Issuu on Google+


başlarken Üniversitenin toplumsal ve tarihsel işlevinin hafızalardan yok edildiği bu dönemde üniversitenin gerçek anlamının tekrar hatırlanmasının gerekli olduğunu düşünüyoruz, çünkü üniversiteler bilimin, kültürün ve sanatın üretildiği yerlerdir. İstiyoruz ki aslında bizi birbirimize düşüren rekabet sisteminin, tüketim sisteminin değil de ağaçları kesip hayatı griye boyayanlara inat tüm ezilenlerin ve kolektif yaşamın sesi olalım. Okulumuzda hep beraber düşünüp tartışmak ve okuyup yazmak hedefiyle ürettiğimiz bu yayınla bize dayatılan tüketim kültürünün karşısında üretmenin de bir alternatif olduğunu, diğerlerini yenip geçmenin değil de, hep beraber gülmenin gerçek değer olduğunu hatırlatalım.

ünİVERSİTEDE BİR HAYALET DOLAŞIYOR : İSYAN HAYALETİ Süleyman*Fizik Müh. Hep beraber tarihi bir dönemin tanıkları ve en ön saflardaki sanıkları olduk, olmaya da devam ediyoruz. Gezi direnişi dedik adına, insanların ne içeceğinden içeceğini ne zaman alacağına, kadınların nasıl giyinmesi gerektiğinden kaç çocuk doğuracağına, Alevilerin nasıl ibadet edeceğinden nerede ibadet edeceğine kadar karışan, savaş çığırtkanı dış politikalarıyla onlarca insanın ölmesine sebep olan AKP karşısında toplumsal bir patlamaydı bu. 1 Mayıs'ın Taksim’de kutlanmasını yasaklayabileceğini, ODTÜ'ye elini kolunu sallayarak girebileceğini sandığı gibi, bu hareketi de ötekileştirerek, aşağılayarak ve hatta öldürerek bastırabileceğini sanan AKP faşizmi bizzat halk tarafından sokakta yenildi ve geriletildi. Biz üniversiteliler, tam da gençliğin apolitik olmakla suçlandığı bu dönemde en

ileri barikatlarda yer aldık. 6 arkadaşımızı aldı AKP aramızdan, birisi üniversite öğrencisiydi; Ali İsmail Korkmaz. Şimdi de ODTÜ'de katillerini arkadaşlarımızın üstün salıyor, yetmezmiş gibi bir arkadaşımız ateşe atılıyor. Ethem Sarısülük davasında katilin tutuklanmasını isteyenlere, Antakya'da , Ankara Tuzluçayır'da halka - adalet isteyen halka- saldırıyorlar. Sanmasınlar yaptıkları yanlarına kalacak, bir orman yangını gibi büyüyor şimdi isyan memleketin her bir yanında. Yine konuşmasında Tayyip Erdoğan ''Bu ülkede bir diktatör varsa bu diktatörü sandık yoluyla indirsinler.'' diyor. Kendince hesaplar yapan ve toplumsal muhalefetin esas adresi sokakta yenilen Erdoğan, bütün büyük diktatörler gibi sandığa güveniyor.


Unutulmamalı ki Hitler ve Mussolini gibi tarihin en büyük diktatör ve faşistleri sandıktan birinci çıkanlardır. Gerçek demokrasi sandık değil, park ve üniversite forumlarında nüveleri atılan doğrudan ve katılımcı demokrasidir. Demokrasi ve özgürlüklerimiz için mücadele etmek, aslında insan kalabilmek için mücadele etmektir. Kuşkusuz bilimsel, demokratik ve özerk üniversite mücadelesi için mücadele birikiminin sokağa taştığı 6 Kasım en önemli tarihlerden bir tanesi olmuştur. Üniversiteler bilimin, kültürün, sanatın özgürce üretildiği ve bu alanlarda toplumun en ilerisinde bulunan öznelerdir. Üniversiteliler yalnızca sistemin onlara biçtiği rolü oynayamaz, birer üniversiteli olarak aydın kimliklerinin bilinci ve sorumluluğuyla hareket edip, ülke sorunlarına ve toplumsal olaylara müdahale ederler. Bu sebeplerden dolayı üniversite devletten, sermayeden ve gericilikten özerk ve

demokratik bir yapıya sahip olmalıdır. Fakat 80 darbesiyle birlikte üniversiteyi baskılamak ve denetim altına almak için Yüksek Öğretim Kurulu kurulmuştur ve bugün de AKP YÖK’ü kendi çıkarları doğrultusunda bir baskı aygıtı olarak kullanmakta. Yüksek Öğretim Kurulu kurulduğundan beri neredeyse her yıl çeşitli eylemler düzenleyen öğrenciler, bu yıl gezi direnişinde polislerce katledilen üniversite öğrencisi Ali İsmail'in mücadelesini 6 Kasım'da ''Ali İsmail Korkmaz Yaşıyor, Üniversite Direniyor'' sloganıyla Beyazıt Meydanı'na taşıyor. Şüphesiz ki Gezi olaylarının yaşandığı bu yıl 6 Kasım, direnişin en ön saflarında yer alan üniversiteliler için ayrı bir öneme sahip. Şimdi 6 Kasım'da birer Ali İsmail olup alanları doldurmanın zamanı. Şimdi AKP'ye direniş, okulumuzda isyan var. Her sene en az bir kere İTÜ'ye uğrayan AKP kurmayları, bu yıl gel(e)mediler. Gel(e)mediler, çünkü gezi ruhunun bir hayalet gibi okulda dolaştığını, biriken öfkenin bazen bir yumurta olup suratlarında patlayacağını, bazen bir barikat ateşine dönüşüp onları yakacağını biliyorlar. Bugün amfisinde ders dinleyemeyen Ali İsmail'e sözümüzdür; AKP'den hesap soracağız, üniversiteye katillerini sokmayacağız!


