapan Erzurum, Türkiye ve dünya kış turizminin yeni cazibe merkezlerinden biri olmuştur. Kış olimpiyatlarının düzenlenmesine imkân tanıyan Palandöken'de pistler dünyanın en uzun ve en dik pistleri arasında yer almaktadır. Palandöken, New York Times Gazetesi tarafından belirlenen dünyadaki 41 kayak merkezi arasında 18. sırada gösterilmiştir. Kar yağışının Ekim-Kasım aylarında kendini gösterdiği Erzurum'da, kayak mevsimi Kasım ayından itibaren başlamakta ve Nisan ayının sonuna kadar sürmektedir. Palandöken, kaymaya olanak sağlayan "toz kar" özelliğini, ikliminden dolayı, bütün kayak sezonu boyunca sürdürmektedir. 2000 -3176 metreler arasında bulunan Palandöken Kayak Merkezi'ndeki pistlerde 10 telesiyej, 1 teleski, 2 baby lift, 1 gondol lift hizmet vermektedir. Gondol lift ile 1000 metrelik bir tırmanışla Ejder Tepesi’ne ulaşılırken, Palandöken'de; 7 kolay, 8 orta, profesyonel (zor) ve 4 doğal pist yer almaktadır. Tüm pistlerde aynı anda yaklaşık 12 bin kişiye kayak yapma imkânı sunulmaktadır.Palandöken Kayak Merkezi;Alp disiplini ve snowboard için son derece uygun pistler sunarken; kayak dışında, yamaç paraşütü, dağcılık, snowtube, paintball gibi farklı turizm çeşitleri için de alternatif oluşturmaktadır.

Palandöken, aynı zamanda bir kongre turizmi merkezidir. Çığ önleme ve suni kar sistemlerinin bulunduğu Palandöken Kayak Merkezi, bir sağlık şehri olan Erzurum’un en modern hastanelerine yalnızca beş kilometre uzaklıktadır. Her seviyedeki kayakçıya hizmet verebilen Palandöken Kayak Merkezi’nde, 2 adet 5 yıldızlı, 1 adet 4 yıldızlı, 1 adet 3 yıldızlı ve bir adet de 2 yıldızlı otel bulunmaktadır. Şehir merkezinde de 3 ve 2 yıldızlı çok sayıda otel bulunmaktadır.

YÜKSEK İRTİFA KAMPI

Yüksek

rakım olması nedeniyle

sporcuların dayanıklılık ve nefes açmaya yönelik idmanları yapmaya elverişlidir. Palandöken Dağı eteklerinde bulunan 2 bin rakımdaki Erzurum Yüksek İrtifa Kamp Merkezinde 4 adet UEFA 1 adet FIFA standartlarında toplam 5 adet saha bulunmaktadır. Bunun yanında tesisimizde modern soyunma odaları, masaj odaları ve fitness salonları yer almaktadır. Bu kamp merkezi futbol açısından Erzurum’u bir turnuva şehri olmasına zemin hazırlayacak bir çekirdek teşkil edebilir.

“Erzurum

sadece kış turizminin değil birçok alternatif turizm etkinliklerine ev sahipliği yapabilecek bir turizm cennetidir.” 19


TARİHİ VE KÜLTÜREL VARLIKLARIMIZ

Erzurum

Kalesi, Çifte Minareli

nin devreye girmesi ile kadim bir ticaret şehri olan Erzurum bölgenin en büyük fuar merkezlerinden biri olacaktır. 23 Temmuz Doğu Fuarı tecrübesine sahip olan şehirde Fuar kültürünün varlığı tartışılmazdır. Özellikle TUYAB gibi tecrübeli ve fuar organizasyonlarında lider olan bir kuruluşun fuar merkezinin işletmeciliğini üstlenmesi Erzurum için önemli bir turizm ve ticaret kapasitesi oluşturacaktır

Medrese, Yakutiye Medresesi, Üç kümbetler, Ulu Cami, Lala Paşa Cami, eski Erzurum evleri ve konakları vb. birçok tarihi ve kültürel varlıkları ile ciddi bir turizm potansiyeline sahiptir. Son dönemlerde tarihi eserler etrafında yapılan düzenlemeler, kent meydanı ve kültür yolu projeleri ile bu varlıklarımız turizm açısından önemli bir cazibe merkezi olma yolunda bize önemli avantajlar sağlaSAĞLIK KAPLICA TURİZMİ maktadır. DOĞA SPORLARI

Erzurum özellikle sağlık alanın-

da yapılan devasa yatırımlar ile başta zengin coğrafik özel- Büyükşehirler olmak üzere birçok şehirliklere sahiptir. Çoruh havzası, Hınıs ve den hastayı kendisine çekmeye başlamışHorasan çevresindeki kalyonlar ve Nar- tır. Teşhis ve tedavi sürecinin diğer büman çevresi Mağaracılık, tırmanış, kano, yük şehirlere göre daha hızlı bir sürede slalom, rafting gibi doğa sporlarına uy- bitmesi bu tercihin temel nedenidir. Ergun bir zemin oluşturmaktadır. zurum Ilıca, Pasinler ve Köprüköy kaplıcaları ile önemli bir termal merkezi duruFUAR TURİZMİ mundadır. Bu sağlık turizmin geliştirilrzurum fuar ve kongre merkezi- mesi açısından önemli bir zenginlik kay-

