Issuu on Google+

2011/SAYI/ISSUE/2

The First & Unique


THE FIRST &UNIQUE


.tr m .co rup g n be

KÜRESEL KÜLTÜR YAYINIDIR GLOBAL CULTURE PUBLICATION

BEN BURSA YAPIM / PRODUCTION BEN GRUP

YÖNETİM KURULU BAŞKANI / CHAIRMAN

MUSTAFA DEMİRTAŞ

İMTİYAZ SAHİBİ / GRANTEE YAYIN KOORDİNATÖRÜ / EDITION COORDINATOR

GÜL KEMERBAŞ / g.kemerbas@bengrup.com.tr

GRAFİK TASARIM / GRAPHIC DESIGN

TUĞBA GÜLEROĞLU / t.guleroglu@bengrup.com.tr

İNGİLİZCE ÇEVİRİ /TRANSLATION IN TO ENGLISH PRESTİJ ÇEVİRİ / prestijceviri.com


Her şehir evrenseldir... Medeniyetlerin özü, özetidir... Kültür ve sanat cümlelerinden, Tarih kelimelerinden, Doğa harflerinden oluşur... Her şehrin bir hafızası vardır, Her şehrin bir ruhu, Bir kalbi vardır... Her şehirde bambaşka bir aşk vardır... Universal in every city... The core and summary of the civilization... These are composed of cultural and art sentences As well as historical words, Nature is composed the letters... Each city has a memory, Each city has a spirit, Each city has a heart, Every city has a different love...


I CAME TO BE YOU, I SHALL COME IN EACH SEASON TO BE US, UNTIL BECOME UNIQUE...


1081 yılında İznik, Anadolu Selçuklu Devleti'nin ilk başkenti oldu.

İznik became the first capital city Anatolian Seljuk State in 1081.

Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk parası 1327 yılında Orhan Bey tarafından Bursa’da basıldı.

The first coin of the Ottoman Empire was issued in 1327 in Bursa by Orhan Bey.

Osmanlı Devleti’nin ilk Bedesten’i yani kapalı çarşısı Bursa’da Orhan Bey tarafından yaptırıldı.

The first Bedesten namely the first covered bazaar of the Ottoman’s was built in Bursa by Orhan Bey.

Ülkemizde ilk çini, İznik’te üretilmeye başlandı.

The first tile in our country began to be produced in İznik.

1442 yılında, ülkemizin ilk ve tek çarşılı köprüsü Irgandlı, Hoca Muslihiddin’in babası Pir Ali tarafından yaptırıldı.

The first and only bridge with bazaar in our country Irgandı was built in 1442 by Pir Ali, the father of Hoca Muslihiddin.

Türkiye’de ilk yün, pamuk ve ipekli dokumacılığı; 1437 yılında Bursa’da başladı. Ülkemizin ilk dokuma atölyesi, Üçkuzular Tekkesi’nin hareminde kuruldu.

First wool, cotton and silk weaving in Turkey started in Bursa in 1437. The first weaving plant was established in the hareem of Üçkuzular Lodge.


1867 yılında, Bursa’nın ünlü İskender Kebabı, Mehmet oğlu İskender Bey tarafından keşfedildi

The reputable İskender Kebab was discovered in Bursa in 1867 by İskender Bey, the son of Mehmet

1932 yılında, Türkiye’nin ilk doğa ve kayak derneği Dağcılık Kulübü Bursa’da kuruldu.

In 1932, Mountaineering Club, the first natural and ski association in Turkey was established in Bursa.

2 Şubat 1938 tarihinde, Türkiye’de kangarn tipi yün üreten ilk kuruluşu Merinos fabrikası Bursa’da açıldı.

On 2nd Feruary 1938, the first plant producing kangarn type wool in Turkey namely Merinos Plant started business in Bursa.

1954 yılında Türkiye’nin ilk çamaşır makinesi Tolon Bursa’da üretildi.

In 1954, the first washing machine in Turkey “Tolon” was produced in Bursa.

29 Ekim 1963 tarihinde, Türkiye’nin ilk teleferiği BursaUludağ arasında hizmete açıldı.

On 29th October 1963, the first cableway in Turkey began to serve between Bursa and Uludağ.

12 Şubat 1971 tarihinde, Türkiye’nin ilk otomobil fabrikası olan Tofaş’ta üretime başlandı.

On 12th February 1971, the first automobile plant in Turkey “Tofaş” started production.

Devamı bir sonraki sayımızda Continued next issue


ATATÜRK, ATATÜRK, A MODERN ÇAĞDAŞ COUNTRY & BİR ÜLKE BURSA VE BURSA


Sonbahar ve Eylül ayı Bursa’nın Cumhuriyet tarihinde önemli bir yer tutar. Büyük Taarruz’un ardından çekilmeye başlayan Yunan Ordusu, yeni bir devletin habercisidir artık… 9 Eylül 1922’de İzmir Hükümet Konağı’na Türk Bayrağı çekilmiş, Ordu Ege’nin incisine muzaffer bir edayla girmiştir.Bu mutlu olaydan iki gün sonra 11 Eylül 1922 günü Bursa, 2 yıl 2 ay 2 gün süren esaretten kurtulur ve özgürlüğüne kavuşur. TBMM binası toplantı salonunda bulunan kürsüdeki siyah örtünün kaldırılma zamanı gelmiştir. Çünkü Osmanlı’nın ilk başkenti Bursa, esaret zincirini kırmış, gerçek sahiplerinin eline geçmiştir. Bursa’nın ileri gelenleri hiç vakit kaybetmez, milletvekilleri Ankara’ya telgraf çekerek TBMM’nin bir toplantısının Bursa’da yapılmasını talep eder. Diğer bir heyet, bizzat İzmir’e giderek Mustafa Kemal’i kente davet eder. İşte bu girişimlerden sonra Bursa’nın, yeni kurulacak devlet için önemi başlar. Mustafa Kemal, bu girişimlerin ardından Mütareke’nin 11 Ekim’de Mudanya’da toplanmasını, arkadaşlarıyla birlikte kararlaştırır ve İsmet Paşa’yı Bursa’ya gönderir…

The Autumn and September both take an important place in the history of Bursa in the Republic Period. The Greek Army which began to withdraw after the Great Assault (Battle of Dumlupınar) is now the messenger of a new state... Turkish flag was raised to the Government Office in İzmir and the army entered into the pearl of Aegean triumphantly on 9th September 1922. Two days after this elating incident, on 11th September 1922 Bursa was released of slavery after two years two months and two days and regained its freedom. It was the time that the black scarf in the meeting hall of TBMM Building to be removed. Since the first capital of Bursa was released from slavery and captured by its real owners.The Establishment of Bursa would lose no time and the members of the Parliament send a telegram message to Ankara demanding that one of the meetings of TBMM (Parliment) is to be held in Bursa.Another delegation personally had gone to İzmir and invited Mustafa Kemal to the city. After these attempts the significance of Bursa for the new state commenced. After these attempts Mustafa Kemal decided with his friends that truce shall convene on 11th October in Mudanya and sent İsmet Pasha to Bursa...


Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.

Sovereignty rests unconditionally with the nation.

Ardından 17 Ekim’de Bursa’ya kurmaylarıyla birlikte gelir. Artık, işgalci Avrupalı devletlerine gövde gösterisi yapmanın zamanı gelmiştir. O dönemde Bursa’da, ülkenin kurtarıcısına uygun bir mekân bulmak oldukça zordur. Sonunda Yağcı Cemal Bey’in konağında ağırlanmasına karar verilir. Bugün Altıparmak’taki SGK binasının olduğu yerde Cemal Bey’in konağı bulunmaktadır. He came to Bursa afterwards on 17th October to Bursa with his general staff. Now the time to show of strength to the invader European Countries came. At those times it was hard to find a suitable place in Bursa for the saviour of the country. Finally it was decided to entertain him in the villa of Oil Trader Cemal Bey. The villa of Cemal Bey was then at the place where now the SGK Building in Altıparmak is situated there.


Gazi Mustafa Kemal derhal çalışmalara başlar… Avrupalı gazetecilere, yeni kurulacak devletin yönetim şekli hakkında bilgiler verir. Cumhuriyetten söz eder, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” anlamı taşıyan cümleyi sarf eder. Mustafa Kemal, 29 Ekim 1922 günü, bir Fransız gazeteciye röportaj verirken, “yeni başkent ve halifelik merkezi Bursa veya Ankara mı olacak?” sorusuna “bu konuda karar alınmamıştır. Gelecek başkentimizi belirlemek için barışın yapılmasını beklemeliyiz” şeklinde bir cevap verir. Ardından Lozan Konferansına katılacak heyeti belirler…

Ghazi Mustafa Kemal immediately started his studies... He gave an outline of the management system of the new state to the European Journalists. He talked about the Republic. And said “Sovereignty rests unconditionally with the nation”. While he was having an appointment with a French Journalist on 29th October 1922, as a reply to a question “Will the new capital and the center of caliphate be Bursa or Ankara?” and he replied “Decision on that is still yet to be taken. We shall wait for the peace to determine our future capital city.” Then he determined the delegation to attend the Treaty of Lausanne...

Delegeler Kurulu’nun başkanı olarak İsmet Paşa’yı öngörür… Mustafa Kemal’in, yeni devletin yönetimi, halkın sosyal değişimi ve daha sonra devreye sokacağı devrimler için Bursa’da yaptığı hazırlıklar bunlarla da sınırlı kalmaz.

He decided that the president of the delegation board will be İsmet İnönü... The preparations made by Mustafa Kemal in Bursa for the management of the new state, the social change of the public and the revolutions that he would put into practice are not limited to those aforementioned.

Takvimler 27 Ekim 1922’yi gösterdiğinde, İstanbul’dan gelen bir ilkokul öğretmenleri heyetini, şimdi Setbaşı Prestij Sinemaları olan binadaki Şark Tiyatrosu’na davet eder. Mustafa Kemal muallimlere, yeni devleti Ankara Hükümeti’nin yöneteceğini, bir takım devrimlerin yapılacağını anlatır. Toplantının içeriği gibi biçimi de öne çıkar. Çünkü bu toplantıya, kadınlar ve erkekler birlikte katılmış, Gazi’yi birlikte dinlemiştir. Toplantının mesajı açıktır:

Yeni Devlet Çağdaş, Laik ve Kadına Saygılı olacaktır.

İsmail Kemal KEMANKAŞ Gazeteci-Yazar / Journalist-Author

He invited a delegation of primary school teac-hers coming from Istanbul to Eastern Theatre (Now Setbaşı Prestij Cinemas) on 27th October 1922. Mustafa Kemal explained the teachers that the new stated will be governed by Ankara Go-vernment and that there will be some revolutions. The form of the meeting became prominent as well as the content. Since women joined this meeting together with men and listened to the Ghazi altogether. The message of the meeting was clear:

The New State will be Modern, Secular and Respectful towards Women.


BURSA SANAYİ KENTİ OLUYOR... BURSA BECOMES A CITY of INDUSTRY...

Ş

KA

İ.

al

m Ke

KE

N MA

Mustafa Kemal’in üçüncü Bursa gezisi, 31 Ağustos 11 Eylül 1924’te, yani yine sonbaharda gerçekleşir. Ulu Önder Cumhurbaşkanı olarak Bursa’ya ilk kez gelir ve 11 Eylül’de Bursa’nın kurtuluşunun ikinci yılındaki mutluluğu halkla paylaşır. Gazi Mustafa Kemal, Bursa’ya dördüncü kez, yine sonbaharda, 22 Eylül 1925’te gelir, 8 Ekim’de ayrılır. Yine sonbahara denk gelen bu gezi sırasında 28 Eylül’de halka, şapkalı olarak ve devrimleri vurgulayarak Hünkar Köşkü’nde hitap eder. 1 Ekim’de İpek-iş Fabrikası’nın temelini atarak, Bursa’nın modern bir sanayi kenti olacağının müjdesini verir.

The third Bursa visit of Mustafa Kemal was between 31st August – 11th September so again in Autumn. This was the first visit of The Great Leader in Bursa as a President and joined the pleasure of the public in the 2nd anniversary of the liberation of Bursa. Ghazi Mustafa Kemal Pasha came to Bursa for the fourth time in 22nd September 1925 and leaved on 8th October. During this visit which again was in Autumn he gave a speech in the Hünkar Köşk on 28th September wearing his hat on and emphasizing the revolutions. He laid the foundations of İpek-İş plant on 1st October giving the pleasing news that Bursa would become an industrialised city.


Cumhuriyet’in ilanına kadar olan süreçte çok önemli kararları Bursa’da alan Gazi Mustafa Kemal, sonbahar mevsiminin dışında da birçok kez Bursa’ya uğrar. Ama esas büyük karrlar sonbaharda alınır, alınan kararların uygulanması Sonbaharda gerçekleşir… Farklı alanlarda mesajlar verir. Devrimlerin bir bir benimsenmesi için çaba sarf eder. Modern sanatlardan biri olan heykelden ilk kez Bursa’da söz eder.. Cumhurbaşkanı, 29 Ekim 1931 tarihinde adına yapılan gazi heykelinin açılışında bulunur ve aynı gün 12. Bursa gezisini tamamlamış olur. Mustafa Kemal ile Bursa’nın son buluşması, sonbahar yerine soğuk bir kış günü gerçekleşir. Ağır hasta olan Gazi, Yalova’da rahatsızlanır ama programını aksatmaz. 1 Şubat 1938’de Gemlik Suni İpek Fabrikasının açılışını yapar ve Bursa’ya geçer. 2 Şubat 1938 tarihi, O’nun Bursa’ya son gelişidir. Merinos gibi dev bir kuruluşu, Bursa’nın işgal günlerini karşı bir ödül gibi, aynı sürede yani 2 yıl 2 ay 2 gün sonra hizmete sokar. Kurdele kesmek yerine anahtarla açar Merinos’u. Açtığı, aslında bir fabrika kapısı değil, Bursa’nın uzun soluklu sanayi yoludur. Sonbahar, önce Bursa, sonra da Türkiye’nin aydınlığa kavuştuğu mevsimdir, uğurudur.

Gazi Mustafa Kemal who took very important decisions in Bursa during the period till the announcement of the Republic also came to Bursa several times other than autumn. However the main decisions were taken in Autumn and the decisions were began to be applied in Autumn... He has given messages on various subjects. He exerted himself for the adaptation of the revolutions one by one... He spoke about sculpture which is one of the modern arts for the first time in Bursa... President was available on 29th October 1931 at the inauguration cere-mony of the Ghazi Sculpture that was made on his behalf and that same date his 12th Bursa visit is also completed. Last meeting of Mustafa Kemal and Bursa was not in autumn but on a cold winter day. Ghazi who was seriously ill felt unwell in Yalova but did not disrupt his schedule. On 1st February 1938 he opened the Gemlik Artificial Silk Plant and went to Bursa. 2nd February 1938 is the date of his last visit to Bursa. He managed to run a huge plant as Merinos in a very short time just the same as the occupaiton period of Bursa namely 2 years 2 months and 2 days as if a gift for the occupation days. He opened Merinos with a key instead of cutting a ribbon. He opened not only a door of a plant but the long term industrial path of Bursa. Autumn is good luck by which first for Bursa and than Turkey emerged into enlightenment.


HOUSE of ARMISTICE MUSEUM

MUDANYA MÜTAREKE MÜZE EVİ


Mudanya'da İnönü Bulvarı diye bilinen Kordon boyunun In Mudanya you may have passed by a historical wooden sonunda, Aleksandr Ganyanov’a ait, 19. yüzyıl sonlarının Waterside Residence at the end of the seaside road known mimari yapısını taşıyan, daha sonra Mudanyalı işadamı as İnönü Boulevard which belonged to Aleksandr Ganyanov Hayri İpar tarafından satın alınıp, onarılan ve 1937 having the characteristics of 19th century architectural yılında müze haline getirilen bu tarihi Ahşap Yalı’nın structure and which was then purchased by a businessman önünden geçmişsinizdir… living in Mudanya Hayri İpar and renovated and turned into a museum in 1937... Kurtuluş Savaşı'nın taraflarının 3-11 Ekim 1922 tarihlerinde hararetli görüşmelerinin ardından, We have all heard about and read in the history books that hem Kurtuluş Savaşındaki zaferin hem de Türk the significance of this historical Waterside Residence is due Devleti'nin siyasi alandaki üstünlüğünü to the fact that the document known as Mudanya Ardünyaya tanıtan, Mudanya Mütarekesi mistice which introduced the victory of the Turkish State in olarak bilinen belgenin taraflarca bu the Independence War (03 – 11 October 1922), and also the binada imzalanmış olduğunu hepisuperiority in politics to the whole World was signed in this miz duymuş, tarih kitaplarında building after very though and enthusiastic negotiations. okumuşuzdur.


The wooden building which is consisting of Bodrum ve çatı katının dışında iki katlı olan ahşap yalının 13 odası ve 2 büyük salonu vardır. two floors, the basement and the penthouse Birinci katında; mütarekenin imzalandığı salon, excluded has 13 rooms and 2 big halls. In the İsmet Paşa'nın çalışma odası, üst katta ise İsmet first floor are the hall where the armistice was Paşa ve yaverlerinin yatak odaları. İsmet Paşa’nın signed, the study room of İsmet Pasha and kızgın olduğu bir anda, upstairs are the bedrooms for İsmet Pasha yumruğuyla ikiye Bakın; and his assistants. The marble table that böldüğü mermer masa… İsmet Pasha splitted into two pieces at a time tarih canlanmaya Bakın tarih canlanmaya when he was angry... Look, the history begins başladı bile; Mudanya’da başladı bile... to refresh; Mudanya is full of various foreign çeşitli yabancı ve and local journalists and politicians, all the yerli gazeteciler ve siyaset houses embezzled with bay leafs and Turkish Look; adamlarıyla dolmuş, tüm flags, Mudanya people opened their houses evler defne yaprakları the history and hosting their guests. ve Türk Bayraklarıyla begins to refresh... süslenmiş, Mudanyalılar While there are offers introduced in the evlerini açmış conference which are impossible for Turkey konuklarını ağırlıyor. Konferansta, Türkiye’nin to accept and İsmet Pasha would not forgo kabul etmesi mümkün olmayan öneriler öne his demeanour. The conference is paused. The sürülürken, İsmet Paşa tutumundan vazgeçmidelegations of the enemy forces are clearly yor. Konferansa ara verildi. Düşman kuvvetleri informed that Turkey is ready to continue temsilcilerine, Türkiye’nin gerekirse savaşa devam war if necessary. What is that, look the Greek etmeye kararlı olduğu kesinlikle anlatılıyor. O da delegation does not get out of the ship and ne! Mudanya’ya gelen Yunan temsilcisi konrefuse to join the conference. feransa katılmayıp gemiden dışarıya çıkmıyor.


11 Ekim 1922 günü oldu, 14 maddelik Ateşkes Antlaşması Metni taraflarca imzalanıyor. Ve işte İsmet Paşa, Başkomutanlığa meşhur telgrafını yazıyor: Mudanya Askeri Sözleşmesi, 11 Ekim 1922 saat 06.00’da imza edilmiştir. Yunan delegesinin müttefik devletler adına gönderdiği çeşitli yazılı itirazlarıyla imzaya yetkili olmadığı şeklindeki son beyanatı bana verildi. Bunun müttefikler adına tebliğ eden General Harrington Yunan generalinin yetkisi olmadığından imza etmediğini, Yunan hükümetinin cevabı olumsuz olsa dahi sözleşmenin müttefikler tarafından uygulanacağını bildirdi. Sözleşme 4 nüsha olarak imza edilmiş ve taraflara verilmiştir...

It is 11th October 1922, The Armistice Agreement with 14 articles is signed by the parties. And İsmet Pasha is writing his famous telegram to the Chief Commander: Mudanya Military Agreement was signed on 11th October 1922 at 06.00 a.m. I have been presented various written objections sent by the Greek delegate on behalf of the Allied Forces and his final declaration that he is not authorized to sign. General Harrington who is signing on behalf of Allied Forces declared that the Greek Delegate is unable to sign due to lack of authority, however the agreement will be inforce and valid for Allied Forces even if the Greek Government objects. The agreement was signed in 4 originals and presented to the parties...


ÖNCÜ BURSA, YENİ FIRSATLAR YARATARAK BÜYÜYOR THE PIONEER GROWS\ BY CREATING NEW OPPORTUNITIES

“Bursa’nın Türkiye ekonomisi için çok büyük önemi var.” Kentimiz, ekonomisi ve nüfusuyla Türkiye’nin dördüncü büyük kenti. Ülke nüfusunun yüzde 3.5’i Bursa’da yaşıyor ve gayri safi milli hasıla’ya yüzde 4’ün üzerinde bir katkı yapıyor. Türkiye’nin ikinci büyük ihracatçısı olan Bursa’da 3 bini aşkın ihracatçı kriz öncesi 11.5 milyar dolar ihracata ulaştı. Ülkenin traktör hariç otomotiv üretiminin yüzde 62’si Bursa’da gerçekleşiyor. Tekstil, gıda ve makine sektörlerinde baş aktörlerden biriyiz. Bursa, sanayi ve ticarette geleneği olan bir kent. Bu ülkenin lokomotifi olan tekstil ve otomotiv sektörlerinin Bursa’da kurulmuş olması bir tesadüf değil. Düzenli sanayileşmenin öncüsü sayılan ilk organize sanayi bölgesi bu bölgede kuruldu. “Bursa plays a vital role for Turkey’s economy.” Our city is the fourth biggest city of Turkey, in terms of economy and population. 3.5 percent of Turkey’s population lives in Bursa and our city’s contribution to Turkey’s economy constitutes more than 4 percent of Turkey’s gross national product. Bursa is the second biggest exporter city of Turkey. In Bursa, 3 thousand exporters had managed to make exports for an amount of 11.5 billion dollars, before the economic crisis. Bursa realizes 62 percent of total automative production of Turkey, excluding the tractor industry. We are one of the main actors in textile, food and machine sectors. Bursa has traditionally been developed in industry and trade sectors. It is not a coincidence that textile and automative sectors, which are the locomotive sectors of Turkey, have been established in Bursa. The first organized industrial zone, which is considered to be the pioneer of regular industrialization, was established in this region. Organized industrial zones have been recommended as a model for Turkey’s regular industrialization.


1961 yılında Türkiye’nin düzenli sanayileşmesine model olarak önerilen organize sanayi bölgelerinin ilki olan bursa TSO organize sanayi bölgesi, odamızın öncülüğünde gelişti, büyüdü. Faaliyete geçtiği ilk yıl olan 1963’te bir üretici varken, bu sayı geçen yıl 228’e ulaştı. Bursa’nın kriz öncesi 11.5 milyar doları bulan ihracatının yaklaşık yüzde 40’ı BTSO organize sanayi Bölgesi’nden yapılıyor. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın 121 olan yaşı bile tek başına sanayi geleneğinin bir göstergesi. Bu nedenle Bursa’ya Türkiye’nin sanayi başkenti sıfatı gerçekten yakışıyor. Bursa’da 250’den fazla işçi çalıştıran şirket sayısı 364. Halka açık şirket sayımız 19. Türkiye’de aktif bankalardaki toplam mevduatın yüzde 2.5’ini Bursa’lılar yatırıyor. Bankaların verdiği toplam kredilerin yüzde 3’ünü de Bursa kullanıyor. Biz BTSO olarak kendimizi “ortak fayda kuruluşu” olarak tanımlıyoruz. Bursa’ya katma değer yaratan her işin öncüsü ve paydaşı olmak için çalışıyoruz. Bursa Organize Sanayi Bölgesi dışında; Bursa Serbest Bölgesi, Bosen Enerji, Bursa Uluslararası Fuar Merkezi, Bursa Çevre Merkezi, Ulutek Teknoloji Geliştirme Bölgesi, Butgem, temeli yeni atılan Bursa Mesleki Eğitim Kampüsü ve yaptırıp devlete bağışladığımız okullar, bu ortak faydanın bazı örnekleri… Bugüne kadar tekstil, otomotiv, gıda ve makine sektörleri ile büyüyen Bursa, bu sektörlere Savunma Sanayi, Elektronik, Enerji ve Turizmini de ekliyor. Savunma Sanayine dönük ciddi bir yatırım iştahı var. Şu anda 11’i 5 yıldızlı olmak üzere toplam 20 otelin inşaatı devam ediyor. Elektronik ve enerji sektörleri ise, Bursa’nın sermaye birikiminin kanalize olduğu yeni iş alanları olarak dikkat çekiyor. Kaliteli insan altyapısı, girişimci ruhu ve çalışkanlığı, üretim merkezi Bursa’yı fark yaratan bir kent haline getirdi. Ulaşım altyapısında yakın bir gelecekte atılacak önemli adımlar, Türkiye ekonomisindeki güçlü konumumuzu daha da sağlam hale getirecek. Yabancı yatırımcılar bu potansiyelin farkında. Bu nedenle son dönemlerde ağırladığımız yabancı heyetlerin sayısı bir hayli arttı. Türkiye’nin değerli girişimcilerinin de Bursa’daki gelişmeleri ve doğan fırsatları yakından izlemelerini öneririm. Yatırım yapmak isteyenlere BTSO olarak her türlü desteği vermeye hazırız. İlhan PARSEKER

BTSO Meclis Başkanı Chairman of BTSO

The first organized industrial zone, which is considered to be the pioneer of regular industrialization, was established in this region. Organized industrial zones have been recommended as a model for Turkey’s regular industrialization. It is worth to say that, the first organized industrial zone in Turkey was established in 1961 and it was the Organized Industrial Zone of BTSO. This organized industrial zone developed under the auspices of our chamber. It used to have only one producer in 1963, when it had just come into operation. However, last year, the number of producers of this zone became 228. Bursa used to make annually 11.5 billion dollars of export, before the crisis. 40 percent of this export was made from the Organized Industrial Zone of BTSO. Even the fact that BTSO is 121 years old indicates alone that, the city has a historical tradition of industry. For this reason, the title “Turkey’s industrial capital” really suits Bursa. In Bursa, the number of companies which employ more than 250 people, are 364. The number of publicly held companies are, 19. 2.5 percent of the total deposits of the active banks in Turkey is imbursed by the people from Bursa. On the other hand, 3 percent of the total credits that are given by banks is used by Bursa. We, BTSO, define ourselves as “the organization of mutual benefit”. We struggle to pioneer and share all of the works that create an added value to Bursa. In addition to Bursa Organized Industrial Zone; Bursa Free Zone, Bosen Energy, Bursa International Fair Center, Bursa Echological Center, Ulutek Technology Development Zone, Butgem, the campus of Bursa Professional Education Centerwhose foundation has just been laid, and the schools that are constructed by us and later on donated to the state, are only some of the examples of this mutual benefit... Bursa, a city which has grown as per date thanks to textile, automotive, food and machinery sectors, is now including defence industry, electronic, energy and tourism, to its sphere. There is a great interest for investments to defence industry. At the moment, contruction of 20 hotels continue and 11 of them are 5 star hotels. On the other hand, electronic and energy sectors attract attention as the new work spheres, where capital accumulation of Bursa is being channilized. The existence of qualified human infrastructure, entrepreneurial spirit and diligence has transformed Bursa, the center of production to a city that creates uniqueness. The important steps that will be taken in the near future on transportation infrastructure will bring our strong positiıon in Turkey’s economy to an even more powerful situation. Foreign investors are also aware of this potantial. For this reason, the number of foreign delegations hosted by us have been significantly increased in recent times. I also would like to recommend Turkey’s honourable enterpreneurs to monitor closely the developments and the emerging oportunuties in Bursa. We, BTSO are always ready to give support to those, who wish to make investments.


