Issuu on Google+

M

arksist Bak s B ü t ü n

Yýl: 4- Sayý: 18

D ü n y a n ý n

Ý þ ç i l e r i

B i r l e þ i n ! Fiyatý: 2 TL

ÝÞÇÝ SINIFI ÖRGÜTÜYLE GÜÇLÜDÜR! * Türkiye’de Büyük Sermayenin Geliþimi-III * 1917 Ekim Devrimi: Ezilenlerin Þöleni-I * Hamidiye Alaylarýndan Köy Koruculuðuna... * Ýran Tarihine ve 79 Devrimi’ne Yeniden Bakmak * Paskalya Ayaklanmasýnýn 93. Yýlýnda...

www.bolsevik.org


TEMEL ÝLKELERÝMÝZ Ya Barbarlýk Ya Sosyalizm: Tüm toplumsal ve ekonomik hayatýn bir avuç kapitalistin çýkarlarý doðrultusunda þekillendiði kapitalist sistem varlýðýný, ancak savaþlarla sürdürmektedir. Ýþsizlik, açlýk, yoksulluk, savaþlar ve doðanýn tahribatýnýn sorumlusu kapitalizm ve onun içkin özellikleri olan kar hýrsý ve rekabettir. Kapitalizmde bütün zenginliði iþçiler yaratýr. Bu zenginliðin çoðunluðun ihtiyaçlarý için kullanýlabilmesi ancak iþçi sýnýfýnýn kolektif olarak bütün zenginliðe, üretim araçlarýna el koymasýyla, üretimi ve daðýtýmý kontrol etmesiyle yani proletarya diktatörlüðü ile mümkündür. Aþaðýdan Sosyalizm: Sosyalizm, ancak tüm ezilenlerin ve yoksullarýn desteðini alarak onlara öncülük eden iþçi sýnýfýnýn kitlesel, doðrudan, militan mücadelesiyle; iþçi sýnýfýnýn kendi eylemleriyle mümkündür. Sosyalizm, küçük bir azýnlýðýn kendini kitleler yerine ikame etmesiyle kurulamaz. Sosyalizm ancak iþçi konseyleri aracýlýðýyla aþaðýdan yukarýya örgütlenen bir iþçi iktidarý ile gerçekleþtirebilir. Bunun dýþýndaki kestirmeci, maceracý, tepeden inmeci her yol kaçýnýlmaz olarak bir azýnlýk iktidarýyla, kapitalizmle sonuçlanýr. Marks’ýn dediði gibi iþçi sýnýfýnýn kurtuluþu kendi eseri olacaktýr. Sosyal Devrim: Bu düzenin kurumlarý iþçi sýnýfýna karþý kapitalistleri korumak için vardýr. Bu kurumlar iþçi sýnýfý tarafýndan ele geçirilip kullanýlmaz. Mevcut sistem iyileþtirmeler yapýlarak, yani reformlarla düzeltilemez. Sosyalizm parlamento aracýlýðýyla gerçekleþemez. Bir sosyal devrim zorunludur. Yurtseverlik deðil Enternasyonalizm: Bütün dünya iþçileri kardeþtir. Ýþçilerin vataný yoktur. Küresel bir sistem olan kapitalizmin tarihin çöp tenekesine atýlabilmesi için iþçi sýnýfýnýn uluslararasý birliði zorunludur. Marks bu yüzden bütün dünyanýn iþçileri birleþin çaðrýsý yapmýþtýr. Ulus içindeki bütün sýnýfsal ayrýmlarý perdeleyen yurtsever ideoloji ise iþçi sýnýfýný uluslararasý düzeyde böler, bize kapitalizmin çizdiði ulusal sýnýrlarý benimsememizi öðütler. Özünde iþçi sýnýfýný mevcut sisteme eklemleyen bu ideoloji yönetici sýnýflarýn en büyük silahýdýr.

Tek Ülkede Sosyalizm Mümkün Deðildir: Kapitalizm dünya ölçeðinde bir sistemdir. Bunun alternatifi olan sosyalizm de ancak dünya ölçeðinde gerçekleþebilir. Tek ülkede sosyalizmin olamayacaðýný görmek için Marksist olmaya bile gerek yoktur. Dolayýsýyla herhangi bir ülkede gerçekleþebilecek baþarýlý bir devrimin kaderi (dolayýsýyla tüm insanlýðýn kaderi), devrimin diðer ülkelere sýçramasýna baðlýdýr. Bu mümkündür, çünkü kapitalizmin krizleri küresel, devrimler seridir. Ulusal Sorun: Devrimci Marksistler ezilen halklarýn kendi kaderini tayin hakkýný savunur, ezilen halkýn politik temsilcisine ulusal sorunla ilgili konularda devlet karþýsýnda koþulsuz eleþtirel destek verir. Devrimci Marksistler her türlü etnik ve dini azýnlýðýn üzerindeki baskýlara karþý çýkar, onlarýn örgütlenme hakkýný savunur. Cinsiyetçilik: Yaþadýðýmýz sistem kadýnlarý ezmektedir. Kapitalizm, kadýnlarý iþyerinde ucuz iþ gücü olarak, aile içinde ise yeni kuþak iþçi sýnýfýnýn bedavaya yetiþtirilmesinde ve ev iþlerinin bedava halledilmesinde kullanmaktadýr. Bu durum kadýnlarýn hayatýn her alanýnda geri planda kalýp ezilmesine yol açmaktadýr. Devrimci Marksistler her yerde cinsiyetçiliðe karþý mücadele edip, kadýnlarýn her alandaki eþitliðini savunurlar. Devrimci Marksistler insanlarýn cinsel tercihleri nedenleriyle ezilmelerine, eþcinsellerin aþaðýlanmasýna karþý mücadele ederler. Devrimci Parti: Ýþçi sýnýfýnýn kendiliðinden mücadelelerinin bir iþçi devletiyle sonuçlanabilmesi için devrimci parti zorunludur. Bu parti iþçi sýnýfýnýn en ileri devrimci unsurlarýný bünyesinde toplar, onlarýn sýnýf içerisindeki daðýnýk etkisini merkezileþtirir, onlarý koordine eder ve aktif siyasi hayata ve sýnýf mücadelesine müdahale eder. Bu parti tüm iþçi sýnýfýna öðretir ve ondan öðrenir. Ýþçi sýnýfý içinde kök salmýþ, kitlesel bir devrimci iþçi partisinin sýnýf mücadelesinin kritik anlarýnda ve özellikle devrimci durumlarda var olmasý devrimin baþarýya ulaþmasý için çok hayatidir, bu yüzden böyle bir partiyi inþa etmek ertelenemeyecek bir görevdir. Devrimci Görev: Bu ilkelere katýlan herkesi Marksist Bakýþ Dergisi faaliyetlerini büyütmeye çaðýrýyoruz..

Ýçindekiler Türkiye Büyük Sermaye Sýnýfýnýn Geliþimi-III 1917 Ekim Devrimi: Ezilenlerin Þöleni-I Hamidiye Alaylarýndan Köy Koruculuðuna Kirli Savaþýn Geçmiþi Ýran Tarihine ve 79 Devrimi’ne Yeniden Bakmak ABD’nin Hegemonya Mücadelesi ve Pakistan Paskalya Ayaklanmasý’nýn 93. Yýlýnda Ulusal Kurtuluþ Mücadeleleri, Ýþçi Sýnýfý ve Sosyalizm Mücadelesi Komintern’in Dördüncü Kongresi Tarafýndan Kabul Edilen Taktikler Üzerine Tezlerden Bölümler MARKSIST BAKIS Üç Aylýk Politik Dergi Yýl: 4 Sayý: 18 Kasým 2009

Sahibi ve Sorumlu Yazý Ýþleri Müdürü: Ayþe Þensöz Yayýn Ýdare Adresi: Kocatepe Mah. Selanik Cad. No: 23/17 Kýzýlay/ANKARA Tel: 0 312 480 95 60 Baský: Yön Matbaacýlýk - Davutpaþa Cad. Güven Sanayi Sitesi B Blok 1.Kat No: 366 Topkapý, Ýstanbul Tel: 0-212-544 66 34 Yayýn Türü: Yaygýn süreli, üç aylýk

Ýletiþim Ýçin: E-mail: marksistbakis@yahoo.com Büro-Adres: Kocatepe Mah. Selanik Cad. No: 23/17 Kýzýlay/ANKARA

.................2 .................6 ................11 ................16 ................23 ................30 ................38


MARKSÝST BAKIÞ

Türkiye Büyük Sermayesinin Geliþimi-III

...yeni bir emek-sermaye iliþkisi tanýmlanýyor, egemen sýnýf ulusal ve uluslararasý arenada kendi saflarýný yeniden düzenliyor, eskiyen teknolojiler saf dýþý býrakýlarak, daha geniþlemeci ve dinamik yeni ürünler, üretim teknolojileri ve yönetsel-idari uygulamalar devreye sokulmaya çalýþýlýyordu. Bu, dünyanýn her yerinde büyük dirençlerle karþýlaþtý. Turgut Özal'ýn, Demirel'in baþbakanlýðýnda ABD'den gelerek Türkiye'de uygulamaya sokmaya çalýþtýðý 24 Ocak kararlarýnýn uygulanmasý, iþçi sýnýfýnýn muhalefeti nedeniyle mümkün olmadý. Bu programý ancak bir darbe uygulamaya sokabilirdi.

1950'lerin ikinci yarýsýnda giderek yoðunlaþan rejimin ekonomik ve siyasi bunalýmý 27 Mayýs askeri darbesiyle giderildi. Daha önce deðinildiði gibi DP'nin kendi yöneticilerinin de sýnýfsal orijini olan ticari ve tarýmsal burjuvazi lehine uygulamalarý, dünyada geliþen sanayi odaklý birikim modeline mesafeli duruþu, DP iktidarýnýn egemen sýnýf katýndaki desteðinin hýzla erozyona uðramasýna, bu da DP'nin üzerine bastýðý zeminin hýzla kaymasýna sebep olmuþtu. Neticede Türkiye büyük sermayesinin temel taþlarý, askeri darbe seçeneðine yöneldiler. Uluslararasý durumun da askeri darbe için elveriþli olduðu bir ortamda beklenen oldu ve askeri darbe egemen sýnýfýn geniþ bir bölümü ve orta sýnýflarýn desteði ile gerçekleþtirildi. Askeri rejimin ilk dönemlerdeki kafasý karýþýk hali, net bir programýnýn olmamasý durumu fazla uzun sürmedi. Daha radikal beklentiler içinde olan alt rütbeli sað ve sol radikaller cuntadan tasfiye edildiler. Böylelikle cuntanýn kapýsýný araladýðý yeni dönemin temel özellikleri netleþmiþ oldu. Her ne kadar Kemalizm ile malul sol çevreler, 27 Mayýs'ý ilerici bir hamle olarak varsaysalar da yeni dönemin ekonomik politikalarý, Türkiye büyük sermayesinin ve uluslararasý tekellerin istediði yöndeydi.

Sanayileþmenin Mahiyeti

Türkiye emekçi sýnýflarýndan gasp edilenler bu dönemde sanayileþmeye hasredilecek ve kapitalist sanayileþme bu dönemde atýlým yapacaktý. Sanayileþmeye verilen önem birinci 5 yýllýk kalkýnma planýnda çok net olarak görülür. Devlet kaynaklarý, sanayileþmenin alt yapýsýný kolaylaþtýracak yatýrýmlara yoðunlaþtýrýlýr. Söz konusu sanayileþme stratejisi, adýna ithal ikamecilik denen bir dolandýrýcýlýk usulüdür. Ýthal ikameciliðin temel mantýðý daha önceleri mamul mal olarak ithal edilen ürünleri yurt içinde üretmektir. Diðer taraftan, Türkiye kapitalizmi kendi kaynaklarý ile ne gerekli sermaye birikimine, ne teknolojiye ne de insan kaynaðýna sahiptir. Bu yüzden söz konusu sanayi atýlýmý montaj sanayisi ile sýnýrlýdýr. Yani teknoloji dýþarýdan ithal edilir, ara mallar, makineler kimi durumda da insan kaynaðý hepsi ithaldir. Geriye kalan sadece dýþarýdan alýnan bu üretim unsurlarýnýn yurt içindeki montaj fabrikalarýnda birleþtirilmesidir. Bunun anlamý dayanýklý tüketim mallarý ve otomotiv sanayinin montaj kýsmý yurt içinde gerçekleþtirilecektir. Bu dönemki sanayileþme kendi yeniden üretimini gerçekleþtiren, kendi dinamiðini yaratan bir sanayileþme hamlesi hiç olmadý. Hammadde, kalifiye emek gücü, gerekli teknoloji ve finansmanla ara malý ve makine üretebilen, mamul mallarýn satýþýný iç ve dýþ pazarda kitlesel olarak gerçekleþtirebilen, kýsacasý kendi kendine ayakta durabilen bir sanayi rejimi asla var olmadý. Türkiye kapitalist sýnýflarý yine en zahmetsiz ve en kestirme yoldan "iþlerine" baktýlar. Önceki dönemlerde bu unsurlar devletten ithalat tekeli hakkýna sahiptiler. Böylelikle, ithalatýný gerçekleþtirdikleri mallarý iç pazarda rekabetten özgür olarak çok yüksek kar marjlarýyla satabiliyorlardý. Kapitalistler, bu dönemdeyse

2


belirli malul mallarýn montajýný yapýp satma tekeline sahiptiler. Montaj sanayisi için gerekli ara malý ve sermaye mallarýnýn ithalatý sadece belirli kapitalistlere özel izne tabi olarak veriliyordu. Üstelik bu mallarýn toptan daðýtýmýný ve perakendeciliðini de kendileri yaparak aþýrý karlar elde ediyorlardý. Böylelikle Türkiye kapitalist sýnýflarý sadece sanayide deðil buradan finans alanýna da sýçrayarak tekelci bir yapýlanma içine girmiþtir. Koç, Sabancý, OYAK, Eczacýbaþý gibi büyük holdingler bu dönemin vurgunlarý ile semirmiþlerdir. Yine bu noktada yabancý sermaye ile yerli sermaye arasýndaki büyük iþbirliðinden söz etmek gereklidir. Örneðin belirli iki büyük kapitalist için otomobil montaj yapma ve bunu iç pazarda satma tekeli veriliyordu. Bu iki grup biri Ýtalyan, diðeri Fransýz büyük otomobil üreticileri ile anlaþma yapýyorlardý. Buna göre bu iki grup kurduklarý montaj fabrikalarýnda Ýtalya ve Fransa'dan ithal ettikleri teknoloji, ara malý ve makine ile bu otomobillerin montaj iþini yapýyorlardý. Sonra da bu otomobiller iç pazarda fahiþ fiyatlarla satýlýyordu. Dolayýsýyla Türkiyeli bu iki kapitalist grupla Fransýz ve Ýtalyan devleri artý deðeri birlikte paylaþmýþ oluyorlardý. Yabancý þirketlere patent hakký için büyük bedeller ödeniyordu. Sonrasýnda Türkiye'ye sürekli olarak ara malý, teknoloji ve makine satan bu dev tekeller Türkiye pazarýnda tekel konuma eriþmiþ oluyorlardý. Yani, aslýnda tek kuruþ yatýrým yapmadan büyük bir pazarý sömürme ve sektörü tek baþýna elinde tutma þansýný elde etmiþ oluyorlardý. Emekçi sýnýflarýn nasýl soyulduðunun bir örneði de montajý yapýlan bu mallarýn fiyatlarlarýnýn OECD ülkelerine kýyasla çok daha yüksek olmasýdýr. Rekabetin olmadýðý, fiyat serbestinin var olduðu bir ortamda burjuva devlet, Türkiyeli kapitalistler ve uluslararasý ortaklarý emekçi sýnýflarý soymuþlardýr. Þöyle ki bu yüksek fiyatýn bir kýsmý devletin söz konusu mallarýn satýþýndan aldýðý yüksek vergilerden bir kýsmý uluslararasý þirketlerin sattýðý hammadde ve ara mallarýn fiyatýnýn yüksekliðinden geri kalan kýsmý da Türkiye'deki kapitalistlerin elde ettiði aþýrý kardan kaynaklanýyordu. Bunun yaný sýra KÝT'lerde üretilen mallar maliyetinin çok altýndaki fiyatlarla özel sektöre veriliyordu. Ayrýca, yerli sermaye devlet kaynaklarýndan çok düþük faizlerle kredi elde edebiliyordu. Böylelikle emekçi sýnýflardan alýnan vergiler dolaylý biçimde tekrar kapitalistlere havale ediliyordu.

Toplumsal Doku Hýzla Dönüþüyor Kapitalistler cephesinde bunlar yaþanýrken emekçi halk için 1960'lý yýllar yaþamlarýndan büyük dönüþümlerin baþlayacaðý yýllar oldu. Sanayileþmenin yarattýðý iþ imkânlarý kentlere doðru büyük bir göç dalgasý yaratýrken geleneksel iliþkiler

MARKSÝST BAKIÞ

hýzla çözülmeye baþladý. Köylülük bugün de halen son demleri devam eden tarihsel gerilemesine baþlarken, proleterleþen milyonlar kentlerin kýyýsýnda sömürü düzenini tehdit edecek büyük bir potansiyel enerji olarak birikmeye baþladýlar. Ýthal ikameciliðe yaslanan sanayileþme kendini yeniden üretip genelleþecek dinamiklere sahip Artan toplumsal olmadýðý için kitlesel göçün çeliþkiler, bir araya beraberinde getirdiði iþ talebine gelen zýtlar toplumsal asla cevap veremedi. Bu yüzden kitlesel iþsizliðin yanýnda gerilmelerin yoðunlaþenformel sektörlerdeki geçici ve masýný beraberinde güvencesiz çalýþma çýð gibi getirdi. Ýþçi sýnýfýnýn büyüdü. Bunun neticesinde yüz mücadelesi, Türkiye tabinlerce insan Avrupa kapita- rihinde ilk kez baþat lizminin emek gücü ihtiyacýný karþýlamak üzere göç etmek siyasi aktör konumuna zorunda kaldýlar. 1970'lere yükselirken, eþitsizliðe gelindiðinde bu sayý milyonlara duyarlý gençlik kesimulaþacaktý. Sanayileþmeden elde leri ve öðrenciler edilen artý deðer tekrar buralara giderek daha aktarýlmamýþ; bu da iþsizliðin çýð radikalleþtiler. gibi büyümesinde ve neticede de ülke içinde ve dýþarýya yapýlan Toplumsal devrim zilgöçlerde büyük artýþlar oluþmasý- lerinin çaldýðýný düþüna neden olmuþtur. Büyük nen kapitalist sýnýflar kentlere akýn akýn devam eden ABD destekli kontra kitlesel göçün doðal sonucu güçleri devreye sokkonut problemiydi ve Türkiye egemen sýnýfýnýn bu soruna ce- maya, askeri darbeler vabý gecekondulaþma oldu. örgütlemeye, dünyanýn Göçün beraberinde getirdiði en büyük faþist kentleþme ve konut sorununa çetelerinden birisini cevap verme yeteneði olmayan beslemeye kendilerini Türkiye kapitalizmi kamu arazizorunlu hissettiler. 12 leri üzerine yapýlan derme çatma yapýlara göz yummakla kalmadý, Mart 1971 darbesi egegecekondulaþma sürecini dolaylý men sýnýfýn 1960'da þekilde destekledi. Böylelikle hesap edemeyerek milyonlarca emekçi derme çatma hazýrladýðý demokratik yapýlarda, alt yapý olanaklarýndan haklar içeren 27 Mayýs tamamen yoksun olarak, tümüyle saðlýksýz çevresel þartlar Anayasasýný devreden içerisinde yaþamaya mahkûm çýkardý. oldu. Kapitalistler için gecekondulaþmanýn anlamý sadece kentleþme ve konut sorunu masraflarýndan kurtulmak olmadý ayrýca artýk "ev sahibi" olan emekçilerin kira derdi olmadýðý için patronlar ücretler üzerinde yukarý yönlü bir basýnçtan da kurtulmuþ oluyorlardý. Artan toplumsal çeliþkiler, bir araya gelen zýtlar toplumsal gerilmelerin yoðunlaþmasýný beraberinde getirdi. Ýþçi sýnýfýnýn mücadelesi Türkiye tarihinde ilk kez baþat siyasi aktör konumuna yükselirken, eþitsizliðe duyarlý gençlik kesimleri ve öðrenciler giderek daha radikalleþtiler. Toplumsal devrim zil-

3


MARKSÝST BAKIÞ

lerinin çaldýðýný düþünen kapitalist sýnýflar ABD destekli kontra güçleri devreye sokmaya, askeri darbeler örgütlemeye, dünyanýn en Ekonomik bunalým, büyük faþist çetelerinden birisini beslemeye kendilerini zorunlu hissiyasi bunalýmý körüksettiler. 12 Mart 1971 darbesi egemen sýnýfýn 1960'da hesap edeme- lemiþti. Burjuva partileri, yerek hazýrladýðý demokratik haklar içeren 27 Mayýs Anayasasýný toplumsal hegemonyayý devreden çýkardý.

Ýthal Ýkamecilik Çöküyor

saðlayamýyor; burjuva politik düzlem, istikrarsýzlýk ve çalkantýlar içerisinde sarsýlýyordu. Bu durumda kapitalistlerin yapabildiði en iyi þey faþist terörü emekçi hareketine karþý saldýrtmaktý. Böylelikle toplum sürekli terörize edilerek burjuvazi için tek çare haline gelen darbenin alt yapýsý döþeniyordu.

Diðer taraftan 12 Mart darbesinin sýnýf hareketini durdurabilmesi kýsa bir süre için mümkün oldu. Emekçi sýnýflar ve gençlik bu sefer çok daha güçlü bir þekilde geri geldi. Kapitalist ekonominin týkanmasý sýnýf hareketinin sýçramasýnda belirleyici oldu. Ýthal ikameci model dünya çapýnda patlak veren aþýrý üretim bunalýmýnýn paralelinde iflas etti. Sanayiyi çevirecek ara malý ve hammadde ithalatý için sürekli bir döviz rezervine ihtiyaç vardý. Projenin ismi ithal ikamesi idi, ama aslýnda ithalata daha da baðýmlý bir sanayileþme ve ekonomi geliþmiþti. Oysa, kapitalizmin dünya çapýndaki iflasýnýn durumu daha da aðýrlaþtýrmasý bir yana elde avuçta para kalmamýþtý. Alýnan borçlarýn faizleri astronomik rakamlara ulaþmýþtý, borçlarýn çevrilebilmesi mümkün görünmüyordu. Sanayinin çarklarýnýn dönmesi için gerekli sermaye mallarý, ara mallar ve teknolojiyi ithal etmek için gerekli döviz suyunu çekmiþti. Demirel'in 5 cente muhtacýz veciz deyiþi bu gerçeði yansýtýyordu. Bütün bu durumda dünya çapýnda artan petrol fiyatlarýnýn aðýrlýðý eklenince sanayi durma noktasýna geldi. Ýthalatta ve üretimde yaþanan týkanma sonucunda enflasyon büyük oranda týrmanma gösterdi. Ekonomi felç durumdaydý ve hemen hemen her türlü tüketim malzemesi için karaborsalar ve uzun kuyruklar oluþuyordu. Bu koþullar altýnda giderek politikleþen emekçi sýnýflar, düzenle baðlarýný koparmýþ yeni bir gençlik kuþaðý Türkiye kapitalizmi için alarm zillerinin çalmasý anlamýna geliyordu. Türkiyeli kapitalistler ve ulus- Ekonomik bunalým, siyasi bunalýmý körüklemiþti. Burjuva partileri, toplumsal lararasý sermaye, 1970'li yýl- hegemonyayý saðlayamýyor, burjuva politik düzlem istikrarsýzlýk ve çalkantýlar larýn devrimci atýlýmýný görece içerisinde sarsýlýyordu. Bu durumda kapitalistlerin yapabildiði en iyi þey faþist rahat bir þekilde atlatmýþsa bu, terörü emekçi hareketine karþý saldýrtmaktý. Böylelikle toplum sürekli terörize edilerek burjuvazi için tek çare haline gelen darbenin alt yapýsý döþeniyordu.

sadece, Türkiye sosyalist solunun yetersizliði ile, daha net bir biçimde söylersek Türkiye iþçi sýnýfýna önderlik edecek bir Bolþevik örgütün olmamasý ile açýklanabilir. Egemen sýnýflarýn elbette ki kendi cephelerinden sürece müdahale çabalarý olacaktýr, diðer taraftan sýnýf düþmanýmýzýn gücünü asla büyütmememiz gerekir. Milyonlarca insanýn kendisini devrimci saflara yönlendirdiði, kapitalist sistemin tel tel döküldüðü, radikal bir sýnýf hareketinin geliþtiði 1970'li yýllarda yenilginin hem de gerçek anlamda fiyasko niteliðindeki bir yenilginin faturasý doðaldýr ki sübjektif faktöre çýkarýlmalýdýr.

TÜSÝAD ve ABD Türkiye sermayesinin tekelci geliþiminin bir merhalesi olarak Ýstanbul merkezli en büyük kapitalistler Nisan 1971'de sýnýf mücadelesine daha etkili müdahalelerde bulunmak için TÜSÝAD'ý kurdular. TÜSÝAD, özellikle 1970'li yýllarýn ikinci yarýsýnda burjuva siyasal yaþamýn týkanmasý neticesinde süreçlere bizzat müdahil olmaya baþlamýþtýr. Sözgelimi patronlarýn isteklerine yeterince cevap veremeyen Ecevit hükümetine karþý açýk bir savaþ baþlatmýþ, iþi Mayýs 1979'da Ecevit hükümetinin düþmesi için gazetelerde ilan kampanyasý baþlatmaya kadar götürmüþ ve neticede Ecevit baþbakanlýðýndaki hükümetin düþmesinde önemli rol oynamýþtýr. Burjuva yasal iþleyiþinden umudunu kesen TÜSÝAD umudunu askeri darbe seçeneðine baðlamýþtýr. Týkanmýþ olduðu ortada olan ithal ikameci model yerine IMF reçetelerinde de ýsrarla vurgulanan dýþ pazara açýlma, uluslararasý sermaye ile entegrasyon ve bunun için iþçi haklarýnýn kýrpýlmasý, ücretlerin doldurulmasý gibi uygulamalarý ancak iþçi sýnýfýnýn tamamen ezilmesi ile yaþama geçirebileceklerini anlamýþlardý. Bunun anlamý darbe idi. Bu noktada ABD devreye giriyordu, çünkü ABD'nin kontra yöntemler, derin devlet operasyonlarý, kirli savaþ yöntemi ve askeri darbeler konusunda köklü uluslararasý tecrübeleri bulunmaktaydý. 1960'lý yýllarýn sonlarýnda ABD merkezli güçler Türkiye'de aktiflerdi ve güçlü bir faþist hareketi yetiþtirmiþlerdi. Türkiye egemen sýnýflarý bu açýdan ABD'ye baðýmlý bir pozisyonda idiler. ABD açýsýndan da Türkiye sola teslim edilemeyecek kadar önemli bir ülkeydi. Zaten, o dönemde Ortadoðu'daki iki kilit ülke Afganistan ve Ýran'ý kaybetmiþlerdi. Bu durumda ABD için Türkiye'nin

4


gerekiyorsa Pakistan ve Þili örneklerinde olduðu gibi en sert yöntemlere baþvurularak mutlak suretle elde tutulmasý gerekiyordu. Ayrýca iktisadi anlamda da Türkiye ekonomisinin yapýsýnýn dönüþerek uluslararasý sermayeye açýlmasý gerekliydi. Bütün bunlar çerçevesinde ABD büyükelçisinin 12 Eylül darbesini Washington'a haber verirken "Our boys have done itBizim oðlanlar yaptýlar!" ifadesini kullanmasý þaþýrtýcý olamaz. ABD açýsýndan 12 Eylül darbesinin bir anlamý da Türkiye'nin Ortadoðu'da stratejik etkin iþbirliði pozisyonuna uygun hale getirilmesiydi. Diðer taraftan, Türkiyeli kapitalistler ve uluslararasý sermaye, 1970'li yýllarýn devrimci atýlýmýný görece rahat bir þekilde atlatmýþsa bu, sadece, Türkiye sosyalist solunun yetersizliði ile, daha net bir biçimde söylersek Türkiye iþçi sýnýfýna önderlik edecek bir Bolþevik örgütün olmamasý ile açýklanabilir. Egemen sýnýflarýn elbette ki kendi cephelerinden sürece müdahale çabalarý olacaktýr, diðer taraftan sýnýf düþmanýmýzýn gücünü asla büyütmememiz gerekir. Milyonlarca insanýn kendisini devrimci saflara yönlendirdiði, kapitalist sistemin tel tel döküldüðü, radikal bir sýnýf hareketinin geliþtiði 1970'li yýllarda yenilginin hem de gerçek anlamda fiyasko niteliðindeki bir yenilginin faturasý doðaldýr ki sübjektif faktöre çýkarýlmalýdýr. Hiçbiri proleter sürekli devrim programýna sahip olmayan, açýk ihanetçisinden en maceracýsýna kadar bütün Stalinist yapýlanmalarýn düzenin krizine devrimci alternatifler sunabilmesi mümkün deðildi. Nitekim darbe günü geldiðinde nice umutlar baðlanan yapýlarýn kumdan kale olduðu göründü.

MARKSÝST BAKIÞ

liyor, eskiyen teknolojiler saf dýþý býrakýlarak, daha geniþlemeci ve dinamik yeni ürünler, üretim teknolojileri ve yönetsel-idari uygulamalar devreye sokulmaya çalýþýlýyordu. Bu, dünyanýn her yerinde büyük dirençlerle karþýlaþtý. Turgut Özal'ýn, Demirel'in baþbakanlýðýnda ABD'den gelerek Türkiye'de uygulamaya sokmaya çalýþtýðý 24 Ocak kararlarýnýn uygulanmasý, iþçi sýnýfýnýn muhalefeti nedeniyle mümkün olmadý. Bu programý ancak bir darbe uygulamaya sokabilirdi. 12 Eylül darbesi, TÜSÝAD'ýn yýllardýr can attýðý ama uygulayamadýðý neoliberal ajandayý hayata geçirecek ve bu da iþçi sýnýfý adýna büyük bir yýkým anlamýna gelecekti. Yavaþ yavaþ ithalat serbest hale getirilirken esnekleþtirme, düzensizleþtirme, ihracata dayalý büyüme devreye sokulmak istendi. Neoliberalizmle birlikte iþçi sýnýfýnýn kazanýmlarý kapitalistlere transfer edildi. Özelleþtirmeler, taþeronlaþtýrma, esnek çalýþma, düþen ücretler, gasp edilen haklar, kapatýlan sendikalar vb. bunun yollarý oldu.

Veli U mut A rslan

Neoliberalizme Geçiþ Ýthal ikameci modelin çöküþüne çare olarak dünya kapitalizminin efendileri neoliberal politikalarý uygulamaya soktular. Kapitalist dünya ekonomisinin bu son bunalýmýna cevap olarak emperyalizm sermayenin kaynak sorununu emekçi sýnýflardan gasp edilenlerle çözmek yoluna gittiler. Buna göre, ulusal pazarlar birleþtirilmeli, üretim uluslararasý bir karakter kazanmalý ve dev tekeller bir ülkeden diðerine kar için hareket edebilmeliydi. Bunun için de müdahalecidüzenlemeci anlayýþtan liberal piyasacý anlayýþa geçmek gerekiyordu. Bunun yaný sýra örgütlü iþçi sýnýfýnýn direnci kýrýlmalý, patron-iþçi iliþkisi sil baþtan sermaye lehine tanýmlanmalýydý. Yani, yeni bir emek-sermaye iliþkisi tanýmlanýyor, egemen sýnýf ulusal ve uluslararasý arenada kendi saflarýný yeniden düzen-

5


MARKSÝST BAKIÞ

1917 EKÝM DEVRÝMÝ: EZÝLENLERÝN ÞÖLENÝ - I I. Dünya Savaþýnýn tüm vahþiliðiyle dünya emekçilerinin üzerinden bir silindir gibi geçtiði yýllarda halklar hapishanesi olarak nam salmýþ olan Çarlýk despotizminin avucunda açlýkla, savaþla, katliamlarla pençeleþen yoksul Rus halký tarihin gördüðü en büyük silkiniþle üzerinde esarete dair ne varsa yýrtýp attý ve özgürlük ve eþitlik hülyasýna attýðý bu dev adýmla dünya devrimi için güncelliðini bugün dahi sarsýlmaz biçimde koruyan bir sosyalist devrimi kendi elleriyle yarattý. Tarihin en büyük alt üst oluþlarýndan biridir 1917 Ekim Devrimi. Daha birkaç ay öncesine kadar liderleri sürgünde ve yurtdýþýnda bulunan, belirgin bir popülariteye sahip olmayan, Þubat'ta Çarlýðý yýkan devrim sonrasýndaki "aþýrý" devrimcilikleriyle uzlaþmacý eðilimlerin alaylarýna mazhar olan, devrimden sadece birkaç ay önce Alman ajanlýðý suçlamasýyla yeraltýna itilen Bolþeviklerin kitlelerle kurduklarý en sýký baðlarla iktidara geliþlerinin ve proletarya diktatörlüðünü geri bir ülkede kuruþlarýnýn öyküsüdür bu. Ekim Devrimi proletaryanýn muazzam gücünü, iktidarý bir kaleyi fetheder gibi eline alýþýyla taçlandýrarak gösterdiði için tüm tarihsel olaylarýn en görkemlilerinden biri olarak göz kamaþtýrmaya devam etmektedir. Marks'ýn dediði gibi þimdiye kadarki bütün toplumlarýn tarihi sýnýf mücadelelerin tarihi ise Ekim Devrimi de bu sýnýf savaþlarýnýn patlama noktasýna ulaþtýðý bir mücadele deryasýdýr.

