Skip to main content

ARAS Dergisi Sayı 1

Page 1

“ARAS” DERGİSİ 27 Mayıs 1950 seçimleriyle Türkiye yeni bir döneme girer. Demokrasi hareketinin ve söylemelerinin hız kazandığı bu ortamda, geçmişteki haksız uygulamalar sorgulanır, olaylar ve şahıslar aklanır. Bunlardan biri de “Turancılık” mefkuresine gönül bağlamış aydınların, 1944 yılı ve sonrasında maruz kaldıkları haksız uygulamaların kamuoyuna birincil elden anlatılma çabasıdır. Bu amaçla dernekler kurulur, kitap ve gazeteler yayınlanır. Iğdır, Türkiye’deki bu değişime seyirci kalmaz, bir kısım aydınlarının öncülüğünde ARAS dergisini çıkartarak bu siyasal atılımı ve düşünce zenginliğini Iğdır’a taşır. 30 Ekim 1950 tarihinde Ramiz Özler, Turgut Sungar, Ahmet Karaca, Cafer Eroğlu gibi yetenekli gençler, Turancılık ve Türkçülük mefkuresini ilke edinmiş ARAS dergisini çıkartırlar. Teksir makinesinde basılan iki haftalık dergi, okuyucu nezdinde ilgi görü; özellikle şiir köşesi ve fikir yoğunluklu makaleleriyle edebi bir zenginliği Iğdır’a kazandırmasını bilir.

YIL: 1 SAYI: 1 30 Ekim 1950

(ATEŞİMİZ ÜLKÜDEN GELİR) Edebi, Siyasi, Türkçü Gazete Her ayın on beş ve otuzunda çıkar.

Sahibi: Ramiz Özler

Fiatı: 10 Kuruş İdarehane Ş.M.Çvş. No: 98 IĞDIR

Yazı İşlerini Fiilen İdare Eden: Turgut Sair Sungar

ÇIKARKEN 30 Ekim 1950 Cafer Eroğlu Yıl:1 Sayı:1 Aras, şiir ve fikir dergisi, çok mütevazı imkanlarıyla neşir hayatına katılıyor. Gayemiz ARAS boyu gençlerinin şiir, hikaye gibi edebi yazılarını basmak, yaymak, istidatları tanıtmaktır.


Sayın okuyucularımız dergimizde gençlerimizin memleket gerçekleri karşısındaki duygu ve düşüncelerini okuyup anlayacaklardır. Dergimizin uzun ömürlü olması, gelişip güzelleşmesi hemşehrilerimizin alaka ve yardımlarına bağlıdır. Sayın okuyucularımızdan gereken yakınlığı göstermelerini bekliyoruz. EN BÜYÜK BAYRAMIMIZ Turgut Sungar