Sanatın Köprüsü: IRGANDI Altından Gökdere, üstünden sanat akıyor...

The Bridge of Art: IRGANDI Gökdere flows beneath, art flows over...


4

Dünyada Çarşı Köprüden Biri; Tarihi Irgandı Köprüsü Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk başkenti Bursa which is the first capital city of the Ottoman olan Bursa, doğal güzellikleri gibi tariEmpire is a city which leaves an indelible impreshi yapılarıyla da göz dolduran bir şehir. sion with its natural beauties as well as its historical Bursa'nın hemen her yerinde Osmanlı izlebuildings. It is possible to observe the signs of Ottorini görmek mümkün. Bu tarihi izler arasında man Period in all the parts of Bursa. And there are öyleleri var ki; İmparatorluk sınırları içinde such historical signs that let alone finding any simiaynısından bulmak bir tarafa, dünyada bile lar within the borders of the Empire, it is not even benzerini bulmak çok zor. possible to find any matching parts in the world. Tarihi Irgandı Köprüsü bu ender binalardan The historical Irgandı Bridge is one of these. The biri. 1442 yılında Irgandı’lı Ali'nin oğlu Hoca most significant characteristic of the bridge which Muslihiddin tarafından yaptırılan köprünün was constructed by Hoca Müslihiddin who is the son en önemli özelliği iki yakayı birleştiren bir of Irgandılı Ali is rather than being a passage unitgeçit olmasından ziyade, üzerinde dükkânların ing two sides, it is a bazaar with shops over it where olduğu ve alışverişin yapıldığı bir çarşı olması. shopping can be made. Dünya üzerinde Irgandı Köprüsü gibi yalnızca All over the world you can only find 4 such bridges as dört köprü var. Floransa'da (İtalya) "Ponte the Irgandı Bridge. The Historical Irgandı Bridge is Vecchio", Venedik'te (İtalya) "Ponte Rialto" ve one of the four bridges which are "Ponte Vecchio" in Lofça'daki (Bulgaristan) "Osma" ile dünyada Floransa (Italy), "Ponte Rialto" in Venice (Italy) and dört çarşı köprüden biri Tarihi Irgandı Köprüsü. "Osma “Lofça (Bulgaristan) that have a bazaar on it.

All Over The World You Can Only Find 4 Such Bridges As The Irgandı Bridge.


Irgandı Bridge with a history more than five and a half century is not a reputable place outside Bursa although there are none such examples in Turkey because it is mostly destroyed. Because the bridge was greatly destructed due to the giant earthquake that effected Bursa, just as the other many historical buildings which were destructed in 1855 and also it was mostly destroyed by the bombs of the Greek Army which invaded Bursa in 1922 and left a ramshackle behind.

Beş buçuk asırdan fazla bir ömre sahip Irgandı Köprüsü, farklı mimarisi ve işlevi ile Türkiye de bir benzeri olmamasına rağmen, büyük ölçüde yıkılmış olduğu için, Bursa dışındakilerin pek bilmediği bir eser. Çünkü köprü, 1855'te yaşanan büyük depremde Bursa'daki pek çok tarihî eser gibi büyük zarar görmüş, 1922 de Bursa'yı işgal eden Yunan Ordusu tarafından bombalanarak büyük ölçüde yıkılmış, geriye bir harabe kalmış. 80 küsur yıl kaderine terk edilen köprü, Bursa'daki pek çok tarih eserin restorasyonunu ve ihyasını gerçekleştiren Osmangazi Belediyesi tarafından, 2004 yılında restore edilip eski güzel günlerine kavuştu. Uludağ'ın kar sularını şehre taşıyan Gökdere'nin üzerindeki tarihi köprülerden biri olan Irgandı, 565'inci yaşında, en az eski dönemi kadar güzel günler yaşıyor.

The bridge which was abandoned to its fate for about 80 years was renovated in 2004 and by the Municipality of Osmangazi which has effected the renovation and rejuvenation studies of many historical artifacts and retrieved the auld lang syne. Irgandı one of the historical bridges over Gökdere which conveys the snow waters of Uludağ into the city now enjoys such beautiful moments at least as much as it had in the former periods with it’s age of 565.

Irgandı Köprüsü, bugün üzerinde ticaretin değil, kültür ve sanatın üretilip icra edildiği ve sergilendiği bir merkez. Deyim yerindeyse köprü, Bursa'nın iki yakasını kültür ve sanatla bir araya getirmeye çalışıyor. Osmangazi Belediyesi, geçen yıl köprünün restorasyonunu bitirdikten sonra şehrin kültürel merkezlerinden biri olması Irgandı Bridge today is a center over which culture and art is yönünde isabetli bir karar alıp Irgandı'yı bir produced, conducted and exhibited rather than trading. If I may sanat köprüsü olarak şehrin hizmetine sunsay so, the bridge tries to connect two sides of Bursa with culture du. Bugün köprüde, hat, ebru, tezhip, tespih, and art. Municipality of Osmangazi rendered the bridge to the ahşap oymacılık, Bursa bıçağı ve metal service of the city by taking a right decision to make this bridge as işleme, İznik çinisi, sedefkâr atölyeleri var. one of the cultural centers of the city after having completed the renoHalen bu atölyelerde çeşitli sanat ve zavation studies last year. Today on the bridge you may find workshops naat dallarına mensup usta ve esnaf el for calligraphy, marbling, illuminaiton, beads, woodcarving, Bursa emeklerini sergileyip satışa sunuyor ve knife and metal processing, İznik tiles, nacre processing Many artists bu sanatları öğrenmek isteyen and artisans are still exhibiting the fruits of their handicraft and offer for gençlere dersler veriyor. sale and giving lessons to those young people who wish to learn these arts.


Irgandı Köprüsü, ugün üzerinde ticartin değiküür ve sanatın

Irgandı Bridge today is a center over which culture and art is produced, conducted and exhibited trading rather than


Avrupa’da 1985 yılından beri yani 20 yıldır kültür başkentleri seçimi yapılıyor. İlk kültür başkenti 1985 yılında Atina olmuştu. Avrupa kültür başkenti fikrini ortaya atan kişi ise Yunanistan Kültür Bakanı Melina Merküri. 1999 yılına kadar sadece AB üyesi ülkelerin kentleri Avrupa kültür başkenti olmaya aday gösteriliyordu.

Avrupa Kültür Başkenti Bursa...

Ancak, AB 1999’da aldığı bir kararla aday ülkelerden de kentlerin aday gösterilmesine olanak tanıdı. Avrupa Kültür başkenti unvanı, 2005-2019 yılları arasında AB üyesi olmayan Avrupa ülkelerini kapsayacak şekilde genişletildi. Bu kararla İstanbul, 2010 yılı için Avrupa Kültür Başkenti adayı olarak başvurma şansını yakaladı. Böylece İstanbul 2000 yılında aday oldu. Bugüne kadar kültür başkentliği yapan kentlere bakıldığında Floransa, Dublin, Lizbon, Anvers, Selanik, Weimar, Graz ve Salamanca dikkat çekiyor. Avrupa Kültür Başkenti konusunda 13 sivil toplum kuruluşu ve İstanbul’daki kültür ve sanat insanları, akademisyenler, yöneticiler ve yeni STK temsilcilerinin katılımıyla genişleyen İstanbul 2010 Girişim Grubu 2000 yılından beri çalışmalar yaptılar. Bu çalışmalara Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Valiliği, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı' da destek verdi. Avrupa Birliği sürecinde ülkemizin tanıtımı ile ilgili çalışmalar devam ederken İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti seçilmesi gerçekten güzel bir gelişme oldu.


Avrupa kültür başkenti seçimi için, belli süreler içinde gerçekleşen etkinliklerin yanı sıra kalıcı altyapı projelerinin de tamamlanması gerekiyor. Bu projelerin de şehirlerin tarihi ve kültürel yaşantısını canlandıran projeler olması tercih nedeni. İstanbul’un bu girişiminden sonra Avrupa Kültür Başkenti olmaya Osmanlı başkenti olmuş Bursa da talip olmalıdır. Kentlerin vizyonlarının oluşması, sadece o kenti yönetenlerin değil, o kentte yaşayanlarında ortak akıl denen bir idealle bir vizyon etrafında birleşmeleri gerekir. Bu alandaki liderlik değişkendir. Sivil toplum veya yönetenler burada liderliğe soyunur. İdeal olanı ise ortak bir platform oluşturarak, büyük bir sinerji elde etmektir. Bursa şehir olarak bu etkinliğe talip olmalıdır çünkü Bursa kendine böyle bir vizyon belirlerse o zaman daha planlı bir geleceğe yönelir. Turizmde bir “Master Plan” eksikliğini hep söyleniyor ve yazılıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı kerhen de olsa Master Plan çalışması başlattığını açıkladı. İşte bölgesel bir master plana konu olacak bir proje Bursa için “Avrupa Kültür Başkenti” olmasıdır. Bu hedef Bursa’nın Hıristiyanlar için önemi olan “İznik” projesine hayat vermekle kalmaz, Bursa’nın tarihteki misyonu olan “Hanlar Bölgesi” hedefine ulaştırır. Dünyanın barış içinde, geleceğinin belirlenmesinde kültürel zenginliğin tanınması ve tanıtılması, turizm gibi büyük bir faktördür. Bursa bu vizyona inanmalı ve girişimde bulunmalıdır.

Bursa; bir vizyona inanmalı ve girişimde bulunmalıdır...

Avrupa Kültür Başkenti olarak ilan edilmesi öncelikle o kente bir kimlik kazandırıyor. Kendi kültür kaynaklarını yeniden düzenleme ve projelendirerek bunların geleceğe taşınması sağlanıyor. Kültürel zenginliğin hem kendi içinde daha çok sahiplenilmesi ve Avrupa’ya-dünyaya tanıtılması ana hedef. Hiç kuşkusuz kültürel zenginliğin tanıtılması ve bu cazibenin sağladığı turizm hareketi tartışılmaz büyük ivme kazanıyor. Bugüne kadar ilan Denizhan SEZGİN edilen tüm kentlerdeki turizm verileri de bunu gösteriMali Müşavir- MAGİFED BAŞKANI yor. Önümüzde bir de İstanbul 2010 örneği var ve bu konuyu değerlendirmeliyiz.


İnsan öyküsünü farklı bir A different okuma…

reading of human story...


ve

İNSAN, MEKAN MOBİLYA HUMAN, PLACE& FURNITURE Mobilya; insanın mekanla ilişkisi başladığı andan itibaren adı konmasa da insan hayatındaki yerini alan bir malzemedir. Milat öncesi topluluklardan (örneğin Asurlular, eski mısırlılar) günümüze ulaşan kalıntılarda ki duvar motiflerinde iskemle, sehpa, masa, yatmak için kullandıkları kerevitlerden insan yaşamının olduğu her yerde, mobilyanın varlığından söz etmenin yanlış olmayacağını göstermektedir.

Furniture; although not named at that time- has occupied its own place in the life of the people, since the relation between the people and the place began. In the wall drawings of the Archaic people (such as Assyrians, Ancient Egyptians), we see figures such as chairs, waiting tables, tables and wooden bedsteads. This shows that, it will not be wrong to say that, furnitures have existed everywhere, where the mankind existed.

Mobilyadaki büyük dönüşüm diğer birçok alanda olduğu gibi Rönesans’la birlikte olmuştur. Bir sanat olarak öne çıkmış mobilya Rönesans’ta. Almanya İngiltere, İspanya ve Fransa’da çeşitli mobilya şekilleri olarak uygulandı. Uzunca bir süre Fransızlar mobilyada en etkin ülke oldular. 18. yüzyıldan sonra mobilyada öncülük İtalyanlara geçti.

The big transformation in furnitures (like the transformations in many other areas) have occured during the Renessaince. Furniture production emerged as a branch of art, during the Renessaince. In Germany, Britain, Spain and France, various furniture types were introduced at that period. France had been the most active country in furniture production, for a long time. After the 18. century, the leading role in furniture production passed to the Italians.


Zamanla ticaret yollarının gelişmesi, iletişim ve etkileşimin artmasıyla mobilya tüm As time passed, when trade routes developed dünyada önemli bir endüstri ve ticaret alanı olmaya başladı. and communication and interaction intensiBir medeniyet havzası olan Anadolu’da mobilya her zaman gündelik yaşamın içindeki fied, furniture production became an importemel öğelerden biridir. En eski Anadolu düğünlerinde bile gelin sandığı önemli bir tant industry and a sphere of trade. eşyadır ve kurulacak yuvanın en vazgeçilmezleri arasındadır. Aynı zamanda kadının en özel ve bir ömür saklayacağı muhafazalığıdır. In Anatolia, a craddle of civilizations, furniture have always been one of the key factors of the daily Türkiye’de mobilyadaki değişim sosyal ve iktisadi değişimlerle birlikte meydana life. Bride’s chest has been an important property even gelmiştir. Kırdan Kente göç, hızlı şehirleşme beraberinde mekan algılarını in the earliest wedding ceremonies in Anatolia and it ve doğal olarak mekanın kendisini değiştirmiştir. Geçmişte çoğunluğu has been one of the most indidpensable properties of the geniş ailede ve müstakil evlerde yaşayan Anadolu insanı apartmanlar, home to be established. It is also one of the most private daha yalıtılmış yaşam mekanları ve tabi ki daha küçük aile modellerinde properties of a woman to be kept for the whole life. yaşamaya başlamıştır. In Turkey, the transformation in furnitures occured as a reSanayi toplumu olma sürecini tamamlamadan sanayi ötesi toplumu sult of social and economic transformations. The migration da aynı anda yaşamaya başladık. Toplumsal modeldeki çeşitlilik hem process from rural areas to urban areas has naturally caused şehirlerin yapısını hem iç mekanları ve dolayısıyla iç mekanın ana changes in perceptions of places and changes in places themöğesi olan mobilyayı etkilemektedir. Aynı kentte hala yer sofrası selves. Anatolian people, most of who used to live in huge families kuranlarda var masada yemek yiyenlerde… and in detached houses, have started to live in more isolated life spheres and naturally, within smaller family models. . Fakat belirtmek gerekir ki modernleşme lehine değişim o kadar hızlı ki geleneksel olan tüm öğeler bu arada geleneksel mekanın We have started to experience the post-industrial society, without mobilya unsurları da hızla yaşamın dışına çıkmaktadır. completing the phase of industrial society. The variety of the social model affects both the structure of the cities and the interior places, thus, Nüfusun büyük çoğunluğu kentlerde yaşamaya başladığı, it also affects furnitures, which are the key element of the interior sphere. kentlerin kendi içinde hızla gökdelenler, modern siteler, It is possible to witness in the same cities that, there are people who still rezidanslar ve birey merkezli yaşam alanları üzerinden prepare floor tables and on the other hand, there are people who have dinner kurgulandığı bir sürece geçtik. Yeni süreçte her şey bireyin at modern tables... konforunu ve kendini daha iyi hissetmesini sağlamaya dönük iç mekan tasarım anlayışıyla şekillenecektir. Nevertheless, it has to be said that, the transformation in favor of modernizaMobilya anlayışı da bu genel konseptten nasibini tion is so fast that, all of the traditional elements, including the furnitures of fazlasıyla alacaktır. traditional life style are rapidly being abandoned. Aslında ‘’Avı yakala kovukta yaşamını idame We have entered a new process, where the vast majority of the population has started ettir’’ ile başlayan insanın yalnızlık öyküsü; to live in cities and where the cities have been designed within the framework of scygeçirdiği onca değişimden sonra benzer bir nicrapers, residences and people-centered life spheres. In the new process, everything will hayete varmıştır. Klan, oba, aşiret, geniş aile, be shaped. In the new process, everything will be shaped by the mentality that is based çekir-dek aile ve nihayet yeniden tek başına upon the design that aims to give comfort and god feelings to people. Furniture production yaşama doğru hızlı süreç… will also be affected by this process.

Dr. Kadir OĞRAK Sosyolog / Sociologist

In fact, the story of loneliness of the mankind, which started with the mentality of “catch your hunt and live in a cavity”, has finally come to a similar conclusion, after many transformations. A fast process that has passed from the klan, nomadic group, tribe, wide family, nuclaer family and finally reached again to the lonely lifestyle of the mankind...


Yeni bin yılda her şey, birey merkezli tanımlanmaya başlandı… Açık alanda ve iş yaşamımızda yeni zorluklarla tanıştık hepimiz… HOME 2; sizi, modernliğin usandırıcı zorluklarından ve yalnızlaştırıcı kalabalıklarından, evinizin sadeliğine ve sükûnetine çağırıyor… Sevgi dostluk ve aşk ile yola çıkıyor, Bilgi, Teknoloji ve deneyimi , tasarımın sonsuzluğuyla bütünleştirerek; Özgün ve size özel, TAİLOR MADE iç mekan mobilyaları hazırlıyoruz… HOME 2 ile; kendinizi evinizde keşfetmeye davet ediyoruz…

In this new millennium everything is defined by individuality… New challenges are met both at home and in the work environment… Home 2; offers modernity and simplicity in today's wearisome and isolating world… It starts out with friendship and love, We produce innovative tailor made indoor furniture for you, combining knowledge, technology, experience and limitless design together… We invite you to discover yourself at home with HOME 2…


Kalite bir başlangıç ve sonuçtur... Quality is a start and result... Düşünce ve hayal sonsuzdur… Thought and imagination is endless... Her şey, hayallerimizle başlar… Everything starts with our dreams... Sonra düşünüp, hayal ettiklerimizi gerçekleştirebiliriz... And then we turn our dreams into reality... Düşünce ve hayallerimizin ne ölçüde gerçeğe dönüştüğünü ancak sonuçlarda görebiliriz... We can see whether our dreams became real or not by the results... Biz kaliteli düşünerek, hayal ederek yola çıktık ve yol aldık... We started by thinking and dreaming quality and moved forward... Kalite düşün… Think quality… Kalite tasarla… Design quality… Kalite odaklı üret… Produce quality... Kaliteli sun… Present quality… Kaliteli hizmet ver… Give quality service... İlkelerimizin ışığında bir konsept oluşturduk... We created a concept living up to our principles... Sağlık, doğallık rahatlık, ergonomi ve tabii ki estetik ve dizaynı bir arada düşünerek ürünlerimizde kullanacağımız malzemeleri seçtik. We chose the material for our products considering health, authenticity, comfort, and ergonomics and of course aesthetics and design. Ürünlerimizde, kalitenin her detaya nasıl yansıdığını en iyi sonuçlarıyla görebilirsiniz. The quality of our products is reflected in the details giving the best results. Ürünlerimiz kullanıldıkça, yaşama katacağı konfor, yaşam mekânlarını ferahlatıcı ve yaşamı kolaylaştırıcı yönleriyle farklılığını fark ettirecektir… Using our products you will realise that it will make you feel comfortable, enhance your home and make your life feel easy...


Henry Kupjack yıllardır minik, büyüleyici ve her detayı kusursuz ‘Minyatür Odaları Winterthur Müzesi, Chicago Sanat Enstitüsü, Boston Kütüphanesi ve Illinois Devlet Müzesi’nde, Forbes Galerisi’nde sürekli olarak sergileniyor. Florida Naples Sanat Müzesi, Winterthur Müzesi gibi müzelerde yer alan 50’den fazla ‘Minyatür Oda’sı bulunmakta. Henry Kupjack, ‘Minyatür Odaların ortaya çıkmasında yılların deneyimi ve çocukluk hayal gücünün çok büyük tesiri olduğunu söylüyor. Bu odalarda her kişinin yaşamından, tecrübelerinden, tarihinden, kültüründen izler bulması mümkün. Her bir oda, bir televizyon ekranından içeri bakıyormuş hissi uyandırıyor, Kupjack’in odaları öylesine gerçek ki bakıldığında odanın içindeymiş gibi hissediyorsunuz Kurgunun başarısı, gerçekçiliği yansıtacak yeterli detayın verilebilmesi açısından doğru orantılamaya bağlı. Kupjack ekolünde ideal oran olan 1 inch 1 adım; 1/12 ölçeğine denk düşüyor. Henry Kupjack gerçekten nadir rastlanan bir yeteneğe sahip; Birkaç sanatçı onun yaptığını yapmakta sadece çok azında aynı kabiliyet ve şevk bulunmaktadır. Kupjack’i bir minyatür sanatçısı olarak tanıtmak yeteneklerinin yelpazesini açıklamakta çok yetersiz kalıyor. Minyatür sanatçıları genellikle mobilya yapımı, madeni kalıp yaratımı gibi, belirli bir tarzda uzmanlaşırken, Kupjack hepsini yapıyor. Bu süreçte sanatçı mimari tarihselliği bir cerrah mahareti ve dekor tasarımcısının yaratıcı yeteneği ile bir arada kullanıyor. Minyatür Odalar’ının büyüleyici etkisini anlatmak içinse ‘Minyatürler, aynı çocukken oynadığınız oyuncaklar gibi, kendi dünyanızı yaratabilmek için eksik parçaları doldurduğunuz oyunlar gibi’ diyor Henry Kupjack. Şimdiye kadar hep ilklere imza atmış, Rahmi M. Koç Müzesi minyatür sanatının bu en güzel örneklerine ev sahipliği yaptığı bu nadir sergiyi mücevher sektörünün yenilikçi ve öncü firması ZEN Diamond, ana sponsorluğunda Ankara’da ki sanatseverlerin beğenisine sundu.

HENRY KUPJACK “MİNYATÜR ODALAR...”


Henry Kupjack creates tiny, fascinating worlds, complete in every detail. Many of his work can be seen in the permanent collections of such museums as the Wintherthur, the Chicago Art Institute, the Boston Library and the Illinois State Museum. Many of his commissions also come from private collectors.

HENRY KUPJACK Kupjack says that Miniature Rooms was affected largely by his experiences “MINIATURE andHenry childhood imaginations. ‘Miniature Rooms’ deeply affect visitors of all ages differently. In these rooms, visitors can find traces of their own lives, experiences, histories, and cultures. Each room creates a feeling of looking inside from a TV secreen. Yet, ROOMS...” Kupjack’s rooms are so real, you feel as if you are in the room. From the photos, its is really difficult to realize whether the rooms are miniatures or actual size. The success of the setting depends on how strongly the details reflect the reality. Kupjack uses 1 inch for 1 feet; a scale of 1:12.

Kupjack is a rare breed. Few artisans anywhere do what he does, and only a handful do it with as much skill and élan. Kupjack is a miniaturist, but the description falls well short of indicating the spectrum of his abilities. Here are many professional miniaturists, but most specialize in a particular genre, such as making furniture or casting metal. Kupjack does it all. In the process, the artisan must blend an encyclopedic knowledge of architectural history with a surgeon’s dexterity and a set designer’s cunning. As to the mesmerizing effect of miniatures, Kupjack muses, “There’s innocence about them. It’s like playing with a toy when you were a child, and you fill in whatever’s missing to make a little world of your own.” Rahmi Koç Museum, who always signs to the firsts, has submitted this unusual exhibition hosting to the best samples of the miniature art, under the main sponsorship of ZEN DIAMOND who is the reformist and avant garde in Jewellery Sector, to the admiration of the art lovers in Ankara.


Henry Kupjack St羹dyosu, 2004, Sanat癟覺n覺n Kendi Koleksiyonu Hery Kupjack Studio date 2004 Collection of the artist


XVII.YY. KORSAN KAPTANIN KAMARASI 1680

17th CENTURY PIRATE CAPTAIN’S CABIN C.1680 Bu minyatür odada, gemilerini çoğunlukla ganimet This olarak elde eden korsan mürettebatı tarafından miniaödül olarak alınmış bir 17. yy İspanyol kalyonuture room nun Kaptan köşkü betimlenmiştir. depicts a 17th century Bu döneme ait gemi iç mekanlarını gösteren Spanish Galleon çok az örnek ve resim kalmış olduğu Captain’s cabin için bu modelin yapımında sanatsal whish would have yaratıcılık gerekmiştir. Yağmalanmış been a captured trophy korsan hazinesinin mürettebat vessel of a pirate crew tarafından paylaşımı da görüwho often commandeered lebilmektedir. their ships as booty. İç dekorasyon ve mobilyalar There are few existing examples 17. yy.’ın tipik İspanyol surviving, or drawings of ship Flaman gemi inşa interiors from this period so some tarzındadır. Oda, kenartistic license was necessary in disi için tasarlanmış creating this model. One can see here the dekoratif bir 17. plundered treasure of the pirate crew being yy İspanyol tarzı divvied up sandığın içine yerleştiThe interior and furnishings are typical of the rilmiştir. Spanish/ Flemish style of shipbuilding and fittings in the 17th century. The room is placed in a decorative chest in the Spanish style of the 17th century especially created for this room.


FRANSIZ TAŞRA YATAK ODASI1850 Bu minyatür oda; duvara gömülerek yerleştirilen yatak köşesi, söveli tavan, kalın taş duvarlar ve kırmızı kiremit zemin olmak üzere Fransız taşra evinin birkaç tipik özelliğini birleştirerek yansıtmaktadır. Tasvir edilen mobilyalar, taşra tasarımı olup yerel ustalar tarafından genellikle meyve ağaçları oyularak yapılmıştır. Yatak bölümünü kaplayan perdeler, akşamları rüzgârı kesmek için kullanılma özelliğine sahipti. Tahta kalıptan baskı olan duvar kâğıtları, 1770 sonrası Fransız iç dekorasyonunda oldukça modaydı. İnce işlenmiş halı, çoğunlukla evin hanımı tarafından yapılırdı. Teneke takımlar genellikle seramik yerine banyo küveti de dâhil olmak üzere kullanılmakta idi.

