Page 1

NEVÂ

AYLIK EDEBÎ SANAT MECMUASI

Sayı 2 | Nisan 2014 - Cemaziyelahir 1435


Nevâ

Bu sayıda Nevâ

Ayda Bir Defa Neşrolounur Edebî Sanat Mecmuasıdır Nâşire Makbule Nur Ayan

Tasarım Onur Bülbül

Tanıtım Sayfaları Kutan Ülgen

İrtibat nevamecmuasi@gmail.com facebook/nevamecmuasi twitter/nevamecmuasi

Her Hakkı Mahfûzdur

2 | Nevâ

3 Nâşire 5 - 8

Deneme

Hikmet-i İlahi’ye Ulaşmak Güzel Şiire Doğru I

10

- Salih Samet Gür - Onur Bülbül

Hikaye

İstanbul’un Kedileri

- Oğul Tuna

12-13 Şiir Gözyaşlarımız Bir Bir Sen Hariç

15

- Salih Samet Gür - Salih Samet Gür

Kitap Tanıtımı

Gazap Üzümleri

14

Bloglar Arasında

Bana Sıkça Yaz / Write To Me Often Türkiye’yi Sevmeme Nedenleri


Nevâ

İbtida

Ben çocukken her hafta neşredilen bir çocuk mecmuası vardı. Bu mecmua; içinde hikayelerin, oyunların, haberlerin, karikatürlerin, kitap tanıtımlarının olduğu eğlenceli bir mecmua idi. Her hafta onu merakla beklemekten keyif alırdım. Haftasonu gelince de ilk işim o mecmuayı alıp okumak olurdu. Hikayeleri tekrar tekrar okur, sayfalara çizilmiş resimleri defaatle incelerdim. Mecmuanın karikatür kısmında bir dizi vardı. Yaramaz bir erkek çocuğunun maceraları ve onun maceralarından yorulan ailesi anlatılırdı. Süreli yayını yani gazete ve mecmua takip etmenin keyfini ilk defa bu mecmua ile tattım. Biraz büyüdüğümde çocuk mecmualarını takip etmeyi bıraktım. Doğup büyüdüğüm yer kasaba olduğu için edebiyat ve tarih mecmualarını her zaman okuma imkanım olmuyordu. İstanbul’a geldiğimde ise biraz hayal kırıklığına uğradım. Çünkü hayal ettiğim gibi bir edebiyat mecmuası bulamadım. Tarih mecmualarının bile edebiyat mecmualarından kaliteli edebi muhteva sunduğunu düşünüyorum.

Fakat bu mecmua bir zamanların Varlık mecmuası gibi edebiyata yön veren yazar ve şairlerin toplandığı, ülkenin dört bir tarafından edebiyatseverlerin şiirlerini ve yazılarını gönderdiği bir mecmua olmalıydı. Fakat bunlar çok uzak hayallerdi. Sevgili Onur (Onur Bülbül) mecmua neşretmeyi teklif ettiğinde heyecanla kabul ettim. Neva için ilk adımları atmaya başladığımızda, Neva’nın hayalini kurduğum mecmua gibi olmasını şiddetle arzu ettim.

Uzun zamandır bir mecmua neşretmenin veya bir mecmuaya editör olmanın hayalini kuruyordum.

Nevâ | 3


Nevâ

Neva bu ay Salih Samet Gür’ün Hikmet-i İlahi’ye Ulaşmak adlı denemesiyle, Onur Bülbül’ün Güzel Şiire Doğru 1 adlı denemesiyle karşınızda olacak. Salih Samet Gür, Hikmet-i İlahi’ye Ulaşmak adlı denemesinde sözün Hikmet-i İlahi’ye ulaşmaktaki vazifesinden bahsetmiş. Onur Bülbül, Güzel Şiire Doğru adlı denemesinde bizim divan edebiyatı neşriyatımızdaki kusurlardan bahsetmiş ve divan tab’ının nasıl olması gerektiğine değinmiş. Oğul Tuna İstanbul’un Kedileri adlı hikayesiyle karşımızda, keyifle okuyacağınıza eminim. Bloglar Arasında kısmında ilk sayımızda Türkiye’yi Sevmeme Nedenleri ve Bana Sıkça Yaz/ Write To Me Often adlı bloglardan bahsettik. Eğer sizin de beğenerek takip ettiğiniz bloglar varsa tavsiyelerinizi bekliyoruz. Neva’nın yolu açık olsun. Keyifle okumanızı diliyorum efendim. Makbule Nur Ayan

