Page 1


Mekan Değiştiremiyorsan Mekanı Değiştir !

Canan ASLAN / Kütahya İl Milli Eğitim Şube Müdürü


2

3 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

İçindekiler Niçin Pardus kullanmıyoruz?

20

Mobbing

Mobbingin şiddetli bir stresör olduğu göz önünde tutulduğunda stresin tüm psikolojik ve fiziksel olumsuz etkilerinin mobbing mağduru bireylerde görülmesi muhtemeldir.

“Uzay cağında bir ayağımız, Ham çarık kıl çorapta olsa da biri…”.

48

66

M Virüsü!

Bu virüsün açtığı tahribatı, asırlarca bile ortadan kaldırmak neredeyse imkansızdır!

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

İpek Böceğinin Dilemması Artık insani vasıflar yitirilmeye başlanınca dostluk başka bir boyut kazanır ve belki de dostluk diye bir kavram literatürden kalkar.

76

Editörden.....................................................................................................................................................................5 Vizyoner olmak ve eğitime rota vermek..................................................................................................................6 Beyin Frekanslarının Mercimek Tohumunun Çimlenmesine ve Gelişmesine Etkisinin Araştırılması ���������8 Çabuk Yıka Gel Ay Karanlığı Ellerin.....................................................................................................................19 Akademisyenlerde Mobbing ile Kas-İskelet Sistemi Rahatsızlığı Arasındaki İlişkinin İncelenmesi............20 2011 Lise Sosyal Bilimler Kategorisi Birincisi: Kelime Keşfi..............................................................................28 Protokol eşlerinin yeni rotası engelliler.................................................................................................................44 En iyi balık ve tavuk pişiren öğrencilerimiz madalyaları kaptı..........................................................................44 Sis................................................................................................................................................................................45 Annemin Soğanları..................................................................................................................................................46 Dost Dediğin.............................................................................................................................................................47 Bilgi Toplumuna Doğru / Niçin Pardus kullanmıyoruz?....................................................................................48 Klorofil Pigmentinin Yüzeylerin Isıtılmasında Kullanılmasının İncelenmesi (Klorofilli Boya)....................50 Hattat Öğretmenlerden Hüsn-ü Hat Sergisi.........................................................................................................58 “Sakın oraya inmeyi düşünmeyin.”........................................................................................................................60 M Virüsü !................................................................................................................................................................66 Yok Böyle Bir Okul!..................................................................................................................................................68 Bilinçsiz Müdahalelerin Kıskacında Eriyen Dahiler............................................................................................72 Branşlar çalıştaylarda masaya yatırıldı..................................................................................................................73 Mustafa YILMAZ : “Hobilerimden vazgeçmek zorunda kaldım.”....................................................................74 İpek Böceğinin Dilemması......................................................................................................................................76 Toplumun Yapı Taşı Ailenin Yıkımı ve Etkileri Üzerine.....................................................................................78 Kütahya Mevlevîhânesi ve Kütahya’da Mevlevî Kültürü.....................................................................................80

Kütahya’dan Türkiye’ye Su Projeksiyonu

Su, yeryüzünde insanlar tarafından değeri unutulmuş, gözün görmeye alıştığı ve değeri hiçe sayılan pırlanta gibidir.

96

Gizli müfredat çok mu gizli? Örneğin ders kitaplarındaki kötü, basit, çirkin birçok resim öğrenciye “Siz ancak buna layıksınız.” mesajı vermektedir.

120

128

Pencereden şöyle bakıverdim “Bugünkü ders için geldiysen geç kaldın; yarınki dersi için geldiysen erken geldin.”

Öğretmenler kulaklarımızın pasını sildi................................................................................................................84 “Çocuğunuz dişlerini fırçalamıyor.”........................................................................................................................86 Turizmci öğrenci ve öğretmenlerinden 5 bin kişiye aşure...................................................................................90 Bu Benim Eserim’de depreme dayanıklı tuğla ilk 100’de......................................................................................91 Kütahya Lisesi aşure geleneğini sürdürdü..............................................................................................................91 İl Milli Eğitim Müdürü Coşkun Esen, Zihinsel Engelli Çırak Öğrencileri Ziyaret Etti...................................92 Özel Germiyan’dan ilginç öykü tamamlama yarışması........................................................................................93 Özel Konuralp Amerikan Matematik Yarışması’nda 3 madalya aldı..................................................................93 Eğitimde......................................................................................................................................................................94 Ödül ve Ceza..............................................................................................................................................................94 Bilim Sanat Merkezi’nin engelli öğrencilere yönelik projesine ZEKA desteği..................................................95 Kütahya’dan Türkiye’ye “Su” Projeksiyonu.............................................................................................................96 Nurettin Topçu ile “Var Olmak”............................................................................................................................104 “Çünkü idealin alıcısı neredeyse hiç yoktur.”.......................................................................................................106 Gül ve Diken............................................................................................................................................................109 Neden Yabancı Dil Öğrenemiyoruz ?...................................................................................................................110 Refia Hanım’ı Türkçe Yedi Kelime Kurtardı .......................................................................................................112 Aşk….........................................................................................................................................................................116 Güngör: “Spor, akademik başarıyı destekliyor.”..................................................................................................118 Gizli müfredat çok mu gizli?..................................................................................................................................120 Bakırdemir: “Osmanlı sizde ve değerlerinizde yaşıyor.”.....................................................................................127 Pencereden şöyle bakıverdim................................................................................................................................128


4

5 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Editörden

Ahmet USLU

İl Milli Eğitim Müd. Strateji Geliştirme Birimi

T.C. KÜTAHYA VALİLİĞİ İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ yayın organıdır. Yıl: 2014 Sayı: 2 Yayın Kurulu Coşkun ESEN / İl Milli Eğitim Müdürü İdris IŞIKLI / İl Milli Eğitim Şube Müdürü Ahmet USLU / İl Milli Eğitim Müd. Strateji Geliştirme Birimi Mehmet ZEYBEK / İl Milli Eğitim Müd. Strateji Geliştirme Birimi Yayın Koordinatörleri İl Milli Eğitim Müd. Strateji Geliştirme Birimi Ahmet USLU Mehmet ZEYBEK Fatih TANRIKULU Enes GÜLER Ahmet ALTUNKAYNAK Sinan KORUÇ Yunus EĞDEMİR Grafik Tasarım & İllüstrasyon H. Mehmet ÖZTÜRKOĞLU Düzeltme Mehmet ZEYBEK Ahmet USLU Adres Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Valilik Binası Kat 2 KÜTAHYA Telefon : 0 (274) 223 62 41 (3 Hat) Belgegeçer : 0 274 223 62 54 E-posta : kutahyamem@meb.gov.tr Ağ adresi: http://kutahya.meb.gov.tr/ Dergide yayımlanan yazıların her türlü sorumluluğu yazarlarına aittir. Yayın Kurulu, yazılar üzerinde değişiklik yapabilir. Dergi kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.

Baskı:

Kıymetli dostlar, Sizi dergimizin ikinci sayısıyla selamlayabildiğimiz için mutluyuz. Öncelikle ilk sayımıza göstermiş olduğunuz ilgi ve dergiyle ilgili değerlendirmeleriniz için herkese ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. İlklerin sancıları daha çok olur, derler. Doğrudur ama bu diğer sayılardaki sancıları azaltmaz. İlk dergide “Nasıl çıkarabiliriz?” derdinden “Nasıl daha kaliteli bir dergi oluşturabiliriz?” kaygısına evrildik. Eğitim gibi ciddi meşgalesi olan insanlara layık bir dergiyi oluşturabilmek için çabaladık. İlk sayımızın aksine öğretmen ve öğrencilerimizin ilgisi bizi memnun ediyor. Öğretmen ve öğrencilerimizin ciddi bir birikimi var ve bize çalışmalarını gönderiyorlar. Bu ilim ve sanat damarının üretimlerini sayfalarımıza taşımak büyük keyif. Bu sayıda akademisyenlerimizin katkıları bizi mutlu etti. Dumlupınar Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Betül TAŞPINAR, Ferruh TAŞPINAR, Abdurrahman NALBANT; DPÜ Hemşirelik Bölümü’nden Sultan GÜÇLÜ; Pamukkale Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Bilge BAŞAKÇI ÇALIK; DPÜ Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı’ndan Sermet İNAL öğretim üyeleri; DPÜ Eğitim Fakültesi’nden Mustafa BAŞARAN ve Irak Erbil Selahaddin Üniversitesi Türkçe Bölümü’nden Salih UÇAK hocalarımıza güzel çalışmalarından ve katkılarından ötürü çok teşekkür ediyoruz. Dergiyi hazırlarken bir şeyi farkettik. Kütahya’da bir süre bulunmuş insanların Kütahya’yla bağı kopmamış ve Kütahya’yı sürekli göz ucuyla takip ediyorlar. Bir şekilde Kütahya’ya yolu düşmüş ama şimdilerde başka diyarlarda meslek hayatlarını sürdüren eğitim gönüllülerine teşekkür ediyoruz; destekleri ve katkıları için.

Diğer bir husus da, Kütahya’da yaşayıp işi itibariyle bugün eğitime mesafeli insanların aslında eğitime mesafelerinin sanıldığından daha yakın olduğunu gördük. Belki öyle olduğu için, belki eğitimden kopamadığı için… Bilemiyoruz. Dergiye gönül veren yoldaşlarımıza çağrımız var: Sayfalarımız sizlere de açık… Bir dergiyi ayakta tutan şüphesiz kalitesidir. Akademisyenler üzerindeki mobbingin kas-iskelet ağrısına etkisi, beyin frekanslarının mercimeğin filizlenmesine etkisi, Kütahya’nın pınarlarından boşa akan hazinenin ekonomik olarak değerlendirilebilmesi, sporun akademik başarıya etkisi, gizli müfredat, yabancı dil meselesi, Kelime Keşfi Projesi, çocukların diş fırçalamaması, boya içine katılan ıspanağın oda ısısını artırması, çocukların hobilerine izin verip vermemesi, idealin alıcısı, pencereden şöyle bir bakıverdim… Başlıkların ve muhtevanın bir kısmı böyle. Birbirinden ilginç yazı, çalışma ve mülakatlar derginin iç sayfalarında sizi bekliyor. Dergimizin en güçlü taraflarından birinin estetik tarafı olduğunu düşünüyoruz. Çalışmalara özel bir itina gösteren, estetik bir şekilde sunumunda bizlere yardımcı olan Hacı Mehmet ÖZTÜRKOĞLU Beyefendi, özel bir teşekkürü hak ediyor. Dergide bilimsel ve sanatsal çalışmaların yanında eğitim yuvaları ve paydaşlarıyla da ilgili önemli ve ilginç haberlere yer veriyoruz. Eğitimin paydaşlarından ricamız, yaptıkları faaliyetlerden bizleri haberdar etmeleri veya çalışmayı bize ulaştırmaları… Takdir edersiniz ki herkese ulaşmamız mümkün olmuyor. Yardımınız için şimdiden teşekkürler. Derginin kapasitesinin sınırları içerisinde uygun tüm çalışmalara yer ayırmaya çalışıyoruz. Yer veremediklerimizle üçüncü sayıda görüşmeyi umuyoruz. Yörüngenizde ve muhabbetinizde eğitimin daha fazla yer alması dileğiyle, selamlar.


6

7 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Vizyoner olmak ve eğitime rota vermek

Coşkun ESEN Kütahya İl Milli Eğitim Müdürü

Merkez bütçeden en fazla pay alan sahalardan biri eğitimdir. Öğrenci, öğretmen, personel ve veli mevcudu göz önünde bulundurulduğunda, eğitim camiasının hitap ettiği kitlenin büyüklüğü ortaya çıkar. Son yıllarda öğretim programlarında yapılan değişiklikler, alt yapı ve teknolojiye yapılan yatırımlar da buna eklenince, eğitim ailesinin kendisi ve sorunlarıyla ilgili resmin büyüklüğü daha net ortaya çıkar. Bu kadar geniş bir aile ve büyük bir yapıda elbette ki soru ve sorunlar olacaktır. Ancak bizim varlık sebebimiz de tam da budur. Belki resmi daha net çekebilmek için şöyle bir örnek uygun olacaktır: Mühendislik harikası bir uçak tasarladığınızı, uçağa her türlü konforu yerleştirdiğinizi, pahalı yakıtla uçağı havalandırdığınız düşünün. Uçak havalanmış ancak rotasıyla ilgili tereddütler var. Bu kabul edilebilir mi? Sorunlar ne kadar büyük olursa olsun, bizim görevimiz eğitim uçağını doğru rotada ilerletmektir. Bugün eğitime ayrılan pay ve eğitime yapılan teknolojik yatırımlar düşünüldüğünde doğru rotada ilerlemek dışında alternatifimizin olmadığı aşikar. Milletin kaynaklarını eğitim için kullanırken de, etki ve etkinliği elden bırakmadan rotada ilerlemek istiyoruz.

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Eğitimin rotasını tespit ederken, dünyada ve ülkemizde onlarca teori ve pratikle karşılaşıyoruz. En doğru uygulama hangisidir ve en iyi sonucu hangisi verir bunu zaman gösterecek belki ama eğitim gibi sonuçları, semereleri uzun yıllar sonra alınan bir mecrada kesin cevapları hemen bulmak mümkün değil. Bize düşen, en başta Milli Eğitim Bakanlığı’nın taleplerini dikkate alarak, ülke politikaları doğrultusunda çalışmak ve “yeni şeyler” söylemek ve yapmak için ortam oluşturmak.

onların potansiyellerine, bilgi ve becerilerine güveniyoruz. Evet, onlar taşrada çalışıyorlar ama uluslararası sınavlarda sorulan soruları hazırlayabilecek kapasiteye sahipler. Proje boyunca bölgedeki illerden aldığımız dönütler, bizi hayli memnun etti ve kendi potansiyelimize güvenmenin ve mesai arkadaşlarımıza inanmanın ne kadar önemli olduğunu gördük. Bu vesileyle projenin farklı aşamalarında bizimle olan, bize destek veren tüm eğitim gönüldaşlarına şükranlarımızı sunuyoruz.

Temel ilkemiz, taşradan merkeze katkı sunmak. Merkez, politika yönlendirici ve hedef belirleyici olarak görevini yaparken, taşranın eğitimde sözünün olması gerektiğini düşünüyoruz. Bizzat eğitim ortamının merkezinde olan eğitimin paydaşlarıyla bu katkıyı sağlayabilmeyi umuyoruz. Merkezin bize yüklediği misyonun farkındayız. Bu misyonu ihmal etmeden, kendi vizyon ve misyonumuzu daha geniş bir perspektifle ele almak azmindeyiz.

Şimdilerde arkadaşlarımız yeni çalışmalar, sürprizler peşinde. Ancak sene başında uygulamaya koyduğumuz Vizyon Belgesi Protokolü, neyi, nasıl, niçin, ne zaman ve ne kadar sürede yaptığımızı görmek adına önemli bir proje. İstedik ki, dar bir çerçevede yapılan çalışma yerine, öğrencisinden velisine, yardımcı personelinden öğretmenine kadar bütün paydaşların görüşleri alınarak her kurum kendi vizyonunu ortaya koysun. Küçük ve muadil gruplarda eğitimin sorunları ve eğitim ortamlarında ortaya çıkan güzel uygulamalar ortaya çıksın. Ortaya çıkan sorunlar bize daha çabuk ulaşsın ve hemen çözüm üretebilelim. Bizim bilemediğimiz, ulaşamadığımız noktalarda kalan güzel uygulamalar da kamuoyuna mâl olsun; bu iyi örnekler uygulanabilecek tüm eğitim kurumlarında uygulansın.

Nitekim bu düşüncelerle geçen yıl 4+4+4 sistemi tedavüle girmeden bu konuyu tarafları ve uzmanlarıyla Eğitimde Yeni Arayışlar Çalıştayı’nda konuştuk, tartıştık. Bu Çalıştay sonuç raporuyla bize önemli ufuklar sağladı. Bu sayede Milli Eğitim Müdürlüğümüzün organizasyon kabiliyeti ve potansiyelini görmek, yeni organizasyonları yapmak adına önemli bir tecrübeydi bizim için. Türkiye bugünlerde PISA sonuçlarını konuşuyor yine. Test sorularında uzman olan öğrencilerimizin açık uçlu sorularda zorlandığını PISA raporları çok açık biçimde ortaya koyuyor. Milli Eğitim Bakanlığı da bu sorunun farkında ve açık uçlu sorularda çıtayı yukarıya çekmek için gayret ediyor. Biz de bu gayrete katkı sunmak, eğitimin paydaşları arasında farkındalık oluşturmak için Kütahya’yı merkez yapıp bölgede PISA sorularını baz alarak sınav yaptık. “Hayata Okulda Hazırlanıyorum, Yaşam Kalitemi Artırıyorum” adlı projemizle, bölgedeki 8 ilde aynı anda sınav yaptık. Sınavın sonuçlarını ve değerlendirmelerini bir kitapçık halinde kamuoyunun dikkatine sunduk. Projede vurgulanması gereken husus, yapılan sınavdaki soruları, ilimizin farklı okullarında çalışan öğretmenlerin hazırlamasıydı. Bu önemli bir güvenin göstergesi aynı zamanda. Biz öğretmen arkadaşlarımıza,

Bu projede olmazsa olmazlarımız, akademik başarı, değerler eğitimi, kitap okuma, proje ve yarışmalar, sportif-kültürel etkinlikler ve rehberlik çalışmaları… Her kurumun kısa, orta ve uzun vadede bu konularda neler yapabileceğini, yaptığını kayıt altına alıyoruz. Her okul, faaliyetler bittiğinde bir karneye sahip olacak ve hangi konularda okulun ön plana çıktığı kendiliğinden ortaya çıkacak. Okul idarecisi Vizyon Protokolü’nün hazırlanmasında, yürütülmesinde ve takibinde okul idarecilerimize güveniyoruz. İstiyoruz ki, idarecilerimiz kurumlarının rotasını belirlemede aktif olsun, sahada Milli Eğitim Müdürlüğümüzün eli olsun. Evet, vizyon sahibi olmak, bu vizyona sahip çıkıp öğrenci, öğretmen ve yöneticilerimizle geleceğe umutla bakmak en büyük arzumuz. Daha güzel karnelerle ve daha aydınlık günlerde buluşmak ümidiyle, eğitimin tüm paydaşlarını selamlıyorum.


8

9 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Beyin Frekanslarının Mercimek Tohumunun Çimlenmesine ve Gelişmesine Etkisinin Araştırılması PROJENİN AMACI: Deniz ARSLAN – Seda KANYILMAZ Nafi Güral Fen Lisesi öğrencileri Muzaffer EFE – Esin CANATAN Nafi Güral Fen Lisesi Biyoloji öğretmenleri

Ses frekansları ve etkileri insanlığın uzun süredir birçok kez araştırma konusu olmuştur. Bilindiği gibi sadece duyabileceğimiz şeyler değil beyinsel faaliyetler, hücre faaliyetleri, bitkiler hatta atomların belli frekansları vardır. Eğer beynimiz de bitkilerde bu frekansları üretebiliyorsa neden bitkileri beynimizi etkilediği gibi etkilenmesinler? Eğer frekanslar beyni bu derece etkileyebiliyorsa bitkileri neden etkileyemesin? Bilindiği gibi bitkilerin belli bir sinir sistemi veya beyinsel işlev görebilecek bir organı yoktur. Ancak bitkiler de diğer canlılar gibi bazı şeylere tepki gösterirler: tropizma hareketleri (ışığa yönelme veya ışıktan kaçma, suya yönelme, kimyasal maddelerden kaçma vb.), nasti hareketleri. Projede amaç, bitkilerin sese, özellikle de insan sesine verdikleri tepkiyi ölçmekti. Bir adım ötesinde, bitkilerin insan beyninden yayılan dalgalara tepki verip veremeyeceklerini araştırmak, projenin amacıydı. Halk arasında evimizde yetiştirdiğimiz süs bitkileri ile ilgilenildiğinde, onlarla konuşulduğunda hissettiklerini, çok canlı göründüklerini ve güzel ve bol çiçek açtıklarını duymuşsunuzdur. Bunun gerçek olup olmayacağını kanıtlamak istedik. Bunun için uyku, uyanma, rahat, huzurlu ve stres altında beynimizden yayılan enerji dalgalarına karşılık gelen farklı ses dalgalarının varlığını öğrendik. Bu ses

dalgalarından seçilen 4 tanesini mercimek tohumlarının çimlenmesi sırasında hazırladığımız gruplara belirlenen dozlarda günde 1 saat uygulayarak karşılaştığımız sonuçları nicel ve nitel gözlemlerle kaydettik. Sonuç şaşırtıcı, evet bitkiler sesi ve bizim düşüncelerimiz algılıyorlar ve bu uyarana uygun büyüme – gelişme ve yönelme gösteriyorlar. Projemizde biz mercimek tohumları seçtik ve önemli sonuçlara ulaştık, diğer bitki tohumlarında da proje tekrar edilerek sonuçları tartışılabilir, eğer onlarda da olumlu sonuçlar çıkartılırsa bitki tohumlarının daha kolay çimlendirilmesinde, bitkilerin gelişiminde ve verimliliğinin arttırılmasında, olumlu katkılarını projemizle kanıtladığımız ses frekansları kullanılabilir.

GİRİŞ: Halk arasında evde yetiştirilen süs bitkileri ile ilgilenildiğinde, onlarla konuşulduğunda, güzel sözler söylendiğinde hatta onlara gülümsendiğinde ya da kızıldığında algıladıkları varsayımını, çoğumuz duymuşuzdur. Eğer güzel sözler söylenmiş ise daha canlı göründüklerini daha güzel çiçekler açtıklarını, kötü konuşulursa cansız ve hastalıklı göründüklerini söyleyen ve buna inanan birçok kimse görürsünüz. Biz projemizde bu varsayımın doğruluğunu araştırmak istedik. Projemizde öncelikle uzun bir süre literatür taraması yaptık. Yaptığımız tarama ve araştırmalar sonucunda

Hedeflerimiz: Bitkilerin ses uyaranına tepkilerini araştırmak. Farklı frekansların bitkilerde çimlenme mekanizmasına etkisini araştırmak. Beyin frekansları ile ilgili bilgi toplamak. Bitkilerde çimlenme hızının artırılması için yöntemler geliştirmek. Araştırma sonuçlarının kullanılacağı kontrollü deney yapmak. Elde edilen verileri, tarımsal verimliliği arttırmak amacıyla kullanmak.


10

11 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

1. Kontrol

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

2. Delta 0,5 Hz

3. Teta 5,5 Hz

4. Alfa 10,0 Hz

5. Beta 20,0 Hz

GİRİŞ: bu konu ile ilgili bazı çalışmalara ve projelere rastladık. Karşılaştığımız proje ve çalışmalara örnekler: Güney Hindistan’daki Annanalai Üniversitesi Botanik Bölümü’nün Başkanı olan Dr. T.C. Singh, haftalar boyunca her sabah, Güneş ortalığı aydınlatırken, mimozalarının karşısına geçip kemanıyla geleneksel parçalar çalmaya başlıyordu. Sonunda, mimozaların büyümesi iki misli arttı.

Müziğin bitkiler üzerindeki etkisini anlatan Hint efsanlerinden yola çıkan Or. Singh, bu konudaki araştırmalarına elektrikli bir diyapazon ile başladı ve gün doğumu ve gün batımında normal olarak atalet içinde olan bitki protoplazmasının ritmik ses dalgalarıyla, müzik ve dansla harekete geçirilebileceklerini tespit etti. 1958 yılında, Fransa’daki Uluslararası Bahçıvanlık Derneği’nin bir toplantısında konuşan Singh, kemanla ve flütle çalınan parçaların ve insanların söylediği şarkıların; boruçiçekleri, soğanlar, tapyokalar ile

biberlerin büyümesini hızlandırdıklarını, boylarını ve verimini artırdıklarını açıkladı. Ayrıca, bazı bitkiler de yeni özelliklerini, kendilerinden sonra gelen nesillere aktarıyorlardı. Singh’in iddiasına göre; müzik, kromozom seviyesinde değişiklikler meydana getirebilirdi. Bir diğer çalışma sırasında, Dr. Singh’in asistanı Bn. Sella Ponniah, her sabah müzik eşliği olmaksızın, “Bharata-Natyam” denilen kadim Hint dansını yapıyordu. Bu deney sonueunda, papatyaların, kadife çiçeklerinin ve boru çiçeklerinin büyümeleri son derece hızlanmıştı; kıyaslamak için kullanılan kontrol bitkilerine nazaran % 60 daha yüksek bir boya ulaşmışlar ve onlardan 15 gün önce çiçek açmışlardı. Anlaşıldığına göre; dans etmek, ritmik ses dalgalarını müzik gibi hava yoluyla değil de yerden aktararak etkili oluyordu. Yürütülen bütün bu deneylerin sonucunda Dr. T.C. Singh, 1963 yılında, Bihar Ziraat Koleji dergisinde yayımlanan “Müzik ve Dansın Bitkiler Üzerindeki Etkisi” (“On the Effect of Music and Dance on Plants” Bihar Agricultural College Magazine, Vo1.13, No.1, 1962– 63) adlı yazısında şöyle bir beyanda bulunabiliyordu: Ukrayna’da, radyo frekansları ve ultrasonik titreşimler, verimi artırmak amacıyla tahıl tohumlarını uyarmak için kullanılıyordu. Amerika Birleşik Devletleri Ziraat Bakanlığı da aynı metodu başarıyla uygulamıştı. Bu uygulamalar gösteriyordu ki, bitkiler ve tohumları, ultrasonik frekanslar ile uyarıldıklarında, enzim faaliyetini ve solunum hızını artırıyorlardı. Ancak, bazı bitki türlerini uyaran frekanslar başka türler üzerinde menedici bir etki yapıyorlardı. Kanada’daki Ottowa Üniversitesi araştırmacılarından Pearl Weinberger ve Mary Measures’in bu konudaki

çalışmaları. Weinberger ve Measures, “ses menzili” dahilindeki işitilebilir frekansların, buğdayın gelişimini çoğaltmada müzik kadar etkili olup olamayacağını merak ediyorlardı. Bu iki biyolog, 4 yıldan fazla süren bir dizi deney sırasında 2 tür buğdayın taneleri ile fidelerini yüksek frekanslı titreşimlere maruz bıraktılar. Sonuç olarak buğdayın, tohumların uyarılma sürelerine bağlı olarak, saniyede 5.000 devirlik bir frekansa en olumlu yanıtı verdiğini tespit ettiler. Fakat işitilebilir sesin, buğday hasadını 2 misline çıkarabilecek kadar çarpıcı bir oranda hızlandırılmış gelişime neden yol açtığını da bir türlü açıklayamadılar. Öne sürdükleri teori, ses dalgalarının bitki hücrelerinde bir rezonans etkisi oluşturabileceği ve dolayısıyla da enerjinin birikmesini sağlayarak bitkinin metabolizmasını etkileyebileceği üzerineydi. North Carolina Üniversitesi’nden Prof. G.T. Hageseth’in başkanlığını yaptığı bir araştırma grubu da aynı konu üzerinde çalışmış ve bazı ilginç sonuçlar elde etmiştir. Önceleri deneysel “pembe gürültü” kullanan North Carolinalı bilim adamları, üzerinde uygulama yaptıkları şalgamların sessiz bırakılan hemcinslerine nazaran çok daha hızlı filiz verdiklerini gördüler. Bu “gürültü” saniyede 20 ile 20.000 devirlik frekanslarda ve 100 desibel değerindeki bir ses şiddetinde olup, havalanan bir 727 jet uçağının 30 metre kadar öteden duyulan gürültüsünü andırmaktadır. Havaalanı gürültüsünün seviyesinde çalışmak hiç de çekici gelmediği için, aynı Weinberger ve Measures gibi North Carolina ekibi de arzu edilen etkileri daha düşük desibel seviyelerinde oluşturabilecek belirli dalga boylarını ya da bileşimleri aramaya koyuldular. Sonunda, şalgamların saniyede 4.000 devirlik bir frekansa maruz bırakılmaları halinde şalgamlardaki filizlenmenin hızlandığını keşfettiler. Ünlü Hintli bilim adamı Sir Jagadis Chandra Bose (1868-1937) “Bitkilerin hassas bir sinir sistemi ve

çeşitlilik gösteren birduygusal yaşamı vardır’’diyordu. Tüm yaşam biçimlerinde gözlemlenen tezahürler arasındaki benzerlikler dikkatini çeken Bose, bitkilerin hassas olduklarını kanıtlamak üzere bilimsel ve son derece teknik araştırmalar yapmaya başlamıştı. 5 yıllık bir süre soyunca, bitkilerin dışardan gelen uyaranlara karşı verdikleri elektriki yanıtları inceledi ve bu deneylerinin sonuçlarını, 1902 yılında, “Canlı ve Cansızlarda Yanıt” (Response in the living and Non living) adlı bir kitapta yayımladı. Bu bulgularını, daha başka yüzlerce done ile birlikte, 1906 ve 1907 yıllarında 2 kitap halinde yayımladı: “Fizyolojik Araştırmada bir Araç Olarak Bitki Yanıtı” (Plant Response as a Means of Physiological Investigation) ve “Karşılaştırmalı Elektro-Fizyoloji” (Comparative Electro-Physiology). 1920 yılında, artık emekliye ayrılmış olan Bose, kendi kurduğu enstitünün konferans salonunda bilimsel felsefesini özetlerken şunları söylüyordu: “Kendi yaşamımızla bitki dünyasının yaşamı arasında muhtemel herhangi bir ilişki var mıdır? Bu soru spekülasyona açık olmayıp, yanıtı, aleyhinde bir şey söylenemeyecek bir metod ile gerçekten gözler önüne serilmiştir. Bu şu anlama gelmektedir ki, çoğunun tamamen yersiz ve gerçeklere aykırı olduğunu sonradan anladığımız tüm önyargılarımızı terk etmeliyiz. Nihai talep bitkinin kendisine yapilmalı ve bitkinin kendi imzasını taşımadıkça hiç bir kanıt kabul edilmemelidir.” Kamakuralı bir felsefe doktoru ve başarılı bir elektronik mühendisi olan, Japonya’nın önde gelen parapsikoloji araştırmacılarından Dr. Ken Hashimoto, son derece gelişmiş bir yalan tespit işlemini kullanarak, bitkiler âlemiyle ilgili olarak elde edilen en önemli bulgulardan birini ortaya koyan bir düzen geliştirmiştir.


12

13 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Japon polisi hesabına yalan tespit danışmanlığı yapan Dr. Hashimoto, Backster’in laboratuvar deneylerini okuduktan sonra, önce, evindeki kaktüslerden birini, akupunktur iğneleri vasıtasıyla basit bir “polygraph” ile irtibatlandırmaya karar vermişti. Ancak, Dr. Hashimoto’nun asıl amacı, Amerikalı araştırmacılarınkinden çok daha devrimsel nitelikteydi: Bir bitki ile tam anlamıyla, karşılıklı konuşmayı ümit ediyordu. Bunu gerçekleştirebilmek için de Japonya’da uygulanan yalan tespit işlemi ile ilgili olarak kendisinin geliştirmiş olduğu bir sisteme güveniyordu. Bu sistemde, bir sanığın tepkilerini kaydetmek için sadece bir kasetteyp yeterliydi. Sanığın sesinin modülasyonlarının perdesini (yerini) elektronik olarak değiştirmek suretiyle, Hashimoto, kağıt üzerinde tespit olunan, güvenilir yeterlikte bir kayıt üretmeyi başarmıştı. Hashimoto, bu kez, sistemini tersine çevirmekle, “polygraph” kaydındaki çizgileri modülasyonlu seslere dönüştürebileceğini düşündü. Evindeki kaktüsle yaptığı ilk çalışmalar başarısızlıkla sonuçlandı. Ne Backster’in yazılarını, ne de kendi teçhizatını hatalı bulmak istemeyen Hashimoto, bitki ile iletişim kuramadığı için sorunun kendisinde olduğuna karar vermişti. Nitekim, bitkileri çok seven ve bitki yetiştirmede hünerli olan Bn. Hashimoto, kısa sürede sansasyonel sonuçlar almaya başladı. Bn. Hashimoto, kaktüsünü, kendisini sevdiğine inandırdığında, kaktüsten hemen bir yanıt geliyordu. Dr. Hashimoto bu yanıtı kendi elektronik teçhizatı ile sese dönüştürüp de yükselttiği zaman, bitkinin ürettiği sesin, yüksek gerilim hatlarının uzaktan gelen, yüksek perdeden uğultusuna benzediği görüldü. Ancak, daha ziyade, sürekli değişen ve kulağa hoş gelen bir ritmi ve

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

tonu olan ve zaman zaman da sıcak ve hatta neşeli tarzda bir şarkıyı andırıyordu. Bn. Hashimoto’nun kaktüsüyle yaptığı ‘sohbeti’ dinleyenlerin anlattığına göre, modülasyonlu Japonca konuşan Bn. Hashimoto’yu bitki, modülasyonlu “kaktüsçe” ile yanıtlıyordu! Dahası, Hashimotolar kaktüsleriyle öylesine bir yakınlık kurdular ki, kısa bir süre sonra, bu bitkiye, 20’ye kadar saymasını ve toplama yapmasını öğretmeyi başardılar. Kaktüsün, 2 artı 2’nin kaç ettiği sorusuna verdiği ve sese dönüştürülen yanıtı tekrar çizili kayıtlara uyarlandığında, 4 belirgin ve birleşik tepe noktası oluşturuyordu. Japonya’nın en çok okunan yazarları arasında da yer alan Dr. Hashimoto’nun “ESP’ye Giriş” ve “Dördüncü Boyut Dünyası’nın Esrarı” gibi ilginç kitapları bulunmaktadır. Kendisinden, konuşan ve toplama yapan kaktüs fenomenini açıklaması rica edildiğinde, günümüzün fizik teorileri ile açıklanamayan bir çok fenomen mevcut olduğunu söylemiştir. Dr. Hashimoto’ya göre; fiziğin tanımladığı mevcut üç boyutlu dünyanın ötesinde bir dünya vardır ve bu üç boyutlu dünya, maddi olmayan dördüncü boyut dünyasının ancak bir gölgesidir. Dahası, bu dördüncü boyut dünyası, Dr. Hashimoto’nun “zihin konsantrasyonu” ya da başkalarının psikokinezi ya da “zihnin maddeye hakimiyeti” (Mind Over Matter) diye adlandırdığı güç vasıtasıyla üç boyutlu dünyayı kontrol eder. Taramamız bu konuda birçok araştırma ve çalışmanın yapıldığını gösterdi. Biz bu konuda neler yapabiliriz diye düşünürken beynimizin çalışması sırasında yaydığı frekanslarına karşılık gelen ses dalgalarını keşfettik. Bu ses dalgaları ve beynimizde karşılıkları şunlardır:


14

15 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Proje ekibibimiz MEF Eğitim Kurumları Araştırma Projeleri Yarışmasında.

DELTA: 0 – 4 frekansında bulunan dalga boyudur ve derin uyku ve dış dünyadan kopuş boyutudur. Bilinçsiz bir huzur halini yansıtır. Beynin en az çalıştığı döneme aittir ve bu dönemde büyüme hormonu salgısı artar. Çocuklarda fiziksel büyümeyi, yetişkinlerde ise güzelleşmeyi ve dinç kalmayı sağlar.

TETA: Frekansları 4 ile 8 arasında değişiyor ve stresin hiç olmadığı, derin iç dünyamızda olduğumuz dalga boyu olarak tanımlanıyor. Öğrenmenin en yüksek boyutuna geçmeden önce bu dalgada yaşıyoruz ve derin uykudan uyanırken açılan algılarımızın yaşattığı bir durumu temsil ediyor. Alacakaranlık boyutu ismi de kullanılıyor bu dalga boyu için. Yani aydınlanmadan önceki karanlık. Çok usta meditasyoncuların derin meditasyon halindeyken bu dalga boyunda olduğu tespit edilmiş. Derin düşünüş ve sezgisel kuvvetin en canlandığı bu frekansta sanatsal yeteneklerin zirveye çıktığı düşünülüyor. Özellikle ressam ve müzisyenlerin sanatsal üretimleri esnasında beyinlerinde Teta boyutunun en yüksek, Alfa frekansının en düşük seviyede olduğu biliniyor. (yani 7 ile 8 arası)

Yapılan bazı araştırmalara göre şifacıların Teta bandında uzun süreli ve kontrollü olarak kalmayı başarmaları nedeniyle şifa yeteneklerinin geliştiği ortaya çıkmış.

ALFA: 7.5 – 12 Hz arasında değişen alfa dalgaları; rahatlığın, farkındalığın, sakin ve huzurlu kavrayışın, uykunun ilk evrelerinin dalgaları olarak tanımlanıyor. Sakin ve huzurlu olunan ama asla uyuşukluk yaşanmayan, dünyayı ve gerçekleri algılamada en uygun titreşimlerin olduğu bu dalga boyu, dünyamızın da ölçülen frekansıyla aynı. Dünyanın manyetik frekansına “Shumann” frekansı deniyor ve 7,8 ile 8 arasında tanımlanıyor (Fakat son yıllarda bilim adamları Shumann frekansının epeyce yükseldiğini ifade ediyor.) . Gözler kapanıp derin nefes alındığında ve dış dünyadan alınan mental etkiler azaldığında Alfa boyutuna geçiyoruz. Alfa dalgalarındayken yaptığımız işlerde başarımız artıyor. Derin uyku ya da endişe ve korku halinde bu dalga hiç görülmüyor. Meditasyon, Yoga, Reiki gibi çalışmalar esnasında beynimiz Alfa boyutundadır. Zihin açık ve uykunun derinliğine dalmadan önceki geçiş koridorunda hissettiğimiz o duyguların yaşattığı huzur, ilginç bir şekilde dünyanın

titreşimiyle aynı dalga boyunda.BETA: 13-30 Hz arasında olduğu biliniyor ve uyanış frekansı olarak tanımlanıyor. Aktif öğrenme, uyanık olma, her şeyiyle hayatı yaşama, dinamizm, konsantrasyon, problem çözme hallerimizde içinde bulunduğumuz dalga boyu olduğu için yaşamı temsil ediyor. Çok yükseldiğinde stres, gerginlik, öfke gibi negatif uç duygulara varabiliyor. Elde ettiğimiz verileri test edebileceğimiz bir bitki tohumu araştırıken mercimek (Lens culinaris) tohumlarının çok çabuk çimlendiklerini ve çabuk geliştiklerini öğrendik. Projemizde mercimek tohumlarını kullanmaya karar verdik.

YÖNTEM: Projde, etüv, petri kapları, mercimek tohumları, pamuk, su, mp3 çalar, pc hoparlörü, cetvel, ip, fotoğraf makinesi malzemeleri kullanılmıştır. 5 petri kabını kullanarak pamuk ile hazırladığımız ekim yerlerinin her birine 5 mercimek tohumu ekleyerek, 5 farklı grup oluşturduk. 1. Grup Kontrol 2. Grup R (83 Hz) L (83.5 Hz) Delta (0.5 Hz)

3. Grup R (108 Hz) L (113.5 Hz) Teta (5.5 Hz) 4. Grup R (136.1 Hz) L (146.1 Hz) Alfa (10.0 Hz) 5. Grup R (360 Hz) L (380.0 Hz) Beta (20.0 Hz) Hazırladığımız grupları 23.5 0 C’ ye ayarlanmış etüve yerleştirdik ve 24 saat çimlenmenin başlaması için bekledik. 2. Gün kontrol grubu hariç belirlediğimiz frekanslarda günde 1’er saat mp3 ve bir çift hoparlörden hazırladığımız düzenekte tuttuk. Her gün nicel ve nitel gözlemler yaptık, verilerimizi düzenli bir şekilde kaydettik.


16

17 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

1. AŞAMA

2. AŞAMA

3. AŞAMA

Mercimek tohumlarının çimlenmesi için uygun çimlenme kapları hazırlandı.

Beyin frekanslarının çimlenmeye etkisini araştırmak amacıyla mercimek tohumları seçildi.

3. gün sonu çarpıcı sonuçlar bariz bir şekilde karşımızdaydı. Teta dalgaları çimlenmeyi olağanüstü bir şekilde hızlandırmıştır.

Deneyimizi sona erdirdiğimizde en çok gelişim gösterdikleri Teta dalgalarına fidelerimizin tepkisini merak ettiğimiz için 3 gün günde 2 şer saat frekans uyguladığımızda, fidelerin hepsinin frekans kaynağımız olan hoparlörlere yöneldiğini gördük.

Gruplara belirlenen frekansların günde 1 saatlik dozlar halinde uygulanması ve verilerin elde edilmesi.

Etüvün çimlenme şartlarına uygun hale getirilmesi ve grupların çimlenmesi için 24 saat 23.5 0C’ de bekletilmesi.

2. Sırada gelişim gösteren fideye Alfa dalgaları uygulanmıştır. Beta dalgaları uyguladığımız fidede kök ve gövde gelişiminde garip kıvrılmalar göze çarpmıştır.

4. gün, Teta dalgaları uygulanan mercimek fideleri.

SONUÇLAR KÖK UZUNLUĞU

1.GÜN

2.GÜN

3.GÜN

4.GÜN

GÖVDE UZUNLUĞU

1.GÜN

2.GÜN

3.GÜN

4.GÜN

1. GRUP KONTROL

2 mm

9 mm

16 mm

25 mm

1. GRUP KONTROL

0

0

10 mm

15 mm

2. GRUP DELTA 3. GRUP TETA 4. GRUP ALFA 5. GRUP BETA

4 mm 5 mm 5 mm 4 mm

15 mm 12 mm 15 mm 13 mm

23 mm 28 mm 24 mm 20 mm

35 mm 45 mm 38 mm 33 mm

2. GRUP DELTA 3. GRUP TETA 4. GRUP ALFA 5. GRUP BETA

0 0 0 0

0 0 0 0

15 mm 25 mm 20 mm 15 mm

35 mm 45 mm 40 mm 35 mm


18

19 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Çabuk Yıka Gel Ay Karanlığı Ellerin

Zafer ÖĞRETEN Gediz Anadolu Lisesi Tarih Öğretmeni

TARTIŞMA: 1- Frekans uyguladığımı bütün grupların gelişimi kontrol grubundan fazla olmuştur, bunun sebebi ne olabilir? 2- Neden en fazla gelişim Teta dalgasında gerçekleşmiştir? 3- Beta dalgalarına maruz bırakılan grupta kök ve gövdede garip kıvrılmalar gözlenmiştir, bunun nedeni ne olabilir? 4- Mercimek tohumunda elde edilen bu sonuçlar başka bitki tohumlarında da gözlenir mi? 5- Bitki yetiştiriciliğinde bu frekansların kullanılması verimi arttırabilir mi? 6- Evimizdeki, çevremizdeki bitkilerle iletişime geçmek mümkün mü? 7- En son yapılan çalışma + tropizma sayılabilir mi? Bunun sebebi ne olabilir? 8- Ses dalgalarının oluşturduğu titreşim, enzimlerin işini kolaylaştırmış olabilir mi? 9- Ses uyaranı bazı genlerin daha fazla ifadesini sağlamış olabilir mi?

KAYNAKÇA (Alfabetik sıraya göre) 1- Coglan, A. (1994) : Good vibrations give plants excitations. New Scientist 142 : 10. 2- Creath, K. and G. E. Schwartz (2004) : Measuring effects of music, noise and healing energy using a seed germination bioassay. J. of Alt. and Comp. Med. 10(1) : 113-122. 3- Dr. Hashimoto “ESP’ye Giriş” ve “Dördüncü Boyut Dünyası’nın Esrarı” 4- Dr. T.C. Singh, 1963 Bihar Ziraat Koleji dergisi “Müzik ve Dansın Bitkiler Üzerindeki Etkisi” (“On the Effect of Music and Dance on Plants” Bihar Agricultural College Magazine, Vo1.13, No.1, 1962-63) 5- Dossey, L. (2001) : Being green : On the relationships between people and plants. Altern Ther 7 : 12-16, 132-140. 6- Er,C., Canpolat N., 1992 “Bitki Islahında Doku Kültürleri.” Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Yayınları, Ankara 7- “Fizyolojik Araştırmada bir Araç Olarak Bitki Yanıtı” (Plant Response as a Means of Physiological Investigation) ve “Karşılaştırmalı Elektro-Fizyoloji” (Comparative Electro-Physiology). 8- Gönülşen, N., 1987. “Bitki doku Kültürü Yöntemleri ve Uygulama Alanları.” Ege Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Yayınları, İzmir. 9- Klein, R. M. and P. C. Edsall (1965) : On the reported effects of sound on the growth of plants. Bioscience 15 : 125-126. 10- Retallack, D. and F. Broman (1973) : Response of growing plants to the manipulation of their environment. In : The Sound of Music and Plants. Santa Monica, CA : De Vorss & Co. 82-94. 11- Özdemir F.Ahmet. 2007. “Farklı Mercimek Türlerinin Doku Kültüründe Üretimi” Yüzüncüyıl Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Biyoloji Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi. Van. 14-15 12- Tompkins, P. and C. Bird (1973) : The harmonic life of plants. In : The Secret life of plants. New York : Harper and Row 145-162. 13- Videbech P (2000) PET measurements of brain glucose metabolism and blood flow in major depressive disorder: a critical review. Acta Psychiatr Scand, 101:11-20n 14- http://free-binaural-beats.com/ 15- http://nefesakademisi.com/index.php/beyin-dalgalarinin-gizemi/ 16- http://www.agaclar.net/forum/tarla-bitkileri/22953.htm 17- http://www.gutenberg.org/files/18986/18986-h/18986-h.htm 18- http://www.spiritualizm.com/bbbitkiler3.html

Eski bir yalnızlık diyor şarkılar Eskiyor mu bilinmez Söylüyor işte ihtiyarlar Şarkılar, bir de yalnızlıklar eskisi gibi eskiyormuş öyle diyorlar Takılı kalıyor ihtirasım gece karanlıklarına Sabaha kadar çıkarmaya uğraşırken uyuyamıyorum mesela Yorgunluktan yarın akşama kalıyorlar Bilinmeyene giden tekne çapalarına çakılı kalıyor arzularım Tadı bir başka anlatamam yaladığım duygu damağımın Dilim kuruyor böyle zamanlarda damağım kayboluyor Size söylüyorum dişlerim inanın arıyorum yemekten önce sizleri Akşamlar deniz dibi dalıp gittiğimde şiirler doğuyor İçimde sürükleniyor ay karanlığı ellerin Ruhum bilinmezliklere sürükleniyor... Korkuyorum, İnsanlar okumuyor diye korkuyorum İnsanlar yazmayınca duygularını yitiriyor diye korkuyorum Yalnızlığımdan ürken ay’ın üzülmesinden korkuyorum İnsanlar uyuyor Ay dan şiirler doğuyor akşamdan şiirler doğuyor Korkup yalnızlığımdan uyuyamıyorum Dipteki erişemediğim hayallerimin değeri azalıyor Sürtünmekten aşınacak sanıyorum Eğilemiyor büzülüyorum İnsanlar uyuyor uyuyup kendilerini yoruyor… Hep ağlamalarımla uyanıyor kendi çığlıklarıma tutsak oluyorum İmdat diyorum sarıl bana diyorum telaşa Sesimi duymuyorum ki kendi nefesimden Ağlarken yutuyorum nedense çocukluğumdaki hatıralarımı Tutunamıyorum telaşım kaçıyor... Aklına yanlış sözcükler egemen olmasın... İnsan okuyup yazmayınca uyuyor…

Ellerin kurtarıyor her zamanki gibi okuyan parmakların… Ben senden utanıyorum Dudaklarımı Hayat öpücüğün karşılıyor Bayılıyorum Kurtuluyorum. Çabuk yıka gel Ay karanlığı ellerin Sarıl boynuma,okşa anne şevkatiyle Sakin sahiller misali kulağımda kapanmış göz ninnilerin uğuldasın Uyumak istiyorum... Sessizliğe uyumak… Aklına yanlış sözcükler hakim olmasın... Ağlamak neyime sensizliğe ağlamak… Sen hala çırpınışlardasın boğuluyorsun Hayat seni un ufak ediyor, ufalanıyorsun Ben ise şair kanatlarımla kendimi kurtarıyorum her mısrada uçarak Senin şiirlerin yok, kıyıların, kayalıkların sahillerin Ağıtla yoğrulmuş türkülerin yok Sığınacağın hayallerine, yok olmuş hislerine maşatlıklar bile yok Yüzüyorum taze sülün gibi cümle sularında Satırlar sancılı ihmallerinle dolu Sen okumuyorsun yazmıyorsun Şiir olup ben kendimi kurtarıyorum Çabuk yıka gel ay karanlığı ellerin…


20

21 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Akademisyenlerde Mobbing ile Kas-İskelet Sistemi Rahatsızlığı Arasındaki İlişkinin İncelenmesi

Özet: Ahmet Uslu 2 Betül Taşpınar 2 Ferruh Taşpınar 2 Abdurrahman Nalbant 3 Sultan Güçlü., 4 Bilge Başakçı Çalık, 5 Sermet İnal 1

1Sosyal Bilimler Lisesi, Kütahya, Turkiye 2Dumlupınar Universitesi, Sağlık Yüksekokulu, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü, Kütahya, Türkiye 3Dumlupınar Universitesi, Sağlık Yüksekokulu, Hemşirelik Bölümü, Kütahya, Türkiye 4Pamukkale Universitesi, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu, Denizli, Turkiye 5Dumlupınar Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Kütahya, Türkiye

Bu çalışma akademisyenlerde mobbinge maruz kalma ile kas iskelet sistemi rahatsızlığı arasında ilişkiyi belirlemek amacıyla planlandı. Çalışmaya Dumlupınar Üniversitesi’nde (DPÜ) görev yapan 100 akademisyen dahil edildi. Çalışma öncesi DPÜ Rektörlüğü’nden gerekli izinler alındı ve anketler akademisyenlere ulaştırıldı. Mobbingi değerlendirmek için Leymann Inventory of Phychological Terror (LIPT)’un Türkçe versiyonu, kas iskelet sistemi rahatsızlığını değerlendirmek için ise Cornell Musculoskeletal Discomfort Questionnaire (CMDQ)’nin Türkçe versiyonu kullanıldı. Veriler incelendiğinde akademik personelin hissettiği mobbing ile kas iskelet sistemi rahatsızlığı arasında orta düzeyde bir ilişki belirlendi. Sonuç olarak, bu çalışma mobbingin kas iskelet sistemi rahatsızlıkları açısından bir risk faktörü olduğunu gösterdi.