Sürekli Devrim Perspektifinde Rusya'nýn Geliþiminin Özgünlüðü 1917 yýlýna gelene kadar Rusya'da devrim tartýþmalarý pek çok aþamalardan geçti. 1903'te yaþanan Bolþevizm-Menþevizm ayrýþmasýnýn ardýndan gerçekleþen 1905 devrimi iki akým arasýndaki farký daha da belirginleþtirdi. Rusya'nýn mevcut geri kalmýþlýðýnda iþçi sýnýfýnýn toplumun diðer kesimleriyle ittifak yapmasý gerektiði konusunda iki akým da hemfikirdi. Buna göre Rusya'daki devrim burjuva karakterde bir devrimdi ve feodal zincirleri kýrýp kapitalizmin geliþmesine yol açacak olan da buydu. Burjuva devrim iki akým için de proletarya için sosyalizm yolunda ileri bir noktayý kodluyordu. Anlaþmazlýk ittifakýn hangi sýnýflarla yapýlacaðý sorununda baþlýyordu. Menþevikler bu devrimde sosyal demokratlarýn görevinin iktidarý burjuvaziye devrederek muhalefet partisi olarak kalmak olduðunu savunuyorlardý. Lenin'in önderliðindeki Bolþevikler ise Menþeviklerin bu politikasýna þiddetle karþý çýkarak iktidarýn liberal ve monarþist burjuvaziye býrakýlmasýnýn karþý-devrimin iþine yarayacaðýný, çünkü burjuvazinin siyasal zaferinden sonra devrimi ilerletmek istemeyeceðini, kaldý ki bunun bizzat burjuvazinin sýnýfsal çýkarlarýna aykýrý olacaðýný vurguluyorlardý. 1905 yýlýnda Lenin þöyle yazýyordu: "Burjuva devrimin geçmiþin bütün kalýntýlarýný tam olarak süpürüp atmamasý ve bunlarýn bazýlarýný alýkoymasý, yani bu devrimin tam olarak tutarlý olmamasý, sonuna dek götürülmemesi ve kararlý ve amansýz olmamasý, burjuvazinin çýkarýnadýr." [1] Ve Lenin burjuvazinin devrimdeki sýnýfsal konumunu bu þekilde ele alarak proletarya ve köylülüðün devrimci diktatörlüðü formülünü ortaya attý. Buna göre henüz iktidara tek baþýna geçip sosyalist devrimin gerekliliklerini saðlama gücünden yoksun olan proletarya, köylülüðün yoksul kesimleriyle kurduðu ittifak sayesinde sosyalist devrime geçiþ için bir aþama kat etmiþ olacaktý. Sorunun bu þekilde konmasý demokratik görevler ve sosyalist devrim arasýnda zorunlu olarak bazý sýnýrlar bulunduðu anlayýþýný doðuruyordu. Lenin Ýki Taktik'te þöyle diyordu: "Bir diktatörlük olmaksýzýn direnmeyi kýrmak, karþý-devrimci giriþimleri püskürtmek olanaksýzdýr. Ama, kuþkusuz, bu, sosyalist bir diktatörlük deðil, demokratik bir diktatörlük olacaktýr. Bu diktatörlük (devrimci geliþmenin bir dizi ara aþamalar olmaksýzýn) kapitalizmin temellerini etkileyemeyecektir." Ve ekliyordu: "Böyle bir zafer, henüz burjuva devrimimizi hiçbir biçimde sosyalist bir devrime dönüþtürmeyecektir." [2] Ancak yine de Lenin iki devrim arasýna net çizgiler çekmekten de kaçýnmýþtýr. Burjuva devrimle sosyalist devrim arasýnda bir kesinti bulunmadýðý, burjuva devrimin zaferinin sosyalist devrimin baþlamasý için bir adým olduðu vurgusu Lenin'in yazýlarýnda mevcuttu. "Demokratik devrimden hemen ve kesinlikle kuvvetimizin, sýnýf bilinçli ve örgütlü proletaryanýn kuvvetinin ölçüsüyle uyum

6


MARKSÝST BAKIÞ

içinde, sosyalist devrime geçeceðiz. Kesintisiz devrimden yanayýz. Yarý yolda durmayacaðýz." [3] Lenin'in 1917'de görevin sosyalist devrim olduðuna kanaat getirmesi sürecini anlamak için buradaki önemli vurgularý görmek yeter. Birincisi Lenin burjuvazinin verili güçsüzlüðünde burjuva devrimin görevlerini üstlenirken asla Menþevikler gibi kent burjuvazisiyle bir ittifaký hoþ karþýlamýyor ve ancak kýr yoksullarýyla oluþturulacak bir ittifaka bel baðlýyordu. Ýkincisi Lenin Rus proletaryasýnýn davasýný asla enternasyonalizmden ayýrmýyor ve þöyle diyordu: "Avrupa sosyalist proletaryasý Rus proletaryasýnýn yardýmýna gelmemiþse Alman devrimci partisinin 1849-1850'de, Fransýz proletaryasýnýn 1871'de yenilmesi gibi bu savaþýmýn yenilmesi de kaçýnýlmaz olacaktýr." Lenin'in sosyalist devrim perspektifine varmasýný saðlayan ana neden, 1917 Þubat Devrimi'nden sonraki süreçte yaþananlarýn Lenin'e devrimin yarý yolda duramayacaðýný, yoksa yenilmeye mahkûm olduðunu öðretmesidir. Aksi durumda Menþevik ve Sosyalist Devrimcilerin peþine takýlan kitleler yenilecek ve karþý-devrim zaferini ilan edecektir. 1905 devrimi Rusya'sýnda tüm sýnýflarýn detaylý bir tahlilini yaparak devrimden sonraki iktidarýn niteliði konusunda en parlak görüþleri sunan ise Troçki oldu. Troçki'nin sürekli devrim üzerine geliþtirdiði fikirler, Marks ve Engels'in döneminde kýta Avrupa'sýnda gerçekleþen devrimlerin etkisinde kalan ve 1840'larýn Avrupasýyla 1905'in Rusyasý arasýnda hiç bir fark gözetmeden burjuva demokratik devrim þablonuna baðlý kalan Marksistlere karþý tam teçhizatlý teorik silahlar oldu. Troçki'ye göre Avrupa'nýn ekonomik ve toplumsal geliþmiþliðiyle Rusya arasýnda bariz farklýlýklar bulunmaktaydý. Batý Avrupa'daki þehirler meslek loncalarýnýn egemenliðindeydi ve üretimin merkezi olarak iþlev görmekteydi. Çarlýk Rusya'sýnýn þehirleri ise idari iþlerin görüldüðü birer tüketim merkeziydiler. Avrupa'dakine nazaran oldukça yavaþ bir þekilde ilerleyen üretici güçlerin geliþimi þehirlerin de geliþmiþliðine engel teþkil ediyordu. Böylece zanaatkârlarýn köylerle kopuþu gerçekleþmedi, tersine kýrsala yayýlmýþ ev zanaatlarý görülmekteydi. Küçük ölçekli üretimin geliþmemiþliði ve Avrupa sermayesi tarafýndan birkaç on yýlda yaratýlan büyük fabrikalar Rusya'nýn Avrupa'nýnkinden daha farklý bir kapitalist ilerleyiþ izlemesine yol açmýþtý. Rusya'da kapitalist üretim, zanaat ve manüfaktürün içinden doðmadý. Böylece Troçki'nin deyimiyle pamuk fabrikasý, zanaatkâr tezgahýyla savaþmak zorunda kalmadý. Rusya'nýn tüm bu kendine özgü geliþ(me)miþliði birçok sonuç yarattý. Birincisi Troçki buradan çýkardýðý sonuçlarla o döneme kadar karþý çýkýlmamýþ olan aþamalý devrimler þablonuna bir darbe indiriyordu. Rusya'nýn özgül koþullarýný Marksist bir analizle yorumladýktan sonra bileþik geliþme yasasý olarak adlandýrdýðý süreci þöyle ortaya koyuyordu: "Ýleri ülkelerin çekicisinin peþine takýlmak zorundaki geri bir ülke sýraya uymaz: tarihsel olarak geri bir durumun sunduðu imtiyaz -böyle bir imtiyaz varittir- bir halka, bir dizi ara aþamayý atlayarak, daha zamaný gelmeden önce, yaratýlan her þeye ulaþma imkaný tanýr ya da daha doðrusu onu buna zorlar. Yabanýllar, geçmiþte o silahlarý birbirinden ayýrt eden mesafeyi katetmeksizin, ok

ve yayý býrakýp tüfeðe geçerler. Amerika'yý sömürgeleþtiren Avrupalýlar tarihe yeniden baþlamadýlar. Almanya ya da ABD iktisadi bakýmdan Ýngiltere'nin önüne geçmiþlerse, bu kapitalist evrimlerindeki geliþme yüzündendir."[4] Ýkinci olarak Avrupa sermayesinin bizzat iþtirakiyle serpilen ve küçük burjuva demokrasisini daha doðmadan öldüren kapitalist üretim Avrupa'daki burjuva devrimleriyle kýyas götürmeyecek ölçüde yoðunlaþmýþ bir proletarya sýnýfý ve küçük ölçekli üretimden büyük ölçekli kapitalist üretime bir solukta "sýçrayýþýn" bir sonucu olarak tedirgin, ürkek ve güçsüz bir burjuvazi yaratmýþtý. Troçki durumu þöyle tespit ediyordu: "Avrupa sermayesi, Rus zanaatsal iþinin geliþmesini engellemekle, Rus burjuva demokrasisinin ayaklarý altýndaki zemini çekip almýþtýr. Günümüz Petersburg'u ya da Moskova'sý, henüz demiryollarýnýn ya da telgrafýn hayalini bile görmeye baþlamamýþ ve 300 kiþinin çalýþtýðý bir atölyeyi düþünebildiði en büyük atölye olarak gören 1848 Viyana'sý, Berlin'i ya da 1789 Paris'i ile kýyaslanabilir mi? Önce kendi kendini yönetme ve politik mücadele içinde yüzyýllarca eðitim görmüþ ve sonra da genç ve henüz þekillenmemiþ bir proletaryayla el ele feodalizmin Bastil'ini yerle bir eden bu güçlü orta sýnýfýn bir zerresine bile asla sahip olmadýk." [5] Proletaryanýn köyden koparak þehir merkezli zanaatsal üretime katýlmasýna izin ve- "Ýleri ülkelerin çekicisinin rilmediði ve doðrudan peþine takýlmak zorundaki geri fabrikalarýn devasa üretim kapasitesiyle yüz yüze bir ülke sýraya uymaz: tarihsel getirildiði Rusya'da olarak geri bir durumun sunzanaatýn ve orta ölçekli duðu imtiyaz -böyle bir imtiyaz üretimin zayýflýðý, geliþen varittir- bir halka, bir dizi ara kapitalizmle beraber seraþamayý atlayarak, daha pilen iþçi sýnýfýný güçlü bir kentsel küçük burju- zamaný gelmeden önce, vazinin yokluðunda ikti- yaratýlan her þeye ulaþma darý almaya ve imkaný tanýr ya da daha demokratik görevleri bu doðrusu onu buna zorlar. iktidarda çözmeye zorlu- Yabanýllar, geçmiþte o silahlarý yordu. "Üretici iþlevbirbirinden ayýrt eden leriyle birlikte proletarya, küçük burjuvazinin önceki mesafeyi katetmeksizin, ok ve devrimlerde oynadýðý ta- yayý býrakýp tüfeðe geçerler. rihsel rolü ve onun, bir Amerika'yý sömürgeleþtiren zümre olarak, soyluluðun Avrupalýlar tarihe yeniden ve devletin mali baþlamadýlar. Almanya ya da örgütünün boyunduruðunABD iktisadi bakýmdan dan kurtuluþlarý dönemi boyunca köylü kitlelere Ýngiltere'nin önüne geçmiþlerse, tarihsel önderlik iddi- bu kapitalist evrimlerindeki alarýný da üstlendi." [6] geliþme yüzündendir." Troçki Troçki bir yandan da devrimin uluslararasý boyutuna vurgu yapýyor ve iktidara gelen proletaryanýn devrimi derhal geliþmiþ kapitalist ülkelere yaymasý gerektiðini söylüyordu. Tüm bu tahlillerin sonucunda hem Bolþeviklere hem de Menþeviklere karþý þu sloganý öne sürüyordu: "Proletarya, týpký zamanýnda burjuvazinin yaptýðý gibi, köylülük ve küçük burjuvazinin yardýmýyla görevini yerine getirmelidir. Kýra önderlik

7


etmeli, onu hareketin içine çekmeli, onu kendi planlarýnýn baþarýsýna esaslý surette ilgili kýlmalýdýr. Ama proletarya kaçýnýlmaz olarak önder kalýr. Bu "proletarya ve köylülüðün diktatörlüðü" deðildir, köylülük tarafýndan desteklenen proletarya diktatörlüðüdür. Ve kuþkusuz proletaryanýn iþi tek bir devletin sýnýrlarý içine hapsolmayacaktýr. Konumunun temel mantýðý onu derhal dünya arenasýna fýrlatacaktýr." Sýnýfsal ittifaklar sorununu Troçki böyle görüyordu. Bu satýrlar Troçki'nin köylülüðü önemsemediði iddialarýný çürütmek açýsýndan da önemlidir, Troçki 1905 devriminin yenilgisini de yine ordunun piyade taburlarýnýn çok büyük çoðunluðunu oluþturan köylülüðün 1905'te desteðinin kazanýlmamýþ olmasýna baðlýyordu. Nitekim 1917'de bu destek elde edilecek ve Ekim Devrimi bu çerçevede gerçekleþecekti. Tüm bunlarýn yanýnda Troçki Menþevikler ve Bolþevikler arasýnda bir ayrým yapýyordu. Ona göre proletaryanýn gücünü küçümseyen ve Kadetlere sonsuz umutlar baðlayan Menþeviklerin aksine Bolþeviklerin taktikleri ancak devrim sonrasýnda tehlikeler yaratabilirdi. Bu önemli bir ayrýmdý. Troçki iþçilerin iktidarý ele geçirdikten sonra tasfiye edilmemiþ kapitalist düzen altýnda kendilerini demokratik önlemlerle sýnýrlandýramayacaðýný, ittifak halindeki küçük burjuvaziyle proletarya arasýnda sýnýf savaþýmlarýnýn doðasý gereði kaçýnýlmaz çatýþmalarýn patlak vereceðini dahasý kolektivizasyon ve enternasyonalizmin köylülüðün tepkisiyle karþýlaþacaðýný, dolayýsýyla devrimin bu noktasýnda durulamayacaðýný söylüyordu. Troçki'ye göre proletarya baský araçlarýný ele geçirdikten sonra kapitalist sömürüye hoþgörü gösteremezdi ve patronlarýn tehditlerine karþý sýnýfsal çýkarlarýný koruyacak önlemler almaya kendiliðinden koyulacaktý.[7] "Bir kez iktidara ulaþtýðýnda, sosyal demokrat parti, "demokratik diktatörlük"e bönce referanslarla çözülemeyecek çok derin bir çeliþkiyle yüz yüze gelecektir. Bir iþçi hükümetinin "kendini sýnýrlamasý," cumhuriyet kurma adýna iþsizlerin ve grevcilerin -dahasý tüm proletaryanýn- çýkarlarýna ihanetten baþka bir anlama gelmez. Devrimci hükümet sosyalizmin nesnel sorunlarýyla karþý karþýya gelecek, ancak bu sorunlarýn çözümü belli bir aþamada ülkenin ekonomik geriliði tarafýndan engellenecektir. Ulusal bir devrim çerçevesi içinde, bu çeliþkiden hiçbir çýkýþ yolu yoktur. Ýþçi hükümeti, daha baþtan, güçlerini Batý Avrupa'nýn sosyalist proletaryasýnýn güçleriyle birleþtirme göreviyle yüz yüze gelecektir. Ancak bu yolla onun geçici devrimci hegemonyasý sosyalist bir diktatörlüðe baþlangýç olacaktýr. Böylece sürekli devrim, Rus proletaryasý için, bir sýnýf olarak kendini koruma sorunu olacaktýr." [8] Tüm bunlardan çýkarýlacak sonuçlar açýktý: Rusya'daki devrimin ilk görevi demokratik sorunlarýn çözülmesi olacak ve devrimin yayýlmasýyla eþanlý olarak sosyalist tedbirler

8

MARKSÝST BAKIÞ

alýnmaya baþlanacaktý. 1917 Þubat'ýndan Ekim devriminin yakýcý sorunlarýna giden yol Troçki'nin sürekli devrime dair tezlerini þaþmaz bir biçimde doðrulamýþtýr.

Çarlýðýn Çöküþü ve Þubat Devrimi 1905 devriminin yenilgisiyle baþlayan gericilik dönemi 1912'ye gelindiðinde iþçi sýnýfýnýn gücünü yeniden göstermeye baþladýðý bir evreyle artýk sona ermekteydi. Bu süreci 1914'te baþlayan savaþýn yükselttiði yurtsever ideoloji kesse de 1916'da baþlayan kriz günleri 1917'nin ilk iki ayýna damgasýný vurdu. "Müttefiklerinin ayrýcalýklý bir sömürgesi" olan Rusya'da burjuvazi ve aristokrasi komprador karakterleri ve emperyalist çýkarlarý çerçevesinde savaþa tam destek sunmaktaydý. Kokuþmuþ bir düzeni simgeleyen ne varsa Rusya'da mevcuttu. Bir yanda milyonlarca asker cephede niçin savaþtýklarýný bilmeden ölürken, þehirlerde ve kýrsalda yoksul halk sefalet, hastalýk cenderesinde inim inim inlerken bir kesim de doðacak devrimin þafaðýnda savaþýn kendileri için yarattýðý ortamda karlarýna kar katmak ve elde ettikleriyle þatafatlý yaþamlara akmakla meþguldüler. Kumarhaneler dolup taþýyor, balo salonlarý servet hikâyelerinin þatafatýyla çalkalanýyor, savaþ rantçýlarý, köþeyi dönen vurguncular baþarý öykülerini yaðlayýp ballayýp anlatýrken toplumsal çatýþmalarýn fitili de günden güne ateþleniyordu. Bir yanda binlerce Marie Antoniette ezilenlerin þöleninin arifesinde barýþ ve toplumsal devrim fikrini unutabilmek için kör kütük sarhoþ olurken asýl þölenin sahipleri masanýn bir kenarýnda tehditkâr bakýþlarla bu asalak takýmýný gözleriyle süzüp içlerinden þöyle diyorlardý: "Belki en son güleceðiz, ama iyi güleceðiz doðrusu." Böylece 1917'yle beraber artan kitlelerin devrimci kararlýlýðý burjuvaziyi saða çekti. Ekonomik kriz koþullarý tüketimi yarý yarýya azalttý, 1917'nin ilk iki ayýnda 256.253 iþçi siyasal grevlere katýldý.[9] Kaos büyümekteydi. Cephede can veren milyonlara, krizin içine giren egemen sýnýf çözüm üretmekten acizdi. Saray zümresi, bürokrasi, ordu ve burjuvalar ile toprak aristokrasisi arasýnda çekiþmeler yaþanýyor, "Çar babamýz" kendi kuyruðunu kurtarma umuduyla gömlek deðiþtirir gibi bakan deðiþtiriyordu.[10] Saraya büyücüler, cinciler dolduruldu, mistisizm "dost" Rasputin'in ermiþliðiyle doruða çýktý. Monarþinin idealizmi, Çarlýðýn iç çürümüþlüðünün sistemin kangrenine yol açtýðý böylesine tarihsel bir devirde toplumsal devrimin ön koþullarý yaratýldýðý ölçüde yerini istemeye istemeye de olsa salya sümük aðlayan bir spiritüalizme býraktý. Egemen sýnýf olan bitene anlam veremiyordu, toplumsal bileþimden aforoz edilmekteydi. Olanca gücüyle haykýrmaktan baþka elinden bir þey gelmiyordu: "Tanrýlar çýldýrmýþ olmalý!" Ne ki tüm yersiz feryatlarý boþlukta sesin kayboluþu gibi daðlara çarptý ve yok oldu. Proletaryanýn demirden yumruðunu çenesine yememek için aristokrasi önce Rasputin'i feda etti. Birçok saray darbesi planý yönetici sýnýfýn cesaretsizliði sonucu


MARKSÝST BAKIÞ

havada kaldý. Devrimin öngününde yönetici sýnýfýn üyeleri bile Çara karþý isyan havasýna girmiþlerdi. Çar ve Çariçenin yanýnda tek kiþi dahi kalmadý. Çarýn en sadýk kaptanlarý batan gemiyi ilk terk eden olmakta yarýþýrken birbirlerini ezercesine bir telaþ içerisindeydiler. Daha sonra birçoðu devrim hükümetinde en ayrýcalýklý konumlara itinayla yerleþtirileceklerdi. 23 Þubat günü kitlelerin gerginliðinin týrmandýðý gün oldu. Genel grev de 23 Þubat'ta baþladý. Ertesi gün Petrograd iþçilerinin yarýsý grevdeydi. 25'inde grev daha da geniþledi. Yer yer kitlelerin yanýnda yer alan askerlerle polis karþý karþýya geldiler. Þubat'taki olaylar týpký 1905'teki gibi sýnýfýn kendiliðinden hareketiyle gerçekleþmiþti. Parti çizgisi dýþýnda geliþen sýnýf hareketlerine þüpheci bakmayý alýþkanlýk edinen "eski Bolþevikler" ilk baþta Þubat olaylarýnda sakinleþtirici bir tavýr takýndýlar. Fakat devrimin ayak sesleri büyüdükçe kitlelerin peþinde sürüklenmeye baþladýlar. Bolþeviklerin genel grev çaðrýsý yapan ilk bildirisinin genel grevin silahlý ayaklanmaya dönüþmekte olduðu 25 Þubat günü hazýrlanmasý manidardýr. Önderliði yurtdýþýnda bulunan partinin Petrograd örgütü olaylarýn büyüklüðü ve hýzý karþýsýnda bocalýyordu. Bolþevikler her ne kadar harekete önderlik edemeseler de kitlelerin içinde sovyetler sloganý için ajitasyon yürütüp bizzat devrimin içerisinde yer aldýlar. Ancak 1905'in hayaleti hortlamýþtý, parti kadrolarý iþçilerin kendiliðinden isyanýna karþý kuþkuculuðu, yer yer kýzgýnlýk ve sakinleþtirme çabalarýyla harmanlýyordu. Bunun yanýnda kitleler ise dehþetli bir kararlýlýkla kurþunlara taþla karþý koyuyor, ölüyor, kalkýyor ve yine ölüyordu. Kitleler Çarlýða karþý tüm öfkelerini kusuyorlardý. Onlar topla, tüfekle, süngüyle susturulamazdý. Binler her ölümde onbinlere, onbinler yüzbinlere açýlýyordu. Böyle bir güce karþý koyabilecek bir egemen güç yeryüzünde görülmemiþtir. Askerleri kazanmak için iþçiler arasýnda muazzam bir çaba vardý. Ýþçiler verdikleri mücadeleyle, gösterdikleri kararlýlýk ve cesaretle askerleri kazanmayý baþardýlar, neredeyse tüm Petrograd garnizonu isyancýlardan yana geçmiþti. 1905'te gerçekleþmeyen þey 1917 Þubat'ýnda tüm gürültüsüyle gerçekleþti. Ýþçi ve askerin birleþmesi ile devrimin en önemli adýmlarýndan biri de atýlmýþtý.

Þubat Devrimi Ekseninde Kendiliðindenlik Sorunu ve Önderlik Þubat Devrimi savaþýn ve açlýðýn mengenesinde can çekiþen iþçi ve askerlerin "kendiliðinden" baþkaldýrýþýyla zafere ulaþmýþtý. Kitleleri yönlendiren bir parti yoktu. Ancak bu somut gerçekliði alýp kendiliðindenliðe biat edenlere bir noktayý da hatýrlatmak gerekiyor. Proletarya onca yýl devrimci propagandayla iþlenmiþti. Ýþçi sýnýfý içinde bu devrimci propagandanýn taþýyýcýsý Bolþevik iþçi önderleri Þubat günlerine önderlik edenlerdi. Dolayýsýyla kitlelerin ayaklanýþý ancak öncü partinin ideolojik hegemonyasýyla beraber düþünüldüðünde anlam taþýr. Troçki Þubat devriminin öznesiyle ilgili soruna þöyle bakýyordu: "Þubat devrimini kim yönetti sorusuna artýk net bir cevap verebiliriz: özellikle Lenin'in parti okulunda yetiþmiþ, bilinçli ve iyi piþmiþ iþçiler. Ama bu önderliðin, ayaklanmanýn zaferini saðlamaya yeterli olsa da, baþtan itibaren, devrimin gidiþatýný proleter öncünün ellerine verme yeteneðinde olmadýðýný da eklememiz gerekir." [11] Buradan da Þubat Devriminin temel paradoksuna ulaþýlýyordu. Çarlýðý yerle bir eden ayaklanma sonrasýnda, üstelik iþçi ve askerlerin öz yönetim organý olarak sovyet gibi bir yürütme organýnýn varlýðýnda iktidar nasýl olmuþ da burjuvazinin eline geçmiþti? Bu durumu ancak Menþeviklerin ve Sosyal Devrimcilerin (SR'ler) devrim programlarýný anlayarak açýklayabiliriz. Menþevikler zaten kendi görevlerini iktidara gelecek burjuvaziye muhalefet olarak sýnýrlandýrmýþlardý. Sosyal Devrimcilerse kendilerine proletarya ve köylülük arasýnda bir ittifak kurma görevi biçiyorlardý. Ancak devrimle beraber kariyeristlerin akýnýna uðrayan SR'lerin köylülerden bahsederken mujiði deðil esasen bakanlýklara oynayan zengin köylü kesimini kastettiðini söylemeliyiz. Menþeviklerin nasýl proletaryanýn ikinci bir isyanýndan ödleri patlýyorsa, SR'ler de Rus devriminin en yakýcý sorunu olan toprak sorunu karþýsýnda mujiðin tepkilerinden sakýnmak için saklanabilecek neresi varsa oraya kaçýþmak için tepiniyorlardý. Burjuvazi ise Lenin ve Troçki'nin 1905'ten önce ve sonra birçok kez ortaya koyduklarý gibi devrimden ölümden korkar gibi korkuyor ve kendisini Çarlýðýn restorasyonuna adýyor, bunu baþaramadýðý ölçüde de devrimin enerjisini soðurmaya koyuluyordu. Ancak sovyetlerin varlýðý ellerini kollarýný baðlýyor, kitlelerin alttan gelen baskýsý karþýsýnda iktidar sorunu tüm çýplaklýðýyla ortaya çýkýyordu. Devrimi alt sýnýflar yapmýþtý, ancak burjuvazi iktidara yerleþmiþti. Bu apaçýk bir çeliþkiydi ve sovyetlerin bileþimiyle açýklanabilirdi. Sovyetlerin o dönemdeki bileþimi, baþta köylü kitleleri olmak üzere Rus toplumu içinde küçük burjuvazinin nüfus bakýmýn-

9

Kitleler Ç arlýða k arþý t üm öfkelerini k usuyorlardý. O nlar topla, t üfekle, s üngüyle s usturula mazdý. B inler h er ö lümde o nbin lere, o nbinler y üzbinlere a çýlýyor du. B öyle b ir g üce k arþý k oyabile cek b ir e gemen g üç y eryüzünde görülmemiþtir. A skerleri k azanmak için i þçiler a rasýnda m uazzam b ir çaba v ardý. Ý þçiler v erdikleri mücadeleyle, g österdikleri k arar lýlýk v e c esaretle a skerleri k azan mayý b aþardýlar, n eredeyse t üm Petrograd g arnizonu i syancýlardan yana g eçmiþti. 1 905'te g erçek leþmeyen þ ey 1 917 Þ ubat'ýnda tüm g ürültüsüyle g erçekleþti. Ý þçi ve a skerin b irleþmesi i le d evrimin en ö nemli a dýmlarýndan b iri d e atýlmýþtý.


MARKSÝST BAKIÞ

dan üstünlüðünü ve devrimin henüz olgunlaþmamýþ niteliðini yansýtýyordu. Yine büyük oranda köylülüðe dayanan garnizonun fabrikalardan çok daha fazla temsil oranýna sahip olmasý, askerin küçük burjuva ideolojiye yatkýnlýðý düþünüldüðünde küçük-burjuva demokrat partilerin sovyetlerde güçleniþini açýklar. Þekillenen özel koþullar iktidardaki burjuvazinin tarihi haklarýný savunan küçük burjuva devrimcilerine halký yönetme olanaðýný verdi. Kitleler için bu dönemde partiler arasý program farklarý da bilinmiyor ve önemsenmiyordu da, sýnýfýn bilincinin Bolþevizmle tanýþmasý için daha vakit vardý. Böylece Menþevikler ve SR'ler parti olarak Bolþeviklerden avantajlý olduklarý mevzileri kullandýlar ve devrimin yürütme organýnda söz sahibi olup burjuvaziyle uzlaþtýlar ve iktidarý ona "teslim ettiler". Ýþçiler içinse bir mülk sahibinin yerini bir baþkasýnýn almasý onlar için bir deðiþiklik yaratmayacaktý. Asker devrimden sonra siperde ölümle boðuþurken, iþçi ise 8 saatlik iþgünü istemiyle patronun karþýsýna grevle çýkarken "Bunun için mi sokak çarpýþmalarýnda canýmýzý verdik?" diye hep bir aðýzdan soruyorlar; Menþevikler ve SR'ler ise utangaç bir þekilde devrimin kazanýmlarýndan dem vurup onlarý sükûnete davet ediyorlardý. Uzlaþmacýlar devrimi sonuna kadar götürmeyi hiçbir zaman istemediler, kendi teorileri zaten iktidarýn fethedilmesinin bir reddiyesiydi. "Küçük burjuvalar büyük burjuvaziye, güçler dengesinden baðýmsýz olarak, iktidarý almada öncelik hakký tanýyorlardý. Bu temelde az çok, bir istasyonda veya bir tiyatroda bir Rotschild geçerken saygýlý bir þekilde geri çekilip yol açan küçük tüccar ya da mütevazý serbest meslek erbabýnýn içgüdüsel davranýþýydý." [12]Bu eþsiz metafor küçük burjuvazinin büyük burjuvaziye duyduðu öykünme ve yalakalýk histerisini en vurucu gerçeklikle açýklar. Fakat asýl ironi burjuvazinin niyetlerine saklanmýþtý: burjuvazi de iktidarý monarþiye devretmek için alacaktý. Burjuvazi bunu baþaramayýnca kendi güçsüzlüðünün ve kitlelerden kopukluðunun da farkýnda olarak uzlaþmacýlarý imdada çaðýrdý. Tarihin hiçbir evresinde farklý sýnýflar birbirlerine karþý bu kadar nezaketle yaklaþýp hürmette kusur etmemiþlerdir. Bu altüst oluþ, proletaryadan korkunun katýksýz bir ifadesiydi ve ancak proletarya sahneye çýkýp uzatýlan iktidar tepsisini bir hamlede kavrayýp hasýmlarýný defettiði sýrada son bulacaktý. Kabanýn kabasý bir doktrinizmin küçük burjuva sýnýfsal kaygýlarýyla bileþimi uzlaþmacýlýðýn siyasal iflasýna giden yolda tarihin en büyük komedyalarýndan birini yaratmýþ ve Ekim'e kadar sürecek devrimin asli krizi iþte böyle baþlamýþtý: ikili iktidar.

Ýkili Ýktidar Devrimden sonra kurulan burjuva nitelikli geçici hükümet ile taban inisiyatifiyle ayakta duran sovyetler sýnýfsal kutuplaþmanýn ve mevcut konjonktürde çözülmesi mümkün olmayan toplumsal krizin göstergesi olacak bir ikili iktidarý simgeliyorlardý. Geçici hükümet uzlaþmacýlarý sovyetlerdeki militan iþçileri dizginlemesi için kullanýyor, Kurucu Meclis talepleri geçiþtiriliyor, savaþ ve toprak gibi yakýcý sorunlar karþýsýnda tek kelime edilmiyordu. Sovyetler asli yürütme organý ve hayatý yaratan iþçilerin gerçek örgütü konumundaydýlar. Fakat bunalým henüz olgunlaþmamýþtý. Kitleler hala uzlaþmacýlarýn sözlerini dinliyorlar, kendilerini burjuvaziden ve onun geçici hükümetinden tamamen yalýtsalar da sovyetler içinde kök salan küçük burjuva filizleri söküp atamýyorlardý. Kitlelerin bilincinde sýçrama yaratacak Bolþevikler henüz önderlikten yoksundular. Böylece bir yanda yönetemeyen ve güçten yoksun bir resmi yönetici sýnýf, diðer yanda da iktidarý fiilen elinde tutan ama toplumsal dönüþümü yaratacak kararlýlýktan henüz mahrum olan bir katmanla karþý karþýyayýz. Ýkili iktidarýn özü sýnýflarýn bu özgün konumlanýþlarýyla belirlenmiþtir. Devrimin kalesi Petrograd'da iþçilerin muhalefetine karþýlýk cephede de askerler arasýnda homurdanmalar baþ gösterdi. Subaylarýn askerlere karþý emir verme gücü yoktu, devrimden bu yana o kadar çok þey deðiþmiþti ki! Orduda savaþma isteðinin zerresi bulunmuyordu. Toplumsal muhalefet Mart ayýnda böylece yükseliyordu. Çar'ýn bakanlarý, aristokratlar Çarlýk Rusya'sýnýn tüm belalý karþý-devrimcileri "devrim hükümeti"nin içindeydiler ama iktidardan o kadar acýnasý bir uzaklýktaydýlar ki. Ýkili iktidarýn bir kanadýnýn tasfiyesi bizzat yapýsý gereði zorunluydu. Toplumsal krizin özgün koþullarýnýn ürünü olan bu iktidar biçimi doðasý gereði yýkýlmaya mahkûmdu. Lenin'in geliþiyle beraber o zamana kadar oldukça pasif kalan bir örgüt tüm bu çeliþkilerin yumaðýný çözebilecek tek alternatifi, proleter devrimi hazýrlayacaktý. Bu örgüt Bolþevik Parti'den baþkasý deðildi.

Ferit Eren [1] Lenin, Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin Ýki Taktiði, Sol Yayýnlarý s:44 [2] Lenin, age s:50 [3] Aktaran Marcel Liebmann, Lenin Döneminde Leninizm s:96 [4] Lev Troçki, Rus Devriminin Tarihi, Cilt 1, s:15 [5] Lev Troçki, 1905. [6] Lev Troçki, age. [7] Michael Löwy, Troçki ve Lenin:1905-1917 [8] Lev Troçki, age. [9] Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, s:548 [10] Aynur Akman, 90. Yýlýný Býrakýrken Ekim Devrimi, Marksist Bakýþ sayý:13 [11] Lev Troçki, Rus Devriminin Tarihi, Cilt 1, s:162 [12] Lev Troçki, Rus Devriminin Tarihi, Cilt 1, s:179

10


MARKSÝST BAKIÞ

Hamidiye Alaylarýndan Köy Koruculuðuna

Kirli Savaþýn Geçmiþi Bugün Kürt sorunu konusundaki gerçekler TC'nin kuruluþundan bu yana hiç olmadýðý kadar daha fazla konuþuluyor, özellikle son 30 yýldýr yaþananlarýn boyutlarý gün ýþýðýna çýkmaya devam ediyor. Toplu mezarlar, faili meçhuller ve Kürt halkýna yönelik uygulanan baskýnýn birtakým ayrýntýlarý artýk daha fazla biliniyor, daha fazla tartýþýlýyor ve sýradanlaþýyor. Egemen sýnýflar kendi aralarýnda kavgaya tutuþtukça bu gerçekler bir tarafýn diðerine karþý kullandýðý sopalar haline geliyor. Türkiye egemen sýnýflarý, 86 yýllýk tarihinde en ufak demokratik meseleleri çözmekteki yeteneksizliðine karþýn kirli savaþý sürdürme konusunda ne kadar yetenekli olduðunu bugüne kadar sayýsýz kez kanýtlamýþtýr. Ýþçi ve emekçi sýnýflarýn sýrtýndan edindiði birikimi Kürt coðrafyasýnda bu savaþýn sürdürülmesine harcamaktan çekinmemiþtir. Haliyle aþiretleri besleyerek onlarý sivil ordu þeklinde silahlandýrmak, özel kuvvetleri, NATO'nun en büyük ikinci ordusunu finanse etmek onlara oldukça tuzluya gelmektedir. Bugüne kadar bölgede yürütülen kirli savaþýn boyutlarý, bölgede özel savaþýn yürütücüleri olan kontrgerilla ve onun sivil örgütlenmeleri çok fazla yazýlýp çizildi. Ancak, þu noktayý açmak gerekmektedir: Osmanlý'dan bugüne devlet geleneðinin devamlýlýðý, bugün kirli savaþýn yürütücüsü olan örgütlenmelerin sürekliliðinden bile gayet net bir þekilde anlaþýlmaktadýr. Bu konuda verilebilecek en önemli örnek korucu örgütlenmesidir ve Hamidiye Alaylarý'ndan köy koruculuðuna kadar Kürt halkýna karþý yürütülen savaþýn tüm izlerini bünyesinde taþýmaktadýr.