Erzurum,

E

nağıdır KONGRE TURİZMİ

Tarihi

Erzurum kongresine ev

sahipliği yapan şehrimiz özellikle 23 Temmuz 1919 kongresine katılan illerin katılımıyla düzenlenecek ekonomik, sosyal, kültürel ve akademik kongrelerle tarihi misyonunu geçmişinden bugüne taşıyarak stratejik zihniyetinin gelişmesine katkı sağlayacaktır. Bu kongre ile hem bölgenin hem de ülke ve yurt dışında önemli bir kongre merkezi olarak tanıtılması mümkün olacaktır. Erzurum 850 kişilik Erzurum Büyükşehir Belediyesi Kültür Merkezi, 500 kişilik Atatürk Üniversitesi Kültür ve Gösteri Merkezi, Erzurum Lisesi kültür merkezi, Dedeman oteli, Polat Renaissance oteli, Sway oteli toplantı merkezleri, Erzurum Fuar ve Kongre Merkezi, İbrahim Erkal Kültür Sanat Merkezi, Erzurum Ticaret Odası Toplantı Salonu, Müftülük salonu ve Erzurum Lisesi Kültür Merkezi ile şu anda ciddi bir kongre merkezi olma alt yapısına sahiptir.

20


21


İLİCA TERMAL TESİSLERİ

İSMET HAKKIOĞLU Kaplıcalar hamam kültüründen kurtarılarak şifa dağıtan bir merkez haline gelmiş durumdadır. .

Erzurum’da sağlık turizminin önemli merkezlerinden biri olan Ilıca Termal Tesisleri çağdaş hizmet anlayışıyla yönetilmeye başlandığı günden beri şifa arayanların gözde mekânlarından birisi haline gelmeye başladı. Kaplıca, Türk hamamı, sauna, Fin hamamı, spor salonu, fizik tedavi merkezi, kafeterya ve 14 aile kabininden oluşan 126 yatak kapasiteli tesis Erzurum’un sağlık ve turizm açısından önemli bir markası haline gelmiş durumdadır.

Aziziye Belediyesi tarafınca

işletilen tesislerde hij-

yen, kalite ve güven ön plana çıkarılmış durumdadır. Kaplıcalar hamam kültüründen kurtarılarak şifa dağıtan bir merkez haline gelmiş durumdadır. Sağlık Bakanlığı tarafından işletme izni almış olması nedeniyle bu güzide tesisimize müracaat eden Genel Sağlık Sigortası kapsamında bulunan kişilerin kaplıca tedavilerine ait yol, gündelik ve refakatçi giderleri SGK tarafınca ödenmektedir.

22


SAĞLIK BAKANLIĞININ YAPTIĞI ANALİZLERE GÖRE AZİZİYE- ILICA TERMAL SUYUNUN İYİ GELDİĞİ HASTALIKLAR

Romatizmal hastalıklar, Romotaid Artrit

Ankilozan Spondilit

Osterortrozlar (kireçlenmeler)

yolu hastalıkları

Stres

Mekanik bel ve boyun ağrıları

Çeşitli ortopedik ameliyatlardan sonra eklemlerde olu-  şan tutukluk ve sertlikler

Uykusuzluk, asabiyet, unutkanlık, fiziksel ve ruhsal yorgunluk

Sedef benzeri deri hastalıkla rı

Yumuşak doku romatizması

Bel ve boyun fıtıkları,siyafalji gibi disk hastalık-  ları  Fasia – Tendon hastalıkları

Safra kesesi, böbrek ve idrar 

Sindirim sistemi rahatsızlıkları

Sinir ağrıları ve felçler Kas hastalıkları

Kronik ağrılar

Kadın hastalıklarının tedavisi

Sodyum bikarbonat eksiklikleri

Demir oranının düzenlenmesi  Kronik iltihaplı hastalıklar

Saç dökülmesi, tırnak ve deri rahatsızlıkları

Üst gastrointestinal sistemin fonksiyonel rahatsızlıkları

AZİZİYE – ILICA TERMAL SUYUNUN ANALİZ SONUÇLARI TAHLİL TÜRÜ

DEĞERLERİ

KAYNAK ÇIKIŞ SICAKLIĞI

39 C0

TOPLAM MİNERALİZASYON

2885,55 mg/L

SODYUM

685,5 mg/L

BİKARBONATLI

1708,33 mg/L

23


DADAŞİN AİLESİ

ZEKİYE ÇOMAKLI Erzurum dadaşı eşini sever, korur ve sahiplenir. Kadın, dadaş ile evliliğini kuşku ve korku üzerine kurmaz.

Anadolu da aile her zaman kutsal sayılan bir kavram olmuş ve kutsiyetini de günümüze kadar korumuştur. Aile; evlenen iki kişinin kurduğu bir şirket değil kocaman iki ailenin bir araya gelerek güç birliği sağlaması şeklinde düşünülen son derece önem arz eden, kurulurken asla hata yapmayı kabul etmeyen bir kurumdur. İşte bu kurum kişiliğimizin olduğu kadar toplumumuzun da temelidir. Temeli sağlam olmayan bir bina nasıl ki sallanmaya, yıkılmaya mahkûm ise temeli sağlam olmayan aile kurumu da eninde sonunda yıkılmaya mahkûmdur. O binada demir, çimento, tuğla, taş ne kadar sağlam, temeli yeterli ise bina da o kadar sağlamdır, sağlam bir aile için sevgi, saygı ve karşılıklı anlayış şarttır. Böyle bir aile ortamında yetişen bireyler ise kendilerini gerçekleştirmiş, kendi yeteneklerini ve değerlerini bilen fertler olarak hem kendi ailelerine hem de mensubu bulundukları millete o kadar katkı sağlar ve değer kazandırırlar. Millet olma vasfını korumaya çalışan bir toplumda da aile kurumu ne kadar sağlam ve sağlıklı ise o toplum o kadar sağlam ve sağlıklıdır. Temeli sağlam olan aileler sosyal hayatın sigortasıdır. Bu durumda aile küçük bir topluluktan oluşan bir millet, millet ise büyük bir ailedir. İnsanların millet sayılabilmesi için milli kimliğini kaybetmeden ayakta kalmayı becermesi gerekmektedir. Milli kültürünü kaybeden topluluklar millet olma vasfını kaybederler. Milleti ayakta tutmanın yolu maddi ve manevi ihtiyaçların gerektiği şekilde karşılanması