FRENCH PROVINCIAL BEDROOM NORMANDY, FRANCE C.1850

This miniature room incorporates several typical features of the French country house: the recessed bed alcove, beamed ceiling, thick stonewalls and red tile floor. The furniture depicted is provincial in design and was made by local craftsmen, generally out of fruitwood. The curtains draped over the bed alcove were functional in that they were drawn at night to keep out drafts. The wallpaper was originally printed from wood blocks and was much in vogue in France after 1770 in these interiors. The carpet is gross-pointe and was often made by the lady of the house. Tin toleware was used for many items in lieu of china, including the bathtub.

Eugene and Henry Kupjack Stüdyosu, 1987, Kupjack Koleksiyonu Eugene and Henry Kupjack studio date 1987 Collection of the artist


Henry Kupjack Stüdyosu, 1994, Özel Koleksiyon

Studio date 1994 Collection of Ms. Patricia Slesinger

WINTERGARDEN TİYATROSU KULİSİ 1940 Bu minyatür; 1900’lerde, Broadway-New York’da inşa edilmiş olan Wintergarden Tiyatrosu’nun kulisini canlandırmaktadır. Muhtelif kostümler ve şahsi parçalar 1930’lardan kalmış gibi görünmektedir. Soldaki kapıdan sahne arkasını, camdan ise uzakta kalan aydınlatılmış Chrysler Binası’nı görmek mümkündür. Kostümler, fotoğraflar ve sandıklar koleksiyonerin annesinin gençlik dönemini ve katıldığı şovları yansıtmaktadır.

BACKSTAGE AT THE WINTERGARDEN THEATRE NEW YORK CITY C.1940 This miniature depicts a backstage vaudeville dressing room in a theatre built around 1900; we shall say the Wintergarden on Broadway in New York City. The various costumes and personal items would have been from the late 1930’s. The view through the door on the left is of the backstage area and through the window is a back alley scene with the Chrysler Building illuminated in the distance. The costumes, photographs, trunk labels et cetera are from the period and shows that Ms. Slesinger’s mother participated in as a young girl, most notably the Olsen & Johnny Review.


Henry Kupjack St羹dyosu, 2001, Sanat癟覺n覺n Kendi Koleksiyonu

Henry Kupjack Studio Date 2001 Collection of the Artist


XVI. LOUIS’NIN YEMEK ODASI,1785 New York Metropolitan Müzesi’nin ev sahipliği yapmakta olduğu bu minyatür oda 1780-86’lı yıllarda, Bourdeaux’da Cours d’Albert de bulunan bir otel odasının minyatür uyarlamasıdır. Orjinal odanın şöminesi, eşyaları ve örtüleri farklıdır, bu sebeple minyatür oda biraz farklıdır. O dönemde Fransa’da yemek için ayrılmış özel bir oda bulunmamaktaydı. Toplantının mahremiyetine ve büyüklüğüne göre neresi uygunsa masa oraya hazırlanırdı. Burada dört kişilik hazırlanmış bir akşam yemeği görülmektedir. Mobilyaları ve dekoratif objeleri çoğunlukla 16. Louis tarzındadır.

LOUIS XVI DINING ROOM C.1785 This miniature is an adaptation of the full sized room from a Hotel on the Cours d’Albert in Bourdeaux, 1780-86, which is presently housed in the Metropolitan Museum of Art in New York. The original is slightly different in that the room has a different fire place, over mantle and furniture. The French in this period did not have specific rooms dedicated to dining and they had tables set up wherever it suited the size and intimacy of the gathering. Here dinner is set for four; most of the furniture and decorative items are in the Louis XVI style.


LÜKS PULMAN VAGONU, 1893 Bu minyatürde; Chicago’da, 1893 yılında gerçekleşen Columbian Fuarı’nda teşhir edilen ve Pullman Palace Car Company tarafından üretilen 4 vagonlu trenin, sondan üçüncü lüks seyir vagonu betimlenmiştir. Bu saray vagon, lüks demiryolu ulaşımında ulaşılan son noktayı gözler önüne sermektedir. Mümkün olan en iyi kalite malzeme ile üretilen bu vagonlar, son derece rahat ve iyi görünümlü olmalarının yanısıra 1. Dünya Savaşı’ndan sonra “art deco” tarza geçişi ve zenginlikte en üst noktayı göstermektedir. Ayrıca Amerikan demiryollarının altın çağının en görkemli örneklerinden biridir. Bu vagonlar, 1. Dünya Savaşı’ndan sonra görülmemiştir. Az sayıdaki örneklerine ancak dünyanın çeşitli yerlerindeki müzelerde rastlanabilmektedir.

PULLMAN OBSERVATION CAR, C.1893 This miniature depicts the last third of the observation car built by the Pullman Palace Car Company as part of a four-car train whish was exhibited at the Columbian Exhibition in Chicago in 1893. This ‘ Palace Car was the ultimate expression of the luxury of rail travel proffered by Pullman in the 1890’s. Every material used was of the finest quality available and represented the nee plus ultra of comfort and appearance and represents the highest point in opulence only to give way after World War I to the more modern Art Deco style. This represents the high point of the golden age of railroads in America. This car was destroyed just after the First World War and only a few examples of this extravagant style are left in railroad museums around the world.


Henry Kupjack St端dyosu, 2002 Kupjack Koleksiyonu

Henry Kupjack Studio date, 2002 Collection of the artist


BEIDERMEIER KÜTÜPHANESİ, 1815 Bu minyatür,‘Beidermeier’ tarzı olarak isimlendirilen Neo-Klasik Prusya stilinde döşenmiştir. Fransız İmparatorluk tarzından etkilenen ve klasik tarzdan ilham alan bu tarz, oranları ve basitliği ile rahat, gösterişsiz, mütevazı burjuva evlerinin yapısına uygundur. Bu tip iç mekanlarda, genellikle yazı masaları ve sehpalar gibi özel amaçlı birçok küçük obje bir arada kullanılmıştır. İmparatorluk tarzına göre çok daha rahat ve samimi olan Beidermeier tarzıdır ve makine yapımı tasarımların 19. yüzyıl ile beraber anıldığı Viktorya Dönemi’nde Gotik ve bazı diğer tarzlar öncesi yaratılan son tarzdır.

BEIDERMEIER LIBRARY C. 1815 This interior is furnished in the Prussian Neo-Classical style commonly called Beidermeier. Inspired from the classical and derived from the French Empire style, it suited in form, proportion and simplicity, the modest size and unostentatious needs of the comfortable bourgeois homes. These interiors were often furnished in suite with many types of small special purpose items such as writing desks and stands. The Beidermeier style is more relaxed and intimate than Empire and is the last of the created styles before the Victorians exhumed Gothic and other revivals, which so characterized 19th Century machine made designs.

Henry Kupjack Stüdyosu, 2003, Kupjack koleksiyonu

Henry Kupjack studio date 2007 Collection of the artist


JAPON ÇİFTLİK EVİ MUTFAĞI, 1700 Bu minyatür çiftlik evi; Japonya'da, Edo döneminin tipik bir mutfağını yansıtır. Japon evleri, profesyonel marangozlar tarafından inşa edilir ve Kwari adı verilen çok titiz bir inşaat kodlamasına uygun şekilde yapılırdı. Mutfaklar genellikle iki katlıydı ve katlardan birinin zemini kildi. Yemek pişirmek için kil ve kiremitten yapılmış soba kullanılırdı ve dumanın dışarı çıkması için çatıdaki baca dışında başka bir düzenek yoktu. Su, mutfağın en önemli parçasıydı ve su elde etmek için mutfakta bulunan bir kuyudan faydalanılıyordu. Minyatürün sağında ve solunda olmak üzere özel banyolar görülebilir. Mutfak aletlerinin çoğu, Japon halk sanatından örnek alınarak yapılmıştır.

JAPANESE FARM KITCHEN C.1700 This farmhouse depicts a typical kitchen of the Edo period in Japan. Japanese homes were built by a professional class carpenters, utilizing a strict construction code called Kwari. Kitchens were always two levels, one of which was a clay floor. Cooking was accomplished in a stove of clay and tile, making no provisions for the smoke except for a vent in the roof. Water was used for everything in the kitchen and in this case an inside well was utilized. One can see to the right and the left, the outside privy and bath. Most of the kitchen items were copied from Japanese ‘Folk Art’.

Rahmi M. KOÇ Müzesi / Museum


Henry Kupjack St端dyosu 1985, Kupjack Koleksiyonu Henry Kupjack Studio date 1985, Collection of the artist


KEYiFLi BiR HiKAYE... Yıllar önce bir Hollywood filmi izlemiştim. Türlü maceralardan geçerek esenliğe çıkan genç adama, yaşlı bilge şöyle demişti; “Artık seninde anlatacak bir hikayen var evlat”… Anlatacak hikayesi olmak çok özel bir durumdur. Sıradan olmanın dışında olmaktır. Başlamak, azmetmek, dolu dolu yaşamak ve başarmaktır... Bysehpacı bir hikaye oluşturmak üzere yola çıkmadı. Yolculuğa başlama şartları, karşılaştığı yol işaretleri ve bu yolculukta yaşadıkları; Dikkatinizi çekecek kadar keyifli bir hikaye çıkardı ortaya… “Küçük güzeldir” demişti, E.F. Schumacher; modernlik eleştirisini yaptığı eserinde… Mutluluğun daha çok tüketmekte değil, doğaya dönüş ve insanlığın geleneksel bilgeliğinde olduğuna atıfta bulunmuştu.

A JOYFUL STORY... Many years ago, I had watceh a hollywood film. A wise man had told to the man who had finally reached well being after many adventures: “Now, you also have a story to tell, son”… To have a story to tell is a very special situation. It means, being out of ordinaryness. It means starting, being determined to to something, living life to the fullest and succeeding... Bysehpacı did not start out to create a story. The conditions of starting out for the journey, the road signs that it met and the things that it experienced during this journey; All together formed a story that is joyful enough to attract your attention... “The small is beautiful”, says E.F. Schumacher; in his work where he critisizes modernism... He refers to the fact that, happiness in not in even growing consumption, but in returning to the nature and in the traditional wisdom of human being.


Bysehpacı küçüğün güzelliğini fark ederek yola çıktı. Yaşam mekanlarını küçük mobilyalarla, Daha ferah hale getirmenin mümkünlüğünü tasarladı. Doğal olanla bütünleşerek insanın sükunete erebileceğine inandı. Bu sebeple üretimini doğal olandan ‘’ağaçtan’’ yaptı. Doğal olanı, el emeği ile birleştirerek ürüne insanın sıcaklığını kattı… Küçük bir atölyede başladı yolculuğumuz… Birkaç iyi insanla… Birbirimizi de, işimizi de çok sevdik… Sevgi katılmamış emeğin ruhsuz olacağını biliyorduk, Ruhu olmayanın da cansız olacağını, Gelişip serpilmeye imkan vermeyeceğini… Birer birer yaptık her şeyi… Acelesiz ve özenle… Sonra birikti; Gün geldi sığmaz olduk yolun başındaki mekana… Daha büyük mekanlara taşındık, ailemizi de büyüterek… Ve emeğimizi, sevgimizi, ruhumuzu yitirmeden, Yüksek teknolojiyle birleştirdik…

Bysehpacı started its journey, be realizing the beauty of the small. It designed to demonstrate that it is possible to bring the living areas to more spacious places with small furnitures. It believed that a human can achieve tranquility by unifying himself with natural substances. For this reason, it preferred to make its productions from natural substances, i.e, from wood. It combined the natural substance with hands’ efforts and thus, it added human warmness to the product... Our journey started in a little workshop... With a few good people… We loved both each other and our job... We knew that, efforts that do not contain love would be spritless... We also knew that, any spritless thing would be lifeness, so it would not give possibility to develop and to blossom... We made everything one by one... Without hurrying and with great care... Then, everything accumulated; Then, a day came that we were no longer able to fit to our place at the corner of the street... We moved to wider places, by also enlarging our family... And we combined our effort, our love, our sprit with high technology...


Kutsal metinler “insan en değerli varlık’’ demiştir. Ona sunulan her şey bu değerliliğe uygun olmalıdır. Kalite anlayışımıza bu ilke öncülük etti… İnsanın yaşamını güzelleştirici ve kolaylaştırıcı, yaratıcılıklar bu değerliliğe uygun adımlardır.

Holy texts say that “human is the most precious being”. Anything, which will be presented to him, must be in conformity with this worthiness. This principle led our perception of quality...

Günlük ev içi yaşamı, daha keyifli ve kolay kılan ürünler oluşturmak için çalıştık. Şıklıkları ve iş görücü fonksiyonları ile küçüklüklerini aşan faydalar elde etmenizi mümkün kıldık. Otururken, uzanırken, yemek yerken, kahve içerken, tv izlerken ya da kitap okurken mutlaka; ‘’İyi ki varsınız’’ diyeceksiniz…

The creativenesses that prettify and facilitate lives of people are convenient steps for this worthiness. We spent efforts to create products that make the daily inner-house life more joyful and easier. We made possible for you to get benefits that exceed their smallesses thanks to their elegancy and their functions.

Tasarımı insandan kopuk bir fantezi olarak düşünmedik... Zevklerinizi ve ihtiyaçlarınızı önceledik... Güncel olanın; istenen olduğunu aklımızdan hiç çıkarmadık… Tek seçenekliliğin sıkıcılığına, farklı ihtiyaçların varlığına, Farklı zevklerin hayatı güzelleştirici olduğuna, biz de inandık… İhtiyaçlarınızın ve zevklerinizin farklılığına saygı duyarak, her zaman farklı seçenekler hazırladık…

When you will sit, rest, have dinner, drink coffee, watch TV or read book, you will certainly say; ”So glad I have you’’... We did not imagine the designs as something away from the humans... We gave priority to your tastes and requirements... We have never forgotten that the actual is the demanded... We also believed that, it is boring to have only one option, there are various We have always prepared various options by respecting the differences of your tastes and requirements...


Yeryüzünü yekpare vatan bildik… Türkiye evimiz, ama bir evin bahçe olmadan, sokaklar, yollar, diğer evler, mahalleler olmadan anlamlı olmayacağını kabul ettik. İstanbul’a da el uzattık, Atina’ya da göz attık… Tahranı da Tripoli’yi de gezdik… Şanghay’ı da Milano’yu da gördük… Kendimizi dünyalı olarak tanımladık… Dünyada on binlerce eve konuk olduk… Konuk ettiniz… Şu an yirmi sekiz ülkeye ve üç yüzden fazla şehre düzenli ulaşmaktayız. Dünyamıza seyahatimizi kesintisiz sürdürmek azmindeyiz. Neden yarın size de konuk olmayalım? Koleksiyonumuzu gezdiğinizde; evinizin her yerine yakıştıracağınız ürünler bulacağınızdan hiç kuşkumuz yok. Evden içeri adımınızı atar atmaz; Gülümseyen bir dresuar sizi karşılayabilir… Salona gittiğinizde; bir orta sehpa size ‘’Hoş geldin’’ diyebilir… TV izlerken; TV ünitesi ile dost olabilirsiniz… Yemek için mutfağa mı geçeceksiniz? Orada konforlu masamız ve sandalyelerimizle sizi ağırlayabiliriz… Biz, evinizdeki her anınızda sizinle birlikteyiz... Bysehpacı için mobilya; Bir kültür, bir ruh, bir aşk, bir sevgidir… Sevgiyle ve aşkla üretip ruh veriyoruz… Biriktikçe ve yaşandıkça ortak kültür halini alıyoruz... Bakü’den Viyana’ya, Paris’ten Almaata’ya, Bağdat’tan Malta’ya, Şiraz’dan Antalya’ya hepimiz bir oluyoruz… Aynı şeyleri hissediyor ve aynı keyfi yaşıyoruz… Biz bir AİLE oluyoruz…

We considered the Earth as an integral homeland... Yes, Turkey is our home, but we admitted that a home will have no sense without its garden, without streets, roads, other houses and quarters. We have also been in Istanbul, We have also taken a look to Athens… We have visited both Tehran and Tripoli… We have also seen Shanghai and Milan... We defined ourselves as earthmen… We became guests to tens of thousands of houses throughout the world… You hosted us… At present, we regularly reach twenty eight countries and more than one hundred cities. We are destined to continue our jouney in the world without any interruption. Why not visiting you tomorrow? We have no doubt that, when you will take a visit to our collection, you will find the products which you will regard as suitable to every places of your house. As soon as you get in the house, a smiling waiting table may greet you... When you go to the living room, a medium scaffold may say “Welcome” to you... When you watch TV, you may be friends with the TV unit... Wil you get to the kitchen for the dinner? Then, we can host you there with our comfortable table and chairs... At every moment of you at home, we are with you... For Bysehpacı, furniture means; A culture, a sprit, a love... We produce with love and give to our products sprits... As we accumulate and as you live with us, we form a common culture... All of become a single entity from Baku to Vienna, fron Paris to Almaty, From Bagdad to Malta, From Shiraz to Antalya... We fell the same feelings and we experience the same taste... We are becoming a FAMILY...


Biz bir AİLE oluyoruz…

We are becoming a FAMILY...


DEĞİŞEN ALIŞ-VERİŞ KÜLTÜRÜMÜZ OUR CHANGING SHOPPING CULTURE Eskiden (çok değil, bundan çeyrek yüzyıl öncesine kadar) şehirlerde alış veriş her semtin ana caddesindeki işyerlerinden ya da şehrin daha merkezi semtlerinin (Kadıköy, Taksim-Beyoğlu, Beşiktaş, Bakırköy gibi) birer alış-veriş merkezi olarak görülen caddelerindeki işyerlerinden yapılırdı. Böylece her semt ve özelde de merkezi semtler kendi ticari hayatını yaratır ve yaşatırdı.

In the past (not too far, up to prior to the quarter century), shopping in cities used to be made from workplaces in the main streets of every district or from the workplaces in the streets assumed as shopping centers of the more central districts (Kadıköy, Taksim-Beyoğlu, Beşiktaş, Bakırköy) of the city. Thus, every district and especially central districts created their own trade life and kept it alive.

Ayrıca, her bir ihtiyaç, caddede o alanda faaliyet gösteren işyerinden karşılanırdı. Et kasaptan, meyve-sebze manavdan, kahvaltılık ürünleri bakkal ya da marketten, ekmek ise yakınsa fırından değilse bakkaldan alınırdı. Aynı şekilde çocukların kırtasiye malzemesi ihtiyaçları; kırtasiye dükkanlarından, elektrik malzemeleri, hırdavat malzemeleri v.b. ihtiyaçlar da yine bu malzemeleri satan işyerlerinden karşılanırdı. Keza, giyim-kuşam alışverişi de caddelerdeki konfeksiyon mağazalarından ve butiklerden yapılırdı. Alışverişe çıkanlar yeme-içme ihtiyaçlarını da yine caddelerdeki lokanta, kafe ve büfelerden karşılarlar, eğlence için de yine cadde lerdeki sinemalara, tiyatrolara v.b. yerlere gidilirdi.

Also, every need used to be met from the workplace operating in that field in the street. Meat used to be taken from butcher, fruit-vegetable from greengrocer, breakfast food from grocery or supermarket, bread used to be took from bakery if in the vicinity but if not it used to be took from grocery. Likewise, stationery needs of children used to be taken from stationery shops and needs of electrical materials, hardware materials etc. were still met from workplaces selling these materials. Also, shopping for clothes used to be made from clothing stores or boutiques in the streets. Shoppers used to meet their food and beverage needs from restaurants, café and buffets in streets again. For entertainment, they used to go cinemas and theatres in the streets.

Ancak bu işleyiş, 80’lerin ikinci yarısında başlayan ve sürekli artan bir hızla tüm büyük şehirlere yayılan ve son dönemde artık orta büyüklükteki şehirlere yönelen ve gelecekte tüm şehirlerde egemen olması beklenen yeni alış-veriş kültürüyle hızla yer değiştiriyor.

But this process has been quickly replaced by new shopping culture started in the second half of the 80’s and spreading at ever increasing speed to all big cities and in the last period turned to midsize cities and considered to dominate in all cities in future.


İstanbul Bakırköy’de 80’lerin sonuna doğru açılan ülkemizin bu alandaki ilk alış-veriş merkezi (AVM) olan “Galeria” ya, o dönemde gerek İstanbul’un diğer semtlerinden ve gerekse de yakın şehirlerden adeta turistik turlar şeklinde yaşanan ziyaretçi akınlarını çoğumuz hatırlarız. Yıllarca dışa kapalı bir ekonomi yaşayan Türkiye’de 1980’lerde başlayan dışa açılma hamlesi ile başlayan değişimin bir yönünü oluşturan bu durum, gösterilen ilgi yoğunluğu nedeniyle kısa sürede sermaye sahiplerinin ve yerel yöneticilerin de ilgisini çekmekte gecikmedi ve birbiri peşi sıra şehrin farklı merkezlerinde benzer alış-veriş merkezleri kurulmaya başlandı. Bu merkezler aynı zamanda kuruldukları semtleri birer cazibe merkezi haline getirmeye başladılar ya da bu durumlarını pekiştirdiler. Hatta öyle ki yeni kurulan alışveriş merkezleri yakınında bulunan arsalar çok değerlenirken, eski evlerin ve işyerlerinin fiyatları ve kiraları da çok yükseldi. Bu durum alış-veriş merkezi kurulan semt yerleşiklerince de bu yönüyle değerlendirildi. Zaman içinde bu yapı artık kendi kendini besleyen bir hale geldi. Artık insanlar hafta sonları ve akşamları alış-veriş için daha çok AVM’lere gitmeye başladı. Üstelik bu merkezlerde her türlü giyim-kuşam, elektronik, kitap-kırtasiye v.b. ihtiyaçlarını bir arada karşılamanın yanı sıra, yeme-içme ihtiyaçlarını da karşılıyorlar, aynı zamanda bu merkezler sinemaları, tiyatroları ve cafeleriyle eğlence ihtiyaçlarına da cevap veriyor. Üstelik bu merkezler insanlara bahse konu ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra, kışın soğuk havalarda üşümeden, yazın ise sıcak havalarda klimalarla sağlanan serin ortamlarda zamanlarını geçirmelerini sağlıyor ve ziyaretçilerine bu yönüyle de cazip geliyor. Hatta denilebilir ki bu merkezler günümüzde çoğu gençler için buluşma ve birlikte vakit geçirme yerleri oldular. Öte yandan, değişen alış-veriş kültürü sadece AVM’lerle de sınırlı olmadı. Yine 90’ların başında başlayan bir diğer uygulama da büyük alış-veriş Hipermarketleri uygulaması oldu.Yine İstanbul’da başlayan bu uygulama da, AVM’ler örneğinde olduğu gibi, hızla diğer şehirlere de yayılmaya başladı.Bahse konu hipermarketler önce yiyecek-içecek sektörüyle başlamakla birlikte, zaman içerisinde ticaretin tüm alanları bu uygulamaya geçmeye başladı.

Most of us remember the experienced visitor influx in the way of touristic tours came to “Galeria” which was the first shopping center of our country in this field opened in the late 80’s in Bakırköy, Istanbul from both other districts of Istanbul and near-by cities in that period. This situation, created a part of the change started with the move of outward expansion started at 1980’s in Turkey which lived a outward closed economy for years, draw attention of investors and local administrators in a short time without delay due to the deep interest showed and similar shopping centers were started to be established in different centers of city. These centers started to make cities in which shopping centers were established an attraction centers or they reinforced their situations. Even while the lands near the new established shopping centers were increasing their values, prices and rents of old houses and workplaces increased. Settlers in district where the shopping center was established evaluated this situation from this aspect. Over time, this structure came into a self-feeding situation. People started to go to Shopping Centers further for shopping at weekends and evenings. While they meet their any kind of clothing, electronic, book-stationery needs all in one, they provide food and beverage needs and also these centers satisfy their entertainment needs with cinema, theatre and cafes. Moreover these centers provide people their said needs as well as in cold weather they spend time without feeling cold and in summer they spend time in cool environments provided by air conditioners and they attract to the visitors. Even it can be said that these centers is a meet point for young people where they spend time together. On the other hand, changing shopping culture did not limited to only Shopping Centers. Another application was still the large shopping hypermarkets started at the early 90’s. This application started in Istanbul yet and this quickly spread to other cities like the Shopping Centers example. Above said hypermarkets started with food and beverage sector in the beginning, over time all fields of trade started to pass this application.


Tüm bu yönlerine karşılık, alış-veriş kültürünün olumsuz etkilediği bir grubu da unutmamamız gerekiyor. Bahse konu uygulamaların gelişimine bağlı olarak esnaf/ küçük ticaret erbabı güç kaybediyor ve toplumdaki konumu gittikçe zayıflıyor. Zira, her yeni açılan AVM ya da Hipermarket, açıldığı bölgedeki benzer ürünleri satan/ işleri yapan çok sayıda esnafın/küçük ticaret erbabının müşteri ve iş kaybı ve giderek kapanan işyerleri anlamına geliyor. Bununla birlikte, bu gidişatın yeniden tersine dönüşünü beklemek de doğrusu gerçekçi gözükmüyor. Bahse konu AVM ve Hipermarket yerleşimlerinin şehir merkezleri yerine, şehir dışlarına kurulması gibi haklı taleplerin iyileştirici etkileri olabileceğini kabul etmekle birlikte, esnafın/küçük ticaret erbabının da kendi durumlarını yeniden değerlendirmelerinde ve yeni düşünceler geliştirmelerinde fayda olduğunu düşünüyoruz. Bu kişilerin faaliyetlerini; bir araya gelerek ortak girişim grubu şeklinde yürütmek, sektörlerindeki zincir mağazacılık uygulamalarının üyesi olmak, işlerini kısmen ya da tamamen yeni açılan AVM’lere ve Hipermarketlere taşımak gibi alternatifleri düşünmeye başlamaları gerekiyor. Aksi halde, bugünkü işyeri sahiplerinin faaliyetlerinde gittikçe zorlanmalarının yanı sıra, çoğu babadan oğula devredilerek yürütülen bu işlerde bir sonraki kuşak için işler daha zor görünüyor. Yeni duruma uyum sağlanamaması halinde bir sonraki kuşağı bekleyen alternatiflerin; yetenekli ve donanımlı olanlar için AVM’ler ve Hipermarketlerde ara yönetici, buna karşılık diğerleri için ise birer çalışan olmak olduğunu düşünmek kehanet olmasa gerek.


