Page 1

NİSAN 2013

1


2

NİSAN 2013

Tüm AFS‟D okurlarına merhaba, AFS Gönüllüleri Derneği olarak Ġstanbul, Ankara ve Ġzmir ġubelerimizin Genel Kurul Toplantılarını gerçekleĢtirdiğimiz bir süreci daha geride bıraktık. Var olan Yönetim Kurullarına tüm emekleri için teĢekkür edip, görevi yeni Yönetim Kurullarına devrettik.

İÇİNDEKİLER AFSGD BAġKANINDAN MEKTUP ................................................ 2 BÜLENT ERÖZ‟ÜN ANISINA ........................................................ 3 TÜRK KÜLTÜR VAKFI‟NDAN SĠZLERE ...................................... 4

Biliyoruz ki göreve gelen tüm arkadaĢlarımız, AFS değerlerini, profesyonel gönüllülüğü bilen, anlayan ve benimseyen kiĢiler. Bireysel olarak da takım olarak da uyum içinde hevesle, inançla ve azimle çalıĢacaklarına ve fark yaratacaklarına inanıyoruz. Hem kendi bölgelerinde hem de diğer Ģubelerle ve TKV‟ yla birlikte gerçekleĢtirecekleri çalıĢmalarda onlara baĢarılar diliyoruz. AFS‟ ye gönül veren herkesin birbiriyle iletiĢimine katkı sağlayacak ve güçlendirecek olan AFS‟D dergimizin yayında olması da mutluluk verici! Dergimizi bize sunan Mutfak Ekibi‟ ne teĢekkür ediyoruz.

- 60.YIL YAZISI............................................................................ 4 RÖPORTAJ: MERAL TAġAR ......................................................... 5 ÖZEL YAZI: PROFESYONEL GÖNÜLLÜLÜK .............................. 9 ġEBEKE:GENÇLERĠN KATILIMI ................................................. 9 JAPONYA‟DAN SELAMLAR ........................................................ 10 STAIRWAY TO HEAVEN OR NOT ? ............................................ 11

Umarız tüm AFS camiasına ait olan dergimizi, sizler de bizim kadar keyifle okur ve bir sonraki sayıyı hep merakla bekliyor olursunuz. Ne kadar yeni ya da ne kadar eski AFS‟li olursanız olun, ya da ne kadar aktif veya pasif gönüllü olursanız olsun, bizimle olmanızı, desteğinizi çok önemsiyoruz.

AFSGD‟NĠN GERÇEKLEġTĠRDĠĞĠ AKTĠVĠTELER .................... 12

Yeni sayımızın baĢarısını kutlarken AFS‟D dergisinin nesiller boyu sürmesini diliyor sizlerin desteğine güveniyoruz.

- CHAPEX ................................................................................... 12 YAMYAM VAR MI KĠ HALA? ....................................................... 14

Saygı ve sevgilerimle,

DÜNYADAN LEZZETLER: ĠTALYAN MUTFAĞI ....................... 14

Veli Tan KirtiĢ AFSGD Yönetim Kurulu BaĢkanı

KÜLTÜR & SANAT ....................................................................... 15

Herkese merhaba! Günlerdir “AFS‟D geri geliyor” sloganı ile meraklı ve heyecanlı bir halde bekletiyoruz sizleri, iĢte karĢınızdayız! AFS‟D, AFSlilerin dergisi Ģu an ellerinizde.

- ĠKA ............................................................................................ 12 - AKA ........................................................................................... 12

- KĠTAP ELEġTĠRĠSĠ .................................................................. 15 - KARġILAġMALAR ................................................................... 15 - ETKĠNLĠK TAKVĠMĠ ............................................................... 15 AFS‟LĠ OLMAK ............................................................................. 16

Bu sayfadan itibaren dolu dolu bir dergi sizi bekliyor. Biz Bize‟den bize kalan miras ve önceki Mutfak Ekibi‟nin cesaretlendirmeleri ve emekleriyle bu sayıyı ortaya çıkardık. Daha önce 1964 yılında çıkarılan Biz Bize ve 2011 yılında yayımlanan AFS‟D‟nin taĢıdığı ve Ģimdi de bize devredilen heyecanı, motivasyonu ve ruhu taĢıyan bir ekiple karĢınızdayız. Buradan o ekiplere de sonsuz teĢekkürlerimizi ve minnetlerimizi sunuyoruz; bize böyle bir fikri geliĢtirme fırsatı sundukları, ilham kaynağımız oldukları için. Elinizdeki bu dergide sizleri kültür-sanat haberlerinden yemek tariflerine, röportajlardan fotoromanlara bir sürü Ģey bekliyor. Ekibimiz sizler için çok çalıĢtı ve AFSlilere yaraĢır bir dergi ortaya çıkarttı. Dergimizin sonraki sayıları için sizlerin de destekleri ile daha çok çalıĢacak; beklentilerinizi her seferinde karĢılamaya gayret edeceğiz. Sizlere sunduğumuz anket sonuçlarında, bu dergiden “bizden hissiyatı” istediğiniz sonucuna vardık ve çalıĢmalarımızı bu hissiyatı vermek üzerine odakladık. Umarız bu sayımızda bu beklentinizi karĢılamıĢızdır. Nitekim '52'den '13'e her AFSlinin hoĢuna gidebilecek bir sayı çıkarttığımıza inanıyoruz. AFS'D, bizlerin, hepimizin bir parçası. Mutfak ekibi olarak sadece bizlerin değil, sizlerin de katkıları var bu dergide. Bundan sonra da “Biz” olmaya katkılarınız ve destekleriniz ile devam edeceğiz çalıĢmalarımıza. Ġçinde sizlerin de kendinizden bir parça bulacağınız ve fazlasıyla keyif alarak okuyacağınız bir dergi çıkarttığımızı umut ediyoruz. Ġyi eğlenceler!

Saygılarımızla, AFS‟D Mutfak Ekibi

KÜNYE ĠMTĠYAZ SAHĠBĠ: AFS Gönüllüleri Derneği AFS‟D MUTFAK EKĠBĠ: BaĢak Güleç - Can Tekimliğ - DilĢad Dağtekin - Duygu Günay - Çağrı Küpeli Ece Ömür - Efsun Alimoğlu - Ekin Gök Emre Keskin - Eren Ġncebacak - Gökçe Kırmacı - Kaan Ay - Kaan Büyükköprü Levent Tapkaç - Romina Benzeray Sercan Selvi - ġafak BaĢnak - Tugay Hanegelioğlu - Yücel Kasapoğlu - Zeynep Gürsel

ĠLETĠġĠM Samanyolu Sok. Ümit Han. No:36 D:9 Osmanbey – ġiĢli TEL: 0212 343 29 79 FAX: 0212 343 29 79 afsmutfak@gmail.com * Dergimizde yayımlanan yazı ve fotoğraflar, yayıncının izni alınarak, kaynak belirtmek suretiyle, tam veya özet alıntı yapılarak kullanılabilir.


3

NİSAN 2013

BÜLENT ERÖZ‟ÜN ANISINA

Bundan 31 yıl önce tanıĢtığımız sevgili arkadaĢımız, ‟83 AFS‟li Bülent Eröz aramızdan ayrıldı çok kısa bir süre önce.. Biz dönem arkadaĢları adına Bülent‟i size Seden anlatsın istedik.. “En büyüğümüz 18 yaĢında, bilmediğimiz bir okulun koridorlarında sıramızın gelmesini bekliyoruz. Kimi endiĢeli, kimi umursamaz, girip çıkanların etrafında toplanıyor herkes.” „Ne sordular, zor muydu, çok sıkıĢtırdılar mı?‟ Birkaç gün sonra sonuçları öğreniyoruz; kazanmıĢız, doldurulacak formlar varmıĢ, nereye gideceğimiz aylar sonra belli olurmuĢ. Ailelerimizde de bizde de belirsizliğin yarattığı bir heyecan ve aylar sonra hazırlanan bavullar, gidiĢ kampı... ĠĢte o gidiĢ kampına ilk geldiğimiz gün tanıĢtık Bülent‟le. Ne yalan söyleyeyim, Yunan heykellerinde bulunan yakıĢıklılığı bütün kızlar gibi benim de dikkatimi çekmiĢti. Onu yakından tanıdıkça dıĢ güzelliğinin, iç güzelliği yanında sönük kaldığını anladık. Bülent, gerçekten özel bir insandı! Dünyanın en güzel ve içten gülen insanlarından biriydi. Yugoslavya üzerinden aktarmalı yapılan uzun dönüĢ yolculuğumuz, tüm o yorgunluğun da etkisiyle kahkahalar arasında geçmiĢ, kamptan sonra ailelerimizin yanına dönünce birbirimizi çok özlediğimizi anlamıĢtık. O farkındalıkla, hepimiz kendimizi AFS ofisinde bulduk. Birbirini anlayan, aynı zorlukları, aynı özlemleri yaĢamıĢ, yaĢayan diğer AFS‟lilerle beraber kendimizi daha rahat hissettik. Bülent‟le Sosyal Etkinlikler Komitemiz‟de sık sık etkinlikler düzenliyor müzik, paten, dans günlerinde bir araya geliyorduk. KomĢu olduğumuz için etkinliklerden de genellikle beraber dönüyorduk. O uzun yürüyüĢlerde birbirimizle paylaĢtığımız pek çok Ģey oluyordu. Okul ve iĢ biraz yoğunlaĢınca araya zaman girdi, hepimiz baĢka bir yere, hatta baĢka ülkelere savrulduk. Ama bundan birkaç sene önce, küçük de olsa „83lü bir grup olarak tekrar buluĢmaya baĢladık. Bülent de aramızdaydı. Artık daha çok çoluk çocuk ve iĢ konuĢuyor olsak da çocuk zamanlarımızın arkadaĢlık neĢesi vardı hep ve Bülent‟in güzel gülümsemesi, iyimserliği, kibarlığı hep aynıydı. Daha sonra toplantılarımıza gelmemeye baĢladı. Böyle çekilmelere alıĢık olduğumuzdan ısrar etmedik, aramıza dönmesini bekledik. Hatta en son bana geçmiĢ olsun demek için aradığında, söz bile aldım ondan bir dahaki buluĢmaya gelmesi için. Oysa o “bizi üzmek istememiĢ”, paylaĢmamıĢ... Üzülmemek mümkün mü Bülent? Ergenlikten yetiĢkinliğe, oradan olgunluğa beraber geçtiğimiz dostlarımızla, yaĢlanmaya verilmiĢ gizli bir sözümüz vardı. Seninle yiyemediğimiz yemeği, senin ardından, senin için kadeh kaldırıp sana sevgimizi göndererek, seninle anılarımızı gülerek anlatıp seni ıĢığa uğurlayarak yedik. Nasıl olsa bir gün o kadehleri yine hep beraber kaldıracağız, o zaman görüĢmek üzere güzel gülen arkadaĢımız; seni seviyoruz! Seden Edgü „83”

“AFS’D NİSAN SAYISINA, BÜLENT ERÖZ ANISINA KATKIDA BULUNAN ’83 AFS’Lİ ABLA VE AĞABEYLERİMİZE TEŞEKKÜR EDERİZ”


4

NİSAN 2013

TÜRK KÜLTÜR VAKFI’NDAN SİZLERE

Sevgili AFS‟D Okurları, AFS programlarının Türkiye‟de baĢlamasının 60. Yılını kutladığımız 2013 yılında Mütevelli Heyet‟imizin yeni belirlemiĢ olduğu misyon ve vizyonu doğrultusunda çalıĢmalarımızı sürdürüyoruz. Türk Kültür Vakfı‟nın öz varlık nedeni (yani özgün misyonu) “BarıĢ ve uyumun birleĢtirdiği bir dünya için çalıĢmaktır.” Bu uğurda atılacak her adım, yapılacak her çalıĢma, “Kültürleri paylaĢtıran, bireyleri yaĢam boyu geliĢtiren imkanlar ve deneyimler yaratmak” stratejik ufkuna (yani vizyonuna) uygun olacaktır.

Camiamızın Değerli Üyeleri, AFS programlarının Türkiye‟de baĢlamasının 60. yılına girdiğimiz 2013‟ün belki de en önemli haberini vermek istiyorum. Daha önce sizlerle paylaĢtığımız “Türk Kültür Vakfı, çağımızın değiĢen koĢullarına daha iyi ayak uydurmak için vizyonunu yeniden yazacak; böylece daha geniĢ bir alanda daha etkin bir sivil toplum kuruluĢu haline gelmek üzere yeni stratejiler geliĢtirecektir” hedefimize doğru önemli bir adımı daha tamamladık. Sivil toplum kuruluĢlarının etkili ve özgün bir misyona ve vizyona sahip olmasının stratejik geliĢimdeki önemine odaklanan Mütevelli Heyetimiz, bu alandaki tanımları ve baĢarılı örnekleri dikkate alarak çalıĢmaları değerlendirdi ve geniĢ kabul gören yeni misyonumuzu ve vizyonumuzu Ģöyle karara bağladı: Türk Kültür Vakfı‟nın öz varlık nedeni (yani özgün misyonu) “BarıĢ ve uyumun birleĢtirdiği bir dünya için çalıĢmaktır.” Bu uğurda atılacak her adım, yapılacak her çalıĢma, “Kültürleri paylaĢtıran, bireyleri yaĢam boyu geliĢtiren imkanlar ve deneyimler yaratmak” stratejik ufkuna (yani vizyonuna) uygun olacaktır. Bunların dayanacağı TKV Temel Değerleri‟ne ve Temel Becerileri‟ne de son biçimlerini vermekteyiz. Bu konudaki kaynak literatür, baĢarılı kurumların misyonlarının ve vizyonlarının kısa, veciz, hatırda kalıcı ve ilham verici, ufuk açıcı olduğuna; paydaĢların bağlılığını pekiĢtirdiğine iĢaret ediyor. Yeni misyon ve vizyonumuzun da pek çok bakımdan böyle olduğuna inanıyoruz; hayata geçirilmesinde de, her zaman olduğu gibi birlikte çalıĢacağız. Böylece, “TKV‟nin Geleceği ve Geleceğin TKV‟si” (Silivri 2008) iç paydaĢlar toplantımızda belirlenen en önemli kurumsal değiĢim hedefinin çerçevesini de nihayet belirlemiĢ oluyoruz. 60. yıl etkinliklerimizle ilgili haberler vermeye de devam edeceğim. Sevgilerimle, Nükhet Onat Mütevelli Heyet BaĢkanı

