Issuu on Google+

YEġĠL AKÇAKOCA ĠBRAHĠM TUZCU‟NUN KISA HAYAT HĠKAYESĠ 1956 Yılında Akçakoca Ayazlı mahallesinde dünyaya geldim. Ġlkokulu Barbaros ilköğretim okulunda , orta okulunu Akçakoca Lisesinin ortaokul kısmında , liseyi Kdz Ereğli‟de o zamanın sanat okulu Endüstri Meslek Lisesi‟nde okudum.1973‟te mezun oldum.Okulun bitiminde Ereğli Demir Çelik Fabrikalarında iĢbaĢı yaptım.ÇeĢitli kademelerde görev aldım. 2000 yılında emekli oldum. Sporu çok sevdiğimden çeĢitli kulüplerde çalıĢtım (Düzcespor , Akçakocaspor , YeniAkçakocaspor , Akçakoca Ġdmanyurdu,çeĢitli görevlerde bulundum , AntaĢ Ġdmanyurdu , Ayazlı Tersane spor kulübün kurulmasında katkım çok fazladır. Bolu merkez hakem komitesinde 2 yıl çalıĢtım,Düzce de saha komiserliği yaptım. Çuhallı ÇarĢısı GüzelleĢtirme Derneğinin kurulmasında emeğim olmuĢtur.Akçakoca ,Ayazlı,Akçakoca nın 43 köye ait kitaplar derledim, 2 çocuk babası ve az Fransızca bilmekteyim. Akçakoca ve Ayazlı aĢığımdır. ÖNSÖZ AĢığı olduğum Akçakoca nın her yönü ile incelemek istedim. Bu nedenle bu kitap tarihi bir coğrafya kitabıdır.Bu kitap içinde yaĢadığımız bizlerin, atalarımızın yaptığı mücadelenin hikayesini anlatan ve örf adetlerini içine alan gelecekteki araĢtırmacılara ıĢık tutacak belirli baĢlangıç noktalarını belirleyen bir çalıĢmayı içermektedir. Akçakoca‟nın güzel Ģirin köylerinin, coğrafyasın,dan, kültüründen, geleneklerinden, ekonomik potansiyeline kadar bir kitapta anlatmak mümkün değildir bu kitabın bir amacıda daha kapsamlı çalıĢma yapmak isteyenlere bir alt yapı oluĢturmak ve yazı kültürümüzün geliĢmesine katkıda bulunmaktadır, bölgemizin güzelliklerini paylaĢmak, tanıtmak bir görev bildiğim için bir giriĢimim den dolayı çok mutluyum 4 yıldır yaptığım araĢtırmalarım neticesinde bana yardımları dokunan herkese teĢekkür etmek istiyorum.1085 yılından Selçukluların Akçakoca‟da bazı köylerin kurmasıyla bugüne dek yaĢanan bütün olayları incelemeye almam beni mutlu kılmıĢtır lakin bir çınar için toprak altındaki kökleri ne ise ve bu kökler kurudukça çınar nasıl kurumaya baĢlarsa bu millet içinde tarih odur, tarihini bilen millet sağlam çınar gibidir. Zamanla eski adet ve geleneklerini unutan yaĢayıĢ tarzını unutan, tarihini bilmeyen ecdadının ne yaptığını bilmeyen bir millet kendini ayakta tutan köklerden bir kaçını kurutmuĢ demektir tarih okuyarak onu sulamak lazımdır.Kitabın hazırlanıĢı 4 yıl sürmüĢtür. Kitabın hazırlanmasında bana katkıları olan oğlum Emrah Tuzcu ,, Doç.Zeynel Özlü ,Kenan Okan , Uğurlu Köyünden Hakkı Erdoğan ,Mustafa Kocadon,ġükrü Dönmez büyüklerime,Akçakoca kaymakamlığına,Düzce ünivertsıtesıne ,Akçakoca belediyesine teĢekkür ederim .Benim yapmak istediğim olay Akçakoca nın geçmiĢ insanlarına olan borcumuzu ödemeye çalıĢmaktan baĢka bir Ģey değildir.Onlar ki bizim bu günlere gelmemize sebep olmuĢlardır.Unutulmamalıdır ki bilgi ve sevgi paylaĢtıkça çoğalır.Akçakoca ismi daima yaĢandıkça yaĢatılacaktır. Saygılarımla ĠBRAHĠM TUZCU


AKÇAKOCA

COĞRAFĠ BÖLGE = Karadeniz bölgesi ĠLĠ = Düzce KAYMAKAMI = Mehmet Ünal TELEFONU = 03806114001 BELEDĠYE BAġ. = Fikret Albayrak TELEFONU = 03806114002 NÜFUSU = 22.467 POSTA KODU = 81650 COĞRAFĠ DURUMU= 41.05 Derece Kuzey paraleli,31.07 Doğu boylamı üzerinde yer alır.Tem otoyolu üzerinde Ankara ya 270 km,Ġstanbul a 235 km mesafededir. Deniz yoluyla Ġstanbul‟a 108,Ereğli 18,Zonguldak 40 mil dir. .Doğuda Zonguldak,Alaplı ilçesi ile hudut olan Kocaman deresin den,Batıda Melenağzı ile Karasu Kocaali ilçesi hududu, Güneyde Konuralp ilçesi arasında bulunur.462 km karelik bir alana sahiptir,bu alanın 200.000 dekarlık kısmı fındıklık,100.000 dekarlık bölümü tarım ürünleri oluĢturtur,180.000 dekar ormanlık ve açık alandır.Ġlçe 8 mahalle,43 köyden oluĢmaktadır,köylerin 5 tanesi GümüĢova ve Çilimli ilçelerine,4 tanesi Kocaali ilçesine,3 köyde Alaplı ilçesine yakın olduğu için ekonomik yönden bu ilçelere bağlı görülmektedir,Düzce ye 39 km uzaklıktadır,30 km² lik sahil Ģeridi


uzanan kumluk ve doğal plajlarla doludur.Kent ise Sapak adı verilen Düzce Ereğli yolun Akçakoca ya saptığı yerden Ceneviz kalesi denen en batıdaki uca kadar 7 km bulan uzun bir çarĢı gibidir.Güneyde Kaplandede,Orhan dağları,Doğuda Kurugöl sapağı ve Tonton tepesi ile çevrilidir.

JEOLOJĠK DURUM

Dere vadi tabanları aliviyon, yamaçların büyük bölümü silis formasyonu, tepelerin üst kısımlarında ise 3 jeolojik döneme ait kumlu, çakıllı tabakalar bulunmaktadır. Dağlar, deniz kıyısına paralel uzanır. Kıyılar girintili çıkıntılı değildir. Kıyılarda yüksek ve dik falezler görülür. Sahildeki kayalar su tarafından aĢındırılarak yalıyarlar meydana gelmiĢtir. Çevre Ģist ve kristalin Ģistlerle kapılıdır. Doğu ve güneyde Paleozoik devre ve Tersiyer arazilerden ibarettir. Kalker ve kayaların erime ve aĢınmasıyla irili ufaklı mağaralar meydana gelmiĢtir.Kaplandede,masif,silur vedevon tabakalarını ihtiva eden serilerden ibarettir.Seriler kuvarsit,kırmızı greiarkoz,silisli ve killi Ģistler ve yarı kristalin siyah kalkerlerden meydana gelmiĢtir,ayrıca masif ormanla kaplıdır.Paleozoik masifine tekabül eden bu dağlık sahalarla,kıyı arasında etek mahiyetinde olan platolar yer almaktadır. Akçakoca çevresinde bunlar parçalanmıĢ bir platform durumundadır.Kalker serileri üzerinde Eosen flit serisi,kumlu Ģist ve yer yer kalkerlerden oluĢmuĢtur.Akçakoca‟nın turistik değer kazanmasının baĢlıca nedeni derelerin yoğunlaĢtığı kesimlerde fazla birikinti yığmalarıdır,bu suretle falezler gerilmiĢ aktivitelerini kaybetmiĢ ve önlerine kum birikintileri meydana gelmiĢtir,Değirmenağzı,Haciz,Orhan Melen,Sarma,Aksu,Aftun,Çuhalı,Cumayanı,Kocaman dereleri denize dökülmektedir, bu durum kasaba önünde nispeten geniĢ uzun bir kumluğun teĢekkülüne sebebiyet vermiĢtir.Sarma deresi kıyıya yaklaĢtığı zaman tabanın geniĢlediği görülür,ziraat için mükemmeldir,çuhalı deresi kıyıdan bir hayli içerde geniĢleyerek yamaçların meyli azalır,bu vadi deniz kenarında geniĢ bir düzlük halini almaktadır,ince kumlu,milli ve kirlidir,aynı olay Çayağzı‟nda vardır,diğer vadilerde çakıl nispeti fazladır.Ayrıca nispeten saf,beyaz kalkerlerin bulunduğu kesimlerde karstik çukurlar bulunmaktadır,güneye doğu gidildikçe 5 km lik dolinler yan yana sıralanmıĢlardır.Kalker tabakaların eğimi ekseriya 35-40 derece olduğu dol inlerin birçoğu derindir,iĢte bu nedenle yukarı mahalledeki çukur tarla,Değirmenağzı


deresine inmeden rastlanan çukurlar karstik menĢeli dir.Akçakoca‟nın yakın çevresi dolinler ile bunların arasındaki eĢiklerin teĢkil ettiği bir topografya arz etmektedir.Kaplan Dede dağının en yüksek tepesi (Dede) 1158 metredir. DoğuBatı doğrultusundaki tepeler; Haciz (466 m.), Kaplan Dede (975m), Kurugöl Sapağı (1066m), Yörük Yatağı (960 m) dir.Ġlçe kıyıları girintili çıkıntılı değildir. Kıyılarda yüksek ve dik falezler görülür. Sığ kıyılar; Melenağzı, Edilli, Döngelli, Çayağzı, Akkaya iskeleleridir.Depreme karĢı sağlam zeminlidir. Akçakoca ve bölgesi birinci derecedeki deprem bölgesi dıĢındadır. Bilindiği kadarı ile Ģimdiye kadar herhangi bir deprem çöküntüsüne rastlanmamıĢtır. Son depremde bazı binalarda çatlaklar meydana gelmiĢ, çok az binada ise ağır hasar görülmüĢtür.Son Marmara ve Düzce depremleri de bunun kanıtıdır. Jeologlara göre eskiden Akçakoca üçüncü derecede deprem bölgesi içinde bulunuyordu. 2000-2001 yıllarında ise bazı jeologlar Akçakoca‟yı ikinci derece deprem bölgesi içine koymaktadır.

BĠTKĠ ÖRTÜSÜ

Orman alanı 2077. hektardır. Çoğu bozuk koru ormanıdır. Ormanlarda %43 kayın, %0.8 Gürgen, %0.1 Kestane, %6 MeĢe, %1 Kavak, %0.25 Ihlamur, %0,4 Çınar ağaçları bulunur.Topraklar erozyona maruzdur.Akçakoca gür bitki örtüsüne sahiptir,kıyıdan itibaren yapraklarını kıĢın döken ağaçlarla,bilhassa bodur türler genelliktedir,500 metreden sonra yayvan yapraklı orman ağaçları çoğunlukla bulunmaktadır.GeniĢ yapraklı ormanlar Akçakoca -Alaplı arasındaki kıyı bölgesine ulaĢa bilinmektedir,kıyı bölgesinin rutubetli olması eğrelti otların çok olduğunu göstermektedir.Ovada çınarlar hakim durumda,dağlık çevrede ise kayın ağaçları çoğunluktadır,kayın ağaçların arasında yaprağını dökmeyen meĢe ağaçları vardır.Akova nın doğu kıyısından itibaren Adapazarı bataklık sahası da kesif bir Ģekilde ormanla kaplı dır,buna rağmen bu ormanlar tahrip edilmemiĢtir,kıyı bölgesinde ise kesif ormanların çokluğundan dolayı ormanlar tahrip edilmiĢtir keresteler gemicilik yapımında kullanıldığı için canım ormanlar tahrip edilmiĢlerdir.

AKARSULAR


Ġlçe sınırları içinde en büyük akarsu Melen çayı (110 km) olup, bu çay aynı zamanda Sakarya Ġli ile idari sınırı oluĢturmaktadır. Çay ağzı, Haciz, Orhan, Değirmen ağzı Sarma deresi, MaĢatlar (Akkaya) Deresi, (Bayhanlı-Akkaya arasında küçük dere) diğer önemli akarsuları oluĢturur. Kısa mesafeli ve dik gelmeleri genellikle ulaĢıma uygun olmamasının nedenidir. Sel karakteri gösterir. Akçakoca kaynak bakımdan zengindir karstik kaynakların en önemlisi Arabacı köy yakınında bulunmaktadır,mevsimler arasında önemli farklılık göstermeyen,bol suyu mevcut olan MemiĢözü kaynağı ,halen bu kaynak kalker tabakalar arasından çıkıp Aksu deresinin kollarından birini beslemektedir.Doğudan batıya sıralanan akarsular Ģunlardır:             

Melen Irmağı Kalkın Deresi Darı Deresi TaĢman Deresi Akdere Deresi Değirmenağzı Deresi Orhan Deresi Haciz (Deredibi) Deresi Döngelli Deresi Aftunağzı Deresi Küçük Dere Değirmendere (Soğuksu) Çakpelit Deresi

RÜZGAR Akçakoca‟da hakim rüzgar kıĢ aylarında lodos, Mayıs-Haziran aylarında karayel, Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında poyraz olup, Temmuz-Ağustos aylarında rüzgar hızları diğer aylara oranla daha azdır.Akçakocada mart ayından itibaren hava ısınmaktadır,sıcaklık mayıs-ağustos arasında azamiye eriĢmekte,kasım ayına kadar mutedil bir gidiĢ göstermektedir.1930 yılında Bolu da sıcaklık -31 dereceye düĢtüğü ve 40 derece sıcaklığa yükseldiği görülmüĢtür sıcaklık en düĢük aralık ve mart aylarında rastlanır .bölgede meydana gelen yağıĢlar orografik ve depresonik tir,bu nedenle yağıĢların dağılıĢında farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Akçakocada yıllık yağıĢ ortalaması 850.4 mm dir,en fazla ocakta 104.1 mm,ekimde 101.5 mm,ekimde 97.7 mm,aralık ta


97.7 mm dir.Az yağıĢlar nisanda 35.6,mayısta 37.6 mm dir.Siklon veya konveksiyon yağmurları meydana getiren basınç minimumları yaz aylarında da hasıl olmakla ve bu mevsimin yağıĢlı olmasını sağlamaktadır.Yaz yağıĢları NW ( karayel) ve 3. depresyonun kıĢ mevsiminden daha fazla Akçakoca‟yı etkilemesinden meydana gelmektedir,kıĢ ve sonbahar yağıĢları ise ege ve Marmara kıyılarından VDL yoluyla depresyonla gelirler,yağıĢların bir kısmı oto grafik yağıĢlarıdır,güneyde yüksek kısımlarda daha bol yağmur bırakırlar.Akçakocada kıĢın kar yağıĢı ve yerde kalma süresi kısadır yıllık ortalama süresi 11 gündür,kar yağıĢı 6.1 dir.Karın yerde kalıĢı ve az yağmur yağması istasyonun deniz kıyısında ve yüksekliğin deniz seviyesinde yakın olmasından ileri gelmektedir.Akçakocada rüzgar hızı yıllık ortalaması 1.5 m/sec dir.Bölgede NE ( Poyraz),NW ( Karayel) rüzgarları hakimdir Kaynak : Akç.Kaym.Sit.,ġükrü Dönmez-2000,Kenan Okan-1997,Derl.Ġbrahim Tuzcu

AKÇAKOCA GENEL TARĠHĠ YAPISI

Akçakoca‟nın 1934 yılından önceki adı AKÇAġEHĠR‟ idi. Bu nedenle tarihi kaynaklarda Akçakoca adı yerine Akça Ģar, Akça Ģehir adı geçmektedir. Türklerin bu bölgeye yerleĢmesinden çok önceki dönemlerde de bu kasaba Bolu‟nun bir iskelesi olarak vardı. Kara ulaĢtırmasının çok güç Ģartlarda yapıldığı bir dönemde deniz ulaĢtırması büyük önem taĢıyordu ve ulaĢtırma deniz yoluyla gerçekleĢtiriliyordu. Bu nedenle de o dönemlerden yakın dönemlere kadar Akçakocalıların en büyük geçim kaynağı deniz ulaĢtırmacılığı idi. Akçakoca‟nın tarih öncesi çağlarına ait dönemdeki yapılan çalıĢmalar: mevcut bilgilerin yetersiz oluĢu nedeni ile tam olarak bilinmemektedir. Hitit dönemine ait bilgilerde yetersizdir. Bu nedenle bu dönemler hep karanlıkta kalmıĢtır. Ġncelediğimiz kaynaklar, Akçakoca ve çevresi ile ilgili tarihi hep Bithynialar ile baĢlatılmaktadır. Tarih süreci içinde Bolu ve çevresi ve Akçakoca‟da Romalıların, Bizanslıların, Selçukluların ve Osmanlıların eserlerine rastlamaktayız. Bu, eserlerin, bazıları, günümüze, kadar, gelmiĢtir. Tarihte Trake Boğazı denilen Ġstanbul Boğazı‟nın doğusu Anadolu Trakya sı olarak bilinmektedir. Bolu, Anadolu


Trakyası‟nın doğusunda yer almaktadır. Bu bölgeye, yerleĢen kafilelere oranla Bebrisya ve Bitinya adları verildiği gibi, Bolu çevresi ve Kuzey- Batı Anadolu‟ya Bithynia denmektedir. Bolu‟nun en eski adı Bitinyum idi. Daha sonraki dönemlerde Bitinyum adı Kladyopolis (Cloudiopolis),olarak, değiĢmiĢtir. Genellikle Bitinya‟nın deniz kıyılarında yerleĢmeyi tercih eden Bebrislerin, Bitin yen‟lerden olmadığı bilinmektedir. Ünlü ozan Homores‟un Truva savaĢlarını anlatan destanlarında Bebrislerden hiç söz etmemesi de Bebrislerin Trake kökenli olmadıklarının bir kanıtı sayılır. Önceleri Çanakkale çevresinde krallık kuran Bebrisler Karadeniz‟de Akçakoca ve Karadeniz Ereğlisi çevresinde yerleĢmiĢlerdir. Bebris‟ler bir Firik boyudur. Bitinya krallığının kurucusu Bias‟tır. Bias‟ın ölümü üzerine Zipitis, Bitinya‟nın ikinci kralı oldu. Bu dönemde Karadeniz Ereğli‟sinin adı Herakleia‟dır. Herakleia, krallıkla yönetiliyordu. Bitin yalılara karĢı düĢmanca davranıyorlardı. Zipitis M.Ö. 298–297 yıllarında Herakleia üzerine yürüdü ve Herakleia‟yı zapt etti. Bu dönemde Akçakoca ve çevresi ormanlarla kaplı bir yerdi. Halk göçebe bir düzen içinde derme çatma kulübe ve çadırlarda yaĢıyorlardı. Bu bölge, daha uygar bir düzen kuran Bitinyalılar için cazip görünüyordu. Zipitis, doğa olanaklarından yana zengin, insan emeğinden yana fakir olan bu geniĢ alanda kendi adına bir Ģehir kurdu. Dia veya Diapolis adları, Akçakoca‟nın bilinen en eski adıdır. Diapolis, Zeüs‟ün kenti anlamına da gelmektedir. Dia, Grekçe ve Latincede “arasından ayırmak” ya da “iki parçaya ayırmak” anlamlarına gelmektedir. Akça sözcüğünün ıĢıkla ilgisi vardır. Pisidya tarihi ile ilgili kaynaklarda ve rastlanan Pisidya haritalarında Dia veya Diapolis adları yer almaktadır. Bir baĢka kaynağa göre ise Akçakoca‟nın ilk adı Tospolis idi. ġarl Teksiye‟nin Küçük Asya adlı kitabında AkçaĢehir‟in adı Tospolis olarak geçmektedir. Makedonya kralı Büyük Ġskender, Ġran hükümdarı III. Dara‟ya karĢı Asya seferini açtığı zaman, Bitinyalılar la Heraklialılar savaĢ halinde idi. (Bolu Salnamesi, 1338, s.224) Bitinyaya bağlı Akçakoca ile Ereğli arası devamlı savaĢların yapıldığı bir bölgedir. Bölge daha sonra Büyük Ġskender‟in himayesine girdi. Ġskender‟in Babilde ölmesi üzerine, bölge önce komutanlarından Antigon‟un ve daha sonra da Lazirmark‟ın eline geçti. Sezar, Pontos‟u zapt ederek, Roma, Ġmparatorluğuna, kattı. Böylece Bitinya, Romalıların Anadolu‟daki beĢ eyaletinden biri oldu. Roma Ġmparatorluğu M.S. 395 yılında ikiye ayrılınca Akçakoca bölgesi, merkezi, Ġstanbul olan, Doğu, Roma, Ġmparatorluğuna, katıldı. Akçakoca, Bizans döneminde Arap akınlarına uğradı. Halife Velid döneminde (705–714) Emeviler ikinci halifesi ve ilk Ġslâm parasını basan Birinci halife Abdül Melik bin Mervan‟ın (685/705 oğlu) Karadeniz Ereğlisi‟ni ve Amasra „yı yakıp yıktı. Mutamsım (833–842) zamanında, hassa ordusu, Türklerden kurulmuĢtu. Mütevekkil (847–861); Abbasilerin 10. Halifesi zamanında, Arap askerleri terhis edildi. Halife ordusu yalnız Türklerden ibaret kaldı. Bu dönemde Türkler, halife adına Abbasi Saltanatını yönetiyordu. Böylelikle Anadolu‟da Türklerin eline geçmiĢ bulunuyordu. Bunlar Anadolu‟ya fatih olarak değil, halife askeri sıfatıyla gelmiĢlerdi. GörünüĢte halifeye bağlı, ama gerçekte bağımsız idiler. Hemen her sene gazaya çıkarlar, Anadolu‟ya akın ederler, Bizans hücum ederler bir veya birkaç Ģehir alırlardı. Profesör Mükrimin Halil Yinanç derki; “Anadolu‟da bunların akınına uğramayan hemen hiçbir Ģehir yoktur.” YaklaĢık iki buçuk üç asır süren bu “Gaza ve Cihad” devri, Bizanssın temeli sayılan Anadolu‟daki Ģehirlerin yıkılmasına ve servetlerin mahvına neden oldu. Bu Türk akınları XI yüzyılda doğudan gelecek olan Türk fatihlerinin, Anadolu‟da ki fetihlerini kolaylaĢtırmıĢtır. Bolu ve Düzce bölgesi de huduttaki, uç eyalet gazileri tarafından istilaya uğramıĢtı. Oğuzların, Binansa karĢı yaptıkları akınlar on birinci yüzyılda (1019) baĢladı 1079 yılına kadar sürdü. 1071‟de Alpaslan‟a yenilen Bizanslılar Anadolu‟yu terk etti ve Anadolu‟da Selçuklu Devleti kuruldu. KutulmuĢ oğlu Süleyman Bolu ve bölgesini zapt etti. Büyük Selçuk Sultanı MelikĢah ile kıymetli veziri Nizamülmülk Anadolu‟yu Türkmenlere yurt olarak göstermiĢ; Türkmen boyları Anadolu‟nun her tarafına yayılmıĢlardı. Anadolu‟ya gelen göçmenlerin miktarı yaklaĢık yerli halk kadardı. Günümüzde ilçe, bucak ve köy isimleri Türkmenlerin,ulus,,boy,,oymak,isimlerini,saklamaktadır.” Prof. Dr. Vecdi Emiroğlu‟nun


“Bolu Yöresi Yer Adları” adlı araĢtırmasında Ģu ifadeler yer almaktadır. “11.yy. dan itibaren Anadolu‟ya doğudan gelip yerleĢen Türkler bu yerlere yeni adlar verirlerken bunların bir kısmını da eski Ģekliyle kullanmaya devam ettikleri veya dillerine uygun hale sokarak adlandırıldıkları görülmektedir. Bolu (Cloudiopolis), Mudurnu (Modrenae), Düzce (Dusea pros Olympum) vb.” Yörede özellikle öz Türkçe adlar Oğuz Türkleriyle verilmeye baĢlamıĢ ve Osmanlıların, yükseliĢ, dönemine, dek,(1450)sürmüĢtür. Enver Konukçunun “Köroğlu‟nun YaĢadığı Asırda Bolu‟nun Siyasi Durumu XVI-XIII. Yüzyıllar, Ankara 1983 s 53” adlı araĢtırmasında, Ģu, ifadeler, yer, almaktadır.“Bolu Kuzey-Batı Anadolu‟nun eski ve önemli yerleĢme merkezlerinden biri idi. Bizans devrindeki Klaudiopolis‟in son kısmındaki polis (Ģehir) den halk arasında Bolı, Bolı ve Bolu diye söylenmiĢtir. Mesut‟un Ankara Meliki olmasından az önce II. Kılıç Aslan (1155–1192)‟in Selçuklu kuvvetleri, 1177‟de bu kale önlerinde görünerek kısa müddet kuĢatmıĢlardı. Ancak Mycrikephalon Meydan SavaĢı mağlubu Manuel Komnenos burada kendi Ģerefini iade edecek küçük bir baĢarı kazanabilmiĢti. Melik Mesut Bolu‟nun doğusunda yeni fetihlerde bulunmuĢ Kastamonu Bölgesini ve Safranbolu‟yu kuĢatarak ele geçirmiĢ ve Türk göçmenlerini iskân ettirmiĢtir. Gerede, Mengen, Köroğlu Dağları ve Bolu çevresi Oğuz kabileleri birliğine dâhil birçok Türkmen gruplarının yeni vatanı olurken, Mudurnu istikametinden de Sakarya vadisine doğru, yayılıĢları, görülmektedir. Selçuklu zamanında 1202 yılında Selçuklu beyliği sona erdiğinde, Moğol istilası öncesi Kastamonu ve yöresinde Oğuzların kıyı boyundan olan Çoban oğulları‟ndan Hüsamettin Çobanoğlu 1227 yılında kendi adını taĢıyan beyliğini kurdu, ama Moğollar Çoban oğulları‟na da el koyar, bu arada Candaroğulları‟ndan Süleyman paĢa ani baskın sonucunda Çobanoğlu son hükümdarı olan Mahmut beyi öldürür 1322 yılında Sinop‟u da alarak yurtlarını geniĢletirler, Ceneviz ve Venediklilerle dost olurlar deniz ticareti yaparlar bu arada Akçakoca‟daki Cenevizlilerle dostluklar kurarlar bunun neticesinde buraya gelip kalanlar olmuĢtur ayrıca Moğol istilasından bıkan bu obaların bir kısmı Akçakoca‟ya gelir.1243 yılında Moğollar Sivas‟ça Kösedağ harbinde Moğol kumandanı Baycu‟ya yenilen Selçuklu kumandan Mesut tabalardan Bozok kolundan üçok obaları Akçakoca‟ya gelmesiyle bazı köyler kurmuĢlardır. Akçakoca‟ya gelir, Aftuni sulfa, Aftuni ulvayı kurarlar buralar birer divandır divan demek toplanan biriken yer demektir. Bu Selçuklu obaları Kastamonu da 100.000 Çortlan dağında 30.000 kiĢi savaĢlardan bıktıkları için batıya göç ederler, Çobanoğluları obaları 1309 yılında yok olmuĢtur. Selçuklu Devletinin yıkılmasından sonra Umur Hanlılar bu bölgeye hâkim oldular. Osmanlı ve Candar Beylikleri arasında kalan Umur Hanlıların yerini, Göynük, Bolu ve Gerede‟de küçük beyler almıĢlardır ki, bunların askeri kuvvetleri 3000 – 5000,atlıyı, geçmiyordu. Anadolu‟ya oranla Bolu yöresinde Oğuz boylarına ait yer adlarının oldukça fazla olduğu görülmektedir. Akçakoca‟da Kınık ve yer adı olarak Yörük Yatağı Tepesi buna örnektir. Kınık adı ile 46 yerleĢme bilinmektedir. Bunun 6 tanesine (0/0 13‟ü) Bolu, yöresinde, rastlanmaktadır.”Bir baĢka kaynağa göre Akçakoca‟ya Selçuklu Türkleri gelerek yerleĢmeye ve köyler kurmaya baĢlamıĢlardı. Ġlk gelenlerin koçar Bey ve onun yakınları olduğunu söylemektedir. Koçar Beyin yerleĢtiği yer bugünkü koçar köyüdür. Selçuk kollarının orman bölgesinde kurdukları köyler Ģunlardır; Gökçe eli, Doğancılar, Beyören, Balatlı, Kınık, Ketmenli, Kepenç, Göktepe, Keramettin, Kapkirli ve Cumayeri vb Cevdet Türk kaya‟nın “Osmanlı Ġmparatorluğunda Oymak, AĢiret ve Cemaatler-Ġstanbul, 1979”,adlı, eserinde: Kerameddinler bugünkü Akçakoca‟ya yerleĢmiĢlerdir. Denizden görünüĢü beyaz olduğu için Kerameddinler buraya AkçaĢar veya AkçaĢehir adını vermiĢlerdir. Keramettin (Kazanın Merkezi); AkçaĢehir‟i, Bolu kazası (Bolu sancağı) olarak belirtilmekte, halkının yörükan tarifesinden olduğu (s. 507) ve Keramettinin mezarının ise, Orhan Gazi Ġlkokulunun 50 metre yakınında ve yolun sağında olduğu ifadesi yer almaktadır. Osmanlılar batıdan doğuya doğru ilerledikçe Ģehir isimleri de değiĢtirildi. Dia/Diospolis, AkçaĢehir ya da Akkent adını aldı. Bu sahil kasabasının ilk sakinleri Kerameddinlilerdir Aynı Ģekilde Tahirli, Arabacılar, Fadıllar,( munkariz oldu) Kınık köyleri halkının da Yörük


olduğu belirtilmektedir. Kınık, için, aynen, Ģu, ifadeler, yer, almaktadır.“Adana, Hama, Hums, Ankara, Aksaray, Konya, Karaman, Kütahya ve Çorum sancakları, Koçhisar kazası (Kengir sancağı), On iki Divan kazası (Bolu sancağı) Edirne kazası (PaĢa sancağı), Çorlu kazası (Vize sancağı), Tekfur dağ kazası (Çimen sancağı) Türkmen yörükan taifesindendir. Kara koyun aĢiretinden olan. Kınık, cemaati, Adana‟da, kıĢlardı.(s.517)Halk arasında yaygın olarak kullanılan Manav Türkleri hakkında yaptığımız incelemede; Manavların; Ġçel sancağı, Anamur kazası (Ġçel sancağı), Manisa kazası (Saruhan sancağı) DüĢenbe kazası (Ala iye sancağı) yörelerindeki yörükan taifesidir. Yörük deyimi; iyi ve çabuk yürüyen, göçebe, (Anadolu‟da çadırda oturana) Türkmenler, bir yerde yerleĢmeyen göçebe halkı anlamına kullanılmaktadır. Dördüncü Haçlı Ordusunun çoğu Fransız dır. Venedik gemileri ile Venedik‟ten hareket ettiler. Ġstanbul‟a gelerek konakladılar. O sırada Bizans‟ta yine post kavgaları devam ediyordu. Haçlılar bu nedenle Ġstanbul‟a davet edilmiĢlerdi. Cenevizler Ģehrin güzelliğine dayanamadılar ve Ġstanbul‟u zapt ettiler. (MS 1204) Latin Ġmparatorluğunu kurdular. (1204–1261)Dördüncü Haçlı Seferi sırasında Karadeniz kıyılarında Cenevizliler müstemlekeler kurmuĢlardı. Ticaret merkezlerini elde ederek limanlardan sahile doğru yayılmıĢlardır. Karadeniz sahilinde bulunan Ereğli ile Amasra ve havalisi Cenevizlilerin eline geçti. Gebe kilise (AktaĢ), Kızılca kilise (Nazımbey) köylerinin bulunduğu arazi ile Ceneviz kalesi ve çevresinde bağcılık ve çiftçilikle geçinen Hıristiyan halk bulunuyordu. 1167- 1185 Yıllarında Ceneviz kalesi civarında kurulmuĢ olan Bizans köylerini buraya daha sonra gelen Selçuklu obaları tarafından yağma ve talan edilince buradaki Hıristiyan halkı imparatora Ģikâyet ederler, imparator bunun üzerine Romanya Dobruca‟daki Gagavuz Türklerin silahĢor oba Türklerini buralara getirip yerleĢtirir. Selçuklular daha sonra kaynaĢırlar, bu arada da bu yağma ve talanlar sona erer. Selçuklular Moğol istilası karĢısında yenilince (1227–1330) göçebe Türkler Moğollara karĢı devamlı isyan etmeye baĢladılar ve beylikler kurmaya baĢladılar. Bolu‟da Bolu Beyliği, Söğütte Osman oğulları bulunuyordu. Osman Bey, Bizans hududunda üç tane uç beylik kurdu. Kara Denize doğru olan yerlere Konuralp‟i Ġzmit ve havalisine Akçakoca‟yı Ġznik‟e, Samsa ÇavuĢu uçbeyi seçti. Ancak Bitinye Bölgesinde bulunan Ģehirlerin alınması iĢi Orhan zamanında tamamlanabilmiĢtir. Orhan Bey tahta geçince Ġzmit havalisine, Konuralp‟i Gerede nahiyesi, AkbaĢ Mahmut‟u Karadeniz sahiline, Gazi Abdurramanı Yalova ve Gemlik bölgesinde görevlendirdi. Orhan Bey‟in Akçakoca Bölgesine geldiği ve Göçürler köyünde Baki Çelebi‟de ve Kepenç Köyünde ÇavuĢoğlu‟nun evinde misafir kaldığı söylenir. (1323) Zaman içinde küçülen ve 17 hane kalan Göçürler Köyü bugünkü Ayazlı Mahallesi civarında idi. 1891 yılında, dağılmıĢtır. Akçakoca‟nın Osmanlılar tarafından zapt edildiğine dair bir belgeye rastlanmamıĢtır. Akçakoca Beyin Akçakoca‟yı zapt ettiğine dair bilgi yoktur. Bazı yazarlara göre, zaten Yörük olan Akçakoca yöresi kendiliğinden Osmanlılarla birleĢmiĢtir. Bu görüĢü destekleyen, bazı, kanıtlardan, söz,edelim1. 1337/1923 tarihli Bolu Ġl Salnamesi s. 550‟de; “Orhan Gazinin akıncılarından AkbaĢ Mahmut‟un Amasya‟ya kadar uzanan Karadeniz kıyılarını zapt ettiği” yazılıdır. AkçaĢehir‟in zapt edildiğinden söz edilmemektedir. 2. Cevdet PaĢanın Kısas-ı Enbiyasında da “Orhan Gazi”den bahsederken Akçakoca‟yı Ġzmit havalisine, Konuralp‟i Gerede nahiyesine, AkbaĢ Mahmut‟u Karadeniz sahiline, Abdurrahman Gaziyi Yalova ve Gemlik havalisine izam eyledi”, denilmektedir. Burada da Akça, Ģehrin, fethedildiğine, dair, bir, ifade, bulunmamaktadır. 3. Orhan Gazi‟nin Prusya‟yı (Üskübü) ele geçirmek üzere 40 atlı ile AkçaĢehir‟e geldiği, Aftunağzı (Çayağzı) köyünde konakladığı, hatta oradaki caminin Orhan Gazi‟nin buyruğu ile o zaman yapıldığı, AkçaĢehir‟den Baki Çelebi ile ÇavuĢoğlu‟nu alıp Üskübü‟nün fethine gittiği, yararlıklarını gördüğü bu iki kiĢiye Üskübü‟den bol miktarda toprak verilerek ödüllendirildiği bugünde halk arasında söylenmektedir. Ayrıca, AkçaĢehir‟in güneyindeki dağlara Orhan Dağları, Yalı Mahallesindeki akan dereye Orhan Deresi denilmektedir. Aynı derenin doğusundaki topraklara tapu kayıtlarında ise “Orhan Gazi vakfındandır.” ġeklinde


kayıt, bulunmaktadır. Orhan Bey; Bizans Kontekuzenosun kızı Thedora ile evlenir çünkü bundan istifade etmiĢtir. Oğulları: Halil, Ġbrahim, Kasım, Sultan, Süleyman, Fatma,1.Murat tır bunlardan yalnızca 1. Murat padiĢahlık yapmıĢtır. Osmanlı beyliği döneminde 1323 akıncı beylerden Akçakoca Beyin silah arkadaĢları tarafından feth edilerek Türklerin eline geçmiĢ ve günümüze kadar kesintisiz Türk egemenliği altında kalmıĢtır. Akçakoca Bey Osman beyin baĢyardımcılığını yapmıĢ Ertuğrul gazinin Konur alp beyliğiyle beraber silah arkadaĢıdır. Orhan gazinin de lalası (eğiticisi‟dir).1308 yılına kadar Karasu‟dan- Ereğli‟ye kadar olan bölgeyi Osmanlı egemenliğine dâhil etmiĢtir. 94 yaĢında 1328 yılında vefat etmiĢtir. 1692 yılına kadar Bolu sancak beyliğine bağlı bir voyvodalık ve Bolu iline idari Ģekil olarak bağlı kalmıĢtır,1934 yılına kadarda Akça Ģehir adıyla nahiye olan bölge 23 Haziran 1934 tarih ve 2529 sayılı kanunla Akça Ģehir ilçesine dönüĢtürülmüĢ 1943 yılın dada isim değiĢikliği yapılarak Akçakoca beyin adını alarak „Akçakoca ‟ ilçesi olmuĢtur. 9 Aralık 1999 tarih ve 231901 sayılı resmi gazetede yayınlanan kanun hükmünde karar name ile de Düzce iline bağlanmıĢtır. Akçakoca Düzce iline bağlı Ģirin bir tatil ilçesidir. 25650 nüfusa sahip olan ilçe doğasıyla, deniziyle, misafir perver halkıyla kucaklaĢmıĢ Ġstanbul ve Ankara gibi 2 metropole uzaklığı sadece 2,5 saat olan mükemmel bir tatil incisidir. Akçakoca da dört mevsim yaĢanır ve bu mevsimde tüm güzellini alan dokusuyla insanları büyüler bu güzel ilçenin en güzel kaynağı fındıkçılıktır. Halkın %90‟ı fındıkçılıkla geçinir, balıkçılık, tavukçuluk, nakliyecilik, haklın diğer geçim kaynakları arasındadır. 1950 yıllarda Türkiye de ilk turizm hareketinin baĢladığı yer Akçakoca turizm de ilerleme yolunda yol kat etmiĢtir. Yazın nüfus atıĢı 100 bine ulaĢmaktadır. Doğanın gizemin içine saklanmıĢ olan ilçede her türlü ortamı bulmak mümkündür. Mesire alanlarıyla Ģaleleriyle, plajlarıyla ve koylarıyla el değmemiĢ yeĢil dokusu ve masmavi deniziyle en yakın tatil yeridir. Ġlçede birçok otel kamping alanları ve restoranları bulunmaktadır günlük taze balığın tadı bir baĢkadır. Bunun yanın dada Laz böreği melen güçceğiz tatlısı bal-kaymak fındık çorbası, mısır ekmeği, hamsili ekmek, Macarlı pide, karalâhana yemek çeĢitleri yöresel damak tatlarıdır. Akçakoca da doğayla iç içe geçmiĢ 43 köy bulunmaktadır. Rüzgâr sporları ve yat turizimciligine çok uygun olan Akçakoca 1997 yılında yeĢil tur startıyla Karadeniz yat turizimciligine ev sahipliği yapmıĢtır. Ceneviz kalesi 1216 yılında Cenevizliler tarafından ticaret gemilerine yol göstermek ve iaĢelerini temin etmek için kurulmuĢtur Ģehir merkezinden 3‟lik bir yol vardır. Kale bir piknik mesire alanıdır. Plajı bulunmamakta olup birde bayanlar tahsis edilmiĢ bir plaj vardır. Gelen masariflerimizin hem doğal hem de denizle baĢ baĢa bir ortamda piknik yapması denizin tadını çıkarması ve insanların iyi vakit geçirmesi için harika bir ortamdır. Akçakoca Ġlçesi, Karadeniz bölgesinin batı ucunda yer alır ve Düzce Ġlinin denize açılan kapısı konumunda en büyük ilçesidir. Ankara‟ya 2,5 saat, Ġstanbul‟a 2.5 saat yakın mesafesiyle 1950 erde yıllardan itibaren Türkiye'mizde turizmi ilk baĢlatan merkezler arasında yer almıĢtır. 1950 lerde baĢlayan turizm faaliyetleri günümüze kadar artarak devam etmiĢtir. UlaĢım kolaylığı, Karadeniz‟in yeĢil bitki örtüsünü tam olarak yansıtması,35 km'lik uzunluğundaki geniĢ kumsalı, ilçe merkezi ve köylerdeki temiz ve mavi bayraklı plajları, berrak ve temiz denizi, akarsuları, deniz ve ormanın muhteĢem uyumuyla yansıtmıĢ olduğu güzellikleri, tarihi evleri, tarihi hamam, camileri, mezarlıkları, kalesi, Ģelaleri, mağara ları ve hepsinden önemlisi turizm anlayıĢını kavramıĢ, turizmde tecrübe sahibi olmuĢ konuksever halkının candan ve sıcak davranıĢları ile iĢ ve dıĢ turizm bakımından daima aranan ve tercih edilen merkezler arasındadır. Akçakoca‟nın ılıman iklimi dolayısıyla ege ve akdenizin bunaltıcı yaz sıcağından kaçan tatilcilere yeĢilin ve mavinin her tonunu bulabilecekleri iyi bir tatil imkânı sunar. Akçakoca aynı zamanda zengin bir bitki örtüsüne sahiptir. Özellikle kayın, kestane, ıhlamur, çınar, meĢe ağaçlarından oluĢan bitki örtüsü tatilcilere doyumsuz bir seyir zevki verir. Akçakoca'nın insanları buraya çeken bir özelliği de zengin yöresel yemekleri ve deniz ürünlerinden oluĢan mutfağıdır. Kalkan, lüfer, çinakop, mezgit, palamut, bar bun gibi balıklardan oluĢan deniz ürünleri sahildeki balıkçı lokantalarında turistlere unutamayacakları


damak tadı sunar. Halen yaz aylarında 100.000 civarında yerli ve yabancı turist ilçeye gelerek deniz, güneĢ ve kumdan yararlanmaktadır. Yabancı turist olarak genelde Kuzey Avrupa Ülkeleri ve özellikle Almanlar çoğunluğu teĢkil etmektedir. Ġlçemizde halen 480'i Turizm Bakanlığı'ndan iĢletme belgeli, 1200 kadarı da mahalli idarelerden ruhsatlı toplam 1680 resmi yatak kapasitesi bulunmaktadır. Özel sektöre ait 4 yıldızlı 2 otel, , 2 yıldızlı 1 otel, 1 yıldızlı 1 Otel bulunmaktadır. Mahalli idarelerden belgeli olarak faaliyet gösteren 31 otel, pansiyon bulunmaktadır. Yine Turizm Bakanlığından iĢletme belgeli olarak faaliyet gösteren 1 Kampingde 15 çadır, 15 karavan ünitesi toplam 90 yatak vardır. Kamuya ait baĢta Öğretmen evi olmak üzere, MTA, Meteoroloji ve Gençlik Spor'a ait turizm tesisler ide 500 kadar yatak kapasitesi ile ilçe turizmine hareket kazandırmaktadırlar. Turizm mevsiminin kısalığı turistik alt yapısının geliĢmesine imkân vermediğinden, ilçeye gelen tatilci yoğunluğu dolayısıyla çadır-karavan turizminin gerektirdiği mevsimlik campink'lerin doğmasına ve ev pansiyonculuğunun geliĢmesine neden olmuĢtur. Ġlçede ev pansiyonculuğunda yatak kapasitesi 1500 civarındadır. Kampinglerde çadır, karavan, motor karavanlarıyla gelenlere yönelik 2000 kiĢilik konaklama kapasitesi bulunmaktadır. Ayrıca yatırım çalıĢmaları devam eden konaklama tesisleri inĢaatları da devam etmektedir. Ġlçemizde yazlık konut yapımı devam etmekte olup, mevcutta yaklaĢık 500 kadar yazlık konut vardır. Kaynak: KDZ. Ereğli Eczane Teknisyenleri Dergisi alıntı 7-ağustos–2009 ve ayrıca Mustafa Kocadon, s.ayfa13.s.ıra 4,Çele dergisi, M.Z. Konrapa Bolu tarihi s.273 Bolu 1964,ġükrü Dönmez-2000, Kenan Okan-1997, ,Derleyen Ġbrahim Tuzcu

AKCAKOCA TOPRAKLARINDA EGEMENLĠK KURAN DEVLETLER M.Ö ---377–74 M.Ö----280-M.S.20 M.Ö--- 400 M.Ö--- 500 M.Ö----670–547 M.S-- 1090–1400 M.S-- 1200–650 M.S ---345–1453 M.S - 1204–1261 M.S - 1071–1308 M.S- 1323–1923

BĠTĠNYA KRALLIĞI PONTUS KRALLIĞI MAKEDONYA KRALLIĞI PERS ĠMPARATORLUĞU LĠDYA KRALLIĞI HĠTĠTKRALLIĞI FĠRĠKYA KRALLIĞI BĠZANS KRALLIĞI LATĠN ĠMPARATORLUĞU TÜRKLERĠN ANADOLUYA GELĠġĠ OSMANLI ĠMPARATORLUĞU

Hitit Krallığı 1-Anadolu‟ya ilk yerleĢen Türklerdir. Doğudan gelen bu ahaliye HĠTĠT‟LER denir. BaĢkentleri Hatusas sonradan Cerablus olmuĢtur. Hitit kaynaklarında sözü edilen Pala memleketi Bolu‟dur. Devlet yönetiminde özgür beylikler kurmuĢlardır. Bunların halkına Etiler denir. M.Ö 1200 tarihinde Trak, Frieck akımlarında yıkılmıĢtır. Frak Krallığı M.Ö 1200′lardan sonra,Anadolu‟ya Trakya‟dan gelen Frik‟ler Hititlerin yıkılmasıyla Frikya devletini kurmuĢlardır.Devlet merkesi Gordium,ilk krallarıda Gordius‟dur.


Lidya Krallığı 3-Ari kavimlerinin karıĢmasından teĢekkül eden Lidler M.Ö 670 senelerinde Frikya krallığın yıkarak yerine Lidya Krallığını kurulmuĢtur,ilk kralıda Giges olup,hanedanında Mermnad‟lar denir. Pers Ġmparatorluğu 4-M.Ö 708′de kurulmuĢtur.2.Kyrus zamanında M.Ö 546′da Anadolu‟yu ele geçirerek Satrap denilenvalilerle idare etmiĢlerdir. Makedonya Krallığı 5-Makedonya kralı Büyük Ġskender M.Ö 333 yılında Dörtyol ovasında Persleri kesin yenilgiye uğratarak,Anadoluya hakim oldu. Bitinya Krallığı 6-M.Ö 377-74 seneleri arasında 303 sene devam eden devletin ilk kralı Bias,merkezi önce Astakos sonradan Nikomedia olmuĢtur.Bitinyalılardan korkan Yunanlılar Makedon generalleri kullanarak senelerce savaĢtılar,nihayet 2.Prusias Bitinyayı tekrar birleĢtirdi.2.Nicomedes-Epifanes M.ö 91-74′de Bitinyayı tamamen Roma‟ya verdi. Pontos Devleti 7-Bergama kralı Atalis ölürken memleketini Roma‟ya bıraktı.M.ö 133 böylece Anadoluda ilk Roma eyaleti kuruldu. Doğu Karadenizde kurulu Pontos devleti kralı Mithridat aralıklarla 20 sene sürdü.Sonuçta Romalılar galip geldi.Bitinya kralı 3.Nicomedes ölürken memleketini Roma‟ya bıraktı.M.Ö 74 Mithridat tekrar Karadeniz kıyılarını,Bitinya,Paflasgonya,Kapadokya‟yı zaptetti.Bunun üzerine Roma konsülü Lucullus M.Ö 74′de Mithridata mislime Karadeniz komutanı Cotta‟ya Heracliea,Diapolis,Alaplı(Somako)nun yakılmasını emretti.Fakat bölge Latin kültüründe kaldı,Ģehir isimleri değiĢtirildi. Doğu Roma Ġmparatorluğu 395 yılında Roma imparatorluğu ikiye bölündü.Doğu Bitinyaya Honoriat denildi.Buranın merkezi Klodiopolis(Bolu) idi. Latin Ġmparatorluğu 9-Kudüsün müslümanların elinden kurtarılması için giriĢilen Haçlı seferleri 1095 yılından baĢlayarak 175 yıl akımları zamanında Anadolu hakimi Selçuklar idi.1261 yılında Bizanslılar Latin hakimiyetine son verdiler. Kaynak:M.Zeki.Konropa Bolu tarihi kitabından s.637 Bolu 1964


BOLU SANCAĞINA BAĞLI KAZALAR Bolu Sancağı: Bolu, Dörtdivan, Gerede, Çağa, Mudurnu, Kıbrısçık, Pavli, Düzce/Konrapa, GümüĢabad, Efteni, Üskübü, AkçaĢehir, Bender Ereğli, Alaplı, Somako, Yılanlıca, Devrek, Dirgine, Sekiz Divan, Yenice, Tefen, Göynük/Torbalı ve Mihalgazi... Bolu'nun batısında küçük bir köy iken birden büyüme gösteren Konrapa'da da etkili değiĢmeler meydana gelmiĢtir. Konur Apa/Konrapa, iptal edilerek, yerine Düzce Kazası kuruldu (1871). Düzce pazarının merkezi olan Düzce, kaymakamın ikamet yeri oldu. Üskübü de nahiye daha sonra köy durumuna düĢmüĢtür. Efteni, GümüĢabad, Çilimli gibi eksi kazalar da özelliğini yitirmiĢtir. Kerameddin ve Çuhalıdan oluĢan AkçaĢehir de, Düzce'den ayrılmıĢ ve Bolu Sancağının kazası durumuna yükselmiĢtir. Yeni düzenlemede, vilayeti vali, mutasarrıflığı mutasarrıf, kazayı kaymakam ve nahiyeyi de müdür yönetmiĢtir. Köyler, ağalar yerine muhtarlara havale edilmiĢtir. Bolu zaman içerisinde, bazı küçük idari değiĢikliklere de uğramıĢtır. Abdülaziz, V. Murad, II. Sultan Aldülhamid Mehmed ReĢad devri mutasarrıfları: 1877–1878 Osmanlı Rus SavaĢlarında, Bolu, Ġzmit ve Adapazarı büyük ölçüde göçmen akınına uğradı. Kısa zamanda, Rumeli, Kafkasya, Doğu Karadeniz ve Anadolu'dan gelen insanlarla, Sefine-i Nuh'a benzedi. Kafkasya'dan, Çerkezler/Gürcüler ve Abazalar, Doğu Karadeniz'den Lazlar (Batum, Rize, Trabzon, Giresun ve Ordu), Doğu Anadolu'dan, Ahıskalılar, Karslılar, Erzurumlular ve Erzincanlılar ki bunlara Bayburt ve GümüĢhanelileri de ilave etmek gerekmektedir. Kırım ve Romanya'dan göç edenlere Tatar denilmiĢtir. Düzce'de bir mahalle onlara aittir. Rumeli'den gelenler ise Arnavutlar, BoĢnaklar, Bulgaristanlılar Düzce-Adapazarı'nda iskân olundular. Rumeli göçmenleri, evlâd-ı fatihân çocukları idiler. Bunlar vakti ile yeni feth edilen topraklara, Yıldırım ve Fatih Sultan Mehmed zamanlarında iskân edilen Geredeli, Mudurnulu, Göynüklü ve Taraklılardı. Lazlar da yine Düzce, Ereğli, Karasu ve Adapazarı dolaylarında yerleĢtiler. Düzce kasabası yakınındaki Dereli Tütüncüler bunlardandır. Keza, Üskübü - AkçaĢehir arasındaki dağlık yörede KabalakHaciz çizgisinde Lazlara senetle yer verilmiĢtir. Rize'deki, o zamanki tabirle, Lazistan'daki insanların Düzce yöresine getirdikleri, taĢıdıkları coğrafi isim HemĢin'dir. Düzce, Hendek, AkçaĢehir, Akyazı ve Adapazarı dolaylarındaki Kafkasyalı göçmenler yeni hayata kendi kültürleri çerçevesinde hemen uyum gösterdiler. Elbuz Bey, Mehdi Bey, Esma Hanım, Hasan Bey, Talustan Bey, Hacı Ġshak gibi kiĢiler de II. Sultan Hamid devrinin Kafkasyalı ileri gelenleridir. Bunlar saraya da akraba oldukları için, bununla her zaman öğünmüĢlerdir. Elbuz Bey'in kızı Ġkbal unvanlı Behice Hanımefendiyi örnek verebiliriz. Göçmenler, daha çok Düzce'nin geliĢmesinde etkili rol oynamıĢtır. Sultaniye, Aziziye, Mecidiye gibi köyler PadiĢah ailesine duyulan sevgiden kaynaklanmıĢtır. Bolu ise, yerleĢmiĢ ilk Türk boyları bakımından saf kalabilmiĢtir. Yumrukaya, Bulgaristan'dan gelenlerin iskân yeridir. Açma yolu ile Elmalık Köyünü kuranlarda Kafkas asıllıdırlar. Bolu Mutasarrıfları döneminde dikkati çeken yönetici de Ġsmail Kemal Bey'dir. Daha sonraları Arnavutluk Devletinin kurucusu olarak karĢımıza çıkan Ġsmail Kemal Bey, Hisar çevresinde, Bolu içinde, köylerde, kazalarda imar hareketlerini devam etmiĢtir. Kısa zaman öncesine kadar kullanılan yolları ona borçluyuz. ġose (chauss'e) denilen modern yolu Bolu'ya kazandıran odur. Trenin Ġzmit'e kadar ulaĢmasından önce, bu kara yolları son derece önemli idi. Bolu, Bakacak, Darı yeri, KaynaĢlı, Üçköprü, Düzce Ģosesi ile eski Bağdat Caddesi artık eski önemini büyük ölçüde kaybetmiĢtir. Düzce, bir Alman gezgininin de vurguladığı gibi Osmanlı ülkesinde Avrupa tarzı yapıya kavuĢmuĢtu. Hükümet binası etrafında, Büyük Cami çevresinde geliĢen kasaba, Kiremit Ocağı, Mergiç Ģosesi ile Melen Çayına ulaĢtırılmıĢtır. Keresteden yaptırılan köprü, her zaman yolcuları bezdiren Melen üzerinde, anıtsal görünüĢe sahipti. KıĢla' dan sonra daha kısa olan Nuhviran Boğazındaki yol, Hendek ve Adapazarı'ndan geçiyor Ġzmit ile Ġstanbul'a ulaĢıyordu. Ġsmail Kemal Bey, sadece karayolu ile uğraĢmamıĢ, Bartın, Hisar Önü, Melen gibi akarsuları


da inceletmiĢtir. Böylece, suyolu taĢımacılığı için de teĢebbüsleri olmuĢtur. Bolu insanı, her cephedeki savaĢa katılmıĢtır. Plevre Savunmasında, Yunanistan-Teselya Harekâtında Bartın, Göynük, Düzce ve Bolu rediflerinin kahramanlığı, kendisini araĢtıracak tarihçileri beklemektedir. I. MeĢrutiyet Ġdaresi ile de tanıĢan Bolu, Meclis-i Mebùsan-ı Osmaniye'ye, Kastamonu Vilayeti ile birlikte milletvekillerini göndermiĢti. Böylece yeni yönetime katkısı olmuĢtur. Vital Cuinet`ye göre Bolu'nun II. Abdulhamid devrindeki Kazaları: Merkez Bolu, Ereğli, Düzce, Bartın, Göynük, Gerede, Mudurnu, Hamidiye (Devrek) dir. Bu kazaların nahiyeleri Gökçesu, Amasra, Çağa, AkçaĢehir ve ÇarĢamba (Seben) dır . Sancağın köy sayısı 1131, toplam nüfusu da 325.300' dür. Ġzmit' de, Bahçecik ve ArmaĢ (ErmeĢe) Aslan Bey ve Ovacık' da; Adapazarı merkezinde, Sapanca'da: Düzce'de, Ġcâdiye mahallesinde ve Bolu'da ise ılıca yolu üzerinde yerleĢtiler. Sanat ve ticarete alıĢkın oldukları için, üst sosyal kurumlarda etki sahibi oldular. Köylere kadar giderek çerçi usulü ile zenginleĢtiler. Bolu'da gündelik hayatta en etkin yapılardan biri de "Saat Kulesi" idi. Bu kule hakkında ilk bilgiye, Bozoklu Osman ġâkir Efendi'nin 1810 yılına ait kaydında rastlamaktayız. Hatta gezi izlenimleri, resimlerle süslendiğinden, Bolu Ģehri yanında müstakil bir saat kulesi de çizilmiĢtir. A.D. Mortmann, 1856'da Bolu'ya geldiğinde Hisar' ın üstünde ve batı ucunda bir saat kulesi görmüĢtür. Gezgin, kuleyi incelediğinde, kitabe de görmüĢ ve 1836 tarihini okumuĢtur. S. Eyice ise, bu tarihin doğruluğundan Ģüphe etmekte, Osman ġâkir' e dayanarak, 1836'dan önce de var olduğunu ileri sürmektedir. Bolu Salnamesinde de açık bilgi yoktur. Burada"saat kulesi ile Muvakkithanenin tarih-i inĢası hakkında kat'i bir malumat yoktur. Resmi kayıtlar ve ġer' i Sicillerde bu hususa dair belki resmi belgeye rastlanır. Söylenenlere göre, Saat kulesi ile Muvakkithane, Sultan Mahmud zamanında bina edilmiĢtir" ifadesine yer"25 Ekim 1888'de, meydana gelen fırtına, Ereğli'de üzüntüye sebep olmuĢtur. Kasabadan bize ulaĢan resmi haberlere göre, gündüz saat onda fırtına baĢlamıĢ, bu sırada iskelede ġîrEfsân Vapuruna kömür taĢımakta olan kayıklardan birisi batarak, içinde bulunan iki kiĢiden biri kurtarılabilmiĢ ise de diğeri yani Ali boğularak ölmüĢtür. Alaplı'da da bir mavna batmıĢtır. Üç kiĢiden meydana gelen tayfası da boğulmuĢtur. Bu sırada Ereğli Ġskelesi yakınında tahminen 5000 kıyye kadar tuz yüklü olup, yükünü boĢaltmak için nöbet beklemekte bulunan bir kayık dahi batarak, sahilde yapılıp inĢaatı bitmediği için içinde kimse bulunmayan iki katlı bir binada çarpma sonucu yıkılmıĢtır".Ayrıca Ġstanbul'un baĢkent oluĢundan sonra halkın Bağdat yolu adını verdiği ve Kanuni Sultan Süleyman zamanında iĢlerlik kazanan kuzey yolunun baĢlıca uğrak yerleri Ģunlardı: Ġstanbul, Üsküdar, Bostancı, Kartal, Hareke, Gebze, Ġzmit, Sapanca. Sapanca'dan sonra yol ikiye ayrılıyordu. Biri, Geyve'ye dönüyor Bolu veya Ankara'ya ulaĢıyordu. Geyve, Taraklı, Göynük, Mudurnu, Bolu. Göynük'ten sonra hemen doğuya Sakarya vadisine doğru inen yol, Nallıhan, Beypazarı, AyaĢ üzerinden Ankara'da sona eriyordu. Göynük‟ten sonra Mudurnu'ya oradan AktaĢ Boğazı ile Bolu'ya bağlanan yol, kuzeyden geçen hat ile birleĢiyordu. Sapanca'dan sonra, doğuya Akyazı ovasına giden yol. Sakarya ve Mudurnu suyunu aĢarak Akyazı'ya uğramadan Hendek pazarına geçiyordu. Eğridere Vadisini aĢan yol, Melen Köprüsü geçildikten sonra, Düzce Pazarı oradan Üskübiye bağlanıyordu. Üskübü, Bakraz, Muncurlu, Üçköprü Derbendi., KaynaĢlı'dan geçen yol Bolu Dağı dibindeki Darıyeri hanlarından, zikzaklar çizerek 700m kadar yükselerek, Derbende gidiyordu. Bolu'ya kadar ova içinde uzanan yol, Köroğlu Derbendi, Çağa ve Gerede'de hep ormanlık arazi içinde kalıyordu. Bolu, XVII. yy. dan itibaren kervanların geçtiği Erzurum ve Kayseri istikametine gidenlerin ikamet ettiği kasaba idi. Bu yüzden merkez ve kazalarda büyük değilse de normal hanlara rastlanmaktadır ki çok azı zamanımıza kadar gelebilmiĢtir. Sapanca'da Rüstem PaĢa, Hendek‟te Mustafa PaĢa, Düzce'de ġemsi PaĢa, Üskübü‟de isimsiz, Darı yeri‟nde ġemsi PaĢa hanları göze çarpmaktadır. Göynük ve Mudurnu'da da büyük hanlar vardır. Rüstem PaĢa'nın kervansaray ağının bir bölümünü de Mudurnu'daki Dibek Hanı teĢkil ediyordu. XVIII. yy. da hala iĢler vaziyetteki Dibek Hanı, IV. Murad'ın sefer dönüĢü civarında konakladığı yapıdır. Bolu'da da


kiremit örtülü hanların varlığından bizi Evliya Çelebi haberdar etmektedir. Yedi kadar han ġemsi PaĢalılara aittir. Ayrıca hususi Ģahıslara ait hanlar da vardır. Bolu Bedesteni de bölgenin en büyük ticari merkezi idi. Gerede ve Safranbolu hanları da Kastamonu'ya kadar yolcuların dinledikleri, kervanların da çeĢitli gereçlerini karĢıladığı yerlerdi. Gerede-Ankara bağlantısı ise basit bir yoldan ibaretti. Köylerin bir birinden çok uzak olması, dağların yarısının ormanlık ve yarısının da yaylalardan meydana gelmesi, nedense pek ilgi görmemiĢtir. Gerede'den üç dört konak sonra Yabanabad yani bugünkü Kızılcahamam vardı. Ancak, Kazan'a, sonra Ankara'ya ulaĢabilmek için Bolu Dağı gibi arızalı Karga/sekmez Dağını aĢmak zorunluluğu vardı. Bolu Hanlarının önde gelen örneklerinden biri olan TaĢhan Büyük Cami batısındadır. Bugün bile aynı özelliğini korumaktadır. Üstü demir kaplı kapısı ve kemerin solundaki kitabe ilk defa Bolu Vilayeti Salnamesinde metin olarak verilmiĢtir. A. Gökoğlu Paphlagonia'sında günümüz alfabesi ile kitabeyi kamuoyuna sunmuĢtur; Kaynak: Bolu Valiliği Sayfasından alıntıdır. http://www.bolu.gov.tr/default.asp?s=1_2

BOLUDA TÜRK YÖNETĠMĠNĠN ÖNCÜLERĠ Ertuğrul, Osman, Orhan, Yıldırım, Çelebi Mehmed, II. Mehmed ve Fatih Sultan Mehmed. Bunlar Kayıların ve bu kabileden kaynaklanan Osmanlıların liderleridir. Bolu fetihleri onların zamanında baĢlamıĢ ve XV. yy. da sona ermiĢtir. Ertuğrul, Sakarya'nın sol tarafında yurdu tutmuĢ, Bizans gâzâlarını devam ettirmiĢtir. Oğlu Osman, 1299'da kendi adı ile bilinen hanedanın kurucusudur. O ve halefleri zamanında Osmanlı Beyliği, Sultanlığı ve Devleti siyasi ve askeri hadiselerin neticesi olarak, büyümüĢtür. Cihan devleti olmaya hazırlanmaktadır. Osman Gazi, Sakarya boyundaki Geyve, Taraklı ve Göynük akınlarını gerçekleĢtirdi. Kendisine ahîler, Ģeyhler ve dost ileri gelenler yardımcı oldular. Orhan Gazi, beyliği en geniĢ sınırlarına kavuĢturmak için askeri faaliyetlerini devam ettirdi. Geyve, Alp Suyu. KaraçebiĢ, Regio Tarsia, Kocaeli Yarım adası, Nikomedia, Karadeniz kıyıları, Bolu, Gerede tarafları, Ereğli dıĢında sahil bu akınlarda ele geçirilmiĢtir. Oğlu Süleyman paĢa Göynük ve Mudurnu'da adaletle, insan sevgisi ile fetihler yaptı. Rum ahali onun yönetiminden son derece memnundu. Bolu da dahil olmak üzere, Göynük, Mudurnu, Üskübü ve Akyazı'da bir çok hayır eseri bıraktı. Bunlara vakıf araziler ve gelirler tahsis etti. I. Murad devrinde, Ankara'daki ahîler himaye altına alındı. Bolu'daki faaliyetleri karanlıktır. Yıldırım Bayezid, Mudurnu, Bolu ve Çağa'da, Gerede'de aynı yolu takip etti. Bir çok mimari eserin sahibidir. Bundan baĢka, Candaroğulları ile nüfuz mücadelesine giriĢti. Bizans kaynaklarına göre, kesif bulut arkasından ıĢıklarını yayabilen yıldızlar arasında, Karadeniz kıyısındaki Herakleia da bulunuyordu. 1402, Ankara Meydan SavaĢından sonra da Bolu'da siyasi dengeler bozuldu. Fetret Devri mücâdeleleri sırasında Bolu ve Gerede'de heyecanlı günler yaĢandı. Sahipkıran, Cihângir Timur Beg'in askerleri Göynük, Ġznik ve Bursa'yı harap ettiler. Süleyman Bey, Göynük‟te geliĢen hadiseleri Bey Kavağı'ndan izledi. Çelebi Mehmed, "kazaklık" günlerinin ilk anlarını yaĢıyordu. Gerede ve Mudurnu yörelerinde, Timur'un hareketine göre siyaset takip etti. II. Murat, Candaroğulları‟na karĢı etkili seferlerde bulundu. 1425'deki Taraklı Borlu SavaĢı, Bolu ve Gerede'nin ehemmiyetini bir kere daha artırmıĢtır. Fatih Sultan Mehmed, Ġstanbul'u ele geçirdi. Sonra, Candarlıların halefi Ġsfendiyar meselesi ile meĢgul oldu. Bölgede son olarak Amastris'i Osmanlı devletinin sınırlarına kattı. Böylece; Beğ, Han, Sultan gibi unvanlar altındaki Bolu fetihleri bu düzeyde bitmiĢ oluyordu. Samsa ÇavuĢ ve kardeĢi SülemiĢ, Konur Alp, Akça Koca, Sungur Bey, Hızır Bey, Eflagan Bey ... Bunlarda Bolu'yu Türklüğe kazandıran fatihleridir. Konur Alp'in kimliği de karanlıktır. Ailesi hakkında bilgi hemen hemen yok gibidir. Osman Gazi Alplerinden olup, Abdurrahman Gazi ve Akça Koca ile birlikte akınlarda bulunmuĢtur. ġehzade Orhan ile önce Geyve'yi ele geçirmiĢ, sonra Alp


Suyu ve KaraçebiĢ hisarlarını Osmanlılara kazandırmıĢtır. Akyazı Kalesi de bundan sonra ele geçirilmiĢ, gece gündüz at sırtından inmeyerek, Düzce Ovasını kâfirden temizlemiĢtir. Osmanlı kaynakları, Konur Alp'i, Konur Alp Ġli fatihi olarak göstermekte, bu akınların takip eden yıllarda veya zamanda, Mudurnu, Bolu, Gerede, Kocaeli Yarımadasında da sürdürüldüğünü yazmaktadırlar. Samandıra ve Aydos kalelerinin kuĢatılması ve Tekfurun bertaraf edilmesi hikayesi de ilgi çekicidir. Konur Alp, kendi adını taĢıyan ocaklıkta Konur Apa'da vefat etmiĢ ve burada toprağa verilmiĢtir. Akça Koca da, Abdurrahman Gazi de, Konur Alp'in gaza arkadaĢları idi. Akçakoca soyu devam etmiĢ, II. Murad zamanında Bizans'a gönderilen Kadı Fazlullah da Gebze'de yaĢamıĢtır. Akça Koca da Konur Alp ile aynı tarihlerde ölmüĢ, Ġzmit-Kandıra yolu üzerinde, Karadeniz'e hakim tepe üzerinde toprağa verilmiĢtir. O'nun adı da unutulmazlıktan kurtarılmıĢ, merkezi Ġzmit olan Koca Ġli bu ilk devir Osmanlı kahramanını zamanımıza kadar yaĢatmıĢtır. NeĢrî ve AĢık paĢazade‟nin bahsetmemesine rağmen, Bolu yöresinin diğer üç fatihi de Sungur Bey, Hızır Bey ve Eflagan Bey'dir. Sungur'un, Evliya Çelebi'nin de yazdığı gibi Candaroğulları‟ndan olması muhtemeldir. Bolulular XVII. yy ortalarına kadar bu hatırayı canlı tutmuĢlar ve Evliya Çelebi'yi bilgilendirmiĢlerdir. Gerede, Mengen, Devrek ve civarında Osmanlının sesini duyuran Hızır ve Eflagan Beyler olmuĢtur. Ġbn Kemal, Tevârih-i Âl-i Osman'ında, her iki beyi zikretmektedir. Ki bu husûs resmi Osmanlı belgelerine de aksetmiĢtir. Ġlhanlı belgelerinde, ElÖnerî‟de ve Ġbn Battûta'da bahsedilen Emir Umur, ġah(in) Bey de TürkleĢme ve ĠslamlaĢmada rol oynamıĢ Ģahsiyetlerdir. Çobanoğlularının da Bolu'nun ormanlık kuzey-doğu mıntıkalarında Bizans aleyhinde faaliyette bulunması düĢünülebilir. Ancak, bu yöre fatihleri hep karanlık kalmıĢtır. Bu beyliğin halefi olan Candaroğulları nın, ġems ed-Dîn Yaman Candar gibi büyük beyleri olduğu biliniyor. I. Süleyman muhtemelen 1309-1340 yılları arasında saltanat sürmüĢtür. O, tımarlı 366 sipahiden biri idi. O, Eflagan ucunda Türkleri asker yazarak, güçlendi. Bir gece Kastamonu'da, Mahmud Bey'in sarayını muhasara ile geçirdi. Kastamonu'dan sonra Zâlifre denilen Borlu Kalesi üzerine yürüdü. Burası Ģimdiki Safranbolu kasabasıdır. Bir müddet sonra oğlu Ali Bey'i oraya tayin etti. Bir müddet sonra da Osmanlılarla hudûd olmuĢtur. Böylece Gerede ve Safranbolu, Bolu ve Kastamonu‟nun sınır kaleleri haline gelecektir. Kaynak: Bolu Valiliği Sayfasından alıntıdır. http://www.bolu.gov.tr/default.asp?s=1_2

BĠTHYN'LILAR Hitit Ġmparatorluğunun tarihe karıĢmasından sonra Anadolu güç dengeleri değiĢti. Phyrig ve Bithynler, Sakarya bölgesinde yerleĢtiler. Bithynlerden önce de Bebrykler, Mariandynler, Koukones'ler, Thynler ve Paphlagon'lar Bolu yöresinin ilk ahalisini teĢkil ettiler. Lydler, Persler de Bolu'da hakim topluluklardı. Hellenler baĢka kültür ve görüĢü Bolu'ya taĢıdılar. Ġskender, sefer yolu üzerinde olmadığı için Bithyn ve Paphlagonlara boyun eğdiremedi. Fakat, onun ölümünden sonra, Helenistik krallıklar döneminde, Bithynler, Bolu'nun Güney Marmara'nın hakim unsuru oldular. Xnephon, Anabasis denilen onbinlerini Karadeniz sahilinden ülkesine getirirken, Bithyn arazisinden geçmiĢtir. Bu sırada Herakleia‟lılar, onlara bazen dostane bazen de düĢmanca tavır takındılar. Bolu'nun kuzey batısındaki Kalpe dolaylarında Bithyn ve Hellen çarpıĢmaları meydana gelmiĢ ise de taraflara pek zarar vermemiĢtir. Bithynlerin Bolu hakimiyeti M.Ö 279 - M.Ö 74 tarihleri arasında olmuĢtur. Kurucuları, I. Nikomedes'dir. Bu kral, Ġzmit Körfezinin bitim yerinde Astakos'un tam karĢısında, kendi ismi ile anılan Nikomedia'yı kurmuĢ ve baĢkent yapmıĢtır. Böylece Bolu da siyasi ve askeri bakımdan Nikomedia'daki yönetime bağlı kalmıĢtır. Nikomedes'den sonra saltanat süren Bithyn kralları Ziaelas (255-235), I. Prusias (238-183), II. Prusias (183-149), II. Nikomedes Epiphanes (149-120), III. Nikomedes Eugergetes (120-92), ve IV. Nikomedes Philopator (92-74)'dir. Ziaelas Paphlagonia fetihleri sırasında Krateia'yı imar ettirdi. Bolu


ovasında Bithynion önemli bir Bithyn üssü olarak göze çarptı. Prusias isimli krallar da daha çok Nikomedia-Herakleia çizgisinde, fetihlerde bulundular. Hypios kenarında kurdukları yeni Ģehre Prusias adını verdiler ve mimari eserlerle süslediler. Nikomedes ise, Galatların Orta Anadolu'da yerleĢmesini sağladı. Galatlar, çevrelerindeki devletlere sürekli zarar verdiler. Bu arada Bolu arazisini de istila ve yağma ettiler. Bununla da kalmayarak, Herakleia/Karadeniz Ereğlisi'ne de saldırdılar. Alaplı vadisinde, inatla Ģehri düĢürmek için kamp kurdular. II. Nikomedes zamanında, M.Ö 149'dan sonra, Hellenizmin tesiri arttı. 105 yılında Roma-Pontus meselesi Bithynlerin de etkisi altına aldı. 104 de Paphlagonia, yani Bolu'nun doğusundaki topraklar Bithyn ve Pontus‟lular arasında paylaĢıldı. III. Nikomedes ise, Bithynlerin değiĢik karakterli kralı olarak tanındı. Halkın desteğini alamadı. Ġç otoriteyi sağlamak için de dıĢ yardımlara baĢvurdu. Pontus‟lular böylece Bithynia'da söz sahibi olabildiler. Fakat Nicomedes'in değiĢen siyaseti üzerine, bu defa Romalılar Pont Kralı ile karĢı karĢıya geldiler. III. Nikomedes, Roma'lılara sığındı. Gnl. M. Uquillius'u kral ile Bithynia'ya gönderen Roma, kısa zamanda destekçisi olduğu kralın tahta geçmesini temin edebildi.Bithyn hazinesi, Romanın sürekli istekleri karĢısında zayıfladı. Kral, her defasında ahaliyi ezmeye ve onları fakirliğe sürüklemeye baĢladı. Askerlerini toplayan III. Nikomedes, Paphlagonia'daki liman Ģehri Amastris'e hücum etti. Takiben, M.Ö. 98 de Pontus-Roma Harbi patlak verdi. Mithridates, güçlü bir ordu ile Bithynia'yı istila etti. Krateia, Bithynion ve Prusias pros Hypios, Pontus çizmesi altında kötü günler yaĢadı. Bunun üzerine Kral Nikomedes, çaresiz olarak, Roma‟ya sığındı. M.Ö 87 de, Consül Cornelius Sulla, önce Atina'ya saldırdı. M.Ö. 86da Pontus ordusu yenilgiye uğratıldı. L. Valerius Flaccus, Byzantion (Ġstanbul)'dan Anadolu'ya geçti. Böylece Roma ordusu Bithyn topraklarına ayak basmıĢ oldu. Sonunda Mithridates kalıcı bir barıĢa mecbur kaldı. Dardanelles'de, taraflar arasında barıĢ imzalandı. Mithridates Sangarius'un doğusunda istilâ ettiği bütün toprakları iade edecekti. M.Ö. 85 de III. Nikomedes, Roma'lıların sağladığı imkân ile tahtına oturdu. M.Ö. 94-M.Ö. 74 de saltanat süren IV. Nikomedes, Bergama Kralı Attalos'un yaptığı gibi ölümünden önce vasiyetname ile Bithynia'yı Roma'lılara bıraktı. Bu durum Roma-Pontus gerginliğini artırdı. Mithridates tekrar Bithynia'yı ve çevresini istilaya kalkıĢtı. Roma, önemli consüllerini Bithynia'ya savaĢ için gönderdi. M.Ö. 74 de, M. Aurelius Cotta'ya Bithynia Eyaleti valiliği verildi. Bu general Kadıköy önlerinde donanmasını demirledi. Bithynia'da görevli Romalılar bunu fırsat bilerek, kendisine katıldı. M.Ö. 72 de, Roma Pontus harbi Ege Denizine sıçradı. Sonunda, Romalılar, Mithridates'e büyük bir darbe indirdiler. Kral, Boğaz yolu ile Karadeniz'e açıldı. Fakat, büyük bir fırtınaya tutuldu. Mecburen, Prusias pros Hypios kenarından akarak, Pontus Euxinos'a dökülen Hypios Nehrağzına sığındı.Bir korsan gemisi ile de Herakleia üzerinden ülkesine gitti. M.Ö 71/70 de, Romalılar, Bithynia'nın liman kenti Herakleia'yı da ele geçirdiler ve Paphlagonia sınırına dayandılar. Tarihçilere göre, Bithynlerin son kralı M.Ö. 74 de ölen IV. Nikomedes'dir. Vasiyeti ile Bithynia, resmen Roma eyaleti haline getirilmiĢtir. Kaynak: Bolu Valiliği Sayfasından alıntıdır. http://www.bolu.gov.tr/default.asp?s=1_2

AKÇAKOCADA YAġIYAN BĠTĠNYA KRALLIĞINDA YAġIYAN KABĠLELER


1- BEBRĠS 2- BEBRĠK 3- BEBRON 4- BEBRĠKAS 5- BĠTĠNYEN 6- TĠNĠYEN 7MARYANDĠNĠ 8- MARĠYANDAN 9- MOĞDAN 10- KOKANES LERDĠR Kaynak; Bolu tarihi kıtabından

ROMALILAR M.Ö. 74 / M.S. 395Bithynhlerden sonra, yöre halkı bu defa Romalılara boyun eğdi. HelenleĢmenin yerini bu defa LâtinleĢme aldı. Nikomedia yanında, doğuda Bithynium da merkezi Ģehir haline geldi. LatinleĢmenin ilk etkisi Bithynium civarındaki Ģehirlerde de göze çarpmaktadır. Krateia/Crateia, Prusias pros Hypios/Prusias ad Hypium Herakleia da Herakleia gibi resmi yazıĢmalarda kullanıldı. M.Ö. 64 de Pompeius, Bithynia-Pontus Eyâletini düzenledi. Bithynia valisi de eskiden olduğu gibi Bithynium'da oturmaya baĢladı. Kitabeler ve paralardan anlaĢıldığına göre, Roma döneminde, Ġulius, Claudius, Dört Ġmparatorlar, Flavius, Traianus, Hadrianus, Antoninus Severus, Asker Ġmparatorlar, Birlikçiler, Doğu MonarĢizmi, Constantinus Magnus ve Valentinianus gibi sülaleler imparatorluğu yönettiler. Bithynium da bu imparatorların tebaası olarak yaĢamıĢlardır. C. Papirius Carbo, Domitianus, Hadrianus, Ġulia Domna, Caracalla, Macrinus, Elagabalus, Ġulia Paula, Severus Alexandres, Maximinus, Philip, Galianus gibi idarecilerin paralarına çok miktarda rastlanmakta olup, bunların bir kısmı hususi ellerde ve müzelerde korunmaktadır. Bunlara ait paralar, Bithynium, Prusias ad Hypium, Herakleia Pontica ve Crateia'da bulunmuĢtur. Roma'lıların, Prusias ad Hypium'da da yerleĢtikleri kitabelerden anlaĢılmaktadır. Zira, biri dıĢında bir çok kabile Roma kökenlidir. Bithynion hakkında ise aydınlatıcı bilgiler sınırlı kalmaktadır. Roma'lı memurlar, valiler ve din adamları muhtemelen Ģimdiki Hisar'da ikamet etmekte ve eyaleti idare etmekteydiler. Bolu'nun da içinde bulunduğu Bithynia hakkında, M.Ö. 64 ile M.S. 21'de yaĢamıĢ olan meĢhur coğrafyacı Strabon'un anlatımları, Roma'lıların ilk devresi için son derece önemlidir. Bithynia, Bithyn'ler, Herakleia Pontika, Mariandynler, Kimmerler, Paplagonia ve Paplagonlar, Prusa/Prusias Ģehirleri, Ġskit kökenli olması kuvvetle muhtemel Kaukonlar, Thyn'ler ve Thynia Adası yanında Bolu için de ilgi çekici ifadelere bu yazarda rastlanmaktadır. Strabon'a göre, Bithynia'nın iç kısımlarında, Tieion'un üst tarafında kurulmuĢ olup, sığırlar için en mükemmel otlak olan ve Salanites peynirinin yapıldığı Salona etrafındaki toprakları da içine alan Bithynion ve aynı zamanda Bithynia'nın merkezi olan (Bithynion) ve çok geniĢ ve verimli olduğu halde, yazın sağlık için hiç de iyolmayan bir ova tarafından çevrili bulunan Askania gölünün kenarında kurulmuĢ Nikeia da yer almaktadır.Bithynion, M.S I. yy. da, bir Roma Ģehri olarak karĢımıza çıkmaktadır. Batısında Kieros/Prusias ad Hypium, doğusunda ise Paphlagonia yolu üzerindeki Krateia yer almaktadır. Strabon'un Ģehir ve çevresi hakkında verdiği bilgiler içerik bakımından Ģimdi de özelliğini korumaktadır. Bithynia'da Sangarios ile Paphlogonia arasında gösterilen Mariandynler, Kaukon'ların da komĢusu idiler. Mariandynler, Bolu'nun Karadeniz sahilinde, Herakleia Pontika'da göze çarpıyorlardı. Herakleia Pontika'yı ilk kuranlar Mariandynlerdi. Kolonizasyon devrinde ise Miletoslular, destan kahramanı Herakles'in adına izafeten bu kaleyi-Ģehri daha da mükemmelleĢtirmiĢlerdir. Strabon'un da yazdığı gibi, Miletoslular, Mariandynlerdi toprağı ekip-biçmekle görevli Heliotes gibi kullanmak istediler. I. yy. da Bithynium ismi terk edildi. Ġmparator Claudius (41-54) adına yeni bir Ģehir inĢa edildi. Burası da kalıntılardan anlaĢıldığına göre, Bithynium harabesi üzerinde yükselmiĢti. Claudius, Tiberius Claudius Nero Germanicus adı ile tanınmakta idi. O, Nero ile Antonia'nın oğludur. Aynı zamanda, Tiberius'un yeğeni ve Augustus'un eĢi Livia Drusilla'nun torunuydu. Claudius, 43 yılında Anadolu'ya geldi. Bazı bölgeleri egemenliği altına aldı. Roma geleneklerine sıkı sıkıya bağlılığı ile tanındı. Cloudiopolis Ģehri belki de onun emri ile tam bir Roma kenti özelliğine


kavuĢmuĢtur. Almanya'da kurulan ve Bolu ile aynı adı taĢıyan Ģehir, Colonia Claudia Agrippinensis olup, Ģimdiki Köln ile aynı yerdir. Flaviuslar hanedanı sırasında, Bolu gibi Krateia da askeri nedenlerle, yenileĢtirildi. Bu sebeple kale ve Ģehre Flaviopolis denilmiĢtir. Ancak, sonraki belgelerden de anlaĢıldığına göre Flaviopolis ismi uzun ömürlü olmamıĢ, ahali tekrar Krateia'yı benimsemiĢtir. 98-117 tarihleri arasında saltanat süren Traianus, Bithynia'ya özel bir önem verdi. Plinius'u, legatus augusti unvanı ile Nikomedia‟da görevlendirdi. Bu yazar ile imparator arasında mektuplaĢmalar olmuĢtur. Sangarius'un batısındaki, Nikomedia/Ġzmit tarafındaki Sophon Gölü'nün deniz veya körfez ile birleĢtirilmesi konusu üzerinde durulmuĢ ama proje hayata geçirilmemiĢtir. Claudiopolis'in güneyinde Olympus Bithynicus Ala Dağ eteğindeki sıcak su banyoları da Plinius ile Traianus arasındaki bir mektuba konu olmuĢtur. Plinus, "Claudiopolis'de bir dağın eteğinde bir hamam yeri kazıyorlar. Bu iĢler hakkında ne yapayım? Bana önerilerde bulunabilecek bir mimar gönderebilir misiniz?" diye mektup yazdığında Traianus da Ģu cevabı göndermiĢti; "Siz yerinde bulunuyorsunuz. Kendiniz karar veriniz. Mimarlara gelince; Roma'da olan bizler onları Yunanistan'dan çağırıyoruz. Siz de o civarında bulunanlarından temin yoluna gidiniz."Roma Ġmparatoru Hadrianus'un da Bolu'ya özel ilgisi olmuĢtur. 117-138 de saltanat süren Hadrianus, Ģehirde büyük t��renle karĢılanmıĢ, ikametinde ilgi gösterilmiĢ ve sonra uğurlanmıĢtır. ġimdi bazı Avrupa müzelerinde de değiĢik heykelleri olan Antinous ile tanıĢması da Roma dünyasında akislere sebep olmuĢtur. G. Blum, L. Dietrichson ve A. J. Gayet'nin araĢtırmalarına konu teĢkil eden Antinous, muhtemelen 110 da dünya gelmiĢti. Anavatanı Bithynion idi. Ġmparator tarafından himaye edilmiĢ, onunla Mısır ve daha bir çok yer gezilmiĢtir. 130 da Nil nehri kenarındaki Besa'da boğularak hayata veda etmiĢtir. Öldüğü yer yakınında Antinoupolis gibi muhteĢem bir Ģehir inĢa edilmiĢtir. Hadrianus'un Bithynia paraları üzerinde yapılan incelemede Antinous Tapınağı'nın Ģekline rastlanmıĢtır. Claudiopolis paralarında da Antinous'un profilden ĢekillendirilmiĢ portresine tesadüf edilmektedir. Burada görülen tapınağın cephesi sekiz sütunlu ve korint stilindedir. F.K. Dörner ve S. Eyice'nin de ifade ettiği gibi Roma devrinden kalma kitabe, bina parçaları ve heykeller Ģehrin tarihini aydınlatmaya yardımcı olmaktadır Örneklerini Bolu veya Ġstanbul'daki Arkeoloji Müzesinde görebilmek mümkündür. Fransız arkeologlarından G. Perrot, Bithynia'yı gezdiğinde, Prusias ad Hypium'da ilgi çekici bir kitabeye rastlanmıĢtır. Augusta, Tebai, Germanicus Sabien, Dionysios, Tiberius, Prusias, Megare, Ġulia, Hadrianus ve Antoninus gibi kabileler kitabede belirtilmektedir.Buradaki Prusias kabilesi haricindeki diğer bütün ahali yukarıda temas edildiği gibi Roma kökenlidir. Değerli araĢtırmacı Prof. Dr. S. Eyice de, Ġlkçağ Bolu'sunu anlatırken, özetle önemli haberler vermekte ve Ģunları yazmaktadır: "Bugün Ģehrin ortasında yükselen büyük tepe ise herhalde ilk yerleĢmenin izlerini taĢıyan yer olmalıdır. Bunun üstü, insan eli ile düzleĢtirilmiĢ olup, burasının bir höyük olduğuna da pek Ģüphe edilmez." Mortdman, 1854 de Bolu'ya geldiğinde bu tepe etrafında iri taĢlardan yapılmıĢ bir duvar ile tepenin üstünde ve tam ortada büyük ve uzun bir yapının temellerini görmüĢtür. O sırada bu kalıntı taĢ ocağı olarak kullanılmaktadır. Bolu'da her tarafta eski pek çok iĢlenmiĢ mimari parçalar görülür. Nitekim Vilayet Konağı'nın giriĢindeki sütunların baĢlıkları bile eski harabelerden devĢirilmiĢ parçalardır... Bolu'da ilkçağ nekropolünden bazı izler bulunmuĢtur. Fakat değerli ve önemli buluntular veren mezar odası Bolu'nun uzağında Hıdırlar yakınında meydana çıkarılmıĢtır. Ġstanbul-Ankara yolunun yapımı sırasında Bolu tepesinin yamacında bazı mimari parçaların Bithynium-Claudiopolis Ģehrinin tiyatrosunun kalıntıları olabileceği ileri sürülmüĢtür." Konuralp'in koruyucusu tanrıça Tyche'yi tasvir eden M.S. 2. yy.a ait 2.60 m. boyundaki heykel olup, 1931'de bulunmuĢtur. ġimdi Ġstanbul Arkeoloji Müzesindedir. Eser, güzel bir Roma devri kopyası olarak kabul edilmektedir... Nitekim Bolu'nun 20 km. güneydoğusunda BünüĢ köyünde, tam tepede Roma devrine ait döĢeme mozaikleri bulunmuĢtur. Roma Devrine ait bir heykel de, Konuralp'de, yakın zamanda tesadüfen ele geçirilmiĢtir. AğırbaĢlılığı ile Ģöhret kazanmıĢ olan Gallia


menĢeli Antoninus Pius (138-161)'un mermer büstünün bir örneği halen British Museum'dadır. Claudiopolis, Dörtlü Ġdare zamanında da önemi korudu. Nicomedia'nın doğu baĢkenti olarak seçilmesi de bunda önemli rol oynamıĢtır. Diocletianus zamanında hrıstiyanlık Bithynia'da kalıcı bir suretle yayılmaya baĢlamıĢ ve o da bu din taraftarlarına eziyette bulunmuĢtur. Buna rağmen paganizm hrıstiyanlık karĢısında tutunamamıĢ, kısa zamanda Bithynia'nın bir çok yeri kiliselerle dolup taĢmıĢtır. Claudiopolis, Heracleia ve Prusias ad Hypium gibi merkezlerde de büyük kiliseler yapılmıĢ ise de çeĢitli nedenlerle zamanımıza kadar gelememiĢtir. Ancak, III. yy sonrası haçlı mezar taĢları da mevcut olup, müzelerde korunmaktadır. Iulianus ve Jovianus devirleri de Ġranlılarla harplerle geçti. Nicomedia'ya dönmekte olan imparator Jovianus, 16 ġubat 364 de, Bolu yakınlarında ve güneyindeki Dadastana'da öldü. Bir rivayete göre soba dumanından zehirlendi. I. Theodosius zamanında Roma Ġmparatorluğu ikiye ayrıldı. Merkezi Roma olan Batı Roma; yine merkezi Bolu'nun batısındaki Nicomedia olan Doğu Roma Ġmparatorluğu. Böylece, 395 den sonra Bolu içinyenidönem baĢlamaktadır Kaynak: Bolu Valiliği Sayfasından alıntıdır. http://www.bolu.gov.tr/default.asp?s=1_2

BĠZANSLILAR Doğu Roma ve ondan sonra uzun zaman imparatorluk hayatını sürdüren Bizanslıların Claudiopolis/ Klaudiopolis hakimiyeti de genelde sükûnet içinde geçmiĢtir. On asırlık sürede Klaudiopolis ve çevresi Herakleios, Suriye Amorion, Makedonya, Dukas Kommenos Laskaris ve Palaiologos gibi Hanedanlara bağlı kalmıĢtır. Iustinianus'un saltanatı esnasında, Adapazarı yakınlarındaki Sangarios Nehri üzerine meĢhur Pontogephyra inĢa edilmiĢ ve yolcuların Bithynianın doğusuna, Paphlagonia'ya, Galatia'ya sağlıklı gidip-gelmeleri sağlanmıĢtır. Honorius Eyaletinin gözde Ģehirlerinden olan Klaudiopolis'in hrıstiyanlık bakımından da ön plana çıktığı gözlenmektedir. Kalikrates, Gerantius, Kalogeros, gibi metropolitler dini hayatın kopmaz parçaları olarak Ģöhret kazanmıĢlardır. Iustinianus'dan sonraki hanedanlar, ülkeyi eskiden olduğu gibi thema denilen askeri valilerle yönettiler. Opsikion, Optimatum, Bukellarion gibi isimler altında göze çarpan themaların idare yeri Klaudiopolis idi. Strabon'un tasvirine uygun olarak, yöre yine tarım memleketi olarak göze çarpmakta, yeĢil düzlüklerinde bol miktarda hayvan yetiĢtirilmekte idi. Bunlar ulaĢım ve yiyecek maddesi olarak büyük boĢluğu doldurmaktaydılar. Ayrıca her türlü ağaç cinsinin bulunması, Bizans sosyal hayatındada rol oynamıĢ ki Osmanlılar zamanında da aynı aktivite devam ettirilmiĢtir. Makedonia sülalesi devrinde, bazı ekonomik ve askeri krizler, Bithynia'yı, dolayısıyla Kaudiopolis'i de etkiledi. Ġmparatorluk, Balkanlardan ve Doğu Anadolu'dan Türklerin baskısına maruz kaldı. I071 Malagirt Meydan SavaĢı sonunda, Anadolu Türklerin eline geçti. Ġznik merkez olmak üzere Selçuklu Devleti kuruldu. Bunu Haçlıların fırtınası takip etti. 1177'de, Bolu Selçuklularca kuĢatıldı. Myriokephalon'da bir yıl önce büyük bir bozguna uğramıĢ olan Manuel Komnenos, eğer Bolu'daki kuĢatmayı kaldırabilirse, yitirilen itibarını yeniden kazanmıĢ olabilecekti.Bizans tarihçisi Niketas Khoniates, Türklerin Bithynia'daki ilk ciddi baskısını anlatırken Ģunları yazmaktadır: "Çok geçmeden Türkler, Roma Ġmparatoru Claudius'a nisbetle adlandırılmıĢ Klaudiopolis Ģehri çevresinde ordugâh kurdular. Önce Bizans garnizonunun Ģehir dıĢına bir adım bile atmasını önlediler. Sonra da tam anlamı ile bir kuĢatmaya geçtiler. Bu sebeple Ģehirleri içinde kuĢatılmıĢ olanlar imparatoru, bu kuĢatmayı kaldırtacak bir kuvvet gelmediği takdirde Ģehri Türklere teslim etmekle tehdit ettiler. Çünkü, ne devamlı bir açlığa tahammülleri vardı, ne de, düĢmanları kovalayacak güce sahiptiler. ġu hâlde Manuel Komnenos, iĢ iĢten geçinceye kadar beklemedi. Haberi aldığı günün ertesinde hareket ederek elinden gelen sür'atle Nikomedia üzerinden Klaudiopolis'e yürüdü. Yanına ne çadır, ne yatak, ne Ģilte ve ne de herhangi bir imparatorun yanında bulunması ve onun dinlenmesini mümkün kılmak için gerekli bir Ģey almıĢtı. Yanında sadece atının eyer takımı


ve zırhı vardı. Hergün büyük mesafe alıyordu. Çünkü kuĢatıcılardan daha önce davranmak ve kuĢatılanların baĢına her hangi birĢey gelmeden oraya ulaĢmak hususunda öyle büyük bir arzu ve ihtiras vardı ki sözcükle tarif olunamaz. Geceleri uyumuyor, çıra ıĢıkları altında Bithynia'yı aĢıyordu. Bu yöre, her tarafta uçurumlarla doludur. Sık ormanları yüzünden bir çok yerinde geçiĢe izin vermez. Eğer Manuel Komnenos bir az dinlenmek zorunda kalırsa toprak onun iskemlesiydi. Kuru otlar ona halı görevi yapmak zorunda idi. Arada yağmur yağdığında ve dinlenme yeri bataklık bir vadide ise, o zaman imparator, yukarıdan yağmur, aĢağıdan rutubet sebebi ile uykusundan oluyordu.Ama, iĢte asıl bu anlarda, Manuel Komnenos, taç ve purpur içinde altın iĢlemeli eğeri ile atına bindiği zamandan çok daha fazla seviliyor ve kendisine karĢı çok büyük bir hayranlık duyuluyordu. Ġmparator, hedefine yaklaĢtığında, Klaudiopolis etrafında bulunan Selçuklular bundan haberdar olup, derhal kaçmaya baĢladılar. Birliklerin alâmetlerini tanımıĢlar ve silahların parıltısını görmüĢlerdi. Ġmparator onları, elinden geldiği kadar uzaklara kovaladı. Türklerin büyüklüğü karĢısında bezginlik içine düĢmüĢ olan Klaudiopolis, Bizanslılar için imparatorun geliĢi zorunlu kürek çekmekten harap olmuĢ gemiciler için uygun bir rüzgarın esmeye baĢlaması, kıĢın verdiği zahmet ve hüzünden sonra gelen ilkbahar ve güç ve elemli bir baĢlangıçtan sonra iĢlerin düzelmesi gibi büyük sevinçle karĢılanan bir olaydı ". Niketas Khoniates'in bu kaydı dıĢında, Selçuklular devri için Bolu'ya dair herhangi bir haber göze çarpmamaktadır. Ama Selçuklular, Paphlagonia'nın batısında, kuzeybatısında, sürekli hareket halinde idiler. Bizans daha sonra Paphlagonia'yı, Amastris ve Herakleia hariç olmak üzere, ebediyen kaybetti. Kastamonu, Çankırı ve Ankara'da Konya Selçukluları egemen hale geçtiler. Kılıç Arslan ölmeden önce, töre gereği devleti oğulları arasında paylaĢtırırken, Ankara'yı oğlu Muhyiddin Mesud'a bıraktı. Bundan sonra, Kuzeybatı Anadolu'daki fetihleri bu Selçuklu Ģehzadesi devam ettirecektir. Dadybra sınır kalesinin düĢürülmesinden sonra Bolu ve Herakleia yolu da açılmıĢ ve bu yerler Bizans'ın doğu sınırı haline gelmiĢtir. 1204'de, Ġstanbul Latinlerin eline geçti. Bazı ileri gelenler Nikeia'ya sığındılar. Laskarisler böylece Bizans Ġmparatorluğunu burada devam ettirdiler. Ayrıca merkezi Trabzon olan Komnenoslar ile Laskarisler arasında nüfuz mücadelesi de baĢladı. Sakarya nehrinin doğusundaki askeri harekat, Prusias yolu ile deniz kenarındaki Herakleia'ya kadar uzadı. Palailogoslar zamanı da Klaudiopolis için Türk baskılarının hızlandığı devre oldu. Herakleialı tarihçi ve yazar Nikephoros Gregoras ve Pachimeres, Moğolların etkili olduğu yıllarda, Türklerin de tehlikeye düĢtüğüne dikkati çekmektedirler. Nitekim, Paphlagonia'dan akıp gelen Türkmenler, Bizans sınırlarını hemen her noktada delmiĢler yeni hayat sahalarını meydana getirmiĢlerdir. Tekfur adı verilen kale yöneticilerinin de durumu bu Ģekilde güçleĢmiĢtir. Askeri ve kendi mali ihtiyaçlarını temin için ağır vergiler koymuĢlar bu hareketler de ahaliyi oldukça güç duruma sokmuĢtur. XIV.yy baĢlarından XV.yy.a kadar Bolu bölgesinde TürkleĢme hareketleri baĢladı. Bizans ilk önce Sakarya Nehri kenarındaki Geyve'yi kaybetti. Bu fetihler zinciri, Türk hanedanlarınca devam ettirildi ve görüleceği gibi.Amasra'nın fethi ile noktalanmıĢtır.yeni bir dönem baĢlamaktadır. Kaynak: Bolu Valiliği Sayfasından alıntıdır. http://www.bolu.gov.tr/default.asp?s=1_2

KLAUDIOPOLIS XIV.yy baĢlarında, Bolu'yu da içine alan kuzeybatı Anadolu'nun görünüĢü Ģöyledir. Merkezi Kastamonu olan Candaroğulları, Ankara'da Ahiler, Söğüt ve civârında Kayılar, Sakarya'nın doğusu ve batısında, sahillerde Bizanslılar veya Palaiologoslar. Ancak, Göynük, Gerede ve Bolu'da da tampon küçük beylikler de mevcuttur. Ertuğrul Gazi ile birlikte Söğüt taraflarına göç eden Samsa ÇavuĢ Kabilesi de sonunda Sakarya nehrinin kuzey tarafına geçerek, ormanlık, çam ağaçları ile süslü yaylalara yerleĢmiĢ haldedir. Kayılar, Oğuz Kabilelerinden olup, Cengiz istilası ile Anadolu'ya göç etmiĢ, Sürmeli, Pasin, Erzurum ve Erzincan


taraflarında dolaĢmıĢlardı. Ertuğrul Gâzi, tarihi bir karar vererek, Anadolu'ya gitti. Selçuklu Sultanının izni ile gaza ucu olan Bithynia sınırlarına yerleĢti. Bizans tarihçileri Sakarya ile Paphlagonia arasında Amurios Oğullarından bahsetmektedirler. Ancak bunların kimlikleri kesin olarak aydınlatılmıĢ değildir. Mudurnu Dağlarında iĢaret edildiği gibi Samsa ÇavuĢ ve kardeĢi SülemiĢ vardı. AĢıkpaĢazade ve Mehmed NeĢri Efendi, ondan kısaca bahsederler ve Osman Gazi'nin çağdaĢı olduğunu vurgulamaktadırlar. Samsa veya Samsama Türk-Ġslâm dünyasında kullanılan önemli isimlerden, unvanlardandır. SülemiĢ isimli kardeĢi de kendisine yardımcı olmuĢ, Osmanlı Beyliği ile ilk temaslarda rol oynamıĢtır. Bunların Ġlhanlılarla teması olduğu da ileri sürülmektedir. El-Ömeri ve Ġbn Battuta'nın kaydettiği Göynük, Gerede veBolu Ahileri hakkında bilgiler de azdır.ġihâp ed-Din el-Ömerî, Anadolu Beylikleri hakkında Ġbn Battûta gibi, önemli bilgiler vermektedir. Mesâlik el-Ebsar fî Memâlik elEmsâr'ında, Göynük, Gerede ve Bolu hakkında yazdıkları da Anadolu'lu Sabar Hasr (?) kasabası ahalisinden ġeyh Haydar Uryan'ın Ġfadelerine dayanmaktadır: "Haydar el-uryan'ın haber verdiğine göre; Anadolu'da Cengiz Han'a ait olan ülkelerden baĢka sadece Türk elleri altında mevcut ülke ve memleket sayısı onbirdir. Bu sıralamada 8. olan Gerede memleketidir ki, ġâhin Ġlidir. Askeri beĢbin atlı kadardır. Göynük Hisar memleketidir ki, Emir Umur Ġlidir. Askeri üçbin kadardır... Gelelim Cengiz Han ailesine ait yerlere; .... Bolu Sultanının ilidir. Burada uygur Ģehirler yoktur. Köylerden meydana gelen, çayır ve otlaklarla uzayıp giden bir çayırlıktan ibârettir. Burası Germiyan ülkesi ile Süleyman PaĢa Ġli'nin arasında, yani Germiyan'ın doğusunda Süleyman PaĢa'nın batısındadır. XIV. yy.ın ilk yarısında, 1333 yılında Tancalı Arap Gezgini Ġbn Battuta, Orhan Gazi ve Candaroğlu I. Süleyman PaĢa zamanında Göynük, Mudurnu, Bolu, Gerede'den geçti. Bu kasabalar hakkında önemli bilgiler veren Ġbn Battûta, Göynük'ün Orhan Gaziye bağlı olduğunu, safran üretiminin yapıldığını yazmaktadır. KıĢ aylarında karlı bir zamanda Mudurnu'ya seyahat etmiĢ, Cuma namazı sırasında kasabaya varabilmiĢtir. Mudurnu, Bolu'ya bağlı ve o günün Ģartlarına göre de Kastamonu'ya on günlük uzaklıktadır. Bolu'ya yolculuk ederken, Büyük Su'dan geçmiĢtir. Gezgin'in Bolu'ya ait yazdıkları Ģöyledir: "Bolu Ģehrinde, Ahîlerden birinin tekkesine indik. Buradaki adetlere göre, tekkenin bir bölümündeki ocaklar, kıĢ müddetince aralıksız yakılmaktadır. Dergâhın her bölümünde ayrı ayrı ocaklar da vardır. Ocağın bacası mevcut olup, duman oradan çıkmaktadır. Odaları gayet güzel Ģekilde ısıtır. Buna çoğul Ģekli ile Bahari derler. Tekili Buhayrî'dir. Burada, Ġbn Cuzey Buhayrî'yi hatırladım. Ona ait bir de beyit aklımdan geçti. "Buhayri'den ayrıldığımızdan beri dağın üzerini toz kapladı. Onun geceleri alev saçmasını dilersen, katırların, yük yük odunlarla gelmesi gerekir. Tekkeye girdiğimizde, bütün ocakları yanar hâlde bulduk. Üstümüzdekileri çıkarttık. Sadece tek kat giyimle kaldık. Öylece ateĢin karĢısına geçerek ısındık. Ahi, hemen çeĢitli yemek ve meyveler getirdi. Allah, kerem sahibi ve cömert olan, yabancılara gariplere büyük Ģefkat ve sevgi gösteren, gelene geçene yardımlarını esirgemeyen bunları en güzel Ģekilde, sonsuz bir sevgi ile karĢılayan bu derviĢleri hayırlarla mükâfatlandırsın... O geceyi çok güzel bir Ģekilde, müsterih olarak geçirdik." Ġbn Battûta, Bolu'da fazla kalmadı. Ertesi günü, yine soğuk bir havada yola koyuldu. Gerede-i Bolu yâni Bolu'daki Gerede'ye hareket etti. Bu söyleniĢ devrin doğulu kaynaklarına uygunluk arzetmektedir. Ġlhanlıların mali defterlerinde Gerede'den Gerede-Bolu diye bahsedilmektedir. Ġbn Battûta, Gerede için Ģunları yazmaktadır: "GeredeBolu'ya vardık. Burası bir ovada kurulmuĢ, güzel ve büyük bir kasabadır. ÇarĢısı ve caddeleri geniĢtir. Dünya'nın soğuk yerlerindendir. Ayrı mahallelere bölünmüĢ olup, her mahalle kendi aralarında yaĢamaktadır. Kasabanın hakimi ġah Bey'dir Orta derece sultanlar arasındadır. Bedeni, boyu, bosu, huyu itibari ile yakıĢıklı, güzel bir adamsa da yeteri kadar eli açık değildir. Namazı burada kıldık. Sonra, zâviyeye misafir edildik. Orada, Hatib el-Fatih ġems ed-Din eĢ-ġami ile tanıĢtık. Adı geçen; yıllardan beri burada yaĢıyormuĢ. Çoluk-çocuğa karıĢmıĢ ve kasabanın hâkimi olan ġah bey'in hem kâtibi ve hem de hocası olarak sözünü geçirecek kadar nüfuz sağlamıĢtı.Bir gün, yanımıza geldi. Gerede Hakiminin bizi ziyaret


edeceğini haber verdi. Kendisine bu buluĢmayı temin ettiği için teĢekkür ettim. ġâh Bey, bizim yanımıza geldi. Kapıda karĢılayarak, selâmladım. Bizimle birlikte oturdu ve bana sağlığımı, gezinin nedenini, Ģimdiye kadar hangi hakimlerle görüĢebildiğimi öğrenmek istedi. Ben de baĢımdan geçenleri bir bir anlattım. Bir saat kadar süren görüĢmeden sonra yanımızdan ayrıldı. Bizim için tam hazırlanmıĢ bir binek atı ile bir kat elbise gönderdi." Ġbn Battûta, Gerede'den sonra Kastamonu yolu üzerindeki Safranbolu'ya hareket etti. Burası Candaroğlu sultan el-Mükerrem Süleyman PaĢa oğlu Ali Bey'in yönetiminde idi. Son devir Bizans tarihçileri, Ġslam kaynaklarından aynı Ģekilde, Kuxim Paxis'den de bahsetmektedirler. Bu Ģahıs, Nogaylardandı. Bağlı olduğu Han'ın ölümü üzerine Dobruca'dan ayrılmıĢ, çoluk-çocuk ve adamları ile yelkenli ile Trabzon'a hareket etmiĢti. Niyeti Tebriz'deki Ġlhan'a sığınmak ve maiyetinde yer almaktı. Ancak, Karadeniz'in meĢhur fırtınalarından birine tutularak, Herakleia iskelesine sığındı. Buranın tekfuru, durumu Ġstanbul'a, Ġmparatora bildirdi. Kuxim Paxis, hrıstiyan olmak ve Bizans ordusunda çalıĢmak kaydı ile ülke topraklarına kabul edildi. Bir müddet sonra da Ġstanbul'a gitti. Saray ile tanıĢtı. Kızı kendisi gibi aynı milletten olan Solyman Paxis ile evlendirildi. Damad, Bithynia'nın merkezi Nikomedia'da (Ġzmit) oturdu. Sangarios boylarından gelecek tehlikelere karĢı tedbirler aldı. Paphlagonia'nın hakimi ise Candaroğulları idi. Onlardan önce de yöreye Çobanoğulları hakimdi. Hüsâm ed-din Çoban, Alp Yürek Muzaffer ed-Dîn Yavlak (Yölük) Arslan devirleri kaynakların yetersizliği nedeni ile karanlık kalmaktadır. Pachymeres'in bahsettiği Nâsır edDîn'in Mahmut olduğu bilinmektedir. Bu Ģahıs son Çobanlı beyidir. Candaroğulları ise XIII. yy sonlarında tarih sahnesine çıkmaktadır. Kurucuları ġems ed-Dîn Yaman Candar'dır. Y. Yücel, bu sebeple ondan bahsederken, "...Bu emir hakkında P. Wittek, Pachymeres'de beyliklerin sayılması sırasında geçen Amiramini, Emîr Yaman'la izâh edilebilir ki, bu da Candaroğulları Beyliğinin kurucusu ġemseddin Yaman Candar'dır" demektedir. Candaroğullarının, bu tarihdeki batı sınırı Safranbolu/Taraklıborlu'da idi. XIV. yy baĢlarındaki duruma göre Bolu, üç taraftan Türk Beylikleri ile çevrili idi. Denizde ise Ceneviz hakimiyeti sürüyordu. Daphnusia, Diospolis, Herakleia Pontika Kaynak:Bolu Valiliği Sayfasından alıntıdır. http://www.bolu.gov.tr/default.asp?s=1_2

ESKĠ COĞRAFYA'DA BOLU Bolu, tarihinin her devresinde ilgi çeken yörelerden olmuĢtur. Thrak asıllı kabile, Güney armara'da ve Bolu bölgesinde yayılmıĢtır. Thynler, Mariandyenler ve Kaukonlar birlikte yaĢamıĢlar, zamanla, Bithyn adı altında göze çarpmıĢlardır. Romalıları, Doğu Roma ve Bizans takip etmiĢtir. Bithynia, doğuda Paphlagonia, güneyde Phyrygia sonra Galatia,kuzeyde Pontus Euxinos ile çevrili idi. Batıda ise Propontis denilen Marmara Denizi ile Bosphorus yani Ġstanbul Boğazı yer almakta idi. Bithynia, sık el değiĢtirmesine rağmen, coğrafi ve askeri bakımdan aynı adı korumuĢtur. Honorias, Optimatum ve Bukellerion da thema yani askeri yönetim olarak karĢımıza çıkmaktadır. Askeri valiler genelde, Nikomedia veya Bitthynion/ Klaudiopolis'de oturmuĢlardır. Bithynia'nın tabii sınırları içinde kalan akarsular: Sangarios, Billieus,Hypios ve Gallaus'dur. Sangarios, Bolu'yu batıdan ve hem de güneyden sınırlamaktadır. Kaynağı Sivrihisar yakınlarındaki Sangia köyü idi. Billieus/Filyos , Bolu yakınından geçen yörenin en önemli akarsuyudur. Büyüksu ve gelen diğer kolları aldıktan sonra , Herakleia Pontika ile Tieion arasında, Tieion'a daha yakın yerde Pontus Euxinos'a dökülmektedir. Hypios veya Hypius denilen bugünkü Melen Çayı da kaynaklarını, Bolu'nun kuzeyindeki dağlardan almakta, geniĢ bir yay çizerek, Daphnusius Gölü'nü terk ile kuzeye yönelmektedir. Dia ile Daphnusia Adası arasında, Sangarios'un doğusunda denizle birleĢmektedir. Bu akarsular bol sulu olup, düzenli akıĢlarını hemen her mevsim yağmakta olan yağmura borçludur. Astakosx/Nikomedia Körfezinden doğuya doğru uzanan dağlar, Bithynia Olympusları olarak bilinmektedir. Bithynia'yı boydan boya katetmekte ve Paphlagonia'da Olygasus Sıradağları ile birleĢmektedir. Bu dağlar arasında oldukça verimli


vadiler ve ovalar bulunmaktadır. Nikomedia, Sophon, Tarsia, Lateas, Hypios, Salone ve Krateia Ovaları örnek verilebilir. Bol yağıĢlar nedeni ile ovalar, yemyeĢil görünüm kazanmıĢtır. Akarsu ağıda Tarsia, Hypios ve hatta Salone Ovasında bataklıklara sebebiyet vermiĢtir. Pontus Euxinos ile Sangarios arasındaki kuzey güney kesitinde, deniz, orman ve bozkır bulunmaktadır. Nikomedia ile Paphlogoni arasında ise gittikçe yükselen ovalar bir birini takip etmektedir. Krateia'da ise orman örtüsü azalmaktadır. Bithynia'nın ilk ve orta çağdaki meĢhur yerleĢme yerleri Nikomedia, Sophon, Tarsia, Demetrium, Lateas Prusias, Bithynion, Krateia, Koinon, Gallikanon, Dablis, Kabaia, Modrene sahilde ise Thynia, Dia ve Herakleia Pontika'dır. ġimdiki Bolu, Bithynion Harabeleri üzerinde yükselmektedir. Hz. Ġsa'nın doğumundan evvel, Bithyn'ler tarafından kurulmuĢtur. O yüzden Bithynion adını almıĢtır. Hayvancılığı meĢhur olup, Salone Ovasında yapılan peynirleri ile Ģöhret kazanmıĢtır. Bithynion Kalesinin izleri bugün mevcut değildir. Romalıların gözderinden Antinous, Bithynionlu olduğu için, bu Bithynia Ģehrinden haberdar olabilmekteyiz. HellenleĢmenin sona ermesi ve latinleĢmenin iyice hissedilmeye baĢlaması üzerine, Bithynion eski karakterini kaybetti. Sık meydana gelen depremler sebebi ile Roma yöneticileri, burasını yeniden imar ettiler. O nedenle, Roma kaynaklarında Bithynion yerine Claudiupolis ismi benimsenmiĢtir. Ġmparator Claudius adına Claudius Ģehri denilmiĢtir. Claudius Latin, polis (Ģehir) ise Grek kökenli kelimelerdir. Bizanslıların yönetiminde ise Claudius/Klaudiupolis kullanılmaya devam edilmiĢtir. Gerek tarih coğrafya ve gerekse kitabelerde aynı adlara rastlanmaktadır. Ġlk Selçuklu akınlarında bile aynı isim kullanılmaya devam edilmekte idi. Fakat XIII. ve XIV. yy baĢlarında Bizanslıların Klaudiopolisi, artık yerini yeni bir isme bırakacaktır. O da, Bolı/Bolu'dur. Bazı batılı seyyahların ve tercüme eserlerin etkisinde kalınarak grekçe polis: Ģehir ile ilgili olduğu ileri sürülmüĢse de doğru değildir. Bor, eski Türkçede kullanılmaktadır. Kıpçak kabilelerinden biri Ulu-Kiçi Borlı diye anılmaktadır. Zağfiran/Safran - Borlı ve Taraklı - Borlı, yanında Klaudiopolis yerine sadece Borlı/Bolu da kullanılmıĢtır. Ġlhaniler devrinde daha çok "Bol" kökünden yapılan isimlere tesadüf etmekteyiz. Devlet idaresinde rol oynamıĢ üç Bol-ı-gan Hatun'dan haberdarız. Pontus Euxisons sahilindeki Thyhia, Ģimdiki Kefken Adasıdır. Bir ara, Daphnusia adası diye de tanınmıĢtır. Ġspanyol Seyyahı Ruj Gonzales de Clavijo da sonuncu ismi zikretmektedir. Roma ve Bizans devresinde, küçük bir yerleĢim yeri olarak karĢımıza çıkan Dia/Diospolis, XIV. yy.da, Bolu bölgesinden taĢarak sahillere kadar yayılan, Eleaus Çayı kıyısında, bazen güneydeki tepelere yerleĢen Kerameddinlilerin iskân sahasıdır. Denizden görünüĢü beyaz olduğu için de buraya AkçaĢar/AkçaĢehir denilmiĢtir. Cumhuriyet döneminde, Dahiliye Vekaletinin kararı ile yöre, fatihi Akçakoca'dan dolayı Ģehir kaldırılmıĢ ve "Koca" ilave edilmiĢtir (1934). Böylece Akçakoca ortaya çıkmıĢtır. Pontus Euxinos/Karadeniz, doğuda dik bir arazi yapısı ile kuzeye doğru yönelir. ĠĢte, tam köĢede yine bir çay kenarında "Alap" kabilesinin iskâna açtığı Alaplı kasabası da tarihi yörelerdendir. Arazi yukarıda tabii bir liman meydana getirir. Bu burun iyice denize doğru girer. Mariandynlerin ilk yerleĢtikleri, belki de iskâna açtıkları Herakleia, adını destan kahramanı meĢhur Hercules/Herakles'den almaktadır. Miletos kolonisi olarak sakin bir koyda kurulan Herakleia, diğerlerinden ayırt edilmek için her zaman Pontike sıfatı ile kullanılmıĢtır. Böylece, Hellenistik zamanlardan Türklerin geliĢine kadar Herakleia Pontika kendi kabı içinde kalmamıĢ, kolonizasyon rüzgarına uyarak, Karadeniz'in Ģimdiki Kırım sahillerinde kendisine ekonomik güç sağlayacak "polisler" (Ģehirler) kurmuĢlardır. XIV. yy.da, Herakleia'dan bozulma Erakle / Erekli - Ereğli kelimesi ortaya çıkmıĢtır. Osmanlılar döneminde, Mudurnu, Gerede ve Bolu'nun iskelesi durumundaki yerlerden biri de Bender-Ereğli idi. XIX. yy.da ise yine diğer Ereğlilerden ayırmak için de Bahr-ı Siyâh (Karadeniz) Ereğlisi mülki bölünüĢte göze çarpmaktadır. 1921 yılına kadar Bolu Sancağındaki Ereğli, BMM'nin aldığı bir karar ile Zonguldak Vilayetine/Ġline bağlanmıĢtır. Eski coğrafyacılara göre, Bithynia'nın baĢkenti körfez sonundaki Nikomedia idi. Bithynia Kralı Nikomedes tarafından baĢkent olabilecek bir Ģekilde inĢâ ettirilmiĢtir. Burası ile


Klaudiopolis arasındaki yerler Sophon (Sapanca), Regio Tarsia, Lateas, Demetrium ve Prusias'dır. Sonuncusu Hypios Çayı (Melen) kenarında kurulmuĢtur. Hypia ve bir ara Kieros diye isimlendirilmiĢtir. Fakat, Herakleia'ya doğru arazisini yeniden geniĢleten Bithynia Kralı Prusias, Bithynion gibi Bithyn karakteri taĢıyan yeni Ģehre Prusias adını verdi. Bithynia''ın baĢka iki Prusias Ģehri mevcuttu. Bunlar Olympos eteğindeki Prusias (Bursa) ve diğeri de Gemlik Körfezindeki Prusias pros Mare idi. Her ikisinden ayırt etmek için de Hypios kenarındaki Ģehre, bu çaya nisbetle Prusias pros Hypios denilmiĢtir. Anlamı, Hypios Prusias'ıdır. Üzerindeki kültürleri en iyi Ģekilde taĢıyabilmiĢ olan Prusias, Klaudiopolis'in en gözde Ģehirlerindendi.XIV. yy.a kadar Prusias'i muhafaza edebilmiĢtir. Osman Gâzi'nin arkadaĢlarından Konur Alp tarafından Türk hakimiyetine sokulmuĢtur. Bu yüzden Prusias adı unutulmuĢ, Eski Bağ olarak tarihi seyrini devam ettirmiĢtir. Ahâli arasında Eski Bağ, "ğ" kelime sonunda kullanılmadığı için, Eskiba / Üskübü ortaya çıkmıĢtır. Üsküdar ile Kayseri'deki, Erzincan'daki benzer isimleri örnek verebiliriz. XIX. yy.da bu resmi isim kullanılırken, halk arasında zaman zaman "Kasaba" da Üskübü yerine söylenmiĢtir. XIV. yy.da, bir köy halinde olan Düzce, geçen zaman zarfında geliĢme kaydetmiĢ, 1871'de kaza yapılmıĢtır. Böylece Üskübü'nün yıldızı sönmeye baĢlamıĢtır. Osmanlı kaynaklarında Üskübü ve Düzce'yi içine alan yöreye Konur Alp Ġli deniliyordu. Fatihi Konur Alp'e izâfeten verilen isim zamanla Konrapa Ģekline dönüĢmüĢtür. Ancak, üskübü ve Konrapa da uzun ömürlü olamadı. Ada, Han Dağı (Hendek) gibi bir Pazar yeri olarak sivrilen Düz Bazar, Düzce Bazar kaza merkezi haline gelmiĢ, Rumeli, Balkanlar, Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu ve hepsinden önemlisi Kafkasya'dan göç edenlerin sağladığı imkânlarla hızla büyümüĢtür. ĠĢte böylece Düzce Kazası, Ģimdiki Düzce Ġli olarak ĢekillenmiĢtir. Kuzeydoğusundaki Yığılca, batısındaki GümüĢâbâd, yörüklerin iskânına açılmıĢ Darı Yeri Vâdisi ve KaynaĢlı, Düzce'nin büyümesinde etkili unsurlardır. Ġmamlar/Gölyaka, Cumayeri/Cumaovası, Bey Köyü gibi merkezler de Düzce'yi büyük ilçeler arasına sokmuĢtur. Bolu'nun güney-batısındaki, eski Bihynia, Phrygia ve Galatia kavĢağındaki Koinon Gallikanon, Nikomedia-Ankyra (Ankara) yolu üzerinde bulunuyordu. Eski tarihi pek bilinmeyen yöre, Osmanlıların, belki de hrıstiyan Türklerin Bizans dünyasından ilk ayırdıkları kasabadır. Taraklı ile Mudurnu arasındaki yol XIV. XV. yy.da Bursa Ġpek Yolu diye nitelendirilmektedir. ĠĢte son derece önem kazanan bu ara yol, Ġbn Battûta'nın gezisi ile etraflıca tanıtılmıĢtır. Göynümek fiilinden türetilen isim, "yanık" manasına gelmektedir. Göynük-Bolu yolu üzerindeki Modrene, Gallus Çayı üzerinde göze çarpmaktadır. Orman ile bozkır arasında geçiĢ noktasıdır. Kelimenin menĢei karanlıktır. Muhtemelen Modrene'nin Türkçeye aktarılmıĢ halidir. Mutırnı, Muturnı, Mudurnu ilk defa Osmanlı akıncıları ve Ertuğrul'un kader dostu Samsa ÇavuĢ tarafından Türk idaresine kazandırılmıĢtır. Yıldırım zamanında cami ve hamam ile süslenmiĢtir. Bağdad Caddesi üzerinde oluĢundan dolayı da Kanûni'nin Sadrazamı Rüstem PaĢa kasaba yakınında büyük bir kervansaray yaptırmıĢsa da Ģimdi izi bile kalmamıĢtır. Bolu'nun doğu ve kuzey-doğusundaki önemli yerleĢme merkezleri Gökçesu, Mengen, Devrek, Çağa, Dörtdivan ve Gerede'dir. Gerede, Bithynia'nın Paphlagonia sınırındaki stratejik mevkiindedir. Aynı Ģekilde, burası ile Galatia da kontrol edilmektedir. Bithynialılar zamanında varlığı bilinmektedir. O zamanlar, Krateia ismini alan yöre bir ara paralarda da görüldüğü gibi Flaviopolis diye söylenmiĢtir. Selçuklu akınları ile TürkleĢmenin ilk görüldüğü bölge Krateia'dır Bu isim yeni fatihlerce ve ahalice Kerde / Gerede Ģekline sokulmuĢtur. Osmanlı- Çandaroğlu, sonra Ġsfendiyarlılar zamanında, sık sık mücadele sahası özelliğini taĢımıĢtır. Bir ara Gerede Sultanlığından bile bahsedilmiĢtir. El-Ömerî ve Ġbn Buttûta'da kısa fakat ilgi çekici bilgilere rastlanmaktadır. Gerede, her zaman Osmanlı kasabası olarak kalmıĢtır. Soğuk bir iklimde bulunmasına rağmen, dericilikte, hayvancılıkta, Bolu'nun sanayi Ģehri özelliğini taĢımıĢtır. Kuzeydeki Mengen ormanlık bir alanda göze çarpmaktadır. Ġlhanlı devri kaynaklarına göre Mengen/Mangan, Men/Man kökünden türetilmiĢtir. Devrek de, Türkçe menĢelidir. Balıkesir yöresinde ve bazı Anadolu köylerindeki aĢiretler "Devrekli" diye tanınmaktadır.


