kültür sanat yaflam›nda
kas›m 2008
›ssn 1303-9113
• 2008/11
•
say› 79
•
2.25 YTL(KDV’li)
..
kültür, sanat, burjuvazi ve AKP! faz›l hüsnü da¤larca’n›n ard›ndan bakarken... insanl›¤›n yüz ak› ve “haylaz” akl›: darwin iflkence... ölüm... engin çeber
.
tavır a y l › k
s a n a t
d e r g i s i
Merhaba
Sahibi Tav›r Yay›nlar› Org. Reklamc›l›k ad›na Öznur Turan Genel Yay›n Yönetmeni Gamze Mimaro¤lu
Do¤ada her fley z›tt›n› da içerisinde bar›nd›r›r diyalekti¤in kanununa göre. Yaflam, bu yüzden kardefltir ölüme. Yaflam ne kadar s›caksa, ölümün yüzü o denli so¤uktur. So¤uktur ama yakar kavurur yürekleri ölümün her türü. Sevdiklerimizi yitiriyoruz bu amans›z kavgada. En de¤erlilerimizi... Ölüm bu kez de Engin’le vurdu bizi. Erken ölümlerdendi Engin’inki. Di¤er ölümler gibi de¤ildi pek. Herkesin gözünün önünde dövülerek, hem de her gün dövülerek, vücudunda morarmad›k yer kalmayana kadar iflkence edilerek öldürüldü.
Sorumlu Yaz›iflleri Müdürü Cihan Keflkek
Tecritin can ald›¤›n› söyledik defalarca. 122 can›n üzerine yeni canlar almaya devam ediyor iflte. Metris, 12 Eylül’den y›llar sonra yine can almaya devam ediyor. Kanl› Metris, kan›m›za doymuyor. Yeni yeni iflkencecileri varm›fl Metris’in, ö¤rendik Engin’le beraber…
Yaz›flma Adresi ‹stanbul Mahmut fievket Pafla Mah. Mektep Sk. No:4-B Okmeydan› - fiiflli - ‹stanbul Tel: (212) 238 81 46 Faks: 238 82 49 e-posta: tavir2007@gmail.com
Bu ülke iflkenceleriyle, iflkencecileriyle ünlüdür. Bu ülkede iflkence hiç bitmemifl, çok can alm›flt›r. Bu ülkenin en yi¤it evlatlar›, karanl›k iflkencehanelerde, hapishanelerin kör hücrelerinde iflkencelerle katledilmifltir. Engin bu alçakl›¤›n, bu insanl›k suçunun son kurban›d›r. An›s›, demokrasi mücadelesinde yer alan herkese mirast›r. Engin, yaflam›yla oldu¤u kadar iflkenceye karfl› yürekli mücadelesiyle herkese örnek olmay› baflarm›fl bir halk çocu¤udur.
Ankara ‹dilcan Kültür Merkezi fiirintepe Mah. 8.Cad. No:222 / B Mamak – Ankara Tel: (312) 390 38 05 Hesap no (YTL) 1042- 30000 596147 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. Hesap no (EURO) 1042- 3010000 129062 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. Fiyat› (DÖV‹Z) Almanya: 5 Euro Fransa: 5 Euro Hollanda: 5 Euro Avusturya: 5 Euro ‹sviçre: 7.5 Frank ‹ngiltere: 4 Sterlin
En baflta bu ülkenin nas›l yönetildi¤ini bilmeyen, ya da yanl›fl bilen; iflkence, zulüm ve sömürü düzeninin sahiplerinden hala demokrasi, insan haklar› ve toplumsal bar›fl bekleyen ayd›nlarad›r sözümüz. Daha kaç Engin gerekiyor gözlerinizin aç›lmas› için? Daha kaç mezarl›k laz›m gerçekleri anlaman›z için? Bak›n gencecik insanlar katlediliyor gözlerinizin önünde. Dur demek için daha kaç Engin verece¤iz topra¤›n ba¤r›na? Zulüm ve sömürü düzeninin çarkç›bafl›s› olanlar, din tüccarl›¤›nda ihtisas yapanlar, çalanlar ç›rpanlar, halk›n eme¤ini, al›nterini son kurufluna kadar sömürenler… Engin’i elimizden ald›lar. Adam kullanmada usta olanlar, bu ülkenin ayd›nlar›n› da kand›r›yor, onlar› da yanlar›na çekmek için her türlü manevray› deniyorlar. Kültür ve sanat›, kendi ç›karlar› için e¤ip büken, yozlaflt›ran, emperyalist kültürün yoz, ç›karc›, bencil karakterine peflkefl çekenlerin ipli¤ini pazara ç›karmak için görev bafl›na! Bu halk›n ayd›nlar› bu güce sahiptir. Faflizme teslim olmayacak yüre¤e de, bu ülkeyi karanl›ktan ayd›nl›¤a ç›karacak bilince de, inanca da… Gelecek say›m›zda görüflmek dile¤iyle… Dostlukla…
Bask› Bar›fl Matbaac›l›k Mücellit Ali Laçin Davut Pafla Cd. Güven Sanayi Sitesi C Blok No: 291 Topkap›- ‹stanbul Tel: (0 212 ) 674 85 28 Yerel süreli yay›n
tavır
‹Ç‹NDEK‹LER
11/2008 3 5 8 9 12 13 16 20 21 24 26 28 31 33 36 38 43 46
ELEfiT‹R‹ kültür, sanat, burjuvazi... ve akp!.. DENEME engin! gitme!.. fi‹‹R emine çelik DE⁄ERLEND‹RME vas›f 70 yafl›nda “zengin mutfa¤›” hala iflliyor ELEfiT‹R‹ ödül mü, onur mu? MAKALE flimdi dönüp onu tekrar okuma zaman›d›r ‹ZLEN‹M çukurova’y› güzelleyen festival... AYIN FOTO⁄RAFI mesut eray ÖYKÜ geçim derdi ÖYKÜ ben, ölü bedende yaflayan bir ruhum!.. MAKALE bir kot, kaç ci¤er söndürür? RÖPORTAJ karikatürün f tipi serüveni- lll MAKALE neden aptal gülmece filmleri? ‹NCELEME kara fatma’ya dair HAP‹SHANEDEN bayrampafla “özgürlük gülistan›” oluncaya dek B‹YOGRAF‹ charles darwin S‹NEMA bir üçüncü sayfa filmi: vicdan HABERLER
16 3 çukurova’y› güzelleyen festival...
13 flimdi dönüp onu tekrar okuma 3 zaman›d›r: faz›l hüsnü da¤larca
38 3
3
kültür, sanat, burjuvazi... 3 ve akp!..
kapak : 3 picasso
insanl›¤›n yüz ak› ve haylaz akl›: darwin
elefltiri
kültür, sanat, burjuvazi... ve AKP!.. selim küçükel
Bugün AKP’nin kültür ve sanata bak›fl›, ya da bir baflka deyiflle AKP iktidar›n›n kültürü ve sanat› ele al›fl tarz›, kültür ve sanat kavramlar›n›n tan›mlar›n› yeniden yaparak AKP’nin bu konudaki anlay›fl›n› tart›flmam›z› gerektirmektedir… Zira ortada tam bir sanat düflmanl›¤›, kültürel flekilsizlik ve yobazl›k, yozluk vard›r. AKP bir yandan sanat eserlerine ve sanat kurumlar›na sald›r›rken öte yandan gerici bir sanat anlay›fl›n›, kültürel bir flekilsizli¤i dayatmaktad›r. Peki, nedir kültür ve nedir sanat? Bildi¤imiz gibi "kültür" kavram›, Latincede yetifltirmek, bakmak, özen göstermek anlam›na gelen colere fiilinden türeyen cultura sözcü¤ü tar›m, bak›m anlam›na gelmektedir. TDK taraf›ndan Türkçe’de ekin sözcü¤üyle karfl›lanmaya çal›fl›lan kültür için TDK budun bilim (etnoloji) terimleri sözlü¤ünde flunlar ifade edilmektedir: “Bir halk›n ya da bir toplumun maddi ve ruhsal alanlarda oluflturdu¤u ürünlerin tümü: Yiyecek, giyecek, bar›nak, korunak gibi temel gereksinmelerin elde edilmesi için kullan›lan her türlü araç gereç; uygulanan teknikler; dinsel, toplumsal, politik düzen ve kurumlar; düflünce, duyufl, tutum, davran›fl ve yaflama biçimlerinin topu”... K›sacas› insan›n maddi yaflam›n› yeniden yaratt›¤› süreç içinde üretti¤i ve maddi yaflam› taraf›ndan belirlenen bilgi de diyebiliriz... ‹nsan›n maddi yaflam› ve maddi yaflamdaki üretim faaliyeti, bilincini belirler. Ve bu flekilde nesnellikle do¤rudan bir ba¤› olan bilinç, toplumsal prati¤in bir ürünü olarak flekillenir. Ve iflte kültür de bu do¤rudan ba¤›n ifadesinden baflka bir fley de¤ildir…
‹dealizme ve metafizi¤e göre kültür seçkin insanlar›n ürünüdür... Diyalektik materyalizme göre ise yetenekli insanlar›n bir rolü olmakla birlikte kültür, tarihsel süreç içinde genifl halk y›¤›nlar› taraf›ndan yarat›lm›flt›r. Ve kültürün önemli ögelerinden biri olan sanat da bafllang›c›nda uzun bir süre halk sanat› olarak geliflmifltir. Ancak s›n›fl› toplumlar›n ortaya ç›k›fl›yla birlikte egemen s›n›flar toplumun büyük bir k›sm›n› kölelefltirip herfleyden, tüm bilgi kaynaklar›ndan mahrum k›larak kültürü de kendi tekellerine almaya çal›flm›fllard›r. Ve genifl halk y›¤›nlar›n›n kültürel tüm faaliyetlere kat›lmalar›n› yasaklam›fllard›r. Egemenler, günümüzde burjuvazi, kültürü halk y›¤›nlar›n› küçümsemenin bir arac› olarak kullanmaya ve onu salt seçkin insanlara maletmeye çal›flm›fllar›d›r. Oysa kültürel ve sanatsal geliflimde önemli pay› olan zeka ve yetenek salt egemen s›n›fa özgü de¤ildir. Bu nedenledir ki, kültür, s›n›fl› toplumlar›n ortaya ç›k›fl›yla birlikte ayn› zamanda s›n›fsal bir karakter de tafl›maya bafllar. Zira s›n›fl› toplumlarda her s›n›f›n üretim karfl›s›ndaki durumu ile toplumsal konumu farkl›d›r. Dolay›s›yla toplumsal olarak duruflu ve üretimdeki yeri farkl› olan s›n›flar›n kültürleri de farkl› yönlerde geliflme göstermifltir. Tarihsel süreç içinde ayn› etnik kökene ba¤l› olman›n getirdi¤i egemen ile ezilenin ortak de¤erleri de olmakla birlikte bu ortak de¤erler her dönem egemenler eliyle yok edilmifl ve kültürel evrimin ilerleyen süreçlerinde egemenler kendi s›n›fsal ç›karlar› gere¤i bilgiden, nesnel gerçekten uzaklaflt›klar› oranda farkl›laflma daha da büyümüfltür.
Evet egemenler bilgiden giderek uzaklafl›rlar, hatta giderek bilgiye düflman haline gelirler. Çünkü bilgi gerçe¤in özüne ulaflma çabas›n› içerir. Oysa egemen olan, günümüzde burjuvazi, gerçe¤i de¤il, kendi s›n›f ç›karlar›n›n her durumda korunmas› için çabalar. Ç›karlar›na ters düflen her bilgiye düflmand›r. Sosyalistler, devrimciler ve proletarya ise gerçe¤in savafl›n› vermektedir sürekli ve bilginin daha da derinleflmesi ve gerçe¤in özüne ulaflmay› hedefler. Dolay›s›yla bunun kültüre yans›malar› da farkl› farkl› olmak durumundad›r. Sanat ise, “insan›n nesnel gerçekli¤i estetiksel biçimde yeniden yaratmas› ve bunu yapabilme yetene¤i” olarak tan›mlan›r. Ya da bir baflka deyiflle sanat, “nesnel gerçekli¤in insan bilincinde estetiksel imgeler hâlinde yans›mas›d›r.” Bir ifli güzel bir biçimde yapma anlam›na gelen “Ar-sun” sözcü¤ünden türeyen bir kavramd›r… Günümüzde Avrupa dillerinde “art” olarak geçen sözcük Türkçe’de “sanat”a karfl›l›k gelen bir sözcük olarak kullan›lmaktad›r… Sanat, kiflilerin bilincinde oluflan ve çeflitli estetiksel araç ve yöntemlerle yans›t›lan bir fleydir. Bu tek tek bireylerin oluflturdu¤u sanat ürünleri olabilece¤i gibi bir grubun, toplulu¤un ortak üretimi olan sanat ürünleri de olabilmektedir. Örne¤in halk danslar›, bir topluluk olarak ortaya konan sanatt›r. Ve sanat, içinde bulundu¤u toplumsal yaflamdan, kültürden ve kültürel de¤erlerden ve s›n›f gerçe¤inden de ba¤›ms›z olamaz. Özellikle s›n›fl› toplumlarda sanat›n kendi bafl›na, ba¤›ms›z bir flekilde geliflmesinden söz etmek hiçbir flekilde gerçe¤i yans›tmaz.
KASIM 2008 | TAVIR | 3
elefltiri
d›r. Ancak bu durum genel olarak burjuvazi için de söylenebilir. Zira günümüzde burjuvazinin gerek ülkemizde ve gerekse de Avrupa ve benzeri di¤er ülkelerdeki yaklafl›m› bundan çok farkl› de¤ildir. Kapitalizmin emperyalizm ça¤›nda tam bir çürümeyi ve gericileflmeyi yaflayan burjuvazinin bu nesnel gerçe¤inin sanat›na ve kültürüne de yans›mas›ndan daha do¤al bir fley yoktur. Gericilik ve yozlaflma sadece ve sadece eskiye özlem, yeniye karfl› koyma olarak s›n›rlanamaz. ‹flte tam da burjuvazinin gericili¤i de insani tüm de¤erleri yok eden, insan› ve tüm Örne¤in Pablo Picasso halk›n yan›nda, halk toplumu kapitalizmin batakl›¤›nda pisli¤e bulayan “saiçin sanat›n› kullan›rken; Salvador Dali tam nat ak›mlar›” tersine faflizmin ç›karlar› için çal›flan ve saile, bugün ülnat›n› da onlar›n hizmetine sunan biridir. kemizdeki OsÇünkü ikisinin dünya görüflü temelden manl› özentisi farkl›l›k arz etmektedir. AKP aras›nda “gericilik” noktaSonuç olarak gerek kültür ve gerekse s›nda bir fark yokde sanat s›n›fl› toplumlarda s›n›flartur. Burjuvazinin dan ba¤›ms›z olarak ele al›namayan sanat› ve kültürü, ne ve nesnel geçeklikle do¤rudan kadar “ça¤dafl” amba¤lar› olan kavramlard›r. Ve sabalajlarla sunulursa nat ayn› zamanda kültürün de sunulsun yine de geribir parças›d›r. Sanat, tarihsel cidir. AKP, burjuvaziyle, toplumsal süreç içinde oluflan daha do¤rusu emperyakültürün yön verdi¤i, flekillendirdi¤i bir lizmle bu noktada buluflüretim faaliyetidir. Ve ayn› zamanda maktad›r. oluflan kültürü yans›tan, kültüre yeni fleyler katan ve geliflmesine katk›da Bir yandan halk› ezip ili¤ibulunan bir üretim faaliyetidir. ne kadar sömüren, öte yandan ise emperyaTüm bu tan›mlamalardan sonra lizme göbekten baAKP’nin kültürünün ve sanata ba¤›ml›l›¤› nedeniyle k›fl›n›n s›n›fsal temellerini de az onun önünde el çok görmekteyiz. AKP’nin sanata pençe karfl› tutumu ve yans›tt›¤› kültürel flekillenifl gerçekte günümüzde burjuvazinin genel olarak sanata bak›fl›ndan ve yaklafl›mdan ayr› de¤ildir. Her ne kadar AKP’nin sanata yaklafl›m›nda Osmanl› özenticili¤i, taklitçili¤i öne ç›kan, göze batan yanlar olsa da bu durum onun s›n›f gerçe¤inden ayr› ele al›namaz. AKP bugün burjuvazinin s›n›fsal ç›karlar›na hizmet eden ve ortaya koydu¤u her politikay› da buna göre flekillendiren bir partidir. AKP’nin sanata yaklafl›m› ve kültürel yap›s› belki oldukça pespaye bir görünümdedir ve gericili¤i, yobazl›¤› fazlas›yla ortaya koymaktaÇünkü sanatta taraf olmak, üretti¤i eserin gerçe¤i flöyle ya da böyle yans›tmas›yla bir s›n›f›n ç›kar›na hizmet edece¤i gerçe¤inden kaç›n›lamaz. Çünkü sanat gerçeklerden asla kopar›lamaz. Bu da sanat›n s›n›fl› toplumlarda belli bir s›n›f›n ç›karlar›na göre flekillenmesini beraberinde getirir... Sanatta tarafs›zl›k anlay›fl› burjuvazinin uydurmas›ndan baflka bir fley de¤ildir. Burjuvazi kendi ç›karlar›na hizmet eden sanat›n gerçek yüzünü gizlemek için uydurmufltur sanat›n yans›zl›¤› sav›n›.
4 | TAVIR | KASIM 2008
divan durma afla¤›lanmas› içindeki oligarflinin partisidir AKP. Bu yaflad›¤› afla¤›lanm›fll›ktan kurtulmak için bir yandan Osmanl› hanedanl›¤› özentileri ve böbürlenmesiyle halka tepeden bakarken di¤er yandan emperyalistlere yaltaklanan zavall› uflak ruh hali içindedir. Ve bu ruh haliyle halka ait olan, egemeni ifade etmeyen ya da etmedi¤ini düflündü¤ü her fleye sald›rmay› kendine görev edinmektedir. Hem sanat› ve kültürü halktan kopar›p alarak tümüyle kendine mal etmek istemekte ve hem de onlarca y›ll›k bir tarihsel süreç içinde yarat›lm›fl olan herfleye sald›rarak yok etmeye çal›flmaktad›r. Burjuvazi bunu beyinlere sald›rarak yaparken, AKP bu sald›r›n›n yan›s›ra sanat kurumlar›na ve sanatç›lara aç›ktan sald›rarak da yapmaktad›r. Sabanc›lar’›n hem Picasso ve hem de Salvador Dali’yi ayn› salonda sergileyerek sanata ne kadar düflkün olduklar› havas›n›n ard›na gizledikleri beyinlerde sanat gerçekli¤ini i¤difl etme çabalar› ile AKP’nin sanat kurumlar›n› ve eserlerini y›k›p yok etme çabas› ayn› anlay›fl›n de¤iflik yans›malar›ndan baflka bir fley de¤ildir. K›sacas› AKP’nin sanat düflmanl›¤›n› görüp de, burjuvazinin sanat› i¤difl etme çabalar›n› görmemek mümkün de¤ildir. Bugün sanata, sanat eserlerine sahip ç›kmaktan söz ediliyorsa salt AKP’nin sanat düflmanl›¤›na de¤il, burjuvazinin genel olarak sanata düflmanl›¤›na onun içini boflaltma çabalar›na da karfl› durmak gerekiyor. Bu, sanat eserlerinin tekellere peflkefl çekilmesinden, örne¤in Naz›m’›n Yap› Kredi Yay›nlar›’n›n tekeline verilmesi gibi, tekellerin sponsorlu¤una muhtaç olmaktan kurtulmaya kadar çeflitli tav›rlar› almay› gerektirmektedir. Çünkü bunlar da burjuvazinin sanat›, halktan yana olan, gerçe¤i yans›tan sanat› yok etme çabalar›n›n ürününden baflka bir fley de¤ildir. J
deneme
engin! gitme!.. deniz korcan
“Yaflamas› mucize” dedi doktorlar›n... Biz mucizelere inanmay›z. Gerçeklere inan›r›z. Bizim gerçe¤imiz senin ölümsüzlü¤ündür. Ölmeyeceksin. Ama gitme... Yaflamak dedi¤in hani ne güzel fley... Yaflamak... “Hehehey TARANTA - BABU hehehey yaflamak ne güzel fley anas›n› satt›¤›m›n yaflamak ne güzel fley…” Sen flimdi idama gönderilen o çekik gözlü Taranta Babu musun yoksa?
Hayatla ölümün kesiflti¤i o ince çizgidesin Engin. Ve belki h›zla yol al›yorsun söylemeye bile dilimizin varmad›¤› “ölüm”e. Engin gitme! Bizi duyuyor musun bilmem. Kap›n›n önünde beklefliyoruz günlerdir. fiu anda seni hayata ba¤layan senden gelen bir tek “soluk” olsa da bekliyoruz... “Çok genç, direniyor” dedi doktorlar, “yaflatmak için elimizden gelen her fleyi yap›yoruz”... Ve “Bir mucize bekliyoruz” dedi avukat›n. Beyin ölümü bekleniyor dedi doktorlar. Kat›lm›yoruz bu fikre. Beyin ölmez Engin, düflünce ölmez.
Peki ya hakl› de¤il mi ozan? Her dilde, her mevsimde her yaflta, her zamanda yaflamak ne güzel fley anas›n› satt›¤›m›n!.. Ki sen yaflaman›n tad›n› bilenlerdensin. Yoksul hayatlar›n tad›n› hem de... Paran›n sat›n alamayaca¤› hayatlar›n tad›n›. Yoksul çaylar›n tad›n›... Üflümenin tad›n›. Zeytin ile ekme¤in tad›n›. Ne varsa sofraya koyman›n tad›n›. Allah ne verdiyse sofralar›n›n tad›n›... Ayn› tabaktan yenen, ayn› taba¤a ekmek ban›lan hayat›n tad›n›... Birine kömür bulman›n tad›n›, ilaç bulman›n... ‹çten bir “nas›ls›n” demenin tad›n›. S›ms›cak kucaklaflmalar›n tad›n›, sahtekarl›klardan uzak. Su çeken ayakkab›lar›n yerine su çekmeyen bir ayakkab› giydirmenin tad›n›. Aç doyurman›n tad›n›. Umutsuza umut vermenin, çaresize çare bulman›n tad›n›… “Önce sen ye, ben sonra yerim”in tad›n›. “Sen otur ben ayakta giderim”in tad›n›. Bu hayat›n tad›n› herkes bilmez, “biz” den baflka. Ah be Engin flimdi yan›na sokulsam bunlar› desem kula¤›na, beni duyar m›s›n?.. Ard›ndan bütün gücümle ba¤›rsam Engin gitmeeee! Duyar m›s›n?.. “Metris’te iflkence gördü” dediler. Hem de bütün gazeteler. “Kafas›na vurdular. Kafas›na kap›n›n kol demiriyle vurdular. Duvarlara çarpt›lar, tekmelediler! Metris’te”... Metris...
KASIM 2008 | TAVIR | 5
deneme
bir tek bu yürek anlamad› bunu. Bizimle kal Engin, gitme... ** Bu sat›rlar 10 Ekim 2008, saat 12.54’te yaz›ld›. Ayn› gün Engin öldü. ‹flte bu yüre¤e atefl öyle düfltü. Yüre¤e atefl, gözlere de bir atefl. Gözlerinde atefl yanan delikanl›lar gördüm Engin, yoldafllar›n. Gözlerinde bin öfke. A¤lamad› delikanl›lar. Çok tehlikelidir a¤lamamak... Korkarlar biz a¤lamazsak. Gözyafl›m›z dökülmeyecek gözlerimizden. Çünkü gözyafllar›m›z kinimizi hafifletir. A¤lamayaca¤›z ki o gözyafllar› yüre¤imizde yanan atefli söndürmesin.
Bilirsin Engin, o Metris bizi iyi tan›r. O kahpenin evlad› Metris bizi iyi bilir. Duvarlar›nda durur belki hala kan izlerimiz. Kaz›nan saçlar›m›z, dökülen difllerimiz. Parçalanan elbiselerimiz. Kör edilen gözlerimiz, patlat›lan kulaklar›m›z. Üflüyen etimiz durur orada; ad›na “Sibirya” denilen ko¤ufllar›nda...
Seni o kara topra¤›n ba¤r›na verdikten sonra. O genç, o delikanl› ömrünün öyküsünü dinlemek için senin yurduna gittim. Seni anlats›nlar diye seni sormaya gittim ayak bast›¤›n gecekondu sokaklar›na. Öyle yak›n ki sanki ayak izlerin durur. Elemli, kederli yüzler gördüm Engin. Annelerin, ablalar›n, kardefllerin ve yoldafllar›n hep seni anlatmak, hep seni konuflmak istiyorlard›. Ancak o kadar ac›l›yd›lar ki ne anlatacaklar›n› bilemediler. Dostlar biraradayd›lar hep. Dostlar, kap› komflular›. Ayn› derdi çekenler. Halk›n...