Giriş: Mobbing, sağlık ve güvenlik için risk oluşturan, bir kişi veya bir gruba karşı yapılan tekrarlı, kötü niyetli ve mantıksız davranışlardır. Bu, korkutma, fiziksel şiddet, ayrımcılık, tehdit, sosyal izolasyon, istikrarsızlaştırma şeklinde olabilir. Mobbing, sözler, eylemler, jestlerden oluşan davranışlar ya da kişiliği, haysiyeti, fiziksel veya psikolojik bütünlüğü etkileyen yazılar şeklinde de olabilir (Godin 2004). Mobbing kavramının ilk kez Heinz Leymann tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Leymann, mobbingi iş yaşamında bir ya da daha fazla kişiye yönelik sistematik olan düşmanca ve etik dışı iletişim kurma yoluyla psikolojik terör olarak tanımlamaktadır (Leymann 1996). Bazı ortamlar iş yerinde mobbinge maruz kalma açısından daha fazla riske sahiptir. Mobbing, kurumun herhangi bir hiyerarşik düzeyinde bulunan bir ya da daha fazla kişiye yönelik olabilir fakat bu, kamu hizmetleri, sağlık ve eğitim otoriteleri gibi bürokratik kurumlarda daha baskındır (Shallcross 2005). Westhues (2006a), çalışmalarının sonucunda iş güvenliği yüksek, performans ölçümleri subjektif ve bireysel, kurumsal hedefleri iddialı olan kurumların mobbinge daha yatkın olduğunu bildirmiştir. Ayrıca üniversitelerin temel hedeflerinin objektif olma ve düşünce özgürlüğünün sürdürülmesi olduğunu

ancak mobbingin subjektif ve bağımlı düşünceler yaratarak bu hedeflere zarar verdiğini belirtmiştir (Westhues 2006b). Akademik ortamlar kişilerarası düşmanca davranış olasılığını artıran kurumsal ve iş özelliklerine sahiptir (Neuman and Baron 2003, Twale and De Luca 2008). Bu özellikleriyle mobbing açısından sağlam bir zemine sahip olan akademik ortam, akademisyenlerin fiziksel ve psikososyal sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir.Yaygın olarak görülen problemlerden biri olan işle ilgili kas iskelet sistemi rahatsızlığını WHO; ‘iş ortamı ve iş performansı koşulları tarafından güçlü şekilde etkilenen bir dizi faktörün sonucunda oluşan bir problem dir’ şeklinde tanımlamaktadır (WHO 2003). Yapılan çalışmalarda psikososyal iş faktörlerinin kas iskelet sistemi rahatsızlığı için önemli bir risk faktörü olduğu bildirilmiştir (Bongers et al. 1993, Bongers, Kremer and Laak 2002). Okamura et al. (2011) göre yalnız insanlar sosyal destek eksikliği yüzünden daha fazla iş stresi algılarlar. Leymann’a (1996) göre de mobbing kişiler üzerinde sosyal izolasyana neden olur ve bu iş stresini arttırır. Stres kortisol cevaplara neden olur (Tsumura 2012). Yüksek iş straini altında çalışan kişiler kas iskelet sistemi rahatsızlığını da içeren sağlık problemleri açısından daha fazla risk altındadırlar .


22

23 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

(Karasek 1979, Nomura 2007). İş yerinde saldırganlığa maruz kalanlar ve kalmayanlar karşılaştırıldığında fiziksel semptomlar, affektif problemler, kognitif problemler ve sosyal problemler açısından önemli farklılık vardır (Kaukiainen et al. 2001). Fiziksel olarak hafif ama psikolojik olarak stresli işlerde kas iskelet sistemi rahatsızlığı prevalansının artışında mental stres önemli role sahiptir (Moon and Sauter 1996, Schleifer and Ley 1996). Akademisyenlerin de çalışma koşulları göz önünde tutulduğunda kas iskelet sistemi problemleri açısından risk altında olduğu görülmektedir. Literatürde Türk Popülasyonunda mobbing ile kas iskelet sistemi rahatsızlığı arasında ilişkiyi açıklayan bilgiler kısıtlıdır. Bu nedenle çalışmamızın amacı Dumlupınar Üniversitesi’nde çalışan akademisyenlerde mobbinge maruz kalma ile kas iskelet sistemi rahatsızlığı arasında ilişki olup olmadığını belirlemektir.

Materyal ve Metod: Bu çalışma Dumlupınar Üniversitesi’nde çalışan akademisyenler üzerinde yapıldı. DPÜ Personel Daire Başkanlığı tarafından bildirilen 450 akademisyen belirlendi. Örneklem akademisyenler içerisinden basit rastgele örnekleme yöntemi ile seçildi ve akademisyenlerin yüzde 22’si değerlendirildi. Çalışma öncesi Dumlupınar Üniversitesi Rektörlüğü’nden gerekli izinler alındı ve Rektörlük tarafından tüm akademik personele e-mail aracılığıyla duyurulduktan sonra anketler akademisyenlere ulaştırıldı ve çalışma hakkında bilgilendirildi. Toplamda 250 anket dağıtıldı ancak 102 tanesi dolduruldu. Doldurulan 102 anketin 2 tanesi eksik veri içerdiği için çalışma dışı bırakıldı ve 62 erkek, 38 kadın olmak üzere toplam 100 kişi çalışmaya dahil edildi.

Akademisyenlerin yaş, cinsiyet, medeni durum, çalıştığı fakülte, unvan, mesai durumu ve çalıştığı personel sayısına ait verileri içeren bir form oluşturuldu ve elde edilen veriler bu forma kaydedildi. Mobbinge maruz kalmanın değerlendirilmesi için Leymann Inventory of Phychological Terror’un Türkçe versiyonu kullanıldı. Bu ölçek, 1993 yılında Profesör Heinz Leymann tarafından geliştirildi ve Leymann Tipolojisi olarak da bilinmektedir. Heinz Leymann’ın tipolojisine göre 45 mobbing davranışı bulunmaktadır ve bu davranışlar da davranışın özelliğine mağdurun 11 madde kendini göstermesini ve iletişim oluşumunu etkilemek (ör, özel yaşamınız sürekli eleştirilir), 5 madde sosyal ilişkilere saldırılar (ör, çevrenizdeki insanlar sizinle konuşmazlar), 15 madde itibara saldırılar (ör, insanlar arkanızdan kötü konuşur), 9 madde kişinin yaşam kalitesi ve mesleki durumuna saldırılar (ör, evinize ya da işyerinize zarar verilir) ve 5 madde kişinin sağlığına saldırılar (ör, fiziksel olarak ağır işler yapmaya zorlanırsınız) olmak üzere 5 grupta toplanmıştır. 5’li Likert tipi ölçekte 1-Hiç, 2-Nadiren, 3-Bazen, 4-Sık,sık, 5Çok sık olarak puanlandı, her bir katılımcı için alt grup ve total puan hesaplandı. Ölçekten alınan maksimum puan 225, minimum puan 45 olarak hesaplandı ve yüzdelik değerlere çevrildi. Ölçekten alınan puanın yüksek olması katılımcıların mobbinge daha çok maruz kaldığını göstermekteydi. Ölçek Girgin ve ark. (2007) tarafından yapılan çalışmada geçerli ve güvenilir bulundu.

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Çalışmamızda kas iskelet sistemi rahatsızlıklarını değerlendirmek için Cornell Musculoskeletal Discomfort Questionnaire: CMDQ’nin Türkçe versiyonu kullanıldı. CMDQ ilk olarak İngilizce konuşan çalışanlarda kas iskelet semptomlarının değerlendirilmesi için Cornell Üniversitesinde geliştirildi (Hedge ve ark.1999, Cornell University Ergonomics 2009). CMDQ 20 vücut bölgesindeki kas iskelet rahatsızlıklarının sıklığını, şiddetini ve iş yeteneğine engel olup olmadığını sorgular. Ayakta ve sedanter çalışanlar için erkek ve kadın versiyonları da bulunmaktadır (Fagarasanu and Kumar 2006). Çalışmamızda sedanter çalışan kişiler için kadın ve erkek versiyonları kullanıldı. Katılımcılardan ankette gösterilen vücudun 12 farklı ağrı bölgesi ya da bölgelerinin işaretlenmesi istendi. Son bir hafta içerisinde ne sıklıkla ağrı hissettiği 5’li likert ölçeği ile (1-Hiç hissetmedim, 2-Bir iki kez hissettim, 3- Üç dört kez hissettim, 4-Hergün bir kez hissettim, 5-Hergün birçok kez hissettim), şiddeti 3’lü likert ölçeği ile (1-Hafif şiddetli, 2-Orta şiddetli, 3-Çok şiddetli) ve çalışmasına engel olup olmadığı 3’lü likert ölçeği ile (1Hiç engel olmadı, 2-Biraz engel oldu, 3-Çok engel oldu) araştırıldı. Ör; Boynunda ağrı hissedenler ne sıklıkta ağrı hissettiklerini, ağrı şiddetini ve çalışmalarına engel olup olmadığını belirtilen likertlere işaretledi. Ölçek Erdinç ve ark. (2009) tarafından yapılan çalışmada geçerli ve güvenilir bulundu.

İstatistiksel analiz: Analiz için verilerin SPSS 17.0 programına girişi yapıldı. Kategorik veriler % değerleri ile, anket sonuçlarına ait veriler ortalama ve standart sapma değerleri ile gösterildi. Kolmogrov-Smirnov testi ile verilerin normal dağılımı araştırıldı. Normal dağılım göstermeyen veriler arasındaki ilişkinin incelenmesi için Spearman korelasyon katsayısı kullanıldı.

Bulgular: Bu çalışma 2012 Eylül ve Ekim tarihleri arasında Dumlupınar Üniversitesi’nde çalışan 100 akademik personel üzerinde yapıldı. Personele ait demografik veriler Tablo 1’de sunuldu. Olgular kas iskelet sistem rahatsızlığı ve mobbing maruziyeti bakımından araştırıldı. Akademik personele uygulanan LIPT anketinin ‘Kendini göstermeyi/iletişim oluşumunu etkilemek’ alt grubunda skor 19,29±9,63 olarak elde edildi. Bu grupta personelin hissettiği mobbing şiddeti %18,8 olarak bulundu. ‘Sosyal ilişkilere saldırı’ alt grubunda olguların toplam skoru 7,60±3,67 bulundu ve olgular %13 mobbing hissediyordu. ‘İtibarınıza saldırı’ alt grubunda skor 21,58±10,48 olarak görüldü. Bu değer, olgularda hissedilen mobbing şiddetinin %11 olduğunu gösterdi. ‘Kişinin yaşam kalitesi/Mesleki duruma saldırı’ alt grubunda toplam skor 14,83±7,95 olduğu gözlendi ve %16,2 oranında mobbing hissediyordu. ‘Kişinin sağlığına saldırı’ başlıklı alt grupta toplam skor 6,25±2,96 olduğu gözlendi ve mobbing oranının %6,25 olduğu belirlendi. Akademik personelin üzerinde hissettiği en yüksek mobbing değeri ‘Kendini göstermeyi/iletişim oluşumunu etkilemek’ alt grubunda görüldü.


24

25 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

En düşük hissettikleri değer ise ‘Kişinin sağlığına saldırı’ alt grubunda olduğu belirlendi. Toplam LIPT skoru 69,55±30,92 olarak belirlenirken olguların çalışma hayatında hissettikleri mobbing %13,6 olarak belirlendi. CMDQ skorları 19,74±23,89 olarak bulundu. Bu değerlere ait veriler Tablo2’de gösterildi. Çalışmada akademik personelin üzerinde hissettiği mobbing ile kas iskelet sistemi rahatsızlığı arasındaki ilişki incelendi ve orta düzeyde bir ilişki saptandı. Bu ilişki Şekil 1’de gösterildi. Ayrıca LIPT anketin 5 alt grubu ile CMDQ arasındaki ilişki araştırıldı ve orta düzeyde ilişki olduğu belirlendi. Bu değerler arasındaki ilişki Tablo 3’de gösterildi.

Tartışma: Bu çalışma akademisyenlerde mobbinge maruz kalma ile kas iskelet sistemi rahatsızlığı arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla Dumlupınar Üniversitesi’nde görev yapan 100 akademisyenin katılımıyla gerçekleştirildi. Elde edilen verilere göre hissedilen toplam mobbing %13.6 olarak belirlendi. Mobbingle ilgili yapılan bir meta-analiz çalışmasında mobbinge maruz kalan işçilerin psikosomatik rahatsızlıkları, stres ve anksiyete düzeyleri kontrol grubundan daha yüksek olduğu gösterilmiştir (Tomei et al. 2007). Raskauskas (2006) Yeni Zelanda Üniversitelerinde yaptığı çalışmasında akademik personelin %65.3’ünün mobbinge maruz kaldığını bildirmiştir. İngiltere ve Kuzey İrlanda’da yapılan bir

çalışmada akademik personelin %12-25’inin çeşitli şekillerde mobbinge uğradığı belirtilmiştir (Boynton 2005). Norveç’te gerçekleştirilen çalışmada ise üniversite personelinin %5.2’sinin mobbing gördüğü bulunmuştur (Einarsen and Skogstad 1996). Bizim çalışmamızda da akademisyenlerin %13.6 oranında mobbing hissettikleri bulunmuştur. Bu sonuçlara göre mobbingin uluslararası düzeyde göz önünde tutulması ve önlem alınması gereken bir konu olduğunu düşünmekteyiz. Ayrıca mobbing oranlarının farklı ülkelerde değişik oranlarda görülmesinde sosyo-kültürel farklılıklar ve çevresel etkenler gibi çeşitli faktörlerin etkisinin olabileceği de unutulmamalıdır. Kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları major disabilite ve iş zamanı kaybı sebebidir (Buckle 2005). Ağır yük kaldırma ve taşıma, kötü postür, yorucu pozisyonlar, titreşimler ya da tekrarlayıcı hareketler gibi ağır çalışma şartlarının kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarına neden olduğunu gösteren kanıtlar bulunmaktadır (Punnett and Wegman 2004, Malchaire et al. 2001, Larsson et al. 2007, Andersen et al. 2003). Fiziksel ya da biyomekanik risk faktörlerinin yanında zaman problemi, hızlı çalışma temposu, monoton görevler, düşük iş kontrolü, düşük iş memnuniyeti, işyerinde sosyal destek eksikliği, yüksek iş yükü ve algılanan streste artış gibi işle ilgili psikososyal faktörler kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarında risk faktörleri olarak tanımlanmıştır (Punnett and Wegman 2004, Sim et al. 2006, Larsson et al. 2007, Ariens 2001).

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Çalışan bireylerde sağlık ve performansın geliştirilmesi ve kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarının azaltılmasını sağlayan programların oluşturulması için kasiskelet sistemi semptomlarının değerlendirilmesi çok önemlidir (Fuerstein et al. 2004, Molen et al. 2009). Bu nedenle çalışmamızda kas iskelet sistemi rahatsızlıkları değerlendirilmiştir. Çalışmamızda CMDQ total skoru 19,74±23,89 olarak belirlenirken akademik personelin hissettiği mobbing ile CMDQ değerleri arasındaki ilişkinin orta düzeyde olduğu belirlendi. Ayrıca LIPT anketinin 5 alt grubu ile CMDQ arasındaki ilişkinin de orta düzeyde olduğu gözlendi. Elde edilen sonuçlara göre anketin alt gruplarında en yüksek hissedilen mobbing Kendini göstermeyi/iletişim oluşumunu etkilemek grubunda, en düşük hissedilen mobbing ise Kişinin sağlığına saldırı grubunda olduğu belirlendi. Mobbing şiddetli bir sosyal stresör (Zapf 1999), travmatik hayati bir olay (Wilson 1991), iş memnuniyetsizliğine neden olan bir epidemi, psikolojik bir sıkıntı ve psikosomatik ve fiziksel bir problem olarak göz önünde tutulmaktadır. LIPT anketinin kişinin sağlığına saldırı alt grubunda mobbing şiddeti düşük hissedilse bile aslında mobbing yapmak direk sağlığı etkileyen bir faktördür. Einarsen ve ark. (1996) mobbingin psikolojik, psikosomatik ve kas iskelet sistemi problemleriyle ilişkili olduğunu göstermişlerdir. Vartia (2001) tarafından yapılan bir çalışmada mobbingin psikosomatik etkisi %26.5 olarak hesaplanmış ve mobbing mağduru olmanın stres semptomlarının önemli bir belirleyicisi olduğu

bildirilmiştir. Lin ve ark. (2010) çalışmalarında en çok kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarının prevalansında artış bulmuşlar, iş stresinin birçok sağlık problemine yol açtığını ve başlıca iş stresörleri tiplerinin daha fazla araştırılmasının gerektiğini vurgulamışlardır. Mental ve psikolojik stresin kas gerimini artırması sonucu kas yorgunluğunun meydana gelmesi ve kas aktivitesindeki mikroduraklamanın azalması, iş ortamında stres ile kas iskelet sistemi rahatsızlığı arasındaki ilişkiyi açıklayan en güvenilir hipotezlerden biridir (Sjogaard et al. 2000). Başka bir çalışmada psikolojik şikayetlerin %13’ü, kas iskelet sistemi problemlerinin %6’sı, psikosomatik problemlerin %8’i’nden mobbingin sorumlu olduğu gösterilmiştir (Einarsen ve ark. 1996). Pedro ve ark. (2008) mobbing ve psikosomatik semptomlar arasında önemli ve pozitif ilişki ile stres olgularında artış olduğunu bildirmişlerdir. Çalışma ortamında adaletsizlik ve mobbingin çeşitli mental ve fiziksel sağlık problemleriyle, somatik şikayetler ve ağrı ile ilişkili olduğu bulunmuştur (Kivimaki ve ark. 2000, Saastamoinen ve ark. 2009, Einarsen ve ark. 1996). Bizim çalışmamızda da literatürle uyumlu olarak mobbing ile kas iskelet sistemi rahatsızlıkları arasında orta düzeyde bir ilişki olduğu bulundu. Mobbingin şiddetli bir stresör olduğu göz önünde tutulduğunda stresin tüm psikolojik ve fiziksel olumsuz etkilerinin mobbing mağduru bireylerde görülmesi muhtemeldir. Bizim çalışmamızda akademisyenlerde %13.6 gibi az bir oranda mobbing bildirilse de bireylerde kas iskelet sistemi rahatsızlığı görülmesini engellemedi. Bu nedenle


26

27 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

yoğun ve özverili çalışma gerektiren üniversiteler bu fenomenin çalışanların sağlığı üzerindeki sahip olduğu riskler hakkında bilgilendirilmelidir. Toplum açısından bakıldığında, birçok meslek grubu üniversitelerde yetiştirilmektedir. Bu nedenle kaliteli bir eğitim için sağlıklı bir akademik ortamın sağlanması çok önemlidir.

Yorum: Mobbing bireylerin çalışma yaşamını, fiziksel ve psikososyal sağlığını olumsuz yönde etkileyen önemli bir stresördür ve kas iskelet sistemi rahatsızlıkları açısından da bir risk oluşturmaktadır. Bu nedenle çalışmamız bu alanda yapılacak araştırmalara ışık tutacak niteliktedir. Mobbingin görülme oranı ve şekli farklı toplumlarda ve çalışma ortamlarında değişmektedir. Bu nedenle çözüm önerileri oluşturulurken, toplumların sosyokültürel yapısı da göz önünde tutulmalıdır. Özellikle üniversiteler gelişmiş ülkeler ve sağlıklı toplumlar oluşması için mobbingten uzak bir çalışma ortamına sahip olmalıdır. Ayrıca tüm kurumların mobbingin sağlık üzerindeki olumsuz etkileri açısından bilinçlendirilmesi ve engellenmesi için gerekli girişimlerin yapılması önemlidir.

References Andersen, J.H., Kaergaard, A., Mikkelsen, S., JU, F., Frost, P., Bonde, J.P., Fallentin, N., Thomsen, J.F. (2003). Risk factors in the onset of neck/shoulder pain in a prospective study of workers in industrial and service companies. Occup Environ Med, 60 (9):649-654. Ariëns, G.A. (2001). Psychosocial risk factors for neck pain: a systematic review. Am J Ind Med, 39 (2):180-193. Bongers, P.M., de Winter, C.R., Kompier, M.A., Hildebrandt, V.H. (1993). Psychosocial factors at work and musculoskeletal disease. Scand J Work Environ Health, 19, 297–312. Bongers, P.M., Kremer, A.M., Ter Laak, J. (2002). Are psychosocial factors, risk factors for symptoms and signs of the shoulder, elbow, or hand/wrist? A review of the epidemiological literature. Am J Ind Med; 41, 315–342. Boynton, P. (2005). Unpacking my research on bullying in higher education. In R. McKay, D.H. Arnold & J. Fratzl. Workplace Bullying in Academia: A Canadian Study. Employ Respons Rights Journal, 20, 77-100. Buckle, P. (2005). Ergonomics and musculoskeletal disorders: overview. Occup Med, 55:164-167. Cornell University Ergonomics Web www.ergo.human. cornell. edu Accessed October 1, 2009. Einarsen, S., & Skogstad, A. (1996). Prevalence and risk groups of bullying and harassment at work. European Journal of Work and Organizational Psychology, 5, 185–202. Einarsen, S., Raknes, B.I., Matthiesen S.B., & Hellesoy O.H. (1996). Helsemessige aspekter ved mobbing i arbeidslivet. Modererende effekter av sosial sttotte og personlighet. Nordisk Psykologi, 48, 116-137. Erdinc, O., Hot, K., Ozkaya, M. (2011). Turkish version of the Cornell Musculoskeletal Discomfort Questionnaire: Cross-cultural adaptation and validation. Work, 39, 251–260. Fagarasanu, M. and Kumar, S., (2006). Musculoskeletal symptoms in support staff in a large telecommunication company, Work, 27, 137-142. Feuerstein, M., Nicholas, R.A., Huang, G.D., Dimberg, L., Ali, D. and Rogers, H. (2004). Job stress management and ergonomic intervention for workrelated upper extremity symptoms, Applied Ergonomics, 35, 65–574. Girgin, B. (2007). Beş Faktör Kişilik Modelinin İşyerinde Duygusal Tacize (Mobbing) Etkileri. Dumlupınar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Kütahya.

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Godin, I.M. (2004). Bullying, worker’s health, and labor instability. J Epidemiol Community Health, 58, 258-9. Hedge, A., Morimoto, S. and McCroibe, D. (1999). Effects of keyboard tray geometry on upper body posture and comfort, Ergonomics, 42, 1333–1349. Karasek, R.A. (1979). Job demands, job decision latitude, and mental strain: implication for job redesign. Adm Sci Q, 24, 285–307. Kaukiainen, A., Salmivalli, C., Björkqvist, K., Österman, K., Lahtinen, A., Kostamo, A., & Lagerspetz, K. (2001). Overt and covert aggression in work setting in relation to the subjective well-being of employees. Aggressive Behavior, 27, 360-371. Kivimäki, M., Elovainio, M., Vahtera, J., (2000). Workplace bullying and sickness absence in hospital staff. Occup Environ Med, 57, 656-660. Larsson, B., Søgaard, K., Rosendal, L. (2007). Work related neck-shoulder pain: a review on magnitude, risk factors, biochemical characteristics, clinical picture and preventive interventions. Best Pract Res Cl Rh, 21 (3):447-463. Leymann, H. (1996), ‘The Content and Development of Bullying at Work’, Europan Journal of Work and Organizational Psychology, 165, 170-173. Lin, Y.H., Chen, C.Y., Hong, W.H., Lin, Y.C., (2010). Perceived Job Stress and Health Complaints at a Bank Call Center: Comparison between Inbound and Outbound Services. Industrial Health, 48, 349–356. Luttmann, A., Ja¨ ger, M., Griefahen, B., et al. (2003). Preventing musculoskeletal disorders in the workplace.. Protecting Workers’ Health, Series No. 5. World Health Organization. Online document at: http://whqlibdoc.who.int/publications/ 2003/924159053X.pdf Accessed December 2, 2009. Malchaire, J., Cock, N., Vergracht, S. (2001). Review of the factors associated with musculoskeletal problems in epidemiological studies. Int Arch Occup Environ Health, 74 (2):79-90. Molen, H.V.D., Sluiter, J. and Frings Dresen, M.H.W. (2009). The use of ergonomic measures and musculoskeletal complaints among carpenters and pavers in a 4.5 year follow up study, Ergonomics, 52, 1954–963. Moon, S.D., Sauter, S.L., (1996). Psychosocial aspects of musculoskeletal load in office work. Taylor and Francis, London. Neuman, J. H., & Baron, R. A. (2003). Social antecedents of bullying: A social interactionist perspective. In S. Einarsen, H. Hoel, D. Zapf, & C. L. Cooper (Eds.), Bullying and emotional abuse in the workplace: International perspectives in research and practice (pp. 185–202). London: Taylor & Francis. Nomura, K., Nakao, M., Sato, M., Ishikawa, H., Yano, E. (2007). The association of the reporting of somatic symptoms with job stress and active coping among Japanese white-collar workers. J Occup Health, 49, 370–375. Okamura, H., Tsuda, A., & Matsuishi, T. (2011). The relationship between perceived loneliness and cortisol awakening responses on work days and weekends. Japanese Psychological Research, 53, 113–120. Pedro, M. M., Sánchez, M. I. S., Navarro, M. C. S., and Izquierdo, M. G. (2008). Workplace Mobbing and Effects on Workers’ Health. The Spanish Journal of Psychology, Vol. 11, No. 1, 219-227. Punnett, L., Wegman, H.D. (2004). Work-related musculoskeletal disorders: the epidemiologic evidence and the debate. J Electromyogr Kinesiol, 14:13-23. Raskauskas, J. (2006). Bullying in Academia: An examination of workplace bullying in New Zealand universities. In R. McKay, D.H. Arnold & J. Fratzl. Workplace Bullying in Academia: A Canadian Study. Employ Respons Rights Journal, 20, 77-100. Saastamoinen, P., Laaksonen, M., Leino-Arjas, P., Lahelma, E., (2009). Psychosocial risk factors of pain among employees. Eur J Pain, 13, 102-108. Schleifer, L.M., Ley, R., (1996). Macroergonomics, breathing, and musculoskeletal problems in computer work. In: Brown O Jr, Hendrick HW (eds) Human factors in organizational design and management. V. Elseiver, Amsterdam, pp 261-266. Shallcross, L. (2005). Workplace Mobbing: Social exclusion, women and work. In K. Hartig & J. Frosch, Workplace Mobbing Syndrome: The Silent and Unseen Occupational Hazard. National Conference on Women and Industrial Relations. Avaliable at: http://www.qwws.org.au/filestore/OWOL%20Papers/PDF/Hartig%20and %20Frosch%20paper%20FINAL.pdf Sim, J., Lacey, R.J., Lewis, M. (2006). The impact of workplace risk factors on the occurence of neck and upper limb pain: a general population study. BMC Public Health, 6: 234. Sjogaard, G., Lundberg, U., Kadefors, R., (2000). The role of muscle activity and mental load in the development of pain and degenerative processes at the muscle cell level during computer work. Eur J Appl Physiol, 83, 99–105. Tomei, G., Cinti, M.E., Sancini, A., Cerratti, D., Pimpinella, B., Ciarrocca, M., Tomei, F., Fioravanti, M. (2007), Evidence based medicine and mobbing. G Ital Med Lav Ergon, Apr-Jun; 29(2), 149-57. Tsumura, H., Shimada, H., Nomura, K. (2012). The effects of attention retraining on depressive mood and cortisol responses to depression-related stimuli. Japanese Psychological Research, Volume 54, No. 4, 400–411. Twale, D. J., & De Luca, B. M. (2008). Faculty incivility: The rise of the academic bully culture and what to do about it. San Francisco: Jossey-Bass. Vartia, M. (2001). Consequences of workplace bullying with respect to the well-being of its targets and the observers of bullying. Scand Work Environ Health, 21, 63-69. Visser, B., van Diee¨n, J.H. (2006). Pathophysiology of upper extremity muscle disorders. J Electromyogr Kinesiol; 16:1–16. Westhues, K. (2006a). The Story Behind the Story-Mob Rule. Avaliable at: www.arts.uwaterloo.ca/kwesthue/chronicle.htm Westhues, K. (2006b). The Remedy and Prevention of Mobbing in Higher Education. In C.D. Bultena & R.B. Whatcott. Bushwhacked at Work: A Comparative Analysis of Mobbing & Bullying at Work. Proceedingd of ASBBS, 15 (1). Wilson, B.C. (1991). U.S. Businesses suffer form workplace trauma. Personnel Journal, July, 47-50. World Health Organization. Protecting Workers’ Health Series No. 5, Preventing Musculoskeletal Disorders in the Workplace, 2003. http://www.who.int/occupational_health/publications/ muscdisorders/en/ (2 August 2010, date last accessed). Zapf, D. (1999). Organisational, work group related and personal causes of mobbing/bullying at work. International Journal of Manpower, 20, 70-85.


28

29 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Metodları Proje Yarışması

2011 Lise Sosyal Bilimler Kategorisi Birincisi: Kelime Keşfi

Proje Ekibi Ali KAVAKLI Kütahya Gazi Kemal Bilim ve Sanat Merkezi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Selçuk KOYUNCU Bayrampaşa Mustafa Itrî Efendi İlköğretim Okulu Türkçe Öğretmeni

Projenin Amacı:

Giriş:

Projenin amacı kişisel kelime serveti yönünden fakir olan öğrencilerin kelime dağarcığını zenginleştirmektir. Bu proje www.kelimekesfi.com internet sitesi ile hayata geçirilmiştir. Site, kelimelerin anlamlarını eşleştirerek ve tahmin ettirerek yarışma havası içerisinde eğlenceli bir şekilde öğretmektedir. Kelime Keşfi projesi ile Türk edebiyatının önde gelen yazarlarının seçkin roman ve hikâyelerinden seçilmiş, öğrencilerin günlük hayatta kullanmadığı, anlamını tam olarak ya da hiç bilmediği kelimeleri öğrencilere eğlenceli bir biçimde öğretmek amaçlanmıştır. Öğrenciler www.kelimekesfi.com adlı sitedeki kelime oyunu ile yeni kelimeler öğrenecek, dolaylı olarak Türk Edebiyatının önde gelen yazarları ve onların önemli eserleri hakkında bilgi sahibi olacaklar ve Türk edebiyatının seçkin eserlerini okuma isteği duyacaklardır.

İlköğretimden üniversiteye kadar tüm eğitimcilerin ortak kanaati öğrencilerin kişisel kelime serveti açısından oldukça fakir oldukları yönündedir. Gerek yazılı gerek sözlü anlatımda öğrencilerimiz kelime hazinelerinin yetersizliği nedeniyle başarısız olmaktadırlar. Söz dağarcığında günlük dilde kullandığı kadar kelime bulunan öğrenciler kelimeler ile zihne yerleşen pek çok değerden de mahrum kalmaktadırlar. Kelime dağarcığı üzerine yapılan araştırmalar öğrencilerimizin kelime hazinesinin diğer ülkelerin öğrencilerine nispetle yetersiz olduğunu göstermektedir. Afyonkarahisar il merkezinde yapılan araştırmayı baz olarak bir değerlendirme yapan Celal Demir, orta öğretimi bitirmek üzere olan 18 yaşındaki bir Türk gencinin, bildiği bir konuda konuşurken, kullandığı kelime sayısı 1500 civarında olduğunu belirtir. Celal Demir, yapılan araştırmalara dayanarak İngiltere ve

ABD’de 6-7 yaşına gelen bir çocuğun 3000 - 4000 kelimeyi kullandığını belirttikten sonra gelişmiş ülkelerden bu yönüyle geri kaldığımızı ifade eder.[Demir, 2006, 211] Yine Celal Demir, 2003 ilkbaharında OECD tarafından yapılan PISA (Programme international pour le suivi des acquis des élèves) anketinin sonuçlarına göre hazırlanan raporda 40 ülkenin, ilköğretim son sınıf öğrencilerinin başarı düzeyine göre değerlendirildiğini, bu rapora göre yazılı bir metni okuyup anlama becerisi sıralamasında Türkiye 33. sırada yer aldığını belirtmiştir. [Demir, 2006, 211] Kelimelerin düşünme ve düşünce üretmedeki önemi büyüktür. “İster bir konuşma, ister bir yazı parçasında olsun dilde en etkili, en güçlü birimler sözcüklerdir.” [Aksan, 1998, 61]. İnsanlar kelimelerle düşünür. “Kelimeler bizim düşünme aletimizdir.” [Kaplan, 1985, 212]. “Algılama gücünün sınırlarını aşan fakat anlama sınırları içinde kalan birçok konu, kelimeler sayesinde kavranmaktadır” [Yapıcı, 2005, 87]


30

31 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Birçok araştırmacı kelime dağarcığının öğrenmenin ön koşulu olduğunu belirtmiştir. “Söz Varlığının Temel Dil Becerilerinin ve Akademik Disiplinlerin Kazanımına Olan Etkileri” adlı araştırmanın sonuçlarına göre söz dağarcığı, temel dil becerilerini, temel dil becerileri de diğer disiplinlerin gelişimini tetiklemektedir. Bu da söz varlığının zenginliğiyle temel dil becerilerinin ve buna bağlı olarak gelişen diğer disiplinlerin gelişiminin birbiriyle paralellik gösterdiğini ve bu paralelliği de eğitim ve öğretim açısından göz ardı edilmemesi gerektiğini göstermektedir. [Yalçın, et al., 2006, 171] Kelime hazinesi yetersiz olan öğrenciler iletişim becerilerini geliştirememekte ve sosyal yaşam içerisinde sıkıntılar yaşamaktadır. “Bir kişinin, birikimini bize anlatabilmesi için aktif hâle getirilmiş bir kelime servetine ihtiyacı vardır. Paylaşılmayan birikimin ise, toplumsal açıdan hiçbir değeri yoktur. (…) Şu hâlde iletişim zenginliği kelime zenginliğine bağlıdır.”[Demir, 2006, 208] Kelime dağarcığının gelişimi sözel-dilsel zekânın da gelişimini sağlamaktadır. “Kelimeler, kavramların oluşmasında ve kazanılmasında birer semboldür, zihnî gelişimin sağlanmasında da önemli rolleri vardır. Bu bakımdan insan için kelime kazanımının, dil gelişimi açısından önemi büyüktür.” [Yaman et al., 2009, 61] Öğrencilerimizin kelime hazinesinin yetersizliği nedeniyle Türk edebiyatının seçkin eserlerinin yakın dönemde çıkan baskılarında okuyucuların sadeleştirme çalışmaları yapıldığı ve eserlerin asılları tahrif edildiği görülmektedir. Bu durum hem okuyucuya niteliksiz ve sığ yapıtların sunulmasına neden olmakta hem de okuyucuların kelime hazinesi gelişimini engellemektedir. Bu konuyla ilgili olarak “Türk Dilini Geliştirme ve Mutabakat Noktaları” adlı makalesinde Faruk Gürbüz bu durumu şöyle eleştirir: “Son zamanlarda klasikleri sadeleştirme temayülü, şimdiki neslin hem kelime hazinesini dondurup aynı seviyede bırakacak ve hem de mazideki dil ve kültür ile alakalarını kesecektir. Onlara dillerinin tekâmül seyrini göstermemiş olacaktır. Bu kabil dikkatsizlikler de Türk dilini korumaya matuf çabaları elbette zora sokacaktır.” [Gürbüz, 2008, 431] Yapılan sadeleştirmeler ile öğrencilere Türk dilinin

tekâmül seyrinin gösterilememiş olması, Türk Edebiyatı dersinin genel amaçlarından olan “Türkçenin, tarihî akış içinde yaşanılan medeniyet daireleri çevresinde nasıl zenginleştiğini ve edebiyat dili hâline geldiğini kavratmak”[2575 Sayılı Tebliğler Dergisi] amacının gerçekleştirilememesine neden olmaktadır. Eğitimcilerin mutabık olduğu diğer bir sorun ise öğrencilerin okuma alışkanlıklarının olmamasıdır. “Ergenlik Dönemi Öğrencilerinin Okuma Alışkanlıkları” adlı araştırmada Kırşehir il merkezinde 8, 9, 10, 11 ve 12. sınıf öğrencilerinin okuma sıklılıklarının oldukça düşük olduğu saptanmıştır.[Can et al., 2010, 7) Projenin ikinci bir amacı öğrencilere okuma alışkanlığı kazandırmaktır. Öğrencilerin anlamını bilmediği kelimelerin geçtiği metinleri okumaktan kaçındıkları bilinmektedir. Kelime hazinesi ve okuma alışkanlıkları ile ilgili yapılan değerlendirmelerden ortaya çıkan sonuçları şöyle sıralayabiliriz: • Kelime hazinesinin zenginliğinin düşünme ve düşünce üretmede önemli bir yeri vardır. • Kelime hazinesi zengin olan öğrencilerin iletişim becerileri güçlenir ve öğrenciler sosyal hayatta daha başarılı olurlar. • Kelime hazinesi zenginleşen öğrencilerin sözeldilsel zekâsı gelişir. • Yeni kelimeler öğrenmek öğrencilerin dil gelişimini olumlu etkiler. • Kelime hazinesi yetersiz olan öğrenciler, nitelikli edebiyat eserlerine -yapılan sadeleştirmeler nedeniyleasıllarından ulaşamadıkları için Türk dilinin tarihî tekâmülünü ve nasıl bir edebiyat dili haline geldiğini kavrayamaz durumdadırlar. • Öğrencilerimiz kelime hazinesi açısından oldukça fakirdir ve gelişmiş ülkelerdeki öğrencilerden hem kişisel kelime serveti hem de okuduğunu anlama yönünden geri bir düzeydedir. •

Öğrencilerimizin okuma alışkanlığı oldukça azdır.

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

“Kelime Keşfi” projesi yukarıda sözü edilen sorunları çözmek amacını gütmektedir. Bu sorunları çözmeye yönelik uygulamalar, daha çok teori safhasında kalmakta ve öğrenci merkezli olmadıkları için yeterli başarıyı gösterememektedir. Öğrencilerin kelime hazinesini zenginleştirmeyi edebiyat eğitiminin bir amacı olarak gören Abdurrahman Güzel, “Edebiyat Eğitiminde Amaçlar ve Bu Amaçlara Yönelik Yöntem Teknik Ve Örnek Uygulamalar” adlı makalesinde “Söz Varlığını Zenginleştirmek” başlığı altında üç etkinliğe yer vermiştir. Özetle bu etkinliklerde kelimelerin cümle ve metin içi anlamlarının bağdaştırma yoluyla oluşturulan anlamlarının örnek metinler yoluyla geliştirilebileceği ifade edilmiştir. [Güzel, 2006, 22]. Bu uygulamalar ile kelime hazinesinin geliştirilmesi etkinliği uygulayıcının yani öğretmenin bu alandaki yetkinliği ile doğru orantılıdır. Dolayısı ile öğrenci merkezli bir yöntem değildir. “Kelime Keşfi” projesi ise öğrenci merkezli bir projedir. Öğrenci sitede oynadığı kelime oyunu sayesinde eğlenceli bir şekilde yeni kelimeler öğrenerek kelime hazinesini geliştirebilir.

Kelime Keşfi Projesinin Müfredatla İlişkisi: Projenin doğrudan ve dolaylı olmak üzere bir temel bir de yan amacı vardır. Temel amaç, öğrencilerin kelime hazinesini geliştirmek; yan amaç ise öğrencilere Türk edebiyatının seçkin eserlerinden seçilen kelimelerin öğretilmesi ile bu eselerin okunmasını teşvik etmektir. Projenin müfredatla ilişkisi temel ve yan amaçlara göre değerlendirilmiştir.

a. Dil ve Anlatım Müfredatı İle İlişkisi: 1.Müfredat programına göre Dil ve Anlatım dersinde öğrencilerin Türkçenin ifade gücü ve imkânlarını; dinleme, konuşma, okuma, anlama ve yazma becerilerini geliştirerek anlamaları; programda yer alan ünitelerde sıralanan kazanımlar, verilen etkinlikler ve açıklamalar doğrultusunda Türkçeyi kullanma becerilerini olgunlaştırmaları; yine bu dille bireysel ve toplumsal düzeylerde kültür zenginliklerinin bilincine ermeleri amaçlanmıştır. .[Dil ve Anlatım Müfredatı Sayfa 2] Bu

amacın gerçekleşebilmesi öğrencinin kelime servetinin zenginliği ile doğru orantılıdır 2. Programın hareket noktasının anlatıldığı bölümde öğrencilerin, dili kullanma becerisi kazanarak zamanın ihtiyaçlarına cevap verebilecek aydın kişiler durumuna gelebilmelerini sağlamanın amaçlandığı ve dili kullanma becerisinin insanın her türlü etkinliğinde önemli rolü olduğu belirtilmiştir.[Dil ve Anlatım Müfredatı Sayfa 2] Kelime Keşfi projesi ile kelime dağarcığı zenginleşen öğrencinin dili kullanma becerisi artacaktır. 3. Programın genel amaçlarında belirtilen “Kelime, cümle ve metin düzeylerinde dil-anlam ilişkisini kavratmak.”[ Dil ve Anlatım Müfredatı, Genel Amaçlar Madde 6, Sayfa 3] amacı da Kelime Keşfi projesinin temel amacıyla örtüşmektedir. Kelime hazinesi zenginleşen öğrenci, dil ve anlam ilişkisini kolay kavrayacaktır. 4. Programda metin ve metin parçalarını doğru anlama ve yorumlama becerileri kazandırmak amaçlanmıştır. [Dil ve Anlatım Müfredatı, Genel Amaçlar Madde 8, Sayfa 4] Öğrencinin kelime dağarcığı ne kadar zengin olursa okuduğunu o nispetle iyi anlayacaktır. 5. Programda sanat metinlerini anlama, inceleme ve değerlendirme becerisi kazandırmak amaçlanmıştır. [Dil ve Anlatım Müfredatı, Genel Amaçlar Madde 8, Sayfa 4] Bu amacın gerçekleşebilmesi öğrencinin kelime dağarcığının zenginliği ile mümkündür. Sanat metinlerinde geçen kelimelerin anlamlarını bilen öğrencinin metni anlama ve değerlendirme kapasitesi daha çok olacaktır. 6. Programda öğrenciye Türk diliyle edebî zevk ve estetik değerler taşıyan eserler verildiğini kavratmak amaçlanmıştır. [Dil ve Anlatım Müfredatı, Genel Amaçlar Madde 18, Sayfa 4] Bu amaç, Kelime Keşfi projesinin yan amacı olan Türk edebiyatının seçkin eserlerinden seçilen kelimelerin öğretilmesi ve bu eserlerin tanıtılarak okunmasını teşvik etmek amacıyla örtüşmektedir. Öğrenci www.kelimekesfi.com adlı siteye girerek Türk edebiyatının seçkin eserlerinde geçen kelimeleri, eserlerin yazarı ve eserler hakkında verilen bilgileri öğrenerek Türk diliyle edebî zevk ve estetik değerler taşıyan eserler verildiğini görebilecektir.


32

33 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

b. Türk Edebiyatı Müfredatı ile İlişkisi: 1.Müfredat programında edebiyat eğitiminin amacı; metinlerdeki sanat değerlerini sezmek, dilin metinde kazandığı anlamları kavramak ve metni yorumlamayı sağlayacak becerileri kazandırmak olarak ifade edilmiştir. [Türk Edebiyatı Müfredatı, Sayfa 1] Kelime Keşfi projesi ile kelime hazinesi zenginleşen öğrenci, edebiyat eğitiminin bu amaçlarını daha iyi gerçekleştirebilecektir. Öğrenci, kelime serveti sayesinde metinlerin sanat değerlerini sezebilecek, kelimelerin metinde kazandığı anlamları daha iyi kavrayacak ve yorumlayacaktır. 2.Müfredat programında belirtilen “Türkçenin, tarihî akış içinde yaşanılan medeniyet daireleri çevresinde nasıl zenginleştiğini ve edebiyat dili hâline geldiğini kavratmak” [Türk Edebiyatı Müfredatı, Madde 5, Sayfa 5 ] amacının gerçekleşebilmesi için öğrencilerin Türk edebiyatının seçkin edebî eserlerini asıllarından okuyup anlayabilmeleri gerekmektedir. Öğrencilerin kelime hazinelerinin yetersizliği nedeniyle yapılan sadeleştirmeler öğrencilerin sanat değeri olmayan yapıtları okumasına neden olmaktadır. Kelime Keşfi projesi ile Türk edebiyatının seçkin edebî eserlerinin asıl metinlerinden seçilmiş kelimelerin www.kelimekesfi. com adlı sitedeki kelime keşfime oyunu ile eğlenceli bir biçimde öğretilmesi, öğrencilerin seçkin edebî eserleri asıllarından okuyup anlayabilmelerine imkan verecektir. Böylece öğrenci Türk dilinin nasıl zenginleştiğini ve bir edebiyat dili haline nasıl geldiğini kendisi görebilecektir. 3. Müfredat programındaki amaçlardan “Okuma zevki ve alışkanlığını geliştirmek” amacı Kelime Keşfi projesinin yan amacı ile örtüşmektedir. [Türk Edebiyatı Müfredatı, Madde 9, Sayfa 5] www.kelimekesfi.com adlı internet sitesine girerek yeni kelimeler öğrenen öğrenci, öğrendiği kelimelerin seçildiği kitabı okumamışsa bu kitabın içeriğini merak ederek kitabı okuma isteği duyacaktır. Öğrenci kitapta geçen kelimelerin anlamını öğrenmiş olacağı için kitabı daha iyi anlayacak ve daha çok kitap okuma isteği duyacaktır. Kelime Keşfi Projesi kelime internet üzerinden oynanabilen eğlenceli ve öğretici bir oyundur. Oyunun eğitimde olumlu sonuçlar verdiği bilinmektedir. Nitekim

“Öğrencilerin Eğitsel Bilgisayar Oyunu Kullanımına İlişkin Görüşleri: Sosyal Bilgiler Dersi Örneği” adlı araştırmanın sonuçlarına göre öğrencilerin derslerde eğitsel oyun kullanımına olumlu yaklaşmış oyuntabanlı öğrenmeyi klasik öğrenme yöntemlerine tercih etmişlerdir.[Bakar, et al., 2008,35] Kelime Keşfi Projesinin uygulamaya geçirildiği www.kelimekesfi.com adlı internet sitesindeki kelime keşfime oyunu internetteki diğer kelime oyunlarından farklı ve yenidir. İnternet ortamındaki diğer kelime oyunlarının geneli verilen harflerden anlamlı kelimeler oluşturarak puan kazanma prensibi ile oynanmaktadır ve öğreticilik yönleri zayıftır. www.kelimekesfi.com adlı sitedeki oyunun en önemli özelliği öğrencilerin eğlenerek Türk edebiyatının seçkin eserlerinden alınarak hazırlanmış testlerle yeni kelimeler öğrenebilmesidir. www.kelimekesfi.com sitesinde öğrenci, kelimeleri ve karşılarındaki anlamları 5 ya da 10 soruluk testlerle eşleştirerek ve tahmin ederek kelimenin anlamını kendisi keşfeder. Öğrenci yanlış işaretlediği kelimelerle devam eden testlerde tekrar karşılaşarak yanlış bildiği kelimenin anlamını keşfederek öğrenir. Site doğru bilinen kelimelerin anlamlarının pekiştirilmesine de imkân sağlamaktadır.

