Skip to main content

Üniversiteli Gazetesi Aralık 2010

Page 1

SAYFA 01

Say› 8

www.kolektifler.net

SœYAH MAV

KIRMIZISARI

Aralık 2010

Bu kahvaltıda 2.5 milyon öğrenci eksik

Tayyip rektörlerini de al git

Üniversiteler bizimdir

Başbakan Dolmabahçe’ de bu sefer rektörlerle buluştu. Tüm dünyada bilim insanlarının ülkeyle ilgili fikirleri alınırken Tayyip rektörlere akıl vermeye kalktı. Başbakan toplantıda AKP’nin eline geçmeden önce şiddetle karşı çıktıkları YÖK’ün kalkmayacağını, yapısının değiştirileceğini söyledi. Bu değişimin AKP yararına olacağı şimdiden ortada. Başbakanın bir önemli

6 Kasım >> Sayfa 5

mesajı daha vardı: “Yasaklar yasaklanmalı” Özgürlük anlayışı türbanla sınırlı olan Tayyip yine, üniversitelerdeki polisleri, özel güvenlikleri, öğrencilere verilen cezayı görmezden geldi. Patronların yönettiği, devletin kaynak ayırmadığı bir üniversite anlayışını tekrar eden ve üniversiteyi şirket, öğrenciyi müşteri belleyen AKP “ileri demokrasisi”, eğer karşı çıkan olursa ne

Kampüs

>> Sayfa 11

yapacağını da İTÜ’de başbakanı protesto eden 18 öğrenciye verdiği 15 ay ceza ile de göstermişti. Erdoğan, yumurtalı protestoları da eleştirdi. AKP’nin üniversitelerde istenmediğini, öğrencilerin tepkisini temsil eden yumurtalı protestoların birçok üniversite rektörünün bulunduğu bir toplantıda, başbakanın gündeminde olması; yumurtalı eylemlerin başarısını

Sivri Biber >> Sayfa 14

bir kez daha kanıtladı. Tayyip’in moralini bozan üniversitelilerin üzerindeki tüm baskılara rağmen AKP’nin, sermaye temsilcilerinin gittiği her üniversitede tepkiyle karşılanması ve kitlesel, güçlü meydan okumalar. Öğrenci Kolektifleri’nin mücadelesi AKP’nin üniversitelerde arzu ettiği dönüşümü kolay kolay yapamayacağını gösteriyor.

Sanatın Gündemi >> Sayfa 15

Tayyip Erdoğan rektörlerle yaptığı toplantının ikincisini 5 Aralık Pazar günü yapacak. Padişah Tayyip ve onun rektörleri üniversiteyi “reform” başlığı altında gerici-piyasacı dönüşüme nasıl alet edeceklerini tartışadursunlar, üniversiteliler istenmedikleri toplantının davetsiz misafirleri olarak orada olacaklar.Yıldız Teknik Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü önünde buluşup kitlesel bir şekilde Dolmabahçe’ye

yürüyecek olan Öğrenci Kolektifleri, rektörler toplantısının hemen yanında üniversitelinin taleplerini açıklayacağı; sanatçıların, aydınların ve akademisyenlerin katılacağı “Büyük Üniversite Forumu” ve alternatif kahvaltı yapacaklar. Tayyip rektörleri, Kolektif üniversiteliyi çağırıyor, üniversiteliler saat 12.00’da Yıldız Teknik Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü önünde buluşuyor!

TAYYİP

Rektörleri

Kolektif

Seni Çağırıyor 5 Aralık Pazar Saat 12 :00 Yıldız Teknik Üniversitesi Önünde Buluşalım


SAYFA 02

SœYAH MAVœ KIRMIZISARI

AKP’nin bir oyunbozanı var: Kolektifler

on dönemde üniversitelerde Kolektif rüzgarı esiyor. AKP’ye karşı gerçekten direnen, üniversitenin öznesi Öğrenci Kolektifleri, AKP saldırılarının bu kadar arttığı bir dönemde buna karşı duruşu ve üniversiteyi dönüştürme iddiasıyla, ülke ve üniversitenin gündemine oturmuş durumda. Örneğin, Dolmabahçe’de Tayyip Erdoğan’ın, YÖK Başkanı’yla birlikte tüm rektörleri toplayarak yaptığı toplantılara medyanın bu kadar ilgi göstermesinin nedeni, AKP’nin üniversiteler üzerine kurduğu yalan cümleler değil; Öğrenci Kolektifleri’nin son dönem yarattığı AKP karşıtı hava ve bunun bir şekilde o toplantıya yansıyacağının beklentisidir. Bu beklenti haklı bir beklentidir. Çünkü Kolektifler, üniversite reformu adı altında, AKP’nin ve onun gericilik ve piyasa egemenliğinin güçlendirileceği yeni planların çıkmasından şüphe duyulmayacak bu toplantılarda elbette bir şekilde yer almalıdır, alacaktır.

S

Nasıl Bir

Üniversite

İstiyoruz Panelleri

Öğrenci Kolektifleri, üniversiteyi bir meslek edindirme aracı olarak kabul gören algıları reddeder ve üniversiteyi bütünlüklü bir sosyal yaşam alanı olarak görür. Bu doğrultuda bu dönem, üniversitenin gündeminde iki başlık öne çıkacak. Bunlardan ilki, Üniversiteli Kadın Kolektifi’nin başlatmış olduğu kampanya : “Bize Acil Eşitlik Gerek!”. Tüm Türkiye’de üniversiteli kadınların kurduğu, üniversiteli kadını özneleştiren, kapsayıcı bir yapı olan Üniversiteli Kadın Kolektifi’yle kadınlar, üniversitelerde kadının özgürleşmesinin önündeki tüm engelleri kaldırmayı, gerçek eşitlik için üniversiteli kadın mücadelesinin bilincini yaratmayı hedefliyor. Bir diğer başlık , tarihi yaklaştıkça bizleri daha da heyecanlandıran Gençlik Filmleri Festivali 21-22-23-24 Aralık’ta başlıyor. İlk defa Türkiye genelinde sponsorsuz bir şekilde üniversite öğrencileri tarafından bağımsız bir film festivali yapılacak. Sinemayı, sinema emekçilerini ve üniversitelileri bir araya getirmek için geri sayım şimdiden başladı. Biz bunları yaparken, AKP de boş durmuyor! İTÜ’de Tayyip Erdoğan’ı protesto eden Kolektifçiler 2 yıl süren mahkemenin ardından 15’er ay hapis cezasına çarptırıldılar. AKP’nin ileri demokrasi balonu bir kez daha patladı. Ancak AKP umduğunu bulamadı. Bu ceza bir korku havasını estirmek şöyle dursun, yüzlerce üniversitelinin İTÜ’de AKP’ye

“Nasıl bir üniversite istiyoruz” konulu panellerin ilki Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Aziz Köklü Salonu’nda gerçekleştirildi. “Refarandum sonrası Türkiye, “Türkiye ve Üniversiteler” başlıklı etkinlikte bir çok akademisyen konuşmacı olarak yer alırken, AKP’nin üniversiteler üzerinde oynadığı oyunlar ve

Halkın Hakları forumu katkılarınızı bekliyor

verdiği yanıtla tepki buldu. Ancak yeterli değil, Öğrenci Kolektifleri’nin görevi, 6 Kasım’da binlerce üniversitelinin AKP’ye meydan okumasıyla yükselişe geçen bu tepkiyi daha da büyütmektir. Önümüzdeki süreç üniversitelerin çok tartışılacağı bir dönem, hatta şimdiden tartışmalar başladı. AKP’nin üniversiteleri tamamen

kontrolü altına almayı hedeflediği bu dönemde; AKP’nin karşısında bir oyunbozan var. Bu oyunbozan da Kolektiftir. AKP’ye karşı üniversitelerimizi savunmak, üniversitelilerin taleplerini haykırmak için şimdi daha haraketli, cesur ve iddialı olmalıyız.

yaratmaya çalıştığı “yeni üniversite modeli” tartışıldı. Yaklaşık 300 dinleyicinin katıldığı etkinliğin sonunda gerçekleştirilen forumda, öğrenciler sorunlarını ve bu sorunlarla mücadele yöntemlerini konuştu. “Nasıl bir üniversite istiyoruz” etkinlikleri diğer üniversitelerde ve kampüslerde devam edecek.

2

Yumurta TEKEL işçileri için atıldı

Daha önce 2007’de yapılmış olan ve ikincisi 21-22-23 Ocak 2011’de Ankara’da gerçekleştirilecek olan Halkın Hakları Forumu emeği, insanı ve doğayı hedef alan neo-liberal saldırganlığa karşı hak mücadelelerinin yaygınlaştığı bu dönemde, 14 başlık altında gerçekleştirilecek. Eğitim hakkından su hakkına; engelli hakkından iletişim hakkına birçok konuda tartışmanın yer alacağı forumda bir de “Üniversite” forumu yapılacak. Türkiye’nin dört bir yanındaki üniversitelilerin katılacağı, AKP sonrası üniversiteler ve AKP karşıtı mücadelenin tartışılacağı foruma öneri, katkı ve makalelerinizi bekliyoruz: gazete.universiteli@gmail.com

Geçtiğimiz yıl Tekel'in özelleştirilmesiyle birçok Tekel işçisi işsizlikle ve 4C statüsü altında güvencesiz çalışma koşullarıyla karşı karşıya kalmıştı. Ankara'nın göbeğinde 78 gün direnen Tekel işçileri, mücadelelerini İstanbul’da Tek Gıda İş önünde açtıkları çadırlarda sürdürmeye devam ediyor. Ankara'da 78 gün işçilerle birlikte direnen üniversiteliler Tekel işçilerinin yanında olduklarını ve üniversitelerini halk düşmanlarına bırakmayacaklarını Beytepe'de bir kez daha haykırdı. Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü'ne girişimcilik ve liderlik üzerine konuşma yapmaya gelen Tekel fabrikalarını ve işyer-

lerini satın alarak AKP'yle işbirliği yapan British American Tobacco'nun Ankara temsilcisi Serdar Örs yumurtaların hedefindeydi.Panelin gerçekleştirildiği salonda bir konuşma yapan üniversiteliler “ Bir... İki... Bir, iki, üç! Bunlara yetmez ama daha fazla yumurta””Sermaye defol üniversiteler bizimdir”sloganları eşliğinde BAT temsilcisinin bulunduğu kürsüye yumurta yağdırarak, dünyanın en lezzetli protestolarından birini daha Ankara’da gerçekleştiler. Öğrenciler sermayenin temsilcilerine ve halk düşmanlarına üniversitelerinde yer olmadığını haykırarak salonu boşalttılar

Çerçevelik Adnan Oktar(Harun Yahya,”Adnan Oktar ile gece sohbetleri” isimli dini program esnasında konuşuyor):”Güzel Arzu Allah her geçen gün güzelliğini artırıyor, sen dünyadaki nadir insanlardan birisin. Çok çok şahane bir varlıksın. Seni herkes kolay kolay anlayamaz. Çok güzel bir derinliğin var”

Hasan Albayrak(Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürü; devlet yurtlarında kadın öğrencilerin kilit altında tutulmasını savunuyor.) "Ben o saatte kız çocuğunun başı boş sokakta dolaşmasını doğru bulmuyorum. Kız çocuğunun barda ne işi var."

Nükhet Hotar(AKP Genel Başkan Yardımcısı, Akp’nin yoksullukla mücadelede elde ettiği büyük başarıyı anlatıyor.): “Ülkemizde günlük 1 doların altında yaşayan kişi kalmadı”

Üç ayl›k, yerel, süreli, Türkçe yayin. Kolektif Kültür Yaflam Dernegi Ad›na Sahibi ve Sorumlu Yaz› ‹sleri Müdürü Dilan Ögüz Adres ‹stiklal Caddesi, imam Adnan Sokak, No:5,Kat: 5 Beyofllu/‹stanbul Tel 0 212 245 97 33 e-posta : universitelimp3@gmail.com Bas›ld›g› Yer ART Matbaa Basım Kartepe/Koceli Tel: 0 262 3734503 Ücretsizdir


SAYFA 03

Abdullah Gül 15 üniversiteye YÖK Başkanı’nın önerdiği rektör adaylarını atadı. Cumhurbaşkanı daha önce de ikinci, üçüncü sıradan seçilmiş, Hizbullah soruşturması geçirmiş rektör adaylarını atamıştı. Bu seçimlerde de YÖK elemeye, Abdullah Gül'de seçimlerde 2. 3. sırada yer alan rektör adayları atanmaya devam etti. Adnan Menderes Üniversitesi’ne atanan rektör Mustafa Birincioğlu seçimlerde 3 sırada yer almasına rağmen rektör olarak atadı.

Gün dem SAYFA 3

SœYAH MAV

KIRMIZISARI

AKP hükümeti eğitimde ''Fatih Projesini'' başlattı. Fatih projesi kapsamında 2 milyar lira harcayarak 42 bin okuldaki 570 bin dersliğe dizüstü bilgisayar, projeksiyon cihazı, internet yerine, çok amaçlı yazıcı ve akıllı tahta sağlanacak. Eğitimde birçok sorun yaşanırken 8 yıllık iktidarı süresinde bu sorunları çözmeyen, yeni sorunlar yaratan AKP'nin eğitim alanındaki yaşananları örttüğü bir seçim yatırımıdır

AKP YÖK’te Reform Yapacak ÖK’te bir takım değişiklikler yapılacağı konuşu dir luyor. Aslında yeni değil, AKP’liler uzun süre ım YÖK’te değişim sinyalleri veriyordu. 25 Kas tısında tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu toplan dırıl“Yükseköğretim sistemimizin yeniden yapılan emelere masına ve bunun için gereken yasal düzenl ldi. yönelik bir çalışma başlatılmasına” karar veri eler? Peki nasıl bir yapılandırma? Nasıl düzenlem Ne için?

Y

AYIN

PANORAMASI onu üniversite olunca kurulduğu günden bu yana YÖK’ün, iktidarda olduğu sürede de AKP’nin geçmişi pek parlak değil. 2007 yılında Yusuf Ziya Özcan’ın atanmasıyla birlikte YÖK tamamen AKP güdümünde bir kurum haline gelmişti. Şimdi de YÖK’te bir takım değişiklikler yapılacağı konuşuluyor. Aslında yeni değil, AKP’liler uzun süredir YÖK’te değişim sinyalleri veriyordu. 25 Kasım tarihinde yapılan YÖK Genel Kurulu toplantısında “Yükseköğretim sistemimizin yeniden yapılandırılmasına ve bunun için gereken yasal düzenlemelere yönelik bir çalışma başlatılmasına” karar verildi. Peki nasıl bir yapılandırma? Nasıl düzenlemeler? Ne için?

K

Çıkartın Ağzınızdan Baklayı YÖK’te ve üniversitelerde yapılacak olan düzenlemeler yakın zamanda yapılan açıklamalara ve şimdiye kadar yapılanlara bakılırsa, yine piyasa ihtiyaçlarına göre şekilleniyor. Üniversite-sermaye ilişkisini daha da kökleştirmek için işleyen Bologna

süreci devam ediyor. YÖK’ün yetkilerinin zayıflatılarak, üniversitelerin daha da özerkleştirilmesi ve demokratikleştirilmesi için önerilen “mütevelli heyeti” formülü ise koca bir yalandan ibaret. Mütevelli heyetleri üniversiteleri demokratikleştirmek bir yana sermayenin doğrudan müdahale etmesini ve üniversite adına karar almasını sağlayacak. Üniversite özerkliği kavramı ise AKP ve sermaye tarafından mali özerkliğe indirgeniyor. Orta vadede üniversitelere ayrılan devlet bütçesinin iyice düşürülmesi ve üniversitelerin kendi kaynağını kendisi yaratan birer şirkete dönüştürülmesi hedefinin ifadesi olan mali özerklik de, YÖK’ün yetkilerinin zayıflatılması kararında önemli bir etken. AKP kurmaylarının ağzından konuşursak: “Türkiye’nin ekonomisini büyütmek için nitelikli gençlere ihtiyacı var. Üniversitelerimizi bu ihtiyacı karşılayacak şekilde yeniden yapılandırmamız gerekiyor.” Yani toplum için bilim üretmesi gereken üniver-

siteler bir yandan şirketler tarafından ihtiyaç duyulan bilgiyi üreten birer kurum haline getirilirken bir yandan da bu şirketlere eleman yetiştiren birer meslek okulu haline getiriliyor.

Hedefte Üniversite Var! Yapılacak değişikliklerin detaylarını şimdilik bilemesek de öyle görünüyor ki, YÖK ve üniversiteler ile ilgili değişiklikler uzunca bir süre daha gündemde yer bulacak. Üniversitelilerin fikrinin sorulmadığı ama haklarında kararların alındığı, alınan tüm bu kararların öğrencilerin değil sermayenin lehine alındığı bir dönem yaşanacak. Bu süreç AKP’nin ve sermayenin üniversitelere karşı atağa geçtiği tamamen ele geçirmek için başlattığı bir, süreçtir. Bu sürecin sonu ise üniversitenin tamamen ortadan kalktığı, bilime ve sorgulamaya yer olmayan birer bina haline getirildiği tehlikeli bir noktaya doğru gidiyor. Üniversitelilerin yapması gereken işte tam da şimdi üniversiteye sahip çıkmaktır.

Dolmabahçe Toplantısı : Körler sağırlar birbirini ağırlar! Tayyip Erdoğan bu sefer rektörleri topladı. Dolmabahçe’deki kahvaltıda üniversitenin geleceği, YÖK’te yapılacak değişiklikler tartışıldı. Tayyip genelde bu tip toplantıları kritik dönüşümlerden veya manevralardan önce yapıyor. Açılım dönemi ve referandum öncesi böyle toplantılar görmeye alışıktık. Bu yapılan toplantı da gösteriyor ki AKP üniversitelerde Türkiye genelinde bir dönüşümün ve yeniden yapılanmanın planını yapıyor. Ancak bir başbakanın tüm rektörleri bir araya toplayarak üniversitelerin gidişatına yön vermesi temelden üniversite fikrinin kendisine aykırı. Hiçbir üniversite öğrencisinin fikri alınmadan Tayyip Erdoğan’ın alacağı

kararlar doğrultusunda hareket ediliyorsa sormak gerek; 2,5 milyon üniversite öğrencisinin sözü bir Tayyip Erdoğan’ın sözü kadar değersizdeğil mi? Sorgulayan, üreten üniversitelilerin hepsi bir araya gelse Tayyip kadar olamıyor mu ki Tayyip Erdoğan tek başına tüm rektörleri bir araya toplayarak eğitimin geleceğini belirleme hakkını kendinde görebiliyor? Bu apaçık bir dayatmadır. AKP’nin üniversitelere kendi politikasını dayatması ve bu konuda üniversite bileşenlerinin fikrini dahi almadan yok saymaktır. Buna karşın elbette ki üniversiteliler boş durmayacak ve üniversitenin ihtiyaç duyduğu gerçek dönüşümü yaratmak için mücadele edecekler.