Ve onurumuz. Seni sordum anlatt› ablalar›n... “Sanki vedalaflmaya gelmiflti. Hapisten ç›kt›ktan sonra ziyaretimize geldi. Tamam biz böyle fleylere inanmay›z ama sanki bir daha gelmeOnurumuz. yecekmifl gibi hepimizle helalleflmeye gelmiflti. Senin ustalar›n 12 Eylül’ün o karanl›k günlerin- Yemek ye dedim yemedi. Nebahat ablalarda de o Metris’in duvarlar›na inançlar›n› kaz›d›lar. yedim dedi. Oysa orada da yememifl, kand›rBir gün Engin’ler buralara gelirse al›nlar›nda m›fl bizi.” günefl gibi parlas›n diye. Eminiz ki senin de aln›n› yakt› o günefl, çünkü bafl›n› hiç e¤medin. Sonra suskunluk... Ve derinden çekilen bir sigaSenin ustalar›n Metris’i zindan ettiler 12 Eylül ran›n duman› kaplad› ortal›¤›. cuntac›lar›na. Ki onlar var oldu¤u için biz bugün var›z Engin, biliyorsun. Kavgan›n ustalar› “Engin gitme dedim... Hani sana bir fley olur. ebedi uykular›nda huzurla bize gülümsüyor- Sanki içime do¤mufl. Hani çok mücadeleciydi biliyor musun, kararl›yd›. Benim söylediklerilarsa, biz var›z diyedir, sen vars›n diyedir. min sadece dilimde oldu¤unu bilirdi. Bana hiç “Hala komada” diyorlar. “Yaflam›ndan ümit k›zmazd› böyle dedim diye. Çünkü ona bir fley yok” diyorlar. Ben anlad›m. Herkes anlad› da olmas›ndan korkard›m. “Abla” dedi bir gün, K›r›la k›r›la, döküle döküle korudu¤umuz.
6 | TAVIR | KASIM 2008
“insan›n beynine bir düflünce girdi mi nas›l ç›karacaks›n? Asla ç›karamazs›n.” “Beyin ölümü bekleniyor” dediler Engin, inanmad›k. Ölürse bedenin ölürdü, beynin ölmezdi, düflüncen ölmezdi. Hepimizi toplasalar, hepimizi bir dinamitle havaya uçursalar bir gün birinin beyninde yine do¤ar›z. Yine hayata kar›fl›r›z. Çünkü hayat do¤ru söyler. Senin ablalar›n›n üzgün gözlerinde umudu gördüm. Devrimciler varsa onlar›n gözleri umutlu flark›lar söyler. Cenaze töreninde hep bunlar› düflündüm. Herkesten hep seni anlatmalar›n› istedim. Ayn› hücrede kald›¤›n bir yoldafl›n seni anlat›yordu. Önce duygulu bafllayan an›lar sonra art›k bir gülmeceye dönüfltü. O seni anlatt›kça ben gülüyordum. Bizi tan›mayanlar bu gülümsemelere bir anlam verememifl olabilirler. Senin o flakac› k›p›r k›p›r kiflili¤ini dinliyordum; “B›rakm›yordu ki hapishanede insanlar bi yats›n... ‹kide bir seslenip duruyordu millete. “Erkaaaaaaan!” “N’oldu Engin?” “Hiç... nas›ls›n›z?” “‹yiyiz Engin az önce konufltuk ya...” Hiç yerinde durmuyordu. ‹llallah demiflti yan hücreler. O enerjisini hepimize tafl›yordu. Çok not yaz›yordu sa¤a sola. Ha babam birilerine bir fleyler yaz›p top yap›p f›rlat›yordu” “Ne yaz›yordu notlarda?” “Valla daldan dala atl›yordu. Bi okusan yerlere yatars›n gülmekten. Akl›na ne geliyorsa o anda onu yaz›yordu iflte.” Gülmelerimiz bir anda kesiliyor. ‹kimizin de beynine ayn› gerçek saplan›yor kurflun gibi. Engin art›k yok... Az önce topra¤a verdik... O yüre¤imize sevinç dolduran yoldafl›m›z yok art›k. Hiçbir fley onu geri getirmez. Ama biz Engin olabiliriz. Nerede e¤ilmeyen bir bafl görsek akl›m›za düflecek Engin... Uslanmayan haylaz çocuk... Delikanl› çocuk. Seni anlat›rken nas›l da sevinç ve gurur doluyor insanlar›n yüre¤ine. “Öfkesinin ayar› yoktu” diyorlar. Bunu anlamak mümkün... Yozlaflm›fl bir hayat›n içinden ç›k›p gelen ve seni o hale sokanlara duydu¤un öfkeyi katm›flt›n devrimci bilincine. Seni, din-
deneme
ledikçe daha iyi tan›yorum ve anl›yorum. Mahallendeki dostlar›n›n hemen hepsinin akl›nda kalan ortak bir an› var. Neredeyse kahkahalar atarak anlatt›lar bana. Yazaca¤›ma söz verdim bak, dar›lmak yok tamam m›? “O akflam Newroz’du. Mahallede Newroz kutlamas› yapacakt›k. Dedik ki git flu tepeye pankart› as. Sonra bir atefl yak ki ateflin ›fl›¤›yla pankart›m›z gözüksün. Tamam dedi gitti. Sonra akflam oldu. Tepeden bir atefl yay›l›yor ki herkesin dikkatini çekiyor. Bir de ba¤›r›fl ça¤›r›fllar. Bütün tepe yan›yor. B›raksak orman yang›n› ç›kacak. Millet Newroz’u unuttu yang›n söndürmeye kofluyor herkes... ‹yi ki bi atefl yak dedik. Bütün tepeyi yak demedik ya... Sayesinde bi sürü adam topland› Newroz’a!”
gururla. Sa¤›r kulaklara, kör vicdanlara bile ulaflt› senin sesin.
bedenini saklayamaz. Hiçbir özür, öfkemizi dindiremez.
“Bir tekerlekli sandalye ve bir tabut ülkemiz demokrasisinin resmidir” diyor dergide. Demokrasi nutuklar› çekenlere duyurulur. Bunu hiç unutmamak laz›m… Hala iflkence sürüyor ve adalet flovlar›. Yay›n yasaklar›, gizlilik kararlar›. Hiçbir karar gerçe¤i gizleyemez. Hiç bir karar senin yüre¤imize sald›¤›n ac›y› gizleyemez. Hiçbir karar senin topra¤›n alt›nda yatan genç
Özürler dilenirken bile karakollarda iflkenceler, hapishanelerde bask›lar, iflkenceler ve tecrit sürüyor. Çünkü faflizm Engin, baflka çaresi yoktur. ‹flte bu “Yürüyüfl” böyle sürecek. Öle vura, vura öle. “Dövüfle dövüfle yürünecek” ve ancak dövüflenler anlatacak öykümüzü, gerisi yalan! J
Hadi bir tanesini daha anlatay›m iznin olursa. Olur, bilirim, düflmana ne kadar kat›ysan, en az o kadar hoflgörülüsündür yoldafllar›na... “Bir gün pankart asmaya ç›k›yor Engin. Tek bafl›na. ‹ki a¤ac›n aras›na asacak pankart›. Tek bafl›na oldu¤u için önce bir a¤aca ç›k›yor pankart›n bir ucunu ba¤lad›ktan sonra iniyor ve öteki a¤aca ç›k›yor. Tam o s›rada polis bunu görüyor ve a¤ac›n alt›na gelip ‘‹n afla¤›ya’ diyor Engin’e... Engin, ‘Kolaysa gel sen indir!’ diye cevap veriyor polise. Polis inmesini bekliyor saatlerce. O inmemekte direniyor. Sonunda polis pes edip çekip gidiyor.” ‹çimizden kan a¤larken yüzümüzde gülücükler açmas› bundan. Hayata Engin gibi bakar›z hepimiz. Hayat›n gerçe¤ini yaln›z biz yaflar›z da ondand›r bu yan›m›z. Nerede “devrim”in bir ifli varsa orada Engin. Olmaz› olur k›lan, bi çaresine bakan... Büyük ifl küçük ifl ayr›m› yapmayan, devrimin hamal› Engin... Sana vuran eller k›r›ls›n... ‹çimizdeki atefl yan›yor Engin hem de yay›larak büyüyor t›pk› yakt›¤›n tepe gibi. Yüre¤imizin nar› yan›yor için için. Sana vuran eller k›r›ls›n. O çok sevdi¤in, kap› kap› dolafl›p satt›¤›n dergin flimdi seni yaz›yor. “Yürüyüfl” sürüyor. Sevgili kardeflin Ferhat senin resmini tafl›yor
KASIM 2008 | TAVIR | 7
fliir
iki yüzlü hayat emine çelik
engin çeber’in an›s›na...
Sevginin, hoflgörünün olmad›¤› yerlerde,
Akflam olunca, evlerine dönünce
Gündüz azrail olan gece melek olur mu ki?
Ellerinde demir sopal›lar kol geziyor.
Kap›daki çocu¤un gözünde görürler mi?
Vicdan› olmayan›n içi s›zlar m› ki?
Onlar vuruyor, sadece vuruyor.
Ç›¤l›klar›n yans›malar› olur mu ki?
Ölmeye yak›n imana geleni,
Dinlemeden vuruyor onlar hiç anlamadan, dinlemeden
Öpüp, koklad›klar› elleriyle okflad›klar›,
Tövbeler çekip, yakaran›
Sahi o eller ayn› eller mi?
Tanr› affeder mi ki, kitap da yazar m› ki?
Sakat kalacak demeden, ölecek demeden, vuruyor. Nereden geliyorlar ki böyle gözleri dönmüfl,
Sofrada gene ayn› eller mi kopard› ekmeklerini,
Nerelerden geçmifl böyle, yollar›na ne ç›km›fl?
Ayn› eller mi kafl›klad› çorbalar›n›.
Geçmiflleri böylemiymifl hep
Bo¤azlar›ndan geçen lokma da onlar›n m›?
Ellerinde demir sopalarla vurmufllar m›,
Yutabildiler mi ki onlar?
Onlara da vurmufllar m› gözleri dönmüfller?
Yedikleri onlara helal mi ki?
8 | TAVIR | KASIM 2008
de¤erlendirme
vas›f 70 yafl›nda... “zengin mutfa¤›” hala iflliyor mehmet esato¤lu
70’li y›llarda bir “Zengin Mutfa¤›” oyunu provas›nda oluyor bu olay. 20 y›l sonra bir anma toplant›s›nda yönetmen ve oyuncular bu olay› anlat›rken “Onun sayesinde yafl›yoruz; çünkü o bir anda do¤ru karar› verdi.” diyorlar. 46 y›l süren k›sa ömrü boyunca, yaflamda durufluyla, sanat›n› üretifliyle “do¤ru karar”lar veren, bu y›l da 70 yafl›na ulaflan Vas›f Öngören, yafl›yor... Yeni tiyatro sezonunda biri Bursa’da, di¤eri ‹stanbul’da iki Vas›f Öngören oyunu perde açm›fl ve izleyici ile buluflmufl durumda. Demek ki anlatt›klar› hala gündemde. Eme¤in yan›nda seçmiflti saf›n› Vas›f Öngören. 60’l› y›llarda oyunlar›n› yazmaya bafllarken, ilk oyunu “Almanya Defteri”nde karfl›m›za ç›kan emekçi Recep Usta’lar har›l har›l bu ülkeden nerelere kaçsam da eme¤imi iyi koflullarda sat›p kurtulsam derdindeydi. Öngören ise onlara nas›l bu duruma düfltüklerinin öyküsünü anlat›p yeniden ayn› oyuna gelmemenin yollar›n› gösteriyordu. Çünkü ülkede Recep Usta’lar› tezgâha düflüren para babalar›n›n iflbirlikçisi bir baflbakan, Adnan Menderes vard›. Öngören’in oyunu yazd›¤› günlerde ise Menderes iktidardan al›nm›flt› ama bu kez de Recep Usta’lar ayn› çizgiden giden Süleyman Demirel’in kuyru¤una tak›lm›fllard›. ‹flte “Almanya Defteri” oyunu ve yazar›, “Emekçiler ayn› filmi bir kez daha izlemesin!”in derdindeydi. Ard›ndan Öngören, “Asiye Nas›l Kurtulur?”la sistem içinde etini satarak kurtulmaya çal›flanlar›, “Oyun Nas›l Oynanmal›?”yla “artist” olup s›n›f atlamak isteyenleri anlatt›.
Gecenin geç saati. Fatih’te bir tiyatroda oyun provas› yap›l›yor. Birden camlar flang›rd›yor. Tiyatronun bekçisi kofluyor. Yerde bir tafl görüyor. Tafl› almak istiyor ama tafl s›cak. ‹çeride prova yapanlar›n yan›na gidiyor. Herkes tafl›n oldu¤u yere yönelirken yazar Vas›f Öngören bir anda hayk›r›yor: “Herkes sahneye!”. Bütün oyuncular Öngören’in talimat›n› duydu¤u anda do¤al bir refleksle h›zla sahneye ç›karken bomba patl›yor. Ortal›k bir cehenneme dönüyor ama ölen yok.
1970’lerin ikinci yar›s›nda ülkede politik muhalefet yükselirken iflçiler, emekçiler insanca koflullarda yaflama mücadelesi için çabalarken birden ortaya eli silahl› faflistler ç›kt›. Bunlar ac›mas›zca, pefl pefle katliamlar yapmaya girifltiler. Üstüne üstlük onlar› k›flk›rtan faflist parti 1977 seçimlerinde 1 milyon civar›nda oy al›nca Vas›f Öngören için yeni bir oyun yazmak kaç›n›lmaz oldu. Akl›nda Brecht’in “III. Reich’›n Korku ve Sefaleti”nde anlatt›¤› SA figürü vard›. Bir zengin evinde çal›flan hizmetçi k›z›n sevgilisi, Hit-
KASIM 2008 | TAVIR | 9
de¤erlendirme
izleyiciye kâh bir anlat›c› olarak, kâh içinde yer alarak aktar›yor. Lütfü Usta, Öngören’in tüm oyunlar›nda karfl›m›za ç›kan bir figürdür. Emekçidir, ezilendir. Bir yan›yla feodal de¤erler tafl›r. Almanya Defteri’nin Recep Usta’s›na, “Oyun Nas›l Oynanmal›?”da Sevil’in babas›na benzer yönleri vard›r. Sistemin içinde bo¤uflur durur. Her gün içinde yaflad›¤›m›z, bize alelade gibi görünen ama asl›nda ola¤anüstü yanlar› olan olaylar› gördükçe flafl›r›r. Bizleri de flafl›rt›r. H›zla akan sürecin içinde de¤iflir. De¤iflim Atölyesi Oyuncular› (DAO), yeni sezonu Vas›f Öngören’in “Zengin Mutfa¤›” oyunu ile açt›. Yaz boyu masa bafl› ve sahne üstü çal›flmalar› yapan topluluk, oyunu özenli bir sahnelemeyle sergiliyor. leri aras›na giriveriyor. Geçti¤imiz günlerde televizyonda aç›klamalar yapan bir faflist katilin bin kifliyi nas›l öldürdü¤ünü pervas›zca anlat›fl›n› izlerken, Öngören’in “Zengin Mutfa¤›” oyununda önümüze ç›kard›¤› Selim figürünün ne menem bir pasl› silah 1976 y›l›nda “III. Reich’›n Korku ve Sefaleti”, oldu¤unu ve o silahlar›n günümüzde nere‹stanbul Birlik Sahnesi’nde Ali Taygun’un re- lere geldi¤ini bir kez daha aç›kça gördük. jisiyle sergilenirken, büyük oyuncu Oktay Sözbir de unutulmaz bir yorumla oynam›flt› Öngören, zengin mutfaklar›ndan beslenen SA figürünü. Özellikle o günlerde çok yay- bu kirli silahlar›n geliflim sürecini sahnede g›nlaflan faflistlerin “Titre ve kendine dön!” bir emekçinin gözüyle bize aktar›yor, o da slogan›n› Sözbir’in sözsüz bir sosyal jestle mutfa¤›n aflç›s›. Lütfü Usta yaflad›¤› süreci Nazi’ye yapt›rmas› izleyiciden büyük tepki al›yordu. ler’in gençlik örgütü üyesi bir faflist. Bu milliyetçi bozuntusu, zengin mutfa¤›ndan beslenip zengin mutfa¤›n›n sahiplerinin ç›karlar› için ortal›¤a kan kusturuyordu oyunun “Tebeflir ‹flareti” adl› epizodunda.
Öngören 1977’de “Zengin Mutfa¤›”n› kaleme ald›¤›nda gördük ki o figür bu kez, 15–16 Haziran iflçi ayaklanmas› günlerinde ‹stanbul’da. “Zengin Mutfa¤›”nda çal›flan bir hizmetçi k›zla niflanlan›yor. Giderek yo¤unlaflan ekonomik sorunlara karfl› ayakta kalmaya çal›fl›yor. Akrabadan bekledi¤i miras pay›na kavuflamad›¤› günlerde ihbarc›l›¤a soyunuyor. Ama geliflmeler umdu¤u gibi olmuyor. Ç›kmaza girdi¤i bir gün kendini “Zengin Mutfa¤›”n›n sahibinin kollar›nda buluyor. Mutfa¤›n ve sahiplerinin ç›kar› do¤rultusunda vurucu bir silah olma yolunda ilerlerken bir gün niflanl›s› olan k›z bile hedef-
10 | TAVIR | KASIM 2008
Kad›köy Naz›m Hikmet Kültür Merkezi’nin küçücük sahnesinin her bir metrekaresine ince ince hesaplanarak yerlefltirilen oyun, Öngören’in hep düflledi¤i gibi sahnede “artistik numara” yapmaks›z›n metni olabilecek en yal›n biçimde izleyiciye aktar›yor. Tiyatroda baz› yazarlar›n oyunlar›nda metin ve sahneleme iliflkisi çok önemlidir. Söz konusu iliflkinin oyunda do¤ru kurulabilmesi için öncelikle yönetmenin metni do¤ru alg›lay›p çözümlemesi gerekir. Burada yönetmenin yazar›n dünyaya bak›fl›na yaklafl›m›
de¤erlendirme
da çok önemlidir. Yazar›n dünya görüflünü alg›layamayan yönetmen, metni aktarmak yerine metin üzerinde fantastik numaralar yapmaya kalk›fl›yor, bu da oyunu amac›ndan sapt›r›yor. Zengin Mutfa¤›, 1978’de ‹stanbul fiehir Tiyatrolar›’nda yazar-yönetmen iflbirli¤i ile Baflar Sabuncu taraf›ndan sahnelendikten sonra do¤ru bir biçimde ele al›namad›. Kimi yönetmenler metni alg›lamak ve aktarmak yerine metne “kufl kondurma”ya kalkt›lar. De¤iflim Atölyesi Oyuncular› yönetmeni Müge Saut ise, öncelikle oyunun ayaklar›n› bast›¤› zemini saptayarak yola ç›km›fl. Bu saptama ile metni ilmek ilmek ifllemifl. Yaklafl›m› sayesinde ise oyun kimi sahnelemelerdeki gibi gereksiz bir “show”la bafllamak yerine sap sade sorunsal›n› ortaya koyarak bafll›yor, öyle de sürüyor. Saut’un “Zengin Mutfa¤›”nda do¤ru yoldan giden bir sahnelemesi var. Oyunda Aflç› Lütfü Usta’y› Nevzat Süs, devrimci iflçi Ahmet’i Suat Oktan, hizmetçi k›z›n niflanl›s› faflisti Halil Ersan, hizmetçi k›z› Müge Saut ve floförü Ulafl Kotan oynuyor. Nevzat Süs, Aflç›’y› metnin ayr›nt›lar›n› öne ç›kararak yorumlam›fl. Sahnede olaylara saf çocuk gözüyle bakan bir emekçiyi görüyoruz. Bu yaklafl›m, Öngören’in metni oluflturdu¤u dokuyla çok uyufluyor. Sahnede “teoriyi ö¤retmek” yerine canl›, gerçekten yola ç›karak teorinin anlatt›klar›n› yaflam içinde göstermeyi ye¤leyen Öngören, oyuncunun da “artistik show”lara baflvurmak yerine metninin aktar›lmas›na arac›l›k etmesini isterdi. Nevzat Süs, aflç›y› oynarken naif bir yaklafl›mla yazar›n bize mutfaktan göstermeye çal›flt›¤› dünyay› yorumluyor. Böylece bir emekçi nas›l dünyaya bakar, nas›l kanar ya da kendini kand›r›r, nerede sabr› taflar ve isyan ederi ç›plak bir gözle izleyebiliyoruz. Bu rolün baflka tuzaklar›, Lütfü Usta’n›n bize onca y›l emek verdi¤i mutfa¤›ndaki dram› anlatmas› ya da olaylar karfl›s›nda komik duruma düflmesi olabilirken, Nevzat Süs yorumunda bu tuzaklara düflmeden bize olup biteni gösteriyor.
