Skip to main content

Mart2009

Page 1

kültür sanat yaflam›nda

2.25 TL(KDV’li)

mart 2009

›ssn 1303-9113 •2009/3 • say› 83

yar›nlar›n anas› olmak için, 8 mart’ta alanlara!

. temel demirer ile söylefli . yüzünü halka dönen din adamlar›n›n deneyimi: kurtulufl teolojisi .


kültür sanat yaflam›nda

2.25 YTL(KDV’li)

mart 2009

›ssn 1303-9113 •2009/3 • say› 83

tavır a y l › k

s a n a t

d e r g i s i

Merhaba k›z›ldere ahd›m›zd›r . temel demirer ile söylefli . kurtulufl teolojisi . beynimizi uyuflturan yar›flma programlar› . augusto boal’ den 2009 dünya tiyatro günü bildirisi

Sahibi Tav›r Yay›nlar› Org. Reklamc›l›k ad›na Öznur Turan Genel Yay›n Yönetmeni Gamze Mimaro¤lu Sorumlu Yaz›iflleri Müdürü Cihan Keflkek Yaz›flma Adresi ‹stanbul Mahmut fievket Pafla Mah. Mektep Sk. No:4-B Okmeydan› - fiiflli - ‹stanbul Tel: (212) 238 81 46 Faks: 238 82 49 e-posta: tavir2007@gmail.com Ankara ‹dilcan Kültür Merkezi fiirintepe Mah. 8.Cad. No:222 / B Mamak – Ankara Tel: (312) 390 38 05 Hesap no (YTL) 1042- 30000 596147 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. Hesap no (EURO) 1042- 3010000 129062 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. Fiyat› (DÖV‹Z) Almanya: 5 Euro Fransa: 5 Euro Hollanda: 5 Euro Avusturya: 5 Euro ‹sviçre: 7.5 Frank ‹ngiltere: 4 Sterlin Bask› Bar›fl Matbaac›l›k Mücellit Ali Laçin Davut Pafla Cd. Güven Sanayi Sitesi C Blok No: 291 Topkap›- ‹stanbul Tel: (0 212 ) 674 85 28 Yerel süreli yay›n

Tekstil iflçileriydik. Kad›nd›k, erkektik, fabrikada kumafl dokuyorduk. Ve günde sekiz saat çal›flmak istiyorduk sadece, çok muydu? Çok gördüler. Kapatt›lar fabrika kap›lar›n› üzerimize, diri diri yakt›lar... Yand›k, kavrulduk Mart’›n sekizinde... “Kader” diye sunulur egemenlerce her fley. Bir tanesi bile kader de¤ildir oysa yaflad›klar›m›z›n. Biliriz bilmesine de; korkular›m›z, o hiç içimizden ç›kar›p atamad›¤›m›z, bizi güç karfl›s›nda eli-kolu ba¤l› yapan duygular›m›za laf geçirip de ç›kamay›z karfl›lar›na, bize bu tür bir yaflam› reva görenlerin... Onlar da bilir güçsüzlü¤ümüzü, yaln›zl›¤›m›z›... Pervas›zl›klar› bundand›r. Oysa bir silkinsek, bir atsak üzerimizdeki ölü topra¤›n›, bir bassak sa¤lamca topra¤a, bir tutuflsak elele, gözünün üstünde kafl›n var demeden hiç tan›mad›¤›m›z insanlarla... hallolacak birçok sorunumuz. Kolaylayaca¤›z yani yürümemiz gereken yolu, yar›layaca¤›z belki de tez elden... Bir gelsek biraraya... Mart bunun için de¤erlidir, bunun için önemlidir iflte. Neredeyse her bir gününü kan›m›zla sulad›k biz Mart’›n. Her bir gününde katledildik, kaybedildik, kurfluna dizildik, tanr›lara kurban edildik... Günah›m›z› bilmeden, ki yoktu zaten, en a¤›r cezalar› çektik, en a¤›r bedelleri ödedik. Bizim ödedi¤imiz bedellerle kimileri korku imparatorluklar› kurdular dünyan›n dört bir yan›nda. Eme¤imizi, al›nterimizi gram gram sömürerek yapt›lar da¤ gibi servetlerini... Öfkemizi daim k›lan budur. K›z›ldere’den, da¤lar›n her bahar emzirdi¤i koca nehirden bu ayda akt› k›z›l kanlar›m›z. Mahirce at›ld›¤›m›z kavgada, ON’larcam›z›n kan›yla k›z›llaflan bu nehirlerle varaca¤›z ama yar›n›n okyanuslar›na. Hüznümüz isyana, ac›m›z kine dönerken Mart’lar›n otuzunda, do¤acak günefllerin s›ca¤›nda ›s›naca¤›z. On ikisinde, on alt›s›nda, yirmi birinde Mart’›n, gö¤e çevirece¤iz bafl›m›z›. Yitirdiklerimize selam gönderece¤iz gözlerimizle. S›ms›cak bir fleyler akacak içimize. Hasret bir da¤ olacak yüre¤imizde. Yeni yeni sözler verece¤iz yitip gidenlerimize. Unutmak ihanettir diyerek. An›lar›n› bir kor gibi s›cak, s›ms›cak tafl›yaca¤›z sakl›m›zda her daim... Mart... Her günüyle bizimdir. Her an›yla bizim... Mart, ac›lar›n en yürek da¤layanlar›n›, onurlar›n en büyüklerini, öfkelerin en ac›mas›zlar›n› yaflad›¤›m›z bir ayd›r. Mart’ta ö¤rendik yol gösterenimizi yitirmenin ne demek oldu¤unu. Düflmeyi ama hiç beklemeden hemen aya¤a kalkmay› da... Bir gece ans›z›n gelip uzun namlulu silahlarla katledilmeyi de... Üniversite kap›lar›nda s›rt›m›zdan vurulmay› da... Dehaklara kurban edilmeyi de... Mart’ta ö¤rendik... Bu ölümleri bize yaflatanlar›n as›l kallefl oldu¤unu bir an bile akl›m›zdan ç›karmadan, Mart’›n miras›n›, omuzlar›m›za yüklediklerini, gelece¤e tafl›ma görevini yerine getirmeliyiz. Gelecek say›m›zda görüflmek dile¤iyle... Dostlukla... tavır


‹Ç‹NDEK‹LER

03/2009 3 5 8 10 14 18 20 22 25 26 30 31 34 36 38 39 40 42 46

DENEME k›z›ldere ahd›m›zd›r ÖYKÜ hay›rd›r inflallah! DENEME yar›nlar›n anas› olmak için... RÖPORTAJ temel demirer DENEME yeryüzünün en zor elde edilen de¤eri: bilgi DENEME sahnede ifllenecek bir suç var m›? B‹LD‹R‹ 2009 dünya tiyatro günü bildirisi MAKALE ”var m›s›n yok musun?”... yokuz! AYIN FOTO⁄RAFI FOSEM ‹NCELEME kurtulufl teolojisi fi‹‹R kemal özer ‹ZLEN‹M grev izlenimleri DENEME newroz çiçe¤i ÖYKÜ müjde, bir kriziniz oldu! fi‹‹R ahmet özer fi‹‹R mahir çayan T‹YATRO savafl ve kad›n S‹NEMA operasyon-valkyrie hunger HABERLER

k›z›ldere ahd›m›zd›r

3

8 3 yar›nlar›n anas› olmak için...

22 “var m›s›n yok musun?”... 3 yokuz!

26 3

3

kapak: 3 tablo: avni memedo¤lu

kurtulufl teolojisi yüzünü halka dönen din adamlar›n›n deneyimi


deneme

k›z›ldere ahd›m›zd›r ceren devrim

Bir bahar› daha karfl›l›yor memleketim. Bir bahar› daha kucakl›yor çatlam›fl ellerine derman olsun diye. Olsun ki, günefle hasret daha nice göz gün yüzü görsün. Görsün ki, bu topraklara saç›lan her tohum bin bir bereketle açmakta. ‹ster kar boran olsun, ister ayaz, mutlaka dikilir bafl›, süzülüp ç›kar o bereketli topraklardan. Her bahar ›rmaklar› emzirir da¤lar demifl ya ozan… Bahar, ›rmaklar› emzirdikçe coflan sular büyüdükçe büyür. Sular büyüdükçe tarih yaz›l›r… Biz de her baharda kavgam›z› emziririz...

Umutla bakar›z doruklara… Her bafllayan gün biraz daha yak›nlaflt›r›r bizi onlar›n sevdal› oldu¤u adaya… “Karanl›k denizinin ortas›nda, günefli batmayan bir ada” onlar›nki… Aradan y›llar geçse de, nehirler akmaya devam eder. Sonsuzdur ve bereketli… O günden beri akan nehirlerin ça¤›lday›fl›na kulak veririz çolu¤umuz çocu¤umuz, eflimiz dostumuzla. Çünkü o nehir gösterir yolumuzu, o nehir verir bu k›nal› topraklar›n murad›n›. O nehir yapt›r›r resmini güzelliklerin. Ve biz bafl› aç›k, aya¤› ç›plaklar, bakar›z suya rengini veren tutkuya, sevdaya, umuda… K›z›ldere’ye…

Kime sorsan›z tan›r, bilir K›z›ldere’yi, o kerpiç evi, ON’lar›… K›z›ldere, sadece Niksar’› de¤il, yürekleri, beyinleri sarsan bir öfkedir. K›z›ldere bafle¤memektir. Sözleri hiç bitmeyen bir türküdür. K›z›ldere umudun ad›d›r; K›z›ldere direniflin sesidir; K›z›ldere gelece¤e tafl›nacak mirast›r... K›z›ldere bize “ada”l›lardan yadigârd›r. K›z›ldere ahd›m›zd›r. Ve sözümüzdür, bir gün yi-

MART 2009 | TAVIR | 3


deneme

ne gidece¤iz… “Derim ki sana: Denize varmakt›r amac› nehrin, denize varmak, ey yolcu büyükse da¤, aflam›yorsa üstünden nehir, dolan›r çevresini da¤›n. Büyükse kaya, söküp atam›yorsa nehir, birikip birikip taflar üstünden, dolan›r yan›n› yöresini. Yokuflsa yolu, koflam›yorsa menderesler çizer nehir. Uçurum ç›karsa önüne, kap›p b›rak›r kendini nehir, açar kanatlar›n›; var›r varaca¤› yere, oraya denize…”

kette umut olarak, “Mahir” olarak geri verir. Verecektir! Tarih, kesintisiz devam ediyor. Yollar, yolcusuz yürünmez. Ne kadar engebeli ve sarp oldu¤u gerçe¤i de¤iflmese de yollar, yürünmeye devam edilecek...

Da¤lar›n koynundan, kayalar› parçalayarak ça¤›ldamaya bafllad›¤› o ilk andan beri k›pk›z›l akan bu derenin sesini bir kere duyan, ad›n› bir kere künyesine kaz›yan asla kopamaz K›z›ldere ak›yor. Akt›kça ezilenlerin saf›nda, ondan. yani kavgada daha nice Mahirleri ç›kar›yor zulmedenlerin karfl›s›na. Yeni Mahirler omuzluyor yar›n›n miras›n›. Yeni Mahirler yürüyor bu engebeli, sarp yollarda... Yeni Mahirler gösteriyor iyiyi, do¤ruyu, güzeli... Belki bir yan›m›z yetim bu baharda. Vakitsiz, zamans›z ayr›l›klar yaflad›k. Yolumuza ›fl›k tutan›m›z›, bize emek verip büyüten, düfltü¤ümüzde dizlerimize derman olan, her ölümde yeniden do¤may› ö¤retenimizi yitirdik. Dedik ya K›z›ldere akmaya devam ediyor diye. Akt›kça daha nice mert “adal›” yetiflecek kavgada. Akt›kça da¤lar›n doruklar› adal›lar›n izlerini tafl›yacak; akt›kça eflit, özgür bir dünya bizim olacak. Yiten sadece bedendir. ‹nanç, umut, kavga, sevda, hep bakidir. Ve biliriz ki, Anadolu topra¤› bereketli, cömerttir, koynuna ald›¤› her evlad› baflka bir toprakta, baflka bir memle-

4 | TAVIR | MART 2009

Akar dünden bugüne, akar gelece¤e, akar yar›na… Ak›yor; akmaya t›pk› o günkü gibi devam ediyor. Ve onun yolunu kendine k›lavuz edinenler her zaman gelece¤i, umudu ve gerçekleri iflaret etmeye devam ediyor. Edecek! ON’lar ad›n› koydu güzelliklerin... ON’lar ad›n› koydu yar›nlar›m›z›n... ON’larla var olduk, ON’larla günefle yürüyece¤iz...J


öykü

hay›rd›r inflallah! seval da¤delen

“taze endam›nla sen pek dilflikars›n ey h›yar lezzetin inkar olunmaz pek huflikars›n ey h›yar”*

Hay›rd›r inflallah. Dün gece derin uykumdan nefes nefese uyand›m. S›k s›k rüya görürüm ama bu baflkayd›. Birisi kula¤›ma bir fleyler f›s›ld›yordu, insan de¤ildi. Bir bitkiydi. Çok komik gelecek anlatt›klar›m. Ama de¤il, Durun hat›rlayay›m... Alevi yeni sönmüfl bir orman›n içinde yürüyordum. Gece miydi, gündüz müydü belli de¤il. Korkudan difllerim birbirine vuruyordu. Hiçbir canl› kalmam›fl gibiydi. Ya hepsi kaçm›fl, ya da ölmüfllerdi. Küçük küçük ad›mlarla buradan kurtulmaya çal›fl›rken, isli dumanl› simsiyah a¤açlar aras›nda, çok ama çok yafll› bir sarmafl›k hareket ediyordu. Dallar› kupkuruydu, ha k›r›ld› ha k›r›lacakt›; sanki bin y›l›n s›rr›n› tafl›yor gibiydi. Pörsümüfl kabuklar›, delik deflik yapraklar› vard›. Giderek yaklaflt›, korkudan k›m›ldayamad›m bile. Sonra ayaklar›m›n aras›ndan bacaklar›ma t›rmanmaya bafllad›, bebe¤i kundaklar gibi sarmalad› beni. Boynuma kadar yaklaflt›. Belki de et yiyen a¤açlardand›. Filmlerde görmüfltüm insanlar› yiyordu. Bir iki k›m›ldamaya çal›flt›m mümkün de¤il. Yapraklar›n› h›fl›rdatt›, kulaklar›m›n dibinde flark› gibi sesler geliyordu. Yavafl yavafl sesler berraklaflt›, kula¤›ma bir fleyler f›s›ldamaya bafllad›: “Sana bir s›r verece¤im.” Fantastik film de izlemem, korku filmi de; nereden musallat oldu bafl›ma. Bu bir rüya dedim kendi kendime, uyanmaya çal›flt›m ama ne mümkün. “Bofluna zorlama kendini, daha sonra uyanacaks›n, flimdi aç kulaklar›n›!” dedi. Devam etti sonra:

MART 2009 | TAVIR | 5


öykü

“Bu s›rr› saklama ve zaman› gelince aç›klama görevi bana verildi, bunu herkese anlatacaks›n, art›k vakti geldi. Dinle beni flimdi: Nuh peygamber yeryüzünün bütün mahlukat›n› gemisine yüklemeden, Musa denizi yarmadan çok çok önce dünyaya çok büyük felaketler musallat oldu. Bu felaketlerden sa¤ kurtulanlar s›rlar›yla birlikte topra¤a kar›flt›lar. Bu gördü¤ün yer eskiden h›yar bostan›yd›, büyük yang›ndan sonra zaman zaman duman› tüter böyle. fiu küllerin oldu¤u yer de, eskiden h›yarlar›n bafl›n›n köflküydü. Bütün dünyaya egemen olmufltu h›yarlar. Kurdu kuflu, börtü böce¤i, insan›, tavflan› her bir fleyin sahibi olmufllard›.” Yok devenin nal›, h›yarlar bafla geçmifl daha neler. Yahu flöyle silkinsem, uyansam flu sarmafl›¤›n dallar›ndan kurtulsam, baflka bir fley istemiyorum. “Akl›ndan geçenleri biliyorum, inanm›yorsun, ama sakinlefl biraz, daha yeni bafllad›m anlatmaya. Bu h›yarlar kaktüsleri de örgütleyip egemenliklerini kurdular. ‹nsan insanken bile esir oldu, aslan›, kaplan›, ejderhas›, y›lan›, bin y›ll›k çam›, ç›nar› hepsi esir düfltü. Önce koyunlar› sürüye çevirdiler, ard›ndan tüm hayvanlar› evcillefltirmeye çal›flt›lar. K›rlang›çlar; felaketi dört bir yana duyurmaya çal›flt›lar. En baflta insanlara anlatmak istediler ama insanlar umursamad›. ‹nsanlar›n evlerinin balkonlar›na, pencerelerine, hatta evlerine yuva kurdular; gece gündüz cik cik cik anlatt›lar kimse dinlemedi k›rlang›çlar›. Kar k›fl yollar› kapat›ncaya kadar beklediler. So¤uklar dayan›lmaz olunca daha s›cak yerlere uçtular, yine insanlara anlatmaya çal›flt›lar ama baflaramad›lar.” Alt› üstü bir h›yar be, iki t›rpanl›k ifli var, saçma bu anlatt›klar›n. “Do¤ru h›yarlar›n say›s› da azd› ama en çok umut ba¤lad›¤›m›z insanlar bile korkmufltu kaktüslerden ve h›yarlardan. Asl›nda iki t›rpanl›k ifli vard› ama t›rpan› ellerine alacak gücü bulam›yordu insanlar kendilerinde. H›yarlar›n dili pek bir iyi dönüyordu; hem kand›r›yorlard›, hem korkutuyorlard›. Böylece iktidarlar› uzun süre devam etti. Art›k ifl iflten geçmiflti. H›yarlar egemenliklerini kurmufllard›. Ama sürekli kendi aralar›nda savafl›yorlard› h›yarlar. Aralar›nda birlik de¤illerdi. En iyi arkadafl olan h›yarlar bile, can yoldafllar›na kaz›k atmak için f›rsat kolluyorlard›. Bostan›n bafl›na geçmek için her yolu deniyorlard›. Her f›rsatta kan döküyorlard›. H›yarlara bir fley oldu¤u yoktu bu savaflta. Yeryüzünde ne kadar canl› varsa kendi yerlerine onlar› savaflt›r›yorlard›. Sonra aralar›nda anlafl›yorlard›. Bu savafllar çok ceylan›, kartal›, zeytin a¤ac›n›, insan yavrusunu yedi bitirdi. Yavafl yavafl h›yarlara karfl› tepki büyümeye bafllad›. Bunun için yeni bir yöntem bulmak zorunda kald› h›yarlar: Seçim! Ne zaman tepkiler büyüse, ‘Yeter art›k, açl›ktan k›r›ld›k, kendi vatan›m›zda el olduk.’ diye tepkiler büyümeye bafllasa, seçim, bir h›-

6 | TAVIR | MART 2009


öykü

z›r gibi yetifliyordu. Bu seçimlerde en önemli ifl bizim sarmafl›k sülalesine düflerdi. H›yarlar, büyük büyük dedemi kand›rm›fllard›. Bütün sülale seçim tellal› olarak gönüllü çal›fl›yordu. Kadim zamanlar›n en yafll› tellal› beyaz sarmafl›k, seçim zaman› geldi¤inde tüm bostana haberi ulaflt›r›yordu. Ard›ndan sar› sarmafl›k, k›rm›z› sarmafl›k, mor sarmafl›k seçim haberini tez elden dört bir yana ulaflt›r›yorlard›. ‘Ey ahali, duyduk duymad›k demeyiiiin vakti geldi seçimiiin... ne çabuk demeyiiin tez elden oy veriiin...’ Bütün dünya ad›na karar alan h›yarlar›n seçimine ilk baflta yüzde yirmi befl gibi bir kat›l›m oluyordu. Gene memnuniyetsizlik art›yordu. ‹ktidarda tek bir parti vard› ilk bafllarda, kendi belirledi¤i h›yarlar› tan›t›p onlar› seçtiriyordu. Baflka kimse seçime giremiyordu. Bu ifle yaramay›nca yeni bir yöntem buldular: Demokrasi. Art›k h›yarlar aras›nda seçim yap›lacakt› ve birkaç parti birden seçime girecekti. Aralar›nda sürekli kavga etmeye bafllad›lar. Kimin bafla geçece¤ini demokratik seçim belirliyordu ama nihayetinde bafla geçen yine bir h›yar oluyordu. Baflka bir canl›n›n seçime girmesine müsaade yoktu. Seçim meydanlar›nda bütün kirli çamafl›rlar bir bir ortaya dökülüyordu. En büyük çekiflme, son y›llarda iyice irileflen bostan h›yarlar›yla, seçkin zümreye hitap eden sera h›yarlar› aras›nda geçti. Bostan h›yarlar› bütün vergileri toplayarak t›ks›r›ncaya kadar yiyordu. Bu kadar k›sa zamanda afl›r› büyümekten obez olmufllard›. Ama öyle güzel tan›t›yorlard› ki yeni baflkan adaylar›n›, içiniz giderdi, oy vermemek ay›p olurdu. Bostan h›yarlar› en yoksula bile ulafl›yordu. Dü¤ününden cenazeye, do¤umdan, sünnete ne varsa kat›l›yorlard›. Binlerce ev toplant›lar› yap›yorlard›. Bostan h›yarlar›n›n bafl›, baflh›yar; külhanbeyi tav›rlar›yla halk›n yan›ndaym›fl gibi görünüyordu. Ama dünyay› zindan etmiflti asl›nda onlara. Suya zam, elektri¤e zam, una zam, ya¤a zam. Bir tek maafllara zam yoktu. Bu yetmezmifl gibi binlerce kifli iflten at›ld›, iflsiz kald›. Biz bile korkuyorduk s›ra bize de gelir mi diye. Her fleye ra¤men bostan h›yarlar› partisinin baflkan›, baflh›yar büyük ço¤unlu¤u uyutmufl oldu¤u için rahat rahat konufluyordu. Tek tek bütün seçim merkezlerini gezip partisinin yeni h›yarlar›n› tan›t›yordu: ‘Dini bütün h›yarlar›m›z hizmetinizde, haber edin gecesinde gündüzünde, hemen sadaka cebinizde.’ Seçim giderek yaklafl›rken sera h›yarlar› yolsuzluk dosyalar›n› ele geçirmiflti. Çölde su bulmufl gibi seviniyordu muhalif h›yarlar.

Meydanda dosyay› sallay›p, ‘‹flte yolsuzluk belgeleri, bostan h›yarlar›na güvenmeyin, onlar hem soyguncu, hem de takiyeci. Meydana in diyor bana, iflte meydan iflte siz, oyunuzu sera h›yarlar›na veriniz.’ Aralar›nda kavga eder dururlard› fakat baflka bir canl›n›n seçime girmesine asla izin vermezlerdi. Sanki birbirlerine küfür eden, kuyusunu kazan onlar de¤ilmifl gibi s›ms›k› kenetlenirlerdi. Kaktüsleri üzerlerine salarlard›. Seçim sadece h›yarlar aras›nda olabilirdi. Bütün canl›lar sinmifl korkmuflken, boran kufllar› gizliden gizliye örgütleniyorlard›. Günün birinde kaktüslerin üzerlerine uçarak bedenlerini çarpt›lar. Bütün kaktüslerin üzeri ölü boranlarla kaplanm›flt›, art›k dikenleri zarar vermiyordu. Bundan cesaret alan di¤er canl›lar da, durmad›lar, h›yar bostan›n›n etraf›n› çevirip atefle verdiler; yedi gün yedi gece yand› atefl. H›yarlar›n egemenli¤i bitmiflti art›k. Ama sevincimiz uzun sürmedi. Yang›ndan kurtulan h›yarlar k›l›k de¤ifltirmifllerdi ve k›sa sürede iktidar›n bafl›na geçtiler. Baflka baflka suretlere bürünüp, gelecekte yeniden h›yarlar›n iktidar›n› kurmak için çal›flmaya bafllad›lar.” “Art›k uyan, uyan, uyan....” Kan ter içinde uyand›m. Güneflin ilk ›fl›klar›yla kulaklar›m hala u¤ulduyordu. Gel vatandafl geeeel! Seçmece bunlar, h›yar›n has› burada! *markopafla dergisi 1949 J

MART 2009 | TAVIR | 7


deneme

yar›nlar›n anas› olmak için... esra mert

latt›¤› kazan›n heyecan›yla atan yüre¤i sakinlefltikçe, Hatice tekrar düflünmeye bafllad›. Bugün de çal›flmad›¤›na göre haftal›k falan alamayacakt›. “Allahtan geçen hafta borç harç ettik, kiray› verdik. Ya bu haftaya b›raksayd›k ne edecektik? Ah, flu adam bir ifl bulabilse…” Trafonun sa¤›ndan yokufl afla¤› eve giden kestirmeden yürümek yerine, bir yan›nda gecekondular›n, bir yan›nda kondudan bozma apartmanlar›n s›raland›¤› Sümbüldede Soka¤›’na sapt›. ‹ki çift laf edebilece¤i birilerini arad› gözleri. Apartman kap›s›n›n önündeki merdivenlere dizilmifl laf eden kad›nlara flöyle bir bakt›. “Allah Allah, kaç y›ld›r flu mahallede oturuyorum, flu kar›lar›n hiçbirini tan›m›yorum. Olacak ifl de¤il yani. Eee, sabah-akflam keçi gibi yamaçtan inip ç›karsan, kimseyi göremezsin tabi. Vallahi çal›flcaz diye insanl›ktan ç›kt›k ya, ne komflu ne akraba yüzü görür olduk. Her gün sabah›n köründe çocuklar uyanmadan evden ç›k, gecenin bir yar›s› gel, yemek haz›rla, ortal›¤› toparla, bulafl›klar› y›ka derken geçiyor günler... Benimde flikayet etti¤im fleye bak, iflsiz güçsüz kalakald›k ortada. Gez flimdi doya doya h›s›m akraba, bakal›m ay›n sonunu nas›l getireceksin?” fiöyle bir bafl›n› kald›r›p mavi mozaikli binan›n beflinci kat›na bakt›. Eski komflusunun güneflli¤i çekiliydi. “Zavall› Hayriye’m, yine çocuklar›n› anas›na b›rak›p, yafll›lara bakmaya gitti heralde. O da zor ifl be. Kendi çolu¤un çocu¤un dururken üç kurufl için elin evinde yat›ya kalmak. Vallahi, bizim bey hayatta koymaz ben öyle bir iflte çal›flay›m.”

Bugün de ücretsiz izin diyerek eve gönderdiler. Di¤er zamanlarda eve bir an önce varabilmek için ç›rp›nan ayaklar› bir türlü h›zlanm›yordu. “Çocuklar henüz okuldan dönmemifllerdir. Bizimki de kahveye varm›flt›r çoktan, iki saat ifl ara, sonra befl saat kahvede otur, olacak ifl mi flimdi?...”