XIX. yy.da Bolu'ya bağlı gözüken Devrek, II. Abdülhâmid zamanında onun adıyla, Hamidiye diye söylenmiĢtir. Hamidiye, Kastamonu ve Bolu Salnamelerinde, Ģirin ormanlı bir kasaba olarak anlatılmaktadır. Bolu ile Gerede arasında, göl kenarında kurulan Çağa, civarındaki Roma devri eserleri dikkate alınacak olunursa, hayli eski bir geçmiĢe sahiptir. Mengen yolu üzerindeki boğazı çevreleyen Çağa, tam Türk karakteri taĢımakta ve geçirdiği talihsiz yangın sebebi ile de köhneleĢmeye yüz tutmuĢtur. Sultan ReĢad adına teĢkil edilen yeni kasaba, ReĢadiye adını almıĢtır. Gölün güneyinde Ģimdiki yerinde Yeniçağa ise adını M. Kemal Atatürk'e borçludur. 1934'de, Dahiliye Vekaletinin kararı ile ReĢadiye yerine Yeniçağa ortaya çıkmıĢtır. Osmanlı kaynaklarına göre, Bolu'nun doğusundaki yerler Konur Alp, ġahin Bey, Hızır Bey ve Eflagan Bey tarafından Türk hakimiyetine sokulmuĢtur. Düzce'deki Konur Alp Ġli gibi buralarda da "Hızır Bey Ġli", "Eflagan Bey Ġli" deyimleri tarihteki yerini almıĢtır. Bolu'nun Osmanlılar zamanında kuzeydoğu sınırı Amasra'da noktalanıyordu. Bartın ve çevresindeki yerler "Divan" ismi ile bilinmekteydi. Evliya Çelebi ve Osmanlı belgelerindeki "divân"lar, onikiye kadar ulaĢmaktadır. Gerede'ye bağlı, Yeniçağı'nın hemen güneyindeki "Dört Divân"da, Türkmenlerin en yoğun bulunduğu alanlardı ki "Köroğlu" destanını da buraya taĢıyanların çocuklarıdır. Ġlkçağdan Osmanlılara kadar Ģehirlerin, ��nemli boğazların ve vadilerin, kasabaların korunması "kale"ler vasıtası ile sağlanıyordu. Bolu ve çevresinde de sık savunma kaleleri ağı göze çarpmaktadır. Düzce'dekiler; Üskübü, Üçköprü, Beyköyü, Kadife Kale diye tanınmaktadır. Göynük, Mudurnu, Taraklı kale harabeleri günümüze kadar gelebilmiĢtir. Bolu Ovasında iki önemli kale vardır. Ova ortasında bir tepeyi taçlandıran Bolu Kalesi, Ģimdi mevcut değildir. Bithynion ve Romalıların inĢa ettikleri Claudiopolis'in içinde kaldığı surlar, XVII. yy.da tamamen iĢlevini yitirmiĢti. XII. yy sonlarında ise, Türk baskılarına karĢı, aĢılmayan surlarının bulunduğu anlaĢılmaktadır. Hisar Tepesi, iç kalenin bir hatırası olarak halk arasında yaĢamaktadır. Kuzeydoğu tarafında bir de gölün yer aldığı bilinmekte olup günümüzde buraya Gölyüzü denilmektedir. George Perrot ve arkadaĢlarının tanıttığı Hala/Halı Hisarı, Çakmaklar köyü üzerinde, Bizans karakterini taĢımakta idi. Ancak, Halı Hisarı da, önemli ölçüde tahrip edilmiĢtir. Seben ile Kıbrıscık'da kale izlerine tesadüf edilmemiĢtir. Çağa'nın, XIV. yy.da kaleye sahip olduğu kayıtlardan anlaĢılmaktadır. Evliyâ Çelebi, göl yanında kaleden de bahsetmektedir. Gerede Kalesi Bolu'daki gibi yüksek bir tepede kurulmuĢtur. Taraklı Borlu, Bolu ve Ankara taraflarını iyi bir Ģekilde kontrol altında bulundurabiliyordu. Keçi Kalesi de denilen, Gerede kalesi iç kale vaziyetine düĢtüğü için,onarımsızlıktan harap olmuĢtur. Kaynak:Bolu Valiliği Sayfasından alıntıdır. http://www.bolu.gov.tr/default.asp?s=1_2

OSMANLILAR DÖNEMĠ Selçuklular Moğol istilası karĢısında yenilince (1227-1330) göçebe Türkler Moğollara karĢı devamlı isyan etmeye baĢladılar ve beylikler kurmaya baĢladılar. Bolu‟da Bolu Beyliği, Söğütte Osman oğulları bulunuyordu. Osman Bey, Bizans hududunda üç tane uç beylik kurdu. Kara Denize doğru olan yerlere Konuralp‟i Ġzmit ve havalisine Akçakoca‟yı Ġznik‟e, Samsa ÇavuĢu uçbeyi seçti. Ancak Bitinye Bölgesinde bulunan Ģehirlerin alınması iĢi Orhan zamanında tamamlanabilmiĢtir. Orhan Bey tahta geçince Ġzmit havalisine, Konuralp‟i Gerede nahiyesi, AkbaĢ Mahmut‟u Karadeniz sahiline, Gazi Abdurramanı Yalova ve Gemlik bölgesinde görevlendirdi. Orhan Bey‟in Akçakoca Bölgesine geldiği ve Göçürler köyünde Baki Çelebi‟de ve Kepenç Köyünde ÇavuĢoğlu‟nun evinde misafir kaldığı söylenir. (1323) Zaman içinde küçülen ve 17 hane kalan Göçürler Köyü bugünkü Ayazlı mahallesi civarında idi. 1891


yılında dağılmıĢtır.Akçakoca‟nın Osmanlılar tarafından zapt edildiğine dair bir belgeye rastlanmamıĢtır. Akçakoca Beyin Akçakoca‟yı zapt ettiğine dair bilgi yoktur. Bazı yazarlara göre, zaten Yörük olan Akçakoca yöresi kendiliğinden Osmanlılarla birleĢmiĢtir. Bu görüĢü destekleyen bazı kanıtlardan söz edelim 1. 1337/1923 tarihli Bolu Ġl Salnamesi s. 550‟de; “Orhan Gazinin akıncılarından AkbaĢ Mahmut‟un Amasya‟ya kadar uzanan Karadeniz kıyılarını zapt ettiği” yazılıdır. AkçaĢehir‟in zapt edildiğinden söz edilmemektedir. 2. Cevdet PaĢanın Kısas-ı Enbiyasında da “Orhan Gazi”den bahsederken Akçakoca‟yı Ġzmit havalisine, Konuralp‟i Gerede nahiyesine, AkbaĢ Mahmut‟u Karadeniz sahiline, Abdurrahman Gaziyi Yalova ve Gemlik havalisine izam eyledi”, denilmektedir. Burada da Akça Ģehrin fethedildiğine dair bir ifade bulunmamaktadır. 3. Orhan Gazi‟nin Prusya‟yı (Üskübü) ele geçirmek üzere 40 atlı ile AkçaĢehir‟e geldiği, Aftunağzı (Çayağzı) köyünde konakladığı, hatta oradaki caminin Orhan Gazi‟nin buyruğu ile o zaman yapıldığı, AkçaĢehir‟den Baki Çelebi ile ÇavuĢoğlu‟nu alıp Üskübü‟nün fethine gittiği, yararlıklarını gördüğü bu iki kiĢiye Üskübü‟den bol miktarda toprak verilerek ödüllendirildiği bugünde halk arasında söylenmektedir. Ayrıca, AkçaĢehir‟in güneyindeki dağlara Orhan Dağları, Yalı Mahallesindeki akan dereye Orhan Deresi denilmektedir. Aynı derenin doğusundaki topraklara tapu kayıtlarında ise “Orhan Gazi vakfındandır.” ġeklinde kayıt bulunmaktadır. Ġdari bakımdan hep Bolu‟ya bağlı kalmıĢ olan Akçakoca, 1999 yılında il olan Düzce‟ye bağlanmıĢtır. Akçakoca idari yönden Ģu aĢamalardan geçmiĢtir.

ORHANGAZĠ AKÇAKOCA‟YA GELDĠ MĠ? Akçakoca‟da Orhan ve Orhan Gazi adı sık geçer. Orhan Deresi, Orhan Dağları, Orhangazi Okulu gibi. Orhangazi Akçakoca‟ya geldi mi sorusuna yanıt arayalım:  Orhan Gazi, veliaht iken Konuralp‟i kuĢatmak üzere 40 atlı ile Akçakoca Bölgesine gelmiĢtir. O yıl kıĢ çok soğuk geçliği için, askerlerinin soğuktan korunması için Çayağzı Köyüne gelmiĢ. Burada dere kenarında ordugahını kurmuĢtur. Askerleri için burada bir cami ve bir de hamam yaptırmıĢtır. Hamamın yeri bilinmemektedir. Çayağzı Köyünden Orhan Deresine kadar çok geniĢ alan cami için hayrat olarak bağıĢlanmıĢtır. Cami Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından restore edilmektedir.  Orhan Camii 1323 yılında yapılmıĢtır. Cami bir mezarlığın ortasındadır. Çantı camii tekniğinde yapılmıĢtır.  Kastamonu Salnamesinde bu cami hakkında Ģu bilgiler yardır:  AFTUN DERE KÖYÜ Aftun Dere Köyü‟nde Orhan Camii Akçakoca‟nın 15 km. kadar Ģarkında Aftun Dere Köyündedir. Çantı camilerinin en küçüklerindendir. Mahallen Orhan Gazi Camii olarak bilindiği gibi vakıf kayıtlarında da” Nezaret-i Evkaf ı Hümayuna mülhak evkaftan AkçaĢehir Bolu Kadısına tabi” Aftun-ı rüfla divanında vaki Sultan Orhan adına tabi, Aftun-ı rufla divanında vaki Sultan Orhan tabeserahü Hazretleri camii Ģerifi” olarak geçmektedir.” Bu defterin aynı sayfasında Aftun-u ulya divanında bir Orhan camii bildirilmektedir. Ancak bugün köyde camide mevcut değildir.”

ORHAN GAZĠ HANGĠ KÖYLERDE BULUNMUġTUR?


Halk arasında söylenenlere göre Orhan Bey Göçürler Köyünde Baki Çelebi‟nin ve Kepenç Köyünde ÇavuĢoğlu‟nun evinde misafir kalmıĢtır.(1323). Göçürler Köyü zamanla küçülmüĢ 17 haneye kadar inmiĢtir. Köy bugünkü Ayazlı mahallesicivarındaidive1891yılındadağılmıĢtır.Karatavuk,Arabacı,Tahirli,Gökte pe,Koçar,BaĢafton,ve Çayağzı‟na gelir,buralardan yardımlar almıĢtır NOT: Ceneviz Kalesi yakınlarında 1996 yılında Bolu Müzesi tarafından yapılan kurtarma kazısında15 x25 m. ölçütlerinde, 3 nefli beĢgen apsisli, bazikal planlı bir kilisenin temelleri açığa çıkarılmıĢtır.M.S. 5-6. yüzyıllara tarihlenen ve Bolu da bulunan en büyük Bizans yapısı olan bu kilise Erken Bizans döneminde en önemli. kalıntısıdır.Kilise kazısında 5 adet bronz sikke ele geçmiĢtir. Kilisenin yangın geçirerek yıkıldığı tespit edilmiĢtir. Kaynak:Bolu tarihi,ġükrü Dönmez-2000,Kenan Okan-1997,Derl.Ġbrahim Tuzcu

AKÇAKOCA BEY KĠMDĠR?

Akçakoca Bey, Osmanlı Devletinin kurucusu Ertuğrul Gazi‟nin Konuralp, Turgut alp, Samsa ÇavuĢ vb. gibi silah arkadaĢlarındandır. Doğum tarihi belli değildir. Bazı kaynaklara göre 1234 tarihinde doğduğu kabul edilir. Ertuğrul Gazi ile candan arkadaĢtırlar. Ertuğrul Gazinin yumuĢak karakterine karĢın Akçakoca Bey sert ve haĢin yaratılıĢta, kara gün dostu niteliğinde gerçek bir komutandır.


 

 

Bir söylentiye göre beyaz tenli olduğu için, bir söylentiye göre ise dobra, dürüst yaratılıĢından dolayı Ertuğrul Gazi tarafından AKÇA ya da AKCA olarak ünlendirildiğinden tarihte AKÇAKOCA BEY olarak değerlendirilmiĢtir. Gençliğinde iki kez Kayı Boyunu yok olmaktan kurtarmıĢ, Devlet olma sürecinde Kocaeli yöresini fetih ederek Osmanlılara büyük emek vermiĢtir. Osman Bey, Akçakoca Beyi baĢ yardımcı yaptı. Akçakoca Bey aynı zamanda ġehzade Orhan‟ın eğitimini üzerine aldı.Bu yüzden Orhan Bey, hayatı boyunca Akça Emmisine karıĢmamıĢ, O‟nu devlet yönetiminde bağımsız bırakmıĢtır. Akçakoca Bey, 1308 yılına kadar, Karasu ve Bölgeyi devlet sınırlarına katmıĢtır. Osman ve Orhan Gazilerin silah arkadaĢıdır,babası Kocabey Uygur Türklerdendir,Kocabey bulunduğu yıllarda 70 çadır halkı ile batıya göç ederken Kayı Türklerine katılmıĢtır,Akçakoca bey bu göç esnasında Doğu Anadoluda doğmuĢtur.Sakarya,Kocaeli bölgelerini fetheden Akçakoca bey Samandıra kalesi mülk olarak verilmiĢtir,oğlu Hacı Ġlyas‟ın oğlu Hekim Fazlullah denilen Efdal veya Feyzullah PaĢa, Gebze kadısı iken Çelebi Mehmet ve Ġkinci Murat tarafından iki defa Bizans imparatora elçi olarak gönderilmiĢtir.Efdal PaĢa ,oğlu ve torunu Mevlana Kutbuddin in mezarı Gebzeddir.Akçakoca beyin ailesi Ġzmit ve Bolu havalesine yerleĢmiĢlerdir,oğlu Hacı Ġlyas beyin torunları da Yıldırım Beyazıt tarafından Ġstanbul Galata ya yerleĢtirilmiĢlerdir,bu koldan biri Niğde Sancak Beyliğine diğeri de Vidin Serhat beyliğine tayin olunmuĢtur,eski kolordu komutanı Mithat Akçakoca Akçakoca beyin torunudur

Ġzmit üzerine son akınını yapacağı sırada çadırını kurmuĢ bulunduğu Kandıra yakınındaki Baba Tepe‟de 94 yaĢında bulunduğu halde 1328 yılında ölmüĢtür. Vasiyeti üzerine otağının bulunduğu tepeye gömüldü. Adına Çantı bir cami ile türbe yapıldı. Kaynak : Akç.Kaym.Sit.

BOLU SANCAK BEYLĠĞĠNE BAĞLI AKÇAġEHĠR(13241692) Akçakoca bu dönemde Bolu Sancak Beyliğine bağlı voyvodalık Ģeklinde yönetiliyordu ve kaza 15 divana ayrılıyordu. Tablo-1 Akçakoca‟ya bağlı yerleĢim birimleri(1324-1692) 1. Keramettin (Kaza merkezi) 2. Tahirli 3. Kepenç 4. Beyören 5. Arabacılar 6. Aftunu ulya (yukarı aftun) 7. Aftunu Sufla (aĢağı aftun) 8. Fadıllar (Bugün yok) 9. Kıran (Esmahanım) 10. Güney (bugün yok) 11. Kızılca Kilise (Nazım Bey) 12. KiriĢi Sağır (küçük kiriĢ) (bugün yok)


13.KiriĢi Kegir (Büyük KiriĢ) (bugün yok) 14.Kınık 15. KurucaĢehir (Muhtemelen Kurukavak) Yörenin ilk sancakbeyi Konuralp idi. Kendisi sürekli seferde bulunduğu için yerine Sungur Bey vekâlet ederdi. Bu dönemde Evliya Çelebi, AkçaĢehir‟e gelmiĢtir. Evliya Çelebi, AkçaĢehir‟i Ģöyle tarif etmektedir: “Yine buradan AkçaĢar‟a geldik. Burası voyvodalıktır. 150 akçelik kazadır. Yeniçeri serdarı vardır. Eski zamanda havası latif, hazin bir Ģehir imiĢ. Ahmet Han zamanında Kazak keferesi hücum ile her tarafı yakıp yıkmıĢtır. Halen 600 bağ ve bahçeli ve hanelidir. ÇarĢı içere kiremitli ve bimisal bir cami vardır. Mukaddema hanların birisi kurĢun örtülü muazzam han imiĢ. Halen kasaba o kadar mamur ve müzeyyen değildir. Bolu Ģehrinin iskelesidir. Lebideryada 70 adet mahzen vardır. Bu tarafı dağlardır. Bu yüzden havası sağlamdır.” (Evliya Çelebi Seyahatnamesi C. 2, s. 172) 1671 yılı tahsil edilen sürsat vergisinden (Harp zamanı tahsil edilen olağanüstü vergi), AkçaĢehir‟e düĢen pay 450 kilo arpa, 50 kilo un, 50 koyun, 50 sırağan, 30 bal, 100 kantar saman, 20 araba odun karĢılığı 39 000 akçedir. 1681 yılında alınan sürsat vergisinin tutarı ise 39 580 akçedir. Kaynak : Akç.Kaym.Sit.,ġükrü Dönmez-2000,Kenan Okan-1997,Derl.Ġbrahim Tuzcu

BOLU VOYVODALIĞINA BAĞLI AKÇAKOCA (1692-1811) 1692 yılından idari yapıda değiĢiklik yapıldı. Bolu, sancak beyliğinden çıkarıldı ve voyvodalık haline getirilip Anadolu Beylerbeyliğine bağlandı. a) Merkez 1- Divanı Keramettin (yukarı mahalleler) 2- Divanı Keramettin (Kalpakçılar) 3- Divanı Keramettin (AĢağı mahalle)

Toplam

202 hane 101 hane 54 hane

357 hane

b) Köyler 1- Divanı Keramettin (Koç köy) 2- Beyviran 3- Aftun 4- Akkaya 5- Fadıllı 6- Kınık 7- Tahirli 8- Kızılca Kilise 9- Kıran 10- Arabacılar 11- Kepenç 12- Dadalı

41 hane 80 hane 116 hane 85 hane 94 hane 38 hane 85 hane 94 hane 59 hane 124 hane 145 hane 105 hane

Toplam Genel Toplam

1066 hane 1423 hane

1908-1923 DÖNEMĠ AKÇAKOCASI


1915 tarihli Bolu Salnamesinde(s;369) AkçaĢehir hakkında Ģu bilgiler bulunmaktadır. “AkçaĢehir Karadeniz sahilinde bir iskele, Düzce kazasına bağlı bir nahiye merkezidir. 7000 kilometrekarelik bir alana sahip olduğu tahmin edilmektedir. Arazinin 650 kilometrekarelik kısmı tamamıyla devlete ait ormanlıktır. Ormanların %50‟si kayın, %20‟si meĢe, %10‟u gürgen, %10 kestane, %10‟u zakkum vb ağaçlardır. Bataklık alanın miktarı henüz tahmin edilmemiĢtir. Mahallin yakacak ihtiyacı devlet ormanlarından sağlanmaktadır. Arazinin orman yetiĢtirme gücü son derece fazladır. Zeytin, limon ve portakal dıĢında her çeĢit bitki yetiĢebilir. Ġklimi mutedil, sıcaklık derecesi en fazla 34-35, en düĢük 6-7 derecedir. Nahiyenin denizden yüksekliği 50-600 metre arasında değiĢmektedir. ġehir daima kuzey rüzgarlarına maruz olduğundan havası saf ve temizdir. ġehir dahilinde bataklık olmadığından sağlık durumu iyidir. Salgın hastalık yoktur. Akarsuların tamamı içmeye elveriĢlidir. Nüfusu 10 300‟ dur. Bunun 6400 kadarı yerli halktır. 1200‟ü Laz, 800‟ü Gürcü, 600‟ü Abaza, 200‟ü Çerkez ve 1100‟ü Trabzon göçmenidir.AkçaĢehir halkının bir kısmı kara ve deniz ticareti ile uğraĢmakta geri kalan kısmı ise tarım ile ilgilenmektedir. Denizle ilgilenen balıkçıdır. Örf ve adetlerinde dikkati çeken bir husus bulunmamaktadır. Halk kendi dilleri ile konuĢmakla beraber halkın hemen hemen hepsi Türkçe konuĢmaktadır. Cuma günleri kasabada ikisi erkeklere ve biri kadınlara ait olmak üzere üç yerde Pazar kurulur. Kadın pazarlarına erkek, erkek pazarlarına ve çarĢıya kadın giremez. Merkez nahiyesinde halka açık 6 sınıflı bir ilkokul ile Osmaniye Mahallesi ile Beyviran, Melenağzı ve Meze köyünde ikiĢer sınıflı Ģube halinde resmi birer okul mevcuttur. Nahiyede 24 camii Ģerif ile Çuhalı çarĢısında ve bir de HemĢin köyünde iki medrese vardır. Bunlardan ilkinin 14 odası ve 35 öğrencisi vardır. Vakfı yoktur. Camilerden biri Aftun ağzında olup Sultan Orhan Gazi tarafından yaptırılmıĢtır. Vaktiyle bir hayli ormanlık arazi varken dikkatsizlik, kayıtsızlık nedeniyle istifade etmek mümkün değildir. Nahiye merkezinde kütüphane bulunmamaktadır. Tarihi eser olarak üç hamam ile Cenevizlilerden kaldığı tahmin edilen sahilde bayır üzerinde bir hisar vardır. Hamamlar bugün harabe halindedir.Haciz ormanında kullanılan bir kömür madeni ile Karaburun‟da kullanılmayan bir kömür madeni vardır. Bunlar incelenemediğinden doğru bilgi sağlanamamıĢtır.AkçaĢehir‟de geniĢ mera bulunmamaktadır. Bu nedenle bu bölgede hayvancılık yapmak düĢünülmemiĢtir. Bununla beraber ihtiyacı karĢılayacak kadar kara sığır, koyun ve keçi vardır.” Özetlersek:  Akçakoca‟ya ait ilk yazılı belgeler 1112 yıllarına aittir. M.Ö. 1200 tarihinde bölgeye ilk gelenler TRACK ve FRĠKLER imiĢ. M.Ö. 650 tarihlerinde Yunanistan‟ın Beotya KOKONOS kabilesi Ģimdiki Akçakoca merkezine yerleĢerek DĠA Ģehrini kurmuĢlardır. Dia, parlak anlamına gelmektedir. Bizans himayesine giren bu yerleĢim merkezinin adına POLY (ġehir) anlamına gelen sözcük eklenerek kentin adı Diapolis olmuĢtur.  Diapolis kısaca parlayan Ģehir anlamına gelmektedir. Aynı zamanda Zeüs‟ün kenti anlamına da geldiği ifade edilmektedir  Osmanlılar zamanında Ģehrin adı AKÇAġEHĠR olarak değiĢmiĢtir. Kayaların güneĢ ıĢığında parlaması anlamına gelir. AkçaĢehir‟e AkçaĢar‟da denir.Ġsim,Diapolis sözcüğünün anlamıyla çakıĢmaktadır.


 

23 Haziran 1934 tarih ve 2520 Sayılı yasayla ilçe durumuna getirilen AkçaĢehir‟e zamanın ĠçiĢleri Bakanı ġükrü Kaya‟nın önerisi ile kasabaya Kocaeli ve Sapanca fatihi Akçakoca‟nın adı verilmiĢtir. Akçakoca ve bölgesi çok eski bir tarihe sahiptir. Konuralp‟te tarihi bir roma kenti bulunmaktadır. Akçakoca ve çevresi henüz arkeolojik açıdan araĢtırılmamıĢtır. Bu nedenle tarihi değerleri tam olarak bilinememektedir. Ceneviz Kalesi adı verilen kale ile ilgili yabancıların yazdığı eserler bölge hakkında azda olsa bilgi vermektedir. Buna rağmen bölgenin tarihinin ciddi bir Ģekilde incelenmesi gerekmektedir. Akçakoca Belediyesi bütçesinden ödenek ayırarak bölge tarihini, coğrafyasını, jeolojisini araĢtırmalıdır. Böyle bir karar Akçakoca‟nın genç kuĢakları için büyük bir ödül olur kanısındayım.

ĠLK GÖÇLER 1856 yılından sonra Ruslar Çerkezistanı tamamen iĢgal ettiler. Millî KurtuluĢ savaĢı ağır bir yengi ve yüz binlerce Çerkez‟in yok olmasıyla sonuçlandı. Bu tarihten sonra hızlanan göç hareketi sırasında yurtlarından çıkarılan 1,5 milyon Çerkez‟den ancak 400.000‟i Osmanlı Ġmparatorluğuna varabildi. Diğerleri yollarda öldü. Bu konu ile ilgili olarak yakılan ağıtlar bugün dahi anlatılmakta ve söylenmektedir.1876-77 Osmanlı Rus SavaĢı sırasında bir kısım Çerkez Anadolu‟ya göç etti. Çerkezler aslen Türk‟tür. Kelimenin aslı Kerkes olup Orta Asya‟da Baykal Gölü dolayları ise yurtlarıdır.Abhazyalara Türkçe‟de verilen ad Abaza‟dır. Rusların 1864‟te Kafkasya‟nın Kuban nehri boyundaki Abhazya halkındadır. Abhazya Kara Deniz sahilinde küçük bir yerdir.Abazalar Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra kurulan 5 federe devletten biri olan Gürcistan'‟ bağlı idi. 1992 yılında bağımsızlıklarını ilan etmiĢlerdir. Halkın bir kısmı Müslüman bir kısmı ise Hıristiyan‟dır. Akçakoca‟daki Abazalar Müslüman‟dır.

1877-1878 GÖÇLERĠ 1877-1878 Osman Rus SavaĢı ki yaĢlılar bunu 93 Harbi olarak bilirler. Plevne savaĢları, Gazi Osman PaĢa destanı bu döneme aittir. Osmanlı-Rus savaĢında Osmanlılar yenilince en büyük göç dalgası kendini göstermiĢtir. Bu göçlerde ise Ġstanbul Hükümetinin Doğu Karadeniz‟in boĢaltılması kararı etkili olmuĢtur. Bunun üzerine sınır köylerinde oturan Laz-Gürcü, Abaza, Çerkez ve Türk köyleri kısmen boĢaltılmıĢtır. Bu durumdan Hopa, Fındıklı, ArdeĢen, Pazar, HemĢin, Rize, Arhavi köyleri de etkilenmiĢtir. Akçakoca bölgesi devlet arazisi olduğundan Göçmen yerleĢtirme komisyonları kurulmuĢtur.Lazlar önceleri Ġzmit, Bursa bölgesine gelmiĢler. Kendileri Ġzmit‟e yerleĢtirilmek istenmiĢlerse de bu bölgede sıtmanın yaygınlığı yerleĢmeyi engellemiĢtir. Lazlar Akçakoca‟ya yerleĢmeyi tercih etmiĢlerdir. Akçakoca‟da kurulan Göçmen komisyonuna rağmen göçmenler Osmaniye Mahallesi (Hacallı)-Ayazlı, Döngelli, Edilli, Uğurluya yerleĢmeyi uygun görmüĢlerdir. Rusların Artvin‟i iĢgalleri sonucunda Akçakoca‟ya göçen Karadenizliler yeni köyler kurmamıĢlar yerli köylere yakın mahalleler kurup yerleĢmiĢlerdir. Nüfus arttıkça buraları muhtarlık haline dönüĢmüĢtür. Göktepe, Kalkın, Nazım Bey gibi. Bu göçmenler genellikle Hopa‟nın liman, Azlağa, Beğleven, Saraf, Makrial köylerinden gelmiĢlerdir. Akçakoca‟ya gelen Gürcüler yine Osmanlı Rus SavaĢı sırasında Batum ve Artvin‟den


göç etmiĢlerdir.Düzce yolu üzerinde ġipir ve Doğancılar (Acara mahallesi) köylerini kurmuĢlardır. Abazaların geliĢ yerleri Kafkasya‟dır. Akçakoca‟da Davutağa ve Esmehanım ve Dilaver isimli köyleri kurmuĢlardır.Hopa‟dan Akçakoca‟ya göçenler daha ziyade dağ köylerinden gelmiĢlerdir. HemĢin, Yenice, Karatavuk köylüleri Hopa‟dan aynı isimleri taĢıyan yerleĢme yerlerinden göç etmiĢlerdir. HemĢin ve Karatavuk köylerine Hopa‟dan, Yenice köyüne ise Fındıklı ve ArdeĢen‟den gelmiĢlerdir.Karadeniz ve Kafkasya‟dan gelip yerleĢen bu halk dağınık tip bir yerleĢme düzeni göstermektedir. Göçmen aileler evleri çevresinde, bahçeyi çeviren çitler içerisinde azda olsa ev ihtiyacını karĢılayan sebze ve meyve yetiĢtirmeyi yeğlemiĢlerdir. Bu durum dağınık yerleĢmeyi etkilememektedir.

1916 GÖÇLERĠ Birinci Dünya SavaĢı sırasında Ruslar Doğu Anadolu‟ya saldırdı. SarıkamıĢ faciası sonucu Ruslar Doğu Anadolu bölgesini iĢgale baĢladı. Rusların Rize‟yi iĢgali ile buradan Of Muharebeleri sırasında Of ve Sürmene‟den göç baĢlamıĢtır. Bölge halkı kayıklar, takalar, askeri deniz nakliye araçları ile veya yaya olarak batıya göç ettiler. Ruslar tarafından Sürmene‟nin iĢgalinden birkaç saat önce AkbaĢ ailesinden 6 kadın 8 çocuk ve 2 ihtiyar üç çift kürekli bir sandalla kürek çeke çeke üç ayda Akçakoca‟ya gelmiĢlerdir. Bir kadın kayıkta doğum yapmıĢtır. Bu göçerlerin çocukları Akçakoca‟da hala yaĢamaktadır.Görülüyor ki, hepsi Türk olan göçmenlerin ataları Rus katliamından, baskısından kaçmıĢ, cefa çekmiĢ insanlardır.Akçakocalılar bu insanlara bağrını açmıĢ, yardımcı olmuĢ ve bölgede bambaĢka bir kültür mozaiği oluĢmuĢtur. Öncelikle karĢılıklı anlayıĢ, hoĢgörü yerleĢmiĢ ve daima birbirlerine karĢı sevgi ve saygı duymuĢlardır. Günümüzde demokrasiden beklenenler Akçakoca‟da göçlerle yerleĢmiĢ ve karĢılıklı hoĢgörü onlarda ve onların çocuklarında, torunlarında davranıĢ haline gelmiĢtir.

GÖÇ ANILARI 1916 göçüne bazı yazarlar On binlerin Göçü adını vermiĢlerdir. Biz bu göçe katılıp olaylara tanık olanların bazıları ile konuĢtuk. Hepsi 80 yaĢın üzerinde idiler,hepsi Hakkın rahmetine kavuĢtular. Cemal Akçakoca; Akçakoca‟da14 yıl Belediye BaĢkanlığı yapmıĢtır. Sürmeneliler hakkında görüĢleri Ģöyle;” O zamanlar 11-12 yaĢlarında idim. Takalarla, kayıklarla Lazistan sahilinden Akçakoca‟ya geldiler. Bunların içlerinde muhtelif Karadeniz ilçelerinden gelen vatandaĢlar olduğunu biliyorum. Ekserisi Sürmeneli idi. Hasan AkbaĢ; (Balıkçı) Sürmene‟nin Cirve (Yeni Ay) köyünden. Kayıkla Sürmene den göç edenlerden. Cirve Köyünden 6 kadın (kocaları SarıkamıĢ faciasında ve Çanakkale‟de Ģehit olmuĢ) iki yaĢlı erkek reis ve 8 çocuk kayıkla kürek çeke çeke Akçakoca‟ya gelmiĢler. Kayıkta bulunan kadınlar Ģunlardır;    

Rasime AkbaĢoğlu, ġükriye AkbaĢoğlu, Hatice AkbaĢoğlu, Huriye AkbaĢoğlu,


 

EĢbek AkbaĢoğlu, ġükriye Birincioğlu (Evlilik soyadı)

Kayıkta bulunan çocuklar ise Ģunlardır:        

ġükriye AkbaĢoğlu, Zübeyde AkbaĢoğlu, Yeter AkbaĢoğlu, Fethiye AkbaĢoğlu, ġerife AkbaĢoğlu (kayıkta doğdu), Hayriye AkbaĢoğlu, Makbule AkbaĢoğlu, Güllü AkbaĢoğlu

Bunların baĢlarında iki yaĢlı reis bulunmaktadır. Bunlar; KaĢif AkbaĢoğlu ve Mehmet AkbaĢoğlu dur. AkbaĢ oğullarının 5 tonluk bir takaları vardır. Taka 4 tek kürekle çekilmektedir. Ayrıca küçük bir yelkeni vardır. Kadınlar kürek çekmektedir. Her küreğin baĢında bir kadın bulunmaktadır. Dümende erkekler bulunmaktadır. Dinlenmekte olan kadınlar ise çocuklara bakmaktadır.Rus savaĢ gemileri sahili taramaktadır. Bu nedenle sahilden gidilmektedir. Oturmaktan, kürek çekmekten yorulan kadınlar zaman zaman karaya çıkmakta, zaruri ihtiyaçlarını gidermektedirler.Takaya yiyecek olarak mısır unu, keĢ peyniri, tuzlu balık ve yeteri kadar kavurma konmuĢtur. Ağ ile balık avlanmakta ve takada mangalda yemek piĢirilmektedir. Su testilerine , karaya çıkıldığında su doldurulmaktadır. Kayık zaman zaman kıyıya çekilmekte, karada ateĢ yakılmakta, mısır unundan hamur yapılmakta, sonra üzerine özel bir taĢ konup iyice ısıtılması sağlanmaktadır.Samsun‟un Çaltı baĢında aynı Ģekilde karaya çıkıp ateĢ yakıldığında civardan köylüler gelip ateĢin söndürülmesini istemiĢlerdir. Gerekçe olarak ta Ermeni çetelerinin yakında bulunduğu ve baskın yapabilecekleri gösterilmiĢtir.Takaya zaman zaman uzun bir halat bağlanmakta ve kumluk bölgelerde de halat kıyıdan çekilmekte, bu sırada takanın kıyıya vurmaması için dümende bir kadın bulunmaktadır. Bu esnada çocuklar kayıkta bulunmakta, bu kadınlar halatı omuzlayıp çekmektedir.Grup halinde gelen kayıklardan 3-4 tanesi Sinop‟un Gerze iskelesine yanaĢmıĢ, burada salgın hastalık varmıĢ. Burada köylüler çok telefat vermiĢler. Giresun‟da sahile yanaĢtıklarında Vilayet bunlara yiyecek desteğinde bulunmuĢ. Ġsmail Kuyumcu (Kalyoncu); (olayların geçtiğinde 2 yaĢında imiĢ) Sürmene Cirvana‟nın Soğuksu mahallesinde oturuyorduk. Kalyoncu ailesinden Ümmiye, Aliye (kocaları SarıkamıĢ faciasında Ģehit olmuĢ) üç çocuğu vardı. Rusların Sürmene‟ye girecekleri söyleniyordu. Rus hücumbotları sık sık Sürmene ye gelip megafonla halka Türkçe; “Sürmeneliler niçin göç ediyorsunuz. Biz sizsiz ne yaparız? Bütün haklarınız korunacaktır” gibi propaganda yapıyordu. Kalyoncu ailesi diğerleri gibi karayolu ile batıya göç ediyor. Beraberlerinde iki tane inekleri vardır. Ünye‟ye kadar yayan geliniyor, yolda rastladıkları yaralı askerlere, hastalara inekten süt sağıp veriyorduk. Ünye‟de amcaları Ahmet Reis ve oğlu Ġbrahim kayıkla gelip bunları buluyor ve alıp Akçakoca‟ya Osmaniye de karaya çıkarıyor. Birde ev kiralıyor. Akçakoca‟ya gelen kadınlar, ölünceye kadar kocalarının sağ olduklarına, bir gün geleceklerine inanmaktadır. Murat Birinci zadeler: Olayların geçtiği sırada 2 yaĢındadır. O sırada babası Rusya‟da imiĢ.Annesi omuz‟una bindirmiĢ, yaya olarak yola çıkmıĢlar. Annesinin sırtında da küfesi varmıĢ. Murat acıkınca annesi bir parça arpa ekmeği veriyor, Gerze‟ye gelince


beyaz ekmek vereceğini söylüyormuĢ. Gerze de yağmurda kayaların, toprakların saçaklarına sığınmıĢlar. Bu yüzden çok hastalananlar olmuĢ. Annesi yolda ölmüĢ, annesini deniz kenarında bir yere gömmüĢler. KomĢuları alıp onu getirmiĢler. Çok sonra babası Rusya‟dan gelip Murat‟ı bulmuĢ. Nadide Kalyoncu; Ruslarla Of savaĢında askerleri getiren askeri kayıklar boĢ olarak dönerken, tellal bağırarak batıya göç etmek isteyenler varsa götürüleceği duyurulur. Bir kısım halkta bu askeri kayıklarla batıya göç etmiĢtir. Bu askeri kayıklar ancak belirli merkezlere gittikleri için göç edenlerin çoğu baĢka limanlara gitmiĢtir. Belirli konaklarda belediyeler ekmek ve Ģeker veriyordu. ġekerler topak Ģekerdi, Ancak çekiçle kırılabiliyordu. Günde 70-80 kiĢi ölüyordu. Yaralı askerler köylerde kalıyordu. Safiye Kurban (83 yaĢında) O tarihlerde 6 yaĢında imiĢ. Göç olayı hakkında anlattıkları Ģöyledir; “Babam, Kavrakların Mustafa olarak tanınırdı. O tarihlerde sevkıyatta idi. Köyümüz sahile bir kilometre uzakta Mağna idi. Köyümüzün Ģimdiki adı Çamburnu‟dur. Yedi kardeĢin ortancası idim. En büyüğümüz 12 yaĢında idi. En küçüğümüz ise kucakta idi. Yatsı namazı sırasında kapı çalındı., komĢulardan birisi gelip “Bu gece Rus askerleri bindirecek. Tedarikli olun yayan gidin “ dedi. annem telaĢlandı. Uyumakta olan kardeĢlerimi uyandırdı. Bizleri giydirdi. Sırtta taĢınan küfenin içine biraz çamaĢır ve yiyecek, içecek koydu. Bahçeye çıktı, ağıldaki inekleri çıkardı, bahçeye salıverdi. Sonra iki kardeĢimi küfenin içine yerleĢtirdi,, sırtladı. Kapıyı kilitledi. Ellerimizden tuttu, yakındaki yola çıktık. Kayığı olan kayığa bindi ve köyden ayrıldı. Bizim kayığımızda erkeğimizde olmadığından yola çıktık. Zaten yoldan devamlı olarak kafileler batıya göç ediyordu. Bizde kafilelere katıldık. Yanımıza hiçbir Ģey almadık. Yol boyunca bizim gibi bir çok kafile vardı. KarĢı taraftan Türk askerleri gelmekte idi. Yol boyu büyük bir köprüye gelindi. Köprüden kafilelerin geçmesi mümkün değildi. Derenin sığ tarafından geçildi. Bunun için gençler, erkekler küçük çocukları kucaklarında karĢı tarafa geçirdiler. Kadınlarda sırtlarında küfelerle karĢıya geçtiler. KarĢıya geçen anne, çocuğunu arayıp buluyor, kucağına alıyordu. Yol üzerinde belirli yerlerde konaklıyorduk. Bu konak yerlerinde görevliler bize tayın ekmeği veriyordu. Ekmek alabilmek için annelerimiz uzun süre kuyrukta bekliyordu. Büyükçe bir yere gelince medreselere yerleĢtiriliyorduk. Burada birkaç gün kaldık. Bu sıra babam askerden izinli geldi, bizi buldu. Kayık tedarik etti. Bu kayıkla Gerze‟ye geldik. Bizi burada bıraktı. Babam sonra tekrar kıtasına geri döndü. Gerze de salgın vardı. Üç gün içinde 4 oğlan ve 3 kızın ölümüne Ģahit olduk. Hükümet ölüleri Rumlara gömdürüyordu. DeğiĢik kiĢilerden tutulan notlar    

Of savaĢları esnasında Maria adlı bir Rus gemisi gelip Of‟u bombardıman ediyor. Devamlı göç vardır. Göç, köyden köye uzayıp gitmektedir. Göç edenler genellikle camilerde, medreselerde kalmaktadır. Halk bunlara gücü oranında yiyecek vermektedir. Açlıktan mısırları, fasulyeleri çiğ çiğ yiyenler, ot toplayıp yiyenler vardır. Göç etmeden önce, bir gün tekrar geliriz umudu ile bakır kaplar toprağa gömülmekte ve kıymetli eĢyalar saklanmaktadır. Mal ise güvendikleri Rum komĢulara bırakılmaktadır.


ÇUHALLI ÇARġISININ KURULUġU Çuhalı çarĢısının kuruluĢu ile ilgili olarak M. ġükrü Dönmez‟in 1995 yılında Akçakoca Haber Gazetesinde çıkan araĢtırmasını özet olarak aldık. “Çuhalı ÇarĢı Osmanlı Devleti‟nin AkçaĢar kazasının Haciz Deresinin denize döküldüğü, bataklık ve kumsal olan bir boĢ arazi iken 17 asırdan itibaren ticaret iskelesi olmaya baĢladı. Bu iskeleden Ġstanbul‟a gemi kerestesi, fıçı tahtası ve odun sevk edilirdi. Malzeme kulübeleri daha sonra kahve ve hanlar, fırın ve bakkal dükkanları açılarak küçük bir kasaba halini aldı. Dere kenarında bir cami inĢa edildi. Buna vakıf olarak dükkanlar eklendi Bolu mutasarrıfı Ahmet ġemsi PaĢa 1589 tarihli vakfiyesinde AkçaĢar‟daki Kızlar ağasındaki caminin yaĢaması için Orhan Deresinden Tersaneye kadar olan çarĢı arazisini bu camiye vermiĢtir. Demek ki Çuhalı çarĢı henüz bakirdir. 1640‟da Evliya Çelebi Seyahatnamesinde AkçaĢar‟dan bahsederken Çuhalıda 70 kadar kereste mahzeni gördüğünü yazar.Çuhalının deniz yolundan baĢka Konrapa ve Düzce pazar ile iki yolu vardır. Yayan olarak Doğancı-Balatlı üzerinden Doruk Dağı aĢılarak Çilimli‟ye gidilir, oradan da Düzce pazar ve Konrapa kadılarına ulaĢırdı. Ġkinci yol araba yoludur. Gökçe-eli kadar, Ģimdiki Tepeköy sırtlarından Aftan-ı Ulva (BaĢaftun) köyüne oradan kil suyunu takiben Tavukköy ve Üsküb-i Scups ye varıldı. Çuhalı biraz daha geliĢerek Bahriye tersanesi ve binası kuruldu. Gemi inĢasına baĢlandı. Osmanlı-Rus Harbi neticesi 1812‟de Kırımdan iki gemi ile tatar göçmenler geliyor. Bunlar Bolu ile EskiĢehir tarafında gidiyorlar. Bunlardan bir grup Çuhalı iskelesinde ev yaparak yerleĢiyorlar. Hala bir ev durmaktadır. 1864‟de Kafkasya‟dan Adige bozgunundan sonra Çerkezler geliyor. Bunlara ait ise sadece mezarlıklar kalmıĢtır. 1877‟de Rus-Osmanlı harbinde Bolu‟nun Liman kazasından Bekaroğlu Osman Ağa Çuhalı sırtlarına yerleĢiyor ve bugünkü Osmaniye Mahallesi kuruluyor. Keramettin divanından iĢ adımları, çarĢıda yeni dükkan ve hanlar inĢa ederek Çuhalı hızla büyüyor. Çok geliĢen Çuhalı çarsı 1900 yılında nahiye merkezi oluyor. Çuhalı ismi ise, saraydan AkçaĢehir‟e bir padiĢahın efradı tamamen sürgün edilmiĢ ve saray ağası AkçaĢehrin çeĢitli mahallerinde ikamete zorlanmıĢ olabilir. Bunlardan Çuhadar Ağa (iç ağa) Çuhalıya, Kızlar Ağası Merkez çarĢıya, Kalpakçı baĢı Hacıyusuflar Mahallesine, Kapıkulu Ağası Kapkirli Mahallesine, Ġmredor Ağası ise AĢığı Mahalleye yerleĢiyor ve her biri kendi adlarında mahalle ve çarĢıya isim oluyor.”1870‟ler den baĢlayarak gelip yerleĢen Hopa ve yöresi göçmenlerinin evlerinden oluĢarak doğan Osmaniye Mahallesinde bu çarĢıyla birleĢince eski kasabayı oluĢturan mahalleler geri plana itilir.Fakat merkeze yakın olan Osmaniyeliler çoğunlukla rençperdirler. Uzaklarda, diğer mahallelerde oturanlar da hemen hemen hepsinin de bu çarĢı ile ilgileri vardır. Mülk sahibi gene onlardır. Belediye de hizmet de onların elindedir. 1935 yılının AkçaĢehir‟inde insan gücüde diğer alanlarda da her Ģey ucuzdu. Ekmeğin kilosu birinci 9,5 ikinci 7,5 kuruĢtu. Koyun eti 30, keçi 20, sığır 17, manda 12 kuruĢtu. Ġçme suyu iki üç çeĢme ile derelerden ve kuyulardan karĢılanmakta idi. Elektrik yoktu, sokaklar karanlıktı. Belediye Encümeninin 28.11.1935 tarihli kararıyla çuhalı çarĢıya 3, Kızlarağası çarĢısına 2 fener asılması bunu kanıtlıyor.Belediye baĢkanı Lütfü Gören, imar çabasına giriĢmiĢti. Örneği; Çuhalı çarĢı ile Kızlarağası çarĢısı arasından yol boyunca herkese ev arsası vermeye kalkıĢmıĢ, Ormancı Nazmi, Ormancı Necati, Embiya Reis, Ömer Reis, Ali Osman Ustadan baĢka alan olmamıĢtır. Kızlarağası çarĢısının soğukpınar mevkiinde de Sürmene‟den gelen bir göçmene ev yeri verilmiĢ. 1929‟da hizmete açılan Orhan Gazi Ġlkokulunun bahçesiyle birlikte arsası temin edilmiĢtir. Bu dönemde alınan bazı belediye encümen kararlarından özetler verelim:


1- Mustafa BaĢaran‟a ev arsası verilmesi hakkında 27.4.1936 gün ve sayılı karar 2- Mektepler yolu üzerindeki arsaların müzayede ile ihtiyaç sahiplerine satılması 27.4.1936 gün ve 88 nolu karar 3- Kızlarağası çarĢısı ile Kapkirli yolu (ġimdiki santral caddesi) batısındaki arsaların müzayede ile satılması 27.6.1936 gün ve 87 nolu karar 4- Mahallat ve ÇarĢı arasındaki boĢlukların doldurulması maksadıyla a) Fakir ve Ġhtiyaçlılara parasız b) Paralı halka köĢe baĢlarında metrekaresi 10 kuruĢtan ortalarda metrekaresi 7 kuruĢtan ev kirası verilmesi 14.5.1936 tarih ve 100 numaralı karar 5- Mahalle ile Kapkirli Koçköy mevkiindeki ev yelerinin metrekaresi 10 kuruĢtan müzayedeye çıkarılması 14.6.1936 gün ve113 nolu karar. 6- Kızlarağası çarĢısında mevcut yol fazlası arsaların metrekaresi 100 kuruĢ muhammen bedel üzerinden satıĢa çıkarılması 15.5.1943 tarih ve 56 nolu karar 7- 7 Eylül‟ün Gazi günü olması kararı, Merkez çuhalı çarĢıya dikilecek iki direğe birer lüks lambası asılması 24.9.1936 gün ve 199 nolu karar 8- Akçakoca‟ya yerleĢsin diye General Akife bahçeli ev arsası tahsis ediyorlar 9- Akçakoca halk evi binası için konak bayırı arazisi (Ģimdiki hastane binasının olduğu yer) tahsis ediliyor. Yukarıda belirtildiği gibi belediyenin yürüttüğü parasız ya da ucuz arsa tahsis çalıĢmalarının semeresini veren Kızlarağası çarĢısı yol kenarının binalarla dolması, çevredeki arazi sahiplerini de etkilemiĢ, onlarda yerlerini parselleyip satmaya yönelince çarĢı kısa zamanda büyümüĢtür. Yalı mahallesi bu senede doğmuĢtur. (Kapkirli Mahallesi sınırları içinde sonradan yalı Mahallesi) 1940‟larda, Eski AkçaĢehir tüccarlarından Deli Miçoğlu Dimitri‟ye ait olup maliyeye geçen bu çarĢının içindeki ev ile arkasındaki araziyi belediye satın alıp Çuhalı çarĢıdan buraya taĢınmıĢ. 1949‟da düzenlenen Ġlçe Ġmar Planı ve Kızlarağası ÇarĢısının kasabanın merkezi olması kesinleĢtirdi. 1947‟de etütlerine baĢlanan içme suyu ve elektrik tesisleri birlikte ele alınıp 1949‟da birlikte hizmete girdi. Hükümet konağı, Ġmar Planı ile tespit edilen yerde inĢa edildi. Ayazlı Köyü, mahalle olarak Ģehre eklenince kasabanın mahalle sayısı AĢağı Mahalle, Ayazlı Mahallesi, Hacıyusuflar Mahallesi, Kapkirli Mahallesi, Osmaniye Mahallesi ve Yukarı Mahalle olmak üzere yedi oldu. 1950 önceleri Akçakoca iç turizm öncüleri arasındaydı. 24 Mayıs 1958‟de Akçakoca Turizm Derneği kuruldu. Bu dernek son yıllarda kapandı ve 1994 yılında tekrar kuruldu. Yaptığım tespitlere göre özellikle Melenağzı açıklarında çok eski dönemlerden kalma batık gemilere rastlanmaktadır. Evlerde amforalara rastladım. Bir tanesi Rus arkeolog Kazirof‟un adıyla anılan amforadır ki 7 yüzyıla aittir. Bu konunun araĢtırılması gerekir.

KURTULUġ SAVAġINDA AKÇAKOCA 1921-KurtuluĢ savasında Akçakoca Belediyesi‟ni Abazalar basıp (Hacı ġuayip) bunu duyan Ġpsiz Recep Abazaların baskınına son verir ve Abazaları kovar. Altunçay ve Kurt suyu‟nda ki Rum Çete Reisleri vardı onları da temizledi. Bunu gören Akçakoca halkı Ġpsiz Recep‟e katıldı.Tekrardan 1921 yılında Trabzon‟dan Akçakoca‟ya 4 adet top arabası gelmiĢtir.1921 yılında Fransız gemisi Ereğli karasularında dolaĢırken Trabzon‟dan gelen kol ordu bunu görünce kara yolu ile Bolu - Düzce civarındaki cephaneyi Akçakoca‟ya götürür.Ġskeleden gemilere yükleyip Ġstanbul‟a Kuvaiye Milliyeciler ulaĢtırdı.Kocaeli


Kuvaiye Milliyeciler Kefken‟e Ġpsiz Recep‟i atar.Ġpsiz Recep Akçakoca‟daki Döngelli köyündeki Pulya ailesinden olan Baso Mustafa‟yı Akçakoca Komutanı olarak atar.Çayağzı köyünden de Köroğlu Mustafa yı da Ereğli Akçakoca arasındaki bölgeyi verir. Karargah olarak ta Ģimdiki Sevil borunun bulunduğu iskele bölgesidir. Tarih boyunca bir çok medeniyetlere ev sahipliği yapmıĢ Akçakoca‟nın ilk yerleĢim tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber bölgeye ilk gelenler M.Ö. 1200 tarihlerinde Track ve Frickler imiĢ. Kimer ve Ġskit akınları ile zayıflayan Frickler Lidya‟lılar tarafından ortadan kaldırılmıĢlar ve Lidya krallığını kurmuĢlardır.M.Ö 708 tarihinde Pers Ġmparatorluğu kurulmuĢtur. Bolu ve havalisi Karadeniz kıyılarında Abanutıkus (Abana) , Sinope ,( Sinop), Eolya , Heraclıa (Ereğli), Kieros( Amasra) ve Dias (Akçakoca) Ģehirleri kurulmuĢtur. M.Ö 330 yılında Makedonya kralı büyük Ġskender Dörtyol Ovasında Persleri kesin yenilgiye uğratarak Anadolu‟ya hakim olmuĢtur. Babil‟de MÖ. 323‟de ölünce hanedan dağıldı ve miras generalleri arasında bölüĢülmüĢ ve 8 devlet kurularak Helenistik çağı baĢlamıĢtır. M.Ö 377 yılları arasında Bitinya Krallığının ilk kralı Bias merkezi ise önceleri Astakos sonraları Nikomedia(Ġzmit) olmuĢtur. MÖ. 91-74 Bitinya tamamen Roma‟ya verilmiĢtir. MÖ.377 Roma Konsulu Lucullus Mıhtrıdata Mislime Karadeniz Komutanı Cotta‟ya , Heracliea , Diapolis Alaplı‟nın yıkılmasını emretmiĢtir.Patnos kralı Mıthrıdatın donanması Karadeniz‟de fırtınaya yakalanarak melen çayına sığınmıĢ.Diapolis üzerinden karadan Heraclia‟ya gitmiĢ.Mıthrıdat kuvvetlerinin bölgeden ayrılması ile Roma kuvvetleri Bitinya‟ya girmiĢlerdir.Antonıus Hereklia„yı Galat Prensi Adriyotorik‟se vermiĢ.Latin kültürüne kalan bölgenin isimleri dahi değiĢtirilmiĢtir.MÖ. 395 yılında Roma Ġmparatorluğu ikiye bölünmüĢ doğu Bitinya‟ya Honoriat denilmiĢtir.Buranın merkezi Klodiopolis (Bolu) baĢlıca Ģehirleri Prusias (Üskübü) Diapolis (Akcakoca) dır.1204 yılında 4. Haclı orduları Ġstanbul‟a yerleĢmiĢlerdir.Latin imparatorluğunu kurarak hüküm sürmüĢlerdir.Cenevizler Karadeniz kıyılarına yerleĢerek daha önceleri kurulmuĢ olan Diapolis ,Hereklia , Amesus Ģehirlerinde ticaret ve deniz siteleri kurarak mevcut kaleleri onarmıĢlardır.Akcakoca‟da kı kale , Ceneviz Kalesi olarak anılıyorsa da burası çok önceden Yunan göçmenleri tarafından kurulan Diapolis Ģehrine aittir.1261 yılında Bizanslılar Latin hakimiyetine son vererek tekrar egemenliklerini ilan etmiĢlerdir.Akçakoca ve yöresine ilk Türklerin gelmesi 1085 tarihinde baĢlar. 1077-1086 Anadolu Selçuklular zamanında 49 beylik kurulmuĢ.Bunlardan Ġznik Beyliği (Bolu-KocaeliBursa) Bitinyayı içine alıyordu.Selçuklu Anadolu Devleti 1255 de Moğol idaresine girmiĢ , 1308 de Mesut‟un ölmesi ile son bulmuĢtur.Bizans 1285-1338 yıları arasında zor günler yasıyordu. Türk akınlarını durduracak güçleri yoktu.Bitinya‟ya bağlı Ģehirlerin çoğu Türklerin eline geçiyordu.1319 yılında Diapolis 1323 yılında Prusias ,1324 yılında Kladiapolis Ģehirleri Orhan gazı ve Konuralp tarafından ele geçirilmiĢler. Osmanlı Beyliği sınırlarına katılmıĢlardır.Osmanlı Ġmparatorluğu döneminde bölge Osman Gazı‟nın silah arkadaĢı olan Akçakoca Bey tarafından idare edilmiĢ Bizanslıların verdiği Diapolis ismi AkçaĢar olarak değiĢmiĢtir.18 yy.‟ da ġar-ġehir olarak değiĢtirilmiĢ ve AkçaĢehir adını almıĢtır.1923 yılında Cumhuriyetin ilanı ile TeĢkilatı Esasiye Kanununa göre Bolu vilayet , Düzce kaza , AkçaĢehir‟de nahiye olmuĢtur.23 Haziran 1934 tarihinde bir nahiye Ġken ilce haline getirilmiĢ. Bölge‟yi zapt eden Akçakoca Bey‟in ismine izafeten 7 Eylül 1934 tarihinde AkçaĢehir Akçakoca olmuĢtur.Ġstiklal savaĢında Batıda Karasu daYunanlılar Doğuda Ereğli‟de ,Zonguldak‟ta Fransızlar iĢgal etmiĢlerdir

KURTULUġ SAVAġINDA AKÇAKOCAYA SEVKĠYAT YAPAN GEMĠLER Musa Kaptan‟ın gemisi Melenağzın‟da batmıĢtır. Silahları Akçakoca‟ya tahliye eder.Dönerken ġahin Vapuru Trabzon‟dan Akçakoca‟ya silah , mühimmat getirmiĢtir.(1921) Ümit Vapuru savaĢ eĢyası getirmiĢtir.(1921) Gazal Remörkörü 3. Kafkas Tümeni


gelmiĢtir(1921). Alemdar Gemisi Ġstanbul‟dan silah mühimmat getirmiĢtir.(1921) Ġnönü Vapuru top getirmiĢtir.(1921) Kırım Vapuru savaĢ mühimmatı getirmiĢtir(1921) Penguen Vapuru Fransız gemisi top mermisi getirmiĢtir Öğretmen evi önünde batmıĢtır. (1921) ġileli Ahmet kaptan kömür getirmiĢtir (1924 )Mustafa Kaptan gemisi kömür getirmiĢtir. (1924)

AKÇAKOCADA JANDARMA TEġKĠLATI YüzbaĢı Ziya bey (Karakol komutanı) ,Talat Uğur (Karakol yazıcısı), Bekir Özkök (Karakol komutanı), Osmaniye mah. Haciz Jandarma TeĢkilatı ,Ömer Çakmak ( Karakol jandarması) Ayazlı mah., Ali Orhan (Karakol Jandarması) Osmaniye mah., Ġsmail Efendi ( Er Altunçay köyü) , Molla Mehmet ( Dere köyü), Hasan Turhan , Uğurlu Jandarma TeĢkilatı, Karakol Jandarması), Edilli köyü ,Osman Pendoğlu (Karakol jandarması) Uğurlu köyü , Hakkı Habikoğlu (Er) (Esmahanım köyü), ġemun Bilgin (Er) Melenağzı köyü. Merkez Karakol TeĢkilatı Mehmet Özbakır ( Yukarı mah.), Tefik Yardımcı ( Yukarı mah.),Hüseyin Horoz ( Yukarı mah.), Sadık Önen ( Hacı Yusuflar), Ahmet Ezer ( Edilli köyü) Ali ÇavuĢ ( Koçar köyü) ,Ġhsan Karagöz ( Osmaniye mah.), Hüseyin Abanoz ( Osmaniye mah.), Osman Aydoğan ( Osmaniye mah.), Rıfat ĠĢgören ( Osmaniye mah.).

MĠLĠS KUVETLERĠ AkçaĢehir, Anadolu‟nun Batı Bölgesinin, Anadolu‟ya mermi, cephane, sevkıyatı iskelesi durumuna gelmiĢti. Yerli takalar, Kavaktaki Telli Tabyadan ve fırsat buldukça Eyüp‟ten çıkarabildiklerini getirilirken kendi ticaretlerine ait eĢyayı da kolaylıkla getirebiliyorlardı. BaĢlangıçta görülen çekingenlik kalkmıĢ, gemilerden, takalardan cephane çıkarıp taĢıma iĢi kadınından, öğrencisine kadar adeta imece haline gelmiĢtir. AkçaĢehir‟de Milis kuvvetlerinin Ģehri eĢkıya ve çetelerin baskınlarından kurtarmak ve asker kaçaklarını yakalamak amacıyla kuruldu Müzaheret Kuvveti adıyla Döngelli Köyünden Baso Mustafa (Cumhur) reisliğinde kurulmuĢtur. Aynı zamanda Aftunağzında da Köroğlu Mustafa adındaki bir kiĢi tarafından ikinci bir milis kuvveti kuruldu. Sahili korumak üzere birde Çömez Mehmet zaptiyeleri görevlendirilmiĢti. NOT: Baso Mustafa (Makreal, 1881- 30 Ocak1954) Laz kökenli Pulya ailesindendir Mezarı Döngellidedir. Baso Mustafa‟nın kurduğu milis kuvvetinde Ģunlar bulunuyordu., 01. Ġbrahim Kahraman Döngelli Köyü 02. ġükrü Cumhur Döngelli Köyü Pulya Ailesinden 03. Mustafa Cumhur Döngelli Köyü Pulya Ailesinden 04. Rıza Cumhur Döngelli Köyü Pulya Ailesinden 05. Osman Cumhur Döngelli Köyü Pulya Ailesinden 06. Ahmet Çabuk Balatlı Köyü 07. Mustafa Çınar Balatlı Köyü 08. Ahmet Yavuz Balatlı Köyü 09. Mehmet Kayalı Beyveren Köyü 10. Mehmet Çalı Beyveren Köyü 11. Mehmet BaĢak Dadalı Köyü 12. Mahmut Durdu Dadalı Köyü 13. Ömer Çakmak Ayazlı Mah


14. 15. 16. 17. 18. 19. 20. 21. 22. 23.

Ömer Sarı Mehmet Keskin Tonyalı Hasan Küçük Osman Turhan ġükrü Güçlü Mehmet Ali Horoz Ahmet ÇavuĢ Ezer Ġsmail Akın Osman EriĢ Ömer Lütfü EriĢ

Ayazlı Mah. Ayazlı Mah. Viçeli Ailesinden Gebekilise Edilli Köyü Kahvecioğullarından Edilli Köyü Edilli Köyü Edilli Köyü Osmaniye Mahallesi Emir Hacıoğulları Osmaniye Mahallesi Arhavili Kadının Osmaniye Mahallesi Arhavili Kadının

MERKEZ KARAKOL ERLERĠ 1. Ayanların Mehmet ÖZBAKIR 2. ġakir Efendinin Tevfik YARDIMCI 3. Horozların Hüseyin HOROZ 4. Hopalı zade Talat UĞUR 5. Ya dostların Sadık ÖNEN 6. Ali ORHAN 7. Ahmet ÇavuĢ, EZER 8. Molla Mehmet‟in Ahmet 9. Ali ÇAVUġ 10. Pendoslu Osman 11. Pendoslu Hamdi 12. Habutoğlu Hakkı 13. HanoĢoğlu Mahmut 14. ġemun BĠLGĠN 15. BaĢçavuĢ Ġhsan KARAGÖZ 16. Hüseyin ABANOZ” 17. Deli Mehmet‟in Osman AYDOĞAN 18. Rıfat ĠġGÖREN

Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Hacıyusuflar Mahallesi Döngelli Köyü Edilli Köyü Aftundere Köyü Koçar Köyü Meze Köyü Meze Köyü Kıran Köyü Kıran Köyü Melen ağzı Osman,iye Mahallesi Osmaniye Mahallesi Osmaniye Mahallesi Osmaniye Mahallesi

Ġstanbul‟dan AkçaĢehir‟e askeri malzeme taĢıyan deniz ulaĢım araçları dönüĢlerinde Ereğli‟ye uğrayıp kömür yükleyip dönüyorlardı. Türk gemilerinin yanında yabancı gemilerde vardı. Ġtalyan; Dukovina, Kostiniya,Kleopatra, Mergi,Oretina gemileri ve Fransız: Penguen, Ararat, Lanker, Vesta gemileri ile bazı Rus gemileri devamlı olarak, para karĢılığı Akçakoca‟ya askeri malzeme taĢıyordu. Bu yabancı gemilerin dıĢında Türk gemileri çoğunlukta idi Ġstanbul‟da Akçakoca‟ya askeri malzeme taĢıyan taka kaptanlarına Reis, gemi kaptanlarına ise kaptan denmektedir. Reis ve kaptanlardan tespit edebildiklerimiz Ģunlardır:

REĠS ve KAPTANLAR


1. Hamza Reis (DENĠZ) 2. Emrullah Reis (DENĠZ) 3. Emin Reis (DĠREK) 4. BektaĢ Kaptan (ġENBAġ) 5. Hamdi Reis (BĠRĠNCĠ) 6. Emrullah Reis (ÖZDENĠZ) 7. Hasan Reis (BEYAZAY) 8. KaĢif Reis (AKBAġ) 9. Gazap Ali Reis (SEVĠL) 10. Kara Ġzzet Reis 11. Ġslamoğlu Ġbrahim (Ġrtibat memuru) 12. Hayrullah Sefer SARIKAYA 13. Kabaoğlu Mahmut Kaptan (KABAOĞLU) 14. Deli Sefer Kaptan(ERBAġ) 15. Batıkayık Mehmet Reis(BĠRĠNCĠ) 16. Enbiya Reis (UYGUN) 17. Ali Reis (UYGUN) 18. Hamdi Reis 19. Ali Osman Reis (KURBAN) 20. Kayanın Tahsin Kaptan 21. Kayanın Hakkı Kaptan 22. Duran Reis (GÜVEN) 23. Yusuf Reis (GÜVEN) 24. Ahmet Reis (DALGIÇ) 25. Halim Reis (ĠġGÖREN) 26. Temel Reis (ġENBAġ) 27. Hurmadal Ali Kaptan (HURMA)

KAYIKÇILAR

Ayazlı Köyü Ayazlı Köyü Ayazlı Köyü Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Osmaniye Mahallesi Osmaniye Mahallesi Osmaniye Mahallesi Osmaniye Mahallesi Osmaniye Mahallesi Osmaniye Mahallesi Osmaniye Mahallesi Osmaniye Mahallesi Osmaniye Mahallesi Osmaniye Mahallesi Kapkirli Mahallesi Döngelli Köyü


Ġstanbul‟dan AkçaĢehir‟e gelen taka ve gemilerin getirdiği silah ve cephaneyi karaya çıkarmak için kayıkçılar faaliyete geçerler. Sahilden 3-4 kilometre açıkta demirleyen gemi ve takalardaki yolcular kayıklarla karaya çıkarılır. Ayrıca gemilerin, takaların kontrolleri askeri polis tarafından yapılır ve gelenler önce kasabada misafir edilir, haklarında soruĢturma yapılır. Ayrıca durum Ankara‟ya bildirilir ve talimat beklenirdi. ĠĢte bu dönemde görev yapan balıkçılarımızdan adlarını bulabildiklerimiz Ģunlardır:

1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8.

Hacı DurmuĢun Sadık Reis (ÖZTÜRK) Hacı DurmuĢun Galip Reis (ÖZTÜRK) AĢçı Ali Beyin Salim (DENĠZKURDU) Hasan Reis (KARAYEL) Molla Osman Hayri Efendinin Celal Kara Sadık (SAMANCI) Yazıcıoğlu Mehmet (BOSTANCI)

MAVNACILAR

Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle AĢağı Mahalle AĢağı Mahalle AĢağı Mahalle


AkçaĢehir açıklarında demirleyen taka ve gemilerden askeri malzemeyi karaya taĢımak üzere mavnacılarda kendi aralarında örgütlenmiĢlerdi Cephane taĢıyan mavnacılardan tespit edebildiklerimiz Ģunlardır: 1. Karayahyalının ġakir KARAYEL 2. Sadık reisin Osman 3. Miçoğlu Ahmet ÖZDEġ 4. Koca Halit CANTEKĠN 5. Osman Kaptan GEMĠCĠBAġI 6. Lebibenin M. Ali ÖZKÖK 7. Halit ÇavuĢun Mehmet (EMEK) 8. Molla Mehmet‟in Osman 9. Mustafa Reis (CURA) 10. Ak Mustafa (GÖDE) 11. Hüseyin Beyin Ahmet Reis (DENĠZCĠ) 12. Torunların Mehmet Kaptan (TORUN) 13. Hüseyin beylerin Muhittin (DENĠZCĠ) 14. Abdiresilerin Mustafa (ġENGÜL) 15. Kara Mustafa (KESEBĠR) 16. Hasan ÇavuĢ (ÜZMEZ) 17. Abanozun Muhammet (ABANOZ) 18. Kampana Mehmet (KAMBER)

Hacıyusuflar Mahallesi Hacıyusuflar Mahallesi Hacıyusuflar Mahallesi Hacıyusuflar Mahallesi Hacıyusuflar Mahallesi Hacıyusuflar Mahallesi Hacıyusuflar Mahallesi Hacıyusuflar Mahallesi Kapkirli Mahallesi Kapkirli Mahallesi AĢağı Mahalle AĢağı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Osmaniye Mahallesi Osmaniye Mahallesi Ayazlı Mahallesi

KADIN KOLLARI

. Mavnalardan cephaneyi karaya çıkarmak kadınların görevi idi. Çocukları ile beraber suya girip top mermilerini mavnadan kucaklayıp sahile taĢıyorlardı. Göğsüne bastırdığı mermisi ile denize düĢen ve elinden mermiyi bırakmamak için çırpınıp, boğulmayı göze alan ninelerimizin hikayesi dilden dile dolaĢmaktadır.Tespit edebildiğimiz AkçaĢehirli Karafatmalarımızın, ninelerimizin adları Ģunlardır. Biz inanıyoruz ki, bu sayı çok daha fazladır. Ne yazık ki elimizdeki belgeler bu kadar. Güler Hanım (GÜVEN) Osmaniye Mahallesi


(General Kenan GÜVEN‟in babaannesi) 1. Gülfem Hanım (CĠVELEK) (Sami Civeleğin babaannesi) 2. Hayriye DOĞRU (ġükrü Dönmez‟in anneannesi) 3. Seher Hanım (ġENYUVA) (YaĢar ġenyuva‟nın annesi) 4. Aliye KALYONCU (Kuyumcu Ġsmail ve Süleyman‟ın annesi) 5. Arife YÖNTEM ( Vahit Yöntem‟in annesi) 6. AyĢe YAMAN 7. Asiye OKTAY 8. Zeliha TUZCUOĞLU 9. Rukiye ABANOZ 10. ġükriye SARIKAYA 11. Simitlerin Bedriye KORAY 12. Zahide KABA 13. Kerim oğullarından Hatice TOĞMAÇ 14. Mollanın Rabia TOKGÖZ 15. Fikriye Hanım 16. Zeynep PEKER 17. Emine PEKER 18. AyĢe ERKAL 19. Atike AKKUġ 20. Havva GÜLCAN 21. Fikriye ġENBAġ 22. Ümmiye BĠRĠNCĠ 23. Fatma BĠRĠNCĠ 24. Rasime ÇAKMAK 25. AyĢe BĠRĠNCĠ 26. Hatice ġENBAġ 27. Hürriye AKBAġ 28. Hanife TÜRDÜ 29. Ümmiye BEYAYAZ 30. Rabia ÖZMEN 31. Hatiplerin Hatice EĞĠNÇ 32. Fatma ÇAYLAK 33. Yazıcıoğlu Müveddet BOSTANCI 34. Veli kızı AyĢe COġKUN 35. Tayibe OCAKÇI 36. Hanife ÜZMEZ 37. AyĢe GÜLTEKĠN 38. AyĢe Atik

Osmaniye Mahallesi Osmaniye Mahallesi Osmaniye Mahallesi Osmaniye Mahallesi Osmaniye Mahallesi Osmaniye Mahallesi Osmaniye Mahallesi Osmaniye Mahallesi Osmaniye Mahallesi Yukarı mah. Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Hacıyusuflar Mahallesi Hacıyusuflar Mahallesi Hacıyusuflar Mahallesi AĢağı Mahalle Kepenç Köyü Kepenç Köyü Osmaniye mah. Osmaniye mah. Osmaniye mah.

ARABACI KOLLARI


Arabası olup ta milis kuvvetlerine katılan kiĢilerin oluĢturduğu ekibe arabacılar Kolu deniyordu. Bunların görevi cephaneyi, askeri malzemeyi cepheye ulaĢtırmaktı. Akçakocalı olup ta bu kollarda görev alanlar genellikle Dadalı, Göktepe, Döngelli ve Doğancı köyleri ile Osmaniye Mahallesinden idiler. Arabacı Kollarında görev alan kadın AkçaĢehirli ler de vardı. Örneğin; Dadalı Köyünden Piroğlu Kızı Asiye, Sabriye BaĢak, Hürmüz Sunar bu gruba örnektir. Yine halk arasında anlatılanlara göre; Kepenç Köyünden Veli Kızı AyĢe CoĢkun, kıĢın cephane taĢırken ellerinin donup, ihtiyacını gideremeyecek kadar bitkin düĢtüğüdür. Yine Doğancılar Köyünden adını saptayamadığım bir kadının hikayesi özetle Ģöyle: Kocası, babası askere giden Doğancı Köyünden kahraman kadın, kağnısı ile AkçaĢehir‟den Düzce‟ye cephane taĢımaktadır. Yanında 11 yaĢında oğlu vardır. Kadın hamiledir. Kestane bayırında sancısı tutar.Burada, Karadereye sapılan yerde meĢe ağacının dibinde doğum yapar. Mermiler cepheye gidecektir. Kadını zorla kasabaya yollarlar ama kadın cephaneyi götürmek için oğlunu görevlendirir. Cephane kafile ile birlikte zamanında yerine ulaĢır. AkçaĢehirli olup ta arabacılar kolunda görev yapanlardan tespit edebileceklerimiz Ģunlardır; 1. Ġbrahim KARAYAĞIZ Dadalı Köyü 2. Mehmet BAġ Dadalı Köyü 3. Ahmet SANCAKTAR Dadalı Köyü 4. Ahmet GÜLSEFEROĞLU Dadalı Köyü 5. Ahmet SERHAT Dadalı Köyü 6. Piroğlu Ahmet kızı AyĢe Dadalı Köyü 7. Hacı RaĢit BAġAK Dadalı Köyü 8. Ahmet ACAR Dadalı Köyü 9. Sabriye BAġAK Dadalı Köyü 10. Hürmüz SUNAR Dadalı Köyü 11. Gülsüm KURBANOĞLU Dadalı Köyü 12. Mehmet KARATÜRK Dadalı Köyü 13. Muhacir ÖMER Dadalı Köyü 14. Hoca Halim AYDIN Dadalı Köyü 15. Hüseyin SOLAK Göktepe Köyü 16. Oflu Hüseyin BEġĠROĞLU Göktepe Köyü 17. Sametoğlu Ali SARI Göktepe Köyü 18. Cafer KABA Döngelli Köyü 19. Ġzzet LOKUM Döngelli Köyü 20. Hafız Mehmet CUMHUR Döngelli Köyü 21. Osman CUMHUR Döngelli Köyü 22. Hüseyin AYDIN Döngelli Köyü 23. Çortoğlu Mustafa LOKUM Döngelli Köyü 24. Eyüpoğlu Mehmet ÇAKIR Döngelli Köyü 25. Ali Osman ÇÜRÜK Doğancılar Köyü 26. Nazmi USTAOĞLU Doğancılar Köyü 27. Hocaoğlu Mustafa ĠLHAN Osmaniye Mahallesi 28. Emirhacıoğlu Dursun AKIN Osmaniye Mahallesi 29. Emirhacıoğlu Hakkı Akın Osmaniye Mahallesi 30. Emirhacıoğlu Mustafa AKIN Osmaniye Mahallesi 31. Emirhacıoğlu Haydar AKIN Osmaniye Mahallesi 32. ġirinin Halim YAKIġ Osmaniye Mahallesi 33. Mehmet OKTAY Osmaniye Mahallesi


34. Kasanın Ġbrahim GÜÇLÜ 35. Kasanın Ġbrahim GÜÇLÜ 36. Ġsmail Kaptan (TAġKIRAN) 37. Hacı Abdioğlu Fatma ÖZDEMĠR 38. Basmacı 39. Sarıoğlan 40. ÇavuĢoğlu Mustafa FIRAT 41. Ana kuzuların Niyazi SARICA 42. Hacı Ahmet KARTAL 43. Köse Bilal ARABACI 44. Gebekiliseli Mehmet MUTLU 45. Mehmet AKÇA 46. Kasanın Ġbrahim GÜÇLÜ 47. Karaibrahim BADANOZ

Osmaniye Mahallesi Osmaniye Mahallesi Osmaniye Mahallesi

Kepenç Köyü Kepenç Köyü Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle Yukarı Mahalle

AKÇAKOCA ġEHRĠN ÇETELERDEN TEMĠZLENMESĠ

1920 Sevr antlaĢmasından sonra AkçaĢehir , Düzce , Bolu yolu ile Ankara ve iç Anadolu‟ya bağlanınca en yakın yol bir deniz iskelesidir.ġehir merkezi çuhalı çarĢısıdır iyi havalarda her gün yolcu vapuru,sayısız Ģilepler gelir giderdi.Tahmil ve tahliye iĢlemi yapılırdı.Ġskeleden Bolu havalisinden çam , köknar ile zahire , hububat getiren develer , hayvanlar ve arabalar yüklerini boĢaltıp dönüĢlerinde gaz tenekeleri , mazot bidonları , balık yağı, tuz , bakkaliye malzemelerini taĢırlardı. Hareketli bir ticaret merkezi olan Akcakoca aynı zamanda savaĢlarda verdikleri Ģehitleri ve gazileriyle Ģöhret yapmıĢtır.Onun için devleti erkan bir top hediye etmiĢtir .Akçakoca‟da Milis kuvvetlerin Akçakoca‟da eĢkıya çetelerin baskılarından korumak için Ġpsiz Recep çetesinden yardım talep etmiĢtir.Ġpsiz Recep 1861‟de Rize‟de Halda köyünde doğar Emiralioğuları‟ndan dır . 1. Dünya harbinde Ġstanbul iĢgal günlerinde 65 yaĢında gemicilikle uğraĢırdı. Bir ara sabıkalaĢıp padiĢah tarafından aranıyordu. Ġstanbul‟dan motorla Kefken‟e kaçtı. Rize‟li arkadaĢlarını toplayıp bir çete kurdu.Ada yakınlarında gemileri soyar onunla geçimini sağlardı.Bu ara padiĢah Ġpsiz Recep‟i yakalatmak


için adaya 80 civarında jandarma gönderir ama Ġpsiz Recep‟i yakalayamazlar.Adaya geri dönerler.Tekrar Fransız gemisi gelir , püskürtürler.Bunu duyan Ankara Hükümeti Ġpsiz Recep‟e Albay Atıf Bey aracılığı ile Milli Kuvvetler emrine girer. 120 kiĢilik çete kurar ve Abazaların Akçakoca‟yı kuĢattıklarını duyar ve buraya gelir. Abazaları püskürtür . Bu arada 1915 „te Bartın Rumları Safranbolu‟ya, Ereğli Rumları Bolu‟ya gönderlidir. Laz Emin çetesi Ġpsiz Recep‟ten ayrılır, Fransızlara karĢı savaĢır kömür ocaklarındaki Fransızlar Ġtalyanları soyarlar. Alaplı‟daki Rumları dağa kaldırıp öldürürler ,Yığılca Alaplı köylerindeki Rumlara zulümler yaparmıĢ bu sırada Akçakoca Çayağzı köyünden Köroğlu Mustafa Akçakoca Döngelli köyünden Baso Mustafa Pulyalar‟dan Ġpsiz Recep‟e katılırlar bu üç çete Üskübü bölgesinde Bizanslılardan kalan Kurtsuyu köyüne giderler.Burada Yuvan isimli Rum buralarda soygunculuk , talancılık , hırsızlık yaparmıĢ.Bu üç çete bu köydeki Rumları oradan kovar. Ġpsiz Recep daha sonra Köroğlu Mustafa‟ya Ereğli - Akçakoca karayolu sahil Ģeridini verir. Baso Mustafa‟ya da Düzce - Akçakoca yolunu emniyete almak için, asker kaçaklarını Ankara Hükümetine bildirmek , dağdaki eĢkıyaları yakalama emrini vermiĢtir .Rum liderlerinden 11 çete Akçakoca karakoluna konur bu arada Ġstanbul hükümetin boĢluğunu doldurup hırsızlık , zina yapanları Ġpsiz Recep kurĢuna dizerek öldürür , Kefken - Ereğli arasındaki bölgeyi eline alır.Yine Akçakoca , Abazalardan olan ġuayip Ünal bir çete kurar Düzce‟nin Mengüç köyünden Hasan Ağa ile birleĢir ve Akçakoca Belediyesini basarlar ve iĢgal ederler.Ankara Hükümetini protesto ederek padiĢah yanlısı olduğunu söylerler , bunu duyan Ġpsiz Recep hemen harekete geçer , Sakarya kıyısındaki Caferi‟ye ve Karapınar‟daki Abaza köylerine baskın düzenler , Abazaları püskürtür ve belediyeyi de iĢgalden kurtarır. Baso Mustafa 1877 Borçka geriĢi Sagiri köyünden Döngelli köyüne gelmiĢtir.Laz kökenlidir.YapmıĢ olduğu kahramanlıktan dolayı ve kalabalık sülale oldukları için Ankara Hükümeti kendilerine Cumhur soyadını vermiĢtir.Halen mezarı Döngelli köyündedir.1954 yılında ölmüĢtür. Köroğlu Mustafa‟nın da mezarı halen daha Çayağzı köyündedir.1965 yılında ölmüĢtür. Ġpsiz Recep‟te Sakarya nehrinin kıyısındaki Yenimahalle‟de ölür.Mezar kalıntıları halen vardır Bu üç çete Ereğli - Kefken arasındaki bölgeyi en iyi Ģekilde korudukları için Ankara hükümeti bunlara baĢarı ödülleri verdiği halde kabul etmemiĢlerdir.”Biz ülkemiz için yaptık” demiĢlerdir

AKÇAKOCA ABAZA ĠSYANI Akçakoca Nahiyesinde de halkı padiĢah ve Hilafet taraftarı yapmak için çalıĢmalar oluyordu. Bu arada Hüdayi, Mehmet Recai, Saim ve Halit Beyler kandırılanlar arasındadır. Bu arada Mudurnu isyancı baĢlarından AteĢlerden YüzbaĢı Mehmet, mutasarrıf Osman Kadri kaçarak AkçaĢehre gelmiĢler hilafet yanlıların desteği ile de motorla Ġstanbul‟a kaçmıĢlardır.Düzce‟de isyan devam ederken Acı Elma ve Dilaver Köylerindeki Abazaların isyan ederek Hükümet Konağını basacakları haberi duyuldu.Bu haberler halkta huzursuzluk yarattı. Divandaki Abazalar ġuayip (Ünal) baĢkanlığında toplandılar. Buna bölgede faaliyette bulunan Numan Çetesi de katıldı.. 30 kiĢilik bir grup Yukarı Mahalle dıĢında toplanıp beklemeye baĢladılar. Daha sonra Düzce‟nin Mengiç Köyünden Hacı Hasan‟ın 50 kiĢilik kuvvetleri de bu gruba katılınca hep beraber Hükümet Konağını bastılar. Bu esnada Nahiye Müdürü Fazıl Bey, Jandarma Merkez Komutanı Ziya Bey ve Merkez Karakol Komutanı Bekir Sıtkı (Özkök) idi. Baskından kısa bir süre önce telgraf makinelerini da toplayarak Nahiye Müdürü ve mahiyeti sandalla Alaplı‟ya kaçarlar. Asilerin baĢı ġuayip, bir karĢılık görmez ve gidip Nahiye Müdürünün masasına oturur. Kendisini Nahiye Müdürü, Ali


Cevahir‟ini de Jandarma Komutanı tayin eder. Tellallar bağırtılıp halkın Çuhalı Camii bahçesinde toplanmasını ister. Oraya gelenlerden padiĢaha sadakat yemini etmelerini ve hilafet ordusuna katılmaları istenir. Bu olaylar devam ederken Düzce Kurtsuyu Köyündeki Rumlar da papazın teĢviki ile örgütlenirler ve bir çete kurarlar. Çetenin baĢına da Yuvan (Ġvan) geçer. Yuvan çetesi de artık Akçakoca için tehlike oluĢturmaya baĢlar.Düzce- AkçaĢehir arasındaki yol üzerinde soygunlar baĢlar. Bu yetmez gibi Rizeli Tütüncü Mustafa namında bir baĢka eĢkıya da çete kurarak bölgeyi tehdit etmektedir.Böyle çok karıĢık bir ortamda Çete iĢgalinin üçüncü günü AkçaĢehir halkı, Cuma pazarının da denk gelmesi ile Çuhalı Camii bahçesinde toplandılar ve Ģu kararları aldılar. “1. BoĢ kalan Nahiye Müdürlüğü Makamına halk tarafından Tekâlüfü Milliye Mazbatasıyla Emekli BinbaĢı Ġsmail Hakkı (ÜÇOK) getirilir. 2. Jandarma Merkez Kumandanı Ziya Bey, BaĢçavuĢ Bekir Sıtkı (Özkök) ve 11 jandarma eriyle halktan katılan gönüllülerin katılmasıyla 40 kiĢilik bir kuvvet kurulur. 3. ġehrin giriĢ- çıkıĢ noktaları ve deniz yolu bu kuvvetlerce korunması karara bağlanır. 4. Halen Ereğli‟de bulunan Ġpsiz Recepten de yardım istenecektir.” Askeri Polis TeĢkilatı bu kararları Ġpsiz Recep‟e iletir. O da güvendiği adamlarda Topal Salih‟i gizlice Akçakoca‟ya gönderir. Gerekli bilgiler ilk elden öğrenilir. Ġpsiz Recep Reis, adamlarından bir kısmını Mustafa Kaptan emrine vererek Akçakoca‟ya gönderir. Geceleyin Döngelli Ġskelesine çıkan bu kuvvetler sabahleyin Çuhalı ÇarĢıyı basarlar. Ġpsiz Recep Çetesinin geldiğini duyan Abazalar çatıĢmaya girmeden kaçarlar. Bu arada soygun yaparlar. 7 Eylül 1920 günü asilerce iĢgale uğrayan AkçaĢehir 30 Eylül 1920 günü 23 gün sonra asilerden kurtulur. CEPHELERDE AKÇAKOCALILAR AkçaĢehirli milislerin çabalarına paralel olarak, askerlik çağı gel ipte askere giden ve çeĢitli cephelerde komutan olarak, er olarak savaĢan AkçaĢehirli lerin sayısı küçümsenemeyecek kadar çoktur. Akçakoca Askerlik ġubesinde kayıtları olan Akçakocalı harp gazilerinin isimlerini toparlayabildik Harp gazilerinin adı, soy adı, baba adı ve doğum tarihleri verilmiĢtir. ADI VE SOYADI BABA ADI DOĞUM TARĠHĠ 001 Rıfat VAROL Osman 1301 002 Vahit KAP Musa 1301 003

Mustafa GÜMÜġ

Ahmet

1302

004 005 006 007 008 009 010 011 012 013 014 015

Abbas KELEġ Cafer Sadık ERDAL Abdullah IġIK Suat Sait ÖZDEMĠR Yusuf GÜRBÜZ EĢref ÇOLAK Halit ġENGÜL Almanya Hikmet BAġAR Ali GÜMÜġ Halim ĠġGÖREN Mehmet ÖZDEMĠR M. Sabri ABANOZ

Ġbrahim Süleyman Mehmet KotaĢ Ahmet Osman Yusuf Ömer Ahmet Aslan Osman Hasan

1303 1303 1303 1303 1303 1304 1304 1304 1305 1305 1306 1307


016 017 018 019 020 021 022 023 024 025 026 027 028 029 030 031 032 033 034 035 036 037 038 039 040 041 042 043 044 045 046 047 048 049 050 051 052 053 054 055 056 057 058 059 060 061 062 063 064 065

Hüsnü ÖNER Ġbrahim GÜNDÜZ Emin TURAN Mustafa KALMAKOĞLU Halit KAYA Mehmet AVCI Yakup ÇELĠK Bekir BEK Ömer KUġ Ahmet GÖREN Mehmet TORUM Bekir KAYA ġirin Ali KAYA ġeref YURDAKUL Sadettin SANDIKÇI Cemal KELEġ Sabri GÜLTEKĠN Hüseyin BĠRĠKTĠR Hakkı KAP M. Ali HOROZ Ali TURHAN Ali KOÇ Fevzi ĠÇTÜRK ĠSMAĠL SAYAN Ġbrahim KĠBAR Hakkı ÖZTÜRK Mehmet KAYALI Halim HOġBAġ M. Ġhsan KARAGÖZ Mehmet YĠRMĠKĠOĞLU Osman BOZKAZ Mehmet AY Ahmet EZER Mehmet ARSLAN Salih TAĞMUT Ali PEKMEZ EĢref ġENGÜL Bekir ÖZKÖK Mustafa GÜMÜġ Mustafa TÜRKOĞLU Mustafa TORAMAN Hüseyin NEFESOĞLU Ġbrahim BADANOZ Atıf ÖZDEMĠR Mehmet KAP Ali ORHAN M. Ali EREN Ahmet TÖNGEL Osman KARA Mehmet ÖZBAKIR

Tevfik 1307 Yusuf 1307 Mustafa 1307 Ahmet 1307 Mehmet 1307 Ömer 1308 Mehmet 1308 Ġbrahim 1308 Ömer 1308 Hüsnü 1308 Halit 1309 A.Osman 1309 Mehmet 1309 Abdullah 1309 Mustafa 1309 Ahmet 1310 Halil 1310 Mehmet 1310 Habuk 1310 Mehmet 1310 ġakir 1310 Mustafa 1310 Sait 1310 Seayi 1310 Ġl yas 1311 Nuh 1311 Mustafa 1311 Yakup 1311 Fevzi 1311 Ahmet 1311 Ġl yas 1311 Mustafa 1311 Ahmet 1311 Hasan 1311 Ġsmail 1311 Mehmet Ali 1311 Mustafa 1312 Mehmet 1312 Ahmet 1312 H.Ġbrahim 1312 Mehmet 1312 Mehmet 1312 Ġbrahim 1312 Yusuf 1312 Ahmet 1312 MemiĢ 1312 Ali 1312 Mehmet 1312 Ahmet 1312 Ahmet 1313


066

Mustafa TORUN

Halit

1313

068 069 070 071 072 073 074 075 076 077 078 079 080 081 082 083 084 085 086 087 088 089 090 091 092 093 094 095 096 097 098 099 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115

Mahmut DURAL Ġ. Nazmi ORAL Ġsa ÖZBELLĠ Hasan TURHAN Hüseyin KARAYEL Hayrullah ÖZDENĠZ Ġsmail BARIġ Hamdi OKTAY Osman UPAYDIN Hasan AYDIN Ahmet YAVUZ Faik YAPCACIK Abdullah DENĠZCĠ Mustafa SELÇUK ġevket LOKUM A.Ġrfan YILDIRIM Sadık ÖNEN Mehmet BAġARAN Ġsmail AKIN Ġbrahim ARI Abdullah ALKAN Ahmet DEMĠR A.ġevket AKGÜN Tevfik ÖZDEMĠR Ġsmail KURT Hamdi DEMĠRTAġ Hasan AKÇA Nuri ERGÜN Hasan KABA Ġsmail ÖZBAKIR M. Ali ALOS M. Ġsa AKKAYA Musa Kazım AKKAYA Ömer YAZGAN Hasan ATAġ Hüseyin BAġARAN Hasan YAZGAN Ali Rıza ATALA Rıfat ĠġGÖREN Fevzi ARSLAN Ahmet KAHRAMAN Mecit TURAN M. Emin YAĞLIOĞLU Mehmet AKSOY Ahmet SEÇKĠN Mehmet ġANLI Hüseyin YANAM Süleyman GÖBÜL

A. Kadir Mehmet Mehmet Ömer Ahmet Hüseyin Osman Osman Ahmet Hüseyin Mustafa Ġsmail Ahmet Y.Cemal Mehmet Mehmet Osman Abdullah Hasan Hüseyin Mehmet Mehmet Mehmet Yusuf Ahmet Ali Osman Ali Cafer Ahmet Mustafa Hasan Hasan Mehmet Ahmet Hüseyin Osman Salih Aslan Ali Osman Ali Ömer Mustafa Osman Salih Hasan Ġbrahim

1313 1313 1313 1313 1313 1313 1313 1313 1313 1314 1314 1314 1314 1314 1314 1314 1314 1314 1314 1314 1315 1315 1315 1315 1315 1315 1315 1315 1315 1315 1316 1316 1316 1316 1316 1316 1316 1316 1316 1316 1316 1316 1316 1316 1316 1316 1317 1317


116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135

Rıza GÜNDÜZ Ömer YILDIZ Hamdi DENĠZ Yakup TAHMAZ Ġbrahim KUZU ReĢit TÜZCE Ġlyas BAġAR Necati ÖZDEġ Hasan YEMENĠCĠ Osman ÇALI Hasan TEKĠN Recep KOCAMAN Mehmet GÜMÜġ Yusuf ERDOĞAN Mustafa BAġKAN Mehmet DEMĠRAĞ Ali ÖZCAN Ġsmail BESLER Rıfat ÖZDEMĠR RaĢit TURġU

Mehmet Ġdris Ġbrahim Osman Ahmet Hatem Mehmet Ahmet Ali Ömer Ahmet Ali Ahmet Hasan Recep Ahmet Yusuf Ahmet Yusuf Ġsmail

1317 1317 1317 1317 1317 1317 1317 1317 1317 1317 1317 1317 1317 1317 1317 1317 1317 1317 1318 1314

ġEHĠTLERĠMĠZ Cumhuriyetimizin 75. Yıl Dönümü nedeniyle Genel Kurmay BaĢkanlığının yayınladığı ġehitlerimiz adlı 5 ciltlik eserde Akçakocalı Ģehitlerimize ait bölümde 75 Ģehidimizin adı bulunmaktadır. 1. Ali Oğlu Abdül kadir. I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı: 1305 ġehit Olduğu Yıl: 1917 Ġlçe : Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Doğancılar 2. Abdülkadir Oğlu Hüseyin I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı: 1303 ġehit Olduğu Yıl: 1917 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 3. Arif Oğlu Abdürrahman I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı: 1304 ġehit Olduğu Yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez


4. Ahmet Oğlu Mustafa I. Dünya SavaĢı Sırasında ġehit Oldu. Rütbesi: .... Doğum Yılı: 1302 ġehit Olduğu Yıl: ... Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez

5. Hasan Oğlu Ahmet I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Piyade Er ġehit Olduğu Yıl: 1310 Ölüm Yılı: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez

6. Hasan Oğlu Ahmet I. Dünya SavaĢı Sırasında ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı: 1310 ġehit Olduğu Yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 7. Hasan Oğlu Ali I. Dünya SavaĢı Sırasında ġark Kafkas Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Piyade Er Doğum Yılı: 1308 ġehit Olduğu Yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 8. Ali Oğlu Ali Osmanlı Yunan Harbinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı: .... ġehit Olduğu Yıl: 1897 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 9. Ahmet Oğlu Bekir Görev ġehidi Rütbesi: Doğum Yılı ġehit Olduğu Yıl: Ġlçe: Bucak:

Er ..... 1890 Akçakoca Merkez


10. Ahmet Oğlu Celalettin Ġstiklal SavaĢı Sırasında Garp Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: 1309 ġehit olduğu yıl: 1921 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 11. Mehmet Oğlu Emin I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Piyade Er Doğum yılı: 1292 ġehit olduğu yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 12. Ġsmail Oğlu Fahrettin I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: 1304 ġehit olduğu yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 13. ..... 0ğlu Fazıl Kore SavaĢı Sırasında ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: 1931 ġehit olduğu yıl: 1953 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 14. Ömer Oğlu Hasan I. Dünya SavaĢı Sırasında ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı: 1301 Doğum yılı: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 15. Ali Oğlu Hasan Trablus Garb SavaĢı Sırasında ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: 1305 ġehit olduğu yıl: 1911 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 16. Mustafa Oğlu Hayri Mustafa I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: 1302 ġehit olduğu yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca


Bucak:

Merkez

17.Mehmet Ali Oğlu Hüseyin I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: 1308 ġehit olduğu yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 18. Sinan Avni Oğlu Hüseyin Ġlyas I. Dünya SavaĢı Sırasında ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: 1303 ġehit olduğu yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 19. Kahraman Oğlu Ġbrahim I. Dünya SavaĢı Sırasında ġark Kafkas Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: 1302 ġehit olduğu yıl: 1914 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 20. Hasan Oğlu Ġbrahim I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: 1297 ġehit olduğu yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 21. Mehmet Ġsmail I. Dünya SavaĢı Sırasında ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: 1297 ġehit olduğu yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 22.Hasan Oğlu Mahmut I. Dünya SavaĢı Irak Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Piyade Er Doğum yılı: 1312 ġehit olduğu yıl: 1916 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 23. Ali Oğlu Mehmet I. Dünya SavaĢı Sırasında ġark Kafkas Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: 1312


ġehit olduğu yıl: Ġlçe: Bucak:

1916 Akçakoca Merkez

24. Halil Oğlu Mehmet Efendi Görev ġehidi Rütbesi: ..... Doğum yılı: 1312 ġehit olduğu yıl: 1916 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 25. Hasan ÇavuĢ Oğlu Osman I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: 1312 ġehit olduğu yıl: 1916 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 26. Mehmet Emin Oğlu Osman I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: 1302 ġehit olduğu yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 27. Osman Oğlu Ömer Ġstiklal SavaĢı Sırasında Garp Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: 1310 ġehit olduğu yıl: 1922 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 28. Hasan Oğlu RaĢit I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: 1302 ġehit olduğu yıl: 1910 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 29. Süleyman Oğlu ReĢit I. Dünya SavaĢı Sırasında ġark Kafkas Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: 1305 ġehit olduğu yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 30. ġakir Oğlu Sadettin Kara Ġsmail Oğlu Fahrettin Görev ġehidi Rütbesi: Er Doğum yılı: .....


ġehit olduğu yıl: Ġlçe: Bucak:

1941 Akçakoca Merkez

31. Bekir Oğlu Sadık I. Dünya SavaĢı Sırasında ġark Kafkas Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: 1311 ġehit olduğu yıl: 1918 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 32. Adem Oğlu Sadık Ġstiklal SavaĢı Sırasında Garp Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: 1308 ġehit olduğu yıl: 1921 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 33. Ġmam Oğlu Sadık Ġstiklal SavaĢı Sırasında Garp Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: 1308 ġehit olduğu yıl: 1921 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 34. Enis Oğlu ġakir Trablus Garp SavaĢı Sırasında ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: 1306 ġehit olduğu yıl: 1911 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 35. Kahraman Oğlu Zaim I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: ..... ġehit olduğu yıl: 1914 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez 36. RuĢen Oğlu Ahmet I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Piyade Er Doğum yılı: 1302 ġehit olduğu yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Arabacı 37. Osman Oğlu Ali I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Piyade Er Doğum Yılı: 1304


ġehit Olduğu Yıl: Ġlçe: Bucak: Köy:

1915 Akçakoca Merkez Arabacı

38.Mehmet Ali Oğlu Ali I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Piyade Er Doğum yılı: ..... ġehit olduğu yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Arabacı 39. Osman Oğlu Mehmet I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Piyade Er Doğum yılı: 1302 ġehit olduğu yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Arabacı 40. Mehmet Oğlu Osman I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: 1302 ġehit olduğu yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Arabacı 41. Mehmet Oğlu Rıza I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Piyade er Doğum yılı: 1305 ġehit olduğu yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Arabacı 42. Mehmet Oğlu Dursun I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Piyade Er Doğum yılı: 1295 ġehit olduğu yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Armutlu 43. Osman Oğlu Halil I. Dünya SavaĢı Sırasında ġark Kafkas Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum yılı: 1306


ġehit olduğu yıl: Ġlçe: Bucak: Köy:

1915 Akçakoca Merkez Akkaya

44. Ahmet Oğlu Kasım I. Dünya SavaĢı Sırasında ġark Kafkas Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Piyade Er Doğum yılı: 1302 ġehit olduğu yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Akkaya 45. Mehmet Oğlu Mehmet I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Ġht. Er Doğum yılı: 1306 ġehit olduğu yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Akkaya 46. ..... Oğlu Hasan Balkan SavaĢı Sırasında ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı: 1302 ġehit Olduğu Yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: AktaĢ 47.Hasan Oğlu RaĢit I. Dünya SavaĢı Sırasında ġark Kafkas Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Piyade er Doğum Yılı 1302 ġehit Olduğu Yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: AktaĢ 48.Mustafa Oğlu Ahmet Balkan SavaĢı Sırasında ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı 1294 ġehit Olduğu Yıl: 1912 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Koçullu 49.Tahir Oğlu Ġsmail I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Piyade Er Doğum Yılı 1291


ġehit Olduğu Yıl: Ġlçe: Bucak: Köy:

1915 Akçakoca Merkez Koçullu

50.Ali Oğlu Ali I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı 1306 ġehit Olduğu Yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca

Bucak: Köy:

Merkez Balatlı

51.Ahmet Oğlu Mehmet I. Dünya SavaĢı Sırasında Filistin Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Ert Doğum Yılı 1306 ġehit Olduğu Yıl: 1917 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Balatlı 52.Ömer Oğlu Mustafa I. Dünya SavaĢı Sırasında ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı 1300 ġehit Olduğu Yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Balatlı 53.Ömer Oğlu Mustafa I. Dünya SavaĢı Sırasında ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı 1300 ġehit Olduğu Yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Balatlı

54. Molla Mustafa Oğlu Ali I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: piyade Er Doğum Yılı 1303 ġehit Olduğu Yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Tahirli 55.Ahmet Oğlu EĢref I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu.


Rütbesi: Doğum Yılı ġehit Olduğu Yıl: Ġlçe: Bucak: Köy:

Boru Er 1309 1915 Akçakoca Merkez Tahirli

56.Osman Oğlu Çuğutak Ġç Ġsyanlar Sırasında ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı 1209 ġehit Olduğu Yıl: 1900 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Esmahanım 57. Ali Oğlu Süleyman I. Dünya SavaĢı Sırasında ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı 1304 ġehit Olduğu Yıl: 1916 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Kurugöl 58.Hasan Oğlu Halil I. Dünya SavaĢı Sırasında Irak Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Piyade Er Doğum Yılı 1304 ġehit Olduğu Yıl: 1916 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Kurugöl 59. Kamil Oğlu Hasan I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Piyade Er Doğum Yılı ............ ġehit Olduğu Yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Dereköy 60.Ali Oğlu Hasan Balkan SavaĢı Sırasında ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı 1294


ġehit Olduğu Yıl: Ġlçe: Bucak: Köy:

1912 Akçakoca Merkez Ortanca

61.Mehmet Oğlu Hüseyin I. Dünya SavaĢı Sırasında ġark Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Piyade Er Doğum Yılı ............ ġehit Olduğu Yıl: 1916 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Döngelli 62.Mehmet Oğlu Kadim Balkan SavaĢı Sırasında ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı 1301 ġehit Olduğu Yıl: 1912 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Döngelli 63.Ahmet Oğlu Kazım I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı 1302 ġehit Olduğu Yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Kalkın 64.Mustafa Oğlu ġakir I. Dünya SavaĢı Sırasında ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı 1296 ġehit Olduğu Yıl: ........ Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Kalkın 65.Kadir Oğlu Mehmet I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı 1303 ġehit Olduğu Yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Kepenç 66.Süleyman Oğlu Mehmet I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er


Doğum Yılı ġehit Olduğu Yıl: Ġlçe: Bucak: Köy:

1305 1915 Akçakoca Merkez Melenağzı

67.Mehmet Oğlu RaĢit I. Dünya SavaĢı Sırasında ġark Kafkas Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı 1286 ġehit Olduğu Yıl: ......... Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Melenağzı 68.Mehmet Oğlu Ali I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı 1305 ġehit Olduğu Yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Yenice 69.Ali Oğlu Mustafa I. Dünya SavaĢı Sırasında Irak Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Piyade Er Doğum Yılı 1304 ġehit Olduğu Yıl: 1916 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Bey Ören 70.Halit Oğlu Sadık I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı 1295 ġehit Olduğu Yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Bey Ören 71.Halil Oğlu Ġsa Ġstiklal SavaĢı Sırasında Garp Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı 1311 ġehit Olduğu Yıl: 1921 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Bey Ören 72. Ġsmail Oğlu Nuri


I. Dünya SavaĢı Sırasında ġark Kafkas Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Piyade Er Doğum Yılı 1291 ġehit Olduğu Yıl: 1916 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Kuru Kavak 73.Abdullah Oğlu Ġsmail I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Piyade Er Doğum Yılı 1307 ġehit Olduğu Yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Uğurlu 74.Mehmet Oğlu Ġsmail I. Dünya SavaĢı Sırasında Çanakkale Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Er Doğum Yılı 1291 ġehit Olduğu Yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: PaĢalar 75.Ġmam Oğlu Sadık Ġstiklal SavaĢı Sırasında Garp Cephesinde ġehit Oldu. Rütbesi: Piyade Er Doğum Yılı 1308 ġehit Olduğu Yıl: 1915 Ġlçe: Akçakoca Bucak: Merkez Köy: Kalkın

Çanakkale SavaĢlarında, KurtuluĢ SavaĢı esnasında çok sayıda Akçakocalı hemĢerimiz Vatanın savunmasında canını feda edip Ģehitlik mertebesine eriĢmiĢtir. ġehitlerimizin künyelerinden hemen hemen her köyden birkaç Ģehidimizin adını buluyoruz. Her köy ve kentimiz Ģehitlerimize sahip olmalıd��r.

EVLĠYA ÇELEBĠNĠN AKÇAKOCAYA GELĠġĠ Ġzmit seyahati esnasında Bolu'nun batısına kadar gelmiĢ, Sakarya ve Sapanca Gölünden bahsederken, kereste nakliyatı için Düzce Pazar'ın, Bolu'nun vaziyeti üzerinde fikir beyan etmiĢtir. Evliyâ Çelebi, Trabzon gezisi sırasında, bu defa Bolu'nun Karadeniz kıyısındaki kasabalarına uğramıĢtır. Kefken'den sonra, Melen Ağzı'nı geçen Evliyâ Çelebi'nin ilk anlattığı yöre Kazak hücûmundan tahrip edilmiĢ Akça ġehir'dir. Alaplı ve Ereğli gibi iskeleleri de kısaca tasvir etmekte, Hisarönü, Bartın ve Amasra'dan bahsetmektedir. 1645'de, Erzurum'a giderken, takip ettiği yol üzerinde Ġzmit, Sapanca, Hendek, Düzce pazarı, Üskübü, Bolu, Çağa ve Gerede vardır. Bu münasebetle Bolu için Ģunları yazmaktadır: "Üskübü‟den dokuz saat


uzaklıktadır. Kalesini Bursa tekfuru yaptırmıĢtır. Topraklı yüksek bir tepe üzerinde dört köĢe harabe içinde, imârı çok küçük bir kaledir. Anadolu'da Sancak Beyi tahtıdır. On dört zeâmet ve elli beĢ tımarı vardır. ÇeribaĢısı ve alaybeyi vardır. Kanun üzere atlıları ile iki bin sekiz yüz kılıç askeri bulunmaktadır. Bolu, Gökçesu, Sazak, Gerede, Dörtdivan ve Yığılca gibi nahiyeleri vardır. Kadı ve yöneticiler adaletli davranmak zorundadır. Zira reayası üç günde Ġstanbul‟a gidip, Ģikayet ederek, zalim hakimin hakkından gelirler. Yeniçeri serdarı, sipahi kethüdası yeri, nakibi el-eĢraf-ı vardır. Her ne kadar Türklük ise de ayan ve eĢrafı, tüccarı çoktur. Gerçekten mamur ve abadan bir büyük Ģehirdir ki, topraklı bir dağ arasındadır. Otuz dört mahalle, otuz dört cami vardır.Üç bin kadar zarif binası mevcuttur. Bazı ailelerin evleri ve hanları kiremit örtülüdür. PaĢa Sarayı, ġemsi PaĢa Sarayı, Zülfikar Ağa Sarayı da bakımlıdır. Camilerin en güzeli çarĢı içindeki Mustafa PaĢa Camii'dir". Osmanlı devresinde de Bolu zengin orman örtüsüne sahipti. Çam, kayın ve meĢe baĢta olmak üzere her türlü ağaç cinsi göze çarpıyordu. Bolu kerestesi, Ġstanbul'da tanınmıĢtı. Bütün ahĢap yapılarda bu kereste kullanılıyordu. Ancak, sık sık meydana gelen yangınlar, Bolu'dan sürekli kereste nakliyatını devam ettirmiĢtir. Öküz arabaları ile Ġzmit, AkçaĢehir, Alaplı, Ereğli ve Bartın iskelelerine indirilen keresteler, yelkenlilerle Ġstanbul'a gönderilmekteydi. AkçaĢehir'de, hususi kereste depoları vardı. Tahtalar burada ızgaralanarak kurutulur ve daha da sertleĢmiĢ, hafiflemiĢ olarak Ġstanbul piyasasına arz edilirdi. Tersane-i Amire için en elveriĢli kereste yine Bolu ormanlarından temin edilmekte idi. Verdin ar ve serenler iç kısımlardan kesiliyor, Sakarya, Mudurnu Suyu, Melen, Filyos veya Bartın Çayı vasıtası ile denize kadar taĢınıyordu. Bartın, Ereğli, Alaplı, AkçaĢehir, Kefken gibi merkezlerde kalyon inĢa ası yapılmakta idi. Tersane-i Amire'nin Ġzmit (Ġznikmid) kolu için Bolu Konur Apa, Akyazı, Ab-Safi ve Sapanca Dağlarından kesilen keresteler, miri yani devlet ormanlarından görevlendirilmiĢ öküz arabaları ile Ġzmit Tersanesine nakledilmekte idi. Buna dair belgelere sık sık rastlanmakta bazı anlaĢmazlıklar için de ilgili merkezler kadılarının dikkati çekilmekte idi. Ġstanbul ve Saray'ın kömür, odun ihtiyacını da yine Bolu ormanları karĢılamakta idi. Kömür, meĢeden yapıldığı için, bazen özel meĢe ormanları da vücuda getirilmiĢtir. Diğer taraftan kereste kesimi de belirli kaidelere bağlanmıĢtı. Miri ormanları yakan ve tahrip eden, açma yapan insanlara da sık sık rastlanıyordu. Evliya Çelebi'nin ve bazı arĢiv belgelerinin de vurguladığı gibi orman ürünlerine bağlı su yolu taĢımacılığı da gündeme getirilmiĢ ise de hayata geçirilememiĢtir. Evliya Çelebi'nin geliĢ-gidiĢlerinden de anlaĢıldığına göre, Bolu önemli yollar üzerinde bulunuyordu. Sahil yolu, Ġstanbul, ġile, Kefken, Karasu, (bazen Deniz Köy), Melenağzı, AkçaĢehir, Alaplı, Ereğli, Hisarönü, Bartın ve Amasra çizgisini teĢkil etmekte idi. Deniz yolculuğu kolay olmasına rağmen fırtınalı havalarda tehlike arz ediyordu. BaĢlıca sığınaklar Kefken, Ereğli ve Bartın Çayı ağzı olmakta idi. Karadeniz'de bir çok yelkenli, Kafkas ve Kırım hatta Rumeli sahillerinden yükledikleri tahıl vs. ile fırtınaya tutulmakta ve Bolu sahillerine düĢmekte idi. Ġstanbul'dan Sinop ve Trabzon yolunu takip eden yelkenlilerin Bolu'daki yegane yön bulma iĢareti Ereğli'de Baba Burnundaki fener idi. Kaynak: Bolu Valiliği Sayfasından alıntıdır. http://www.bolu.gov.tr/default.asp?s=1_2

AKÇAKOCA‟DA ĠLK TÜRK BOYLARI 

Akçakoca bölgesine ilk gelenler Üçokların Kınık aĢiretine bağlı obalardır. Ġlk gelenlerin Koçar Bey ve O‟nun yakınları olduğu söylenmektedir. Selçuk kollarının orman bölgelerinde kurdukları köyler Ģunlardır:

Gökçe eli, Doğancılar, Beyören, Balatlı, Kınık Ketmenli, Kepenç, Göktepe, Keramettin, Kapkirli, Cumayanı, Tahirli, Arabacı ve Fadıllar köyleridir OĞUZLAR


Oğuzlar,Selçuklular,Osmanlılar,Türkmen beylikleri,Türkmenistan da,Azerbaycan da,Irak ta yaĢamıĢlardır.Oğuz hanın 6 oğlu ve onların 4 er oğlundan 24 boyu meydana gelmiĢtir,Oğuz kelimesi Türkçe de ağız demektir. KINIK Oğuzların Bozok kolundan Oğuz Kaan ın oğlu Deniz han ın soyundan geldikleri kabul edilir,Kınık bir kuĢ türü olan Çakırdoğan erkeği demektir,Farsçada da kuĢların erkeği denmektedir. KAYI

Damgası bir kuĢ türü olan ġahinlerin en büyüğü olan Akdoğandır,ayrıca kuvvet ve kudret sahibi de denmektedir, 2 ok 1 yaydan ibarettir,Oğuz hanoğlu Günhan kayının bu boyun bir ceddidir.Sultan 2 ci Murat kayı boyundan olduğu için 2 ok 1 yay damgasını koydurmuĢtur,bu damga Kanuni ye kadar devam etmiĢtir Oğuzların 24 boyundan biridir. Gün Han Oğulları koluna bağlı olup, Ongunu (kutsal hayvanı) Ģahindir. Oğuz boylarıyla ilgili ilk bilgiler KaĢgarlı Mahmud‟un Divanü Lugati‟t-Türk adlı eserinde derlenmiĢtir. ReĢideddin‟in Camiü‟t-Tevarih ve Yazıcıoğlu Ali‟nin Selçuk namesi (Tarih-i Al-i Selçuk) sinde Kayı boyu ile ilgili bilgilere yer verilmektedir.ReĢideddin‟in verdiği bilgiler Oğuzların Ġslam dinini benimsemelerinden önceki dönemi kapsadığından dolayı büyük önem taĢır. Bu kaynakta ve diğer kaynaklarda boylar listesinin en baĢında yazılması, Kayı boyunun Oğuzlar arasındaki toplumsal ve siyasal konumunun yansımasıdır.Kayı Boyu (Kayılar) Oğuzların Bozok kolundan, Osmanlıların da mensup olduğu bir boy. Kayı kelimesi; “muhkem, kuvvet ve kudret sahibi” demektir. Kayı boyunun damgası, iki ok ve bir yaydan ibaretti. Oğuz Han oğlu Gün Han oğlu Kayı‟nın, bu boyun ceddi olduğu söylenir. Yirmi sene hükümdarlık yapan Kayı‟nın nesli, uzun yıllar bu makamda kalmıĢtır. Bu sebeple Kayı boyu, Oğuz boyları arasında ilk sırada gösterilmektedir. Dede Korkut da eserinde, gelecekte hanlığın geri Kayı‟ya döneceğini bildirerek, Osmanlıları haber vermiĢtir.Kayılar, Selçuklularla birlikte, fetih esnasında ve daha sonraları Anadolu‟ya gelip, değiĢik bölgelerde yerleĢtiler. Osmanlı Devletinin kuruluĢunda, esas nüveyi teĢkil ettiler. Osmanlılar zamanında, Rumeli‟nin fetih ve iskânına katıldılar.Sultan Ġkinci Murad, soyunun bu boya mensubiyetini göstermek için, sikkelerine, Kayı boyuna ait iki ok ve bir yaydan müteĢekkil damgayı koydurmuĢtur. Sonraki padiĢahların bastırdıkları sikkelerde görülmeyen Kayı damgasının, Kanunî‟ye kadar çeĢitli eĢya ve silâhlar üzerine konulmasına devam edilmiĢtir.Kayı boyuna mensup Karakeçili göçebe oymağı, eski zamanlardan beri her yıl, Söğüt‟teki Ertuğrul Gâzi Türbesini ziyaret etmekte ve bununla ilgili Ģenlikler yapmaktaydı. Sultan Ġkinci Aldülhamid Han, bu ziyaret ve Ģenliklere resmî bir hüviyet kazandırdı. Kendi oymağı saydığı Karakeçili gençlerinden, Ertuğrul Alayını teĢkil ettirdi. Bu oymak mensuplarını, ziyarete gelen Alman imparatoruna, “akrabalarım” diyerek takdim etti.“Ertuğrul‟un ocağında uyandım, ġehitlerin kanlarıyla boyandım.”beytiyle baĢlayan bir marĢ bestelenip, yıllarca dillerde söylenip, gönüllerde yaĢatıldı.Bugün, Kayı boyu mensupları, genellikle; EskiĢehir, Mihalıççık, Orhaneli, Isparta, Burdur, Fethiye, Muğla, Aydın ve ÖdemiĢ civarındaki köylerde yerleĢmiĢlerdir. http://www.selcuklular.com/ GAGAVUZ TÜRKLERĠ


Türkçe konuĢan Ortodoks Türklerdir. Ukrayna'da, Moldova‟nın Bucak bölgesinde, Ġsmail ve Bender yörelerinde, Basarabya'da, Bulgaristan'ın Varna ve Balçık bölgelerinde, Romanya'nın Dobruca bölgesinde, 20 yüzyılın baĢlarından itibaren de Kazakistan'da TaĢkent ve Fergana'da, Akyubinsk'te, Semipalantisk'te ve Balkanlar'ın bazı bölgelerinde yaĢamaktadırlar. 20. yüzyılın baĢlarında bir kısmı Türkiye'ye yerleĢmiĢ bunlardan bazıları Hıristiyanlığı'nı sürdürmüĢ, bazıları da Ġslamiyet'i seçmiĢtir. 20. yüzyılın baĢlarında MoĢkov Gagavuz Türkleri'ni yaĢadıkları bölge ve ülkelere göre Ģöyle gruplandırır : I) Makedon Gagavuzları: Makedonya'nın güney-doğusunda yaĢarlar. II) Gacallar: Bulgaristan'ın Deliorman bölgesinde yaĢayan Peçenek Türkleri'nin Müslüman olan torunlarıdır. KonuĢtukları ağız Gagavuz Türkçesi'ne çok yakındır. III) Sürgüçler (Surguçlar): Dobruca'nın Yılanlık (Mai) ve Kokarca (Pietrani) köylerinde yaĢarlar. Soy bakımından Oğuz ve Peçenek Türkleri ile ilgilidirler. IV) Yunanistan Gagavuzları: Keserya bölgesinde yaĢarlar. Bugün bu ülke ve bölgelerin bir kısmında önemli bir Gagavuz varlığından söz edilemez. Ancak Gagavuz Türkleri'nin bu kadar dağınık yaĢamaları sebebi ile özellikle Yunanistan ve Bulgaristan, aralarındaki din ve nüfuz çekiĢmelerinde Gagavuz Türkleri'ni kullanmaya çalıĢmıĢlar; bu iki ülke de kendi hesabına Gagavuzları TürkleĢtirilmiĢ Yunan veya Bulgar gibi göstermeye çalıĢmıĢlardır. Bu iddiaların aksine Gagavuzlar, içinde yaĢadıkları millet veya topluluğa uyma mecburiyetinden dolayı Yunanca, Bulgarca, Romence veya ,Rusça konuĢmak ve bu milletler gibi görünmek mecburiyetinde kalmıĢlardır. Gagavuzların kökeni çok tartıĢılan bir konudur. Paul Wittek Yazıcıoğlu Selçuk namesi‟ne dayanarak Gagavuzları Selçuklu hükümdarı II.Ġzzeddin Keykavus‟la Anadolu'dan Dobruca'ya gelen Türklerden getirmeye çalıĢmıĢsa da ortaya atılan yeni belge ve fikirlerden; Peçenek, Uz ve Kumanlarla Anadolu Selçuklu Türkleri'nin sentezi olan bir Türk topluluğu oldukları anlaĢılmıĢtır. Gagavuz adı; Gag Oğuz. Gag Uz, Kara Uz, Gök Oğuz, Kalauz gibi boy adları ve Selçuklu hükümdarı Keykavus'un adından getirilmektedir. Gagavuzların inançlarında ve sosyal hayatlarında eski Türk kültürünün ve Ġslamiyet'in bazı unsurlarının bütün canlılığı ile yaĢadığı görülmektedir. Hıristiyanlıkta kurban kesme emri olmadığı halde kurban kesip fakirlere dağıtırlar. Zekat ve fitreye benzer bir yardımlaĢma usulleri vardır. Fakirlere yardımda bulunur, bağıĢ yaparlar. Domuza duydukları nefreti ifade eden domuz düğünü adlı bir oyun oynarlar. Bozkurt‟u kutsal bilirler ve onu yüceltmek için "canavar yortusu" yaparlar. Gagavuzların dini ayinlerinde Slavca kelimeler geçse de, Müslümanlar gibi Arapça ve Farsça kaynaklı Allah, peygamber, melek, cennet, cehennem, din ve günah kelimelerini kullanırlar . 1989 nüfus sayımına göre, Bağımsız Devletler Topluluğu'nda 197.164 Gagavuz Türkü yaĢamaktadır. http://aduod.sitemynet.com/turkdunyasi/gagavuz.htm

BOZOK VE ÜÇOKLAR Bu boyların Bozoklar ve Üçoklar olarak ikiye bölünmesi ise daha sonradır. Bu iki ana kol arasında çıkan anlaĢmazlıklar, boyların bir kısmının batıya göçmesine neden oldu, bir kısmı da Göktürk Devleti'nin kurulması ve Ötüken'i iĢgali nedeniyle batıya göçmüĢtür(6.yy). Kalanlar Göktürk egemenliği altına girmiĢtir. 630'da ilk Göktürk devletinin zayıflayıp Çin kontrolü altına girmesiyle tekrar birleĢmeye baĢlamıĢlarsa da ikinci Göktürk Devleti kurulunca fazla direniĢ gösteremeden tekrar egemenlik altına girdiler. (7.yy sonları). 745 yılında ikinci Göktürk Devleti de yıkılınca batıya ve Çin'e göçmüĢ birçok Oğuz Boyu da Ötüken'e geri dönerek Kutluk Bilge Kağan'ın kurduğu Uygur Devleti çatısı altında birleĢti. Altayların batısındaki ve Tanrı Dağları bölgesindeki Oğuz toplulukları ise Gök Türklerin batı kolu olan TürgiĢ ya da TürkeĢ Kağanlığına bağlı olarak varlıklarını sürdürdüler. 760'lı yıllarda bölgeyi ele geçiren Karluk boyunun kurduğu devlette yer aldılar. Bu boyun öncülüğünde Yağma ve Çiğil boylarının da katılımıyla kurulan


Karahanlı Devleti içinde Oğuz boyları da vardı. 10. yüzyılda Hazar Denizi'nin doğusunda Oğuz Yabgu önderliğinde ilk devletlerini kurdular.1000 yılında Kıpçaklar tarafından yıkılan bu devletten sonra Oğuzlar ikiye bölündü, bir kısmı kuzeye giderek bugünkü Kırım, Kazak, Bulgar ve Tatarların atası oldular; bir kısmı da Selçuk bey önderliğinde güneye indiler, Ġslami kabul edip Ġslâm orduları hizmetine girdiler. Doğu'daki Oğuz kitlelerinin tarihi baĢka yönde geliĢti. 840 yılında Uygur Devleti Kırgızlar tarafından yıkılınca Oğuzların asıl büyük göçü baĢladı ve Asya'nın dört bir tarafına ama daha çok kitleler halinde batıya göçtüler ve öteki kandaĢ boylarla birleĢtiler. Oğuz kitleleri içinde Kınık boyundan olup, ataları Selçuk'un adından ötürü Selçuklular olarak anılmaya baĢlayan bir kol Tuğrul Bey önderliğinde 1038 yılında Irak ve Ġran'da Büyük Selçuklu Ġmparatorluğunu kurdu. Etrafta dağınık yaĢayan diğer Türk boyları da bu Ġmparatorluğa katıldı. 1040'da Merv yakınlarındaki Dandanakan SavaĢı'nda Gaznelileri yendiler. Selçukluk egemenliği Ġran, Horasan, Merv, Irak, Suriye, Güney Kafkasya ve Anadolu'da bir asırdan fazla sürdü. Son büyük sultanları Sencer'in 1141'de Semerkant ile Buhara arasında bulunan Katavan mevkiinde Moğol kökenli Karahıtaylılar'a yenilmesi ile devlet çözülmeye baĢladı. 1153'te kuzeydoğudan gelen Karahıtaylar ve Karluklar tarafından imparatorluk yıkılınca Oğuzlar dağıldı. Dağılan bu boyların kimi HarzemĢahlara bağlandı, kimi Horasan'a, Kirman'a göçtü, kimileri de daha batıya gidip Irak'a, Suriye'ye yerleĢti, kimileri de Anadolu Selçuklu Devleti 'ne katıldı. Bunlardan sonra kurulan Akkoyunlu, Karakoyunlu, Safevi Devletleri, Alemdarlar, Anadolu beylikleri, Osmanlı Ġmparatorluğu, Suriye, Irak ve Azerbaycan'da çeĢitli beyliklerde de Oğuz Kağan Destanı mevcuttu. Göktürkler ve Oğuzlar Vergi memuruna Amga (veya Imga) derlerdi, ve devlet kasasında Aglık YÖRÜKLER Türkçe ve yabancı sözlüklerde „göçebe Türkmen‟dir. Türkistan‟da konuĢulan Türkçelerde ve eski Osmanlıcada Yüvrük kelimesi güçlü ve atılgan manasına gelir. Horasan‟da Makedonyalı Ġskender ordusuna karĢı tek geldiği için Salurlara Yüvrük (kahraman) adı verilir. Bu adı Anadolu‟ya Salurlar getirmiĢlerdir.Türkmen kelimesi Türk-Ġman‟dan türemiĢtir. Oğuz Türklerine Müslüman olduktan sonra bu ad verilmiĢtir. Bozoklar Türkistan‟dan 11′inci asırda gelip Yozgat yöresine yerleĢmiĢlerdir. Bunların bir kısmı ayrılıp Halep ve ġam‟a göç etmiĢtir. Daha sonra 17′nci yüzyılda Dördüncü Murat Bağdat seferi dönüĢünde bunların çoğunu beraberinde getirip Anadolu‟nun sıcak güney bölgelerinde iskan ettirmiĢtir. Bunlara Anadolu‟da genel olarak Arapçi, Arapgir, Saçıkara veya Hayta Yörükleri denir.Ġlk Cepniler Hacı BektaĢı Veli ile birlikte Horasan‟dan gelip KırĢehir ve Sivas‟a yerleĢmiĢlerdir. Daha sonra 14′üncü yüzyılda Türkistan‟dan (Türkmenistan) gelen ve Karadeniz bölgesine yerleĢen çok sayıda Cepniler vardır. Yakup Han ile Bayram Han gibi kahramanlar bunlardandır. Bayram Han‟ın oğlu Hacı Emir Bey ve torunu Süleyman Bey yıllarca Pontuslara karĢı savaĢmıĢtır. Süleyman Bey 1397′de bütün Giresun bölgesini beyliğine katmıĢtır.Kayılar anavatanı olan Türkmenistan Balkan eyaletlerinden gelmiĢlerdir.Yeni Osmanlılar Osmanlı padiĢahlarının boyundan (Karakeçili) olup, Ġmparatorluğun sonuna doğru gelenlerdir.Solaklar dinlenme manasına, Meller (Melliler) göçten geri kalma, Çakıllar göç etmeyip, yere çakılıp kalma manasındadır. Hona erkek geyik demektir. Kara Hacı Adana Toroslarında yaĢamıĢ AvĢar beylerinden Kara Receb‟in oğlu Kara Mustafa‟dır.Teke Türkmenleri Ġran, Horasan, Türkmenistan ile Afganistan sınır bölgesinde Ģu an yaĢayanlardan olup, Anadolu‟ya ilk gelen Türkmenlerdendir. Kendilerine Yüvrük denen Türkmenlerdendir. Alparslan‟ın askerlerinin çoğu Teke Türkmen‟iydi. Türkmenistan‟ın en kalabalık halkı Ahılteke‟dir. Bunlara Eski Yörükler de denir. YarıĢ atları dünyada emsalsizdir.Tonguç Türkmencemde düğümlemek anlamındadır, tangmaktan gelir. Tonguç ayrıca bir Moğol kabilesidir.Not: Bu soy kütüğünde


adı geçmeyen Yörükler bu boylara bağlı olup, ufak ve meĢhur olmayan oymaklardır.Bugün, Kayı boyu mensupları, genellikle; EskiĢehir, Mihalıççık, Orhaneli, Isparta, Burdur, Fethiye, Muğla, Aydın ve ÖdemiĢ civarındaki köylerde yerleĢmiĢlerdir.Tarih boyunca Kayı Boyunun yerleĢtiği bölgeler; Hindistan: Babür devleti, Ġran, Irak, Suriye, Urfa: Karacadağ da ikamet etmiĢlerdir. Yörüklük Türklüğün orjinidir, lakabıdır, ta kendisidir. Otantik ismidir. Bilindiği gibi Türklerin ilk yurdu Orta Asya idi. Türkler Çin Seddinin ötesinde, Orta Asya‟ da çok çetin iklim ve arazi Ģartlarında göçebe hayvancılıkla geçinmeye çalıĢıyorlardı. Türklerin bundan sonraki yurdu olan, Hazar Denizinin doğusundaki Maveraünnehir ve Horasan Bölgesi de büyük ölçüde çölden ibaretti. Derken Türkler Anadolu‟ ya geldiler. Buranın coğrafi özellikleri Türklerin toplumsal geliĢmesinde büyük bir paya sahiptir. Anadolu‟ nun önemli ölçüde yayla ve dağlık oluĢu hayvancılık yapan Yörükler‟ e bildikleri ve ihtiyaçları olan bir ortamı sağlıyordu. Fakat bu yaylanın pek çok yerinde tarıma elveriĢli ova ve vadiler de vardı. Örneğin, Konya, Ankara, EskiĢehir gibi büyük ovalar. Yaylayı çevreleyen dağların ötesinde de bereketli kıyı ovaları sıralanıyordu. Yörükler bu kıtada tedricen, alıĢtıra alıĢtıra – bu sayede toplumsal ve kiĢiliksel çok büyük bunalımlara fazla düĢmeden – yerleĢikliğe, çiftçiliğe geçiĢin ideal koĢullarını buldular. Anadolu‟ da nüfus yoğunluğunun fazla olmaması yerleĢik düzene geçiĢin nispeten kavgasız gürültüsüz olmasını sağladı.