Sahnede bir baflka incelikli yorumu Suat Oktan’›n iflçi Ahmet figüründe görüyoruz. S›n›f duruflunu belirlemifl bir emekçiyi bize gösteriyor. Suat Oktan eski bir demiryolu emekçisi. Uzun y›llard›r hem çal›fl›yor hem de sanat üretiyor. Bu kez DAO ile sahnede. Oyunun kilit noktalar›ndaki tart›flmalarda Oktan’›n özenli vurgular› oyunu bir baflka yere tafl›yor. Özellikle Selim’le karfl› karfl›ya geldikleri sahnedeki oyunu ve yorumu çok baflar›l›. Müge Saut, bir yandan oyunu sahnelerken öte yandan da hizmetçi k›z rolünü üstlenmifl. Hizmetçi k›zda Müge Saut, bize saf saf bakarken, çevresinde olup biteni uzun zaman çözemezken bir anda dünyas› alt üst olan bir figürü gösteriyor. Niflanl›s› Selim’le ortak bir dünya düfllerken Selim’in seçti¤i emekçi düflman› yolun bir gün onlar› g›rtlak g›rtla¤a getirece¤i süreci Müge Saut baflar›yla yorumluyor. Özellikle Selim’in hedefe koydu¤u kiflinin kendisi oldu¤unu anlad›¤› sahnedeki oyunu oldukça etkileyici. Oyunda izleyicinin de¤iflimini ç›plak gözle izleyip, flaflt›¤› en önde gelen figür, Selim. S›radan, paras›z bir gençken para babalar›n›n vurucu bir silah› haline dönüflen Selim rolünü Halil Ersan baflar›yla yorumluyor. Özellikle niflanland›¤› akflamki toy halin-
den ihbarc›ya, oradan da eli kanl› bir katile dönüflüm noktalar›n› özenle iflliyor. fioför Seyfi, Zengin Mutfa¤›’nda olup bitenlerin en d›fl›nda duran kiflidir. Evin sahibi Kerim Bey’in floförüdür. Mutfa¤a da yans›yan s›n›flar kap›flmas›n›n d›fl›nda dururken giderek kendini olaylar›n içinde bulan bir figürdür. Ulafl Kotan gencecik yafl›na ra¤men bu süreci baflar›yla aktar›yor. Özellikle final sahnesinde Selim’e çocuksu karfl› duruflu çok baflar›l›. De¤iflim Atölyesi Oyuncular› son y›llarda örneklerine s›kça rastlayamad›¤›m›z, toplumcu tiyatro alan›na inatla üreterek katk› sa¤layan topluluklar›m›zdan biri. Son y›llarda ürettikleri birbirinden önemli ve nitelikli oyunlara “Zengin Mutfa¤›” ile yeni bir kilometre tafl› daha ekliyorlar. Önlerinde ekonomik zorluklardan ilgisizli¤e bir dolu engel var. ‹natla direnmek ve ayakta durmak gerekiyor. Bunun a¤›r bedelleri var. ‹¤neyle kuyu kazarak toplumcu tiyatronun izleyicisini yeniden oluflturmak gerekiyor. Bunun yolu da özenli çal›flmalar yapmaktan geçiyor. De¤iflim Atölyesi’nin “Zengin Mutfa¤›” oyunu ve çabas› bu anlamda yeni sezonun önemli üretimlerinden. Eme¤i geçenlerin ellerine, kollar›na sa¤l›k…J
KASIM 2008 | TAVIR | 11
elefltiri
ödül mü, onur mu? ali da¤kaya
Hangi bar›fl ustam, hangi bar›fl? Yazmaya senin ömrün yetmedi bu düzenin zulmünü… Cilt cilt yazd›n da bitiremedin bu devletin egemenlerinin günahlar›n›… Bu ülkenin karakollar›nda, hapishanelerinde… yok, art›k gizli sakl› da de¤il, herkesin gözü önünde iflkencelerle gencecik insanlar katlediliyor. Engin Çeber’i duymufl, okumuflsundur. Hani senin kiHaddimiz olmayarak, bu ülkenin yetifltirdi¤i taplar›ndaki kahramanlar›n gibi “mecbur inen büyük yazarlardan birinin, Çukurova’n›n san”lardan biriydi Engin. Bu halka, bu vatana yaflayan en büyük destanc›s› Yaflar Kemal’in ölesiye afl›k biri… Yedi¤i dayaktan vücudunda cümlelerine öykündük… Herkes biliyordur ya onun kalemini, biz yine de onunla ilgili yaz›ya onun diliyle bafllayal›m istedik. “‹nce Memed, tekmil köylüye, sadece köylüye de¤il, do¤aya, börtü böce¤e zulmeden, horlayan, küfreden Abdi A¤a’y› iki kafl›n›n tam ortas›ndan vurmufl; köyünün, köylüsünün, Çukur’un ah›n› alman›n gönül rahatl›¤›yla alm›fl bafl›n› gitmifl, imi timi belirsiz olmufltu…”
‹nsan› al›p götüren, her sat›rda baflka alemlere yolculu¤a ç›karan, sanki kitap okur gibi de¤il de bir film izliyormufl gibi hissettiren bu cümlelerle sevmifltik biz okumay› biraz… Bu cümlelerle Çukuroval› olmufltuk, oralar› onun bu cümleleriyle “börtü böce¤i”ne kadar tan›m›flt›k. Biz bu cümlelerle sevmifltik bu halk› biraz da… Bu cümlelerle ö¤renmifltik “Çukur”un sar› s›ca¤›n›, sar› s›cakta yan›p kavrulan ›rgatlar›… Sonra “Çukur”un sonsuz bereketini, Seyhan’›, Ceyhan’›… Biz onun cümleleriyle hissetmifltik a¤alara ve cümle egemenlere duyulan öfkenin hazz›n›. ‹nce’nin mavzerinden ç›kan kurflunlarla yere çak›lan zal›m a¤alara karfl› direnmek gerekti¤ini biraz da onun bu cümleleriyle morarmad›k yer yoktu Metris’ten hastaneye getirildi¤inde. kavram›flt›k. ‹flte bize bunlar› ö¤reten Yaflar Kemal, flimdi bu sömürü ve zulüm düzeninin sahiplerinden ödül alas›ym›fl... Cumhurbaflkanl›¤› Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne Yaflar Kemal lay›k görülmüfl; yazar önce ilke olarak ödül kabul etmedi¤ini bildirmifl ama ›srarlar sonucu, “Toplumsal bar›fla giden yolun aç›lmas›” umuduyla kabul etti¤ini bildirmifl…
12 | TAVIR | KASIM 2008
Sana bu ödülü veren makamdan da, onun d›fl›ndaki devlet kurumlar›ndan da bir ses duydun mu Engin’e dair? O senin bar›fl beklediklerinden, Engin’in annesinden diledikleri kuru bir “özür” d›fl›nda, senin deyiminle “toplumsal bar›fl” ad›na herhangi bir söz iflittin mi? ‹nce Memed’e, a¤alara karfl› savaflmas›n› ö¤ütleyen sen, zulmün önünde hiç e¤ilme-
meyi ö¤reten sen, ona uzlaflmamay› hep direnmeyi söyleyen sen de¤il miydin? fiimdi ne diyeceksin ‹nce’ye? Peki o sana ne der sana hiç düflündün mü? ‹nce Memed, Abdi A¤a ile hiç bar›flmam›flt›. Abdi’den sonraki a¤alarla da bar›flmad› ‹nce… Biz zaten hiç okumad›k senin kitaplar›nda a¤alar›n bar›fl getirdi¤ini. Aksine zalim hep zalimdi, zulmederdi yoksula… Ne de¤iflti o günlerden bugüne? Evet, belki bugün Abdiler, Ali Safalar yok ortal›kta, ne de da¤larda ‹nce’nin ard›l› eflk›yalar… Ama bak Enginler var Memed’in yolundan giden. Ama bak yeni yeni Abdiler, Ali Safalar var Enginleri katleden… Sana düflen bugünün ‹nce’lerini, bugünün Abdilerini yazmakt›r. Sana da bu yarafl›r esas›nda... Öyle de¤il mi ustam; ‹nce’nin babas› öyle de¤il mi? Nas›l hat›rlas›n istersin gelecekteki insanlar seni? ‹nce Memed’in büyük yazar› olarak m›, yoksa Cumhurbaflkanl›¤› Kültür ve Sanat Büyük Ödülü sahibi bir yazar olarak m›? Ödül düflkünü de¤ilsin biliyoruz ama bu ödülü kabul etmeni hazmedemiyoruz bir türlü. Ödüllerin en büyü¤ünü zaten çoktan kazanmam›fl m›yd›n ki, halk›n yüre¤indeki yer sana yetmiyor muydu ki bu ödülü al›yorsun? Bu kadar m› yumuflad› yafll› yüre¤in? Dostu düflmandan ay›rmakta bu kadar m› acemilefltin? Gerçekleri kitaplar›nda apaç›k gören keskin gözlerine, halk gözlerine ne oldu? Yol yak›nken vazgeç. Alma o ödülü. B›rak ellerinde kals›n. Kime verirlerse versinler. “Yaflar Kemal elimizden ödül ald›” keyfini yaflatma bugünün Abdi’lerine, Ali Safa’lar›na… “Toplumsal bar›fl” m›? Hiç merak etme elbet bir gün bu ülkenin halklar› kardeflçe yaflayacaklar› bir dünyay› kuracaklar. Buna ulaflman›n yolu da de¤iflmedi zaten. Senin ‹nce Memed’e çizdi¤in yoldan ulaflacaklar insanlar özgürlü¤e… Abdi A¤alardan demokrasi, bar›fl bekleyerek de¤il! Sen de bekleme art›k n’olur!J
makale
flimdi dönüp onu tekrar okuma zaman›d›r: faz›l hüsnü da¤larca mehmet esato¤lu
Kad›köy’de, Opera Binas›’nda bir cenaze töreni… Sahnede bir tabut. ‹çinde Cumhuriyet tarihi ile birlikte yaflam›fl, üretmifl bir flair yat›yor; Faz›l Hüsnü Da¤larca. Ön s›ralarda sanatç› cenazelerinde görmeye al›fl›k olmad›¤›m›z yüzler; emekli paflalar, üst düzey bürokratlar. Arka s›ralarda yazarlar, flairler, sanatç›lar... Ülkemizde sanat alan› ile devlet aras›nda ölüm s›ras›nda bile kapanmayan bir mesafe vard›r. Ülkeyi yöneten generaller, baflbakanlar için sanatla iliflki kurmak, sanatç› ile yak›n durmak hofl bir durum olarak görülmez. Kimi zaman böylesi bir pozisyonda görüldüklerinde bunun bir “görev icab›” oldu¤unu belli etmeye çal›fl›rlar. Zulüm üzerine kurulu bir düzenin yöneticilerinin yaflam›nda sanat yoktur. Olsa bile sanatla dünyay› anlamak yerine bir koleksiyoncu yaklafl›m›yla iliflki kurarlar. Sanatla iliflkilerini göstermeye her kalk›flt›klar›nda bir gaf yapar ve rezil olurlar. Da¤larca’n›n cenazesinde de yöneticiler onun sanat›ndan, fliirinden çok kiflisel iliflkilerinden ötürü orada olduklar›n› vurgulad›lar. Bir baflka toplant›da onu övmeye kalkan Baflbakan Recep Tayyip Erdo¤an ise onun fliiri yerine Faruk Nafiz Çaml›bel’in bir fliirini okuyuverdi. Faz›l Hüsnü Da¤larca fliirine dünden bugüne bakt›¤›m›zda adeta Cumhuriyet yönetiminin tüm izlerini onun yap›tlar›nda görmek mümkündür. Onun fliire yöneldi¤i 30’lu y›llar Cumhuriyet
KASIM 2008 | TAVIR | 13
makale
yönetiminin genifl y›¤›nlara karfl› fliddete lerine yön bulmaya çal›flmaktad›rlar. O giriflti¤i, ayd›nlar›n›, sanatç›lar›n› hapis- dönemin kimi flairleri gibi Faz›l Hüsnü Da¤larca’n›n yap›tlar›nda da “ölüm, zaman, hanelere doldurmaya bafllad›¤› y›llard›r. rüya, flekil, kâinat” gibi kavramlarla yaz›lm›fl 20’li y›llar›n sonundan bafllayarak k›rsal kes- fliirlere rastl›yoruz. imde, Kürt illerinde katliamlar yap›l›rken kentlerde ise “komünist tevkifatlar›” ‹kinci Paylafl›m Savafl›’na do¤ru sürüksürmektedir. Sendikalaflmaya çal›flan lenirken ülkede genifl y›¤›nlar yoksulluk emekçilere yönelik sald›r›lar, tutuklamalar, içinde k›vranmaktad›r. Ekme¤in bile bulunmad›¤› o günlerde Cumhuriyet yöneticiiflkenceler ise iflin bir baflka boyutudur. lerinin yapt›¤› tek fley Kurtulufl Savafl› günAlmanya’daki Hitler rejimi uygulamalar›na lerinin kuru propagandas› ile genifl y›¤›nlar› özenen yöneticilerin zulmü alt›nda halk avutmak olmufltur. ezilirken öte yandan yazarlar, flairler de bundan nasibini almakta bir yandan da kendi- Bu dönem Da¤larca’n›n yazd›¤› destanlarda
14 | TAVIR | KASIM 2008
bol bol Kurtulufl rastl›yoruz.
Savafl›
övgülerine
Ülkede yo¤un bir sefaletin yafland›¤›, genifl y›¤›nlar›n kötü beslenme sonucu verem hastal›¤›ndan k›r›ld›¤› bir dönemde Cumhuriyet yönetimi bir yandan kendisine karfl› duran flair Naz›m Hikmet’i sudan sebeplerle, hapis cezalar›yla süründürürken öte yandan da di¤er ayd›nlara da düzenin “k›rm›z› çizgi”lerini belletmifltir. Kurtulufl Savafl› için destanlar yazan, iflgalci emperyalistlere karfl› dövüflen Anadolu halk›n›n duruflunu öven Faz›l Hüsnü’nün o
makale
günlerde eline Kore halk›n›n kan› bulaflm›fl ABD’nin uçak gemisi Missouri’nin ‹stanbul’a gelifline hofl geldin manzumesi yazmas› bu bask› ve zulüm ortam›n›n bir sonucudur. 60’l› y›llar›n yükselen toplumcu duyarl›l›¤› ve de¤iflen Türkiyesi’nin izlerini Faz›l Hüsnü’nün fliirinde de görmek mümkün. Yazar fiükran Kurdakul, Da¤larca’n›n o dönemini “Dizede de¤iflik ses olanaklar› deneyerek, çizimler yaparak, çevre betimlemelerine özen göstererek konusunun zorunlu b›rakt›¤› ayr›nt›larla fliir ö¤eleri aras›ndaki uyumu yitirme tehlikesini önlemeye çal›fl›r. Baflard›¤› yerde (Ka¤n›larK›z›l›rmak) yeni bir toplumsal fliirin yetkin, unutulmaz örneklerine ulaflm›flt›r.” diyerek de¤erlendiriyor. Dönemin ortas›na do¤ru h›zla yükselen düzen karfl›t› duyarl›l›¤› onun yap›tlar›nda da görüyoruz. Almanya’da iflçilerimizin durumunu anlatan fliirlerle bafllayan süreç: “Gün ›fl›r ›fl›maz, al›n yaz›m›z parlar, Ne al›n yaz›s›, el yaz›s› be! Sökemeyiz ki biz, ilkokul ayd›nl›¤› bile gösterilmeyenler Biz, pis yöneticilerin mutsuz kiflileri, Süpürürüz yaban ellerin sokaklar›n›; pis el, pis yürek! S›¤mazken atalar›m›z güne, yar›na, Düflmüflüm vay, düflmüflüm ben el kap›lar›na” 15–16 Haziran iflçi ayaklanmas›: “‹flçi yürür mü yürür ya Koca illere var›r ya A¤ay› beyi görür ya Kalmad› gerçe¤e uzak Bu yurt benim elim aya’m Bu yurt benim elim aya’mla kurtulacak”. ve 12 Mart darbesiyle öldürülen devrimcilerin ard›ndan yazd›¤›: “Erken öten horozumu ald›lar Yüre¤imi k›rk milyona böldüler Sanki bütün türkülerim sildiler Erken öten güzel horoz öten ey”le devam eder. Da¤larca’n›n o dönemini flair Kemal Özer flöyle anlat›yor:
“Da¤larca, ‘kendine özgü’ bir insan, yazd›klar› ‘özgünlük’le an›lmas› gereken bir ozansa, onun okulundan neler ö¤renilece¤i bir soru olarak akla gelebilir. Ben kendi ad›ma bu soruya yan›t arad›¤›mda, fliirin toplumsallaflmas› için örnek say›labilecek bir dönemi an›ms›yorum. Kitap Kitabevi'nde cumartesi günleri yeni bir fliir yazar, büyük harflerle yazd›r›p cama asard›. Herkesin gelip geçerken okumas› için. Karfl› Duvar Dergisi ad› alt›nda. Bu ‘kendine özgü’lük, as›lan fliirlerin ‘özgünlük’leriyle kalmad›, zamanla insanlar› fliirle buluflturman›n, fliiri dolafl›ma ç›karman›n yeni bir at›l›m› oldu. Yaln›z semtin insanlar›nca de¤il, ‹stanbul'un en uzak semtlerinden, hatta yak›n illerden gelenlerce bile aran›r, okunur hale geldi fliir. O kadar ki, bir cumartesi sabah› o haftan›n fliirini camda göremeyenler yo¤un tepki gösterdiler. Sabahtan akflama de¤in kitabevine girerek bu tepkilerini dile getirdiler. fiiiri yazm›flt› Da¤larca, ama onu büyük harflerle yazd›rd›¤› kifli aksatm›flt› iflini. Yapt›¤› bu aç›klamay› yeterli bulmayanlarca öylesine bunald› ki, vaktinden önce kitabevini kapat›p kaçmak zorunda kald›. 1960 sonras›nda ise, her hafta yaz›lan bu fliirler toplumsal ve siyasal elefltiri içeren örneklerle fliirin toplumsallaflmas› yolunda örnek al›nas› bir aflamaya geldi.” Cumhuriyet’in ilk döneminden itibaren “k›rm›z› çizgi”leri aflmamaya çal›flan Faz›l Hüsnü Da¤larca “Horoz” fliirini yaz›nca birdenbire devletle karfl› karfl›ya geliyor. HOROZ Erken öten güzel horoz, Öt, sürüp giden gecede bir daha. ‹nlesin sessizlik, Korku girsin yüre¤ine karanl›kta çalanlar›n. Öt ki kara da¤lar allana, Yi¤itlerim amac›na yollana. Uyanmak, gelecekler üstüne çekilen bir b›çak gibi ›fl›l ›fl›l, Yeniden bafllamak bir bilince, bir do¤ruya, bir savafla yeniden. Atlar›, koyunlar›, kazmalar›, kürekleri uyand›rmak, Günefl üzre önermek kurtuluflu.
Öt ki kara da¤lar allana, Gökyüzü, yeryüzü sallana. Erken öten horozun bafl› kesilirmifl, Bitmez tükenmez ki bafl›n kesile kesile. Her ça¤da, her yüzy›lda, her gün, Senin alt›n sesindir getiren ›fl›¤›m›z›. Öt ki kara da¤lar allana, Aç eller tok tarlalara çullana. Bir Kitapç› vitrininde as›l› duran bu fliir polislerce indirilir. Da¤larca’n›n bu sald›r›ya tepkisi ise yine bir baflka fliirle olur. fiiirin ad› “Savc›ya”d›r. Savc›, nedir düflündün mü, Da¤lar› sorguçlu k›lan? Onlar susmaz, gece gündüz, onlar hayk›r›r yücede. Geçmifl da¤lardan yalnayak, durmufl kap›na bir iflsiz, Seni bile içli k›lan. Savc›, nedir düflündün mü, B›çaklar› uçlu k›lan? Bir eski hak al›nmam›fl, bir dere kan sorulmam›fl, fiunun bunun al›n teri, Al›nlar› taçl› k›lan. Savc›, nedir düflündün mü, Yaz›lar› suçlu k›lan? Usla, yürekle büyümüfl, gündüzler geceye karfl›, Ama nedir ça¤lar üzre, Beni senden güçlü k›lan? Kemal Özer onun bu tutumunu Devrimci Bulgar flairi Lubomir Levçev’in “Ozanl›¤›n en önemli niteli¤i cesarettir.” sözleriyle de¤erlendiriyor. 94 yafl›nda aram›zdan ayr›lan Faz›l Hüsnü Da¤larca bir yan›yla gençlik döneminde dünyay› ve iliflkilerini kavramakta geç kalm›fl, öte yan›yla olgunluk döneminde edebiyat iflçili¤ini baflar›yla yapm›fl, haks›zl›klara ve zulme baflkald›r›fl›yla genifl kitleleri ve edebiyat alan›n› etkilemifl bir sanat insan›m›z. fiimdi dönüp onu tekrar okuma zaman›d›r. Yaz› için yararlan›lan kaynaklar: fiükran Kurdakul : “Ça¤dafl Türk Edebiyat› 3” Evrensel Bas›m Yay›n - 2000 Kemal Özer : “fiiirin Toplumsallaflmas› ve Da¤larca”J
KASIM 2008 | TAVIR | 15
izlenim
çukurova’y› güzelleyen festival... idil tiyatro atölyesi oyuncular›
Çok öncelerden ça¤r›lm›flt›k. ‹lk ikisine kat›lamam›flt›k. Adana’da düzenlenen Çukurova Halk Kültür Festivali’nin bu y›l düzenlenecek olan üçüncüsüne bizleri de davet edeceklerini çok önceden ifade eden düzenleme komitesine, ça¤r›ld›¤›m›z zaman “seve seve Adana’da olaca¤›m›z›” söylemifltik. Onlar›n her türden yoksunlu¤a ve iktidar›n tüm engelleme çabalar›na ra¤men, inatla ve de en çok emekle yoktan var ettikleri böyle bir festivalde ‹dil Tiyatro Atölyesi olarak kat›l›mc› olman›n bize büyük mutluluk ve onur verece¤ini de belirtmifltik. Gün gelmifl çatm›flt› art›k. Festival bünyesinde aç›l›fl gecesine davetli olan Grup Yorum’la birlikte gidecektik Adana’ya. Haz›rl›klar›m›z› bitirdik ve son kontrollerimizi de yapt›ktan sonra eflyalar›m›zla birlikte otogara do¤ru yola ç›kt›k. Otogarda, ya¤mur alt›nda bizi Adana’ya götürecek otobüsü bekliyoruz. ‹stanbul so¤uk. O yüzden hepimizin üzerinde montlar, kazaklar; ayaklar›m›zda botlar var. Hava durumunu dinlemifltik ve Adana’n›n 30 derece oldu¤unu duymufltuk ama biz yine de havaya güven olmaz diyerek s›k› giyinmeye karar vermifltik. Bunun ne kadar yanl›fl bir karar oldu¤unu, bugüne kadar hiç güven vermeyen meteorolojiye bir kez de olsa güvenmek gerekti¤ini anlayacakt›k ancak tabi ki bunda geç kalm›fl olacakt›k!
16 | TAVIR | KASIM 2008
TAYAD’l› Ahmet Kulaks›z ve Kezban Bektafl; Tav›r Dergisi karikatüristlerinden Mehmet Arslan ve ressam Ceyda Ba¤datl› da (Yine kendisi gibi ressam olan ancak iflleri nedeniyle Adana’ya gelemeyen ablas› Serap Ba¤datl›’n›n resimlerini de alarak) bizimle birlikte Adana’ya geliyorlard›. TAYAD’l›lar açacaklar› sergide ve panellerde görev alacaklard›. Mehmet Arslan ve Ceyda Ba¤datl› ise yine eserlerini sergileyecek ve karikatür-resim üzerine izleyicileriyle söyleflide bulunacaklard›. ‹stanbul’dan böylesine kalabal›k bir grupla ikinci kez gidiliyordu Anadolu’da bir etkinli¤e... Daha önce “Ortak Düflman Amerikad›r” adl› kampanya içerisinde, Grup Yorum, “Tarih Böyledir” adl› tiyatro oyunu ve birçok sanatç› ile birlikte yine ayn› ad alt›nda bir etkinlikte, çok kalabal›k bir grup olarak dolafl›lm›flt› Anadolu’nun flehirleri... Çok coflkulu bir süreç yaflanm›flt› o zaman. Bu kez de ayn› coflku ve heyecan vard› hepimizde. Bu heyecan›m›z› Adana’daki dostlar›m›zla birlikte yaflamaya, bu heyecan› ve coflkuyu daha da ço¤altmaya gidiyorduk. Klasik bir otobüs yolculu¤u sonras› Adana’ya giriyoruz. Otogarda bindi¤imiz servis bizi Adana’daki dostlar›m›z›n yan›na götürüyor. Ve kucaklaflma an›... Bizi sab›rs›zl›kla bekleyen, “Acaba alt›ndan aln›m›z›n ak›yla kalkabilecek miyiz?” diye düflündükleri kocaman bir festivali örgütlemeye soyunan ve her halleriyle heyecanl› olduklar› gözlemlenen dostlar›m›zla s›ms›k› kucaklafl›yor, “hoflgeldiniz” sözlerine yürekten
bir “hoflbulduk” diyoruz. Eflyalar›m›z› s›rtlan›yor ve Adana Özgürlükler Derne¤i’ne do¤ru yürümeye bafll›yoruz. Daha otobüsün Adana’ya girmesiyle birlikte üzerimize fazla gelen montlar› zaten atm›flt›k ama saatler ilerledikçe uzun kollu giysilerimiz de fazlal›k yapmaya bafll›yor. Çünkü ö¤leye do¤ru art›k Adana’n›n, o Yaflar Kemal’in güzel betimlemesiyle “sar› s›ca¤›”n›n alt›nda deyim yerindeyse kavrulmaya bafll›yoruz. Ülkenin kimi yerlerinde belki de sobalar kurulmufl, cay›r cay›r yanarken, ekim ay›nda Adana’da insanlar›n k›sa kollu tiflörtlerle gezmesi asl›nda hiç de yad›rgat›c› de¤il. Çünkü bu topraklarda denize giriliyor bu mevsimde. Yorgun olanlar dernekte var olan yataklarda dinlenmeye çekilirken, Adana’ya olan meraklar›n› bir an önce gidermek isteyenler ise Adana’y› ufaktan ufaktan gezmeye bafll›yorlar festivalin aç›l›fl saatine kadar... ‹çimizde Adanal› olanlar da var, ilk kez Adana’y› görenler de... Adanal› olanlar uzun bir aradan sonra memleketlerine olan hasreti söndürmenin hazz›n›; Adana’y› ilk kez görenler de meraklar›n› gidermenin sevincini yafl›yorlard› flimdi... Ö¤le üzeri aç›l›fl› yap›lacakt› festivalin. Hep birlikte festivalin ana merkezi konumundaki Kültür Soka¤›’na gidiyoruz saati gelince. Kültür Soka¤›, belediyenin sabit bir pazar olarak Adana’da yapt›¤› bir sokak… S›ra s›ra ahflap stantlar›n yer ald›¤› bu sokakta, daha önceden tak› yap›p satan kü-
izlenim
çük esnaflar varm›fl ama festival süresince birçok stant festivalin ana düzenleyicisi konumundaki Seyhan Sosyal Kültür ve Sanat Derne¤i (Seyhan-Der)’e tahsis edilmifl. fiimdi bunlar›n yerine TAYAD’›n, Adana Özgürlükler Derne¤i’nin, fiakirpafla Özgürlükler Derne¤i’nin, Adana Gençlik Derne¤i’nin, Seyhan Sosyal Kültür ve Sanat Derne¤i’nin, Mersin Temel Haklar ve Özgürlükler Derne¤i’nin, Demirtafl Kültür ve Sanat Derne¤i’nin, Hatay ve ‹skenderun Temel Haklar ve Özgürlükler Derne¤i’nin, Asi Gazetesi’nin, foto¤raf sanatç›s› ve flair Mesut Eray’›n, Afl›k ve Ozanlar›n, Yürüyüfl ve Tav›r dergilerinin, Karitürist Mehmet Arslan ve ressam Ceyda-Serap Ba¤datl›’n›n ve +‹vme Dergisi’nin Hasan Bal›kç› ad›na açt›¤› standlar var. Bu standlarda tutsak ürünlerinden tutun, karikatürlere, resimlere; gelir sa¤lamak amac›yla yap›lan küçük el ürünlerine, tak›lara kadar birçok fley sergileniyor. Böylesine yo¤un bir kat›l›ma sahip olan festivalin aç›l›fl aç›klamas› Seyhan-Der ad›-
na Sevda Yavuz taraf›ndan, soka¤›n hemen önünde yap›l›yor: “Biz burada ve bizimle birlikte bu festivalde eme¤i geçen insanlar olarak diyoruz ki; Bize ait olmayan kültüre karfl› bir alternatifimiz var. Bu ülkede alternatif olabilmenin bu kadar zor oldu¤u bir dönemde zor olan› baflaracak inanc›m›z ve gücümüz var. Buras› topra¤› bire bin veren, bereketli Çukurova’d›r. Çukurova’n›n tam ortas›ndan baflta Adana olmak üzere yurdumuzun dört bir yan›na sesleniyoruz. Yoz, bize ait olmayan bir kültür istemiyoruz. Biz, halk›m›z›n yüzy›llardan bugüne getirdi¤i, bedeller ödeyerek yaflatt›¤› ve yaflatmaya devam etti¤i kendi kültürümüze sahip ç›k›yoruz. Hiçbir güç bu kültürü elimizden alamayacakt›r. Yozlaflmay› önlememizin tek bir yolu vard›r. Birlikte ve dayan›flma içerisinde olmakt›r. Bencili¤e karfl› paylaflmakt›r.”
diyor Sevda Yavuz, k›t olanaklarla böylesine büyük ve güzel bir festival örgütlemenin onur ve gururuyla... Biz de var›z orada ve aç›l›fl konuflmas›n›n hemen ard›ndan Adanal›lara “Amerika’ya Çüfl De!” adl› sokak oyunumuzu oynuyoruz. ‹lgiyle karfl›lan›yor oyunumuz. Zaten aksi de düflünülemezdi, çünkü Adana geçmiflten günümüze sanatla olan ba¤›n› hiç koparmam›fl, içinden ç›kard›¤› ayd›n-yazar-sanatç›larla bu ba¤› sürekli güçlendirmifl bir kentti. Bugün bu durum belki çok öne ç›km›yor ancak bu festivalde de görülüyor ki, ilgilenildi¤inde, araflt›r›l›p bulundu¤unda daha bu topraklarda nice de¤erler ortaya serilebiliyor. Örne¤in bugün nesillerinin tükendi¤i düflünülen, yeni neslin hemen hiç tan›mad›¤› afl›k ve ozanlar›n, halk flairlerinin onlarcas› vard› bu festivalde. Kültür Soka¤›’nda her gün çal›p söyleyecek, fliirler okuyacaklard›, edebi ve sanatsal sohbetler yapacaklard›. Karacao¤lan’›n sevdas›n› kuflanan, Dadalo¤lu gibi dimdik duranlar›n; Yaflar ve Or-
KASIM 2008 | TAVIR | 17
izlenim
han Kemallerin börtü böce¤iyle her santiminden bereket f›flk›ran Çukurova topraklar›n›n halk›n oldu¤unu söyleyenlerin festivaliydi bu. Bu anlay›flla hareket etti kat›lan herkes dört gün boyunca... Aç›l›fl gecesi için Adana Do¤al Park’tay›z. Do¤al Park’›n içerisinde bulunan amfi tiyatroda yap›lacak aç›l›fl gecesi. Biz de Adana’da sokaktan sonra bu kez sahnede Adanal›lar›n karfl›s›na ç›kaca¤›m›z için heyecanl›y›z. Yorum da ayn› heyecanla bekliyor kuliste bizimle beraber.
belli ediyorlar. Art›k Adanal›lar›n s›cakkanl› olufllar›ndan m›d›r bilinmez salondaki atmosferin tarifi mümkün de¤il. “Yozlaflmaya Karfl› Gücümüz Birli¤imizdir” slogan› hep bir a¤›zdan at›l›yor Yorum’un ça¤r›s›yla. ‹flte festivalin ana temas› bu. Ve öyle güzel bir koro ki bunu hayk›ran, festivalin daha bu gece amac›na ulaflaca¤›n› müjdeliyor adeta. Gerçekten de bu gece burada bir araya gelen güzel insanlar kuracak, insana dair en güzel dünyalar›. Bu güzel insanlar yaratacak emperyalizmin yoz kültürünün bir daha hiç yeflermeyece¤i bir memleketi...