4 | Nevâ


Nevâ

Hikmet-i İlahi’ye Ulaşmak

Resûl-i Ekrem Efendimiz, “Sözde büyü vardır!” buyurmuşlardır. Sözün gücünü bundan daha iyi anlatan güçlü bir söz var mıdır acaba? Seveni, sevgiliye; aşığı, maşukasına delicesine bağlatan veya eşleri, insanları, devletleri büyük bir nefretle birbirinden kopartan, savaş patlatan da sözdeki güçtür.Ağzınızdan çıkan bir söz, muhatabınızı ya size bağlayacak, ya da sizden koparacaktır. Zira Yunus Emre’nin dizeleri buna bir delil gibidir. Yunus emre bir şiirinde ”Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı/Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz” diyerek sözün önemini dile getirmiştir.

Bir “Yapboz” adeta.. Birbirine geçmiş kenetlenmiş kelimeler hepsi.İşte bu “yapboz”un veyahut “Domino Taşları”ndan oluşan bu düzeneğin -adına ne dersek diyelim- en can alıcı parçası yani kalbi “Hikmet-i İlahi”dir. Zira biz beşerde bulunması gereken herşeyin araç olması ve yalnız Allah azze ve Celle’nin Hikmetine ulaşmanın amaç olduğu bir düzenektir bu söz. Sözün aslı o kadar derin mânalar yüklüdür ki o sırra ulaşmak ne çare.. Fakat amacımız zerre ile ölçülecek dahi olsa, o sözün sırlarına bir nebze ererek mazhâr olmaya çalışmaktır.Bu söz, bu kelâm merak ile başlayıp Allah’ın Rahmetiyle,Hikmetiyle Sonuçlanan Sonun Başlangıcıdır. Yüzlerce yıllık medeniyetimizin özü sözdür. Gelin dökelim çekmecede kalmış kelimeleri; bir bir Onun içindir ki söz şifadır, iyi gelir. Söz çöle inen bir sayalım, ermeye çalışalım kelimenin sırrına. katre yağmur damlasının adıdır adeta.Söz,Musa’nın dilindeki bir mucizedir.Söz Nemrud’un makamını yerle Bu sözdeki 6 Kelime otursun bugün gönlümüze..Meyeksan eden İbrahim’in dilindeki iksirin adıdır.Bu ned- rak deyip başlayalım ve dalalım dimağımızın dehlizlerenledir ki söz muhteremdir ve onun için vahiy yazılı le dolu uçsuz bucaksız bilinmezler diyarına... değil sözlü bir anlatımdır.İş bu merhaleye geldiği vakit, sözün anlamını bildiğimiz zaman işte böyle ince eleyip sık dokuyarak,her taşın altında bir bit yeniği arayarak işe koyuluyoruz. Kelimenin,sözün anlamını bilip kelimenin uçsuz bucaksız dünyasına işte tam bu vakitlerde dalıyoruz. Gelin sizi birbirini bir “Domino Taşı” edasıyla izleyen kelimeler dizisiyle oluşan, yüreklerinizi ayağa kaldırıcak; her sabah kalktığınız vakit hayat gayenizi hatırlatacak her gece son cümle nizden birisi olacak bir cümlenin, bir cümleler silsilesinin peşine düşelim. “MERAK olmadan HAYRET olmaz, hayret olmadan GAYRET olmaz, gayret olmadan HİZMET olmaz, hizmet olmadan HİMMET olmaz, himmet olmadan HİKMET-İ İLAHİ’ye ulaşmaz.”