bir Karaca rekoru 4 saatlik jet soruşturma

Karaca yandaş ama bİr Gökçek değİl! Süleyman*Fizik Müh. Geçtiğimiz sene İTÜ'lü asistanları keyfi bir uygulamayla okuldan atması, bu yaz mezuniyet törenleri sırasında otobüs dolusu ak gençlik üyesinin okula sokması akabinde ak gençliğin İTÜ'lülere sadırması, gezi direnişçilerine, ODTÜ'lülere hakaret etmesi, arkadaşlarımızı yurttan atması derken hali hazırda bir çok faul yapan Rektör Karaca yetmezmiş gibi en son İTÜ'lülerin ODTÜ'ye destek vermek için diktiği fidanları söktürdü. En son faulü ise fairplay kurallarının dışında zira sökülen ağaçların hesabını sormak için rektörlüğe giren kolektifçi öğrencilere yalan yanlış bilgilerle jet hızında soruşturma açtı. Ağaçtan soluma Karaca! Ağaçların sökülmesinin ertesi günü rektörlükte süpriz bir eylem gerçekleşti. Ellerinde maketten oksijen tüpüyle rektörlüğe giden öğrenciler Karaca'ya suyu hidroliz edip oradan çıkan oksijeni tüketmesini söyledi. Zira fidanları söken bir insanın ağaçların ürettiği oksijeni haketmediği ortada. İTÜ'de kimya fakültesi var gitsin oraya da kendi oksijenini üretsin bi zahmet.

Rektör Karaca Guinness Rekorlar Kitabı'nda Eylemden tam 4 saat sonra (evet evet 4 saat) gerçekleştirdiği onlarca hukuksuz uygulamayı yazma ihtiyacı duymadığı resmi sitesinde öğrencilerine açtığı soruşturmayı büyük bir gurur ve tahminimce zevkle açtığı soruşturmayı duyurdu. Üstelik yalanlar ve iftiralarla dolu "duyuru"da öğrencilerin kapıları kırdığı, çalışanları darp ettiği gibi saçmalıklar var. Fakat bu duyuruyla bir faul daha yapan rektörlük, kamera kayıtlarını izlememiş olmalı ki ( 4 saatte hazırlayınca izlemeye fırsatları kalmamış olmalı) aslında rektörün parlak çelik kapısına hiç bir zarar gelmediğini, darp edilen görevlinin olmadığını ve hatta rektörlük içindeki sivil polisin öğrencilere "senin ağzını burnunu kırarım" dediğini görememişler. Özenti Rektör Gerek fidanları sökmesi, öğrencilere ve eylemcilere saldırması gerek bıraktığı bıyıklarıyla olsun belki Melih Gökçek'e belki de Erdoğan'a özenen Karaca yanlış sularda yüzmekte çünkü İTÜ, öğrencisi ve akademisyeniyle bundan önce olduğu gibi yapılan saldırı ve "faul"leri boşa çıkartacak ve üstesinden gelecektir.


Demokrasİ ne arar la pakette Uğurcan *Elektrik-Elektronik AKP, sanki bu ülkede bir Gezi Direnişi olmamış, bu direnişte halka zulmedilmemiş, uydurdukları ekonomi bombası patlama noktasına gelmemiş ve “çözüm süreci” sekteye uğramamış gibi bu sorunlardan kurtulmak için çıkış formülünü demokratikleşme paketi masalında buldu. Uzun süredir yandaş medyanın “Bakın valla çok süper şeyler olacak” diye reklamını yaptığı “demokratikleşme paketi” açıklandı. Demokrasiden anladığı şeyler “duble yol” ve “biber gazı” olan başbakan paketi bizzat açıkladı. Demokratikleşme paketi adı altında küçük çaplı bir stand-up şov yaptı. Paketteki maddeler ülkedeki demokrasi seviyesini arttırır mı bilmem ama mizah kalitesinde gözle görünür bir artış yaşanacağı kesin. Konuşmasında büyük demokrasi şehitleri(!) Menderes, Özal ve Erbakan’a teşekkür etti, ardından 45 dakika muhalefete saydırdı. Geri kalan 10-15 dakikada da paketi kamuoyuna duyurdu. En fazla, “hobi olarak” demokratik olabilecek AKP tarafından demokraside büyük devrim olarak sunulan paket tam da beklendiği gibi hiçbir temel demokrasi problemine merhem olmuyor. Seçim barajını kaldırma kisvesiyle getirilmek istenen sistem(ler) büyük partilere fayda sağlamakta dolayısıyla anti-demokratik bir AKP uygulaması daha yolda diyebiliriz. “Andımız”ın kaldırılmasının büyük reform olarak lanse edilmesi, eğitimdeki neoliberal sistem varlığını sürdürürken komik bir makyaj görünümünde kalıyor. Zira eğitimde demokratikleşmenin önündeki en büyük engel olan YÖK olduğu yerde duruyor. Nevşehir Üniversitesi’nin adının Hacı Bektaş-ı Veli olarak değiştirilmesi bir rant projesi olarak planlanan ve inşasına girişilen üçüncü köprünün adının Yavuz Sultan Selim konmasından, cami-cemevi projesinden ,AKP’nin dayandığı temel taşlardan biri olan Sünni mezhepçiliğinden rahatsız olan Alevilerin ağzına bir parmak bal ça-