Umudumuz ço¤al›yor bu güzel insanlarla. Bu festivalle ve ülkenin dört bir yan›nda yap›lacak buna benzer festivallerle, flenliklerle daha çok insana ulaflmak, bir kifli de olsa, yoz kültürün içerisinden çekip ç›karmak yaflad›¤›m›z süreçte hayati önem tafl›yor. Bu anlay›flla hareket etmenin hayati önemini kavrayanlar›n düzenledi¤i aç›l›fl gecesinin sonunda kalaca¤›m›z evlere do¤ru hareket ediyoruz. Grup Yorum sabaha do¤ru yine Ve Grup Yorum sahnede... Coflku da doruk- bir konser vermek üzere Viyana’ya uçuyor, ta elbette… Adanal›lar Grup Yorum’u bir bizler ise dört gün sürecek olan konuklu¤ubaflka seviyorlar ve bunu her hareketleriyle muzun ikinci gününe bafll›yoruz. ‹lke Müzik Grubu, Silifke Halk Oyunlar› Ekibi ve yap›lan konuflmadan sonra s›ra bize geliyor. “Yoksulluk Bafla Bela” adl› oyunla ç›k›yoruz Adanal›lar›n karfl›s›na. Oyunumuzu yazan ve yöneten Mehmet Esato¤lu’na bir selam göndererek Adanal›lar› selaml›yor ve Çukurova Halk Kültür Festivali’nin sonsuza kadar devam etmesini diliyoruz ‹dil Tiyatro Atölyesi olarak.
18 | TAVIR | KASIM 2008
Paneller vard› festival program›nda. Yozlaflmaya karfl› bir festival olur da, televizyonlardan ve TV dizilerinden bahsetmemek olur mu? ‹flte festivalin ilk paneli, ikinci gün Kaktüs Tiyatro’da düzenlenen “Diziler ve hayat›m›zdaki rolü” konulu paneldi. Konuflmac› olarak ‹dil Kültür Merkezi’nden bir arkadafl›m›z da vard› panelde. Dizilerin, iktidar›n insani tüm de¤erleri yok eden yoz kültürünü yayan en önemli araç oldu¤unu vurgulayan konuflmac›lar, çözümün TV’leri kapatmaktan de¤il, bu sistemi de¤ifltirmekten geçti¤ini söylediler. 100’ü aflk›n insan hem merakla dinledi konuflulanlar› hem de kendi düflüncelerini ifade etme olana¤› buldular. Emperyalist/kapitalist yoz kültürün televizyonlardan ve de en çok diziler yoluyla yay›ld›¤›n›n herkesçe kabulü, panelin ne kadar gerekli oldu¤unun göstergesiydi bir bak›ma... Ayn› akflam yine Kaktüs Tiyatro’da, kendisi Elaz›¤l› olmas›na ra¤men uzun y›llar Adana’da kald›¤›ndan ve kendisini Adanal› hissetti¤inden dolay›, Çukurova’ya mal olmufl sosyalist flair Adnan Yücel ad›na bir fli-
izlenim
ir gecesi düzenlendi. Adnan Yücel’in efli ve k›z›n›n sundu¤u gecede, Adana’da festival için bulunan ozan ve afl›klar, bazen kendi fliirlerini okudular Adnan Yücel için, bazen de Adnan Yücel’in fliirlerini okudular. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar devam eden program, Ayten Kaya’n›n türküleriyle sona erdi.
leyici say›m›z art›yor ve bu bizi fazlas›yla mutlu ediyor. Bir kez daha anl›yor ve tan›k oluyoruz ki tiyatro öyle baz›lar›n›n dedi¤i gibi bitmifl de¤il, aksine elit çevrelerin elinden kurtar›l›p halka ulaflt›¤›nda herkesi sar›p sarmalayan bir sanat dal›. Adanal›lar bu do¤ruyu bir kez daha kan›tl›yorlar bize...
Her sabah Kültür Soka¤›’nda hummal› bir faaliyet göze çarp›yordu. Bir yandan stantlar tekrar kurulurken, bir yandan da afl›klar ve ozanlar her gün yinelenen Çukurova’da fiiir Okumak, Türkü Söylemek etkinli¤ine haz›rlan›yordu. Saati gelince yüreklerden süzülen fliirler, türküler sar›yordu Kültür Soka¤›’n›... Belki ilk kez türkü dinliyordu kimileri bir afl›¤›n a¤z›ndan.
‹ki panel daha düzenleniyor festivalin üçüncü gününde. ‹lki “Kontrgerilla ve Adalet” konulu... Halk›n Hukuk Bürosu’ndan Oya Aslan ve TAYAD’l› Ahmet Kulaks›z ‹stanbul’dan, Meryem Özsö¤üt Ankara’dan kat›l›yor panele. Bir sonraki panel ise “Emperyalizm ve Ba¤›ms›zl›k” konulu... Ankara’dan KESK Merkez Yönetim Kurulu’ndan Akman fiimflek, ‹stanbul’dan +‹vme Dergisi’nden mühendis Mehmet Göçebe kat›l›yor panele. Paneller s›cak havaya ra¤men ilgiyle takip ediliyor.
Belki ilk kez bir halk fliiri yank›lan›yordu bir ozan›n a¤z›ndan Kültür Soka¤›’na... Kültür Soka¤›’n›n aç›ld›¤› Adana’n›n Çakmak Caddesi’nde belki ilk kez bir sokak tiyatrosu sergileniyordu. Ço¤u insan belki ilk kez, hapishanelerde tecrit alt›ndayken bile bir fleyler üreten özgür tutsaklar›n eserlerini görüyorlard›. Yani birçok “ilk”i birarada yafl›yordu Adana ve Adanal›lar... Devrimci mühendis Hasan Bal›kç›’n›n katlediliflinin y›ldönümüne denk geliyor festivalin üçüncü günü. Arap halk›ndan olan Bal›kç›’n›n Adana’da bulunan köyünde, Kay›fll›’da mezar› bafl›nda yap›lacak anmaya gidiliyor topluca. Ailesi, arkadafllar›, meslektafllar› ve dostlar› var mezar›n›n bafl›nda. An›s›na sahip ç›k›laca¤› vurgulan›yor yap›lan konuflmalarda. Efli, bu konuflmalardan sonra ilk kez gözyafllar›n› tutamad›¤›n› söylüyor Hasan Bal›kç›’ya ve onu çok sevdi¤ini ifade ederek bitiriyor konuflmas›n›... Bal›kç› için yap›lan etkinlikler, Kültür Soka¤›’nda bulunan +ivme dergisi stand›nda yap›lan sohbet toplant›s› ile sürüyor. Hasan Bal›kç›’n›n avukat›, dava sürecini özetliyor, meslektafllar› Hasan Bal›kç›’y› anlat›yor. Son anma ise, Adana’daki Hasan Bal›kç› Park›’nda yap›l›yor. ‹dil Tiyatro Atölyesi olarak biz yine Amerika’ya Çüfl De adl› sokak oyunumuzu oynuyoruz üçüncü günde de. Her geçen gün iz-
Ve art›k festivalin son gününe geliyoruz. Bugün bizim oyunumuz yok programda ama arkadafllar›m›z, oyunun çok ilgi gördü¤ünü ve istek ald›¤›n›, o nedenle bir kez daha sergilememizin mümkün olup olmad›¤›n› soruyorlar bize. Seve seve diyor ve oyunumuzu son kez Kültür Soka¤›’nda sergiliyoruz. Birçok kifli gelip kutluyor bizi. Mutlu oluyoruz, coflkulan›yoruz. ‹lk günden beri stantlar yo¤un ilgi çekiyor. Ziyaret edenler, ziyaret ettikleri stantlar hakk›nda sorular soruyor ve 3. Çukurova Halk Kültür Festivali’ni düzenleyenleri tan›maya çal›fl›yor. ‹ki türbanl› liseli k›z yanafl›yor bir standa ve stant görevlisine sosyalist olup olmad›¤›n› soruyor. Sosyalist oldu¤unu söyleyen stant görevlisi, bu kez bunu neden sordu¤unu soruyor liselilere. Liseli, sosyalistlerin türbana karfl› olduklar›n› duyduklar›n› ifade edince, görevli arkadafl duyumlar›n›n do¤ru olmad›¤›n›, bu ülkede bir inanç sorunu yafland›¤›n›, insanlar›n inançlar›n› özgürce yaflamalar›n›n önündeki en büyük engelin devletin faflizan politikalar› oldu¤unu anlat›yor. Orta yafll› bir kifli bir stand›n önünde duruyor. 8–9 yafllar›ndaki o¤luna Naz›m Hikmet posterini gösteriyor ve “‹flte okuyaca-
¤›n, örnek alaca¤›n adam bu olmal›! Bunu örnek al›rsan kimse sana boyun e¤diremez” diyor. Ölüm oruçlar›n› merak ediyor bir kad›n. Anlat›l›yor ona k›saca. Tutsak ürünlerini görünce de, hapishanede bulunan bir tutsakla yaz›fl›p yaz›flamayaca¤›n› soruyor bu kez. Stantlar etkiliyor insanlar› bir flekilde. Etkiliyor oluflu, festivalin amaçlar›na ulaflt›¤›n›n da kan›t› ayn› zamanda... Daha çok fleyler yaflan›yor stantlarda insana ve halka dair. Halk deryas›n›n küçük damlac›klar› bunlar. ‹fl, damlac›klar› göllere, denizlere çevirebilmekte elbette... 3. Çukurova Halk Kültür Festivali iflte bu damlalar› her y›l biraz daha ço¤altan bir ifllev görüyor Adana’da. Önce Adana’da ad›n› duyuran, ikinci y›l Akdeniz Bölgesi’ne uzanan ve nihayet bu y›l üçüncü kez düzenlendi¤inde Türkiye’nin hemen her bölgesinden konuklar›yla mütevaz› çapta bir ulusal festival konumuna eriflen Çukurova Halk Kültür Festivali; düzenleyicisi konumundaki Seyhan-Der’in ve Seyhan-Der’lilerin omuzlar›na büyük bir sorumluluk yüklemifl durumda. Seneye kendilerini aflmak, bu festivali daha genifl kitlelere duyurmak ve içeri¤ini derinlefltirmek göreviyle karfl› karfl›yalar flimdi. Baflaracaklar›na inan›yoruz çünkü üç senede baflard›klar›, bundan sonras›n› da al›nlar›n›n ak›yla baflaracaklar›n›n garantisi... Kat›l›mc›lara belgeler sunuluyor Kültür Soka¤›’nda düzenlenen kapan›fl töreninde. Futbol turnuvas› flampiyonuna ve öykü-fliir yar›flmalar›n›n galiplerine ödülleri veriliyor. Konuflmalar yap›l›yor gelece¤e, güzel günlere dair. Umut tafl›yor a¤›zlardan dökülen her kelimeden... Adana’n›n sar› s›ca¤›n› aratmayan dört koca gün... Hiç unutamayaca¤›m›z dört gün. Gördüklerimizi, yaflad›klar›m›z›, hissettiklerimizi de¤il sadece yedi¤imizi-içti¤imizi de anlataca¤›m›z (Çünkü Adana mutfa¤› ayr› bir güzellik tafl›yordu) günler... Dönüyoruz art›k ‹stanbul’a. Yüre¤imizin bir parças›n› Çukurova’da b›rakarak... J
KASIM 2008 | TAVIR | 19
ayin fotosu
mesut eray
20 | TAVIR | KASIM 2008
öykü
geçim derdi bekir da¤sever
Bu y›l üçüncüsü yap›lan Çukurova Halk Kültür Festivali içerisinde bir de öykü ve fliir yar›flmas› düzenlenmiflti. Adana’n›n ayd›n-sanatç› bereketi bilinir. Hel de eli kalem tutanlar›n› tüm dünya bilir. Yazarlar› çok meflhurdur bu bereketli topraklar›n. Yaln›z bu bereketi bu kez görmek nasip olmad›. Yar›flma jürisinde Tav›r Dergisi de bulunuyordu ve yar›flmaya kat›lan s›n›rl› say›daki eserler aras›nda derecelendirmek mümkün olamad› ne yaz›k ki... Yaln›z kat›lan eserler aras›nda Bekir Da¤sever’in afla¤›da yay›nlayaca¤›m›z Geçim Derdi adl› öyküsü, “Emek ve Özendirme” ödülüne lay›k görüldü. Sonraki y›llarda eminiz ki Adanal›lardan ve yurdun dört bir yan›ndan, bu yar›flmaya yüzlerce eser kat›lacak ve yaz›n dünyam›z biraz daha zenginleflecek...Dergimiz sayfalar›nda izlenimlerini okuyaca¤›n›z 3. Çukurova Halk Kültür Festivali bünyesinde ödül alan bu öyküyü okurlar›m›zla paylafl›yoruz...
Durmufl Emmi evin önündeki dut a¤ac›na s›rt›n› vermifl, koca gövdesini iyice küçültmüfl öylece oturuyordu. Biraz önce hayma direklerini sivriltmifl; ustunlar›, çatallar›, k›lavuz kaz›¤›n› ölçmüfl; baflkas›n›n a¤açlar›yla kar›flmas›n diye k›z›l tevekle ba¤lay›p hemen yola ç›kacak duruma getirmiflti. Haberin gelmesi yak›nd›. Bu y›l da, Cöbeli köylüleri, her y›l oldu¤u gibi yine ›ss›z yaz günlerini yaflamaya haz›rlan›yordu. Oturdu¤u yerde düflünceler içindeydi. Kafas›ndan konargöçer düflüncelerin biri gelip öteki gidiyordu. Oldum olas› bir fley sorulmad›¤› zaman konuflmaz, konufltu¤unda da laf› gedi¤ine koyard›.
düflüncelerinden s›yr›ld›. Kim bu gelen derken yan› bafl›nda bir t›k›rt› duydu. Bu, kar›s› Haççayd›. Az sonra afla¤›dan gelmekte olan adam da geldi, Durmufl Emmi’nin yan›na. Elcibafl›n›n o¤luydu: - Essalamu aleyküm Durmufl Emmi… - Aleykümselâm Güllü. - Durmufl Emmi babam dedi ki; yar›n sabah erkenden haz›r olsunlar. Kamyon erken gelecekmifl. Bunu demeye geldim. Bir de unutmadan söyleyeyim. Tütün kolcular›, Böcekli Dere’nin oralarda pusu kuruyormufl. Bülke’nin adamlar›n›n tütünlerini alm›fllar, onar lira da ceza kesmifller. Tabakay› üstüne almayacakm›fls›n. Haberin ola...
Al›yor sat›yor neresinden baksa hepsinden zararl› ç›kt›¤›n› görüyordu. Hep uzaklara gitmifl, dönmesi çabuk olmufltu. Bu yoksulluk benim ömrüme neden ipotek koyuyor? Baflka kap›s› yok mu da benim kap›da yaz›n› k›fl›n› ç›kar›r? Benim bir ç›k›fl yolum bulunmaz m›?
Delikanl›, bunlar› söyleyip gidece¤i baflka yerlere haber vermek için oradan uzaklaflt›. Durmufl Emmi gelen habere do¤ru dürüst sevinemedi bile. Oturdu¤u yerden ellerini dizine destek vererek kalkt›. Eve do¤ru yürüdü. Pefli s›ra gelen han›m›na t›rafl tak›m›yla su getirmesini söyledi. Uzun zamand›r sakal t›rafl› olmam›flt›.
Önemli bir karar›n arifesinde bocalay›p durdu. Afla¤›dan birinin geldi¤ini görünce
Durmufl Emmi, sakal›n› önce Kilis sabunuyla yumuflatt›. Usturas›n› dire¤e çak›l›
kay›flta iyice bileyip, k›lavlad›ktan sonra t›rafl olmaya bafllad›. ‹flini bitirdikten sonra barhanay› haz›rlamak için han›m›na yard›m etti. Uzun bir çal›flmayla yataklar simit edildi. Yolluklar haz›rland›. Kavut, süzme torbas›, denizci feneri unutulmadan özenle yerlefltirildi. Eflyalar›n hepsini bir araya getirip hayma a¤açlar›n›n üstüne istifledi. Eve döndü¤ünde han›m› akflam yeme¤inin haz›r oldu¤unu söyleyince sofran›n bafl›na kuruldu. Yeme¤ini yer yemez tabakas›n› ç›kard›. Kelo¤lan k⤛d›ndan koca bir tütün sar›p tellendirdi. Han›m›, “Bu z›kk›m› içmesen olmaz m›? B›rak sigaray› da çaydan sonra iç.” dediyse de Durmufl Emmi küçük öksürüklerle bo¤az›n›n temizlemekle yetindi. Kar›s›na dönerek: - Aman han›m at›n ölümü arpadan, benimki de sigaradan olsun dedi. Bunu derken a¤z›ndan burnundan ç›kan dumanda, sabahleyin bafllayacak hasretli¤in karanl›k yüzü, dahas› yoklu¤un çaresizli¤i, bir de umudun umutsuzlu¤u vard›. Sanki onlar› seyrediyordu boz dumana bakarken. Ah o Çukurova’n›n bak›r rengi s›ca¤›nda çal›flman›n zorlu¤u.
KASIM 2008 | TAVIR | 21
öykü
Durmufl Emmi köye bakt›. Günefl, ›fl›klar›n› Düldül Da¤›’ndan afla¤›ya do¤ru köyün üstüne uzatm›flt›. Bakt›. Kimi evlerin bacalar› tütüyordu. Kendi kendine iflte dedi bu evlerin kiminde et, kiminde dert kaynar. Kamyon, küçük bir ovadan ç›km›fl, büyük bir ovaya do¤ru Kanl› Geçit’in yolunu yara yara iniyordu. Az bir zamanda Toprakkale’nin ç›k›fl›ndan sa¤a sapt›. Çukurova’ya gelindi¤i besbelliydi. Hava kendini hemen gösterdi. Ortal›k k›p›r k›p›r yan›yordu. Bir iki köyü geçtikten sonra Tel Guba’ya yanaflt› kamyon. Eflyalar›n indirilmesi yüklemeden çabuk oldu. Pamuk A¤as› gelmifl, onlar› bekliyordu. A¤a, beyaz bir tak›m elbise giymifl, bafl›nda da tak›m› tamamlayan fötr flapka. fiapkan›n içinde yumruk irili¤inde bir kafa, kafan›n bir metre kadar afla¤›s›nda nah, alay davulu gibi bir kar›n. foto: ferhat eyübo¤lu
Sabah›n alaca karanl›¤›nda yar› kat›ks›z Üçkaya’n›n yokuflunu zorlamadan ç›kmal›. ‹yi bak›lmazsa hasta olur. Yokuflu da geçecek çileli günler… ç›kamaz, diye tembihledi. Ben dedi hayat›n Bunlar› düflünürken sigara elini yakt›. Ac›yla ac›mas›zl›¤›n› iyi bilirim. irkildi. Allah’›m diye m›r›ldand›. “Benim r›zk›m› Çukurova’dan kes; kes de bana Benzer baflka fleyler de diyecekti ki, Kel Tepe’nin ard›ndan kamyonun korna sesi baflka bir ekmek kap›s› aç…” duyuldu. Kamyonun önüne ç›k›p Güllü’nün Han›m› çaylar› doldururken yine hayal yard›m›yla eflyalar›n› yükledi. Kamyon, okudenizine bal›klama atlad›. Gitmemek için lun yan›ndaki ›rgat kalabal›¤›n›n yan›na çareler arad› kendince. Bir ç›k›fl yolu arad›. gelince zank diye durdu. Ahali cümbür Bulamad›. Ölçtü biçti bir türlü bazlamay› cemaat oradayd›. Gülüflmeler, a¤laflmalar pekmeze denk getiremedi. ‹steksiz içilen bir birbirine kar›flmaktayd›. iki bardak çay›n ard›ndan yata¤a uzand›. Cöbeli’nin al›fl›lagelmifl gecelerinde Bu gürültüden kimin ne dedi¤i belirsiz. Bir köpekler uludu, eflekler an›rd›. Sonra sevap- hengâmedir gidiyor. Analar çocuklar›ndan, kocalar efllerinden ayr›lacak. Hem de süresi lar, günahlar ifllendi bitmeyen gecede. belirsiz bir ayr›l›k. Bu ayr›l›¤›n bafllamas›na Durmufl Emmi yata¤›nda rahat uyuyamad›. saatler kalm›flt›. Sabah horozlar›n ilk ötümünde ala uykulu kalkt›. Önce çeflmeye var›p uykusunun Kamyon kasas›n›n en alt›na hayma kalan k›sm›n› yüzüne serpti¤i suyla öteledi. a¤açlar›, onlar›n üstüne yataklar… K›r›lacak O zamana kadar kar›s› aç karn›na sigara eflyalar ön tarafa. Onun gerisine de ›rgatlar içmesin diye bir bardak ›l›k süt getirdi. Sütü istiflenecek. bir dikiflte içti. Kar›s›na da: - Ben bir bir buçuk ay yokum. Hüseyin’e iyi Çukurova’ya çal›flmaya gidecekler, kad›nl› bak. Ben dönene kadar yüzü nar gibi erkekli kamyona bindiler. Az sonra kamyon k›zarmal›. Bu sene okula bafllayacak. köyü inleten korna sesiyle hareket etti.