Nevâ | 5


Nevâ

Bu sözdeki 6 Kelime otursun bugün gönlümüze..Merak deyip başlayalım ve dalalım dimağımızın dehlizlerle dolu uçsuz bucaksız bilinmezler diyarına... Merak; bir başlangıcın adıdır. Merak ilk adımdır,merak atılan ilk tohumdur. Merak, bebeklik döneminden başlayan ve ölene kadar da devam eden bir histir. Öğrenme duygusunun adıdır. İnsan bilmek, öğrenmek ister. Çünkü, bilgi güçtür.Bilgi amaca giden ilk tohumdur.Basılacak ilk adımın adıdır merak. Ve hiç kuşku yok ki merak hayreti getiren bizi İlahi Hikmete ulaştırmak için çıktığımız yolda karşılayan ilk sevdalı sözcüğümüz, ilk yoldaşımızın adıdır. Merak domino taşının ilk parçasının adıdır. Her şey ilk dokunuşla başlar adeta birbiri ardına devrilecek veya sıralanacak taşlar silsilesinin habercisidir merak. Ve merak hayrete gebedir.Merak hayr/et’in habercisidir..

“Hayret, merak dürtüsünün kabarttığı bir duygu sonucunda oluşacak hissi bir yükseliştir.”

zika”sının girişinde “Bilgi hayretle başlar” der. Dominonun ikinci taşı olan merak,kendisinden sonra ki “Gayret”e adeta bir göz kırpar.Ve biri olmadan diğerinin gerçekleşmeyeceğini bir ulak edasıyla önceden bildirir. Merak basamağın ikinci taşıdır.Ve ona basmadan İlah-i Hikmet’e ulaşmak mümkün değildir. Gayret çabadır,çalışma isteğidir, gayret çalışmanın ve didinmenin ta kendisidir.Gayret; sevenin malını, canını ve varını yoğunu fedaya hazır olmasındaki hamiyet duygusudur. Nefsiyle ve düşmanıyla mücadele, yahut iyilikte yarışıp kötülükten kaçınmakla hayat bulur. Gayret duygusu taşımayan bir kalp, hakiki sevginin de ne olduğundan habersizdir. Gayret etmeyen gayret Hayret, merak dürtüsünün kabarttığı bir duygöstermeyen bir kalp Hikmet-i İlahi’ye ulaşmak yolungu sonucunda oluşacak hissi bir yükseliştir.Hayret; iyida ilerlemeye çalışan topal bir binek gibidir.Amaç Allik, güzellik ve hayranlık uyandıran bir durum ve tutum lah’ın Hikmetine ulaşmaksa eğer Gayret köprüsünden karşısında insanın farkına vardığı duygusal zeminin geçmek haktır.Zira bu yolculukta tek bir durak,tek bir adıdır. kelâm atlamak günahtır, yazıktır... İnsanın, yaratılışın özü üzerine oluşturduğu farkındalık ile ilâhî güzelliğin temaşasında duyduğu hazzın dışavurumu olarak hayret, insanı bu güzelliğin neliği üzerine yeniden düşündürerek Allah’ın varlığının ve güzelliğinin idrakine kapı aralamasıdır. Nitekim Peygamber Efendimizin (s.a.v)’in “Rabbim! Hayretimi artır!” diye dua ettiği rivayet olunur. ‘Hayret’, kişinin bilmediği bir şey karşısında şaşırmasıdır.Bilgilenmek için,ilgilenmek gerekir.Bu ilginin adıdır Hayret.Nitekim Aristo, “Metafi-

6 | Nevâ


Nevâ

Hizmet, kelime anlamı olarak birinin işini görme veya işine yaramaya verilen addır.Zira bu hizmet maddi- manevi anlamlar taşıyabilir. Gelin biz hizmete birazcık maddeden uzaklaşarak manevi bir pencereden bakmaya çalışalım.Dini yaşamak ve yaşatmak noktasındaki faaliyetlerin tamamına ‘hizmet’ ismi verilebilir. Müslüman; dürüst, çalışkan, iyi niyetli, insanları seven ve dinine hizmet etmeye gayret eden bir kişi olmak durumundadır. İslam’da ferdi sorumluluğun ötesinde ailevi ve çevresel sorumluluk da vardır. Bu hususta Rabbimiz; “Ey iman edenler, kendinizi ve ailelerinizi bir ateşten koruyun ki, onun yakacağı insanlar ve taşlardır; onun başında son derece katı, çetin mi çetin melekler görevlidir. Allah kendilerine ne emrettiyse ona isyan etmezler ve emrolundukları her şeyi yaparlar.” (Tahrîm, 66) buyurarak bizleri uyarmaktadır. Bir Müslüman kardeşine hizmet tüm insanlığa yapılmış hizmet gibidir. Zira hizmet etmeden himmet görmez, himmet görmeden de Hikmeti İlahi’ye ulaşamazsınız.