Though all of these aspects, we should not forget the group affected negatively by shopping culture. Depending on the development of said applications, craftsman and little artisans are losing power and its position in society is weakening. Because every new opened Shopping Center and hypermarket means the customer and labor loss and gradually closing workplaces of many craftsman/little artisan selling similar products/carrying on similar work in the region which the Shopping Center or hypermarket is opened. In addition to this, waiting the opposite situation does not appear practical in deed. While we accept that justified requests such as establishing of the said Shopping Centers and hypermarkets in the uptown instead of city centers can have curative effects, we consider that reevaluation of their situations and development of new ideas by craftsman/little artisan is helpful. Alternative ideas should be necessary such as starting to be carried out the activities of these people in joint venture group by leaguing together, being a member of chain store applications in their sectors and moving the works to the new opened Shopping Centers and Hypermarkets partly or completely. Otherwise, owners of today’s workplaces have difficulty in their activities increasingly as well as in these works to be transferred from father to son works seem difficult for latter generation. In the event that the new situation is not fitted, I guess thinking of alternatives waiting for the latter generations are being interim administrators in Shopping Centers and Hypermarkets for being qualified and skilled and being an employee for others should not be a prophecy.


Ayrıca, bahse konu büyük hiper marketler, çoğu durumda, bir AVM’nin yanında kurulurken, bazı durumlarda ek yatırımlarla kendileri birer AVM’ye dönüştü. Böylece insanların tüm ihtiyaçlarını bir alanda karşılaması ve karşılığında da daha çok müşteri ziyareti hedeflendi. Bugün artık özellikle büyük şehirlerde insanlar alış-veriş ihtiyaçlarının büyük bir kısmını bu yerlerden karşılıyor. İnsanlar Carrefour, Metro, Real, Migros gibi büyük hiper marketlerden, daha önce farklı işyerlerinden (dükkanlardan) karşıladıkları; gıda ürünleri, temizlik ürünleri, ev elektroniği, kişisel ihtiyaç ürünleri, kırtasiye malzemeleri, giyim-kuşam ürünleri gibi çoğu ihtiyaçlarını bir arada karşılayabiliyor. Alışverişin topluca yapılabilmesi avantajı yanı sıra, ölçek büyüklüğüne bağlı alım avantajlarına dayalı rekabetçi fiyatları da bu tercihte önemli bir rol oynuyor. Ayrıca, bu uygulama sektörel hiper market uygulamasıyla da giderek yaygınlaşıyor. İnsanlar artık elektronik ve aydınlatma malzemeleri, hırdavat ve nalburiye ürünleri, her türlü ev dekorasyon ürünleri, elektronik ürünler gibi ihtiyaçlarını; Bauhaus, Pratiker, Koçtaş, İkea, Teknosa, Elektroword, Durty, Madia Markt gibi çoğu uluslar arası zincir üyesi olan sektörel hipermarketlerden karşılıyorlar. Hatta tekstil makineleri ve parçaları satmak üzere bir ihtisas Hipermarketinin bile açıldığını duyuyoruz. Bu marketler müşterilere, faaliyet gösterdikleri alanlarda çok fazla alternatif sunmalarının yanı sıra, yine ölçek ekonomisine dayalı avantajlı fiyatlarıyla da cazip geliyorlar. Yeni alış-veriş uygulamaları sektörlerine kurumlaşmayı getirdiğinden ve buna bağlı olarak kayıtlı ekonomiye geçişi sağlandığından, bu yönüyle Kamu idarelerince de benimseniyor. Bahse konu AVM’ler ve hipermarketlerdeki tüm alış verişler faturaya/perakende satış fişlerine bağlanmasından dolayı vergi hasılatına olumlu etki yapıyor. Bunun yanı sıra, kuruldukları bölgelerin Belediyeleri için de ciddi gelir kaynakları yaratıyor. Ayrıca modern yapılaşma ve çevre düzenlemeleriyle de bulundukları bölgelere değer katıyorlar ve bu yönle-riyle de yerel yönetimlerce göz ardı edilemiyor.


Also, while in many cases said large hypermarkets were established near the Shopping Centers, in certain cases they turned into a Shopping Center with additional investments. Thus, it was targeted to be satisfied all needs of people in one field and in return for more customer visits. Today people especially in big cities meet large part of their needs form these places. people used to meet their needs from different workplaces (stores). They can meet their many needs such as food products, cleaning products, home electronics, personal need products, stationery materials, clothing products together from the large hypermarkets such as Carrefour, Metro, Real, Migros. Besides the advantage of making shopping as a whole in one place, competitive prices depending on scale size purchasing advantages play an important role in this preference. Also this application is gradually spreading with sectoral hypermarket application. People meet their needs such as electronic and illumination materials, hardware products, all kinds of home decoration products, electronic products from sectoral hypermarkets such as Bauhaus, Praktiker, Koçtaş, Ikea, Teknosa, Elektroword, Duty, Media Market which many of them are member of international chain. we hear that even a specialized Hypermarket was opened in order to sell textile machineries and their parts. While these markets are offering many alternatives to customers in their operating fields, advantaged prices depending on again scale economy attract. Since new shopping applications brought institutionalization to their sectors and provided to passing to formal economy depending on this, it is adopted by public administrations with this aspect. Since all shopping in all said Shopping Centers and hypermarkets are done with invoice/retail sale slip, this has positive effect on tax revenue. In addition to this, they create serious income resources for Municipalities of districts in which they were established. Also modern structuring and environment arrangement add value to the establishment regions and they could not be ignored by local administrators due to these aspects.

İbrahim ÖZDEMİR Ekonomist, Yeminli Mali Müşavir Economist, Chartered Accountant


DOĞANIN İLETİŞİME İHTİYACI VAR

NATURE NEEDS COMMUNICATION

Önemli Bitki Alanları İletişim Ağı Important Plant Areas Communication Network


Türkiye; üçte biri kendisine özgün yaklaşık 11.000 tür çiçekli bitki ve eğrelti ile Avrupa’nın, Kuzey Afrika ve Yakın Doğu’nun en zengin ülkesidir. Sahip olduğu bitki türü sayısı Avrupa ülkelerinin sahip olduğu tür sayısından daha fazladır.

Turkey is the richest country of Europe, North Africa and Near East with 11.000 kinds of flowered plants and ferns one third of which is original to itself. The number of plant kinds it possesses is more than the number of those that European countries possess.

Önemli Bitki Alanı (ÖBA) kısaca, “bitkisel çeşitlilik açısından çok zengin, nadir ve/veya endemik (dünyanın başka hiçbir yerinde doğal olarak yetişmeyen) türlerin zengin topluluklarını ve habitatlarını (doğal yaşam alanlarını) içeren alan” olarak tanımlanabilir.

Important Plant Area (ÖBA) can briefly be identified as,“a region which is very rich of variety of plants, and which consists of rich groups and habitats of rare and/or endemic (that lives nowhere in the world naturally) kind”.


Doğal Hayatı Koruma Derneği (DHKD), Fauna & Flora lnternational (FFI İngiltere) ve İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Farmasötik Botanik Anabilim dalı liderliğinde ve ülke çapında Üniversitelerden bilim insanlarının işbirliğinde, on yıldan fazla suren çalışmalarla bugüne kadar 144 ÖBA belirlendi.

In the leadership of the Associaton of Protecting Natural Life (DHKD), Fauna & Flora International (FFI England) and Faculty of Medicine, Main Branch of Pharmaceutical Botany and with the co-operation of scientists from the universities all around the country, 144 ÖBA have been determined so far through a study of more than ten years.

Can GEÇİLİ


ÖBANET Projesi kapsamında 9 Önemli Bitki Alanı pilot bölge olarak seçildi ve yaşayan yerel halk ve doğa koruma amacıyla çalışan tüm ilgi gruplarının (kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler ve gönüllüler) bir araya getirilmesi hedeflendi. Bu proje Hollanda Dışişleri Bakanlığı, Matra Programı’nın mali desteği ile yürütülmektedir. Hollanda`dan dan üç sivil toplum kuruluşu RUBICON, IVN ve FLORON, projenin eğitim programının hazırlanması, proje sorumluları ve yerel koordinatörlerin eğitimi, iletişim ve doğa koruma çalışmalarına destek vermektedir. Yapılan incelemeler sonucunda risk altına olduğu belirlenen 9 ÖBA belirlenmiştir. Bunlar; Ergene Havzası, Ömerli Havzası, Uludağ, Çoruh Vadisi, Baba Dağı, Lara-Perakende Kumulları, Ahır Dağı, Erciyes Dağı, Çıldır Gölü’ dür.

9 Important Plant Areas were chosen as pilot areas within the ÖBANET Project and it was aimed to bring the local people living there and all the related groups working to protect the nature (public institutions, civil organizations, academicians and volunteers) together. This project has been held with the financial support of Marta Programme by the Ministry of Foreign Affairs of Holland. Three civil organizations from Holland, RUBICON, IVN and FLORON, has been supporting the preparation of the educational programme of the project, training of the project responsibles and local co-ordinators, studies on communication and protecting nature 9 ÖBA has been determined to be under risk as a consequence of previous investigations. These are; Basin of Ergene, Basin of Ömerli, Mount Uludağ, the Çoruh Valley, Mount Baba, LaraPerakende Dunes, Mount Ahır, Mount Erciyes and Çıldır Lake.


Mount Uludağ catches our eyes as a very important religion center in history. From the 3rd century 28 monasteries are known to have been founded on different valleys and hills of Mount Uludağ with the Roman Empire’s acception of Christianity as Uludağ, tarihte çok önemli religion for themselves. After the Ottoman Empire bir din merkezi olarak göze had conquered Bursa, the monks left the region çarpmaktadır. Üçüncü yüzyıldan but Doğulu Baba and Geyikli Baba of the great itibaren Roma İmparatorluğu’nun men of Muslim Turks and Muslim dervishes like Hıristiyanlığı din olarak ka- Abdal Murat still maintained their lives secluzing bul etmesi ile Keşiş Dağı olarak themselves in different places in Mount Uludağ. tanınan Uludağ’ın çeşitli vadi When we come the era of Republic, in 1925, this ve tepelerinde kurulmuş 28 magnificent mountain whose name had been manastır olduğu bilinmekte- Mount Keşiş was called Mount ULUDAĞ with dir. Osmanlı İmparatorluğu’nun Osman Şevki Bey’s suggestion. Bursa’yı alması ile keşişler böl- In Mount Uludağ which has great importance for geyi yavaş yavaş terk etmiş ancak Bursa, deciduous and coniferous forests, subalpin Türk İslam büyüklerinden Doğulu health lands, ponds formed bound to the season, Baba, Geyikli Baba ve Abdal Mu- wide steep alpin rock groups, glacial lakes and rat gibi Müslüman dervişleri, yine open peak groups take place. Uludağ’da çeşitli yerlerde inzivaya çekilerek hayatlarını sürdürmüşlerdir. Cumhuriyet dönemine gelindiğinde ise, 1925 yılında, Osman Şevki Bey’in önerisi ile ismi Keşiş Dağı olan bu muhteşem dağ, ULUDAĞ olarak adlandırılmıştır. Bursa için çok büyük bir öneme sahip olan Uludağ da yaprağını döken ve iğne yapraklı ormanlar, subalpin fundalıklar, mevsime bağlı oluşan gölcükler, geniş sarp alpin kayalık toplulukları, buzul gölleri ve açık zirve toplulukları yer almaktadır.


TOOK THE NAME OF ULUDAĞ IN 1925

1925 YILINDA ULUDAĞ İSMİNİ ALMIŞTIR.


Ulud a ğ ’ı n sahip olduğu en az 790 adet bitki türü ve 3’ü küresel ölçekte tehlike altında olmak üzere 25 tane bitki türü de sadece bu yöreye özgüdür, yani Uludağ endemiğidir. Toplam 96 tür bitki ülke çapında nadir bitki türleridir. Uludağ, içerdiği nadir bitki çeşitliliği, kendine özgü bitki örtüsü tipleri ve endemik bitkileriyle Uludağ yalnız Türkiye’nin değil tüm Avrupa’nın en önemli bitki alanlarından biridir. Toplantıda Uludağ mastır planının yapımı ile ilgili olan Hükümet temsilcileri, eski milletvekilleri ve eski belediye Başkanı da bulunuyordu. Toplantı sonucunda gönüllülerle iletişime geçilmesinin ve dağa gelen ziyaretçilerden özellikle çocukların, doğanın korunması ve Uludağ’ın zenginlikleri hakkında bilgilendirilmesi gerektiği vurgulandı. Uludağ ile ilgili bir Master Planının yıllarını bu alanda yaptıkları çalışmalara vermiş olan Uludağ Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gürcan GÜLERYÜZ ile de iletişim kurulması ve görüşlerinin alınması gerekliliği vurgulandı.

At least 790 kinds of plant that Mount Uludağ has and 25 other kinds-3 of which are under threat in global scale are original to this locality, in other words they are endemics of Mount Uludağ. In total 96 kinds of plant are rare kinds all around the country. Mount Uludağ, with the variety of rare plants, original flora and endemic plants that it has, is one of the most important plant areas of not only Turkey, but also the whole Europe. In the workshop, the representatives of government who are interested in the construction of the Mount Uludağ master plan, old members of Parliament and the old mayor were there, too. As a result of the workshop, the necessity of getting in touch with the volunteers and informing especially children of the visitors coming to the mountain about protection of nature and the wealth of Mount Uludağ was emphasized and also the necessity to get in touch with Prof. Dr. Gürcan GÜLERYÜZ from the Biology Department of Uludağ University, who has given his years to studies on this field and to take his opinions about a Master Plan related with Mount Uludağ was emphasized.


Türkiye’nin ilk Milli Parklarından biri olarak 1961 yılında koruma altına alınmasına karşın Uludağ, sürekli genişleyen kış sporları tesisleri başta olmak üzere çok önemli tehditlerle karşı karşıyadır. Uludağ’ın yüksek arazi fundalık bitki örtüsüne zarar vererek genişleyen kayak merkezi, Türkiye’de genel olarak koruma altındaki doğal zenginliklerimizin kanun ve yönetmeliklere karşın uygulamada korunamadığının acı bir örneğidir. Despite the fact that it was taken under protection as one of the first National Parks of Turkey in 1961, Mount Uludağ is face to face with very vital threats led by the permanently expanding winter sports facilities. The skiing center which expands harming the high territory of Mount Uludağ with heathlanded flora, is a tragic example to the fact that the natural wealth of Turkey which is under protection in general are not practically protected in spite of the laws and the regulations.natural wealth of Turkey which is under protection in general are not practically protected in spite of the laws and the regulations.

Dr. Serap KIRMIZI

Uludağ Üniversitesi / University Öğretim Görevlisi / Junior Technical College Prelector

Bizler Bursa’nın doğasını korumaya kararlıyız, projeye gönüllü olarak destek vermek isteyenler için ÖBANET web sayfası: www.obanettr.net We are decisive about protecting the nature of Bursa, ÖBANET website for people who want to support the project as a volunteer: www.obanettr.net


BURSA'YI YASAMAK BIR AYRICALIKTIR... A PRIVILEGE TO LIVE BURSA... Yerli ve yabancı turistlerin uğrak yeri olan; kültür, sanat, turizm, gastronomi, tarihi, mimari ve doğal güzellikler açısından çok zengin olan Bursa’da yaşamak insana ayrı bir haz ve onur veriyor… ‘Bursa’da nereleri gezebilirim?’ diye bir soru sorulduğunda verilecek bir sürü cevap var. Camileri, türbeleri, köyleri, kaleleri, hanları ve Uludağ’ı bunları saymakla bitmez. Öyle zengin bir şehirde yaşıyoruz ki elimizi her attığımız yer buram buram tarih ve doğa kokuyor… A popular destination of domestic and foreign tourists, very rich in terms of culture, art, tourism, gastronomy, history, architecture and natural beauties, Bursa gives someone a distinct pleasure and honor to live in. When asked “Where should I visit in Bursa?”, someone recall many answers. Mosques, sepulchers, villages, fortresses, inns and mount Uludağ as well as many others... We are living in such a rich city that wherever we turn our head, we are encountering history and nature…


Gezmeye Bursa’nın merkezinden başlasak, ilk olarak hanlar ve camiiler geliyor. If we are to start our tour in the center of Bursa, first are the inns and mosques.

Kozahan’a insan girdiğinde muhteşem bir yapıyla karşılaşıyor. Oradaki doğal güzellik ve esnafın sıcaklığı insanı Bursa’ya aşık ediyor. Hanlar bölgesinde ise zamanı tamamen unutmanız içten bile değil. Hanlara girdiğinizde bir sıcak çayınızı içerken, oradaki tarihi yapının içinde hala daha kendini barındıran dükkânları gezebilir, alışveriş yapabilirsiniz. Hanların o devasal kapılarından içeri girdiğiniz anda zaten o atmosfer size kucak açıyor ve siz kendinizi orda kaybediyorsunuz. Tarih koklamak isteyen insanların bir durağı da tabiî ki camiiler ve türbeler. Bursa’nın her semtinde ziyaret edebileceğiniz birçok camii ve türbe var. Emirsultan Camisi, Yeşil Türbesi, Osmangazi Türbesi gibi. Bursa, köy havasını tatmak isteyenlere de birçok seçenek sunuyor. Her şeyi ünlü olduğu gibi Kızıklarımızda vazgeçilmez bir yer aldı. Derekızık, Cumalıkızık, Hamamlıkızık, Fidyekızık, Değirmenlikızık gibi birçok yerler var. Buralar tam bir doğa harikası konumunda. Cumalıkızık’a adım attığınız anda oradaki insanlar gibi kendinizi hissedebilirsiniz. Sokaklardan akan su, eski köy evleri sizi oradan biri gibi yapıyor. Köylüler turistlere kucak açmış durumda ve onların rahatlığı için birçok şey yapıyorlar. İster tarihi evlerde konaklayın, isterse o mis çiçek ve köy evlerinin kokusu içinde gözlemenizi yiyip, ayranınızı için.

When we enter in Kozahan, we find a very magnificent building. Natural beauty and friendly artisans therein are enough to make a person fall in love with Bursa. In Inns region, you will almost find yourself forgetting the time completely. In the inns, you can drink your warm tea as well as visit and have shopping in stores inside the historical structure. At the moment when you entered into those colossal gates of inns, that atmosphere already captures you inside and you start to lose yourself. Of course, one of the stops of those desirous to smell history is mosques and sepulchers. There are many mosques and sepulchers that you can visit in every district of Bursa. Such as Emir Sultan Mosque, Green Sepulcher, Osmangazi Sepulcher. Bursa also offers many options for those desirous to feel the village air. As everything of it is famous, our Kızıks also took their places among indispensables. There are many places like Derekızık, Cumalıkızık, Hamamlıkızık, Fidyekızık, Değirmenlikızık. These places are totally wonder of nature. At the very moment stepping in Cumalıkızık, you will feel yourself like people in there. Water flowing through streets as well as old village houses makes you as if you are a dweller of these places. Villagers are friendly towards tourists and make anything to make them feel comfortable. Either while staying in historical houses or having your savory pancake and drink ayran you will be surrounded by the smell of fragrant flower and village houses.


Kış geldi biz nereyi mi gezeceğiz dediniz. Bursa bu konuda da misafirperverliğini gösteriyor ve insanları Uludağ’a çekiyor. Turizm konusunda inanılmaz bir potansiyele sahip olan Uludağ, yurt içi, yurtdışı birçok turisti burada ağırlıyor. Uludağ’da ister kayak yapın sporun zevkini çıkarın isterseniz karların arasında mangal yapın, en güzeli Bursa’ya Uludağ’dan bir bakın; İşte Bursa ayaklarınızın altında… Tarihi bu kadar köklü ve zengin olan bir kentin yemek kültürünün de bir o kadar zengin olması gerekir diye geliyor insanın aklına. Bu kadar yeri gezdikten sonra Bursa’ya özgü yemekleri yemeden gitmekte olmaz tabiî ki… Bursa sürekli göç alan bir şehir olduğundan da bu kültür zenginliği mutfağa da yansıyor. İskender Kebap, pideli köfte, cantık, kestane şekeri ve Kemalpaşa tatlısı, Bursa ile bütünleşen yemek ve tatlıların başında geliyor… Ufak esnaf lokantasından tutunda, lüks restoranlarda bile kendinizi aşçılara ve o eşsiz damak tatlarına bırakın. Bursalı şeflerin ellerinden çıkan yemeklerin tadı damağınızda kalacaktır. Misafir olduğunuz her restoranlarda kendinizi evinizde gibi hissedeceksiniz. Aşçılık benim tabirime göre doktorluk gibidir. Nasıl bir doktor tıptaki gelişmeleri takip ederek bilgi ve becerisini arttırıp hastalarına uyguluyorsa, aşçılarda kendilerini sürekli geliştirmek zorundadır. Bunu hem mesleki gelişim hem de müşterilerine ve çalıştıkları kurumlara olan sorumlulukları vardır. Mutfak teknolojisi sürekli yenileniyor. Babadan dededen kalma yöntemlerle aşçılık çağın gerisinde kaldı. Biz teknolojiyi takip ederken tabiî ki geleneksel lezzetlerden de ayrılmayacağız. Tarihi menüleri modern sunumlarıyla müşterilerimizin tabaklarına görsel bir şova dönüştüreceğiz. Güney Marmara Aşçılar Derneği olarak üyelerimizin kendilerini yenilemeleri için mutfak ve hijyen teknolojilerini takip etmeleri için yemek yarışmaları ve fuarları yakından takip ediyoruz. Aşçılar camiasının en üst meslek örgütü olan Türkiye Aşçılar Federasyonu ile sıkı ilişkiler içindeyiz. Bursa’mıza ve ülkemize olan sorumluluk duygumuzla; Türk mutfağının zenginliğini ve çeşitliliğini bütün dünya kabul edene kadar biz yılmadan yolumuza devam edeceğiz…

Winter arrived and you are thinking where to tour. Bursa shows his hospitability in this issue and attracts people to Uludağ. An unbelievable potential for tourism, Uludağ hosts many tourists, either domestic or foreign, in here. Either ski or enjoy the sport or have barbecue in the midst of snows in Uludağ, the best is to have a look at Bursa from Uludağ; There, Bursa under your feet… As having such a deep-rooted and rich history, so the city should also have a rich cuisine” comes someone’s mind. After visiting so many places, of course, leaving Bursa without tasting local Bursa cuisine will be inappropriate... Since Bursa is a continuously migration-receiving city, this cultural richness reflects itself in its cuisine. İskender Kebab, pita meat ball, cantık, chestnut sweet and Kemalpasha dessert are primary dishes and desserts that are identified with Bursa… From, small restaurants to luxurious restaurants leave yourself to chefs and unique palatal delights. You will not forget the taste of meals prepared by Chefs. You will find the comfort of your home in every restaurant you visited. To my opinion, Cookery is like a doctor profession. Like a physician follows the developments in medicine and increase his/her knowledge and skills and applies them to their patients, chefs must also improve constantly their knowledge & skills. This is required for both professional developments as well as their responsibility against customers and organizations they work for. Kitchen technology is ever developing. Cookery with methods of ancestors have fallen behind the age. While we are pursuing the technology, of course we will not leave the traditional tastes. We will turn historical menus into a visual show in dishes of customers with modern presentations. As South Marmara Chef ’s Association, we are closely following up food contests and exhibitions organized for kitchen and hygiene technologies in order to enable our members to renew themselves. We are in close relationship with Turkish Federation of Chef ’s which is the superior professional organization of chef community in Turkey. With feeling responsible against our city, Bursa and our country; We will make progress in our journey, until the richness and diversity of Turkish cuisine becomes well-known across the world…

Rıfat SINMAZ GÜMASDER Dernek Başkanı / President of the Association GÜMASDER


ORGAN TİCARETİ KUŞKULARI ALTINDA ORGAN SAĞLAMAYA ÇALIŞMAK TRYING TO PROVIDE AN ORGAN UNDER DOUBTS of ORGAN TRADE

Organ nakli koordinatörünün görevlerinden en önemlisi kadavradan (ölü) organ sağlamaktır. Bunun için hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde meydana gelen beyin ölümlerinin zamanında tespit edilmesi önemlidir. Ardından ailenin organ bağışı yapması en sonunda ise bağışlanan organların uygun alıcılar ile buluşturulması süreci gelir. Ülkemizde organ bağışı tüm çabalara karşı yetersiz kalmakta ve organ ihtiyacı büyük bir hızla One of the most important responsiartmaktadır. bilities of an organ transplantation coordinator is to provide organ from cadaver (dead). To this extent, it is very important to determine brain deaths which occur in intensive care units of hospitals in timely manner. Subsequently, comes the process of donation from family and finally donated organs are brought together with the receivers. In our country, despite all efforts, organ donation is still poor and need to organs increase rapidly.


Organ bağışlarını olumsuz yönde etkileyen en önemli unsurlardan birisi de organ sağlamak için çocukların kaçırıldığına yönelik haberlerdir. Doğruluğu hiçbir zaman ispatlanmamış olmasına rağmen her kayıp olayında bu kuşku gündeme getirilmiştir. Kadavradan organ bağışının yeterli hale gelmesi bu tip gerçek dışı haberleri engelleyecektir. Organ bağışı alışkanlığının olmaması fertlerin ve kitlelerin bağış yapılmasını engellemeye çalışan birçok söylemi üretmesine sebep olmuştur. En sık rastlananı dinen caiz olmadığı söylemidir. Oysa Dünya İslam Örgütü, Avrupa İslam Örgütü, Diyanet İşleri Başkanlığı organ bağışının caiz olduğunu açıkça belirtmiş, İstanbul’da düzenlenen 8. Avrupa Donör Günü’nde Hıristiyan ve Musevi din adamları da organ bağışına kendi dinlerinin sıcak baktığını açıkça ifade etmişlerdir. Diğer bir söylem ise organ sağlamak için yoğun bakımlarda yatan hastalara iyi bakılmadığıdır. Oysa beyin ölümü tespiti sürecinde hasta normalin üzerinde bir tıbbi destekten geçirilmekte, konunun uzmanı, organ nakli ekiplerinden olmayan, organ bekleyen hastalar ile bağlantısı bulunmayan beyin ölümü tespit komisyonu üyelerinin hastalara iyi bakmamalarına gerekçe bulunmamaktadır.

One of the most important factors which effect organ donation in a negative way is the news announcing that kids are kidnapped to get their organs. Despite the fact that they were never confirmed to be true, in every single missing case this doubt became the main topic. Improving the organ donation from cadaver shall prevent this type of news. The fact that there is not a regular practice in organ donation caused generation of various statements by individuals and people who try to prevent organ donation. The most frequent one is that the organ donation is not permitted by religion. In fact, by World Islamic Organisation, Europe Islamic Organisation, Directorate of Religious Affairs explicitly stated that it is permitted, and also in the 8th Europe Donation Day Christian and Jewish religious functionaries stated that their religion is positive about organ donation. Another statement is that patients in intensive care units are not attended well with the purpose of getting their organs. But, patient is subject to a medical support over normal levels during determining process of brain death, members of brain death determining commission who are specialists in the field and are not associated with organ transplantation team or patients waiting for an organ do not have any reason to missattend patients.

