temmuz 2010
›ssn 1303-9113 •2010/07 • say› 99
2.25 TL(KDV’li)
a y l › k
s a n a t
d e r g i s i
Merhaba 55 bin kifliydik ‹nönü'de... Bir sabah geldi¤inde kap›s›n›n önüne, kovuldu¤umuzu ö¤rendi¤imiz fabrikada birer iflçiydik. Al›nteri ili¤ine dek sömürülen...
Sahibi Tav›r Yay›nlar› ad›na Bahar Kurt Genel Yay›n Yönetmeni Gamze Mimaro¤lu Sorumlu Yaz›iflleri Müdürü Yeliz Y›lmaz Yaz›flma Adresi ‹stanbul Mahmut fievket Pafla Mah. Mektep Sk. No: 4-B Okmeydan› - fiiflli - ‹stanbul Tel: (212) 238 81 46 Faks: 238 82 49 e-posta: tavir2007@gmail.com Ankara ‹dilcan Kültür Merkezi fiirintepe Mah. 8. Cad. No:222 / B Mamak – Ankara Tel: (312) 390 38 05 Hesap no (TL) 1042- 30000 596147 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. Hesap no (EURO) 1042- 3010000 129062 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. Fiyat› (DÖV‹Z) Almanya: 5 Euro Fransa: 5 Euro Hollanda: 5 Euro Avusturya: 5 Euro ‹sviçre: 7.5 Frank ‹ngiltere: 4 Sterlin Bask› Ezgi Matbaa Sanayi C. Altay Sok. No:10 Çobançeflme /istanbul Tel: 0(212) 452 23 02 Yay›n türü: Yerel Süreli
55 bin kifliydik ‹nönü'de... Tarlas›nda ekece¤i ürünü bile Amerikan emperyalizmi taraf›ndan belirlenen çiftçiydik, köylüydük. Gün yüzü görmeden kara topra¤›n alt›na giren... 55 bin kifliydik ‹nönü'de... Devlet kap›s›na köle zincirleriyle ba¤lanm›fl kamu emekçisiydik. Sendikal haklar› elinden al›nan... 55 bin kifliydik ‹nönü'de... Ezilen, vurulan, k›r›lan, yok say›lan, dili yasaklanan, köyleri/ormanlar› yak›lan, bok yedirilen köy meydanlar›nda k›fl›n ayaz›nda ç›r›lç›plak edilmiflken, gelece¤i elinden al›nan, iflgale u¤ram›fl topraklar›nda esir gibi yaflamak zorunda b›rak›lan Kürt halk›yd›k. En güzel düfllerimizle oradayd›k. ‹nönü'deydik. 55 bindik... Türk'ü, Kürt'ü, Laz'›, Çerkes'i, Arap'›, Gürcü'sü, Ermeni'si, Rum'u, Boflnak'›yla koskoca bir Anadolu'yduk. Kardeflçe bir yaflam› kendi ellerimizle kurmak için oradayd›k. fiark›lar söyledik tek bir sesten. Türküler yakt›k en güzel günlere. fiiirler okuduk, flairlerini bile k›skand›ran. Atefller yakt›k bizden evvel gidenlere sonsuzlu¤a. Onlar› bizden alanlara öfkemizin alaz› vurdu yanaklar›m›za. Hayk›rd›k yine tek bir a¤›zdan düfllerimizi; o düflleri yüreklerimize nakfleden yol gösterenlerimizi... 12 Haziran'da, ‹nönü'de parmakla say›lmayan, k›rmakla tükenmeyen 55 bin halkt›k. Umuttuk. Yar›nd›k. Gelecektik. Gözlerden süzülen bir damla yafl, dudaklar›n kenar›na konmufl s›ms›cak gülümseyifl; has›l› en güzel tablosuyduk bu ülkenin. Mahir ellerin hüneriyle çizilmifl, en güzel renklerle boyanm›fl... Bir tarihti yaflanan. “‹lk”lerle örülen geçmiflin yapraklar›na, bir “ilk” daha eklendi o gün... O stadyumun tribünlerine, çimlerine kaz›nanlar, 25 y›l›n eme¤inden süzülen al›nteriydi. Kocaman yürekleriyle, koca bir ailenin her bir ferdinin bu eme¤e katt›klar›yla olufltu o güzelim tablo. O gün oradaki herkes, mutlulu¤un en güzel resimlerinden birine bir f›rça darbesi vurman›n onuruyla döndüler evlerine. Kardeflçe, eflit, özgür bir vatan düflünün gerçe¤e dönüflebilece¤i inanc› ve bunun mutlaka gerçekleflece¤ine olan güvenle ad›mlad›lar evlerinin yolunu... O gün orada olmayanlara, olamayanlara... Hiçbir duvar›n kar etmedi¤i, yüreklerini hiçbir tecritin karartamad›¤›, hiçbir bask›n›n boyunlar›n› e¤dirmeye yeterli gelmedi¤i özgür tutsaklara; gurbette vatan hasretiyle yan›p tutuflanlara; gece vardiyas›nda ömür tüketen emekçilere; hakl› gerekçelerle o gün orada olamayanlara da umut oldu bo¤az›n serin sular›na akan ezgi ›rma¤›...Bu ›rma¤›n kayna¤›na, bu ›rma¤› 55 bin damlayla ço¤altanlara, düfllerin gerçek olaca¤›na herkesi bir kez daha inad›ranlara bin selam... Bir sonraki say›m›zda görüflmek dile¤iyle... Dostlukla...
‹Ç‹NDEK‹LER
07/2010
3 6 8
11 14
DENEME eren bu¤lal›lar devrimimiz ve sosyalist gerçekçilik DENEME türkan do¤an kaç›nc› ölmem bu hain MAKALE ahmet yapar orta do¤u’da yükselen gerçeklik, radikal islam ve sermayenin mavi marmara tepkileri üzerine DENEME hakan soydemir modernizmden kopufl ve güler gibi yaflamak-II fi‹‹R
otto rené castillo çeviri: ülkü tamer
16 17 18 21
24 26
tarafs›z ayd›nlar fi‹‹R gamze mimaro¤lu sürgüne sabah türküsü AYIN FOTO⁄RAFI didem orhuner DENEME grup yorum 25. y›l konserimzin ard›ndan RÖPORTAJ tav›r ali primera “bizim flark›lar›m›z sizin flark›lar›n›zd›r” MAKALE ›fl›l özgentürk bir konser için güzelleme ‹ZLEN‹M hatice tuncer bir konserin çok ötesinde
30 32 34 37 38 40
43 48 55 58 59
62 28
‹ZLEN‹M cem dizdar hava leylak ve tomurcuk kokuyor
DENEME mehmet esato¤lu viktor jara ve metin göktepe de konserdeydi DENEME s›rr› süreyya önder sahnedeki grup yorum muydu? ANI gand akflam›n büyüsünün en güzel tarifi MEKTUP güngör gençay grup yorum emekçilerine merhaba ‹ZLEN‹M vertumnus bir stadyumda görülebilecek en güzel fleyler ‹NCELEME bilal yeflilöz dünden bugüne çocuk, çocukluk ve çocuk edebiyat› RÖPORTAJ tav›r “gülmece”nin küçük dev ç›nar›: muzaffer izgü ‹ZLEN‹M filiz tanya lübnan’ da buruk filistin ezgisi B‹YOGRAF‹ asiye sercan as›m bezirci fi‹‹R kemal özer tutana¤› yaz›l›rken T‹YATRO gülnaz b›çakç› iki çarp› iki HABERLER KAPAKLAR ön kapak foto: fatih p›nar ön iç kapak foto: FOSEM arfliv arka iç kapak karikatür: tuncay akgün-LEMAN arka kapak kolaj: tav›r
deneme deneme
devrimimiz ve sosyalist gerçekçilik eren bu¤lal›lar
Emek ve sermaye aras›ndaki çeliflki öylesine kuvvetlidir ki, bu ikisi birbirlerinin fikirlerine dahi tahammül edemiyorlar. Burjuva ideolojisi, devrimci düflüncenin doldurdu¤u her boflluktan, de¤ifltirip dönüfltürdü¤ü her iliflkiden rahats›z oluyor, çünkü orada kendi ölümü var. Devrimci düflünceye engel olmak için kitaplar› yakmaktan sansürlemeye, insanlar› yozlaflt›rmaktan katletmeye kadar pek çok yöntem uyguluyorlar. Emperyalizm bir yandan kendisinin ne kadar mükemmel ve de¤iflmez bir sistem oldu¤una bizi inand›rmaya çal›fl›yor; öte yandan devrimci fikirleri çürütmek, küçük düflürmek ve devrimci örgütlenmeleri yok etmek ya da düzeniçilefltirmek için u¤rafl›p duruyor. Bu çabalar› hiç sonuç vermiyor de¤il. Kimileri onlar›n “makul” bulduklar› kavramlarla düflünmeye bafll›yor: Emperyalizm yerine küreselleflme, kapitalizm yerine serbest piyasac›l›k, faflizm yerine otoriter devlet demek daha “makul” hale geliyor örne¤in. “Makul” düzeyde örgütleniyorlar; mümkünse sivil toplum kurulufllar›nda ya da legal partilerde örgütlenmek daha ak›l-
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 3
“Gerçekçi sanat, savaflç› sanatt›r” demiflti Brecht. Eh, s›n›flar›n savafl›ndan bahsetmenin art›k “demode” oldu¤u bir ça¤da, savaflç›lar›n tezkeresini tez elden vermek, proletaryayla birlikte onun sanat›na da “elveda” demek gerekiyordu. Ak›ll› solculuk yaln›zca geceleri rahat uyumakla yetinmiyordu; sokakta, tiyatroda, roman okurken ve müzik dinlerken, yani hayat›n›n hiçbir alan›nda “parazit” istemiyordu.
l›ca oluyor. Ve yaln›zca “makul” eylemler yap›yorlar; mevcut düzeni kökünden sarsan “karnavalesk” yürüyüfller en çok ra¤bet görenler. Görüldü¤ü üzere burjuvazi her fleyi bizden daha iyi biliyor; nas›l devrimci olunaca¤›n›, nas›l örgütlenilece¤ini ve devrimci eylemin nas›l yap›lmas› gerekti¤ini bizim için çoktan düflünmüfl! Burjuvazinin bir özelli¤i de asla tatmin olmamas›d›r. Siz “Oh, flu tavizi verdim, rahatlad›m” demeye kalmadan bir ikincisini, bir üçüncüsünü ister o. S›n›f mücadelesinde sanat›n yerini tart›flmaya geldi¤inde de böyle oldu: Devrimci düflünceye karfl› bafllat›lan cad› av›nda sosyalist gerçekçili¤e de bedel ödetilmeliydi. ‹nsanlar rahatl›kla “sosyalist gerçekçi sanata inan›yorum” diyememeli, böyle sanat eserleri üretilmemeliydi. Bu öneri hemen kabul gördü. Zaten silahl› mücadele eskilerde kalmam›fl m›yd›, Leninist örgütlenme modeli çoktan çökmemifl miydi? Demek ki sosyalist sanat›n da, sosyalist gerçekçili¤in de banal, renksiz, zevksiz bir sanat oldu¤unu kavramaya bafllayacaklard›. “Yeni” fleyler yap›lmal›yd› art›k, dünya de¤iflmifl bunlar yerinde say›yordu. B›km›fllard› bu dogmatiklerden! “Gerçekçi sanat, savaflç› sanatt›r” demiflti Brecht. Eh, s›n›flar›n savafl›ndan bahsetmenin art›k “demode” oldu¤u bir ça¤da, savaflç›lar›n tezkeresini tez elden vermek, proletaryayla birlikte onun sanat›na da “elveda” demek gerekiyordu. Ak›ll› solculuk yaln›zca geceleri rahat uyumakla yetinmiyordu; sokakta, tiyatroda, roman okurken ve müzik dinlerken, yani hayat›n›n hiçbir alan›nda “parazit” istemiyordu. Bir sa-
4 | TAVIR |TEMMUZ 2010
nat eserinde ne zaman toplumsal bir mesele ele al›nsa, ne zaman mücadelenin laf› geçse tahammülsüzlefliyor, yakas› aç›lmad›k kuramsal sövgüler derliyorlard›. Belki kapitalizmin sömürüsüne ya da emperyalizmin iflgallerine karfl› bu kadar tahammülsüz olsalar, dünyada bir fleyler de¤iflirdi. Ama onlar devrim idealini çoktan unutmufllar, sa¤ elleriyle küreselleflmeye övgüler düzerken, sol elleriyle devrimden kalan ne varsa k›flk›fll›yorlard›. Nas›l ki devrim fikrinin oldu¤u yerde düzen fikri bar›namazsa, devrimci mücadelenin araçlar›ndan biri olan sosyalist gerçekçili¤i savunarak da düzene yerleflilemezdi. Neden olmad›? Nas›l oldu? 12 Eylül’ün y›lg›n zihinleri, yenilgilerinin sorumlusu olarak sosyalizmi ve Marksizm-Leninizm’i görüyorlard› art›k. Sovyetler Birli¤i’nin çöküflüyle buna daha da ikna oldular. Kavramlar h›zla tersyüz edildi, dostla düflman bir anda yer de¤ifltirdi. Onlar›n önündeki engelin yeni bir ismi vard› art›k, sorunun ad› art›k devrimcilerdi, devrimci düflünceydi. Sanatç›lar içinse bu engel geçmiflin “kaba propaganda” sanat›yd›, “sloganc› sanat”t›. Pek çok genç ayd›n, daha sosyalist gerçekçili¤i ö¤renmeden onun ne kadar da kaba oldu¤unu ö¤reniyordu. Pek ço¤u daha birkaç sosyalist roman okumadan, yazd›klar› yaz›larda sosyalist gerçekçili¤in “derinliksiz” kahramanlar›ndan yak›nmaya bafllam›flt›. Hayat›nda slogan atmam›fl olanlar, sloganc› sanattan köfle bucak kaçmaya bafllad›lar. Y›l 2010. 12 Eylül’ün üzerinden 30, SSCB’nin y›k›lmas›n›n
ard›ndan 20 y›l geçti. Peki, ne oldu bunlara? Madem engel devrimcilerdi ve geçmiflin mücadele yöntemleri o kadar eskiydi, madem sosyalist gerçekçilik köhnemiflti ve onlar her fleyin en do¤rusunu çoktan tahlil etmifllerdi; flimdiye dek çoktan kitleleri kendi etraflar›nda toplam›fl, sanat›n en güzelini üretip halka mal etmifl olmalar› gerekmez miydi? Çünkü biliyorsunuz, onlara göre devrimci hareket silahtan, kaba propagandadan baflka bir fley düflünmezdi, macerac›yd›. O yüzden sanat› da s›¤ olacakt›. Toplumlar›n diyalekti¤inin bir kanunudur: Somut gerçe¤i do¤ru tahlil edip ona göre politika üretemeyenler, s›n›flar mücadelesinde ufalan›p giderler. Demek ki kimler ufaland›, kimler bir devrimci sanat gelene¤i yaratabildiler sorusu bilimsel bir sorudur. Nikaragua devrimini inceleyen bir araflt›rmac› flöyle diyor: “Benim için as›l önemli ve tuhaf olan fley, 1979 y›l›nda FSLN için can›n› vermeye haz›r olan Nikaragual›lar›n, on y›l sonra ona oy bile vermeye isteksiz hale gelmesidir.” Nikaragual› devrimci örgüt FSLN, 1979 y›l›nda bütün halk› seferber edip on binlerce flehit vererek devrimi gerçeklefltirmifl ama izledi¤i yanl›fl politikalar sonucunda 1990 y›l›ndaki parlamento seçimlerini kazanmas›na yetecek kadar bile oy alamam›flt›. S›n›f mücadelesi verenlerin düzene benzeyerek, düzene daha da yerleflerek de¤il, ancak düzenden koptukça, ona direndikçe kitleleri peflinden sürükleyebildi¤inin kan›t›d›r bu. FSLN en de¤erli kadrolar›n› ve binlerce militan›n› flehit verdi¤i o darbo¤azlardan geçti¤i zaman de¤il, sosyalizm idealini kaybetti¤i gün yenilmiflti. ‹flte bu tarih dersidir. 1985 y›l›nda birkaç üniversite ö¤rencisinin kurdu¤u Grup Yorum, 25 y›l sonra bir stadyumu h›ncah›nç dolduran 55 bin insana konser verdi. Bu durum yaln›zca Yorum’u kuranlar›n ve sürdürenlerin yetene¤iyle aç›klanam›yor; bu, devrim fikriyle seferber olmufl, kuflatmalarda çat›flan, mahallelerde örgütleyen binlerin eseridir. O 55 bin insan› elinden tutup oraya getirenler aras›nda flimdi tecritte direnenler de vard›r flüphesiz. Ve iflte bu da sanat tarihi dersidir.
Elefltirerek Sahip Ç›kmak Sosyalist gerçekçili¤i elinin tersiyle itmeye çal›flanlara, “Eline, koluna hâkim ol” dedi¤imiz gibi, onu günümüzün koflullar›na uyarlamadan kör bir inançla benimseyenlere de karfl› ç›kmal›y›z. Bu iki uç birbirine çok benzer ve küçük burjuvazinin kal›pç› düflünme biçiminin yans›mas›d›rlar. Nas›l ki Marksizm-Leninizm’in sapk›n ve devrimci yorumlar› var ise, sosyalist gerçekçilik teorisi de varl›¤›n› sürdürdü¤ü 80 y›l boyunca bazen do¤ru ve oldukça zengin bir flekilde kullan›lm›fl, bazen de biçimci bir flekilde ele al›narak özünden kopar›lm›flt›r. Tam da bu yanl›fl ele al›n›fl biçimi yüzünden, burjuva ideologlar›n›n sald›r›lar› rahat hareket edebilecekleri bir zemin buldu ve düflman gerici propagandas›n› güçlendirdi. Ellerine koz verildi.
Oysa devrimci sanata sahip ç›kmak demek, onu sürekli gelifltirmek, hayat›n bütün zenginli¤ini, s›n›f kavgas›n›n bütün inceli¤ini bu sanata aktarabilmek için sürekli didinmek demektir. Sanat›m›z gerçe¤i yakalamakta bir an geri düflerse, mücadelenin de¤il de kendi yaratt›¤› kal›plar›n hizmetkâr› olursa ufalan›r gider. T›pk› Marksizm-Leninizm’e sahip ç›kmak denilince, onun sürekli gelifltirilmesi için durmadan u¤rafl›p didinmeyi anlamam›z gibi, sosyalist gerçekçi sanata da sahip ç›kman›n gereklili¤i ve gelifltirilmesi, önümüzdeki en önemli görevlerden biri olarak duruyor. Onu mücadelenin bütün renklerini ve düflman›n en koyu karanl›klar›n› kitlelere tafl›man›n yegâne arac› olarak daha da keskinlefltirmek bizim elimizde. Buradan flu sonucu ç›karmak herhalde yanl›fl olmaz: Yeni ifade biçimlerinin, sosyalist gerçekçi bak›fl aç›s›yla temellendirilmifl sanat anlay›fl›n›n, dogmatik davranmadan tarihsel süreci ve halk›n tüm bileflenlerini göz önünde bulundurarak, yeni anlat›m yöntemlerinin bulunmas› sadece bir tercih de¤il, zorunluluktur da... Yap›lmayan› yapmak, düflünülmeyeni düflünmek, cüret edilemeyeni gerçeklefltirmek Mahirlerden bu yana devrimci hareketin en iyi yapt›¤› fley olmufltur zaten.J
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 5
“bu kaç›nc› ölmem hain” türkan do¤an
S›cak denildi mi temmuz, Temmuz denildi mi de hemen Sivas geliverir insan›n akl›na. Tam 17 y›ld›r özdefl olmufl Temmuz’un s›ca¤› ile Sivas’›n öyküsü. Aylar›n en s›ca¤›d›r Temmuz. Anadolu’nun serininden s›ca¤›na kofltu¤u vakittir. Göklerden s›cak ya¤ar, her yan› sonsuz da¤larla çevrili Anadolu’da Sivas’›n çatlar dudaklar›, yüksek da¤lar›n yeflil örtülü uçlar›n›n susuzluktan feri söner, kesilir derman›. Bir baflka herslidir günefl Anadolu’da. Yakar kavurur ortal›¤›, bo¤ar nefes ald›rmaz insana. Bast›¤›m›z her yer s›cakt›r Temmuz’da, uçan kuflun kanad›n› k›rar, yolcuyu yolundan e¤ler s›caklar. Temmuz denildi mi sadece s›caklar m› gelir insan›n akl›na? Bir co¤rafyan›n suskun tüne¤inde, temmuz s›ca¤›n›n kavurdu¤u sesini yitiren bir flehirdir Sivas. Temmuz deyince yüre¤imizin ortas›na kara sapl› k›rk b›çak cinsinden bir alev topu düfler. Sivas’›n ortas›nda yanan, yand›kça alevini büyüten Mad›mak oturur gö¤sümüzün çukuruna, nefessiz kal›r›z. Kuflat›lan Mad›mak, kuflat›lan umudumuz, kuflat›lan gece, kuflat›lan gündüzler, kuflat›lan insanl›k... Boyunlar› bu kez sehpada de¤il ci¤erlerini da¤layan kara dumanda kuflat›lan Pir Sultanlar düfler akl›m›za. Anadolu’ya yaz›ld›kça belan›n ferman›; devam ettikçe sömürü düzeni; bu kör olas› düzeni bozuk dünya var oldukça, kökleri derinliklerde oldu isyanlar›n... Soyuldukça, sömürüldükçe, bas›ld›kça Anadolu’da yoksul köyler, zulüm görüp öldürüldü
6 | TAVIR | TEMMUZ 2010
halklar. Dayand›kça b›çak g›rtla¤a “Bu beter açl›k ve zulüm yeter” denildikçe ne yang›nlar, ne katliamlar, ne iflkenceler gördü Anadolu köylüsü. Yi¤it öncüler do¤urdu analar; zalime, münkire kafa tutan›ndan... Nice nal sesine tan›k oldu bu topraklar, k›y›c›ya, haine hesap sorandan... S›rdan de¤il, serden geçen yi¤itler yetiflti bir bir. Ulular elinden flerbet içmifl bir yi¤it ozand›r Pir Sultan Abdal. Aln› ak›tmal› ak k›sra¤› ile karanl›k y›ld›z alacas› da¤lardan nice temmuz s›caklar›na denk düflürdü yakt›¤› kavlar›, hesaps›z kabul etti dostun çilesini. Y›lmak bilmedi, hiç sak›nmad› saklamad› “flalvar› flaltak, e¤eri kaltak, ekende yok, biçende yok yiyende ortak Osmanl›” dan sözünü... Sevince deli bir ci¤erle sevdi Banazl› Koca Haydar. Yoldafl oldu uçan kufla, yüce da¤lara; incitmedi hiçbir zaman bir kar›ncan›n kanad›n›. Zühre y›ld›z›n›n flavk›nda s›rt verdi halk›n›n türlü derdine. Mazlumu zalime k›l›ç çalmaya ça¤›ran Pir Sultan için kad›lar, müftüler yazm›fllard› fetvay›: “Kim ki devleti erkâna karfl› halk› ayakland›ra, tez vurula bafl›.” Pir Sultan, "Dönmem yolumdan" dedi “açal›m k›z›l sanca¤›”. Do¤ruluktan, adaletten yana vurdu saz›n›n teline “fiah” dedi; en do¤rusundan söyledi sözünü. Dokudu ayd›nl›¤›n› ilim ile irfan ile. Ifl›k saçt› Türkmen obalar›na. Tafl ya¤muruna tutarak Pir’i getirdiler Toprakkale önüne. ‹nce
boynu uzand› münkirin ilme¤ine, darald›kça ilme¤i bo¤az›nda “fiah” demeyi b›rakmad›. Ç›rp›n›p ç›rp›n›p inlerken bedeni dar a¤ac›nda “dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” dedi Pir Sultan. Bir direnifl miras› b›rakt› halk›na. Kula¤›m›za düflmüfltür bir kez Pir’in o güzel sesi durmaks›z›n. Yank› bulup bin y›ld›r söylenmez mi dillerimizde, "Bu kaç›nc› ölmem hain" sözü... Anadolu as›rlard›r anlat›r zalime biat etmeyen yi¤itlerin ölümsüz destanlar›n›. Dünya var oldukça daha da anlat›lacakt›r Pir Sultan’›n onurlu destan›. Y›llardan ’93... Temmuz’un kavurucu s›ca¤› vard› gökyüzünde, Pir Sultan Abdal tafllanarak geldi bir kez daha Mad›mak’›n önüne. Kuytulara girmifl sinsi gözlerinden tan›d› yezitleri, bir sonraki yüzy›la tafl›m›fllard› ihanetlerini kalleflliklerini. Sol gö¤sünde Hüseyin’i yoklad›, Mad›mak’ta k›r›lm›fl saz›n tellerine dolan›yordu flimdi Kerbela’n›n ac›s›. Kerbela s›ca¤›ndaki ayn› ac›yd› flimdi Sivas’›n gö¤üne sar›lan. Mad›mak’ta, bir yudum suya hasret giden Hüseyin’in ordusuydu alev alev yanan. Pir Sultan bak›nd› sa¤›na, ayn› Toprakkale önünde ya¤l› urgan de¤il kor alevler vard› flimdi. Ayn› Pir Sultan’d› içeride direnen. Duydu derisi yüzülen Nesimi’nin sesini. Halep flehrinden Sivas’a ikinci kez ak›yordu kan› flerha flerha. Ayn› yezit, ayn› münkirdi, 40 bin Alevinin katili Yavuz’un kanl› elleriydi ayn› urgan› ya¤lay›p alevi körükleyen. Yavuz’un biçip do¤rad›¤› Türkmen obalar› de¤il, flimdi devlet kap›lar›nda dövülen, azarlanan, sövülen yoksul gecekondu mahalleleri tan›k oluyordu kuflat›lan Mad›mak’taki vahflete. Yan›k kokusu sar›yordu Sivas’›n gö¤ünü. Uluyarak höyküren çirkin ellerin ç›ng›s›yla yitip gidiyordu dumana yaflam›n binlerce solu¤u. S›rtlar› s›vazlanarak kuflatanlar karanl›¤›n cellatlar›yd›. Kutsal kitaplar›n›n tarif etti¤i iblisti onlar. A¤›zlar›ndan salyalar ak›tarak yarasalar gibi uçuflup, s›rtlanlar gibi toplanarak, anaç kufllar›n yavrular›n› yutmak için zehirli y›lanlar gibi ço¤alm›fllard› Mad›mak’›n önünde. Bir ölüp bin dirilen Pir Sultan’›n yoldafllar›yd› kuflat›lanlar. Vatan›m›z› talan eden gavurun, iflgal eden hainin ve iflbirlikçilerinin ömrü uzun olsun diye yak›l›yorlard› Temmuz’un s›ca¤›nda. Bir k›rlang›ç havaland› dumanlar›n içinden. Kanad›na tak›ld› semah dönen bir genç k›z›n al kufla¤›, “Aflk ile” dedi. Boynu niflanl›, bafl› telli bir telli turna yetiflti k›rlang›c›n ard›ndan; sildi duman›n›, kanayan kanad›ndan ald› k›rlang›çtan komutunu ve koydu elini gö¤süne, o da dedi “Aflk ile”. Ve fiah’› öven avaz›n› art›rd› dara¤ac›ndan Pir Sultan; yang›nlar içinde vurdu saz›n›n teline hasret, dedi “Aflk ile”...
A¤lad› analar. Gözleri kaç bin y›ll›k Anadolu tarihinin katliam izleriyle harelenmifl analard› a¤layan... Toplan›p k›y›s›na yang›n tufan›n›n, ci¤erden ci¤erden a¤layarak kor alevler içinde kald›lar. Gözlerinin nehirleri kurudu a¤lamaktan; kanad› yürekleri, büküldü belleri. Hangi su yur ki flimdi bu kan›? Hangi akarsuyun gücü yeter de söndürür bu yang›n›? Yüzy›llar geçse bile hangi ›rmak al›r da götürür Temmuz’un y›¤›lm›fl küllerini aka¤›na. Yand› yürekler. 17 y›ld›r silemedi Sivas kara lekesini, da¤›n›n ve flehrinin gö¤ünü kaplayan mavisinden. Bir öbek kara duman kald› Sivas’›n gö¤ünde as›l›. Dayanamad› serçeler k›rlang›çlar telli turnalar, süzüldüler dumanlar›n içinden uçup gittiler yang›nlar›n sarmad›¤› uzak ellere. Bafl›n› kald›r›p bakamad› nehirler utanc›ndan, kuruttular kendilerini. Gönlü k›r›ld› mevsimlerin. Da¤lar›n yeflil örtüsünü s›y›r›p ald› do¤a. Düzlüklerinden akan sular ayna gibi parlayan dereler akmaz oldu. Hiçbir menekfle Mad›mak’ta tutufltu¤u günden bu yana bir daha açmad›. Yan›k yaras›n› kufland› Sivas, tam 17 y›ld›r bir ac›l› öyküyü sarmal›yor flimdi koynunda. Nerelerde gizlenir bu dert uyut uyutabilirsen; nerelere saklamal› küçült küçültebilirsen. Hesab› sorulmadan, dürülmeden defteri, geçmiyor Sivas’›n yan›k a¤r›s›. Kaç zaman oldu alev yan›¤› yüzüne, kozlu da¤lar›n isi çökmüfl. Bu da¤lar Pir Sultan’› gören da¤lard›r. Gönlünün ça¤›lt›s›n› dinlemifl ateflini kor etmifl de basm›fl topraklar›na. Saz›n› yumruk yapm›fl, sözünü k›l›ç... Zalime meydan okuyan Pir Sultan’›n ayak izlerini tafl›r ezelden beri. Hep böyle elleri ba¤l› kalacak de¤il ya; topra¤›n flahdamar›ndan gene patlayacak k›r çiçekleri. Yekinip sürgün verece¤i günler gelecek yetiflecek. F›rgat›n eriyecek nar›, uyanacak börtü böcek. Hep mert kalacak Pir Sultan’›n ard›ndan yürünen da¤lardaki ayak izleri. Zalime, sömürene öfke, hesap sorma ve ölümüne kararl›l›kt›r Pir Sultan’›n Anadolu halklar›na b›rakt›¤› miras. Temmuz vars›n gene s›cak olsun Sivas ellerini çevreleyen s›ra da¤lar›nda. K›r›p ayaz gecelerini, daha da yang›n yerine çevirsin Sivas’›n gövdesini. Harl› narl› atefller yaks›n flakaklar›nda. Da¤lay›p çatlats›n diledi¤ince topra¤›n›. Bilinsin ki halk›n adaletinin keskin yüzü daha s›cakt›r ya¤l› urgandan ve kömür ateflinden. Pir’in o güzel buyru¤unu bu atefl tafl›yacakt›r münkire k›l›ç çalarak da¤lardan. Dönenler dönecek, Pir’in yolundan yürüyenler asla dönmeyecek. Onlar, o elleri adalet kokan yi¤itler, münkire k›l›ç üflürmeye devam edecek... J
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 7
makale makale
~
orta dogu’da yükselen gerçek, radikal islam ve sermayenin mavi marmara tepkileri üzerine ahmet yapar
Filistin’e insani yard›m (g›da-sa¤l›k-e¤itim vs... gereçleri) götürülmesini aylar önce organize edip haz›rl›k yapan “‹nsani Yard›m Vakf› (‹HH)”, bu yard›m›n tamamen Filistin halk›na karfl›l›ks›z, insani duygularla gitti¤ini ve gemilerin yola ç›kmak için sab›rs›zland›¤›n› beyan ediyordu. Ve gün geldi çatt›, duyarl› insanlar gemilere bindirilip yola ç›kt›lar.