İşte biz eşref-i mahlukat olarak bu yollardan geçerek kalbimizde Hikmet-i İlahi gayesini taşıyan fertler olmaktan başka bir emelimiz arzumuz olmamalıdır. Zira gayesi olmayan bir gemi rotası ne olursa olsun hiçbir limana varamaz.Biz bu gayemizin kalbine Yüce Rahman’ın Hikmetini yerleştirmeli ve o yoldaki her zorluğa boyun eğerek çabalayarak ,merak ederek,hayret ederek. Yeri geldiğinde gayret, yeri geldiğinde hem tüm insanlığa hem tüm Müslümanlığa hizmet ederek, hizmetlerimiz neticesinde bir himmet ve o himmetin karşılığı olarak Rabbimizin Hikmetine erişerek yaratılanların en şereflisi olma yolundaki doğruluğumuzu ispata devam edeceğiz. Rabbim Hikmet-i İlahi’ye ulaşanlardan eylesin. Ve Hayr/et’imizi arttırsın.. Salih Samet Gür

Himmet; Hikmet-i ilahi’ye ulaşma yolunda takva sahiplerine verilen ilâhi ikramın adıdır. Himmet, kelime manasıyla kalbi, iradeyi, duygu ve düşünceyi bir noktaya toplayıp, tek hedefe yönelmek demek. Kelime kökü Arapça “hemm”. Hemm, iyi olsun kötü olsun, herhangi bir şeyi yapmaya yönelmek, himmet ise, kıymetli, şerefli ve güzel şeylere yönelmek manasını taşıyor. Kelime manasıyla düşündüğümüzde, her insanın azmettiği ve gayretini yönelttiği bir hedefi mevcut. İnsanların kimi sadece karnına, kimi de kalbine yöneliyor. Herkesin kıymeti de yöneldiği şeye göre ölçülüyor. Buradan hareketle, derdi yalnızca dünya olanın Allah katında hiçbir kıymeti olmaz. Hedefi hikmet-i ilâhi olanın ise, kıymeti kelimelerle ölçülemez.

Nevâ | 7


Nevâ

Güzel Şiire Doğru 1

Cağaloğlu’da popüler kitapları değil de ilmî kitapları tab eden neşriyatı bulabiliyoruz. Buralarda tab olunan kitaplar daima dikkatimi celbetmiştir. Divan şiirini seven birinin oradaki kitapçıları gezmesini şiddetle tavsiye ederim. Kendim de çok sık olmamakla beraber Cağaoğlu’nu ziyaret ederim.

çalışma yapmadan evvel okuma yazma öğrensinler.