22 | TAVIR | KASIM 2008
Elcibafl›na “Hofl gelmiflsiniz!” dedi. Tokalaflt›lar. A¤a, elcibafl›n› bir kenara çekip ona bir fleyler söyledi. Elcibafl› yüksek sesle ›rgat›n tüm aile reislerinin toplanmas›n› emretti. Hemencecik tüm aile reisleri tam tekmil topland›lar. Merakl› çocuklar a¤an›n flavrolesinin bafl›na toplanm›fl, imrenmeyle arabaya bak›yorlard›. Bu s›rada A¤a elçiye, “Aman el sürmesinler; toz abray› çizer.” dedi. Bu sözü duyan Güllü çocuklar› arabadan uzaklaflt›rd›. A¤a önünde toplanan kalabal›¤a kald›rd› a¤z›n›: -Arkadafllar, beni iyi dinleyin. Ben, sizlerden flimdiye kadar a¤r›y›p incinmedim. Siz benden ekmek yediniz ben de sizden. Yar›n Frans›z Ali’nin çiftli¤inin yan›ndaki uzun tarladan ifle bafllayacaks›n›z. ‹fl bitiminde birbirimizden memnun ayr›labilmemiz için pamu¤un içine gazel, flif, ot, çöp ve benzeri fleyler katmay›n. Pamuk hepimizin beflikten mezara kadar iman örtüsü! Bir önemli konu daha var ki, bu çok çok önemli. Sendika meselesi. Birileri sizi, örgütlü toplum yapaca¤›z diye kand›r›r. Sak›n ola ki onlar›n sözlerine inanmay›n. Onlar›n kendine hayr› yok ki size hayr› dokunsun. Sonrac›¤›ma, onlar›n sendikas› sar› sendika. Sendika kim, onlar kim. Bu konularda beni memnun ederseniz ben de sizi mahcup etmem. Befl sand›k üzüm yerine on sand›k. Bir koç yer-
öykü
ine iki koç… Doya doya üzüm, doya doya et, dedi. Laf›n› bitirince elçi bafl›n› arabas›n›n yan›na ça¤›rd›. Arabas›ndan bir paket ç›kard›: - Burada yeterince çuvald›z var. Biraz da kinin hap›… Çuvald›z› da kinini de hesapl› kullans›nlar. Ta Adana’dan getirdim. Kinini rasgele harcamay›n, dedi. Her hastal›k s›tma olmaz diye de ekledi. Elçi bafl›na ve oradakilere “Hoflçakal›n” diyerek arabas›na bindi; ard›nda koca bir toz bulutu yükselterek gitti. Irgatlar el birli¤iyle kurdular çad›rlar›n›. Yaln›z onlar m›? Bafllar› poflulu, yüzleri günefl yan›¤›, flalvarl›, eli yüzü dövmeli insanlar... Yüzünde ölene kadar ç›kmayacak flark ç›banl› bir sürü insan doldurmufltu Çukurova’y›… Ak çad›rlar, kara çad›rlar, kurt yemifl gibi delik delik pasl› Tel Guba’n›n leçe tafllar›n›n aras›nda yerlerini alm›flt›… Bundan böyle Çukurova’n›n vazgeçilmezi, bu yaflam›n parçalar› olan sivriler, gündüzün karasinekleri. Bir de beyinleri pifliren s›cak ve elcibafl›n›n “Tek göz koymay›n, flifli toplamay›n.” biçiminde her gün yineledi¤i söylevi. Bunlar, her çad›r obas›n›n kaderi. Art›k bunlarla yat›l›p bunlarla kalk›lacak. Bedenler, yorgun. Çemsi kokan tulumba sular› ›slatacak kuruyan, çatlayan dudaklar› ö¤le paydoslar›nda. Bulunan gölgeliklerde yemekler yenilecek. Irgatlar bitkin ad›mlarla gidip gelecek ifllerine… Bizimkiler, çad›rlar›n› düzeltmifller; A¤a’dan, yar›n yapacaklar› ifllerden konufluyorlard›. Bu arada akflam olmufltu, uzak yerlerden çakal ulumalar› geliyordu. Baflka ›rgatlar›n çad›rlar›n›n ölgün ›fl›klar› yavafl yavafl sönmeye bafllad›. Bir traktör yanaflt› çad›rlara. Elçi bafl›n›n düdü¤ü üç kere öttü: - Herkes, tenekesini, önlü¤ünü, harar›n› als›n; akflamdan haz›rlans›n. Sabah erken kalk›lacak, ona göre. Hararlar önlükler paylafl›ld›. Durmufl Emmi sa¤lam bir teneke bulufluna çok sevindi. Arada bir su ›s›t›r çimerim, diye düflündü. Gökyüzü en parlak gecelerinden birini
sunuyordu ovan›n koyu mavili¤ine. Y›ld›zlar p›r›l p›r›l. Bir vakit sonra bütün ›rgat; s›¤›na¤›, umudu, evi/bark› olan çad›rlara çekildi. Sabah›n alaca karanl›¤›nda kalk›ld›. Çaylar, çorbalar içildi. Az›klar al›nd›. Evdeci traktörü çal›flt›rd›. Pefl pefle tak›lan römorklara dolufltu ›rgatlar. Var›ld› uzun tarlaya. Pamuk, pamuk, pamuk… Yan›k yan›k gurbet ve aflk türküleri söyleniyordu. Dolu hararlar yüklendi römorklara. Pamu¤u tart›lanlara fifller verildi. Tart›lan pamu¤u her aile ad›na hem a¤an›n adam› hem elci ayr› ayr› defterlere yazd›lar kimin ne kadar toplad›¤›n›. Günler günleri, haftalar haftalar› kovalad›. Bir gün uzun tarla dönüflü koca bir kad›n ç›kt› traktörün önüne. Giyiminden Roman oldu¤u belliydi. Kandemir’in “Çukurova yana yana ört olur’’ türküsü yar›da kald›. Kad›n yalvar›yordu: - Abeler kulunuz köleniz olay›m, k›sra¤›m batakl›¤a çöktü. Bir el at›verin. Erkekler afla¤› indiler. Durmufl Emmi yorgun sesiyle flikayetleniyordu. Kandemir’e: - B›rak Demir’im, bir Çingene at› için ›rgat› bu kadar bekletme. Kandemir: - Ben de biliyorum çingene. Fakat batan Çingene de¤il beygir beygir diye karfl›l›k verdi ihtiyara. K›srak kalabal›¤› görünce son bir gayret daha sarf etti. Ama boflunayd› k›m›ldad›kça bat›yordu Kaynar›n bata¤›na, m›r›¤›na. Sadece kafas› kalm›flt› d›flar›da. Çabalad›kça batt›. Yüreklere ince bir s›z› yay›ld›. Nilüfer çiçeklerinin ev sahibesi kurba¤alar›n, serde kabaday›l›k oldu¤u için her zaman yan giden yengeçlerin ve zehirsiz su y›lanlar›n›n mekân› batakl›k, isyan ettirdi görenleri. Durmufl Emmi biraz önce düfllerdeydi. Söylediklerinden utanm›fl olmal› ki, bafl›n› dizlerinin aras›na alm›fl kayg›l›ca duruyordu. Belki de içinde bir yerlere, ruhunun derinliklerine do¤ru bir yolculu¤a ç›km›flt›. Akl›ndan bir türlü ç›kmayan kar›s›n› m›
düflünüyor, yoksa pamuk kar›klar›n›n ard›nda irkilen dünyalar dolusu özlemleri mi? Kimilerine göre hiç geçmeyen, kimilerine göre nefes al›p verimi bir çabuklukla geçen zaman› m›? Pamuk tarlas›nda sevgilere at›lan köprüleri, ayr›l›klar›, yeni kavuflmalar›, küçülen sevgileri mi? Yoksa dal budak veren aflklar› m›? Ya da ac›kman›n, susaman›n önüne geçen sevdalar› m›? Belki de kurak geçen bir gençlikten sonra umut mevsimlerine ekilen aflklar›n c›l›zl›¤›n›, ya da bereketli bir umut mevsiminde hasat edilenin bereketini… Ömürler tükenene kadar devam edecek bunlar› düfllemek... Küslüklerin de, sevgilerin de temeli burada at›ld›. O, buna tan›k olmufltur… Bu pamuk kar›klar›n›n ard›ndan askere gidildi. Askerden gelindi. Hem askerin, hem de ö¤rencinin harçl›¤› bu kar›klardan topland›, birer birer. O, bunlar› düfllerken ›rgatlar, k›sra¤›n yular›ndan ve beline ba¤lad›klar› halata as›lm›fllar “Ha gayret!” diye ba¤›r›yorlard›. Durmufl Emmi gözlerini açt›. O da traktörden atlay›p yard›ma geldi. At, bir türlü ç›km›yordu. Durmufl Emmi’nin zay›f sesi birden gürleflti. -Ha gayret, ha gayret! Bu gayretleflmeyle as›lan Kandemir, yular› kopard›. K›srak biraz daha bata¤a gitti. A¤an›n evdecisiyle traktör floförü aç›klama yapt›lar: -Buras› çok at, öküz, insan yuttu, en iyisi b›rak›n… Onlar b›rak›n dese de b›rak›lmad›. Zay›f bir gencin beline bir ip ba¤lay›p sald›lar k›sra¤›n yan›na. Genç, k›sra¤a yaklafl›p bafl›na bir ip daha ba¤lad›, d›flar› ç›kt›. Hep bir a¤›zdan “Ha yallah!” deyip as›ld›lar. As›ld›lar ve k›sra¤›, çamur deryas›n›n içinden d›flar› ç›kard›lar. Bugüne kadar anal›k duygusunu enikli köpekte, civcivli tavukta görmüfltüm. Atlarda da duygular, ayn›s›ym›fl. Hayvan, karaya ç›kar ç›kmaz yorgun vücudunu toplay›p aya¤a kalkt›. Çevresindekilere teflekkür edercesine bakt›. Sonra s›rt›ndaki çamurlar dökülsün diye silkelendi ve ac› bir kiflnemeyle yavrusunun, yavru tay›n yan›na do¤ru dörtnala kofltu...J
KASIM 2008 | TAVIR | 23
öykü
ben, ölü bedende yaflayan bir ruhum!.. bahattin y›ld›z
Y›l 1978… Batman Ortaokulu ikinci s›n›f›n›n ilk yar›s› bitince yerimde duramaz oldum… Bir y›l öncesine kadar sürekli kald›¤›m›z Elaz›¤’›, arkadafllar›m› ve amcamgilleri özlemifltim. Annem ve babam ›srarlar›ma dayanamay›p, fiubat tatilini Elaz›¤’da geçirmeme raz› oldular sonunda... O k›fl bir daha ömrümce unutamayaca¤›m bir sömestr geçirmifltim gerçekten. 15 gün göz aç›p kapat›ncaya kadar geçmifl, geri dönüfl günü gelmiflti Elaz›¤’dan Batman’a… Tren yolculu¤u uzun, yorucu, tekinsiz; otobüs ise kusmalar›m› azd›ran bir beflikti benim için… Çözüm sonradan bulunmufltu; evlerinde kald›¤›m amcamlar›n komflusu, tankeriyle Batman Petrol Rafinerisi’nden mazot yüklemek için saat 21.00’de hareket edecekti… Tankerdeyim… Sürücünün sa¤›ndaki çift kiflilik koltu¤a usul usul yay›lmamla kendimden geçmiflim… Bir ses ve dokunmayla uyand›m: “Yegen, Batman’a geldik…” ‹nmemi bekliyordu… “Evim çok uzakta ama!...” dememi duymazl›ktan geldi önce. Ayakkab›lar›m zeminle temas etti¤inde, bir karfl›l›k alabildim ancak: “Rafineride s›ra kapmam laz›m, çok geciktim…” Üzerinde uçan adam figürlü çantam›, omuzlar›ma as›p, yürümeye bafllad›m… Hava ayaz m› ayaz… Yazlar› daha yo¤un hissedilen petrol kokusunu, so¤uk so¤uk soluyorum… Gökyüzünde hilal haline bile raz› olaca¤›m aydan eser yok… Y›ld›zlar›n “y”si bile okunmuyor; yerde bulunan ve soyad› “Y›ld›z” olan ben ise bir ad›m ötemi
24 | TAVIR | KASIM 2008
ayd›nlatam›yorum… Yan›k oldu¤u geceler; her ay için bir elin parmaklar› kadar az say›da olan sokak lambalar›n› tafl›yan elektrik direkleri bile sisten, pustan görünmüyor… Oyalanmamal›yd›m… Yolu ne kadar seri ad›mlarsam, o kadar tez varacakt›m s›cak yata¤›ma… Babam›n Türkiye Petrolleri Anonim Ortakl›¤›’nda art›k çal›flm›yor olmas› nedeniyle; ücretsiz sinemas›ndan, yüzme havuzundan, çay bahçesinden yararlanmak için birçok yalanlar uydurmama ra¤men giremedi¤im S‹TE’nin girifl kap›s›ndan yine küskünce uzaklafl›yorum… Bu kez; küskünlü¤üm, kap›da duran görevliye de¤il, tanker sürücüsüneydi… Asfalt yol tükendi… Uzunlu¤u ve k›sal›¤›na göre seçimli iki yol vard›… Ben k›sa olan›, tren yolunu tercih ettim. Tren raylar›n›n kenar›ndan; so¤uktan ve korkudan titreyen bedenimle yol almay› sürdürüyordum… Çamur yap›flkan› zeminde güçlükle ilerleyebiliyordum. Ayakkab›lar›m›n, aya¤›mdan ç›kmamas› için özel bir gayret sarf ederken, sol taraf›mda bulunan mezarl›¤a gözlerim kayd›… Bu yolu tercih etti¤ime lanet ettim… Nas›l da düflünememifltim?… fieytan filmini izledi¤imden beri, tek bafl›ma geçmekten ürktü¤üm yoldan seyrediyordum… Zifiri karanl›k ve puslu havada, mezar tafllar› nas›l da parl›yordu… Bakmamal›y›m… Bakmamal›y›m… Gözlerim önümde olmal›, zihnimi temizlemeliydim… Aniden, ensemden uyluk kemi¤ime kadar hissetti¤im bir ürperme olufltu bedenimde… Kendimi yaln›z
hissetmiyordum, sanki sanki… Sanki ölüler mezarlar›ndan ç›km›fl, birkaç santimlik mesafeyle beni takip etmeye, soluklar›n› enseme sal›vermeye bafllam›fllard›… Bafl›m› geri çevirmemeli, yürüyüfl dengemi korumal›, ad›mlar›m› cesaretle atmal›yd›m… Uzaktan gelen tren düdü¤ü hofl bir melodi oldu; kula¤›ma s›cak s›cak akt›… Kurba¤a sesine refleksim; bafl›m› yana çevirmek oldu… Beyaz mezar tafllar›n›n yanlar›nda, insan siluetinde beyaz çuvallar›n, bulundu¤um tarafa do¤ru ilerledi¤ini gördüm… “Rüya görüyorsun!...” dedim; kendimi çimdikledim… “Uyan›¤›m, uyan›¤›m, hayal görüyorum…” Bunlar, psikolojinin “p”sini bilmeden kendi kendime yapt›¤›m do¤al telkinlerdi… Para etmiyordu… Ad›mlar›m› serilefltirdim, çamurlu zeminin izin verdi¤i kadar›yla koflarcas›na yürüyordum… Ensemde so¤uk soluklar hissederken, s›klaflan soluklar›m› havaya savuruyordum… “Mezarl›¤› geçtin, güvendesin…”… “Ya ensemden eksilmeyen soluklar?...”… ‹kiye ayr›lm›fl, birbiriyle konuflan iki insan olmufltum… Tren raylar›n›n solundaki toprak yola sapt›m… Titreyen bacaklar›mla ilerleyemeyecektim… Bakmal›yd›m… Takip edenim yoksa; bacaklar›ma güç gelecekti… Ya varsa?... Durdum, yüz seksen derece geri döndüm… Bafl›mdan afla¤› s›cak kazandan kaynar sular döküldü birden… Gözlerim yuvalar›n› terk edecek kadar büyüdü…
öykü
Ta kendimdi. Boy aynas›nda kendime bak›yor gibiydim… Kendini, “Ame Rika” olarak tan›tan kad›n, “‹nsanlar seçimleriyle; ya yaflar ya da ölür!...” diyerek kenara çekildi… Bu söz… Bu söz; çok bilmifl Türkçe ö¤retmenimizin verdi¤i bir kompozisyon ödevinin konusuna ne kadar da benziyordu… Bir el de¤ince omzuma, yerimden s›çrad›m: “Çocuk! Bu saatte burada ne iflin var?...” Gece bekçisiydi… Yüzüme fener tutunca o da beni tan›d›… “Evden mi kaçt›n?...” “Yok amca, eve gidiyordum…” “Hadi buralarda oyalanma, evine git hemen…” Uyan›kken gördü¤üm kabus beni terk etmiflti… Oluflan enerjimle, on dakika sonra eve varabildim… Zile basmak içimden gelmedi… Uyku ve yorgunluktan bitap düflmüfl haldeydim. Annemle, babamla ve sekiz kardeflimle konuflacak güçte de¤ildim… Hele hele üç yafl›ndaki k›z kardeflimin, mutlaka soraca¤› “Abbe bana ne ald›n?” sorusuna verecek cevab›m hiç yoktu… Usulca çevirdim anahtar›… Derin bir nefes al›p b›rakt›m… Lambay› yak›p, pijamam› aramaya koyulmadan, montumu ç›kar›p yatmay› tercih ettim… “Siz?… Siz?...” diye kekeliyordum… Karfl›mda sivil, resmi k›yafetleriyle, k›yafetsizleriyle birçok de¤iflik renkte, tipte insan› görüyordum… Gözlerimi k›rp›flt›rd›m… Gördüklerim, demin yine gördüklerimdi… Sessiz güruh, sessizli¤ini bozdu… Komut verenler, verilen komutlara uyanlar, müzik CD’si, kitap, gazete, dergi, silah, kad›n, uyuflturucu ve para satanlar… Ellerinde de¤iflik siyasi parti amblemlerini tafl›yan bayraklarla flov yapanlar, k›v›rtanlar ve daha niceleri… Ellerindekileri yüzüme do¤ru yaklaflt›rarak “Gel, gel!” diye ba¤›rmaya bafllad›lar… Kitap, gazete, dergi ve müzik sever biri olan ben, midemi zor tutuyordum flimdi… ‹¤renç kokular geliyordu birço¤undan… ‹ttim, öteledim, kendimden uzaklaflt›rmaya çal›flt›m… Kendilerine kat›lmam› isteyen gruplar› bafl›mla olumsuzlad›m… Korkuyu yeniyor, cesaretimi kazan›yordum ki; kol mesafesi uza¤›mda bir kad›n belir-
di… Yüzü; arada güzele, arada çirkine çalan de¤iflimlerdeydi… “Onlardan birine kat›lmal›s›n…” “Kimsin sen?..” Kekemeli¤im geçmiflti… “Kimsin sen?”i pürüzsüz söylemifltim… “Ben Rika!’ dedi afla¤›lay›c› bir ses tonuyla. “Ben Ame Rika!...” “Evime gitmek istiyorum, evime… Beni rahat b›rak›n!...” “Ölüme mi?...” “Evime, dedim. Evime…” “‹çlerinden birine kat›l›rsan, ölümsüzlefleceksin…” “Ben ölmek de, ölümsüzleflmek de istemiyorum…” Bir sesle kula¤›m ve gönlüm okfland›: “Onu rahat b›rak›n!...”… Sesin geldi¤i yöne bakt›m… Olamaz!... Bafl›m› öne e¤dim… Bir daha bakt›m… “Onu rahat b›rak›n!...” diyen bana… Bana benziyordu… Benzemek mi?...
“Kim var orada?”…Babama ait bir ses olsa da ürkmüfltüm… “Baba! Benim!...” diyece¤im anda, babam›n arkas›nda beliren bir siluetle flok oldum. Yeniden kabus görüyordum. Az önce kendisini, “Ame Rika” olarak tan›tan kad›n, elinde tuttu¤u kartonu bana gösteriyordu. Üzerinde fosforlu kalemle yaz›l›, “Teröristlere Ölüm!” yaz›s›n› okudu¤um anda, bir el silah sesiyle yere yuvarland›m… Evin ›fl›¤› yanm›fl karanl›k bitmiflti… Elinde silah tutan o¤ul katili babam, “Terörist var, diyen bir kad›n sesiyle uyand›m...” diyerek gözlerinden yafllar ak›t›rken, annem babam› yumrukluyor, Arapça; “Yadeeee! Zevci katel ibniiii!”* diye a¤›t yak›yordu… * “Ana! Kocam o¤lumu öldürdü!”
KASIM 2008 | TAVIR | 25
makale
bir kot, kaç ci¤er söndürür? esra mert
Ölümün yeni ad› silikosis. Eskittikçe eksilenlerin, beyazlatt›kça dünyas› kararanlar›n amans›z yoldafl›. Hastal›¤›n tarihi eski olsa da biz kendisiyle yeni yeni tan›fl›yoruz. Ve yüre¤i da¤lanm›fl bac›lar›n yan›nda, ci¤eri kumlanm›fllar›n kara kuru tabutlar›n› tafl›yoruz. Neden öldüklerini bile izledikleri bir TV program› dolay›s›yla tesadüfen ö¤renen kum tafllama iflçilerinin feryatlar›na kesiliyor kula¤›m›z. Bu kez mevzu ne ald›klar› asgari ücretten de az olan maafllar›, ne günde 12 saat çal›flmalar›, ne de sigortas›zl›k…
beklemek için dönüyorlar. Ç›kar hesaplar›yla ç›kard›¤› savafllarda harcad›¤› milyar dolarlarla israf›n; çal›flmak isteyen milyonlarca genç ve sa¤l›kl› insan› iflsizli¤e mahkum etmesiyle ak›ld›fl›l›¤›n timsali haline gelen kapitalizm, flimdi de kendisi için çal›flan iflçileri dolayl› de¤il do¤rudan ölüme yolluyor. Kapitalizm öldürüyor!
‹flgal etti¤i her co¤rafyada namlular›, süngüleri, toplar›, tüfekleri, insans›z uçaklar›, nükleer bombalar› hep yoksul dünya halklar›na yöneliyor kapitalizmin. Irak’ta, Hiroflima’da, Güney Osetya’da, Gazze’de namlular›n Bu kez gayet insani olan bu taleplerini de ucunda, bombalar›n alt›nda uyanamayan bir yana b›rakm›fl iflçiler. Kimisi mahkeme çocuklar›n say›s› ne kadar çoktur. Yeralt›, yekap›lar›ndan, kimisi hasta yata¤›ndan, kimi- rüstü kaynaklar›n› gasp etti¤i Afrika topraksi halen çal›flmak zorunda oldu¤u kot taflla- lar›nda siyah tenli çocuklara analar›n›n kupma atölyelerinden sesleniyor bizlere. Yaln›z kuru memeleri kalm›flt›r bir tek. Toplu katlitürkü söylerken iflitti¤imiz o gür sesleriyle; amlarla dünya topraklar›ndan isimleri bile “Dolab›n›zdaki eskitilmifl, beyazlat›lm›fl son silinen nice halklar› saym›yoruz bile. moda kotlar›n say›s› artt›kça, eksiliyoruz biz” diyorlar. Kot tafllama iflçileri ölüyorlar. Tüm çarp›kl›¤›yla girdi¤i yeni sömürge ülkeGün gün, saat saat efllerinin, çocuklar›n›n, mizde ise katliamlar›, iflkenceleri, kay›plar›ydostlar›n›n ve yoksullu¤un kollar›nda ölü- la; do¤al afetleri, trafik kazalar›, ifl kazalar›yla halklara ölümden gayr› bir fley getirmeme yürüyorlar. mifltir. Kapitalizm dünya halklar›na yaflama Doksan yafl›ndaki ninenin yaflam sevinci, flans› vermez. Halklar, yaflam ümidini baflka hasta olan bir adam›n tedavi olma ümidi bir dünya yaratman›n hayalinden al›r ancak. yok onlarda. S›rf ailelerinin geçimini sa¤la- Kapitalizmin onlara sundu¤u tek tercih yabilmek için, birkaç lokma fazla geçsin diye ölümdür. Ve flimdi patronlar onlarca y›ld›r çocuklar›n›n bo¤az›ndan, okula eski ayakka- yoksul halklara sordu¤u soruyu kot tafllama b›lar›yla gitmesinler diye… Nefes nefese iflçilerine soruyor; aç kal›p da m› ölmek istertafllad›klar› kotlar yüzünden eriyor bedenle- siniz, kot tafllay›p da m›! Siz olsan›z hangisiri. Ve kot tafllama iflçileri köylerine emeklili- ni seçerdiniz? ¤in keyfini sürmek için de¤il, art›k ifl görmez raporu ald›klar› ci¤erleriyle ölümün bafl›n› Avrupa’da ödenen bedeller neticesinde bir
26 | TAVIR | KASIM 2008
ifl kolu olarak yasaklanan ve makineyle tafllama yap›lan bu alanda, ülkemizde deyim yerindeyse bir iflçi k›y›m› yaflan›yor, t›pk› Tuzla’da oldu¤u gibi. Tersane patronlar›n› aklamak u¤runa iflçilerin beceriksiz oldu¤unu öne sürerek, adeta h›rs›z›n hiç mi suçu yok, dedirtenlerin kot tafllama iflçilerinin ölümleri karfl›s›nda söyleyecek sözleri de yok. Çünkü; tüm suçun patronlarda oldu¤u ayan beyan. Gözünü para bürümüfl patronlar çok de¤il üç kurufl fazla kazanmak için iflçileri sonu ölümle sonuçlanacak bir mengenenin içine sokuyorlar adeta. ‹flçinin temiz havayla temas etmesini, kumlama yapt›¤› bölümde solumamas›n› veya maskeyle temiz hava almas›n› gerektiren bu iflkolu insan yaflam›na zarar verdi¤i için makinelerle yap›l›yor refah seviyesi yüksek ülkelerde. Bize ise üç kurufla bu zehri solumak düflüyor. Öyle istiyor patronlar çünkü. ‹flçileri sigortas›z, maskesiz, havaland›rmas› bile olmayan kot tafllama atölyelerinde günde en az 12 saat çal›flt›r›yorlar. Saf kumun de¤erli oldu¤u söylenerek, iflçilerin çal›flt›¤› atölyelerin cam ve kap›lar› s›k› s›k› kapat›l›yor. Her nefeste biraz daha a¤›rlafl›yor bedenler. Ve nedenler sorgulanmaya bafll›yor, son bir y›lda ölen iflçi say›s› yirmiyi afl›nca. Seslerini duyal›m istiyor kot tafllama iflçileri. Tükenen ci¤erleri de¤il yaln›zca, tükeniyor umutlar› bu müthifl haks›zl›¤›n karfl›s›ndaki sessizli¤e bak›nca. Yüzleri günefle dönük çocuklar›na ölü ölü bak›yorlar art›k ve b›raksalar da yapt›klar› ifl-
makale
lerini, ne hastal›k ne ölüm b›rak›yor pefllerini. Oysa gözlerden ›rak küçücük atölyelerde yap›lan bu iflten en büyük pay› kapanlar yine milyon dolarl›k bütçeleriyle dünyaca ünlü “jeans” flirketleri oluyor. Ancak flu yaman çeliflkiye bak›n ki bu koskoca flirketler makine alacak paray› bulam›yor!
halka derdini anlatabilmek için çok çok ölmek gerekir. Hatta mümkünse, tersanelerde, atölyelerde birkaç iflçi birden ölüverirse ya da ölenler alt alta topland›¤›nda rakamlar iki haneleri geçerse demokratik(!), insan haklar› düflkünü(!) burjuva bas›n›m›z›n sütunlar›nda yer bulunabilir.