“Organ bağışı, bireyin kendisine yaptığı yatırım olarak da “Organ donagörülebilir.” tion may be seen as an investment an individual makes for him/herself.”


Ayrıca organların hangi bölgede, kime takılacağı organ sağlayan merkezin elinde olmayıp organ dağıtımı ulusal ve bölge koordinasyon merkezleri tarafından yapılmaktadır. Organ nakli yalnız kadavradan yapılmamaktadır. Vericisinin hayatını tehlikeye sokmayan organlar veya organ bölümlerinin nakilleri de başarı ile gerçekleştirilmektedir. Ancak akraba dışında verici olmak isteyenlerin bir bedel karşılığı buna rıza göstermiş olabileceği şüphesini doğurmaktadır. Organ ticareti dünya sağlık örgütü tarafından lanetlenmiştir. Ülkemizde ise organ ticareti kanunen yasaklanmış, bu suçu işleyenlere ağır cezai yaptırımlar getirilmiştir. Ancak ortada önemli bir gerçek vardır. Tıbbi uyumsuzluk sebebi ile yakınlarına organ sağlayamayan aileler çaresizce ticaretin bir parçası olmakta veya organ ticaretini savunur hale gelmektedir. Organ nakillerini düzenleyen yönergeye göre akrabası olmayan hastalara canlı verici olmak isteyen kişilerin başvuruları etik kurulların onayı ile mümkündür. Etik kurullar; bağışçının sosyal baskı altında olup olmadığını ve ticaret olup olmadığını kontrol etmektedir. Bir tarafta ölmek üzere olan bir hasta varken ve organ ticareti olasılığı sadece bir kuşku iken etik kurul üyelerinin nakli engelleyici bir karar alması beklenmemeli, sonradan organ ticaretinin ortaya çıkması etik kurul üyelerinin şaibe altında bırakacağı gerçeği de göz ardı edilmemelidir. Ülkemizde organ bekleme listelerine eklenen yıllık hasta sayısı tespit edilen beyin ölümü sayısından yaklaşık on kat fazladır. Başka bir söylemle organ bekleyen hasta olma ihtimalimiz organ bağışçısı olma ihtimalimizden on kat fazladır. Organ bağışı, bireyin kendisine yaptığı yatırım olarak da görülebilir. Toplumsal dayanışmanın doruk noktası olan organ bağışlarının artırılması devlet politikası olmalı, bireyler ve toplumun konuya hassasiyeti süratle artırılmalıdır.

Moreover, in which region and to which person it will be transplanted is not dependent on organ providing centre but it’s made by national and regional coordination centres. Organ transplantation is not only made from cadaver. Organs which do not puts donor’s life into danger or parts of organs are transplanted successfully. Besides, it causes the doubt that volunteer donors except for relatives may be willing to do so against a fee. Organ trade is damned by World Health Organisation. In our country, organ trade is forbidden by law and persons who commit this crime are imposed heavy penal sanctions. However there is an important fact. Families who cannot give organ to their relatives due to medical mismatch helplessly become a part of the trade or come to the position that they defend organ trade. In accordance with the directive regulating the organ transplantation, individuals willing to be a living donor for unrelated patients can apply upon approval of codes of conduct. Codes of conduct control whether donor is subject to social pressure or has a commercial aim. While on one side there is a patient who is about to die and organ trade possibility is only a doubt, members of ethics commission shouldn’t be expected to take a preventative decision, however it shouldn’t be disregarded that members of ethics commission shall be casted doubt in case organ trade is proved later. Number of patients who are included in organ waiting lists every year are nearly ten times higher than the number of determined brain deaths. Dr. Salih Gülten Uludağ Üniversitesi

In other words, the possibiTıp Fakültesi Organ ve Doku Nakli Koordinatörü lity of us to become a patient who is waiting for an Salih Gülten,Md. organ is ten times higher Uludağ University, Medical Faculty than the possibility of us Coordinator of Organ and Tissue being a donor. Organ doTransplantation nation may be seen as an investment an individual makes for him/herself. Promoting organ donation which is peak point of social solidarity should become a government policy and sensitivity of individuals and society should be increased.


Sanat için en uygun atmosfer...

The most convenient ambiance for art...

Irgandı sanatçılarından biri de ahşap oyma ustası Bekir Uslu. Bursa'nın sanat köprüsü Irgandı'daki atölyesinde Selçuklu ve Osmanlı'dan bugüne taşınan tarihi motifleri büyük bir titizlikle ağaca işliyor. Çeyiz sandığı, ayna, ahşap kapı, masa gibi birçok ahşap eşyayı bir sanat ürününe dönüştüren Bekir Usta, neredeyse hatıralarda kalan el emeği göz nuru oymacılık sanatını günümüzde yaşatmaya çalışıyor.

One of the artists of Irgandı is the woodcarving master Bekir Uslu. In his workshop on Irgandı, he is elaborating with utmost diligence the historical ornaments on wood carried throughout the centuries from Seljuq and Ottoman Periods till today. Bekir Usta who converts many wood materials such as wedding chest, wooden doors, tables, mirrors is trying to keep alive the carving art in our time which is almost a distant memory. He may be called as one of the last representatives of traditional carving art.

Geleneksel oymacılık sanatının son temsilcile-rinden biri de denebilir ona. Bekir Usta, gelişen teknolojinin bir yandan hayatımızı kolaylaştırırken diğer yandan geleneksel değerlerimizi yok ettiğinden yakınıyor ilkin. Oymacılığa çocuk yaşta, bir mobilyacının yanında çırak olarak başladığını anlatıyor. Bekir Usta, "Ben bu işi değil, iş beni buldu. O yaşlarda hiç sevmeyeceğimi düşündüğüm oymacılığa tutkuyla bağlandım. Özellikle sanatsal boyutuyla çok ilgilendim ve kendimi yetiştirdim." diyor. Bekir Usta şimdilerde altından ırmak üstünden sanat akan köprüde oymacılığı sürdürmeye devam ediyor. Bu mekânın sanat için çok uygun bir yer olduğunu, köprünün atmosferini de sanatsal faaliyetlere elverişli olduğunu söylüyor.

First of all, Bekir Usta complains that the technology on one hand simplifies our life but on the other hand is destroys our traditional values. He tells that he began carving as an apprentice by working with a furniture manufacturer in his childhood. Bekir Usta says that “ I have not found the job, it found me. I became passionately committed to carving although at those ages I thought I would never like this job. I dealt especially with the artistic dimension and I raised my self. “ Bekir Usta nowadays continue to make carving on the bridge under which water flows and over which art flows. He states that the place is so much convenient for art and the ambiance of the bridge is so suitable for artistic activities.

Çırak yetiştiren sanatkârlar da Irgandı’da...

The artisans who raise apprentices are at Irgandı...

Irgandı’nın sedefkârı Zafer Karazeybek, yaklaşık 25 yıldır bu işle uğraşıyor. Irgandı restore edildikten sonra da buraya yerleşmiş. Zafer Usta’nın bir özelliği ise çırak yetiştirmede gayretli oluşu. Yanında bu işe merak salan iki genç var. Bunlardan biri Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nde el sanatları bölümünde okuyan Münevver Tak, diğeri de yaklaşık iki yıldır Zafer Usta’nın yanında hemen her işi yapan Mümin Orhan.

The nacre processor of Irgandı Zafer Karazeybek is dealing with this proficiency for about 25 years. After Irgandı was restored he settled down here. One of his characteristics is that he is so dilligent for raising apprentices. There are two young people together with him who has developed great interest on this art. One of them is Münevver Tak who is studying at University of 18 Mart Handicrafts Department and the other is Mümin Orhan who is working with him for nearly 2 years and does almost everything which he is told to.

Münevver’in el sanatlarına olan tutkusu onu üniversitede de ilgili bölüme yönlendirmiş. En kısa tatillerde bile Çanakkale’den ailesinin yaşadığı Bursa’ya geliyor ve Zafer Usta’dan bir şeyler öğrenmek için çaba harcıyor. Mümin ise el sanatlarıyla uğraşmaktan keyif alan bir genç. O da ustasından bir şeyler öğrenmek için her gün saatlerini Irgandı’da geçiriyor.

The passion of Münevver for handicrafts directed her to the relevant department in the University. She comes to Bursa where her family lives even for the shortest vacations and trying hard to learn something from Zafer Usta. Mümin is a young man who likes to deal with handicraft. He spends most of his time everyday on Irgandi with his master to learn the art.

Mehmet Rıfat YEĞEN


Rather, because no one tahuht them not to behave as such.


Being different due to having Down Syndrome, Austistic or Similar


SAiT ABAT

ŞELALESi / FALL


F/P /Eren Pala

Derekızık Köyü’ne 3, Cumalıkızık Köyü’ne ise 9 km. uzaklıkta bulunan, köylülerin Güvercinlik diye bildikleri, bir kanyondan dökülen, Sait Abat Şelalesi’ni bilir misiniz?

Do you know Seyid Abat Falls falling down from a canyon called Güvercinlik by the peasants which is 3 kms to Dere Kızık Village and 9 kms to Cumalı Kızık Village?


Uludağ eteklerindeki bu mekân, büyük ve masalsı bir bahçe görüntüsünde...

This place in the skirts of Uludağ seems to be a giant and an epic garden... Hadi, misafirim olun, Bursa’dan Ankara yönüne doğru ilerleyelim, 9 km sonra Cumalıkızık, 12 km sonra Kestel’i geçelim, Sait Abat girişini takip ederek çimento fabrikasının arkasındaki yoldan hafif meyilli rampaya tırmanalım, keyifli virajları geçip, Derekızık Köyü'nü geçerek şelale bölgesine ulaşalım.

Lets be my guets and we forward to Ankara direction from Bursa and pass Cumalı Kızık 9 kms later and Kestel 12 kms later. Let’s climb the slightly curved ramp behind the cement plant by following the entrance of Sait Abat and pass through the joyful curves through Dere Kızık Village and reach the fall area.

Neden mi gitmemiz gerekiyor, başka yer yok mu der gibisiniz? İşte nedenleri; Sait Abat köyü, şelalesi, kanyonu, ormanı, çileği, kirazı, ahududusuyla, özellikle günübirlik gezilerden keyif alanlar için, gürültüden ve kalabalıktan birkaç saat olsun sıyrılmak isteyenler için birebir...

Why shall we go, are there no other places to visit ... Here are the reasons; Sait Abat Village is just the right place for you, the ones who like daily tours and being away from noise and crowd for even a couple of hours with its fall, canyon, forest, strawberries, cherry and raspberry.

Gürül gürül sesi ile akarak önünüzden koşarcasına geçen coşkun bir şelale... Su sesine karışan insana huzur veren kuş sesleri... Yemyeşil çimenler ve çınar ağaçlarıyla çevrili bir alan... Sait Abat Şelalesi işte böyle bir atmosfer sunuyor sizlere...

A gushing fall passing by flowing with a gurgling sound as if running... Voices of birds blended in the sounsing of water and giving peace to humans... An area surrounded by green grasses and plane trees... This is the ambiance offered to you by Sait Abat Fall...

Bu ortamda piknik ve spor yapmak, yemek yiyip yürüyüşe çıkmak ve dinlenmekten başka yapılacak pek bir şey yok...

There are no such other things in this ambiance to be done except picnic and sports, eating and walking...


Gürül gürül sesi ile akarak önünüzden koşarcasına geçen coşkun bir şelale...

A gushing fall passing by by flowing with a gurgling sound as if running... Şelalenin aktığı kanyon ve suyun yarattığı serinliği yaşamak, insanın yaşama arzusunu da artırmıyor mu? Suyun debisine yıllarca meydan okuyan sert kayalardan oluşan kanyonun gözünden tepinircesine dökülen şelale, suyu yüzünüze serinlik olarak yansırken, eğer varsa kafanızı kurcalayan tüm sorunlardan, stresten daha oracıkta kurtuluyorsunuz...

The canyon through which the cascade falls and feeling the coolness generated by water increase the will to live of a human being? While water of the cascade which falls over the rocks that challenged the flowrate of water for many years is reflected on your face as coolness, you will relieve all your troubles that worry you just at that time...

While the smell of botanic spread in the environÇevreye yayılan botanik kokusu Ege, Akdeniz bitki dokusunu çağrıştırırken, bu kokuya karışan tereyağlı ment evokes the Aegean and Mediterrenean plant tissue, the smell of the salmon trout fried in butter is alabalıklar iştahınızı kışkırtmaya yetiyor. enough to provoke your apetite. Şelalenin yokuş aşağıya aktığı bölümde, her In the part that the fall flows downwards, you will iki yakada yer alan kır lokantalarının davetkâr meet the inviting tables of the countryside restaumasalarına konuk oluyorsunuz. rants taking place at both sides. Ve gün boyunca siparişlerinizi temiz havada yeYou cannot even think of anything bacuse of the menin zevkine varırken, kulaklarınızda uğuldayan whishing water in your ears while enjoying the su sesi nedeniyle hiçbir şey düşünemiyor ve tüm pleasure of eating your meals in the fresh air, you yorgunluğunuzun vücudunuzdan süzülüp gittiğini realise that all your tiredness will creep away... fark ediyorsunuz...


BASKETBOL DÜNYA SAMPiYONASININ GETiRDiKLERi ve BURSA

RETURN of WORLD BASKETBALL CHAMPIONSHIP and BURSA


2010 Dünya Basketbol Şampiyonası; bilindiği gibi Türkiye’nin basketbol tarihindeki ilkleri yaşadığı bir şampiyona oldu.

2010 World Basketball Championship, became championship of experiencing firsts by Turkey.

Uzun yıllardan sonra (1981) ilk kez Yunanistan’ı yendik, tarihimizde ilk kez yarı finale kaldık ve her büyük şampiyonada bizi dize getiren Sırbistan’ı, son saniyede Kerem’in inanılmaz sayısıyla yarı finalde yendik ve eledik. Sonuçta Ülkemiz ilk defa bir Dünya şampiyonasında Final oynayarak gümüş madalya sahibi oldu.

We beaten in Greece after many years (1981). We stayed in the semi-finals at first time in our history and we beaten and eliminated serbia, that they beat us every major championship ,thanks to Kerem's incredible score in last second. As a result our country played in the final for the first time in a world championship and won the silver medal.

Sportif başarının yanında Ülkemizin tanıtımına da oldukça katkı sağlayan; 2010 Dünya Şampiyonası için FİBA genel sekreteri Patrick Baumann; “Gelmiş geçmiş en başarılı FİBA Dünya Şampiyonasını geride bıraktık.” demiştir. Baumann, TV verilerine göre 200 ülkeden 1 milyar izleyicinin 2010 FİBA Dünya Şampiyonasını izlediğini belirtmiş ve yayın reytinglerine bakıldığında Litvanya’da, 2010 FİBA Dünya Şampiyonasının izlenme oranları ilk kez 2010 FİFA Dünya Şampiyonasını geride bıraktığından bahsetmiştir. Ayrıca yapılan araştırmalarda, Yunanistan–Çin karşılaşmasını Çin’de 65 milyon kişinin canlı seyrettiğini, son dönemlerde tüm Dünya’nın haber konusunda ilk araştırma yaptığı yer olan internette ise FİBA Dünya Şampiyonanın resmi internet sitesine ilgi istisnai seviyelere ulaşmış ve üye sayısı 30 milyon kişiyi geçmiş olduğunu, Facebook’da ise üye sayısı 100.000 kişi civarında olduğu tespit edilmiştir.

FİBA Secretary-General Patrick Baumann said that "we have left behind the most successful Fiba World Championship." for the 2010 World Championships.Baumann stated the 2010 FIBA World Championship watched by a billion viewers in two hundred country while we looked the rating of broadcast the first time we have seen rating of the 2010 FIBA World Championship outstrip the rating of the 2010 FIFA World Championship in Lithuania. Also match of Chine-Greece is watched by sixty five million audience in live performance is determined. The relevance of official web site of FIBA World Championship increased and the number of members passed thirty million person, and the number of members around 100,000 people have been identified at facebook.


Aynı Şampiyona ile ilgili Gençlik ve Spor Genel Müdürümüz Sn. Yunus Akgül ise çarpıcı rakamlardan bahsetmiştir. Şöyle ki; “Ankara, İzmir’de ve Organizasyon için 160.000.000.- TL. masraf yaptık. Tüm Şampiyonanın maliyeti 200.000.00.- TL’ yi geçmemiştir. Ama reklam getirisine baktığımızda bunun en az beş mislini kazandık. Bilet gelirlerini saymıyorum bile… Ayrıca yapılan tesislerin Türk sporuna kalıcı olması da ayrı bir kazançtır” demiştir. Yukarıda yazdığım bütün bu bilgilere zaman içersinde çeşitli gazete ve dergilerde çıkan yazılardan ulaştım. ‘’BEN BURSA KÜRESEL KÜLTÜR YAYINI’’ için ufak bir derleme yaptım. Amacım, elinizde tutuğunuz bu güzel kültür yayınından; siz Bursa’lı sporseverlere, siyasilere, iş adamlarımıza, spor yöneticilerimize General Director of Youth and Sports Mr. Yunus ve şehrimizin ileri gelenlerine bir kez daha, ama Akgül talked about the salient figures. For exabu kez aklınızda kalıcı olabilmesi için, yazarak mple; he said that "We made expense 160.000.000 ulaşabilmek. Zira bildiğiniz gibi konuşmalar TL in Ankara and İzmir for organization. The cost of hep havada kalır ve unutulurlar. Ancak all the championship didn't pass the 200.000.000 TL. yazılı ve görsel basılı evraklar kalıcıdır ve But when we looked at the revenue of advertising we biz insanoğlunun tarihi öğrenmemize, have won at least five times the amount except to ticket yazmamıza olanak tanımıştır. revenues. In addition, retention of the facilities are acquisition for sport of Turkish. I reached all the information that is written above from the newspaper and magazines. I did little compile for “GLOBAL CULTURE PUBLICATION BEN BURSA". My goal is reach Bursa sports fans, politicians, businessmen, sports administrators and elders of our city. Conversations are always forgotten but written and visual documentation is permanent. So I reached this time by typing.


Bursa artık nüfus olarak Türkiye’nin 4. büyük şehridir. Resmi olmayan rakamlara göre şehrimizin nüfusu 2.250.000 kişinin üzerindedir. Bursa, önceleri Tofaş ile basketbolda elde edilen başarılarla, son dönemde de şehrimizin gururu Bursaspor futbol takımının şampiyonluğu ile sporda en başarılı illerden birisi sayılmaktadır. Ancak Bursa tesis konusunda oldukça geri kalmış bu anlamda hiç gelişememiş bir şehirdir. Şayet Bursaspor Şampiyon olamayıp, Şampiyonlar liginde mücadele etmemiş olsaydı acaba Bursa Atatürk Stadı yenilenecek miydi? Şimdilerde Belediyemizden yenisi yapması için beklentilerimiz var. 1960’lı yıllarda yapılan Bursa Atatürk Spor Salonu o yıllarda 300.000 kişi olan nüfusumuz için 3000 kişilik yapılmıştı ve halen hizmet vermekte. Acaba bu salonun yerine daha gelişmiş ve modern bir salona ihtiyaç duymuyor mu Bursa? Şüphesiz ki duyuyor… Ancak ilimizin ileri gelenlerinin spora olan bakış açıları, yaklaşımları, yatırımları son derece yetersiz. Spor konusunda her şeyi başkasından bekleyen bir yapımız ve yaklaşımımız var. Eğer sporda bir marka olmak istiyorsak, eğer spora yaptığımız yatırımların karşılığını almak ve kazançların Bursa’mıza geri dönmesini istiyorsak, hepimizin yani tüm siyasilerimizin, iş adamlarımızın, şehrimizin ileri gelen yöneticilerinin, spor adamlarının, antrenörlerimizin, sporcularımızın spor için, yeni ve şehrimize yakışır tesislerin kazandırılması için, elini taşın altına koyması gerekiyor. Özellikle de bu güzide kültür yayınımızı okuyan siz değerli Bursa’lıların... Spor yapın sağlıklı ve sevgiyle kalın...

Bursa is fourth big city in Turkey as the population. Our city's population is over 2.250.000 people according to unofficial records. Bursa is one of the most successful provinces with achievements in basketball with Tofaş and championship of Bursa Football Team. However, Bursa is undeveloped about sport facilities. would Atatürk Sport Hall be renewed if Bursaspor had not been champions and it hadn't to fight with in Champions League. Now we expect from Municipality. Bursa Atatürk Sport Hall was performed for 3000 people in 1960 because the population of Bursa is 300.000 and Bursa Atatürk Stadyum still continues to serve. Is Bursa need Sport Hall instead of this on new, developed, modern Sport Hall? Of course Bursa need this. However; investment and approaches are extremely poor by leaders of our city. We always have expectations from others about sport. All of us, in other words all the politicians, businessmen, sportsmen, coaches have take on responsibility for sport. If we want to be a brand name in sports and we want to get in return for investments, we should do it. Especially, readers of this culture publication. Do sport, stay healthly and stay with love...

Efe AYDAN Tofaş Spor Kulüp Başkanı Tofaş Sports Club President


DÜET

DUET

Sen olmayınca gelgitlerde denizin unuttuğu deniz kabuğuyum, Suskunum dedi kadın… Sen olmayınca ölü doğuyor bütün çocuklar, Arzunun siyah gölgesi büyüyor dedi adam… Suskunum diye tekrarladı kadın, Susarak ta konuşmayı bana sen öğrettin dedi adam… Uzaklığın paslı bir çivi gibi batıyor bedenime dedi kadın, Hasretin bıçak ağzı bileklerimi kesiyor dedi adam… Buz tutmuş sevdama yağmur ağlıyor dedi kadın, Her dokunamayışta yağmurun elleri üşüyor dedi adam… Kanıyorum, ama ağlayamıyorum dedi kadın, İki ömürlük gözyaşım var dedi adam… Unut demiyorum, unutmak zorundasın dedi kadın, Aynı sırrın sarhoşuyuz beni bırakma dedi adam… Sen seyyahsın dedi kadın, I am seashell that is forgotten by sea in the tides without you, Dünya bir gölgelik dedi adam… The woman said that I am silent… Kalp çarpıntıları bütün sesleri bastırdı, Without you, all children are born dead, Kadın kendini denize attı, The man said that the black shadow of the desire is growing up… Adam kendini denize attı, The woman reiterated that I am silent, İki mum eriyordu denizde… The man said…you taught me how to speak by keeping silent…

Yunus Emre Deniz

Your distance is like a rusty nail the woman said, Your yearning cut my wrists like a knife-edge… The woman said the rain is pouring down to my love that is frozen, The man said the hands of rains are cold without touching… The woman said I am bleeding but I cannot cry, The man said I have tears for two lives… I never say forget about it, you have to forget the woman said, We are drunk because of same secret; do not leave me, the man said… The woman said you are voyager, The man said the world is shade… Heart-throb is drown all noises out, The woman has thrown herself in the drink, The man has thrown himself in the drink, Two candles were melting on the sea…


CENNETİ GÖRDÜM! I SAW THE HEAVEN!


KARA DENIZ BLACK

SEA

Hayır, filmlerdeki gibi beyaz ışığı görüp ona doğru yürümedim. Yukarıda bir yerlerden kendimi seyredip ne olduğunu anlamaya çalışmadım. Ölümden dönmedim. Reenkarnasyon da değil benimki, ikinci kez de doğmadım. Ben gerçekten cenneti gördüm, dünyadaki cenneti... Cennet vatanımızın, cennet köşelerinden birinde, bir hafta tatil yaptım… Döndüm ve oraları anlatmak istedim; görmeyenlere, bilmeyenlere… Belki başlangıçta sadece sıradan bir tatil gibiydi, ya da öyle olacağını düşünüyordum, öyle olmadı. Hayata bakış açımı değiştiren, hayat No, I did not see the white light and walk towards koşturmacası içinde neleri ıskaladığımı gösteren, it, like in movies. Even I did not try to watch hatta bunları tokat gibi yüzüme vuran bir tatildi myself from somewhere above, understand what’s benimki... “Yaşadığım hayat da hayat mı?” going on. I did not escape the death. No, it was diye bir muhasebe yaptırdı bana. Sonrasında da not a reincarnation, did not born for the hayatımın en zor kararlarından birini verdim, bu second time. I really saw the heaven; heaven in the tatil sayesinde… world… I had a week holiday in one of heavenly corners of our heavenly motherland… I returned and I wanted to talk about there; to who has not seen yet and doesn’t know… Maybe it was like those ordinary holidays or I thought it would be as such, but not. It was a holiday which changed my perspective on life, showed what I missed, in fact which slapped those to my face. It made me to assess my life as “Is my life is a good one?”. Later, I made the most difficult decision of my life, thanks to this holiday…


Her yaz yaptığım gibi güneydeki tatil yörelerimizden birine gidip “sabah akşam ne yesek, ne zaman denize girsek, güneşten nasıl korunsak, ama korunurken de mutlaka yansak, odada klimayı çalıştırıp buz mu kessek, çalıştırmadan yatıp pişsek mi” ikilemi içinde kalmadım. Sıfıra inmedim bu sefer, 20003000'lere çıktım, hava olarak değil canım, rakım olarak…

I did not have problems such as “what should we eat for morning and evening, when to swim, how to protect from sun, but at the same time have a good sunbath, we get frozen either running air-condition in the room, or not running, we get roasted etc. dilemmas”. Now I did not go down to zero, rather I climbed over 2000-3000, not as air, my dear, as latitude…


Doğu Karadeniz Yayla-Turu'na katıldım. 1500 rakımdaki Ayder Yaylası'nda konakladım. Her sabah başka bir yaylaya yürüyerek ya da araçla gidip orada saatlerce orman ya da dağ yürüyüşü yaptım. Tırmandım, indim, derelerden, şelalelerden geçtim. 3000 metrede buzul göllerinde yüzdüm. Rafting yaptım. Nehrin karşısına halatla geçtim. Komandoların yaptığı gibi tel üzerinde yürüdüm, ip merdivene tırmandım. Her yanım yara bere içinde kaldı, ama hiç aldırmadım. Aksine hoşuma gitti, doğaya daha fazla yaklaştığımı hissettim.