Yetmez Ama Evetçiler Bir referandum boyunca arkalarında AKP, yanlarında cemaat bir oraya bir buraya özgürlük ve demokrasi saçan ‘Yetmez ama evet’çiler “evet” li bir referandumdan sonra, yetmez kısmını içlerine sindirmiş gibi gözüküyor. AKP darbeyle hesaplaşmaz, halkı rahat bırakmaz, üniversitelerde kan kusturur iken sesleri solukları çıkmayan liberaller yeni bir slogan bulmuşa bekliyor: “Yetti gibi aslında…”

Avrupa Gençliği

Avrupa ateş gibi yanıyor! Neoliberalizm eğitime, sağlığa saldırdıkça on binlerce genç sokağa, eğitim hakları için mücadeleye çıkıyor. Okullar, parti binaları, tarihi alanlar işgal ediliyor. Avrupa sokakları, gelecekleri ellerinden alınan öğrencileri daha çok ağırlayacak gibi duruyor

Reformlar

Üniversitelilerin Talepleri Var! Üniversiteler kesinlikle bir yeniden yapılanmaya ihtiyaç duyuyor. Ama sorulması gereken soru şu : kimin için yapılacak bu yapılandırma?. AKP’nin önerdiği piyasacı ve gerici reçetelere karşı üniversitelilerin yıllardır süregelen sorunlarına karşı, sermayenin değil üniversitelilerin lehine önerdikleri somut talepler var: 1-Üniversite eğitimine herkesin eşit ulaşabilmesi için eğitim tamamen parasız hale getirilmeli, harçlar kaldırılmalıdır. Üniversitelilerin barınma, beslenme ve ulaşım sorunları acil olarak çözülmelidir. 2- 12 Eylül darbesiyle kurulan YÖK tamamen kaldırılmalıdır. 3-Üniversitelilere söz, yetki ve karar hakkı verilmelidir. 4-Devlet üniversitelere daha fazla ödenek ayırmalıdır. Üniversiteler imkanlarını, finansman yaratmak ve kaynak elde etmek için değil bilim üretmek ve bunu toplumla buluşturmak için kullanmalıdır. 5- Üniversitelerde gericiliğe izin verilmemeli. Bilimin karşısında tehdit oluşturan gerici yapılanmalar engellenmelidir.

Sağlıkta reform, eğitimde reform, sınav sisteminde reform, şimdi de YÖK’te reform… Reform kelimesi; çağdaşlık, küreselleşme ambalajları ile AKP’nin hedefindeki piyasacıgerici dönüşüme alet edilecek ne varsa önümüze sunuluyor. “Battı balık yan gider” misali, AKP reformlarına sarılıp sarmalanıyor.

Yumurta

AKP’lilerin, gericilerin, üniversiteyi şirket belleyenlerin korkulu rüyası; en ucuz ve en karizma çizen eylem aracı; demokrasi neferi yumurta, bu ay da üniversitelilerin ellerinde AKP’lilerin tam karşısındaydı. Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde yumurtaların hedefi bu kez Haşim Kılıç’tı.

Demokratik üniversite Zaten üniversitede varlığı tartışılan demokrasi; YÖK’ün, polisin, özel güvenliğin ve üniversite yönetimlerinin elinde iyice kayboluyor. Üniversitelerde afiş asmak, masa açmak suç.


SAYFA 04

İtalya'da bütçe kısıtlaması ve özelleştirmeye imkan sağlayan reform tasarısına karşı üniversiteliler Pisa Kulesi ve Colessium binasını işgal etti. Başkent Roma, Padova, Bologna, Milano gibi kentlerde üniversitelerin işgal edilmesiyle birçok çatışma yaşandı. İşgallerin öncesinde Roma'da senatoya yürüyen ve içeri girmek isteyen üniversitelilere polis müdahale etmiş ve yaralananlar olmuştu.

Gün dem SAYFA 4

SœYAH MAVœ KIRMIZISARI

Filipinler’de kamu üniversitelerinin ve kolejlerin 2011 yılı bütçelerinde senatonun kesinti yapması üniversitelilerin tepkisiyle karşılaştı ve 100 civarında öğrenci senato binasına yürüdü. Diğer gün 3000'i aşkın öğrenci dersleri boykot ederek olayı protesto etti. Milletvekilleri ise senatoyu, bu bütçe kesintisini durdurmaya çağırırken asıl büyük kesintinin 1 Aralık’ta olacağı öğrenildi.

Avrupa’da hava bizden esiyor eride bıraktığımız bir yıl içerisinde Avrupa sokakları iyiden iyiye ısınmaya başladı. 28 Ekim 2009 tarihinde daha önceden kaldırılmış olan harç paralarının yeniden yasalaştırılmak istenmesine karşılık Viyana Üniversitesi’nin işgal edilmesiyle dünyanın gündemine oturdu. Gençlik eylemlerini Fransa’da, İtalya’da ve dünyanın daha başka bir çok yerinde gerçekleşen militan ve kitlesel eylemler takip etti. Son olarak İngiltere’de harçlara yapılan zammı protesto etmek isteyen 50 bin üniversite öğrencisinin İktidar Partisinin genel merkezini işgal etmesi ise gündeme damgasını vurdu. Avrupa’da sokakları dolduran üniversiteli sayısının milyonları aştığı eylemlerin dilleri, renkleri, adresleri ne kadar farklı olursa olsun öğrencileri sokağa çıkaran nedenler fazlasıyla ortak. Bunların başında da neoliberal politikalar sonucu ‘eğitimde reform’ adıyla eğitimin paralı hale getirilmeye çalışıyor olması geliyor. Bugüne kadar sosyal devlet anlayışını en iyi kendi ülkelerinde uygulandığını iddia eden Avrupalı devletler harç paraları ve

G

68

bütçe kısıtlamaları uygulamalarına giderek eğitimi paralılaştırmanın temellerini atıyor. Gençliğin isyanının nedenleri bunlarla da sınırlı değil. Avrupa Birliği’ne üye ülkelerce işletilmeye çalışan Bologna Süreci ve neoliberal politikaların gereği eğitimin sermayenin ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirilmeye çalışılmasının doğal sonucu olarak ortaya çıkan niteliksizleşme ve Fransa’da olduğu gibi emeklilik yaşını arttıran geleceksizleştirme politikaları gençliğin sokakları kuşatmasının diğer sebepleri. Ayrıca Avrupa genelinde %18’i bulan gençler arasındaki işsizlik oranı da gençliğin geleceklerini, üniversite işgallerinde ve boykotlarda aramasında oldukça önemli bir etkiye sahip. Bütün bu neoliberal politikaların uygulayıcısı olan hükümetler eylemlerin daha fazla kitleselleşip militanlaşmasından fazlasıyla çekiniyor. Avrupa gençliği ise daha önce Fransa’da ve Yunanistan’da eğitim reformlarını geri çektirme kazanımlarına yenilerini eklemeden eylemlerini bitirmeye niyetli değil. Anlaşılan önümüzdeki günlerde yeni üniversite işgallerini, yeni boykotları ve eylemleri izlemeye devam edeceğiz.

aşta Avrupa’da olmak üzere tüm dünyada gençliğin sokakları doldurması, sönmekte olan bir tartışmayı yeniden alevlendirdi. Acaba 68 kuşağı bitti mi yoksa yeni bir öğrenci hareketi dalgası mı yayılıyor ? Kimileri yeni gençlik harekletlerini yalnız kendi çıkarları için mücadele eden benciller olarak tanımlarken kimileri ise 68 ruhunun geri döndüğü konusunda hem fikir. Peki gerçekte yaşanan hareketlenmeler nelerdir,bunları nasıl değerlendirmek gerek? İlk olarak söylemek gerekirse Avrupa’daki eylemleri 68 kuşağının bir devamı olarak görmemiz olanaksız. Çünkü Avrupa’da yükselen öğrenci eylemleriyle 68 hareketi özellikleri bakımından birbirleriyle oldukça farklı. Öncelikle Avrupa’daki hareketlerin en belirgin özelliği neoliberal saldırılara karşı korumacı özellikler taşımasıdır. Şimdilik bu hareketler yapısı gereği sadece elde olan hakları korumakla sınırlı kalıp sistemin toptan bir reddine dönüşmese de, içinde büyük bir isyan potansiyeli taşımaktadır. Ayrıca bir çok ülkede gençliğin eş zamanlı olarak sokakları doldurması bütünlüklü bir karşı çıkış yaratılmasında oldukça önemli adımlar. Avrupa’da gelişen mücadele şu an için ‘başka bir dünya mümkün’ dedirtmeyi başaramasa da, büyük devrimleri doğuracak olan ‘küçük ve zararsız’ isyanlar değil midir ?

B

Bizim de söyleyecek sözümüz var! Geçtiğimiz günlerde İngiltere’ de son yılların en büyük öğrenci eylemleri gerçekleşti. İlk olarak 10 Kasım’da Başkent Londra’da harçlara %300’ lük zam yapan Liberal Muhafazakar partinin önünde bir araya gelen 50 bin üniversiteli harçlara yapılan zamları protesto etti. Harçlara karşı parasız eğitim talebini haykıran üniversiteliler mücadelede ne kadar kararlı olduklarını göstermek için aynı gün gerçekleştirdikleri eylemde Muhafazakar-Liberal Partinin genel merkezini işgal etti. İşgal sırasında öğrencilerin genel merkeze girmesini engellemek isteyen polis ise çözümü üniversitelilere saldırmakta buldu. Ancak üniversitelilerin kararlı duruşu polisi geri adım atmak zorunda bıraktı. Yaptıkları işgal

eyleminin başlangıç olduğunu belirten üniversiteliler 12 Kasım günü Manchester Üniversitesi’ i işgal ederek dediklerini yapmaktan asla vazgeçmeyeceklerini bir kez daha gösterdi. Son olarak 24 Kasım günü bir araya gelen üniversitelilerin hedefinde bu sefer başbakanlık ofisi vardı. Yine on binlerce üniversitelinin yan yana geldiği eylemde gençlik bu sefer başbakanı uyardı ve zamları geri çekmediği takdirde eylemlerin daha da artacağını belirtti. Eğer zamlar geri çekilemezse nüfusunun %20’sinin yıllık gelirinin 6 bin Sterlin olduğu İngiltere’de okumak imkansız hale gelecek. Bu yüzden İngiltere gençliğinin önünde mücadeleden başka bir yol yok.

Dünyadan Kısa Kısa ... Başta Avrupa’da olmak üzere dünyanın dört bir yanında gençlik eğitim hakkına ve geleceğine sahip çıkmak için sokakları tutuşturuyor. İşte dünyanın her tarafından yükselen isyan sesleri ; Fransa Emeklilik yaşını 60’ tan 62’ye yükselterek gençliğin geleceğine ipotek konulmak istenen yasaya karşı otuz bin üniversiteli ve liseli 12 Ekimden 6 Kasıma kadar her gün sokaklardaydı. Ukrayna Üniversitede yapılan sınavların paralı hale getirilmesine karşılık 20.000 öğrenci ‘Bilgi Ticari Bir Mal Değildir’ diyerek eylemler gerçekleştirdi.

İtalya Hükümetin eğitim reformu altında eğitimi paralılaştırmak istemesine karşılık 300 bin öğrenci 8 Ekim’ den beri eylemlerini sürdürüyor. Yunanistan Yunanistan hükümetinin krizin faturasını öğrencilere kesmesine, üniversitelere ayrılan bütçenin azaltılmasına karşı 21 Ekim ve 11 Kasım’ da kitlesel eylemler gerçekleştirildi. Okullardaki boykotlar sürüyor. İrlanda Kayıt paralarının 2 katına çıkarılmasına karşılık 25 bin öğrenci sokaklara döküldü Mı sı r Öğrenciler polisin okula girmesini protesto etmek için eylemler gerçekleştirdi.


SAYFA 05

KTÜ Öğrenci Kolektifi 6 Kasım öncesinde üniversite içinde kitlesel bir yürüyüş gerçekleştirerek Ankara'da yapılacak mitinge Trabzon'dan yoğun katılımın olacağını gösterdi. Sivil polis ve ÖGB'nin de yoğun ilgisini çeken eylemde güvenlikler el hareketleri ve küfürlerle üniversitelilere tacizde bulundular. Eylemin ertesi günü güvenlik tacizi ile ilgili KTÜ Öğrenci Kolektifi Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nde basın açıklaması gerçekleştirdiler.

Ko lek tif SAYFA 5

SœYAH MAV

Kocaeli Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde okuyan öğrenciler de YÖK’ü protesto etti. Yapılan basın açıklamasında; zaten baskı aracı olan YÖK’ün AKP’lileşmesiyle birlikte piyasacılığın ve gericiliğin yaygınlaştığını, üniversitelerin bilimi toplumun hizmetine sunmayı amaçlayan geleceğin mühendisleri olarak YÖK’e karşı parasız, bilimsel ve nitelikli eğitimin olduğu demokratik üniversite için mücadele edeceklerini belirttiler.

YÖK’e güçlü HAYIR !

6 Kasım günü Ankara sokakları tarihi bir güne tanıklık etti. Türkiye'nin dört bir yanından binlerce üniversiteli Ankara'da buluştu. YÖK'ün kuruluş yıldönümü olan 6 Kasım'da üniversiteliler her yıl olduğu gibi yine sokaktaydılar. Ama bu yıl farklıydı. Ülke gündeminde önemli bir yeri üniversiteler oluşturuyordu, tam da 6 Kasım öncesi AKP üniversitelere yeni bir çok şekilde . Bu dönemde AKP eliyle türbanın üniversiteye girişinin önü fiilen açıldı. Yine aynı dönemde üniversitelerde baskı ve denetimi arttırma amaçlı sivil polis genelgesi yayınlandı. Bu genelgeyle polisin üniversiteye kurumsal bir şekilde yerleşmesi isteniyordu. AKP üniversiteleri teslim almak için tüm gücüyle çabalıyor, sivil polis genelgeleri, türban genelgeleri derken üniversitelerde baskı hissedilir biçimde artıyordu. Hacettepe Üniversitesi'nde masa açtığı için, Anadolu Üniversitesi'nde afiş astığı için, Boğaziçi Üniversitesi'nde Başbakanı protesto ettikleri için öğrenciler polis ve özel güvenlik saldırı-

larına uğradı. Yine aynı günlerde Yıldız Teknik Üniversitesi'nde türban karşıtı afiş asan 26 öğrenci okuldan süresiz uzaklaştırıldı. Ama AKP'ye meydan okuyanlar dirençliydi. Hacettepe'de, Anadolu Üniversitesi'nde saldırıya uğrayan öğrenciler ve Yıldız Teknik Üniversitesi'nde türbana hayır dedikleri için okuldan atılan öğrenciler baskı karşısında geri adım atmadılar. YTÜ öğrencileri cezaları yırtıp attılar ve okula geri döndüler. İşte bu özgüvenle Ankara'daydı üniversiteliler. AKP'ye meydan okuyorlardı, hedefte YÖK'ün genelgeleri, paralı eğitim, gericilik vardı. 6 Kasım'da binler AKP'ye meydan okudu Böyle bir atmosferde 6 Kasım gününe girdi üniversiteliler ve binler sel oldu Ankara'da. Coşku bir an olsun düşmedi. Gençliğin AKP politikalarına tepkisi daha da belirginleşerek bir kez daha ortaya çıktı. Türkiye'nin dört bir yanından gelen üniversiteliler için

bu eylem aslında bir meydan okumaydı. YÖK'e ve AKP'ye çok güçlü bir şekilde meydan okundu Ankara'da. Öğrenciler tarafından üniversiteler bizimdir, türbanı da polisi de, paralı eğitimi de istemiyoruz mesajı çok net bir şekilde verildi. Üniversiteli kadınlar da ilk kez bir 6 Kasım'da “Üniversitenin ve Kadının Özgürlüğü İçin Türbana Hayır”yazılı kendi pankartlarıyla sokağa çıktılar. Yapılan eylemin Ankara'da olması da oldukça anlamlıydı. Üniversiteliler YÖK'ün ve siyasal iktidarın merkezinde bu talepleri dile getirmiş oldu. Yapılan eylemin kitleselliği açık bir şekilde üniversitelilerin AKP'nin politikalarını kabul etmediği ve bunu değiştirecek isyan potansiyelinin de kendilerinde mevcut olduğunu göstermiş oldu. Bugün üniversiteliler eskiden olduğundan daha net bir biçimde bunu ifade edebiliyor ve eskisinden de daha güçlü şekilde yoluna devam ediyor.

6 Kasım’dan

İzlenimler 6 Kasım’ın iki yanlışı 6 Kasım günü Öğrenci Kolektifleri ve Gençlik Muhalefeti’nin yaptığı miting haricinde başka mitingler de yapıldı. Bunlardan biri Ankara'da Genç-Sen'in ve 20'den fazla örgütün çağrıcılığını yaptığı mitingti. Bu eylem bu kadar geniş bir bileşene rağmen kitlesel anlamda başarılı olamadı. Politik içerik anlamında da YÖK'e Hayır sloganının ötesine geçemeyen, üniversitenin güncel sorunlarına değinmeyen ve bunun yanında bugün YÖK'ü ele geçirerek üniversiteye saldıran AKP'yi es geçen bir eylem oldu. İstanbulda'da TKP'li Öğrenciler bir miting

düzenledi. TKP üniversiteye saldırılar bu denli yoğunken ortak güçlü eylem yerine tek başına eylem yapmayı tercih etti. Bu miting dar grup çıkarının geniş öğrenci kitlelerinin çıkarına tercih edildiği bir eylem olarak nitelendirilebilir. YÖK'ün son genelgeleri ve üniversitelerde artan baskı düşünüldüğünde siyasal iktidarın ve YÖK'ün merkezinde yani Ankara'da eylem yapmak bir tercihten öte zorunluluk haline gelmişti. Öğrenci Kolektifleri ve Gençlik Muhalefeti'nin Ankara mitingi bütün bu saldırılara yerinde cevap vermiş oldu.

Sokakta olmayanlar 2007 yılından beri YÖK'te bir değişim yaşanıyor. 2007 yılı sonlarında Yusuf Ziya Özcan'ın başkan yapılmasıyla beraber YÖK AKP'nin üniversitelere müdahale aracı haline geldi. İşte düğüm de bundan sonra koptu. Geçmiş yıllarda YÖK'e karşı olanlar, bu konuda eylem yapanlar Hiçbir şey yapmaz oldu. YÖK'e karşı çıkışını türbana endeksleyen birçok örgüt bu yıl 6 Kasım'da sokağa çıkmadı. Üniversitelerde gericiliği örgütlemeye çalışan Anadolu Gençlik Derneği bu yıl YÖK'e karşı ne bir eylem yaptı ne de bir eleştiride

bulundu. Keza geçmişte YÖK'e karşı sokaklara çıkan Mazlum-Der'de bu yıl YÖK karşıtı protestolarda gözükmedi. En son 2001 yılında YÖK'ü eleştiren bir rapor hazırlayan MazlumDer, YÖK'ün türban genelgesinden sonra bu kurumu öven açıklamalarda bulunmuştu. AKP'nin de ilk iktidar döneminde henüz YÖK'ü ele geçirmemişken YÖK'ü kaldıracağız dediğini ama ardından YÖK'e nasıl sahip çıktığını hatırlarsak gericilerin bu konuda ne kadar samimiyetsiz olduğunu görmüş oluyoruz.

6 Kasım Ankara Mitingi kitleselliği ve çoşkusuyla her anında renkli görüntülerin yaşandığı bir eylem oldu. Bu eylemde dikkat çeken ve öne çıkan ayrıntılardan bir kaçı: * Ankara'ya il dışından gelenler için ilk durak olan Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü öğrenci hareketindeki tarihiyle ilgi çekici bir yer oldu. *Son on yılın en kitlesel üniversite eylemi olma özelliği taşıyan miting de anadoluda bulunan üniversitelerden yaşanan yoğun katılım dikkat çekti. *İlk kez bir 6 Kasım'da üniversiteli kadınlar kendi pankartları ve talepleri ile

katılım gösterdiler. * Öğrenci Kolektifleri'nin konuşmasında yumurtalı eylemler hatırlatıldıktan sonra “deve kuşu yumurtası” gösterilerek Tayyip Erdoğan'a hazır olması gerektiği söylendi. Bütün eylem boyunca coşkunun doruk noktası bu anda yaşandı. * Mitingin sonlarına doğru yapılan Bandista konseri bütün kitleyi coşturdu. Bandista grubu da öğrenci eylemlerinin katılımcısı olmaktan büyük memnuniyet duyduğunu belirtti. * Makina Mühendisleri Odası öğrenci üyeleri ‘YÖK’e Hayır’ pankartıyla eyleme katıldılar.