8 | TAVIR | TEMMUZ 2010
Filistin’e insani yard›m (g›da-sa¤l›k-e¤itim vs... gereçleri) götürülmesini aylar önce organize edip haz›rl›k yapan “‹nsani Yard›m Vakf› (‹HH)”, bu yard›m›n tamamen Filistin halk›na karfl›l›ks›z, insani duygularla gitti¤ini ve gemilerin yola ç›kmak için sab›rs›zland›¤›n› beyan ediyordu. Ve gün geldi çatt›, duyarl› insanlar gemilere bindirilip yola ç›kt›lar. Bu yard›m›n Filistin k›y›lar›na ulaflmak üzere oldu¤u anda ‹srail, gemilere askeri sald›r›da bulundu ve dokuz kifli bu sald›r› sonucunda hayat›n› kaybetti. Ve bu olay›n olufl nedeni olarak da din merkezli bir tav›r belirlenmeye çal›fl›ld›. Oysa bu iflin as›l muhatab›n›n ad› belliydi: EMPERYAL‹ZM ve bölgedeki iflbirlikçisi S‹YON‹ZM... Ve kuflkusuz onlara canla baflla yard›m eden, her türlü deste¤i sunmakta geri durmayan ülkemizdeki oligarflik iktidarlar. Bu kavramlar›n içine, din de giriyor, faflizm de giriyor, yefliliyle beyaz›yla ve bilcümle renkleriyle tekelci sermaye de giriyor, insanlar›n safl›¤› da giriyor ve milliyetçilik de giriyor. Ak›llara tak›lan pek çok soru var asl›nda; Filistin y›llard›r bir abluka alt›nda, bir ambargo uygulanmakta, dahas› Filistin halk› bir tecrit halinde. Peki, bu zamana kadar Filistin’in durumunu gören ‹slamc› kesim ne yapt›? fiimdi ne oldu da bu davay› sahiplenmeye bafllad›lar? Y›llard›r sürdürülen ve hâlâ sürdürülmekte olan ‹srailTürkiye ticaret iflbirli¤ine neden ses ç›karmad›lar? Seçim pazar›na ç›kan AKP alanlarda avaz› ç›kt›¤› kadar ba¤›r›yor, farkl› dillerde ‹srail’e “öldürmeyeceksin” diye 盤›r›yor. Bu katliam› kendine seçim malzemesi yap›yor. Bu katliamdan kendine taraf topluyor. Üstüne üstlük birkaç gün önce Cübbeli Ahmet Hoca denilen flah›s, etraf›na tam yirmi iki bin yandafl›n› topluyor ve vaaz veriyor, ‹srail’i elefltiriyor, katliam› elefltiriyor ve ekliyor: “Solculara da teflekkür ederiz, az biraz destek oldu onlar, onlar da tepkilerini gösterdiler!” Devrimciler, y›llardan beri süre gelen süreci yak›ndan takip ediyorlar, Filistin’de Filistin halk›yla beraber iflgale karfl› savafl›yorlar, Filistin halk›na karfl› yap›lan her sald›r› karfl›s›nda solu¤u meydanlarda al›yorlar, Filistin halk›yla dayan›flma içine girip en militan eylemleri beraber örgütlüyorlar. ‹slamc›larsa, Filistin halk›n›n tüm mücadele süreci boyunca devrimcilere karfl› silah do¤rultuyorlard›. O dönemlerde de, flimdi oldu¤u gibi ‹slamc›lar, fleriat yanl›lar› ABD yandafl›yd›, ‹srail yandafl›yd›. CIA ve MOSSAD taraf›ndan destek al›yorlard›. fiimdi kendini bilmez bir “‹slamc›”(Bu tiplerin Müslümanl›¤›n›n “din bezirganl›¤›”ndan öte bir fley olmad›¤›n› herkes biliyor) kalkm›fl solculara teflekkür ediyor! Düzenin hizmetçisi, statükonun bekçilerinden, iktidar emriyle belli bir kesimi uyutmak için vaazlar veriyor. AKP iktidardayken, ‹srail binlerce Filistinliyi katletmedi mi? AKP iktidar›nda, Siyonist, katliamc› ‹srail'le askeri ve ticari iliflkiler gelifltirilmedi mi? AKP iktidar›nda, halk›n önünde ‹srail elefltirilirken, perde arkas›nda halk›m›za ve Orta Do¤u halklar›na karfl› en kirli ittifaklar yap›lmad› m›? Bunu görmezden gelen ve dahas› yap›lan yard›mlar› “insani yard›md›” diyerek
meflrulu¤unu savunamayacak kadar korkakça ele alman›n neresinde tutarl›l›k ve gerçek anlamda Filistin halk›n›n mücadelesini savunmak vard›r? ‹srail'in gemilere sald›rmas›ndan sonra askeri savafla ça¤›ran anlay›fl bilmiyor muydu, ‹srail ile Türkiye’nin ortak tatbikatlar yapt›¤›n›; bilmiyor muydu ‹srail pilotlar›n›n Konya’da e¤itildi¤ini? Haberlerden bihaber mi bunlar; olaydan sonra Milli Savunma Bakan› Vecdi Gönül’ün ‹srail ile yaflanan krizin insans›z hava arac› Heron'lar›n teslimat›n› etkilemeyece¤i aç›klamas›n› duymad›lar m›? Türkiye-‹srail iliflkileri, 28 Mart 1949 tarihinde Türkiye'nin ‹srail'in ba¤›ms›zl›¤›n› tan›mas›yla bafllad›. Türkiye, ‹srail'i tan›yan, halk›n›n ço¤unlu¤u Müslüman olan ilk ülkedir. ‹srail ile iliflkileri derinlefltiren kifli ise o dönemin en etkin ismi Adnan Menderes’ti. Günümüzdeki iliflki a¤›na bakt›¤›m›z zaman karfl›m›zda flöyle bir tablo ç›k›yor; ‹srail'le 2 milyar dolarl›k “savunma” iflimiz var. Savunma sanayi iflbirli¤inde en son M60 tank modernizasyon projesi ve Heron insans›z askeri uçaklar›n teslimi gerçekleflti. ‹ki ülke aras›nda 3.3 milyar dolar civar›nda d›fl ticaret hacmi bulunuyor. ‹lerleyen dönemlerde bu alandaki ifl hacminin 2 milyar dolar› bulmas› bekleniyor. D›fl Ekonomik ‹liflkiler Kurulu’ndan (DE‹K) elde edilen bilgilere göre, Türkiye ile ‹srail aras›ndaki ekonomik iflbirli¤i May›s 1997’de iki ülke aras›nda Serbest Ticaret Anlaflmas›’n›n yürürlü¤e girmesiyle artmaya bafllad›. Yaklafl›k 200 ürüne uygulanan gümrük vergilerinin kald›r›lmas›n›n ard›ndan, ‹srail ile 1996 y›l›nda 446 milyon dolar olan ticaret hacmi, 2008’de 3.38 milyar dolar seviyesine ç›kt›. Türkiye’den geçen y›l ‹srail’e 1 milyar 528 milyon 370 bin dolarl›k ihracat gerçeklefltirirken, 1 milyar 70 milyon 128 bin dolarl›k da ithalat yap›ld›. Bu y›l›n dört ay›nda ise ‹srail’e 415 milyon 979 bin dolarl›k ihracat, 695 milyon 406 bin dolarl›k da ithalat yapt›. ‹srail’in Türkiye’nin ticaret hacmindeki pay› %1. Savunma sanayi ise iki ülke aras›ndaki iflbirli¤inin önemli bir parças›. Bu alandaki ifl hacminin yaklafl›k 2 milyar dolar oldu¤u belirtiliyor. Türkiye-‹srail aras›ndaki savunma sanayisi iflbirli¤i ’90’l› y›llarda bafllad›. Bu alanda 13 proje tamamlan›rken, alt› proje devam ediyor. Türkiye, ‹srail’den yüksek teknoloji gerektiren savunma sanayisi ürünleri al›rken; ‹srail, Türkiye’den, daha çok askeri bot, üniforma benzeri malzemeler sat›n al›yor. Bilimsel iflbirli¤i, savunma alan›nda AR-GE anlaflmalar› üniversitelerde ortak projeler, TÜB‹TAK kapsam›nda projeler, savunma projeleri, enerji ve altyap›da iflbirli¤i de iki ülke bilimsel anlaflmalar› oluflturuyor. Türkiye’nin ‹srail’e ihraç etti¤i bafll›ca ürünler aras›nda demir-çelik, otomotiv, yan sanayi, petrol ve petrol ürünleri, elektrikli makine ve cihazlar, dokumac›l›k ürünleri, kimyasallar, haz›r giyim, metal eflya bulunuyor.
HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 9
‹srail'in gemilere sald›rmas›ndan sonra askeri savafla ça¤›ran anlay›fl bilmiyor muydu, ‹srail ile Türkiye’nin ortak tatbikatlar yapt›¤›n›; bilmiyor muydu ‹srail pilotlar›n›n Konya’da e¤itildi¤ini? Haberlerden bihaber mi bunlar; olaydan sonra Milli Savunma Bakan› Vecdi Gönül’ün ‹srail ile yaflanan krizin insans›z hava arac› Heron'lar›n teslimat›n› etkilemeyece¤i aç›klamas›n› duymad›lar m›? Türkiye’de 250’ye yak›n ‹srail firmas› faaliyet gösterirken, ‹srail firmalar›n›n Türkiye’deki yat›r›mlar›n›n tutar› 500 milyon liray› buluyor. Türk müteahhitlik firmalar›n›n ‹srail’de bugüne kadar üstlendikleri projelerin toplam de¤eri de yaklafl›k 583 milyon dolar› buluyor. ‹srail ile 632 milyon dolara 54 adet F-4 savafl uça¤›n›n modernizasyonu, 1 milyar dolar› geçti. 170 adet M60 tank›n›n modernizasyonu da 650 milyon dolara yap›ld›. 10 ‹nsans›z Hava Arac› Heron 188 milyon dolara ‹srail’den al›nd›. F-4 uçaklar›n›n hareket eden cisimleri alg›lamas›n› sa¤layan Sentetik Aç›kl›kl› Radar (SAR) sistemleri, 160 milyon dolara ‹srail’e verildi. F-4 ve F-16 uçaklar›ndan al›nan görüntülerin yere indirilmesini sa¤layan Datalink 16 projesini ‹srail yine kazand›. 120 milyon dolar ödenecek. May›na karfl› korumal› “Yürüyen Kale” kara araçlar› ihalesini Türk BMC firmas› ald›. Araç, ‹srail Hatehof firmas›n›n Navigator arac› temel al›narak gelifltiriliyor. *** Tüm bunlar ortada iken, bunlar› görmezden gelerek Filistin sorununu sahiplenmenin hiçbir tutarl›l›¤› yoktur... AKP iktidar› bu konuda tam bir timsah misali davranmakta; bir yandan timsah gözyafllar› dökerken, öte yandan Filistin halk›n›n kan›n›n dökülmesine her türlü katk›y› yapmaktad›r... Ve bu anlamda sözde Filistin sorununa sahip ç›karlarken ‹srail ile yap›lan, yürütülen askeri, ticari, siyasi iliflkilerin kesilmesinden bahsetmemektedirler. Bundan bahsetmezler çünkü ifllerine gelmez. Ve bilirler, din hegemonyas› ile uyuttuklar›, korkuttuklar› insanlar›n bu iliflkilerin tam ortas›nda olduklar›n›, ama susarlar! AKP iktidar›n›n arkas›n› dayad›¤› iflbirlikçi tekeller ve onun içindeki islamc› tekeller bu ifllerden çok ciddi anlamda paralar kazan›rlar. Onlar için Irak ne anlam tafl›r, onlar için Urumçi ne anlam tafl›r, onlar için K›rg›zistan’daki iç savafl ne demektir, onlar için kendi ülkelerinde ya-
10 | TAVIR | TEMMUZ 2010
flanan etnik kimlik çat›flmas› ne demektir; para ve iktidar!
Bu gerçekler ortada iken ‹slamc› kesimlerin, Filistin halk›na yard›m ve ambargoyu delme amaçl› çabalar› her ne kadar olumlu bir giriflim olsa da AKP iktidar›n›n ve emperyalizmin bu sorunun içindeki rolünü görmezden gelmeleri do¤ru ve tutarl› bir yaklafl›m de¤ildir... E¤er gerçekten Filistin halk›n›n sorununa sahip ç›kmak ve amborgoyu delmek istiyorlarsa yapmalar› gereken en temel fley bu konuda bafl rolü oynayan emperyalizme aç›kça karfl› ç›kmakt›r. Ve sorunu bir din sorunu, Yahudilerin Müslümanlara karfl› tavr› biçiminde ele almak yerine emperyalizmin halklara karfl› tavr› olarak ele almalar› gerekir. Ve tabi bu yaklafl›m beraberinde AKP iktidar›na karfl› tav›r almay› da getirmek zorundad›r... Ancak bu konuda ‹slamc› kesimden tutarl› bir tav›r göremiyoruz... Genel olarak sorunu icazetçi bir tarzda ele almalar› ve AKP iktidar›n›n icazeti d›fl›na ç›kamayan bir tav›r sergilemeleri nedeniyle kendi içlerinde de tutarl› olamamaktad›rlar... Ve gerçek fludur ki, Filistin sorunu ortaya ç›kt›¤›ndan bu yana sorunun kayna¤› olan emperyalizme ve onun bölgedeki iflbirlikçisi olan ‹srail'e ve ülkemizdeki oligarfliye karfl› en tutarl› tavr› alan ve Filistin sorunun ülkemizde sahiplenilmesini sa¤layanlar devrimcilerdir... Bu dün böyleydi... Bugün islamc› kesim bu konuda daha ön planda görünüyorsa da sahiplenme konusundaki tutars›zl›klar› ve yaklafl›mlar›ndaki çarp›kl›klar› nedeniyle bunu sonuna kadar götürebilmeleri mümkün de¤ildir... Ve sorunu sahiplenme ve Filistin halk›n›n kurtulufluna kadar onun yan›nda olma sorumlulu¤u ve görevi yine devrimcilerin önündeki bir görev olarak durmaktad›r... Bu sorumluluk tüm dünya halklar›n›n emperyalizme karfl› tav›r al›fllar›nda gösterilen sorumluluktur...
Not: Yaz›daki ticari iliflkiler verileri, www.nethaber.com adresinden al›nm›flt›r.J
deneme deneme
modernizmden kopufl ve güler gibi yaflamak-II
hakan soydemir
Tav›r’›n Haziran say›s›nda, kapitalist moderniteden bahsetmifl ve halk›n devrimcisi olabilmek için modernist uygarl›ktan, onun yaflam biçiminden kopman›n gerekli oldu¤unu söylemifltik. Devam edelim, çünkü üzerinde tart›flt›¤›m›z konu bütün tart›flmalara zemin olabilecek ölçüde önemli bir konu. Düflünsel yaklafl›m›m›zdan, yaflam biçimimize kadar bizi ve dolay›s›yla sosyalist mücadeleyi belirleyen bir konu…
kiflilik yap›m›z, k›sacas› yaflam biçimimizdir… Bir devrimci ya da bir devrimci hareket, düflünce ve davran›fl bütünlü¤üyle kimli¤ini oluflturur…
Kapitalist modernite, köklerini yedi bin y›ll›k s›n›fl› toplum uygarl›¤›nda bulur. Kapitalizm, yedi bin y›ll›k s›n›fl› toplum tarihini, bugün kendi soysuzlu¤unu meflru k›lacak bir bilinçle insana sunmaktad›r, bunu dayatmaktad›r. Kopufl için öncelikle yarat›lan bu “tarih bilinci” reddedilmelidir. ‹nsanl›¤a dayat›lan bu egemen tarih bilinci, Mezopotamya’da kurulan ilk Sümer rahip devletinden günümüzün modern kapitalist devletine gelene kadar bir süreklilik ve yetkinleflme yaflam›flt›r… Ama art›k bu sahte “tarih bilinci”, asar-› atika müzesine kald›r›lmal›d›r…
“Bilinci, içinde bulunulan sosyal yap› belirler” önermesi, Marksizmin temel önermelerinden biridir. ‹nsan bilincini içinde yaflad›¤› sosyal yap› ve insan›n o yap› içerisindeki varl›¤› belirliyorsa ve insan, bütün insani faaliyetlerinde yapmadan önce yapaca¤› fleyi tasarl›yorsa, içinde bulundu¤umuz sosyal yap›n›n bizi ne kadar belirledi¤ini bilince ç›kartmam›z gerekli. Bu anlamda, kapitalist moderniteden kopufl için, öncelikle felsefenin temel konusu olan bilinç-varl›k meselesini irdelemeliyiz. Bilindi¤i üzere, sosyal yap›n›n insanda do¤rudan belirledi¤i bilinç, “kendinde bilinç” oluyor. Sonradan edinilen bilinç ise, “kendisi için bilinç” oluyor… Bütün mesele kapitalist modernitenin do¤rudan belirledi¤i bilincimizi, kendimiz için bilince s›çratmakta yat›yor. Kopuflun anahtar› burada…
Egemen tarih bilinci reddedilmelidir, çünkü bütün düflünce ve davran›fl kal›plar›m›z› belirleyen, hayata, insanl›¤a bak›fl aç›m›z› belirleyen temel unsur haline gelmifltir. Nas›l düflünürsek, öyle davran›r›z. Düflünce; kabaca söylersek, teori üretimidir; ideoloji ve felsefedir. Hayata bak›fl aç›m›zd›r. Düflüncenin yok oluflu, ideoloji ve felsefenin yok olmas› anlam›na gelir... Davran›fl ise; düflüncelerimizin, ortaya koydu¤umuz teorinin yaflama yans›mas›d›r; kültürümüz, ahlak›m›z,
Kopufl, dilimize pelesenk olmufl bir sözcük. Neredeyse bütün konuflmalar›m›za “düzenden kopmak gerekir” cümlesiyle bafllar›z. Bir fleyden kopmak için o fleyin organik bir parças› olmak gerekir. ‹kincisi, bir fleyden kopuflma yafland›¤›nda kopulan›n arkada kalmas› gerekir. Demek ki, samimi bir kopufl yaflanmas›ndan bahsedilecekse, öncelikle kopmak istedi¤imiz fleyin organik bir parças› oldu¤umuz gerçe¤ini cesaretle dile getirebilmeliyiz. Ve “koptum” dedi¤imiz
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 11
foto: ali öz
Devrimi ve iflçi s›n›f›n›n iktidar›n› isteyen her insan, bu tarihsel zorunlulu¤un bilinciyle hareket etmeli. De¤ifltirirken de¤iflmeli ve tüm varl›¤›n› iflçi s›n›f›n›n iktidar mücadelesine adamal›d›r. Bu mücadelenin istedi¤i nitelikte bir kadro olmas› gerekti¤i gerçe¤ini göz ard› etmemelidir. Bu onun görevi ve zorunlulu¤udur...
noktada geriye dönüp bakmal›y›z: koptu¤umuz fley, yani kapitalist modernist yaflam biçimi gerimizde kalm›fl m›?.. Koptum demekle, yedi bin y›ll›k s›n›fl› toplum uygarl›¤›n› ge-
12 | TAVIR |TEMMUZ 2010
ride b›rakm›fl olmuyoruz. Adanm›fl bir kiflili¤in bile ömür boyu ayn› kalmas› mümkün de¤il. Mücadele içerisinde uzun y›llar kalm›fl biri bile, zaman zaman yalpalayabilir, yanl›fla, bofllu¤a düflebilir. Önemli olan özü kaybetmemek, yanl›fl› fark edip, ciddiyetle üzerine gitmektir. O nedenle kopufl, bitmeyen bir süreç; insan›n kendisini sürekli özelefltiri kantar›na koymas›n› gerekli k›lan bir süreç… Kapitalist modernite çok örgütlüdür ve ideolojik hegemonya araçlar› gündelik yaflam›n her alan›nda bizi tutsak edebiliyor. Sürekli kendimizi sorgulamal›, ac›mas›zca elefltirmeliyiz… Terk etmek yani kopmak, elbette kopulan ya da terk edilmifl olandan hiçbir fley beklememek anlam›na geliyor. Her türden vicdans›zl›¤›n, ahlaks›zl›¤›n, zevk ve sefan›n, k›sacas› kapitalist moderniteye ait bütün yaflamsal de¤erlerin reddini gerektiriyor… Orta Do¤u mitolojisinden bir analojiyle ifade edersek, ne demek istedi¤imiz daha kolay anlafl›lacakt›r. Hikaye flöyle: Tanr›, Lut peygambere “Sana inananlar› yan›na al ve arkana bakmadan bu ahlaks›z flehri terk et” der… Arkana bakma derken, bütün ba¤lar›n› kopar demek istiyor. Yani o toplumdan, o soysuzlaflm›fl flehirden bir beklentin olmas›n diyor. E¤er beklentin devam ederse, kurtulsan bile gitti¤in yerde o gelene¤i yarat›rs›n diyor. Lut ve efli giderlerken, Lut’un efli dayanamay›p arkas›na bak›yor ve tuzdan bir kayaya dönüflüyor… Kapitalist modernite de böyle: Ona dönüp bir an olsun bakan› tafla çeviriyor, donduruyor. Tafl›n ise maalesef ahlak› olmuyor…
Kapitalist modernite, insanl›¤a ait ne kadar olumlu de¤er varsa, pazara ç›kar›p, meta haline getiriyor. Çünkü kapitalist modernitenin yaratt›¤› soysuzlaflm›fl insan, köle olmaya en uygun insand›r. Egemenler, iktidarlar›n› sürdürebilmeleri için, sadece kendisi için yaflayan, sürüleflmifl insan toplulu¤una ihtiyaç duyarlar. Sanat, medya, bilim, seks, spor, siyaset, üniversiteler, e¤lence anlay›fl› vb. araçlarla insanlaflma bitiriliyor. Hayvanlaflt›r›l›yor insan… Kirlenme, bireycilikte hayat buluyor. Kapitalist modernitenin “birey” söylemli ideolojik yap›lanmas›, kiflisel alanda nihilizm, politik alanda ise liberalizm olarak içimize nüfuz ediyor. Kapitalist modernitenin geldi¤i noktada nihilizm ve liberalizm insanl›¤›n yeni dinleridir… “Birey”in yüceltilmesi asl›nda insan›n tüketilmesi demek... ‹nsans›zlaflt›r›lm›fl “birey”ler toplumu; amaçlanan budur… Liberalizm her yan›m›z› sarm›flt›r. Öyle h›zla yay›l›yor ki, sosyalist hareketin içine bile nas›l girdi¤ini fark edemiyoruz. Politik mücadele, “aflk›n ve devrimin” partisi olma düzeyine indiriliyor. Ama “aflk”›n da “devrim”in de nas›l kavrand›¤› ortada... Kapitalist modernite, toplumsal de¤erlere ba¤l›l›¤› ve ahlakl› olmay› gericilik say›yor. “Birey”in özgürleflmesini vaaz ederken, cinsel güdülerin tahriki ile pompalad›¤› “özgürleflme”yle insan›n gerçek anlamda özgürleflmesini de dejenere ediyor. Kad›n›, cinselli¤in nesnesi haline getirip, metalaflt›r›yor. Toplumsal kurtulufl mücadelesinin anlams›zlaflt›¤›, “birey”in gemlenemez bir duygusal açl›k ve cinsellik ihtiyac›yla, fliflirilmifl egosu ve pazara ç›km›fl bir meta gibi sürekli be¤enilme kayg›s›yla, hayvani düzeylere vard›rd›¤› köleleflmenin koflullar› sa¤lanm›fl oluyor. Karn›n› doyurmak, ego ve cinsel tatmin; kapitalist modernitenin insanda koflullad›¤› üç fleydir…
lizmin dikenli yolunun yolcusu olamaz. Kapitalizmi yaflay›p, sosyalizmi savunmak kendini, hareketi ve halk› kand›rmakt›r. Kapitalizmi iliklerine kadar yaflayacaks›n sonra da ben kendimi devrime, halka adad›m diyeceksin. Bu sahtekârl›kt›r… “Ama kapitalizm koflullar›nda yafl›yoruz, mutlak bir ar›nma nas›l olacak?” denilebilir. Elbette içinde yaflad›¤›m›z koflullar bilincimizi ve o koflullar içindeki davran›fllar›m›z› belirliyor. Burjuva yaflam tarz› bir yerlerden s›z›yor. Teknolojisiyle, sanat›yla, kültürüyle, bizi içine çekiyor. Ama bunun fark›nda olmak ve kapitalist modernist uygarl›ktan kopufl için gerekli olan mücadele sürecini kendinde iflletmek gerek. Devrimcileflmenin ve devrimci kalman›n baflka bir yolu maalesef yok… Devrimi ve iflçi s›n›f›n›n iktidar›n› isteyen her insan, bu tarihsel zorunlulu¤un bilinciyle hareket etmeli. De¤ifltirirken de¤iflmeli ve tüm varl›¤›n› iflçi s›n›f›n›n iktidar mücadelesine adamal›d›r. Bu mücadelenin istedi¤i nitelikte bir kadro olmas› gerekti¤i gerçe¤ini göz ard› etmemelidir. Bu onun görevi ve zorunlulu¤udur... Devrimci hareketi fiziken tasfiye edemeyen burjuva iktidar, kiflilere oynamakta, insan› güçsüz düflürecek, onu teslim alacak, yaflam›na nüfuz edecek kültürel ö¤elerle sald›r›yor. Teknolojik-kültürel bütün araçlar›yla kuflatt›¤› insan› esir al›yor. Esir olmufl kiflilik, kapitalizmin bütün virüslerine aç›k hale geliyor…
Güler Gibi Yaflamak: Ama Nas›l?
Bu anlamda, sosyalizm mücadelesine kat›lmak, sosyalizm mücadelesinin kadrosu olmak anlam›na gelmiyor, Güler olmak anlam›na gelmiyor. Güler, kendinde devrimi yapand›, kendini devrim yapand›. Kendini hareket, hareketi kendi yapand›. Devrimi flahs›nda yaflatand›. Güler, ruhsal-inançsalahlaksal durufluyla, kültürel-ideolojik birikimiyle yaflam›n› devrime adayan, devrimi yaflayand›…
Marx, “Ben Marksist de¤ilim” derken, sürekli bir olufl halinden bahsediyor. Oldu¤unu düflünmek, bir hayli yan›lt›c› ve maalesef kapitalist moderniteden kopuflu engelleyen bir durum. Tamamlanm›fl kiflilik yoktur. Sürekli olan, olmak isteyen kifli dürüst kiflidir. Ve ancak, samimiyetle bu yola giren kifli kendini gerçeklefltirebilir…
Sonuç olarak, s›n›fl› toplum uygarl›¤›n›n düflünsel, ahlaki, kültürel bütün ö¤elerini mahkûm edemeyen insan, gelece¤in toplumunun yarat›m›n› baflaramaz. “Emekli” olana kadar bir memur gibi yaflar, sonra belli bir yaflta emekliye ayr›l›r. “Art›k bizden geçti” diyen siyasi ölüler mezarl›¤›d›r bu ülke. Ayr›ca emeklili¤in yafl› da yoktur…
Nas›l yaflamal›y›m, nas›l savaflmal›y›m? Temel sorular bunlard›r. Her insan, bu sorular› kendisine sorup, halk›m›z›n güzel deyifliyle, önce kendi kap›s›n›n önünü süpürmekle ifle bafllamal›…
Kapitalist modernitenin yozlaflt›r›c›, de¤ersizlefltirici zincirlerini k›rmayan insan, insan oluflunun, toplumsal ifllevinin tam anlam›yla bilincine varamaz. ‹nsanlaflamaz…
Kapitalizmin yaflam biçimini kendine k›lavuz yapan, onun kültürünü, ahlak›n›, kiflilik yap›s›n› kendinde var edenler, sosyalizmin sarp ve engebeli yolunun yolcusu olamaz. Kiflisel tutkular›n› tatmin etmenin ›ss›z yolunu seçenler, sosya-
Güler gibi yaflamak; zincirleri k›rmak, özgürleflmek ve sosyalizmin “yeni insan›” olmakt›r…J
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 13
fliir fliir
tarafs›z ayd›nlar otto rené castillo çeviren : ülkü tamer
1 Tarafs›z ayd›nlar› yurdumun sorguya çekilecek günün birinde en basit insanlar› taraf›ndan halk›m›z›n.
Soracaklar onlara ne yapt›lar diye a¤›r a¤›r ölürken uluslar›, tatl› bir atefl gibi ufac›k, bir bafl›na.
Kimse sormayacak onlara giysilerini, uzun ö¤le uykular›n› yemek sonras›nda, bilmek istemeyecek kimse anlams›z u¤rafllar›n›,
14 | TAVIR | TEMMUZ 2010
hiçlik konusunda görüfllerini, nas›l para kazand›klar›n› felsefe yaparak. Sorguya çekilmeyecekler yunan mitolojisi konusunda, nas›l i¤rendikleri konusunda kendi kendilerinden, korkuyla ölürken içlerinde bir fleyler. Sormayacaklar nas›l vard›klar›n› do¤rulara yalan›n gölgesinde.
2 O gün basit insanlar, tarafs›z ayd›nlar›n kitaplar›nda, fliirlerinde
yer almayanlar, her gün ekmek getirenler onlara, süt getirenler, çörek ve yumurta getirenler, giysilerini dikenler, arabalar›n› sürenler, köpeklerine, bahçelerine bakanlar, onlar için çal›flanlar, gelip soracaklar: "Ne yapt›n›z ac› çekerken yoksullar içlerindeki sevgi ve yaflam sönüp giderken?"
3 Tarafs›z ayd›nlar› güzel yurdumun, cevap veremeyeceksiniz. Yiyip bitirecek sizi bir sessizlik kuzgunu. Yüre¤inizi kemirecek zavall›l›¤›n›z. Susup kalacaks›n›z kendi utanc›n›zla.
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 15
fliir fliir
sürgüne sabah türküsü gamze mimaro¤lu
Güneflin gözlerine de¤di¤i yerdeyim Oraya bak Günefl, gözlerine de¤di¤inde Bir nehirdeyim, gürül gürül kalbim Ve dize döker sana flair yüre¤im Tespih tanecikleri gibi çeker kederini Say›l› günlerin Ve kentlerin adressiz kuytular›na götürürler seni Nerededir deme gülüfllerim Duda¤›na de¤en tebessümdeyim Ve düfllerdeyim Kederli kimi zaman kimi zaman deli bir tay yüre¤im Ve “ak bir güvercindir” belki “kelepçenin karas›nda” Özgürlük ad›nda düfllerim ‹lle de ama ille de gelece¤im Belki k›rlang›ç kanad›nda Belki bir buluttan dökülece¤im Hiç kimse hayat› bizim kadar sevemez Bir tek bunun için ölece¤im flair bunun için ölece¤im!
16 | TAVIR | TEMMUZ 2010
ay›n foto¤raf› ay›n foto¤raf›
didem orhuner
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 17
deneme deneme
25. y›l konserimizin ard›ndan grup yorum
25. yafl›m›z› kutluyoruz. Ac›s›yla tatl›s›yla, derdi çilesi ve özverisiyle ama daha da önemlisi her yan›m›z›, her an›m›z› sar›p sarmalayan büyük sevgi ba¤›yla geçen 25 y›l. Neler neler yafland› bu 25 y›lda. Ta ilk günden söz vermifltik. Uzun ve zorlu bir yola giriyorduk. Adaletsizli¤in her türlüsünün kol gezdi¤i bir ülkede yafl›yorduk. Ve bunlara kay›ts›z kalamazd›k. Halk›n sanat›n› yapacakt›k. Do¤rular› dile getirecektik. Sanat›m›z ayn› zamanda bir ayd›nlanmaya hizmet edecekti. Ve bunun için birçok fleyi göze almak gerekiyordu. Bunun bizden önce de say›s›z örne¤i vard›.
y›l›ndan bu yana hiç düflürmemenin gururuyla kutlayacakt›k 25. y›l›m›z›.
Ç›kt›¤›m›z bu yolu daha önce Naz›m Hikmet ad›mlam›flt›. Ve ondan biliyorduk neler olabilece¤ini. Kaleminin gücü burjuvazinin kalbine bir ok gibi saplan›yordu her m›sras›nda. Yoksullar›n intikam›n› al›yordu haramilerden. Büyük bir coflku, büyük bir inanç ve umut tafl›yordu fliirleri yurdun dört bir yan›na. Bu nedenle onca y›l hapishanede yatt›. Sonunda ülke d›fl›na ç›kmak zorunda kald›. Çok sevdi¤i ülkesinden uzakta yaflamak ve ölene kadar da görememekti onun ödedi¤i bedel.
Müzi¤imizin içeri¤ini korumaya çal›flmak kadar, sanat›m›z›n sorunlar›yla da ilgilendik. fiark›lar›m›z› yazarken, bestelerken, düzenlerken büyük bir kolektivizm ifllettik. Müzi¤imiz sözümüzü en etkili k›lacak biçimlere sahip olmal›yd›. Uzun zorlu çal›flmalar, tart›flmalar ve araflt›rmalarla, titiz haz›rl›klarla oluflturduk flark›lar›m›z›. “fiark›lar›m›z bizden önce ç›kmal›yd› sokaklara. Ve bizden önce boyanmal›yd› flark›lar›m›z›n yüzü kana”... 25 y›lda yay›nlad›¤›m›z 20 albümdeki tüm flark›lar›m›z bu düflüncenin ürünü olarak flekillendi.
Ruhi Su’dan biliyorduk bafl›m›za nelerin gelebilece¤ini. O gür sesini ba¤lamas›n›n vatansever t›n›s›yla birlefltirmifl, sosyalizm mücadelesinin hizmetine adam›flt›. Asla biat etmedi düzenin sahiplerine. Ve bu nedenle hastaland›¤›nda bile yurtd›fl›na ç›k›fl›na izin verilmedi. Tedavi olamadan yaflam›n› yitirmekti onun da bu tercihinin bedeli. Bereketli topraklarda yafl›yorduk. Nice de¤erli ozan›n, ayd›n›n yetiflti¤i, nice geleneklerin yarat›ld›¤› bu topraklarda hangi yoldan nas›l yürüyece¤imiz de bir s›r de¤ildi. Pir Sultanlar›n saz›n› alm›flt›k elimize. “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” sözünü düstur edinmifltik. ‹flte o saz› elimize ilk ald›¤›m›z 1985
18 | TAVIR | TEMMUZ 2010
Bu süre içinde bizi susturmak için yap›lan tüm gayretleri dinleyicilerimizle kenetlenerek alt edebilmeyi baflard›k. Hapislikleri, sürgünlükleri aln›m›z›n ak cefas› sayd›k. Konser yasaklamalar›na, sansüre, albüm toplatmalar›na tak›lmadan, dilimizi ve yolumuzu de¤ifltirmeden, ›srarla do¤ru bildi¤imiz yoldan yürüdük. Hakl› oldu¤umuza olan kesin inanc›m›zd› bizi yönlendiren.