Bir birinden değerli anılar ile dolu 60 Yıl süresince ülkemizde ve dünyada AFS Kültürlerarası Programları‟nın baĢarı ile yürütülmesine emek veren gönüllüler baĢta olmak üzere, ülkemizi tüm dünyada en iyi Ģekilde temsil eden AFS‟lilere, konuk öğrencilerimize evlerini ve kalplerini açan ailelerimize, kazandıkları tecrübeler ile bir yandan toplumumuza, bir yandan da kültürlerarası anlayıĢ ve barıĢa katkı sağlayan herkese ve elbette çalıĢmalarımıza destek veren kurum ve kuruluĢlara içten teĢekkürlerimizi sunuyoruz. 60.Yılımızı en iyi Ģekilde kutlamak için AFS Dostları ve gönüllülerimizin desteği ile hayata geçirmeyi umduğumuz birçok projemizin hazırlıklarını sürdürüyoruz. Katılımlarınızı beklediğimiz önümüzdeki birkaç aya ait kesinleĢen etkinliklerin detaylarını sizlerle bu vesile ile bir kez daha paylaĢıyor hepinizin katılımlarınızı bekliyoruz. Hazırlıkları devam etmekte olan daha birçok etkinlik ve projemizin detaylarını da önümüzdeki günlerde sizlerle paylaĢacağız. Nisan 24 - 29 Spectrum of Education Uluslarası Öğrentmen Konferansı (Ġstanbul) Mayıs 5 - Koruncuk Vakfı - Windows of The World Projesi 5 - Istanbul Sending Aileleri Brunchı 11 – AFS Gönüllüleri Derneği Olağan Genel Kurulu 15 – AFS 60.Yıl Hatıra Ormanı Projesi BaĢlangıcı 15 - ABD BaĢkonsolosluğu Ev Sahipliğinde YES Programları 10. Yılı ve AFS Türkiye 60.Yıl Kokteyli 25 - AFS Türkiye Anıtkabir Ziyareti Haziran 2 - AFS Pikniği (Istanbul) 14 - 15 - 16 KL-YES End of Stay Kampı Hosting 28 - 29 - 30 AFS End of Stay Kampı - Hosting Temmuz 5 - 6 - 7 Istanbul - IGOK14 - (Istanbul GidiĢ Oryantasyon Kampı 14) 12 - 13 - 14 Ankara - AGOK14 - (Ankara GidiĢ Oryantasyon Kampı 14) 12 - 13 - 14 Izmir - IzGOK14 (Ġzmir GidiĢ Oryantasyon Kampı 14) 18 - 19 - 20 - 21 Istanbul - YeGOK14 (YES GidiĢ Oryantasyon Kampı 14) 22 - 2 Ağustos - AFS Summer Academy - Turkey (Kültür Üniversitesi Ġstanbul) (http://summeracademy-istanbul.org) 26 - 27 - 28 Istanbul - IDOK13 (Istanbul DönüĢ Oryantasyon Kampı 13) (Özyeğin Üni) Ağustos 2 - 3 - 4 Ankara - ADOK13 (Ankara DönüĢ Oryantasyon Kampı 13) 2 - 3 - 4 Ġzmir - ĠzDOK13 (Ġzmir DönüĢ Oryantayson Kampı 13) 16 - 17 - 18 Ġstanbul - YeDOK13 (YES DönüĢ Oryantasyon Kampı 13) (Özyeğin Üni)

Eylül 2 – 15 AFS Türkiye 60.Yıl Sergisi (Ġstanbul) Bütün gönüllülerimize destek ve katılımları için Ģimdiden teĢekkür ediyor, bu güzel çalıĢmaları ile bu paylaĢıma imkan sağlayan AFS‟D Ekibini bir kez daha tebrik ediyoruz. Sevgi ve Saygılarımızla, Türk Kültür Vakfı


NİSAN 2013

5

Ġlk sayımızda herkesin merak ettiği bir isimle konuĢtuk: Meral TaĢar! Hazar Yıldırım‟ın AFS‟nin ayaklı kütüphanesi olarak tanımladığı Meral Ablamız merak ettiğimiz soruları yanıtladı, keyifli okumalar! DilĢad Dağtekin - Çağrı Küpeli - Emre Keskin

Meral Abla, öncelikle Ģu soruyla baĢlamak istiyoruz, AFS/ TKV ile iliĢkiniz nasıl baĢladı? O zamanki TKV müdürü Alev Tokoğlu benim arkadaĢımdı, onun vasıtasıyla beni TKV ofisine aldılar, ben önce biraz direndim sonuçta bilmediğim bir iĢti. TKV/ AFS Ofisi bazında yapılan iĢ önceden bilebileceğin bir meslek değildir yaparak öğrenilen bir iĢtir. Kulağa hoĢ gelmekle beraber insanın gözünü korkutan bir Ģey. Benim eğitimim Ġngiliz Dili ve Edebiyatı üzerine, onunla ilgili olmayan bir Ģey, öğrenciler gidiyor geliyor falan. Pazarlıklı baĢladım birkaç ay çalıĢırım giderim diyordum, arkadaĢımın hatırına. Sonra arkadaĢım gitti, üstüne 8-9 müdür geldi, ben devam... O zamanki ofis tabii bugünkü gibi değildi. Bir müdür, ben iĢe baĢladıktan üç ay sonra iĢten çıkan bir koordinatör, AyĢegül, bir TKV/AFS efsanesi ġükriye Çetegen (ġüko) mali iĢler sorumlusu, bir de sekreterimiz ''çok yetenekli Bülent Mamur'umuz'' vardı. Toplam 4 kiĢi. Bu nedenle ofiste hepimiz bir anlamda “her iĢe bakarım”dık. Kısa programlar daha yüklüydü, sayıları 100‟ün üstündeydi. Ben çok Ģanslı bir insan oldum, hep çok yetenekli, kalifiye gönüllülerle çalıĢtım. Gönüllü desteğinin ne kadar önemli olduğunu o zamandan anlamıĢtım. Bugünkü baĢkanımız Veli Tan, Nezih Güner, Ahmet Can Gürel, Refika Yüzüak, Emre Evren, Duygu Bayur, Metin Gürsoy, Hakkı KarakaĢ ve daha nice gönüllü dostlardan öğrendim, onlarla yürüdüm. Onların isteği ve emeğiyle yapabildim ve baĢarılı oldum. BaĢarımı onlara borçluyum. Bugüne kadar yapmıĢ, katılmıĢ olduğunuz projeler neler? Tek tek söylemek biraz zor, uzun bir zaman için konuĢuyoruz. Her dönemin geliĢmeye yönelik farklı aĢamaları oldu. Gönüllüler her zaman vardı benden önce de tabii. 90ların baĢında daha Ġstanbul ağırlıklıydı, “Ġstanbul gönüllüsü” bir yerde olayı götürürdü. Ben Ankara kökenli olduğum için ailemi görmeye Ankara‟ya gittiğimde oradaki gönüllü potansiyelini gördüm ve Ankara lehine çalıĢmaya baĢladım. Hakkı KarakaĢ zehir gibi müthiĢ bir gönüllüydü, grup lideri, e bizim Ġstanbul grup liderleri de öyle. Veli Tan filan bir araya geldik ve ilk kez eĢit ağırlıklı bir kamp düzenledik. Sonra Ankara ve Ġstanbul gönüllüsü kaynaĢarak devam ettiler, çok da iyi oldu. Mesela o bir dönüm noktasıydı. „93te TKV AFS International ile bir ortaklık anlaĢması imzaladı. Bu bazı değiĢikliklere neden oldu tabii. Mali yapı önceden AFS'ye büyük ölçüde bağımlıydı ama ortaklık sonrası TKV tüm giderlerini kendi sağlamak durumuna geldi. Halk arasında burs diye bilinen öğrenci katkı payının yükseltilmesi mecburiyeti doğdu programı yaĢatabilmek için. TKV‟nin tüzüğü değiĢti. 9 kiĢilik Yönetim Kurulu yerine 15 kiĢilik Mütevelli Heyeti kuruldu. TKV üyeliği ve her yıl yapılan TKV Genel Kurulu kaldırıldı, ki bu daha sonra gönüllü aidiyet meselesini gündeme getirdi ve AFSGD‟nin kurulmasının baĢ nedeni oldu. Yeni uygulamalarda adem-i merkeziyet denilen ''merkezden uzaklaĢma'' gerekli bulundu. Yerel birimlerin daha verimli ve daha bölgeye uygun çalıĢabilmeleri için bu bir bakıma özerklik modeli mantıklıydı aslında. Tabii gönüllünün hoĢlanmadığı bazı Ģeyler de oldu. Bu durum her yerel birimin kendi gidiĢ ve geliĢ kamplarını düzenlemesine de yol açtı. Gönüllü o çok sevdikleri dinamizm dolu, çok farklı müthiĢ Ġstanbul kamplarının tarih olacağını öğrendiğinde özellikle beni o kampların katili gibi gördü. ġimdi bile o nesil gönüllü gözümün içine baka baka beni suçlar. Bu konuda beni affettiler belki ama hiç unutmadılar. Biz, Ofis Halkı olarak; Aslı Soner '91 sending koordinatörü, Meral AlguadiĢ '92 kısa program koordinatörü (daha sonra TKV'nin 6 sene Müdürlüğünü yaptı) ve ben bir araya geldik ve bu değiĢimi bünyemize zarar vermeden nasıl uygun hale getiririz diye çalıĢtık. Sonuçta Montreal, yerel birimlerin kendi kamplarını düzenlenme ve bu kamplara ailelerin dahil olması gibi uygulamaların çalıĢma yöntemleri ve kurallarının belirlendiği bir çalıĢtay. Biz de bu grup olarak Montreal‟in uygulama ve kurallarını belirledik. Aslında bizim kısaca Montreal dediğimiz Ģey doğru bir terim değil.

Bu adem-i merkeziyet konusu uygulamaları ilk kez Kanada, Montreal'de yapılan bir seminerde konuĢulduğu için biz kısaca öyle dedik öyle de kaldı. ÇalıĢmamızdan çıkan bir diğer sonuç da eğitim oldu. Gerçi eğitim hep vardı, bizden önce de vardı, bu kurum hiç eğitimsiz kalmadı ama biz de derli toplu bir kendi eğitim planlamamızı yapalım dedik. AFS‟ye planımızı yolladık ve onlardan 20.000 dolarlık bir fon aldık. Önce Mete Fanuscu ile konuĢtuk ki o zaman da TKV Mütevellisi‟nin üyesiydi. EFIL'den de o sorumluydu. Bize EFIL'den en son eğitim çalıĢmalarını, uygulamaları, Trade Game ve Euro Rail gibi oyunları getirdi. Biz , Fanuscu ve eğitim iĢinde yer alacak tüm gönüllülerle bütün bir hafta sonu ucuz ve kötü bir otele kapandık önce her Ģeyi kendi üstümüzde denedik. Sonra 1998 de o ġile'deki meĢhur ilk eğitim çalıĢmasını gerçekleĢtirdik. Küçük Meral ve Mete Fanuscu‟nun liderliğinde harika bir Ģey oldu. Katılan kimse unutamaz onu. Yeni yapılanmanın kaldırdığı yatılı Ġstanbul kampının yerine Ġstanbul merkezli yatılı 1. ve 2. Basamak Eğitim Seminerleri‟ni getirdik. Gönüllüyü motive eden, tanıĢıp kaynaĢmasını sağlayan yeni bir model olarak düĢündük, ki hala da öyle düĢünüyorum. Fena da olmadı hem yerel birimler kendi iĢlerini götürüyorlardı, hem de eğitimler yoluyla o birlikteliklerini sürdürebilecek duruma geldiler. Bir sürü enteresan Ģey var hangi birini anlatayım iĢte Erasmusunuz var Sokratesiniz var… Geliyor mu onlar da yoksa? Biz: Geliyor geliyor… Bizim övündüğümüz unutulmaması gereken programlardır onlar. Sonra “Ġstanbul‟a BakıĢ” projesi vardır, TEGV‟le yaptığımız program vardır, Malta Projesi vardır, non-AFS projesidir. Yerel yönetimleri de sokmuĢtuk hatta BeĢiktaĢ Belediyesi ile yaptığımız bir takım Ģeylerdi. Hep bunlar sizin tarihiniz, bende duran Ģeyler, benim görevim bunları size iletmek devamını sağlayabilmek. Malta Projesi‟nden biraz daha bahsedebilir misiniz? Meral (AlguadiĢ) bir EFIL toplantısına gitmiĢti, orada AFS ülkesi olmayan “non-AFS” Malta ile tanıĢmıĢ. Onlar da bir gençlik değiĢim projesi yapıyorlar. EtkilenmiĢ çok. Güney Kıbrıs filan da dahilmiĢ. O zamanlar da Güney Kıbrıs ile böyle bir mektup dahi gidip gelmiyor, yasak. Geldi anlattı, bir non-AFS programı yapalım dedik ama... O zamanlar çok devrimci bir Ģeydi. ġimdi size komik geliyor olabilir, her yerden bir Ģeyler yapabiliyorsunuz.