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Hariciye Koğuşu adlı romanından alınmış 240 kelime ve anlamlarına yer verilmiştir. Sitenin yönetim panelindeki kelime ekleme sayfası ile proje her türlü öğretim kademesinin kullanımına uygun hale getirilebilir. Kelime Keşfi projesi www.kelimekesfi.com adlı internet sitesi ile hayata geçirilmiştir. Site tasarımdan kodlamaya tamamen açık kaynaklı, ücretsiz araçlarla geliştirilmiştir. Geliştirme sürecinde Notepad++ kod

editörü, FileZilla Ftp İstemcisi, phpMyAdmin veritabanı yöneticisi kullanılmıştır. Sitenin tasarımda Xhtml 1.0 ve CSS 2.1 dilleri tercih edilmiştir. Tasarım Xhtml ve CSS Markup testlerinden hatasız olarak geçmektedir. Sitenin altyapısında PHP, veritabanında mySql tercih edilmiştir. Kodlama Apache sunucu üzerinde sorunsuz olarak çalışmaktadır.

Kelime Keşfi Projesi Görsel Anlatımı A. Siteye Giriş ve Üyelik: 1.Siteye Giriş: Öğrenci www.kelimekesfi.com internet adresine girer.

Metod: Kelime Keşfi Projesinin hedef kitlesi ilk aşamada ortaöğretim öğrencileridir. Projenin ulaşılabilirliğini arttırmak için internet ortamından faydalanılmıştır. Nitekim TÜİK tarafından 2010 yılının nisan ayında yapılan “ Hane Halkı Bilişim Teknolojileri Araştırma Sonuçları” raporuna göre hanelerin internete erişim oranı 2009 yılında %30 iken 2010 yılında 41,6’ya çıkmıştır. Ayrıca bu rapora göre internet erişimine sahip olanların %59,3’ü İnterneti hemen hemen her gün kullanmaktadır. Bu durum internetin hızla yaygınlaştığının ve kullanımının hızla arttığının bir göstergesidir. Kelime Keşfi Projesi ile kelime hazinesini zenginleştirmek isteyen öğrenciler internete bağlanabildikleri her yerden bu siteye girebilir, ücretsiz üye olarak faydalanabilirler. Projenin uygulandığı www. kelimekesfi.com adlı sitede Peyami Safa’nın Dokuzuncu

Resim 1: Siteye Giriş

2.Üyelik: Öğrenci üyelik formunu doldurur. Kullanıcı adını ve parolasını belirleyerek sisteme üye olur.

Resim 2:Üyelik Formu


34

35 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

3. Üyenin Siteye Girişi: Site yöneticisinin onayından sonra öğrenci kullanıcı adı ve parolası ile sisteme giriş yapar.

Resim 3: Siteye Giriş

B. Sitenin Çalışma Prensibi ve İşleyişi: 1.Kelime Keşfinin Tanıtımı: Giriş yapıldıktan sonra sistemin çalışma prensibinin Dede Korkut tarafından anlatıldığı bölüme ulaşılır. Dede Korkut sistemin her aşamasında sistemin çalışması ile ilgili bilgilendirmeler yapacaktır. Projenin uygulandığı www.kelimekesfi.com adlı site, öğrencinin kelime hazinesini geliştirmek için tasarlanmıştır. Kelimelerin anlamları Türk Dil Kurumu’nun www.tdk.gov.tr sayfasındaki çevrimiçi Büyük Türkçe Sözlüğü temel alınarak ve sözcüğün kitaptaki anlamı dikkate alınarak hazırlanmıştır. Öğrenci, kelimelerin anlamlarını doğru ve hızlı bir biçimde tahmin ettikçe puan kazanır. Kazandığı puanlara göre Türk kültürünün günümüze aktarılmasında önemli bir yeri olan Dede Korkut[Ergin, 2003, 3] tarafından Türk töresince kendisine bir isim verilir. [Uca, 2004, 150] İsimler öğrencinin kitapla ve kelimelerle ilgililik seviyesine göre derecelendirilmiştir ve 10 farklı rütbe oluşturulmuştur. Öğrenci sitedeki testleri çözdükçe kelime hazinesi zenginleşecek, puan kazanacak ve 100 puanı aştıktan sonra Dede Korkut tarafından kendisine puanına uygun bir rütbe verilecektir. Rütbelerin puan aralıkları şöyledir:

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10

Puan Aralıkları 100-300 300-500 500-900 900-1300 1300-1800 1800-2400 2400-3000 3000-3800 3800-4600 4600-5000

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Rütbe Çaylak Hevesli Asistan Tecrübeli Kitap Kurdu Kebikeç Sahaf Google Ordinaryüs Üstad

3. Kelime Testi Oluşturma: Kelime testleri; yazara, kitaba, doğru işaretlenen kelimelere ve yanlış işaretlenen kelimelere göre sınıflandırılmıştır. Testler, kelimelerin bilinirlik ve günlük hayatta kullanılırlık durumlarına göre “Basit, Orta, Zor” şeklinde; soru sayısına göre “5 Soru, 10 Soru” şeklinde oluşturulabilir. Puanlar, testlerin zorluk derecesine (Basit, Orta, Zor) ve soru sayısına göre kademeli olarak artmaktadır. “Zor” ve “10 Soru” seçenekleri daha çok puan kazandırmaktadır.

Tablo 1: Puan Aralıkları ve Rütbeler

2. Kelime Testi Seçimi Yapma:

Sistem öğrencinin hem kitaba hem de yazarlara

bittikten sonra isterse yanlış işaretlediği kelimelerle tekrar test oluşturabilir ve bu kelimeleri doğru işaretleyerek puan kazanabilir. İsteyen öğrenci testler bittikten sonra doğru işaretlediği kelimeleri ve kelimelerin anlamlarını tekrar görebilir.

Resim 5:Test Seçimi

Sitenin puanlama sistemi şu şekilde çalışmaktadır: Öğrenci, işaretlediği her bir doğru cevap için 1 ham puan kazanır. Yanlış cevaplar ise 0 ham puan getirir. Elde edilen ham puan testlerin zorluk derecesine göre aşağıdaki gibi hesaplanır: 5 soruluk bir test ise; Basit testler için => ham puan x 2 Orta testler için => ham puan x 3 Zor testler için => ham puan x 5 10 soruluk bir test ise; Basit testler için => ham puan x 5 Orta testler için => ham puan x 7 Zor testler için => ham puan x 10

Resim 4: Sitenin Tanıtımı

Resim 6: Kelime Testi Oluşturma

Bu şekilde bir ara puan (AP) elde edilir. Öğrenci daha çok puan kazanmak için 5 soruluk testleri 25 saniyeden önce; 10 soruluk testleri 100 saniyeden önce testi bitirmelidir. Belirtilen süreden önce testi bitiremeyen öğrencinin daha önce aldığı ara puan, testi bitirme süresine göre yeniden hesaplanarak öğrencinin nihai puanı hesaplanır. Verilen süreye ve testin 5 veya 10 soruluk oluşuna göre nihai puan aşağıdaki gibi hesaplanır: 5 Soruluk Testlerde Test 25 Saniyeden Önce Bitirilmişse; Kazanılan ara puana ham puan 0,2 ile ve artırılan süre ile çarpılarak eklenir.

göre kelime keşfedebilmesi için tasarlanmıştır. Yazara ya da kitaba göre kelime keşfimeye başlayan öğrenci, testler

Testlerin Zorluğuna Göre Ham Puan Hesaplama 5 Soruluk Test

Basit

Orta

Zor

HP x 2

HP x 3

HP x 5

10 Soruluk Test

HP x 5

HP x 7

HP x 10

5 Soruluk Testlerde Test 100 Saniyeden Sonra Bitirilmişse; Kazanılan ara puandan testte geçen fazla süre 0,5 ile çarpılarak çıkarılır. 10 Soruluk Testlerde Test 25 Saniyeden Önce Bitirilmişse; Kazanılan ara puana ham puan 0,2 ile ve artırılan süre ile çarpılarak eklenir. 10 Soruluk Testlerde Test 100 Saniyeden Sonra Bitirilmişse; Kazanılan ara puandan testte geçen fazla süre 0,5 ile çarpılarak çıkarılır.

Nihai Puan Hesaplama

Test Belirlenen Süreden Önce Bitmişse

Test Belirlenen Süreden Sonra Bitmişse

5 Soruluk Test

AP+(AP x 0,2x AS)

AP- (0,5 x GS)

10 Soruluk Test

AP+(AP x 0,2x AS)

AP- (0,5 x GS)


36

37 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Resim 7: Kitaba Göre Kelime Testi Oluşturma

Resim 8:Yazara Göre Kelime Testi Oluşturma

Resim 9: Yanlış İşaretlenen Kelimelerle Kelime Testi Oluşturma

Resim10: Doğru İşaretlenen Kelimelerden Test Oluşturma

a. Kitaba Göre Kelime Testi Oluşturma:

b. Yazara Göre Kelime Testi Oluşturma:

Bu bölümde kelimelerin alındığı kitabın özetine yer verilmiştir. Öğrenci kitaptan alınarak sisteme kaydedilmiş kelimelerle test oluşturabilir. Öğrenci bu testlerle okuduğu ya da okuyacağı kitabın kelimelerini keşfedebilir. Ayrıca puan kazandıran test bölümlerinde de Dede Korkut, öğrenciye zamana karşı yarıştığını; 5 soruluk testler için 25, 10 soruluk testler için ise 100 saniye süresi olduğunu hatırlatır. Testleri zamanından önce bitiren öğrenci daha fazla puan alacaktır. Testleri zamanında bitirmeyen öğrencinin ise puanları düşecektir.

Bu bölümde yazarın kısa bir biyografisine yer verilmiştir. Öğrenci, yazarın sisteme kaydedilmiş tüm kitaplarından alınarak hazırlanmış kelimelerle kendine test oluşturabilir. Öğrenci, bu testler ile yazarın kelime hazinesini keşfedebilecektir.

c. Yanlış İşaretlenen Kelimelerle Kelime Testi Oluşturma

d. Doğru İşaretlenen Kelimelerden Test Oluşturma:

Öğrenci, testler sırasında yanlış işaretlediği kelimelerle test oluşturabilir. Yanlış işaretlenen kelimelerden oluşan testler daha az puan kazandırır. Bu bölüm öğrencinin hatalarını görmesi ve yeni kelimeler öğrenmesi için oluşturulmuştur.

Öğrenci, testler sırasında doğru işaretlediği kelimelerden test oluşturabilir. Kelimelerin anlamlarını görmek için kelimelerin üzerine tıklar. Bu bölümdeki testler bilgilerin tekrar yoluyla pekiştirilmesi için oluşturulmuştur ve puan kazandırmaz.

4. Kelime Keşfi:

Resim 11: Kelime Keşfi

Öğrenci, test oluşturmayı bitirdikten sonra kelime keşfimeye başlayabilir. Öğrenci, kitaplardan seçilmiş kelimeleri anlamlarını tahmin ederek doğru cevaplarla eşleştirmeye çalışır. Eşleştirmeden sonra giriş tıklanır. Öğrenci, çıkan sayfada cevabının doğru olup olmadığını kontrol eder. Yanlış işaretlediği kelimenin doğru anlamını görür. Keşfe devam et butonuna tıklayarak belirlenen test şekline uygun kelimelerden oluşan testler bitene kadar kelime keşfi yapabilir.

Yanlış olarak işaretlenen kelimeler sonraki testlerde öğrencinin karşısına çıkacaktır. Öğrenci yanlış olarak işaretlediği kelimeyi sonraki testlerde doğru olarak işaretlerse yeni bir kelime öğrenmiş olacaktır. Öğrenci, sayfanın sağ tarafındaki istatistik bölümünden toplam puanını, çözdüğü test sayısını, doğru cevap sayısını, yanlış cevap sayısını, yeni öğrendiği kelime sayısını ve rütbesini inceleyebilir.


38

39 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Resim 12: Kelime Keşfi Sonuç Sayfası

Resim 13:İstatistik

C. İstatistik: Öğrenci seçtiği kitapla ya da yazarla ilgili sisteme kayıtlı kelimeler ilgili testleri bitirdikten sonra başka bir kitap ya da yazar seçimi yapabilir. Ancak sistemde henüz bir kitap ve bu kitaptan seçilen kelimeler kayıtlıdır. Sitenin yönetim paneli, yeni kelime, kitap ve yazar eklemeye uygun olarak tasarlanmıştır.

İstatistik sayfası öğrencinin diğer üyeler arasında kaçıncı olduğunu, kendi puanını ve rütbesini görebileceği şekilde tasarlanmıştır. Ayrıca öğrenci testleri çözerken görebildiği gibi bu sayfadan da toplam puanını, çözdüğü test sayısını, doğru cevap sayısını, yanlış cevap sayısını, yeni öğrendiği kelime sayısını ve rütbesini görebilmektedir.

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

G. Yönetim Paneli:

3. İstatistikler:

Yönetim paneli, sisteme kelime, kitap ve yazar eklemeye olanak verecek şekilde ve üyelik işlemlerini yönetebilecek şekilde tasarlanmıştır.

Bu sayfa sitenin ayrıntılı bir şekilde istatistiksel dökümünü alabilmek amacıyla tasarlanmıştır. Yönetici, bu sayfadan kelime, üye ve test istatistiklerine ulaşabilir

1.İçerik:

Kelime İstatistikleri;Yazarlara Göre Kelime Sayısı, Kitaplara Göre Kelime Sayısı, En Çok Doğru Bilinen Kelimeler, En Çok Yanlış Yapılan Kelimeler, En Çok Öğrenilen Kelimeler hakkında rakamsal verilerden oluşur

Yönetim panelindeki içerik bölümü kelime, yazar ve kitap eklemek için oluşturulmuştur. Bu sayfada yer alan Kelimeler, Yazarlar, Kitaplar linklerinin üzerindeki artı butonu ekleme yapmak için konulmuştur. a.Kelime Ekleme: Bu sayfa sisteme yeni kelimeler eklemeye imkân tanımaktadır. Belirlenen kitaptan alınan kelimelerin anlamları Türk Dil Kurumu’nun www.tdk.gov.tr sayfasındaki online Büyük Türkçe Sözlüğü temel alınarak ve sözcüğün kitaptaki anlamı dikkate alınarak ilgili alanlara yazılır. Kelimelerin zorluk derecesi “Basit” testler için “1”, “Orta” testler için “2”, “Zor” testler için “3” olarak girilir ve kaydet butonuna basılır. b. Yazar Ekleme:

E. Hakkında: Bu sayfada www.kelimekesfi.com adlı sitenin EMEPYA kapsamında öğrencilerin kelime dağarcığını geliştirmek amacıyla tasarlandığı belirtilmiştir. Bu sayfa ile EMEPYA’nın görünürlüğü sağlanmıştır. Resim 14: Ayar Sayfası

D. Ayarlar: Bu sayfa öğrencinin siteye üye olurken belirlediği şifresini değiştirmeye imkân vermektedir.

F. Anket: Anket sayfası Kelime Keşfi Projesi’nin hedeflediği amaçlarına ulaşıp ulaşmadığını belirlemek amacıyla hazırlanmıştır. Anketin hazırlanmasında Google Dokümanlar bölümünden faydalanılmıştır.

Bu bölüm sisteme yeni yazar eklemeye imkan tanımaktadır. Bu sayfada sisteme eklenecek yazarın resmine ve kısa bir biyografisine yer verilir. c. Kitap Ekleme: Bu sayfa sisteme kitap eklemeye imkân tanımaktadır. Sisteme eklenecek kelimelerin seçileceği kitaplar bu sayfa ile sisteme eklenebilir. Kitabın yazarı, özeti ve kitabın kapak resmine yer verilir.

2. Üyelik Onay Ret Sayfası: Bu sayfa siteye üye olan öğrencilerin üyeliklerini onaylama ya da reddetme amacıyla tasarlanmıştır. “Üyeler” linkinin üzerindeki artı butonu siteye yeni üye olanların üyeliklerinin onay veya retlerine imkan sağlamaktadır. Bu sayfada toplam üye sayısı, onay bekleyen üye sayıları istatistik başlığı altında incelenebilmektedir. Ayrıca siteye üye olan son 50 üyenin puan ve rütbeleri, görülebilmekte ve düzenlenebilmektedir.

Üye İstatistikleri; Puan Sırasına Göre Üye Listesi, En Çok Test Çözen Üyeler, En Çok Doğru Yapan Üyeler, En Çok Yanlış Yapan Üyeler hakkında rakamsal verilerden oluşur. Test İstatistikleri; Soru Sayısına Göre Çözülen Testler, Soru Tipine Göre Çözülen Testler, Soru Zorluğuna Göre Çözülen Testler,Yazara Göre Çözülen Testler, Kitaba Göre Çözülen Testler hakkında verilerden oluşur.

Maliyet: Kelime Keşfi Projesi site tasarımdan kodlamaya tamamen açık kaynaklı, ücretsiz araçlarla geliştirilmiştir. Sitenin alan adı olan www.kelimkesfi.com için SİDE Bilişim Teknolojileri ve Danışmanlık Hizmetleri Tic. Ltd. Şti.’ ne 18,5 TL, 1 yıllık hosting hizmeti için ise Netdirekt A.Ş.’ye 46.02 TL ödeme yapılmıştır.

Sonuç: Kelime Keşfi Projesi ortaöğretim öğrencilerinin kelime dağarcığını zenginleştirmek için tasarlanan, internet ortamında oynanabilen, kelimelerin anlamlarını tahmin ederek ve eşleştirerek keşfimeye dayanan eğlenceli ve öğretici bir kelime oyunudur. Kelime Keşfi Projesinin amaçlarına ulaşıp ulaşmadığını belirlemek amacıyla www.kelimekesfi. com adlı siteye ilk aşamada Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı romanından seçilerek alınan 89 “Basit”, 92 “Orta”, 59 “Zor” kelime eklenmiştir. Kelimelerin anlamları Türk Dil Kurumu’nun www.tdk.gov.tr sayfasındaki online Büyük Türkçe Sözlüğü temel alınarak ve sözcüğün kitaptaki anlamı dikkate alınarak sitenin veri tabanına eklenmiştir. Kütahya Valiliğinin 23.02.2011


40

41 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

tarih ve 3925 sayılı onayı ile Kütahya Anadolu Öğretmen Lisesi, Kılıçarslan Anadolu Lisesi ve Kütahya Sosyal Bilimler Liselerinin 9.sınıf öğrencilerinden 65 öğrencinin www.kelimekesfi.com siteye üye olması sağlanmıştır. Siteye üye olan öğrencilerden sitedeki kelime oyununu oynamaları ve sitedeki anketi doldurmaları istenmiştir. “Google Dökümanlar” ın altyapısının kullanıldığı anket 11 sorudan oluşmaktadır ve projenin amaçlarına ulaşıp ulaşmadığını değerlendirmeye imkan veren sorular içermektedir.

Soru 4: Daha önceden anlamını tam olarak bilmediğiniz kelimelerin tam anlamlarını öğrendiniz mi?

Cevap Sayısı Yüzde

Evet

55

84,62

Hayır

10

15,38

Kelime Keşfi Projesinin kelime hazinesinin zenginleştirilmesi kapsamında düşünülebilecek diğer bir amacı da öğrencilerin anlamını tam olarak bilmediği fakat anlamını tahmin edebileceği kelimeleri sitedeki oyun sayesinde öğrenmeleridir. Öğrencilerin %84,62’ si site sayesinden anlamını tam olarak bilmedikleri kelimeleri tam olarak öğrendiklerini belirtmişlerdir.

Anket Sonuçlarının Değerlendirilmesi: Soru 1:Kitap okurken anlamını bilmediğiniz kelimeler ile karşılaşınca ne yaparsınız?

Cevap Sayısı Yüzde

Anlamını bilmediğim kelimelerin anlamına sözlükten bakarım.

42

64,62

Anlamını bilmediğim kelimeleri umursamadan okumaya devam ederim.

20

30,77

Anlamını bilmediğim kelimeler yüzünden kitabı okumaktan vazgeçerim.

3

4,62

Kelime Keşfi Projesi kapsamında tasarlanan www.kelimekesfi.com adlı siteye üye olup sitedeki kelime oyunu oynayan ve öğrencilerin %64,62’si anlamını bilmedikleri kelimeler için sözlüğe baktıklarını belirtmişlerdir. Anlamı bilinmeyen her kelime için sözlüğe bakmak zaman kaybına neden olabilir. Bu durum aynı zamanda öğrencinin okuduğu metne odaklanmasını engelleyebilir. Kelime hazinesi yeterince zengin olan bir öğrenci okuduğu kitabı hem daha kısa sürede bitirebilir hem de okuduğu metne daha iyi odaklanabilir.

Soru 2:Sitedeki yarışmanın kelime dağarcığınızı arttırabileceğini düşünüyor musunuz?

Cevap Sayısı Yüzde

Evet

59

90,77

Hayır

6

9,23

Öğrencilerin %90,77’si www.kelimekesfi.com sitesindeki yarışmanın kelime dağarcıklarını arttırabileceğini belirtmişlerdir. Bu yüksek evet yüzdesi projenin öğrencilere faydalı olabileceğinin bir göstergesidir.

Soru 3: Sitedeki yarışma sayesinde yeni kelimeler öğrendiniz mi?

Cevap Sayısı Yüzde

Evet

57

87,69

Hayır

8

12,31

Kelime Keşfi Projesinin en önemli getirisi öğrencilerin sitedeki oyun sayesinde eğlenerek yeni kelimeler öğrenmesidir. Öğrenci sitedeki istatistik sayfasından cevapladığı kelime testleri ile kaç kelime öğrendiğini görebilir. Siteye üye olup kelime testlerini cevaplayan öğrencilerin %87,69’u sitedeki yarışma sayesinde yeni kelimeler öğrendiklerini belirtmişlerdir. Yüksek evet yüzdesi projenin amacına ulaştığının göstergesidir.

Soru 5: Site sizi daha sonra okuyacağınız kitaplardaki bilmediğiniz kelimelerin anlamlarını öğrenmeye teşvik etti mi?

Cevap Sayısı Yüzde

Evet

51

78,46

Hayır

14

21,54

Sitedeki oyunu oynayıp değerlendirme anketini dolduran öğrencilerin %78,46’sı sitenin kendilerini daha sonra okuyacakları kitaplardaki kelimelerin anlamlarını öğrenmeye teşvik ettiğini belirmiştir. Bu sonuç Kelime Keşfi Projesinin sürdürülebilirliğinin bir göstergesidir. Öğrencilerin sitenin kelime veri tabanının genişletilmesinden sonra başka kitaplardan seçilmiş yeni kelimeleri de öğrenmek isteyeceği açıktır.

Soru 6: Daha önce bu yazarı tanıyor muydunuz?

Cevap Sayısı Yüzde

Evet

57

87,69

Hayır

8

12,31

Soru 7: Bu kitabın bu yazara ait olduğunu biliyor muydunuz?

Cevap Sayısı Yüzde

Evet

53

81,54

Hayır

12

18,46

Öğrencilere sitedeki kelimelere kaynaklık eden Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı romanın Peyami Safa’ ya ait olduğunu bilip bilmedikleri, daha önce Peyami Safa’yı tanıyıp tanımadıkları sorulmuştur. Öğrencilerin 87,69’u Peyami Safa’yı daha önce de tanıdığını, %81,54’ü romanın Peyami Safa’ya ait olduğunu bildiğini belirtmiştir. Bu sonuç Kelime Keşfi Projesi ile az sayıda öğrencinin de olsa Türk Edebiyatının seçkin yazarları ve onların eserleri hakkında bilgi sahibi olabileceğini göstermektedir.

Soru 8: Eğer kitabı okumadıysanız site sizi bu kitabı/yazarı okumaya teşvik etti mi veya sizde bu kitap hakkında merak uyandırdı mı?

Cevap Sayısı Yüzde

Evet

5

45,45

Hayır

6

54,54

Kelime Keşfi Projesi ile öğrencinin Türk edebiyatının seçkin yazarlarını tanıması eserlerini okuması da amaçlanmıştır. Sitedeki eğlenceli ve öğretici kelime oyunu ile kelimelerin seçildiği kitabı okumamış öğrencinin kitabı merak etmesi ve okuması hedeflenmiştir. Kitabı okumayan öğrencilerin 45,45’i sitedeki kelimelerin alındığı kitabı merak ettiklerini belirtmişlerdir.


42

43 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Soru 9: Sitenin yarışma tarzını nasıl buldunuz? (Birden fazla işaretleyebilirsiniz)

Cevap Sayısı Yüzde

Teşvik edici

17

26,15

Heyecan verici

29

44,62

Eğlenceli

23

35,38

Öğretici

34

52,31

Sıkıcı

3

4,62

Sıradan

1

1,54

Öğrencilere sitedeki kelime oyununu oynadıktan sonra sitedeki yarışmanın tarzını nasıl buldukları sorulmuştur. Öğrencilerin %52,31’i siteyi öğretici olarak nitelemiştir. Bu sonuç projenin esas amacı olan kelime öğretimi amacına ulaşıldığını göstermektedir. Site ile ilgili diğer olumlu değerlendirmeler sırasıyla şöyledir: %44,62 Heyecan verici, %35,38, Eğlenceli, %26,15 Teşvik edici Öğrencilerin %4,62’si siteyi sıkıcı, %1,54’ü ise sıradan olarak değerlendirmiştir. Toplam olumsuz değerlendirme ise %6,16 olarak karşımıza çıkmaktadır. Olumsuz değerlendirmenin düşük bir oranda olması Kelime Keşfi Projesinin amaçlarına ulaştığının göstergesidir.

Soru 10: Siteye bir daha girer misiniz?

Cevap Sayısı Yüzde

Evet

59

90,77

Hayır

6

9,23

Soru 11: Siteyi arkadaşlarınıza tavsiye eder misiniz?

Cevap Sayısı Yüzde

Evet

56

86,15

Hayır

9

13,85

Öğrencilerin %90,77’si siteye tekrar gireceklerini, %86,15’i ise siteyi arkadaşlarına tavsiye edeceklerini belirtmiştir. Bu sonuç Kelime Keşfi Projesi ile uygulamaya geçirilen kelime oyununun öğrenciler tarafından beğenildiğini ve benimsendiğini göstermektedir.

Anket sonuçlarının değerlendirmesini özetleyecek olursak; Kelime Keşfi Projesi, öğrencilerin kelime hazinesi geliştirebilecek özelliktedir. Öğrenciler sitedeki öğretici, heyecan verici, eğlenceli teşvik edici kelime oyunu sayesinde yeni kelimeler öğrenebilmekte, anlamını tam olarak bilmedikleri kelimelerin anlamını tam olarak öğrenmektedir. Öğrenciler sitedeki kelimelerin seçildiği eserler ve onların yazarları hakkında bilgi sahibi olmaktadır. Öğrenciler bu kitapları merak ederek okuma isteği duymaktadır. Sonuç olarak Kelime Keşfi Projesi Kütahya il merkezindeki Anadolu Öğretmen Lisesi, Kütahya Sosyal Bilimler Lisesi ve Kütahya Kılıçarslan Anadolu Lisesi 9. sınıfında okuyan ve 65 öğrenciye uygulanarak hedeflediği amaçlarına ulaşmıştır. Kelime Keşfi Projesi genellenerek uygulanabilir bir özellik taşımaktadır. Siteye öğrencilerin seviyesine göre eklenecek her türlü kitap ve kitaptan seçilecek kelimeler ile eğitim öğretimin her kademesine ulaşılabilir. Projenin internet üzerinden ücretsiz bir şekilde sunulması geniş öğrenci kitlelerinin faydalanmasına imkan sağlamaktadır.

Tartışma ve Öneriler: Kelime Keşfi Projesinin öğrencilerimizin gün geçtikçe kişisel kelime serveti açısından daha da fakirleşmesi sorununa çözüm olacağı düşünülmektedir. Bu sorunun çözümünde araç olarak hızla gelişen bilgisayar teknolojisi ve hayatımıza gün geçtikçe daha da yerleşen internet kullanılarak geniş öğrenci kitlelerinin kelime hazinelerinin zenginleştirilmesi amaçlanmıştır. Kelime Keşfi Projesi kullanılan malzeme ve teknoloji açısından maliyeti düşük olan bir proje olmakla beraber siteye yeni kelime girişi öğrencilerin kelime hazineleri konusunda bilgi sahibi olan uzman kişileri gerektirmektedir. Projenin en önemli sınırlılığı, sitenin veritabanına yeni kelime ekleme işinin uzman işi olması ve uzun zaman almasıdır. Bu sorun gönüllü Türk Dili ve Edebiyatı ya da Türkçe öğretmenlerinin projede yer alması ile çözülebilir. Kelime Keşfi Projesinin diğer bir sınırlığı da sitenin öğrenciler tarafından bilinmemesidir. Bu sorunun çözümü için internetteki sosyal paylaşım sitelerinde, öğretmenlerin bilgi paylaşımı için kurulmuş sitelerde, www.kelimekesfi.com adlı sitenin tanıtımı yapılabilir. Projenin yerel ve ulusal basında haber olması da geniş öğrenci kitlelerinin siteden haberdar olmasını sağlayabilir. Kelime Keşfi Projesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Türk Dil Kurumunun ortaklığı ile daha gelişmiş bir sistem tasarlanarak daha etkin ve yaygın hale getirilebilir. Kelime Keşfi Projesinden hareketle TÜBİTAK’tan Ar-Ge desteği de alınarak ve Türk Dil Kurumunun internetteki sözlük veri tabanı kullanılarak eğitim öğretimin tüm kademe öğrencilerinin kelime hazinelerini zenginleştirmeye yönelik bir internet sitesi geliştirilebilir.

Kaynaklar: Aksan, Doğan. (1998) Her Yönüyle Dil / Ana Çizgileriyle Dilbilim Ankara: TDK Yay. Ankara. Can, Remzi. -Türkyılmaz Mustafa.- Karadeniz, Abdulkerim. (2010)“Ergenlik Dönemi Öğrencilerinin Okuma Alışkanlıkları” Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, (II) Demir, Celal. (2006)“Türkçe/Edebiyat Eğitimi ve Kişisel Kelime Serveti” Ankara: Milli Eğitim Dergisi(169) Gürbüz, Faruk. (2008) “Türk Dilini Koruma ve Geliştirmede Mutabakat Noktaları” Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 3/2 Spring Güzel, Abdurrahman. “Edebiyat Eğitiminde Amaçlar ve Bu Amaçlara Yönelik Yöntem Teknik Ve Örnek Uygulamalar”( 2006) Ankara: Milli Eğitim Dergisi(169) Kaplan, Mehmet (1985). Kültür ve Dil İstanbul: Dergâh Yayınları TÜİK. “2010 Yılı Hane halkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması Sonuçları”, 18 Ağustos 2010, Sayı:148 Yaman, Havva- Gülcan, Fatma (2009) “Sözcük Dağarcığını Zenginleştirme Etkinliği Olarak Deyim Öğretimi: Gösteri Tekniği Uygulaması” Sakarya: SAÜ Fen Edebiyat Dergisi (II) Yapıcı, Şenay - Yapıcı, Mehmet (2005) Gelişim ve Öğrenme Psikolojisi, Anı Yayıncılık, 2575 Sayılı Tebliğler Dergisinde 14.07.2005 Tarih ve 197 Sayılı karar ile kabul edilen Orta Öğretim Dil ve Anlatım (9, 10, 11 ve 12. Sınıflar) ile Türk Edebiyatı (9,10,11 ve 12. Sınıflar) Dersi Öğretim Programları Elektronik Kaynaklar: Amanoğlu, Ebulfez Kulu, (06 Aralık 2009) Atatürk Üniversitesi >http://e-dergi.atauni.edu.tr/index.php/taed/article/viewFile/1819/1818< ( 2011, 18 Şubat) Şahin, Murat Emre- Kadıköylü, Hasan (31 Temmuz 2003) Hisar Gazetesi >http://e.domaindlx.com/dedekorkut/DEDEKORKUT.pdf. < ( 2011, 18 Şubat) Şen, Semra, (5 Aralık 2009) Atatürk Üniversitesi >http://e-dergi.atauni.edu.tr/index.php/GSED/article/viewFile/2373/2380 < ( 2011, 18 Şubat) Uca, Alaatin, (10 Aralık 2009) Atatürk Üniversitesi >http://e-dergi.atauni.edu.tr/index.php/taed/article/viewFile/1453/1449, < ( 2011, 18 Şubat)


44

45 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Protokol eşlerinin yeni rotası engelliler Kütahya protokol eşleri ve yardımsever insanların aylık yemeğinin yeni gündemi Kütahya’daki engelli öğrenciler ve kurumları oldu. Milli Eğitim Müdürlüğü Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Şube Müdürü Canan ASLAN tarafından organize edilen yemek, Çinikent Özel Eğitim ve Uygulama Merkezi’nde yapıldı. Kütahya Valisi Şerif YILMAZ’ın eşi Hilal YILMAZ himayesinde yürütülen protokol yemeği, her ay yapılıyor. Yemek sonrası toplanan paralarla farklı okullarda eğitim gören öğrencilere burs sağlanırken, şehir için önemli bir duyarlılığa sahip. Türkiye’de en fazla engelli öğrenci ve okuluna sahip Kütahya’nın bu durumunun bilinmediğini ve bu yemek vasıtasıyla bu konuda farkındalık oluştuğunu ifade Milli Eğitim Şube Müdürü ASLAN, protokol eşlerinin eğitim ve engellilerle ilgili yardıma hazır olduklarını ifade ettiklerini belirtti. Her

Sis Nusret GÜLER Akşemsettin Anadolu İ.H.L Meslek Dersleri Öğretmeni

ay 30 civarı öğrenciye burs sağlayan protokol eşlerinin yemeği 18 Aralık’ta yapıldı ve son yemeğin geliri Çinikent Özel Eğitim ve Uygulama Merkezi’ne bırakıldı.

En iyi balık ve tavuk pişiren öğrencilerimiz madalyaları kaptı Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında, Aşçılar ve Pastacılar Federasyonu Eskişehir Profesyonel Aşçılar Derneği tarafından düzenlenen Uluslararası Aşçılık Yarışması’na Kütahya damga vurdu. Bu yıl üçüncüsü düzenlenen yemek yarışmasında Kütahya 1 altın, 2 gümüş ve 2 bronz madalya alırken, farklı liselerden üç öğrenci de göğsümüzü kabarttı. 7 ülkeden yaklaşık 600 aşçının katıldığı yarışmada Atatürk Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi öğrencisi Ali Samet Gültekin gümüş madalya, Haymeana Kız Meslek Lisesi öğrencisi Kübra Avcıl, Esin

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Yıldız Tilbe bronz madalya aldı. Eskişehir Odunpazarı Belediyesi Hicri Sezer Parkı’nda 5-6 Ekim’de yapılan yarışmada tavuk yemeği, taze makarna, balık yemeği, yöresel yemekler, kuzu yemeği, sebze ve meyve oymacılığı, ekmek büfesi, yağ heykel, minimalist tatlı, kutlama pastası, yılın altın şefi, ustalar ve gençler, yılın en iyi meslek lisesi, yılın en iyi üniversitesi, master chef grand priks gibi 20 farklı dalda gerçekleştirilirken, Kütahya Ali Samet Gültekin’le balık pişirmede, Kübra Avcıl ve Esin Yıldız Tilbe’yle de tavuk pişirmede madalyaya uzandı.

Üşür kentin düşleri sessiz sessiz Puslu havada soğuk yürüyüşler Yalnızlık, kaybolan umutlar, Bedeni taşır günler ve kaldırım taşları Uzadıkça uzar caddeler eklenir ömre Gölge yaralı bir ceylan, titrer… titrer Her an yudum yudum ömür Sis dağılır gün ışır yürekler ısınır Göz parıldar alnında kaderin Hüzün silinir uzaklaşır keder Huzur yayılır, yayılır ay etrafında hâle Sevda budur hep özlem hep sevgi hep bekleyiş Karşılıksız, ödünsüz bekler bekler… Alacakaranlıkta tereddüt dolu adımlar Bir ileri, bir geri hayaller ve gölgeler Gölgelerde can gizlenir, gizemli sevdalar Göz kırpar hey sen der! Alımlı alımlı Bir var bir yok uyku misali hayâl meyal… Sersem vakitler sarhoş eder teni, ten sararır Gönül hastadır bi ilaç, bu kara sevda bî-çare Tutunur, köksüz dallar elinde kalır çubuklar Dost ararsan o candır ten değil, ten ölür can değil Yarım kalır her iş, kaybolur sislerde tenler, canlar değil Arar arar durursun sevda bir dairedir, döner durursun Olgunluk budur ki ya olursun ya ölürsün…


46

47 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Annemin Soğanları Sevgi ALTUN DİLEK Kütahya Sosyal Bilimler Lisesi İngilizce Öğretmeni

Başımda bin bir türlü hayaller, Sonu gece olan düşler var başımda. Annemin aklı fikri, Çiçeğin yanına soğan dikmede. Bir şiir tuttursam, Yarısında dantelinin güzel olup olmadığını soruyor. Onun soğanları daha erken büyüyecek -biliyorumHem daha yararlı! Karın doyuruyor ya… Şiirde neymiş hem, Radyocu kimmiş ben kim? Para yokmuş onlarda Her şey para, öyle ya… Ah! Biliyorum Annemin soğanları daha erken büyüyecek, Düşlerimin sonu gece Olsun, Yine de gecenin yıldızlarını seviyorum BEN.

Dost Dediğin Galip Teber Atatürk Anadolu Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

Sevda ikliminde kanat çırpan Ak bir güvercindir dost dediğin

Gönülden filizlenen bazen bir fidan Fidanı budayan bahçıvandır dost dediğin

Kurumuş gönüllere ılgıt ılgıt akan Hareli gözlerdeki yaştır dost dediğin

Elemli bir bülbül gibi şakıdığın an Gülün kokusunu bülbüle verendir dost değdin

Yalnızlığın karanlığında bir mum yakıp Mevlana’yı döndüren Şems’tir dost dediğin

Ayakların takılıp yere düştüğün an Senden önce “ Anam” diyendir dost dediğin

Ümitlerin tükenip kanadın kırıldığında Can ile yarenlik edendir dost dediğin

Derdinle dertlenen sevincinle gülen Ağyara kılıcı senden önce çekendir dost dediğin

Sevinçlerin gönülde şahlandığı zaman Seninle dörtnala coşandır dost dediğin

Dostluğun bir pula satıldığı şu yalan dünyada Dostunu dünyalara vermeyendir dost dediğin.


48

49 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Bilgi Toplumuna Doğru / Niçin Pardus kullanmıyoruz? ALİ HINIK Hisarcık Halk Eğitimi Merkezi Bilişim Teknolojileri Öğretmeni

T

oplum bilimciler toplumları ilk var oldukları günlerden bu güne şöyle sıralar. Avcı toplayıcı toplumlar, tarım toplumları, sanayi toplumları ve bilişim toplumları. Elbette bu saydıklarımızı keskin çizgilerle birbirinden ayıramayız. Dünya’da günümüzde bu 4 tip topluma da rastlanmakta. Hani Ahmet ARİF demiş ya “Uzay cağında bir ayağımız, Ham çarık kıl çorapta olsa da biri…”. Kendi çağının gereklerini yerine getirebilen toplumların, aynı zaman diliminde olmalarına rağmen kendinden önceki çağlara ait gereksinimleri ancak karşılayabilen toplumlara oranla daha rahat ve refah içinde oldukları su götürmez bir gerçektir. Toplumlar arası geçişler devrimlerle gerçekleşmiştir. Her devrimin gerçekleşmesinde ise teknolojinin rolü büyüktür. Örneğin avcı – toplayıcı toplumlar toprağı işlemeye başladıklarında bu işin daha kolay yapılabilmesini sağlayan pulluk insan kabiliyetlerini 10 kat arttırmıştır. Aynı dönemde gübre kullanımı da verimi 10 kat arttırmıştır. Pulluk ve gübrenin birlikte kullanılması ise 10 x 10 =100 katlık bir artış sağlamış ve bu durum da tarım devrimine yol açmıştır. Benzer durum sanayi toplumuna geçişte insan kabiliyetini önce buharlı makinaların ardından da seri üretim bantlarının yaklaşık 10 bin kat arttırdığı gözlenmekte. Sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçişte ise sizin de tahmin edeceğiniz gibi bilgisayar ve bilgi otoyolları önem kazanmakta. Dünya’da gidişat bu yöndeyken bizler sanayi devriminde şairin de dediği gibi “otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğu” olarak bilişim çağına geçişte de otobüsü kaçıracak mıyız? Şunu belirtmem gerekiyor ki işimiz sanayi devrimini yakalamaya oranla metasal olarak

daha kolay ancak bilişsel olarak daha zor. Bilişim toplumuna geçerken sanayi toplumuna geçişteki gibi fabrikalar kurmaya, büyük paralar harcamaya dolayısıyla da sermayeye ihtiyacımızı yok. Burada ihtiyacımız olan sermaye “bilgi”. Bilgiye ulaşmak ise iki parmağımızın ucunda… Gelelim işin zor olan kısmına; bilgisayar kullanma kabiliyetinin öğrencilerde kendiliğinden oluşacağını bekleyen yönetim, internetten korkan ve onu tamamen yasaklayan veliler ve internetin sadece sosyal paylaşım sitelerinden ibaret olduğunu, internette işine yarayacak her sitenin zaten yapıldığını, bundan sonra yeni yazılımlara ihtiyaç olmadığını düşünen öğrenciler… Eğer çağın gerisinde kalmak istemiyorsak tüm bunlarla savaşıp bilişim teknolojilerinin imajını yeniden yapılandırmalı ve bu alanda üretime geçmeliyiz. Neden ülkemizde de bir işletim sistemi ya da dünya genelinde milyonlarca üyesi bulunan bir web sitesi olmasın? Dünya çapında beğenilen bir işletim sistemimiz var: “Pardus”. Ancak bilindiği üzere Pardus açık kaynak kodlu bir işletim sistemidir ve bilişim alanında bir başarı sayılsa da ticari alanda devlet kurumlarına alınacak işletim sistemleri üzerinde sadece bir pazarlık gücü olmakta. Pardus eğer bütün devlet kurumlarında kullanılmaya başlar ve devlet kurumlarında parayla satın alınan işletim sistemlerinin yerini alırsa işte o zaman ticari bir başarı söz konusu olacaktır. Bilişim teknolojileri alanında donanımsal olarak üretime geçmek kolay değil. Ancak sermayenin bilgi olduğu yazılım sektöründe bu başarıya ulaşabiliriz. Buna da bilgisayardan korkmayarak, güvenli fakat bireyin yaratıcılığını ortaya çıkaran daha özgür, hızlı ve ucuz sanal ortamlarla ulaşabiliriz


50

51 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Klorofil Pigmentinin Yüzeylerin Isıtılmasında Kullanılmasının İncelenmesi (Klorofilli Boya)

Muzaffer EFE Kütahya Nafi Güral Fen Lisesi Biyoloji Öğretmeni

PROJENİN AMACI:

GİRİŞ:

Enerji; her şeyin başı, olmazsa hiçbir şey olmaz dediğimiz bir kavramdır. Pekâlâ biz sahip olduğumuz enerjimizi ne kadar verimli kullanıyoruz? Acaba çok basit yöntemlerle enerji tasarrufu sağlayabilir miyiz? Bu sorulardan yola çıkarak “Basit yöntemlerle bitkilerden elde ettiğimiz klorofil, yüzeylerin ısıtılması için kullanılabilir mi?” sorusunu sorduk kendimize ve düşünmeye, araştırmaya başladık. Araştırmalar ve çalışmalarımız sonucunda sorumuza evet diyebileceğimiz cevaplara ulaştık ve bu sonuçları projemizde paylaştık.

Güneş, Dünya’mızın enerji kaynağı, Güneş’teki füzyon reaksiyonları sonucu oluşan enerji, dalgalar ve parçacıklar şeklinde ortama yayılır. Dünya’mız da bu enerjiden çok küçük bir oranda faydalanır. Güneş’ten, Dünya’mıza ulaşan enerji dolu parçacıklar (fotonlar) kuantum adı verilen enerji içeriğine sahiptirler. Diğer ışık kaynakları da Güneş gibi etraflarına enerji dolu parçacıklar saçarlar. Bu sayede enerji bir molekülden diğerine transfer edilebilir. Özel moleküller (klorofil gibi) ışık kaynaklarından aldıkları enerjiyi başka bir enerji formuna dönüştürebilirler. Klorofil pigmenti, bulunduğu canlıya yeşil renkli olmasını sağlamakla beraber onun ışık ile kazandığı enerjiyi başka enerji formuna çevirebilen çok özel bir moleküldür.

Klorofil, fotosentezde görevli en önemli pigmenttir. Işık enerjisini özel yapısı sayesinde soğurarak, enerjisi yükselen elektronlarını ETS (Elektron Taşıma Sistemi)’den aktararak fotosentezin 2. aşaması için gerekli olan ATP enerjisi üretilmesini sağlar.

http://download.highgraphic.com/Leaf.jpg

Süleyman Törehan TARIK Mehmet Eralp KÖSE Kütahya Nafi Güral Fen Lisesi Biyoloji öğrencileri

Klorofil pigmenti içinde bulunduğu hücreden izole edilirse, ışıktan kazandığı enerji ile enerjisi yükselen elektronları, kazandıkları enerjiyi ısıya dönüştürerek bulunduğu ortama yayar ve temel enerji seviyelerine geri döner. Projede, kolon kromotografisi (affinite kromotografisi) yöntemiyle, ıspanak yapraklarından elde edilen klorofil pigmentinin ışık karşısındaki davranışından faydalanılarak, ışık aldığında ısınan boya ve bu boyanın uygulanması ile ısınan duvar modeli geliştirmek amaçlanmıştır. Projede ayrıca, ışık enerjisi ve klorofil pigmentiyle ilgili bilgi toplamak, izole klorofil elde etme yöntemlerini araştırmak, elde edilen klorofili kullanacağımız modeller geliştirmek, yapılan modellerin kullanılacağı kontrollü deney yapmak, kolay ve ucuz yöntemlerle elde edilecek klorofilin kullanıldığı boya yapımı ile enerji tasarrufu ve verimliliği sağlamak hedeflenmiştir.