Kendi evinin soka¤›na dönmeden önce bakkala yöneldi. Hem iki ekmek alacak, hem de bibiyle iki çift laf edecek, derdini dökecekti. Bakkala girdi, bibiye bak›nd›. Bakkala bakan torundan, babannesinin f›t›k ameliyat› oldu¤unu, evde hasta yatt›¤›n› ö¤rendi. ‹ki ekme¤ini ald›, ç›kt›. “Kad›nca¤›za da bir u¤ray›p geçmifl olsun demek laz›m. Neyse bugünlük kals›n da yar›n iflten dönüflte bibiye bi ayak u¤rar›m art›k. Tabii yar›n ifl olur da çal›fl›rsak!..”

Sa¤ salim eve varmak için ad›mlar›n› mecburen h›zland›rd›. At-

Daha da bir dertlendi. Evin önündeki çöpleri soka¤›n bafl›ndaki

8 | TAVIR | MART 2009


deneme

çöp kutusuna tafl›d› önce. Söylene söylene ayakkab›l›¤› düzeltti. Düflündü¤ünün aksine ev çok da¤›lmam›flt›. Mutfakta masan›n üstünde okula gitmeden önce kahvalt› yapan Ozan’la Mert’ten arta kalan zeytin çekirdekleri duruyordu. Baflörtüsünü ç›kar›p b›rakt› sandalyenin tepesine. Oralar› bir güzel temizledi. Yoruldu¤unu fark etti. Asl›nda fiziken de¤il, ruhen çok yorgundu. “Amaaan bafl›m a¤r›m›fl düflünmekten. Düflün düflün b.tur iflin… diye bofla dememifller. Anam, düflünmeden de olmuyor ki, kim demiflse halt etmifl.” Oturma odas›n›n penceresini açt› havalans›n diye. Pencerenin alt›ndaki çekyata uzand›. Ayaklar›n›n alt›na da minderi koydu. “Üff! Amma yorulmufluz.” Sehpan›n üzerinden kumanday› ald›. “Ha flöyle, biraz televizyon izleyelim de keyfimiz yerine gelsin ya, kafam›z da¤›l›r belki.” Bast› dü¤mesine. “Biraz Da Ahiret ‹çin Çal›fl TV” aç›ld› önce. Dün akflam bu kanalda “Cinler Dünyas›” program›n› izlerken uyuyakalm›fl, kötü kötü rüyalar görmüfltü. Hemen geçiverdi. “‹zle Ki Deva Bulas›n TV”de ad›n› bir türlü ç›karamad›¤› esmer sunucu kad›n, gözyafllar› içerisindeki konu¤una uzat›yordu mikrofonu. Yirmi dört y›l önce evden kaçan, bir daha da kendisinden haber al›namayan k›z›n›n canl› yay›na telefonla ba¤land›¤›n› ö¤renen anne h›çk›rmaktan konuflam›yordu. “Allah Allah, insan yirmi dört y›lda bir kez olsun annesini aramaz m›? Ben olsam ç›ld›r›r›m valla. Ne vicdans›z evlatm›fl o ya. Kad›nca¤›z yine iyi dayanm›fl. Gerçi kim bilir bafl›na neler geldi k›zca¤›z›n. Büyük konuflmak da iyi de¤il.” “Üç Günlük Dünya, Ye ‹ç E¤len TV”de “Sabahlar›n Sultan›”n› görünce “Hah, iflte tamam” dedi. Oysa sultan›m›z›n kostümü otomobil reklamlar›nda gördü¤ümüz kad›nlar›nkinden pek farkl› de¤ildi.“Hay maflflallah ne nefleli kad›n, ben de flu Seda gibi olabilsem ne olur, derdi yok, tasas› yok, her sabah bak›ml›, her sabah yüzü gülüyor kad›n›n. Helal olsun gerçekten.” O böyle düflünürken, sabahlar›n sultan› kokulu öpücükler yolluyordu ekran bafl›ndaki izleyicilerine. Bilmem hangi lüks semtin ünlü astrologunu buralara kadar getirt-

miflti izleyicileri için. Astrolo¤umuz 70 milyonu bilgilendirmek için kehanetlerine bafll›yordu. “Bülent Ersoy yeni bir aflk bulacak… Hülya Avflar’la Saadettin Saran ayr›lacak…” Sesini biraz daha açt› televizyonun. Sabahlar›n›n sultan› avaz› ç›kt›¤› kadar ba¤›rd› “Ben demifltim… biliyordum…” diye. Yine kokulu buselerle para kazanma vaktinin geldi¤ini ilan etti sultan. Reklam aras›nda dolaflt› kanallar› bir bir. ‹zdivaç program›na tak›ld› gözü. Ama orada durmad›. “Bir Bir Dökülür Yapraklar›m” dizisinin eski bölümü yay›nlan›yordu. “Aman iyice saçmalad› bu dizi de. ‹zliyoruz bakma.” Onu da geçti. - Kad›nlar ifliniz art›k çok kolay… - Scotchbrite temizlik ne rahat… - Blendax bafl döndüren dolgun saç… - Sevgili seyirciler, 8 Mart’ta kad›nlar gününü Beyaz›t’ta kutlamak isteyen bir grup kad›na polis sal… - Han›mlar Ariel’le çamafl›rlar›n›z kar beyazl›¤›nda… - Sevgili kardefllerim, hepimizin derdi zay›flamak. Sultanlar› zay›flatan elma krom’u hepinize tavsiye… - Sokak ortas›nda kocas›ndan dayak yiyen talihsiz kad›n hastaneye kal… - Yemekteyiz program›nda bu hafta emel han›ma konuk olac… - Ünlü kad›n mankenin bir erkek dergisine verdi¤i seksi pozlar… - Ailenizden biri, sabahlar›n sultan› kald›¤› yerden… Kap›n›n zili çald›, bir kez daha çald›, bir kez daha. Sabahlar›n sultan›n›n kahkahalar›ndan olacak duymad› kap›y›. Okuldan dönen ve kap›da kalan çocuklar uzun süre annelerinin kap›y› açmas›n› bekledi. *** Sevgili annelerimiz, ablalar›m›z, arkadafllar›m›z, k›z kardefllerimiz hatta belki de kendimiz... Sistemin bizlere sundu¤u alternatif yaflam budur. T›pk› yaz›m›z›n giriflinde yer alan hikayedeki gibi. Yorgun bedenimiz kanepede dinlenirken, onlar yine bedenimizi ekranlarda pazarlamaya devam ediyorlar. Kirli elleri hep bedenimizde. Vücudumuzun bir yan› fabrikada, tekstilde çal›fl›rken, bir yan›m›z ekranlarda su-

nuluyor izleyenlere. Kad›n›n sömürüsü çok eskilere dayan›yor. Özel mülkiyetin ortaya ç›kmas› ve s›n›fl› toplumlar›n oluflmas›yla bafllayan ezenezilen iliflkisi içerisinde kad›nlar hep sömürünün en katmerlisini yaflad›lar. Yafl›yorlar. Örne¤in kad›n vücudunun cinsel bir meta haline getirilmesi, yüzy›llar geçse de, devir de¤iflse de de¤iflmeyen bir sorun olarak duruyor bu sistemin tam ortas›nda. Ülkemizdeki kad›nlar›n yar›s›ndan fazlas› fliddet görüyor. Her befl kad›ndan biri okuma yazma bilmiyor. Çal›flan kad›na ancak erkeklerin % 60’› kadar ücret veriliyor. Dünya geneline vurdu¤umuzda durum daha da vahim; “uygarl›¤›n yüzy›l›”nda hala 500 bin kad›n, köle olarak çal›flt›r›l›yor. Evde çal›flan, iflte çal›flan, fliddet gören, taciz edilen, sömürüden iyice bezen kad›n› “sakinlefltirmek” gerekiyordu. Bu sebeple burjuvazi, halk› uyutma arac› olarak kulland›¤› televizyonlarda kad›nlara yönelik programlara a¤›rl›k verdi. Öyle ki, yay›nlanan diziler, örgü saatleri, yemek elefltirileri, her türlü çürümüfllü¤ün sergilendi¤i sabah programlar› nedeniyle sistemle çeliflkisi olan kad›nlar, sorunlar› etraf›nda örgütlenip hak aramak bir yana, s›k›nt›lar›n› bile düflünecek zaman bulam›yor. Bu, burjuvazinin kendi cephesinden kad›n sorununa buldu¤u çözümdür. Uyutmak… çürütmek… unutturmak… ancak halk cephesinden sorun bir 盤 gibi büyüyerek devam ediyor. Kad›nlar›n yaflad›klar› sorunlar›n çözümü için bir araya gelmeleri gerekiyor. Sistemin sonunu getirecek dü¤üm, kad›n-erkek birlikte verilecek mücadelenin sonunda at›lacakt›r. Sevgili kardefllerimiz, annelerimiz, ablalar›m›z, dostlar›m›z... Biz varsak umut da vard›r. Emekçi ellerimizle kuraca¤›z dünyay› yeniden. Gelece¤i, özgürlü¤ü biz do¤uraca¤›z. Ve eme¤imizle beleyip büyütece¤iz. Anas› olaca¤›z yar›nlar›n. Meydanlarda bize sunulan yaflam› reddetti¤imizi hayk›raca¤›m›za olan inanc›m›zla 8 Mart Dünya Emekçi Kad›nlar Günü’nüz kutlu olsun! J

MART 2009 | TAVIR | 9


röportaj

temel demirer’le düflünce özgürlü¤ü ve ayd›n misyonu üzerine... tav›r

“Kendi yüre¤imden korktu¤um kadar ne papadan, ne de papazlardan korkuyorum.”[1]

Uzun süredir, Temel Demirer ile düflünce ve fikir özgürlü¤ü, devletin sansürcü bask›s› ve ayd›n misyonu üzerine bir sohbet yapmak istiyorduk. Kendisiyle ba¤ kurduk ilk elden. Ancak bir türlü yüzyüze oturup da bu sohbeti gerçeklefltiremedik. Bu nedenle aff›n›za s›¤›narak, bu sohbeti, hiç arzu etmedi¤imiz halde, e-mail yoluyla yapmak durumunda kald›¤›m›z› belirtelim. Afla¤›da iflte bu sohbeti(!) okuyacaks›n›z... Tav›r Dergisi’nin sorular›na yan›tlar›m; Bob Marley’in, “Kendini yarg›lamadan baflkalar›n› yarg›lama; yarg›lanmaya haz›r de¤ilsen kimseyi yarg›lama…” uyar›s›n› “es” geçmeden; “Bütün bildi¤im, bir fley bilmedi¤imdir,” diyen Sokrates’in içtenli¤iyle, k›saca flu(nlar)…

“Ayd›n, iktidara devrimci olan hakikâti söylemekten geri ad›m atmayan; bunun faturas› neyse onu da ödemekte hiçbir ikircime düflmeyendir… Ayd›n›n görevi, insan(l›k)›n özgürleflmesi yolunda hâkim ideolojinin kliflelerine, indirgeyici kategorilerine baflkald›r›n›n önünü açmakt›r…”

10 | TAVIR | MART 2009

Düflüncelerinizi yay›nlama suçu iflleyece¤iz, iflledi¤iniz suçlardan biraz bahseder misiniz? “Gökyüzünden baflka s›n›r yok,” bilinciyle; elefltirip-itiraz edenlerin, “Hay›r” diyenlerin sürdürülemez kapitalist vahflet taraf›ndan Engizisyona bile parmak ›s›rtan F-Tipi maharetle mahkûm edilmek istendi¤i hazin bir ça¤da yafl›yoruz! “Ben”, “Hrant’›n katili devlettir” dedi¤im için TCK 301 ile 216’dan Ankara 2. Asliye Ceza’da; ya da “Mercan’da katledilen Ökkefl o¤lumdur” dedi¤im için “3713 say›l› TMK’nun 7/2; 5237 say›l› TCK’nun 53/1 maddelerince” Malatya 3. A¤›r Ceza’da yarg›lan›yorum… Kim bilir; belki siz de, “cevval bir savc›” taraf›ndan, ben bunlar› Tav›r’›n sayfalar›nda ifade ettim dedim diye yarg›lanacaks›n›z… Bu; “demokratik” diye ambalajlay›p/sunmaya kalkt›klar›, oligarflik zorbal›kta böyle… Ama “bu böyle” diye; buna boyun e¤ecek de de¤iliz; t›pk›, “‹nsan›n özgürlü¤ü, kendisine yap›lanlara karfl› tak›nd›¤› tav›rda gizlidir,” diyen J. P. Sartre’›n deyiflindeki üzere… Temel Demirer kendini nas›l tan›ml›yor? “Yaln›zca bir kez dilim tutuldu. Biri bana, ‘Sen kimsin?’ diye sordu¤unda,” diyen Halil Cibran ne kadar da hakl›… Çok “kaz›k” bir soru bu… Hâlâ “Tek yol devrim” diyen; Filistin’de tank›n önüne sapan›yla dikilen çocu¤un cüretine hayranl›k duyan; Che’nin Bolivya’da ölmedi¤ini, bir Condor olup tüm dünyay› özgürlefltirmek için gökyüzüne ç›kt›¤›n› söyleyen Valle Grande’li köylüye inanan; unutmayan, unutman›n ihanet oldu¤undan flüphe duymayan; Sibel’e sevdal› s›radan biri de-


röportaj

“Düflüncenin neredeyse koflulsuz özgürlü¤ünü istemenin as›l nedeni, insan onurunun temellendirilmesinde onun kaynaksall›¤›d›r. Bireysel özerkli¤in anlam kazand›¤› ba¤lam, düflüncenin gereksindi¤i özgürlükler a¤›d›r… Her kim olursa olsun, herkesin düflüncelerini koflulsuz dile getirme özgürlü¤ünü insanl›k için savunmak zorunday›z. Kimin neleri söylemeye hakk› oldu¤unu, ne oldu¤una veya olmad›¤›na bakarak saptamak bir iktidar savafl›n›n içinde bulunuldu¤unun aç›k kan›t›d›r. Böyle bir savafl vermiyorsak, böyle bir tutumu anlaml› bulamay›z.”[6] sem yeter mi? “Yetmez” derseniz sözü, 11 Ocak 2004 tarihinde kaleme almak zorunda kald›¤›m, böyle durumlarda da, müracaat etti¤i “Özgeçmiflim”e b›rak›yorum… “Özgeçmifl’im istendi¤inde önce flafl›rd›m... Ard›ndan da bafllad›m kara kara düflünmeye: Ne diyebilirim diye? Kendimden söz etmenin pek anlaml› ve ‘fl›k’ olmad›¤›na inanan biri olarak çok düflündüm... Ne yazaca¤›m› kestiremedim... Ve nihayet flunlar› diyebilmenin en do¤rusu oldu¤una karar k›ld›m... ‘‹nsana ait hiçbir fley bana yabanc› de¤il,’ diyen(lerden); dünyaya afla¤›dan bakan(lardan); kendi kufla¤›mla müthifl bir serüveni yaflayan(lardan); yaflad›klar›mdan asla piflman olmayan(lardan); ve hatta yaflad›klar›m› yaflam›fl olmay› bir onur ve flans addeden(lerden); John Maxwell’in, ‘‹nsanlar, onlar› ne kadar umursad›¤›m›z› bilmedikçe, ne kadar bildi¤imizi umursamazlar...’; Bertolt Brecht’in, ‘Yenilgilerimiz, rezalete karfl› savafla kat›lanlar›m›z›n yeterince kalabal›k olmad›¤›ndan baflka bir anlama gelmez’; V. ‹. Lenin’in, ‘Silah kullanmas›n› ö¤renmeyen, silah elde etmeye çal›flmayan bir ezilen s›n›f, ancak köle muamelesi görmeye lay›kt›r,’ sözlerine müthifl de¤er veren(lerden); sevdas›z

kavga, kavgas›z sevda olmaz diyen(lerden); bir afet-i devrana afl›k olan(lardan); hâlâ ‘tek yol devrim’ gerçe¤ine ba¤l› olan(lardan); ve nihayet ‘Yeryüzü Aflk›n Yüzü Oluncaya Dek!’ diyen(lerin) saf›ndaki s›radan, vas›fs›z, herhangi biriyim... 54 tevellütlüyüm... Kemal’den olma Necla’dan do¤may›m... Çorum ili Kale mahallesi nüfusuna kay›tl›y›m... Okur yazar›m... Ve nihayet hâlen ‘sak›ncal›’ dedikleri(nden) ve GBT’lerindeyse sab›kal›y›m...” ‹çinde bulundu¤umuz dünyada ve kapitalist sistemde ayd›n misyonunu tan›mlayabilir misiniz? Ben “ayd›n” de¤ilim; ne bileyim ‹smail Beflikçi, Fikret Baflkaya, Haluk Gerger gibi ayd›n olmak için daha “k›rk f›r›n ekmek yemem” gerek… Ancak “Ayd›n deyince ne anl›yorsun?” derseniz… Akl›ma hemen, Fransa Naziler taraf›ndan iflgal edildi¤inde, direnifle kat›lan, Monte Rouge’de (K›z›l Tepe’de) kendini kurfluna dizen Alman askerlerine, “Alman proleterleri, kardefllerim, umudunuzu kurflunluyorsunuz,” diye hayk›ran ‹flçi Üniversitesi kurucusu felsefe profesörü George Politzer gelir… Asl› sorulursa “Ayd›n” iktidara

devrimci olan hakikâti söylemekten geri ad›m atmayan; bunun faturas› neyse onu da ödemekte hiçbir ikircime düflmeyendir… Ayd›n›n görevi, insan(l›k)›n özgürleflmesi yolunda hâkim ideolojinin kliflelerine, indirgeyici kategorilerine baflkald›r›n›n önünü açmakt›r… Edward Said’in ifadesiyle, “Gerçek entelektüeller kaz›¤a ba¤lan›p yak›lma, sürgüne gönderilme, çarm›ha gerilme riskine girmek durumundad›rlar. Güçlü kifliliklere sahip, su kat›lmad›k bireyler olmak zorundad›rlar; her fleyden önce de statüko karfl›s›nda daimi bir muhalefet durumunda olmalar› gerekir... “Nabza göre flerbet vermek, konuflulmas› gereken yerde susmak, flövenist kabaday›l›klara, tantanal› döneklik ve günah ç›karma törenlerine ra¤bet etmek bir entelektüelin kamusal rolüne en çok gölge düflüren tav›rlard›r... Entelektüel mümkün oldu¤unca genifl bir halk kesimini seslenir (onlar› küçümsemez), bu kesim onun do¤al muhatab›d›r... “Entelektüelin tek dayana¤› ödünsüz düflünce ve ifade özgürlü¤üdür: Bu özgürlü¤ü savunma hatt›n› gevfletmek veya dayand›¤› temellerden herhangi birinin kurcalanmas›na göz yummak entelektüelin ifline ihanet etmesi demektir...”[2] Ama bir dakika… Benim indimde “ayd›n”, post-modern zamanlarda, kimilerinin birbirlerine bol keseden da¤›tt›¤› -ço¤unlukla da “AB” ile “Soros”a endeksli- bir ulufe de¤ildir! Bu “ulufe”nin yaratt›¤› “ayd›n(›ms›)lar”›; “Hamur yo¤urmak istemeyen, befl gün un elermifl,” diyen Yunan atasözü ile tan›mlamak mümkündür… Düflüncenin evrimi dersek, uzun bir zaman dilimi al›r. Ülkemiz özgülünde 12 Eylül öncesi ve sonras› düflüncenin özgürlü¤ünün evrimini anlat›r m›s›n›z? Gelinen noktada bugün durum nedir? 12 Eylül, tarih(imiz)in tan›k oldu¤u en çapl› sald›rganl›k ve y›k›md›… Ancak onu betimleyen, “sald›rganl›k ve y›k›m” kadar; hatta ondan da öte devreye soktu¤u neo-liberal eksenli yabanc›lafl(t›r)mad›r… 12 Eylül’ü takip eden kesitte, yabanc›lafl(t›r›l)m›fl memleket(imiz)in, postmodern Türk(iye) insan›n›n ve “münevveri”nin hâli vahimdir... ‹nsana, akl›na güvenini yitirmifl postmodernite dört

MART 2009 | TAVIR | 11


röportaj

“‹nsan için kutsal, yani irdelenmesi, tart›fl›lmas› yasaklanm›fl hakikât yoktur; dünyada en de¤erli fley düflünce özgürlü¤üdür; iç ya da d›fl hiçbir kuvvet, hiçbir iktidar, hiçbir dogma akl›n sürekli araflt›rma çabas›n› s›n›rlayamaz; insanl›k evrende büyük bir soruflturma kuruludur. Hiçbir yönetim, hiçbir yer ya da gök düzeni onun çal›flmalar›n› bozamaz, k›s›tlayamaz. ”[4] yan› kuflat›rken bir pespayeleflme, bir ak›l tutulmas› yaflan(›ld›) ki, de¤me gitsin... Çürüme, yabanc›laflma, kokuflmuflluk kendini; siyasetten kültüre dek vazgeçiflle, kaç›flla yarat›yor... Böylelikle kapitalist talan, ya¤ma, avanta düzeninde, bütün etik de¤erler de baflkalaflt›r›ld›... Her cümleye “Ben”le bafllanan... “Ben”le yat›l›p/ kalk›lan... Dünyan›n “ben” diye hayk›ranlar›n çevresinde dönü¤ü san›lan... “Ben” ve “Benim”in “vahflet kesiti”ydi bu... Hani; “Ben”in içindeki “biz”i, “biz”in içindeki “ben”i gözden, ak›ldan ve yürekten ç›karan bir ak›ld›fl›l›k kesiti... Hayat›n metalaflt›r›ld›¤›, dünyan›n bir imaja tahvil edildi¤i, gücün parayla ölçüldü¤ü, televole Türkiye’si yarat›ld›… Kapitalist kültür endüstrisi insan(l›k)›n hâl(ler)ini tüketim yan›lsamas›na endeksledi… Bu kapsamda kapitalist kültür, her fleyi metalaflt›ran bir yap› olarak ifllev görürken kendisini de parça parça sat›fla sundu. Toplumsal de¤erler ve normlar erozyona u¤rat›l›rken; Spinoza’n›n, “‹nsan, köleli¤in ay›rd›na vard›¤› ölçüde özgürdü.” uyar›s› unutuldu/ unutturuldu… Sonra da popüler kültür diye adland›r›lan, insanlar› kendileri ve bu dünyada olup bitenler üzerinde, yaflam›n anlam› üzerinde düflünmeye de¤il, fakat hep kendileri gibi’lerden oluflma sürüler içerisinde yaflamaya, o sürülerle en yo¤un düzeyde uyum sa¤lamaya iten, insanlara e¤lence ve bofl zamanlar›n› doldurma ad› alt›nda düflünmelerine zaman ve olanak sa¤lamayacak pespayelikleri sunarak sonunda onlar› giderek anonimleflen iktidarlar›n pençesine iten yönelim, topraklar›m›z›n hat›r› say›l›r bölümü üzerinde de iktidar›n› pekifltirdi… Ve geldik neo-liberal y›k›m›n/küreselleflmenin karaya oturdu¤u krizden insan manzaralar›n›n dünyas›ndaki Türkiye’ye… Jean Ziegler’in, mevcut krizi bir “uygarl›k krizi” olarak betimledi¤i ufukta art›k hiçbir fleyin eskisi gibi olmas› mümkün de¤il! fiimdi burjuvala-