11

Hamidiye Alaylarý'ndan Köy Koruculuðuna…. Devletin, 1985 yýlýnda Kürt ulusal mücadelesine yönelik kurumsallaþtýrdýðý koruculuk sistemine benzer uygulamalarýn, geçmiþte de hayata geçirildiði tarihsel bir gerçektir. Bu noktada, Abdülhamit döneminde oluþturulan Hamidiye Alaylarý, bugünkü koruculuk sisteminin atasý sayýlabilir. 19. yüzyýlýn sonlarýnda, özellikle Fransýz Devrimi'nin etkisiyle Avrupa'da pek çok ülke bir uluslaþma sürecine girdi ve bu durum özellikle Osmanlý gibi bünyesinde birçok ulusu barýndýran imparatorluklarýn çözülüþünü hýzlandýrdý. Nitekim, 19. Yüzyýl içerisinde Osmanlý'nýn bünyesinden pek çok ulus devlet doðmuþtur ve bunun etkileri doðal


olarak Doðu'yu da etkilemiþtir. Bu bölgede yoðun olarak yaþayan Ermeniler, Araplar ve daha geri de olsa Kürtler arasýnda ulusal bilinç uyanýþa geçmiþti. 1891 yýlýnda oluþturulmaya baþlanan Hamidiye Alaylarý, Ermenilerin olduðu kadar Kürtlerin de ulusal bilincinin uyanmasýný engellemenin bir aracý oldu. Kürdistan coðrafyasýnda konuþlandýrýlan ve her biri 200 süvariden oluþan bu alaylarýn toplam sayýsý 36 idi. Abdülhamit döneminde izlenen Panislamist çizgiyle birlikte bölgede yaþayan Kürtler ve Ermeniler karþý karþýya getirilmiþtir. Hamidiye Alaylarý'nýn tarihsel misyonu, bu savaþ içerisinde belirlenmiþtir. Yoðun olarak bölgede yaþayan Sünni Kürt aþiretlerinden oluþturulan Hamidiye Alaylarý ile birlikte, bir yanda Kürtler evcilleþtirilmeye çalýþýlýp, ulusal bilincin yükselmesi engellenirken; diðer yandan devlet geleneðinin tarihsel düþmaný haline gelen Ermeniler ve Kürtler içerisinde Osmanlý'nýn çizdiði Panislamist çizgiye uymayan Alevi-Kürt aþiretleri baský altýna alýnmaya çalýþýlmýþtýr. Abdülhamit'in "Rumeli'nde ve bilhassa Anadolu'da Türk unsurunu kuvvetlendirmek ve her þeyden evvel de içimizdeki Kürtleri yoðurup kendimize mal etmek þarttýr." sözünün hayata geçirilmesinde Hamidiye Alaylarý önemli bir iþlev üstlenmiþtir. Osmanlý tarafýndan silahlandýrýlan ve açýk destek gören Hamidiye Alaylarý, Kürdistan coðrafyasýnda pek çok azýnlýða yönelik kanlý katliamlara imza attý. Saldýrýlarýn, öncelikli hedefi doðal olarak gayri Müslimlerdi. Özellikle, Rus sýnýrýný koruma bahanesiyle desteklenen Hamidiye Alaylarý, 1890'larda kendi ulusal talepleri doðrultusunda örgütlenen Ermenilere karþý katliamlara giriþtiler. 1894 yýlýnda, Sasun bölgesinde yaþayan Ermeniler, Babýali'nin topladýðý vergilerin yanýnda, Kürt aþiret reislerine vermek zorunda kaldýklarý Burjuva devlet kuruharaçlara karþý da luþundan bugüne, Kürt ayaklandýlar. Bu isyan, ulusunun her dönem canlý on binlerce Ermeni'nin katledilmesiyle duran ulusal özlemleri karþýsýnda, çareyi bölgenin bastýrýldý. Asuriler, Keldaniler, Ezidiler feodal unsurlarýyla iþbir- gibi bölgede yaþayan liðine gitmekte ve bu þepek çok azýnlýk kilde Kürt halkýný baský Hamidiye Alaylarý'nýn altýnda tutmakta bulmuþ- katliamýna maruz kaldý tur. Bölgede bu kurumlarý ve mallarýna el konuldu. Hatta, Þeyhülcanlý tutma politikalarý islamlarýn "Kýzýlbaþiçerisinde toprak aðalarý, larýn katli vacip, malý helaldir." fetvalarý alaþiret reisleri, þeyhler týnda Kýzýlbaþ Kürtler devletin en sadýk hizmetkârlarý olmuþlar ve de bu katliamlardan nasiplerini aldýlar. destek görmüþlerdir. Dersim ve Musul bölgesinde patlak veren isyanlar kanlý bir biçimde bastýrýldý. Bu katliamlar, bir yandan bölgedeki Hamidiye Alaylarý'ný oluþturan aþiretlerin güçlenmesine, devlet sathýnda önemli

12

MARKSÝST BAKIÞ

imtiyazlar elde etmesine ve bölgedeki iktidar boþluðunu doldurmalarýna neden olurken; diðer yandan Osmanlý Devleti'nin merkezi otoritesinin bu bölgede tesisinde de önemli bir rol oynadý. Bunun karþýlýðý olarak bölgedeki aþiretler, vergi ve düzenli askerlik gibi mecburi hizmetlerden muaf tutularak ödüllendirildiler. Bu durum, Kürtler arasýnda Osmanlý'ya sadakatin daha da derinleþmesine yol açtý. Öyleki, II. Abdülhamit "Bave Kurdan" yani Kürtlerin babasý olarak anýlmaya baþlandý. Savaþ koþullarý haricinde de silahlandýrýlan Hamidiye Alaylarý'ný oluþturan aþiretlerin, yerel iktidar organlarý olarak hareket etmeye baþlamalarý ve güçlenmeleri sonraki dönemde egemen sýnýflar nezdinde de ciddi rahatsýzlýklara neden oldu. Nitekim, 23 Temmuz 1908'de Ýkinci Meþrutiyet'in ilanýndan hemen sonra Hamidiye Alaylarý, Ýttihat ve Terakki tarafýndan bir süre "aþiret alaylarý" adý altýnda devam ettirilmeye çalýþýlsa da, merkezi otoriteye boyun eðmeme konusunda diretmeleri karþýsýnda tasfiye edilmek istendi, ancak baþarýlamadý. Bu giriþimlerin sürmesi, bölgede pek çok ayaklanmaya neden oldu ve son olarak Þeyh Sait isyanýna da katýlan aþiretlerin Ýran'a göçmeleriyle birlikte Hamidiye Alaylarý fiilen tükenmiþ oldu. Hamidiye Alaylarý'nýn tasfiye edilmiþ olmasý, Kürdistan coðrafyasýnda bugüne kadar sürdürülen baský politikasýnýn azaltýlmasý anlamýna gelmemiþtir. Ne bölgede silahlandýrýlarak paramiliter örgütlenmeler haline getirilen aþiretler silahsýzlandýrýlmýþtýr, ne de burjuva cumhuriyet bölgenin gerici-feodal unsurlarýný temizlemeye muktedir olabilmiþtir. Aksine, bu unsurlar Kürt halkýnýn ulusaldemokratik taleplerinin bastýrýlmasýnda ve kontrol altýnda tutulmasýnda birebir rol oynamýþlar ve bölgede ulusal geliþmenin önünü týkamýþlardýr. 86 yýllýk tarihleri içerisinde egemenler, Kürt halkýný baský altýnda tutmak amacýyla daima özel yasalara, özel savaþ aygýtlarýna ihtiyaç duymuþtur. Osmanlý'nýn son döneminden bugüne kadar Kürt coðrafyasýnda uygulanan "Ýzale-i Þekavet Yasasý", "Tunceli Yasasý", "Ýskan Yasasý", "Sansür-Sürgün Kararnameleri", "Olaðanüstü Hal Bölge Yasasý", "Kritik Ýller Yasasý" vs. savaþýn hukuki altyapýsýný oluþturmuþtur. Tabii ki, kaðýt üzerinde yaratýlan baskýnýn yaþama geçirilmesinde pek çok özel aygýt yaratýlmýþtýr. Osmanlý'nýn son döneminde kullandýðý Hamidiye Alaylarý'ndan, bugünkü koruculuk sistemine uzanan kirli savaþ örgütlenmeleri bu ihtiyacýn bir sonucudur. 1980'li yýllar bu konuda yeni bir kýrýlmanýn dönemidir. 1970'lerin sonlarýnda Kürt halký arasýnda artan örgütlülük, bölgede mücadelenin farklý boyutlara evrilmesine yol açtý. Bu noktada, doðal olarak burada anýlmasý gereken en önemli unsur PKK'dir. 1978'de kurulan PKK, 12 Eylül darbesine karþý yürüttüðü silahlý mücadeleyle ve 12 Eylül zindanlarýnda Mazlum Doðan, Kemal Pir gibi önderlerinin gösterdiði direniþle birlikte bölgede önemli bir güç kazandý ve siyasi rotanýn devletle yürüttüðü savaþ üzerinden belirleneceði 30 yýllýk bir dönemin kapýsýný araladý. PKK'nin yükselttiði mücadele karþýsýnda egemenler


MARKSÝST BAKIÞ

kolluk güçleriyle yeni bir kirli savaþýn önünü açtý. Ayrýca, burjuva yasallýðýnýn dýþýnda kalan örgütlenmeler yarattý. Koruculuk sistemi, bu yönde atýlan adýmlardan birisi olarak karþýmýza çýkmaktadýr. Ýlk olarak, 1985 Mayýsý'nda bölgede devletin güvenebileceði aþiretler bölgedeki komutanlar tarafýndan Kur'an'ý Kerim'e el bastýrýlýp, talak-ý salise yemini ettirilerek silahlandýrýlmaya baþlandýlar. Burjuva devlet kuruluþundan bugüne, Kürt ulusunun her dönem canlý duran ulusal özlemleri karþýsýnda, çareyi bölgenin feodal unsurlarýyla iþbirliðine gitmekte ve bu þekilde Kürt halkýný baský altýnda tutmakta bulmuþtur. Bölgede bu kurumlarý canlý tutma politikalarý içerisinde toprak aðalarý, aþiret reisleri, þeyhler devletin en sadýk hizmetkârlarý olmuþlar ve destek görmüþlerdir. Burjuva düzen partilerinin, Kürt bölgelerinden çýkardýðý adaylar genellikle bölgede halka kan kusturan aþiretlerin liderleri olmuþ, burjuva devletin Kürt ulusuna yönelik uyguladýðý militarist politikalarýnýn bir ayaðýnda aþiretler yer almýþtýr. Yakýn tarihimiz, burjuva devlet ve aþiretler arasýndaki kirli iliþkilerin ortalýða ÝHD'nin, kendilerine yapýlan baþvurular ve saçýldýðý pek çok olayla doludur. Bu konuda, en popüler tespit edebildiði olaylara dayanarak hazýrladýðý örnek, kirli geçmiþi burjuva düzenin aynasý olan Bucak ve Ocak 1990-Mart 2009 dönemini kapsayan aþireti ve lideri Sedat Bucak'týr. 1996 yýlýnda, burjuva devlet-ülkücü mafya-siyaset üçgenindeki derin iliþkileri rapora göre; 183 kiþi köy korucularý tarafýndan ortaya çýkaran Susurluk kazasýndan sað kurtulan Sedat öldürüldü, 259 kiþi de yaralandý. 294 kez silahlý Bucak, aþiretlerin devletin derinliklerindeki yerini ortaya saldýrý düzenleyen köy korucularý, 50 kiþiyi infaz koymuþtu. Burjuva düzen tarafýndan, yaptýðý hizmetlerin etti. Köy korucularý tarafýndan yapýlan iþkence ve karþýlýðýný milletvekili olup, dokunulmazlýk zýrhýna kötü muamele olayý ise 562 olarak kayýtlara geçti. büründürülerek görmüþtür. 2007 yýlýnýn Haziran ayýnda yapýlan Kaldýrým Operasyonu'nda da Bucak aþiretinin, 12 taciz ve tecavüz; 22 kaçýrma suçunu iþleyen orduyla iç içe geçmiþ iliþkileri ortalýða saçýlmýþtý. Sedat korucularýn ayný zamanda, 38 köy yakma, 14 köy Bucak'ýn yakýn korumalarýnýn üzerinden Ergenekon boþaltma, 17 ormanlýk alan yakma olayýna Operasyonu kapsamýnda tutuklanan Veli Küçük tarafýndan karýþtýðý belirtildi. Son dönemlerde ise, korucular verilen, "Jandarma Ýstihbarat Teþkilatý" kimliði çýkmýþtý. Sedat Bucak örneði üzerinde durulmasýnýn nedeni, sýklýkla kendi içlerindeki rant kavgalarýyla günTürkiye'deki burjuva rejimin Kürt halkýnýn haklý taleplerini deme geliyorlar. Son olarak Mardin ve baský altýnda tutarken kimlerle iþbirliði içerisine girdiðini, Diyarbakýr'ýn Silvan ilçesinde kendi aralarýnda en çýplak haliyle tanýmlamaktýr. Nitekim, Sedat Bucak bu çatýþan korucular, 45 kiþi öldürdüler. Mardin'deki düzenin çürümüþ yönünün bir simgesidir. Bugün, Kürt böl- olayda 44 kiþiyi, Silvan'daki olayda ise 8 yaþýndagelerinde burjuva devlet tarafýndan silahlandýrýlan korucu aþiretleri, bir yandan Kürt halkýna yönelik saldýrganlýðýn bir ki bir kýz çocuðu korucularýn hedefi oldu. parçasý haline gelirken, öte yandan silahlanma sayesinde elde ettikleri güçle uyuþturucu kaçakçýlýðý baþta olmak üzere pek çok kirli iþin taþeronluðunu üstlenmektedir. 1980'lerden bu yana Kürt ulusal hareketine yönelik sürdürülen kirli savaþ, bölgede silahlanmanýn ve militaristleþmenin getirdiði pek çok pislik yaratmýþtýr. Bu süreç içerisinde koruculuk sisteminin özel bir yeri bulunmaktadýr. Özellikle, 1990'lardan itibaren hem Kürt halký içerisinde bölünmeler yaratmak, hem de kolluk güçlerinin yanýnda savaþýn sivil ayaðýný oluþturmak amacýyla burjuva devletin desteðini alan ve silahlandýrýlan korucular, bugüne kadar zorunlu göçlerin, köy yakmalarýn, pek çok katliamýn ve baskýnýn sorumlusudur. ÝHD'nin, kendilerine yapýlan baþvurular ve tespit edebildiði olaylara dayanarak hazýrladýðý ve Ocak 1990-Mart 2009 dönemini kapsayan rapora göre; 183 kiþi köy korucularý tarafýndan öldürüldü, 259 kiþi de yaralandý. 294 kez silahlý saldýrý düzenleyen köy korucularý, 50 kiþiyi infaz etti. Köy korucularý tarafýndan yapýlan iþkence ve kötü muamele olayý ise 562 olarak kayýtlara geçti. 12 taciz ve tecavüz; 22 kaçýrma suçunu iþleyen korucularýn ayný zamanda, 38 köy yakma, 14 köy boþaltma, 17 ormanlýk alan yakma olayýna karýþtýðý belirtildi. Son dönemlerde ise, korucular sýklýkla kendi içlerindeki rant kavgalarýyla gündeme geliyorlar. Son olarak Mardin ve Diyarbakýr'ýn Silvan ilçesinde kendi aralarýnda çatýþan korucular, 45 kiþi öldürdüler. Mardin'deki olayda 44 kiþiyi, Silvan'daki olayda ise 8 yaþýndaki bir kýz çocuðu korucularýn hedefi oldu. Özellikle, Kürt bölgelerinde 90'larda dayatýlan OHAL uygulamalarýnda korucularýn iþledikleri suçlar egemenlerin dillerinden de dökülmeye baþlanmýþtý. Ýçiþleri Bakanlýðý'nýn 1996'da "Hizmete Özel" diye hazýrladýðý belgelere göre, her üç köy korucusundan birinin suç iþlediði ortaya çýkmýþtý. Sadece 1986 ile 1996 arasýndaki 10 yýllýk sürede 23 bin 222 geçici köy korucusunun görevine iþledikleri çeþitli suçlar nedeniyle son verildi. Yine 1996'da, dönemin baþbakaný Necmettin

13


MARKSÝST BAKIÞ

Erbakan, MÝT raporunu kaynak göstererek, "Güneydoðu'da koruculuk sistemi adeta eroin þebekeleri gibi çalýþýyor." demiþti. 2006 yýlýnda Ýçiþleri Bakanlýðý'nýn açýkladýðý rakamlara göre korucularýn suç dökümü þu þekildeydi: "Terör suçlarýyla ilgili 2.384, mala karþý iþlenen suçlarla ilgili 934, þahsa karþý suçlarla ilgili 1234, kaçakçýlýk suçlarýyla ilgili 420 olmak üzere, toplam 5.000 civarýnda geçici köy korucusu suç iþledi; 853 geçici köy korucusu tutuklandý." Tabii ki, bu rakamlar kaðýt üzerinde kalan rakamlar. Koruculuk sisteminin bilançosunun çok daha fazla olduðu, bölgede yarattýðý tahribattan anlaþýlmaktadýr. Burjuva düzenin sözcüleri, Mardin katliamý sonrasýnda olduðu gibi hedefi þaþýrtarak, konuyu töre sorununda kilitlemeye çalýþmaktadýrlar. Ancak, korucularýn kadýnlara karþý iþlediði suçlar, kadýnlara yönelik baskýnýn tek sorumluluðunun törelerine kendine adamýþ insanlarda olmadýðýný gösteriyor. Örneðin, geçtiðimiz yýl Gözaltýnda Cinsel Taciz ve Tecavüze Karþý Hukuki Yardým Bürosu, faaliyette olduklarý 11 yýl içerisinde büroya 294 baþvuru yapýldýðýný açýkladý. Bunlarýn içerisinde 71 tecavüz baþvurusu bulunmaktadýr. Ýþte korucular eliyle iþlenen yakýn geçmiþin bazý olaylarý: *1996 Kasým ayýnda, Diyarbakýr'ýn Mermer ilçesine baðlý Eryol köyünde, 10 yaþýndaki R. K. Korucu Süleyman Askan'ýn tecavüzüne uðradý ve bu durum aralýksýz 4 ay devam etti. Ailesinin olayý fark etmesinden sonra açýlan davada tecavüzcü delil yetersizliðinden serbest býrakýldý. *Aðrý'nýn Doðubeyazýt ilçesine baðlý Çömçelik köyünde, K. Ý. Adlý genç kýza önce tecavüz edildi, sonra öldürülerek evinin önüne atýldý. Tecavüz eden ve katleden yine bir korucuydu. *Korucularýn tecavüzüne uðrayan Remziye Dinç, bu olay sonucunda hamile kaldý ve bir çocuk getirdi dünyaya. Mahkeme, olayýn Remziye Dinç'in isteðiyle gerçekleþtiðini karara baðlayarak, tecavüzcü korucularý yine akladý. Bu örnekler rahatlýkla çoðaltýlabilir. Bu örneklere Ýster dine baðlansýn, ister bakarak, Mardin katliamýný sadece töreyle açýklamak baþlý baþýna bir aymazlýktýr. töreye, ister yalnýzca kadýnlara Bir baþka önemli unsur da, Kürt bölgesi için sýk sýk vurgulanan dini eðilimlerin yönelik baskýya, katliamýn güçlü olmasý ve Kürt halkýnýn bu yönde gerici bir karaktere sahip olmasýdýr. yegâne sorumlusu bölgede bu Nitekim, törenin yanýnda çeþni olarak sýk sýk din faktörü de ön plana çýkarýlmaktadýr. Ancak, bizler biliyoruz ki bölgede Kürt ulusal mücadelesinin geliþiunsurlarýn sürdürülmesinde çýkarý olan, bu unsurlarý Kürt minin önünü kesmek, Kürt ulusunun üzerinde bir baský aracý olarak dini öðeler egemenler tarafýndan bilinçli olarak forse edilmiþtir. Özellikle, 12 Eylül halkýnýn mücadelesinde bir darbesi bu konuda bir milat sayýlmaktadýr. 70'li yýllarda Kürt bölgelerinde de etkisini gösteren devrimci mücadelenin getirdiði hafýzayý silmek için, din fren olarak kullanmak için çabalayan ve koruculuk siste- üzerinden propagandayý yükseltmek darbecilerin önemli bir uðraþý olmuþtur. Örneðin, darbecilerin 1986 Mart'ýnda askeri helikopterlerden attýrdýklarý mi gibi yapýlarla bu durumu bildirilerin içeriði þu þekildeydi: "Vatandaþ! Bakýn en yüce Ýslam dini size ne teminat altýna alan burjuva emrediyor… Sizinle savaþanlara karþý Allah yolunda siz de savaþýn. Allah tecavüzkarlarý sevmez. (Kur'an-ý Kerim Bakara Suresi, 140. Ayet) Onlara karþý devlettir. savaþmak senin gibi her Müslümanýn görevidir." (Soner Yalçýn, Hangi Erbakan, syf. 240) Darbeciler, Kürt ulusunun yükselen mücadelesine karþý adeta cihat çaðrýsý yapmaktadýrlar. Yine benzer yönelimlere, 1990 yýlýnda Türk Ocaklarý Merkez Heyeti'nin yayýnladýðý raporda da karþýlaþýlmaktadýr. Hazýrlayanlarý arasýnda, sonradan MHP'den bakan olan Abdülhaluk Çay ve Sadi Somuncuoðlu, eski baþbakan yardýmcýsý Faruk Sükan ve Doðu Ergil gibi isimlerin bulunduðu raporda þu ifadeler yer almaktadýr: "(...) Ülkemizde Kürtçülük (...) temelde laik, hatta din düþmaný bir ideoloji deðildir. Kürt ayrýlýkçýlýðý bir aydýn ideolojisidir. Kürt ayrýlýkçýlýðýný büyük ölçüde laik-pozitivist eðitimin hýzlandýrdýðý söylenebilir." "(...) Yörede resmi faaliyet gösteren az sayýda kuran kursu ile çok az sayýda Ýmam Hatip Okulu vardýr. Bunlarýn sayý ve kapasiteleri yetersizdir. Fiili güç ve itibar dengesinin saðlanmasý için gerillaya karþý mücadelede silah, araç ve gereç üstünlüðü saðlanmalý, savunmasýz alanlar tamamen kapatýlmalýdýr."(Aktaran: Mehmet Güç, 28 Ocak 2000, Yeni Binyýl )'' Nitekim, egemen sýnýflar, yeri geldiðinde týpký koruculuk da olduðu gibi dini tarikatlarýn da eline silah tutuþturmakta bir an olsun tereddüt etmemiþlerdir. Bölgede koruculukla birlikte, Kürt halkýna kan kusturan bir baþka silahlý güç de bir kontrgerilla örgütlenmesi olan Hizbullah'týr. Egemenler, kirli savaþýn en yoðun döneminde Hizbullah'ý sokaða salmýþ ve pek çok faili meçhul cinayetin, katliamýn, suikastýn önünü açmýþtý. Kendi yarattýðý pislik, ayaðýna bulaþ-

14


maya baþladýðý anda ise ortadan kaldýrmakta çekince görmemiþler ve Hizbullah'ýn yarattýðý mezar evleri tüm toplumun hafýzasýna kazýmýþlardý. Hizbullah'a verilen destek TBMM raporuna þu þekilde girmiþti: ''Eski Batman Emniyet Müdürü Öztürk Þimþek:'' Ne yazýk ki, Hizbullah örgütü mensuplarý bir dönem askerlerden yardým gördüler. Buradaki bazý askeri birliklerde silahlý eðitim yaptýlar, lojistik destek gördüler''. (2 Þubat 2000, TÝHV Yönetin Kurulu adýna baþkan Yavuz Önen)'' Ayrýca, Hizbullah'ýn pek çok yerde koruculukla nasýl iç içe geçtiðine dair pek çok tanýklýk mevcuttur. Örneðin, bir tanýðýn anlattýklarý bu iliþkiyi açýk bir þekilde gözler önüne sermektedir: "Kamil Atak 1990'lý yýllarda PKK'ya yardým ettiði iddia edilen kiþileri alýyor ve Hizbullah'a teslim ediyordu. Hizbullah da bu kiþileri eðitim amaçlý olarak kullandýklarý ve 1991'de boþaltýlan Kuþtepe Köyü'nde sorguladýktan sonra öldürüyordu." (Aktaran: Müjgan Halis, Kuyulardan Cezaevine Kamo Aða, Sabah, 27 Mart 2009) Egemenlerin Kürdistan coðrafyasýnda on yýllardýr yürüttüðü kirli savaþýn yarattýðý tahribat 2009'un Mayýs ayýnda Mardin'de yaþanan ve 44 kiþinin öldürüldüðü katliamda belirdi. Savaþýn insani deðerleri nasýl tahrip ettiðinin, bölgenin artýk gerçekliði haline gelen þiddet kültürünün nasýl bir travma yarattýðý 44 kiþinin hunharca katledilmesiyle yeniden gündeme düþtü. Tarihsel gerçekler bize katliamýn sorumluluðunu açýk bir þekilde göstermektedir. Ýster dine baðlansýn, ister töreye, ister yalnýzca kadýnlara yönelik baskýya, katliamýn yegâne sorumlusu bölgede bu unsurlarýn sürdürülmesinde çýkarý olan, bu unsurlarý Kürt halkýnýn mücadelesinde bir fren olarak kullanmak için çabalayan ve koruculuk sistemi gibi yapýlarla bu durumu teminat altýna alan burjuva devlettir. Katliamýn temel nedenlerinden birisi de, bölgede devletin daðýttýðý silahlarla güç yarýþý içerisine giren korucular arasýndaki rant savaþýdýr. Sadece bu olay içerisinde deðil geçmiþte de bu tarz çatýþmalar yoðunlukla yaþanmýþtýr. Korucu aþiretler arasýnda rant yüzünden çýkan çatýþmalardan daha vahim olaný ise, bölgede korucu aþiretlerin koruculuk dayatmasýna boyun eðmeyen aþiretler üzerinde silah zoruyla elde ettiði kazançtýr. 90'lý yýllarda pek çok ilde yaþanan köy yakmalar, boþaltmalar, zorunlu göç sonrasýnda geride kalan topraklar büyük oranda korucu aþiretler tarafýndan gasp edilmiþtir. 90'larýn bir klasiði haline gelen bu olay bugün de farklý þekillerde tezahür etmektedir ve bu tarz olaylarýn hesabýnýn sorulmasýnýn önündeki en büyük engel yine sermaye devletinin desteðidir. Öyle ki, bizzat Kürt bölgelerinden seçilen milletvekillerinin kontrolünde bu tarz vakalar yaþanmaktadýr. Örneðin, Yeni Özgür Politika gazetesinde 22 Ocak 2009 günü "AKP'den koruculaþtýrma çabasý" baþlýðýyla yer alan bir haberde, þöyle deniliyordu: "AKP Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi'nin oðlu Mehmet Sait Çelebi'nin, Nusaybin'e baðlý Hanik köyü ve daðlýk alandaki Hastu, Berhok ve Pelaþu maðara köylerinde gasp eylemlerinde bulunarak, korucularý yerleþtirmeye çalýþtýðýný bildirdi." Bu nedenle,

MARKSÝST BAKIÞ

korucularýn bölgede iþlediði suçlarý kendinden menkul saymak hatalýdýr. Bu olayda da görüldüðü üzere, egemenler bizzat kendi adamlarý aracýlýðýyla bu suç þebekesini yaratmaktadýr. Þimdiye kadar bahsettiðimiz her türlü gerekçenin burjuva devletin rolünü ortaya sermesine raðmen, Mardin'de yaþanan katliam sonrasý egemenler katýndan yine pervasýz bir ikiyüzlülük sergilendi. Yýllardýr, bölgede iþlediði suçlarýn bilincinde olan egemenler, meseleyi alakasýz gerekçelere dayandýrma yarýþýna girmekte gecikmediler. Eteðindeki incileri ilk boþaltan Mardin Valisi oldu ve adeta dalga geçercesine bu tarz katliamlarý engellemenin yolunun kýzlara ayrý okullar yapmaktan geçtiðini açýkladý. AKP iktidarýnýn bakanlarý genel olarak koruculuðun kaldýrýlmasýndan ziyade, utangaçça bir ýslah projesinden söz ederken; genelkurmay koruculuk sisteminin kaldýrýlmamasý gerektiði yönünde açýklama yaptý. Düzenin sözcüleri, söylemleriyle sýrtlarýný dayadýklarý kirli savaþ örgütlenmelerinden vazgeçemeyeceklerini gösteri-yorlar. Sonuç Olarak Mardin'de yaþanan katliam, kapitalist sömürü düzeninin en çýplak resimlerinden birisi olmuþtur. Kapitalist düzen, doðasý gereði her dönem katliamlara, baskýlara, ezilen halklara yönelik þiddete muhtaçtýr ve bekasýný iþçi sýnýfýna ve ezilenlere yönelik her yeni gün örgütlediði þiddetle sürdürebilmektedir. Burjuva düzenin, Kürt halkýnýn haklý taleplerine yönelik, varoluþundan bugüne örgütlediði kirli savaþ ve baský politikalarý kaçýnýlmaz olarak yeni Mardin'ler yaratmaya mecburdur. Egemenler Kürt halkýnýn mücadelesini bastýrmak amacýyla bugüne kadar elinden geleni nasýl ardýna koymadýysa, bugünden sonra da koymayacaktýr. Bunu durdurabilecek tek güçse ezilen halklarýn mücadelesine omuz veren, sermaye düzenine karþý mücadelesinde ezilen halklarla omuz omuza vermekten çekinmeyen bir sýnýf mücadelesidir. Bu mücadeleyi yükseltmek, iþçi sýnýfýný enternasyonalist bir perspektifle donatacak ve sermaye düzeninin kirli savaþ aygýtlarýyla birlikte tarihin çöplüðüne gönderecek olan iþçi sýnýfýnýn devrimci Marksist öncüsünün görevidir ve bu mücadele önümüzdeki dönemde de tüm yakýcýlýðýyla bizleri beklemektedir.

Fikret Seyhan

15


MARKSÝST BAKIÞ

Iran T arihine v e 7 9 D evrimi’ne Yeniden B akmak Ýran Devrimi'nin 30. yýlýndayýz ve Ýran üzerine her kafadan bir ses çýkmaya devam ediyor. Ýþin kötüsü bu seslerin çoðunluðunu, Ýran Devriminde yapýlan hatalardan ve açýk ihanetlerden býrakýn biraz olsun ders çýkarmayý, ayný hatalarý bile bile, göz göre göre sürdürenler oluþturuyor. Marks, Hegel'in "tarihsel bütün büyük olaylar ve kiþiler, sanki iki kez yinelenir." gözlemine þöyle ekliyordu: "ilkinde trajedi olarak, ikincisinde kaba güldürü olarak." Bugün yinelenenler ne ikinci kez, ne üçüncü kez. Esasýnda Ýran Devrimi sürecinde Ýranlý devrimcilerin yaptýklarý hatalar da üçüncü ya da beþinci kereden çok ötedeydi ve olanlar kaba güldürüden çok farklý bir tanýmlamayý hak ediyordu. Ýran Devrimi'nin derslerine tekrar tekrar dönüp bakmakta fayda var, týpký bütün devrimlere tekrar tekrar bakmak zorunda olduðumuz gibi.

Ýran'da Kapitalist Geliþimin Ýlk Yýllarý Ýran'da kapitalizmin ortaya çýkýþý 1800'lerin sonuna doðru gerçekleþti. Bu dönemde, henüz keskinleþmemiþ olmakla birlikte sýnýf çatýþmalarý da tarih sahnesinde yerini alýyordu. Bir yandan Avrupa'nýn ihtiyaçlarýna göre savrulan Ýran halýcýlýðýnýn ve ipekçiliðinin modern imalat sanayine evrilmesi, diðer yandan da Þah'ýn yabancý sermaye yatýrýmlarýný teþviki, Ýran'a modern sanayinin giriþini hýzlandýrdý. Köylülüðün nüfusun yüzde 90'ýný oluþturduðu ve aþiretlere baðlý bulunduðu siyasi yapýnýn merkezinde büyük toprak sahiplerinin temsilcisi Þah bulunuyordu ve merkezi otorite saðlama anlamýnda güçsüzdü. Düzenli ordunun yokluðu ve devlet bürokrasisinin zayýflýðý da bunlara eklendiðinde daha fazla güç isteyen Þah'ýn yabancý yatýrýmcýlarý teþviki ve onlardan medet ummasý boþuna deðildi. Geleneksel olarak, ticaretin yaygýn olduðu bu coðrafyada Bazaar (Çarþý) denen, ticaret burjuvazisini, zanaatkârlarý, esnafý, küçük sanayicileri vb. içeren kurumsal yapý ile bunlarla sýký iliþki içinde olan geleneksel ulema sýnýfý (çoðunluðu orta veya büyük derecede toprak sahibi ya da tüccar ailelerden gelirler ve önemli sayýlabilecek vergi toplama yetkileri vardýr) ve bunlarýn etrafýndaki yaygýn talebe aðý, küçük ve orta burjuvazinin temelleriydiler. Ýlk çatýþmalar, yabancýlara verilen imtiyazlara karþý çýkan Bazaar'ýn, ulemanýn, ticaretten elde ettiði birikimle sanayiye açýlan embriyon halindeki yerli burjuvazinin ve Ýran dýþýnda hýzla geliþen akýmlardan etkilenen entelijansiyanýn ürünüydü. 1892'de Þahý yabancý sermayeye verilen imtiyazlar Þah Muhammed Pehlevi’den konusunda geri adým attýran Tütün Krizinde ve Ayetullah Humeyni’ye.. 1905 Anayasal Devrimi'nde bu sýnýflarýn cýlýz ittifaký baþarýya ulaþtý. Anayasal Devrimden sonraki yýllarda geliþen özgürlük ortamýnda artan grevlerden, sendikal taleplerin yükselmesinden, sosyalist yayýnlarýn çoðalmasýndan da anlaþýlacaðý üzere yeni bir sýnýfýn, proletaryanýn ortaya çýkýþý belirginleþiyordu. Altý yýllýk anayasal monarþide pek çok iktidar çatýþmasý yaþandý ve 1911'de zayýf modern sýnýflarýn üzerinde Þah tekrar iktidarý ele geçirdi. Bu yýllarda petrolün bulunmasýyla, entegre bir modern sanayi kurma çalýþmalarý hýz kazandýysa da Birinci Dünya Savaþý her þeyi alt üst etmeye yetti. Savaþtan sonraki yýllarda, 1917 Ekim Devrimi'nin etkileri Ýran'da hissediliyordu. Savaþýn getirdiði yýkým, doðal olarak mücadeleyi de yükseltmiþti. Azerilerin yoðun yaþadýðý kuzeydeki eyaletlerde hem sanayi geliþkindi, hem de siyasal mücadeleler. Bölgesel sovyetler kurulup yýkýlacak, bölgesel baðýmsýzlýk hareketleri yükselecek, 1921'de Ýran Komünist Partisi (ÝKP) kurulduðu gibi iþçilerin akýnýna uðrayacaktý. Ancak iþçi sýnýfý henüz küçüktü ve deneyimsiz ÝKP devrimden uzaktaydý. 1921'de burjuvazinin, tüccarlarýn ve Ýngiltere'nin desteðiyle, asýl önemlisi tabandan gelen baskýnýn neticesinde cumhuriyet ilan edildi. Bu sürede ordu içindeki gücüyle öne çýkan Rýza Han, dört yýl sonra 1925'te tekrar þahlýk ilan ederek yeni bir otokrasiye giden yolu açtý. Otokrasinin bu yükseliþinin dünya devriminin geri çekiliþine denk düþtüðünü de belirtelim. ÝKP ise, 1929'da Stalin ile iliþkilerini geliþtiren Rýza Þah'ýn darbesiyle ve Moskova'nýn yüzüstü býrak-

16


masýyla daðýtýldý. 30'lu yýllarda Stalinizasyon süreci Ýran'a da damgasýný vuracak, Rusya'daki büyük terör dalgasýnýn yaðlý urganý, Ýranlý pek çok kararlý devrimci Marksistin boynuna dolanacaktý. Þah Rýza, devlet yatýrýmlarýyla özel yatýrýmlarý harmanlayan, yerel sanayiyi de koruyan bir ekonomi politikasý belirledi. Büyük bir sanayi atýlýmý yapýlýp sanayi iþletmelerinin sayýsý 10 kat artmýþsa da 1941'e gelindiðinde Ýran'da halen ticaret sermayesi asýl aðýrlýðý oluþturuyordu. Petrol havzasýndan elde edilen gelirin yüzde 10'a yakýný Ýran devletine býrakýlýyordu ve býrakýlan pay Ýran devlet bütçesinin yüzde 10-30'unu oluþturuyordu. Bu çapta bir petrol üretimi Ortadoðu'nun en yoðun emek gücünü Ýran'ýn petrol havzalarýna toplamýþtý. Ancak, sanayileþmenin ve modernleþmenin Ýran'ýn her yerine uðramadýðý, yani eþitsiz ve çarpýk bir geliþmenin hüküm sürdüðü açýktý. Geri kalmýþ bu ülkede, seküler, tepeden inme reformlarla çarpýk bir modernleþmenin yolu açýldý. Rýza Þah döneminde dünyadaki genel ekonomik eðilimin korumacýlýktan, devletçilikten yana olmasý ve emperyalist devletlerin yaþadýðý krizler Ýran'ýn siyasi arenada baðýmsýz davranabilmesinin yollarýný da açtý. 1930'larda Ýngiltere ile iliþkileri askýya alýp, Almanya ile sýký fýký olmaya baþlayan Ýran, Ýkinci Dünya Savaþý'nýn baþlamasýyla zor günler geçirecekti.