30 Ekim 1950 Yıl: 1 Sayı:1

29 Teşrinievvel (Ekim)1923 Güneş toz pembe renkle yaldızlanan doğuda tıpkı biz galip Türkler gibi vakur bir eda ile doğuyor. Bu doğuş ne kadar asil ne kadar başka. Yarabbi bu başka doğuşla şanlı Türk tarihinde yeni bir devir başlıyor: HÜRRİYET Ey Tuna boylarında at oynatan, yanan bağrını Aras’ta serinleten Vatan kahramanları ruhunuz şad olsun. İşte kahramanlığımızın sembolü olan bu büyük bayramımızı biz çocuklarınız bütün heyecanımızla kutluyoruz. Mezarlarınızda rahat uyuyun aziz ölüler. Her zerresini asil kanınızla yoğurduğunuz bu biricik ülkenin yılmaz bekçileriyiz. Bu büyük günde, Vatan aşkıyla tutuşan kalplerimiz büyük ATAMIZIN ve sizlerin ruhlarınız önünde hürmet ve saygıyla eğiliyoruz. Korkmayınız! Eğilen bu asil başlarımız yalnız yine sizlerin manevi huzurlarınız karşısında eğilir. Başka zaman hiçbir kuvvet karşısında eğilmezler. Kolumuzu bükebilirler, kalbimizi koparabilirler, canımıza kıyabilirler fakat imanımızdan ayıramazlar, ateşimizi söndüremezler bizim. Çünkü biz ninni yerine sizlerin yağız atlarınızın nal seslerini, masal yerine yine sizlerin kahramanlık destanlarınızı dinledik. Ne mutlu tarihlere ki sizlerin isimlerinizle sayfalarını süsledi. Ey vatan kahramanları safında yeri olan asil Türk kadını! Kocanı, kardeşini, oğlunu, torununu kaybettiğinde ağlamadın fakat bu kutsi günde gözlerin nemleniyor. Haklısın sana ıstırap karşısında dayanmak, sevinç karşısında gülmek yakışıyor. Bomba taşımaktan nasırlanmış omzun çökmesin hiçbir kuvvet karşısında! Uyu yerinde rahat uyu BÜYÜK ATAM! Emanet ettiğin bu Vatan kalbimizdir. Onu en mübarek bir varlık olarak tanıyoruz. Ruhun muazzep olmasın ne bu toprakları yabancı bir çizme çiğneyecek ne de Ulu Bayrağımız yere inmeyecektir. Çünkü en büyük silahımız imanımızdır. Ne mutlu bizlere ki bu büyük ve ulvi bayramınızı bütün vatandaşlarla bütün kalbimizle kutuluyoruz. Bayramınız kutlu ve mutlu olsun!


MİLLİYET ANLAYIŞIMIZ İ. Ethem ÖZGÜVEN

30 Ekim 1950 Yıl: 1 Sayı:1

Her millet kendisini diğer bütün milletlerden üstün sayar. İlkokullardan itibaren okul hayatında askerlik hizmetinde ve bütün terbiye müesseselerinde, radyo, gazete, mecmua gibi yayın vasıtalarında aynı şey anlatılır ve telkin edilir. Hakikaten şanlı bir geçmişi olan Türk milleti gibi bazı milletler de ise gençlik duyarak, işiterek, okuyarak, yabancı milletlerin kendi milletleri hakkındaki fikirlerini dinleyerek diğer memleketlerden üstün bir karaktere sahip olduğunu fiili olarak duyar anlar ve iman eder. Fakat her ne şekilde olursa olsun bütün milletler milliyetlerine zerre de olsa halel getirmek istemezler ve en üstün milliyette olduklarına inanırlar. Bu inanışa ancak düşmanlar nifak sokabilirler. Durum böyle iken toplumsal hayatımızda şuursuz olarak milliyetimizi rencide eden ve bu bakımdan içimizi sızlatan bazı vakıalara şahit olmakta ancak düşmanın yapabileceği işkenceyi hakaretleri biz kendi kendimize yapmaktayız. Her millet muhitten merkeze doğru bir hareket yapar, etraftan toplayıp kendilerine çekerler. Biz merkezden muhite bir hareket yapıyor, kendimiz (...) koparıp ve uzaklaştırıyoruz. Bulunduğumuz muhiti düşünelim: Türkleri; Kürt, Acem, Türk diye bir tasnife tabii tutarız. Neye göre? Tabii: Hiç. Kürt dediğimiz kimseler Türkçe bilen ve Türk’ün bütün saf karakterlerini muhafaza eden kimselerdir. Acemlerin de hakiki Türk boylarından olup bir müddet İran’da kaldıkları için çevrenin dil ve tesirini aksettirişlerinden başka suçları yoktur. Bu sadece zaruret ve mukadderattır. Nihayet Türk olduğunu bilen Türkçe konuşan bu vatandaşlar arazi, mal ve mülklerini orada bırakıp yurdumuza gelmekle bizden olduklarını fiilen bize de göstermiş değil midirler. Biri Karadeniz sahillerinden geldi mi o Laz’dır. Halbuki Lazlık Rize’den sonra Kemer burnundan daha öteden başlar birkaç nahiyelik bir halktır. Koskoca Doğu Anadolu ve Karadeniz Türklüğün bu kadar yanlış anlaşılması en hafif tabirle fecidir. Güney doğu illerinden olanlar Arap’tır. Hudutlarda yaşadıkları için (...). Maraş, Antep, Urfa ve Antakya Türkleri, (...) hâlâ da Arap damgası vurmaktan çekinmiyoruz. Onları Araplığa doğru itiyoruz. Rumeli’den olanlar sanki Arnavut’tur. Yurdum, milletim, vatanım, Türk milleti diye çırpınarak Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan’dan ana yurda gelen Türklere de Türk gözüyle bakmayanların onları hakir görmek