Maksat, halkımızın bir divanı daha okumasını sağlamak, divan şiirini sevmesine vesile olmak ise bıraksınlar bu çeviri yazı işini ve cazibesi olan divanlar hazırlasınlar. Bu işi İskender Pala iyi beceriyor. Karşılığını da alıyor. İskender Pala’nın bana göre bayalığa kaçan Cağaloğlu’da Kitabevi isminde bir kitapçı var. romantik cümlelerinin alıcısı bile bir vesile ile divan Burası aynı zamanda bir neşriyat. Geçen sene aldığım şiirine aşinalık kazanıyor. Bir kere daha soruyorum: Bu Fatîn Divanı’nı burası tab etmiş. Hazırlayan ise Mehtap divan nesirlerinin gayesi nedir? Erdoğan imiş. Görülüyor ki divan şiiri hocaları son zamanlarda Kitabevi, bu kitabı neşrederek divan şiirimiz kendilerini divan şiirinin itibarını iadeye vakfediyorlar. adına faydalı bir şey yapmış. Şairlerimizden birinin Biliyoruz, divan şiiri cumhuriyetle, harf ve dil inkılapları daha divanını kârilerle (okurlarla) buluşturmuş. Ama ile beraber âdeta topa tutuldu, unutturulmak istendi. Mehtap Erdoğan ne kadar faydalı olmuş, emin değilim. Aslında divan şiirini karalama çalışmaları Tanzimat devÇünkü bizdeki transkripsiyonlu metin hastalığına o da rine kadar gidiyor ama Tanzimat devrinde mezkur inkıtutulmuş. Osmanlı Türkçesi ile yazılmış divanları Latin laplar olmadığı ve divan şiiri sevgisini besleyecek tahsil harflerine aktarırken Latin hurufâtında olmayan sesleri devam ettiği için bu devri dahil etmiyorum. göstermek için harflerin altına, üstüne çizgi veya nokta koyuyorlar. Buna transkripsiyonlu metin deniyor. Türk Dil Kurumu da çeviri yazı demiş. Öyle anlıyorum ki ilmî neşriyatta bu bir kaide haline gelmiş. Fakat altında, üstünde çizgiler, noktalar olan harfler ne işe yarar, bunu anlayamıyorum. Mesela muhabbet kelimesinde h bizim bildiğimiz h değil. Ha adı verilen şu harf: ‫ ح‬. Divanı okuyanlar, bir mısrada geçen muhabbet kelimesindeki h harfinin hangi h olduğunu anlasınlar diye yapıyorlar bunu. Ama buradaki maksat tam olarak nedir? Eğer maksat ilim çevrelerinin faydalanmasını sağlamak ise hiç yorulmasınlar, divanı Osmanlı Türkçesi ile neşretsinler. Çünkü ilim çevrelerinin Osmanlı Türkçesini okuyamaması düşünülemez. Eğer okuyamıyorlarsa divanlar ile

8 | Nevâ


Nevâ

Sonrasında, kısmen muvaffak olunmuş divan şiirini unutturma gayretleri artık bitti. Muhteşem Yüzyıl vesilesiyle bile olsa Muhibbi mahlası hemen her evde insanların kulağına çalındı. Müfredatımızda da divan şiiri artık kötülenmiyor. Yani artık kuvvetler başka sahalara tevcih olunmalı. Bu sahalardan biri de kuşkusuz güzel divan tab’ı ve neşridir.

“Muhteşem Yüzyıl vesilesiyle bile olsa Muhibbi mahvlası hemen her evde insanların kulağına çalındı.”

Eğer fırsatınız olur da bir yerde İran’da tab olunmuş bir Hafız Divanı yahut Bostan, Gülistan gibi İran’ın klasik eserlerinden birini görürseniz dikkat buyurun. Kitap, ne kadar itinalı tab olunmuş? Ne kadar milli unsurlara sahip? Divan geleneğine ne kadar münasip şekilde hazırlanmış? İranlı bir arkadaşım İran’da hemen her evde bir divan olduğunu söyledi. Bizde de olabilir. Çünkü bizim şiir geleneğimiz de en az İran’ınki kadar kuvvetlidir. Geçtim iyi bir tahsil görmüş divan şairlerini, okuma yazma bilmeyen halk şairlerimiz dahi inci gibi mısralar kaleme almışlardır. Şiiri bu kadar seven cemiyetimizin güzel şiirle buluşması için güzel divanlar elzemdir. Cemiyetin güzel şiirle buluşmasına mâni teşkil eden diğer unsurların edebiyat mecmuaları ve cüheladan mürekkep edebiyat çevreleri olduğunu düşünüyorum. Bunlara daha sonra değineceğim. Onur Bülbül