Neler neler s›¤d›rm›flt›k 25 y›la. Zonguldak’ta maden iflçilerinin, Kocaeli’de SEKA iflçilerinin, Ankarada TEKEL iflçilerinin yan›nda olmufltuk. Memur eylemlerinin, ö¤renci forumlar›n›n onlarcas›nda bizzat yer alarak flark›lar söylemifltik. Bizim gidemedi¤imiz yüzlerce eyleme ise flark›lar›m›z ulaflm›flt›. Gün gelmifl Irak’ta Amerikan bombalar›na karfl› canl› kalkan olmufl; gün gelmifl ‹srail zulmüne karfl› Filistinlilerle dayan›flma içinde olmufltuk. Gün gelmifl F tiplerindeki tecrit politikas›na karfl› eylemlerin örgütleyicisi olmufl, gün gelmifl y›k›mlara karfl› gecekondu halk›n›n mücadelesinin içinde yer alm›flt›k.
foto: onay kaya
‹flte bu 25 y›ll›k tarihi kutlayacakt›k flimdi. Bu tarih içinde flu veya bu flekilde yer alm›fl binlerce insanla birlikte kutlayacakt›k elbetteki 25. Y›l›m›z›. Konserimiz öyle bir yerde olmal›yd› ki, bu büyük kutlamaya gelmek isteyen herkesi alabilmeliydi. Konserimizi yapabilece¤imiz yerleri araflt›r›rken, bir stadyumun bahsetti¤imiz çapta bir konseri organize edebilmek için en uygun yer olaca¤›n› düflündük. Ve bu stadyumu da ‹stanbul’un tam orta yerinden, kapasite olarak da bir hayli büyük olanlar›ndan birini seçerken asla bir tereddüt yaflamad›k. Acaba buray› doldurur muyuz gibi bir kayg›ya kap›lmad›k. Onlarca y›l Yorum flark›lar› dinlemifl, hayat›n›n bir yerlerinde Yorum konserlerine gitmifl ya da gitmeye devam eden, sol yan›ndaki cevahiri karartmam›fl, hala kalbi sosyalizm sevgisi ile dolu olan ve bu sevgi ile çarpan on binlerce kifli oldu¤unu biliyorduk. Yaln›z de¤ildik. Ve yaln›z olmad›¤›m›z›, san›landan çok daha kalabal›k oldu¤umuzu gösterebilirdik. Gerçek say›m›z o kadar çoktu ki stadyumlara s›¤mazd›k. Böyle bir potansiyel içinden belli bir kesimi 25. Y›l gibi özel bir konserin ortaya ç›karabilece¤ini düflünüyorduk. Bu hem bir konser, hem bir meydan okuma, hem bir umut tazeleme olacakt›. Bu hem bir konser, hem bir eylem olacakt›. Böyle büyük konserlerin maliyetlerinin de oldukça yüksek oldu¤unu herkes tahmin edebilir. Ve bu nedenle bu denli büyük konserler büyük sponsor firmalar›n deste¤ini almadan yap›lamaz; en az›ndan bunun bugüne kadar bir örne¤i görülmedi. Bi-
zim bu denli bir sponsor deste¤imizin olmay›fl›, bu denli bir mali gücün arkam›zda olmay›fl› bizi korkutmad›. Çünkü hiçbir sponsor flirketle, hiçbir organizasyon firmas›yla oluflturulamayacak devasa bir güce sahiptik. Örgütlü bir halk›n, koskoca bir ailenin içinden Anadolu ve dünya halklar›n›n flark›lar›n› okuyorduk... Belki öyle büyük finansal olanaklar›m›z yoktu. Ama tek amac› bu konserin dolu dolu ve coflku içinde geçmesi olan yüzlerce insan sokak sokak, mahalle mahalle, ev ev dolaflmaya haz›rd›. ‹stanbul’un onlarca ilçesinde ve mahallesinde, Anadolu’nun birçok flehrinde afifller asan, el ilanlar› da¤›tan, kap› kap› dolafl›p bilet satan, tan›t›m masalar› kuran dinleyicilerimiz vard›... Yorum’un müzikal çizgisinin bedelleri kadar avantajlar› da vard›. Dinleyicilerimizle kurdu¤umuz ç›kara dayal› olmayan ve büyük bir sevgi ba¤›yla örülü iliflki, her türlü bedeli ödemeyi göze ald›racak kadar güzeldir. Tarifi imkans›zd›r. Kurulan bu imece sadece tan›t›mla s›n›rl› olmad› elbette. Konserin afifl tasar›m›ndan dans koreografisine, flark›lara efllik edecek videolar›n haz›rlanmas›ndan görüntüleme sistemine kadar birçok noktada onlarca insan yine hiçbir karfl›l›k beklemeden, geceli gündüzlü çal›flarak her fleyin kusursuz olmas› için büyük çaba harcad›. Konserin Yorum’u var eden tüm de¤erleri eksiksiz yans›tabilmesi için aylarca süren bir çal›flma yürüttük. Konserde sahnenin nas›l olaca¤›, kaç kifliden oluflan bir orkestra kurulaca¤›, bunun için kimlerle çal›fl›laca¤›, repertuar, konuklar, videolar, danslar, k›sacas› her aflamas› 25 y›l görkemine denk düflmeliy-
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 19
di. Bu düflüncelerle yap›yorduk haz›rl›klar›m›z›.
cikmeli olarak bafllayabildi.
Konser günü yaklaflt›kça heyecan›m›z büyüyordu. Stadyumu dolmufl flekliyle hayal etmeye çal›fl›yorduk. Ve bu bizi daha da heyecanland›r›yor, yeniden yap›lmas› gereken ifllere yönlendiriyordu. Hiçbir fleyin asla aksamamas› gerekiyordu. 12 haziran’ da bir ilk yaflanacakt›. Sadece Yorum tarihi aç›s›ndan de¤il, Devrimci müzik tarihi aç›s›ndan da önemli bir konser olacakt›.Bir çok ilk yaflanacakt›. Bu nedenle omuzlar›m›zdaki
Konsere bafllamak üzere sahneye ç›kt›¤›m›zda gördü¤ümüz manzara, ömrümüzün sonuna kadar unutamayaca¤›m›z güzellikteydi. Saatler ilerledikçe, hava karard›kça seyircinin oluflturdu¤u görkem öyle büyüleyici bir hal ald› ki, sahnedeki hiç kimse bu büyüye, bu muhteflem güzelli¤e, bu coflku seline kapt›rmaktan kendini alamad›. Konser genel hatlar›yla tasarlad›¤›m›z gibi geçiyor, büyük aksilik ve aksamalar yaflamadan ilerliyorduk. Konuklar›m›z ard› ard›na sahneye geliyordu. Danslar, korolar, video kurgular, konuflmalar genel ak›fl içinde belirledi¤imiz flekillerde yerini al›yordu. Ancak konserin 2. bölümünün ilk flark›s› “Düflenlere” flark›s›na efllik edilmesi için da¤›tt›¤›m›z maytaplar yak›ld›¤›nda stadyumda oluflan görüntü, belki de konserin en muhteflem an› oldu. Yürüdü¤ümüz zorlu yolda yolumuzu ayd›nlatan, bize k›lavuzluk eden kahraman flehitlerimizi simgelemesi için yak›lan maytaplar bir ›fl›k seli yaratm›flt›. On binlerce ateflböce¤i stadyuma doluflmufltu adeta. Ya da bir y›ld›z sa¤ana¤› alt›ndayd›k. Ne dersek diyelim eksik kalacak. Bu an› tarif etmek, isimlendirmek imkans›z.
foto: faik baflaran yük de büyüktü. Bir yandan orkestra notalar› yaz›l›yor, bir yandan ses sistemi ile ilgili çal›flmalar yap›l›yor, reji, ›fl›k düzeni için toplant›lar yap›l›yor, Yorum’un kendi provalar› devam ediyor, koroyla çal›flmalar yap›l›yor, bilet da¤›t›m› yap›l›yor, afifl da¤›t›m› yap›l›yor, videolar haz›rlan›yor, bas›n görüflmeleri yap›l›yor, röportajlara gidiliyordu. Onlarca ifl, iç içe yürüyordu. Bu tempo içinde günler günleri kovalad›. Ve sonunda 12 Haziran gelip çatt›. 12 Haziran sabah›nda k›smen rahatlam›flt›k. Çünkü 11 Haziran Cuma gecesi haz›rl›klar neredeyse tamamlanm›flt›. Tüm provalar yap›lm›fl, tüm orkestrayla genel bir prova stadyumdaki ses düzeniyle sahnede yap›lm›flt›. Biz konsere haz›rd›k. Geriye stadyumun dolmas› kal›yordu. Konser saati yaklaflt›kça stadyum çevresindeki hareketlilik de artt›. Tam saatinde bafllat›lmas› düflünülen konser, bafllama saati geldi¤inde d›flar›dakilerin say›s›n›n içeridekilerden fazla olmas› nedeniyle 40 dakika ge-
20 | TAVIR | TEMMUZ 2010
Dört saate yak›n süren konserde olabildi¤ince çok flark› söylemeye çal›flt›k. Ama yine de söylemek isteyip de söyleyemedi¤imiz birçok flark› oldu. 12 Haziran akflam› ‹nönü Stadyumu’nda 55 bin dinleyicimizle birlikte bir tarih yazd›k. Stadyumun her santimetrekaresi bu tarihin yaz›lmas›na ortak oldu. Sahnesinden trübünlerine her yan› coflku dolu, sosyalizm inanc›yla dolu, umutlar› yeniden ve yeniden yeflerten, asla yaln›z olmad›¤›m›z› gösteren bir gece oldu. Bu gecenin yarat›lmas› için aylar öncesinden, haftalar öncesinden bafllayarak ter döken, konserin sorunsuz geçmesi için konser günü büyük bir disiplinle görev yapan tüm görevlilerimize, binlerce kiflilik insan selini yaratan, stadyum konseri karar›nda ne kadar hakl› oldu¤umuzu gösteren büyük ailemize, tüm dinleyicilerimize, sahnede bizimle birlikte yaralan tüm müzisyen dostlar›m›za, sahne arkas›nda, yan›nda, önünde çal›flan tüm teknik ekibe yeniden ve yeniden, binlerce kez teflekkürler...J
röportaj röportaj
“bizim flark›lar›m›z, sizin flark›lar›n›zd›r...” tav›r
Ali Primera, ülkemize hoflgeldin. Dün gece Yorum’la birlikte tarihi bir geceyi paylaflt›n. Neler hissettin bizimle paylafl›r m›s›n? Benim için büyük bir onurdu. Grup Yorum’la kucaklaflarak böyle bir ortamda bulunmak benim için çok büyük bir onur. Yorum’la birlikte bu ülkenin halklar›n› da kucaklam›fl oldum. Konser’de Grup Yorum’un bu halk›n içinden gelen bir büyük güç, bir kahraman oldu¤unu gördüm. Büyük bir sayg›yla bu yarat›lan kültürü selaml›yorum. Ben Grup Yorum’u tavsiyelerle ve internet arac›l›¤›yla tan›yordum. Bir aktör de bana Yorum’dan bahsetmiflti. Yorlando bir komünisttir. Benimle konufltu. Bu yüzden o bana bilgileri verdikten sonra hiç tereddütsüz Yorum’la birlikte böyle bir ortam› paylaflmak için geldim. Benim asl›m ve müzik tarz›m folklorik müzik tarz›d›r. Bunun için kendi halk›m›n de¤erlerini tafl›yorum. Kapitalizme karfl› müzik yap›yorum. K›z›lderililer, bal›kç›lar, tar›m iflçileri emekçiler ö¤retti bana türkü söylemesini. Kolektif müzik yapan bir anlay›fltan yanay›m. Benim flark›lar›m silah kullan›lmas›na karfl› ama baflka çare olmad›¤› için silaha sar›lanlara da sayg› duyan flark›lar. Çünkü baflka alternatifimiz yok bizim.
foto: didem orhuner
1973’te Victor Jara Santiago Stadyumu’nda iflkence alt›nda öldürülene kadar flark›lar›n› söyledi befl bin kifliye. Dün gece yine bir stadyumdayd›k ve 37 y›l sonra 55 bin kifli Yorum flark›lar› söyledik. Yorum’un müzi¤i bir yan›yla Latin Amerika damar›ndan beslenir. Victor Jara’lardan, Violetta Parra’lardan... Biraz Victor Jara’ dan bahsedelim mi?
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 21
Grup Yorum’la kucaklaflarak böyle bir ortamda bulunmak benim için çok büyük bir onur. Yorum’la birlikte bu ülkenin halklar›n› da kucaklam›fl oldum. Konser’de Grup Yorum’un bu halk›n içinden gelen bir büyük güç, bir kahraman oldu¤unu gördüm. Büyük bir sayg›yla bu yarat›lan kültürü selaml›yorum.
yoruz çünkü ideallerimiz ayn›d›r. Bu yüzden bizim flark›lar›m›z sizin flark›lar›n›zd›r. Venezüella'da pasif bir devrim oldu, seçimler arac›l›¤›yla iktidara gelindi. Bu bir deneyimdir. Bu yüzden Venezüella'da gerçek bir devrim olamayaca¤›na inananlar var. Özellikle de, sosyalist blo¤un, Rusya’dan dersini alan komünistler ve sosyalistler böyle düflünüyorlar. Benim görüflüme göre, devrimin amac› tüm dünyada ayn›d›r: Haklar› yükseltmek. Tek, düz bir çizgi halinde yürümektir. Böyle olmazsa, bu bir devrim de¤ildir. Bu yüzden bizler sosyalist idealleri ve Marksizm-Leninizmi, Bolivarc› Devrimin temeli olarak ald›k.
foto: didem orhuner
Babam Ali Primera Victor Jara’n›n yapt›¤› müzi¤in devam›n› yap›yordu. Rodrigez, Kuba, Leongeko, Arhentina, Pasaras hepsi ayn› düflüncelerle müzik yap›yordu. Ben de onlardan bu miras› devrald›m. Yeni kufla¤a bu miras› b›rakt›. Kapitalizm öldürüyor. Halklar›n hayallerini, geleceklerini öldürüyor. Yasaklamalar, sürekli bizi geride tutmaya çal›fl›rken flark›lar›m›zla yasaklara karfl› geliyoruz. Bu, tarihin bir referans›d›r. Onlar direniflin müzi¤ini yapt›lar. Bugün bu flark›lar herkese öncülük ediyor. Umudun ve hayat›n flark›lar›d›r bunlar. Grup Yorum ise hala direniyor. Günümüzde Yorum Victor Jara’y› temsil ediyor. Çünkü dünyada çok büyük de¤ifliklikler olmad›. Çünkü Victor Jara hala fiili’ de yasakt›r. ‹ktidar hala korkuyor ondan. Sadece tarihte ve müzede yafl›yor Victor Jara. Hayat›n içinde onu yaflatm›yorlar. Bugün fiili’de sa¤ parti iktidarda. Ama Venezuella’ da yeni bir cephe aç›ld›. Bundan dolay› devrimci cepheden dolay› flark›lar›m›z› tekrar söylüyoruz. Birlikte söylü-
22 | TAVIR |TEMMUZ 2010
Venezüella’daki sanatç›lardan müzikten bahsedebilir misin bize? Devrimci müzi¤in önü aç›lm›fl durumda m› Latin Amerika’da? Venezüella’da devrimci halk müzi¤inin önü aç›k. Halen yeni flark›lar, türküler yarat›l›yor. Çünkü halk›n gerçeklerini söylüyor. Devletin yaratt›¤› de¤il, halk›n yaratt›¤› müzikler yap›l›yor. Halk›n yaratt›klar›n›n önü aç›kt›r. Latin Amerika’da eski sanatç›lar Victor Jara’n›n, Mercedes Sosa’n›n albümleri hala çok sat›yor. Yeni sanatç›lara çok paralar ödeniyor. Onlar halk›n içinde söylemiyorlar. Onlar› konserde izlemek için çok para vermek zorundas›n›z. Yorum’un koflullar›nda söylemiyorlar. Venezüella’da istiyoruz ki flark›lar›m›z› halk kendisi söylesin sokaklarda, protesto alanlar›nda... Di¤er halklar›n mücadeleleriyle dayan›flma halinde, hayat›n içinde ve halkla birlikte... Devlet; sanat›, devrimci sanatç›lar› destekliyor mu? Bir flekliyle öyle insanlar var. Devletten yararlanarak sanat yapan. Asl›nda devrimci de¤iller. Bu yüzden biz flark›c›lara destek olmuyorlar. Ama Chavez bir liderdir ve o bizi destekliyor. O bütün konuflmalar›nda bizim söylediklerimizi söyler
foto: özcan yaman
ve bize yard›m eder. Devletin yap›s› halen kapitalist, burjuva. Dün gece Latin Amerika’dan ‹stanbul’a bir köprü kurduk. Bu köprüden Ali Primera geçti. Bu köprüyü bundan sonra sa¤lam tutmam›z gerekiyor. Sen bu konuda neler düflünüyorsun? Benim düflüncem Latin Amerika, daha bu ülkenin gerçeklerini bilmiyor. Zannediyorum ki problem, farkl› dillerden geldi¤imiz için iyi bir iletiflim kuramad›k ama dilin kuramad›¤› bu köprüyü müzik kurabilir. Daha çok geliflmelere yol açabilir. Simon Bolivar der ki “Bütün Latin dünyas› bir dünyad›r” ben diyorum ki “Tüm dünya birdir.” Grup Yorum’a dün bana gösterdi¤i ve ö¤retti¤i fleyler için teflekkür ederim. Grup Yorum bana yeni bir dünya gösterdi, ben de bu dünyay› kendi halk›ma götürece¤im. Bir elçi olaca¤›m. Yaflad›¤›m›z farkl› de¤ilmifl, ayn›ym›fl. Biz Türkiyeli devrimciler y›llard›r Latin Amerikal› devrimcilere hayrand›k. Latin Amerika halklar›n› çok s›cak ve cesur bulduk. Emperyalizme karfl› verdikleri mücadeleden gurur duyduk. Bizi ayn› sömürgeciler sömürdü. Küba da bir yeni sömürge ülkeydi biz de yeni sömürge bir ülkeyiz. Yani onlar bunu baflard›lar, biz de baflaraca¤›z. Müzi¤i de devrim mücadelesinde çok önemli görüyoruz. Bundan sonras›nda da ba¤lar›m›z›
güçlü tutal›m istiyoruz. Çünkü ac›lar›m›z ortak, ideallerimiz de ortak. Bizimle birlikte bu geceyi paylaflt›¤›n için çok teflekkür ederiz. Ülkemize her zaman bekleriz. Küba örnek al›nmas› gereken bir idealdir. Onlar gibi olmak, onlar gibi yürümek bir idealdir, ama bugün Küba politik bir deprem yafl›yor ama bu bir süreçtir ama her zaman eflit süreçtir bugün kapitalizm krizde ve bu Küba’y› da etkiliyor. Biraz borçlu Küba. Onun için dünyadaki bu krizden dolay› bir çözüm aramaktad›r. Kendi devrimini ve sosyalizmi daha iyi koruyabilmek için. Bekleyip görmemiz gerekir. Bu bizim için bir ders olacak. Bugün Küba, 1989'dakine benzer bir süreçten geçmektedir. Ekonomik olarak kötü durumdad›r ve bu duruma bir çare bulmal›d›r. Çünkü o Latin Amerika'n›n güneflidir. Fidel, bütün gün yaz›yor, geliflmeleri ve dünyay› sürekli yaz›yor. Ve dünyay› uyar›yor. Tüm dünyadaki devrimcilere ›fl›k tutuyor. Yeryüzü çok tehlikede çünkü. Bugün çok kötü bir süreç yafl›yoruz. Bunun için birlikte hareket etmeliyiz. Grup Yorum ve Amerika’daki devrimci sanatç›lar hep birlikte hareket etmeliyiz. Halklar›m›za bir mesaj›n var m›? Halklar bir koyun derisi gibi kurudur. Ve bir yandan bast›rsan öbür tarafa kalkar. Yürüyüp kalkmal›y›z. Ne kadar bask› varsa o kadar yükseliriz. Bu, halk›m›z›n bir atasözüdür.J
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 23
makale makale
bir konser için güzelleme ›fl›l özgentürk
cuklar› as›larak ölen analar, can a¤abeyleri, ablalar› açl›k grevinde telef olan kardefller, kar›s›n›n yan odada iflkence 盤l›klar›n› dinleyen kocalar, kap›lar› çal›nd›¤›n› hissetmifller. Kap›lar›ndan birileri usulca girmifl içeri ve onlar› tek tek kucaklam›fl, “‹yiyiz” demifller, “bazen can›m›z keten helva istese de iyiyiz”. Son vardiyas›n› bitiren ve çal›flt›¤› fabrikada son kez ka¤›t basan iflçi Ahmet’in iki gün önce ç›k›fl ka¤›d› gelmifl. Karalar ba¤lam›fl düflünürken... Arkadafllar›, “Hadi o¤lum” demifller, “hep birlikte gidiyoruz, bu konser kaçmaz, paray› düflünme, biz aram›zda toplad›k.”
Atölye ö¤rencim Ayten kap›dan girdi, her fleyiyle de¤iflmifl, ›fl›l özgentürk sesinde bir gençlik rüzgar›, gözlerinde birer flenlik atefli ve bas›yor 盤l›¤›; “Bana dokunmay›n, ben hala bir düflteyim!” Hepimizde bir merak, Ayten’in konuflmas›n› bekliyoruz, bafll›yor... Bir gece önce Grup Yorum’un 25. y›l›n› kutlad›¤› ‹nönü Stadyumu’ndaym›fl, en az 55 bin kifliyle... Eller ellere dokunmufl, yürekler yüreklere dokunmufl, bir nehir olup akm›fllar, kimi zaman sakin sularda dolaflarak, kimi zaman güzel ölülerine a¤›t yakarak, kimi zaman ça¤›ldayarak en güçlü bentleri aflm›fllar. Hani en umutsuz zamanda kap› birden çal›n›r ve müjdeli bir haber gelir ya, konserde de sürekli müjdeler gelmifl. Ço-
24 | TAVIR | TEMMUZ 2010
Ahmet flimdi kendini çok güçlü hissediyor. Hep bir a¤›zdan söylenen türküler, flark›lar birbiri ard›ndan geldikçe, yeni bir ifl bulaca¤› umudu art›yor. Bulur, vallahi billahi de bulur. Ama piflmanl›k duymuyor, neden bir otobüse atlay›p TEKEL iflçilerinin oraya gitmedik diye, neden korktu, en iyilerinden biri oldu¤u halde iflten at›lm›flt› iflte! Gitseydi ya... Can’›n k›z arkadafl›n›n a¤›z›nda tüy bitti, Can’a baflkalar›n›n da iflsiz oldu¤unu, içinde biulundu¤u durumu onun becerisiyle de¤il, düzenle ilgili oldlu¤unu söylemekten. Can sürekli kendini suçluyor, annesinin babas›n›n yüzüne bakamaz hale geldi. Sonunda garip tezgahtarl›k yapacak ama Can’› oraya bile alm›yorlar, sahte bir özgeçmifl yazmas› gerek. Okudu¤u okullar›, edindi¤i bilgileri gizleyen sahte bir özgeçmifl.
foto: fatih p›nar
Masraf olmas›n diye soka¤a bile ç›km›yor, ama Can’›n k›z arkadafl› kararl›, onu bu konsere götürecek, o çal›fl›yor, iki bilet alacak paras› var, yeter ki Can ikna olsun. Sonunda Can ikna oluyor, iki aya yak›nd›r d›flar› ç›kmad›, ürkek, herkesin parmakla “Bu genç adam iflsiz! Bu genç adam hala ana baba paras› yiyor” diye gösterdiklerini san›yor. Can flaflk›n, kalabal›k flafl›rtm›fl onu, k›z arkadafl›, Can’›n kula¤›na e¤ilip “Ço¤u senin gibi iflsiz” diyor, “yani yaln›z de¤ilsin, ama o evde sakland›kça yaln›z olacaks›n ve ne kendine, ne de kimseye faydan dokunacak.” Can içinden “Bu k›z ne çok fley biliyor” diye geçiriyor ve daha ilk melodide birden kendini baflka yerlerde an›ms›yor. Proje yaparken yaflad›¤› heyecan›n› yeniden hissediyor, arkadafllar›yla yapt›klar› tart›flmalar› an›ms›yor. Çok yafll› bir adam›n geriye dönüflünü yafl›yor sanki ve içinden flöyle geçiyor; “Ben, o, biz soka¤a ç›kmal›y›z. Sokaklara...” Çi¤dem illa ki bu konsere gidecek, iki ay öncesinden planlad›
ama en sevdi¤i insan ninesi ilk kez ‹stanbul’a torununu ziyarete geldi. Nine evde yaln›z kalamaz, kimsenin yan›nda da kalamaz, Çi¤dem “Hadi nine” diyor, “birlikte konsere gidiyoruz.” Nine hayretle, “Nereye gidiyoruz?” diye soruyor, Çi¤dem kestirmeden yan›tl›yor, “Türkü dinlemeye” Nine torun el ele ‹nönü Stad›’na geliyorlar, nine eskiden beri cevval biri, kalabal›k onu heyecanland›r›yor, kocas›n›n onu beyaz bir at›n terkisine at›p kaç›rd›¤› gün akl›na düflüyor. Güç bela stada giriyorlar, nine ayakta duracak baflka flans› yok, Çi¤dem bir fley olur diye endifleli. Çi¤dem’in endiflesi bofluna, bütün bu konser boyunca nine beyaz bir at›n terkisinde uçup duruyor. Bu konser yeniden tekrarlansa da, biz de beyaz at›n terkisinde bütün gece uçup dursak. Okurlar›m bilir, görmedi¤im, gitmedi¤im hiçbir fleyi yazmam ama bugün Ayten’in ›fl›ldayan yüzüne bakarak bir istisna yapt›m. ‹yi de yapt›m...
Ifl›l Özgentürk 15/06/2010 CUMHUR‹YETJ
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 25
izlenim izlenim
“Adal›lar türkü söyler susar bütün namlular” diye bir a¤›t söylenir 1971’den bu yana dilden dile. “3-5 kifli ile koskoca karanl›klar imparatorlu¤una kafa tutan” Adal›lar’a yak›lm›fl bir türküdür. “Karanl›k denizinin ortas›nda, günefli batmayan bir ada”n›n sakinlerini anlat›r Maltepe Cezaevi’ndeki hücresinde yazd›¤› fliirinde Mahir Çayan...
bir konserin çok ötesinde... hatice tuncer
“Adal›lar türkü söyler susar bütün namlular” diye bir a¤›t söylenir 1971’den bu yana dilden dile. “3-5 kifli ile koskoca karanl›klar imparatorlu¤una kafa tutan” Adal›lar’a yak›lm›fl bir türküdür. “Karanl›k denizinin ortas›nda, günefli batmayan bir ada”n›n sakinlerini anlat›r Maltepe Cezaevi’ndeki hücresinde yazd›¤› fliirinde Mahir Çayan... Dünyan›n dört bir yan›nda zulme, kahpeli¤e, sömürüye karfl› “özgürlü¤ün türküsünü söyleyen”dir Adal›lar... “55 bin Adal›” önceki akflam ‹nönü Stad›’nda Grup Yorum ile birlikte isyan›n, özlemin, umudun ve sevginin türkülerini söyledi. 25 y›l›n bask›s›na, gözalt›na, cezaevine genç müzisyenlerin, dinleyicilerinin yürekleriyle bugünlere tafl›d›¤› marfllardan, flark›lardan bir ›fl›k yayd›lar Taksim Meydan›’na, ‹stanbul Bo¤az›’na. 12 Eylül’ün üzerinden henüz 5 y›l geçmiflti. Üniversiteli 4 müzisyen genç isyanlar›n›n, sevdalar›n›n flark›lar›n› yazd›lar. 1985’ten bu yana 25 y›l durmadan “türküler susmaz halaylar sürer” dediler ve 25 y›l hiç durmadan gecekondu direnifllerinden iflçi me-
26 | TAVIR | TEMMUZ 2010
mur grevlerine, mitinglere, ö¤rencilerin gösterilerine, tutuklu yak›nlar›n›n eylemlerine ezgilerini katt›lar. Türkiye’nin birçok kentinden, ‹stanbul’un her yerinden her yafltan, her meslekten 25. y›l buluflmas›na gelenler, konser saatinden çok önce ‹nönü Stad›’n›n çevresini doldurdular. Devrimci gençler, yaflamlar›n›n bir döneminde Mozambik’teki, Angola’daki devrimci mücadeleye selam gönderenler, iflkence tezgahlar›ndan geçip hala ayakta durmaya çal›flanlar, devrimci günlerini nostalji ile ananlar, hala direnenler, iflçiler, memurlar, iflsizler, yoksullar, cezaevlerinden yeni ç›kanlar, ölüm oruçlar›n›n izlerini tafl›yanlar, devrimci ortamda bulunmak isteyenler, baflörtülüler, ask›l› giysili kad›nlar, uzun saçl› genç erkekler, çocuklu kad›nlar, ayn› heyecan› yaflaman›n dostlu¤uyla birbirlerine gülümseyerek, selamlaflarak beklediler. “Bir ulusun türkülerini yapanlar, yasalar›n› yapanlardan çok güçlüdürler” pankart›yla karfl›land›lar statta.
foto: faik baflaran
Sevda kuflananlar Grup Yorum’un gencecik müzisyenleri de heyecanl›yd›lar, kolay de¤ildi yaln›zca Türkiye’nin de¤il, dünya starlar›n›n dahi hayallerini süsleyen stat konserinde binlerce kiflinin karfl›s›na ç›kmak. Ama disiplinli, özverili ve arkalar›nda büyük bir ailenin imecesiyle al›nlar›n›n ak›yla ç›kt›lar büyük buluflma gecesinden. Grup Yorum, fief Orhan fiall›el yönetimindeki 60 kiflilik ‹stanbul Syhmphonic Project Senfoni Orkestras›, Grup Yorum Korosu, Ladies and Gentlemen Korosu eflli¤inde saat 21.00’e do¤ru “Göç Destan›”yla sahnedeki yerini al›rken, stat maytaplarla, çakmaklarla ayd›nland›, alk›fllarla, sloganlarla inledi. Yorum efsanelerinden biri U¤urlama’yd› ilk flark›: “Ey sevda kuflan›p yollara düflen/Bilesin bu yollar da¤lar dolan›r/Yare ulaflmadan düflersen e¤er/Yar›na sesinin yank›s› kal›r.” “Halk›n hakl› kavgas›n›, umudunu yüreklerde tafl›yanlar, topra¤a ter ak›tan emekçiler, iflsiz b›rak›lanlar için söylüyoruz” diye konuflurlarken statta “Maden ‹flçileri Onurumuzdur” sloganlar› yay›ld›, TEKEL direnifli anlat›ld›. 12 Eylül’ün karanl›k örtüsünü kald›ranlara selam gönderilirken Yasemin Göksu, geceye Yorum’un “Yi¤itler Bitmez Bizde” flark›s›yla konuk oldu. Sahnenin iki yan›daki büyük ekranlara büyük ozan Ruhi Su’nun görüntüleri yans›t›l›rken Yorum “fiiflli Meydan›’nda Üç K›z” a¤›t›n› “Ruhi Su Dostlar Korosu” ile birlikte seslendirdi. Y›llar›n usta oyuncusu Tuncel Kurtiz, halen cezaevinde a¤›r hastal›¤›yla mücadele eden Ümit ‹lter’in “Ba¤datl›y›z, Ba¤dat’tay›z” fliirini okurken Suavi “Defol Amerika” flark›s›n› seslendirdi. 17 yafl›nda idam edilen Erdal Eren’in için yaz›lan “Büyü” flark›s›n› söyleyen Nejat Yavaflo¤ullar› “25 y›l çekilmezdi Grup Yorum olmasa.” sözleriyle Yorum’un mücadelesinin anlam›n› özetleyiverdi. Sanatç› korosu Çocuklar›n› ölüm orucu direnifllerinde kaybeden, cezaevleri kap›s›nda insanca yaflam koflullar› için mücadele veren Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yard›mlaflma Derne¤i’nden (TAYAD) bafllar› beyaz tülbentli k›rm›z› bantl› anneler, Yorum’un en sayg›n konuklar› aras›ndayd›. D‹SK Genel Baflkan› Süleyman Çelebi, ‹HH Genel Baflkan› Bülent Y›ld›r›m ile çok say›da sanatç›, yönetmen, gazeteci, yazar, sendikac› Yorum’un 25. y›l flölenine ortak oldu. Befliktafl Çarfl› grubu da tribünleri dolduran en hareketli gruplardan biriydi. Yorum’un “Bafle¤meden” albümüne sesleriyle kat›lan onlarca sanatç›, 25 y›ll›k mücadeleye desteklerini konsere gelerek gösterdiler ve Suavi, Nejat Yavaflo¤ullar›, Haluk Levent, Birol Topalo¤lu, Erdal Bayrako¤lu, ‹brahim Karaca, Murat Kekilli, Grup
Marsis, U¤ur Karatafl ve onlarca sanatç› “Defol Amerika” korosunu yeniden oluflturdu. Sanatç› korosu, “Bella Çav” marfl›n› okurken sahay› h›nca h›nç dolduran binlerce kifli, deniz gibi dalgaland›. Devrimci ozanlar Afl›k Mahzuni ekranlarda izlenirken “Çeflmi Siyah›m” flark›s›n› söyleyen Yorum, konserini Cem Karaca, Mo¤ollar, Selda, Tülay German, Ahmet Kaya gibi isyan›, sözü olan sanatç›lar›n görüntüleri eflli¤inde sürdürürken “Dadallar, Pir Sultanlar ve devrimci ozanlara” sayg›lar›n› dile getirdiler. 1968’lerde kabaran isyan dalgas›n›n liderleri Deniz Gezmifller, Mahir Çayan’lar, ‹brahim Kaypakkayalar’›n görüntüleri akarken “Mahir Hüseyin Ulafl Kurtulufla Kadar Savafl” sloganlar› yükseldi. “Munzur” türküsünün ard›ndan And Da¤lar›’na uzan›p “Yeni fiark›” ak›m›n›n yarat›c›lar› Victor Jara’y›, Carlos Pueblo’yu selamlarken Venezuela’n›n tan›nm›fl sanatç›lar›ndan Ali Primera bir flark›s›yla Latin Amerika rüzgar› getirdi. Venezuela Komünist Partisi Genel Sekreteri’nin görüntülü mesaj›ndaki “Chavez’den selamlar” sözlerine binlerce kifli “Yaflas›n halklar›n kardeflli¤i” sloganlar›yla karfl›l›k verdi. Bir yan›m›z tutsakl›k Halen Trabzon Cezaevi’nde bulunan Muharrem Cengiz’in konsere gönderdi¤i sesli mesajda “25 y›ll›k bir düfl... Bir yan›m›z hep tutsakl›k” diyordu. Yurtd›fl›nda yaflamak zorundaki ‹hsan Cibelik geceye “Ulafl Bardakç›’ya a¤›t” ile kat›ld›. Konserin ikinci yar›s›nda “Da¤lara Gel Da¤lara”, “Gel ki fiafaklar Tutuflsun”, “Keça Kurdan” flark›lar›yla sahada halay halkalar› kurulurken tribünlerdekiler de yerleri dar olsa da halaydan geri kalmad›lar. Filistin halk›n›n mücadesine Arapça bir flark›yla selam gönderilirken dünya halklar›n›n önderi Che Guevara, “Comandante Che” flark›s›yla an›ld›. D‹SK’e ba¤l› Genel ‹fl Sendikas› Baflkan› Erol Ekici’nin konuflmas›n›n ard›ndan 1 May›s Marfl›’yla bütün stat bir anda aya¤a kalkt›. Ve sonlara do¤ru yaklafl›rken 55 bin kiflilik koro “Cemo”yu bir a¤›zdan söyleyerek ‹nönü Stad›’ndaki tarihi bir konsere ortak olurken “Hakl›y›z Kazanaca¤›z” gecenin son sözü oldu. Bir düfltü önceki gün Grup Yorum’un ve 55 bin kiflinin ‹nönü Stad›’nda yaflad›¤› ve yaflatt›¤›. Bir konserin çok ötesinde... Hayal kurabilenlerin, hayallerinin peflinde koflabilenlerin, görmek isteyenlerin görebilece¤i bir düfltü... Yaln›zca düfllerini buluflturabilenlerin, düfllere ortak olmak isteyenlerin gecesiydi.J
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 27
hava leylak ve tomurcuk kokuyor cem dizdar
foto:özcan yaman
cem dizdar
Eduardo Galeano'nun yalanc›s›y›m, Hegel'in en sevdi¤i sözcük, “aufheben”mifl. Sözcük, “saklamak” anlam›na geldi¤i gibi ayn› zamanda “silmek” de demekmifl. "Ahmak belle¤e karfl› hayat dolu belle¤in, geçmiflten kaynaklan›yor olsa da geçmiflin kesin karfl›s›nda oldu¤u"nu söyleyen Galeano, diyalekti¤in dönüfltürücü gerilimine selam çakarken Hegel'in “aufheben” kavram›yla ölürken do¤an, y›karken ku-
28 | TAVIR | TEMMUZ 2010
Acayip manzarayd›! Mesele, 55 bin kiflinin yan yana gelmesiyle s›n›rl› olsa iyiydi ama de¤ildi. Bambaflka bir ruh hali as›l›yd› havada. fiiirdeki gibi “Havada tüy / Havada kufl / Havada kufl solu¤u kokusu / Hava leylak ve tomurcuk kokuyor”du. “Koku” apaç›k görülüyor ve hissediliyordu; “ölürken do¤an, y›karken kuran insan”lar hepimizin ortak tarihini yeniden yazmak için kollar› bir kez daha s›vam›flt›.