6

NİSAN 2013

“Belli Ģeylerin yaĢatılması önemlidir, bu tür olaylardır zamk. Ġnsanları birbirine bağlayan o zamktır, ifade ediĢ biçimini etkiler.” Tabii bütçe meselesi de vardı, daha bir cimriydik demek ki. Aslı da destek verdi, tutturdular yapalım diye. ġüko zaten Romanya'dan Causescu yönetiminden bize transfer. Para dedin mi tüyler diken, tuvalet kağıdı bile santimle kullanılıyor ofiste. Yönetim bu durumdan memnun ofis halkı inim inim inliyoruz. Ben de parayı bulursan yap ama buradan bir kuruĢ yok dedim. Ġnat etti gitti AFS'li senior‟larımızdan Ahmet Çakaloz'a, o zaman bir bankanın üst yönetiminde, ondan iyi bir fon buldu. Bir AFS'linin babasının da Mc Donalds'ı var. Ondan da bedava öğle yemekleri buldu. Sonra Malta Hava Yollarından ciddi indirimler aldı. BeĢiktaĢ Belediyesine gitti programa göre 15 kiĢi bizden gidecek 15 onlardan gelecek. Belediyeye “bize bedava bir büyük minibüs verin ulaĢım için, bedava misafirhane tahsis edin gece kalmak için ve bedava sabah kahvaltısı verin biz de sizin çalıĢanlarınızın bizim kriterlere uyan 5 çocuğunu programa dahil edelim Malta'ya götürelim” dedi. Belediye de kabul etti. Sonra bir baktık Show TV‟nin akĢam haberlerinde BeĢiktaĢ Belediye Reisi, Ahmet Çakaloz, bizim Aslı ve Meral, bizim Maltalılar bir eğlence kulübünde yiyip içip dans ediyorlar. Bu program 3-4 sene doludizgin gitti. Türklerin Güney Kıbrıslılarla benim bildiğim ilk resmi bir araya gelmeleri bizimle baĢladı. Malta‟da ilk karĢılaĢmada soğuk durmuĢlar hatta ufak laf atıĢmaları olmuĢ ama tabii akĢam eğlence faslı baĢlayınca bir iki bira ve Sezen Aksu'nun Türkçe Yunanca söylediği Ģarkılar eĢliğinde öpüĢe koklaĢa gözyaĢları içinde ayrılmıĢlar. Güzel programdı. Diğer iĢler arasında devamını getiremedik. ġimdi gelelim Erasmus-Sokrates programlarına, onlar nasıl oldu? O dönemin TKV Mütevelli üyesi Nahit Tatar bu Erasmus, Socrates ve Leonardo programlarının Türkiye ye gelmesi için çok uğraĢmıĢtır. O programlar Avrupa Birliği Parlamento'sunun Eğitim Komisyonunun söz sahibi olduğu programlardı ve Türkiye'ye gelmesi konusu o komisyonda takılmıĢ kalmıĢtı çok uzun bir süre. Nahit (Atar) de bu iĢi bizim Milli Eğitim Bakanlığı vasıtasıyla çözmek umuduyla sık sık bakanlıktan randevu alır beni Ankara‟ya çağırırdı. Bakanlıkta uzun uzun konuĢur dönerdik. UğraĢmaktan canımız çıkardı. Neyse, yıllar sonra bir de baktık AB Parlamentosu Türkiye ile ilgili bu konuyu komisyonlarında konuĢmak üzere üç tüzel kiĢiliği davet ediyor, bir sendikadan 2 kiĢi, AG adlı bizden insanların da olduğu bir STK ve biz. Bizi Meral temsil etti. Gitti AB parlamenterlerine niye bu programların Türkiye'de olması gerektiğini anlattı. KonuĢmasını da hatırlıyorum Ģöyle bitirmiĢti. “Her Ģeyi yasaklayabilirsiniz, sözü geçen programları ülkeme göndermeye mani de olabilirsiniz ama mesela ülkelerimiz arasında mektup göndermenin bile yasak olduğu Güney Kıbrıslı arkadaĢım Kos‟ta Ģimdi, benden buradaki konuĢmamla ilgili haber bekliyor. Ve ben buradan çıkar çıkmaz ona e-mail göndereceğim. ĠĢte bunu yasaklayamazsınız.”. Bu bilgileri internette de bulursunuz ama sanırım ben masal gibi anlatınca dinlemesi daha enteresan oluyor. (Çağrı: Meral Abla bir fotoğraf çekeyim mi? Beni çek de ben de seni Ģey yapayım. Oğlum ĢiĢman gözüküyorum yapma Ģunu! Ciddi söylüyorum beğenmezsem kıyameti koparırım… Çağrı: Tamam tamam.) Bugün bu programların Türkiye'de var olmasına sizin kurumunuzun katkısı büyüktür. Röportaj ekibi: Elinize sağlık. Bir de üstün zekalı doktora öğrencilerinin bir gemide dünyayı dolaĢarak eğitim aldıkları bir program vardı. Hala var, geçenlerde bir yerlerde dolaĢıyordu gene , yüzen eğitim gemisi. Yılı neydi emin değilim neyse o buraya geliyormuĢ. BitiĢik binada da Türk Tarih Vakfı vardı, onlardan bizle iliĢkisi olan birisi geldi ve dedi ki “valla bunlar gelecekler ama ne yapacağımızı bilmiyoruz, 3 gün kalacaklar Ġstanbul‟da, bize yardım edin.” Biz de “tam bizlik” dedik, tamam bizim bu ağaç grupları Ģunlar bunlar, gelsinler dedik. Olayın baĢına eski TKV yönetim kurulu baĢkanı ve ebedi gönüllü NeĢe Gürses‟i ve olmazsa olmazımız Küçük Meral'i geçirdik. Çok güzel bir program yaptılar yedirdiler, içirdiler, gezdirdiler; ama en önemlisi onlara onların bilmediği bizim bildiğimiz bazı bilgileri verdiler. Bizden o kadar memnun kalmıĢlar ki Türk Tarih Vakfı TKV banka hesabına 1500 Dolar teĢekkür bağıĢı yapmıĢtı. Çocuklar bizde geleneğimizi, olaylarımızı geçirme alıĢkanlığı yok. Ben biraz Dede Korkut masalları gibi oluyorum. Bundan sonra dernek olarak sizlerin bunları üstlenmeniz, bir yazıya kitaba Ģeklini Ģemalini bilemem ama kaydetmeniz lazım.

Bir sürü birikim var ama aktarılamıyor. Bu nedenle de kurum kültüründe belli eksiklikler oluĢuyor. Belli Ģeylerin yaĢatılması önemlidir, bu tür olaylardır zamk. Ġnsanları birbirine bağlayan, camia yapan o zamktır. AFS‟nin size katkıları diye bir araĢtırma veya bir anket yapmak lazım. Önümüzü görmek amacıyla. DilĢad: Bir de mesela böyle fikirleri yapmak isteyen biri daha önce hiç yapılmadı zannedip zorlanabilir, geçenlerde de konuĢuldu mesela bu Cuma toplantımızda. Bizim özelliğimizdir zaten her zaman elektriği keĢfederiz. Bizden iĢimizle ilgili yurt dıĢına gidip oradaki iki toplantıya katılıp dönen insanlar çok memnun dönerler. Büyük sırrı keĢfedip dönerler. “Aaa bunlar böyle yapıyorlar” diye. E zaten bu yıllardır böyle yapılıyor. Olay eski, sen yeni öğrendin, bu döngüden çıkıp ilerlemeye mani olmamak lazım. Çok müdür geldi geçti dediniz, sanırım siz de müdürlük yaptınız? Ben müdürlük yapmadım ama bir o kadar vekâlet etmiĢimdir herhalde. Tek baĢına koordinatörlükten diğer her Ģeye kadar yaptım. Açıkçası o benim pek kendime uygun bulduğum bir görev değildi, çünkü ben iĢin her zaman mutfak kısmını çok sevmiĢimdir. Hani bir Ģeyin baĢı veya ayağı olmak önemli değil, severek yapmak önemli. Bildiğiniz gibi bu bir tatmin iĢidir, takdir iĢi değildir. Çünkü takdire bakınca hırslar filan girer o iĢten hayır gelmez; ama tatminse o zaman yaparım. Benim AFS ile de baĢtan tek anlaĢmam vardı, faydalı olduğum sürece ve zevk aldığım sürece kalacaktım. Ondan sonra zaten hangi iĢ olursa olsun faydalı değilseniz size yol verirler, zevk almıyorsanız da zaten siz gidersiniz. Çok emeğiniz geçti hala geçiyor, o dönemlerden bu döneme kadar sizce değiĢen geliĢen neler var? Emek deyince yani, buranın da bana çok emeği geçti. Burası benim için birçok Ģeyi öğrendiğim baĢlı baĢına bir okul oldu. Dolayısıyla benim emeğim diye düĢünmüyorum. Çünkü çok Ģey kazandım ve çok Ģanslıydım, ben hep gönüllünün kremasından çalıĢtım. Tabii ki daha iyi olmasını istediğim yeteri kadar iyi olmamıĢ Ģeyler de var. Mesela derneğin çok daha, sayı değil de nitelik olarak daha farklı daha etkin... Etkin demek de illa magazin sayfalarındaki sütunlarda yer almak değil ama, gönüllüyü tatmin edici projeler üreten, insanlara yer veren, itiĢme kakıĢmadan uzak bir topluluk olmasını isterim. Belki daha gitmemiz gereken adımlar var. Tabii ki bir Ģey baĢladı, ‟99 ġubatı idi kurulduğunda. Az da olmadı, yani TOG bizden 5 sene sonra kurulmuĢtu, öyle bakınca bende de bir kıskançlık oluyor, çünkü bizde de çok nitelikli insanlar var, hepiniz zaman veriyorsunuz, bu iĢ kolay değildir. Gönüllüde de hep o vardır, yeteri kadar tanınmıyor diye, e haklılar! Bu iĢ kolay değildir; ama imkansız da değildir. Bazı gözümüzde büyüttüğümüz Ģeyler yılmadan atılan küçük adımlarla aĢılıyor. Hani dedi ya, aya ilk inen adam ''benim için küçük insanlık için büyük bir adım'' diye. Gerçekten öyle küçük adımlarla büyük bir adım atabiliyorsunuz aslında, cesaret etmek önemli. Derneğin kuruluĢu da böyledir. Kurucularının hepsinin yeri ayrı ve değerlidir. Ben hayranlık duymuĢumdur cesaretlerine; çünkü çok yanlıĢ anlaĢılabilmeye müsait bir Ģey. Bunu gönüllünün aidiyet meselesine getirdiği bir çözüm olarak görmek gerekirken “baĢ mı kaldırıyorlar bunlar ne yapıyorlar” demeye açık bir olaydı. Ama onlar cesaret ettiler. Sizler zaman içinde yürürken burada yaptıklarınızı, çektiklerinizi unutursunuz. Siz unutursunuz; ama ben unutmam hepinizin yaĢadıklarını, havaalanına gitme koĢturmacasını, Hazar‟ın Omurilik Felçlileri Vakfı ile ilk çalıĢtığımız yıl, zihinsel engelli bir çocuğu Ģoförün bırakmayı unutması sonucu, koĢma rekoru kırıp karakola uçması, bir sürü bir sürü olay... Ben benim dönemimde tüm gönüllünün yaĢadığı iyi ve kötü, zor ve keyifli zamanların Ģahidiyim. En üstten en alta kadar. Zaman zaman Mütevelli Heyetin bile nasıl zorlandığını bildiğim için, bir sürü Ģeyin Ģahidiyim. En toleranslı en anlayıĢlı olması gereken insanlardan biri de benim bu camiada diye düĢünüyorum o yüzden. Yargılamak kolay ama anlamak lazım ondan önce.


7

NİSAN 2013 ‟99 depreminde TKV AKUT‟a yardım etmiĢ galiba. O olay nasıl oldu, çoğu insan bilmiyor? Aa evet! ‟99 depreminde, çocuklar zaten o zamanki kanuna göre bütün sivil toplum kuruluĢları devletin hizmetine girerdi ve 24 saat açık bulundurma mecburiyeti vardı. Dolayısıyla biz de ofisi CumartesiPazar dâhil geç saatlere kadar açık tuttuk. Bu arada da Çarmıklıların bir kuruluĢu vardı. Bizim Dr. Aybars Özgür‟de o kuruluĢta çalıĢıyordu, bize dedi ki deprem olmuĢ herkes ayakta, o sırada ofise de yardım yağmaya baĢladı. Saygun Gürpınar da geldi ofise baĢımızda, her Ģey geldi, yığılıyor, bakıyoruz Saygun Bey baĢımızda elinde bir kâğıt, 35 numara pembe çocuk ayakkabısı falan listeliyor yardımları, dedik olacak iĢ mi falan ama biz bunu yaptık. Ondan sonra ne kadar önemli olduğunu anladık, herkese ince ince listeler yaptırdım ben, insanlar benden nefret ederdi. Bizim yaptığımız, gönderdiğimiz hiçbir kutu ziyan olmadı. Sonra günlerce televizyonlarda gösterdi, bir kutu gelmiĢ içinde ne olduğunu bilmiyor adamlar. Yağmurda çamurda yığılıyor, boĢa gidiyor. Bizimkinin üstünde kağıdı var bakıyorsun, bir yerde etekler, bir yerde montlar falan. Dolayısıyla faydasını gördük. Ġkincisi bizim direk gönüllülerimiz gitti zaten, mesela Ayferi Ertek Yalova iskelesineydi, Aktuğ Birinci oralara tekne gönderiyordu. Telefonlar kesiliyor ama biz Aktuğ ile konuĢmaya çalıĢıyoruz, hangi iskele diye soruyorum, “Ġskele kalmadı ki abla bir tane balıkçı kulübesi var oraya gidiyor.” dedi. O dönemki insanlar, herkes sahaya gitti, YeĢilköy‟de A kapısı B kapısı diye iki kapı açıldı dıĢardan gelen kurtarma ekiplerine. Mesela bize “Ġspanyolca bilen” diyorlardı pat insanlar gidiyordu. A-B kapılarının koordinasyonundan bizim gönüllülerimiz sorumluydu hem de gidip oradan alıyorlardı kurtarma ekiplerini onlarla beraber sahaya çıkıyorlardı. Buzdolabımızda tetanoz aĢısı sürekli duruyordu, çünkü aĢı mecburiyeti vardı, aĢısını yaptıran sahaya gidiyordu, zor iĢti. O arada da Dr. Aybars Özgür dedi ki AKUT ile ilgili Çarmıklılar bir merkez açtılar, oraya da bakalım. Biz gittik baktık hakikaten toplanmıĢ AKUT; ama tabii hepsi periĢan gelmiĢler. E biz de bir gittik tintintin Meral, ben, Aslı. Adamlar ciddi bir olaydan gelmiĢler, parça parça insan çıkarıyorlar. Tabii homurdanmaya baĢladılar nedir bu AFS diye. Biz dedik “sizin durumunuzu anlıyoruz, bizim bildiğimiz iĢ değil. Herkes en iyi bildiği iĢi yapmalı. Ne yapacağımızı sormak için geldik, otururuz herhangi bir koordinasyon sorununuz varsa telefonunuza bakarız” falan. Biz rahatlayınca onlar da rahatladılar. Sonra çok iyi dost olduk. Ondan sonra bir toplantı yapılıyormuĢ, AFS olarak biz de 20-30 kiĢiydik, çağırdılar bizi de. O arada da bir takım kurumlar türemiĢti, “biz yardım edeceğiz” diye. ġimdi ismi lazım değil, önemli de değil; “biz konut yapacağız; yardım edin” dedi bir tanesi. Biz de yetkili kurumlarımıza danıĢalım diye geri geldik. Gönüllüler geldi masaya, tartıĢıyoruz falan. O sıradan da AIESEC‟ten, AG‟den birileri var ama hepsi aslında bizim AFSlimiz. Biz ciddi ciddi düĢünmeye baĢladık ne yapalım diye. Sonra bizim Aslı, hiç unutmam hepimize iyi de bir ders oldu, ya biz neyi düĢünüyoruz dedi, biz konut yapmaktan ne anlarız, ne biliyoruz ki dedi, tabii ki gidip biz yapamayız diyeceğiz dedi. Bazen çok basit bir gerçek insanı kendine getiriyor. Biz gittik valiliğe bir baktık AKUT da orada, Ġskender Iğdır vardı; AKUT kurucularından, dağda öldü, hatta son fotoğrafı National Geographic‟e çıktı, üstünde bizim verdiğimiz TKV tiĢörtü vardı. Bizim de AKUT ile iliĢkimizi yürüten kiĢi çok sevip saydığımız rahmetli Ġskender'di. Herkes koĢturuyor tabi, akĢam oldu falan, biz bir Ģey söyleyeceğiz dedik, Ġskender‟i arıyoruz. O sırada AKUTçulardan biri de AFS cevabını açıklamaktan korkuyor mu toplantıda dedi. Bizim için sakıncası yok biz geliriz toplantıya dedik, gittik arkaya oturduk. Bu sırada sürekli notlaĢıyoruz kendi aramızda. AKUT da tecrübesiz o zaman ama bir sürü kiĢi kurtarmıĢlar, biraz kabarmıĢlar. Bir yandan da o konut yaptıracak “türemiĢ” kurum. Beni sözcü seçtiler. O sırada oradakiler dedi ki 2000 tane ev yapacağız, ben de kim yapacak dedim, AFS/TKV dedi. Bunun üzerine kalktım biz konut falan yapmayacağız, zaten onu söylemeye geldik dedim. AFS korkuyor mu çıktı yine, dedim ki “AFS hiçbir Ģeyden korkmuyor, AFS kanun nedir biliyor. Ben tüzel bir kiĢiliğim, TKV‟yi temsil ediyorum artı AIESEC ve AG‟yi temsil ediyorum. AKUT da tüzel bir kiĢilik ama öbür kurumun ne olduğunu pek anlayamadım. Ama biz kanun nedir biliyoruz.”. Bir sürü para toplamıĢ bunlar Ģahıs adına, dedim devlet gelip el koyacaktır, havada uçan Ģeyler bunlar. Biz böyle gittik. Sonra biz AKUT‟un bütün koordinasyonunu sağladık, yardımcı olduk, sürekli sahada çalıĢtık, öyle oldu. Biz: Gerçekten iyiymiĢ, Ģimdi öyle bir olay olsa olur mu acaba? Felaket anında herkes yumuĢuyor ama dediğim gibi iĢler iyi gitti ve bütün gönüllüler bir aradaydı.