isteyenlerimizin bile bulunması ne kadar hazindir. Bulgaristan’da bunlardan başka Bulgar nüfusunun %18’ni tutan ve şu günlerde Kızıl canavarların pençesinden kurtulup yurdumuza gelmek isteyen 350000 , kâmilen 800000 kadar daha Türk vardır. Yeter ki biz onlara Türklüğümüzü gösterelim. Onları kendimize ısındırmasın bilelim. Biz milliyetini on beş yirmi katına kadar cetlerini ispat için bir tomar kağıtla şecere arayan ırk teorisine inanmıyoruz. Böyle bir şey ne kadar gülünç olduğu meydandadır. Türkçe konuşan, Türlüğün yükselmesi için çalışan, Türkün ülküsü peşinden koşan Türk’ten beklediğimiz memleket sadakatini gösteren herkes Türk’tür. Buna mukabil Türkçe konuştukları, bu memleketin ekmeği ve suyu ile yaşadıkları halde, kalpleri başka yerlerde çarpanlar ve ülkülerinin ateşini yabancılardan alanlar, yüzüncü bâtına kadar Türklük şeceresini gösterseler bile onlar Türk değildir. Bunlar temizlenmesi lazım gelen satılmış kimselerdir. Bunun gibi topraklarımızın içinde iğreti bir şekilde oturarak, ilk felâkete, nesi varsa toplayacak Türk vatanının haricinde kendisine bir vatan arayacak olanlar Türk değildir. Türkler; vazifenin vatanın son taşında kahramanca ölmek olduğuna inananlardır. Türk olanları yabancı olarak görmek ne kadar feci ise Türk’üm diyenlere yabancı damgasını vurmak ondan daha fecidir. Türk’ü, Türk olmayanı ayırmakta şuurlu olalım, kendimizi bilelim. Şiarımız şu olsun: Türk Türklüğe hizmet edendir. Türklük için çalışandır. HAYKIRIŞ Seyfi Taşpolat

15 Ocak 1951 Yıl:1 Sayı:3

İnsanlık aleminin bir üçüncü savaşın doğum sancılarıyla kıvrandığı bu günlerde barışseverler derneği adıyla kurulan, sözde sulh, hakikatte ise, milletleri uyuşturucu ve dolayısıyla kendi hazım kabiliyetlerine uygun bir tarzda, tatlı ümitlerin rüyasını gördükleri bir an içinde leş kargası açlığı ile yumulup yutmayı istihdaf eden adi bir politikadan başka bir şey değildir. Fakat Kremlin bu hoş hayalin içinde mülevves politikasının bazı mevzii muvaffakiyetleriyle mesut ve mesrurken içine kabusa benzer bir hal çöktü. Nasıl çökmesin ki! Türkiye Kore’ye 4500 muhariplik bir savaş birliği göndermeye karar verdi. Haklı idi. Çünkü asırlar boyunca daima Türk’ün haşmetli savletleriyle hayal vadisini aşamayan Deli Petro’nun planı gibi kızıl emperyalist istila