ran insan tarihine sayg›lar sundu¤unu belirtir. *** Görüyor ya da hissediyor musunuz bilmem, epey zamand›r ülkede bir fleyler oluyor. Fenomenleri geriye do¤ru takip ederek ille de bir milat koymak gerekirse Ankara'da 78 gün süren TEKEL direnifliyle bafllatabiliriz bu “k›p›rt›”y›. Ard›ndan Taksim'deki 1 May›s. Peflinden CHP'de yaflanan ileri do¤ru de¤iflim.
foto:fatih p›nar
Ve son olarak ‹nönü Stad›'ndaki “Grup Yorum” konseri. O konserin sadece bir konser de¤il, bambaflka anlamlar içerdi¤ini görebilmek için orada olmak gerekiyordu. *** ‹fl uzad›¤› için geç kalm›flt›k Umut'la. Dolmabahçe Park›'ndaki merdivenlerden inerken neyle karfl›laflaca¤›m›z konusunda en ufak bir fikrim yoktu. Etraf sakindi, her fley ola¤an görünüyordu. Sanki “Yorum” konseri de¤il de, 23 Nisan fienli¤i k›vam›ndayd› stad›n etraf›... Kap›dan içeri ad›m att›m... Dondum! Öylece kald›m... 1 May›s alan›na girdi¤imde de ayn› fley olmufl, bo¤az›m dü¤ümlenmiflti. Yine ayn›s› oldu, dü¤ümlendi. Bir süre toparlayamad›m kendimi. Yumru¤umu s›k›p ›s›rd›m. Is›rd›m ki... Acayip manzarayd›! Mesele, 55 bin kiflinin yan yana gelmesiyle s›n›rl› olsa iyiydi ama de¤ildi. Bambaflka bir ruh hali as›l›yd› havada. fiiirdeki gibi “Havada tüy / Havada kufl / Havada kufl solu¤u kokusu / Hava leylak ve tomurcuk kokuyor”du. “Koku” apaç›k görülüyor ve hissediliyordu; “ölürken do¤an, y›karken kuran insan”lar hepimizin ortak tarihini yeniden yazmak için kollar› bir kez daha s›vam›flt›. *** "Cesaret korkunun çocu¤udur" derler. Direnen TEKEL iflçileri için aylarca K›z›lay'› ziyaret edip onlar› yaln›z b›rakmayanlar›n, Taksim'deki 1 May›s'› sadece bir miting olmaktan ç›kar›p 1977 / 78'deki anlam›n› yeniden kazand›ranlar›n, çapalar›n› tarlada b›rak›p Çorum yolundaki Kemal K›l›çdaro¤lu'nun önüne ç›kan kad›nlar›n cesareti, o gece Grup Yorum flark›lar›n› hep bir a¤›zdan bir kez daha tazeleyen 55 bin insanda da var-
d›... Hem de fazlas›yla... Yorum'un coflkulu flark›lar›nda, Tuncel Kurtiz'in y›rt›lan g›rtla¤›nda, “Kofl, kofl” diyen Quilapayun flark›s›nda, Kumandan Che'nin purosunda, Ahmet Kaya'n›n b›rakt›¤› o büyük hat›rada, s›k›l› yumruklarda, sloganlarda, kucaklaflmalarda, kol kola halaylardaki o cesareti görmeniz gerekiyordu. Yazmakla, anlatmakla olmuyor... Görüyor ya da hissediyor musunuz bilmem, epey zamand›r ülkede bir fleyler oluyor. 1976-77 ruhu ortal›kta bir kez daha kol gezmek için kendini gittikçe h›zlanan biçimde yeniden biriktiriyor. ‹nsanlar birbirlerini yine buluyor, eskiler kavufluyor, meydanlar, alanlar doluyor, herkes yeniden kendilerine ait olan sokaklara ç›k›yor, bitti denilen aflk içimizi yak›p kavuruyor... Oyun bir kez daha bafll›yor... *** Usta Galeano'yla bafllad›m, onunla ba¤layay›m; "Uzun sözün k›sas› bizler, benli¤imizi de¤ifltirmek için harcad›¤›m›z çabalar›n toplam›ndan ibaretiz. Kimlik denen fley müze vitrininde öylece duran seyirlik bir nesne de¤il, gündelik yaflam›n sürekli de¤iflip flafl›rtan çeliflkilerinden oluflan bireflimdir. Ben bu ele avuca s›¤maz inanca inan›yorum. ‹nanmaya de¤er tek inanç buymufl gibi geliyor bana, çünkü insan denen o hem lanetli hem kutsal hayvanla ve dünyada yaflamak denen o ç›lg›n serüvenle aras›nda büyük benzerlik var..." 15.06.2010 J
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 29
victor jara ve metin göktepe de konserdeydi mehmet esato¤lu
foto: fatih p›nar
Kalabal›klar o gece stadyumu doldurarak ülkeye ve dünyaya devrim ve sosyalizm ad›na bir ›fl›k saçt›lar. Bile¤i bükemeyenler ise bile¤i öpmek zorunda kald›lar. Hergün ›v›r z›v›rla doldurduklar› köflelerinde bu kez hep görmezden geldikleri Grup Yorum’u yazd›lar.
30 | TAVIR | TEMMUZ 2010
Stadyumlar, spor salonlar› bir kentin nabz›n›n att›¤› alanlard›r. Spor amac›yla yap›lm›fllard›r ancak ülkede esen s›n›f mücadelesinin rüzgar› oradaki program› belirler. Ezilenler bafl kald›rmay› baflarm›fllarsa oradan da isyan›n sesleri yay›l›r kentin dört bir yan›na. Egemenler baflkald›r›y› ezmeye giriflmifllerse oralar birer zindana dönüflür. Bütün bunlar› gördük ve yaflad›k. fiili’de 1973 darbesinde Santiago’daki stadyum ve Viktor Jara öyküsü hepimizin belleklerindedir. Asl›nda bizim de buna benzer bir öykümüz var. O da Eyüp Kapal› Spor Salonu ve Metin Göktepe’nin trajedisi. Gün 8 Ocak 1996'yd›. Metin Göktepe Ümraniye Cezaevi'nde öldürülen devrimci tutsaklar›n cenazesini izlemek üzere Alibeyköy'e gitmiflti. Ancak, "Sar› Bas›n Kart›" olmad›¤› gerekçesiyle ilçeye sokulmad›. Haberi izlemekte "›srarc›" davran›nca da, gözalt›na al›nd› ve yüzlerce insanla birlikte Eyüp Kapal› Spor Salonu'na götürüldü. Burada polislerin fliddetli cop darbeleriyle dövülerek öldürüldü.
¤imizde / beynimizde / Soruyor bir iflaret / fifle¤i / Biz ölerek mi / yaflamay› ö¤renece¤iz hâlâ... “ fiairin dedi¤i flöyle yaflama geçti: “Biz yaflamay› ö¤rendik” ölümlere ra¤men. 12 Haziran 2010 gecesi on binler yürürken stadyuma do¤ru. Göktepe’nin düflü gerçek olmufltu. 15 bin katlanarak büyümüfl 55 bin olmufltu. Kolay olmam›flt› tabii. Ödenen a¤›r bedeller vard›. Ama tarih de böyleydi iflte. Mutlak bir an› yoktu. Sürekli hareket halindeydi. De¤iflim ve devinim sürüyordu. ‹fl, yaflayan insandan yana umudu kesmemekteydi. 80’li y›llar›n karanl›¤›nda Ortaköy Kültür Merkezi’nde ad›na O¤uz Atay odas› denen prova alan›n›n duvarlar› duydu bu ilk mufltuyu: “Grup Yorum bafll›yor”
Aradan y›llar geçti. Viktor Jara’nin katledilmesinden 37 y›l, Metin Göktepe’nin katlinden ise 14 y›l sonrayd›. Y›l 2010’du. Kentin ortas›ndaki stadyumun çevresinde binler toplanm›flt›. Bu kez rüzgar baflka esiyordu. Grup Yorum 25. y›l aflk›na az sonra sahneye ç›kacakt›. Viktor Jara, Grup Yorum’u hiç dinleyememiflti, Metin Göktepe ise s›k› bir Yorum hayran›yd›. 90’l› y›llarda Göktepe çal›flt›¤› dergide bir Yorum konseri kaleme alm›flt›. Yaz›y› ald› editör Cem Yal›n’›n yan›na oturdu. Yal›n elinde tükenmez kalemle yaz›n›n eksik kalan noktalama iflaretlerini koyarken bir yandan Göktepe’ye bak›fllar att›r›yordu. Yaz›n›n ortas›nda birden durdu. Göktepe “ne oldu abi bir yanl›fll›k m› var” diye sordu. “Metin” dedi “Grup Yorum konserinde kaç kifli vard›”. Metin tereddütsüz “15 bin” diye yan›t verdi. Yal›n kalemi b›rakt› “bak” dedi “Harbiye Aç›khava Tiyatrosu benim bildi¤im 4 bin kifli al›yor. Ayakta ve merdivenlere de doluflarak en fazla 5 bin al›r. Ama 15 bin asla” Metin Göktepe aya¤a f›rlad›. Çay oca¤›na kofltu. Büyük bir su barda¤›na çay doldurdu. Getirip Yal›n’›n önüne koydu. “Gel” dedi “flunu 10 bin yapal›m” deyiverdi. Büroda çal›flanlar gülmeye bafllay›nca. K›zg›nl›kla döndü “tamam” dedi “o kadar almayabilir ama bu yürek oraya 15 bin s›¤d›rmak istiyor. Buna ne dersiniz?” Metin, koflarken yazarken, dövüflürken flair Can Yücel’in anlatt›¤› biçimde yok edildi. Ne diyordu Can Yücel? “Metin'in kafas›nda / bir darp var / Polis karakolundan / morga kadar / Mosmor / Bir darbe var / yüre-
Murathan Mungan’›n “Taziye” oyunu için üretilen o ilk notalar ve ezgiler bugün ortada yok. Ama 25 y›ll›k büyük bir yolculuk var. Ülkenin s›n›f savafl› tarihinin birer parças› olan ezgiler var. Bu ezgileri seslendirmek için ödenen bedeller var. Yarg›lamalar, tutuklamalar, yat›lan mahpus damlar› var. Bu böyle bir tarih, böyle bir 25 y›l. Böyle bir tarihle buluflmak üzere kofltu geldi yeryüzünün dört bir yan›ndan insanlar. A¤›r a¤›r doldurdular stad›n tribünlerini, sahas›n›. Kalabal›kt›lar. Bir güç olmufllard›. 12 Eylül karanl›¤› yaflam›fl, umudunu yitirmifllere bir iflaret fifle¤i yak›yorlard› o gece. O gece çal›nan tüm ezgiler soruyordu adeta: “Ne dersiniz a dostlar bu sömürü, bu zulüm hep böyle mi sürecek? fiairin dedi¤i gibi bu ülkede hep “pireler filleri mi yutacak.” Kalabal›klar o gece stadyumu doldurarak ülkeye ve dünyaya devrim ve sosyalizm ad›na bir ›fl›k saçt›lar. Bile¤i bükemeyenler ise bile¤i öpmek zorunda kald›lar. Hergün ›v›r z›v›rla doldurduklar› köflelerinde bu kez hep görmezden geldikleri Grup Yorum’u yazd›lar. O gece binlerce el türkülerle halaya dururken kimsenin görmedi¤i bir köfleden Viktor Jara ve Metin Göktepe bu yeryüzünün en güzel manzaras›n› seyrediyorlard›. Jara halay çekmeyi bilmiyordu. Ama inatç› Metin allem etti kallem etti onu da katt› bir ucundan halaya.J
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 31
deneme deneme
sahnedeki grup yorum muydu? s›rr› süreyya önder
‹nönü Stad›’nda altm›fl bine yak›n insan, Yorum’u dinlemek için, flark›lar›na efllik etmek için, insan onuruna sahip ç›kan cümleleri hayk›rmak için toplanm›flt›. Oysa, mazlumun, yoksulun sesini, öfkesini, itiraz›n› duymak istemeyenler aksini bekliyorlard›. Bu ülkede yirmi befl y›ld›r Grup Yorum’u ve Yorum’un temsil etti¤i de¤erleri, kavgay› tecrit etmeye çal›fl›yorlar.
kan ne varsa, Grup Yorum’un flark›lar›nda bir isyan, bir teselli, bir umut var. Yirmi befl y›ld›r derin yaralar›m›za, Yorum flark›lar›n› sürerek ac›lar›m›z› dindirmenin yolunu ar›yoruz. Bu yüzden ‹nönü Stad›’nda devrimciler, iflçiler, ayd›nlar, sanatç›lar, Çarfl› grubu, baflörtülüler ve genifl halk kitleleri var. Tecrit ifllemiyor iflte.
Cezaevlerinde, fabrikalarda, sokaklarda tecrit edebilmenin yolunu ar›yorlar ama olmuyor. Yorum sahnede kalabal›klafl›yor, insanlar stadyumlara s›¤m›yor.
‹nsanl›k onuru iflkenceye, tecrite direniyor yirmi befl y›ld›r. fiimdi bafll›ktaki soruya yeniden dönebiliriz. Sahnedeki Grup Yorum’du elbette ama tek bafl›na de¤ildi.
Stadyumda her çeflit insan var. Farkl› kesimleri bir araya toplayan fley, Yorum’un direnifl ahlak›, zulme karfl› türküleri.
Her saz›n telinde devrimci inat, her melodinin arkas›nda devrimci tutsaklar vard›, görmüfl olmal›s›n›z.
Bu kalabal›k tesadüf de¤il. Bu ülkede insanl›¤› ezen ne varsa Grup Yorum onun karfl›s›na dikildi. Adaletsizli¤e karfl› söylediler, iflkenceye karfl› söylediler, yoksullu¤a karfl› söylediler, hak ihlallerine karfl› söylediler, kimlik inkarlar›na karfl› söylediler, inanç hürriyetlerini k›s›tlamaya karfl› söylediler, darbelere karfl› söylediler, katliamlara karfl› söylediler. Bu ülkenin insanlar›n› dara düflüren, ac›lara süren, yüre¤ini bur-
32 | TAVIR | TEMMUZ 2010
“Es” verilen her notada, ömrünün en cevahir zaman›nda ölümün koynuna giren canlar›m›z hayk›r›yordu, mutlaka siz de iflitmifl olmal›s›n›z. Sahneye ç›kan her Grup Yorum dostu, devrimci kardefllik duygusu getirdi, hissetmiflsinizdir... ‹nkar edilen, yok say›lan, iflitilmek istenmeyen diller ve kültürlerde türküler söylenirken koca bir evrene dönüyordu sahne,
foto: onay kaya
bir insanl›k flöleni boy veriyordu, sevinçten a¤lam›fl olmal›s›n›z. Bu mahfleri kalabal›k o küçücük sahneye nas›l s›¤d› peki? Saçmasapan benliklerden ar›nm›fl yürekler, dünyan›n en genifl sofras›na dönüflür ya iflte ondan... Sahneye s›¤mayan k›sm› varsa e¤er, seyirci de¤il tan›k olma onurunu tafl›yan 60 000 kiflinin yüre¤ine yerleflti... Bir daha da ç›km›yor. Umudun yeflermeye durmas› bütün bunlardan dolay›d›r. Grup Yorum Gelene¤i’ne, bugünlere getirenlere, yar›nlara tafl›yacak olanlara binlerce teflekkür...J
foto: fatih p›nar
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 33
akflam›n büyüsünün en güzel tarifi foto:hakan hatay
Grup Yorum'un 25. y›l konserinde onlara efllik eden Ladies & Gentlemen toplulu¤unun Gand rumuzlu üyesinin internette paylaflt›¤› yaz›d›r. Hikaye, kendi çal›flmalar›na ara vermifl Ladies & Gentlemen müzikal toplulu¤una gelen “Grup Yorum’un arkas›nda söyleyece¤iz” maili ile bafllar ve olaylar geliflir… Apar topar provalar bafllar. Koca bir deste Yorum flark›lar› sözleri da¤›t›l›r. Bir yandan Orhan fiall›el’in koro için yazd›¤› notalardan bir yandan da Grup Yorum taraf›ndan haz›rlanm›fl mp3’lerden çal›flmaya bafllan›r. Biz daha do¤ru düzgün çal›flamadan ikinci prova gelir çatar. Yorum üyeleri çal›flmaya kat›l›r. Bu arada belirtmeden geçmeyeyim, korsana karfl› olmad›klar›n› kendileri aç›kça söyledi ve hatta tüm mp3’lerini indirebilece¤imiz bir web adresi bile verdiler :) Grup Yorum ile ilgili tüm koroda b›rakt›klar› izlenim, ne kadar mütevazi, yard›msever ve can insanlar olduklar›yd›. Prova yapt›¤›m›z yere kadar akflam›n bir saatinde gelip flark›lar› bizimle tek tek çal›flmalar›, bu s›rada gösterdikleri sab›r ve yard›mseverlik, molalarda -55.000 kifliyi toplayan grup onlar de¤ilmifl gibi- bizimle kaynafl›p sohbet etmeleri özellikle grubu tan›mayan koro üyeleri aras›nda unutulmaz bir izlenim b›rakmalar›na sebep oldu. (Ne yalan söyleyeyim, ben de bu kadar tevazu beklemiyordum.) Sanat›n insano¤lunun kendini ifadesi için yaln›zca bir araç oldu¤unu, sanatç›n›n ya da hiç kimsenin hiçbir sebepten ötürü di¤er insanlardan daha üstün olamayaca¤›n›n bilincinde olanlar için flafl›rt›c› olmayacak bu tevazu, daha önce “assolist kaprisi”nin doruklar›nda müzisyenlerin ar-
34 | TAVIR | TEMMUZ 2010
kas›nda söylemifl koristler için tap›las› bir hal olabiliyor… Zaten konserde sahnede yer alan yüzden fazla müzisyeni tek tek say›p kendi isimlerini zikretmemeleri ve sürekli vurgulad›klar› Grup Yorum kolektivizmi ile tevazular› tam anlam›yla bir tutarl›l›k örne¤iydi. Konser sahneden nas›l görünüyordu bir bakal›m: *Konserin 2. k›sm› için sahneye ç›kt›¤›m›zda, tüm seyircileri ellerinde maytaplarla bulduk. Binlerce atefl böce¤i gibi görünüyorlard›... büyüleyiciydi... Saat 18:45’te yap›laca¤› belirtilen soundcheck için Mecidiyeköy’den taksiye atlad›m. Daha önce izledi¤im tek stadyum konseri Metallica oldu¤undan, bir analitik mant›k hatas› yap›p, izleyici olarak hesaba katabildi¤im kalabal›k ve trafi¤i, konser kat›l›mc›s› olarak yapamam›flt›m. Sonuçta daha Barbaros Bulvar›’ndan bafllayan trafik nedeniyle soundchecke geç kald›m. Bereket, içeriye girmifl arkadafllar soundcheck olmayaca¤›n› haber verdiler. Her neyse, ‹nönü Stadyumu’na vard›¤›mda sadece stad›n önü de¤il yollar bile insan kayn›yordu. Befliktafl taraftar› 1 May›s 2010’da Taksim Meydan›’nda oldu¤u gibi yine düflmüfltü yollara ve Gündo¤du’yu söyleyerek stada do¤ru ilerliyordu. Çoluklu çocuklu binlerce insan kah merdivenlere oturmufl köfte ekmek yiyerek konseri bekliyor, kah kuyruklarda içeri girmeye çal›fl›yordu. Gerçekle yüzleflmeye bafllad›kça, 35.000 kiflinin (beklenen say› buydu) önünde söylemeyi tam da tahayyül edememifl oldu¤umu fark ettim. Sahne arkas›na girdikten sonra sürekli dolan tribünleri, saha içini gördükçe heyecan›m da ba-
na ilk göründü¤ünden farkl› bir flekle girmeye bafllad›. Kalbim çarpmaya bafllad›… O an net kavrayamasam da, flimdi sakin kafayla düflününce fark ediyorum ki Türkiye’li solcular›n bir ço¤unun yaflad›¤›n› düflündü¤üm yaln›zl›k hissi nedeniyle, oraya toplanmas› beklenen binlerce insan›n beni mutlu edece¤ini, umut afl›layaca¤›n› hesaba katamam›fl, s›radan bir konser gibi düflünmüfltüm. Yüre¤imde filizlenen bu coflku, Devrim Yürüyüflümüz Sürüyor’daki yayl›lar ve vokal eflli¤imizle gittikçe artt› ve en son ‹smail’in U¤urlama’y› söylemeye bafllamas› ile kopan alk›flla doru¤a ulaflt›… Yukar›da bahsetti¤im, grubun mütevaz› tav›rlar›, bir an için Grup Yorum simgesinin ihtiflam›n› bana unutturmufl olmal›. 15 yafl›mdan bana kalan, gitarda ilk çald›¤›m flark›lardan, Bolu’nun An›t Park›’nda devasa Atatürk heykelinin hemen arkas›nda konufllan›p, küçük solcular olarak içip içip ba¤›ra ba¤›ra söyledi¤imiz Haziran’da Ölmek Zor’lar, S›yr›l›p Gelen’ler yavafl yavafl içimi g›c›klasa da, konserin ülkenin içi buruk solcular›na ne ifade edece¤ini tam kavrayamam›fl›m. Oysa 55.000 kifli bunu alk›fllar›yla, zafer iflaretleriyle, muhtemelen Taksim’den Tophane’ye, Befliktafl’tan Niflantafl›’na kadar yank›lanan sloganlar›yla, flark›lara yapt›klar› ve bizim sesimizi bast›racak denli güçlü eflliklerle, bir futbol sahas›n› dolduracak kadar çok insan›n halay çekmesiyle öyle bir hat›rlatt›lar ki, konserin bafllamas›ndan 24 saat sonra bile hala kafam› toparlamakta zorlan›yorum. Asl›nda kim olursan›z olun, böyle bir kitle ile tek bir ses flark› söylemek, onlar›n alk›fl›n› almak, onlar› heyecanland›rmak, umutland›rmak insan› büyüleyecek bir fley. Yine de bu konseri, di¤er stad konserlerinden ay›ran önemli bir fark vard›: Sadece müzik ve e¤lence için de¤il, orada toplanm›fl onbinlerin on y›llard›r farkl› yo¤unluklarda (kiminin aç›kça, örgütlü ve sistematik, kimilerininse özgür tutsaklar, beyaz yakal›lar, mavi yakal›lar olarak kendi küçük dünyam›zda) yürüttü¤ü hakl› ve zorlu bir mücadelenin yaratt›¤› yorgunluk kadar coflkunun da, hep beraber d›flavurumu için bir araya gelinmifl olmas›yd›. Orta Do¤u ile Avrupa aras›nda s›k›flm›fl, yeryüzünün en verimli ve muhtemelen de bu nedenle en kanl› topraklar›nda, yüzy›llarca kul olarak yaflam›fl bir toplumun çocuklar›, imparatorluk torunlar› olmalar›na ra¤men, tüm insanlar›n eflit oldu¤u bir dünya hayaline inanacak kadar cesur insanlar›n gövde gösterisiydi… Konserden hemen sonra erkek vokalist ile teflekkürleflip el s›k›fl›rken “Çok güzeldi, eme¤inize sa¤l›k, inan›lmazd›, konuflam›yorum!” demesi, akflam›n büyüsünün en güzel tarifiydi… Beni en çok gururland›ran, 25. Y›l kutlamas›na Grup Yorum ve sanatç› dostlar›n›n, danslarla, gösterilerle, konuflmalarla, sloganlarla, maytaplarla böylesine güzel bir gösteri ile haz›rlanm›fl olmalar›yd›.
haf›zalar›m›z› tazeleyen, yüre¤imize kocaman bir umut b›rakan güzel konuflmas›, “fiiflli Meydan›’nda Üç K›z” ve “Defol Amerika”da efllik eden sanatç›larla, Özgür Tutsaklar ad›na sahneye ç›k›p konuflanlar… her biri, bu gövde gösterisinde, hayallerin günah oldu¤u bu ülkede içine kapanan gerçekçi hayalperestler için nas›l bir birlik duygusu, umut uyand›rd›… tarifi zor… Kolektivizmi anlatan bir dansla aç›lan konserde, Gecekondu Gökdelen flark›s›nda sahneye gelen dansç›lar›n sundu¤u tiyatral gösteri, Umudun Zeybe¤i’ndeki gösteriflli oyun ve muhtemelen saymay› unuttu¤um di¤er gösteriler, sahneden k›s›tl› görüfl aç›mla beni bile bu kadar heyecanland›rm›flken izleyici taraf›nda yaratt›¤› coflkuyu tahmin bile edemiyorum. Yine söylemeden geçemeyece¤im, ülkemin çok popüler flark›c›lar›n›n Harbiye Aç›k Hava gibi çok büyük konserlere nas›l bir lakay›tl›k içinde, çok az prova ile, sadece sahne tecrübesi ve arkalar›nda çalan iyi müzisyenlere duyduklar› güvenle, bir görevi gerçeklefltirircesine, heyecans›z haz›rland›¤›n› gördükten sonra, Grup Yorum ve dostlar›n›n disiplini, heyecan› bende sadece sayg› uyand›rmakla kalmad›, etik de¤erleri kaybetmemenin yüceli¤ini bir kez daha hat›rlatt›. Tabi, Grup Yorum’unki olmas› gereken, lakay›tlar›n tavr› -yaz›k ki- koyun sürüleri kadar fluursuz pop dinleyicisine tam da koyun muamelesi yapmakt›r… bunlar benim naçizane görüfllerim… Durgun ve hüzünlü flark›larla aç›lan konserin ilk ve ikinci yar›s›nda halay potborileri seyircileri de bizi de öyle bir coflturdu ki, durdu¤umuz yerde kollar›m›zla çekti¤imiz halayla seyircilerin coflkusunu paylaflmak çok keyifliydi. Unutulmaz anlardan biri de, Sen Olaca¤›z’da “Sen rahat uyu yoldafl, iflte burada” diyerek sa¤ ellerimizi yüre¤imize koymam›zd›. Amatör bir müzisyen olarak, dinleyicilerin coflkusunu sadece ses performans› ile paylaflman›n yetmedi¤ini, beden diliyle de coflkuyu ifade etmenin nas›l büyük bir ihtiyaç olabilece¤ini böylece tecrübe etmifl oldum… Bize Chavez’in selam›n› getiren Venezuela’l› Ali Primera eflli¤inde söyledi¤imiz, Che için yaz›lm›fl iki güzel flark› (Victor Jara’n›n El Aparecido’su ve Carlos Puebla’n›n Hasta Siempre’si), Güney Amerika’ya flen bir selamd› adeta. Yasemin Göksu’nun Bir Görüfl Kabininde performans› unutulmazd›… Güzel sesli insan çoktur. Bir çok insan flark› söyleyebilir. Ama yorumculuk, sözleri hissederek ve hissettirerek söylemek, herkesin harc› de¤ildir. Yasemin Göksu’nun performans›, iyi yorumculu¤un net bir örne¤iydi. Bu konserin DVD’sinin yay›nlanaca¤›n› belirtmeden geçmeyelim. Böylesi bir coflkunun ölümsüzleflmesi, çok sevindirici. ‹flte böyle…J
Tuncel Kurtiz’in stad› inletecek bir coflkuyla, yüreklerimizi titrerek okudu¤u “Geçit Yok” fliiri, Suavi’nin “Mümkün olan›n s›n›rlar›na, ancak imkans›z› deneyenler ulaflabilir.” diyerek yapt›¤›,
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 35
fliir fliir
cesaretimsin ismail hakverdi eyüp’e
yada yezidin k›l›c›.... Bu kadar sars›l›r m›yd› bedenleri ? Her kez "ben öleydim" demezler miydi?