I attended a Eastern Black Sea Upland Tour. I stayed in Ayder Upland at 1500 m. Every morning, I had a forest or mountain walk for hours in another upland, either arriving there on foot or with a car. I climbed, came down, passed through brooks, waterfalls. I swam glacial lakes at 3000 meter. I had rafting. I passed across the river with ropes. I walked on the wire as commandoes do, I climbed up rope ladder. I sweat blood and had cuts and bruises all over me but I did not care. On the contrary, I liked it very much; I felt that I got closer to the nature more.


AYDER

Görmediğim çiçekleri gördüm, duymadığım çiçek kokularını duydum. Daha önce adını duyup da tadını bilmediğim yada adını dahi duymadığım yemeklerden yedim; Muhlama, kuymak, kara lahana sarması ve çorbası, mısır çorbası, kaygana, Laz böreği, mısır ekmeği... Karadeniz insanını tanıdım; o sıcak, heyecanlı, pozitif, nüktedan, kocaman burunlu Karadeniz insanını... Temel'in, Dursun'un memleketini gördüm, fıkralardaki karakterlerin canlılarını gördüm oralarda, fıkralara konu olan o insanları... Lazların, Karadenizlilerin kültürünü öğrendim.

“Uyy”, “daa” gibi kelimeler kullanılarak Lazca konuşulamayacağını, Lazcanın ayrı bir dil olduğunu da orada öğrendim. Horon vurdum (daha önce olsa horon teptim derdim, ancak horonun tepilmediğini, vurulduğunu ya da oynandığını öğrendim), tulum dinledim, Lazca, Hemşince, Gürcüce, Laz şivesiyle Türkçe şarkılar dinledim. “Burun” üzerine, evet yanlış duymadınız tüm şarkı boyunca sadece ve sadece Karadenizlilerin burnunu anlatan “Fuat Saka”nın bir şarkısını dinledim. Dinlemekle de kalmadım yazımın sonunda sizlerle de paylaştım.

“Marsis” adında Karadenizli olağanüstü bir rock grubunu dinledim. Rock ile kendi icatları olan elektro-tulumun ezgilerinin birbirine nasıl yakıştığını gördüm, bu grubun nasıl olup da ünlü olamadıklarına şaşırdım ve üzüldüm; fanatik hayranları oldum.

I saw the flowers that I never saw; I smelt the flower fragrances that I never smelt. I ate foods that I knew before yet have not tasted or even have not heard its name, Muhlama, kuymak, black cabbage rolls and soups, maize soup, kaygana, Laz böreği, maize bread… I get to meet Black Sea people; those friendly, spirited, positive, witty and big nosed Black-Sea people…. I saw the homelands of Temel and Dursun, I saw the real ones of the joke characters, and those people, lead players of jokes...

I learnt the culture of Laz people, Black Sea people. I learnt that Lazuri cannot be spoken by using words such as “uyy”, “daa” and Lazuri is an independent language. I danced Horon, I listened bagpipe, I listened Turkish songs with Lazuri, Hemşince, Georgian, Lazuri dialects. I listened a song composed by Fuat Saka which is about “Nose”, yes, you heard correctly, during all song, it only talks about Nose of Black Sea People. Not only I listened but also shared the lyrics of the song at the end of my writing. I heard an extraordinary Black Sea rock group named as “Marsis”. I saw that how the sounds of rock music and electro-bagpipe, invented by them fit each other, I am very surprised and got sad that how can not this group be famous and popular, I became one of their fanatic fans.


Çok iyi dostlar edindim. İnanır mısınız 13 ve 12 kişilik 2 grup, tam 25 kişi, bir aile gibiydik. Yeri geldi yollarda birbirimize destek olduk, yeri geldi birbirimizle dalga geçtik. Yürürken yemeğimizi, ekmeğimizi, kumanyamızı bölüştük, birbirimizin sırt çantalarını taşıdık, suyumuzu paylaştık. Hastalananlara ve yaralananlara baktık. Fıkralar anlattık, tabu ve sessiz sinema oynadık. Bol bol resim çektirdik. Herkes orada çocuk oldu, egolarımızı bir kenara bıraktık, etiketlerimizi de. Doktor yoktu, diş hekimi yoktu, mühendis yoktu, finansçı yoktu… Herkes çocuktu… Arkadaşımla birlikte dağda cep telefonuna internetten ayı sesi indirip bayan arkadaşlarımızı korkutmaya çalıştık, korkmasalar da çok eğlendik. Yüksekten korkan arkadaşlarımıza Yusuf 1, Yusuf 2 diye isimler taktık (Yusuflar alınmasın lütfen), sonra aramızdan Yusuf 3 ve 4 olduğunu itiraf edenler çıktı.

KARADENiZ’i GÖRMEDEN ÖLMEMEK GEREK, DÜNYADA iKEN CENNETi GÖRMEK GEREK.

Nehirden geçerken kaydık, ıslandık, birbirimizi ıslattık. Unimokun üstünde uçurumların kenarından geçerken Yusuf 'larla dalga geçtik. Yetmedi aracın tepesine çıkıp yola devam ettik. Heheheheyt diye uçuruma, vadilere, yaylalara doğru bağırdı içimizden bazılarımız, aynı şekilde karşılık verdik onlara… Evet cenneti gördüm.. ve geldim... Zor geldim oralardan, ayaklarım geri geri gitti bu sefer. Bu sefer bir başkaydı. Her zaman derdim: “benim için başka bir şehre gitmenin en güzel yanı Bursa'ya geri dönmektir” diye. Bu kez öyle olmadı. İçim sıkıla sıkıla döndüm. Mehter takımı gibi; iki ileri bir geri… Sizlere de tavsiye ediyorum. Oraları mutlaka gidip görün. Ünlü bir söz vardır; “Roma’yı görmeden ölme” diye. Bence ; “Karadeniz’i görmeden ölmemek gerek, dünyada iken cenneti görmek gerek”. Sevgiyle kalın…

I made very good friends. You cannot believe that, we were like a family of 2 groups of 13 and 12 people, a total of 25 people. Sometimes we supported each other on the roads, other times we teased each other. While walking, we shared our food, bread, victuals; we carried bag packs of each other and shared our waters. We looked after those who get sick or injured. We told jokes, played taboo and charade. We took plenty of pictures. Everyone was like a child; we left our egos aside, our labels too. No doctor, No dentist, no engineer, no financier... Everyone was like a child… We tried to frighten our lady friends by downloading from Internet bear sound to his mobile phone with my friend, even they did not get afraid, we had lots of fun. Those who have acrophobia, we nicknamed them as Yusuf 1, Yusuf 2 (please Yusufs, do not take it personal), later some confessed that they are Yusuf 3 and Yusuf 4. While passing the river across, we slid down, got wet, made each other wet. While passing through the edges of cliffs in the Unimog, we teased with Yusufs. This did not satisfy us, we continued our adventure on the top of the car. Some of us yelled “heheheheyt” against cliff, valleys, uplands and they replied them alike. Yes, I saw the heaven… and am back… It was difficult for me to come back. Now, this was very different. As I told always: “For me, the best part of going any other city is the coming back to Bursa”. But this time, it wasn’t. I returned with feelings of boring. Like a Janissary band, one forward one back… I strongly advise you. You should absolutely go and see there. You know, there is famous saying “don’t die before seeing Rome”. To me; “You should not die before seeing Black Sea, you should see heaven still you are in the world.”

“YOU SHOULD NOT DIE BEFORE SEEING BLACK SEA, YOU SHOULD SEE HEAVEN STILL YOU ARE IN THE WORLD.” Remain in Peace…


BURUN

Sana malik olan ne bahtiyardır, Hey zekâ membaı hey koca burun. Bazı burun var ki sanki hıyardır, Bence en alası atmaca burun. Burun deyip geçme sakın arkadaş, Burun var çıkartır yoroza da taş, Sofrada çanağa sallarken kaşık, Mutlaka girmeli sütlaca burun… O varken kim bakar kaş ile saça, Mübarek tepesi benziyor taca, Kanatlarından yap bir kazan paça, Kahvaltı olmalı kırk aça burun..

Sizce bir burun hakkında koskoca bir şiir yazılıp şarkı bestelenebilir mi? Olur mu olmaz mı siz karar verin. Ben size olmuşunu yazıyorum; To you, can a long poem can be written and composed for a nose? Decide yourself, it is possible or not. I am quoting the written one; Dr. Cihan SERT

Bir burun sahibi ölmüş de mutlak, Atmışlar üstüne bir hafta toprak, Örtülmemiş yine sen hikmete bak, Kalmış dışarıda tabanca burun… Burun var oyulsa koca saz olur, Burun var vapura davlumbaz olur, Öyle çok mübarek burun az olur, Çok gördüm sığmıyor bakraca burun… Yalniz mübarek ol olmadı bize, Ne burunlar vardır Karadeniz’de. Ararım uşaklar var mıdır sizde, Tepesi morarmış alaca burun… Mesut Reis'in de burnu yamandı, Burunlar içinde o pehlivandı, Vurdu tepesinden bir karış aldı, Yine bozulmadı o paça burun… Ey baba buruni atma yabana, Burun var ki benzer doğru kabana, Ben bi şey diyemem ona tapana, Ne kadar kıvraktır karaca burun… Fuat SAKA


BİZ,ÖTEKİ, FARKLILIKLARIMIZ ve EMPATİ WE,OTHER, OUR DIFFERENCES & EMPATHY Varlıklar dünyası farklılar üzerine inşa edilmiştir. Makro varlıklardan mikroya, mikro varlıklardan makro olana kadar tüm varlık kategorileri arasında bir çeşitlilik ve birbirinden farklı olma hali mevcuttur.

World of creatures are built on the differences. There exist a diversity and state of “being different each other” among all creatures categories from macro to micro, micro to macro.

Evrensel kurguda her varlık düzeyinde, karşımıza sayısız farklılık çıkarmaktadır. Bu farklılık ve çeşitlilik aynı zamanda varlıklar aleminin zenginliğinin ve güzelliğinin de ifadesidir.

In universal setup, we encountered with innumerable differences at every level of creatures. This difference and diversity, at the same time, is the expression of richness and beauty of world of creatures.


Farklı olma hali aynı şekilde insan ve onunla ilgili bütün unsurlarda da kendisini gösterir. İnsan türü kendi içinde kadın-erkek, gençyetişkin-yaşlı, siyah-sarı-beyaz, uzun-kısa-orta boylu, Türk-ArapRus-İngiliz gibi ontolojik farklılara sahiptir. Bunun gibi köylü-kentli, zengin-fakir, eğitimli-eğitimsiz olmak üzere çeşitli sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel çeşitliliğe sahiptir. İnsanların doğuştan üzerinde taşıdığı veya sonradan herhangi bir sebeple sahip olduğu fizyolojik, psikolojik veya zihinsel farklılıklarda bu çerçevede zikredilmesi gereken farklılıklardır. İnsanlar arası farklılar hangi düzeyde olursa olsun, insanın doğasıyla yakından ilgilidir. İnsanlığın modernlik tecrübesi, yirminci yüzyıl sonuna kadar farklılıkları negatif bir durum kabul eden yaklaşımların tahripkar sonuçlarından büyük acılar çekmiştir. Batı dünyasındaki din ve mezhep savaşları, birinci ve ikinci dünya savaşları tecrübesi büyük ölçüde dini, ekonomik ve etnik anlarda farklılıkları yok edip tekleştirme düşüncelerinden doğmuş ve insanlığın hafızasında acı hatıralar bırakmış hareketlerdir. Yeni bin yıla girerken insanlık geçmişten aldığı deneyimlerden önemli dersler çıkardı. Yeni dönemde insanlar arasındaki her tür farklılık birer zenginlik ve saygıdeğer bir özellik olarak kabul görmeye başladı. Bireysel ve sosyal algı “empati’’ (başkası yerine kendini koyma) kavramını keşfetti. Bu sebeple her tür inanç, düşünce, bireysel ve gurup tercihleri birer hak olarak yasal teminata bağlanmaya başlandı. Bu haklarda ki gelişme toplumların gelişmişlik düzeyini gösteren en önemli kriter olmaya başladı. Konumuzun esasını oluşturan ve toplumda “Engelliler’’ kısa başlığıyla ifade edilen toplum kesimlerine gelince… Engelli vb. ifadeler negatif çağrışımlara sahip olduğu için ayrımcı ve rahatsızlık verici ifade şekilleri olup çağın ruhuna da uygun değildir. Bu insanların durumu olağan ve diğer pek çok farklılığımızdan biri olarak kabul edilmelidir. Bu negatif kavramsallaştırmanın yerine mutlaka daha pozitif kavramlar oluşturulmalıdır. Öncelikle yapmamız gereken, toplumun bakış açısı ve algısını dönüştürecek faaliyetlere yönelmektir. “Problem olarak değil, bazı yönleriyle diğerlerinden farklı insanlar’’ olarak algılandıkça, hem bu insanlarımızın sıkıntıları azalmış, hem de toplumsal vicdanımız rahatlamış olacaktır.

This state of being different, likewise, shows itself in human and its all elements. Human species has ontological differences such as femalemale, young-adult-old, black-yellow-white, tall-short-medium, Turkish-Arab-Russian-English. As such, it has various socioeconomic and sociocultural diversity such as villager, town-dwellers, literate-illiterate. Physiological, psychological or mental differences that human has by birth or become to have later due to various reasons are those difference must be mentioned in this framework. Regardless of at what levels, differences between human is closely related with the nature of human. The modernism experience of humanity has greatly suffered from the destructive results of approaches which accepted differences as a negative thing until the end of twenty century. Religion wars in the Western World, first and second world wars have eradicated the differences in religious, economic and ethnicity terms to the great extent and gave birth from homogenization ideas and left painful memories in the history of humanity. While welcoming the new millennium, humanity has learned important lessons from the experiences of the past. In new period, any kind of difference among people started to be accepted as a richness and respectable characteristics. Individual and social perception discovered the concept of empathy (sharing and experiencing the feelings of another person). That’s why every belief, idea, individual and group preferences started to be securitized as a basic right under law. These rights have begun to be the most important criteria showing the development level of societies. When it comes to social segments which is the essence of our subject and denominated as “Handicapped” in shortly…. Since handicapped etc. denominations have negative connotations, they are discriminating and unsettling words of expression and are not suitable to spirit of the age. The state of these people must be accepted as ordinary and one of many differences of us. In place of these conceptualizations, absolutely more positive concepts must be developed. Above all, we should steer for activities which will transform the view and perception of society. As long as they are regarded as “Not a problem rather people who are different from others with some aspects, both their troubles will be alleviated and our social conscience will be relieved. Dr. Kadir OĞRAK- Sosyolog / Sociologist


TÜRKİYE’NİN İLK MOBİLYA SÜPER THE FIRST MARKETİ FURNITURE SUPER MARKET of TURKEY Yakup ALTINÖZ, yüksek öğrenimini Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi İşletme bölümünde bitirdi. Yüksek lisansını İşletme bazında Bursa Uludağ Üniversitesi'nde yaptı. İç mimari eğitimi de alarak mesleki bilgisini pekiştirdi. Master tezi olan "Japon Stili Pazarlama ve Türkiye de uygulanabilirliği" Busiad tarafından kitap olarak yayımlanmıştır. Küçük yaşlarda çırak olarak başladığı iş yaşamına, bugün Hitit Şirketler Gurubu Başkanı olarak devam ediyor. Yakup ALTINÖZ graduated from Business Administration department of Ankara Economics and Business Sciences Academy. He had his Business Administration post-graduate education in Bursa Uludağ University. He reinforced his professional knowledge by taking Interior Architecture education. His Master thesis “Japanese Style Marketing and applicability in Turkey” is published as a book by BUSIAD. Started as an apprentice at early ages, he continues his business life as President of Hitit Companies Group.


Our “sine qua non”; Furniture… Furniture is at the top of our “sine qua non” items… From birth to death, all along our life, we need furniture. Since I stamped this idea on my mind, I have been in furniture sector for 43 years... Development of Furniture and Decoration under Short Titles; Berms, pillows…

Eskiden, ev ve iş yerlerimizde, süslemeye ve düzenlemeye yönelik çok standart uygulamalar vardı. Özellikle evlerimizde içerisi ot dolu halı yastıklar ve yine içleri pamuk veya yün dolu minderler kullanılırdı. Hani şimdi şark köşesi diyorlar ya, işte onlar… Demir sandalyelerde otururduk… Doktor ve Avukat ofislerine gidenler, bekleme yerlerinde demir sandalyelerde oturup sıra beklerlerdi. Hem estetik, hem de rahatlık yönünden hiç de cazip olmayan bu sandalyeler yaygın olarak kullanılırdı.

In old times, there had been so standard applications for decoration and arrangements in our homes and workplaces. Especially, in our homes, carpet pillows stuffed with straws and cushions stuffed with cotton or wool were used. Now, what they call oriental corner, that’s it... We were sitting on iron chairs… Those who go to Doctor and Lawyer office had sat on iron chairs and waited in the queue in waiting rooms. These chairs which are not charming for either aesthetic or comfort reasons, however they had been used widely.

Olm “sin azs e qu aO a no lma zım n”; ız; M Furn iture obil ya… …

Olmazsa Olmazımız; Mobilya… Mobilya, olmazsa olmaz eşyalarımız arasında ilk sırada yer alır… Doğumdan ölüme kadar, tüm yaşamımız boyunca, mobilyaya gereksinim duyarız. Bu düşünceyi beynime kazıdığım için, 43 yıldır mobilya sektöründeyim… Kısa Başlıklarla Mobilya ve Dekorasyonun Gelişimi; Sekiler, yastıklar…

Our

Ev mobilyası alanında kendini kanıtlayan, ithalat ve ihracat ile hem ülke ekonomisine katkı, hem de sektöre dinamik getiren Hitit Mobilya, işyerlerini de donatmak üzere kolları sıvadı. Hummalı çalışmalar Büroyap’ı kazandırdı. Türkiye’de bir ilki gerçekleştiren, sektörün duayenlerinden Yakup Altınöz mobilyacılığın gelişimiyle ilgili düşüncelerini okurlarımızla paylaştı…

Hitit Furniture started furniture trading with a modest workplace of 120 m2 in Atatürk Street. In 1978, a production and sales facility over an area of 6000 m2 is established in Yeni Yalova Road. In 1982, Hitit Furniture opened a building on an area of 8500 m2 with a spectacular opening. So, Turkey met with the first furniture supermarket in Bursa. Proving itself in home furniture sector as well as contributing in national economy and bringing dynamism to the sector with export and import, Hitit Furniture embarked on to decorate the workplaces. Endeavors resulted with Büroyap. Achieving the firsts in Turkey, Yakup Altınöz, one of the doyennes of the sector shared his opinions about development of furniture making in Turkey…

Hitit Mobilya, Atatürk caddesinde 120m2'lik mütevazı bir işyeri ile mobilya ticaretine başladı. 1978 yılında Yeni Yalova yolunda 6000 m2'den oluşan üretim ve satış tesisi kuruldu. 1982 yılında ise Hitit Mobilya 8500 m2'lik bina görkemli bir açılışla hizmete girdi. Böylece Türkiye, ilk mobilya süper marketiyle Bursa'da tanıştı.


Mimar ve iç mimarlar görünmeye başladı… Özellikle 1990 yıllardan itibaren, ev ve iş yeri dekorasyonlarında, mimar ve iç mimarlar boy göstermeye başladı. Her zaman olduğu gibi, İstanbul bu konuda da öncü oldu, Ankara İzmir ve Bursa gibi kentlerimiz İstanbul”u izlemeye başladı. İç mimarlardan sonra, Mimarlık eğitimi almış kişilerde iç mimariye yönelmeye başladı. Villa inşa edipte iç mimar ve mimarla çalışmayan yok artık… Değerli dostlarım, ülkemiz; bir Avrupa ülkesi gibi oldu. Artık her konuda işin uzmanları devreye girdi. Haklı olarak yeni bir mekân alanlar, mimar veya iç mimar ile çalışmak istiyorlar. Ne demişler; “Bir kaşık çorbanda olsa erbabına pişirt…” Çok abartılı ve masraflı işler yapılıyor… Doğal olan her şey, daha bir başka oluyor…

Ahşabın sıcaklığı ve doğal olan tüm malzemeleri ön planda tutmak, aslında insanların doğasıyla da paralellik oluşturuyor… Mobilyacılığın ve iç mimarinin gelişmesiyle, çok ideal dekorasyonlara rastlamakla birlikte; çok abartılı ve israfa dayalı olanları da görüyoruz. Elma ile elma karşılaştırılmalı… Değerli dostlarım; ev veya işyerlerimizi dekore ederken; öncelikle işi ve uygulamayı çok iyi bilen bir mimar veya iç mimar ile işin planlama kısmını çözdükten sonra, gerçekten işinde en uzman, üç üretici ile, elma ile elmayı, karşılaştıracak biçimde fiyat almanızı, sonunda aklınıza en yatkın bulduğunuz kişi ya da firma ile çalışmanızı öneriyorum.

Yakup ALTINÖZ-BÜROYAP Mobilyacı / Furnisher

Artisans and decorators were popular... In old times, skillful artisans performed any kind of decoration and drafting works in homes and workplaces. Since, the number of these artisans was very few; people were waiting in the queue artisans to finish their works. Artisans were working so devoted and honestly that their furniture were based on handwork and were very quality. They always used natural materials as a first choice. Architects and Interior Architects started to appear… Especially following 1990s, architects and interior architects started to appear in home and workplace decorations. As always and like in many developments, Istanbul was the pioneer in this development as well, other cities such as Ankara, Izmir and Bursa started to follow up Istanbul. After Interior Architects, people who took Architecture education started to steer for interior architecture. Now, everyone who built a villa works with interior architect and architect… My valuable friend, our country became like a European country. Now, in every subject, professionals of the work appear everywhere. As a justified reason, those who bought a new place, want to work with architecture or interior architecture. What was said: “Even if it was a spoon of soup, have it cooked by its master…” Some works are very exaggerated and costly… Everything natural is something of special...

Ustalar ve dekoratörler devredeydi… Eski yıllarda becerikli ustalar, ev ve işyerlerinde her türlü dekorasyon ve tanzim işlerini yaparlardı. Bu ustaların sayıları çok az olduğu için, insanlar aylarca sırada, ustaların işlerini bitirmesini beklerdi. Ustalar o kadar özverili ve dürüst çalışırlardı ki, ürettikleri mobilyalar el işçiliğine dayalı ve çok kaliteli olurdu. Doğal malzeme kullanımı hep ön planda gelirdi.

Placing an importance on the warm of wood and all natural materials, in fact, is parallel with human nature... With the development of furniture making and interior architecture, we encounter with very ideal decorations as well as those which are very exaggerated and costly. Apple must be compared with apple…

My valuable friends, while decorating our homes or workplaces, I suggest you, that after solving the planning part of the work with an architecture or interior architecture, who knows the work and application very well, you should get offers from three producers who are really professional in a manner which you can compare “apple” with “apple”, and finally work with the person or company with whom you are convinced.


Bursa Araştırmaları Vakfı’nın Kuruluşu ve Amacı Establishment of Foundation for Researches on Bursa


Under the leadership of a group of intellectuals emBursa’da bir grup aydının öncülüğünde 1997 yılında, barked on a quest of an extensive organization in orBursa’nın tarihini ve kültürünü araştırmak üzere geniş der to research history and culture of Bursa in 1997. kapsamlı bir örgütlenme arayışı içerisine girişilmiştir. This formation which is supported by all official and Bursa’daki tüm sivil ve resmi kuruluşların destek private organizations in Bursa is transformed into a verdiği bu oluşum, 1998 yılında Bursa Araştırmaları foundation named as Foundation for Researches on Vakfı (BURSAV) adıyla bir vakfa dönüştü. Vakfın ilk Bursa (BURSAV) in 1998. The first board members of yönetim kurulu üyeleri: Bursa Valisi Orhan Taşanlar the foundation are: Bursa Governor Orhan Taşanlar (Yönetim Kurulu Başkanı), Bursa Büyükşehir Belediye (Chairman), Mayor of Bursa Metropolitan MunicipalBaşkanı Erdem Saker (Yönetim Kurulu Başkan Vekili), ity Erdem Saker (Vice Chairman) President of Bursa Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Celal Sönmez Chamber of Commerce and Industry (Vice President), (Başkan Yardımcısı), Bursa Ticaret Borsası Başkanı Rıza Aydın (Başkan Yardımcısı), Uludağ İhracatçılar President of Bursa Commodity Exchange Market Rıza Aydın (Vice President), Uludağ President of AssociaBirliği Başkanı Orhan Yıldırımçakar (Mali Sekreteri), tion of Exporters Orhan Yıldırımçakar (Finance SecUludağ Üniversitesi Rektörü Ayhan Kızıl, Erol Türkün, retary), Rector of Uludağ University Ayhan Kızıl, Erol Şükrü Şankaya, Ergun Kağıtçıbaşı. İlk genel sekreter ise Türkün, Şükrü Şankaya and Ergun Kağıtçıbaşı. The Eser Ceyhan idi. first general secretary is Eser Ceyhan. Bursa’nın kültürel, sosyal, ekonomik varlık ve Foundation is established to research, promote, prodeğerlerinin dünü, bugünü, yarınını; ulusal ve tect and maintain yesterday, today and tomorrow of uluslararası düzeylerde araştırmak, tanıtmak, korucultural, social, economic assets and values of Bursa mak, ve yaşatmak amacıyla kurulmuştu. Bu konuda at national and international level. Foundation aims benzer etkinlikleri olan kurumlarla, kişilerle maddi ve at researching all social sciences in the scientific and manevi boyutlarda işbirliği yaparak; tüm sosyal bilimtechnological views such as folklore- ethnography, lerini, folklor-etnografya, ekonomi, mimarlık, şehircilik economy, architecture, urbanism etc. in cooperation vb. bilimsel ve teknolojik bakış açılarından araştırmayı of organizations, people carrying out similar activities amaçlanmaktadır. Yine bu konulardaki veri ve bilat material and moral dimensions. In addition, he gileri değerlendirip; belgeleri korumak, tanıtmak ve targets at carrying out any kind of works in order to yayınlanmalarına yönelik her türlü çalışmayı yapmak protect, promote and publish the documents by evaluhedeflenmektedir. ating the data and information.