ile olur. Sağlam bir toplumsal alt yapının temeli olan şey aslında sağlam bir aile birlikteliğidir. Erzurum gibi sağlam toplumsal alt yapıya sahip olan şehirlerde ailelerin ne kadar önemli olduğu ortadadır. Erzurum aile yapısı binlerce yıllık Türk Töresinin sağlam kökleri üzerinde kurulmuş ve en güzel ahlaki eğitimi veren Müslümanlık bilinci ile harmanlanmıştır. Erzurum kültürünün çıkardığı aile tipi Dadaş’ı ortaya çıkarmıştır. Dadaş öyle sıradan bir insan değildir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın tespit ettiği gibi felâketler karşısında direncini kaybetmeyen, mücadeleci, nüktedan, hicivci bir yapıya sahiptir. Bu yapıda ki bir insan kendine olan öz güveni ve saygısı yüksek olan insandır.

Bir insanın kendisine olan saygısını anneden kazanır. Türk töresinde kadın önemlidir ve değerlidir. Esas olan tek eşliliktir. Tek eşliliğin olduğu bir ailede saygı ve sevgi daha fazla ön plana çıkar. Kardeşler arasındaki birlik ve beraberlik kendini daha fazla his ettirir. Sevginin ve saygının, birlik ve beraberliğin olduğu bir ailede yetişen bireyin ruhi doygunluğu elbette ilk önce kendi karakterine daha sonra ise bulunduğu topluma aksedecektir. Erzurum’da, sanılanın aksine tek eşli evlilikler daha yaygındır. Dadaşlık karakterinde yer eden sevgi, saygı, birlik ve beraberlik bundan dolayı en üst seviye de kendini hissettirmiştir. Erzurum toplumu soy ilişkisinin kurulması açısından baba erkil bir yapıda olmasına rağmen aile

içinde kadının etkinliğinin fazla olması nedeniylede ana erkil bir yapı arz eder. Bunda Türk kültüründe kadının değerli ve kutsal olmasının büyük bir payı vardır. Dede Korkut hikayeleri, Oğuz han ve manas destanları Türk toplumunda kadının yerini ve önemini ortaya koymaktadır. Erzurum erkeği her halükarda annesine oldukça değer veren bir yapıyı sergilemektedir. Evin her türlü sıkıntısı, geleni -gideni, aile ile ilgili kararları, yapılması gereken her türlü aktivite mutlaka annenin onayından geçer. Gelinler erkek çocuk doğurduğu zaman aile içinde statüleri artar. Oğul anası olmak ailede sazı-sözü dinlenen bir ev büyüğü olma özelliğini artırır. Kız beğenmeğe dolaşan görücü kadınlar, oğullarına daha çok becerikli, akıllı ve hünerli kızları bulup almak için çaba gösterirler. Oysa damat seçiminde, uysal olan damadı tercih ederler. Kısacası, Erzurumlu gelinin uyanığını, damadın uysalını sever. Damadın uysal olması, kadının ailedeki rolünü artırır. Dadaş ilk önce kendisine madden, manen ve soylulukta denk bir kadın ile evlenir. Aynı şekilde kız tarafı da kendilerine yakışır bir delikanlıya kızlarını verirler. Denklik şuuru içerisinde yapılan bu evlilik huzurlu bir aile ortamının da temelini atar. Bu saydığımız nedenlerden dolayı Erzurum evliliklerinde denklik şuuru ön plana çıkar. Erzurum aile yapısı; evliliklerde denklik durumunu oldukça dengeli tutmaya çalışır. Aslında bu durum bizim toplumumuzda kadından yana, onun ve ailesinin onurunu korumayı hedefler.

24


Bu denklik, kadını korumak için öngörülen bir dengedir, denklik prensibi hayat boyu ailenin dengede kalmasını amaçlayan, kadın lehine bir sonucu hedefleyen, evlilikte sağlam temeller oluşturulmasını sağlayan bir faktördür.

Erzurum’da

ailenin

statüsüne

uygun olarak, Yaş farkı, eğitim durumu, kültür ayrılığı, maddiyat farkı, dini yönden denklik evlilikte göz önüne alınan unsurlardır.

Özellikle,

kadın ve onun ailesi

me, "Karı ve koca birbirlerine örtüsüdürler" der. Ayet şöyledir: "Onlar (kadınlar) size örtüdürler, siz de onlara örtüsüsünüz!" (Bakara 187). Yani Ayet çok zarif bir ifadeyle, karı koca arasındaki ilişkinin karakterini ortaya koyar. Elbise ve örtü nasıl soğuk ve sıcaktan korur, sırları ve kusurları örterse, eşler de aynen böyle olmalılar. İşte bu denklik şuuru içinde kurulan yuvada çocuklarını doğuran ana öyle boyun eğecek bir yiğit dünyaya getirmez, çünkü uyumlu bir aile ortamında yetişen kişi öyle her şeyden kolay kolay korkmaz, kendini dünya malına esir etmez, ahlaklı olduklarından dolayı oyun bükecek hatalara düşmezler.