Bir hüzünlü nehir ak›yor bugün, Dolafl›yor Armutlu'nun sokaklar›n›. Tuzlu gözyafllar›m›z gibi seyrediyor yolunu. Yolu belli, Öyle ak›c›; sessiz de¤il, fakat mutevaz›. Ömürleri ölümlerle dolu yürekler, yüzlerinde keskin k›zg›nl›¤›n ve derin yar›klar›n heybetindeler. Bilmem kaç kez yaflad›lar , bu an›; Yani daha dün tafl›rken Canan '› O Ahmet abi de¤il miydi? Ya sorsak analar›m›za..., ya¤l› urgan geçmifl olsa bafllar›na,
36 | TAVIR | TEMMUZ 2010
Bugün serde Güler'in coflkusu, Yürekte Eyüp'ün a¤›r an›s›... Elbette bu zaman›n döngüsü; maddi hayat›n temel çeliflkisi. Öyle ya ölüm galip gelmiflti, flimdilik. Ama flimdilik. Hesab›m›z ki ölümle de¤il tek bafl›na, Sebepleri var yaflams›zl›¤›n. Bu sebeplerin sorgusunday›z yanl›z. Bulup ç›karmak için ; yerin yedi kat dibinden, Yada gö¤ün en yüksek yerinden... Böyle çarp›flt› yi¤itlerimiz tenin a¤r›s›n› bile dinlemeden. Eyyyy adaletin keskin k›l›c› ve dengesiz terazisi...! Zulüm senin gövdende bitecek. Ramak kald› hayat›n çark›na... Öfkemiz dinginsiz , ac›m›z tarifsiz senin sessizli¤ine. Bu kadar kolay m› sand›n ölmeyi? Ölüm bir bitifl de¤il bilesin... sonsuz hayat›n kalesi bir tu¤lad›r sadece. Zulüm kendisi örüyor bendini; Kavga ölüleriyle büyütüyor cesaretini öyleyse; Cesaretimsin!
mektup mektup
grup yorum emekçilerine merhaba güngör gençay
Öz olarak ilgisi olmasa da muhteflem sözcü¤ü, Muhteflem Süleyman’› ça¤r›flt›rd› bana. Akl›nda istilâ ve öldürme düflüncesi, arkas›nda k›l›çlarla yürüyen bir savafl ordusunun önündeki kanun adam› olarak bilinen Muhteflem Süleyman’›. Amerikan emperyalizminin öncüllerinden olan Osmanl› ‹mparatorlu¤u’nun Süleyman’›n›... Dün ve bugün, resmi ideolojilerin yapt›rd›¤› suni teneffüsle emperyalizm yaflat›lmaya çal›fl›l›yor. Ne var ki, emperyalizmin yaratt›¤› yalanc› de¤erler, hayat denilen okulun yaz› tahtas›ndan yavafl yavafl siliniyor. ‹mparator, sultan, padiflah ya da kral da olsa, insana zulmedenlerin tümü, bu kural›n d›fl›nda kalam›yor. Ama bar›fl, özgürlük ve insanca yaflam için yola ç›kanlar, Prometeus’ten ve Spartaküs'ten devrald›klar› emanetleri kuflaktan kufla¤a, elden ele, düflünceden düflünceye aktararak ve inand›klar› de¤erleri büyüterek yürüyorlar. Dünkü Grup Yorum konserinde, iflte bu yürüyüflü gördüm. Elli befl bin kiflilik bar›fl ve özgürlük ordusunun, ezilen ve sömürülenler için orkestra eflli¤inde uyumlu hayk›r›fl›n› gördüm. Örümce¤e hakaret san›lmas›n ama, birçok örümcekli kafan›n anlayamad›¤›, çark›n geriye do¤ru ifllemeyece¤i gerçe¤ine tan›k oldum. Dün akflam Grup Yorum'un 25. y›ldönümü ba¤lam›nda düzenlenen Dolmabahçe Stadyumu’nda gerçeklefltirdi¤i konseri izledim. Tek sözcükle söylemek gerekirse, muhteflemdi.
Devrimci mücadeledeki yarat›lar›n›z›n ço¤almas›n› ve yürüyüflünüzün güçlenmesini dileyerek, Grup Yorum ailesine sevgilerimi sunuyorum.J
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 37
foto: alaattin timur
bir stadyumda görülebilecek en güzel fleyler... Üflüyorum... Üflüdü¤üm zaman en çok ayak parmaklar›m ac›yor benim... Ayak parmaklar›m tam flimdi çok ac›yor... ‹nce giyinmedim oysa ki...Evden ç›karken neyle karfl›laflaca¤›m› bilmiyordum. Neyle karfl›laflaca¤›m› bilmedi¤im günlerde s›k› giyinmek gibi bir al›flkanl›¤a sahibim. En az›ndan Sö¤ütözü'ne Ankara'n›n kar sonras› so¤u¤unda yürümek durumunda kalaca¤›m› biliyordum. Sonras› meçhul...Konser iptal olabilir, tekrar ayn› yol yürünebilir, "olay" ç›kabilir, gözalt› olabilir... Maltepe'de bulufluyoruz. 2 kifliyiz. Büfeden bozma küçük bir
38 | TAVIR | TEMMUZ 2010
börekçide ›spanakl› börek yiyoruz. Ben büyük bardakta çay içiyorum. Ortak arkadafllar arac›l›¤›yla tan›fl›p, eylemlerde rastlafl›p, arkadafl olmufl 2 kifliyiz. Grup Yorum konserine gidiyoruz. Börekçiden sonras› yürüyüfl. Maltepe'den Sö¤ütözü'ne... Çok so¤uk... O zamanlar Yükselifl Koleji'nin flimdilerde TOBB'un üniversitesinin oldu¤u binaya geliyoruz. Saat erken henüz, binan›n önünde bekledi¤imizin çok alt›nda c›l›z bir kalabal›k var. Onlarla birlikte beklemeye bafll›yoruz. Etraftaki üniformal› polis
foto: özcan yaman
say›s› bizden fazla, sivilleri de kabaca tahmin etmeye çal›fl›nca gerçekten az oldu¤umuzu düflünüyorum. Bir duvar dibine çöküp sigaralar›m›z› yak›yoruz. Bekleyece¤iz... Hemen her Grup Yorum konseri, konser daha bafllamadan bitme riski tafl›yor. Son anda grup elemanlar› gözalt›na al›nabiliyor; valilik, izin verilmedi¤i gerekçesiyle güvenlik güçlerinin müdahalesinin meflru oldu¤unu aç›klayabiliyor... Meflru müdahaleler nedense insan›n can›n› daha fazla ac›t›yor. Bekliyoruz... Seyyar bir çayc›dan plastik bardaklarda çay al›yoruz... Bir sigara daha, birçok sigara daha... Konser saati yaklaflt›kça kalabal›k art›yor. Polislerin say›s›n› geçiyoruz neredeyse! Kap›n›n önünde ilk türküler söylenmeye bafll›yor..."Omuzdan tutun beni, halaya kat›n beni" Yüzüme bir gülümseme yay›l›yor, bir çay daha al›yorum... ‹çim ›s›nmaya bafll›yor gittikçe. Görevli oldu¤u her halinden belli olan bir adam konserin kesin olarak gerçekleflece¤ini, herhangi bir sorun olmad›¤›n› anons ediyor... Gülümsemem art›yor... ‹lan edilen konser bafllang›ç saatini biraz geçerken art›k iyice t›kl›m t›kl›m olmufl kap›n›n önü... Yavafl yavafl içeri almaya bafll›yorlar. Bin defa aray›p her yan›m›z›, bin defa kar›flt›r›p çantalar›m›z›...
ayn› benim gibi yüzlerinde güzel bir gülümseme olan insanlar... "Tamam" diyorum..."fiimdi evimdeyim...Ait oldu¤um yerde..." Ayak uçlar›m ›s›n›yor... Yüzümde gülümseme... Dün gece, muhtemelen benim yaflad›klar›ma benzer hislerle, belki çok daha fazlas›yla 55.000 kifli ad›m att›lar ‹nönü Stadyumu'na. Grup Yorum'un 25.Y›l Konseri'ne, bir koca tarihe tan›kl›k etmek için... Bir stadyumda görülebilecek en güzel fleylerden birini görmek, yaflamak için... Ben orada de¤ildim ne yaz›k ama "ben" oradayd›m, ne güzel... Nice 25 y›llara Grup Yorum! Bugüne dek yaflatt›¤›n ve bundan sonra yaflataca¤›n her fley için teflekkürler... ‹yi ki vard›n›z, vars›n›z ve var olacaks›n›z... Nice 25 y›llara! Vertumnus (Gurbette Demir Gibiyiz adl› blogspottan) 13 Haziran 2010 J
Kalabal›¤›n içinde, bir insan seli halinde, ilk sloganlarla birlikte salona ad›m›m› at›yorum. "Türküler susmaz, halaylar sürer" yaz›l› koca pankart› görüyorum ilk, sahnenin hemen arkas›nda. Tam bu s›rada "Yaflas›n devrim ve sosyalizm" diyor etraf›mda
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 39
inceleme inceleme
dünden bugüne çocuk, çocukluk ve çocuk edebiyat› bilal yeflilöz
Edeple edebiyat›n ayn› kökten geldi¤ine dair yayg›n inan›fla dayanarak, aralar›nda dolayl› da olsa bir iliflki oldu¤unu kabul ederek; çocuk edebiyat› tarihinin masallar›n ve söylencelerin tarihi ile efl zamanl› oldu¤unu ve geçmiflten günümüze de¤in var oldu¤unu söylemek yanl›fl olmaz. Tarih boyunca büyükler küçüklere, tanr›lar kullara, krallar tebaas›na, din adamlar› inananlara ve inançs›zlara, ö¤retmenler ö¤rencilere, devletler vatandafllar›na, sermayedarlar iflçilere, velhas›l ezenler ezilenlere hep edep dersi vermifllerdir. Bunun için say›s›z yöntem kullanm›fllard›r. Bu yöntemlerden biri de k›ssalard›r. K›ssalar›n bir türü olan masallar bu bak›mdan çok ifle yaram›flt›r. Masallar daha çok çocuklara anlat›lm›flt›r. Yani asl›nda edebiyat çocukça bir ifltir. Bu anlat›lar insano¤lunun bilincine seslenmifl, bilinçalt›nda yer etmifl; insano¤lu bu anlat›larla yaflant›s› aras›nda paralellikler kurmufl, anlat›lara dönüflmüfltür. Bu da soyutlaman›n ve simgelefltirmenin insan do¤as›nda var oldu¤unu gösterir.
40 | TAVIR | TEMMUZ 2010
Yaz›l› metinlere bak›ld›¤›nda, ‹lkça¤ ve Ortaça¤da, “çocuk” ve “çocukluk” kavramlar› tan›mlanmad›¤› için, bu kavramlar›n bat› edebiyat›nda hemen hemen hiç ifllenmedi¤i görülür. Bat› dünyas›nda “yeni do¤ana” bak›fl zaten olumsuzdur. Augustinus’un ifade etti¤i gibi, günahla rahme düflen bir yarat›¤›n temizlenmesi için çok fley yap›lmas› gerekir. Çocu¤un ifllendi¤i ilk yaz›l› eser Jean Jacques Rousseau’nun Emile adl› kitab›d›r. Rousseau, ayd›nlanma fikrine karfl› olmas›na ra¤men bu eserinde, aile ile anne-çocuk sevgisinin önemi hakk›ndaki düflüncelerini dile getirmifltir. Oysa ‹slamiyet’te çocukluk ayet ve hadislerle net olarak ifade edilmifltir. “Bülu¤a erinceye kadar çocuktan... kalem kald›r›lm›flt›r.” ifadesi ile çocuklu¤un bitiflinin ergenlik oldu¤u belirtilmifltir. Yedi yafl›na kadar olan çocuklar için “gayri bali¤, gayri mümeyyiz” ifadesi, bu yafl›n alt›ndaki her çocu¤un ceza sorumlulu¤unun d›fl›nda tutulaca¤›n› gösterir. Ancak bu ifadelerin sadece erkek çocu¤a yönelik oldu¤unu belirtmek gerekir. Buna ra¤men günümüze kadar do¤u masallar›nda çocuk as›l figür olamam›flt›r. Eski Türklerde ise Dede Korkut Hikâyeleri’nden biri olan Bo¤aç Han öyküsünde çocu¤a verilen de¤er göze çarpar. Ayr›ca Nasrettin Hoca f›kralar›nda da çocu¤a bolca yer verilir. Bat›da “çocuk için edebiyat” a¤›rl›kl› olarak 19. yüzy›lda bafllar. Küçük Lord, Küçük Prenses gibi eserlerin idealize edilmifl çocuk kahramanlar› kendilerine büyüklerin dünyas›nda yer bulurlar. Bunu da kan ba¤› ile de¤il davran›fllar› ile baflar›rlar. Beklenen son gerçekleflmifl, burjuvazi aristokrasiye üstünlük kurmufltur. Collodi’nin Pinokyo’sunun, kahraman› prens, lord, prenses olan masallar›n karfl›s›na, bir tahta kahraman olarak ç›kmas›, alan için yeni bir sayfa olmufltur. Pinokyo’da burjuva açgözlülü¤ü elefltiriliyor ancak, yine karfl›m›za çocukça davranmayan bir ideal kahraman ç›k›yor. Heidi’de burjuva yaflam›na dinsel ve romantik bir sald›r› oldu¤u savlanabilir. Bizdeki yay›nlarda ise çocuk ve çocukluk Tanzimat’la birlikte ifllenmeye bafllan›r. Bu dönemde, 1869’da yay›n hayat›na bafllayan Mümeyyiz adl› dergi ile birlikte çocuklara yönelik bir dizi dergi yay›mlan›r. Bu yay›nlarda daha çok çocuklar›n e¤itimi ile ilgili görüfllere yer veriliyor, çocuklar›n bat› standartlar›na uygun yetifltirilmesi telkin ediliyordu. Yine bu dönemde Bat› ile etkileflimin sonucu olarak baz› eserler Osmanl›ca’ya kazand›r›l›r. 1872’de Mahmut Nedim’in çevirdi¤i Gulliver Nam Müellifin Seyahatnamesi, 1874’de Ahmet Lütfi’nin çevirdi¤i Hikayei Robinson, bat›l›laflma sürecinde çevrilen ilk eserlerdir. Bugün bile çocuk klasikleri ülkemizde en çok okunan çocuk kitaplar› aras›ndad›r. Necdet Neydim, bu dönem çocuk karakterinin çocuk gerçekli¤inden uzak oldu¤unu, çocuk eserlerinin de didaktik bir amaçla yaz›ld›¤›n› vurgular. Neydim, “Birincisi, fliddetli bir toplumsallaflma gereksinimi olan azg›n, vahfli çocuk iken; ikincisi, kendine özgü, toplum taraf›ndan dokunulmayan, cennete
özgü dünyada yaflayan ve burada kalmas› gereken saf ve toplumsallaflmam›fl çocuktur.” ifadeleri ile bu dönemde ifllenen çocuk karakterinin iki prototipini bize gösterir. Yazar birinci karaktere örnek olarak Pinokyo’yu, ikincisine ise Pollyanna’y› verir. 1920’lerin sonunda Alman yazar Erich Kastner, romanlar›nda çocuk gerçekli¤ine k›smi bir dönüfl yapar. Ancak idealize çocuk karakterine ilk elefltirel bak›fl Avusturyal› yazar Christine Nöstlinger’in Konrad ve Konserve Kutusundan Ç›kan Çocuk adl› roman›d›r. Konrad, siparifl üzerine üretilen fabrikasyon bir çocuktur. Üretici firman›n garanti verdi¤i Konrad, k›sa sürede büyüklerin takdirini kazan›r ancak çocuklar›n dünyas›nda bu haliyle var olmas› zordur. Milli Edebiyat ak›m›n›n önemli temsilcilerinden Ziya Gökalp, Ali Canip Yöntem ve Ömer Seyfettin’in eserlerinde çocuklar için en üstün özelli¤in Türklük oldu¤u vurgulan›r. Ömer Seyfettin’in Primo Türk Çocu¤u adl› öyküsünde, Ziya Gökalp’›n Alageyik fliirinde Milli Edebiyat’›n bu yönü göze çarpar. Ömer Seyfettin’in Kafla¤›’s›nda ise itaat etmeyen çocu¤un sonu kötü olmufltur. Cumhuriyet döneminde s›n›rl› olsa da çocu¤a yönelik eserler verilmifltir. Faz›l Hüsnü Da¤larca çocuklar için fliirler, Orhan Veli ise fabl çevirileri yapm›fl, Nasrettin Hoca f›kralar› derlemifl
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 41
çocuk gerçekli¤ini k›smen yans›tm›flt›r. Ö¤retmen kimli¤i ve pedagojik yönü, gözlem yetene¤i ‹zgü’nün çocuklardan çok fley ö¤rendi¤ini gösteriyor. Anneannemin Ak›l Almaz Maceralar›’nda Anneanne, erkeklere uygun görülen birçok iflin alt›ndan baflar›yla ç›karken, torunu Metin’e de hamaratl›¤›n› afl›l›yor. Ayr›ca, Gülten Day›o¤lu’n›n Yeflil Kiraz’› (ilk kitab›); göç, kentlileflme, cinsellik gibi olgulara de¤inmesi aç›s›ndan Türkiye’de çocuk edebiyat›n›n kült kitaplar›ndan biri say›l›r. Son otuz y›la bakt›¤›m›zda, çocuklar›, flekil verilmesi gereken masum yarat›klar olarak iflleyen yazar say›s› a¤›rl›ktad›r. Örnekse; Engin Salgut’un ödüllü kitab› Leyleklerin Gitme Zaman›’›nda art›k leyleklerin gelmemesinin nedeni yaramaz çocuklar olarak görülür. Necla Çanda¤’›n Ba¤lar Soka¤›-1 ve Ba¤lar Soka¤›-2 kitaplar›nda bir ‹skandinav ülkesinde yaflamak zorunda kalan çocuk karakter, Ba¤lar Soka¤›’ndaki s›cakl›¤› hiçbir yerde bulamam›flt›r. Ba¤lar Soka¤› yemyeflildir, orada kavga ç›kmaz. Yoksulluk yoktur Ba¤lar Soka¤›’nda. Yazar hiç yeri de¤ilken bu ülkeyi bize b›rakan Atatürk’e olan minnetini de s›k s›k tekrarlar kitaplar›nda.
ve bunlara kendi tarz›na uygun bir yorum katm›flt›r. 1940–50’lerde ise çocuk edebiyat›nda birçok eser verilmifltir. Andersen ödüllü Cahit Uçuk, dönemin en önemli çocuk yazar›d›r. Ancak Uçuk’un kitaplar› da didaktik olman›n ötesine geçememifltir. Türkiye’de çocuk edebiyat› denince akla gelen kiflilerin bafl›nda 400 civar›nda eser vermifl Kemalettin Tu¤cu gelir. Tu¤cu’nun kitaplar›nda çocuk, iyili¤in, safl›¤›n, masumiyetin sembolüdür. Çocuk sokakta yaflasa dahi tertemizdir. Köylü ve kentli ayr›m›n›n s›kça ifllendi¤i Tu¤cu’nun romanlar›nda s›n›f farkl›l›klar› bahis konusu olmaz. Hem sahiplenilen, hem de karfl› ç›k›lan, tart›flmas›z en çok okunan çocuk yazar› ünvan› tafl›yan Kemalettin Tu¤cu, bugün bile edebiyat›m›z›n en tart›flmal› kiflilerinden biridir. Çocuk gerçekli¤ini iflleyen, dünyaya çocuklar›n gözünden bakmay› deneyen ilk kitaplar R›fat Ilgaz’›n Hababam S›n›f›, Cankurtaran Y›lmaz; Aziz Nesin’in fiimdiki Çocuklar Harika ve Ben de Çocuktum adl› kitaplar› olmufltur. Muzaffer ‹zgü ise
42 | TAVIR | TEMMUZ 2010
Yine de son y›llarda çocuk gerçekli¤ini kabullenen birçok yazardan söz edilebilir. Özellikle son on y›la damgas›n› vuran Sevim Ak’a hakk›n› vermek gerekir. Özellikle yazar›n Babam›n Gözleri Kedi Gözleri adl› kitab›na flimdiden bir çocuk klasi¤i olarak bakabiliriz. Erdo¤an Kahyao¤lu’nun B›c›r’›n Günlü¤ü ve Sufla ile Kiki adl› kitaplar› da çocu¤un gözünden dünyay› anlamaya çal›flan önemli eserlerdendir. Ayla Ç›naro¤lu’nun Keçi Masal›, Mavisel Yener’in S›rsayar, Tacim Çiçek’in Elma A¤ac›, Mustafa Tuncel’in Elveda Kumru, Hidayet Karakufl’un Say›sal Çocuk, Aysel Gürmen’in Selen serisi, Ayfer Gürdal’›n 13. Engel, Hamdullah Köseo¤lu’nun Elimi B›rakma Anne, Güldem fiahan’›n Sokak Haberleri, Niran Elçi’nin Karaböcü, Zeynep Cemali’nin Ç›lg›n Babam’› bu dönemin iyi kitaplar›ndan sadece birkaç›d›r. Çocu¤a okutulan eserlere bakt›¤›m›zda ise klasiklerin yine bafl›n› çekti¤ini kesinleyebiliriz. Bunlar›n birço¤unun da çocuklar için yaz›lmad›¤›n› ve ayn› adl› eserlerin k›salt›lm›fl› oldu¤unu ekleyelim. Okuma kültürü, al›flkanl›¤› ve zevki daha çok çocu¤un e¤itimine katk› sa¤layaca¤› düflüncesiyle ö¤retmenler ve veliler taraf›ndan çocu¤a afl›lanmaya çal›fl›l›yor. Birçok yazar da halen bu zihniyettedir. Bu eserlerin ço¤unda iyi çocuk; uslu, anne ve baban›n yard›mc›s›, çevreyi koruyan, kitap okumay› seven, derslerine çal›flan, hayvan sevgisiyle dolu, kavga etmeyen tanr› vergisi bir varl›kt›r. Çocuklar› bu mutlak, idealize edilmifl iyinin terazisiyle tartarak de¤erlendiren, deyim yerindeyse bu bak›mdan tek tiplefltiren çocuk yaz›n›n›n ömrünü doldurdu¤unu söyleyebiliriz. Art›k, örnekleri yukar›da verilen birçok yazar-yap›tta gördü¤ümüz, çocu¤u ve çocuklu¤u kal›plara sokmadan iflleyen bir çocuk edebiyat›n›n dolafl›mda olmas› gerekiyor diyebiliriz. J
röportaj röportaj
“gülmece”nin küçük dev ç›nar›: muzaffer izgü tav›r
Bir nesil, onun kitaplar›n› okuyarak büyüdü. Ülkemizin en çok okunan çocuk kitaplar› yazar› olarak haf›zalarda yer etti. 29 Ekim 1933 tarihinde Adana’da do¤an Muzaffer ‹zgü’nün çocuklu¤u yoksulluk içinde geçti. ‹lkokulu üç okulda okur. Okurken karpuz hamall›¤›, pamuk toplay›c›l›¤›, bulafl›kç›l›k, garsonluk, trenlerde gezgin sat›c›l›k, sinemalarda gazoz sat›c›l›¤› yapar. Birçok iflte çal›fl›p ortaokulu bitirdikten sonra, paras›z yat›l› olarak Diyarbak›r Ö¤retmen Okulu’na girer. Okulunu bitirip ö¤retmenli¤e bafllarken Günsel Han›m'la evlenir ve Türkiye'nin birçok yerinde ilkokul ve ortaokul ö¤retmenli¤i yapar. Sonra 1978'de emekli olup ‹zmir'e yerleflirler. Bugüne kadar 107 kitap, 200’e yak›n radyo oyunu yazd›. Daha çok öyküye yönelen yazar›n, gözlemlerine dayanarak yazd›¤› üç roman› vard›r. Gecekondu, ‹lyas Efendi ve Halo Day›. ‹lk roman› olan Gecekondu'da, Güney Anadolu kentlerinden birinde gecekondu halk›n›n yoksul yaflant›s›n› verir. ‹lyas Efendi, bir nüfus memurunun paras›zl›k yüzünden çekti¤i s›k›nt›y› yans›t›r. Halo Day› da köyden kente göçü konu alan bir roman›d›r. Gülmecenin ifllevinin güldürmek de¤il, olaya parmak basmak oldu¤u görüflünü romanlar›na yans›tm›flt›r. Toplumun aksayan yönlerini mizah ö¤elerinden de yararlanarak okurlar›n›n ilgisine sunan Muzaffer ‹zgü’nün baz› eserleri televizyona uyarlanm›flt›r. ‹zgü, say›s›z ödül de alm›flt›r edebiyat yaflam› boyunca. Çocuk olup da Muzaffer ‹zgü’nün bir veya birkaç kita-
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 43
b›n› okumayan kifli yoktur san›r›m. Gülmeceyle kar›fl›k hofl üslubunu ve dost canl›s› kiflili¤ini tan›mayan kalmam›flt›r. Gülmecenin ustas›, edebiyat tarihimizin en önemli gülmece ustalar›ndan biri olan Muzaffer ‹zgü’yü daha yak›ndan tan›mak için Tav›r ailesi olarak önceden ald›¤›m›z randevuyla ‹zmir’in Yeflilyurt semtinde mütevaz› evine ziyaretine gidiyoruz. Gülmeceyi bize daha çocukken fark ettiren bu koca ç›nar, evinin balkonundan sarkan çiçekler ve renkli pervanelerle pozitif bir enerji kat›yor sokaktan geçen herkese... Evinin kap›s›nda sevimli haliyle k›s›k gözlerindeki sevecen gülüflüyle dostça karfl›l›yor bizi. Tav›r olarak sundu¤umuz bir buket çiçe¤imizle dünyan›n en mutlu insan› oluyor. Tav›r’› tan›d›¤›n› söylüyor. Ve röportaj›m›zdan çok mutlu olaca¤›n› ifade ediyor. Çal›flma odas› olarak kulland›¤› bir odaya geçiyoruz.
Gülmece, elbette ki taraft›r. Halktan, do¤rudan yana bir taraft›r. Adaletlidir. Topsuz, tüfeksiz bir silaht›r gülmece. Vurdu mu devirir, içinde alay var. Otoriteyle alay ediyorsunuz. Otorite en büyük, siz en küçük bir gülmecesiniz ama otoriteyi gidip mermi gibi öyle bir vuruyor ki. Sade temiz ve mütavaz› kiflili¤i ve çocuk sevgisi çal›flma odas›n›n her yan›na sinmifl. Kitaplar›n› tan›t›yor bizlere... Sorular›m›za geçmeden önce bize hayat›ndan çok önemli kesitler anlat›yor ‹zgü. “Hayat›mda en çok kar›m› sevdim” diyerek onore etti¤i efli Günsel Han›m ile tan›flt›r›yor bizleri. ‹zgü’nün hayat arkadafl›, çok sevgili yoldafl›, kitaplar›n›n büyük bir k›sm›n›n isim annesi Günsel Han›m, bir süre önce geçirdi¤i felç nedeniyle normal yaflant›s›n› sürdüremiyor. Baflucunda düzenli okudu¤u kitaplar› ve günlük ald›¤› ilaçlar› durmakta. Hayat arkadafl›n›n gözlerinin içine sevgiyle bakarken duygusal anlar yaflan›yor. Sohbetimize çal›flma odas›nda devam ediyoruz. Yoksulluk içerisinde geçirdi¤i çocuklu¤unu, ve Muzaffer ‹zgü’nün yazar olmas›n› sa¤layan Adana Halkevi kütüphanesini anlat›yor. Kitaplarla, çocuklu¤unda ya¤murlu bir günde, s›cak oldu¤u için gitti¤i Halkevi kitapl›¤›nda tan›flmas›n›... ‹lk okudu¤u kitap olan Define Adas›’n›... Ya¤murlu bir günde s›¤›nd›¤› bu kütüphane-
44 | TAVIR |TEMMUZ 2010
de eline verilen Define Adas›’n›n ne denli hofluna gitti¤ini ve ertesi gün kofla kofla tekrar kütüphaneye gidip o kitab› yeniden günlerce okudu¤unu anlat›yor. “Birçok yazar ilk okudu¤u kitab› hat›rlamaz ama asla akl›mdan ç›karamad›¤›m ve unutamad›¤›m bir kitap olmufltur Define Adas›” diyor ve devam ediyor: “2. s›n›ftan 5. s›n›fa kadar emin olun en az›ndan 350 kitap okudum. Muzaffer ‹zgü'yü yetifltiren kütüphane o kütüphanedir. Adana Halkevi kütüphanesidir. Yaflam›mda hiçbir futbol maç› izlemedim ben. Hiçbir futbol tak›m› tutmad›m. Çocukken de aya¤›m› topa vurmad›m ben. Kitap okumay› seviyordum. Gidip o kütüphanede geçirirdim çocuklu¤umu. Annem beni arad›¤›nda kütüphanede bulaca¤›n› bilirdi. Gelir oradan al›rd› beni. Kendimi çok flansl› hissediyordum. Evimiz, okulum ve kütüphane birbirine çok yak›nd›. Kitapla tan›flmam böyle oldu.” Kitapla iyi ki tan›flm›fl Muzaffer ‹zgü... Geri kalan›n› da sohbet içerisinde anlat›yor bize... Gülmeceden kara gülmeceye küçük dev adam olarak an›l›yorsunuz ve koca bir nesli büyüttünüz kitaplar›n›zla. Çocuklara kitap okumay› sevdirirken güldürmeyi baflaran yazarlardans›n›z. Çocuk kitaplar› yazan yazarlar az›msanmayacak say›da. Bu konuda ne düflünüyorsunuz? Yaflam›m boyunca kitap say›m›n çoklu¤u akl›m›n ucuna gelmedi. Ben çocuklar› okul öncesi e¤itmeye bafllad›m. Çocuk kitaplar›n› meta olarak görenler var. Hiç unutmad›¤›m bir olay var. Emekli oldu¤u y›l, yazarl›¤a soyunmufl bir kifli bana bir mektup göndermifl, “Hocam ben çocuk kitab› yazmaya bafllayaca¤›m. Nas›l yazaca¤›m› bana madde madde belirtir misiniz?” demiflti. Hemen cevap yazd›m, “Sen emeklili¤in tad›n› ç›kar; bu saatten sonra bu ifller yap›lmaz” diye. Ama iki y›l sonra ayn› adam›n kitab›n› gördüm. Bundan kar amac› güdenlerdenmifl. Birçok insan›n bu alan›, çocuk kitap yazarl›¤›n› ç›kar boyutuyla kulland›¤›n› biliyorum. Rant kap›s› olarak görüyorlar. Tamamen bir ç›kar dünyas›. Yay›nevleri de bunu yap›yor, “sen yazars›n” diyor geçifltiriyor. En çok ö¤ündü¤üm bir fley vard›r benim; ilk kitab›m çocuk kitab›d›r: “Uçan Eflek”... Büyüklere ondan sonra bafllad›m. Ben çocuklara yazmakla bafllad›m. Gülmece nedir, neyi anlat›r? Kiminle, neyle savafl›r? Taraf m›d›r? Ben mizah sözcü¤ünü sevmiyorum, kullanm›yorum... Mizah sözcü¤ü, Arapça muzahtan gelir. Galap bozulmufl bir sözcük anlam›ndand›r. Gardafl›n örne¤in kardefl olarak ifadesi gibi. Ana’n›n Anne olarak de¤iflmesi gibi. Muzah da kal›n gelmifl insanlara mizah yapm›fllar. Ben hiç sevmiyorum. Aziz Nesin de sevmezdi; biz gülmece dedik o yüzden... Gülmece, elbette ki taraft›r. Halktan, do¤rudan yana bir taraft›r. Adaletlidir. Topsuz, tüfeksiz bir silaht›r gülmece. Vurdu mu devirir, içinde alay var. Otoriteyle alay ediyorsunuz. Otorite en büyük, siz en küçük bir gülmecesiniz ama otoriteyi gidip mermi gibi öyle bir vuruyor ki.
fiimdi düflünün; ba¤›ran ça¤›ran bir otorite. Arkadan bir kahkaha geldi mi bitti otoritenin ifli. Onun için gülmecesin silah› vurucudur ama gülmece kime niye niçin insan› güldürdü¤ünü kendine duyumsatm›yorsa o gülmece de¤ildir karfl›nda bilecek kime güldüm niye güldüm ki güldü¤ünü bilecek. Bunu da yapacak olan gülmecedir. Kötü yönetici, halk düflman› üçka¤›tç›, namussuz, h›rs›z, soyguncu, yalanc› politikac› vesaire, gülmecenin savafl› bunlarlad›r. Onun için gülmece iktidarla savafl›r. ‹ktidarlar da hiçbir zaman gülmececileri sevmez. Beni sevmediler, Aziz Nesin’i sevmediler, R›fat Ilgaz’› sevmediler, Nasrettin Hoca’y› da sevmediler. Nesimi’nin diri diri derisini yüzdüler. Ama gülmeceyi kim sever biliyor musunuz? Halk sever. 700 y›ll›kt›r Nasrettin Hoca. Dile kolay 700 y›l... Bugün Balkanlara gidin, Arabistan, ‹ran, Fars, Balt›k bölgelerinin hepsi Nasrettin Hoca’y› tan›r ve sever. Niye sever? Halktan yanad›r çünkü. Nasrettin Hoca’n›n ad›na birçok uydurma f›kralar ç›kartm›fllard›r belden afla¤›ya. Hay›r, kabul etmiyoruz. Nasrettin Hoca’n›n bütün f›kralar› toplumsald›r, vurucudur. E¤er gülmece tafl› gedi¤ine koyar gibi bir yerde kullan›lm›yorsa o gülmece de¤ildir. Ve gülmece günlük bir tak›m olaylardan yararlan›p onu söyler ama kal›c› olmaya çal›fl›r. Gerçek gülmece s›rt›n› edebiyata yaslar. Gerçek olmayan gülmece flimdi dolu. Güldürmece yaz›s› diyorum ben onlara, onlar gülmece de¤il.
Aziz Nesin ve R›fat Ilgaz'dan sonra gülmececi yetiflmedi art›k. Neden? Çünkü edebiyat› olmad›klar› için. Ben gülmeceyi ilk çocuk kitaplar›na koyan kifliyim. Çocuklar› güldürürüm, güldürmeye çal›fl›r›m onlar›. Ama çocuk da düflünür “Ben gülüyorum ama niye, niçin gülüyorum? Kime güldüm?” diye...