Türkiye genelinde en çok yörükler nerelerde yaĢamaktadır. Malazgirt zaferinden sonra bütün Anadoluya, 24 Oğuz boyuna mensup kabileler fetih heyecanı, yeni yurtlar bulma hevesiyle akmağa baĢladılar. Türkiye‟de 24 Oğuz boyunun oymak ve aĢiret adını almıĢ binlerce köyü mevcuttur. Bu Türkmen aĢiretleri bütün Anadolu‟ yu TürkmenleĢtirmiĢlerdir. Bundan da anlaĢıldığı gibi Türkiye‟ de yörüklerin çok bulunduğu yer diye bir Ģey söz konusu değildir. Çünkü Türkiye yörüklerden oluĢmuĢtur. Türkiye‟nin mayası yörüklerdir. Osman Bey, Söğüt civarındaki küçükyörük grubunun liderliğini babası Ertuğrul Bey‟ den 1281 yılında devralmıĢtı. Fakat bu sıralarda baĢkanı olduğu grup tarih sahnesinde tanınmayacak kadar küçük ve önemsizdi. Ancak Osman Bey‟in baĢkanlığında yirmi yıl yaĢadıktan sonra bu küçük toplum AĢiretten Beyliğe – Beylikten Cihan Devletine ulaĢmıĢtır. ġu anda yurdumuzda kaç boy ve aĢiret olarak Yörük yurttaĢımız yaĢamaktadır ve bu boy ve aĢiretler hangileridir? ġu an yurdumuzun her köĢesinde yerleĢmiĢ Yörük boyları ve aĢiretleri vardır. Isparta – Antalya civarında Hayta AĢireti, Burdur – Konya civarında Honamlı AĢireti, Korkuteli – Kozan – Kadirli civarında Varsak AĢireti, Erdemli – Mersin – NevĢehir civarında Boynuinceli AĢireti, Kayseri de AvĢarlar, Söğüt – Bilecik – EskiĢehir – Kütahya – Bursa – Ankara civarında Karakeçilli AĢireti Belli baĢlılarındandır. Yörük yemeklerini sayar mısınız? Yörük yemekleri arasında; Bulgur aĢı (Etli pilav), Tarhana Çorbası, Yoğurtlu Yayla Çorbası, Gözleme, Mantı, HamuraĢı, HöĢmerim, KeĢkek, Lokma sayılabilir. Bir Yörük kıyafeti kadın ve erkek olarak nasıl oluyor? Açıklar mısınız.


Balıkesir, Bilecik‟ den Antalya‟ ya kadar eski Yörük erkek kılığı zeybek kılığıdır. Üç etek zıbın bir arkada etek iki de yanda etek. Ayakta kısa zeybek donu veya pamuklu, yünlü uzun pantolon. Yakasız gömlek, iĢlemeli cepken. Belde büyük kuĢak üzerinde silahlık. Silahlığın içinde koca bıçak, kulaklı bıçak, tabanca, tarak, ayna, makas, çakmaktaĢı vs. bulunuyor. BaĢta fes, oyalı yazma.Kadın giyimi ise ayakta edik veya çarık, üç tek entari, cepken, kuĢak, baĢta fes. Fesin üzerine çekilen bir örtü (PoĢu, yağlık, yazma vs.) Yörük yayla ve oba çadırlarının özelliklerini anlatır mısınız? Anadolu‟ da Yörükler üç türlü çadır kullanırlar. a) Kara Çadır (Kıl Çadır, Çul Çadır da denir) b) Keçe Ev (Alaçık, Alıcık da denir) c) Topağ Ev (Topak Ev, Bekdik Çadırı, Derim Ev de denir)Kara Çadır keçi kılının ıstar denen dokuma tezgahında dokunmasıyla yapılıp tek katlı, uzunca bir ev biçimindedir. Anadolu‟ da Manisa ve Kütahya‟ dan Adana ve MaraĢ‟ a kadar Kıl Çadırlar kullanılmaktadır.Çadır çok kutludur, saygılıdır, dualıdır. Çadır için ataların duası denir. Bu sarsılmaz inanıĢı ocak ve atalar kültürünün devamı olarak düĢünebiliriz. Çadıra kıtlık, bereketsizlik gelmez. Bir kurban kesip dua etmeden yeni çadıra girilmez. Türkiye‟ nin dört tarafında Türk aĢiretleri ufak farklar dıĢında aynı maddi kültüre sahiptirler. Bu da onların bir orijin, bir kültür ve bir medeniyetten geldiklerini gösterir. Hamit Kemal TÜRKMEN

OĞUZLARIN BOYLARI

BOZOKLAR

ÜÇOKLAR

GÜN HAN AY HAN YILDIZ HAN KAYI YAZIR AVġAR BAYAT DÖĞER KIZIK ALKEVLĠ DODURGA BEĞDĠRLĠ KARAEVLĠ YAPARLI KARKIN ONGUNU ġAHĠN

ONGUNU KARTAL

ONGUNU TAVġANCIL

GÖK HAN DAĞ HAN DENĠZ HAN BAYINDIR SALUR ĠĞDĠR BEÇENEK EYMÜR BÜĞDÜZ ÇAVULDUR ALAYUNTLU YIVA ÇEPNĠ YÜREĞR KINIK ONGUNU SUNGUR

ONGUNU ÜÇKUġ

ONGUNU ÇAKIR

AKÇAKOCANIN YAPILANMASI M.Ö 296 Psilya Kralı Akçakoca‟yı iĢgal etmesi , Diapolis kentinin kurulması 1050-Türk boylarının bölgeye gelmesi 1308- Akçakoca Bey , Osman Gazi‟nin silah arkadaĢı olup , Sapanca , Kocaeli‟ni alır. Ertuğrul Gazi buraya Akçakoca ismini verir. Ereğli‟den , Karasu‟ya kadar olan yerleri devlet sınırları içine katmıĢtır.Ġzmit‟e son seferinde çadır kurduğu Baba Tepe‟de 94 yaĢında 1328 yılında ölmüĢtür.Orada gömülmüĢtür.Kendisine bir cami türbe yapılmıĢtır. 1323 -Osman Gazi, Konuralp tarafından Konrapa zapt edilmesi(Üskübü-Düzce) 1564 -Konrapa‟da Kadılığın Düzce‟ye devri 1692 -Diapolisin Bolu‟ya bağlanması


1812 -Ayazlıda bulunan Lazimark halkın yöreden ayrılması 1812 -Çuhallı‟ya ilk cami yapıldı 1885 -Akçakoca Düzce yolun yapılması 1864 -Kastamonu Vilayetine Bolu – Akçakoca bağlanması 1870 -Düzce‟nin kaza olması, AkçaĢehir‟in Nahiye olması Düzce‟ye bağlanması 1877 -Rus harbinde Doğu Karadeniz‟den göç baĢladı 1889 -AkçaĢehir‟in kuruluĢu 1889 -Belediye kuruldu 1890 -Tersane Memurluğu kuruldu 1906 –Çuhallı‟da büyük yangın 1920 -Düzce – Adapazarı isyanı 1921 -Düzce – Adapazarı isyanının büyük millet meclisinde affedilmesi 1921 -Ġpsiz Recep‟in faaliyete geçmesi , askeri polisin kurulması , 1921 - AhĢap iskele yapılısı 1921 -Askeri polisin kurulması 1921 -Çuhallı ÇarĢısına iskele yapıldı 1922 -Yeni çarsıda yeni camii temeli atılıĢı 1925 -Hükümet Konağı kurulur.Ġlk Kaymakam Ali Okay‟dır. 1926 -Belediye sınırları tespit edilmesi 1934 -AkçaĢehir Akçakoca olarak değiĢtirildi 1940 -Fiskobirlik kuruldu 1942 -Yeni çarĢıya belediye nakledildi 1942 –Çuhallı‟ya tabur komutanlığı geldi 1945 -Ziraat Bankası açıldı 1947 -Jeoloji raporu hazırlandı 1947 -Beton iskele yapıldı 1949 -Elektrik hizmete girmesi 1954 -Barbaros Ġlkokulu yapıldı 1954 -Fiskobirlik fabrikası hizmete girdi 1955 –Tuna nehrinden gelen buzlar Akçakoca görülmüĢtür 1956 –Çuhallı‟ya fındık tarım satıĢ kooperatifi kuruldu 1956 -Çuhallı‟ya yeni cami yapıldı 1956 –Çuhallı‟daki caminin yapılıĢı 1961 -Ayazlı köyü mahalle oldu. 1966 -Elektrik yeni yapılanması 1968 -ĠĢ bankası açıldı 1979 -Liman yapıldı 1983 -Sarıyayla‟dan su getirilmesi 1993 –Yeni Pazaryeri yapıldı 1993 -Ögretmenevi yapıldı 1994 -Akçakoca-Melenağzı yolu yapıldı 1995 -Ġlk festival yapıldı 1995 -Barbaros okulu yandı ,yerine Ġmam Hatip Lisesi açıldı. 2008 -Yeni Belediye sarayı yapıldı 2008 -Yeni katlı otopark yapıldı 2008 -Yeni hükümet binası yapıldı AKÇAKOCANIN GEÇĠRDĠĞĠ ĠDARĠ TEġKĠLATI SAFHASI Akçakoca nın Osmanlı Türkleri tarafından 1323 yılından 1934 yılına kadar 4 safha geçirmiĢtir.1- Voyvodalık (Kadılık-Kaza ) safhası Osmanlı Türkleri Akçakoca‟yı 1323


ten 1864 yılına kadar 542 yıl yönetmiĢlerdir,bir Serdarın bulunduğu Voyvodalık olarak idare edilmiĢtir.2 – Düzce Akçakoca birleĢik nahiye devresi,1864 ten 1870 yılına dek 6 yıl sürmüĢtür,kaza merkezi Göynüktü,nahiye ona bağlı ,nahiye merkezi Düzce idi. 3 – Akçakoca nahiye safhası,1870-1934 arası 64 yıl sürmüĢtür,Düzce ye bağlı idi. 4 – Akçakoca kaza safhası 1934 yılından bugüne dek devam etmektedir

AKÇAKOCA BELEDĠYESĠ NDE BAġKANLIK YAPMIġ KĠġĠLER 1- AHMET ZÜHTÜ EFENDĠ - 1889 2- ĠBRAHĠM BEY -1895 3- MUSTAFA EFENDĠ - 1897 4- MEHMET KIZILTAN - 1900-1914 5- HAMDĠ EFENDĠ - 1907-1910 6- MEHMET YAREN - 1910-1911 7- MEHMET HÜSNÜ TÜZE - 1911-1912 8- AHMET TERZĠBAġOĞLU - 1914-1916 9- MEHMET HÜSNÜ TERZĠOĞLU -1916-1920 10-MEHMET LÜTFÜ GÖREN -1925-1926 11-SADULLAH TERZĠOĞLU - 1926-1927 12-AHMET AġÇIOĞLU -1927-1934 13-ALĠ SERVET DÖNMEZ -1934-1938 14-TALAT UĞUR1938-1946 15-CEMAL AKÇAKOCA -1938-1940-1948-1950*1955-1956 16-VASIF PEKER -1946-1948 17-MUSTAFA UĞUR -1950-1952 18-VASIF PEKER -1952-1955 19-ORHAN MADENCĠ -1956-1957 20-AYDIN TERZĠBAġOĞLU -1957-1958 21-ALĠ HASAN GÜR(VEKĠL) AS.ġB.BAġ.-1960-1961 22-MEHMET FINDIKOĞLU(VEKĠL) KAYMAKAM-1961-1963 23-MEHMET AKIN -1963-1973 24-AHMET ÖZBAKIR -1973-1977 25-HÜSEYĠN YANMAZ -1977-1980-1987-1994 26-EKREM KUDOĞLU(AST.SB.) VEKĠL-1981-1982 27-HÜSNÜ GONCA (ÖĞRT.) VEKĠL -1982-1984 28-MEHMET GÜNDÜZ -1984-1989 29-EROL SOLAK -1994-2002 30-GĠROL KĠBAR(VEKĠL) -2002-2004 31-NAZMĠ ÇĠLOĞLU -2004-2009 32- FĠKRET ALBAYRAK - 2009-

AKÇAKOCADA GÖREV YAPAN KAYMAKAMLAR 1-ALĠ OKAY 2-NECDET BAġAT 3-DOĞAN ULUERGÜVEN 4-FUAT AKNA 5-CABBAR DEMĠRKALE

- 1934 -1942 -1944 -1945 -1946


6-HASĠP AKSOY -1946 7-FUAT ÜST -1947 8-DÜNDAR ġEFĠK SOYER -1949 9-TEFĠK KURMA -1950 10-HÜSEYĠN RAGIP UĞURAL -1951 11-CAHĠT SONBA -1953 12-TAHSĠN AKSOYOĞLU -1953 13-SAMĠM GÖKYAR -1957 14-HASAN GÜR -1960 15-SAMĠM GÖKYAR 1960 16-AHMET ġENġOY -1960 17-MEHMET FINDIKOĞLU 1961 18-FAHRĠ YÜCEL 1964 19-KAZIM ZÜLFÜKAR - 1966 20-NURETTĠN TURAN -1966 21-BAKĠ UÇMAN -1966 22-HÜSEYĠN IRMAK 1967 23-TARIK KIRAÇ - 1967 24-CEMAL BARUTÇU 1967 25-SABAHATTĠN EREN -1968 26-KAMER DĠRĠBAġ 1969 27-AVNĠ KIZILASLAN -1970 28-MUZAFFER KURTULMUġOĞLU -1972 29-M.EBRAR BERK -1972 30-MUZAFFER KURTULMUġOĞLU -1972 31-ALTAN TUNA -1972 32-HÜSEYĠN SOYAR -1976 33-YÜZ. FĠKRET TĠMUR -1976 34-CEZMĠ GÖÇER -1977 35-KUTLUAY ÖKTEM -1978 36-METĠN ALP -1979 37-ABDÜLKADĠR BAKAN -1980 38-SITKI ASLAN -1981 39-RECEP YAZICIOĞLU -1983 40-ĠSMAĠL EROĞLU -1984 41-MURAT HAMZAOĞLU -1984 42-AHMET ERTAN YÜCEL -1989 43-HASAN ġENSES 1993 44-ġEFĠK AYDIN - 1997 45-VASĠP ġAHĠN 1999 46- ALĠ USLANMAZ - 2002 47-SAVAġ TUNCER - 2005


AKÇAKOCA‟DAKĠ KURUMLAR

Akçakoca Kaymakamlığı

Sivil Savunma Müdürlüğü

Fisko Müdürlüğü

Askerlik ġube BaĢkanlığı

Mal Müdürlüğü

Huzurevi Müdürlüğü

Akçakoca Belediye BaĢkanlığı

Vergi Dairesi Müdürlüğü

Ticaret ve Sanayi Odası BaĢkanlığı

DÜZCE.Ü.Yük.Ok.Müdürlüğü

Milli Eğitim Müdürlüğü

Esnaf ve Sanatkarlar Odası BaĢkanlığı

Adliye

Sağlık Grup BaĢkanlığı

ġoförler ve Otomobilciler Odası BaĢkanlığı

Emniyet Müdürlüğü

P.T.T. Müdürlüğü

Akçakoca Eğitim ve Kalkınma Vakfı

Jandarma

Tarım Ġlçe Müdürlüğü

KÖYLERĠMĠZ

Akçakoca Müftülüğü

Orman ĠĢletme Müdürlüğü

Tapu Sicil Müdürlüğü

SEDAġ ĠĢletme BaĢmühendisliği

Gençlik ve Spor Ġlçe Müdürlüğü

Halk Kütüphanesi Müdürlüğü

Meteoroloji Ġstasyon Müdürlüğü

Turizm DanıĢma Müdürlüğü

D.T.S. Denetmenliği

T.C. Ziraat Bankası Müdürlüğü

Nüfus Müdürlüğü

T. Halk Bankası Müdürlüğü

Özel Ġdare Müdürlüğü

T. ĠĢ Bankası Müdürlüğü

ESNAF KURULUġLARI Akçakoca Esnaf ve Sanatkârlar Odasının 25 Haziran 2005 kayıtlarına göre: Akçakoca‟da 1526‟sı faal ve 1205‟i ayrılmıĢ toplam 2731 esnaf bulunmaktadır. Bu esnafın 846 tanesinin sicili, 43 tanesinin ustalık belgesi vardır. 15226 tanesinin ise ustalık belge vizesi geçmiĢ görülmektedir. Toplam esnaf içinde tek meslekli üye sayısı 2729 ve çok meslekli üye sayısı 3‟tür. Esnaf kuruluĢuna kayıtlı üyelerin 1361 tanesi erkek, 165 tanesi ise kadındır.2001 yılında Akçakoca‟da 288 kahvehane, 55 çay ocağı,19 çay bahçesi vardır. 28 Kafeterya, 8 meĢrubat bayii, 8 birahane, 484 bakkal, 73 büfe, 31 tekel bayii, 23 market, 29 kasap, 15 köfteci,77 lokantacı,35 pideci, 17 balıkçı, 35 tavukçu,46 fırıncı, 6 simit fırını, 10 pastacı,30 manav bulunmaktadır. Bunlara paralel


olarak 54 zahireci, 83 terzi, 6 koltuk döĢemecisi, 22 manifaturacı, 6 trikotaj dokuma yeri, 11 yorgancı, 8 halıcı,1 yüncü, 58 mobilyacı,31 doğrama atölyesi,29 keresteci, 2 hızarcı, 65 kunduracı, 13 ayakkabı satıcısı,19 kırtasiyeci, 1 ambalaj sanayicisi,1 matbaa, 6 mermerci, 9 nalbur, 21 kuaför, 87 muhtelif eĢya, 4 zücaciye,16 turistik eĢya, 58 tuhafiye, 5 madeni yağ satıcısı, 6 oto parçacı 7 oto elektrik, 3 oto lastik,5 oto boyacı, 1 akü bayii,26 pansiyon,12 kamping,10 otel, 7 inĢaat ustası,1 sıvacı,31 elektrikçi, 10 elektrikli malzeme imalatçısı bulunmaktadır.Akçakoca merkez ilçede kayıtlı esnaf çeĢidi bir büyük kentte bulunan esnaf çeĢitlerinin hemen hemen hepsi bulunmaktadır. 249 meslek dalı mevcuttur. Fakat dengeli bir dağılım yoktur. 484 bakkal, market ve 83 büfe ile en büyük gruba oluĢturmaktadır. Bunu 288 esnafla kahveci ve 55 çay ocağı esnafı izlemektedir. Bu karĢılık Turizm Bölgesinde 1 tane Turistik eĢya satıcısı, 1 döĢemeci, 1 kaportacının, bulunması ilginçtir. Not: “1640 tarihli ES‟AR DEFTERĠ, Prof. Dr. YaĢar Yücel Ankara, 1962” tarihli kitabının 34. sayfasında:“AkçaĢehir‟in Pembe bezinin arĢunu yedi akçe, yeni iki en bezine elli dört akçedir” ifadesi yer almaktadır. Akçakoca‟da o tarihlerde dokumacılık var mı? AraĢtırılması gerekir.Yapılan inceleme ve anlatılanlara göre; Yenice, HemĢin (Armutlu), Karatavuk köylerinde tezgahlarda yünden Ģayak dokunurmuĢ. Yine yakın döneme kadar Akkaya, Bayhanlı, Çayağzı, Altunçay, Dereköy, SubaĢı köylerinde keten dokuma tezgahları varmıĢ.

AKÇAKOCADAKĠ ĠDARĠ BĠRĠMLERĠNDE NÜFÜS HAREKETLĠLĠĞĠ ĠDARĠ BĠRĠM ADI MERKEZ AKKAYA AKTAġ ALTUNÇAY ARABACI (ARMUTLU)HEMġĠN BALATLI BEYHANLI BEYÖREN ÇAYAĞZI ÇĠÇEKPINARI DADALI DAVUTAĞA DEREDĠBĠ DEREKÖY DĠLAVER DOĞANCILAR DÖNGELLĠ EDĠLLĠ ESMAHANIM FAKILLI GÖKTEPE HASANÇAVUġ KALKIN KARATAVUK

1990 13.587 556 375 520 537 408 635 231 881 661 358 584 297 458 257 313 267 678 278 535 382 259 392 524 373

1997 19.604 493 409 538 451 244 618 222 767 633 302 690 195 382 257 212 245 562 176 332 366 189 370 435 271

2000 25.632 580 265 616 415 299 679 249 765 767 252 719 252 437 282 236 309 669 200 455 411 191 421 376 239


KEPENÇ KINIK KĠRAZLI KOÇAR KOÇULU KURUGÖL KURUKAVAK KÜPLER MELENAĞZI NAZIMBEY ORTANCA PAġALAR SARIYAYLA SUBAġI TAHĠRLĠ TEPEKÖY UĞURLU YENĠCE YEġĠLKÖY KÖYLER TOPLAMI

125 261 306 399 283 530 1097 250 906 181 152 316 568 324 366 793 997 327 307

143 234 270 281 227 116 1139 214 853 168 146 245 320 329 206 808 1828 231 251 19.257

130 328 243 278 222 287 1756 252 697 213 142 287 316 333 268 820 1126 256 296 17.368

18.222

Kaynak: Akçakoca Nüfus Müdürlüğü Tablo-10 incelendiğinde köylerde büyük ölçüde nüfus azalması görülmektedir. Nüfus artıĢı Akkaya ,Altunçay, Balatlı, Beyhanlı, Çayağzı, Dadalı,Davutağa, Dereköy,Dilaver, Doğancılar, Fakıllı, HasançavuĢ, Kepenç, Kınık, Kurukavak, Küpler, Nazımbey, SubaĢı, Tepeköy, Uğurlu köylerindedir. En çok nüfus artıĢı ise Kurukavak köyündedir. Nüfus kaybı en çok Melenağzı köyündedir. .

NÜFUS HAREKETLĠLĠĞĠ Tarih bölümünden belirtildiği gibi Akçakoca‟ya ilk gelenler Oğuz Türklerinin Üçok koluna mensup obalardır. Birinci grup 9 yere yerleĢmiĢlerdir. Bunlar sırayla: 1) Koçar (Yeni adı Kuçar) 2) Koç- Eli (Daha sonra Koçarlı ve en son Koçullu) 3) Eskiyurt (Eskot sonra Gebekilise en son AktaĢ) 4) Karcuma (Kazcuma) 5) Arabacı 6) Tahir-i (Tahirli) 7) Vakıf (YeĢilköy) 8) Emirköy (Mevcut değil) 9) Kurucagöl 10) Gökçeli 11) Ġkinci grup 1) Kınık (Sonra Kadıköy ve daha sonra Kınık) 2) Ketmenli (Ortaca)


3) 4) 5) 6)

Genç (Sonra KeleĢ en sonra Kepenç) Göktepe Koçköy (Koçköy Mahallesi ) Kırgızlar (Çay- Cumayeri) YerleĢen halk yok olmuĢtur.

Üçüncü grup: 1) Beyören (Beyveren) 2) Kınık 3) Balatlı Bizanslılar bu Üçok koluna ait obaların baskınından korunmak üzere Romanya ve Dobruca da ki Gagavuz Türklerine ait bir grup obayı Akçakoca‟nın Rum köyleri yakınına yerleĢtirildi. Gagavuz Türklerinin kurduğu köyler Ģunlardır: 1)

2) 3) 4)

Kıran (Esmahanım ve Uğurlu Köyleri arasındaki bölgeye yerleĢmiĢ olmalarına rağmen zaman içinde azalmıĢlar ve baĢka köylere gitmiĢlerdir.) Kızılcakilise (Nazımbey Köyü) Topuz Köyü Akkıye (Akkaya Köyü)

Moğol baskısından kaçan bir grup Bozoklu Türk obaları da bölgeye gelerek yerleĢmiĢlerdir1630 yılında Ahmet Han zamanında Kazak Korsanları tarafından yakılıp yıkılan ve yağmalanan Geris-i Sagir, GeriĢi Kagir,Fadıllı, Gökçeeli, Hamzaköy, GüneĢli, Cinciköy, köylerindeki halkı AkçaĢar Voyvodası Keramettin Bey, yeni kurulan Divan-ı Keramettine yerleĢtirdi.1864‟de Kafkasya‟da yapılan mücadeleyi kaybeden Adıgelerden Çerkezlerin bir kısmı Düzce‟ye geçmiĢler, küçük bir grubu da Karaburun civarındaki Çerkez HasançavuĢ köyünü kurmuĢlardır.1877 Osmanlı – Rus Harbinde Kırım‟dan gemilerle Tatarlar gelmiĢtir. Buradan daha sonra Adapazarı ve EskiĢehir‟e gitmiĢlerdir.Yine aynı savaĢ sonunda Kafkaslardan göceden Abazalar Kıran Köyü civarına yerleĢerek Esmahanım, Davutağa ve Dilaver Köylerini kurmuĢlardır. Aynı savaĢ sonu göç eden Gürcülerden bir grupta yine Akçakoca bölgesine gelmiĢler ve ġipir Köyü, Acara Köyü, Melenağzı Köyü, Meze Köyü gibi köyleri kurmuĢlardır.1877 yenilgisi sonucu en büyük göç Lazlarda olmuĢtur. Lazlar Akçakoca bölgesinde Osmaniye Mahallesi, Ayazlı Mahallesi, Döngelli Köyü, Edilli Köyü, Gebekilise Köyü, Gök tepe Köyü ,Yenice köyü, Tahirli köyü,Kalkın köyü,HemĢin köyü Kirazlı PaĢalar gibi yerleĢim birimlerine yerleĢmiĢlerdir.1916 savaĢı sonucu Doğu Karadeniz‟den Trabzon ilçelerinden, özellikle de Sürmene‟den gelen muhacirler Akçakoca Merkez Ġlçe mahallelerine yerleĢmiĢlerdir. Yine aynı dönemde HemĢin, Yenice, Karatavuk, Kurugöl, Sarıyayla,Yeniköy, YeĢilköy, Tepeköy, Deredibi Arabacı ve Fakıllı Köylerine doğu bölgesinden münferit olarak gelen aileler yerleĢmiĢlerdir.Bazı insanlar ilk yerleĢenlerin Manav Türkleri olduğunu iddia etmektedirler. Manav Türkleri konusunda yaptığımız incelemede Manavların, Ġçel, sancağı, Anamur Kazası, Manisa Kazası (Saruhan Sancağı) DüĢenbe (Alaiye Sancağı) yörelerindeki Yörüklerden. Manav Türklerinin Akçakoca Bölgesine yerleĢmiĢ olmaları da söz konusu olabilir. Anadolu‟nun birçok yerinde yerli halka manav dendiği bilinmektedir.Bazılarına göre ise, gelen göçmenlere devamlı olarak sebze verdikleri için manav adını aldıkları Ģeklindedir. Hangisi olursa olsun ilk yerleĢenlerin Türkmenler olduğu kesindir.


Kaynak: Akçakoca Nüfus Müdürlüğü,ġükrü Dönmez-2000,Kenan Okan1997,Drl Ġbrahim Tuzcu

AKÇAKOCADA BĠZANS VE CENEVĠZLĠLER ZAMANINDAKĠ BOYLAR AktaĢ,Nazımbey,Kalkın,Topuz,Tahirli,Çayağzı,Akaya,Melenağzı,Kıran,HasançavuĢ Trakya‟dan getirilen Gagavuz Türk göçmenler bu Hiristiyan köylerine yerleĢtirilmiĢlerdir, bu göçmenlerin bazıları,yaylalara çıktığından Altunçay, SubaĢı,Dereköy köylerine yerleĢmiĢlerdir Kaynak : ġükrü Dönmez -2000,Mustafa Kocadon-1956,Derl.Ġbrahim Tuzcu

AKÇAKOCADA YOK OLAN ESKĠ KÖYLER FADILLI KÖYÜ GERĠġĠ KEBĠR KÖYÜ GERĠġĠ SAGĠR KÖYÜ DÖNGELLĠ ARASI GÜNEġLĠ KÖYÜ HAMZAKÖY CĠNCĠKÖY HASANCIK KÖYÜ KOÇULLU,LAZĠMARK, EMĠRKÖY KIRGIZLAR HEKĠMOĞLU DEĞĠRMENKÖY TAZEKÖY TOPÇUKÖY HACIKÖY YUKARIKÖY DAĞKÖY GÖKÇE ELĠ ġANTĠYESĠ KIRAN DÜZCEKÖY ERENLER SARAYKÖY

AYAZLI MAH. SEVĠL BORU YUKARISI DÖNGELLĠ KÖY,SEVĠL BORU ARASI DÖNGELLĠ KÖY,ġĠMDĠKĠ LĠMAK VE ÇĠÇEKPINAR,-FAKILLI ARASI DADALLI,-ÇĠÇEKPINAR ARASI DEREDĠBĠ,- BEYÖREN ARASI ÇĠÇEKPINAR AYAZLI MAH. KINIK- KOÇAR ARASI ARABACIKÖY-CUMAYANI ALTUNÇAY AFTONU SULFA ALTUNÇAY AFTONU SALFA SUBAġIKÖY---AFTONU ULVA SUBAġIKÖY - AFTONU ULVA SUBAġIKÖY - AFTONU ULVA SUBAġIKÖY -AFTONU ULVA SUBAġIKÖY AFTONU ULVA AYAZLI,DOĞANCILAR ARASI( TEK ĠġL.) UĞURLU,ESMEHANIM ARASI HASANÇAVUġ ,KALKIN ARASI NAZIMBEY,HASANÇAVUġ ARASI NAZIMBEY,UĞURLU ARASI

Buköylerden,GeriĢikagir,GeriĢisagir,Hamzaköy,Gökçeeli,Koçulu,Cinciköy,Hasancık,G üneĢli,Fadıllı köylerini 1620 yıllarında Akkazak korsanları tarafından yok edilmiĢlerdir.Akkazak korsanları gemilerle gelip bu köyleri yok etmiĢlerdir 1632 yılında Osmanlı bu korsanları Karadeniz‟den kovmuĢlardır.Bu 9 köy yerine yeni köyler kurulmuĢtur.Akkazak korsanları ayrıca Ģimdiki foto Oktay ile Armutçuağzı arasında bu korsanlardan korunmak için 2 mt.geniĢliğinde,3 mt. Yüksekliğinde sur yapmıĢlardır,bu sur Bizanslılar zamanında yıktırılmıĢtır. Sarayköy,Erenler,Düzceköy,Kıran,Dağköy,Topçuköy,Tazeköy bu köyleride Cenevizliler tarafından yok edilmiĢtir buralara kendi köylerini kurmuĢlardır


Kaynak : ġükrü Dönmez-2000,Mustafa Kocadon-1956,Kenan Okan-1997,Ġbrahim Tuzcu,Derl.Ġbrahim Tuzcu

18. YÜZYILDA DĠVANĠ DEFTERĠNDE BULUNAN YERLEġĠM BĠRĠMLERĠ Akkaya - Arabacı - Dadalı - Aftuni - Fakıllı - Karkın - Kıramca Kilise - Kerameddin Hacı Yusuflar (Kabakçılar) - Yukarı Mahalle (Koçköy) – AĢağı Mahalle - Tahirli Kaynak : DR.Zeynel Özlü 2006

AKÇAKOCADA YERLĠ KÖYLER Akkaya, Çayağzı,Altunçay,SubaĢı,Dereköy,Balatlı,Beyören,Dadalı,Kepenç tir

AKÇAKOCADA YERLĠ ,GÖÇMEN VE KARIġIK KÖYLER AktaĢ,Arabacı,Doğancılar,Göktepe,HasançavuĢ,Kalkın,Ketmenli,Kınık,Kırazlı,Koçar,K oçulu,Tahirli,Uğurlu,YeĢilköy dür

AKÇAKOCADA GÖÇMEN KÖYLER HemĢin,Çiçekpınar,Davutağa,Deredibi,Döngelli,Dilaver,Esmahanım,Edilli,Fakıllı,Karat avuk,Kurugöl,Sarıyayla,Kurukavak,Küpler,Melenağzı,Nazımbey,Tepeköy,Yenice dir

AKÇAKOCADA NUFUSU AZALAN KÖYLER Tahirli,Doğancılar,Edilli,Kirazlı,Ketmenli,Kepenç,Göktepe,Kınık,buköyler Akçakocaya yakın oldukları için azalma göstermektedir

AKÇAKOCADA NUFUSU ARTAN KÖYLER Döngelli,Doğancılar,Dadalı,Bayhanlı,Kurukavak, tır

AKÇAKOCA DIġINDA ALIġVERĠġLERĠNĠ YAPAN KÖYLER Akkaya,Bayhanlı,ÇayağzıköyüALAPLI,,Altunçay,Dereköy,SubaĢı,Tepeköy,Çiçekpınar,Dere dibi köyü = DÜZCE,Kurukavak,Küpler,Esmahanım,Dilaver = DÜZCE ,Uğurlu,Melenağzı köyü = KOCAALĠ,KARASU

AKÇAKOCADA DAĞINIK KÖY STATÜSÜNDE OLAN KÖYLER AktaĢ,Altunçay,Arabacı,Çayağzı,Davutağa,HemĢin,Doğancılar,Döngelli,Edilli,Fakıllı,K alkın,Karatavuk,Kınık,Kirazlı,Koçar,Kurugöl,Kurukavak,Melenağzı,Tahirli,Tepeköy,Y enice,YeĢilköy


AKÇAKOCADA AZ DAĞINIK KÖY STATÜSÜNDE OLAN KÖYLER Akkaya,Balatlı,Beyören,Çiçekpınar,Dadalı,Deredibi,Dilaver,Esmahanım,Göktepe,Hasa nçavuĢ,Kepenç,Ketmenli,Koçulu,Nazımbey,SubaĢı,Uğurlu Kaynak : Mustafa Kocadon,Ġbrahim Tuzcu,Derl.Ġbrahim Tuzcu

KÜLTÜR

ESKĠ ESERLER VE SĠVĠL MĠMARĠ

ESKĠ ESERLER

Ġlçemiz merkez ve köylerinde eski Akçakoca mimarisini yansıtan çok sayıda ev vardır. Bunlardan 150 kadarı Ankara Kültür ve Tabiat Varlıkları Kurulu tarafından kentsel sit kapsamına alınmıĢtır.Tarihi evlerin bir çoğu Yukarı Mahallede bulunmaktadır. Çoğunluğu iki katlı olan evlerde belirgin özellik cephelerin sıvasız oluĢu,ahĢap karkaslar arasına kırmızı tuğla kullanımıyla duvarları örülen evler, sokak çıkmaları, ahĢap cumbaları, bahçe içi konumları ve yerleĢimleri vardır.Ġlçemizde Ceneviz Kalesi, Çayağzı Köyündeki Osmanlı Mescidi, HemĢin Camii,Orhangazi Mahallesindeki Osmanlı Mezarlığı vb… tarihi yerler mevcuttur. Çayağzı köyünde bulunan Orhangazi tarafından yaptırılan 125 yıllık Orhangazi Cami,çandı tekniğine uygun olarak birbirine geçirilen uzun kütüklerle çivisiz olarak tamamen ahĢaptan aslına uygun bir Ģekilde Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiĢ olup çevre düzenlemesi devam etmektedir.Osmanlı dönemine ait 130 yıllık olan HemĢin Cami,birinci katı taĢ ikinci katı ahĢap olarak aslına uygun restore edilmiĢ olup çevre düzenlemesi çalıĢmaları devam etmektedir.

SĠVĠL MĠMARĠ


AKÇAKOCA‟DA EV TĠPLERĠ Akçakoca‟da Meskenler yapılıĢ tarihlerine göre üç tiptir. 1-En Eski Tip Evler Bu meskenler, tek katlı, dikdörtgen planlı, yan odaları küçük, mutfakları geniĢtir. Bazılarında eve yakın yapılmıĢ fırın bulunur. Kasabaya ve ana yollara yakın köylerde bu tip evler azalmıĢtır. 2-Ġkinci Tip Evler Ġki katlıdır. Kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Odalarda ocaklar bulunur. Üst katta sofralar dıĢarıya çıkıntılıdır. (Musandıra) Helalar ikinci katta, evlerin arka yüzlerinde ve dıĢarıya çıkıntı oluĢturur. Pencereler dar ve çok sayıdadır. GiriĢ ön cephededir. Evler taĢ temel üzerine ahĢap karkas ve bağdadi inĢa edilmiĢtir. DıĢ yüzün birinci katı sıvalı, ikinci katlar tahta kaplamadır. GeniĢ tahta çardaklar bulunur. 3-Üçüncü Tip Evler Yakın tarihte inĢa edilmiĢlerdir. Pencereler geniĢ tavanlar daha alçak ve yapı malzemeleri farlıdır. Evlerin dıĢ yüzü sıvanmaktadır. DöĢeme ve tavan tahtadır.

ÖRF VE ADETLER

Kız ve Erkeğin TanıĢması Akçakoca‟da mısır bitkisinin fazla ekildiği, fındığı kozalarından ayırma makinelerinin daha ortaya çıkmadığı dönemlerde mısır soyma, fındık ayıklama imeceleri yapılırdı. Bu imecelere


kız ve erkekler bir arada katılırlardı. Mısır çapalama, fındık toplama iĢleri de imece Ģeklinde yapılırdı. Akçakocalı kız ve erkek gençler birbirlerini bu imecelerde, kasabaya inme sırasında, dereye suya giderken, niĢan, düğün gibi eğlencelerde tanırdı.Kız ve erkeğin ortaklaĢa güvendikleri bir kadını aracı olarak kabul eder ve sevgi niĢanelerini birbirlerine bu aracılar ile gönderildi. Bu günde buna benzer olaylara Ģahit olunmaktadır. Çoğu kez kız erkeğe, kendi iĢlediği bir mendili, oğlanda kıza gülyağı, Ģeker, lokum, küpe, yüzük gibi hediyelerde gönderirdi. Sevdalık Günleri Akçakoca gençleri arasında sevdalık günleri çok önemliydi. Sevenlerin arkadaĢları vardır. Bu arkadaĢlar erkek ise, hep seven erkeğin etrafındadır, arkadaĢları için pervane olurlar, hep beraber gezerler. BaĢkaları seven erkekmiĢ izlenimi yaratırlar. Örneğin; Sevdiği kız salıncağa binerse, önce aĢık olan silahını boĢaltır. Bunun anlamı: Bu “Seni baĢkası severse onu öldürürüm” anlamına bir mesajdır. Ardından aĢığın arkadaĢları silahlarını boĢaltırlar. Bunun da anlamı: “Bir arkadaĢımızın arkasındayız” demektir Durum herkes tarafından anlaĢılır, kimse kimsenin sahasına girmez. Erkek evlenme arzusunu ailesindeki kadınlara açar. Zaman içinde geliĢen olaylar oğlanın anası tarafından babasına iletilir. Günler ve gecelerce ne olup olmayacağı, aileler arasında düĢünülüp tartıĢılır. Sonunda kız tarafının kıramayacağı bir elçi bulunur. Elçi baba ve annenin ağzını arar. Olumlu yanıt alınca kızı istemek için giriĢimlerde bulunur.Toplum kız isteme konusunda çok duyarlıdır. Ġstenilen bir kızın verilmemesi ya da söz kesiminden sonra dönülmesi erkek tarafından hakaret kabul edilir. Bu tür olaylar genellikle kan davası gibi olaylara sonuçlanır. Sıra Gözetme . Ablası bekar olan, evlenme çağındaki erkek bu kuralı bozup evlenebilir. Erkek toplunda kadından önce gelir. Erkek kardeĢler arasında da sıra gözetilir. Miras taksiminde kızın payı erkeğe göre yok gibidir. (Bu gelenek Lazlarda daha çoktur.)Son zamanlarda Bölgede kızlar arasında sıra gözetme geleneği vardır. Büyük kız varken küçük kız evlenmesi ayıplandığı gibi baba buna kesinlikle karĢı koyar herkes hakkını yavaĢ yavaĢ alma yolunu tutmaya baĢladı. BaĢlık Parası Akçakoca ve köylerinde baĢlık parası vermek hemen hemen yok gibidir. Yalnız fakir ailelerde kızına çeyiz yapabilmek için bir miktar para ödenir. BaĢlık parası verme Laz ve Gürcü ailelerde, Rizeli toplumlarda daha az uygulanır. Abazalarda baĢlık parası alınmaktadır. Kız Kaçırma Olayları Abazalarda düğün çok masraflı olduğu için, özellikle birbirini seven çiftler kaçarlar. Bu danıĢıklı döğüĢtür. Kız kaçırılmadan önce nüfus cüzdanı kaçırılır. Kızın yaĢı on sekizden küçük ise kız kaçırılınca erkeğin akrabalarından birinin evinde saklanır. Daha sonra aileler arasında anlaĢmaya gidilir. Kaçırılan kızın yanında kıza yakınlığı ile bilinen kızın arkadaĢı ile kaçırılır. Bu kıza tasavize denir. Kız emin bir ailenin yanına misafir edilir. Düğün yapılıncaya kadar kız o evde kalır. O evde her akĢam eğlence yapılır. Bunun adına taĢamhara denir. Kızerkek anlaĢarak kaçmıĢlarsa iki tarafın aileleri bir müddet birbirleriyle görüĢmez. Daha sonra aracılar yardımıyla taraflar barıĢtırılır. Ancak yıllar süren küskünlükler söz konusudur. Kız kaçırmada kızın rızası yoksa olay kan davasına kadar gidebilir.


Kız Ġsteme Geleneği Ön hazırlıklar tamam olunca kız babasının sevdiği birisi erkek tarafı ile birlikte kız istemeye gider. Erkek tarafından ağzı laf yapan biri sözü açar.“Biz Allah‟ın emri, Peygamberin kavli ile kızınız ...............‟yı oğlumuz ..............‟ya istemeğe geldik” der. Baba da;Allah yazdıysa olur. Amma bir düĢünelim. Soracak adamlarımız var onlara soralım” der. Bu biraz naz etmek ve kendi akrabalarına paye çıkarmak için söylenmiĢ bir sözdür. Bir müddet biçilir. Bu arada istiyorlarsa, el altından erkek tarafını cesaretlendirecek haberler iletilir.Bu dönemde, kız ile erkek karĢılaĢtıklarında kaĢ göz iĢaretleri ile birbirlerine cesaret verirler. Kız belli bir süre sonra istenir. Söz Kesme ve NiĢan Olayı Eskiden erkek askere gitmeden niĢanlanırdı. NiĢanlık süresi, askerlik, para yokluğu ile ilgili olarak 2-3 hafta ile bir yıl arasında değiĢir. Yerli halk arasında beĢik kertmesi kesinlikle yoktur. Göçmen köylerinde beĢik kertmesine rastlandığı söylenmekte ise de tespit edemedim.Kız istemede erkek tarafından hediye olarak getirilen “kutu Ģekeri” ertesi gün iade edilmez açılırsa, kızı erkeğe verildiğine iĢarettir.Taraflar tarafından söz kesiminden sonra oğlan tarafından akrabaları kızın evine yüzük, kutu Ģekeri ile elbiseler, çorap ve terlik alıp giderler. NiĢanda yüzükler takılır. Bazı köylerde niĢanda erkeğin bulunmadığı, akrabası tarafından kızın parmağına yüzük takıldığı söylenmekte ise yerli köylerde böyle bir gelenek bulunmamaktadır.Bir süre sonra kız tarafı, yüzük, bir kat çamaĢır, kaynanaya elbise alıp oğlan evine getirirler. Çeyiz Geleneği Çeyiz olarak sandık, yatak, yorgan, yelek, Ģalvar, bakırdan mutfak eĢyası, elde dokunmuĢ yer hasırı, hasır seccade, ottan duvar yastığı, kanaviçe iĢler ve örtüler vardır. Çeyizin miktarı ailenin mali durumu ile ilgilidir. Yerli halkta çeyiz eĢyası, Doğu Karadeniz kökenli ailelerde olduğu kadar fazla olmakla beraber, kızlar mirasta erkek kadar hakka sahiptir. Kına Gecesi Düğün geleneğinin ilk kademesi kına gecesidir.Kına gecesi ÇarĢamba günü yapılır. Kına gecesi için erkek tarafı beraberlerinde taraftarları ile birlikte yanlarına kına alıp gelin evine gidilir. Dört kız çarĢaf veya büyük bir yazmanın altına gelini alırlar. Bir kız gelinin eline tabaktan kına yakar. Elleri temiz beyaz bezlerle yumrukları bağlanır. Bir taraftan da maniler söylenir. Hem gelin ağlar, hem etrafındakiler. Ġzzet ve ikramdan sonra erkek tarafı evlerine gelir. Damadın evi önünde büyük bir ateĢ yakılır. Kız tarafı tavuk istemeğe gelir. Her evden birer tavuk alınır. AteĢ yanınca baklavalar getirilir. Ġkramlar yapılır. Kız tarafı darıltılmadan uğurlanır.Kına gecesi bayramlık elbiselerini giyen genç kızlar çiftetelli, topal oyunu, orta oyunu gibi oyunlar yaĢlı bir kadın denetiminde oynanır

Düğün Günü Düğün genellikle niĢandan en az bir yıl sonra yapılır. Bindallı ve benzer gelenekler yoktur. Eskiden gelin renkli ve temiz ipekli elbise damat ise don pantolon üzerine beyaz gömlek ve iĢlemeli yelek giyerdi. Güvey fakirse beyaz elbise ödünç alınırdı.Eskiden olduğu gibi gelin


kayın baba ve yakın akraba arasına giderdi. Gelin evden çıkarken, kız kardeĢlerden biri, yoksa akraba kızlardan biri çeyiz sandığı üzerine oturup sandık haracı isterdi. Ayrıca kapıdan çıkarken erkek kardeĢ, kapı haracı olarak bir miktar para talep eder.Köylerde, genellikle bir öküz arabası süslenirdi. Üstüne halı ve kilimlerle bir örtü yayılır. Araba çan ve zillerle bezenir, köylüler Ģık giysilerini giymiĢ, arabanın önündü, ardında, yanında yürüyerek giderlerdi. Ġkide birde araba durdurulur:- Ala ala hay... diye bağırarak düğün evine varılır. Yolda devamlı halaylar çekilir. Kasap oyunu, Kastamonu zeybeği gibi oyunlar oynanır. Gelin alayı, çeĢitli yollardan dolaĢarak damat evine varırdı.Gelin alınmadan o köylülere veya mahalleliye pilavlık parası verilir. Gelin arabaya binmeden bolluk ve bereketli olsun diye ya damadın babası veya yakını bozuk paralar içinde Ģekerler, buğdaylar serper, çocuklarda bunları birbiri üzerine yığıĢarak kapıĢ kapıĢ toplardı.Köyden çıkıncaya kadar çeĢitli yollardan dolaĢarak damat evine varılır. Gelin arabadan inmez, bahĢiĢ ister. Bir inek ya da tosun getirilir. Kulağı kesilerek iĢaret verilir. Kapı önünde kurulan bir masada kız tarafı tatlı, Ģeker, sigara, mermi gibi isteklerde bulunur. Bu istekler karĢılanıncaya kadar gelin bekletilir. Bu durum bazen üç dört saat kadar sürer.Gelin eve girerken eğilip eĢiği öper. Bolluk getirmesi düĢünülerek mısır, buğday, Ģeker, bozuk para atılır. Akraba ve komĢular baĢlarında birer tepsi baklava alarak erkek evine giderler. Tepsiler üst üste kümelenir.Erkeklerde evin önünde yakılan ateĢ etrafında oynarlar. Bu oyunlar kadın kıyafetine girmiĢ köçekler tarafından oynanır. Eğer aile varlıklı ise dört köçek, dört davul, dört zurna ve dört keman bulunur.Diğer köylerden geleneklerde kafileler halinde düğüne katılırlar. Kimileri koç, kimileri koyun getirir. Meydanda ikramlar yapılır.Yenip içilir. Sonunda köylüler misafirlerini evlerine götürürler.Hoca nikahı yapılır, bu adet yaygındır. Hoca nikahı yapılırken gelinin yanında dadı veya bibi (teyze, hala) denilen kadınlar bulunur.Gürcü köylerinde düğün gecesi, güveyin gerdeğe girmesi yasaktır. O akĢam kızın akrabası olan kızlar sabaha kadar beklerler. Düğünün ertesi günü gerdeğe girilir. Düğün genellikle üç gün devam eder. Lazlar ve HemĢinlilerde de benzer gelenekler vardır.Diğer köylerde ise hoca nikahı kıyılır. Sonunda güveyi arkadaĢlarının kolunda gelinin odasını getirilir. Arkasından yumruklanarak odaya itilir. Damat odaya girer. Hazır bulunan seccadede iki rekat namaz kılıp duasını yapar ve gelinle tanıĢmaya gider. Damat bu arada gelini konuĢturmaya çalıĢır. Ona hediyeler verip konuĢturur. KonuĢturulunca da pencereyi açıp iki el silah atar. Bundan sonra herkes dağılıp gider.Gelinle damat, gidip kayınvalidenin elini öperler. Tekrar odalarına giderler. Orada baklava yerler. Bazense baklava kesmelerinin yarısını yiyip bırakırlar. Ertesi gün bunları evlenmemiĢ erkek ve kızlar yer. Darısı sizin baĢınıza gibi bir gelenektir bu. Ertesi gün sabah, köçekler, davetliler düğün evinin önüne gelirler. Oyunlar oynanır. Damat elinde bir tepsi baklava ile herkese birer kesme baklava sunar. Sonra da herkes dağılıp gider. Ev kadınlarla dolar. Duvak günü damat sağdıçla gider. Gelinle sabahtan ikindiye dek oyunlar oynanır, Ģarkılar söylenir ve derken düğün biter Duvak Güvey gecesi sabah gelini eğlendirmek için eğlence düzenlenir. Gelin oynar ve etrafa para atar.Bekar kızlar gelinin duvağından teller koparırlar. Duvaktan sonra erkek ve kız evlerinde yemekli davetler yapılır.

Düğün Davetleri Bütün akraba ve hısımlar gelin ile damadı davet ederler. Bunlar taĢıma davetleridir. Her gidilen eve gelinin yaptığı bir el iĢi iĢleme götürülür. Onlarda onlara çeĢitli hediyeler verirler.


Doğum Olayı Genellikle ilk çocuğun erkek olması istenir. Çocuklar genellikle beĢikte büyütülür. Çocuğun adı üç gün içinde yaĢlı bir erkek veya hoca tarafından üç defa kulağına okunarak konulur. Ġsimden sonra ezan okunur. KomĢular ve akraba loğusaya evvela geçmiĢ olsun derler sonrada hediyeler getirirler. Doğumun kırkıncı günü çocuk ve loğusa yıkanır. Buna çocuk kırklandı denilir. DiĢ Çıkarma Küçük çocukların diĢ çıkarmaları aile için ayrı bir sorun olur. Ailenin bireyleri yeni çıkan diĢi görmeyi uğur sayarlar. Onun içinde sık sık çocuk güldürülür, ağzına bakılır. Hatta bazıları ekmek kabuğunu gevlettirmek suretiyle diĢin çabuk çıkmasının sağlarlar. Bazıları da parmağını rakıya batırarak çocuğun diĢ etlerini oğalar. Çocuk bundan çok hoĢlanır.DiĢin çıktığını gören kiĢi mutlaka diĢ çıkaran çocuğa ya elbise alır ya entarilik alsınlar diye anne babasına para verir. Sünnet Olayı Akçakoca bölgesinde kirvelik olayına rastlanmaz. Eskiden gezginci sünnetçilerin gelmesiyle hiçbir hazırlık yapılmaksızın çocuklar sünnet edilirdi. Günümüzde eğlenceler düzenlemektedir. Sünnetçiye, bazen para almadığı için sabun, havlu gibi Ģeyler verilirdi.

BAYRAMLAR VE EĞLENCELER Dini Bayramlar Dini bayramların Akçakoca örf ve adetleri içinde çok büyük yeri vardır. Üç aylar girince Recep, ġaban ve Ramazan gelinceye kadar bazı kimseler ramazana alıĢmak için ayda bir belli oruçlar tutar, kutsal geceler, cumalar yavaĢ yavaĢ ayrı bir kalabalık olmaya ve cemaat artmaya baĢlar.Ramazana hazırlık olmak üzere, makarnalar kesilir, eriĢteler yapılır. Yufkalar açılır, kuskuslar hazırlanır. Mevsime göre çeĢit çeĢit reçeller, hoĢaflar ve Ģuruplar hazırlanır. Hele bayram gecesi yeni esvaplar giyilir, Provalar biter. Küçükler giyeceklerini baĢlarının altına koyar. Ayakkabılarını yatağın içine yerleĢtirir. Herkes banyosunu yapıp yatar. Küçük erkek çocuklar sabahleyin sabah namazına herkesle birlikte camiye gider. Namazdan sonra vaiz dinlerler. Bayram namazı kılınır. Hoca dikilir, en yaĢlı adam hoca ile bayramlaĢır, ondan sonraki hoca ile yaĢlı bayramlaĢır ve yerini alır. Böylece sıralanır. Cemaatin en yaĢlısı ile en genci bayramlaĢıncaya kadar sürer. Sonra birlikte hoca dua eder. “Bu bayrama eriĢtiren Allah‟a senalar ve amin” denilip çıkılır. Yolda görülenlerle bayramlaĢırlar. Mezarlıklara gidilir. Ölülere dua edilir. Hastalar ziyaret edilir.” Her köyün ramazanında davulcular bahĢiĢ toplar. Birinin elinde bir sırık, birini elinde bir sepet. Davulcu davulu çala çala her evin önünde maniler söyler. BahĢiĢ; havlu, mendil, yazma sırığa bağlanır. Baklavalar, el altıda tepsi bulunan sepete konur. Paralarda davulcunun cebine konur. Bayramlar Yerli köylerde bayram sözcüğü eğlence anlamına gelir. Bayram olacağı gece, bayramı bilen köydeki misafirler, bayramın olacağı köye yakın eĢ dost ve akrabalar ile birlikte giderler. O akĢam onlara misafir olurlar. Kadın ve kızlar yemekten sonra daha geniĢ evlerde, erkekler ya


kahvede ya da baĢka bir evde toplanırlar. Erkekler orta oyunları yaparlar. Mutaassıp olmayan yerlerde içkide içilir. Gramofon çalınır ve Cide kemençesi ve tepsi çalarak oyunlar oynanır. Genellikle oyunlar iki kiĢilik eĢler halinde yapılır. En revaçta olan oyunlar topal oyunudur. Bu oyun Akçakoca‟ya özgü bir oyundur Eğlenceler Eskiden patoz makineleri yokken, fındık harmanda kurutulur, sabahları tırmıklar vurulur, sonrada altından tanesi alınırdı. Kalan fındıklarda kabuklarından ellenmek suretiyle bulunup ayrılırdı. Köylerde bu iĢler imece halinde yapılırdı. Kabuk ayırma iĢi erken bitimi, orası düğün evine döner, oyunlar Ģarkılar, gülme, eğlence, yeme içme baĢlardı. Kızlar erkekleri, erkekler kızları burada seçerdi. ÇalıĢkan mı? Tembel mi? Dili tatlı mı? Nobran mı? ġaka kaldırır mı? Yoksa içine kapanıp arpacı kumrusu gibi düĢünür mü? Yapıcımı yıkıcı mı? Hepsi burada denenirdi. Bu eğlencelerde maniler söylenirdi. Atmaca tabir edilen karĢılıklı mani atmaları da yapılırdı.

HIDIRELLEZ Hıdrellez kutlamaları 6 mayıs günü kutlanır. Bu törenleri anlatmadan önce pilavlık parası üzerinde duralım. Daha öncede belirttiğimiz gibi köyden baĢka bir köye gelin giden kızlardan pirinç parası alınır. Bu para hemen harcanmaz biriktirilir. Pirinç parasının anlamı Ģudur. Köy gençleri bu kızı o zamana kadar o Ģekilde korumuĢlardır ki, kızın namusuna halel getirmemiĢledir. Pirinç parası bunun mükafatı bir bahĢiĢ sayılır. Alınan pirinç paralar yedi emin olarak köylünün saygı duyduğu birine telim ederler. Köyden ne kadar çok kız gelin giderse parada o kadar çoğalır. Hıdrellezde bu para ile bir koç satın alınır. Pirinç alınır, un yağ alınır. Kesilen koçun etinden ya etli pilav yapılır, helva kavrulur, ballanır. Öğleyin gençler toplanır ve bu pilav yenir. En sonunda da helva yenilir. Hıdrellez bayramının ayrı bir güzelliği vardır. Ġp salıncaklar, zincirli salıncaklar, büyük ağaçlara bağlanır. Kızlar ayrı yerde, erkekler ayrı yerde sallanırlar. Ama bazen kızlar erkekleri, bazen da erkekler kızları seyretmeye giderler. Eğer beğendiği bir kız salıncak biniyorsa orada çıkarır silahını bir Ģarjör boĢaltır. Bu olaya kimse ses çıkarmaz. Böylece kimin beğenilip beğenilmediği bu hıdrellez bayramı vesilesi ile belli olur. Bazı köylerde güreĢler tutulur. Bazı köylerde derelerde balık tutulur eğlenilir.Akçakoca köylerinde hemen hemen hepsinde geleneksel olarak her yıl kutlanır köydeki küskünler barıĢtırılır geleneksel oyunlar spor etkinlikleri,folklorik oyunlar ve bunun gibi,Akçakocadaki mulki amirlerde davet edilerek etkinlikler yapılır herkes baharı böyle karĢılar

GÜREġ

Akçakoca‟da güreĢ geleneği günümüzde de devam etmektedir. Dini bayramların yaz aylarına


geldiği dönemlerde mutlaka köylerde güreĢler yapılır. Verilen ödüllerden bir kısmını köylüler, bir kısmını ise ağa geçinen kiĢiler öder. Hatta bu ağalıklar açık artırma ile ihale edilir. Kim fazla para verire köyün o seneki güreĢ ağası olur.Akçakoca‟nın yerli köyleri bayramları gruplaĢarak sıraya koyar. Eğer ramazan bayramı ise birinci bayram günü Kınık-Göktepe bayramıdır. GüreĢ Kınık Köyünde olduğu için çevre köylüleri buraya gelirler. Misafirler karĢılanır, evlere taksim olur. Yenilip içilir. Ġkramlar biter. Herkes güreĢ alanına doğru yollanır.Her köyün: Küçükler, Deste, BaĢaltı ve BaĢ pehlivan olarak desteklediği kiĢiler vardır.En iyi bayram Beyören Bayramıdır. Kınık bayramında zıtlaĢan güreĢçiler bu bayrama daha iddialı girerler. Üçüncü gün Balatlı bayramıdır. Balatlı bayramında son kozlarını paylaĢırlar taraflar. Eğer bayramlar kıĢa gelirse bu oyunların yerini Manda GüreĢleri alır. Mandalar bir çubuk avlısı içine alınır. Avlının bir yanı açık bırakılır. Mandalar orada güreĢtirilir. Sonunda biri pes eder. Kendi evine kadar koĢar. Bazen de yolda dönüp kapıĢtıkları olur. Bunu görmek için halk birini ezerek takibe koyulur.Dadallı,Balatlı,Beyören,Kınık,Göktepe,Tahirli,Kalkın köylerinde güreĢler yapılırdı,bu güreĢler ilçe sınırları dıĢında taĢardı.ġuanda yalnız Balatlı köyünde güreĢler yapılmaktadır

EL SANATLARI Akçakoca ilçemizde deniz ürünlerinden hediyelik eĢyalar yapılmaktadır. Ayrıca yörenin büyük ölçüde geçim kaynağı olan fındık ve mısırı yansıtan süs eĢyaları oldukça dikkat çekicidir.Akçakoca halk eğitim merkezi tarafından el sanatları dikiĢ nakıĢ kursları verilmektedir.

KAP – KACAK ĠSĠMLERĠ AĞAÇ KAPLAR: Kepçe, KaĢık, Yayık, Tekne, Elek, Un küreği, Kalbur. TOPRAK KAPLAR: Pilaki,Güveç,Çanak,Küp. BAKIR KAPLAR: Bakraç,Güğüm, Süzgü, Leğen, Ġbrik, Cezve, Çaynik, Kevgir, Sahan, tas,Tepsi, Tencere, Tava, TeĢti, MaĢrapa, MaĢa, EgiĢ, Sitil.

HAYVAN ADLARI ĠNEK ADLARI: Delikız, Karakız, Nazlı, Nergis, Sarıkız, Sürmeli, Yıldız.manda malak yavrusu,dana malak erkek malak,düve malak diĢi malak,manda düvesi ise manda ineği,sağman inek,karasığır sağman,karasığır inek,sağman manda,sağman inek,manda öküzü,diĢi malak,kara sığır öküz,dana,diĢi buzağı,erkek buzağı,erkek malak merkep,bargir dir KÖPEK ADLARI:


AlabaĢ, KarabaĢ, Kurt, Çomar Cani, Atik

AKÇAKOCA‟DA LAZ FOLKLORU

Eski Abhazya nın bir bölgesi olan Tuapse ve Kolkhide de toplum adı olarak geçen Lazos dan gelir eski dili Kolkhi dilidir Laz‟ın kökeni Lezgi dir. Mavi gözlü,kumral saçlı,pembe tenli demek Laz demektir Laz ismi buradan dolayı doğmuĢtur,Lazlarda Hıristiyanlardan dönmedir o zaman yaĢadıkları bölgeye Lazika adı verilmiĢtir, Lazika kıralı Gobozes dir, Lazistan sancağı günye idi kazaları, Pazar (Atina), ArdeĢen (ArtaĢin) Fındıklı(Viçe) Hopa (Makreali) Akrabi (Arhabiidi). 1878‟de sancak Rize olur ve Batı Karadeniz‟e göç baĢlar. Zonguldak, Ġzmit, Bolu, Bursa ya gelinir. Akçakoca çuhallı iskelesine gelen Lazlar denizci oldukları için deniz kenarlarını seçerler denize yakın yerde ikamet ederler Döngelli,Ayazlı,Göktepe,Edilli,,Osmaniye,AktaĢ,Uğurlu köyüne yerleĢirler .Akçakoca adı Bizans zamanında Dia polis Osmanlı zamanında AkçaĢar cumhuriyet zamanında (1934) Akçakoca olur.Lazlar, Gürcü (ĠBER) kavminin bir koludur. (1) Bu açıdan her ikisi de Yafetik ırktandır. Yani Türkler ile akrabadır. Atalarımız birdir, aynıdır. En eski Grek yazarlar Laz diye bir topluluktan bahsetmez. Lozoi kelimesine ancak Hıristiyanlığın ilk devirlerinden itibaren rastlanabilir. Plinius, Arianus, Preplus, Batlamyus'un yazılarında Lozoi kelimesi, belki eski bir Ģehir olan Lazos veya Lahika‟dır. Kıessıng'e göre, Lozoi, Kerketay halkının bir koludur. Kerketay lar ise Gürcü'dür. Bunlar Hıristiyanlığın ilk döneminde kendilerine Adige (Adzige) diyen Zygonin (Çerkez) halkının baskısı ile güneye göç etmek zorunda kalmıĢlardı. Hakikatte ise Lozoi halkı Arrianus zamanında (M.S. 2. asır yazarı ) Suhumda yaĢamakta idiler. Trabzon'un doğusundaki sahillerde oturan diğer halklar ise sırasıyla Ģunlardı: Kolçi (Sannoi ), Maçolenes, Hennioçi, Zyderitae, Roma‟ya tâbi kral Malasus'un teb'ası Lazai Apsilae, Abazki(Abaza), ve Suhumcivarında Sanigae. Sonraki asırlarda Lazlar önem kazanınca, bütün eski Kolçi ülkesine Lazika dendi. Diokletian (M.S. 284–303) döneminde Kimmer (Bosfor) Kralı Sauramatus, bütün Lazai topraklarını iĢgal etti. O tarihte Lazika'ya tâbi olanlar Prokopios, Aboskoiyi Suania ve Sykmnia halkları idi. Bu sebeple, Lazika adının hâkim bir grup (Lazlar) ve onlara bağlı bir kaç kabileye iĢaret etiği düĢünülebilir. Lazlar, 500'lerde HıristiyanlaĢtılar. Ġmparator Justinyen (527–565) bölgede "Kudüs Çölü" diye bilinen yerdeki bir Laz mabedini tamir ettirmiĢtir. (Prokopius, De aedificiis, V, 9) Lazlar komĢularına papaz bile göndermekteydiler. (Prokopius, Bell, Gct, IV, 2) .Kolçi'deki Lazlar, Roma imparatoru tarafından kendi içlerinden tayin edilen krallarca idare edilirlerdi. Bu kralların görevi, Kafkasya'nın batı geçitlerini kuzeyden gelen göçebelere karĢı koruma idi.


Yani Roma'nın bir nevi üçbeyi Ģeklinde idiler. Kral kelimesi bizi yanıltmamalıdır, sahip olduğu toprak ancak beylik kadardır. Bu görev değil de, Romalıların ticareti inhisarlarında tutmaları Kolçi halkını tedirgin ediyordu. Bu yüzden Kral Gobozes, M.S. 458'den itibaren Sasani hükümdarı 2. Yezdicürd'in yardımına baĢvurdu. Bu yüzden M.S. 539-562 tarihleri arasında Bizans Ġmparatoru Justinyen ile Ġran ġahı 1. Hüsrev arasında Lazika topraklarında savaĢlar oldu. Ordu kumandanı Belisarius'un seferlerine iĢtirak eden yazar Prokopius'un bildirdiğine göre, o tarihte Lazlar, PhasisIrmağı'nın iki sahilinde yaĢamaktaydılar. Ne var ki, Archaeopolis, Sebastopolis, Pitius, Skanda, Sarapanis Rhodopolis, Morchoresis gibi Laz Ģehirleri nehrin hep kuzey yakasında idi. Nehrin sol tarafı ıssızdı. Lazlar'ın ellerindeki topraklar ancak atla bir gün yol tutardı. Daha ötesinde Trabzon'a kadar Roma pontikleri vardı ki, bu da o toprakların Lazlara ait olmadığını, doğrudan doğruya Ġmparatorluğa bağlı olduğunu gösterir. Bundan sonraki (600‟ler–1200) Laz tarihi karanlıktır. 1204'de Gürcistan kraliçesi Tamara'nın verdiği askerî yardım ile Alexis Kommenoes adında biri Trabzon Ġmparatorluğu'nu kurdu!.. Bu imparatorluğun tarihi ki ömrü 1204–1461 yılları arasındadır, Kuzey Kafkasya ile yakından ilgilidir. Burada dikkat edilmesi gereken iki husus var. Birincisi, adı "imparatorluk"tur ama hükmünün geçtiği topraklar bir beylik kadar küçüktür Ġkincisi, Alexis Kommones, bir Laz değil; bir Bizans prensidir. Bizans Ġmparatoru Andronikos Kommenos'un oğludur. Yani, kurulan devlet; Latinler'in (katolik Hıristiyanlar) haçlı seferi bahanesiyle gelip Ġstanbul‟u ele geçirmeleri ve imparatoru kovmaları, orada bir Latin krallığı kurmaları sonucu oluĢmuĢtur. Kaçan imparator Ġznik'te varlığını sürdürmeye çalıĢtı, bu arada bir kısım Bizanslılar da Trabzon'a kaçmıĢlardı. ĠĢte kurulan "imparatorluk" onlara aittir.Yazar Gregroas'a göre, Kommenos'un ilk iĢi Kolçi halkının ve Lazlar'ın topraklarını zapt etmek oldu!.. 1282'den itibaren Johannes Kommenos, "doğunun, Ġberya'nın (Gürcistan), ve deniz aĢırı ülkelerin imparatoru" unvanını aldı! Yani ortada ne Laz kralı kaldı, ne de Lazistan!.. 'ın Rumlar idaresi altında yaĢayan Laz halkı kaldı, o kadar!..Ancak Bizans usulü iktidar kavgaları sürdüğü için, 1341'de Laz halkının desteği alan Bizanslı prenses Anna Anakhutlu tahta çıktı. O dönemde Trabzon Ġmparatorluğu'na bağlı toprakların Makrial'ye kadar uzandığı, Gonia‟nın ise mahalli hükümdarlar (bey statüsünde) elinde kaldığı sanılmaktadır. Gürcüler, Lazlara Çan, i der, Lazlar bunu pek bilmez. Kelime bir ihtimal Grekçe Sannoi/Tzannoi kelimesinden gelmedir. Tarihî bakımdan Ça'niler ile Lazlar arasında bir akrabalık var ise de, kopmuĢ görülmektedir. Arrianus zamanında Sanoiler, Trabzon‟a komĢu idi. . Eskilerden PROKOPĠUS, "Tzannoi diye anılan yerin eskiden Sannoi olduğunu ve Çoruh vadisini denizden ayıran dağların sahil yakasında bulunduğunu " belirtir. (Balhar dağları )… Koch, "Of ahalisinin özel bir dil ile konuĢtuğunu", Marr da "HoĢniĢin ahalisinin anlaĢılmaz bir dil konuĢtuğunu" söyler…. Yani bölgede farklı bir halk vardır. N.marr'ın tespitlerine göre Ça'niler (TZANNOĠ ), önceleri Çoruh havzasında geniĢ bir sahayı iĢgal etmekte idiler. Burasını kısa bir süre için Ermeniler, sonra Gürcüler (KHARTHLĠ ) almıĢtı.Trabzon tarihçileri Lazları Tsinaidler'den ayrı tutmaya devam etmiĢlerdir…. Tsinaidler, Müslümanlar ile birleĢerek 1348'de Trabzon topraklarına hücum ettiler. Sonra Trabzon Ġmparatoru tarafından cezalandırıldılar. (1377) Bu dönemde Canik (Samsun) Sancağı tarafında oldukları sanılıyor. Kısacası, Gürcüler iki halkı (Lazlar ileTsinaidler) birbirine karıĢtırdıkları için Lazlara Ça'ni demeye baĢlamıĢtır... Hakiki Ça'niler iki grup halinde Lazistan denen bölgenin güneyinde ve batısında yaĢarlar. Bunlardan biri sonradan Trabzon'un batısına göç etmiĢtir. 1461' de hayatı boyunca 17 devlete son vermiĢ olan Fatih Sultan Mehmet, Trabzon'u zapt etti. Böylece o tarihe kadar Rum hükümdarlara tabi olan Laz halkı Osmanlıların idaresine girdi ve Ġslamıyetle'le tanıĢtı. Lazlar, nasıl oldu bilinmez, ġafi mezhebini kabul ettiler. Aslında bu Mezhep diğer Kafkas halkları arasında da yaygındır. Belki onlardan gelmiĢtir. Lazlar en geç Müslüman olan Kafkas topluluklarındandır. Gürcüler bile, aĢağı yukarı yüz yıl önce gruplar halinde Müslüman olmaya baĢlamıĢlardı. (N. Marr, Bulletin de l'Academia de St. Petersburg, 1917, sf. 415-446) 1519'da, Yavuz Sultan Selim döneminde, Batum'un da ilavesiyle Trabzon


ayrı bir eyalet haline getirildi. Bölgeyi 1640'da dolaĢmıĢ olan Evliya Çelebi, 5 sancak bulunduğunu açıklar: Canik, Trabzon, Günye(GONĠA), aĢağı Batum ve yukarı Batum… Lazlar'ın yaĢadığı yerin merkezi Günye idi. Evliya Çelebi, Trabzon‟a, "eski Lezgi vilâyeti" der… Halbuki, hem o, hem Katip Çelebi, hem de yabancı yazar Vivien De ste. Martin yanılmıĢlar, ses benzerliğinden Laz ile Lezgi (3) kelimelerini aynı sanmıĢlardır. Hele Kâtip Çelebi, bölge kavimlerine Lezgi adını verdikten sonra alt kabileleri Ģöyle sayar: Megrel, Gürcüler, Abhaz (Abaza), Çerkez, Laz. Arkasından Lazlar'ın Trabzon bölgesinde oturduklarını söyler. Ayrıca Trabzon'un güneydoğusunda Çepni dağlarındaki "Ġran Ģahına Allah gibi tapan" ġii Türk boylarından söz eder... Hem o, hem de Evliya Çelebi, Trabzon'un 41 nahiyesinden çoğunun "itaatsizliği"ni dile getirir. (Kâtip Çelebi, Cihannüma, sf.429; Evliya Çelebi, cilt 2, sf. 81, 83) Bundan bu nahiye beylerinin bir ölçüde Devlet otoritesi tanımadıkları, bildikleri gibi hareket ettiği anlaĢılmaktadır. 1814-1817, 1818-1821 ve 1832-1834'de bölgede devlet'e karĢı ayaklanmalar oldu. Bu dere beylere ilk darbe Trabzon Valisi Osman PaĢa tarafından indirildi. Ancak dağlık arazi yüzünden Laz derebeyleri tam kontrole alınamadı ve Osman PaĢa'dan sonra, tıpkı Güneydoğu Anadolu'daki Kürt beyleri gibi, baĢlarına buyruk harekete devam ettiler. Bölgeyi dolaĢmıĢ olan Koch, serbestiyetleri kısıtlanmıĢ olmasına rağmen bu derebeylerin çoğunu yerinde bulduğunu belirtir ve 15 derebeylik sayar: Athina (Pazar), Bulep, ArtiĢan (ArdeĢen), Viçe, Kapisite, Arhavi, Kisse, Hopa, HemĢin, Makria (Makrial ), Gonia (Günye), Batum, Maradit (Maradidi), Perlevan ve Çat. Bu nahiyelerden bir kısmında Gürcüler'in hâkim olduğu görülmektedir. (Batum Arhavi) .Bir kısmı da Lazistan diye tanımlanan bölgenin sınırları dıĢında, Çoruh Nehri üzerinde idi. (Maradit, Perlevan, Çat) … HemĢin‟de yaĢayan halk ta diğerlerinden farklıdır.1851'de Acara bölgesi, Yukarı Gurya ile birlikte Lazistan sancağı haline getirildi, Batum sancak merkezi oldu. 1878'de Batum Ruslar'ın eline geçince, Rize sancak merkezi yapıldı. Rize, Atina (Pazar), Hopa ve 6 nahiye, 364 köy bu sancağa bağlı idi. Cumhuriyet ile birlikte Lazistan sancağı dağıtıldı, Pazar, ArdeĢen, Fındıklı ilçeleri Rize'ye, Arhavi, Hopa da Artvin'e bağlandı. Laz tabiri bugün, halk arasında ayırım yapılmaksızın Karadeniz bölgesinin güneydoğu kısmında yaĢayan herkes için kullanılır. Ancak gerçek Lazlar sadece Pazar ve Hopa ilçelerinde yaĢayanlar ve buradan göç edenlerdir. Batum'un güneyinde kalan bölgedeki az sayıda Lâz da 16.3.1921 tarihli antlaĢma ile Türkiye'ye alınmıĢtır.Diğerleri yanlıĢ olarak "Laz" sanılan baĢka boylardandır. Laz kökenli vatandaĢlarımız iyi denizcidirler, hamsiye düĢkünlükleri meĢhurdur.Çay, tütün, mısır, kara lahana yetiĢtirirler, meyvecilikle uğraĢırlar. Fırıncılık yaygın meslektir. Eskiden Rusya'ya gider, ekmek piĢirirler, evlenip Müslüman yaptıkları Rus kadınlarla ülkeye dönerlerdi. ġimdi Rus kadınlar bölgeye geliyor, ve gene bizimkilerle evleniyor!.Laz kökenli vatandaĢlarımız Ġslam'a taassup derecesinde bağlıdırlar. Lazca, iki gruba ayrılır: Doğu Lazcası, Batı Lazcası.Ayrıca küçük kollar vardır, meselâ Çala lehçesi.Ancak Lazca baĢtan baĢa Türkçe kelimelerle doludur. Lazcanın yazısı yoktur. Yazılı bir Lazca edebiyat yoktur. Bu da Lazcanın bir dil değil; "ağız" olduğunu ortaya koyar.Yine de ReĢit Hilmi Pehlivanoğlu gibi bazı Ģairler yetiĢmiĢtir. Lazlar zamanla bu ağzı unutmuĢlar, Kendilerine has bir Ģive ile Türkçe konuĢmaya baĢlamıĢlardır. Bu bölümü hazırlarken Nilgün AltınıĢık‟ın 1996 yılında hazırladığı Akçakoca Folkloru adlı Lisans bitirme tezinden yararlanıldı. Akçakoca merkez ve Edilli Köyünde kalabalık bir gurup oluĢtururken diğer köylerde de küçük guruplar oluĢturur. Vedia Emiroğlu, edilli köyünün kültürel boyutunu incelemiĢ ve “Edilli Köyünün Kültür DeğiĢmesi Bakımından incelemesi “ adı ile 1972 yılında kitap halinde yayınlanmıĢtır. Bu kitaptan yararlanarak kendi gözlemlerimizi de katarak Laz folklörü hakkında bilgi vermeye çalıĢacağım.

Giyim ve KuĢam


Edilli Köyünde 25-30 yıl öncesine göre kıyafette önemli değiĢmeler olmuĢtur.Erkekler tamamen Ģehir kıyafetini benimsemiĢlerdir. Erkeklerde gündelik kıyafetlerden baĢka önemli günlerde, törenlerde giyilen ve içine beyaz eĢarp bağlanan lacivert takım elbise en beğenilen giyim eĢyasıdır. Ancak yaĢlı erkeklerden bazıları köy içinde geleneksel kıyafetle ilgili olarak paçaları dar pantolon, üzerine gömlek ve yeleği giymeye devam etmektedirler. Kösele kunduranın yanında lastik ayakkabı, plastik ayakkabı, özellikle çocuklarda çok görülmektedir. Erkeklerde pijama, Ģapka, Ģemsiye kullanılan giyim eĢyaları arasındadır. Burada dikkati çeken husus pijamanın yatak kıyafeti olmaktan baĢka, bazen iĢ kıyafeti olarak kullanılması suretiyle ikinci bir iĢ görmüĢ olmasıdır.Kadın giyimi erkeklere oranla daha az değiĢmiĢtir.Eskiden kadınlar evlerde basit tezgahlarda keten ve kendirden giysiler dokurdu. Bugün ise köylüler malzemesi köy dıĢından sağlanan koyu renkli Ģalvar ve üzerine bluz giymekte, baĢlarına lacivert örtü (örtme) örtmektedirler. Kadın giyiminde dıĢ görünüĢ bakımından erkeğe nazaran değiĢme daha azdır. Evde elbisesi ile dolanan bazen baĢını örtmeyen kadın, sokağa çıkınca elbisesinin üzerine Ģalvar giymekte ve baĢını örtmektedir.Genç kadınlar arasında elbise giyenler, baĢlarını örtmeyenler az da olsa bulunmaktadır..Köyde gündelik kıyafette olduğu gibi gelin ve güvey kıyafatide tamamen ĢehirleĢmiĢtir. Ancak köyde giyilenler, kasabadan ucuz sağlanan ve nispeten eski model olan giysilerdir.Kadın ve çocukların kısmen evde hazırlanan giysilerinin kumaĢları dıĢarıdan satın alınmaktadır.

DĠN Köy hayatında pek çok düĢünce ve görüĢü hala dini açıdan değerlendirme eğilimi vardır.YaĢlandıkça dine karĢı ilgi artmaktadır.Toplumda hacılar dinsel bakımından en fazla değer kazanır ve itibar görürler. Hazırlık kiĢiye sosyal prestij sağlamaktadır.

AĠLE VE AKRABALIK ĠLĠġKĠLERĠ Edilli‟de ailelerin çoğunluğu, geniĢ aile geleneğinin çeĢitli tiplerini göstermektedir. Dar aile tiplerinin sayısı günden güne artmaktadır.Edilli‟de eskiden


baba soyundan olan akraba ile evlenme Ģekli çok yaygındı.Akrabayla evlilikte amca oğlu, amca kızı öncelik taĢırdı. Bugün gençler eskisi gibi bu geleneklere uymamaktadırlar Bu gün, köy dıĢından evlenmeler ve köy dıĢına kız vermeleri ve kız almalar eskiye oranla artmıĢtır. Bu toplumda boĢanma olayı nadir görülmektedir.

LAZLARIN HALK OYUNLARI Lazların yerel oyun grupları sözlüdür. 5-6 kiĢilik iki grup oluĢturulur. El ele tutmuĢ oyuncular seri ayak hareketleriyle birbirine yaklaĢıp uzaklaĢırlar. Her grupta bir türkü söyleyen vardır. Türkücü karĢı gruba, türkülü deyiĢler dokundurmaktadır. Bu oyunda önemli olan, türkü sözleriyle karĢıdakini mat etmektir.

GELĠNO Laz oyunlarındandır. Kına gecesinde kadınlar daire Ģeklinde oynarlar. Kadınlar ağıt yakarak gelini evin içinde dolaĢtırarak en son mutfağa götürürler. Orada bu oyunu oynayarak oyunu bitirirleri.

Oyunun KuruluĢ Formu (A) A1 (Sağ ayakla üçleme) A2 ( Sağ ayak yerinde adım) Oyunun biçimsel formu tıpkı “Topal” oyununda olduğu gibidir.

RĠZE- HEMġĠN ÜÇ AYAK OYUNU Laz oyunlarındandır. Dairede oynanan horondur. HemĢin, Rize ve Üçayak Horonları 2/4 lük veya 4/4 lük ezgiler halinde çalınır.

RĠZE AB-

Oyun kuruluĢ formu: Adım cümlesi ( Sağ ayakta üçleme) Adım cümlesi ( Sağa ve sola yürüyüĢ)

Oyun indeksi: (A) A1- (Sağ ayakta üçleme) A2 ( Sağ ayak yerinde adım) (B) B1- (Sağa yürüme)


B2- (Sol ayak yerinde adım ) B3- (Sola yürüme) B4- (Sağ ayak yerinde adım) DAVUL : Davul savaĢ sırası,sonrası,askere giderken,törenlerde,ramazanlarda,güreĢ yapılırken çalınır.Davulun eski adı Tavuldur,Çağatay Türkleri tarafından yapılmıĢtır,bir haber aracıdır ZURNA: Davul ve zembeleklerle çalınır ağaç maden, boynuzdan yapılır ,7 üstte 5 altta deliği vardır,Avrupa‟ya Türkler tarafından götürülmüĢtür,Oğuz Türkleri Anadolu‟ya getirmiĢtir,kemençe ve davula eĢlik eder,4000 yıldan beri devam eden bir enstrümandır.Davul,Kaval,Zurna,göçer enstrümandır,köyde son zamanlarda bunların yerini taverna müziği almıĢtır org ile çalınan müzik aletidir eski neĢe eski düğünler artık tarihe gömülmüĢtür,evlerde yapılan düğünler artık düğün salonlarına taĢmıĢtır KEMENÇE :Klasik ve Karadeniz kemençesi olmak üzere iki türü vardır.Akçakoca da Karadeniz kemençesi çalınır,ince uzundur,sol el ile havada tutularak çalınır,kemençenin telleri çeliktendir.Akortları la,re,sol,mi,yahut sol,re,la,mi veya 3 telli için re,la,mi dir,tellerin üzerine basılarak,tek olarak çalınır.Sazın Ģekli bir takayı andırır,gövde kısmı dut ve ceviz ağaçlarından oyularak yapılır,ses tablası ise 1,5-2 mm kalınlığında ladin veya köknar ağacından yapılır,kısa sapı ve çelikten üç teli vardır re-la-mi sesleri akort edilir,bir buçuk oktav çalar.Yayının kılları gevĢek olarak takılır ve sol el ile havada veya dize dayanmıĢ olarak tutularak kemençenin 3 teline aynı anda sürülerek çalınır.Kemençe anadoluya oğuz Türklerinden gelmiĢtir Kemençe ,Özbekistan,Kırgızistan ada Anadolu‟da ıklık göbekli kemençe olarak çalınır Arapçada Keman Türkçede ç demektir bu iki kelime birleĢmesinden Kemençe doğmuĢtur ,Kıpçak Türkleri tarafının dan Mısıra götürülmüĢtür Özbeklerin girjası kemençeye benzer, kıyak kemençe denir.Trabzon dada Gagavuz Türkleri kemençeleri vardır,Trabzon‟da kemençeye kıyak denir,Türkmenistan,Özbekistan, Kırgızistan Gagavuz Türklerin kemençeleri vardır 2 sesle çalıĢır 2 telden ses alınır 4-6-7 aralıklıdır. TULUM: Tulum Karadeniz bölgesinde kullanılan nefesli halk sazıdır,deri,nav ve ağızlık olmak üzere 3 kısımdan oluĢur.Deri,tulum olarak anılır, tulum,koyun veya oğlak derisinin tüyleri temizlendikten sonra ayakları yukardan kesilir,sağ ön ayak ile arka sol ayağın dıĢında kalan delikler hava kaçırmayacak Ģekilde sıkıca bağlanır,ön ayağa bir tahta boru,arka ayağa da üzeri delikli iki boru tespit edilir.Deri hava ile Delikli borulardan ses çıkmaya baĢlar,koltuk altına yerleĢtirilen tulum zurna analık üzerindeki parmaklar delikleri açıp kapamak suretiyle istenen ezginin çalınmasını sağlar,nav sazın zurna dediğimiz kısımdır,ağızlık ise hava üflenen kısımdır KAVAL: Orta asyadan gelmiĢtir Balasau Türkleri icat etmiĢtir,Çağatay Turan Türkleri haval derdi Karadeniz‟e bunlar getirmiĢtir ,bir göçebe çalgısıdır Of,Tokat,kavalı meĢhurdur. Tulum Türkçe kelimedir Çağatay Türkleri icat etmiĢtir Anadoluya Peçenek Turan Türkleri Karadeniz‟e getirmiĢlerdir Kıpçıklarda tuluk,duluk geçer

ABAZALARIN FOLKLORU :Kafkasya‟nın güneyinde Abhazya nın doğusunda küçük Abhazya ve Kabardin eyaletlerden ibarettir.kabiller halinde yaĢarlar .1864 yılında Ruslar tarafından yurtlarından sürülen Çerkezler 270 yıl süren savaĢtan sonra nüfusu azalmıĢ ve 1864 yılında Anadoluya göç ederler.kafkasyada nüfusu azalmıĢtır.Rusya‟nın Nouressky limanından vapurlarla her türlü teknelerle batı Karadeniz kıyılarına göç gelmiĢlerdir,Samsun,Ġnebolu,Sinop,Akçakoca‟ya gelmiĢler Çuhallı deki iskeleye çıkmıĢlar ama gemilerde hastalık açlık susuzluktan ölenler olmuĢ denize atılanlar olmuĢ.Tifüs hastalığından çok ölen olmuĢtur, karaya çıkanlardan ölenler Ģu andaki Mustafa Açıkalın ilköğretim okulunun ve huzur evinin bulunduğu yere


ölüleri gömülmüĢlerdir mezarlıklar münkariz olmuĢtur.Sağlıklarına kavuĢanlar yaya yolu ile Düzce ye giderler burada çeĢitli yerlere yerleĢirler.Akçakoca‟da kalanlar ise Hasan çavuĢ köyüne yerleĢirler.devlet bunlara arazi verir buraya yerleĢirler.Çerkez boyları Abadzalar,ġabsuglar,Noktedeler,Besleneyler,MahoĢlar,Temirgaylar,Matyukaylar,Bejeduhlar, Janeyler,Kabartaylar,Ubihgrewin,Khegah tır.1877 Osmanlı Rus harbinde gemi ve takalarla Batı Karadeniz‟e göç baĢlar. Ordu Samsun ve Akçakoca‟ya Acar ya Zunduga köyünden Doğancılar Acara mahallesine, Batum dan Çiçek pınara, Acar ya Mahunset köyünden Uğurluya, Acar ya Mahunset ve Batum gürcüler ide Melenağzına navi denilen kayıklarla bu köye gelir ve yerleĢirler. Çerkezler Çarlık Rusya‟sının uyguladığı yayılmacı politikaların bir sonucu olan savaĢlarda yenilgiye uğrayarak, 1864‟lü yıllar öncesi ve sonrasında anavatanları Kafkasya‟dan zorla koparılıp Osmanlı topraklarına sürgün edildiler. Söz konusu yıllar ve 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi sonucunda Düzce‟de yaklaĢık olarak 13 bin 500 Çerkes ve 6 bin Abaza iskan edilmiĢtir. Ġkinci Abdülhamit döneminde (1876-1908) nüfusu 36 bin civarı olan Düzce‟de büyük bir nüfus hareketinin yaĢandığı görülmektedir1864 Çerkes sürgünü ile anavatanları Kafkasya‟dan koparılarak Osmanlı topraklarına sürülen ve büyük bölümü Rumeli‟de iskan edilen ancak 1877-1878 Osmanlı-Rus harbinin sonucunda Hıristiyan Batılı devletlerle Rusya‟nın Çerkezleri Rumeli‟den çıkarmak için Osmanlı devletine yaptıkları baskılar neticesi ikinci bir göçle Rumeli‟den çıkartılarak Ortadoğu ve Anadolu‟ya serpiĢtirilen Çerkezlerin yaĢadıkları insanlık dramını anlatan yada bu konuya değinen mevcut kitap ve kaynakların hiçbirinde Düzce‟deki iskan ile ilgili aydınlatıcı bilgi bulmak mümkün olmamaktadır. Dünyanın en önde gelen arĢivleri arasında yer alan Osmanlı arĢivlerinin Çerkezlerin sürgünü, göçü ve iskanı ile ilgili yüzlerce belge barındırdığını tahmin edebiliyoruz. Son dönemlerde Osmanlı ArĢivlerindeki dokümanların tasnifi neticesi ortaya çıkan belgeler bunu desteklemektedir. Temennimiz bu belgeleri bilgimize sunacak bilimsel çalıĢmaların çoğalması ve özelde Düzce‟deki iskanla ilgili bilgilere ulaĢabilmektir.Düzce‟de iskan edilen Çerkes ve Abaza nüfusu için yukarıda verdiğimiz yaklaĢık rakamlara, 1898 Kastamonu Vilayeti Salnamesi'nin köy nüfusları ve hane sayıları ile ilgili verilerini gözden geçirdiğimizde (Özellikle iskan sırasında ve iskandan sonra bazı Çerkes ailelerin bölünmüĢ ailelerine kavuĢmak isteği, hastalıklar, ekonomik sıkıntı v.b. nedenlerle yerleĢtikleri yerleri kısa süre içinde terk etmelerini de göz önünde bulundurarak) ulaĢabilmekteyiz Elimizdeki kaynaklar vasıtasıyla o yıllarla ilgili bir durum tespiti yapacak olursak 1864 yılında yayınlanan yeni vilayetlerin teĢkili nizamnamesi ile Düzce‟de Kastamonu Vilayeti'ne bağlı Üçüncü Mutasarrıflık Devri baĢlamıĢtı. Bu dönemde Düzce, Bolu Mutasarrıflığı'nın Göynük kazasına bağlı bir nahiye idi daha sonra 1871 yılında Düzce Göynük'ten ayrılarak müstakil kaza oldu.Düzce ovasındaki ilk iskanlarla ilgili edindiğimiz bilgilerse Ģu Ģekildedir. Düzce Ģehir merkezinin batısında 7 km uzaklıkta bulunan Ġstilli Köyü (Yedigey, Kanoko Habl) sakinlerinin bugünkü Adigey Cumhuriyeti'nin baĢkenti Maykop‟un yaklaĢık 160 km kuzeydoğusundaki Armavir Ģehrine 25 km mesafede ve Kuban nehri kıyısında bulunan Konokovo yerleĢim biriminde yaĢadıkları, 1854‟lü yıllardaki Rus iĢgali nedeniyle verdikleri kayıplar ve uygulanan baskı politikaları neticesinde köyleri Kanoko Habl‟de barınamaz hale geldikleri ve sonuçta bir kısmı civar köylere giderken bir kısmının da zorunlu olarak Osmanlı topraklarına göç ettikleri, köy yaĢlılarından dinlenerek kayıtlara geçirilmiĢ ve bugüne ulaĢtırılmıĢtır.Kafkasya‟daki köyleri bugün tamamen Kazak nüfusun yaĢadığı bir yerleĢim birimidir. Çerkezlerin Besleney kabilesine mensup olan köylüler PĢı Kanoko Adilgeri (Rus belgelerine göre Kinyaz Kanoko Adilgeri) önderliğinde Düzce‟ye gelerek, Osmanlı padiĢahınca verilen tapu senediyle bugünkü Ġstilli köyünü kurdular. Aynı kafilede yer alan PĢı Anjoko Rıza Bey‟de mahiyetiyle Develi köyünü (Anjokuey, Besni habl) kurdu. Düzce Ģehir merkezinin doğusunda 10 km uzaklıkta bulunan Muncurlu köyü de (Azobekey, Hatxı habl) büyük ihtimalle 1859‟lu yıllarda, Kafkasya‟nın aynı bölgesinden Rus iĢgali nedeniyle zorunlu olarak göç eden Besleney kabilesine mensup Çerkezler tarafından kurulmuĢtur. Düzce Ģehir


merkezinin güneybatısında 18 km uzaklıkta bulunan Sarıdere Köyünün (AĢebey, Kabardey habl) kuruluĢu da Kafkasya‟nın aynı bölgesinden zorunlu olarak göç eden Kabardey kabilesine mensup Çerkezler tarafından 1860‟lı yıllarda gerçekleĢtirilmiĢtir.21 Mayıs 1864 tarihinde iki asır devam eden Rus-Kafkas savaĢları Çerkezlerin mağlubiyeti ile sonuçlanınca, insanlık tarihi 1863‟ün sonbaharı ile 1864 yılının kıĢ ayları arasında Çerkes halkının %90‟ının anavatanlarından sürülmelerine tanıklık etti. Bu yıllarda yurtlarından sürgün edilen Çerkezler deniz yoluyla, Kafkasya‟nın, Taman, Tuapse, Anapa, Soçi, Sohum, Batum limanlardan gemilere bindirilip Osmanlı Devleti'nin Trabzon, Samsun, Sinop, Ġstanbul, Varna, Burgaz ve Köstence limanlarında indirildi. O yıllarda Karadeniz sahillerine indirilen göçmenlerin bir kısmının bugün Düzce‟ye bağlı bir ilçe olan Akçakoca‟nın sahillerinde toplanarak, buradan iç kesimlerdeki en yakın ve en uygun yerleĢim yeri olan Düzce‟de iskan edildiklerine dair bilgiler vardır. Düzce merkeze bağlı Saray yeri köyüne pek çok ailenin Akçakoca yolu ile geldiği söylenir. Anlatıldığına göre aileleri taĢıyan gemi limana yanaĢınca seyir için Akçakoca limanına yerel halktan gelenler olmuĢ. Bu meraklı kalabalığı gören Hakuyko adındaki bir Çerkes her ne his ve düĢünce içinde ise gemiden atlayıp sahile çıkmıĢ ve “biz seyirlik miyiz” diyerek herkesi kovalamıĢ.Karadeniz kıyılarında Trabzon, Samsun ve Sinop limanlarına indirilen göçmenlerin bir bölümü iç kesimlere gönderilmeye çalıĢıldı. 1862 yılında kurulan “Muhacirin Komisyonu” göçmenlerin iskan edilecekleri yörelere “Ġskan-ı Muhacirin Memuru” gönderiyordu. 1864 yılında bu memurlar Kastamonu Vilayeti, Ġzmit ve Bolu Sancakları'na da gönderildi. Ġskan memurlarının görevi, bulundukları yerlerdeki boĢ ve devlete ait uygun arazileri tespit ederek göçmenlere dağıtmaktı. O yıllarda Düzce‟nin Kastamonu Vilayeti Bolu Sancağı'na bağlı bir kaza olması, Ġzmit Sancağı'na olan yakınlığı ve iskanla görevlendirilen memurların bu merkezlerde çalıĢması sebebi ile hatırı sayılır miktarda göçmene ev sahipliği yapmıĢtır.1869 yılına ait Kastamonu Vilayeti Salnamesi'nde Düzce için; “Kasaba-ı mezküre, AkçaĢehir‟in müdüriyet merkezi olup, Vilayetin cihet-i garbisinde, 69 saat mesafede düz bir ovada vaki bir muntazam kasaba olarak, oralarda külliyetli muhacirin-i Çerakese iskan olunmak hesabıyla Kasaba-ı mezküre günden güne imar olunmakta ve kesb-i cesamet eylemektedir” denmektedir. Buradan anlaĢıldığı üzere 1864 Çerkes sürgününden sonra Anavatanlarından sürülen Çerkezlerin bir bölümü de bu yıllarda Düzce ovasında iskan edilmeye baĢlanmıĢtı. Osmanlı devlet yönetiminin belirlediği iskan bölgelerine yerleĢtirilen Çerkes göçmenlere tapuları da verilmiĢ ancak baĢka yerlere göç etmeleri hatta Kafkasya‟ya geri dönmeleri yasaklanmıĢtır “O dönemde muhacirler için köyler inĢa olurken, çocuklarının eğitilebilmeleri için mektep yapılması gündeme gelmiĢ ve 1866 yılında Düzce Üskübü‟de bir mektep inĢa edilmiĢti.”(Saydam,1997: 176) 1869 yılında Batum'da iskan edilen Çerkes Hacı Bata Bey‟in arazisinin verimsizliği yüzünden Düzce‟nin GümüĢova denilen mahallinde iskan edilmeyi istediği görülmektedir.(Saydam,1997: 171-172) AnlaĢılacağı üzere bugün Hendek ilçesine bağlı Beylice Köyü (Hacıbatbey) o yıllarda kurulan bir Abaza köyüdür.1877-1878 Osmanlı Rus harbi sonunda imzalanan Ayastefanos ve Berlin antlaĢmalarına, Rusya tarafının ısrarı ile Çerkezlerin Rumeli‟den çıkarılarak Osmanlı Rus sınırlarından uzak yerlere gönderilmeleri maddesi kondu. Böylece Rumeli‟ye 1859-1876 yılları arasında yerleĢtirilen Çerkezler, bir kez daha yerlerinden edilerek Anadolu içlerine ve Ortadoğu‟ya zorunlu olarak göç ettirildiler. Çerkezler Anadolu‟ya iki yol takip ederek geçmiĢlerdir. Birinci grup Ġstanbul üzerinden Anadolu‟ya geçerken diğer grup Varna, Ahyolu Bergosu, Tekirdağ, Dedeağaç ve Selanik gibi Rumeli sahilindeki liman ve iskelelerden Anadolu‟ya geçmiĢtir.(Ġpek, 1999: 172) Samsun ve Sinop limanlarında biriken Çerkezler Ankara ve Kastamonu Vilayetleri ile Bolu ve Canik sancaklarına gönderilmiĢlerdir. “Ağustos 1878‟den itibaren Samsun ve Sinop iskelelerinin Çerkes muhacirlerle dolması üzerine AkçaĢehir (Akçakoca), Amasra, Bartın, Ereğli, Ġnebolu ve Ünye gibi Karadeniz‟in diğer iskelelerine de muhacir sevk edilmiĢtir. 4 Mayıs 1878 tarihine kadar Ahyolu Bergosu‟ndan Bartın da iskan edilmesi için vapurlarla taĢınacak muhacirlerden dörder bininin Sinop, Ġnebolu ve AkçaĢehir‟e (Akçakoca) üç bininin


de Ereğli‟ye taĢınmasına karar verildi.”(Ġpek,1999: 38-39) 1878‟de Akçakoca da bulunan Çerkes göçmenler arasında bazı hastalıkların arttığı ve burada memleket tabibi ve ilaç olmadığından, Kastamonu Vilayeti yetkililerinin merkezden tabip, eczacı ve ilaç talebinde bulundukları bilinmektedir. Bugün Akçakoca ilçesine bağlı bulunan HasançavuĢ köyü sakinleri o yıllarda Kızılkese mevkiinden karaya çıkarak Zıkoji lakaplı Hasan ÇavuĢun önderliğinde köylerini kurmuĢlardır. Çerkezlerin Jane kabilesine mensup olan köy sakinlerinin büyük bölümü çeĢitli sebeplerden ötürü 1900‟lü yılların baĢlarında Düzce‟deki akrabalarının yanına göç etmiĢlerdir.Tahmin edilebileceği üzere 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi sonrası Düzce‟de iskan edilen Çerkezlerin Düzce‟ye Ġstanbul ve Ġzmit Sancağı üzerinden karayolu ile, Rumeli‟nin yukarıda bahsi geçen limanlarından gemilere binerek Akçakoca ve Ereğli kıyıları vasıtasıyla, Samsun ve Sinop gibi Karadeniz limanlarından, Kastamonu Vilayeti Bolu Sancağına sevk edilerek ve iskan edildikleri diğer yörelerden sonradan kendi istekleri ile (Düzce‟deki akrabalarına yakın olmak, yerleĢtikleri yere uyum sağlayamama ve arazi Ģartlarının uygunsuzluğu) gelerek iskan edildikleri düĢünülebilir. 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi sonrası Düzce de iskan edilen Abazaların çoğunluğunun gemilerle sevk edildikleri Ġstanbul‟dan karayolu ile yada vapurlarla ulaĢtırıldıkları Ġzmit Sancağından Adapazarı üzeri ile ve Sohum limanından bindirildikleri gemilerin yanaĢtığı yakın kıyı kasabaları yada limanlardan (Sinop, Ereğli, Akçakoca, Kefken) Düzce‟ye geldikleri düĢünülebilir.Abaza göçmenlerin daha ziyade ova düzlüğünü değil de yüksek ve ormanlık alanları tercih etmiĢ olmaları kendilerine bu nitelikte arazi tahsis etmeyi o yıllarda kolaylaĢtırmıĢ olabilir. 1877-1878 Osmanlı Rus harbi sonrası yaĢanan ikinci göçte daha önce dolduğu ifade edilen yerlerin (O yıllarda genellikle bataklık ve ormanlık olan Adapazarı, Düzce, Manyas ovaları) iskana tekrar açıldığı bu yıllarda yapılan yerleĢimlerden anlaĢılmaktadır. Bu göç dalgası ile birlikte bataklık ve elveriĢsiz sahalarında iskana açılması ile bu sağlıksız alanlar üzerinde kurulan yerleĢim birimlerinin bir kısmı kısa sürede hastalıklardan kırılmıĢ ve neticesinde aileler çevre köylere ve Ģehir merkezine dağılmıĢlardır.1864-1876 yılları arasında Düzce de iskan edilen Çerkezlerin özellikle Ģehrin merkezine göre güneyde kalan düz arazilerle, ova düzlüğü ile güneydeki yükseltilerin birleĢtiği alanlara daha yoğun olarak yerleĢtikleri ve Ģehrin kuzeyinde nispeten ovaya göre daha yüksek düz arazilere de yoğun olmamakla birlikte yerleĢtikleri bilinmektedir. 1877-1878 yılları ve sonrasında iskan edilen Çerkezler de özellikle Ģehir merkezine çok yakın alanlarda ve Ģehri bir daire Ģeklinde geniĢleyerek kuĢatacak Ģekilde kuzey,güney ve doğu istikametlerinde yerleĢmiĢlerdir.Düzce‟de genel olarak tamamına yakını 1877-1878 Osmanlı Rus harbi sonrası Abazalar ovadaki düz arazilerden ziyade Ģehir merkezine göre güneydoğu,güneybatı ve batı istikametlerinde ova ile yükseltilerin birleĢtiği alanlarla, yüksek ve ormanlık kesimlerde iskan edilmiĢlerdir. Düzce Ģehir merkezindeki Çerkes yerleĢimi ise özellikle Cedidi ye mahallesinde yoğunlaĢmıĢtır.Çerkes göçmenlerinin yerleĢtirildikleri araziler o dönem Ģartlarında fazla verimli değildi. Ancak tarımda kat edilen teknolojik geliĢmeler zamanla bu arazilerin değerlenmesini sağladı. Günümüzün en değerli tarımsal toprakları olarak görülen ancak o yıllarda düzlüğü büyük ölçüde batak ve yükseltileri orman olan Adapazarı, Düzce gibi ovalara yerleĢen göçmenler sağlıklarını tehdit eden sivrisinek ve diğer haĢere türleri ile ve bunların sebep olduğu hastalıklarla mücadele ettiler. Düzce‟deki Çerkezlerin bugün çok değerli olan bu arazilerin büyük kısmını ne pahasına ve ne amaçlar uğruna elden çıkarttıkları bu araĢtırma dıĢında incelemeye değer sosyal bir olgudur. Günümüzde o yıllarda Ģehir merkezine yakın kurulan Çerkes köyleri zamanla Ģehir ile birleĢerek mahalle olmuĢ yada mücavir alan sınırları içine dahil edilmiĢtir. Kiremit ocağı, Uzunmustafa 1986 yılında, Aziziz iye 1990 yılında, Karahacımusa da 2000 yılında belediye sınırları içine alınarak mahalle oldu. 1963 yılı imar planına göre Esen ve 1985 yılı imar planına göre de Bostan yeri, Beslanbey, Saray yeri, Çamköy mücavir alan kapsamına alındı. Düzce ovasında Çerkezlerin yerleĢtiği alanların yerel olarak ifade ediliĢi Ģöyledir; Düzce Ģehir


merkezinin güneyinde kalan ve ova düzlüğünden güneydeki dağ yükseltilerinin yamacına kadar uzayan alandaki Çerkes köylerinin oluĢturduğu kısama “Mezç‟ağ”. Mezç‟ağın kuzeyinde kalan ve Ģehir merkezinin doğu,batı ve kuzeyindeki ova düzlüğünde bulunan köylerin oluĢturduğu kısma “Kucur”. ġehir merkezine de “ġahar” denilir. Düzce ovasında Çerkes ve Abazalar tarafından kurulan köyleri elimizdeki mevcut bilgiler ıĢığında,1898 Kastamonu Vilayeti Salnamesini esas alarak derledik. Köyler tablosunda belirtilen hane sayılarından da anlaĢılacağı üzere günümüzde bu köylerin büyük bir kısmı Çerkes köyü olma hüviyetini kaybetmiĢtir. Ġskan yıllarındaki kurulan ve 1898 Kastamonu Vilayeti Salnamesinde kaydı olan Hatiphacıibrahim köyü (Açuen habl) hastalıklar ve harbe gidenlerin geri dönmemesi neticesi 1930‟lu yıllarda 6-7 haneye düĢerek Aydınpınar köyüne (ġaguc habl) katılmıĢtır. Düzce ovasının birçok yerinde Çerkes hanelerin oluĢturduğu ve kayıtlara geçmeden dağılan yerleĢim ünitelerinin olduğu da bilinmektedir. Bunlardan en bilineni bugünkü Çocuk Esirgeme Kurumunun arkasında Karaca deresi kıyısında yerleĢimi olan ġeveĢ'u hable idi. 1999 yılı aralık ayında yapılan yasal düzenleme ile Düzce il statüsüne kavuĢmuĢtur. Öncesinde Bolu iline bağlı olan Akçakoca, Cumayeri, Çilimli, Gölyaka, GümüĢova, Yığılca ilçeleri ve yasal düzenleme ile ilçe yapılan KaynaĢlı ilçesi Düzce‟ye bağlanmıĢtır. Bugün Düzce Ġline bağlı, merkez ilçe ile birlikte 8 ilçe, 11 belediye (3 tanesi merkez ilçeye bağlı belde belediyesi.) ve 302 köy vardır. Düzce ovası Kuzey Anadolu fay kuĢağındaki yer hareketlerinin etkisiyle oluĢmuĢ genç bir çöküntü havzasıdır. Kabaca kare biçimli olup doğu-batı boyutu 23 km, kuzey-güney boyutu ise 20 km kadardır.Düzce ovası ve etrafını çeviren yükseltilerde 220 köy bulunmaktadır. Bu köylerin 117 tanesi Merkeze bağlı köylerdir.12 Kasım 1999 Ġzmit-Gölcük ve 17 Ağustos 1999 Düzce depremleri sonrasında, özellikle Ģehir merkezinde oturan hanelerden köyde yeri olan pek çok aile ya mevcut evlerine yada yeni yaptırdıkları evlere taĢınmıĢlar ve böylelikle deprem sonrasında Çerkes köylerindeki hane sayılarında artıĢ gözlenmiĢtir. Örnek verecek olursak Bostan yeri (Arap çiftliği) köyüne deprem sonrasında 40‟a yakın Çerkes hane yerleĢmiĢtir. 1864 Sürgünü ve zorunlu olarak yapılan göçlerden sonra Çerkezler yaklaĢık yüzyıl kadar, diğer kültürlerle iletiĢimin az olduğu dıĢa kapalı köy yaĢantılarında geleneklerini, kimliklerini koruyabildiler. Köyden köye mızıka sesleri yankılandı, kızlı erkekli kafileler halinde köyden köye düğünlere gittiler. Fakat 2. Dünya savaĢından sonra bütün dünyada olduğu gibi Türkiye‟de de hızlı bir sosyal ve ekonomik değiĢim ve nüfus hareketinin baĢlamasıyla birlikte Çerkes köyleri de çözüldüler ve kentlere yöneldiler, köyden çıkınca toprak önemsiz hale geldi, kentleĢmenin artmasıyla orantılı olarak hızlı bir kültür ve kimlik değiĢimi yaĢandı. Kentlerde geçmiĢini bilmeyen, kültürüne yabancılaĢmıĢ kuĢaklar yetiĢti ve bu güne gelindi

ABHAZYA‟LAR Abhazya lar Kafkassının güney ve kuzeyinde olmak üzere iki bölgede yaĢarlar kuzey Kafkasya Abhazya ları AĢuwa Askharuwa dır.Güneyde yaĢayanlar ise Ciget Ahcıpsa dal Tzabal Pıshoa AĢuwa Aybga Aamırz Agan dır.Abhazya lar köy kasaba eyalet çeklin de yaĢarlar Abhazya lar 1871‟de Türkiye,Suriye ,Ürdün.Ġsrail.Mısır,Yunanıstana göç etmiĢlerdir.1877 de batı Karadeniz gelen göçler ise ABJWA-AġUBA koluna mensup bir grup tavad prens sınıfından olanlar Akçakoca Çuhallı iskelesine çıkarlar bunlar, vadilerde yaĢadıkları için (PSTA)denilen hayat anlamına gelen yer isterler devlet de Abhazya lara devlet arazisi olan (Kıran) münkariz olan güney kısmına yerleĢtirirler.buraya ilk gelen Esmahanım diye bir bayan çalıĢkanlığı ile dikkati çekerek köyün kurulmasında öncülük etmiĢtir, bu köye onun içindir ki bu köye Esmahanım köyü denir. FOLKLÖR : Yöresel oyunları Abaza‟lar için Apsuva,koĢara ve rinadır.Abaza‟ların neredeyse tüm oyunları kızlı erkekli eĢli olarak oynanır.Karadeniz folkloru hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil,kemençe,mızıka ve


akordeon ile çalınan ve oynanan oyunlar vardır.Köyde kendilerine göre iki kiĢiyle oynanan Abaza oyunları vardır.Bir bay bir bayan ortaya çıkar mızıka çalınır ve bazı kiĢiler ellerini vurur ya da tahtalara vurarak,oyuncuların ayak figürlerine uydurarak oyunlara eĢlik ederler., oyunda oyuncu baĢı vardır herkese iyi oyun seyrettirmek için iyi oynayanları oyuna davet eder tek tek ve oyunda yaĢlı erkeklere genç kızlar eĢlik eder genç kızlar sıraya dizilir sırası gelen yaĢlı erkek oyuncuya eĢlik eder bu Ģekilde oyunlar devam eder ,. El çırpma(çepikli) oyunları meĢhurdur Bir ağaca yumurta asılır, onu silhı ile kim kırarsa Tesayüzden çorap hediye edilir DAVUL : Davul savaĢ sırası,sonrası,askere giderken,törenlerde,ramazanlarda,güreĢ yapılırken çalınır.Davulun eski adı Tavuldur,Çağatay Türkleri tarafından yapılmıĢtır,bir haber aracıdır,7 üstte 5 altta deliği vardır,Avrupa‟ya Türkler tarafından götürülmüĢtür,Oğuz Türkleri Anadolu‟ya getirmiĢtir,kemençe ve davula eĢlik eder,4000 yıldan beri devam eden bir enstrümandır.Davul,Kaval,Zurna,göçer enstrümandır,köyde son zamanlarda bunların yerini taverna müziği almıĢtır org ile çalınan müzik aletidir eski neĢe eski düğünler artık tarihe gömülmüĢtür,evlerde yapılan düğünler artık düğün salonlarına taĢmıĢtır ZURNA: Davul ve zembeleklerle çalınır ağaç maden, boynuzdan yapılır ,7 üstte 5 altta deliği vardır,Avrupa‟ya Türkler tarafından götürülmüĢtür,Oğuz Türkleri Anadolu‟ya getirmiĢtir,kemençe ve davula eĢlik eder,4000 yıldan beri devam eden bir enstrümandır.Davul,Kaval,Zurna,göçer enstrümandır,köyde son zamanlarda bunların yerini taverna müziği almıĢtır org ile çalınan müzik aletidir eski neĢe eski düğünler artık tarihe gömülmüĢtür,evlerde yapılan düğünler artık düğün salonlarına taĢmıĢtır MIZIKA : Armonika, üflemeli bir çalgıdır. Ġngilizce harmonica kelimesinden türemiĢtir, daha çok mızıka olarak bilinir. Nefes ve dil ile çalınan delikli bir çalgıdır. Blues, Country ve Western gibi müzik dallarında oldukça yaygındır.Diatonik Mızıka Diatonik Mızıkalar daha çok Blues ve Rock müzisyenleri tarafından kullanılır. Her farklı ton Ģarkı için farklı Diatonik mızıka kullanmak gerekir. Diatonik mızıkanın tonu ilk deliği üflediğinizde çıkan sestir. Blues mızıkası farklı pozisyonlardan çalınabilir. Birinci pozisyon; birinci delikten üflenerek baĢlanan gamdır ve mızıkanın tonu ile aynıdır. Ġkinci pozisyon; ikinci deliği çekerek baĢlanan gamdır ve mızıkanın tonunun beĢ yarım ton pesidir.(crossharp) Üçüncü pozisyon; üçüncü deliği çekerek baĢlayan gamdır ve mızıkanın tonunun iki yarım ton tizidir.Diatonik mızıkada, Ġlk öğrenilmesi gereken teknik, Tek ses çıkarmaktır. Üç çeĢit tek ses tekniği vardır; Dil Kapama, Dil Kıvırma, Dudak Büzme. Ġkinci öğrenilmesi gereken teknik ise Ses Bükmedir. Ses bükme Üfleyerek bükme ve Çekerek bükme olarak ikiye ayrılır. Diatonik mızıkanın ilk 6 deliği çekerek bükülebilir, son üç deliği ise üflenerek bükülebilir. Üfleyerek veya çekerek bükmek o deliğin orjinal sesinin yarım ton ile üç yarım ton arası peĢleĢmesini sağlar. Kromatik Mızıka :Bir yaylı mekanizma ile delikler kapatılıp açılır. Kromatik gamdaki her ses üfleyerek veya çekilerek çıkartılabilir. Tek mızıka ile her ton Ģarkı çalınabilir.AKERDĠON :Kafkas müziğin vazgeçilmez çalgısıdır,tek tuĢa basarak akort çıkabilecek körüklü ilginç enstrümandır,soleli kullanarak çalınır iĢin en zor yanı budur,sol elin altındaki minik tuĢlar,ilk sıra kontrbaslar,2ci sır baslar,3-3-4 sıralar majör minör ve 7 lı akortlardır,bazı akerdiyonlarda 6 sıra olarak eksik 7 ler vardır,sesin çıkması körüğün açılıp kapanması ile oluĢan hava basıncının metal dilciklere çarpması,titremesi sonucunda sağlanan körüklü bir çalgıdır Akordeon‟un ilkel Ģeklinin 1822'de Berlin'de Christian Friedrich Ludwig Buschmann tarafından icat edildiğine inanılır. Ama yakın zamanda akordeon olarak adlandırılabilecek bir enstrümanın 1816'da veya daha önceki bir tarihte Nürnbergli Friedrich Lohner tarafından kullanıldığı saptanmıĢtır.Akordeon ismine ilk patent ise 1829'da, Viyanalı org ve piyano yapımcısı Cyrillus Demian tarafından günümüzdeki akordeona çok da benzemeyen tek


klavyeli küçük bir çalgı alındı. Kısa sürede, birçok firma bu yenin çalgının üretimine giriĢti. "Diyatonik akordiyon" denilen ve diyezli ya da bemollü sesleri veremeyen bu çalgı, köylere kadar yayıldı. 1880'de,iki klavyeli kromatik akordiyon gerçekleĢtirildi. Diyezli ve bemollü sesleri de verebilen bu yeni akordiyon, kısa sürede çok tutundu. 1940'da daha da geliĢti ve konser akordiyonu adını aldı. George Auric ve Jean Françaix gibi besteciler bu çalgı için birçok parça bestelediler.Ülkemizde Kafkas halklarının veya Romanların çalgısı olarak bilinir. Özellikle Çerkes kültüründe büyük yer tutar: Çerkes düğünlerinin ve toplantılarının en ünlü çalgısıdır.Özellikle Sivas'ın Yavuz Köyünde çokça kullanılır.Türkiye'de virtüöz Ciguli sayesinde kısmen yeniden popülerlik kazanmıĢtır. TAHTA VE SOPA Bir adet kalas, 2 adet iskele üzerine konur ve insanlar 2 adet ufak sopaları bu kalas tahtaya vurmak suretiyle müziğe ritim edip eĢlik ederler 3 TELLĠ ABHAZ KEMENÇESĠ Doğum Olayı Abazalarda çocuk dünyaya geldiği zaman doğum olayını köy halkına duyurmak için silah atılırmıĢ. Bu durumda çocuğun kız veya erkek olması önemli değildir. Yeni doğan çocuğun adını dede koyar. Kız Ġsteme Abazalarda evlilik genellikle kız kaçırma ile olur. Kız kaçırılırken kızın yanında kız tarafının tanıdığı, köyden biri bulunur. Kız köyden uzakta, baĢka bir köyde misafir edilir, kızın ailesi ile görüĢülür. Mutabakata varılır ve düğün yapılır. Kız kaçırma olayı ile, normal yolla kız istemede verilen süre ortadan kalkmıĢ olur.Abazalarda kız istemeye baba gitmez. Yakın akrabalar, örneğin dayı, yenge, hala gibi büyükler gider,Baba, amca, dede gibileri gidemez.Abazalarda kız eğer verilirse, süre belirlenir.Üç ay gibi. Bu süre içinde örneğin üç ay içinde oğlan evinde her gece muhabbet yapılır.Üç ay içinde Abaza Köyünün bütün geçleri, oğlan evinin bulunduğu köye muhabbete gelirler.Abaza, Abaza ile evlenirken oğlan araĢtırılır. Bunların hepsinden önce, kıza yani gelin olacak kiĢiye herhangi bir Abaza Köyünden bir kız arkadaĢ seçilir. Bu kız arkadaĢ üç ay boyunca ve düğün bitinceye kadar geline refakat eder. Buna Tasavize denir. Üç ay boyunca diğer köylerden gelen misafirlere hizmet etmek, misafirleri eğlendirmek, damat köyünün gençlerine düĢer. Üç ay boyunca yapılan eğlencelere Tasam hara denir. Düğün zamanı gelince akrabası veya köylüsü olan bir delikanlıyı da geline katarlar. Gerdeğe girinceye kadar gelinden o sorumlu olur.Düğünler Cumartesi günü baĢlar ve Pazar akĢamına kadar sürer. Düğünde inek kurban kesilir. Kurbana Asta denir. Öğlene kadar yemek yapılır. Genellikle etli yemek, pilav, salata, helva ya da tatlı yapılır. Düğüne her yerden misafir gelir. Diğer Abaza köylerin muhtarlarına haber ulaĢtırılır. Muhtar haberi bütün köye yayar.Köyde davulcu baĢı, teĢrifatçı olarak erkekler seçilir. Zurnacı ve köçek (kadın kılığın girmiĢ erkek oyuncu) ile birlikte misafir karĢılanır. Diğer davulcu erkek evindedir.Gelen misafirler eve 100-150 metre mesafeye gelince silah atar ve köçeğe para yapıĢtırır. Gelen misafirler hediye olarak zarf içinde para ya da hediye koyar. Zarfın üstüne ismini ve mutluluk dileklerini yazar. Düğüne her gelen bir zarf getirir. Bir ihtiyar heyeti kurulur. Düğün boyunca gelen zarflar onların oturduğu masaya gönderilir. Zarflar orda birikir. Zarflarda para vardır. Zarfı kim getirdiyse sülale adını ve kendi adını yazar. Zarf sahibi bellidir. Ġhtiyar Heyeti zarfları açar, kimin ne


getirdiğini deftere yazar ve sonunda damada verilir.Düğün süresince gelen misafirler gece yatmak için bütün komĢulara dağıtılır. Hangi misafir hangi haneye gidecekse hane sahibi onları bekler ve ne zaman canları isterse hane sahibine haber verir. O da misafirleri alır gider. O geceki yemeleri, içmeleri,temizlikleri o haneden sorulur. Düğünde kızlar, erkekler, gençler görevlidir Bunlar teĢrifatçı, peĢkirci, tepsici gibi isimler alırlar.Çok saygıdeğer misafire kuzu veya tavuk kesilir. ÇeĢitli ev yemekleri yapılır. Misafir yemeğe hemen baĢlamaz. Evin büyüğü kesilen hayvanın kellesi ile gelir. Misafir onun kulağını keser ve evin büyüğüne verir. Büyükte kulağı evin küçüğüne verir. O kelle yenmez. Bu misafire hizmet gösteriĢidir.Düğün Pazar gününe kadar devam eder.Misafirler bu gece geri dönerler.Kız eve getirilirken de çeĢitli adetler vardır. Köyün ileri gelenleri ve gelin Galaba söyleyerek erkek evine getirilir. Kapıda bir bıçak ve silah çapraz olarak durmaktadır. Bunun anlamı, erkeğin, onun namusunu ve baĢına gelecek tehlikelerden koruyacağı anlamınadır.Düğün evinde, odanın bir köĢesine beyaz çarĢaf asılır. Düğün boyunca gelin bu çarĢafın arkasına gizlenir. Geline bir arkadaĢ seçilir. Bu kız tarafından seçilmiĢ bir erkektir. Görevi gelin kız çıkmazsa onu alıp götürmektir.Düğünden 15-20 gün sonra kız evine gidilir. Buna Damat Görmesi denir. Gelin kız arkadaĢlarına ve akrabalarına para dıĢında her türlü hediye götürebilir.Abaza köylerinde erkek olmak Ģartıyla gelin damatla birlikte yanlarına çıkamaz, birlikte yemek yiyemez, çocuk sevemez. Sadece hizmet eder. Kayın pederinin yanında konuĢamaz. DÜĞÜN GELENEKLERĠ  Abaza düğünlerinde çalgı olarak mızıka, akordeon ve tahta çalınır. Tahtaya 10-15 delikanlı dizilir. Tempo tutarak vurulur. Akordeon eĢliğinde ellerle tempo tutulur. Ortada bir kız ve bir oğlan oynar. Oyun bitimine doğru ortadaki kız ile oğlan kendini yerlerine oynayacak olanları, kendileri ortada iken seçerler. Onlar kalkar, ortadakiler oturur.  Bir ağaca yumurta asılır, onu silahı ile kim kırarsa Tasayüzeden çorap hediye alır DĠĞER GELENEKLER  Abazalarda eğlenmek için, muhabbet yapmak için düğün dernek olması Ģart değildir. Örneğin herhangi bir Abaza köyünde bir iki kız veya erkek köye akrabasına ziyarete gelse, o köyün gençleri o eve toplanır. Misafirin onuruna muhabbet, eğlence düzenlenir.  Abazalarda, bir kiĢi bir kahveye, bir cemiyete girdiğinde herkes ayağa kalkar ve ona saygı gösterirler. Gelen kiĢi eğer, cemiyettekilerin yaĢça büyüğü ise onu oturanların en baĢına oturturlar O, müsaade eder, her kes oturur. Eğlence nerde kaldı ise oradan devam eder.  Abaza köylerinde kahvehanelerde ortaya perde gerilir. Gençlerin yeri ayrıdır. Ortadaki perde, saygıda kusur olursa, büyüklere karĢı kusuru örter. ABAZA YEMEKLERĠ 1) Aktısızba (Çerkez tavuğu) : Cevizli, pastalı, acıkalı ve ceviz yağlı olur. Çerkez tavuğunda bu sayılanlardan bir tanesi eksik olsa bu tadı bulamazlar


2) Acıka (Fasulye ezmesi) Barbunya ezilerek yapılan bir yemektir. Acıka denilen yemek, bir çok Ģey karıĢt��rılarak yapılır. Baharat, barbunyanın ezmesine katılır. Buda pasta ile yenir. Pasta denilen yiyecek ise, mısır unundan yapılır. Buna Türklerde pasta, bazı yerlerde mamursa, Abazalarda ise Abista denir. Fasulye- barbunya ezmesidir 3) Acıka: Ceviz y a da fındık çekilerek özel baharatı ile yoğrulur.Salça, zeytin yağı, tuz, sarımsak, acı pul biber konur. Ekmeğin üzerine sürülerek yenir. 4) Aphösesızbal :Ham erik tanesinden yapılan bir yemektir. Buda yoğurt, erik, acıka ve maydanozdan yapılan bir yemektir. 5) Atukril : Bir ekmek türüdür. Hamur çok az yağda kızartılır. 6) Hampal : Hamur yiyeceğidir. 7) Açaç: Yağda kızartılmıĢ ekmektir. 8) Halij: Hamur yemeğidir. Hamur yufka gibi biraz kalın açılır, kase büyüklüğünde kesilir. Bunun içine Abaza peyniri ve ahusha denilen abaza otu karıĢtırılır. Bu karıĢım kesilmiĢ hamur içine konarak katlanır ve kaynatılır. PiĢince tepsiye konur, biraz soğuyunca yemeğe hazırdır. 9) Mamursa: Mısır unu elenip su içinde karıĢtırılarak lapa haline getirilir. Bir tepsiye boĢaltılır. Üzerine kiĢi sayısı kadar yuvalar açılır (Bardak vb. ile). Yumurtalar tereyağında piĢirilip her açılan çukura birer tane konur. Etrafı peynirle bastırılır: 10) Abaza Usulü Balık: Balık önce temizlenir ve suda haĢlanır.Etleri kılçıklardan ayrılır. HaĢlanmıĢ su ile beraber bir tencereye konur. Ġçine rendelenmiĢ domates, maydanoz, sarımsak konur. Karabiber ve kırmızı biber ilave edilir. PiĢtiğine inandıktan sonra, bir yumurta, 1,5 kaĢık un, su ile karıĢtırılır. Ġçerisine yeteri kadar tuz konulur. Hepsi birden tek yönde karıĢtırılarak piĢirilir. Üzerine limon sıkılarak yenilir. 11) EniĢte çöreği : Pirinç unu tereyağı, su ile yoğrulur. Ġçine fındık konur. Fırına verilir. Bu çöreği yapan herkese vermez. Sadece sevdiklerine verir. Bunun anlamı “seni ayırdım” demektir. 12) Abaza Pastası : Bir tür ekmektir. Çöven denilen, tunçtan yapılmıĢ bir kabın içine su koyarak kaynatılır. Ġçine çok az tuz konur.Mısır unu elenir ve kaynatılmıĢ suya eklenir. Bu karıĢım “amhabısta” denilen bir aletle karıĢtırılır. (kıvama gelinceye kadar) Sonra ters yüz edilip fırında piĢirilir. Ġple kesilerek servis yapılır. 13) Abaza Peyniri: Süt kaynayınca peynir mayası konur. Süt kıvamına geldiğinde yavaĢ yavaĢ elle toplanır. Top Ģeklinde olur. Hafif açılır. Kaynar suya koyup, çekerek saç örgüsü Ģeklinde yapılır. Tuzlayarak saklanır. GüneĢte bekletilir. 14) Çöğür : Kabağın içi alınıp kaynatılır. Sonra içine kaymak konur. Kaymak yerine yoğur kaymağı, kesik süt, minci (çökelek türü bir peynir) de konabilir.