daha aşağı itibar edilen birisine kız vermeyi ve hısım olmayı kendilerine yediremezler ve böyle bir şeyin olması halinde üm Anadolu da olduğu gibi kadın erkeği küçümseyici ve hukukunu tanımaz bir tavır alır, huzur ortamı olma- Erzurum’da da ana oğul ilişkisi Baba – sı gereken aile de boşanmalar ve yıkım- oğul ilişkisinden daha farklıdır. Oğullar lar olur. kendilerini analarına daha yakın his ederler. Baba otoriteyi temsil eder. Delikanlıunu irdelediğimizde görürüz ki, lıkta hemen her zaman bir başkaldırı güzel temennilerle kurulan evliliklerin vardır. Belki de dadaş ilk isyanını babaçok kısa bir zaman sonra dağılmasına sının otoritesine karşı yapmaktadır. Ana sebep olan baş aktör, ailelerin ve eşlerin bu başkaldırıyı törpüler, aracı olur. Anbirbirleriyle denk olmayışlarıdır. Bu cak baba otoritesinin sarsılmasını istedenksizlik durumu, maddiyatı önemse- mez. Çünkü dadaş onun varisidir. Ondan yişlerine, aile ve çiftlerin tahsil durumla- sonra ailenin başına geçecek olandır. rına, kültür seviyelerine, adet-törelere, Onun için iyi eğitilmeli ve iyi bir iş sahigelenek ve göreneklerine, anne-baba bi olmalıdır. Babasından öğrendiklerini tutumlarına, hayata bakış açılarına, yöre- bu delikanlı bir sonraki nesillere taşıyasel farklıklardan ortaya çıkan şive, giyim caktır. Alın terini silerek para kazanmalı kuşam ve hatta eğitim farkına kadar pek ve bu kazandığını hem değerlendirmeli çok noktada kendini gösterir. Bu farklı- hem de paylaşabilmelidir. Bu açıdan lıklar sebebiyle kimi zaman sorunlar çok babanın otoritesi ailede itaat ve isyan basit mevzulardan çıkar ve diğer sorun- karışımı bir şekilde kendini his ettirir. larla birleşince aile içinde problemler Ortamı yumuşatmak ananın yani kadının hayret verecek kadar büyür. vazifesidir. Eski aile yapımız çekirdek aile tipinin aksine büyük aile tipine dayarzurum dadaşı eşini sever, kolıdır. Adet-törelerimizde, gelenek – rur ve sahiplenir. Kadın, dadaş ile evlili- göreneklerimizde oldukça değerli olan ğini kuşku ve korku üzerine kurmaz. eski büyük aile kurumu ve bu kurumda “Yarın ne olacak, eşim benim şu eksiği- büyüklere gösterilen saygıya dayanmakmi yarın bana karşı kullanır mı” diye tadır. Toprak mülkiyetine sıkı sıkıya düşünmez. Zaten Dadaşlar ne hikmetse bağlı olan ataerkil geniş aileler gelenek batının güzel kızlarını gelin getirmekte- ve göreneklerini birkaç kuşak arasında dirler hatta batının güzelleri akıllı davra- yaşayarak öğrenmekte ve aynı şekilde nıp doğunun erkeklerine gelin gelmekte- kendinden sonra gelen nesillere aktaradirler. Çünkü gerçekten dadaşın; izzet, bilmektedir. Bu sayede ata erkil akrabanamus, kişilik, karakter, sevecenlik, vefa, lık ilişkileri gelişmekte dayanışma ve saygı, sevgi, doğruluk, şeffaflık ve mer- birlik duygusunu daha fazla kişilere kahametinden en ufak bir kuşku duyulmaz. zandırmaktaydı. Özellikle toprak mülki.Kur'an-ı Kerim bu gerçeği çok manidar yetinden kaynaklanan gelenekler kişinin bir tanımla hayatımıza katar. Ayet-i keri- karakterine daha fazla empoze edilmekte

T

B

E

böylece kişiye hem soyluluk hem de erdemlilik bir anda kazandırılmaktaydı.

İşte böylesine gelişmiş ve birbiriyle ilintili halde olan aile dadaş denilen şahsına münhasır kişiliği ortaya çıkarmıştır. Peki bu ailenin yetiştirdiği dadaş kimdir derseniz. Dadaş! cumhuriyetin ve demokrasinin en güçlü bekçisi ve uğurlu elidir. ( Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün kurtuluş mücadelesini Erzurum’dan başlatmış olması ve bunu takiben hemen hemen cumhuriyet tarihinin tüm liderlerinin siyasi mücadelelerinde bu yolu takip etmesi bu durumun en güzel örneğidir.) Dadaş; serhat boylarının bekçisi, yoksulun kimsesizin koruyucusu, eli sofrası açık, mert imanlı, toksözlü, siyasi ve sosyal hayatın medeni cesaretini nefsinde toplayan cesur bir konuşmacı, vazifesini namus bilen bir memurdur. Dadaş; Cihan durdukça dalgalanacak bayrağımın gönderidir. Dadaş; eğilmeyen başı, mağruru bakışları ile istiklal meşalesinin taşıyıcısı, Ermeni ye unutamayacağı tokadı vuran, çatık kaşları ile topa mermiyi süren, gerilmeye gelmeyen çelik bir yaydır. Dadaş; Ağır başlı, vakur, çalışkan, asla menfaatleri uğruna kimseyi arkadan vuracak kahpeliklere tenezzül etmeyen, zafer yolunda can vermek için koşan yiğittir. Dadaş; Maddi ve manevi değerlerini hiçbir şey uğruna bozmayan, milli karakterini titizlikle muhafaza eden Erzurumludur. Dadaş; özü sözü doğru, zalimin karşısında mazlumun yanında olan, geleneklerine bağlı törelerine saygılı adamdır. Dadaş; yalansız, riyasız adamdır.. Dadaş; adam satmayandır. Dadaş; satılmak istense bile satmaya kimsenin gücünün yetmediği adamdır. Dadaş; düşmanına bile ağlayan yürektir. Dadaş; sadece dadaşım diyen değil, dadaş olmaya çalışan adamdır. Rahmetli Necati Karabacağın tarifiyle DADAŞ “müstesna şahsiyetlerde görülen “efendilik” gibi dogmatik bir ruh asaletidir.” İşte o ruhu taşıyan Dadaşı doğuran Anadır. Yani; nihayetinde hayatını ailesine, memleketine, çocuklarına vakfetmiş bir “ANA” olarak karşımıza çıkar DADAŞ…Yani kadını ile erkeği ile gerçek Erzurumlunun milli kimliğidir DADAŞ …