KIRMIZISARI


SAYFA 06

Sendikaya üye oldukları gerekçesiyle işten atılan Akdeniz Çivi işçileri ile görüşmeyen, sendikayı muhatap alamayan aynı zamanda CHP Mersin Yenişehir Belediyesi Meclis üyesi olan patronlarına işçiler CHP Mersin ilçe binasını işgal ederek yanıt verdi. Yaka paça gözaltına alınan işçiler için açıklama yapan sendika yenilenen CHP’ye atıfta bulunarak: “Bu CHP’nin yenilenmesi ise bırakın eskisi gibi kalsın!”dedi.

Tar tış ma SAYFA 6

SœYAH MAVœ KIRMIZISARI

İstanbul’da AKP’li belediyenin yaptığı ulaşım zammına “Ulaşım zamlarını durduracağız” diye pankartlar asan, basın açıklamaları yapan CHP’liler, söz konusu zammı kendi belediyeleri yapınca susuveriyorlar. İzmir’de ulaşıma yapılan zamda tam bilet 1 lira 55 kuruştan 1 lira 70 kuruşa, indirimli bilet ise 85 kuruştan 90 kuruşa yükseldi. Belediye 2009’da da ulaşıma zam yapmıştı. Ayrıca belediye meclisi suyun metreküpüne de %10 zam kararı aldı.

Gençliğe adres mi ? HP, ülkeyi 8 yıldır talan eden AKP’ye karşı biriken öfkenin en önemli potansiyelini gençlikte görüyor olacak ki, gençleri siyasete çağırıyor. Çağrının adresi : CHP Gençlik Kolları, dili ise solun dili. Gençlik hareketinin tarihsel simgeleriyse, yeni CHP’nin gençlik çağrısını destekleyen imajlar olarak kullanılıyor. AKP’ye duyulan ve gittikçe artan bir öfke mücadeleyi tetikleyecektir. Ancak CHP Gençlik Kolları sol duyuyla örgütlenmiş böyle bir mücadele için doğru adres olabilir mi? CHP Gençlik Kolları’nın, gençlerin doğrudan sorunları olan YÖK, paralı eğitim, paralı ulaşım gibi konulara karşı aldığı tavrın tutarsızlığı gözden kaçmıyor. YÖK’ün kapatılması gerektiğini belirten gençlik kollarını partileri de destekledi. Ancak bu yıl binlerce üniversiteli YÖK’e ve AKP’ye karşı alanlardayken, CHP gençlik kolları onlarla birlikte değildi. YÖK‘ le, paralı eğitimle, AKP’ yle mücadele için alana çıkma zahmetine katlanmayan gençlik kolları, öte yandan ulaşım zamlarına karşı yaptığı çağrıda tanıdık bir slogan kullanmaktan çekinmiyor: “Ulaşım zamlarına dur de”. Ancak bu sloganın yeterli olduğunu düşündüklerinden olacak, Öğrenci Kolektifleri ulaşım zamlarına karşı günlerce insanları turnikelerden atlatırken onlar hiçbir fiili eylem içerisinde yer almıyorlar. Türkiye gençlik hareketinin dinamiklerinden biri gençliğin temel sorunlarına çözüm üretebilmektir. Paralı eğitimden, üniversitede gericiliğin örgütlenmesine kadar gençliğin sorunlarına

C

karşı CHP’nin, sözde kalan basın açıklamaları dışında bir mücadele yürüttüğü görülmemiştir. Zaten egemenlerin çıkarlarını savunan bir parti olan CHP’den böyle bir mücadele içinde yer alması beklenemez. Söz gelimi TÜSİAD'la işbirliği yapan bir parti paralı eğitime karşı olamaz. Gençlik hareketinin başka bir motivasyonu ve görevi ise halkın yanında yer almaktır. Ankara’da CHP Belediyesi’ne ait Yeni Mahallede yoksul halkın evleri yıkılıyor sermayeye alan açmak için. Adı da kentsel dönüşüm. Hani şu AKP’nin sürekli yaptığından. CHP lideri taşeron çalışmayı ortadan kaldıracağız diyor. CHP Belediyeleri taşeron çalışanlar ile dolu. Buna karşı çıkan işçiler işten atılıyor. CHP Gençlik Kolları bu konularda ne düşünüyor? Böyle bir partiye bağlı kalarak muhalif bir gençlik hareketi örgütlemek, ulaşım zamlarına bile karşı çıkmak mümkün olabilir mi? Öte yandan türban konusu var. Türkiye’de gerici egemen partilerin siyasi çıkarları için simgeleştirdiği bir araçtır türban. Bu konuda ilericiliği ile övünen bir partinin tavrı nasıl olur da serbestlik olabilir? CHP için türban siyasi çıkarların malzemesi midir? CHP’nin gençlik kolları, CHP’nin türban konusunda değişen tavrını nasıl açıklamaktadır?

düzenin devamı olmayı hedefleyen bir parti yönetiminin iki dudağı arasından çıkacak karara göre hareket eden bir gençlik, bu mücadeleye uygun değildir. Üniversiteli gençlik, öz gücüne dayanarak bağımsız demokratik meşru ve militan bir mücadele yolu izlemelidir. Sokağa çıkmalıdır. Halkın çıkarlarını, üniversitenin aydınlığını savunmak militan bir hak kavgası ile gerçekleşir. Ülkemizin ve üniversitemizi bataklığa sürükleyen AKP'yi durduracak olan mücadele yolu budur. Gençlik kitlelerinin talepleri üniversitenin öz gücüne dayanan, militan, bağımsız ve demokratik bir mücadele anlayışıyla temsil edilebilir. Çünkü günümüzde AKP’nin ve sermayenin baskılarına ve sömürülerine karşı direnç göstermek sokakta olmayı, insanlarla pratik içerisinde buluşmayı, gençliğin bağımsız iradesini geliştirmeyi ve kazanım elde etmek için kararlı bir mücadeleyi sürdürmeyi gerektirir.

CHP, gençlik hareketininin simgelerine yaslanamaz 1970’te ortanın solu söylemleriyle siyaset sahnesinde yer bulan CHP’nin, üniversitelerden yükselen gençlik hareketini temsil edememiştir. Bugün de Kılıçdaroğlu’yla imaj yenileyen CHP, gençliğin ilerici taleplerini karşılayacak konumda değildir. CHP kurultayında kurultayın en genç delegesi, Gençlik kolları Ankara İl Başkanı Umut Tunç yaptığı konuşmada yaptığı konuşmada, Hüseyin İnan ve Deniz Gezmiş’in adlarını anarken, Kılıçdaroğlu’nun yeni CHP imajına da, bu simgelere yaslanarak katkıda bulunuyordu.

Parti değil ,bağımsız demokratik mücadele Gençlik hareketinin örgütlenmesinin bir ihtiyaç olduğu ortadadır. AKP’nin baskı politikalarına ve talanına karşı en büyük mücadeleyi gençlik göstermelidir. Ancak bu örgütlenmenin anti demokratik işleyişi bulunan bir parti dahilinde olamayacağı bir gerçektir. Sermayenin çıkarlarını savunan, en nihayetinde kurulu

Sosyal belediyecilik C unutkanlığı

Yıkım için gelen iş makinaları Yeni Mahalle halkı tarafından karşılandı

HP’nin yıllardır kendi için tutturduğu –gerçekçi veya değilbir dil var: Halktan yana parti. Uzun yıllar muhalefet partisi olmanın verdiği etki de kuşkusuz bu söylemde etkili. Öte yandan, sosyal demokrasi de kendi içinde belirli ilkeleri olan bir görüş. Bu yüzden sosyal demokrat olan veya olduğunu iddia eden her siyasi yapı kendi ideolojik argümanını bu ilkeler üzerinden şekillendiriyor. Nev-i şahsına münhasır sosyal demokrat bir parti olan CHP de sosyal adalet, dayanışma, halkçılık gibi kavramları kendine ilke edindiğini veya daha güncel ve somut olarak; sosyal devlet anlayışı, işsizlik ve kalkınma vb. gibi durumlarla ilgili mücadele ettiğini iddia ediyor. Ancak gerçekler CHP’nin o kadar da “halktan yana” olmadığını gösteriyor. AKP’li Yeni Mahalle Belediyesi tarafından 2007 yılında kentsel dönüşüm alanı ilan edilen Mehmet Akif Ersoy Mahallesi’nde barınma hakkı mücadelesi sürerken; “Hepinize tapu vereceğiz” vaadiyle 2009 seçimlerinde belediyeyi alan CHP, rantçılıkta AKP’li belediyeden daha gözü kara çıktı. Çevik kuvvet ve yıkım ekipleri mahalleden ayrılmaz oldu. Yeni Mahalle halkı kentsel dönüşüme karşı yediden yetmişe direnirken, CHP’liler yerel seçimde ağızlarından düşürmedikleri halkçı, sosyal belediyeciliği çoktan unutmuş olmalı.

Gençlik kolları sergisi buharlaştı mı? HP parti programına göre geliştirilmek istenen Gençlik Kolları kendilerini rezil etti. “AKP Eziyetleri” adında bir sergi açan Gençlik Kolları, Tayyip Erdoğan'ı, Fettullah Gülen'i ve AKP kurmaylarını hicveden ve Erdoğan’ın Hitler’e benzetildiği resimlerin sergilendiği bir etkinlik düzenlemişti. Kılıçdaroğlu'nun bizzat dolaştığı bu sergi kısa sürede ülke gündeminde yer buldu. Ancak gelişen tepkiler üzerine partiden yapılan açıklama sonucunda sergi sona erdi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Süha Okay’ ın sergide yer alan resimlerden

C

partinin haberinin olmadığını açıklaması adeta Gençlik Kolları'nı ortada bırakmak anlamına geliyordu. Gençliğin ihtiyaç duyduğu eleştirel ve mizahi yaklaşımı, CHP’nin geleneksel siyaset tarzı karşılayamadı. Oysa genel başkan sergiyi biliyor, esprilere gülüyor, yorumluyordu. Ama sonrasında partinin haberi yok denilebiliyordu. Gelişen tartışmalar sonrası Gençlik Kolları başkanı Umut Tunç 5N1K programına katılacağını belirtmesine rağmen, programa bir saat kala ani bir kararla katılmaktan vazgeçmiş, program sunucularının aramalarına cevap vermemiştir.


SAYFA 07

Başarı mı?

İhanet mi ? Füze kalkanın gerçekleri ? izbon’da yapılan NATO Zirvesi 28 üyeülke tarafından balistik füze kalkanlarının Türkiye’ye yerleştirilmesi kararıyla sona erdi. Abdullah Gül ‘ Türkiye olmasa konu yok. NATO zirvesi 10 dakika biter ’diyerek zirvede önemli bir rol oynadıklarını ima ederek başarıyla çıktığı izlenimi vermeye çalıştı. Zirveye Türkiye adına katılan Gül ve Davutoğlu ne kadar halkı kandırmaya çabalasalar da Türkiye’nin dış politikasındaki ABD bağımlığı ve ikiyüzlülüğünün teşhirinin önüne geçemedi.

L

AKP’nin İran aldatmacası başarısız Gül’ün ‘Türkiye olmasa konu yok’ diyerek ön plana çıkardığı zirvede, medya ısrarla Türkiye’nin balistik füze kalkanına ev sahiplilik yapılmasına değil de zirvenin yazılı metinlerinde NATO’nun stratejik hedefinde İran adının açıkça yazılmamasını öne çıkardı. Girişimler sonucunda İran’ın bir tehdit olduğu yazılmamış yerine Ortadoğu ülkeleri yazıldı. İran’la ilişkileri koruma görüntüsü adına girilen bu sahtekâr çaba malumun ilanını saklamaya yetmedi. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy “NATO’nun kamuya açıklanan belgelerinde hiçbir isim yer almıyor ama biz kediye kedi deriz, bugünün füze tehdidi İran’dır”

NATO’dan Füze Projesi Takvimi

diyerek maskeyi düşürdü. İran ise zirvenin devam ettiği günlerde füze denemesi yaparak NATO’ya mesaj yollamayı tercih etti. Başta Afganistan, Irak ve Filistin olmak üzere Ortadoğu savaşların merkezi olmuşken şimdi de İran üzerine kurulan nükleer silahlanmayı dahi içeren gerilimler Ortadoğu halkları için yeniden binlerce ölüm getirecek. Türkiye’nin füze kalkanlarını kabul ederek İran’ı tehdit olarak karşısına alması aynı zamanda Ahmet Davutoğlu’nun komşularıyla sıfır problem üzerine inşa ettiğini iddia ettikleri dış politikanın da çöküşü anlamını içeriyor. AKP’nin iç politikada ikiyüzlülüğü , dış politikada kayıtlara geçmiş oldu.

ABD ne derse o Balistik Füze Projesi bir NATO projesi olarak sunulsa da ABD tarafından uygulanmaya çalışmış, 2002’de tehdit olarak gören Rusya’nın karşı çıkışından sonra NATO kapsamına alınmıştı. NATO ise küresel nitelikte terör girişimlerini önlemek (İran’dan Kuzey Kore’ye birçok ülke), enerji bölgelerinin güvenliğini sağlamak gerekçesiyle füzeleri yerleştirmek istiyor. Ortadoğu ve ana tehdit İran’ın menziline yakın oluşu stratejik olarak Türkiye’yi ön plana çıkarıyor. Türkiye uzun zamandır başta

NATO zirvesinden çıkan karar doğrultusunda dört aşamalı olarak planlanan füze projesini teknik yönleriyle inceledik. Yerleştirilmesi planlanan anti balistik SM-3 füzeleri herhangi bir balistik füze ateşlendiğinde uyduya gelen sinyalerle uzun menzilli ve koordinaat sağlayabilen X-bant radarları devreye sokarak balistik füzeyi takibe başlıyor.Atmosfer dışında balistik füzeyi imha için havalan füze hedefini bularak görevini tamamlıyor. Kontrolü NATO personelinde olacak füze projesinin ilk aşaması 2011'de Türkiye'de muhtemelen Doğu Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu'ya iki

ABD olmak üzere küresel güçler tarafından Ortadoğu’da etkin bir güç haline getirilmeye çalışılmakta ve bu güçlerin taşeronu görevini görmekteydi. Dış politikasında bağımsızlıktan söz edemeyeceğimiz Türkiye’nin füze kalkanlarını kabul etmesi hiç de zor olmadı ve emperyalistlere karşı yapılacak saldırılara kalkan olmayı tercih etti. Yerleştirilmesi planlanan füzeler Türkiye’yi olası saldırıların da odağına çekmesinin yanı sıra atılan füzenin direk karşı taraftan atılan nükleer başlığa çarpıp orada patlamasının yaratacağı ısı etkisi ile havaya radyoaktif madde yayılması söz konusu olursa atmosferde olumsuz bir etki yaratır. Düşük bir ihtimalde olsa bu olası bir nükleer serpintinin bizim topraklarımızda yaratacağı zararlar ve ölümleri hesabı ne AKP hükümeti ne de ABD verebilir. NATO’nun kararının bir diğer boyutu ise füze kalkanı projesinin 100 milyar dolara varan maliyeti. Türkiye’nin ne kadarını üstleneceği henüz bilinmiyor. Milyonlarca insanın yoksullukla, açlıkla, salgın hastalıklarla boğuştuğu bir dünyada milyar dolarları silahlanmaya ayırarak bunları görmezden gelmek dünya halkları için daha fazla ölüm demektir.

radar istasyonu kurulmasıyla başlayacak.SM-3 füzeleri rampaları ise Akdeniz'de konuşlanacak (AEGIS) ABD gemilerinde bulunacak. 2015 hedefli ikinci aşamada "Block 1B" olarak geliştirilecek ikinci versiyonla füze rampaları gemi dışında karaya yerleştirilebilecek. Üçüncü aşama olarak devreye girecek "Block II-A" versiyonu ile 2018 yılında kısa ve orta menzilli füzelere ek olarak orta-uzun füzelere karşı koruma sağlayacak. 2020 yılında 4. aşamayla beraber "Block IIB" versiyonu kıtalararası balistik füzelere imha edebilecek yeteneğe sahip olacak.

Savaş K NATO karşıtları Lizbon sokaklarında ortekiz’in başkenti Lizbon'da NATO Zirvesi'nde toplananlar, sadece savaş planları yapanlar olmadı. Avrupa'nın farklı bölgelerinden gelen on binlerce NATO karşıtı da zirvenin devam ettiği günlerde Lizbon sokaklarını doldurdu. NATO zirvesi binlerce asker ve polis tarafından korunurken sınırlarda pasaportsuz geçişi sağlayan Schengen Anlaşması askıya alındı.'NATO oyun bitti' yazan bir pankartın önünde üstlerine kanı sembolize eden kırmızı boya dökerek ve yerlere yatarak gerçekleştirilen eylem zirvenin son gününde gerçekleşen eylemlerden öne çıkanıydı. İki günlük zirve boyuncu yüzün üzerinde NATO karşıtı da gözaltına alındı.

P

3

Soruda NATO

KARNESİ Kendini savunma örgütü olarak tanıtan NATO gerçekte bir savaş örgütü olduğunu defalarca kanıtladı. NATO’nun tarihi katliamların, işgallerin, darbelerin, kontrgerilla faaliyetlerinin tarihi olmuştur

endini savunma örgütü olarak tanıtan NATO gerçekte bir savaş örgütü olduğunu defalarca kanıtladı. NATO’nun tarihi katliamların, işgallerin, darbelerin, kontrgerilla faaliyetlerinin tarihi olmuştur. Tüm bu yaşananlar bugün NATO’nun itiraz etmekte zorlanılan savunma ihtiyacı yalanının arkasına sığındığını gösteriyor ve her ‘savunma’ deyip silahlandığında ya da karar aldığında halklar için ölümler getirdiği biliniyor. NATO’nun savaş karnesinin başında 1950 yıllında başlayan Türkiye’nin de NATO’ya üye olmak ve ABD’ye yakınlaşmak için asker gönderdiği üç milyon insanın öldüğü Kore savaşı bulunmakta. 1986 yılında Libya’nın birçok bölgesi bombalandı. 1989 yılında Panama işgal edilirken, 1991 yılında 1. Körfez Savaşı ile Saddam Hüseyin’in Kuveyt işgaliyle gerekçelendirilerek Ortadoğu’da büyük bir işgale gidildi. 1993 ile 1999 yılları arasında sırasıyla Somali, Lübnan, Bosna, Yugoslavya, Kosova işgal edildi. 2002 yılında ise 11 Eylül saldırıları bahane edilerek Afganistan’a giren NATO orduları

t

SAYFA7

NATO nedir ?

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) 1949 yılında ABD önderliğinde Belçika, Danimarka, Fransa, İzlanda, İtalya, Kanada, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Portekiz, İngiltere olmak üzere 12 kurucu üye tarafından kurulmuştur. İttifak kendini 'Herhangi bir NATO üyesine yapılmış saldırı diğer üyelere de yapılmış kabul edilecek ve Varşova Paktı'ndan gelebilecek bir saldırıya karşı savunma örgütü olarak' tanıtmıştır. NATO uzun yıllar ABD'nin Sovyet Birliği'ne karşı geliştirdiği bir askeri müdahale gücü yüksek , ekonomik, politik kuşatmayı da içeren bir yapı olarak görev yapmıştır.

t

NA TO

KIRMIZISARI

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) sözcüsü Geoff Morrell, basın toplantısında yaptığı açıklamada, ''Hedefimiz, güvenliği sağlama sorumluluğunu Afgan güçlerine 2014 yılının sonunda transfer etmektir'' dedi. Morrel, görevi teslim etmenin, ülkede güvenliği sağlama görevinin tamamen Afgan güçlere bırakılacağı, ABD veya koalisyon güçlerine mensup askerlerin tümünün ülkeden çekileceği anlamına gelmediğini de belirtti.

Üye ülkeler kimlerdir?