Yat›r›m, iflçilerin kan› üzerine yap›l›yor! ‹nsan hayat› makinelerden daha ucuz çünkü ülkemizde.
Ölümleri artt›kça gündemimize giren kot tafllama iflçileri, mahkemelerde kendilerini ölüme mahkum eden patronlardan hesap soruyor, sordukça bilinçleniyorlar.
Pervas›zl›¤›n en uç noktas›nda, aymazl›¤›n taht›nda oturan kan emiciler bir yandan ci¤erleri söndürürken bir yandan vicdanlarda derin izler b›rakacak ç›ray› ateflliyorlar. Önlenebilir olan bir hastal›ktan s›rf onlar›n cepleri biraz daha fliflsin diye onlarca iflçi ölüyor. Çocuklar babas›z, efller dul, köyler yi¤itsiz kal›yor. Rakamlar›n çok önemli olmad›¤› ülkemizde sesini duyurmak, haber olabilmek,
Bilincin cehalete galebe çalmas› için çok ama çok ölmek mi gerekiyor? Ne yaz›k ki öyle... Silikosisin ölümün yeni ad› olarak zihinlerimize yerleflti¤i flu günlerde, giyilen kotlar›n mutlaka tafllanm›fl oldu¤unu, modan›n hep tafllanm›fl kotlar› öne ç›kard›¤›n›, üretilen her kotla birlikte bir iflçinin daha mezara girdi¤ini unutmay›n. Ve bu iflin tafllanm›fl kotlara boykotla vesaire çözüme
ulaflmayaca¤›n› da... Nas›l bir dünyada, nas›l bir ülkede yaflan›ld›¤› ile; bunlar›n bilinçli bir flekilde tahlil edilip edilmedi¤i ile ilgilidir sorunun esas çözümü. Silikosisle savaflmak için aslolarak kimlerle savaflaca¤›n› bilmek gerekir. Bu mücadelede de iflçilerle birlikte olmak, onlarla bilinçlenmek durumunday›z. Ac›lar›n böyle katmerlisinin reva görüldü¤ü o “cahil, cesur ve de çocuk” olanlar›n, bir gün güçlerinin fark›na varmas›, ölümün adlar›na her gün yeni bir kelimenin daha eklenmeyece¤i bir dünyaya ulaflman›n da garantisi olacakt›r. Yoksa bizlerde rakamlar› es geçecek olursak sivrisineklerin de¤il as›l düflman›n batakl›k oldu¤unu anlamak için daha çook kotun “eskimesi”, daha çook tafllanm›fl kot iflçisinin silikosisten yaflam›n› yitirmesini bekleriz. J
KASIM 2008 | TAVIR | 27
röportaj
karikatürün F tipi serüveni-lll tav›r
Özgür tutsaklar›n zulme karfl› hep bir direnifl silah› olmufltur. Tutsaklar, içeride de var olman›n arac›n› bulmufllard›r kendilerine her daim. Mizah da bu araçlardan yaln›zca biridir. Bu flekilde hem yaflad›klar› sorunlar› paylaflarak, ac›lar›n› hafifletmenin yolunu bulmufl hem de birlikte üretmenin moral motivasyonuyla içerideki direniflin gücünü d›flar›ya tafl›m›fllard›r. Bizler de Tav›r dergisinin sayfalar›na, özgür tutsaklar›n mizah› kuflanarak ç›kt›klar› bu yolculu¤un resmini çiziyoruz birkaç ayd›r. Karikatürün F tipi serüveni elinizdeki say›yla son buluyor. Bu serüven ayn› zamanda F tiplerindeki tecritle bir kez daha karfl› karfl›ya getirdi bizleri. Mektuplar kimi zaman elimize geç ulaflt›; kimi zaman hem geç, hem de sansürlü ulaflt›. Kimi zamansa hiç ulaflamad›. Anlafl›lan mizah da “amaç d›fl›” kullan›lm›flt› hapishane idarelerine göre. Ancak her fleye ra¤men insan›n oldu¤u her yerde kolektif üretimin de var oldu¤unu, olaca¤›n› göstermifl oldu bu serüven bizlere. Karikatür dergilerinin ç›kt›¤› tüm hapishanelerle yaz›flmaya çal›flt›k. Yaz› dizimizin sonunda da gelen tüm cevaplara yer verelim istedik. Çünkü özgür tutsakl›k tan›m› hapishaneler tarihimizde bafl e¤memenin, direniflin bir sonucu olarak ortaya ç›km›flt›. Ve flu anda F tipi koflullarda süren tecriti teflhir etmenin arac› olarak kullan›lan mizahi üretim de bu süreçten ayr› düflünülemezdi. Velhas›l tutsak karikatüristlerimizin sorular›m›za verdikleri cevaplarda cümleler farkl› olsa da anlat›lmak istenen fley hep ayn›yd›; tecriti parçalamak… ‹flte son derece keyifli olabilecek bir sohbet, F tiplerinin so¤uk duvarlar›ndan d›flar›ya zor da olsa böyle yans›d›.
mecenin ötesinde bir misyonu vard›r. ‹nsanlara bir tak›m mesajlar verir. Egemenlerin verdi¤i mesajlarla, egemenlere karfl› mücadele edenlerin verdi¤i mesajlar farkl›d›r haliyle…
Neden mizah? KOÇO⁄LU SEFER‹ / Adana Kürkçüler 1 No’lu F Tipi Hapishanesi: Asl›nda bu soru mizah›n ne oldu¤u, ona nas›l bir misyon yükledi¤imizin aç›klamas›yla cevaplanabilir. Mizah›n kelime anlam›na gülmece demek. Ama tarihsel olarak bakt›¤›m›zda halk›n mizah anlay›fl› sadece gülmece olarak aç›klanamaz. Çünkü mizah›n, gül-
28 | TAVIR | KASIM 2008
Biri iyiyi, do¤ruyu ve güzel olan› yok etmek ister. Di¤eri bu de¤erlere s›k› s›k›ya sar›l›r. Usta mizahç›lar›m›zdan Aziz Nesin mizah›; “ bir y›k›c›l›k” olarak tan›ml›yor. Tabi bu y›k›c›l›¤›n neye yönelmesi gerekti¤i üzerinde özellikle duruyor. Egemen kesim yalan ve demogoji ile halk› aldatman›n, yozlaflt›rman›n bir arac› olarak mizah› kullan›rken; bizler do¤rular›n a盤a ç›kart›lmas› için yalan ve de-
röportaj
magojilerine, kokuflmufl düzenlerine mizahla darbeler indiriyoruz. Hapishanelerde ise bunun yan›nda yüklendi¤i en önemli misyon, “bir baflkald›r›” olmas›d›r. “O duvarlar›n›z v›z gelir bize v›z!” sözünün karakterlerimizle dile geliflidir. K›saca bu yüzden mizah diyoruz. F tipi koflullar›nda çekilen onca s›k›nt›ya ra¤men yap›lan onca iflkenceyle mizah bir çeliflki gibi görünmüyor mu? KÖRO⁄LU / Bolu F tipi Hapishanesi: D›flar›dan bak›nca, evet, F Tiplerinde yaflanan onca s›k›nt› ve yaflanm›fll›klar›n yan›nda mizah bir çeliflki gibi duruyor. Ama öyle de¤il tabi… Yaflanan zorluklar, s›k›nt›lar, iflkenceler vb. e¤er insan› y›kam›yorsa güçlendirir, güçlü k›lar. E¤er çekti¤iniz ac›lar›n ne için oldu¤unun bilincindeyseniz, olaya farkl› bir gözle bakmaya bafll›yorsunuz. Öyle ki günlük yaflamdaki bir çok fleyin komikli¤ini fark ediyorsunuz(......) (sansürlenmifl) Mizah›n kayna¤›, bizim hakl›l›¤›m›z, karfl›m›zdakilerin haks›zl›¤›ndan geliyor. ‹flte bu, direnenin ne için direndi¤i bilinci ile birleflince gerçek bir güç ortaya ç›k›yor. Burada a盤a ç›kan, fiziksel güce karfl› hakl› olma bilincinin yaratt›¤› manevi güçtür. ‹flte bu güç ac›larla ve bu ac›lar› yaflatan “güçlerle” dalga geçmemizi sa¤l›yor. Zorlu¤u, ac›y› ‘ti’ye almaya bafll›yorsunuz. ‹flte o zaman ac›lar›n bir hükmü kalm›yor. Mizah, direnmenin bir arac› haline gelmeye bafll›yor. D›flar›dan “korkunç” geleni içerdeki, mizahla gülerek arfl›nl›yor, dalgas›n› geçiyor. Karfl›m›zdakiler, F tipleriyle halk›n gözünde “korku da¤lar›” yaratmaya çal›fl›yorlar, biz ise, o “korku da¤lar›”n› mizahla yerle bir ediyoruz…
vard›r: “Bilmemek de¤il ö¤renmemek ay›pt›r.” Biz de bir yerden bafllad›k. Öncelikle kolektif bir flekilde bu iflin yap›labilece¤ini gördük ve bir görev da¤›l›m›yla ifle bafllad›k. ‹steyince, kafa yorunca oluyor. Eksiklerimiz olmuyor mu, elbette oluyor. Zaten hiçbir zaman eksiksiz olacak demedik. Tam tersine eksiklerimiz olacak, zorlanaca¤›z da ama yapa yapa, emek harcaya harcaya üstesinden gelece¤iz dedik. Düflünün ki ilk ve ortaokuldaki resim derslerinde dahi resim yapmad›¤›n› söyleyen arkadafllar u¤rafla u¤rafla dergimizde çizer duruma geldi. Bunun elbette ki bir nedeni var. ‹nanan, karar veren ve bu karar› hayata geçirmek için emek harcayan insan›n elinden hiçbir fley kurtulmuyor. Kolektivizm konusu ise zaten yap›lacak hemen her iflte benimsedi¤imiz bir tarz, bireycili¤e karfl› koydu¤umuz bir alternatif. Do¤al olarak dergimiz de kolektif bir flekilde ç›k›yor. Yoldafllar›m›zla olan kolektif bir faaliyet olarak s›n›rlam›yoruz bunu. Mesela adli davadan tutuklu olan arkadafllar dahi öneri gönderebiliyorlar. Hatta önerinin de ötesinde karikatür çizmeye bafllayan ve çarp›c› örnekler ç›kartanlar bile var. ‹lkin zaman geçsin diye yöneliyorlar. Sonra da üretimin güzelli¤inden olsa gerek öneri üzerine öneri gönderiyorlar. Karikatür dergisinin yeni tutuklanan arkadafllar üzerinde de önemli etkisi oluyor. K›sa zamanda kolektif üretime dahil oluyorlar. Bunun da elbette olumlu sonuçlar› var. Birlikte üretmenin güzelli¤ini yaflaman›n yan›nda hapishanede de olsak hayata dair, yaflananlara dair söylenecek sözümüzü ifade edebiliyoruz.
Neden mizah diye sorduk. Mizah yapman›n da onlarca yolu varken siz neden karikatüre yöneldiniz? ZILGIT / Gebze M Tipi Kad›n Hapishanesi: Öncelikle karikatürün bir fleyleri anlatman›n güçlü, k›sa, net bir biçimi oldu¤unu düflünüyoruz. Karikatürle anlat›lan bir çok fley ak›lda kal›c› ve çarp›c› oluyor. Örne¤in bir gazeteyi aç›p bakt›¤›m›zda bizim de gözümüze ilk çarpan fleylerden biri de karikatürler oluyor. Bir de okuma al›flkanl›¤›n›n olmad›¤›, az oldu¤u kesimlere de hitap eden bir yöntem, karikatür. Maalesef bizim ülkemizde okuma al›flkanl›¤› çok az. Ve okuma al›flkanl›¤›n›n az oldu¤u kesimlere de ulafl›p düflüncelerimiz, gerçekleri anlatmal›y›z. ‹flte bunun yollar›ndan biridir karikatür. Her ifl gibi bu ifl de kolektif çal›flman›n bir ürünü olsa gerek. Kendinizi karikatür alan›nda nas›l gelifltirdiniz? Bir karikatür grubu mu var? Daha önce u¤raflm›fl m›yd›n›z karikatürle? KOÇO⁄LU SEFER‹ / Adana Kürkçüler 1 No’lu F Tipi Hapishanesi: Burada daha önceden karikatürle u¤raflan kimse yok, hatta üzülerek belirtmeliyim ki karikatür dergileri ile vb. içli d›fll› olan da olmam›fl. Ama bu yap›lmas› gereken ifllerimizin önünde engel de¤il. Bilmiyorsak ö¤reniriz de¤il mi? Hem halk›m›z›n çok güzel bir sözü
KASIM 2008 | TAVIR | 29
röportaj
Espri repertuar›n›z› nas›l oluflturuyorsunuz? ‹çerdeki yaflamdan m› yoksa d›fl dünyadan m› esinleniyorsunuz? D›flar›y› nas›l soluyorsunuz? KÖRO⁄LU / Bolu F tipi Hapishanesi: Hem içerden hem de d›flardan esinlenerek repertuar›m›z› oluflturuyoruz. Özellikle de d›fl dünyadan… Zira d›flar›dan kopuk yaflam›yoruz. Elimizdeki gazete, dergi, tv, radyo gibi araçlarla her an d›flar›y› takip ediyoruz. ‹nsana dair her fley karikatürümüzün-mizah›m›z›n konusu olabiliyor. Böylece çok genifl bir repertuar›m›z var olmufl oluyor. Alg›m›z devrimci alg›d›r, kayna¤›m›z ve esinlendi¤imiz olgu ise halk›m›z›n direnifl tarihidir. Yerine göre Köro¤lu’ndan, yerine göre Pir Sultan’dan, yerine göre Seyit R›za’dan, yerine göre Che ve Mahirler’den esinleniyoruz. Devrimci, demokratik, ulusal, s›n›fsal, yerel ve enternasyonel konular›n tümünü gündemimize tafl›yoruz. Yerine göre katledilen Filistinli çizer Handala’y›; yerine göre FHKC önderi George Habafl’›; yerine göre Irak’taki katliamlar› konu al›p enternasyonel dayan›flma gösteriyoruz. Ülkemizdeki Zeytinburnu-Davutpafla iflçi katliam›nda ölen iflçileri, tersane iflçilerini, sel felaketini, iflsizli¤i, yoksullu¤u, zulmü, katliamc›lar›… halk›m›zla ilgili devrimci, demokratik, ulusal, s›n›fsal, yerel tüm konular bizim repertuar›m›za dahildir. D›flar›y› flu flekilde soluyoruz;her gün okudu¤umuz gazetelerden, dergilerden çarp›c› konular›, yaz›lar›-çizileri-karikatürleri not al›yor ya da kesiyoruz. Tv haberlerini izlerken elimizde kalem an›nda politik gündemi resmetme¤e çal›fl›yoruz ya da konu olarak not al›yoruz. Elimizdeki tüm ham ve ifllenmemifl malzemeleri bir araya getirip politize ediyoruz. Bafl afla¤› duranlar›n ayaklar›n›n üzerine oturtuyoruz ve Devrimci bir perspektifle politik süzgeçten geçirip politik biçim verip, sonra da onu ka¤›da geçiriyoruz. ‹flte yapt›¤›m›z karikatürler böyle olufluyor. Yüre¤imiz halk›m›zla, tersane iflçileriyle, yoksullarla, yollarda hayat›n› kaybeden mevsimlik iflçilerle, Kevserlerle, Ferhatlarla, Davutpafla’da iflçi katliam›nda ölen iflçilerle, FHKC önderiyle, katledilen Filistinli çizer Handala ile, Küba ile, dünyan›n ezilen tüm halklar›yla birlikte at›yor. Yani malzeme, konu s›k›nt›m›z yok… Günceli yakalama sorununuz oluyor mu? NÜKTE / Uflak E Tipi Hapishane: Günceli yakalama sorunumuz oluyor tabi. ‹ki nedenden ötürü… Birincisi çizimlerimizin denetimden geçip baflkalar›yla buluflmas› zaman al›yor. ‹kincisi TV’de gördü¤ümüz, bas›nda okudu¤umuz halk›n yaflam›nda ayn› a¤›rl›¤›yla var m›, bunu bilemiyoruz. Sonuçta tekellerin medyas›n›n gündemiyle halk›n gündemi büyük bir uçurum olabiliyor. Bu sorunlar› aflabildi¤imiz oranda günceli yakalayabiliyoruz. Bildi¤imiz kadar›yla F tipinde 2 sene hiçbir ürünü d›flar› ç›karma flans›n›z olmad›. Karikatür ifline bafllarken ürünlerinizi d›flar›ya ç›karmay› düflünüyor muydunuz? KOÇO⁄LU SEFER‹ / Adana Kürkçüler 1 No’lu F Tipi Hapishanesi:
30 | TAVIR | KASIM 2008
Zaten 2007 Aral›k ay›ndan beri böyle bir dergi çal›flmam›z var ve ayl›k düzenli olarak ç›kart›yoruz. Daha biz dergi ç›kartmadan önce di¤er hapishanelerin dergileri ç›k›yordu ve d›flar›yla da paylafl›yorlard›. Bizim dergi ç›kar›rken en temel düflüncemiz tecrite Kürkçüler cephesinden de darbeler vurmak ve üretmenin güzelli¤ini yaflamakt›. Tabi bunun paylaflt›kça güzelleflece¤ini biliyorduk. Bu nedenle elbette d›flar›yla paylafl›lmas› gerekti¤ini düflündük ama bir tak›m gerekçelerle bunun engellenmeye çal›fl›ld›¤›n› gördük. Ç›kartt›¤›m›z 7 say›m›zdan sadece 3’ü d›flar›ya ulaflabildi. ‹tirazlar›m›zla da bir sonuç alamad›k. Ne kadar engellenmeye çal›fl›lsa da biz dergimizi ç›kartmaya ve d›flar›yla paylaflmaya devam edece¤iz. F tiplerinde hücreler aras› dolafl›m yasak. Bu sorunu nas›l afl›yorsunuz? KÖRO⁄LU / Bolu F Tipi Hapishanesi: F tiplerinde en bafl›ndan beridir hücreler aras› dolafl›m yasak. Ancak yine en bafl›ndan beridir tüm tutsak kitlesi birbirleriyle iletiflim kurma yol ve yöntemlerini buldu. Bu konuda en iyi araç gazeteleri ›slatarak, rulo haline getirerek yapt›¤›m›z “top”lar oldu. Ve karikatürlerimizle ilgili bilgi al›fl veriflimizi, paylafl›mlar›m›z› da bu flekilde yap›yoruz. Ve böylelikle kolektif ürünler ortaya ç›karabiliyoruz. Günümüz mizah dergilerini –Penguen, Leman vs- takip edebiliyor musunuz? Çokça okunan bu dergileri nas›l de¤erlendiriyorsunuz? K›r›klar 1 Nolu F Tipi Hapishanesi : Günümüz mizah dergilerini düzenli olmamakla beraber takip etmeye çal›fl›yoruz. Takip etmemizin nedeni de çizim tekniklerinden yararlanmak, e¤itimimizde kullanmak içindir. Biz bu dergilerin istisna çizerleri ve çizimleri d›fl›nda muhalefete ve mizaha zarar verdiklerini düflünüyoruz... Ço¤u çizer “mizah muhaliftir” diyor ama düzen kültürünün yay›lmas›na hizmet ediyorlar. Muhalefet etmenin en genel haliyle ilkeleri vard›r. Düzeni ya da düzenin bir kurumunu teflhir etmek, halk›n, hakl›n›n sesi olmak muhalefet etmenin en genel tan›m›d›r. Bu dergilerde bir bütün olarak böyle bir durum yok. Muhalif mizah konusunda ciddi bir boflluk oldu¤unu düflünüyoruz. Bu bofllu¤u da ancak devrimci demokrat sanatç›lar dolduracakt›r. O dergilerle bir ba¤ kurmay› denediniz mi? Neden? ZILGIT / Gebze M Tipi Kad›n Hapishanesi: Bugüne kadar denemedik. Ancak bu asla iletiflime geçmeyece¤imiz anlam›na gelmiyor. Ki bir dönem bunu düflündük. Ama sonradan vazgeçtik. Biz as›l teknik destek almak için iletiflime geçmeyi düflünüyorduk. Ancak öncelikli olarak di¤er hapishanelerdeki karikatürist yoldafllar›m›zdan destek almay› daha do¤ru bulduk. Geçenlerde çizim konusundaki eksikliklerimizi anlatan bir mektup gönderdik onlara. Henüz bir cevap alamad›k. E¤er mektplaflmay› oturtabilirsek çizim kursu almay› düflünüyoruz onlardan. Eh araya mektup cezalar›, engellemelerin de girdi¤ini düflünürsek 1 senede 4-5 çal›flma yapabilirsek ne mutlu! J
makale
aptal gülmece filmleri... ahmet yapar
Türk sinemas› geçirdi¤i dönemsel evrelerden sonra, s›f›rdan bafllayarak kendini yenileme sürecine girmifltir. Fakat bu öyle bir süreçtir ki tam anlam›yla seyircilerin duygular›n› sömüren, sorgulamadan ve sinemasal anlat›mdan uzak, senaryo anlam›nda hiçbir dramatik estetik benimsemeden tamamiyle rant amac› gütmektedir. 60’l› y›llarda sosyal ve kültürel anlamda yeniliklerle u¤raflan, gününü kültürel ve sosyal anlamda de¤erlendiren toplum, yavafl yavafl 70’li y›llara gelindi¤inde flartlar ve iktidarlar›n uygulamalar›yla gündelik yaflama, gününü kültürel ve sosyal anlamda doldurmak yerine, geçim s›k›nt›s›yla u¤raflarak an› yaflamaya yönelmifl, yar›na flükür etmeye bafllam›fl ve böylelikle insanlar› farkl› aray›fllar içine itmifltir. Gündelik yaflam flartlar› sinemaya darbe vurdu¤u zaman yeni furyalar ortaya ç›km›flt›r. Bakt›¤›n›z zaman 70’li y›llar›n getirdi¤i politik flartlar sosyal yaflam› tam anlam›yla çöküfle itmifltir. 60’l› y›llar›n politik, sosyal, kültürel havas› yerini askeri darbeden sonra bir karamsarl›¤a, korkuya, endifleye b›rakm›fl, sanatsal faaliyetler durma noktas›na gelmifltir. Televizyonun yayg›n hale dönüflmesi de film flirketlerini iflasa sürüklemifltir. Böyle olunca seyirciyi çekmek isteyen yap›m flirketleri, yap›mc›lar farkl› alanlara yönelmifltir. Sinema sanat› da bu anlamda farkl› aray›fllar içinde kalm›flt›r. 70’li y›llarda seks filmleri furyas› bafllam›fl, insanlar›n cinsel duygular›n› sömürmüfltür. Bu furya yaln›z bununla da kalmay›p fliddet ve erotizmi iç içe geçirip ifllemeye bafllam›flt›r.