25


TEMELLİ KİRAATHANESİ

CEMALEDDİN ÖZMEN Bir profesörün kurduğu kıraathanenin yaşayan bir kültür merkezi olmasının öyküsü

TEMELLİ KIRAATHANESİNİN İŞLETMECİSİ ŞENER TEMELLİ

ERZURUM’UN YAŞAYAN KÜLTÜR MERKEZİ OLDUK KIRAATHANE KÖKLERİNİ VE GÜCÜNÜ ERZURUM KÜLTÜRÜNDEN ALMAKTADIR. ÇAY, MÜZİK VE MUHABBET İŞTE TEMELLİ KIRAATHANESİ Cemaleddin ÖZMEN: Şener Bey, bize biraz kıraathane ve Erzurum’daki kıraathane kültüründen bahsedebilir misiniz? Kıraathane derken biz ne anlamalıyız? Şener Temelli: kır aathane okuma evi, mekânı anlamına gelir. Kıraathane oyun oynanmayan, kütüphanesi olan yer demek (masanın üzerindeki dergileri göstererek) şöyle güzel dergilerin, gazetelerin bulunduğu okunduğu yer olan bir kültür yuvası demek. Kıraathane bir muhabbet yeridir. Temiz bir sohbet yeridir. Oyun oynanan yerde kıraathane olmaz. Kıraathane diyemezsiniz. Kıraathanede satranç olur ama okey olmaz. Dama olur ama papaz kız olmaz. Kıraathanede sanat olur, söz olur, muhabbet olur, müzik olur, güzel söz olur, hoş söz olur. Ama dedikodu olmaz, boşa zaman geçmez. Kötüye meyil olmaz. İyilik olur. Dostluk olur. Cemaleddin ÖZMEN: peki size kıraathane mesleği nerden geliyor? Meslek diyorum çünkü böyle bir yeri işletmek ancak meslek erbabı olmayı gerektirir.

Cemaleddin ÖZMEN: Babanız bu işe nasıl başlamış? Şener Temelli: Çocukluğundan başlamış. Babası yani r ahmetlik dedem Temel Temellinin yanında çalışmış. Beline önlüğü bağlamış, hem okumuş hem garsonluk yapmış. Böylece devam ederek hem profesör olmuş hem de burayı geliştirmiş, büyütmüş. Bizde devam ettiriyoruz. Bize bıraktığı çizgiden ayrılmadık nasıl bir çizgi bırakmışsa bizde aynı o çizgiden devam ettik. Cemaleddin ÖZMEN: Babanız burayı size miras olarak bıraktığı zaman size olan vasiyetleri, tavsiyeleri neydi? Nelere dikkat etmeniz, müşterilere nasıl davranmanız gerektiği konularında nasihatleri var mıydı? Şener Temelli: Müşter inin ar kasında bağır mayın der di. Olur ki cebinde parası yoktur, bundan dolayı para verememiş olabilir, onun için arkasında bağırmayın rencide olmasın. Müşterinin nasıl çay içtiğini bileceksin. Kaşıklı mı kaşıksız mı? Yani yabancıysa bu insan kaşıkla çay içer, Erzurumlu ise kaşıksız. Sizde bilirsiniz bizim buranın insanı kıtlama çay içer yani çayın içine şeker atıp karıştırmaz. Limonu masadan eksik etmeyeceksin derdi. (eliyle masadaki limon tabağını işaret ederek) bu limonu başka kahvede bulamazsın. )

Temelli kıraathanesi Gıyasettin Temelli’nin Erzurum şehrine kazandırdığı bir kültürel müessesedir.

Şener Temelli: Evet bu meslek, bu kıraathane bize babamızdan gelmektedir. 26


Cemaleddin ÖZMEN: Şener Bey bize birazda babanızdan Kiyasettin Temelliden söz edebilir misiniz? Şener Temelli: Rahmetlik babam çok yönlü birisiydi. Çok çalışkandı. Onun çalışma saatleri tamamen yorulmasına bağlıydı. Babam saatine göre değil gücünün yettiğine göre çalışırdı. Yorulduğu zaman çalışmayı bırakırdı. Yani öyle sabah sekiz akşam beş diye bir mesaisi yoktu. Üniversitede hocaydı, bölüm başkanıydı. Ama kıraathanede senin çayını getirirdi. Ben bölüm başkanıyım, hocayım diye bir şey söylemezdi. Yeri gelir yeri süpürürdü. Kendisi bir siyasetçiydi aynı zamanda. Fakat öyle bildiğiniz türden bir siyasetçi değildi. Birleştiriciydi, bütünleştiriciydi. Hem sağcı hem de solcu denilen kesimlere bir anda ve bir arada hitap ederdi.