Bursa’da yok olmaya yüz tutan her tür geleneksel el sanat ve zanaatlarını yaşatmak için çalışır, bunlarla uğraşan esnaf ve zanaatkarları korur, her tabakadan isteklileri yetiştirir, eğitir ve destekler. Kısa ve uzun süreli eğitim programları hazırlayıp, bu konularda benzer etkinlikleri olan kurum ve kişilerle işbirliği yapmaktadır. Ulusal ve uluslararası nitelikte araştırma, arşiv, kitaplık ve kütüphane-dokümantasyon birimini kurmak; gezici ve kalıcı sergiler açmak, bu amaçla gerekli her tür belge, bilgi, doküman ve eşyayı, koleksiyonları toplamaktır. Uzman kişi ve kuruluşlara gerekli rapor, proje vb. belgeleri hazırlar. Vakıflara yeni üye alınmaması nedeniyle, vakfın faaliyetlerine Bursa konusunda çok değerli uzman ve araştırmacıların üye olarak katılmaları mümkün olmadığı için, vakıfta yeni bir organizasyona gidilerek çalışma grupları oluşturulmuştu. Buna göre Prof. Dr. Neslihan Dostoğlu ve Turgay Erdem sorumluluğunda Mimari, Şehircilik, Plancılık Çalışma Grubu, Prof. Dr. Ulviye Özer sorumluluğunda Doğal Varlıklar ve Çevre Çalışma Grubu, Esat Uluumay sorumluluğunda Halk Kültürü ve Müzecilik Çalışma Grubu, Ahmet Ö. Erdönmez sorumluluğunda Halkla İlişkiler ve Etkinlikler, Akademik Kongreler Çalışma Grubu, Raif Kaplanoğlu sorumluluğunda Yayın Çalışma Grubu kurulmuştu. Her çalışma grubu kendi içinde ayrı örgütlenme çatısı ve ilkeleri oluşturarak çalışmalarına başlamıştı. Böylece vakfımızın üyesi olmasa da, “vakıf dostu” olarak çalışmalarımıza aktif olarak çok sayıda uzman ve araştırmacı katılmış, katılmaya da devam etmektedir. BURSAV’ın Yayın Çalışma Grubu’nun oluşturduğu yönerge ile Bursa ile ilgili birçok araştırmalar yapılıp, çeşitli yayınlar yapılmıştır. Bunlardan en önemlisi Bursa Araştırmaları Dergisi’dir.

He works to keep alive any kind of traditional handicrafts and arts which are about to disappear in Bursa, protects the crafts and artisans engaging with them and trains, educates and supports any enthusiasts from every segments. He prepares short and long term training programs and collaborates with organizations and people carrying out similar activities. Its one of the aims is to establish research, archive, bookcases and library-documentation units; to open mobile and lasting exhibitions, to collect any kind of document, information, document and items, collections for this purpose. He prepares documents such as report, project etc. necessary for professional persons and organizations. Due to non-admission of new members to foundation, since very valuable expert and researches cannot participate as member in activities of foundation, study groups are established upon reorganization in the foundation. Accordingly, Architecture, Urbanism, Planning Study Group is established under responsibility of Prof. Dr. Neslihan Dostoğlu and Turgay Erdem, Natural Assests Environment Study Group under the responsibility of Prof. Dr. Ulviye Özer, Folklore, Culture and Museum Administration Study Group under the responsibility of Esat Uluumay, Public Relations and Events, Academic Congresses Study Group under the responsibility ıf Ahmet Ö. Erdönmez, Publication Study Group under the responsibility of Raif Kaplanoğlu. Each study group started its works by making up separate organizational structure and principles. So, many expert and researchers joined and continue to join actively in our works as a “friend of foundation” even if they are not members of our foundation. With the directives composed by Publication Study Group of BURSAV, many researches has been conducted on Bursa and various publications are published. The most important of them is Researches on Bursa Periodicals.


BURSA ARAŞTIRMALARI DERGİSİ

RESEARCHES BURSA PERIODICAL

Bursa Araştırmaları Dergisi, 2003 yılında yayınlanmaya başlamıştır. Üç ayda bir düzenli olarak yayınlanan derginin 30. Sayısı hazırlanmaktadır. Derginin yayın ilke ve politikası, ilk sayısındaki editörden yazısıyla kısaca şöyle anlatılmıştır: “Dergimizin en önemli amacı, tüm Bursalılara tarihi sevdirmektir. Bu nedenle dergimiz, bilimsel alanda taviz vermeden, daha anlaşılır bir tarih dergisi olmayı hedeflemektedir.

Researches Bursa Periodical publication started in 2003. 30th issue of the periodical published quarterly in regular is being prepared. The publication principle and policy of the periodical is summarised in the editor’s article in its first issue: “The most important objective of our periodical is to endear the history to all Bursa residents. Therefore, our periodical aimed at being a more comprehensible history periodical without compromising its scientific aspect.

Dergimizin bir özelliği de, bolca görsel malzeme sunacak oluşudur. Herkesin ilgisini çekebilmesi, kolayca okunabilmesi için, yayımlayacağımız metinleri fotoğraflarla, belgelerle zenginleştirmeye çalışacağız. Bütün okurların bu dergide kendilerinden birşeyler bulabilmesi, bizim için çok önemli... Bu nedenle herkesin anlayabileceği bir anlatım dili kullanmaya çalışacağız. Değerli görüş ve eleştirilerinizle, bize bu konuda yön vereceğinize inanıyoruz.”

One aspect of our periodical is the abundancy of visual material to be presented. We try to enrich articles that we will publish with photographs, documents to attract the attention of everyone as well as for easy reading. It is very important for us in this periodical that all readers finding something that they will accept as part of them… Therefore, we will try to use a language of expression that can be comprehensible by everyone. We believe in that you will guide us in this issue, with your valuable opinions and criticisms.” The owner and Executive Manager of Periodical is M. Nuri Kolaylı and executive editor is Raif Kaplanoğlu.

Derginin Sahibi ve Sorumlu Müdürü M. Nuri Kolaylı, yayın yönetmeni ise Raif Kaplanoğlu’dur. Dergide çoğunlukla yazıları bulunan araştırmacılar şunlardır: Prof. Dr. Yusuf Oğuzoğlu, Prof. Dr. Hasan Ertürk, Prof. Dr. Neslihan Dostoğlu, Prof. Dr. Ercan Dülgeroğlu, Prof. Dr. Mustafa Kara, Prof. Dr. Mefail Hızlı, Jean-Louis Mattei, Prof. Dr. Hüseyin Algül, Prof. Dr. Osman Çetin, Prof. Dr. Hüseyin, Algül, Yard. Doç. Dr. Bedri Yalman, Yard. Doç. Dr. Hülya Taş, Yard. Doç. Dr. Asım Yediyıldız, Yard. Doç. Dr. İsmail Selimoğlu, Doç. Dr. Çafer Çiftçi, Hacı Tonak, Nevzat Çalıkuşu, Esat Uluumay.

Kent Müzesi Projesi

Bursa Araştırmaları Vakfı’nın gerçekleştirdiği en önemli faaliyetlerden biri Bursa Kent Müzesi’nin kurulmasıdır. 2004 yılında Bursa Kent Müzesi’nin hazırlanıp işletilmesini gerçekleştirdi. Ayrıca 2008 yılında İnegöl Kent Müzesi, Bursa Karagöz Müzesi, Bursa Basın Tarihi Müzesi ile Bursaspor Müzeleri de, Bursa Araştırmaları Vakfı’nın çalışmalarıyla gerçekleştirilmiştir. Raif Kaplanoğlu Bursa Araştırmaları Vakfı Genel Sekreteri General Secretary of Foundation for Researches on Bursa

Below researches mainly contributed to periodical with their articles: Prof. Dr. Yusuf Oğuzoğlu, Prof. Dr. Hasan Ertürk, Prof. Dr. Neslihan Dostoğlu, Prof. Dr. Ercan Dülgeroğlu, Prof. Dr. Mustafa Kara, Prof. Dr. Mefail Hızlı, Jean-Louis Mattei, Prof. Dr. Hüseyin Algül, Prof. Dr. Osman Çetin, Prof. Dr. Hüseyin, Algül, Yard. Doç. Dr. Bedri Yalman, Yard. Doç. Dr. Hülya Taş, Yard. Doç. Dr. Asım Yediyıldız, Yard. Doç. Dr. İsmail Selimoğlu, Doç. Dr. Çafer Çiftçi, Hacı Tonak, Nevzat Çalıkuşu, Esat Uluumay.

City Museum Project

One of most important activities carried out by Foundation for Researches on Bursa is the establishment of Bursa City Museum. In 2004, preparations for Bursa City Museum are completed and the Museum is opened. Moreover, in 2008 İnegöl City Museum, Bursa Karagöz Museum, Bursa Press History Museum and Bursaspor Museum are opened with the works of Foundation for Researches on Bursa.


REEL SEKTÖRDE FİNANSAL İLLÜZYONLAR

FINANCIAL ILLUSIONS IN REAL SECTOR


Yirmibeş yıllık iş hayatım boyunca kısa bir zaman dışında hep reel rektörün içinde oldum. Servislerin günde en az üç kere insan doldurup boşalttığı, hengâme ve koşuşturmanın hiç eksik olmadığı yerlerdi bunlar…

I have always worked in real sector excluding a short time all along my business life of 25 years. These were the places of services where people came and went at least three times and rushing was always a part of ordinary life.

Bu ülkenin girişimcileri 1980’li yılların sonlarına kadar finansal illüzyonlar görmezdi. Üretir, satar, karına ve işine bakardı. En önemli sorunları kalifiye işçi, üretim, makine – teçhizat, tahsilât tediye gibi şeylerdi. Zaten ihracat da 2–3 milyar Dolar sevi-sindeydi. Tamamı da tarım ürünüydü. İhracat, kambiyo, akrede-ditif, konteynır, uluslararası nakliye, yabancı dil, kalite, müşteri, pazarlama gibi dertler yoktu o tarihlerde… Kendimiz üretir, kendimize satardık! Patronların “tam patron” oldukları yıllardı! Biz bize gül gibi yaşardık!

The entrepreneurs of this country had not seen financial illusions until the end of 1980’s. They produced, sold and just cared for his profit and business. Their most important problems were the things such as skilled labor, production, machine-equipment, collection and payment etc. Yet the exports are at a level of 2-3 billion dollar. They were completely agricultural product. There were not problems such as export, foreign exchange, letter of credit, container, international transport, foreign language, quality, customer, marketing… we produced by ourselves and sold to each other! Those were the years where bosses were “real boss”! We were living in peace with each other!

Ne olduysa o yıllarda oldu. Bu günkü küresel ısınmadan daha sıcak gündemlerle yaşamaya başladık. Meğer bizim dışımızda bir dünya varmış, hatta almış başını gitmiş. Anladık ki bir de “küresel ekonomi” denen, hatta globalizm denen bir şey varmış. Ortalık toz duman. Bankalar, ekonomistler, patronlar, işçiler, ithalat ihracat, kur, parite, faiz, diğer merkez bankaları, uluslararası alıcılar satıcılar, telekomünikasyon, bilgisayar, internet, mobil iletişim araçları, sertifikalar, kalite belgeleri, insan kaynakları, pazarlama, büyüme, finansal enstrümanlar, Basel II, cari açık, faiz dışı fazla derken, bir curcuna ki sormayın. Ardından krizler, krizler… Birden her şeyi kantitatif olarak ölçen değerlendirme kuruluşları ve bu işe meraklı insanlarla doldu her yer… Ben dahil bir çoğumuz kantasyon hastalığına yakalandık. Ortalıkta fikir satan bir sürü insan. Patlamış mısır gibi iktisat fakülteleri açıldı. Küresel ekonomi yorumu yapan profesörler televizyonların baş konukları oldu. Hatta ekonomi kanalları kuruldu. Ancak hiç biri gelip bir üretim tesisini yönetmedi/yönetemedi. Üniversiteler patrona, patronlar üniversitelere kendilerini bir türlü anlatamadı. Bu aşk hala vuslata eremedi.

So things started to change on those years. We started to live with agendas warmer than global warming of today. Well, we learned that there existed a world outside of us, even it was so developed. So we understood that there was a globalism which is called as “global economy”. So, everything has become upside down. Banks, economists, bosses, workers, export-import, foreign exchange, parity, interest, other central banks, international buyers-sellers, telecommunication, computer, Internet, mobile communication means, certificates, quality documents, human resources, marketing, growth, financial instruments, Basel II, current deficient, primary surplus etc and a razzledazzle, you would not want to learn. Then, crises, crises… Every place is occupied with assessment bodies who measure everything else quantitatively and people who are curious about this work… Including me, many of us caught the illness of quantization. Many people who are selling ideas showed up. Faculties of economy have been opened like a popcorn ball. Professors who comment on global economy became the lead guests of televisions. Yet, economy channels started to air. However, no-one of them came and manage or can manage a production facility. Universities could not tell their concerns to bosses or vice versa. This cannot still be realized yet.


Peki, bu kadar curcunadan ne çıktı? Olumsuzlukları reddetmeden diyebilirim ki iyi şeyler çıktı. Türkiye yaklaşık 250 milyar dolarlık dış ticaret hacmine ulaştı. Bu rakam 2001 yılında ki Milli Gelirimizden epeyce fazladır. Geçtiğimiz 25 yılda ihracatımız yaklaşık 35 kat artmıştır.

Well, what is the result of this hustle-bustle? I can say that it has also good results without rejecting the negativities. Turkey reached a foreign trade volume of 250 billion dollar. This figure is considerably more than our National Income in 2001. In past 25 years, our export increased approximately at 36 times.

Bu günkü konumuz bunlar olmamakla beraber mesajım reel sektör temsilcilerinedir. Geldiğimiz günde müthiş bir finansal Although our topic is not on these, my message addresses the bilgi ve enformasyon bolluğu yaşanmaktadır. Finansal real sector representatives. In today, there is tremendously enstrümanlar ve finansal verilerdeki değişimler, abundance of financial data and information. Changes in fibileşik kaplar gibi bir birini yakından etkilemektedir. nancial instruments and financial data can affect each other Yatırımcılarımız ve sanayicilerimiz bu çok bilinmeyenli closely such as combined containers. Our investors and industrialdenklemi çözmek için gereğinden fazla zaman harists spend excessive time and ponder in order to solve this multi-varcamakta ve kafa yormaktadırlar. Bence bu bir aldatiable equation. For me, this is a deception and most of time financial maca ve çoğu zamanda sonu hüsranla biten finansal illusions which end in frustration. illüzyonlardır. You should not forget that, financial markets are a separate sector Unutulmamalıdır ki; finansal piyasalar da sizler/ which is organized for profit purpose like you and us. Maybe we fell in bizler gibi kar amaçlı örgütlenmiş ayrı bir sektördür. desire of making money/profit from this market as if it is very easy by Belki de asıl işimizi bırakıp çok kolaymış gibi bu piyasamaking our main job secondary. We understood that what we lived dan da para kazanma/kar etme arzusuna kapılıyoruz. is an illusion once we find ourselves in financial troubles. We make Yaşadıklarımızın bir illüzyon olduğunu ise mali the main mistakes, when sometimes works go smooth and well. sıkıntılara girdiğimizde anlıyoruz. Bazen de işler iyi gidiyor ya, asıl hataları ise o zaman yapıyoruz. Not to spoke out of turn, I am saying to the real sector representatives, spend all your energy to increase your profit from your main Haddim olmayarak reel sektör temsilcilerine diyorum activity. Of course, you should use proper financial instruments ki; gelin enerjinizin tamamını asıl faaliyetinizden olan at proper amounts in your investments, however do not make the kazancınızı artırmaya harcayın. Yatırımlarınızda uygun rules of financing sector as part of your business. ölçülerde ve uygun finansal enstrümanları mutlaka kullanın ancak finansman sektörünün kurallarını kendi işinizin bir Never forget that the rules of financing services of your comparçası haline getirmeyin. pany are very different than the rules of financing sectors. The financing services in your company are very important Kendi bünyenizde kurduğunuz finansman servislerinin services established to develop different perspectives in order kuralları ile finansman sektörünün kurallarının farklı işlediğini to carry out your main activities. The main jobs of these asla unutmayın. Kendi bünyenizdeki finansman servisleri, asli services or managers are not to evaluate your earned monfaaliyetinizi daha iyi yapabilmeniz adına farklı bakış açıları ies better (however not completely irrelevant), rather is to geliştirmek üzere oluşturulmuş çok önemli servislerdir. Bu servisler open new and profitable investment channels which are ya da yöneticilerinin asli görevleri kazanılmış paralarınızı daha iyi carved out with every dimension and if necessary provide değerlendirmek değil (Ancak tamamen ilgisiz de değil), size her financing for them. That is, increase your earnings with boyutuyla düşünülmüş yeni ve karlı yatırım kanalları açmak ve geagain same manners. You have to turn them into serrekiyorsa bunların finansmanını sağlamaktır. Yani kazanılmışlarınızı vices and people who think profit, production, trading, aynı yollarla artırmaktır. Onları, kendiniz gibi karı, üretimi, ticareti, modern management as well as growth, just like you. modern yönetimi, büyümeyi düşünen servisler ve kişiler haline getirebilmelisiniz.


Biz reel sektör temsilcileri, her gün küresel mali verileri izlemek, dünya borsalarını, önemli merkez bankalarının kararlarını, çapraz kurları, faiz oranları gibi birçok değişkeni takip etmek, her parasal gelişmeden haberdar olmak, en önemlisi de temel işlevlerimizi bu verilere göre yönlendirmek durumunda olmamalıyız. İyimserliğimizin ya da kötümserliğimizin temel nedeni de bu veriler ve onlardaki değişimler olmamalı.

We, representatives of real sector should not be in position to follow up many variables such as global financial data, world stock markets, decisions of important central banks, cross exchange rates, interest rates and to be informed about every monetary development and, above all, steer our basic functions according to these data. Our basic reason of optimism or pessimism must be not be these data or their changes.

Böylesi bir yaklaşım ancak bir bankacı yaklaşımı olabilir. Çünkü bir banka bu verilerden her hangi bir tanesini olumsuz gördüğünde o veriyle ilgili bütün faaliyetini durdurabilir. Almaktan ya da satmaktan vazgeçebilir. Oysa bir üretim ya da hizmet tesisi örneğin faizler çok yükseldi diye üretimini ya da hizmetini durduramaz.

Such an approach can only be approach of a banker. Because, when a bank sees negative anyone of these data, he can stop all activities related with this data. He may give up selling or buying. But, a production or service facility cannot stop its production or service for example on the reason that interests have increased so much.

Günümüz modern bankacılığı hiçbir konuda güvenliği sağlanmamış risk almaz. Gelecekle ilgili attığı bütün adımları uygun karşılıklarla teminat altına alır. Hatta bu garantiye alma işlemini her günün sonunda tekrar yapar. Açık pozisyon diye bir şey modern bankacılıkta yoktur. Patrondan gişe elemanına kadar tüm banka çalışanı her akşam evlerinde rahat bir uyku çeker. Finans piyasası aktörleri ile reel sektör arasındaki en önemli anlayış ve yorum farkı da buradan kaynaklanır. Bir banka bile finansal verilerle ilgili bütün değişkenleri kontrol edebilmesine karşın risk almazken, biz reel sektör temsilcilerinin finansal risk anlayışını bir kez daha sorgulaması gerekmez mi? Bütün bunlardan çıkacak sonuç bu verileri analiz etmemek, değerlendirme dışı tutmak değildir. Bu verileri, ülkemizin ve Dünyanın genel seyrini kesinlikle bilmeli ve her gelişmeyi yakından takip etmeliyiz. Ancak işimiz reel sektörde ise finansal verileri bir yaşam biçimi olarak değil ancak i��imiz için veri olarak almalı ve kullanmalıyız. Anlatmak istediğim özetle budur.

Today’s modern banking does not take risk of which security is maintained in any issue. He securitizes all steps he took for future with proper provisions. Even, he repeats this securitization at the end of each day. No such thing as open position exist in modern banking. All bank workers from bosses to tailors sleep comfortably in there homes. That’s where the most important understanding and interpretation difference between finance market actors and real sector arises. Even a bank can control all variables related with financial data without taking risk, should not we, representatives of real sector, question the financial risk understanding once more? The conclusion to be drawn is not that all these data should not be analyzed or assessed. We should definitely know these data, general developments of our economy and the world and closely follow up every development. However, if our business is real sector, we should treat these financial data not as a lifestyle but as a data for our business and accordingly use. That is the summary of what I want to tell.

Sektörünüz ne olursa olsun her yılın sonunda gelir tablonuzu elinize aldığınızda ilk veri kalemi satışlardır, ikincisi ise satışların maliyeti. Arasındaki fark ise “FAALİYET KARI” dır. Her faaliyetin kuralları farklıdır. Faaliyetiniz ne olursa olsun faaliyet karınızı artırmanın yolu faaliyetinizle ilgili satışlarınızı artırmak, ana ve yardımcı maliyetlerinizi ise düşürmekten geçer. Bir de mümkünse rekabet ve fiyat avantajı sağlayacak mal ve hizmet üretmekten geçer.

Regardless of your sector, the first account item is sales, second is cost of sales when you look over income state at the end of each year. The difference between them is “PROFIT FROM OPERATIONS”. The rules of every activity are different. Whatsoever your activity, you can only increase the profit of your operations by increasing your sales related with your activity and decreasing the main and secondary costs. If possible, by producing the product and service which will provide competitive and price advantage. You cannot increase your profit from operations with financial market players. If you are a representative of real sector, your financing cost must occupy a small place in total costs. You can determine the value that you have to attach this issue by examining your this rate. I wish you a prosperous business.

Faaliyet karınızı finansal piyasa aktörlüğü ile artıramazsınız. Eğer bir reel sektör temsilcisi iseniz toplam maliyetleriniz içinde finansman maliyetiniz küçük bir yer tutmalıdır. Bu konuya vereceğiniz değeri ise bu oranınızdan yola çıkarak tespit edebilirsiniz. Bol kazançlar diliyorum.


Gönüllerden Parmaklara A Love Story Going Through Süzülen Aşk Öyküsü Hearts To Fingers Konumuyla, harika doğasıyla, yeşili ve mavisinin göz kamaştırıcı bin bir tonuyla, binlerce yıllık bir cazibe merkezi özelliğini daima koruyan Bursa, şüphesiz beşiklik ettiği medeniyetler mirasının geleneksel el sanatlarına yansıyan ışıltılrından uzak düşünülemez. Kültür ve sanatına sayısız renkle, desenle, üslupla, nakış nakış işlenmiş bu büyük mirasın, hayranlık veren estetik yansımalarına gelin biraz daha yakından bakalım.

Maintaining its aspect of being centre of attraction for thousands of years with its location, fantastic nature, numerous shades of its green and blue colours, undoubtedly Bursa cannot be considered apart from sparkles reflecting from heritage of civilizations it accommodated to traditional handicrafts. Let’s observe closely its culture and art, the aesthetic reflections of this great heritage which was embodied with numerous colours, patterns and styles.

Bursa Osmanlı’nın ilk zamanlarında başkent olması ve ipek yolu üzerinde bulunması dolayısıyla Ekonomik ve Kültürel olarak tam anlamıyla bir merkez durumundadır.

In the strictness sense of the word, Bursa is in a central location in terms of economy and culture due to the facts that it

ı r a l t a n a S l E l e s k e n e l e Bursa’nın G a s r u B f O s t f a r c i d n a H l a n o i t i d a r T Bursa’nın bu konumu el sanatlarının da zenginleşmesini sağlamıştır. Geçmişte el tezgahlarında ipek kumaşlar, ipek halı , kilim , çuval ve heybe dokunmaktaydı. Günümüzde bu dokumalar fabrikalarda veya büyük atölyelerde yapılıyor. Bursa’da ipekböcekçiliğinin çok yaygın olması ipekçiliği de geliştirmiş, ipekli dokumaların merkezi olmuştur. Bursa’da dokumalardan başka urgancılık, saraçlık, bıçakcılık, demircilik, sedefçilik ,gümüş kakma sanatı, tenekecilik, köfüncülük, çarıkçılık,dokumacılık, semercilik gibi el sanatları yapılmaktadır.

was capital city in early times of Ottomans and it was located on Silk Road. This position of Bursa enriched the handicrafts. In the past, silk fabrics, silk carpets, rugs, linen bags saddlebags were weaved by using handlooms. Today, weaving is made in factories and large workshops. The extensity of silk worm breeding in Bursa improved sericulture and it became centre of silk fabrics. Apart from weaving, in Bursa handicrafts such as rope making, saddlery, cutlery, forging, nacre works, silver marquetry art, tinsmith, basketry from chestnut tree, rawhide sandal making, weaving, pack saddle making are also performed.


Bursa’ya bıçakçılık “93”savaşından sonra Balkan göçmenleri tarafından getirilmiştir. Bu tarihten itibaren göçmen ustalar ve yetiştirdikleri çıraklar aracılığı ile bıçakçılık mesleğini geliştirerek bu günkü düzeyine getirmişlerdir. Bursa el zanaatları arasında geçmişten günümüze kadar özel bir yeri olan bıçakların ünü günümüzde de sürmektedir. Geleneksel yöntemlerle el işi ile yapılan bıçaklar kullanım alanlarına göre ortalama 150 çeşit bıçak olduğu bilinmektedir. Bel bıçağı, et bıçağı, kıyma bıçağı, kaymak bıçağı, pastırma bıçağı, börek bıçağı, bekçi bıçağı , kasap bıçağı gibi çeşitlerini sayabiliriz. Bursa bıçakçılığı içinde Arnavut çakısının da ayrı bir yeri vardır. Bu çakıların sap kısmı boynuzdan yapılmaktadır. Genelde koç boynuzu kullanılmaktadır. Bu boynuzlara kesteki adı verilen bıçak ile kazınarak şekil veriliyor. Kullanılan koç boynuzları kemik fabrikalarından, bıçak kısmında ise Karabük çeliği kullanılıyor. Arnavut çakıları daha çok Trakya bölgesinde alıcı buluyor. Genellikle hayvancılıkla uğraşan çifçiler, tırnak ve hayvan kesmek için kullanıyorlar. Bıçakların üzerindeki yıldız sayıları bıçağın büyüklüğünü gösteriyor. Bunun yanı sıra bıçağı yapan usta üzerine ismini işliyor. Kaynak: Bursa Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü

Cutlery was brought to Bursa by immigrants from The Balkans after war of “93”. As of this date, immigrant artisans brought cutlery to its level of today by improving it via apprentices they trained. Reputation of knives which have a special place among handicrafts of Bursa from past to present prevails today too. According to area of use, it is known that there are 150 different knives made by hand by using traditional methods Among these, we may enumerate knives carried around waist, meat knife, chopping knife, heavy cream knife, pastrami knife, pastry knife, guard knife, butcher knife. In cutlery of Bursa, Albanian knife has a special place. Hafts of these knives are made of horn. Generally ram horn is used. These horns are shaped by scraping with a knife called `kesteki`. Ram horns are collected from bone factories, and in the knife part Karabuk steel is used. Albanian pocket knives usually meet with buyers in Thrace Region. In general, farmers who deal with cattery use it for cutting nails and animals. The number of stars on the knife shows its size. In addition to this, artisan of knife engraves his name on the knife. Source: Bursa Provincial Directorate of Culture and Tourism


IZNIK Gizlice çağırır doğanın sesi, Hissettiğimiz an kaplar benliğimizi, Sonra coştukça coşar ve aşar bizi … İznik Gölü’müdür gözlerinin önünde uzanıp giden? Yoksa Ascania Limne’nin, Truva’ya doğru yola çıkan askerlerin tozu dumanı mı?