Gönüllülere çok değer veriyorsunuz, defalarca da belirttiniz. Peki AFS gönüllüsü kavramı size tam olarak neyi çağrıĢtırıyor? AFS‟de aklıma yatmayan bir Ģey vardı, hani biz sivri insanlarız dendi mi ben ona çok ĢaĢırırdım ve hoĢuma gitmezdi. Sivri değiliz, sivri olan insanların sivrilikleri sempatik kalmaz, hayat bam diye basar sivrilik gider. Ama zeki olmak, etkileyicidir. AFS‟de beni etkileyen budur, benim bildiğim zeka tarifi zihnin uyum kabiliyetidir. E AFSlilerin de uyum konusunda benim tanıdığım en deneyimli insanlar olması gerekir, dolayısıyla zekadır. Benim hep inandığım bir Ģey vardır, bir çift göz bir beyin zekanın kaynağıdır ve AFSliler de büyük bir çoğunlukla zeki insanlardır. Bu zeka tarifinden yola çıkarak AFSlilerden sevdiğim ve bulduğum olay budur, sivrilik bende bir çağrıĢım yapmaz. Tam olarak kaç senedir AFS içerisindesiniz? Doğduğumdan beri gibi geliyor. Biz: Öyle kabul ediyoruz zaten biz de sizi.

“Dönemin CumhurbaĢkanı Süleyman Demirel „Tebrik ederim, gönlüm sizinle!‟ diye telgraf çekmiĢti.” Derneğin kuruluĢ sürecini anlatır mısınız biraz? Çok çalıĢıldı hakikaten, enteresandır. Bir dernek fikri her zaman konuĢulur, sözde kalırdı. Özgür Akman ve Meral ikisi de grip olmuĢlar bizim eve akĢam yemeğine gelmiĢlerdi. Aileleri yoktu Ġstanbul‟da, ben de bunlara anaçlık yapıyorum. Her zaman konuĢulur ya bu dernek, sonra birden Özgür dedi yahu ben kurayım mı bu derneği falan. Biz de Meralle kur be arkandayız dedik. Ertesi gün baktık hakikaten harekete geçmiĢ, onun üstüne dedik ki tamam hayırlı olsun. Bizim resmi sıfatlarımız var ama siz bunu gönüllü bazda yapın. Parasız da bir Ģey olmayacağı için ilk Dirim Nasuhoğulları ve Abur Özsezikli‟ye haber verildi, bir de ġükriye Çetegen çok severdi bu isimleri. Bu üç isim de küçük para yardımları yaptı. Dirim koĢa koĢa geldi kendisi getirdi, bizim Abut biraz tembeldir, o birisiyle yolladı. (GülüĢmeler) ‟99 senesinde Yıldız Teknik Üniversitesi‟nde büyük bir toplantı yaptık ama nasıl güzeldi çocuklar. Hazar: Fotoğraflarınu ve raporunu bulabiliriz aslında. Biz asıl onun videosunu kaybettik, nasıl kızmayayım ben çocuklar, ondan sonra AFS‟nin nesini seviyorsun sevmiyorsun! O toplantı öyle bir Ģey oldu ki, nasıl bir dayanıĢma nasıl bir para toplama ki, mesela Adanalılar ve Ġzmirliler keyif ehlidir, geliĢ-gidiĢ, konaklama paraları ödenmiĢ. Öğlen sandviçler gırla gidiyor, herkese küçük hediyeler falan, öyle bir toplantı. Bir divan kurduk, divan baĢkanı bizim Burak (Tarım), baĢkan yardımcısı Abut. Bir kiĢi de zile vuruyor orda beĢ dakikada bir, mesela TKV baĢkanı kalktı konuĢuyor beĢ dakika sonra ding diye zile vuruyor, özür dilerim süreniz bitti konuĢmanıza izin veremem diyor, böyle disiplinli ortam. Ama çok kalabalıktı, 300 küsür kiĢi falan var. Derneğin müracaatı baĢladı ama dernek kurulmuĢ değil, bizim GökĢin Akçalı da -Ġzmirli- bir Ģeye kızdı, biz de derneği kurduk dedi! Bir kıyamet koptu, herkes, sevinçten ağlayanlar falan, aman allahım! O Ģekilde kuruldu. Bizim Gül TaĢman, çok da severim arkadaĢımdır, mütevelli heyetteydi, oğlu da Emre TaĢman bu dernek kuruluĢunun içinde, önlü arkalı oturuyorlardı, döndü oğluna teessüf ederim, neden haber vermedin falan dedi, herkes ĢaĢkın ve sevinçli! Vakıfta olgunlukla karĢıladı, ondan sonra da yürüdü gitti. Bu arada çok enteresan bir Ģey oldu, o sırada Süleyman Demirel cumhurbaĢkanı, kız kardeĢinin kızı, ki onlara çok yakın, Hale Ünlü de bizden. Onlarda çok ilgileniyorlar, bilgi alıyorlar falan. Biz de dedik gelmez ama arayıp davet edelim, onlar da hayhay dediler! Geç çağırdığımız için kendisi gelemedi; fakat “Tebrik ederim, gönlüm sizinle!” diye telgraf gönderdi. Derken Burak Tarım divan baĢkanı ya, gelen tebrikleri okumak zorunda. Bir duraksadı oyun mu Ģaka mı var diye, Türkiye Cumhuriyet‟i CumhurbaĢkanı‟ndan telgraf gelmiĢ! Biz oradan oku oku yaptık da öyle okudu iĢte. ġen Ģakrak kuruldu. ĠnĢallah Ģen Ģakrak devam eder.


8

NİSAN 2013

“Ben AFSGD‟nin büyük düĢünüp büyük iĢler yapabileceğine inanıyorum. Bunlar güzel laflar gibi geliyor, ama aslında içi boĢ değildir, mümkün olan Ģeylerdir, yeter ki niyet edin.” Ayrılmanıza rağmen, hala AFS içerisindesiniz, ayrıldıktan sonra ne gibi çalıĢmalar yaptınız? Gereken bir yerde bir Ģey olduğu vakit yardımcı oluyorum, derneğin yönetimi değiĢirken görev aldım mesela. Benim bu saatten sonra yapacağım Ģey, geçici Ģeylerde görev almaktır, eğitim komitesi gibi, o yuvarlandıktan sonra bitecek bir olaydır. O tür Ģeylerde faydalı olmaya çalıĢıyorum. Ġnsanların faydalı olacağı zaman orada bulunmaları lazım, bu bir alan sorunudur, o alanı insanlara bırakacaksınız ki onlar da hatalarını gerekirse bu alanda yapacaklar ve öyle öğrenip gidecekler, bir alanda oturup ben her Ģeyin en iyisini bilirim demek, iĢte o bana biraz yaĢlılık gibi geliyor, hoĢlanmıyorum. O zaman biraz TKV‟den AFS‟den çıkalım, sizden bahsedelim. Galiba önceden bir yurtdıĢı yaĢantınız olmuĢ, bu tür Ģeylerde çalıĢmanızda etkili oldu mu? Çocuklar öyle bir Ģey olmadı. Ben Ankara Koleji kökenliyim. Ankara o zaman küçük bir yerdi, ilkokul arkadaĢlarımla çok yakındım. Annelerimiz babalarımız da çok yakın olmasa da tanıĢırlardı yani. Orada bana çok katkısı olmuĢtur. Özel hayatımda çok enteresan bir Ģey yok bir oğlum var bir kocam var, Moda‟da oturuyorum, mutlu bir hayatım var! (GülüĢmeler) Size nasıl bir katkısı oldu dersen, ilkokuldan beri arkadaĢlarımla biz birbirimize çok bağlıydık. Üniversitede de çok ayrılmadık. Ondan sonraki hayatlarımızda da hiç kopmadık. Yıllar sonra ben evlilik vasıtasıyla Ġstanbul‟a yerleĢince baktık ki Mezunlar Derneği diye bir Ģey yoktu, görüĢemiyorduk falan. Bizim bir arkadaĢımız topladı bizi, Ortaköy‟de bir bar vardı, duyan gelmiĢ o kadar kalabalık olduk ki, barın içkileri falan bitti. Sonra Ankara Koleji Mezunları Derneği diye bir dernek kurduk. Bir arkadaĢ Acarkent projesinde çalıĢıyor, onun Ģartı da yakınında bir okul yapmak. Hatta ilk baĢta ben biraz çıkıntıydım, senin gençlik zamanın gibi (Çağrı‟ya söylüyor)(GülüĢmeler). Vakıf kuralım dendi, hayır efendim kuracaksak niye Ümraniye‟de kurmuyoruz da diye falan baĢladım ben. ‟68 kuĢağı olduğum için sol tarafım kabardı tabii. Sonra da hakikaten önce vakıf kurduk, sonra da okul kurduk. Ġstanbul TED Koleji, bizim mezunlarımız tarafından kurulmuĢtur. Hep savunmuĢumdur bir dernek ile vakfın, müĢterek olarak yaĢayabileceğini, dostluk içinde olabileceğini, iyi iĢler yapabileceğini ben denediğim için biliyorum. Aynı Ģeyin AFS ve TKV için de olabileceğini düĢünüyorum. Benim her zaman bir rüyam vardı. Bir kitap yazmak, herkesin ilgisini çekebilecek, katkısı olabilecek bir kitap. Bir de bir yüksekokul, kültürler arası iletiĢime iliĢkin dersler verilebilecek, bir bölüm bile olabilir. Ġdealim, düĢüncem odur. Hep söylerim insanlara yüksek idealler verirsin, NASA kurulduğunda da herhalde taĢ topraktı, buldozer geldi düzeltti falan, sonra kurdular yaptılar Ay‟a gitti hatta geldi bile adam. Onun için yapılmayacak bir Ģey yok diye düĢünüyorum. Ben AFSGD‟nin büyük düĢünüp büyük iĢler yapabileceğine inanıyorum. Bunlar güzel laflar gibi geliyor, ama aslında içi boĢ değildir, mümkün olan Ģeylerdir, yeter ki niyet edin. Mesela ne bileyim gider bir profesörle konuĢursunuz, bana konuĢacağım bir ortam verin, bunları bunları anlatmak istiyorum falan. Emre: Eğitim Takımı onun üzerinde çalıĢıyor sanırım Meral Abla. Çağrı: Özyeğin Üniversitesi ile bir çalıĢmamız olmuĢtu. Bunlar çok güzel Ģeyler! Olmalı. DayanıĢmayla olacak Ģeyler. AFS‟yi düĢünürsen, sınav açıyoruz, insanları sınava tabi tutuyoruz, sonra alıyoruz haydaaaa hadi gidin, sonra geliyoruz hadi bakalım arkadaĢ, kardeĢ olun, çok Ģey bekliyoruz aslında. Ben eleĢtirmekten nefret ederim çocuklar, ama eleĢtirmemek için de herkesten önce kendimi eleĢtiririm. Bir Ģey isterken önce kendi eksiğimize bakmak lazım. DayanıĢma bekliyorsak altyapıyı da bizim hazırlamamız gerekiyor.