emelleri karşısında Türk süngüsünün set çekmeye ahdedişinin ulvi ifadesi idi bu. Bunun ne demek olduğunu her milletten fazla siz kızıllar bilirsiniz. Ey Kremlin! Aramıza soktuğun üç beş soysuzun, mugalatalarına Türkiye’de kulak asacak kaç gafil bulabildin? Şuna emin ol ki; nabzının her atışında Türklüğün heyecan ve gururunu duyan hiçbir Türk bu zillete tenezzül etmez. Eğer bu hakikati kör olası gözlerinle görmek istiyorsan şaşı bakışlarını Kore’ye çevir. Orada, bu milletin asil evlatlarını topu, tüfeği, süngüsü, dipçiği, tırnağı ve dişiyle sana nasıl mezar kazdıklarını gör. Yirmi bin kişiye karşı nasıl savaştıklarını gör. Süngü takıp bir kartal azametiyle hatlarına nasıl saldırdıklarını gör. Muhasaranı hallaç pamuğu gibi nasıl yer ile yeksan ettiğini gör. Ve eh nihayet muhariplerinin Türk süngüsü önünden nasıl kaçtıklarını gör. Ve anla ki bu aslanlar diyarı da tilki masallarına kulak asan yok! BİR FIKRA Talat Gürel

15 Ocak 1951 Yıl:1 Sayı:3

İŞLERDE KESAT VAR! Abdülaziz zamanında donanma komutanı bir gün donanma için saman lazım olduğunu ilan etmiş kısa bir zaman sonra saman mubayaası başlamış ve donanma için tonlarla saman alınmış. Bu haberi duyan Bahriye Nazırı hayret etmiş. Bunun üzerine emir buyurup donanma komutanını çağırıyor. Komutan, gemilerin, zırhlıların planlarını yanına alarak Bahriye Nazırının yanına çıkıyor. Nazır: “Bre herif donanma için samana ne lüzum var?” Komutan: “Haşmet penah kerem buyurun” diyerek gemilerin zırhlıların planlarını açıp diyor ki: “Bakınız zırhlılarımızın hepsi 375 beygirliktir. Bu kadar beygiri doyurmak için donanamaya bu kadar saman aldım” diye cevap vermiş. BİZİM TÜRKÇÜLÜĞÜMÜZ Cafer Eroğlu

15 Ocak 1951 Yıl:1 Sayı:3

Bugün Türklük Avrupa ortalarından ta Çin’e kadar muazzam bir alemdir. Bir Avrupalı alim, “Ben Tuna’dan Çin’e kadar hep Türkçe konuşarak gittim” diyor. Orta Asya’nın Türklerin anayurdu olduğunu ispat eden garplı tarihçilerdir. Yine milletlerin kendi mukadderatlarına kendilerinin sahip olması prensibini koyan da onlardır. Gözlerimizi bugün


milletlerin ne vaziyette olduklarına bir defa olsun çevirirsek, görürüz ki her millet hürdür, istiklaline sahiptir. Daha dün gözünü açan milletler dün kendisine gelenler, hürriyetleri uğruna mücadele ediyorlar. Bize gelince elde kalan şu son Türkiye hariç milyonlarca Türk boyunduruk altındadır, esirdir. Zulüm görmektedir. Amerika’daki zencilerin hakaret gördüğünü veya Hinduların hürriyeti, muhtariyeti için alaka duyan bizler her şeyi ile bizden olanlar için yakınlık duymamız acaba günah mıdır? Bugün Bulgaristan 250 000 Türkü aç çıplak sürmektedir. Azerbaycan’da zaman zaman duyuyoruz trenler dolusu Türk Sibirya buz cehennemine sürülüp mutlak ölüme mahkum ediliyor. Bunlar için en yakın alaka elbette milli bir borçtur. Biz ne İran’a, ne Turan’a ne de Kafkas’a haydi yürüyelim demiyoruz. Ne de komşu milletlere yumruklarımızı sıkıp dişlerimizi gıcırdatmıyoruz. Biz ancak boyunduruk altındaki ırkdaşlarımıza hakkı hayat ve istiklal istiyoruz. Sözlerime yine Ziya Gökalp’in şu cümlesiyle son veriyorum: “Bugün harsça birleşmesi kolay olan Türkler bilhassa Oğuz Türkleri yani Türkmenlerdir. Türkiye Türkleri gibi Azerbaycan, İran ve Harzem ülkülerinin Türkleri de Oğuz uyruğuna mensupturlar. Binaenaleyh Türkçülükteki yakın mefkuremiz Oğuz ittihadı yahut Türkmen ittihadıdır. Bu ittihattan maksat nedir? İstikbal hakkında bugünden bir hüküm veremeyiz.Fakat bugünkü ülkümüz Oğuzların yalnız harsça (kültür) birleşmesidir” İLAN Azeri şairlerinden Gültekin’in kuvvetli kaleminden çıkan “Buzlu cehennem” adlı kitabını idarehanemizden temin edebilirsiniz. Fiyatı 100 krş. İLAN “Aras” dergisini müvezzilerden alamayan Bakkal Haşim Yeşilyurt’ta bulabilirler. ŞİİRLER Tiren A. M. Karaca İlk ayrılık ateşidir yakan Canı cisimden Cananı candan Ayıran, Bir kuvvet gibi, Tiren,