Sobalı evlerde kuzineli sobalar içerisinde közlenen patates Erzurumlunun vazgeçemediği ayrı bir lezzet. Şimdinin doğalgazlı ve kaloriferli evlerinde yaşayanların özlemini çektiği bu lezzeti Temelli Kıraathanesinde tadabilirsiniz..

Cemaleddin ÖZMEN: Daha önce babanızın siyasetçi kimliğinden bahsetmiştiniz. yani seksenli yıllarda babanız bir siyasetçi ve sağ sol kavgasının dehşetli zamanı, öyle iki görüşü paylaşan insanları bir araya getirmeyi bırakın selam bile verdiremezsiniz. Ama babanız kıraathanede bu insanları aynı anda ağırlamış, bir araya getirmiş. Bu bana çok ilginç geldi. Yani ne yapıyordu da babanız bu insanları bir araya getirebiliyordu? Şener Temelli: Babamın bir ağır lığı saygınlığı var dı. Sözü yer e düşür ülmezdi. Babam sevilirdi. Yani müşteriler bile babam çay almaya giderken hocam sen dur biz çayı getirelim derlerdi. Her görüşten insanlar gelirlerdi. Ayrı ayrı masalarda otursalar bile yine de birbirlerine karışmazlardı. Bir birlerine laf atmazlardı. Zaten babam olduğunda herkes onunla muhabbet ederdi. Erzurum da İlk televizyonu babam almıştı. Kıraathaneye koymuştu. Siyah beyaz tabi renkli yok o zaman. İnsanlar televizyonda maç izlerlerdi. Gazetelerini okurlardı. Her görüşe hitap eden gazeteler kıraathanede vardı. Babam bu gazeteleri alırken ayırt etmezdi. Herkes istediğini okursun derdi.

NOT: Aslında burası Erzurum gelenekleri ile açıklanabilecek bir nokta. Düşünün sağ ve solcunun bir arada oturmayı bırakın selamlaşmadığı, ilk fırsatta çatışmaya, kavgaya giriştiği bir dönemde Temelli kıraathanesinde bir araya gelmesi Erzurum geleneklerinin getirdiği büyüğe, hocaya saygı gösterilmesi onun sözünden dışarıya çıkılmaması terbiyesi ile yakından ilgilidir. Erzurum dost meclislerinde her ne olursa olsun ne tür ayrılıklar farklılıklar olursa olsun bir araya gelerek büyüğün âlimin sözünden çıkılmaması anlayışı vardır. Temelli kıraathanesi şehrin dost meclisi olmuş. Bu insanlar hangi fikri paylaşırlarsa paylaşsınlar burada bir etkileşim içerisine girmişlerdir. Buranın birleştiriciliğinde spor, kültür, müzik etkili olmuş bu sayede herkesi kucaklamış veya herkes kendinden bir şey burada bulmuştur.

27


Cemaleddin ÖZMEN: buranın bir günü nasıl geçer? Ne yaparsınız? Şener Temelli: Burası bir kıraathane her şeyden önce insanlar çay içmeye gelirler. Onun için sabah erkenden burası açılır ve çaylar hazırlanır. Buraya gelen ilk müşteriler kahvaltılarını burada yaparlar. Sonra emekli kesim veya işi olmayanlar gelirler. Vakitlerini burada geçirirler. Burası bir istasyon gibi bekleme yeridir. Dinlenme yeridir. Arkadaşların toplanma yeridir Akşamları mesaiden çıkanlar gelir. Günün yorgunluğu atılır. Bir anda bakmışsınız burada canlı müzik başlamış. Bir bakmışsınız heyecanlı bir satranç maçı var.

Her türden fikrin ve düşüncenin bir arada yer aldığı, görüşüldüğü bir dost meclisi olan kıraathane tam bir kentsel mekan olmuş.

Bütün kıraathaneyi buram buram saran bir sohbet muhabbet var. Yani bir gün burada hareketli, aktif, heyecanlı, sevecen ve muhabbetli geçer. Burada zamanın nasıl geçtiği anlaşılmaz. Duvarlara bakın her yanda saat var. Neden biliyor musunuz? Buraya gelen saati unutur. İşi olan varsa zamanı hatırlasın diye her tarafta saat vardır. Duvarlarda saatin dışında bir de fotoğrafları görürsünüz, bunlar hep ödüllü fotoğraflar, anı ölümsüzleştirmişler. İşte bizim kıraathanede zaman ölümsüzleşiyor. Çünkü hatırlayacağınız birçok anı, tanımaktan mutlu olacağınız pek çok insan, fikirlerinizi, görüşlerinizi paylaşabileceğiniz seçkin bir ortam var. Cemaleddin ÖZMEN: Bize biraz Temelli kıraathanesinin ortamından bahsedin yani insanlar sizin burada ne buluyorlar? Şener Temelli: Bur ası kültür ve muhabbetin bir ar ada olduğu bir yer . Bur ada şairleri, sanatçıları, akademisyenleri, yazarları bulabilirsiniz. Akşamları burası musikişinasların buluştuğu bir yer. Bir bakmışsınız âşıklar bir bakmışsınız şairler burada program yapıyorlar. Erzurum musiki geleneği hala burada yaşıyor. Yani tarif edemeyeceğim kadar hoş insanlar burada toplanır. Dışardan bakıyorsun tanımadığın insanlar gelmiş, duymuşlar bir yerden, yâda Erzurum’dan birisi misafirini buraya gezdirmeye getiriyor. Bazen Turist kafileleri uğruyor yani aynı zamanda turistik bir mekân burası. Her şeyden önce sevgi ve muhabbet dolu, müşteriler arasında bir samimiyet var. Satranç meraklıları buraya gelir yani burası aslında bizim Erzurum şehrinin boş zamanlarının değerlendirildiği bir kültür merkezi olarak ta düşünebilirsiniz. Yani akademik sohbette burada var. Sanat faaliyeti de var, muhabbette var. Çayda var. Okumak ta var. Burası bir kıraathaneden öte bir kültür merkezi. Dışardan bakıyorsun tanımadığın insanlar gelmiş, duymuşlar bir yerden, yâda Erzurum’dan birisi misafirini buraya gezdirmeye getiriyor. Bazen Turist kafileleri uğruyor yani aynı zamanda turistik bir mekân burası. Her şeyden önce sevgi ve muhabbet dolu, müşteriler arasında bir samimiyet var. Bakmışsın ki müşteri kendi çayını almış gelmiş. Kartol (patates) közlemesi yapmış birisi bütün kıraathaneye dağıtıyor. Seni ister tanırsın ister tanımasın, meyve dağıtıyor kendisi için almış ama müşteri ile paylaşıyor yani bizim şehrimize özgü o paylaşımcı, sevecen, muhabbet, arkadaşlık ruhu bu kıraathanede yeniden hayat buluyor.