Ýþçiler Devrimin Kapýsýný Çalýyor 1941 yazýnda müttefiklerin (Rusya, Ýngiltere, ABD) iþgaline uðrayan Ýran'da Rýza Þah tahttan indirilip yerine oðlu geçirildi ve anayasal monarþiye geri dönüldü. Þahýn devrilmesiyle harekete geçen sosyalistler, Ýran Tudeh (Kitle) Partisi'ni kurdular. Kuruluþunda baðýmsýz unsurlarý içeren, uzun yýllar siyasi baský altýnda tutulmuþ öðrenciler, aydýnlar ve iþçi militanlar için önemli bir çekim merkezi haline gelen parti, kýsa zamanda Moskova'yla yakýn iliþkileri olanlarýn partiye akýn etmesiyle SSCB'nin Ýran'daki siyasi aracý durumuna dönüþecekti. Kitle hareketlerini kontrol edebilen ve bu sayede SSCB'nin Ýran politikalarýnda hatýrý sayýlýr bir rol oynayan partinin önder kadrolarý tamamen Stalinist Çarpýtma Okulu öðrencileriydiler. Bunu da, Ýran'ýn kuzeyinin SSCB iþgali altýnda olduðu dönemde yaþanan grevleri "faþist sabotajlar" diye niteleyerek göstereceklerdi. Oysa yükselen grev dalgasý ve kitle hareketleri yýllarca aðýr bir yük olarak iþçi sýnýfýnýn ve ezilenlerin sýrtýna binmiþ Ýran devlet aygýtýnýn baskýsýndan kurtuluþun coþkulu kutlamalarý gibiydiler. Ekonomik talepler ve grevler hýzla yükseliyor, 1942'de 30 grev kayýtlara geçerken, 1944'te 60'a, 1946'da ise 183'e çýkýyordu. 1945'te Tudeh'in kontrolündeki Ýran Birleþik Ýþçi Sendikalarý Konseyi'nde 275 bin iþçi kayýtlýydý (sanayideki emek gücünün yüzde 75'i). Geçen yýllar içinde önemli kazanýmlar elde eden iþçi sýnýfý hareketi, 1945'te savaþýn sona ermesinin ve müttefiklerin iþgali kaldýrmasýnýn ardýndan çok büyük bir özgürlük dalgasý yaþadýlar. Ýran Azerbaycaný'nda ve Kürdistaný'nda özerk cumhuriyetlerin ilan edilmesiyle de egemen sýnýflar için durum hayli çekilmez olmuþtu. Ýngiliz elçiler, petrol rafinerilerindeki çýkarlarýnýn Tudeh'in elinde olduðunu

MARKSÝST BAKIÞ

bildirirken, hükümet üç Tudeh milletvekili- 1952 Temmuz'unda ni bakanlýk koltuðuna oturtarak durumu kur- Musaddýk'la Þah arasýndaki tarmaya çalýþýyordu. gerginlikten sonra Musaddýk Bu büyük kitle istifa ettiyse de 21 hareketi Ýran devrimci geleneðinin gelecek Temmuz'daki büyük bir kuþaklara býrakacaðý ayaklanma Musaddýk'ýn ilk büyük deneyim ola- kaldýðý yerden devam etmesicaktý. Hükümet, Ýngiltere'nin ni saðladý. Bu dakikadan desteðiyle 1946 sonun- sonra Tudeh, SSCB'nin da özerk cumhuriyet- direktifleriyle Musaddýk'ýn lere, iþçi hareketine ve Tudeh'e karþý top- ulusal cephesinin kuyruðuna yekun saldýrý baþlattý. takýldý. Önce millileþtirmeBundan sonraki üç yýl lere tam destek vermeye içinde grevler düþüþ gösterdi ve kan kaybe- baþladý, sonra Musaddýk'ýn den Tudeh, Þah'a yaptýðý her þeye. yapýlan bir suikast giriþiminden sonra yasaklandý. Ancak 50'lerin baþý Tudeh'in gücünün zirvesine çýkacaðý ve ayný anda yerle bir oluþu yaþayacaðý yýllar olacaktý. 1940'larýn sonunda yükselen muhalif hareketlerin yanýnda, Þah Rýza döneminde palazlanmýþ milli burjuvaziyi temsilen; ve Bazaar ile dini unsurlarýn da belirli bir kýsmýný içine alan Musaddýk yönetimindeki Ulusal Cephe kuruldu. Musaddýk'ýn petrolü millileþtirme çabasý bu yýllarýn yüksek siyasetinin esas belirleyeni olacaktý. 1951'de baþbakan olan Musaddýk'ýn döneminde siyasi arena tekrar canlandý: bir yanda Ýngiliz emperyalizminin Ýran'ýn millileþtirme hareketine karþý boykotu ile Ýran milli burjuvazisinin ve Bazaar'ýn Musaddýk'a güvenoyu sunarak yaptýðý güç gösterisi, diðer yanda Ýran petrol sanayini durma noktasýna getiren 45 bin kiþilik grevlerle hem kitle hareketinin tekrar yükselmesi, hem de millileþtirmelere verilen büyük halk desteði. Tudeh'in, bu yýllarda yeniden etkinliðini artýrmasý kaçýnýlmazdý. Ancak, halkýn geniþ kesimlerinin millileþtirmelere desteði sürerken, Tudeh zigzaglarla dolu bir çizgi izlemeye koyuldu. Baþlangýçta Tudeh, millileþtirmelerin ABD'nin emperyalist planlarýndan kaynaklandýðýný ve sadece Ýran'ýn güneyinde millileþtirme gerçekleþtirilmesi gerektiðini vurgulayýp Musaddýk hükümetiyle zýtlaþtý. (Tudeh, Kuzey petrolleri için SSCB'ye imtiyaz verilmesini savunuyordu.) Musaddýk hükümeti petrolü Ýngiliz emperyalizminin elinden kurtarmak için uðraþýyorken, Tudeh sorunu SSCBABD denkleminden deðerlendirip, millileþtirmelerin ABD planý olduðunu savunarak uzun süre Musaddýk karþýtý tavýr aldý. Ýþin garibi Tudeh'in "enternasyonalist" görevlerini (yani SSCB çýkarlarýný) yerine getirme çabasý, aslýnda SSCB'nin o dönem millileþtirmelere destek verme politikasýyla uyuþmuyordu. Sovyet dýþ politikasý petrolün millileþtirilmesinin, Rus bürokrasisinin iþine yarayacaðý görüþündeydi. Bürokratlarýn ve Ýran'daki yardakçýlarýnýn "ilkesellik" ve "Sosyalizmin çýkarlarý" adýyla sunduklarý

17


çorbaya bazen tuz yerine þeker konduðu ve iþlerin böyle sarpa sardýðý da olabiliyordu. 1952 Temmuz'unda Musaddýk'la Þah arasýndaki gerginlikten sonra Musaddýk istifa ettiyse de 21 Temmuz'daki büyük bir ayaklanma Musaddýk'ýn kaldýðý yerden devam etmesini saðladý. Bu dakikadan sonra Tudeh, SSCB'nin direktifleriyle Musaddýk'ýn ulusal cephesinin kuyruðuna takýldý. Önce millileþtirmelere tam destek vermeye baþladý, sonra Musaddýk'ýn yaptýðý her þeye. Oysa bir devrimci yükseliþin koþullarý hazýrdý. Musaddýk, burjuva demokratik programýný dahi sonuna kadar götürebilecek durumda deðildi. Tudeh içinse muazzam kitle desteðine raðmen sürekli devrim perspektifinden, geliþebilecek bir devrimci kalkýþmaya önderlik edip, toprak reformundan, petrolün ...iþçi sýnýfýnýn kamulaþtýrýlmasýna öncülüðüne soyunan ve demokratik sloganlarý geçiþte büyük bir kitle desteðiyle sosyalizme gerçekleþtirilmesi sýnýf uzlaþmazlýðý gereken görevlerle kayçizgisinde yürüyen bir naþtýrabilecek devrimci parti, ulusal burjuvaziye Marksist bir anlayýþtan ya da herhangi bir sýnýfa yoksunluk, Tudeh'in kenilericilik atfederek strateji disini de bitirecek sürece damgasýný vurdu. belirleyemez. Musaddýk 1953 yazýnda, Ýran'daki Tudeh'e dur dediðinde, durumdan iyice rahatsýz devrimle birlikte Ýran iþçi olan ABD ve Ýngiliz emperyalizmi, CIA ve sýnýfýnýn kaderi de belli MI-6 aracýlýðýyla Þah'la olmuþtur. Oysa iþçi birlikte bir darbe plansýnýfýnýn partisi, kendi ladý. Ordu içinde en az sýnýfýnýn çýkarlarý adýna 450 subaydan oluþan ve "Askeri Örgüt" adýyla hareket eder. Nitekim, bilinen bir yapýya sahip Tudeh durduktan bir gün olan Tudeh'in istihbarat sonra darbeciler sokakaðý darbe haberini dýþarý lara indiðinde karþýlarýn- sýzdýrdý ve Tudeh, Musaddýk'ý darbeye karþý da tek tük, daðýnýk, uyardý. 16-18 Aðustos örgütlü gücü bizzat ken- arasý bütün kitlesiyle disini örgütleyenler sokaklara dökülen Tudeh, Musaddýk'ýn tarafýndan pasifize ortamý sakinleþtirme edilmiþ bir hareket bulçaðrýsýna uyarak devrimmuþtur. Darbe, Ýran solu- ci bir dönüþüme giden nun geleceðini belirleyen yolda kendi ayakkaen önemli olaylardan bir býsýnýn baðcýðýna basýyor tanesi olmuþtur ve 1979 ve sendeliyordu. Aþamalý devriminde Ýran'ý sarsan devrim mantýksýzlýðýna saplanýp, milli burjukitlelerin tarihsel vazide, küçük burjubelleðine kazýnmýþ olan vazide ilericilik arama yakalanan þey, Tudeh'in 1953'te bek- sevdasýna Tudeh için sýradaki lentileri karþýlayamamýþ aþama demokratik devolduðu gerçeðidir. rimdi ve bu devrim için Musaddýk biçilmiþ kaf-

18

MARKSÝST BAKIÞ

tandý. Milli burjuvazi dahil bütün sýnýflar, ABD'nin desteklediði Þah'ýn darbesinin yanýndaydý, çünkü kitle hareketleri ve millileþtirmeye karþý emperyalist boykot Ýran kapitalizmini bunaltýyordu. Ýktidar perspektifinden uzak, basiretsiz bir SSCB kuklasý haline gelmiþ olan Tudeh ise, Musaddýk "sokaklarý boþaltýn" dediðinde ortalýktan çekiliyordu. 19 Aðustos 1953 sabahý, Ýran Þahlýk otokrasisinin geri getirildiði darbeye uyandý. Kitle hareketlerinin, grevlerin, sendikalaþmanýn suç olacaðý yýllar yeniden baþladý. Tudeh'in üst düzey kadrolarýnýn bir kýsmý yurtdýþýna kaçarken, bir kýsmý Þah'ýn polisinin ellerinde partinin açýða çýkarýlmadýk sýrrýný býrakmýyordu. Diðer yandaysa, partinin militanlarýyla, orta düzey görevlilerinin efsanevi direniþleri bugüne kadar gelen destanlar, þiirler, þarkýlarla anlatýlacak düzeydeydi.

1953'ün Akýldan Çýkarýlmamasý Gereken Dersleri Sürekli devrim perspektifinden yoksun, 1917 Ekim Devrimi derslerinin ve Marksist yöntemin çarpýtýlmýþ bir sürümüyle sarmalanmýþ Ýran solu, bu ilk büyük deneyiminde geçmiþin hatalarýnýn ve ihanetlerinin kurbaný oldu. Ýlginçtir, Ýranlý devrimciler Marks'ýn eserlerinin çok azýna ulaþabilmiþlerdir; Marksizmi öðrendikleri yer ise dogmatik Stalinizm okulundan baþka bir yer deðildir. Stalin'in emriyle 1930'larda SSCB'deki Stalinist karþý devrim sürecinde seri üretime geçirilen meþhur Bolþevik Parti tarihi, Ýranlý devrimcilerin baþucu kitabý olmuþtur. Tudeh'in SSCB'ye en yakýn isimlerinden ve pek çok zaman Tudeh Genel Sekreterliði yapmýþ Nureddin Kiyanuri bile, Sovyetlerin Ýran tarihi üzerine baþ ideologu olan Ývanov'un "Sovyet çýkarlarýna uyacak þekilde Ýran tarihini çarpýttýðýný" kabul etmiþtir. Bu arada, Tudeh içinde iki ayrý hizbin parti tarihinde yabana atýlmayacak bir önderlik mücadelesine giriþtiði ve bunun partiye zarar verdiði de bilinmektedir. Kiyanuri'nin hizbi radikaller diye bilinip, SBKP (Sovyetler Birliði Komünist Partisi) ile iliþkileri daha sýkýyken, Ýskenderi ve Taberi'nin öncülüðündeki diðer hizip olan ýlýmlýlar ise SSCB'nin dediðine harfiyen uymakla birlikte daha baðýmsýz bir anlayýþý savunurlar. Tudeh'in parti içindeki savaþlarýndan, kirli oyunlardan, çevrilen dolaplardan kimin galip çýktýðý ve ayrýntýda Tudeh politikalarýný nasýl belirlediði önemli olmakla birlikte genel kural olarak söylenebilir ki Tudeh, SSCB'nin dediðinden dýþarý çýkmamýþtýr. Yine de, rezil, kepaze, en adice yozlaþmýþ iliþkilerin kendisine "komünist" diyenlerce yaþanýyor olduðu Tudeh'in parti içi mücadeleler tarihi, en hafifinden mide bulandýrýcýdýr. Ve bu durumun, Tudeh'in Ýran Devrimi'nde oynadýðý rolde "katkýsý" söylenmeden geçilemezdi.[*] Devrimci bir dönemde burjuva milliyetçilerinin çýkarlarýný savunan bir hükümetin yapacaklarýna iliþkin devrimci taktikler belirlemek gereklidir. Ancak, iþçi sýnýfýnýn öncülüðüne soyunan ve büyük bir kitle desteðiyle sýnýf uzlaþmazlýðý çizgisinde yürüyen bir parti, ulusal burjuvaziye ya da herhangi bir sýnýfa ilericilik atfederek strateji belirleyemez. Musaddýk Tudeh'e dur dediðinde, devrimle birlikte Ýran iþçi sýnýfýnýn kaderi de belli olmuþtur. Oysa iþçi sýnýfýnýn partisi, kendi sýnýfýnýn çýkarlarý adýna hareket


eder. Nitekim, Tudeh durduktan bir gün sonra darbeciler sokaklara indiðinde karþýlarýnda tek tük, daðýnýk, örgütlü gücü bizzat kendisini örgütleyenler tarafýndan pasifize edilmiþ bir hareket bulmuþtur. Darbe, Ýran solunun geleceðini belirleyen en önemli olaylardan bir tanesi olmuþtur ve 1979 devriminde Ýran'ý sarsan kitlelerin tarihsel belleðine kazýnmýþ olan þey, Tudeh'in 1953'te beklentileri karþýlayamamýþ olduðu gerçeðidir.

Yeni Þah Otokrasisinden Yeni Devrime Doðru 53 Darbesi'nden sonraki yýllarda Ýran'da baskýcý otokrasi yavaþ yavaþ yerleþti ve Ýran kapitalizmi için uzun bir geniþleme dönemi baþladý. 1954'te ABD ile yapýlan petrol anlaþmasýyla birlikte Ýngiliz emperyalizminin yerine ABD emperyalizmi geçti. 1957'de CIA ve MOSSAD desteðiyle kurulan Ýran gizli polis teþkilatý SAVAK'la birlikte, otokrasinin bütün aðýrlýðý baþta iþçi sýnýfý olmak üzere, Ýran'ýn üzerine çöktü. Fabrikalara, devlet kontrolündeki sendikalara, darbeden sonra küçük bir yapýya dönüþen Tudeh'e ve yeni yeni filizlenmeye baþlayan ve gerilla mücadelelerinin temelini oluþturacak olan, Ýran'ýn her yerine yayýlmýþ Marksist hücrelere bile sýzan SAVAK'ýn kötü þöhreti gelecek yýllarda yayýlacaktý. Musaddýk deneyiminden sonra iyice sinen Ýran burjuvazisi için Þah'ýn darbesiyle açýlan yeni dönem oldukça büyük bir geniþleme yarattýysa da 1960'lara doðru konjonktürel bir krizin eþiðine gelen Ýran'da grevlerin artýþý dikkatleri çekti. ABD'nin direktifleriyle reform hareketlerini hýzlandýran Þah, göreli bir yumuþama dönemini Ýkinci Ulusal Cephe hükümetine izin vererek açtý. Tudeh'in bu yýllarda parti içi sorunlar dýþýnda baþka konularla ilgilenemiyor olmasý, siyasi içerikli grevlerin yükselmesine engel oldu. Ancak, 1963 yazýnda bütün büyük kentlerde küçük burjuva unsurlarla, militan gençliðin, özellikle de dini liderlerin desteðiyle ilahiyat öðrencilerinin boy gösterdiði ayaklanmalar kanla bastýrýldý. Ýran'da dini liderlerin ve küçük burjuvazinin ezildiði bu ayaklanmalarýn baþlýca sebebi, 1962'de "Ak Devrim" adýyla Þah'ýn uygulamaya soktuðu reform programýnýn getirdikleriydi. Ýran'da geniþ çaplý toprak reformlarýyla büyük toprak sahiplerinin, sanayi ve ticaret burjuvazisine eklemlendirildiði bu dönemde, ABD emperyalizmiyle geliþen iliþkilerden ve kapitalizmin geliþiminden zarar gören Bazaar (geleneksel orta sýnýflar) ve toprak reformuyla çýkarlarý ayaklar altýna alýnan ulema sýnýfý, seküler reformlardan rahatsýz dini liderler ve ilahiyat öðrencileri ayaklanmalarýn unsurlarýydý. Burada Bazaar'a bir paragraf açmak gerekiyor. Ýran'ýn en belirleyici özgünlüðü olarak karþýmýza çýkan bu kurumun temel özelliði güçlü bir ortak hareket edebilme kültürüne sahip olmasý, iyi örgütlenebilmesidir. Kapitalizm öncesi dönemde ve Ýran'a kapitalizmin nüfuz ettiði dönemde esnaf, zanaatkar ve ticaret erbabýný içeren Bazaar, Asya Tipi Üretim Tarzý'na özgü baský altýna alýnmýþ, baðýmsýz hareket edemeyen klasik loncalara pek benzemiyordu. Ýran'da kapitalizm öncesi merkezi otoritenin çok güçlü olmamasýnýn bunda payý büyüktür. Öte yandan ulema ile hem maddi, hem manevi anlamda saðlam iliþkileri olan bu kurum, kapitalizmin geliþmesiyle önemini kaybetmeye baþlamýþtýr. Ýran'da yaygýnlýðýný ve örgütlülüðü cami ve medreseler üzerinden yürüten Bazaar, Þah'ýn reformlarýnýn baþladýðý yýllarda

19

MARKSÝST BAKIÞ

kurumsal deðeri ayný ölçüde aþýnmaya uðrayan ulemanýn öncülüðünde ilk kez siyasal anlamda baðýmsýz bir güç olarak boy göstermiþtir. Ýçinde küçük ve orta burjuvazinin en geniþ kesimlerini barýndýran Bazaar, örgütlü bir geleneði olduðu için ve hem büyük burjuvaziyle eklemlenip hem de ideolojik olarak Ýslamiyetin taþýyýcýlýðýný yaptýðý için önemli bir siyasi güç olma potansiyeline sahipti. Ancak bu potansiyele öncülük edebilecek tek güç olan Þii ulemanýn, kendi içinde farklý Þiilik yorumlarýna sahip olmasý, ulemanýn siyasete girmesini yasaklayan Ayetullahlarýn bulunmasý durumu karmaþýklaþtýrýr. Yine de 1963 olaylarýnda ön plana çýkan, 1964'te ABD karþýtý söylemleriyle düzen için tehlike oluþturmaya baþlayan Ayetullah Humeyni önemli bir önder figürü olarak ortaya çýkmýþ; ayný yýl sürgüne gönderilince de popülaritesi iyice artmýþtýr. Humeyni 1963 öncesi siyasete neredeyse hiç yaklaþmamýþ, sürgüne gönderildiði 1964'ten 70'e kadar da sessiz kalmayý tercih etmiþtir. 1970'te yayýlan Velayet-i Fakih adlý eseriyle Humeyni ilk kez iktidar perspektifiyle sahneye çýkacaktýr.

Ýran'da Solun Durumu "Ak Devrim"le açýlan dönem, Ýran'da 70'lerin ortalarýna kadar sürecek bir geniþleme dönemi yarattý. Sanayide modernleþme ve çeþitlenme, Ýran proletaryasý için yoðunlaþmayý ve nicelik artýþýný getirdi. Ýllegale geçen ve yurtdýþýndaki sýnýrlý kadrosuyla "demokratik devrim" hayalleri kuran Tudeh devrime kadar uzun bir uyku çekti denebilir. 1953 öncesini ve darbe deneyimini yaþayan Tudeh'in radikal genç kuþaðý için ise uyunacak dönem yoktu. Geçmiþin hatalarýnýn derslerini çýkarmaya çalýþan, yerellerde baðýmsýz yeraltý hücreleri oluþturan pek çok grup birbirini buldu ve 1970'ler Ýran'da gerilla mücadelelerinin yükseliþiyle baþladý. Çin - SSCB ayrýþmasýnýn yaný sýra Küba, Vietnam, Cezayir örnekleri, gerillacýlýk, ulusal kurtuluþ hareketleri ve 68 hareketi Ýran'daki

Ýran1979 baðýmsýz Marksist hücreleri þekillendirmede önemli rol oynadý. Bu hücrelerden baþlangýçta ikisinin birleþmesiyle kurulan Ýran Halkýn Fedaileri Gerillalarý Örgütü gelecek yýllarda büyük bir üne kavuþacaktý. Daha 70'ten önce, bu gruplarýn henüz hiçbir önemli eylemi olmamasýna raðmen, yapýlan tutuklamalarla önder kadrolarýn hapishanelere týkýlmasý ise devlet aygýtýnýn baskýsýný göstermeye yeter. Hapishanedeki önder kadrolarýn, çoðunluðunun öldürüldüðü 1975'e kadar yapýlan teorik tartýþmalarda dünyadaki sosyalist mücadelenin ayrýþmalarýndan, Ýran'ýn devrimin hangi aþamasýnda olduðuna; "Ak Devrim"in ne anlama geldiðinden,


devrimin hangi sýnýflarýn eseri olacaðýna; silahlý mücadelenin kýrda mý þehirde mi yapýlacaðýna ve daha saymadýðýmýz pek çok konuya deðinilmiþtir. Bu tip tartýþmalarda hangi grubun neyi savunduðundan çok genel hatalara bakmakta fayda var. Ýçsel ayrýþmalardaki tartýþmalar, Türkiye'de 1970'lerin fotoðrafýyla büyük benzerlikler gösteriyor.[**] Bu tartýþmalardaki en sorunlu bölüm aþamacýlýk teorisinin zorlamasýyla kurulan þablona Ýran'ý oturtmaya çalýþmaktýr. Tudeh'in 1953'ten Geçici hükümet devrimin önce, 1979'a kadarki süreçte ve 1979'dan bittiðini haykýrýyorsa da devrimin gürültüsü altýnda sonra yaptýðý çözümbu sesler yok olup gidiyor- lemelerde Ýran için tespiti "demokratik du. Ýþçi meclislerinin küçük devrim" aþamasýnda çapta merkezileþmesi olunduðudur. saðlanmaya baþlanmýþtý. Ýran'ý dünya sisteGrevlerle yükseltilen talep- minden soyutlayýp parçaler yeniden yapýlandýrýlmaya inceleyen, bütün iliþkisine çalýþýlan devlet aygýtý için bakýþtaki antitehdit olmaya devam edidiyalektik yaklaþým, yordu. Þubat öncesi grevleri Stalinizmin Çarpýtma Ýslami normlara uyduran Okulu'nun yerHumeyni önderliðindeki leþtirdiði dogmatikulema, þimdiki grevleri liði, þekilciliði, fetiþleþtirici etkileri vatan hainliði olarak kýrmaya çalýþan genç yorumluyordu. düþünürlerin önünde her zaman bir engel olarak durmuþtur. Diðer yandan, aþamalar teorisi ve hangi aþamada bulunulduðu sorusuna verilen cevaplar, "baðýmlýlýk teorileri", "Üç Dünya teorisi", Ýran Devrimi'ne giden yolda hangi sýnýflarýn devrimci olduðunun tartýþýlmasýný ve baðýmsýz sýnýf siyasetinin oluþturulamamasýný doðurdu. Sürekli devrimin adýnýn bile duyulmadýðý, Troçkizmin Stalinist Çarpýtma Okulu'nun özel propagandasýyla farklý þekilde algýlandýðý, Lenin'in ve Marks'ýn "dünya proletaryasýnýn öðretmeni Stalin"den öðrenildiði pek çok ülke gibi Ýran için de sýnýfýn yeni "öncü"lerinin geleceði nokta, iktidar perspektifinden yoksunluk ve iþçi sýnýfýnýn yerine gerilla mücadelesini ikame etmek olmuþtur. Nitekim Ýran Devrimi öncesi yaklaþýk 10 yýllýk gerilla mücadelesi deneyimi olan bu gruplarýn devrimdeki rolü epey abartýlmýþtýr. Birazdan da göreceðimiz gibi devrimin itici gücüyle Ýran solu arasýndaki iliþki daðýnýk ve çok zayýftýr. Ýþçi sýnýfýnýn içinde mücadele etmeyen ve siyasi özgürlüðün olmamasýný bahane eden bu gruplarýn söylemlerinin aksine Ýran Devrimi'nde kritik roller alacak olan iþçi hücreleri, daha 1970'lerin baþýnda büyük fabrikalardaki militan iþçilerin öncülüðünde kurulmaya baþlamýþtý. Devrime kadar hiçbir örgütle baðý olmayan ve SAVAK baskýsý altýnda zorlu bir mücadeleyi ören bu militan iþçiler, devrimci tek sýnýfýn, iþçi sýnýfýnýn içindeyken, kendine öncülük biçen örgütler böyle bir iliþki kurmanýn kýyýsýnda deðillerdir. Ayný yýllarýn bir diðer adý anýlmasý gereken grubu da Mücahitler. 1975'te önderliðinin bir kýsmý Marksizmin Ýslamiyet'ten "daha açýklayýcý" olduðu kanýsýna varmadan önce, Ýslami referanslarla kurulan bu devrimci yapýnýn

20

MARKSÝST BAKIÞ

Fedailer kadar büyük bir gücü yoktu ve hiçbir zaman da olmadý. Fedailerle birleþme görüþmeleri de sonuçsuz kaldý. Teorik anlamda neredeyse hiçbir þeyi olmayan Marksist Mücahitler 1979'da Peykar adýný alýrken, 1975'te Marksistler tarafýndan büyük bir katliama tabi tutulan diðer grup devrim sonrasý önemli bir güce eriþse de karþý-devrimci dalgada boðulmaktan kurtulamadý.

Devrim Öncesi Ýran'ýn Ahvali Devrim öncesi Ýran kapitalizminin yaþadýðý olaðanüstü büyüme sermaye içinde yüzen bir burjuvazi yarattý denebilir. Petrol fiyatlarýndaki artýþ da cabasýydý. Bu büyüme gerçekleþirken devlet yatýrýmlarý ile yerli burjuvazinin yatýrýmlarý asýl temeli oluþturuyordu. Yabancý yatýrýmcýlar mülkiyet hakkýný yerli ortaklarla paylaþmak zorundaydýlar ve Ýran ulusal burjuvazisi ekonomide devlet yatýrýmlarýyla birlikte belirleyici konumda olmayý hep sürdürdü. Devlet yatýrýmlarýnýn hacmi bürokrasinin þiþmesine sebep olurken, "Ak Devrim"le gelen toprak reformu, tarýmda modernleþme adýna pek bir geliþme yaratmamakla birlikte ülkenin demografik yapýsýnda köklü bir deðiþimi getirecekti. Kentleþme, yeni bir kent yoksullarý ordusuyla birlikte gecekondulaþma ve çarpýk geliþmeye yol açtý. Altyapý bozukluðunun, ihracat problemlerinin, kalifiye iþçi ücretleriyle kalifiye olmayanlarýn ücretleri arasýndaki uçurumun büyümesinin ve ardýndan enflasyon sorunuyla birlikte dünya ölçeðinde ekonomik sýkýntýlarýn baþ gösterdiði 70'li yýllar, Ýran'da þiddetli bir sarsýntýyý alttan alta besliyordu. 1974'te gerçekleþen ekonomik patlama sürecinde yaþanan grevler ve elde edilen kazanýmlar geleceði haber verir gibiydiler. 1974-76 arasý kýsa süreli toparlanma, 77 yýlýndaki kopuþu þiddetlendirmekten baþka bir iþe yaramadý. Ýhracat artýþý yýllýk %60'lardan %2-3'lere düþünce, emek gücüne olan talep de düþtü. Ýþçileri, kent yoksullarýný ve bürokrasinin alt tabakalarýný etkileyen bu sýkýntýlarýn yaný sýra, yýllardýr geliþen sanayileþmenin etkisiyle ekonomik ve siyasi gücü sürekli azalan Bazaar'ýn da durumu kötüleþmiþti. Þah'ýn ekonomik bunalýma günah keçisi olarak "Bazaar vurguncularý" diye adlandýrdýklarýný seçip, Bazaar'a yönelik baskýyý þiddetlendirmesi, Þah otokrasisine karþý muhalefet dalgasýný geniþletti. Bazaar'la içli dýþlý olan büyük burjuvazinin geniþ kýsmýnýn da muhalif kanada geçtiði gözlemlenebiliyordu. 77 ortasýnda ilk tepkiler, Bazaar'dan gelmeye baþladýysa da, yaz ortasýnda kentsel dönüþüm projeleriyle rant peþinde koþan Þah'a karþý gecekondulardan yükselen tepki kývýlcýmý yaktý. Ancak, devrim yolundaki bütün engelleri kaldýracak olan iþçi sýnýfýndan baþkasý deðildi. Ýlk tepkiler daðýnýk grevler ve sabotajlarla geldi. Aralýk ayýna kadar herhangi bir siyasi merkezin dýþýnda gerçekleþen pek çok hareket savunma ya da refleks niteliðindeydi ve siyasi önderlik için bir çaðrý oluþturmaktaydý. Ulusalcýlarýn muhalefeti grevlerle yükselecek mücadeleye asla önderlik edebilecek bir kapasitede deðildi. Yükselen hareket en geniþ anlamýyla yoksullarýn ve ezilenlerin hareketiydi. Solun durumunu anlatacak en güzel sözcük ise "uzak"tý. Bütün bu eylemliliklerin içinde yer almaktansa gerilla hareketleri SAVAK'la savaþmakla meþguldü. Oysa grevler, iþçi sýnýfýnýn içine sýzan SAVAK'a en güzel cevaptý. Birkaç yerelde sýnýfsal hareketin içinde yer alabilmiþ olsalar da ulusal ölçekte bir muhalefet yaratacak güce hiçbir zaman


MARKSÝST BAKIÞ

ulaþýlamadý. Tudeh ise Ýran'a gerillalardan daha da uzaktý. Geriye en güçlü ve ulusal düzeyde etkin tek yapý olan Humeyni'nin baþýný çektiði Ýslami hareket kalýyordu. Camiler ve medreseler aracýlýðýyla, mahallelerde, üniversitelerde etkin olan Ýslami hareket, devrimci yükseliþ döneminde ortaya çýkabilecek bütün radikal eylemlere olumlu tepki göstermeyi bildi. Açýkça pragmatik olan bu davranýþlar, daha sonralarý Þiilikte ya da Ýslam'da devrimcilik arayanlarýn ortaya çýkmasýna neden olduysa da gerçek çok açýktý: Devrimci bir dönemde devrime önderlik edip, kitlelerin tepkisine ve taleplerine en saðlam cevabý verebilecek baþka bir siyasi rakibin olmadýðý koþullarda, söylemleriyle en radikal olan ve dini önderlerin içinde de tekleþmiþ olan Humeyni iktidara giden taþlarý kolayca döþüyordu.