Aziz Nesin ve R›fat Ilgaz'dan sonra gülmececi yetiflmedi art›k. Neden? Çünkü edebiyat› olmad›klar› için. Ben gülmeceyi ilk çocuk kitaplar›na koyan kifliyim. Çocuklar› güldürürüm, güldürmeye çal›fl›r›m onlar›. Ama çocuk da düflünür “Ben gülüyorum ama niye, niçin gülüyorum? Kime güldüm?” diye... Ve çocuk gülmecesini iyi yerlefltirip serpifltirmedi¤iniz sürece konunun içersinde inan›n çocuk der ki “Bu yazar abla, ya da bu yazar amca çok komik bir insan” der. Kendiniz gülünç olursunuz. Halbuki yazd›¤›n›z çocu¤u güldürecek. O nedenle ustal›k onu serpifltirmeye ba¤l›. Benim çocuk kitaplar›m›n çok okunmas›n›n nedeni budur. Çocuklar o nedenle Muzaffer ‹zgü'yü çok seviyorlar. Yazd›¤›m kitaplar›mda çocu¤a kendi kültürünü veriyorum. Örne¤in Anneanne kitab›mda, anneanne komik bir insan. Gülmecesini anneanneden sa¤l›yorum anneanne ve torun iliflkisinden bir gülmece do¤uyor. “Anneanne, anne, çocuk” üç kuflak. Çocu¤a anneannesinin ve annesinin gelene¤ini görene¤ini, yaflay›fl biçimlerini, kültürünü veriyorum. Gelenek ve göreneklerimizin güzel do¤rular›n› sunuyorum. Güldürürken düflündürtüyorum. Nasrettin Hoca’n›n soyundan gelen insanlar›z. Dünyan›n bir-
çok bölgesindeki gülmece ustalar›n› araflt›rd›m ama inan›n hiçbir yerde böyle büyük güldürmece ustalar› yok. Yaflad›¤›m›z co¤rafya çok de¤erli insanlar yetifltirmifltir. Bir tek Kelo¤lan’› sevmem. Kelo¤lan namussuzdur, haylazd›r. Tembeldir, annesini üzer. S›rt›ndan geçinir. Akl› padiflah›n k›z›ndad›r, gözü padiflah›n taht›ndan›r. Sevmedim Kelo¤lan’›, sevmem de öyle tembel asalak bir kahraman›. Ö¤retmenlik y›llar›mda da asla okutmad›m çocuklar›ma Kelo¤lan’›. Karagöz ve Hacivat’›, Nasrettin Hoca’y› çok severim. Bu denli gülmececileri olan bir ulus gülen bir ulus olmal›. Ama bizi güldürmeyenler var. Olaylar, politik ç›kmazlar, ülke gerilimleri. Ciddiyet de çok önemsenmifl bizde. Ciddi olunmak flartland›r›lm›fl. Gülen insana rastlanm›yor. ‹lginç fikirler geliflmifl. Gülen kifliye “A¤z› aç›k ayran delisi gibi ne gülüyorsun?” denir. “Bugün çok güldüm yar›n a¤layaca¤›m” denir mesela... “Çok gülmeyeyim yüzüm k›r›fl›r”... Hay›r sen k›zm›fls›n da yüzün k›r›flm›fl. K›zd›¤›nda 82 kas çal›fl›r, güldü¤ünde 14 kas›n çal›fl›r. Gülmek sindirim sistemini, kan dolafl›m›n› çok daha iyi çal›flt›r›r. ‹laçt›r gülmek. Ben insanlar›n gülmesini istiyorum. Dünyan›n neresine giderseniz gidin bütün gülmeceyi ç›karan da yoksuldur. Ben de yap›tlar›mda yoksulu anlatt›m. Aziz Nesin ve R›fat Ilgaz da yap›tlar›nda yoksulu anlatt›. Yaln›z benim yap›tlar›mda Anadolu fark› var. R›fat A¤abey olsun, Aziz Nesin
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 45
sanlar› güldürürler.. Avrupa ülkelerinin hiçbirinde yok bu.
Politik de¤ilse gülmece gülmece de¤ildir. Gülmece öyle bir fleydir ki insan sa¤l›kl› gülmelidir. Sa¤l›kl› gülme derken bir örnek vereyim; savaflta sinir gaz› var, karfl›dan düflmana atars›n›z. Asker neye güldü¤ünü bilmeden ölür gider. Mutlaka politik olmal›... olsun ‹stanbulludur, oralar›n gülmecisini anlat›rlar. Ben Anadolu'nun gülmecisini anlat›r›m. Aziz Nesin’den di¤er bir fark›m da ben her sat›r›mda, her paragraf›mda güldürürüm. Sonunda gülümsetirim. Ben insanlar› s›k›lm›fl çamafl›r kabul ediyorum. Yazarak da, s›k›lm›fl çamafl›r olarak de¤il de, gevflemesini sa¤l›yorum. ‹flsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, açl›k, emeklinin durumu, flu günlerde çiftçinin, hayvanc›n›n durumu... Ülkenin sorunu... ‹flte bu koflullarda ben insanlar›n gülmelerini, gülerek düflünmelerini sa¤lamaya çal›fl›yorum. Mizah, özü itibariyle politik midir? Politik gülmecenin edebiyat›m›za girifli, geliflimi ne zaman ve nas›l olmufltur? Politik de¤ilse gülmece, gülmece de¤ildir. Gülmece öyle bir fleydir ki insan sa¤l›kl› gülmelidir. Sa¤l›kl› gülme derken bir örnek vereyim; savaflta sinir gaz› var, karfl›dan düflmana atars›n›z. Asker neye güldü¤ünü bilmeden ölür gider. Mutlaka politik olmal›... Gülmecenin elbet bir tarihi vard›r. Gülmece, Etiler döneminde bile vard›. Bunun için özel törenler haz›rlan›rd›. Zengin yoksul bir arada yemek yer, sonra o yoksul halk o zenginin, o yöneticinin taklidini yapar. Nas›l yemek yedi¤ini, eti nas›l tuttu¤unu, suyu nas›l içti¤ini vs. Bu da Anadolu’dad›r. Selçuklular, sürüye koç katarken en büyük gülmece flenlikleri için tören haz›rlarlar. F›kralar anlat›rlar, taklitler yaparlar, k›l›ktan k›l›¤a girer, in-
46 | TAVIR |TEMMUZ 2010
Siz genelde muhalif bir politik gülmece kulland›n›z öykülerinizde... Yaflad›¤›n›z bask›lar›, yasaklar› anlat›r m›s›n›z? Bunlar› neye ba¤l›yorsunuz? Siyasi iktidar›n bu tahammülsüzlü¤üne ne diyeceksiniz? 1960 y›l›n›n 27 May›s’›nda ald› götürdüler beni. Birçok arkadafl da vard›. Güldüler bana “Seni neden ald›lar? diye. Dedim beni b›rak›rlar; iki gün sonra b›rakt›lar da. Elbette ki siyasi iktidarlar›n tahammülsüzlüklerinin nedenleri var. Gülmeceyi sevmezler en baflta çünkü gülmece, politik bir silah oldu¤u için... Kendilerine biat edecek insan ar›yorlar. Ergenekon olay›na bile kendine muhalif olan olmayan birçok kifliyi de kar›flt›rd›lar. Ad› kar›flan birço¤unun suçlu oldu¤una inanm›yorum. Onlar› almakla bize de gözda¤› vermeye çal›fl›yorlar. Biz yolumuzdan flaflm›yoruz. Y›lmad›k, y›lmayaca¤›z da.
Politik gülmecenin edebiyat›m›zda bugünkü durumu hakk›nda neler diyeceksiniz? Gülmecenin giderek “muhalif” yan›n›n törpülendi¤ini, art›k suya sabuna dokunmayan, iktidar yanl›s› bir çizgi izlendi¤ini görüyoruz. Siz buna kat›l›yor musunuz? S›n›flar ortaya ç›kt›¤› andan itibaren, ezilenin, mazlumun bir silah› olan mizah, moda deyimlerle “küreselleflme ve globalizm” söylemlerine kurban gidip s›n›flararas› uzlaflma araçlar›ndan biri mi olmufltur? Sorunuza kesinlikle kat›l›yorum. Yok, politik gülmece bugün art›k yok. Karikatüre bir fley demiyorum, çizgiye bir fley demiyorum ama politik gülmece yap›t› siz biliyor musunuz? Öyle bir yap›t var m›? Politik gülmece yok bunun sebebi de bask›lardan korkuyorlar, gülmecenin flekli de¤iflti diyorlar. TV'lerdeki o yap›lan gülmece programlar›, ‹vedik, Gora gibi birçok saçma sapan proje sunuluyor ve insanlar ak›n ak›n içinde sanat olmayan bu filmleri dolduruyor. Hiç birinde sanat yok. Sanat› olmayan bir gülmece ç›kart›yorlar. Ben hep güldürerek düflündürdüm. Neye, niçin, niye güldü¤ünü bilmeli insan. Eskiden tiyatrolar vard›. Ali Poyrazo¤lu, Müflfik Kenter kurgular›nda gülmece vard›. Dervifl Süleyman gibi. oyunlar› da politikti. fiimdi art›k tiyatrolar da farkl›laflt›. Yat›yoruz fiekspir, kalk›yoruz fiekspir. Sinema da edebiyatt›r. Güzel sanatlar›n bir dal› koludur. Orada da yok gülmece. Eski filmleri düflünüyorum ben. Orhan Kemal’in Murtaza’s› bir filmdi. Müthifl gülmece unsurlar› tafl›yordu. Benim yaflam›mdan yap›lan Z›kk›m›n Kökü müthifl gülmece unsurlar› tafl›yan bir filmdi. Öyle filmler de yok flimdilerde. Cem Y›lmaz gibi bilmem kimlerin eline kalm›fl›z iflte. Gülmecenin rengini, kokusunu, tad›n›, her fleyini de¤ifltirdiler. Fakat flu var ki onlar öldü¤ü gün
kendileri yok. Ama bu politik gülmeceyi yazan, yaratan ve çizen; düflündürterek üreten herkes tarih boyunca unutulmayacakt›r. Örne¤in 30 y›l önce yazd›¤›m bir kitap bugün bile güncelli¤ini koruyor: Bizim Ay›lar Amerikal›lar› Çok Sever... Bak›n nas›l gerçek. O günlerden bugüne halen tap›yorlar. Siz Bilirsiniz Paflam ve Y›l S›f›r Darbe Haz›r. Bütün bunlar darbeler için yazd›¤›m kitaplard›. Darbe yapan askerlerden de korkmad›m, korkmam da. Kimselerden asla korkmam. Eflim benim ö¤retmendi, ayl›k al›rd›. Onun kiflili¤i ve ayl›¤› beni dimdik tuttu. Kimseye taviz vermedim. Çünkü eflimin dimdik arkamda oldu¤unu bilen bir insand›m o zaman. fiimdi de zaten taviz vermem. Vermiyorum da. Ama bugüne dek bu flekilde geldi Muzaffer ‹zgü. Aziz Nesin nas›l hat›rlan›yor? Muzaffer ‹zgü de hat›rlanacak, bütün içtenli¤imle inan›yorum buna. Çünkü ben do¤ru ifller yapt›m. Ben bütün görevimi de halen yapmaktay›m. Okul öncesi çocuklar› e¤itmeye bafll›yorum. Oradan bafll›yorum çocu¤a edebiyat› sevdirmeye. Gülmeli, güldürmeli, niye güldü¤ünün ay›r›m›na varmal› çocuk, ben bunu istiyorum. Gülmece dergilerini takip ediyor musunuz? Onlar›n mizah anlay›fllar›n› nas›l buluyorsunuz? Bildi¤im kadar›yla 13 tane kadar gülmece dergisi var. Kesinlikle iki tanesi d›fl›ndakileri takip etmiyorum onlar da belden afla¤›da. ‹kisini okuyorum, di¤erlerine bakm›yorum çizgiye bir fley demiyorum. Çizgi güzel ama hitap etmiyor. Gündemi meflgul edip insanlar›n kafas›n› öyle farkl› yönlere çekiyorlar ki yaflad›¤›m›z ülkede. Örne¤in bir futbol merak›. ‹nsanlar›n bütün enerjilerini, zaman›n› öyle çok al›yor ki. Sabah kad›n programlar›, ayr›lan, boflanan, dayak yiyen vb. Bize ne bunlardan, biz sosyal kurum muyuz? Çocuklar›n karfl›s›nda internet var. Toplumsal bir fley de¤il. Alternatif çok fazla çocu¤un karfl›s›nda. Çocuk okuru olmayan bir toplumun büyük okuru olmaz. Çocuk okuru yetifltirmiyoruz ki büyüyünce okusun. Okul da yok. Gülmece de bunlardan nasibini al›yor. Ama bundan 25 y›l önce, 30 y›l önce böyle de¤ildi. Benim kitaplar›m›n geçmiflteki bask›s›ndan biliyorum. “Z›kk›m›n Kökü” 20. bask›... “S›pa” 8. bask›... Eskiden çok okunurdu, flimdi gülmeceyi de¤ifltirince okuma kültürü de yok oluyor. Gülmece de bundan nasibini al›yor. Saçma fleylere gülüyoruz. Basit flakalara gülüyoruz. Aç›kças› basitlefliyoruz. Ben en çok haberlere gülüyorum, politikac›lar›n yalanlar›na. Birçok insan inan›yor onlar›n dedi¤ine. Bense onlar›n nas›l bir yalan uydurduklar›n› bildi¤im için hallerine gülüyorum...
ESERLER‹NDEN B‹R BÖLÜMÜ ÖYKÜ-M‹ZAH: Bando Tak›m› (1975) Donumdaki Para (1977) Deliye Her Gün Bayram (1980) Sen Kim Hovardal›k Kim (1980) Her Eve Bir Karakol (1980) Devlet Baban›n Tonton Çocu¤u (1981) Lüplüp Makinesi (1982) Kasaban›n Yar›s› (1982 0 ROMAN: Gecekondu (1970) ‹lyas Efendi (1971) Halo Day› (1973) OYUN: Karadüzen (1971) ‹nsaniyettin (1972) Reçetesi Peçete (1974) Utanm›yorum Üflüyorum (1975) ÇOCUK K‹TAPLARI: Bülbül Düdük (Çocuk roman›, 1980) Ekmek Paras› (1979) Çizmeli Osman (1980) Pazar Kufllar› (1980) Uctu Uçtu Ali Uçtu (1980) ÖDÜLLER‹: 1977 Nasrettin Hoca Gülmece Öykü Yar›flmas›’nda üçüncülük, "H›d›r Baba" öyküsüyle 1977 Milliyet Sanat Dergisi Gülmece Öyküsü Yar›flmas›’nde ikincilik, "Anayasa Hangi Anayasa" öyküsüyle 1978 Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü, Donumdaki Para ile 1980 Bulgaristan Alt›n Kirpi Gülmece Ödülü, Bülbül Düdük ile J
Okul okul gezinmek suretiyle çocuklara kitap sevgisi afl›lamay› kendine amaç edinmifl; tam bir halk ayd›n› olan, bizden biri olan Muzaffer ‹zgü’ye bu güzel sohbet için teflekür ediyor, ayr›l›yoruz yan›ndan.
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 47
izlenim izlenim
lübnan’da buruk filistin ezgisi filiz tanya
Ne zaman bir harita görsem Orta Do¤u’nun keskin s›n›rlar›na bakar›m. Bize hem çok yak›n, hem çok uzak topraklar. Dünyada ne çok yer var bilmedi¤imiz. Dünyada ne kadar çok insan var hiç görmedi¤imiz. Her gün Orta Do¤u’dan haberler izliyoruz. Adeta evimize canl› yay›n yap›l›yor ama nas›l bir yer acaba demekten alam›yorum kendimi.
48 | TAVIR | TEMMUZ 2010
Bir foto¤rafç› arkadafl›m foto¤raf çekmeye Lübnan’a gideceklerini söylüyor. Kafamdaki sorulara yan›t bulmak için ben de kat›l›yorum onlara. Grupla Antep’te bulufluyoruz. Arkadafl›m d›fl›nda hepsi yabanc›. Baz›lar› birbirlerini tan›yor, baz›lar› foto¤rafla ilgilenmiyor, gezmek için orada ama herkes ayn› fleyi merak ediyor san›r›m. Peki, ben neyi merak ediyorum? (O anda bunu çok bilmiyor-
dum, çünkü gördü¤ümde bilecektim neyi merak etti¤imi.)
tates ve çoluk çocuk dolu.
Programda, Sayda flehrinde Filistin direniflinin örgütlendi¤i, mülteci kamplar›n›n kalbi say›lan Ayn El Hilve kamp› var. Beni çekenlerden biri de bu. Kampta ne görmeyi bekliyorum, bilmiyorum. Filistinliler, Araplar, mülteciler, vaat edilen topraklar... Bunlar›n hepsi sürekli duydu¤umuz fleyler ama bazen duymak, bilmek yetmiyor insana. Belki de bilmek anlamaya yetmiyor. Yüre¤im hep baflka bir yerlerde, her yer de, tüm dünya topraklar›nda ve insanlar›nda. ‹flte bu yüzden hep yollarda olmak istiyorum.
Ne zaman bu kadar çok patates görsem savafllar gelir akl›ma. ‹kinci Paylafl›m Savafl› s›ras›nda insanlar hafllanm›fl patatesle kar›nlar›n› doyurmufllar. O döneme dair okudu¤um romanlarda hep yemeklerde patates vard›r. Burada da bu kadar çok patatesi görünce akl›ma Orta Do¤u’da hiç bitmeyen savafllar geldi.
Grupla otobüste kaynaflmaya bafll›yoruz. Herkes iyi foto¤rafç›, ellerinde makineler, objektif setleri. Bir görüntü yakalad›lar m›, av›n bafl›na üflüflmüfl avc›lara benziyorlar. Ben de zaman zaman makinemle onlar›n bu heyecan›n› görüntülüyorum. Suriye üzerinden Lübnan’a geçece¤iz. Bu yolculuk s›ras›nda bir gece Halep’te konaklay›p ertesi gün Lübnan’a girece¤iz. Suriye s›n›r›nda uzun ve s›k›c› ifllemlerden geçtikten k›sa bir süre sonra Halep’e do¤ru yollara düflüyoruz. Halep’te çok güzel bir otelde geceliyor, ertesi sabah erkenden Lübnan’a do¤ru hareket ediyoruz. Manzaram›z Suriye’nin çöl görüntülerinden s›yr›l›p yeflillenmeye bafll›yor. Herkesin gözü pencerelerde. Hiç bilmedi¤imiz bir co¤rafyada ilerliyoruz bu yüzden hiçbir kareyi kaç›rmak istemiyoruz. Lübnan-Suriye s›n›r› sakin gibi görünüyor ama ifllemlerimiz çok uzun sürüyor; tam 4 saat s›n›rda bekliyoruz. Suriye’den ç›karken pasaportumuza ç›kt› mührü vuruluyor. Bir tampon bölge geçiliyor, Lübnan kap›s›na geldi¤imizde ise girdi mührü vuruluyor. S›n›r kap›s›ndakiler çok ehli keyif, hiç acele etmiyor canlar›n› s›km›yorlar. S›n›r kap›s›nda bizi, Lübnan’da efllik edecek rehberimiz karfl›l›yor. Lübnan’a Debouseih s›n›r kap›s›ndan girifl yap›yoruz. S›n›r› geçtik diye mi bilmem ama her fley de¤iflik gelmeye bafll›yor, etrafta yeflillikler, a¤açlar görülmeye bafll›yor. Suriye’nin sararm›fl topraklar›ndan sonra buras› bir vaha gibi görünüyor gözümüze. Yol kenar›nda çad›rlar var. Çingene çad›rlar›na benziyor. Biz durmak istiyoruz ama rehberimiz bunun do¤ru olmad›¤›n›, bu insanlar› tan›mad›¤›n›, bunlar›n aras›nda her türlü insan olabilece¤ini söylüyor. Yan›mda oturan yol arkadafl›m "Ne var ki bunda?" diyor. Israrla durmak isteyen gruba engel olam›yor rehber ama çok endiflelendi¤i belli. Bez çad›rlar›n önünde patates y›¤›nlar› var. Bunlar tar›m sektöründe çal›flan çok fakir insanlar. Bulundu¤umuz yer tar›m alanlar›n›n ortas›nda bir yer san›r›m, uzaktan seralar görülüyor. Etraf›m›zda mini bir çad›r kent var ama çok yoksul çad›rlar bunlar. Gördü¤ümüz çocuklar ve kad›nlar hep, erkekler tarlalarda olmal›. Genç k›zlar foto¤raf çektirmek için hevesli ama nereden ç›kt›¤›n› anlamad›¤›m›z adamlar foto¤rafa k›z›yor. Kad›nlar küçük çocuklar›n› gösteriyor çekmemiz için. Her yer pa-
Biz çad›r kentte yaflayanlar›n foto¤raflar›n› çekerken rehberimiz onlardan korkuyordu, onlarsa bizden. Galiba korku cumhuriyetinin s›n›rlar› içerisine giriyorduk. Lübnan, Lübnan Da¤lar› ile Anti Lübnan Da¤lar› aras›nda s›k›flm›fl, Akdeniz k›y›s›na do¤ru uzanm›fl bir ülke. Uzunlu¤u 270 km, eni de ortalama 90 km. Orta Do¤u’da tek kar ya¤an ülke o yüzden ad› da “karl› da¤” anlam›na geliyor. Lübnan’›n nesi ünlü diye sorarsan›z size herkes sedir a¤ac› diyecektir. Bayra¤›nda bile sedir a¤ac› vard›r. Lübnan Sediri, Lübnan Da¤lar›nda ve Toros Da¤lar›nda do¤al olarak yetiflen bir a¤açt›r. Gördü¤ünüz zaman mutlak tan›rs›n›z; k›sa ince ibreleri ve yayvan dallar› aras›nda okflar gökyüzünü. Dallar›n› sark›tm›flt›r dört bir yan›na sanki da¤lar›n› korumak ister gibi. Uygarl›¤a yön veren bir a¤aç oldu¤unu söyleyen kaynaklar bile var. Reçineli odunu sayesinde d›fl etmenlere uzun y›llar karfl› koyabilmesinden ötürü tarih boyunca inflaat sektöründe, ticarette çok kullan›lm›fl. Fenikelilerin ticarette bu kadar geliflebilmesinde Lübnan Da¤lar›ndaki sedir a¤açlar› rol oynam›flt›r. Zaman›n ticaret gemileri sedir a¤ac›ndan yap›ld›¤› gibi bu gemilerle bu a¤açlar baflka uygarl›klara da tafl›nm›fl. Günümüzde Lübnan da¤lar›nda da say›lar› çok azalm›flt›r. Lübnanl›lar sediri bayra¤›na simge olarak koyup sahip ç›kmaya çal›flm›fl ama bu sedir ormanlar›n› kurtarmaya yeter mi bilinmez. Beyrut’a yaklafl›rken, görülmesi gereken bir antik flehirde duruyoruz. Byblos antik flehrinin tarihinin 7000 y›l öncesine dayand›¤› tahmin ediliyor. Fenikelilerin büyük bir ticaret liman› olan Byblos zaman›nda papirüs ticaretine hâkim bir liman kentiymifl. Byblos, M.Ö. 3. ve 2. yüzy›llar aras›nda M›s›r firavunlar›n›n kontrolü alt›nda iken tüm Fenike sahilinin hem dini hem de ticari baflkentiymifl. Bugünkü modern Latin alfabesinin temeli olan ilk lineer alfabeyi de bulanlar Bibloslular olmufl. M.Ö. 2000 y›llar›nda M›s›r piramitleri'nin yap›m›nda kullan›lan sedir a¤açlar›n› M›s›r'a satarak ticarete bafllam›fllar ve Fenike’nin en önemli kenti olmufl. Bugün de hala görkemli kalesi ve deniz kenar›na kurulmufl antik kent görmeye de¤er. K›sa bir yolculuktan sonra do¤unun incisi Beyrut’tay›z. Beyrut deniz k›y›s›nda asl›n› inkar edercesine sal›n›yor. Bulundu¤u co¤rafyaya bak›nca gerçekten asl›n› inkâr eden bir flehir oldu¤unu düflünüyorsunuz. Oldukça modern kumarhaneler, e¤lence mekânlar›, befl y›ld›zl› oteller, lüks ma¤azalar, güzel han›mlar, beyler... flafl›p kal›yorsunuz. Biraz önce gördü¤ümüz patates toplayan insanlar neydi peki? Buras› neresi, biz nere-
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 49
deyiz diye bir soru beliriyor akl›m›zda ama bu soruyu gezi boyunca daha çok soraca¤›z... Beyrut’un ünlü Hamra Caddesi’nde ‹zmir kordon boyunu k›skand›racak güzellikte bir sahil var. Arap yar›madas›nda oldu¤umuza inanam›yorum. Ne kadar rahat bir ortam olsa da üzerimden atamad›¤›m bir tedirginli¤im var nedense. Sanki yalanc› bir gerçeklik içerisindeyim, aynadaki sanal görüntü gibi, bir fley olacak ve her fley bozulacakm›fl gibi bir hisse kap›l›yorum. Lübnan’da birçok kültür bir arada yafl›yor. H›ristiyan ve Müslüman nüfusun bafla bafl oldu¤u söyleniyor ama 1930’dan beri nüfus say›m› yap›lmam›fl. Bunun nedeni olarak da Müslüman nüfusun artmas›ndan dolay› H›ristiyanlar güçlerinin sars›lmas›n› istemiyormufl. Ülkede Marunîler (H›ristiyan Arap), Dürzîler, Sünniler ve fiiiler yafl›yor. H›ristiyanlar içerisinde Ortodoks Ermeniler de var. Beyrut’a bakt›¤›n›zda Marunîlerin etkisini görüyoruz. Parlamenter cumhuriyet rejimi ile idare edilen ülkede yönetimi de kendi aralar›nda paylaflm›fllar. Cumhurbaflkan› Marunîlerden, baflbakan Sünnilerden, baflbakan yard›mc›s› Dürzîlerden, meclis baflka-
50 | TAVIR | TEMMUZ 2010
n› ise fiiilerden seçiliyor. Dört y›lda bir yap›lan meclis seçimlerine denk geliyor gezimiz. Her yer seçim afiflleriyle dolu, ortam pek hareketli. Seçim bayraklar›ndan öte daha çok yabanc› ülke bayraklar›n› görüyoruz arabalarda ve evlerde. Rehberimize sordu¤umuzda önümüzdeki günlerde oynanacak Dünya Kupas› için herkes destekledikleri ülkelerin bayraklar›n› as›yormufl. ‹nanam›yorum; futbolu, hem de kendilerinin ortak olamayacaklar› bir futbol olay›n›, bu kadar önemsemelerini anlamakta güçlük çekiyorum. Futbolun bir afyon oldu¤unu söyleyenlere flimdi daha çok hak veriyorum. S›cak bir Akdeniz sabah›na uyand›ktan sonra bu verimli co¤rafyay› keflfe ç›kmak için sab›rs›zlan›yorum. Yolumuz do¤uya, UNESCO taraf›ndan koruma alt›na al›nm›fl Bekaa Vadisi’nde bulunan Baalbek antik kentine... Beyrut’un do¤usuna do¤ru gitmeye bafllad›¤›m›zda büyü bozulmaya bafll›yor. Gece gördü¤ümüz “rüya” bir anda bitiyor sanki.
2006 y›l›nda ‹srail taraf›ndan bombalanan k›s›mdan geçiyoruz. Buras› yo¤unlukla Müslümanlar›n yaflad›¤› bölge, “sol taraf›m›z fiatila Kamp›” diyor rehberimiz. Hepimiz birden o tarafa dönüyoruz. Foto¤raf birden de¤ifliyor. “fiu dia makinesini yöneten arkadafla söyleyin bu yanl›fl foto¤raf olmas›n” diyesi geliyor insan›n. Daha 5 dakika önce “Do¤unun Paris”i diye reklam› yap›lan kentte de¤il miydik? Binalar›n üzerinde hala savafl›n izlerini görmek mümkün. Refüjlerin ortas›ndaki direklerde yeflil levhalar›n üzerinde flehitlerin foto¤raflar› var. Bu görüntüler bize tarihi kanla yaz›lm›fl bir Orta Do¤u kentinde oldu¤umuzu belgeliyor. 84 km uzakl›ktaki Baalbek’e gitmek çok uzun zaman›m›z› al›yor. fiehirleraras› trafik yo¤un. Ülkede her flehrin giriflinde ve ç›k›fl›nda askeri kontrol noktalar› var. Buradaki beklemeler trafi¤i çok fazla aksat›yor ve zaman›m›z›n ço¤u yollarda geçiyor. Yolumuz Bekaa Vadisi’nin kenar›ndan geçiyor. Buras› Asi Nehri’nin do¤du¤u Lübnan Da¤lar› ve Anti Lübnan Da¤lar› aras›nda kalan, zaman›nda politik örgütlerin konuflland›¤›, Lübnan devletinin bile müdahale edemedi¤i bir yer. Ama flimdilerde oldukça sakinmifl, ülkenin en önemli tar›m yap›lan alanlar›ndan biri haline gelmifl. Buras› Dürzi’lerin yo¤un olarak yaflad›klar› bölge. Dürzîler uzun y›llardan beri Lübnan da¤›n›n güneyi ile Anti-Lübnan Da¤lar›n›n bat›s› aras›nda kalan; kuzeyde Beyrut’tan güneyde Sur’a ve Akdeniz k›y›lar›ndan fiam’a kadar uzanan bölgede oturmaktalar. Dürzi’lerin kökeni hakk›nda birçok görüfl bulunmakla birlikte, bunlar›n Fenikeliler ile ve özellikle Eski Ahit’te sözü edilen ve Süleyman Tap›na¤›’n›n yap›m› s›ras›nda Lübnan da¤lar›ndan kereste sa¤layan Saydal› iflçiler oldu¤u ileri sürülmektedir. Dürzîlik ‹slam kökenli Orta Do¤u tabanl› bir dini inanç toplulu¤udur. Bu dine inananlara Dürzî denir. Müslümanlar, Dürzîleri Müslüman olarak görmezler. Oysa Dürzîler kendilerini Müslüman olarak, hatta Müslümanlar›n en do¤ru inançl›s› biçiminde de¤erlendirirler. Kendilerini Muvahhidin (Tanr›n›n birli¤ine inananlar) olarak adland›r›rlar. Bununla birlikte inanç sistemleri d›fla kapal›d›r, kimseye inançlar› hakk›nda bilgi vermezler. Lübnan’da yaflayan Dürzi’ler, “‹lerici Sosyalist Parti” etraf›nda örgütlenmifllerdir. Liderleri Velid Bin Canbolat’t›r. Baalbek, Baal tanr›s›na tapanlar›n merkezi ve Bekaa eyaletinin en büyük Fenike flehriymifl. Daha sonra Yunanl›lar›n ve Romal›lar›n hâkimiyetine geçti¤inden, burada birçok uygarl›¤›n izini görmek mümkün. Günümüzde Baalbek'te harabe halinde üç adet tap›nak var. Bunlar Jüpiter, Baküs ve Venüs tap›naklar›. Bunlardan en büyü¤ü M.S. 3. yüzy›lda yap›lan Jüpiter Tap›na¤›’d›r. Fakat Baküs Tap›na¤› daha iyi korunmufl. Bu tap›na¤›n her biri 18 metre yükseklikte 46 sütunu hala ayakta. Gördü¤ünüzde etkilenmemeniz mümkün de¤il. Gördü¤üm antik kent-
ler içerisinde en iyi korunmufl olan yer diyebilirim. Antik kentteki Venüs Tap›na¤›, Jüpiter Tap›na¤› ve Baküs Tap›na¤› ile di¤er kal›nt›lar 2006 y›l›ndaki ‹srail bombard›man›ndan kaçanlar taraf›ndan s›¤›nak olarak kullan›lm›fl. Savafllar›n, y›k›mlar›n hiç bitmedi¤i bu topraklarda nas›l yerle bir olmadan bugüne kadar, bu kadar sa¤lam kalabilmifl anlamak zor. Gördüklerimizi kafam›z›n bir yerine koyarak yemyeflil bir manzaran›n eflli¤inde da¤lar›n tepesinden Beyrut’a do¤ru iniyoruz. Do¤u Beyrut’un zaman›n gerisinde yaflayan yoksul sokaklar›ndan ilerleyip, sanki zaman tünelinden “milenyum”u yaflayan di¤er taraf›na geçiyoruz. Harisa Tepesi, Beyrut’un en yüksek noktas›. Buraya teleferikle ç›k›yoruz, k›sa yolculu¤umuzda tüm Beyrut’u kufl bak›fl› seyrediyoruz. Tepede bir kule var, kulenin tepesinde de ellerini iki yana açm›fl Meryem Ana... Meryem Ana’n›n karfl›s›nda da Beyrut’un en büyük Marunî kilisesi… Meryem Ana en yüksek tepeden bak›yor, kardefl savafllar›n›n bitmedi¤i, do¤unun paylafl›lamayan topraklar›na. Harisa Tepesi’nden 2005 y›l›nda bir suikast sonucu öldürülen Refik Hariri’nin mezar›na gidiyoruz. Büyük bir meydanda Hariri için bir an›t ve bir cami yap›lm›fl. Mezar oldukça sade, büyük bir çad›r›n içinde çiçeklerle süslenmifl. Giriflinde kocaman bir foto¤raf› var. Ertesi gün büyük gün. Güneyde bulunan Sayda (Sidon) flehrine gidece¤iz. Buran›n önemi Lübnan’daki en büyük mülteci kamp› olan Ayn El Hilve’nin orada bulunmas›. Programa göre kamp› ziyaret edece¤iz ama tur organizasyonunda bir sorun yaflan›yor. Tur, bu kamp› programa koyup tüm gerekli izinleri alaca¤›n› söylemesine ra¤men izin hala ç›kmam›flt›. ‹znin yar›n orada al›naca¤› söylendi. Lübnan’dan ald›¤›m›z rehber, oran›n tehlikeli bir bölge oldu¤unu söyleyerek bizimle gelmek istemiyor. Beyrut’ta bize yard›m eden Filistin as›ll› yerel rehber bizimle gelecek. ‹srail devletinin kurulmas›yla yurtsuz kalan Filistinliler, Arap ülkelerine mülteci olarak gidip kamplarda yaflamaya bafllam›fllar. Filistinli mülteciler birçok Arap ülkesine da¤›lm›fl durumda. Arap ülkelerinde mülteci kamplar›nda yafl›yorlar. “Neden kanlar›n›n son damlas›na kadar savaflmay›p ülkelerini terk ettiler?” diyorum. Ald›¤›m cevap hiç yabanc› oldu¤um bir fley de¤ildi: “Etnik tecavüz”. “Filistinliler savaflabilirlerdi ama ‹srail ordusu savafltan öte kad›nlara ve çocuklara tecavüz ediyordu, bir halk her türlü zulümle mücadele eder fakat bununla savaflamaz” cevab›n› al›nca bir an donuyorum. Savafl›n en ma¤durlar› kad›nlar ve çocuklar... Bir halk› elini kana bulamadan topraklar›ndan kovman›n en alçakça yolu etnik tecavüz. Bu yöntemi daha önce emperyalistler ve onlar›n iflbirlikçileri çokça kullanm›fllard›. ‹flte Ortado¤u’da da Yahudiler, Müslümanlar› Filistin’den kovmak için tarihin belki de en i¤renç
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 51
“‹çimden biraz vicdan muhasebesi yap›yorum. Kendimi o insanlar›n yerine koyuyorum, ben kampta yaflasam, bir grup turist, Bat›l› vs. bizi ziyarete gelse, foto¤raf çekmek istese nas›l tepki verirdim?” yöntemini kullan›yor. ‹nsanlar’›n dinleri, dilleri kimlikleri hiç önemli de¤il; kötülük her yerde, hep ayn› ifltahla kendini gösteriyor. Lübnan’da yaklafl›k 500 bin kiflinin yaflad›¤› 12 adet mülteci kamp› bulunuyormufl. Sayda flehri, Filistinli mültecilerin en yo¤un bulundu¤u flehir. Bu flehirde yaklafl›k 130 bin mülteci yafl›yormufl. Ülkenin en büyük kamp› buradaki Ayn El Hilve Kamp›’nda yaklafl›k 70 bin Filistinli mültecinin yaflad›¤›, bunlar›n ço¤unun ‹slamc› militanlar oldu¤u belirtiliyor. ‹flte bu yüzden rehberimiz tedirgin. K›l›k k›yafetimizin çok aç›k olmamas›, üzerimizde abart›l›, dikkat çekici fleyler bulunmamas›n› söylüyor. Ertesi sabah heyecanla yollara düflüyoruz. Sayda, Beyrut’un 43 km güneyinde, antik bir kent. Kuruluflu M.Ö 5. yüzy›la dayan›yor. Ayn› zamanda Refik Hariri’nin memleketi olmas› dolay›s›yla da Lübnanl›lar için ayr› bir öneme sahip. K›sa bir yolculuktan sonra sanki küçük bir k›y› kabas›nday›z. Tipik bir Akdeniz flehri; sahilde bir kalesi, sar› tafltan evleri olan bir flehir bozmas› diyebilirsiniz. Sokaklarda seyyar sat›c›lar sebze-meyve sat›yor, sokak aralar›na dald›¤›m›zda asl›nda yoksullukla mücadele eden bir yer oldu¤unu anl›yorsunuz. Sokaklarda konufltu¤umuz insanlardan baz›lar› müslüman baz›lar› H›ristiyan. Burada birlikte yafl›yorlar; Türk oldu¤umuzu söyledi¤imizde büyük sevgi gösterileriyle karfl›lafl›yoruz. Kentteki evlerin aras›na araçla girmek mümkün de¤il, sokaklar çok dar. Yüzlerce y›l önce bu kenti kuran insanlar, afl›r› s›caktan korunmak için küçük pencereli, dar sokaklar› olan bir flehir düzeni kurmufllar. fiehrin bu eski k›sm›nda yaflam da yüzlerce y›l öncesinde oldu¤u gibi devam ediyor sanki. O yoksullu¤u, her fleyiyle hissediyorsunuz. Sokaklar adeta bir labirent. Hiç ev kap›s› göremiyoruz. Çok dar bir sokak görüyorum, yol arkadafl›ma “Bak burada dar bir yol var hadi nereye gidiyor bir bakal›m” dedim. Üstü aç›k bir tünelde giderken karfl›m›za ask›l› elbiseli bir k›z ç›kt›. Buras› onun evinin yoluymufl, bizi evine ça¤›rd›, gittik, Türk oldu¤umuzu söyleyince çok sevindiler. ‹lginçtir, yafll›s› genci birçok
52 | TAVIR | TEMMUZ 2010
olcay yoruz.