Çok güzel söylediniz Meral Abla! Bir de biz bir Ģey duyduk, Türkiye‟de sanat galerilerinde ilk taksitli satıĢı siz baĢlatmıĢsınız galiba? Aslı var mı? Evet evet (GülüĢmeler). O kocamın hobisi, o zaman Moda‟da bir galeri açmıĢtı, ben de gidip arada bakıyorum. Bir gün müdürün iĢi var demek ki ben oradaydım. Bir sanatçı hastaydı, yararına bir sergiydi, ucuzdu yani tablolar. Bir ev hanımı geldi bir gün belli yani, iĢte bakıyor tablolara falan, bende de çene bol konuĢmaya baĢladık, onu beğendi bunu beğendi. Verelim dedim size, e nasıl ödeyeceğim dedi, iĢte böyle yapalım falan konuĢtuk, valla dörde mi böldüm beĢe mi ne. Türkiye‟de bilinmeyen bir Ģey, taksitli satıĢ, baĢkası yoksa, ben duymadım yani, ilk yapan benim. Adres falan da almadım yani, ama kadın o kadar iyi çıktı ki her ay getirdi. (GülüĢmeler) Çağrı: Kaç yılındaydı bu? ‟79-‟80 arası. AFS‟nin Meral Abla‟sı olmak nasıl bir duygu, yeni geleninden eskisine kadar herkes öyle diyor? Bazı Ģeyleri inĢallah hiç kaybetmem. Bazı Ģeyleri o kadar benimsiyorsun ki benimsendiğin oranda, doğal kabul ediyorsun. Bunu bir Ģımarıklık olarak görmeyin, güven, emniyet hissi veriyor. Bazı Ģeylerde o kadar özdeĢleĢmiĢ gibi oluyor ki. Hatta geçen Özgür Akman bir Ģey dedi, ben de baĢladım ben ölürsem çok arayacaksın da bilmem ne de diye. Onun bir de Ġtalya‟da bir babası var, dedi ki yani iki gündür bir o bir sen baĢladınız öleceğim de falan da diye ne oldu bir Ģeyiniz mi var diye beni iki gün bırakmadı, aradı durdu. Nasıl geliyor dersen, iyi geliyor, sevgi dolu geliyor. Farkında olduğun bir mutluluk, sanki baĢkası olmazmıĢ gibi geliyor. DilĢad: Olmaz da zaten! ĠnĢallah! Son olarak, buradan biz genç AFSlilere vermek istediğiniz bir mesaj var mı? Açıkçası çocuklar öyle en kolay verilen Ģey mesajdır; ama aklın yolu da birdir. Düzgün olmak önemli, AFSli olmuĢsun hiç önemli değil, önemli olan adam gibi adam olmak kendi ölçüleri içinde. Önce faydasını siz görüyorsunuz. Bir yaĢtan sonra kendi kendinizle hesaplaĢmanız oluyor çünkü. Arada da fire veriyorsunuz tabi, o da insan olmak. Tavsiye vermek benim için pek önemli değildir. Anlatmak, eklemek istediğiniz bir Ģeyler var mıydı? Baya kapsamlı, benim aklıma gelebilecek her Ģeyi siz gayet güzel sormuĢsunuz. DilĢad: Sizi tanıtmak istedik, çoğu kiĢi sizi tanımıyor gerçekten; bir Meral Abla biliyor, ama belki de hiç karĢılaĢmamıĢ. Belli seneden sonra öyle oluyor çocuklar, herkese dokunamıyorsun, dokunduklarını tanıyorsun. TeĢekkür ederiz Meral Abla, çok keyifliydi. Ben teĢekkür ederim, sizinle konuĢmak bir zevkti.

“Ġnsanların hayallerinin gerçekleĢebileceğini biliyorum, hayal edince yapamayacak bir Ģey yok gibi geliyor bana. Biraz bakıĢ açın ve iyi niyetle oluyor yani. Kendi kavgasını bıraktığı vakit insan, bir Ģeyin baĢı sonu olmayı bıraktığı vakit hayalleri oluyor. Alçakgönüllülüğe inanırım hep ben, birine buyurun derken daha hoĢ oluyorsun, sen sanki kendini yüceltiyorsun gibi.” – Meral TaĢar


9

NİSAN 2013

Özel Yazı:

PROFESYONEL GÖNÜLLÜLÜK Merhaba, Ben, AFS‟li olmaktan her zaman gurur ve mutluluk duyan 30 yıllık bir AFS‟liyim. Uzunca bir süre AFS Gönüllüsü olmaya ara vermiĢtim; Ģimdiyse, heyecanlarına bilgi ve yaĢam deneyimleri de eklenerek geri dönmüĢ bir “profesyonel gönüllü” olma çabasındayım. Ara verdiğim sürede AFS Gönüllüleri Derneği (AFSGD) kurulmuĢ, “uluslararası öğrenci değiĢim programı” tanımlamasının yerini çok daha anlamlı ve kapsamlı “kültürlerarası öğrenme” almıĢ. “Profesyonel gönüllü” kavramını da, ilk kez 2012 sonunda yapılan ve eğitmen olarak katıldığım 1. Basamak Gönüllü Eğitimi‟nin hazırlıkları sırasında duydum. Bu terim AFS Türkiye‟ye aitmiĢ, çok beğendim. Gönüllülük, TDK Büyük Sözlükte Ģöyle tanımlanmıĢ: “Bir iĢi yapmayı, hiçbir yükümlülüğü yokken isteyerek üstlenen”. Bizler de bunu yapmıyor muyuz? Bir iĢin ucundan tutuyoruz, yardım ediyoruz, yaĢamlara dokunuyoruz, yaratıyoruz, üretiyoruz. KarĢılığında elde ettiğimizse keyif, tatmin, arkadaĢlık, bilgi ve deneyim. Bizi buna kimse zorlamıyor, isteyerek yapıyoruz. Peki bunu profesyonelce yapmak ne demek? Profesyonellik denince bir çok arkadaĢımızın aklına, yapılan bir iĢin sonunda “maddi kazanç” olduğu düĢüncesi gelebilir. Oysa iĢ yapma biçimi, disiplinli olma, sorumluluk bilincine sahip olmadır ilk akla gelmesi gereken! Bir öğrenciyseniz, baĢarılı olmak için her Ģeyden önce “sorumluluk sahibi olmanız gerekir”. Kendinize hedefler belirler, plan yapar ve bu plana uygun, sistematik ve disiplinli bir Ģekilde çalıĢırsanız baĢarıya ulaĢma Ģansınız her zaman yüksektir. Bir takımın üyesiyseniz, baĢkalarının düĢüncelerine ve bilgilerine kulak vermeniz, yardım isteyebilmeniz ve yardım edebilmeniz gerekir. Tüm süreci değerlendirip, neyin iĢe yaradığını, neyin yaramadığını belirlemek ve gerekli değiĢiklikleri yapmak da aynı oranda önemlidir. “Canımın istediği sayfaları çalıĢayım diğerlerini çalıĢmayayım” deme lüksünüz yoktur, tabii baĢarı istiyorsanız! Bu, iĢ dünyasında da geçerlidir, adı ne olursa olsun (eğitim, proje, yazılı, sözlü değerlendirme vb) bir “iĢ” yapıldığına göre gönüllülükte de... Profesyonel tutum budur. Üstelik ben, kiĢinin sorumluluk bilincine sahip olup üstlendiği iĢi “sahiplenmesinin”, gönüllülükte iĢ hayatına göre daha önemli olduğunu düĢünüyorum. Çünkü yaptığınız ya da yapmadığınız her Ģey, birilerinin yaĢamını doğrudan olumlu veya olumsuz etkileyebilecek bir güce sahip. Gönüllü olarak iĢ yapıĢ biçiminiz, temsil ettiğiniz STK‟nın dıĢarıdan algılanıĢını güçlendirecek ya da zayıflatacak güce de sahip. Profesyonelce ders çalıĢırsanız sınıfı geçen siz olursunuz ama bir STK gönüllüsü olarak profesyonelce davranırsanız bunun olumlu etkisi çok daha geniĢ olacaktır. Kısaca ben, profesyonel gönüllülüğü, gönüllü çalıĢmalarını amatör heyecan ve profesyonel bir yaklaĢımla gerçekleĢtirmek olarak yorumluyorum. Siz ne dersiniz? Ülkü FERAH-YELBAġI ‟83 ABD AFSGD Ġstanbul ġubesi Yönetim Kurulu BaĢkanı

ŞEBEKE:GENÇLERİN KATILIMI


10

NİSAN 2013

JAPONYA’DAN SELAMLAR POYRAZ BAKLAN ‘04 ABD Tokyo‟da altı ayı geride bırakmıĢ biri olarak Japon kültürünü önceden ne kadar az bildiğimi, dıĢarıdan bakanlar için buz dağının Ģu üzerindeki kısmının bir buz küpünden ibaret olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Öyle ki bir batılının gözünden enteresan, değiĢik veya düpedüz garip sayılabilecek Japon alıĢkanlıklarına tanık oldukça dünyadan bu kadar izole kalarak tamamen kendine özgü bir kültür tipi geliĢtirmiĢ bu topluma hayranlık beslememek elde değil. Buyrun, dersimiz Japonya 101! - Japonya, Meiji dönemine kadar(1868-20. yüzyıl) tamamen kültürel ve ticari iliĢkilerini Çin‟le sınırlamıĢ, bu dönemde ise özellikle Amerika, Ġngiltere ve Fransa‟nın etkisinde kalmıĢ. Kitaplarda bu dönemin ülkeye telgraf, demiryolu gibi icatlar kazandırdığı yazsa da, bu kültüre rüĢvet, dolandırıcılık ve sansür gibi kavramların da girmesi aynı döneme rastlıyor. - Japonya dikine bir toplum. Biriyle konuşurken statü olarak sizden yukarıda mı aĢağıda mı yoksa aynı seviyede mi olduğunu göz önüne almanız lazım. Bu bizde kaba veya komik sayılabilecekken, burada hem saygı hem samimiyet çerçevesinde gayet iyi iĢliyor. Cümleye ekleyeceğiniz bir kelime size karĢınızdaki kiĢinin ifadesini çok çabuk değiĢtirebilir. - Davranışları değerlendirmek için iki kavramı bilmemiz gerek. “Honne” bir kiĢinin hissettikleri, duyguları iken, “tatamae” etrafına karĢı giydiği bir maske olarak algılanabilir. Bunlar arasındaki fark Japon kültürünün çok büyük bir parçası. Yaptığınız bir Ģeyden dolayı azarlanmanız ufak bir ihtimal, çoğu zaman onlara yalvarsanız bile yanlıĢınızı düzeltmiyor, aksine uğraĢınız için sizi tebrik ediyorlar. “Ganbare!” - Özellikle genç ve orta yaşlı kesimde bir arı kovanı mentalitesi hakim. Beraber eğleniyor, beraber çalıĢıyor, beraber geziyorlar. Restoranlarda 15-20 kiĢilik grupları duman altı bir halde bağırarak Ģarkı söylerken görmeniz kaçınılmaz. Dahası onlara ayıplayan bir bakıĢ atmanız sizi de gruba katmalarına yol açıyor! Ġnsan içine çıkmayan, evine kapananlara verilen bir de isim var, hikikomori. - Japon içkisi olarak bilinen sake, aslında o kadar da popüler değil. Bira ve Ģarap her zaman daha yaygın. Ayrıca ramen yerken ağzını sapırdatmak kabalık değil bir gereklilik. Yemeğinizi yerken sınırsız çay içme hakkına da sahipsiniz. Yemek çubuklarını kullanmayı bilseniz iyi olur. Kimileri evden getirdiği çubuklarını sık iĢlemeli kaplarıyla cebinde taĢıyor. - Baharın gelmesiyle parklar Hanami partilerine ev sahipliği yapıyor. Mart sonunda Kiraz tomurcuklarının (Sakura) belirmesiyle herkes fotoğraf için partiler düzenliyor, tabii bu dostlarıyla beraber içmek ve eğlenmek isteyenlere bahane oluyor. Sakura simgesi 100 yenlik bozuk paranın üzerinde de bulunuyor. - Sumo saygı duyulan ulusal sporları olmasına rağmen, popülerlikte beyzbolun yeri apayrı. Her oyuncunun ayrı bir tema Ģarkısının bulunması ve taraftarların o kiĢi çıkınca haykırarak söylemeleri elzem. 30‟dan fazla takımın 400 kadar oyuncusu olduğu düĢünülürse… - Sokakta her beş kişiden birinin cerrahi maske taktiğini göreceksiniz, korkmayın. Hastalık hastalarını es geçersek tamamı hapĢırsa bile maske takan insanlar. Cebinde mendilin yanında maske taĢıyanlar var. Tabii bu da bir nevi saygı göstergesi. - Anime ve manga hayranıysanız reklam panoları, hatta uyarı tabelaları bile size yabancı gelmeyecek. Bunun yanında anime bir hobi olarak görülse de, manga bir sanat biçimi olarak algılanıyor. Çoğu zaman mangakalar (çizim ustaları) fuarlara “celebrity” olarak katılıyorlar, tabii bir çok kiĢi de hayranı oldukları manga kahramanının kostümüne bürünüp bu fuarlara akın ediyor.