Devrim Yýllarý 1978 yýlý mücadelenin yoðunlaþtýðý ve radikalliðinin arttýðý bir dönem oldu. Hükümetin düzeltmek için elini attýðý her þey kýrýlýyordu. Siyasal gösteriler de hýz kazanmaya baþlamýþtý. Kent yoksullarýndan ve Bazaar'dan güç alan Humeyni'nin örgütlediði gösteriler 1978'i açmýþsa da yaz aylarýnda mücadelenin seyri hayli deðiþecekti. Þimdi iþçi sýnýfý sahnedeki yerini alýyordu. Grevler arttý ve zaten batma noktasýna gelmiþ olan ekonomiyi felce uðratarak çok kýsa bir dönemde muazzam kazanýmlar elde edildi. Ýþçi meclisleri bütün fabrikalarda etkinlik kazanmaya baþladý. Üretim üzerinde kontrol yapmaya varacak kadar etkinleþebilen meclislerin ortaya çýkmasý devrimin gidebileceði yönü ve potansiyellerini ortaya koyuyordu. Belli noktalarda siyasi talepler bile ortaya koyabilen iþçi meclislerinin en önemli sorunu merkezileþip siyasal talepleri genelleþtirebilecek ve daha da ötesi iktidarý alabilecek bir devrimci öncünün yokluðudur. Ýþçi sýnýfýnýn kendiliðinden eylemliliðinin aldýðý bu boyut, 20. yüzyýla damgasýný vuran bütün devrimci dönemlerde eksikliði hissedilen(1917 Ekim Devrimi hariç) devrimci öncünün önemini ve gerekliliðini bir kez daha ortaya koyar. 1978'in son aylarýndaki genel grev dalgasý, Ýran Devrimi'nin son ve en saðlam vuruþunu yaptý. Sürekli olarak yükselen mücadelenin ve devlet aygýtýnýn sýnýfsal olarak arkasýný yaslayabileceði bir tabanýn kalmamasýnýn sonucunda 1979 Ocak'ýnda Þah Muhammed ülkeden kaçmaya zorlandý. Bu zamana kadar geniþ ölçekte muhalefetin radikalliðini emebilecek tek güç olan Humeyni'nin liderliði de tartýþýlmaz bir noktaya gelmiþti. Küçük ve orta burjuvaziyi içine alan Bazaar'ýn radikalliði, Humeyni'nin esnek siyasetinin gidebileceði radikalliði her zaman belirledi. 1979 Þubat'ýnda Humeyni ülkeye döndü ve liderliði alýp geçici hükümetin kurulmasýný saðladý. Martta da referandumla Ýran Ýslam Cumhuriyeti ilan edildi. Þahlýk rejiminden kalma bazý devlet kurumlarý, SAVAK, ordunun büyük bölümü, polis teþkilatý gibi pek çok devlet organý parçalandý. Devrimin gerçekleþtiði bu iki aylýk sürede eski devlet aygýtýnýn yýkýlýþýnda silahlý eylemleriyle etkili olan gerilla gruplarýnýn çekim gücü de artýyordu. Ancak bu çekim, iþçi sýnýfýnýn geniþ kesimlerine yönelik deðil, gençliðin heyecanýna yönelikti. Yine de devrimden sonraki ilk günlerden baþlayarak solun etki alaný geniþledi. Basýn, yayýn ve örgütlenme özgürlüðü henüz soðurulamamýþ devrimci ateþin yandýðý Ýran'da, hiçbir zaman kitleye ulaþamamýþ gerillalara ve uzun zamandýr uykuda olan Tudeh'e iþçi sýnýfýyla buluþma olanaklarýný yarattý. Ulusal baðýmsýzlýk mücadeleleri de yeniden yükselmiþ, Azeriler, Kürtler, Türkmenler baðýmsýzlýk taleplerini haykýrmaya baþlamýþlardý. Bazý Türkmen bölgelerinde ortaya çýkan köylü þuralarý, toprak aðalarýný kovup, üretimi denetlemeye kadar gidiyor ve þuralarý merkezileþtirerek önemli bir siyasi güç olarak da ortaya çýkabiliyorlardý. Geçici hükümet devrimin bittiðini haykýrýyorsa da devrimin gürültüsü altýnda bu sesler yok olup gidiyordu. Ýþçi meclislerinin küçük çapta merkezileþmesi saðlanmaya baþlanmýþtý. Grevlerle yükseltilen talepler yeniden yapýlandýrýlmaya çalýþýlan devlet aygýtý için tehdit olmaya devam ediyordu. Þubat öncesi grevleri Ýslami normlara uyduran Humeyni önderliðindeki ulema, þimdiki grevleri vatan hainliði olarak yorumluyordu.

Karþý-Devrim Süreci Baþlýyor Ýran 2009 Humeyni, çalýþmalarýna önce iþçi meclislerine karþý önlemler alarak baþladý. Meclislerin radikalliðini azaltmak ve önderliklerini ele geçirmek için idari personelde kadrolaþma gibi birçok yöntemin yanýnda þiddeti de kullanmaktan çekinmedi. Bunun için Ýslam Muhafýzlarý ve Hizbullah gibi önemli yapýlar kuruldu. 1979 sonunda meclislerin bütün dinamiði yok edilmiþti bile. Bu süreçte yeniden etkinlik kazanmýþ Tudeh ise, SSCB'nin yönlendirmesiyle "ilerici" olarak gördüðü Molla rejiminin arkasýna takýlmýþ ve iþçi sýnýfýyla hükümet arasýnda arabuluculuða soyunmuþtu. Tudeh için her þey tozpembeydi. Molla rejimi ilerici, anti-emperyalistti ve en önemlisi, böyle giderse, SSCB ile iliþkileri geliþtirip "kapitalist olmayan kalkýnma yolu"na girecekti. "Kalkýnma yolu" tarihsel saçmalýðýnýn bir örneði daha karþýmýzda! Bazý fabrikalarda etkinlik

21


kazanmýþ olan devrimcilerin yaptýklarý ise Humeyni'nin iþçi meclislerini ve iktidarý ne kadar kolay kazandýðýný ortaya koyar nitelikte. "…Ýþçilerin greve hazýrlandýðý bir fabrikada bir grup Marksist bundan vazgeçilmesi için dil döküyor, bir baþka grup nesnel durumla ilgisiz uçuk önerileri yüzünden toplantýdan atýlýyor, üçüncü bir grupsa grev hazýrlýklarýyla ilgilenmekten çok grevden vazgeçilmesini isteyen birinci grubu teþhir ve tecrit etmeye çalýþmakla uðraþýyor ve de bütün bunlar patronlara sadýk iþçilerin ve idari personelin grevi kýrmak için var gücüyle uðraþtýðý bir sýrada oluyor. Devrimden sonraki ilk yýllarda böyle manzaralar az görülmüyordu."[***] Oysa mücadelelerin henüz sürdüðü devrimin ilk döneminde devlet yönetimini ele geçirenler arasýnda tam anlamýyla bir birlik yoktu ve bu durum devrimin süreklilik kazanýp iþçi iktidarýnýn kurulabilmesi için büyük potansiyellere sahipti. Bir tarafta Humeyni'nin liderliðini kabul eden ama iktidarda önemli yer tutan liberal Ýslamcýlar, diðer tarafta da Humeyni'nin "Mektebiler"i. Bu iktidar çatýþmasýnda radikalliðiyle kitle inisiyatifine sahip olan Humeyni için iþler çok da zor deðildi. Önemli olan kitleyle iliþki kurabilecek diðer radikallerin ne yaptýðýydý. Hizbullah'ýyla, Muhafýzlarýyla, camiler aracýlýðýyla kurduðu örgütlenmeyle bütün rakiplerini ortadan birer birer kaldýrdý Humeyni. Her çatýþmada kitleyi arkasýna almak için radikal retoriði kullanmakta ustalaþtý. 1980 Eylül'ünde Irak'ýn Ýran'la 8 yýl sürecek olan savaþý baþladý ve savaþ ortamýnda ortalýða saçýlan milliyetçi, þoven zehir, Molla rejiminin kendisini meþrulaþtýrmasýný ve kalýcýlaþmasýný saðladý. Karþý-devrimin en saðlam darbesini indirdiði an ise 1981 Haziran'ýnda Halkýn Mücahitleri (Müslüman)'nin Ýslam Cumhuriyeti kolluk kuvvetleriyle girdiði çatýþmalardan ve Humeynicilerin partisi olan Ýslam Cumhuriyeti Partisine (ÝCP) yapýlan ve pek çok ölümle sonuçlanan saldýrýlardan sonra büyük çapta temizlik dalgasý baþlatýlmasýydý. Savaþýn ve devlete karþý saldýrýlarýn bahane edilmesiyle, liberal cumhurbaþkaný Beni Sadr düþürüldü ve iktidar tümüyle ÝCP'nin, yani Mektebiler'in eline geçti. Bu zamandan sonra geçecek iki yýllýk süre içerisinde, Fedailer'in en ciddi bölünmesiyle ortaya çýkan Fedai (Azýnlýk) gibi, Peykar gibi Ýslam Cumhuriyetinin ilericiliðini sorgulayan en radikal solcu ve Ýslamcý fraksiyonlardan, Kürdistan'ýn baðýmsýzlýðý için savaþan Kürdistan Demokrat Partisi'ne ve Maocu Komala'ya kadar hepsi tümüyle yok edildi. Tudeh önderleri, diðer devrimci gruplarýn temizliði sürecinde Humeyni'ye desteðini hiç esirgemedi. Oysa Humeyni'nin bu sözde komünistlere karþý hiç de sempatisi yoktu. En son, kendilerini düzenin soldan muhalifleri olarak görüp, Ýslam Cumhuriyeti'nin ilericiliðine ve anti-emperyalistliðine toz kondurmayan Tudeh ile ona yakýnlaþan Fedai(Çoðunluk)'un da kapýsýna kilit vurulup, pek çok önder kadrolarý televizyonlarda itiraflara zorlandýlar. Ýhsanullah Taberi gibi bir Tudeh önderi Ýslam Cumhuriyeti'nin gönüllü tarihçisi olup, Ýslam'ýn Marksizm'den üstünlüðü anlatmaya koyuldu. Olansa, iþçi devrimi için canlarýný veren, iþkencelerden geçirilip asýlan, katledilen binlerce Tudeh militanýna oldu.

MARKSÝST BAKIÞ Sonuç niyetine Devrim Þah'a karþý bütün sýnýflarýn muhalifliðinde baþlasa da, son noktayý iþçi sýnýfýnýn büyük mücadele silahý grevler ve genel grevler koydu. Esas olarak geleneksel orta sýnýflarýn ve özelde Þii ulema sýnýfýnýn sözcüsü olan ve küçük burjuvazi ile kent yoksullarýnýn radikalliðine yön verebilen, devrimden sonra da yine bu sýnýflarý kayýran bir devlet mekanizmasý kuran Humeyni önderliði devrimin sahibi oldu. Solun iktidar perspektifsizliði, karþý-devrim sürecinde yaþadýðý kafa karýþýklýðý, Tudeh'in tartýþýlamaz ihanetleri, Ýslami rejimin yolunu açan önemli etkenlerdi. Eski devlet aygýtýnýn büyük kýsmý yýkýlýp parçalandý, yerine yenisi kondu. Ýran'da kapitalizmin musluðunun baþýna yeni molla burjuvalar ve ayrýcalýklý bürokrat tabakasý geçti. Sürekli bir karakter kazanamayan devrimin sonucu felaket oldu. Ýran Devrimi'nin 30. yýlýnda, küresel krizin etkileri, Ýran'da sürekli yükselen enflasyon ve artan iþsizlik, bürokratik yozlaþma ve 12 Haziran 2009 seçimlerinden sonra yükselen kitle dinamiðinin yanýnda iyice su yüzüne çýkan egemenlerin çatýþmasý, Ýran rejiminin geleceðini daha da bulanýklaþtýrýyor. Kitle dinamiði yükseldikçe, iþçi sýnýfýnýn devrimci mücadelesinin yükseliþi için duyulan güvenimiz daha da pekiþiyor. Kapitalizm yarattýðý krizlerle, kendi iç týkanýklýklarýyla devrimci dönüþümleri zorlayacak nesnel koþullarý her çeþit yönetim altýnda yaratacaktýr. Bu Ýran Ýslami rejimi için haydi haydi geçerlidir. Ancak iþçi sýnýfýnýn uzlaþmaz çýkarlarý temelinde devrimci bir kalkýþma dönemi için kitlelerin içinde hazýrlýk yapan, iktidar perspektifiyle ve sürekli devrimci bir kavrayýþla donanmýþ öncülüðün yaratýlmasý, Ýran için bugün en acil görevdir.

Cihan Esmersoy [*] Meraklýsý için, bu konuda, Maziar Behrooz'un "Nasýl Yapýlamadý" kitabý bolca bilgi içeriyor. [**] Yine Behrooz'un eserine bakýlabilir. Phil Marshall'ýn "Ýran'da Devrim ve Karþý-Devrim" adlý eseriyse, gerilla gruplarýnýn teorik altyapýlarýnýn ve söylemlerinin Devrimci Marksizmle iliþkisini açýkladýðý bölümlerde oldukça aydýnlatýcý. [***] Behrooz, Maziar. "Nasýl Yapýlamadý", sf. 270.

22


MARKSÝST BAKIÞ

ABD’nin Hegemonya Mücadelesi ve Pakistan

11 Eylül sonrasý dönemde ABD'nin "teröre karþý savaþ" þiarýyla yürüttüðü kanlý operasyonlar hýz kesmeden devam ediyor. Daha baþkanlýk seçimleri öncesi Afganistan ve Pakistan arasýndaki sýnýr bölgesinde Taliban nüfuzunu kýrmak amacýyla Pakistan üzerinde saldýrgan bir siyaset yürüteceðinin sinyallerini veren Obama, Bush'tan devraldýðý bayraðý daha da yukarý taþýmaya devam ediyor. Öyle ki Pakistan'da 2008 Aðustos'undan beri ABD savaþ uçaklarýnýn 40'tan fazla saldýrý gerçekleþtirdiði ve bu saldýrýlarda 400'e yakýn kiþinin hayatýný kaybettiði belirtilmekte. Washington her ne kadar ölenlerin çoðunun Taliban üyelerinden oluþtuðunu ve asýl hedefin ve ortak düþmanýn Taliban olduðunu izah etse de bölgede sivil ölümlerin bir hayli çok olduðu biliniyor. Özellikle ABD baskýlarýna dayanamayan Pakistan hükümetinin de Taliban'a karþý ülkenin kuzey bölgesinde (Svat Vadisi) baþlattýðý operasyonlar sonucu Taliban güçleri ve Pakistan ordusu arasýnda ateþ hattýnda kalan sivil halka yönelik yapýlan saldýrýlar da mayýs ayýnda çok ciddi boyutlara ulaþmýþtý. Hükümetin Svat Vadisi'nde Talibanla çatýþma kararýný almasýndan sonra Pakistan ordusunun ülkenin kuzey-batýsýna yaptýðý operasyonlar sonucu bölgede yaþayan 2.5 milyona yakýn insan evini terk etmek zorunda býrakýlmýþtý. Mülteci konumuna düþen bu insanlarýn en temel ihtiyaçlarýný bile Pakistan hükümetinin saðlamamasý büyük bir tepki çekmiþti. Barýnacak yer, temiz içme suyu ve gýda maddesi sýkýntýsý çeken milyonlarca kiþi emperyalist haydutluðun en vahþi

yüzünü görmeye devam ederken tüm dünyanýn gözü de Pakistan'da yaþananlara çevrilmiþti. Zira bugün Pakistan üzerinden dönen emperyalist hesaplar ve hegemonya mücadeleleri, kapitalist dünyanýn içine düþtüðü kriz ortamýndan çýkmasýný saðlayacak konjonktürel yönelimin temel belirleyici halkalarýndan birisi konumundadýr. 11 Eylül süreci, emperyalizmin, dünya kaynaklarýnýn geleceði için belirlediði temel stratejide önemli bir dönüm noktasýydý. Afganistan ve Irak iþgallerinin ardýndan bugün savaþýn Pakistan'ý da içine alacak þekilde yayýlmasý da bu sürecin bir parçasýdýr. ABD'nin Ýran'a yönelik planlarýnýn bir sacayaðý konumunda bulunan Pakistan, ABD için bölgedeki denetimini arttýrmak açýsýndan büyük önem taþýmaktadýr. ABD, Ýran'ýn doðu sýnýrýný oluþturan Afganistan ve Pakistan üzerindeki denetimini saðlamlaþtýrabildiði ölçüde Ýran'a yönelik hamlelerinde elini görece rahata kavuþturacaktýr. Pakistan üzerine yoðunlaþan Amerikan dýþ politikasý ise ülkeye artan bir þekilde politik istikrarsýzlýk ve kaos ortamý getirmekte. Pakistan egemen sýnýfý periþan bir haldedir, büyük oranda bir çözülme sürecinin içerisine girmiþtir. Egemen sýnýflar bir yandan ABD karþýtý tepkilerle günden güne eylemliliðini arttýran Pakistan iþçi ve emekçilerinin baskýsý altýnda ezilirken bir yandan da bölgedeki çýkarlarý için elini mümkün olduðunca çabuk tutmaya çalýþan ABD'nin sýkýþtýrmalarý karþýsýnda onun gönlünü hoþ tutmaya çalýþmaktadýrlar. Diðer yandan da kendi içlerindeki hegemonya savaþlarýnda yýpranarak zaten kitlelerin

23


MARKSÝST BAKIÞ

gözünde kaybettikleri meþruiyetlerine bir darbe daha yemektedirler. Öte yandan egemen ABD gerek Taliban'ýn sýnýflarýn artýk "eskisi gibi yönetememesine" raðmen iktidarý alabilecek, iktidarý aldýðýnda da denetim dýþýna çýkma devrimci bir programý yaþama geçirip sovyetik bir yapýlanmayý kurabilecek devrimci bir ihtimalini göz önünde öznenin önderliðinde bir iþçi örgütlenmesi de mevcut deðildir. Ýþçi sýnýfýnýn tepkisi Bolþevik öncülüðün olmadýðý koþullarda sýð bir anti-Amerikancýlýktan ve muðlak bir anti-emperyalist tutarak gerek de hattan oluþmaktadýr. Ancak, Devrimci Marksist perspektife sahip olan ve iþçi sýnýfýnýn politik Taliban yönetiminden kavgasýna, ona güçlü bir önderlik saðlayarak hizmet edebilecek bir örgütlenme yaratýldýðý umduðunu elde edekoþullarda Pakistan iþçi sýnýfýnýn öncü kesimleri bu dinamiði anti-kapitalizmle bütünleþtirememenin somut bilir. Buradan çýkarýlmasý gereken sonuç da Pakistan iþçilerinin güçlü bir öncü örgütün varlýðýnda sosyalist devrime adým adým yaklaþabileceði gerçeðidir. Bugün Pakistan iþçi sýnýfýnýn gerçekliðiyle artýk önüne iktidar sorununu tüm çýplaklýðýyla koymak gerekmektedir. Ayný zamanda Pakistan'da Taliban'a ihtiyacý olmadýðýný kavramýþ yaþanan kanlý saldýrýlar yalnýzca milyonlarý etkileyen emperyalist barbarlýðýn, kapitalist yaðma ve talanýn getirdiði yýkýmlarý göstermesi açýsýndan deðil; ayný zamanda emperyalizmin geleve aradaki köprüleri cekte yürüteceði þiddeti artan sistematik saldýrýlara karþý iþçi sýnýfýnýn politik duruþunu atmanýn vaktinin netleþtirmek, belli baþlý savunma mevzileri oluþturmak ve proletaryanýn böylesi önemli bir geldiðine inanmýþtý. süreçte sahip olduðu görevleri belirlemek açýsýndan da hayati öneme sahiptir. Pakistan'ýn Artýk gönül rahatlýðýy- bugün içinde bulunduðu buhran ise bu ülkenin geçmiþinin kapsamlý bir analizi yapýlmadan la onlarý terör örgütü anlaþýlamaz.

olmakla suçlayabilir ve "teröre karþý savaþ" sloganýyla kendi emperyalist savaþlarýna meþruiyet ve kitle desteði kazanma çabalarýna giriþebilirdi. Yýllar yýlý burjuva medya tarafýndan adýna "medeniyetler çatýþmasý" denen masalýn çýkýþ noktasý iþte budur. Onca yýl radikal Ýslamcý gruplarý kendi elleriyle besleyen, dünyanýn dört bir yanýndan gelen þeriat yanlýsý gençleri mücahitler safýnda örgütleyen ABD bu gruplarla iþini bitirdiðinde artýk onlarý kendi varlýðýna bir tehdit olarak görmekteydi. Deðiþen, þeriatçý örgütlerin köktendinci çizgisi deðildi; ABD tekellerinin ve egemen sýnýfýnýn çýkarlarý için güdülmesi gereken politikaydý.

Pakistan'ýn Emperyalizm Kýskacýndaki Kýsa Tarihçesi

Pakistan devleti Ýngiliz emperyalizminin 1. Dünya Savaþý sonrasý dönemde içine girdiði çözülmenin halkalarýndan biri olarak 1947'de kuruldu. 1906 yýlýnda kurulan Müslümanlar Birliði'nin 1940'ta yapýlan bir toplantýsýnda Hindistan topraklarýnda Müslümanlara ait ayrý bir devlet kurulmasý karara baðlanmýþtý. 17 Aðustos 1947'de gerçekleþen bu kuruluþ sürecinin ertesinde ise Pakistan topraklarýndaki Hindular ve Sihler ile Hindistan topraklarýndaki Müslümanlarýn karþýlýklý göçleri sonucunda milyonlarca kiþi, çýkan çatýþmalardan ve mübadele þartlarýnýn zorluðundan dolayý hayatlarýný kaybettiler. Müslüman ve Hindu gruplar arasýndaki çatýþmalar ve Keþmir bölgesi üzerinde hem Pakistan'ýn hem de Hindistan'ýn hak talep etmesi üzerine baþlayan ve 12 milyon insanýn bulunduklarý yeri terk ettikleri bu göç, ayný zamanda tarihin en kanlý olaylarýndan biri olarak da bilinmektedir. Pakistan ve Hindistan devletleri arasýndaki husumet de bu tarihsel gerçeklerin bileþiminden kaynaklanmaktadýr. Muhammed Ali Cinnah'ýn 1948'de ölümünden itibaren sýrasýyla 51'e kadar Nizamuddin, 55'e kadar Gulam Muhammed Han, 58'e kadar da Ýskender Mirza cumhurbaþkanlýðý görevini yürütmüþ, 1958 yýlýnda baþlayan Eyyüb Han yönetimindeki askeri diktatörlük ise dünyayý sarsan 1968 devrimci dalgasýnýn Pakistan'ý da boþ geçmemesiyle birlikte kitlelerin ayaklanmasýyla son bulmuþtu. Fakat toplumsal bir devrime önderlik edecek Bolþevik tarzda bir örgütlenmenin bulunmamasý sebebiyle burjuvazi kitlelerin radikalliðini burjuva milliyetçiliðine kanalize etmekte baþarý saðlamýþ ve Hindistan ile girilecek savaþý halkýn gözünde meþru kýlmanýn yolunu açmýþtý. 1948'de patlak veren Keþmir sorununun ardýndan iki devlet 1965'te de ayný sebepten savaþmýþlardý. 1971'de Pakistan'ýn doðusunda baþlayan savaþ çok geçmeden yine Keþmir'e yayýldý. Pakistan aldýðý aðýr yenilginin ardýndan ülkenin doðusunun Bangladeþ olarak ayrýlmasýný kabul etmek zorunda kaldý. Barýþ dönemlerinde de Hindistan ve Pakistan arasýndaki gerginlikler hiç sona ermedi, özellikle Keþmir konusu bugün hala çözümlenememiþtir ve bu kangren iki ülke arasýndaki çekiþmeleri daha da derinleþtirmektedir. Hatta 2005 yýlýnda Keþmir'de meydana gelen deprem sonrasý bile Pakistan ve Hindistan burjuvazileri þovenizmi arttýrma çabalarý içine girmiþ ve böylesi büyük bir felakette sýnýr kapýlarýný uzunca bir süre kapalý tutmuþlardý. Bu geliþmeleri takip eden dönemde Pakistan Halk Partisi (PPP) kurucusu Zülfikar Ali Butto 1973 yýlýnda iktidarý aldý ve ülkenin uluslararasý kapitalizmle entegrasyonunu derinleþtirecek reformlara imza attý. Butto'nun reformlarý Ýslamcý güçler arasýnda laiklik olarak algýlandý ve Butto güçlü bir cepheyle hesaplaþmak zorunda kaldý. Oysa Butto'nun laik denilen anayasasýnda ülkedeki rejimin niteliði "Federal Ýslam Cumhuriyeti" olarak açýklanmýþtý. Zülfikar Butto 1977 yýlýnda Orgeneral Muhammed Ziya-ül Hak tarafýndan askeri bir darbeyle devrildi ve 1979'da cunta tarafýndan idam edildi. Pakistan'ýn geçmiþini incelerken darbeci geleneði de dikkatli bir þekilde deðerlendirmek gerekmektedir; zira bugün de dünyanýn en büyük 6. ordusu konumunda bulunan Pakistan ordusu ülke yönetiminde kilit pozisyondadýr, on yýllar boyu siyasette temel belirleyici misyonlar edinmiþtir ve koþullar olgunlaþtýðýnda ve sistem sýkýþtýðýnda ordu müdahalesi her zaman bir alternatif olarak görülmektedir. Ziya-ül Hak, Butto'nun uygulamadan kaldýrdýðý kanunlarý tekrar yürürlüðe koydu, ülkenin Ýslami kimliðini güçlendirdi

24


MARKSÝST BAKIÞ

ve ülke genelinde Ýslami çalýþmalarýn yaygýnlaþtýrýlmasý medya tarafýndan adýna "medeniyetler çatýþmasý" denen için destek verdi. Tüm bunlarý yaparken de ABD'nin Soðuk masalýn çýkýþ noktasý iþte budur. Onca yýl radikal Ýslamcý Savaþ döneminde kullandýðý "yeþil kuþak" projesinin gruplarý kendi elleriyle besleyen, dünyanýn dört bir yanýnönemli simalarýndan biri haline geldi ve 1988'de bir dan gelen þeriat yanlýsý gençleri mücahitler safýnda suikastla öldürülene kadar da Afganistan'daki mücahitlere örgütleyen ABD bu gruplarla iþini bitirdiðinde artýk onlarý ve cihat hareketine yardým etti. Ziya-ül Hak ayný zamanda kendi varlýðýna bir tehdit olarak görmekteydi. Deðiþen, orduda da bir Müslümanlaþtýrma süreci baþlattý. þeriatçý örgütlerin köktendinci çizgisi deðildi; ABD tekelSSCB'nin 1979'da Afganistan'ý iþgal etmesinin ardýndan lerinin ve egemen sýnýfýnýn çýkarlarý için güdülmesi ABD de harekete geçerek Pakistan hükümetiyle bir askeri gereken politikaydý. Nitekim Taliban Afganistan'ýn önemli yardým planý konusunda anlaþmýþ ve Pakistan Ýstihbarat þehirlerini ele geçirmeye baþlarken ve canlý canlý kadýnlarý Servisi(ISI)'nin ve radikal Ýslamcý oluþumlarýn kurulmasý- yakýp, okullarý kapatýp Afgan emekçilerine katmerli bir na ve geliþmesine yardýmcý olmuþtur. Dünyanýn dört bir zulüm çektirirken Taliban'ýn sýrtýný sývazlayan bizzat ABD yanýndan binlerce Müslüman SSCB'ye karþý mücahitlerin idi. Bin Ladin gibi "özgürlük savaþçýlarý" 90'lý yýllarýn safýnda savaþmaya çaðrýlmýþ, CIA gözetmenliðinde eði- sonunda bir anda, medeniyete doðrultulmuþ namlunun tilen ve çoðunluðunu umutsuz küçük-burjuva gençlerin ucundaki teröristler olarak ilan edildiler, böylece Amerikan oluþturduðu gönüllü ordusu ABD ve Suudi Arabistan'dan devlet terörü meþru kabul edilebilirdi, minareyi çalan silah ve para yardýmý almýþtýr. SSCB'nin Afganistan'dan kýlýfýný hazýrlamakta da ihtiyatlý davranýyordu. çekilmesinin ardýndan ise ülke bir iktidar krizi içine gir- Ziya-ül Hak'ýn 88'de öldürülmesinden 1999 yýlýna kadarki miþti. Yönetim sorunu ABD eliyle yaratýlan ve çoðunluðu süreçte ise Zülfikar Ali Butto'nun kýzý olan ve adý birçok Pakistan'daki medreselerden, Peþtun gençlerinden ve kez yolsuzluk skandallarýna karýþan toprak zengini bir aileAfganistan'dan kaçarak mülteci kamplarýnda eðitilen den gelme Benazir Butto ve endüstri milyoneri Navaz Afgan gençlerinden devþirilen Taliban'ýn iktidara geti- Þerif siyaset sahnesinde ön plana çýktýlar. Bu liderlerin burrilmesiyle çözümlendi. Fakat Taliban ABD'den aldýðý juva partilerinin iktidarlarý boyunca ABD ile iliþkiler yardýmlarýn hakkýný veremedi ve 96 yýlýnda Kabil'i ele konusunda herhangi bir kopuþ yaþanmadý. 1999 yýlýna geçirmesine raðmen Afganistan'ýn kuzey bölümünde iktidarý ele geçiremedi. Bu ise Afganistan'dan geçecek bir petrol boru hattý planýnýn sekteye uðramasý demek oluyordu. Bu büyük proje için ABD büyük sermayesi Afganistan'daki iktidarýn bölgedeki Amerikan tekellerinin çýkarlarýný koruyup kollayacak güvenilir bir bekçi köpeði niteliðine sahip olmasýný þart koþmuþtu. ABD ayný zamanda Taliban'la iþini bitirene kadar ona maddi yardýmda bulunmayý sürdürmüþtür, bu yardýmýn ise milyar dolarlarý bulduðu söylenmektedir. Bugün Taliban'ýn elindeki birçok silah SSCB'nin Afganistan iþgali süresince ABD tarafýndan Taliban'a verilen silahlardýr. Afganistan'ýn tam denetimi, ülkenin Orta Asya'ya geçiþ kapýsý olmasý itibariyle ABD için son derece önemliydi ve Taliban'ýn yarattýðý hayal kýrýklýðýnýn ardýndan yeni planlar yapýlmaktaydý. Bir yandan da Taliban içerisinde de önemli bölünmeler göze Swat Vadisisinde savaþýn býraktýklarý çarpýyordu ve örgüt içerisinde ülkedeki ABD varlýðýna tepki duyan bir tabaka güçlenmiþti. Sonuç olarak çýkar- gelindiðinde ise Pervez Müþerref düzenlediði bir askeri larý CIA ve ISI ile ortak tabanda yürüyen klik, tabandan darbeyle Navaz Þerif'i devirerek parlamentoyu feshetti ve aldýðý desteði kaybetmiþ ve daha radikal köktendinci devlet baþkaný ve genelkurmay baþkaný olarak tüm yetkihareketlerin oluþmasýnýn yolu açýlmýþtý. Bu hareketler leri kendisinde topladý. ülkelerinde birer yabancý olarak gördükleri Amerikan varPakistan Burjuva Partileri Arasýndaki lýðýndan rahatsýzlýk duymaktaydýlar, dolayýsýyla ABD cihat Çekiþmeler ülküsünün önünde bir engel teþkil etmekteydi. ABD gerek ABD'nin 2001'de Afganistan'ý iþgal etmesinin ardýndan Taliban'ýn denetim dýþýna çýkma ihtimalini göz önünde bölgede isteklerini dikte ettirebileceði ve istikrarý saðlayatutarak gerek de Taliban yönetiminden umduðunu elde bileceði yönetimlere ihtiyacý vardý. Pakistan'daki Pervez edememenin somut gerçekliðiyle artýk Taliban'a ihtiyacý Müþerref iktidarý ABD tekelleri için uzun yýllar biçilmiþ olmadýðýný kavramýþ ve aradaki köprüleri atmanýn vaktinin kaftan rolü gördü ve ABD Müþerref rejimine 11 Eylül geldiðine inanmýþtý. Artýk gönül rahatlýðýyla onlarý terör saldýrýlarýndan sonra 12 milyar dolarý bulan askeri ve örgütü olmakla suçlayabilir ve "teröre karþý savaþ" sloekonomik yardýmda bulundu. Pervez Müþerref döneminde ganýyla kendi emperyalist savaþlarýna meþruiyet ve kitle rejime muhalif olan herkes ya hapishaneye atýlmýþ ya da desteði kazanma çabalarýna giriþebilirdi. Yýllar yýlý burjuva yurtdýþýna kaçmýþtý. Varlýðýna tehdit olarak gördüðü tüm

25


oluþumlarý bir bir tasfiye eden Müþerref zaman içerisinde Washington ve köktendinci gruplar arasýnda yürüttüðü denge politikasýyla ABD yöneticilerinin tepkisini çekti. ABD, Pervez Müþerref'in "terörle mücadelede" yetersiz kaldýðýný düþünüyor ve bu durumu çözüme kavuþturmanýn yolunu arýyordu. Müþerref 5 yýl boyunca Ýslamcý gruplara karþý operasyonlara giriþmemeyi tercih etmiþti fakat ABD'nin ýsrarlarý sonrasý geri adým atmak zorunda kaldý. Gerçi Müþerref'in Ýslamcý örgütlere dokunamamasýnýn nedeni de Soðuk Savaþ döneminde CIA eliyle yaratýlan ve Ziya-ül Hak döneminde ordunun Müslümanlaþtýrýlmasý sürecinde palazlandýrýlan ordu içerisindeki Ýslamcý oluþumlarý kendisine karþý tehdit olarak görmesidir. Ordu içerisinde cihat kültürü kendisine önemli bir yer edinmiþti, bugün bile Pakistan ordusu ve ISI içinde Taliban sempatizanlýðý yapan ya da doðrudan Taliban'a bilgi taþýyan hatýrý sayýlýr bir katmanýn olduðu bilinmektedir. Bu katman da bizzat ISI'nýn içerisinde cihat ülküsüyle donatýlarak yetiþtirilmiþ ve günümüze gelindiðinde ordu hiyerarþisinin her kademesine kök salmýþtý. Pervez Müþerref'i ihtiyatlý davranmaya zorlayan da buydu. Müþerref ABD'nin baskýsý sonucu 2006 yýlýnda köktendinci gruplara operasyonlar yaparken bir yandan da ordunun bu heterojen daðýlýmýnýn verdiði baskýyla ve ordu içerisinde bir çatýþma yaratma korkusuyla ölçüyü kaçýrmamaya dikkat ediyordu. Butto'nun Ülkenin genelinde 17 binden öldürülmesinde fazla medresenin bulunmasý birçok sanýk ortaya ve bu medreselerden çýkan öðrencilerin Ýslami örgütlerle atýldý. Kimileri sýký baðlarýnýn bulunmasý da azmettiricinin Müþerref'i tedirgin etmekteyPervez Müþerref di. Fakat Müþerref'in güttüðü olduðunu, kimileri denge politikasý radikal Ýslamcý gruplar arasýnda tatABD, kimileri de min yaratmadý ve uzun yýllar köktendinci Pakistan içinde terör eylemörgütler olduðunu lerine giriþmekten kaçýnan gruplar bu politikayý terk iddia ettiler. ABD ederek güvenlik güçlerini esasen Butto'yu hedef alan eylemler düzenkendi eliyle getirlediler ve Müþerref'e yönelik miþti ve Butto'nun suikast giriþimlerinde bulundular. Müþerref, ülkede bir iç ölümünden sonra karýþýklýk korkusuyla sýnýr planlarýnýn bozulduðu söylenmektey- bölgelerine operasyon düzenlemek konusunda ABD'nin di. Fakat Butto'nun yoðunlaþan ýsrarlarýna karþý ölümüyle beraber aðýr hareket etmekteydi. ülkede çýkan siyasi Bunun üzerine ABD ve kargaþadan en çok Ýngiltere'nin üst düzey bürokratlarý eski baþbakan yararlý çýkan da yine Benazir Butto ve Pervez oydu. Müþerref'i biraraya getirerek "teröre" karþý uygulanacak program konusunda Müþerref'i baský altýna almayý sürdürdüler. ABD'nin telkinleriyle Pakistan'a dönen Benazir Butto (hakkýndaki yolsuzluk suçlamalarýndan beri