Klorofil pigmenti, fotosentetik ökaryot canlıların hücrelerinde kloroplast organeli içindeki tilakoit zar sistemi içinde aksesuar pigmentlerle beraber fotosistemin yapısını oluşturur. Işık kaynaklarından çıkan fotonlar fotosisteme çarptığında, fotosistemin merkezindeki klorofilden bir çift elektron kopartır. Yüksek enerjili elektronların ETS’den aktarılması ile canlı, fotosentezin devam reaksiyonu olan “Calvin Döngüsü” için gerekli enerjiyi ve hidrojeni elde etmiş olur. En düşük enerjili veya temel durumdaki klorofil bir fotonu soğurunca daha yüksek enerjili veya uyarılmış duruma geçer. Uyarılmış molekülde elektronların dağılımı temel durumdaki molekülün elektron dağılımından biraz farklıdır. Uyarılmış durumda klorofil aşırı derecede kararsız olup, içerdiği enerjinin bir kısmını hızlı bir biçimde ısı olarak çevreye vererek en az uyarılmış duruma geçer.

Kuvvetli ışığa tutulmuş klorofil solüsyonu ısınır ve etrafına kırmızı floresans ışık yayar.


52

53 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Ispanakları ezmek, zor ama eğlenceli oldu.

Deney tüpünün üst kısmında biriken klorofil – benzen – su karışımı pipet yardımıyla bir erlanmayerde biriktirildi.

Klorofil solüsyonu bulunan kap, ışık karşısında tutulup bir süre sonra dokunulursa ısındığı görülür.

Elde ettiğimiz klorofil – benzen karışımını ayırdığımız evaporatör

GIDA

a KLOROFİL

b KLOROFİL

Klorofili bitki yaprağından nasıl elde ederiz diye araştırırken basitçe uygulayabileceğimiz, sınıfımızda da uyguladığımız deneyi gerçekleştirdik. Elde ettiğimiz klorofili uygulayabileceğimiz modeller için oluklu mukavva kullandık. Yöntemlerimizde açıkça belirttiğimiz kontrollü deney düzeneğini kurduk. Deney sonucunda elde ettiğimiz verilerimizi kullanarak sonuçlar çıkarttık.

Yeşil fasulye

118

35

Yeşil lahana

1898

406

Beyaz lahana

8

2

Salatalık

64

24

Maydanoz

890

288

Yeşil biber

98

33

Yöntem

Bezelye

106

22

Projemiz iki aşamadan oluşmaktadır.

Ispanak

946

202

Elma

98

38

Üzüm

11

4

Kivi

17

8

Armut

31

13

Çilek

5

1

1.

Aşama: Klorofil elde edilmesi

2. Aşama: Elde edilen klorofilin hazırlanmış modellere uygulanarak, kontrollü deney ile test edilmesi. 1. Aşama Işık enerjisi ve klorofille ilgili yeterli veri topladıktan sonra, hangi bitkilerde daha fazla klorofil bulunur diye araştırırken tablodaki verilere ulaşıldı:

Bazı meyve ve sebzelerin içerdikleri ortalama klorofil a ve klorofil b miktarları (mg / kg)

Modellerin hazırlanma aşaması

Klorofil kaynağı olarak benzer deneylerde genelde, ısırgan otu kullanılmıştır. Ancak bu deneyde, kolay ve ucuz biçimde temin edilebilen ıspanak ( Spinacia oleracea) bitkisi kullandıldı. Deneyde, havan, kum, alkol, ıspanak, süzgeç kâğıdı, deney tüpü, benzen, bitki yaprağı, saf su ve etil alkol kullanılmıştır şu aşamalar takip edilmiştir: Önce ıspanak havan içerisine konularak bir miktar kum ve bir miktar alkol ile iyice ezilir. Kum hücrelerin daha kolay parçalanmasını sağlar. Ezilen ısırgan otundan koyu yeşil eriyik elde edilir. Klorofil, ksantofil, karoten gibi renk içeren bu eriyiğe ham klorofil özü denir. İkinci olarak ham klorofil özü filtre kâğıdından süzülür. Süzülen bu özden bir miktar deney tüpüne alınarak üzerine bir miktar benzen ve bir miktar su konularak çalkalanır. Bir süre beklenerek tüpün üstünde benzende eriyen klorofil, alt kısmında ise ksantofil, karoten gibi pigmentlerin bulunduğu görülür. Benzen - klorofil - su karışımı balonjojeye aktarılarak evaporatörden geçirildi. İçindeki benzen ve suyun büyük bir kısmı alındı. Elde edilen saf klorofil deney için hazır hale geldi. 2. Aşama

Projenin test aşaması için modellere sıcaklık sensörlerinin takılması.

Bu aşamada duvar modeli olarak oluklu mukavva kullanıldı. Isı sensörleri rahatça takılabildiği için oluklu mukavva tercih edildi. 10 x 10 cm boyutundaki oluklu mukavvaların üzerine aynı kalınlıkta alçı sıva yapıldı. Sıva kuruduktan sonra duvar modellerine sırasıyla aşağıdaki işlemler uygulandı: Model 1

: Boş (Kontrol grubu)

Model 2 : Boyanın klorofile etkisini araştırmak için sadece saf klorofil solüsyonu Model 3 : İçine 5 ml klorofil karıştırılmış beyaz dış cephe boyası Model 4 :Yeşil renkli klorofille kıyaslayabilmek için yeşil renkli dış cephe boyası Model 5 : Beyaz renkli dış cephe boyası 24 Saat boyaların kuruması sağlandı. Duyarlıkları -250 C, 1050 C olan beş sıcaklık sensörü, modellere takıldı. Modellere eşit mesafede (30 cm) kurulan iki lambadan ışık verildi. Nova5000 deney setleriyle beş sensörden her on saniyede bir gelen ısı verileri, bilgisayara kaydedildi. Deneye her gün saat 9.00’da başlandı ve deneyde günlük iki bin veri toplandı. Deney sonucunun etkilenmemesi için, ortam gün ışığı alamayacak şekilde düzenlendi.


54

55 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

SONUÇLAR:

Gün Verileri

4 gün boyunca uyguladığımız kontrollü deney sonucunda her gün 2000 veri olmak üzere, toplamda 8000 veri aldık. Aldığımız veriler benzer sonuçlar verdi. Aşağıda elde ettiğimiz verilerden iki tanesini tablo halinde verilmiştir. Tabloda modellerin başlangıç ve 20000 sn. sonraki ısıları verilmiştir. Tabloda 20000 sn. sonucunda oluşan sıcaklık değişimlerindeki farklar belirtilmiştir. Elde edilen sonuçlar, hipotezi doğrular nitelikteydi. Klorofil, ışık enerjisini ısıya dönüştürmüş ve klorofilin bulunduğu grupların ısısı, diğer gruplara göre ciddi miktarda artış göstermişti (Klorofil kullanılan ile kullanılmayan arasındaki Fark 4,17 0 C - 1. Gün verileri).

Boyasız

Başlangıç 24,46 °C

2000 veri sonra * 29,76 °C

Fark 5,30 °C

Klorofilli

24,56 °C

33,72 °C

9,16 °C

Klorofil + boya

24,49 °C

31,00 °C

6,51 °C

Yeşil boya

24,41 °C

30,36 °C

5,95 °C

Beyaz boya

24,49 °C

29,36 °C

4,87 °C

Gün Verileri Boyasız

Başlangıç 25,22 °C

2000 veri sonra * 29,18 °C

Fark 3,96 °C

Klorofilli

25,68 °C

33,81 °C

8,13 °C

Klorofil + boya

24,89 °C

31,00 °C

6,11 °C

Yeşil boya

25,40 °C

30,32 °C

4,92 °C

Beyaz boya

24,82 °C

29,20 °C

4,38 °C

* veriler 10 sn. de bir veri olmak üzere, 20.000 sn süresince alınmıştır ve kaydedilmiştir.

Deney sonucunda, klorofil pigmenti ışık ile aydınlatıldığında yapısındaki elektronların hareketi ile fotonlardan kazandığı enerjiyi ısı şeklinde uygulandığı yüzeye aktardığı, bu sayede yüzeyin ısısını aynı şartlarda bulunan diğer yüzeylerden daha yüksek sıcaklıklara çıkardığı görüldü. Grafik

Her yerde rahatlıkla yetişebilen çimen, maydanoz, ısırgan otu ve ıspanak gibi bitkilerden elde edilen klorofil, ışık alan yüzeylerde boya ya da boya katkı maddesi olarak kullanılırsa o yüzeyin ısıtılmasında avantaj sağlar. Bu yüzeylerin ve ortamların ısıtılması için daha az enerji harcayarak tasarruf yapmış oluruz.


56

57 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

TARTIŞMA Klorofil pigmentinin fotosentezdeki fonksiyonu ile ilgili bilgilere ulaşıldıktan sonra, klorofil içinde bulunduğu sistemden izole edilirse nasıl davranış gösterir araştırması ve tartışması yapıldı. Konu ile ilgili kaynak ve veri toplama çalışmaları yapıldı. Klorofilin bitki özütünden yöntemlerde bahsedildiği şekilde elde edileceği verisine ulaşıldı. En çok klorofil hangi bitkide bulunur sorusunun cevabını araştırırken farklı bilgilere ulaşıldı. “Biz hangi bitkiyi seçmeliyiz?” sorusu bizi ıspanak bitkisine götürdü. Çünkü ıspanak, içinde bulunduğumuz mevsimde pazarda en fazla ve en ucuz bulunan bitkiydi. Ayrıca hücrelerindeki klorofil oranı diğer bitkilere kıyasla daha fazlaydı. Klorofil daha önce deneysel amaçla ısırgan otu bitkisinden kromatografi yöntemi ile elde edilmiş. Klorofilin HCl karşısındaki reaksiyonu gösterilmiştir. Klorofil başka bir deneyde benzer yöntemle elde edilmiş, klorofil a, klorofil b ve karotenoidlerin kolon kromatografi yöntemiyle dizilimleri yapılmıştır. Proje fikrinin temelini oluşturan deney, bitki özütünden elde edilen klorofil bir cam kaba konulup ışıklandırıldığına cam kabın ısındığını ve etrafına zayıf kırmızı ışık yaydığı sonucuydu. Klorofil eldesi için sadece ıspanak yaprakları kullandık, klorofil eldesi için başka bitkiler özellikle de ısırgan otu kullanılırsa uygulama sonuçlarımızda ne gibi değişiklik olabileceği incelenebilir. Uygulama yüzeyi olarak kullandığımız oluklu mukavva yerine başka yüzeyler denenebilir. Yüzeylerimizi kapladığımız alçı sıva – klorofil etkileşimi araştırabilmek için 2. Grubumuzu kurarak test ettik alçı sıva klorofil etkileşiminin zayıf olduğunu ve benzer sonuçlar aldığımızı gördük. Bu konu ile ilgili daha detaylı çalışmalar yapılabilir. Klorofili katkı maddesi olarak kattığımız dış cephe boyasının klorofil ile reaksiyonu başka bir çalışma ile araştırılabilir. Deneylerimizi her sabah belirlenen saatte 2000 veri alacak şekilde organize ettik. Verilerimizi her 10 saniyede bir Nova deney setlerimiz otomatik olarak kaydetti. Deneylerimizi 4 gün arka arkaya tekrarladık. Veri sayısı, tekrarlanan gün sayısı arttırılabilir. Klorofil pigmenti daha önce elde edilerek gıda boyası olarak (E140 doğal klorofil, E141 bakır klorofil) kullanılmıştır. Bakır klorofilin, doğal klorofildeki Mg atomunun yerine bakır bağlanması ile elde edildiğini daha uzun süre dayandığını öğrendikten sonra deneyimizi bakır klorofille tekrarlamak ve verileri karşılaştırmak için ulaştığımız firmadan sipariş verdik. Elde edeceğimiz verilerimizi projeye eklenecektir. Projede boya katkı maddesi olarak 1/20 oranında klorofil kullandık. Bu oran değiştirilerek daha uygun bir oran bulunabilir. Verilerimizde yaklaşık 40 °C sıcaklık farkının oluşması bizim için çok önemli bir veri olduğunu düşündüğümüz için inşaat sektöründe geliştirilerek kullanıldığında önemli bir enerji tasarrufu sağlayacağına inanmaktayız.

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

KAYNAKÇA 1.”From Photons to Chlorophyll”, Some Observations Regarding Color in the Plant World, C.J. Horn, Botany Column-Kasım, 1997 2.Campbell – Reece. 2008. Biyoloji (Çeviri Editörleri Prof. Dr. Ertunç Gündüz, Prof. Dr. Ali Demirsoy, Prof. Dr. İsmail Türkan) 185 – 189 3.Campbell, Mary K. ve O. Shawn Farrell (2009), Biyokimya - Altıncı, s647 4.David L. Nelson, Michael M. Cox. 2005. Biyokimyanın İlkeleri (Çeviri Editörü Prof Dr. Nudret Kılıç ) 699 – 713 5.Guy Murchie, The Seven Mysteries Of Life, s. 52 6.http://ezinearticles.com/?How-Does-Chlorophyll-Work?&id=53538094 7.http://tr.wikipedia.org/wiki/Klorofil 8.http://translate.google.com.tr/translate?hl=tr&langpair=en%7Ctr&u=http://en.wikipedia.org/wiki/Chlorophyll 9.http://translate.google.com.tr/translate?hl=tr&langpair=en%7Ctr&u=http://www.experiencefestival.com/chlorophyll/articleindex 10.http://www.fenokulu.net/portal/Sayfa.php?Git=KonuKategorileri&Sayfa=KonuBaslikListesi&baslikid=160&KonuID=963 11.http://www.food-info.net/tr/colour/chlorophyll.htm 12.http://www.kimyaevi.org 13.http://www.sciencedaily.com/articles/c/chlorophyll.htm 14.Keeton – Gould.2003. Genel Biyoloji (Çeviri Editörleri Prof. Dr. Ali Demirsoy, Prof. Dr. İsmail Türkan, Prof. Dr. Ertunç Gündüz)192 – 194 15.Kingsley R. Stern, Introductory Plant Biology, Wm.C.Brown Publishers, USA, 1991, s.169-170 16.Linda E. Graham, James M. Graham, Lee W. Wilcox. 2008. Bitki Biyolojisi (Çeviri Editörü Kani Işık) s118 – 121 17.MEB Ortaöğretim ders kitabı sayfa 67, Özkan Yayınevi 2010 18.Musa Özet – Osman Arpacı. Biyoloji Laboratuar Deneyleri s. 162 – 163 19.Papageorgiou, G ve Fotosentez Govindjee (2004), Klorofil a Floresans. Hacmi 19., Springer, s. Sayfaları (14, 48, 86) 20.Speer, Brian R. (1997)”Fotosentetik Pigmentler” Paleontoloji Kaliforniya Müzesi Üniversitesi http://www.ucmp.berkeley.edu/glossary/gloss3/pigments.html. 21.Taiz & Zeiger. 2008. Bitki Fizyolojisi (Çeviri Editörü Prof. Dr. İsmail Türkan) s.112–115


58

59 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Hattat Öğretmenlerden Hüsn-ü Hat Sergisi

G

eleneksel sanatları yaşatmak amacıyla bir grup hat sanatçısı tarafından kurulan Vav Kütahya Geleneksel Sanatlar ve Kültür Derneği, ikinci sergisini açtı. Kuruluşunda Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda görev yapan öğretmenlerin yer aldığı Vav Derneği, ikinci sergisinde Hattat Hamit Aytaç’ın eserlerinin orijinallerinden çalışılan bir koleksiyonla sanatseverlerin karşısına çıktı. Hisar Sanat Galerisi ve Keramika Seramik’in maddi desteğiyle açılan sergide, hat sanatının ebru, naht, tezhip, çini, ağaç ve seramikle çalışılmış formları görücüye çıktı. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Sergi Salonu hatseverlerin ilgisine sunulan ayet, hadis, vecize ve görsellerde, Hattat Mahmut Şahin’in Kütahya’daki 23 talebesinin imzaları yer aldı.

Hat : Sibel TEMELKIRAN Sülüs : Allahu vahde Manası : Allah’ın birliği


60

61 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

“Sakın oraya inmeyi düşünmeyin.” Selim YILDIZ Tavşanlı Fen Lisesi Tarih Öğretmeni

Dünya Şems-i Tebrizî dolu, bana Mevlana gibi bir mürid göster. Mehmed Dede Rumi yedi yüz yıl evvel dünyayı büyük bir kargaşalıktan kurtarmıştır. Bugün Avrupa’yı kurtaracak tek şey O’nun eserleridir. Prof. Dr. A.J.Albereg Mevlana ışığından bir kez nurlanan, başka nur istemez. Maurice Barres Allah önümüze bir merdiven koydu, onu basamak basamak çıkmak görevimiz. Muhammed İkbal Çıkış noktası Mevlana olmalıdır. Onda Müslüman Türk dünyasının bütün ruhu gizlidir. Felsefemizle güzel sanatlarımızı bu kaynaktan çıkarabiliriz.” Nurettin Topçu Ben o yüce yaratılmışı size nasıl anlatayım: Evet peygamber değildir fakat Kitab’ı vardır. Molla Camii Mesnevî şevkini eflâke çıkarmış nâyız Haşredek hem-nefes-i Hazret-i Mevlâna’yız. Yahya Kemal Beyatlı

M

evlana Hazretleri’nin Hakk’a yürüdüğü 17 Aralık gecesini Mevleviler Şeb-i Arus olarak ifade ederler ve ayin yaparlar. Herhalde ilginin fazlalığından dolayı ayin bazı televizyon kanallarından da yayınlandı. Milyonlarca insanın izlediği ayinde ortada kendi etrafında dönen bir şeyh var; etrafında da dokuz veya dokuzun katı kadar semazen dönüyor. Bu ayin Güneş sistemini adeta gözümüze sokarcasına canlandırıyor. Mevlana’nın ayininde dokuz veya dokuzun katı mürid, yani gezegen var; halbûki Mevlana’nın zamanında sadece yedi gezegen biliniyordu. Dokuzuncu gezegen 1930 yılında keşfedildi. Sonradan keşfedilen bu iki gezegenin varlığından Mevlana Hazretleri nasıl haberdar olmuştu? İşte ortaya çıkarılması gereken konu budur. Mevlana Hazretleri’nin, onların varlığına nasıl ulaştığının tespiti, mutlaka önümüze bambaşka bir metot çıkaracaktır. Belki de o metotla çok uzaklar yakın olacaktır; kim bilir? Elbette Mevlana Hazretleri’nin belirttiklerinden, ortaya çıkarılması gereken sadece bunlar değildir. Mesela o şöyle söylüyor; Ay’ın, kadınların döllenmeleri, denizlerdeki gelgitler üzerinde etkisi vardır; Güneş de bitkiler ve hayvanlar üzerinde etkilidir; bunları herkes bilir. Bir insanın en ufak bir hareketinin, kâinatta henüz keşfedilmemiş olan Güneş sistemleri üzerinde yansıması yirmi birinci yüzyılda yaşayan bizlere de

çok garip gelebilir. Ama Prof. Dr. Eva De VitrayMeyerovitch’in dilimize Sayın Cemal Aydın’ın tercüme ettiği “Güneş’in Şarkısı” adlı eserinde şunları okuyoruz: “Nitekim 1980’li yıllarda NASA’da danışman olarak görev yapan ve manevi meselelerle çok yakından ilgilenen büyük Fransız fizikçisi Olivier Costa de Beauregard ile birlikte ilmi bir toplantıya katılmıştım. Kendisi bana şöyle bir sır vermişti: “Bilir misiniz, eğer biz öncü fizikçiler, buluşlarımızı geniş, halk kitlelerine açıklasak, insanlar bize deli diye bakarlar. Mesela şu anda içmekte olduğumuz kahve fincanına dokunduğunuzda bu hareketiniz diğer galaksilere yansır ve oralarda da yankılanır.” Halbûki bunları Mevlana Hazretleri yedi yüz yıl önce söylemişti. O zaman ne öncü fizik ne de bugünkü imkânlar vardı. Bir atom kesilince, içinden bir minyatür halinde Güneş sisteminin çıkacağını Mevlana Hazretleri’nin belirttiğini yine Cemal Aydın’ın tercümesinden okuyoruz: “İçinde her atom bir güneş saklar, Derken, eğer atom ağzını şöyle bir açar, Bu güneş bir çıkarsa şayet o pusudan Gökler ve yer tuz buz olur ışıltısından” (1)

“Bilinmeyen Mevlâna / Ölümsüzlerin Şehri” isimli kitabın yazarı Burhan Yılmaz, “Hz. Mevlâna’nın özel bir görevle dünyaya gönderilmiş, üstün özelliklere sahip bir insan olduğunu iddia ediyor. Hz. Mevlâna’nın astral seyahat ettiğini telepati ve telekinezini kullandığını ve duru görüsüyle varlıkların aurasını görebildiğini söylüyor. Semanın var olmanın temel şartının dönmek olduğunu gösterdiğini, dönen semazenin varlıkların müşterek hareketine semasıyla beraber aklı da iştirak ettirdiğini belirtiyor.” (2) Konuşan, yazan, dolaşan, seven, sema eden, ıslah eden… Kur’an ve hadis âlemine taze yorumlu bir ömür açan bir “ nûr “ hâlindeki Mevlâna’nın, bu çevre, bu cerbeze ve bu dostlar ile Konya’da nasıl sevildiğini, nasıl bir hayranlık mihrakı olduğunu düşünmek, böyle bir varlık olduğu zaman Konya’da nasıl bir ıstırap koparacağını tasavvur etmek için yetecektir. Nitekim 17 Aralık 1273’te, gözlerini yumup Sevgili Allah’ına kavuştuğu gün, herkes, güneşin bir daha doğmayacağı, baharın bir daha gelmeyeceği gibi inanılmaz bir kara haber almışlığın yasına tutulmuştur. Sarayı, medresesi, dergâhı, çarşısı, köylüsü, zenginleri, yoksulları, Hıristiyan ve Musevîleri ile bütün bir insanlık kesimi onun cenaze


62

63 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Mevlana’nın naaşı da böyle 4 metrelik bir mezar odasına konmuş. Ancak o tarihten bu yana mezar odasına kimse inmemiş. Sadece bir kişi hariç. töreninde, en yakınlarını ve hayat kaynaklarını birden yitirmiş olmanın matemine düşmüşlerdir. Cenaze namazı, taşınması, gömülmesi kıyametten bir gün oldu. Her din ve zümreden halkın ağlayış selleri gibi katıldığı bu törende Mevlâna’nın vasiyetine rağmen Sadreddin Konevî’nin ağlamaktan namaz kıldıramadığı, bu dinî vazifeyi Kadı Siraceddin’in yaptığı görüldü. Her zümre kendi dinince, kendi görenek ve telâkkilerince mateme, yasa katıldılar. Sonradan Mevlevî denilenler ise bu ölümü Allah’a kavuşma (vuslat) saydıkları için, Salâhaddin Zerkûbî töresince, cenazeyi mutrıp, şarkı ve semalarla kaldırdılar. Mevlâna’nın naaşı, babası Sultanülulemâ’nın gül bahçesindeki kabri yanına gömüldü. Sonra Sultan Veled’in şeyhliği zamanında bu kabirlerin üstüne bugün Yeşil Türbe dediğimiz, türbe ve dergâh yapıldı. Binanın mimarı Tebrizli Bedreddin’dir. Parasını Gürcü Hatun’la Alameddin Kayser ödemişlerdir. Kabri etrafına kurulan Dergâh, yüzyıllar boyu Mevlevîlerin “ aşk kâbesi “ sayılmış zamanla Türk İmparatorluğundaki bütün Mevlevî dergâhlarının merkezi ve mukaddesi olmuştur. Soyundan gelen Çelebi’ler orada “posta oturmuşlardır!” Osmanlı padişahları, bu dergâha saygı ve sevgilerini büyük onarımlar, eşsiz hediyeler ile göstermişlerdir. Bugün de yalnız Türk halkının değil bütün insanlığın ziyaret yeri olan Mevlâna türbesi, en güzel tanzim olunmuş müzelerimiz

arasındadır. Konya Turizm Derneği, her yıl 17 Aralık’ta 15 gün süren “ şeb-i arûs “ (düğün gecesi) törenleri yapmakta, Konya bu münasebetle dolup taşmakta, sırf Mevlâna için pek çok yabancı ziyaretçiler gelmekte, ilmî konferanslar, Mevlevî ayini gösterileri ile şehir canlılık kazanmaktadır. Yeşil Türbe’de uyuyan Mevlâna’nın üzerinde, Selçuk oymacılığının bir şaheseri olan ve Mimar Selimoğlu Abdülvâhid tarafından yapılmış bulunan ünlü sandukanın ön cephesinde Besmele ile Âyetelkürsi’den sonra Mevlâna’yı en güzel anlatan şu çok manalı Arapça kitabe bulunmaktadır: “Bağışlayan, merhametli Allah’ın adıyla ve ancak ondan yardım dileriz. İyi son, günahlardan çekinenlerindir, zalimlerden başka kimseye düşmanlık olamaz. Şu uyku yerini, şu dinlenme yurdunu ziyaret eden, şüphe yok ki kutlanır. Burası doğularla batıların sultanı, karanlıklarda parlayan, zulmetleri aydınlatan, Allah’ın parlak nuru, imam oğlu, imam oğlu imam, İslâmın direği halkın ululuk ve büyüklük sahibi Tanrının yüce tapusuna yol gösterici; delilleri yıkılıp mahvolduktan sonra din alâmetlerini yeni baştan açıklayan; nişaneleri yıpranıp kaybolduktan sonra yakîn yollarını tekrar aydınlatan; haliyle aşk hazinelerinin anahtarı olan, sözüyle yeryüzü definelerini açığa vuran; halkın gönül hazinelerini hakikat çiçekleriyle açan; yücelik gözünün nûru; büyüklük ve güzelliğin ruhu; âşıkların gözbebeği; bütün dünyadaki âriflerin boyunlarını sevgi gerdanlıkları ile bezeyen; hak ile bâtılı ayırt eden; Kur’an sırlarını kavramış bulunan, İlâhî bilgilerin mihveri olan Efendimiz’in uyuduğu yerdir. O, âlemin kutbu olan; kâinattakilerin ruhlarını dirilten; Allah habercileri ile şeriat sahibi peygamberlerin vârisi; Allah’ın, şeriatın ve dinin Celâl’i; Tanrı dostları ile kemal erlerinin sonuncusu; ulu rütbelerle, yüce duraklar,

yüksek faziletler ve menkıbeler sahibi Hüseyin oğlu Muhammed’in oğlu Belhli Muhammed’dir. Bağışlayan Allah’ın rahmeti, senası ve selâmı ona olsun.” (3) Mevlana Celaleddin-i Rumi,17 Aralık 1273 günü vefat ediyor. Cenazesine yüz binlerce insan katılmış. Naaşı, İplikçi Camii’nden, 500 metre ilerdeki bu türbeye 8 saatte getirilebilmiş. Müslümanlar Mevlana’nın naaşını defnedebilmek için gayrimüslimlerin cenaze cemaatinden çıkmasını istemiş. Ancak onlar “Bize İsa’yı da Musa’yı da Mevlana öğretti” diyerek bunu reddetmişler. Mevlana’nın kabrinin altında bir “mezar odası” bulunuyor. Eski Türklerde mezarların altına Farsça “zir-i zemin” yani “zeminin altı” denilen bir mezar odası yapılırmış. Mevlana’nın naaşı da böyle 4 metrelik bir mezar odasına konmuş. Ancak o tarihten bu yana mezar odasına kimse inmemiş. Sadece bir kişi hariç. Rivayete göre Sultan Dördüncü Murad, Mevlana’nın türbesini ziyarete geldiğinde, mezar odasının içinde ne olduğunu çok merak etmiş ve bu odaya girmek istemiş. Ancak dönemin Mevlevi büyükleri, buna kesinlikle karşı çıkmış ve girmesini engellemişler. Bunun üzerine Sultan, elindeki tespihi, ağzı açık odanın içine atmış veya düşürmüş. Bu tespihi almak üzere 7 yaşında bir kız çocuğu mezar odasına indirilmiş. Bilinen tek şey, odanın iki tarafından aşağı doğru merdivenlerin indiğiymiş. Kız çocuğu mezara inip çıktıktan sonra dili tutulmuş. Mevlana Müzesi Müdür Yardımcısı Dr. Naci Bakırcı, “Çocuğun dilinin neden tutulduğu hâlâ bilinmiyor.” diyor. İşte bu olaydan sonra “mezar odasının sırrı” iyice merak edilmeye başlanmış. Acaba kız çocuğu orada ne görmüştü de dili tutulmuştu?


64

65 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Bir iddiaya göre, oda çok karanlık olduğu için çocuk çok korkmuş ve geçirdiği travmadan dolayı dili tutulmuştu. Ancak bir başka iddia daha var ki, o “mezar odasının sırrını” daha da koyulaştırıyordu. Selçuklu Türkleri o tarihte mumyalama tekniğini biliyorlarmış. Fatih Sultan Mehmed dahil 7 padişahın naaşı mumyalanmış. Mevlana’nın naaşı da mumyalandığı için muhtemelen öyle duruyordu. Kız çocuğu orada yatan Mevlana’yı görünce bu hale gelmiş olabilirdi. Bu olay dönemin önde gelen Mevlevilerini harekete geçiriyor ve 1640 yılında mezar odasının ağzı tuğlayla örülüp üzeri kurşunla kaplanıyor. O tarihten sonra mezar odasının ağzındaki kurşun hiçbir zaman kaldırılmadı. Mezar odası, sırlarıyla birlikte belki de ebediyete kadar sessizliğe gömüldü. Ancak odanın hikâyesi burada bitmiyor. Aradan 300 yıl geçtikten sonra, Mısır’daki piramit sırlarına benzeyen bir dizi olay daha yaşanacaktı. Bu olayın iki tanığı vardı. Biri olayı yaşayan Yusuf Akyurt isimli biri. Öteki de onun yaşadığını Murat Bardakçı’ya anlatan Abdülbaki Gölpınarlı Hoca. 1930’lu yılların güzel bir gününde, Mevlana Müzesi’nin Müdürü Yusuf Akyurt odasında tek başına otururken, aklına sandukanın altındaki mezar odası gelir. İçinden “Acaba şu odaya bir girsem de içinde ne olduğunu görsem” diye geçirir. Ancak tepki çekeceğini düşündüğü için kararsızdır. Tam o esnada kapı çalınır ve içeri, müzenin yaşlı odacısı girer. Bu yaşlı adam aslında, Mevlevi dedesidir. Cumhuriyet’in ilanından sonra tekke ve zaviyeler kapandığı için müzeye çevrilen türbede odacı olarak çalışmayı kabul etmiştir.

Yaşlı Mevlevi dedesi saygılı bir şekilde içeri girer ve Yusuf Akyurt’un tüylerini diken diken eden şu cümleyi söyler: “Sakın oraya inmeyi düşünmeyin...”

Ancak bu şaşkınlık, müdürü kararından vazgeçirmez. Mezara inmek üzere kurşunla kaplı kapağın önüne gelir. Halıyı kaldırır. Tam kapağı açmak üzereyken, bir adam haykırarak içeri girer: “Müdür bey, yetiş evin yanıyor...” Yusuf Akyurt gelinceye kadar evi kül olmuştur. İşte tam bu sırada eline bir telgraf tutuşturulur. Müze müdürü başka bir yere tayin edilmiştir.

Konya-Ankara yolu o gün çok ıssızdı. Gün batmış, alacakaranlık etrafa hâkim olmaya başlamıştı. Uzaktan gelen kamyonun farları, henüz tam karanlık hale gelmemiş ufukta cılız iki nokta gibi duruyordu. Şoförün yanında kapıya dayanmış şekilde oturan çocuk kimbilir hangi hayallere dalmıştı. Kamyon bir kavise girdiği sırada kapı aniden açılır ve çocuk alacakaranlığın içinde kaybolur. Kamyon durup, içindeki iki adam kapıdan uçan çocuğa ulaştıklarında iş işten geçmiştir. Çocuk öteki dünyaya

göçmüştür. Çocuğun başında duran ikinci adam, başı ellerinin arasında hüngür hüngür ağlamaktadır. O adam, Konya’dan tayini çıkan Müze Müdürü Yusuf Akyurt’tur. Kimine göre, mezar odasının sırrı, onu hâlâ takip etmektedir. Yusuf Akyurt oğlunun cenazesini alıp Konya’ya döner. Cenaze töreninden sonra doğruca Mevlana Müzesi’ne gider ve sandukanın başında ellerini açıp haykırmaya başlar: “Yetmedi mi? Affet artık...” Bildiğimiz tek şey var. Mezar odası 731 yıldan beri sırrını muhafaza ediyor. (4) Kaynaklar: 1. Özdemir; Mehmed Niyazi, Zaman Gazetesi, 23.12.2002 2. Palaz, A.Sami; Zaman Gazetesi, 09.05.2004 3. Kabaklı, Ahmet; Mevlana, Türk Edebiyatı Vakfı Yay. İst.2008,s.77 4. Ünlü, Ali; Hayret! Dünya Dönüyor, Esra Yay. Konya, 2006 s.137


66

67 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

M Virüsü !..

Feyyaz ALBAYRAK Kütahya Gediz Fen Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

M

edeniyet! Bireysel ve toplumsal hayatın gösterge paneli. Uğrunda ne bedeller ödenmedi ki! Hâlâ ödenmeye devam ediliyor. İnsanlık, bugününü düne borçludur. Bilim ve teknolojinin sınır tanımadığı 21. Yüzyıl, artık medeniyet kavramını yeniden tanımlamak zorunda. Çünkü, insana ve onun hayatına rağmen medeni olunamaz. En korkunç kitle ölüm silahlarına sahip ülkelerin, dünyanın efendisi olmak uğruna verdiği savaşta akıtılan insan kanı üzerine medeniyet kavramı izafe edilemez. Büyük balığın küçük balığı yuttuğu günümüzde, kaynaklarının hızla tükendiğini gören ülkeler; yer altı ve yer üstü zenginliklere sahip ülkelerin kültür dokusuna ölümcül bir virüs gibi girip maalesef amaçlarına ulaşıyorlar. Savaşlarla yorulmuş ihtiyar dünya, gelişmiş ve emperyalist ülkelerin bir köyü haline geldi. Bir ülkeyi yok etmek için artık tepesine atom bombası atmanıza gerek yok! Sıcak ve soğuk savaş yöntemleri, taktikleri değiştirdi. Yasal bünyenizde kamufle ederek oluşturduğunuz, kapitalin gücüyle satın alıp sonra köleleştirdiğiniz en şeytani komplo mühendisleriyle en masrafsız savaşın galibi olmak, günümüzde işten bile değil!.. Gelişmiş ülkelerin güçlü ekonomileriyle kendi kültürlerini dünyaya egemen kılmaları, bugün Truva Atı rolüyle başarılıyor. Bu Truva Atı’nın içindeki gizli düşman ise M Virüsü, yani medyadır. Tanzimat ile toplumsal hayatımıza giren gazete türü hakkında rahmetli Üstad Necip Fazıl’ın tespiti manidardır: “ Gazete ve haber geldi, fikir hayatı öldü! ” Medyanın elinde korkunç bir silaha dönüşen kitle iletişim araçları, insanları inandıkları değerlerden kolayca vazgeçirebiliyor. Sosyal-psikolojiye enjekte ettikleri zehirle açlık dürtüsüne mahkum edilen insanlar, yoksulluk bataklığında her türlü vahşetin kahramanı olabiliyorlar. Özellikle görsel medya olarak tanımlanan televizyonlarda

gün geçmiyor ki bir cinnet haberiyle karşılaşmayalım! Cinnet geçiren ve cinayet işleyen insanlar, intihar eden gençler, cinsel taciz olayları… Bu olaylar bilinçli bir şekilde sürekli gündemde tutularak bunalım psikolojisi meydana getiriliyor ve stres toplumu oluşturulurken; bir yandan da batılı hayat modeliyle insanlarımız lüks bir hayata özendiriliyor!. Batılı yaşam tarzı, önce aile hayatımızı yıktı. Aile hayatımızdaki yaprak dökümü, benzeri temaları işleyen televizyon dizilerine, toplumun büyük bir kısmını köle yaptı. M Virüsü milli değerleri ve sosyal dokuyu komaya soktu! Gazetelerin büyük çoğunluğu, tiraj uğruna, beyinlere değil, göze hitap ediyor. Magazin ve spor haberleriyle uyuşturulan beyinler, artık yadırgamayan bir psikolojiyle yaşam kriterlerini basın kültürüne endeksliyor ve günübirlik yaşıyor. Hayatını sığ bir alana hapseden günümüz insanı, artık fikri derinlik oluşturamıyor.Gazetelerde nefsi körükleyen, insanların en mahrem yönlerini magazin konusu yapan; doğruluğu ya da yanlışlığı tartışılmadan kabul gören haberler, bütün hayatımızı kuşatmış durumda! Bilgi kirliliğinin meydana getirdiği boşlukta; kendi alanında uzman kişilerin akademik unvanları bile ayaklar altına alınarak en doğru fikirler tepe taklak edilip pervasızca tartışılabiliyor! İddiaların havada uçuştuğu böyle bir kaos ortamında sosyal ilişkiler zayıflıyor; güven bağları kopuyor; sosyal çözülmeler, sosyal çatışmaları tetikliyor. Ülkemizdeki medya imparatorluğu, maalesef Türk insanının hayat standardını belirleyen ve yöneten bir güç haline gelmiştir. M Virüsü, kültür emperyalizminin de en güçlü şövalyesidir! Bütün yaşamı kuşatılan Türk insanı, kendi kültür dokusuna uygun bir merkez oluşturamıyor artık! Televizyon dizilerinde özendirilen çağdaş (!) aile profilinde çocukların da oturduğu yemek masasında;

anne, baba ve diğer yetişkinlerin kadeh tokuşturması, acaba hangi kültür ve inancımızla bağdaşıyor? Alkol, sigaradan daha mı az tehlikeli? Dolayısıyla, çocuklar yetiştiği aile ortamında ne gördülerse, gelecekte de onu yaşayacaklardır! Medya marifetiyle haramın helâle karışması; sulbün bozulması, ecdadına benzemeyen bir neslin yetişmesi anlamına gelir. Bu nesle, nasıl geleceğimizin teminatı diyebiliriz? Domuz gribi, kuş gribi, AİDS gibi ölümcül ve bulaşıcı hastalıklara, deneyler yaparak çözüm bulabilirsiniz! Ancak toplumların kültür genlerine bulaşan M Virüsü’nü tedavi edebilmeniz çok zordur! Bu virüsün açtığı tahribatı, asırlarca bile ortadan kaldırmak neredeyse imkansızdır! Çünkü bu virüs, insanı bir eşya gibi kullanacak güce ulaşmıştır. Her şey zıttıyla vardır! İnsan da ruh ve bedenden yaratılmıştır.Onun sadece bedenini dikkate alırsanız, hayvani yönünü öne çıkarırsınız. Halbuki ruh, bir cevher olarak aklın beslenme ünitesidir. Ruh, hayat verir. Akıl ise, ruhun gücüyle yaşar. Akıl ile ruh, yaratılış gayesini bilerek iman elbisesi ile gücü elinde tuttuğu sürece, beden de bu güce itaat eder. Beden nefsi arzulara meyyaldir! Bu nedenle iman elbisesini çıkardığı an, manevi hastalıklara davetiye çıkarır! M Virüsü’nün gireceği kapı da burasıdır. Akıl ve ruh ortaklığı, bu kapının anahtarını elinde tuttuğu sürece, hiçbir tehlikeli virüs içeri giremez. Ruh, Cenab-ı Hak(c.c)’tan bir parçadır. Akıl nimetiyle donatılan ve “eşref-i mahlukat” kılınan insana verilen bir nimet ve lütuftur akıl! Ayrıca bu emanetlerin hesabı, mahşerde sorulacaktır. Sosyal hayatımızı kuşatan ve kültürümüzü tehdit eden virüslere dikkat edelim! Unutmayalım ki, ne kadar yaşadığımız değil, nasıl yaşadığımız önemlidir!..


68

69 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Yok Böyle Bir Okul! Kütahya Bahçelievler Mahallesi okulu Emine Arıoğul İlköğretim, projeleriyle şapka çıkartıyor ve diğer okullara örnek oluyor. Birbirinden ilginç ve toplumsal duyarlılığı yüksek projelerle gündeme gelen okul, yerel ve ulusal medyada da adından söz ettiriyor. İyi bir ekip ve sağlam bir kurum kültürüne sahip Emine Arıoğul İlköğretim Okulu’nun proje şovunu yakından görmek için objektiflerimizi Bahçelievler’e yöneltiyoruz. İşte arı gibi çalışan okulun projelerinden bir demet…

E E

mine Arıoğul İlköğretim Okulu’nun proje ilk projesi, nasıl proje hazırlanır veya nasıl proje hazırlayacağım diyenlere iyi bir cevap gibi duruyor: İyi bir proje soruna odaklanır ve soruna neşteri vurur. Emine Arıoğul İlköğretim Okulu’nda bir anket yapılıyor. Öğrencilerin yüzde 50’sinin son 6 ay içinde balık tüketmediği anlaşılıyor. Okul idaresi ve öğretmenlerden kurulan bir ekip, hemen duruma müdahale ediyor. Sınıf Öğretmeni Okay DEMİREL rehberliğinde bir proje hazırlanıyor: Balıklar Mangalda, Yarınlar Güvende! Amaç, balığın gelişim çağındaki çocukların gelişiminde ne kadar önemli olduğunu vurgulamak ve bir defalık da olsa öğrencilerin omega-3’le beslenmesini sağlamak. Projeyle ilgili bilgi veren Okay DEMİREL, düzenlenen balık mangal partisinde 125 kilogram hamsi tüketildiğini vurguluyor. Kütahya Belediyesi’nden balıkların temin edildiğini ve imece usulüyle balıkların temizlenip pişirildiğini belirten DEMİREL, “550 öğrenci ile 300 davetli ve misafir olmak üzere 800’ e yakın kişiye ikramda bulunduk. Yarının gençliğine bugünden katkı sağlayan tüm kuruluş, kişi ve esnaflara teşekkürlerini sunarak bundan sonra da yardımlarını esirgememelerini temenni ediyoruz.” şeklinde duygularını ifade ediyor. Emine Arıoğul İlköğretim Okulu Müdürü Vecdi ATAKAN da, böyle bir projeye destek vermekten ötürü mutlu olduğunu ifade ederek “Besin olarak balığın çokça tüketilmesini sağlamak amacıyla Mangalda Omega-3 Şenliği projesini gerçekleştirdik.”dedi.

mine Arıoğul’da sayısız kahraman var; biliyoruz. Hepsinin isimlerini keşke buraya yazabilseydik. Her projede onlarca ismi alt alta yazmak gerekiyor belki. Sebebi de, her projenin okulun her bireyi tarafından sahiplenilmesi. İyi bir ekip örneği sergiliyor okul. Civcivleri Çıkarıyoruz, Doğaya Bırakıyoruz projesinde de birçok gönüllü görev alıyor. Proje koordinatörleri okulun öğretmenlerinden Ahmet ERBAŞ ve Okay DEMİREL. Projede amaç, çocuklara hayvan sevgisini ve doğayı koruma bilincini kazandırmak, derslerdeki kazanımlarla hayatı örtüştürmek. Hayvan sevgisi en iyi anlatılır mı, yaşatılır mı? Proje için önce farklı malzemeler kullanılarak iki ayda üç kuluçka makinesi yapıldı. Bu makinelere yumurtalar yerleştirildi. Firelerden sonra 40 tavuk, 90 bıldırcın civcivi çıkartıldı. Tavuk civcivler, okul çevresindeki kimsesiz, yaşlı ve yalnız yaşayan kişilerle Huzurevi’nde yaşayan kişilere hediye edilirken, bıldırcın civcivleri Mayıs ayı sonunda Çamlıca Mesire Alanı’na bırakıldı. Öğrencilerin bir taşla kaç kuş vurduğunu tam bilemiyoruz ama hayvan sevgisi, doğa bilinci, yaşlılara hürmet, kimsesizlere hediye, karşılıksız çalışma, çevresine, ailesine ve hayata duyarlı olma adına epey şey öğrendikleri kesin. Teoriyle pratiğin bundan daha güzel yaşatılabileceği bir ders olabilir mi?


70

71 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

E

mine Arıoğul İlkokulu ve Ortaokulu idaresi öğretmen ve öğrencileriyle yaptıkları ‘Bir Fidan Bin Kalp’ projesi kapsamında çeşitli sebze fideleri ve çiçekleri yetiştirip çevrede yaşayan yaşlılara hediye ettiler.

E

mine Arıoğul İlköğretim Okulu’nu çok övüp diğer okullarımızın kıskançlık damarlarına basmak istemeyiz. Ama bir gerçek var ki, bu okul projelerinde hedefleri tam gözünden vurmuş. Alın size bir çevre duyarlılığı örneği… Aynı dünyayı paylaştığımız diğer canlılar sizi ne kadar ilgilendiriyor? Yoksa onlar sizin için arasıra ağaçta gördüğünüz bir kuş, sokağınızda artıklarınızı yiyen köpek, ihtiyacınız olmadığı halde avlandığınız bir ördek mi? Sizin için anlamını bilmiyoruz ama yarınımızın ümit tomurcuklarına bu bilinci veren, çevre duyarlılığı yüksek böyle bir projeyi alkışlamayalım da ne yapalım? Projenin adı Senin de Bir Yuvan Olsun. Müdüründen öğrencisine, öğretmeninden hizmetlisine okul bir oluyor ve kuş yuvaları yapıyor, tasarlıyorlar. Bu meşakkatli iş tam bir ay sürüyor. Sonra yapılan yuvalar, Kütahya Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri öncülüğünde, Çamlıca Mesire Alanı’ndaki ağaçlara asılıyor. Böylece, kendilerini “Kuşların Toki’si” olarak tanımlayan minikler -yuvalarımızın kuşları-, kuşları yuvalarına kavuşturuyor. Yıl başında bahara hazırlık diye kuşlara hediye kafeslerini ulaştıran miniklerin gözlerindeki ışıltıyı görmek, maalesef her faniye nasip olmuyor; fotoğraflarıyla idare ediyoruz. Proje ekibinin nihai hedefinde, Kent Orman, çevre ilçe ve illere projeyi yaygınlaştırmak var. Bu konuda ilgili ve yetkililerden destek bekliyorlar. Destek olunması halinde projenin devamlılığının kolay sağlanabileceğini ifade ediyorlar.

Emine Arıoğul İlkokulu ve Ortaokulu öğretmenleri Nalan KIRIMER, Özlem BALTACI ve Müzeyyen YUMURTACI önderlik yaptıkları ve öğrencileriyle birlikte organik tarımı hedefleyen ‘Bir Fidan Bir Kalp’ projesi hedefine ulaştı. Proje öğretmenleri ve öğrencileri proje kapsamında okul ortamında tohumlardan elde ettikleri fide ve çiçekleri okul müdürü Vecdi ATAKAN ile birlikte Kütahya Huzur Evine giderek burada yaşayan yaşlılara hediye etti. Okul Müdürü Vecdi ATAKAN yaptığı bu projeler sayesinde öğrencilerin becerilerinin arttığını projeden elde edilen ürünleri de büyüklerimize hediye ederek hem onların hem de kendilerinin çok mutlu olduklarını belirtti.