okuyucularımız


Güneşle açtı ufku, İçimde, Guruplaşan bir uğultu, Ve karanlık çöküyor üstüme perde perde, O ışık yok, Her şey gecedir bu dem gözümde Nerede A. G. Nerede? Mehtaplı gecenin hülyası, Unutulmayan bir sevdanın hülyası, Nerede geçen o günlerin ahengi, Solmayı anmayan çiçeklerin rengi, Nerede... Nerede suların cilveli akışı, Gökte gülen ayın manalı bakışı, Nerede geçen o gecenin sefası, Isınmak bilmeyen o serin havası, Nerede... Nerede akşamın derin gürültüsü, Esrarlı dağların rengarenk örtüsü, Nerede akşamın gurup denen narı, Bir ruhtan süzülen hayatın pınarı, Nerede... Cenk Var M. Remzi Güler Kılıcımız gayri paslandı kında, Çıkar, yürüyelim serhat boyuna, Cenk,savaş, akın var ey Türk yakında, Yürü kurtar katıl kendi soyuna... Kim demiş sindi beni öldü diye, Tarumar eylerim içten coşarım, Düşün ki bu vatan kimden hediye, Atamı görürüm cenge koşarım. Sönerse savaşta sinem ateşi, Ufukta batarsa grup güneş,


Doğacaktır bir gün Türlüğün eşi, Dağları belleri durmaz aşarım

Gitti Turgut S. Sungar Sarardım derdimle bir gül misali Ne olacak onsuz gönlümün hali? Kafesten kurtulan bülbül misali Ardına bakmadan kaçıp ta gitti İçime yaralar açıp ta gitti... Saçının omzuna dökülüşüyle Dudağı bir yaprak bükülüşüyle Ah beni öldüren o gülüşüyle Yüzüme bir defa gülmeden gitti Seni seviyorum demeden gitti En büyü hülyayı onunla kurdum Ruhumu aşkıyla dağladım durdum Giderken peşinden ağladım durdum Gözümün yaşını silmeden gitti En büyük aşkımı bilmeden gitti Sevgilim gel artık yeter ayrılık, Ölümden her şeyden beter ayrılık, Kalbime dönersen biter ayrılık, Bahçemden çiçekler dermeden gitti Bu gönül murada ermeden gitti Kafkas’a Ahmet Tekin Dursan söyleyeyim derdimi yara, Bir fırtınasın kan o dağlara, Sen baş tacımsın bağlamam kara, Bağlasın iller ey güzel Kafkas... Kurtulacaksın kurtulacaksın, Koca cihanda tek bir bucaksın, Tüten dumansın yanan ocaksın, Türkünsün ancak ey güzel Kafkas.