12 | TAVIR | MART 2009

r›n devri saadetinin nihayete erdi¤i bir ufuktay›z… Her fley çok, ama pek çok baflka olacak; inkâr›n inkâr› diyalekti¤indeki üzere… Düflüncenin özgürlü¤ünün s›n›r› var m›d›r? Nas›l ve hangi “gerekçe”yle olursa olsun, düflünce ve ifade özgürlü¤ü “suç” de¤ildir ve k›s›tlanamaz! Çünkü düflünceyi aç›klama özgürlü¤ü, belirli bir düflüncenin aç›klanmas›n›n yan› s›ra, aç›klanan düflünce etraf›nda örgütlenme hakk›d›r. Salt düflünce, kiflinin iç dünyas› ile ilgili bir olgudur. Kiflinin “düflünmek” yetene¤inin s›n›rland›r›lmas› veya engellenmesi düflünülemez ve esasen bunun olana¤› da yoktur. Honoré de Balzac’›n, “Düflünmek görmektir”; Platon’un, “Düflünmek, ruhun kendi kendine konuflmas›d›r”; S. Eugel’in, “Fikirler elektrik ak›m› gibidir, birbirini tutuflturur”; Marcus Aurelius’un, “Akl›n gücüne hiçbir engel karfl› duramaz”; Victor Hugo’nun, “Zaman› gelen bir fikrin gücüne hiçbir ordu karfl› koyamaz,” sözleri unutulmadan... Bu noktada hakikât anlat›c›l›¤›n›n, ne pahas›na olursa olsun, susmaz, susturulamaz oldu¤unu da belirtmeliyim… Michel Foucault’nun tan›m›yla, dürüstlü¤ün kan›t› cesareti olan hakikât anlat›c›l›¤›d›r. Yani Yunan felsefesindeki ifadesiyle bir parrhesiastes olmak, özgür düflünce ve ifadeyi vazgeçilemez yani “olmazsa olmaz” ilan eder. Bu ba¤lamda “Parrhesiastes”, “Konuflmac› özgürlü¤ü kullan›r[ken]: kand›rma yerine dürüstlü¤ü… Sahtelik ya da sessizlik yerine hakikâti… Hayat ve emniyet yerine ölümü… Yaltaklanma yerine elefltiriyi… Kendi ç›karlar›n› koruma ve ahlâki kay›ts›zl›k yerine ahlâki ödevi tercih eder”![3] Bunun için de R›fat Ilgaz’›n, ‘Bu da Bir Özgürlük fiiiri’ bafll›kl› dizesindeki üzere, “Tek suçunuz hür insanlar gibi konuflmak” ise, elden ne gelir? Frans›z sosyalizminin önderlerinden (1859-1914 y›llar› aras›nda yaflam›fl) Jean Jaurès’nin, “‹nsan için kutsal, yani irdelenmesi, tart›fl›lmas› yasaklanm›fl hakikât yoktur; dünyada en de¤erli fley düflünce özgürlü¤üdür; iç ya da d›fl hiçbir kuvvet, hiçbir iktidar, hiçbir dogma akl›n sürekli araflt›rma çabas›n› s›n›rlayamaz; insanl›k evrende büyük bir soruflturma kuruludur. Hiçbir yönetim, hiçbir yer ya da gök düzeni onun çal›flmalar›n› bozamaz, k›s›tlayamaz. Bizden gelmeyen her hakikât kuflkuludur; ba¤land›¤›m›z fleyler karfl›s›nda dahi elefltiri duyumuz hep uyan›k kalmal›, bütün tasdiklerimize ve bütün düflüncelerimize gizli bir baflkald›rma kar›flmal›d›r. E¤er Tanr› fikri elle tutulur bir k›l›¤a girseydi, e¤er kalabal›k içinde gözle görülseydi, o zaman, ilk ödevimiz ona bafl e¤mekten vazgeçmek olacakt›, bir efendi gibi de¤il, tart›flt›¤›m›z bir kimse, bize eflit bir kimse gibi davranacakt›k ona,”[4] saptamas› düflünce ve ifade özgürlü¤ünün ne kadar insani ve insan(l›k) aç›s›ndan vazgeçilemez oldu¤unun alt›n› çizer… Bu noktada “… ‘Özgür’ olan bir fleyden söz ederken onun hangi fleyden özgür oldu¤unu belirtmezsek söylediklerimizin tafl›d›¤› anlam belirsizleflir,” vurgusuyla Bertrand Russell ekler: “… ‘Özgür’ olan bir fleyden söz ederken onun hangi fleyden özgür oldu¤unu belirtmezsek ‘Özgür’ olan fley veya kifli bir d›fl zorlamayla karfl› karfl›ya de¤ildir. Ne demek istedi¤imize kesinlik kazand›rmak için de bu d›fl zorlaman›n ne türden oldu¤unu belirtmemiz gerekir. O hâlde düflünce, ço¤u zaman var olan birtak›m d›fl yönlendirici etkenlerden ba¤›ms›z ise özgür olur. Düflüncenin özgür olabilmesi için yok olmalar› gereken yönlendirici


röportaj

etkenlerin baz›lar› kendilerini aç›kça gösterirler; baz›lar› ise daha yan›lt›c› ve belirsiz, daha karmafl›kt›rlar. En belirgin olanlar›ndan bafllayal›m: Baz› fikirleri benimsemek veya onlara karfl› olmak; ya da baz› konularda bir fleye inand›¤›m›z› veya inanmad›¤›m›z› dile getirmek ceza yapt›r›mlar›na yol aç›yorsa düflünce ‘özgür’ de¤ildir.”[5] Çünkü Hayrettin Ökçesiz’in hakl› ifadesiyle, “Düflüncenin neredeyse koflulsuz özgürlü¤ünü istemenin as›l nedeni, insan onurunun temellendirilmesinde onun kaynaksall›¤›d›r. Bireysel özerkli¤in anlam kazand›¤› ba¤lam, düflüncenin gereksindi¤i özgürlükler a¤›d›r… Her kim olursa olsun, herkesin düflüncelerini koflulsuz dile getirme özgürlü¤ünü insanl›k için savunmak zorunday›z. Kimin neleri söylemeye hakk› oldu¤unu, ne oldu¤una veya olmad›¤›na bakarak saptamak bir iktidar savafl›n›n içinde bulunuldu¤unun aç›k kan›t›d›r. Böyle bir savafl vermiyorsak, böyle bir tutumu anlaml› bulamay›z.”[6] Evet, evet düflünce ve ifade özgürlü¤ü “s›n›rlanamaz”; bu evrensel bir gerçektir; hatta “en kabul edilemez” olan› bile… Yeri gelmiflken belirteyim: Düflüncelerinden ötürü diri diri yak›lan Giordano Bruno’nun yak›ld›¤› yerde, Roma’n›n Campo dei Fiori’sinde yontusu var flimdi… 8 fiubat 1600’de ölüm hükmü kendisine okunurken, Bruno yarg›çlara, “Beni ölüme yollarken sizler benden daha çok korkuyor olabilirsiniz” demiflti… Siyasi iktidarlar hangi s›n›rda özgürlü¤ü k›s›tlarlar? “Raison d’état”s› yani “hikmet-i hükümeti”ni sürdürülür k›lan resmi ideoloji (+ tarih) ve mekanizmalar› tehditle karfl›laflt›¤› an, kapitalist iktidar›n “demokrasi tüluat›” nihayete erdirilir! Constitutionalisme’in (meflrutiyetçilik) babas› say›lan Montesquieu’nün ‘Yasalar›n Ruhu’nda ifade ettikleri, tekelci kapitalizm koflullar›nda mümkün de¤ildir art›k… Mevcut iktidar›n, resmi ideolojinin özgürlüklerden nefretinin, Aziz Paulus’un, “Yönetenlerin kulu ol!” deyiflini an›msatt›¤› verili tabloda asl› sorulursa “özgürlükler”; egemenler taraf›ndan ezilenler için “ama...”l›, “fakat...”l›, “ancak...”l› kay›tlar›yla dillendirilirler! “Ama”l›, “fakat”l›, “ancak”l› düflünce ve ifade özgürlü¤ü olmaz; “Özgürlü¤ün ard›na eklenen ‘ama’ felsefi, ideolojik, hukuksal, dinsel aç›l›mlar›n özgürlü¤e vurdu¤u darbeleri meflrulaflt›rmaya yöneliktir, diye düflünürüm. ‘Ama’lar, özgürlü¤ü, ötesi tahammül edi-

“Özgürlü¤ün ard›na eklenen ‘ama’ felsefi, ideolojik, hukuksal, dinsel aç›l›mlar›n özgürlü¤e vurdu¤u darbeleri meflrulaflt›rmaya yöneliktir, diye düflünürüm. ‘Ama’lar, özgürlü¤ü, ötesi tahammül edilemez kabullenilmesi istenen bir alana s›k›flt›r›r”

lemez kabullenilmesi istenen bir alana s›k›flt›r›r.” Yücel Sayman’›n ifadesiyle... Özetle kimse inkâra kalk›flmas›n; “Kapitalizm ile demokrasi birbiri ile uzlaflmaz” diyen Marksist akademisyen Ellen Meiksins Wood’un saptamalar›n› hayat do¤rulamaktad›r! Düflünce, hayata sorulan sorularla bafllar. Siz hayata hangi sorular› sordunuz? Yine “kaz›k” bir soru; “Dünyada en zor fley, insan›n kendini bilmesidir,” dermifl Thales… Ayval›k’tayd›k; küçüktüm; eski bir Rum evinde otururduk… O zamanlar, nedendir bilmem o ev içimi ürpertirdi; korkard›m… Bir gün korktu¤umu söyledim anneme. Gülümseyerek, “Neden” dedi… Ondan sonra “Neden” dedim hep, içimi ›s›tan o gülümseyiflle… Sonra da “Neden korkuyorum, neden korkutuluyoruz”un yan›t› arad›m korkmadan; korkunun, bilgisizlikten do¤du¤unu, hiç ama hiç unutmadan… Bu röportaj› okuyan insanlara sorular›n›z var m›? Grup Yorum’un “Cesaret, cesaret daha fazla cesaret” diye hayk›ran ezgisini dinlediniz mi? Ya da Can Yücel’in, “Dünya öküzün boynuzlar› üstünde dururmufl,/ Her k›p›rdan›fl›nda öküz, deprem olurmufl…/ Oysa dünya, halklar›n omuzu üzerinde durur/ K›p›rdas›n da gör!” dizelerini terennüm eder misiniz? Veya 1 May›s 2009’da da Taksim’de olacak m›s›n›z? Tav›r okurlar›yla paylaflmak istedi¤iniz herhangi bir fley veya önerileriniz var m›d›r? Öneri” de¤il; paylaflmak istedi¤im iki çift söz var… Birinci çift Frans›z atasözlerinden… “Baflar›n›n yüzde 5’i yapmay› bilmekten, yüzde 95’i yapabilmekten oluflur…” “‹dealler y›ld›zlar gibidir, onlar tutmak mümkün olmaz ama karanl›k gecelerde yolumuza onlar rehberlik ederler…” ‹kincisi de Çin atasözlerinden… “Bilen ve bildi¤ini bilen ak›ll›d›r. Onu izleyin. Bilen ve bildi¤ini bilmeyen uykudad›r. Onu uyand›r›n. Bilmeyen ve bilmedi¤ini bilen bir ö¤rencidir. Ona ö¤retin. Bilmeyen ve bilmedi¤ini bilmeyen bir aptald›r. Ondan sak›n›n…” “Gelece¤in tüm çiçekleri, bugünün tohumlar› içindedir…” NOTLAR [1] Luther. [2] Edward Said, Entelektüel Çev: Tuncay Birkan, Ayr›nt› Yay. [3] Michel Foucault, Do¤ruyu Söylemek, çev: Kerem Eksen, Ayr›nt› Yay., 2005, s.17. [4] Jean Jaurès, Action Socialiste, s.275-285; Bkz: Jean Jaurès, Demokrasi, Bar›fl, Sosyalizm, E Yay., 1991, s.70. [5] Bertrand Russel, “Özgür Düflünce”, S’imge, No:37, Eylül-Ekim 2008-5, s.41-42. [6] Hayrettin Ökçesiz, “‹fade Özgürlü¤ü”, Cumhuriyet Bilim Teknoloji, Y›l:22, No:1115, 1 A¤ustos 2008, s.15.J

MART 2009 | TAVIR | 13


deneme

yeryüzünün en zor elde edilen de¤eri: bilgi... sibel çaml›

Yaflam›n içinde bilinmezliklerle, çözümsüzlüklerle karfl›laflt›kça geçer akl›m›zdan; “‹nsan›n en büyük gücü, bilgisidir” cümlesi. Merak edip bakar›z belki bir-iki yere, o konu hakk›nda bilgi sahibi olmak için, ya da unutur gideriz hayat›n kofluflturmacas› içinde, bir baflka sefer ihtiyaç duyaca¤›m›z zamana kadar… Oysa ki bütün yaflam›m›z› kolaylaflt›racak, bilinmezleri bilinir k›lacak, hayat›n içinde çözümsüz hiçbir fleyin olmad›¤›n› gösterecek olan fley bilgidir. Sadece geçmifli de¤il, bugünü, yar›n›, yaflam›n her an›n› ve gelece¤e giden yolu gösterir. K›sacas›, ö¤renme, araflt›rma ya da gözlem yolu ile elde edilen gerçeklerdir. Di¤er yan›yla, önermelerin ve yarg›lar›n gerçekli¤e uygunlu¤unu dile getirir. Örne¤in, “Bir dörtgen dört kenarl›d›r” önermesi ve yarg›s› bilgidir. Çünkü gerçe¤e uygundur. “Bir dörtgen üç kenarl›d›r” önermesi ise, yanl›flt›r. Çünkü gerçe¤i ifade etmez.

Gerçek, k›l›ç yaras› gibi s›zlat›c›, günefl ›fl›¤› gibi ayd›nlat›c›d›r. Ayd›nlanmak ve ayd›nlatmak için bilgiye ulaflmak gerekir. Yol gösteren, gelifltiren, de¤ifltiren ve dönüfltüren bir yan› vard›r. Gerçek bilginin gücü de buradan gelir.

14 | TAVIR | MART 2009

Gerçek, k›l›ç yaras› gibi s›zlat›c›, günefl ›fl›¤› gibi ayd›nlat›c›d›r. Ayd›nlanmak ve ayd›nlatmak için bilgiye ulaflmak gerekir. Yol gösteren, gelifltiren, de¤ifltiren ve dönüfltüren bir yan› vard›r. Gerçek bilginin gücü de buradan gelir. Bedreddin de gerçek bilgiye ulaflt›¤› noktada yanl›fl yolda oldu¤unu anlar ve o güne kadar yazd›¤› k›rkbefl tane kitab›n› Nil nehrine atar. Suya att›¤›, yanl›fl bilgileridir. Onlar›n yerine do¤ru, gerçek bilgiyi koyar, her do¤ruyla biraz daha ilerler, geliflir, toplumu gelifltirir, ayd›nlat›r ve dönüfltürür. Bu anlamda bilginin toplumsal bir yan› vard›r. Yani bilgi ancak, toplumun yarar›na sunuldu¤unda geliflir ve gelifltirir. Ama tek bir kiflinin elinde olmas› onun yarar›n› azalt›r. Çünkü Bedreddin’in dedi¤i gibi; yeryüzünün en zor elde edilen bir de¤erini ifade eder, bilgi. Örne¤in; ilk insandan, atalar›m›zdan ele al›rsak nereden nereye, nas›l gelindi¤i daha iyi görülür. ‹nsan›n eti çi¤ yedi¤i uzun bir dönem sonunda, atefl bulunduktan sonra eti piflirmeyi ö¤renmesi, bilincin oluflumuna muazzam katk› sa¤lamas›n› da beraberinde getirir. Piflmifl et beynin geliflmesini sa¤lar ve bilinç de böyle oluflmaya bafllar. Bütün evrimleflme süreci boyunca eme¤i, becerisi geliflen atalar›m›z›n beyni ve vücut yap›lar› da geliflir. Bilincin oluflumuyla birlikte art›k


deneme

insan soyunun önü aç›kt›r. Ama önünde daha katedilecek çok uzun bir yol vard›r. ‹lk insan henüz günleri, aylar›, mevsimleri, y›llar› hesaplayamayacak durumdad›r. Neden diye sorarsak yine karfl›m›za ç›kacak olan bilinç ve bilgi yoksunlu¤udur. Bunun için kendine do¤aüstü güçler bulur. Örne¤in; M›s›r’da güneflin do¤mas› için törenler yap›l›r. Zalimli¤iyle bilinen Firavun her gün tap›na¤›n etraf›nda döner ve bu flekilde güneflin do¤mas› beklenir. Yoksa güneflin do¤mayaca¤›na inan›l›r. Bir baflka örnek ise; baz› zamanlar Nil nehrinin taflmas› insanlar› korkutur. Korku denilen fley de bilgisizlikle ilgilidir. Ve insanlar bunu, öfkelenen tanr›lar›n ifli diye yorumlarlar. Hatta Nil nehri, tanr›n›n kendisi olarak görülür. Ama y›llar geçtikçe M›s›rl›lar bu nehrin her zaman de¤il belirli aral›klarla taflt›¤›n› gözlemlerler. Sonuçta, en ilkel haliyle bile olsa gözlem ve bilgi birikimiyle nehrin ne zaman yükselip ne zaman alçald›¤›n› hesaplamay› ö¤renirler. ‹nsano¤lunun bilgiyi, bilimi nas›l gelifltirdi¤ine dair bu türden örnekleri ço¤altmak mümkündür. Dolay›s›yla bilgi, gelece¤i ayd›nlatan bir ›fl›k, bir k›lavuzdur ayn› zamanda. Toplumun yarar›na sunuldu¤unda ancak binlerce y›l öncesinden bugüne ve gelece¤e tafl›n›r, kal›c›lafl›r… Örne¤in; Aristo binlerce y›l önce yaflamas›na ra¤men, bilimin varsay›mlara ve karfl›tl›klara dayand›¤› gerçe¤i korunur. Veya materyalist felsefenin ilk savunucular› aras›nda yer alan Demokritos, “Bilge kifliye yeryüzü aç›kt›r.” sözünü kan›tlarcas›na bilimin çok gerilerde seyretti¤i bir dönemde, nesnelerin, atomlar›n zincirleme birbirine ba¤lanmas›ndan olufltu¤unu ifade eder. Nitekim tarih içinde de atom biliminin kurucusu olur. Ayn› dönem filozoflar›ndan Thales, suyun insan için her fleyin tek kayna¤› oldu¤unu söyler. Evrenbilimcidir. Epikür ise, insanlardaki ölüm korkusunun bilmemeyle, do¤aüstü tanr›sal güçlere inanmas›yla ilgili oldu¤unu ve ancak bu korkusunu yendi¤inde daha ileriyi görece¤ine inan›r. Epikür, yüzy›llar önce inand›¤› bu düflünceyle, asl›nda felsefenin görevini aç›klar. Tarih bu inan›fllar› ve düflünceleri do¤rular. Onlar ayn› zamanda Antik ça¤ Yunan felsefesinin filozoflar›d›rlar. Antik ça¤ Yunan felsefesi tarihi marteryalist felsefenin de geliflim tarihidir. Materyalizm, maddeyi ifade eder. Nitekim dönemin materyalist filozoflar› da, do¤an›n bilinemez olmad›¤›n›, do¤adaki her fleyin maddi bir nedeni oldu¤unu bunlar›n çözülebilece¤i ve bilinebilir oldu¤u bilgisini ortaya koyarlar. Böylece idealizmin, dünyan›n bilinemez s›rlarla dolu oldu¤u tezlerini materyalist filozoflar, bilim adamlar› ulaflt›klar› gerçek, do¤ru bilgiyle ve bilimle çürütürler. Bu bilgi, tarihler boyu kendini tekrar tekrar do¤rulayarak, ileriye tafl›yarak daha da geliflir, gelifltirilir, dersler ç›kar›l›r, olgunlafl›r ve pratikte hayat bulur. Bu bilginin ad› da, bütün dünya halklar›na gerçek kurtuluflun yolunu gösteren, umudun hep varoldu¤unu anlatan Marksist- Leninist bir dünya görüflünü ifade eden diyalektik mater-

Bilgi, gelece¤i ayd›nlatan bir ›fl›k, bir klavuzdur ayn› zamanda. Toplumun yarar›na sunuldu¤unda ancak binlerce y›l öncesinden bugüne ve gelece¤e tafl›n›r, kal›c›lafl›r... yalist felsefedir. Bir dünya görüflü olan Marksist felsefe en genelde, do¤an›n, toplumun, tarihin temel yasalar›n› aç›klar. Buna göre madde bilinci belirler. Dolay›s›yla bilimsel yani bilimlerin ö¤rettiklerine uygun tek dünya görüflü olan diyalektik materyalizm, sömürülen, horlanan emekçilerin, iflçi s›n›f›n›n dünya görüflüdür. ‹dealizm ise, tam tersine aç›klanamayan, bilinemeyen çok fley oldu¤unu ve kaderine raz› olmak gerekti¤ini ö¤ütler. Bu dünya görüflü, kendi düzenlerini korumak ve sorunsuz devam ettirebilmek için sömürüyü gizleyerek, insanlar›n gerçek, do¤ru bilgiye ulaflmas›n› engelleyen burjuvaziye aittir.Buna göre ise bilinç, maddeyi belirler. Sonuç olarak; Marksist diyalektik materyalizm ›fl›¤›nda yeni geliflmeler ve yeni do¤ru, gerçek bilgilerle do¤a, toplumlar ve tarih yeniden incelenerek, yorumlanarak, bilinemez bir fley olmad›¤› bilgisi ileriye tafl›n›r. Sadece bugün için bilinmeyen bilginin yar›n bilinebilecek fleyler oldu¤u gerçe¤i, Marks, Engels ve Lenin’in bilimsel tezleriyle pratikte s›nanarak, do¤rulan›r. Marksist-Leninistler için teori yani bilgi ve pratik bir bütündür. Çünkü, teori, bilginin düflünce alan›n›, pratik ise, bu bilginin ya da teorinin s›nand›¤›, do¤ru olup olmad›¤›n›n görüldü¤ü bir aland›r. Bu anlamda teorisiz pratik, pratiksiz teori olmaz denebilir. Tüm bu bilgiler ›fl›¤›nda bakarsak, bilgiyi, teoriyi küçümsemek bütün bir tarih boyunca toplumun biriktirdi¤i bilgi ve deneyimlere s›rt

MART 2009 | TAVIR | 15


deneme

bilgiden yoksun kalarak, ne söylenirse ona inanan, cahil, soru sormayan, sorgulamayan ve gerçeklerden bihaber olarak yaflam›n› sürdürmesi egemenlerin kendi sömürü çarklar›n› daha rahat çevirebilmeleri içindir. Örne¤in; bugün görüntüde karfl›m›zda Amerikan askerlerinin postallar› yok belki, ama bunu gizlemek için, farkl› yöntemler kullanan egemenler taraf›ndan yeralt› yerüstü zenginlikleriyle kar›fl kar›fl sat›lm›fl bir ülke gerçe¤i vard›r. Amerikan üslerinden geçilmeyen ülke topraklar›n›n Amerika’n›n yeni sömürgesi ve IMF’ye ba¤l› oldu¤u gerçe¤i iyice su yüzüne ç›km›flt›r. Buna ra¤men bask›n›n, zulmün temsilcisi egemen s›n›flar ›srarla, bütün bir halk›n gözünün içine baka baka, ba¤›ms›zl›ktan, vatan sevgisinden bahsederler.

“Bedreddin de gerçek bilgiye ulaflt›¤› noktada yanl›fl yolda oldu¤unu anlar ve o güne kadar yazd›¤› k›rkbefl tane kitab›n› Nil nehrine atar. Suya att›¤›, yanl›fl bilgileridir. Onlar›n yerine do¤ru, gerçek bilgiyi koyar, her do¤ruyla biraz daha ilerler, geliflir, toplumu gelifltirir, ayd›nlat›r ve dönüfltürür.” çevirmektir. Dolay›s›yla geçmiflten, yaflanm›fl olandan ö¤renmeyi istememek bilimsel bir yaklafl›m de¤ildir. Geçmiflin, onca bilgi birikimi ve deneyiminden ö¤renemeyenler gelece¤e de bir fley katamaz ve tafl›yamazlar. Pratikte s›nanarak sürekli ifllenen do¤ru bilgi ve bilimler sadece görüneni de¤il, görünenin arkas›ndaki gerçe¤i de, nedenleri, niçinleriyle ortaya ç›kar›rlar. Marks; “Görünen

16 | TAVIR | MART 2009

gerçek olsayd›, bilimlere gerek kalmazd›” derken anlatmak istedi¤i çok aç›kt›r. Çünkü hayat›n içinde hiçbir fley bize gösterildi¤i, söylendi¤i ve yönlendirildi¤i gibi de¤ildir. Kölecilikten bugüne yüzy›llar boyu egemen olan sömürücü s›n›flar bilgiyi hep kendi ç›karlar›na göre kullanm›fllard›r. Bütün toplumun onlar›n gösterdi¤i kadar›yla görmesini, söyledikleri kadar›yla bilmesini istemifllerdir. Dolay›s›yla bütün emekçi halk›n do¤ru

Kendi ç›karlar› için vatan topra¤›n› emperyalistlere peflkefl çeken kendileri de¤ilmifl gibi, gerçe¤in bilinmemesi için her türlü dalevereyi çevirirler, gerçek bilgiyi söylemezler. Veya sel olur, gecekondularda yaflayanlar›n evleri sular alt›nda kal›r, deprem olur, yine topra¤›n alt›nda can veren emekçi halkt›r, baflta medya olmak üzere burjuvazi, do¤al afet, kaderle aç›klar bu durumu. Maden ocaklar› çöker onlarca iflçi topra¤›n binlerce kilometre alt›nda havas›zl›ktan ölür, Tuzla tersanelerinden her gün bir ölüm haberi gelir, birçok iflyerinde yüzlerce iflçi sakat kal›r, yine ayn› medya ve burjuvazi ifl kazalar› der ad›na. Oysa ki bugüne kadar ö¤rendi¤imiz bilgiler bütün bunlar›n ad›n›n “katliam” oldu¤unu do¤rular. Açl›k, yoksullluk, iflsizlik hep kaderle aç›klan›r. Bunun için k›yaslama bile yap›l›r. “Bak komflun senden daha kötü durumda, o ne yaps›n, sen kaderine raz› ol, flükret haline” denmesi bundand›r. Bu idealizmin temsilcisi olan egemen, sömürücü s›n›flar›n bilinçli bir flekilde halk› kand›rmas›ndan baflka bir fley de¤ildir. Veya s›n›flar, ideolojiler yok denir. Gizlenir halktan bu gerçek. Ama baflta bilgi ve bilimler olmak üzere yaflam›n kendisi de her geçen gün ö¤retir insanlara iki ayr› s›n›f›n; bir tarafta ezenler, sömürenler ve di¤er tarafta ezilenler sömürülenler oldu¤u gerçe¤ini. Bu


deneme

Örne¤in fieyh Bedreddin, önce dize getirilmeye, sessiz b›rak›lmaya çal›fl›lm›flt›r. Çünkü bilgisini toplumun yarar›na sunmakta ›srarc› olup, sömürüsüz, hakça bir düzen kurmas› çok korkutmufltur egemeni. Bu gerçe¤in pefline düflecek milyonlarca emekçinin varl›¤›n› düflünmek bile ürkütür zulmün, sömürünün temsilcilerini. Ve halk›n adil, kardeflçe yaflad›¤› bu düzen, yay›lmadan yok edilmelidir. Dolay›s›yla Bedreddin, Serez Çarfl›s›’nda egemene teslim olmad›¤› ve bilgisini satmayarak, halk›n ç›kar›na kulland›¤› için as›l›r. Hatta kendisinden sonra gelecek olanlara da ders olsun diye, Bedrettin’in bütün organlar› tek tek parçalanarak ülkenin dört bir yan›na da¤›t›l›r. Ama Bedreddin’in düflüncesi yaflar, yaflat›l›r ve bugün de ayn› do¤ru bilgi hayat›n içinde varl›¤›n› korur. Bedreddin bu anlamda bafl› dik, onurlu bir bilge ve düflünürdür.

anlamda sadece görünene de¤il, meselenin özüne, nedenine, niçinine de do¤ru bilgiyle bakmak önemlidir. Çünkü sadece görüntü yan›lt›c›d›r. Toplumlar tarihi boyunca, egemenler do¤ru bilgiyi ve do¤ru bilgiye sahip oldu¤unu bildikleri filozoflar›, derviflleri, bilim adamlar›n› hep yanlar›nda tutmak istemifllerdir. Bugün emperyalist dönemde ise bilgi, tekellerin elinde, parayla al›n›p sat›l›r hale gelmifltir. Özünde bir yandan bilginin gücünden yararlan›p kendi düzenini korumak di¤er yandan ise do¤ru bilgiyi topluma tafl›yacak olanlar› kendi denetimi alt›nda tutmak vard›r. Her iki durum da bize bir gerçe¤i gösterir; ezen, sömüren egemen s›n›f›n, ezilen, sömürülen emekçi halk› yanl›fl bilgiye mahkum edip gerçe¤i görmesini engelleyerek güçsüz, örgütsüz b›rakma iste¤idir. Bunun için gerçe¤i, do¤ru bilgiyi sak›ncas›zca söyleyen ve topluma, halka tafl›yan derviflleri, bilgiyle bilimle u¤raflanlar› düflman› olarak görmüfltür. Bask›yla, tehditle korku-

tarak bunu engellemeye çal›flm›flt›r. Ve ça¤›yla çat›flan filozoflardan, bilim adamlar›ndan korkuya teslim olmay›p, savundu¤u gerçeklerden vazgeçmedi¤i, ›srarla do¤ru bilgiyi topluma tafl›yarak ayd›nlatt›¤› için bunu can›yla ödeyenler vard›r. Örne¤in Bruno, kendini bilime adayan onurlu birisidir. Ortaça¤ karanl›¤›n›n Roma kilisesi Bruno ile çok u¤rafl›r. Bilimsel çal›flmalar›n› yurdunda sürdürebilece¤i söylenerek kand›r›l›r. Tutuklan›r, iflkencelerden geçirilir. Ama Bruno, ak›ll› ve inançl› birisidir. Karfl›s›nda hiç kimse, onun düflüncelerini çürütemez. Dolay›s›yla Roma kilisesi ondan kendisini inkar etmesini ister. Ama baflaramazlar. Boyun e¤dirip, vazgeçiremezler savundu¤u do¤ru düflüncelerden. Sonunda çaresiz kal›p Bruno’yu atefle atarak yakarlar. Asl›nda bu, kilisenin Bruno karfl›s›ndaki yenilgisidir. Çünkü Bruno ölmüfltür ama asla taviz vermemifltir do¤ru bilgisinden, düflüncesinden. Ve onun ard›ndan do¤ru bilgiye, bilime sahip ç›kanlar ve bu yolda yürüyenler hep olmufltur.