72

73 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Bilinçsiz Müdahalelerin Kıskacında Eriyen Dahiler

H

ayatımızın geri kalanı için çizdiğimiz yörüngeleri acaba nelere göre düzenledik şimdiye kadar? Gelecek planlarımıza veya geçmiş tecrübelerimize göre değil mi? Geçmiş tecrübeler yani “deneme-yanılma” iyi bir öğrenme mekanizmasıdır aslında. Bir insan ancak deneyerek kendi kabiliyetlerini keşfedebilir. Bu sadece bizim için geçerli değil, öğrencilerimizin, çocuklarımızın kabiliyetlerini ortaya çıkarmak için veya onları daha iyi tanımak için de geçerli bir durum. Onlara deneme yanılma imkanları tanınmalı. Dehanın önündeki en büyük engel, müd ahaledir. Devamlı müdahale ile neyi, nasıl ve ne zaman yapacağı empoze edilerek kontrol edilmeye çalışılan deha, asla kendini tam anlamıyla gösteremez! Deha, alışılmışın dışında yeni bir tarz geliştiren veya farklı bir görüş üreten yetenek demektir. Bu yüzden yenilikleri ve ilginç buluşları dahilere borçluyuz. Deha’nın önünü açmak, yenilikler keşfetmektir. Onlara imkanlar tanıyın ki; körelmeden yeniliklere ulaşabilsinler. Hiç düşündünüz mü, çocuklarınız neden ders çalışmaktan zevk almaz? Cevabı çok basit: siz istediğiniz için! “Daha dersini yapmadın mı?” veya “ Bu boş şeylerle uğraşacağına dersine çalış!” gibi birkaç küçük bize göre önemsiz bulduğumuz söz, körpe bir dehayı eritmemize neden olabilir ve çok basit, köreltilmemiş veya başka bir deyişle; müdahale edilmiş dehaların, yok edilmiş buluşlarından sadece külleri kalır elimizde… İşte “Neden biz bilim adamı yetiştiremiyoruz” veya “Neden yetişen bilim adamalarımızı kullanmıyoruz?” sorularının cevabı: Aşırı müdahalecilik! Dikkat ettiyseniz, çocuklar bazen zayıf aldıklarına üzülmezler veya iyi bir not alınca sevinemeyebiliyorlar. Çünkü zayıf veya iyi notlar, sadece biz ailelere ve

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Osman Said DEMİRYILMAZ Tavşanlı Tepecik İlkokulu Sınıf Öğretmeni

Branşlar çalıştaylarda masaya yatırıldı

eğitimcilere hitap ediyor gibi. “Oğlum/Kızım takdir aldı teyzesi” ya da “Ben zaten bizimkinin kazanmayacağını biliyordum” sözlerini ya da benzerlerini hiç de az kullanmadık herhalde. Ama yanlış yapıyoruz! Zayıf alındığında onu rencide edici davranışlardan kaçınıp, onunla ilgilenerek, onu teşvik etmemiz, nedenini bulmamızı kolaylaştıracaktır. Ona değer vererek, kendine olan güvenini kaybetmemesi için onun yanında olmalıyız.

Coğrafya, Beden Eğitimi, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi) öğretmenler branşlarıyla ilgili sorunları ve sorunlara çözüm yollarını tartıştılar. 24-28 Haziran’da Din, Ahlak ve Değerler Çalıştayı, 25-26 Haziran tarihleri arasında da Temel Eğitim Çalıştayı düzenlendi. Düzenlenen çalıştaylara, ortaöğretimden 463 öğretmen, temel eğitimden 1.420 öğretmen olmak üzere toplam 1.883 öğretmenimiz katıldı.

Çocuklarımıza baskı yapmadan da doğruları anlatmamız mümkündür. İyiyi, doğruyu, güzeli uygun bir dille anlatmalı hatta bizzat yaşayarak onlara rehber olmalıyız. “Oğlum/Kızım dersine çalış” demek yerine; ona bir bardak çay götürmemiz ve içten sevgi dolu bir gülümsemeyle –yapmacık değil- onu teşvik edecek “Senin için bu dersler eminim çok kolay geliyordur” veya “Derslerini yapma konusunda yardıma ihtiyacın var mı?” gibi birkaç söz söylememiz, onun daha istekli çalışmasını sağlayacaktır. Kendine güvenen ve kendisine destek olunduğunu, değer verildiğini bilen bireyler daha başarılı olur.

İl Milli Eğitim Müdürü Coşkun Esen, “Düzenlediğimiz seminer ve çalıştaylar ile öğretmenlerimizin etkililiğini ve verimliliğini artırmayı, eğitimin niteliğini geliştirmeyi, eğitim öğretim uygulamalarındaki iyi örneklerin paylaşılmasını Kütahya Milli Eğitim Müdürlüğü, branşların yerel sağlamayı, eğitim moral ortamını, okul/kurum kültürünü bazda sorunlarının derinlemesine tespit edilmesi ve ve öğrenme süreçlerini geliştirmeyi, etkili ve öğrenci çözüm önerilerinin bulunup ilgililere ulaştırılması için merkezli eğitimi geliştirmeyi ve uygulamaları teşvik etmeyi farklı çalıştay ve seminerlerle branşları masaya yatırdı. amaçladık. Tüm bu amaçlar doğrultusunda yaptığımız 17-21 Haziran 2013 tarihleri arasında ortaöğretim çalışmaların çok güzel sonuçlar getireceğine yürekten okullarında görev yapan Fizik, Kimya, Biyoloji, Felsefe inanıyorum. Bizlere desteklerini hiçbir zaman esirgemeyen ve İmam Hatip Lisesi meslek dersleri öğretmenlerine çeşitli üniversitelerimizin saygın yöneticilerine ve yönelik seminerler düzenlendi. Beş ayrı dalda yapılan öğretim görevlilerine, seminer ve çalıştayların hazırlık seminerlerde, öğretmenlere alan bilgisi, meslek bilgisi aşamalarında emeği geçen tüm çalışanlarımıza ve ve projeler konusunda bilgiler verildi. Düzenlenen özellikle eğitimin niteliğinin arttırılmasındaki temel seminerlere, Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) taşımız tüm öğretmenlerimize gösterdikleri yoğun ilgi ve öğretim görevlileri ağırlıklı olmak üzere Hacettepe katılımları için can u gönülden teşekkür ederim.” dedi. Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), İstanbul Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi, Osmangazi Üniversitesi’nden toplan 26 öğretim görevlisi katıldı. 17-21 Haziran 2013 tarihleri arasında ortaöğretim okullarında görev yapan Fizik, Kimya, Biyoloji, Felsefe ve İmam Hatip Lisesi meslek dersleri öğretmenlerine yönelik seminerler düzenlendi.

Elbette başarısızlıkların sebebi sadece psikolojik durumlar değildir. Fizyolojik etkiler açısından da değerlendirilmelidir. Ancak, psikolojik açıdan baktığımızda, baskı altındaki bir bireyin müdahaleler karşısında tepkisiz kalışları, onları kendi içi dünyalarına hapsediyor. Bu da yeniliklerin, özgün buluşların keşfedilmesini zorlaştırıyor. Böylece müdahalelere maruz kalan dehalar bizim tabirimizle eritilmiş olur. Çözüm: Müdahalecilikten vazgeçip, teşvik edici, değer verici bireyler olabilmek! Bu kadar basit. Bütün anne-babalar, bütün eğitimciler, bütün eğitim gönüllüleri için formül bu! Bilinçsiz müdahaleler yerine teşvik edici destek! Öyleyse; açın dehaların önünü, keşifler onları bekliyor.

20-21 Haziran’da Ortaöğretim Branş Çalıştayı’nda ( Türk Dili ve Edebiyatı, Matematik, Yabancı Dil, Tarih,


74

75 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Mustafa YILMAZ : “Hobilerimden vazgeçmek zorunda kaldım.”

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Hani biraz daha üstün çocuklar vardır, bunlar eşitlik adına diğerleriyle aynı eğitime tabi tutulmamalı, toplumun içinde tüketilmeyerek daha yönetimsel ve icatsal eğitimlerle ön plana çıkartılmalı diğerleriyse sosyal hayat eğitimi almalı, yani kesinlikle üstünlere özel ilgi ve eğitim ile öğrenci seçerdim.

Testlerde başarısız olmuş bir öğrencinin hayatta başarılı olma şansı var mıdır? Biraz da testlerde ne sorulduğuna bağlı, testten önce ne öğretirseniz testte onu sorarsınız. Bir insanın anlama kabiliyeti yoksa dersi anlayamadığı gibi hayatı da anlayamayabilecektir. Bunu derken imkansız da demiyorum, elbette okul sıralarında başarısız olmuş ve hayatta çok başarılı istisnalar var.

“Belki sınav olmasa bu kadar asılmayacaktım ama sınav için hobilerimden vazgeçmek zorunda kaldım.” Sizi tanıyabilir miyiz? Ben 07/10/1998 Tavşanlı doğumlu Mustafa YILMAZ, 1.ve 2. sınıfı Tunçbilek okullarında 3, 4 ve 5. sınıfı Arslanbey İlkokulunda okudum. Ortaokulum Tavşanlı Özel Yıldız’dı. 3 yıl eğitimimi ve sınavlara hazırlık sürecimi Özel Yıldız’da tamamladım. Düzenli çalışan, dersi derste dinleyen, etrafımca uyumlu, ılımlı olarak tanınan, gereksiz konuşmaktan hoşlanmayan, pasta yemeye ve basketbol oynamaya bayılan bir insanım.

Sınavda 500 tam puan aldın. Büyüyünce seni neyle uğrışırken bulacağız? Ben elektrik elektronik mühendisi olmak istiyorum, yeni şeyler yapmak, yapılmayanı yapmak istiyorum, inşallah bu amacıma en iyi şekilde ulaşırım.İleride inşallah beni mühendis olarak ve ülkeme hizmet ediyor olarak görebilirsiniz.

15 öğrenciyle aynı puanı aldın. Seni diğerlerinden ayıran bir tarafın var mı?

olmadığından aralarındayımdır. Başarı, çalışmak artı motivasyondur. Ben hep çok çalışmadım dedim ama bu günlük olaraktı. Günlük çalışmamı bırakmadım, bırakmamaya çalıştım ve bu üç senede kocaman bir çalışma oldu.

Ailem bana her zaman çok yakın olmuştur, sorunlarımı çok çabuk çözmüşlerdir. Şükürler olsun ki böyle bir ailem var. Beni anlayan, sıkıntılı olduğumu uzaktan bana baktığında bile hissedebilen bir annem ve bana hep destek olan babam var.

İleride televizyoncu olmayı düşünür müsünüz? Hayır aklımdan bile geçmedi şimdiye dek ama kısmet.

Gençlerin yoğun olarak kullandığı sosyal medyayadan uzak olduğunu öğrendik. Sebebi nedir? Bana biraz vakit kaybı gibi geliyor ama artık biraz yakınlaşmayı düşünüyorum. 24 saatin 9 saatini uykuda geçiriyorum.

Sizce başarı nedir?

Sosyal medya başarıyı artırır mı?

Bence başarı kendini kabul ettirmektir insanın kendinin değerini bilmesidir.

Sosyal medyayı ne yönde kullanırsanız o yönünüzü geliştirir ders için kullanırsanız o yönünüzü de tabii ki geliştirir, tamamen bakış açısı kullanım şekliyle alakalı.

Bol okuyan biri misiniz? Neler/i okursunuz? Okumak çok önemli ve faydası da çok büyük. Anlama kapasitenizi arttırır. Roman olarak gizem içeren biraz bulmaca gibi kitaplar hoşuma gider benim mesela; Sherlock Holmes gibi. Ama daha önce de Yavuz Bahadıroğlu’nun tüm serisini okudum.

Sosyal olmakla başarı arasında ilgi var mıdır? Sosyallik bazen yarar verir ama bazen de zarar mesela sosyallikle stres atabilirsiniz kafanızı boşaltabilirsiniz bu artı yönü ama bunu çok yaparsanız asıl yapılaması gerekenlere vakit kalmaz.

Okumanın başarınıza etkisi var mıdır?

Hayatında spora yer var mı?

Benim hayattaki en büyük amacım devletime, milletime, dinime faydalı olmaktır.

Okumanın başarıya tabii ki etkisi vardır sınavı çabuk bitirmenize yardım eder, okuduğunu anlamayı kolaylaştırır.

İlk ve ortaokulu bitirdin. Sistemin eksi ve artı yönleri nelerdi?

Ders çalışmak dışında, nelerle meşgul olursunuz?

Hayatımda spora tabii ki yer var basketbol oynuyorum, okulumdaki beden eğitim öğretmenimin uzmanlık alanı basketboldu, hem spor derslerimizde hem de teneffüslerde ve hobi saatlerimizde basketbol oynamayı seviyordum.

Hayattaki amacın nedir?

Çok çalıştım, çalışmalarım beni ben yaptı, belki sistemin içinde sınav olmasa bu kadar asılmayacaktım, bu kadar tekrar yapmayacaktım, bu kadar özümsemeyecektim konuları. Bunlar sistemin artıları ama en büyük eksisi zaman zaman hobilerimden vazgeçmek zorunda kaldım. Çünkü daha fazla çalışmak için zamana ihtiyacım vardı ve zaman kısıtlıydı.

Senden ortaöğretime öğrenci seçmeni istesek, neleri Belki de beni onlardan ayıran bir tarafım dikkate alırdın?

Basketbol oynarım, kitap okurum, masa tenisi, satranç oynarım her perşembe akşamı Kurtlar Vadisi izlerim.

Sizce televizyon gerekli midir? Tabii ki hayatı idame ettirmemiz için gerekli değil, televizyon izlerken seçici olmalıyız, ne var ne yok izlemek yerine seçmeliyiz.

Bize ailenle olan iletişiminden bahseder misiniz?

Ders kitaplarındakiler hariç, şiir okudun mu, okur musun, şiire bakışın nedir? Yunus Emre şiirleri hoşuma gider, şiirlerinde işlediği Allah aşkı konusunu ve işleme tarzını beğeniyorum.


76

77 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

İpek Böceğinin Dilemması Merve ERDOĞAN Kütahya Nafi Güral Fen Lisesi öğrencisi

2013 Attilâ İlhan Liseli Gençler Kompozisyon Yarışması Türkiye Üçüncüsü

Her gün kendini yenileyen bir dünya içinde, sürekli kendini yenilemek zorunda olan bir varlık olmak ne kadar güç. İnsanım, yaşıyorum ve dünyaya karşı sorumluluklarım var. Dünyadan beklentilerim ve ihtiyaçlarımı karşılama yolları aramam var. Seçimlerim, seçimlerim sonucu elde ettiğim sonuçlarım var. Sonuçlarıma ulaşırken kullandığım metotlarım, uygulamalarım var. Mesela; teknoloji. Teknoloji, günümüzde ihtiyaçları karşılamada en üst sırada olan uygulama. Hayatımızın her alanına işlemiş ve bu şekilde hayatımızı kolaylaştırmıştır. Teknoloji, insanın maddi çevresini denetlemek ve değiştirmek amacıyla geliştirdiği araç gereçlerle bunlara ilişkin bilgilerin tümü anlamına gelmektedir. İnsanın maddi çevresini denetler ve değiştirir. Soyut olanla ilgilenmez. İnsanın içsel özelliklerine, duygularına hitap etmez. Ama duygular bir zaman sonra maddedeki değişimlere ayak uydurur ve de değişir. Bundan seneler önceki insanın sahip olduğu duygu atmosferiyle şu anki insanın sahip olduğu duygular doğal olarak farklıdır. Teknolojinin son yıllarda farklı bir boyut kazanmasıyla insanların ihtiyaçları da farklılık kazanmıştır. İnternet, sosyal medya; yemek, içmek gibi bir tür ihtiyaç haline gelmiştir. Öncesinde sosyal ağların yokluğu herhangi bir eksiklik hissettirmezken, şimdilerde merak odaklı sosyal ağ tutkusu başlamıştır. Hayatın şaşmaz kuralı olarak teknoloji bir bakıma ihtiyaçtan doğsa da, aslında yeni

ihtiyaçları doğurmuştur.Ürettiğinden fazlasını tüketen bir dünyada yaşıyoruz. Bir şeyler hep tükeniyor. Teknoloji geliştikçe sürekli ortaya yeni bir şeyler çıkıyor. Bizse çıkan her şeye, gerekli ya da gereksiz, sahip olmak istiyoruz. Tüketen toplum olduğumuz için, illaki tüketeceğiz bir şeyleri. Aldığımız yeni model bir cep telefonu ya da bir bilgisayar veya herhangi bir teknolojik alet, bizim tüketim bilançomuzu ortaya koyuyor. Bundan seneler önce de tüketen bir toplumduk, seneler önce de insanlar vardı. İnsan doğası gereği bir şeyleri tüketme ihtiyacı hep hissetmekte. Ancak sanayi devrimi ile başlayan modern toplumların temel değeri: tüketmek. Günümüzde ise bu değer gittikçe artan bir tüketim toplumu oluşturmuştur. Tüketim toplumu içinde ise tükettikçe tükeniyoruz. Tükettikçe yitiyoruz, bir şeylerimizi hep yitiriyoruz. İnsani duygularımıza ket vuruyoruz. Teknoloji geliştikçe artan bu yitirmişlik, teknolojinin tüm ihtiyaçlarımı karşıladığı bir dönemde hangi safhaya ulaşır? Yoksa her şeyimizi mi yitiririz? İnsanlık, teknoloji içinde sömürülür mü? Artık insani vasıflar yitirilmeye başlanınca dostluk başka bir boyut kazanır ve belki de dostluk diye bir kavram literatürden kalkar. İnsanların yerini robotlar almaya başlar. İnsanlar robotları ürettikçe daha da çok yalnızlaşır. Nefes alıp vermeyen, seninle ağlayamayan, derdinle hem hal olmayan bir dost… Yalnızlığın ürettikçe çoğalması olur bir bakıma.

Teknolojinin tüm gereksinimlerimi karşılaması… Gereksinim; eksikliği duyulan şey, ihtiyaç anlamında. Buradaki “tüm gereksinim”lerden kasıt, anlık gereksinimlerdir. Benim önceki ihtiyaçlarım şu anki ihtiyaçlarımdan teknoloji kadar farklı olacak. Şu an belki soyut şeyler benim için önem arz ederken, o vakit geçen zaman beni de teknoloji ile birlikte değiştirir ve duygularımı alıp duygusuz bir robota dönüştürür. Birçok soyut şey vardır hayatta. Sevgi gibi, özlem gibi, ağlamak gibi, empati gibi. Teknoloji eseri bir ürün karşıma geçip benimle empati yapabilir mi, benimle ağlayabilir mi? Bunlar benim için bir gereksinimdir bazen. Günümüz teknolojisi bu tür soyut ihtiyaçları henüz karşılamamaktadır. Daha sonra karşılayabilir mi peki? Cevabım karşılamaz olurdu oysaki. Her gün gelişen, geliştikçe değişen bir teknoloji devrinde anlık düşüncelerimi yorumluyorum belki de. Hayatımda her şeyimi karşılayan bir teknolojinin var olması, bu dünyada benim yapmam gereken bir şeyin artık kalmadığını mı gösterir? Belki, teknoloji, tüm ihtiyaçlarımı karşıladığında böyle bir yanılgıya düşebilirim. Her şeyimi yapan bir teknolojinin varlığından sıkılırım. Çalışmak zorunda olmamam, çalışmayacağım anlamına gelmez. Teknoloji, tüm gereksinimlerimi karşılayıp benim yapabilitelerimi

kısıtladığında; seçimlerim hep daha da fazla teknoloji olacaktır. Teknolojinin bana verdikleriyle yetinir miyim, yetinmem. Teknolojik bir doyum yaşamam. İnsanoğlunun fıtratı gereği, hep daha fazlasını isterim. İstediklerimi de gerçekleştirmeye çalışırım. Teknolojinin tüm gereksinimleri karşılamasıyla, insan teknolojiye değil, teknoloji insana hâkim olacak. İnsanoğlu, ürettikleri içinde tükenecek. Dünya hâkimiyeti, insandan olan ama insan olmayan teknolojinin eline geçecek. Bu şekilde bir bakıma “teknoloji sömürgeciliği” başlayacak. Artık insanlar teknolojiyi yönetemeyecek, teknoloji, insanları, beni, yönetmeye başlayacak. Seçme özgürlüğüm de teknolojinin eline geçecek. Artık onun kölesi olacağım ve benim yaşam seçimim olarak adlandırabileceğim şeyler teknolojinin ürünü olacak. Dünya, teknoloji dünyası olacak ve belki de ben, ben olmaktan çıkmış olacağım… Ötekileştirileceğim. Teknoloji, ihtiyaçlarıma karşılık, insanlığımı götürecek, beni de kendileştirmeye çalışacak. Velhasıl teknoloji geliştikçe insanlık gerileyecek. Teknoloji insandan ayrı bir toplum gibi olacak. İnsanlar ne yaptıklarından habersiz daha çok üretecekler, bununla birlikte daha çok tüketecekler. Ama tükettikleri yalnız teknoloji değil, insanlıkları da olacak. Yani üretilen içinde tükenecekler. İpek böceği ve kelebek misali…


78

79 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Toplumun Yapı Taşı Ailenin Yıkımı ve Etkileri Üzerine Bilal KIRGIL Nafi Güral Fen Lisesi Felsefe Öğretmeni

Toplumsal hayatın devamını sağlayan en önemli birliktelik ailedir. Bu birliktelik hem hukuk hem de geleneksel örüntüler tarafından muhatap alınır ve sosyal hayatta bir takım beklentileri de beraberinde getirir. Bu beklentiler genel olarak neslin sahih bir şekilde devam etmesi, bireylere içinde yaşadıkları toplumun norm ve değerlerini tanıtmak ve bunları sonraki kuşağa aktarmak, kişilerde aidiyet bilinci oluştururarak bireyin yalnızlaşmasını ve yabancılaşmasını engellemek olarak belirtilebilir. Aile toplumların varlığının en önemli parçasıdır. Bu parça veya sosyal kurum son derece karmaşık ilişkiler ile kendi varlığını diğer kurumlar ile birlikte inşa eder ki sosyal doku varlığını sağlıklı bir şekilde devam ettirebilsin. Toplumsal değişme sanayi devrimi ile birlikte hızlanmış olsa da günümüz bilgi toplumunun getirmiş olduğu değişme karşısında çokta masum kalmaktadır. Özellikle zihinsel dayanaktan yoksun bir değişme algısı kendini çöküntü olarak kurumlar üzerinde gösterebilir. Bu çöküntü karşısında bütün kurumlar kendini koruma eğiliminde bulunmakta ancak kurumların işlevi nedeniyle bazıları bundan daha fazla veya daha az etkilenmektedir. Aile ve din kurumu sosyolojik olarak değişim karşısında, değişimi yavaşlatan bir direnç gösterir. Bu direnç bu kurumların değişmeyeceği anlamında okunmamalıdır. Değişimi özümseme ve kendi bünyesinde en az hasarla sürecin parçası olurlar. Türk toplumunda ailenin değişimi, tarihsel karşılığı olan aynı zamanda da toplumun modernleşme serüveni ile ilişkilendirilirse yanlış olmaz. Özellikle siyasal ve ekonomik alandaki sosyal değişim diğer kurumları daha fazla etkiler ki Türk modernleşmesinin iki ana sorunsalını oluşturur. Örneğin ekonomideki üretim anlayışının değişmesi ve bireylerin gelirlerindeki artışa paralel olarak eğitim, aile ve din kurumlarının algılanmasında ve hayatın içindeki rollerinde değişme ile sonuçlanmıştır. Örneğin eğitimli insan sayısı artışında meydana gelen değişim aile kurumunu doğrudan etkilemekte ve kadının sosyal rol ve statüsünü değiştirmektedir. Çalışma hayatının zorlu şartları aile kurumunu, bireylerin sosyalleşme sürecini, değerlerin işlerliğini etkilemektedir. Eğer

bu durumda meydana gelen olumsuzlukları absorbe edecek süreçler oluşturulmazsa sapma eğilimleri ortaya çıkmaktadır. Yine de bu sapma eğilimleri ve sonuçları aileyi dolayısıyla bütün toplumu etkilemektedir. Bu bir sarmal yapıdır ve her kurumdaki değişim diğer kurumu doğrudan etkilemektedir. Aile bireyin sosyalleşme serüvenin ilk ve en önemli merkezidir. Bu önem son yıllarda birçok tahrifata uğrasa da henüz yerine başka bir kurum ihdas edilememiştir. Ailenin en hassas ve zayıf halkası olan çocuk için durum her zamankinden daha vahimdir ki bu süreç içerisinde en fazla yıkımı yaşamaktadır. Son yirmi yıl içerisinde Türk toplumunda medya ve iletişim teknolosindeki korkunç değişim bu yıkımı hızlandırmaktadır. Yıkım vardır çünkü çocuk günümüzde en açık ve net şekilde istismar edilmekte ve onun korunması için zihniyet değişimi gerçekleşmediği sürece maddi kanunlar bir işe yaramamaktadır. Yine bu süreci tersine çevirecek olan ailenin kendisidir. Fakat bu sonderece karmaşık ilişkiler ağı ile mümkündür. Bireylerin zihniyet dünyalarında bir şeyi problem olarak algılamaları çoğu zaman direnç ile kendini gösterir. Bu direnci kırmak güçtür. Özellikle aile mefhumu soyal dokuda kutsal olarak algılanmakta ve buraya yapılacak dışarıdan bir müdahale çoğu kez olumsuz sonuçlanmaktadır. Ebeveynler kendi çocukları ile ilgili her girişimi olumlu bulmamakta ve sürecin sonunda çocuk sapma davranışlarını kanıksamış olarak sosyal

hayata dahil olmaktadır. Bu nokta, üzerinde düşünülmesi gereken bir eylem planını zorunlu kılmaktadır. Modernleşme sosyal hayatta olumlu birçok değişimi beraberinde getirirken, sosyal çatışmalara da zemin hazırlamakta ve ailenin bütünlüğünü etkilemektedir. Özellikle Türk toplumunda bu bağlamda ailenin bütünlüğü kesintiye uğramakta ve boşanma verilerinde hızlı artışlara neden olmaktadır. TÜİK verilerine göre, boşanan çiftlerin sayısı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5,8 artarak 33 bin 474 olarak 2012 yılında gerçekleşirken Kütahya 250 boşanma ile sürecin içindedir. Her boşanma çevre ile ilişkilendirildiğinde bu sayının etkisi ve alanı oldukça genişlemiş olarak karşımıza gelmekte ve sosyal dokuyu etkilemektedir ki ailenin neden bu kadar önemli bir kurum olduğu gerçeğini bir kez daha göstermektedir. Toplumların varlığının temeli olan aile ve birey, sağlıklı bir şekilde gelişimini sürdürürse o toplum varlığını güçlenerek devam ettirir. Bunun tersi durumlarda yozlaşma, ilişkiler ağında dejenerasyon, kurumların sağlıksız işlemesi ve genel olarak bir çöküntü yaşanır. Bu durumdan toplumu ve aileyi korumak ve geleceğimizi teminat altına alabilmek için ciddi aile politikaları üretmek ve bunu sürdürürülebilir hale getirmek gerekir. Ailenin bütünlüğünü etkileyecek faktörlerin iyi analiz edilmesi gerekir. Eğer bütün bunlar yapılmaz ise çok yakın bir gelecekte aile sadece görünüşte varlığını devam ettirecek ancak onun mana ve içeriği boşalacaktır. Bu ise sosyal dokunun çöküşünü hızlandıracaktır.


80

81 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya Mevlevîhânesi ve Kütahya’da Mevlevî Kültürü Nuri Erbay Kılıçarslan Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

H

er medeniyetin belirli bir şehir anlayışı vardır. Şehir, kültürün yaşaması ve yaşatılması için önemli bir unsurdur. Anadolu coğrafyasında en eski yerleşim merkezlerinden biri olan Kütahya, Selçuklu, Germiyanoğlu ve Osmanlı dönemlerinde bilim, kültür ve san’atın gelişmesine önemli derecede hizmet etmiştir. Hz.Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled, kızı Mutahhara Hatun’u Germiyanoğlu Süleyman Şah (ö.1387) ile evlendirmiştir. Anadolu’nun birçok şehrine halifeler gönderen Sultan Veled’in, Hz. Mevlâna gibi bir mutasavvıfın ortaya koyduğu vahdet telakkîlerini ve fikriyâtını, rahatlıkla kabul edebilecek bir altyapıya sahip olan ve kızı Mutahhara Hatun’un da yaşadığı bu beldeyi göz ardı etmesi düşünülemez. Sultan Veled’in Farsça Divan’ında Kütahya’nın insanını ve tabiî güzelliklerini methettiği bir gazeli vardır. Bu gazele dayanarak, Sultan Veled’in Germiyan Beyliği döneminde Mevlevîliği yaymak maksadıyla Kütahya’ya geldiği de söylenebilir. “Ne-bâşed hem-çü Kûtâhiyye şehri Hunuk ânkes ki der vey nişest şehrî” Mısraları ile başlayan gazelin anlamını günümüz Türkçesi ile vermeye çalışalım: Uluslararası Sempozyum Dünyada Mevlâna İzleri (Internatıonal Symposıum On The Traces Of Mawlânâ Jalâl Al-Dîn Rûmî In The World) 13‐15 Aralık 2007 / December, 13-15, 2007 KONYA /TÜRKİYE / TURKEY

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya gibi bir şehir olmaz. Ne mutlu Kütahya’da bir ay oturana. Talihi olup da iki ay oturacak olan birisi, ondan hesapsız istifâde eder. Kütahya, bir güneş gibidir. Her tarafı yüzdür ve o yüzün, karanlığı yoktur. Güzellikte cennete benzer. Yâ Rab! Ona eziyet, sıkıntı ve kahır gösterme. Hiç, kusursuz bir güzele zehirli bir şerbet içirilir mi? Onun her köşesi bir bağ ve bahçedir. Her tarafından pınarlar ve nehir akmaktadır. Onun, duvar içine alınmış, muhafaza olunmuş güzel bir kalesi vardır. Onun gibi, dünyada hiçbir şehir görülmemiştir. Böyle güzel şehre, bin Herat ve bin Merv fedâ olsun. Sutan Veled de, onun güzelliği belli olunca herkesin yanında onun övgüsünü açıkça söylemektedir. Kütahya’da XIV. yüzyılın ortalarında, Celâleddin Ergun Çelebi’nin şeyhliğinde Kütahya Mevlevîhânesi kurulmuştur. Erguniyye Mevlevîhânesi olarak da bilinen Kütahya Mevlevîhânesi, Mevlevîliğin Osmanlı coğrafyasında hızla yayılmasında önemli bir yere sahiptir. Ergun Çelebi, Mevlâna’nın üçüncü göbekten torunudur. Esrar Dede’nin Tezkire-i Şuarâ-i Mevlevîyye ve Sakıp Dede’nin Sefine-i Nefise-i Mevlevîyye adlı eserlerinde kendisi hakkında geniş bilgi yer alan Celâleddin Ergun Çelebi, Sultan Veled’in kızı Mutahhara Hatun ile Germiyan Beyliği’nin kurucusu Yakub Bey’in torunu İlyas Paşa’nın oğludur. Nesli bir yandan Mevlâna’ya, bir yandan da Germiyan Beyliği’ne dayanmaktadır. Celâleddin Ergun Çelebi, 700/1301 yılında doğmuş ve 730/1330 senesinde, Kütahya Mevlevîhânesi postnişini olmuştur. Çevresinde, alçakgönüllülüğü ve gönülleri fetheden mizâcı ile tebarüz eden Celâleddin Ergun Çelebi’nin bu vasıfları, Orta Asya ülkelerine kadar yayılmış, İshak Fakîh, Şeyh Ahî Erbasan, Ahî Evren ve Ahî İzzeddin gibi kimseleri Kütahya’ya çekmiş ve ondan feyz almalarını sağlamıştır. Hatta bu kişiler O’na, kabirlerinin Ergun Çelebi’nin türbesine yakın olmasını da vasiyet edecek kadar hayranlık ve muhabbet duymuşlardır. Hazar Dinârî Mescidi, Erguniyye Mevlevîhânesi’nin çekirdeği olarak kabul edilmektedir. Eski Hazar Dinârî Mescidi’nin içinde, Ergûn Çelebi ve yakınlarına ait olduğu bilinen on dört sanduka, batısında da hazire yer almaktadır. Şu an türbe olan bu mescidin bânisi Hazar Dinârî’nin, Kütahya’da Hıdırlık, Balıklı ve Saâdeddin Camii’lerini yaptırdığı da bilinmektedir. Bu mescidin doğusuna, bugünkü Mevlevîhâne inşa edilmiştir. XIV. yüzyıl ortalarında yapılan Mevlevîhâne, 1812, 1841, 1959

ve 2004 yıllarında tamir görerek bugünkü şeklini almıştır. Mevlevîhâne’nin güney tarafında, önceleri mutfak, derviş hücreleri, meşruta ve diğer birimler bulunuyordu. Mutfak önündeki alanda bulunan yedi katlı, sanatlı olan çeşmenin yerinde, şimdi bir şadırvan vardır. Kütahya Mevlevîhânesi, 1959’da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından, aslına sadık kalınarak restore ettirilmiştir. Erken dönem Mevlevîhânelerinin önem taşıyan eserlerinden olan Kütahya Mevlevîhânesi, 1925’ten sonra, depo vb. olarak kullanılmış ve ancak 1959 yılında gördüğü tamirattan sonra hizmet verebilen bir cami haline getirilebilmiştir. Kütahya Mevlevîhânesi’nin etrafındaki bölümler, daha sonraki zamanlarda yıkılmıştır. Bugün, batısında hazire ve güneyinde de kesme taştan inşa edilmiş aşevi kalmıştır. Geçtiğimiz günlerde, hazirenin batısında kalan bir çeşme ve çeşmenin yanına da maalesef bir yeraltı tuvaleti yapılmıştır. Ayrıca halen park olan dedegân evlerinin bulunduğu bölüme, ahşap portatif dükkânlar kurulmuştur. Giriş kapısının üstünde bulunan, “Yâ Hazreti Ergûn” yazılı çini levha, Halil Mahir tarafından kaleme alınmıştır. Daha üstte bulunan “Yâ Hazreti Mevlâna” yazısı Çinici Ahmet Şahin’e aittir. Mevlevîhâne’nin ortasında bulunan dâire şeklindeki alan, semâ merâsimlerinin yapıldığı meydandır. Semâhâne alanını çevreleyen iki bölüm, derviş ve Mevlevî muhibleri için, seyir mekânı olarak yapılmıştır. Cumhur kapısının sağından, üst kata çıkan merdivenlerde mutribân mahfili bulunmaktadır. Daha üstteki kısımlar da, kadınların sema merasimlerini seyredebilmeleri için inşâ edilmiştir. Dışarıdan buraya ayrıca merdiven vardır. Semâ alanının çevresindeki sekiz direk üzerinde, Mevlevî sikkeleri, “Muhammed Celâleddin Rûmî Kuddise


82

83 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

sırruhû Yâ Hazreti Mevlâna”, Ashab-ı Kehf ve Kıtmir yazıları mevcuttur. Kubbe kasnağında, Ayete’l-kürsî ve devamında “Lâ ikrâhe fi-ddin” âyeti ile hattın ketebesi Ahmed Mahir Tekfurdağızâde Kütahyavî 1254/1838– 1839 yazılıdır. Kubbede ise, Allah, Muhammed, Dört Halife, Hz. Hasan ve Hüseyin’in isimleriyle İhlâs suresi yazılıdır. Kubbe direkleri arasındaki kuşakta Türkçe bir rubâî ve altı beyitten müteşekkil Farsça bir şiir, sekiz defa tekrar edilmiştir:

gibidir. Firavun’un bütün sihirlerini, zamanla kendine çekmektir. Bilir misin? “Benim, Allah ile hususi bir ânım vardır.” Sözünün sırrına mekânsız ve aracı olmadan ermektir. Bilir misin semâ nedir? Şems-i Tebrizî misâli, Gönül gözünü açarak mukaddes nurları görmektir.

Mevlâ-yı gürûh-ı evliyâ Mevlâna

Türkçe rubâî ve ilk Farsça beyit hâriç olmak üzere geriye kalan beş beytin, İstanbul Yenikapı Mevlevîhânesi’nde de levhâlar halinde bulunduğu bilinmektedir. Ancak Yenikapı Mevlevîhânesi’ndeki bu levhalar 5 Eylül 1961 akşamı çıkan yangında kaybolmuştur.

Ey ilahi sırların keşfedicisi Mevlâna!

Erguniyye Mevlevîhânesi’nin tamir kitabelerinden 1812 ve 1841 yıllarında tamir ettirildiği anlaşılmaktadır.

Ey kâşif-i esrâr-ı Hüdâ Mevlâna Sultân-ı bekâ şâh-ı fenâ Mevlâna Aşk itmededür hazrete böyle hitâb

Bekâ yurdunun sultanı, fenâ mülkünün şâhı Mevlâna Aşk, sana böyle hitap etmektedir. Ey evliyâ topluluğunun Mevlâsı Mevlâna Farsça beyitlerin günümüz Türkçesi ile anlamı şöyledir: Bilir misin semâ nedir? Belâ (evet) sesini işitmek Hakk’a ulaşıp kendini kendinden almaktır. Bilir misin semâ nedir? Varlıktan habersiz olmak Mutlak fânilik içinde, ebedîlik zevkini tatmaktır. Bilir misin semâ nedir? Yakûb’un derdine devâyı, Yûsuf ’un gömleğinin kokusunda bulmaktır. Bilir misin semâ nedir? Semâ, Musa’nın âsâsı

Mevlevîhânenin bir diğer farklı özelliği de Semâhâne’nin tam ortasında, bir kuyu bulunmasıdır. Bu kuyudan çıkarılan su, halk arasında şifâlı kabul edilir. Mevlevîhânenin kapalı olduğu yıllarda suyun çekildiği ve cami olarak ibadete açıldığı yıllarda da tekrar akmaya başladığı anlatılmaktadır. Caminin giriş kapısının dış üst tarafındaki camlı bölüm, minare olmadığı için ezan okuma yeri olarak düşünülmüştür. “Mevlevîhâne Kütüphanesi’nin Kütahya’daki medrese ve tekke kütüphaneleri içinde önemli bir yeri vardır. Konya Mevlâna Müze Arşivindeki (KMMA) bir belgeye göre 1277/1861 tarihinde buraya Kütahya’daki Mevlevîhâne kütüphanesi kitaplarının bir listesi Hasan

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Ulvî Dede tarafından verilmiştir. Bu belgeye göre bu kitapların bir kısmı Mustafa Sâkıb Dede ve evlatları; bazıları Küçük Arif Çelebi ve evlatları; bazıları da Kütahya vali ve paşaları tarafından temin edilmiştir. Bu belgede kitapların, mütalâa edilmek ve dışarıya çıkarılmamak şartıyla kütüphaneye bağışlandığı; 276 kitabın hepsinin mevcut olup muhâfaza altında olduğu belirtilmiştir. Kitapların bir kısmı sonradan Kütahya Vahit Paşa Kütüphanesine devredilmiştir. Çoğunluğu bu kütüphanede 1377–1661 demirbaş numaraları arasında kayıtlıdır. Bunların dışında şahısların elinde kütüphaneye âit kitaplar mevcuttur, bazıları da satılmıştır. Erguniyye Mevlevîhânesi’nden, tarih boyunca önemli Mevlevî şeyhleri yetişmiştir. Bunlar, Osmanlı coğrafyasında, başta İstanbul olmak üzere önemli kültür merkezlerinde Mevlevîliğin yayılmasında etkili olmuşlardır. Kütahya Mevlevîlerinin de kıyafet ve teçhizatları ile askeri bir birlik teşkil ederek Kurtuluş Savaşı’nda, vatan savunmasında görev yaptıklarını da ayrıca belirtmemiz gerekir. Konya Çelebileri, Kütahya Çelebilerini her zaman koruyup gözetmişler, sıkıntılarını kendi sıkıntıları bilmişlerdir. Konya Çelebilerinden F. Nafiz Uzluk’un, Murat Sabri Ergun’a “Muhterem Çelebim!” hitâbı ile başlayan mektupları, bu durumu belgeleyen bir örnek sayılabilir. Kütahya çelebilerinin şecerelerine dair ulaşabildiği her türlü bilgiyi değerlendirdikten sonra, “Kütahya Şehri” isimli eserinde İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Germiyanoğullarına ait tespit etmiş olduğu soy

şemasında Osmanlı Padişahları’ndan Çelebi Mehmed’in Devlet Hatun’un oğlu olduğunu göstermiştir. Mevlâna soyuna ait müstesnâ asâleti, Kütahya’da yaşayan bugünkü “Çelebiler”de de görmek mümkündür. Günümüz Kütahyasında Mevlevî kültürü ile ilgili kısaca malûmat da arz etmek isteriz: 2007 yılının Nisan ayında KÜMAKSAD yani Kütahya Mevlâna Araştırma Kültür ve San’at Derneği adı altında bir dernek kurulmuştur. Kurulduğu günden bu yana, KÜMAKSAD’ın faaliyetlerini kısaca sıralayacak olursak: Sempozyum, konferans ve paneller, Türk büyüklerini anma toplantıları, kültür ve edebiyat sohbetleri, tasavvuf mûsıkîsi koro çalışmaları, tasavvuf mûsıkîsi konserleri, Türk mûsıkîsi enstrüman kursları, ebrû ve tezhip çalışmaları, Karagöz-Hacivat perde oyunu gösterileri, Ramazan ayında düzenlenen gençler iftarı, çocuk iftarı, ihtiyaç sahibi ailelere gıda-giyecek yardımları ve her hafta düzenlenen Mesnevî sohbetleri şeklinde ifade edebiliriz. Kütahya ‘da Mevlevî kültürünün yaşatıldığı diğer bir alan ise “gezek”lerdir. Özellikle uzun kış gecelerinde, her hafta başka bir evde tertip edilen yemekli toplantı olarak tarif edebileceğimiz Kütahya gezekleri, Mesnevî sohbetleri ve icrâ edilen ayin-i şeriflerle Mevlevîliğin yaşatıldığı ocaklardır. Sonuç olarak Kütahya, camileri, medreseleri, hanları, hamamları, tekke ve türbeleri ile tarihî dokusunu bozmayan bir Türk-İslâm şehri olmasının yanında en önemlisi de tarih içinde kurulup var olan 72 âsitâne ve 14 Mevlevî tekkesinden birini ayakta ve capcanlı yaşatan bir şehirdir.


84

85 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Öğretmenler kulaklarımızın pasını sildi

24 Kasım Öğretmenler Günü’nde konsere katılan Kütahya Valisi Şerif YILMAZ konserden duyduğu memnuniyeti çiçekle ifade etti.

Öğretmenim Müzik Grubu’nda görev alan öğretmenlerimiz

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Ar-Ge Birimi

öğretmenlere Kütahya Valisi Şerif YILMAZ teşekkür edip

tarafından tasarlanan Öğretmenim Müzik Grubu Projesi

çiçek hediye etti. Proje Koordinatörü Fatih TANRIKULU,

kapsamında öngörülen faaliyetler alınan Valilik oluru ile

“Ahmet

resmen başladı. Kütahya merkezdeki okullara gönderilen

yapılan ilk toplantıda, grup üyelerinin enstrümantal

davete icabet eden 31 öğretmenden kurulan Öğretmenim

ve seslendirme uyumu sınanmış ve üyeler arasındaki

Müzik Grubu ilk konserini Kütahya Belediyesi Kültür

başarılı

Sarayı’nda

çalabilen

Nitekim bu umutlarımız boşa çıkmadı. Öğretmenler

öğretmenlerden oluşan Öğretmetmenim Müzik Grubu,

Günü konserindeki başarı, grubu ilçelere taşıdı. Grup

ilk resitalini proje katılımcısı öğretmenlere sunarken,

çalışmalarına gönüllü olarak katkı sağlayan, her biri icra

24 Kasım Öğretmenler Günü’nde düzenlediği konserde

ettikleri müziksel alanda profesyonel olan Öğretmenim

adeta kulaklarımızın pasını sildi. Farklı enstrümanlardan

Müzik Grubu üyesi öğretmenlerimizin her birine ayrı

oluşan koro ve bireysel icra edilen eserlerle göz dolduran

ayrı teşekkür ediyorum.”dedi.

verdi.

Farklı

enstrümanları

YAKUPOĞLU

Güzel

senkronizasyon

bizleri

Sanatlar

Lisesi’nde

umutlandırmıştı.

Grup Koordinatörü Fatih TANRIKULU / İl Milli Eğitim Müdürlüğü (Ar-ge) Koro Şefi Burcu DAĞAŞAN / Fuat Paşa Ortaokulu (Müzik Öğretmeni) Sunucu Emine AKANSEL / Abdurrahman Paşa İlkokulu Rehber Öğrt.) / Sunucu-Korist Saz Ekibi Kazım KUTLU / Kütahya Lisesi (Müzik) / Kabak Kemane Özlem Oyman ÖZOCAK /19 Mayıs Ortaokulu (Müzik) / Kanun Erdal SARUHAN / Kız Teknik ve Meslek Lisesi (Bilgisayar) / Cura Veysel TAŞ / Bahattin Çini İlkokulu (Sınıf Öğretmeni) / Ney Sedat ÜNAY / Kılıçarslan Anadolu Lisesi (Edebiyat) / Ney Yiğit İNEGÖL / Linyit Ortaokulu (Müzik) / Gitar,Klavye Bayram IRKIÇATAL / Şule Mete Tetik İHL (Görsel Sanatlar)/ Bağlama Ali UŞAK / Hayme Ana Kız Tek. Mes. Lis. (İngilizce)/ Bağlama Mehmet Ali YILMAZ / Milli Egemenlik Ortaokulu

(İngilizce)/ Bendir Ahmet GÜR / Bilgisayar Öğretmeni / Ud Ali ÖZGÜR / Kütahya Lisesi (İngilizce) / Bendir Koristler Abdülkadir AKSU / Yavuz Sultan Selim Uyg.Ok. (Müdür Yrd.) / Korist Ali Osman ACAR / Anadolu Öğretmen Lisesi (Okul Müdürü)/ Korist Fikret YILMAZ / Sağlık Meslek Lisesi (Okul Müdürü) / Korist Mustafa TEMİZTAŞ / Fatih Lisesi (Matematik) / Korist Özgür YILMAZ / Seyitömer ÇPL (Kimya) / Korist Yeşim ÇELİK/ Fatih Lisesi (Edebiyat) / Korist Emine GÜNAY / Kadir Adlım Ortaokulu (Beden Eğitimi) / Korist Muzaffer SARI / Çinikent Özel Eğt.(Müdür Yrd.) / Korist Şenay ÇALIN / 80.Yıl Özel İdare Ortaokulu (Fen ve Teknoloji) / Korist Hediye Gülşah NART / Emine Arıoğul İlkokulu (Okul Öncesi) / Korist Savaş TEKİN / Hayme Ana And. Kız Tek. Mes. Lis. (Tarih) / Korist Ahmet Olcay ERSOY / İnköy Ortaokulu (Okul Müdürü) / Korist Nuh CUMA / Ticaret Meslek Lisesi (Tarih)/ Korist İsmail ERBEK/ Ali Güral Lisesi (Edebiyat) / Korist


86

87 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

“Çocuğunuz dişlerini fırçalamıyor.”

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Çocuklar eve gittiğinizde anne-babanıza sıkıca sarılın ve “Seni Çok Seviyorum.” deyin.

Ahmet Saim SARI Yavuz Sultan Selim Eğitim Uygulama Okulu ve İş Eğitim Merkezi Müdür Yardımcısı Bir emanet… Günümüz toplumunda sosyal hayata hazırladığımız emanetlerimiz yani öğrencilerimiz maalesef değişen, küreselleşen ve yozlaşan dünyanın negatif bütün unsurlarından etkilenmektedir. Doğru ile yanlışı ayırmada kritik dönem olan çocukluk döneminde kişilik özelliklerini doğru rol modellerle pekiştirmeyen bir birey sevgi, saygı, hoşgörü, merhamet gibi temel değerlerden yoksun kalmaktadır. Bu eksiklik hayat boyu kendini hissettirmekte, birey mesleki anlamda iyi eğitim almış olsa da, iyi bir kariyer yapsa da insani değerler bakımından bir gelişme gösterememektedir. İşte bireyin en çok ihtiyaç duyacağı bu değerleri ona kazandıran öğretmendir. Eğitim-öğretim süreci, içerisine aileyi de alan bir işleyiş olmasına rağmen gerekli özveriyi ve çabayı anne-babalardan her zaman istediği düzeyde göremeyen öğretmenlerimiz çocuklarımızın edinmesi gereken değerleri ailenin de sorumluluğunu yüklenerek verme çabası içerisine girerler. Doğru pekiştirmelerle, davranış kazandırmaya dönük çalışmalarla her bireyin özelliklerini de dikkate alarak onları toplumda yer edinen, saygı gören insan olarak yetiştirmenin mücadelesi içinde olurlar. Peki öğretmenler neden aileden bekledikleri desteği göremezler? Bunu somut örneklerle açıklamak mümkündür. Anne-babalarımızın çocuklarına dönük en net söylemleri şudur: “Ben çocuğum için her şeyi yaptım.” Evet. Kesinlikle her şey yapılmıştır velilerimiz tarafından. Ama davranışları ve değerleri kötü yönde etkilemek anlamında. Nedir peki kritik süreçte bireyin düşünce, görüş ve tavırlarını tetikleyen velilerin yanlış adımları ve eylemleri?