Nevâ | 9


Nevâ

İstanbul’un Kedileri

Gri en çok yakışan renktir İstanbul’a, hep derim., diye yazmışım. Toparlak bir kafayla ifade etmek gerekirse, ey kâri’ (Haşim’e, okurlarına böyle seslenebildiği için hep özenmişimdir); Gri İstanbul’a en çok yakışan renktir, derim hep. Belki de Divân şairlerinin o baharı anlatan mısraları o yüzden bu kadar saltanatlıdır; belki de bu yüzden Ümit Yaşar defalarca ölümün eşiğinden dönmüştür; belki de bu yüzden Orhan Veli her şeyini kaybetmiştir: Uzun bir gri hakimiyetinden sonra gelen cıvıl cıvıl bir gökyüzü. Ne bileydim her seferinde, bu yemyeşil, bu masmavi havanın, belki de beni olası bir ölümün eşiğinden döndürdüğünü? (Gerçi ben o eşiğe adım atacak kadar cesur değildim henüz.) Öylesine yeşilli, mavili bir günüydü işte İstanbul’un. Öylesine yeşilli, öylesine mavili. Öylesine.... İstanbul halkının sardalyelerin teneke kutulara tıkıştırılması misâli otobüsümden inmiş, yaşayan ve ölü her şeye lanet ederek adımlıyordum sokağı. Öylesine lanet ederek. Öylesine.

...“Bana onun emanetiydi bu da. Ah, seni kulağıkesik. Sen ne şanslıydın!”...

Bir koya vuran deniz dalgaları gibi kıvrılmış. Üzerinde yosunlar, üzerinde gökler karası bir renk, üzerinde gökler beyazı. Ve ben ne zaman kedi görsem dururum. Aklıma bir mısra gelir:

“İstanbul’un bütün kedileri Bana yârimin emanetidir” Bana onun emanetiydi bu da. Ah, seni kulağıkesik. Sen ne şanslıydın! Uzanan elime, onu uyandırdığı için lanet etmediği elime, uzandı aynı hızla. Ah, İstanbul; insanların ve sen gibi, kedilerin de sevgiye nasıl açlar!

Sırtını, yanağını, boynunu okşarken; aklıma o geldi. Ansızın. Halbuki aklıma o gelsin diye bu kediyi Niçindi, diye sormayın. Utanırım. Basit bir kız seviyordum. Bu kediyi okşuyordum çünkü onu hatırlameselesiydi diyemem. Size, bir kız yüzünden, lanet et- mak istiyordum. tim, diyemem. Utanırım. Adımlarım istemeye istemeye evin yolunu tutmuşken, ansızın uyur bir kedi gördüm. Bir uyur kedi, alacalı bulacalı; “eski kulağı kesiklerden.” Çok kullanırdı bu deyimi.

10 | Nevâ


Nevâ

Onu tanıdığım ilk günlerden beri kedilere olan muhabbetim arttı sürekli. Daha ilk günlerde, hatırlarım, çantasından çıkardığı mama kabından bir avuç, iğrenç kokan, kahverengi mama dökerdi sokakların orasına burasına. Alerjisine aldırmadan uzatırdı ellerini her başa, patiye. Kediler de onu severdi. Belli ki hayvanlar anlıyorlar, kim sever onları, kim nefret eder onlardan. Ya insanlar? Sonra eğilirdi kendi gibi nazlı, kendi gibi nankör yaratıklara. İpek ipek akan, sırtından yukarı dökülen o saçları, kolları, gülümseyişi, “Sen ne aptal kedisin!” deyişi, poposu gözümün önündeydi. Varlıkların boyutu büyüdükçe çirkinleştikleri söylenir; onun poposuysa çok güzel, çok sevimliydi. Okşadığım hayvan gözlerimden tüm bu yaşanmışlıkları izliyor muydu, bilmem. Fakat ben giderken “Devamı nerde?” dercesine bakışlarını da unutmayacağım. Adımlarım hızlandı kırmızı ışığın sönmesine az kala. “Lanet olsun, geç kaldım.” Keşke sadece ışıklara geç kalmış olsaydım. Oğul Tuna

Nevâ | 11


Nevâ

Gözyaşlarımız Bir

Bir Sen Hariç

Aynı ademin çocukları değil miyiz, Gözyaşlarımız bir,sevdalarımız Sen esmer,ben biraz beyaz, Öteki kızıl tenli,beriki çekik gözlü ne çıkar, Aynı nefesin soluğu , Aynı ademin çocuğu.. Bir değil mi bizi üşüten bu rüzgar, ıslandığımız yağmur aynı değil mi, Gözyaşlarımız bir Ayrılık,gayrılık bize elem Bize keder değil mi Söyle bana kardeşim, Benim derdim sana gözyaşı, Senin sevincin bana umut . Söyle kardeşim, Gözyaşlarımız bir değil mi..