larak bu kesimi susturmak için yapılan saçma ve yersiz bir girişim. Zaten Sivas katliamı davasının zaman aşımına uğramasına “hayırlı olsun” diyen bir insandan, Alevilere haklarını teslim etmesini beklemek çok anlamsız. Şahsen en beğendiğim madde, kurban derilerinin ne olacağı sorunsalına açıklık getiren “reform”. Bütün Türkiye nefesini tutmuş kurban derilerinin THK’den başka bir yere verilebilmesinin önünün açılmasını bekliyordu(!). Nefret suçlarına hapis cezası verilebilecek olması güzel ama pakedi açıklayan şahsın kendisi halk nazarında nefret suçlusu olduğundan bu maddenin de yüzeysel olduğunu tahmin etmek zor değil. Zaten etnik köken, cinsel yönelim, dil ve cinsiyete dayalı suçlar bu düzenlemede yok. Belli ki sadece türban var. Ya bi de hani bizde zaten ileri demokrasi vardı? 11 senedir atılan gazlarla, alıkonulan öğrencilerle, gazetecilerle, katlettiğiniz güzel insanlarla bu ileri demokrasiyi 75 milyona hissettirmiştiniz zaten. Şimdi ne oldu da bu muhteşem demokrasiyi(!) 2002’den beri uygulayan AKP “Ya aslında o kadar da demokratik değildik, sorun sizde değil bizde ” demeye karar verdi? Acaba AKP halkın artık sabrını taştığını gördü de demokratikleşme balonuyla bizi mi oyalamaya çalışıyor?


Yurtlarda neler oluyor?

Mustafa*Hazırlık

boş buldukları her yere Geçen sene yurtlarda kalanlar bilir yurtlarda ın yenilenmeyeceğihazırlığı geçemeyen öğrencilerin yurt kayıtların a geldiğini heranlam ne n nin yazılı olduğu bir kağıt asmışlardı. Bunu lığı geçemeyen hazır ki dik öğren da kes merak ediyordu. Bu sene başın haber verilme ve amış alınm erine listel öğrencilerin bir kısmı yeni yurt bir kısmı ise yurt listelegereksinimi bile duyulmadan yurttan atılmış, ciler yurt-burs ofisine rine alınmıştı. Yurt listesine alınmayan öğren öğrenci var, yurt sıkınmüracaat ettiğinde ise “Yedekte bekleyen 500 n çözümü başarısız bunu tısı var.” denmişti. Madem yurt sıkıntısı var n yurt sıkıntısı olokulu da Ya olan öğrencileri yurttan çıkarmak mı? ne yıkmak ne üstü n cileri öğren n masının suçunu hazırlığı geçemeye kadar doğru? tıyla ilgili sorular İTÜ öğrencileri rektör Mehmet Karaca’ya bu sıkın mak cevaplar kaça da ya sorduklarında ya cevap vermekten kaçıyor meyip geçe lığı hazır göre e veriyor. Mehmet Karaca’nın söylediğin ci varmış. öğren 1 ayan çıkm an yurtt yurttan çıkartılan 159 öğrenci ve lekemem ı kısm Bir yok. e kims Bilen ciye? Peki, ne oldu bu 159 öğren ya ının kısmı akrabalar tine geri döndü, bir kısmı zar zor eve çıktı, bir ta lütuf bir k büyü e ilerin da arkadaşlarının evine sığındı. Bir kısmı kend aokum ş yanlı evet , bulunuluyormuş gibi Tuzla’daki yurda gönderildi ’e yakın olan ilçesi. dınız, Tuzla; İstanbul’un kendinden daha çok İzmit ları varken Tuzkurs rde yerle vb. Bu öğrencileri Mecidiyeköy, Beşiktaş a? acab tur lütuf bir la’daki yurda göndermek nasıl ce bu 160 öğrencinin Bu yurtta “kayıt dondurma” uygulaması sade yurt yapmaktan okula değil bütün İTÜ’lü öğrencilerin problemidir. Bir teknokent yaman koca a daha önemli ne olabilir? Geçen sene buray e gidiyor? Bunnerey eri gelirl un pıldı da yurt yapmak mı sıkıntı? Okul nmesi gerek. düşü lerin İTÜ’lü n bütü ları sadece 160 öğrencinin değil