ĠMECE Ekin ekmek ve biçmede herkes birbirine yardım eder. Ġmece usulü vardır.

DĠNĠ Abazalar müslümandırlar. Hacca giderler. Müslümanlığı tam anlamıyla uygularlar CENAZE ADETLERĠ


Ölüm olayında cenazeye tüm Abazalar gelirler. Eskiden araba olmadığından atla gelirlerdi.Atın bakımı, yem, köylüler tarafından karĢılanırdı. Ġlk günü ev halkı yemek yapmaz, cenaze evine köylüler yemek getirirler. Ölümüm 40 ve 52.c. günü mevlit okunur. Bir hafta cenaze evinde kuran okunur. Her gece lokma yapılır. Kurandan sonra helva ve gülsuyu dağıtılır. AT ÇALMA ADETĠ Abazalarda at çalmak bir Ģereftir. Özellikle asil ailelerden at çalan kahraman olur ve asil bir aileden kız bile isteyebilir. SÜLALE Abazalar ad ve soyadı hariç birde sülale adı kullanır. Geçerli olan sülale adıdır. Örneğin: Ġfrar Demir (Ceniya) gibi.

GÜRCÜ FOLKLORU Genellikle Kafkas Gürcü ve Doğu Karadeniz kültürü hakimdir biraz yozlaĢma görüselde bu gelenekler devam etmektedir Köyün bütününde günlük konuĢma dili Gürcücedir. Bazı Türkçe kullanılan isimler dıĢında Acara-Guria lehçesi Gürcüce konuĢulmaktadır. Köy halkı köyün otantik yapısını korumaya azami özen göstermektedir. Köyde halen 150 -200 yıllık eski evlere rastlanmaktadır. Bu evler özüne uygun olarak ustaca restore edilmekte, kendi tarihi dokusu içerisinde korunmaya çalıĢılmaktadır. Köyde eski imece usulü ( meci) çalıĢma devam etmektedir. Aileler baba mirası arazilerini erkek çocuklara devrediyor. Bu nedenle de köye dıĢarıdan insanların yerleĢimi engellenerek kapalı toplum özelliğini sürdürmektedir. Evliliklerse, yine akraba olmayan sülaleler arası yapılmaktadır. Ancak bu gelenek günümüzde tüm köyün birbirine bir Ģekilde akraba olması sebebiyle çevre Ģehirler ve köylerdeki Gürcü ailelerle iliĢki içine girmek suretiyle gerçekleĢtirilmeye çalıĢılmaktadır. Yerli halk dıĢarıdan bir kiĢiye, ekonomik Ģartlar ne kadar gerektirse de, arazi satmamaktadır.Yada köy halkının buna rızası aranmaktadır. Köy halkının geleneksel yapıyı korumaktaki bu hassasiyeti son derece saygıdeğer bir davranıĢtır.Çağın getirdiği globalleĢme süreci içerisinde, içine girdiğimiz arabesk kültür asimilasyonu tehlikesinde, kendini bu derece koruyabilmeyi baĢarmıĢ, öz kültürü ve gelenekselliği kaybetmemekte bizlere göre daha fazla mücadele etmiĢ,bu köy halkı önünde, saygı ile eğiliyorum. Tüm hemĢerilerimizi kültürel değerlerimizi korumakta ve geliĢtirmekte Melenağzı Köyü Gürcü halkı gibi davranmaya, nadide kalmıĢ bu köyümüze sahip çıkmaya davet ediyorum.Efteni olarak adlandırılan yörede Hamamüstü ve Hacıyakup köyleri çevresinde yaĢayan Gürcülerin hangi tarihte ata topraklarını terk ettikleri kesin olarak bilinmemekle birlikte, Rus Çarı Nikolay'ın Gürcistan‟daki Müslümanları yok etmek istediği ve bu göçün bu yüzden baĢladığı söylenir. Buradan hareketle göçün, 18771878 Osmanlı-Rus SavaĢı sonrasında, 1894-1917 tarihleri arasında hüküm süren Çar II. Nikolay döneminde yapıldığı anlaĢılmaktadır. Dolayısıyla Berlin Kongresi sonucu Osmanlı ve Rusya arasında 27 Ocak 1879'da Ġstanbul'da yapılan anlaĢmayla 3 ġubat 1879'da baĢlayan resmi göç süresine rağmen Tzoniarililer köylerinden muhtemelen 1894 sonrasında ayrılmıĢ olmalıdırlar. Anlatılanlara göre Batum limanından önce Ġstanbul'a, sonra Akçakoca, Sinop, Samsun, Ordu, Giresun limanlarına göçmenler bırakılmıĢtır. Bu bir bölgede yığılmayı önlemekten çok, Batum limanında bekleyen binlerce insanın daha fazla mağdur edilmemesi için yakın limanları tercih etme yaklaĢımı olarak değerlendirilebilir. Nitekim o dönemdeki Gürcü basınının, özellikle Kavkaz , Droeba , Ġveria ve Golosto gazetelerinin de belirttiği gibi, "Ġnsanlar ellerinde ne varsa, tüm mallarını, topraklarını çok ucuza satıp limana inmiĢler,


nakliye güçlüğünden ötürü aylarca gemi beklemiĢler, bu bekleyiĢte bazılarının parası bitmiĢ ve çaresiz duruma düĢmüĢlerdir." Ancak Osmanlının bu iyi niyetli yaklaĢımı topraklarını terk etmedikleri için bir kısmı Gürcistan‟da kalan ailelerin bir kez daha bölünmesine yol açmıĢtır. Tzoniarili Gürcüler arasında da bu duruma düĢmüĢ insanlar vardır. Tzoniari köylülerinin bir kısmı, Yavuz adlı gemiyle Giresun limanına indirilerek o dönemlerde KeĢap ilçesine bağlı bölgelerde yerleĢmek için yer arayıĢına girmiĢlerdir. Bunlar, Tzoniari köyü sülalelerinden Çelebiler - Çelebioğulları Yavuzlar - Sakallar , Çakarlar - Yıldızlar , Güller - Abaklar Urallar , Kılıçlar , Mezarcıoğulları ve daha pek çok sülaledir. Çelebiler - Çelebioğulları ve Yaslıların saptadıkları yer uygun görülmüĢ ve bu yerde Anbarala yahut Anbaralay olarak adlandırılan köy (Bugün Dereli ilçesine bağlı Anbaralan) kurulmuĢtur. Burada kısa süre içinde tarım arazisinin yetersizliğiyle karĢılaĢılmıĢ ve yeni sıkıntılar baĢ göstermiĢtir. Anbarala kurulduktan sonra muhtemelen 1910'lara girilmeden köyün ileri gelenlerinden Memed Ali Çelebi Efendi yaptığı hac yolculuğu dönüĢünde, Batum limanındayken tabiatının uygunluğunu duyduğu ve bir kısım Gürcünün bu limana bırakıldığını bildiği Akçakoca'da gemiden inerek yaĢam için Anbarala'dan daha uygun yerler aramıĢtır. Ġç kesimlere doğru ilerleyerek Düzce'nin güneybatısında bulunan Efteni yöresine ulaĢmıĢtır. Hemen hemen boĢ olan, gölüyle, akarsularıyla, yaylalarıyla, ovasıyla, tarım alanlarıyla ve ormanlarıyla mükemmel olan bu topraklara daha sonra eĢini ve küçük oğlu Ġmam Osman Çelebi'yi de getirmiĢtir. Ancak kendilerinden önce Kafkasya'dan gelen Çerkezlerin tepkisiyle karĢılaĢmıĢ, yerleĢtikleri yerin Çerkezlerin baltalık ormanları olduğu gerekçesiyle Ģikâyet edilmiĢtir. EĢinin ve çocuğunun kendisini izleyeceği düĢünülerek karakoldan karakola teslim yoluyla ve yaya olarak kolluk kuvvetlerince Anbarala'ya geri götürülmüĢtür. Memed Ali Çelebi Efendi, yeniden Efteni'ye dönmüĢ, yine Ģikâyet edilmiĢ ve aynı yöntemle geri gönderilirken nakledildiği karakollardan birinin komutanı tarafından yetmiĢ yaĢında olmasından dolayı serbest bırakılmıĢtır. Efteni'ye döndüğünde karĢılaĢtığı üçüncü Ģikâyet üzerine gelen karakol komutanı Hacı Memed Ali Çelebi Efendi tarafından geri çevrilmiĢtir. YerleĢimi kesinleĢince Anbarala'daki diğer çocuklarını, akraba ve komĢularını da boĢ topraklara davet etmiĢ, birçoğu davete uyarak Efteni'ye gelmiĢ ve Hacı Memed Ali Çelebi Efendi tarafından kurulan bu köye aĢağıdaki Ceneviz Hamamı'na izafeten Hamamüstü adı verilmiĢtir. Burada tarım, hayvancılık, arıcılık, avcılık ve balıkçılığı uğraĢ edinen Gürcüler kendilerine 10-15 km'den yakın olmayan yerleĢim birimlerinde Çerkezler, Abazalar ve yerli Türklerle karĢılaĢmıĢlardır. Burada yaĢayan birkaç Ermeni aile bir süre sonra bölgeyi terk etmiĢ, diğerleri dil ve kültür farklılıklarına rağmen, zaman içinde Ordu, Trabzon ve Giresun göçmenleri de alarak, baĢlangıçtaki sürtüĢmeleri aĢıp uyumlu yaĢamaya baĢlamıĢlardır. Akçakoca‟da Melenağzı, ġipir (Çiçek pınarı, Doğancılar Köyünün Acara mahallesi ) Gürcü Köyü olarak bilinir.Kafkasya‟nın yerli halklarından olan Gürcüler, tarihsel olarak Kartlar, Mengel- Çamlıca ve Sıvanlar olmak üzere üç boydan oluĢurlar. Akçakoca‟da yaĢayan Gürcülerin konuĢtuğu dil Acara dilidir.Türkiye Gürcülerinin konuĢtuğu dil Acara dilidir.1877-1878 Osmanlı Rus SavaĢında Osmanlılar yenilince Çürük su ve Batum Rusya‟ya bağlandı Acaralı Müslüman Gürcüler, Rus zulmünden korkarak ülkelerini terk ederek kara ve deniz yoluyla büyük zorluklar içinde Batı sahillerine göç ettiler.1877 Rus- Osmanlı SavaĢı sonrası Acarya‟dan Zundaga köyünden VaĢnize (Ġhtiyar oğlu) ailesi önce Adapazarı‟na hastalık nedeniyle AkçaĢehir‟e gelerek Doğan içi Köyü yakınlarına yerleĢmiĢler ve burada Acara Köyünü kurdular. GÜRCÜLERDE HALK OYUNLARI VAHA HEY


Düğün eğlencesinde daire Ģeklinde oynanır. Bunlar misafirlerden oluĢur. Ve oynayarak düğün sahibinden bazı Ģeyler isterler. Örneğin: Tavuk gelsin, vaha hey.Ġçki gelsin Vaha Hey. Ortaya bir tepsi konur ve gelen istekler tepsinin içine bırakılır. En sonunda gelin ile damat çağrılarak oyun bitirilir. Oyun daire yönünde, daire içine, el çırparak ve çökerek oynanır. FOLKLÖR : Düğün eğlencesinde dire Ģeklinde oynanır.Bunlar misafirlerden oluĢur ve oynayarak düğün sahibinden bazı Ģeyler istenir,. Örneğin tavuk gelsin vaha hey,içki gelsin vaha hey,baklava gelsin vaha hey v.b.gibi sözler söyleyerek devam ederler,sonunda bir tepsi gelir,tepsinin üstüne gelen istekler bırakılır en sonunda gelin ve damadı çağrılarak oyun bitirilir,oyun daire içine el çırparak ve çökerek oynanır,Köyün kendine has folklor ekibi yoktur Davul,Zurna,Saz Kemençe karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama sık sara oyunlarıdır Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,oyunları da oynanır DAVUL : Davul savaĢ sırası,sonrası,askere giderken,törenlerde,ramazanlarda,güreĢ yapılırken çalınır.Davulun eski adı Tavuldur,Çağatay Türkleri tarafından yapılmıĢtır,bir haber aracıdır ZURNA: Davul ve zembeleklerle çalınır ağaç maden, boynuzdan yapılır ,7 üstte 5 altta deliği vardır,Avrupa‟ya Türkler tarafından götürülmüĢtür,Oğuz Türkleri Anadolu‟ya getirmiĢtir,kemençe ve davula eĢlik eder,4000 yıldan beri devam eden bir enstrümandır.Davul,Kaval,Zurna,göçer enstrümandır,köyde son zamanlarda bunların yerini taverna müziği almıĢtır org ile çalınan müzik aletidir eski neĢe eski düğünler artık tarihe gömülmüĢtür,evlerde yapılan düğünler artık düğün salonlarına taĢmıĢtır KAVAL:Orta asyadan gelmiĢtir.Balasau Türkleri icat etmiĢtir.Çağatay Turan Türkleri Karadeniz‟e getirmiĢlerdir, havaldır ,bir göçebe çalgısıdır Of ve Tokat kavalı meĢhurdur. KEMENÇE :Klasik ve Karadeniz kemençesi olmak üzere iki türü vardır Akçakoca da Karadeniz kemençesi çalınır,ince uzundur,sol el ile havada tutularak çalınır,kemençenin telleri çeliktendir.Akortları la,re,sol,mi,yahut sol,re,la,mi veya 3 telli için re,la,mi dir,tellerin üzerine basılarak,tek olarak çalınır.Sazın Ģekli bir takayı andırır,gövde kısmı dut ve ceviz ağaçlarından oyularak yapılır,ses tablası ise 1,5-2 mm kalınlığında ladin veya köknar ağacından yapılır,kısa sapı ve çelikten üç teli vardır re-la-mi sesleri akort edilir,bir buçuk oktav çalar.Yayının kılları gevĢek olarak takılır ve sol el ile havada veya dize dayanmıĢ olarak tutularak kemençenin 3 teline aynı anda sürülerek çalınır çalınır Kemençe Anadoluya oğuz Türklerinden gelmiĢtir Kemençe ,Özbekistan,Kırgızistan ada Anadolu‟da ıklık göbekli kemençe olarak çalınır Arapçada Keman Türkçede Ç demektir bu iki kelime birleĢmesinden Kemençe doğmuĢtur ,Kıpçak Türkleri tarafının dan Mısıra götürülmüĢtür Özbeklerin girjası kemençeye benzer, kıyak kemençe denir.Trabzon dada Gagavuz Türkleri kemençeleri vardır,Trabzon‟da kemençeye kıyak denir,Türkmenistan,Özbekistan, Kırgızistan Gagavuz Türklerin kemençeleri vardır 2 sesle çalıĢır 2 telden ses alınır 4-6-7 aralıklıdır. MIZIKA : Armonika, üflemeli bir çalgıdır. Ġngilizce harmonica kelimesinden türemiĢtir, daha çok mızıka olarak bilinir. Nefes ve dil ile çalınan delikli bir çalgıdır. Blues, Country ve Western gibi müzik dallarında oldukça yaygındır. Diatonik Mızıka Diatonik Mızıkalar daha çok Blues ve Rock müzisyenleri tarafından kullanılır. Her farklı ton Ģarkı için farklı Diatonik mızıka kullanmak gerekir. Diatonik mızıkanın tonu ilk deliği üflediğinizde çıkan sestir. Blues mızıkası farklı pozisyonlardan çalınabilir. Birinci pozisyon; birinci delikten üflenerek baĢlanan gamdır ve mızıkanın tonu ile aynıdır. Ġkinci pozisyon; ikinci deliği çekerek baĢlanan gamdır ve mızıkanın tonunun beĢ yarım ton pesidir.(crossharp) Üçüncü pozisyon; üçüncü deliği çekerek baĢlayan gamdır ve mızıkanın tonunun iki yarım ton tizidir.Diatonik mızıkada, Ġlk öğrenilmesi gereken teknik, Tek ses çıkarmaktır. Üç çeĢit tek ses tekniği vardır; Dil Kapama, Dil Kıvırma, Dudak Büzme. Ġkinci öğrenilmesi gereken


teknik ise Ses Bükmedir. Ses bükme Üfleyerek bükme ve Çekerek bükme olarak ikiye ayrılır. Diatonik mızıkanın ilk 6 deliği çekerek bükülebilir, son üç deliği ise üflenerek bükülebilir. Üfleyerek veya çekerek bükmek o deliğin orijinal sesinin yarım ton ile üç yarım ton arası paslaĢmasını sağlar. Kromatik Mızıka Bir yaylı mekanizma ile delikler kapatılıp açılır. Kromatik gamdaki her ses üfleyerek veya çekilerek çıkartılabilir. Tek mızıka ile her ton Ģarkı çalınabilir. AKERDĠON :Kafkas müziğin vazgeçilmez çalgısıdır,tek tuĢa basarak akort çıkabilecek körüklü ilginç enstrümandır,soleli kullanarak çalınır iĢin en zor yanı budur,sol elin altındaki minik tuĢlar,ilk sıra kontrbaslar,2ci sır baslar,3-3-4 sıralar majör minör ve 7 lı akortlardır,bazı akerdiyonlarda 6 sıra olarak eksik 7 ler vardır,sesin çıkması körüğün açılıp kapanması ile oluĢan hava basıncının metal dilciklere çarpması,titremesi sonucunda sağlanan körüklü bir çalgıdır Akordeon‟un ilkel Ģeklinin 1822'de Berlin'de Christian Friedrich Ludwig Buschmann tarafından icat edildiğine inanılır. Ama yakın zamanda akordeon olarak adlandırılabilecek bir enstrümanın 1816'da veya daha önceki bir tarihte Nürnbergli Friedrich Lohner tarafından kullanıldığı saptanmıĢtır.Akordeon ismine ilk patent ise 1829'da, Viyanalı org ve piyano yapımcısı Cyrillus Demian tarafından günümüzdeki akordeona çok da benzemeyen tek klavyeli küçük bir çalgı alındı. Kısa sürede, birçok firma bu yenin çalgının üretimine giriĢti. "Diyatonik akordiyon" denilen ve diyezli ya da bemollü sesleri veremeyen bu çalgı, köylere kadar yayıldı. 1880'de,iki klavyeli kromatik akordiyon gerçekleĢtirildi. Diyezli ve bemollü sesleri de verebilen bu yeni akordiyon, kısa sürede çok tutundu. 1940'da daha da geliĢti ve konser akordiyonu adını aldı. George Auric ve Jean Françaix gibi besteciler bu çalgı için birçok parça bestelediler.Ülkemizde Kafkas halklarının veya Romanların çalgısı olarak bilinir. Özellikle Çerkes kültüründe büyük yer tutar: Çerkes düğünlerinin ve toplantılarının en ünlü çalgısıdır. Özellikle Sivas'ın Yavuz Köyünde çokça kullanılır.Türkiye'de virtüöz Ciguli sayesinde kısmen yeniden popülerlik kazanmıĢtır

HEMġĠN FOLKÖRÜ Kalabalık aile yapısına sahip köyde,Hopa HemĢinlilere özgü,hemĢince denilen bir dil konuĢulur.esasen Ermenicenin bir dialekti olan bu dil,yöreye özgüdür.düğün cemiyetleri tulum ile olan köyde,Hopa HemĢin,üçayak,Artvin temurağa horonları ve çevre Rize HemĢin köylerinin etkisi ile Rize HemĢin horonu oynanmaktadır.HemĢinliler m.ö ikinci yüzyılda Horasandan gelip ĠranınHamadan bölgesinde 400 yıl kalmıĢlardır,daha sonra Kars, Arpaçay ilçesinin doğusuna buradan da 623 yılında Ġran Bizans savaĢında Çoruh nehrini aĢıp bu günkü yerlerine yerleĢmiĢlerdir Arsaklı ve Saka Türklerinin bir boyudur. Birçok savaĢa sahne olan Ermenistan‟da,Kafkasya‟daki Arapların baskılarına dayanamayınca Ermeniler isyan edip,batıya göç etmeye baĢlarlar 789-790 yıllarında 12 bin Ermeni HemĢin topraklarına girdi ve bugünkü HemĢin‟in bulunduğu yere bir kent kurdular buraya da kendi isimleri olan HamanaĢen adını verdiler bu ad zamanla HemĢin‟e dönüĢtü. HemĢinlilerde diğer eski kavimler gibi 16. yüzyıldan itibaren Müslümanlığı kabul etmiĢlerdir,Lazlarda deniz kenarında yerleĢirken HemĢinliler içeriye doğru dağlık bölgeye yerleĢmeyi tercih etmiĢlerdir.HemĢinliler Cumhuriyet ilk yıllarında batı bölgelerine göç etmeye baĢlarlar göçler Düzce, Adapazarı,Ġzmit,Bursa‟ya yerleĢmiĢlerdir,.HemĢinliler eskiden Oğuz Türkçesi konuĢurken daha sonra bu bölgeye gelen çok sayıda Ermenilerle birlikte yaĢamaya baĢladıktan sonra Ermeni dil kültürünün etkisinde kalmıĢtır.Halk arasında bu dil HemĢince olarak bilinmektedir HemĢinliler M.Ö. ikinci yüzyılda Horasandan gelip Ġran‟ın Hamadan


Bölgesinde dört yüz yıl kalmıĢlardır. Daha sonra Kars‟ın Arpaçay Ġlçesinin doğusuna, buradan da 623 yılında Ġran- Bizans SavaĢı sırasında Çoruh nehrini aĢıp bu günkü yerlerine yerleĢmiĢlerdir. Arsaklı ve Saka Türklerinin bir boyudur.Bir çok savaĢa sahne olan Ermenistan‟da ve Kafkasya‟da ki Arapların baskılarına dayanamayan Ermeniler isyan edip batıya göç etmeye baĢladılar. 789-790 yılları arasında 12 bin Ermeni HemĢin topraklarına girdi ve bu günkü HemĢin‟in bulunduğu yerde bir kent kurdular. Buraya kendi isimleri olan HAMANAġEN adını verdiler. Bu ad zamanla HemĢin‟e dönüĢtü. HemĢinliler de diğer eski kavimler gibi 16. Yüzyıldan itibaren Müslümanlığı kabul ettiler. Lazlar deniz kenarlarına yerleĢirken, HemĢinliler sahilden uzak, dağlık bölgeleri tercih ettiler. HemĢinliler, Cumhuriyetin ilk yıllarınsa batı bölgelerine göç etmeye baĢladılar. Göçler daha ziyade Karasu, Kocaeli ilçeleri ,ile Düzce ili ve Akçakoca‟ya olmuĢtur. Ayrıca Ġstanbul ve Bursa illerinde de toplanmıĢlardır. HemĢinliler eskiden Oğuz Türkçe‟si ile konuĢurken, daha sonra bu bölgeye gelen çok sayıda Ermenilerle birlikte yaĢamaya baĢladıktan sonra Ermeni dil kültürünün etkisinde kalmıĢtır. Halk arasında bu dil HemĢince olarak bilinmektedir. KARġILAġTIRMALI SÖZLÜK TÜRKÇE ġEFTALĠ KĠRAZ MISIR BOHÇA DENĠZ YOL HAMSĠ EL KIZ KARDEġ ANNE BEN SEN HABER BĠR DÖRT KAPI TAġ TARLA

GÜRCÜCE ATAMĠ BALĠ SĠMĠNDĠ BOHÇA ZGVA GZA KAPġĠA HELĠ DA DEDA ME SEN AMBAVĠ ERTĠ OTHĠ KARL KVA KANA

LAZCA ANTAMA BULĠ LAZULĠ BOHÇA ZUGA GZA KAPÇA HE DA NANA MA SĠ AMBAL AR ATHĠ NEKNA KVA KONA

MEGRELCE ATAMA BULĠ LAZULĠ BOHÇA ZGVA GZA KAPÇA HE DA NANA/DĠDA MA SĠ AMBE ARTĠ OTHĠ KARL KVA KVANA

HEMġĠNCE TAĞĠ PAL LAZUL BOHÇA ZOV CAMPA KAPÇĠN TEV AHÇĠK MAR YES TUN HABAR MEG ÇORS TUR KAR ART

KULLANILAN ENSTRÜMANLAR KEMENÇE;Klasik ve Karadeniz kemençesi olmak üzere iki türü vardır. Akçakoca‟da Karadeniz kemençesi kullanılmaktadır. Ġnce uzundur. Sol el ile havada tutularak çalınır. Kemençenin telleri çeliktendir. Akortları La, Re, Sol, Mi yahut Sol, Re, La, Mi, veya 3 telli için Re, La, Mi dir. Tellerin üzerine basılarak çalınır. Tek olarak çalınır. Sazın Ģekli bir takayı andırır. Gövde kısmı dut ve ceviz ağaçlarından oyularak yapılır. Ses tablası ise 1,5- 2 mm. Kalınlığında ladin veya köknar ağacından yapılır. Kısa sapı ve çelikten üç teli vardır. RE-LA-MĠ seslerine akort edilir. Bir buçuk oktav çalar. Yayının kılları gevĢek olarak takılır ve sol el ile havada veya dize dayanmıĢ olarak tutularak kemençenin 3 teline aynı anda sürülerek icra edilir.


TULUM; Tulum ve zurna Karadeniz Bölgesinde kullanılan nefesli halk sazıdır. Deri, nav ve ağızlık olmak üzere üç kısımdan oluĢmaktadır. Deri ; tulum olarak ta anılır.Tulum , koyun veya oğlak derisinin tüyleri temizlendikten sonra, ayakları yukarıdan kesilir. Sağ ön ayak ile, arka sol ayağın dıĢında kalan delikler hava kaçırmayacak Ģekilde sıkıca bağlanır. Ön ayağa bir tahta boru, arka< ayağa da üzeri delikli iki boru tespit edilir.Deri hava ile dolunca delikli borulardan ses çıkmaya baĢlar.Koltuk altına yerleĢtirilen tulum zurna analık üzerindeki parmaklar delikleri açıp kapamak suretiyle istenen ezginin çalınmasını sağlar. Nav, sazın zurna dediğimiz kısımdır. Ağızlık ise hava üflenen kısımdır.

MANAV FOKLÖRÜ Özellikle Batı Anadolu'da yoğunlaĢan Türk soylu halk. Türkologlara göre manavlık, Anadolu'da ilk yerleĢik hayata geçen Türkleri tanımlamada kullanılan bir sıfattır. Bu sıfat, yerleĢik hayatı benimsemiĢ Türkleri, Osmanlı'nın son dönemlerinde yerleĢik hayata geçmeyen Türklerden ve Anadolu dıĢındaki Osmanlı topraklarından gelen Müslüman halktan ayırmak için kullanılmıĢtır. Manavlar hakkında en çok kabul edilen bilimsel görüĢ göçebelikten yerleĢmiĢ (Yörük) nüfus dıĢında eskiden yerleĢmiĢ Türki köylülerdir.Ancak manavların orijini hakkında genel bilimsel çevrelerce kabul edilmeyen alternatif görüĢler de bulunmaktadır. Bu farklı görüĢün baĢında, Manavların Türklerin Anadolu'ya gelmesiyle Rum ve Anadolu halkının TürkleĢmesi sonucu ortaya çıktığına yöneliktir. Burada Rum ve Anadolu halkının kendi dillerini unutarak Türkçe konuĢmaya baĢlamasının nasıl olduğu belirsizdir. Bu görüĢe göre Manavlar, bin yıllık süreç içerisinde Türk kültürünün bir parçası olmuĢlardır.Manav tarihini araĢtırmak için Rum Selçuklu döneminin ve Haçlı Seferleri döneminin iyi analiz edilmesi gerekir. Günümüzde Rum Selçuklunun özellikle etkili olduğu Güneydoğu Marmara ve Ġç Anadolu bölgesinde Manav adı verilen grubun yoğunlaĢtığı görülmektedir. Selçuklu döneminde Güneydoğu Marmara ve Ġç Anadolu'ya sahip Rum Selçukluları döneminde Anadolu halkı Haçlı seferlerinden büyük zarar görmüĢ, pek çoğu katledilmiĢ ve giderek Selçuklu safına yönelmiĢlerdir. KuĢkusuz ki, Güneydoğu Marmara ve Ġç Anadolu bölgelerinde Konya, Ġznik, Bursa gibi kentlerin çevresine yerleĢen Selçuklu-Oğuz ve Ġranı unsurlar ile kaynaĢmıĢlardır.Bugün yapılan araĢtırmalarda, Türkiye'nin farklı köĢelerinde manav kavramının farklı anlamlarda kullanıldığı sonucuna da ulaĢılmaktadır:Özellikle Güney Marmara ve Ege köylerinde 17. yüzyılda Yörüklerin zorla iskan edilmelerine karĢılık, önceden kendi isteğiyle bölgeye yerleĢmiĢ olan Türkmen boylarının; zorla iskan edilenlerden kendilerini ayırt etmek için kendilerine manav dedikleri tespit edilmiĢtir. Hatta 16. yüzyılda yerleĢik düzene geçtiği tespit edilen bazı Türkmen aĢiretleri kendilerine 17. yüzyıldan sonra manav demektedir. Aynı Ģekilde, 17. yüzyıldan sonra zorla yerleĢik hayata geçen Yörükler, kendilerinin artık manav olduğunu dile getirmektedirler. Güney Marmara'da manav "YerleĢik hayata geçen Yörük" anlamında kullanılmaktadır. Örneğin; Balıkesir'de böyledir . Batı Anadolu'nun bazı köylerinde yapılan araĢtırmalarda ise Manavların sürekli Balkanlara ve Peçenek-Kumanlara atıf yapması ve kendilerini Peçeneklerle özleĢtirdikleri görülmektedir. Balkanlardan gelen Türk anlamında kullanılmaktadır. Akdeniz bölgesinde ve Batı Anadolu'da yerli olmaktan ziyade ovalarda yaĢayan Türkmen aĢiretleri anlamında "manav" tabiri kullanılmaktadır. Ġç Anadolu ve Güneydoğu Marmara'nın bir kısım yerleri ile Batı Karadeniz‟de ise "eskiden beri yerli, Anadolulu" anlamında kullanılmaktadır. Bu yüzden, Manavlar için tek bir çıkarsama yapmak doğru değildir. Günümüzde manavlar, Türk etnisitesinin bir kısmını oluĢturan etnik grup ve etnik gruplardır.Osmanlı'nın yıkılmasından sonra ise Balkan, Karadeniz, Kırım veya Kafkas Muhacirlerinden olmadığı yönünde ve muhacirlik kavramına karĢı kullanılan bir kavram olarak kısmen de olsa anlam kayması yaĢamıĢtır. Zira, Osmanlı'nın ilk ve orta dönemlerinde manavlık daha çok, "göçebe hayat/Yörüklüğe devam eden/özel hukuk tanımayan" kavramının zıttı anlamında kullanılmakta idi.Manav sözcüğünün kökeni hakkında iki görüĢ bulunmaktadır. Birincisi


Yunanca kökenli olduğu, diğeri Türkçe kökenli olduğu yönünde. Bunun dıĢında etnik grup anlamında bir iĢ kolu olan manav faaliyetlerinden alıntılandığı da belirtilmektedir. Yunanca Kökenli Olduğu GörüĢü:Manav kelimesi, Yunanca asıllı bir sözcük olup Türkçe'ye Ortaçağ'da geçmiĢtir. Yunan dilinde manavis, "100 yıldan önce" anlamına gelmektedir. Uzun süredir belli bir bölgede yaĢayan halk için, "bilindi bilineli burada yaĢayanlar" anlamında kullanılmaktadır. Türkçe Kökenli Olduğu GörüĢü:Bu görüĢe göre, manav sözcüğü manaptan veya managtan gelmektedir. Manap kelimesi, öz-Türkçe bir sözcüktür. Zira, "Manap" ifadesine "Orhun kitabeleri"nde de rastlanmaktadır ve Bey anlamına gelmektedir . Bu yüzden Manav sözcüğünün; Türkistan‟daki Kazak-Kırgız ve Sibirya‟daki Yakut (Saha) Türkleri‟nde kullanılan, koruyucu soylu kiĢi ve boy beyi anlamına gelen “Manap” ve “Manag”dan geldiği sanılmaktadır.Eski Türkçe‟de “v” sesinin olmamasından dolayı, “Manap” sözcüğündeki “p” ve “Manag” sözcüğündeki “g” sesinin yumuĢayarak “Manav” sözcüğünün ortaya çıktığı düĢünülmektedir. (Örneğin; berim=verim, takuk=tavuk, kagun=kavun vb gibi.) “Manap”ın; Çağatay Türkçesi‟nde “asilzâde, asâlet, beyzadelik”, Kırgız Türkçesi‟nde “feodal kabilelik üst tabakasının mümessili” veya “Kırgız Lideri”, Kazak Türkçesi‟nde “ağa, bey” ile “Manag”ın; Yakut (Saha) Türkçesi‟nde “koruyucu, güdücü, bakıcı” anlamlarını taĢıması ve de Türkistan‟ın kuzey bozkırlarında yaĢayan Kırgız ve Kazakların boy ve oymak baĢlarına “Manap” demeleri ile 1860‟larda Kırgızlar‟dan Bugu (Geyik) kabilesi ve Sari BağıĢ boylarının baĢlarında Manapların yer alması olguları da, “Manavlar=Yerli Türk/Türkmen” görüĢünü desteklemektedir.Kırgızistan'daki Manas destanında yer alan ve soylu beylere verilen Manap ifadesi de bunlara ilave edilebilir. ĠĢ Kolundan Türediği GörüĢü:Diğer bir yanda, "manav" sözcüğü, Türkçe'de çiftçilikle uğraĢan ve geçimini ürettikleri ürünleri satarak geçinen anlamına da gelmektedir. Anadolu'ya ilk göçen Türkmenler, yerleĢik hayata geçip tarım faaliyetlerine baĢlamıĢ olmalarından bu sözcük kullanılmıĢ olabilir. Bu görüĢü destekleyen bir durumda, Osmanlı kayıtlarında saraya ve Ġstanbul'a sebze-meyve temin eden köylere "manav köyleri" tabiri kullanılmasıdır. Zira hayvancılığın yapıldığı köylere "kasap köyleri", arıcılığın yapıldığı köylere "kovan köyleri", ormancılığın yapıldığı köylere "tahtacı köyleri" Ģeklinde tabirlerin kullanıldığı görülmektedir. Bu görüĢe göre manav sözcüğünden, tarımla uğraĢan Türkmen köylerine takılan bir lakap kastedilmektedir. Daha sonra bu köyler, 18.yy'la birlikte muhacirlerden, hala konar-göçerliğe devam eden Türkmenlerden ve Anadolu'ya gelen diğer unsurlardan kendilerini ayırt etmek için manav lakabını ön plana çıkarmaya baĢladılar. Zira günümüzde Anadolu'da kendilerini Kasap, Kovan veya Tahtacı olduğunu söyleyen topluluklar da vardır. Bizans kayıtlarında, Manav tabiri; 1291 tarihindeki kayıtlarda geçmektedir. Yıldırım Bayezid döneminde Ġstanbul‟un alınması amacıyla yapılan kuĢatma kaldırılırken, yapılan anlaĢma gereği Sirkeci‟de bir Türk mahallesi kurulması Ģartına uygun olarak Göynük ve Taraklıdan 760 hane Manav Ġstanbul‟a yerleĢtirilmiĢtir. Yani Ġstanbul‟a yerleĢtirilen ilk yerleĢmiĢ Türklerin, bu yöreden giden “Manavlar” olduğu kaynaklarca da doğrulanmaktadır. Türkmen Kökenlere Dayandıkları GörüĢü Anadolu'ya göç ederek gelen Türklerden bazıları yerleĢik hayata geçerek tarım faaliyetlerinde bulunmaya baĢlamıĢlardır. Buna bağlı olarak manavlık, “Batı Anadolu‟ya dıĢarıdan gelen (göçmen/muhacir) ve göçebelikten yerleĢmiĢ (Yörük) nüfus dıĢında eskiden yerleĢmiĢ köylere / köylülere verilen ad veya “Yerli Halk”, “YerleĢik Türk / Türkmen Topluluğu” ya da “Yerli olan, muhacir olmayan” ve yahut “hareketli nüfusa karĢın yerini değiĢtirmeyen, devamlı olarak orada oturan “Türkçe dıĢında dil bilmeyen” topluluk üyeleri olarak tanımlanmaktadır. Bu yaklaĢıma göre Manavlar, Anadolu Selçuklunun bakiyesi olan Türkmen halk ile Osmanlı döneminin 17. yüzyıl öncesi yerleĢen


Türkmen halkıdır.Balkanlara Karadeniz'in kuzeyinden gelen ve Hıristiyanlığı kabul eden Peçenekler ve Kumanlar gibi Türk toplulukları da dönem dönem Bizans tarafından Anadolu'ya yerleĢtirilmiĢtir ve bu toplulukların, yerleĢik hayata geçen Oğuz Türkleriyle kaynaĢarak bir kısım Manavları oluĢturduğu da düĢünülmektedir.Cevdet Türkay'ın "Osmanlı Ġmparatorluğu'nda Oymak, AĢiret ve Cemaatler" adlı eserinde belirtilene göre Manavlar "Ġçel sancağı, Anamur kazası (Ġçel sancağı), Manisa kazası (Saruhan sancağı) DüĢenbe kazası (Ala iye sancağı) gibi yörelerindeki yörükan taifesidir." Diğer bir deyiĢle, Manavlar aslında göçebe Türkmenler olup Anadolu'nun çeĢitli yerlerine dağılmıĢ bulunmaktadırlar. Dayanakları : Bazı araĢtırmacılara göre Manavların, Türk soylu olduğunu gösteren en önemli delil, Mongolid karakteristikleridir; Manavlarda gözlerdeki çekiklik ve yuvarlak yüz hatları hemen fark edilebilir.AraĢtırmacılara göre baĢka bir delil ise, manavların eski sosyal yaĢamda büyük önem tutan ipek böcekçiliğidir. Özellikle Marmara Bölgesi'ndeki manav köyleri Orta Asya'dan gelen alıĢkanlıklarıyla ipek böceği üreticiliği yapmaktadır. Örneğin; Osmanlı döneminde Bursa'daki ipek kumaĢların üretiminde bu ipek böceği üretimini yapan manav köylerinin payı büyüktü. Son yıllara kadar manav köylerinin en büyük geçim kaynağı ipek böcek yetiĢtiriciliğiydi ve hala bunu sürdüren köyler mevcuttur.Manavlar, Türkçe'den baĢka bir dil anlamazlar. Türkçe'den baĢka sözcükler-ünlemler kullanmazlar. Ġkinci dilleri ya da mahalli dilleri yoktur.GeçmiĢte, yerleĢik hayata geçen veya YerleĢik düzene adapte olan Türk toplulukları, Konar-Göçerliğe devam eden Yörük-Türkmen toplulukları ile sorunlar yaĢamıĢlardır. Hatta, Manavlar, konar-göçerliğe devam eden Yörük-Türkmen grupları tarafından yerleĢik hayata geçtikleri için küçümsenmiĢler ve her zaman alaya alınmıĢlardır. Çoğu zaman Konar-Göçer Yörük ve Türkmenler, göç yolunda karĢılarına çıkan yerleĢik (manav) Yörük ve Türkmen köyleriyle ters düĢmüĢlerdir. Bazı zamanlar, Konar-Göçer gruplar manav köylerini talan etmiĢler ve yerleĢik köyler üzerinde baskı kurmuĢlardır.Son derece uysal, mülâyim ve baĢkası tarafından söylenenlere fazla karĢı çıkmayarak yani tartıĢmayarak geleneksel yaĢamlarını sürdüren Manavlar kendi ifadeleri ile; “yedi kez düĢünmeden adım atmayan”(yavaĢ davranan) bir yapıya sahiptirler. Bu uyumlu ve uysal yapıları, baĢkalarına “sen bilirsin” ya da “siz bilirsiniz” ifadesinin sık kullanılmasında da kendini göstermektedir.Osmanlı döneminde Manavlar, uzun yıllar Rum köyleri ile komĢuluk yapmıĢlar ve uyumlu kiĢilikleriyle onlarla iyi geçinmeyi baĢarabilmiĢlerdir. Ancak kız alıp verme konusunda son derece tutucu davranıp Rumlarla kaynaĢmamıĢ ve kendi geleneklerini koruyabilmiĢlerdir.Birinci Dünya savaĢı sonucunda Osmanlı'nın gittikçe toprak kaybetmesiyle, eski Osmanlı topraklarından BoĢnak, Arnavut, Çerkez , Laz, Gürcü gibi anadili Türkçe olmayan göçmenler ile Muhacir diye adlandırılan ve Balkanlar'dan gelen Türk kökenli gruplar Anadolu'ya göçmüĢlerdir. Bu dönemde yerli köyler kendilerini göçmenlerden ayırmak anlamında Manav olduklarını belirtmeye baĢlamıĢlardır.Manavlar dıĢa açılmayı pek tercih etmediklerinden uzun yıllar bu müslüman göçmenlerle dahi evlilik yapmamıĢlardır. Manavlar geleneklerine bağlı olduklarından daha çok köy yaĢamını tercih etmiĢlerdir. ġehirlerde da yaĢayanları azımsanmayacak kadar çoktur. YaĢayıĢ Tarzlarındaki Benzerlikler :Manavlar'ın gelenek-görenek itibariyle ve yaĢam biçimi itibariyle incelendiğinde, kültür bakımından yörükler ile çok büyük bir farklılık olmadığı görülmektedir. FarklılaĢma noktası, yerleĢikliğin getirdiği özelliklerde görülür.Manav köyleri genelde düzlük ve ova yerleĢmeleridir. Manav köyleri plansız ve geliĢigüzel oluĢmuĢ köylerdir. Evler derme çatmadır. Belirli bir plan yoktur. Köylerdeki ve evlerdeki plansızlık göçebe hayatın en büyük izleridir. Köyler genelde, her gelenin plansızca yerleĢtiği bir öbek Ģeklindedir.Muhacır köyleri ile karĢılaĢtırıldığında, oldukça bakımsızdır. Çevredeki düzenli, bakımlı Muhacır Türk köylerinden hemen ayırt edilebilir.Manav köylerinin beslenme alıĢkanlıkları ile Yörükler‟in beslenme alıĢkanlıklarında çok büyük farklılık yoktur.Güney Marmara'daki manav köyleri ile Antalya, Bergama ve Mersin civarındaki manav köylerinde gerekse Kastamonu manav köylerinde; "bengi", "mengi" veya "bengü" adı verilen "ġaman"


izlerinin bulunduğu ritüelleĢmiĢ oyunlara rastlanmaktadır. Bu veri, Anadolu'daki manavlar'ın ortak özelliklere sahip olduğu ve Orta Asya kültürüne sahip olduğunu göstermektedir.Manav köylerindeki "EĢikte yani kapıda oturulmaz", "eĢiğe basılmaz", "yanan ateĢ söndürülmez" biçimindeki manav inanıĢlar, ġaman dönemini izlerini yansıtmaktadır.Manav köylerinde Ģehirlerde kullanılmayan "8. ve 9. yüzyıl Türkçesi"ne ait sözcüklere de rastlanır: "künge", "kiğiz","katun", "yavuz", "yavuklu", "eybek", "yaĢmak", "pörtlek", "zorbek", "aka", "ani" gibi...Özellikle EskiĢehir,Bilecik, Konya ve Sakarya ile bazı Balıkesir manav köylerinde oyunlar yörüklerde olduğu gibi "kaĢık"la oynanmaktadır.Tüm manav köyleri dini açıdan "Sünni-Hanefi"dir. Manavların Kökeni Hakkında Farklı GörüĢler 1. GörüĢ = Manavların TürkleĢmiĢ ve MüslümanlaĢmıĢ Rum ve Anadolu halkı olduğu :Bu görüĢlerin baĢında Manavların, Selçuklu döneminde Anadolu'da müslümanlığı kabul eden yerli Rum ve Anadolu halkı olduğu görüĢü gelmektedir. Buna göre, Fırat nehrinin batısındaki halklar, Türkmen ve Ġslam istilası karĢısında Ġslamiyeti kabul edip TürkleĢmiĢlerdir. Türklerin yönetimi öncesi dönem olan Roma döneminde ise Anadolu'da Ġyon kültürü baskın kültür olmuĢ, Anadolu'nun tüm halklarını Ġyon=Rum medeniyeti altında birleĢmiĢti. 10. yy'dan sonra Anadolu'da Ġslam ve Türk kültürü baskın kültür olmuĢ ve Anadolu'nun tüm halkları TürkĠslam medeniyeti altında birleĢmiĢtir. Bu görüĢe göre manavlar "Anadolu Türkü" olarak tanımlanabilir.Bu görüĢü ileri sürenler, Türkçedeki "manav" sözcüğü ile Rumcadaki "manavis" sözcüğünün aynı kökenden geldiğini ve Rumların bazen kendilerinin manav olarak da nitelendirdiğini de belirtmektedir.Bu görüĢe karĢıt eleĢtiriler, manavların MüslümanlaĢan Rumlar olmadığını gösteren tutarsızlıkların bulunmasına yönelik getirilir: Bu görüĢün temel tutarsızlığı, Anadolu'nun yerli ve medeni halkının nasıl olur da kendi dilini kaybedip asimile olabileceği sorusunun yanıtlanamamasıdır. Anadolu kültürüne göre daha düĢük seviyede ve göçebe kültüre dayanan Türk kültürü, yerli kültürü nasıl ekarte edeceği sorusunun karĢılığının olmamasıdır. 2. "Köklü bir geçmiĢi ve dili olan Rumlar, kendi dillerinden tamamen nasıl uzaklaĢıp göçebe dilini kullanmaya baĢladılar? Hiç olmazsa pekçok Rum sözcüğün, gramerin ve cümle yapılarının Manav köylerinde kullanılması gerekmez miydi?" sorusunun cevaplanamaması. 3. "Rumların Güçlü Ortodoks yapıları ve Ġstanbul Patrikhanesi, Türklerin asimilasyonuna ve istilasına karĢılık veremedi mi? Manavların inançlarında OrtodoksHristiyan izlerine niye rastlanılmamaktadır?" sorularının cevaplanamaması. Onlara göre, Manavların, müslümanlaĢmıĢ Rum olduğu görüĢü özellikle KurtuluĢ SavaĢı yıllarında İngilizler ve Yunanlar tarafından çıkarılmıĢ ve Anadolu'da benimsetilmeye çalıĢılmıĢtır. Buna göre Ġngilizler, Batı Anadolu'da daha geniĢ bir parçayı Yunan kontrolüne verebilecekti. Siyasi amaçlar uğruna türetilmiĢ bu görüĢün hatalı olduğu, Manavlar üzerinde KurtuluĢ SavaĢı'ndan sonra yapılan araĢtırmalarla ve folklorik-antropolojik alan çalıĢmalarıyla ortaya konulmuĢtur. Manavlarda özellikle ġamanizm'in yansımaları ve Dil-Fonetik özellikleri, Rum ya da Anadolu halkı olduğu görüĢünün karĢısına çıkmaktadır. 2. GörüĢ = Bir kısım Manav halkının Peçenek-Kuman kökenli olduğu :Rum medeniyetinin içinde Balkanlar'dan gelip Bizans kralı tarafından Anadolu'ya yerleĢtirilen ve doğudan gelen akınlardan korunmak amacıyla yerleĢtirilen sayısı azımsanmayacak kadar Türki Peçenek-Kıpçak-Kuman-Uz topluluğu da vardı. Bizans kayıtlarına göre, MüslümanTürkler Anadolu'ya gelmeden önce binlerce Türkçe konuĢan insan da yaĢamaktaydı. Buna göre bir kısım Manavlar, bu Türklerin devamıdır. 3. GörüĢ = Manavların Rumdan Ziyade Anadolunun TürkleĢmiĢ yerli halkı olduğu :Ġlginç bir görüĢ ise, Manavlar'ın Kürtler'le benzer genetik yapı taĢıdığına yöneliktir. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Bölümü BaĢkanı Prof. Dr. Ali Sazcı'nın yaptığı etnik grupların genetik yapıları araĢtırmasında, Kürtler ile Manavlar‟ın genetik yapılarının


birbirlerine yakın olduğu sonucuna ulaĢılmıĢtır ve bu sonuç Toronto‟da düzenlenen Amerikan Ġnsan Genetiği Birliği‟nin yıllık toplantısına bir bildiri halinde sunulmuĢtur FOLKLÖR : Köye has topal oyunu vardır ,köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folkloru hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir.Ayrıca köçek oyunu,gemici çardak oyunu vardır Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama Köçek,Davullu gemici çardak oyunudur,. Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunları da oynanır.ġuanda kendi folklor kültürü kaybolmuĢtur.Karadeniz folkloru kültürü hakimdir.Eski ananeleri yozlaĢmıĢtır. DAVUL : Davul savaĢ sırası,sonrası,askere giderken,törenlerde,ramazanlarda,güreĢ yapılırken çalınır.Davulun eski adı Tavuldur,Çağatay Türkleri tarafından yapılmıĢtır,bir haber aracıdır ZURNA: Davul ve zembeleklerle çalınır ağaç maden, boynuzdan yapılır ,7 üstte 5 altta deliği vardır,Avrupa‟ya Türkler tarafından götürülmüĢtür,Oğuz Türkleri Anadolu‟ya getirmiĢtir,kemençe ve davula eĢlik eder,4000 yıldan beri devam eden bir enstrümandır.Davul,Kaval,Zurna,göçer enstrümandır,köyde son zamanlarda bunların yerini taverna müziği almıĢtır org ile çalınan müzik aletidir eski neĢe eski düğünler artık tarihe gömülmüĢtür,evlerde yapılan düğünler artık düğün salonlarına taĢmıĢtır KAVAL: Orta asyadan gelmiĢtir Balasau Türkleri icat etmiĢtir,Çağatay Turan Türkleri haval derdi Karadeniz‟e bunlar getirmiĢtir ,bir göçebe çalgısıdır Of,Tokat,kavalı meĢhurdur.

AKÇAKOCA YEMEKLERĠ Akçakoca bölgesinde köyden köye çeĢitli mahalli yemekler bulunmaktadır. Bunların bir kısmı diğer illerde de ve özellikle Karadeniz kıyılarındaki yerleĢme bölgelerinin yemeklerine benzeyebilir. Tespit edebildiğimiz yemekler ve yapılıĢları Ģöyledir:

Kalçak Mancarı Mancar, çayırlarda yetiĢen alçak saçaklı yaprakları olan bir bitkidir. Genellikle çimenlerde bulunur. Bıçaklı çıkarılır. Yıkayıp ayıklandıktan sonra bulgur ya da pirinçle piĢirilir. Vitamini boldur. Fakir sofralarının en önde gelen yemeklerindendir.

Kızılca Mancarı Yaprakları cam güzeline benzer, fakat yeĢildir. Kendiliğinden biter. Genç ve körpe yaprakları toplanır. Bulgur ve pirinçle piĢirilir. Sarımsaklı yoğurt katılırsa mancar gibi yemek olur.

Isırgan Mancarı Cibirten otu diye de tanınır. Üzerinde ince ince dikenleri vardır. Eğer eldivensiz yanaĢılırsa eli dağlar acıtır.Genç sürgünleri elle toplanır. Çentilip sıcak suda haĢlanır. Pirinçle yemeği yapıldığı gibi sarımsaklısı da yapılır. Bağırsak hastalığına iyi geldiği söylenir. Ayrıca haĢlandıktan sonra mısır unu ile çorbası yapılır. Hele içine kaymaklı süt koyarsanız çok lezzetli olur. (Yemede yanında yat)


Lahana Mancarı Üç türlü lahana vardır. Birincisi Laz lahanasıdır. Çok küçük yapraklıdır. Ġkincisi Türk lahanasıdır. GeniĢ yapraklı ve kapuska yapılan türdür. Üçüncüsü ise kapuska dürme adını alır. Lahanaların dolması, turĢusu yapıldığı gibi halana olarak ta piĢirilir. Lahana yaprakları çok çeĢitli yerlerde kullanılır. Örneğin: Külde balık piĢirmede kullanıĢı yaygındır. Yanan odun ateĢi açılır. Tabana lahana yaprakları serilir. Sonra üzerine gerek tuzlu ve gerekse taze balıklar serilir. Üzerine lahana yaprakları örtülür. Üzerine kızgın korlar serilir. Balıkların tüm yağları küllere gider. Açıldığında balıklar piĢmiĢtir. Çok lezzetli olur.

Tekne Mancarı Lahana ince ince kıyılır ve kaynatılır. Acı suyu süzülür. Sonra az piĢmiĢ fasulyelerle bir kazanda kaynatılır. Maydanoz, nane konarak bir küçük tekne içine yerleĢtirilir. Herkes etrafına oturarak yer.

Un Mancarı Aynen tekne mancarı gibi yapılır ama içine koku versin diye iç yağı konur. Unu ve fasulyesi vardır.

Çırakta Baba Kaygana Buğday unu elenir içine bir veya iki yumurta kırılır ve tuzla iyice çırpılır. Tavaya bol yağ konup iyice ısıtılır. KaĢık kaĢık üstüne hamur konur. 10-15 cm çapında kayganalar oluĢur. Bu Ģekilde yenildiği gibi Ģerbet yapılır ve sıcak iken konur. Genellikle kaymak kavrularak elde edilen yağ konur.

KeĢli Kaygana KeĢ denilen yoğurt kurusu rendelenerek bir tabağa konur. Üstüne maydanoz, bir tek küçük domates, hatta bir biber kıyılarak konur, baharı ilave edildikten sonra üstüne üç veya dört yumurta kırılarak iyice çırpılır. Kızgın yağ içine kaĢık kaĢık konarak piĢirilir. Üstüne az limon sıkılarak yenir.

Sebzeli Kaygana KaĢar veya beyaz peynir rendelenir veya ezilir. Domates biber kıyılır, baharat ve acısı konur. Üç yumurta kırılır, inçine az tuz konup bir kaĢıkta buğday unu ilave edilip iyice çırpılır. Malzemeye yumurta konulur. Yağ kaynamaya baĢlayınca tavaya yumurta serilir. Üstüne tam yarısına sebzeli karıĢım konur, kalan yarısı üstüne kapatılır. Sonra ters çevrilip üzerine kapak kapatılır. Buharla piĢer. Tabağa alınıp üstüne limon sıkılır. Çatalla içine geçmesi sağlanır.

Kuskus Makarnası ElenmiĢ bulgur, elenmiĢ buğday unu, süt ve akĢam dinlendirilmiĢ kül suyu kuskus yapmak için gerekli. Bulgur tekneye atılır ve üzerine un serpilir. Bunun üzerine de sütlü yumurtalı kül suyu katılır ve ovalamaya baĢlanır. KarıĢımlar ovalandıkça bulgurun üzerine sarılır. Sargılar un ve karıĢımlarla yavaĢ yavaĢ büyütülür. Misket taneleri kadar olduktan sonra sergiye atılıp kurutulur. Kuskus, makarna veya pirinç pilavı gibi piĢirilir.


KaĢık Makarnası Hamur oklava ile mantı gibi açılır. Kareler halinde kesilir. Karenin bir ucundan süpürge sapı, kaĢık gibi Ģeylerle gevĢek olarak sarılır. Uçlarından yapıĢtırılır. Suda piĢirilir. Hepsi su yüzüne çıkınca kevgirle alınıp bir tepsiye koymadan altına keĢ, fındık, ceviz karıĢımı çekilmiĢ olarak konur. Ayrıca tartı veya tereyağı kızdırılıp üzerine dökülür.

Fındık Makarnası Buğday unundan yapılan hamur oklava Ģeklinde yuvarlanıp silindirle elde edilir. Bunlar bıçakla fındık büyüklüğünde kesilir. Kaynayan suya atılır. Suyun yüzüne çıkan makarnalar bir müddet kaynatılır. Kevgirle alınıp keĢli, peynirli bir tepsiye yerleĢtirilir. Üstüne tekrar malzeme dökülür. Üstüne tartı veya tereyağı gezdirilir. Fındık Çorbası KavrulmuĢ fındık iyice ezilir.Fındık ezmesi, un ve yağ tavada iyice kavrulur. Sonra içine sıcak su ilave edilir. Ġçine karabiber, tuz katılı ve iyice ısıtılır. Köpükler oluĢunca çorba hazırdır.

Tembel Karı Makarnası Buğday unu elenip yoğrulur Elde edilen hamur kaĢık kaĢık kaynayan suya atılır. Hamurlar su yüzünde olduğu zaman bir süre kaynatılır. Tepsiye alınır. Üstüne keĢ, fındık veya ceviz konur. Yağ ile de muamele gördükten sonra yenir.

Mamalika Mısır unu elendikten sonra lapa haline gelinceye kadar su ile karıĢtırılır ve piĢirilir. Sonra bu karıĢımdan kaĢık kaĢık alınıp bir tepside soğutulur. Aralarına ceviz, keĢ, peynir konulduğu gibi Ģekerli süt veya tartı ile zenginleĢtirilebilir.

Mamursa Mısır unu elenip su içinde karıĢtırılarak lapa haline getirilir. Bu tepsiye boĢaltılır. Üzerine kiĢilerin çokluğuna göre yuvalar açılır (Bardak vb ile ) yumurtalar tereyağ da piĢirilip her açılan yuvaya birer tane konulur. Etrafına peynirler bastırılır. Herkes önüne gelen yerdeki hamuru peynir ve yumurtalarla yer.

KaĢmakam Ekmeği Hiç elenmemiĢ buğday unu yoğrulur. Bir “saç” ateĢte kızdırılır. Bu ateĢe dayanaklı taĢ bir saçtır. Hamur taĢa yapıĢtırılır. Üzerine delikler açılır. (Parmakla) sonra taĢ ateĢe doğru çevrilir. Yanan ateĢte hem arkası hem önü nar gibi kızarır. Tuzu da biraz fazla olan bu ekmeği en çok değirmenciler yapar.

Köy Ekmeği Çoğunlukla mısır ve buğday unu karıĢımıdır. YumuĢak olup çok yiyimlidir.

Dizleme Ekmeği Buğday, çavdar ve mısır unuyla yapılan bir ekmek çeĢididir. Hamur mayalanır ve beklenir. Hamur kabarır. Ocağa taĢtan bir kap konur. Hazırlanan cıvık hamur saç yağlandıktan sonra belli bir ölçüde üzerine konup yayılır. Sonra kürekle çevrilir. Üzerine kaz yağı ve tuz ilave edilir. Yiyimi çok güzeldir. Her yemeden önce ızgarada ısıtılır


Bazlama Çok kısıtlı zamanda yapılan ekmek çeĢididir. Hamur alelacele yoğrulur. Mayalanmaz. Hazırlanan taĢ saç yağlanır. Ekmek üzerine piĢirilir. Çevrilip, keĢ peyniri, domates gibi yiyeceklerle sıcak yenirse çok lezzetlidir.

Kırtıl Un, pekmez, bal veya ĢekerkamıĢı balı ile yoğrulur. Fırına verilir. Yapılan ekmek zamanın pastası gibi yenir.

Mancarlı pide

Fırında ekmek yaparken bu da mutlak yapılır. Kıymalı, ıspanaklı, pırasalı, cırcamıklı (bir tür ot) yapılır. Yeni yapıldığında çok lezzetlidir.

Mantar Yemeği Akçakoca‟da çok çeĢitli mantar yetiĢir. Mantardan zehirlenen yoktur. Tespit ettiğimiz mantar çeĢitleri Ģunlardır: - Akkula : Kayın ağaçlarının çürümüĢlerinde - Karakulak : Karaağaç ve cevizlerde, - Et kulağı : Kestane ağaçlarında, - Malgadin : Sonbaharda kıraç yerlerde, - Cincile : Ġlkbaharda aynı yerlerde, - Dırbatan : Kestane altlarında, - Gövenek : Aynı yerlerde biter ama mantarların Ģahıdır. - Sütliyen : Hiç piĢirmeden yenir - Gelincik : Mısırlıklarda biter. Beyaz kırmızı görünümündedir - Fındık mantarı: Fındıklıklarda, - Kedi tırmığı : Karnabahara benzer


- Obalan : Eğreltiliklerde bulunur. Mantarlar, soğan, maydanoz ve tereyağlı piĢirilir. Ġnsanların protein ihtiyacını karĢılar.

Kaldırık Akçakoca‟nın kaldırarak adı verilen bir bitkisi bulunur. Bu bitki ilkbaharda kar kalkar kalkmaz baĢını tıpkı eğrelti otu gibi kıvırarak toprağın yüzüne çıkar. Güzelce yıkanıp ince ince doğrarlar. Kaynatarak piĢirilir. Kaynama sırasından son kumlarda tencerenin dibine iner. Kevgirle alınıp, süzgece konup bekletilir. Sonra bir kısmı sıkılarak topak haline getirilir. Bunlar omlet yapımında kullanılır. Kalan kısmını yağda kavurarak yenir. Ġçine sarımsak, kırmızı biber, ceviz, fındık, sirke, koyarak turĢu salatası olarak yenir.

BALIK YEMEKLERĠ

Balıkların çok çeĢitli piĢiriliĢ Ģekilleri vardır. Bunları genellikle herkes bilir. Izgara, tava, lahana vb salatalar, çiroz, fırında balık vb.

Kiremitte Palamut Akçakoca‟da en çok beğenilen bir balık yemeğidir. Balık ya sırtından ya da karnından yarılarak temizlenir. Eğer sebzeli olması isteniyorsa sırtından, az olsun isteniyorsa kanından yarılıp temizlenir. Malzeme: 4 uzun biber, bir domates, orta boy bir soğan, bir bağ maydanoz , karabiber, tuz. İş: Bu malzemeler kıyılıp karıĢtırılır. Kiremidin üstüne bir yağlı kağıt ikiye katlanarak konur. Balık üstüne yatırılıp karnı veya sırtı açılmıĢ yerden içine tüm malzeme yerleĢtirilir. Aralarında bir limon yıkanıp kesilir ve küçük parçalar halinde muhtelif yerlere yerleĢtirilir. Bazıları da sıkılır. Fırına verilir. Üstündeki birinci kat kağıt siyahlanıncaya kadar piĢirilir. Ortaya konur. Herkes tabağına servisini kendi yapar.

Hamsi Pilavı Hamsiler temizlendikten sonra yarılarak kılçıkları alınır. Pilav pirinci ayıklanır. Yıkanır. Tereyağı, soğan, domates, maydanoz kırmızı ve kara biber az kızartıldıktan sonra azcık suda piĢirilir.Bir plake tası ocakta iyice ısıtılır. Güzelce silinir. Üstüne pirinç ve


karıĢımı, sonra bir sıra hamsi sonra pirinç, tekrar hamsi kona kona doldurulur. Üstüne kızgın korlar konur. 20-30 dakika sonra alınıp servis yapılır.

Buğulama (Hamsi, Palamut, Mezgit) Balıklar temizlenir, soğan, domates, biber karabiber, isteğe bağlı alınır. Bir makarna süzgeci alınır. Onun altına, tam delikleri uyan bir tencere alınır. Üstede bir kapak ayarlanır. Tencerenin içine 3 cm kadar su konur. Eğer aralık varsa buğday unundan çiriĢ yapılarak oralar tıkanır. Kapak hoplamasın diye üstüne ya bir tas ya da su dolu güğüm konur. Yarım saat piĢirilir. Balığın bütün yağları suya akar. Servis yapılır.

Sirkeli Hamsi Malzeme:Bir kilo hamsi, büyükbaĢ soğan, bir bağ maydanoz, büyük domates, küçük bir havuç, yarım bardak zeytinyağı, yarım bardak sirke,Hamsi temizlenir. Havuç rendelenir. Diğer malzeme doğranır. Bir harç yapılır. Karabiber, kırmızı biber katılır. Bir tencerenin içine harçtan bir kısım konur. Sonra harcın bir kısmı sonra hamsinin diğer yarısı konur. Üstünde kalan harç ilave edilir. Zeytinyağı ve sirke ilave edilir. (Sirke yerine Ģarap konabilir) tencerenin ağzı sıkıca kapanır. Kanamağa baĢladıktan 15 dakika sonra indirilir. Sıcak sıcak yenir.

Yumurtalı Sebzeli Kaygana Malzeme: 4 adet taze yumurta, 1 baĢ sarımsak, bir tutam nane, yarım bağ maydanoz, sivribiber, bir kaĢık un-tuz-kara ve kırmızı biber.Malzeme ince ince doğranır. Yumurta ile iyice çırpılır. Yağ tavada kızdırılır. Tereyağ tercih edilir. Büyükçe bir kaĢıkla tavaya sıralanır. Bir tarafı kızarınca çevrilir. Kızaranlar tabağa alınır. Servis yapılır. Bu kayganalar: kıymalı, peynirli, patatesli, tarhanalı, havuçlu olabilir. (KeĢli, peynirli kaygana tuz konmaz)

Kırlangıç veya Mezgit Çorbası Kırlangıç ve Mezgit güzelce ayıklanır. Bir tencerede su ile haĢlanır. Dağılmadan kevgirle tepsiye alınır. Ayıklanarak kılçıklarından arındırılır. Ġnce parçalara ayrılır. Tencereye su konur. Ġçine balıklar atılır. Kaynamaya baĢlayınca iki yumurta, iki kaĢık un, maydanoz, karabiber ve kırmızı biberle iyice çırpılır. Yeterince tuz ilave edilir. Kaynayan balıklı suya bir taraftan karıĢtırılarak yavaĢ yavaĢ katılır. Devamlı karıĢtırılarak kaynatılır. Çorba kaynamaya baĢlayınca çok koya olursa az, sıcak su ilave edilerek istenilen kıvama getirilir. Sıcak sıcak servis yapılır. Sarımsaklı sirke veya limon ilave edilir.

Hamsili Börek Taze hamse ayıklanır. Ortadan baĢ parmakla bastırılarak kılçıklarından arındırılır. Hafif tuzlu suya atıp bekletilir. Harç olarak çok ince kıyılmıĢ soğan, maydanoz, rendelenmiĢ domates, maydanoz, karabiber ve yeteri kadar tuz konularak


hamsilerle birlikte çiğköfte gibi yoğrulur. Buğday unundan yapılan hamura yoğurt atılarak yufkalar açılır. Kareler Ģeklinde kesilir. Hazırlanan harcın içine bir yumurta kırılarak harç tekrar karıĢtırılır. Kareler köĢegenlerinin biraz içine gelmek üzere harç diğerinin üstüne katlanır. Parmaklarla uç kısımları yapıĢtırılır. Muska Ģekli elde edilir. Ocağa altı yuvarlak bir tencere konur. Yağ kızdıktan sonra içine 5-6 tane muska Ģeklinde börekler atılır. Nar gibi kızarıp kabarınca kevgirle tabağa alınır. Böylece kızartma devam eder. Sıcak veya soğuk yenir.

Sigara Böreği Aynı malzeme hazır yufkalardan kesilmiĢ hamurların içine de konur. Sıcak yenir. Hamsi Salatası Kılçığı alınmıĢ hamsiler, bir müddet suda haĢlanır. Soğan, sivri biber (acı olabilir) domates, maydanoz, kırmızı biber, istenirse piyazlık fasulye, haĢlanmıĢ patates ve hamsilerle karıĢtırılıp kayık tabağın orta kısmına konur. Yanları da domates, biber ve maydanozla süslenir. Üzerine liman, zeytinyağı konarak servis yapılır.

Ġsli Balık Melen çayında tutulan büyük kara balıklar parçalara ayrılır. Çuvaldızla ip geçirilir yarım kiloluk parçalar tuzlu suya bırakılıp bir akĢam bekletilir. Ertesi sabah kalbur veya süzgeçte suları akıtılır. Sonra ocağın ortasından bir demire bağlanır. Zincire bunlar bağlanır. Ot, fındık kabuğu veya çok duman veren saman ateĢi ile ilk tütsü yapılır.Daha sonra yakılan ateĢler sayesinde iĢlendirilir. Sonra ihtiyaca göre bu parçalar alınır. Önce soğuk sonra sıcak su ile isinden ayrılır. Ġnce dilimler halinde kesilerek tabağa dizilir. Dörde bölünmüĢ beyaz soğan, domates, sivribiber konur. Zeytinyağı dökülür, limon sıkılır. Salat gibi yenir. Ayrıca isli balık fasulye, nohut gibi yemeklere doğranıp piĢirilir.

LAZ YEMEKLERĠ Çirbuli ( Çılbır) Pilai (Pilav) Makarina( makarna) Luku (Kara lahana) Ağani Lobiya (Taze Fasülye) Kumhi Lobiya( Kuru fasülye) KotumeĢi dolma(Tavuk dolması) Princoni( Pirinç kavurması) Papa( Mamalika) Patlicani Tağaneği ( Patlıcan kızartması) Dudeyi ( Mancar yemeyi) Luncağheyi( Kara lahana dövmesi) Termoni (AĢure) Kapçğa getağaneyi ( Tavalı hamsi) Kapçğa geçveyi (Pilekide hamsi) Kapçon mçkudi ( Hamsili ekmek) Makvali getağaneyi ( Yumurta kızartması)

YĠYECEK-ĠÇEÇEK Akçakoca bölgesinde köyden köye çeĢitli mahalli yemekler bulunmaktadır. Bunların bir kısmı diğer illerde de ve özellikle Karadeniz kıyılarındaki yerleĢme bölgelerinin yemeklerine benzeyebilir. Tespit edebildiğimiz yemekler ve yapılıĢları Ģöyledir:Kalçak Mancarı, Kızılca Mancarı, Isırgan Mancarı, Lahana Mancarı,Tekne Mancarı, Un Mancarı, Çırakta Baba Kaygana, KeĢli Kaygana Sebzeli Kaygana, Kuskus Makarnası, KaĢık Makarnası, Fındık Makarnası, Tembel Karı Makarnası, Mamalika, Mamursa, KaĢmakam Ekmeği, Köy Ekmeği, Dizleme Ekmeği, Bazlama, Kırtıl Mancarlı pide, Mantar Yemeği, Kaldırak


BALIK YEMEKLERĠ Balıkların çok çeĢitli piĢiriliĢ Ģekilleri vardır. Bunları genellikle herkes bilir. Izgara, tava, lahana vb salatalar, çiroz, fırında balık vb. Kiremitte Palamut, Hamsi Pilavı, Buğulama, (Hamsi, Palamut, Mezgit) Sirkeli Hamsi, Yumurtalı Sebzeli Kaygana, Kırlangıç veya Mezgit Çorbası, Hamsili Börek, Sigara Böreği, Hamsi Salatası, Ġsli Balık

TATLILAR 

Melengüçceği

Akçakoca‟nın Melengüçceği aslında tatlı olarak da tuzlu olarak da tüketilebilen ve adını da Melen deresinden alan bir yiyecek. Genellikle bölgenin tanıtıldığı gazete yazılarında tatlı olarak adlandırılsa da üzerine Ģurup dökülmediği durumlarda tuzlu olarak da yenilebiliyor. Akçakoca‟da değiĢik Ģekilde hazırlanan birkaç tür Melengüçceği tatlısı olmasına rağmen evlerden yenildiği zaman Akçakoca‟nın dağ çileği reçeli ile ikram ediliyor. Akçakoca‟da bu tatlının kaymakla fıstıkla ikram edilmesi değiĢik bir tat kazandırsa bile yörede bolca bulunan dağ çileğinden yapılan reçel ile servis edilmesinin yöresel damak kültürünü daha iyi yansıtacağı inancındayız. 

Laz Böreği Malzeme; Baklava hamurunun aynısı olacak,38 yumak olacak..Muhallebisi; 14 kaĢık Ģeker1 paket vanilya, 3 yemek kaĢığı un, 1 lt süt, 3 yumurta. Yumurta hariç tüm malzeme karıĢtırılıp muhallebi gibi piĢirilir. Ġyice soğuduktan sonra 3 yumurta ile çırpılıp bir tarafta bekletilir. YapılıĢı; Her yumak açılıp tepsiye dizilip her katı yağlanır.19.cu yumak serildikten sonra muhallebi konulup kenarları üzerine katlanır ki muhallebi tepsinin kenarlarına yapıĢmasın. Diğer 19 adet yumak da aynı Ģekilde açılıp tepsiye serilir.ĠĢlem bittikten sonra da dilimler halinde kesilip yağlanıp ateĢte 2 saat piĢirilir.Soğuduktan sonrada üzerine pudra Ģekeri serpilir.

Güllaç

Ramazan sofralarının vazgeçilmez tatlısı olan güllacın yapılıĢı son derece basit. Malzeme;1 litre sütü 1 bardak Ģeker ile kaynatın. Zevkinize göre Ģekeri daha az yada daha çok koyabilirsiniz.Daha sonra almıĢ olduğunuz güllacı kat kat açarak tepsiye birer birer yerleĢtirin. Bu esnada tepsiye yerleĢtirdiğiniz her bir kat güllaç üzerine daha önceden kaynatmıĢ olduğunuz Ģekerli sütü kaĢıkla yayarak dökün. Bu iĢlemi her kat için yaparken, her üç katta bir araya dövülmüĢ ceviz ya da fındık serpiĢtirin. En üstüne de ceviz ve/veya fındık serptikten sonra, güllacın sütü tamamen içine almasına kadar bekleyin. Düzce ve diğer çevre ilçelerde olduğu gibi Akçakoca da lezzetli dağ çileği ile ünlü. Reçel yapımı sırasında çevreye yayılan hoĢ koku gerçekten iĢtah açıcı. Kirazları da bir o kadar meĢhur.

AKÇAKOCA FESTĠVALĠ


Uluslar arası turizm Kültür ve Fındık Festivali her yıl Temmuz ayının 3. haftası yapılmaktadır. Festivalin düzenlendiği günlerde, 25 bin olan ilçe nüfusu, özellikle çevre il ve ilçelerden gelen günü birlik ziyaretçilerle 100 bini aĢmaktadır. Festival vesilesi ile geliĢtirilen çeĢitli etkinlikler,folklor gösterileri, seminerler, Ģiir dinletileri, konferanslar, fotoğraf ve güzellik yarıĢmaları en kaliteli fındık yarıĢmaları, konserler vb. etkinliklerle kent tanıtılmaktadır. Kaynak : Akç.Bld.Sit.

AKÇAKOCANIN EN ESKĠ CAMĠLERĠ

Kofra cami 1700 yılında , Melenağzı camii 1370 , Balatlı camii 1338 , Çayağzı Orhangazi camii 1315 yıllarında yapılmıĢlardır


MERKEZ CAMĠ Edinilen bilgilere göre camiin özellikleri Ģunlardır: Cami, geleneksel mimari çizgilerinin dıĢına çıkılarak modern mimari anlayıĢında (oba çadırını andıran) 8 köĢeli kabuk sistem ve betonarme olarak yapılmıĢtır. Türkiye‟de ve dünyada benzeri yoktur.Eski cami yıkılıp yerine yapılmıĢtır. Yapımına 1989 yılında baĢlanmıĢtır.  Kabuk sistem ve betonarme kubbelidir. Kubbesi tamamen 32 ton olup 0,80 mm bakır levha ile kaplanmıĢtır. Kubbe üstten 8 adet kurĢunlu vitray camla kaplanmıĢtır.  Ġki minareli olup, minareleri gizli Ģerefeli ve 8 adet boydan boya aydınlatma bantlıdır.  Camide 716 adet, 654 metrekare kurĢunlu vitray kullanılmıĢtır.  Cami yerden ısıtmalı ve kaloriferlidir.  Cami içinde bir adet 9,60 metrekare havuz, müezzinlik, kürsü, minber ve 9 adet kapı oyma olarak, mihrap ise mermerdir.  Kubbe yüksekliği 31 metredir.  Minare yüksekliği 58 metre ve Ģerefe yüksekliği ise 35 metredir.  2600 metrekarelik kapalı alanı mevcuttur. Mimarı Vedat Dalokay dır,Ġslamabat kral faysal caminin aynısıdır 2. ÇUHALI ÇARġI CAMĠ Osmaniye Mahallesi Tevfik Ġleri Caddesindedir. 1630 yılında kaza merkezinin buraya gelmesiyle büyük bir ahĢap cami yapılmıĢ, ayrıca camiin yaĢaması için yakınına 5 adet dükkan yapılmıĢ. 1021 yılında burada konaklayan askerler tarafından Bahriye yüzbaĢısı Saffet Ney tarafından 6 musluklu bir Ģadırvan yapılmıĢtır. 1956 yılında kurulan cami derneği tarafından sökülerek Ģimdiki bina yapılmıĢtır.Kerpiç bir camidir. Halk tarafından 1956‟ta yapılmıĢtır. 500 kapasitelidir. Minaresi bir Ģereflidir. 3. KONAK CAMĠ Yalı mahallesi Ġstanbul Caddesi üzerinde betonarme çatısı saç-kursun bir camidir. 1969 yılında yapılmıĢtır. 150 kapasitelidir. ġadırvanı, gasil hanesi vardır. Minaresi tek Ģerefelidir. 4. YUKARI MAHALLE CAMĠ Divan-ı Keramettin (Yukarı Mahalle) büyüyünce Korfar camii yetersiz kalmıĢ ve yerine Hacı Tahir Efendi tarafından Ģimdiki camiin yerinde minareli ahĢap bir cami yapılmıĢtır.(1790). BitiĢiğinde iki katlı bir mahalle mektebi yapılmıĢ. Bu bina daha sonraları sübyan mektebi olarak faaliyette bulunmuĢtur. 1918 yılında Gençler Birliği bu binada faaliyette bulunmuĢtur. Cami yıkılıncaya kadar mütevelliliği Hacı Tahir Sülalesi üslenmiĢtir.Yeni cami,Yukarı Mahalle Gören caddesinde betonarme camidir. 1971 yılında yapılmıĢtır. Minaresi tek Ģerefelidir. 1500 kapasitelidir. 5- KAPKĠRLĠ CAMĠ 1962 yılında yapılmıĢ, 150 kapasiteli bir camidir. AhĢap kerpiç bir camidir.


Vakıflar Genel Müdürlüğü mülkiyetindedir. Minaresi tek Ģerefelidir. (Kapkirli mahallesi daha sonra Orhangazi Mahallesi adını aldı.) 6. BĠRLĠK CAMĠ 1970 yılında yapılmıĢtır. Yeni mahallededir. Betonarme binadır. 150 kapasitelidir. Minaresi bir Ģerefelidir. 7. AġAĞI MAHALLE CAMĠ AĢağı Mahalle Cumhuriyet Caddesindedir. 1965 yılında yapılmıĢtır. Betonarme bir camidir. 500 cemaat kapasitelidir. Minaresi bir Ģerefelidir. 8. KORFAR CAMĠĠ Hacıyusuflar mahallesi tekke sokaktır. Tuğla yapı 1500 yılında yapılmıĢtır.Zamanın voyvodası Keramettin Bey, Yukarı Köyde Korfar denilen kaynağın yanında bir mescit yaptırır. Mescit, kestane ağaçlarından yapılan kalaslarla çivisiz olarak inĢa<edilmiĢtir. ĠnĢa<tarihi 1430 dur 1792- 1803 yıllarında önemli onarım görmüĢtür. Cami Cuma ve Bayram namazları kılınabilmesi için beratlıdır. Bahçe kenarında halkın yararlanması için bir dibek taĢı bulunur Tarihi değeri vardır. 150 cemaat kapasitelidir. Minaresi bir Ģerefelidir. 9- PINARYANI CAMĠ Hacıyusuflar mahallesi Pınar yanında ahĢap bir camidir. 1935 yılında yapılmıĢtır. 75 cemaat kapasitedir. Minaresi tek Ģerefelidir. 10- OSMANĠYE CAMĠ Osmaniye Mahallesi Resülefendi sokaktadır. 1877 Osmanlı- Rus SavaĢında Doğu Karadeniz‟den Akçakoca‟ya göç eden Lazlar tarafından yapılmıĢtır.Vakıflar Genel Müdürlüğü mülkiyetinde bir yapıdadır. 1945 yılında yapılmıĢtır. 60 cemaat kapasitedir. 11- AġAĞI AYAZLI CAMĠ AĢağı Ayazlı Mahallesi, kayabaĢı sokaktadır. 1977-1978 yıllarında yapılmıĢ, beton bir binadır. 150 cemaat kapasitelidir. Minaresi bir Ģerefelidir.18 dönümlük bir arsası vardır. Göçülüde eski değirmenin olduğu yerde hacı Ahmet ağa bir cami yapmıĢtır,ayrıca sübyan mektebi de vardı bunlar Ģu anda yoktur 12- YUKARI AYAZLI CAMĠĠ Vakıflar Genel Müdürlüğü mülkiyetinde tuğla bir binadır. 1967 yılında yapılmıĢtır. Yakup Kalaycı yaptırmıĢtır. Mimarı Faik Özdemir‟dir. 150 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 13- SANAYĠ CAMĠ Bilgi yok. 14- KAPKĠRLĠ KOÇBABA CAMĠ Kapkirli Mahallesindedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü mülkiyetindedir. Tuğla-ahĢap bir yapıdır. Koçbaba tarafından yaptırılmıĢtır. YapılıĢ tarihi belli değildir. Minaresi yoktur. 50 cemaat kapasitelidir. (Cuma, bayram ve vakit namazlarında hizmete açık değildir.)


15- NURUOSMANĠYE CAMĠ 1989 yılında yaptırılmıĢtır. Kubbeli, betonarme bir binadır. Mimarı Mustafa Çakır‟dır. 500 cemaat kapasitelidir. Osmaniye Mahallesindendir. 16- UĞURLU KÖYÜ MERKEZ CAMĠ Uğurlu köyündedir. 1965 yılında yapılmıĢtır. Tam bir yapıdır. 400 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. Uğurlu köyünde birde tarihi camii vardır. Halen restore edilmektedir. 17- MERKEZ CAMĠ-ALTUNÇAY Altunçay köyündedir. Eski cami yıkıldı ve yerine 1965 yılında yeni cami yapıldı. Tuğladır. 150 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. Ġlk camiyi Ġsmail ağa bin Ġbrahim yapmıĢtır 18- MERKEZ CAMĠ-BEYÖREN 1946 yılında yapılmıĢ ahĢap camidir. Mimarı Ali Akça‟dır. 250 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. Bu köye halen ikinci bir cami yapılıyor. Ġlk camiyi hacı Ġbrahim yapmıĢtır 19- ESMAHANIM KÖYÜ CAMĠ 1958 yılında yapılmıĢ ahĢap-tuğla bir yapıdır. 1000 cemaat kapasitelidir. Minaresi bir Ģerefelidir. 20- MERKEZ CAMĠ ARABACI KÖYÜ 1900 yılında yapılmıĢtır. AhĢap bir camidir. 200 cemaat kapasitelidir. Minaresi bir Ģerefelidir. 21- MERKEZ CAMĠ MELEN AĞZI KÖYÜ 1370 yılında Orhan Gazi tarafından yaptırılmıĢ tarihi bir camidir. AhĢap bir camidir. ÇatıĢı kiremittir. 1500 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 22- MERKEZ CAMĠ-KURUKAVAK 1904 yılında yapılmıĢ ahĢap bir camidir. 1500 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir.ilk camiyi Davutoğlu durmuĢ bin Yakup ali yapmıĢtır 23. DADALI KÖYÜ 1972 yılında yaptırılmıĢ betonarme bir camidir. 300 cemaat kapasitelidir. Minaresi bir Ģerefelidir. 24- DÖNGELLĠ KÖYÜ CAMĠ 1984 yılında yaptırılmıĢ betonarme bir camidir. Mimarı Ġlhanı Gülü‟dür. 350 cemaat kapasitelidir. 25- TEPEKÖYÜ CAMĠ 1945 yılında yapılmıĢ ahĢap bir camidir. 100 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 26- ÇĠÇEK PINARI KÖYÜ 1973 yılında betonarme bir yapıdır. 350 cemaat kapasitelidir.


27- MERKEZ CAMĠ AKTAġ KÖYÜ 1984 yılında yapılmıĢ betonarme tuğla bir yapıdır. Mimarı Ramazan GüneĢ‟tir. 700 cemaat kapasitelidir. Minaresi bir Ģerefelidir. 28- BALATLI KÖYÜ CAMĠ 1338 yılında yapılmıĢ tuğla bir yapıdır. 150 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. Bu cami yıkılıp yerine büyük bir cami yapıldı. Yeni cami iki minareli olup her minaresi iki Ģerefelidir. Ġlk camiyi haliloğlu Abdullah bin çakır kabela oğlu Ġbrahim yapmıĢtır 29- FAKILLI KÖYÜ CAMĠ Eski cami yıkıldı yerine 1985 yılında tuğla bir cami yapıldı. 100 cemaat kapasitelidir. 30- KURUGÖL KÖYÜ MERKEZ CAMĠ 1982 yılında yapılmıĢ tuğla betonarme bir yapıdır. 85 cemaat kapasitelidir.ilk camiyi kara Hüseyin oğlu Musa yapmıĢtır 31- BEYHANLI KÖYÜ CAMĠ 1966 yılında yapılmıĢ ahĢap, tuğla bir yapıdır. Mimarı Kenan ve Davut isimli kiĢilerdir. 100 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 32- KALKIN KÖYÜ CAMĠ 1973 yılında betonarme bir yapıdır. 500 cemaat kapasitelidir. Vakfı Fındık bahçesidir. 33- PAġALAR KÖYÜ CAMĠ 1984 yılında yapılmıĢ betonarme bir yapıdır. Mimarı Mustafa Vural‟dır. 800 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 34- YENĠCE KÖYÜ CAMĠ 1890 yılında taĢ binadır. 200 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 35- EDĠLLĠ KÖYÜ CAMĠ 1950 yılında yapılmıĢ taĢ yapıdır. 200 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 36- KEPENÇ KÖYÜ CAMĠ 1962 yılında yapılmıĢ betonarme, çok kubbeli bir yapıdır. Mimarı Dursun TaĢçı‟dır. 300 cemaat kapasitelidir. 37- MERKEZ CAMĠ GÖKTEPE 1900 yılında yapılmıĢ ahĢap bir camidir. 50 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 38- YENĠ CAMĠ KOÇAR KÖYÜ 1977 yılında yapılmıĢ betonarme kubbesiz bir yapıdır. Mimarı Zeki Yürekli‟dir. 60 cemaat kapasitelidir. 39- ORTANCA KÖYÜ CAMĠ


1963-1964 yıllarında yapılmıĢ taĢ-mermer bir yapıdır. 80 cemaat kapasitelidir. 40- KINIK KÖYÜ CAMĠ 1875 yılında yapılmıĢtır. Tuğla bir camidir. 100 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 41- KĠRAZLI KÖYÜ CAMĠ 1947 yılında yapılmıĢtır. AhĢap camidir. 100 cemaat kapasitelidir. Minaresi bir Ģerefelidir. 1500 m 2 fındık bahçesi mekanı vardır. Köy merkezinde yeni bir cami yapılmaktadır. 42- YEġĠLKÖY CAMĠ 1965 yılında yapılmıĢ tuğla, tek kubbeli camidir. 100 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 43- DOĞANCILAR KÖYÜ CAMĠĠ 1978 yılında yapılmıĢ ahĢap camide 50 cemaat kapasitelidir 44- DEREDĠBĠ KÖYÜ CAMĠ 1982 yılında yapılmıĢ betonarme tek kubbeli bir yapıdır. 60 cemaat kapasitelidir minaresi tek Ģerefelidir. Fındık bahçesi akarı vardır. 45- TAHĠRLĠ KÖYÜ CAMĠ 1982 yılında yapılmıĢ betonarme tek kubbeli bir yapıdır. 200 cemaat kapasitelidir. 46- HEMġĠN KÖYÜ TARĠHĠ CAMĠ Hicri 1310‟da yapılmıĢ birinci katı taĢ ikinci katı ahĢap bir camidir. 20 cemaat kapasitelidir. Cami 2005-2006 yıllarında restore edilmiĢtir. AhĢap minaresi ve cami içindeki ağaç oymacılığı Osmanlı Döneminin en iyi örneklerindendir. Minaresi tek Ģerefelidir.Restorasyondan sonra bu cami tekrar kullanılmaya baĢladı. HemĢin köyünde ikini bir cami daha vardır. Yeni yapılmıĢtır. Fakat onarıma ihtiyacı vardır. 47- KARATAVUK KÖYÜ CAMĠ 1950 yılında yapılmıĢ tuğla bir yapıdır. 48- DĠLAVER KÖYÜ CAMĠ 1970 yılında yapılmıĢ tuğla yapıdır. 250 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. Bu cami yıkılmıĢ yerine kubbeli betonarme bir cami yapılmıĢtır. 49- DAVUTAĞA KÖYÜ CAMĠ 1952 yılında yapılmıĢ ahĢap bir yapıdır. 60 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 50- HASANÇAVUġ KÖYÜ CAMĠ 1910 yılında yapılmıĢ, tuğla bir yapıdır. 60 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 51- NAZIMBEY KÖYÜ CAMĠ 1855 yılında yapılmıĢ tuğla bir yapıdır. 100 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. Ġlk camiyi hafız efendi yapmıĢtır


52- KOÇULLU KÖYÜ CAMĠ 1955 yılında yapılmıĢ tuğla bir yapıdır. 50 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 53- SARIYAYLA KÖYÜ CAMĠ 1958 yılında yapılmıĢ ahĢap bir camidir. Mimarı Mustafa TAġKIN‟DIR. 100 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 54- KÜPLER KÖYÜ CAMĠ 1965 yılında yapılmıĢ ahĢap bir yapıdır. 70 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 55- AKKAYA KÖYÜ CAMĠ 1956 yılında yapılmıĢ ahĢap bir yapıdır. 200 cemaat kapasitelidir. 56- YENĠ MEZE CAMĠ (UĞURLU KÖYÜ) 1327 yılında yapılmıĢ taĢ bir yapıdır. 200 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 57- KARABURUN MAHALLE CAMĠ HASAN ÇAVUġ KÖYÜ 1968 yılında yapılmıĢ betonarme bir yapıdır. 180 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 58- BEYLĠK MAHALLE CAMĠ KURUKAVAK 1963 yılında yapılmıĢ ahĢap bir yapıdır. 250 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 59- BEYLER MAHALLESĠ CAMĠ BEYÖREN 1957-58 yılında yapılmıĢ betonarme bir yapıdır. Ömer usta yapmıĢtır. 50 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 60- DEREKÖY CAMĠ 1955 yılında yapılmıĢ tuğla bir yapıdır. Mustafa Çakatoğlu tarafından yapılmıĢtır. 100 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 50 dönüm fındık bahçesi vardır. 61- KAZCUMASI MAHALLE CAMĠ KURUGÖL KÖYÜ 1974 yılında yapılmıĢ ahĢap bir yapıdır. 80 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 62- DAĞKENARI MAHALLE CAMĠ KURUGÖL KÖYÜ 1975 yılında yapılmıĢ tuğla bir yapıdır. 100 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 63- ĠSKELE MAHALLE CAMĠ MELENAĞZI 1968 yılında yapılmıĢ tuğla bir yapıdır. 100 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. Bu cami yıkılmıĢ ve yerine tuğladan yığma bir cami yapılmıĢtır. 64- YAYLACIK MAHALLE CAMĠ 1980 yılında yapılmıĢ yığma bir yapıdır. 100 cemaat kapasitelidir. 65- KATĠPLER MAHALLESĠ CAMĠ ALTINÇAY KÖYÜ 1955 yılında yapılmıĢ tuğla bir yapıdır. 45 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir


66- ESKĠ CAMĠ KOÇAR KÖYÜ 1850 yılında yapılmıĢ tuğla bir yapıdır. 150 cemaat kapasitelidir. Minaresi tek Ģerefelidir. 67- SAPAK CAMĠ DÖNGELLĠ KÖYÜ 1955 yılında yapılmıĢ tek kubbeli betonarme bir yapıdır. Mimarı Yakıp Kalcı‟dır. 150 cemaat kapasitelidir. 68- KARġI MAHALLE CAMĠ NAZIMBEY KÖYÜ 1975 yılında yapılmıĢ tuğla bir yapıdır. 100 cemaat kapasitelidir. 69- SOĞUK PINAR MAHALLESĠ CAMĠ AKTAġ KÖYÜ 1970 yılında yapılmıĢ tuğla bir yapıdır. 100 cemaat kapasitelidir. 70- EVLĠYA CAMĠ- GÖKTEPE KÖYÜ 1820 yılında yapılmıĢ ahĢap bir yapıdır. Cami 1925 yılında yanmıĢ ve 1930‟lu yıllarda Ģimdiki cami yapılmıĢtır. 200 cemaat kapasitelidir. Cami 2003 yılında restore edilmiĢtir. Yanında Ahmet Dede türbesi vardır.Piknik için geniĢ bir alanı mevcuttur. 71- ORHAN GAZĠ CAMĠ ÇAYAĞZI KÖYÜ 1315 yılında yapılmıĢ ahĢap camidir. Orhan Gazi tarafından yaptırılmıĢtır. Ġbadete açık değildir.Ankara Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından restore edilmektedir. 72- ÇAYAĞZI KÖYÜ SHELL MAHALLE CAMĠ Betonarme bir yapıdır. BaĢka bilgi yok.

MEZARLIKLAR

Akçakoca'daki mezarlıklar ve mezarlıklardaki kitabelere ait bir araĢtırma Mustafa Kocadon'un notlarından aynen alınmıĢtır.


Merhum Hacı Haydar Hafızın, Mezarlıklar ve kitabelerinin tespiti (1305-1891)e aynen aĢağıya alınmıĢtır. Bu kabristanların birçoğu günümüzde talan edilmiĢ olduğu tespit edilmiĢtir. Mezarlıklar 1- Türbeyanı Mezarlığı denmekle tanınan AĢağı Mahalle Kabristanıdır. (Ġmar Planında Park sahası olarak gösterilmiĢtir) 2- Hacı Molla Kabristanı ve yakını 3- Kızlarağası cami Ģerifi kabristanı 4- Bey viran kabristanı 5- AĢağı Mahalle kabristanı 6- Aftunağzı Cami ġerifi kabristanı 7- Kalkın mahallesi kabristanı 8- Yukarı mahalle kabristanı 9- Arap köĢkü kabristanı 10- Hacı KeleĢ kabristanı 11- Ġmam Çelebi kabristanı 12- Arap köĢkü kabristanı 13- AĢağı türbe kabristanı 14- Göçürllü kabristanı 15- Çuhalı Cami mezarlığı 16- Hacı Molla Ağa Kabristanı 17- Kızlar ağası ÇarĢısı mezarlığı 18- Arap köĢkü mezarlığı 19- Sekenesi munkariz olan Ayvazlı nam Karye mezarlığı 20- Göktepe Karyesi mezarlığı 21- Kepenç Karyesi mezarlığı 22- Hacı Çelebi mezarlığı 23- Düzce makbere sinde 24- Topuzoğlu Karyesi mezarlığı 25- Yukarı eski Tahirli makber esi 26- Eski namı Kıran olup Ģimdi Meze Namıyla yad olunun Karye Mezarlığı

MEZARLIKLAR SIRASĠYLE KĠTABELER


1- Türbe yanı Mezarlığında l. 1245 Hicri yaran oğlu Hacı Ağanın anası Emine Hatun 2. 1245 Hicri El haç Davut Ağa 3. 1255 Hicri Terzi Osman kerimesi AyĢe Hanım 4. 1254 Hicri Emin Ağanın Mustafa Ağanın kerimesi Zeynep Hanım 5. 1266 Hicri Hacı Mustafa oğlu Hacı RaĢit Ağanın Zevcesi Zeynep Hanım 6. 1280 Hicri El haç Alinin mahdumu El haç Mustafa oğlu El haç RaĢit (YanlıĢ yazılmıĢ olup El haç alının mahdumu El haç Mustafa RaĢit) kuyu tan tashih edilmiĢtir. 2- Hacı Molla Ağa Kabristanı 1. Babika naibi hükümet Ģer'i iken vefat eden eĢrafı kaza iden Mudanya Merhum El haç Hamdi Efendi. Tarihi vefatı 1209 Hicri 2. 259 Hicri tarihinde Hacı Yazıcılar vakasında ġehiden Fevt Tahur(Lefter Çetesi baskınında öldürülmüĢ) 3- Kızlarağa Cami ġerifi Kabristanında l. Halil Ağa oğlu Serdengeçti ağa oğlu Genç Ömer Ağa 1226 Hicri 4- Bağveren Kabristanında 1. Belir BeĢe oğlu El haç Ġsmail 1211 Hicri 5- AĢağı Mahalle Kabristanı 1. El haç Ali Molla bini El haç Yahya Efendi 1240 Hicri 2. ġiĢman oğlu Mehmet reisin Hacı Molla 1240 hicri 3. Koca Reis oğlu Hacı Ahmet Kerimesi Fatma (Tarihi yok) 6- Aftunağzı Cami ġerifi Yanında 1119 Hicri Yoğurtçu oğlu Ali ağa 1173 Hicri Mustafa ağa 1171 Hicri Fazlı BeĢe 7- Kalkın Karyesi Mezarlığı 1.1184 Hicri Balık oğlu Mehmet Reis (Bunlara Ģimdi Kılıkoğlu denir) 2.1185 Hicri Ġmam Abdullah Efendi (Bunun oğlu molla Hasan hoca imiĢ) 8. Yukarı Kabristanda Meftun Olup Yazılı Ġstanbul TaĢı olanlar 1. 2. 3. 4. 5. 6.

Hacı Abdi oğlu El haç Ahmet ağa 1137 Hicri Merhum El haç Ahmet 1121 Hicri Merhume Kerime kadın 1157 Hicri Hacı Ahmet oğlu Hacı Hüseyin 1161 Hicri Merhum El haç Ahmet 1207 hicri Hacı Ahmet zade Hacı Mollabey oğlu Molla Ahmet 1216 hicri


7. Benderli oğlu El haç Hasan 1148 Hicri 8. Hacı Hasan oğlu Molla Ġbrahim 115 ı Hicri 9. El haç Mehmet Bini El haç Ahmet 1174 Hicri 10. AĢağı dağda meftune Hacı Karakullukçu Mustafa Ağanın validesi Zeynep Hatun 179 Hicri 11. Mehmet Yazıcı 1149 Hicri 12. Küçük Mehmet Oğlu Hasan Ağa 1215 Hicri 13. Bayram oğlu Hacı Ali (Ölüm tarihi yazılmamıĢ) 14. Hasan Reis oğlu Molla Osman 15. Hacı Fazlı oğlu Mehmedin oğlu Hacı Mustafa 1202 Hicri 16. Ümmi Gülsüm Kadın 1154 Hicri 17. AĢçı Hacı Mehmet 1155 Hicri 18. Ali Çelik oğlu Mustafa ağa 1215 Hicri 19. El haç Hüseyin bin Mustafa 1153 Hicri 20. Hacı Sakanın oğlu Eyüp Molla 1215 Hicri 21. Zeynep kadın 1163 Hicri

10- Hacı KeleĢ Mezarlığı 1. AkçaĢehirli Akçemik Hasan Reisin oğlu Ali Fevzi 1233 Hicri 2. Halil Ağa 1211 Hicri 3. Hasan reis oğlu Molla Osman 1216 Hicri 4. Merhum Emin ağanın kerimesi 31 yaĢında vefat eden evladına dayanamayıp hasret giden Fatma Hatun 1215 Hicri 5. Ali Çelebioğlu Mustafa ağa 1215 Hicri 11. Ġmam Çelebi Kabristanı 1. Mitva zade El haç Mehmet ağa 1222 Hicri (Buzat Mutoğlu Hacı Mehmet Ağa olup Hacı Molla ağanın pederi olacak) 12. Arap KöĢkü Civarı 1. MeĢe ağacının altında AkçaĢehirli Yaran oğlu el haç Mehmet 1222 Hicri (Bu zat mülaki olduğumuz Hacı Mustafa beyin büyük pederidir.) 2. Gençliğe doyamayan muradına eremeyen Yaran Hüseyin ağanın oğlu Alemdar Ġbrahim ağa 1210 Hicri 3. Hacı Alemdaroğlu Molla Ali 1214 Hicri 4. Evladına hasret giden Hacı Alinin Ayal Zeynep Hatun 1202 Hicri 13- Türbe Yanı Kabristanı 1.Çekirge oğlu El haç Hüseyin Ağa 1234 Hicri 2.Terzi Mehmet Ustanın ayalı AyĢe Hanım 1239 Hicri 3.Hacı Ahmet ağanın zevcesi Rabia Hanım 1264 Hicri (Baki Çelebi zade Hacı Ahmet ağa olacak) 4. Ayan Hacı Hüseyin ağa 1230 Hicri


5. Hacı Mehmet ağa zade Hacı Molla Mustafa ağa 1262 Hicri 6. Hüseyin Ağanın kerimesi eceli kaza ile vefat eden Necibe Hanım 1232 Hicri (Bu Necibe hanım tütüncü Hacı Ahmet Ağa zade tütüncü Hacı Osman ağanın zevcesi ve oğlu Hacı Ahmet Mollanın validesidir. Bu Hüseyin ağa AkçaĢehir'de Ayan olan Hacı Hüseyin ağadır. Cuma yanı cami Ģerifine riayeti ziyade olup ekseri vakitte ziyarete gidip, suyun kenarına hususi olarak yaptırmıĢ olduğu mahallede oturup karyelerden Turfanda meyve getirenlere para vermek adeti imiĢ) 7. Hacı Baki çelebi zade Hacı Ahmet ağanın oğlu seyit Ali Molla 1241 Hicri 14. Göçüller Mezarlığı 1. El haç Seyit Ġbrahim Ağa 1215 Hicri 15. Çuhalı ÇarĢı Cami ġerifi Kabristanı 1. El haç Hüseyin 1170 Hicri 2. Üskübü zade Hacı Ġsmail Zade ġakir ağa 1226 Hicri

16. Hacı Molla Ağa Kabristanı 1. Çete oğlu El haç Hüseyin ağa 1222 Hicri 2. Mutoğlu Hacı Mehmet ağa zade hacı Molla Mustafa Ağa 1262 Hicri 17- Kızlarağası ÇarĢısı Mezarlığında 1. Eceli kazaya uğrayan mirasyedi zade Hacı Mehmet ağa 1217 Hicri 2. TavĢan oğlu Molla Mustafa 1214 Hicri 18- Arap köĢkü Mezarlığında 1. AkçaĢehir ayanı Osman ağanın Zevcesi Zeliha hanım 1227 Hicri 2. Bahçapoğlu hacı Mustafa ağa kerimesi Terzi Ahmet oğlu Ali Çelebi ayali AyĢe Hanım 1225 Hicri (Baki Çelebinin kısaltılmıĢı) 3. Ömer ağanın oğlu Serdar Mehmet Ağa 1223 Hicri 4. El haç Ali Ağa 1204 Hicri 5. Hacı Alemdarın oğlu Molla Ali 1214 Hicri 6. ġiĢman oğlu Ali Resini Zevcesi Ümmi Gülsüm Hatun 1223 Hicri 7. Yoğurtçu zade Mehmet ağa (Küçük biraderinin adı Ahmet ağadır. Bu zatın müvellidi Af tunu Sufla karyesi olup Keramettin mahallesine nadklihane etmiĢtir.) 8. Hacı Ġsmail Oğlu Hacı Mustafa 1203 Hicri 9. Hacı Ġsmail oğlu Hacı Mustafa'nın oğlu Mehmet ağa 1214 Hicri 10. Molla Ahmet bini Hacı Mustafa 1207 Hicri 11. Hacı Mustafa oğlu Molla ġakir 1216 Hicri 12. Hacı Çelebi zade Ahmet ağanın kerimesi Ha- mide hanım 1228 Hicri 19- Sekenesi münkariz olan Ayazlı Mezarlığı 1. El haç Mehmet ağa 1157 Hicri


2. El haç Mehmet 1169 hicri 3. Usta Ġbrahim oğlu Mustafa'nın oğlu merhum Mustafa efendi 1197 4. Merhum Ġbrahim ağanın kızı Fatma kadın 1195 Hicri 5. Hacı Salih ağa oğlu Mehmet ağa 1228 Hicri 6. Hacı Salih ağanın validesi merhum Emine Ha- tun 1219 Hicri 7. Yoğurtçu zade Mehmet Ağa (Küçük biraderinin adı Ahmet ağadır. Bu zatın müvellidi Af tunu Sufla karyesi olup Keramettin mahallesine nakli hane etmiĢtir.) 8. Hacı Ġsmail oğlu Hacı Mustafa 1203 Hicri 9. Hacı Ġsmail oğlu Hacı Mustafa 'nın oğlu Mehmet ağa 1214 Hicri 10. Molla Ahmet bin Hacı Mustafa 1207 Hicri 11. Hacı Mustafa oğlu Molla ġakir 1216 Hicri 12. Hacı Çelebi zade Ahmet Ağanın kerimesi Ha- mide hanım 1228 Hicri 20- Sekenesi münkariz olan Ayazlı Mezarlığı 1. 2. 3. 4. 5. 6.