12 kurucu üye dışında Türkiye, Yunanistan, Macaristan, Bulgaristan, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Arnavutluk, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Polonya, Romanya, Slovakya, İspanya olmak üzere toplamda 28 üyesi bulunmaktadır. ABD ve Kanada dışında üye ülkelerin hepsinin Avrupa ülkeleri olması NATO'nun Avrupa'daki gücünü göstermekte.

t

Kuzey Kore ve Güney Kore arasında 24 Kasım günü bir çatışma yaşandı. 2'si asker 4 Güney Koreli hayatını kaybetti. Seul sokaklarında protesto gösterileri oldu ve Savunma Bakanı istifa etti. 1953 yılından itibaren süren gerginlikler son dönemde de yoğunluklu olarak devam ediyor. Güney Kore'nin düzenlediği yıllık askeri tatbikatın öncesinde yaşananların ardından ABD müttefikinin yanında olduğu mesajını veriyor. Güney Kore topraklarında 28 bin ABD askeri bulunuyor.

SœYAH MAV

Türkiye NATO’ya ne zaman üye olmuştur ve hangi görevleri üstlenmiştir ?

Türkiye 1952 yılında Yunanistan ile birlikte NATO'ya katılmıştır. Türkiye, Sovyetler Birliği ve Ortadoğu sınırlarına yakınlığı ile NATO'nun ileri karakol görevini gördü. Türkiye üye ülke kabul edildikten sonra NATO'nun en kitlesel askeri güçlerinden biri olarak birçok emperyalist işgal içerisinde yer almıştır. Başta İncirlik Hava Üssü olmak üzere Konya 3. Ana Jet Üssü ve Afyonkarahisar Askeri Havaalanları ile birçok savaş suçuna ortaklık etmiştir. NATO üyeliği aynı zamanda ABD'nin Türkiye'nin iç ve dış politikalarına müdahalesini artırmıştır.

Ortadoğu’da kanlı bir süreci başlatmış oldu. Hala Türkiye’den de askerlerin olduğu NATO askerleri Afganistan’da işgali sürdürmekte. NATO’nun bir diğer kanlı işgali ise 2003 yılında yaşanan Irak oldu. Ortadoğu küresel kapitalist sisteme katma adına girilen bu savaşlar hala son bulmuş değil, hatta NATO’nun füze kalkanı projesiyle Ortadoğu üzerine yeni planlarının olduğu görülmekte. Türkiye ise AKP iktidarıyla emperyalist ülkelerle artan işbirliği ve NATO’nun en kalabalık personel sahip ordularından biri olarak bu işgallerde önemli bir yer tutuyor. NATO güçlerinin açık işgaller sırasında yaptıkları katliamlar dışında barındırdığı kontrgerilla faaliyetleri sırasında bir çok insan katledilmiştir. Bu kontrgerilla örgütlerinin başında gelen İtalyan Gladio’su ve benzeri yapılar sol muhalefetin yükseldiği ülkelerde darbelerin, suikastların, kitle katliamların örgütleyici olmuştur. Türkiye’de 1980 öncesi gerçekleşen Çorum, Maraş, Beyazıt,1 Mayıs 1977 gibi birçok katliamda NATO’nun sivil faşist uzantılarının parmağı olduğu ortaya çıkmıştı.


SAYFA 8

SœYAH MAV

SAYFA 9

KIRMIZISARI

. Demokrasi Yalanı İtü’de Patladı TÜ'de 2 yıl süren davanın 1 yıl 3 ay hapis cezasıyla sonuçlandırılması, İTÜ başta olmak üzere tüm Türkiye'de üniversitelilerin büyük tepkisiyle karşılandı. 12 Eylül referandumu boyunca "ileri demokrasi" lafını dillerinden düşürmeyen AKP, çok geçmeden, özgürlüğün ve demokrasinin önüne set örmeye kaldığı yerden devam etti. Ancak İTÜ'de işler pek istediği gibi gitmedi. Gösterilen tepki, cezalı öğrencilerin basında kendilerini ifade etmesi ile giderek büyüdü. Tüm üniiversite bileşenlerinin verilen cezalara duyduğu tepki, İTÜ'de 500'ü aşkın

İ

kişinin katıldığı kitlesel bir yürüyüşün ardından yapılan basın açıklamasıyla ortaya kondu. Yemekhaneden, "Üniversiteliler, zorbalığa, baskıya, AKP'ye teslim olmayacak" pankartıyla yürüyüşe geçilen, demokratik kitle örgütleri, aydın sanatçı ve hocaların da katıldığı eylem AKP'ye ve AKP'nin saldırılarına verilen en net yanıt oldu. Eyleme TMMOB-İKK, TTB, Eğitim-Sen 6 Nolu Şube, Çağdaş Avukatlar Grubu, Sine-Sen, Halkevleri, sanatçı Tolga Sağ ve Pınar Sağ, İTÜ'lü akademisyenler katılarak destek oldu.

İTÜ'lü Akademisyenler: ÖĞRENCİLERİMİZİN YANINDAYIZ!

15 ay hapis cezasına çarptırılan öğrencilere kamuoyunun desteği her geçen gün artarken; İTÜ'lü akademisyenler de ortak bir metinle, öğrencilerinin yanında olduklarını açıkladılar. her geçen gün imzacı sayısının arttığı metinde, akademisyenler, düşünce üretimi ve ifadesinin demokratik bir hak olduğunu, bu gibi

İLERİ DEMOKRASİ HERYERDE

.

12 Eylül 2008 tarihinde İTÜ akademik açılışına Recep Tayyip Erdoğan'ın gelişini basın açıklamasıyla protesto etmek isteyen 18 öğrenci gözaltına alınmıştı. Etkinliğin yapıldığı salona alınmak şöyle dursun yaklaştırılmayan öğrenciler, kendi üniversitelerinde gün içinde kimlik kontrollerinden geçirilmiş, kampüste adeta olağanüstü hal ilan edilmişti. Öğrencisiz salonda, sözlerine, "sevgili öğrenciler" diye başlayan başbakan, yetinmeyip dışarda öğrenciler polis tarafından dövülürken, "demokrasi ve hoşgörü" ile devam etti. o gün yaşanan göz altı sonrasında 18 öğrenci açılan dava sonunda, toplantı ve gösteri kanununa muhalefet etmekten, 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. eğer 5 yıl içinde aynı "suç"u tekrarlamazlarsa hapis yatmaktan kurtulacaklar. İTÜ'de yaşanan bu örnek uçuk fakat ilk değil. Üniversitelerde artan AKP karşıtlığı, yine bizzat AKP, onun atadığı rektörler ve cemaatçi polis işbirliğiyle bastırılıyor. İstanbul Üniversitesi’nde kendi okuluna zorla girmek gibi saçma gerekçelerle verilen uzaklaştırma cezaları, bu dönemin başında Ankara Üniversitesi'nde yaşanan ÖGB ve polis saldırıları, 6 Kasım haftasında Anadolu Üniversitesi'nde polisin okulu talan etmesi, hepsi AKP'nin "ileri demokrasi" örnekleri.

AKP üniversiteler üzerindeki paralılaştırma ve gericilik hedeflerini, YÖK eliyle de yukardan müdahalelerle gerçekleştiriyor. Rektör atamaları, üniversite kadroları neredeyse tamamen değişti. Üniversitelerde, yasal engeller bulunmasına rağmen, türbanı fiilen serbest hale getiren, sivil polislere yer tahsisi ile polisin üniversitedeki kurumsal varlığını meşrulaştıran genelgeleriyle, AKP ve YÖK'ü üniversiteleri gericileştiriyor, baskı ve korkuyla sindirmeye çalışıyor. Özgür, bağımsız ve demokratik olması gereken üniversiteleri kendi arka bahçesi haline getirmeye çalışıyor. AKP'nin gölgesinde büyüyen gerici örgütler üniversitelerde öğrencilere sopalarla saldırıyor. geçtiğimiz haftalarda Yıldız Teknik Üniversitesi'nde "türbana neden hayır" dediklerini anlatan afişler asan öğrencilere önce gericiler, ardından da görevi gericilerden devralan polisler saldırmıştı. Üniversiteliler AKP'nin demokrasi yalanlarına, eğitimi paralılaştırmasına, üniversiteleri gericileştrimesine boyun eğmedikçe, AKP saldırılarını arttırıyor. İTÜ'lü öğrencilere verilen bu cezayla, bu saldırıların önünde duran, engellemeye çalışan, AKP’ye karşı çıkan Öğrenci Kolektifleri’ne ve bu 18 kişi nezdinde üniversiteye bir tehdit mesajı gönderiyor.

cezaların demokratik hak ve özgürlüklerin kullanılmasının önünde ciddi bir engel oluşturduğunu ve bu konudaki tammülsüzlüğün giderek artmakta olduğunu kaygıyla izlediklerini belirttiler. Metnin imzacıları arasında olan akademisyenlere Üniversiteli gazetesi olarak hapis cezası ile ilgili görüşlerini sorduk.

Prof. Dr. Ayşe Erzan-Fizik Mühendisliği Bölümü İfade özgürlügü, pankart açmayı ve slogan atmayı da doğal olarak kapsar.Pankart açmak ve slogan atmak hiç bir şiddet içermemektedir. Böylece ne bir güvenlik tehdidi oluşturmakta, ne de başkalarinin özgürlügüne herhangi bir saldırı anlamına gelmektedir. Bu davranışlarin şiddetle cezalandırılması, ancak bizimki gibi demokratik refleksleri köreltilmiş toplumlarda görülebilir. Bu baskının, sadece muhalif seslere uygulanması, güvenlik güçlerinin,

adalet mekanizmasının ve nihayet yürütmenin başındaki hükümetin, temel hakları benimseme ve korumadaki zaafını göstermektedir. Üniversitemiz yerleşkesi içinde öğrencilerin barışcıl bir gösteri yaptıkları için hapis ve para cezasına çarptırılmaları, üniversite kimliğine sahip çıkma doğrultusunda hepimize göz ardı edemeyeceğimiz bir görev yüklemektedir.

Prof. Dr. Turan Öztürk- Kimya Bölümü İnsanların kendini ifade etmesi, düşüncelerini belirtmesi en temel haklarından biridir. Üniversiteler bilgi üreten yerlerdir. Temel görevi de budur zaten. Bilgi üreten yerlerde de bu tip karşı çıkışların, protestoların olması çok doğaldır. Bunu engelleyenlere karşı durmakta üniversitelerin görevidir. Onların demokrasisinin ne demek olduğunu gördük. Bu on beş ay hapis cezası bunun en açık

örneğidir. Onların demokrasisi biat edene, kendilerinden olana; onlardan olmayana reva görülen demokrasi işte bu cezalar. İtalya örneği var. Yüzlerce öğrenci Papa’yı üniversiteye sokmadı, bizde Başbakan protestosunun sonuçlarına bakın.”

Arş. Gör. Aykut Kılıç- İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü İTÜ'de Başbakanı protesto etmek isteyen ve gözaltına alınan öğrencilere verilen 15 aylık ceza vahim ve tedirgin edici bir karar. Öncelikle iddia edilenin aksine Türkiye'de yargının giderek daha da keyfileştiğinin bir göstergesi. 2911'den yargılanan bir öğrenci topluluğunun 15 gün ya da ay, herhangi bir şekilde hapis cezasına çarptırılmış olması ilerisi açısından son derece kaygı verici. Neden böyle bir ceza gündeme geldi? Her ne kadar türban tartışmalarının gölgesinde kalmış olsa da, son dönemde öğrenci muhalefetine karşı ciddi bir tahammülsüzlük söz konusu. Son bir ayda Yıldız ve Boğaziçi'nde yaşananlar da bunun birer göstergesi. Üniversitelerde uzun yıllardır devam eden ve YÖK aracılığıyla sürdürülen kamusal eğitimi piyasaya daha fazla bağımlı kılma ve bir

hak olmaktan çıkarma çabalarının kritik bir eşiğe ulaştığını düşünüyorum. Kısa vadede sadece yüksek öğrenimin içeriğini değil, öğretim üyelerinin iş güvencesi ve çalışma koşullarından harçlara, barınma koşullarından burslara kadar üniversiteyi bir bütün olarak, daha kökten bir biçimde küresel sermayenin ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandıracak bir süreçle karşı karşıya kalacağımız kanısındayım. AB ülkelerinde 'Bologna süreci' adı verilen neoliberal politikalar bu tür bir piyasalaştırma sürecinin iyi bir örneği. Türkiye'de YÖK'ün örnek aldığı model de bu. Bu nedenle de içinden geçtğimiz dönemde üniversitelerde muhalefete pek tahammülleri yok. Öğrencilere verilen ceza da bu tahammülsüzlüğün bir ifadesi.

RÖ POR TAJ

SœYAH MAV

KIRMIZISARI

DİRENİŞ YUMURTASI AKP'Lİ HAŞİM KILIÇ'A Yeni anayasa paketiyle değiştirilen maddelerden biri olan "Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru" hakkında bir sempozyum için Anadolu Üniversitesi'ne gelen Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Öğrenci Kolektifleri tarafından yumurta atılarak protesto edildi. İTÜ'de 15 ay hapis cezası alan 18 arkadaşlarının hesabını soran Kolektifler "18 arkadaşımıza hapis cezası verdiniz hani nerde sizin ileri demokrasiniz?, AKP'li Haşim Kılıç biz sizi üniversitelerimize gelmeyin diye uyarmıştık" diyerek yumurta yağmuruna tuttular. ÖGB ve polisin sert saldırısına uğrayan Kolektifçiler, göz altına alındılar. Anadolu Üniversitesi'nde 6 Kasım haftasında polis, kampüste afiş asan öğrencilere saldırmış, öğrencileri kantine sıkıştırarak camları indirmişti. Öğrencilerin bu saldırıda kolunun, bacağının kırıldığını da hatırlatan Kolektifçilerin attığı yumurtalardan, Haşim Kılıç'ı, korumaları şemsiye açarak korudu. Haşim Kılıç'ın gericilik karnesine şöyle bir bakıldığında AKP'ye yakışır bir devlet adamı olduğunu kanıtlıyor. 70'li yıllarda radikal islamcı bir örgütün yayın organının temsilciliğini yapan Kılıç, DTP ve Sosyalist Parti'nin kapatılması davalarında "evet" oyu kullanırken, AKP'nin kapatılması davasında aksi yönde oy kullanarak, AKP'liliğini kanıtlamıştır.

Ceza alan üniversitelilerden Neval Kösedağı yaşanan sürece Kolektifleri’ne dair sorularımızı cevapladı

2008'de İTÜ'de Başbakan'ı basın açıklamasıyla protesto etmekten 15 ay hapis cezası aldınız. Ne düşünüyorsunuz?

Gerekçesi ne olursa olsun, basın açıklaması yapmaktan böyle bir cezanın verilmesini hiçbir adalet, hiçbir demokrasi anlayışı açıklayamaz diye düşünüyorum. Cezanın gerçek verilme nedeninin, bu eylemin asıl olarak bir AKP, dahası Başbakan protestosu olmasıdır bence. AKP'nin iktidarı boyunca oluşturduğu bir yapı var. Medyasıyla, polisiyle, yargısıyla, YÖK'üyle, rektörleriyle bütün bir yapı bu. AKP 8 yıllık iktidarı boyunca bu yapıyı bir korku imparatorluğu haline getirdi ve sürdürüyor. Paralılaştırma ve gericilik başta olmak üzere bir çok politikayı hayata geçirebilmek için korku imparatorluğuyla, bu halkı baskı altında tutmalı. Bizim İTÜ'de yaşadığımız olay sonucu itibariyle uç bir örnek ama aynı zamanda bu yapının simge ismi Başbakan'ı protesto etmiş olmanın sonucu olması nedeniyle de anlamlı bir netice. AKP'ye laf edenin vay haline dedirtiyor.

Ciddi bir kamuoyu yarattı bu ceza. Günlerdir televizyon programlarında, yazarların köşelerinde tartışılıyor. Öyle ki en son Dolmabahçe'de Başbakan rektörlerle buluşması sırasında birşeyler söylemek zorunda kaldı. Evet başbakan adeta savunma yaptı. O basınçla "ben hiçbir öğrenci hakkında suç duyurusunda bulunmadım" dedi mesela. Ama sorun elbette ki Başbakan'ın suç duyurusunda bulunup bulunmaması meselesi değil. Az önce de dediğim gibi AKP'nin oluşturduğu bir yapı var ve işliyor. Başbakan da bunun gayet farkında. Yani öyle "benim haberim yoktu, vs." gibi laflarla kendini aklayamaz. Samimiyetsiz bir açıklama sonuç olarak.

Başbakan yumurtalı eylemlere de değindi, hatta eleştirdi. "Kim olursa olsun yumurta fırlatmak, demokratik ortam içinde değerlendirilemez" dedi ve bir şiddet eylemi olarak tarifledi. Başbakan'ın demokrasi ve özgürlük adına söylediği herşey yalan. İstanbul, Ankara Üniversitesi'nde AKP'li rektörlerin, masa açmaktan, afiş asmaktan, kendi okuluna zorla girmekten arkadaşlarımıza verdiği cezalar. Anadolu Üniversitesi'nde, Yıldız Teknik Üniversitesi'nde polisin şiddetle saldırması. Bunlar hangi demokrasi anlayışının sonucu merak ediyorum. Yumurtaya gelince, öncelikle yumurta bir demokrasi ölçer değil bizim için. Bizi salonlara almayanlara, susturmaya çalışanlara, eğitimi paralılaştıranlara, halkı yoksullaştıranlara, AKP'ye karşı öfkemizin, tepkimizin bir ifadesi. Ayrıca fiziksel hasar oluşturacak bir şiddet unsuru değil. Siz karar verin; polis tarafından ağzı kapatılarak yerlerde sürüklenen bir üniversiteliye uygulanan mı şiddettir yoksa yumurta mı! İTÜ'de, basın açıklaması yapmak mı demokratiktir, yoksa bu nedenle 15 ay hapis cezası vermek mi! Ya da masa açmak mı, afiş asmak mı hangisi şiddet barındırıyor. Yumurta kimseyi öldürmez, yaralamaz sadece kokar ve isyanımızı temsil eder. Yumurtanın yaralayıcı bir şiddet içermediğini onlar da biliyor. Sadece gerçekten çizilmekten korkuyorlar ve huzurları kaçıyor. Güneşli havada taşınan şemsiyeler bunun göstergesi. Demokrasi demokrasi diyerek faşist yüzlerini gizlemeye çalışıyorlar ama nafile.

"Yasaklar yasaklanmalı" da dedi. Kulağa hoş geliyor. Biz üniversitelerde neyin yasak olup olmadığını gördük. Türbana, polise özgürlük, basın açıklamasına yasak. AKP'ye hayır demek, muhalefet etmek, eleştirmek yasak. Bize verilen ceza da bunun en güzel kanıtı ne yazık ki.. Tayyip Erdoğan demogoji yapıyor.

Bu eylemlerle AKP'ye karşı en güçlü, görünür ve sürekli muhalefeti de Öğrenci Kolektifleri yapıyor. Nasıl oluyor bu? Neden bu kararlılık?

ve Öğrenci

Öğrenci Kolektifleri kurulduğu andan itibaren, üniversiteyi değiştirmek; tüm Türkiye'de eşitlik ve özgürlük mücadelesi vermek üzere söz vermiş bir örgüt. Böylesi bir sözle yola çıkmış bir örgütün, hele ki saldırıların bu kadar arttığı bir dönemde bunu yapması zorunluydu. Üniversitelerimiz AKP tarafından paralılaştırma ve gericilikle kuşatılıyor. Biz verdiğimiz sözü tutuyoruz ve AKP saldırılarına boyun eğmiyoruz. Bu da doğal olarak bizi görünür kılıyor, AKP'ye karşı direnişin sözcüsü haline getiriyor. Bu konuda etkimizin ciddi oranda arttığının farkındayız ancak yine de biz bunu yeterli görmüyoruz. Bu etkiyi daha da büyütmek için tüm üniversiteyi topyekün harekete geçirmeyi hedefliyoruz.