Yine 80’li y›llar›n tarihe kanla yaz›lan süreci de beraberinde sinemada sansür, otosansür olgular›n› yaratm›flt›r. Bu olgulara yakalanmak istemeyen ve destek alamayan flirketler yeniden baflka aray›fllara yönelmifl ve flark›c› – türkücü filmleri çekmifllerdir. Dönemin popüler isimlerinin hayat hikâyelerinin konu al›nd›¤›, flöhret yollar›n›n gösterildi¤i, seyircilerin duygular›n› sömüren filmler çekilmeye bafllanm›flt›r.
Dünyay› Kurtaran Adam›n O¤lu Kelo¤lan Kara Prense Karfl› Nefleli Gençlik… Bu içi bofl filmlere onca para neden harcan›r? Hiç tutulmad›¤› halde bu tür filmler neden devaml› çekilir?
Son dönem çekilen filmlere bakt›¤›m›z zaman bu tart›flman›n ne denli vahim sonuçlarla ortaya ç›kt›¤›n› görüyoruz. Son dönem çekilmifl bafll›ca komedi filmlerinin k›saca isimlerine bir bakal›m;
‹lk neden fludur; toplumun e¤itim – kültür seviyesi bu duruma elverifllidir. ‹kincisi; tamamiyle iktidarlar›n oluflturdu¤u içi bofl sanat anlay›fl›; toplumun, gençlerin zihnini uyuflturmakta, sorgulamaya uzak b›rakmakta, düflünmeye yöneltmemekte, apolitize etmektedir. Roma ‹mpartorlu¤u’nda yönetim, kötü giden politikalar›n› ört bas etmek için gladyatör savafllar› düzenler, tiyatrolarda Antik Yunan kültürünün d›fllad›¤› içi bofl komedi oyunlar›yla halk› susturur, yönetime karfl› ayaklanmalar› bu yolla bast›rmaya çal›fl›rd›. Bakt›¤›m›z zaman günümüz flartlar›na ayn› mant›¤› aç›kça görebiliyoruz. Hal böyle olunca, bu tür filmlerin az›msanmayacak ölçüde gifle baflar›s› elde etmesi de normal karfl›lanmaktad›r. Çünkü bilinçli bir flekilde yap›m flirketleri, yap›mc›lar, iktidar›n uyuflturma ve susturma politikas›n› meflrulaflt›rmaktad›r.
Recep ‹vedik Plajda Ç›lg›n Dershane Hababam S›n›f› Maskeli Befller Gora Avanak Kuzenler Ajan K – 9 Amerikal›lar Karadenizde
Alan memnun, satan memnun görünse de ört bas edilen bir tak›m gerçekler vard›r. Türk sinemas› kendini yeniden toparlamaya çal›flmakta, yenilenme çal›flmas› içine girmifltir. Yaz›n›n bafl›nda da belirtti¤im gibi bu öyle bir süreçtir ki tam anlam›yla seyircilerin duygular›n› sömüren, sorgulamadan ve sinemasal anlat›mdan uzak, senaryo anlam›nda hiçbir dramatik estetik benimsemeden
Bu süreçler gözönüne al›nd›¤›nda, süreci belirleyen toplumsal faktörler oldu¤undan dolay› tart›flman›n ( ya da yaz›n›n) konusu ister istemez devlet – sanat kavramlar› üzerine kay›yor. Baz› kimselerce bu durum seyircinin beklentileri ile ilgili, baz› kimseler de bu durumu haz›rlayan sürecin, seyircinin e¤itim durumu – kültür seviyesi ile ilgili oldu¤unu söylüyor.
KASIM 2008 | TAVIR | 31
makale
çok neye güldürdü¤ün önemli” denildi¤i anda estetikten uzaklaflma bafllar. Son dönem Komedi, yap›s› bak›m›ndan salt e¤lenceye çekilen komedi filmlerinin hemen hemen dönük oldu¤u zaman içi bofl bir anlat›mdan hepsinde ayn› mant›kla karfl› karfl›yay›z. Öröteye gitmez. Sadece anl›k duygular› tatmin ne¤in; Recep ‹vedik… eder, izleyicinin gündelik yaflam›n›n sadece bir bölümünü doldurmakla, günü geçifltir- Recep ‹vedik, saf ve kaba bir karakterdir. mekle yetinmesini sa¤lar. Oysaki komedinin Gündelik yaflama özgü motiflerle oluflturulas›l amac›, e¤lendirirken düflündürmek, se- mufl bir kifliliktir. Bir gün yolda bir cüzdan buyircinin kendi haline, toplumun kendi haline lur, cüzdan› sahibine vermek için koflar ama gülmesinden öte, olan biten çarp›kl›¤a karfl› adam› yakalayamaz. Tesadüf bu ya! Cüzdan›n sahibini bir gün televizyonda görür ve yeni bir muhalefet anlay›fl› gelifltirmektir. cüzdan› vermek için yola koyulur, film baflSon dönem çekilen komedi filmlerinde böyle lar… Yolda karfl›laflt›¤› ilginçlikler silsilesi onu bir durum aramak bir yana, sinema esteti¤i bir flekilde adam›n yan›na götürür ve film buaç›s›ndan yere basan öykülerle karfl› karfl›ya rada kopar. kalam›yoruz, filmlerin sözünü bile bulam›yoruz ve böylelikle karfl›m›zda koskoca “Eee… Dedim ya tesadüfler silsilesi Recep ‹vedik’in Neydi bu flimdi?” sorusu kal›yor. Filmlerin peflini b›rakmaz, e¤er b›rak›rsa film biter. öyküsünde insana dair bir fleyler ar›yoruz Çünkü hâlâ dramatik anlamda olmas› gereama karfl›m›zda gündelik yaflam›n diliyle ken bir olay yok! Recep, “cüzdan sahibi oluflturulmufl öyküsü olmayan, görüntüler adam”›n otelinde çocukluk aflk› Sibel’i görür y›¤›n› buluyoruz. Kald› ki komedinin kendine ve onu tavlamaya çal›fl›r, tavlamaya çal›fl›rhas bir esteti¤i vard›r, itiraf etmek gerekir ki ken Recep’in komedi serüveni devam eder… bu esteti¤in oluflmas› belli bir dünya görüflü- Film Recep’in tatilinin bitip evine dönmesiyle ne sahip olmakla oluflur. “Ne anlatt›¤›ndan biter… Dar›s› ikinci Recep ‹vedik filminin bafl›tamamiyle rant amac› gütmektedir.
32 | TAVIR | KASIM 2008
na deyip final ucu aç›k b›rak›l›r çünkü ayn› filmin ikincisi çekilecektir… Görüldü¤ü gibi dramatik anlat›m›n oluflmas› için gereken olay dizisi hâlâ yok ortada! Neden? Çünkü sa¤lam bir öykü yok… Tüm dert “ne anlatt›¤›ndan çok neye güldürdü¤ün” mant›¤›yla iliflkilendirilmifltir. Recep ‹vedik filminde de anlat›lan salt bir öykü yok, sadece Recep ‹vedik’ in karfl›laflt›¤› fleyler seyirciye komik geliyor. Maalesef bu da hiçbir fleye yaram›yor ve güldürmüyor! Saçmalamaktan öteye de gitmiyor… Recep ‹vedik örne¤ini vermemin nedeni Türk sinemas›nda en çok gifle yapan film olmas›! Vizyona girdi¤i ilk üç günde 791 bin 536 kifli taraf›ndan izlenen bu filmin toplam seyircisi ise 4 milyonu buluyor. Görüldü¤ü gibi sineman›n her dönem yenilenme sürecine girmesi ard›ndan yeni sorunsallar› do¤urmaktad›r. Bu sorunsal, Türk sinemas›n›n Amerikan sinemas›na heveslenmesi ve alt yap› olmadan sektör durumuna gelmesinden kaynaklan›yor. Bu da tekelcilikten baflka bir fley de¤il zaten! J
inceleme
kara fatma’ya dair kadir flenda¤
"...Nas›l severim bir bilsen. Köro¤lu'yu Karay›lan›, Meçhul askeri..." (Ahmet Arif)
Kara Fatma'y› gördüm yine. Olanca güzelli¤iyle hem de. Zaten de¤iflik vesilelerle hep görüyorum onu. Mesela, düflman komutan› Trikopis'in önünde nas›l duruyorsa, ayn› cüretle dikiliyor hala iflgale u¤rayan zaman›n ortas›nda. Bafltan aya¤a Anadolu olan endam›yla, boyun e¤mezli¤in güzelli¤ini tafl›yor yine hayata. Elbette,"Yi¤it Kad›n" anlam›nda deyimleflen "Kara Fatma" lakapl› birden çok kad›n kahraman oldu¤u malumdur. Burada an›lacak olan ise,"Fatma Seher"(1888–1955) isimli Kara Fatma’d›r. Ve flimdi sana anlataca¤›m macera, Kurtulufl Savafl›’m›z›n bu aziz kahramanlar›na sayg›, sevgi ve bin selam manas›ndad›r... Sars›c› Geliflmeler... Kara Fatma, Balkan Savafl› s›ras›nda efliyle birlikte Edirne’dedir. Osmanl› ordusunda subay olan kocas›n›n zevcesi, çocuklar›n›n annesi olarak, dönemin tipik ev kad›n›d›r. Ne var ki, kanl› geliflmelerle ilerleyen zaman oldukça sars›c›d›r. Ve bir süre sonra, I. Emperyalist Paylafl›m Savafl› bafllar... "...Kara Fatma’n›n, Trabzon’da yay›mlanan ‹stikbal gazetesine anlatt›klar›na göre, Vanl› olan kocas› Binbafl› Ezdeflin Bey Kafkasya Cephesi'nde savafla giderken, kendisi çocuklar›yla birlikte Edirne'de kalm›flt›. Efli Sar›kam›fl’ta... flehit düflmüfltür. Mondros Mütarekesi'nden sonra(30 Ekim 1919) ‹stanbul'a, oradan Konya, Diyarbekir yoluyla Van'a, babas› afliret reislerinden Yusuf Abdal A¤a ile annesi Ayfle Han›m'›n yan›na girmifltir..."(syf:26)
Kara Fatma'n›n Do¤uflu... Fatma Seher, ailesinin yan›na dönmüfltür dönmesine ama. Sürgit orada kalmayacakt›r. Ailesinin evinde oturup yün e¤irmeyecektir. Çünkü vatan iflgal edilmifltir. Ve zaman, emperyalist iflgale direnmenin vaktidir. Fatma’da direniflin gere¤ini yapmak için yollara düfler. Örgütlü güçlere kat›lmak için Sivas'a gelir. O s›rada otuzlu yafllar›nda bir annedir. Ve art›k, bir kurtulufl savaflç›s› olarak "Kara Fatma" denecektir ad›na... ‹llegal Faaliyet... Kara Fatma'n›n ilk görev yeri, iflgal alt›ndaki ‹stanbul-‹zmit çevresi olur. Bu nedenle ‹stanbul'a gelir. Yan›nda dokuz yafl›ndaki k›z› ve kardefli de vard›r. Ald›¤› talimat gere¤i, Topkap›l› Pire Memed ve Laz Tahsin'le buluflur. Bu kiflilerle beraber, illegalite koflullar›nda on befl kiflilik çete olufltururlar. Ve faaliyet yürütecekleri ‹zmit civar›na geçerler: "...Hepsi köylü k›yafetine girerek, Haydarpafla’da trene binip ‹zmit'te inmifller, kendilerinin Erzurum muhaciri olduklar›n›, ifl bulmak için geldiklerini söyleyerek, gizlice propagandalarla say›lar›n› artt›rma¤a çal›flm›fllard›r..."(syf: 28) Bedeli Onur Eylemek... ‹flleri zordur. Zira bu bölgede iflgalciler, iflbirlikçiler ve gericiler hayli aktiftir. Buna ra¤men, Kara Fatma ve çetesi mücadeleden geri durmaz. Çünkü koflullardan daha karad›r direniflçilerin gözleri. Ve halk içindeki faaliyetlerine devam ederler. Her fleyi özgüvenle ve halka dayanarak yaratmak zorundayd›lar. Öyle de yapt›lar. Elbette, bedellerini onur bilerek...
KASIM 2008 | TAVIR | 33
inceleme
"O günlerde y›rt›k-p›rt›k bir köylü kad›n pazara öteberi getirip sat›yor, akflam olunca flehirden a¤›r sand›klar alarak esrarengiz bir suretle çekip gidiyordu. Bu kad›n iki defa gelip gitmifl, dönerken alt›flar sand›k götürmüfltü. Üçüncüde bu flüpheli kad›n› yakalad›lar. Sand›klar cephane sand›¤› idi. Onlar› Sultani Mektebi'nde Ali Efendi'den al›yordu. Kendisini askeri ko¤ufllardan birine att›lar ve on dokuz gün zarf›nda tamam›yla dermans›z, hasta ve periflan olan bu bedbaht kad›n, Kara Fatma Çetesi'nin bizzat Reise'si idi..."(syf:29)
dan medet umarken, Kara Fatmalar ba¤›ms›zl›k için savafl›rlar. Ve savaflt›kça, kendi güçlerinin daha bir fark›na var›rlar. Çareyi emperyalistlere kul olmakta arayanlar ise, bu yaklafl›mlar›n›n kaç›n›lmaz sonucu olarak daha bir iflbirlikçi olmufllard›r... Anadolu halk›n›n emperyalizme karfl› sürdürdü¤ü ba¤›ms›zl›k savafl›na, Sovyetler Birli¤i'nin destek verdi¤i malumdur. Oysa o y›llarda kendileri de çeflitli zorluklar içindedirler, dahas› ülkelerinde iç savafl sürmektedir. Buna ra¤men, enternasyonal dayan›flman›n gere¤ini yapmaktan da geri durmam›fllard›r. Bu çerçevede Ankara'da Sovyetler Birli¤i elçili¤i aç›l›r. Dönemin Sovyet elçisi Aralov ile görüflenler aras›nda Kara Fatma da vard›r. Ki sömürüye son verilmesi anlam›na gelen sosyalizme sempati duymas› Fatma'n›n emekçi tabiat›na uygun olan›d›r. Ve Aralov, "Bir Sovyet Diplomat›'n›n Türkiye Hat›ralar›" isimli kitab›nda izlenimlerini anlat›r:
Analar Savafl›rsa... Kara Fatma, bir annedir. Ve bir anne olarak, çoluk çocu¤uyla beraber ileri at›lm›flt›r. Öyle ki, Kocaeli civar›ndaki bir çarp›flmada on üç yafl›ndaki k›z› da yaralan›r. Bilinir ki, en büyük anad›r vatan. Ve o iflgalden kurtulmad›kça, haysiyetli bir hayat mümkün olmaz. ‹flte bu bilinçle ana-k›z savafl›r Anadolu'nun vatansever kad›nlar›. Ki emperyalist zinciri parçalaman›n baflkaca yolu yoktur. Esas "... Bir kaç sefer elçili¤imize savaflç› kad›nlarolan flu ki,herkes elinden geleni yapt›kça k›- dan Fatma Çavufl da geldi. Fatma Çavufl, bir çetenin bafl›nda bulunuyordu. Yunanl›larla r›lmaya bafllar o emperyalist zincir... ve asilerle dö¤üflmüfltü. Fatma Çavufl k›sa Kara Fatma, ‹zmit’in iflgalden kurtar›ld›¤› boylu, zay›f, enerjik yüzlü, kara gözlü, yafll›Haziran 1921'e kadar, o çevrede bir tür ge- ca bir kad›nd›. Bir defas›nda, yine bir çeteci rilla mücadelesi sürdürür. Bu süreçte, Birin- olan ve annesiyle birlikte savafllara kat›lan ci ve ‹kinci ‹nönü Savafllar›’na da kat›l›r. Çe- o¤lu ile elçili¤e geldi. Fatma’n›n s›rt›nda sitesindeki kad›n savaflç›lardan baz›lar›n› bu yah bir ceket, alt›nda çizgili bir eteklik, ayasavafllarda kalbine gömer: "...on sekiz kad›n› ¤›nda çizme vard›. Belindeki genifl kufla¤›nda k›smen flehid, k›smen mecruh(-yaral›) da tüfeng mermileri, kama, omuzunda da olarak ‹nönü'de b›rakt›m; kendim de yara- kay›fl görünüyordu. Bafl›n› bir yemeni ile sarm›flt›. Fatma Çavufl Sovyetler Birli¤i'ne olan land›m..."(syf: 29) sempatisini belirtmek, bizim askerlik iflleriSavaflt›r bu, durmak yoktur. Her zaman ya- miz ve Rus kad›nlar›n›n iç savafla kat›lmalar› p›lacak onca ifl, s›k›lacak nice kurflun vard›r. konusu üzerine bilgi almak için gelmiflKara Fatma da görevinin bafl›nda, eylemin ti..."(syf: 33) içindedir. ‹flte o günlerde Kara Fatma'yla görüflen bir gazeteci, onu flöyle tasvir eder: "... "Sen Kara Fatma?" Fatma Seher Han›m belindeki fifleklikleriyle, "Ya istiklal Ya Ölüm" diyenlerden olan Kara aya¤›ndaki çizmeleriyle, elindeki kamç›s›yla Fatma, zafer yolunda yürümeye devam eder. Ki "Baflkomutanl›k Meydan Muharebetam bir ‹stiklal Harbi ak›nc›s›..."(syf: 32) si" ad› verilen 26–30 A¤ustos 1922 tarihli Afyon Savafl›'n›n da içinde yer al›r. Ama ne Halk Ayd›n› Vatan›n ba¤›ms›zl›¤› için silah elde savaflan yaz›k ki, savafl›n bir yerinde tutsak düfler. gözü kara bir kad›n›n tarifidir bu. Ve dahas› Gerisini kendisinden dinleriz: o kad›n, kelimenin gerçek anlam›yla bir halk ayd›n›d›r. Osmanl› medreselerinde mürek- "... Alt›mdaki, Ceylan ismindeki, güzel talim kep yalad›¤› için de¤il, gerçe¤i gördü¤ü ve ettirilmifl çok ak›ll› bir hayvand›; adeta bir saf›n› halktan yana seçti¤i için böyledir. Ki piyade neferi gibi düflman mevzisine sokulnice Osmanl› ayd›n› Amerikan mandas›n- makta fevkalade mahirdi. Afyon civar›ndaki
34 | TAVIR | KASIM 2008
Sürmeli Köyü'nde bulunan düflmana müfrezemle taarruz esnas›nda, hayvan›mla düflman›n mevzisine sokulmak icap etti. Bu esnada düflman taraf›ndan bir kement at›larak yakalanm›flt›m ve hayvan da flahlanarak bizim tarafa firar etmeye muvaffak oldu; ben de bu surette düflmana esir olmufltum..."(syf: 34) O an vurulup ölmek nas›l bir savafl gerçe¤i ise, tutsak düflmek de savafl›n bir baflka gerçekli¤idir. Ve savaflç›, karfl›s›na ç›kacak ihtimallere haz›rd›r. Haz›r olmak, u¤runa yola ç›kt›¤› hedefe adanm›fl olmakt›r. Ve flimdi tutsakt›r Kara Fatma. Düflman›n elindedir ve bafl›na bin bir türlü fley gelebilir. Ama bir kurtulufl savaflç›s›na yak›flan, bafl›na gelebilecekler karfl›s›nda bafl e¤memesidir. Kara Fatma da öyle yapar... "... Beni yakalad›klar› zaman gözlerim ba¤lanarak, kendi mevzilerinin iki saat gerisinde bir yere götürülmüfltüm ve burada gözlerimdeki mendil çözüldü... Baflkumandanlar› olan Tirikopis'in yan›na götürdüler ve beni görünce son derece hayretle bana bak›yordu ve "Sen Kara Fatma?" diye üç defa hayretle ismimi tekrarlad› ve biraz sonra, hayret etti¤inin sebebini son sualinden anlad›m. Me¤er bunlar, Kara Fatma’y› devasa bir fley tahayyül ediyorlarm›fl ve ben de bunlara cevaben, ‘Anadolu'daki Kara Fatmalar›n en kuvvetlisi benim’ demifltim ve bilahare beni bir yere kapad›lar..."(syf: 35) Anadolu'nun K›z›... ‹flgalcilerin bu ufak tefek Anadolu kad›n›n›n, nam› yürüyen o "Kara Fatma" oldu¤una inanmamas› do¤ald›r. Çünkü halk›n gücünü hor görmenin e¤itimiyle yetifltirilmifllerdir. Dolay›s›yla, karfl›lar›nda bir "süper kahraman" de¤il de, halktan bir kad›n bulunca hayret etmeleri gayet anlafl›l›r. Öyle ya, o iflgalci mösyöler için kad›n demek, ya süs bebe¤i ya kuluçka makinesi ya da mutfak kölesinden ibaret bir mahlukatt›r. Ve fakat karfl›lar›nda gözlerini kaç›rmadan konuflan bu Anadolu k›z›, onlar›n bildi¤i kad›nlardan de¤ildir. Cüssesi küçük ama yüre¤i büyüktür. Ve öyle yücedir ki o kad›n›n onuru, ne denli alçakl›k yapsalar da teslim alamazlar. Dahas›, buldu¤u ilk f›rsatta kaçar bizim k›z...
inceleme
Nefret... Esaretine son veren Kara Fatma, "Bunca fley yaflad›m, yoruldum, bir köfleye çekileyim" demez. Bilir ki, vatan esaretten kurtar›lmad›kça kimse özgür olamaz. Ve özgürlük, emperyalist iflgale karfl› silah elde dövüflerek kazan›l›r. Bu bilinçle yeniden cepheye koflar Kara Fatma: "... mülevves (-kirli) ayaklar›yla topraklar›m›z› çi¤neyen bu düflmanlara teskin olunmaz bir kin ve nefret duymufltum. Müfrezemi tekrar teflkil ettim ve Bursa Cephesi’nde harbe girdim..."(syf: 35) Y›llar sonra "Kinsiz bir halk, kaba bir düflman› yenemez" diyen Che hakl›d›r elbette. Zaferin temel flartlar›ndan birisidir bu. Ve Kara Fatmalar›n emperyalist iflgalcilere karfl› duydu¤u nefret, dindirilemez düzeydedir. Bu nefretin baki nedeni hakk›nda Kara Fatma'n›n söyledikleri, zamana ›fl›k tutar. "... Bana ve vatandafllar›ma yapt›klar› zulüm, eza ve cefadan dolay›... teskin olunmaz bir kin ve nefret duymufltum.” Zafere Dair... Emperyalizme karfl› iflte o kin ile ba¤›ms›zl›k aflk› ve vatan sevgisiyle savafl›r Kara Fatma’lar. Silah elde vurufllar hiç durmadan. Ve bir gün, u¤runa ölümlere gidip geldikleri zaferi gamzesinden öperler. Zafer sonras› yap›lacak çok fley vard›r. Ve fakat bundan sonras› için Che'nin flu sözlerinde vurgulad›¤› gerçeklik belirleyici olur: "...Ulusal egemenlik her fleyden önce bir ülkenin iç ifllerine kimseyi kar›flt›rmama hakk›, bir halk›n kendisine en uygun hükümet biçimini ve hayat tarz›n› seçme hakk›d›r. Fakat tüm bu politik egemenlik,ulusal egemenlik ilkesi ekonomik ba¤›ms›zl›kla birlikte ele al›nmazlarsa bofl laflar olmaktan ileri gidemezler." Kad›n-Erkek Eflitli¤i... Evet, yapacak çok fley vard›r. Kara Fatma da dönemin toplumsal infla faaliyetinin isimsiz neferlerinden biridir. Ki o günlerde kad›nerkek eflitli¤ine dair verdi¤i cevap, bugünü de ayd›nlatmaktad›r. "... Bundan sonra erkek, kad›n hep beraber çal›flaca¤›z. Kad›n peçesiz ve yüzü aç›k gezmekle iffetini kaybetmez. Zaten memleket bizden o kadar çok hizmet istiyor ki... Bunlar aras›nda peçe ve çarflaf› düflünecek halde de¤iliz..."