El haç Mehmet ağa 1157 Hicri El haç Mehmet 1169 hicri Usta Ġbrahim oğlu Mustafa'nın oğlu merhum Mustafa efendi 1197 Merhum Ġbrahim ağanın kızı Fatma kadın 1195 .Hicri Hacı Salih ağa oğlu Mehmet ağa 1228 hicri Hacı Salih ağanın validesi merhum Emine Ha- tun 1219 Hicri

21- Göktepe Karyesi Mezarlığı l. Gençliğine doyamayan Moskof keferesinden intikamını alamayan Alemdar Ali Ağa 1183 Hicri 2. Ahmetçi oğlu Mustafa Reis halilesi, Hamilini vaaz ederken evlatlarıyla bile Ģehiden vefat eden oğlu Hasan ve Hüseyin 1236 Hicri 22- Kepenç Karye Mezarlığı l. Hacı Ali Zade Ġlacı Osman 1242 Hicri 2. Hacı Osman Ağanın oğlu Mehmet 1242 Hicri 23- Hacı Çelebi Mezarlığı l. Tatar oğlu Hacı Mehmet ağanın zevcesi Fatma Hatun 1238 Hicri 2. Hacı Yazıcı oğlu Ali Mollanın hemĢiresi Mama Hatun 1264 Hicri 3. Yazıcı El haç Mustafa ağanın kerimesi Emine hanım 1256 Hicri 4. Yazıcı zade Mustafa Ağa 1257 Hicri 24- Düzce Makbarasinde Meftun olanlar 1. 2. 3. 4.

Müftü Es seyit Feyzullah efendi zade Es seyit Süleyman ReĢit fendi 1230 Hicri Safranbolu‟dan girdap oğlu Seyit Mustafa Alem-dar 1227 Hicri Çeltik enini Seyit Ahmet Tahir efendinin validesi Ģerife hatun 1238 Hicri Hacı Ġsmail ağanın oğlu Kürt Hacı Ali bey 1255 Hicri

25- Topuzoğlu Mezarlığı .


1. Koca Ġbrahim oğlu Musa Reis 1175 Hicri 2. Ġncili cami ġerif banisi hacı Abdi bey 1226 Hicri 26- Yukarı Eski Tahirli Mezarlığı 1. 2. 3. 4.

Ahmet Reis oğlu Mehmet yazıcı 1 177 Hicri Ahmet Reis 1176 Hicri El haç Ali Reis 1131 Hicri Ali Çelebi oğlu El haç Mustafa 1137

27- Eski namı Kıran olup Ģimdi namıyla Yad olunan Karyede 1. Molla Ġsmail Çelebi bini Hacı Mustafa 1138 Hicri 2. Hacı Ali Ağa 1149 Hicri 3. Hacı Osman Ağa 1201 Hicri (Mehmet bey zade Hacı Osman Ağa olması ihtimali vardır.) 4. Hacı Sait ağa 1201 hicri 5. Hacı Osman oğlu Ahmet ağa 1215 Hicri 6. Ahmet bey zade Maktul Ahmet ağa ibni o maktul El haç Ali Ağa 1179 Hicri DĠKKAT: 1) Halen Belediye sınırları içinde 5 mezarlık bulunmaktadır. Bunlar; - Kapkirli Mezarlığı - Yukarı Mahalle Mezarlığı - Osmaniye Mezarlığı - Ayazlı Mezarlığı (2 tane) Ayrıca bir aile mezarlığı vardır: “Tuzcuoğlu Mezarlığı" 2) HasançavuĢ köyündeki mezarlıkta bulunan bir mezar taĢı dikkat çekicidir. Mezar taĢında Ģunlar yazılıdır. HÜVEL BAKĠ KÜLLU NEFSUN ZAĠKATÜL MEĠL Bir asırlık ömrümde YaĢamadım gönlümce Üç çocukla Rize'den yaya geldim. Üç ayda buraya Beklediğim sizlerden yalnızca bir fatiha Fatma Örsoğlu Doğumu 1883 / Ölümü 1978 3) Beyveren mezarlığında koç baĢlı taĢ mezar taĢlan bulunmaktadır. 4) Koçbaba Mezarı Orhangazi Ġlkokulunun ar- kasında, Koçbaba Sokağını takip edince Koçbaba mezarına gelinir. Demir parmaklıklarla çevrili, içinde gül ve çam ağacı bulunmaktadır. Defineciler tarafından çeĢitli zamanlarda kazı yapıldığından büyük kestane ağacı kırılmıĢtır.

AKÇAKOCADAKĠ ALAMAN MEZARLIĞI


ġimdiki öğretmen evinin olduğu yerde büyük alman savaĢ gemisi batar çoğu asker ölür buraya gömülürler ,bu mezarın üstünde Ģimdi bu bina vardır ,halen gemi kalıntıları mevcuttur

KÖPRÜLER 1. Deredibi Köprüsü : Heciz deresi üzerinde ağaç köprü. 2. Mehmet Arif Köprüsü : Kabalak Deresi üzerinde, Ģimdiki ġifalı Suya 200 metre kadar uzaklıktadır. Tarihi bir köprüdür. Diğer adı ise Kanlı Köprüdür. 3. Kabalak Köprüsü: Kabalak Bayırı dibinde, hanların yanında dere üzerinde ahĢap olarak yapılmıĢtır. 4. Melen Köprüsü: Melen üzerinde 50 metre uzunluğunda köprü. 5. Orhan Deresi Köprüsü: Kızlarağası ÇarĢısında Orhan Deresi üzerindeki köprü.

HANLAR 1. Heciz Hanı : Kestane Bayırı dibinde dere kenarındadır. Burada eĢkıyalar için bir de karakol vardı. Gece konaklama yeridir. 2. Kabalak Hanı : Köprü yanında ağaçların altında, iki handan ibarettir. Hayvan arabalarının mola yeridir.Geceleyin konaklanabilir. 3. Üskübü Hanı : ÇarĢı içindedir ve karkastan yapılmıĢtır.

HAMAMLAR 1. Cumayeri Hamamı : Osmanlı devrinde 1500 yılında yapılmıĢtır. Kubbeli çok güzel bir hamam olmakla beraber harabe halindedir.Restorasyonu için çalıĢılmaktadır.


2. Kızlarağası Hamamı : Osmanlı Devrinde 1500 yılında yapılmıĢtır. Çok büyük bir hamamdır. Belediye tarafından yıkılarak arsası Osman Genç ve Hüseyin Kırmaya satılmıĢtır. Yerinde bir bina vardır. 3. Kapıkulu Hamamı: Belediye BaĢkanı Mehmet Lütfü Bey zamanında Ġstanbul Ayvansaray da yıkılan bir hamamın enkazı Akçakoca‟ya getirilmiĢ, 1922 yılında inĢasına baĢlanmıĢ, 1924 yılında hamam faaliyete geçmiĢtir. Halen hizmet vermektedir.

ĠÇME SULARI 1. Cörtlen Suyu: Divan-ı Kerametinin Yukarı Köy (Yukarı Mahalle) de bulunan bu pınar içme ve kullanma suyu olarak kullanılıyordu. Suyu belediye tarafından Konakbayırı ve Kızlarağasındaki iki çeĢmeye bağlanınca yıktırıldı. 2. Necip Suyu: AĢağı Mahallededir. AkçaĢehir Ayanı Necibe Hanım tarafından yaptırılmıĢtır. 3. Faryan : Hacıyusuflar camiinin içindeki öz içindedir. Harap haldedir. 4. Korfar : Korfar Camiinin yanındadır. Zamanla kuruduğunda yanına bir kuyu açılmıĢtır. Bu kuyudan yararlanılmıĢtır. 5. Soğuk Far : Kızlarağası ÇarĢısında Orhan Deresi kenarında asırlık çınar ağacının altında antik çağlardan kalma bir pınardır. Çukurtarla denilen yerde batan Kapıkulu suları yer altından geçerek burada meydana çıkmaktadır. 6. Kapkirli Suyu: Camiin yanındaki bu sudan çeĢme yapılarak içme ve kullanma suyu olarak yararlanılmıĢtır. Halen Belediye Hamamının suyu buradan gelmektedir. 7. Karafar Suyu : Osmaniye Mahallesindedir. 8. Hacı Murat Suyu : Lise binasının arka yerinde iki hazneli bir akarsudur. 9. Faime Suyu : Hükümet önündeki çeĢmeye gelen Karafar su yolu bozulunca bu pınardan demir borularla alınan su çeĢmeye verilmiĢtir. 10. Kuyumcu Ġsmail‟in bahçesinden askerler tarafından çıkarılan bir pınar vardır. Limancık Suyu: Ayazlıdadır. Halen kullanılmaktadır

TÜRBELER 1. Kaplan Dede Türbesi : KAPLAN Dede dağı zirvesinde Akça ĢarGümüĢ abat yolu üzerindedir Mezar yok olmuĢtur. 2. Eren Türbesi : Cumayeri – Arabacı yolu üzerinde orman içinde kalmıĢtır. Mezar taĢı oradadır. 3. Koçbaba Türbesi : Kurucusu olduğu Koç Köyündedir. Üç oklardandır. Aynı köyde birde tekkesi vardır. Tekke büyütülüp onarılarak cami haline getirilmiĢtir. Türbede yazısız bir mezar taĢı bulunmaktadır. 4. TavĢan Dede Türbesi : Yukarı Mahalle Arap KöĢkü Kabristanındadır. Tekke ve zaviyesi yoktur. Oymalı taĢ mezar taĢında Ģeceresi yazılıdır. 5. Kalpakçı baĢı Türbesi : AĢağı Mahalle Kabristanında Türbe yanı mezarlığında bulunuyordu. Hastane inĢaatı yapılırken türbe yıktırılmıĢtır. Kalpakçı baĢı Hacı Osman yazılı mezar taĢı toprak altında kalmıĢtır.


6. YeĢh Efendi Türbesi: AĢağı Mahalle Kabristanındadır. 7. Kara Ahmet Türbesi : Üç okların dini liderlerindendir. Ġlk kurduğu tekkenin yerine yapılan camiin kıblesinde gömülüdür. Mezar taĢında Horasanlı Saceddin Kara Ahmet yazılması gerekirken Eskici Kara <Ahmet Dede diye bir taĢ vardır.

TEKKELER 1. Koç Baba Tekkesi :Koç Köyde bulunmaktadır. Ġlk tekkelerdendir. Tekke onarılmıĢ ve onarılırken orijin iletisi kaybolmuĢtur Cami haline getirilmiĢtir. Cami etrafında eski mezarlar mevcuttur. Cami yanındaki oda sübyan mektebi olarak kullanılmıĢtır. 2. Hadım hoca Tekkesi : Yeni mahallededir. Daha çok kadınların ibadet ettiği bir yer olup 1938 yılında yıkılıncaya kadar ibadete<Açık kalmıĢtır. Halen yeri boĢ arsadır. 3. Kalpakçılar Tekkesi : Akçakoca‟ya sürgün olarak gönderilen Kalpakçı baĢı tarafından yaptırılmıĢtır. Halen metruk halde olmasına rağmen ibadete açıktır.

TURĠZĠM

Akçakoca

Düzce ilinin kuzeyinde ve Karadeniz sahilinde yer alan Ģirin bir turizm merkezidir.Halkın konukseverliği turizm olgusunun yıllar öncesinde baĢlamasına neden olmuĢ ve bu özellik adının kısa zamanda duyulmasını sağlamıĢtır.

Karadeniz

kıyısında doğal yapısı ile dikkati çeken ilçe özellikle çevre illerde yaĢayanların bir sayfiyesi olma özelliğini daha 1949 yıllarında kazanmıĢtır,pırıl,pırıl denizi ve ince kumu gerçekten övülmeye değer


Çevresi fındıklıklarla kaplı olan Akçakoca tarımsal üretim diğer bitkiler yönünden fazla değildir,üretim halkın ihtiyacını karĢılamaya yetmez,ne var ki balıkçılık bu açığı fazlasıyla kapatmaktadır

Akçakoca

arkadaĢları tarafından Osmanlı topraklarına katılan ilçe,tarihi yapılarından çok doğal güzellikleri ile insanı adeta büyülemektedir,özellikle deniz ve tabiat mucizesi hakimdir

Kilometrelerce uzanan sahilleri ile yaz aylarında serinlenmek isteyenlere içtenlikle kucak açan ilçe halkı özellikle pansiyonculukta ucuz konaklama imkanı sunmaktadır,çevre ayrıca kamp alanları ile doludur

Orman

içindeki köylerin dağınık yaĢam örnek verdiği Akçakoca da el sanatları ile folklorik özellikler tüm canlılığı ile yaĢatılmaktadır,bölge etnografik araĢtırmalar için hazine niteliğindedir

Ceneviz

kalesinin tarihi geçmiĢini ortaya koyduğu Ģirin ilçe Akçakoca günümüzde hızlı kentleĢmenin ve modern ĢehirleĢmenin örneklerin verildiği bir yerdir Alındığı tarihten bu yana Türk yurdu olma özelliğini koruyan Akçakocaya ayırdığımız çalıĢmalara katılanlara teĢekkür ederim. Dünyanın en serin rüzgarlı,en ılık denizli,en iyi insanlı yurduna sahiptir,akĢam güneĢin batıĢı mükemmel olan bir yerdir iç turizmde müstesna bir yer iĢgal eden Akçakoca misafirperver,balık,bıldırcın,temiz havası,ucuz otel ve lokantaları,gazino ,bar,bar kafeleri ile bütün ziyaretçileri memnun olmaktadır Ġlçesi,Karadeniz bölgesinin batı ucunda yer alır ve Düzce Ġlinin denize açılan kapısı konumunda en büyük ilçesidir.Ankara'ya 2.5 saat,Ġstanbul‟a 2.15 saat yakın mesafesiyle 1950 li yıllardan itibaren Türkiyemiz'de turizmi ilk baĢlatan merkezler arasında yer almıĢtır. 1950 lerde baĢlayan turizm faaliyetleri günümüze kadar artarak devam etmiĢtir. UlaĢım kolaylığı,Karadeniz‟in yeĢil bitki örtüsünü tam olarak yansıtması,35 km'lik uzunluğundaki geniĢ kumsalı,ilçe merkezi ve köylerdeki temiz plajları,berrak ve temiz denizi,akarsuları, deniz ve ormanın muhteĢem uyumuyla yansıtmıĢ olduğu güzellikleri, tarihi evleri, tarihi hamam, camileri, mezarlıkları, kalesi, Ģelaleri,mağaraları ve hepsinden önemlisi turizm anlayıĢını kavramıĢ , turizmde tecrübe sahibi olmuĢ konuksever halkının candan ve sıcak davranıĢları ile iĢ ve dıĢ turizm bakımından daima aranan ve tercih edilen merkezler arasındadır.Akçakoca'nın ılıman iklimi dolayısıyla ege ve Akdenizin bunaltıcı yaz sıcağından kaçan tatilcilere yeĢilin ve mavinin her tonunu bulabilecekleri iyi bir tatil imkanı sunar.Akçakoca aynı zamanda zengin bir bitki örtüsüne sahiptir.Özellikle kayın,kestane,ıhlamur,çınar,meĢe ağaçlarından oluĢan bitki örtüsü tatilcilere doyumsuz bir seyir zevki verir. Akçakoca'nın insanları buraya çeken bir özelliği de zengin yöresel yemekleri ve deniz ürünlerinden oluĢan mutfağıdır. Kalkan, Lüfer, Çinakop, Mezgit, Palamut, Barbun gibi balıklardan oluĢan deniz ürünleri sahildeki balıkçı lokantalarında turistlere unutamayacakları damak tadı sunar.Halen yaz aylarında 150.000 civarında yerli ve yabancı turist ilçeye gelerek deniz, güneĢ ve kumdan yararlanmaktadır. Yabancı turist olarak genelde Kuzey Avrupa Ülkeleri ve özellikle Almanlar çoğunluğu teĢkil etmektedir.Ġlçemizde halen 480'i Turizm Bakanlığı'ndan iĢletme belgeli, 1200 kadarı da mahalli idarelerden ruhsatlı toplam 1680 resmi yatak kapasitesi bulunmaktadır. Özel sektöre ait 4 yıldızlı 2 otel, , 2


yıldızlı 1 otel, 1 yıldızlı 1 Otel bulunmaktadır. Mahalli idarelerden belgeli olarak faaliyet gösteren 31 otel, pansiyon bulunmaktadır.Yine Turizm Bakanlığından iĢletme belgeli olarak faaliyet gösteren 1 Kampingde 15 çadır, 15 karavan ünitesi toplam 90 yatak vardır.Kamuya ait baĢta Öğretmen evi olmak üzere, MTA, Meteoroloji ve Gençlik Spor'a ait turizm tesisler ide 500 kadar yatak kapasitesi ile ilçe turizmine hareket kazandırmaktadırlar. Turizm mevsiminin kısalığı turistik alt yapısının geliĢmesine imkan vermediğinden,ilçeye gelen tatilci yoğunluğu dolayısıyla çadır-karavan turizminin gerektirdiği mevsimlik campink'lerin doğmasına ve ev pansiyonculuğunun geliĢmesine neden olmuĢtur. Ġlçede ev pansiyonculuğunda yatak kapasitesi 1500 civarındadır. Kampinglerde çadır, karavan, motor karavanlarıyla gelenlere yönelik 2000 kiĢilik konaklama kapasitesi bulunmaktadır. Ayrıca yatırım çalıĢmaları devam eden konaklama tesisleri inĢaatları da devam etmektedir.Ġlçemizde yazlık konut yapımı devam etmekte olup,mevcutta yaklaĢık 500 kadar yazlık konut vardır. Doğa güzellığile ve maziden güç alan misafirperver halkı ile,yerli,yabancı konuklarını ağırlamaktan mutluluk duymaktadır. MESĠRE YERLERĠ 

Tepencik Kahvesi :Yukarı Mahallede Deli Terzinin evinin yanında Oma köy denilen asırlık kestane ağaçlarının altında bir mesire yeridir.

Akkaya Piknik ve Mesire Alanı : Akkaya köyü sınırları içerisinde halkın dolaĢıp ve dinlenebileceği piknik ve mesire alanları mevcuttur.

Cuma Yanı piknik ve mesire alanı : ġehir merkezinde 4 Km. uzaklıkta Arabacı Köyü yolu üzerindedir. Etrafı çınar ağaçları ile kaplıdır. Pazar alıĢveriĢleri ve Cuma namazını kılmak üzere düzenlenen bir yerdir. Burada Ahmet Dede Türbesi vardır. Buraya bir hamam ve su değirmeni yapılmıĢ. Tekke yıkılarak yerine bir Çantı Camii yapılmıĢtır.

AKÇAKOCA'NIN ĠKLĠM GRAFĠĞĠ AYLAR OCAK

Hava Deniz Suyu Sıcaklığı Sıcaklığı 8-10 C

ġUBAT

8-10 C

MART

8-10 C

NÎSAN

13 C

MAYIS

18 C

HAZĠRAN 22 -25 C

20 C

TEMMUZ 22-25 C

23 C

AĞUSTOS 22-25 C

23 C

EYLÜL

22 C

EKĠM

17C

KASIM

14C

ARALIK

12 C

21 C

Deniz Suyu Tuzluluk Oranı 0.017'dir.


AKÇAKOCADA GEZĠLECEK YERLER

Fakıllı mağarası; AktaĢ ġelalesi ve Doğa Parkı; Ceneviz Kalesi Mesire Yeri Ġlçe merkezine 8 km ġehir merkezine 11 km uzaklıkta olan ve Plajı; ġehir merkezinin 2,5 uzaklıkta bulunan sarkıt ve güzel bir mesire alanıdır.ulaĢım çok km batısında, eĢsiz kumsalı ve doğası olan bir mesire yeridir.

dikitler bakımından oldukça zengin bir mağaradır. Birde

kolaydır görülmeye değer bir yerdir

Belediye otobüsleri buraya Ģimdiki Yenimahalle hizmet eder,otomobil ile ilköğretim okulu gelenler i,çin park yeri altında bulunan bir vardır.kalenin doğusunda mağara daha vardır ki kayaların arasında buranında turızime bulunan mağaranın giriĢ açılması lazımdır kapısına kaya parçası burasıda, görülmeye kopup mağara ağzı değerdir,Fakıllı kapanmıĢtır,eskiden buraya sandallarla girilip mağarasından büyük olduğu için buranın ayı balığı avcılığı biran önce turızime yapılıyordu19 kazandırılmalıdır

Sarıyayla ġelalesi; Berrak

Cumayanı Mesire Alanı; Ġlçemiz arabacı

akan suyu ve yeĢili kucaklayan doğasıyla Ģehir merkezine 14 km köyüne 3 km uzaklıkta, uzaklıktadır. Görülmeye pırıl pırıl akan bir derenin kıyısında değer yerdir yeni kanyon bulunmaktadır .ulaĢımi parkı bulunmuĢtur

kolaydırAhmet dede türbesi cami ve hamam kalıntısı vardır ,bahar Ģenlikleri düzenlenmektedir,dere

Tarihi Hemsin Camii; 130 yıllık çandı tekniği ile yapilmis iki katli bir yapıdır.Son yıllarda restore

edilmiĢtir,harika bir yapıdır


kıyısında büyük asırlık çınar ağaçlar içindedir1950 yılında Bulgaristandan gelen göçmenler buraya yerleĢtirildiler,halen eski evleri vardır

ġifalısu Piknik Yeri;

Çayağzı Ky. Tarihi

Melenağzı Köyü ve Plajı;

Akçakoca Ģehir merkezine 15 Ġlçe merkezine 13 km Orhangazi Camii; km mesafede bulunan bir mesire Çivisiz ve çandı tekniğine uzaklıktadır.melen çayın Karadenize döküldüğü yerdir deniz oldukça sığdır yeridir.Eskiden burada uygun olarak ahĢaptan kumsalı uzundur balıkçılık hayli yapılmıĢtır. Son yıllarda karakol vardı,Ģifalı önemlidir doğal plajları,gazinoları restore edilmiĢtir suyundan kamping alanları mevcuttur Melen

faydalanılmaktadır

Karaburun Plajı; GeniĢ doğal plajları sığ denizi ile çok rağbet gören bir bölgedir.Melenağzı yolu üzerindedir konaklama ve ulaĢım olanakları çok uygundur Ģirin ev pansiyonları,gazinoları kahveleri,lokantaları vardır ilçeye 10 km uzaklıktadır

çayı 110 km uzunluğunda bir çaydır denizden itibaren çayda motorlarla 10 km ileri gidilebilmektedir(Kozluk,Uğurlu) melen çayında yayın balığı çoktur

Edilli ağzı Plajı;

Çayağzı ve Akkaya Plajları;

ġehir merkezine 5 km uzaklıkta olan ormanla denizin birleĢtiği eĢsiz bir plajdır. Denizi

Sahil boyunca uzanan doğal plajları ile halkımız tarafından büyük rağbet görmektedir. 7 km

sığdır,kumsalı uzundur,doğa yürüyüĢü yapılmaktadır

uzaklıktadır,bölgede avcılık turizmi yapılmaktadır,doğa yürüyüĢü ve piknik alanları mevcuttur1994 yılında 430 hektarlık alan Tabiat koruma alanı olarak kabul edilmiĢtir


Çuhallı Plajı;

Çınar Plajı;

Ġlçe merkezinde olan turizmi en yoğun olarak yaĢayan plajlarımızdan birisidir.

Yaz aylarında çok kalabalık olan Ģehir merkezindeki plajımızdır

Değirmenağzı Plajı; Kale yolu üzerinde bulunan Ģehir merkezindeki plajlarımızdan birisidir.

TURĠZM ĠSLETME BELGELĠ KONAKLAMA TESĠSLERĠ TESİSİN ADI OTEL AKÇAKOCA (****) DĠAPOLĠS OTEL (****) VADĠ OTEL (**) ĠPEK OTEL (*) TEZEL KAMPĠNG PAN.

TELEFON

FAX

ADRES

6114525

6114440

Ereğli Cad.23

6113741

6113790

Ġnönü Cad.

6188484

6187053

Sapak Mevki

6113828-5843

--

6114115

--

Hacı Yusuflar Mh. Esentepe Yolu Üzeri

AKÇAKOCA OTELĠ YATAK : 170 ODA

:

YILDIZ :

7 4

Hava alanı uzaklığı : Ġstanbul Sabiha Gökçen 190 km,Atatürk 250,Ankara Esenboğa 250 km dir Otogara uzaklık : Otobüs Firmaların Ģehir içi servisleri vardır Denize uzaklık : Denize sıfır Plaj özellikleri : 5000 metrekare kumsal özel plajı,Ģezlong plaj havlusu hizmetleri Diğer bilgi : Merkezi ısıtma,kara tarafı balkon yok kara tarafı ilave yatak açılmaz

DĠAPOLĠS OTELĠ


YILDIZ : 4 YATAK 150 ODA

: 67

Hava alanı uzaklığı : Ġstanbul Sabiha Gökçen 190 km, Atatürk hava alanına 250 km,,Ankara Esenboğa hava alanına 250 km dir Otogara uzaklık : Otobüs firmaların Ģehir içi servisleri vardır Denize uzaklık : Denize sıfır Diğer bilgi : 1 Engelli odası.Ankara- Ġstanbul- Akçakoca otoban

MAHALLĠ ĠDARELERDEN BELGELĠ KONAKLAMA TESĠSLERĠ RESMĠ KURUMLAR TESĠSĠN ADI

TELEFON

ÖĞRETMENEVĠ 6114106-9279

FAX 6113701

ADRES Esentepe Yolu Üzeri

OTELLER TESĠSĠN ADI AKÇAġEHĠR OTEL BAYRAKTAR OTEL DĠAS OTEL ESENTEPE OTEL GÜNBATIMI TESĠSLERĠ KOÇAN OTEL MELENAĞZI OTEL MESEN OTEL PRESTĠJ APART OTEL SEZGĠN OTEL YILMAZ OTEL

TELEFON

FAX

6119306

--

6116777-6677 --

6117879

ADRES Ġstanbul Cad. No:178 Atatürk Cad.

--

Yalı Mah.

--

Esentepe

6119161-9162 --

Kale Yolu Üzeri

6112122

6112194

ĠĢgören Cad.

6286540

6286542

Melenağzı Köyü

6114436

--

Edilli Çanak Mevkii

6116431

--

Flamingo

6114162 6114741

-6114742

Atatürk Cad. Atatürk Cad. No:30

PANSĠYON VE BUNGALOWLAR


TESĠSĠN ADI AKÇAġAR PANSĠYON ALSA BUNGALOW EV. BAHAR PANSĠYON BAYRAM PANSĠYON CAN APART PANSĠYON ÇAMLIK PANSĠYON ÇINAR PANSĠYON EMEL PANSĠYON GÜÇLÜ PANSĠYON HUZUR BUNGALOW EV. KAR BUNGALOW EV. KIZILIRMAK PANSĠYON MERCAN PANSĠYON MUTLU PANSĠYON DEMĠR PANSĠYON TUNÇ PANSĠYON

TELEFON FAX

ADRES

6217178

6217422

Kumpınar Mevkii

6286444

6286443

Karaburun Mevkii

6114535

--

Çınar Sok.No:4

6286257

--

Karaburun Mevkii

6119665

--

Kale Yolu Üzeri

6224132

--

Kalkın Köyü Mevkii

6286288

--

Karaburun Mevkii

6114682

--

Ankara Cad.

6115843

--

6224262

--

6286223

--

Karaburun Mevkii

6286546

--

Karaburun Mevkii

6118746

--

Çuhallı ÇarĢısı No:15

6116655

--

Çınar Sok.

6286261

--

Karaburun Mevkii

6187160

--

Tersane Mevkii

Değirmenağzı Mevkii Kalkın Köyü Mevkii

KAMPĠNGLER TESĠSĠN ADI HAMBURG KAMPĠNG ĠSKELE KAMPĠNG HELLO KAMPĠNG MARTI KAMPĠNG

TELEFON NO

ADRES

6112991-6116577

Değirmenağzı Mevkii

6187546

Ereğli Yolu Mevkii

628 6247 6187650

Karaburun Sahili Çayağzı Köyü Sahili

LOKANTA VE PİDE SALONLARI


TESĠSĠN ADI AKBEY RESTAURANT ALĠ BABA PĠDE SALONU ANTEP SOFRASI BALIKEVĠ BARINAK BALIK LOKANTASI BÜLENTĠN PĠDE SALONU

TELEFON NO 6113233 6112474 6119191 6114369

ADRES Atatürk Cad. Ġnönü Cad. Cumhuriyet Meydanı Balıkçı Barınağı Yanı

6118730

Balıkçı Barınağı

6117197

Kumpınar Mevkii

ÇINAR ALABALIK TESĠSLERĠ 627 8267

Koçar Köyü

DOĞA RESTAURANT

6114747

Cumayanı Mesire Yanı

EVĠM MUTFAĞI GURME ET BALIK LOKANTASI

6118274

Misafir Sokak

6118320

Değirmenağzı Mevkii

HAMSĠ BALIK LOKANTASI

611 8291

Balıkçı Barınağı Yanı

HAYDAR USTA KÖFTE SALONU

6115950

Ġnönü Cad.

HUZUR LOKANTASI

6118500 - 6117900

HÜLYAM IZGARA SALONU

6112352

Servet Bilgi Sk.

ĠSKELE RESTAURANT KADIOĞLU KIR PĠDESĠ

6112658 6113223

Balıkçı Barınağı Bahadır Yalçın Cad.

KAMELYA RESTAURANT

6113033

Atatürk Cad.

KANTĠN LOKANTASI

6116131

Misafir Sokak

KARDEġLER LOKANTASI

6114115

Cumhuriyet Meydanı

ÖMÜR LOKANTASI

6112637

ÖZGÜNEY KEBAP SALONU

6115335

Misafir Sk.

YENĠ LĠMAN RESTARUANT

6112424

Balıkçı Barınağı

ZEKAĠ'NĠN YERĠ BALIK LOK. 6117903

ULAġIM

Değirmenağzı Mevkii


Batı Karadeniz‟in önemli turizm merkezlerinden biri alan Akçakoca; Ġstanbul, Ankara, Bursa, Kocaeli gibi metropollere 2.5 – 3 saat uzaklık da olup otoyolla çok kolay bir ulaĢıma sahiptir.Hangi yönden gelinirse gelinsin D.100 otoyolunun Düzce ili turnikelerinde çıkıĢ yapılarak Akçakoca yoluna girilir. 35 km.lik Ģehirlerarası yolu yeĢillikler içinde kat ederek Akçakoca‟ya varılır.Akçakoca‟ya Ġstanbul ve Ankara‟dan düzenli olarak otobüs seferleri vardır. Belli baĢlı firmalar: Üstün Erçelik , Metro , Ulusoy...Düzce Güven,Düzce 81,Hidayet,Truva,Kanberoğlu,Varan Ayrıca Bursa üzerinden Antalya – Ġzmir seferlerini yapan Kdz. Ereğli bağlantılı otobüslerden bu istikamette seyahat edecekler yararlanabilirler.Akçakoca Trabzon- Akçakoca Ġzmir,Akçakoca-Bodrum,AkçakocaMarmaris,Akçakoca-Antalya,Akçakoca-Ankara,Akçakoca-Ġstanbul,Akçakoca-Ayvalık ,Akçakoca- Çanakkale,Akçakoca-Adana seferleri yapılmaktadır. Görülüyor ki Akçakoca‟dan Türkiye‟nin hemen hemen her tarafına gitmek mümkündür Eskiden ulaĢım ağırlık merkezini deniz teĢkil etmekte idi,orman mahsullerini Ġstanbul‟a,yelkenli gemilerle yapılmakta idi,eskiden Akçakoca Düzce yolu bataklıktı beygirler buralarda çamura saplanırlardı,Çuhalıdan,Beyören,Balatlı istikametinden Çilimli‟ye varılırdı,3-4 saatte yaya olarak bu yol halen kulla ılımaktadır.Diğeri ise Çuhalıdan Dadalı,BaĢaftun köylerinden Haciz dağını geçerek Üskübü,Tavuk köyü,Beçiyörük ler,Melen deresi geçilerek Düzceye varılırdı Ġsmet paĢa zamanında Bolu‟da fen memuru Kabalak köyden olması nedeni ile bu yolu buradan vermiĢtir bu köylerin kalkınması için ,yumuĢak killi toprağa maruz olan bir yoldu.2008 yılında Düzce Akçakoca yolunu Limak Ģirketi tarafından otoban yol yapılmıĢtır,Akçakoca Karasu yolu1936 yılında yapılmıĢ yine bu yol yumuĢak killi olduğu için sık sık heyelanlar olmuĢtur,1995 yılında baĢlayan yol devam etmektedir,Ģuan Edilli ağzında kalmıĢtır, yol mutahiti Cemil Özgür dür Ereğli Akçakoca yolu ise1964 yılında mutahit Murtezaoğulları yapmıĢtır,halen Ģuan Akçakoca‟dan baĢlayarak Çayağzı mıntıkasına kadar otoban yapılmıĢtır Akçakocaya deniz yoluylada ulaĢmak mümkündür,büyük motorların ,yatların ,ufak gemilerin yanaĢabileceği liman mevcuttur  

AKÇAKOCANIN UZAKLIKLARI:

BAZI

ĠL

VE

Amasra

106

Ġzmir

585

Ankara

275

Karasu

40

Antalya

701

Kastamonu 327

Bartın

179

Konya

549

Bolu

83

Muğla

762

ĠLÇELERE


Bursa

263

NevĢehir

551

Çanakkale

533

Safranbolu

220

Denizli

609

Sakarya

105

Edirne

480

Sinop

519

Düzce

37

Trabzon

900

Kdz. Ereğlisi

39

Van

1465

Ġstanbul

243

Zonguldak

90

AKÇAKOCA'YA ULAġIM SAĞLAYAN FĠRMALAR VE TELEFON NUMARALARI Ġstanbul Ulusoy Ġstanbul Metro Ġstanbul Üstün Erçelik Ankara Metro Ankara Üstün Erçelik Ġzmir Metro Ġzmir Üstün Erçelik Bursa Metro Bursa Üstün Erçelik

0 212 664 06 40 - 0 216 388 77 22 0 212 658 07 71 - 0 216 333 29 37 0 212 658 01 20 - 0 216 333 27 82 0 312 224 07 85 - 0 312 224 07 86 0 312 224 16 67 0 232 486 55 70 0 232 435 30 07 0 224 261 50 52 0 224 254 99 93

AKÇAKOCADAN ANADOLUYA TAġIMACILIK YAPAN FĠRMALAR Peron Otobüs Firması Telefonu No

Otobüs KalkıĢ

0380 444 67 81 Otogar: 512 29 25DÜZCE GÜVEN KOOP. 512 29 20 Düzce Düzce Faks: 512 37 33 Akçakoca: 618 72 72

Otobüs VarıĢ Otobüs Firması Web Sitesi Bolu, Kdz.Ereğli, Alaplı, Zonguldak, ĠzmitGebze, Ġstanbul, Ankara, www.duzceguven.com.tr AntalyaAlanya, BursaGemlik, BalıkesirBandırmaErdek, EskiĢehir,


Kütahya, Afyon, Burdur, Denizli, Aydın, Akhisar, Bodrum, Yalova 0380 444 61 55 AYDOĞAN Otogar: Düzce TURĠZM Düzce 512 09 45 merkez: 523 39 33

Bafra, Samsun

www.aydoganturizm.com

BARIġ 0380 444 TURĠZM Düzce 00 34

Elazığ, Tunceli, Zara, Erzincan

www.baristurizm.com

Düzce

0380 444 00 10 Otogar 1: 514 17 17 Akçakoca- 514 14 Bursa, Ġzmit, 34 Adapazarı Otogar 2: 514 66 53 DüzceAkçakocaEFE TUR Düzce ÇarĢı: 514 Kdz.Ereğli, www.efetur.com.tr Düzce 66 53 Zonguldak, 524 48 82 Ġzmit, Bursa, Yalova, Akçakoca Ġzmir Otogar: 618 91 50 Akçakoca ÇarĢı: 611 84 44 0380 444 0 Aksaray, HAS TURĠZM 631 Düzce Adana, www.hasturizm.com.tr Düzce Otogar: Hatay 514 17 17 Ġstanbul, Adapazarı, Düzce, Bolu, Ankara, HAS ĠstanbulAksaray, DĠYARBAKIR 0380 444 Diyarbakır www.hasdiyarbakir.com.tr Pozantı SEYAHAT 11 21 Güzergahı Düzce Adana, Gaziantep, ġanlıurfa, Siverek,


Diyarbakır

Akçakoca: Trabzon, KANBEROĞLU 0380 618 Akçakoca www.kanberoglu.com.tr TURĠZM Düzce Rize 72 72 Bolu, Samsun, Ordu, Giresun, GümüĢhane, Ġstanbul, LÜKS 0380 444 Düzce Ġzmitwww.luksgumustur.com GÜMÜġHANE 44 29 TURĠZM Düzce GölcükKaramürsel, Yalova, OrhangaziGemlikBursa Ġstanbul, Ordu, Trabzon- Of, Rize, Hopa, 0380 444 Artvin, 34 55 Bingöl, MuĢ, METRO www.metroturizm.com.tr Otogar: Düzce TURĠZM Düzce Bitlis, Siirt, 523 02 92Van, 524 18 61 Kayseri, Malatya, Elazığ, Diyarbakır Trabzon, ÖZLEM Otogar: Rize, ARDAHAN 0380 523 Düzce www.ozlemardahan.com ArdahanSEYAHAT 39 33 Düzce Çıldır 0380 444 Amasya, PALANDÖKEN 000 9 No: 7 Düzce Erzincan, www.palandokenturizm.com.tr TURĠZM Düzce Otogar: Erzurum 523 02 92 PATNOS Otogar: 0380 523 Düzce Patnos- Ağrı www.patnositimat.net ĠTĠMAT TURĠZM Düzce 39 33


SAKARYA VĠB TURĠZM Düzce

S.S SĠNAY 57 TURĠZM Düzce SÜZER TURĠZM Düzce

ÜSTÜN ERÇELĠK TURĠZM Düzce

VAN ERCĠġ ĠTĠMAT TURĠZM Düzce

VARAN TURĠZM Düzce/Akçakoca

Ġstanbul, ĠzmitGölcükKaramürsel, 0380 444 Sakarya, 54 54 Düzce Ankara, Otogar: Çorum, 523 39 33 Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon Karabük, Otogar: 0380 523 Düzce Kastamonu, 39 33 Sinop Samsun, Otogar: Ordu, 0380 523 Düzce Giresun, 02 92 Trabzon Kdz.Ereğli, Kozlu, Zonguldak, Bolu, AdapazarıOtogar: Hendek, 0380 524 Ġstanbul48 82- 524 Tuzla, 42 50 Ankara, Akçakoca DüzceAntalyaMerkez: Akçakoca Manavgat, 611 32 30 Balıkesir, Akçakoca Bursa, Sapak: Ġzmir, 618 75 85Bilecik, 618 85 75 Kütahya, Isparta, ĠzmitGölcük, Marmaris 0380 444 00 87 Düzce Van- ErciĢ Otogar: 523 35 61 0380 444 8 Kdz.Ereğli, 999 Kozlu, Akçakoca Otogar: Akçakoca Zonguldak, 618 91 50 Düzce, ÇarĢı: 611 Ġstanbul 84 44

www.sakaryavib.com.tr

www.sinay57.com.tr

www.suzerturizm.com

www.ustunercelik.com.tr

www.vanercisitimat.com.tr

www.varan.com.tr


YENĠ MĠDYAT Otogar: 0380 524 SEYAHAT Düzce 48 82

Düzce

Midyat

www.yenimidyatseyahat.net

AKÇAKOCA TURĠZĠM DERNEĞĠ 1954 Yılında 52 üyesi ile kuruldu kurucusu Mithat Özkök tür

ÖNERĠLER (1) Belediyenin katkısıyla çeĢitli alanlarda Ģirketlerin kurulması sağlanmalıdır. Turizm sektörü bu Ģirketler aracılığı ile desteklenmelidir.

(2) Uluslar arası turizm büroları ile doğrudan irtibat sağlayacak on line sistemi bulunan içinde dil bilen elemanların çalıĢtığı bir ofis kurulmalıdır. BaĢvurular bu büro aracılığı ile organize edilmelidir.Turizm iĢletmelerinin de ortak olacağı bir Ģirket bu organizasyonu yapacak ve hizmeti karĢılığı bedelini alacaktır. (3) Aile pansiyonculuna kredi sağlayacak çabalar artırılmalıdır. (4) Turizm sektöründe çalıĢan elemanların zorluklarını gidermek üzere yaygın bir eğitim programı baĢlatılmalıdır. Bu amaçla Akçakoca‟daki Meslek Yüksek Okulu, Otelcilik ve Tarım Meslek Lisesi ve Halk Eğitimi Merkez Müdürlüğü ile iĢbirliği yapılmalıdır. (5) Akçakoca‟daki turistik ve korumaya alınmıĢ tesislerin restorasyonu için gereken giriĢimlerde bulunulmalıdır. Kalenin ve Osmaniye Mahallesindeki evlerin restorasyonuna öncelik verilmelidir. Osmaniye evleri, turizm için oteller haline getirilebilir. (6) Turistik- hediyelik eĢya üretimi için evlerde genç kızlarımızın üretici duruma gelmelerini sağlamak üzere büyük bir proje baĢlatılmalıdır.Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi El Sanatları Bölümü ile iĢbirliği yapılmalıdır. Gerekirse uluslar arası destek aranmalıdır. Her ailenin üreti,ci duruma gelmelerini sağlamak amacıyla çok değiĢik mesleklerin öğretilmesi sağlanmalıdır. (7) Kadınlarımızın el becerileri ile ürettikleri mamul maddelerin satıĢı için stantlar açılmalı ve buralardan belediye rüsumu alınmamalıdır. (8) Pazaryeri yeniden organize edilmeli ve bir bölümünün daimi pazaryeri olarak kullanılması sağlanmalıdır. (9) Ayda bir gün açık Pazar kurulmalıdır.Çevre illerinden gelen veya yerli halktan isteyenlerin malzemelerini satabilecekleri veya ikinci el ucuz malzemeleri satın alabilecekleri bir pazar kurulmalıdır. (10) Turistlerin kent içi ve çevreye geziler yapabilmesini sağlamak üzere otobüs organizasyonları yapılmalıdır. (11) Açıkta yiyecek satmalar önlenmeli temizliğe gerekli önem verilmelidir. (12) Festivale kültür ağırlığı verilmelidir. Bu nedenle sivil toplum örgütleri ile sıkı bir iĢbirliği içinde bulunulmalıdır. (13) Turizm mevsiminde park yerinden ücret alınması uygulanmasından vaz geçilmelidir. Zaten kent içinde yeterli miktarda park yapılacak yer bulunmamaktadır. Park yerinden alınacak ücret ile yapılan masrafların yeniden değerlendirilmesi yapılmalıdır. Sadece liman içinde üç giriĢte en az 6 belediye elemanı görev


yapmaktadır. Buradan alınacak kazanç eleman ücretlerinin çok altında. Bu ücreti liman içindeki esnaftan kolayca sağlamak mümkündür.Çünkü limandaki lokantalara gidecek turistler arabaları için para ödemektedir. (14) Festivallerde ses sanatçılarının getirilip bunlara büyük miktarlarda para ödenmesi halk arasında tenkit edilmektedir. Bunun yerine Akçakocalı değerleri bulup ön plana çıkarmak daha cazip olabilir. (15) Yurt dıĢından gelen Foklör grupları anlam bakımından festivali uluslar arası bir düzeye getirmesi bakımından uygun görülebilir. Ama Bir Türkmen, laz veya Abaza düğününü oyunlarını festivalde sergilemek daha cazip gelebilir. (16) Festival hareketleri ne yazık ki, ulusal medyada gerekli yerini almamaktadır. Festivalin duyurulması konusunda da senelerdir aksaklıklar gözlenmektedir. Davetiyelerle ilgili adresler bilgisayar ortamına alınarak bu gecikmeler önlenebilir. (17) Festivallerde Turizm Meslek Yüksek Okulunun etkinliklerine rastlanmamaktadır. Bu okulunda devreye girmesi için önlemler alınmalıdır. (18) Festivalde turiste satılacak hatıra eĢya yoktur. SatıĢ reyonlarını sadece çevre ilçelerden gelenler iĢletmektedir.Düzce, Alaplı, Ereğli gibi. Bu nedenle turistin parası Akçakoca‟da kalmamaktadır. Aynı Ģekilde ayçiçeği satan reyonlar, yolların kirlenmesine neden olmaktadır.Çekirdek alanlara birer küçük torbada kabukları için verilmesi alıĢkanlık haline getirildiği taktirde yoların kirlenmesi büyük ölçüde önlenmiĢ olur. NOT: ĠBRAHĠM TUZCU

SANAYĠ

Sanayi Faaliyetleri:


Temel ürün olarak fındığın değerlendirilmesi yönünden ilçede halen fındık tarım satıĢ kooperatifleri birliğine ait 3 adet ve özel sektöre ait 5 adet fındık kırma fabrikası faaliyettedir. Ġlçemizde Ereğli Demir Çelik tesisi ürünlerini iĢleyen ve yurt dıĢına önemli ölçüde ihracat yapan fabrikalar mevcut olup ,kapasiteleri her geçen yıl artıĢ göstermektedir.Ġlçedeki istihdam sorunun çözülmesine önemli katkı da sağlayan bu fabrikalar bünyesinde 995 kiĢi çalıĢtırmakta olup,toplam 372.000 ton üretim yapmakta, üretimlerinin 162.000 tonunu ihraç ederek ülke ekonomisine katkı sağlamaktadırlar.Fabrikalara ait veriler aĢağıda ki tabloda gösterilmiĢtir.

Tesisin Adı

ÜMRAN BORU SAN.A.ġ

ÇINAR BORU SAN LTD

M.M.Z ONUR BORU A.ġ

AĞIR HADDECĠLĠK SAN LTD

KuruluĢ Tarihi

1985

1985

1980

1984

Fabrika Alanı

420.000 M2

45.905 m2

68500 M2

17.544 M2

Kapalı Alan

81.622 M2

20.394 m2

36.500 M2

7300 M2

ÇalıĢan Sayısı

409

221

265

100

Mamul Türleri

Çelik Boru (Doğalgaz, petrol,su)

ÇelikBoru (Doğalgaz, su,profil)

ÇelikBoru (Doğalgaz, su,profil)

Kabartma desenli levha sac

Üretim Miktarı

130.000 Ton/Yıl

96.000 Ton/Yıl

75.000 Ton/Yıl

71.000 Ton/Yıl

Yurtiçi SatıĢ 90.000 Ton/Yıl 63.000 Ton/Yıl

15.000 Ton/Yıl

36.000 Ton/Yıl

60.000Ton/Yıl

29.000 Ton/Yıl

Ġhracat

40.000 Ton/Yıl

33.000z Ton/Yıl

Ayrıca Has ĠĢ Hasan ĠĢleyen Fındık koza makinesi saç imalatı ve Yılmaz Yem Hayvansal Ürünler Sanayi tesisi mevcuttur.

AKÇAKOCADA PETROL


DENĠZDE YER : SAKARYAAĞZI-KARASU-AKÇAKOCA YAġI ; PALEOZĠK BĠÇĠMĠ : AKVEREN KĠREÇ TAġI ÖNERĠLEN DERĠNLĠK : 4-6 KM DELĠNECEK ÜRETĠM DURUMU : AKÇAKOCA 1 DELGĠSĠ 1 KM DE GAZ BULUNMUġ GÜNCEL DURUM : DENĠZ JEOLOJĠSĠ GEREKLĠ KARADA YER : AKÇAKOCA-KARASU YAġI : PALEOZĠK-DEVONĠYEN BĠÇĠMĠ : DOLAMĠTLER ÖNERĠLEN DERĠNLĠK : 4-6 KM TÜRÜ : SEMER BĠ,ÇĠMĠ GÜNCEL DURUM : ARAġTIRMA YOK Kaynak : PROF.AHMET ERCAN

TARIM GENEL DURUM Ġlçemizde tarımsal üretim içerisinde bitkisel üretim, özellikle fındık üretimi ağırlıklı yer tutmaktadır. Fındık üretimi dıĢında kasaplık tavuk üretimi, büyükbaĢ hayvan üretimi, balıkçılık, arıcılık, mantar üretimi önemli tarımsal faaliyetler arasındadır. 1930 yıllarda ekonomi denize bağlı idi,bunun yanı sıra reçberlik,odunculuk,kerestecilik ön safhada yer alırdı,Ģehirlinin tümü denizci idi,gemi tüccarı,gemici,tekne sahibi,balıkçı,yada yükleme ve boĢaltma amelesi idiler.Akkaya,Aftunağzı,Beyhanlı,Döngelli,Çuhalı,Kızlarağası,Değirmenağzı,TaĢman Deresi,Karaburun,Melenağzı iskeleleri vardı,buralardan ticaret sağlanırdı.Ayrıca ilçede 4750


büyükbaĢ hayvan vardı ama son yıllarda azalma kaydedilmiĢtir,kümes hayvancılığı da son yıllarda azalma görülmüĢtür 190 adet kümes vardı,beyaz et üretimi 25.000 tonu geçmekte idi.2000 civarında fenni kovan vardır Buğday,Arpa,Mısır,Pirinç,Fasulye,Bezelye,Bakla,Patates,Soğan,Lahana,Pırasa,Ġspanak,Elma, Armut,Kestane,Kuru üzüm,Ġncir,Dağ çileği ve en önemlisi Fındık üretimi dir.Ġlçenin 37 köyü orman köyüdür 16952 hektar orman vardır

BĠTKĠSEL ÜRETĠM FAALĠYETLERĠ Akçakoca ilçesi arazi varlığı ve toprak bitki örtüsü aĢağıda tabloda halinde sunulmaktadır. Orman alanı

17.025,5 Hektar

Fındık bahçesi

21.863,5 Hektar

Diğer tarımsal üretim alanı

1.033 hektar

Ġskan alanı

1.455 Hektar

1. Fındık Üretimi ve Eğitim ÇalıĢmaları : Ġlçedeki tarımsal faaliyetler içerisinde bitkisel üretim, özellikle fındık üretimi ağırlıklı yer tutmaktadır. Akçakoca‟da fındık tarımında görülen sorunların baĢında ülke genelinde olduğu gibi verim düĢüklüğü gelmektedir. Verim düĢüklüğünün baĢlıca sebepleri ise arazilerin miras yolu ile küçülerek parçalanması, üreticilerin fındık tarımı hakkında yeterince bilgi sahibi olmamaları dolayısı ile tarım tekniğinin uygulanmasında yetersizlik, girdi noksanlığı vb. nedenlerdir. Akçakoca havzasında sıklıkla sarı fındık olarak adlandırılan mincine fındığı ana çeĢit olarak yetiĢir, bunun yanında da Yomra fındığı olarak adlandırılan foĢa ve kara fındık olarak adlandırılan kara yağlı çeĢidin üretimi yaygın olarak yapılmaktadır. Ġlçemizin ana üretim konusu olan fındıkla ilgili istatistik bilgiler aĢağıda tablo halinde sunulmaktadır 2. Fındık Üretimi ve Eğitim ÇalıĢmaları : Ġlçede üreticileri eğitmek amacı ile programlı bir Ģekilde eğitim faaliyetleri devam etmektedir. 2005 yılı içinde özellikle fındık konusunda eğitime ağırlık verilmiĢtir. Ġlçedeki tarımsal faaliyetler içerisinde bitkisel üretim, özellikle fındık üretimi ağırlıklı yer tutmaktadır. Akçakoca‟da fındık tarımında görülen sorunların baĢında ülke genelinde olduğu gibi verim düĢüklüğü gelmektedir. Verim düĢüklüğünün baĢlıca sebepleri ise arazilerin miras yolu ile küçülerek parçalanması, üreticilerin fındık tarımı hakkında yeterince bilgi sahibi olmamaları dolayısı ile tarım tekniğinin uygulanmasında yetersizlik, girdi noksanlığı vb. nedenlerdir. Akçakoca havzasında sıklıkla sarı fındık olarak adlandırılan mincine fındığı ana çeĢit olarak yetiĢir, bunun yanında da Yomra fındığı olarak adlandırılan foĢa ve kara fındık olarak adlandırılan kara yağlı çeĢidin üretimi yaygın olarak yapılmaktadır. Ġlçemizin ana üretim konusu olan fındıkla ilgili istatistik bilgiler aĢağıda tablo halinde sunulmaktadır.


FINDIK REKOLTE TAHMĠNĠ EKĠLĠġ ALANLARI Çiftçi Eğitim Ve Yayım ÇalıĢmaları 3. Ġlçedeki tarımsal faaliyetler içerisinde bitkisel üretim, özellikle fındık üretimi ağırlıklı yer tutmaktadır. Akçakoca‟da fındık tarımında görülen sorunların baĢında ülke genelinde olduğu gibi verim düĢüklüğü gelmektedir. Verim düĢüklüğünün baĢlıca sebepleri ise arazilerin miras yolu ile küçülerek parçalanması, üreticilerin fındık tarımı hakkında yeterince bilgi sahibi olmamaları dolayısı ile tarım tekniğinin uygulanmasında yetersizlik, girdi noksanlığı vb. nedenlerdir. Akçakoca havzasında sıklıkla sarı fındık olarak adlandırılan mincine fındığı ana çeĢit olarak yetiĢir, bunun yanında da Yomra fındığı olarak adlandırılan foĢa ve kara fındık olarak adlandırılan kara yağlı çeĢidin üretimi yaygın olarak yapılmaktadır.Ġlçemizin ana üretim konusu olan fındıkla ilgili istatistik bilgiler aĢağıda tablo halinde sunulmaktadır

AKÇAKOCA KÖYLERĠ TOPRAKLARIN BÖLÜNÜġÜ

KÖYÜ

TARLA ALANI FINDIKLIK

AKKAYA

2.100 % 12

AKTAġ

_

ALTUNÇAY

2.941 % 17

ARABACI

_

_

_

YEKÜN DÖNÜM

ORMAN

350

%2

15.050

% 86

4.578

% 84

872

3.460

% 20

10.899

% 63

17.300

4.515

% 86

735

% 14

5.250

% 30

1.000

% 20

5.000

% 12

3.50

% 16

17.500 5.450

BALATLI

2.500 % 50

1.500

BEYÖREN

1.925 % 58

1.050 % 30

525

ÇAYAĞZI

2.200 % 20

2.750 % 25

6.050

400 % 5

2.320 % 29

5.280 % 66

8.000

DADALI

1.200 % 15

2.400 % 30

4.400 % 55

8.000

DAVUTAĞA

2.120 % 20

8.840 % 80

ÇĠÇEKPINAR

DEREDĠBĠ

_

11.000

10.600

_

910 % 13

6.090 % 87

7.000

DOĞANCILAR

750 % 10

2.250 % 30

4.500 % 60

7.500

DÖNGELLĠ

350 % 4

5.950 % 68

2.450 % 28

8.750

DĠLAVER

1.95O % 25 5.226 % 67

624 % 8

7.800

720 % 15

4.800

EDĠLLĠ ESMAHANIM FAKILLI GÖKTEPE

_

_

% 55

_

_ 4.080 % 85

1.530 % 18 6.970 % 82 175 % 1 1.400 % 40 _

4.371 % 93

_

_

8.500

1.925 % 59

3.500

329 % 7

4.700


HEMġĠN

636 % 12 4.664 % 88

HASANÇAVUġ KALKIN

550 % 10 _

KARATAVUK

_

_

5.300

4.730 % 86 % 4 Plaj ve kayalık

5.500

_

8.932 % 88

1.218 % 18

10.150

468 % 4

10.530 % 90

702 % 6

11.700

96 % 8

1.200

KEPENÇ

_

_

1.104 % 92

ORTANCA

_

_

1.900 % 100

KINIK

_

_

2.700 % 90

KĠRAZLI

_

_

3.552 % 75

KOÇAR

_

_

KOÇULLU

_

KURUGÖL

_

_

_

1.900

300 % 10

3.000

1.248 % _

4.800

300 % 15

1.700 % 85

2.000

_

2.295 % 85

405 % 15

2.700

_

7.800 % 65

4.200 % 35

12.000

KURUKAVAK

1.512 % 14

7.020 % 65

2.268 % 21

10.800

MELENAĞZI

1.600 % 32

2.000 % 40

1.400 % 28

500

NAZIMBEY

1.300 % 41

1.900 % 59

SUBAġI

200 % 2

1.100 % 11

8.700 % 87

TAHĠRLĠ

_

5.558 % 95

292 % 5

5.850

TEEKÖY

420 % 4

2.100 % 20

7.980 % 76

10.050

UĞURLU

1.817 % 21

5.925 % 77

YENĠCE

560 % 11

4.160 % 83

280

YEġĠLKÖY

440 % 3

6.560 % 82

1.200 % 15

8.000

93.438 % 34

271.070

TOPLAM

_

29.244 % 11

148.390 % 55

_

__

SEBZELĠK %6

Kaynak . Mustafa Kocadon 1956

AKÇAKOCA FĠSKOBĠRLĠK ORTAK SAYILARI(2005) Sıra 01 02 03 04 05 06 07 08 09 10

Mahalle/köy Akkaya AktaĢ Altunçay Arabacı Ayazlı Balatlı Beyhanlı Beyören Cumhuriyet Çayağzı

ortak 144 357 171 266 196 200 51 329 88 152

3.200 10.000

7.900 5 000


11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25. 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40

Çiçekpınarı Dadalı Deredibi Dereköy Doğancılar Döngelli Edilli Fakıllı Göktepe Hacıyusuflar Kalkın Kepenç Kınık Kirazlı Koçar Koçullu Kurugöl Melenağzı Orhangazi Ortanca Osmaniye PaĢalar Sarıyayla SubaĢı Tahirli Tepeköy Yalı Yeniköy YeĢilköy Yukarı

Kaynak :Hüsamettin

198 214 98 78 109 232 162 158 236 162 306 66 152 128 184 114 307 214 184 72 343 170 257 99 273 182 250 21 115 257

Kaya ( Kaya kirtasiye)

TÜRKĠYE‟DE FINDIK ZĠRAATI Fındık, Türkiye‟nin tarımda olduğu kadar genel ekonomisi ve sosyal yaĢantısında da önemli derecede rol oynayan bir tarımsal üründür. Çoğunlukla aile iĢletmesi Ģeklinde çalıĢılmaktadır. YaklaĢık 2.000.000 KiĢi fındık yetiĢtiriciliği ile doğrudan, taĢıma, depolama,kırma,iĢleme,ambalajlama ve satıĢ zincirinde çalıĢanlar ile bu çalıĢanlara bağımlı Esnaf ve Sanatkarlar kesimi dolaylı olarak göz önünde alındığında yaklaĢık 4-5 milyon insan fındıktan etkilenmektedir..Fındığın anavatanı Anadolu‟dur. Fındık üreticiliği ülkemizde 2500 yıldır yapılmaktadır. Fındığın en uygun yetiĢtirme koĢulları Karadeniz sahilleridir. Ordu, Trabzon,Sakarya, Samsun ve Düzce Ġlleri baĢta olmak üzere ekonomik anlamda fındık yetiĢtirilmektedir. Fındık bir ılıman iklim meyvesidir. Ġyi bir geliĢim ve bol ürün için nemli ılıman iklim ön koĢuldur.Yıllık ortalama sıcaklığın 13- 16 derece olduğu yöreler fındık yetiĢtiriciliği için en uygun yörelerdir. Yıllık yağıĢ toplamının 700 mm‟nin üzerinde olması ve bu yağıĢın aylara dengeli dağılması gerekmektedir. Haziran ve Temmuz aylarında iyi iç doldurma için hava oransal nemi%60‟ın altına düĢmemelidir. Fındık kıĢ aylarında çiçek açmaktadır.(Mart) Bu


nedenle aĢırı kıĢ soğuklarına karĢı duyarlıdır. Öte yandan aĢırı kıĢ tozlanmaya engel olur. Ġlkbaharda rastlanan geç donlar fındık için tehlikelidir. Toprak pH‟ı 5-7 arasındaki topraklar fındıklar için uygun topraklardır Döllenme: Fındık tek evcikli bir bitki olup, erkek ve diĢi çiçekleri aynı bitki üzerinde ancak değiĢik yerlerde oluĢmaktadır.(Kaynak:Kenan Ünsal, Fındık Tarımı, yayınlanmamıĢ eseri)Türkiye yıllara göre 350- 600 bin ton yıllık üretimi ile %65-70 ini dünya fındık ticaretinin ise %70- 75‟ini gerçekleĢtirmektedir.Kalite olarak Giresun ve Levant olmak üzere ikiye ayrılır.Giresun kalite fındık, tadı ve içeriği yağ oranı ile yeryüzünün en üstün özellikli fındığıdır. Bir kültür sahası olan Giresun‟da ve Trabzon‟un BeĢikdüzü, Vakfıkebir, ÇarĢıbaĢı, Akçaabat ilçelerinde yetiĢir. Levant kalite fındığın içerdiği yağ miktarı az olmakla beraber kavrulurken az oranda iç zarını atar. Levant Trabzon, Levant Ordu ve Levant Akçakoca biçiminde adlandırılır. Fındık üç ana gruba ayrılır. Bunlar: Kabuklu tombul fındıklar:Tombul, Palazi Mincare, Gök, Kalınkara, Kan,Cascava v Delisava (Çakırdak) Kabuklu sivri fındıklar:Sivri, incekara, KuĢ Diğer kabuklu fındıklar: Badem, FoĢa, Kargalak, Ordu Ġkizi .FINDIK AĞIRLIĞI: Fındık satın almalarda fındık ağırlığı ölçülür. 100 tane fındığın ağırlığı söz konusu olur. 100 fındığın ağırlığı: Fındık türü Kargalak Yassıbadem Kalınkara FoĢa Palaz Çakıldak Ġncekara Mincane Kan Tombul KuĢ Yuvarlak badem Cavcava Uzunmusa Acı Sivri

Ağırlık(gr) 297,5 234,3 221,5 182,0 171,0 163,0 159,6 154,0 146,0 145,0 143,6 141,5 141,0 135,0 131,0 130,0

FINDIK ÇEġĠTLERĠ. Ülkemizde fındık oldukça zengin bir çeĢitlilik gösterir.DeğiĢik fındık bölgelerinde farklı yoğunlukta olmak üzere ülkemizde:Tombul, Palaz, FoĢa, Mincane, Çakıldak, Kalınkara, Uzunmusa,Kan, Karga lak, Cavcava, Sivri, Ġncekara, Acı, KuĢ, Yuvarlak badem, ve Yassı badem fındık çeĢitleri yetiĢtirilmektedir. Bunlardan özellikle yuvarlak Ģekilli olan fındıklar, fındık iĢletme sanayii için çok uygun olup, yoğun olarak yetiĢtirilen çeĢitlerdir. AKÇAKOCA ve FINDIK:


Akçakoca‟ya ilk fındık fidelerini kimin getirdiği ve ne zaman getirildiği konusunda kesin bilgi bulunmamaktadır. Bununla beraber halk arasındaki yaygın görüĢe göre Akçakoca‟ya ilk fındık fidesini 1900‟de Osmaniye Mahallesine yerleĢen Trabzonlu tüccar Ahmet Efendi getirmiĢtir. Bundan sonra fındık fidesi Botum göçmenlerinden Hocaoğlu Ömer Efendi tarafından getirilmiĢtir. Ömer Efendi aslında zücaciyecilik yaparmıĢ. Doğu Karadeniz sahillerindeki Ģehirlerden aldığı emtiayı gemilerle Ereğli ve Akçakoca‟ya getirirmiĢ. Bir baĢka söylentiye göre Yenice Köyünün kurucusu olan Kibaroğlu Hacı HurĢit, Kırıkoğlu Tahir, KeleĢoğlu Hacı Ġbrahim ve Ali oğlu Tufan Tevfik, ilk fındık fidelerini Akçakoca‟ya getirmiĢtir. Bunların getirdiği fındık, dallardan sopalarla dökülürmüĢ.Daha sonraları Mehmet Arif adındaki bir göçmen fındığın iyi bir geleceği olduğunu düĢünmüĢ ve kendi adı verilen fındık türünden bol miktarda fındık fidesi getirip kendi bahçesine dikmiĢtir. Mehmet Arif adı verilen fındık, yağlı fındık türüdür. Zaman içinde değiĢik türde fındık dikimi yapılmıĢtır En yaygın olanlardan: yağlı fındık, sarı fındık, yorma (tombul) fındık, Giresun sivrisi ve deli ova fındığıdır Akçakoca‟da üretilen ilk fındık 59 kiloluk bir çuvalla Ġstanbul‟a gönderilmiĢtir.

AKÇAKOCADA TARLA ARAZĠSĠ FAZLA OLAN KÖYLER BEYÖREN

% 58 , 1925 Dönüm,

BALATLI

% 50 , 2500 Dönüm,

NAZIMBEY % 41

1300 Dönüm

MELENAĞZI % 32 , 1600 Dönüm DĠLAVER

% 25, 1950 Dönüm

UĞURLU

% 21, 1817 Dönüm

ÇAYAĞZI

% 20, 2200 Dönüm

DAVUTAĞA % 20, 2120 Dönüm dür. Nazımbey , Melenağzı,Dilaver, köyleri taban arazisi olduğundan fındık ekimi,için mahsurludur. Davutağa yüksek ve dağlık bir köydür fındık için elveriĢlidir.Tarla ziraatı


Uğurlu Melenağzı köylerinde yapılmaktadır,ayrıca Akkaya % 12,Kurukavak %14,Dadalı % 18,Altunçay % 17,HemĢin % 12,Esmahanım %18 da tarla ziraatı yapılmaktadır.Genellikle taban arazisi fazla,dere ve çaylar çevresindeki köylerde fındık bahçesi olmayan yerlerde Mısır,yüksek plato olan yerlerde Buğday ekimi yapılmaktadır,bunlar Dadalı,Balatlı,Beyören,Kurukavak tır,yalnız Uğurlu köyünde patates ziraatı yapılmaktadır

AKÇAKOCADA MEYVEVE SEBZECĠLĠK YAPILAN KÖYLER ,Koçullu,Beyören,Döngelli,Dadalı,Altunçay,Balatlı,AktaĢ,Edilli,Uğurlu,Kurukavak,Koçar, Köylerinde fazla yapılmaktadır.Uğurlu,Altunçay,Kalkın,Dadalı,Çayağzı köylerinde fazla Sebzecilik yapılmaktadır

AVCILIK

Av Hayvanları Bölgedeki göçmen kuĢlar; SarıkuĢ, Çulluk, Bıldırcın, Ördek, Kaz, Kuğu, Üveyik, Tarakçın Korukçun, Sığırcık bulunur. Son zamanlarda gerek ilaçlama gerekse yanlıĢ avlanma sonucu av kuĢları çok azalmıĢtır. Çevredeki daimi kuĢlar ise Kara Batak ve çokça Kestane Kargası bulunur. Bölgedeki diğer av hayvanları ise Ģunlardır: TavĢan, Çakal, Tilki, Domuz, Ayı, Sansar, Kunduz (dere boylarında) eskiden Geyik ve Karaca da bulunurdu. Günümüzde ne yazık ki kalmamıĢtır.


Av Balıkları

Akçakoca sahillerinde daimi olarak; Ġstavrit, Mezgit, Karagöz, Ġzmarit, Kefal, Zargana, Gelincik, Kayacık, Yağcı gümüĢ balığı, Kırlangıç, küçük Köpek balığı, Vatoz,Ġskorpit ve Çarpan Kalkan,Lüfer,Uskumru Palamut,Barbunya avlanır . Ġlçemizde Melenağzı, Kalkın, köyleri ile Merkez Mahallerinden yaklaĢık 550 kiĢi balıkçılıkla iĢtigal etmektedir.Bu balıkçılarda 7 metre ve daha yukarı büyüklükte 18 adet tekne mevcuttur. 7 metreden küçük 10 ile 26 beygir gücü arasında motoru bulunan tekne sayısı 150 adettir.Kıyı balıkçılığı yapan daha küçük teknelerden 60 adet mevcuttur. Diğerleri tayfadır..Akçakoca kıyılarında balık yatakları mevcut değildir. Balık yatakları Batıda Karasu doğdu Alaplı, Ereğli kıyılarında rastlanmaktadır.Akçakoca‟da avlanan balıklar göçmen balıklardır.Karadeniz göçmen balıkları Akçakoca kıyılarında yoğunlaĢmıĢtır. Genellikle boğaz ağzında birikmektedir. Göç mevsiminde Akçakoca kıyıları ve açıkları verimli bir avlanma alanı olmaya baĢlar.

AYLARA GÖRE TUTULAN BALIK ÇEġĠTLERĠ AKÇAKOCADA OCAK- Hamsi,Kefal,Uskumru,Kalkan ġUBAT- Hamsi,ĠĢkene,Kalkan,Kefal MART – ĠĢkene,Kalkan,Kefal,Zargana NĠSAN – Çinakop,ĠĢkene,Kalkan,Kefal,Tekir MAYIS – Çinakop,Ġstavrit,Kalkan,Kefal,Kofana,Lüfer,Tekir,Zargana HAZĠRAN – Çinakop,Ġstavrit,ĠĢkene,Kefal,Kofana,Lüfer,Barbun,Palamut TEMMUZ – Çinakop,Ġstavrit,Kefal,Kofana,Lüfer,Palamut AĞUSTOS – Kofana,Lüfer,Palamut EYLÜL – Lüfer,Palamut EKĠM – Kefal,Palamut KASIM – Kefal,Lüfer,Uskumru,Palamut


ARALIK – Palamut,Uskumru,Kefal

FLORA Ġlçe dahilinde Devlet ormanlarından yılda yaklaĢık 7272 metreküp yapacak ve yaklaĢık 500 ster yakacak üretimi GerçekleĢtirilmektedir Akçakoca'nın 30 km'lik sahil Ģeridi, fındık tarlaları ve tabii ormanlarla bezenmiĢ olup; kayın, meĢe, kestane ve ıhlamur en sık rastlanan ağaçlardır. Fındık bahçeleri ve ormanlarda doğal olarak yetiĢen dağ çileğinin tadına doyum olmaz.

Cevizcilik ÇalıĢmaları Ġlçemizde; fındığa alternatif ürün çalıĢmaları doğrultusunda ceviz bahçesi konusuna ağırlık verilmiĢ ve bu doğrultuda geçmiĢ yıllara ilave olarak 9 köyümüzde konuya ilgi duyan çiftçilerimize, 400 adet 2 yaĢlı aĢılı ceviz fidanı dağıtımı yapılmıĢtır. Gerekli teknik bilgi ve kontroller düzenli oralıklarla devam etmektedir

Meyvecilik ÇalıĢmaları 1999 Yılı dikim mevsiminde, ilçemiz genelinde yüksek verimli ve aĢılı, çeĢitli meyve fidanı çiftçilerimize bedeli mukabilinde dağıtılmıĢ, dikim ve bakım konusunda gerekli açıklayıcı bilgi aktarımı yapılmıĢtır

Kivi Bahçeleri ve tesis çalıĢmaları Ġlçe dahilinde yaklaĢık l6.953 hektar devlet ormanı mevcut olup, orman sınırlandırması ve kadastrosu yapılmıĢtır. Tamamen yapraklı ağaçlardan müteĢekkil orman varlığı yaklaĢık 2.500.000 metre küptür. Bağlı 43 köyün ll. Ġ Orman Kanununun 31. madde kapsamında, 26 sı ise 32. Madde kapsamında, 6.sı ise kapsam dıĢı köylerdendir.Koçarda %85,Akkaya da %86,Deredibi inde % 87,BaĢaftun da % 87,Tepe köyde % 76,Çiçek pınarda % 66 orman sahası bulunmaktadır,.HasançavuĢ,Esmahanım,HemĢin,Ketmenli,Uğurlu köylerinde orman yoktur.Yenice,Tahirli,Karatavuk,Göktepe,Dilaver, de az orman vardır.Karatavuk,Kurukavak,Çayağzı,Akkaya,Dadalı,Deredibi,Balatlı,Beören,,Tepeköy,Altun çay AktaĢ ormancılığın fazla yapıldığı yerlerdir.Kurukavak,Karatavuk AktaĢ orman bölgesine bağlıdır,Deredibi,Balatlı,Beyören,Altunçay,Dadalı,Tepeköy,Düzce Akçakoca yoluna yakınlığı nedeni ile ormancılık rahat yapılmaktadır,aynı Ģekilde Akkaya,Çayağzı köyler ide Ereğli Akçakoca yolu üzerindedir Çiftçilerimize önceki yıllarda dağıtımı yapılan ve bahçe tesisi oluĢturulan bahçelerde kivi fidanlarının bakım ve kontrol çalıĢmaları devam etmektedir. Deneme mahiyetinde 1500 adet kivi çeliği köklendirilerek çiftçilerimize dağıtılmak üzere hazır hale getirilmiĢtir Ġlçe dahilinde Devlet ormanlarından yılda yaklaĢık 7272 metreküp yapacak ve yaklaĢık 500 ster yakacak üretimi GerçekleĢtirilmektedir


Ġlçemizde bu yıl ortalama 7 hektar alana tohumdan ve ayrıca l8.000 adet fidan dikilerek ağaçlandırma faaliyetleri önemle sürdürülmektedir.

EĞĠTĠM AKÇAKOCADAKĠ EĞĠTĠM KURUMLARI

DÜZCE AKÇAKOCA Akcakoca Anadolu Lisesi 3806188674 3806188885 Ayazlı Mah.Eregli Cad. Akçakoca-Düzce DÜZCE AKÇAKOCA Akçakoca Anadolu Otelcilik ve Tur.Meslek L 3806119380 3806119381 OSMANiYE MAH. ÇUHALLI ÇARSiSi iSTiKLAL CAD NO:7 DÜZCE AKÇAKOCA Akçakoca Anadolu Öğretmen Lisesi DÜZCE AKÇAKOCA Akçakoca Anaokulu 3806116502 ORHAN GAZi MAH. ALi SERVET SOK. DÜZCE AKÇAKOCA Akçakoca Anadolu Teknik Lisesi, Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesi 3806187060 3806187062 AYAZLI MAH DÖNGELLi CADDESi NO:4 DÜZCE AKÇAKOCA Halk Egitim Merkezi 3806114148 3806112941 HACIYUSUFLAR MAH.ÖGRETMENEVi BiNASI KAT:2 DÜZCE AKÇAKOCA ilçe Milli Egitim Müdürlüğü 3806114034 3806113878 Esentepe Mah. Akçakoca-Düzce DÜZCE AKÇAKOCA Dereköy ilköğretim Okulu 3806255249 Dereköy Akçakoca-Düzce DÜZCE AKÇAKOCA Deredibi ilköğretim Okulu 3806242143 Deredibi Köyü DÜZCE AKÇAKOCA Akçakoca ilköğretim Okulu 3806114133 3806114019 YALI MAH. SANTRAL CAD. LiSE SOK. DÜZCE AKÇAKOCA Gönül Yavuz ilköğretim Okulu 3806114088 3806113951 YALI MAH.ÇUKUR TARLA MEVKii DÜZCE AKÇAKOCA Dilaver ilkögretim Okulu 3806312052 Dilaver Köyü


DÜZCE AKÇAKOCA Tepeköy ilkögretim Okulu 3806255454 Tepeköy Akçakoca-Düzce DÜZCE AKÇAKOCA Atatürk ilkögretim Okulu 3806113473 3806118764 Osmaniye Mah.Lise Arkası Akçakoca DÜZCE AKÇAKOCA Beyören ilkögretim Okulu 3806242010 3806242010 BEYÖREN KÖYÜ DÜZCE AKÇAKOCA Arabacı ilkögretim Okulu 3806233008 Arabacı Köyü Akçakoca Düzce DÜZCE AKÇAKOCA SubaĢı ilkögretim Okulu 3806255201 SubaĢı Köyü AkçakocaDüzce DÜZCE AKÇAKOCA Melenagzı ilkögretim Okulu 3806286048 Melenagzı Köyü Akçakoca-Düzce DÜZCE AKÇAKOCA Esmahanım ilkögretim Okulu 3806312015 Esmahanım Köyü Akçakoca-Düzce DÜZCE AKÇAKOCA Altuncay ilkögretim Okulu 3806255008 ALTUNÇAY KÖYÜ DÜZCE AKÇAKOCA Balatlı ilkögretim Okulu 3806242100 Balatlı Köyü AkçakocaDüzce DÜZCE AKÇAKOCA Orhangazi ilkögretim Okulu 3806114039 Orhangazi Mahallesi Akçakoca-Düzce DÜZCE AKÇAKOCA Cumhuriyet ilkögretim Okulu 3806113717 3806113356 YENĠMAHALLE KENTMENLĠ CADDESi DÜZCE AKÇAKOCA Uğurlu ilkögretim Okulu 3806292025 3806292042 Uğurlu Köyü DÜZCE AKÇAKOCA Esentepe ilkögretim Okulu 3806115324 HACIYUSUFLAR MAHALLESiKOKURDANCADDESi DÜZCE AKÇAKOCA Hamiyet Sevil ilkögretim Okulu 3806187066 3806188991 Ayazlı Mah.Eregli Cad. Akçakoca-Düzce DÜZCE AKÇAKOCA Akkaya ilkögretim Okulu 3806217185 AKKAYA KÖYÜ DÜZCE AKÇAKOCA Dadalı ilkögretim Okulu 3806187484 Dadalı Köyü AkçakocaDüzce


DÜZCE AKÇAKOCA Çayağzı ilkögretim Okulu 3806217011 3806217011 Çayagzı Köyü Akçakoca-Düzce DÜZCE AKÇAKOCA imam Hatip Lisesi 3806188933 3806188932 Ayazlı Mah. Akçakoca-Düzce DÜZCE AKÇAKOCA Kız Meslek Lisesi 3806114131 Osmaniye Mah.Ozon Sok. Akçakoca-Düzce DÜZCE AKÇAKOCA Akçakoca Lisesi 3806114564 3806113384 Osmaniye Mah. Çuhallı Çarsısı Akçakoca Düzce DÜZCE AKÇAKOCA Mesleki Egitim Merkezi 3806114532 3806112612 OSMANiYE MAHALLESi ATATÜRK CAD.(ESKi FiSKOBiRLiK BiNASI) AKÇAKOCA-DÜZCE DÜZCE AKÇAKOCA Öğretmen Evi ve Aksam Sanat Okulu 3806119279 3806113701 HACI YUSUFLAR MAH.ESENTEPE MEVKii. AKÇAKOCADÜZCE DÜZCE AKÇAKOCA Akçakoca Ticaret Meslek Lisesi 3806114563 3806114262 ORHANGAZi MAH SANTRAL CAD. 66/A AKÇAKOCA - DÜZCE DÜZCE AKÇAKOCA Kurukavak Yatılı ilkögretim Bölge Okulu 3806263158 3806263158 KURUKAVAK KÖYÜ

AKÇAKOCA MĠLLĠ EĞĠTĠM KRONOLOJĠSĠ Bu bölüm Akçakoca Milli Eğitim Müdürlüğünce hazırlanmıĢtır. 1902 Osmaniye Mahallesi Sübyan Mektebi açıldı. 1904 Osmaniye Mahallesi Sübyan Mektebi Osmaniye iptidai Mektebi oldu. 1920 Osmaniye Ġptidai Mektebi Osmaniye Zükür (erkek) Mektebi oldu. 1922 Osmaniye Ü 1923 Ġnas (kız) mektebi açıldı. 1926 AkçaĢehir Ġstiklal Muhtelit (karma) Mektebi açıldı. 1927 Beyören köyü ilkokulu açıldı. 1928 Dadalı köyü ilkokulu açıldı. 1936 Yenice Köyü ilkokulu açıldı. 1937 Esmahanım Köyü Ġlkokulu açıldı.


1939 1941 1942 1942 1943 1943 1945 1945 1945 1945 1946 1946 1946 1948 1948 1949 1949 1954 1955 1956 1958 1958 1958 1959 1959 1959 1959 1960 1961 1961 1961 1962 1962 1962 1963 1965 1965 1966 1966 1966 1967 1968 1969 1970 1970 1972 1972 1972 1972 1973

Edilli köyü ilkokulu açıldı. Uğurlu Köyü ilkokulu açıldı. Göktepe Köyü ilkokulu açıldı AktaĢ Köyü ilkokulu açıldı. Melenağzı Köyü ilkokulu açıldı. Kınık köyü ilkokulu açıldı. Koçar köyü ilkokulu açıldı. Dilaver köyü ilkokulu açıldı Karatavuk ilkokulu açıldı Ġstiklal Muhtelit Mektebi Akçakoca Devrim Ġlkokulu adını aldı Kalkın köyü ilkokulu açıldı. Aftundere (Altunçay) Köyü ilkokulu açıldı Kurukavak köyü ilkokulu açıldı Özel Akçakoca Ortaokulu açıldı. Balatlı köyü ilkokulu açıldı Akçakoca Ortaokulu Milli Eğitim Bakanlığına devredildi Aftunağzı (Çayağzı) Köyü Ġlkokulu açıldı Ayazlı Köyü Ġlkokulu (Barbaros) açıldı. Arabacı köyü ilkokulu açıldı. Kirazlı köyü ilkokulu açıldı HemĢin (Armutlu) Köyü açıldı. Akkaya Köyü Ġlkokulu açıldı Döngelli Köyü ilkokulu açıldı BaĢaftun (SubaĢı) Köyü Ġlkokulu açıldı. Nazımbey Köyü Ġlkokulu açıldı Deredibi Köyü Ġlkokulu açıldı Yalı ilkokulu açıldı Çiçekpınar Köyü Ġlkokulu açıldı Tahirli Köyü Ġlkokulu açıldı Fakıllı Köyü ilkokulu açıldı Ayazlı Köyü Ġlkokulu açıldı, Ayazlı Mahallesi ilkokulu adını aldı. Tepe Köy Ġlkokulu açıldı Kurugöl Köyü ilkokulu açıldı Ayazlı Köyü ilkokulu açıldı Yalı Ġlkokulu yeni binasına geçti. Halk eğitimi Merkez Müdürlüğü açıldı. Koçullu Köyü Ġlkokulu açıldı. PaĢalar Köyü ilkokulu açıldı AkĢam Kız Sanat Okulu Öğretime baĢladı Akçakoca Ortaokulu yeni binasına taĢındı. Küpler Köyü Ġlkokulu açıldı Altunçay Köyü 2 (Dereköy) ilkokulu açıldı Akçakoca Ortaokulunun lise kısmı açılarak Akçakoca Lisesi adını aldı Doğancılar Köyü Ġlkokulu açıldı AkĢam Kız Sanat Okulunun Pratik Kız Sanat Okulu açıldı Sarıyayla Köyü Ġlkokulu açıldı Kurukavak Köyü Ġlkokulu açıldı Beyhanlı Köyü Ġlkokulu açıldı Barbaros Ġlkokulu ahĢap binası yandı. Barbaros ilkokulu yeni binasına taĢındı


1974 1974 1975 1976 1976 1977 1978 1980 1981 1983 1985 1986 1986 1988 1990 1991 1992 1993 1995 1996 1997 1998 1999 2006

Sarıyayla Köyü 2. Ġlkokulu açıldı. Kurugöl Köyü 2. Ġlkokulu açıldı Davutağa Köyü Ġlkokulu açıldı Kepenç Köyü Ġlkokulu açıldı Uğurlu Ortaokulu açıldı Akçakoca Lisesi kendi binasına taĢındı Ticaret Lisesi açıldı HasançavuĢ 2. (Karaburun) ilkokulu açıldı Endüstri Meslek Lisesi açıldı Kız Sanat Ortaokulu açıldı Davutağa Köyü 2. Ġlkokulu (Ġmraz Mah.) açıldı Devrim Ġlkokulu Atatürk Ġlkokulu adını aldı Kız Sanat Ortaokulu Kız Meslek Lisesi oldu Beyören Ortaokulu yeni binasına geçti Arabacı Ortaokulu Ġlköğretim okulu oldu. Yenimahalle ilkokulu açıldı Kurukavak Ġlköğretim okulu açıldı Bolu Abant Ġzzet Baysal Üniversitesi Akçakoca Turizm ĠĢletmeciliği Otelcilik Yüksek Okulu açıldı. Ġmam Hatip Lisesi Kuruldu Meslek Yüksek Okulu hizmete girdi. Sevil Ġlköğretim Okulu hizmete girdi Esentepe Ġlköğretim Okulu hizmete girdi. Anadolu Lisesi hizmete girdi. YeĢil Düzce Üniversitesi kuruldu ve Akçakoca‟daki yüksek öğretim kurumları YeĢil Düzce Üniversitesine bağlandı.

EĞĠTĠM VE KÜLTÜR DURUMU Ġlçemizde ilköğretim bölümünde 2005-2006 eğitim ve öğretim yılında 7'si merkezde, 17'si köylerde 24 ilköğretim okulu bulunmaktadır. 39 köy okulumuz "TaĢımalı Eğitimöğretim Kapsamında" 845 öğrenci ile 9 taĢıma merkezi okullara taĢınmaktadır. 4873 öğrenci, 222 öğretmen ile öğrenimlerini devam ettirmektedirler.Orta öğretim de ise merkezde, bir lise (1969), bir Ticaret Meslek Lisesi (1978), bir Endüstri Meslek Lisesi (1981), bir Kız Meslek Lisesi (1986), bir Ġmam Hatip Lisesi (1993),bir Anadolu Otelcilik Turizm Meslek Lisesi (2001), bir Anadolu Lisesi (2002)Kız Meslek Lisesi bünyesinde bir Pratik Kız Sanat Okulu (1967), 1863 öğrenci ve 125 öğretmenle öğrenimlerini devam ettirmektedirler. Ġlköğretim ve ortaöğretimde toplam 6736 öğrenci eğitim ve öğretime devam etmekte olup öğretmen sayısı 359'dur.Okul öncesi eğitim kurumu olarak Milli Eğitime bağlı 1 adet 4, 5 ve6 yaĢ gruplarında toplam 101 öğrenci ve 4 öğretmenle eğitim veren anaokulumuz mevcuttur. Anasınıfı sayımız 23 olup, 366 öğrenci,13 kadrolu öğretmen ve 13 kadrolu usta öğretici ile eğitime devam etmektedir.Ġlköğretimde toplam 215 derslik,ortaöğretimde toplam 72 derslik olmak üzere ilçede toplam 287 derslik vardır.BirleĢtirilmiĢ Ġlköğretim okullarımız dıĢında 12 Ġlköğretim Okulumuzda bilgisayar laboratuarı mevcut olup 130 adet bilgisayar vardır.7 Lisemizde de bilgisayar laboratuarı mevcut olup 80 adet bilgisayar vardır.4 adet ilköğretimde,11 adet de ilköğretimde olmak üzere toplam 15 adet folklor ekibimiz bulunmaktadır. Ġlçemizde 4 yıllık Düzce üniversitesine bağlı Turizm ĠĢletmeciliği ve Otelcilik Yüksek Okulu ile 2 yıllık Meslek Yüksek Okulu vardır.Turizm ĠĢletmeciliği ve Otelcilik Meslek Yüksek Okulunda 445 öğrenci lisans eğitimi,37 öğrenci lisansüstü eğitim almakta olup 15 akademik personel görev yapmaktadır.Meslek Yüksekokulunda gündüz ve gece


olmak üzere ĠĢletme ve Muhasebe bölümlerinde öğretim yapılmakta olup 549 öğrenci 8 akademik personel mevcuttur.Yüksekokullar Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Akçakoca Çok Programlı Lise binasında akademik ve idari faaliyetlerini sürdürmekte olup,Akçakoca kampusunun inĢaatı tamamlanmak üzeredir.

Halk Eğitim Faaliyetleri: Ġlçemizde vatandaĢlarımıza ve gençlerimize değiĢik alanlarda bilgi ve beceri kazandırarak boĢ zamanlarını faydalı aktivitelerle değerlendirmek amacıyla Halk Eğitimi çalıĢmaları önem verilerek yürütülmektedir. Nitekim 2004-2005 Eğitim-Öğretim yılında muhtelif dalda 64 adet kurs açılarak, bu kurslarda 1235 vatandaĢımıza yeni bilgi ve beceriler kazandırılmıĢ, 2005-2006 eğitim-öğretim yılında da 70 adet muhtelif konulu kursta toplam 1515 vatandaĢımızla faaliyetler sürdürülmektedir. Mesleki Eğitim Merkezi : 1991 yılında kurulan Çıraklık Eğitim merkezi 2005-2006 Eğitim yılında 24 meslek dalında 78 adet çırak öğrenci,14 meslek dalında 36 kalfa öğrenci ve 7 öğretmenle eğitimine devam etmektedir. Öğretmen evi:Ġlçemizde 7katlı 140 yatak kapasiteli bir de öğretmen evi bulunmaktadır. Kütüphane Durumu Ġlçemiz Kültür Bakanlığımıza bağlı 1 Halk Kütüphanesi faaliyette olup, kütüphanede 9760 adet konularına göre hikaye ve roman türü eserler mevcuttur.Diğer yandan ilçe Lisesinde 5275, Endüstri Meslek Lisesinde 945, Kız Meslek Lisesinde 1657, Ticaret Meslek Lisesinde 1199 periyodik eser, ansiklopedi ve kitaptan müteĢekkil kitaplıklar öğrencilerimizin yararlanmalarına açık bulunmaktadır.

Spor Faaliyetleri Ġlçe gençliği sporun her çeĢidine yatkındır.Ġlçede 1100 kiĢilik çim menĢeli tribünlü 1 futbol stadyumu, 250 kiĢilik 1 kapalı spor salonu mevcut olup, AktaĢ,Altunçay, Kınık,Uğurlu köylerinde valeybol/basketbol sahası,Altunçay, Döngelli, Çayağzı, Uğurlu, Kurukavak, Ortanca ve Melenağzı köylerinde futbol sahaları mevcuttur. Gençliğin spor ile kanal ize edilebilmesi yönünden Kaymakamlığımızca zaman, zaman çeĢitli dallarda muhtelif organizasyonlar düzenlenmektedir. Ancak, Ģehir stadyumunun çimlendirilmeye ve onarımına ihtiyaç duyulmaktadır.

SAĞLIK HĠZMETLERĠ DURUMU 6 Temmuz 2005 tarih ve 25867 sayılı resmi gazetede yayınlanan Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Yönetmelik çerçevesinde ilçemizde Kasım 2005 tarihinden itibaren Aile Hekimliği sistemine geçilmiĢ olup 13 Aile Hekimliği birimi ve 1 Toplum Sağlığı Merkezi Tabipliği kurulmuĢtur.Ġlçemiz Devlet hastanesi 2001 yılında 18336 M² lik bir arsa üzerine kurulmuĢ olup, bina yerleĢim alanı 4859 M² dir. 100 yatak kapasitesine sahip olan


hastanemiz halen fiili 50 yatak ile 2. basamak sağlık hizmeti vermekte 2'si merkezde 4'dü köylerde 6 sağlık ocağı vardır. Hastanemizde 6 uzman, 9 pratisyen hekim, 2 diĢ hekimi, 27 hemĢire ,11 ebe, 59 u sağlık personeli olmak üzere toplam 98 personel ile görev yapmaktadır. 2004 yılı kasım ayında hastanemiz yardım derneği tarafından bahçe içerisinde 375 m² lik alan üzerinde 11 yatak kapasiteli Diyaliz ünitesinin inĢası bitirilmiĢ olup, Ekim 2004 Ayı'ndan beri hizmet vermektedir.Hastanemizde üç adet ameliyathane mevcut olup, ikisi donanımlı ve faal durumdadır. Lokal vakalar için üçüncü ameliyathanenin bu sene faaliyete geçirilmesi planlanmaktadır. Ġki adet doğum odası mevcuttur. Ayrıca 2001 yılında 112 Hızır Acil Servis Devlet hastanesi bünyesinde kurulmuĢtur.Mevcut sağlık teĢkilatımıza ilaveten halen ilçemizde 6 serbest diĢ tabibi, 9 eczane faaliyet göstermektedir.

ESKĠ AKÇAKOCA HAKKINDA KISA NOTLAR Cumhuriyet meydanı : ġuan çarĢı merkezini oluĢturan fındık heykelin bulunduğu yerde Atatürk heykeli vardı,merasimler burada yapılırdı,Ģimdi park olan yerde 40 yıl önce Akçakoca belediyesinin binası vardı,üst katı belediye alt katı öğretmenler lokali idi,yanında bahçesi vardı burası yıkıldı Ģimdiki park yapıldı,bahçenin kıyısında plaj vardı,daha sonra buraya Ģimdiki liman barınak yapıldı Hediyelik eĢya : Deniz kabuklarından hediyelik eĢyalar yapılırdı,bunu eniyi ilçenin tek okulu müdürü Gavsi beydi o mükemmel deniz kabuklarından hediyelik eĢya yapardı,bu eĢyalar Petek diye bir dükkanda satılırdı,Ģimdiki terzi Sedat ın bulunduğu yerde idi Pazaryeri : ġimdiki balıkçı barınağın bulunduğu yerde Pazar yeri vardı barınak olunca pazaryeri,yalı mah.Bekocuların dükkanları yanında kurulurdu,Daha sonra rahmetli Hüseyin Yanmaz modern bir Pazar yeri yaptı,eski Pazar yerinde 40 yıl önce çok turistler gelir burada alıĢveriĢ yapardı çok rahat ed erlerdi çünkü turistlere çok önem veriliyordu,barınak Ģu an gezilmez hale geldi.Çuhallı‟ya da Pazar kuruldu caminin arkasındaki parkta Turizm derneği : Eski belediye binasının alt katı ortasında idi,çok faal ve etkindi,turistler dolup taĢardı,turizm derneği çok etkinlikler yapardı,sık sık hoparlörden sık sık anons yapılır gelen misafirler icra edilirdi.Yıllar sonra Turizm Bakanlığı Akçakoca‟da bir turizm bürosu açtı bundan sonra bütün etkinlikler durduruldu ve eski canlılık kalmadı,gönüllüler kendi köĢelerine çekildiler.Turizm derneği ilgisiz kaldı. Kaynak: Ġbrahim Tuzcu 2010

1996 YILI DÜZCE DEPREMĠNDE DÜZCE VE ĠLÇELERĠNDE ÖLÜ VE YARALI DURUMU ĠLÇE

ÖLÜ

YARALI

MERKEZ GÖLYAKA CUMAYERĠ ÇĠLĠMLĠ GÜMÜġOVA AKÇAKOCA YIĞILCA KAYNAġLI TOPLAM

118 105 30 54 124 0 0 0 270

813 1250 7 8 65 14 0 0 1157


1999 YILI DÜZCE DEPREMĠNDE DÜZCE VE ĠLÇELERĠNDE ÖLÜ VE YARALI DURUMU ĠLÇE MERKEZ GÖLYAKA CUMAYERĠ GÜMÜġOVA ÇĠLĠMLĠ AKÇAKOCA YIĞILCA KAYNAġLI TOPLAM

ÖLÜ

YARALI

463 1 0 4 0 2 0 316 782

1849 67 22 34 25 96 42 544 2678

AKÇAKOCADA YERLEġĠM BĠRĠMLERĠN ESKĠ VE YENĠ ADLARI

ESKĠ ADI ÇUKALI MĠLAN DERESĠ BEYVĠRAN ( BELVĠRAN) GEBEKĠLĠSEBALA ,ESKĠYURT KIRAN KIZILCA KĠLĠSE DEPEKÖY BAġEFTUN AFTUN-Ġ ULVA ġĠPĠR ,HASANCILAR BULATLI -BAYAT-I ,BAYAT-BOL KABAKLI KOÇKÖYÜ KERAMEDDĠN AFTUN –NĠ SULFA AZLAĞA ( GÖÇÜLLÜ) KARKIN-I ,TOPUZ AKKĠYE BAYHANI-I GÜNEY-FAKĠRLĠ KENTMENL-Ġ DE-ORTACA KOÇ-ELĠ,KOÇARLI KURUCAGÖL

YENĠ ADI ÇUHALLI MELENAĞZI BEYÖREN AKTAġ ESMAHANIM-UĞURLU NAZIMBEY TEPEKÖY ALTUNÇAY-DEREKÖY-SUBAġI ÇĠÇEKPINAR BALATLI KAPKĠRLĠ ORHANGAZĠ YUKARI MAH. ÇAYAĞZI AYAZLI KALKIN –PAġALAR AKKAYA BAYHANLI FAKILLI KENTMENLĠ ORTANCA KOÇULLU KURUGÖL


GAZCUMA KOÇER,KUÇAR ARMUTLU MEZE TAHĠR-Ġ VAKIF KINIK GENÇ-KELEġ CĠNCĠ

ARABACI KOÇAR HEMġĠN UĞURLU TAHĠRLĠ YEġĠLKÖY KADIKÖY KEPENÇ DEREDĠBĠ

Kaynak: ġükrü Dönmez ( Akçakoca 2000 ktb)

18. YÜZYILDA DĠVANĠ DEFTERĠNDE BULUNAN YERLEġĠM BĠRĠMLERĠ Akkaya , Arabacı , Dadalı, Aftuni , Fakıllı , Karkın , Kıramca Kilise , Keramettin, Hacı Yusuflar, Kabakçılar , Yukarı mahalle Koçköy, AĢağı mahalle , Tahirli , Kabaklı dır.

18.YÜZYILDA AKÇAKOCADA ĠLK VAKIF Ġlk vakıfı Yenice köyünde Hocaoğlu Ġshak efendi Ġbni Bekir,HurĢit Kibaroğlu, Hutioğlu Ali ÇavuĢ kurmuĢtur.

18 . YÜZYILDA

AKÇAKOCADA ĠLK TARĠKAT

NakĢi Tarikatından Derdinli Hacı Mehmet Efendidir,Yukarı Mahallede ikamet etmiĢtir( Kaynak Horasanlı DerviĢler)

18 . YÜZYILDA

AKÇAKOCADA MUKAYYĠDĠ

Çakıroğlu Mustafa Bin Ali,Arabacı Köyünde yaĢardı

18 . YÜZYILDA

AKÇAKOCA ZAPTĠYE NEFERĠ

Küçükoğlu Ali Bin Ali Oğlu Ahmet Aftunide yaĢarmıĢ Kaymakoğlu Ahmet Bin Mehmet AĢağı mahallede yaĢarmıĢ Kapudan Kırma Ġsa Bin Osman Kabaklıköy de yaĢarmıĢ

18 . YÜZYILDA

AKÇAKOCADA 1834 YILINDA KAÇ ASKER VARDI

1834 te Akçakocalı 32 asker vardır ,denizci oldukları için,1834 te askerlik 12 yıldır, 5 yılı Nizamiye,7 yılı redif olmak üzere,1877 de ordu tekrar düzenlenmiĢtir.Bu denizcilerimiz 4 ü AĢağı mah, 2, si Yukarı mah,5 i ,Kabakçılar,1 i,Kabaklı 1 i, Koçköy, 2 si, Dadalı,6 sı, Aftuni,1 i, Karkın,1 i, Kırımca Kilise, 6 sı, Akkaya,2 si, Fakıllı,2 si, Arabacı Divanındandırlar

18 . YÜZYILDA

AKÇAKOCADA

AYANLIK

18 Yüzyılda Akçakoca da sarhoĢ Osman adında bir ayan vardır.Bu ayan gece gündüz içkiden baĢını kaldıramadığı için sarhoĢ Osman adı ile tanınmaktadır ayanla ilgili olarak idam ettiği


adamları AkçaĢehirde Konak yerinde evin önünde kuyuya attırdığı yazılıdır.Akçakocadaki zalimane davranıĢları ile dikkat çeken sarhoĢ Osman ve kardeĢi hacı Mustafa mutedil ayan olan Üskübü ayanı Topçuzade Mehmet ağa ya rakip olmuĢ.bundan rahatsız olan Ġstanbul hükümeti Bolu voyvodası Seyyid Ġbrahim ağayı arabulucu tayin etmiĢtir (1807)

18. YÜZYILDA AKÇAKOCADA

MEKTEBĠ-MÜREBBĠYE

1903 yılında Akçakocada 39 öğrencili 1 adet rüĢtiye 50 öğrencili 1 adat medrese ( çarĢı camii medresesi ) vardı

18. YÜZYILDA AKÇAKOCADA ÖLÜM FELSEFESĠ Erkek mezarındaki baĢlıklar,büyük sarıklı olanlar ulema ve paĢalar,uzun külah üzerine sarık tasvirliler derviĢ ve tarikat Ģeyhlerini,sadece ince sarıklılar,köy ağalarını üstü geniĢ ve altı dar kavuk biçiminde olanlar yeniçeri ağalarını belirtir.Hüve l-Hayyu l Baki veya Hüve l-Baki ifadeleri Ģunu gösterir insanın fani olduğu baki olanın Allah olduğunu iĢaret eder

18 . YÜZYILDA AKÇAKOCADA SÜT ÜRETĠMĠ VE HAYVANCILIK Sağman manda yukarı mahalle,Kabakçılar mahallesi,Hacı Yusuflar mah.,Koçköy,AĢağı mah.,Kabaklı köy,Fakıllı köyü,Çayağzı köyü,BaĢaftun köyünde Mandacılık fazla miktarda vardı ama Ģu anda Manda yoktur.Ayrıca Öküz hayvanı da yine aynı köylerde fazla miktarda vardı Ģu anda yok olmuĢtur .Manda ve Öküz çok yarayıĢlı bir hayvandı maalesef teknolojiye yenik düĢmüĢtür.Ayrıca yine taĢımacılıkta büyük rol oynamıĢtır gücü,Öküz,At,Merkep,Bargir ve Katırdır. Bu hayvanlar insanlara çok faydalı olmuĢlardır .Öküzler Aftüni,Akkaya,Dadalı,Arabacılar,Karkın,Fakıllı,Tahirli çok vardı,bu köylerde ayrıca az miktarda da Mandalar vardı,daha sonralar bu hayvanların yerini sağman inekler almıĢtır bu hayvanlar hemen hemen Akçakoca da her kesimde vardı maalesef Ģimdi yalnız köylerde sağman inekçilik yapılmaktadır en çok Öküz Dadalı köyünde,Arabacı köyünde ekim iĢleminde çok kullanılmıĢlardır

18 . YÜZYILDA AKÇAKOCADA DOKUMACILIK Dokumacılık AĢağı mah.,Yukarı mah.,Kabakçılar ve Fakıllı köyünde Köse bin Ahmet oğluna mensup Halil bin Ahmet‟tir.Değirmencioğlu ġakir bin Mehmet,Mültezim oğlu Mehmet bin Abdullah,Ahmet oğlu terzi Hacı Mustafa,Mehmet bin Ahmet oğlu Hacı Hasan,Ahmetoğlu terzi Hacı Osman dır

18 . YÜZYILDA AKÇAKOCADA DEĞĠRMENCĠLER Akçakocada 15 adet değirmen vardı,ama Ģu an Deredibi köyünde,Değirmen ağzında Altunçay da birer değirmen kalmıĢtır.Yukarı mah.Emin Ağazadeoğlu,Yukarı mah.Ahmedoğlu,Hacı Yusuflar mah.Kara Fazlıoğlu,Hacı Yusuflar mah.Ġncirlioğlu AĢağı mah. KaraSadıkoğlu Yukarı mah. Sarı Alioğlu,Yukarı mah.Eskicioğlu,Yukarı mah.Değirmencioğlu,Yukarı mah.Baki Çelebioğlu,Yukarı mah.Kerimoğlu,Yukarı mah.Hacı Hasanoğlu,Yukarı mah.Hacı Mustafaoğlu,Kabakçılar mah.Hacı Davutoğlu,Kabakçılar mah. Kıllabçıoğlu ,Kabaklı mah. EĢçioğlu,Aftuni Hakimoğlu,Aftuni Hakimoğlu Hüseyin,Akkaya köyü Hacıoğlu


Ahmed,Akkaya köyü Abdioğlu Mehmed,Arabacılar köyü Genç Reis oğlu,Arabacılar köyü Hacı oğlu Ali,Arabacılar köyü Gonca oğlu Mehmed,Tahirli köyü Yahya oğlu Mehmed dirler.

18 .YÜZYILDA AKÇAKOCADA AĞAÇ GEMĠLERĠ YAPIMI 1824 Yılında 39 metre uzunluğunda bir korvet,1828 -1831-1832 yılında 38,5 metre uzunluğunda birer adet fırkateyin yapılmıĢtır.19 cı yüzyılın ortalarında Akçakoca iskelesinde kullanılan belli baĢlı kayık türleri Ģunlardır, kayık,mandıralı kayık,elemine kayık,kereste maana veya mavna,hatab mavna,filuka dır.Kayıklar 4000 kilelik,3000 kilelik,200 kileliktir,filuka 100 kileliktir.Ayrıca Fıkratyn,kalyondan küçük,tek ambarlı ve üç direkli,yelkenli savaĢ gemisidir.ġalope küçük yelkenli ve anbarsız gemilerdir,brikten küçük ateĢ gemisinden büyüktür,daha çok kalyonların yedeğinde haberleĢme vasıtası olarak kullanılmıĢtır.Korvet ise üç direkli savaĢ gemisidir 20-30 kadar top bulunur.Akçakocada o dönem gemisi olan 5 aile vardı Yukarı mah. Hacı molla ağa , Yukarı mah. Hacı çelebi oğlu Yukarı mah. Mehmed oğlu Edrun,Yukarı mah. Eskici oğlu,Kabakçılar mah. Hacı Davut oğlu dur Gemilerde çalıĢanlara da reis,gemici,fılukacı lar vardır.Daha sonra Akçakoca öteli Ayazlı mezarlık arasında büyük gemi yapım atölyeleri vardı bu atölyeler sonra tek kaldı Cideli Mehmet usta yıldırım( halen sağdır) bu atölyeyi devam ettirmiĢtir. 1985 yılında oda kapatmıĢtır,Ayazlı mahallesinde cami altında Sami Tana ait bir atölye vardı .1987 yılında oda kapatıp Kefken adasında halen bu iĢi sürdürmektedir,Ayazlı mahallesinde en son olarak Ġlyas GümüĢe ait atölye vardır halen devam etmektedir .Kapkirli mahallesinde de halen devam eden bir atölye daha vardır Mustafa KarakaĢa ait halen devam etmektedir ,Döngelli köyündeki atölyede 2004 yılında kapanmıĢtır.Bunların yerini artık sac yapımı gemiler almıĢtır bu gemiler Ereğli Alaplı arasında kurulan büyük atölyelerde devam edilmektedir

GEMĠ YAPIMINDA KULLANILAN KERESTELERĠN SU HIZARLARI ĠLE KESĠLMESĠ Su hızarı su değirmenlerinde olduğu gibi olasılıkla suyun hareket gücünden faydalanarak yapılan ve dairesel hareketin doğrusal harekete çevrilerek odun ve kereste üretimini sağlayan ağaç testereleridir.Aftuni ( Altunçay,Dereköy,SubaĢı ) bölgesinde 25 adet su hızarı vardır Arabacı köyünde18 adet su hızarı vardır. Bunlar Ģu anda teknolojiye yenik düĢmüĢtür kullanılmaktadır Kaynak : Dr.Zeynel Özlü (Karadeniz de bir kıyı kenti ktb.)

19 .YÜZYIL BAġINDA 1907 YILINDA AKÇAKOCADA ETNĠK HALKIN NÜFUSU Akçakoca da 1907 yılında nüfusu 6400 dü .1200 Laz,800 Gürcü,600 Abaza,200 Çerkez,1100 Trabzon muhaciri, geri kalanda Müslüman Türk tür Kaynak : ġükrü Dönmez

KAYNAKLAR


AKÇAKOCA‟NIN COĞRAFIYASI 2000,Derl.Ġbrahim Tuzcu-2010                            

:

Akç.Kaym.St.,ġükrü

Dönmez-

AKÇAKOCA‟NIN YAPILANMASI : Akç.Kaym.St.,ġükrü Dönmez-2000,Drl.Ġbrahim Tuzcu-2010 KURTULUġ SAVAġINDA AKÇAKOCA : ġükrü Dönmez-2000,Kenan Okan 1997,Drl.Ġbrahim Tuzcu -2010 AKÇAKOCA‟NIN KÖYLERĠ KÜLTÜRLERĠ : Kenan Okan-1997.ġükrü Dönmez-2000,Mustafa Kocadon-1960 ,Ġbrahim.Tuzcu-2010 AKÇAKOCA „DA ULAġIMI SAĞLAYAN FĠRMALAR: Akç.Kaym.St. AKÇAKOCA‟DA ĠDARĠ DURUM : Akç.Kaym.St. AKÇAKOCA‟DA EĞĠTĠM KÜLTÜR DURUMU: Akç.Kaym.St.,Ml.Eğit.Md,Drl.Ġbrahim Tuzcu-2010 AKÇAKOCA‟DA EĞĠTĠM FAALĠYETLERĠ Akç.Kaym.St.,Ml.Eğit.Md.,Derl.Ġbrahim Tuzcu AKÇAKOCA‟DA KÜTÜPHANE Akç.Kaym.St,Ml.Eğt.Md,Derl.Ġbrahim Tuzcu-2010 AKÇAKOCA‟DA SPOR FAATĠLĠYETLERĠ: Akç.Kaym.St.Ġlç.Spor Md.Drl.Ġbrahim Tuzcu-2010 AKÇAKOCA‟DA SAĞLIK HĠZMETLERĠ: Akç.Kaym.St. AKÇAKOCA‟DA TURĠZM DURUMU: Akç.Kaym.St. AKÇAKOCA TARĠHĠ Akç.Kaym.St.,ġükrü Dönmez-2000,Drl.Ġbrahim Tuzcu-2010 AKÇAKOCA BEY KĠMDĠR : Akç.Kaym.St.,ġükrü Dönmez-2000,Drl.Ġbrahim Tuzcu-2010

AKÇAKOCA‟DA ESKĠ ESERLER: Akç.Kaym.St.,ġükrü Dönmez-2000,Kenan Okan -1997,drl.Ġbrahim Tuzcu-2010 AKÇAKOCA‟DA MEZARLIKLAR: Akç.Kaym.St.,ġükrü Dönmez-2000,Kenan Okan -1997,drl.Ġbrahim Tuzcu-2010 AKÇAKOCA‟DA CAMĠLER Akç.Kaym.St.,ġükrü Dönmez-2000,Kenan Okan -1997,drl.Ġbrahim Tuzcu-2010  AKÇAKOCA‟DA AKARSULAR:  Akç.Kaym.St.,ġükrü Dönmez-2000,Kenan Okan -1997,drl.Ġbrahim Tuzcu-2010     

AKÇAKOCA‟DA GEZĠLECEK YERLER: Akç.Kaym.St.,ġükrü Dönmez-2000,Kenan Okan -1997,Vikipedi net st.,drl.Ġbrahim Tuzcu-2010 AKÇAKOCA‟DA EV TĠPLERĠ: Akç.Kaym.St.,ġükrü Dönmez-2000,Kenan Okan -1997,Vedia Emiroğlu,Vikipedi net.st.drl.Ġbrahim Tuzcu-2010 AKÇAKOCA‟DA ÖRF VE ADETLERĠ


                                          

Akç.Kaym.St.,ġükrü Dönmez-2000,Kenan Okan -1997,Vikipedi net,Vedia Emiroğlu ,drl.Ġbrahim Tuzcu-2010 AKÇAKOCA‟DA MÜZĠK KÜLTÜRÜ: Akç.Kaym.St.,ġükrü Dönmez-2000,Kenan Okan -1997Vikipedi net.st.,Vedia Emiroğlu,,drl.Ġbrahim Tuzcu-2010 AKÇAKOCA‟DA HALK OYUNLARI : Akç.Kaym.St.,ġükrü Dönmez-2000,Kenan Okan -1997,Vikipedi net st.,Vedia Emiroğlu,drl.Ġbrahim Tuzcu-2010 AKÇAKOCA‟DA GÜREġLER: Akç.Kaym.St.,ġükrü Dönmez-2000,Kenan Okan -1997,drl.Ġbrahim Tuzcu-2010 AKÇAKOCA‟DA YEMEKLER: Akç.Kaym.St.,ġükrü Dönmez-2000,Kenan Okan -1997,drl.Ġbrahim Tuzcu-2010 AKÇAKOCA‟DA GĠYĠM VE KUġAM: Akç.Kaym.St.,ġükrü Dönmez-2000,Kenan Okan -1997,Vedia Emiroğlu,Vikipedi net.st.,drl.Ġbrahim Tuzcu-2010 AKÇAKOCA‟DA EL SANATLARI: Akç.Kaym.St.,ġükrü Dönmez-2000,Kenan Okan -1997,Vikipedi net.st.,Vedia Emiroğlu,drl.Ġbrahim Tuzcu-2010 AKÇAKOCA‟DA ĠKLĠM GRAFĠĞĠ: Akç.Kaym.St. AKÇAKOCA‟DA KURUMLAR: Akç.Kaym.St. AKÇAKOCA‟DA KONAKLAMA VE LOKANTALAR: Akç.Kaym.St. AKÇAKOCA‟DA TARIM: Ġlç.Tar.Md.Akç.Kaym.St. AKÇAKOCA‟DA HAYVANCILIK : Akç.Kaym.St. AKÇAKOCA‟DA ORMANCILIK: Akç.Kaym.St. AKÇAKOCA‟DA SANAYĠ: Akç.Kaym.St AKÇAKOCA‟DA SU ÜRÜNLERĠ: Akç.Kaym.St.,ġükrü Dönmez-2000,Kenan Okan1997,Drl.Ġbrahim Tuzcu-2010 AKÇAKOCA BELEDĠYE BAġKANLARI : Akç.Bld.St AKÇAKOCA KAYMAKAMLARI: Akç.Kaym.St AKÇAKOCA‟NIN ÇETELERDEN TEMĠZLENMESĠ: Kenan Okan-1997 KURTULUġ SAVAġINDA SEVKĠYAT YAPAN GEMĠLER: Kenan Okan-1997 KURTULUġ SAVAġINDA JANDARMA TEġKĠLATI: Kenan Okan-1997 AKÇAKOCA‟DA ALAMAN MEZARLIĞI: Kenan Okan-1997 AKÇAKOCA‟DA CENEVĠZLĠLER DÖNEMĠ: Kenan Okan-1997


                                      

AKÇAKOCA‟DA OSMANLILAR DÖNEMĠ: Kenan Okan-1997 AKÇAKOCA‟NIN BOLU SANCAK BEYLĠĞĠNE BAĞLANMASI: Kenan Okan-1997 AKÇAKOCA‟NIN BOLU VOYVODASINA BAĞLANMASI: Kenan Okan-1997 1908-1923 DÖNEMĠ: Kenan Okan-1997,ġükrü Dönmez-2000 AKÇAKOCA‟DA ĠLK BOYLAR: KENAN OKAN-1997,ġükrü Dönmez-2000 ORHANGAZĠ AKÇAKOCA‟YA GELDĠMĠ?: KENAN OKAN-1997,ġükrü Dönmez ORHANGAZĠ HANGĠ KÖYLERDE BULUNMUġTUR: KENAN OKAN-1997,ġükrü Dönmez CEPHELERDE AKÇAKOCALILAR: Kenan Okan-1997,ġükrü Dönmez-2000,Ġbrahim Tuzcu-2010 ġEHĠTLERĠMĠZ : ġükrü Dönmez-2000,Geltog st.– Ġbrahim Tuzcu-2010 METEOROLOJĠ BĠLGĠSĠ: Ġlç.Met.md. JEOLOJĠK DURUMU: ġükrü Dönmez-2000 BĠTKĠ ÖRTÜSÜ: ġükrü Dönmez-2000 RÜZGAR: ġükrü Dönmez-2000 AKÇAKOCA‟DA ABAZA ĠSYAN : Kenan Okan-1997,ġükrü Dönmez-2000,Derl.Ġbrahim Tuzcu-2010 ĠDARĠ BĠRĠM ADLARI: Ġlç.Nüfus md.Akç.Kaym.St,Drl.Ġbrahim Tuzcu-2010 NUFÜS HAREKETLĠLĠĞĠ: Ġlç.Nüfus md. ĠLK GÖÇLER : Lazuri net.derg. 1877-1916 VE GÖÇ ANILARI: Lazuri net.derg. MĠLLĠ EĞĠTĠM KRONOLOJĠSĠ : Akç.Mil. Eğt..Md. FINDIK ZĠRAATĠ VE ÇEġĠTLERĠ : Ġlçe Zir.ods.,Ġlç.Tar.Md,ġükrü Dönmez,Mustafa Kocadon,Drl.Ġbrahim Tuzcu-2010 ESNAF KURULUġLARI : Ġbrahim Tuzcu-2010

ÇUHALLI ÇARġISININ KURULUġU:  ġükrü Dönmez-2000  DÜZCE DEPREMĠ:


                

Düzce Bld. St. AKÇAKOCA‟DA ÖZEL TELEFONLA : Ġbrahim Tuzcu-2010 AKÇAKOCA‟DA GEMĠ YAPIM : Doç. Zeynel Özlü 2006- Ġbrahim Tuzcu-2010 LAZ KÜLTÜRÜ: Artvin anskl. GÜRCÜ KÜLTÜRÜ: Kafkas gürcü st.,Maçaheli net HEMġĠN KÜLTÜRÜ: HemĢinliler eğt kült.dernğ ABHAZYA KÜLTÜRÜ: Düzce Kafkas dernğ. MANAV KÜLTÜRÜ: Sümeyye Koktürk,Sosyalist net AKÇAKOCA KÖYLERĠ: Ġbrahim Tuzcu

DĠP NOTLAR AKÇAKOCA BÖLGESĠ JEOLOJĠK KISMI M.T.A.1965 ANK BEDRĠ HABĠÇOĞLU Kafkasyadan göçler BOLU SALNAMESĠ Bolu Tarihi CEVDET TÜRKKAYA Osmanlı Oymak ve Cemaatler 1979 DÜZCE KAFKASYA DERNEĞĠ Kafkasya Kültürü GÖRSEL YAYINLARI Foklör,Enstrümanlar HAYRĠ ERSOY Laz Kültürü ĠBRAHĠM YAVUZ Sosyal siyaset KDZ.EREĞLĠ ECZANE VE TEKNIKSEYNLER RERNEĞĠ 2009 Akçakoca KENAN OKAN 1997 Akçakoca M.ZEKĠ KONRAPA Bolu Tarihi ve Bolu Matbaası MĠTHAT ÖZKÖK Akçakoca t.d.Yayınları PROF.MEHMET MAKSUDOĞLU Osmanlı Tarihi MEYDAN LAROUSSE ANA BRĠTANNĠCA M.VANĠLĠġĠ-A.TANDĠLOVA Gürcü Kültürü SÜMERYYE KOKTÜRK Manav Kültürü RĠZE VALĠLĠĞĠ HemĢin Kültürü ġÜKRÜ DÖNMEZ 2000-AkçaĢar 11-YURT ANSĠKLOBEDĠSĠ TARĠH TOPLUM DERGĠSĠ 1986 T.B.M.M. ZABĠT CEDERESĠ CĠLT 23 Akçakoca‟ya ismi veriliĢi DOÇ. ZEYNEL ÖZLÜ 2006 Karadenizde kıyı kenti

AKÇAKOCA ĠLÇESĠ ÖNEMLĠ TELEFONLARI KAYMAKAM ĠLÇE JAN.KOM.

: :

6114001 6114006


BELEDĠYE BAġ. ASKERLĠK ġB. CUMHURĠYET BAġ SAVCISI ABANT ĠZZET BAYSAL YÜK. OK. SAVCILIK ASLĠYE HUKUK HAKĠMLĠĞĠ SULH CEZA HAKĠMLĠĞĠ ASLĠYE CEZA HAKĠMLĠĞĠ EMNĠYET MÜD. MÜFTÜLÜK TAPU SĠC. MÜD. ĠLÇE GENÇ. VE SPOR MÜD. METEOROLOJĠ MÜD. NÜ,FÜS MÜD. ÖZEL ĠD. MÜD. SĠVĠL SAVUNMA MÜD. MAL MÜD. VERGĠ DAĠRESĠ ĠLÇE MĠLLĠ EGĠT. MÜD. HALK EĞĠTĠM MERK. SAĞLIK GRUP BAġ. DEVLET HAST. P.T.T TARIM ĠLÇE MÜD. SEDAġ HALK KÜTÜPHANESĠ TURĠZM MÜD. ORMAN ĠġLT. MÜD. TC ZĠRAAT BAN. HALK BANK. FĠSKO MÜD. TĠC. VE SAN ODASI ESNAF VE SANATKARLAR ODASI ZĠRAAT ODASI ġÖFÖRLER VE OTO. ODASI Ġġ BANKASI KIZILAY HUZUREVĠ THK MUHTARLAR DERNEĞĠ AKÇAKOCA 1. NOLU SAĞ. OCAĞI AYġE HANIM 2. NOLU SAĞ OCAĞI AKÇAKOCA SAHĠL GAZETESĠ HALK SĠG. ĠSVĠÇRE SĠG. SĠTE DÜĞ. SALONU ÖZEL ALBAYRAK SR. KURSU SEÇKĠN DERSHANESĠ AYGAZ ĠPRAGAZ

: : : : : : :

: : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : :

6114002 6114059 6114024 6112999 6114024 6115620 6114892 6112735 6114020 6114188 6114180 6114582 6114146 6112730 6114050 6112909 6114003 6113653 6114034 6114148 6114171 6114005 6114515 6113387 6112144 6112140 6113148 6113336 6114004 6112020 6114010 6114144 6114975 6114578 6114658 6114733 6112725 6114560 6113443 6114292 6114171 6116914 6115007 6114578 6118474 6113595 6113716 6112234 6114109 6114077


MOGAZ AVUKAT ALĠ OSMAN KÜÇÜK AVUKAT AZADE AY AVUKAT HAMĠT KARAKOÇAN AVUKAT ĠSMAĠL AKTEPE AVUKAT ZEKĠ TURHAN ARAS KARGO ġĠFA ECZ. SEZEN ECZ. SEÇKĠN ECZ. ĠSMAĠL CEMAL HAYAT ECZ. ÇUHALLI ECZ. AKÇAKOCA ECZ.