Üniversitelilere bu konuda bir çağrınız var mı? Üniversitede AKP'ye karşı muhalefet giderek artıyor ve şuan Öğrenci Kolektifleri bu konuda üniversitenin tek sözcüsü konumunda. Aldığımız cezaya kamuoyunda duyulan büyük tepki, AKP'nin reform adıyla üniversitelere saldırı planları, Dolmabahçe toplantıları, hepsinin merkezinde üniversite var. Böylesi bir havada tüm üniversiteli arkadaşlarımızı bu mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. Parasız eğitim için, üniversitelerimizin gericileştirilmesinin önüne geçmek için tüm üniversitelileri omuz vermeye, üniversitenin kendi öz örgütü Öğrenci Kolektifleri'nde buluşmaya çağırıyoruz.

Peki üniversiteliler Öğrenci Kolektifleri'ne nasıl katılabilir? Bir üniversite öğrencisi ırkçılık, gericilik ve faşist ideolojileri fikren ve pratikte savunmadığı sürece; parasız eğitim istiyorsa,üniversitelerin ve ülkenin AKP hegemonyasından kurtulmasını istiyorsa rahatlıkla ben Kolektifçiyim diyebilir, kendinden birşeyler bulabilir. İlla ki sosyalist olması gerekmez. Ayrıca, külür-sanat faaliyetlerini, bilimselliği içeren atölyeleriyle sosyal yönüyle de ağır basar. Yani Kolektif'e katılım kanalları, üniversitenin içinden, bağımsız bir öğrenci örgütü olması nedeniyle çok fazladır. Bu yüzden her arkadaşımız rahatlıkla kendini ifade edeceği bir alan bulabilir Kolektif'te. Her üniversitede haftalık/on günlük açık toplantıları, fakültelerde açık stantları bulunur ve buralardan tüm üniversitelilere ulaşır. Tüm üniversiteli arkadaşlarımıza çağrımız, bu stantlara gelmeleri, bu toplantılara katılmaları ve kendi görüş ve önerileriyle Kolektif'in özneleri olmalarıdır.

Başka neler yapıyorsunuz? Bahseder misiniz biraz? Öğrenci Kolektifleri 3 yıldır yoksul mahallerlerde "okumuş insan halkın yanındadır" kampanyası ile yoksul çocuklara ders verir, yaz okulları yapar. Bunu parasız eğitim mücadelesinden ayrı görmez ve bu konuda oluşturduğu bir örnektir. Daha 2 ay önce Hakkari'deydik. Bu ülkenin yeniden kardeşleşmeye, barışa duyduğu ihtiyaca bir cevap olarak, yıkılan "devrimci gençlik köprüsü"nü "gençlik barışa köprü oluyor" diyerek yeniden inşaa ettik. 2009 yazında harçlara yapılması planlanan %500'lük zamları tüm Türkiye'de gece gündüz yaptığımız eylemlerle, Ankara'da Başbakan'ın yediği döneri boğazına dizerek geri çektirdik. Ulaşım zamlarında turnikelerden binlerce kişiyle atlayıp ulaşım zamlarını geri çektiren de yine bizlerdik. Tüm bunlar yaptığımız "başka" şeyler değil, mücadele çizgimizin ve hedeflerimizin içinden örneklerdir. Üniversiteli arkadaşlarımızın Kolektif'e katılmaları için o kadar çok neden var ki..


SAYFA 10

Pınar Sağ Üniversiteli’de O sadece sahnelerde görmeye alışık olduğumuz bir sanatçı değil. Toplumsal muhalefetin olduğu her yerde Ankara'da TEKEL işçilerine, İTÜ'de hapis cezası verilen öğrencilere destek olurken görebiliriz Pınar Sağ'ı. Konserlerinde konuşurken lafını esirgemeyen Pınar Sağ da İTÜ'lü öğrenciler gibi hapis cezasıyla ödüllendirilmişti. Muhalif kimliğiyle sanatını icra eden Pınar Sağ ile Üniversiteli Gazetesi olarak keyifle okunacak bir röportaj gerçekleştirdik.

SœYAH MAVœ KIRMIZISARI

Söylefli 10

Sanatçı olmanın, aydın olmanın gerekleriyse bunlar

Cefasını da çekmeye hazırım Sizi en son İTÜ'de 18 üniversiteliye verilen 15 ay hapis cezasına karşı yapılan eylemde gördük. İTÜ mezunu olarak başbakanı protesto eden öğrencilere destek verdiniz bu konu da neler söyleyeceksiniz? Ben İTÜ'lü olmasam sıradan bir vatandaş olsam da hiç fark etmezdi. Orada bulunmamın sebebi eski bir İTÜ'lü olmak değil. Gerçek şu ki bu öğrencilerin yaptığı protesto bir hak arama mücadelesi ve bir şekilde burada bir hak ihlali var. Yani siz aydınlık bir ülke diyorsunuz ve bu ülkenin başbakanı kalkıyor onu eleştiren insanları karşısına alıp rencide edecek tavırla, üslupla ve bir de bu yetmezmiş gibi mahkeme kararıyla cezalandırıyor. Bu noktada öğrenciler çok önemlidir çünkü bu ülkenin okuyan aydın kesimidirler. Bu yüzden hiçbir şekilde öğrenci arkadaşlarımızı yalnız bırakmamam gerekiyor ve olaya bu bilinçle bakıyorum. Ülkemizin içinde bulunan renklerin hangisi olursa olsun hangi halk üzerinde kurulan baskı olursa olsun tartışmasız her zaman ezilenden tarafta olacağım.

Bir konserinizde İbrahim Kaypakkaya'yı andığınız ve onun hakkında söyledikleriniz için 2 yıl hapis istemiyle yargılanıyorsunuz. Benzer şekilde bizim de Samsun'da Adana'da arkadaşlarımız Mahir Çayan'ı andıkları, odalarına Deniz Gezmiş posteri astıkları için de örgüt üyesi olmak ve suçu, suçluyu övmekten yargılanıyorlar. Bu konuda neler düşünüyorsunuz? Ülkede sürekli açılımlar yapılıyor. Sanatçı, Alevi, Kürt açılımları yakında öğrenci açılımlarını da gerçekleştirecekler. Yaptıkları ulaşım, harç zamlarının yanı sıra insanların bu kadar işsizleştiği bir ülkede bu kadar emeklerinin sömürüldüğü ve haklarını alamadığı bir coğrafyada tabii ki rahatsızlıklarımız var. Ben hiçbir zaman sistemin yalakası bir sanatçı olmadım. Ben de bilirim tabii ki birileri gibi farklı oynamayı ama inandığımız değerler ve ilkeler her zaman ezilmiş halklardan yana saf tutmaktır.

2 yıl hapis istemiyle yargılanıyorsunuz, bu sizde bir kaygı uyandırıyor mu? Ülkemizde mücadele vermiş, direnmiş, emek göstermiş, sınıf ayrımlarına karşı insanların eşit ve özgür ülkede yaşama isteğinde bulunmuş Denizler, İbolar, Mahirler gibi değerli önderlerin isimlerini anarken, söylerken hiçbir şekilde bir kaygı gütmüyorum. Çünkü ben inandığım için bu isimlerden yana saf tutuyorum, inandığım için bu isimleri dile getiriyorum. Birileri bu ülkenin gerçek katillerini suçlularını cezaevinden çıktıklarında alkışlarla 5 yıldızlı otellerde ağırlarlar. Ama ben her zaman işçisiyle, köylüsüyle, öğrencisiyle, emeklisiyle, emekçisiyle her şekilde üretimin yanında duran isimleri anarım.

Biraz önce sanatçı açılımı dediniz. Tayyip Erdoğan sanatçılarla yemek yerken siz TEKEL işçileriyle birlikte olmayı tercih ettiniz. AKP'nin yaptığı sanatçı açılımı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Söz Alevilere gelmişken zorunlu din derslerinin devam etmesi, cami ve mescit dışında başka ibadet yerlerinin olmaması gibi yöntemlerle Alevilere uygulanan asimilasyon sürmektedir. AKP'nin tüm bunların yanı sıra Alevilerle ilgili yaptığı çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz ? Alevi çalıştaylarından kalkıp Alevi açılımları falan dediler ama ne oldu? Bizim en çok isteklerimizden biri çocuklarımızın zorunlu din derslerine girmelerinin önüne geçmektir. Çocuklarımızın taraflı bir şekilde sistemin içinde var olmalarını istemiyoruz. Köylerimize cami yapılacağına cemevleri yapılsın dedik. Cami dayatmasıyla kendi istedikleri ibadet biçimlerini bizim üzerimizde uygulamak istiyorlar. Ermeni kardeşlerimizin üzerinde de ciddi bir baskı var. Sürekli bir cetvel var tepenizde her an kafanıza inecekmiş gibi bunların karşısında duruyoruz. Çünkü biz AKP'yi istemiyoruz çünkü AKP'nin çirkin oyunları birbirine zincirlemedir. Yaşadığı coğrafyanın sıkıntılarının farkında olan herkesin bunları iyice analiz etmesi gerektiğini düşünüyorum.

?

Bu öyle bir durum ki AKP'nin yaptığı bir sürü çirkin oyun var birbirine zincirleme halkayla bağlı. Bu oyun içinde birileri alet olur birileri farkına varır ve alet olmaz kimi de nereden rant alırsa o noktada olmayı ister. O kahvaltıya git-

Pınar Sağ Kimdir

mek, AKP'lilerle yan yana durmak o isimlerin tercihidir. Bir gerçek vardır ki AKP'nin yaptığı bu çirkin oyunun tek sebebi ülkemizdeki söndü sanılan bir ateşi işçi sınıfının tekrar alevlendirmesidir. Bu yüzden amaçları Tekel işçilerinin mücadelesini gölgelemekti. Bir şekilde de başarılı oldular aslında o sabah kahvaltısı sırasında Tekel işçileri üzerinden nice oyunlar oynanıyordu, nice zulümler ve baskılar yapılıyordu bunu kimse göz ardı edemez. O insanlar günlerce çadırlarda çocuğundan uzakta bir sürü zor koşullar altında sağlıksız ortamlarda mücadeleden ve direnmekten yana saf tuttular bu çok saygıdeğer bir nokta. AKP bu zihniyetini daha önce başka türlü de denedi biliyorsunuz. Aleviler üzerine de nice oyunlar denendi.

Üniversitelilere ve size verilen hapis cezaları ülke genelindeki havayı nasıl etkilemektedir? Bu baskı ortamında neler yapılabilir?

Ülkenin içinde yaşadığı korku imparatorluğu yaşatılmaya çalışılıyor. Kapım çaldığında her an polis gelecek, alacak diye bir risk hissediyorsam eğer bu ülkede faşizm adımlarını daha da hızlandırmış, daha da sert geliyor demektir. Bu noktada gelecek günler için biraz daha birlik olmamız gerektiğini düşünüyorum. Nazım'ın "Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?" lafı gibi birlik olmanın, biz olabilmenin farkına varmamız gerekir. Amacımız eğer tırnak içinde birbirimize göz kırpmaksa ki bu tercih insanı karanlığa sürükler. Ben ve benim gibi düşünen yoldaşlarımın, dostlarımın bu ülke insanlarının derdi karanlıkta göz kırpmak değil aydınlık günlerde yüzümüzü güneşe durduğumuzda birlikte halaya durmaktır.

Pınar Sağ 1979 yılında İstanbul'da doğdu. Aile kökleri Erzurum'a dayanan Pınar Sağ 13 yaşında bağlama çalmaya başladı. 1995 yılında İTÜ Türk Müziği Konservatuarı Temel Bilimler Bölümüne girdi. Üniversitelerde temeli atılan dönüşümlerin önü giderek açılıyor. Sivil polisler, YÖK'ün genelgesine Çalışmaları 5 yıl süren ilk albümü "Türkü Söylemek göre artık kampüslerde daha fazla sivil polis olacak Lazım" 2003 yılında dinleyicilerle buluştu. İlk albümün hatta odaları bile olacak. Üniversiteliler için artık içinde bulunan "Hoyda Yarim" parçasına Tarkan'la eğitimine devam etmek giderek zorlaşıyor sizin üniversite döneminizle şu anki üniversitelerdeki durumu düet yaptı. İkinci albümü "Kırmızı Gül" kıyaslayabilir misiniz? 2007 yılında Türk Halk Müziği severlerle Üniversitelerdeki çocuklarımız zor koşullarda eğitim görüybuluştu. orlar. Kendi ülkenizde harç karşılığında ki bu harç sürekli artıyor eğitim görüyorsunuz. Dayatmayla eğitim gören öğrencilerin çok başarılı olmasını bekleyemeyiz. Ben de üniversite süreci yaşadım. İTÜ'de okuduğum dönemlerde ben de 18 yaşında aileme restimi çekerek "Hayır ben kendi ekmeğimi kazanıp

Pınar SAĞ, İTÜ’de hakkında tutuklama kararı çıkartılan 18 öğrenciye destek için basın açıklamasına da katıldı kendi harcımı kendim ödeyeceğim." dediğim andan itibaren bu mücadele içinde yer alıyorum. Sıkıntıları çok iyi anlıyorum okullara yerleştirilmeye çalışılan sivil polis dün de vardı yani bu yeni bir olay değil "Aa amcalar geldi" demiyoruz. Onlar dün de vardı bugün de var.

Üniversitelerde yaşanan sorunlar kronikleşecek mi peki? Geçmişten günümüze şiddeti giderek artan durumlar karşısında üniversiteliler mücadele yolunu seçiyor. Size göre bu sorunları aşmak için başka hangi araçlara başvurulabilir? Sadece öğrencilere değil öğretim görevlilerine, rektörlere, dekanlara aslında eğitimden yana olması gereken herkesin üstüne çok ciddi görevler düşüyor. Bir hortum düşün, bu hortum sadece bir bölgeyi değil eğer içine çekerse herkesi içine çeker. Bir yangın olursa hepimiz yanarız bunun için neyin ne olduğunun arkadaşlarımız farkındadır. Bu röportajı okuduklarında belki benim söylediklerimi çok sivri bulacaklar ama dün de var olan acıları artık yarına taşımamak uğruna tepkimizi birlik olarak göstermemiz gerekir.

Geçtiğimiz yaz yoksul mahallelerde Öğrenci Kolektifleri’nin gerçekleştirdiği “Okumuş İnsan Halkın Yanındadır” kampanyasına destek verdiniz, şenliklere katıldınız. Üniversitelerde de parasız eğitimi savunan, üniversitelere gelen AKP’lileri yumurtaya boğan Öğrenci Kolektiflerini nasıl buluyorsunuz? Çok seviyorum onları. Üniversitelere yapılan onca saldırıya karşın üniversitelerin toplumsal duyarlılıklarını canlandıran, koruyan Kolektifleri takdir ediyorum. Biz sanatçılar olarak, onlar da üniversiteliler olarak nasıl kendimize toplumun muhalif kanadında bir misyon belirlemişsek elbette ki yan yana duracağız. Birbirimize destek olacağız. İşte bu yüzden İTÜ’deki olanları duyunca çalışmalarımı durdurup yanlarına koştum.

Bize son çalışmalarınızdan bahseder misiniz? Yeni bir albüm çalışması yapmakta olduğunuzu duyduk. 2 hafta sonra yeni bir albüm çıkaracağım. Adını “Mavi Bir Düş” koydum. İçerisinde çok güzel türküler var. Son süreçte Tekel işçileri ile çok zaman geçirdiğim için bir tane onlar için türkü okudum. Yine Emekçi’den bir türkü var. Mahsuni Baba’dan okudum. Biliyor musunuz, TRT bana yayın yasağı koymuş. Albümüm belki yine çok satmayacak. Emekçiden, ezilenlerden, tutuklanmak istenen üniversitelilerden yana olduğum için belki yine tanıtamayacağım albümümü. Ama sanatçı olmanın, aydın olmanın gerekleriyse bunlar, cefasını da çekmeye hazırım.


SAYFA 11

Üniversiteli Gazetesi yeni sayısında yeni bir sayfayla merhaba diyor! Kampüs sayfamızda her ay bir üniversiteyi ve bulunduğu kenti tanıtıcağız. Farklı üniversitelerin ve üniversitelilerin havasına teneffüs etme imkanı bulacağız. Üniversiteli Gazetesi olarak mikrofonlarımızı üniversitelilere uzatmayı da ihmal etmedik. Aralık sayımızda ilk konuğumuz Trakya Üniversitesi. Şimdiden Merhaba diyoruz.

SœYAH MAV

KIRMIZISARI

11

Kampüs

Tanımak isteyenler için

Trakya Üniversitesi ▲

Edirne'ye yolunuz düşerse Türkiye ile Yunanistan arasında sınır olarak görülen Meriç Nehri'nin kıyısında yürüyebilir, acıktığınızda o meşhur tava ciğerden yiyebilirsiniz. Ayrıca meşhur olan badem ezmesi ve Kavala kurabiyesini de deneyebilir, Ayşe Kadın'da ki kafelerde çay içebilirsiniz.Tarihi mekanları bol olan Edirne' nin ünlü çarşılarını gezebilir, mimarisiyle ünlü yapıların bol bol fotoğrafını çekebilirsiniz. Vaktiniz bol ise Karaağaç Pazarkule sınır kapısı yolu üzerinde Meriç nehri kenarındaki Söğütlük ormanında piknik yapabilirsiniz.

T

Selimiye Cami’nin altındaki tarihi çarşı ve Alipaşa Çarşısı öğrencilerin memleketlerine gitmeden, Edirne’ye özgü hediyelik eşyalar almak için uğradıkları başlıca yerler. Edirne’nin meşhur tava ciğeri ise el yakan et fiyatları yüzünden öğrencilere pek nasip olmamakla beraber son zamanlarda karın doyurma aracından bir lükse dönüşmüş durumda. Meriç nehri kıyısı hem kış hem de bahar aylarında bütün kentin ve turistlerin ilgisini üzerinde topluyor. Özellikle bahar aylarında cıvıl cıvıl olan Meriç’te öğrenciler de bisiklet turları ve piknik organizasyonlarıyla hafta sonlarını değerlendiriyorlar. Eğitim sistemi üniversite içinde farklılık gösteriyor. Öğrencilerin kaldıkları dersler için bütünleme hakkı verilmediği gibi bazı fakültelerde yaz okulu da öğretim üyelerinin keyfine kalmış durumda. Ancak yaz okulu sadece maddi sıkıntı yaşamayan öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılıyor. Edirne’de üniversite içinde öğrenciye yönelik kültür-sanat etkinlikleri yoğun olmadığı için öğrenciler okula çoğunlukla sadece ders için gelip, zamanlarının çoğunu kafelerde ve alışveriş merkezinde geçiriyor. Birçok öğrenci kulübü

olmasına rağmen birkaç tanesinin dışında etkinlik yapan yok. Çoğu üniversitede olduğu gibi her sene sponsorlu şenlik yapılırken, buna alternatif oluşturacak öğrencilerin düzenlediği ücretsiz, reklamsız bir şenlik henüz mevcut değil. Şehirdeki tek devlet yurdu olan Selimiye Öğrenci Yurdu öğrencilerin yaklaşık yüzde 15’inin barınma ihtiyacını karşılıyor. Açıkta kalan öğrenciler bütçeyi oldukça zorlayan özel yurtlarda, apartlarda ve evlerde kalmak zorunda kalıyor. Öğrenciye kiralanacak ev emlakçıya verilmiş oluyor. Öğrenciler depozito yetmezmiş gibi bir de komisyon vermek durumunda kalıyor. Bütün zorluklar aşılıp barınma sorunu çözüldüğünde en büyük problem son zamanlarda kentin gündemi haline gelen ulaşım sorunu oluyor. Aktarmasız ulaşım seferlerinin mahkeme kararıyla iptalinin ardından öğrenciler yerleşkelere ulaşım sağlayabilmek için ya uzun yollar yürüyüp dolmuşa biniyor ya da iki kez dolmuş kullanmak zorunda kalıyor. Bu da harcamaların artmasına neden oluyor. Bütün bunlar birleşince öğrenci kenti olarak anılan ve rahat bir üniversite hayatı geçirebileceğinizi düşündüğünüz Edirne, özellikle de soğuk kış günlerinde yaşanmaz bir yer haline geliyor.