1. Ben küçükken çok sıkıntı çektim aman çocuğum her şeye sahip olsun bir dediğini iki etmeyeyim düşüncesi. Maalesef bireyin yetişme sürecinde davranış problemlerinin oluşmasına en çok sebep olan eylem budur. Özellikle kendi ayakları üzerinde durması açısından, hayatın içerisinde yer alabilmek için yapması gerekenleri öğrenebilmek açısından belli argümanları küçük yaşlarda tanıması gereken birey, her ihtiyaç duyduğunda anne-babayı yanında bulduğu için ileriki dönemlerde karşısına çıkabilecek sorunlara karşı ebeveynler yanında değilse savunmasız kalacak ve hep içine kapanık bir ruh haline sahip olacaktır. Çocuğunun bir dediğini iki etmeyen, istediği herşeye anında kavuşmasını sağlayan anne-baba, mücadele, emek, çaba gibi kavramların oluşmasını engellemektedir. Okul hayatında bu durumun en bariz örneği görsel sanatlar ve teknoloji tasarım dersi ödevlerinin genelde annebaba tarafından yapılmasıdır. Çocuğu zayıf almasın düşüncesiyle çalışmaları yapan ebeveyn çocuğunun hayal dünyasının gelişmesini engellemekte, ayrıca küçük kas gruplarının çalışmasını sağlayacak çalışmaları da yapmamasına sebep olmaktadır. 2. Yalan ve dedikodu. Toplumumuzda gezek ve sohbet kültürü gelenek halini almış bir faaliyettir. Bu faaliyetler esnasında belli yaş grubu çocuklar da annelerinin refakatinde o ortamın havasını teneffüs ederler. Annelerimiz özellikle bu ortamda birbirlerini çekiştirmek, orada olmayan birinin dedikodusunu yapmak suretiyle çocuklarına menfi örnek teşkil etmektedirler. Davranışı birebir anne-babasından ve büyüklerinden gören birey o davranışın yanlışlığını idrak edememekte, bunun doğal bir şey olduğunu düşünerek; önce sınıfta arkadaşlarının arkasından

konuşmak suretiyle, daha sonra bu davranışı özümseyerek hayat boyu her ortamda kullanmaya başlamaktadır. 3. Sigara ve alkol: Hiçbir anne-baba çocuğunun bu zararlı alışkanlıklara sahip olmasını istemez. Bu teoride gerçekçi bir yargı olsa da pratikte kesinlikle tam tersi yapılmaktadır. Özellikle küçük yaşta annebabasının ev ortamında çok rahat bir şekilde sigara ve alkol tükettiğini gören birey, rol modelinin izinde gitmenin gereği olarak merak denen kavramında devreye girmesiyle sigara ve alkole başlama adına ilk adımları atmada tereddüt yaşamamaktadır. Hatta anne-babalar pasif içicilerin 4 kat daha fazla zehirlendiklerini bile bile çocuklarının temiz havaya en çok ihtiyaç duydukları zamanlarda onları zehirlerken hiçbir acı hissetmemektedirler. Baba ya da anne çocuğunu bakkala sigara almaya yollayarak sigara ile çocuk arasındaki tek engeli de kaldırmakta teşvik etme konusunda maalesef üzerine düşen görevi yapmaktadır. 4. Anne-Baba Sevgisi: Çocuklarımız aile bağları hususunda eğitimin büyük kısmını annebabalarından alırlar. Bu eğitim yaşanmışlıklar yoluyla sağlanan görsel bir eğitimdir. Yani çocuk annebabasının bayramlarda büyüklerini ziyaret etmesini, sık sık onların hal hatır ve durumlarını sormasını, onlara şefkat ve sevgiyle yaklaşmasını örnek alır. Ya da tam tersi yaklaşımları. Nelerdir peki bunlar? Annebabasının sıkıntılarıyla ilgilenmeyen, ihtiyaçlarını karşılamayan, sık sık onları ziyaret etmeyen ve hor-hakir gören evlatlar aynı davranışların bir gün kendisine de yaşatılacağını bilmelidir. Çünkü evlat bir aynadır.


88

89 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Öğrencilerime bu durumla ilgili küçük bir test uyguladım görev yaptığım okullarda. -Çocuklar eve gittiğinizde anne-babanıza sıkıca sarılın ve “Seni Çok Seviyorum.” deyin. Eğer şu cevapları alırsanız göstermiyorsunuz demektir.

onlara

sevginizi

a) Ne oldu okulda yaramazlık mı yaptın? b) Para mı lazım? c) Bir şey için izin mi isteyeceksin? d) Hangi dağda kurt öldü? Bu şıklar çoğaltılabilir. Maalesef ertesi gün okula gelen öğrencilerimin büyük bir kısmı üstteki cevaplara benzer tepkilerle karşılaşmışlardı. Peki suç tüm özelliklerini yaşantılar yoluyla kazanan ve doğru yolu bulabilmek için arayış içinde olan çocuklarımızda mıydı yoksa anne-baba ve büyükleri olarak ona doğruları gösterecek, gözlemlerinde ona iyi örnekler sunacak ve bu zor ve meşakkatli süreçte ışık olacak biz büyüklerinde mi? Sanırım cevabını hepimiz biliyoruz. 5. Çocuklarımızın sağlıkla ilgili davranışlarında da anne-babanın sürece etkisi büyüktür. Bu durumla ilgili en büyük eksiklik diş fırçalama konusunda aile büyüklerinin kayıtsız kalmasıdır. Veli toplantılarında öğrenci velilerine “Çocuklarınızı çok sevdiğinizi düşünmüyorum.” dedim. Bu yaklaşımın amacı içsel bir tepki ile ilgiyi konuya toplayabilmekti. Haliyle velilerim daha dikkatli dinlediler beni. Maalesef büyük oranda fırçalamıyordu. Ve veliler önemsemiyorlardı.

öğrencim dişlerini bu durumu hiç

Bu duruma dönük açıklamaları ise çok yüzeyseldi. “Biz hep söylüyoruz hocam laf dinlemiyor.” Evet maalesef çocuklarına davranış kazandırma yolunda mücadele ederken bu mücadeleyi erken bırakan bir pozisyondaydı çoğu veli. Söylemekle birşeyler değişiyor olsaydı en başta sigaranın zararlı olduğunu bilen anne-babaların bunu bırakması gerekmez miydi? “Her sabah ve her gece ayna karşısına geçip onunla diş fırçalamalısınız, çocuğunuz sizden gördüklerini

yaparken daha fazla istekli olur.” diyerek yönlendirdim velileri. Bu süreçte okulda da diş fırçalama takip çizelgeleri hazırlayarak 3 öğrenciye ikişer hafta sorumluluk vererek günlük takiplerini de yaptırdım. Dişlerini düzensiz fırçalayan öğrencilerin velilerini arayarak sebeplerini sordum. Önce kısa bir şaşkınlıktı aldığım tepki. Dişlerini neden fırçalamıyor diye ilk defa aranmıştı veli. Ama zamanla büyük oranda öğrencimin düzenli olarak fırçalamaya başladığını gördüm. Anne babaları sürece dahil etme konusunda en büyük güçtür öğretmen. 6. Merhamet. En hassas değerlerden birisidir merhamet. Merhametli insan canlılara zarar vermez, yeşili doğayı korur, aç ve açıkta kalana el uzatır. Bu davranışı kazanma döneminde çocuğun en çok ilgi gösterdiği materyal ise hayvanlardır. Bir kediyi ya da köpeği sevmek istediğinde “Pistir dokunma. Hastalık kaparsın. Kim bilir ne mikroplar taşıyordur.” tarzında tepkiler veren ve aç vaziyette yardım bekleyen o hayvanı beslemek isteyen çocuğuna “Sana ne çocuğum senden başka ilgilenecek yok mu?” tarzı cümlelerle yaklaşan ebeveynler farkında olmadan merhamet, şefkat duygusuna sahip olmaktan uzaklaştırmaktadırlar çocuklarını. Halbuki haftada bir gün çocuğunuzun sokaktaki kuşlara bir avuç yem atmasını sağlayarak, bir yavru kedinin önüne küçük bir kap süt koydurarak, evdeki kalan malzemeleri aç bir köpeğin karnını doyurabilmesi için çocuğunuza verip o hayvana ulaştırmasını sağlayarak çocuğunuzun merhamet dünyasında aydınlık yarınlar olabilirsiniz. 7. Hoşgörü: Karşımızdakinin de insan olduğunu ve onunda hata yapabileceğini idrak edebilme erdemidir hoşgörü. Bu değere sahip olmak gerçekten zordur. Çünkü maalesef tahammülsüzlük bir hastalık gibi yayılmış, kendi hatalarının kusurlarının farkına varamayan insanlarımız kusursuz bir dünya talep eder olmuştur. Halbuki küçük bir tebessüm değil midir kalpleri yumuşatan, ya da içten bir “Canın sağ olsun.” sözü. Hayatın her alanında karşılaşırız hoşgörüsüz tavırlarla. Özellikle trafikte

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

çocuklarımıza örnek oluruz hoşgörüsüzlüğümüzle. Her fırsat bulduğumuzda kornaya basarak, hatalı sürücü gördüğümüzde ağzımızı bozarak, karşıdan karşıya geçmek isteyene yol vermeyerek… Fikir dünyasına karşı bile hoşgörülü değilizdir çoğu zaman insanların. Bizim gibi düşünmeli bizim gibi hareket etmelidir herkes. 8. Büyüklere saygı: Davranışın şekillendiği dönemde anne-babalar ya da çocuğun örnek aldığı bireyler yaptıkları ve yaptırdıklarıyla büyüklere saygı kavramının davranış olarak içselleştirilmesini engellemektedirler. Örneğin toplu taşıma araçlarında bir yaşlı ya da bayan otobüse bindiğinde çocuğunu yer vermesi için teşvik etmeyen hatta daha da ileri gidip yer vermek isteyen çocuğunu engelleyen anne-baba egoist ve kendini düşünen bir çocuk yetiştirmektedir. Günlük sohbet ortamlarında büyüklerine karşı saygısızca konuşan, onları rencide eden birey bu davranışı çocuğunun da kazanmasına sebep olmaktadır. 9. Çevre ve doğa sevgisi: Çevre iç içe olduğumuz büyük evimizdir. Ama maalesef o evin temizliğine düzenine gereken özen, ilgi ve özveri büyükler tarafından gösterilememekte, izimizden giden çocuklarımızda aynı ilgisizliği sürdürmektedirler. Aracın camını açıp

çöplerini yola atanların, pikniğe gittiğinde ortamda bütün artıklarını temizlemeden bırakanların sırf arazi sahibi olabilmek için ormanları yakanların çocuklarımıza iyi örnek olabilmesi beklenemez. 10. Kitap okumayan, her gün saatlerce televizyon izleyen ( o programların geneli şiddet içeren ya da evlendirme adı altında dejenere hayatı ve birliktelikleri özendiren ayrıca kan davası, adam öldürme gibi olayların çözümüne dönük görünen programlar) annebabaların çocuklarının kitap okuması çok zor bir ihtimaldir. İşte bu yaşamsal hataların bir araya geldiği durumlarda maalesef hayata gerçekten değerleriyle yaşayan öğrenciler kazandırmakta zorlanır öğretmenler. Bu süreçte farklı aile kültürüne sahip çocuklarımızı yetiştirirken her bireye onun özelliklerine en uygun metotla yaklaşırlar. Pes etmeden, sabırla özveriyle, anne şefkatiyle, baba sıcaklığıyla yaklaşırlar. Asla nokta koymazlar sürece. Güzel tarafı da bu değil midir öğretmenliğin? Bağınızın bir ömür olduğu başka bir meslek var mıdır muhatap olduklarınızla? O yüzden ömre bedel çalışmalar yapar emektar öğretmenlerimiz. Hayata gülümseyen gözlerle bakan bireyler yetiştirebilmek için. Unutmazlar asla. Pozitif düşünen pozitif yaşar.


90

91 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Bu Benim Eserim’de depreme dayanıklı tuğla ilk 100’de

Turizmci öğrenci ve öğretmenlerinden 5 bin kişiye aşure

Tübitak ve Milli Eğitim Bakanlığı koordinesinde düzenlenen Bu Benim Eserim Proje Yarışması’nda Kütahya’yı Mirsad AKDEMİR temsil etti. 81 ilden 40 bin projenin başvurduğu yarışmada ilk 100’e giren Mirsad AKDEMİR, Depreme Dayanıklı Tuğla projesiyle Ankara’da Kütahya’yı temsil etti. Depreme Dayanıklı Tuğla projesi hakkında bilgi veren Mirsad AKDEMİR, depremlerde yaşanan can ve mal kayıplarını en aza indirmek için böyle bir tuğla tasarladıklarını, kullandıkları malzemelerle tuğlanın mukavemetini önemli oranda artırdıklarını belirtti. Mevcut tuğlayı bulmak için çok sayıda deney yaptıklarını ve kullandıkları malzemeleri patent başvurusunda bulunacakları için gizlediklerini ifade eden AKDEMİR, mevcut tuğla fiyatlarının 0.30 kuruşken kendi tasarladıkları tuğlanın 0.45 kuruş olduğunu ifade etti. Fatih Ortaokulu öğrencisi Mirsad AKDEMİR, yarışmaya Fen ve Teknoloji Öğretmeni Fatih BOZYİĞİT rehberliğinde hazırlandı.

Kütahya Lisesi aşure geleneğini sürdürdü Zafertepe Mahallesi’nde eğitim öğretim hizmeti veren Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi öğretmen, öğrenci ve velileri Sevgi Yolu’nda aşure dağıttı. Toplumu bir arada tutan, kaynaşmayı, paylaşmayı sağlayan en temel öğe gelenek ve göreneklerimizle harmanlanmış kültürel değerlerimizden olan ve halkın teveccüh gösterdiğii aşure vesilesiyle okullarını tanıtmak istediklerini vurgulayan Okul Müdürü Celal BOZTEPE, emeği geçen öğretmen ve öğrencilere teşekkür etti. Okul yönetimi, öğretmenler, öğrenciler ve velilerle birlikte gerçekleştirilen organizasyonda okul mutfağında pişirilen yaklaşık 5 bin kişilik aşure Sevgi Yolu’nda ve Valilik Binası’nda halka ikram edildi.

Aşure malzemelerinin ayıklanması, doğranması, pişirilmesi ve halka servis edilmesi aşamalarında bizzat emek sarf eden öğrenciler, yaptıkları bu çalışmadan dolayı çok büyük bir mutluluk duydukları ifade ettiler. Bu organizasyonun başarılı bir şekilde geçmesiyle okul yönetimi, öğretmen, öğrenci ve veli işbirliği ile daha iyi işlerin başarılabileceğine olan inanç arttı. Organizasyona katılan öğretmen, öğrenci ve veliler halkın olumlu tepkileri ve hayır dualarını almaktan büyük bir mutluluk duyduklarını ve bu olumlu dönütlerin yorgunluklarını unutturduğunu belirttiler.

Kütahya Lisesi öğretmenleri üç yıldır aşure dağıtıyor. Bu yıl üçüncüsü düzenlenen aşure hayrı, öğretmen ve öğrencilerin gayretleriyle yapılıyor. Aşure için gerekli malzemeleri okuldaki öğretmenlerin aldığını ve organizasyonla Tarih Öğretmeni Mehmet Ali TİFTİK’in görevli olduğunu vurgulayan Kütahya Lisesi Okul Müdürü Uğur Mehmet YÜCEL, “Böyle bir geleneği yaşattığımız için mutluyuz. Bu tür faaliyetlere ön ayak olan öğretmen ve öğrencilerimize teşekkür ediyoruz.”dedi. Cennet gençlerinin efendisi ve Hazreti Peygamberin “Benim dünyadaki çiçeğim, reyhanım.”diye tavsif ettiği Hazreti Hüseyin ve Ehl-i Beyt’ten 70 kişinin Kerbela’da şehit edilişlerinin anıldığı aşure etkinliğinde, bin kişilik aşure yaptırıldı ve dağıtıldı.


92

93 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

İl Milli Eğitim Müdürü Coşkun Esen, Zihinsel Engelli Çırak Öğrencileri Ziyaret Etti

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Özel Germiyan’dan ilginç öykü tamamlama yarışması

Özel Germiyan Koleji, öykü tamamlama yarışmasıyla öğrenci yazarları destekliyor. Merkez ilçedeki 4. sınıflara yönelik yapılan yarışmada, ünlü bir çocuk yazarının yeni yayınlanmış öyküsünün yarısı konu olarak veriliyor. Tamamlanan öyküler komisyon tarafından değerlendirilip dereceler açıklanıyor. Dereceye giren öğrenciler için yapılan törene, öyküsü kullanılan yazar da davet ediliyor. Ödül törenini aynı zamanda imza günü olarak da kullanan Germiyan Koleji, ödül törenini Kütüphaneler Haftası’nda yapıyor. Dereceye giren öğrenciler ödül olarak ayrıca yazarın imzalı kitabına sahip oluyor. 2013’te ikincisi düzenlenen yarışamada, çocuk öyküleri yazarı Süleyman Bulut’un “Kayabeyi” öyküsü kullanıldı. Şehitler İlkokulu’ndan Zeynep Sude Uysal birinci, Atatürk İlkokulu’ndan İdil Bikem Yavuz ikinci ve Linyit İlkokulu’ndan Kıvanç Onat Türker üçüncü oldu.

İl Milli Eğitim Müdürü Coşkun Esen, engelli çırak öğrencileri tekstil atölyesinde ziyaret ederek paylaşımlarda bulundu.

yeterliliğe ulaşmış 11 öğrencimiz çırak öğrenci olarak 18 Şubat 2014 tarihinde işe başlamıştır.

2013-2014 eğitim-öğretim yılında zihinsel engellilerin istihdamına yönelik olarak Müdürlüğümüz Çinikent Özel Eğitim ve Mesleki Eğitim Merkezi işyeri koordinatör öğretmenliği tarafından yeni bir çalışma başlatılarak, okulda 10. 11. ve 12. sınıflarda okuyan öğrencilerin 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu çerçevesinde “Çırak Öğrenci” statüsü ile çalışabilmeleri için iş yeri taramaları yapılmıştır.

İl Milli Eğitim Müdürü Coşkun Esen, engelli çırak öğrencileri tekstil atölyesinde ziyaret ederek paylaşımlarda bulundu. Çırak öğrenci statüsü ile yapılan bu çalışmanın zihinsel engelli öğrenciler anlamında emsal teşkil edeceğini belirten İl Milli Eğitim Müdürü Coşkun Esen, “Ülkemizdeki zihinsel engelli öğrencilere yönelik ilk örneklerden biri olan bu çalışmada emeği geçenlere teşekkür ediyorum.” dedi.

Yapılan taramalar sonucunda işyerleri belirlenerek, yasal iş ve işlemlerin alt yapısı hazırlanarak gerekli çıraklık sözleşmeleri imzalanmış ve iş becerilerinde

Ziyaretleri esnasında İl Milli Eğitim Müdürü Coşkun Esen’e, Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Şube Müdürü Canan Aslan ve okul idarecileri eşlik ettiler.

Özel Konuralp Amerikan Matematik Yarışması’nda 3 madalya aldı 60.sı düzenlenen Uluslararası Amerikan Matematik Yarışması (AMC-8)’nda Özel Konuralp Ortaokulu öğrencileri bu yılda boş geçmeyerek 3 madalya ile döndüler. Uluslararası olarak düzenlenen yarışmanın Türkiye ayağı bu yıl İzmir Gediz Üniversitesi’nde yapıldı. 25 soru ve 40 dakika süre verilen yarışmada, Konuralp Koleji öğrencilerinden Seray TEMÜR altın madalya, Zeynep Betül MUMYAKMAZ gümüş madalya, Selma ÖZTÜRK ise bronz madalya kazandılar.


94

95 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Eğitimde Ödül ve Ceza

Bilim Sanat Merkezi’nin engelli öğrencilere yönelik projesine ZEKA desteği

Celal BOZTEPE Ticaret Meslek Lisesi Müdür Yardımcısı

Eğitim bireyin davranışında, kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme sürecidir. Bu süreç bireyin ailesiyle başlar ve daha sonraki dönemlerde eğitim kurumlarında devam eder. Klasik eğitim anlayışında bireyin davranışlarını istenilen kalıba sokmak amacıyla ödül ve ceza kullanılır. Özellikle küçük yaşlarda verilen ödüller o an için çözümler üretmesine karşın, birey büyüdükçe daha iyi ödüllerin verilmesini bekler ve ödül almadığı bir takım davranışları yapmaktan hoşlanmaz. Ayrıca ödül ve ceza sınıf içerisinde öğrenciler arasında bir kıskançlığa ve motivasyon bozukluğuna neden olan önemli bir etkendir. Ödül ve cezaya dayalı bir eğitim sisteminde öğrenci yalnızca o anı kurtarmak, ödül almak ya da ceza almamak için kendisinden beklenen davranışları sergiliyormuş gibi görünerek rol yapar, bu davranışlar kalıcı olmaz. Oysa eğitim sorumluluklarını bilen, dürüst, ahlaklı ve erdemli bir kişilik sahibi bireyler yetiştirme aracı olmalı ki insanlar sorumlulukları gereği yapmaları gereken iş ve işlemler için herhangi bir ödül ya da cezaya gereksinim

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

duymadan üzerlerine düşeni yaptıklarında mutlu olmalı. Bunu sağlamak için ilkokuldan itibaren öğrencilere sorumluluk bilinci kazandırmaya yönelik geri bildirimler yapılmalı, özellikle hatalı davranışların olumsuz sonuçları ve neden yapılmaması gerektiği öğrenciye açıklanmalıdır. Özellikle eğitim kurumlarında bir takım değişimler gündeme geldiğinde öncelikle eğitimciler direnç gösterir. Yılların vermiş olduğu alışkanlıklarını değiştirmek, kendilerini güncel koşullara uyarlayarak yenilikçi eğitim yaklaşımlarını uygulamak ağır gelir eğitimcilere ve direnirler. Değişimin kaçınılmaz olduğu çağımızda değişime eğitimin tanımından başlayarak, eğitim sistemimize çeki düzen vermek artık kaçınılmazdır. Eğitimi, Çiçero’nun tabiri ile; “Çocuğu insan haline getirme sanatına” ya da Herbert Spencer’in tarifi ile “İnsanı mükemmel bir hayatı yaşamaya hazırlama” becerisine dönüştüremediğimiz sürece daha mutsuz, daha vurdumduymaz ve bencil bireylerle bugünkünden de çok karşılaşacağız.

İlimiz Gazi Kemal Bilim Sanat Merkezi tarafından hazırlanan “Zekamı Geliştiriyorum Engelleri Aşıyorum” adlı proje Bakanığımızın web sayfasında örnek proje olarak paylaşıma açıldı.

arttırdığı bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış 56 farklı zeka geliştirici oyunun oynanabileceği ve 24 öğrencinin aynı anda yararlanabileceği zeka oyunları sınıfı-zihin atölyesi kuruldu.

Zafer Kalkınma Ajansının sosyal kalkınma ve mali destek programı için İlimiz Gazi Kemal Bilim Sanat Merkezi tarafından hazırlanan “Zekamı Geliştiriyorum Engelleri Aşıyorum” projesi, TR33 bölgesinde Manisa, Afyon, Uşak ve Kütahya illerinden proje başvurusu yapan 195 proje arasından desteklenmeye hak kazanan 69 proje arasına girmişti.

İlimiz Gazi Kemal Bilim Sanat Merkezi tarafından hazırlanan “Zekamı Geliştiriyorum Engelleri Aşıyorum” adlı proje Bakanığımızın Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün web sayfasında örnek proje olarak paylaşıma açıldı.

101.630,32 TL toplam bütçeye sahip İlimiz Bilim Sanat Merkezi, Rehberlik ve Araştırma Merkezi ve Kütahya Sakatlar Derneği işbirliği ile gerçekleştirilecek olan proje ile öğrencilerin IQ seviyelerini 13 puan

İlimiz merkez ve ilçelerinde ikamet eden fiziksel engelli öğrencilere zeka oyunları eğitimi verilerek engelli öğrencilerimizin akademik başarılarına destek olunacağını ifade eden İl Milli Eğitim Müdürü Coşkun ESEN, projede emeği geçen tüm çalışanlara teşekkür etti.


96

97 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya’dan Türkiye’ye “Su” Projeksiyonu Öğrenci: Mustafa Sait ŞAHAN Sosyal Bilimler Lisesi öğrencisi Danışman:Yahya ELBAY Fatih Anadolu Lisesi Tarih Öğretmeni

2012-2013 Tübitak Öğrenci Projeleri Yarışması Bölge İkincisi

PROJENİN AMACI:

olmuş ve olmaktadır. Su, yeryüzünde insanlar tarafından değeri unutulmuş, gözün görmeye alıştığı ve değeri hiçe sayılan pırlanta gibidir. Öyle ki, bu pırlantalar, insanlar tarafından aşındırılmakta, köreltilmekte ve değeri yok edilmektedir. Gelişmiş ülkelerin yavaş yavaş değerinin farkına vardığı bu pırlanta, ne yazık ki Türkiye’de hala göz ardı edilmekte ve bitip tükenmesine, bilinçsizce kullanılmasına karşın çok fazla önlem alınmamaktadır.

Kütahya Merkez’de tüm pınarların tespit edilmesi, boşa akan suyun değerlendirilmesi ve kirlenen suyun arıtılması için harcanan paranın başka alanlara aktarılması. GİRİŞ: Su bilinen tüm yaşam biçimleri için gerekli ve vazgeçilmez olan kokusuz ve renksiz bir maddededir. Yaşamın var oluşundan beri birinci derecede önem teşkil etmiş, yaşam süreçleri boyunca beslenme, dolaşım, solunum, boşaltım gibi elzem faaliyetleri gerçekleştirmede canlıların en önemli tüketim kaynağı olmuştur. Öyle ki, insanın yüzde elli beşi su olduğu gibi, onsuz sayılı dakikalar yaşayabileceğimiz oksijen de suda bulunur. Yeryüzünün yaklaşık yüzde yetmişi sudur. Bu her ne kadar suyun bolluğunu gösterse de, canlılar için inci değerinde olan su, devenin kulağının yüzde ikilik kısmı kadardır. Başka bir deyişle, yeryüzündeki tüm suyu beş litrelik bir bidona hapsedersek, canlıların ihtiyaçları için kullanabileceği su miktarı bir çorba kaşığı kadar bile değildir. Tabii suyun canlılar için en önemli tüketim kaynağı olmasının da belli sonuçlar doğuracağı barizdir. Sürekli tüketilen, kirletilen ve sadece toplumların değil tüm popülasyonların birincil tüketim kaynağı olan suyun, yaşam gibi bir mucizeye yol açtığı gibi, çeşitli felaketlere de yol açmayacağını düşünmek hayalcilik olur. Dünyaya eşit bir şekilde dağılmamış olan tatlı su, birçok ülkede kuraklıklara, kıtlıklara, ölümlere sebep

Karagöz Camii karşısındaki çeşme ve dört sebilde ayda 129600 litre su boşa akmaktadır..

Fotoğraf: Kemal KALKAN

Su hem siyasi hem sosyal hem de ekonomik açıdan devletler için büyük önem taşımaktadır. Yaklaşık 4 bin 467 milyar yıldır var olduğu iddia edilen dünyada şu an yaklaşık 1 milyar 386 milyon kilometreküp su bulunmaktadır. Dünya nüfusu her yıl 80 milyon artmakta, buna karşılık su kaynakları kirlenmekte ve kendisini yenileyememektedir. Türkiye’ye gelecek olursak, üç yanı sularla kaplı olan ülkemiz, su zengini bir ülke olmadığı gibi su fakiri bir ülke de değildir. Fakat gerekli önlemler alınmadığı takdirde yakın gelecekte su sorunları yaşamaya aday bir ülkedir. Hatta ve hatta ülkemizde suyun kullanılması için önlem alınmaması halinde yaklaşık otuz yıl sonra suyun geri dönüşümü olanaksız durumda olacaktır. Su akar, Türk bakar deyimi boşuna söylenmiş bir söz değildir. Bu hususta, ülkemizde günümüz koşullarında yapılan araştırmalar ve değerlendirmeler sonucunda yüzey ve yeraltı suyunun yüz on milyar metreküp olduğu belirlenmiştir. Bu miktarın doksan beş milyar metreküpü yurtiçinden doğan akarsulardan; üç milyar metreküpü yurtdışından ülkemize ulaşan akarsulardan; on iki milyar metreküpü ise yeraltı sularından sağlanmaktadır. Ülkeler; yılda kişi


98

99 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Fotoğraf: Sinan BAŞALAN

başına düşen su miktarına göre sınıflandırılır. Bugün için bir Avrupalının yıllık kullanılabilir su miktarı yaklaşık beş bin metre küp iken, Türkiye’de bu rakam kişi başına bin dört yüz otuz metre küptür. Bunun anlamı şudur: Türkiye ‘’su stresi’’ çeken ülke konumundadır. Dünyada ve Türkiye’de suyun durumunun sınırları yukarıda çizilmiştir. Araştırmanın asıl amacı Kütahya’daki su durumunu irdelemek ve çeşmelerden boşa akan su sorununa çözüm getirmektir. Türkiye’de çini üretimi ve ihracatında birinci sırada olan Kütahya, pınarlarıyla da nam salmıştır. Evliya çelebi Seyahatnamesi’nde der ki: “Şehrin içinde binden fazla su kaynağı vardır. Bu suların hazmı kolaydır. Kim ki sıkıntısı varken bu sulardan içerse sıkıntısı defolur.” Başka bir yerde de bu suların kırk sekiz ayrı kaynağının olduğunu belirtmiştir. Bugün ise Kütahya’da belediye tarafından tespit edilen 147 pınar mevcuttur. Kütahya’nın bu pınarların boşa akması hem Kütahya ekonomisi, hem Kütahya coğrafyası, hem Kütahya kültür ve gelenekleri bakımından büyük bir kayıptır. Projenin bir diğer amacı da, bahsi geçen ve geçecek olan su kaynaklarının nitel ve nicel öneminin tanımlanması, hipotezlerin doğrulanması ve önem bağlamında sınırların altının çizilmesidir. Tespit edilen pınarların her birinin ayrı bir gideri bulunmakta ve bu

sular kanalizasyona akmaktadır. Kanalizasyona akan bu temiz sular orda kirlenmekte ve tekrar arıtılıp halka sunulmak için ek bir maliyet harcanmaktadır. YÖNTEM: Kütahya Merkez’de belediye tarafından tespit edilmiş 147 pınar vardır. Maalesef bu pınarların debisi, Devlet Su İşleri, Su İşleri Müdürlüğü ve Belediye tarafından ölçülmediği için, araştırma dâhilinde mevcut pınarların hepsinin debisi ölçülmüştür. Çoğu çeşmenin kimisinin tahrip olup kuruduğu kimisinin ise musluk takılarak doğallığını kaybetmesi sonucu 127 tanesinin doğal halde olduğu gözlemlenmiş, bütün çeşmeler fotoğraflanıp arşivlenmiştir Kütahya’nın pınarları hakkında detaylı bilgi edinmek için Su İşleri Müdürlüğü Müdür Yardımcısı İbrahim Dönmez’den pınarların tarihleri ile ilgili; Su İşleri Müdürlüğü Maden Mühendisi Erdinç Akyüz’den, debiler ve ölçümü ile ilgili; Devlet Su İşleri Müdürlüğü Ziraat Mühendisi Hasan Karakuş’tan Kütahya barajlarının doluluk oranları, ölçüm sonucu ortaya çıkan su miktarının değerlendirilebilirliği ile ilgili ve Hıfzıssıhha Müdürlüğü Şube Müdürü Yusuf Taner’den kaynakların isale hatları ve maslakları ile ilgili bilgiler alınmıştır.

Saatte Debileri Boşa Akan lt/sn Su (lt/sn)

Günde Boşa Akan Su (lt/sn)

Ayda Boşa Akan Su (lt/sn)

S

ÇEŞMELER- Kütahya/MERKEZ

1

Meydan Mahallesi, Ertem Sokak Girişindeki Çeşme I

10,03

358,9

8614,2

258424,7

2

Meydan Mahallesi, Ertem Sokak Girişindeki Çeşme II

12,61

285,5

6851,7

205551,1

3

Meydan Mahallesi Osmanlı Caddesi Üzerindeki Çeşme I

7,07

509,2

12220,7

366619,5

4

Meydan Mahallesi Osmanlı Caddesi Üzerindeki Çmaşırlık I

5

Meydan Mahallesi Osmanlı Caddesi Üzerindeki Çeşme II

11,83

304,3

7303,5

219104,0

8,08

445,5

10693,1

320792,1

6

Meydan Mahallesi Osmanlı Caddesi Üzerindeki Çamaşırlık II

8,7

413,8

9931,0

297931,0

7

Meydan Mahallesi Mithat Paşa Caddesi Yakut Sitesi Yanı

6,42

560,7

13457,9

403738,3

8

Fuat Paşa Çeşmesi

5,33

675,4

16210,1

486303,9

9

Lala Hüseyin Paşa Mahallesi Yeni Cadde Çeşme I

6,84

526,3

12631,6

378947,4

10

Lala Hüseyin Paşa Mahallesi Yeni Cadde Çeşme II

3,87

930,2

22325,6

669767,4

11

Lala Hüseyin Paşa Caddesi Üzerindeki Çamaşırlık

1,85

1945,9

46702,7

1401081,1

12

Balpınar Çeşmesi (Lala Hüseyin Paşa Cad)

10,3

349,5

8388,3

251650,5

13

Lala Hüseyin Paşa Caddesi, Ark Sokak Yanı

8,35

431,1

10347,3

310419,2

14

Alemdar Sultan Tekkesi Önündeki Çeşme

15,38

234,1

5617,7

168530,6

15

Alaaddin Camii Çeşmesi

5,17

696,3

16711,8

501354,0

16

Dilarem Çeşmesi I

4,06

886,7

21280,8

638423,6

17

Dilarem Çeşmesi II

1,33

2706,8

64962,4

1948872,2

18

Dilarem Çeşmesi Yanındaki Çamaşırlık

27,33

131,7

3161,4

94840,8

19

Cemalettin Mahallesi, Hacı İbrahim Sokak Girişindeki Çeşme

5,34

674,2

16179,8

485393,3

20

Aslan Çeşmesi I

3,96

909,1

21818,2

654545,5

21

Aslan Çeşmesi II

4,09

880,2

21124,7

633740,8

22

Aslan Çeşmesi Yanındaki Çamaşırlık Çeşmesi

8,76

411,0

9863,0

295890,4

23

Güdük Minare Çeşmesi

8,35

431,1

10347,3

310419,2

24

Kapanaltı Hal Sokaktaki Çeşme

2,7

1333,3

32000,0

960000,0

25

Sadettin Camii Şadırvan Çeşme I

2,05

1756,1

42146,3

1264390,2

26

Sadettin Camii Şadırvan Çeşme II

6,04

596,0

14304,6

429139,1

27

Sadettin Camii Şadırvan Çeşme III

2,07

1739,1

41739,1

1252173,9

28

Sadettin Camii Şadırvan Çeşme IV x (17 Sebil)

8,47

7225,5

173412,0

5202361,2

29

Sadettin Camii Şadırvan Çeşme V x (9 Sebil)

12,05

2688,8

64531,1

1935933,5

30

Şapçı İş Merkezi Yanındaki Çeşme

11,07

325,2

7804,9

234146,3

31

Barbaros İlköğretim Okulu Arkasındaki Çeşme

1,72

2093,0

50232,6

1506976,7

32

Sarraflar Çarşısı, Arslan Sarrafiye Yanındaki Çeşme

7,64

471,2

11308,9

339267,0

33

Takvacılar Camii İçindeki Çeşme I

1,33

2706,8

64962,4

1948872,2

34

Takvacılar Camii İçindeki Çeşme II

1,8

2000,0

48000,0

1440000,0

35

Takvacılar Camii İçindeki Çeşme III

10,96

328,5

7883,2

236496,4

36

Takvacılar Camii İçindeki Çeşme IV x (16 Sebil)

20,67

2786,6

66879,5

2006385,9

37

Takvacılar Camii İçindeki Çeşme V x (13 Sebil)

9,79

4780,4

114729,3

3441879,3


100

101 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Saatte Debileri Boşa Akan lt/sn Su (lt/sn)

Günde Boşa Akan Su (lt/sn)

S

ÇEŞMELER- Kütahya/MERKEZ

38

Hürriyet Caddesi Üzerindeki Çeşme I

12,57

286,4

6873,5

39

Hürriyet Caddesi Üzerindeki Çeşme II

17,35

207,5

40

İbrahim Sultan Tekkesi Yanındaki Çeşme

3,97

906,8

Ayda Boşa Akan Su (lt/sn)

S

ÇEŞMELER- Kütahya/MERKEZ

206205,3

75

Dönenler Camii Önündeki Çeşme I

4979,8

149394,8

76

Dönenler Camii Önündeki Çeşme II

21763,2

652896,7

77

Ulu Camii Avlusundaki Çeşme (Arkeoloji Müzesi Önü)

Saatte Debileri Boşa Akan lt/sn Su (lt/sn)

Günde Boşa Akan Su (lt/sn)

Ayda Boşa Akan Su (lt/sn)

4,29

839,2

20139,9

604195,8

6

600,0

14400,0

432000,0

7,19

500,7

12016,7

360500,7

41

Ertuğrul Gazi Caddesi, Büyük Kahve Yanındaki Çeşme I

5,34

674,2

16179,8

485393,3

78

Ulu Cami Avlusu, Büyük Çeşme

8,43

427,0

10249,1

307473,3

42

Ertuğrul Gazi Caddesi, Büyük Kahve Yanındaki Çeşme II

3,55

1014,1

24338,0

730140,8

79

Ulu Camii Sakahane x 22 Sebil

18,03

4392,7

105424,3

3162728,5

43

İstiklal Mahallesi, Karakaş Sokaktaki Çeşme

32,67

110,2

2644,6

79338,8

80

Börekçiler Mahallesi Sinema Sokak Girişindeki Çeşme

7,84

459,2

11020,4

330612,2

44

Kilise Arkasındaki Çeşme

4,8

750,0

18000,0

540000,0

81

Eski Hükümet Binası Önündeki Çeşme

2,21

1629,0

39095,0

1172850,7

45

Hatipler Camii Önündeki Çeşme I

11,11

324,0

7776,8

233303,3

82

Vazonun Önündeki Çeşme

16,19

222,4

5336,6

160098,8

46

Hatipler Camii Önündeki Çeşme II

14,39

250,2

6004,2

180125,1

83

Evliya Çelebi Devlet Hastahanesi (Ek Bina) Önündeki Çeşme

2,9

1241,4

29793,1

893793,1

47

Arafat Camii İçindeki Çeşme ( Eski Hal Yanı)

13,47

267,3

6414,3

192427,6

84

Defterdarlık Arkasındaki Çeşme I

1,85

1945,9

46702,7

1401081,1

48

Lala Hüseyin Paşa Mahallesi Sanayi Sokak Girişindeki Çeşme

5,3

679,2

16301,9

489056,6

85

Defterdarlık Arkasındaki Çeşme II

1,72

2093,0

50232,6

1506976,7

49

Lala Hüseyin Paşa Mahallesi Kadir Atlım Kursu Yanındaki Çeşme

14,3

251,7

6042,0

181258,7

86

Azot Camii Şadırvanı

10,08

357,1

8571,4

257142,9

50

Çinili Çeşme

1,22

2950,8

70819,7

2124590,2

87

Alipaşa Camii Karşısındaki Çeşme (Sevgi Yolu)

7,53

478,1

11474,1

344223,1

51

Lala Hüseyin Paşa Camii Önündeki Çeşme

3,26

1104,3

26503,1

795092,0

88

Karagöz Camii Karşısındaki Çeşme (Evkur Karşısı-Sevgi Yolu)

9,12

394,7

9473,7

284210,5

52

Lala Hüseyin Paşa Camii Şadırvanı

7,25

3972,4

95337,9

2860137,9

89

Karagöz Camii Karşısındaki Çeşme x4 Sebil

20

180,0

4320,0

129600,0

53

Lala Hüseyin Paşa Mahallesi Vakıf Sokak Girişindeki Çeşme

x (8sebil)

20,26

177,7

4264,6

127936,8

90

Analcı Mescid Bitişiğindeki Çeşme I

13,1

274,8

6595,4

197862,6

54

Lala Hüseyin Paşa Mahallesi Pazar Sokak Yanındaki Çeşme

4,96

725,8

17419,4

522580,6

91

Analcı Mescid Bitişiğindeki Çeşme II

11,03

326,4

7833,2

234995,5

55

Lala Hüseyin Paşa Mahallesi Kanatlı Sokak Girişindeki Çeşme

6

600,0

14400,0

432000,0

92

Gür Çeşme (Dar Sokak)

10,54

341,6

8197,3

245920,3

56

Cedit Mescidi Yanındaki Çeşme

18,78

191,7

4600,6

138019,2

93

Alopaşalı Şeker Konağı Yanındaki Çeşme

21,17

170,1

4081,2

122437,4

57

Cedit Mahallesi, Kemer Sokaktaki Çeşme

4,67

770,9

18501,1

555032,1

94

Karadonlu Sokak Girişindeki Çeşme

13,04

276,1

6625,8

198773,0

58

Fuat Paşa Mahallesi, Nurhak Camii Şadırvan

3,21

1121,5

26915,9

807476,6

95

Menderes Çeşmesi

4,71

764,3

18343,9

550318,5

59

Bahçelievler Mahallesi, Yediler Camii İçi

5,38

669,1

16059,5

481784,4

96

Dede Sokak Bitişiğindeki Çeşme (Meydan Mah.)

7,22

498,6

11966,8

359002,8

60

Mehmet Akif Ersoy Mahallesi Soğuk Çeşme I

5,36

671,6

16119,4

483582,1

97

Ahi Evran Çeşmesi (Ahi Evran Camii Yanı)

5,24

687,0

16488,5

494656,5

61

Mehmet Akif Ersoy Mahallesi Soğuk Çeşme II

8

450,0

10800,0

324000,0

98

Azot İlköğretim Okulu Yanındaki Çeşme

5,8

620,7

14896,6

446896,6

62

Mehmet Akif Ersoy Mahallesi Hat 5 Durağı Yanındaki Çeşme

4,92

731,7

17561,0

526829,3

99

Çinili Camii Yanındaki Çeşme

5,34

674,2

16179,8

485393,3

63

Çamlıca Mahallesi Villaların Altındaki Çeşme

64

Çamlıca Mahallesi Doktor Villalarının Yanındaki Çeşme

20,35

176,9

4245,7

127371,0

1,78

2022,5

48539,3

1456179,8

65

Mehmet Akif Ersoy Mahallesi Polis Lojmanlarının Girişindeki Çeşme

17,28

208,3

5000,0

150000,0

66

Evliya Çelebi Mahallesi, Zafer İ.Ö.O Arkasındaki Çeşme

18,11

198,8

4770,8

143125,3

67

Okmeydanı, Şair Ali Pesendi Caddesi Üzerindeki Çeşme

21,83

164,9

3957,9

118735,7

68

Adnan Menderes İ.Ö.O Arkasındaki Çeşme

11,91

302,3

7254,4

217632,2

69

Sultanbağı, Soğukçeşme Camii Önündeki Çeşme I

10,11

356,1

8546,0

256379,8

70

Sultanbağı, Soğukçeşme Camii Önündeki Çeşme II

8,71

413,3

9919,6

297589,0

71

Sultanbağı, Soğukçeşme Camii Şadırvanı

11,8

305,1

7322,0

219661,0

72

Tellal Çeşme I (Sultanbağı)

6,09

591,1

14187,2

425615,8

73

Tellal Çeşme II (Sultanbağı)

7,38

487,8

11707,3

351219,5

74

Jeoloji Müzesi Yanındaki Çeşme (Börekçiler Mah.)

4,91

733,2

17596,7

527902,2

100 SLİ Lojmanlarının Arkası Ela Çeşmesi

4,35

827,6

19862,1

595862,1

101 Maltepe Gençlik Parkı Yanı

5,45

660,6

15853,2

475596,3

11,47

313,9

7532,7

225980,8

6,07

593,1

14233,9

427018,1

104 Cahide Tulum Çeşmesi Arkası (Sazak Bölgesi)

10,91

330,0

7919,3

237580,2

105 Hamidiye Mahallesi Özkardeşler Fırınının Altı

102

Hamidiye Mahallesi Huzur Evi Yolu Üzerindeki Çeşme

103 Cahide Tulum Çeşmesi (Sazak Bölgesi)

17,07

210,9

5061,5

151845,3

106 Hamidiye Mahallesi, Derviş Paşa İ.Ö.O Yanı

8,07

446,1

10706,3

321189,6

107 Servi Mahallesi Servi Çeşmesi

9,11

395,2

9484,1

284522,5

108 Balıklı Mahallesi Kadınlar Hamamı Yanındaki Çeşme

3,75

960,0

23040,0

691200,0

10,02

359,3

8622,8

258682,6

110 Gaybi Efendi Mahallesi, Fatih Cami Yanı Hatipoğlu Çeşme

6,84

526,3

12631,6

378947,4

111 Gaybi Efendi Mahallesi Bekir Avlupınar Camii Önü

2,84

1267,6

30422,5

912676,1

109 Yıldırım Bayezid İ.Ö.O Karşısı


102

103 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

S

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Saatte Debileri Boşa Akan lt/sn Su (lt/sn)

ÇEŞMELER- Kütahya/MERKEZ

112 Meydan Mahallesi Kumluk Camii Şadırvanı x (8 Sebil )

Günde Boşa Akan Su (lt/sn)

Ayda Boşa Akan Su (lt/sn)

16

1800,0

43200,0

345600,0

113 Hamidiye Mahallesi Derviş Paşa İ.Ö.O Arkası

1,75

2057,1

49371,4

1481142,9

114 Hıdırlık Mesire Yeri Yanındaki Çeşme

3,12

1153,8

27692,3

830769,2

115 Hıdırlık Karpuz Çatlatan Çeşme

4,12

873,8

20970,9

629126,2

116 Sazak Mevkii Aydoğdu Çeşmesi

7,25

496,6

11917,2

357517,2

10,01

359,6

8631,4

258941,1

118 Hamidiye Mahallesi Kartal Sokak Girişi

5,21

691,0

16583,5

497504,8

119 Yenidoğan Nizamiye Camii Önündeki Çeşme I

6,66

540,5

12973,0

389189,2

117 Sazak Mevkii Ormanlık Yanı

9,9

363,6

8727,3

261818,2

121 Yenidoğan Camii Önündeki Çeşme

120 Yenidoğan Nizamiye Camii Önündeki Çeşme II

10,13

355,4

8529,1

255873,6

122 Fatih Mahallesi, Güldibi Camii Arkası Hatipoğlu Çeşme

10,15

354,7

8512,3

255369,5

6,07

593,1

14233,9

427018,1

124 Fatih Sultan Mehmed Camii Önündeki Çeşme I

18,28

196,9

4726,5

141794,3

125 Fatih Sultan Mehmed Camii Önündeki Çeşme II

14,18

253,9

6093,1

182792,7

126 Fatih Sultan Mehmed Camii Şadırvanı x (8 Sebil)

18,24

123 Fatih Mahallesi, Şeyh Sait Efendi Caddesi Hatipoğlu Çeşme

TOPLAM

SONUÇLAR VE TARTIŞMA: Araştırmalar sonucunda Kütahya’da toplam 127 adet faal pınar ve bu pınarlardan aylık olarak 79.187 metreküp suyun boşa aktığı tespit edilmiştir. Bu da yaklaşık Kütahya Merkez’de toplam kullanılan aylık suyun 8’de 1’i kadardır. Kimi pınarların yazıtlarına bakıldığında 700 yılı aşkın süredir aktığı, genelinin ise yaklaşık 50 yıldır aktığı hesap edilirse 2013 yılına kadar Kütahya çok büyük miktarda su kaybına uğramıştır. Bu 127 tane pınardan akan su, giderlerden kanalizasyona akmaktadır. Su İşleri Müdürlüğü’nden öğrenilen bilgilere göre kanalizasyona akan suların 1 metreküpünü arıtmak için 0.36 lira maliyet harcanmaktadır. 79.187 metreküp su baz alındığında, bu rakam yaklaşık 30 bin Türk lirasına tekabül etmektedir. Ege bölgesinde en gelişmemiş sanayiye sahip olan Kütahya, her ay gelecek bu parayla geliştirilebilir. Buna ek olarak 300 öğrenciye aylık 100’er lira burs imkânı sağlanabilir, imar çalışmaları daha da artırılabilir. Örneğin; bazı asırlık konaklar, evler, köşkler, camiler, hamamlar vb. günümüzde harap içerisindedir. Bunlar adeta Kütahya’nın kanayan yarasıdır. Her ne kadar Kütahya Valiliği imkânlar dâhilinde az da olsa bazı

1498,9

37894,7

1136842,0

111221,2

2671230,6

79186519,9 Proje sahibi Sosyal Bilimler Lisesi öğrencisi Mustafa Sait ŞAHAN ve Proje Danışman Fatih Anadolu Lisesi Tarih Öğretmeni Yahya ELBAY

yapıları restore etse de, hala birçok hazinemiz çökme tehlikesi içerisindedir, Her ay gelecek bu fazladan parayla hazinelerimiz rahatlıkla restore edilebilir. İkinci olarak şişeleme yöntemi kullanılarak bu kaynak sular bir depoda toplanıp halka satışa sunulabilir. Kütahya orman işlerinde ihale alıp ağaçlandırma yapan firmalardan birine göre bir şişeleme deposunun yapımı için yaklaşık 2 milyon Türk lirası harcanması gerekmektedir. Bu pınarlardan akan su miktarı aylık yaklaşık olarak 79.186.519 litredir. 19 litrelik damacana baz alındığında toplam olarak 4167711 adet damacana su ortaya çıkmıştır. Bunu parasal değeri aylık yaklaşık olarak 20.835.537 Türk lirası yapar. Bu miktar Kütahya’nın sosyal, kültürel ve endüstriyel açıdan birçok alanda gelişmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca bu çalışma insanları istihdam etmesi açısından da önem teşkil edecektir. Son olarak bu suların ana kaynağı tespit edilerek tüm bu sular bir yerde depo edilip, dinlendirip devlete ait bir arazide geliri yüksek olan ‘’kestane, ceviz, fındık, badem’’ gibi ürünlerin yetiştirilmesi için kullanılıp geliri Kütahya’nın gelişimi için harcanılabilir.