Bugün de gerçe¤i, do¤ru bilgiyi halka tafl›d›¤› ve bunu savundu¤u için, gözalt›na al›n›p, iflkencelerden geçirilen, hatta tutuklanan birçok devrimci vard›r. Egemenler bir taraftan düflünce özgürlü¤ü derken di¤er taraftan do¤ru bilgiye, düflünceye ve gerçe¤e düflmanl›¤a devam eder. Ama do¤ru bilgiler ve gerçekler her türden yalandan dolandan, sahtekarl›ktan çok daha güçlüdür ve tüm engellemelere ra¤men halkta yank›s›n› bulur. Bilgi ve bilim çok engelleri, zorlu yollar› aflarak bugüne ulaflt›. Bugünden sonra da elbette sömürü sistemi devam etti¤i ve dolay›s›yla iki ayr› s›n›f var oldu¤u sürece daha çok engellemelerle karfl›laflacakt›r. Bunlar› bilerek, ›srarla sorular sorup, önümüze koyulan her fleyin nedenini, niçinini sorgulayarak ancak kand›r›lmaktan kurtulur ve gerçek, do¤ru bilgiyle ayaklar›m›z yere daha sa¤lam basarak yürürüz. Dolay›s›yla bilgi, do¤ruyu savunan, gerçe¤in yan›nda olan insanlar›n elinde olursa ancak, toplumu ileriye tafl›yacak ve halk› ayd›nl›k gelece¤e götürecektir.J

MART 2009 | TAVIR | 17


deneme

sahnede ifllenebilecek bir suç var m›? mehmet esato¤lu

Geçti¤imiz y›l Haflmet Zeybek’in “Dü¤ün Ya da Davul” oyunu sansürlendi. Sezon bafl›nda Tiyatro Avesta’n›n “Araf” adl› oyunu yasakland›. Y›l›n bafl›nda ‹stanbul fiehir Tiyatrolar›’nda Seray fiahiner’in “Yedi Tepeli Aflk” adl› oyunu engellenerek gösterimden kald›r›ld›. 27 Mart’ta yeni bir Dünya Tiyatro Günü kutlayaca¤›m›z günlerde sansür, yasaklama, engelleme tiyatromuzun tepesinde kol geziyor. Binlerce y›l önce ateflin bafl›nda bir av öyküsünü anlatan oyuncu, bu yapt›¤›ndan ötürü insanlar›n bafl›na ne “ifl”ler açabilece¤ini tahmin ediyor muydu? Yaflanan bir süreci yeniden oyun arac›l›¤›yla canland›rmak o günlerde temel bir gereksinimdi. Çünkü yaflanan deneyimi aktarman›n baflka yolu yoktu. Hem bunu yapan “gösteriyi” sanatsal faaliyetten öte yaflamsal bir gereklilik olarak sergiliyordu. Oynayan›n yapt›¤›, av› nas›l ele geçirdi¤ini göstermekten ibaretti. Bunu, elinden geldi¤ince aç›k ve net bir biçimde anlat›yordu. Süslemeye ya da abartmaya kalkm›yordu. Çünkü anlat›m›ndaki tek abart› ya da çarp›tma, ertesi gün av› yapacak olan› yan›ltabilir, böylece kendi de dâhil çevresindeki tüm insanlar aç kalabilirlerdi. Bu oyunu kimse yasaklamaya da kalkm›yordu çünkü yasaklamas› kendini de açl›¤a ve ölüme mahkûm etmesi demekti. Peki, bugün oyun yasaklayanlar ne yap›yor-

18 | TAVIR | MART 2009

lar? Geçti¤imiz yüzy›ldaki iflleviyle “yaflam›n aynas›” olan ya da daha sonra ulaflt›¤› “görünmeyenin ard›ndakini gösterme” çabas›ndaki tiyatroyu neden engellemek istiyorlar? “‹nsan› insana insanla anlatan bir sanat” oldum olas› gerçe¤i saklamak, çarp›tmak, göstermemek isteyenlere tehlikeli görünüyor da ondan. 60’l› y›llarda lisede okurken ilk yasaklamay› ç›plak bir gözle izlemifltim. Tiyatro kolundaki liseli gençlerin köylü taklidi yapt›¤› basit bir do¤açlama s›ras›nda oyunculardan biri “O zaman sen bu kafa ile okulu Çemiflgezek’e yapars›n.” diye bir cümle kurdu. Gösteri devam ederken okul müdürü oturdu¤u yerden aya¤a kalkarak salondaki edebiyat ö¤retmenine k›zg›n k›zg›n bakt› ve salonu terk etti. Ertesi gün oyunun yasakland›¤› ve okulun tiyatro kolunun süresiz kapat›ld›¤› haberini ald›k. O günlerde hiçbirimiz bir lise ö¤rencisinin söyledi¤i bu sözleri okul müdürünün Kürt sorununa bir gönderme olarak alg›lad›¤›n› anlamam›flt›k bile. Ertesi y›l gitti¤imiz bir liseleraras› tiyatro flenli¤inde baflka bir yasaklamayla burun buruna geldik. Bak›rköy Lisesi oyuncular› o günlerde yeni yeni tan›maya bafllad›¤›m›z Alman Yazar Bertolt Brecht’in “Carrar Ana’n›n Tüfekleri” oyununu oynuyorlard›. Sahneye de kocaman bir pankart asm›fllard›: “Kendi Davas› ‹çin Dövüflmeyenler Dövüflmüfl Olurlar Karfl› Saflarda” diye. Oyun oynand›. Milli E¤itim Müdürü ve vali de salondayd›. Milli E¤itim Müdürü, bugün ad›na Kad›köy’de bir tiyatro salonu yap›lm›fl olan Halis Kurtça’yd›. Oyunu ayakta alk›fllayan Kurtça, herkesin

duyaca¤› bir sesle “Say›n valim görüyor musunuz gençler dünyay› nas›l yorumluyorlar?” dedi. Gözleri k›s›k bir flekilde Kurtça’ya bakan vali “Gereken soruflturma yap›lacakt›r!” diyerek salonu terk etti. ‹ki gün sonra oyunun yasakland›¤› haberini ald›k. Çevremize bakt›¤›m›zda yasaklarla çepeçevre kuflat›ld›¤›m›z› görmeye bafllad›k. O günlerde bir yasa¤› da Halk Oyuncular› Toplulu¤u, Erol Toy’un “Pir Sultan Abdal” oyunu ile Dersim’de yaflam›fllard›. Hatta olaylar ç›km›fl ve ard›ndan bir kifli de hayat›n› yitirmiflti. 70’li y›llar, önce 12 Mart günlerinde yasaklar, sonra 1974 sonras› –k›sa bir dönem- özgürlük, ard›ndan Milliyetçi Cephe döneminde yo¤un yasaklamalarla geçti. Dönemin hemen bafl›nda kurulan ve süreç içinde kurumsallaflan toplumcu tiyatrolar devletin yasakç› zihniyetinin bafl hedefi oldular. Bertolt Brecht, Maksim Gorki, Aziz Nesin, Mehmet Türkan vb. gibi bir dolu yazar›n oyunlar› inan›lmaz gerekçelerle yasakland›. 12 Eylül sonras› ise bask› ve yasak iç içe geliflti. Muhalif oyunlara gelen izleyicileri kap›da yo¤un bir biçimde arayan güvenlik güçleri salon içinde herkesin görüntüsünü, ard›ndan da oyunu çekiyordu. Bu ifllemlerin ard›ndan da yasaklama geliyordu. 12 Eylül sonras› askeri yönetimden çok, seçim sonras› kurulan hükümetler döneminde yasaklamalar görülüyor. Dönemin rekorunu, 100 küsur yerde yasaklanan Ankara Birlik Tiyatrosu’nun sergiledi¤i Erol Toy’un “Pir Sultan Abdal” oyunu k›r›yor. 90’l› y›llarda ise


deneme

yayg›nlaflan Kürtçe oyunlar bir baflka yasaklama oda¤›n› oluflturdular. O günlerde kaleme al›nan bir yaz›, süreci flöyle anlat›yor: “Yasak süreci flöyle iflliyor. Herhangi bir yerde tiyatro oyununa yasak getirilmesi asl›nda 5442 say›l› ‹l ‹dare Kanunu'na dayand›r›larak o kentin en büyük mülki amirince yap›labiliyor. Bu madde, "‹l s›n›rlar› içinde huzur ve güvenli¤in, kifli dokunulmazl›¤›n›n, emniyetin, kamu esenli¤inin sa¤lanmas› ve önleyici kolluk yetkisi valinin görevlerindendir. Bunlar› sa¤lamak için vali gereken tedbirleri al›r” diyor. Ancak oyunlar Emniyet güçleri taraf›ndan, daha sahnelenmeden Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu çerçevesinde yasaklanabiliyor. ‹lgili maddede, ‘Umuma aç›k yerlerde, gerçek kifli veya topluluklar, mahallin en büyük mülki amirine en az 48 saat önceden müracaat suretiyle oyun ve temsil verebilir veya çeflitli flekillerde gösteri düzenleyebilir. Bunlardan genel ahlaka, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlü¤üne veya anayasa düzenine ayk›r› oldu¤u tespit edilenler, mahallin en büyük mülki amiri emriyle polis taraf›ndan men edilir ve ilgililer derhal adli mercilere sevk edilir. Müracaatta oyun, temsil veya

gösteriye kat›lan yönetici ve di¤er kiflilerin, kimlik ikametgâh ve tabiiyetleri belirtilir.” deniyor. Yani oyununu sahnelemek isteyen herhangi bir toplulu¤un Emniyet'e gerekli belgeleriyle birlikte müracaatta bulunmas› asl›nda yeterli. Çünkü yasa, oyunu izne tabi tutmazken Emniyet'e yasaklama yetkisini de vermiyor. Ayr›ca yayg›n bir kan› olarak bilinen 'Oyunun tekstini Emniyet'e vermek zorunlulu¤u' gibi bir durum da var olan yasa içerisinde söz konusu de¤il. Bir oyunun sak›ncal› olup olmad›¤›na karar verme hakk› polisin ya da valinin de¤il elbette mahkemelerin. E¤er oyunda suç teflkil edecek bir unsur varsa sahnelendikten sonra emniyet taraf›ndan cumhuriyet baflsavc›l›¤›na suç duyurusunda bulunulmas› kuflkusuz yasalar›n da öngördü¤ü bir davran›fl. Sonuç olarak kanunlar›n yorumlan(ma)mas› ve yetkilerin kullan›l(ma)mas›ndan kaynaklanan ilginç bir durum yaflan›yor.” Tiyatro konusunda son y›llarda bir dolu görüfl öne sürüldü. Kitlelerin yayg›nlaflan teknolojik araçlara ve sinemaya yöneldi¤ini ileri süren bu görüfller tiyatronun art›k insanlar›n ilgisini çekmedi¤ini söylese de egemen güçler tiyatroyu tehlikeli görmeye devam et-

tiler. Son y›llarda “Avrupa Birli¤i” ve “demokrasi” vaazlar›na ra¤men onlarca oyun yasaklamadan nasibini ald›. Geçti¤imiz sonbahar ise ‹zmir gibi bir kentte Tiyatro Avesta’n›n “Araf” Oyunu yasakland›. Tiyatro hakk›nda ne söylense, ne yaz›lsa, ne çizilse yine de insan› insana insanla anlatan bir sanat olarak yasaklamadan yakas›n› kurtaram›yor. Amatör Tiyatrolar Çevresi (ATÇ), 90’l› y›llarda “Sahnede ‹fllenebilecek Hiçbir Suç Olamaz” slogan›yla yasaklamaya ve sansüre karfl› ç›kt›. Bu slogan sahne ile izleyici aras›na hiçbir gücün, engellemenin girmemesini öneriyor. Bu yaklafl›m gerek politikac›lar, yöneticiler hatta tiyatro alan›ndaki kiflilerce bile anlafl›labilmifl ve içsellefltirilmifl de¤il. Çünkü kimileri kendi düflüncesine uymayan bir gösterinin yasaklanmas›na kay›ts›z kal›yor hatta bunu için için destekliyor. Sahneye, sanata yasak olamayaca¤›n› sanatç›lardan bafllayarak politika insanlar›na,ve yöneticilere dek genifl bir çevreye kavratmak için zorlu bir mücadele gerekiyor. J

MART 2009 | TAVIR | 19


bildiri

2009 dünya tiyatro günü bildirisi augusto boal çeviren: bilgesu ataman

“Bütün insan toplumlar› gündelik yaflamlar›nda görülmeye de¤erdir. Baz› özel durumlar için gösteriler yaparlar. Görülmeye de¤er olan toplumsal düzen içindeki davran›fl biçimleridir. Bunlar t›pk› izlemeye gitti¤iniz türden gösterilerdir. Fark›nda olunmasa da insan iliflkileri teatral bir yap› izler: Mekân kullan›m›, beden dili, sözcük seçimi ve ses tonunu ayarlama, düflüncelerle duygular›n yüzleflmesi, sahnede gösterdi¤imiz ve yaflad›¤›m›z her fley. Bizi var eden tiyatrodur. Dü¤ün ve cenaze birer gösteridir. Günlük ritüeller de gösteridir; fakat öylesine kan›ksanm›fllard›r ki fark›na bile varmay›z. Bir yandan gösterifl ve zenginlik öte yandan sabah kahvesi, karfl›l›kl› günayd›nlar, utangaç aflklar, büyük tutku f›rt›nalar›, bir senato oturumu ya da diplomatik bir toplant›; hepsi tiyatrodur. Sanat›m›z›n as›l ifllevlerinden biri insanlar› oyuncular›n ayn› zamanda seyirci olduklar›, sahnenin yeryüzüyle bulufltu¤u gündelik yaflam gösterilerine duyarl› k›lmakt›r. Hepimiz sanatç›y›z; tiyatro yaparak asl›nda apaç›k olan› görmeyi ö¤reniyoruz, ço¤unlukla bakmad›¤›m›z için göremediklerimizi. Kan›ksad›klar›m›z› keflfediyoruz: tiyatro yaparak gündelik yaflam sahnemizi ayd›nlat›yoruz. Geçen y›l Eylül ay›nda bir tiyatronun perde açmas›yla hepimiz flaflk›nl›¤a u¤rad›k: Uzak ve vahfli yerlerde süregelen savafllara, soyk›r›mlara, katliamlara ve elbette iflkencelere ra¤men güvenli bir dünyada yaflad›¤›n› sanan, paralar›n› baz› sayg›n bankalara yat›ran veya piyasadaki dürüst bir tüccara emanet eden bizlere bu paran›n asl›nda var olmad›¤›, sanal oldu¤u, ne güvenilirli¤i ne de sayg›nl›¤› olan sahici ekonomistlerin uydurdu¤u ac›kl› bir masal oldu¤u söylendi.

20 | TAVIR | MART 2009

Her fley sadece kötü bir tiyatro oyunuydu, birkaç kiflinin kazand›¤›, ço¤ununsa kaybetti¤i karanl›k bir komplo. Zengin ülkelerdeki baz› siyasetçiler birkaç sihirli çözüm ürettikleri gizli görüflmeler düzenlediler. Böylece biz izleyiciler, onlar›n verdikleri kararlar›n kurban› olan bizler, balkonun en arka s›ras›nda öylece kald›k. Yirmi y›l önce Rio de Janeiro’da Racine’in Fedra adl› eserini sahneledim. Sahne dekoru oldukça c›l›zd›: Yerde inek derileri, etrafta bambular. Oyuncular›ma her gösteriden önce flöyle söylüyordum: ‘Her gün yeniden yaratt›¤›m›z kurgu sona erdi. fiu bambular› geçtikten sonra hiçbiriniz yalan söyleme hakk›na sahip olmayacaks›n›z. Tiyatro, gizlenmifl gerçektir.’ Olaylar› inceledi¤imizde bütün toplumlarda, etnik gruplarda, sosyal s›n›flarda ve kastlarda ezen ve ezilen insanlar› görürüz; gördü¤ümüz adaletsiz ve zalim bir dünyad›r. Baflka bir dünya yaratmak zorunday›z çünkü bunun mümkün oldu¤unu biliyoruz. Kendi yaflam›m›zda ya da sahnede oynayarak bu baflka dünyay› var etmekse bizim ellerimizde. Bafllayacak olan gösteriye kat›l›n ve dostlar›n›zla eve döndü¤ünüzde kendi oyunlar›n›z› oynay›n, gözünüzün hiç göremedi¤ine dönüp bir bak›n; apaç›k olana. Tiyatro sadece özel bir etkinlik de¤il, bir yaflam biçimidir. Hepimiz oyuncular›z; yurttafl olmak bir toplumda yaflamak de¤il, o toplumu de¤ifltirmektir.’’ J


MART 2009 | TAVIR | 21


makale

“var m›s›n, yok musun?”... yokuz! eren günova

Ülkemizde geçen ay “Milyoner” ad›yla gösterilmeye bafllanan “Slumdog Millionaire”, çarp›c› bir gerçe¤i gözler önüne serdi bir kez daha: Emperyalist-kapitalist sistemin umut tacirli¤i... Her ne kadar, Oscar ad›na neredeyse tüm ödülleri toplamas›yla, gerçekten tart›fl›lmas› laz›m gelenin filmin konusu olmas› gerekirken, medyan›n de¤iflik amaçlarla

22 | TAVIR | MART 2009

allay›p pullamas›yla farkl› mecralara kay(d›r›l)an Milyoner; Hindistan’›n kenar mahallelerinde yaflayan iki kardeflin yetim kalmalar›yla bafllayan uzun ve ac›larla dolu hayat öykülerini içeriyordu... Hindistan’da geçen bu öykünün t›pat›p olmasa da çok benzerleri, dünyan›n hemen tüm yoksul ülkelerinde yaflan›yor asl›nda. Bir zamanlar Türkiye’de “Kim Befl Yüz Mil-

yar ‹ster?” ad›yla televizyonlarda gösterilen yar›flman›n Hindistan versiyonunda yar›flmak için baflvuran miyonlarca Hintliden biri olan Jamal Malik, insana ve insani de¤erlere düflman bir sistemin kurbanlar›ndan biri asl›nda. Kurtuluflu(!) k›sa yoldan zengin olmakta bulan bir düflünce sistemati¤i, milyonlarca Hintli gibi Jamal’› da sar›p sarmalam›fl. Çayc› olarak çal›flt›¤› bir telekomünikasyon flirketinde,


makale

da inanan polis, Jamal’› serbest b›rak›r. Filmin bir boyutu, bireysel kurtuluflun Hindistan’da da böylesi yar›flmalar yoluyla propaganda edilmesi iken; bir boyutu da yoksullu¤un art›k dibe vurmas›yla toplumdaki korkunç yozlaflmay› anlatmas› oluyor… Yozlaflma hem ahlaki çöküntüyle, hem de insani tüm de¤erlerin yitirilmesiyle gösteriliyor filmde.

bir f›rsat›n› bularak yar›flmaya kat›l›m ça¤r›s› yapan Jamal, hayallerinin gerçe¤e dönüflüyle bir anda milyonlarca Hintlinin k›skanç(!) gözlerle onu izledi¤i ekranlara ç›kar. Yar›flmada, zekas› ve biraz da flans›yla son soruya kadar gelir. Büyük ikrami-

yeyi kazanmas›na art›k bir soru kalm›flt›r. Ancak bu paray› vermek istemeyen televizyon kanal›, Jamal’› hile yapt›¤› gerekçesiyle polise teslim eder. Faflizmin kanunlar› geçerlidir art›k. ‹flkence görür Jamal ama hile yapmad›¤›n› söyler. Ona sonun-

Bizim ele alaca¤›m›z boyutu olan bireysel kurtulufl yollar› arama, yoksullu¤un getirdi¤i çürüme ve yozlaflma, insani de¤erlerden soyunma, yard›mlaflman›n/dayan›flman›n ortadan kalkmas› vesaire, tümü emperyalist-kapitalist sistemin ürünüdür. Etraf›m›zda, yan›m›zda-yöremizde, televizyon ekranlar›nda gördü¤ümüz ne kadar rezil fley varsa bunlar›n mimar› bu düzendir. Milyoner filmindeki Jamal ve Salim’in yaflam öyküleri de iflte bu sistemin yazd›¤› bir senaryodur. Bu senaryolar (‹nsanlar›m›z buna safça “kader” diyorlar ne yaz›k ki…), sadece Hin-

MART 2009 | TAVIR | 23


makale

distan’da de¤il, ülkemizde de yaz›l›yor. Dünyan›n tüm sömürge ülkelerinde oldu¤u gibi, örgütsüzlefltirilen ve güçsüzlefltirilen insan y›¤›nlar›na, “kurtulufllar›n›n” yollar› da gösteriliyor. “Piyango al›n, size de ç›kabilir!” deniliyor bazen… Ömrü boyunca insanlara bilet sat›l›yor böylece. Bazen “Toto, Loto, iddaa, alt›l› oynay›n milyonlar› kap›n!” deniliyor ve insanlar ellerinden bu oyunlar›n kuponlar›n› ömürleri boyunca b›rakm›yorlar. Bazen de “Gelin yar›flmalar›m›za kat›l›n, ünlü olun, para kazan›n” deniliyor ve insanlar cep telefonlar›ndan yüzlerce kontör harcayarak bu yar›flmalara kat›labilmek için baflvuru yap›yorlar. fiu an, Türkiye’de televizyonlarda yer alan yar›flma programlar›na yap›lan baflvuru say›s› gayr›-resmi olarak 2,5 milyon kifli. Yani her 100 kifliden yaklafl›k 15’i, 16’s› yar›flmac› olmak için baflvuruda bulunmufl. Bu korkunç bir rakamd›r. Bu insanlar›n art›k tek kurtulufl umudu, piyangolar, loto-toto ve yar›flmalard›r baflka bir fley de¤il. Baflvuruda bulunanlar›n yaklafl›k 1.200 000’i ise son günlerin reyting birincisi “Var M›s›n Yok Musun?” adl› yar›flma program›na kat›lmak istemifl. Asl›nda yar›flma da de¤ildir bu, bir nevi flov program›d›r. Çünkü ortada ne bir yetene¤e, ne de bilgiye dayal› yar›flacak bir fley yoktur. (26 senedir TRT’de yay›nlanan “Bir Kelime Bir ‹fllem” d›fl›nda, flu an genel kültüre ve bilgiye dayal› bir yar›flma program› yok flu anda…) Ortada içinde küçük miktarlardan 500.000 TL’ye kadar para ödülleri vard›r ve yar›flan kifli, di¤er yar›flmac›lara kutular› teker teker açt›rarak, sona kalacak kutuda 500.000 TL olmas› için dua etmektedir. Bu kadard›r. 500.000 TL’ye ulaflmak için, flanstan baflka bir fleye ihtiyac› yoktur yar›flmac›n›n yani… Bu yar›flma(!) program›n›n, insan› afla¤›layan, alçaltan, de¤erlerini ayaklar alt›na alan içeri¤i hiç göze batm›yor ne yaz›k ki… Bunun gibi, “Çark›felek” de, “Ahmet Çakar’la Zor Karar” da, “Yemekteyiz” de, adlar›n› burada sayman›n gere¤inin olmad›¤›, 9 ulusal televizyon kanal›ndaki di¤er 12 yar›flma(!) program›nda da, kolay yoldan para kazanmak için insanlar›n düfltü¤ü durum gerçekten içler ac›s›d›r. Diyorlar ki bize onlar: “Size üç-befl kurufl verece¤im ama bunun karfl›l›¤›nda ne kadar de¤eriniz varsa alacak, sizi insanl›ktan ç›karaca¤›m. Var m›s›n, yok musun?” “Sizi TV’lere ç›karacak, ünlü olman›z› sa¤layacak ama reytinglerim arts›n diye sizi k›l›ktan k›l›¤a sokaca¤›m. Dünya aleme maskara olacaks›n›z. Var m›s›n, yok musun?” “Size akl›n›z›n alamayaca¤› kadar çok para ve mal-mülk kazand›raca¤›m ama anan›zdan emdi¤iniz sütü burnunuzdan getirecek, bunlar için milyonlar›n gözü önünde dilenci gibi yalvartaca¤›m. Var m›s›n, yok musun?”