▲

ürkiye’nin en uç kenti Edirne’de bulunan Trakya Üniversitesi o bölgedeki en köklü üniversite olma özelliğini taşıyor. Aynı bölgede bulunan Çanakkale 18 Mart, Kırklareli ve Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi başta Trakya Üniversitesi’ne bağlı olan meslek yüksekokullarının fakültelere dönüştürülmesiyle oluşturuluyor. Bu fakültelerin ayrılmasıyla beraber öğrenci sayısında belirgin bir düşüş yaşanıyor ve üniversiteye olan ilgi eskiye nazaran azalıyor; fakat daha yerleşik olması, gücünü belli oranda korumasını sağlıyor. Trakya Üniversitesi Ahmet Karadeniz, Balkan, Sarayiçi, Ayşekadın Yerleşkesi ve şehir merkezinden, diğer yerleşkelerden bir hayli uzak olan rektörlüğün bulunduğu Karaağaç Yerleşkesi ile dağınık bir üniversite görüntüsü çiziyor. Üniversite kampüsü havasını en çok hissettiren yerleşke Eğitim Bilimleri Fakültesi’nin bulunduğu Ayşekadın Yerleşkesi. Yurtlar, apartlar, öğrenci evleri ve kafeler yoğun olarak bu bölgede bulunuyor. Edirne denince akla ilk gelenler; mimarisiyle Selimiye Camii, doyulmayan tadıyla tava ciğer, tertemiz havasıyla Meriç nehri…

rakya Üniversitesi’nde zorunlu kayıt paraları üniversitelilerin düzenlediği imza kampanyalarının ve eylemler sonucunda kaldırıldı. T.Ü Öğrenci Kolektifleri’nin ise zorunlu bağışların nereye kullanıldığını öğrenmek üzere rektörlüğe dilekçe verdi. Cevap niteliğinde resmi bir belge alamayan üniversiteliler bu konuyla ilgili savcılığa suç duyurusu hazırlığındalar.

T

Trakya Öğrenci Kolektifleri gözünden Trakya Üniversitesi Trakya Öğrenci Kolektifi ne zaman kuruldu? Öğrenci Kolektifleri Trakya Üniversitesi’nde 3 yıldır mücadelesini sürdürüyor. Ancak bu sene üniversite sorunlarına tepkisel ve etkili müdahaleler gerçekleştirdik. Bunları yaparken belli bir ölçüde mizahı kullandık. Tüm bunlar geçtiğimiz yıllara göre daha hareketli başlamamızı sağladı.

RÖ POR TAJ Trakya Ögrenci Kolektifi’nin eylemlerinden..

Yaptığınız ulaşım eylemi basında ve Edirne’de oldukça ilgi çekmişti, bunun sebebi neydi, hangi araçları kullandınız?

Bütün üniversitelilerin tepki vermesini sağlamak ve ilgisini çekmek için her zaman yeni araçlar kullanmaya çalışıyoruz. Ulaşım sorununa yönelik de davullu zurnalı oyun havalarının çalındığı bir eylem yaptık. Aynı eylemde öğrenci belgeleri ve transkriptlerin parayla verilmesine, zorunlu bağışlara, öğrencilerin barınma sorununa ve YÖK kanun tasarısına da değindik. Temsili bir dolmuşta

Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi’ yi şoför olarak canlandırırken Trakya şivesinin kullanılması da ilgi topladı.

Geçtiğimiz günlerde girişimleriniz sonucu üniversite sorunlarını mecliste soru önergesi verilmesini sağladınız? Bu süreç nasıl işledi? Ulaşım eylemlerinin ardından üniversitemizde ve kentimizde yaşanan sorunlarla ilgili Edirne milletvekili Rasim Çakır’la görüşüp meclise soru önergesi vermesini istedik. Aynı hafta Edirne milletvekili Bilgin Paçarız Trakya Üniversitesinde oluşan barınma sorunu hakkında cevaplanması istemiyle Nimet Çubukçu’ ya soru önergesi vererek bu sorunu meclise taşıdı.

Sadece üniversiteye yönelik sorunlarla mı ilgileniyorsunuz? Hayır Edirne’nin genel sorunlarının çözümüne yönelik de çalışma yapıyoruz. Çorlu’daki fabrikaların atıklarının Ergene Nehri’nde yarattığı kirliliğe karşı Uzunköprü Belediyesi ve çevreci örgütler

tarafından yapılan eyleme katıldık. Uzunköprü halkıyla Ergene Nehri’nin göze göre göre ölmesine izin vermeyeceğimizi söyledik. Toplumsal muhalefetle ortak hareket etme hassasiyetini her zaman göstermeye çalışıyoruz.

Bugün muhalif üniversiteliler üzerine baskıların arttığını gözlemliyoruz. Edirne’de üniversiteliler olarak muhalif olmanın ne gibi zorlukları var? Üniversitemizde düşünce özgürlüğümüz önünde birçok engel var. Fakülte içlerinde afiş asmak ve bildiri dağıtmak yasak. Aynı zamanda yoğun bir özel güvenlik baskısı var. Tüm bu nedenle kendimizi ifade edecek araçlar üretme noktasında zorlanıyoruz. Ancak üniversitenin asıl öznesi biz üniversiteliler bu engellerin üzerine gideceğiz. Edirne genelinde ise polisin de içerisinde bulunduğu provokasyonu ile linç girişimi yaşanmıştı. Geçtiğimiz yıl, bu olayla ardından Edirne muhalefeti üzerinde yaratılan etkinin yansımalarının etkisini yitirmiş olduğunu söyleyebiliriz.

12


SAYFA 12

19 Aralık 2000 sabahı saat 04:30 sıralarında 20 cezaevinde eşzamanlı olarak binlerce mahkuma yönelik on binlerce güvenlik görevlisinin katıldığı "Hayata Dönüş" adı verilen operasyon başlatıldı. Operasyonda iki askerle birlikte 32 kişi öldü, yüzlerce tutuklu ve hükümlü yaralandı. Kameraların önünde diri diri yakılan bedenleri ve demir parmaklıklar ardında kurşuna dizilenleri kim unutabilir ki? Bu günlerde görülen davada 39 asker tutuksuz yargılanıyor. Emri verenler hakkında ise hiç bir işlem yapılmadı. Dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk üniversitede öğretim elemanı olarak görevine devam ediyor. Dönemin Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun’a ise AKP iktidarı döneminde üstün hizmet madalyası verildi. İnsanları diri diri yaktırarak yerine getirdiği üstün hizmetinden dolayı!

SœYAH MAVœ KIRMIZISARI

Tarih

12

Gerici bir katliamın çarpıcı öyküsü

Sene 78, Yer Maras. on dönemde gerici ve faşist saldırılar tekrar artmaya başladı. Egemenlerin karşısında direncin güçlendiği zaman devreye giren gerici ve faşistler, tarih sahnesinde hiç de yeni değil. Bugün ufak çaplı saldırılarla karşımıza çıkan gericilik ve faşizm engellenmediği noktalarda toplu katliamlara kadar gidebilecek potansiyele sahip. Türkiye tarihi gerici ve faşistlerin bu tip toplu katliamlarıyla dolu. Bunlardan en çok akıllarda kalan ve bilinenlerden birisi ise Maraş Katliamı. Bu dönem tekrar yükselişe geçen faşizmi ve gericiliği bir tehdit olarak algılamayanlara Maraş katliamı ev ödevi niteliğindedir. 1980 darbesinin hemen öncesinde yükselişe

katliamda kendi yandaşlarının zarar görmesini baştan engellerler. 19 Aralık günü Çiçek Sineması’nda Ülkücü Gençlik Derneği tarafından gösterilen “Güneş Ne Zaman Doğacak” adlı filmin gösterimine tesiri az bir patlayıcının atılmasıyla olayların başlangıç fitili ateşlenir. Filmi izleyenler arasında bulunan bir grup Ülkü Ocağı mensubu, "Bunu solcular attı" söylentileriyle diğer izleyicileri de tahrik ederek solcuların bulunduğu binalara ve kahvelere saldırmaya başlarlar. Polisin olaya el koyarak, olayın ülkücüler tarafından gerçekleştirildiğini ispatlaması sonucu bazı kişiler gözaltına alınır. Patlamanın arkasındaki kişinin Ökkeş

S

Maraş’ta planlanan kanlı katliam sırasında bir çok ev ve işyerine saldırılar yapıldı.

geçen, egemenlerin iktidarı için ciddi tehdit oluşturan toplumsal muhalefet hareketleri ve işçi sınıfı hareketini sekteye uğratmak, ezilenleri sınıfsal kimliklerinden ayrı olarak mezhepsel olarak bölen ve doğrudan devlet eliyle örgütlenen onlarca provokasyondan biridir Maraş katliamı. 19-25 Aralık 1978’de gerçekleşen katliamın hazırlıkları çok önceden başlar. Önce sayım yaptığını söyleyen ve kendilerini devlet görevlisi olarak tanıtan şahıslar Alevi ve solcuların yaşadığı evlere kırmızı boyayla işaretler koyar. Ardından da PTT memuru kılığındaki ülkücüler de benzer şekilde evleri işaretleyerek gerçekleştirecekleri

Kenger(daha sonra adını Ökkeş Şendiller olarak değiştirdi) olduğu anlaşılır. 20 Aralık'ta akşam saatlerinde "Alevi ve solcuların çoğunlukla gittiği Yeni Mahalle'de bulunan Akın Kıraathanesi'ne patlayıcı madde atılır ve iki kişi yaralanır. Sonraki akşam (21 Aralık 1978) iki öğretmen silahlı saldırıya uğrar. Solcu olarak bilinen öğretmenler, Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu hayatını kaybeder. Faşistler, iki öğretmenin cenazesine katılan 5 bin kişiye "Komünistler Moskova'ya " sloganlarıyla saldırırlar. Üzerlerinde bulunan taş, sopa, kire-

!

tti e n o¨ y r a l n u b i Biz

Necmettin Erbakan

"Sen Refah Partisine hizmet etmezsen hiç bir ibadetin kabul olmaz, çünkü başka türlü müslümanlık olmaz, başka türlü kurtuluş yok. Refah bu ordudur. Bütün gücünle bu ordunun büyümesi icin çalısıcaksın. Çalışmazsan patates dinindensin.”

.

GENCLIK .. .

TARIHI

mit parçaları ve patlayıcı maddelerle korteje saldırmalarının ardından polisin, halkla karşı karşıya gelmemek(!) için dönemin vali vekili Abdulkadir Aksu’nun emriyle grupların arasından çekilmesi ve jandarmanın yetersiz olmasıyla cenaze korteji dağılır ve cenazeler sahipsiz kalır. Ardından yaşanan sokak çatışmalarında 3 saldırgan ölür, bunun üzerine “solcular 3 din kardeşimizi şehit etti” diyerek halkı tahrik etmeye devam eden dincilere imamlardan da destek gelir: 22 Aralık günü Cuma namazında Bağlarbaşı İmamı Mustafa Yıldız'ın söyledikleri olayın dincilerle, faşist ülkücülerin nasıl bir araya geldiklerini ve ortak hedeflerini nasıl örtüştürdüklerini göstermektedir. Kara İmam, cuma vaazında "Oruç ve namazla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır" diyor. Halkı tahrik etmeye çalışan diğer faşist ve dinciler ise, "Allah için Alevileri, gavurları vurun, evlerini yakın. Solcuları öldürün. Polis ve asker durdurursa dönün onları da vurun" diyorlardı. Alevilerin yaşadığı mahallelerde otomatik silahlarla saldırılar başlarken, bir yandan da işaretlenen evlere benzinli gazlı, yanıcı maddeler atılmaya başlanır. Ardından evlere girilerek kadın, çocuk demeden linç, tecavüz ve işkenceler başlar. Katliamı gerçekleştirenler, kadınlara tecavüz ederler, hamile kadınların karınlarını deşerler, kundaktaki çocukları boğazlarlar, kurşun sıkarlar, öldürdükleri kadınlara tecavüz ederler, kadınların memelerini keserler. Çocukları gözlerinden şişlerler, insanları baltalarla saldırıp öldürürler. Askerlere sığınan veya devlet hastanesine kaldırılanlar da buralardan alınarak kurşuna dizilirler. Tarihte kara bir leke olarak yer alan Maraş katliamı sonucu sokaklar cesetlerle dolar. Dönemin Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel “bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz” şeklinde açıklama yapar. Bilanço : Katliam , sonucu resmi rakamlara göre 111 kişi öldü, binin üzerinde insan yaralandı. 552 ev ve 289 işyeri yakılıp yıkılarak tahrip edildi. 804 kişi hakkında dava açıldı; sanıklardan 29 kişi idam, 7 kişi müebbet hapis, 321 kişi de 1-24 yıl arasında hapisle cezalandırıldı. Olayların ardından Alevi nüfusunu, yüzde 80'inin Maraş'ı terk ettiği biliniyor.

AKP’nin Alevi Uzmanı Ökkeş Şendiller araş katliamı davasında bir numaralı sanık olarak yargılandı ancak (ne hikmetse) darbeye 33 gün kala serbest bırakıldı. Olayların başlangıcında Çiçek Sineması’na bomba atarak halkı galeyana getirdi. Bombanın patlamasından hemen sonra Ankara Ülkücü Gençlik Derneği’ni arayarak yardım talebinde bulundu. Olayların ardından “güvenlik sebebiyle” Kenger olan soyadını Şendiller olarak değiştirdi ve 19. Dönem Kahramanmaraş milletvekilliği yaptı (MHP). AKP’nin 2009 yılında düzenlediği Alevi çalıştayına “alevi uzmanı” olarak davet edildi. BBP’liler tarafından TRT-1 de hazırlanan “Şahların Labirenti” isimli programda Hrant Dink ve arakadaşlarını katliamın sorumluları olarak gösterdi. Buna kanıt olarak da “Hrant Dink ve arkadaşlarının örgütleri bu işleri yaptı. Zaten olaylarda ölenlerin arasında yer alan 6-7 tane sünnetsiz cesedin Alevilikle Sünnilikle ne alakası var?” dedi. Maraşın katili Ökkeş bugünde AKP’nin kanatları altında devlet kanalına çıkmakta, Maraş’taki masum insanların kemikleri sızlarken (dalga geçer gibi) Alevi çalıştaylarına davet edilmektedir.

M

Gençlik mücadelesi tarihinde Aralık ayı parasız eğitim talebinin en yüksek sesle haykırıldığı eylemleri içinde barındırmakta.

20 Aralık 1995: 1995 yazında üniversite harçlarına yapılan %300’lük zamların ardından ayağa kalkan öğrenci hareketi, İstanbul Üniversite Öğrenci Koordinasyonu’nun çağrısı ve “Hayalgücü Beyazıt’ta!” sloganıyla büyük bir öğrenci mitingi düzenledi. Miting öncesi yapılan anket çalışmalarında üniversitelilerin %96’sının seçimden bir beklentisinin olmadığı sonucunun çıkması ve 24 Aralık 1995 seçimlerinde üniversitelilerin bir oy deposu olarak görülmesine inat üniversiteliler Beyazıt’ta tek bir talebi haykırdı: “Parasız Eğitim Haktır!”

nin toplam 96 yıl ile yargılandığı dava sürecinde üniversiteliler alanlardaydı. Saldırının öğrenci hareketi ve toplum-

17 Aralık 1997: 28 Şubat 1996’da TBMM’de “Öğrenci Harçlarına Hayır” pankartı açan Öğrenci Koordinasyonu üyeleri-

sal muhalefetin bütününe yönelik olduğunun bilinciyle yürütülen mücadelede 17 Aralık Kızılay eylemi “Devletin Fermanı, Bastıramaz

İsyanı” sloganıyla üniversitelilerin parasız eğitim talebinin meşruiyetini güçlendirirken; polis copunu ve DGM’leri ise yargılanır hale getirdi. 24 Aralık 1997 Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi 2. sınıf öğrencisi Ali Serkan Eroğlu fakülte tuvaletine asılmış bir şekilde bulundu. Üniversitede polis baskısının en yoğun olduğu o dönemlerde, Serkan sivil polisler tarafından Kasım ayında kaçırılmış, işkence görmüş ve kendisine ajanlık teklif edilmişti. Polis olayı kapatmaya çalıştı, İçişleri Bakanlığı Serkan’ın “yaptırdığı bir aşı sebebiyle” öldüğünü iddia etti. Üniversiteliler ise olayın peşini bırakmadı, arkadaşlarına sahip çıktı. Yapılan eylemler sonucunda Serkan’ın bulunmasından 24 saat önce öldürülüp asıldığı ortaya çıktı.


SAYFA 13

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı (COP 16) Meksika’da başladı. 10 Aralık’a kadar sürecek konferansta, 2012 yılında süresi dolacak olan Kyoto Antlaşması’nın yerine yeni bir iklim antlaşması imzalanabilme koşulu sağlanabilecek. Yeni antlaşmanın iklim değişikliğinin asıl sorumluları olan sanayileşmiş ülkelerin kendi çıkarlarını gözeterek alacakları kararla oluşacak olması iklim değişikliğinin önüne geçilmesini yine engelleyecek.

Bilim

SœYAH MAV

KIRMIZISARI

13

Bu da mı olmuş?

KÖK HÜCRE

▼

Bilimde yeni devrimlerin kapı aralığı

CERN fizikçileri yüzyılın deneyinde saniyenin onda biri süresince “anti-maddeyi” gözlemledi. Yani evren olmadan önce var olan “şey” bulundu. Bu olay baskın çevreler tarafından “ Tanrı’nın parçacığı bulundu” şeklinde yorumlandı. Ancak, bu olay materyalizmin zaferine giden yolda dev bir adımdır. Anti-madde, evreninin var oluşu (big bang) teorisine göre maddeden önceki şeydir. Yani, boşluktur çok kısa bir süre gözlemlenebiliyor.

K

'Mucize' olmasa da tıpta devrim! Yüzyıllardır tedavisi mümkün olmayan bir çok hastalığın iyileştirilmesi konusunda önemli bir adım

olan kök hücre araştırmaları tüm dünyada geniş yankı uyandırdı. Henüz yaygın bir yöntem olarak kullanılmasa da kök hücre yöntemi ile tedavi, birçok kanser, sinir hastalıkları (Alzhemier,felç), metabolik hastalıklar (diyabet), organ yetmezliği, kalp ve kemik hastalıkları, romatizma hastaları için çoktan umut olmuş durumda. Kuşlar üzerinde yapılan çalışmalarda kendini yenileyebilme yetisi olmayan işitme hücrelerinin tedavisinde embriyodan elde edilen kök hücrelerden başarılı sonuçlar alındı. Kuşlar üzerinde yapılan deneylerin başarılı sonuçlar almasının ardından memeliler üzerinde de çalışmalara başlayan Michigan Üniversitesi'ndeki bilim insanları tarla sıçanları üzerinde yaptıkları deneylerde Math1 adlı genin aktarıldığı destek hücrelerinin işitme hücrelerine dönüştüğü gözlemlenmiş. Fakat bu alandaki çalışmaların önünde ciddi problemler de mevcut. Alınan kök hücrenin ilerle-

yen süreçte tümörleşmesi de olasılıklar arasında yer alıyor. Kesin çözümler sunan tedaviler olmasa da Japonya ve Güney Kore'de bu alana dair ciddi çalışmalar yapılıyor. Kök hücre çalışmaları bünyesinde çok çeşitlilik gösteren bilimsel çalışmaları da barındırmakta. Benzer yöntemler uygulanarak ortaya çıkan tüp bebek çalışmaları da bir dizi tartışmaya yol açmış, uygulamanın 'caiz' olup olmadığı, bilimsel etiğe aykırı olup olmadığı soruları sıkça sorulmuştu. Çoğunluğunu geliştirici ve ilerletici soruların oluşturduğu tartışamalarda dinsel dogmalarla karşı çıkan çevreler ciddi kafa karışıklığına sebep oldu. Bunların en popüleri olan tüp bebek yöntemi, kürtajı yasaklayan zihniyet tarafından aynı mantıkla saldırıya uğramıştı.