TEŞEKKÜRLER; Proje için gerekli ana bilgileri bana sağlayan Su İşleri Müdürlüğü Maden Mühendisi Erdinç AKYÜZ’e, Devlet Su İşleri Müdürlüğü Ziraat Mühendisi Hasan KARAKUŞ’a ve Hıfzıssıhha Müdürlüğü Şube Müdürü Yusuf TANER’e, Kütahye Belediyesi Su Tahakkuk Müdürü Yakup KAYACI’ya ,Değerli fikirleri için Su İşleri Müdürlüğü Müdür Yardımcısı İbrahim DÖNMEZ’e, Projenin her aşamasında bana yol gösteren Kütahya Sosyal Bilimler Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Ahmet USLU’ya, Yardımlarını hiçbir zaman benden esirgemeyen ve her zaman yanımda olan sevgili aileme, Projenin yapım aşamasında çeşmelerin fotoğraflarını çekmek ve debilerini ölçmek için bana yol arkadaşı olan saygıdeğer arkadaşlarım Sinan BAŞALAN’a ve Kemal KALKAN’a ve sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

KAYNAKÇA: https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/fields/2147.html www.habervitrini.com/haber/rakamla-turkiyede-su-durumu-29622/ Türkiye Çevre Atlası, 96. yayın no:4, Sayfa:56, 1997 OKUMUŞ Ejder, Evliya Çelebi Kütahya’da (makale) www.wikipedia.org.tr/wiki/Dünya http://ga.water.usgs.gov/edu/watercycleturkish.html KOLUMAN Aziz, Dünyada su sorunları ve stratejileri, ASAM yay. 2002, Ankara sf.7 www.dsi.gov.tr İnşaat Mühendisleri Odası Su Hakkaı raporu (makale) TURAN Tuba ve EREN Zeynep,Türkiye’de Su Kaynakları ve Su Politikası (makale) 81 İl Durum Raporu, Sanayi Genel Müdürlüğü, Mayıs 2012 Ankara (makale)


104

105 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Nurettin Topçu ile “Var Olmak” Salih UÇAK Selahaddin Üniversitesi Diller Fakültesi Türk Dili Bölümü Erbil-IRAK

T

opçu, düşünce dünyamızın köşe taşlarından biridir. İdeali, felsefesi ve gençliği yetiştirme projesi ile adını ölümsüzler arasına yazdıran nadide bir düşün adamıdır. Fikirleri gelecek nesiller için dokunulmamış nadir eserler gibi okuyucusunu beklemektedir. Bizler Topçu’yu “İsyan Ahlakı”yla tanıdık: “Biz, hem uysallığa, hem de anarşizme karşıyız. Her türlü sosyolojizme, yani toplum gerçeğinin her şey olduğu anlayışına karşı olduğumuz kadar, bencil ve katı ferdiyetçiliğin de karşısındayız... Bize göre selâmet, tarih ve insanlıkla birlikte, tarihin ve insanlığın var oluş sebeplerini içinde bulacakları bir mutlak`a bağlanmaktan ibarettir. Aklı başında bir insanlık, kendini asla gayesi ve gerçekleştireceği mukadderatı olmayan bir varlık olarak düşünemeyecektir. Kendi gayesini bilecek noktaya erişmese bile o, sanki bu gayeye arka arkaya gelen nesillerin sonsuzluğunda ulaşılacakmış gibi hareket edecektir.” Nesilleri sonsuzluğa ulaştırma gayesi, “isyan ahlakı” için teorik alt yapıyı oluşturmaktadır. Nesillerin bencil ve ferdiyetçi bir hayat yerine, “belli bir gaye veya dava üzere” var olma yetkinliğine kavuşması; Akif, Kısakürek, Karakoç ekolünde olduğu gibi mutlak bir tasavvura dayanması gerekmektedir. Bu çalışma ’da Topçu’nun “Var Olmak” ilkesi üzerine yine kendi eserinden hareketle ideal neslinin var oluşunu irdelemeye çalışacağız. Topçu’ya göre “Var olmak, düşünmek ve hareket etmektir.” Filozoflar, “düşünme”yi;

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

“Bilmek seyretmek değildir, bir sırrı çözmektir.”

pratiği düşünceye tercih eden hareket adamları ise “fiil”i yani “eylem”i önemsemişlerdir. Her ikisi de tek başına eksiktir, kısırdır. Bu yönüyle şuur, hür düşünce ve eylem birlikteliği, Topçu’yu çok ayrı bir kategoriye taşımaktadır. O, düşünce ikliminde boğulan nice filozof ve mistik’in aksine düşünce ve hareketle var olmayı seçen bir ideal adamıdır. “Var olmak, istemek ve sevmek demektir.” Düşünen, konuşan, akleden insan; sonsuz olana ulaşma, âleme karışma gayesi ile sınırlı ve sonlu olandan sıyrılabilir. Değilse, kâinatın edilgen bir parçası olarak hayata devam edip yok olacaktır. Var olmak, kendi varlığını aslî olanda aramak demektir. Aslî olandan beslenmeyen düşünceler, gerçek düşünceler değildir.

O halde ne ile var olmak? İnanç ve sevgi ile var olmak… Çünkü “sevmeyenler yaşamayanlardır! Onlar ölü ruhlardır.” Işığını başka kürelerden alanlar, kör kandillerdir. Kendi ışığını kendi yaratanlar, gerçekten yaşayanlar ve diri olanladır. İnançsız ve aşksız bir gençlik, var olmanın temeline konulmuş dinamittir. İnfilakı ile bütün bir gelecek yok olacaktır. Diriliş nesline duyulan ihtiyacın esası da bundandır. Topçu’ya göre; “Aşk ile inanışın terbiyesini almamış nesiller, bedbaht nesillerdir.” Şu halde, “bedbaht bir neslin” hayatına şahitlik etmek ne kadar acı ise; o nesil kadar onlardan sorumlu olanlar da bedbahttır. Sorumluluk makamında olanlar ile kendini geleceğe adadığını söyleyen her muallim bu meseleye taraftır.

Onların bitaraflık, nemelazımcılık hakkı yoktur. Zira “kâinata hayranlıkla bakan, insanlara minnetle çevrilen çocuğu, inanç ve sevgi aşısı yapmadan hayata salanlar, dünyamızın en gaddar zalimleridir.” Bugün, “aşkın ve inanışın terbiyesini almamış olanlar” et’in hakikatleri peşinde koşarken helak olmaktadırlar. Aklın hakikatlerini sadece “maddi ve fani olana” devşirenler, onulmaz bir körlükle düştükleri çukurda debelenmeye devam etmektirler. Topluma kin ve haset tohumlarını yayanlara inat, aşkla inançla ve vicdanla karşı koymak gerektiği ortadadır. Vicdanla barışmayan akıl, inançla birleşmeyen sevgi; yokluğa, sefalete götürür. Hayatın hakikatlerine ermek, “aşk ve ıstırap”la mümkün olur. Varlığın düşünceleşmesi, metafizik alanın keşfi ile gerçekleşebilir.

Düşünmek ve bilmek… Düşünmek, bilmek demektir. Bilmek, “kendi hakikatini, hikmetini” kavramak demektir. Bilmek, hayatın büyük muammasını çözmek demektir. Düşünmek demek, “fiile, hisse hakikat libasını giydirmek” demektir. Bir’i bilmek, Bir’de olmak, birlikte yaşamak demektir. Düşünmek, “şey”i “ben”e uydurmaktır… Düşünmek, eşyanın tahakkümüne son vermektir. Hiç şüphesiz “bilenlerle bilmeyenler bir olmuyor.” Bedbaht ile bahtiyar arasındaki en büyük fark buradadır. Bilen bahtiyar, bilmeyen bedbahttır. “Aşkın bir akılla” kendini bilmek gerek. “Bilen; gururdan, kinden ve bütün hırslarından soyunmuştur.”

Akıl, insanoğlunu dünyaya sultan yapan cevherdir, der Topçu. Akabinde ilave eder: “Aşkın hürriyetini kazanmak için aklın dizginlerinden sıyrılmak gerekir.” Sonsuzluk yolunun yegâne yolcusu insandır. Tarih boyunca aşk ve akıl ikilemini yaşayan nice bilge insan, doğruyu-aşkı- seçemedikleri için aklın labirentlerinde perişan olmuşlardır. Bu, Doğu ile Batı arasında düşünce düalizmi içinde tartışılan en ciddi konuların başında gelmiştir. Aşk deyince “ten”i yani et’i anlayan bütün düşünceler fani olanda kaybolmuştur. Hâlbuki “aşkın” olanda “aşk” aramak, yeniden dirilmektir. Aklını “aşksamalarla” yiyen sayısız nesil belleğimizde varlığını sürdürürken “fikir ve nefis terbiyesi”nin ne kadar elzem olduğu ortadadır. Aşk, benliği tamamen ele geçirdiğinde, akıl bir bostan korkuluğuna dönüşür. Aşkla yoğrulan benlik, “ben”den uzaklaşır. Fani olana müptela olmaz. “Kendi olma hürriyeti”ni tattığı için asla “ego”nun karanlık dehlizlerine dönmez. Var olma iradesini öyle şiddetli bir arzu ile dile getirir ki, eylemleri hakikatin kendisi oluverir. Kendi benliğini bilmek, kalbin fethini bilmektir. Kalbinde aşk, ümit ve iman ile hayatın bütün cüzlerine sirayet eden; hakikat, hayır ve güzellikle sonsuz olana koşan bir neslin varlığı, çileyi sabır sütü ile besleyen adanmış ruhların omuzlarında yükselecektir. Aşk ve ümitle…


106

107 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Şair-öğretmen Ethem ERDOĞAN’la şiir, şuur, vicdan, ustalar, sanal şairler, şiirin coğrafyası, kimyası, mimarisi üzerine bir sohbet gerçekleştirdik. ERDOĞAN, şiirin şuur var oldukça varlığını sürdüreceğini vurgularken, ideal olanın alıcı bulmakta zoralandığını ifade ediyor. Keyifle okumanız temennisiyle… Mülakat: Ahmet USLU

“Çünkü idealin alıcısı neredeyse hiç yoktur.” Ethem Erdoğan kimdir? İnsan ve şair. İnsanı önceler. İnsanı özneler. Kendinin eğretilemesi.

Dünyanın yükünü bir sözcüğe indirir. Dünya da insan da böylece yükünü azat eder. Bunun içinde, ihata ettiği anlamda yadsınamaz ve ötelenemez gerçeğin bireye açtığı alan vardır. Bu alan bizi biz yapar.

Bu tanım kim olduğunuzun eksik bir açıklaması. Fazlasının tanımını niçin yapmıyorsunuz?

Peki, bahsettiğiniz bu özel alan şuurlandırıcı bir Çünkü tanım kendini açık etmek, hedef haline özgünlük müdür daha çok, yoksa itici ve rahatsız edici getirmektir, bir taraftan da hedef olma imkânımızı mi? çoğaltmaktadır. Halbuki, iyi insan-iyi şair bir tanımdan daha fazlasına açık olmalıdır. İnsanların, ölümün her an gelebilecek bir çağrı olduğunun farkına vardıktan; insan olmaklığından mütevellit zaaflarını ve fanilikle malüllüğünü bildikten sonra herhangi bir tanımlamaya gitmesi çok doğru değil. İfade bir kurtuluş ancak her zaman konuşarak yapılan bir eylem değil.

Şiir ne zaman ve kadar? Şiir hep var. Çünkü şuur her zaman. Bu bir minnet borcu. Bu ontolojik bir imkan. Aslında her kurgu ya sadece bir dakika ya bir yaşanmışlıklar toplamı. Bir altın silsileden süzülen, bazı anları ömrü kuşatacak kadar, ölümüne keskin, boyun eğmeye sebep olacak kadar kader. Bir borcu ödeme vakti gelince ezelde yazgısı bulunan mısra sana kurdurulur. Aslolan şair değil şiirdir. Çünkü aslolan şiirin yüklemini oluşturduğu-yüklendiği şuurdan başka bir şey değildir. Şair kelimeye dünyanın yükünü bindirir.

Şair için asla kurtulamayacağı bir ontolojik duruş, dışarıdaki içinse küçümsemeyi bile beceremeyeceği ama ölümüne istediği bir zevaldir. İnsanın bir kelimesini dahi anlamlandıramayacağı bir yoksayma karşısındaki varlık elbette rahatsız edicidir. Bu kesinlikle amaçlanamaz. Özden kaynaklanan varoluş a priori olarak şaire has, özgü bir zaviyedir.

Şiirin sunduğu imkanlar..? Farklı zamanlarda ve mekânlarda ve birbirinden çok farklı insanlarla çok geniş bir coğrafya. Bir medeniyet hinterlandı. Bu şairin kimyasına saldıran bir açıdır aslında. Şairin kimyası saldırılardan da beslenebilmelidir bu arada. Şair kimyasına yapılan saldırılar neticesidir ki ezelde var olan anlamın sırrına erer. Bu sır kelimeye dökülmesi elzem olandır. Kelimenin bu gizemle süslenebilmesi için seçilmiş olmak gibi bir zorunlulukla sınanması gerekir. Ezelde var olan anlam bu şekilde mısra haline gelir. Mısra şaire yazdırılanla şairin yazdığının mikyasıdır.

Şiirinin coğrafyası...? Kainatın bir zerresi bile dışarıda değil.

Yoksa huzursuzluk mu başlar? Aslında rahat ve huzurdan yana fukaralıktır şiiriyeti dolduran. Büyük eserlere bakıp bakıp “normal bir Ademoğlu”nun yapamayacağını düşündüğümüz olur. Bir trans-cezbe halidir ki bu yapılabilsin. “Ya ben öleyim mi söylemeyince.” demiş ya Yunus, bu ölümcül bir çağrı. Duymak yanmaktır bu dem. Duymamak ölüm. Biriktirilmişse hakikatler, söylenmeden durulamamıştır, beni ilgilendiren tarafı bu. “Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.” der Sait Faik, delirmeyi göze almasa bunca hikâyeyi aklın elinden kurtaramazdı!

Sahi aklın duruşu ya da durumu ne tam da burada? Tam burada dersen, akıl yok. Yok bir adım geri gidersek aklın şuurdan gelen uyarılar karşısındaki direncini görürüz. Bu direnç kırılmaya mahkûmdur. Bunu şuur da akıl da bilir. Ancak bu direnç olur. Kırıldığında aklın sadık bir hizmetkâra dönüştüğü görülecektir. Ancak şuur aklın sadakatine asla inanmaz. Çünkü akılda kendini kutsama eğilimi, bir Azazil farkındalığı hep vardır. Bu farkındalık daima şuurun yönetimine tehdittir. Pozitivizmin derin ama içli ağlaması hangi maneviyatın tezahürü olabilir ki.

Şiir duraklarından bahsetsek biraz… Şiiriyeti hem sağlayan hem de dolduran vasıtalardan, evet bahsedelim. Biraz çocukluktan, çokça kavrukluktan sebep, denize itilme hali bu. 20 yıl öncesinin mecrası aslında. Her şair bir dergi çıkarmak istermiş. Bu kabilden “Alkım”… Sonra Kırağı, İpek Dili, Hece, Yedi İklim…

Ya ustalar… Has şiirin tüm serüveni. Ahmet Haşim, Tanpınar, Cahit Sıtkı hassaten Necip Fazıl, Sezai Karakoç, İsmet Özel, ama olmazsa olmaz Hüseyin Atlansoy ve İhsan Deniz, dostlarım elbette; Halil Güney, Ali Doğru, Adem Yazıcı…

Ülkemizde şiir… Şiir için bir iki önemsiz ve militarist dönem harici her zaman var.

Bu önemsiz ve militarist dönemden kastınız nedir? Deli gömleği giydiğimiz dönemlerdir. Tanzimat, Milli Edebiyat ve Cumhuriyetin ilk yıllarında alanı işgal eden zoraki şairlerin dönemi. Şiiri fikrin kurbanı edenler bunlar. Bir de şiiri tamamen iğdiş eden bir ‘Garip’likten söz etmek gerekir ama niçin edelim.


109

108 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Sanal ortamda şairden geçilmiyor… Şairin işi hak ve hakikatledir, sanallıkla ne işi olsun. Hem onlar sanal şairdir. Oralarda zaten sadece sanal şair değil aynı zamanda sanal alim, sanal tacir filan da var. Sanal alemin avantajı hızı. Fakat bu hız pek çok özelliği saçıp savuracak nitelikte. Herhangi bir edebi metin, neredeyse üretildiği an okura ulaşıyor. Bu hız pek çok sekteye sebep olabiliyor. Metin, edebiyat dergilerindeki gibi bir yayın kurulu süzgecinden geçmiyor sözgelimi. Genç yazarların ustalardan öğüt alma yerine daha çok “beğeni” alma arzusu niteliksizliği de beraberinde getiriyor. Muteber değil özetle.

Şiirin dili nasıl kurulur ya da kurgulanır? Şiir dili hangi imkanları sunar? Şiirin bilinç ve bulunç yüklenicisi olmaklığının iki katı kadar dil işçiliğini içermesi, hatta dile yön verdiği realitesi gözden kaçırılmamalıdır. Kabaca söylersek size yazdırılan üçte biri, işçilik ise üçte ikisidir. İmkân dilin içerisindedir. Ninni ya da ilahiler, sadece sözlü geleneğin ezbere meyyal gücüyle açıklanamaz sanırım. Yunus Emre gelmiş geçmiş en seçkin şair olabilir örneğin. Çünkü hem şiirini söylediği dili kurmuş, hem de kurduğu dilin en duru şiirini söylemiştir. Bu yüzden, Türkçe’nin en temiz, en duru haliyle söylediği her mısra gönlümüze değiyor. Şu derinliğe bakar mısın: “Münafıklar elinden / Örter mâ’na yüzünü” İşin önemli tarafı; Yunus öyle bir dil kurmuş ki, milletin dili olmuş artık… Bir de teknik tarafı var ki Yunus’un asıl derdi şiir değildir. Öğretisiyle sosyal bir fayda sağlamaktır.

“En seçkin şair olabilir.” dediniz, öncelikle olmaya da bilir anlamı çıkarmalı mıyız? Öte yandan en güçlü şair de demek mi bu? Doğru, bu tamamen öznel. Aslında okur yazar pek çok kişi buna itiraz etmeyecektir. Çünkü Yunus ‘büyük şair’ sıfatını hak eder. Çağının şiir ve fikir bazında bütün birikimini dilin saf ama görkemli haliyle sunması yeterli sebeptir. Amacı şiir olmamasına rağmen

şiiriyeti yakalamış olması, zamanı aşan bir zihniyete sahip olması; modern dediğimiz imgesel şiir evrenini Yunus’un 13. yüzyılda keşfetmiş olması. Buna mukabil Baudelaire’in sembolist mantığı, 19. yüzyıl başlarında yeni yeni emeklemeye başlamıştır. “Çıktım erik dalına / Anda yedim üzümü…” ya da “Bir sinek bir kartalı/ Salladı vurdu yere”… Bu mısraların sürrealist bakış açısına sahip olmadığını kim söyleyebilir. Öte yandan en büyük şair demek şiir evrenini yeterince tanımamak sayılır. Yunus şiir için etik ve estetik üretim peşinde değildir. Bu bakımdan ona yüklenecek sıfatlarla haksızlık ederiz. Çünkü bir Şeyh Galip ya da Baki ve Fuzuli yazdırılana sundukları işçilik bakımından, dahası dilin imkanlarının sınırlarında gezmeleri bakımından en iyi şairlerimizdir.

Şairin döneminden söz etsek… Sezai Bey, şair için “yeryüzünde yabancı” tanımını kullanır. Her şair bu yabanıllık içre yolculuğunu sürdürür. Çağın android teknolojisi karşısında isyan orduları kurar. Sezai Bey’in “Balkon” şiiri gibi. Çağın alışkanlıkları karşısında şairin bir cümlesi büyüyü bozar. Ama büyüden çok büyülenenlerle ilgilidir şair. Bir düşünelim Taif ’te insanlığın ‘Levlake Levlaki, en üst mertebesindeki Peygamber taşlanır. Sebebi ezberleri bozması. “Sen” derler onlar “Bizim ezbere konuştuğumuz dile ve süflörlük yaptığımız sunî hayatlarımıza dokunuyorsun.” İşte şiirin çağına karşı duruşunda şairi aramak gerek. Şair tabiatı gereği çağın kiri ve pisi karşısında saf ve salt realitenin yamacında idealin gölgesidir. Bu yüzden ilk taşlanması gerekendir(!). İtibarsızlaştırılması kaçınılmaz olan kişidir.

Bu şiirin itibarını da zedelemez mi? Sorun tam da burasıdır aslında. Şiir ne işe yarar? Şiirin kime faydası var? gibi cümlelerle iğdiş edilmeye başlanır şuur ve vicdan. Şairin savunma armadası idealin görünmesiyle batar. Çünkü idealin alıcısı neredeyse hiç yoktur. Kötü ve sıradan olanı süsleyip satmak daha makbuldür.

aşk erdemdir

Gül ve Diken “Erdem için

Hayatı hep başkasının sevgisi başlatır. ateşin eylemlerle kendi anlamı için geceyi damıtır mümbit ovalarda kalp ağrılarında aşk soğurur. hançerler sıyrıldıkça kından alımlı ama kirli bir soluk bırakılır. hayatı hep başkasının sevgisi başlatır. Bir tren hıçkırığın, yağmur şakıması ellerin. Sarı ölüm gölgeleriyle yürüdüm uzunca bakılır. gözünün elâları büyüyen ve esriten bir kucak papatya. geceme deva gördüm. yalın ayak-yalın kat sultanları insan sanki. kitap erdem ve güzelden tamamlar asırlık yoklukları yüzüme çekili bir sin şimdi nefessiz deniz, kirpiğin ucunda ölüm gündüz ateş salan çileye kanmış yalnızca gümüş tutkuları karanlığın yüreğinden el yordamıyla soğurduğumuz: aşk yerinde kalır Her dem davudî aşkımın salâları Üzengisi gümüş güzel he bakışlı ejder her aşk ateşten gömleği giysin ah ile bebek evimizi kendimiz kurduk benliğe tuzak toprak uzak değil. Temreni gözümün önünde meleklerin.

Ey gönül! Güle özendin, gül oldun. Gül bahçesine girdin; Semavi tahtına kuruldun. Gülün ömrü az olur, demedim mi? Bülbülü aşık ettin kendine; O da ezelden âşıktır istiklâle. Sakın aldanma! Bülbülün iltifatları benzer hayale, Terk eder seni, demedim mi? Güzel kokuna güvendin, Unuttun dikenini! Sıcak elleri mekan tutup Koklanırım sandın. Elleri kanatırsın demedim mi? En sonunda büküp boynunu, Teslim oldun bağbana! Emir gelince nihayet, O da dalından koparıp seni, Vazoya koyar demedim mi? “Gülü seven, dikenine katlanır.” derler. Nerede o eski sevenler?.. Mademki, bülbül bile seni Terk eyler! Yaradan’a teslim ol, Aslına dön, Ey gönül!..

yedi iklim, 2008 Ethem ERDOĞAN Nafi Güral Fen Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

Feyyaz ALBAYRAK Kütahya Gediz Fen Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni


110

111 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Neden Yabancı Dil Öğrenemiyoruz ?

“Yabancı dil öğrenmek sanıldığı kadar zor değildir ve her yaşta , herkes tarafından öğrenilebilir. Yeter ki öğrenmek istenilsin. Ama asıl sorun; millet olarak tembelliğimizdir.”

Osman YETGİN Kütahya Anadolu Öğretmen Lisesi İngilizce Öğretmeni

Hep düşünmüşümdür; insanın zeka seviyesi ne olursa olsun kendi dilinde derdini anlatabilecek kadar da olsa konuşabiliyorsa, yabancı dili konuşamaz mı ? Elbette konuşur. Öyle ise yabancı dilden anlamıyorum bir mazeret olamaz. O zaman sorun nerede ?

Bir insan bir şeyi yapacaksa ya sevmeli ya da zorunluluk hissetmelidir. Eğer ikisi bir arada olursa daha çabuk öğrenir. Ülkemizde yıllardır yabancı dil eğitimi yapılır ama yukarıda bahsettiğim şartlarda olanlar hariç hiç kimse yabancı dil konuşamaz. Hatta akademik ünvanı olan üniversite hocaları bile. Ülkemizde yapılan yabancı dil sınavları da sadece kağıt üzerinde ve test olunca gördüğünü anlayan , YDS gibi yabancı dil sınavlarından 90 üstü alan bir sürü insanımız dil bildiğini sanır ama iş iletişim ya da konuşmaya gelince 50’lik bile değildir. Peki neden ? Eğitim ve gelir düzeyi bizden çok gerilerde olan Afrika, Asya ve Balkan ülkelerinin vatandaşları çok rahat yabancı dil konuşurken biz neden konuşamıyoruz? Affedersiniz ama biz aptal mıyız ? Her konuda zekasını gösteren, her problemin çıkış yolunu çok zekice çözen bu millet niye yabancı dil konuşamaz ? Bir yerlerde yanlış mı yapıyoruz ?

Müfredat mı? Olabilir. Çünkü yıllardır yabancı dilbilgisini öne çıkaran (Grammar Based), müfredat ve materyal hazırlanmış, bu yöntemin doğru olduğu sanılmış ve öğretmenler de bu yönde yetiştirilmiştir. Bunun en büyük ispatı 1970’li yılların başında hazırlanan ders kitabının 2010’lu yıllara kadar okutulmasıdır.

Öğretmenler mi? Olabilir. Çünkü yıllarca öğretmenler iletişimden uzak, gramer ağırlıklı yetiştirilmiş, bir kez bile doğal ortamda – üç ay bile olsa - bulunmasına fırsat verilmemiş, kendi gayretiyle bir şeyler yapmaya çalışmış öğretmenlerin dışında öğretmenlerimizin yabancı dil konuşma fırsatları olmamıştır. Kendisi pratik konuşamayan öğretmen öğrencilerini nasıl konuşturacak? Bu yüzden yıllardır öğretmenlerimiz öğrencilerinden iletişimde hiç yeri olmayan tam kurallı cümleler isteyip durmuşlardır.

Öğrenciler mi? Olabilir. Çünkü öğrencilerimizin büyük bir çoğunluğu yurt dışına gidemeyeceğini düşündüğü için zorunluluk hissetmemekte, sadece müfredatta bulunduğu için ve bir not alması gerektiği için sınavda ne çıkar derdindedir ve sınavı yarım yamalak cevaplayacak kadar gramer ve kelime öğrenmektedirler. Ayrıca sınıf mevcutları yabancı dil eğitimi için kalabalık bulunmaktadır. Peki bu öğrencilerin suçu mu ? Sanmam.

Peki ne yapılmalıdır ? •

Bakanlıkça 16.09.2011 tarihinde yayınlanan öğretim programı çerçevesinde materyal hazırlanmalı, hazırlanan materyallere öğretmenin kolayca ulaşması sağlanmalıdır. Yabancı dil öğrenmede benimseterek öğretmenin sağlanması için gerekli videolar, slaytlar, öğrencinin dikkatini çekecek belgeseller ve aktiviteler hazırlanmalıdır. İletişim becerileri hariç her türlü yetiye sahip öğretmenin iletişim becerilerinin gelişmesi için hiç olmazsa üç ay olsun doğal ortamda bulunmaları sağlanmalıdır. Yabancı dil öğretimi için sınıf mevcudunun 15’i geçmemesi gerekir ama günümüz şartlarında bu mümkün gözükmemektedir. Ama hiç olmazsa yabancı dile başlatan öğretmenlerin kesinlikle iletişim becerileri ile donatılmış branş öğretmeni olmaları gerekir. Çünkü, iyi başlamış bir iş yarı yarıya bitmiş demektir. Yanlış başlamış bir iş ise daha başından kadüktür. Öğretmenler gramere hiç girmemeli, gramer edindirme yöntemi ile verilmelidir. Öğrenci gramer öğrendiğini fark etmemelidir. Ben şuna inanırım; yeni doğan bir çocuk yaklaşık iki yıl annesini dinler ama hiç konuşmaz, iki yaşına doğru konuşmasa da söyleneni anlar, tepkiler verir. Hatta verdiğiniz komutları anlar ve uygular. Sonra yazı bilmez , dilbilgisi kuralı bilmez ama kurallı cümleler kurar. Hatta bazıları öyle konuşur ki büyüyüp de küçülmüş dersiniz. O zaman öğrencinin öğretmeni anlamadığını düşünmesine fırsat verilmemeli, ondan isteneni vermesinin yeterli olacağı telkin edilmelidir. Ayrıca sorulan sorulara

cevap olarak kurallı cümleler kurmaları istenmemeli, makul her türlü kısa cevap kabul edilmelidir. Çünkü yabancı dilde öncelik edebiyat yapmak değil iletişim kurmaktır. •

Öğrenciler yabancı dili sadece sınıf geçmek için alınması gereken bir ders olarak görmemeli, yabancı dili müzik dinlemek, spor yapmak, günlük bir aktivite yapmak gibi bir şey olarak düşünmelidir. Eğer bir şeyi severek yapıyorsanız öğrenirsiniz, eğer öğrendiyseniz de zaten kim nerede neyi sorarsa sorsun o konuda bilginiz olduğu için cevap verirsiniz. Cevap veriyorsanız da notunuzu alırsınız.

Madem ki öğrencilere bakanlıkça ücretsiz kitaplar verilmektedir, o zaman yapılan masrafa değmeli ve kitapların içi doldurulmalı ve gerçekten bir ders gereci haline getirilmelidir. Sınıfta başka kaynaklara ihtiyaç bırakılmamalıdır.

Özetle, yabancı dil öğrenmek sanıldığı kadar zor değildir ve her yaşta , herkes tarafından öğrenilebilir. Yeter ki öğrenmek istenilsin. Ama asıl sorun; millet olarak tembelliğimizdir. Yıllardır İngilizce öğretmeni olduğumu öğrenen herkes bize de öğretirsin derler. Güler geçerim. Çünkü ülkemizde maalesef her işte olduğu gibi yabancı dil öğrenmede de sadece kuru bir merak vardır. Tamam öğrenmek istiyorsun ama çaban var mı ? Nerede….!? Her şeyde olduğu gibi yabancı dil öğrenmeyi herkes istiyor ama hiç gayret göstermeden… O da olur mu dersiniz bir gün ? Neden olmasın ? Ama ancak sivri zekalı bir Türk yabancı dil öğrenmeyi enjektör haline getirdiğinde….(!!!)


112

113 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

5. Ulusal Sosyal Bilimler Olimpiyatı Metin Analizi Gümüş Madalya alan makale

Refia Hanım’ı Türkçe Yedi Kelime Kurtardı kültürün mahvı milletin mahvıdır. Dilini, kültürünü unutmuş, kaybetmiş bir milletin yaşadığı görülmemiştir. Bir milletin ömrü dilinin ve kültürünün ömrüne bağlı olduğuna göre, hepimizin millî bir şuur ve heyecanla Türkçeye ve Türk kültürüne sahip çıkmamız gerekir.

Merve Nur ŞANLI Kütahya Tavşanlı Fen Lisesi Selim YILDIZ Kütahya Tavşanlı Fen Lisesi Tarih Öğretmeni Bir kudsî hadiste “Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi diledim ve bu halkı yarattım. Onlar da beni benimle tanıdılar.” denilmektedir. Bilinmeyi dileyen Allah, “kün” (ol) demiş ve kâinat olmuştur. “Kâf ” ve “nûn” seslerinden oluşan “kün” kelimesi bir sözdür. Şu halde “her şeyden önce söz vardı.” [1]

gibi birçok zihnî faaliyet dil aracılığıyla yapılır.

Dil, “İnsanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vasıta; kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık; temeli, bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli antlaşmalar sistemi, seslerden örülmüş içtimaî bir müessese.” şeklinde tarif edilir. [2]

İnsan topluluklarını toplumsal kılan dil, söz konusu topluluğun kültürünü yansıtır.[9] Kültür din ve dilden beslenir. Dini anlatmak için dile ihtiyaç vardır. Her medeniyeti oluşturan üç ana sütun vardır: Dil, Tarih, Din. “Dil dinden önce gelir. Çünkü dil olmayınca din de olmaz. Arabistan’a İslâm gelmeden önce, şahane bir dil geldi de İslâm ancak onunla kendisini anlatabildi.” [5]

Konuşma, Rabb’imizin insanoğluna bahşettiği önemli bir nimettir. Kelimeler çıkararak kompleks konuşma, hayvanlarda olmayan sadece insana has bir fonksiyondur. Hayvanlar arasında da ses çıkarma ve kendi varlık seviyelerine has hatta bazı hususlarda insandan daha ileri haberleşme sistemleri vardır. Ancak bu kelimelere manalar yükleyerek ve bunları sembolleştirerek duygu ve düşüncelerini ifade edecek tarzda insanlara has konuşma kabiliyeti ile kıyaslanamayacak kadar farklıdır. [3] Dil, sadece insanlar arası iletişimi temin eden bir sistem değildir. İnsanın zihnî, kalbî ve ruhî melekelerinin de çalışmasına vesile olan bir vasıtadır. Mefhum üretme, düşünme, tefekkür, mantık, değerlendirme, tahlil, terkip

Dil bir toplumun temel kurumudur demek mübalağa olmaz. Çünkü bir ferdin toplum içinde tecrübe ettiği ilk kurum dildir ve diğer bütün müesseseler bu kurumun düzenli kalıpları üzerine bina edilir. Unutmayalım, bir dili planlamak bir cemiyeti planlamak demektir. [4]

Bir başka kişiye mesaj ulaştırabilen her türlü vasıtaya geniş anlamda dil diyecek olursak, dili kültürle yani kültürü meydana getiren unsurlarla özdeşleşmiş buluruz. Bu keyfiyeti ünlü dil bilimci Wilhelm von Humboldt şöyle ifade diyor: “Dil ile kültür birbirinden ayrılmazlar. Kültür bakımından ileri gitmiş, yükselmeler göstermiş bir milletin dili de yükselmeye uygun bir şekilde gelişir. Düşünce hayatının yükselmesiyle birlikte dil de yükselir.” Bir milletin kendine has duygusu, düşüncesi, sanatı ve medeniyeti o milletin kültürü ise, kültürünü muhafaza eden, yayan, o kültürü bir nesilden ötekine aktaran da dilidir. O halde, dilin mahvı kültürün mahvı,

Dil, insanın sese, söze, yazıya vurmuş aksidir. Kişinin kemâli kelâmından belli olur derler. Olgun, olmuş insanın söyleyeceği söz de hamlıktan kurtulmuştur. (Dil insanı ele verir. Bir insanın kullandığı dile dikkat ederek onun dünya görüşü, inanç, eğilim ve hatta zaaflarını tespit etmek mümkündür. Gerçekten de, eskimeyen ifadelerle, “üslub-u beyan, ayniyle insandır.” [6] Büyük Kırgız yazar Cengiz Aytmatov; “Ne zaman dil mevcut olsa halkın ömrü bakidir. Her milletin dili onun için kıymetli (aziz) sayılır. Her birimiz, bizi yetiştiren, bize en kıymetli hazine olan dili hediye eden halka borçluyuzdur. Dilimizin saflığı ve zenginliği için gönülden çalışırsak evlâtlık borcumuzu eda etmiş oluruz.” diyor.” [7] Kürre-i arzı alt üst etmiş olan Hunlar’dan bugün bir kişi kalmayıp, bundan yirmi asır mukaddem baş göstermiş bir avuç kadar Yunanlı hâlâ mevcut. Bunun sebebi Hunların dilsiz, Yunanlıların ise edebi lisana malik ve sahip olmalarıdır.” cümleleriyle belirtiyor. [8] Türk kavimlerinden Musevî Karayimler Türkçeyi unuttukları için tarih sahnesinden silinmek üzeredirler. Buna mukabil, Hıristiyan oldukları ve Romen-Moldovan ve Rus kavimleri arasında sıkışıp kaldıkları halde Gagavuz Türkleri Türkçeyi unutmamışlar, aile içinde ve dualarında Türkçe konuşarak milliyetlerini koruyabilmişlerdir. [9] Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu Kazakistan’daki acıklı durumu şöyle anlatıyor: “Kazakistan’a gittim. 1964’e kadar eğitim kazak Türkçesi ile yapılıyormuş. Kruşçev Rusça eğitim veren okullar açıyor ve anaokulu seviyesinden

başlıyor. Şimdi bahçede oynayan ufak çocuklar Kazakça bilmiyor. Babası, dedesi çocukla kendi diliyle konuşamıyor. Yani bir iki nesilde bu iş bitiyor. Durum açıktır.” [10] Bir milletin fertlerinde millî kimlik ve benlik duyguları yeterince gelişip, bir fıtrat hâline gelmemişse, dile sahip çıkma duygusu da gelişmez. Çünkü dili doğru ve güzel kullanma, ona sahip çıkma duygusu biraz da millî hislerle alâkalıdır. Sevinçlerimizi, acılarımızı, kederlerimizi, millî hissin en önemli taşıyıcısı olan dille, dolayısıyla Türkçeyle ifade etmeliyiz. Sevinirken ‘yuppi’, tasdik mânâsında ‘okey’, bir yerden ayrılırken ‘by’, teşekkür ederken ‘mersi’, özür dilerken ‘pardon’ demek acaba hangi millî benlik, kimlik ve şahsiyetle bağdaşır?! Bununla beraber son yıllarda çocuklara ‘Melisa’ vb. isimler vermek, millî kimliğin aşınmasına bir misaldir. Bir milleti teşkil eden fertlerin başka kültürlerin tesiri altında kalması ve zamanla da özlerini kaybedip tamamen başka topluluklara benzemesi kaçınılmaz olur.. İçtimai değişmenin yaşandığı ortamlarda, bu değişmenin büyük oranda dille başladığını veya bu süreçte dilin önde gittiğini söylemek mümkündür. Çünkü değişme için eskinin devamını engellemek ve yeniye geçmek gerekiyorsa bu da, dil ile olmaktadır. Nitekim 19. yüzyılda gerçekleşmiş bulunan birçok millî uyanış hareketi, dilde devrimi de beraberinde getirmiştir. Macarların, Almanların, Norveçlilerin dillerinde yenileşmeye ve sadeleştirmeye gitmeleri, hep siyasî bakımdan dönüm noktaları olan devirlere rastlamaktadır.(…)Yani bir bakıma sosyal, kültürel vb. yönlerden toplum yapısının değiştirilmesi işi, dilin tesir gücüne bırakılmıştır veya yapılan uygulamalardan böyle bir sonuç çıkmıştır. Tabii ki bu tür bir değişme, önceki değerlerden uzaklaşma hatta bazen kopma neticesini doğururken diğer taraftan da gelecek için veya getirilmesi düşünülen değerler için bir umut kaynağı olmuştur. [11]


114

115 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Anadilimiz sonrasında başka dilleri de öğrenebiliriz. Bu konuda millet ve kültürümüz olarak hiçbir sıkıntımız yoktur. Referanslarımız hem çok hem de kuvvetlidir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.av.) yabancı dil konusunda Zeyd bin Harise’yi teşvik ederek ona Yahudilerin dili olan İbraniceyi öğrenmesini emretmiştir. Yabancı dil öğrenmek sünnettir desek abartmış olmayız herhalde. Osmanlı padişahlarından bir iki örnek vermemiz gerekirse Fatih Sultan Mehmet, Arapça, Farsça, Rumca, Latince, Slavca, İbranice, Çağatayca olmak üzere yedi dil biliyordu. III. Murat Arapça ve Farsçayı çok iyi derecede öğrenmişti. II. Osman Arapça, Farsça, Latince, Yunanca ve İtalyanca öğrendi. [12] Süleymaniye Camii Vakfiyesi’nden öğreniyoruz ki; Süleymaniye Camii imamında aranan vasıflar arasında Arapça ve Farsçayı mükemmel bilme ve Lâtinceyi de bilme şartı bulunmaktadır. [13] Ülkemizde çok yaygın olan bir yanlış anlayışın iyi anlaşılması ve yanlıştan dönülmesi gerekmektedir. Düsturumuz “Yabancı dil eğitimine evet, yabancı dille eğitime hayır.” olmalıdır.

yüksek olan ODTÜ öğrencilerinin; son sınıfta, anlama, anlatma yeteneklerinin, yani, yaratıcılıklarının, SBF öğrencilerinin gerisine düştüğünü; giderek lise bitirme aşamasındaki yeteneklerinin de altına indiğini gösteriyor. Çocukların kavrayış ve düşünce yetenekleri, yaratıcılıkları bir ömür boyu anadillerinin ses birimlerini, sözcüklerini, söz dizimini, kavramlarını içselleştirmelerine bağlıdır. Zihinsel üretim, bu temel üzerine bina edilir. Ana dilini iyi bilmeyenin, hiçbir yabancı dili iyi bilemeyeceği de bir vakıadır. “Bir dil bir insan, iki dil iki insan” diyorlar. Bu sözü başka bir dilde duymadım. İki insan olmak da şizofrenidir, unutmayınız. İnsanlarımızın kendilerini hem Türkçede hem yabancı bir dilde ifade edebilir olmalarının önemi şöyle dursun, teknoloji üreten dilleri bilmemek demek, çağdaş gelişmelerin gerisine düşmektir ki kabul edilemez.” [14] Çok genç yaşta, bırakın İngilizce ile eğitim görmeyi, yalnızca İngilizce eğitimi gören bazı gençler, okul yıllıklarına neler yazmış bakınız:

Bu konuda değerli mütefekkir yazar Alev Alatlı derin analizler yapmaktadır:

“Noel Baba’nın iyi bir taklitçisi olup, yardım etmeyi pek sever.”

“Yaygın inancın aksine, yabancı dil aracılığıyla eğitim, bir yabancı dil öğretme yöntemi değildir. Kaldı ki yabancı dilde okuma ve anlama hızı, anadile göre çok daha yavaştır. Yabancı dil aracılığıyla eğitim gören öğrencilerde bu hız anadiline göre 3-5, giderek 6-8 kat hatta, daha yavaş olabilmektedir. Bu durumun öğrencide yaptığı tahribat şöyle dursun, eğitim sistemini ne denli yavaşlatabileceğini düşünün. 21. yüzyıldayız, daha da yavaşlayacak halimiz kaldı mı?

“İngiltere Kraliyet ailesinin bir bireyi kadar asil kişiliği vardır.”

Elimizde ciddi araştırmalar var. Türkçeyle eğitim gören Siyasal Bilgiler Fakültesi, Mülkiye öğrencileri ile İngilizce eğitim gören ODTÜ öğrencileri üzerinde yapılan bir çalışma, anadilinde anlama ve anlatım yetenekleri üniversiteye girişte SBF öğrencilerinden daha

“Madonna, Falco, Samantha Fox için belki canını verebilir.” “Yaptığı şakalar beş dolardan fazla etmez.” “Son bestesi I am a pencil dünya listelerinde Madonna’yı sollayacak!” “Sınıfın sessiz kowboyudur.” “O, He-Man’ın dişisi She-Man’dir.” “En büyük hayali Las Vegas’da poker oynamaktır.”