insan ‹ngilizce biliyor. Evlerin içi adeta bir depo gibi, ›fl›ks›z ve nemli, mekânlar küçücük. Küçük eyvanlar› var, san›r›m günlerinin ço¤unu ›fl›k alan bu eyvanlar›nda geçiriyorlar. Bizi evlerinde konuk etmek için çok ›srar ediyorlar. Vaktimiz olmad›¤›n›, arkadafllar›m›z›n bekledi¤ini söylesek de ikna edemiyoruz. Evde birlikte foto¤raflar çektiriyoruz. O s›rada bir kad›n geliyor, Frans›zm›fl, bize Frans›zca bilip bilmedi¤imizi soruyorlar. San›r›m kad›n da orada yafl›yor. Evin annesi bize dolaptan so¤uk karpuz kesiyor. Karpuzu oturup yeme¤e vaktimiz olmad›¤› için elimizde karpuz dilimiyle, dar sokaklardan geldi¤imiz yolu bulmaya çal›fl›-
uzun
Arkadafllar›m›zla buluflup Ayn El Hilve kamp›na do¤ru yol al›yoruz. Etraf›m›z muz bahçeleriyle çevriliyor bir ara. Çok k›sa bir yoldan sonra kamp›n kap›s›na geliyoruz. Buras› duvarlar ve tel örgülerle çevrili bir kamp. Otobüsümüzü biraz uzakta durdurup, Filistin as›ll› yerel rehberimiz, tur firmas›n›n görevlisi ve birkaç arkadafl›m›z kamp›n girifl kap›s›na izin almak için gidiyorlar. Heyecan içinde bekliyoruz. Biraz sonra geldiklerinde, bu kap›dakilerin bizi içeri almaya yetkilerinin olmad›¤›n›, ana kap›ya gidece¤imizi söylüyorlar. Duvarlar›n ard› s›ra ana kap›ya do¤ru gidiyoruz. Ana kap› askeri bir k›flla kap›s›na benziyor. Arkadafllar›m›z›n görüflmesi uzun sürüyor. Kamp› ziyaret için izin alamam›fllard›. ‹zin için herkesin pasaportlar›n›n renkli fotokopisini, bir vesikal›k foto¤raf ve kamptan bir Filistinlinin bize kefil olmas›n› istiyorlard›. Bu flartlar› yerine getirmemiz mümkün de¤ildi. Filistinli rehberimiz bir ay önce El Cezire televizyonunun bu kampta çekim yapt›¤›n›, yap›lan yay›nlardan sonra ‹srail’in, yay›ndan baz› görüntülerden yola ç›karak içerideki önemli örgüt liderlerinden birinin yerini tespit edip, roket sald›r›s›yla öldürdü¤ünü söylüyor. ‹flte bu yüzden art›k içeriye girebilmek çok zor. Ayn El Hilve Kamp›, 1948 y›l›nda Arap-‹srail savafllar›ndan sonra Uluslararas› K›z›lhaç Örgütü taraf›ndan Filistinli mülteciler için kurulmufl. Lübnan askeri kontrol noktalar›yla çevrili olan kamp Filistin direniflinin kalbi olarak biliniyor. Radikal ‹slamc› örgütlerin merkezleri bu kamp oldu¤u için s›k s›k kamp içinde de çat›flmalar yaflan›yormufl. Lübnan ordusu bile kamp›n içlerine girmekte zorlan›yormufl. Bu çat›flmalardan kampta yaflayan sivil halk da rahats›z oluyormufl. Yani savafl›n bitmedi¤i yer... Hepimiz biraz üzgün ayr›l›yoruz, rehberimiz bizi teselli edercesine, “Sizi, kamp› tepeden görebilece¤iniz çok güzel bir tepeye götürece¤im” diyor. Tepede bir kilise, bir mezarl›k ve bir kule var. Kulenin tepesinde ise ellerini afla¤›ya do¤ru iki yana açm›fl Meryem Ana... Kuleye, dönen merdivenlerden ç›k›p afla¤›daki kampa bak›yorum. Kamp›n bir taraf› mavi Akdeniz, arada yemyeflil muz bahçeleri, di¤er tarafta ise yemyeflil, verim-
li vadiler... Kamp ise içinde bir a¤aç bile görülmeyen üst üste dizilmifl küçük tafl y›¤›nlar›n›n preslenmifl hali gibi. Günlerden cuma, kamptaki camilerden sesler yükseliyor. Her birinden ayr› sesler yükseliyor. Hocalar cuma vaaz› veriyor, kim bilir neler söylüyorlar. Meryem Ana’n›n kollar› alt›nda anlamad›¤›m sesleri dinliyor, uzaktan görünen mülteci yerleflkesini izliyorum. Meryem Ana onlara do¤ru kollar›n› açm›fl sanki merhamet da¤›tmak ister gibi ama bir taraftan da çaresiz (gibi)… Nas›l bakarsa, öyle alg›l›yor insan. Bu topraklardaki kardefl kavgas›n› bitirmeye Meryem’in merhameti bile yetersiz. Meryem onlar›, duyuyor ve görüyor, herkes Meryem’e yüz sürmeye geliyor ama kimse Meryem’i dinlemiyor. Rehberimiz programda hemen revizyona gidiyor ve bizi bir gün önce yan›ndan geçti¤imiz Do¤u Beyrut’taki fiatila Kamp›’na götürüp b›rakaca¤›n› söylüyor. ‹çimden biraz vicdan muhasebesi yap›yorum. Kendimi o insanlar›n yerine koyuyorum, ben kampta yaflasam, bir grup turist, Bat›l› vs. bizi ziyarete gelse, foto¤raf çekmek istese nas›l tepki verirdim? fiatila duvarlar ve tel örgülerle çevrili bir kamp de¤il. Beyrut’un içinde bir arka mahalle gibi. Önemi de y›llar önce yaflanan katliamdan geliyor. 1982 y›l›nda Londra’da ‹srail büyükelçisi öldürülmüfltür ve ‹srail bu eylemi, Yaser Arafat'›n liderli¤ini üstlendi¤i Filistin Kurtulufl Örgütü'ne ba¤l› "teröristlerin" yapt›¤›n› iddia eder. ‹srail 15 Eylül 1982’de Beyrut’u iflgal eder. Dönemin Savunma Bakan› Ariel fiaron’dur, bu katliamdan sonra “Beyrut Kasab›” diye an›l›r. Bir anlaflmaya var›rlar; FKÖ Beyrut’u terk ederse, ‹srail de iflgali sonland›racakt›. Filistin Kurtulufl Örgütü, "Uluslararas› koruma alt›na" al›nm›fl Beyrut'u, silahs›z ailelerini geride b›rakarak çekilir. Fakat ‹srail sözünde durmaz; FKÖ flehri terk edince ‹srail, flehirde ya¤maya bafllar, bunlardan en kanl›s› fiatila Kamp›’nda yap›l›r. ‹srail Savunma Bakan› Ariel fiaron 2000 silahl› "teröristin" Sabra ve fiatila kamplar›nda oldu¤unu duyurur. 16 Eylül günü ‹srail, fiatila’y› kuflat›r, Falanjistleri (afl›r› sa¤c› H›ristiyan milisler) kamp›n girifline getirirler, anlaflma yap›l›r, Falanjistler kamptaki “teröristleri” temizleyecek, ‹srail askerleri
onlar› koruyacakt›r. Gece ile birlikte milisler kampa girer ve 2 gün boyunca ak›l almaz bir katliam yaparlar, binlerce kifli öldürülür, parçalan›r, çukurlara doldurulur. fiatila’ya girdi¤imizde biraz tedirginiz, bir önceki kampta yaflad›¤›m›z deneyim bizi biraz ürküttü. Temkinli dolafl›yoruz. Burada duvarlar yok, bir varofl mahallesi görünümünde. Sokaklar darac›k, ecifl-bücüfl binalar, duvarlar yaz›lar, iflaretlerle, direkler afifllerle dolu. Burada birçok grup bir arada yafl›yor. fiii Emel örgütü, FKÖ, Hizbullah, Hamas, El Fetih, yoksul Lübnanl›lar... herkes burada. Mahalleler aras›nda görünmez s›n›rlar var, biz bunu ilk baflta anlayamad›k, duvarlardaki iflaretler anlayana mesaj veriyor asl›nda. Çocuklar bile bir di¤erinin bölgesine geçmiyor. Duvar›n birinde Alman bayra¤› görüyoruz, burada bile dünya kupas› heyecan›n›, futbol fanatizmi görmek beni flafl›rt›yor. Sokaklar bana Diyarbak›r Sur ‹çi Mahallesini an›msat›yor biraz ama burada zafer iflareti yapmak serbest. Bizi selamlayanlara zafer iflareti yap›yoruz. Bir bakkala giriyoruz, sohbet ediyoruz, Türkleri çok sevdiklerini söylüyor ve duvardaki Hz. Ali resmini gösteriyorlar. O yoksullu¤a ve k›tl›¤a ra¤men ›srarla bize meyve suyu ikram ediyor para vermek istedi¤imizde ise reddediyorlar. Peflimizdeki çocuklar giderek ço¤al›yor. Foto¤raf çektirmek
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 53
istiyorlar, hepsi ayn› kareye doluflmak için üst üste y›¤›l›yor adeta. Küçük bir o¤lan, üzerinde afifller olan bir duvar›n önünde zafer iflareti yaparak poz veriyor. O s›rada ondan birkaç yafl büyük abi, bir komutan edas›yla gelip olaya el koyuyor. Çocuklara k›zarak onlar› da¤›t›yor. Burada gördü¤ümüz çocuklar, yafllar›ndan çok daha büyük asl›nda. Baz›lar› ellerini silah gibi do¤rultup poz veriyor. Bir mülteci kamp›nda çocuk olman›n yazg›s› bu galiba. Kampa girmifl yabanc› insanlar› görenler yo¤un bir ilgi gösteriyor. Kad›nlar›n baz›lar› foto¤raf çektirmekten çekinmiyor. Kampta ço¤unlukla kad›nlar, çocuklar ve yafll›lar çarp›yor gözümüze. Bir aile bizi evlerine davet ediyor. Önce biraz tereddüt ediyoruz ama sonra birkaç kifli birlikte evin giriflindeki küçük aral›kta ev sahipleriyle birlikte sohbete bafll›yoruz. Evde iki kad›n, yafll› bir dede ve bir delikanl› var. Bize önce meyve suyu ikram ediyorlar. Israrla hay›r dememize ra¤men bizim için çay demliyorlar. Kamptaki birçok insan ‹ngilizce biliyor. Evin delikanl›s› üniversiteye gidiyor. “Bir Filistinli olarak çal›flmak istiyorsak baflka hiçbir flans›m›z yok” diyor. Dostlukla doldurulmufl çaylar›m›z› içiyoruz. Burada Türklerin çok sevildi¤ini, yabanc› olsayd›k kampa giremeyece¤imizi söylüyorlar. Sokaklarda Türkiye’den yard›m gemilerinin Filistinliler için yola ç›kt›¤›ndan bahsediyorlar. Dükkânlardaki televizyonlarda bu haber takip ediliyor. Herkes bundan dolay› çok mutlu. Heyecanl› biri bekleyifl var. Bu gemilere çok daha farkl› bir gözle bak›yorlar, bir yard›m gemisinden öte bir fley onlar için. Hepimiz zafer iflareti yap›yoruz. Bir teyzeye “merhaba Turkish” dedim, kad›n sadece bu iki kelime u¤runa sar›ld› öptü beni... Sanki k›rk y›ll›k dostunu görmüfltü, Arapça bir sürü fley söyledi, ellerimizden tuttuk birbirimizin. Gözlerimizin içine bakt›k, anlad›k sanki dertlerimizi. Biz herkese Türk ve Müslüman oldu¤umuzu söyleyerek dolaflmaya devam ederken bir genç taraf›ndan durduruluyoruz. Burada dolaflamayaca¤›m›z› söylüyor. Bizi al›p uzakta bir dükkâna götürüyor. O bölgenin sorumlusuna götürdü¤ünü düflünüyoruz, bize efllik edecek birisini falan verir diye ama sadece “Buradan gidin, buras› sizin için tehlikeli” dediler. Girdi¤imiz s›radan bir dükkând›, adamlar›n dedi¤ini çok önemsemedik ve tekrar sokaklara dald›k. Çok ilerlememifltik ki, 3 motosikletli adam motorlar›n› önümüze k›rarak bizi durdurdular. Orada ne arad›¤›m›z›, niye geldi¤imizi vs. bir sürü soru sordular. Foto¤raf makinelerimizi al›p çektiklerimize bakt›lar. Ben ve di¤er arkadafllar›m›z o s›rada baya¤› bir ter döktük. “Bu ald›klar› bir güvenlik önlemidir, onlar da hakl› kendilerini korumak için bunu yapmak zorundad›rlar” diye düflünüp kendimi rahatlatmaya çal›fl›yorum. Adamlar bize tamam gezebilirsiniz deyip gittiler ama peflimizde bir sürü çocuk gelmeye, ara s›ra yan›m›zdan motorlular geçip gitmeye bafllam›flt›.
54 | TAVIR | TEMMUZ 2010
Beyrut’un meflhur Down Town Meydan›’nda iniyoruz. Buras› geçmiflte H›ristiyan ve Müslümanlar›n çat›flt›¤› bölge imifl. fiimdi tüm girifllerinde asker kontrolü var, hatta meydandaki saat kulesinin alt›nda bile sürekli duran iki asker var. Buras›n›n biraz önce bulundu¤umuz bir yerle hiç alakas› yok. Binalar, sokaklar, fl›k kafeler, meydanlar... Beyrut flehrinde s›n›fsal ayr›flmalar çok keskin hatlarla ortada. fiehrin içerisinde o kampta gördü¤ümüz insanlara hiç rastlam›yoruz, ya kamptan ç›kmalar› yasak, ya da yaz›l› olmayan yasaklar var. Bir taraf açl›k sefalet ve savaflla iç içe yaflarken, hemen diplerindeki di¤er insanlar onlar yokmufl gibi yaflamaya devam ediyorlar. fiehirde kald›¤›m›z otelde de gördü¤ümüz fley, hizmet sektöründe Afrika kökenli insanlar›n çal›fl›yor olmas›. Tipik bir sömürgen Avrupa flehrindeki gibi. Asl›nda buradaki bar›fl ortam› öyle göründü¤ü gibi güllük gülistanl›k de¤il, pamuk ipli¤ine ba¤l›. Bir arkadafl›m›z “korkulu bar›fl yafl›yorlar” diye özetledi. Öylesine do¤ru bir tesbit ki. O lüks evlerin bahçeleri asker taraf›ndan korunuyor. Her cadde bafl›nda, her sokak aras›nda askere rastl›yorsunuz, hep tetikte yaflan›yor burada. Lübnan devleti mülteci kamplar›ndaki afl›r› ‹slamc› örgütlenmelerden rahats›zl›k duyuyor, zaman zaman aralar›nda çat›flmalar yaflan›yor. Otele vard›¤›m›zda di¤er arkadafllar›m›z› görüyoruz. Herkes ayr› bir macera yaflam›fl. Baz› arkadafllar›m›z›n pasaportlar›na bak›lm›fl, baz›lar› bir görevli sivil eflli¤inde, baz›s› da silahl› bir asker eflli¤inde dolaflm›fl kamp›. Ama hepsi de iyi karfl›lanm›fl, fiatila Katliam›’nda ölenlerin gömüldükleri çukurun oldu¤u yere gidenler bile olmufl. Bir arkadafl›m anlatt›, kampta görüp konufltuklar› bir kad›n “Bu k›zlara yaz›k, bunlar› al›p götürün buradan, burada her gün kardefl kardefli öldürüyor, gidin buradan” demifl. Çok ürkmüfller ama herkes sa¤ salim dönmüfltü. O akflam yeme¤i sessiz bir yemek oldu. Hepimizin yaflad›klar›m›z› hazmedebilmesi için biraz zamana ihtiyac› vard›. Kafalar›m›z kar›flm›flt›. ‹srail öldürüyor, insanlar› topraklar›ndan kovuyor, kovulan insanlar gittikleri yerlerde pres yap›l›r gibi kamplara yerlefltiriliyor. Orada da birbirleriyle kavga ediyorlard›. Türkiye’den kalkan yard›m gemileri dümenlerini güneye k›rm›flken, biz s›cak ve nemli bir sabahta “yol gidene yak›fl›r” diyerek, kuzeye do¤ru çeviriyoruz dümenimizi. Burada o kadar çok fley gördük ki. Gerçi görmek anlamaya yeter mi bilinmez ama belki bizi düflünmeye iter. Bundan sonra bu bölgeden gelen haberleri daha farkl› bir duyarl›l›kla dinleyece¤imiz kesin. Gerçi biz birkaç sat›rl›k haberler dinleyece¤iz ama orada her günü kanla ac›yla savaflla bir ortado¤u tarihi yaz›l›p sürecek. Emperyalistlerin kanl› oyunlar› halklar taraf›ndan bitirilinceye dek.J
biyografi biyografi
~
yüregi hep halkla birlikte atan bir ayd›n: as›m bezirci asiye sercan
Saz›n, sözün, dilin, sevdan›n, özgürlü¤ü yazan kalemin tutufltu¤u aylardan birindeyiz yine. Temmuz ay›nday›z. Ac›s› yüre¤imizde taze, s›cakl›¤› hala tenimizde olan bir tarihtir 2 Temmuz 1993... Bizlere bu halk›n çocuklar› olmay› ö¤reten, bu topraklar›n türküleriyle, fliirleriyle seslenen, bu topraklar›n tozuna çamuruna bulana bulana gerçekleri yazmaktan bir ad›m geri atmayan 35 can›m›z› yitirdi¤imiz tarih… fiimdilerde, ayd›n›m diye geçinen, sanatç›y›m diye ortal›kta dolanan, iktidar›n aç›l›m ninnilerine kula¤›n› dayam›fl sözde ayd›nlar›n-sanatç›lar›n tersine, sistemle uzlaflmaz, halktan yana, onu ileriye tafl›may› hedefleyen, bu u¤urda yaflayan 35 ayd›n›, sanatç›y› yitirdi¤imiz tarih… As›m Bezirci de, orada, Sivas’ta yitirdi¤imiz, bu ülkenin önemli ayd›nlar›ndand›. As›m Bezirci, bir elefltirmen, bir edebiyat adam›d›r. Dostu dost bilip do¤ru yolda gitmesini sa¤lamak için en ac›mas›z flekilde elefltiren, düflmana ise kap›lar›n› sonuna kadar kapayan, burjuva sanat›n›n karfl›s›na halk›n sanat›n› koyan bir edebiyat adam›d›r. Bir halk ayd›n›, kendi deyimiyle bir halk çocu¤udur. As›m Bezirci, 1927 y›l›nda Erzincan’da do¤ar. Babas› bir demiryolu iflçisidir. 11 kardefli de ölen As›m Bezirci ailenin tek çocu¤u olarak kal›r. ‹lkokulu Erzincan’da okur. Küçük yaflta yaflad›¤› Erzincan depremi onu çok etkiler. Ortaokulu Erzurum’da yat›l› okumak zorunda kal›r. ‹lk yaz›s›n›, yaflad›¤› büyük depremle ilgili yazan Bezirci küçük yaflta okumaya bafllar. ‹lkokuldayken halk hikâyelerine merak salar. Ortaokulda Kara-
cao¤lan, Emrah, Dertli gibi ozanlar› okur. 16 yafl›nda “Bir Gecenin Serab›” ad›nda öykü türünde ilk denemesini yazar. Bu yaz›s› Erzurum Gazetesi’nde yay›nlan›r. Yaz›n yaflam›na öykü ile bafllayan Bezirci, daha sonra fliir yazmaya bafllar. Ancak hiçbir zaman fliirlerini yay›mlamayacakt›r. O, fliiri kendisi için yazar. Ortaokul dönemlerinde daha çok romantik yazarlar› okuyan Bezirci, lise y›llar›nda gerçekçi flairler ve yazarlarla tan›flmaya bafllar. 1946’da ‹stanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyat› Bölümü’ne giren Bezirci, giderek sosyalist düflüncelerle tan›flmaya bafllar. Bu dönüflümünü flöyle ifade eder: “Gerek s›n›fsal kökenim, gerek çekti¤im s›k›nt›lar, gerek toplumda gördü¤üm çeliflkiler, gerekse de okudu¤um kitaplar yavafl yavafl beni sosyalizme yöneltti.” Üniversitede maddi olarak kötü günler yaflayan Bezirci, ö¤lenleri K›z›lay afl oca¤›nca yemek yiyerek, yazlar› ise su satarak geçimini sa¤lamaya çal›fl›r. Üniversiteyi bitirdi¤i y›llar Demokrat Parti’nin iktidarda oldu¤u y›llard›r. Bu y›llarda As›m Bezirci, Türkiye Sosyalist Partisi’ne üye olur. Partinin gazetesi olan Gerçek gazetesinde f›kra, çeviri, inceleme ve röportajlar› yay›nlanmaya bafllar. Bu yaz›larda kendi imzas›n› kullanmaz. “A. Toplumcu” imzas›n› kullan›r. Ancak DP’nin bask›lar› onu rahat b›rakmaz. “Çal›flmak” yaz›s›ndan dolay› tutuklan›r ve bir buçuk ay yatar. Bir süre sonra Gerçek
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 55
“(...) As›m Bey çok cesur muydu, de¤ildi. Bazen korkard›, bazen ürkerdi. Ama bize flunu ö¤retmiflti, her dakika yumru¤unu havaya kald›rmak ve ba¤›rmak kahramanl›k de¤il. Bazen insan korkabilir de ama gerekti¤i yerde kahramanl›ktan kaçmak da alçakl›¤›n, hainli¤in ta kendisidir. Sivas’ta etraf› gericiler sard›¤›nda baflbakan yard›mc›s› Erdal ‹nönü’ye telefon etmek, ya da bakanlardan Tansu Çiller gericili¤inden medet ummak yerine, As›m Bey, dural›m, direnelim, dövüflelim önerisini getirmifltir.”
gazetesi kapat›l›r. ‹ki y›l sonra yani 1952’de As›m Bezirci ve SP’nin di¤er yöneticilerinden toplam 16 kifli tutuklan›r. 6 ay Sultanahmet Hapishanesi’nde kal›rlar.
ti¤in etkisinde yaz›lar yaz›larak, oyunlar oynanarak muhalefet yap›lmaya çal›fl›l›r. Ancak, burjuva esteti¤inin d›fl›na ç›kamayacak eserlerdir bunlar.
Hapisten ç›kt›ktan sonra ifl arayan Bezirci bir laboratuarda memur olarak çal›flmaya bafllar. Hiç sevmedi¤i bu iflte emekli olaca¤› 1978 y›l›na kadar çal›flmak zorunda kal›r. Ancak bu arada okumaya araflt›rmaya hiç ara vermez. Bir taraftan Frans›zca ö¤renip çeviriler yapmaya çal›fl›rken öbür taraftan dönemin birçok dergi ve gazetesinde de¤iflik isimlerle elefltiri ve inceleme yaz›lar› yazar. Bu arada 1956 6-7 Eylül olaylar›ndan dolay› tekrar tutuklan›r ve 6 ay yatar. Bu dönemde içeri al›nanlar aras›nda Aziz Nesin, Hasan ‹zzettin Dinamo, Mustafa Börklüce, Kemal Tahir gibi isimler de vard›r.
Bezirci, buna karfl› büyük bir savafl açarak ülkenin önemli iki yazar›n›, öykücü Adnan Özyalç›ner’i ve flair Kemal Özer’i bu yaklafl›mdan çekip ç›kararak onlar›n toplumcu sanata yönelmelerinde büyük bir etki gösterir. Yay›lmaya çal›fl›lan bu estetikle, burjuva esteti¤i ile cepheden savafl›r, onunla hesaplafl›r ve asla ona teslim olmaz. Bezirci, sanatta esas savafl›lmas› gerekenin burjuva dünya görüflü, ondan da öteye burjuva esteti¤i oldu¤unu çok aç›kça ortaya koyan ve saf›n› seçen bir ayd›nd›r. Burjuva esteti¤inin uyutucu, dondurucu ve insan› bofl düfllere sürükleyici yan›n› mahkûm eder. Bunun yerine, dünyan›n de¤iflmesi gerekti¤ini, de¤iflebilirli¤ini ve bu de¤iflmenin insanda yarataca¤› de¤iflimi vurgulayan eserler üretir.