Tüp bebek mekruhtur*! Tüp bebek merkezlerinde birden fazla embriyon elde edilir ve bunlar-

Kök hücre kavramının doğuşu Transplantasyon(organ, doku, veya hücre nakli) düşüncesi, tarih boyunca bu tasavvuru akla getirmiş olup mitolojide yer alan ve her biri xenotransplantasyon(hayvanlardan alınan organların insanlara nakli) örneği olan sfenksler*, deniz-kızları gibi betimlemelerle hayat bulmuştur. Mitolojide, ateşi tanrılardan çalarak insanlığa hediye etmesi üzerine Zeus tarafından cezalandırılan Prometheus’un hikayesi de buna bir örnektir. Zeus tarafından Olimpos dağında bir kayaya bağlanarak karaciğerinin hergün bir kartal tarafından yenmesi şeklinde bir cezaya çarptırılan Prometheus’un karaciğeri hergün kendisini yenilemektedir. Bu, karaciğer hücre-

sinin rejenerasyon yeteneği ve dolayısı ile kök hücre kavramını ortaya koyan ilk hikayedir. Yüzyıllar sonra bu transplantasyon fantezisi ve teknolojisi, tıbbi bir profesyonelin eline geçerek klasik edebiyatın bir uç örneğini oluşturacak şekilde Mary Shelley’in Frankenstein romanına malzeme olmuştur. Ancak bu durum, neyse ki o devirdeki klinik sonuçları yansıtmamakla birlikte günümüzde yasal engeller ve etik kurallar açısından mesafeli durulmasından kaynaklı bu nakil işlemleri hücresel boyutta yapılmaktadır. *Kafası koç, kuş, veya insan, gövdesi ise uzanan bir aslan şeklini alan heykel.

dan bir ya da iki tanesi rahme yerleştirilir diğerleri ise ailenin talebine bağlı olarak dondurulur ya da imha edilir. Bilim adına kullanıldığında, dokularımızın nasıl meydana geldiği gibi genetik bilimine dair önemli soruların cevabının bulunması gibi bir işlev de görecek olan deneysel çalışmalar bilimsel etiği kendilerine göre yorumlayan dinci çevrelerin tutunacağı dal olmuş durumda. Katolik kilisesine göre zigota insan muamelesi yapılmalı, saklanmamalı ya da üzerinde çalışmalar yapılmamalıdır. Birkaç günlük insan embriyonlarının da ruhlarının varlığı'ndan bahseden kilise, kök hücre ile tedavi konusuna da mesafeli yaklaştı. 'Din adamları'; doğum kontrol hapına 'ahlaksızlık', kök hücreye 'günah', tüp bebeği de 'mekruh' diye yorumlayarak kadına, insana ve bilime yaklaşımını göstermiş oldu. *Haram olmayan ancak harama yakın.

oğal yaşamdan koparılan hayvanların bilimsel deneylerde kullanılması yasaklanmış olsa da, kanunlardaki açıktan faydalanılarak vahşi hayvanların kafeslerde üretilmesi sonucu yavrular laboratuvarlarda denek olarak kullanılıyor. Vahşi hayvanlar ilk birkaç haftalarını küçük kümeslerde delirmişçesine kafes içinde dönerek ya da yaşadıkları şokun etkisiyle sessizce bir köşeye sinerek geçiriyorlar. Dünya ölçeğinde laboratuvar hayvanı bütçesi yıllık 750 milyon liraya ulaşıyor. Laboratuvarlarda kullanılarak binlerce insan hayatının kurtulmasına vesile olan kobayların bu hali karşısında hayal kırıklığına uğramamak elde değil.

D

Tanıtım

Düzeltme Gazetemizin Kasım sayısında ‘Galileo Engizisyon Din -Bilim karşı karşıya’ başlıklı yazımızda Galileo’nun kilise tarafından idam edildiğini yazmıştık. Okuyucularımızdan gelen düzeltmeler sonucunda, bizi de hataya düşüren Galileo’nun giyotin idamı genel kanının aksine 77 yaşında ev hapsindeyken öldüğünü öğrendik. Okuyucularımızdan özür dileriz.

▼

ök hücreler sınırsız bölünebilme ve kendini yenileyebilme özellikleriyle vücudumuzdaki bütün dokuları ve organları oluşturan, (totipoent, multipotent ve pluripotent) temel hücrelerdir. Kolay anlaşılabilmesi için şöyle örneklendirebiliriz: Totipoent hücreler, (embriyonunen erken evresindeki kök hücrelerdir) ilkokul öğrencileri gibi her hangibir mesleğe yönelebilirler. Pluripotent hücreler, (embriyonun blastokist evresinde ve fetusta bulunabilen kök hücrelerdir) üniversite öğrencileridir hangi bölümdeler ise ileride de o bölümle ilgili işlev görürler. Multipotent hücreler ise (kordon kanı ve yetişkin kök hücreleridir) üniversite muzunudurlar ve herhangibir mesleğin bir dalında uzmanlaşırlar.

▼

Hayal Kırıklığı

an Yüzüncü Yıl Üniversitesi Biyoloji Anabilim Dalı'na bağlı sitede evrim sempozyumlarından sunumlar, bilimsel filmler ve makaleler yer alıyor. Öğretim Görevlilerinin ve öğrencilerin emekleri ile hazırlanan site; evrim, bilim, teknoloji, çevre, toplum, biyoloji ile ilgili kapsamlı filmleri ile öğrencilerin yararlanabileceği bir adres http://www.biyolojiegitim.yyu.e du.tr/

V


SAYFA 14

SœYAH MAVœ KIRMIZISARI

14

“5N 1K” Cüneyt Özdemir’in sunduğu bir programın adı. 5N 1K ismini haberin ilkelerini oluşturan sorulardan almış. Bu sorular zamanla haberciliğin ilkeleri olan sorgulama, objektif olma gibi özellikleri de doğuruyor. Özdemir de haberciliğinin objektif, araştırmacı söyleyen bir isim. Ama Özdemir’in objektifliği cemaati görünce kesiliyor. Cemaatle yakınlığı tartışılan gazeteci, bir öğretmenin olduğu programda, öğretmenin KPSS sorularını cemaatin sızdırdığını (KPSS soruşturmasıyla gözaltına alınanların itiraf ettiği gibi) söylemesine “Ne biliyorsunuz, burada her şeyin cemaate yüklenmesine karşıyım” diyerek haberciliğini kanıtladı.

Medya

Ahlak Yarışının Ahlaksızlaştırdıkları hlak, siyasal güç ilişkilerinin, çatışan ve galip gelen ideolojilerin yokluğunda acaba nasıl tanımlanırdı? Böyle bir tanıma hiç sahip olur muyduk? Kendi görüşünü, ahlak anlayışını gazetede bulmak, bu görüşlerin sert söylemlerle (küfürlerle) çatıştığını ve galip geldiğini görmek okuyucu için özgüven kaynağıdır. Aynı zamanda “ortak ahlakın” doğrulanmasıdır. Fakat “Değişen Türkiye’de” ahlakın keskin kılıcını tutan eller de değişiyor. 74’te devraldığı Hürriyet’in başyazarlığı koltuğunda, Oktay Ekşi’nin hasıraltı ettiği onca “ahlaksızlık” şimdi bir küfür boyutunda bize yediriliyor. 1980’de, toplumun ve devletin ortak ahlakına dayanıp, “Fatsa’dan Ders Almalı” yazısıyla orduyu göreve çağıran, vurulmasının evvelinde Akın Birdal’a linç kampanyasını örgütleyen, Ahmet Kaya’nın “Bugün PKK'lılar para dağıtsa PKK'lı, yarın travestiler dağıtsa ondan” olduğunu iddia eden Ekşi’nin nicelerini toplumsal dışlanma ve nefretin nesnesi haline getiren kocaman küfürleri hesabı sorulamayanlar arşivinde yerini alıyor. Ekşi’nin zihniyetiyle savaşmaya soyunansa, coşturan ve ağlatan, sözün gücüne sonuna kadar sahip olma uğraşındaki Tayyip Erdoğan. Toplumun ortak ahlakının kendisinde cisimleştiği özgüveniyle mitingindeki çiftçiye “ananı da al git” diyen, toplumsal bellekte Mustafa Kemal’in siteler kapattıran mevcudiyetinin yanına kendisini de önder-kurucu kimliğiyle eklemek isteyen bir başbakan. Protesto şarkılarında “Ampul Tayyip” dedikleri için liseli öğrenciler yargılanırken ve pan-

A

kart açan üniversiteliler hapis cezasına çarptırılırken, Erdoğan haksızlıklara tahammülü olmayan bir kahraman imajına bürünüyor. Küfür eğer harcında zeka yoksa, bir güçsüzlüğün ifadesidir. Düşmanın zayıf noktasını göremeyip, kutsallaştırılanlara saldırmak, birikmiş bir nefreti boşaltmaktır. Ama batının ahlaksızlığınMizah Gazete okuma oranının mizah eleştiren, yerin dibine geçiren, hedefi- hı kar kapısı olarak görme hırsı yüzünden dan dert dergileri özellikle %20’lerde kaldığı, dergi ve ni en zayıf noktasından vuran yani kısaca özellikle bel altı esprilerle dolu, cinsel içeyanan bir son bir iki yılda hiç kitap okuma oranlarının egemenler tarafından “istenmeyen” oldu. rikli birçok karikatür dergisi türedi. başbaolmadığı kadar popüler. %5’i bile bulamadığı bir Türkiye’nin ilk mizah dergisi “siyasi yazıGırgır’ın ikinci kuşak çizerlerinden oluşan kan, bu Özellikle üniversite gençliği ülkede, okuma oranının bu lar” sebebiyle üç kez geçici ve en sonunda bir ekip Limon dergisinde, daha muhalif bir saldırıyı arasında yaygınlaşan karikatür kadar düşük olması son tamamen kapatıldı. Diyojen bir mizah derçizgi izleyerek çalışmaya başladılar. Limon “anamı, dergilerinin içerikleri artık derece olumsuzken mizah gisiydi; ancak yazı ağırlıklıydı. Modern kısa sürede Gırgır’ı geçti. Ancak 80 sonrası eşimi bu konuşmalarda, alıntılarda dergilerinin bu kadar okuyu- anlamda karikatür ağırlıklı mizah dergisi depolitize olmuş toplumun ilgisini kaybettiişe karışhatta tartışmalarda cusunun olması yine de olum- Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz gibi isimlerin çıkarler. tırmayın” geçiyor. lu bir gelişme. Birçok insan için dığı “Marko Paşa” ile başladı. Dönemin diyerek “Mizahın varlık sebebi çarpıklıktır” gündemden haberdar olma aracı “ana muhalefeti” adı takılan Marko Paşa, kolayca etkisizGünümüzde ise Limon’un Leman olması, olan mizah dergileri şu an için, eksik"Toplatılmadığı zamanlar çıkar" veya leştirebilir. Leman’dan kopan genç bir ekibin Penguen’i gedik de olsa belirli bir sermaye grubuna "Yazarları hapishanede olmadığı zamanlar Toplumsal ahlaka hakim kurması ve son dönemde Penguen’den ayrıbağlı olan medyadan bağımsız bir yol izleçıkar" gibi sloganlarla çıkıyordu. Gazete o olmak için verilen bu lan bir grubun Uykusuz dergisini çıkarması meye çabalayan, bazen gözden kaçan ayrın- kadar ilgi çekti ki, tirajı 70 binlere ulaşarak savaşın galibi kim olursa ile çeşitlenmiş, genç karikatüristlerin sayısı tıları yakalayan ve ülke gündemini eğlencegazetelerin tirajını bile geçti. olsun, egemen ahlakın da dergi sayısı doğrultusunda artmıştır. li, gerçekçi bir biçimden değerlendiren bir 70’lerde epey kalabalık okuyucu kitlesini ezdiği bir “ahlaksızlar kityapıya sahip. Bunda elbette ki görselliğin arkasına alan Gırgır dergisi ilk dönemler bel AKP’nin saldırılarının insanları getirdiği lesi” de vardır. Kadınlar yazılı kültürün önüne geçmiş olmasının da altı karikatürlere, çıplaklığa ağırlık verirken; bıkkınlık noktasında mizah da bir umut olaüzerinden bir nefret dili rak sıyrılmış ve muhalif mizah popülerleşetkisi büyük. 70’lerin ikinci yarısında o dönemdeki her geliştirilmesi, aslında kenmiştir. Ancak AKP, karikatür tahammülsüzMizahın önemini, rolünü ve bugününü şey gibi politik bir içerik kazanmaya başladilerine yapılan hakaretin lüğünü sürdürmeye devam etmektedir. değerlendirmek için Türkiye’deki önemli dı. 500.000’i aşkın baskıyla Avrupa’nın 3. erkeğe yapılmış sayılması Muhalif dergilere açılan davalar artık karimizah dergilerini tanımakta fayda var. Büyük mizah dergisi olan Gırgır özellikle ve tüm küfür külliyatı katürün bile “suçlu” olduğunu gösterir niteÖzellikle Türkiye basın tarihinde mizah der- gençlerin ilgisini çekti ve karikatürle, aslında siyasal alanın da likte. Öte yandan bu dergileri “tek muhalegilerinin rolü oldukça büyük. Dünden mizahla uğraşan genç bir kitle yarattı. erkeklere has olduğunu bugüne birçok mizah dergisinin ortak yönü Gırgır sansüre rağmen bazı haberleri karika- fet” olarak görme hatasına düşenler de var. işaretlemenin bir yolu. Kılıçdaroğlu’nun Arınç’la bir girdiği laf sansürün en yoğun olduğu, en baskıcı türleştirerek yazdığı için kendisine yasak Oktay Ekşi’nin malum dalaşında cevabı Penguen ve Leman’a dönemdeki iktidarlara karşı kimse sesini gelemiyordu. Bu sayede gazetelerin yerini yazısı, İkizdere’de inşa bırakması bunun çok ucuz bir göstergesi. çıkaramazken mizahı kullanarak muhalif bile tutmuştu. Gırgır politik karikatürlerin edilen HES’lere karşı Penguen editörü Bahadır Baruter ise kendi bir çizgi örmeleri oldu. yanı sıra Çılgın Bediş, Avanak Avni gibi Enerji ve Tabii Kaynaklar amaçlarını özetliyor: “Mizah iktidarı isteGülümsemenin kült karakterleri de o dönemde yaratarak, Bakanı kısa tarihi mez, ona alternatifler önermez. Mizah yediden yetmişe herkesin sevgisini kazanTaner Türkiye’de ilk mizah mıştı. önüne gelen her çarpıklığa malzeme gözüyYıldız’ın dergisi olan le bakar. Zaten mizahın varlık sebebi çar80 sonrası dönemde Gırgır’dan kopuşlatavrını eleşDiyojen’den bugüne pıklıktır” rın başlaması ve medya patronlarının mizatiriyordu. İnsanların yaşamlarını Mizah bin bir çeşittir. Sorgulayarak, ayrıntı- atçilerin dört elle sarıldıkları, gözbebeği Caf talan eden lardan malzeme çıkararak ve eleştirerek kenCaf dergisi “Muhalefete muhalefet!”, uygulamadini var eder. İktidar eliyle siyasal İslam’ın “Ergenekoncu olmayan tek mizah dergisi!” lar, görülüyor ki ahlak borusunun öttürüldüğü Türkiye’de ise mizareklamları ile pazarlanıyor. Caf Caf’cıların bekçisi hın, karikatür sanatının bile işbirlikçisi, gericimizah anlayışlarının sığlığı, gericiliğin üretim kalemler ve si üretiliyor. Mizah kültürleri ancak kendilerisınırı ile birleşince Caf Caf’a “taraflı mizah” sözlerde ni tek bağımsız mizah dergisi ilan edecek demek caiz oluyor. Caf Caf’a dair doya doya ancak onların kadar gelişmiş olan Caf Caf dergisi ekibi, 2008 gülünecek bir şey varsa o da dergi adına yapıküfürleşme yılında yayın hayatına başlayarak yıllar sonra lan rap şarkısıdır: “Duamı ederim, çizgimi ve güç gösteortaya çıkan ilk İslamcı mizah dergisi olmanın çizerim, karşıma çıkanı ezer geçerim” risine kaynak haklı gururu içinde bu yüzden (!) Zaman Dinlemek isteyenler için: http://www.myspaoluyor. gazetesinin her yerde reklamını yaptığı, cema- ce.com/cafcafdergisi

Kuş bakışı mizah dergileri

Dededen nesile abdestli mizah

Aklınıza gelmeyeni bile getiren site İnternetin etki alanı genişledikçe, her şeyin internet versiyonu çıkıyor. İnternet gazeteciliği, internet sözlüğü, internetteki sosyal platformlar… Blog siteleri de, internette en çok tercih edilenler arasında. “Hafif.org” blog altyapılı, fakat çok-yazarlı bir “meraklı” mekanı. Daha anlaşılır bir biçimde, kullanıcıların araştı-

rıp yazdığı birden çok konuyu içinde barındıran bir internet ansiklopedisi. İsteyen herkesin yazabileceği site meraklılar için oldukça kullanışlı ve basit. İçinde biyografilerden psikolojiye, tarihten sinemaya… akla gelebilecek her konuya dair bilgi barındıran sitenin kullanıcılarına önerdiği tek şey var: “Meraklı ol!”

Teknoloji ve sanat buluşursa… Teknolojinin sanatla buluştuğu “deviantart.com”, ticari amacı olmayan görsel sanat paylaşımı sitesi. On yıldır dünyanın dört bir yanındaki kullanıcıları içinde barındıran, binlerce üyeye sahip sitede; fotoğraf, resim, grafik çalışma vb. eserlerinizi sergileyebilirken dünyanın pek çok yanındaki insanların da

görüşünü alma, fikir alışverişinde bulunma, başkalarının eserlerini eleştirebilme, favorilerine ekleyebilme gibi olumlu özellikler var. Siteye girip gezmek için üye olmak gerekmiyor, sitede paylaşımlar biçimlerine ve konularına göre sınıflandırılmış. Bu görsel galeriyi ziyaret etmek istiyorsanız http://www.deviantart.com adresine tıklamanız yeterli.


SAYFA 15

ültür Ksanat..

10 yıl sonra yine onla Ahmet Kaya ölümünün 10. yılında eşi Gülten Kaya tarafından derlenen “Ülkemde son turnem” adlı albümü ile yeniden sevenleri ile buluştu. Albümün içinde Kaya’nın 18 parçası ve sanatçının daha önce hiç görülmemiş 1998 yılında Ege ve

Akdeniz bölgesinde çıktığı konserlerde yaptığı konuşmalar, fotoğrafları ve röportajları yer alıyor. Albümün yanı sıra Ahmet Kaya için Aralık ayının ikinci haftasında Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda anma gecesi düzenlenecek.