26

MARKSÝST BAKIÞ

yurtdýþýnda bulunuyordu) Müþerref'e destek vereceðini bildirdi. 2007'nin bu son döneminde Pervez Müþerref 3 Kasým 2007'de Ýslamcý örgütlerin saldýrýlarýný artýrmasý ve yargý üyelerinin hükümet iþlerine karýþmasý ile yürütme aygýtýnýn zarar görmesini ve ülke içinde artan muhalif hareketi bahane göstererek sýkýyönetim ilan etti, anayasayý askýya aldý ve binlerce muhalif tutuklandý. Bu durumu protesto etmek amacýyla Pervez Müþerref'e olan desteðine son verdiðini ilan eden ve Ocak 2008'de yapýlacak seçimlerin adil bir ortamda yapýlmasýnýn bu koþullarda mümkün olmadýðýný savunan Benazir Butto da gözaltýna alýndý. Kýsa bir süre sonra Aralýk ayýnda Benazir Butto'nun bir seçim mitingi sonrasý uðradýðý suikastla öldürülmesinin ardýndan ülke karýþtý. Butto'nun ölümünün ardýndan düzenlenen gösterilerde polis birçok PPP yandaþýný öldürdü. Ülkedeki bu karýþýklýk sonucu seçimler Þubat ayýna alýndý. Butto'nun öldürülmesinde birçok sanýk ortaya atýldý. Kimileri azmettiricinin Pervez Müþerref olduðunu, kimileri ABD, kimileri de köktendinci örgütler olduðunu iddia ettiler. ABD esasen Butto'yu kendi eliyle getirmiþti ve Butto'nun ölümünden sonra planlarýnýn bozulduðu söylenmekteydi. Fakat Butto'nun ölümüyle beraber ülkede çýkan siyasi kargaþadan en çok yararlý çýkan da yine oydu. Öyle ki bu kargaþa ortamýnda ABD'nin Pakistan sýnýrýndaki Ýslamcý kuvvetlere yönelik yürüteceði savaþýn yolu hazýrlanýrken bir yandan da Pervez Müþerref aðýr bir darbe alarak gelen baskýlar sonucu genelkurmay baþkanlýðýný býraktýðýný açýklamak zorunda kaldý ve seçimlerden yenilgiyle ayrýlarak devlet baþkanlýðý görevinden de ayrýldý. Tüm bu sürecin sonunda istikrarsýzlaþan Pakistan'a ABD'nin müdahale þansý arttý, devletin ve ordunun Pakistan emekçi sýnýflarý gözünde itibarý zedelendi, halk arasýnda Ýslamcý gruplarýn prestiji hatýrý sayýlýr bir þekilde artmaya baþladý. Seçimlerde PPP'nin 1. parti olarak çýkmasýnýn ardýndan devlet baþkanlýðýna Benazir Butto'nun kocasý olan ve ihalelerden aldýðý komisyonlar nedeniyle "yüzde oncu" olarak bilinen, ayný zamanda Butto'nun da baþbakanlýðý döneminde yatýrým bakaný olarak atadýðý, mafyatik baðlantýlarý kuvvetli olan Pakistan'ýn en zengin 2. insaný Asýf Zerdari gelmiþtir. Zerdari göreve gelmesinin ardýndan muhalif hareketleri sindirmek için ataða geçmiþ, gösteri ve toplantýlarý yasaklatmýþ, Müþerref dönemindeki uygulamalarý aratmamýþtý. Zerdari'nin özellikle yargý alanýnda Müþerref'in uygulamalarýnýn devamcýsý olmasý ülkedeki avukatlar arasýnda büyük tepki çekmiþ ve Navaz Þerif'in liderliðindeki muhalefet büyük güç kazanmýþtý. Mart'ta yapýlmasý planlanan ve baþkent Ýslamabad'da gerçekleþtirilecek olan "Uzun Yürüyüþ" öncesi ABD'nin Pakistan ve Afganistan sorumlusu Richard Holbrooke ve Ýslamabad'daki ABD büyükelçisi Anne Patterson'un Zerdari ve Þerif'le biraraya gelerek iki burjuva partisi arasýndaki siyasi krize bir son verme çaðrýsýný yapmasýnýn ardýndan Zerdari geri adým atmýþ ve Pakistan Yüksek Mahkemesi baþyargýcý Chaudry'e görevini geri iade etmiþti. ABD gerek düzenlediði operasyonlarla gerek iktidardaki burjuva partilerini Pakistan halkýyla karþý karþýya getiren uygulamalarýyla bölgedeki siyasi istikrara her daim balta vurmuþ olarak gözükse de burjuva partileri arasýnda-


MARKSÝST BAKIÞ

ki çekiþmeyi önlemek istemesinin amacý farklýydý. Obama yönetiminin korkusu, 80 milyona yakýn ayný zamanda kitle gösterilerine("Uzun Yürüyüþ" gibi) ve polisle çatýþmalara neden olan burjuva partileri arasýndaki çekiþmenin baský altýndaki sýnýflar için insanýn açlýk sýnýrýnda ekonomik krize ve IMF tarafýndan dayatýlan "yapýsal uyum programlarýna" karþý bulunduðu, nüfusu 160 öfkelerini yükseltebilecekleri bir kapý açma olasýlýðýydý. Bu süreç içerisinde milyona yaklaþan Pakistan'daki burjuva partiler ve ordu da yönetebilme kabiliyetini günden güne Pakistan'da iþçi sýnýfý binyitirmeye baþladý. ABD karþýtý muhalefetin yükseldiði koþullarda ABD'nin istediði hamleleri yapmaktan çekinenler bir yandan da günden güne azalan yatýrýmlarla, lerce sendika içerisinde artan dýþ borçlarla, ekonomik güçsüzlükle boðuþmaktaydýlar. Buðday fiyatlarýnda- örgütlenmiþ, fakat bir ki muazzam artýþ, tüm dünyada krizin etkisiyle düþen petrol fiyatlarýnýn bütün olarak hareket etme Pakistan'da düþmemesi, günde 18 saati bulan elektrik kesintileri, bunun yanýnda kabiliyetinden uzak, elektriðe yapýlan %75 zam, petrol ve elektrik þirketlerinin özelleþtirilmesi, onlarca yýl burjuva partiKaraçi'deki tekstil fabrikalarýnýn yarýya yakýnýnýn kapatýlmasý, bunun yaný sýra lerinin kuyruðuna takýlý ülke genelinde kapatýlan binlerce fabrika ve yaþanan iþten çýkarýlmalar vaziyette sömürü humPakistanlýlarýn yaþam koþullarýný daha da zorlaþtýrýrken isyanlarýn ve hükümet karþýtý kitle gösterilerinin de önünü açmýþtý. Bu koþullarda Pakistanlý burjuvalar masýný iliklerine kadar kendi kavgalarý için gereksiz yere olasý bir toplumsal muhalefetin yolunu açarak hissetmiþ, özelleþtirmelerAmerikan tekellerinin çýkarlarýna zarar vermemeliydiler. Eylül 2008'de genelkur- le, zamlarla, Dünya may baþkaný Eþref Kayani Washington ve Londra desteðiyle yolladýðý ültimatom- Bankasý ve IMF programda ülkedeki politik krizin sonlandýrýlmasýný emrediyordu. Bu doðrultuda gereken larýyla pestili çýkarýlmýþ ve yapýlmýþtý, bölgede ABD çýkarlarýnýn koruculuðunu yapacak ve Pakistan iþçi- yavaþ yavaþ Amerikan lerinin giriþebileceði kitlesel mücadelelere baský mekanizmalarý ve zor kullanma müdahalelerine karþý sesiyoluyla ülkede istikrarý saðlayacak bir askeri yönetim alternatifi her zaman cepte ni çýkartmaya baþlayarak bulundurulmalýydý.

Pakistan egemen sýnýflarýABD için Orta Asya'nýn petrol ve doðalgaz kaynaklarýný kontrol altýna almaya na korku salan ve yarayacak ve neredeyse el deðmemiþ devasa bir enerji yataðý ve petrol zenginliði emperyalizmle iþbirliði üzerinde denetim kurmasýný saðlayacak "Geniþletilmiþ Ortadoðu Projesi" çok konusunda birbiriyle önemli. Bu projede baþarý elde edilmesi için ise bölgede istikrarý saðlayabilen yarýþan Pakistan kapitalgüçlü bir yönetim gerekiyor, dolayýsýyla þimdiden Afganistan'da birçok yeri ele ist sýnýflarýnýn elini kolunu geçiren, Pakistan'da da birçok bölgede hakimiyet kurup þeriat ilan eden ve gittikçe baðlayan büyük bir güç de baþkent Ýslamabad yakýnlarýna sokulan Taliban'ýn varlýðý ABD için büyük bir engel teþkil etmekte. Öyle ki Taliban daha 2007'de 300 kadar Pakistan askerini esir durumundadýr. Bölgeye Yönelik ABD Operasyonlarý ve ABD-Pakistan Ýliþkileri

olarak almýþ, sadece Ekim ayýnda Kuzey Veziristan'daki çatýþmalarda da 200'e yakýn kiþi ölmüþtü. ABD ise bölgeye yönelik temizlik operasyonlarý için 2007'den beri Pakistan hükümeti üzerindeki baskýlarýný arttýrmaktaydý. Pakistan ve Afganistan arasýndaki sýnýr bölgesinde özellikle Veziristan gibi daðlýk aþiret yerleþkelerinde Taliban'ýn büyük ölçüde güçlü olduðu ve yöre halkýndan da destek gördüðü bilinmektedir. Yine 2007 yýlýnýn baþlarýnda ABD Dýþiþleri Baþkan Yardýmcýsý John Negroponte El Kaide liderlerinin Pakistan'da saklandýklarýný söylüyordu. Pakistan Dýþiþleri Bakanlýðý bu iddialarý reddederken Pakistan ve Afganistan Taliban'a yataklýk yaptýklarý gerekçesiyle birbirini suçluyor, iki ülke arasýndaki iliþkiler gerginleþiyordu. 2008 yýlýnda da Condolezza Rice tarafýndan Afganistan iþgalinin derinleþeceði belirtilirken, Pakistan'daki Taliban sorununun çözümü için askeri operasyon hesaplarý da yapýlýyordu. Pakistan'da ABD uçaklarýnýn yaptýðý operasyonlar ve ülkeye ABD ve NATO askerlerinin yerleþtirilmesi planý ülke içindeki politik istikrarsýzlýðýn derinleþmesine yol açarken bölgeye ABD müdahalesini de daha etkin þekilde yaymak planlanmaktaydý. Pakistan ise Afganistan iþgaline katýlým konusunda ABD ve NATO tarafýndan maruz kaldýðý sýkýþtýrmalara karþý zayýf bir direnç gösteriyor ve geleneksel düþmaný Hindistan ile ABD arasýnda imzalanan nükleer iþbirliði anlaþmasýna karþý Ýran ile iliþkilerini geliþtiriyor, Ýran doðalgazýnýn taþýnmasýnda rol almak istiyordu. Bu durum ABD'yi rahatsýz ederken ABD de Pakistan'a karþý Hindistan'ýn sýrtýný sývazlýyor; bir yandan iki ülke arasýndaki husumeti harlarken* bir yandan da arkasýna aldýðý Hindistan sayesinde Pakistan'a yapacaðý müdahalelerde daha rahat hareket etmeyi amaçlýyordu. Özellikle Bush döneminde 2008'de Afganistan'daki savaþýn þiddetlenmesi ve Pakistan'a yayýlmasý doðrultusunda

27


izlenen ABD dýþ politikasý Obama döneminde devam ettirildi. Afganistan'da bulunan 38 bin askerin sayýsý 68 bine çýkarýldý ve ölen Afgan sivillerin sayýsýnda bir patlama yaþandý. Ocak 2009'da ABD uçaklarýnýn, sýnýr bölgesinde yaþayan halkýn Taliban'a yardým ve yataklýk etmesini gerekçe göstererek Veziristan'a düzenlediði saldýrýlar sonucu 21 Pakistanlý sivilin ölmesi 2008'in son aylarýndan beri gerçekleþen saldýrýlarýn sadece bir örneðiydi. Pakistan hükümeti ABD uçaklarýnýn bombalý saldýrýlarýna karþý her ne kadar bunun ülkenin içiþlerine karýþmak olduðunu ve bu durumu bir sýnýr ihlali olarak gördüðünü belirtse de, Asýf Zerdari ABD'yi "terörist avýna" son vermeye çaðýrsa da Pakistan hükümetinin bu operasyonlara gizliden destek verdiðini söyleyebiliriz. Hatta bombalamak üzere kalkýþ yapan Amerikan uçaklarý bizzat Pakistan'daki bir CIA üssünden kalkýyordu! Özellikle Nisan'dan itibaren

MARKSÝST BAKIÞ

Pakistan'ýn elindeki nükleer silahlarýn Taliban'ýn eline geçme olasýlýðýný mazeret olarak kullandýlar. Bilindiði gibi Soðuk Savaþ dönemindeki askeri rekabet sonucu Pakistan devletine ABD desteðiyle nükleer silah yardýmý yapýlmýþtý. Nükleer silah kapasitesini hala koruyan Pakistan'ýn 100'den fazla nükleer silahý olduðu bilinmektedir, bu ise dünyanýn geri kalanýna göre oldukça büyük bir gücü temsil etmektedir. Pakistan devleti tüm bu baskýlara daha fazla dayanamadý ve Taliban'ýn ele geçirip þeriat ilan ettiði Afganistan sýnýrýndaki bölgelere(Svat gibi) operasyon baþlattý. Yine 2009 Nisan'ýnda Obama yönetimi Pakistan'a 5 yýlda 3 milyar dolarý bulacak ve askeri masraflara ayrýlacak bir destek planý oluþturulmasýna karar verdi. Pakistan'ýn operasyon kararý almasýyla birlikte ülkede yoðun bir iç savaþýn yolu açýldý. Ülkede son 1 yýlda 60 civarýnda intihar saldýrýsý yaþandýðý belirtilmekte. Görgü tanýklarý hem Taliban militanlarýnýn hem de Pakistan ordusunun sivilleri hiçe saydýðýný söylüyor. Pakistan'ýn bu kararý oldukça önemliydi, zira daha Mart ayýnda NATO sekreteri Jaap de Hoop Scheffer "kendi baþýmýza yapamayýz" diyor, Pakistan'ýn FATA'daki (daðlýk sýnýr bölgesi) direniþçilere karþý koymak için hükümete baský yapýlmasý gerektiðini söylüyordu. Mayýs ayýnda Pakistan ordusunun operasyonlarýyla eþzamanlý düzenlenen, insansýz uçaklarla ve füzelerle yürütülen ve 100'den fazla sivilin ölmesine yol açan ABD saldýrýlarý ise bir yandan ulusal sorunun hiçbir þekilde çözülmediði sýnýr bölgelerinde Peþtun milliyetçiliðini körüklerken bir yandan da gelen ölüm haberleri ABD'nin yarattýðý istikrarsýzlýk ve kaos karþýsýnda Pakistan emekçilerinde devlete karþý bir öfke yaratmakta ve Taliban'a propaganda sahalarý açmaktadýr. Washington'un sýrtýný verdiði yer ise belli: Pakistan ordusu. Obama açýklamalarýnda Pakistan yönetimini fazla nazik olmakla suçlarken güvencelerinin Pakistan ordusu olduðunu belirtiyordu. ABD iþler kötü gittiðinde ve Pakistan iþçilerini dizginleyemez hale geldiðinde bir askeri darbe ihtimalini “Bush’tan Obama’ya: Pakistan Politikalarý ne kadar farklý?” cepte bulundurmaktadýr; ancak buna da çok güvenememektedir ve bu planý en kötü duruPakistan'daki tüm üst düzey bürokratlar saldýrýlarý çeþitli ma saklamaktadýr; zira "ordu kadrolarý artýk inançlý þekilde kýnayan yorumlar yaptýlar. Afgan sýnýrýndaki Peþtun Müslümanlardan oluþtuðundan subay sýnýfý, Taliban'la halkýna yönelik katliamlara giriþmek konusunda, ABD yaþanan çatýþmalarý giderek iç savaþ baðlamýnda baskýsýna boyun eðerek ABD uçaklarýný kendi elleriyle algýla[makta], giderek daha isteksiz davran[makhavalandýrýrken Pakistan halkýna da yalan söylemek zorun- tadýr]."*(Ergin Yýldýzoðlu) daydýlar. Bunlarý yapmak Pakistan elitleri için bir zorunlu- ABD bir askeri darbe ihtimalini cebinde tutmaktadýr luktu; çünkü Pentagon yýllar boyu bu sýnýfýn iç ve dýþ poli- demiþtik. Öte yandan Afganistan'daki savaþýn Pakistan'a tikalarýnýn ve karar mekanizmalarýnýn merkezinde yer yayýlmasý ülkedeki ulusal sorunlarý alevlendirmesinin yaný almaktaydý ve ABD'den ha deyince vazgeçmek mümkün sýra (özellikle Belucistan eyaletinde) bölgedeki planlarýný deðildi. Diðer yandan onlarca yýl sömürdükleri Pakistan yoðunlaþtýrmaya çalýþan Rusya için de bir tehdit anlamýna emekçilerini de avutmak zorundaydýlar; çünkü kitlelerin gelmektedir. Bu koþullar altýnda bölgede yürütülen ayaklanmasýndan, ABD'nin hýþmýndan korktuklarýndan yüz emperyalist savaþýn sonraki safhalarýnýn alabildiðine kanlý kat daha fazla korkuyorlardý! geçmesi ihtimal dahilindedir. ABD yetkilileri her fýrsatta Pakistan'ýn "terörle mücadele" Emperyalist Savaþlar ve Pakistan Ýþçi Sýnýfý için yeterli direnci ve savaþýmý göstermediðini vurgularken Bundan yüzyýla yakýn süre önce Lenin emperyalizmi kapi-

28


talizmin en yüksek aþamasý olarak tanýmlamýþ ve emperyalist aþamadaki kapitalizmin krizler ve savaþlar yaratmadan varolmasýnýn mümkün olmadýðýný belirtmiþti. SSCB'nin çöküþüyle beraber neo-liberal politikalarýn tam gaz uygulanmasýnýn ideolojik dayanaklarýný da inþa eden ve yeni dünya düzeni adýyla kapitalist yaðma ve talaný allayýp pullayýp emekçi halklarýn önüne koyan kaþarlanmýþ burjuva ideologlarýn "býrakýnýz geçsinler" mottosu yerini çoktan devlet güdümlü kapitalizmin avantajlarýna düzülen övgülere býrakmýþ durumda. Krizin yol açtýðý týkanýklýðý açmak içinse savaþlar büyük önem kazanmakta. ABD'nin mutlak hegemonyasýnýn kýrýlmaya baþladýðý, Rusya ve Çin gibi kapitalist ülkelerin de emperyalist paylaþým savaþýnda söz sahibi olmak amacýyla hiyerarþik konumlanýþta gittikçe yukarý týrmandýðý, bunun yanýnda AB üyesi ülkelerin de emperyalist denklemlerde belirleyici ve dayatmacý olma arzusuyla ABD'nin karþýsýna bir güç olarak dikilme planlarý yaptýðý bir dönemde yakýn geleceðin oldukça sarsýntýlý geçeceðini söyleyebiliriz. Lenin 20. yüzyýlý savaþlar ve devrimler çaðý olarak ilan etmiþti, 21. yüzyýl için de bu öngörüde bulunmak yanlýþ olmayacaktýr. Öte yandan emperyalist devletler arasý paylaþým savaþlarýnýn devrimler çaðýna yol açmasýnýn da olmazsa olmazý Devrimci Marksist bir ideolojiyle donatýlmýþ ve Bolþevik temelde örgütlenmiþ öncü partilerin varlýðýdýr. Bu örgütlenme olmadýkça iþçi sýnýfýnýn nelere maruz kaldýðý hem 1914-1918 savaþlarýnda, hem Nazi terörünün doruða çýktýðý 1939-1945 arasýnda, hem de dünyanýn pek çok yerinde farklý zamanlarda meydana gelen katliamlarda görülmüþtür. Ýþçi sýnýfý kapitalist devletlerin egemen sýnýflarýnýn savaþ tezgâhlarýnda kendisini katletmesine ses çýkarmadýðý ve bir burjuva ideolojisi olan yurtseverliðin kuyruðuna takýlý kaldýðý sürece gelecekte de durumun farklý olmasý mümkün deðildir. Emperyalist savaþý bir proleter devrime dönüþtürmek, yurtseverliðe karþý iþçi sýnýfýnýn iktidar perspektifini ortaya koyan bir programla kitlelere gitmek bir iþçi devriminin yolunu açacaktýr. Bugün Pakistan'ýn içinde bulunduðu duruma dönecek olursak: 80 milyona yakýn insanýn açlýk sýnýrýnda bulunduðu, nüfusu 160 milyona yaklaþan Pakistan'da iþçi sýnýfý binlerce sendika içerisinde örgütlenmiþ, fakat bir bütün olarak hareket etme kabiliyetinden uzak, onlarca yýl burjuva partilerinin kuyruðuna takýlý vaziyette sömürü hummasýný iliklerine kadar hissetmiþ, özelleþtirmelerle, zamlarla, Dünya Bankasý ve IMF programlarýyla pestili çýkarýlmýþ ve yavaþ yavaþ Amerikan müdahalelerine karþý sesini çýkartmaya baþlayarak Pakistan egemen sýnýflarýna korku salan ve emperyalizmle iþbirliði konusunda birbiriyle yarýþan Pakistan kapitalist sýnýflarýnýn elini kolunu baðlayan büyük bir güç durumundadýr. Ve tam da ülkenin içine düþtüðü bu kaos döneminde Pakistan iþçi sýnýfýnýn önüne proleter devrim perspektifini koymak devrimciler için bir zorunluluktur. Pakistan egemen sýnýfý derin bir bunalým içerisindedir, eskisi gibi yönetmekten acizdir. Ülke yýllar süren emperyalist baskýlar ve neoliberal politikalarýn getirdiði yýkýmlar sonucu bir kaos dönemi içerisine girmiþtir. Ve en nihayet, yönetilenler de eskisi gibi yönetilmek istemediklerini ortaya koymuþlardýr. Onbinlerce kiþinin katýldýðý eylemlerle Pakistan emekçileri savaþa karþý tepkilerini koymuþlardýr. Pakistan iþçilerinin bilinci günden güne geliþmektedir ve yaþanan çatýþmalarýn "medeniyet ve

29

MARKSÝST BAKIÞ

terörizm" arasýnda olmadýðýný, saldýrýlarýn hedefinin doðrudan kendileri olduðunu ve savaþýn temelinde sýnýf çýkarlarýnýn yattýðýný, ABD'nin Taliban tehdidiyle kendi çýkarlarýnýn yaðmalandýðýný günden güne hissetmektedirler. Fakat ne yazýk ki Pakistan iþçi sýnýfýnýn büyük bir kýsmý örgütsüzlüðünün de getirisi olarak burjuva parti- ABD'nin mutlak hegelerinin kuy- monyasýnýn kýrýlmaya ruðunda heder baþladýðý, Rusya ve Çin olmaktadýr. Bir gibi kapitalist ülkelerin kýsým hükümetteki PPP'yi de emperyalist paylaþým desteklerken bir savaþýnda söz sahibi kýsým da iþbir- olmak amacýyla hiyerliði konusunda arþik konumlanýþta gitABD'ye verdiði kesin güven tikçe yukarý týrmandýðý, sayesinde ön bunun yanýnda AB üyesi plana çýkan ülkelerin de emperyalist Navaz Þerif'in denklemlerde belirleyici ve onlarca yýl karþý devrimci ve dayatmacý olma güçleri iþçi arzusuyla ABD'nin sýnýfýna yaptýk- karþýsýna bir güç olarak larý saldýrýlarda dikilme planlarý yaptýðý destekleyen yargý kurumunun bir dönemde yakýn gelepeþinde sürük- ceðin oldukça sarsýntýlý l e n m e k t e d i r . geçeceðini söyleyebiliriz. Ayrýca Pakistan halkýnýn birçoðunun azýlý karþý-devrimci Taliban militanlarýný iþgale karþý özgürlük savaþý veren kahramanlar olarak gördükleri ve onlara destek verdikleri de bilinmektedir. Pakistan sermaye sýnýfý, ülkenin çok zor bir dönemden geçmekte olduðunu ve Pakistan halkýnýn sabýrlý davranmasýný telkin etmektedir. Ülkede, çok yoðun bir anti-Amerikancý damar siyasi havaya hakimdir ve bunu yabancý düþmanlýðýndan sýyýrýp anti-kapitalist bir duruþa yönlendirmek, asýl düþmanýn içeride olduðunu ýsrarla vurgulamak ve Pakistan'da kapitalizmin kan ve yýkýmdan baþka bir þey getiremeyeceðini anlatarak iþçi sýnýfýna sosyalist devrim vizyonu sunmak da devrimcilerin en temel görevidir. Pakistan'da baþlayacak ve Orta Asya'ya yayýlacak bir devrimci dalganýn emperyalist odaklarýn belini bükmesi baþarýlamadýðý ölçüde Pakistan emekçileri, birbirlerine diþ bileyen devletlerin hayati önemdeki bir bölgede azdýracaklarý emperyalist savaþýn mengenesinde sýkýþýp kalmaktan kurtulamayacaklardýr. *Hindistan'ýn Bombay þehrinde gerçekleþen bombalý saldýrý sonucu yüzü aþkýn sayýda kiþinin ölmesinin ardýndan Hindistan yönetimi Pakistan'ý terör örgütlerini barýndýrmakla suçladý ve iki ülke bir krizin eþiðine geldi. Zerdari'nin "terörizmle mücadele" konusunda ABD ile iþbirliðini ilerletmesinde bu saldýrýnýn rolü olduðundan da bahsedilmektedir.


MARKSÝST BAKIÞ

Paskalya Ayaklanmasý'nýn 93. Yýlýnda Ulusal Kurtuluþ Mücadeleleri, Ýþçi Sýnýfý ve Sosyalizm Mücadelesi Ýngiltere'nin en eski sömürgesi Ýrlanda'da 24 Nisan 1916'da baþlayan ve kýsa sürede Ýngiliz devletinin vahþi saldýrýsý karþýsýnda yenilen Paskalya Ayaklanmasý'nýn deðerlendirilmesi ezilen uluslarda proleter devrimcilerin görevleri, ulusal kurtuluþ mücadelesi ve sosyalist mücadele konularýnda önemli dersler içerdiðinden büyük anlam taþýyor. Ýrlanda tarihi açýsýndan merkezi önemdeki bu olay, sistematik bir tahrifat kampanyasý yardýmýyla, resmi tarih yazýmýnda tamamen ulusalcý bir ayaklanma olarak yansýtýlýyor. Ayaklanmanýn lideri James Connolly de bu tahrifattan payýný almakta; gerek Güney'in(Ýrlanda) gerekse Kuzey Ýrlanda'nýn milliyetçi liderleri onun geleneðinin devamcýsý olduklarý iddiasýndalar. Oysa gerçek bu iddialardan tamamen farklý. 1916 Paskalya Ayaklanmasý, ulusalcý bir ayaklanma deðil; aksine merkezinde Ýrlanda iþçi sýnýfýnýn en geliþmiþ mensuplarý bulunan ve Ýrlanda Yurttaþ Ordusu bayraðý ile Marksist devrimci James Connolly'nin komutasý altýnda emperyalizme karþý sosyalist devrimin bir basamaðý olarak yükseltilen bir kalkýþmadýr. Lenin'in Devlet ve Devrim kitabýnda Marks için söylediði þu sözler James Paskalya Ayaklanmasý’nda Connolly'nin baþýna gelenleri de özetleiþçilerin ele geçirdiði ve daha mektedir: "Tarihte devrimci düþünürlerin öðretileri ile, kurtuluþlarý için savaþým veren ezilen sýnýflar önderlerinin öðretileri baþýna birçok kez gelen þey bugün de Marks sonra Ýngiliz toplarýyla dövülen postane. (Nisan 1916) öðretisinin baþýna geliyor. Egemen sýnýflar, saðlýklarýnda büyük devrimcileri ardý arkasý gelmez kýyýcýlýklarla ödüllendirirler; öðretilerini, en vahþi düþmanlýk, en koyu kin, en taþkýn yalan ve karaçalma kampanyalarýyla karþýlarlar. Ölümlerinden sonra, büyük devrimcileri zararsýz ikonlar durumuna getirmeye, söz uygun düþerse, azizleþtirmeye, ezilen sýnýflarý "teselli etmek" ve onlarý aldatmak için adlarýný bir ayla (hâle) ile süslemeye çalýþýrlar. Böylelikle, devrimci öðretileri içeriðinden yoksunlaþtýrýlýr, deðerden düþürülür ve devrimci keskinliði giderilir." Geçmiþte Connolly'e karþý mücadele edenler, bugün onun geleneðinin devamcýlarý oluveriyorlar! Connolly bugün yaþasaydý, geçmiþte gerek Ýrlanda'da ve gerekse uluslararasý arenada eþdeðerlerine yaptýðý gibi bu insanlara karþý da amansýzca savaþým veriyor olurdu. Yaratýlan resmi tarih yalanlarýna karþý Paskalya Ayaklanmasý'ný ve James Connolly'i tanýmak ve bu ayaklanmadan gerekli sonuçlarý çýkartmak için dönemi ve mücadele sürecini detaylýca ele almak gerekmekte.

Ýrlanda: Ýngiltere'nin en eski sömürgesi 800 yýldan fazla Ýngiliz iþgali altýnda yaþayan Ýrlanda, Ýngiltere'nin en eski sömürgesidir. Ýngiltere, kendisine karþý çýkan Ýrlandalý toprak sahiplerinin mülklerine el koymuþ ve bu mülkleri dýþarýdan getirterek yerleþtirdiði Protestan çiftçilere daðýtýp iþbirlikçi yeni bir toprak sahibi sýnýf yaratmýþtýr. Kendisine çýkar baðýyla baðlanan bu sýnýf, sömürgeci siyasetinin yürütülmesinin aracý olmuþtur. Ýngiliz emperyalizmi klasik "böl-yönet" taktiðini, Ýrlanda'da Protestanlarý Katoliklere karþý kýþkýrtýp mezhep temelli bir bölünme yaratarak uygulamaya koymuþtur. Ýrlanda ulusal kurtuluþ hareketinin ilk nüveleri Amerikan ve Fransýz devrimine uzanmaktadýr. 18. yüzyýlda Amerikan baðým-

30


sýzlýk savaþýnda Ýngiltere'nin yenilmesi, Ýngiltere'nin zulmü altýnda inleyen Ýrlandalýlara ilham verdi. Bu süreçte Katolik mülk sahiplerinin güçlenmesi karþýsýnda bazý haklar tanýmayý kabul eden Ýngiltere, kýsa bir zaman sonra bu kazanýmlarý geri almasýný da bildi. 1801 tarihli Birleþme Yasasý, Ýrlanda'yý Ýngiltere ile tek taht ve parlamento altýnda birleþtirerek Ýrlandalýlarýn temsil hakkýný ellerinden aldý. Birleþme sonrasýnda serbest ticaret nedeniyle bir tarým ülkesi olan Ýrlanda'da tarým ürünlerinin fiyatlarý hýzlýca düþmesinden dolayý sefalete mahkûm edilen köylüler kurtuluþu ABD ve Ýngiltere'ye göçte buldular. 19. yüzyýl süresince büyüyen toprak sorunu, yüzyýlýn sonlarýna doðru uygulamaya konulan toprak reformlarýyla çözülürken bu durum gelecekteki süreçleri de belirleyecek bir sosyal dönüþüme kapý araladý. Küçük çiftçiler toprak reformuyla mülk sahibi olurlarken sistemle baðlarýnýn geliþmesi sonucunda giderek tutuculaþtýlar. Yoksul köylünün payýna düþen ise proleterleþmek oldu. 19. yüzyýl öncesinde sanayinin geliþmediði Ýrlanda'da uðraþlarý büyük ölçüde ticaret olan kapitalist sýnýflar politik istikrardan memnun olduklarýndan ýlýmlý bir milliyetçi çizgi benimsiyorlardý. Orta sýnýflarda hâkim ruh hali ise bu baðýmlýlýðýn ekonomik geliþmenin önünde engel olarak görülmesinden kaynaklanan bir hoþnutsuzluktu. 19. yüzyýlýn baþlarýnda birleþme yasasý ile politik ve ekonomik birlik kurulmasý sanayinin çökmesine yol açýnca Ýrlanda sanayisinin geliþimi için korumacý gümrük duvarlarý, dolayýsýyla ulus-devletin gerekliliði, mülk sahibi sýnýflar için de bütün çýplaklýðýyla açýða çýktý. Bu bakýþ açýsý 1905'te Sinn Fein (Yalnýz Baþýmýza) Partisi tarafýndan bir siyasal program haline getirildi. Sinn Fein, Ýngiltere'den tümüyle kopuþ yerine baðýmsýz ama ayný tahta baðlý Ýrlanda'nýn Ýngiliz sömürgeciliðine ortak olmasý gerektiðini savunuyordu. 19. yüzyýlýn sonlarýna doðru Ýrlanda'nýn özellikle kuzey bölgelerinde ise farklý bir manzara göze batýyordu. Bu bölgelerde sanayi ve dolayýsýyla proletarya geliþmeye baþlýyordu. Kuzeydoðuda Belfast, Ýskoç kömür yataklarýna yakýn olmasý, coðrafi uygunluðu ve iþlek limaný ile metal ve gemi yapým baþta olmak üzere geliþen bir sanayiye sahipti. Bu sanayi dallarý Ýngiliz ekonomisinin de bir parçasýydý. Bölgenin kapitalistleri, bu ortaklýktan edindiði çýkarlarla ayrýlýkçý fikirlere uzak, birlik yanlýsý bir duruþla hareket ediyorlardý. Ýngiltere de tersane, tekstil kollarý baþta olmak üzere güçlü bir sanayi ve liman bölgesi olan yöreyi Ýrlandalýlara býrakmaya hiç de niyetli deðildi, gelecekte de olmayacaktý. Bölgenin bu niteliði ulusal sorunun çözülme biçimi üzerinde de önemli bir belirleyen oldu. Bu bölge, Ýngiliz emperyalizminin taktikleri gereði diðer yörelerin Katolik aðýrlýðýna karþýn Protestan bir nüfus çoðunluðuna sahipti. Ancak sanayileþme süreciyle proleterleþen Katolik köylülerin akýþý sonucunda Belfast'ta etkin bir Katolik azýnlýk oluþtu. Patronlar, mezhep kartýný iþçi sýnýfýný bölmek için çokça kullandýlar. Belfast, iþçi sýnýfýnýn Ýrlanda politik yaþamýna bir aktör olarak ilk defa adýmýný attýðý bölgeydi. Örneðin 1907 tersane iþçilerinin grevi Belfast'ta polislerin bile katýldýðý bir

MARKSÝST BAKIÞ

genel greve dönüþtüðünde Katolik ve Protestan iþçiler birleþmiþti. Bu grevde iþçileri Ýngiliz sendikacý ve daha sonra James Connolly'nin yoldaþý olacak James Larkin yönetiyordu. Grev ancak Ýngiltere'deki sendikalarýn ihanetiyle önemsiz kazanýmlarla bitirildi. Grevin yarattýðý korkuyla Larkin sendikadan atýldý. Larkin Ýngiliz sendika bürokratlarýndan baðýmsýz Ýrlanda Ulaþtýrma ve Genel Ýþçiler Sendikasý (ITGWU)'ný kurdu. 1907 yenilgisine raðmen yoluna devam eden sendika, 1910'lu yýllarda Avrupa'yý saran iþçi sýnýfýnýn mücadele dalgasý içinde baþa çýkýlmasý zor bir güç olana kadar büyüdü.