Tüm rektörleri aynı mı sandınız? Uğur*Elektrik-Elektronik Bedri Karafakıoğlu, 23 Ekim 1915’te Çorum’da dünyaya geldi. Liseyi Adana’da 1932 yılında bitirdi ve aynı yıl o zamanki adıyla İstanbul Mühendis Mektebine girdi. PTT’den aldığı bursla 1937 yılında Fransa’ya giderek, Paris’te Ecole Nationale Superievre Des Telecommunications’da 2 sene okudu. Türkiye’ye döndükten sonra 1939 yılında kendi gibi Elektrik Mühendisliği okuyanlarla beraber İTÜ Elektrik Fakültesi’ni kurdular. 1964-65 yıllarında İTÜ Elektrik Fakültesi Dekanlığı, 1965-69 yılları arasında İTÜ Rektörlüğü yaptı. Bedri Karafakıoğlu’nun rektörlük yaptığı dönem Türkiye’de anti-emperyalist demokrasi mücadelesinin üniversitelerde güçlendiği dönemdir. 1968’den sonra çıkarılmak istenen “Öğrenci Disiplin Yönetmeliği”ne “Gençliğin heyecanları emirlerle kanalize edilemez.” diyerek karşı çıktı Karafakıoğlu. Bu yıllar içinde İstanbul Teknik Üniversitesi, İTÜ Teknik Okulu ve İstanbul Yüksek Tekniker Okulu tarafından gerçekleştirilen protesto çalışmalarının toplantılarına katılmaktan

geri durmadı. Bedri Karafakıoğlu, rektörlüğü sırasında İTÜ Maslak Kampusü’nun alınması, 2 kademeli öğretimin uygulanması, Temel Bilimler Fakültesi'nin ve Mühendislik-Mimarlık Fakültesi’nin kurulması gibi önemli projelere imza attı. Yabancı dilde yayınlanmış 5 makalesi, Türkçe 8 telif, 13 tercüme kitabı, 9 telif, 13 tercüme makalesi vardır. Bedri Karafakıoğlu 20 Ekim Cuma günü Bakırköy Gençler Caddesi’nde kimlikleri bilinmeyen kişiler tarafından tabancayla yaylım ateşine tutularak öldürüldü. Katilleri hiçbir zaman açığa çıkarılmadı ama katledilmesinin, 1970’li yıllarda gelişip büyüyen anti-emperyalist, anti-faşist mücadeleyi boğmak ve ülkeyi tam bir zapturapt altına almak isteyen faşist güçlerin kanlı planlarının bir parçası olduğundan kimsenin şüphesi yoktur. O dönemde ilk kez bir ordinaryus profesörün öldürülmesi büyük tepkilere yol açtı. Başta İTÜ yönetimi olmak üzere birçok üniversite çevresi, Karafakıoğlu’nun öldürülmesini protesto ettiler. Görgü tanıklarının ifadelerine göre sanıkların temsili resimleri çizildi, ilk günden itibaren birçok kişi gözaltına alındı, birçok kişi de aranmaya başlandı. Ne var ki, hiçbir şekilde katiller yakalanamadı. Soruşturma dosyası, yıllarca bekletildikten sonra zamanaşımından ötürü kapatıldı.


Dİrenen kadınlar İpek *İşletme


Mayıs ayının son günlerinde Gezi Parkı’nın bulunduğu yerde yapılması planlanan AVM’nin inşaatı için çevrenin talan edilmesiyle beraber güçlü ve yüksek sesli bir halk direnişi yaşadık. Yaşamlarının kuşatılmasına karşı çıkan halk AKP faşizmine ve polis şiddetine karşı hak ve adalet talepleriyle sokaklara çıktı, isyan ateşi Gezi Parkı’ndan başlayarak tüm Türkiye’ye yayıldı. Mücadele, sokaklarda, meydanlarda devam etti. Direnen halk 3 büyük şehirde 3 büyük yasaklı meydanı geri aldı. 15 gün boyunca Gezi Parkında kurulan kolektif yaşam dünyaya insanca yaşamanın mümkün olduğunu bir kez daha gösterdi. Direniş AKP’nin polisinin vahşice saldırılarıyla sonlandırılmaya çalışıldı. Halk, “isyan, devrim, özgürlük” sloganlarıyla meydanları inlettikçe bu direnişi durdurmaya hiçbir polisin gücü yetmeyecekti. Direniş, gezi parkında devam edemedi belki ama direnen halk parklarda, üniversitelerde kurulan forumlarda buluşmaya, tartışmaya devam ediyor. Direnişin en kitlesel öznesi yıllardır sokaklarda mücadele eden kadınlar oldu. Haziran Direnişi boyunca kadınlar sokakları, meydanları gece gündüz terk etmediler, barikatlarda geride durmadılar, en önde yer aldılar. Kadınlar, özgürlük mücadelesine yıllardır sürdürdükleri eşitlik mücadelesini eklediler. Yıllardır AKP hükümetinin cinsiyetçi söylemlerine, aileyi merkeze alan, kadın düşmanı, gerici politikalarına karşı ayakta olan kadınlar mücadele ruhunu deneyimleriyle beslediler. Çok geriye bakmaya gerek yok , sadece son bir yılda AKP hükümetinin kadın bedeni üzerinde kurduğu baskılar -Kürtaj hakkının sınırlandırılması, kadınları an-