Anlaşılmaz günbatımının pembeliğinde zamanın o anı, O anda yaşanır tüm yaşanmışlıklar… Zaman durur, sonsuzluğun müziği fısıldar… Anadolu’nun bağrındaki yangına doğru duyulur adım sesleri; Yolculara selam verir kavak, meşe, kestane, gürgen, Çam ve zeytin ağaçları ve daha niceleri… Kimi yaprağını hışırdatarak, kimi kozalağını çıtırdatarak… Rüzgar uçuşturur gözü yaşlı kadınların saçlarını, Açar örtülerini, “Acı”, gölün uğultusunda patlar, ürkütür insanı. Sesler iner doğanın kalbine, Acıları alır içine dertlenir duyamadığımız seslerle; Yine mi savaş? Dertlenir Ascania Limne dalar uykuya, başlar düş görmeye: Suyu üzerime bir yorgan gibi örttü, Verimli topraklarımda insanlarla yaşarken. Hani sondu tufan? Hani Nuh’un oğlu Sam kurmuştu, Yeni bir düzen ve mutlu bir klan… Benim içimde, suya dalmış uyur şimdi güzellikler… Su ninni söyler, beşik gibi sallanır topraklar. Suyun sesini duyar doğadaki kara çatlak, Titrer güzellikler karşısında, Kıskanır insanoğlunu öfkeden titrer… Su, Pazarköy İznik arası akar gider… Güneş gelince ışığıyla doğayı yıkamaya, Göl uyanır unutur korkulu rüyalarını… Sudan hoş sesler yükselir, doğal koro iş başında… Karamekeler, martılar, behriler ve ördekler bir arada… Salkım söğütler hışırdarken fonda, Başlar insanoğlu arı gibi çalışmaya, Destanlar yazmış zeytin ağaçlarının bakımına… Sesler iner doğanın kalbine… Güzel dilekleri, emeğin alın terini alır içine… Sevinir, seslenir; Yeni bir yaşam mı başlıyor sevgiden yana? diye…

Ayfer KUVALI DOSES Doğanın Sesi Derneği Kurucu Üyesi Founding Member of the Association of Nature’s Voice


OKU AMA NEYİ READ BUT WHAT

Yüce Kitabımız Kur’anı Kerim’de ilk inen vahiy “OKU” ile başlar. Burada belki de en önemli nokta “Neyi okumamız gereğidir?” Çünkü Yüce Peygamber öncelikle neyi okuyacak, neyi öğrenmiş olacaktı? Acaba OKU’daki derin anlam Kur’anı mı okumaktı? Ancak hepimizin bildiği gibi o ilk vahiy sırasında zaten Kur’anın tamamı ortada yoktu. Buna göre günümüz insanı neyi okuyacak? Dergiler, gazeteler, romanlar, şiir hikâye veya ders kitaplarını mı? Yoksa Tarih coğrafya fizik kimya matematik mi, ne? Aslında Kur’andaki OKU! emri belki de doğayı, doğadaki o eşsiz nizamı ve ahengi; Kâinatı, güneşi, gezegenleri, dünyaları okuyup öğrenmek ve daha sonra da kendine dönüp; yine Kur’andaki ifadeyle “âfak ve enfüs” demek olan dış ve iç dünyamızı, başka bir ifadeyle nefsimizi okumak olmalıdır. The first revelation of our Holy Book Quran begins with “READ”. In here maybe the most important point is “what should we read?”.

Because what would our Benevolent Prophet be read and learnt? I wonder, is the deep meaning of “READ”, to read Quran? However, as we all know, during that first revelation, not complete of Quran existed. So that, what will human of today read? Magazines, newspapers, novels, poems, story or course books? Or history, geography, physics, chemistry, mathematics or what? Maybe the READ! Commandment in the Quran should mean reading and learning the nature, unique order and harmony of nature, universe, sun, planets and earths and then it should be looking back ourselves and reading our self, soul, in other words, our inner and outer world, which is also expressed as “afak and enfüs” in the Quran.


Okumayı bir gereklilik olarak, bir ihtiyaç haline The thing that must be done to make reading a getirmek için yapılması gereken şey, öncelikle necessity a requirement will first start in school. okuldan başlayacaktır. Bu belki de çok bilinen, Maybe this can be widely known and ordinary sıradan bir söz olabilir. Ancak eğitim sistemisentence. However almost everyone complains mizden hemen hemen herkes şikâyetçidir. about our education system. In place of a sysEzbere dayalı sadece not veya sınıf geçmek için tem based on memorizing which gives courses veya üniversiteye girmek için zoraki olarak just for grades or passing the class or entering öğretilen ve belki de hayatta hiçbir faydası olthe university and may be not useful in the life; mayan sistem yerine; bence öncelikle TÜRKÇE’ for me, first of all, TURKISH must be taught yi iyi okuyup, iyi telaffuz etmek, iyi yazmak, in terms of reading good, pronouncing good, okuduğunu da iyi anlamak ve değerlendirmek writing good, understanding what is read and olmalıdır. assessment. Bunun için edebiyat ustalarının şiirleri, şiirlerindeki derin anlamlar, hikâyelerdeki ana fikirler, vecizelerle kişinin ufku genişler. Ufku genişledikçe doyumsuz hale gelir, yeni kitapların peşinde koşar ve ufku daha da genişler. Ne düşünülmesi gereğini değil; nasıl düşünülmesi gereğini öğrenir. “Taklitten tahkike” uzanan yol son derecede basit ve kolaydır: Bir akşam yemeğinde salatanızdaki küçücük bir maydanoz yaprağını inceleyin yeter!

The road from “imitation to investigation” is very simple and easy: Just, examine a small parsley leaf in your salad in one of your dinners!

Bu minnacık yaprakların damarlarını, içlerindeki lezzeti, suyunu, tadını ve rengini bir düşünün! Bu yaprağın olgunlaşmış bir yaprak haline dönüşmesi için doğada kaç adet irili ufaklı “oyuncuların” bir araya gelerek nasıl bir heyecan ve gayretle bu yaprağı oluşturmak için neler sarf ettiklerini bir düşünün! Güneşi, yağmuru, toprağı toprak altındaki mikro organizmaları, rüzgârı ve bütün bunların etkilerini derinden fark etmeye çalışın! Yeter de artar bile!

Taşkın TUNA

Fizik Yüksek Mühendisi Araştırmacı Yazar

For this purpose, poems of literature masters, deep meanings in their pomes, main ideas in their stories and aphorisms broaden the horizon of the person. As its horizon become broader, it becomes delicious and goes after new books and his/her horizon becomes broader further. He/she learns not what to think, rather, how to think.

Think once the vessels of this small leaves, its delight, water, taste and color! Think that how many small and big “players” make effort to form this leaf with such an excitement and energy by coming together in order to transform this leaf into this ripen leaf. Try to be deeply aware of the sun, rain, earth, micro-organisms under earth, wind and the effects of all of them! Enough and some to spare!

Physics Engineer Researcher Writer


Kâinatın hayret uyandıran ahengini anlamak için yarın sabah erkenden balkona çıkınız! Güneşin doğuşunu bir seyrediniz! In order to understand astounding harmony of the universe, step in your balcony in tomorrow morning! Watch the sunrise!

!

Bizden 150 milyon km. ötede parıldayan bu muhteşem yıldızdan çıkan ışığın saniyede 300.000 km. hızla dünyaya sadece 8 dakikada geldiğini ve güneşten yayılan ısı ve ışık huzmesinin sadece 2 milyarda birinin dünyaya ulaştığını; bu miktarın bile koskoca okyanusları buharlaştıracağını, rüzgârları meydana getireceğini; basınç sistemlerini kontrol edeceğini; atmosferik olayları oluşturacağını anladıktan sonra bu kez Güneş Sistemindeki diğer gezegenlerin nasıl bir kanunla dolandıklarını ve nihayet bize en yakın sabit yıldızın bizden sadece 4.5 ışık yılı uzakta olduğunu; öte yandan bize en yakın andremodea galaktik sistemin ise bizden sadece ve sadece 2. 5 milyon ışık yılı uzakta yer aldığını oku’yun! Gençlere okumayı sevdirmek için onlara “okunacak kitap” lar tavsiye etmelidir. Okunacak kitabın tanımı şudur: Eğer bir kitap, kafanıza yumruk indirir gibi sizi sersemleştiriyorsa işte bu okunacak bir kitaptır. Zaten iki çeşit kitap varmış. Biri uyku getiren, diğeri uyku kaçıran! Siz hangisini tercih edersiniz? Kitapları daha geniş kütlelere yaygınlaştırmak için; ideal gençlerin kurduğu dernekler, topluluklar son derecede faydalı olacaktır.

READ! that the light of this magnificent star shining at a 150 million km far from us reaches the earth in only 8 minutes with a speed of 300.000 km per second and only one of 2 billion of the heat and light beam reaches the earth; this amount is enough to evaporate all colossal oceans, will generate winds; will control the pressure systems; will generate the atmospheric events and according to which laws other planets in the Solar System turns around and the closest star to us lies in 4.5 light years far form us, on the other hand, the Andromeda galactic system is only and only 2.5 million light years far from us. To endear reading to young people, “must be read” books must be advised to me. The definition of the book that must be read: If a book makes you bemuse like a punch strike on your head, that’s the book that must be read. Yet there are two types of book: One makes you drowsy or other makes it lost! Which one do you prefer? In order to widespread the books to large masses, the associations, communities established by idealist young people will be very useful.


Etrafınıza bir bakınız! Ne kadar az teşekkür ediyoruz.

Look Around! So Little We Say “Thank You”.

Benim uykumu kaçıran kitaplar tasavvuf kitapları olmuştur. İbn-i Arabi’nin, Mevlana’nın şiirlerde ise Niyazi Mısri’nin derin çok çok derin anlam yüklü kitaplarından çok istifade ettiğimi belirtmeliyim..

The books which make my sleep lost are the books related with Sufism. I should say that I am reading lots of İbn-i Arabi, Mevlana, and poems of Niyazi Mısri, which embodies very deep meanings.

Okuma ile yazma, birbirinden çok farklıdır. Okurun bir çırpıda okuduğu satırlar, aslında belki de onlarca yıllık bir birikimin, alt yapının ve inanılmaz bir gayretin tortusu olarak değerlendirilmelidir.

Reading and writing are two very different activities. Lines read by reader in a stroke, in fact must be evaluated as decades of experience, knowledge and residues of unbelievable efforts.

Yazmak demek, kelimeleri bir araya getirmek değildir. O kavrama en doğru, en yakışan kelimeyi arayıp bulmak demektir. Bunun için kelime haznesinin bolluğu, soyut kavramların derinlikleri, ifadelerdeki isabetli buluşlar, yerinde ve zamanında belirtilen teşbihler, okurun merak ve heyecanını daima “uyanık” tutmalıdır. Zamana gelince: Bir günde tam 86400 saniye vardır!

Writing means not ordering the words in a row. It means searching and finding the word which is truest and best explaining that concept. For this, the abundance of vocabulary, depths of abstract concept, well-targeted expressions, comparisons at right place and time must always keep the curiosity and excitement of reader “alive”. When it comes to time: A day is created from 86400 seconds!


Medcezi̇r ceVİZ

YAKAMOZLARIN IŞIĞINDA SANA BAKIYORUM, KAMAŞIYOR BAKIŞLARIM, MED CEZİR OLUYORUM…


ESKRİM FENCING


1987 yılında Atatürk Lisesinde 6.sınıfta okurken sınıf arkadaşımın tavsiyesiyle başladığım eskrim; benim için yaşam biçimi olmuştur. Lise yıllarında bırakmak istesem de, eskrimin verdiği mücadele azmiyle 1993’te Büyükler Türkiye 3’sü olarak ilk ferdi derecemi elde ettim. Şanssızlıklar nedeniyle geçte olsa 2002 yılında Moskova Büyükler Avrupa Şampiyonasıyla milli forma aşkıma kavuşmuş oldum. Sabretmek ve kazanmak; eskrim buydu… Eskrimin üç dalında da ferdi ve takım Türkiye derecelerim olmasına rağmen, 2009’da Büyükler Türkiye Şampiyonluğuyla kariyerim de tek eksik kalan parça da tamamlanmış oldu. Böylece zirve de olmanın, tarif edilemez mutluluğunu yaşatmıştı eskrim… 2009 da Bulgaristan-Büyükler Avrupa Şampiyonası ve devamında Antalya da Büyükler Dünya Şampiyonasıyla milli takım kaptanı olarak milli formayı son kez giydim ve aktif sporculuk yaşantımı noktalamış oldum. 22 yıl kesintisiz olarak aktif sporculuğu; sanırım Türkiye de çok az kişi yaşamıştır… Eskrimin yarışma ruhu bu olsa gerek… 1998 de başladığım eskrim hayatım, 1991 den beri hakem, şu an da antrenör olarak devam etmektedir. Artık sporcularım milli takımlarda yer alıyor ve minik eskrimcilerimde bu yolda ilerliyorlar. Onlarla yurt dışında başarılar elde etmek en büyük hedefim… Saygılarımla…

Fencing that I started in 1987 when I was at the 6th class at school that one of my friends’ advice, it became my life style. Although I wanted to give up this sport with the challenging and ambitious spirit of fencing I won bronze medal of Seniors Turkey Fencing Championship. It was my first individual degree. Because of bad luck even it was too late ,I could wear the national uniform at Seniors European Fencing Championship in Moscow, in 2002.Patience and success; fencing is that… Although I have Turkey’s individual and team degrees in the three branches of fencing, with Seniors Turkey Fencing Championship, the only missing part in my career was completed in 2009. So fencing gave me the indescribable happiness of being at the summit. In 2009, in Bulgaria Seniors European Fencing Championship and following that in Antalya Seniors World Fencing Championship as the captain of the national team I wore the national uniform for the last time and being an active athlete has been finished. Being an active athlete for 22 years continuously; I think it’s the thing that very few people could achieve in Turkey and it is the spirit of this contest. Now , my fencing life is going on as being a refree since 1991 and starting as a trainer since 1998. From now on,my athletes are taking place in the national teams and my fencers are continuing on this way.My biggest aim is to have success in abroad with them. Best regards… Uğur AÇIKEL

Matematik Öğretmeni / Mathematics Teacher


Sen olmak arzum

Hani; daha yeni emekleyen çocukları ateşten uzak tutmak için ''cıss'' deriz ya, Ama çocuklar ille de dokunmak, kendileri keşfetmek isterler ya… Canları yanınca anlarlar gerçekten onun ''cıss'' olduğunu… Benim de canım yandı… Ama sende unuttum ki ben her şeyi… Hissediyorum; ''cıss'' değilsin sen…

My desire to be you

Dün bir kere daha affettim kendimi, kırgınlıklarımı… Aşka dair tüm yeminlerimi, tövbelerimi tek tek bozdum… Tüm acılarımdan sıyrılmış, Güvenle geliyorum sana, suskuna. Tümden sen olmak arzum… Yeniden, kendimce, keşfetmek istiyorum seni, Müsaaden var mı? Ne olduğunu anlamadığım bir garip Duygu, heyecan sardı içimi… Korktum bir an, sonra geçti korkum… Yüreğimdeki çocuk camın buğularını silmeye başladı… Korkmalı mıyım hadi söyle? Sana inanıyorum biliyor musun, hatta güveniyorum. Dostum, arkadaşım, yoldaşım, canım, ömrüm, aşkım, sevdam olmanı istiyorum…

Well; to keep the creepy children away from fire, we say “cıs”, However, children necessarily wish to touch and discover themselves as well… They could understand that is really “cıss” when they hurt … I was hurt… But, I forgot everything on you… I feel that you are not “cıss”… Yesterday, I forgave myself once again, I forgave my offenses… I broke all my oaths concerning love; I broke all my repentances one by one… By easing from all my pains, I am coming to you confidently to silence. All my desire to become you… I wish to discover once more again by me, would you mind? It is a really strange feeling so that I cannot understand at all, I was excited… I was afraid suddenly then I hold no fears… A child on my hearth started to clean the mist on the window… Tell me should I afraid of? I believe you, do you know? Even I trust you. I want you to be my friend, my fellow, my dear, my life, my love, my passion…


Sen tutmaya hazır hissediyor musun bir eli, bir yüreği keşfetmeyi, yaşatmayı düşlüyor musun?

Do you think if you are ready to hold a hand or to discover a hearth or do you imagine to keep me alive?

Bu kez buldum, ne diyorsun? Güler mi yüzümün gülmeyen yanı? Güneşi olur musun yüzümün, yüreğimin? Bırakmazsın değil mi elimi…

I found it once, what do you say? Do you think so if my unsmiling side could smile? Do you become the sun of my face, my heart? You never left my hand, do you….

Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım, Sende çözüleceksin belki. Samimi, güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince… Nefesim ol, her çekişimde içime dol. Teslim oldum demenin huzurunu yaşamak istiyorum… Hadi dinle kalbini, korkma! Ben sana, yüreğine, yüreğime sahip çıkarım, kollarım, koklarım. El değdirmem, söz ettirmem sevdama… Bakışların içime işliyor, bir şeyler kopuyor içimden ve sana akıyorum. Durmuyor, durduramıyorum aslında istemiyorum da… Sen olmak, seninle olmak korkutmuyor yüreğimi, coşturuyor tersine. Nehir oluyorum, çağlayana dönüşüp dökülüyorum önüne. Ayaklarının ta dibine… Bak karşında sevgi dilenen oldum ve bundan mutluyum. Ben sana ömrümü öneriyorum, farkındasın değil mi? Gözlerim hiç kimsenin gözlerinde gezinemedi. Bir yürekte kaybolmanın saadetini yaşamadı yüreğim. Şimdi sendeyim... Gözlerinde kaybolmak, sen olmak için buradayım. Al beni, sar sıcaklığınla… Bakışınla, gülüşünle… Bana dokunmak için yaratılmış olduğuna inandığım ellerinle, tut ellerimi…

I shall be understood and I shall reflect as a mirror, May be you open your heart? When you catch someone’s eyes that are childlike, unsafe and disarmed… You do my breath like a fresh air. I really want to live in rest when I say give in… Let’s listen your heart, do not afraid! I own you, your heart, my heart, I look after you, and I smell you. I never touch my love, I never allow anyone to talk about my love… Your eyes are always on my heart, something broken from my heart and I fall in love Never stops, I could not stand actually I do not want to stop it… I never afraid of being you, to be with you...Contrarily, it stirs me up. I become river; I become waterfalls in front of you. To your food as well… Look! I beg your love and I am happy for that. I propose you my life, don’t you aware? My eyes never look at somebody’s eyes. My heart never lives the happiness how to lose in a heart. Now, I am with you… I am here to lose myself on your eyes; I am here to be with you. Take me; enfold me in your arms… With your looks, your smiles… Hold my hands which I believe that were created to touch me…

Besim YEŞİLKAYA


KRİSTAL GEZEGEN THE CRYSTAL PLANET Çok çok eskiden daha hayat oluşmadan, dünyanın bir uydusu varmış ve saf kristalmiş. Işıl ışıl yanarmış. Hele güneş ona vurduğunda kristalden yansıyan ışıklar bütün evreni aydınlatırmış. Üzerinde binlerce, yüz binlerce civelek ışıklar yanarmış. Renkler sanki dans eder, raks eder, bale yaparlarmış. Bu alacalı oyununa eşlik edecek müziği de, evren oluştururmuş. Onu daha yakından görmek isteyen binlerce meteor, göktaşı yaklaşabildikleri kadar yakınlaşırlarmış. Bu arada çıkardıkları seslerle sanki kristal uydunun içindeki renk raksına müzik yaparlarmış. Bütün evrenin gözbebeğiymiş bu kristal uydu. Fakat bir tanesi ona çok fazla yaklaşmış, çünkü bu kristal uyduya âşık olmuş. O kadar yakınına gelmemesi gerekiyormuş. Fakat âşkın sarhoşluğunda bunu hatırlayamamış. Yaklaşmış, yaklaşmış, yaklaşmış ve kristal uydunun tam göbeğine büyük bir hızla çarpmış.

A long long time ago, before the life on the Earth started, the Earth used to have a satellite, which was made up of pure crystal. It used to shine glaringly. And the lights that were reflected from the crystal used to illuminate the whole universe, when the sun was shining on it. On it, there used to be tens of thousands of, hudreds of thousands of frolicsome lights. The colours used to seem like dancing, belly dancing, performing ballet on it. The universe, on its part, used to form the music that would accompany this multicoloured game. Thousands of meteors, asteroids, which desired to see this satellite from a nearer point, used to approach to that satellite as much as they could. At that time, they used to seem to make music to the colour dance inside the crystal satellite, with their sounds. This crystal satellite was the dearest of the whole cosmos. But, one of the meteors especially approached to it, because that meteor fell in love with this crystal satellite. In fact, the meteor should not have approached so much to the satellite. But, the meteor could not realize that, because of its drunkness of love. It approached, approached, approached and it hit with a great speed to the center of the crystal planet.


Işıkların dansı ve ritmi bir anda karışmış, hepsi birbirine girmiş. Ne yana gideceklerini şaşırmışlar. Hepsi, hiç istemedikleri hâlde, şiddetle birbirlerine çarpıyor, çatırdama sesleri evreni inletiyormuş. Koca kristal uydunun içindeki renkler ve ışıklar, bütün güçleri ile birbirlerine sıkıca kenetlenmeye çalışmışlar. Daha sıkı, daha sıkı sarılmışlar, kopmamak için. Fakat çatırdamalar çoğalmış, daha çoğalmış ve daha da çoğalmış. Sonra güümmm!

The whole dance and rythm of the lights suddenly mixed with each other; all of them have rushed to each other. They could not know, where to go. All of them started to hit each other even though they themselves did not want it, and the voices of the cracklings echoed within the whole universe. The colours and lights inside the huge crystal planet tried to clamp together with all of their powers. They embraced each other more and more tightly, for not falling apart from each other. Nevertheless, the cracklings increased even more and more. And then, boooooom!

Kristal gezegen bütün evrenin gözü önünde binlerce, milyonlarca, milyarlarca parçaya ayrılmış. Ve uzayın derinliklerine doğru yayılmaya başlamış. Birbirlerine sıkıca sarılmış olan parçalar birer birer kopup ayrılıyormuş. Bu çaresizlik içinde eş parçalar hüzünle, gözleri yaşlı olarak giden eşlerinin arkasından bakakalmışlar. Bütün parçalar şaşkın ve gözyaşları içindeymiş. Hepsi hem ağlıyor hem birbirine bağırıyormuş; Gitme! Gitme paçam!

The crystal planet was blown into thousands of, millions of, billions of pieces, before the universe. And those pieces started to be spread thrpugh the depth of the space. The pieces, which tightly embraced each other were now falling apart one by one. The spouse pieces, in this desperation, were looking at their spouses with sadness and with tears in their eyes. All of the pieces were amazed and they were shedding tears. All of them were both crying and shouting at each other: Don’t go! Don’t go my piece!

Evrenin her tarafını ağlamalar sarmış. Diğer gezenler, meteorlar, güneş ve ay, hepsi bu manzara karsısında gözyaşlarını tutamıyorlarmış. Fakat çaresiz izliyorlarmış. Parçaların bir kısmı dünyanın atmosferine girmeye başlamış. Önce sürtünmenin şiddetinden ısınmışlar. Aşağılara doğru indikçe ısı artmaya başlamış ve erimişler. Yeryüzüne yaklaştıkça da değiştiklerini fark etmişler. Değişmişler, değişmişler. Yeryüzüne dokunan her parça iki ayaklı, iki kollu, iki gözlü bir canlı olarak düşmüş. İnsan demişler kendilerine. Fakat bir daha bir araya gelip aynı kristali yapamamışlar. Çünkü bu kristal uydunun bütün parçalarının doğru yerleştirilmesi gerekiyormuş, ilk oluştukları andaki gibi… Lakin, o kadar çok dağılmışlar ve değişmişler ki, hiç biri kendi eş parçasını tanıyamıyor, o nedenle de bulamıyormuş.

The whole universe was covered with cries. All other planets, meteors, the sun and the moon were shedding tears before this scene. But, they were just watching this scene with despair. Soem of the pieces entered to the atmosphere of the world. At first, they started to be heated because of friction. As they were getting down, the heath were increasing and they were melting. As they approached to the earth’s surface, they realized that they were being changed. They continued to be changed... Each of the pieces which touched with the earth’s surface, became a living organism that has two feet, two arms and two eyes. They started to call themselves humans. But they could no more manage to unite again and form the same crystal. Because, in order to reorganize that crystal planet, it was necessary to place those peaces exactly in their previous form...

O zamandan beri bu kristalin parçaları eşlerini arar durur. Bazen bulduklarını sanırlar. Fakat tam yerine oturmaz kristal. Bir şeyler eksik ya da yanlıştır. Özlem insanı yanıltır.

However, they had scattered and changed so much that, none of them could recognize its spouse part, and for this reason, could not find. Since that time, the pieces of this crystal continue to search their spouses. Sometimes, they think that they have found their spouses. But, the crystal never settles in exact form; something goes wrong, or missing. The feeling of yearning misleads the people.

Bazen, hiç ummadıkları bir anda gerçekten kendi eş parçalarını bulurlar. Mutlulukla gülümser ve sonsuzluğun uyumu içinde yaşarlar. Umarım herkes kendi eş kristalini bulur. O muhteşem uydu oluşur ve renklerin huzurlu raksı tekrar başlar.

Sometimes, they find their spouse parts at an unexpected moment. In such a situation, they simile happily and they live in the harmony of eternity. I hope, everybody finds his/her own spouse crystal, that gorgeous satellite forms and the peaceful dance of the colours starts again. Mustafa ÜZEL

Uluslararası İlişkiler- Yazar / The International Relations-Author


Filiz ÖZDEMİR Ressam/Painter


.tr

p.com

bengru


BEN BURSA KÜRESEL KÜLTÜR YAYINI