24 | TAVIR | MART 2009

(“uykusuz”dan)

“Evet, size bir fleyler verece¤im, hatta içinizden baz›lar› gerçekten zengin statüsüne sahip olacak ama siz bu flansl› kifli olmak için insanl›¤›n›z› unutacak, rakiplerinizin kuyusunu kazacak, birbirinizi afla¤›layacak, hakaret edeceksiniz. Var m›s›n, yok musun?” “Ekranlardan milyonlara seslenme flans›n› yakalayacaks›n›z, hiç giremeyece¤iniz ortamlara girecek, hayallerinizde bile göremeyece¤iniz fleylere kavuflacaks›n›z ama buna eriflebilmek için bizim oyunca¤›m›z, bizim reyting arac›m›z olacaks›n›z. Var m›s›n, yok musun?” Abartm›yoruz. Bu soruyu elbette o sunucu böyle sormuyor. Sadece flu kadar para veriliyor, var m›s›n yok musun diyor. Ancak sorunun alt›nda iflte yukar›daki gizli sorular yat›yor. fiimdi as›l sorulmas› gerekeni soral›m: Var m›y›z gerçekten, yok muyuz? Elimizden tüm de¤erler al›nacak, insanl›ktan ç›kaca¤›z. Belki bir daha insan içine ç›kamayacak, birbirimizin yüzüne bakamayacak hale gelece¤iz. Böylesi yar›flmalara(!) kat›lmaya devam ettikçe utanma dahil tüm duygular›m›z› yitirece¤iz. Her fleyimizi yani… ‹nsanl›¤›m›z›… “Var›z” demenin korkunçlu¤u ortada. Yokuz elbette. Vars›n kendi bireyci dünyalar›nda hapsolsunlar. Onlar›n dünyalar› kendilerinin olsun. Ad›na “umut tacirli¤i” diyece¤imiz bu sahtekarl›¤a karfl› her zamankinden daha çok duyarl› olman›n önemini kavrayal›m. Kanmayal›m bu tüccarlara… J


ay›n foto¤raf›

foto¤raf: FOSEM

MART 2009 | TAVIR | 25


inceleme

kurtulufl teolojisi: yüzünü halka dönen din adamlar›n›n deneyimi kadir kefeli

Kurtulufl Teolojisi Nedir? “Kurtulufl Teolojisi” 1950’li y›llardan itibaren Latin Amerika’da saf›n› yoksullardan yana belirleyen H›ristiyan din adamlar›nca sosyalizmden etkilenerek oluflturulan dünya görüflünün kurumsal ad›d›r. H›ristiyanl›k ve sosyalizmi ayn› çat› alt›nda buluflturur. Asl›nda bu yeni bir fley say›lmayabilir. Zira tarih boyunca halklar›n eflitlikçi özlemleri, toplumcu görüfller ile dini inan›fllar›n yolu birçok defa kesiflmifltir. Ve hatta silah kuflanm›fl, kavgaya tutuflmufltur. H›ristiyanl›k dininin tarihinde de böylesi bir çok örnek var. Kurtulufl Teolojisi’ni farkl› k›lan ise bilimsel sosyalizmin derin ve belirleyici etkilerini tafl›mas›d›r. Kurtulufl Teolojisi’nin oluflumuna öncülük eden din adamlar›, sosyalizmi H›ristiyanca yeniden yorumlamaya çal›flm›yorlard›; onlar yüzlerini “öbür dünya”dan bu dünyaya çeviriyor, insanca yaflaman›n ancak sosyalizmle mümkün olaca¤›n› görüyor ve söylüyorlard›. Kurtulufl Teolojisi Nerede ve Nas›l Ortaya Ç›kt›? Kurtulufl Teolojisi, en somut haliyle 1968 y›l›nda Kolombiya’n›n Medellin kentinde Latin Amerika Piskoposluk Konseyi (CELAM) taraf›ndan düzenlenen Latin Amerika Psikoposlar› II. Konferans›’yla vücut buldu. Ancak hareketi anlamak için daha gerilere gitmek gerekir. Bu yaz› kapsam›nda gidebilece¤imiz en geri nokta H›ristiyanl›¤›n ilk y›llar› olabilir ve o zamanlara gidip h›zla geri dönmekte fayda var… *** “Ve ‹sa fiakirdlerine dedi: Do¤rusu size de-

26 | TAVIR | MART 2009


inceleme

rim ki, göklerin melekûtuna zengin adam güçlükle girer. Yine size derim: Devenin i¤ne deli¤inden geçmesi, zengin adam›n Allah’›n melekûtuna girmesinden daha kolayd›r.” *(1) Yukar›daki bu k›sa al›nt›dan da anlafl›laca¤› gibi köleci dönemde H›ristiyanl›k dini yoksullar›n, ezilenlerin dini olarak ortaya ç›km›flt›. Engels flöyle anlat›yor: “‹lk H›ristiyanl›¤›n tarihi, modern iflçi s›n›f›yla benzerlikler gösterir. T›pk› onun gibi, H›ristiyanl›k da, köken itibariyle ezilenlerin bir hareketidir. ‹lk olarak kölelerin ve azad edilenlerin, yoksullar›n, haktan yoksunlar›n, Roma taraf›ndan boyunduruk al›nm›fl ya da parçalanm›fl halklar›n dini olarak ortaya ç›kt›.” *(2) ‹lk ortaya ç›kt›¤› bu dönemde bask›lar›n s›k› takibatlar›n hedefi olan H›ristiyanl›k zamanla tedricen kabuk de¤ifltirdi ve üç yüz y›l kadar sonra Roma devletinin resmi dini oldu. Elbette bu ilk ortaya ç›kan H›ristiyanl›ktan farkl› bir H›ristiyanl›kt›; kurumsallaflan kilisenin ve din adamlar›n›n zenginleflmesi bu dinin yoksullardan kopmas› anlam›na geliyordu. ‹lk y›llarda hor görülen zenginlikle ve zenginlerle uzlafl›lm›flt›. Yoksullu¤a övgü ise bu dünyada çekilen cefalara öbür dünyada cennet vaadiyle birlikte dizginsiz sömürünün k›l›f› olarak sürüyordu. Buna ra¤men, Kilise’nin yoksullukla olan ba-

¤› çok ince de olsa varl›¤›n› sürdürüyordu. Bu ba¤› tamamen koparan 12. ve 13. yüzy›llarda Avrupa’da eflitlikçi tarikat hareketlerinin ç›kmas› oldu. Bu hareketler her ne kadar dini kisveye bürünmüfl olsa da, özünde s›n›fsal bir muhteva tafl›yorlard› kuflkusuz. Cathari isyanlar› bu hareketlerin en belirgin olan›d›r. ‹syanlar›n bast›r›lmas›ndan sonra birçok tarikat yasakland›, keflifller diri diri atefle at›ld›… Kilise, kuramsal olarak yoksullardan yana oldu¤u genel kabulünü böylece tamamen y›k›yordu. Papa XXII. Jean, ‹sa’n›n “yoksul olmad›¤›n›” aç›klayarak kopuflu resmen onaylam›fl oldu. 18. ve 19. yüzy›llarda yaflanan burjuva demokratik devrimlerin ve bilimsel alandaki geliflmelerin de etkisiyle Katolik kilisesinin bu tavr›nda k›smi de¤ifliklikler olsa da kilise öz olarak daima bir gerici devlet kurumu olarak var olmaya devam etti. (Elbette bu yüzy›llara gelene kadar kilise tarihinde birçok çalkant›l› olaylar yafland› ancak bu yaz›n›n konusu ol mad›¤› için ayr›nt›ya girmiyoruz.) Ve art›k tarihin daha yak›n sayfalar›na gelebiliriz. Ki, konumuz itibariyle bizi as›l ilgilendiren geliflmeler bu yak›n geçmiflte ortaya ç›kt›… 2. Emperyalist Paylafl›m Savafl›’n›n ard›ndan Nazi Faflizminin yenilgiye u¤rat›lmas›, ard› ard›na gelen devrimler ve devrimci/komü-

nist hareketlerin/partilerin güç kazanmas›, sosyalizmin prestijinin iyice artmas›n› beraberinde getirmiflti. Bu durum hem bütün dünyada kilisenin etkinli¤ine darbeler vuruyor, hem de birçok H›ristiyan din adam›n› da etkisi alt›na al›yordu. Özellikle ülkeleri Naziler taraf›ndan iflgal edilip kamplarda tutsak edilen rahipler, buralarda sosyalistleri tan›m›fl, onlar›n direniflçi tav›rlar›ndan, halk ve vatan sevgilerinden ziyadesiyle etkilenmifllerdi. Bu durum, savafl sonras›nda Avrupa’da sosyalizmin etkilerini gösterdi. Fransa’da ortaya ç›kan “iflçi rahipler hareketi” buna örnekti… Bu ve benzeri hareketler Avrupa’da çok uzun soluklu olmad›lar ancak Kurtulufl Teolojisi’nin oluflumunda do¤rudan etkili oldular. Marksist/Sosyalist düflüncelerin yoksul halklar aras›nda h›zla benimsenip yayg›nlafl›yor olmas› kiliseyi kendisini yeniden yoksullara yaklaflt›racak aç›l›mlar yapmaya zorluyordu. Nitekim, Papa Jean XXIII.’ün 195863 y›llar› aras›nda süren dönemine kiliseyi yoksullara yaklaflt›rma giriflimleri damgas›n› vurur. Bu ba¤lamda yine Jean XXIII’ün öncülü¤üyle düzenlenen Vatikan II Konsili’nin (1962-65) ana temas› “yoksullar›n kilisesi” formülüdür. *** Konsil sonras›nda ortaya ç›kan yoksullardan

MART 2009 | TAVIR | 27


inceleme

yana olan kilise fikri en güçlü yank›y› Latin Amerika’da buldu. Çünkü zaten Latin Amerika yoksulluktan nasibini bir hayli alm›flt›r. Bunun yan› s›ra, k›ta o ara bir hayli hareketlidir. 1959’da gerçekleflen Küba devriminin etkisi tüm k›taya yay›lm›fl ve umut olmufltu. Dört bir yandan halk hareketleri ortaya ç›kmakta ve güç kazanmaktayd›. Ve bir de askeri darbeler, faflist diktatörlükler üstüne eklenince din adamlar› gitgide devrimci saflara yaklaflmaktayd›… Latin Amerika Psikoposluk Konseyi (CELAM) 1968 y›l›nda “Konsil Ifl›¤›nda Latin Amerika’n›n Mevcut Dönüflümü ‹çinde Kilise” temas›yla Kolombiya’n›n Medellin flehrinde “Latin Amerika Piskoposlar› ‹kinci Konferans›”n› düzenledi. Bu konferans Kurtulufl Teolojisi’nin iyice flekillendi¤i yer oldu. “Medellin’deki gerçek kopufl, Latin Amerika piskoposlar›n›n ezilenlerin ‘bütünsel kurtuluflu’ projesine destek vermesiyle gerçekleflecekti: Siyasal ve iktisadi tahakküm yap›lar›n›n, militarizmin, giderek kapitalizmin mahkûm edilifli, kitlelerin bilinçlenmesi ve Latin Amerika toplumlar›n›n radikal dönüflüm ça¤r›s›. Bu e¤ilimin temsilcileri say›ca az›nl›kta olsalar da CELAM yönetimindeki a¤›rl›klar› önemli bir kurumsal destek oluflturuyor ve görüfllerini elitler d›fl›na yayman›n yolunu aç›yordu.” *(3) “Konferans›n nihai belgesinde, ilk kez sadece var olan yap›lar›n adaletsizli¤ini mahkûm edip halk›n temel haklar›n›n ihlali ve ‘kurumsal fliddeti’ fliddetle elefltirmekle yetinilmiyor, ‘belli koflullar alt›nda devrimci baflkald›r›lar›n meflrulu¤u’ kabul edilip halk›n ‘her türlü kölelikten kurtulufl özlemleriyle dayan›flma’ vurgulan›yordu.” *(4) Kurtulufl Teolojisi’nin temel çizgilerinin belirlenmesi yaln›zca bu konferansla s›n›rl› kalmad›. Onun oluflumuna öncülük eden rahipler ortaya koyduklar› eserlerle entelektüel temelini güçlendirdiler. Perulu rahip Gustavo Gutierrez “Kurtulufl Teolojisi-Perspektifler” isimli yap›t›nda flöyle diyordu: Varsay›ld›¤› gibi ne biri “dünyevi” ne öteki “uhrevi” olmak üzere iki gerçeklik, ne de biri “kutsal” öteki “kutsal olmayan” iki tarih vard›r. Yaln›zca tek bir tarih vard›r ve kurtulufl ve tanr›n›n krall›¤› bu insani ve dünyevi tarih içinde gerçeklefltirilmelidir. Tayin edici olan, kurtuluflu yukar›dan beklememektir. (Burada bir parantez aç›p yeniden Engels’e dönmekte fayda var. Daha önce aktard›¤›m›z paragraf›n devam›nda flöyle diyor Engels: “Her

28 | TAVIR | MART 2009

ikisi de iflçi sosyalizmi gibi H›ristiyanl›k da, kölelikten ve sefaletten gelecek bir kurtuluflu vaat eder; H›ristiyanl›k bu kurtuluflu ölümden sonra öbür dünyadaki yaflama, cennet; sosyalizm ise bu dünyaya, toplumun dönüfltürülmesine yerlefltirir.” *(5) Buradan hareketle Kurtulufl Teolojisi’nin Ortodoks H›ristiyanl›ktan ça¤dafl bir kopufl oldu¤u söylenebilir.) Halk Aras›nda Yay›lmas› ve Benimsenme Birçok Latin Amerika ülkesinde Kurtulufl Teolojisi’ne ba¤l› din adamlar› taban cemaatlerinin de yard›m›yla en ücra köylere kadar bu eflitlikçi düflünceyi yay›yor ve mevcut bask›-sömürü yöntemlerini k›yas›ya elefltiriyorlard›. Bu flekilde Kurtulufl Teolojisi yoksul halkla ve devrimci hareketlerle bulufluyordu. Bu durum zaman içinde Kurtulufl Teolojisi’nin ilerici/devrimci halk hareketleriyle iç içe geçmesine yol açt›. Baz› ülkelerde Kurtulufl Teolojisi’ne ba¤l› din adamlar› devrimci hareketlerin destekleyicisi olurken baz›lar›nda do¤rudan örgütleyicisi oluyorlard›. Avrupa ülkelerindeki benzer örnekler etkisiz kal›p k›sa sürede ömrünü tüketirken Kurtulufl Teolojisi’nin bu denli yayg›n ve etkili olmas› emperyalist/kapitalist Avrupa ülkelerinden farkl› olarak yeni sömürge Latin Amerika ülkelerinde devrimci hareketlerin “halkç›” karakterinin a¤›r basmas›yla ba¤lant›l› de¤erlendirilebilir. Bir di¤er önemli etken de daha önce de belirtti¤imiz yoksullu¤un boyutu ve bask›c› yönetimler. Bask›lar, ‹flkenceler, Katliamlar... Kurtulufl Teolojisi’ne ba¤l› din adamlar› ülkelerindeki halk› eflitsizli¤e, adaletsizli¤e ve bask›c› yönetimlere karfl› mücadele etmeye ça¤›r›rken “din adam›” kimlikleri onlara bask›, iflkence ve katliamlar karfl›s›nda ayr›cal›k sa¤lam›yordu. Dönemin Kolombiya Devlet Baflkan› Guillermo Leôn Valencia’n›n Camilo Jorres için söyledi¤i flu sözler bu durumu çok güzel ifade ediyor: “Ben son derece dindar bir insan›m; ateflli, imanl› bir H›ristiyan›m. Bu nedenle Camilo’nun ELN’ye kat›ld›¤› ö¤renilip durumunun ne oldu¤u soruldu¤unda duraksamadan flu yan›t› verdim: “Rahipler bir kifli eksildi, haydutlar bir kifli artt›.”*(6) Yani eflitlik, adalet, özgürlük diyen ve faflist sömürü yönetimlerine baflkald›ran kifli, din adam› da olsa nihayetinde hayduttu ve hedef haline gelmesi çok sürmüyordu. 1964 y›l›nda Brezilya’da askeri darbeye direnen rahipler tutuklan›p iflkenceden geçirildiler. Aralar›ndan baz›lar› katledildi. Sonraki y›llarda halk›n devrimci mücade-


inceleme

lesinin yükseldi¤i her yerde benzer olaylar yafland›… Bu katliamlardan en fazla yank› uyand›ran ve tepkiye yol açan ise El-Salvador’da yafland›. Kurtulufl Teolojisi’ne ba¤l› birçok din adam›n›n kontra çeteler taraf›ndan katledildi¤i bu ülkede Baflpiskopos Monseignor Oscar Romero’nun 24 Mart 1980 günü vaaz verdi¤i s›rada katledilmesi barda¤› tafl›ran son damla oldu. Bu olay ElSalvador’da aç›k iç savafl›n bafllamas›n› da beraberinde getirdi. Kilisenin Müdahaleleri Kurtulufl Teolojisi’ne ba¤l› din adamlar› yaln›zca kendi ülkelerindeki faflist yönetimlerin de¤il, Katolik Kilisesi’nin de hedefi haline geldiler. Kilise “yoksullara aç›l›m” derken bu kadar›n› kastetmiyordu elbette. Gidiflat›n “vahametini” görünce duruma el atmakta gecikmedi. Bir yandan Kurtulufl Teolojisi’nin H›ristiyanl›k içinde dayand›¤› temellerin alt›n› boflaltmaya yönelik hamleler yaparken di¤er yandan da bu din adamlar›n›n CELAM içinde tasfiyesine giriflildi. ’70’li y›llardan itibaren gerçeklefltirilen konferanslarda bu yönde ad›mlar at›ld›. Nitekim ’90’l› y›llara gelindi¤inde Kurtulufl Teolojisi’ne ba¤l› din adamlar› Latin Amerika ruhban› içindeki etkinli¤ini tümüyle yitirmiflti. Ancak, sonuç aç›s›ndan bak›ld›¤›nda bu durum çok da belirleyici de¤ildir. Kurtulufl Teolojisi as›l olarak halklar›n kurtulufl mücadeleleri içerisinde bir yere gelmifltir. Bu yan›yla önemli olan onun kilise nezdindeki ve kurumlar›ndaki konumu de¤il; Latin Amerika halklar›n›n yüre¤indeki yeridir.

tülü ve siyasal yönelifller (çevreci, yerli, feminist, üçüncü dünyac›) içerisinde boy atmaktad›r.” *(7)

bilgi savafl›m ile ilerler, bu savafl›m bilgi sürecinin bir yönüdür. SSCB’de vicdan özgürlü¤ü ilkesinin içeri¤i böyledir.” *(9)

Sonuç Olarak Kurtulufl Teolojisi bugün art›k büyük ölçüde etkinli¤ini yitirmifl olsa da Latin Amerika’daki halkç› hareketler aras›nda dinsel vurgular halen canl›. Örne¤in Venezuella’n›n halkç› devlet baflkan› Hugo Chavez ‹sa’y›, onun ezilenlerin yan›nda oluflunu dilinden düflürmüyor, mitinglerinde ‹sa, Marx ve Bolivar posterleri yan yana yer al›yor.

Din, nihayetinde bir üst yap› kurumudur ve mevcut altyap›dan, o ortadan kald›r›lsa bile etkisini bir süre daha sürdürece¤i gerçe¤inden ayr› düflünülemez. Bugün güncel sorun öteki dünya var m›, yok mu; madde mi öncedir, yoksa ruh mu tart›flmas› de¤il, emperyalizme karfl› mücadelenin yükseltilmesidir.

Devrimcilerin emperyalizme ve faflizme karfl› savafl›m›nda sekter s›n›rlamalara yer yoktur elbette. Ba¤›ms›zl›k, demokrasi ve sosyalizm için savaflta dindar insanlar da yer alacakt›r. Bu durum halk›n gerçekli¤idir. Ve devrimler “kitlelerin eseridir.” Halk Anayasas›, Madde 29’da der ki: “‹nanç özgürlü¤ü – a) Dini inanç kiflileri ilgilendiren özel bir konudur. Herkes inand›¤› dini inanca sahip olabildi¤i gibi, inanmama özgürlü¤üne de sahiptir.” *(8) Ve neden böyle oldu¤unu Georges Politzer’den okuyal›m: “… Sosyalist düzende, bilimle din aras›nda, bilgisizlikle bilgi aras›nda teorik bir savafl›m sürmektedir. Mademki

Ve fakat, bu gerçekler öne sürülerek Marksizmin “dine uyumlu” hale getirilmesi, suland›r›lmas› hofl görülemez elbette. Kurtulufl Teolojisi’nin yaratt›¤› deneyim bu yönüyle önemlidir. D‹PNOTLAR: *(1) Matta XIX / 16-24 *(2) Engels, Din Üzerine, sf:322, ‹nter Yay. *(3) Sibel Özbudun, Latin Amerika’da ‹syan›n Tarihi, sf:507, Ütopya Yay. *(4) Lovy, 1996:55 / Akt: S. Özbudun. A.g.e *(5) Engels, A.g.e *(6) Akt: S. Özbudun. A.g.e sf:286 *(7) A.g.e, sf:511 *(8) Haklar ve Özgürlükler Cephesi *(9) Georges Politzer, Felsefenin Temel ‹lkeleri, sf:189, Sosyal Yay. J

’90’l› Y›llar ve Geri Çekilme ’90’l› y›llar›n hemen bafl›nda Latin Amerika devrimci hareketinin durumu pek iç aç›c› de¤ildi: Nikaragua’da Sandinistler savaflarak ald›klar› iktidar› seçimlerle burjuvaziye iade ediyordu. El-Salvador’da baflkenti kuflatan gerillalar iktidara yürümektense uzlaflmay› seçiyorlard›. Ve birçok gerilla hareketi ard› ard›na silah b›rak›yordu… Bu, Latin Amerika devrimci mücadelesi aç›s›ndan ideolojik ve siyasal anlamda geri çekilme demekti. Ki bu geri çekilme ideolojik anlamda bugün de sürüyor. Kurtulufl Teolojisi de bu geri çekilmeden nasibini ald›; hem ciddi anlamda kan kaybedip etkisizleflti, hem de radikal özünü yitirdi… “Günümüzde hareket daha çok ör-

MART 2009 | TAVIR | 29


fliir

bize düflen kemal özer

Biliyoruz art›k analar bac›lar kollar›m›z›n yaln›z kucaklamak için olmad›¤›n› yaln›z devflirmek için olmad›¤›n› ellerimizin. atefller yaln›z ›s›nmak için yak›lmaz, yaln›z gurbet için düflülmez yollara. Biliyoruz art›k gelinler k›zlar yaln›z gece de¤il sabaha ç›kacak olan, yabalar yaln›z savurmak için de¤il, küremekle biçmek için de¤il küreklerle t›rpanlar yaln›z yaz sonu de¤il hasat zaman›. Bize düflen, biliyoruz art›k, yaflam› üretmek de¤il yaln›z.

ibrahim balaban

30 | TAVIR | MART 2009


izlenim

“patronun iki duda¤› aras›nda olmayal›m diye” tav›r

“Hü-kü-met ‹s-ti-fa! Hü-kü-met ‹s-ti-fa! Hü-kü-met ‹s-ti-fa!..” Bir televizyon haberinde izlemifltim. Grevin zaferle sonuçland›¤› haberini, bir gece yar›s› eflleri ve çocuklar›yla nöbet tuttuklar› fabrika bahçesinde ö¤renen yüzlerce iflçi… Tam da o anda “olmaz” denileni oldurman›n, “yap›lmaz” denileni yapman›n, “al›nmaz” denileni alman›n coflkusu ve inanc›yla hayk›r›yorlar: “Hü-kü-met ‹s-ti-fa!” Ayn› anda vücuduma binlerce diken bat›yor. Bu kadar uyar›ya duyars›z kalmayan yüre¤im heyecanla at›yor ve hükümetlerin iflçilerinden korktu¤u “o an”a tan›k oluyor gözlerim. Milyonlarca göz nice ac›ya, nice heyecana tan›k oldu bu ülkede. ‹flçiydiler, köylüydüler, memurdular. Kurtulufl savafl›n› verdikleri bu topraklarda kurulan iktidar, koltu¤unu sa¤lamlaflt›rd›kça, onlar› hayatla buluflturan ekonomik ba¤lar iyice zay›fl›yordu. Yine de s›ms›k› tutunuyorlard› köklerine. Yaflam, onu yaratanlar›n hakk›yd› çünkü. ‹lme¤i atan›n, bacay› takan›n, kilimi dokuyan›n, tebeflire bulanan›n, ci¤eri kumla dolan›n hakk›yd› yaflamak! Vatan› esaretten kurtaran Anadolu halk›, açl›¤›n esiri olmaya bafllad›¤› noktada itiraz›n› da dile getirdi. Tek parti döneminde de halk›n k›p›rdanmas› bir türlü dinmedi. Kemalist iktidar s›n›f temelli örgütlerin kurulmas›n› yasaklayarak, sendikal örgütlenmenin yolunu kesmiflti. 1960 ihtilaline kadar da bu durum böyle devam etti. 1961 Anayasas›’nda çal›flma hayat›n› düzenleyen yasalara sendika ve grev hakk›n›n dâhil edilmesi ve 1963 y›l›nda Kavel greviyle grev ve toplu ifl sözleflme hakk›n›n “fiili olarak” kazan›lmas›, ülkedeki emekçileri, 1980 darbesine kadar devam edecek bir direnifl sürecine götürdü. Çal›flma vakitlerinin fazla, koflullar›n a¤›r oldu¤u durumlarda, bir de buna denk düflecek sosyal güvencenin olmamas›, ücretlerin azalmas› karfl›s›nda geriye tek bir fley kalm›flt›; direnmek…

1963 Kavel grevi, 1966 Paflabahçe zaferi, 15-16 Haziran eylemleri, 1976, 1977 1 May›s mitingleri, 1977-1980 MESS grevleri Türkiye’de emekçilerin yaflama tutunma sevdas›n›n da göstergesidir ayn› zamanda. S›n›f mücadelesinin kareleri içinde bu topraklarda ilk olman›n, örnek olman›n gururuyla gülümsüyorlar bugüne. Grev ve toplu sözleflme kavram›n›n ad›n›n var, kendisinin yok ol-

MART 2009 | TAVIR | 31


izlenim

Ankara Balgat iflyerlerinde bafllayan direnifl… Bas›nda çal›flanlar›n iflverene karfl› kendi iradesini dayatmas› anlam›na gelen grevin önemi tart›fl›lmazd›r. Gazetecilerin greve ç›kmas› flafl›lacak bir durum de¤il, do¤al karfl›lanmas› gereken bir durumdur. Ancak flafl›rd›¤›m›z nokta, bu grevin bas›nda 29 y›l sonra gelen ilk grev olmas›d›r. 1980 askeri faflist cuntas›yla baltalanan son grevin Ankara-Beflevler’de bulunan banknot matbaas›ndaki direnifl oldu¤unu ziyaretine gitti¤imiz grev gözcüsü arkadafllardan ö¤reniyoruz.

du¤u bir dönemde gerçekleflen Kavel direnifli, Türkiye iflçi hareketi tarihinde bir dönüm noktas› olmufl, iflçi s›n›f›na grev hakk›n› hediye etmifltir. Paflabahçe zaferi, Türk‹fl’ten kopuflu h›zland›rarak, D‹SK’in kurulufluna evrilen sürecin ad› olmufltur. 1970’in 15-16 Haziran günlerinde yap›lan eylemler hükümete s›k›yönetim ilan ettirmifl; yüzlerce iflçinin gözalt›na al›n›p tutuklanmas›na, içerisinde idam istemiyle yarg›lananlar›n da oldu¤u onlarca iflçi hakk›nda davalar aç›lmas›na ve ayn› günlerde ç›kan gazetelerin verdi¤i rakamlara göre 2533 iflçinin iflten at›lmas›na ra¤men yarat›lan bafl e¤meme kültürü, bugün de iflçi ve emekçilerin yolunu ayd›nlat›r olmufltur. Ve 30. y›l›nda, 1977 1 May›s’›n›n hesab›n› sorma sevdas›na düflen binler, 1 May›s alan›n› yine direnerek kazanma yolunda… ‹flte 1980’de askeri faflist cunta, bu sevday› bo¤mak üzere uzatt› kanl› ellerini halk›n boynuna. Bask›, sorgu, kan, kelepçe, süngü, en a¤›r iflkence… zulmün kendine her gün yeni bir mahlas buldu¤u o günlerde direnifller ve grevler de baltaland› böylece. Teslimiyetin ve boyun e¤dirmenin resmini çizmek üzere paleti eline alan apoletlilerin tuvaline, 45 milyon halk› teslim alamaman›n rengi yans›d›. Nitekim devrimci iradenin faflizmin hapishanelerinde yaratt›¤› di-

32 | TAVIR | MART 2009

reniflin mufltusu d›flar›da oldu¤u halde içerde yaflayan halka da ulaflt›. Yükselen mücadele taflarak bendini aflt› ve yine bir 1 May›s günü Mehmet Akif Dalc›’dan akan kana kar›flt›. Ard› s›ra Migros Grevi’yle yeniden grevle tan›flt› bu topraklar. Zaferle de... Grev davullar›, sonra birçok direniflte çal›nd›. Bugün de var direnifller, iflçi s›n›f›n›n direnifl sembolü grevler... Bunlardan biri de Sabah ve atv’nin Sefaköy, Balmumcu plazalar› ve