neliğe hapsederek kimliksizleştirme ve daha bir dizi kadının özgürlük alanını daraltan uygulamalar- kadınlara saldıran tüm benzeri uygulamalar gibi kadınların yıllardır sürdürdüğü mücadeleyi daha da büyüttü. Polis gaz fişeği tabancasının tetiğine ilk kez bastığında karşısında dimdik duran kırmızılı kadın vardı. TOMA kimyasal dolu suyu ilk kez sıktığında kollarını açıp bekleyen, AKP faşizminden korkmayan siyahlı kadınla karşılaştı. Bir kadın muhabir, Tayyip Erdoğan’dan Gezi Parkı’nda yaşananların, polis terörünün hesabını sordu. Bir kadın sendikacı, gezi toplantısında Tayyip Erdoğan’a hesap sordu ve aşırı sendikacı olmakla suçlandı. İstanbul’un yandaş valisi Hüseyin Avni Mutlu Twitter üzerinden “gelin çocuklarınızı alın, can güvenlikleri yok” dediğinde anneler gezi parkının önünde zincir kurarak direnişe destek oldular. Kimse, hiçbir yere gitmedi. Yıllardır sokaklarda cinsiyetçi söylemlere karşı mücadele veren kadınlar, Taksim çevresinde ırkçı, milliyetçi ve ataerkil sloganları dönüştürdüler. AKP’nin polisi halka şiddeti günbegün artan saldırılarına devam ederken, gözaltında ve tutuklamalarda kadınlara yönelik sözlü ve fiziksel taciz uyguladı, uygulamaya devam ediyor. Fakat AKP’ nin hesaplayamadığı bir şey var. Kadınlar, bu saldırılara susarak değil gittikçe daha cesurlaşarak, korkmadan cevap veriyor. Öfkenin dozu günden güne büyüyor. Direnen kadınlar, şimdi de parklarda, meydanlarda, üniversitelerde direnişi sürdürmeye devam ediyor. Bu direniş, kadınlar eşitlik ve özgürlük haklarını alana kadar bitmeyecek.


beton mİllet sakarya Ekin *İnşaat ‘’…Zor zamanlarımdı. Gerçekten, geçmişten bir tabirle sporcu çıkartmalarından Milan Rapaic sticker’ını bulmak kadar zordu. Yalnız. Tek başına değil, ama yalnız. Bazen öyle hisseder insan. Kimseyi istemiyordum yanımda. Hatta kendi benliğim bile kalabalık yapıyormuş gibi geliyordu. Son bir ayda yaşadıklarımızı geçirdim aklımdan. Gerçi onları düşününce gecenin bir körü içip içip sarhoş olmak veya amaçsızca bir yerlere koşmak kadar alakasız fikirler arasında gidip gelen beynim beni şaşırtmamıştı. Sonra uzaklarda belli belirsiz seçtim onu. Ayaklarım istemsiz bir şekilde düzenli hareket etmeye başlamıştı. Yürüyordum galiba..’’

Yandaki hikaye parçası, yazarın başından geçen ufak bir olay. Yıllardır insanı gözlemlerim. Ortalama her bireyin uzun ya da kısa buna benzer bir hikayesi vardır. Hatıralar, yaşananlar, insanlar, olayın öznesini o zamanlara, mekanlara götürür. Asla yıkılmayacak dosluklar kurulmuştur belki oralarda, belki de çoktan yıkılmış; ya da bir sigara yakmışsınızdır boğaza karşı, geçmiştekilere, gelecektekilere. Cihangir Merdivenleri, Galata, Kadıköy, Çamlıca, Karaköy... İçinde yüzyılları barındıran, tarih kokan, karşılaştığı her insana sorgusuz sualsiz ev sahipliği yapan; üzerine sayısız film, belgesel çekildiği halde her geçen gün yeni bir şeyler daha


öğrendiğimiz yedi tepeli şehrimiz, son dönemde adeta işgal altında. ‘’Modernleşme’’ ve ‘’Kentsel Dönüşüm’’ adı altında mahalleler, meskenler talan ediliyor. Üstelik size bunun karşılığında bambaşka bir kültüre entegre edilmiş bir hayat ve evinizin, hatıralarınızın, yıllarınızın geçtiği o hanenin yıkılışını izleyebilmek dışında hiçbir olanak tanımıyorlar. Onlar için hatıralar, kavgalar, kırgınlıklar, barışmalar, sevmeler, sevişmeler önemli değil. Bir mahalleyi komple yıkmak iş makineleriyle zaman aldığından, istenildiği anda bir düğmeyle binaların yıkılabileceği formüller, kanunlar için ‘’mücadele ediyorlar’’. Öyle ya, zamandan ve paradan kazanmak gerek. İsyan istemezler; ‘’-Durun bari oturup konuşalım, beraber planlayalım şu işi, benim de bir fikrimi alın.’’ deseniz bile bunu bir tehdit olarak algılayıp üzerinize kolluk kuvvetlerini salarlar. Lokasyonunu beğendikleri yerleri minimum fiyatlara satın alır, aldırırlar. Para babalarının gayrimenkul yatırım ihtiyacını da, çok saygıdeğer devletimiz karşılamış olur. Burjuva-

ziye de yazık sonuçta. Eğer devletine, milletine saygıda kusur etmemiş ‘’iyi’’ bir vatandaş olursanız, belki siz de bir gün TOKİ evlerinde oturma şerefine nail olabilirsiniz. Tabi Temmuz 2012’de yaşandığı gibi TOKİ tarafından yapılan evlerin bodrum katında yağmur suyundan boğularak ölmezseniz. Bakanın o olayla ilgili savunması ise, aslında bu devletin insana ne kadar değer verdiğini gözler önüne seriyor: ‘’Pardon. Konutları dere yatağına yapmışız.’’ Fakat o akşam, Türkiye halkları bir şeyin farkına vardı. Birlik olursak kazanırız. O geceden itibaren, her gün bazen içimizden, bazen dışımızdan haykırdığımız gibi; Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!