28


Kıraathanenin büyük olması nedeniyle herkes kendi sırrını rahatça konuşur. Bir yerde saz çalınırken, bir yerde ders çalışılır. Bir yerde insanlar ticaretlerini konuşurken diğer tarafta bir başkası kitabını okur. Cemaleddin ÖZMEN: yani buraya her türden her fikirden insan gelebilir diyorsunuz Şener Temelli: kendini bilen, kendisini taşıyabilen herkes gelebilir. Hocası da gelir, talebesi de, işçisi de gelebilir işsizi de ama yeter ki kendini bilsin. Siyasi fikri, ideolojisi hiç fark etmez. Burada bunların hepsi konuşulur ama tartışılmaz, çekişilmez. Zaten aslında burada fazla siyasette konuşulmaz zaten konuşulsa burası bir kültür yeri hemen mesele kültüre gelir. Şehrin ortak sorunlarına gelir. Kültür birleştiricidir. Ayırt edici değildir. Bizim kültürümüz öyledir. Birleştiricidir.

Buraya gelen saati unutur. Onun için duvarların üzerinde, her yerde en az iki saat asılıdır.

Cemaleddin ÖZMEN: Kendini bilen insanlar gelebilir dediniz. Kendini bilmezleri kendini taşıyamayanları nasıl seçiyorsunuz?

Şener Temelli: Hemen anlıyor um. İnanın daha kapıdan gir diği zaman ne tipte olduğunu anlıyorum ve hemen önüne geçiyorum ve diyorum ki sen ne kadar şerefli bir adamsın ki bu halinle buradan içeriye girmiyorsun diyorum. Cemaleddin ÖZMEN: Ya sonrası Şener Temelli: gir miyor lar tabi ki bakmayın bizim insanımız anlayışlıdır . Ama kendine göre bir duruşu vardır. O duruşa göre hitap etmesini bileceksiniz. Cemaleddin ÖZMEN: Şener Bey, bu kıraathane her böylemi kalacak yani bir değişiklik yâda gelişme olmayacak mı? Şener Temelli: Belediyeden r uhsat alabilir sek bur ayı bir kültür mer kezi haline getirmeye çalışıyoruz. Aslında Erzurum’un yaşayan kültür merkezi olduk. Erzurum ve Erzurumluyu burada bulabilirsiniz. Çünkü Erzurum dediğiniz yer coğrafik bir tanımın çok ötesinde farklı bir anlam taşıyor. Erzurum gelenek demek, örf demek adet demek. Erzurumlu ise geleneğine, örfüne, adetine bağlı insan demek. Bu kıraathane köklerini ve gücünü Erzurum kültüründen almaktadır. Bu kültürü yaşayan ve his eden insanların nefesleri hisleri burayı farklı kılıyor. Rahmetlik Babam bu kültürü yaşayan ve yaşatmak için uğraşan bir insandı. Temelli kıraathanesi ile babam kendisi için bir yatırım yapmaktan ziyade Erzurum kültürünü, sanatını yaşamak ve yaşatmak idealini gerçekleştirmek amacına hizmet etmiştir. Sanat, müzik , muhabbet ve samimiyet burada bir anda iç içe girmiş ve güzel, nefis demli çayla insanın içine sinmiştir. İşimizi iyi yapıyoruz Erzurumlu da geliyor Turistte. Bu özellikleriyle evet bu kıraathane hep böyle kalacak. Ancak fiziki koşullarını daha iyi bir duruma getirmek için çabalıyoruz. Yukarıda dediğim gibi burayı bir kültür merkezi haline getirmeye çalışıyoruz. Sağ olsun Büyükşehir Belediye Başkanımız Mehmet Sekmen bu konuda bize destek vereceğini ve kıraathanemizin bir kültür merkezi haline gelmesi için gereken işlemlerin yapılacağı konusun da söz verdi.