Bizi Balmumcu’ya götürecek otobüsten iner inmez grevin içinde buluyoruz kendimizi. “Bu ifl yerinde grev vard›r” yaz›l› pankart karfl›l›yor bizi. Gazeteci arkadafllara Grup Yorum ve ‹dil Kültür Merkezi çal›flanlar›n›n selam›n› ilettikten sonra malum konu üzerine sohbete bafll›yoruz. Sabahatv’nin Balmumcu’daki plazas›ndan 3 gazeteci, Sefaköy’deki binas›ndan 7 gazeteci olmak üzere toplam 10 çal›flan greve ç›km›fl durumda. 13 fiubat’ta grev pankart›n› iflyerlerinin önüne asan grev gözcülerini son ziyaret etti¤imiz gün hava oldukça so¤uktu, öyle ki gazetecilerle sohbetimizi ayaküstü, adeta


izlenim

enkaz› devralan burjuvazinin tekelci medya patronlar› taraf›ndan bas›n emekçilerin örgütlenmemesi için bütün önlemler al›nm›flt›r. Amaç, “dördüncü kuvvet” olarak kullan›lan medya sayesinde rant kavgas›ndan galip ç›kmakt›r. Bas›n ne kadar örgütsüzse halk›n gerçek sorunlar›, talepleri o kadar az yer al›r televizyon ve gazetelerde. Bas›n ne kadar örgütsüzse, ülkenin en büyük bas›n kurulufllar›ndan birinde bafllayan grevden o kadar bihaber oluruz. Çünkü grev gözcüsü arkadafl›n da belirtti¤i gibi; patron istemezse en küçük habere bile yer verilmez…

hareket halinde gerçeklefltiriyoruz. Bas›nda 29 y›l sonra gelen grevin bir mazisi de var elbette. Anlat›yorlar… Haziran ay›nda bafllayan toplu ifl sözleflmesi görüflmelerinde, ücret, sosyal yard›m, k›dem tazminat› ve ihbar tazminat› gibi gazetecilerin haklar›n› koruyan maddelerle ilgili olarak iflverenin görüflmeleri devam ettirmemesi üzerine bu karar›n al›nd›¤›n› belirtiyorlar.

nin cephesinden f›rlat›lm›fl zehirli bir ok gibi duruyor. “Patronun iki duda¤› aras›nda olmayal›m diye” direnifle bafllad›klar›n› belirten grev gözcüsü arkadafllarla sohbetimizi sürdürüyoruz. Örgütlenme eksikli¤ine dönüyor cümlelerimizin yönü. Bas›nda yarat›lan örgütsüzlük, yine bas›nda devam eden bir grevi baltalayarak iktidara konufllanan faflist cuntan›n miras›d›r. Ve sonras›nda bu

Kazan›mla sonuçlansa da sonuçlanmasa da Sabah-atv’de yaflanan bu grevin bir medya tekelinde sendikal örgütlenmeyi baflard›¤› ve 29 y›l sonra yap›lmaz denileni yapt›¤› için iflçi s›n›f› mücadelesindeki yerini alaca¤›na inan›yoruz. Bu düflüncelerimizi de paylafl›yoruz onlarla. Balmumcu’da so¤uk havada yapt›¤›m›z sohbetin ard›ndan s›cak bir temenniyle ayr›l›yoruz dostlar›m›zdan. Temennimiz o ki, bu grev, emekçilerin yolunu ayd›nlatan, yaz›n›n bafl›nda da de¤indi¤imiz o büyük direnifllerin aras›nda kendisine iki virgülle ayr›lm›fl bir yer bulabilsin…J

Öncesinde 2007 y›l›nda TMSF’nin eline geçen medya kuruluflunda Türkiye Gazeteciler Sendikas›’n›n yapt›¤› örgütlenme çal›flmas› sonras› 800’e yak›n çal›flan› olan kuruluflta sendikal› oran› yüzde 50’ye varm›fl; böylece toplu sözleflme yetkisi al›nm›fl. Ancak Sabah-atv’nin, iktidara yak›nl›¤›yla bilinen tekelci burjuvalardan Çal›k grubu ad›na Turkuvaz Medya taraf›ndan sat›n al›nmas›yla, iflyerindeki sendikal›lara karfl› adeta bir savafl bafllat›lm›fl. ‹flveren bir nevi “sendikal temizlik” yapm›fl. Öyle ki, bu temizli¤in ard›ndan sendikal› oran› yüzde 50’den yüzde 5’e düflmüfl. Bu oran içerisinde greve ç›kanlar›n say›s› ise belirtti¤imiz gibi, sadece 10. Ancak savafl bitmifl de¤il; ezilen aç›s›ndan grevle ortaya ç›kan bir irade var; patronun greve ç›kan 10 iflçiyi hukuksuz bir flekilde iflten ç›karmas› ise eze-

MART 2009 | TAVIR | 33


deneme

newroz çiçe¤i leyla karl›

‹flte bir k›fl daha bütün hantall›¤›yla geçip gidiverdi. Bir bilseniz kardefllerim nas›l a¤›r, nas›l so¤uk… Tüm a¤›rl›¤›yla, rahatça, gerine gerine serildi üstüme karlar. O bembeyaz karlar alt›nda, kapkara geçti günlerim. Aylard›r hasretim bir damla gün ›fl›¤›na. Topra¤›m buluflmad›kça günün s›cakl›¤›yla, üstümde dü¤ün alaylar› kurulmufl ne fayda… Sere serpe yay›lmad›kça gün ›fl›¤›nda, bir göz k›rpmad›kça güneflin çocuklar›na… Newroz çiçe¤iyim ben. Bahara hofl geldin demenin bir ad›d›r, benim ad›m. Baharla birlikte ben de bir merhaba derim günefl kardefle. ‹flte bir kez daha çatlatt›m topra¤›, bir kez daha s›zd›m kar taneciklerinin aras›ndan da, diktim bafl›m› uçsuz bucaks›z masmavi gö¤e. Sar›s›yla, yefliliyle, k›rm›z›s›yla bir renk harman› flimdi yeryüzü. Kufllar konufluyor, c›v›ldafl›yor yan› bafl›mda; az ileride çocuklar körebe oynuyorlar hiç ald›rmadan çamur içindeki ayaklar›na. Büyükler bir koflturmaca içerisinde, biraz telafll› görünüyorlar. Ama yüzlerinde bir gülümseme. Yafll› bir nine oturmufl, bafl› önünde, bir ç›nar gibi. Güneflin ›fl›klar›n› içiyor kemikleri. Aaa! Bak›n iflte atefl kardefl de uzaktan görünüyor. Anlafl›lan bir bayram› kutluyor insanlar. Ne zaman atefli görsem içim k›p›r k›p›r oluyor, kalabal›¤›n heyecan› sar›yor bedenimi. Bugün 21 Mart anlafl›lan, Ortado¤u halklar›n›n ortak bayram›... Binlerce y›ld›r her baharda Ortado¤u’nun kardefl halklar› umut ateflini yak›yor özgürlük aflk›na. Hangi dilde olursa olsun, o gün bütün halklar ayn› flark›y› söylüyor, ayn› özlemi dillendiriyor. Bu özlem ki taa dört bin y›l öncesinden esip geli-

34 | TAVIR | MART 2009


deneme

yor her bahar rüzgâr›yla... Tarihin yeni yaz›lmaya baflland›¤› ça¤lard›. Bütün nehirler ak köpüklerle ak›yor, kufllar en güzel türkülerini söylüyorlard› her bahar geliflinde. Süt beyaz› o buz gibi sulardan içtik biz de. Her baharda benim gibi yeniden do¤an çiçek kardefllerimle paylafl›rken renkleri, her sabah günefle merhaba demeyi hiç unutmad›k. Tüm renkleri tüm sesleri birbirine katt›k ve yükledik masmavi bulutlara, götürsün diye tarihin nehrine bizi. Ama bir gün ça¤›l ça¤›l akan köpüklü nehirler, genç k›zlar›n yakt›¤› k›na gibi kan yakt› eline. Kufllar cilveleflmez oldu dal uçlar›nda. Tanr›lar›n krallaflmaya bafllad›¤› o günlerde eme¤in ad›na kul dendi, köle dendi. Sevda ise hiç olmam›fl gibi karanl›¤a gömüldü. Urartulu da¤ çiçe¤i gözlü kad›nlar Babilli nehir sesli genç k›zlar Ve medyal› karg› bak›fll› delikanl›lar ‹nsan yüzlü bir tanr›ya kul oldular Günün bir ölüm vakti Asur elçisi önünde divan durdular ‹ki nehir boylar›nda çocuklar Bir aflk gülünü bile Dal›nda koklayamadan yok oldular (*) ‹nsan yüzlü tanr›lara güzel kokular sunmak için, binlercemizi kaç kere k›l›çtan geçirdiler, dövüp havanlarda tütsülere gömdüler. Bütün güzellikler tanr›lara sunuldu kanlar içinde. Oy havar havar havar ‹skit ve Babil demekte ne var Yolu Medyadan geçenin Ölümden korkacak nesi var Da¤larda sesler kat›l›r düzdeki havara Var›n haber sal›n o kömür gözlü yara Bir atefl gerekir yeniden bir atefl Zulmün karanl›¤›n› yak›p yükselen Özgürlü¤ün sesini çiçekleyen bir atefl ‹flte tüm bu havarlar aras›nda bir gün bir balyoz sesi dindirdi tüm gözyafllar›n›. Bir anda bahara kesti ülke. Z›lg›tlar yükseldi her yerden ayn› gö¤e.

Bütün diller ayn› konufltu o güzel günde. Bütün halklar ayn› flark›y› söyledi senin etraf›nda atefl kardefl... Demirci Kawa ismi seninle söylenir oldu. Genç k›zlar, delikanl›lar daha fazla kurban edilmesin diye zalim Dehak’a, özgürlük ateflini yakt› Kawa ad›nda bir demirci yi¤it. Kaç bin y›ll›k umudumuz. ‹lk o sarst› seni. Gücünü ilk o gösterdi sana. Halklar›n umudu olmay› o ö¤retti. Direnmeyi, sevmeyi, a¤›zlar dolusu kahkahalar atmay›… ‹ndirdi¤i her balyoz darbesinde bir halk› katt› Newroz atefline. Yaflaman›n bizim ellerimizde oldu¤unu, tanr›lar›n, padiflahlar›n, krallar›n saltanat karanl›¤›ndan nas›l ç›k›l›r, her daim nas›l savafl›l›r zalime karfl› o ö¤retti bizlere. Bütün çileler tek bir söz içindir Demiri dövmek tav›nda gerektir Demiri dövenler hiç bitmedi yeryüzünde. Savafl hiç bitmedi atefl kardefl. Zalimin ad› her dönem de¤iflti ama zulüm hep dolaflt› üstümüzde. Her bahar› kaç dilde, kaç yerde kol kola, omuz omuza geçirdik seninle bilirsin. Evet kolay olmad› gelmek bugüne. Ak köpüklü nehirlerden kan aksa da zaman zaman, bir ceylan gözü eksik olsa da k›y›larda, s›yr›l›p geldik tarihin o karanl›k günlerinden bugüne. Boynumuzu keskin k›l›çlar kesse de her bahar yeniden yeniden do¤urdu bizi toprak ana, Cudi Da¤›’nda, Ba¤dat’ta, Küba da¤-

lar›nda, Filistin’de, Dersim’de, Sivas’ta ve daha nice yerde yi¤itler do¤urdu. Her baharda günefl toprakla buluflsun, Newroz çiçekleri bafl›n› diksin diye gö¤e, her dilde türküler yak›ls›n diye flahin olup gökyüzüne yükseldiler. Her yi¤it yükseldi¤inde gökyüzü semalar›na daha bir harland› yüre¤in. Özgürlük aflk›yla tutuflturdu bedenini her yi¤it. Nas›l yanmayas›n ki! Bedenlerini tüm güzellikler u¤runa tutuflturdular seninle. Her giden seni miras b›rakt› sonradan gelenlere. Bak görüyor musun ne kadar telafll› ve mutlu insanlar. Birazdan seni yakacaklar z›lg›tlar aras›nda. Ya¤l› ekmek kokular› sinecek bedenine. Küskünler bar›flacak, sevdal›lar elele geçecek üstünden sevda yeminleriyle. Halaylar çekilecek özgürlü¤e söylenen flark›lar eflli¤inde. Yak art›k canlarla yak›lan ateflleri Yak ki aç›ls›n dünyan›n körelmifl gözleri Yak ki y›rt›ls›n geceler ›fl›¤›nla Yak ki tarihi yeniden bafllats›n Kawa’n›n-üç kibritin ve dörtlerin sözleri Yak ki yay›ls›n dünyaya Ateflin ve güneflin ölümsüz sesi Haydi, atefl kardefl yol ver, yol ver ki da¤lar ayd›nlans›n. Davullar çals›n, halaylar kurulsun! Newroz çiçekleri kokusu yay›ls›n sarp kayalardan. Sars›n nehirleri, ça¤lay›p kat›ls›n halklar denizine. Gözlerde isyan ateflleri tutuflsun. Ne durursun! Tüm gözler sende flimdi. Tüm umutlar sana ba¤l›. Tarihi tut getir kollar›ndan halaylar çeksin bizimle. (*) fiiirler, Adnan Yücel’in “Ateflin ve Güneflin Çocuklar›” adl› kitab›ndan al›nm›flt›r. J

MART 2009 | TAVIR | 35


öykü

müjde, bir kriziniz oldu! naci arac›

Kaç ayd›r hamileydi. Ama herkes daha zaman›n›n oldu¤unu düflünüyordu. Buna ra¤men, bir koflturmacad›r gidiyordu, san›rs›n›z yar›n do¤uracak. En rahat›ndan beflikler bak›l›yor, türlü renklerde oyuncaklar, süs eflyalar› al›n›yor. Gören do¤umdan hemen sonra oyuna bafllayacak zanneder. Herkes merakl›, herkes heyecanl›... K›z m› olacak erkek mi? Esmer mi, sar›fl›n m›? Gözleri ne renk olacak? En çok kime benzeyecek? K›z çocu¤u halaya, erkek day›ya benzermifl… O gece, herkesin tatl› tatl› uyudu¤u o gece

bir düflün içindeydi babas›… Sokaktayd›, kendi mahallesinde. Tan›d›¤› insanlar ve tan›mad›klar›; bir kofluflturmaca, bir hengame ama gürültüsüz pat›rt›s›z. Üst sokaktan afla¤›ya koflanlar, afla¤› caddeden yukar› ç›kmaya çal›flanlar… herkes kofluyor sessiz, gürültüsüz. Yaln›z, herkesin tepesinde “acaba” diyen soru iflaretleri, korkmakla flaflmak aras›nda kalan ünlemler. Her fley bir bulmaca gibi... ‹çi doldurulamam›fl parantezler, birbirine benzeyen virgüller, sonuç ç›karamam›fl üç noktalar birbiriyle çarp›fl›yor…

Kulaklar› sa¤›r eden bir gürültü, ortal›k toz - duman. Sar›l› mavili, all› morlu bir sis... Korktu, hareketsiz bekledi. Bir müddet sonra da¤›lmaya bafllad› sis bulutu. Gördükleri karfl›s›nda daha çok flafl›rd›, daha çok korktu. Çengelini kaybetmifl soru iflaretleri, noktas›n› arayan ünlemler, etrafa da¤›lm›fl parantezler… Kocaman kocaman rakamlar ald› sokaklar› bu sefer. Koca kafal› dokuzlar, davul göbekli alt›lar, sinsi y›lan sekizler, ya¤l› urgan› and›ran s›f›rlar, diken gibi sivri sivri birler… Bütün rakamlar canavarlaflm›fl di¤erlerinin üstünde tepinmekte… O gece, herkesin tatl› tatl› uyudu¤u o gece sanc›s› tuttu. “Uyanmak” dedi “böyle bir düflten böyle bir gecede…” Acele bir telaflla hastaneye kald›rd›lar. D›flar›da bekleyenler dokuz do¤uruyor, fakat içerden do¤um haberi gelmiyor. Kimine göre geç kalm›fl, kimineyse erken, diye beklerken; koflturarak yaklaflan ayak sesleri duyuldu. Kap› aç›ld›: “Müjde müjde” dedi ebe, “ nur topu gibi bir kriziniz oldu!”. Babas›n›n kuca¤›na b›rakt› geldi¤i kap›dan ç›kt› uzaklaflt›… Herkes sessiz, herkes suskun... Kriz babas› flaflk›n... Ne yapaca¤›n› bilmeden, endifleli… Açt› yüzünü flöyle bir bakt›. “Fakat fakat bu kriz benim krizime benzemiyor. Bu kriz benim olamaz” dedi. Halalar›, teyzeleri yaklaflt›, onlar da iyice bakt›lar, süzdüler. Bir babas›na bakt›lar bir de kucaktakine. “ Evet, bizce de bu kriz bizim krizimiz de¤il. ‹çeride kar›flm›fl olmas›n! Baz› filmlerde görürüz, fakat çok sonra gerçekler ortaya ç›kar. Bir yanl›fll›¤a mahal vermeyelim.”

36 | TAVIR | MART 2009


öykü

ç›km›fl, kimisinin beli bükülmüfl. Kimisi kan ter, kimisi pür – telafl. Kimisinin yürümeye tâkâti yok. Kimisinin, tabanlar› yanm›fl, koflmaktan baflka çaresi yok. San›rs›n rüyas› gerçek oluyor. Gördüklerine dayanamad›, bütün gücüyle hayk›rd›; “Bu kriz benim de¤il!” sokaktakiler birer birer yan›na geldiler. Güzel güzel söylediler, iki “nazar de¤mesin”, üç “maflallah” dediler… Kriz kuca¤›nda büyüyor büyüdükçe a¤›rlafl›yor. A¤›rlaflt›kça kollar› yoruluyor. Kriz büyüdükçe sokakta insanlar daha çok kamburlafl›yor, boyunlar› daha fazla bükülüyor. Kriz büyüdükçe insanlar telafllan›yor, endifleleniyor. Karfl›s›nda ayn› karabasan düfller; soru iflaretleri, ünlemler ve onlar› kovalayan kocaman kocaman rakamlar…

Baba: “Evet DNA testi istiyorum. Bu krizin benim krizim oldu¤unu ispatlayan test yap›ls›n.” Hastanenin bir yetkilisi: “Beyefendi, bizde bugüne kadar böyle bir yanl›fll›k yap›lmam›flt›r, yap›lmaz da!” dedi, faturay› uzatt›. fiaflk›n flaflk›n faturay› alan baba uzay›p giden masraflara bakakald›… Haberi duyan koflup geldi kutlamaya. ‹lk gelenlerden biri patronuydu. “Gözün ayd›n, duyduk ki nur topu gibi bir kriziniz olmufl; anal› babal› büyür inflallah!” dedikten sonra babay› bir kenara çekip: “Bilirsin ki seni severim. Sessiz çal›flkan birisindir.” Purosunu tüttürerek: “ Bugünden tezi yok ifl aramaya bafllasan hayr›na olur. Hem elindeki faturaya bak›l›rsa…” Baba: “Bu kriz benim krizim de¤il.” dedi. Fakat patronu dinlemedi, çekip gitti.

Duyan geldi. O güne kadar varl›¤›ndan haberi olmayanlar, kutlamaya geldiler. Düzgün giyimli, tak›m elbiseli, göbekli birisi; son model bir otomobilden indi, etraf›n› saran korumalarla içeri girdi. Babaya do¤ru ilerledi karfl›s›na geldi, elini uzatarak: “Hay›rl› olsun beyefendi. Hükümetimiz ad›na bu mesaj› iletmek flerefine nail oldu¤um için mutluyum.” Baba: “Bu kriz benim krizim de¤il diyecekti ki”; korumalar iflaret parmaklar›n› büzülmüfl dudaklar›na götü-

rüp “flflflflflflflflfl” ettiler. Düzgün giyimli, tak›m elbiseli göbekli hükümet temsilcisi; elini cebine att›. Cebinden ç›kard›¤› padiflah ferman› gibi bir ka¤›d› babaya uzatarak: “ Size lay›k de¤il ama çam sak›z› çoban arma¤an› bu yeni vergi – zamlar› kabul buyurunuz.” dedi. Arkas›na bakmadan dönüp korumalar›yla çekti gitti. Baban›n elinde masraflar faturas›, iflsizlik ve yeni vergilerle zamlar kalakalm›flt›. Gelenlerin ard› arkas› kesilmedi, uzak ülkelerden bile duyanlar geldi. Oldukça kibar insanlard›. Bir heyet toplam›fllar öyle gelmifller. Hepsi birer birer baban›n elini s›kt›lar. En son heyet sözcüsü olan tercüman› arac›l›¤›yla iletti mesajlar›n›: “ Bat›k bankalar, zarar aç›klayan flirketler, zordaki ülkeler sizinle gurur duyuyor. Bugünden itibaren gösterece¤iniz çaba, sab›r ve sarf edece¤iniz özveri için sizi kutluyoruz.” Onlar da baban›n ne söyleyece¤ini beklemeden ve arkalar›na bakmadan çekip gittiler… Baban›n elinde masraflar›n faturas›, iflsizlik, yeni vergiler, zamlar ve dünyan›n yükü kalm›flt›… Can havliyle kendisini d›flar› att›. Sokakta insanlar sessiz, suskun. Kimisinin kamburu

“Annesini görmek istiyorum” dedi, yetkililere. “Bu kriz benim krizim de¤il! Bu krizin annesini gösterin bana!..” Hay›r, olmaz dediler. Bugün yorgun sonra gel, dediler. Dün buradayd› bugün yok, dediler. Allem ettiler, kullem ettiler krizin anas›n› göstermediler. “Bu kriz benim krizim de¤il!.. Krizin anas›n› gösterin!..” Göstermediler. Onca y›ll›k hayat arkadafl›, bir siluet gibi belirdi karfl›s›nda. Yorgun ve y›pranm›fl. “Bu krizi ben do¤urmad›m, bu senin de¤il” dedi onca y›ll›k efline. “Bu bizim krizimiz de¤il, ama biz büyütece¤iz. Önce kuca¤›ndan indireceksin. ‹ndireceksin ki büyüsün. Büyüsün ki büyüdükçe kime benzedi¤i ç›ks›n ortaya. Büyüsün ki as›l sahibinin olsun. Ama önce kuca¤›ndan indireceksin. Büyürken a¤›rl›¤›n›n yükü sana kalmas›n.” Senden, benden, bizden ayr› büyümeli. Büyümeli ki; as›l sahibinin boynunu büksün; belini k›rs›n. Seni kutlamaya gelenlere geçmifl olsuna biz gidelim. Hediye diyerek sana yeni yük ekleyenlere cevap olsun. Heyetler kurup gelenlere, iade-i ziyaretlere gidelim. Bu kriz bizim de¤il ama biz büyütece¤iz. Büyütece¤iz ki…” Siluetini bile görmüfl olmak yetti. ‹çinde gizli bir mutluluk, bir huzur… Duda¤›nda ince alayl› bir gülümsemeyle indirdi kuca¤›ndan. Döndü ç›kt› d›flar›, var sesiyle: “ Bu benim krizim de¤il, ama ben büyütece¤im…” J

MART 2009 | TAVIR | 37


fliir

gecenin kanayan yerinden ahmet özer

gece yar›s› bir el dokunuyor solu¤uma bir aflk›n kan damlas› kar›fl›yor ya¤mura kitaplardan yüre¤ime dolan gelincikler güneflli papatyalar› seyreyleyen turnalar bir yelkenli aç›l›yor aln›m›n çat›s›na. sizlerin gençli¤ini tafl›d›m kan›mda ey güzel çocuklar sesime ses katanlar flimdi renklerle savruluyorum ard›n›zdan adlar›n›z› unutmad›m/yüzünüz silinmiyor akl›mdan. sevincim bir 盤l›k gibi savruluyor dünyaya kelebek kanatlar›/kufl sesleri dökülüyor gömle¤ime bir nehir ak›yordu gecenin sessizli¤ine bütün günefller kay›p gitmiflti ellerimden her ölüm bir fliiri büyütüyordu dilimde. çok fley anlat›yordu gecenin yüzü ya¤murlu bir kas›m karanl›¤›n› geçerek korkuyu yenen bir aflk›n seveniydim bir gül yapra¤›yd›m rüzgârda. güzelli¤iniz kaz›l›yor gençli¤in mavi ufkuna yarama tuz basarak geçiyorum günleri bir ses yank›lansa yüre¤imi örseleyen bir foto¤raf dökülse yüzünde solgun çiçekler gö¤sümden havalan›r mart› sürüleri. flimdi karlar ya¤ar yüzüne dünyan›n istasyonlar›n uykusunu yitirmifl derinli¤ine flafakla y›rt›lan gecenin kanayan bir yerine.