Hoş sohbet Burcu *Metalurji Hasan Badem(53) , (Servis Şoförü) ile öğrencinin sohbeti Hasan Badem: Nedir evladım öğrencilerin derdi, amaçları ne bunların? -Üniversite öğrencisi ağabey bunlar, e istedikleri de parasız, bilimsel, demokratik eğitim. Zaten hepsine ek çoğunun aileleri halkın ezilmiş kesimlerinden. Doğal olarak halkın yanındalar. H.B.: Yani parasız eğitim diyorsunuz da devlet nasıl okutsun hepinizi, o kadar ekmeğini yiyorsunuz devletin.(peh) -Bak Hasan amca aldığın mazottan tut, yediğin ekmeğe kadar her şeye vergi ödüyorsun. Sen hiç kullandığın suyun, elektriğin gerçek maliyeti ve ödediğin tutar arasındaki farkı araştırdın mı? Arada dağlar kadar fark var ve bunlar en basit örnekler. Bunlar toplasan sadece parasız eğitimi değil, parasız ulaşımı ve sağlığı da karşılar üstüne para artar. H.B.: Tamam da evladım eylem yapıp etrafı yıkacağınıza derdinizi sandıkta anlat-

sanıza. Ayrıca üniversitede polis istemiyormuşsunuz. Başınız sıkışınca polise gitmeyi biliyorsunuz ama. -Öyle diyorsun da ağabey, ölülerin bile oy kullanabildiği, çöplerden oy pusulalarının çıktığı bir sisteme nasıl güveneceğiz, hem seçim barajı yüzünden mecliste her kesimin temsil edilmemesi de daniskası. Bir de eyleme gelince, eylem ve yürüyüş zaten bizim hakkımız, etrafa zarar vermedikçe yasal olarak suç değil. Ancak, polis en basit demokratik protestolarda bile öğrenciye saldırıyor; yandaş medya da bunu öğrenciler olay çıkardı, polis müdahale etti diye gösteriyor. O görüntülerde bile polisin şiddet uyguladığı görülüyor. H.B. : Yani evladım ben size yapmayın demiyorum ki. Hobi olarak gene yapın. Herkes kendini kurtarır. -Alem adamsın Hasan ağabey.

. . Lan seni . bi daha.. . üniversitede göriim . yeminle basarim . sigarayi çüküne


Faydalı BİLGİLER Şehriban *İnşaat

Sanatın gerekLİLİĞİ Fatma *İnşaat Sanatın gerekliliği kendindendir. İnsan doğanın gücüyle, sanat insanın içindeki (Prometheus 'a selam) yaratma gücü ve iradeyle değişir, dönüşür, şekle bürünür. Doğa da ifade gücüyle orantılı sanat yoluyla tasvir ve taklit edilir.Yani bu üçü, bu döngüye bağlıdır. Doğanın devinimi duramayacağı gibi, insanın içindeki bu adı konmamış yaratma, yapma, bozma, kırma, oynama açlığı da bitmeyecek. İnsanlar her zaman bir şeylere isyan edecek ve var olandan daha iyisini yapacaklarını söyleyecek. Yapacaklar da. Bu yaşayamayanın bilemeyeceği ateş, sahibini yakacak ve digger insanlara sıçrayacak. Sanatın gerekliliği kendinden olmaya hep devam edecek. Yani insan var olduğu sürece sanat da insan da var olacak. Bu yüzden sanat dış dünyada da varlığını sürdürecek.” Ayrıca sanat, bunu üret(e)meyenler için de gereklidir. Bilimle, matematikle, hesaplanabilir olgularla yoğrulmuş ve yorulmuş kafaların sanata kapı açmaları, bir mola demektir.Bu insanlık için sistem denen çarkların arasından kurtulup nefes alabilmek ve içinde bulunduğu döngüden kaçabilmek demektir. Kimse buna zorlanamaz elbette. Ama bunun bir ihtiyaç olduğu da yadsınamaz. Anlatmaya çalıştığım budur. Herkese elbette medeniyet ve mutluluk yolu olan sanatta bir yer vardır.