: : : : : : : : : : : : . :

6115012 6115161 6114620 6112194 6114299 6114713 6117100 6114571 6113220 6113366 6114573 6114572 6112084 6116433

Kaynak : Akçakoca kaymakamlık sitesi

AKÇAKOCA NIN KÖYLERĠ AktaĢ,Akkaya,Arabacı,Altunçay,Balatlı,Beyören,Beyhanlı,Çayağzı,Çiçekpınar,Davutağa,Dila ver,Dadalı,Dereköy,Deredibi,Döngelli,Doğancılar,Esmahanım,Edilli,Fakıllı,Göktepe,Hasança vuĢ,HemĢin,Kurugöl,Kalkın,Karatavuk,Kepenç,Kınık,Kirazlı,Koçar,Koçulu,Kurukavak,Küpl er,Melenağzı,Nazımbey,Ortanca,PaĢalar,Sarıyayla,SubaĢı,Tepeköy,Tahirli,Uğurlu,Yenice, YeĢilköy

AKTAġ KÖYÜ Düzce iline 48 km,Akçakoca ilçesine 9 km uzaklıkta,denizden 300 mt yüksektedir.150 hane 377 nüfusu vardır.KomĢu köyleri Tahirli,Arabacı,Koçullu, HemĢin dir.M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu‟dan gelen Selçuklu obaları,304-1261 yılında Bizans ve Latin krallığı,1150-1200 yıllarında Romanya Dobruca‟dan gelen Gagavuz Türkleri,1877 yılında Doğu Karadenizden gelen Laz lar yaĢamıĢlardır.Laz köyüdür en çok göç veren karıĢık dağınık köy statüsündedir, Köyün bilinen Ģimdi tarihi yönü kalmamıĢtır hep munkariz olmuĢtur buraya ilave edeceğimiz değirmenler vardır bunlarda munkariz olmuĢtur köyde ortak Lazların değirmeni vardı bunu ortak olarak kullanırlardı 10 hane idiler,Salih Çakır a ait Doktor Hüseyin‟e ait MustafaTandoğana ait değirmenler vardı,tabıkı Güççe deresinde de su azalınca değirmencilikte tarihe karıĢmıĢtır,buradaki taĢların jeolojik olarak incelenmesi lazımdır Kaplan dede dağı


etekleri altında kurulan köydür,Sarıyayladan gelen su AktaĢ Ģelalesinden Koçulu,Arabacı suyu ile birleĢerek Edilli ağzından denize dökülür.Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır eskiden Osmanlı hükümetine buradan Ġstanbul a gemi yapımı için kereste nakliyatı yapılırdı ,köye ilk fındık 1900 yılında ekilmiĢtir Kaplan dede etekleri altında kurulmuĢ bir köydür, AktaĢ Ģelalesi köye çok önem kazandırmıĢtır 3.5 km Ģelale yolu turizme açılmıĢ buraya turistlerin gelmesi sağlanmıĢtır. Tv belgesellerine konu olmakla beraber turistlerin ilgisini çekmekte geziler düzenlen mektedir. Bizans ve Cenevizliler zamanında Hıristiyanlara ait demirci dükkanları ve mezar kalıntıları son zamana kadar rastlandıysa da bu kalıntılar daha sonra munkariz olmuĢtur. Kilise artıklarında rastlanmaktadır. Köy çok temiz Ģirin bir köydür AktaĢ Ģelalesi Edilli köyünden denize dökülmektedir. Aktaş Şelalesinin dökülüşünü izlemek üzere orman içine inen patikadan yürüyüş başlıyor. Yol boyunca kaldirik ve kabalak bitkisiyle kaplı nem oranı yüksek orman yolunda üç küçük köprü geçilerek dere paralelinde ilerlerken kireç taşı gözenekli yapısıyla minik bir mağara, yosun tutmuş kayalar, yüksek dallarından sarkan sarmaşıklarıyla anıt ağaçlar, su sesine karışan görünmeyen orman kuşlarının korosu, balta girmemiş Amazon Ormanlarında olduğunuz hissi uyandırıyor. Şelalenin dökülüş yerine ulaştığınız anda 40-50 metrelik kambur bir kaya üzerinden gelen şelale suyu, dere olup yoluna devam edişini görüyorsunuz. Düz ve yüksek duvar görünümlü, doğal kayalardan oluşan çevreniz bitkilerle kaplı gökyüzünü görmenize çok küçük bir pencere bırakıyor. Şelalenin ışık aldığı saatlerin 11.00, 15.00 arası olduğunu anlıyor, kestane, meşe, kayın, ardıç ağaçları, eğrelti otu, karayemiş, orman gülleri eşliğinde dönüşe geçiyorsunuz. Enerjinizi ekonomik kullandıysanız indiğiniz zorlu yokuştan tırmanıyor, soluğu girişte bulunan çay ocaklı barakada alıyorsunuz. Çay bahçesi olarak hizmet veren kulübede tost benzeri yiyecekler, köy kahvaltı çeşitleri, Robinson hayatı yaşamak isteyenler için kamp sahası da bulunuyor. Medeniyetten uzak kalacak olanlar için, pat pat aracıyla kamp sahasına çıkmak isteyenler Rasim Aydın'ı 0535 789 03 54 no lu telefondan arıyorlar. 450 rakımlı Derebaşı çadır yerinden önce yeşil bir orman denizi, Akçakoca sahilleri, Alaplı, Zonguldak Ereğlisi, Karadeniz görülüyor. Rasim, bölgeye gelenlere rehberlik yapıyor, şelalenin üzerinde ki kademelerde yer alan göllere götürüyor, sarkıt dikitlerle süslü mağarayı gösteriyor, trekking yapmaya doyuruyor kültür bakımından köyde laz kültürü

hakimdir Karadeniz sahil kesimi 1461 yılından itibaren Fatih Sultan zamanında Osmanlı egemenliği altında Lazistan sancağı ilan edildi ,bu bölgedeki Lazlar kendi yönetimleri altında yaĢadılar.Yavuz Sultan Selim bu bölgeye beylikler kurdu,17. yüzyılda bu bölge müslüman olur 1925 yılına kadar Lazistan sancağı altında yaĢamlarını sürdürdüler,1788 Berlin antlaĢması ile Lazlar iki ülke topraklarına bölündü bu arada Doğu Karadeniz halkı batıya göç ederler Aynı halk Akçakoca dada aynı kültürlerini sürdürmektedirler. Tarihi kaynaklar, Lazların Doğu Karadeniz yöresine Kafkaslardan indikleri konusunda görüĢ birliği vardır. Tarih sahnesine ilk kez Karadeniz‟de çıkmıĢlardır. XI-XII. Yüzyıllarda Karadeniz‟in doğusunda kurulan ve KOLKHĠS/Rothis devletini oluĢturan topluluklardan biri de Mergrel- Lazlardır. Lazlar, 6. Yüzyılda Bizans etkisinde kalarak Hıristiyanlığı benimsediler. Kolkhis Devleti yıkılınca Bizans egemenliği altında LAZĠKA krallığı seçimle iĢ baĢına gelerek, Bizans‟a vergi vermeyip, bunun karĢılığında doğu sınırını korumayı üstlendiler.Doğu Karadeniz‟in sahil kesimi 1461 yılından itibaren Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı egemenliği altında Lazistan Sancağı olarak ilan edildi. Bu bölgedeki Lazlar kendi yönetimleri altında yaĢadılar.Yavuz Sultan Selim bölgede beylik sistemini kurdu. Bölge 11 beylikten oluĢuyordu. Lazlar da yarı bağımsız statüde Laz derebeyliği olarak Osmanlılara asker ve vergi vermekteydi. Lazlar 17. Yüzyıldan itibaren MüslümanlaĢmaya baĢladılar. Bölge 1925 yılına kadar Lazistan olarak kayıtlara geçmiĢtir.1828-1829 Osmanlı Rus SavaĢlarında Laz SavaĢçıları Osmanlı cephesinde yer almıĢlardır. Bu savaĢlarda büyük kahramanlıklar göstermiĢlerdir. 1877-1878 Osmanlı Rus SavaĢı sonunda imzalanan


Berlin AnlaĢması ile Lazlar iki ülke topraklarına bölündü. Bu savaĢtan olumsuz etkilenen Lazlar Bursa, Yalova, Karamürsel,Ġzmit, Adapazarı, Karasu,Akyazı, Geyve,Hendek, Sapanca, Zonguldak, Düzce , Akçakoca gibi bölgelere göç ederek dil ve kültürlerini buralara taĢıdılar. Akçakoca‟da merkez ve köylerde yerleĢtiler. Lazlar Akçakoca‟da daha çok Merkez Ġlçedeki Osmaniye , Ayazlı Mahallesinde ve Edilli , Döngelli, Uğurlu Köylerinde kalabalık gruplar halinde bulunmaktadır. Neredeyse tüm oyunları kızlı erkekli eĢli olarak oynanır.Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil,kemençe,mızıka ve akordeon ile çalınan ve oynanan oyunlar vardır.Köyde kendilerine göre iki kiĢiyle oynanan Çerkez oyunları vardır.Bir bay bir bayan ortaya çıkar mızıka çalınır ve bazı kiĢiler ellerini vurur ya da tahtalara vurarak oyunlara eĢlik ederler.,üçayak ve kemençe ile oynanan oyunlar vardır.Kafkas kültürü daha revaçtır. El çırpma(çepikli) oyunları meĢhurdur Bir ağaca yumurta asılır, onu silhı ile kim kırarsa Tesayüzden çorap hediye edilir ,Köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil oyunu ,Kemençe,Tulum gibi enstrümanlar çalınır Lazların yerel oyun gurupları sözlüdür,5-6 kiĢilik 2 gurup oluĢturulur el ele tutmuĢ oyuncular seri ayak hareketleriyle birbirine yaklaĢıp uzaklaĢırlar,her gurupta bir türkü söyleyen vardır,türkücü karĢı guruba türküler deyiĢler dokundurmaktadır,bu oyunda önemli olan türkü sözleriyle karĢıdakini mat etmektedir,bu oyunun adı gelino dur.Rize HemĢin üç ayak oyunu da laz oyunudur,dairede oynanır HemĢin üç ayak oyunudur 2/4 veya4/4 lük ezgiler halinde oynanır Bar,Halay,Horon,Sallama,Hara ve karĢılama,üç ayak,Kolbastı,laz kültüründe çok önemlidir Bar,Halay,Horon,Sallama,Laz oyunlarındandır. Kına gecesinde kadınlar daire Ģeklinde oynarlar. Kadınlar ağıt yakarak gelini evin içinde dolaĢtırarak en son mutfağa götürürler. Orada bu oyunu oynayarak oyunu bitirirleri. ir,Karadeniz folklörü hakim köyde,kemençe,tulum,kaval,zurna,davul çalınmaktadır.Karadeniz e özgü kıyafet biçimleri tercih edilmektedir,Karadeniz e özgü yine Laz yemekleri revaçtadır.Köyde,taĢımalı eğitim,mobil sağlık sisteminden faydalanmaktadır,elektrik,suyu,telefonu,1 camii, vardır,kanalizasyonu yoktur.KurtuluĢ savaĢında 8 asker Ģehit vermiĢtir Es kot-Eski yurt-Gebe kilise-Ak taĢ diye anılmıĢtır,1972 yılında Gebe kilise Hıristiyan kelime dır diye köyün ismi Ak taĢ olarak değiĢtirilmiĢtir,eski tarihi kalıntılar üzerine fındık ekilerek tarihi kalıntılar yok edilmiĢtir.Ak taĢ Ģelalesi köye son zamanlarda çok önem kazandırmıĢtır görülmeye değerdir ,doğa yürüyüĢü,piknik alanları mevcuttur,Ereğli,Alaplı ,Koca ali sahillerini buradan görmek mümkündür.Köy yolu asfalttır.meyvecilik yapılmaktadır,ormancılık ve meyve dikimi revaçtadır

AKKAYA KÖYÜ Düzce ye 46 km,Akçakoca ya 12 km uzaklıktadır,98 hane,470 nüfusu vardır ,denizden 150 mt yüksektedir.Düzce il sınırını Zonguldak il sınırından ayıran köy konumundadır,Alaplı ve Beyhanlı köyüne komĢudur M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,3041261 yılında Bizans ve Latin krallığı,1150-1200 yıllarında Romanya Dobruca dan gelen Gagavuz Türkleri, Bu köye daha sonra 1960 dersim isyanından sonra Kürt aileler buraya yerleĢtirilmiĢtir Ayrıca Yörük han oba taraflarından pek çok aileler gelip yerleĢmiĢtir.Eski adı Akkiye olan bu köy Ģimdilerde Akkaya diye anılmaktadır,8 km köyün içinden ileride Değirmendere mevkiinde beyaz renkte büyük kayalıklar vardır,bundan dolayı bu ismi almıĢtır, 3 adet deresi vardır Çakpelit deresi,Soğuksu deresi,Küçük deresi dir,yıldırım dağı eteklerine kurulmuĢ bir köy dür .Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır,Osmanlı donanmasına buradan Ġstanbul a gemi yapımı için kereste sevkıyatı yapılmıĢtır% 86 ormanlık alanı ,% 12 mısır ziraatide vardır,burada bazı yaban hayvanlarına rastlamak mümkün dur


.Köy taĢımalı eğitim sistemi ve mobil sağlık sisteminden faydalanmaktadır,1 camii,1 değirmeni,elektrik,kanalizasyonu,içme suyu,telefonu,1 adet köy kalkındırma kooperatifi vardır,yerli az dağınık köy statüsündedir,istiklal savaĢında 5 adet asker Ģehit vermiĢtir.Köy yolu asfalttır Çakpelit deresi Ereğli Akçakoca yolu üzerindeki köprü altından baĢlayarak kemerli 8 dükkan ebir kilise,saray artıkları halen durmaktadır koruma altına alınmıĢtır,mimarı artıklar ve bulgular yazıtlar bir evde bulunan pratili tabula çok önemlidir.Kocaman dere yatağında ki bir yazıtta yunanca bir köy ismi yazmaktadır.Bizanslılara ait deniz kenarında bir iskele vardı,Ģimdi münkariz olmuĢtur,derenin denize döküldüğü yer olan Cumayanı‟nda Pazar kurulurdu,fakat dere suyun yükselmesi neticesinde bu Pazar daha da tepeye kurulur.Köye ait Pelit deresi mesire ve dinlenme yeridir,buraya çok insanlar gelip piknik yapmaktadır,Pelit deresi ilerisinde mühimmat karakolu vardır bir jandarma astsubay ve erler burayı beklemektedir,biraz daha ilerde Erdemir fabrikasının kireç taĢı sorunu bu köyden sağlanmaktadır,burada taĢ kırma tesisi vardır.Ayrıca demir cevheri ne rastlanmıĢ,zira demirci dükkanların çok olduğu buna iĢarettir bu demir cevheri bu ormanlarda fırınlanıp,buranın halkı bu demirleri iĢlerdi demircilik had safhada idi,mezarlıklarda bile eski demir kalıntılarına bile rastlanmıĢtır,Manganez madeni,ve denizde doğal gaz kuyusu platformu vardır.Kocaman ormanlık alanı 1 km içerde bir adet yatılı vardır bu ormandaki karacalarda koruma altına alınmıĢtır,bu alan Ģu anda piknik alanı olarak insanlara hizmet vermektedir.Bu köy 1797 yılında 85 hane idi 1965 yılında nüfusu 308 idi,yerli eski bir köydür,az dağınık yerdir Çakpelit dere ağzındaki kurulan SPĠKLĠON KELESENOS sitesi dirAkkaya nın üstünde Ģimdiki mobil petrol ün üstünde çakpelit deresinden gidilir,burada Bizanslılardan kalma bir adet mezar taĢı bulunmaktadır,burada Bizanslılar 100 adet köleyi esir almıĢlar ve çeĢitli iĢlerde kullanmıĢlardır.Bu köyde 18ci yüzyılda Ġtalya ve Fransızlar petrol aramıĢlardır 2 adet kuyu açmıĢ kapatmıĢlardır,çakmak taĢı,bos gazı yani kömür gazı mevcuttur Batı Karadeniz Demirciaönü Tabiatı Koruma Alanı: Düzce ili, Akçakoca ilçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Saha; 430 Ha. büyüklüğündedir. Akçakoca'ya 10 km. uzaklıktadır. Sahada; kayın,gürgen,kestane ve meĢe türlerinin yer yer saf, yer yer karıĢık meĢcereleri oluĢturması, optimum yağıĢ alanlarından doğal özellikleri bozulmamıĢ bir örneğini teĢkil etmesi yanı sıra zengin bir alt flora ve fauna potansiyeline sahip yöre, nadir bir ekosistemi özelliği göstermektedir. Kayın,gürgen, kestane, meĢeDemirciaönü Tabiatı Koruma Alanı: kavak, ıhlamur, kızıl ağaç, yabani fındık, orman gülü, ayı üzümü, böğürtlen, kocayemiĢ, orman sarmaĢığı, ısırgan ve çayır otları sahada bulunan baĢlıca bitki türleridir. Sahada; ayı, yaban domuzu, tilki, tavĢan, kurt, çakal, karaca, keklik, kartal, karga, yabani güvercin, atmaca bulunmaktadır Köy köydeĢ yardımı ile güzelleĢtirilmiĢtir,bir tepe üzerine kurulan bu köy havadar temiz Ģirin bir köydür,eski tarihi kalıntıları ile dikkati çekmektedir,Çakpelit deresi piknik alanıdır buraya çok insanlar gelip pikniklerini yapıp dinlenirler,yine kocaman bölgesi piknik alanı insanların hizmetine sunulmuĢtur,karaca üretim çiftliği koruma altına alınmıĢtır,Mobil petrol istasyonu köye ayrı bir çehre kazandırmıĢtır,deniz kıyısında Nevzat Erkek e ait yerde gazino vardır,Halil Cesura aittir.Deniz kıyısındaki mükemmel kumsalı ve sahil Ģeridi vardır,insanların rahatça denize girilebilir düzeydedir,BotaĢa ait Akkaya 1 kuyusu köyün adından bahsedilmektedir,köyden deniz sahiline doğru inmeye baĢlayıp evlerini buralara yapmaya baĢladılar,köy Ģu anda göç almamaktadır.Akkaya plajı olduğu halde ev pansiyonculuğu yoktur,köyde antik kalıntılar içinde bir evde Roma devrine ait bir kitabe vardır baĢ tarafı kırık olduğu için tarihi okunmamaktadır.Akkaya Ģelalesi belirli aralıklarla akar,suyu mükemmeldir.Bu su Akçakoca‟ya getirilmesi söz konusu olmuĢtur ama maliyeti nedeni ile vazgeçilmiĢtir.Av turizmin açık olduğu bir yerdir avcıları bu köye davet ediyorum Manav Türkleri kültürüne sahiptir düğünlerde Alaplı çiftelerlisi,misket,kasap havası oynanır ama bu kültür son zamanlarda yozlaĢmıĢtır,Doğu Karadeniz üç ayak oyun kültürü girmiĢtir öz kültürel değerler yozlaĢmıĢtır: Köye has topal oyunu vardır ,köyün kendine has folklor ekibi


yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir.Ayrıca köçek oyunu,gemici çardak oyunu vardır Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama Köçek,Davullu gemici çardak oyunudur,Manav dal sıksara oyunlarıdır Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunları da oynanır

ARABACI KÖYÜ Düzce ye 45 km,Akçakoca ya 6 km dir en yüksek tepesi 200 mt dir .KomĢu köyleri,Koçulu,Koçar,Göktepe,AktaĢ,Tahirli,Edilli dir.125 Hane-451 Nüfusu vardır M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,3041261 yılında Bizans ve Latin krallığı,1150-1200 yıllarında Romanya Dobruca dan gelen Gagavuz Türkleri,1916 yılında da Rize den çok miktarda göç gelir Eskiden Bizanslılar zamanında Gazcuma bölgesinde ,AktaĢ,Koçulu,,Tahirli,Göktepe,Koçar Emirköy,Kırgızlar köylerinin pazaryeri idi.Halk buraya gelir alıĢveriĢlerini burada yaparlardı,eskiden bu köyde GAZ YAĞI satıĢı çok olduğu için diğer köy komĢuları gaz ihtiyacını karĢılamak için buraya gelirlerdi bundan dolayı Gazcuma denir. Bu olay Arabacıya elektrik gelinceye kadar devam etmiĢtir .Ayrıca bu komĢu köyler burada toplanır alıĢveriĢlerini yapardı ve camide namazlarını kılarlardı Gazcuma denen yer bir toplanma yeri idi burası çok nam kazanmıĢtı,fakat bu güzellikler daha sonra tarihe karıĢmıĢtır. Osmanlı zamanında savaĢlara arabaları ile çok yardımcı olmuĢlardır.Orhan bey bu köyden süvari ve at arabaları yardımı almıĢtır,Ġstiklal savaĢında ençok Ģehit veren köydür.Köy Gazcuma,Arabacılar diye anılmıĢlardır,1085 yılından beri köyün ismi vardır.Köye Balkan harbinden sonra Bulgaristandan 10 aile göçmen gelir halen bu göçmenler durmaktadırlar Köy yerli bir köydür,1324 yılında divanı teĢkilatı vardı,köy Akderenın yanına kurulmuĢtur 2. göç dediğimiz Doğu Karadenizden çok göç almıĢtır.Bu köyde Bizanslılardan kalma sepetçilik yapılırdı son yıllara kadar bu sepetçilik devam etmiĢtir,komĢu köyler buradan çok sepet alırlardı dıĢardan gelenlerde vardı.Not: Kazcuma değil Gazcuma dır,diğer kitaplarda yanlıĢ telaffuz edilmiĢtir,gerçeği Gazcuma dır.1916 Yılında karĢı mahalle ve yukarı mahalleye Rize‟den gelen göçmenler tarafından kurulmuĢtur,köyde Ordudan gelenlerde olmuĢtur ,daha önceleri de manav Türkleri burada eskiden beri vardı Arabacı köyüne giderken,sağda Akdere kıyısında:Cumayeri hamamı,Cumayeri cami,Cumayeri piknik yeri,Cumayeri kabristanı,Asırlık çınarları,Cumayeri mesire yeri turistlerin uğrak yeridir Kuran okumalı Mevlitler burada okunur.Bu cami Kepenç,Ortaca,Göktepe,Kınık,Emirköy,Koçar,AktaĢ,Arabacı,Kırgızlar,Tahirli köyleri buraya gelir ibadetlerini buralarda yaparlardı.Ayrıca Horasanlı ġecaattin kara Ahmet dede dere kenarında bir tekke kurmuĢtur.15.yüzyılda yıkılır,kestane kalaslarından yapılan çandı cami idi,birde su değirmeni yapılmıĢtı,cami bahçe içinde çardak yapılmıĢ,bütün ayanlar buraya gelir bu kamelyada oturur alıĢveriĢ antlaĢmalarını burada yaparlarmıĢ. Ayrıca yukarı mahalle sakinleri çoğunlukla Arabacı köyden buraya yerleĢmiĢlerdir,bunlar Hüseyin beyler,Köyağası,Demircioğlu Mehmet,Bekiroğulları(Yılmaz) bunlar Arabacı köydendirler Denizgezler,Bayraktarlar(Hocaoğlu) bunlar Uğurlu köyü üzerindeki Aydoğan köyün Balazar köyünden buraya gelmiĢlerdir ilk fındığı bu köye Hocaoğlu Mehmet dikmiĢtir Bir adet değirmende mevcuttur,göçmenler mahallesinde Cenevizlilerden kalan kilise ve artıkları da Ģimdilerde yok olmuĢtur Kurugöl,Küpler,AktaĢ tan çıkan akarsu Arabacı köyün yanından Edilli ağzına dökülen Akdere ,ve Kurudere vardır.Cumayeri yolu üzerindeki mezarlıktaki Zincirlikuyu suyu tatlı ve soğuktur ama Ģimdilerde kapatılmıĢtır,Kaplan dede dağı eteklerinde kurulmuĢtur Köy köydes yardımı ile güzelleĢtirilmiĢtir Cumayeri piknik alanı,camisi,doğal güzelliği,asırlık çınar ve gürgen ağaçlık içinde olan resteurantı,Cemal Çelik‟e ait balık resteurantı,yerli ve yabancı turistleri buraya çekmektedir,Ģirin bir köydür,Gazcuma,ve AĢağı Yukarı mahalle diye 3


mahalle vardır, Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır,Osmanlı donanmasına buradan Ġstanbul a gemi yapımı için kereste sevkıyatı yapılmıĢtır% 86 ormanlık alanı vardır,burada bazı yaban hayvanlarına rastlamak mümkün dur Doğu Karadeniz kültürü hakimdir Karadeniz folklörü hakim köyde,kemençe,tulum,kaval,zurna,davul çalınmaktadır.Karadeniz e özgü kıyafet biçimleri tercih edilmektedir,Karadeniz e özgü yine yemekleri revaçtadır,Köyde,mobil sağlık sisteminden faydalanmaktadır,elektrik, suyu,telefonu,2 camii, vardır,kanalizasyonu vardır,1 ilköğretim okulu vardır.KurtuluĢ savaĢında 7 asker Ģehit vermiĢtir.KarıĢık ve dağınık köy statüsünde dır,köy yolu asfalttır,karıĢık dağınık köy statüsündedir,ormancılıkta revaçtadır

ALTUNÇAY Düzce ye 22 km Akçakoca ya 17 km uzaklık tadır,denizden 150 mt yüksektedir,,en yüksek yeri 335 mt dir .Tepe köy,SubaĢı,,Dere köy komĢu köyleridir156 Hane 518 Nüfusu vardır M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,3041261 yılında Bizans ve Latin krallığı, bu köyde yaĢamıĢlardır.Yerli az dağınık köy statüsündedir Altunçay Köyü bölgesinde sekiz ayrı yerleĢim yeri bulunmakta iken, ekonomik ve sosyal Ģartlar nedeniyle bunların çoğu birleĢerek üç yerleĢim yerine düĢmüĢtür. Altunçay Köyü 1962 yılına kadar Aftundere (bir ara Hekimoğlu) imini taĢırken, bu tarihte ilçedeki bazı köy isimleri ile birlikte değiĢtirilerek "Altunçay" adını almıĢtır. Aftun Bizanslıların verdiği bir isimdir,köyün içinden geçen kilsuyu deresi ile bu iki kelime birleĢtirilerek Aftundere ismini alır,Hekimoğlu bir oba aĢireti ola Ahmet Hekimoğlu tarafından verilen bir isimdir Ģimdilerde bu münkariz olmuĢtur.Dereköy köyün içinden geçen kilsuyu deresinden ismini alır,Değirmenköy burada eskiden 6 adet değirmen varmıĢ bu değirmenler sayesinde Bolu,Düzce den gelen mısırlar buralarda öğütülerek tekrar geri gidermiĢ köye bu açıdan kazanç sağlanırmıĢ onun için Değirmenköy adını almıĢtır.Altunçay toprak zenginliği bol olan ova platformunda kurulmuĢtur.Bir rivayete görede köyde kendir yetiĢtirilir bu iĢlenir pamuk haline getirilir bundan don yaparlarmıĢ beyaz olduğundan akdon denmiĢ Akçakocalılar akdonlular geldi dermiĢ,yukarı akdonlar,Altunçay,aĢağı akdonlar Dereköy lüle re denirmiĢAdapazarında kolera hastalığına yakalanan bir asker kıĢladan kaçar bu köye gelir bu hastalığı bu köye de bulaĢtırır bu köy Topçuköy dür bu köy bu hastalıktan yok olur halen mezarlıkları Altunçayın güneyinde üzerinde kestane ağaçları var halen durmaktadır.ġimdiki köprü yanında da Değirmenköy vardı buda yok olur bu köy de daha sonra Altunçay ile birleĢir Tez deresi boğazında büyük mezar kalıntıları vardır,300-400 kiĢiliktir,Altunçaydan Çayağzı‟na giden yolda gelin indiren dağ vardır,buradan gelin giderken attan düĢer gelin attan indirilir yaya olarak yola devam edilir ondan dolayı buraya gelin indiren dağı denir bu yol yakın zamanda açılacaktır 9 km dir.Altunçay dan Çayağzı‟na buradan gidip gelinmektedir,kiliselik denilen yerde kilise artıkları,heykeller,yazıtlar vardır Apollon heykeli buradan Ġstanbul Arkeoloji müze müdürlüğüne getirilmiĢtir.Köyde Bitinyalılar zamanında demir ürettikleri anlaĢılmaktadır,çevrede bol miktarda demir ocakları ve cüruflarına rastlanmaktadır.Eskide n Akçakoca Çuhalıdan Dadalı,BaĢaftun,köyleri üzerinden Haciz dağı aĢılarak Düzce Tavuk köyüne ordan Beçiyörük köyünden Düzce ye ulaĢılırdı.Buradaki su değirmenleri,su hızarları çok ilgi çekmekte idi ama maalesef Ģimdi bunlardan hiç biri kalmamıĢtır münkariz olmuĢtur Köyde at yarıĢları ve bayramlarda güreĢler yapılırdı ama bu ananelerde yok oldu.Dağlarda linyit kömürü,kılsuyu deresinde Hematit filizlerine rastlanmıĢtır bu madenle ilgilenilirse bu madenler iĢlenilebilir ,ayrıca bu dağlarda mermer de vardır .Demir elde edilebilmesi için dağlarda oyuklar açılarak keresteler yakılarak yüksek fırın elde edilirmiĢ bunlara halen Dereköy bölgesinde görmek mümkündür.Ormanlardan fıçı tahtaları,gemi için keresteler bu köyden sağlanmakta idi, halen Cafer Düzce nin evinde büyük eski su hızarı mevcuttur,Köprünün doğusunda demir eritme ocakları var Bizanslılardan kalma


1970 yılındı Bolu müze müdürlüğü buradaki demir eritme ocaklarında kazı yapmıĢ ama hedefine ulaĢamamıĢtır,çünkü o zaman teknoloji Ģimdiki kadar geliĢmemiĢti buraya Ģimdiki teknoloji ile tekrar araĢtırma yapılması durumunda buranın çok önem kazanacağı malumdur,ayrıca bu ocakların içinde fazla çakmak taĢın olduğuda söylenmektedir.,bu ocağın kapısı büyük taĢlarla kapalı bir Ģekilde durmaktadır yeri bellidir bu ocağın çevresinde bol miktarda demir kalıntılarına fazlaca rastlamak mümkündür Bu ocaklar toprak seviyesinden 50 mt yüksektir üzerinde 100 yıla yakın kestane ağaçları vardır 2009 yılında araĢtırmacı yazar Ġbrahim Tuzcu tarafından bu parçalar Erdemir de tahlil yaptırıldı ve Polezik Hematit karıĢımı maden olduğu tespit edildi görülüyor ki bu dağlarda demir cevheri çakmak taĢı var olduğuna iĢarettir buraların MTA tarafından değerlendirilmeye açılması lazımdır .Köprü yanındaki su halen bir boru ile durmaktadır bu su kılsyundan gelmektedir,bu su kükürt içermektedir,bu suyun analizini eski Akçakoca kaymakamı Murat Hamzaoğlu Bursa Uludağ üniversitesine tahlil yaptırmıĢtır lakin bundan bir netice çıkmamıĢtır bu suyun tekrar tahlile gönderilip takip edilerek hayata geçirilmesi lazımdır.Bu demir eritme ocaklarında çalıĢanları izlemek için ocak amirleri Göktepe denen mevkiden çalıĢanları izlerlermiĢ,ayrıca köyde kireç taĢı,mermer taĢı ocakları,tepecik tepesi,ala kirse dağı( gelin indiren dağı) da denir buradan Çayağzı‟na 2-3 saatte gidilebilmektedir,kilise mevki eski mezarlıklar vardır bu köy gerçekten görülmesi lazımdır tarih kokmaktadır.Tepecik mevkindede köyün doğusunda burası aynen bir fes biçimindedir iki kat aĢamalı taĢlar döĢelidir üzerinde fındık ağaçları vardır,bir rivayete göre buraya Adapazarı‟ndan bir Rum komutan gelir gidermiĢ bu tepenin altında bir çarĢının olduğunu söylermiĢ çarĢı ağzı kapanmıĢ vaziyette ama büyük bir taĢ tepenin altında durmaktadır,bu taĢın çarĢı kapısının taĢı olduğu söylenmektedir.Ayrıca tepecik mevkisine gitmeden bir adet kilisede vardır bu kilisede munkariz olmuĢtur,tuğla kalıntıları halen mevcuttur,yine bu kiliseye varmadan kestanelik mevkindede bir mezarlık vardır. 3 adet deresi vardır, Kilsuyu deresi, Ihlamur deresi,Aftun deresi bunlar birleĢerek Çayağzı‟na dökülmektedir.Yıldırım dağı sırtlarında kurulmuĢtur Köy köydes yardımı ile güzelleĢtirilmiĢtir,çok eski bir köy olması köyün isminden çok bahsedilmektedir,kilise mevkiinde Apollon heykeli Ġstanbul müzesinde sergilenmektedir bu mevkide 300-400 mezarlık vardır,ormanlarda demir elde etmek için ocaklara rastlanmaktadır,gelin indiren dağında çok güzel yürüyüĢ parkuru vardır,piknik yapılacak yerler mevcuttur.Turizme elveriĢli olması için kilise bölgesi,Üskübü‟deki kalıntılar gibi güzel bir hale getirilmeli turistlerin buralara çekilmesi mümkündür.Yabancılara ait mezar kalıntılarını da temizleyip turizme kazandırılmalıdır,tepecik tepesini de turizme açmak lazımdır Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır,Osmanlı donanmasına buradan Ġstanbul a gemi yapımı için kereste sevkıyatı yapılmıĢtır,burada bazı yaban hayvanlarına rastlamak mümkün dur. Köyde bayramlar çok güzel olur beklide baĢka hiçbir yerde olmayan sistem vardır,köy bayramda 3 mahalleye bölünür ve her gün bir mahallenin bayramı olur ve diğer iki mahalle o gün bayramı olan mahallenin evlerini ziyaret ederler,bu köy içinde çok güzel bir yaĢlı genç kaynaĢmasına vesile olur manav Türkleri kültürüne sahiptir düğünlerde Alaplı çiftelerlisi,misket,kasap havası oynanır ama bu kültür son zamanlarda yozlaĢmıĢtır,Doğu Karadeniz üç ayak oyun kültürü girmiĢtir öz kültürel değerler yozlaĢmıĢtır Altunçay köyü kültür ve gelenekleri bakımından Manav Türkleri kültürüne sahiptir.HIDIRELLEZ kutlamaları en belirgin kültür izidir.Bundan baĢka bayramlaĢma,selamlaĢma,yardımlaĢma,büyüklere saygı,Avcılık, baĢlıca örf ve adetlerdir. DÜĞÜNLERDE ĠSE: oynanan oyunlar:Alaplı çiftetellisi,misket ve Kasap havasıdır.Bu değerler köy gençleri tarafından yaĢatılmaktadır. Köye has topal oyunu vardır ,köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir.Ayrıca köçek oyunu,gemici çardak oyunu vardır Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama Köçek,Davullu gemici çardak oyunudur,. Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunları da oynanır Köyde 1 ilkokul,2 değirmen,2 camii,1 sağlık evi,.içme


suyu,elektrik,sabit telefonu kanalizasyonu vardır ilköğretim okulu,valeybol, futbol, basketbol sahası, .Ayrıca mobil sağlık sisteminden faydalanıyor,ptt acentesi , çocuk oyun parkı vardır 20 dönüm alanda ağaçlandırma yapıldı 1 adet orman kalkındırma kooperatifi vardır, köy yolu asfalttır,ormancılık,sebzecilik,meyvecilik,% 17 mısır ziraati yapılmaktadır,ayrıca dağlarında eskiden demir madeni bulunmuĢtur,yine kireç taĢı da vardır

BALATLI Düzce ye 32 km,Akçakoca ya 8 km uzaklıktadır,denizden 280 mt yüksektir,.komĢu köyleri,Beyören,Fakıllı,Çiçekpınar, Deredibi Kirazlı dır. Köyün en yüksek yeri 405 mt dir.Rakım 270 tir140 Hane,618 Nüfusu vardır.1085 Yılında Artuk beyle gelen Oğuz Türklerin üçok koluna mensup obaların Akçakoca ya gelmesiyle bazı köyler kurmuĢlardır Kayı boyunda da Türkler vardır Selçuklu zamanında 1202 yılında Selçuklu beyliği sona erdiğinde, Moğol istilası öncesi Kastamonu ve yöresinde oğuzların kıyı boyundan olan boyları bu köyde yerleĢip yaĢamıĢlardır eski yerli az dağınık köy statüsündedir. Buranın Ģimdiki köy halkı Düzce Çerkez TaĢköprü den sivrisinek ve sıtma hastalığından kalkıp Akçakocaya göç gelmiĢler ve Balatlının üst kısımlarına tepelere yani Kıran tepe,Duraça tepesi,Dezanlar tepesinde yerleĢirler bunlar Bayat kolundan Yörüklerdir bu tepelerde çok Bitinyalılar çeteleri varmıĢ bu çetelerden bıkıp daha sonra aĢağı ya doğru meralara inip Ģimdiki köyü kurmuĢlardır . Köy halkı bayat soyundandır, bir rivayete göre, eskiden at hayvan yetiĢtiriciliği çok fazla olduğundan savaĢlara buradan çok at verilmiĢtir bundan dolayı Bolat, Bulatlı,Bayat,Balatlı olmuĢtur.Yerli bir köydür eskiden burada çok mera olduğundan bu merada çok otlu ve atların bu otları otlamasından dolayı buraya Bolotlu ,,Balatlı diye devam eder,köy halkı hayvancılıkla uğraĢtığı için bu meraların dağ eteklerine çıkarlar ve köyü kurarlar. Köyde bazı insanlar muhtarlık yapmıĢtır Ayan Ali Güngör,Hacı Galip Aygör,Mustafa Ok,Gürbüz Saygı,Mehmet Akan,Ġsmet Efetürk,Eyüp KarameĢe,ġakir Ok,köy odalar ve konakları vardır gelen misafirler buralarda ağırlanır Köy yerli bir köydür,1324 yılında divanı teĢkilatı vardı, Balatlı, Beyören ,Deredibi aynı mezra içinde idiler 1958 yılında ayrılırlar Ayrıca Kirazlı ile YeĢilköy bu divana bağlı idi 1952 yılında Balatlıdan ayrılmıĢlardır.Düzce Akçakoca Ģosesi olmadan Akçakoca,Doğancılar,Beyören,Balatlı dan 3-4 saatte Düzce Çilimli‟ye çıkılırdı bu güzergah kullanılıyordu ,bu yol halende kullanılıyor herhangi bir taksi gidebilir. 1871 arazi yoklama defterinde ismi geçmektedir 1797 de divan olmuĢtur.1940 yılında 30 hane vardır( Refik Özden) bu bilgilere ulaĢtım kendisine teĢekkür ederim. Köyün doğusunda Roma dönemine ait kalıntılar vardır,adı belli olmayan Dede mezarı köyün 1 km güneyinde dağın eteğindedir eskiden yağmur duaları burada yapılırmıĢ ,köy kadınları dede hayır‟ı veya dede bezdirme hasırı yaparlarmıĢ çocuklara dağıtırlarmıĢ.Bu dede mezarı bazı defineciler tarafından kazılmıĢtır,Oda yanı denilen yerde gavur odası vardır burada Bitinyalılar yaĢamıĢlardır o zaman kayalardan odalar yapılmıĢ bu odalara gavur odası ismini vermiĢlerdir,Bitinyalılar bu kaya odalarında otururlarmıĢ halen bu kalıntılarda köyde rastlanmaktadır köyün üst tarafları çok kayalıktır yaĢlı kayalar mevcuttur.Ġncirlik dağı sırtlarında kurulmuĢtur Köy köydes yardımı ile güzelleĢtirilmiĢtir tepede kurulan Ģirin bir köydür 2007 yılında yapılan yeni güreĢ sahası ve her bayramın 3. günü,burada yapılan güreĢ organizasyonu köyün tanıtılması açısından çok önemlidir ayrıca bayramlarda halende devam eden bayram Ģenlikleri köye bir neĢe katmaktadır,köy turizm açısından zengin değildir,yalnız burada olan güreĢler köye bir güzellik katmaktadır .Ayrıca eskiden manda güreĢleri yapılırdı,mandalar bir çubuk avlısı içine alınırdı,avlının bir yanı açık bırakılırdı mandalar orada güreĢtirilirdi sonunda biri pes eder,kendi evine kadar koĢar,bezende yolda dönüp kapıĢtıkları olurdu bunu görmek için halk birbirini ezerdi Ayrıca Doğancılar,Fakıllı Beyören ,Balatlı at ları Fakıllı Akçakoca Ģosesinde yarıĢtırılırdı köyde hep güreĢler konuĢulur ġu anda tek güreĢ yapılan köydür Ekonomisi tarım


ve hayvancılığa dayanmaktadır,Osmanlı donanmasına buradan Ġstanbul a gemi yapımı için kereste sevkıyatı yapılmıĢtır,burada bazı yaban hayvanlarına rastlamak mümkün dur Köyde bayramlar çok güzel olur beklide baĢka hiçbir yerde olmayan sistem vardır,köy bayramda 3 mahalleye bölünür ve her gün bir mahallenin bayramı olur ve diğer iki mahalle o gün bayramı olan mahallenin evlerini ziyaret ederler,bu köy içinde çok güzel bir yaĢlı genç kaynaĢmasına vesile olur Manav Türkleri kültürüne sahiptir düğünlerde Alaplı çiftelerlisi,misket,kasap havası oynanır ama bu kültür son zamanlarda yozlaĢmıĢtır,Doğu Karadeniz üç ayak oyun kültürü girmiĢtir öz kültürel değerler yozlaĢmıĢ tır Köyün kendine has folklor ekibi yoktur Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir.Ayrıca köçek oyunu,gemici çardak oyunu vardır Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama Köçek,Davullu gemici çardak oyunudur,Manav dal sıksara oyunlarıdır Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunları da oynanır.Köyün 1 adet kooperatifi,1 cami,elektriği,sabit telefonu,vardır sağlık ocağı,sağlık evi yoktur ama mobil sağlık sisteminden faydalanıyor,taĢımalı eğitim sisteminden faydalanıyor,kanalizasyonu yoktur,buğday üretimi fazla yapılan yer dır .istiklal savaĢına 9 asker Ģehit vermiĢ tır.% 50 tarla arazisi vardır,buğday ziraatide,meyvecilik yapılmaktadır,5.3 hayvancılık ta yapılmaktadır,ormancılıkta revaçtadır

BEYÖREN KÖYÜ

Düzce ye 30 km, Akçakoca ya 6 km uzaklıktadır,Denizden 180 mt yüksekte,en yüksek yeri 250 mt dir,.KomĢu köyler Balatlı, Doğancı,Fakıllı,Deredibi,Kınık,Çiçekpınar dir . 236 Hane, 752 Nüfusu vardır . 1085 Yılında Artuk beyle gelen Oğuz Türklerin üç ok koluna mensup obaların Akçakoca ya gelmesiyle bazı köyler kurmuĢlardır Kayı boyunda da Türkler vardır Selçuklu zamanında 1202 yılında Selçuklu beyliği sona erdiğinde, Moğol istilası öncesi Kastamonu ve yöresinde oğuzların kıyı boyundan olan Türk obaları burada yaĢamıĢlardır eski yerli dağınık köy statüsündedir Balatlı, Beyören ,Deredibi aynı mezra içinde idiler. Yörük idiler, 1958 yılında ayrılırlar.Düzce Akçakoca Ģosesi olmadan Akçakoca,Doğancılar,Beyören,Balatlı dan 3-4 saatte Düzce Çilimli‟ye çıkılırdı bu güzergah kullanılıyordu ,bu yol halende kullanılıyor herhangi bir taksi gidebilir .Yerli bir köydür Beyler, Beyvıran, Belvıran, Beyören diye anılmıĢlardır, kıran mevkiinde hastalıktan kırılan halk tepeye doğru giderler buraya yerleĢirler kıran tarla virane olmuĢtur civar köyler bunlar viran olan yerden geldiler derler bir rivayete görede üçok obalarınca kurulan buralar da oba beyleri Deredibi- Balatlı köylerini kurunca virane olan buraya da oba beyin ismi verilmiĢ merkezde bulunan mezarlık taĢların tercüme edilmesiyle 700 yıllık bir yerleĢime sahip olduğu bilinmektedir,1950 yılında Beyveren,1956 yılında Beyören olarak anılmaktadır,yerli bir köydür 1324 divanı teĢkilatı vardı .Beyler mahallesi ,köye giriĢte kuzey batıda Yenice köy adı vardı bu köy munkariz olunca Beyler mahallesine taĢınmıĢtır,Beyörenin olduğu yer ise 3 semtten oluĢmaktadır birincisi köyün güneyinde bulunan Edilli semtinden,ikincisi ise köyün doğusunda kalan patlak özünden,üçüncüsü Balatlı Hasancı özü semtinden gelmeler olmuĢtur bunu kanıtlayan eski mezarlıklar gezilirken 1807 tarihli Hacı Bekir ağa mezarından bunu öğrenmekteyiz,bu 3 semt dıĢarıdan göç gelmedir,Beyler mahallesinde eskiden çok zenginler vardı çok ayanlar vardı onun için bu isimi almıĢtı Deredibi, Beyören, Çiçekpınar arasında kalan Kıran tarla da suyun etrafında toplanan insanlar sıtma hastalığı yüzünden tepelere giderek yerleĢmiĢler.Kıran tarla mevkiinde herhangi bir tarlada kazı yapıldığında mezar kalıntılara,demir ve hurdalara rastlanmıĢtır Kilise tepe denen yerde doğusunda camii kalıntıları vardır,harçlı taĢlara da rastlanmaktadır köyün Beyören Balatlı arasındaki kuzeyinde kalmaktadır Ġlhamurlu adı altında geçmektedir.Evlerin camları evin tavan kısmındaydı,eler birbirine yapıĢık ve yakındı nedeni ise eĢkıyalardan korunmak


içindi o zaman evler eĢkıyalar tarafından basılır soyulurdu birbirlerine daha rahat seslenebilmeleri için yapmıĢlardır.Köyün içinde köy konağı yanı baĢında tarihi su kuyusu vardır üzeri kapalıdır halen mevcuttur eskiden bütün köy bu suyu kullanmıĢtır.Ġlk fındık buraya gelince fındık bahçelerine domuz hayvanının girmemesi için 1.5x1.5 metre kuyular açılıp domuz avla sı yapılmıĢtır Ģu anki yeri Yenice köy mevkiin dedir köyün giriĢi kuzey batısında görülebilir Osman Kalaycı fındıklığı ile Yücel Çelik fındık bahçesi arasında mevcuttur bu tarihi yerleri görmek isteyenler gidip görebilirler 80 yıllık geçmiĢi vardır,.Köyün ilgi çeken yanı 260 hanenin içinde hiçbir zengin yoktur fakirde yoktur paylaĢım eĢittir ekonomi açısından iyidir.Ġncirlik sırtı eteklerinde kurulmuĢtur Köy köydes yardımı ile güzelleĢtirilmiĢtir tepede kurulan Ģirin bir köydür .Ayrıca eskiden manda güreĢleri yapılırdı,mandalar bir çubuk avlısı içine alınırdı,avlının bir yanı açık bırakılırdı mandalar orada güreĢtirilirdi sonunda biri pes eder,kendi evine kadar koĢar,bezende yolda dönüp kapıĢtıkları olurdu bunu görmek için halk birbirini ezerdi Ayrıca Doğancılar,Fakıllı Beyören ,Balatlı at ları Fakıllı Akçakoca Ģosesinde yarıĢtırılırdı köyde hep güreĢler konuĢulur Bu köyde sera çiçekçiliğe önem verilmelidir çünkü hemen hemen her evde 20-30 adet saksı çiçeği vardır Doğancı Beyören arası çiçekçilik için muntazam bir yerdir buranın bu konu üzerinde durup bunu hayata geçirmelidir,ayrıca eski güreĢlerinde tekrar canlandırılması için uğraĢ verilmelidir bunlar köyün tanıtımında büyük rol oynayacaktır,turizm açısından pek parlak bir koy değildir.Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır Köyde bayramlar çok güzel olur beklide baĢka hiçbir yerde olmayan sistem vardır,köy bayramda 3 mahalleye bölünür ve her gün bir mahallenin bayramı olur ve diğer iki mahalle o gün bayramı olan mahallenin evlerini ziyaret ederler,bu köy içinde çok güzel bir yaĢlı genç kaynaĢmasına vesile olur Ramazan ve Kurban bayramında güreĢler yapılır Manav Türkleri kültürüne sahiptir düğünlerde Alaplı çiftelerlisi,misket,kasap havası oynanır ama bu kültür son zamanlarda yozlaĢmıĢtır,Doğu Karadeniz üç ayak oyun kültürü girmiĢtir öz kültürel değerler yozlaĢmıĢ . Köyün kendine has folklor ekibi yoktur Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir.Ayrıca köçek oyunu,gemici çardak oyunu vardır Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama Köçek,Davullu gemici çardak oyunudur,Manav dal sıksara oyunlarıdır Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunları da oynanır. Köyde1 ilköğretim okulu,2 cami,sağlık ocağı,1 köy kalkınma kooperatifi,ptt acentesi,içme suyu,elektriği,sabit telefonu, kanalizasyonu,1 değirmeni,amatör futbol spor kulübü vardır % 58 tarla arazisi vardır,buğday ekim alanı geniĢ ,meyvecilik çok olan bir köydür,istiklal savaĢına 5 adet Ģehit vermiĢtir

BEYHANLI KÖYÜ Düzce iline 51 km ,Akçakoca ilçesine 12 km uzaklıktadır,denizden 100 mt yüksektir ,rakım sıfırdır.KomĢu köyleri Akkaya, Çayağzı komĢu köyleridir,85 hane 223 nüfusu vardı.1085 Yılında Artuk beyle gelen Oğuz Türklerin üçok koluna mensup obaların Akçakoca ya gelmesiyle bazı köyler kurmuĢlardır Kayı boyun dada Türkler vardır Selçuklu zamanında 1202 yılında Selçuklu beyliği sona erdiğinde, Moğol istilası öncesi Kastamonu ve yöresinde oğuzların kıyı boyundan olan boyları bu köyde yerleĢip yaĢamıĢlardır eski yerli az dağınık köy statüsündedir. Günhan aĢiretinin zamanla değiĢikliğe uğramasıyla ilk buraya gelenler Akçakoca‟nın Altunçay Köyü‟ne yerleĢmiĢlerdir.Diğer kolu da Çayağzı köyüne yerleĢmiĢlerdir.Beyhanlı Köyü tek baba ve oğlu ilk hane kuranlarmıĢ.1877 yılında köy Çayağzı-Altınçay-AkkayaAlaplı‟dan iç güveysi göç almıĢıdır.Babaları Davut, oğulları da Ali,Ġlyas imiĢ Günhan aĢiretinden olan Davut ağa bu köyün Rumlardan korunması ve asayiĢin sağlanması için görevlendirilmiĢtir. Davut ağaya devlet bey ismini vermiĢtir bundan dolayı Beyhanlı ismini almıĢtır.Bu 3 haneden çoğalmıĢlardır.1968 yılına kadar Çayağzı muhtarlığına bağlıydılar,bu


köyde %70 Bülbül sülalesi olarak gerçek kimliğini korumuĢ manav bir köydür.Bülbüller hariç diğerleri köye damat gelmiĢlerdir.Köyün koruculuğunu Halil Bülbül yapmaktadır.Yıldırım sırtları eteğinde kurulan köydür Köy köydes yardımı ile modern köy halini almıĢtır ,tepe de olması havadar sakin,güzel bir köydür .Sahile doğru inildiğinde ġel mevki dediğimiz yerde petrol istasyonu,pide salonları,temiz kumsalı,temiz denizi,misafirler insanları bu köye çok Ģey kazandırmıĢtır,bazı köylüler sahile doğru evlerini bu yöne doğru yapmaktadır ,ayrıca 1980 yılları itibariyle buraya Düzce den yazlık olarak yada sürekli kalmak için buraya çok miktarda kalanlar vardır sahil kesimi tamamen evlerle dolmuĢtur ,yazın burada nüfus yoğunluğu yaĢanmaktadır.Bir ara gazinolar bile açıldı ama son yıllarda kapatılmıĢtır,yalnızca burada 1990 yılında açılan Ünnü motel vardır pansiyonculuk köyde yapılmamaktadır ancak ġel mevkiinde zaman zaman yapılmaktadır,ekmek fırını,marketleri,bir adet moteli,pide salonları,petrol istasyonu, kahvehaneleri sahili,kumsalı ile köye çok Ģey kazandırmaktadır,son yıllarda en büyük geliĢme gösteren bir köydür.BeĢiktaĢ kulübünde futbolu bırakan Ertuğrul Sağlam ailesi de bu köyde ikamet etmektedir Köyün alt kısmında yapılan lüks daireler de göz kamaĢtırmaktadır Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır son yıllarda ġel mevki denilen yerde plaj ve kampingleriyle de ekonomiye katkısı vardır.Köy un hepsi müslümandır. Manav Türklerinin tüm örf ve adetleri vardır keĢkek,hamurlu kıymalı kulak denilen bır ceĢıt mantı,v daha ceĢıt yemekleri mevcuttur. misafir perver bır yapıya sahiptirler.fakat dıĢarıdan gelip köye sonradan yerleĢenler ıcın pek anlayıĢlı degıllerdır.kendi dünyalarında yasamayı severler.borçlarına sadık efendi dinlerini gayet iyi yasalar. Köyde bayramlar çok güzel olur beklide baĢka hiçbir yerde olmayan sistem vardır,köy bayramda evlerini ziyaret ederler,bu köy içinde çok güzel bir yaĢlı genç kaynaĢmasına vesile olur manav Türkleri kültürüne sahiptir düğünlerde Alaplı çiftelerlisi,misket,kasap havası oynanır ama bu kültür son zamanlarda yozlaĢmıĢtır,Doğu Karadeniz üç ayak oyun kültürü girmiĢtir öz kültürel değerler yozlaĢmıĢtır: Köye has topal oyunu vardır ,köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir.Ayrıca köçek oyunu,gemici çardak oyunu vardır. Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama Köçek,Davullu gemici çardak oyunudur, Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunları da oynanır. Köy taĢımalı eğitim sisteminden yararlanmaktadır.Ġçme suyu,Ptt acentesi,elektrik,sabit telefonu ve 1 camisi kanalizasyonu vardır.Sağlık ocağı yoktur fakat mobil sistemden faydalanmaktadır. Son yıllarda geliĢme kaydeden köyler statüsündedir.istiklal savaĢına bu köyden katılan olmamıĢtır

ÇAYAĞZI KÖYÜ Düzceye 38 km,Akçakoca ya 10 km uzaklıktadır .Denizden 17 mt yüksektir,en yüksek yeri 100 mt Rakım 17 dir,.KomĢu köyleri Akaya,Beyhanlı,Döngelli Dadalı,Altunçay komĢu köyleridir. 340 Hane 625 Nüfusu. vardır .M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,304-1261 yılında Bizans ve Latin krallığı1150-1200 yıllarında Romanya Dobruca dan gelen Gagavuz Türkleri,,bu köyde yaĢamıĢlardır köyde Rumlar 1915 – 1920 yılına kadar bu köyde kalmıĢlardır bu Rumlar daha sonra yurt dıĢına gitmiĢlerdir Orhan beyin de süvarileri bu köyde kalmıĢtır savaĢtan sonra bunlara burada görevler verir onlarda ailelerini buraya getirir yerleĢirler kayı boyu oğuz Türkleridir. Buraya Yığılca danda göç gelir,düz tarlaya yerleĢirler 1915 yılında büyük sel olur halk bu düz tarladan Ģimdiki köyün yamacına gider yerleĢirler, 1323 yılında Osmanlı Orhan bey Karatavuk,BaĢaftun,Aftundere köylerinden geçerek Altunçay-Çayağzı arasındaki gelin indiren bayırını geçerek Çayağzı köyüne gelir burada kıĢlarlar dere yatağı kenarına denize 2 km içerde buraya yerleĢir,Orhan bey buradan birçok savaĢları buradan yönetmiĢ tır Yerli köydür,kuruluĢu çok eskidir,Aftun Rumca bir


kelimedir,Rumlar dere kenarında Aftun köyünü kurarlar,Orhan bey burayı zaptettiğindede Altunağzı olmuĢtur,daha sonrada Çayağzı olarak değiĢtirilmiĢtir Sarıalioğlu (Kıvrak) ,Bostancıoğlu ( Çengel), Yoğurtçuoğlu ( AteĢli) Parmaksızlar ( Akman) Davutoğlu ġemsi (Akçiller) Balballar bu köyün kurulmasında önemli rol oynamıĢlardır. Çayağzı Köyü, Altunçay Köyü gibi Akçakoca'nın en eski köylerinden biridir.Köyün ilk adı AFTUN-Ġ SUFLA‟DIR (ikinci Aftun anlamında).Birinci Aftun ise Altunçay köyü'dür (AFTUN-Ġ ULVA).Köy 1.Alaeddin Keykubat döneminde kurulmuĢtur.Köy halkı ise Oğuzların Bozok koluna mensup Türker‟dir(MANAV TÜRKLERĠ).Orhan Gazi Düzce'yi almak için geldiği yılda(1323) Çayağzı ve Altunçay köylerine Cami yaptırmıĢtır.Çayağzı köyündeki cami hala eski özelliğini kaybetmemiĢtir ve yeniden restore edilmiĢtir. Çayağzı Köyü kurtuluĢ savaĢı yıllarında etkin rol oynamıĢtır.Köroğlu Mustafa bir çete kurmuĢ,bölgedeki Rum,Çerkez ve Abazaların isyanlarının bastırılmasında etkili olmuĢtur.Özellikle de Akçakoca'da çıkan Abaza Numan isyanının bastırılmasında KÖROĞLU MUSTAFA ÇETESĠ önemli pay sahibidir. Çayağzı köyünün ismi önceden Aftunağzı idi.ġu an ise Çayağzı köyü‟dür. Saray tepe denilen yerde (Ünnü motelin olduğu yerde) eskiden iskele vardı,Bitinyalılar bu iskeleyi deniz ticaretini buradan yapıyorlardı,tepede saray ,hamam kalıntıları bulunmuĢtur,Kral kızın mezar taĢı köyün içinde bir dükkan önünde durmaktadır,Üskübü‟den Ereğliye kadar döĢenen kaldırım taĢları mevcuttur.Köyün 1 km ileriside 2 adet mezar vardır köylü buraya yağmur duasına çıkarlar,bir rivayete görede saray tepedeki mağara giriĢi kale nin bulunduğu yere çıkarmıĢ,her hangi bir tarla kazıldığında tarlada mezar kalıntılarına rastlanır.ġimdiki su deposunun olduğu yerde AliĢin ReĢidin oturduğu yerde üzüm bağcılığı yapardı Selanik muhaciri idi Tepeç mahallesi denirdi burada birde köĢkü vardı ,buradaki Rumlar terk ederken mal varlıklarını bıraktıkları söylenmektedir Dombayıcı dağı dediğimiz yerde Karahasan kıĢlasında Ġtalya ve Fransızların kaldığı görülmüĢtür 1630 yılında bunlar bura petrol aramıĢlardır,bir rivayete göre burada iki adet kuyu varmıĢ ama ağaçların altında kalmıĢtır buraların tekrar jeolojik olarak araĢtırılması lazımdır Kıl suyu,Ihlamur dere,Aftun dere,Çayağzı na gelir birleĢir buradan denize akar,Yıldırım sırtların eteğinde kurulmuĢtur Saraytepe de 1975 yılından beri kurulmaya baĢlanan evler ve siteler vardır.,harika kumsalı,plajı vardır bu yüzden köy sahil kesimine rağbet etmiĢtir,ayrıca Düzceden de buraya çok gelen olmuĢ ve yerleĢmiĢtir.Burada bir adet motelde vardır pansiyonculuk pek geliĢmemiĢtir,yazın nüfus fazlalığı yaĢanmaktadır. Bir ara sahil kesimin da açılan gazinolar son yıllarda kapatılmıĢtır,eski orman deposunun bulunduğu yerde BotaĢa ait tesisler 2007 yılında hizmete girerek buraya güzel bir görünüm kazandırmıĢtır.Saray tepesinde bir adet makineli tüfek atıĢı menfezi vardır,saray hamam kalıntıları,köyün içindeki kral kızın mezar taĢı bir dükkan önünde durmaktadır,Üskübü Ereğliye kadar döĢenen kaldırım taĢları mevcuttur,Orhan beyi yaptırmıĢ olduğu çandı camii halen durmaktadır,yanındaki eski mezarlıkta durmaktadır.Ayrıca Altunçay Çayağzı arasında kalan gelin indiren mevkiinde 8 km lik yol ile buradan gelip gidilmektedir,köy ayrıca Akçakoca festivali et tkinliklerinede burada eğlenceler,yemekler doğa yürüyüĢü leri yapılmıĢtır,bazı yerli yabancı turistler buralara gelmektedir Ģirin sakin cana yakın insanları ile köy turizm açısından çok zengindir.Yılın her mevsiminde Çayağzı deresinde olta balıkçılığı da yapılmaktadır.Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır,ayrıca BOTAġ tarafından kurulan doğal gaz tesisleri buraya ayrı bır önem kazandırmıĢtır Osmanlı donanmasına yapılan gemiler için buradan keresteler Ġstanbul‟a sevkiyatı yapılıyordu ,buradaki ormanlarda da bazı yaban hayvanlarına rastlanmaktadır Konya,Denizli Ordu kültürü vardır Köyde bayramlar çok güzel olur beklide baĢka hiçbir yerde olmayan sistem vardır .Akkaya , Beyhanlı Çayağzı köyleri ramazan bayramı birinci gününde Çayağzı köyü ,ikinci günü gün Çayağzı‟nda BayramlaĢmalar yapılır.Bu 3 köy geleneksel olarak bayramları sürdürürler.


Akkaya köyünde kullanılır.Kurban bayramında birinci gün kurban kesimi yapılmaz.Ġkinci günü Akkaya ,üçüncü gün Beyhanlı , dördüncü gün köy içinde çok güzel bir yaĢlı genç kaynaĢmasına vesile olur manav Türkleri kültürüne sahiptir düğünlerde Alaplı çiftelerlisi,misket,kasap havası oynanır ama bu kültür son zamanlarda yozlaĢmıĢtır,Doğu Karadeniz üç ayak oyun kültürü girmiĢtir öz kültürel değerler yozlaĢmıĢtır Çayağzı köyü kültür ve gelenekleri bakımından Manav Türkleri kültürüne sahiptir.HIDIRELLEZ kutlamaları ve VATANPERVERLĠK en belirgin kültür izidir.Bundan baĢka bayramlaĢma,selamlaĢma,yardımlaĢma,büyüklere saygı,Avcılık,balıkçılık baĢlıca örf ve adetlerdir. DÜĞÜNLERDE ĠSE: oynanan oyunlar:Alaplı çiftetellisi,misket ve Kasap havasıdır.Ancak son yıllarda bu kültür değerleri bu köyde yozlaĢma aĢamasındadır.Üç ayak gibi doğu Karadeniz kültürü bu köye sıçrayarak öz kültürü yozlaĢtırmaya baĢlamıĢtır Köye has topal oyunu vardır ,köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir.Ayrıca köçek oyunu,gemici çardak oyunu vardır Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama Köçek,Davullu gemici çardak oyunudur,. Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunları da oynanır.ġuanda kendi folklor kültürü kaybolmuĢtur.Karadeniz folklörü kültürü hakimdir.Eski ananeleri yozlaĢmıĢtır. Köy taĢımalı eğitim sisteminden faydalanmaktadır,içme suyu,kanalizasyonu,ptt acentesi,elektrik,sabit telefonu,vardır,sağlık ocağı sağlık evi vardır ama mobil sistemden faydalanmaktadır,köy ulaĢım yolu asfalttır.1 Değirmen,1 camii 1 de amatör futbol spor kulübü de vardır, 6.050 dönüm ormanlık alanı vardır,sebzecilik son zamanlarda artmıĢtır,hayvancılık % 5.3 tür,ormancılık had safhada idi halen orman iĢletme Ģefliğine ait orman iĢlerinde çalıĢılmaktadır.1450-1750 yılları arasında deniz kenarında gemi yapımı yapılıyordu,ayrıca Zonguldak a maden direği buradan sevki yapılıyordu.Ġstiklal savaĢında bu köyden Ģehit yoktur

ÇĠÇEKPINAR KÖYÜ Düzce ye 32 km,Akçakoca ya 7 km uzaklıktadır, Rakım 75 ,komĢu köyleri Tepeköy,Dadalı,Fakıllı,Deredibi,Doğancılardır,denizden 85 mt yüksektedir,en yüksek yeri 130 mt dir.106 Hane,277 Nüfusu vardır .1877 Yılında Osmanlı Rus harbi sonrası ACARYA ,ZUNDUGA köyünden VAġNĠZE( Ġhtiyaroğlu) ailesi KOCAMAN ailesi önce Adapazarı‟na ,sıtma hastalığı nedeni Akçakoca ya gelerek daha önceleri devlet orman arazisi olan DOĞANĠÇĠ ( Akkaz korsanları tarafından yok edildi) köyüne gelerek bugünkü ACARA köyünü kurarlar. Bu aile 4 oğlu ve kızları kocaları olmak üzere 5 hane olurlar ,Damatları Acar yanın MAHUNSET KÖYÜNDEN AHISKA(OĞUZ) Ailesindendirler Ayrıca yalnızca Batumlu olan Gürcüler 1877 yılında Ordu Fatsa‟ya ordanda araba yolu ile GÜNEY( Akkaz korsanlar tarafından yok edildi) köyüne gelir yerleĢirler,buraya ilk gelen Batum lu HASAN AĞA kendi adını verdiği köyü kurar buraya HASANCILAR denir. Köye daha sonra gelen aileler olur. ġĠPĠR( Çabuk yürüyen demek) köyü böylece çoğalarak kalabalık laĢır Akçakocadaki Gürcüler Acara dili konuĢur Eskiden Güney,Doğaniçi olan köy Batum göçmenleri tarafından ġipir olarak kurulur.Hızar deresi ve Kara dere buradan geçiyor suyu pırıl pırıldır,ıhlamur ağacının da çevrede çok olması dikkati çekmiĢ ve daha sonra bu köye Çiçek pınar ismi verilmiĢtir. 1870 yılında 4 kiĢi gelir,1870 yılı öncesi bu köyde Dadalı köyünden olanlar vardır,Dadalılar tekrar Dadalı köyüne geri dönerler, bunlar ġipiloğulları dır Köye ilk ġerif ağa Osman Varıcıoğuları ndan gelir ilk muhtardır.Daha sonra Hasan ağa gelir ve kendi mahallesini kurar köyde 3 mahalle vardır Acara,Hasancılar,ġipir bunlar birleĢtirilerek Çiçekpınar olur Hirareoğluları(Muti,mutlu,Mutioğlu) bunlar 3 amca gelirler,Sümer aileleri ile akrabadır.Ahmet Süner köyün kurulmasında büyük rol oynamıĢtır Hasancılar bölgesinde Beyören Yörükleri oturmakta idi hastalıktan ötürü burayı terk edince buraya Goncalar,Arslanlar yerleĢirler,burada daha önce Osmanlı zamanında Ermeniler


vardı,bunlar daha sonra Kılsuyuna giderler,bu Hıristiyanlardan kalan mezar kalıntıları demir ve hurda lara rastlanmıĢtır.Ġncirlik sırtlarında kurulmuĢtur. Köyde köydes yardımıyla güzelleĢtirilmiĢtir,turizm açısından zengin değildir 1 adet resteurantı vardır Akçakoca-Düzce yolu üzerinde burada mangal sefası, fındık çorbası mükemmel yemek çeĢitleri vardır.Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır Genellikle Kafkas Gürcü ve Doğu Karadeniz kültürü hakimdir biraz yozlaĢma görülse de bu gelenekler devam etmektedir Köyün bütününde günlük konuĢma dili Gürcücedir. Bazı Türkçe kullanılan isimler dıĢında Acara-Guria lehçesi Gürcüce konuĢulmaktadır. Köy halkı köyün otantik yapısını korumaya azami özen göstermektedir. Köyde halen 150 -200 yıllık eski evlere rastlanmaktadır. Bu evler özüne uygun olarak ustaca restore edilmekte, kendi tarihi dokusu içerisinde korunmaya çalıĢılmaktadır. Köyde eski imece usulü ( meci) çalıĢma devam etmektedir. Aileler baba mirası arazilerini erkek çocuklara devrediyor. Bu nedenle de köye dıĢarıdan insanların yerleĢimi engellenerek kapalı toplum özelliğini sürdürmektedir. Evliliklerse, yine akraba olmayan sülaleler arası yapılmaktadır. Ancak bu gelenek günümüzde tüm köyün birbirine bir Ģekilde akraba olması sebebiyle çevre Ģehirler ve köylerdeki Gürcü ailelerle iliĢki içine girmek suretiyle gerçekleĢtirilmeye çalıĢılmaktadır. Yerli halk dıĢarıdan bir kiĢiye, ekonomik Ģartlar ne kadar gerektirse de, arazi satmamaktadır.Yada köy halkının buna rızası aranmaktadır. Köy halkının geleneksel yapıyı korumaktaki bu hassasiyeti son derece saygıdeğer bir davranıĢtır. Çağın getirdiği globalleĢme süreci içerisinde, içine girdiğimiz arabesk kültür asimilasyonu tehlikesinde, kendini bu derece koruyabilmeyi baĢarmıĢ, öz kültürü ve gelenekselliği kaybetmemekte bizlere göre daha fazla mücadele etmiĢ,bu köy halkı önünde, saygı ile eğiliyorum. Tüm hemĢerilerimizi kültürel değerlerimizi korumakta ve geliĢtirmektedir Düğün eğlencesinde dire Ģeklinde oynanır.Bunlar misafirlerden oluĢur ve oynayarak düğün sahibinden bazı Ģeyler istenir,. Örneğin tavuk gelsin vaha hey,içki gelsin vaha hey,baklava gelsin vaha hey v.b.gibi sözler söyleyerek devam ederler,sonunda bir tepsi gelir,tepsinin üstüne gelen istekler bırakılır en sonunda gelin ve damadı çağrılarak oyun bitirilir,oyun daire içine el çırparak ve çökerek oynanır,Köyün kendine has folklor ekibi yoktur Davul,Zurna,Saz Kemençe karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama sıksara oyunlarıdır Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,oyunları da oynanır.Köyde1 resteurantı,elektriği,sabit telefonu,içme suyu ptt acentesi,1 kereste biçme atelyesi,1 cami vardır .TaĢımalı eğitim sisteminden faydalanıyor,sağlık ocağı ve sağlık evi yok ama mobil sağlık sisteminden faydalanıyor,kanalizasyonu yoktur Köyde istiklal savaĢına katılan yoktur.Göçmen ,dağınık köy statüsündedir

DAVUTAĞA KÖYÜ Düzce iline 66km,,Akçakoca ilçesine 27 km uzaklıktadır.Rakım 230dür.Esmehanım,Küpler,Dilaver komĢularıdır .71 Hane, 180 Nüfus vardır.1877 Yılında Osmanlı Rus savaĢında Kafkas‟lardan göçler baĢlar.Güney Kafkasya‟nın ABJWA-AġUBA koluna mensup TAVAT prens sınıfından Esma Hanım diye hatun Güney Kafkasya‟dayken kocasına ben savaĢlardan bıktım buraları terk edecem,batıya gideceğini söyler ama kocası Hamit Ağa karısını dinlemez,Hamıt ağa bu ara hastadır ve sonunda Hamıt ağa ölür. Kafkasya‟dan Rus zül umundan bıkan Abaza ve Çerkezler Anadoluya göç ederler ,bunlardan Esmahanım,Sait ağa,HurĢit ağa,Ġsmail ağa Sinop Ayancık kazasına gelirler burada 6 ay kadar dururlar Düzce de Abazaların olduğunu öğrenirler Düzce kazası o sıralar Kastamonu‟ya bağlı idi ve buradan yola çıkarak Düzceye gelirler Ģimdiki Uzun Mustafa‟da 3 yıl kalırlar o sıralar burası bataklık olduğu için burada sivrisinekten barınamazlar hastalık ve ölü verirler devletten yardım isterler devlet bunları Çilimli kazasına gönderir burada avlanırken Akçakoca Kaplan


dede dağlarını aĢarlar ve Kurukavak köyüne gelirler orda yarleĢenlerin olduğunu görürler aĢağıya doğru inerler dere boyunu takıp ederler.Ġskan idaresine yerleĢmek için müracaat eder,Abazalar yerleĢmek için vadileri tercih ederler. .Ġskan idaresine yerleĢmek için müracaat eder,Abazalar yerleĢmek için vadileri tercih ederler.Abazacada PST olan hayat yeri taĢıyan yer demektir.Memleketlerinde buna uygun olan Kıran Köyü güneyine vadiye,dere kenarına yerleĢirler.Buralar devlet orman arazisidir., Kıran ( Ģuan munkariz olmuĢtur Uğurlu ve Ģimdiki Esmahanım arası) bölgesini seçerler buraya yerleĢmeye karar verirler buradan geri dönerek Çilimli‟ye döner çoluk çocuklarını ve akrabalarını alarak tekrar Akçakoca Kıran mevkiine gelirler ve yerleĢirler fakat buladada eski Rum,Gürcü,Laz lar vardır bunlarla geçinemezler Esmahanım çocuklarını alır Ģimdiki yer olan Esmahanım mevkisine gelir buraya yerleĢir ve köyü kurar köyün kurulmasında çok emeği vardır.Bundan dolaylıda bayan olduğu için arkadaĢları tarafından da ödüllendirilerek köyün ismini Esmahanım köyü olarak Akçakocaya bildirirler bu köy sonsuza dek devamlı yaĢatılacaktır.Daha sonra muhtarlık sürtüĢmesi yüzünden 1932 yılında Dilaver bey kendi muhtar seçilince köye de kendi ismini verir böylece Esmahanımdan ayrılarak ayrı bır muhtarlık olur,yine daha sonra burada yine muhtarlık sürtüĢmesi yaĢanır 1960 yılında Davut ağa muhtar seçilince köye de kendi ismini verir. Dilaverden ayrılarak ayrı bir muhtarlık olur ve köy Davutağa diye Akçakoca kayıtlarına girer .Esmahanım,Dilaver,Davutağa aynı zamanda kurulur fakat Dilaver Esmahanımdan,Davutağa da Dilaverden ayrılır,Esmahanımın kocası kafkasyada Abhazya da 10 yıl kalır burada Abazacayı öğrenir tekrar Kafkasya‟ya geri döner ve burada hastalanarak ölür Esmahanım savaĢ zulmünden çocuklarını korumak için Anadoluya göç eder,yol arkadaĢları da,Ġsmailağa,HurĢitağa,Saitağadır bunlar Esmahanımı bırakmamıĢlardır,Esmahanımın kocası Hamıtağadır.Köyün diğer adı da Acıelmadır Köye 1916 yılında 2 ci göçte Rize Pazar dan ve Giresun‟dan göç gelmiĢtir. Kıran mevkii‟ne yerleĢen Esma Hanım daha sonra kendi adına güneye giderek bu köyü kurmuĢtur ama Kıran Mevkii‟nde eskiden Ceneviz ve Bizanslardan kalma kilise ve mezar kalıntıları vardı ama bunlar münkariz oldu.Bu köyün tarihi yerleri pek bulunmamaktadır. Ordulu dağlarından çıkan akarsu Küpler Deresi ile birleĢerek Gubi deresi ile birlikte köyün içinden geçerek Uğurlu‟dan Melenağzı‟nda denize dökülür.Dilaver deresi diye anılır.Ordulu dağı Yörük tepesi eteklerine kurulmuĢtur Köyde Akçakoca festivaline katkı amacıyla bazı gösteriler,yemekler,kıyafetler,defileler yapılır.Köyde turizm ancak doğa yürüyüĢü,canlı alabalık avcılığı yapmak için Ģirin mükemmel bir köydür.Orman içinde mükemmel doğasıyla da meĢhurdur.Ayrıca 2 kız kardeĢ kendi evlerinde gelinlik dikerler bunların ünü Ġstanbul kadar varmıĢtır.Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır Ġsa‟dan önce 331 tarihinden itibaren Abhazlar Kafkasya‟daki yurtlarında 1864 yılına kadar genellikle bağımsız olarak yaĢamıĢlardır. Abhazya geçmiĢ yüz yıllarda sıra ile Türklerin ve Gürcülerin iĢgali altında kalmıĢtır. Nüfusunun büyük bir çoğunluğu Türk hakimiyeti esnasında islamiyeti kabul etmiĢtir. Müslüman olmuĢ büyük bir nüfuz Abhazya da oluĢmuĢtur.1864 yılında Rusların hakimiyetine giren Abhazya‟da, 1866 yılında baĢlattıkları bir ayaklanma baĢarısız kalmıĢtır. Bu dönemde birçok Abaza Türkiye‟ye göç etti.1.yy.dan itibaren Abhazya ve Gürcistan‟ın ayrı bölümleri yavaĢ birleĢmeye baĢladı.Ġlk Abhaz kıralı Lav‟on tarafından birleĢtirilen Abhaz grupları; Abhazgia, Apsilla ve Misimya, Lazikikayı ve Batı Gürcistan‟ı da katarak kendini yörenin tek hakimi ilan etmiĢti. Abhazya 3 ve 4. yüzyıllarda Hıristiyan oldu. Pitsunda Ģehri bu dinin merkezi oldu. 5. ve 6. yüzyıllarda bu din Abhazya‟nın resmi dini olmuĢtur. Abhazya 6. yüzyılda en parlak dönemini yaĢadı. Abhazya 8. yüzyılda Arapların iĢgaline uğradı. 16. yüzyıldan itibaren Abhazya Osmanlı hakimiyetine girdi. Ġslam kültürünün etkisi altında kaldı. 1810 yılında Abhazya Rus hakimiyetine girdi. Ab hazlar, 1821, 1894, 1830 ve 1840 ve daha sonraki yıllarda Ruslara karĢı çetin mücadeleler vermeye baĢladı.ġeyh ġamil, Muhammet Emin ve Maenkats liderliğinde


diğer Kafkas Boylarıyla birlikte uzun yıllar Ruslara karĢı savaĢtılar.11-22 Mayıs 1864 te Abhazlar Ruslarla intihar savaĢı yapmaya baĢladılar. 1864 te ilk göçler baĢladı. 18771878 Osmanlı- Rus SavaĢı, bölgede büyük bir nüfus kaybına neden oldu. Köyün genel nüfusu bir kuzey Kafkas topluluğu olan Abhazlar'dan oluĢmaktadır. kısmen HemĢinli bulunmaktadır. Yöresel yemekleri, Abhaz ve HemĢin yemekleridir. Bunlar içinde Abısta (Abhazlara özgü bir ekmek türü), haluj (abhaz mantısı), sızbal (genellikle erikten yapılan bir tür meze) gibi çeĢitler mevcuttur. Gelenek bakımından abhaz geleneklerine bağlı kalınmıĢtır. Yöresel oyunları; Abhazlar için Apsuva koĢara ve Rinnadır. Abhazların neredeyse tüm oyunları kızlı-erkekli eĢler Ģeklinde oynanır. HemĢinlilere özgü oyunlar ise horondur ve tulum ile onlara da kızlı erkekli oynarlar Abhazların geleneksel çalgıları akordeon ve mızıka,tahta,sopa dır. Aynı zamanda da düğünler de tahtalara vurularak da ritim tutulur. Abhazların sadece kendilerinde özgü bir gelenekleri vardır. Abhazlar kendi aralarında soylara (sülalelere) ayrılır. Esmanahım daki Abhazlar, Kabba,Suktar(Kutarba), Koadzba, AĢuba, Argun, K'eçba, Kurua, Kurkunaa, Akhba, ÇiüĢba, Khikuba vb. sülalelerden oluĢur. çoğunlukla Kabba ve "Koadzba" soyundandır. BaĢka soylardan da aileler de bulunmaktadır. Köydeki konuĢma dilleri Abhazca ve Hemşin dilleridir. Çerkez nakıĢları,kamçının örülmesi,feden Çerkez hasırları el sanatlarıdır Yöresel oyunları Abaza‟lar için Apsuva,koĢara ve rinadır.Abaza‟ların neredeyse tüm oyunları kızlı erkekli eĢli olarak oynanır.Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil,kemençe,mızıka ve akordeon ile çalınan ve oynanan oyunlar vardır.Köyde kendilerine göre iki kiĢiyle oynanan Abaza oyunları vardır.Bir bay bir bayan ortaya çıkar mızıka çalınır ve bazı kiĢiler ellerini vurur ya da tahtalara vurarak,oyuncuların ayak figürlerine uydurarak oyunlara eĢlik ederler., oyunda oyuncu baĢı vardır herkese iyi oyun seyrettirmek için iyi oynayanları oyuna davet eder tek tek ve oyunda yaĢlı erkeklere genç kızlar eĢlik eder genç kızlar sıraya dizilir sırası gelen yaĢlı erkek oyuncuya eĢlik eder bu Ģekilde oyunlar devam eder ,. El çırpma(çepikli) oyunları meĢhurdur Bir ağaca yumurta asılır, onu silhı ile kim kırarsa Tesayüzden çorap hediye edilir.Köyün içme suyu Ģebekesi yapılmıĢtır,telefonu,elektriği bir camisi vardır ,kanalizasyonu yoktur taĢımalı eğitim sisteminden ve mobil sağlık hizmetinden faydalanmaktadır. Köyden istiklal savaĢına katılan olmamıĢtır,yeni göçmen az dağınık köy statüsündedir.% 20 tarla arazisi mevcuttur

DĠLAVER KÖYÜ Düzceye 66 km,Akçakocaya 27 Km uzaklıktadır,.denizden 170-235 mt yüksektir.en yüksek yeri 400mt dir. Rakımı 175 dır, 76 Hane183 Nüfusu vardır, komĢu köyleri Esmehanım,Davutağa,Küpler komĢularıdır, 1877 Yılında Osmanlı Rus savaĢında Kafkas‟lardan göçler baĢlar.Güney Kafkasya‟nın ABJWA-AġUBA koluna mensup TAVAT prens sınıfından Esma Hanım diye hatun Güney Kafkasya‟dayken kocasına ben savaĢlardan bıktım buraları terk edecem,batıya gideceğini söyler ama kocası Hamit Ağa karısını dinlemez,Hamıt ağa bu ara hastadır ve sonunda Hamıt ağa ölür. Kafkasya‟dan Rus zül umundan bıkan Abaza ve Çerkezler Anadoluya göç ederler ,bunlardan Esmahanım,Sait ağa,HurĢit ağa,Ġsmail ağa Sinop Ayancık kazasına gelirler burada 6 ay kadar dururlar Düzce de Abazaların olduğunu öğrenirler Düzce kazası o sıralar Kastamonu‟ya bağlı idi ve buradan yola çıkarak Düzceye gelirler Ģimdiki Uzun Mustafa‟da 3 yıl kalırlar o sıralar burası bataklık olduğu için burada sivrisinekten barınamazlar hastalık ve ölü verirler devletten yardım isterler devlet bunları Çilimli kazasına gönderir burada avlanırken Akçakoca Kaplan dede dağlarını aĢarlar ve Kurukavak köyüne gelirler orda yarleĢenlerin olduğunu görürler aĢağıya doğru inerler dere boyunu takıp ederler.Ġskan idaresine yerleĢmek için müracaat eder,Abazalar yerleĢmek için vadileri tercih ederler. .Ġskan idaresine yerleĢmek için müracaat


eder,Abazalar yerleĢmek için vadileri tercih ederler.Abazacada PST olan hayat yeri taĢıyan yer demektir.Memleketlerinde buna uygun olan Kıran Köyü güneyine vadiye,dere kenarına yerleĢirler.Buralar devlet orman arazisidir., Kıran ( Ģuan munkariz olmuĢtur Uğurlu ve Ģimdiki Esmahanım arası) bölgesini seçerler buraya yerleĢmeye karar verirler buradan geri dönerek Çilimli‟ye döner çoluk çocuklarını ve akrabalarını alarak tekrar Akçakoca Kıran mevkiine gelirler ve yerleĢirler fakat burada da eski Rum,Gürcü,Laz lar vardır bunlarla geçinemezler Esmahanım çocuklarını alır Ģimdiki yer olan Esmahanım mevkisine gelir buraya yerleĢir ve köyü kurar köyün kurulmasında çok emeği vardır.Bundan dolayı da bayan olduğu için arkadaĢları tarafındanda ödüllendirilerek köyün ismini Esmahanım köyü olarak Akçakocaya bildirirler bu köy sonsuza dek devamlı yaĢatılacaktır.Daha sonra muhtarlık sürtüĢmesi yüzünden 1932 yılında Dilaver bey kendi muhtar seçilince köye de kendi ismini verir böylece Esmahanımdan ayrılarak ayrı bır muhtarlık olur,yine daha sonra burada yine muhtarlık sürtüĢmesi yaĢanır 1960 yılında Davut ağa muhtar seçilince köye de kendi ismini verir. Dilaverden ayrılarak ayrı bir muhtarlık olur ve köy Davutağa diye Akçakoca kayıtlarına girer .Esmahanım,Dilaver,Davutağa aynı zamanda kurulur fakat Dilaver Esmahanımdan,Davutağa da Dilaverden ayrılır,Esmahanımın kocası kafkasyada Abhazya da 10 yıl kalır burada Abazacayı öğrenir tekrar Kafkasya‟ya geri döner ve burada hastalanarak ölür Esmahanım savaĢ zulmünden çocuklarını korumak için Anadoluya göç eder,yol arkadaĢları da,Ġsmailağa,HurĢitağa,Saitağadır bunlar Esmahanımı bırakmamıĢlardır,Esmahanımın kocası Hamıtağadır.Köyün diğer adı da Acıelmadır Köye 1916 yılında 2 ci göçte Rize Pazar dan ve Giresun‟dan göç gelmiĢtir. Kıran mevkii‟ne yerleĢen Esma Hanım daha sonra kendi adına güneye giderek bu köyü kurmuĢtur ama Kıran Mevkii‟nde eskiden Ceneviz ve Bizanslardan kalma kilise ve mezar kalıntıları vardı ama bunlar münkariz oldu.Bu köyün tarihi yerleri pek bulunmamaktadır Ordulu dağlarından çıkan akarsu Küpler Deresi ile birleĢerek Gubi deresi ile birlikte köyün içinden geçerek Uğurlu‟dan Melenağzı‟nda denize dökülür.Dilaver deresi diye anılır.Ordulu dağı Yörük tepesi eteklerine kurulmuĢtur. Köyde Akçakoca festivaline katkı amacıyla bazı gösteriler,yemekler,kıyafetler,defileler yapılır.Köyde turizm ancak doğa yürüyüĢü,canlı alabalık avcılığı yapmak için Ģirin mükemmel bir köydür.Orman içinde mükemmel doğasıyla da meĢhurdur. Hayvancılık ve tarıma dayalıdır.Köyde fındıkçılık revaçtadır.Fazla miktarda ormancılık yapılmamaktadır.Meyve sebze kendilerine yetecek kadar yapılmaktadır.Hayvan süt ürünlerini yapıp kendileri bunları Adapazarı,Düzce,Akçakoca pazarlarına götürüp satmaktadırlar.Arıcılık yapanlarda vardır. Ġsa‟dan önce 331 tarihinden itibaren Ab hazlar Kafkasya‟daki yurtlarında 1864 yılına kadar genellikle bağımsız olarak yaĢamıĢlardır. Abhazya geçmiĢ yüz yıllarda sıra ile Türklerin ve Gürcülerin iĢgali altında kalmıĢtır. Nüfusunun büyük bir çoğunluğu Türk hakimiyeti esnasında islamiyeti kabul etmiĢtir. Müslüman olmuĢ büyük bir nüfuz Abhazya da oluĢmuĢtur.1864 yılında Rusların hakimiyetine giren Abhazya‟da, 1866 yılında baĢlattıkları bir ayaklanma baĢarısız kalmıĢtır. Bu dönemde birçok Abaza Türkiye‟ye göç etti.yy.dan itibaren Abhazya ve Gürcistan‟ın ayrı bölümleri yavaĢ birleĢmeye baĢladı.Ġlk Ab haz kıralı Lav‟on tarafından birleĢtirilen Abhaz grupları; Abhazgia, Apsilla ve Misimya, Lazikikayı ve Batı Gürcistan‟ı da katarak kendini yörenin tek hakimi ilan etmiĢti. Abhazya 3 ve 4. yüzyıllarda Hıristiyan oldu. Pitsunda Ģehri bu dinin merkezi oldu. 5. ve 6. yüzyıllarda bu din Abhazya‟nın resmi dini olmuĢtur. Abhazya 6. yüzyılda en parlak dönemini yaĢadı. Abhazya 8. yüzyılda Arapların iĢgaline uğradı. 16. yüzyıldan itibaren Abhazya Osmanlı hakimiyetine girdi. Ġslam kültürünün etkisi altında kaldı. 1810 yılında Abhazya Rus hakimiyetine girdi. Ab hazlar, 1821, 1894, 1830 ve 1840 ve daha sonraki yıllarda Ruslara karĢı çetin mücadeleler vermeye baĢladı.ġeyh ġamil, Muhammet Emin ve


Maenkats liderliğinde diğer Kafkas Boylarıyla birlikte uzun yıllar Ruslara karĢı savaĢtılar.11-22 Mayıs 1864 te Ab hazlar Ruslarla intihar savaĢı yapmaya baĢladılar. 1864 te ilk göçler baĢladı. 1877- 1878 Osmanlı- Rus SavaĢı, bölgede büyük bir nüfus kaybına neden oldu. Köyün genel nüfusu bir kuzey Kafkas topluluğu olan Abhazlar'dan oluĢmaktadır. kısmen HemĢinli bulunmaktadır. Yöresel yemekleri, Abhaz ve HemĢin yemekleridir. Bunlar içinde Abısta (Abhazlara özgü bir ekmek türü), haluj (abhaz mantısı), sızbal (genellikle erikten yapılan bir tür meze) gibi çeĢitler mevcuttur. Gelenek bakımından abhaz geleneklerine bağlı kalınmıĢtır. Yöresel oyunları; Abhazlar için Apsuva koĢara ve Rinnadır. Abhazların neredeyse tüm oyunları kızlı-erkekli eĢler Ģeklinde oynanır. HemĢinlilere özgü oyunlar ise horondur ve tulum ile onlara da kızlı erkekli oynarlar Abhazların geleneksel çalgıları akordeon ve mızıkadır. Aynı zamanda da düğünler de tahtalara vurularak da ritim tutulur. Abhazların sadece kendilerinde özgü bir gelenekleri vardır. Abhazlar kendi aralarında soylara (sülalelere) ayrılır. Esmanahım daki Abhazlar, Kabba,Suktar(Kutarba), Koadzba, AĢuba, Argun, K'eçba, Kurua, Kurkunaa, Akhba, ÇiüĢba, Khikuba vb. sülalelerden oluĢur. çoğunlukla Kabba ve "Koadzba" soyundandır. BaĢka soylardan da aileler de bulunmaktadır. Köydeki konuĢma dilleri Abhazca ve Hemşin dilleridir. Köy halkı, kendi arasında bu dillerden konuĢurlar Yöresel oyunları Abaza‟lar için Apsuva,koĢara ve rinadır.Abaza‟ların neredeyse tüm oyunları kızlı erkekli eĢli olarak oynanır.Karadeniz folklörü hakimdir, Davul ,Zurna Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil,kemençe,mızıka ve akordeon ile çalınan ve oynanan oyunlar vardır.Köyde kendilerine göre iki kiĢiyle oynanan Abaza oyunları vardır.Bir bay bir bayan ortaya çıkar mızıka çalınır ve bazı kiĢiler ellerini vurur ya da tahtalara vurarak oyunlara eĢlik ederler ortadaki ekip sırası gelen ekibi seçer,onlar kalkar ortadakiler oturur..,üçayak ve kemençe ile oynanan oyunlar vardır.El çırpma(çepikli) oyunları meĢhurdur Bir ağaca yumurta asılır, onu silhı ile kim kırarsa Tesayüzden çorap hediye edilir Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunları da oynanır Köy TaĢımalı eğitimden faydalanıyor,sağlık evi-sağlık ocağı yoktur ama mobil sistem uygulaması vardır.Ġçme suyu,PTT acentesi,elektrik,sabit telefonu,2 cami vardır,kanalizasyon ve değirmeni yoktur.Yeni göçmen az dağınık köy statüsündedir Köyden istiklal savaĢına katılanlar olmamıĢtır.

DADALI KÖYÜ : Düzce ye 31 km,Akçakoca ya 8 km uzaklıktadır.Denizden130 mt yüksektir, en yüksek yeri 250 mt dir. ,köy komĢuları,Çiçekpınar,Çayağzı,Döngelli,Tepeköydür .155 Hane,677 nüfusu vardır .M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,304-1261 yılında Bizans ve Latin krallığı,,bu köyde yaĢamıĢlardır Akaya,Çayağzı,Dadalı,Altınçay,SubaĢı bir muhtarlıktı. 1820 yılında bu köyler ayrılır birer muhtarlık olurlar Dadanı,Dada,Daran,Dadalı olur . 1640 yılından sonra merkezi köyler kurarlar DADA ismini oba baĢından almıĢtır,LI eklenmiĢtir DADALI olmuĢtur. Damlar,Açmalar,Yenice,Pazaryeri,Döngelli,(geriĢi kebir) Tepecik,Cevizlik,Hamzaköy,Fakıllı,(Güney) bu köyler daha sonra münkariz olmuĢtur. Bu köylerin toplamından Dadalı köy oluĢmuĢtur. Dadalıda Pazar Ģimdiki Limak Ģantiyesinin bulunduğu yerde kurulurdu,eski top sahasının bulunduğu yerde Rumlar vardı bu Rumları Orhan Gazi tarafından kıl suyundaki akrabalarının yanına göç ettirildi,diğerler Orduya geri kalanlar ise yurt dıĢına göç ederler,Ġpsiz Recep zamanındada buralardan gönderilmiĢtir.Eski top sahanın bulunduğu yerde oturan Bitinyalılar deniz ticaretini yapmak için Ģimdi münkariz olan Göçülü( Ayazlı)köyü üzerinden çuhallı ya 2


yol yaparlar,geliĢ ve gidiĢlerini buralardan yaparlardı hatta eski değirmenin olduğu cevizlik denen yerde kilise ve sübyan mektebi vardı eğitimlerini burada yaparlardı bunlar Göçülüde bulunan LAZĠMARK krallığına bağlı idiler.Bu yollar halende mevcuttur birisi Ģimdiki hapishaneden,Döngelli köyünden eski top sahasına ,diğeri ise sanat okulun önünden,Döngelli üzerinden eski top sahasına çıkmaktadır Dadalılılar bazı Rumlarla kısa süre yaĢamıĢlardır,su yüzünden kavgalar yapıp ġipire(yukarı Ģipir) oradan Acara ya( açmalar) ordanda Ģimdiki Dadalıya yerleĢirler 1877 yılında Osmanlı Rus savaĢında Doğu Karadenizden göç alarak çoğalmıĢlardır.KurtuluĢ savaĢında Döngelli,Çayağzı,Akkaya iskelelerinden karaya çıkan asker ve Akçakoca‟dan cephane taĢıyanlar düĢman görmesin diye Dadalı köylüleri burada çadır kurar yemekler piĢirirler,yedirirler,yatırırlardı kurtuluĢ savaĢında çok büyük emekleri geçen bir köydür.Dadallı ,Döngelli,Çayağzı arasında Dombaycı dağı denilen yerde,Sevil borunun ordan yaya 1 saate gidilir burada Karahasan kıĢlası vardı Fadıl köyü idi burada bir kilise ve 7 adet mezar vardır Bizanslılar yaĢamıĢtır,bu kıĢla daha önceleri Döngelli iskelesinde imiĢ 15-20 kiĢi boğulmuĢ ve burayı terk edip yukarı çıkmıĢlar deniz dalgaları 4-5 mt yi buluyormuĢ ozamanlar yine burada da Akkayada olduğu gibi 100 tane köle varmıĢ bu köleleri 1620 yılında Akkazak korsanları tarafından yok edilmiĢlerdir,daha sonra bu kıĢlada Fransızların kaldığı görülmüĢtür .Yine Ģimdiki kaymakamlık fide yetiĢtirme Döngelli arası Hamzaköy de 1973 yılında 3 büyük altın küp bulunmuĢtur,buna devlet el koymuĢtur,yine bu köyü de Akkazak korsanları tarafından 1630 yılında yok edilmiĢlerdir.Dombaycı dağında Fransızlar, Ġtalyanlar tarafından Akkaya köyünde olduğu gibi petrol aramıĢlardır,bu Ġtalyanların Fransızların bu Karahasan kıĢlasında kaldıkları görülmüĢtür,bu kalıntılara son zamanlara kadar rastlanmakta idi fakat buralar yakılıp fındık bahçeleri haline getirilmiĢtir Çayağzı‟nda RaĢit ağanın evine kadar bu kıĢla uzanmakta idi,yine burada kömür gazı ve linyit yatakları petrol olduğu söylenmektedir,bu yerde son zamanlara kadar 2 adet petrol kuyusu olduğu tespit edilmiĢtir,buraların tekrar MTA tarafından elden geçirilirse buraların önemi artacağına inanmaktayım.AliĢin RaĢit ağanın oturduğu su deposu olan yerde bağcılık yapan RaĢit AĞA göçmen muhaciri idi. Selanik göçmeni bu burada bağcılık yapardı buraya Tepeç mahallesi denirdi bunun burada köĢkü vardı Bizanslılar buraları terk ederken mal varlıklarını buraya bıraktıkları söylenmektedir Döngelli deresi Tepeköy den çıkarak Dadalı,Döngelli yi takip eder ve Ģimdiki Sevil borunun bulunduğu yerden denize dökülüyor ,burada eskiden bir iskelede vardı Yıldırım sırtları önündedir,TepebaĢı tepesidir Köy köydes yardımı ile güzelleĢtirilmiĢtir,Turizm yönünden fakir köydür ,Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır,daha önceleri de Osmanlı donanmasına gemi yapımı için buradan kereste nakliyatı yapılmakta idi .Köyde Karadeniz kültürü vardır. Köyde bayramlar çok güzel olur beklide baĢka hiçbir yerde olmayan sistem vardır,köy bayramda 3 mahalleye bölünür ve her gün bir mahallenin bayramı olur ve diğer iki mahalle o gün bayramı olan mahallenin evlerini ziyaret ederler,bu köy içinde çok güzel bir yaĢlı genç kaynaĢmasına vesile olur manav Türkleri kültürüne sahiptir düğünlerde Alaplı çiftelerlisi,misket,kasap havası oynanır ama bu kültür son zamanlarda yozlaĢmıĢtır,Doğu Karadeniz üç ayak oyun kültürü girmiĢtir öz kültürel değerler yozlaĢmıĢtır Dadalı köyü kültür ve gelenekleri bakımından Manav Türkleri kültürüne sahiptir.HIDIRELLEZ kutlamaları en belirgin kültür izidir.Bundan baĢka bayramlaĢma,selamlaĢma,yardımlaĢma,büyüklere saygı,Avcılık, baĢlıca örf ve adetlerdir. DÜĞÜNLERDE ĠSE: oynanan oyunlar:Alaplı çiftetellisi,misket ve Kasap havasıdır.Bu değerler köy gençleri tarafından yaĢatılmaktadır. Köye has topal oyunu vardır ,köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir, Kemençe, Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir.Ayrıca köçek oyunu,gemici çardak oyunu vardır Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama Köçek,Davullu gemici çardak oyunudur,. Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek üç ayak oyunları da oynanır.Köyde içme suyu ,2 cami,1 köy kalkınma kooperatifi,1 değirmeni ptt teĢkilatı,köy konağı,orman koruma merkezi,elektriği,sabit telefonu vardır. 1200 dönüm tarla


alanı vardır,buğday ekim alanı fazla olan köydür,tarla ziraati % 18 dir,meyvecilikte ön safhadadır % 6.2 hayvancılık yapılır,ormancılığın yapıldığı önemli bir köydür Köy taĢımalı eğitimden faydalanıyor sağlık ocağı sağlık evi yoktur ama sağlık mobil sisteminden faydalanmaktadır, eski yerli dağınık köy statüsündedir.Ġstiklal savaĢında Ģehit vermemiĢtir fakat öküz arabalarıyla cephane taĢımaya yardımları olmuĢtur ayrıca denizden gelen askerlere karavana larla yemek yedirmiĢlerdir,yerli dağınık köy statüsündedir,hayvancılık 4.2 dir,buğday ziraati fazladır,% 18 mısır ziraati yapılmaktadır

DEREKÖYÜ Düzce ye 22 km Akçakoca ya 17 km uzaklıktadır ,rakımı 125 mt dir .Altunçay, Tepeköy, SubaĢı komĢu köyleridir .46 Hane 246 Nüfusu vardır.Aftun Bizanslıların verdiği bir isimdir,köyün içinden geçen kilsuyu deresi ile bu iki kelime birleĢtirilerek Aftundere ismini alır,Hekimoğlu bir oba aĢireti olan Ahmet Hekimoğlu tarafından verilen bir isimdir Ģimdilerde bu münkariz olmuĢtur.Dereköy köyün içinden geçen kilsuyu deresinden ismini alır,Değirmenköy burada eskiden 6 adet değirmen varmıĢ bu değirmenler sayesinde Bolu,Düzce den gelen mısırlar buralarda öğütülerek tekrar geri gidermiĢ köye bu açıdan kazanç sağlanırmıĢ onun için Değirmenköy adını almıĢtır.Dereköy toprak zenginliği bol olan ova platformunda kurulmuĢtur BaĢaranlar Kentmenli köyünden buraya göç gelmiĢlerdir,halen Kentmenlide akrabaları vardır.Hatemoğulları Kafkas kökenli Gürcistan‟dan Giresun‟a ordan Tepeköye gelirler,RaĢit Hatemoğlu daha sonra Dere köyüne damat gelir,bunlara bu Düzce lakabı Ģunun için takılmıĢtır Giresun‟da Hatemoğulları nereye göç gitti derler oradakiler Düzce ye derler orda bu lakap devam eder. 1939 yılında soyadı kanun çıkınca Düzce soy ismini alırlar halen Dere köyde ikamet etmektedirler.1989 da Altunçaydan ayrılarak 50 hane olarak yeni muhtarlık olurlar Bir rivayete görede köyde kendir yetiĢtirilir bu iĢlenir pamuk haline getirilir bundan don yaparlarmıĢ beyaz olduğundan akdon denmiĢ Akçakocalılar akdonlular geldi dermiĢ,yukarı akdonlar,Altunçay,aĢağı akdonlar Dereköy lüle re denirmiĢ Köyde Bitinyalılar zamanında demir ürettikleri anlaĢılmaktadır,çevrede bol miktarda demir ocakları ve cüruflarına rastlanmaktadır.Eskiden Akçakoca Çuhalıdan Dadalı,BaĢaftun,köyleri üzerinden Haciz dağı aĢılarak Düzce Tavuk köyüne ordan Beçiyörük köyünden Düzceye ulaĢılırdı.Buradaki su değirmenleri,su hızarları çok ilgi çekmekte idi ama maalesef Ģimdi bunlardan hiç bırı kalmamıĢtır munkariz olmuĢtur Köyde at yarıĢları ve bayramlarda güreĢler yapılırdı ama bu ananelerde yok oldu.Dağlarda linyit kömürü,kılsuyu deresinde Hematit filizlerine rastlanmıĢtır bu madenle ilgilenilirse bu madenler iĢlenilebilir ,ayrıca bu dağlarda mermer de vardır .Demir elde edilebilmesi için dağlarda oyuklar açılarak keresteler yakılarak yüksek fırın elde edilmiĢ bunlara halen Dereköy bölgesinde görmek mümkündür.Ormanlardan fıçı tahtaları,gemi için keresteler bu köyden sağlanmakta idi, halen Cafer Düzce nin evinde büyük eski su hızarı mevcuttur Kilsuyu deresi, Ihlamur deresi,Aftunderesi bunlar birleĢerek Çayağzı‟na dökülmektedir .Yıldırım sırtlarında kurulmuĢtur. Köy köydes yardımı ile güzelleĢtirilmiĢtir,çok eski bir köy olması köyün isminden çok bahsedilmektedir,,ormanlarda demir elde etmek için ocaklara rastlanmaktadır,gelin indiren dağında çok güzel yürüyüĢ parkuru vardır,piknik yapılacak yerler mevcuttur.Turizme elveriĢli olması için kilise bölgesi,Üskübü‟deki kalıntılar gibi güzel bir hale getirilmeli turistlerin buralara çekilmesi mümkündür Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır köyde tavuk hayvancılığı revaçtadır Köyde bayramlar çok güzel olur beklide baĢka hiçbir yerde olmayan sistem vardır,köy bayramda 3 mahalleye bölünür ve her gün bir mahallenin bayramı olur ve diğer iki mahalle o gün bayramı olan mahallenin evlerini ziyaret ederler,bu köy içinde çok güzel bir yaĢlı genç kaynaĢmasına vesile olur manav Türkleri kültürüne sahiptir düğünlerde Alaplı çiftelerlisi,misket,kasap havası oynanır ama bu kültür son zamanlarda yozlaĢmıĢtır,Doğu


Karadeniz üç ayak oyun kültürü girmiĢtir öz kültürel değerler yozlaĢmıĢtır Dereköy köyü kültür ve gelenekleri bakımından Manav Türkleri kültürüne sahiptir.HIDIRELLEZ kutlamaları en belirgin kültür izidir.Bundan baĢka bayramlaĢma,selamlaĢma,yardımlaĢma,büyüklere saygı,Avcılık, baĢlıca örf ve adetlerdir. DÜĞÜNLERDE ĠSE: oynanan oyunlar:Alaplı çiftetellisi,misket ve Kasap havasıdır.Bu değerler köy gençleri tarafından yaĢatılmaktadır. Köye has topal oyunu vardır ,köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir.Ayrıca köçek oyunu,gemici çardak oyunu vardır Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama Köçek,Davullu gemici çardak oyunudur, Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunları da oynanır,Köyde içme suyu, 1 adet ilkokul var ama taĢımalı eğitimden faydalanılıyor,sağlık ocağı sağlık evi yok ancak mobil sağlık sisteminden faydalanılıyor,1 camii,elektrik,sabit telefonu,ptt acentesi vardır kanalizasyonu yoktur ,camiye ait 20 dönüm fındık bahçesi vardır, yeni kurulan yerli,az dağınık köy statüsündedir,Ġstiklal savaĢında 1 kiĢi Ģehit olmuĢtur

DEREDĠBĠ KÖYÜ : Düzce ye 27 km,Akçakoca ya 12 km uzaklıktadır .Denizden 120 mt yüksektir. Rakımı 100 dur, komĢu köyleri,Beyören,Balatlı,Fakıllı,Çiçekpınar ,Tepeköy,SubaĢı dır,94 Hane,389 Nüfusu vardır M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı, 304-1261 yılında Bizans ve Latin krallığı 1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları, 1085 Yılında Artuk beyle gelen Oğuz Türklerin üç ok koluna mensup obaların Akçakoca ya gelmesiyle bazı köyler kurmuĢlardır Bolatlı(Balatlı)Cinci(Deredibi),Beyler(Beyören), Koçeli(Kepenç),Doğancılara gelip yerleĢirler.Burada Güney Köy‟ünü kurarlar,bu köy daha sonra az da olsa münkariz olur.Ahmet han zamanında Akkazlar korsanları tarafından yağmalanıp yok edilir.18.yy‟da burada Güney köyü kurulur.Daha sonra 1877 Osmanlı-Rus savaĢında 15 aile Giresun- Ordu dan Düzce‟ye gelir,orada sivrisinek bataklık çok olduğu için Akçakoca‟ya doğru gelip ilk önce çuhalıdaki Tarım Kredi nin olduğu yere yerleĢirler daha sonra içeriye doğru, Ģuandaki tek kurumunun olduğu yere gelirler.Fakat burada da sivrisinekten telak olurlar buralar zaten devlet arazisi değildi.Devlet arazisi olan Ģimdi ki Cinci Köy‟üne gelip yerleĢirler.BeyörenBalatlı mezrasına bağlı idiler Bu cinci köyünü 1620 yılında Karadenizden gelen Akkazak korsanları bu köyü hep öldürür ve yok ederler kalanlar ise Balatlı mezrasına giderler bazıları da divani Keramettine giderler 1916 yılında 2.göç dediğimiz doğu Karadeniz göçü gelmiĢtir.Giresun- Ordudan çok göç almıĢtır.Arazi azlığı nedeniyle buradan dıĢarıya çok göç vermiĢtir.Kürt Ramazan çavuĢ 1938de,Ustahasanoğulları Halil Ġbrahim 1938 yılında Cinci köyü münkariz olduktan sonra, köye gelir,1877 Osmanlı Rus savaĢında Giresun ve Ordudan gelenler olur bunlardan Cart Haliller Giresun‟dan Düzceye gelir,Ġmamlar köyüne yerleĢirler,sinek ve sıtma hastalığından dolayı Akçakocaya gelirler ,Bu köy ilk önce Balatlı mezrasına bağlı idi. 1958 yılında ayrılıp muhtarlık oldu Bu köy daha sonra Rezedende azda olsa göç gelir eski yerli dağınık köy statüsündedir. Balatlı, Beyören ,Deredibi aynı mezra içinde idiler Yörük idiler, 1958 yılında ayrılırlar Daha önceleri Cinci köy diye anılan bu köy münkariz olunca Giresun ve Ordudan gelenler tarafından kurulmuĢtur,Haciz deresi kenarında kurulduğu için bu ismi almıĢtır Cortoğlu( CoĢar) Ali,Ramazan çavuĢ (Çiftçi),Mollaosmanoğlu (Uzun),Haççakaloğlu(MenteĢe)Dursun kahyalar(Husan) bunlar bu köyün kurulmasında öncülük etmiĢlerdir,AliÇoĢar bu köyde 32 yıl muhtarlık yapmıĢtır .Kıran tarla mevkiinde eskiden çok sıtma hastalığından çok insanlar kırılmıĢlar,ondan dolayı da buraya kıran tarla ismi verilmiĢ ,sonrada burayı terk edip Balatlı mezrasına yerleĢirler.Kıran tarla mevkiinde su varmıĢ bu su çok iyi bir su imiĢ kadınlar bu suyu almak için 40- 50 kiĢi sıra bekler miĢ su almak için,kıran tarlada halen dahi herhangi bir tarlayı kazıdığında mezar kalıntıları çıkmaktadır,tuğla,kiremit parçaları çıkmaktadır.Ayrıca burada çok demirciler varmıĢ halen


bile bu kalıntılara rastlamak mümkündür,Karafar dediğimiz bölgede 1932 yılında Topçu Taburu buraya gelir yerleĢir, bir adette Aydın bölgesinden deve buraya getirilir askerlere yardım amacıyla çünkü burada çok soygunlar yapılıyordu,Askerler Heciz köprüsünde nöbet tutarlardı,1954 yılında 1 asker köprüden düĢer,ölür RaĢit onbaĢı idi. Düzce Akçakoca kurtuluĢ savaĢında çok rol oynamıĢtır bütün sevkiyatılar bu haciz köprüsünden sağlanırdı,ama burada soygunlar asker kaçakları bir yuva haline getirince devlet buraya bir karakol yapar Ģimdiki Ģifalı suyun olduğu yere burası son zamanlara kadar vardı,Haciz yolun dar ve uçurumlu olması burada sık,sık trafik kazaları meydana gelirdi,Haciz Ġsmi buradaki çeteler soygunlarından dolayı buraya halk haciz ismini vermiĢtir.1954 yılında Hendekli bir Ģoför kaza yapar 14 kiĢi ölür,1957 yılında 1 gelin 1 kızı ile beraber sele kapılıp ölürler Tarihi Mehmet Arif köprüsü diğer adı kanlı köprüdür,birde tahta köprü vardı.Ġncirlik sırtlarından gelen Kara dere,veHızar deresi Deredibi(Haciz) deresi ile birleĢir ve çuhalı çarĢısına denize dökülür,2. büyük akarsuyudur Ġncirlik sırtları eteğinde kurulmuĢtur Haciz tepesi TepebaĢı tepesi.Köy eskiden Düzce Akçakoca yolu üzerinde idi yeni yol yapılınca önemini yitirdi.Düzce Akçakoca karayolu üzerinde Ģifalı su dedikleri yer bazı hastalıklara iyi geldiği söylenen suyu vardır ayrıca piknik ve mesire yeri olarak ta burası son yıllarda muntazam bir Ģekilde halkın ilgisini çekmektedir,Ayrıca Deredibi orman deposu vardır bu depoya yakın yerde Behçet hastalığına iyi söylenen bir suyu vardır bunu halk bilmemektedir ama Ġstanbul hıfzısıhha dan ekipler gelip incelemeler yapmıĢlardır.Haciz köprüsü tarihi bir köprüdür, fidanlık alanı içerisindedir koruma alanı içine alınmıĢtır Kıran tarla mevki arkeologlar tarafından değerlendirilirse burada çok tarihi bir yapılar ve kalıntıların olacağı ve köyün tanıtımına katkı sağlayabilir,köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır ,arı cılık son yıllarda önem kazanmıĢtır ,orman iĢletmesine ait odun deposu bu köydedir fidancılık ve ormancılık dikim iĢlerinde bu köyden çalıĢanlar çoktur. Ormancılığın çok önemi vardır Düzce.-Akçakoca karayoluna yakın oluĢu nedeni ile sevkiyatın ve istihsalinde çalıĢanlar çoktu.Deredibi orman deposu buradadır fidanlık sahası vardır koruma alanı altına alınmıĢtır. Eskiden Biçilen keresteler dereye atılır Çuhalı da denize gelir ordan Zonguldaka sevki yapılırdı . Doğu Karadeniz halkı batıya göç ederler Aynı halk Akçakoca dada aynı kültürlerini devam ettirmektedirler,Köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil oyunu ,Kemençe,Tulum gibi enstrümanlar çalınır yerli oyun gurupları sözlüdür,5-6 kiĢilik 2 gurup oluĢturulur el ele tutmuĢ oyuncular seri ayak hareketleriyle birbirine yaklaĢıp uzaklaĢırlar,her gurupta bir türkü söyleyen vardır,türkücü karĢı guruba türküler deyiĢler dokundurmaktadır,bu oyunda önemli olan türkü sözleriyle karĢıdakini mat etmektedir,bu oyunun adı gelino dur.Rize HemĢin üç ayak oyunu da laz oyunudur,dairede oynanır HemĢin üç ayak oyunudur 2/4 veya4/4 lük ezgiler halinde oynanır Bar,Halay,Horon,Sallama,Hara ve karĢılama,üç ayak,Kolbastı,laz kültüründe çok önemlidir.1 adet orman kooperatifi,1 cami,elektriği,sabit telefonu,ptt acentesi vardır. TaĢmalı eğitim sistemi ve mobil sağlık sisteminden faydalanıyor , sağlık evi vardır,, fakat faal değildir ,kanalizasyonu yoktur,göçmen az dağınık köy statüsündedir.Köyden istiklal savaĢına katılan yoktur yalnız Kore savaĢına katılan vardır

DÖNGELLĠ KÖYÜ Düzceye 36 km,Akçakocaya 7 km uzaklıktadır,rakım 90 mt,en yüksek yeri 100 mt dir .KomĢu köyleri Dadalı,Doğancı,Fakıllı,Çiçekpınar,Çayağzı‟dır,150 Hane,539 Nüfusu vardır.M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,304-1261 yılında Bizans ve Latin krallığı,,bu köyde yaĢamıĢlardır Osmanlı zamanında daha sonra buraya 1877 Osmanlı Rus harbinde Doğu Karadenizden laz göçü gelir buraya yerleĢirler. Köyün eski ismi Rumlardan kalan ismi GeriĢi Sagir ( Fiskodan Sevil Yamak mahallesine kadar), GeriĢi Kagir ( Sapaktan Pazaryeri Ģimdiki Limakın olduğu yere kadar olan kısımdı ).Köyün isminin burada


çok yemiĢ yetiĢtiriliyormuĢ muĢmula meyvesi çok olduğu için bu ismi vermiĢlerdir,1877 Hopa göçmenleri tarafından tekrar kurulmuĢtur,15-20 yılldırda Ġnebolu göçmenleri artmıĢtır ,köy çok göç almaktadır,köy ġimdiki limakın bulunduğu yerde 1 fil, 3 sandal ,10 mt büyüklüğünde 7 mt uzunluğunda kayadan tekne Ģeklinde taĢlar vardı,2 adet kuyuda son zamanlarda kapatılmıĢtır. Memedali Cumhurun evin önündeki kuyu 18 mt uzunluğunda4 mt enindedir su yoktur kullanılmamaktadır öbürü ise Göçürler köyündedir ama oda kapanmıĢtır Haydar Çakmak tarlasındadır,ayrıca bu köyden limakın olduğu yerden ve köyün içinden Göçürler köyüne 2 yol vardır halen kullanılmaktadır,üst yol Teknik liseye ,alt yol hapishane köprüsüne çıkmaktadır,ġimdiki Dsi kampın olduğu yerde KurtuluĢ savaĢında Akçakocaya büyük hizmeti olan Ġpsiz Recep‟in karargahı vardı münkariz oldu burada iskele vardı buradan nakliyecilik yapılırdı bu iskelenin çok önemi vardı halen bu isim le burası anılmaktadır Ġpsiz Recep‟in karargahın bulunduğu yerde büyük kavlan ağaçları vardı burada Ayazlı mahallesi ve Döngelli köyü halkı Hıdırellezlerini burada kutlarlardı,bazı büyük düğünlerinde burada yapıldığı söylenmektedir Dadalı köyünden çıkan,yani eski Karahasan kıĢlası dediğimiz yerden çıkan dere Döngelli deresi olarak Sevil borunun önünden denize dökülmektedir Dadalı köyünden çıkan,yani eski Karahasan kıĢlası dediğimiz yerden çıkan dere Döngelli deresi olarak Sevil borunun önünden denize dökülmektedir Yıldırım sırtları ve TepebaĢı tepesi etekleri altında kurulmuĢtur Köyde turizm çok canlıdır Döngelli deresi ve Çayağzı deresi arasında kalan çok güzel kumsalı vardır bu kumsalda ayrıca YaĢar Aydına ait banklow tipi evler vardır kafeteryası vardır,çadır turizmi de yapılmaktadır buraya çok çadır kurulmaktadır,Ayrıca Sevil borunun yukarısında dere kenarında ördek avcılığı yapılmaktadır Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa ve sanayi kuruluĢlarına dayanmaktadır Lazlar 6. yüzyılda Bizanslıların etkisinde kalarak Hiristiyanlığı benimsediler,doğu Karadeniz sahil kesimi 1461 yılından itibaren Fatih Sultan zamanında Osmanlı egemenliği altında Lazistan sancağı ilan edildi ,bu bölgedeki Lazlar kendi yönetimleri altında yaĢadılar.Yavuz Sultan Selim bu bölgeye beylikler kurdu,17. yüzyılda Lazlar müslüman olurlar,1925 yılına kadar Lazistan sancağı altında yaĢamlarını sürdürdüler,1788 Berlin antlaĢması ile Lazlar iki ülke topraklarına bölündü bu arada Lazlar batıya göç ederler Lazlar ve Mergeller aynı kökten gelmektedir. Tarihi kaynaklar, Lazların Doğu Karadeniz yöresine Kafkaslardan indikleri konusunda görüĢ birliği vardır. Tarih sahnesine ilk kez Karadeniz‟de çıkmıĢlardır. XI-XII. Yüzyıllarda Karadeniz‟in doğusunda kurulan ve KOLKHĠS/Rothis devletini oluĢturan topluluklardan biri de Mergrel- Lazlardır. Lazlar, 6. Yüzyılda Bizans etkisinde kalarak Hıristiyanlığı benimsediler. Kolkhis Devleti yıkılınca Bizans egemenliği altında LAZĠKA krallığı seçimle iĢ baĢına gelerek, Bizans‟a vergi vermeyip, bunun karĢılığında doğu sınırını korumayı üstlendiler Doğu Karadeniz‟in sahil kesimi 1461 yılından itibaren Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı egemenliği altında Lazistan Sancağı olarak ilan edildi. Bu bölgedeki Lazlar kendi yönetimleri altında yaĢadılar. Yavuz Sultan Selim bölgede beylik sistemini kurdu. Bölge 11 beylikten oluĢuyordu. Lazlar da yarı bağımsız statüde Laz derebeyliği olarak Osmanlılara asker ve vergi vermekteydi. Lazlar 17. Yüzyıldan itibaren MüslümanlaĢmaya baĢladılar. Bölge 1925 yılına kadar Lazistan olarak kayıtlara geçmiĢtir. ,Köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil oyunu ,Kemençe,Tulum gibi enstrümanlar çalınır Lazların yerel oyun gurupları sözlüdür,5-6 kiĢilik 2 gurup oluĢturulur el ele tutmuĢ oyuncular seri ayak hareketleriyle birbirine yaklaĢıp uzaklaĢırlar,her gurupta bir türkü söyleyen vardır,türkücü karĢı guruba türküler deyiĢler dokundurmaktadır,bu oyunda önemli olan türkü sözleriyle karĢıdakini mat etmektedir,bu oyunun adı gelino dur.Rize HemĢin üç ayak oyunu da laz oyunudur,dairede oynanır HemĢin üç ayak oyunudur 2/4 veya4/4 lük ezgiler halinde oynanır Bar,Halay,Horon,Sallama,Hara ve


karĢılama,üç ayak,Kolbastı,laz kültüründe çok önemlidir Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunları da oynanır Laz oyunlarındandır. Kına gecesinde kadınlar daire Ģeklinde oynarlar. Kadınlar ağıt yakarak gelini evin içinde dolaĢtırarak en son mutfağa götürürler. Orada bu oyunu oynayarak oyunu bitirirleri. Köyde ilköğretim okulu vardır. Köyün hem içme suyu Ģebekesi hem kanalizasyon Ģebekesi vardır. PTT Ģubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur.ama mobil sağlık sisteminden faydalanıyor, Köye ayrıca ulaĢımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon,2 cami1 fındık kırma fabrikası 1 yem fabrikası 1 tarım atelyesi,5 adet boru profil fabrikası 3 benzin istasyonu,Macit boru dekorasyon atelyesi,2 kereste biçme atelyesi,2 kürek sapı imalathanesi,3 kahvehanesi 2 bakkalı vardır.Eski göçmen dağınık köy statüsündedir.Ġstiklal savaĢına 2 Ģehit varmıĢtır,ayrıca Ġpsiz Recep çetesinde bulunan Baso Mustafa bölgede çok mücadele vermiĢtir ,Ġpsiz Recep in en yakın silah arkadaĢıdır.Son yıllarda göç alan,göçmen dağınık köy statüsündedir

DOĞANCILAR KÖYÜ Düzceye 35 km,Akçakocaya 4 km uzaklıktadır,Rakımı 100 mt dir,en yüksek yeri 135 mt dir,.Köy koĢuları Beyören,Balatlı,Fakıllı,Kepenç ,Ortanca dır. 56 Hane,229 Nüfusu vardır .Osmanlı zamanında daha sonra buraya 1877 Osmanlı Rus harbinde doğu Karadenizden laz göçü gelir buraya yerleĢirler ,1890 yılında 24 hane 130 nüfusu vardır 1990 yılında 84 hane 375 nüfusu vardır Bitinyalılardan kalma köy, kalıntılardan münkariz olmuĢtur Köy eskiden Ģimdiki elektrik trafo istasyonu ve Ayazlı tarafında bulunan Gökçeeli köy ( munkariz oldu) vardı.Hızar ve Kara dere yanında kurulmuĢtu fakat burada boğulmalar oldu,daha sonra çok sinek vardı sıtma hastalığı yaygındı,Gökçeeli köy münkariz olmaya baĢlayınca Osman Karadayı ağa daha tepeye yalnız baĢına gider yerleĢir daha sonra buraya Rize,Giresun,Ordu,Kafkas Batum Acara göçmenleri gelir köy kalabalıklaĢır son yıllarda Aban Ġzzet Baysal yerleĢkesi gelince köyde nüfus yoğunluğu yaĢanmaktadır ,en fazla göç alan köy konumuna gelmiĢtir.Ayrıca 1980 den sonra Yığılca,Kastamonu,Ġnebolu göçmenleri, bu köye göç gelirler .Buraya da Akkazak korsanları gelip Gökçeeli köyünde yok etmeye çalıĢmıĢtır fakat burada Bitinya lılar yıllarca kalmıĢlardır.Orhan gazi ilk buraya gelir Baki çavuĢa konuk olur Baki çavuĢ Yörükhan taifesidir. Merkez mahalle yerli olup,Acara denen yerde Gürcüler oturmaktadır,köyün giriĢinde de Doğu Karadeniz göçmenleri ve Yığılca göçmenleri oturmaktadır Doğancılar ( Gökçelinden münkariz) ayrılmadır,Gökçelinden Kapkirli mahallesine göç gidenler vardır Köyün eskiden Gökçeli olduğu zaman Ayazlı tarafında Karadere yanında Musa Kazımın ( merhum) tuğla ocağı vardı karĢısında da bir değirmen vardı bunun yanında kestane ağacın dibinde sübyan okulu ve kilise vardı buraya Dadalı ve Döngelli köyünde oturan Bitinyalılar buraya gelirlerdi buraya gelmek için iki yol kullanırlardı birincisi Döngelliden hapishane köprüsüne diğeri de teknik liseye çıkar. Bu kalıntılar halen mevcut olmasına rağmen önem verilmeyip Ģimdilerde münkariz olmuĢtur,bence buranın kültür bakanlığınca araĢtırılması lazımdır beklide bazı bulgular elde edil inebilir .2008 yılında açılan Abant Ġzzet Baysal yerleĢkesi buranın önemini fazlaca arttırmıĢtır.Burada eskiden Çuhallı dan Deredibi köyüne kadar at yarıĢları düzenlenirdi,ayrıca Karafar denen yerde karargah vardı buraya Aydından bir adet deve getirilmiĢ bu deve bu karargahta nakliyecilikte kullanılmıĢtır Orhan bey zamanında.Hızar deresi,Kara deresi bu dereler Deredibi deresi ile birleĢerek Çuhalıyla deniz kıyısına dökülür.Karafar denen yerden keson suyu mevcuttu Akçakoca‟nın su ihtiyacı buradan karĢılanıyordu. Ġncirlik sırtları eteğinde kurulmuĢtur. .Köyde köydes yardımıyla güzelleĢtirilmiĢtir,turizm açısından zengin değildir .Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır., ve yeni kurulan üniversite buraya da ayrı bır katkı sağlamaktadır.Köyde Karadeniz kültürü hakimdir


Düğün eğlencesinde daire Ģeklinde oynanır.Bunlar misafirlerden oluĢur ve oynayarak düğün sahibinden bazı Ģeyler istenir,. Örneğin tavuk gelsin vaha hey,içki gelsin vaha hey,baklava gelsin vaha hey v.b.gibi sözler söyleyerek devam ederler,sonunda bir tepsi gelir,tepsinin üstüne gelen istekler bırakılır en sonunda gelin ve damadı çağrılarak oyun bitirilir,oyun daire içine el çırparak ve çökerek oynanır,Köyün kendine has folklor ekibi yoktur Davul,Zurna,Saz Kemençe karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama sıksara oyunlarıdır Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,oyunları da oynanır.Köyde 2 cami 1 fındık kırma fabrikası,içme suyu,elektriği telefonu vardır taĢımalı eğitim ve mobil sağlık hizmetinden faydalanmaktadır,Abant Ġzzet Baysal yerleĢkesi buraya ekonomi açıdan büyük katkı sağlamıĢtır,bir Doğancılar nakliye kooperatif ide vardır.Göçmen az dağınık köy statüsündedir,kurtuluĢ savaĢına katılan olmamıĢtır.Ģimdilerde çok göç almaktadır,

ESMAHANIM KÖYÜ Düzce iline 63 km,Akçakoca ilçesine 24 km uzaklıktadır,..Denizden 150mt yüksektir.en yüksek yeri 250 mt dir‟ rakım 125 dır. Küpler,Dilaver,Davutağa,Kurukavak ,Karatavuk,Uğurlu komĢu köylerdir.140 Hane 323 Nüfusu vardır 1877 Yılında Osmanlı Rus savaĢında Kafkas‟lardan göçler baĢlar.Güney Kafkasya‟nın ABJWA-AġUBA koluna mensup TAVAT prens sınıfından Esma Hanım diye hatun Güney Kafkasya‟dayken kocasına ben savaĢlardan bıktım buraları terk edecem,batıya gideceğini söyler ama kocası Hamit Ağa karısını dinlemez,Hamıt ağa bu ara hastadır ve sonunda Hamıt ağa ölür. Kafkasyadan Rus zül umundan bıkan Abaza ve Çerkezler Anadoluya göç ederler ,bunlardan Esmahanım,Sait ağa,HurĢit ağa,Ġsmail ağa Sinop Ayancık kazasına gelirler burada 6 ay kadar dururlar Düzce de Abazaların olduğunu öğrenirler Düzce kazası o sıralar Kastamonu‟ya bağlı idi ve buradan yola çıkarak Düzceye gelirler Ģimdiki Uzun Mustafa‟da 3 yıl kalırlar o sıralar burası bataklık olduğu için burada sivrisinekten barınamazlar hastalık ve ölü verirler devletten yardım isterler devlet bunları Çilimli kazasına gönderir burada avlanırken Akçakoca Kaplan dede dağlarını aĢarlar ve Kurukavak köyüne gelirler orda yerleĢenlerin olduğunu görürler aĢağıya doğru inerler dere boyunu takıp ederler.Ġskan idaresine yerleĢmek için müracaat eder,Abazalar yerleĢmek için vadileri tercih ederler. .Ġskan idaresine yerleĢmek için müracaat eder,Abazalar yerleĢmek için vadileri tercih ederler.Abazacada PST olan hayat yeri taĢıyan yer demektir.Memleketlerinde buna uygun olan Kıran Köyü güneyine vadiye,dere kenarına yerleĢirler.Buralar devlet orman arazisidir., Kıran ( Ģuan munkariz olmuĢtur Uğurlu ve Ģimdiki Esmahanım arası) bölgesini seçerler buraya yerleĢmeye karar verirler buradan geri dönerek Çilimli‟ye döner çoluk çocuklarını ve akrabalarını alarak tekrar Akçakoca Kıran mevkiine gelirler ve yerleĢirler fakat burada da eski Rum,Gürcü,Laz lar vardır bunlarla geçinemezler Esmahanım çocuklarını alır Ģimdiki yer olan Esmahanım mevkisine gelir buraya yerleĢir ve köyü kurar köyün kurulmasında çok emeği vardır.Bundan dolayı da bayan olduğu için arkadaĢları tarafındanda ödüllendirilerek köyün ismini Esmahanım köyü olarak Akçakocaya bildirirler bu köy sonsuza dek devamlı yaĢatılacaktır.Daha sonra muhtarlık sürtüĢmesi yüzünden 1932 yılında Dilaver bey kendi muhtar seçilince köye de kendi ismini verir böylece Esmahanımdan ayrılarak ayrı bır muhtarlık olur,yine daha sonra burada yine muhtarlık sürtüĢmesi yaĢanır 1960 yılında Davut ağa muhtar seçilince köye de kendi ismini verir. Dilaverden ayrılarak ayrı bir muhtarlık olur ve köy Davutağa diye Akçakoca kayıtlarına girer .Esmahanım,Dilaver,Davutağa aynı zamanda kurulur fakat Dilaver Esmahanımdan,Davutağa da Dilaverden ayrılır,Esmahanımın kocası kafkasyada Abhazya da 10 yıl kalır burada Abazacayı öğrenir tekrar Kafkasya‟ya geri döner ve burada hastalanarak ölür Esmahanım savaĢ zulmünden çocuklarını korumak için


Anadoluya göç eder,yol arkadaĢları da,Ġsmailağa,HurĢitağa,Saitağadır bunlar Esmahanımı bırakmamıĢlardır,Esmahanımın kocası Hamıtağadır. Köye 1936 yılında Rize, Giresun,Trabzon‟dan göç gelmiĢtir.Köyün 5 mahallesi vardır,bunlar AĢağı mah,KarĢı mah,Dere mah,Orta mah,Merkez mah. Kıran mevkii‟ne yerleĢen Esma Hanım daha sonra kendi adına güneye giderek bu köyü kurmuĢtur ama Kıran Mevkii‟nde eskiden Ceneviz ve Bizanslardan kalma kilise ve mezar kalıntıları vardı ama bunlar munkariz oldu.Bu köyün tarihi yerleri pek bulunmamaktadır.Köy merkezinde camı avlusunun olduğu yerde 150 yıllık tarihi Çınar ağacı bulunmaktadır 2.75 çapı,çevresi 9 mt dir.Eskiden beri süregelen bütün alınan kararlar bu ağacın altında toplanılır ve burada kararlar alınır bu ağaç çok dikkat çekicidir ,zaten köyde bu ağacın etrafına toplanmıĢtır.Köyde otantik yapıya sahip birde ahĢap yapı vardır ki tv çekimi bile dizi çekimi yapılmıĢtır,ayrıca tatlısu balıkçılığı dere boyunca yapılmaktadır buranın balıkçılık turizmine açılmalıdır,doğa yürüyüĢünde burada mükemmel yapılabilir düzeydedir Ordulu dağlarından çıkan akarsu Küpler Deresi ile birleĢerek Gubi deresi ile birlikte köyün içinden geçerek Uğurlu‟dan Melenağzı‟nda denize dökülür.Dilaver deresi diye anılı Ordulu Dağı ve Yörük Tepesi eteklerine kurulmuĢtur. Köyde Akçakoca festivaline katkı amacıyla bazı gösteriler,yemekler,kıyafetler,defileler yapılır.Köyde turizm ancak doğa yürüyüĢü,canlı alabalık avcılığı yapmak için Ģirin mükemmel bir köydür.Orman içinde mükemmel doğasıyla da meĢhurdur.Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır Ġsa‟dan önce 331 tarihinden itibaren Abhazlar Kafkasya‟daki yurtlarında 1864 yılına kadar genellikle bağımsız olarak yaĢamıĢlardır. Abhazya geçmiĢ yüz yıllarda sıra ile Türklerin ve Gürcülerin iĢgali altında kalmıĢtır. Nüfusunun büyük bir çoğunluğu Türk hakimiyeti esnasında islamiyeti kabul etmiĢtir. Müslüman olmuĢ büyük bir nüfuz Abhazya da oluĢmuĢtur.1864 yılında Rusların hakimiyetine giren Abhazya‟da, 1866 yılında baĢlattıkları bir ayaklanma baĢarısız kalmıĢtır. Bu dönemde birçok Abaza Türkiye‟ye göç etti.yy.dan itibaren Abhazya ve Gürcistan‟ın ayrı bölümleri yavaĢ birleĢmeye baĢladı.Ġlk Ab haz kıralı Lav‟on tarafından birleĢtirilen Ab haz grupları; Abhazgia, Apsilla ve Misimya, Lazikikayı ve Batı Gürcistan‟ı da katarak kendini yörenin tek hakimi ilan etmiĢti. Abhazya 3 ve 4. yüzyıllarda Hıristiyan oldu. Pitsunda Ģehri bu dinin merkezi oldu. 5. ve 6. yüzyıllarda bu din Abhazya‟nın resmi dini olmuĢtur. Abhazya 6. yüzyılda en parlak dönemini yaĢadı. Abhazya 8. yüzyılda Arapların iĢgaline uğradı. 16. yüzyıldan itibaren Abhazya Osmanlı hakimiyetine girdi. Ġslam kültürünün etkisi altında kaldı. 1810 yılında Abhazya Rus hakimiyetine girdi. Ab hazlar, 1821, 1894, 1830 ve 1840 ve daha sonraki yıllarda Ruslara karĢı çetin mücadeleler vermeye baĢladı.ġeyh ġamil, Muhammet Emin ve Maenkats liderliğinde diğer Kafkas Boylarıyla birlikte uzun yıllar Ruslara karĢı savaĢtılar.11-22 Mayıs 1864 te Ab hazlar Ruslarla intihar savaĢı yapmaya baĢladılar. 1864 te ilk göçler baĢladı. 18771878 Osmanlı- Rus SavaĢı, bölgede büyük bir nüfus kaybına neden oldu. Köyün genel nüfusu bir kuzey Kafkas topluluğu olan Abhazlar'dan oluĢmaktadır. kısmen HemĢinli bulunmaktadır. Yöresel yemekleri, Abhaz ve HemĢin yemekleridir. Bunlar içinde Abısta (Abhazlara özgü bir ekmek türü), haluj (abhaz mantısı), sızbal (genellikle erikten yapılan bir tür meze) gibi çeĢitler mevcuttur. Gelenek bakımından abhaz geleneklerine bağlı kalınmıĢtır. Yöresel oyunları; Abhazlar için Apsuva koĢara ve Rinnadır. Abhazların neredeyse tüm oyunları kızlı-erkekli eĢler Ģeklinde oynanır. HemĢinlilere özgü oyunlar ise horondur ve tulum ile onlara da kızlı erkekli oynarlar Abhazların geleneksel çalgıları akordeon ve mızıkadır. Aynı zamanda da düğünler de tahtalara vurularak da ritim tutulur. Abhazların sadece kendilerinde özgü bir gelenekleri vardır. Abhazlar kendi aralarında soylara (sülalelere) ayrılır. Esmanahım daki Abhazlar, Kabba,Suktar(Kutarba), Koadzba, AĢuba, Argun, K'eçba, Kurua, Kurkunaa, Akhba, ÇiüĢba, Khikuba vb. sülalelerden oluĢur. çoğunlukla Kabba ve "Koadzba" soyundandır.