Kampüs bizim

festival bizim Üniversiteyle sanatı ve sinemayı ücretsiz olarak bir araya getiren ve filmlerin konusundan, Türkiye’de bir ilk olmasına kadar her şeyiyle ‘genç’ olan Gençlik Filmleri Festivali’ne geri sayım başladı. İstanbul, Ankara ve İzmir’de 21 Aralık’ta, Eskişehir’de ve Kocaeli’nde 27 Aralık’ta yapılacak olan açılış geceleriyle başlatılacak festival, gönüllülerin çalışmalarıyla adım adım ilerliyor irçok ilde festivalin açılış gecesi yerleri belli oldu. İstanbul’un açılış gecesi 21 Aralık’ta İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Kampüsü Mustafa Kemal Amfisi’nde gerçekleşecek. Gecenin sunuculuğunu ise “Başka Dilde Aşk” filmindeki performansıyla büyük ilgi gören genç oyuncu Mert Fırat yapacak. Geceye, aralarında festivalin destekçisi ve danışmanlarının da bulunduğu birçok sanatçı ve akademisyen katılacak. Açılış filminin gösterimi ve büyük bir konserin ardından geceye katılan sinemaya emek veren bir çok kişiye plaket verilecek. Ankara’da 21 Aralık’ta gerçekleşecek açılışa ODTÜ ev sahipliği yapacak. Festival yürüyüşü ile başlayacak olan etkinlik, müzik dinletisi ve festival danışmanlarının, gönüllülerinin yaptığı konuşmalar ile sürecek. Ankara’da ayrıca festi-

B

valin destekçisi ve danışmanlarının da içinde bulunduğu, genç yönetmenlerin ve oyuncuların emeği ile gitgide büyüyen bir akım olan Yeni Sinema Hareketi’nden üyelerin katıldığı özel gösterimler yapılacak. İzmir’de de 21 Aralık’ta gerçekleşecek ve Konak Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi’nde yapılacak açılış Grup Günberi’nin verdiği konserle başlayacak. Bunun dışında İzmir’de Kolektif Sinema’nın atölyeleri de yakında başlıyor. Beş derslik bir programda; film çözümlemeleri, teknik atölye, sinema tarihi gibi konular olacak. Festival sonrasında atölye çalışmaları devam edecek. Festivalin Kocaeli açılışı 27 Aralık’ta Kocaeli Üniversitesi Sosyal Tesisler Baki Komsuoğlu Konferans Salonu’nda yapılacak. Sokak tiyatrosu ardından açılış yürü-

yüşü ile başlayacak etkinlikte izleyicileri salon girişinde fotoğraf sanatçısı Berker Dalmış’ın sergisi karşılayacak. Kocaeli Üniversitesi Dans Kulübü’nün salsa, tango ve bachata gösteriminin ardından, müzik kulübünün performansı ve ritm atölyesinin etkinliği yer alacak. Konuk sanatçılarla yapılacak söyleşi ve açılış filminin gösterimiyle festival başlayacak. Eskişehir’de 27 Aralık’ta yapılacak festival açılışı Anadolu Üniversitesi Yunusemre Kampüsü’nde Sinema Anadolu’da saat 18.00’da olacak. Eskişehir festival gönüllüleri 27 Kasım’da yaptıkları toplantı sonrasında panel, söyleşi ve atölye çalışmaları ile festivali renklendirmenin kararını aldılar. Ayrıca Anadolu Üniversitesi Sinema Topluluğu üyelerinin de katıldığı toplantıda, karşılıklı fikir alış verişinde bulunuldu.

Festival gönüllüsü olmak ister misiniz? Gençlik Filmleri Festivali ekibinin bir de gönüllülük çağrısı var. En başından beri gönüllülerin emeği ile büyüyen festival, açılış gecesinde ve gösterim yerlerinde görev alabilecek üniversite gönüllülerini bekliyor. Festival çalışmaları aynı zamanda sinemaya dair tartışmalar ve eğitim çalışmaları ile zenginleşiyor.

Festivalde hangi filmler gösterilecek? Festival “Uzun Metaj”, “Genç Yönetmenlerden Kısa Filmler” ve “Belgesel” olmak üzere üç bölümden oluşuyor. Festival kapsamında toplam 30 film izleyiciyle buluşacak. Festival filmleri arasında klasik filmlerden yeni dönem filmlerine geniş bir yelpazede gençlik filmleri bir araya geliyor. Klasiklerden Hair, Berkeley In The Sixties gibi ’68 kuşağını anlatan filmlerin yanında; Jules et Jim gibi kült filmler de yer alıyor. Festivalin belgesel seçkisi ise konuları bakımından kuşkusuz en renkli bölüm Türkiye’deki sınav sistemlerini anlatan “3 Saat” adlı belgesel film, konusuyla ilgi görecek gibi duruyor. Festivalin büyük ilgi gören “Genç Yönetmenlerden Kısa Filmler Kuşağı”nda ise ödüllü filmlerin yanı sıra, ilk kez Gençlik Filmleri Festivali’nde gösterim fırsatı bulan kısa filmler de olacak.

SœYAH MAV

Hatırlatmakta fayda var! Festival Aralık’tan sonra Türkiye’nin birçok üniversitesini gezecek. “Ben de üniversitemde festival yapmak istiyorum” diyenler için: genclikfilmlerifestivali@gmail.com adresine mail atabilir veya www.genclikfilmlerifestivali.org sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Gösterimler nerede gerçekleşecek? Festival Aralık ayında İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir ve Kocaeli’nde üniversitelilerle buluşacak. Gösterim yerleri için görüşmeler sürerken, şu an için gösterimlerin kesin olarak yapılacağı yerler: İstanbul: İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, , Kolektif Yaşam Kültür Merkezi, Kazım Koyuncu Kültür Merkezi, Kumbara Sanat, Leman Kültür, GoetheInstitut Kültür Merkezi Ankara: Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi İzmir: Ege Üniversitesi Tıp Konferans Salonu, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Konferans Salonu, Bozukezber Kültür Merkezi Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Kocaeli: Kocaeli Üniversitesi

KIRMIZISARI

15

. Sanatin Gundemi

Naipaul: Düşmanın Yeni Yüzü

mir Kusturica, Antalya Film Festivali jüri başkanlığından arkasında linç etmeye yönelik tazelenmiş bir özgüven bırakarak ayrılmıştı. Trinidad doğumlu Hint /İngiliz yazar Naipaul ‘ün İstanbul’da toplanan Avrupa Yazarlar Parlamentosu’na onur konuğu olarak davet edilmesinin ardından bu özgüven yeni meyvelerini verdi :Hakim kimliklerin koruyucu şemsiyeleri altındayken işaret etmenin, ‘gösteren’ olmanın konforunu yaşayan boykotçu yönetmenlerin takipçisi boykotçu yazarlar. Hilmi Yavuz, Zaman gazetesindeki köşesinden işaret parmağını uzatıp, ‘’Naipaul’ü tanıyalım!’’ diye haykırırken ,‘’ Bu yazının hiçbir etkisi olmayacağını bile bile yazıyorum ‘’ diyerek bir tevazu örneği gösterir. Oysa, böyle büyük bir kimlik şemsiyesinin toplumsal etki garantisini beraberinde getirdiği malumdur. Kim bu Naipaul, diye sorar Hilmi Yavuz ve yeni düşmanın yüzünü tekrar tekrar işaretler.İşaret gereklidir çünkü ‘’..medya, ehl-i salibin ( haçlıların) utanmaz yüzünü tanımıyor!’’ der. Toplumsal bir linçi tetikleyen bu ilk yazının özünde ve boykot çağrısında, Hilmi Yavuz’ un değiştirerek alıntıladığı dizenin özgün halini duyar gibi oluruz: ‘’Tükürün Ehl-i Salib’in o hayasız yüzüne! ‘’ Hilmi Yavuz’un davetinin cevapsız kalması beklenemezdi. ‘’Müslümanları, bunca hakareti reva görerek aşağılayan bu adamla yan yana oturmayı nasıl içlerine sindirecekler? ‘’ şeklinde bir retorik, çok olmanın güveniyle birleşince, korkutucu bir etki oluşturabilir. Bu yüzden Naipaul ‘ün Parlamentoya katılmaması sürpriz olmadı. Naipaulsüzlük de Kusturica krizinde pratiği yapılan tartışmalar için yeni bir zemin oluşturdu. Ancak Naipaul’ün kendi özel tartışması Edward Said’in Hilmi Yavuz tarafından ödünç alınan deyişiyle bir ‘’sömürge aydını’’ olmasıydı. Naipaul’ün düşman yüzü belki kendisini hiç tanımayan bir kitle için tanımlandı:merkezi Batı olarak kabul edip, merkez dışı her şeyi ilkellik-cahillikle suçlayan,’’efendisinin diliyle ‘’ konuşan oto-oryantalist , kolonyal bir yazarın utanmaz yüzüydü bu. Peki bu boykot, gerçekten bir nefret söylemine, oryantalist aşağılamalara karşı örgütlenmiş bir tepki miydi? Naipaul’ün nefreti Müslümanlara değil de bir başka kitleye, Türkiye’de bu kadar geniş etki alanı olmayan, hatta hali hazırda dışlanan bir başka kimliğe yönelik olsaydı da böyle bir duyarlılık gösterebilecek miydi boykotçu yazarlar? Bunun cevabı

E

yine duyarlı işaretçi Yavuz’da saklı. Katıldığı televizyon programında,Nedim Gürsel’e ‘’Bu hakaret dolu, galiz ve aşağılayıcı üslubun bazı insanları ilgilendirebilecek olduğunu da Nedim kardeşimizin lütfedip hesaba katması gerekir.’’ derken bir duyarlık dersi verir Hilmi Yavuz. Ancak aynı duyarlılık, kafasını kabul edilen kimliğin şemsiyesinden çıkardığı anda toplumsal görünmezlik yağmuru altında erir gider ve başka bir programda “Çok iyi anlıyorum Müslüman kardeşlerimin o incinme duygusunu. Bu ülkede bir azınlık olarak 70’lerden beri yaşadığım birçok şey bana o duyguyu layıkıyla yaşattı.” diyen Mario Levi’ye diyecek yalnız bir cümlesi kalır: “Eee siz de o zaman ses çıkarsaydınız!’’ Hilmi Yavuz’a en çok alkış tutanlardan biri ne ilginçtir ki, Naipaul’u açılış konuşmacısı olarak davet eden organizasyonun edebiyat direktörü Ahmet Kot oldu. TRT’de katıldığı programda Naipaul'un katılmama karari almasını değerlendirirken Yavuz’a ‘’gerekeni yaptınız.’’ diyordu. Ahmet Kot, Naipaul’ü çağırırken unuttuğu yazarın ırkçı olduğu gerçeğini hatırlayıvermişti. Unutulan şeylerden biri de bu yeni düşmanın temmuz ayında, yine 2010 ajansı tarafından düzenlenen bir etkinliğe sorunsuz katılmış olmasıydı. Bu kadar kısa sürede değişen, düşmanın yüzünü görünür kılan, hatırlananlarla unutulanları belirleyen nedir? Naipaul’le ilgili tartışmalar yazarın yazınının-politik tavrının-nefretinin bir eleştirisi olamadı. Toplumsal linçi tetikleyen, toplumsal olarak sahiplenilmiş kimlikler üzerinden kurulan ayrı bir nefret propagandasına dönüştü. Hilmi Yavuz bu propagandaya devam ederken en vurucu silahlarını ortaya çıkarmış durumda. Kendisini eleştirenlere,’’ bundan sonraki toplantıya Danimarka'da, Hz. Muhammed ile ilgili o karikatürü yapan zatın da, 'onur konuğu' olarak davet edilmesini, bütün kalbimle, öneriyorum’’ derken toplumu saflaştırmadaki etkisinden emin. ‘’Ben, bu toplantıya katılacak yazarlara da, 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'na da, Naipaul'un kimliğini hatırlattım ‘’derken aynı zamanda temsil ettiği çoğunluğun kimlikleri işaretlemekteki rolünü de hatırlatıyor. Bütün bunları bir yandan, yine sömürge aydınlığıya suçlamayı en sevdiği yazarlardan olan Orhan Pamuk'un adını Naipaul’le ilişkisini anarak yapıyor ve bir taşla iki kuş vurmuş oluyor. Bize de çoğunluk tarafından yüzeyselleştirilmiş bir tartışma ve bir linç kalıyor.


SAYFA 16

SœYAH MAVœ KIRMIZISARI

Bize acil esi . tlik gerek

1

Kız Değil Kadın Yurdu

Kadın ya da erkek olan cinsiyetin ismi kadınlar için aşamalandırılmıştır. Önce kız sonra kadın olan aşamanın basamağını ise bekaret-bakirelik oluşturmaktadır. Bu yollarla kadınlar üzerinde toplumsal baskı ve denetleme sağlanmaktadır. Bilim ve özgürlük yuvası olan üniversitelerde bu anlayış "kız yurtları" adıyla devam etmektedir. Üniversiteli kadının bedeni üzerinden belirlenen bu baskı, eşitsizlik ve ayrımcılık üniversitelerde daha fazla bulunmamalıdır.

2

Burslarda

Pozitif

Ayrımcılık

Yetersiz ve herkese sağlanmayan burslar sebebiyle üniversiteliler çalışarak para kazanmaya yönelmektedir. Üniversiteli kadınların tercih edildiği işler görünüşün ön planda olduğu stant hostesliği ve garsonluktur. Kötü koşullar altında, güvencesiz, geç saatlere kadar süren işler çalışan üniversiteli kadının eğitim hayatını olumsuz etkiler. Ayrıca tüm bu sebepler taciz vakalarının yaşanma sıklığını arttırmakta ve üniversiteli kadın cinsiyetinden ötürü iki kez mağdur olmaktadır.

3

Kampüste Eşitlik Rüzgarı Esiyor! niversiteli kadınların kampüste, yurtta, evde ne gibi sorunları vardır? Aslında sorunsuz gibi görünen (gösterilen) üniversiteli kadınların yaşamının perde arkasında biriken yığınla problem var. Egemen ideolojinin kadına yönelik baskısını ve denetimini dil üzerinden köklü şekilde sürdürmesi, ekonomik sıkıntılar, part-time işyeri problemleri, yurtta, otobüste ve üniversite içinde yaşanan tacizler gibi birçok sorun üniversiteli kadınlara isyan bayraklarını açtırdı. Bilim ve özgürlüğün egemen olduğu üniversitelerde eşitlik kavramının sözde kaldığını söyleyen üniversiteli kadınlar gerçek eşitliğin ancak acil talepleri yerine geldiğinde sağlanacağını söyleyerek, üniversiteli kadınların bu talepleri hayata geçirecek güce ve iddiaya sahip olduğunu vurguladılar. Üniversite içinde belirlenen sorunlara dair çözüm sağlamada ileriye dönük adım sayılacak 3 talep belirlendi. Bu 3 talep ise çeşitli araçların yardımıyla bir kampanya programı çerçevesinde şekillendirildi. Kampanyanın amacı üniversite içinde belirlenen sorunların üniversiteli kadınların tamamı tarafından

Ü

Yrd. Doç.Dr Ayşe Akalın İTÜ İnsan Ve Toplum Bilimleri “Kadınlık” hakkında düşünmenin değişmez temel bir kuralı vardır; “doğal” diye kanıksadığımız pek çok durumun aslında önceden belirlenmiş kurallar çerçevesinde şekillendiğini ve “normal” sayılanın aslında bu kuralların görünmez hale gelmesi olduğunu idrak etmek. Türkiye’de kadın hareketi bunu göstermek adına çıktığı yolda otuz yıldır çok önemli kazanımlar elde etti. Sırf "kadın" kelimesini kullanmamak için yerine kullanageldiğimiz “bayan, kız, hanım, hanımefendi” gibi alternatif ifadeler; “kadın” kelimesinin, toplumsal algıda yaptığı çağrışımlar sebebi ile, bir isim olmaktan çıkıp potansiyel olarak ahlak kurallarını hep biraz zorlayan bir meydan okuma haline geldiğinin sessiz kabulü. Neyin “normal” neyin ise "anormal" olmadığını hatırlatmak konusunda önemli kazanımları üniversiteli kadınlar çalışmalarıyla sağlayacaktır. “Kadın yurdu” isim değişikliğinde üniversiteli kadınlara önlerindeki zorlu yolda başarılar diliyorum.

sahiplenilmesi, çözümü için mücadele etmesi ve kazanımla sonuçlandırılmasıdır. Kampanyanın en etkili aracı ise üniversiteli kadınlarla yapılan ankettir. Anket üniversiteli kadınlar tarafından hazırlandı; birçok üniversiteden akademisyene götürülen anketlerin incelenip, eleştirilmesi ve desteklemeleri istendi. Kampanyanın yeni başlamasına rağmen akademisyenlerin ankete ve kampanyaya desteği yüzlerce imzaya ulaştı. Kampanya süresince anket uygulamasının dışında her il kendi programı çerçevesinde etkinliklerle üniversiteli kadınlar arasında tam dayanışma sağlayacaktır. Örneğin İstanbul'da "kız yurtları"nın isminin "kadın yurtları" olarak değiştirilmesi talebi gerçekleştirilebilir. Bu sebeple kampanyanın bu maddesi ön plana çıkarılıp ek olarak basın açıklamaları, şenlik, film gösterimleri gibi etkinliklerle bu iddia güçlendirilebilir. Üniversiteli kadınların bu iddialı çıkışı bütün üniversitelerde ses getirecektir. Tabii ki kazanımlar da beraberinde gelecektir. Tüm Türkiye'den Üniversiteli Kadınlar hemen şimdi eşitlik istiyor. ÜKK'nin taleplerini içeren kampanya programını ve anket çalışmasını inceleyen ve destekçisi olan akademisyenlerin bazıları ; Dumlupınar Üniversitesi: Batı Dilleri ve Edebiyatı Bölümü Yrd.Doç.Dr. Özlem Özen Ondokuz Mayıs Üniversitesi: Sosyoloji Bölümü Öğretim görevlisi Yasemin YÜCE TAR Veterinerlik Fakültesi Yrd.Doç.Dr.Filiz AKDAĞ Araş.gör. Melda Yaman ÖZTÜRK ODTÜ: Sosyoloji Bölümü Yrd.Doç.Dr Sibel Kalaycıoğlu Sosyoloji Bölümü Prof.Dr Ayça Ergun Sosyoloji Bölümü Dr. Fatma Umut Beşpınar İTÜ: İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü Prof.Dr İştar Gözaydın Elektronik ve Haberleşme Müh. Bölümü Prof.Dr. Leyla Gören Sümer

Kampüslere

Kadın Merkezleri

Üniversitelerde sağlık problemlerinden taciz vakaları, şiddet, kadına özgü sağlık problemleri, cinselliğe kadar daha birçok sorun vardır. Birçok üniversitede Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (KASAUM) bulunmaktadır; ancak kadınların sorunlarına yeterince çözüm olamamaktadır. Üniversitelerde işleyişinde üniversiteli kadınların öznesi olduğu, karşılaşılabilecek tüm sorunlara ve ihtiyaçlara psikolojik, hukuksal, sosyolojik olarak destek verebilecek nitelikte kadın danışma/araştırma merkezleri bulunmalıdır.

N Üniversiteli E D E N Kolektifi?

Kadın

Öğrenci Kolektifleri’nden Kadınlar bugüne kadar "üniversiteli kadın" kimliğini üniversitelerde tanıttı, üniversiteli kadınların sorunlarına dikkat çekti, çözüm buldu ve hesap sordu. İzmir'de ulaşım hakkı mücadelesini kazanan, İTÜ'de tacizci güvenliği kovan, Hüseyin Üzmez' i şemsiyeler ve yumurtalarla rezil eden, adli tıp ve yargının tutumuna rağmen tutuklatan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde burs nöbeti tutan Öğrenci Kolektifleri’nden Kadınlar mücadelesine yeni yüzüyle devam edecek. Üniversitede dönüştürücü ve özgürleştirici özneler olarak üniversiteli kadınlar kendi özgün bağımsız çizgisini yarattı. Şimdi bu çizginin kurumsal adı olan Üniversiteli Kadın Kolektifi olarak yola devam edecek. Üniversiteli kadınlar artık politik pratik, bağımsız mücadelesini oluşturacak. Üniversiteli Kadın Kolektifi ismi Tüm Türkiye'den kadın temsilcilerin bir araya geldiği toplantılarda herkesin ortak kararına göre alındı. Yeni politik pratik hareket tarzı ise iddialı bir çıkışın ihtiyacını doğurdu. Böylece üniversiteli kadınların kampanya programıyla ise kadın hareketinin yeni aşaması başladı. Üniversiteli kadınların Böylece Üniversiteli Kadın Kolektifi (ÜKK) isim değişikliği ile üniversiteli kadın hareketinin bağımsız, özgür yüzü olacak.


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
Üniversiteli Gazetesi Aralık 2010 by Üniversiteli Gazetesi - Issuu