1950’li y›llarda birçok tutsakl›k yaflayan Bezirci yazmaktan asla vazgeçmez. Bu y›llar, II. Paylafl›m Savafl›’n›n etkilerini tüm dünyada gösterdi¤i y›llard›r. Burjuvazi sistemi çökmeye ve halk›n sosyalizme olan inanc› giderek büyümeye bafllar. Savafl›n yaratt›¤› büyük tahribat, milyonlarca insan›n ölmesi sonucu, savunulacak herhangi bir burjuva de¤eri kalmaz. Burjuva estetikçileri, burjuva düflünürleri ve burjuva sanatç›lar›n›n tepeden afla¤› karamsarl›k yayd›¤› bir dönemdir bu. Bireyi kendi iç dünyas›yla meflgul eden, bunal›ma sürükleyen, hiçbir fleyin geliflmedi¤i her fleyin sürekli kaos içinde oldu¤u bir anlay›fl, bir sanat yay›lmaya çal›fl›l›r. Bütün Avrupa’y› kaplayan bu estetik yaklafl›m Türkiye’deki ayd›nlarda da etkisini gösterir. Bu este-
56 | TAVIR |TEMMUZ 2010
As›m Bezirci yenilik için yenili¤i ve biçimcili¤i elefltirir. fiiirde yenilik yapt›¤›n› ve fliire farkl› bir biçim getirdi¤ini savunan ‹kinci Yeni fliir ak›m›n›n gerçekte yenici bir ak›m olmad›¤›n› ortaya koyar. ‹kinci Yeni’nin, toplumdan, insan›n sorunlar›ndan kaçt›¤›n›, gerçeklerden koptu¤unu, giderek özünü yitirmesi sonucu yaln›zlaflt›¤›n› ve bunal›ma sürüklendi¤ini söyler. 1960’l› y›llarda Türkiye’de yükselen emek mücadelesinde yine saf›n› net olarak ortaya koyar Bezirci. De¤iflimi savunan, yeni insan› ortaya koyan eserler yazmaya koyulur. 1960 y›l›nda Dost
dergisinde aç›klama yaparak kendi ad›n› kullanmaya bafllayan Bezirci 1961 y›l›nda ilk kitab› “Çok Kap›l› Oda”y› ç›kar›r. Bu dönem, dünyada edebiyat, sanat alan›nda neler olup bitti¤ini araflt›rmaya koyulur. Alman yazar› Bertolt Brecht’in estetik yaklafl›m› ile karfl›lafl›r ve araflt›rmaya bafllar. Bu estetik de burjuva esteti¤ini mahkûm eder, burjuva esteti¤i ile aç›k bir hesaplaflmaya giriflir. Ad›na “katharsis” denilen ve burjuva esteti¤inin ana can damar› olan, izleyiciyi var olan sosyal birikiminden ar›nd›ran, insan›n zihnini boflaltan bu esteti¤e karfl› ç›kar. As›m Bezirci ve Brecht, kötülüklerin toplumsal maddi temelini aç›k bir flekilde ortaya koyan bir esteti¤i yani devrimci esteti¤i savunur. Bezirci daha sonra Brecht’in Halk›n Ekme¤i adl› fliir kitab›n› A. Kadir ile birlikte çevirecek, kitap toplat›lacak ve Bezirci kovuflturmaya u¤rayacakt›r. As›m Bezirci’nin burjuva esteti¤ine açt›¤› savafl› Hasan ‹zzettin Dinamo flöyle anlat›r: “(…) As›m Bezirci’nin gerek küçük burjuvan›n bireyci sanat e¤ilimlerine, gerekse toplumcu yazar, flair ve elefltirmenlerin sapt›r›c›, yan›lt›c›, gölgeleyici edebiyat ürünlerine sald›rmaktan biricik amac›, emekçi halk›n karalanan, kenara itilen gerçekçi sanatç›lar›na yolu açmakt›r, onlar› yan›lg›lardan korumak, eksikliklerini gidermelerine yard›m etmektir. Bu yüzden onun elefltiri çabas› yap›c›d›r.” Burjuva esteti¤ini edebiyat alan›ndan silmeye çal›flan Bezirci bir taraftan elefltiri-inceleme yaz›lar› yazarken, öbür taraftan bunlar› basit bir dille yazarak, düflüncelerini genifl kitlelere ulaflt›rmay› hedefler. Bunun için büyük çaba harcar. Bu çabas›n› yak›n arkadafllar›ndan, tiyatro yönetmeni, yazar ve oyuncu Mehmet Esato¤lu flöyle anlat›r: “(...) Basit, anlafl›l›r, genifl kitlelerin anlayabilece¤i sade bir dille fikirlerini aç›klard›. Ayn› flekilde bunun genifl kitlelerle buluflabilmesi için de imza günleri, kitap okumalar›, konferanslar, paneller, söyleflilerin hepsine ama hepsine en zorlu ifli oldu¤u zaman bile koflarak gitti. Zaten onu yok eden, onu öldüren o Sivas’a da çok yorgun olmas›na karfl›n gitmiflti. Londra, Paris ve Berlin’de konferanslar vermiflti; çok yorulmufltu ama Sivas’ta insanlara bir fleyler anlatmak ad›na o ünlü Pir Sultan kitab›n› eline ald› ve Sivas’a gitti.” ’60-’70’li y›llarda emek mücadelesinin yan›nda yer alan Bezirci, 12 Eylül karanl›¤›nda da saf›n› de¤ifltirmez. 1977 y›l›nda üye oldu¤u Türkiye Yazarlar Sendikas› davalar›ndan yarg›lan›r bu dönemde. Maddi olanaklar› k›s›tl› olan Bezirci, kendisine sunulan, bankalar›n kitap bölümlerinde reklam, tan›t›m gibi ifl tekliflerinin tümünü reddeder. 1989 y›l›nda R›fat Ilgaz monografisinden dolay› Ferit O¤uz Bay›r ödülünü al›r. ’90’l› y›llarda kültür bakanl›¤›n›n de¤iflik flekillerde para tekliflerini kabul etmez. Bu yan›yla da onurlu bir ayd›nd›r. Bu y›llarda çökmeye bafllayan revizyonist sistem birçok ayd›n›n moralini bozarken Bezirci sosyalizme olan inanc›n› hiç yitirmez. Birçok ayd›n art›k sosyalizmin bitti¤ini söylerken O, dönemin dergilerinde yaz›lar yazarak sosyalizmin geçmiflteki kazan›mlar›n› anlat›r ve bu dönemin gelip geçici oldu¤unu söyler. Sivas’ta yan-
madan bir gün önce yapt›¤› konuflmada: “Dünyan›n her taraf›nda kan ak›yor, bu kan akan dünyay› m› savunuyorsunuz?” der. Sosyalizmin yanl›fl bir uygulamas›n›n çöktü¤ünü ama mutlaka yeni uygulamalar›n›n gelece¤ini ve bunlar›n çok daha baflar›l› olaca¤›n› savunur. Sosyalizmi sonuna kadar savunan bu de¤erli edebiyat ustas› As›m Bezirci geride koskoca bir külliyat, 70 kitap ve 17 çeviri kitab› b›rak›r. As›m Bezirci iflini büyük bir titizlikle ve büyük emek harcayarak yapan ülkemizin önemli ayd›nlar›ndand›r. fiiir, öykü, inceleme, çeviri yaz›lar› da bulunan Bezirci esas olarak bir elefltirmen ve toplumcu edebiyat›n y›lmaz emekçilerindendir. Elefltiri anlay›fl›n› “bilimsel elefltiri” olarak tan›mlayan Bezirci bir eseri ele al›rken, onun sanatç› ve ça¤ iliflkisini mutlaka kurar ve birlikte ele al›r. Burjuva elefltirmenleri gibi eseri zaman›ndan ve yazar›ndan koparmaz. Bu anlamda burjuva elefltiri anlay›fl›na büyük bir savafl açar. Burjuva elefltirisinin karfl›s›na sosyalist elefltiriyi koyar. Bezirci, savundu¤u bilimsel elefltirinin nesnelcilikle s›n›rland›r›ld›¤›n›, hatta tarafs›zl›kla kar›flt›r›ld›¤›n› söyler. Bunun için flöyle der: “(...) Bunlar› önlemek ve kendi çöküflünü gizlemek, geciktirmek için burjuvazi, ya toplumsal gerçekli¤i çarp›t›c› ya da insanlar›n ondan uzaklaflt›r›c› yan›lt›c› görüfller, felsefeler, yöntemler öne sürer. Sözgelimi öznelcili¤i, idealizmi, mistisizmi, metafizi¤i yaymaya çal›fl›r. Sanatta kaç›fla, soyuta, hayale öncelik ve a¤›rl›k veren biçimci, bireyci tutucu e¤ilimleri destekler. Bunlarla yetinmez: nesnelcili¤i de sapt›rmaya giriflir. Onu edilgenlikle, tarafs›zl›kla, sorumsuzlukla ba¤daflt›rmaya güdüklefltirmeye u¤rafl›r...” Tarafs›zl›¤›n da bir taraf tutma oldu¤unu söyleyen Bezirci, ayd›n tabakay› tarafs›zl›¤a, siyaset d›fl›na ça¤›rman›n, asl›nda egemen çevrelere hizmet etti¤ini vurgular. Ona göre s›n›flar üstü, s›n›flar d›fl› bir ideoloji, dolay›s›yla sanat ve dolay›s›yla bir elefltiri düflünülemez. Esato¤lu, As›m Bezirci’yi yak›ndan tan›yan biri olarak onun bir yönüne daha de¤inir: “(...) As›m Bey çok cesur muydu, de¤ildi. Bazen korkard›, bazen ürkerdi. Ama bize flunu ö¤retmiflti, her dakika yumru¤unu havaya kald›rmak ve ba¤›rmak kahramanl›k de¤il. Bazen insan korkabilir de ama gerekti¤i yerde kahramanl›ktan kaçmak da alçakl›¤›n, hainli¤in ta kendisidir. Sivas’ta etraf› gericiler sard›¤›nda baflbakan yard›mc›s› Erdal ‹nönü’ye telefon etmek, ya da bakanlardan Tansu Çiller gericili¤inden medet ummak yerine, As›m Bey, dural›m, direnelim, dövüflelim önerisini getirmifltir.” Tüm yaflam›n› halk›na adam›fl, gerçekleri her daim insanlara ulaflt›rmaya çal›flan bu büyük ayd›n›n yaflam› sevgili R›fat Ilgaz’›n, “Elim birine de¤sin/ ›s›tay›m üflüdüyse/ bofla gitmesin son s›cakl›¤›m” dizelerinde ne de güzel karfl›l›¤›n› bulur. Çünkü o, yaflam›n›n son an›na kadar bu halk için düflünen, bu halk için yazan bir ayd›nd›r. Ve ülkemizin bu de¤erli ustas› As›m Bezirci’nin elleri ellerimizde, s›cakl›¤› yüreklerimizdedir…J
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 57
fliir fliir
~
tutanag› yaz›l›rken kemal özer
Neyinden tan›r›m gülüflünden belki boynu biraz yana e¤ik biçilmeyi bekleyen o bir sap ekin Neyinden tan›r›m gülüflünden belki rüzgar ç›k›p da götürmezse boflalmaya haz›r o bir tutam bulut Neyinden tan›r›m kar›nca ad›n› al›fl›ndan göze görünmez ad›mlarla sabr› yürüyüflünden belki Haks›zl›¤› gözyafl›yla sorgulay›p öfkeyi gösteriflsiz yaflay›fl›ndan boyunca o¤ullar yetifltirir gibi her kitab›yla biraz daha ço¤al›fl›ndan Halk›n ekme¤ini yo¤urmaya adanm›fl ellerinden belki de tutana¤› yaz›l›rken sorsalar neyinden tan›rs›n diye As›m’›
58 | TAVIR | TEMMUZ 2010
tiyatro tiyatro
iki çarp› iki gülnaz b›çakç›
Behiç AK’›n yazd›¤›, Serpil TAMUR’un yönetti¤i, ‹stanbul Devlet Tiyatrosu oyuncular›ndan Seray Gözler Yeniay’›n ve Adnan Biricik’in oynad›¤› “‹K‹ ÇARPI ‹K‹” ‹stanbul Devlet Tiyatrosu sahnelerinde, geçti¤imiz tiyatro sezonunda ilgiyle izlendi. “‹ki Çarp› ‹ki” izleyiciler aç›s›ndan da oyuncular aç›s›ndan da hiç de kolay olmayan bir oyundur. ‹zleyicilere liberalli¤i ve sosyal demokratl›¤› sorgulat›r. Bunlar›n toplumsal ve kiflisel yaflamda neden oldu¤u sorunlar› irdelemeye çal›fl›r. Mücadelenin yükseldi¤i dönemlerde, binlerce insan sosyalizm mücadelesine kat›lm›fl, devrimci saflarda yer alm›fl, tutuklanm›fl, iflkence görmüfl ve iflkencelerde s›nav vermifltir. Ama, sonra mücadeleyi b›rak›p 180 derece dönerek liberal olmufltur. Ya da düzenin pisliklerini sürekli elefltiren, bu pisliklere bulaflmayan ama bunlara karfl› mücadele etmeyen, kendi kabu¤unda sürekli flikayet eden, kendisini toplumdan soyutlayan bir sosyal demokrat olmufltur. Sosyalizm mücadelesini b›rakm›flt›r. Tabi ki, ›srarla, sab›rla ve kararl›l›kla devrimci mücade-
leyi sürdürenler de vard›r. Ama oyunun bafl kiflileri bunlardan de¤ildir. Oysa, toplumun ve insan›n sorunlar›na yaln›zca sosyalizm çare bulabilir. Yaln›zca sosyalizm insanlar›n hem kiflisel sorunlar›n›, hem de baflka insanlarla yaflad›¤› sorunlar› ve toplumsal sorunlar› çözebilir. Ne liberalizm, ne de sosyal demokrasi kiflisel ve toplumsal sorunlar› çözebilir. Tam tersine bunlar insanlar›n hem kendi kifliliklerinde, hem ikili iliflkilerinde, hem de toplumsal iliflkilerinde yaflad›klar› sorunlar için çözüm getiremez. ‹nsanlar yaflamlar›n› de¤ifltiremez, sorunlar›n› çözemezler. Hep ayn› k›s›rdöngünün içinde yaflayarak, umutlar›n› yitirirler ve kendi kendilerini tüketirler. Oyunda, iki oyuncu taraf›ndan canland›r›lan dört ayr› karakter, yani iki çift vard›r. Ahmet’le Mahmut eski iki arkadaflt›r. Sema Ahmet’in, Elvan da Mahmut’un eflidir. Ahmet’le Mahmut y›llard›r birbirleriyle görüflmemifllerdir. Bunun nedeni gençlik y›llar›nda yaflad›klar› bir olaya dayan›r.
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 59
Oyunda, iki oyuncu taraf›ndan canland›r›lan dört ayr› karakter, yani iki çift vard›r. Ahmet’le Mahmut eski iki arkadaflt›r. Sema Ahmet’in, Elvan da Mahmut’un eflidir. Ahmet’le Mahmut y›llard›r birbirleriyle görüflmemifllerdir. Bunun nedeni gençlik y›llar›nda yaflad›klar› bir olaya dayan›r.
Üniversite ö¤rencisiyken birlikte gözalt›na al›nm›fllard›r. Mahmut direnmifl, tutuklanm›fl ve hapiste yatm›flt›r. Ahmet ise arkadafllar›n› polise vererek tutuklanmaktan kurtulmufltur. ‹flte bu olayda yaflad›¤› suçluluk duygusu yaflam› boyunca onun peflini b›rakmaz. Her fleye karfl› küskünleflir, içine kapan›r. Oysa, bir sosyalist olsa hatas›yla aç›k yüreklilikle yüzleflir, kendisini sorgular ve özelefltiri verirdi. Ama, o hatas›yla yüzleflmekten kaç›p Mahmut’la da senelerce görüflmüyor. Bir iflte çal›flm›yor. Hep düzenden yak›n›p kendisini toplumdan tecrit ediyor. Tipik küçük burjuva küskünlü¤ü yafl›yor. Ahmet düzenin pisliklerini elefltiriyor, kendisini toplumdan tecrit etti¤i için düzenin pisliklerine bulaflm›yor. Ama bu pislikleri yok etmek için en ufak bir çaba harcam›yor. Yaln›zca kendisini düzenin pisliklerinden evden d›flar› ç›kmayarak koruyor. ‹flkencede direnen ve hapiste kalan Mahmut ise tam bir dönek, liberal olmufltur. Geçmifline sayg›s› kalmam›flt›r. Örne¤in flunlar› söyler:
60 | TAVIR |TEMMUZ 2010
“Y›llar önce kat›ld›¤›m›z bir mitingden, aptal bir iz! Polis copu izi. Eskiden bir gurur niflan› gibi tafl›rd›k bu izleri. fiimdi ise yafll›l›¤›m›za katk›da bulunmaktan baflka bir ifle yaram›yorlar.” Liberallik gibi sosyal demokratl›k da insan kiflili¤inde parçalanmalar ve bölünmeler yarat›r. Mahmut cesur, at›lgan ve baflar›l› bir ifl adam›d›r. Tuttu¤unu koparan birisidir. Oysa, kad›n erkek iliflkilerinde son derece korkak ve cesaretsizdir. Mahmut’la Ahmet’in efli Sema, Ahmet’le de Mahmut’un efli Elvan aras›nda bir yak›nlaflma olur. Sema bavulunu al›p Mahmut’un yan›na gelir. Ama Mahmut eflinden ayr›lmay›, düzenini bozmay› göze alamaz, buna cesaret edemez. Buna karfl›l›k, Sema sevgide çok daha dürüsttür. Mahmut’a, “‹kili oynamak bana göre de¤il. Ya beraber olal›m ya da ayr›lal›m.” der.
Di¤er yandan, son derece demokrat olan Ahmet, Elvan’› da Semalaflt›rmak ister. Onu oldu¤u gibi sevemez, kendi istedi¤i kal›ba dökmek ister. Bunu ondan isterken otoriterleflir ve bencilleflir.
ken, sosyal demokratl›k da yaln›zca düzeni elefltirir, küser, kabu¤una çekilir ve asosyalleflir ama düzeni de¤ifltirmek(!) için. Hiçbir fley yapmaz, harekete geçmez ve pasifli¤iyle düzene hizmet eder.
“Ahmet: (...) Oysa ben senin bütün isteklerini gerçeklefltirebilecek güçte bir insan olman› istiyorum. Elvan: (...) Benden Sema olmam› istiyorsan neden benimle iliflki kuruyorsun anlam›yorum.”
Oyunun sahnelenmesine gelince, çok sade bir flekilde sahnelenmifltir. Oyun metni oldukça karmafl›k oldu¤u için sade bir sahneleme oyunun iyi anlafl›lmas›na yard›m etmektedir. Yoksa, zaten karmafl›k ve anlamak için iyice kafa yormak gereken oyunu çözmekte zorlan›rd›k.
Ahmet ayn› otoriterli¤i, eline kameray› al›nca da yapar. “Elvan: Fark›nda m›s›n, elinde kamera var diye bana emir vermeye bafllad›n.” Ayn› kiflilik bölünmelerini oyunun kad›n kahramanlar›nda da görüyoruz. ‹fl yaflam›nda ve kad›n-erkek iliflkilerinde cesur olan Sema tekrar terk etmek istedi¤i eflinin yan›na döner. Elvan da, sosyal demokrat kiflili¤i alt›nda otoriter e¤ilimlerini keflfetti¤i için Ahmet’le birlikte kalmaya cesaret edemez ama kendisine otorite uygulayan eflinin yan›na döner. Yani dördü de bir iliflki deneyip yeniden eski yaflamlar›na dönerler, yaflamlar›n› de¤ifltiremezler. Umutlar› yoktur. Bunu içlerinde en cesur görünen Mahmut flöyle belirtir: “Umut insan› mutlu etmiyor ki. Umudun açt›¤› yollar cam k›r›klar›yla dolu.” Kad›nlarda di¤er kiflilik bölünmeleri de görülür. Örne¤in Sema da, Elvan da Edebiyat Fakültesi mezunudurlar. Sema reklam yazarl›¤› yapar yani e¤itimini tamamen düzenin tüketim hizmetine sunmufltur. Elvan ise reklam yazarl›¤› yapmaz ama edebiyat ürünü yaratmaya da giriflmez. Onun yerine kamera çekimleri yapmak isteyerek kendisini avutmaya çal›fl›r. Bir edebiyat ürününü üretmeye cesaret edemez çünkü umudu yoktur. Kendisine neden kendini “romanla veya fliirle ya da makaleyle de¤il de kamerayla” ifade etmek istedi¤ini soran Ahmet’e “Çünkü bu bana daha ça¤dafl geliyor. Roman öldü. fiiir öldü. Tiyatro öldü” der. Ne liberallerde, ne de sosyal demokratlarda, devrimcilerde ve sosyalistlerde olan yoldafl ve arkadafl sevgisi vard›r. Gençli¤inde, devrimcili¤i içsellefltirememifl olan Ahmet sorguda arkadafllar›n› ele verir. Sonra hatas›yla yüzleflip arkadafllar›na özelefltiri verece¤ine tamamen arkadafllar›ndan uzaklafl›r. Kendi kabu¤una çekilir. Mahmut’un da dedi¤i gibi arkadafllar›na iki defa ihanet eder: Bir sorguda direnemeyip onlar› ele vererek iki onlar› hiç aramayarak.
Dekor son derece sadedir. Sahnede yaln›zca iki koltuk ve bir tahta bank vard›r. Kostümler de çok sadedir. Hem Sema’y›, hem de Elvan’› canland›ran Seray Gözler Yeniay sade siyah bir elbise giymifltir. Hem Mahmut’u, hem de Ahmet’i oynayan Adnan Biricik’in üzerinde de kahverengi bir pantalon ve kareli, çizgili bir gömlek ve yelek vard›r. Oyuncular oyun s›ras›nda kostüm de¤ifltirmezler. Oyunda nesne kullan›m› hiç yoktur. Oyuncular çay içerken elleriyle bardak yaparlar. Puro içerken yine elleriyle puro içme hareketi yaparlar. Oyun gerçekten çok usta bir oyunculuk gerektirmektedir çünkü oyunda bir çift vard›r. Bu bir çift iki çifti canland›r›r. Yani bayan oyuncu hem Sema’y› hem Elvan’› canland›r›r. Ayn› erkek oyuncu ise hem Ahmet’i hem de Mahmut’u oynar. Yani birbirlerine z›t karakterleri canland›r›rlar. Bir karakterden di¤erine hiç ara vermeden ustaca geçerler. Bir anda di¤er karaktere geçildi¤ini, konuflmalardan, elle yap›lan puro iflaretinden vb. anlar›z. ‹ki usta oyuncu Seray Gözler Yeniay ve Adnan Biricik, büyük bir beceriyle ve do¤all›kla sürekli o karakterden di¤erine geçerlerken adeta oyunculuk dersi veriyorlar. Gerçekten de, bu iki büyük oyuncu çok büyük bir beceri isteyen rollerini çok sade bir biçimde ve ola¤anüstü bir baflar›yla canland›r›yorlar. Behiç Ak, oyununda liberal kiflilikle sosyal demokrat kiflili¤i baflar›yla irdeliyor. Her ikisinin de insanlar›n yaflad›klar› sorunlar› çözmelerine yard›m etmedi¤ini çünkü insanlara umut ve mücadele azmi vermedi¤ini, bu yüzden içinde bulunduklar› zor koflullar› de¤ifltiremediklerini ve hep bir k›s›rdöngü içinde yaflayarak kendilerini tükettiklerini gösteriyor. Tüm bu s›k›c› koflullar› insanlar›n nas›l de¤ifltirebileceklerini düflünmelerini ve çözüm aramalar›n› istiyor. ‹zleyicileri kiflisel ve toplumsal iliflkilerini sorgulamaya ve sorunlar›n› çözmek için çözüm yollar› aramaya iten “2 x 2” yi e¤er önümüzdeki tiyatro sezonunda oynarsa izlemenizi öneriyoruz.J
Burada, liberalizm gibi sosyal demokrasinin de düzene hizmet etti¤ini görüyoruz. Liberalizm tamamen düzene hizmet eder-
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 61
haberler haberler Filiz Gencer’in “Tecrite Direnen Renkler” sergisi sona erdi direniflin baflka bir biçmi olarak karfl›m›za ç›k›yor. Her üretimlerinde, teslim al›nmak istenen düflüncelerine hayat veriyorlar, onu yans›t›yorlar. "Tecrite Direnen Renkler" ismiyle aç›lan serginin aç›l›fl›na ressam Erim Bayr›, heykelt›rafl, yazar flair Ak›n Ok, fiair Ruhan Mavruk, Yeryüzü Çocuklar› da kat›ld›. Yaklafl›k 50 kiflinin kat›ld›¤› aç›l›flta gün boyu tutuklu yak›nlar›ndan, resim bölümü ö¤rencilerine, ‹sviçreli konuklara kadar bir çok kifli sergiyi izledi.
Uflak Hapishanesi'nde tutuklu olan Filiz Gencer'in resimleri 9-25 Haziran tarihleri aras›nda Karfl› Sanat Galerisi'nde sergilendi. 10 y›ld›r ülkemizde süren tecrit zulmü alt›nda üretilen resimler, tecrite karfl› verilen
25 Haziran günü, TAYAD’l› Ailelerin düzenledi¤i serginin kapan›fl etkinli¤inde Filiz Gencer'in 10 y›ld›r tecrit alt›nda kald›¤› Uflak Hapishanesi'nden gönderdi¤i mektup okundu. Gencer, kapan›fl etkinli¤ine kat›lanlar› “‹flte tüm zorluklara, imkans›zl›klara ra¤men üretimlerimizle kar›fl›yoruz milyonlara. ‹flte renklerimizle uzat›yoruz tutsak ellerimizi. Renklerimizle dile geliyor sevgimiz, inanc›m›z, güvenimiz... Ve biliyoruz ki birlikte y›kaca¤›z bu tecrit duvarlar›n›...” sözleriyle selamlad›. Kapan›fla kat›lan flair Ruhan Mavruk okudu¤u fliirle, yaz›lan her sat›r›n, her fliirin, çizilen her resmin, her rengin tecriti parçalad›¤›n› vurgulad›. Daha sonra TAYAD’l› bir tutuklu annesi, Filiz Gencer ve tüm tutsaklar için Kürtçe bir türkü söyledi.J
‹flkencenin tarihi sergileniyor
‹lhan Selçuk hayat›n› kaybetti
T‹HV’in 20 y›ll›k mücadelesini kayda geçiren bir tarih çal›flmas› haz›rl›k aflamas›nda. T‹HV, Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezleri’ne baflvuran 10 binden fazla iflkence ma¤duruna foto¤raf, röntgen filmi gibi belgelerin taranmas›ndan oluflan, “iflkence atlas›” ingilizceye çevirilecek.
Cumhuriyet Gazetesi imtiyaz sahibi ve köfle yazar› ‹lhan Selçuk, 22 Haziran günü çoklu organ yetmezli¤i nedeniyle tedavi gördü¤ü hastanede hayat›n› kaybetti.
2010 y›l› boyunca sergiler, konserler, belgesel gösterimleri ve konferanslar yap›lacak. En önemli etkinliklerden biri Abidin Dino’nun 1950’li y›llarda daha çok TKP’li dostlar›ndan dinledi¤i iflkence hikayelerinden esinlendi¤i 30 desenlik sergi. Bu sergi, Ankara, ‹zmir, ‹stanbul, Diyarbak›r ve Adana’ya gidecek. Serpil Odabafl’n›n “Yoklu¤um Varl›¤›na...” bafll›¤›nda toplad›¤› resimleri de ayn› sergi salonlar›nda izlenebilir”.J
85 yafl›nda ölen ‹lhan Selçuk, 1950 y›l›nda ‹stanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. ‹lk yaz›lar›na 1952 y›l›nda bafllayan Selçuk, 1963 y›l›nda ömrünün sonuna kadar görev yapaca¤› Cumhuriyet Gazetesi’ne geçti. Selçuk, avukatl›k, matbaac›l›k, dergi ve gazetelerde yaz› iflleri müdürlü¤ü yapt›. Cumhuriyet Gazetesi’nde "Pencere" isimli köflesinde günlük yaz›lar yaz›yordu. 12 Mart darbesinde gözalt›na al›nan ‹lhan Selçuk, yaflad›klar›n›i "Ziverbey Köflkü" isimli kitab›nda anlatt›. Gazetecinin cenazesi, vasiyeti üzerine Nevflehir’in Hac›bektafl ilçesinde 11 Mart’ta ölen karikatürist kardefli Turhan Selçuk’un yan›nda topra¤a verildi.J
62 | TAVIR | TEMMUZ 2010
Sennur Sezer’in 45. sanat y›l› kutland›
GRUP YORUM g ü n c e
12 Haziran 2010: 25. y›l›n›
30 Haziran 2010: Bu y›l ‹s-
kutlayan Grup Yorum, ‹nönü Stadyumu’nda 55.000 dinleyicisine unutulmaz bir gece yaflatt›.
tanbul’da yap›lan Avrupa Sosyal Forumu’nun Maçka park›nda yap›lan aç›l›fl etkinli¤ine kat›larak 500 kifliye seslendi
26 Haziran 2010: Gazi Mahallesi’nde düzenlenen “Mad›mak Müze Olacak” isimli 2 Temmuz anmas›na kat›larak 7000 kifliye konser verdi.
Devrimci sanatç› Sennur Sezer’in 45. sanat y›l› 19 Haziran günü Bahçeflehir Üniversitesi Befliktafl yerleflkesinde düzenlenen etkinlikle kutland›. Yazar›n üyesi oldu¤u Türkiye Yazarlar Sendikas› (TSY), Evrensel Bas›n Yay›n ve Troya Folklor Araflt›rmalar› Derne¤i’nin birlikte düzenledi¤i gece folklor ekibinin “‹flçi Halay›” ile bafllad›. Ard›ndan Sezer’in 45. Y›ll›k sanat yaflam›n› anlatan “fiiirin ve Umudun Yorulmaz ‹¤nesi” isimli kurgunun gösterimi yap›ld›. Ataol Behramo¤lu, Gülsüm Cengiz, Ayd›n Çubukçu, ‹lhan Gülek ve ‹zmir Kad›n Yazarlar derne¤i dönem sözcüsü Sevim Korkmaz, Sennur Sezer’in sanat›, sosyalizm mücadelesi ile ilgili konuflmalar yapt›lar. Grup Yorum da Sennur Sezer’in onurlu ayd›nlar›m›zdan biri olarak, sosyalizm için atan bu yüre¤in 45. sanat y›l›n› kutlad›klar›n› dile getirdi. Ard›ndan Sezer’in bir fliiri olarak bestelenen Sabah Türküsü adl› flark›s› ve Yorum flark›lar›ndan oluflan k›sa bir dinleti sunuldu. Etkinlik Sezer’in “Bir yazar›n, bir flairin 45. Sanat Y›l› yazarl›k kurumu içinde önemli bir olayd›r. Ben bu yüzden hem mutluyum hem gururluyum. Ne yaz›k ki bir flairin yorulsa da bezmemek zorunda oldu¤u günlerdeyiz.” sözleriyle son buldu.J
2 Temmuz’da yak›lanlar Gazi Mahallesi’nde an›ld›
Metin Alt›ok, Bergama’da an›ld› 2 Temmuz 1993'teki Sivas Katliam›'nda hayat›n› kaybeden Bergamal› flair Metin Alt›ok, Bergama Belediyesi taraf›ndan düzenlenen 74. Uluslararas› Bergama Kermesi'nde an›ld›. Kermesin beflinci gününde, 12 Haziran’da düzenlenen, "Diyonisos'tan Metin Alt›ok'a Bergama ve fiiir" konulu panele, Ahmet Telli, Halim Yaz›c›, Ayd›n Afacan ve Metin Alt›ok'un k›z› Zeynep Alt›ok konuflmac› olarak kat›ld›. Metin Alt›ok'un an›ld›¤› panelin ard›ndan Ataol Behramo¤lu fliir dinletisiyle Bergamal›larla bulufltu. Behramo¤lu'na, flairin fliirlerinden yapt›¤› bestelerle tan›nan Haluk Çetin de efllik etti. Dinleti öncesi konuflan Behramo¤lu, Alt›ok'un kardefli, dostu ve arkadafl› oldu¤unu ifade ederek, her zaman da öyle kalaca¤›n› vurgulad›. Ataol Behramo¤lu, dinletide fliirlerini Bergamal›larla paylafl›rken, Haluk Çetin de fliir aralar›nda, flairin fliirlerinden bestelenmifl flark›lar› seslendirdi.J
2 Temmuz 93’te Sivas’ta yak›larak katledilen ayd›nlar›m›z› anmak için ‹stanbul Gazi Mahallesi’nde “Mad›mak Müze Olacak” ad›yla bir program düzenlendi.
bafllayan program; Cihan Çelik, Dertli Divani, Nurettin Güleç, Kibar Aslan, Zuhal ve Grup Yorum’un türküleriyle devam etti.
Sultanbeyli ve Sultangazi Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri ve Koçgirililer Platformu ad›na yap›lan konuflmalarda Sivas Katliam›’n›n unutulmamas› gerekti¤i vurgulanarak, 2 Temmuz’da Sivas’ta, Mad›mak Oteli önünde olma ça¤r›s› yap›ld›.
“Bu Memleket Bizim” flark›s›yla programlar›na bafllayan Grup Yorum üyeleri yapt›klar› konuflmada; “Unutmak ihanettir” dedik. fiehitlerimizi, ödedi¤imiz bedelleri unutmad›¤›m›z için 1 May›s alan›n› kazanmay› bildik, stadyumlar› doldurabildik” dediler.
Gazi Osman Pafla Pir Sultan Abdal Kültür Derne¤i Semah Ekibi’nin semah gösterisiyle
Tiyatro Simurg ise anmaya Sivas katliam›n› anlatan oyunuyla kat›ld›.J
TEMMUZ 2010 | TAVIR | 63
sa... k›sa... k›sa... k›sa.. k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›-
Adana Büyükflehir Belediyesi Baflkan Vekili Mustafa Tuncel, ertelenen 17. Uluslararas› Adana Alt›nkoza Film Festivali’nin, 20-26 Eylül tarihleri aras›nda yap›laca¤›n› aç›klad›. Daha önce, 7 - 13 Haziran tarihleri aras›nda yap›laca¤› ilan edilen festival ertelenmiflti. Adana Belediyesi’nin ‘‹nsanlar kan a¤larken biz e¤lenemeyiz’ diyerek festivali ertelemesi ve film festivalini sadece bir e¤lence vesilesi olarak görmesi, sinemac›lar›n tepkisini çekmiflti. 12 filmin Alt›n Koza için yar›flaca¤› Adana Film Festivali’nde Filistin için özel bir bölüm olaca¤› aç›kland›. Kaz›m Koyuncu An›ld› Yakaland›¤› kanser hastal›¤› nedeniyle hayat›n› kaybeden Karadenizli sanatç› Kaz›m Koyuncu, ölümünün 5. y›l dönümünde Artvin'in Hopa ilçesindeki mezar› bafl›nda an›ld›. Koyuncu'nun sevenleri, ellerinde sanatç›n›n foto¤raflar›yla ‹nönü Caddesi güzergah›ndan
yürüyerek, Cumhuriyet Meydan›'na geldi. Hopa Halkevi ad›na Kamil Ustabafl'›n, Koyuncu'nun hayat› ve kiflili¤ini anlatt›¤› bas›n aç›klamas›n›n ard›ndan grup, araçlarla sanatç›n›n mezar›n›n bulundu¤u Yeflilköy'e geçtiler. Koyuncu'nun mezar›n› çiçeklerle süsleyen sevenleri, onunla ilgili an›lar›n› anlatt›lar. Anma törenine, Gürcistan'dan ''Laz ve Megrel'' isimli grubu ile ‹stanbul'daki Kaz›m Koyuncu Kültür Merkezi üyeleri de kat›ld›. Anma töreni, sanatç›n›n flark›lar›n›n söylenmesinin ard›ndan sona erdi.
Orhan Kemal’in “Cemile” isimli roman› ‹spanya’da yay›nland›
Ankara’da da anma yap›ld›. "Kaz›m Koyuncu ‹çin Soka¤a fiark›lar Söylüyoruz" adl› etkinlik öncesinde Yüksel Caddesi’ndeki ‹nsan Haklar› An›t› önünde bas›n aç›klamas› yap›ld›.
Dokuma fabrikas›nda çal›flan Cemile ile onunla evlenmek isteyen fabrika katibinin hikayesinin anlat›ld›¤› eser, Orhan Kemal'in otobiyografik romanlar› serisi aras›nda yer al›yor. Roman›n Orhan Kemal'in fabrika hayat›n›, iflçilerin zor yaflam koflullar›n› gerçekçi bir flekilde yans›tan önemli yap›tlar›ndan biri oldu¤u ifade ediliyor.J
Koyuncu'yu anma etkinli¤inde bir araya gelen grup, "Nükleere inat, yaflas›n hayat" fleklinde slogan att›.
Orhan Kemal Kültür Merkezi taraf›ndan yap›lan yaz›l› aç›klamaya göre, Orhan Kemal'in ilk kez 1952 y›l›nda Türkiye'de yay›mlanan "Cemile" roman›, ‹spanya'da edebiyat severlerle bulufltu. Takusan Ediciones taraf›ndan "Lejos de Estambul" ad›yla yay›mlanan eserin ‹spanyolcaya çevirisini Karen Eskenazi'nin yapt›.
DVD... VCD... ALBÜM... DVD... VCD... ALBÜM... DVD... VCD... ALBÜM... DVD... bulutsuzluk özlemi numara Ada Müzik
64 | TAVIR | TEMMUZ 2010
zeynel aba giderim ‹ber Müzik
mikail aslan
yavuz top
petag Kalan Müzik
deyifller Ati Müzik