Kutup ayılarının solak olduğunu, zürafaların yüzemediğini, sadece dişi sivrisineklerin ısırdığını, yataktan düşerek ölme olasılığının iki milyonda bir olduğunu, salatalığın yüzde 96’sının su olduğunu biliyor muydunuz? ABD’de Coca-Cola şoförlerinin kimyasal madde taşıma lisansı olması gerektiğini biliyor musunuz? İnsanların içki kadehlerini niçin tokuşturduklarını hiç düşündünüz mü? Antik çağlarda bir insanın düşmanını yemeğe davet edip onu ortadan kaldırmak için zehirli bir içki sunması görülmemiş bir şey değildi. İşte bu yüzden ev sahibi içkinin zehirsiz olduğunu ispat etmek için kendi içkisini havaya kaldırır ve misafirin içkisinden kendi bardağına dökmesine izin verirdi. Misafir ev sahibine olan güveninin tam olduğunu göstermek için bardaklar havada yan yana gelince bir şey dökmez hafifçe bardağını onun bardağına vururdu. Duyulan çın sesi gerçek bir güven ifadesiydi. Cenaze törenlerinde neden hep siyah giyilir merak ettiniz mi hiç? Bu da atalarımızın hayalet korkusundan kalma bir gelenek. Gömülecek ölünün hayaletinin oradakilerden birinin vücuduna girmek isteyeceğini düşündükleri için vücutlarını siyaha boyarlarmış. Zamanla bu adet yerini siyah giysiye bırakmış ve günümüze kadar gelmiş. Amerikan havayolları, uçuşlarda yolculara sunduğu kahvaltılarda her tepsiden bir zeytini kaldırarak 1987 yılında 40 bin dolar kar etmiştir.


Tunadabahar Balıkçılar sokağından ne zaman geçsem seni düşün ü (mü) yorum. Bardağı ne zaman yarılasam kalanı ikiye bölüştür ü (mü) yorum. Kıyıdan ne zaman geçsem kestane kabuğundan kayıkları Tuna’ya bırak ı (mı) yorum. Teşekkürler sevgilim, galiba artık yaşamıyorum. Kızdı. Ne anlamsız çizgiler bunlar? Gidişinin değiştirdiği tek şey alışkanlıkları öbür uca taşımak mı oldu? Doğru değil bu, hala Skadarska’dan aşağı yürürken onun kokusunu arıyor, bardak yarılanmıyor, elinde kırılıyor, Tuna’nın kıyılarına vuran kestaneler hala taze. Yoksa sen mi bıraktın onları? Bulvar Tiyatrosu. 03.32 akşamın.misli çokgaripşeyleroldu Bana göz kırptığını biliyorum. Rus kalpağından sıyrılan yumuşak saçların, inci küpelerin var senin. Sen biraz «Die Madonna im Pelzmantel» sin. Sen, çocukluğumun uzun tül perdeli, çok odalı, hiç insanlı, bol hayaletli evinde kalmıştın. Ama ben seni evden, o kadife koltukla beraber her yere taşımıştım. Uyku öncesi çevrilen kalın kapaklı kitaplar, yalnız çocukların sitemsiz arkadaşı hayaletler ve biricik Madonna… Bulvar, tiyatro. Vitrin. Seninle burada karşılaşmayı beklemezdim. Huzursuz adımlarımın senin okşayıcı yumuşaklığınla sarılacağını… Aynı değil. Koltukta oturan diri vücuttan yükselen uyarıcı gözler yaşlanmış, yorgun bakıyor. Kalkan başparmağın kati değil artık, tedirgin. Neden Madonna? Bana kızma, hiçbir zaman yaslanacak sakin bir kucağı, başımı koyup uyuya-

Zeynep *Fen Edebiyat kalacak yumuşak dizleri bulamadım. Aradım. Bulamadım. Sen beni sevince… kaçtım. Skadarska’da yol boyunca akordeon seslerini takip et benibulacaksın. Kadeh yarılanınca da bölme son damlayı iç, bensondamladayım. Kış yolda, Tuna boyunca fenerli kestane arabalarını seyret, nehre düşen fener ateşinde kestaneler kızaracak. Sava bunu biraz kıskanacak. benbimezdimböyleolacağını . Ama çokgaripşeyleroldu. Sen benim en anlamlı çizgilerimin sevgilisi. Çizgiler… Kaçışımın çok garip hikayesini takip eden çizgiler. Kırık, donuk. küçükkuş.mavibahar Bulevar 06.48 potsdam.mavisi Uyumadım, geç kalmaktan korktuğum için. Limana küstüğüm gün bundan 7 yıl önceydi. 7 yıl gelmedim, kızmıştım. Şimdi, meraklıyım. Suyun rengi değişmiş, çocukların ağlamaları da - eskiden mama! bugün duydum ki «bana! al! bana!» -, kaptanlar bile ve güzel kızlar… Gök gözlü yumuşak güzel kızlar ve güvertede Yugoslav sigarası içen kaptanlar… Sonra Madonna… Beni yüzlercenin arasından çekip yağmurluk giymiş yeşil bir güne götüren Madonna… Bakışın… Gözlerin yaşlanmış, yorgun bakıyor. Ama sen, sen hiç değişmemişsin. Peki, ne oldu, ne buldun Madonna? Yumuşak dizler, ılık koku… Bunlar her şey. Eski bir dostuz artık, kağıtlarca çizgilediğim Lisa porseleni yüzün gülerek bana bakıyor. Çizgiler silik, kızgınlık yok, yalnız kırgınlık. O zaman işte ben de gülüyorum ya. Tuna’da kışlar bitti, bahar. Taşlarca yürünecek yol, yeşillerce koklanacak çiçek, sonra Tuna ve bahar.