29


Cemaleddin ÖZMEN: Bize biraz aile- Cemaleddin ÖZMEN: Gerçek aileniz yani sizin tabirinizle küçük aileniz nizden bahsedebilir misiniz? hakkında bilgi alabilir miyim? Şener TEMELLİ: Benim iki ailem var . Biri büyük ailem diğeri ise küçük ailem. Büyük ailem burası; Temelli Kıraathanesi. Buraya gelen herkes benim ailemin bir parçası gibi. Babamın dostları, sanatçılar, müzisyenler, akademisyenler, siyasetçiler, bürokratlar, talebeler, memurlar, işçiler, turistler, yolcular. Buranın temelinde kültür, sanat, dostluk var. Birlik ve beraberlik var. Ben burada eski mahalle kültürümüzün, birlik beraberliğimizin tadını alıyorum. O atmosferi yaşıyorum. Eski mahalleler kalmadı. Kültürümüzü, birlik ve beraberliğimiz bozulmaya başladı. Herkes yalnızlaşmaya başladı. İşte ben burada bu hasretimi giderdiğimi hissediyorum.

Şener TEMELLİ: Babamdan bahsetmiştim. Kıyasettin Temelli kendisini profesör, yüksek ziraat mühendisi, sanatçı, esnaf, siyasetçi, müzisyen, bürokrat, mutasavvıf ve diğer birçok kimliği ile insanlar tanıyor. Benim için ve diğer kardeşlerim için ise iyi bir baba ve çok iyi birer öğretmen. Beş kardeşiz. İki kız üç erkek kardeşiz. İngilizce öğretmeni olan öner ve TRT Erzurum Radyosunda ritim saz sanatçısı olan yener abim burayı işletmemde bana destek oluyorlar. Onların yardımı destekleri olmadan burayı işletmem ve ayakta tutmam çok zor olurdu. Cemaleddin ÖZMEN: Sizin eğitiminiz neydi? Şener TEMELLİ: Ben üniver siteden ter kim ama Temelli Kır aathanesinde talebeliğim devam ediyor. Cemaleddin ÖZMEN: Şener abi buranın çayı meşhur…. Sorumu tamamlamama izin vermeden Şener Temelli gülerek sözümü kesip ayağa kalktı ve kucağında çay paketleri ile içeriye giren sonradan Şener Temellinin abisi olduğunu öğrendiğim kişiyi işaret ederek “ne soracağını anladım. Çay konusunda ne soracaksan ona sor o çay konusunda tam bir usta onun yanında ben çay üzerine bir şey demem” dedi

Fotoğraf: Macit GÜRBÜZ

30


SABIR ÇAYI Kıraathanede çaysız olmaz bir bakalım kıraathanenin çayları nasıl? Diye Şener Temelliye sormak üzere iken içeriye TRT’nin sabah programında tam oniki dakika zaman ayırdığı ve soğuk su ile çay demleme ustası olarak Türkiye’ye tanıtılan aynı zamanda TRT sanatçısı olan Yener Temelli kucağında çay paketleri ile içeriye girdi. Şimdi kendi ağzından, onun tabiriyle sabır çayı dediği soğuk su ile demlenen çayın hikayesini alalım ve hemen soralım iyi bir çay nasıl demlenir? Hangi çay markasını tercih etmekteler ve bu sabır çayı nasıl bir çaydır? İyi bir çay demlemek için ilk önce kaliteli ve güvenilir bir çay kullanmalıdır. Bunun için biz çaya çok önem veririz . Bizim tercih ettiğimiz çaylar Rize yöresinin çaylarıdır. Babamın bize nasihati her zaman yerli malının kullanılmasıydı. O aynı zamanda bir ziraat profesörü idi. Her zaman Rize çaylarını tercih ederdi. Kaçak çay yada başka bir yerden

gelen çaya itimat etmezdi. Farklı çay markalarını kullanmaktayız. Her bir çayın kendine özgü bir özelliği var. Kimi renk veriyor, kimi koku veriyor, kimi lezzet veriyor. Sabır çayı adını verdiğimiz demleme tekniğini 44 yıldır kullanmaktayız. Genelde çay sıcak suyun içerisine çay katılması yada tam tersi sıcak suyun çayın üzerine dökülmesi ile yapılır. Biz ise çayı soğuk suyla demleriz. Demliğin içerisine çayı koyarız daha sonra ise üzerine soğuk suyu alırız. Ama burada dikkat edilmesi gereken nokta çayın ıslatılmamasıdır. Kısık ateşin üzerine demliği koyar ve kaynamaya yakın demliği ocağın üzerinden alırız. Yaklaşık 10 yada 15 dakika buharın üzerine bırakarak çayı dem aldırırız Soğuk suyla demlenen çay daha fazla dayanır, insanı şişirmez, ağza acılık vermez, ayrı bir lezzeti vardır. Sıcak suyla yani bilinen yöntemle demlenen çay fazla dayanmaz çabuk bayatlar, insanı şişirir, ağza acılık verir

Allah’ım! Resulullah (S.A) efendimizin hatırına, kahvecilerin pirinin hatırına, Seyit Hacı Ahmet Baba ve Seyit Hacı Mevlit Babanın hatırına, çaylarımızın renkleri ve tatlarını cennet ırmaklarımızın renklerinden renk, tatlarını cennet ırmaklarımızın tatlarından tat eyle. İçenlerin lezzet bulup bir daha içmesini, hasta olanlarında şafi isminle şifa bulmasını nasip eyle diye teheccüd namazından sonra dua ederiz.

31


32


Adres: Ä°lker 752. Cad. No:165 /11 Dikmen-Ankara 0312 483 80 05 - 0554 496 16 00


ORGANİK BAL SİPARİŞ TEL 0532 470 76 14 0539 328 13 69 0542 336 16 60

ERZURUM SEVDASI DERGİSİ HAZİRAN 2018  

ERZURUM ARAŞTIRMALARI DERGİSİ

ERZURUM SEVDASI DERGİSİ HAZİRAN 2018  

ERZURUM ARAŞTIRMALARI DERGİSİ

Advertisement