- Japonca Türkçe ile aynı dil ailesinden geldiği için cümle yapısı tamamen aynı. Yabancı kelimeler ise JaponlaĢtırılarak kullanılıyor. Örneğin notebook PC= nouto pasokon! - Yazım ise biraz daha karışık, dört yazı sistemini bilmeniz lazım. Hirağana (japon karakterleri), Katakana (yabancı sözcükler için), Kanji (Çin karakterleri) ve Romajı (latin alfabesi). - Tren ve otobüslerden oluşan ulaşım sistemi mükemmele yakın diyebilirim. Öyle de olmak zorunda zira sadece Tokyo‟da her gün on milyona yakın insan metroyu kullanıyor. Ayrıca trenler çok sıkıĢ tepiĢ olabildiği için etrafınızdakileri ittirmek, omuz atmak serbest. 90 yasındaki teyzelerden bu davranıĢı görmek insanın özgüvenini sarsabilir. - Toplumda din kavramı ciddiye alınacak seviyede değil. Resmi din Shinto olmasına rağmen çoğu kiĢi bunun Ģahsa bağlı bir inanç olduğunu savunuyor ya da “hiç düĢünmedim” diyor. - Japonlar sürekli hareket halinde olan bir toplum. Erken kalkıyor, hızlı yaĢıyor, çok çalıĢıyorlar. Buna göre ĢekillenmiĢ bir toplumsal yapıları var. 7/11 gibi marketler adım baĢı bulunuyor ve kitaplardan, hazır yemeklere kadar bir çok Ģeyi buradan alabiliyorsunuz. Metroda üç kiĢiden biri kitap okuyor, biri uyuyor, diğeri de etrafı seyrediyor (ben). - Dünyanın en kalabalık şehirlerinden biri sayılan Tokyo aslında bir Ģehir değil. 23 semt ya da “ward”dan oluĢan bir bölge. En ünlü kesimleri ise moda cenneti Shibuya, elektronik kenti Akıhabara, Shinjuku ve Shimbashi. 13 milyonluk nüfusun çok büyük kesimi Ģehir dıĢında yaĢıyor, her gün çalıĢmaya veya eğlenmeye trenle geliyor. - İngilizce çoğu Japon tarafından anlaşılmasına rağmen, çok büyük bir kısmı konuĢmaya çekiniyor. Bunda “bir iĢi iyi yapmayacaksam hiç yapmayayım” mantığının etkisi var. - Deprem günlük yaşamın bir parçası. Kafede otururken deprem olması panikten ziyade, garip bir sessizlik,bunu takiben herkesin iĢinin baĢına dönmesiyle son buluyor. - Toplumun her seviyesinde saygının büyük bir önemi var. Polisten, kasiyere kadar herkes sizinle karĢılaĢtığında gülümseyip selam veriyor. Yukarıda iĢlediğimiz Tatamae‟yi hesaba katarsanız bu o kadar samimi gelmeyebilir ama unuttuğunuz 2 yen para üstünü size yetiĢtirmek için peĢinizden koĢan kasiyerleri takdir etmemek elde değil. Tabii ki bu kadar köklü bir toplumu keĢfetmek kolay bir iĢ değil. Bunlar sadece kısa sürede gözlemlediklerimin ufak bir kısmı. Dünya üzerindeki her toplumun bu kadar engin bir birikimi olduğunu düĢündüğünüzde aslında ne kadar “ufak” öldüğümüzün farkına varıyoruz. Geriye bu okyanusu keĢfetmek kalıyor. Yolunuz Tokyo‟ya düĢerse kapımı çalmayı unutmayın.


11

NİSAN 2013

STAIRWAY TO HEAVEN, OR NOT?

saying. I‟m proud to say: from now on I‟m not the only one on whom South Africa has left its marks. South Africa and Belgium have come, seen and conquered each other‟s cultural differences – veni, vidi, vici.

by Siel – AFS Belgium/Flanders It‟s a feeling every AFS‟er knows, it comes from deep in them. It‟s the reason I find myself searching on the internet now and then for cheap plane tickets. It‟s like Simon and Garfunkel sung in their famous song „Stairway to Heaven‟: “There‟s a feeling I get when I look to the West, and my spirit is crying for leaving. In my thoughts I have seen rings of smoke through the trees, and the voices of those who stand looking.” It‟s the all consuming feeling of wanting to go back. Go back to your family, friends and host country, in my case South-Africa. (Parts of my two beautiful families)

My name is Siel, born in Belgium but lost my hearth in South-Africa. In Belgium there‟s a saying: “Falling with your ass in butter”. It‟s meaning? Being really lucky with the thingsgetting thrown at you. That‟s just the way I felt as an exchange student in the year 2008-2009. According to myself I had the nicest host parents, the best host sisters, the most interesting school and the most beautiful country. Don‟t we all think like that? Having to go back to Belgium didn‟t do me any good. Africa had left its traces on me. I didn‟t take me long to figure out that going back to South Africa and my host family was actually affordable. So that‟s what I did, two years in a row, go back, be part of my African family again, feel like a true South-African all over again, going back home. With every ticket I bought it was like, and I quote Simon and Garfunkel yet again, buying my own „Stairway to Heaven‟. That was, up until this year. As every December, during my exams, I started searching the internet for tickets to Cape Town, since I apparently have nothing better to do. Panic! They had almost doubled the prices! Would that mean no South-Africa this year? It was time for a god-given miracle. And surprisingly, that miracle came in the form of my parents, more specifically, my Belgian parents. My plan was easy: since my parents always said they wanted to go to South Africa, convince them that that time had come and that they should take me as their guide. Was it my pleading eyes? My sweet voiced „Mommy‟? Don‟t know. All I know is that it worked! I would be able to go to South Africa yet another year! I was over the moon, couldn‟t think of anything else, until the first questions came. “Siel, are you going to stay with us in a hotel whilst being in Cape Town?”. I never thought about that,for me it was obvious, we would stay at my house, wouldn‟t we? “Where can we take your host parents for dinner?” How should I know? I always ate home. I started doubting about, even fearing, the trip. What if my Belgian parents and my SouthAfrican parents wouldn‟t get along? What did they expect? What if my two favorite cultures would clash? Result: stress and panic. And the actual trip still had to start. Going back to your host country is fine. It enables you to pick up where you left off. Going back to your host country with your parents is something different. In my case, it confronted me with two different sides of myself. My Belgian and South African natures clashed since Belgium had followed me all the way to South Africa in the form of my parents. Examples, you ask? Telling my Belgian dad that 90% of his usual conversation topics were off limit, like religion and politics. Explaining my Belgian mom why I eat meat in South Africa even though I‟m normally vegetarian. Explaining my South African dad that us sleeping in a hotel didn‟t mean his house wasn‟t good enough for my parents. Explaining my South African mom the reason we were late was because my Belgian mom didn‟t dare to drive 160 km/hour on a 120 km/ hour roadway. Explaining my Belgian dad that it was not safe to walk alone in the streets at night and sometimes even by day. It was absolute mayhem, chaos, like the Eyjafjallajökull had erupted in my head. Everything I found normal, got questioned. Everything I considered to be common sense, they found illogical. And yet I was the only who seemed to care. In between my happy talking fathers and my happy food preparing mothers, I realized something. Maybe I should just stop thinking and instead enjoy my glass of wine. And that is what I did. I enjoyed it; every second of it... Even now, back home in freezing Belgium, South Africa doesn‟t seem to let go of me. It‟s in the form of my Belgian mother saying to me that she‟s finally able to understand what I experienced during my exchange.In the form of my Belgian father trying to „be as relaxed as a true African person instead of running around as a headless chicken‟ – yet another fine Belgian

(Cape Town with my Belgian parents)

Cennete Bir Merdiven mi yoksa değil mi? (Çeviri: Can Tekimliğ) Bu bütün AFS‟lilerin bildiği, içlerinde olan bir duygu. ġu aralar benim ucuza bilet arama sebebim de bu aslında. Simon ve Garfunkel‟in “Stairway to Heaven” Ģarkısındaki gibi; “There‟s a feeling I get when I look to the West, and my spirit is crying for leaving. In my thoughts I have seen rings of smoke through the trees, and the voices of those who stand looking.”. Bu tamamı ile sahip olduğumuz geri dönme isteği. Ailene, arkadaĢlarına ve AFS ülkene, benim durumunda; Güney Afrika‟ya. Benim adım Siel, Belçika doğumluyum fakat kalbim Güney Afrika‟ya ait. Belçika‟da bir deyiĢ vardır; “Falling with your ass in butter”. Bu sana verilenler konusunda çok Ģanslı olman demek. Bu tam anlamı ile benim 2008-2009 senesinde bir değiĢim öğrencisi olarak hissettiğim duygu. Bence ben en iyi host aileye, host kardeĢlere, çok eğlenceli bir okula ve en güzel ülkeye sahiptim, ama bir yandan da hepimize gore öyle değil mi? Belçika‟ya geri dönmek bana pek yaramadı aslında. Afrika adeta üzerimde izlerini bıraktı. Afrika‟ya ve host aileme geri dönmek aslında benim kafamda kurduğum kadar da pahalı değilmiĢ, ve bunu farkedince Afrika‟ya gitmeye karar verdim, hemde 2 sene üst üste. Aldığım her bilet adeta Simon ve Garfunkel in Ģarkısındaki gibi “Cennete uzanan merdiven”di benim için. Ta ki bu yıla kadar. Her yıl olduğu gibi kasım aylarında, sınav zamanımda, internetten Cape Town‟a ucuza bilet bakıyordum. Aman Allahım! Neredeyse fiyatlar ikiye katlanmıĢ. Bu benim için bu yıl Afrika yok demek miydi? Bir mucizeye ihtiyacım vardı ve bu mucize ailemle birlikte geldi, daha doğrusu Belçikalı ailem. Ailem hep Afrika‟ya gitmek istediğini söylerdi, Ģimdi tam zamanı, hep beraber gider ben de onların rehberi olurdum. Bu plan iĢe yaradı, bu sene de Afrika‟ya gitmeyi baĢaracaktım. Mutluluktan havalara uçuyordum, baĢka hiç bir Ģey düĢünemiyordum, ta ki o ilk soru gelene kadar; “Siel, Cape Town‟da bizimle otelde mi kalacaksın?” Hiç bu konu hakkında düĢünmemiĢtim. Benim için oldukça açıktı, bana göre host ailemin evinde kalırdık, kalmaz mıydık? “Host aileni nereye yemeğe götürelim?” nereden bileyim ben, hep evde yeriz biz. Gezi hakkında olumsuz düĢünmeye hatta geziden korkmaya baĢladım. Ya Afrikalı ailem ile Belçikalı ailem iyi anlaĢamazsa? En sevdiğim iki kültür çakıĢırsa ne yaparım? Sonuç olarak, panik, stress ve yolculuk baĢladı. Host ülkene geri dönmek tabi ki güzel bir Ģey, nerede kaldıysan ordan devam etmene yarıyor. Fakat host ülkene ailenle gitmek tamamıyla farklı bir Ģey. Belçikalı ve Afrikalı tarafım bu durumda birbiri ile çarpıĢacak duruma geldiler. Örnek mi istersiniz? Belçikalı babama politika ve din gibi bahsettiği konuların 90% ının limitleri aĢtığını söylemek. Normalde vejeteryan olmama rağmen Güney Afrika‟da et yiyiĢimi anneme açıklamak. Afrikalı babama bizim otelde kalmamızın onların evinin yetersiz olduğu anlamına geldiğinin göstergesi olmadığını, Afrikalı anneme geç kalmamızın sebebinin Belçikalı annemin araba ile 120kmlik otobanda 160km hızla gitmeye cesaret edememesi olduğunu ve Belçikalı babama akĢamları ve bazen de gündüzleri tek baĢına gezmenin tehlikeli olduğunu açıklamak.Tamamıyla bir kriz durumu idi. Benim normal gördüğüm her Ģey hakkında sorular oluĢmaya baĢlamıĢtı. Bunları adüĢünen, dert eden tek kiĢi de ben gibi görünüyordum. Bol muhabbetli babalarımı ve mutlu mutlu yemek yapan annelerimi görünce bir Ģey fark ettim. Belki de artık düĢünmeyi bırakıp onun yerine Ģarabımın tadını çıkarmalıydım, ve yaptım; her saniyenin tadını çıkardım. ġimdi bile, buz gibi Belçika‟da Güney Afrika beni bırakmıyor, bırakmayacak. Belçikalı annem bana benim değiĢim yılında neler yaĢadığımı Ģimdi anladığını söylüyor daha ne kadar mutlu olabilirim, babam bir Afrikalı kadar rahat takılmaya çalıĢıyor , daha ne isteyebilirim? Onlar benimle beraber yaĢayan Afrika anılarımın canlı halleri.Gururla söyleyebiliyorum, Güney Afrikanın üzerinde etkisini bıraktığı tek kiĢi ben değilim artık. Güney Afrika ve Belçika artık birleĢti ve birbirlerinin farklılıklarını adeta feth ettiler.-Veni, Vidi, Vici (Geldim, Gördüm, Yendim).


12

NİSAN 2013

AFSGD’NİN GERÇEKLERTİRDİĞİ AKTİVİTELER

AKA

İKA Merhabalar, Geçen sene üçüncüsü düzenlenen ĠKA‟yı (Ġstanbul Kültür Avı) bendeniz Can Tekimliğ'in de aralarında bulunduğu altı kiĢilik gönüllü grubumuz hazırladı. Birçoğunuzun bildiği üzere ĠKA, ilk olarak 2010 yılında yapılmıĢ ve IDD (International Dialog Day) etkinlikleri arasında, uluslararası platformda, ikinci seçilmiĢti. Bu etkinliğin amacı, "Ġçinde yaĢadığımız Ģehri acaba ne kadar iyi biliyoruz?" sorusuna cevap bulmaktı ki, gelen cevaplar genel olarak "Aslında hiç bilmiyormuĢum." "Valla pes! Harbi cahilmiĢim." "Kendimi turistten farksız hissettim yaĢadığım Ģehirde." Ģeklinde oldu. Nitekim ĠKA‟nın asıl amacı da tam olarak buydu; yaĢadığımız, hatta bazılarımız için doğup büyüdüğümüz yirmi küsür seneyi geçirdiğimiz Ģehri tanımak ve tanıtmaktı. Bu sene ĠKA için belirlenen hedef bölgemiz "Tarihi Yarımada ve Beyoğlu"ydu. Altı kiĢilik grubumuz; Beste BaĢak Balcı, Ekin Gök, Levent Tapkaç, Demre Ġlayda Kaya, Kadir Telli ve naçizane bendeniz Can Tekimliğ, özverili ve mükemmel ekip çalıĢması ile çok güzel bir çalıĢma ortaya çıkardık. ĠĢ bölümünü güzel bir Ģekilde yapıp, bölgelere ayrılarak (Sultanahmet, Karaköy-Eminönü ve Beyoğlu) hızlı bir Ģekilde yarıĢma sorularını ufak Ģakalar ile hazırladık ve ĠKA gününde yarıĢmacılarımıza verdik. YaklaĢık yedi saat süren ve yarıĢmacılarımızı

Ankara Kültür Avı YarıĢması (AKA), AFS Gönüllüleri Derneği bünyesinde oluĢturulan, Ankara'nın kültürel ve tarihi özelliklerine dikkat çekme amacı taĢıyan bir sivil toplum projesi. Ankara „yı bilen ve bilmeyen herkese Ankara'ya yeniden bakma ve onu keĢfetme imkanı sunuyor. Tanıtımında; “Ankara‟nın sadece bir memur kenti olduğuna emin misiniz? Ankara‟nın sadece Ġstanbul‟a dönüĢü müdür güzel olan yanı?” diyerek “Gri ve sıkıcı” zannedilen Ankara‟da bir gün dolusu macera, eğlence ve keĢif vaat ediliyor. Katılım ise herkese açık, tek yapmanız gereken Ankara Kültür Avı Facebook sayfasını takip etmek ve katılımcı formu açıldığında baĢvurmak ve ardından; fotoğraf çekmenin önemli olduğu, eĢitlik sağlamak için ise smartphone ve taksi kullanmamanız gereken bu keĢif oyununda tüm gün keyifli ve kaĢif ruh halinizle bize katılmak. Mayıs baĢında 8.‟si düzenlenecek olan Ankara Kültür Avı için çalıĢmalar ise hızlıca ilerliyor, bu seneki organizatör ekipte eski ve yeni gönüller; Can Kaplan, Onur Yıldız, Civan AslandaĢ, Tutku Özkan, Simay ErĢahin, Kaan Tuncalı, Yiğitalp Sanver, Yücel Kasapoğlu, Ezgi Sarıçoban, Nihan Atasayar ve bendeniz Gökçe Kırmacı, hep beraber bu ciddi ve gri kentte insanların bir renk bulmalarına katkı sağlamak için hazırlıkları yaptık. Yorucu ama bir o kadar da eğlenceli olan bu etkinlik sonrasında ise gelenek olarak eğlenmeye devam ediliyor, güzel bir “afterparty” ile günümüz sona eriyor.