Beyitler mısralar teker teker siliniyor hafızamdan.. Sonra şarkıları unutmaya başlıyorum. -Seninle dinlediklerimiz hariç Senin sesinden duyduklarım dışında her biri Bir sen hariç Aklıma kazınan birkaç berceste mısra, Belki birkaç tarih;lise yıllarından kalan -Senle geçen tarihi kalbime kazımışım silinmiyorBir bir eksiliyor hepsi. Sonra ne oluyor biliyor musun? Mevsimler gelip geçiyor, Yelkovanlar akrepler, Kum saatindeki kumlar bile bitiyor Bir sen geçmiyorsun. Solgun sayfalara yazdığım mürekkepler geçiyor Siliniyor,unutuluyor Bir sen geçmiyorsun. Beraber diktiğimiz o kırmızı güller soluyor her mevsim yenisini dikeriz diyorum bir sen varsan eğer varsın her şey geçsin -Bir sen hariç .. Sonra turnalar yapıyorum sana kağıttan, Kanatlarına kokunu yüklüyorum bir bir, Uçamazlar belki biliyorum Ama geçmişime de götürsünler kokunu Seni tüm zamanlarda seviyorum.

10.12.2013 Salih Samet Gür

05.11.2013 Salih Samet Gür

12 | Nevâ


Nevâ

Bloglar Arasında

Bana Sıkça Yaz / Write to Me Often

banasikcayaz.blogspot.com

Kitapla, kalemle ve defterle alakalı olan edebiyatçıların seveceğini düşündüğümüz güzel bir kalem ve mürekkep inceleme blogu. “Pazar Postası” başlığı altında haftada bir değişik mevzular da paylaşılıyor. Hemen herkesin alakasını celbedecek kalem yahut mürekkepler paylaşan yazarın isminin Zeynep olduğunu biliyoruz ama soyismi daima yazıların konusuna göre değişiyor. Misalen gümüş renkli bir kalem mi incelenmiş, yazarın ismini Zeynep Gümüşkalem olarak görüyoruz. Zeynep Hanım Türkçe bilmeyenler için incelemelerini İnglizce lisanında da neşrediyor.

Türkiye’yi Sevmeme Nedenleri Sokakta yürürken, televizyonda haber seyrederken veya gazete okurken canınızı sıkan pek çok hususun dile getirildiği bir blog ile karşı karşıyayız. Kaldırımların kötü olması, arabaların kaldırımlara park etmesi gibi saydığımız mecralarda rast gelemeyeceğiniz, ufak tefek gibi görünen ama asap bozan vakalar da bolgda bulunabilir. Okurların da fikirlerini sunacakları “Ben de” sayfası da istifadeye sunulmuş. Sizin de sinirinizi bozan hususlar varsa buraya yazabilirsiniz.

sevmemenedenleri.wordpress.com

Nevâ | 13


Nevâ

Kitap Tanıtımı

Gazap Üzümleri, 1929 Dünya Ekonomik Krizi döneminde ABD’nin Oklahoma eyaletinde kendi halinde topraklarında yaşayan insanların türlü hayallerle Kaliforniya’ya yaptıkları göçü konu ediyor. John Steinbeck bu romanında topraklarından sürgün edilen çiftçilerin çektikleri sıkıntıları anlatırken bir yandan da dönemin Amerika’sını tenkit ediyor. Roman aynı zamanda 1929 Dünya Ekonomik Krizi’nin tarihi vesikası vasfında. Uzun bir roman olmasına rağmen John Steinbeck’in tasvirdeki, kurmacadaki ve insanları tahlil etmedeki ustalığı, romanı tadına doyulmaz bir eser haline getiriyor. Gazap Üzümleri’ni, tercümesini Rasih Güran’ın yaptığı eski baskılarından okumanızı tavsiye ederiz. Gazap Üzümleri John Steinbeck Remzi Kitabevi Çeviren: Rasih Güran 678 Sayfa

14 | Nevâ


Nevâ

Kelimeler

Aday

Namzet

Başlangıç

İbtidâ

Seçim

İntihâb

Yayımlamak

Neşretmek

Yazın

Edebiyat

Yazım

İmlâ

Nevâ | 15

Untitled 2  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you