Türkün sazısın, Türkün dilisin, Türkün özüsün, Türkün ilisin, Türkün gül şeni, Türkün gülüsün, Yıkılsa cihan ey güzel Kafkas. Kars Ahmet M. Karaca Ey karlara bürünmüş şarkın yalçın kayası, Borluk suyu ile sildik sinemizdeki pası, Öpüşür burçlarınla güneşin ilk şuası Şehitlere güneş ördüğü kefeni sarsın, Gazilik, nazlı hilâl, işte ülküsü Kars’ın Malazgirt destanıyla erdi senin muradın, Doksan üç bombadır, kırılmadı kanadın, Ey ulu Türk milleti tarihtir senin adın Şehitlere güneş ördüğü kefeni sarsın, Gazilik, nazlı hilâl, işte ülküsü Kars’ın Ölümle alay eder Oğuzlar her yaşında, Kefensiz şehit yatar kaldırsan her taşında, Türklüğümle övündüm son cihan savaşında Şehitlere güneş ördüğü kefeni sarsın, Gazilik, nazlı hilâl, işte ülküsü Kars’ın Atilla’da uzanır bir kolun Atatürk’e, Bozkurtlardan pay olmaz Moskof’a karlı ülke, Şahin yuvasıdır bu yakışır ancak Türk’e Şehitlere güneş ördüğü kefeni sarsın, Gazilik, nazlı hilâl, işte ülküsü Kars’ın Cihan şunu bilsin ki granitten de berkim, Gazi nidalarına karışmış gürler sesim, Karabekir, Halitler bu gündüz otuz Ekim


Şehitlere güneş ördüğü kefeni sarsın, Gazilik, nazlı hilâl, işte ülküsü Kars’ın AÇIK MUHABERE Cevaplandıran: Turgut Sungar Bay A. Yalçın: Bize başkasının şiirini kendi imzanızla muhayyilenizin mahsulü olan şiirlerinizi gönderin.

değil

de

kendi

Bay İlhan Akın: Şimdilik şiir yazmaktan ziyade tanınmış imza sahiplerinin şiirlerini okuyunuz. Bay Mustafa Şimşek (Ankara): Alakanızdan çok mütehassıs olduk. Fakat yazınızın çok uzun oluşu ve birkaç yerinin anlaşılmaması yüzünden basamadık. Başka yazılarınızı bekliyoruz. Selam ve sevgiler. Bay Fikret Güngör: Çocukça bir ruhla yazılan şiirinizi okuduk. İstikbal vadeden güzel buluşlarınız var. Daha muvaffak olmuş bir yazınızı bekliyoruz. Bay M. Remzi Güler (Trabzon): Yazı ve şiirleriniz sıra ile neşredilecektir. Samimi alakanıza candan teşekkürler. Bay Mehmet M. Çınar: (Erzurum) Iğdır vasıtası ile gönderdiğiniz şiirlerinizi okuduk. Mevzuatımıza uygun olmadığından basamadık. Başka şiirlerinizi bekliyoruz. Selamlar. ZARURİ BİR İZAH Gazetemize evvelce abone olup sonradan neşriyatımıza bir müddet ara verdiğimizden abonelerini iade ettiğimiz sevgili okuyucularımızdan isteyenlerin abone kayıtlarını yaptırması için müracaatları rica olunur. Taşradaki abonelerimizin gazeteler en seri ve en emin şekilde gönderilecektir.


SAYIN YURTTAŞLAR Bulgarların bin bir zulüm ve işkencelerinden kurtularak yurdumuza gelen göçmen kardeşlerimize elimizi uzatalım. Kore’de süngüsüyle tarihlere zafer destanları yazan kahramanlarımıza açtığımız kalplerimizi ve kucaklarımızı onlara da açalım. Yapacağımız yardımlar göçmen kardeşlerimize kuvvet, şehit ailelerine de maneviyat verecektir.


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
ARAS Dergisi Sayı 1 by Türkçü Betik - Issuu