CHAP-EX oldukça yoran lakin çok eğlendiren yarıĢmamızın sonunda birincimiz "YamYam Grubu" oldu. Bu eğlenceli aktiviteden sonra hepimiz oldukça yorulmuĢ olsak da eğlenmeyi unutmadık ve ĠKA günü "SekSek" adlı dans kulübünde gerçekleĢtirilen çok güzel bir "after party" ile sona erdi.

Yolculuğumuz pek Ģanslı baĢladı denemez, halbuki orası cam kenarıydı!

Reklamlarınızla

AFS’D’de Siz de Yerinizi Alın! İletişim: afsmutfak@gmail.com

Brüksel‟den otobüse atladık, tüm katılımcılar hep beraber ilk konaklama yerimize geldik ve kaynaĢmaya baĢladık.


13

NİSAN 2013

International Dinner etkinliğine sarma, çiğköfte ve halay derken damgamızı vurduk!

Güzel bir paylaĢım/değiĢim etkinliği sonrasında diğer AFS ülkeleri neler yapıyor üzerine konuĢtuk. Katılımcılar olarak istediğimiz konuları seçerek çalıĢma gruplarına ayrıldık, kısa sürede güzel çalıĢmalar yapmak üzere harekete geçtik. Projenin ikinci konaklama yeri Gent Ģehrine geçmeden Brüksel‟de durduk. Brüksel‟de bulunan Avrupa Parlamentosu‟na gittik, eski bir AFS‟li olan Ulrike Lunacek

Yavaş yavaş Avrupa Vatandaşlığı ve bizim için ne ifade ettiği üzerine konuşmaya başladık.

ile tanıĢtık. AFS deneyimi ve hayatına etkisini, günümüzde neler yaptığını konuĢtuk ardından merak ettiklerimizi sorduk.

Orada da boş durmadık, hep daha iyi bir atölye çalışması için çalışmalarımızı sürdürdük.

Gent‟te Ģehir merkezinde bir hostelde kaldık, atölyelere kaldığımız yerden devam ettik. Avrupa, Avrupa Birliği, Avrupa VatandaĢlığı, Avrupa Konseyi ve dahası üzerine konuĢtuk, tartıĢtık.

Belçika kültürünü tanımaya çalıştık. Dans, bira, patates kızartması ve müzik içerikli güzel bir atölye sürpriziyle karşılaştık

Zorlu parkurları güvenle aştık.

Şehri ve kültürü daha yakından tanımak için küçük gruplar halinde sokaklara çıktık. Yine küçük gruplar halinde Belçika’da ailelere akşam yemeğinde konuk olduk, aile ortamını görme şansımız oldu.

Düştük, kalktık yarıştık kazanan dostluk oldu.

ChapEx maskotu Kex‟i Türkiye‟ye getirmek için aldık, kapanıĢ partisinde eğlendik ve sabah dönüĢ yoluna koyulduk.


14

NİSAN 2013

YAMYAM? VAR MI Kİ HALA?

olarak kullanılırken, Salami, Mordotella gibi sosis ve salamlar öğünlerin iĢtahla tüketilen et ürünleri arasında göze çarpar.

Çağrı Küpeli ‘08 BOL

Ġtalyan tatlıları hafif ve lezzetlidir. Tatlılara eĢlik eden çeĢitli kahveler (özellikle de espressolar!) ülkenin sembolik değerleri olarak öne çıkmıĢtır.

Bolivya‟da, güzel bir Pazar gününde, kahvaltımızı ailecek yapmıĢtık. Sanırım AFS yılımın beĢinci veya altıncı ayındaydım (yani aylardan Kasım ya da Aralık'tı). Sonbahar baĢlıyordu. GüneĢ evin içine kadar giriyor ve bizleri dıĢarı davet ediyordu. Bir Pazar günü klasiği haline gelen "televizyondan haberleri izleme" için salona yöneldik. Haber spikeri hızlı konuĢtuğu için hâlâ bazı kelimeleri kaçırabiliyordum (Ġspanyolca konuĢanlar aĢırı derecede hızlı konuĢurlar; ancak haber spikerleri, hele maç spikerleri nasıl o kadar hızlı konuĢabiliyorlar, hâlâ anlayamıyorum. Gerçi evet, ben de hızlı konuĢuyorum ama o kadar değil). Yakaladığım bazı kelimeler ile cümleler oluĢturmaya çalıĢırken Papa Simon, durumumu anlayıp bana haberleri özetliyordu. Bir haber kanalında, La Paz‟da bulunan Hükümet Binası (Hükümet Binası La Paz'da olsa da baĢkent, anayasal olarak Sucre'dir) gösteriliyordu ve milletvekilleri dıĢarı kaçıyorlardı. Duyduğum ilk kelime “Canibal” (Yamyam) oldu. ġaĢırdım. Sonrasında “Ponchos Rojos” (Kırmızı Pançolular) ismini duydum. ġaĢırdığımı ve aradaki bağlantıyı kurmaya çalıĢtığımı gören Papa Simon anlatmaya baĢladı: Ülkenin, Titicaca Gölü yakınlarındaki Copacabana Bölgesi ile La Paz arasında, kendi içlerinde özerk bir Ģekilde yaĢayan bir kabile olduğunu ve kendilerine “Ponchos Rojos” adını verdiklerini söyledi. Bu grubun, insan eti yediklerinin bilindiğini ancak yıllar içerisinde devletleĢme süreci ile beraber bu durumun azaldığını ve kendilerinin de bu konudaki kurallara uymak için devlet ile daha önce anlaĢtıklarını belirtti. Ancak anlaĢma maddelerinin biri ile kendilerine özerklik sağlandığından ve habitatlarının sınırının çizildiğinden, o günden beri de sıkıntı yaĢanmadığından bahsetti. Ġlk kez, hep belgesellerde veya arkadaĢ geyiklerimizde kullandığım “Yamyam” kelimesine en yakın kiĢileri canlı yayında görmüĢtüm. Haberin detaylarını sorduğumda, "Ponchos Rojos" grubunun Hükümet Binası'nı bastığını ve içeride, oturumda bulunan milletvekillerinin korkarak kaçtıklarını söyledi Papa Simon. Daha sonra kameramanlar Hükümet Binası'nın içine çağrıldılar ve “Ponchos Rojos” liderleri, bir masanın etrafına oturmuĢ, bir basın bildirisi yapacaklarını duyurdular. Ġlk sözleri, “Korkmayın, biz kimseye zarar vermek istemiyoruz. Bizler daha önce anlaĢmalar ile belirlenen haklarımızı istiyoruz. Bizim sınırlarımıza devlet müdahele etti ve bu müdahalenin geri alınmasını talep ediyoruz. Bugün burada kimseye zarar vermeyeceğimizi ve bu isteğimiz gerçekleĢene kadar yanımızda getirdiğimiz patateslerimizi yiyeceğimizi bilmenizi istiyoruz.” oldu ve her yerli, yanında taĢıdığı erzak torbalarını açıp masanın üzerine yüzlerce patates boĢalttı. Hükümet, iki gün içerisinde masaya oturarak ortadaki sorunu halletti ve beraber poz vererek, “Ponchos Rojos” liderleri ile el sıkıĢtı. Bu konuĢmalar yaĢanırkenki yüz ifademi sanırım bir daha zor takınacağım. O anı unutmamım imkanı yok. YaĢadığım en büyük kültür Ģokuydu. Çünkü bu durum gayet normal karĢılanıyordu. Papa Simon bana anlattıkça "Olur böyle Ģeyler" diyordu. KanıksamıĢlık ve bu tür durumlara alıĢmıĢlık vardı. Çünkü bu onların çoklu kültürlerinin bir parçasıydı. Yine de bunu anlayabiliyor olmak, bu durumu normal karĢıladığım anlamına gelmiyor.

DÜNYADAN LEZZETLER: İtalyan Mutfağı / Eren İncebacak ‘12 İTA Ġtalyan mutfağını özellikle makarnaları ve pizzalarıyla tanır, severiz. Bilhassa ülkenin güneyinde, birçok çeĢitte makarnanın evlerde günlük olarak ekmek gibi piĢirilmesi adettendir. Makarnalar daha sonra zengin soslarla birlikte servis edilir. Fransa‟da olduğu gibi Ġtalya‟da da peynirin sofradaki yeri azımsanmayacak kadar önemlidir. Mozarella, Parmesan ve Ricotta gibi dünyaca ünlü peynirler birçok yemeğin yapımında veya garnitür

Aperitivo: Aperatif anlamına gelir. Genellikle ana yemekten önce iĢtah açıcı olarak alınan Campari, Cinzano, Prosecco, Aperol, Spritz ve Vermouth gibi içkileri kapsar. Antipasto: Tam anlamıyla “yemekten önce” alınan sıcak ya da soğuk aperatiflerdir. TütsülenmiĢ etler, zeytin, kızartılmıĢ sarımsak, mantar, ançuez ve enginar kalni en yaygın antipastolar arasında. Primo: Genellikle makarna, risotto, gnocchi, polenta veya çorbadan oluĢan sıcak bir tabaktır. Secondo: Ana yemek, genellikle balık ya da etten oluĢur. Daha çok domuz ve dana gibi kırmızı etler kullanılır. Yemekler her zaman bol soslu ve çeĢitli garnitürlerle servis edilir. Contorno: Salata ve piĢmiĢ sebzeden oluĢan yan yemek “Contorno” olarak ifade edilir. Formaggio e frutta: Peynir ve meyve tabağı. Genellikle az önce övdüğümüz yerel peynirlerden ve meyvelerde oluĢur. Dolce: Tatlı. Kek ve kurabiyeler Ġtalyanların favorileridir. Caffè: Kahve Digestivo: Hazmı kolaylaĢtırması için alınan likörlerdir. Grappa, amaro, limoncello, sambuca, nocino gibi yerel likörler tercih edilir. Tagliatelle all‟uovo con alfredo al pesto Malzemeler ; 1 paket Tagliatelle all‟uovo Tipi Makarna 300 gr Parmesan peyniri 110 gr Fesleğen 300 gr Antep fıstığı 500 gr Krema 100 gr Zeytinyağı 1 paket Kuru domates 1 dıĢ Sarımsak 1 tutam tuz ve karabiber YapılıĢ; Alfredo al pesto sosumuz için ilk olarak zeytinyağı, parmesan peyniri, fesleğeni, antep fıstığını ve sarımsaklarımızı bir kabin içine koyarak mikser veya mutfak robotu ile iyice çekiyoruz. Kesinlikle tek bir kalın parça kalmayacak Ģekilde çektikten sonra tuz ve karabiberi ilave ediyoruz. Alfredo al pesto sosumuz bu kadar kolay. Dip Not : Alfredo al pesto sosunuzu 30 dakika buzdolabında bekletiniz. Rengini ve tadını iyice tutacaktır. Makarnamızı yapmaya baĢlamadan önce bir tencere dolusu su koyarak kaynamaya bırakıyoruz. Suyun içine kaynamadan hiçbir Ģey koymuyoruz ki suyun kaynama süresini uzatmayalım. Su kaynadığı zaman içerisine zeytinyağı ve tuz ilave edelim .Tuz kaynar suyun içerisinden çözündükten sonra Tagliatelle all‟uovo tipi makarnayı ilave ediyoruz. Dip not : Makarna yaparken dikkat etmemiz gereken konu makarnayı çok kaynatarak hamur haline getirmemektir. Ortalama 8-10 dakika arası kaynayan bir makarna AL DENTE Ģeklinde piĢmiĢtir ve makarna daha lezzetli bir hal almıĢ olacaktır. HazırlanıĢı; Sosumuz ve makarnamız hazır olduğuna göre hazırlayıp güzelce servis yapalım.Makarnayı çukur bir tavaya alıyoruz içerisine bir tatlı kaĢığı kadar zeytinyağı ekliyoruz ve üzerine krema ilave ederek kremanın kaynamasını bekliyoruz. Krema kaynadığında üzerine Alfredo al pesto sosumuzu ilave ederek biraz karıĢtırıyoruz ve makarnamızı da ekleyerek hepsini 3 dakika kadar karıĢtırıyoruz. 3 dakikadan sonra makarna sosunu çekerek güzel bir renk alacaktır. Makarnamızı bir servis tabağına alıyoruz ve üzerini kuru domates ile süslüyoruz. Afiyet olsun …


15

NİSAN 2013

Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu‟nun (BGST) “KarĢılaĢmalar” adlı oyunu Türkiye‟nin son dönemlerde yaĢadığı geliĢmelere odaklanıyor.