Ýrlanda Özgürlük Mücadelesinde bir Mihenk Taþý: James Connolly Ýrlanda iþçi sýnýfýnýn devrimci geleneðini, kuruluþundan çok kýsa bir süre Ýrlanda'da örgütlenen Birinci Enternasyonal'e dek götürmek yanlýþ olmayacaktýr. Ýrlanda'nýn kendi kaderini tayin hakkýný tanýyan Birinci Enternasyonal, Ýngiltere hapishanelerindeki Ýrlandalý tutsaklara özgürlük için kampanya da düzenlemiþti. Marks ve Engels de Ýrlanda ulusal sorununu incelemiþler ve bir ulusu ezen ulusun özgür olamayacaðý fikrinden yola çýkarak Ýngiliz iþçi sýnýfýnýn kurtuluþunun Ýrlanda'nýn kurtuluþuyla kopmaz baðlara sahip olduðu sonucuna “...Ýngiliz Ordusunu varmýþlardý. Ýrlanda'nýn ilk Marksist yarýn ülkeden çýkartýp iþçi önderlerinden biri de yeþil bayraðý Dublin ulusal sorunun çözü- kalesine çekseniz bile, münün sosyalizm mücade- sosyalist cumhuriyetin lesinden baðýmsýz olmadýðýný savunan James kurulmasýna yönelmiþ Connolly'dir. Connolly, deðilseniz tüm yaþamýnýn ilk yýllarýndan çabalarýnýz boþa gideitibaren proletaryanýn cektir. Ve Ýngiltere, gerçek anlamda bir toprak sahipleri, kapiorganik aydýný olarak kendini hem ideolojik olarak talistleri ve ticari hem de önderlik anlamýn- kurumlarýyla size hükda yetiþtirmiþtir. James metmeye devam edeConnolly, 1868'de Ýskoçcektir…. Ýngiltere gene ya'da yoksulluk içindeki Ýrlandalý göçmen bir mahvýnýza dek size ailenin oðlu olarak hükmedecektir dünyaya geldi. 10 yaþýn- davasýna ihanet dan itibaren çok çeþitli ettiðiniz o Özgürlük iþlerde çalýþmak zorunda kalan Connolly, güç bela tapýnaðýnda dudakalabildiði temel eðitimin larýnýz riyakâr bir saygý ötesine kendini eðiterek sunarken bile." geçmiþtir. Koþullarýný James Connoly iyileþtirmek için 14 yaþýnda orduya katýlan Connolly, Ýrlanda'daki hizmeti boyunca tanýklýk ettiði Ýngiliz sömürgeciliðinin kanlý yüzü karþýsýnda hayat boyu sürecek bir emperyalizm düþmaný kimlikle donandý. Ýskoçya'ya döndükten sonra sosyalist hareketin içine giren Connolly, bundan sonraki hayatýný bu yola baþ koyarak devam ettirecekti. Dönemin büyük devrimci önderleri Lenin, Troçki, Rosa ile hiç tanýþma fýrsatý

31


MARKSÝST BAKIÞ

olmasa da Marksist düþünce konusunda onlarla, kendi çabalarýyla, ortak sonuçlara varmayý, 1. Dünya Savaþý döneminin ihanetlerle dolu karanlýk döneminde Ýrlanda'dan yolumuzu aydýnlatan bir ýþýk yakmayý baþardý. Connolly, sadece iþçi sýnýfýnýn kendi özgürlüðünün bir parçasý olarak Ýrlanda'nýn özgürlüðü için mücadele edeceðini savunuyor ve Ýrlanda'nýn baðýmsýzlýk mücadelesinin sosyalizm mücadelesiyle kopmaz baðlarla baðlý olduðunu düþünüyordu. Sosyalizm ve Milliyetçilik isimli yazýsýnda þöyle demekteydi: "Emeðin davasý Ýrlanda'nýn davasýdýr. Ýrlanda'nýn davasý emeðin davasýdýr. Bunlar birbirinden ayrýlamaz. Ýrlanda özgürlük peþindedir. Emek, özgür Ýrlanda'nýn kendi kaderinin tek sultaný, topraðý üstündeki ve içindeki her maddenin en yüksek maliki olmasý peþindedir." ("Ýrlanda Bayraðý", Seçme Yazýlar, s.41) Toplumsal statükonun sürmesinden çýkarý olan mülk sahibi sýnýflar bu çýkarlarýný Ýrlanda'nýn özgürlüðünden önde tuttuklarýndan Ýngiliz emperyalizmiyle uzlaþmaya yazgýlýydýlar. Connolly'nin proletaryaya çaðrýsý baðýmsýz bir kapitalist cumhuriyetin kurulmasý deðil bir iþçi cumhuriyeti kurmak için mücadele etmekti: "Benim, ülkemiz halkýnýn ideal olarak karþýlarýna koymalarýný dilediðim cumhuriyet öyle bir cumhuriyet olmalýdýr ki, yalnýzca adýndan söz edilmesi bile, her çaðda, her ülkenin ezilenleri için bir iþaret ateþi oluþturmalý, uðruna harcanan çabalarýn ödülü olarak her çaðda özgürlük ve bereket vaat etmelidir. … Ýngiliz Ordusunu yarýn ülkeden çýkartýp yeþil bayraðý Dublin kalesine çekseniz bile, sosyalist cumhuriyetin kurulmasýna yönelmiþ deðilseniz tüm çabalarýnýz boþa gidecektir. Ve Ýngiltere toprak sahipleri, kapitalistleri ve ticari kurumlarýyla size hükmetmeye devam edecektir… Ýngiltere gene mahvýnýza dek size hükmedecektir - davasýna ihanet ettiðiniz o Özgürlük tapýnaðýnda dudaklarýnýz riyakâr bir saygý sunarken bile." James Connolly'nin 1896'da kurduðu Ýrlanda Sosyalist Cumhuriyetçi Partisi'nin hedefi, Ýrlanda'da bir sosyalist cumhuriyetin kurulmasýydý. Parti programý, "toprak ile üretim, daðýtým ve deðiþim araçlarýnýn Ýrlanda halkýnýn toplumsal mülkiyetine dayanan bir Ýrlanda Sosyalist cumhuriyetinin kurulmasý" temel hedefine sahip küçük burjuva milliyetçisi deðil sosyalist bir programdý.

James Connoly

Connolly ve Sürekli Devrim Çizgisi

Troçki, sürekli devrim teorisiyle, az geliþmiþ ülkelerde ve sömürgelerde tarih sahnesine geç çýkan burjuvazinin burjuva demokratik görevleri yerine getirmekten aciz olduðunu ortaya koymuþtu. Ýþçi sýnýfýnýn nefesini ensesinde hisseden burjuvazi, eski sistemin egemenleri ya da sömürgecilerle uzlaþmaya hazýrdý. Burjuvazinin çözemediði bu görevleri yerine getirmek iþçi sýnýfýna düþüyordu; ancak iþçi sýnýfý ilerlemeye baþladýðýnda bu görevlerle yetinmeyecek sosyalist devrimin görevlerini yerine getirmek için de yoluna devam edecekti. Troçki'nin sürekli devrim tezlerinden habersiz Connolly de benzer sonuçlara varmýþtý. Mülk sahibi sýnýflar ekonomik çýkarlarýn baðlarýyla sömürgecilere baðlanmýþlardý ve özgür Ýrlanda'nýn tek kurucusu sosyalizm mücadelesiyle proletarya olabilirdi. Troçki ile benzer þekilde mülk sahibi sýnýflarýn gericileþmesinin farkýnda olan Connolly, ulusal sorunu çözme görevinin iþçi sýnýfýnýn omuzlarýnda olduðunu söylemekle yetinmiyor, bu görevin ancak sosyalist bir cumhuriyet kurulmasý temelinde yerine getirilebileceðini ekliyordu. Troçki ile ayný sonuçlara kendi deneyim ve birikimleriyle varmýþtý. Connolly, geçmiþte ve günümüzde Stalinist sahtecilik okulunun bir dizi devrimci kalkýþmada öne engel olarak çýkardýðý "bu ülke sosyalizm için olgunlaþmamýþ" safsatalarýna inat 1916'larýn sömürge Ýrlanda'sýnda iþçi sýnýfýnýn en ileri neferlerinden oluþan Yurttaþ ordusu ile dünya sosyalist devriminin bir adýmý olacak bir ayaklanma örgütlüyordu. Bu kalkýþma da Lenin ve Troçki'nin alkýþlarýna mazhar oluyordu.

Connolly'nin Enternasyonalist Duruþu ve 1. Dünya Savaþý James Connolly - en yakýn yoldaþý Ýngiltereli bir Protestan olan James Larkin'di- Katolik ve Protestan iþçilerin birliðini oluþturmak için çabalayan bir enternasyonalistti. Ulusal sorunun burjuva ya da küçük burjuva çözümlerinin peþinde koþmadan enternasyonalist bir proleter devrimci çizgiyi savundu. Bu duruþu bütün parlaklýðýyla 1. Dünya Savaþý sýrasýndaki tutumunda ortaya çýktý. Ýrlandalý milliyetçi liderler, Ýngiltere'nin savaþ ganimetlerinden faydalanmak gayesiyle savaþta Ýngiltere yanýnda saf tutar, Ýngiliz ordusuna on binlerce Ýrlandalý gönüllü kaydederken Connolly savaþa karþý net bir tavýr aldý. Avrupa'nýn sosyal demokrat partileri ihanet içinde savaþta kendi hükümetlerini desteklerken Connolly, "iþçi sýnýfýnýn ülkesindeki burjuvazi baþta olmak üzere kapitalist sýnýftan baþka düþmaný yoktur" diye haykýrýyordu. Pasifist bir savaþ karþýtlýðý yanlýsý deðil, savaþ halin-

32


deki kendi burjuvazisine karþý da genel grev dahil her türlü yolla mücadele çaðrýsý yapýyordu. Çok doðru bir kavrayýþla "iþçi sýnýfýnýn kýtasal büyük bir kalkýþmasý savaþý durdurur" öngörüsünde bulunuyordu. Dünyada iþçi sýnýfýnýn partileri olduðunu iddia eden sosyal demokrat partilerin çoðu büyük bir ihanet içindeyken Connolly, Rusya'dan, kýsýk da olsa Almanya'dan yakýldýðý gibi enternasyonalizmin yol gösterici ýþýðýný dönemin karanlýðýna inat Ýrlanda'dan yaktý.

1913 Direniþi ve Yurttaþ Ordusunun Kurulmasý Connolly, militan bir iþçi önderiydi. Ýngiliz sendika aðalarýndan baðýmsýz olmak ve Ýrlanda Katolik ve Protestan iþçilerin ortak mücadele yürütmelerini saðlamak için kurulan Ýrlanda Ulaþtýrma ve Genel Ýþçiler Sendikasý, ITGWU, Larkin ve Connolly önderliðinde 1914 öncesinde Ýrlanda'yý temellerinden sarsan þiddetli bir sýnýf mücadelesi dalgasý örgütledi. Nadiren bu adalar bu düzeyde kýzgýn bir sýnýf çatýþmasýna tanýklýk etti. Bu süreç, sadece Dublin'i deðil Connolly'nin Katolik ve Protestan iþçileri patronlara karþý mücadelede birleþtirdiði Belfast'ý da sarstý. Ýrlanda'ya dönüþünden sonra Connolly, ITGWU'da ilk görevini Ýngiltere ve Ýrlanda'da kitlesel grev dalgasýnýn patlamasý döneminde aldý. Bu mücadele dalgasýnda 1909'da 3 milyon iþgünü grevde geçerken, 1912'ye gelindiðinde bu rakam 41 milyona çýkmýþtý. ITGWU'nun Kuzey'de Belfast örgütleyicisi olan Connolly, kitle hareketine önderlik etmekteki yeteneðini 1911'deki mücadelede ortaya koydu. Çoðunlukla düþük ücretli ve yoðun sömürüye maruz kalan Katolik ve Protestan kadýnlardan oluþan Belfast tekstil iþçilerinin grevini örgütledi ve bu sektörü örgütlü mücadeleye kazanmayý baþardý. Ýrlanda için "Yerinden Yönetim" sorunu çerçevesinde sekter bölünmeler hýz kazanýrken ITGWU bayraðý altýnda sekterlik karþýtý, Katolik ve Protestan iþçilerin birliðini savunan eylemlere imza attý. Hem ortaya koyduðu militan sýnýf savaþýmý yanlýsý çizgisiyle hem de Protestan ve Katolik iþçilerin birliði için verdiði mücadele ile Connolly ve Larkin ve onlarýn önderliðinde ITGWU geçmiþte Ýngiliz patron ve sendika aðalarýnýn olduðu gibi þimdi de Ýrlandalý mülk sahiplerinin nefret ve kinlerini üzerlerine çektiler. Dublin Ýþveren Birliði lideri ve Ýrlanda Baðýmsýzlýk gazetesi sahibi William Martin Murphy tarafýndan örgütlenen patronlar, yükselen sýnýf mücadelesi karþýsýnda iþçileri ve örgütlerini daðýtmak için harekete geçtiler. Ýrlandalý kapitalistlerin hedefi, yerinden yönetim parlamentosu kurulmadan önce ITGWU'yu daðýtarak iþçi sýnýfýnýn militan sýnýf mücadelesi geleneðine son vermek ve böylece iþçi sýnýfýný ve yoksul halký kendi ulusal önderlikleri altýnda toplamaktý. Militan iþçiler ise ulusal burjuvazinin deðil, sýnýf çizgisinin yolundan gitmeyi önlerine koyarak mülk sahipleriyle büyük bir kavgaya tutuþtular. ITGWU'yu daðýtmak için iþçileri sendikadan istifaya zorlayan patronlar istediklerini elde edemeyince 1913'te lokavt ilan ettiler. Yükselen grev dalgasý, Dublin'de iþ-

MARKSÝST BAKIÞ

verenlerin toplu iþten çýkarmasýyla karþý karþýya kalmýþ oldu. Bu süreç, Ýngiliz emperyalizmiyle uzlaþmacý çizgisi zaten ayan beyan ortada olan Ýrlanda burjuvazisinin gerçek yüzünü, karþý-devrimci yüzünü daha da net þekilde açýða çýkardý. Ýrlanda burjuvazisi, sýnýf bilinciyle hareket eden Ýrlanda iþçi sýnýfý ve onun devrimci önderlerini büyük bir savaþa davet ediyorlardý, bu davet karþýlýksýz kalmadý. Ýþverenlerin lokavtýna karþý Connolly ve Larkin, sadece Dublin iþçilerden deðil, Ýrlanda ve Ýngiltere'ye yayýlan dayanýþma eylemlerini içeren kitlesel bir direniþ örgütlediler. Hareketin en üst noktasýnda Dublin iþçi sýnýfýnýn tamamý direniþin parçasýydý. Ýþçi sýnýfý mücadelesinin tartýþýlmaz önderleri Connolly ve Larkin'e savaþ açanlar sadece kapitalistler ve Ýngiliz devleti deðildi; Katolik kilisesi ve sað kanat milliyetçi güçler de bu ittifakýn parçasýydý. Çünkü Connolly ve Larkin önderliðinde bu militan sýnýf savaþýmý deneyimi iþçilere sýnýf bilinci kazandýrarak Ýrlandalý ve Ýngiliz mülk sahibi sýnýflarýn kendi çýkarlarýna iþleyen yerinden yönetim Ýrlanda burjuçaðrýlarýna kulaklarýný kapat- vazisi, sýnýf bilintýrýyor, onlarýn önderliði altýnda ciyle hareket eden toplanmalarýný engelliyordu. Lokavtý örgütleyen iþverenlerin Ýrlanda iþçi sýnýfý ve baþýný çeken Murphy, Ýrlanda onun devrimci Baðýmsýzlýk gazetesini çýkarý- önderlerini büyük yordu. Diðer sað kanat mil- bir savaþa davet liyetçi güçler de fiili olarak saldýrýya geçtiler. Connolly'nin ediyorlardý, bu toplantý ve eylemlerine saldýrma davet karþýlýksýz ve Ýrlanda iþçi matbaasýný daðýt- kalmadý. Ýþverenmak gibi karþý devrimci iþlere lerin lokavtýna imza atýyorlardý. Ýþçi sýnýfý karþý Connolly ve karþýsýnda oluþan bu sýnýf ittifaký manidardý. Ýrlandalý patron- Larkin, sadece larýn çýkarlarýnýn kiminle birlik- Dublin iþçilerden te olduðunu ve dolayýsýyla deðil, Ýrlanda ve Ýrlanda iþçi sýnýfýnýn çýkarlarýnýn Ýngiltere'ye yayýlan da kimlerle ortak olduðunu ortaya koyuyordu. Ýrlandalý dayanýþma eylempatronlar, teþvikleriyle Ýngiliz lerini içeren kitlesel hükümetini duruma müdahale bir direniþ örgütettirmekten bile çekinmediler. lediler. Hareketin en Ýngiliz hükümeti her türlü baský aracýný kullanarak iþçileri teslim üst noktasýnda olmaya zorladý, Larkin'i tutuk- Dublin iþçi sýnýfýnýn ladý. Ancak grevi sonlandýran tamamý direniþin aslýnda bu saldýrý olmadý. parçasýydý. Larkin'in tutuklanmasý üzerine Connolly Belfast'tan Dublin'e gelerek grevin baþýna geçti. Ýþçileri iþe dönmeye mecbur eden Ýrlandalý patronlarla Ýngiliz patronlarýn iþbirliði, yani açýk düþmanlarýn saldýrýlarý olmadý. Asýl sorun, iþçileri sýnýf kardeþleri Ýngiliz iþçilerin dayanýþmasýndan mahrum býrakýp yalnýzlaþtýran Ýngiliz sendika aðalarý oldu. Connolly ve Larkin'in Ýngiltere'de dayanýþma genel grevi ve Dublin limanýna mal getirip götüren grev kýrýcý gemilerin engel-

33


MARKSÝST BAKIÞ

lenmesi çaðrýsý Ýngiliz TUC sendikasýnýn sað kanat liderliði tarafýndan reddedildi. Ýngiliz sendika aðalarý dayanýþma grevleri örgütlenmesi yolundaki giriþimlerin tümünü sabote ettiler. Ýþte bu koþullarda iþçiler 1914 Ocak'ýnda iþverenin koþullarýný kabul ederek iþe döndüler. Birçok militan iþçi iþten atýldý, hapsedildi. Ýþveren koþullarýný kabul ettirmiþti ettirmesine, ama zaferi anlýktý ve yaratýlan militan sýnýf savaþýmý ve dayanýþma geleneði sadece gelecek günlere hazýrlanmak üzere pusudaydý. Bunun en büyük kanýtý da karþýlaþtýðý yoðun saldýrýya raðmen, aðýr yara alsa da daðýlmadan varlýðýný devam ettiren ITGWU oldu. 1913 direniþinin devrimci miraslarýndan birisi de Connolly tarafýndan yönetilen Avrupa'nýn ilk Kýzýl Ordusu, gerçek bir iþçi milisi olan Ýrlanda Yurttaþ Ordusu(ICA)'nun yaratýlmasý oldu. Yurttaþ Ordusu, organik olarak proletaryanýn kitle örgütÝrlanda Yurttaþ Ordusu lerine baðlýydý; ITGWU da 1916 Paskalya Ayaklanmasý sýrasýnda barikatlarda örgütlü, sýnýf bilinci ileri iþçilerden oluþuyordu. ITGWU'nun milis gücüydü. 1916'nýn birkaç yýl öncesinden Dublin sokaklarýnda geçit törenleri, talimler yapacak kadar meþruydu. Yurttaþ Ordusu, direniþin kanla bastýrýlmasý karþýsýnda iþçi sýnýfýný polis, grev kýrýcýlar ve patronlara karþý koruyacak silahlý savunma birliði, iþçi milisleri olarak yaratýlmýþtý. Yurttaþ Ordusu'nun sýnýf doðasýný Connolly þu sözlerle ortaya koymaktadýr: "Ýrlanda iþçi sýnýfýnýn silahlý örgütü Ýrlanda'da bir olgudur. Þimdiye kadar, Ýrlandalý iþçiler, efendileri önderliðindeki ordularýn parçasý olarak savaþtýlar, asla kendi sýnýflarýndan birinin yönettiði, eðittiði ve esin verdiði bir ordunun üyesi olarak deðil. Þimdi, ellerinde silahla, kendi yollarýný çizmeyi, kendi geleceklerini þekillendirmeyi amaçlýyorlar."

1916 Paskalya Ayaklanmasý Ýrlanda'da sýnýf hareketine büyük bir darbeyi de 1. Dünya Savaþýnýn baþlamasý vurdu. Savaþýn patlak vermesiyle birlikte Avrupa'nýn her yanýndaki iþçi önderliklerinin çoðu gibi Ýngiliz sendika bürokratlarý da savaþý desteklediler ve kendi hükümetlerinden yana tutum aldýlar. Ýþbirlikçisinden milliyetçisine Ýrlandalý önderler de savaþta Ýngiltere destekçisi kesildiler. Ýkinci Enternasyonal'in ve Avrupa'daki sosyal demokrat partilerin çoðunun ihanetine karþýn Rus, Sýrp, Alman ve Ýrlandalý devrimciler onurlu örnekler yarattýlar. Connolly, savaþ çýðlýklarýnýn ilk anýndan itibaren Lenin'le bütün temel noktalarda ayný, þaþmaz bir enternasyonalist duruþ sergiledi. Connolly, savaþý durdurmak için kitlesel bir sýnýf eylemi örgütlemenin gerekliliðini savunuyordu: "…baþlangýçta, Ýrlanda henüz belki Avrupa yangýnýnýn meþalesi olacaktýr. Bu yangýn, son taht, son kapitalist bono ve senet buruþturulup son savaþ lordunu yakacak cenaze ateþine atýlmadan sönmeyecek." Connolly, bu görevi yerine getirebilecek sosyal demokrat partilerin çoðunun ihaneti karþýsýnda bu mücadele doðrultusunda örnek alýnabilecek bir eylem biçimi örgütlemeyi düþünmeye baþlamýþtý. Savaþ karþýsýnda sosyalizm ve Ýrlanda'nýn özgürlüðünden yana bir ayaklanma propagandasýna ve planlamasýna giriþti. Savaþ sonrasý ihanet dalgasýnýn uluslararasý sýnýf hareketinde yarattýðý daðýnýklýk ve kan kaybý, savaþýn ilerlemesiyle birlikte savaþýn sýnýfsal karakterinin açýða çýkmasý ve sýnýf çeliþkilerinin derinleþmesiyle ortadan kalkmaya baþladý ve sýnýf mücadelesinde bir canlanma yaþandý. 1915'de yaþanan Glasgow grevi Ýngiltere'deki canlanmanýn emareleri oldu. Ancak Connolly, Avrupa'da sýnýf savaþýmýnýn tam olarak canlanmasýnýn çok uzun zaman alacaðý konusunda endiþeliydi. Kýtada devrimci ateþi yakacak ve kapitalistlerin iktidarýna son verecek nihai eyleme Ýrlanda'da giriþerek hayatýna mal olsa da buzu kýrýp yolu açacak bir fýrtýnayý ateþlemek istiyordu. Savaþmak ve kaybetmek, kabullenmek ve teslim olmaktan yeðdi. Ýrlanda'da ayaklanmanýn patlamasýndan hemen önce grevler yaþanýyordu, ancak 1913 lokavtýnýn acý hatýrasý çok yeniydi. Ýþçi sýnýfý sadece bu saldýrý ile yorulmuþ ve zayýflamýþ deðildi, savaþ sýrasýnda daðýlmýþ ve yolunu kaybetmiþti. Ilýmlý milliyetçiler iþçilere siperlerde dövüþmek üzere savaþa katýlma çaðrýsý yapýyorlardý. Ýngiltere'nin Ýrlanda'da zorunlu askere alma uygulamasý yapacaðý söylentileri etrafta dolaþýyordu ki Ýngiltere 1917 yýlýnda bu projeyi uygulamaya koymayý denedi. Ýþte bu koþullarda Connolly Ýngiliz emperyalizmine karþý kavgaya giriþmeye karar verdi. Dünya savaþýna

34


karþý Avrupa'da iþçi hareketini tetikleyecek bir meþale yakmak hedefindeydi. Baþarýsýz da olsa ezilenler ve sömürülenlere ardýndan gidilecek bir gelenek býrakacaktý. Connolly, yaratacaklarý örnek ve geleneðin ölümsüz olacaðý ve Sosyalist Ýrlanda Cumhuriyeti'ni kurma mücadelesinin temellerinde yatacaðýnýn farkýndaydý. 24 Nisan'da Paskalya bayramýnda Ýrlanda Yurttaþ ordusunun neferi 1500 silahlý devrimci Connolly önderliðinde ayaklandý. Zorunlu askere alma tehlikesi karþýsýnda ayaklanma gerekliliðine duyduðu inanç ve gündemin aciliyeti, Connolly'i savaþta Ýngiltere'nin yenilgisinin Ýrlanda için fýrsatlar yaratacaðý düþüncesiyle Ýngiltere tarafýnda yer alan diðer milliyetçi akýmlardan ayrýlan orta sýnýf milliyetçisi Ýrlanda Gönüllülerinin ayaklanmada yer almasýný kabule itti. Ancak Gönüllülerin ýlýmlý liderleri yalpalama gösterip son anda geri çekildiler. Ýrlanda ve diðer ülkelerin tarihinde çokça tekrarlandýðý üzere orta sýnýf liderliklerinin kararsýzlýklarý ve ihanetlerine bir yenisi ekleniyordu. Baþýndan itibaren küçük burjuva milliyetçilerinin sýnýf doðasý ve farklý amaçlarý hakkýnda Connolly'nin kafasý netti. Her zaman iþçi sýnýfýnýn baðýmsýz örgütlerini inþa etme için mücadele etmiþ ve milliyetçi hareketin orta sýnýf liderlerine güvenmemek konusunda iþçileri uyarmýþtý. Ayaklanmadan birkaç gün önce de þiddetle sýnýf baðýmsýzlýðýný koruma çaðrýsý yapýyor ve Yurttaþ Ordusu'nu Gönüllüler hakkýnda uyarýyordu: "Bizim kazanma þansýmýz binde bir. Ama eðer kazanýrsak tüfeklerinizi indirmeyin, çünkü Gönüllülerin farklý amacý olabilir. Hatýrlayýn, biz sadece politik deðil, ekonomik özgürlük de istiyoruz." Connolly, bu sözleri ile ayaklanmanýn anlýk bir zafer elde edeceði konusunda illüzyonlara sahip olmadýðýný da ortaya koyuyordu. O ve yoldaþlarý, gelecek mücadelelerin yolunu açmak, devrimci bir miras býrakmak için canlarýný ortaya koymaktan çekinmediler. Paskalya haftasý boyunca süren ayaklanmada Büyük Postane gibi Dublin'in stratejik binalarý ele geçirildi. Þehir merkezinde sert sokak çatýþmalarýnýn Ýngiliz topçularý tarafýndan dövülmesiyle ayaklanma kanla bastýrýldý. Egemenler, sýnýf kiniyle þiddetle bastýrdýklarý ayaklanmanýn liderlerini katlettiler. Ayaklanmanýn liderliðini yapanlar ve 90 iþçi ölüm cezasýna çarptýrýldý ve binlerce Ýrlandalý Ýrlanda ya da Ýngiltere'de hapse atýldý. Aðýr yaralý olarak arkadaþlarýný kurtarmak amacýyla teslim olan Connolly, 12 Mayýs 1916'da ayaðýndaki kangren nedeniyle oturur þekilde duramadýðýndan sandalyeye iple baðlandýktan sonra kurþuna dizildi. Ýngilizler anlýk bir zaferle, Ýrlanda iþçi sýnýfýnýn büyük önderini katletmeyi baþardýlar, ancak miras býraktýðý ve ilham verdiði mücadele geleneði Ýrlanda'da ateþ olup yanmaya devam etti. 1. Dünya Savaþýnýn sýnýf mücadelesinde yarattýðý karanlýk dönemde devrimciler için umut meþalesi oldu. Uluslararasý sosyalist hareket içinde de yanký uyandýran bu ayaklanmayý, darbe olarak kýnayanlara Troçki ve Lenin'den tokat gibi yanýtlar geldi. Rus sosyal demokrat Plehanov'un "zararlý bir hareket" olarak nitelediði hareketi Troçki, "iþçiler öclerini Llyod George'un cellâtlarýndan alacaklardýr" diyerek selamladý. Lenin, Dublinli iþçilerin cesaret ve umut ateþini coþkuyla karþýlayarak "Ýrlanda'lýlarýn talihsizliði,

MARKSÝST BAKIÞ

Avrupa proletaryasýnýn isyanýnýn henüz olgun- "…ba aþla angýçta a, laþmamýþ olduðu bir anda a henüz sýrada yakalan- Ýrla malarýdýr" diye deðer- be elki Avrupa a lendirdi. angýnýnýn Paskalya ayaklanmasýn- ya dan sonraki iki yýl içinde me eþale esi ola aca aktýr. Avrupa'da savaþa karþýtý atmosfer tamamen deðiþ- Bu yangýn, son ti. Özellikle Rusya'da ta aht, son kapita alisst devrimci kalkýþmalar, disiplinli ve deneyimli bono ve sene et bir devrimci parti, buruþþturulup son Bolþevik Parti'nin varlýðýnda 1917 yýlýnda sava aþ lordunu zaferle sonuçlandý. aka aca ak cena aze e Connolly þüphesiz bir ya devdi; ancak döneminin ate eþine e atýlma ada an çoðu devrimcisi gibi iþçi eye ece ek." sýnýfýnýn kapitalizmi sönme devirmede kullanacaðý Connolly araç konusunda net deðildi. Rusya dýþýnda Bolþevik Parti tarzýnda bir devrimci parti yaratma geleneðinin olmadýðý koþullarda iþçi sýnýfýný politik ve çalýþma yaþamýnda örgütlemek için mücadele etse de iþçi sýnýfýnýn devrimci öncüsünü yaratamadý. Lenin'in 1900'lerin baþýnda belirttiði gibi böyle bir öncü ancak uzun ve sabýrlý bir çalýþmanýn sonucunda yaratýlabilirdi: "bir mücadele örgütünün inþasý ve siyasi ajitasyonun yürütülmesi, "durgun, barýþçý" her þart altýnda ve devrimci ruhun zayýflamasý ne kadar belirgin olursa olsun her dönemde esastýr. Üstelik böyle dönemlerde ve böyle þartlarda bu tür çalýþma özellikle gereklidir, çünkü patlama ve taþma zamanlarýnda örgütün kurulmasý çok geç olacaktýr. Parti bir anda faaliyete geçebilmek için hazýr durumda olmalýdýr." Ýþte 1916 ayaklanmasýnda bu kritik faktör, devrimci öncünün eksikliði her alanda gösterdi ve sonuçlarý trajik oldu.