38 | TAVIR | MART 2009


şiir

hücredeki adalının rüyası mahir çayan

taş duvar, demir, karyola ve yerlerde say›s›z izmaritler, helan›n pis kokusu, rutubetli, s›k›nt›l›, nikotinli, insan› serseme çeviren kurşun gibi ağ›r bir hava, duvarlar sanki soğuk dalgalar› imal ediyor. istediğiniz kadar üzerinize kal›n şeyler giyinin, oligarşinin hücresinde soğuğu yenmek imkans›z. ranzan›n karş›s›nda kafesli demir kap›, arkas›nda mehmet. görevi dakikas› dakikas›na beni denetlemek mehmedim utan›yor, kahroluyor. "askerim ağam n'apars›n" diyor. asl›nda o da tutsak. ben hücre içinde, o hücre önünde. günde beş kez büyük başlar bakar içeriye; yüzlerinde tecessüs. "ç›lg›n adam, 3-5 kişi ile koskoca karanl›klar imparatorluğuna kafa tutan adal›lar" ama yine de "ç›lg›n adam›n" karş›s›nda bir eziklik duyuyorlar, o başka, gündüz, gece diye bir ayr›m yoktur hücrede, zaman ve mekan özümlenmiş art›k. sadece koldaki saattir, geceyi gündüzü bildiren. ›ş›k yirmi dört saat yanar. bir nefes, bir dumand›r yoldaş›m. cigaram› her çekişimde duman olur, uçar giderim, ta uzaklara, çoğu kere ada'ma giderim, cigaram›n duman›, beni memleketime; ada'ma götürür. kahpe istanbul'un, kahpe bir bölgesinde, bir evdeyim yoldaşlar›mla beraber. bu ev, yoldaşl›k- dostluk-kardeşlik-mertlik-kazanç ve sevgi evidir. bu evde, her şey o kadar güzel ve o kadar anlaml›d›r ki... ev de değil ada, ada! sat›lm›şl›ğ›n, kahpeliğin, riyakarl›ğ›n, adiliğin ve her çeşit aşağ›l›k ve her çeşit yabanc›laşman›n kar›ş›m› olan, karanl›k denizi'nin ortas›nda, güneşi batmayan bir ada. ben ne şural›y›m, ne bural›, adal›y›m adal›, ada'm ormanl›kt›r.

dostluk, yoldaşl›k, mertlik orman›, bütün ada'm› kaplar. erdemin güneşi, yirmi dört saat ayd›nlat›r adam› biz ada sakinleri bilmeyiz karanl›ğ›. ben adal›y›m ey kahpe hücre, ada'l› doğru ya sen nereden bileceksin ada'm›. as›rl›k, feodal, militarist, hücre. ya sen, öküze benzemek için kas›lan, şişen haset kurbağa hilkat garibesi bilir misin adam›? dünya karanl›kt›r, güneşi batmayan böyle bir ada yeryüzünde yoktur. değil mi ki karanl›klar cücesi, zavall› acuze? ya sen yarasalar şairi, pişkin cacomcho? değil şiirlerde, masallarda bile böyle bir ada yoktur. böyle bir ada eşyan››n tabiat›na ayk›r›d›r. senin için değil mi karanl›klar›n kapkara şairi? senin dediğin eşyan›n değil, karanl›ğ›n tabiat›na ayk›r›d›r. karanl›k cüceleri, acuzeler, dürzüler... yar›n›n türkiyesi'nin hayvanat bahçesinde teşhir edilecekler... ada'm kalabal›kt›r hain hücre: elde mitralyözüyle,sierra maestra'da, falcon'da, vietnam'da, mozambik'te, angola'da, sina çöllerinde... özgürlüğün türküsünü söyleyenler. zulme, kahpeliğe, sömürüye karş›... dişiyle, t›rnağ›yla üç k›tada karş› koyanlar benim evlatlar›md›r kahpe hücre. benim adam›n ormanl›klar›ndan ald›klar› fideleri, birer birer dikiyor, kahpeler koalisyonunun dünyas›na kel dünya, ada'm›n ağaçlar›yla ay›b›n› örtüyor, güzelleşiyor art›k. iyi bak bana feodal duvar, iyi tan› beni. seni yerle bir edecek adal›lar'› iyi tan›. ada'm ve hemşerilerinin çoğu ne halde diye dudak bükme, orospunun dölü utanç duvar› evet ada'm› karanl›ğ›n sular› bast›. evet, benim gibi birçok adal› çirkef sular›n alt›nda, ama boşuna sevinme, ada'm batmaz, yok olmaz ada'm sadece karanl›k denizinde yerini değiştirdi. hepsi o kadar.

mart 2009 | taVIr | 39


tiyatro

bir savafl alan› olarak kad›n bedeni... gülnaz b›çakc›

“Kim bafllatt›, kim kötüydü? Nas›l oldu da -benim yurdum Vahfleti gördü Ölü o¤lunun ceketindeki Eksik dü¤meye -benim yurdum A¤layan anne Parçalanm›fl bebe¤ine Bez bebek diker -benim yurdum Her gün bir tane A¤›z dolusu küfür gibi Ta anas›n›... -aman aman Ta iman›n›… Saraybosna’n›n her yan›nda Duvar yaz›s› -benim yurdum Dikkat! Niflanc› Gerçek öldü, çoktan gömüldü Yaral› flimdi -benim yurdum A¤›r yaral› Utan Dünya, Yeni Dünya Yurduma bir bak -benim yurdum Paramparça ah! Kardeflli¤in sofras›n› -benim yurdum Yeniden, bir gün”

40 | TAVIR | MART 2009

Bu prolog/flark›yla bafll›yor Savafl ve Kad›n. Oyunculardan biri taraf›ndan seslendirilen bu a¤›tla aç›l›yor perde. Oyunun kendisi de zaman zaman a¤›rlaflan temposuyla bir a¤›t kimli¤ine bürünüyor. Savaflta talan edilen topraklar, yerle bir edilen insanl›k onuru, ayaklar alt›na al›nan kad›n bedeni… 1956 Romanya do¤umlu olan Matel Visniec’in yazd›¤› oyun 2005–2006 sezonundan beri Orhan Alkaya’n›n yönetmenli¤inde fiehir Tiyatrolar›’nda sahneleniyor. Oyunun biri Bosnal› (Asl› ‹çözü), öbürü Amerikal› (Asl› Öngören) iki kad›n oyuncusuna, Muzaffer Berifla akordeonuyla efllik ediyor. Oyunun kitap盤›na, 31 Mart 2008’de Gebze’de tecavüz edilerek öldürülen ‹talyan sanatç› “Pippa Bacca an›s›na” notu düflüldü¤ünü de belirtelim. Oyun, savafl sonras› denebilecek bir tarihi fona sahip. 1992–1996 y›llar› aras›nda Balkanlarda yaflanan savafl›n ard›nda b›rakt›¤› ak›l almaz enkaz gözlerimizin önüne getiriliyor. Bir yanda savafl›n bütün ac›mas›zl›klar›n› yaflam›fl, tecavüze u¤ram›fl, flimdiyse NATO’nun bölgede savafl sonras› kurdu¤u bir t›p merkezinde psikolojik tedavi gören Bosnal› bir kad›n olan Dorra; di¤er yanda savafl sonras› toplu mezarlar› incelemek üzere bölgeye gelen Amerikal› kad›n doktor Kate... Dorra’n›n hasta odas›yla simgelenen, içine kapan›k, yaflam› anlams›zl›¤a vard›ran, tedaviye yan›t vermeyen hali. Kate’in savafla ve onun yaratt›¤› y›k›ma, etnik milliyetçili¤e, toplu mezarlara, ölülere, ölüm kokusuna, ruhu hastalanan insanlara, kad›n bedeninin bir savafl alan› olarak kullan›lmas›na dair söylemleri. Oyunun girifl bölümünü kaplayan, hasta ile doktor aras›nda bir türlü kurulama-

yan yak›nl›k... Burada hasta için “say›klama”, “iç konuflma”; doktor içinse “ses kay›t cihaz›na konuflma” ve “gözlem kayd›” yöntemleri iletiflimsizli¤i ve iki insan aras›ndaki so¤uklu¤u vermekte oldukça baflar›l› kullan›lm›fl. Benzer biçimde hasta ile doktorun birbirini tan›maya bafllamas›, ikisi aras›nda sa¤lanan yak›nlaflma, hastan›n geçirdi¤i krizler s›ras›nda yükselen tempo, usta ifli diyaloglarla kotar›lm›fl. Oyunun en hareketli noktas› kuflkusuz Dorra ile Kate’in hasta odas›nda içki içip Balkan halklar›n› öven-yeren, “ammaaa”l› cümlelerle süslü, kafay› bulma sahnesi. Balkan halklar›n›n kendine özgü yönlerinin keskin bir mizahla taflland›¤› bu bölüm do¤rusu görülmeye de¤er. Özellikle Dorra’y› canland›ran Asl› ‹çözü’nün bu bölümde bütün yeteneklerini sergiledi¤ini eklemeden geçmemek gerek. Oyunun genelinde de kusursuza yak›n bir oyunculukla karfl›m›zda ‹çözü. Orijinal metinde öbür Balkan halklar›yla birlikte elefltirilen Türkler bölümünün bu sahnede atland›¤›n›, ç›kar›ld›¤›n› belirtelim. Oyunun yönetmeni Alkaya’n›n bir röportajda bu konudaki soruya verdi¤i yan›t flöyle:

“O sahnede orijinal metinde 17 halktan bahsediliyor. Ben yedi halk› seçtim. Bu yedi halk› da savaflan gruplar oldu¤u için seçtim. Yazar Makedonlardan bahsetmemiflti. Yazsayd› onlar› da kullan›rd›m. Türkler, Yahudiler bu savafl›n içinde de¤illerdi. Ya da Macarlar. Oyunun orijinal metninde söz konusu sahnenin ortalar›nda geçen bir repli¤i de tüm sahnenin ana mottosu sayd›¤›m için sonuna yerlefltirdim. 'Her yerde Balkanlar var' diye bir replikti. Çünkü dünyan›n neresine giderseniz gidin etnik aidiyet problemlerini kur-


tiyatro

burcu olmaktad›r. Oyunun aç›l›fl›nda ince, uzun, beyaz perdelerle bölümlere ayr›lm›fl sahne bir hasta odas›n› vermekte oldukça ifllevsel. Oyun gelifltikçe beyaz perdelerin kat kat aç›ld›¤›n› görüyoruz. Oyun boyunca ön planda bir hasta yata¤›, bir masa ve sandalye ile hasta odas›; arka planda yüksekçe bir platformda doktorun çal›flma odas›ndan baflka dekor yok. Abart›dan olabildi¤ince kaç›n›lm›fl bu yal›n dekor, kostüm tasar›m›n› da ayn› sadelikle- hasta için beyaz, doktor için siyah elbiseler- düflünen Tacidar Sevinç’e ait.

calamaya bafllarsan›z karfl›n›za bu vahfletin ç›kmas› kaç›n›lmazd›r.“ (Radikal, 02.11.2005) S›ras› gelmiflken, Balkanlar’daki bu savaflta dört y›lda 230 binden fazla insan›n öldü¤ünü söyleyelim. Emperyalizmin klasik böl-parçala-yönet politikalar› ile k›flk›rtt›¤› milliyetçili¤in, bu etnik k›y›m›n bafll›ca nedeni oldu¤unu da hat›rlatal›m. Kald› ki savafl s›ras›nda/sonras›nda da katliamlara ve her türlü insan hakk› ihlaline “bat›”n›n bir bütün olarak göz yumdu¤u, kimi zaman da dâhil oldu¤unu unutmamak gerek. Örnekse, Hollanda Srebrenica’y› terk ederken 8 bin Bosnal› katlediliyordu. BM Bar›fl Gücü askerleri Potocari Üssü’nde bulunan 5 bin Boflnak’› S›rplara teslim ediyordu. Bununla yetinmeyen ABDNATO’nun 78 gün boyunca bölgeyi bombalad›¤›n›, 40 bine yak›n yafll›, kad›n, çocu¤un yollarda açl›kla, s›cakla, savaflla bo¤ufltu¤unu ekleyelim. Tam da bu noktada oyun, bat›n›n bu ikiyüzlü tavr›n› gerek Amerikal› doktorun monologlar›yla, gerekse Bosnal› hastan›n NATO’nun t›p merkezinde bulunmas›na itirazlar›yla, ikili aras›nda bir gerilim ö¤esi oluflturularak sorguluyor. Bat›n›n(/emperyalizmin) ihaneti, bölgede yaflanacaklar› tetikleyen politikalar›, yaflanan vahflete gözlerini yummas› her f›rsatta dillendiriliyor. Bu yan›yla dostu düflman› genel çizgileriyle de olsa ay›rt etmeyi baflaran bir oyun Savafl ve Kad›n. U¤rad›¤› teca-

vüz sonras› hamile kalan Dorra’n›n (ki tecavüze u¤rayan ayn› zamanda yanm›fl y›k›lm›fl olan Bosna’d›r) karn›nda büyüyen, “babas› savafl olan bebek” olgusu da adeta dördüncü oyuncu olarak oldukça ifllevsel kullan›lm›fl. Dorra’n›n bebe¤i do¤urmak istemeyifli ile Kate’in onu bebe¤i do¤urmaya ikna etmeye çal›flmas› ve gerekirse bebe¤i kendisine vermesini istemesi oyunu sürükleyen bir unsur olmufl.

Oyunun temposunu zaman zaman a¤›rlaflt›ran, zaman zaman yükselten Balkan ezgileri oyunla öylesine iç içe ki salondan ç›kt›¤›n›zda hiç dinmeyece¤ini sand›¤›n›z bir akordeon t›n›s› kal›yor kula¤›n›zda. Savaflla yarat›lan dram› anlatan sözler, Balkanlar›n yasl› müzi¤iyle bütünlefliyor. Müzik, oyunu durgunlaflt›ran, h›zland›ran, boflluklar› usulca ve de ustaca dolduran; bir yan›yla oyunun atmosferini yönlendiren unsur konumunda. Orhan Alkaya, bu oyundaki rejisiyle 2006’da y›l›n yönetmeni ödülünü de alm›fl... Savafl ve Kad›n; kurgusuyla, oyunculuklar›yla, tarihi gerçekleri tarafl›ca yans›tan içeri¤iyle birkaç kez izlenebilecek nitelikte bir oyun. J

Hali haz›rda çok de¤il daha bir ay öncesinde Gazze’de yaflanan katliamda bir kez daha çocuklar öldürülmüfl, insanlar yurtlar›ndan edilmifl, bir halk etnik k›y›ma u¤ram›flken oyunun dokundu¤u noktalar›n güncelli¤i ve evrenselli¤i kendini iyiden iyiye hissettiriyor. Bugün de emperyalizmin bu haks›z savafl›n suç orta¤› olma hali sürüyor. Oyunun sonunda savafl›n ard›nda b›rakt›¤› devasa y›k›m k›sa insan öyküleri ile dillendiriliyor. Oyunun ikilisi ise hayatlar›nda yeni bir evreye giriyor. Doktor Kate, katliamlar›n yaratt›¤› ac›lar› yüre¤ine yazarak ülkesine, çocuklar›na dönmekte; hasta Dorra ise art›k ta-

MART 2009 | TAVIR | 41


sinema

iyi(!) naziler de varm›fl... sevgi duman

gulam›flt›. Böylesi bir güce sahipken, yine de kendisine yönelik olas› suikastleri de gözönünde bulundurmufl ve kendisinin bir suikast sonucu ölümü halinde hayata geçirilecek bir operasyon planlam›flt›. ‹flte bu operasyonun ad›n› da Valkyrie koymufltu. Kendisine karfl› 41 kez suikast girifliminde bulunulunca, böyle bir operasyonu zorunlu görmüfl, bir tür kendisinden sonraki iktidar› dahi belirlemek istemifl, tarihin gördü¤ü en az›l› faflist diktatör... Operasyona göre, cephe gerisinde, ya da daha do¤ru bir deyiflle baflkent Berlin’de haz›r k›ta bekleyecek olan bir ordu, suikast gerçekleflti¤i anda devreye girecek ve Berlin’de hakimiyeti sa¤layacakt›. Ve bu sakin ortamda, iktidara kimlerin gelece¤ine karar vereceklerdi.

2. Paylafl›m Savafl›’n› belirleyen temel karakterlerden biri hiç kuflkusuz Adolph Hitler’di. Alman tekellerinin yaratt›¤› bu faflist diktatör, emperyalistleraras› pazar kavgas›n› 1 Eylül 1939 tarihinde Polonya’ya sald›rarak bafllatm›fl ve 1945 y›l›na kadar tam alt› y›l boyunca tüm dünyay› kana bulam›flt›. Hitler’in nas›l ortaya ç›kt›¤›, faflizmin ya da Nazizmin nas›l dünya politika sahnesine ç›kar›ld›¤› yok bu filmde. Zaten “Operasyon Valkyrie” filminin senaryosunu yazan Christopher McQuarrie ve Nathan Alexander’›n derdi de bu konular de¤il. Onlar, zaten ortaya ç›km›fl olan Nazizmin ve onun

42 | TAVIR | MART 2009

lideri olan Hitler’in dünyan›n bafl›na bela oldu¤u anlarda, bu beladan dünyay› nas›l kurtar›r›z›n derdine düflmüfller. Bu ifli de, tarihte gerçekten yaflanm›fl baz› olaylara dayanarak kotarmaya çal›flm›fllar...

Film, tarihsel gerçeklere ve tarihte yaflam›fl gerçek kiflilere dayan›yor demifltik. ‹flte filmin bafl kahraman› da; gerçek yaflamda da Alman ordusunda albay rütbesiyle görev yapm›fl bir Nazi subay› olan, Hitler’in hem Almanya’n›n, hem de tüm dünyan›n bafl›na bela oldu¤unu düflünerek onu ortadan kald›rmak için suikast düzenleyen Claus Von Stauffenberg...

Nasyonal Sosyalizm’in, daha do¤ru bir deyimle Nazizm’in yarat›c›s› Adolph Hitler, Alman tekelleri Krupp ve Thyssen’in deste¤iyle iktidara geldikten sonra, iktidar›n› sa¤lamlaflt›r›c› birçok askeri ve ekonomikpolitik kurumlaflmalar da yaratm›flt›. Gestapo’dan SA’lara kadar baflta komünistler olmak üzere, sonradan kendisine muhalif olarak gördü¤ü herkesin üzerinde azg›n bir iflkence, katliam ve soyk›r›m politikalar› uy-

Stauffenberg’in, gerçek hayatta, 2. Paylafl›m Savafl›’n›n as›l amac›n›n Sovyetler Birli¤i’ni y›kmak olmas› gerekti¤ini savundu¤unu biliyoruz. Yani, sanki ortada gerçekten emperyalistler aras› bir pazar kavgas› yokmufl ve Hitler, kiflisel h›rs› sebebiyle dünya hakimi olmaya soyunmufl gibi... Yok öyle bir fley tabi ki... Herkes de çok iyi biliyor ki, 1. Paylafl›m Savafl› ne için ç›kt›ysa, 2.’si de ayn› nedenlerle ç›km›flt›r. Emperya-


sinema

list ülkeler aras› pazar kavgas›d›r bu savafllar›n ikisi de... Baflka da hiçbir nedeni yoktur. Ha elbette birbirleriyle savaflan emperyalist ülkelerin, ifl Sovyetler Birli¤i’nin ortadan kald›r›lmas›na gelince hemfikir olacaklar› kesindir. Stauffenberg, asl›nda emperyalistlerin hepsinin ortak arzusunu dile getirirken, bir yandan da b›rakal›m birbirimizle savaflmay›, bak›n orada gerçek düflman duruyor, onu ortadan kald›ral›m diyerek, idealist(!) bir Nazi subay› portresi çizmeye çal›fl›yor. Kaz›n aya¤› öyle de¤il ne yaz›k ki... Ayinesi ifltir kiflinin, lafa bak›lmaz; prati¤i nedir Staffenberg’in, ona bakmak gerekiyor. Stauffenberg bu tür düflüncelerinin yan›s›ra iflgal edilen bölgelerdeki yerli halka ve Yahudilere karfl› yap›lan haks›zl›klar› ve zulmü de yanl›fl buluyor, buna bir son vermek için darbe yapmak gerekti¤ini düflünüyordu. Stauffenberg’in ne derece samimi oldu¤u, asl›nda 1939 y›l›nda Almanya’n›n Polonya’y› iflgal etmesiyle bafllayan 2. Paylafl›m Savafl›’nda tam befl y›l boyunca sad›k bir Nazi subay› olarak katliamlar›n bizzat uygulay›c›lar›ndan biri olmas›yla aç›kça görülebiliyor. Muhakkak ki Hitler’i ortadan kald›rmak istiyordu ancak bunun nedeni; içinde tafl›d›¤› insan sevgisi ya da Hitler’in politikalar›n›n ta bafltan yanl›fl oldu¤u düflüncesi olamaz. Bir kere en baflta onun eli de iflgal edilen topraklardaki halk›n ve daha öncesinde de Almanya’daki komünist av›nda katledilen komünistlerin, yoksul-ezilen milyonlar›n kan›na bulanm›flt›. Stauffenberg, hep Hitler'in ölümüyle bütün bu vahflet ve sefilli¤e bir son verebilece¤ini düflünmüfl. 7 Temmuz 1944 tarihinde kendi iste¤iyle arkadafl› Hellmuth Stieff'in giriflti¤i suikast baflars›z olunca bizzat Hitler'i öldürmeye karar vermifl. (Hellmuth Stieff, halk mahkemesinde yarg›lan›p Polonya’daki bir hapishanede piyano teliyle as›l›yor.) Buraya kadar anlatt›klar›m›z küçük bir tarih dersi niteli¤i tafl›yor gerçekten. Sinema elefltirisinde bunca tarih anlat›s›n›n pek gere¤i de yok biliyoruz ancak Operasyon Valkyrie, tarihsel gerçeklere uygun olarak

çekilmifl bir film iddias›nda oldu¤u için, bizim de bu tarihsel gerçeklere nas›l bakt›¤›m›z› ve nas›l yorumlad›¤›m›z› söylememiz gerekiyor. Senaristler, tarihte gerçekten var olmufl Valkyrie Operasyonu’nu filme aktarmak ve kendi düflüncelerine göre zalim Hitler’i ortadan kald›rmay› düflünen iyi(!) insanlar› beyazperdeye aktarmak istemifl olabilirler. Bu anlay›flla karfl›lanabilir. Fakat, tarihsel gerçekleri apolitik tarzda ele al›p, Hitler’i ortadan kald›racak olanlar› tümüyle iyi niyetli ve insanc›l göstermek de ne oluyor? Bu, aç›kça tarihsel, sosyal ve politik gerçekleri tahrif etmek, tersyüz etmek ve çarp›tmakt›r. Yönetmen Bryan Singer’›n “Valkyrie”si böyle bir film iflte. Filmde Stauffenberg’in dile getirdi¤i “Hitler sadece dünyan›n de¤il, Almanya’n›n da bafl düflman›” cümlesi, politik aç›dan do¤ru bir ifade belki ama bununla birlikte bu söylem, Almanlar›n 2. Paylafl›m Savafl›’ndaki suçlar›n› üstü kapal› olarak onaylayan bir yorum gibi de duruyor. Dünyay› iflgal etmesine, milyonlarca insan› katletmesine ve o zamandan bu zamana faflizm gibi bir zulüm rejimini dünyaya arma¤an etmesine ra¤men, s›rf Alman oldu¤u için Almanlar›n ismini lekelemese, Hitler’in davran›fllar›na onay m› verilmesi gerekirdi acaba? Stauffenberg’e ve onun gibi düflünenlere bu sorunun mutlaka sorulmas› gerekiyor. Bu ucu aç›k tart›flma bir kenara, film ola¤anüstü önlemlerle korunan Hitler’e suikast düzenleyen askerleri bir kahraman gibi sunuyor. Hatta do¤aüstü güçleri olmayan süper kahramanlar bile denebilir onlara. Filmin yönetmeni Singer, daha önce X-Men ya da Superman gibi süper kahramanlarla ilgili filmlerle hafl›r-neflir olmufl birisi. Olas›d›r ki, bu filmlerin etkisinde hala bizce Singer. Ve tabi bir de, bundan tam dört y›l önce çekilen “Stauffenberg” adl› bir TV filminin… Elefltirmenler, Singer’in filminin bu filmden ziyadesiyle esinlendi¤ini söylüyorlar, sahne sahne örnekler vererek… Öyle ki, Valkyrie’nin, “Stauffenberg”in bir yeniden çevrimi oldu¤u söylense çok daha do¤ru ve etik olurdu diyorlar. Her ne kadar 2. Paylafl›m Savafl›’n›n en ha-

reketli dönemlerinden birini ele al›yor olsa da, Valkyrie, bir savafl filmi de¤il. Filmin bafl›nda Tunus’taki bir Alman ordu üssüne ‹ngilizlerin bir hava sald›r›s› gösteriliyor. Güzel kotar›lm›fl bir savafl sahnesi bu. Savafl görüntüsü anlam›nda sadece bu görüntüler var filmde. Filmin öte yan›, bütünüyle kapal› kap›lar ard›nda, f›s›lt›larla haz›rlanan ve ad›m ad›m gerilimin t›rmand›r›ld›¤› bir komplo… Türüne bir ad verilecekse filmin, komplo-gerilim denilebilir yani. Baflroldeki Tom Cruise ve filmin ‹ngilizlerden oluflan di¤er oyuncular›, filmin gerilimini bir dakika bile düflürmeyen bir performans sergiliyorlar. Özellikle de ‹ngiliz oyuncular… Bir avuç iyi niyetli subay ve sivilin, Hitler’i daha fazla suça bulaflmadan ve Almanya’n›n ad›n› daha fazla lekelemeden ortadan kald›rmaya çal›flmas›n›n öyküsü olarak anlat›l›yor Valkyrie... Sonuçta, tarihsel gerçeklere parmak bast›¤›n› söyleyen bir filmle karfl› karfl›yay›z. Gerçeklere ne kadar yak›n, onu yukar›da aç›klad›k. Gerçekler, kiflinin kendi duygu ve düflüncelerine göre e¤ilip bükülemez. Hiç kimse bize tam befl y›l boyunca Hitler’in kurmay subayl›¤›n› yaparak, milyonlarca insan› katleden, onlarca ülkeyi iflgal eden bir Nazi’yi, adeta bir demokrasi ve insan haklar› savaflç›s› olarak yutturamaz. O üniformay› befl y›l, hatta daha da fazla giymifl birisi zaten tarih önünde suçludur. Ötesi kendi aralar›ndaki ç›kar çat›flmas›d›r o kadar. Yani dememiz o ki, iyi Nazi yoktur! Olamaz! KÜNYE: Tür: Gerilim / Dram / Tarihi Gösterim Tarihi: 30 Ocak 2009 Yönetmen: Bryan Singer Senaryo: Christopher McQuarrie , Nathan Alexander Görüntü Yönetmeni: Newton Thomas Sigel Müzik: John Ottman Oyuncular: Tom Cruise (Claus von Stauffenberg), David Bamber (Adolf Hitler) J

MART 2009 | TAVIR | 43


sinema

politikan›n eksik oldu¤u bir “politik film”: hunger steve kaczynski

Fakat sadece ‹rlanda halk›n›n de¤il, dünya kamuoyunun deste¤ine ra¤men, “Demir Leydi” lakapl› Thatcher, ‹RA mensuplar›n› “terörist” olarak lanse etmeyi sürdürüyor. “Özgürlük kufllar› kafeslerde tutulamazlar” sözleriyle ölüm orucu direniflini sürdüren Gündemi her daim belirlemifl; hayat›n› kay- Bobby Sands ve dokuz ‹RA militan› ölüm orubeden onlarca devrimcinin, bu ülkede siyasi cu direniflinde yaflam›n› yitiriyor. kimlikleri ve ülkenin gelece¤i için mücadele etmenin gereklili¤ini yaflamlar› pahas›na ‹rlanda’n›n ba¤›ms›zl›k mücadelesinin kökleö¤rettikleri bir eylem biçimi olan ölüm oruç- ri asl›nda çok öncelere dayan›yor. “Günefl lar›, flimdilerde hem ülkemizde, hem de dün- batmayan ülke” tan›mlamas›yla ünlü ‹ngiliz yada birkaç filmle yeniden gündeme geliyor. imparatorlu¤unu ülkelerinden kovmak için mücadeleye 12. yüzy›l›n sonlar›nda bafll›yor Hunger, iflte böylesi filmlerden biri... ‹rlan- ‹rlandal›lar... Ve 20. yüzy›l›n bafllar›nda siyada’n›n ‹ngiltere’den ba¤›ms›zl›¤›n› kazan- set sahnesine Michael Collins’in kuruculumas› için silahl› mücadele veren ‹RA önder ¤unda ve önderli¤inde ‹RA ç›k›yor. O zamanve militanlar›n›n yapt›¤› ölüm orucundan ve dan bugüne de ‹rlanda’n›n ba¤›ms›zl›k mü10 tutsa¤›n hayat›n› yitirmesinden olufluyor cadelesine ‹RA damgas›n› vuruyor. Hunger’in öyküsü... Her ne kadar 2005 y›l›nda silahl› mücadeleyi 1981 y›l›nda ‹RA tutsaklar›, Belfast yak›nla- sonland›ran ve ba¤›ms›zl›k sözünü a¤z›na bir r›ndaki Long Kesh Hapishanesi H Blokla- daha almayan bir ‹RA’dan bahsediyor olsak r›’nda, zorla giydirilmeye çal›fl›lan tek tip el- da, yüzy›l›n bafl›ndan bugünlere gelene kabiseye karfl› ‹rlanda’n›n ba¤›ms›zl›¤›n› içeren dar ‹rlanda’n›n ba¤›ms›zl›k mücadelesine siyasal taleplerin de oldu¤u ölüm orucunu önderlik etmifl bir örgüt ‹RA... Bu gerçe¤i hiç bafllat›yor. Direnifl, ‹rlanda halk›n›n kitlesel kimse reddedemez. deste¤ini arkas›na al›yor ve ‹ngiliz hükümetine karfl› çok güçlü bir muhalefet ortaya ç›- ‹flte bu gerçeklik, kimileri yok saysa da, kimileri önemsemese de ve kimileri onlara oldukk›yor. lar›ndan ve ifade ettiklerinden fazla misyon Direniflin gücü öylesine büyüyor ki, ‹RA ön- yükleseler de; ‹RA, dünya genelinde ad›ndan derlerinden, ölüm orucunu sürdüren Bobby en fazla söz ettiren siyasi yap›lanmalardan Sands hapishanedeyken milletvekili seçili- biri olarak, sinemac›lar› da bu etki çerçevesi yor. Ayn› bölgeden aday olan ve yeniden içerisinde tutmay› baflar›yor. Daha önce birmilletvekili seçilen, dönemin baflbakan› çok filmle dünya sinemas›n›n ilgisini çeken Margaret Thatcher’dan katbekat fazla oy ‹RA, flimdi de Hunger filmiyle gündeme giriyor. alarak hem de... Hapishanelerde yap›lan ölüm oruçlar› ve uzun süreli açl›k grevleri, ülke tarihinin son 30 y›l›na neredeyse damgas›n› vuran toplumsal bir olgu... Kim ne derse desin, bu gerçe¤i de¤ifltiremez.