KÜLTÜR & SANAT Candide, ya da İyimserlik – Voltaire Candide, ou l'Optimism Fransız yazar Voltaire tarafından yazılan ve 1759 yılında basılan Candide, Aydınlanma Çağı‟nın yeni ortaya çıkmaya baĢlayan fikirlerine ve filozof Leibniz‟in “iyimserlik” hakkındaki düĢüncelerine bir eleĢtiri olarak ortaya çıktı. Leibniz‟in Ģu an mümkün olan dünyaların en iyisinde yaĢadığımıza yönelik düĢüncelerini Candide karakterinde canlandırmayı baĢaran Voltaire, bu erdemli adamın mutluluğun en saf halini arayıĢını ve hayatı oluĢturan hayal kırıklıklarına karĢı olan kaçınılmaz kabulleniĢini, yergi sanatın kullandğı bu hikayede anlatıyor. Bir alman Baronunun kızının gayri meĢru oğlu olan Candide, Vestfalya ġatosunda büyütülür ve aynı zamanda arkadaĢı olan filozof Pangloss tarafından eğitilir. ġatoda yaĢayan Leydi Cunegonde ile gizlice öpüĢürken yakalanınca, Candide kalbi kırık bir Ģekilde aniden Ģatodan atılır. Tek büyük aĢkı olan Leydi Cunegonde‟dan ayrılan Candide ne yapacağını bilmeyerek Avrupa‟nın çeĢitli yerlerinde dolaĢmaya baĢlar. Bir grup Bulgar askeri tarafından orduya katılması için kandırıldıktan sonra, Leydi Cunegonde‟un öldüğünü ve öğretmeni Pangloss‟un ağır hasta olduğunu duyar; bunlara rağmen her Ģeyin henüz kaybedilmediğini düĢünür ve Pangloss‟un hastalğına bir çare bulmaya karar verir. Trajedi, macera ve bir dizi talihsiz olayın peĢini bırakmadığını gören Candide bu Ģanssızlığından kurtulmaya ve gerçek mutluluğu bulmaya çalıĢır; sonunda her Ģeyin iyi olmadığına ve hayatta çok küçük miktarda bir mutluluğu bulmak için bile çalıĢmak zorunda olduğuna karar verir. Romandaki ana tema olan “Ġyimserlik”, ana karakter Candide ve korkunç olaylardan çıkardığı kazançlı sonuçlar tarafından sunuluyor. Filozof Pangloss‟un Candide‟e durmadan dikte ettiği bu iyimserlik fikri, yolculukları boyunca pek çok talihsiz olay karĢısında durmadan sınanır ve her seferinde de Pangloss hayatta her Ģeyin daha iyi bir sonuca varmak için gerçekleĢtiğini öğütler. Üstelik Candide kendi kendine bu fikri sorgulamaya baĢladığında Pangloss yaĢanan olumsuz olayın en görünmedik kısımlarına vurgu yaparak aslında bu olaydan ne kadar kazançlı çıktıklarını Candide‟e göstermeye çalıĢır. Ġyimserliğin “her Ģey kötüye gitse bile her Ģeyin iyi olduğuna inanma isteği” olduğunu yolculuk boyunca Candide‟in ve okurların aklına kazır. Uzuvlarını kaybedip sağlığını bozan ölümcül bir hastalğa yakalanmasına rağmen Pangloss, ona yeni bir iĢ imkanı sunduğuna dikkat çekerek, en kötü durumlarda bile Ġyimserlik düĢüncesinden vazgeçmez. “KiĢisel talihsizlikler genel mutluluğa katkıda bulunur ve bu yüzden ne kadar çok kiĢisel talihsizlik olursa her Ģeyin iyi olduğunu daha iyi görürüz.” Candide ancak hikayenin sonuna gelindiğinde Ġyimserliğin o kadar da iyi bir Ģey olmadığının ve hayatta aradıklarıyla uyuĢmadığının farkına varır. Ġyimserlik felsefesini hicivle ele almasının yanı sıra aynı Ģekilde bu kitapta Voltaire, aristokrasiye olan nefretini ve onların temsil ettiği tüm soylu duygulara olan karĢıtlığını da ince bir dille ele alıyor. Sosyal ve dini gruplarla açık bir Ģekilde alay ederken, sesini duyurmak için yazılarını ustaca kullanıyor. Ġnsanoğlunun adaletsizliğine ve ne kadar bozulmuĢ olduğuna hayatta karĢılaĢtıklarıyla inanan Voltaire, bunları kitapta yazdıklarıyla okurlarına aktarıyor. “ Kurt olarak doğmadığı, ama kurda dönüĢtüğü için; Tanrının ona ne topu ne de süngüyü vermesine rağmen birbirini öldürmek için topu ve süngüyü icat ettiği için insanoğlunun yozlaĢmıĢ bir doğası vardır. Bu düĢünceye savunma olarak sadece bu mahvoluĢu değil, bu mahvoluĢun sonuçlarından adaletsizce faydalanmaya çalıĢan insanları da gösterebilirim.” Hikaye örgüsü ve karakter geliĢmesi açısından zayıf kalsa da, Voltaire hayalci karakteri ve mizahı ustaca kullanımıyla, zamansız bir klasik yaratmayı baĢarıyor ve okuması zevkli bir yapıt ortaya koyuyor. Fransız toplumunun zamanında bilinmeyen yönlerini ortaya çıkarırken, umulandan farklı bir sonla kitabı bitirerek okurları kendileri hakkında daha çok düĢünmeye ve gelecekleri hakkında daha kararlı ve umut dolu bir bakıĢ açısı kazandırmaya itiyor. Edebi açıdan daha derin olabilecekken Voltaire‟in hikayeyi basit ve doğrudan okuyucuyu harekete geçirme isteğiyle yazması ve bunu titizlikle baĢarabilmesi, bu eseri okumaya değer bir klasik yapıyor.

ġafak BaĢnak „12 ABD

BGST sanatçıları KarĢılaĢmalar ile Türkiye‟de özellikle son on yılda yaĢanan toplumsal dönüĢümün farklı kesimlerd en insanlar üzerinde yarattığı kırılma ve çeliĢkilere odaklanıyor; bu konuyu üç kardeĢin kesiĢen hikâyesinde tartıĢıyor. Dans ve müziğin teatral anlatımıyla bütünleĢtiği “KarĢılaĢmalar”, ilk defa 18. ĠKSV Tiyatro Festivali kapsamında seyirci ile buluĢtu ve bugüne kadar Ġstanbul ve Bursa‟daki çeĢitli mekânlarda sahnelendi. Benim de içinde yer aldığım oyunu 22 Nisan, 6 ve 27 Mayıs tarihlerinde 20:30‟da GarajĠstanbul‟da izleyebilirsiniz. Detaylı bilgi: http://www.bgst.org/karsilasmalar-2012 Adres ve ĠletiĢim: Tomtom Mahallesi Yeni ÇarĢı Caddesi, Kaymakam ReĢat Bey Sokak 11A, Beyoğlu-Ġstanbul 0212 244 44 99

Ömer Ongun ‘04 ABD

ETKİNLİK TAKVİMİ ANKARA Konser: -Bilkent Senfoni Orkestrası / Congresium / 30.04.2013 / 20:30 -Depeche Mode / İf Performans Hall / 08.05.2013 /21:00 -Wishbone Ash / Jolly Joker / 10.05.2013 / 22:00 -Smokie / Jolly Joker/ 24.05.2013 / 22:00 -Buika / MEB. Şura Salonu / 25.05.2013 / 20:30 Tiyatro -Yedi Kocalı Hürmüz / Devlet tiyatroları 75.Yıl Sahnesi / 4 mayıs - 19.30 / 26 mayıs - 18.00 -Venedik Taciri / Devlet Tiyatroları Küçük Tiyatro / 30.04.2013 Sergi: -Muharrem Muratovic /21 Nisan - 15 Mayıs / Altanay sanat galerisi -Numan Arslan / 11 nisan - 7 mayıs / Bitabu Sanat galerisi -Ege Aydan / 11nisan - 5 mayıs / Peker sanat galerisi -Aynur Albayrak / ‘Bütünleme’ Resim,Heykel,Rölyef Sergisi / 23 nisan - 12 mayıs / Fırça sanat Galerisi

İZMİR Konser -Model - 16.Gaziemir Ulusal Ve Uluslararası Çocuk ġenliği - 27.Nisan -Fransız Romantikleri Piyano Akşamı / İzmir Devlet Opera ve Balesi / Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi / 24 Nisan / 20.00 Tiyatro -Kaç Baba Kaç / Uğur Mumcu Kültür ve Sanat Merkezi /17 - 19 - 20 24 - 26 - 27 Nisan / 20.00 -Tanrı / İsmet İnönü Sanat Merkezi / 26 Nisan / 20.30 -Peron / İzmir Devlet Tiyatrosu Konak Sahnesi /26- 27 Nisan - 20.30 / 30 Nisan - 20.00 Sergi & Diğer -Gerçek Mekan Kavramsal Mekan / K2 Güncel Sanat Merkezi / 16 Nisan - 01 Haziran 2013 -Abidin Dino 100 Yıl 100 Desen / Art Shop Sanat Galerisi / 18 Nisan 16 Mayıs -2.Uluslararası İzmir Sanat Bienali / Fuar / 1 Mayıs - 5 Mayıs


16

NİSAN 2013

AFS’Lİ OLMAK Siz okuyucularımız için AFS’li olmak neymiş, Twitter’da yazılanları toparladık .

#AFSliolmak kabullenmesi zor durumlarda bile gülümseyebilmeyi öğrenmektir. –BurcuUralKopan (Burcu Ural Kopan)

#AFSliolmak karşınızdakinin anlamadığınız cümlesine gülümseyerek kafa sallarken içinizden "inşallah soru sormamıştır yaa" diye düşünmektir. -@ecreen

#AFSliolmak okullar ne kadar cabuk açılırsa o kadar çabuk kapanır, yani o kadar çabuk ağustos gelir, ben de o kadar çabuk giderim mantığı. –@sunaeylul

#AFSliolmak , kendi miladını belirlemektir. Sen AFS'08 isen, miladın da odur. 08'den öncesi ve sonrası da AFS ülken kadar uzaktır. @Tuuchilini (Tuğçe Yıldırım)

#AFSliolmak 'ben'i aşmaktır. Yeni bir kültür ve yaşanmışlıklar potasında karakterini eritmek, mumundan daha geniş, evrensel 'ben'i kalıba dökmektir. –@BahozCan

#AFSliolmak İlk 3 aydan sonra kendi ülkene döneceğini düşünüp düşünüp arkadaşların, "host" ailenle beraber üzülmektir. –@buseandc

#AFSliolmak Hep taze kalacak dostluklar ve anılara sahip olmaktır.Yıllar sonra bile "AFS" kelimesini gördüğünde aynı heyecanı duymaktır. –@Eberk78 (Emin Berk)

#AFSliolmak adının türkçe telafuzundan iyice uzaklaşmış olmasıdır :D –@TurcoMinerio (Mert Yüksel) #AFSliolmak arda arda dizdiğin seneler arasına mavi bir boncuk sıkıştırmak demek. –@tchatai (Çağatay Dağdelen) #AFSliolmak demek sari AFS bavul etiketini hic unutmamak demek! -@GulsenKaranis (Gülşen Karanis Ekşioğlu) #AFSliolmak zamanin su gibi aktigini farketmek demek. – @BaturalpKeskin (Baturalp Keskin) #AFSliolmak asla unutamayacağın anılara sahip olmaktır. – @dilaraahman (Dilara Ahman) #AFSliolmak 2anne 2baba 2 ayri dunya demek. Birinde yasarken, digerini hic unutamamak, yasam boyu "ozlem" hali demek. – @Tuuchilini (Tuğçe Yıldırım) #AFSliolmak doğum gününün onlarca farklı dilde kutlanmasıdır. – @dyggunay (Duygu Günay) #AFSliolmak gittiğin ülke hakkında konuşulduğunu duyduğun anda muhabbete salça olmaktır. –@cantekimlig (Can Tekimliğ)

#AFSliolmak host ülkenizde ne halt yemeye geldim ki buraya demek, kendi ülkenize geri döndüğünüzde ise ne halt yemeye geri döndüm ki demektir. –@Turunjuoje (Nisa Yıldırım) #AFSliolmak AFS haricinden kimsenin bir türlü anlayamadığı bir şekilde başka bir aileyi kendi ailen kadar çok sevebilmektir. – @altuntasdeniz (Deniz Altuntaş) #AFSliolmak dünyayı küçültmektir. Irk farketmeden, herkesin kardeş, arkadaş, baba olabileceğini, onlarla AİLE olunabileceğini öğrenmektir. –@Tuuchilini (Tuğçe Yıldırım) #AFSliolmak 1 yıl değil hayat boyudur. –@cantekimlig #AFSliolmak birbirine baaak ben o zaman ne kadar şişkoydum fotoğraflarını göstermektir. –@depudomadre #AFSliolmak dil, din, ırk ayrı yapmadan herkesi olduğu kabul etmeyi öğrenmektir. –@gulbinserin (Gülbin Serin) #AFSliolmak iletişimde dilin rolünün azlığına şahit olmak. – @bushrazhangqi

#AFSliolmak her kamptan her etkinlikten, bir tshirt toplayıp anı olarak saklama hastalığıdır! –@epinarina (Pınar Köse)

#AFSliolmak kitaplardan, üniversitelerden, öğretmenlerden öğrenemeyeceğin geriye kalan her şeydir. –@atakangungordu (Atakan Güngördü)

#AFSliolmak 10 ayda 17 yilda buyumedigin kadar buyumektir. – @senaavc (Sena Avcı)

#AFSliolmak anlatılabilecek bir şey olsaydı yaşanarak öğrenilmezdi. –@mrekeskin (Emre Keskin)

Bazılarımız da gitmesine gittik ama dönme kısmını pek beceremedik, zaten böyle iyi #AFSliolmak -@gulcetulcali (Gülce Tulcalı)

#AFSliolmak Dünyaya açılan kapıdan bir kere geçmek ve eski monotonluğa geri dönmeyi bir daha istememektir. – dondestasfiruze

#AFSliolmak "+baban ne iş yapıyor? -hangisi?" diyaloğuyla gelen garip bakışlara alışık olmak bazen. –@altuntasdeniz (Deniz Altuntaş)

AFSGD AĠDAT ÖDEMELERĠ VE BAĞIġLARINIZ ĠÇĠN; Hesap ve IBAN numaralarımz; AFSGD Ankara ġubesi Hesap no: 107 - 6297406 IBAN: TR55 0006 2000 1070 0006 2974 06 AFSGD Ġstanbul ġubesi: Hesap no: 399 - 6297729 IBAN: TR26 0006 2000 3990 0006 2977 29 AFSGD Ġzmir ġubesi: Hesap no: 149 - 6296988 IBAN: TR45 0006 2000 1490 0006 2969 88

İLETİŞİM E-Posta: koraysezgineregitim@yahoo.com Adres: www.koraysezginer.com

AFS'D Nisan 2013  

AFS'D dergisi 2013 Nisan Sayısı AFS'D Geri Döndü! http://www.facebook.com/afsdergi https://twitter.com/AFSDergi

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you