Ayaklanma Sonrasýnda Ýrlanda Özgürlük Mücadelesi ve Ýþçi Sýnýfý Hareketi Paskalya Ayaklanmasý ile kanlarýný akýtma pahasýna devrimci bir gelenek yaratan ve Ýrlanda tarihinde yeni bir dönemin kapýsýný açan Ýrlandalý emekçiler, mücadelelerinin meyvelerini toplayamadýlar. Ayaklanma sýrasýnda önderliklerini yitiren, tabiri caizse baþsýz kalan iþçi sýnýfýnýn açtýðý yolun kazanýmlarýnýn üzerine Ýrlanda burjuvazisi kondu. Connolly'nin, bu büyük devrimci önderin katledilmesi Ýrlanda'nýn özgürlük mücadelesi ve sýnýf kavgasýna verilebilecek en büyük zararlardan biriydi; bedeli aðýr oldu. Sonrasýnda iþçi hareketinin liderliðini üstlenen reformist kiþilikler, onun baðýmsýz sýnýf çizgisinden saparak iþçi sýnýfýný küçük burjuva radikali milliyetçilerin kuyruðuna taktý. Connolly'nin katledilmesinden sonra proleter devrimci çizgi güç kaybederek özgürlük hareketinin liderliðini burjuva ve küçük-burjuva milliyetçilerine kaptýrdý. Trajik biçimde Paskalya Ayaklanmasý'na katýlmayan, Avusturya-Macaristan örneðinde olduðu gibi Ýngiltere-

35


Ýrlanda ikili monarþisinin kurulmasýný savunan Sinn Fein cumhuriyetçi bir kimliðe (tabii ki burjuva cumhuriyet) büründükten sonra hareketin politik liderliðini ele geçirdi. Sinn Fein, Ýrlanda'ya ayrýlmýþ sandalyelerin çoðunluðunu kazandýktan sonra imparatorluk parlamentosunu boykot ederek Ýrlanda Meclisi'ni kurdu. Bu süreçte baðýmsýzlýk savaþýný Ýngiliz kurumConnolly, 12 Mayýs larýný tanýmayý reddet1916'da ayaðýndaki kan - menin ötesine taþýmak gren nedeniyle oturur isteyen eski Ýrlanda þekilde duramadýðýndan Gönüllüleri'nin Ýrlanda Cumhuriyetçi Ordusu'nu sandalyeye iple bað (IRA) kurmasý ve düzenlandýktan sonra kurþuna ledikleri saldýrýlarýn Sinn dizildi. Ýngilizler anlýk Fein'in Ýrlanda Meclisi'nin desteðini almasýyla bir zaferle, Ýrlanda iþçi sýnýfýnýn büyük önderini birlikte ulusal kurtuluþ mücadelesi artýk tamakatletmeyi baþardýlar, men Sinn Fein'in küçük ancak miras býraktýðý ve burjuva önderliði tarafýndan þekillendirilir duruilham verdiði mücadele geleneði Ýrlanda'da ateþ ma geldi. Sinn Fein'in yükseliþinin olup yanmaya devam etti. yollarýný Connolly'nin 1. Dünya Savaþýnýn sýnýf iþçi sýnýfý ve sendikalara mücadelesinde yarattýðý dayanarak kurduðu Ýrlanda Ýþçi Partisi döþedi. Ýþçi karanlýk dönemde sýnýfýna ihanetin parolasý devrimciler için umut olan "Emek beklesin", meþalesi oldu. yani toplumsal sorun ulusal sorunun çözülmesine tabii kýlýnsýn talebiyle Ýrlanda Ýþçi Partisi parlamento seçimlerinde Sinn Fein lehine aday göstermedi. Bu siyasal tutum, Connolly'i aforoz etmekten baþka bir anlama gelmiyordu. Connolly, her zaman sosyal ve ekonomik mücadelelerin kendi kaderini tayin hakký için mücadeleden ayrýlmasýna karþý çýktý ve Ýrlanda'nýn koþullarýnda bu mücadelelerin bir kombinasyonunu yaratmayý baþardý. Ýþçi partisinin yeni liderliði ise geri çekilip hareketin liderliðini elleriyle küçük burjuva milliyetçisi Sinn Fein'e teslim etti. Connolly'nin açtýðý yolda ilerleyerek baðýmsýz sýnýf siyaseti çerçevesinde tarihin kendisine yüklediði misyonu oynamaktan uzak olan iþçi hareketi liderleri, burjuva ve küçük burjuva milliyetçilerine Paskalya Ayaklanmasýnda olduðu gibi yeni ihanetlere imza atmalarý için yol açtý. Özgürlük hareketinin liderliðine oturan burjuva ve küçük burjuva milliyetçiler, Eamonn de Valera ve Michael Collins gibi muhafazakâr kiþilikler, iþçiler ve yoksul köylüler tarafýndan aþaðýdan baþlatýlan ulusal ve toplumsal kavgaya, kendilerinden beklenilecek olanýn dýþýna çýkmayarak, ihanet ettiler. Devrim korkusunun basýncý altýnda Ýrlanda burjuvazisi, Ýrlanda'yý bölme pahasýna Ýngiltere ile anlaþmanýn yoluna baktý. Bölünme sürecinde yaþanan olaylar Connolly'nin tahlillerini, burjuvazinin arkadan vuracaðý tespitlerini tekrar tekrar kanýtladý. Bu ihanetin mirasý bugünü de etkilemekte. Ýrlanda burjuva ve küçük burjuva milliyetçileri Ýrlanda ulusal özgürlük sorununu çözmekten aciz olduklarýný ortaya koy-

36

MARKSÝST BAKIÞ

maktalar. Connolly ve Ýrlanda iþçi sýnýfýnýn açtýðý sýnýf mücadelesi geleneði iþçi sýnýfýnýn hafýzalarýndan bugüne dek silinmedi. Burjuva ve küçük burjuva milliyetçisi liderlik zaman zaman görmezden gelmeye çalýþsa, zaman zaman karþýsýna dikilse de sýnýf kavgasýna engel olamadý. Baðýmsýzlýk savaþý boyunca güçlü bir sol hareket var oldu. Güneyde kendi anlaþmasýnýn koþullarýný dayatan Ýngiltere'ye karþý çarpýþmalarla eþ zamanlý olarak Belfast'ta imalat iþçilerinden baþlayan 44 saatlik çalýþma haftasý talebiyle baþlayan mücadele Katolik ve Protestan iþçilerin birleþik eylemi yarattýðýnda, Sinn Fein tarafýndan oluþturulan Ýrlanda Meclisi bu mücadeleyi görmezden geliyordu. Sýnýf kavgasýnýn devrimci, sosyalist içerikle hareket ettiði çokça deneyim de yaþandý. 1919'da Limerick'te Cumhuriyetçi eylemleri bastýrmak için sýkýyönetim ilan edilmesine karþý genel grev baþlatan ve sýkýyönetim bitirilene kadar üç hafta þehrin yönetimini ele geçiren iþçiler Limerick Sovyetini ilan ettiler. Ýrlanda'nýn parçalanmasýný içeren anlaþmayý dayatmak için baskýyý artýran Ýngiltere'ye karþý siyasi mahkûmlar açlýk grevine gittiðinde iþçiler 3 günlük genel grevle destek vererek direniþin kazanýlmasýný saðladýlar. 1920'de tersane iþçileri araç yapýmýný, demiryolu iþçileri asker taþýmayý reddediyorlardý. Ayný yýlda kýrlarda topraksýz köylüler ve tarým iþçileri geniþ topraklara el koyup paylaþýyorlardý. Tarým iþçileri güneybatýda yað fabrikalarýnýn denetimini ele geçirdiler. Batýda madenciler madenleri iþgal ettiler. Bu son iki olayda da kýzýl bayraklarý çeken iþçiler Sovyetleri kurduklarýný ilan ediyorlardý. Sýnýf bilinçli bir önderliðin yokluðunda bile mücadele geleneðinin mirasý ve uluslararasý tecrübeleriyle bu derece öne çýkan iþçi sýnýfý ve onun baðýmsýz eylemi Ýrlanda burjuvazisini yeterince korkutmaya ve ulusal mücadelenin kaderini belirleyecek kararý almasýna yol açtý. Ýrlandalý mülk sahibi sýnýflar iþçi sýnýfýnýn devrimci enerjisi karþýsýnda Ýngiltere'ye daha çok yaklaþtýlar. Cumhuriyetçi önderler, yerli burjuvaziyle yakýnlaþma çerçevesinde ulusal mücadeleye hiçbir katkýsý olmayan, hatta yer yer açýktan ihanet eden toprak sahipleri ve patronlarýn temsilcileriyle görüþmelerinden sonra halkýn enerjisinin ulusal sorundan toplumsal sorunlara çevrilmesini kýnayarak el konulan topraklarýn geri alýnmasý için harekete geçti. Bu iþ için arazi mahkemeleri kuran Cumhuriyetçiler, Ýrlanda Cumhuriyetçi Ordusu(IRA)'nu topraklarýn geri alýnmasý için kolluk gücü olarak kullandý. Ýngiltere de kurdurduðu paramiliter güçlerle kime saldýracaðýný iyi biliyordu: Kuzeyde, Belfast'ta sadece Katolik gettolarýna deðil, Katolik ve Protestan iþçilerin ortak mücadelesini örgütleyen Protestan sendika önderlerine yönelik de katliamlar örgütledi. Ýngiltere ve uluslararasý arenanýn yaný sýra Cumhuriyetçilere Katolik kilisesi ve iþ çevrelerinden gelen baskýlar sonucu ýlýmlý unsurlar öne çýktý. 4 yýla yakýn süre yürütülen gerilla mücadelesinin ardýndan Ýngiltere ile anlaþma imzalandý. 1922'de güneyde baðýmsýz bir devlet kurulurken, Kuzey Ýrlanda, Ýngiltere'ye baðlandý. Stratejik ve ekonomik olarak deðerli bir liman ve sanayi bölgesi olan Kuzey, nüfusun yarýya yakýnýný Protestanlarýn oluþtur-


duðu bir bölge olarak Ýngiltere'nin elinde kalmýþ oldu. Kuzey ve güney iþçi sýnýflarýnýn mücadelesini birbirine baðlayabilecek ve ulusal kurtuluþ mücadelesini iþçi sýnýfý öncülüðünde toplumsal kurtuluþ mücadelesiyle birleþtirebilecek siyasal bilinçteki bir önderliðin ve onun çevresinde birleþmiþ radikal bir iþçi sýnýfý ve yoksul köylülerin mücadelesinin yokluðunda Connolly'nin çok önce yerinden yönetim tartýþmalarý sýrasýnda ortaya koyduðu gibi "gericiliðin karnavalý" yaþandý. Kuzeyli iþçi sýnýfý, Protestanlarý Katolikleri katletmek için maþa olarak kullanan Ýngiliz egemenlerin elinde aðýr bedeller ödediler. Güneyli mülk sahibi sýnýflar ise kendi ulus-devletlerini kurmalarýyla birlikte Ýngiltere ile karþý karþýya gelmemek adýna Kuzey'de yaþanan ulusal sorunu yok sayarak birlik talebinden vazgeçtiler. Kuzey'deki yara bugün de kapanmýþ deðil. 1969'da Katoliklerle Protestanlar arasýndaki çatýþmayý bahane ederek bölgeye giren Ýngiltere her ne kadar Kuzey'deki varlýðýný IRA ile imzaladýðý anlaþmalar çerçevesinde büyük oranda geri çekse de geçmiþte tanýklýk ettiðimiz üzere Ýrlanda ve Ýngiliz egemen sýnýflarýnýn sýnýf çýkarlarý doðrultusunda ezilen halklar yeniden cendereye sokulabilir. Tarihin sunduðu deneyimler göstermektedir ki Ýrlanda'nýn özgürlük sorunu gerçekten ancak toplumsal kurtuluþ için öne atýlan iþçi sýnýfýnýn devrimci kalkýþmasý temelinde çözülebilir. Patronlar sisteminin zaferi, iþçi sýnýfýnýn yenilgisi olan þimdiki çözüm, sorunun kapitalist temellerde çözülemeyeceðini göstermektedir. Hayatý boyunca, Connolly, iþçi sýnýfýnýn ulusal ve dinsel çizgilerin ötesinde birliði için mücadele verdi. Sýnýf mücadelesi içinde Katolik ve Protestan iþçileri ortak düþmana- kapitalist sýnýflara karþý birleþtirmeyi baþardý. Gerçek özgürlüðün yolu da sýnýf mücadelesi, sosyalizm kavgasý için birleþen Ýrlandalý Protestan ve Katolik iþçilerin mücadelesinden geçmektedir.

SONUÇ OLARAK Ezilen ulustan bir devrimci olarak Connolly, ulusal sorunun burjuva ya da küçük burjuva çözümlerine karþý çýkarak proleter devrimci bir duruþ sergiledi. Yine bir ezilen ulus devrimcisi olan Rosa Luksemburg gibi ulusal harekete önderliðe soyunan burjuva milliyetçi akýmlarý mahkûm ederek iþçi sýnýfýnýn sosyalizm bayraðý altýnda birliðinin hem ezilen uluslarý hem de tüm insanlýðý özgürleþtireceðini haykýrdý. Mülk sahibi sýnýflarýn ulusal sorunda da kendi sýnýf çýkarlarýnýn peþinden koþtuðunun farkýndaydý ve bir an bile bunun propagandasýný yapýp iþçileri uyanýk olmaya çaðýrmaktan geri durmadý. Patronlar, 1. Dünya Savaþý sýrasýnda zorunlu askerliðe karþý çýktýklarýnda onlarýn tavýrlarýný sýnýf bakýþ açýsýnýn eleþtirelliðiyle iþte böyle deðerlendiriyordu: "eðer burada ya da baþka yerlerde ara sýra 1913'te bizimle savaþan patronlarý (Büyük Dublin lokavtýnda patronlar sendikamýzý yok etmeyi denemiþler ancak Ýrlandalý iþçiler ve Ýngiliz yoldaþlarýmýzýn dayanýþmalarýyla bu amaçta baþarýsýz olmuþlardý) bizim 1915'teki ulusal politikamýzla anlaþmýþ þekilde buluyorsak bunun nedeni deðiþmeleri ya da güçlerini adaletsiz þekilde kul-

MARKSÝST BAKIÞ

lanmalarýndan utanmalarý deðildir. Basitçe zorunlu askerliði ekonomik olarak kârlarýna görmüyorlar." Ýrlandalý kapitalistlerin kendi sýnýf yolunu takip ettikleri gibi iþçi sýnýfý da kendi yolundan gitmeliydi: "Ýþverenleri kendi çýkarlarýný takip ettikleri için hatalý bulabilir miyiz? Hayýr. Hareketlerini güdüleyen nedenler konusunda illüzyonlar da beslemeyiz. Ayný suretle, biz de kendi sýnýfýmýzýn tavrýyla, açýkça kendi sýnýf çýkarlarýmýza göre duruþumuzu almalýyýz. Ancak bu çýkarlarýn insanlýðýn en yüce çýkarlarýna inançla bunu yapmalýyýz." Connolly, enternasyonalist bir duruþla Katolik ve Protestan iþçi sýnýfýnýn birliði için mücadele etti. O, ancak bu sýnýf birliðinin yaratacaðý mücadelenin özgür Ýrlanda'nýn kapýsýný açabileceðini savundu. Ýrlanda orta sýnýflarý ve mülk sahibi sýnýflar "yatýrým þeklinde binlerce ekonomik baðla Ýngiliz kapitalizmine baðlý" idiler. Bu nedenle sadece Ýrlanda iþçi sýnýfý Ýrlanda özgürlük mücadelesinin bozulmaz varisiydi. Bu analizlerinde ve "Ýngiliz Ordusunu yarýn ülkeden çýkartýp yeþil bayraðý Dublin kalesine çekseniz bile, sosyalist cumhuriyetin kurulmasýna yönelmiþ deðilseniz tüm çabalarýnýz boþa gidecektir." tahlilinde ne kadar haklý olduðunu tarih defalarca kez kanýtladý. Burjuva ve küçük burjuva milliyetçisi önderlikler, kendi çýkarlarý için ve iþçi sýnýfýnýn baðýmsýz devrimci eyleminin yarattýðý korkuyla Ýngiliz egemenleriyle anlaþýp Ýrlanda'yý bölerek özgürlük mücadelesine ihanet etmekten çekinmediler. Yerli ve iþgalci mülk sahibi sýnýflarýn zaferi, devrimci önderliðin yokluðunda ezilen ulus iþçi sýnýfýnýn yenilgisi pahasýna kazanýldý. Ýrlanda ve daha nice örnekte açýða çýktýðý gibi ulusal sorunun burjuva temellerde çözümü güdüktür ve gerçek bir özgürlük saðlamaktan uzaktýr. Ulusal sorun dahil insanlýðýn bütün sorunlarýnýn çözümü, gerçek toplumsal kurtuluþu saðlayabilecek proleter devrim kavgasýndan geçmektedir. Bu çerçevede ezilen ulus devrimcilerine düþen görev, Rosa Luksemburg'un, James Connolly'nin açtýðý yoldan giderek ezilen ulus iþçi sýnýfý ve yoksul köylülerinin kaderini insanlýðýn kurtuluþuna baðlamaktýr. Yoksa yerli ya da iþgalci mülk sahibi sýnýflarýn kendi çýkarlarý doðrultusunda çizdikleri yollarda dost görünen düþmanlarýn ihanetleriyle kurban edilirler. Ezilen ulus mülk sahibi sýnýflarý nasýl kendi sýnýf çýkarlarýnýn peþinden gidiyorlarsa ezilen ulus iþçi sýnýfý ve yoksul halkýnýn da kendi sýnýf çýkarlarýnýn yolundan þaþmamalarýný saðlamak ezilen ulus komünistlerinin görevidir. Ezilen ulus iþçi sýnýfý ve yoksul halkýnýn devrimci önderliðini oluþturmak ve enternasyonalist bir duruþ çerçevesinde sömürülenlerin birliðini saðlayarak nihai kurtuluþ için proleter devrim davasýna onlarý kazanmak ezilen ulus devrimcilerin boynunun borcudur.

Aynur A kman

37


MARKSÝST BAKIÞ Komintern'in Dördüncü

Kongresi Tarafindan Kabul Edilen Taktikler Üzerine Tezlerden Bölümler… (Ekim 1922) 2. KAPÝTALÝST GERÝLEME DÖNEMÝ Üçüncü Kongre, dünyanýn ekonomik durumunun tahlilinin ardýndan, kapitalizmin, üretimin geliþmesini teþvik görevini tamamlayarak, yalnýzca tarihsel geliþmenin deðil, ayný zamanda insan varlýðýnýn en temel koþullarýnýn da gerekleriyle uzlaþmaz çeliþkili bir aþamaya ulaþtýðýný tam bir kesinlikle ortaya koyabilmiþti. Kapitalist ekonominin genel çöküþ tablosu, kapitalist sistemin hem yükselme hem de gerileme dönemlerinin karakteristiði olan ticari çevrimlerin bu kaçýnýlmaz dalgalanmalarý tarafýndan hafifletilemez. Burjuva ve sosyal-demokrat iktisatçýlarýn, 1921'in ikinci yarýsýnda Birleþik Devletler'de, çok daha az bir derecede de olsa Japonya ve Ýngiltere'de ve belli ölçüde Fransa ile diðer ülkelerde baþlamýþ olan iyileþmeyi kapitalist dengenin yeniden saðlandýðýnýn bir iþareti olarak açýklama giriþimleri, kýsmen gerçekleri tahrif etme arzusu, kýsmen de sermayenin bu çanak yalayýcýlarýnýn anlayýþ kýtlýðýna dayanmaktadýr... Genel kapitalist çöküþ eðilimiyle ayný yönde iþleyecek olan bir sonraki çevrimsel kriz, bu çöküþ eðiliminin tüm belirtilerini þiddetlendirecek ve böylelikle devrimci durumu daha da keskinleþtirecektir. Kapitalizm ölüm anýna dek çevrimsel dalgalanmalara maruz kalacaktýr. Yalnýzca proletarya tarafýndan iktidarýn ele geçirilmesi ve sosyalist dünya devrimi, insanlýðý, günümüz kapitalizminin varlýðýnýn yol açtýðý felâketten kurtarabilir. Kapitalizmin bugün çektiði þey, ölüm sancýsýndan baþka bir þey deðildir. Kapitalizmin yýkýlýþý kaçýnýlmazdýr.

4. KAPÝTALÝST SALDIRI Rusya hariç, tüm ülkelerin proletaryasýnýn tayin edici mücadeleler açýsýndan kapitalizmin savaþ tarafýndan yaratýlan güçsüzlüðünden yararlanmakta baþarýsýzlýða uðramasýndan dolayý, burjuvazi, sosyal-demokratlarýn da yardýmýyla, militan devrimci iþçileri bozguna uðratabilmiþ, ekonomik ve politik iktidarýný yeniden kurabilmiþ ve proletaryaya karþý yeni bir saldýrý baþlatabilmiþtir. Burjuvazinin, dünya savaþýnýn yarattýðý fýrtýnalarýn ardýndan tekrar hareketlenen uluslararasý

38

meta üretimi ve dolaþýmýný rayýna oturtma yolundaki tüm çabalarý, ancak iþçi sýnýfý pahasýna gerçekleþmiþti.... Bu son yýllarda büyük ölçülere ulaþan kapitalist saldýrý, tüm ülkelerdeki iþçi sýnýfýný savunma mücadelesine zorluyor. En önemli sanayilerde binlerce ve milyonlarca iþçi kavgaya atýldý. Yeni iþçi gruplarý sürekli olarak kavgaya katýlmaktadýr: demiryolu iþçileri, madenciler, mühendisler, kamu ve belediye iþçileri. Þimdiye kadar bu grevlerin çoðu hiçbir doðrudan baþarýya ulaþamadý, ancak bizzat mücadele, daha önceden geri durumda bulunan iþçi yýðýnlarý arasýnda kapitalistlere ve onlarý koruyan devlet iktidarýna karþý ölmez bir nefreti yaratýyor. Proletaryanýn içine çekildiði bu mücadeleler, sosyal-reformistler ve sendika bürokratlarý tarafýndan izlenen iþverenle iþbirliði politikasýný yýkýyor. Bu mücadeleler, proletaryanýn en geri kesimine bile, politika ve ekonomi arasýndaki apaçýk baðlantýyý gösteriyor. Bugün her büyük grev büyük bir politik olay halini alýyor. Tüm bunlar, Ýkinci Enternasyonal partilerinin ve Amsterdam sendikalarýnýn liderlerinin, þiddetli savunma mücadeleleri veren iþçi kitlelerine yalnýzca hiçbir yardýmda bulunmamakla kalmayýp, ayný zamanda onlarý yüzüstü býrakarak, iþverenin ve burjuva hükümetin kucaðýna attýklarýný gösteriyor. Komünist Partilerin görevlerinden biri, bu utanç verici ve ardý kesilmeyen ihaneti açýkça ortaya koymak ve günlük mücadelelerinde iþçilere iyice a n l a t m a k t ý r. Tüm ülkelerin komünist partilerinin görevi, patlayan sayýsýz sýnai grevleri yaymak ve derinleþtirmek, ve mümkünse onlarý politik grev ve müca-


delelere yükseltmektir. Komünist partilerin görevinin, savunmaya yönelik mücadeleleri, proleter kitlelerin devrimci kavrayýþýný ve militanlýðýný güçlendirmek ve yeterince güçlenince de savunmadan saldýrýya geçmek olduðu kesindir. Bu mücadeleler yayýldýkça, proletarya ve burjuvazi arasýndaki çeliþkilerin sürekli bir biçimde þiddetlenmesi de kaçýnýlmazdýr. Koþullar nesnel olarak devrimci kalmaya devam ediyor, hatta bugün en ufak bir olay bile büyük devrimci mücadelelerin baþlangýç noktasýný teþkil edebilir.

5. ULUSLARARASI FAÞÝZM Ekonomik alandaki kapitalist saldýrý ile yakýndan baðlantýlý olarak burjuvazinin iþçi sýnýfýna karþý politik saldýrýsý, en göze batan ifadesini uluslararasý faþizmde bulmaktadýr. Artmakta olan yoksulluk kitleleri devrimcileþtirdikçe, kamu görevlilerini de içine alan orta tabakalara ulaþtýkça ve burjuvazinin kendi aleti olan bürokrasinin mutlak uysallýðýna ve yeterliliðine olan güvenini sarstýkça, emri altýndaki yasal yöntemler burjuvaziyi artýk tatmin etmemektedir. Bu nedenle burjuvazi her yerde, özellikle proletaryanýn tüm devrimci çabalarýna karþý kullanmak için ve iþçilerin kendi durumlarýný iyileþtirme giriþimlerini vahþi araçlarla bozguna uðratmak için, özel beyaz muhafýzlarýn oluþturulmasýna baþvurmaktadýr. Ýtalyan faþizminin -ülkenin her tarafýnda þimdilik zafer kazanmýþ "klasik" faþizm- karakteristik özelliði, faþistlerin yalnýzca tepeden týrnaða silahlý tam anlamýyla karþýdevrimci savaþ örgütleri oluþturmakla kalmayýp, ayný zamanda sözde demokrasideki kaçýnýlmaz hayal kýrýklýðýný zekice kullanarak, kendi gerici amaçlarý için kitleler arasýndan, köylüler arasýndan, küçük-burjuvazi ve hatta iþçi sýnýfýnýn bazý kesimleri arasýndan toplumsal demagojiyle taban kazanmaya çalýþmalarýdýr. Þu an birçok ülkede faþizm tehlikesi vardýr; Çekoslovakya, Macaristan, pratik olarak tüm Balkan ülkeleri, Polonya, Almanya (Bavyera), Avusturya, Amerika ve hatta Norveç gibi ülkelerde bile. Ýngiltere ya da Fransa gibi ülkelerde de faþizmin þu veya bu biçimi olanaksýz deðildir. Komünist partilerin en önemli görevlerinden biri, uluslararasý faþizme karþý direniþ örgütlemek, faþist çetelere karþý mücadelede tüm iþçi sýnýfýna önderlik etmek, bu alanda da birleþik-cephe taktiðini gayretle kullanmaktýr; bu mücadelede illegal örgütlenme yöntemleri mutlak anlamda esastýr. Ancak çýlgýn faþist örgütlenme burjuvazinin elindeki son karttýr. Beyaz muhafýzlarýn açýk egemenliði, burjuva demokrasisinin temellerine yönelir. Çalýþan halkýn en geniþ kitlesi, bu olgu tarafýndan, burjuvazinin egemenliðinin ancak proletarya üzerinde açýk bir diktatörlük biçiminde mümkün olduðuna ikna olacaktýr.

6. YENÝ PASÝFÝST HAYALLER OLASILIÐI Mevcut uluslararasý politik durumun temel özellikleri, faþizm, olaðanüstü hal ve iþçi sýnýfýna karþý kabaran beyaz terör dalgasýdýr. Ancak bu, yakýn gelecekte bazý önemli ülkelerde açýk burjuva gericiliðinin bir "demokratik pasifizm" dönemince takip edilmesi olasýlýðýný dýþlamaz. (Ýþçi

MARKSÝST BAKIÞ

Partisinin son seçimlerde oyunu arttýrdýðý) Ýngiltere'de, (sözde "sol blok"un iktidara geleceðinden emin olduðu) Fransa'da böylesi bir demokratik-pasifist dönüþüm dönemi gayet mümkündür ve sýrasý geldiðinde de burjuva ve sosyal-demokrat Almanya'da pasifist umutlarda bir canlanmaya yol açabilir. Açýk burjuva gericiliðinin hakimiyetinin mevcut evresi ile devrimci proletaryanýn burjuvazi üzerindeki tam zaferi arasýnda çok çeþitli aþamalar ve çeþitli geçici dönemler olasýdýr. Komünist Enternasyonal ve seksiyonlarý bu olasýlýklarý akýlda tutmalýdýrlar. Onlar her durumda devrimci konumlarýný nasýl savunacaklarýný bilmelidirler.

7. ÝÞÇÝ HAREKETÝNDEKÝ DURUM Ýþçi sýnýfý kapitalist saldýrý tarafýndan savunmaya zorlanýrken, merkez partiler (Baðýmsýzlar) birbirlerine daha da yakýnlaþýyor ve sonuçta sosyal-hainler (sosyaldemokratlar) ile açýkça kaynaþýyorlar. Devrimci dalga yükselmekteyken merkezciler bile, kitle duyarlýlýðýnýn baskýsý altýnda, kendilerini proletarya diktatörlüðü taraftarý ilân etmiþ ve Komünist Enternasyonal'e Artmakta olan yoksulluk yaklaþmýþlardý. Devrimci kitleleri devrimcileþdalganýn geri çekilmesiyle tirdikçe, kamu görevlibirlikte ki sadece geçici bir lerini de içine alan orta geri çekiliþtir merkezciler, gerçekte hiçbir zaman tabakalara ulaþtýkça ve kopamadýklarý sosyal- burjuvazinin kendi aleti demokrat kampa tekrar geri olan bürokrasinin mutlak dönüyorlar. Devrimci kitle uysallýðýna ve yeterlimücadeleleri sýrasýnda liðine olan güvenini onlar her zaman, geciktirici ve kararsýz bir pozisyon sarstýkça, emri altýndaki aldýlar; þimdi de savunma yasal yöntemler burjusavaþýný reddediyor ve vaziyi artýk tatmin daima bilinçli bir karþýetmemektedir. Bu nedenle devrimci olan Ýkinci Enternasyonal kampýna geri burjuvazi her yerde, özeldönüyorlar. Merkezci par- likle proletaryanýn tüm tiler ve tüm merkezci Ýki- devrimci çabalarýna buçukuncu Enternasyonal karþý kullanmak için ve yýkýlýyor. Þu anda merkezci kamp içinde bulunan en iyi iþçilerin kendi durumdevrimci iþçiler, bir süre larýný iyileþtirme giriþimsonra Komünist Enternas- lerini vahþi araçlarla yonal'e geçeceklerdir. Bu bozguna uðratmak için, hareket zaten baþlamýþ durumdadýr (Ýtalya'da özel beyaz muhafýzlarýn olduðu gibi). Þimdi Noske, oluþturulmasýna baþvurMussolini vs. ile müttefik maktadýr. olan merkezci liderlerin ezici çoðunluðu, bir yandan da kaþarlanmýþ karþý-devrimciler olmaktadýrlar. Nesnel olarak Ýkinci ve Ýki-buçukuncu Enternasyonal partilerinin kaynaþmasý, devrimci iþçi hareketi için ancak bir avantaj olabilir. Komünist kampýn haricinde ikinci bir devrimci parti kurgusu son bulmuþtur. Ýþçi sýnýfý içinde, iþçilerin çoðunluðunu elde etmek için çekiþen yalnýzca iki grup mevcut olacaktýr; burjuvazinin iþçi sýnýfý içindeki

39


etkisini temsil eden Ýkinci Enternasyonal ile proletarya diktatörlüðü ve sosyalist devrimin bayraðýný yükselten Komünist Enternasyonal.

9. ÇOÐUNLUÐU KAZANMA GÖREVÝ Bu koþullarda Üçüncü Dünya Kongresinin "iþçi sýnýfýnýn çoðunluðu içinde komünist bir nüfuz kazanma ve bu sýnýfýn belirleyici kesimine mücadelede önderlik etme" temel direktifi tümüyle geçerliliðini korumaktadýr. Bugün bu direktif Üçüncü Kongre zamanýnda olduðundan çok daha doðrudur; çünkü bugün, burjuva toplumun mevcut istikrarsýz dengesi düþünüldüðünde, en aðýrýndan bir bunalým, geniþ ölçekli bir grevin, bir sömürge isyanýnýn, yeni bir savaþýn ve hatta bir parlamenter krizin sonucu olarak oldukça ani bir biçimde patlak verebilir. "Öznel" faktörün, yani iþçi sýnýfý ve onun öncüsünün örgütlülük düzeyinin, militanlýk ve bilinçlilik derecesinin bu kadar muazzam bir öneme sahip olmasýnýn nedeni tam olarak budur. Amerika ve Avrupa iþçi sýnýfýnýn çoðunluðunu kazanmak Komintern'in eskiden olduðu gibi þimdi de asýl görevidir. Sömürge ve yarý-sömürge ülkelerde Komintern çifte göreve sahiptir: (1) Bir bütün olarak proletaryanýn çýkarlarýný temsil eden komünist partilerin çekirdeðini yaratmak, ve (2) Emperyalizme karþý yönelen ulusal devrimci hareketlere en üst seviyede destek vermek, bu hareketlerin öncüsü haline gelmek ve toplumsal hareketi ulusal hareket içinde vurgulamak ve yaygýnlaþtýrmaktýr.

10. BÝRLEÞÝK CEPHE TAKTÝÐÝ Birleþik cephe taktiðinin gerekliliði tüm bunlarýn bir sonucudur. Üçüncü Kongrenin "kitlelere" sloganý þu an her zamankinden daha uygundur. Ancak þimdi, proleter birleþik cephenin yaratýlma ...burjuva toplumun mücadelesi çok sayýda mevcut istikrarsýz den- ülkede baþlýyor. Ancak gesi düþünüldüðünde, þimdi birleþik cephe taktiðindeki zorluklarýnýn en aðýrýndan bir üstesinden gelinmeye bunalým, geniþ ölçekli baþlanýyor. En iyi örnek bir grevin, bir sömürge Fransa'dýr; burada, olaylarýn akýþý, kýsa bir süre isyanýnýn, yeni bir öncesine kadar bu taksavaþýn ve hatta bir par- tiðin hayata geçirilmesi lamenter krizin sonucu zorunluluðuna ilkesel düþman olanlarý olarak oldukça ani bir olarak dahi ikna etmiþtir. biçimde patlak verebilir. Komintern tüm komünist "Öznel" faktörün, yani grup ve partilerden birleþik cephe taktiðini tam iþçi sýnýfý ve onun anlamýyla yerine öncüsünün örgütlülük getirmelerini istemektedüzeyinin, militanlýk ve dir, çünkü içinde bulunduðumuz süreçte yalnýzbilinçlilik derecesinin ca bu, komünistlere iþçibu kadar muazzam bir lerin çoðunluðunu kazanmak için emin bir öneme sahip olmasýnýn yol saðlayabilir. nedeni tam olarak Reformistler, bir bölünbudur. meye ihtiyaç duyuyorlar.

40

MARKSÝST BAKIÞ

Komünistler, iþçi sýnýfýnýn tüm güçlerini kapitalizme karþý biraraya getirmekle meþguller. Birleþik cephe taktiði, komünist öncünün, geniþ çalýþan kitlelerin en hayati çýkarlarý için, onlarýn günlük mücadelelerinde liderliði ele geçirme zorunluluðunu ifade eder. Bu mücadelede komünistler hain sosyal-demokratlar ve Amsterdam liderleri ile bile müzakereye hazýrdýrlar. Ýkinci Enternasyonal'in birleþik cepheyi tüm "iþçi partileri"nin uluslararasý örgütsel kaynaþmasý gibi gösterme teþebbüsü elbette ki kesinlikle boþa çýkarýlmalýdýr. Ýkinci Enternasyonal'in birleþik cephe kisvesi altýnda, daha soldaki iþçi örgütlerini de yutma giriþimleri (örneðin Almanya'da sosyalistler ve baðýmsýz sosyalistlerin birleþmesi) pratikte, sosyal-demokrat liderlere, çalýþan kitlelerin daha ileri kesimlerini burjuvaziye teslim etme fýrsatý vermekten baþka bir þey ifade etmez. Baðýmsýz komünist partilerin varlýðý ve burjuvazi ve karþýdevrimci sosyal-demokrasi karþýsýnda tam hareket serbestliði; komünistlerin ne olursa olsun hiçbir koþulda vazgeçemeyecekleri, proletaryanýn en önemli tarihsel baþarýsýdýr. Yalnýzca komünist partiler tüm proletaryanýn çýkarlarý için savaþýrlar. Birleþik cephe taktiði, bir takým parlamenter ya da benzer tipten amaçlar güden bir üst düzey "seçim ittifaký" anlamýna gelmez. Birleþik cephe taktiði, burjuvaziye karþý iþçi sýnýfýnýn temel çýkarlarýnýn savunulmasýnda, partisiz ve diðer parti ve gruplara baðlý tüm iþçilerle komünistlerin ortak bir mücadele vermesi önerisidir... Birleþik cephe politikasýnýn yerine getirilmesinde sadece ajitasyonal deðil ayný zamanda örgütsel sonuçlar da elde etmek özellikle önemlidir. Bizzat iþçi kitleler içinde örgütsel taban yaratmak için (fabrika konseyleri, tüm partili ve partisiz iþçilerin denetim komisyonlarý, eylem komiteleri, vs.) tek bir fýrsat bile kaçýrýlmamalýdýr. Birleþik cephe taktiðinde en önemli þey, iþçi kitlelerinin ajitasyonal ve örgütsel olarak biraraya gelmesi ve bir arada kalmasýdýr. Bunun tam olarak gerçekleþmesi, ancak "tabandan", bizzat çalýþan kitlelerin derinliklerinden gelebilir. Bununla birlikte komünistler, belli koþullar altýnda düþman iþçi partilerinin liderleri ile müzakerelerde bulunmayý reddetmemelidirler, fakat kitleler bu müzakerelerin akýþý hakkýnda tam ve sürekli olarak bilgilendirilmelidirler. Komünist partilerin ajitasyon özgürlüðü her ne þekilde olursa olsun bu liderlerle müzakereler esnasýnda sýnýrlandýrýlmamalýdýr. Birleþik cephe taktiðinin, farklý ülkelerde, orada hüküm süren gerçek koþullara göre farklý yöntemlerle uygulanacaðý açýktýr. Nesnel koþullarýn sosyalist devrim için olgunlaþtýðý en önemli kapitalist ülkelerde ve sosyal-demokrat partilerin karþý-devrimci önderleriyle bilinçli olarak iþçi sýnýfýný bölmeye çalýþtýðý yerlerde, birleþik cephe taktiði yeni bir çað için belirleyici olacaktýr. Ekim 1922, Komintern'in 4. Dünya Kongresi



dergi18