44 | TAVIR | MART 2009

Hunger, yavafl ilerleyen kurgusuyla ve gere¤inden fazla uzat›lm›fl sahneleriyle, sinemasal aç›dan da güçlü bir film de¤il ancak, onu as›l olarak güçsüzlefltiren yap›s›, yönetmenin objektivizminin kurban› olmas› ve tarafs›zl›k iddias›yla çekilmifl olsa da ‹RA’y› yanl›fl düzlemde elefltirmeye çal›flmas›ndan kaynaklan›yor... “Tarafs›zl›k”, zaten bafll›bafl›na kaygan ve tutars›z bir zemin... Her fleyi tarihsel olarak bir ve ayn› vermenin ad› “tarafs›zl›k” de¤ildir, hiç olmad› do¤ru olan›, iyi olan› göstermifl olursun böyle davran›rsan. Yaflam›n gerçekli¤i içinde, tarafs›zl›k diye bir fley yoktur ayr›ca. Tarafs›zl›k demek, herhangi bir olayda sessiz ve eylemsiz kalmak, haks›z olandan yana taraf olmak demektir... Ki bu filmde bir tarafs›zl›k durumundan bahsedemiyoruz. Çünkü, birincisi, Bobby Sands’in, ya da genel olarak ‹RA’l›lar›n neden ölüm orucuna yatt›klar› anlafl›lam›yor. Çünkü bu konuya filmde yer verilen sahneler yetersiz. “‹RA’n›n propagandas›n› yapmayal›m” gerilimine kendisini fazlaca kapt›ran senarist ve yönetmen Steve McQueen (Yönetmenin, ünlü Amerikal› aktör Steve McQueen’le olan isim benzerli¤i de ilginç bu arada), sinemasal aç›dan orta kararda bir film ortaya ç›karm›fl olsa da, filmde ‹RA gerçe¤ini es geçmifl neredeyse. Filmin belki de en politik sahnesi olan ve Katolik bir papazla Bobby Sands’in tart›flt›¤› uzun bir sahnede Sands, neden ölüm orucu yapt›klar›n› anlat›yor ona. Papaz ona, bir önceki açl›k grevinin baflar›s›z oldu¤unu söyledi¤inde, Sands’a da ona, önceki açl›k grevin-


sinema

de Cumhuriyetçi (IRA’l›lar kendilerine Cumhuriyetci diyorlar) tutsaklarin ‹ngiliz hükümetinin aldatmacas›na kand›klar›n› ve açl›k grevinin böyle sonland›¤›n› anlat›r. Ve bu protesto açl›k grevinden sonra geçen dört y›l boyunca hiçbir fleyin de¤iflmedi¤ini, aksine bask›n›n, iflkencenin, insan haklar› ihlallerinin giderek artt›¤›n› belirtir Sands. Papazla Sands uzun bir süre tart›fl›rlar ve papaz onu ölüm orucundan vazgeçirmeye çal›fl›r, Çünkü bu defa Sands ve muhtemelen di¤er tutsaklar ölecektir. Sonunda Sands, papaza uzun bir hikaye anlat›r. Çocukken kat›ld›¤› bir k›r koflusunda bir taya rastlad›klar›n›, akarsuda keskin kayalar›n her taraf›n› keserek kana bulam›fl oldu¤unu, onu sudan ç›kard›klar›nda ayaklar›n›n olmad›¤›n› gördüklerini ve paniklediklerini söyler. Bir papaz›n onlar› gördü¤ünü ve bu tay› o hale onlar›n getirdi¤ini düflündü¤ünü de söyler ve ondan sonra da tay› suya kendisinin çekerek suda onu bo¤du¤unu belirtir. Sands, do¤ru olan› yapm›flt›r kendine göre; suçu üslenmifl, di¤erlerini kurtarm›flt›r. Ölüm orucu ile bu anlat›m aras›nda pek ba¤ kuram›yoruz ne yaz›k ki. Sonradan Bobby Sands ile birlikte dokuz Cumhuriyetçi tutsa¤›n daha yaflam›n› yitirdi¤i bu çok güçlü eylemin nedeni bu kadar basit bir hikayeyle anlat›lamaz. Ve koca filmde ‹RA’ya, ya da Sands’e ayr›lan propaganda da bu kadard›r. ‹RA tutsaklar›n›n inançlar›, ideolojileri, hedefleri yoktur keza... Örne¤in Bobby Sands’in, “anüsü”ne saklad›¤› ve öldükten sonra ortaya ç›kan notlar›nda, “Zafere yaklaflt›ran bir gün daha diye düflündüm. Çok aç oldu¤umu hissediyorum. Eskiye oranla iskelete dönmüfltüm ama önemli de¤ildi. Çözülmemekten baflka hiçbir fley önemli de¤ildi. Bir kez daha döndüm. So¤uk çok etkiliydi. ‘Çözülmeyi reddeden tek bir Cumhuriyetçi Savafl Tutuklusu’nun dayanma gücünü k›racak hiçbir fleyleri yoktu tüm emperyalist cephaneliklerinde’ diye düflündüm. Ve bu çok do¤ruydu. Direncimizi k›rmay› baflaramazlar ve asla baflaramayacaklar. So¤uktan donarak yeniden döndüm. Kar, pencereden battaniyenin üstüne ya¤›yordu. ‘Bizim de günümüz gelecek’ dedim kendi kendime, ‘Bizim de günümüz gelecek’...” diye geçen anlat›mlar›ndan tek sat›ra rastlam›yoruz filmde...Bununla beraber, ‹ngiliz hükümetini temsilen d›fl ses ola-

rak Margaret Thatcher’e çok daha fazla propaganda olana¤› sa¤lan›yor filmde. Ayr›ca, operasyon yapmak için hapishaneye getirilen polislerden birinin iflkenceye kat›lmayarak a¤lamas›n›n; bafl iflkencecinin, direniflçiler üzerinde say›s›z yöntemi denedikten ve insan onuruna yönelik her türden iflkenceyi yapt›ktan sonra, elinde bir demet papatyayla huzurevindeki annesini ziyarete gitmesinin ve buna benzer birçok fleyin gösterilmesinin amac› nedir? Bunlar›n “tarafs›zl›k” ad›na yap›l›yor olsa bile, masumane karfl›lanmas› mümkün de¤ildir. Bu, çok aç›ktan, ‹ngiliz yanl›s› propagandad›r baflka bir fley de¤il. “‹flkenceciler de insan, onlar›n da duygular› var, onlar› da anlamak laz›m” gibi bir anlay›flla gösteriliyor bütün bunlar. Bu de¤erlendirmeler do¤ru de¤erlendirmeler de¤ildir ve tarihsel gerçekleri çarp›tmaktan baflka bir amac› da yoktur. ‹RA’ya ba¤l› tutsaklar›n o hapishanelerde yaflad›klar› vahfletin boyutunu anlatmaya Steve McQueen’in yüre¤i yetmemifltir. Ki buna cesaret de edemedi¤ini, etmek de istemedi¤ini filmi izledikten sonra anl›yoruz.

l›yor. Filmde bunlardan hiçbirini göremiyoruz ne yaz›k ki. ‹RA’n›n halk deste¤inin olmad›¤› m› anlat›lmak isteniyor acaba böylelikle? Bunun da do¤ru olmad›¤›n› zaten yukar›da anlatt›¤›m›z gibi, Bobby Sands’in milletvekili seçiminde Margaret Thatcher’den daha fazla oy almas›yla biliyoruz. Ancak filmin genelini düflündü¤ümüzde, ‹RA’n›n halktan kopuk, “terörist” bir örgüt olarak gösterilmek istendi¤ini ç›karabiliyoruz çok aç›k bir flekilde... Steve McQueen, ‹RA gerçe¤ini de¤il, kafas›ndaki “gerçekleri” anlat›yor. Ancak tarih onun gibi düflünmüyor iflte. Gerçekler ›srarc›d›r, çarp›tmayla ortadan kalkmazlar... KÜNYE: Yap›m: 2008 - ‹ngiltere, ‹rlanda Tür: Dram, Tarih Yönetmen: Steve McQueen Senaryo: Steve McQueen, Enda Walsh Görüntü Yönetmeni: Sean Bobbitt Müzik: David Holmes, Leo Abrahams Oyuncular: Michael Fassbender (Bobby Sands), Stuart Graham (Ray Lohan), Larry Cowan (Gardiyan) J

Bir de iflin d›flar› boyutu var. O süreçte d›flar›s› da çok hareketli ve bir dolu eylemlilik yap›-

MART 2009 | TAVIR | 45


haberler

Grup Yorum, bae¤meyen arkılarını söyledi

Grup Yorum yeni albümü "Başeğmeden"in tan›t›m› amac›yla 8 Şubat Pazar günü ‹stanbul Gösteri Merkezi'nde bir konser verdi.

konacağ›m" diyen gökdelene, yal›nayak çocuklar›n kucaklar›ndaki taşlarla karş›l›k veren gecekondulular›n direnişi canland›r›ld›.

5500 kişinin kat›ld›ğ› konser, çeşitli sinevizyon gösterimleri, halk oyunlar› koreografisi ve tiyatro gösterimi ile renklendirilirken, seyircilerin tüm şark›lara kat›l›m› dikkat çekti.

Yeni albümde yer alan ve yaklaş›k 70 sanatç›n›n oluşturduğu koro ile seslendirilen "Defol Amerika" şark›s› yine yoğun bir sanatç› kat›l›m› ile sahnede seslendirildi.

Konser, Grup Yorum'un yeni albümünden seslendirdiği "Biz Sevdik" isimli şark›yla başlad›. Spartaküsler'den, Pir Sultanlar'dan, Mahirler'den bugüne dek as›l tarihi direnenlerin ve başeğmeyenlerin yazd›ğ›n› dile getiren Yorum, başeğmeme geleneğini sürdürdüklerini ifade ederek, albüme ismini verdikleri "Başeğmeden" şark›s›n› seslendirdi. Grup Yorum yeni albümünden “Sen Olacağ›z” isimli şark›y› seslendirmeye başlad›ğ›nda sahnede dünya devrim önderlerinin görüntülerinin yer ald›ğ› sinevizyonu izleyen binlerce kişi, coşkusunu slogan ve alk›şlarla dile getirdi. Halk oyunlar›n›n da yer ald›ğ› konserde, yeni albümün şark›lar›ndan biri olan "Gecekondu ile Gökdelen"de, sahnede Yorum'a, Tiyatro Simurg ve ‹dil Tiyatro Atölyesi oyuncular› eşlik etti. Şark›da "hepinizi y›kacaklar, yerinize

46 | TAVIR |MART 2009

41. S‹YAD ödülleri verildi Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda düzenlenen bir törenle 41'inci S‹YAD Türk Filmleri Ödülleri dağ›t›ld›.

Ödül Töreni’nde En ‹yi Yard›mc› Kad›n Oyuncu ödülünün sahibi Vicdan filminde oynayan Tülin Özen oldu.

Gecede En ‹yi Film ödülü Sonbahar’a, En ‹yi Yönetmen ödülü ise Üç Maymun filmiyle Nuri Bilge Ceylan’a verildi.

En ‹yi Yard›mc› Erkek Oyuncu ödülünü ise Üç Maymun filmindeki rolüyle Ahmet R›fat Şungar ald›.

En ‹yi Kad›n Oyuncu ödülü yine Üç Maymun filmindeki rolüyle Hatice Aslan’a verilirken, En ‹yi Erkek Oyuncu ödülünü Sonbahar filminde oynayan Onur Saylak ald›. 41. S‹YAD Türk Filmleri

S‹YAD Başkan› Murat Özer'in açt›ğ› gecede, Şener Şen'e Onur Ödülü verildi.❏

Altın Portakal iir Gecesi’nde Kemal Özer’e ödül verildi

Dinleyicilerin de güçlü bir şekilde eşlik ettiği marş hem seyirciler, hem de sanatç›lar taraf›ndan ayakta söylendi. Nejat Yavaşoğullar›, Birol Topaloğlu, Erdal Bayrakoğlu, Erdal Güney, Hakan Yeşilyurt, Hasan Sağlam, Nilüfer Sar›taş, Ali Ekber Eren, Özlem Taner, Arzu, Abidin Biter, Zeynel Aba, Metin Y›lmaz, Şevin, Aynur Güneş, Murat Kaya, Seyfi Yerlikaya, Nurettin Güleç gibi birçok sanatç›n›n kat›ld›ğ› koro; birinci bölümün son şark›s› olan Çav Bella'da yine Yorum'a eşlik etti. Yirmi kişi ile sahneye ç›kan Yorum yine güçlü bir marşla, Cesaret'le konsere son verdi. Grup Yorum, konserin tümünde "başeğmeme" vurgusu yapt›.❏

Do ğan H›z lan’›n baş kan l› ğ› n› yapt›ğ›, Cevat Çapan, Enver Ercan, Şeref Bilsel ile Yücel Kay›ran’dan oluşan jürinin oybirliğiyle verildiği belirtildi.

13. Antalya Alt›n Portakal Şiir Ödü lü’nü ka za nan Ke mal Özer’e ödü lü An tal ya Kül tür Mer ke zi’nde dü zen le nen tö renle verildi. “Tem muz ‹çin Ya ra l› Se mahYang›n Şiirleri” adl› kitab›yla ödülü kazanan şair, rahats›zl›ğ› nedeniyle ödül törenine kat›lamad›. Törende, ödülün Kemal Özer’e

Özer’in ödüle, “‹lk kitab› Gül Yordam›’ndan (1959) bugüne, toplumsal hayat›m›zdaki k›r›lmalar› ›skala madan, şiirimizdeki değişimlere kay›ts›z kalmadan, kendi şiirini sürekli yenileyerek diri tutan ve ötekinin sesine kulak veren bir şair olmas›” dolay›s›yla lay›k görüldüğü bildirildi. Sivas’taki Mad›mak Otel’de ayd›n ve sanatç›lar›n katledilmesini kitab›nda ana tema seçen 74 yaş›ndaki Özer’in ödülünü Cevat Çapan’›n elinden Doğan H›zlan ald›.❏


haberler ‹dil Kültür Merkezi’nde “Su Halkındır Sat›lamaz” paneli düzenlendi Son y›llarda özellikle tekellerin dizginsiz kullan›m› sonucu azalan ve kirlenen su kaynaklar› ve bunun getirdiği sonuçlara değinilen panelde, büyük su şirketlerinin ve emperyalist devletlerin su kaynaklar›n› ele geçirerek buralardan büyük karlar sağlamaya çal›şt›klar› anlat›ld›.

Suyun ticarileştirilmesine karç› ‹dil Kültür Merkezi’nde "Su Halk›nd›r Sat›lamaz" ad›yla 22 Şubat Pazar günü bir panel gerçekleştirildi. Y›ld›z Teknik Üniver si te si Çev re Mü hen dis li ği bö lü mün den Prof. Dr. Bey za Üstün ve +‹vme Dergisi’nden Orman Mühendisi Mehmet Göçebe’nin kat›ld›ğ› panel, saat 18.30'da başlad›.

16-22 Mart’ta İstanbul'da toplanacak olan Dünya Su Forumu’nun as›l amac›n›n da ülkemizdeki su kaynaklar›n›n nas›l ele geçirileceğinin belirlenmesi olduğu belirtildi. Panel, 16-22 Mart tarihlerinde toplanacak olan Dünya Su Forumu’na karş› yap›lacak olan et kin lik le re ka t› l›m çağ r› s›y la sona erdi.❏

Aç›lan davan›n, Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen 5. duruşmas›nda, daha önce yapt›ğ› savunmay› tekrarlayan Temel Demirer, başka bir diyeceğinin olmad›ğ›n›, bir hukuk garabeti olan bu davan›n düşmesi gerektiğini belirtti ve beraatini istedi. Duruşma, 29 May›s 2009 Cuma günü saat 09.00’a ertelendi. Ankara Halk Cephesi, ‹dil Kültür

38 Şubat 2009: Yorum, Başeğ-

meden albümünün ilk konserini İstanbul Gösteri Merkezi’nde yapt›. Albümdeki şark›lar›n tamam›n›n söylendiği ve 5500 kişinin kat›ld›ğ› konserde “Defol Amerika” marş› da yaklaş›k 30 kişiden oluşan müzisyen korosuyla söylendi. 313 Şubat 2009: Gazi Mahal-

lesi’nde bulunan Yaren Kafe’de Başeğmeden albümüyle ilgili söyleşi yapan Yorum, söyleşiye kat›lan yaklaş›k 100 kişiye dinleti verdi. 314 Şu bat 2009: Eğitim-Sen

Bak›rköy Şubesi taraf›ndan Hava-İş Sendikas›’nda bir söyleşi gerçekleştirildi. Söyleşi’de Başeğmeden albümüyle ilgili merak edilen sorular› cevaplayan Yorum, daha sonra k›sa bir dinleti verdi. 3 18 Şu bat 2009: Bak›rköy

Temel Demirer, düüncesinden dolayı yargılanıyor Hrant Dink’in katledilişinin ard›ndan, Ankara’da Yüksel Caddesi’nde düzenlenen eylemde yapt›ğ› konuşmadan dolay› TCK 301. maddeden yarg›lanan Temel Demirer, 7 Şubat’ta bir kez daha hakim önündeydi.

GRUP YORUM g ü n c e

Merkezi, Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi ad›na Fikret Başkaya, üniversite öğretim üyeleri ve çeşitli DKÖ temsilcileri; Temel Demirer’i ve onun şahs›nda faşist bask›lara ve sansüre karş› düşünce özgürlüğünü savunmak için Ankara Adliyesi’ndeydi… Duruşma sonunda, Temel Demirer’i ve düşünce özgürlüğünü savunanlar ad›na konuşmalar yap›ld› ve “Temel Demirer Yaln›z Değildir!” ve “Düşünceye Kelepçe Vurulamaz!” sloganlar› atldı .❏

SES’de Başeğmeden albümüyle ilgili söyleşi yapan Yorum, söyleşiye kat›lanlara k›sa bir dinleti verdi. 319 Şubat 2009: İstanbul Tek-

nik Üniversitesi (İTÜ) Maslak Kampüsü’nde Öğrenci Meclis Kulübü’nün düzenlediği etkinliğe kat›ld›. İlk olarak Başeğ-

meden albümüyle ilgili söyleşi yapan Yorum, İTÜ’lü öğrencilere yaklaş›k bir buçuk saat konser verdi. Konserde yaklaş›k 500 kişi vard›. 3 21 Şubat 2009: Yorum, Ba-

şeğmeden albümünün ikinci konserini Ankara’da gerçekleştirdi. İdilcan Kültür Merkezi taraf›ndan MEB Şura Salonu’nda yap›lan ve 1500 kişinin kat›ld›ğ› konserde albümdeki şark›lar›n tamam› söylendi. Yorumcular›n bir k›sm› Konser öncesi İmaj Radyo’da programa kat›l›rken, bir k›sm› da Tuzluçay›r’da gerçekleştirilen söyleşiye kat›ld›. 3 28 Şubat 2009: Başeğmeden

albümünün tan›t›m› için Ak deniz’de turneye ç›kan Yorum kon ser le rin il ki ni ‹s ken de run’da verdi. “Toyota Plaza”da gerçekleştirilen konserde yak laş›k 1100 kişi vard›.

3 1 Mart 2009: Yorum, Akde-

niz turnesinin ikinci konserini Antakya’n›n Samandağ ilçesinde gerçekleştirdi. Yaklaş›k 600 kişinin kat›ld›ğ› konserde, Başeğmeden albümü ve diğer bütün albümlerden şark›lar, marşlar söylendi.❏

Avcılar’da Anka Kültür Merkezi açıldı ‹s tan bul Av c› lar’da Mar ma ra Cad de si’nde bu lu nan AN KA Kültür Merkezi’nin aç›l›ş› yap›ld›. Aç›l›ş etkinliği, ülkemizde ve dünyada devrim ve demokrasi mücadelesinde hayat›n› kaybedenler için yap›lan sayg› duruşuyla başlad›.

eden aç›l›şta misafirler, ANKA Kültür Merkezi’nin kuruluflunu kutlayan mesajlar ilettiler. Ümit ‹lter’in “Anka Bizi Çağ›r›yor” isimli şiiri de aç›l›şta okundu. Ard›ndan gelen misafirlerle beraber birlikte türküler söylendi.❏

Ümit ‹l ter’in “An ka Kim dir?” şii ri nin okun ma s›y la de vam

MART 2009 | TAVIR | 47


haberler sa... kısa... kısa... kısa.. kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kıs

3Berlin Film Festivali sona erdi Bu y›l 59.’su düzenlenen Uluslararas› Berlin Film Festivali sona erdi. Festivalin büyük ödülü olan Alt›n Ay›, Perulu yönetmen Claudia Llosa’n›n yönettiği Ac›n›n sütü isimli filme verildi. En iyi film dal›nda “Gümüş Ay›” ödülü Uruguayl› yönetmen Adrian Biniez’in Gigante adl› filmine verildi. Alt›n Ay› Ödülünü alan Perulu yönetmen Claudi a Llo sa’n›n yö net ti ği Ac› n›n Sü tü ad l› filminin başrol oyuncusu Magaly Solier, Alt›n Ay›’y› ekipçe kabul ederken teşekkür konuşmas›n›n bir k›sm›n› ana dilinde yapt›. 3Yazma sanatç›s› Mehmet Eyüboğlu vefat etti Ressam-şair Bedri Rahmi Eyübüoğlu'nun oğlu, yazma sanatç›s› Mehmet Eyüboğlu vefat etti. Tedavi gördüğü hastanede böbrek yetmezliği nedeniyle ölen Eyüboğlu, 1939 y›l›nda ‹stanbul'da doğdu. F›nd›kl› Örnek ‹lkokulu, St. Joseph Lisesi orta bölümü ve Kabataş Lisesini bitiren Eyüboğlu, Maya Galerisi'nde aç›lan ''Yazma Sergisi''nin haz›rlan›ş›nda çal›şt› ve bask› ile ilk bo-

yamalar›n› yapt›. 1977'de kal›p oyma dal›nda kendi buluşu olan yepyeni bir teknik geliştiren Eyüboğlu, ilk kez Eren Eyüboğlu kal›plar› oydu. 3 Çukurova Edebiyatç›lar Derneği, yazar Orhan Kemal an›s›na bir öykü yar›şmas› düzenliyor. Yar›şma, öyküye yeni ve özgün yap›tlar kazand›rma amac› taş›yor. Çukurova’n›n yetiştirdiği usta yazarlardan olan Orhan Kemal an›s›na bu y›l ilk kez düzenlenecek öykü yar›şmas›n›n sonuçlar› 30 May›s’ta aç›klanacak. Seçici kurulunda Lütfiye Ayd›n, Zafer Doruk, Ferda ‹zbudak Ak›nc›, Aysu Erden ve Murat Tuncel’in yer ald›ğ› yar›şmada, dereceye girenlere plaket ve kitap verilecek. 3Neriman Alt›ndağ Tüfekçi yaşam›n› yitirdi Türk Halk Müziği sanatç›s› Neriman Alt›ndağ Tüfekçi, geçirdiği kalp krizinin ard›ndan tedavi alt›nda al›nd›ğ› ‹stanbul Florance Nightingale Hastanesi’nde vefat etti Halk müziğinin bağ›ms›z bir dal olarak ayr›lmas›ndan sonra, bu ihtisas dal›n› seçen ilk sanatç› olan Neriman Alt›ndağ Tüfekçi, 1957 y›l›nda Kad›nlar Korosu’nu

kurup yönetti. 1959’da ‹stanbul Radyosu’na geçen Tüfekçi, burada Yurttan Sesler Kad›nlar Korosu’nu kurdu. Geniş bir repertuara sahip sanatç›lardan biri olan Tüfekçi, yüzden fazla da derleme yapt› 381. Oscar Ödülleri dağ›t›ld› Danny Boyle’a En ‹yi Yönetmen ödülünü kazand›ran “Slumdog Millionaire”, En ‹yi Film, En ‹yi Uyarlama Senaryo, En ‹yi Görüntü Yönetmeni, En ‹yi Ses Miksaj›, En ‹yi Kurgu, En ‹yi Müzik ve En ‹yi Orijinal Şark› dallar›nda da oscar ald›. “The Curious Case of Benjamin Button” ise En ‹yi Sanat Yönetmeni, En ‹yi Makyaj, En ‹yi Görsel Efekt dal›nda Oscar sahibi oldu. En ‹yi Kad›n Oyuncu ödülünü “The Reader” filmindeki rolüyle Kate Winslet al›rken, En ‹yi Erkek oyuncu ödülü, “Milk” filmindeki rolüyle Sean Penn’in oldu. En ‹yi Yard›mc› Kad›n Oyuncu ödülü, “Vicky Cristina Barcelona” filmindeki rolüyle Penelope Cruz’a; En ‹yi Yard›mc› Erkek Oyuncu ödülü ise “Batman: The Dark Knight” filmindeki rolüyle geçen y›l hayat›n› kaybeden genç oyuncu Heath Ledger’a verildi. ❏

DVD... VCD... AlbüM... DVD... VCD... AlbüM... DVD... VCD... AlbüM... DVD... 3yalnızlık yurdun olur

3garbiyeli

3mor bir hüzün

39.90 francs / 9.90 ytl

nurettin rençber Artvizyon

kıraç TMC

onur akın Seyhan Müzik

yön: jan kounen Kanal D Home Video

48 | TAVIR |MART 2009


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
Mart2009 by SolYayin.com - Issuu