BaĢka soylardan da aileler de bulunmaktadır. Köydeki konuĢma dilleri Abhazca ve Hemşin dilleridir. Köy halkı, kendi arasında bu dillerde konuĢurlar Yöresel oyunları Abaza‟lar için Apsuva,koĢara ve rinadır.Abaza‟ların neredeyse tüm oyunları kızlı erkekli eĢli olarak oynanır.Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil,kemençe,mızıka ve akordeon ile çalınan ve oynanan oyunlar vardır.Köyde kendilerine göre iki kiĢiyle oynanan Abaza oyunları vardır.Bir bay bir bayan ortaya çıkar mızıka çalınır ve bazı kiĢiler ellerini vurur ya da tahtalara vurarak oyuncuların ayak figürlerine uydurarak oyunlara eĢlik ederler., oyunda oyuncu baĢı vardır herkese iyi oyun seyrettirmek için iyi oynayanları oyuna davet eder tek tek ve oyunda yaĢlı erkeklere genç kızlar eĢlik eder genç kızlar sıraya dizilir sırası gelen yaĢlı erkek oyuncuya eĢlik eder bu Ģekilde oyunlar devam eder. Ġçme suyu ,tamamlandı,ilköğretim okulu vardır,kanalizasyon,PTT acentesi,elektrik,sabit telefonu,1 cami,1 değirmeni vardır.Sağlık evi vardır.Köy ulaĢım yolu asfaltlıdır.Esma Hanım köyü civar köylere göre daha merkezi bir yapıya sahip olduğundan Abhazya‟dan Türkiye‟deki yurttaĢlarını görmeye gelenler burada ağırlanır ve çeĢitli nedenlerden kurulmasın gereken Ģuralar burada yapılmaktadır.Esma Hanım köyü birçok kez Abhazya‟dan gelen önemli Ģahsiyetleri ağarmamıĢlardır.Tarım kredi tarım kooperatifi vardır. Esmehanım köylüleri alıĢveriĢe 1965 yılında Düzceye giderlerdi çünkü Akçakoca yolu iyi değildi göçmen Abaza köyüdür,az dağınık köy statüsündedir,kurtuluĢ savaĢında 6 kiĢiyi Ģehit vermiĢtir.Göçmen az dağınık köy statüsündedir,dağlarında linyit kömürü bulunmaktadır,orman arazisi olmayan köydür .

EDĠLLĠ KÖYÜ Düzceye 44 km,Akçakocaya 5 km uzaklıktadır,rakımı 36 mt.denizden yükseklik 60 mt,dir,,KomĢu köyleri,Tahirli,Arabacı,Kalkın, dır. 70 Hane 155 Nufusu vardır. Bu köy 1877 Osmanlı Rus savaĢında çok göç alır bunlar hepsi laz kökenlidir. Edilli köyü kurulmadan önce Edilağzı vardı ilk ismi sarı elentilik tir, muhtarlık olunca Edilli olur ilkönce AktaĢ ,Arabacı son olarak ta Tahirli köyüne bağlanır,ayrıca 1916-da 2. göç dediğimiz göçte de göç almıĢtır,göçmen bir köydür,1871 Arazi yoklama defterinde kaydı vardır.1877 lazları bu köyde aĢağı mahallede Hopa‟dan gelenler,yukarı mahallede ise Arhavi‟den gelenler olmuĢtur,daha sonra köy turizm açısından değer kazanınca buraya tatil amaçlı yerleĢmelerde olmuĢtur Köyü ilkönce Ömeroğlu kabilesi kurmuĢtur,bunlar ilkönce Evliya caminin oraya yerleĢirler,daha sonra Edil ağzına sonrada burayı dar görünce iç tarafa doğru giderler,bu sülaleler Ġzmit ten Düzceye ordanda Akçakocaya sahile inerler,çünkü ozaman buralar devlet arazisi idi göç alan yerdi,Ġzmit‟ten sinek ve tifo hastalığı çok olduğu için bu tarafları tercih etmiĢlerdir ,aynı Ģekilde Düzce dede bu olayları yaĢayınca artık denize doğru Akçakocaya gelmiĢlerdir,ayrıca takalarla gelen ailelerde olmuĢtur.Bu köyü kuran aileler Ģunlardır,Ömeroğlu,Kahvecioğlu,Yazıcıoğlu,ġirinoğlu,Cenevizoğlu,dur.Ömeroğlu kabilesi Muti Reisoğlu dur Hopa da Ömeroğlu diye tanınırlar. Bu köy 1928 de muhtarlık olmuĢtur Akdere, AktaĢ Ģelalesi bu köyden Arabacı ve Edilli den geçerek denize dökülür Kaplan dede (1158)mt, Kaplan tepesi (1o66)mt,Sivri tepesi etekleri altında kurulmuĢtur Köy çok temiz Ģirin bir köydür,AktaĢ Ģelalesi Edilli köyünden denize dökülmektedir. Edilliağzı son yıllarda önem kazanınca buraya yapılan kafeteryalar ve çadır turizmi buraya ilginin git gide artığı görülmüĢtür. Kavlan kampın ve kafeteryası meĢhurdur.Köyün ekonomisi tarıma dayalıdır tavuk kümesçiliği de son zamanlarda yapılmamaktadır Lazlar 6. yüzyılda Bizanslıların etkisinde kalarak Hiristiyanlığı benimsediler,doğu Karadeniz sahil kesimi 1461 yılından itibaren Fatih Sultan zamanında Osmanlı egemenliği altında Lazistan sancağı ilan edildi ,bu bölgedeki Lazlar kendi yönetimleri altında yaĢadılar.Yavuz Sultan Selim bu bölgeye beylikler kurdu,17. yüzyılda Lazlar Müslüman olurlar,1925 yılına kadar Lazistan


sancağı altında yaĢamlarını sürdürdüler,1788 Berlin antlaĢması ile Lazlar iki ülke topraklarına bölündü bu arada Lazlar batıya göç ederler Lazlar ve Mergeller aynı kökten gelmektedir. Tarihi kaynaklar, Lazların Doğu Karadeniz yöresine Kafkaslardan indikleri konusunda görüĢ birliği vardır. Tarih sahnesine ilk kez Karadeniz‟de çıkmıĢlardır. XI-XII. Yüzyıllarda Karadeniz‟in doğusunda kurulan ve KOLKHĠS/Rothis devletini oluĢturan topluluklardan biri de Mergrel- Lazlardır. Lazlar, 6. Yüzyılda Bizans etkisinde kalarak Hıristiyanlığı benimsediler. Kolkhis Devleti yıkılınca Bizans egemenliği altında LAZĠKA krallığı seçimle iĢ baĢına gelerek, Bizans‟a vergi vermeyip, bunun karĢılığında doğu sınırını korumayı üstlendiler.Doğu Karadeniz‟in sahil kesimi 1461 yılından itibaren Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı egemenliği altında Lazistan Sancağı olarak ilan edildi. Bu bölgedeki Lazlar kendi yönetimleri altında yaĢadılar.Yavuz Sultan Selim bölgede beylik sistemini kurdu. Bölge 11 beylikten oluĢuyordu. Lazlar da yarı bağımsız statüde Laz derebeyliği olarak Osmanlılara asker ve vergi vermekteydi. Lazlar 17. Yüzyıldan itibaren MüslümanlaĢmaya baĢladılar. Bölge 1925 yılına kadar Lazistan olarak kayıtlara geçmiĢtir.1828-1829 Osmanlı Rus SavaĢlarında Laz SavaĢçıları Osmanlı cephesinde yer almıĢlardır. Bu savaĢlarda büyük kahramanlıklar göstermiĢlerdir. 1877-1878 Osmanlı Rus SavaĢı sonunda imzalanan Berlin AnlaĢması ile Lazlar iki ülke topraklarına bölündü. Bu savaĢtan olumsuz etkilenen Lazlar Bursa, Yalova, Karamürsel,Ġzmit, Adapazarı, Karasu,Akyazı, Geyve,Hendek, Sapanca, Zonguldak, Düzce , Akçakoca gibi bölgelere göç ederek dil ve kültürlerini buralara taĢıdılar. Akçakoca‟da merkez ve köylerde yerleĢtiler. Lazlar Akçakoca‟da daha çok Merkez Ġlçedeki Osmaniye , Ayazlı Mahallesinde ve Edilli , Döngelli, Uğurlu Köylerinde kalabalık gruplar halinde bulunmaktadır. : ,Köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil oyunu ,Kemençe,Tulum gibi enstrümanlar çalınır Lazların yerel oyun gurupları sözlüdür,5-6 kiĢilik 2 gurup oluĢturulur el ele tutmuĢ oyuncular seri ayak hareketleriyle birbirine yaklaĢıp uzaklaĢırlar,her gurupta bir türkü söyleyen vardır,türkücü karĢı guruba türküler deyiĢler dokundurmaktadır,bu oyunda önemli olan türkü sözleriyle karĢıdakini mat etmektedir,bu oyunun adı gelino dur.Rize HemĢin üç ayak oyunu da laz oyunudur,dairede oynanır HemĢin üç ayak oyunudur 2/4 veya4/4 lük ezgiler halinde oynanır Bar,Halay,Horon,Sallama,Hara ve karĢılama,üç ayak,Kolbastı,laz kültüründe çok önemlidir Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunları da oynanır Laz oyunlarındandır. Kına gecesinde kadınlar daire Ģeklinde oynarlar. Kadınlar ağıt yakarak gelini evin içinde dolaĢtırarak en son mutfağa götürürler. Orada bu oyunu oynayarak oyunu bitirirler,. sağlık evi sağlık ocağı yoktur mobil sağlık sisteminden faydalanılıyor ,taĢımalı eğitim sistemi vardır,1 cami,içme suyu,ptt acentesi,elektrik,sabit telefonu,1 değirmeni vardır,yolu asfalttır,kanalizasyonu yoktur .Göçmen az dağınık köy statüsündedir.KurtuluĢ savaĢında 2 asker Ģehit vermiĢtir,meyvecilik fazla yapılmaktadır,ayrıca denizde doğalgaz araması yapılmıĢ bır kuyu burada da açılmıĢtır

FAKILLI KÖYÜ Düzce ye 32 km Akçakoca ya 7 km uzaklıktadır, rakım 111 dır. KomĢu köyleri Çiçekpınar Beyören,Doğancı köyleri komĢularıdır. 86 Hane 363 Nüfusu vardır. 1877 Osmanlı-Rus savaĢında 15 aile Giresun-Görele‟den Düzce‟ye gelir,orada sivrisinek bataklık çok olduğu için Akçakoca‟ya doğru gelip Ģuandaki tek kurumunun olduğu yere gelirler.Fakat burada da sivrisinekten telak olurlar buralar zaten devlet arazisi değildi.Devlet arazisi olan Ģimdi ki Fakıllı Köy‟üne gelip yerleĢirler.Beyören-Doğancılar-Çiçekpınar köylüleri;bunlar Giresun‟dan geldiler çok fakirdirler diye bu köye hep yardım etmiĢlerdir.fakir aileler geldi


durumları iyi değil diye bu köyler Fakıllı köyüne fakirli demiĢler daha sonra, 1925 yılında muhtarlık olunca bugünkü adını „‟Fakıllı‟‟ almıĢtır.Köy ilk önce Güney-Fakirli-Fakıllı olur. Fakıllı köyünün büyük çoğunluğu Giresun'un Görele Ġlçesi DAYLI Köyünden Rus Harbi zamanında göç etmiĢtir. Köyde Trabzon Vakfıkebir,Rize göçmenleri de vardır.AĢağı mahalle orta mahalle, kocaman mahalle diye 3 mahallesi vardır.Ġlk zamanlar deniz kenarında bir dere yatağına yerleĢmiĢler fakat burada sivrisineklerin çok olmasından dolayı bazıları sıtma hastalığına yakalanmıĢ ve bir zaman sonra iç taraflara doğru ilerleyerek Akçakoca'nın yaklaĢık 7 km. uzağına yerleĢmiĢler.Ġlk kurucuları rahmetli Hacellioğlu (HACI HALĠLOĞULLARI) OSMAN‟DIR.Köy coğrafi yapısı itibariyle küçük ölçeklidir.Etrafı yaklaĢık 5 köy ile çevrilidir.Buna mahsuben yüzölçümü azdır, tarıma dayalı ekonomiye sahiptir,tarıma dayalı ekonomilerde toprak çokluğuyla orantılı olarak kalkınan köyler göç vermemektedir.Fakıllı köyünde ise toprak yüzölçümünün az olması sebebiyle göç hareketi hızlıdır.FAKILLI Köyü sahibi olduğu doğal güzellikleriyle, sıcak ve güler yüzlü insanlarıyla tanınmaktadır.Ülkemizde eĢine ender rastlanan FAKILLI MAĞARASI adını köyün kendisinden almıĢtır..Mağara doğal sarkıt ve dikitlerle süslüdür.Yıl içinde binlerce yerli ve yabancı misafir tarafından ziyaret edilmektedir.Bir rivayet olarak söylenir ki; mağara içinde uzun süre kalan astım hastalarının Ģikâyetlerinde fark edilebilir Ģekilde azalmalar yaĢanmaktadır...FAKILLI MAĞARASI geliĢime açık turizm zenginliği olarak Akçakoca ilçesi için de bir değer olarak kabul edilmelidir. Hak ettiği değeri çok yakın zamanlara kadar alamayan bu zenginlik için bilindiği kadarıyla DÜZCE VALĠLĠĞĠ, DÜZCE ÜNĠVERSĠTESĠ, AKÇAKOCA KAYMAKAMLIĞI, KÜLTÜR VE TURĠZM BAKANLIĞI ĠL ile ĠLÇE birimleri ciddi çalıĢmalar yapmıĢlardır.ve turizme açmıĢlardır.. Hızar ve Karaderenin birleĢmesi sonucu Deredibi deresi bu köyün önünden geçmektedir.Ġncirlik sırtlarının eteğinde kurulmuĢtur.Haciz tepesi 960m‟di Yıl içinde yerli ve yabancı turistler tarafından ziyaret edilmektedir.Fakıllı mağarası geliĢime açık turizm zenginliği olarak Akçakoca ilçesi içinde bir değer olarak kabul edilmektedir.Hak ettiği değere çok yakın zamanda ulaĢacaktır.Kültür bakanlığı çalıĢmalarını bitirmiĢtir.Mağara hakkında çok ciddi çalıĢmalar yaparak köyün tanınması bakımından çok önemli olan bu mağara bir kültür hazinesi olarak değeri bilinmesi ve korunması lazımdır. Akçakoca'nın Fakıllı Köyünde bulunan Fakıllı Mağarasına gitmek için Çuhallı çarĢısından, itfaiye ve cezaevi güzergâhını takip ederek çevre yolu köprüsü altından geçerek köy merkezine ulaĢılıyor. Cami yanından ilerleyip kahveyi geçince aracı bırakıp sağ yokuĢu gösteren amatör tabela doğrultusunda iniyorsunuz. Mağara giriĢinde sağ üst bölümde mağarayı aydınlatan Ģalter bulunuyor. Bunu yakıp 15 metrelik bir giriĢin ardından ıslak hatta su akan engebeli zeminde yürüyor, eğiliyor, bazen de ördek yürüyüĢü yaparak galeriden galeriye geçiyorsunuz. 150 metresi gezilen mağarada bulunan sarkıt ve dikit oluĢumlarıyla hayranlık topluyor. Beyaz oda denilen sütunların, bulunduğu oluĢumlar ilgi çekiyor. 1500 metre gezi galerisi olup tamamı gezilemeyen mağaranın ilgililerin ilgisine ihtiyacı olduğu görülüyor! Mağarada astım problemi olanlar için bir bank bulunuyor. Buradaki nemli havayı bir süre teneffüs edenler mağara dıĢına çıktıklarında solunum rahatlığı kazanıyorlar. Çekim yapacak olanlar flaĢ ve sehpa getirmeliler. Alçak yerlerde baĢınızı vurmamaya ıslak taĢlarda kayıp düĢmemeye dikkat etmeliler. Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır,son yıllarda Fakıllı mağaranın faaliyete geçmesi ile buranın önemini artırmıĢtır. Doğu Karadeniz kültürü hakimdir Giresun ve Rize yöreleri kültüründen çok Ģey almıĢtır ama son yıllarda bu kültür kendini yitirmiĢtir Köye has topal oyunu vardır ,köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil,kemençedir.Ayrıca köçek oyunu,gemici çardak oyunu,üçayak ve kemençe ile oynanan oyunlar vardır. Bar,Halay,Horon,Sallama,Hara ve karĢılama,üç ayak,Kolbastı,laz kültüründe çok önemlidir Köyün içme suyu Ģebekesi vardır,kanalizasyonu yoktur.PTT acentası,elektrik,sabit telefon,2cami,cami vakfı derneği vardır.Sağlık evi,sağlık ocağı yoktur.köy taĢımalı eğitim ve


mobil sağlık hizmetinden faydalanmaktadır,göçmen dağınık köy statüsündedir.KurtuluĢ savaĢına katılan olmamıĢtır.Köy yolu asfalttır

GÖKTEPE KÖYÜ Düzce ye 44 km Akçakoca ya 5 km uzaklıktadır ,denizden 100-120 mt yüksektir Yeniköy,Kepenç,Kentmenli,Koçar,Kınık,Arabacı köyleri komĢularıdır. 60 Hane 167 Nüfusu vardır. M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,304-1261 yılında Bizans ve Latin krallığı bu köyde yaĢamıĢlardır. 1940 yılında köyde 20 hane Bulgar göçmeni Türkleri vardır.Bunlar son yıllarda buradan ayrıldılar,bunlar Ģimdiki Cumayanı civarında yerde oturmuĢlardır.1878 yılında Osmanlı-Rus savaĢında doğu karadenizden göçler olur,bu göçler bu köye gelerek yerleĢirler.Daha sonra 1916 ve 1940 yılları arasında köye tekrar doğu karadenizden göçler gelir.Köyün kurulmasında öncülük eden Hacı Ahmet Solak‟tır.Köyde etnik grup göçü yoktur,köyde hep Laz vardır ve hep lazca konuĢulur.1935 yılında Batumdan kaçak göçmen Gürcüler bu köye gelir,bunlar daha sonra Kirazlı Köyü‟ne göç ederler.1878 yılında Lazlar takalarla Samsun,Sinop‟a gelir ve yerleĢirler fakat buralarda duramazlar karayolu ile Akçakoca‟ya doğru gelirler.Yolda akrabalarını kaybedenler,hastalıklardan ölenler olur.Ayrıca Akçakoca‟ya takalarla gelenler olur.Takalarla gelenler zengin,karayolu ile gelenler fakirdir.Köy 1915 Çanakkale SavaĢı‟ndan sonra daha fazla göç alır,köyde 1915 yılında sıtma hastalığından dolayı çok zayiat verir,Çanakkale SavaĢı‟na giden en az 30 kiĢi geri dönememiĢtir bu yüzden köy çok zayiat vermiĢtir.Köy kadınları bu suretle dul kalmıĢlardır. .1877 lazlar bu köyde Merkez,Çay,Kotiller,Mekane,Cumayanı,Kazancı mahalleleri olmak üzere 6 mahallesi vardır Orhan deresi,çay deresi su altı seviyeleri çok değiĢkendir,Pınar,ve kuyu suları faydalıdır ancak çok kireçlidir,serttir koli bakımından zengindir içilmesi mahsurludur,sıcak su ve göl yoktur Ġncirlik sırtları eteğinde kurulmuĢtur,haciz tepesi . Köy köydes yardımı ile modern hale getirilmiĢtir,yüksekte oluĢu,havadar oluĢu mükemmel görüntüsü ile güzel bir köydür.Köyde iki mağara vardır,bir tanesi insanların oyarak meydana getirdiği bir mağaradır,burası ibadethane olabilir,araĢtırılması gerekir.Yakınında Kırgız mezarlığı adı verilen mezarlık vardır,köyde Alemdar Ali ağanın mezarı bulunmaktadır.Çay mahallesinde bir adet alabalık çiftliği ile beraber restoran vardır,doğa yürüyüĢü yapılabilecek yerdir Ahmet Dede türbesi ve piknik alanı çok meĢhurdur .Cumayeri mesire yeri Ģehrin 4 km güney batısında Arabacı köy yolu üzerinde dedir etrafında asırlık çınarlar ,değirmen deresi kenarındadır.Oğuzların ÜÇ-OK koluna mensup Kınık obaların kurduğu Kepenç,Ortanca,Göktepe,Kınık,Emirköy,Koçar,Koçulu,AktaĢ,Arabacı,Kırgız Tahirli köyleri ile Yukarı ve AĢağı mahalle,Divanı Keramettin sakinlerinin Cuma namazlarını kılmak ,Pazar alıĢveriĢlerini yapmak için seçtikleri yerdir,Dere kenarında Horasanlı Secattin Kara Ahmet Dede burada bir Tekke kurmuĢtur,birde bir hamam,ve su değirmeni kurulmuĢtur,daha sonra bu tekke yıkılarak yerine Kestane kalaslarından hiç çivi kullanılmadan Çantı Cami yapılmıĢtır 15. yüzyılda,Caminin bahçesinde de kamelya yapılmıĢtır,o zamanın Ayanları burada istirahat eder,pazara ,cumaya gelen köylülerin eniyi sebze ve meyve yetiĢtirenlere ve at besleyenlere burada ödül verilirdi halk teĢvik edilirdi,hamamda temizlik yapanlar,Pazar alıĢveriĢlerini bitirenler Cuma namazına muta kip köylerine giderlermiĢ,Cami bitiĢiğinde Kara Ahmet Dede türbesinde de ziyaretçiler,genç kızlar çocuklar,hastalar çeĢitli dileklerde bulunurlarmıĢ,türbede mum yakar,bez parçalarını bağlıyarak dilekte bulunurlarmıĢ,Hıdırellez günü dere kenarında yemekler piĢirilir dualar okunur yemekler yenirmiĢ,vaat edilen adaklar kesilirmiĢ bu adaklar aynı yerde yenirmiĢ,halkımız tarafından kutsal sayılan bu mesire yeri Akçakoca belediyesi tarafından temizlenmiĢ tadilatları yapılmıĢ restoranı camisiyle beraber turizme muntazam bir Ģekilde hizmet vermektedir turistlerin uğrak yeri haline gelmiĢtir


görülmeye değer bir mesire yeridir,1994 yılından itibaren de temmuz ayın ikinci haftasından itibaren Ahmet Dede anma haftası düzenlenmektedir,ayrıca her yıl bahar Ģenlikleri de düzenlenmektedir.Bir rivayete göre Sarma Deresi çok büyüktü,köyün güney batı kısmına gemiler denizden Sarma Deresi içinden Göktepe köyüne kadar girerler bu gemilerin bağlı bulunduğu yerin adı Sinaplı diye anılır.Burası bir iskeleydi.Ormanlarda kesilen ağaçlar buradan nakliye yapılırdı.Huni Ģeklindeki kayaları toprağa çakıp gemileri oraya bağlarlardı,bu kayalar köyde daha sonra hocanın üzerine çıkarak ezan okunmasında kullanılmıĢtır,halen bu kayalar ahĢap camii çevresinde mevcuttur.Ġstanbul Boğazı açılınca Karadeniz deniz suyu azalır Sarma Deresinde ki suda bu yüzden azalır.ġuan ki durum çok az akarsuyu vardır.Alemdar mezarlığında yatan Ahmet Dede lakaplı ermiĢ bütün diğer köylerin cenazelerine gidermiĢ,birgün köyde cenaze olur cenazeye gitmez annesini dikkatini çeker,anne Ahmet Dede‟ye seslenir „‟oğlum cenazeye niye gitmiyorsun‟‟ Ahmet dede annesinin elini tutarak cenaze evine gider tabutu açar bak anne ben bu domuzun cenazesini kılmam der gerçekten tabutun içinde domuz hayvanına benzeyen mevta vardır annesi korkar ve annesine seslenir „‟anne bunun için ben bu domuzun cenazesini kılmam der‟‟ köylü ĢaĢırır.Çünkü bu ölü çok kötü bir kiĢiymiĢ,herkese kötülüğü varmıĢ.Bu yüzden Ahmet Dede‟ye ermiĢ lakabını vermiĢtir.Ahmet Dede genç yaĢta bekar iken ölür Alemdar mezarlığı içinde mevcuttur.Bunu bilen kiĢiler buraya ziyarete gelirler.Ethem Sarı bu ermiĢin mezarlığını restore ettirmiĢtir.Ethem Sarı ayrıca Alemdar Ağa‟nın mezarlığında orijinal taĢlarıyla restore ettirmiĢtir.Buraya ziyarete gelenler çoktur.Abant Ġzzet Baysal Üniversitesi‟nden gelen talebeler burada tezlerini görmektedirler. Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa da dayanır ,ayrıca köyde mantar yetiĢtiriliciğde yapılmaktadır. Lazlar 6. yüzyılda Bizanslıların etkisinde kalarak Hiristiyanlığı benimsediler,doğu Karadeniz sahil kesimi 1461 yılından itibaren Fatih Sultan zamanında Osmanlı egemenliği altında Lazistan sancağı ilan edildi ,bu bölgedeki Lazlar kendi yönetimleri altında yaĢadılar.Yavuz Sultan Selim bu bölgeye beylikler kurdu,17. yüzyılda Lazlar Müslüman olurlar,1925 yılına kadar Lazistan sancağı altında yaĢamlarını sürdürdüler,1788 Berlin antlaĢması ile Lazlar iki ülke topraklarına bölündü bu arada Lazlar batıya göç ederler Lazlar ve Mergeller aynı kökten gelmektedir. Tarihi kaynaklar, Lazların Doğu Karadeniz yöresine Kafkaslardan indikleri konusunda görüĢ birliği vardır. Tarih sahnesine ilk kez Karadeniz‟de çıkmıĢlardır. XI-XII. Yüzyıllarda Karadeniz‟in doğusunda kurulan ve KOLKHĠS/Rothis devletini oluĢturan topluluklardan biri de Mergrel- Lazlardır. Lazlar, 6. Yüzyılda Bizans etkisinde kalarak Hıristiyanlığı benimsediler. Kolkhis Devleti yıkılınca Bizans egemenliği altında LAZĠKA krallığı seçimle iĢ baĢına gelerek, Bizans‟a vergi vermeyip, bunun karĢılığında doğu sınırını korumayı üstlendiler.Doğu Karadeniz‟in sahil kesimi 1461 yılından itibaren Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı egemenliği altında Lazistan Sancağı olarak ilan edildi. Bu bölgedeki Lazlar kendi yönetimleri altında yaĢadılar.Yavuz Sultan Selim bölgede beylik sistemini kurdu. Bölge 11 beylikten oluĢuyordu. Lazlar da yarı bağımsız statüde Laz derebeyliği olarak Osmanlılara asker ve vergi vermekteydi. Lazlar 17. Yüzyıldan itibaren MüslümanlaĢmaya baĢladılar. Bölge 1925 yılına kadar Lazistan olarak kayıtlara geçmiĢtir. Köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil oyunu ,Kemençe,Tulum gibi enstrümanlar çalınır Lazların yerli oyun gurupları sözlüdür,5-6 kiĢilik 2 gurup oluĢturulur el ele tutmuĢ oyuncular seri ayak hareketleriyle birbirine yaklaĢıp uzaklaĢırlar,her gurupta bir türkü söyleyen vardır,türkücü karĢı guruba türküler deyiĢler dokundurmaktadır,bu oyunda önemli olan türkü sözleriyle karĢıdakini mat etmektedir,bu oyunun adı gelino dur.Rize HemĢin üç ayak oyunu da Laz oyunudur,dairede oynanır HemĢin üç ayak oyunudur 2/4 veya4/4 lük ezgiler halinde oynanır Bar,Halay,Horon,Sallama,Hara ve karĢılama,üç ayak,Kolbastı,laz kültüründe


çok önemlidir Laz oyunlarındandır. Kına gecesinde kadınlar daire Ģeklinde oynarlar. Kadınlar ağıt yakarak gelini evin içinde dolaĢtırarak en son mutfağa götürürler. TaĢımalı,eğitimden,mobil,sağlık hizmetinden,faydalanmaktadır,içme suyu,kanalizasyonu,elektriği,telefonu,ptt acentesi,2 adet camii,1 kültür mantar kooperatifi,amatör futbol spor kulübü vardır.Köy yolu asfalttır,göçmen dağınık köy statüsündedir.Ġstiklal savaĢında ençok Ģehit veren köydür 32 askeri Ģehit vermiĢtir,%93 fındık bahçesi vardır,

HASAN ÇAVUġ KÖYÜ Düzce ye 55 km,Akçakoca ya 16 km uzaklıktadır,.Denizden 50 mt yüksektir. Rakım 54 dür .Kalkın,Nazımbey,Melenağzı komĢu köyleridir .156 Hane,518 Nüfusu vardır. 1085 Yılında Artuk Bey ile gelen Oğuz Türklerinin Üç ok koluna mensup obalardan yerleĢtirilmiĢtir.Bizans zamanında Ceneviz kalesi civarında Hıristiyan köyleri vardı.11671185 yılında buraya Selçuklu obaları gelir ve yerleĢir buradaki Bizans köylerini yağma ve talan ederler bunun üzerine Bizanslar imparatora Ģikayet ederler.Ġmparator da Romanya Dobruca‟da ki Gagavuz Türklerinin silahĢör obalarını bu köyler yakınına yerleĢtirir ve yağmalanmayı önler Buradaki halk daha sonra münkariz olmuĢtur.Bu halk kılsuyu ve orduya göç gitmiĢtir diğerleri yurdu terk etmiĢlerdir 1877 yılında Rus-Osmanlı SavaĢından dolayı doğu Karadeniz ve Kafkasya‟dan göç alır.Rusya‟nın NOVRESSKY limanından köhne vapurla buldukları her türlü teknelerle batı Karadeniz‟e doğru göçe baĢlarlar.Samsun,Ġnebolu en son Akçakoca Çuhalı Ġskelesi‟ne gelirler.Günlerce gemilerde aç susuz kaldılar,deniz tutması ve tifo hastalığına yakalanıp çok zayiat verdiler.Akçakoca Ġskelesine çıkanlardan ölenlerin 2 yerde mezarı yapıldı.Bugünkü Mustafa Açıkalın Okulu ve Huzur Evi arasında gömüldüler birde müftülük binasının olduğu yerde gömüldüler.Yeniden sağlıklarına kavuĢan Çerkez aileler Düzce kazasına gittiler,bir kısım Akçakoca‟da kaldı.Bunlar daha sonra Hasan ÇavuĢ Köyü‟ne yerleĢtiler.Köy Çerkes ,Circasse,Kirkas,Çerkis ve Çerkez olarak anılırlar.Abasg-Karket dilleri Adige Ubi ve Abhaz lehçeleri olmak üzere 3‟e ayrılır.Çerkezler köy kabile Ģeklinde yaĢarlar.21 mayıs 1864 günü TUABSE‟ye yakın Acepsu dere kenarında KBAADE ile intihar savaĢı denilen mevkide Ruslarla karĢılaĢan son Adige fazla Dağlı ve Kırımlı hunharca ve vahĢice kullanılan nefatlarla yurtlarından sürüldüler.270 yıl süren Kafkas harpleri son buldu.1864 göçünde 3milyon Çerkez nüfusu Anadolu‟ya göçünden dolayı azalmıĢlardır.Karaburun mahallesinde Bizans döneminde kurumlu 1 iskele vardı,bu iskele çevre köyleri kullanıyorlardı.Dere içinde Ebir kilise tabanı bulunmuĢtur çünkü burada Protestan kilisesi vardı.Kilise civarında ki cami mezarlıklarla birlikte munkariz oldu.Halen kiliseye ait ayazma kalıntıları bahçe içinde bulunmaktadır.Burası Bizanslılara ait iskan yeriydi.Köy Göçmen köydür,Kafkasya,Rize,Pazar,Trabzon‟dan çok göç almıĢtır.Merkez ve Karaburun mahallesi vardır.Köyün diğer adı Çerkezköy‟dür. Köye ilk gelen Hasan ÇavuĢ Efendi bu köyün kurulmasında öncülük etmiĢtir.Daha önce Çerkez köy olan bu köye atalarının ismini bu köye vermiĢlerdir.Bu köyde HemĢin ve Laz lar da vardır Ordulu Dağı eteklerinde kurulmuĢtur,Yörük tepesi Ġlçemiz turizmin yoğunlaĢtığı en önemli plajlarımızdan birinin bulunduğu otel,pansiyon,restoran,kafelerin olduğu bir yerdir,plajı ile ünlü olan bir köydür, g Ġlçemiz turizmin yoğunlaĢtığı en önemli plajlarımızdan birinin bulunduğu otel,pansiyon,restoran,kafelerin olduğu bir yerdir,plajı ile ünlü olan bir köydür, elen dinlenme ve eğlGözün alabildiğince uzanan geniĢ, bakir kumsallı plajlar, gerisinde kamp alanları, ekonomik fiyatlı kır lokantaları, gölgeli piknik alanları ilk dikkat çeken özellik olarak görünüyor. Bir zamanlar baĢta Alman turistler olmak üzere karavan ve çadır turizmin en gözde tatil yerlerinden biri olan Karaburun, günümüzde daha ziyade yerli turistlere hizmet veriyor. Köy meydanına gelince ortama çok çabuk alıĢıyor, her yeri bir


çırpıda görebiliyorsunuz. Uzun boylu ağaçlar altında ki minik parkta dinlenme molası verirken, her iki yana uzanan kumsal denize girenleri ağırlıyor. Açıklarda insana dost yunus balıkları sırt yüzgeçlerini göstererek çeĢitli oyunlar yaparken ilgi odağı olup, sahillerin güvenli olduğu konusunda mesaj veriyorlar. Kıyıdan itibaren 100 metre boyunca sığ olan deniz, dalga olsa bile yüzenleri olumsuz etkilemiyor. GeniĢ alanda kamp yerleri, diskotek, bar, çay bahçesi, iki içkili, bir içkisiz lokanta, geliĢmiĢ olan ev pansiyonları ihtiyaçları karĢılamaya yetiyor. Mayıs ayında baĢlayan mevsim Kasım ayına dek tatil izni veriyor. Karaburun sahilinde denize paralel devam ettiğimiz yolun sonunda Melenağzı Köyü ile karĢılaĢıyoruz. B.Melen Çayının denize kavuĢtuğu bu bölgede, balıkçı tekneleri canlı renkleriyle, toprak renkli çaya renk katıp süslüyorlar. Dokuz Değirmen köyünden baĢlayan rafting katılımcılarının bitiĢ noktası olan Melenağzı mevkiinde bulunan köprü, çayın her iki yanını ve çevreyi seyir için imkan verirken, piknik yapmaya elveriĢli alanlar, pansiyon ve bahçeler göz okĢuyor. Yöre halkı fındıkçılıkla uğraĢıyor ve balıkçılıkla geçinenler uygun yerlere bıraktıkları ağlara az da olsa kefal balıkları doluyor.Köyün ekonomisi tarım, hayvancılık ve turizme dayalıdır Karadeniz sahil kesimi 1461 yılından itibaren Fatih Sultan zamanında Osmanlı egemenliği altında Lazistan sancağı ilan edildi ,bu bölgedeki Lazlar kendi yönetimleri altında yaĢadılar.Yavuz Sultan Selim bu bölgeye beylikler kurdu,17. yüzyılda bu bölge müslüman olur 1925 yılına kadar Lazistan sancağı altında yaĢamlarını sürdürdüler,1788 Berlin antlaĢması ile Lazlar iki ülke topraklarına bölündü bu arada Doğu Karadeniz halkı batıya göç ederler Aynı halk Akçakoca dada aynı kültürlerini sürdürmektedirler. Tarihi kaynaklar, Lazların Doğu Karadeniz yöresine Kafkaslardan indikleri konusunda görüĢ birliği vardır. Tarih sahnesine ilk kez Karadeniz‟de çıkmıĢlardır. XI-XII. Yüzyıllarda Karadeniz‟in doğusunda kurulan ve KOLKHĠS/Rothis devletini oluĢturan topluluklardan biri de Mergrel- Lazlardır. Lazlar, 6. Yüzyılda Bizans etkisinde kalarak Hıristiyanlığı benimsediler. Kolkhis Devleti yıkılınca Bizans egemenliği altında LAZĠKA krallığı seçimle iĢ baĢına gelerek, Bizans‟a vergi vermeyip, bunun karĢılığında doğu sınırını korumayı üstlendiler.Doğu Karadeniz‟in sahil kesimi 1461 yılından itibaren Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı egemenliği altında Lazistan Sancağı olarak ilan edildi. Bu bölgedeki Lazlar kendi yönetimleri altında yaĢadılar.Yavuz Sultan Selim bölgede beylik sistemini kurdu. Bölge 11 beylikten oluĢuyordu. Lazlar da yarı bağımsız statüde Laz derebeyliği olarak Osmanlılara asker ve vergi vermekteydi. Lazlar 17. Yüzyıldan itibaren MüslümanlaĢmaya baĢladılar. Bölge 1925 yılına kadar Lazistan olarak kayıtlara geçmiĢtir.1828-1829 Osmanlı Rus SavaĢlarında Laz SavaĢçıları Osmanlı cephesinde yer almıĢlardır. Bu savaĢlarda büyük kahramanlıklar göstermiĢlerdir. 1877-1878 Osmanlı Rus SavaĢı sonunda imzalanan Berlin AnlaĢması ile Lazlar iki ülke topraklarına bölündü. Bu savaĢtan olumsuz etkilenen Lazlar Bursa, Yalova, Karamürsel,Ġzmit, Adapazarı, Karasu,Akyazı, Geyve,Hendek, Sapanca, Zonguldak, Düzce , Akçakoca gibi bölgelere göç ederek dil ve kültürlerini buralara taĢıdılar. Akçakoca‟da merkez ve köylerde yerleĢtiler. Lazlar Akçakoca‟da daha çok Merkez Ġlçedeki Osmaniye , Ayazlı Mahallesinde ve Edilli , Döngelli, Uğurlu Köylerinde kalabalık gruplar halinde bulunmaktadır. Neredeyse tüm oyunları kızlı erkekli eĢli olarak oynanır.Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil,kemençe,mızıka ve akordeon ile çalınan ve oynanan oyunlar vardır.Köyde kendilerine göre iki kiĢiyle oynanan Çerkez oyunları vardır.Bir bay bir bayan ortaya çıkar mızıka çalınır ve bazı kiĢiler ellerini vurur ya da tahtalara vurarak oyunlara eĢlik ederler.,üçayak ve kemençe ile oynanan oyunlar vardır.Kafkas kültürü daha revaçtır. El çırpma(çepikli) oyunları meĢhurdur Bir ağaca yumurta asılır, onu silhı ile kim kırarsa Tesayüzden çorap hediye edilir ,Köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda


çalınan zil oyunu ,Kemençe,Tulum gibi enstrümanlar çalınır Lazların yerel oyun gurupları sözlüdür,5-6 kiĢilik 2 gurup oluĢturulur el ele tutmuĢ oyuncular seri ayak hareketleriyle birbirine yaklaĢıp uzaklaĢırlar,her gurupta bir türkü söyleyen vardır,türkücü karĢı guruba türküler deyiĢler dokundurmaktadır,bu oyunda önemli olan türkü sözleriyle karĢıdakini mat etmektedir,bu oyunun adı gelino dur.Rize HemĢin üç ayak oyunu da laz oyunudur,dairede oynanır HemĢin üç ayak oyunudur 2/4 veya4/4 lük ezgiler halinde oynanır Bar,Halay,Horon,Sallama,Hara ve karĢılama,üç ayak,Kolbastı,laz kültüründe çok önemlidir Bar,Halay,Horon,Sallama,Laz oyunlarındandır. Kına gecesinde kadınlar daire Ģeklinde oynarlar. Kadınlar ağıt yakarak gelini evin içinde dolaĢtırarak en son mutfağa götürürler. Orada bu oyunu oynayarak oyunu bitirirler. Ġsa‟dan önce 331 tarihinden itibaren Ab hazlar Kafkasya‟daki yurtlarında 1864 yılına kadar genellikle bağımsız olarak yaĢamıĢlardır. Abhazya geçmiĢ yüz yıllarda sıra ile Türklerin ve Gürcülerin iĢgali altında kalmıĢtır. Nüfusunun büyük bir çoğunluğu Türk hakimiyeti esnasında islamiyeti kabul etmiĢtir. Müslüman olmuĢ büyük bir nüfuz Abhazya da oluĢmuĢtur.1864 yılında Rusların hakimiyetine giren Abhazya‟da, 1866 yılında baĢlattıkları bir ayaklanma baĢarısız kalmıĢtır. Bu dönemde birçok Abaza Türkiye‟ye göç etti.yy.dan itibaren Abhazya ve Gürcistan‟ın ayrı bölümleri yavaĢ birleĢmeye baĢladı.Ġlk Ab haz kıralı Lav‟on tarafından birleĢtirilen Ab haz grupları; Abhazgia, Apsilla ve Misimya, Lazikikayı ve Batı Gürcistan‟ı da katarak kendini yörenin tek hakimi ilan etmiĢti. Abhazya 3 ve 4. yüzyıllarda Hıristiyan oldu. Pitsunda Ģehri bu dinin merkezi oldu. 5. ve 6. yüzyıllarda bu din Abhazya‟nın resmi dini olmuĢtur. Abhazya 6. yüzyılda en parlak dönemini yaĢadı. Abhazya 8. yüzyılda Arapların iĢgaline uğradı. 16. yüzyıldan itibaren Abhazya Osmanlı hakimiyetine girdi. Ġslam kültürünün etkisi altında kaldı. 1810 yılında Abhazya Rus hakimiyetine girdi. Ab hazlar, 1821, 1894, 1830 ve 1840 ve daha sonraki yıllarda Ruslara karĢı çetin mücadeleler vermeye baĢladı.ġeyh ġamil, Muhammet Emin ve Maenkats liderliğinde diğer Kafkas Boylarıyla birlikte uzun yıllar Ruslara karĢı savaĢtılar.11-22 Mayıs 1864 te Ab hazlar Ruslarla intihar savaĢı yapmaya baĢladılar. 1864 te ilk göçler baĢladı. 18771878 Osmanlı- Rus SavaĢı, bölgede büyük bir nüfus kaybına neden oldu. Köyün genel nüfusu bir kuzey Kafkas topluluğu olan Abhazlar'dan oluĢmaktadır. kısmen HemĢinli bulunmaktadır. Yöresel yemekleri, Abhaz ve HemĢin yemekleridir. Bunlar içinde Abısta (Abhazlara özgü bir ekmek türü), haluj (abhaz mantısı), sızbal (genellikle erikten yapılan bir tür meze) gibi çeĢitler mevcuttur. Gelenek bakımından abhaz geleneklerine bağlı kalınmıĢtır. Yöresel oyunları; Abhazlar için Apsuva koĢara ve Rinnadır. Abhazların neredeyse tüm oyunları kızlı-erkekli eĢler Ģeklinde oynanır. HemĢinlilere özgü oyunlar ise horondur ve tulum ile onlarada kızlı erkekli oynarlar Abhazların geleneksel çalgıları akordeon ve mızıkadır. Aynı zamanda da düğünler de tahtalara vurularak da ritim tutulur. Abhazların sadece kendilerinde özgü bir gelenekleri vardır. Abhazlar kendi aralarında soylara (sülalelere) ayrılır. Esmanahım daki Abhazlar, Kabba,Suktar(Kutarba), Koadzba, AĢuba, Argun, K'eçba, Kurua, Kurkunaa, Akhba, ÇiüĢba, Khikuba vb. sülalelerden oluĢur. çoğunlukla Kabba ve "Koadzba" soyundandır. BaĢka soylardan da aileler de bulunmaktadır. Köydeki konuĢma dilleri Abhazca ve Hemşin dilleridir. Köy halkı, kendi arasında bu dillerde konuĢurlar.Folklorik olarak akerdıon ve mızıka vardır Kalabalık aile yapısına sahip köyde,Hopa HemĢinlilere özgü,hemĢince denilen bir dil konuĢulur.esasen Ermenicenin bir dialekti olan bu dil,yöreye özgüdür.düğün cemiyetleri tulum ile olan köyde,Hopa HemĢin,üçayak,Artvin temurağa horonları ve çevre Rize HemĢin köylerinin etkisi ile Rize HemĢin horonu oynanmaktadır.HemĢinliler m.ö ikinci yüzyılda Horasandan gelip Ġranın Hamadan bölgesinde 400 yıl kalmıĢlardır,daha sonra Kars, Arpaçay ilçesinin doğusuna buradan da 623 yılında Ġran Bizans savaĢında Çoruh nehrini aĢıp bu günkü yerlerine


yerleĢmiĢlerdir Arsaklı ve Saka Türklerinin bir boyudur. Birçok savaĢa sahne olan Ermenistan‟da,Kafkasyada ki Arapların baskılarına dayanamayınca Ermeniler isyan edip,batıya göç etmeye baĢlarlar 789-790 yıllarında 12 bin Ermeni HemĢin topraklarına girdi ve bugünkü HemĢin‟in bulunduğu yere bir kent kurdular buraya da kendi isimleri olan HamanaĢen adını verdiler bu ad zamanla HemĢin‟e dönüĢtü. HemĢinlilerde diğer eski kavimler gibi 16. yüzyıldan itibaren Müslümanlığı kabul etmiĢlerdir,Lazlarda deniz kenarında yerleĢirken HemĢinliler içeriye doğru dağlık bölgeye yerleĢmeyi tercih etmiĢlerdir.HemĢinliler Cumhuriyet ilk yıllarında batı bölgelerine göç etmeye baĢlarlar göçler Düzce, Adapazarı,Ġzmit,Bursa‟ya yerleĢmiĢlerdir,.HemĢinliler eskiden Oğuz Türkçesi konuĢurken daha sonra bu bölgeye gelen çok sayıda Ermenilerle birlikte yaĢamaya baĢladıktan sonra Ermeni dil kültürünün etkisinde kalmıĢtır.Halk arasında bu dil HemĢince olarak bilinmektedir HemĢinliler M.Ö. ikinci yüzyılda Horasandan gelip Ġran‟ın Hamadan Bölgesinde dörtyüz yıl kalmıĢlardır. Daha sonra Kars‟ın Arpaçay Ġlçesinin doğusuna, buradan da 623 yılında ĠranBizans SavaĢı sırasında Çoruh nehrini aĢıp bu günkü yerlerine yerleĢmiĢlerdir. Arsaklı ve Saka Türklerinin bir boyudur.Bir çok savaĢa sahne olan Ermenistan‟da ve Kafkasya‟da ki Arapların baskılarına dayanamayan Ermeniler isyan edip batıya göç etmeye baĢladılar. 789790 yılları arasında 12 bin Ermeni HemĢin topraklarına girdi ve bu günkü HemĢin‟in bulunduğu yerde bir kent kurdular. Buraya kendi isimleri olan HAMANAġEN adını verdiler. Bu ad zamanla HemĢin‟e dönüĢtü. HemĢinliler de diğer eski kavimler gibi 16. Yüzyıldan itibaren Müslümanlığı kabul ettiler. Lazlar deniz kenarlarına yerleĢirken, HemĢinliler sahilden uzak, dağlık bölgeleri tercih ettiler. HemĢinliler, Cumhuriyetin ilk yıllarınsa batı bölgelerine göç etmeye baĢladılar. Göçler daha ziyade Karasu, Kocaeli ilçeleri ,ile Düzce ili ve Akçakoca‟ya olmuĢtur. Ayrıca Ġstanbul ve Bursa illerinde de toplanmıĢlardır. HemĢinliler eskiden Oğuz Türkçe‟si ile konuĢurken, daha sonra bu bölgeye gelen çok sayıda Ermenilerle birlikte yaĢamaya baĢladıktan sonra Ermeni dil kültürünün etkisinde kalmıĢtır. Halk arasında bu dil HemĢince olarak bilinmektedir. Karaburun mahallesinde ki pansiyon,bar ve kafelerin restorasyonu yapıldı.Köy taĢımalı eğitimden yararlanmaktadır,sağlık ocağı yoktur ancak mobil sistemden yararlanmaktadır.Kanalizasyonu yoktur,PTT acentesi,elektrik,sabit telefonu vardır.Değirmen yoktur. yoktur % 4 plaj ve kayalıktır tatlısu balığı yanı sıra balıkçılılık yapılan köydür,karıĢık göçmen,dağınık köy statüsündedir.Köyden kurtuluĢ savaĢına katılan olmamıĢtır,orman alanı yoktur

HEMġĠN KÖYÜ Düzceye 54 km,Akçakocaya 15 km uzaklıktadır,Rakımı 250 mt dir,yüzölçümü 16.000 dönümdür,denizden 200 mt yüksektedir,köyün en yüksek yeri 345 mt dir..KomĢu köyleri Yenice,Uğurlu,AktaĢ tır 50 Hane,205 Nüfusu vardır .M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,304-1261 yılında Bizans ve Latin krallığı,,1150-1200 yılında Romanya Dobruca‟daki Gagavuz Türkleri bu köyde yaĢamıĢlardır 1877 yılında Osmanlı Rus savaĢında Doğu Karadeniz göçü baĢlar daha sonra,2. göç dediğimiz 1916 göçü olur Rize‟den ve Artvin‟den Lazlar gelir takalarla Karaburun iskelesine iner oradan akrabalarının yanına gelirler bilinen,(1870 li yıllar) göç sırasında Artvin Hopa ÇavuĢlu dan bölgeye yerleĢilmiĢtir.Köyün adı kurulduğunda HemĢin idi.fakat devletin verdiği isim ile Armutlu oldu.,Armut meyvesinin bol olduğundan köyün adı. 1962 yılında değiĢtirilmiĢtir. Daha sonraları köy halkının tamamının Artvin Hopa HemĢin yöresi kökenli olması nedeniyle, köyün adının HemĢin olarak değiĢtirilmesine karar verilmiĢtir.Kalkın-Nazımbey den ayrılmıĢtır 1327 tarihinden önce birlikte idare ediliyormuĢ,fakat bu iki köy HemĢin köyüne bağlı imiĢ,artıca Karatavuk-Kurukavak HemĢin köyünden ayrılmıĢtır Ordulu Dağı eteklerinde kurulmuĢtur, 1894 yılında birinci katı taĢ ikinci katı ahĢap yapıdır,20 cemaatli tek


Ģerefelidir,köye kubbeli yeni cami yapılmıĢtır.115 yıllık cami olan HemĢin cami ,çandı cami tekniğiyle uygun olarak birbirine geçirilen uzun kütüklerle çivisiz olarak yapılmıĢ 2008 yılında restore edilmiĢtir ,peyzaj ve çevre düzenlenmesi yapılarak tarihi yapı olarak ta turizme açılmıĢtı.Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır ayrıca köyde çok armut meyvesi yetiĢtirilir Kalabalık aile yapısına sahip köyde,Hopa HemĢinlilere özgü,hemĢince denilen bir dil konuĢulur.esasen Ermenicenin bir dialekti olan bu dil,yöreye özgüdür.düğün cemiyetleri tulum ile olan köyde,Hopa HemĢin,üçayak,Artvin temurağa horonları ve çevre Rize HemĢin köylerinin etkisi ile Rize HemĢin horonu oynanmaktadır.HemĢinliler m.ö ikinci yüzyılda Horasandan gelip Ġranın Hamadan bölgesinde 400 yıl kalmıĢlardır,daha sonra Kars, Arpaçay ilçesinin doğusuna buradan da 623 yılında Ġran Bizans savaĢında Çoruh nehrini aĢıp bu günkü yerlerine yerleĢmiĢlerdir Arsaklı ve Saka Türklerinin bir boyudur. Birçok savaĢa sahne olan Ermenistan‟da,Kafkasyada ki Arapların baskılarına dayanamayınca Ermeniler isyan edip,batıya göç etmeye baĢlarlar 789-790 yıllarında 12 bin Ermeni HemĢin topraklarına girdi ve bugünkü HemĢin‟in bulunduğu yere bir kent kurdular buraya da kendi isimleri olan HamanaĢen adını verdiler bu ad zamanla HemĢin‟e dönüĢtü. HemĢinlilerde diğer eski kavimler gibi 16. yüzyıldan itibaren Müslümanlığı kabul etmiĢlerdir,Lazlarda deniz kenarında yerleĢirken HemĢinliler içeriye doğru dağlık bölgeye yerleĢmeyi tercih etmiĢlerdir.HemĢinliler Cumhuriyet ilk yıllarında batı b��lgelerine göç etmeye baĢlarlar göçler Düzce, Adapazarı,Ġzmit,Bursa‟ya yerleĢmiĢlerdir,.HemĢinliler eskiden Oğuz Türkçesi konuĢurken daha sonra bu bölgeye gelen çok sayıda Ermenilerle birlikte yaĢamaya baĢladıktan sonra Ermeni dil kültürünün etkisinde kalmıĢtır.Halk arasında bu dil HemĢince olarak bilinmektedir HemĢinliler M.Ö. ikinci yüzyılda Horasandan gelip Ġran‟ın Hamadan Bölgesinde dörtyüz yıl kalmıĢlardır. Daha sonra Kars‟ın Arpaçay Ġlçesinin doğusuna, buradan da 623 yılında Ġran- Bizans SavaĢı sırasında Çoruh nehrini aĢıp bu günkü yerlerine yerleĢmiĢlerdir. Arsaklı ve Saka Türklerinin bir boyudur Müslümanlığı kabul ettiler. Lazlar deniz kenarlarına yerleĢirken, HemĢinliler sahilden uzak, dağlık bölgeleri tercih ettiler. Bir çok savaĢa sahne olan Ermenistan‟da ve Kafkasya‟da ki Arapların baskılarına dayanamayan Ermeniler isyan edip batıya göç etmeye baĢladılar. 789-790 yılları arasında 12 bin Ermeni HemĢin topraklarına girdi ve bu günkü HemĢin‟in bulunduğu yerde bir kent kurdular. Buraya kendi isimleri olan HAMANAġEN adını verdiler. Bu ad zamanla HemĢin‟e dönüĢtü. HemĢinliler de diğer eski kavimler gibi 16. Yüzyıldan itibaren HemĢinliler, Cumhuriyetin ilk yıllarınsa batı bölgelerine göç etmeye baĢladılar. Göçler daha ziyade Karasu, Kocaeli ilçeleri ,ile Düzce ili ve Akçakoca‟ya olmuĢtur. Ayrıca Ġstanbul ve Bursa illerinde de toplanmıĢlardır. HemĢinliler eskiden Oğuz Türkçe‟si ile konuĢurken, daha sonra bu bölgeye gelen çok sayıda Ermenilerle birlikte yaĢamaya baĢladıktan sonra Ermeni dil kültürünün etkisinde kalmıĢtır. Halk arasında bu dil HemĢince olarak bilinmektedir. : Neredeyse tüm oyunları kızlı erkekli eĢli olarak oynanır.Karadeniz folklörü hakimdir,Köyde kendilerine göre oynanan HemĢin oyunları vardır.Bir bay bir bayan ortaya çıkar mızıka çalınır ve bazı kiĢiler ellerini vurur ya da tahtalara vurarak oyunlara eĢlik ederler.,üçayak ve kemençe ile oynanan oyunlar vardır.Kafkas kültürü daha revaçtır. Bar,Halay Horon,Sallama,Köyün kendine has folklor ekibi yoktur,,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil oyunu ,Kemençe,Tulum gibi enstrümanlar çalınır HemĢin yerli oyun gurupları sözlüdür,5-6 kiĢilik 2 gurup oluĢturulur el ele tutmuĢ oyuncular seri ayak hareketleriyle birbirine yaklaĢıp uzaklaĢırlar,her gurupta bir türkü söyleyen vardır,türkücü karĢı guruba türküler deyiĢler dokundurmaktadır,bu oyunda önemli olan türkü sözleriyle karĢıdakini mat etmektedir,bu oyunun adı gelino dur.Rize HemĢin üç ayak oyunu da laz oyunudur,dairede oynanır HemĢin üç ayak oyunudur 2/4 veya4/4 lük ezgiler halinde oynanır Bar,Halay,Horon,Sallama,Hara ve karĢılama,üç ayak,Kolbastı,laz kültüründe


çok önemlidir Ermenicenin bir dialekti olan bu dil,yöreye özgüdür.düğün cemiyetleri tulum ile olan köyde,Hopa HemĢin,üçayak,Artvin temurağa horonları ve çevre Rize HemĢin köylerinin etkisi ile Rize HemĢin horonu oynanmaktadır. Köyde, ilköğretim okulu yoktur fakat taĢımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içmesuyu Ģebekesi vardır ancak kanalizasyon Ģebekesi yoktur. Ptt Ģubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur.Mobil sağlık sisteminden faydalanıyor. Köye ayrıca ulaĢımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.Göçmen dağınık köy statüsündedir. Köyden 1 kiĢi kurtuluĢ savaĢında Ģehit olmuĢtur,% 12 mısır ziraati,yapılmaktadır,ancak orman arazisi yoktur

KURUGÖL KÖYÜ Düzce ye 53 km,Akçakoca ya 14 km uzaklıktadır,denizden 500 mt yüksektedir,en yüksek yeri 680 mt yüksektir rakım 485 tir,,komĢu köyleri Sarıyayla,YeĢilköy;Koçulu,Kurukavak tır.Merkez ve dağ arası diye iki mahalle vardır.150 Hane,106 Nüfusu vardır . M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,304-1261 yılında Bizans ve Latin krallığı,,1878 yılında da Rumlar buraları terk etmiĢlerdir Köy 1890 yılında Ordu Gürgentepe ilçesinden Akçakoca ya göç gelir,ve Ayazlıdaki devlet arazisi olan Ģimdiki Çuhalıdaki BarıĢ sitesinin bulunduğu yere yerleĢtirilmiĢtir,burada sinek ve denizde boğulmalar olunca Külünk ailesi buradan kalkıp çok eski ataların bulunduğu ve ormanların yakılıp fındık bahçesine çevrilen yere kalkıp giderler daha sonrada Çuhalıdan bu köye göç ederler ,bu büyük köyü tekrar kurarlar. Köy adını köyün biraz yukarısında bulunan ve kıĢın göl halini almasına rağmen,yazın kuruyan ve çorak bir araziye dönüĢen bir oluĢumdur,bundan dolayı buraya Kurucagöl adını vermiĢlerdir.Göçmen köydür 1890 yılında Ordu göçmenleri tarafından tekrar kurulmuĢtur . 1916 yılında 2. göç dediğimiz göçtete tekrar Ordu dan göç, gelir ve bu köy çok kalabalık bır köy haline gelir. 1898 yılında Kastamonu sallanamesinde Kurugöl olarak kaydı vardı,iki mahallesi vardı, daha sonra 1970 yılında SarıAhmet ve Yaylacık mahallesi ayrılır ayrı bir muhtarlık olurlar Sarıyayla olur Kurugöl'ün nüfusu hareketlidr. 1960'lı yılların baĢlarında ilk Düzce'ye göçen Hacı Hüseyin Biriktir'den sonra köy halkından fırsat ve imkân bulanlar, Düzce ve Akçakoca'da mesken tutmuĢlardır.Göçlerde köyün zor Ģartları tetikleyici unsur olmuĢtur. Hasat zamanı herkes arazisinin baĢına gelir, fındığını toplar, bakımını yapar ve gider 1871 arazi yoklama defterinde ismi geçmektedir 1300ve 1700 yıllarında yaĢayan halk 1700 yıllarından sonra buraları terk edilip GĠRESUN, ORDU YA göç etmiĢler diğerleri yurdu terk etmiĢlerdir 200 yıl bu bölge boĢ kalmıĢtır,Akçakoca dan Ordu ya ,Ordu dan Akçakocaya 200 yıl sonra gelenler olmuĢtur,rivayete göre,köye ilk gelenlerden Musa hocanın cenazesinde,kardeĢi Mustafa kadınlarla konuĢurken Ģöyle bir konuĢma geçer buralara geldiğimiz zaman her taraf ağaçlarla kaplıydı ,ağaçları oyup yalak yaptık ve yalaklardan su akıtarak hayatımıza sürdürdük der,bu köye ilk gelenlerin onların geldiğini Kurugöl köyü, adını, köyün biraz yukarısında bulunan ve kıĢın göl halini almasına rağmen, yazın kuruyan ve çorak bir araziye dönüĢen bir oluĢumdan almaktadır. Osmanlı kayıtlarında, köyün ilk adı Kurucagöl'dür. Osmanlı Devleti'nin birinci teĢkilatlanma safhasında (1300 yılı baĢlarında) Bolu Sancak Beyliği kurulmuĢ ve Akçakoca, o günkü AkçaĢar adıyla on beĢ köylü bir merkez olarak Bolu Sancak Beyliği'ne bağlanmıĢtır. On beĢ köyden biri, Kurucagöl'dür.1700'lü yıllardan itibaren Kurucagöl, çeĢitli sebeplerden dolayı boĢaltılmıĢ, terk edilmiĢ, sönmüĢtür. Ancak, 1800'lü yılların sonlarında, Doksan Üç harbi denilen Osmanlı Rus Harbi yenilgisinden sonra Ordu'nun çeĢitli bölgelerinden Kurugöl'e birbirini izleyen göçler gelerek Ģimdiki Kurugöl'ü oluĢturmuĢlardır.Kurugöl köyü, önceleri, köyün kuzeybatı yönünde bulunan Sarı yayla ve Yaylacık mahallelerini de içine alan tek bir muhtarlıktı. (Bu mahalleler, eski


Kurugöl'den göçen insanlardan oluĢmuĢtur.) Ancak daha sonra 1970'li yıllarda bu mahalleler Kurugöl'den ayrıldılar. Kurugöl Ģimdi, aĢağısındaki, Dağ kanesi denilen mahalle ile birlikte, tek bir köy olarak varlığını sürdürmektedir.1300-1700 yıllarında Kurucagöl de hayat olduğunu,köy ve çevresinde bulunan tuğla kalıntıları bunu doğruluyor.Kaneyanı,Kırazlıkane,Dağ kanesi mevkiinde kane,Ģimdiki dereye giden yolun altında kuruluyordu.Köyde değirmenler burada çok önemi vardı 2 km uzakta orman içinde akan dere üzerinde kurulmuĢtur,bu değirmenler yanında asker uğurlamaları Ģenlikler burada yapılırdı,yukarıya gidildikçe orman için den çıkan patika yol insanları Düzce ye ve ötelere kestirmeden ulaĢılırdı Bu köyün batısında sarma deresi doğusunda ise Değirmen deresi geçer, her iki dere köyün kuzeyinde birleĢir Sarma deresi adıyla Değimenağzı deresine dökülür Kaplan dede Kaplan tepe eteklerinde kurulmuĢtur Kurugöl sapağı 1066 mt dir Köy köydes yardımı ile güzelleĢtirilmiĢtir tepede kurulan Ģirin bir köydür,köy turizm açısından zengin değildir,yalnız köy yazın canlanan kıĢın 15 -20 hane nin barındığı bir konuma gelmiĢtir,köyden Düzce ovasına bağlanacak yol mesafeyi 25 km kısalacaktır,bu nedenle köye bir hareketlilik sağlayabilinir.Ayrıca Kaneler de ortadan kalkınca köyde canlılık kalmamıĢtır .Yolların istenen kalite ve rahatlık lıkta olmayıĢı ulaĢımın zor oluĢu köyün cazibe alanını daralmıĢtır Değirmenderesi,Kurugöl deresi muhteĢem doğa ve manzarası ile mükemmel bir köy görünümdedir,2009 da yeni bir Ģelale bulunmuĢtur rafting sporu yapılabilecek durumda turizme açılmıĢtır Yolları asfalt olup, oksijeni bol ormanları, asırlık kayın ağaçlarıyla süslenmektedir. Kurugöl köyüne çıkıldıktan sonra, Akçakoca, Karasu, Kocaali, Ereğli ve Alaplı gibi bölgeler ayağınızın altında kalmaktadır.mutlaka yazın, ilkbahar ve sonbaharda gezilmeli ve görülmelidir. turistlik bir yerdir .bu güzelliği kaçırmayın Köyün ekonomisi tarım hayvancılığa dayanır ,Kurugöl Köyü halkının hemen hemen yüzde yüzü, geçimini fındıktan sağlamaktadır. Ne var ki fındığı kalkınmasında bir lokomotif olarak kabul eden köylü, Akçakoca ve Düzce'ye yerleĢmiĢ ve her biri kendine bir yol tutmuĢ, eğitime, sanata ve ticarete yönelmiĢtir. Fındığı köyde popüler hale getiren, Balcı Ahmet'tir (Ö.1970). O'nun yetiĢtirdiği fındıklar bol ürün verince, diğerleri de mısır, buğday ve çavdar gibi tahıl ürünlerini geri plana iterek fındığa ağırlık vermiĢlerdirArazilerin, önceleri baĢka bir tarıma elveriĢli olmadığı sanılıyordu. Ancak son zamanlarda alternatif tarım olarak meyveciliğe, özellikle armut ve kiviye ilgi artmaktadır.Kurugöl‟de arıcılığın özel bir yeri vardır. Köy coğrafyası arıcılığa son derece elveriĢlidir. Özellikle Kestane balı ve Acı bal (deli bal) Kurugöl köyünün adı ile Ģöhret bulmuĢtur. Arıcılık, gün geçtikçe köyde yaygınlaĢmaktadır.Ayrıca köyün değirmen deresi soğuk sularında ALABALIK yetiĢtiriciliği yapılmaktadır Maden direkleri dıĢında ,Bolu Adapazarı‟nda ,Düzcede yetiĢen buğday,kavun,karpuz gibi toprak ürünleri manda ve öküz arabalarıyla deniz sahiline getirilir buradan da deniz yoluyla gelen gaz,ve tekel maddeleri aynı arabalarla taĢınırdı,sahilde bulunan depolarda bu mallar stoklanır dı zaman içerisinde tuz ve benzeri Ģeyler Ģehir ve kasabalara sevkiyatı yapılırdı,ayrıca deniz yoluylada sandallarla baĢka Ģehirlere sevkiyatı yapılmakta idi. Köyün [[gelenek]köyün düğün, cenaze ve diğer gelenekleri kendi örf ve adetlerine göre halen sürdürülmektedir. YEMEK KÜLTÜRÜ: Karadeniz köyü olması nedeniyle, karalahana(Barbunyalı ve acı biberli) yemeği baĢ tacı olmakla birlikte, kuru yufkadan yapılan börek ve makarnası, mısır ekmeği, çeĢitli turĢuları, deresindeki hakiki mercan alabalığı oldukça bilinen yemek leridir, tabıkı kara lahananın envai çeĢidi bunun içinde, kavurması, turĢusu, sarması,Köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil oyunu ,Kemençe,Tulum gibi enstrümanlar çalınır yerli oyun gurupları sözlüdür,5-6 kiĢilik 2 gurup oluĢturulur el ele tutmuĢ oyuncular seri ayak hareketleriyle birbirine yaklaĢıp uzaklaĢırlar,her gurupta bir türkü söyleyen vardır,türkücü karĢı guruba türküler deyiĢler dokundurmaktadır,bu oyunda önemli olan türkü sözleriyle karĢıdakini mat etmektedir,bu oyunun adı gelino dur.Rize HemĢin üç ayak oyunu da laz oyunudur,dairede oynanır HemĢin üç ayak oyunudur 2/4 veya4/4 lük ezgiler halinde oynanır Bar,Halay,Horon,Sallama,Hara ve karĢılama,üç


ayak,Kolbastı,laz kültüründe çok önemlidir. Köy taĢımalı eğitimden faydalanıyor,sağlık ocağı ,sağlık evi yok ama sağlık mobil sisteminden faydalanıyor,içme suyu,elektriği,sabit telefonu,ptt acentesi,1 cami ,1 köy kalkındırma kooperatifi vardır,Kanalizasyonu yoktur, köy yolu asfalttır,2006 yılında içme suyu Ģebekesi yapıldı,köy göçmen dağınık köy statüsündedir Ġstiklal savaĢında koy 3 adet asker Ģehit vermiĢtir.Hayvancılık ve fındıkçılık %90 yapılmaktadır

KALKIN KÖYÜ Düzce ye 46 km.,Akçakoca ya 7 km uzaklıktadır,denizden 60 mt yüksektedir, rakım 100 dür ,komĢu köyleri,PaĢalar,Tahirli,HemĢin AktaĢ,tır. Akçakoca –Kocaeli yolu üzerinde kurulmuĢtur,Merkez,Kırantarla,Dere,Açıkdağ mahalleleri vardır.Merkez mahallede Türkmenler oturur. 1877 yılında Rize den gelen göçler oluĢturur,en yüksek yer 200 mt dir: 97 Hane, 410 Nüfusu vardır M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,3041261 yılında Bizans ve Latin krallığı,,1150-1200 yılında Romanya Dobruca‟daki Gagavuz Türkleri bu köyde yaĢamıĢlardır 1323 te Karkın divanı Kütahya yaya daha sonra Bolu beyliyi ne bağlı 15 divanlık bir voyvodan lık olan Akçakoca ya ,Karkın divanı ismi ile bir divan olmuĢtur 1877 yılında Osmanlı Rus savaĢında Doğu Karadeniz göçü baĢlar daha sonra,2. göç dediğimiz 1916 göçü olur Rize‟den ve Artvin‟den Lazlar gelir takalarla Karaburun iskelesine iner oradan akrabalarının yanına gelirler.Karkın,Topuz,Kalkın olur 1871 yılı birinci yoklama defterinde kaydı vardır Bu köyde eskiden Hıristiyan halk yaĢardı Karkın ismini Bizanslılar vermiĢtir ,1167-1185 yılında Gagavuz Türkleri tarafından kurulan köy yıllarca Bitinyalılara yaĢamıĢlardır bu Hıristiyanlar yıllar sonra buraları terk etmiĢler,yakın tarihte 1877-1916 yılında Doğu Karadenizden göçler tekrar bu köyü kurmuĢlardır,buraya Rize‟den gelen Topuz ailesi bu köyü kurmuĢ ve yıllarca bu ismi ile anılmıĢtır Bu sülale çok kalabalık sülaledir,Denizcilikle uğraĢırlarmıĢ gemici olan çokmuĢ,en son PaĢalardan ayrılarak kalkın olmuĢtur Eskiden 1844 yılında Temettuat defterinde Karkın der tab-i Kırımca kilise divanına kayıtlıdır,bu divan daha sonra ayrı muhtarlıklara dönüĢmüĢtür.Kalkın –Nazımbey den ayrılmıĢtır,1327 tarihinden önce birlikte idare ediliyormuĢ,fakat bu iki köy HemĢin köyüne bağlı imiĢ,Karatavuk ve Kurukavak HemĢin köyünden ayrılmıĢtır.Köyde Doğu Karadenizden gelen Lazlar,Rizeliler,Türkmenler,ve Kastamonu yöresinden gelenler vardır.2 köy vardı biri Topuz diğeri Kalkındı fakat muhtarlık Topuz köyde idi,bu arada Kalkın köy Topuz köyden ayrılmak istedi,1999 yılında köyde ġükrü Türkoğlu muhtar idi,muhtar lığın adını değiĢtirmeyıpTopuz köyün ismini Kalkın olarak bırakır,Kalkın köyü de PaĢalar köyü olarak muhtarlık alır,böylece Topuz köyü ismi Kalkın,Kalkın köyü ismıde PaĢalar olur Bizanslılar zamanında Karkın divani vardı,burada Hıristiyanlara ait kilise ve mezar kalıntıları vardı ,aynı Ģekilde Nazımbey köyünde de vardı ama Ģu anda bunlar tamamı ile münkariz olmuĢlardır,bunların Kıran tarla mevkiinde geçtiğinden bahsedilmektedir bu Kıran tarlada sıtma hastalığından çok kimse kırılmıĢ ayrıca kumlu yumuĢak zemine sahip olduğundan deprem yaĢanmıĢ ölenler olmuĢ,bu yüzden buraya Kırantarla denmektedir Burada eski köy hizmetleri binası Gençlik ve Spor müdürlüğüne geçmiĢtir Hasan Delihasanoğluna ait Banglov tipi evler vardır.Düzceliler siteside mevcuttur.Bolulular siteside mevcuttur.Kıran tarla mevkisinde defineciler yaptığı kazılarda 25x25 ebadında 5 cm kalınlığında piĢmiĢ tuğla parçalarını çıkarmıĢlardır bir çok kiĢi bu tuğlalardan ekmek fırınında kullanmıĢlardır fırın döĢemesi olarak kullanmıĢlardır halen bu tuğla parçaları Kazım Güner in evin önünde mevcuttur Darı deresi AktaĢ sınırlarından doğar ,kalkın dan denize dökülür Kaplan dede dağları eteğinde kurulmuĢtur Köyün en yüksek tepesi AktaĢ sınırında Ahmet dağı ( cil veya açık ) dağı diye geçer


Darı deresindeki Gençlik ve spor müdürlüğüne ait bina, 40 yataklı,konferans salonu,yemekli bır dinlenme merkezidir. Hasan Delihasanoğluna ait 13 adet banglov tipi evler,uzun plajı ve kumsalı ,denizi ,ve çadır turizmi piknik yer olan Ģirin sakin mükemmel bir köydür,banglov tipi evlerde mükemmel pansiyonculuk hizmeti verilmektedir,.Kalkın köyü yaĢatma derneğinin köy muhtarlığına ait aile piknik mangal çadır kurabilecek yer mükemmeldir çoğu insanlar buraya gelmektedir. Akçakoca Kocaeli yolu üzerinde kurulan bu köy turizm konusunda çok Ģanslıdır,buraya biraz daha önem verilirse Turizm konusunda daha da geliĢme kaydedeceğine inanıyorum Ev pansiyonculuğu Kıran tarla mevkiinde daha uygundur sebebi denize yakındır.Bolulular sitesi havuzlu 100 hanelik tir buraya iki yerden gidilmektedir,gençlik ve spor müdürlüğünün merkezin az ilerisinde Düzceliler sitesinin yanındadır darı deresi mevkiindedir,burada ayrıca Düzceliler siteside vardır Bolulular sıtesinden biraz daha küçüktür 50 adet dubleks yapı vardır.Edilli ağzına yakın Kıran tarla mevkide Çamlık pansiyon ve kafeteryası da buraya ayrı bir özellik kazandırmıĢtır.Doğa yürüyüĢün ünde yapılabileceği Ģirin bir köydür.Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır,Kıran mevkiinde turizm açısından zengin dır eskiden Osmanlıya gemi yapımı için buradan Ġstanbul kereste sevkiyatı yapılmakta idi,ayrıca arıcılık ta yapılmaktadır Karadeniz sahil kesimi 1461 yılından itibaren Fatih Sultan zamanında Osmanlı egemenliği altında Lazistan sancağı ilan edildi ,bu bölgedeki Lazlar kendi yönetimleri altında yaĢadılar.Yavuz Sultan Selim bu bölgeye beylikler kurdu,17. yüzyılda bu bölge müslüman olur1925 yılına kadar Lazistan sancağı altında yaĢamlarını sürdürdüler,1788 Berlin antlaĢması ile Lazlar iki ülke topraklarına bölündü bu arada Doğu Karadeniz halkı batıya göç ederler Aynı halk Akçakoca dada aynı kültürlerini sürdürmektedirler Tarihi kaynaklar, Lazların Doğu Karadeniz yöresine Kafkaslardan indikleri konusunda görüĢ birliği vardır. Tarih sahnesine ilk kez Karadeniz‟de çıkmıĢlardır. XI-XII. Yüzyıllarda Karadeniz‟in doğusunda kurulan ve KOLKHĠS/Rothis devletini oluĢturan topluluklardan biri de Mergrel- Lazlardır. Lazlar, 6. Yüzyılda Bizans etkisinde kalarak Hıristiyanlığı benimsediler. Kolkhis Devleti yıkılınca Bizans egemenliği altında LAZĠKA krallığı seçimle iĢ baĢına gelerek, Bizans‟a vergi vermeyip, bunun karĢılığında doğu sınırını korumayı üstlendiler.Doğu Karadeniz‟in sahil kesimi 1461 yılından itibaren Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı egemenliği altında Lazistan Sancağı olarak ilan edildi. Bu bölgedeki Lazlar kendi yönetimleri altında yaĢadılar. Yavuz Sultan Selim bölgede beylik sistemini kurdu. Bölge 11 beylikten oluĢuyordu. Lazlar da yarı bağımsız statüde Laz derebeyliği olarak Osmanlılara asker ve vergi vermekteydi. Lazlar 17. Yüzyıldan itibaren MüslümanlaĢmaya baĢladılar. Bölge 1925 yılına kadar Lazistan olarak kayıtlara geçmiĢtir.1828-1829 Osmanlı Rus SavaĢlarında Laz SavaĢçıları Osmanlı cephesinde yer almıĢlardır. Bu savaĢlarda büyük kahramanlıklar göstermiĢlerdir. 1877-1878 Osmanlı Rus SavaĢı sonunda imzalanan Berlin AnlaĢması ile Lazlar iki ülke topraklarına bölündü. Bu savaĢtan olumsuz etkilenen Lazlar Bursa, Yalova, Karamürsel,Ġzmit, Adapazarı, Karasu,Akyazı, Geyve,Hendek, Sapanca, Zonguldak, Düzce , Akçakoca gibi bölgelere göç ederek dil ve kültürlerini buralara taĢıdılar. Akçakoca‟da merkez ve köylerde yerleĢtiler. Lazlar Akçakoca‟da daha çok Merkez Ġlçedeki Osmaniye , Ayazlı Mahallesinde ve Edilli , Döngelli, Uğurlu Köylerinde kalabalık gruplar halinde bulunmaktadır.Köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil oyunu ,Kemençe,Tulum gibi enstrümanlar çalınır yerli oyun gurupları sözlüdür,5-6 kiĢilik 2 gurup oluĢturulur el ele tutmuĢ oyuncular seri ayak hareketleriyle birbirine yaklaĢıp uzaklaĢırlar,her gurupta bir türkü söyleyen vardır,türkücü karĢı guruba türküler deyiĢler dokundurmaktadır,bu oyunda önemli olan türkü sözleriyle karĢıdakini mat etmektedir,bu oyunun adı gelino dur.Rize HemĢin üç ayak oyunu da laz oyunudur,dairede oynanır HemĢin üç ayak oyunudur 2/4 veya4/4 lük


ezgiler halinde oynanır Bar,Halay,Horon,Sallama,Hara ve karĢılama,üç ayak,Kolbastı,laz kültüründe çok önemlidir Laz oyunlarındandır. Kına gecesinde kadınlar daire Ģeklinde oynarlar. Kadınlar ağıt yakarak gelini evin içinde dolaĢtırarak en son mutfağa götürürler. Orada bu oyunu oynayarak oyunu bitirirler.Köyde1 Gençlik ve Spor müdürlüğüne ait sosyal tesisi,1 cami,,ptt acentesi,elektriği,telefonu,içme suyu vardır, kanalizasyonu yoktur,sağlık ocağı olmasına rağmen sağlık mobil sisteminden faydalanmaktadır,taĢımalı eğitim sisteminden faydalanmaktadır,göçmen dağınık köy statüsündedir.Köyden istiklal savaĢında 6 asker Ģehit olmuĢtur,Kalkın dağlarında linyit madeni bulunmaktadır

KARATAVUK KÖYÜ : Düzceye 57 km,Akçakocaya 18 km uzaklıktadır,Rakımı 430 mt dir,denizden 350 mt yüksektedir,en yüksek yeri 650 mt dir . Esmahanım,Yenice,Kurukavak,Dilaver,Uğurlu HemĢin,AktaĢ komĢu köyleridir . 200 Hane, 239 Nüfusu vardır. M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,304-1261 yılında Bizans ve Latin krallığı,,1150-1200 yılında Romanya Dobruca‟daki Gagavuz Türkleri bu köyde yaĢamıĢlardır 1877 yılında Osmanlı Rus savaĢında Doğu Karadeniz göçü baĢlar daha sonra,2. göç dediğimiz 1916 göçü olur Rize‟den ve Artvin‟den Lazlar ve HemĢinliler gelir takalarla Karaburun iskelesine iner oradan akrabalarının yanına gelirler. Köyün adı muhtemelen devlet tarafından verilmiĢtir.Aslen Artvin Hopa Ardala köyünden göçen yöre halkı ardeletsi diye anılır.93 harbi sırasında bölgeye göçülmüĢtür.köyde fındıkçılık ve gurbetçilik yoğundur.HemĢin köyünün 5 km yukarısında olan bu köyde de Ermenice dialekti olan HemĢince denen bir dil mevcuttur. 1877 yılında Artvin ve Hopa‟dan gelenler tarafından kurulmuĢtur ,buraya ilk olarak Aloğlu ( ġahin-Alagöz ) sülalesi gelir.,Köyün bulunduğu yerde Orta mahallede Pınar su denen yerde Karatavuk denen bir kuĢun çok bulunması,köyde de bunun avcılığı yapılması ve devamlı bu kuĢ telaffuz edilmesi,köye adının verilmesi etkili olmuĢtur.Battal,Orta,Fevzioğlu,,Aloğlu,Çollu,Kayadibi,Üçoğlu mahalleleri vardır. Bu dikkat çekicidir Ģöyle ki Doğu Karadenizden gelen bu 6 sülale kendi oturacakları mahalleleri tespit eder ve oturdukları yere de kendi adlarını verirler,sülaleler birbirine yakın olmasın dıye,Ġlk ve son ev arasında 4 km gibi uzaklık vardır.Yalnız Kayadibi mahallesinde 3 adet sülale vardır ,diğer mahallelerde yabancı sülale yoktur,ondan dolayı evler arası uzaktır,çok göç veren ve yabancı ülkelerde çalıĢan lar çoğunluktadır.Tarih açısından Ģuan tarihi yoktur lakın burada hırıstıyanlar yaĢamıĢtır Bıtınyalılar ve Bizanslılar ,bunlar buraları terk etmıĢlerdir onlardan kalma tarihi eserler vardı fakat 1877 göçunde gelenler buraları talan edip fındık ekimi yapınca bu tarihi eserlerde bunların altında kalmıĢtır,Ģu an tarihi bakımından yoksundur,yalnızca Orta mahallede Pınar dıye su vardır Ordulu Dağı eteklerinde kurulmuĢtur,. Gerçekten turizm açısından görülmeye değer bir yerdir,Kocaali Karasu,Akçakoca,Düzce buradan harika gözükmektedir,Kaplandede tepesinden Düzce nin bütün ilçeleri gözükmektedir bu çok dikkat çekicidir,tepeye ulaĢım ġifalısu ve HemĢin – Karatavuk tan ulaĢılmaktadır,Kurukavak tan Çilimli ilçesine gayet muntazam bır yol vardır.Düzce Akçakoca yolu eskiden Üskübü Kaf yaylası,Kaplan dededen HemĢin yaylasından,AktaĢa ordan Arabacı köyüne ,ordanda Akçakocaya gidilirdi.Hacız yolundan sonra Düzce ye birde bu yoldan ulaĢım sağlanıyordu,bu yol halen muntazam bır Ģekilde kullanılmaktadır.Esmahanım ve Çilimli AybaĢı köyü Abazaları birbirleriyle bu yoldan gidip gelirlerdi Kaplandede tepesinde bir gözetleme kulesi vardır,birde yatı vardır Ahmet dede, buraya yağmur duasına çıkılmaktadır,burası çok geniĢ büyük arazi içindededir Burada daha önceleri Yenice,HemĢin,Karatavuk,Kurukavak köylerinin kullandığı yayla vardı,bu yayla son zamanda Kurukavak köyü sınırları içerisine girmiĢ tır,Dededağına yakın HemĢin yaylası dıye adlandırılan 500 dönümlük araziyi,yaylayı bu 4 köy sahiplenmesin diye devlet koruma altına almıĢtır buraya ceviz ekmiĢtir.Üskübü‟deki Konuralp teki Bitinya ve Bizans krallığına ait


yerdir burayı bunlar çok kullanmıĢlardır,Konuralp krallığı burada kaldığı sure içerisinde 7 evre geçirmiĢtir,bu yaylada Hıristiyanlara ait bır kilise vardı,buraya 7 harmanlıklar kilisesi denirdi yaylanın güney batısında kalmaktadır,burayı defineciler bulurlar1960 yılında 2 mt lik çukurlar açılmıĢ burada duvarlar bulunmuĢtur,burada bır çarĢının olduğuna dair bize göstermektedir Ģimdilerde bır çok gürgen ağaçları vardır üzerinde kilisenin munkariz olmasına rol oynamıĢtır,ayrıca 70-80 cm lık kalınlığında değirmen taĢları bulunmuĢtur,buraların defineciler tarafından talan edilmesinden dolayı devlet buraları koruma altına almıĢtır,Bu yayla Ģimdilerde Kurukavak sınırları içerisinde kalmıĢtır. Turizm açısından fakırdır,ancak Kocaali nın bütün köyleri ve Akçakoca buradan çok güzel gözükmektedir.Evler arasındaki mesafede dikkat çekicidir görülmeye değerdir,Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır yalnız bu köyden Ġngilterde çalıĢan çoktur çok dıĢarıda çalıĢan vardır,kıĢın Düzcede oturan çoktur Kalabalık aile yapısına sahip köyde,Hopa HemĢinlilere özgü,hemĢince denilen bir dil konuĢulur.esasen Ermenicenin bir dialekti olan bu dil,yöreye özgüdür.düğün cemiyetleri tulum ile olan köyde,Hopa HemĢin,üçayak,Artvin temurağa horonları ve çevre Rize HemĢin köylerinin etkisi ile Rize HemĢin horonu oynanmaktadır. HemĢinliler m.ö ikinci yüzyılda Horasandan gelip ĠranınHamadan bölgesinde 400 yıl kalmıĢlardır,daha sonra Kars, Arpaçay ilçesinin doğusuna buradan da 623 yılında Ġran Bizans savaĢında Çoruh nehrini aĢıp bu günkü yerlerine yerleĢmiĢlerdir Arsaklı ve Saka Türklerinin bir boyudur. Birçok savaĢa sahne olan Ermenistan‟da,Kafkasyada ki Arapların baskılarına dayanamayınca Ermeniler isyan edip,batıya göç etmeye baĢlarlar 789-790 yıllarında 12 bin Ermeni HemĢin topraklarına girdi ve bugünkü HemĢin‟in bulunduğu yere bir kent kurdular buraya da kendi isimleri olan HamanaĢen adını verdiler bu ad zamanla HemĢin‟e dönüĢtü. HemĢinlilerde diğer eski kavimler gibi 16. yüzyıldan itibaren Müslümanlığı kabul etmiĢlerdir,Lazlarda deniz kenarında yerleĢirken HemĢinliler içeriye doğru dağlık bölgeye yerleĢmeyi tercih etmiĢlerdir.HemĢinliler Cumhuriyet ilk yıllarında batı bölgelerine göç etmeye baĢlarlar göçler Düzce, Adapazarı,Ġzmit,Bursa‟ya yerleĢmiĢlerdir,.HemĢinliler eskiden Oğuz Türkçesi konuĢurken daha sonra bu bölgeye gelen çok sayıda Ermenilerle birlikte yaĢamaya baĢladıktan sonra Ermeni dil kültürünün etkisinde kalmıĢtır.Halk arasında bu dil Hemşince olarak bilinmektedir : Neredeyse tüm oyunları kızlı erkekli eĢli olarak oynanır.Karadeniz folklörü hakimdir,Köyde kendilerine göre oynanan HemĢin oyunları vardır.Bir bay bir bayan ortaya çıkar mızıka çalınır ve bazı kiĢiler ellerini vurur ya da tahtalara vurarak oyunlara eĢlik ederler.,üçayak ve kemençe ile oynanan oyunlar vardır.Kafkas kültürü daha revaçtır. Bar,Halay Horon,Sallama,Köyün kendine has folklor ekibi yoktur,,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil oyunu ,Kemençe,Tulum gibi enstrümanlar çalınır HemĢin yerli oyun gurupları sözlüdür,5-6 kiĢilik 2 gurup oluĢturulur el ele tutmuĢ oyuncular seri ayak hareketleriyle birbirine yaklaĢıp uzaklaĢırlar,her gurupta bir türkü söyleyen vardır,türkücü karĢı guruba türküler deyiĢler dokundurmaktadır,bu oyunda önemli olan türkü sözleriyle karĢıdakini mat etmektedir,bu oyunun adı gelino dur.Rize HemĢin üç ayak oyunu da laz oyunudur,dairede oynanır HemĢin üç ayak oyunudur 2/4 veya4/4 lük ezgiler halinde oynanır Bar,Halay,Horon,Sallama,Hara ve karĢılama,üç ayak,Kolbastı,laz kültüründe çok önemlidir Ermenicenin bir dialekti olan bu dil,yöreye özgüdür.düğün cemiyetleri tulum ile olan köyde,Hopa HemĢin,üçayak,Artvin temurağa horonları ve çevre Rize HemĢin köylerinin etkisi ile Rize HemĢin horonu oynanmaktadır.Köyde, ilköğretim okulu yoktur fakat taĢımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu Ģebekesi vardır ancak kanalizasyon Ģebekesi yoktur. Ptt Ģubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaĢımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır Mobil sağlık hizmetinden faydalanıyor, 2 cami,1 orman kalkındırma kooperatifi,1 değirmen vardır ,göçmen dağınık köy statüsündedir,Ġstiklal savaĢına 2 Ģehit vermiĢtir.Ormancılık ve %90 fındıkçılık yapılmaktadır


KEPENÇ KÖYÜ Düzceye 42 km,Akçakocaya 3 km uzaklıktadır,Rakımı 90 mt dir,en yüksek yeri 100 mt dir Köy komĢuları Göktepe,Ortanca,Kınık,Edilli,Doğancılar dır: 35 Hane 135 Nüfusu vardır. M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,3041261 yılında Bizans ve Latin krallığı,,1150-1200 yılında Romanya Dobruca‟daki Gagavuz Türkleri bu köyde yaĢamıĢlardır Çok eski bir köydür Cenevizliler zamanında buraya OMA denirmiĢ ,OMA demek pazaryeri anlamına geliyor Ġtalyanca,köyün güney tarafında bu isimle anılan yer vardır.Köyün giriĢinde Yusuf Tuna‟nın evinin arkasında otobana yakındadır.Buraya Kınık boyundan üçok obalarının yerleĢmesiyle bu köy Genç KeleĢ daha sonra tekrar Kepenç köyü olarak kurulmuĢtur.Köy hiç göç almamıĢtır yalnızca 2 göç gelmiĢtir.Yerli bir köydür.Oma denilen yerde kilise artığı ve camii önünde iki tane yazılı sınır taĢı vardır ,faryanı denilen yerde de bir Ayazma vardır.Oma denilen yerde aĢağı mezarlıkta da 6 mt uzunluğunda bir mezar bulunmaktadır,yanında huni Ģeklinde sepet e benzer kayalardan yapılmıĢ taĢlar vardır burası çamaĢır yıkama yerleri imiĢ.Faryanı suyu vardır bu su köyden çıkmaktadır bu Orhan deresine akmaktadır ,ayrıca kayacık suyu da mevcuttur buda Orhan deresine akar su altı seviyeleri çok değiĢkendir,Pınar,ve kuyu suları faydalıdır ancak çok kireçlidir,serttir koli bakımından zengindir içilmesi mahsurludur,sıcak su ve göl yoktu Ġncirlik sırtları eteklerinde kurulmuĢtur Cumayanı‟ndaki Ahmet Dede ile Dede Dağındaki Ahmet Dede Kepenç köyü batısında elmalığın ilerisinde mezarı bulunan Mehmet Dede kardeĢtirler.Bu mezarlık Mehmet Dedenin mezarlığı taĢlarla çevrilidir.Oma köyünde bulunan mezarlık yanında Pazaryeri kurulurdu,civardaki bütün köylüler buraya gelir burada alıĢveriĢlerini yaparlardı.Bu Pazaryeri Ģuanda fındık bahçesi haline dönüĢtürülmüĢtür.Bu bahçe sahipleri Ġsmail Kalaycı ve Remzi Uğur‟a aittir.Burada kazı yapıldığında kiremit ve tuğla parçalarına rastlanmaktadır.Otoban yol kenarındaki alt mahalleye ait mezarlıkta 6 metreye yakın bir mezar vardır.BaĢında ulema kalpaklı mezar taĢı bulunmaktadır.Osmanlıca yazı yazmaktadır.Ayrıca burada Gagavuz Türkleri‟nden kalma mezar kalıntıları vardır.Faryanı ve kayacık kaynak suyunda eskiden burada köylüler çamaĢırlarını yıkamak ve piknik yapmaya buraya gelirler ayrıca burada bir mescit vardır fakat bunlar Ģimdilik münkariz olmuĢtur ama Ģuanda halen havuz gibi bölme bölme taĢlar vardır.Bir sepeti andırıyor.Köylüler bu taĢların içinde çamaĢırlarını yıkarlardı,suyun içinde halen bu taĢlar mevcuttur.köyün suyu kesildiğinde köylü suyu buradan tedarik etmektedir.Bu su kıĢın sıcak yazın çok soğuktur,tatlı su balığı yoktur.Burası köyün giriĢinde solda Yusuf Tuna‟nın evi arkasındadır.Burayı 1978 yılında Hayrettin Çiftsüren burayı kamping olarak değerlendirmiĢtir,bu kamping daha sonra kapatılmıĢtır.Buranın tekrar turizme kazandırılması için buraya ilginin gösterilmesi gerekmektedir.Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. M manav Türkleri kültürüne sahiptir düğünlerde Alaplı çiftelerlisi,misket,kasap havası oynanır ama bu kültür son zamanlarda yozlaĢmıĢtır,Doğu Karadeniz üç ayak oyun kültürü girmiĢtir öz kültürel değerler yozlaĢmıĢtır: Köye has topal oyunu vardır ,köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir.Ayrıca köçek oyunu,gemici çardak oyunu vardır Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama Köçek,Davullu gemici çardak oyunudur,Manav dal sıksara oyunlarıdır Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunları da oynanır,Ayrıca Cide kemençesi ve tepside çalınır iki kiĢilik topal oyunu oynanır Köyde, ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taĢımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu Ģebekesi vardır ancak kanalizasyon Ģebekesi vardır. Ptt Ģubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur mobil sağlık sisteminden faydalanmaktadır. Köye ayrıca ulaĢımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve


sabit telefon vardır,fındık alanı % 92 dir,yerli,az dağınık köy statüsündedir.Ġstiklal savaĢında 2 asker Ģehit vermiĢtir,meyvecilik revaçtadır

KINIK KÖYÜ Düzceye 43 km,Akçakocaya 4 km uzaklıktadır,rakımı 145 mt dir. En yüksek yeri 300 mt dir .KomĢu köyleri Göktepe,Ortanca,Beyören,Kirazlı, Doğancılar Kepenç tir. 60 Hane,238 Nüfusu vardır. M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,304-1261 yılında Bizans ve Latin krallığı,,1150-1200 yılında Romanya Dobruca‟daki Gagavuz Türkleri bu köyde yaĢamıĢlardır En eski yerleĢim birimidir 1324 yılında divanı teĢkilatı vardı,kuruluĢu 1324 öncedir,üç okların Kınık boyundandırlar,merkez ve tepe olmak üzere iki mahallesi vardır,köyün adı önce KINIK,sonra Kadıköy,daha sonra Kınık olmuĢtur. Köyün adı önceleri Kadı köyü olarak bilinirdi.köyde eskiden kadı (yargıç) bulunurmuĢ tu. diğer köylerde bu kadıya bağlımıĢlardı,.köyün eski yeri Emköy denilen bölgede imiĢ sonraları Ģu an olduğu bölgeye yerleĢmiĢtir,1980li yıllarda köyün adı Kınık olarak resmi yen değiĢtirilmiĢtir.köyün halkı manav türkleridir.köyde ilk ikamet eden aileler Ģunlardır,Harun aliler-(Özcan),Yusuflar(Erdoğan),habipler-(çakmak),Hacıahmetler-(baĢar),Hanifeler-(yılmaz)RaĢitler(öztürk)Alimoğular(eren)Fisenbeyler(Ertürk)dursunlar (karayel) sülaleridir..köyün bahsedilen aileleri nin daha evvel nerden buraya geldikleri konusunda bilgi yoktur.bu ailelerin dıĢındaki aileler Karadeniz bölgesinden göç yoluyla köye yerleĢmiĢlerdir.köyde Osmanlı manav türkleri kültürü hakimdir.Bu köyde HemĢin kültürü de vardır ,buraya daha sonra Giresun‟dan çok göç gelmiĢtir,Manav,HemĢin,Giresunlu vardır ,daha önceleri Emköy vardı burası münkariz oldu,bu köy çok rüzgar alırdı bir kısmı Gök tepeye,bir kısmı da burayı terk ettiler ve köy kayboldu burası köyün doğusundan çıkan bir kaynak suyu vardı Beyören ile Kınık arasında akan derenin üzerinde kurulmuĢtu halen eskiye ait direkleri duruyor,burada birde eski değirmen vardı oda münkariz olmuĢtur.1910 yılında HemĢin ve Yenice köyden buraya göç gelen aileler vardır,1930 yılında da Giresun Görele‟den göç gelenler vardır. Köyün pek tarihi kalıntıları yoktur zengin değildir.Caminin yanında Ahmet dede isminde bır yatı vardı ,burada adaklar kesilir kuran okumaları yapılırdı burası daha sonra yok edilerek üzerine köyün 2 ci su deposu yapıldı halen bu depo kullanılmaktadır,ayrıca 350 yıllık Aydaban kestane ağacı vardı, çevresi12 mt geniĢliğinde idi burada da bayramlar güreĢler tutulurdu köyün toplanma yeri idi fakat bu kestane ağacıda daha sonra kesilerek yerine fındık ekilmiĢtir. Köyde Recep Yazıcıoğlu tarafından diktirilen çamlıklar vardır ondan dolaylıda buraya Recep Yazıcıoğlu çamlığı denmektedir Orhan deresi yanından geçmektedir, köy içme suyunu güneyinde bulunan Doruk dağından gelen Ģu anki Sarma deresinin bir kolu olan Değirmen deresinin ucundaki bir koldan alır bu mevki Çingen konağı mevkisi denir .suyun bir kolu olan pınar suyun dan yaklaĢık 12 km mesafeden karĢılamaktadır.fakat yaz aylarına da yaĢanan su sıkıntısından dolayı doğusunda bulunan su çıkarı diye adlandırdığımız bir pınardan pompa yardımıyla köye takviye su pompalanmaktadır köyün batısından ve doğusundan iki adet dere geçmektedir,köyün adı da batısından geçen Kınıklı deresinin adını almıĢtır Ġncirlik sırtları eteğinde kurulmuĢtur,tepesi yoktur Burada yeni yapılan Fidanlıma alanları ileride güzel piknik alanları olarak düĢünülmektedir,turizm açısından zengin değildir Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Köyde kültür Osmanlı manav türklerinin kültürü hakimdir.fırında yapılan mancarlı pidesi meĢhurdur,köydeki kadınlar fırınların baĢlarında bir arada olarak mancarlı pide yaparlar. Akçakocada mancarlı pidenin meĢhur oluĢu buradan kaynaklanır.Hıdrellez ve aĢure günlerinde köyde aileler kendi aralarında toplanarak okulun bahçesinde büyük kazanlarda keĢkek çorbası (yakalĢık20 çeĢit bakliyattan oluĢan çorba)piĢirirler yer sofralarında herkese ikram ederler buda bizin köyümüzün


unutulmaz biryanıdır. Doğu Karadeniz üç ayak oyun kültürü girmiĢtir öz kültürel değerler yozlaĢmıĢtır Kalabalık aile yapısına sahip köyde,Hopa HemĢinlilere özgü,hemĢince denilen bir dil konuĢulur.esasen Ermenicenin bir dialekti olan bu dil,yöreye özgüdür.düğün cemiyetleri tulum ile olan köyde,Hopa HemĢin,üçayak,Artvin temurağa horonları ve çevre Rize HemĢin köylerinin etkisi ile Rize HemĢin horonu oynanmaktadır. HemĢinliler m.ö ikinci yüzyılda Horasandan gelip Ġranın Hamadan bölgesinde 400 yıl kalmıĢlardır,daha sonra Kars, Arpaçay ilçesinin doğusuna buradan da 623 yılında Ġran Bizans savaĢında Çoruh nehrini aĢıp bu günkü yerlerine yerleĢmiĢlerdir Arsaklı ve Saka Türklerinin bir boyudur. Birçok savaĢa sahne olan Ermenistan‟da,Kafkasyada ki Arapların baskılarına dayanamayınca Ermeniler isyan edip,batıya göç etmeye baĢlarlar 789-790 yıllarında 12 bin Ermeni HemĢin topraklarına girdi ve bugünkü HemĢin‟in bulunduğu yere bir kent kurdular buraya da kendi isimleri olan HamanaĢen adını verdiler bu ad zamanla HemĢin‟e dönüĢtü. HemĢinlilerde diğer eski kavimler gibi 16. yüzyıldan itibaren Müslümanlığı kabul etmiĢlerdir,Lazlarda deniz kenarında yerleĢirken HemĢinliler içeriye doğru dağlık bölgeye yerleĢmeyi tercih etmiĢlerdir.HemĢinliler Cumhuriyet ilk yıllarında batı bölgelerine göç etmeye baĢlarlar göçler Düzce, Adapazarı,Ġzmit,Bursa ya yerleĢmiĢlerdir,.HemĢinliler eskiden Oğuz Türkçesi konuĢurken daha sonra bu bölgeye gelen çok sayıda Ermenilerle birlikte yaĢamaya baĢladıktan sonra Ermeni dil kültürünün etkisinde kalmıĢtır.Halk arasında bu dil HemĢince olarak bilinmektedir Köye has topal oyunu vardır ,köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir.Ayrıca köçek oyunu,gemici çardak oyunu vardır Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama Köçek,Davullu gemici çardak oyunudur,Manav dal sıksara oyunlarıdır Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunları da oynanır,Ayrıca Cide kemençesi ve tepside çalınır iki kiĢilik topal oyunu oynanır Köyün yolları asfalt olup yolları geniĢtir ,köy içi parke döĢelidir. çevre düzenlemesi yapılmıĢtır. köyde genelde orta yaĢın üzerinde kiĢiler ve yaĢlılar devamlı durmaktadır. Genç nüfus genelde iĢ imkânı az olduğundan baĢka il ve ilçelere göç etmiĢlerdir. Yaz aylarında köye gelmektedirler. çocuk nüfusu çok azdır.köy de okul kapalıdır..Köyde, ilköğretim okulu yoktur fakat taĢımalı eğitimden Akçakocadaki okullara gitmektedirler. köy Akçakocaya çok yakın olduğundan genelde yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu Ģebekesi vardır ancak kanalizasyon Ģebekesi yoktur. Ptt Ģubesi yoktur ,ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaĢımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefonu vardır,mobil sağlık hizmetinden faydalanmaktadır,bir değirmen bir köy konağı bir kurs binası vardır karıĢık,dağınık köy statüsündedir.Ġstiklal savaĢına 2 asker Ģehit vermiĢtir.% 92 fındıkçılık,ayrıca sebzecilik yapılmaktadır

KĠRAZLI KÖYÜ Düzceye 46 km,Akçakocaya 7 km uzaklıktadır,Rakımı 280 mt dir,En yüksek yeri 300 mt dir,KomĢu köyleri Koçar,Koçulu,Balatlı,Beyören,YeĢilköy,Kınık tır. : 60 Hane 266 Nüfusu vardır. Yeni kurulan bir köydür,yalnız yanındaki YeĢilköy de çok eskiden Bizanslılar yaĢamıĢlardır.1936Yılında Batumdan gelen Hasan Karacan dede kurmuĢtur. Köy adını kiraz ağacının bol olması sebebiyle almıĢtır. Köy papuli dede tarafından kurulmuĢtur.Akçakoca Ģehir yolundan Ortanca istikameti doğrultusunda ileriye doğru giden yolda Kınık tan sonra eskiden Emköy vardı münkariz oldu,Yeniköy ,Vakıf ın bir bölümü Balatlıya bir bölümü Gökte peye bağlı idi bu iki köy bu bağlılıktan kurtulmak için yeni bir köy kurmak isterler,yani yol köyü ikiye bölmekte idi,karar alınır Balatlı ve Göktepeden ayrılarak ayrı muhtarlık olurlar,Yeniköy kurarlar 1950 yılında Burada çok kiraz ağaçları olduğu için buraya köylü Kirazlı adını verirler,bu arada Vakıf


köylüleri manav Türklerinden oluĢmakta idi biz burada kalabalığız bizde köy kura caz derler karar alırlar Kirazlıdan ayrılıp ayrı bir muhtarlık kurarlar.Bu arada Göktepe kısmında kalan Mekane dediğimiz yerde bir kısmı Kirazlıya bir kısmı da G öktepeye bağlandı.1940 yılından sonra Rize‟den gelenler köyün çoğunluğunu temsil etmektedir Kirazlı köyün pek tarihi yönü yoktur,YeĢilköy eski olmasına rağmen burada ufak tefek kalıntılara rastlansa bile kıymeti bulunmamıĢ munkariz edilmiĢtir.bu iki köy aynı köy idiler Sarma deresi ve Orhan deresinin 3 kolun çıkıĢı Kirazlı köyden çıkar Kara derede Kirazlı köy hudutlarından Değirmenağzına akar ,sarma deresi ile beraber . Doruk dağı 2-3 km kuzey eteklerinde kurulmuĢtur Doruk dağı denen yerde Çingen konağı denen yerde piknik alanları ve doğa yürüyüĢ parkurları vardır.Köyün ekonomisi tarıma dayalıdır Lazlar 6. yüzyılda Bizanslıların etkisinde kalarak Hiristiyanlığı benimsediler,doğu Karadeniz sahil kesimi 1461 yılından itibaren Fatih Sultan zamanında Osmanlı egemenliği altında Lazistan sancağı ilan edildi ,bu bölgedeki Lazlar kendi yönetimleri altında yaĢadılar.Yavuz Sultan Selim bu bölgeye beylikler kurdu,17. yüzyılda Lazlar Müslüman olurlar,1925 yılına kadar Lazistan sancağı altında yaĢamlarını sürdürdüler,1788 Berlin antlaĢması ile Lazlar iki ülke toprakla Tarihi kaynaklar, Lazların Doğu Karadeniz yöresine Kafkaslardan indikleri konusunda görüĢ birliği vardır. Tarih sahnesine ilk kez Karadeniz‟de çıkmıĢlardır. XI-XII. Yüzyıllarda Karadeniz‟in doğusunda kurulan ve KOLKHĠS/Rothis devletini oluĢturan topluluklardan biri de Mergrel- Lazlardır. Lazlar, 6. Yüzyılda Bizans etkisinde kalarak Hıristiyanlığı benimsediler. Kolkhis Devleti yıkılınca Bizans egemenliği altında LAZĠKA krallığı seçimle iĢ baĢına gelerek, Bizans‟a vergi vermeyip, bunun karĢılığında doğu sınırını korumayı üstlendiler.Doğu Karadeniz‟in sahil kesimi 1461 yılından itibaren Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı egemenliği altında Lazistan Sancağı olarak ilan edildi. Bu bölgedeki Lazlar kendi yönetimleri altında yaĢadılar.Yavuz Sultan Selim bölgede beylik sistemini kurdu. Bölge 11 beylikten oluĢuyordu. Lazlar da yarı bağımsız statüde Laz derebeyliği olarak Osmanlılara asker ve vergi vermekteydi. Lazlar 17. Yüzyıldan itibaren MüslümanlaĢmaya baĢladılar. Bölge 1925 yılına kadar Lazistan olarak kayıtlara geçmiĢtir.1828-1829 Osmanlı Rus SavaĢlarında Laz SavaĢçıları Osmanlı cephesinde yer almıĢlardır. Bu savaĢlarda büyük kahramanlıklar göstermiĢlerdir. 1877-1878 Osmanlı Rus SavaĢı sonunda imzalanan Berlin AnlaĢması ile Lazlar iki ülke topraklarına bölündü. Bu savaĢtan olumsuz etkilenen Lazlar Bursa, Yalova, Karamürsel,Ġzmit, Adapazarı, Karasu,Akyazı, Geyve,Hendek, Sapanca, Zonguldak, Düzce , Akçakoca gibi bölgelere göç ederek dil ve kültürlerini buralara taĢıdılar. Akçakoca‟da merkez ve köylerde yerleĢtiler. Lazlar Akçakoca‟da daha çok Merkez Ġlçedeki Osmaniye , Ayazlı Mahallesinde ve Edilli , Döngelli, Uğurlu Köylerinde kalabalık gruplar halinde bulunmaktadır. ,Köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil oyunu ,Kemençe,Tulum gibi enstrümanlar çalınır yerli oyun gurupları sözlüdür,5-6 kiĢilik 2 gurup oluĢturulur el ele tutmuĢ oyuncular seri ayak hareketleriyle birbirine yaklaĢıp uzaklaĢırlar,her gurupta bir türkü söyleyen vardır,türkücü karĢı guruba türküler deyiĢler dokundurmaktadır,bu oyunda önemli olan türkü sözleriyle karĢıdakini mat etmektedir,bu oyunun adı gelino dur.Rize HemĢin üç ayak oyunu da laz oyunudur,dairede oynanır HemĢin üç ayak oyunudur 2/4 veya4/4 lük ezgiler halinde oynanır Bar,Halay,Horon,Sallama,Hara ve karĢılama,üç ayak,Kolbastı,laz kültüründe çok önemlidir Laz oyunlarındandır. Kına gecesinde kadınlar daire Ģeklinde oynarlar. Kadınlar ağıt yakarak gelini evin içinde dolaĢtırarak en son mutfağa götürürler. Orada bu oyunu oynayarak oyunu bitirirler. Köyde, ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taĢımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu Ģebekesi vardır ancak kanalizasyon Ģebekesi yoktur. Ptt Ģubesi yoktur ancak ptt acentesi


vardır. Sağlık ocağı yoktur ve sağlık evi vardır Abant Ġzzet Baysal yaptırmıĢtır.Ancak mobil sağlık sisteminden faydalanıyor, Köye ayrıca ulaĢımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.1 cami,vardır,yeni kurulan köy olduğu için istiklal savaĢına katılan olmamıĢtır,göçmen az dağınık köy statüsündedir.Meyvecilik had safhadadır.