trİbünün haylaz çocukları: şİMŞEKLER Adana Demirspor taraftarlarının el emeği göz nuru hazırladıkları ve hazırlanması kolay olmayan saatlerce bazen günlerce süren pankartlar Adana 5 Ocak stadyumunda hala yasak… Bu uygulama Adana Emniyet Birimlerince uygulanmaya devam ediyor gibi görünüyor. 6222 Sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’da böyle bir uygulama sadece MADDE 14 ün 3. fıkrasında tanımlanmış durumda ancak bu fıkrası da sadece küfür ve hakaret içerikli pankartlarda uygulanabilir durumdadır. Peki neden Şimşekler pankart asamıyor ? Adana emniyeti Şimşeklerden ne istiyor ? Aslında cevabı ortada… Tribün şehitlerini, devrim şehitlerini , analarımızı andık. Futbolcuya gider yaptık. Engelliler Gününde, “Engelli kardeşlerimizi gör ‘Engelli Siyaset’ ” dedik, biz PANKARTLARDA! “Düştüysek kalkarız” dedik. Dünümüzü istedik, yarınlar vaad ettik. Amed’e yoldaş olduk biz PANKARTLARDA!" “Öyle Teslim Olmak Yok Yeneceksin İnadına”’yla meydan okuduk İstanbul'a, Adana'nın Demirsporlu olduğunu haykırdık. "Bir Çocuk Gördük Uzaklarda Şampiyonluk Bekleyen" biz PANKARTLARDA! Derdi , tasayı biliriz dedik. “Issızlarda , Karanlıklarda Sevdamızı Büyüttük” dedik. “Gol olunca ayağa kalkmayız” dedik , hiç oturmadığımızı gösterdik biz PANKARTLARDA!

Yağız *Elektrik-Elektronik 1 Mayıs’ta bayram değil isyan yaşadık alanlarda , haykırdık nefretimizi sermayeye biz PANKARTLARDA! Demiryolunun , işçisinin takımıyız dedik. Yeri geldi Yılmaz Güney olduk. Yeri geldi " Venceremos " dedik. Ahmet Kaya ile "Acılara Tutunmak" dedik tutunduk. Livorno maçındaki "Hasta Siempre" Che pankartıyla nam saldık ülkeye. Sol Yumruk'la selamladık Yoldaşları. “ANTİ-FA” dalgalandı PANKARTLARDA! “Mavi Şimşek Nerdeyse , Çevik Kuvvet Ordadır!” dedi herkes. Demirspor'umuzu sömürenlere hesap sorduk biz PANKARTLARDA! Şaşırmamak lazım aslında , neden Şimşeklerin hedef alındığı konusunda. Memleketimde şerefli onurlu icraatlar cezasız kalmıyor. Ancak sanılmasın ki böyle ucuz uygulamalarla Adana yılar , sıkılır , bıkar. “Şimşeklerle yürüyorsan ,savaşmayı bileceksin” diye boşuna demedi koskoca 5 Ocak. Sahipsiz , ihanetin başkenti Adana’nın emekçi takımına yapılan ilk saldırı bu değil. Şimşekler , kaldırılmayan tel örgüleri de bilir , kale arkasına gerdirilen ağı da , 20 otobüs çevik kuvveti de… Her zaman olduğu gibi , Şimşeklerin sözü net ve tek ; “YİĞiTSEN USLANDIR BİZİ”


yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek

adnan yücel

Aşksız ve paramparçaydı yaşam bir inancın yüceliğinde buldum seni bir kavganın güzelliğinde sevdim. bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! Aşk demişti yaşamın bütün ustaları aşk ile sevmek bir güzelliği ve dövüşebilmek o güzellik uğruna. işte yüzünde badem çiçekleri saçlarında gülen toprak ve ilkbahar. sen misin seni sevdiğim o kavga, sen o kavganın güzelliği misin yoksa... Bir inancın yüceliğinde buldum seni bir kavganın güzelliğinde sevdim. bin kez budadılar körpe dallarımızı bin kez kırdılar. yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz bin kez korkuya boğdular zamanı bin kez ölümlediler yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz. bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri suyun ayakları olmuştur ayaklarımız ellerimiz, taşın ve toprağın elleri. yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık törenlerle dikilirdik burçlarınıza. türküler söylerdik hep aynı telden aynı sesten, aynı yürekten dağlara biz verirdik morluğunu,

...Gel beraber çıkaralım

henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz... Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne ne tan atışı doğumların sevincine ey bir elinde mezarcılar yaratan, bir elinde ebeler koşturan doğa bu seslenişimiz yalnızca sana yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! Saraylar saltanatlar çöker kan susar birgün zulüm biter. menekşelerde açılır üstümüzde leylaklarda güler. bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır bir de yarınlar için direnenler... Şiirler doğacak kıvamda yine duygular yeniden yağacak kıvamda. ve yürek, imgelerin en ulaşılmaz doruğunda. ey herşey bitti diyenler korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler. ne kırlarda direnen çiçekler ne kentlerde devleşen öfkeler henüz elveda demediler. bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

KOLEKTİF FANZİN

kolektiffanzin@gmail.com


Sisteme mukavemet