Şu küçük misaller, işgalden payını almış zavallı çocuklarımızın nasıl da istikbalimizin dışına atıldığını göstermiyor mu? Yardımseverliği Noel Baba’da, asaleti İngiliz Kraliyet Ailesi’nde arayan bu çocuklar, bu vasıfları meşhur bir milletin çocukları değil miydi? Okulumuzdan kovuldu. [15]

önce

kendimiz

sonra

dilimiz

Prof. Dr. Bünyamin Akyavaş, Kubbealtı Akademi Mecmuası’nın Ocak 1997 sayısında, filmlere konu olacak kadar trajik, gerçek ve yaşanmış “Bir Hayat Hikâyesi” anlatıyor; “Ermeniler, seneler evvel küçücük bir kız olan Refia Hanım’ı bir sabah evinin bahçesinde oynarken kaçırır ve tam bir Ermeni olarak yetiştirmek üzere Marsilya’ya götürüp adını değiştirerek bir Ermeni manastırına kapatırlar. Ancak küçük Refia, yaşından büyük bir kararla, manastırdaki ilk gecesinde, her gece tekrarlamak kararıyla ‘Benim adım Refia, ben Türk’üm ve Müslüman’ım.’ diyerek deniz kenarındaki evlerinin hayalini kurar, annesini, babasını düşünür, ağlaya ağlaya uykuya dalar. Bir süre sonra ister istemez manastır usullerine uyar, Hıristiyan olup Ermenice öğrenir, fakat yatağına girdikten sonra aynı sözleri dua gibi tekrarlamayı ihmal etmez. Zamanla evlerinin, annesinin, babasının hayali uçup gidecek; fakat o geceleri uyumadan önce ‘Benim adım Refia, ben Türk’üm ve Müslüman’ım.’ demeye devam edecektir.” Topu topu yedi kelime”. Bir gün bir Ermeni ırkçısı, safkan bir Ermeni kızıyla evlenmek niyetiyle manastıra gelir ve bula bula Refia’yı bulur. Evlenirler, üç çocukları olur. Aradan yıllar geçer, çocuklar büyürler. Refia Hanım yaşlanır; fakat her gece yatakta hâlâ o sözler: “ Benim adım Refia, ben Türk’üm ve Müslüman’ım .” Sonunda Refia Hanım dayanamaz ve çocuklarını etrafına toplayıp Ermeni değil, Türk ve Müslüman olduğunu söyler, ailesi ve vatanıyla ilgili olarak hayal meyal hatırladıklarını anlatır. Uzun uzun ağlaşırlar. Birkaç sene önce çocukları Refia Hanım’ı Türkiye’ye

getirmiş ve ailesini aramışlar. Uzun aramalardan sonra akrabalar Gemlik’te bulunur bulunmasına; fakat Refia Hanım’ın kalbinin derinliklerindeki ıstırap ve hasret dinecek gibi değildir. Beynun Hanım, bu garip hayat hikâyesinin Ermeni yönetmen Elia Kazan’ın ilgisini çektiğini ve film yapmak istediğini söyledikten sonra şöyle diyor: “Sonra ne olduğunu bilmiyorum. Bildiğim, Refia Hanım’ı Türkçenin kurtarmış olmasıdır, Türkçe yedi kelimenin...” [16] Dil toplumun bize sunduğu, ucu bucağı görünmeyen dev bir kumaş gibidir. Herkes bir ucundan keser, biçer, gereksinmelerine göre kendine giysiler diker. O kumaşı kullanırken ellerimizin, parmaklarımızın, beynimizin gösterdiği beceriyi, yaratıcılığı başka dillerde gösteremeyiz. Bize kendi dil kumaşımızdan diktiğimiz giysiler daha çok yakışır, daha çok içimize siner. Üstelik biz kesip biçtikçe, o kumaş büyür, genişler, uzayıp çoğalır. [17]

KAYNAKLAR: 1. Akbaş, Vahap; Biraz İhanet, Esra Yay. Konya 1998, s.108 2. Mehmet SUCU, Sızıntı Dergisi, Aralık 2007, sayı: 347 3. Arifağaoğlu, Prof. Dr. Ömer; Sızıntı Dergisi; Temmuz 2005, sayı: 318 4. Akyavaş, Prof. Dr. Beynun; Türk Dili Dergisi, Mayıs 1994 5. Göze, Ergun; Bulunmuş Defterden Cuma Düşünceleri, Cihan Yay. İst. 1983,s.148 6. Pala, Doç. Dr. İskender; Türkçe Kültürü, Çocuk Vakfı Yay. İst.1994,s.236 7. Koçar, Çağatay; Türkistan İle İlgili Makaleler; Kültür Bak. Yay. Ank. 1991, s.1 8. Kahraman, Âlim; Edebiyatın Saklı Dili, İz Yay. İst. 2001,s.46 9. Pala; a. g. e. s.188 10. Sinanoğlu, Prof. Dr. Oktay; Fikir Adamlarımız 1, Erkam Yay. İst.2009, s.213 11. Karageçi, Mehmet Nur; Sızıntı Dergisi, Ağustos 2006, sayı: 331 12. Cazgır, Vicdan; Tarih 10 Ders Kitabı, Devlet Kitapları, İst.2009, s.44 13. Yıldız, Selim; Osmanlı, Nesil yay. İst.2004,s.147 14. Alatlı, Alev; Aklın Yolu da Bir Değildir… , Destek Yay., Ankara,2009,s.14 15. Apuhan, R. Şükrü; Batının Darağacında İsyan; Timaş Yay. İst. 1989, s.158 16. Akyavaş, Prof. Dr. Beynun; Kubbealtı Akademi Mecmuası, Ocak 1997 17. Ateş, Kemal; Dil Hurafeleri, İmge Yay.İst.2010


116

117 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Aşk… Alpaslan KURT Tavşanlı Anadolu Sağlık Meslek Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

Aşksız âdem dünyada belli bilin ki yoktur Her biri bir nesneye sevgisi var âşıktır. (Yunus Emre) “Ol” diye emrolunduğundan bu yana hep var olan tek şey… Aşk; hep var olduğu, herkesin bildiği ve kendine göre tarif ettiği bir şeydir. Fark ettim de her iki cümlem de hep “şey” diye bitiyor. Çünkü asırlardır hiç kimse tam olarak aşkın ne olduğunu anlatabilmiş değildir. Binlerce, milyonlarca insan anlamıştır ve anlatmaya çalışmıştır. Ama herkes kendi anladığını anlattığı için; herkesin, anlayanın anlattığını anlaması hiç mümkün olmamıştır. Hiç kimse, hiç kimsenin aşk tarifini tam olarak anlayabilmiş değildir, anlayamaz. Çünkü aşkı anlamak mümkün, anlatmak mümkün; anlatılanların karşı tarafta anlatılmak istendiği şekilde anlaşılması nâmümkündür. Aşk hayatın üç harfle özetlenmesidir. Hayat kavramını sadece bu dünya olarak algılamamak gerekir elbette. Aşk her iki cihanda da var olan bir şeydir. Dahı yer gök yoğ iken var idi aşk bünyadı Aşk kadîmdir ezeli aşk getirdi ne vârın. (Y.E.) Hayattaki yegâne gayemizdir aşk. Bugün her ne kadar çarşıda pazarda satılan bir şey olduğu düşünülse de, o satılanın adı aşk değildir. O gördüğünüz çürümüşlüklerin üzerine aşk etiketi yapıştırılmıştır, o kadar. Çünkü aşka paha biçilemez. Aşk satılamaz ve dahi satın alınamaz. Aşk ancak ve ancak devredilir. Asırlardır gönülden gönle devredilen ve değişmeyen tek miras aşk değil midir? Aşkı hiçbir nesneye mesel bağlasam olmaz Dünyâda âhırette ne dutusar aşk yerin. (Y.E.)

Aşk, iyi-kötü bütün duyguları içerisinde barındıran bir duygular manzumesidir. Bu manzumenin konusu her zaman aşktır; ama teması kimi zaman hüzün, kimi zaman mutluluk, kimi zaman coşku, kimi zaman ise hasrettir. Aşk, Cenab-ı Allah’ın insanoğluna verdiği en büyük hediyedir. İnsanoğlu bu hediyenin kıymetini iyi bilmelidir ki yaratılmışların içerisinde bu nimet sadece ona nasip olmuştur. Aşk olduğu gibi bir de “aşk acısı” denilen bir acı vardır. Hayattaki en değerli şeyin acısı da çok büyük olur şüphesiz. Sevgiliden ayrı düşmek insana büyük bir acı verir. Ama en büyük aşk acısı, herhalde onun yokluğunda hissedilen olsa gerek. Olmayan bir şeyin acısı olabilir mi? Var olduğu bilinen ama sahip olamadığımız veya bir dönem sahip olup sonra kaybettiğimiz bir şeyse, evet olur. Aşk bir derttir. Ama bu dert sıradan bir dert değildir. Hangi dert vardır ki dermanı da yine kendisi olsun? “Kimin aşka meyli yoksa; o, kanatsız kuş gibidir. Vah ona!” (Hazreti Mevlana) Aşk insanda farklı farklı duygulara vesile olur. Kimi zaman ölümdür aşk, kimi zaman ise bir diriliş. Değil mi ki her ölüm aslında bir dirilişin müjdecisidir? Aşkın aklı yoktur. Aklı olanın aşkı olmaz. Aşk gönül işidir. Hayatta en değerli şey aşksa, ki öyledir, insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli şey akıl değil, gönüldür. Aşk deliliktir. Aşk, gönlün akla galip gelmesidir. Her ne kadar akıl gönlün gölgesinde kalsa da, bundan şikâyetçi de değildir. Senin aşkın deniz ben bir balıcak Balık sudan çıksa hemen ölüdür. (Y.E.)

Birçok şeyin sahtesi olduğu gibi aşkın da sahtesi vardır. Peki, aşkın gerçeğini sahtesinden ayırmak mümkün müdür? Çarşıya pazara aşk etiketiyle düşmüş çürümüşlüklerle gerçek aşk birbirinden nasıl ayrılır? Gerçek aşkın etiketi yoktur. Gerçek aşk, içerisinde büyük bir kutsaliyet taşır. Gerçek aşkın içerisinde, kutsal olan birçok şeyden birçok iz vardır. Eğer bir aşkın yolu, “Ol” emrini veren yüce yaratıcıya çıkmıyorsa; işte o aşk gerçek değildir. Eğer böyle bir sahtelik söz konusuysa emin olun onun aynısını çarşıda pazarda bulabilirsiniz. Herkes kendi aşkının âşığıdır. Vatan aşkı, millet aşkı, din aşkı, devlet aşkı, yâr aşkı… Bunlar, yolu mutlaka Allah’a çıkan aşklardır. Eğer ki o yolu bulamıyorsanız, yolunuz çarşıya pazara çıkmış demektir. Sakın ola etiketlere aldanmayın. Aşk sevmektir. Aşk fedakârlıktır. Aşk adanmışlıktır. Aşk hayattır. Aşk ölümdür. Aşk diriliştir. (…) Aşk bitmez, âşıklar ölmez.


118

119 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Güngör: “Spor, akademik başarıyı destekliyor.” Ali Osman GÜNGÖR Nafi Güral Fen Lisesi Beden Eğitimi Öğretmeni Akademik başarısı yüksek öğrencilerin okulu Nafi Güral Fen Lisesi, sportif branşlardaki başarılarıyla da göz dolduruyor. Özellikle basketbol branşındaki başarıylarıyla ön plana çıkan Nafi Güral Fen Lisesi, ilde ve bölgedeki başarılarıyla adından söz ettiriyor. Okulun sportif başarılarında önemli rolü olan ve konuyla ilgili bize bilgi veren Beden Eğitimi Öğretmeni Ali Osman GÜNGÖR, spordaki başarılarına en az akademik başarı kadar önemli olduğunu vurgulayarak, “Spor, sanat ve kültürel faaliyetleri biz kişinin zirveye çıkarken durup ara sıra manzaranın da tadını çıkarabileceği faaliyetler olarak görüyoruz. Hayatı, varılacak bir son istasyon değil, yolculuğun kalitesi olduğunu ve buna da katkı sağlayacak etkenlerden birinin de spor olduğunu düşünüyoruz.” şeklinde konuştu.

Okuldan mezun öğrencilerle mevcut öğrenciler her yıl turnuvada buluşuyor. Aidiyet duygusunun geliştirilmesi ve deneyimlerin daha genç öğrencilere aktarılmasında turnuvanın önemine işaret eden Ali Osman GÜNGÖR, turnuvayla tanışan öğrencilerin üniversiteye gitmedene ağabey veya ablalarıyla tanıştıklarını ifade ediyor. Nafi Güral Fen Lisesi fen liseleri arasında da başarılarıyla gündemde kalıyor. Altıncısı düzenlenen Fen Liseleri Basketbol Turnuvası’nda NGFL ikinci defa şampiyon oldu.

Turnuvayla ilgili bilgi veren GÜNGÖR, “Öğrencilerimizin farklı illeri, okulları ve arkadaşları tanımalarını sağlıyoruz. Bu turnuvalarda tanışan öğrencilerimizin üniversitelerde de karşılaştıklarını ve kalıcı dostluklar kurduklarını duymak bizleri mutlu Sporu hiçbir zaman amaç olarak görmediklerini ediyor. Şimdiye kadar bizi en çok sevindiren bütün ifade eden Ali Osman GÜNGÖR, “Okulumuzda spor sporcu öğrencilerimizin üniversiteye çok iyi puanlarla hiçbir zaman amaç olmamış, bilakis uzun vadede takım yerleşmiş olmaları, spor yaptıkları için hiç pişmanlık duymuyor olmaları ve bu kültürü orada da devam çalışmasına yatkın, ortak aklı kullanabilen, planlı olmayı ettiriyor olmalarıdır.”şeklinde konuşurken, kendilerini en bilen, mücadele gücü yüksek, aynı zamanda hayatı çok zorlayan hususun sporun akademik başarıyı olumsuz belirlenen kurallar çerçevesinde sürdürebilen kararlı etkileyeceği düşüncesinin olduğunu vurguluyor. Güngör bireyler yetiştirilmesine yardımcı olması için bir araç bunu “Bizim için en yorucu olan, sporun akademik olarak değerlendiriyoruz. Ayrıca kısa vadede yoğun ders başarıyı olumsuz etkilediğini, zaman kaybı ve gereksiz temposuna alternatif bir rahatlama aracı, sağlık ve kilo yorgunluk olduğunu düşünen dostlarımız olmuştur. kontrolü için hareket, monoton hayatlarında bir renk ve Bütün dünyada sporun yararları ve gerekliliği hakkında eğlence aracı, kalıcı dostluklar kurmak ve anı biriktirmek ne kadar bilimsel çalışma yapılırsa yapılsın bu fazla bir şey için alternatif, çevreyi tanımak için uygun bir yol ve değiştirmeyecektir. Çünkü önyargıları değiştirmek atomu başarma hissinin yaşandığı bir mutluluk aracı olarak parçalamaktan daha zordur. Dostlarımızın bu endişesini görmekteyiz.”diyor. gidermek için öğrencilerimizin bu sorumluluğu da Nafi Güral Fen Lisesi mezunlarından da kopmuyor. hissetmeleri gerekmektedir.”şeklinde ifade ediyor.

OKUL TAKIMLARI Sezon

Branş

Cinsiyet

2002-2003

Badminton

Kız-Erkek İl 2.

2003-2004

Badminton

Erkek

2004-2005

Masa Tenisi Erkek

İl 3.

Badminton

Erkek

İl 3.

2005-2006

Basketbol

Erkek

İl 2.

2006-2007

Satranç

Kız-Erkek İl 3.

Basketbol

Erkek

İl Şampiyonu

Basketbol

Erkek

İl Şampiyonu

Voleybol

Kız

İl 3.

Basketbol

Erkek

İl 2.

Basketbol

Erkek

Fen Lis. Turn. Şampiyon (Bolu)

Basketbol

Erkek

24 Kasım Turn. 3.

Basketbol

Erkek

İl Şampiyonu

Basketbol

Erkek

Ghsim Turn. 2.

Futsal

Erkek

İl 2.

Futsal

Erkek

İl Şampiyonu

Futsal

Erkek

Bölge 3.(Aksaray)

Basketbol

Erkek

İl Şampiyonu

Basketbol

Erkek

Grup 2. (İzmir)

Tenis

Erkek

İl Şampiyonu

Tenis

Kız

İl Şampiyonu

Basketbol

Erkek

Gençlik Turn. Şampiyon

Voleybol

Kız

Gençlik Turn. 3.

Basketbol

Erkek

Fen Lis. Turn. Şampiyon (Manavgat)

2007-2008 2008-2009

2010-2011

2011-2012 2012-2013

Turnuva-Derece İl Şampiyonu

KULÜP TAKIMLARI Sezon

Branş

Cinsiyet

Turnuva-Derece

Sezon

Branş

Cinsiyet

Turnuva-Derece

2005

Basketbol

Erkek

İl 3.

2006

Basketbol

Erkek

İl 2.

Voleybol

Erkek

İl 3.

Basketbol

Erkek

İl 2.

Basketbol

Erkek

İl 3.

Voleybol

Kız

İl 2.

Basketbol

Erkek

İl 2.

2009

Basketbol

Erkek

İl 2.

2011

Basketbol

Erkek

İl 3.

Basketbol

Erkek

İl 2.

Basketbol

Erkek

İl 2.

Basketbol

Erkek

İl 3.

2007 2008

2013


120

121 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Gizli müfredat çok mu gizli?

Yard. Doç. Dr. Mustafa BAŞARAN Dumlupınar Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türkçe Öğretmenliği Bölümü Öğretim Üyesi

Hayır, gizli müfredat gizli değil; o kadar aşikâr ki görülmüyor. İdari, politik, sanatsal vb. alanlarda başarılı olmuş insanların biyografileri incelendiğinde, bu kişilerin birçoğunun aynı lise veya üniversitelerden mezun olduğu görülür. Neden bazı lise veya üniversitelerden mezun olan öğrenciler, diğer okulların mezunlarına göre daha başarılıdır? Bu okulların işlediği müfredat mı farklıdır, yoksa bu okullarda görev yapan öğretmenler bazı üstün yeteneklere mi sahiptir? İşte bu farklılığın sebebi işlenen yazılı (açık) müfredatta değil; bu okullarda uygulanan gizli müfredatta aranmalıdır.

Gizli müfredat nedir? Bir öğrenci günün 16 saatini okul dışında geçirmektedir.

Gizli müfredat, tarih boyunca eğitim öğretimin sürdürüldüğü her yerde uygulanmıştır. Ancak bu kavramın eğitim literatürüne girmesi oldukça yeni sayılır: 1960’lara kadar okulların tek tip insan yetiştiren birer fabrika görünümünde olduğu ve okullarda kuramsal bilgi aktarımının ön plana çıktığı söylenebilir. 1960’larda John Dewey, William Kilpatrick ve Harold Rugg gibi bazı eğitimciler sayesinde, eğitim anlayışında büyük değişiklikler meydana gelmiştir. Bu eğitimciler okulun amacının sadece bilgili bireyler değil iyi insan iyi vatandaş yetiştirmek olduğunu ve yalnızca kuramsal bilgilerin aktarılmasıyla bu amaca ulaşılamayacağını söylemişlerdir. Örneğin John Dewey, ahlakın öğretilebileceğini söylemektedir hatta ülkemizde halen okutulan din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin mucidi de yine Dewey’dir. Birçok müfredat tanımı ve çeşidi vardır. Gizli müfredat bunlar içinde belki de en önemlisi fakat en az önem verilenidir. Jackson (1968) gizli müfredatı,

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Toplumu oluşturan bireylerin düşündükleri ve düşünme şekilleriyle doğrudan ilgili olan eğitimin uzak hedeflerine ulaşmak için sadece yazılı müfredatın uygulanması asla yeterli olamaz.

okulların, açıkça ifade edilmeyen gayri resmi beklentileri ve okulun verdiği gizli mesajlar olarak tanımlarken; Gordon (1982), planlanmamış (yazılmamış ve tasarlanmamış) eğitim mesajları; Illich (1978), okulun yapısından ve eğitim sürecinin işleyişinden kaynaklanan gizli mesajlar ve Martin (1976), açıkça ifade edilmeyen ve planlanmayan eğitim sonuçları olarak tanımlamıştır (Akt.: Carr ve Landon, 1999). Gizli müfredat, çok geniş bir alanda uygulanır. Bu alan içinde genellikle yazılı olmayan bilgiler, değer yargıları ve inançlar vardır (Horn, 2003). Bu yüzden bu kavramın ortak bir tanımının yapılması şimdilik zor görünmektedir. Her eğitimci farklı bir açıdan bakarak farklı bir tanıma ulaşabilmektedir. Carr ve Landon (1999), gizli müfredatın sosyalleştirme yönünü dikkate almış; gizli müfredatı, aşılanan bazı tutum ve davranışlar; toplumsal sınıfların üyelerine neleri yapmaları, neleri yapmamaları ve neleri yapamayacaklarını gösteren öğretiler bütünü olarak tanımlamışlardır. Bu araştırmacılara göre gizli müfredatın amacı, toplumdaki mevcut sosyal yapıyı sürdürmektir. Bazı araştırmacılar da gizli müfredatın okul iklimiyle ve kültürüyle olan ilişkisini dikkate almaktadırlar. Akman (2005) gizli müfredatı, okuldaki sosyal ilişkiler çerçevesinde, kaçınılmaz bir biçimde, kendiliğinden oluşan, öğrenci, öğretmen ve idarecilerin karşılıklı ve birbiriyle olan ilişkilerini, beklentilerini, davranış şekillerini içeren ortam olarak tanımlarken; Çınar (2005), okuldaki öğretmen ve yönetici davranışları, yaklaşımları, inançları, değer yargıları, okul atmosferinin niteliği, okul içi ortamın öğrencilere sağladığı etkileşim örüntüsü, okul içi yazılı olmayan kurallar, rutinler, disiplin kuralları vb. birçok etkenle yürütülen program olarak tanımlamıştır.

İlgili literatürden hareketle gizli müfredat, içeriğini, toplumu oluşturan bireylerin çoğunluğu tarafından onaylanan beceri, davranış ve modellerinin oluşturduğu; çocuğun yaşadığı her yerde uygulanan, genellikle yazılı olarak ifade edilmeyen, çocuğun sosyalleşmesini, tutum ve inanç geliştirmesini sağlayan uygulamaların tümü olarak tanımlanabilir. Bu tanımdan hareketle gizli müfredatın, ilgili bakanlık yetkililerinin kamuoyundan gizledikleri eğitsel hedefler olmadığı bilakis toplumun bireyden beklentilerinin ifadesi olduğu söylenebilir. Toplumu oluşturan bireylerin düşündükleri ve düşünme şekilleriyle doğrudan ilgili olan eğitimin uzak hedeflerine ulaşmak için sadece yazılı müfredatın uygulanması asla yeterli olamaz. Bu hedeflere ulaşmak için bilinçli bir şekilde gizli müfredat uygulanması gerekir. Bunun yanında gizli müfredat uygulamaları sayesinde öğrencilere birçok konuda oldukça fazla tecrübe kazandırılabilir. Özellikle toplum hayatında ileride karşılaşabilecekleri bazı durumlarla ilgili olarak, gizli müfredat öğrencilere çok değerli yaşantılar sunabilmektedir. Gizli müfredat uygulamaları öğrencilere içinde bulundukları toplumun yaşam biçimini öğretmekle kalmaz aynı zamanda öğrencilerin kendi kültürlerine, tarihlerine ve ait oldukları toplumun değer yargılarına, karşı olumlu tutum geliştirmesini de sağlar.

Öğretmen ve Gizli Müfredat Türkiye’de bir ilköğretim öğrencisi günde en fazla sekiz saatini öğretmen gözetiminde okulda geçirmektedir. Günün geri kalan 16 saatinde ise okul dışı her türlü etkinlikle eğitilmeye devam etmektedir. Bu durumda ailelere, öğrencinin çevresindeki tüm yetişkinlere ve medyaya büyük sorumluluk düşmektedir. İşte bu


122

123 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Çocuklar, sokakta yetişkinlerden veya diğer çocuklardan küfretmeyi, hayvanlara kötü davranmayı, daha da kötüsü bundan zevk almayı öğrenebileceği gibi çevresindeki insanlardan sıraya geçip beklemeyi, selamlaşmayı, diğer insanlara saygılı olmayı da öğrenebilir.

sebepten çocuğun yazılı müfredatın dışında kazandığı tecrübelerin tamamı üzerinde etkili olan gizli müfredatın evde, sokakta veya okulda sürekli uygulandığını söylemek mümkündür. Bu sebepten öğretmenlerin sadece sınıfta değil her yerde (sokakta, medyada, ticarethanede vb.) ve sadece öğrencilerin değil çocukla muhatap olan herkesin öğretmeni olmak gibi bir sorumluluğu vardır.

insanlardan sıraya geçip beklemeyi, selamlaşmayı, diğer insanlara saygılı olmayı da öğrenebilir. Şehrin mimari özellikleri, tarihi dokusu, şehirde bulunan müze, ibadethane, fabrika, maden ocağı veya sanat merkezleri de çocuğu eğiten birer gizli müfredat olarak değerlendirilebilir. Belli şehirlerden gelen insanların belli bazı karakter özelliklerine sahip olması gizli müfredatla açıklanabilir.

Çocuklarıyla az çok ilgilenen tüm aileler, iyi bir öğretmen arayışındadır. Ancak eğitsel hedeflere Gizli müfredatın en etkili uygulandığı alanlardan biri de kuşkusuz medyadır. Medya, çocuğun değer ulaşabilmek için öğretmenin iyi bir aile bulması yargılarını ve tutumlarını şekillendirebildiği gibi daha önemlidir. Çünkü gizli müfredat Tarihimizin çocuğun kendine model aldığı aile büyükleri, açısından bakıldığında ailelere düşen önemli şahsiyetlerini öğretmenler, diğer okul çalışanları ve birçok görev vardır. Örneğin aileler küçük düşürücü veya çevredeki diğer yetişkinlerin değer yanlış bilgiler empoze eden çocuklarının okulda aldıkları yargılarını ve tutumlarını da -az hem de güya ülkemizin sanatçıları eğitimi destekleyici etkinlikler ve yapımcılarının ürettiği diziler, ya da çok- şekillendirmektedir. yapmalıdır. Çünkü çocuk, yabancı kültüre ait ve ait olduğu ailenin diğer üyelerinin birbirleri kültürü övücü diğerlerini aşağılayıcı; Çocuklar hatta yetişkinler, medyanın kendi yarattığı ve ekrana çıkardığı ve kendisiyle olan ilişkilerini kahramanları kültürümüzde asla kahramanları, kendileri için model hoş karşılanamaz birçok davranış ve ailesinin yaşam biçimini olarak kabul edebilirler. Örneğin yapan, çocuklarımızın severek ve gözleyerek, farkına varmadan çocuk, televizyonda “tam bir Türk sürekli izlediği çizgi filmler Türk ailesinin diğer fertleri gibi tutum televizyonlarında fazlaca erkeği” olarak lanse edilen karakteri ve inanç geliştirir; olumlu veya mevcuttur. model alabilir ve onun gibi davrandığında olumsuz davranışlar kazanır. Ebeveyni kendisinin de “tam bir Türk erkeği” olduğunu sigara veya alkol kullanan çocukların düşünebilir. Eğer televizyondaki model, arabasına sigara ve alkol hakkında bilmemesi gerekenleri de ailesinden daha çok önem veren, bazı problemleri şiddet öğreneceği gayet açıktır veya okulda ağız sağlığı için diş kullanarak çözen, çocukları arasında cinsiyet ayrımcılığı fırçalamanın önemi anlatılmış olabilir ancak çocukların yapan biriyse, çocuğun kafasında da “ideal eş/baba” bu dişlerini düzgün ve düzenli fırçalayıp fırçalamadıklarını şekilde canlanacaktır. Şüphesiz örnekleri çoğaltmak ancak aileler kontrol edebilir. mümkündür. Tarihimizin önemli şahsiyetlerini küçük Çocuklar, sokakta yetişkinlerden veya diğer çocuklardan düşürücü veya yanlış bilgiler empoze eden hem de küfretmeyi, hayvanlara kötü davranmayı, daha da kötüsü güya ülkemizin sanatçıları ve yapımcılarının ürettiği bundan zevk almayı öğrenebileceği gibi çevresindeki diziler, yabancı kültüre ait ve ait olduğu kültürü övücü

diğerlerini aşağılayıcı; kahramanları kültürümüzde asla hoş karşılanamaz birçok davranış yapan, çocuklarımızın severek ve sürekli izlediği çizgi filmler Türk televizyonlarında fazlaca mevcuttur. Maalesef yeterince denetlenemeyen ve her türlü denetim girişimi “sansür mü var” vb. bahanelerle güdük bırakılan internet ortamında da çocuklarımız birçok kötü davranışı öğrenebilmektedir. Yetişkinleri etkilemeyen ancak çocukların, bilişsel, cinsel ve sosyal gelişimine zarar verebilecek birçok unsur, açılan herhangi bir sitede karşımıza çıkabilmektedir. Evet, öğretmenler bu ortamlardaki gizli müfredat uygulamalarını doğrudan kontrol edemezler ama, bu uygulamalardan olumlu olanlarını geliştirmek, olumsuz olanların etkilerinden de öğrencileri korumak için ailede, sokakta ve medyadaki uygulamaları takip etmeli ve olumlu-olumsuz gizli müfredat uygulamalarını sınıflarında işlemelidir. Gerçekten de toplumu oluşturan birçok fert farkında olmadan, iyi niyetli bir şekilde olumsuz pek çok gizli müfredat uygulaması yapmaktadır. Örneğin camide imam “Ey cemaat, Hz. Ebubekir’e niçin sıddık denmiştir biliyor musunuz? Çünkü müşrikler “Senin Muhammet Kudüs’e gittim oradan da Arş-ı Âlâya çıktım diyor. Sen ne diyorsun?” dediğinde “O dediyse doğrudur.” diye bir cevap vermiştir, diye vaaz etmektedir. Bunu duyan ve iyi bir Müslüman olmak isteyen bir kişi de aynen onun gibi “o diyorsa doğrudur” diye bir inanç geliştirebilir; nihayetinde her denene inanan biri olabilir. Oysa imamın şöyle demesi gerekir: “Hz. Ebubekir Peygamberinin Kudüs’e gidebileceğini oradan da arş-ı âlâya çıkabileceğini biliyordu.” Öğretmenler böyle yanlış anlaşılmalar hakkında da uyanık olmalı zaman zaman öğrencilerini çeşitli konularda konuşturmalı ve yanlış inanç ve tutumları anında tespit edip düzeltmelidir.

Okulda Gizli Müfredat Şüphesiz öğretmenlerin gizli müfredat uygulamalarını en rahat şekilde kontrol edip uygulayabileceği yerler okullardır ve okulda öğretmenler mutlaka bir gizli müfredatı uygulamaya koymalıdır. Çünkü okulların öğrencilere akademik bilgileri aktarmak kadar, onları iyi birer insan ve vatandaş olarak yetiştirmek gibi bir sorumluluğu daha vardır. Öğrencilere iyi insan ve vatandaş olma, adil olma, demokratik olma, cesaret, incelik, dürüstlük, merhamet, sorumluluk, vatandaşlık bilinci gibi karakteristik özellikleri kazandırmanın yolu gizli müfredat uygulamalarından geçer. Okullarda gizli müfredatın uygulanmasını gerektiren diğer temel nedenler ise şunlardır: •

Politik sebepler: Her ülkenin bir kurucusu ve dayandığı temel ideolojisi vardır. Bu kurucular ve temel ideolojiler o ülkenin ilelebet var olması için öğretmenlere nelerin öğretilmesi gerektiği hakkında yol göstermişlerdir. Muhakkak öğretilmesi gerekenler ise akademik bilgiler değil, öğrencilerde var olması gereken karakter özellikleridir. Örneğin Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Atatürk “Öğretmenler, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” sözüyle aslında okullarda yapılacak gizli müfredat uygulamalarının amacını ortaya koymuştur.

Yürürlükteki anayasa ve yasalar: Her eğitim siteminin dayandığı yasalar vardır. Bu yasalar eğitimin uzak hedeflerini yani okuldan mezun olan bireyin sahip olması gereken karakter özelliklerini belirler. Bu uzak hedeflere ulaşmanın en etkili yolu gizli müfredattır.


124

125 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Toplumsal beklentiler: Toplum okuldan, her şeyden önce öğrencileri düzgün karakterli olarak yetiştirmesini beklemektedir.

Öğretmen ders içinde yapacağı gizli müfredat uygulamalarında, dersin konusuyla ilişkili olarak (veya yeri geldiğinde), gösterme, model olma, doğrulama, değerlendirme, genelleme, sosyal içerikli hikayeler anlatma-anlattırma, rol oynama, “seçilen” film, ses kayıtları veya görselleri kullanma, sosyal otopsi, benzetim (simülasyon) vb. stratejileri kullanabilir. Dikkatli bir gözle bakıldığında okullarda öğrencilerin birçok olumsuz davranışı gizli müfredat aracılığıyla kazandığı görülecektir. Örneğin; sınavlarda sınıfa bir gözetmek sokmak öğrencilere “siz güvenilmezsiniz, kontrol edilmediğinizde her türlü yanlış davranışı yapabilirsiniz” demenin; çocukları dövmek ise “bak çocuğum ben sadece bir eşek terbiyecisiyim sen de eşeksin” demenin başka bir yoludur. Kavga eden iki çocuğun öğretmen geldiğinde hiçbir şey olmamış gibi davranmaları veya kütüphaneye babasıyla gelen öğrencinin sessizce çalışması; arkadaşıyla gelen öğrencinin ise çalışmaktan çok arkadaşıyla konuşması da ancak gizli müfredatla açıklanabilir. Okul kuralları zorla dayatılıyor, yoruma dayalı olarak uygulanıyor veya disiplini sağlama hususunda katı davranılıyorsa bu durum öğrencilerin demokrasi bilincini zayıflatabilir. Okul çalışanlarının çocuklarının sıraya geçmeden yemek alması, yapılması gereken güç bir iş olduğunda bu işin öğrenme güçlüğü çeken öğrencilere yaptırılması, bireysel farklılıkların (zihinsel veya fiziksel engel, ailenin ekonomik gücü vb.) gündeme getirilmesi veya eleştirilmesi vb. birçok örnek eğitsel açıdan olumsuz sonuçlar doğuran gizli müfredat uygulamaları olarak değerlendirilebilir. Okullarda uygulanan gizli müfredat bazen de olumlu sonuçlar verebilir. Örneğin, öğretmen girdiğinde öğrencilerin ayağa kalkması, okulların koridorlarına tarihi şahsiyetler veya olayları gösteren resimler asılması, okul duvarlarının sevgi, kardeşlik, bilim veya barış temalı resimlerle süslenmesi, öğrencilerin milli bayramlarda yapılan gösterilere katılması, sınıf başkanının seçilmesi, öğretmenin giyim kuşamı ve öğrencileriyle kurduğu iletişimin niteliği vb. eğitim açısından olumlu

sonuçlar doğuran gizli müfredat uygulamaları olarak değerlendirilebilir. Bazı özel okullarda yönetimlerin bilinçli ve planlı bir şekilde gizli müfredat uyguladıkları görülür. Okul yönetimlerinin gizli müfredat uygulamalarına şunlar örnek gösterilebilir: •

Yıl içinde yapılan sportif, bilimsel, sanatsal vb. yarışmalar,

Mezuniyet sonrası aktiviteler,

Okulun renkleri, maskotu, sloganı veya marşı,

Düzenli yapılan (her yıl aynı yere aynı amaç için) kır veya şehir gezileri,

Düzenli olarak yapılan kurum veya kuruluş (müze, dernek vb.) gezileri,

Etkinlikleri anlamaları için öğrencilere yapılan sürekli rehberlik,

Disiplin yönetmenliği, güvenlik gibi konuların öğretmen, yönetici ve öğrencilere iyice kavratılması için yapılan brifingler,

Öğrencilerin yıllık ve okul gazetesi çıkarması, muhtelif konularda broşürler veya okul takvimi hazırlaması ve bu konuda yapılan yardım ve rehberlik,

Öğretmenlerin ve diğer okul çalışanlarının öğrencilerle birlikte yaptıkları ders dışı etkinlikler (öğretmenlerin mesai saatleri dışında da öğrencileriyle ilgilenmesi),

Belirli günlerde yapılan belirli bazı etkinlikler.

Gizli müfredat açısından ders kitaplarında kullanılan metinler ve şekiller de son derece önemlidir. Öğretmenin gördüğü olumsuz uygulamaları anında öğrencilerin dikkatine sunması ve gerekli açıklamaları yapması gerekir. Okulda karakter eğitimi vermenin (bir gizli müfredatı uygulamanın) en kolay yolu uygun metinler kullanmaktır. Örneğin iyi hikâyeler öğrencilere iyi rol modelleri sunar. İyi bir hikâye öğrencilerin dikkatini ahlaki kurallara çekmede sadece kuraların söylenmesinden çok daha etkilidir. Hikâyede geçen başkalaşım (karakterin

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

gösterdiği değişmeler) öğrencilerin davranışla ahlaki kurallar arasındaki ilişkiyi anlamalarını sağlamanın en etkili yoludur. Örneğin fabllarda kötü davranışlar gösteren bir kahramanın bu davranış sonucu karşılaştığı olumsuz ve davranışını düzelttikten sonra karşılaştığı olumlu sonuçlar, öğrencilerin ahlaki kurallara uymanın gerekliliğini anlamalarını ve kuralları içselleştirmelerini sağlamada oldukça etkili olacaktır.

vermektedir. Ya da ailenin konu edildiği bir metinde kullanılan resim hiç de Türk ailesine benzememektedir. Çağdaşlık ve modernlik vurgusu için hep aynı; geri kalmışlık vurgusu için hep aynı tip insanların resimleri kullanılmaktadır. Ancak anne babası resimdeki gibi olan öğrencilerin halet-i ruhiyesi hiç hesaba katılmamaktadır. Kitaplarda alelade bayrak resimleri kullanılmaktadır. Oysa bayrağımızın gerçekten çok güzel bir çok fotoğrafı vardır.

Sadece hikâye edici metinlerde değil, bilgi verici metinlerde ve şiirlerde de gizli müfredat uygulanabilir. Bu Öğretmenler derste kullandıkları metinlerde tür metinlerin ana fikirleri ve konuları öğrencilerin bilişsel, geçen gizli mesajları öğrencilerine buldurmalıdır. Bu duyuşsal ve dolaylı olarak psikomotor davranışlarını mesajlardan olumsuz olanlar muhakkak belirtilmeli ve etkileyecektir. Unutulmamalıdır ki, Türkçe kitabı sadece niçin olumsuz oldukları açıklanmalıdır. Ancak bunlar dil bilgisi kurallarını öğreten kitap değildir; Türkçe ders yapılırken öğrencilerin kendilerini bir gizli müfredat kitabı, okumayı seven, dil bilinci gelişmiş, konuşurken ve uygulamasının içinde hissetmemesini sağlamak yazarken özenli ve nazik birey yetiştiren kitaptır. gerekmektedir. Öğretmenler “kahramanın Pek Tarih kitabı, asla sadece geçmişten haber yerinde olsaydınız aynı durumda siz çok yayıncı ders veren bir kitap değildir. Tarih kitabı ne yapardınız?” “sizin muhakkak kitaplarında özensizce seçilmiş geçmişiyle gurur duyan, bir milletin ulaşmak istediğiniz üç hedefiniz fotoğraf ve resim kullanmaktadır. Örneğin ders kitaplarındaki kötü, ferdi olmayla övünen, milleti için nedir? Bu hedeflerinize ulaşmak basit, çirkin birçok resim öğrenciye her türlü fedakârlığı yapan, ancak için masum birinin zarar “Siz ancak buna layıksınız. ” mesajı dolduruşa gelemeyen; milleti için görmesini kabul eder miydiniz?” vermektedir. milletine zarar vermeyen, geleceğe vb. sorular sorabilir. Tahtada şimdiden hazırlanan fertleri yetiştiren kahramanın iyi ve kötü özellikleri kitaptır. Diğer ders kitapları için de durum aynıdır. listelenebilir. Ders kitaplarında birçok olumlu gizli müfredat uygulamasının yanında birçok olumsuz uygulamaya da rastlanmaktadır. Örneğin ders kitaplarında, kültürümüzün önemli şahsiyetlerinden biri olan Nasrettin Hoca fıkralarının bazılarında zekasını diğer insanları aldatmak için kullanan veya aptalca işler yapan biriymiş gibi gösterilebilmektedir. Tarih dersi kitaplarımızda tarihimizin en büyük şahsiyetleri hakkında, bu şahsiyetlerin fethettiği milletlerin tarihi kaynaklarında yazanların yazması ne hazindir. Dikkatli bir gözle ve gizli müfredat açısından bakıldığında benzer birçok örneğe rastlamak mümkündür. Ders kitaplarında kullanılan resimlere de aynı gözle bakmak gerekir. Pek çok yayıncı ders kitaplarında özensizce seçilmiş fotoğraf ve resim kullanmaktadır. Örneğin ders kitaplarındaki kötü, basit, çirkin birçok resim öğrenciye “Siz ancak buna layıksınız.” mesajı

Öğrencilere önerilen kitaplar da gizli müfredat açısından dikkatlice seçilmelidir. Önerilen her kitapta kullanılan metinlerin şu nitelikleri taşıması gerektiği söylenebilir: •

Metindeki başkahramanın tamamen istendik özellikler taşıması gerekir. Zira birçok istendik özellik taşıyan kahramanın olumsuz bir iki davranışını öğrenciler sanki iyi bir özellikmiş gibi algılayabilirler.

Kullanılan metinlerde ahlaki ikilemler bulunmalıdır. Bu hem öğrencilerin ahlaki açıdan ne düzeyde olduğunu tespit etmede kullanılabilir hem de ahlaki kuralların aktarmasında etkili bir teknik olarak kullanılabilir.

Seçilen metinlerin edebi bir nitelik taşıması gerekir. Böylece öğrenciler edebi zevk kazanabilir veya edebi zevklerini geliştirebilirler.


126

127 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Seçilen metinler edebi olmalarının yanında felsefi ve duygusal derinliğe de sahip olmalıdır. Böyle metinler, öğrencileri istendik duyuşsal davranışları kazanma konusunda isteklendirebilir ve onları bu konular üzerinde düşündürebilir.

Metinde geçen farklı davranışlar bu davranışların sonuçları ve değerleri mümkün olduğunca örneklerle gösterilmelidir.

Kullanılan metnin türü ne olursa olsun tema veya ana fikir mutlaka olumlu olmalıdır. Örneğin bazı metinlerin atasözlerini kavratmak için yazıldığı gözlenebilir. Ancak bazı atasözleri (Örneğin “Her koyun kendi bacağından asılır; Üzümünü ye bağını sorma; Denize düşen yılana sarılır; Ben öldükten sonra taş taş üstünde kalmasın vb.”) şeklen atasözüne

benzemesine rağmen içerdikleri mesajlar son derece olumsuzdur. Ders kitaplarında bile böyle olumsuz mesajların var olduğu gözlenebilir. Bu tür metinlerin sınıf ortamlarında kullanılması olumsuz sonuçlar doğurabilir. •

Metin seçiminde yaş faktörü dikkate alınmalıdır.

Metinlerde kullanılan karakterler ilgi çekici ve gerçekçi olmalıdır.

Kullanılan metinlerde çocuğun içinde yaşadığı kültür tanıtılmalı, bu kültürü yaşama ve yaşatma özendirilmeli ancak bu kültürün olumsuz yönleri de yerilmelidir.

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Bakırdemir: “Osmanlı sizde ve değerlerinizde yaşıyor.” Milli Eğitim Müdürlüğü Değerler Eğitim Projesi çerçevesinde Sosyal Bilimler Lisesi tarafından Aralık ayı değeri vefa çerçevesinde organize edilen “Osmanlı Nerede Yaşıyor?” başlıklı konferansta konuşan İl Sosyal Etüt ve Proje Müdürü Mustafa BAKIRDEMİR, öğrencilerin aile, toplum ve dünya tarafından değerli bilindiğini ifade ederek, özlenen günlere ulaşmada öğrencilerin kendilerindeki potansiyeli keşfetmelerinin yeterli olduğunu ifade etti. Yeryüzünde değerler erozyonunun yaşandığını ve dünyanın öğretimden eğitime muhtaç olduğunu ifade eden Mustafa BAKIRDEMİR, yeniden dirilmenin yolunun çok çalışmaktan ve çağın ihtiyaç duyduğu değerlerle donanmaktan geçtiğini vurguladı. Osmanlı Devleti’in önemli bir kültür ve medeniyeti bünyesinde barındırdığını ve dünyaya örnek olduğunu belirten BAKIRDEMİR, Osmanlı’ya vefanın da, Osmanlı Devleti’nin yeryüzüne armağan ettiği değerleri çağın gerekleriyle harmanlayıp yeniden canlandırmakta yattığını kaydetti.

Bu Makalenin Yazımında Faydalanılan ve Bu Konuyla İlgilenenler İçin Kaynakça: Akman, K. (2005). Özel Okullar, Devlet Okulları ve Gizli Müfredat. http://Genclik.Cydd.Org.Tr/Egitim/0401/0401ckamufredat.Htm. Erişim tarihi: 12.08.2005. Başaran, Mustafa (2010). Gizli Müfredat Açısından Türkçe Ders Kitaplarında Kullanılan Metinler. Çağdaş Eğitim Dergisi, 35 (376), 15-22. Carr, D. ve Landon, J. (1999). Teachers And Schools As Agencies Of Values Education: Reflections On Teachers’ Perceptions, Part Two: The Hidden Curriculum. Journal of Beliefs&Values, 20 (1): 21-29. Çınar, İ. (2005). Atatürkçü Öğretmen. http://Egitisim.İnonu.Edu.Tr/İkram. Erişim tarihi: 03.10.2005. Gress, J. R. (1988). Alcoholism’s Hidden Curriculum. Educational Leadership, 45 (6): 18-19 Horn, R. A. (2003). Developing a Critical Awareness of the Hidden Curriculum through Media Literacy, Clearing House, 76 (6): 293-301 http://egitimportali.com/haber.php ilköğretim bilinçaltına indi (26.09.2007) http://oyegm.meb.gov.tr/yet/yayinlar/yeni_mezun_ogretmenler...(16.10.2005) Myles, B. S. ve Simpson, R. L. (2001). Understanding the Hidden Curriculum. Intervention in School & Clinic, 36 (5): 279-286. O’Sullivan, S. (2004). Books to Live By: Using Children’s Literature for Character Education. The Reading Teacher, 57 (7) 640-645. Ryan, K. ve Bohlin K. E. (1999). Building Character in Schools. San Francisco; Jossey-Bass Pr. Schimmel, D. M. (2003). Collaborative Rule-Making and Citizenship Education: An Antidote to the Undemocratic Hidden Curriculum. American Secondary Education, 31 (3): 16-35. Tezcan, M. (2003). Gizli Müfredat Eğitim Sosyolojisi Açısından Bir Kavram Çözümlemesi. Türk Eğitim Bilimleri Dergisi,1 (1): 53-59 Wing, A. (1997). How Can Children Be Taught To Read Differently? Bill’s New Frock and the ‘Hidden Curriculum’. Gender & Education, 9 (4): 491-506. Wren, D. J. (1999). School Culture: Exploring the Hidden Curriculum. Adolescene, 34 (135): 593-597

Öğrenciler konferansı ilgiyle izlediler.


128 Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi

Pencereden şöyle bakıverdim

Prof. Dr. İlhan ÖNDER. Türkiye’de ilk defa tüp bebek naklini gerçekleştiren, tüp bebek konusunda yasal izinlerin çıkması için mücadele eden, bu konudaki politikaları yönlendiren öncü bir hekim. Ankara Üniversitesi’nden ayrılıp Gazi Tıp Fakültesi Kadın Doğum ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nın kurucusu. Kibar, saygılı, güler yüzlü, çalışkan… Memur bir babanın 4 çocuğundan biri. Babasının memuriyeti onları şehir şehir gezdirmiş. Diyar diyar gezmişler ama sanmayın öyle lüks içinde. Anlattığı yoksulluk hikayeleri var ama onlar asıl hikayenin parçası değil. Azim abidesi… Çok çalışmış, hep çalışmış; hiç gocunmadan, zevkle, ibadet aşkıyla… Bir ermiş, bir derviş edasıyla şöyle tarif ediyor bunu: “Başkalarından üstün olmanızın hiçbir önemi yoktur. önemli olan siz bugün düne göre daha üstün müsünüz?” Onu tanıyanlar hep çalışkanlığını övüyorlar. Almanya’da uzun ve ciddi bir eğitimden geçmiş. O kadar güvenmişler ve sevmişler ki hocaları onu… Laboratuvar anahtarını bırakıp gitmişler, çalışsın sabahlara kadar diye. Şimdilerde İstanbul’da yaşıyor. Hacimli hacimli tam 13 kitap yazmış. Ona “hocaların hocası” diyorlar. En iyi olduğu yerlerden biri kürsüsü zaten. Geç kalmış öğrenci, ne dersiniz? O şöyle diyor öğrencisine: “Bugünkü ders için geldiysen geç kaldın; yarınki dersi için geldiysen erken geldin.” Peki bu kadar fedakar, çalışkan, üretken bir

de alçak gönüllü olursa? İşte onda o da var: “Merdivenleri çıkarken gördüğün insanların ellerini sıkmayı unutma; inerken onlara ihtiyacın olacak.” Herkesin elini sıkmış olmalı ki, her yıl yaş günü düzenliyor ve hâlâ dostlarıyla her yıl buluşuyor. Bu nezih insan dile, şiire ve sanata da meraklı. Çalışma arasında dinlenmek için yazmış. Kim hayatını bu kadar güzel özetleyebilir ve dünyadan kâmını alamamayı bu kadar güzel anlatabilir: “Pencereden şöyle bir bakıverdim.” Dünya ve hırsları zaman zaman bizi sarsa da, zirvedeki bu doktor hayata dair çok şey söylüyor. Okumasını bilene tabii…


Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Dergisi  

Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Bilim, Sanat, Kültür ve Haber Dergisi

Advertisement
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you