KOÇAR KÖYÜ : Düzceye 46 km,Akçakocaya 7 km uzaklıktadır,Rakım 200 mt dir,en yüksek yeri 225 mt dir.KomĢu köyleri Koçulu,Arabacı,YeĢilköy,Kirazlı, dır 82 Hane 273 Nüfusu vardır .M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,304-1261 yılında Bizans ve Latin krallığı bu köyde yaĢamıĢlardır Köyün kurucularından Kocar beyden ismini aldığı tahmin edilmektedir,1085 Yılında Akçakocaya gelen oğuz Türk boyundan üçok kolundan Koçar bey ilk buraya geldiği söylenmektedir,yerli köydür,1916 göçünde Giresun ve Ordu yöresinden gelenler olmuĢtur iki mahallesi vardır.Eski adı Kuçar- Koçer- Koçar olmuĢtur,Büyük ve küçük sarma derelerinin birleĢtiği yerin batısında tepe üzerine kurulan köydür,ahalisi Yörükhan taifesidir.,1916 Göçünde Giresun Görele‟den gelen Güler sülalesinden ve DurmuĢoğlu Çelik sülalesinden Abdurrahman Ruslara esir düĢmüĢtür. Büyük ve küçük sarma derelerinin birleĢtiği yerin batısında tepe üzerine kurulan köyde halen topraktan çıkartılan tuğla ve kiremit parçalar çanak çömlek kalıntıları buranını iskan mahalini gösteriyor Hikmet Gülere ait arsada Kale kalıntıları halen mevcuttur.Abacı köy denen yerde bayramlarda 40-50 manda kesilir yenilirdi,buraya çevre köylerden de gelenler olurdu,ama bu Abacı köy Ģimdilerde munkariz olmuĢtur,bu köyde bir yatı vardı oda munkariz oldu Koçara giriĢte idi,Ģuanda üzerinde fındıklıklar vardır,Adem Tekin,Ahmet Tekin,Hasan Tekin,Nizarettin Tekin arsaların üzeride idi Büyük ve Küçük sarma dereleri ,köyün güney,doğu ve kuzey doğusundan geçmektedir,iki kaynak suyu vardır,özdere olarak sarma deresine kuzey istikametine bağlanmaktadır.1961 yılında köye su gelir ,dede dağından köy hizmetleri tarafından getirilir,daha önceleri köy içme suyunu köydeki iki kaynak suyundan sağlamakta idi. ,Sarma dere Koçarın altından geçerek Değirmenderesi ile birleĢir denize dökülür .Kaplan dede tepesi ,Kaplan tepesi eteklerinde kurulan köydür Koçar ve Kurugöl arasında sarma deresinin kıyısında Kaneyanı denilen yerde futbol sahası ve piknik ve mesire alanları vardır komĢu köyler ve Akçakoca halkı buraya gelerek pikniklerini yapmaktadırlar yalnız buraya vc ve su tedarik edilirse burası çok güzel piknik alanı olarak değerlendirilebilir,turizm açısından fakirdir çok eski bir köy olmasına rağmen ,eski köy kalıntıları munkariz olmuĢtur.Burada Turan Gülere ait birde restoran ve piknik alanı vardır,buraya çeĢitli yörelerden insanlar gelip çok rahat bir Ģekilde dinelebilmektedir yolu çok güzeldir.Sarma deresinde kadınlar çamaĢır günlerini burada yaparlardı,ilk önce ateĢ yakarlar,su ısıtırlar,sepet içine çamaĢırlarını doldururlar,üzerine daha önce biriktirdikleri ateĢ külünü bez üstüne koyarak sepetin üstündeki kirli çamaĢırların üstüne yerleĢtirerek kaynar suyu dökerek kirli çamaĢırların kirlerin yumuĢaması sağlanırdı,daha sonra yeteri kadar bekletilir dere kenarında taĢlara serilir sopalarla çamaĢırlar dövülürdü ve burada bu günler her hafta sonu yapılıp yemekler yenirdi imece üsülü çamaĢırlar yıkanırdı.Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır, kivi ve arıcılıkta yapılmaktadır,eskiden Osmanlıya gemi yapımı için Ġstanbul‟a buradan kereste sevkıyatı yapılmakta idi Köyde kültür Osmanlı manav türklerinin kültürü hakimdir.fırında yapılan mancarlı pidesi meĢhurdur,köydeki kadınlar fırınların baĢlarında bir arada olarak mancarlı pide yaparlar. Akçakocada mancarlı pidenin meĢhur oluĢu buradan kaynaklanır Köyde kültür Hıdrellez ve aĢure günlerinde köyde aileler kendi aralarında toplanarak okulun bahçesinde büyük kazanlarda keĢkek çorbası (yakalĢık20 çeĢit bakliyattan oluĢan çorba)piĢirirler yer


sofralarında herkese ikram ederler buda bizin köyümüzün unutulmaz biryanıdır. Düğünlerde Alaplı çiftelerlisi,misket,kasap havası oynanır ama bu kültür son zamanlarda yozlaĢmıĢtır,Doğu Karadeniz üç ayak oyun kültürü girmiĢtir öz kültürel değerler yozlaĢmıĢ Köye has topal oyunu vardır ,köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir.Ayrıca köçek oyunu,gemici çardak oyunu vardır Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama Köçek,Davullu gemici çardak oyunudur,Manav dal sıksara oyunlarıdır Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunları da oynanır,Ayrıca Cide kemençesi ve tepside çalınır iki kiĢilik topal oyunu oynanır Köyde, ilköğretim okulu yoktur fakat taĢımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu Ģebekesi vardır ancak kanalizasyon Ģebekesi yoktur. Ptt Ģubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur.mobil sağlık hizmetinden faydalanmaktadır Köye ayrıca ulaĢımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.1871 birinci arazi yoklama defteri 1922 Bolu salnamesinde kaydı vardır en eski köydür .2 cam 1 değirmeni vardır,1 km lik Koçar –Kurugöl yolu stabilizesi yapılmıĢtır.KarıĢık ve dağınık köy statüsündedir.Köyde yemen harbinde 1 asker Ģehit olmuĢtur.Meyvecilik fazla yapılmaktadır,Kaolin veFeldispat madeni bulunmaktadır

KOÇULLU KÖYÜ : Düzceye 46 km,Akçakocaya 7 km uzaklıktadır,rakımı 162 mt dir,en yüksek yeri 300 mt dir KomĢu köyleri Arabacı,Koçar,YeĢilköy,Kurugöl dür. 52 Hane 229 Nüfusu vardır M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,304-1261 yılında Bizans ve Latin krallığı,,1150-1200 yılında Romanya Dobruca‟daki Gagavuz Türkleri bu köyde yaĢamıĢlardır Büyük ve küçük sarma derelerinin birleĢtiği yerin batısında tepe üzerine kurulan köyde halen topraktan çıkartılan tuğla ve kiremit parçalar çanak çömlek kalıntıları buranını iskan mahalini gösteriyor. Hasan dere ,Sarma dere Koçardan geçerek Değirmenderesi ile birleĢir denize dökülür Kaplan dede tepesi ,Kaplan tepesi eteklerinde kurulan köydür.Köy ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Köyde kültür Osmanlı manav türklerinin kültürü hakimdir.fırında yapılan mancarlı pidesi meĢhurdur,köydeki kadınlar fırınların baĢlarında bir arada olarak mancarlı pide yaparlar. Akçakocada mancarlı pidenin meĢhur oluĢu buradan kaynaklanır Köyde kültür Hıdrellez ve aĢure günlerinde köyde aileler kendi aralarında toplanarak okulun bahçesinde büyük kazanlarda keĢkek çorbası (yakalĢık20 çeĢit bakliyattan oluĢan çorba)piĢirirler yer sofralarında herkese ikram ederler buda bizin köyümüzün unutulmaz biryanıdır. Doğu Karadeniz üç ayak oyun kültürü girmiĢtir öz kültürel değerler yozlaĢmıĢtır Köye has topal oyunu vardır ,köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir.Ayrıca köçek oyunu,gemici çardak oyunu vardır Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama Köçek,Davullu gemici çardak oyunudur,Manav dal sıksara oyunlarıdır Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunları da oynanır,Ayrıca Cide kemençesi ve tepside çalınır iki kiĢilik topal oyunu oynanır Köyde, ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taĢımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu Ģebekesi vardır ancak kanalizasyon Akçakoca merkeziyle aynı anda faaliyete girmiĢtir. Ptt Ģubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Mobil sağlık sisteminden faydalanmaktadır Köye ayrıca ulaĢımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.KarıĢık ,yerli az dağınık köy statüsündedir.Ġstiklal savaĢına 2 asker Ģehit vermiĢtir

KURUKAVAK KÖYÜ


: Düzceye 30 km,Akçakocaya 35 km uzaklıktadır,Rakımı 600 mt dir,.KomĢu köyleri Küpler,Karatavuk,Sarıyayla,Dilaver dir.Akçakoca‟nın en yüksek köyüdür: 285 Hane 1144 Nüfusu vardır . M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,304-1261 yılında Bizans ve Latin krallığı bu köyde yaĢamıĢlardır. Bu köye daha önceden Artvin Hopa dan dan Lazlar gelir bunlar Çakırlar ve Tantoğullarıdır, fakat burada fazla kalmazlar, çünkü kıĢın çok kar yağar cenazeleri olur kardan dolayı cenazelerini gömemezler cenazeleri evde 3-4 gün kalır buraya daha sonra Cumayeri‟nden gelen Karslıoğullarına para karĢılığında yerlerini satıp,Uğurludaki akrabaların yanına giderler ,daha sonra Ordu yöresinden göç gelir,iki mahallesi vardır.Karslıoğulları Kartsan, Orduya göç gelirler,burada Kılıfoğullu,veDavutoğulları ile kız alıĢ veriĢ yaparlar ve akraba olurlar bunlar hep birlikte Düzce Cumayerine gelirler yerleĢirler fakat sivrisinek çok olduğu için daha yüksek tepelere çıkmak isterler birgün 4 arkadaĢ ava çıkarlar yaya Kurukavak köyüne kadar gelirler,içlerinden bır tanesi bu köyü daha önceden biliyormuĢ buraya Lazlar yerleĢmiĢ bi gidelim derler ve gelirler Ģimdiki çeĢme baĢına kadar gelirler çeĢme baĢında Lazlar varmıĢ ,hayrola nerden böyle nereye gidiyorsunuz derler,biz buraya yerleĢmeye geldik ama sizler bizden önce buraya yerleĢmiĢiniz derler,bu arada Lazlarda cenazelerini kardan dolayı gömemedikleri için burayı benimsemedikleri için derler ki biz yerlerimizi size satalım derler çünkü burada çok kar var soğuk var bizler sahil kesimine inecez ,ondandır ki arazilerimizi satacaz eğer isterseniz sizler alın derler bunlarda hemen kabul ederler hemen orda anlaĢmayı yaparlar, 9 kırmızı lirayı verip köyü satın alırlar ve neticede Karslıoğlu ve Kılıfoğlu bu köyün kurulmasında çok emekleri geçmiĢtir.Tantoğluları Uğurluya göç giderler ,Çakırlarda AktaĢa göç giderler.ġimdide bu üç mahalleyi inceleyelim.1-Beylıkağacı mahallesi : Tam ortadadır. Yatılı Ġlköğretim Bölge Okulu (YĠBO) vardır. Camii vardır. En büyük mahallesidir. Bu köyde kesilen ağaçlar köyün ortasındaki Ģimdiki caminin yanında biriktirilirdi,bu ağaçlar Beylik ağa diye bır zat bunları satın alıp Tren rayları için travesti ağacı haline getirir bunları Osmanlı devletine satardı ,bu ağaçlar devlet malı olduğu içinde burası Beylik ismini almıĢtır. 2Kurukavak mahallesi: ilk yerleĢim yeridir. 2 tane kaynak suyu çeĢmesi bulunur. bu mahallede de camii vardır. fındık ambarı vardır. Bu mahallede bulunan okul artık kullanılmamaktadır. 3Çorak yanı mahallesi.burada da su biriken gölet vardı bu gölet kuruduğu zaman burası çoraklaĢıyordu buraya da bundan dolayı bu ismi vermiĢlerdir Köyün adının Kurukavak olması: Eskiden köyde çok büyük kuru bir kavak ağacı varmıĢ. Bu ağaç bir oda geniĢliğindeymiĢ.Bütün eğlencelerini geleneklerini bu tarihi kavak ağacı yanında yaparlarmıĢ Ġnsanlar tarif ederken Kurukavak ağacından bahsederlermiĢ. bu yüzden köyün adı Kurukavak kalmıĢ. .Kalkın –Nazımbey den ayrılmıĢtır,1327 tarihinden önce birlikte idare ediliyormuĢ,fakat bu iki köy HemĢin köyüne bağlı imiĢ,Karatavuk ve Kurukavak HemĢin köyünden ayrılmıĢtır.HemĢin‟de Kurukavak ı ayıran zat Osmanlı döneminde Hafız Mustafa isminde devlet tarafından aranmaktadır,bu izini kaybettirmek için ilk önce Esmahanıma gelir burada hocalık yapar,daha sonra burayı terk eder,Kurukavak a gelir burada da hocalık yapar devletin içinde çalıĢtığı için yazıĢmaları iyi bilir ve köylüye derki bu köyü HemĢin‟den ayıralım der ve devlete bir yazı yazar köyün muhtarlık mührünü ister devlette bu mühür‟ü gönderir ve böylece köy HemĢin köyünden ayrılır.Hafız Mustafa efendi çevre köylerden gelen talebelere ders verirdi çok talebe yetiĢtirmiĢtir.Köy tarihi yönden fakırdır,115 yıllık otantik ahĢap yapı vardır,Harun Nefese ait Beylıkağacı mahallesindedir.Gubi deresi ve bıçkı deresi buradan doğar Esmahanımdan Uğurluya ordan Melen e dökülür,su altı seviyeleri çok değiĢkendir,Pınar,ve kuyu suları faydalıdır ancak çok kireçlidir,serttir koli bakımından zengindir içilmesi mahsurludur,sıcak su ve göl yoktur Ordulu dağı Yörük tepesi Kaplan dede tepesi eteklerinde kurulan köydür Gerçekten turizm açısından görülmeye değer bir yerdir,Kocaali Karasu,Akçakoca,Düzce buradan harika gözükmektedir,Kaplandede


tepesinden Düzce‟nin bütün ilçeleri gözükmektedir bu çok dikkat çekicidir,tepeye ulaĢım ġifalısu ve HemĢin –Karatavuk tan ulaĢılmaktadır,Kurukavak tan Çilimli ilçesine gayet muntazam bır yol vardır.Düzce Akçakoca yolu eskiden Üskübü Kaf yaylası,Kaplan dededen HemĢin yaylasından,AktaĢa ordan Arabacı köyüne ,ordanda Akçakocaya gidilirdi.Hacız yolundan sonra Düzce ye bırda bu yoldan ulaĢım sağlanıyordu,bu yol halen muntazam bır Ģekilde kullanılmaktadır.Esmahanım ve Çilimli AybaĢı köyü Abazaları birbirleriyle bu yoldan gidip gelirlerdi Kaplandede tepesinde bir gözetleme kulesi vardır,bır de yatı vardır Ahmet dede, buraya yağmur duasına çıkılmaktadır,burası çok geniĢ büyük arazi içindededir.Gubi deresi,Bıçkı deresin de tatlısu balık avcılığı yapılmaktadır,buranın aslında devlet tarafından koruma altına alınması lazımdır ,çünkü yanlıĢ avlanma neticesinde balık neslinin yok olmasıdır Burada daha önceleri Yenice,HemĢin,Karatavuk,Kurukavak köylerinin kullandığı yayla vardı,bu yayla son zamanda Kurukavak köyü sınırları içerisine girmiĢtir,Dededağına yakın HemĢin yaylası dıye adlandırılan 500 dönümlük araziyi,yaylayı bu 4 köy sahiplenmesin diye devlet koruma altına almıĢtır buraya ceviz ekmiĢtir.Üskübüdeki Konuralp teki Bitinya ve Bizans krallığına ait yerdir burayı bunlar çok kullanmıĢlardır,Konuralp krallığı burada kaldığı sure içerisinde 7 evre geçirmiĢtir,bu yaylada Hıristiyanlara ait bır kilise vardı,buraya 7 harmanlıklar kilisesi denirdi yaylanın güney batısında kalmaktadır,burayı defineciler bulurlar1960 yılında 2 mt lik çukurlar açılmıĢ burada duvarlar bulunmuĢtur,burada bır çarĢının olduğuna dair bize göstermektedir Ģimdilerde bır çok gürgen ağaçları vardır üzerinde kilisenin munkariz olmasına rol oynamıĢtır,ayrıca 70-80 cm lık kalınlığında değirmen taĢları bulunmuĢtur,buraların defineciler tarafından talan edilmesinden dolayı devlet buraları koruma altına almıĢtır,Bu yayla Ģimdilerde Kurukavak sınırları içerisinde kalmıĢtır.Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır ,ayrıca eskiden Osmanlıya buradan gemi yapımı için Ġstanbul‟a kereste sevkiyatı yapılmakta idi,ormancılık fazla yapılmaktadır Köyde kültür Doğu Karadeniz kültürü hakimdir.fırında yapılan mancarlı pidesi meĢhurdur,köydeki kadınlar fırınların baĢlarında bir arada olarak mancarlı pide yaparlar. Köyde kültür Hıdrellez ve aĢure günlerinde köyde aileler kendi aralarında toplanarak okulun bahçesinde büyük kazanlarda keĢkek çorbası (yakalĢık20 çeĢit bakliyattan oluĢan çorba)piĢirirler yer sofralarında herkese ikram ederler buda bizin köyümüzün unutulmaz biryanıdır. Doğu Karadeniz üç ayak oyun kültürü girmiĢtir öz kültürel değerler yozlaĢmıĢtır Köyün en kalabalık olduğu zaman yaz mevsimidir. Temel geçim kaynağı olan fındık ürününün hasat zamanı yaz mevsimi olduğundan köy halkının geneli bu mevsimde köyde bulunmaktadır. Ayrıca fındık sezonunda dıĢarıdan 3-5 bin iĢçi gelmektedir Köye has topal oyunu vardır ,köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir.Ayrıca köçek oyunu,gemici çardak oyunu vardır Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama Köçek,Davullu gemici çardak oyunudur,Manav dal sıksara oyunlarıdır Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunları da oynanır,Ayrıca Cide kemençesi ve tepside çalınır iki kiĢilik topal oyunu oynanır Köyde Yatılı ilköğretim Bölge Okulu vardır. Köyün içme suyu Ģebekesi vardır. Kanalizasyon Ģebekesi yoktur. Ptt Ģubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı var. Köye ayrıca ulaĢımı sağlayan yol asfalttır .Köyde elektrik ve sabit telefon vardır.Orman Toplu Koruma Merkezi Vardır.2 ilkokul,1 değirmen, amatör futbol takımı vardır.1984-1999 Yılları arasında muhtarlık yapan Cabir Nefesoğlu 1999-2004 yılları arasında da il genel meclis üyeliğini yapmıĢtır,köyün yeni camisi,ilköğretim bölge yatılı okulu,sağlık ocağı,spor kulübü,telefon Ģebekesi,su Ģebekesi (Beylik mahallesine) ,okul lojmanları,köye ilk asfalt ve Çilimli‟den HemĢin‟e yine asfalt,köyde evlenme memurluğu ve nikah iĢlemleri ni yapan Cabir Nefesoğlu abıme bu örnek çalıĢmalarından dolayı köye yapmıĢ olduğu hizmetlerden dolayı teĢekkürü bır borç bilirim böyle çalıĢmalarını diğer köylere örnek olmasını dilerim.Köyden istiklal savaĢına 1 asker Ģehit vermiĢtir.Göçmen az


dağınık köy statüsündedir,% 14 mısır ziraati,buğday ziraati,meyve sebze ziraati,% 10.2 hayvancılık,ormancılık yapılmaktadır.nüfusu en fazla olan köydür

KÜPLER KÖYÜ : Düzceye 74 km, Akçakocaya 35 km uzaklıktadır,Rakımı 370 mt dir,En yüksek yeri 550 mt dir,,KomĢu köyleri Kurukavak,Dilaver,Davutağa,Karatavuk tur. 35 Hane,212 Nüfusu vardır.Yeni kurulan bir köydür,lakin burada eskiden Bitinya ve Bizanslılar yaĢamıĢlardır Çok eski bir Rum köyüdür burayı terk edip, buraya daha sonra Ordudan gelip yerleĢenler olmuĢtur1973 yılına kadar Kurukavak a bağlı idiler,Kurukavak tan buraya inmelerin sebebi bunlar büyükbaĢ hayvancılığı ile çok uğraĢırlardı,hayvanlarını yüksek rakımdan korumak beslemek,su bölgesine yakın olmak için aĢağı doğru inerek burayı yerleĢim bölgesi haline getirip, 1973 yılında Kurukavak tan ayrılıp ayrı muhtarlık olurlar.Hırıstıyanlar buradan göçüp gidince daha sonra buraya Ordudan gelenler Rumlara ait kalıntıları bozarak fındık ekmiĢlerdir her tarlayı kazıyınca büyük Ģarap küpleri çıkarmıĢ,hemen hemen her tarlada bu küplere rastlamak mümkündür,köylü burada çok küpler bulduğu için bu köye Küpler adını vermiĢler Hırıstıyanlar buradan göçüp gidince daha sonra buraya Ordudan gelenler Rumlara ait kalıntıları bozarak fındık ekmiĢlerdir her tarlayı kazıyınca büyük Ģarap küpleri çıkarmıĢ,hemen hemen her tarlada bu küplere rastlamak mümkündür,köylü burada çok küpler bulduğu için bu köye Küpler adını vermiĢler. Küpler deresi buradan doğar Dilaver Esmahanımdan Uğurluya ordan Melen e dökülür, Ordulu dağı Yörük tepesi Sivri tepesi eteklerinde kurulan köydür Turizm adına geliĢmiĢ köy değildir doğa yürüyüĢ parkuru ve tatlısu balıkçılığı yapılabilir bu balıklarında yanlıĢ avlanma neticesinde balıkların nesli de tükenmektedir devletin burayı da koruma altına alması lazımdır Ayrıca burada su değirmenleri vardı bunlarda zamanla kayboldu,yalnız Ģuan 1 adet değirmen mevcuttur,Rıfat Karaya aittir Buraların kültür bakanlığınca incelenmesi lazımdır ,araĢtırmalar yapılıp buraya bır özellik kazandırılmalıdır,sakin, temiz ,deresiyle, ormanıyla, doğasıyla harika yeni kurulan bır köydür.Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır,hayvancılık had safhadadır Köyde kültür Doğu Karadeniz kültürü hakimdir.fırında yapılan mancarlı pidesi meĢhurdur,köydeki kadınlar fırınların baĢlarında bir arada olarak mancarlı pide yaparlar. Köyde kültür Hıdrellez ve aĢure günlerinde köyde aileler kendi aralarında toplanarak okulun bahçesinde büyük kazanlarda keĢkek çorbası (yakalĢık20 çeĢit bakliyattan oluĢan çorba)piĢirirler yer sofralarında herkese ikram ederler buda bizin köyümüzün unutulmaz biryanıdır. Doğu Karadeniz üç ayak oyun kültürü girmiĢtir öz kültürel değerler yozlaĢmıĢtır Köyün en kalabalık olduğu zaman yaz mevsimidir. Temel geçim kaynağı olan fındık ürününün hasat zamanı yaz mevsimi olduğundan köy halkının geneli bu mevsimde köyde bulunmaktadır. Köye has topal oyunu vardır ,köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir.Ayrıca köçek oyunu,gemici çardak oyunu vardır Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama Köçek,Davullu gemici çardak oyunudur,Manav dal sıksara oyunlarıdır Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunları da oynanır,Ayrıca Cide kemençesi ve tepside çalınır iki kiĢilik topal oyunu oynanır. Köyde, ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taĢımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu Ģebekesi vardır ancak kanalizasyon Ģebekesi yoktur. Ptt Ģubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Ancak mobil sağlık hizmetinden faydalanmaktadır Köye ayrıca ulaĢımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon 1 cami,1 değirmen vardır yoktur ilk önceleri Kurukavak köyüne bağlı idi,yeni kurulan bir köydür.Köyden istiklal savaĢına katılan olmamıĢtır.


MELENAĞZI KÖYÜ Düzce ye 56 km,Akçakoca ya 17 km uzaklıktadır,denizden 5 yüksekliliktedir,en yüksek yeri 100 metredir,Rakım 25 tir ,komĢu köyleri, Nazımbey,HasançavuĢ,PaĢalar,Uğurlu dur 300 Hane, 974 Nüfusu vardır .M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,304-1261 yılında Bizans ve Latin krallığı,,1150-1200 yılında Romanya Dobruca‟daki Gagavuz Türkleri bu köyde yaĢamıĢlardır Köyün ismi ilkönce Bitinyalılar zamanında MELAN dır. Rumca bir kelimedir(kıyı dere kenarı) demektir Türkmenler zamanında MELEN olmuĢtur.Cumhuriyet döneminde MELENAĞZI olur. Bu köyde yasayanlar Bugün ki Gürcistan sınırlarında yer alan Acara Özerk Cumhuriyetinin Batum iline bağlı köylerden 1877-78 diye bilinen Osmanlı-Rus savaĢı; halk arasında bilinen adı ile 93 harbi sonrasında göç eden muhacir gürcüler (çveneburi) tarafından kurulmuĢtur. Melenağzı köyünde hala gürcüce konuĢulmaktadır. Melenağzı köyü adını; Karadenize dökülmekte olan Melen çayı ve bu çayın denize döküldüğü ağız kelimelerinin birleĢtirilmesi ile MELENAĞZI adını almıĢtır. Gürcüce adı Melenipiri(Melenağzı) Sopeli(köyü) dir.1874 yılında Batum muhaciri Makriha mahallesinden Ahmetoğlu Ali Reis arkadaĢı Mehmetoğlu Mustafa adlı kiĢiler Cihadı Ekber ilanı üzere din ve namus mücadelesi için Türkiyeye iltica etmiĢlerdir ilk önce Rize‟ye gelirler orda düĢman iĢgali olunca batıya göç etmeye baĢlar lar Akçakocaya akrabaların yanına gelir yerleĢirler.Ali Reis çok iyi bir gemici idi,Deniz ceylanı ismi takası ile gelmiĢlerdir.Eski yerleĢim birimidir 1877 den önce en son Türkmenler varmıĢ bunlar Hıristiyanlardan sonra bunlarda burayı terk ederler,bazılarda 1877 de doğu karadenizden gelen gürcülerle yıllarca yaĢamıĢlardır Karadenizden gelen gürcüler ilk önce melen kıyısına barakalar kurarlar,burada eskiden oturan Hüseyin Fevzi paĢa vardır,bu göçerler paĢanın arazisini iĢgal ederler paĢa Ģikayetini bildirse bile hükümet 75500 kuruĢ bedele bu araziyi paĢadan alır ve göçerlere verir paĢa bu tarlaları uzun Osman bin Ahmet tarlası Yazıcıoğlu Ġbrahim tarlası Topaloğlu Hüseyin tarlası Demircioğlu Mehmet bin Ġsmail ve kahveler denen arsalarını Medaloğlu Osman Ağaya satmıĢtır.Bu köye ilk gelenler TULUAY lardır . Medaloğlu Osman ağa ilk muhtarı idi 1910 yılında Akçakoca Kocaali sahil yolunun,17.kim‟sinde Melen çayının denize döküldüğü yerde bulunan Ģirin bir tatil köyüdür. Köyümüz, meĢhur melen çayının ilginç yarımadalar oluĢturarak, kıvrım kıvrım dolanıp Karadeniz‟e kavuĢtuğu yer itibarıyla Melenağzı adını almıĢtır. Melen çayının bir baĢka özelliği ise: Birbirlerine komĢu olan Düzce ve Sakarya il sınırlarını belirlemekte yıllardır egemen olması, ortasından aktığı geniĢ ve verimli ovalara ana Ģefkati gösterircesine kol kanat gerip, Nadide görünüĢüyle seyredenlerine parmak ısırttıran, endamlı bir güzelliğe sahip olmasıdır. Halkının büyük bir kısmının anadili atalarından günümüze kadar süregelen gürcüce dilidir. Köy halkı geçimini: Tarım (Fındık, mısır vs)ve deniz ürünlerinden (Balık, midye, salyangoz ) sağlamaktadır. Sahillerimizin temiz kumsalı, denizi ve halkın turizme verdiği önemiyle, köyümüz yurt içinde hatta Avrupa‟da adı sayılı mesire beldesi haline gelmiĢtir. Kamu hizmetlerinin yeterli olmayıĢı, komĢu köylerle olan turizm potansiyelimizi de olumsuz olarak etkilemektedir. Buna rağmen halkımız kendine düĢen görevinin bilincinde olup, her alanda maddi manevi yardımlarını esirgemeksizin, hummalı bir Ģekilde çalıĢmaktadır. Melen çayının balıkçı barınağına kavuĢmasıyla gerek coğrafi, gerekse hizmet açısından balıkçılık sektörünü daha da elveriĢli hale gelmiĢtir. Güzel köyümüz, onlarca Öğretmen, doktor, mühendis, kaymakam ve sınırsız yetiĢtirdiği sanatkârıyla müessir medeniyet seviyesine ulaĢtığını ve kültürel düzeyde adından söz ettirmesini baĢarmıĢtır. Resimlerinden de anlaĢılacağı gibi tüm köy halkı, sevecen, güler yüzlü ve oldukça misafirperverliğiyle tipik bir Karadenizli görünümü sergilemektedir. Fıkrasıyla, horonuyla tatlı Ģakalarıyla doğrusu cana yakınlılığıyla sevilmeyi, gönüllerde taht kurmasını bilmiĢtir”


benim köylüm.” 11. Yüzyılda Bizanslılara ait 92 adet Bizans altını bulunmuĢtur1953 yılında. Akçakoca Sakarya il sınırını belirlemiĢtir.Melenağzı açıklarında batık gemiler vardır,bazı evlerde amforalar vardır bir tanesi Rus arkeleog Kozirat adıyla anılan amforadır ki bu 7. yüzyıla aittir Köyde araĢtırmalar yapılırsa eski dönemlere ait daha çok kalıntılara rastlanabilir ve köye turizm açısından çok fayda sağlayacağına inanıyorum Küpler deresi,Gubi deresi,Dilaver deresi Davutağa deresi birleĢerek melen çayına dökülür Melen çayından Ġstanbul‟a su sevkiyatı yapılmaktadır,2007 yılında melen barajı Japonlar tarafından yapılmıĢ büyük bir projedir melen deresinin bölgeye çok önemi vardır Ordulu Dağı eteklerinde kurulmuĢtur,Yörük tepesi Köy köydes yardımı ile güzelleĢtirilmiĢtir,köyde balıkçılık ön safhadadır,çok büyük gırgırlar,sandallar melen deresinin bir liman vazifesi görmesi buraya büyük önem kazandırmıĢ balıkçılığı da ön safhaya çıkarmıĢtır burada her gün taze her türlü balık bulmak mümkündür,balıkçılık ve fındıkçılıkla geçimini sağlayan Ģirin bir köydür.Ayrıca uzun plajı,sahil Ģeridi,melen deresi,güzel yazlık villalar vardır.Düzce iline bağlı Melen Çayı‟nın Karadeniz‟e döküldüğü alanda kurulmuĢ Ģirin bir Gürcü köyüdür. Buraya yerleĢik Kafkas Gürcü göçmenleri, Batum‟un Karadeniz sahillerinden 93 Harbi diye anılan 18761878 Osmanlı-Rus Ġmp. SavaĢı sonrası, Rus ilhakından kaçmak suretiyle bu bölgeye gelmiĢlerdir. Melen Ağzı halkı bu bölgeye diğer göçmenlerden daha sonra gelmiĢler, çevrede yerleĢik Kastamonu sancağına bağlı yerli halk ile göçmen diğer Kafkas halklarıyla birlikte, oldukça kanlı mücadelelere giriĢmiĢ, Melen Çay‟ı Kanlı Melen olarak anılır olmasına karĢın, burayı vatan edinerek, bir daha da Melen Çayı deltasından ayrılmamıĢlardır.. Bölge halkının çoğunluğu balıkçılık ve fındık üreticiliği ile geçinmektedir. Aynı zamanda y erli turistlerin deniz mevsiminde çok tercih ettikleri mükemmel plajı görülmeye değerdir. Köyün eğitim düzeyi oldukça yüksektir. Köyde yetiĢen gençlerin %65 „i yüksek okul, tamamı lise ve dengi okul mezunudur Köyün bütününde günlük konuĢma dili Gürcücedir. Bazı Türkçe kullanılan isimler dıĢında Acara-Guria lehçesi Gürcüce konuĢulmaktadır. Köy halkı köyün otantik yapısını korumaya azami özen göstermektedir. Köyde halen 150 -200 yıllık eski evlere rastlanmaktadır. Bu evler özüne uygun olarak ustaca restore edilmekte, kendi tarihi dokusu içerisinde korunmaya çalıĢılmaktadır. Köyde eski imece usulü ( meci) çalıĢma devam etmektedir. Aileler baba mirası arazilerini erkek çocuklara devrediyor. Bu nedenle de köye dıĢarıdan insanların yerleĢimi engellenerek kapalı toplum özelliğini sürdürmektedir. Evliliklerse, yine akraba olmayan sülaleler arası yapılmaktadır. Ancak bu gelenek günümüzde tüm köyün birbirine bir Ģekilde akraba olması sebebiyle çevre Ģehirler ve köylerdeki Gürcü ailelerle iliĢki içine girmek suretiyle gerçekleĢtirilmeye çalıĢılmaktadır. Yerli halk dıĢarıdan bir kiĢiye, ekonomik Ģartlar ne kadar gerektirse de, arazi satmamaktadır.Yada köy halkının buna rızası aranmaktadır. Köy halkının geleneksel yapıyı korumaktaki bu hassasiyeti son derece saygıdeğer bir davranıĢtır.Çağın getirdiği globalleĢme süreci içerisinde, içine girdiğimiz arabesk kültür asimilasyonu tehlikesinde, kendini bu derece koruyabilmeyi baĢarmıĢ, öz kültürü ve gelenekselliği kaybetmemekte bizlere göre daha fazla mücadele etmiĢ,bu köy halkı önünde, saygı ile eğiliyorum. Tüm hemĢerilerimizi kültürel değerlerimizi korumakta ve geliĢtirmekte Melenağzı Köyü Gürcü halkı gibi davranmaya, nadide kalmıĢ bu köyümüze sahip çıkmaya davet ediyorum.Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır ,balıkçılık had safhadadır,melen deresi buraya çok önem kazandırmıĢtır Genellikle Kafkas Gürcü ve Doğu Karadeniz kültürü hakimdir biraz yozlaĢma görüselde bu gelenekler devam etmektedir Köyün bütününde günlük konuĢma dili Gürcücedir. Bazı Türkçe kullanılan isimler dıĢında .Acara-Guria lehçesi Gürcüce konuĢulmaktadır. Köy halkı köyün otantik yapısını korumaya azami özen göstermektedir. Köyde halen 150 -200 yıllık eski evlere rastlanmaktadır. Bu evler özüne uygun olarak ustaca restore edilmekte, kendi tarihi dokusu içerisinde korunmaya çalıĢılmaktadır. Köyde eski imece usulü ( meci) çalıĢma devam etmektedir. Aileler baba mirası arazilerini erkek çocuklara devrediyor. Bu nedenle de köye dıĢarıdan insanların yerleĢimi engellenerek kapalı toplum özelliğini sürdürmektedir.


Evliliklerse, yine akraba olmayan sülaleler arası yapılmaktadır. Ancak bu gelenek günümüzde tüm köyün birbirine bir Ģekilde akraba olması sebebiyle çevre Ģehirler ve köylerdeki Gürcü ailelerle iliĢki içine girmek suretiyle gerçekleĢtirilmeye çalıĢılmaktadır. Yerli halk dıĢarıdan bir kiĢiye, ekonomik Ģartlar ne kadar gerektirse de, arazi satmamaktadır.Yada köy halkının buna rızası aranmaktadır. Köy halkının geleneksel yapıyı korumaktaki bu hassasiyeti son derece saygıdeğer bir davranıĢtır. Çağın getirdiği globalleĢme süreci içerisinde, içine girdiğimiz arabesk kültür asimilasyonu tehlikesinde, kendini bu derece koruyabilmeyi baĢarmıĢ, öz kültürü ve gelenekselliği kaybetmemekte bizlere göre daha fazla mücadele etmiĢ,bu köy halkı önünde, saygı ile eğiliyorum. Tüm hemĢerilerimizi kültürel değerlerimizi korumakta ve geliĢtirmekte Melenağzı Köyü Gürcü halkı gibi davranmaya, nadide kalmıĢ bu köyümüze sahip çıkmaya davet ediyorum.u: Düğün eğlencesinde dire Ģeklinde oynanır.Bunlar misafirlerden oluĢur ve oynayarak düğün sahibinden bazı Ģeyler istenir,. Örneğin tavuk gelsin vaha hey,içki gelsin vaha hey,baklava gelsin vaha hey v.b.gibi sözler söyleyerek devam ederler,sonunda bir tepsi gelir,tepsinin üstüne gelen istekler bırakılır en sonunda gelin ve damadı çağrılarak oyun bitirilir,oyun daire içine el çırparak ve çökerek oynanır,Köyün kendine has folklor ekibi yoktur Davul,Zurna,Saz Kemençe karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama sıksara oyunlarıdır Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,oyunları da oynanır ..Akçakoca Karasu yolu üzerinde kurulmuĢtur,basket sahası ,çocuk oyun parkları yapılmıĢtır,1 ilköğretim okulu,2 cami,1 değirmen,elektriği,içme suyu, otomatik telefonu, amatör futbol kulübü,vardır.kanalizasyonu vardır,ptt Ģubesi,sağlık ocağı vardır göçmen köydür,Melen çayı Akçakocaya Adapazarı‟ndan giriĢ noktasıdır, göçmen,Dağınık gürcü köyler statüsündedir Balıkçılığın en yüksek seviyede olan köydür,ormancılık yoktur.Köyden istiklal savaĢına 2 asker Ģehit vermiĢtir.% 32 tarla arazisi vardır

NAZIMBEY KÖYÜ : Düzce ye 56 km,Akçakoca ya 17 km uzaklıktadır ,denizden 50 mt yüksektedir,Rakım 30 dur en yüksek yeri 150 mt dir, komĢu köyleri:Melenağzı,HasançavuĢ, dir. 50 Hane, 157 nüfusu vardır .M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,304-1261 yılında Bizans ve Latin krallığı,,1150-1200 yılında Romanya Dobrucadaki Gagavuz Türkleri bu köyde yaĢamıĢlardır1877 yılında Osmanlı Rus savaĢında Doğu Karadeniz göçü baĢlar daha sonra,2. göç dediğimiz 1916 göçü olur Rize‟den ve Artvin‟den Lazlar gelir takalarla Karaburun iskelesine iner oradan akrabalarının yanına gelirler.Eski adı Kızlıca Kilise,Sarayköy,Düzceköy,Erenler,Nazımbey olmuĢtur,bu köylerde Hıristiyanlar vardı buraya gelen Selçuklu obaları bu ufak köyleri kurmuĢlardır,daha sonra 1877 yılında Borçka‟dan hapisten kaçan Karamehmetoğullarından bir kiĢi Düzceköy gelir buraya içgüveyi girer ve buraya yerleĢir bu köy zaman içerisinde ,Kafkasyadan gelen göçlerle çoğalırlar ve bu köy geliĢir,daha önceleri burada, Türkmenlerde yaĢıyorlardı,yalnız Düzceköy de Çerkezler yaĢamıĢlardır. Buraya Artvin ve Hopa danda göç gelmiĢtir çok eski köy olması ve Hıristiyanların burada çok uzun yaĢaması daha sonrada buraya gelen Türklerlerde yıllarca son yıllara kadar iç içe yaĢamıĢlardır.Köyde Laz,Manav vardır .Kalkın –Nazımbey den ayrılmıĢtır,1327 tarihinden önce birlikte idare ediliyormuĢ.Köyde Çerkezlerde yaĢamıĢtır.Bir rivayete görede köye Çerkez gurubundan bir paĢa Nazım bey isminde köye gelir buraya yerleĢir,bu köyün kurulmasına öncülük yapar ,ondan dolaylıda Nazımbey adı köye verildi yi söylenmektedir.Çok eski köy olmasına rağmen mezarlık ve kilise artıkları munkariz olmuĢtur köyde tarihi açıdan hiçbir tarihi kalıntı kalamamıĢtır Melen çayı kıyısında kurulan bir köydür


Hasan çavuĢtan çıkan karadere köyün ortasından geçerek köyü ikiye böler bu dere köye çok fayda sağlamaktadır,ayrıca kömür ocağı deresi melene dökülür Ordulu Dağı eteklerinde kurulmuĢtur,Yörük tepesi . Melen çayı kıyısında kurulan bu Ģi,rin köyde eskiden kalan kilise ve mezar kalıntıları vardır bu köyde incelemeler yapılırsa daha da eski kalıntılarına rastlanabilir ve buraya turizm açısından çok Ģey kazandırılabilir. Günübirlik balık tutmak ve piknik yapmak için buraya yakın iller ve ilçelerden gelenler vardır ,turizm açısından balık tutma turizmi olarak burası değerlendirilmelidir.Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır Karadeniz sahil kesimi 1461 yılından itibaren Fatih Sultan zamanında Osmanlı egemenliği altında Lazistan sancağı ilan edildi ,bu bölgedeki Lazlar kendi yönetimleri altında yaĢadılar.Yavuz Sultan Selim bu bölgeye beylikler kurdu,17. yüzyılda bu bölge müslüman olur1925 yılına kadar Lazistan sancağı altında yaĢamlarını sürdürdüler,1788 Berlin antlaĢması ile Lazlar iki ülke topraklarına bölündü bu arada Doğu Karadeniz halkı batıya göç ederler Aynı halk Akçakoca dada aynı kültürlerini sürdürmektedirler. Tarihi kaynaklar, Lazların Doğu Karadeniz yöresine Kafkaslardan indikleri konusunda görüĢ birliği vardır. Tarih sahnesine ilk kez Karadeniz‟de çıkmıĢlardır. XI-XII. Yüzyıllarda Karadeniz‟in doğusunda kurulan ve KOLKHĠS/Rothis devletini oluĢturan topluluklardan biri de Mergrel- Lazlardır. Lazlar, 6. Yüzyılda Bizans etkisinde kalarak Hıristiyanlığı benimsediler. Kolkhis Devleti yıkılınca Bizans egemenliği altında LAZĠKA krallığı seçimle iĢ baĢına gelerek, Bizans‟a vergi vermeyip, bunun karĢılığında doğu sınırını korumayı üstlendiler.Doğu Karadeniz‟in sahil kesimi 1461 yılından itibaren Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı egemenliği altında Lazistan Sancağı olarak ilan edildi. Bu bölgedeki Lazlar kendi yönetimleri altında yaĢadılar.Yavuz Sultan Selim bölgede beylik sistemini kurdu. Bölge 11 beylikten oluĢuyordu. Lazlar da yarı bağımsız statüde Laz derebeyliği olarak Osmanlılara asker ve vergi vermekteydi. Lazlar 17. Yüzyıldan itibaren MüslümanlaĢmaya baĢladılar. Bölge 1925 yılına kadar Lazistan olarak kayıtlara geçmiĢtir.1828-1829 Osmanlı Rus SavaĢlarında Laz SavaĢçıları Osmanlı cephesinde yer almıĢlardır. Bu savaĢlarda büyük kahramanlıklar göstermiĢlerdir. 1877-1878 Osmanlı Rus SavaĢı sonunda imzalanan Berlin AnlaĢması ile Lazlar iki ülke topraklarına bölündü. Bu savaĢtan olumsuz etkilenen Lazlar Bursa, Yalova, Karamürsel,Ġzmit, Adapazarı, Karasu,Akyazı, Geyve,Hendek, Sapanca, Zonguldak, Düzce , Akçakoca gibi bölgelere göç ederek dil ve kültürlerini buralara taĢıdılar. Akçakoca‟da merkez ve köylerde yerleĢtiler. Lazlar Akçakoca‟da daha çok Merkez Ġlçedeki Osmaniye , Ayazlı Mahallesinde ve Edilli , Döngelli, Uğurlu Köylerinde kalabalık gruplar halinde bulunmaktadır. Neredeyse tüm oyunları kızlı erkekli eĢli olarak oynanır.Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil,kemençe,mızıka ve akordeon ile çalınan ve oynanan oyunlar vardır.Köyde kendilerine göre iki kiĢiyle oynanan Çerkez oyunları vardır.Bir bay bir bayan ortaya çıkar mızıka çalınır ve bazı kiĢiler ellerini vurur ya da tahtalara vurarak oyunlara eĢlik ederler.,üçayak ve kemençe ile oynanan oyunlar vardır.Kafkas kültürü daha revaçtır. El çırpma(çepikli) oyunları meĢhurdur Bir ağaca yumurta asılır, onu silhı ile kim kırarsa Tesayüzden çorap hediye edilir Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunları da oynanır Laz oyunlarındandır. Kına gecesinde kadınlar daire Ģeklinde oynarlar. Kadınlar ağıt yakarak gelini evin içinde dolaĢtırarak en son mutfağa götürürler. Orada bu oyunu oynayarak oyunu bitirirler.Köyde 2 cami,1 değirmen,içme suyu,elektriği Sabit telefonu,var,kanalizasyonu yoktur,taĢımalı eğitimden faydalanıyor,sağlık evi,sağlık ocağı yok ama sağlık mobil sistemden faydalanmaktadır.Göçmen az dağınık köy statüsündedir ,köy konağı ptt acentesi vardır,köyden istiklal savaĢına katılan yoktur.% 40 tarla arazisi vardır,orman arazisi yoktur


ORTANCA KÖYÜ

: Düzceye 42km,Akçakocaya 3 km uzaklıktadır.Rakımı 85 mt dir,en yüksek yeri 150 mt dir,KomĢu köyleri Kepenç,Göktepe,Kınık,Doğancılardır. 46 Hane,142 Nüfusu vardır M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,3041261 yılında Bizans ve Latin krallığı,,bu köyde yaĢamıĢlardır Köy 1952 yılına kadar Kınık köyü ile birlikte aynı muhtarlıktı ,köy daha sonra 1952-1959 yılına kadar Kepenç köyüne bağlanmıĢtır,daha sonrada 1959 yılında da köy Kentmenli olarak kendi muhtarlığına geçmiĢtir ilk muhtarı da Ġlyas Köysever dir,Köy 1976 yılında o zamanın muhtarı Kadir Topraç tarafından ORTANCA olarak değiĢtirilmiĢtir.ORTANCA adı.köyün Akçakoca ile diğer köylerin ortasında olmasından kaynaklanmaktadır. Diğer köylerle çok yakınlığı ile dikkati çekmektedir.1972 yılında Akçakoca Kaymakamı Hamza Hamzaoğluçiçekleri çok sevdiği için köyde de Ortanca çiçeği çok olduğu için kaymakam bu ismi vermiĢtir.Topsahası batı kısmında mezarlık mevkınde tarihi meĢe ağacı 300 yıllıktır,bunun altında Çalık Mustafa efendi köyün ayanı idi burada mezarlığı vardır,bu mezarlık demir parmaklıklar ile koruma altına alınmıĢtır. Köyde 3 adet dere vardır, 1 cisi Kepenç köyü sınırında Kayacık suyu,bu su Beyören ve Kınık köyün eteklerinden çıkmaktadır, 2 cisi Tarla farı, bu su Kınık köyün güney batısında Akfar pınarından çıkmaktadır,Ortancanın güneyinden geçerek Orhan deresine birleĢir3 cüsü TaĢ pınar suyu var, bu su köyün kuzey tarafına akmaktadır bu dereler Orhan deresine birleĢir ve denize akar,yalnızca Kayacık suyu Kapkirli mahallesindeki mağaraya akmaktadır.Üç dere geçmektedir, Ġncirlik sırtları Haciz tepesi eteklerinde kurulan köydür Turizm yönünden zayıf olan köydür,eski köy olmasına rağmen turizm yoktur.Köyün doğusunda yapılan stat çamlarla çevrili burada piknik yapılabilecek alanlar mevcut tarihi meĢeler vardır,çeĢmeler vardır.3 dere köyün doğusundan geçmektedir.Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır Köyde kültür Osmanlı manav türklerinin kültürü hakimdir.fırında yapılan mancarlı pidesi meĢhurdur,köydeki kadınlar fırınların baĢlarında bir arada olarak mancarlı pide yaparlar. Köyde kültür Hıdrellez ve aĢure günlerinde köyde aileler kendi aralarında toplanarak okulun bahçesinde büyük kazanlarda keĢkek çorbası (yakalĢık20 çeĢit bakliyattan oluĢan çorba)piĢirirler yer sofralarında herkese ikram ederler buda bizin köyümüzün unutulmaz biryanıdır. Doğu Karadeniz üç ayak oyun kültürü girmiĢtir öz kültürel değerler yozlaĢmıĢtır Köye has topal oyunu vardır ,köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir.Ayrıca köçek oyunu,gemici çardak oyunu vardır Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama Köçek,Davullu gemici çardak oyunudur,Manav dal sıksara oyunlarıdır Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunları da oynanır,Ayrıca Cide kemençesi ve tepside çalınır iki kiĢilik topal oyunu oynanır.Köyde Ġlkokul olmasına rağmen taĢımalı eğitimden,mobil sağlık sisteminden faydalanıyor,1 cami,içme suyu,telefonu,elektriği vardır,kanalizasyonu yoktur,köy konağı vardır, karıĢık ,az dağınık köy statüsündedir.Köyden istiklal savaĢına katılan 1 asker Ģehit olmuĢtur.Orman arazisi yoktur,% 100 fındık bahçesi vardır

PAġALAR KÖYÜ Düzce ye 49,Akçakoca ya 10 km uzaklıktadır,


denizden 70 mt yüksektedir Rakımı 99 dür,komĢu köyleri,Kalkın ,Tahirli,HasançavuĢ,tur Akçakoca –Kocaeli yolu üzerinde kurulmuĢtur,en yüksek yer 200 mt dir.75 Hane,245 Nüfusu vardır. M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,304-1261 yılında Bizans ve Latin krallığı,,1150-1200 yılında Romanya Dobrucadaki Gagavuz Türkleri bu köyde yaĢamıĢlardır1877 yılında Osmanlı Rus savaĢında Doğu Karadeniz göçü baĢlar daha sonra,2. göç dediğimiz 1916 göçü olur Rize‟den ve Artvin‟den Lazlar gelir takalarla Karaburun iskelesine iner oradan akrabalarının yanına gelirler.Karkın,Topuz,Kalkın olur. 1871 yılı birinci yoklama defterinde kaydı vardır .Ayrıca Romanya Dobruca ve Rumeli den gelenlerde vardır,bunlar namı değer,Boğalı,Yörükhan taifesidir .Bu köyde eskiden Hıristiyan halk yaĢardı Karkın ismini Bizanslılar vermiĢtir ,11671185 yılında Gagavuz Türkleri tarafından kurulan köy yıllarca Bitinyalılara yaĢamıĢlardır bu Hıristiyanlar yıllar sonra buraları terk etmiĢler,yakın tarihte 1877-1916 yılında Doğu Karadenizden gelen göçler tekrar bu köyü kurmuĢlardır,lakin 1950 Romanya Dobruca ve Rumeli Bulgaristan ġumnu kasabasından Yörükhan taifesinden gelen namı değer Boğalı ailesi bu köye gelir yerleĢirler,köyün ilk ağası bunlardır,Ģimdiki Pazvantlardır Eskiden 1844 yılında Temettuat defterinde Karkın der tab-i Kırımca kilise divanına kayıtlıdır,bu divan daha sonra ayrı muhtarlıklara dönüĢmüĢtür .Pazvant oğlu ailesi Anadolu‟dan Sancaktar baĢı olarak Osmanlının feth ettiği Bulgaristan Vidin sancağına gönderilir,vidin sancağında daha sonra Pazvantğlu Osman paĢa vidin valisi olarak tarihte ismi geçmektedir .Balkan savaĢında Osmanlının yenilgiye uğraması tekrar Anadoluya aile göç etmiĢtir,ilk önce Trabzon sancağında yer gösterilmiĢ ve daha sonra aile Kastamonu Abana,Araç ta da ikamet etmiĢtir,diğer bir koluda Akçakocaya göç etmiĢtir,PaĢalar köyüne yerleĢen bu aile tarihten gelen paĢaları ile ünlü olmasından dolayı bu isim verilmiĢtir,bir rivayete görede ailede bir gemici varmıĢ dev cüsseli iri yapılı boylu postlu biri varmıĢ annesi ona oğlum pazıların çok güçlü dev gibisin dermiĢ pazı daha sonra pazvant olmuĢ,denizcilikte çok zengin ve güçlü bir aile imiĢler,bu köyde pazvant ailesi çoğunluktadır,bu aile Türkmen boyu Kastamonu Candaroğulları obasındandırlar.Osman paĢa cami Bulgaristan vidin kasabasında cami ve külliyesi koruma altına alınmıĢtır Bizanslılar zamanında Karkın divani vardı,burada Hıristiyanlara ait kilise ve mezar kalıntıları vardı ,aynı Ģekilde Nazımbey köyünde de vardı ama Ģu anda bunlar tamamı ile münkariz olmuĢlardır,tarihi yerleri ne pek rastlanmaktadır PaĢalar plajı deniz kıyısında Keçi kayası mağarası deniz kıyısından 20 mt uzaktadır,2 adet kaya vardır 2 kaya arası deniz ufak olunca ağzı açılır bazen kapanır denizin gel git olayından dolayı,ve bu 2 kaya arasına 20 mt içeriye doğru gidilmektedir,burası kültür bakanlığı tarafından araĢtırılıp turizme katkı yapılabilir. Ayrıca 3 adet köy plajı vardır bunlar doğal plajdır yeni otobanın buradan geçmesiyle önemi artmıĢtır,PaĢalar köy plajı,Sivrikaya plajı,Keçikayası plajı dır Dere ve kalkın dereleri,Kalkından denize dökülür , Kaplan dede dağları eteğinde kurulmuĢtur. Köyün ,uzun plajı ve kumsalı ,denizi olan Ģirin sakin mükemmel bir köydür,Akçakoca Kocaeli yolu üzerinde kurulan bu köy turizm konusunda çok Ģanslıdır,buraya biraz daha önem verilirse Turizm konusunda daha da geliĢme kaydedeceğine inanıyorum yeni yapılan yol sahil Ģeridinden geçmektedir,daha sonraki yıllarda köy sahile doğru yerleĢmeye baĢlamıĢlardır Burada bulunan 3 adet plaj ve otobanın buradan geçmesi buranın önemini artırmıĢtır 1 adet kafeterya vardır 2 adet alaman mezarı değerlendirilip turizme katkı yapılabilir.Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır ayrıca turizm den ekonomik olarak zengin köydür Karadeniz sahil kesimi 1461 yılından itibaren Fatih Sultan zamanında Osmanlı egemenliği altında Lazistan sancağı ilan edildi ,bu bölgedeki Lazlar kendi yönetimleri altında yaĢadılar.Yavuz Sultan Selim bu bölgeye beylikler kurdu,17. yüzyılda bu bölge müslüman olur1925 yılına kadar Lazistan sancağı altında yaĢamlarını sürdürdüler,1788 Berlin antlaĢması ile Lazlar iki ülke topraklarına bölündü bu arada Doğu Karadeniz halkı batıya göç ederler Aynı halk Akçakoca dada aynı kültürlerini sürdürmektedirler,Köyün kendine has


folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil oyunu ,Kemençe,Tulum gibi enstrümanlar çalınır yerli oyun gurupları sözlüdür,5-6 kiĢilik 2 gurup oluĢturulur el ele tutmuĢ oyuncular seri ayak hareketleriyle birbirine yaklaĢıp uzaklaĢırlar,her gurupta bir türkü söyleyen vardır,türkücü karĢı guruba türküler deyiĢler dokundurmaktadır,bu oyunda önemli olan türkü sözleriyle karĢıdakini mat etmektedir,bu oyunun adı gelino dur.Rize HemĢin üç ayak oyunu da laz oyunudur,dairede oynanır HemĢin üç ayak oyunudur 2/4 veya4/4 lük ezgiler halinde oynanır Bar,Halay,Horon,Sallama,Hara ve karĢılama,üç ayak,Kolbastı,laz kültüründe çok önemlidir ,Köyde1 cami,,ptt acentesi,elektriği,telefonu,içme suyu vardır, kanalizasyonu yoktur,sağlık ve sağlık ocağı yok ama mobil sisteminden faydalanmaktadır,taĢımalı eğitim sisteminden faydalanmaktadır, göçmen köydür, dağınık köy statüsündedir.Köy istiklal savaĢında 1 asker Ģehit vermiĢtir

SARIYAYLA KÖYÜ Düzceye 51 km, Akçakocaya 12 km uzaklıktadır,Rakım 450 mt dir,en yüksek yeri 600 mt dir, KomĢu köyleri Kurugöl,AktaĢ,Yenice,Koçulu dur. 138 Hane,298 Nüfusu vardır.Yeni kurulan köydür yeni köy olmasına rağmen , Çok eski bir Rum köyüdür burayı terk edip, buraya daha sonra Ordudan gelip yerleĢenler olmuĢtur, Kurugöl‟e yerleĢip daha sonra biraz ileriye doğru kendi, adını verdiği mahalleye gelen sarı Ahmet efendi buraya yerleĢir .1916 ikinci göçte de yaylacık mahallesine gelen göçmenler tarafından karar alınıp yeni bir köy kurarlar,yani sarı Ahmet‟in sarısını,yaylacığın yaylasını alırlar ve Sarıyayla köyünü kurarlar,neticede bu iki mahalle bir köy olur SARIYAYLA dır.Trabzonlu azdır köyün % 70 i kıĢ ayında Ģehre iner burada yaĢamlarını geçirirler .Köyün tarih açısından tarihi pek yoktur .Sarma deresi burada kanyonlar ve Ģelaleler önünde gölcükler oluĢturur,güneye çıkıldıkça,batıya doğru,çileközü ve kol deresi burada dereye katılır,birazda doğusunda hasan deresine katılır Değirmen deresiyle birleĢtiği dere Kurugöl Sarıyayla arasında akar . Bunun altında kuzeyinde Ģelale gölcük ve kanyonlar vardır.Bu dereler Değirmenağzına akmaktadır Akçakoca Ģebeke içme suyu Kol deresi ve Hasan deresi arasında yapılan havuzdan alınmaktadır harika doğal içme suyudur. Kaplan dede tepesi Kaplan tepesi eteklerinde kurulan köydür Cumayeri mesire ayrımında sağa yönelerek 4 km sonra Arabacı Köyüne geliyoruz. Yol burada da ikiye ayrılıyor sağ yol Aktaş şelalesine soldaki yol Sarıyayla şelalesine çıkıyor. Yerli bir Türk köyü olan Koçullu Köyü içinden geçerek tırmanmaya başlıyoruz. Akçakoca içme suyu arıtma tesisleri yanından yol devam ediyor. 12. km bulunan Sarıyayla Şelalesi yolu asfalt olarak devam ediyor 1000 rakım yüksekliğe ulaşıyor. Bir yayla köyü olan Sarıyayla sakinleri yöreye bahar aylarında çıkıyor kışın iniyorlar. Burada dizili ahşap evler geçildikten 500 metre sonra Şelaleye yürüyüş yapmak isteyenler için Çamlı geçit iniş patikası bulunuyor. Bu yolu trekking parkuru olarak değerlendirmek isteyen doğaseverler şelale yazan küçük tabelayı kaçırmamalılar. . Bu köyde Sarıyayla Ģelalesi gezilecek yerler arasında en güzelidir.

Orada balık lokantasına gitmek çok güzeldir.Orada doğanın tüm yeĢilliği ile balık yemenin keyfine varabilirsiniz.KıĢın domuz ve güvercin avı yapılır. yazın hava çok serin olduğu için gezi turizmi yapılmaktadır.Hasan deresinde balık tutmak Çorak deresinde piknik yapmak Kırkharman da ayı inine uğramak çilekli özde buz gibi su içmek çatal meĢede mangal yapmak harikadır.Türkiye‟nin her tarafından insanlar Akçakocaya gelipte SARIYAYLA köyüne uğramadan gitmemektedir.Harika doğa manzarası burada herkesi büyülemektedir Akçakoca merkezden çevre yoluna çıkıyor Cum Yola araçla devam edenler, köprüden sonra sola şelaleye, sağdan devam edenler orman içi minik çağlayanlara ve mesire yerlerine gidebiliyorlar. Dere yatağında doğal alabalıklardan yakalama küçük mağaraları görme, çağlayan altında duş yapma imkânı bulunuyor. Şemsiye kadar geniş yapraklı


kabalak bitkileri, sarı, mor kır çiçekleri süslüyor. Yerlerde kırmızı boncuklar gibi görünüp, kendi başına yetişen hormonsuz, dağ çilekleri yürüyüşünüzü renklendirip ağzınızı tatlandırıyor. Yüksek tepelerde Haziran ayında yavrulamaya gelen doğan, şahin gibi kuşların uçuşları görülüyor. Sarıyayla Köyü Yatakyeri Mahallesinden Şelale yatağına, köylüler son yılların müthiş icadı pat pat ile indiriyorlar. Fındık bahçeleri arasında süren yolculuk ilginç olduğu kadar zevkli bir yolculuk yapmanızı sağlıyor. Bir defa bu pat pat denilen icat biri geri, üçü takviye sekiz vitesli son derece kullanışlı bir araç. Neler yapıyor demektense neler yapmıyor sorusuna cevap vermek daha kolay. En zorlu koşullarda, en dik yokuşları inip çıkıyor, römork takılıyor, direksiyonlu ve gidonlu modelleri var, farlarıyla önünü aydınlatıp gecede çalışabiliyor, 10-15 kişi taşıyor, düz yolda 80 km hız yapabiliyor, isteyenler kasanın üstüne branda takıp kışında kullanıyor. Ürünleri taşıyor, odun kesiyor, tarla sürüyor, çapa yapıyor. Bitmedi ilaçlama, sulama da yapıyor. 12 beygir gücündeki kar tipi lastik kullanan pat patlarların arka tekerine zincir (kilit) takınca, 4x4 muamelesi görüyor. Tek kusuru plakası olmadığı için şehir içine giremiyor. Bu yasakları gösteren "pat pat mecburi istikamet", "pat pat girmez" gibi uyarı tabelalarına kent içinde rastlanıyor. Kasalı pat patlar 7 milyara kapışılıyor. Köylüler pat patlar için "Bizi hamallıktan kurtardı, ayağımız yerden kesti" diyorlar, haksız da değiller. Pat patları anlattıktan sonra, pat patlı rehber Şerif Çetin'in 0537 329 14 58 no lu numarasına bir telefon ediyorsunuz, sizi, ailenizi veya arkadaş grubunuzu alıp şelaleyi gezdiriyor. Sarıyayla köy muhtarı Hüseyin Baykan ile gitmek isterseniz bu defa 0536 550 97 13 veya 0(380) 623 32 30 no lu ev telefonuyla randevulaşıyorsunuz. Geziniz boyunca güvenliği bozacak, huzuru kaçıracak, sıkıntı yaratacak hiçbir şeyle karşılaşmıyorsunuz. Çıkışta tadını neredeyse unuttuğumuz halis ve soğuk köy ayranları bardaklarınıza dolduruluyor. Yaşanması gereken maceralı yolculuktan mutlu ayrılıyorsunuz. Gerek yayla evlerinde, köy evlerinde, gerekse bağ evlerinde Karadeniz insanının ince zevki görülüyor. Gösterişten uzak, amaca uygun, ihtiyaca göre şekillenen evler genellikle iki katlı, fakat zeminin uygunluğuna göre üç katlı olanlara da rastlanıyor. Neredeyse tamamında bagen denilip depo olarak kullanılan yerle teması kesilmiş kulübeler bulunuyor. Evlerin yapımında kullanılan kereste seçimine önem verilmiş, bilhassa dayanıklı oluşları nedeniyle kestane ağacı kullanılmış. 100 yaşına merdiven dayamış evlerin yapımı sırasında keresteler doğal bir fırınlanma çeşidi olan ve ağacın acı suyunu bırakması için kar altına yatırılmış. Bir iki yıl boyunca kar altında kalan kerestelere kar suyu ile dayanıklılık kazandırılıyor daha sonra güneş altında dönme, çatlama yapmıyor. Evin içine ahşap kokusu salarak evi yaşanılır hale getirip, uzun ömürlü olmasını sağlıyor. Yükselen bir duvar görünümlü dik kayayı yosun sarmış. Yosunlar çimen yeşili renk tonlarında kendilerini okşayacak sevecek elleri bekler gibi duruyor, farklı bitki dokusu arasından dökülen damlalarla için için ağlıyormuş izlenimi yaratıyor. Kız Kayası Suyu olarak anılmasının nedeni ise yörede yaşayan ve evlenme çağına gelmiş kızların hayırlı bir koca bulmak için dilekte bulunduğu yer olarak inanılıp, suyundan içilmesi, ziyaret edilmesi. Yolun devamında Cingirt Mahallesi köy fırınlı üç katlı doğal evleri ile şirin görünüyor. Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır hayvancılık had safhadadır,eskiden ormancılığın çok yapıldığı köy idi Köyde kültür Doğu Karadeniz kültürü

hakimdir.fırında yapılan mancarlı pidesi meĢhurdur,köydeki kadınlar fırınların baĢlarında bir arada olarak mancarlı pide yaparlar. Köyde kültür Hıdrellez ve aĢure günlerinde köyde aileler kendi aralarında toplanarak okulun bahçesinde büyük kazanlarda keĢkek çorbası (yakalĢık20 çeĢit bakliyattan oluĢan çorba)piĢirirler yer sofralarında herkese ikram ederler buda bizin köyümüzün unutulmaz biryanıdır. Doğu Karadeniz üç ayak oyun kültürü girmiĢtir öz kültürel değerler yozlaĢmıĢtır Köyün en kalabalık olduğu zaman yaz mevsimidir. Temel geçim kaynağı olan fındık ürününün hasat zamanı yaz mevsimi olduğundan köy halkının geneli bu mevsimde köyde bulunmaktadır Köye has topal oyunu vardır ,köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir.Ayrıca köçek oyunu,gemici çardak oyunu vardır Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama Köçek,Davullu gemici çardak oyunudur,Manav dal sıksara oyunlarıdır Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunları da oynanır,Ayrıca Cide kemençesi ve tepside çalınır iki kiĢilik topal oyunu oynanır .Köyde,


ilköğretim okulu yoktur fakat taĢımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içmesuyu Ģebekesi vardır ancak kanalizasyon Ģebekesi yoktur. Ptt Ģubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Mobil sağlık hizmetinden faydalanıyor .Köye ayrıca ulaĢımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır2 ilkokul,2 cami,1 köy kalkındırma kooperatifi,1 değirmeni vardır Sarıyayla ġelale yolu bitirilerek turizme açılmıĢtır,ayrıca 2009 yılında köyde rafting turizmi için çalıĢmalar baĢlamıĢtır göçmen az dağınık köy statüsündedir , fındıkçılık,hayvancılık ormancılık,meyve sebzecilik köyde had safhadadır,Eskiden Kurugöl‟e bağlı köy idi.Yeni köy olduğu için istiklal savaĢına köyden katılan olmamıĢtır

SUBAġI KÖYÜ Düzce ye 19 km,Akçakoca ya 20 km uzaklıktadır,Rakımı240dür.KomĢuköyleri,Dereköy,Altınçay,Tepeköy,Deredibi,Çiçekpınar,dır ,Denizden 250 mt yüksektedir,63 Hane, 321 Nüfusu vardır. M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,304-1261 yılında Bizans ve Latin krallığı,bu köyde yaĢamıĢlardır 1323 te köy Kütahya yaya daha sonra Bolu beyliyi ne bağlı 15 divanlık bir voyvodan lık olan Akçakoca ya ,Aftuni Ulva ismi ile bir divan olmuĢtur Aftun Bizanslıların verdiği bir isimdir,köyün içinden geçen kilsuyu deresi ile bu iki kelime birleĢtirilerek Aftundere ismini alır,Hekimoğlu bir oba aĢireti ola Ahmet Hekimoğlu tarafından verilen bir isimdir Ģimdilerde bu münkariz olmuĢtur.Dereköy köyün içinden geçen kilsuyu deresinden ismini alır,Değirmenköy burada eskiden 2 adet değirmen varmıĢ bu değirmenler sayesinde Bolu,Düzce den gelen mısırlar buralarda öğütülerek tekrar geri gidermiĢ köye bu açıdan kazanç sağlanırmıĢ onun için Değirmenköy adını almıĢtır.2 asır önce BaĢaftun Ören (ETEYKA) Rum ismi de büyük deprem olur güney taraf kayar heyelan olur ve buradaki Hıristiyan köyü çok ölüm vermiĢ yarısı Kılsuyuna,Ordu,Giresun‟a,diğerleri yurdu terk etmiĢler,halen bu köy heyelandan sonra bir vadi Ģeklindedir Halk daha sonra bu köyü daha tepelere çıkarak buraya bu köyü kurmuĢlardır Topçu köy,Dağhasan,Tezeköy,Dağköy 4 adet köyü kurmuĢlar.Daha sonra köye Giresun‟dan Karahasanoğulları gelir yerleĢirler,Rumlardan sonra, bunlar 6 aile gelirler bu köyleri kurarlar,bunlar 2 adet değirmen yapmıĢlardır ama maalesef bu değirmenler yok olmuĢtur Köyde Bitinyalılar zamanında demir ürettikleri anlaĢılmaktadır,çevrede bol miktarda demir ocakları ve cüruflarına rastlanmaktadır.Eskide n Akçakoca Çuhalıdan Dadalı,BaĢaftun,köyleri üzerinden Haciz dağı aĢılarak Düzce Tavuk köyüne ordan Beçiyörük köyünden Düzceye ulaĢılırdı.Buradaki su değirmenleri,su hızarları çok ilgi çekmekte idi ama maalesef Ģimdi bunlardan hiç biri kalmamıĢtır münkariz olmuĢtur. Köyde at yarıĢları ve bayramlarda güreĢler yapılırdı ama bu ananelerde yok oldu.Dağlarda linyit kömürü,kılsuyu deresinde Hematit filizlerine rastlanmıĢtır bu madenle ilgilenilirse bu madenler iĢlenilebilir ,ayrıca bu dağlarda mermer de vardır .Demir elde edilebilmesi için dağlarda oyuklar açılarak keresteler yakılarak yüksek fırın elde edilirmiĢ bunlara halen Dereköy bölgesinde görmek mümkündür.Ormanlardan fıçı tahtaları,gemi için keresteler bu köyden sağlanmakta idi, ġifalı su bölgesine 4 km uzaklıktadır.Yörüklerde vardır 2 adet kilise ve mezar kalıntıları mevcuttur Kilsuyu deresi Ihlamur deresi,Aftunderesi bunlar birleĢerek Çayağzı‟na deresine akmaktadır Yıldırım sırtlarında kurulmuĢtur Köy köydes yardımı ile güzelleĢtirilmiĢtir,çok eski bir köy olması köyün isminden çok bahsedilmektedir, ALTINÇAY kilise mevkiinde Apollon heykeli Ġstanbul müzesinde sergilenmektedir bu mevkide 300-400 mezarlık vardır,ormanlarda demir elde etmek için ocaklara rastlanmaktadır,gelin indiren dağında çok güzel yürüyüĢ parkuru


vardır,piknik yapılacak yerler mevcuttur.Turizme elveriĢli olması için kilise bölgesi,Üskübüdeki kalıntılar gibi güzel bir hale getirilmeli turistlerin buralara çekilmesi mümkündür Turizm yönünden fakir köydür ,son zamanlarda kestane Ģekeri yapımı konusu köyün tanınmasında rol oynayabilir.Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır,ayrıca arıcılık had safhadadır,eskiden Osmanlıya gemi yapımı için Ġstanbul‟a buradan kereste sevkiyatı yapılıyordu,ormancıkılta had safhadaydı.Köyde çok su hızarları vardı Ormancılığın çok önemi vardı.Düzce-Akçakoca karayoluna yakın oluĢu nedeni ile sevkiyatın ve istihsalinde çalıĢanlar çoktu. Köyde bayramlar çok güzel olur beklide baĢka hiçbir yerde olmayan sistem vardır,köy bayramda 3 mahalleye bölünür ve her gün bir mahallenin bayramı olur ve diğer iki mahalle o gün bayramı olan mahallenin evlerini ziyaret ederler,bu köy içinde çok güzel bir yaĢlı genç kaynaĢmasına vesile olur Manav Türkleri kültürüne sahiptir düğünlerde Alaplı çiftelerlisi,misket,kasap havası oynanır ama bu kültür son zamanlarda yozlaĢmıĢtır,Doğu Karadeniz üç ayak oyun kültürü girmiĢtir öz kültürel değerler yozlaĢmıĢ yozlaĢmıĢtır Köye has topal oyunu vardır ,köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir.Ayrıca köçek oyunu,gemici çardak oyunu vardır Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama Köçek,Davullu gemici çardak oyunudur,. Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunları da oynanır. Köyde 1 ilkokul,var ama taĢımalı eğitim sisteminden faydalanıyor,1 camii,1 .içme suyu ptt acentesi,elektrik,sabit telefonu vardır sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur ama. mobil sağlık sisteminden faydalanıyor, , çocuk oyun parkı vardır köy yolu asfalttır 4 km lik subaĢı Ģifalı su yolu stabilize yapıldı, SubaĢı.Altunçay Dereköy arası asfalttı da yapılmıĢtır halk arasında Ģifalı bilinen su 4 km kazılarak köye getirildi Yerli,Dağınık köyler sınıfına girer Karma bir köydür Giresun,Ordu,Trabzon göçü vardır, yerli çok eski köydür.Köyden istiklal savaĢına katılan olmamıĢtır.Kireç taĢı ve çakmak taĢı madeni bulunmaktadır

TEPEKÖYÜ Düzce ye 24 km,Akçakoca ya 15 km uzaklıktadır,denizden 310 mt yüksektedirien yüksek tepesi 315 mt dir .Rakımı 308 dir KomĢu köyleri Altunçay,Dereköy,Çiçekpınar,SubaĢı dır,135 Hane,797 Nüfusu vardır Köyün halkının birbirleriyle akraba olması ve sahip çıkmasıyla çevre köylerde ün yapmıĢtır. 1880-1890 Yıllarında Çayağzı nda askerlik yapan Giresun lu Kadir çavuĢ memleketine giderken burada bir gece kalır hoĢuna gider, kendine bir baraka yapar Burada kalır ve Altunçay Kurtsuyu ndan ağaç nakliyeciliği yapılırken burada mola verirler Kadir bunlara çay ikram eder yardımcı olur ve Kadire dokunmazlar Kadir böylelikle buraya yerleĢir zaten 1877 yılında Osmanlı Rus harbinden de doğu Karadenizden Akçakocaya çok göç gelmekte idi devlette zaten burayı göçmen Ģehri ilan etmiĢti, doğu Karadeniz halkı zaten savaĢlardan bıkmıĢtı herkes batıya doğru göç etmekte idi .Bu asker memleketine gider buraya akrabalarını getirir ve yerleĢirler,çoğalırlar 1901 yılında Giresun‟dan gelenlerden sonra ,Ordu danda gelenler olmuĢtur karma göçmen yeni kurulan bir köyüdür, Buraya Giresun‟dan hapishane kaçağı olan Ömür diye biri bu köye gelir yerleĢir bu birde Kürt Hamdi‟yi buraya getirir bu burada Zühre diye bir kadınla iç güveysi girer bu arada Dersim isyanından gelen Kürt kadını boĢar Dadalı köyüne göçer bunlar Ģimdiki Çakmaklardır.Altunçaya Giresun‟dan kaĢıkçı kızı gelir bu kadın köyde yayıkla ayran yapar ve herkese öğretir ,yağ yapmasını da öğretir buradaki bütün köylüye süt,ayran,yoğurt,yağ satarmıĢ birde memleketten gelirken yayık kapların içinde fındık filizlerini salkıyarak gemi ile buraya getirmiĢ ona bir gün çalıĢana bir fide verirmiĢ Köy daha önce Çiçekpınara bağlı imiĢ 1915 yılında buradan ayrılıp Altunçayı divanı na geçer 1936 yılında muhtarlık olur .Ġlk muhtar Halil Ġbrahim Ceylan dır.Hatem Düzceler Kafkas kökenli, Gürcistan‟dan Giresun‟a


ordanda Akçakocaya Tepeköye gelirler daha sonra babaları Dereköye iç güveyi gelir Dereköye yerleĢirler Altunçay,SubaĢı,Tepeköy,Dereköy Kafkas kökenlidirler.Köyün adı Altunçay ovasına giden yol üzerinde ve bir tepe üzerinde kurulu olmasından dolayı bu ismi almıĢtır.Ġlkönce Depeköy sonra Tepeköy olmuĢtur Köyün tarihi açıdan zengin değildir,Burada 3 adet kuyu vardır bu kendiliğindendir buraya üç kuyular denir 20-30 mt derinlikte içi boĢtur,Ģimdiki camiinin doğusundadır,dikkat çekicidir Köyün tepede olmasından dolayı dere ve akarsuyu yoktur Köy yıldırım sırtların önünde kurulmuĢtur Köy köydes yardımı ile güzelleĢtirilmiĢtir,Turizm yönünden fakir köydür ,son zamanlarda kestane Ģekeri yapımı konusu köyün tanınmasında rol oynayabilir Düzce Akçakoca yolu üzerinde olması buraya ayrı bir önem kazandırmıĢtır.Köyün ekonomisi tarım ve ekonomiye dayanır.hayvancılık had safhadadır Ormancılığın çok önemi vardı.Düzce-Akçakoca karayoluna yakın oluĢu nedeni ile sevkiyatın ve istihsalinde çalıĢanlar çoktu. Köyde Karadeniz kültürü vardır Köye has topal oyunu vardır ,köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir, Kemençe, Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil dir.Ayrıca köçek oyunu,gemici çardak oyunu vardır Halay, Sallama KarĢılıklı Zille oynama Köçek,Davullu gemici çardak oyunudur,. Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunları da oynanır.Köyde1 Adet orman kalkındırma kooperatifi,2 cami,1 ptt acentesi,elektriği,içmesuyu,ve Ģebekesi vardır,kanalizasyonu,amatör futbol külübüde vardır,taĢımalı eğitimden faydalananı yor ama köy 8 yıllık eğitim için müracaat etmiĢtir, kabul edilmiĢtir sağlık ocağı,sağlık evi vardır,sabit telefonu vardır,köyün yolu asfalttır, Göçmen, dağınık köy statüsündedir.Yeni kurulan köy olduğu için istiklal savaĢına katılan olmamıĢtır.Hayvancılık ve sebze meyvecilik son yıllarda revaçtadır.

TAHĠRLĠ KÖYÜ

Düzceye,45 km Akçakocaya 6 km uzaklıktadır.Rakımı 65 dir ,Kalkın,Edilli,AktaĢ,Arabacı komĢu köyleridir. 67 Hane 200 nüfusu vardır. M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,304-1261 yılında Bizans ve Latin krallığı, 1150-1200 yılında Romanya Dobrucadaki Gagavuz Türkleri bu köyde yaĢamıĢlardır, 1323 te köy Kütahya‟ya ya daha sonra Bolu beyliyi ne bağlı 15 divanlık bir voyvodan lık olan bir köydür 1877 yılında Osmanlı Rus savaĢında Doğu Karadeniz göçü baĢlar daha sonra,2. göç dediğimiz 1916 göçü olur Rize‟den takalarla Karaburun iskelesine iner oradan akrabalarının yanına gelirler 2 mezra halinde buraya yerleĢirler ilk gelen Ahmet bin efendi bu köyün kurulmasına öncülük eder bu mezraya Ahmet dağı mezrası denir,burası hep Rize den göç almıĢtır,Diğer mezrada azda olsa yerli halk vardır. AktaĢ Ģelalesi Tahirli önlerinden,Kalkından denize dökülür, Kaplan dede dağları eteğinde kurulmuĢtur.Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır ,lakın arıcılık ve hayvancılık had safhadadır,eskiden Osmanlıya gemi yapımı için buradan Ġstanbul‟dan kereste sevkıyatı yapılmaktaydı Karadeniz sahil kesimi 1461 yılından itibaren Fatih Sultan zamanında Osmanlı egemenliği altında Lazistan sancağı ilan edildi ,bu bölgedeki Lazlar kendi yönetimleri altında yaĢadılar.Yavuz Sultan Selim bu bölgeye beylikler kurdu,17. yüzyılda bu bölge müslüman olur1925 yılına kadar Lazistan sancağı altında yaĢamlarını sürdürdüler,1788 Berlin antlaĢması ile Lazlar iki ülke topraklarına bölündü bu arada Doğu Karadeniz halkı batıya göç ederler Aynı halk Akçakoca dada aynı kültürlerini sürdürmektedirler: ,Köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil oyunu ,Kemençe,Tulum gibi enstrümanlar çalınır yerli oyun gurupları sözlüdür,5-6 kiĢilik 2


gurup oluĢturulur el ele tutmuĢ oyuncular seri ayak hareketleriyle birbirine yaklaĢıp uzaklaĢırlar,her gurupta bir türkü söyleyen vardır,türkücü karĢı guruba türküler deyiĢler dokundurmaktadır,bu oyunda önemli olan türkü sözleriyle karĢıdakini mat etmektedir,bu oyunun adı gelino dur.Rize HemĢin üç ayak oyunu da laz oyunudur,dairede oynanır HemĢin üç ayak oyunudur 2/4 veya4/4 lük ezgiler halinde oynanır Bar,Halay,Horon,Sallama,Hara ve karĢılama,üç ayak,Kolbastı,laz kültüründe çok önemlidir Laz oyunlarındandır. Kına gecesinde kadınlar daire Ģeklinde oynarlar. Kadınlar ağıt yakarak gelini evin içinde dolaĢtırarak en son mutfağa götürürler. Orada bu oyunu oynayarak oyunu bitirirler. Köy taĢımalı eğitim sisteminden faydalanıyor,sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur,ancak mobil sağlık sisteminden faydalanıyor,içme suyu,kanalizasyonu,ptt acentesi,elektrik,sabit telefonu,1 cami vardır karıĢık ve dağınık köy statüsündedir.Edilli köyü buraya bağlı idi sonradan muhtarlık oldu.Köyden istiklal savaĢında 2 asker Ģehit vermiĢ tır.% 95 fındıklık alanı vardır

UĞURLU KÖY

: Düzceye 55 km ,Akçakocaya 16 km uzaklıktadır.Rakımı 35 mt dir,Düzce -Cumayerine 26 km dir,en yüksek yeri 150 mt dir,Köy komĢuları HemĢin,Yenice,Esmahanım,Nazımbey dir. 300 Hane,2005 Nüfusu vardır. M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,304-1261 yılında Bizans ve Latin krallığı, 1150-1200 yılında Romanya Dobrucadaki Gagavuz Türkleri bu köyde yaĢamıĢlardır, Uğurlu Köyü' nün eski adı Meze' dir.Eskiden kan davaları adam vurmalar olmaktaydı. Cumhuriyet döneminde köye Uğurlu adı verildi. Bir nevi ismin uğursuz olduğu inancına dayalı olarak. Herkes Bu kan davalarından bıkmıĢtı.Uğurlu-Meze Uğurlu-Meze derken kan davaları da artık son bulmuĢtur. Uğurlu Köyü Uzun zamandan beri belediyeliğe aday olmasına rağmen belediye olmak için halen daha beklemektedir. Eskiden çok geliĢmiĢ bir köydü. Birçok köyün merkezindeydi. Ancak uzun zamandan beri köy sürekli dıĢarıya göç vermektedir. Osmanlı-Rus SavaĢı döneminde Osmanlı devleti Artvin-Rize tarafındaki halkı savaĢ nedeniyle Ġzmit‟e yerleĢtirmek istemiĢ ancak köye yerleĢen aileler buradan bir daha çıkarılamamıĢtır.Köye ilk gelen göçebe aileler AKSOY sülalesidir.Zobar sülalesi de köklü Bir sülale idĠ.1877 Osmanlı Rus savaĢında Osmanlı Artvin ,Rize tarafındaki halkı savaĢ nedeni ile Ġzmit‟e yerleĢtirmek istemiĢ ,ancak burada sıtma hastalığından dolayı sahillere doğru yerleĢmeyi uygun görmüĢler bu arada göçmen devlet arazisi olan Akçakocaya gelmiĢler Kıran mevki ne yerleĢirler daha sonra Abazalarla yapamaz ve biraz batıya doğru toprakları daha verimli bölgeye doğru gidip Ģimdiki köyü tekrar kurmuĢlardır,karma göçmen köydür,1938 yılında muhtarlık olmuĢtur,köye ilk gelen Mümin oğlu kardeĢlerden Hüseyin ve Ali gelir,bu arada 2c. Abdülhamit bir ferman çıkartır,3 sene ekip biçilmeyen arazilere göçmenleri yerleĢtirir bunlardan Mustafa ağa Çerkezköy‟den Ortaköy‟e kadar onundur her tarafı zaptetmıĢtır, bu arada buralara Abazalar yerleĢmesin diye Lazları uygun görür ,daha önce buraya yerleĢen Hüseyin ve Ali ye bir çok arazi verir Lazlar çoğalsın Abazalar gelmesin diye,daha sonra köye Ordudan Ahmet diye biri gelir köyde vurgunluk yapar ve köyü terk eder Ģimdiki Düzcede Öztürk petrolcüler dir.Ayrıca köye anne tarafı Borçka‟dan olan laz Tantoğluları ,Kurukavak köyünü kurmuĢlardır fakat yine Abazalar bu köyde çoğalmasın diye Müminoğulları tarafından Kurukavak köyünden bu Tantoğluları bu köye getirilir laz oldukları için,Muminoğulların bir kısmı YalovaBahçecik,Ġzmit,Sapanca,,Akçakocaya yerleĢirler,bir kısımda Artvin Hopa da Sarp te kalır,Akçakocada Ayazlı ve Uğruludaki aileler arsında kız alıĢ veriĢi olur Ayazlıdan Ali Salyancılar ve Uğruludaki Müminoğlu ve Tantoğluları arasında bir kısım Salyancı ailesi halen Uğurlu köyünde ikamet etmektedir.O zaman Ayazlıdaki toprak verimsizdi o yüzden


Salyancılar buraya göç gitmiĢlerdir.Salyancılar Ayazlıyı kurmuĢlardır,yalnız iki kardeĢ Uğurluya gitmiĢtir.Yine bu köye 1877 de Doğu karadenizden çok Gürcüler gelmiĢtir, Kıran mevki dediğimiz yerde yaĢayan Bizanslılar burada çok kalmıĢlar daha sonra yurdu terk etmiĢler sonra buraya Abaza ve Lazlar gelmiĢ yıllarca yaĢamıĢlar daha sonra ayrılmıĢlardır burası munkariz olmuĢtur . Küpler deresi Dilaver Gubi deresi Esmahanımı geçerek Uğurludan Melen e gelir denize dökülür, 2007 yılında Japonların yapmıĢ olduğu Büyük Melen projesi hayata geçirilerek büyük baraj yapılmıĢ ve Ġstanbul Anadolu yakasına bağlanmıĢ 2010 yılında da Avrupa yakasına ulaĢtırılacaktır büyük bir projedir Ordulu dağı Yörük tepesi eteklerinde kurulan köydür.Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır,tarla arazisinin verimli olması buraya çok önem kazandırmıĢtır. Köyde kültür Doğu Karadeniz kültürü hakimdir.fırında yapılan mancarlı pidesi meĢhurdur,köydeki kadınlar fırınların baĢlarında bir arada olarak mancarlı pide yaparlar. Köyde kültür Hıdrellez ve aĢure günlerinde köyde aileler kendi aralarında toplanarak okulun bahçesinde büyük kazanlarda keĢkek çorbası (yakalĢık20 çeĢit bakliyattan oluĢan çorba)piĢirirler yer sofralarında herkese ikram ederler buda bizin köyümüzün unutulmaz biryanıdır. Doğu Karadeniz üç ayak oyun kültürü girmiĢtir öz kültürel değerler yozlaĢmıĢtır Lazlar 6. yüzyılda Bizanslıların etkisinde kalarak Hiristiyanlığı benimsediler,doğu Karadeniz sahil kesimi 1461 yılından itibaren Fatih Sultan zamanında Osmanlı egemenliği altında Lazistan sancağı ilan edildi ,bu bölgedeki Lazlar kendi yönetimleri altında yaĢadılar.Yavuz Sultan Selim bu bölgeye beylikler kurdu,17. yüzyılda Lazlar Müslüman olurlar,1925 yılına kadar Lazistan sancağı altında yaĢamlarını sürdürdüler,1788 Berlin antlaĢması ile Lazlar iki ülke topraklarına bölündü bu arada Lazlar batıya göç ederler Lazlar ve Mergeller aynı kökten gelmektedir.Ayrıca Kafkas kültürü de vardır Tarihi kaynaklar, Lazların Doğu Karadeniz yöresine Kafkaslardan indikleri konusunda görüĢ birliği vardır. Tarih sahnesine ilk kez Karadeniz‟de çıkmıĢlardır. XI-XII. Yüzyıllarda Karadeniz‟in doğusunda kurulan ve KOLKHĠS/Rothis devletini oluĢturan topluluklardan biri de Mergrel- Lazlardır. Lazlar, 6. Yüzyılda Bizans etkisinde kalarak Hıristiyanlığı benimsediler. Kolkhis Devleti yıkılınca Bizans egemenliği altında LAZĠKA krallığı seçimle iĢ baĢına gelerek, Bizans‟a vergi vermeyip, bunun karĢılığında doğu sınırını korumayı üstlendiler.Doğu Karadeniz‟in sahil kesimi 1461 yılından itibaren Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı egemenliği altında Lazistan Sancağı olarak ilan edildi. Bu bölgedeki Lazlar kendi yönetimleri altında yaĢadılar.Yavuz Sultan Selim bölgede beylik sistemini kurdu. Bölge 11 beylikten oluĢuyordu. Lazlar da yarı bağımsız statüde Laz derebeyliği olarak Osmanlılara asker ve vergi vermekteydi. Lazlar 17. Yüzyıldan itibaren MüslümanlaĢmaya baĢladılar. Bölge 1925 yılına kadar Lazistan olarak kayıtlara geçmiĢtir. 1828-1829 Osmanlı Rus SavaĢlarında Laz SavaĢçıları Osmanlı cephesinde yer almıĢlardır. Bu savaĢlarda büyük kahramanlıklar göstermiĢlerdir. 1877-1878 Osmanlı Rus SavaĢı sonunda imzalanan Berlin AnlaĢması ile Lazlar iki ülke topraklarına bölündü. Bu savaĢtan olumsuz etkilenen Lazlar Bursa, Yalova, Karamürsel,Ġzmit, Adapazarı, Karasu,Akyazı, Geyve,Hendek, Sapanca, Zonguldak, Düzce , Akçakoca gibi bölgelere göç ederek dil ve kültürlerini buralara taĢıdılar. Akçakoca‟da merkez ve köylerde yerleĢtiler. Lazlar Akçakoca‟da daha çok Merkez Ġlçedeki Osmaniye , Ayazlı Mahallesinde ve Edilli , Döngelli, Uğurlu Köylerinde kalabalık gruplar halinde bulunmaktadır. ,Köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil oyunu ,Kemençe,Tulum gibi enstrümanlar çalınır Lazların yerel oyun gurupları sözlüdür,5-6 kiĢilik 2 gurup oluĢturulur el ele tutmuĢ oyuncular seri ayak hareketleriyle birbirine yaklaĢıp uzaklaĢırlar,her gurupta bir türkü söyleyen vardır,türkücü karĢı guruba türküler deyiĢler dokundurmaktadır,bu oyunda önemli olan türkü sözleriyle karĢıdakini mat etmektedir,bu oyunun adı gelino dur.Rize HemĢin üç ayak oyunu da laz oyunudur,dairede oynanır HemĢin


üç ayak oyunudur 2/4 veya4/4 lük ezgiler halinde oynanır Bar,Halay,Horon,Sallama,Hara ve karĢılama,üç ayak,Kolbastı,laz kültüründe çok önemlidir Bar,Halay,Horon,Sallama,KarĢılıklı zille oynama,Hura,ve karĢılama,Köçek oyunlarda oynanır Laz oyunlarındandır. Kına gecesinde kadınlar daire Ģeklinde oynarlar. Kadınlar ağıt yakarak gelini evin içinde dolaĢtırarak en son mutfağa götürürler. Orada bu oyunu oynayarak oyunu bitirirleri. Genellikle evlilikler köy içinden yapılır. Köyün büyüklerinden bir kaç kişi, kızı istemek için, kız evine gönderilir. Kız tarafı ve kız, evlenmek için oluru verince bir kaç gece sonra söz yapılır. Söz gecesinde yüzükler takılır ve Gürcü oyunları oynanır. Bir misafir geldiğinde veya söz kesildikten sonra kızlar ve erkekler evde beraber toplanarak eğlenirler. Bu eğlenmeye bizde "toplantı" denir. Toplantılarda aramızdan seçtiğimiz kişilere makyaj yapılır. Çeşitli giysiler giydirilir ve piyes oynatılır. Ayrıca yöresel oyunlar olan: Şapka, 3-5-1, meyve sepeti, istasyon, el vurmaca, ot derdim var, sessiz sinema, terlik geçirme gibi oyunlar oynanır. Kına gecesinde gelin evinde oyunlar oynanır ve gecenin ilerleyen saatinde kına karılır. Gelin hazırlanır, kızlar gelinin etrafında toplanır, kızın yengeleri tarafından kına yakılır, gelin kayınvalidesinden hediye alıncaya kadar elini açmaz. Kına yakılırken bir taraftan da kızlar türkü söyleyerek gelini ağlatmaya çalışırlar. Kına yakılması bittikten sonra gelini kız arkadaşları sandalyesiyle birlikte havaya kaldırır ve damadın adını söylettikten sonra gelini yere indirirler. Düğüne gelecek misafirler için sabahın erken saatlerinde yemek pişirilmeye başlanır. Her çeşit yemek yapılmasına karşın en çok pişen keşkektir. Keşkek isteğe göre üzerine nohut dökülerek yenen ve söğüş etten yapılan bir yemektir. Düğün gecesi, gelin evinde gelin ve damat en önde olmak üzere tek sıra eşler halinde gelin ve damadın arkadaşları parmak dansı adı verilen oyunu oynarlar. Bu ilk grubun oyunu bitince diğer misafirler de aynı dansı yaparlar. Daha sonra akordeon eşliğinde kumuk (kafkas), kazaska, dönme, topal havası ve Çerkezli adındaki oyunlar oynanır. Bu oyunlar gece dörtlere kadar devam edebilir. Ertesi gün, damat tarafı gelin almaya gelin evine gider ki bu insanlara 'gelinalıcf denir. Gelin kuaförden gelinceye kadar, gelinin kız arkadaşları gelin alıcılara sürprizler hazırlarlar. Kartonlara komik sözler yazılır, bir de su dolu kovalar hazırlanır. Gelin kuaförden geldikten sonra, gelin evinde oyun oynamalar başlar. Damat tarafı oyunlara davet edilir. Damat tarafıyla oyun oynanırken kartonlar damat yakınlarının sırtlarına asılır. Ayrıca bu kişilerin boyunlarına çeşitli meyve ve sebzeler, çaydanlık, çan, zil, eski ayakkabı ve kemik gibi şeyler de asılır ve diğer taraftan bu kişilerin üstüne kovalardan su dökülür ve oyun bu şekilde devam eder. Oyunların sonunda gelinin kız arkadaşları damat tarafıyla bahşiş konusunda anlaşır. Ayrıca, gelinin erkek kardeşleri ve akrabaları da damat tarafıyla bahşiş konusunda anlaşırlar. Bu işlemlerden sonra gelin, gelin arabasına biner ve köyün delikanlılarının arabanın önünde oynadıkları oyunlarla birlikte gelin arabası damat evine doğru ilerler. Damat evine gelince bu oyuncular arabanın önüne otururlar ve damat tarafından çeşitli bahşişler alırlar. Eve gelindiğinde gelin arabadan indirilir ve damat evine girilir. Damat evinde gelin tarafına ve diğer konuklara yemek verilir. Akşama kadar çeşitli oyunlar oynanır damat evinde ve düğün sona erer. Yazılı gelenekten uzak kalan Gürcülerin sözlü edebiyat gelenekleri giderek kaybolmaktadır. Buna rağmen günümüze dualar, atasözleri, masallar ulaşmıştır

Köyde ilköğretim okulu vardır. Köyün hem içme suyu Ģebekesi hem kanalizasyon Ģebekesi vardır. Ptt Ģubesi vardır ayrıca köyümüzde ADSL bağlantısı ve online sistem vardır. Sağlık ocağı vardır ancak sağlık evi yoktur.sağlık ocağının lojmanı mevcuttur.Köye ayrıca ulaĢımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.düzenli olarak minibüs Kocaali ve Akcakoca ilçelerine ulaĢım vardır.Ayrıca fiskobirlik, tarım kredi kooperatifi ve t.m.o fındık deposu vardır.Köyümüzde playstation soluna mevcuttur. Jandarma karakolu kaldırıldı. Köylü Akçakoca yerine Kocaali yi tercih etmiĢtir,2 cami 1 ortaokul 1 kuran kursu,1 tarım kredi kooperatifi,fındık tarım satıĢ kooperatifi 2 değirmeni vardır16 kmlik köy yolu asfaltlanmıĢtır karıĢık köy,az dağınık köy statüsündedir,köy kitaplığı,fırın,bakkal,su değirmeni ,motorlu değirmen,berber,,ebe,kum taĢocağı kireç tuğla ocağı 2 demirci 4 duvarcı 3 taĢçı 6 marangoz 2 kuyucu ustaları mevcuttur ,1 adet amatör futbol spor külübüde mevcuttur.1965te,HemĢin,Yenice,Davutağa,Kurukavak,Esmahanım,Karatavuk bu köylerin ticaret merkezi durumunda olan köydür,Akçakoca kazasının en fazla geliĢim gösteren köydür 3393 ziraat arazisi mevcuttur1.817 tarla alanı,5.925 dönüm fındıklı alanı vardır ormanlık alanı yoktur sebze alanı vardır,melen deresinde tatlısu balıkçılığı yapılmaktadır.Köyden istiklal savaĢına 1 asker Ģehit vardır.% 21 tarla arazisi vardır,ormanlık alanı yoktur,sebze ve meyve ziraati çoktur

YENĠCE KÖYÜ


Düzce iline 54 km,Akçakoca ilçesine 15 km uzaklıktadır,kuzeyde HemĢin,Uğurlu,güneyde,Karatavuk,doğuda,AktaĢ,batıda,Esmahanım köyü komĢularıdır.Denizden 350 mt yüksektir,75 Hane 207 Nufusu vardır. M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,304-1261 yılında Bizans ve Latin krallığı, 1150-1200 yılında Romanya Dobrucadaki Gagavuz Türkleri bu köyde yaĢamıĢlardır,1877 yılında Osmanlı Rus savaĢında Doğu Karadeniz göçü baĢlar daha sonra,2. göç dediğimiz 1916 göçü olur Rize‟den takalarla Karaburun iskelesine iner oradan akrabalarının yanına gelirler .1885 Yılında tekrar kurulan bu köye Rize ili Fındıklı,ArdeĢen,ÇamlıhemĢin ilçe ve köylerden gelen aileler Hacı Yusuf ağa,Hacı Ġbrahim efendi,Hacı Ali efendi,Sofi Sait,Kaptan Dede,HurĢit ağa bu köyü kurmuĢlardır.HurĢit ağa ve Sofi Sait Kaptan Kafkasyada kalırlar kaldıkları süre içerisinde Abaza beyi beyle tanıĢırlar Abaza bey bunlara Düzce‟deki Abaza beyi olan ALBUZ beyi anlatır ve HurĢit ağaya ALBUZ verilmek üzere bir mektup verir bu size orda yardım edecektir der, Abaza çayı azda olsa öğrenirler memleketlerine geri dönerler Rize Fındıklı Elevran köyüne ,daha sonra Rus harbi nedeni ile 1884 yılında Düzceye göç gelirler , Düzcede Ģimdiki Uzun Mustafa denilen yere ikamet ederler o zaman ALBUZ bey Abaza beydir aldıkları mektubu Abaza beyine verirler Abaza beyi bunları buraya yerleĢtirir ama burada bataklık çok olduğu için sivrinsek ve sıtmadan dolayı burayı beğenmezler,Abaza beyine tekrar durumu anlatır Abaza beyi HurĢit ağaya Ģimdiki Kardüz yaylası denilen yerin tapusunu verir bunları buraya gönderir fakat HurĢit ağa burada da soğuk ve kardan barınamaz beğenmezler tekrar HurĢit ağa ALBUZ beye gelir biz deniz kenarında bir yer istiyoruz der o zaman AkçaĢehir (Akçakoca )devlet arazisi göçmen kabul yeridir ALBUZ bey HurĢit ağaya burayı tavsiye eder orda Gebekilise ( AktaĢ) ta MemiĢağa var gidin onu görün o size yardımcı olacaktır der ve HurĢit ağa Sofi Kaptan yola çıkarlar AktaĢa köyüne gelirler kendisi Türkmen olan MemiĢ ağayı görürler ,MemiĢ ağa bunlara batıya doğru aĢağıya doğru gidin oralar güzeldir der ve HurĢit ağa batıya doğru ilerlerken bir su bulur Ģimdiki köyün içinde Sofi Kaptana döner Kaptan ben buraya bir ev yapacam der,buraya evini yapar,Sofi Sait dedede Ģimdiki köy meydanındaki meĢe ağacın dibine evini yapar Ģimdiki caminin yanında ve köy böylece kurulur .HurĢit ağa Sofi Sait Kaptana köy meydanında büyük ateĢ yak ki burada insanlar var burada köylüler var buraya kimse sahiplenmesinler diye ateĢ yaktırır bu ateĢi gören bazı insanlar burada bir köyün olduğunu kanaat getiririler ve buraya kimse yanaĢamaz bundan dolayı,bu arada HurĢit ağa Sofi Sait Kaptana ben memlekete gideyim akrabalarımı alıp buraya getireyim sen burada kal der sakın buraya kimseyi sokma der ve memlekete gider akrabalarını alır deniz yoluyla Akçakoca Karaburun‟da iskele inerler , buradan Yenice köyüne gelirler bunları gören Sofi Sait kaptan çok mutlu olmuĢtur.1884 yılında buraya daha önceleri HurĢit ağa dan önce Rize Pazardan buraya gelenler olur fakat bunlar burası heyelan bölgesi kayar diye kanaat getirirler buraya yerleĢmeyip,Kurukavak köyün arkasındaki Çilimli‟ye bağlı Kırkharman köyüne yerleĢirler .HurĢit ağa buraya evleri yaparken dıĢardan gelenler buraya yeni yeni evlerin yapıldığını görürler bakın buraya yeni evler yapılıyor derler HurĢit ağa da Akçakocaya iner devlete gider köyün ismini Yenice köyü dıye kaydettirir .Bu köy sonsuza dek böyle kalacak böyle yaĢatılacaktır HurĢit ağa ve Sofi Sait Kaptanın bu köyün kurulmasında çok büyük emekleri geçmiĢtir.Daha sonra HurĢit ağa ilk vakıf ve kooperatifi kurmuĢtur. Bugünkü köy yerleĢik alanda halen akmakta olan HurĢit‟in suyu denen yerde büyük ağaca çıkılarak çevre kontrol edilerek suyun olduğu bu alana yerleĢmeyi uygun bulurlar,..1916 yılında 2. göçte de gelenler olmuĢtur.Rize abu HemĢin bölgesinden gelenler Abutsi diye anılırlar HemĢince dili bilmezler fakat yinede Türkçe içinde bazı kelimeleri kullanırlar. Yöre halkının bir kısmı 93 harbi sırasında bir kısımda kan davasından dolayı Rize Abu HemĢin bölgesinden göçmüĢtür. Bunlar kendilerini "Abutsi" diye adlandırırlar. Rize-ArdeĢen Salanköy'den gelen KELEġ ve DERVĠġOĞLU sülalesinin bir kolu da burada yaĢamaktadır. KomĢu köy HemĢin halkının


konuĢtuğu "HemĢince" denen dili bilmezler. Fakat günlük konuĢma dilinde hemĢince menĢeli kelimeler kullanırlar. Fındık tarımı baĢlıca geçim kaynağıdır.Büyük Ģehirlere göç oldukça yoğun gerçekleĢmekte olup köy nüfusu geçmiĢ senelere oranla düĢüktür.Köyde 2 mahalle vardır Dereköy mahallesi Uğurluya inerken,birde AlageniĢ mahallesi buda Esmahanım yolundadır Köydeki belirli aileler;KELEġ,BĠLEN,ALBAYRAK,BERBER,MEMĠġOĞLU,KĠBAR ve DERVĠġOĞULLARI aileleridir.Köye has tarihi kalıntıları olmamakla beraber köyde köy iĢ aletleri müzesi vardır,köyde dinlenme salonu vardır ,köy ilköğretim bahçesi ıĢıklandırılarak burada spor yapmaları sağlanmıĢtır Köyün tepede olmasından dolayı dere ve akarsuyu yoktur Kaplan dede dağları eteğinde kurulmuĢtur, Köyde muhteĢem bir doğa görüntüsü hakimdir doğa yürüyüĢ parkuru yapılabilecek yerdir.Gerçekten turizm açısından görülmeye değer bir yerdir,Kocaali-Karasu,Akçakoca,Düzce buradan harika gözükmektedir,Kaplandede tepesinden Düzce‟nin bütün ilçeleri gözükmektedir bu çok dikkat çekicidir,tepeye ulaĢım ġifalısu ve HemĢin –Karatavuk tan ulaĢılmaktadır,Kurukavak tan Çilimli ilçesine gayet muntazam bır yol vardır.Düzce Akçakoca yolu eskiden Üskübü Kaf yaylası,Kaplan dededen HemĢin yaylasından,AktaĢa ordan Arabacı köyüne ,ordanda Akçakocaya gidilirdi.Hacız yolundan sonra Düzce ye birde bu yoldan ulaĢım sağlanıyordu,bu yol halen muntazam bır Ģekilde kullanılmaktadır.Esmahanım ve Çilimli AybaĢı köyü Abazaları birbirleriyle bu yoldan gidip gelirlerdi Kaplandede tepesinde bir gözetleme kulesi vardır,birde yatı vardır Ahmet dede, buraya yağmur duasına çıkılmaktadır,burası çok geniĢ büyük arazi içindededir Burada daha önceleri Yenice,HemĢin,Karatavuk,Kurukavak köylerinin kullandığı yayla vardı,bu yayla son zamanda Kurukavak köyü sınırları içerisine girmiĢtir,Dededağına yakın HemĢin yaylası dıye adlandırılan 500 dönümlük araziyi,yaylayı bu 4 köy sahiplenmesin diye devlet koruma altına almıĢtır buraya ceviz ekmiĢtir.Üskübüdeki Konuralp teki Bitinya ve Bizans krallığına ait yerdir burayı bunlar çok kullanmıĢlardır,Konuralp krallığı burada kaldığı sure içerisinde 7 evre geçirmiĢtir,bu yaylada Hıristiyanlara ait bır kilise vardı,buraya 7 harmanlıklar kilisesi denirdi yaylanın güney batısında kalmaktadır,burayı defineciler bulurlar1960 yılında 2 mt lik çukurlar açılmıĢ burada duvarlar bulunmuĢtur,burada bır çarĢının olduğuna dair bize göstermektedir Ģimdilerde bır çok gürgen ağaçları vardır üzerinde kilisenin munkariz olmasına rol oynamıĢtır,ayrıca 70-80 cm lık kalınlığında değirmen taĢları bulunmuĢtur,buraların defineciler tarafından talan edilmesinden dolayı devlet buraları koruma altına almıĢtır,Bu yayla Ģimdilerde Kurukavak sınırları içerisinde kalmıĢtır. Turizm açısından fakırdır, ancak Kocaali nın bütün köyleri ve Akçakoca buradan çok güzel gözükmektedir.Evler arasındaki mesafede dikkat çekicidir görülmeye değerdir.Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır Kalabalık aile yapısına sahip köyde,Hopa HemĢinlilere özgü,hemĢince denilen bir dil konuĢulur.esasen Ermenicenin bir dialekti olan bu dil,yöreye özgüdür.düğün cemiyetleri tulum ile olan köyde,Hopa HemĢin,üçayak,Artvin temurağa horonları ve çevre Rize HemĢin köylerinin etkisi ile Rize HemĢin horonu oynanmaktadır HemĢinliler m.ö ikinci yüzyılda Horasandan gelip Ġranın Hamadan bölgesinde 400 yıl kalmıĢlardır,daha sonra Kars, Arpaçay ilçesinin doğusuna buradan da 623 yılında Ġran Bizans savaĢında Çoruh nehrini aĢıp bu günkü yerlerine yerleĢmiĢlerdir Arsaklı ve Saka Türklerinin bir boyudur. Birçok savaĢa sahne olan Ermenistan‟da,Kafkasyada ki Arapların baskılarına dayanamayınca Ermeniler isyan edip,batıya göç etmeye baĢlarlar 789-790 yıllarında 12 bin Ermeni HemĢin topraklarına girdi ve bugünkü HemĢin‟in bulunduğu yere bir kent kurdular buraya da kendi isimleri olan HamanaĢen adını verdiler bu ad zamanla HemĢin‟e dönüĢtü. HemĢinlilerde diğer eski kavimler gibi 16. yüzyıldan itibaren Müslümanlığı kabul etmiĢlerdir,Lazlarda deniz kenarında yerleĢirken HemĢinliler içeriye doğru dağlık bölgeye yerleĢmeyi tercih etmiĢlerdir.HemĢinliler Cumhuriyet ilk yıllarında batı bölgelerine göç etmeye baĢlarlar göçler


Düzce, Adapazarı,Ġzmit,Bursa ya yerleĢmiĢlerdir,.HemĢinliler eskiden Oğuz Türkçesi konuĢurken daha sonra bu bölgeye gelen çok sayıda Ermenilerle birlikte yaĢamaya baĢladıktan sonra Ermeni dil kültürünün etkisinde kalmıĢtır.Halk arasında bu dil HemĢince olarak bilinmektedir Köyün gelenek, görenekleri hakkında detaylı bilgi olmamakla birlikte, kendilerine 'HemĢinli' diyen Karadeniz kökenli insanlardan oluĢan topluluk, Karadeniz insanının örf-adet ve geleneklerini sürdürmektedir. ,Köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil oyunu ,Kemençe,Tulum gibi enstrümanlar çalınır yerli oyun gurupları sözlüdür,5-6 kiĢilik 2 gurup oluĢturulur el ele tutmuĢ oyuncular seri ayak hareketleriyle birbirine yaklaĢıp uzaklaĢırlar,her gurupta bir türkü söyleyen vardır,türkücü karĢı guruba türküler deyiĢler dokundurmaktadır,bu oyunda önemli olan türkü sözleriyle karĢıdakini mat etmektedir,bu oyunun adı gelino dur.Rize HemĢin üç ayak oyunu da laz oyunudur,dairede oynanır HemĢin üç ayak oyunudur 2/4 veya4/4 lük ezgiler halinde oynanır Bar,Halay,Horon,Sallama,Hara ve karĢılama,üç ayak,Kolbastı,laz kültüründe çok önemlidir Laz oyunlarındandır. Kına gecesinde kadınlar daire Ģeklinde oynarlar. Kadınlar ağıt yakarak gelini evin içinde dolaĢtırarak en son mutfağa götürürler. Orada bu oyunu oynayarak oyunu bitirirler. Köy taĢımalı eğitim sisteminden faydalanıyor,içme suyu vardır kanalizasyonu yoktur,ptt Ģube ve acentesi yoktur,mobil sağlık hizmetinden faydalanıyor,köy yolu asfalttır,elektrik,sabit telefon vardır,1 cami 1 köy kalkındırma kooperatifi vardır.1922 Bolu sallanamesinde adı geçmektedir ,göçmen köy statüsündedir Köyde istiklal savaĢında 5 asker Ģehit vermiĢtir.Orman alanı yoktur,meyvecilik had safhadadır

YEġĠLKÖY

Düzceye 47,Akçakocaya 8 km uzaklıktadır,Rakımı,250 mt dir,en yüksek yeri 400 mt dir . KomĢu köyleri Kirazlı,Kurugöl,Koçar,Balatlı dır. 66 Hane,245 Nüfusu vardır. M.Ö.377 Yılında Bitinya krallığı,1085 yılında Kastamonu dan gelen Selçuklu obaları,304-1261 yılında Bizans ve Latin krallığı bu köyde yaĢamıĢlardır Akçakoca Ģehir yolundan Ortanca istikameti doğrultusunda ileriye doğru giden yolda Kınık tan sonra eskiden Emköy vardı münkariz oldu,Yeniköy ,Vakıf ın bir bölümü Balatlıya bir bölümü Gök tepeye bağlı idi bu iki köy bu bağlılıktan kurtulmak için yeni bir köy kurmak isterler,yani yol köyü ikiye bölmekte idi,karar alınır Balatlı ve Göktepeden ayrılarak ayrı muhtarlık olurlar,Yeniköy kurarlar 1950 yılında Burada çok kiraz ağaçları olduğu için buraya köylü Kirazlı adını verirler,bu arada Vakıf köylüleri manav Türklerinden oluĢmakta idi biz burada kalabalığız bizde köy kura caz derler karar alırlar Kirazlıdan ayrılıp ayrı bir muhtarlık kurarlar.Bu arada Göktepe kısmında kalan Mekane dediğimiz yerde bir kısmı Kirazlıya bir kısmı da G öktepeye bağlandı.1940 yılından sonra Ordudan gelenler köyün çoğunluğunu temsil etmektedir,ayrıca eski yerleĢim yeridir,eski manav Türkleri mevcuttur. 1916 yılında da bazı aileler Kurugöl‟den buraya gelmiĢlerdir Köy çok eski köy olmasına rağmen tarihi açıdan zengin değildir,bir rivayete göre Niyazi Cingirt in evin önünde Ardıç ağacından bir kazık çakılı idi bu çok dikkat çekici idi bu ne amaçla dikildiği belli değildir ama bunu da yok etmiĢlerdir son yıllara kadar vardı,YeĢilköy Kirazlı arasında Kurudere vardır yalnız burada kıĢın su olur Sarma deresi köyün YeĢilköy Koçar arasında akar ,Kuru dere vardır,batısında da köfkelli deresi vardır bu dere sarma deresine akmaktadır. Doruk dağı ve Kaplan dede dağları eteğinde kurulmuĢtur Köyde muhteĢem bir doğa görüntüsü hakimdir doğa yürüyüĢ parkuru yapılabilecek


yerdir,YeĢilköy,Koçar arasında akan sarma deresi,dere boyunca mesire ve piknik yerleri vardır.Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır Köyde bayramlar çok güzel olur , Manav Türkleri kültürüne sahiptir düğünlerde Alaplı çiftelerlisi,misket,kasap havası oynanır ama bu kültür son zamanlarda yozlaĢmıĢtır,Doğu Karadeniz üç ayak oyun kültürü girmiĢtir öz kültürel değerler yozlaĢmıĢtır: ,Köyün kendine has folklor ekibi yoktur,Karadeniz folklörü hakimdir,Davul,Zurna,Saz,karĢılıklı zille oynanan oyunda çalınan zil oyunu ,Kemençe,Tulum gibi enstrümanlar çalınır yerli oyun gurupları sözlüdür,5-6 kiĢilik 2 gurup oluĢturulur el ele tutmuĢ oyuncular seri ayak hareketleriyle birbirine yaklaĢıp uzaklaĢırlar,her gurupta bir türkü söyleyen vardır,türkücü karĢı guruba türküler deyiĢler dokundurmaktadır,bu oyunda önemli olan türkü sözleriyle karĢıdakini mat etmektedir,bu oyunun adı gelino dur.Rize HemĢin üç ayak oyunu da Laz oyunudur,dairede oynanır HemĢin üç ayak oyunudur 2/4 veya4/4 lük ezgiler halinde oynanır Bar,Halay,Horon,Sallama,Hara ve karĢılama,üç ayak,Kolbastı,laz kültüründe çok önemlidir Ayrıca Cide kemençesi ve iki kiĢilik topal oyununda tepsi çalınır Köyde, ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taĢımalı eğitimden yararlanılmaktadır. TaĢımacılık Saffettin Çotuk tarafından yapılmaktadır.Köyün içme suyu Ģebekesi vardır ancak kanalizasyon Ģebekesi yoktur. Ptt Ģubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Mobil sağlık sisteminden faydalanıyor Köye ayrıca ulaĢımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.KarıĢık dağınık köy statüsündedir 1 cami,1 orman kalkındırma kooperatifi vardır göçmen ve yerli köydür.Köyde istiklal savaĢına katılan olmamıĢtır. Kaynak : Ġbrahim Tuzcu



akcakoca