"...Kad›n neden erkek kadar çal›flmas›n! Bugün Anadolu'da bir ailede iki erkek varsa, yan› bafl›nda on da kad›n vard›r; bunun için kad›n, erkek hep beraber çal›flacakt›r..." "...‹flte ben ne okumak ne yazmak bilirim. fiimdi tahsilim olsa zarar m› ederdim? Çocuklar›m›z mutlak okumal›d›r. Ben çok iyi biliyorum ki, bugün Anadolu'da erkek ve k›z bütün çocuklar okuyacak olursa Anadolu'nun hali de¤iflecek... ‹flte bu maksatla, küçük k›z›m› okutmak için flimdiden çal›fl›yorum..."(syf: 36) Haramiler Ve Vatanseverler... Çal›fl›r Kara Fatma; bir emekçi olarak çal›fl›r hem de. Savafl zengini malum haramiler, tekellerin yerli temsilcilerine dönüflürken, bu kez ekmek kavgas›n›n neferidir Kara Fatma. Dahas› geçim darl›¤› çekmesine ra¤men, savafl s›ras›ndaki yararl›l›klar› için kendisine teklif edilen maafl› da K›z›lay'a ba¤›fllar: "... Esasen bütün emel ve arzum yapm›fl oldu¤um hizmetten hiçbir menfaat beklemiyordum. Bu itibarla taltif edilmifl oldu¤um rütbenin mukabilinde verilecek maafl›m› K›z›lay'a terk etmekle son vazifemi yapt›m..."(syf: 37) Kara Fatma'n›n gösterdi¤i bu tav›r, yüksek bir ahlak›n sonucudur. Vatanseverlerin ahlak›d›r bu. Ve bugüne tutulmufl bir aynad›r. K›z›lay'›n bile içini hortumlayanlar›n, özellefltirmeler için "Babalar gibi satar›z" diyenlerin, ülkemizi IMF’ye mahkum edenlerin ve halk›n eme¤inin sonucu olan kamu gelirleriyle sülalesini ihya edenlerin yüzsüzlü¤üne tutulmufl tarihsel bir aynad›r hem de... Kara Fatma'n›n 1923–1944 y›llar› aras›nda geçen hayat›na dair, araflt›rmac›lar bilgiye ulaflam›yorlar. Gazetelerde ad› geçmiyor, kendisiyle röportaj yap›lmaz oluyor. Adeta bir unutulufla terk ediliyor. Deyim yerindeyse, art›k devir de¤ifliyor. Ve bu yeni dönemde Kara Fatmalara yer kalm›yor. Çünkü "Türkiye' yi küçük Amerika yapaca¤›z" diyenlerin an be an palazland›¤› bir süreçtir bu. ‹flte bu gidiflat içinde Kara Fatma'n›n hayat› da, ülkenin kaderine benzer biçimde her geçen gün zorlafl›r. Öyle ya, halk ve vatan evvel ahil bir bütündür zaten..
1944 y›l›na gelindi¤inde Kara Fatma'n›n an›lar› yay›nlan›r. Ama ne için? Sorunun cevab›n› yine Kara Fatma verir. Ki bu bir yard›m 盤l›¤›d›r. O yi¤it ve fedakar kad›n›n aradan geçen y›llar içinde getirildi¤i yer oldukça ac›d›r. Maruz kald›¤› duyars›zl›k ve reva görülen yoksulluk halk›n genel tablosunun özetidir asl›nda: "... Yurttafllar›m›n bana gösterece¤i yüksek alaka ve hamiyetlerine güvenerek pek muzdarip olarak yaflamakta oldu¤um gayr-i kabil-i tahammül bu ac› günlerime nihayet verme emeliyle ve bir hat›ram› neflretmek mecburiyetinde kald›¤›m› teessürle arz ederim..."(syf:37) Kurtulufl Savafl›'n›n o muzaffer savaflç›s›, en sonunda aciz bir duruma düflürülmüfltür. Bu "baflar›" ülkemizi IMF’ye teslim edenlerindir. Ki Kara Fatma, tekmil Anadolu halk›n›n sembolüdür asl›nda. Ba¤›ms›zl›k için ölümüne savaflm›fl ama dün denize döktü¤ü emperyalist güçlerin "yeni" tahakkümüne mahkum edilmifltir: "... Kara Fatma, 1954 bafllar›nda bakacak kimsesi bulunmad›¤›ndan, yafl› epey ilerledi¤i için çal›flamad›¤›ndan ‹stanbul'da bir kulübede, yard›ma çok muhtaç halde yaflamakta idi..."(syf:37) Kara Fatma'n›n bu hazin durumu, ülkemizin getirildi¤i noktan›n özeti say›l›r. Elbette, Amerika'ya "en büyük dost", "stratejik müttefik" diyenlerin umurlar›nda bile olmaz emekçi Fatmalar. Emperyalistlerin kanl› sömürüsünden beslenenler için, Kara Fatmalar›n an›s› bile fuzuli olmufltur art›k. "... ‹stiklal Harbi'nde silah kullanan canlabaflla çal›flan mücahit kad›nlar›m›z›n önde gelenlerinden olan, hayat›n›n son y›llar› dayan›lmaz maddi s›k›nt›lar içerisinde geçen Kara Fatma, kendisine vatani hizmet tertibinden 17 fiubat 1954'te ayl›k ba¤lanmas›n›n ertesi y›l›nda, 1955'te Erzurum'da vefat etmifltir..."(syf:39) An›s› önünde sayg›yla e¤ilir, Kara Fatmalar›n ba¤›ms›zl›k emzirdi¤i Sabo'nun k›zlar›na da selam ederiz. Bin selam olsun gözü kara, avucu k›nal› Fatmalara... KAYNAK: ‹stiklal Harbi'nde Mücahit Kad›nlar›m›z Fevziye Abdullah Tansel - 1988 J
"Teessürle Arz Ederim"
KASIM 2008 | TAVIR | 35
hapishaneden
bayrampafla “özgürlük gülistan›” oluncaya dek ümit zafer
''... ve bizden sonra gelenler demir parmakl›klardan de¤il asma bahçelerinden seyredecek bahar sabahlar›n›, yaz akflamlar›n›...'' (Naz›m Hikmet)
vazinin “tarih bitti” dedi¤i zamanlar›n inad›na, tarihi tetikleyen o sars›nt›n›n yank›s› olacakt›r bu eser. Ve böylece, gecelerinde aç yat›l›p sabah›nda sömürüye kalk›lmayan sosyalist zaman›n halk çocuklar› etraf›nda koflup oynarlar... Akl›mdan geçen bir fley daha var. Diyorum ki, o özgürlük abidesinin yan›nda bir de tatl›c› olsun. Anlam›fls›nd›r. Malum ya biz en güzel tatl›lar› o güz günlerinde yemifltik. Hem de düflman çatlat›r cinsten bir nefleyle. Evet, mutlaka tatl›c› da olsun. Ve en güzel tatl›lar sunulsun emekçilere. Ücretsiz elbette. fieker bizim, un bizim, emek bizimken, piyasa mant›¤›yla yaklaflmayaca¤›z haliyle hayata. Ki o gün orada da¤›t›lacak tatl›lar›n bedeli, Bayrampafla’da ödendi çoktan...
Merhaba Sevgili Dostum; Duymuflsundur, içindekileri baflka bir yere tafl›y›p boflaltm›fllar Bayrampafla'y›. Ki 19 Aral›k’tan bu yana özgür tutsaklar yoktu orada. Herhalde, ucube gökdelenler kondururlar flimdi arazisine. Tüketim kültürüne mahkum edilenlerin hapsedilebilece¤i “al›fl-verifl center”ler yaparlar belki de. Öyle ya, epeyce de¤erliymifl o arazi. Böyledir bu ifller zaten. Ki halk›n hayat› de¤il ama, menkul ve gayrimenkul mallar k›ymetlidir kapitalizmde. Emperyalist tekellerin keyfine, yani daha fazla kar
36 | TAVIR | KASIM 2008
arzusuna göre uydururlar bir fleyler art›k. Ne de olsa, gün onlar›n. Ve fakat, yar›n bizim. ‹flte o zaman, “Özgürlük Gülistan”› yapar›z oraya. Ki oran›n hakk› budur ve öyle pek yak›fl›kl› olur... All› yeflilli a¤açland›r›r, çiçekler ekeriz. Ama en çok karanfil olur. Dahas› ve esas›, tarihteki yerini çoktan alm›fl olan direnç ve onur abidelerimizin izdüflümlerini de dikeriz. Mesela ve illa ki, özgürlük eylemi köflesi yapar›z bir köfleye. O günün sanatç›lar› nas›lsa tasarlar ve yaparlar bunu. “‘89 sonbahar›n›n o müthifl eylemini” yans›t›rlar. Ki burju-
Berdanlar'dan yadigar onur abidemiz de olacakt›r. Ve böylece, tarihin nas›l yaz›ld›¤›n›n niflan› tak›lacakt›r hayata. Ki Berdanlar'›n eylemince güzeldir hayat. Ve Mahir hakl›d›r, bir bayrak yar›fl›n›n ad›mlar›ndan oluflur hayat. ‹flte o engebeli yolda, yürekten yüre¤e ulaflt›ran umudun ta kendisidir hayat› ayd›nlatan y›ld›z. Ve ancak öyle fütursuz ve yi¤it olmay› tercih edenler ›fl›tabilirler zaman›. Ki hayat›n harc›na kar›flm›flt›r çoktan, “Bir ömür de benden'” diyen Berdanlar'›n can›... Ve Haydarlar'›n “Bofluna aramay›n mezarda bizi” deyiflindeki yücelik, yar›na temel olmufltur art›k... Hani diyordu ya F›rat, “Göçmen kufllar gi-
hapishaneden
derken uzaklara / Hoflçakal›n diyecek bizlere” diye... Hat›rlars›n, o havaland›rman›n üzerinden nas›l da 盤l›k 盤l›¤a geçerdi göçmen kufllar. Öyle ya, ‹stanbul göçmen kufllar›n güzergah› üzerindedir. Madem ki öyledir, o halde konaklayacaklar› yuvalar yapar›z. Belki naif buldun, belki de gülümsedin bu öneriye. Ama biliyorsun ya, cümle börtü böcek ve mahlukat› da yok ediyor flu afla¤›l›k kapitalist düzen. Halka hayat hakk› tan›mayan Borsa ‹mparatorlu¤u, tabiat› da imha ediyor iyice. ‹flte bu y›k›c›l›¤a karfl› ç›k›ld›¤› için yang›nlar içinde savunuldu hayat. Ki umudunu savunan halkt›r, kendi zincirini k›rd›kça do¤ay› da kurtaracak yegane kuvvet... Yang›n saçl›, kömür bedenli Özlemler için... Emperyalist karanl›¤› tutuflturan Yazgüller'in yüre¤indeki atefl gibi... Hiç sönmeyen alt› meflale olur elbette. Bir de ''Yan›k Tedavi Merkezi'' açar›z orada. Küba'n›n devrim sonras›ndaki deneyimi, sa¤l›k alan›nda örne¤imiz olacakt›r zaten. Ve dahas›, bugün yoksul oldu¤u için tedavi edilmeyen çocuklar›m›z›n ac›s›yla, diri diri yak›lan kad›nlar›m›z›n h›nc› üzerinde yükselecektir o sa¤l›k merkezi. ‹flte tam da bu nedenle, tedavi olmak için insan olmak yeterli olacakt›r. Ayr›ca, dünya halklar›n›n ihtiyac› oldu¤u her durumda, sa¤l›kç›lar›m›z an›nda yard›mlar›na gidecektir. ‹flte böylece, dört bir yanda dolafl›p hayat da¤›tacakt›r Gülserler. Öyle ya, muktedir zevat yak›p y›kmay› bilir ama biz, ölü y›ld›zlara bile hayat götürece¤iz. ‹flte bu kadar uzlaflmazd›r çeliflkimiz... Hat›rlars›n, Aflurlar'›n o havaland›rmalarda pür nefle top oynay›fl›n›. Daha dün gibi akl›mda o çal›mlar, o goller, o kahkahalar... Anlad›n de¤ilmi? Evet, özgürlük gülistan›m›z›n bir köflesine de, herkesin yararlanaca¤› bir spor tesisi yapar›z. Yediden yetmifle bütün halk›n güle oynaya yapaca¤› bir spor dal› vard›r nas›lsa. Hem ne diyordu Halk Anayasas› ve biz, voltalarda nas›lda paylaflm›flt›k hayallerimizi: ''...Küçük bir az›nl›¤›n de¤il, genifl halk kitlelerinin spor yapmas›n›n koflullar› oluflturulur.'' Ki her alanda halk›n yüzünü güldürmek için
yürüdü¤ümüz bu yolda, canlar›m›z›n külü savruldu zamana. Ve hiç kuflku yok ki, o küllerin üzerinde yükselecektir yar›nlar... Biliyorsun, Seyhan'›n bir hali vard›r. Bir görenin bir daha asla unutmayaca¤› bir haldir o. Bir insanl›k abidesidir ve o büyük insanl›¤›n kömür halidir bu. Elbette insanl›¤a bu hali reva görenler ayan ve beyand›r. Afl›rd›klar› zamanlar bile, örtemez o kara yüzlerini. Ki halk›n haf›za kay›tlar›, içten içe yanan kömür kalemler ile yaz›lm›flt›r çoktan. Ve elbette, “bir gün mutlaka” deyip u¤runa Seyhan oldu¤umuz o özgürlük gülistan›n›n kaç›n›lmazl›¤› kaydedilmifltir hayat›n al›nyaz›s›na. ‹flte bu kaç›n›lmazl›¤›n yar›na düflmüfl izi olacakt›r o özgürlük gülistan›... An›ms›yorum elbette, fienay ile Gülsüman'›n ve Canan ile Zehra'n›n görüfl kabinlerine s›¤mayan umutlu tebessümlerini. ‹flte o tebessüme ithafen bir çeflme yapar›z. Malum ya, su hayatt›r ve umudun özünde ab-› hayat vard›r. Tarihin derinliklerinden gelen o nehrin suyunu, gürül gürül ak›t›r›z gelece¤e do¤ru. Paras›z su bile içirmeyen flu köhne kapita-
lizme inat, su gibi aziz olan canlar›m›z›n umudunu paylafl›r›z kardefl halklarla. Ki fienaylar'›n parlayan tebessümü cümle aleme yay›l›r böylece. Ve bin selam olur Che'ye... Belki bunca fley için o arazi yetmeyebilir, diyeceksin. Beis de¤il, çünkü bütün bir ülkeyi özgürlük gülistan›na çevirmenin bedelini ödedik zaten o duvarlar›n ard›nda. Ve her voltam›z›n ad›m›nda ''bir gün mutlaka'' dedi¤imiz o yar›n›n hayalini kurduk. Yeri gelince de Mete ve Murat olup sokaklar ve patikalar› mesken tuttuk. Ki al›nlar›ndan öptü¤ümüz canlar›n ard›ndan ilerliyoruz flimdi. ‹ddia ve idealimiz odur ki özgürlük gülistan›na varaca¤›z. Çünkü tarihin rotas› bellidir ve pusulas›, bizi gösterir... Hakl›s›n, Bayrampafla Hapishanesi tafl›nsa da, o duman tütüyor hala. Ve belli ki daha tütecek, hayat›n ad›na özgürlük denilene dek. Oras› öyledir ve Naz›m'la bafllayan bu mektup, Naz›m'la bitecektir: ''... Yaflamak bir a¤aç gibi tek ve hür/ Ve bir orman gibi kardeflçesine/ Bu hasret bizim...'' J
KASIM 2008 | TAVIR | 37
biyografi
insanl›¤›n yüz ak› ve “haylaz” akl›: darwin... ümit zafer
“Tabiat metafizik olarak de¤il, diyalektik olarak ifllemektedir. Bununla ilgili olarak herkesten önce Darwin’in ad› an›lmal›d›r.” Friedrich Engels
Gazete ve TV’lerde geçen haber fluydu: “‹ngiliz Kilisesi, ‘evrim kuram›n›n babas›’ Charles Darwin’in fikirlerini, ‘afl›r› savunmac› ve duygusal’ davranarak reddetti¤i gerekçesiyle Darwin’den özür diledi. Papaz Dr. Malcom Brown taraf›ndan yaz›lan özür mesaj›nda, H›ristiyanlar›n Darwin’in ‘do¤al seçme’ kuram›na verdi¤i tepkinin, Galileo’nun gökbilimle ilgili kuramlar›ndan kuflku duyulmas› gibi bir hata oldu¤unu belirtiyor. Metinde, ‘Charles Darwin, do¤umundan 200 y›l sonra, ‹ngiliz Kilisesi sizi yanl›fl anlad›¤› ve baflkalar›n›n da yanl›fl anlamas›na neden oldu¤u için size özür borçludur’ deniyor...” (16 Eylül 2008 /BirGün)
Çünkü bilim rüzgar›na tükürme iflini üzerine alan bol miktarda flarlatan var zaten hurafe piyasas›nda... Bu yaz›n›n amac›, böylesi flarlatan Pinokyolar’›n burunlar›n›n ne denli uzad›¤›n› ölçmek de¤ildir. Yegâne amac›m›z, Darwin’e ve onun flahs›nda bilime “bin selam” demenin saadetini paylaflmakt›r. Evrim Kuram›... Öncelikle, evrim kuram›n›n neyi içerdi¤ine dair bir sözlük tan›m›yla bafllamak istiyoruz: “...tüm türlerin, tüm organik biçimlerin (canl›lar›n-bn-) birbirinden türedi¤ini benimseyen; bu türler aras›ndaki farkl›l›klar›n do¤ada uzun zaman dilimi boyunca birbirini izleyen de¤iflimler sonucu ortaya ç›kt›¤›n›, tüm hayvan ve bitki türlerinin köklerini daha önce yaflam›fl olan türlerden alm›fl oldu¤unu öne süren kurama evrim kuram› ad› verilir. Evrim kuram›, do¤ada hüküm süren bir süreklilik oldu¤unu, canl›lar dünyas›nda bir kopukluk yaflanmad›¤›n›, yal›n, basit yap›l› türlerden daha yüksek yap›l› türlere do¤ru bir evrim yafland›¤›n› savunur...”(1)
Asl›nda, ‹ngiliz Kilisesi’nden daha önce, 1996 y›l›nda Papa 2. Jean Paul “Darwin’in evrim teorisi bir hipotez olman›n ötesindedir” demiflti. Ki bu aç›klamada da ayn› riyakârl›k s›r›tmaktad›r. Çünkü bir yandan böyle ikiyüzlüce “özür” aç›klamalar› yaparken, di¤er yandan ve esas olarak yürüttükleri her faaliyetle, bilim düflmanl›klar›n› sürdürüyorlar. Hal böyle oldu¤u içindir ki, bu ve benzeri aç›klamalar dinsel gericili¤in bilinen ikiyüzlülü¤ünün “modern” maskesinden öteye Darwin’e Gelinceye Kadar... geçmiyor. Elbette, evrim kuram› Darwin’in icad› de¤ilAma elbette, evrim kuram› karfl›s›nda böyle- dir. Evrensel bir gerçeklik, do¤al bir iflleyifl si “özür” maskeleri takmaktan baflka çarele- olarak do¤an›n içinde, canl›lar›n türeyiflinri de yok. Zira moleküler biyoloji, embriyolo- deydi evrim. Ama insanl›¤›n bu gerçekli¤in ji, genetik bilimi dallar› her bir ad›mlar›nda bilincine ulaflmas›, do¤an›n bu s›rr›n› çözmeevrim kuram›n›n sa¤lamas› olan sonuçlara si haliyle zaman ald›. ‹flte bu geçen zaman ulafl›yorlar. ‹flte bu gerçeklik karfl›s›nda, din- içinde, insanl›¤›n yüz ak› diyebilece¤imiz nisel gericili¤in ‘ça¤dafl’ maskeli kurumlar›, ar- ce filozof, bu konuyu düflündü, gözlemledi t›k evrim kuram›na aç›kça karfl› ç›kmay› göze ve do¤an›n evrimsel iflleyiflini sezdi. alam›yorlar. Kald› ki, onlara gerek kalm›yor.
38 | TAVIR | KASIM 2008
Örne¤in, büyük ‹slam filozoflar›ndan ‹bn-i Haldun (1332–1406), “Mukaddime” isimli eserinde flöyle demifltir: “... Varl›klara bak. Varl›klar›n, madenlerden bafllayarak, yavafl yavafl ve tabaka tabaka biçimlenmifl oldu¤unu görürsün. Maden, bitki ve hayvanlar›n ana maddeleri ortakt›r. Madenin en yükse¤i, bitkinin en afla¤›s›na bitifliktir. Örne¤in, tohumsuz yetiflen maden, tohumsuz türeyen sebzelerle; hurma ve üzüm gibi bitkiler, inci sedefleriyle kabuklu sümüklüböcek gibi hayvanlara yak›nd›r ve onlar›n biçim ve kal›plar›na girebilecek durumdad›r. Bu geliflme, en afla¤›dan bafllayarak, maymun ve flebek gibi hayvanlardan geçip insana kadar yükselmifltir. ‹nsan›n en afla¤›s›, iflte bu hayvanlardan bafllam›flt›r. Benim gördü¤üm budur. Do¤rusunu tanr› bilir...”(2) O dönem, insanl›¤›n ortak akl›, içinde yaflad›¤› do¤an›n evrim yasas›n› ancak bu kadar sezebiliyordu. 1707-1788 y›llar› aras›nda yaflayan Frans›z bilimcisi Buffon ise, “Do¤al Tarih” isimli 21 ciltlik eserinde hayvanlar aras›ndaki benzerliklerden hareketle, bunlar›n ayn› kökenden gelebileceklerini ifade eder. Ancak evrimden hiç bahsetmez, çünkü dindar bir H›ristiyan’d›r Buffon. Fakat herkes onun gibi de¤ildir. Örne¤in 1713–1784 y›llar› aras›nda yaflayan Diderot, evrim gerçekli¤ini sezmifl bir materyalisttir. Ve flöyle der: “...Metafizik, yüzy›llardan beri payanda olarak ayakta tutulmaya çal›fl›lan çürük bir yap›d›r, hiçbir deney karfl›s›nda tutunamaz. Evrim, do¤ald›r ve do¤an›n seçmesiyle, ay›klamas›yla sürüp gider. Bütün varl›klar birbirlerinden türemifl ve birbirlerine kat›flm›fllard›r.”(3)
biyografi
Darwin’in dedesi olan Erasmus Darwin de evrim kuram›n›n birikimine katk› sunanlar aras›ndad›r. 1744–1829 y›llar› aras›nda yaflayan biyolog Jean Boptiste Lamarck ise, Darwin’den önce evrim hakk›nda konuflan en güçlü ses olmufltur. Lamarck, canl› türlerinin de¤iflmez oldu¤u düflüncesine karfl› ç›km›fl ve türlerin, çevreye uyum çabas› içinde de¤iflim geçirdi¤ini dile getirmifltir. Lamarck’›n eksik b›rakt›¤› yerleri Darwin giderecek ve böylece, do¤an›n evrensel evrim yasas›, insanl›k taraf›ndan anlafl›l›r olacakt›r... Haylaz Darwin... Ve flimdi, Charles Darwin’in hayat hikayesinin içine kar›flabiliriz. Ki 1809’da ‹ngiltere’nin Shrewsbury kentinde do¤du. Sekiz yafl›nda annesini yitirdi. Tan›nm›fl bir doktor olan babas›, o¤lunun e¤itimi için kendince elinden geleni yap›yordu. Ve lakin okul idaresi taraf›ndan baflar›s›z bir ö¤renci say›l›yordu delikanl› Darwin. Çünkü oturup Latince fiil çekimlerini ezberleyece¤ine, okulu k›r›p böcek toplamaya gidiyordu. Bu nedenle ad› “haylaz”a ç›kt› okul idarecilerinin kat›nda. Haliyle bu durum, babas›n› k›zd›r›yordu. O¤lunun börtü böcek peflinde koflturdu¤unu gören babas›, rivayet odur ki, Darwin’e ailenin yüzkaras› olaca¤›n› söyler. Babas›n›n böyle k›zd›¤› o delikanl›n›n insanl›¤›n yüz ak› olman›n ilk ad›mlar›n› o günlerde att›¤› ise malumdur. Denildi¤i gibi, iyi bir bilim insan› olmak için gereken temel özellik, öncelikle hayret etme becerisidir. Ki beyinlerinde böyle bir özellik bar›nd›rmayan okul idarecilerinin, Darwin’in hayret etme ve anlamaya çal›flma yetisinin muazzaml›¤›n› “haylazl›k” saymalar›, tafl kafal› olmalar›ndand›r.
hayat› boyunca, e¤itimini gördü¤ü t›p ya da teolojiyle de¤il, jeoloji (yer bilimi) ve entomoloji (böcek bilim) gibi haylazl›klara yo¤unlaflm›flt›. Bu alanda edindi¤i dostlar›yla iliflkilerini gelifltirmifl, onlardan do¤ay› gözlemlemenin bilimsel gereklerini ö¤renmifl ve do¤a bilimlerine dair eline ne geçerse okumufltu. Ki ilahiyat konusunda de¤il ama do¤a bilimleri konusunda, ad› bilinen bir “haylaz” say›l›yordu art›k... Beagle Yolculu¤u... Darwin okulu bitirdi¤inde 22 yafl›ndayd›. ‹flte tam bu s›rada dostu Steven Henslow’dan bir mektup ald›. Biyolog olan Henslow ile Darwin, üniversiteden tan›fl›yorlard›. Hens-
low, Darwin’in ilgi alan›n› bildi¤i için, kofla kofla gelece¤i bir geziye ça¤›r›yordu onu. Ki Güney Amerika’ya yap›lacak keflif gezisine, do¤abilim araflt›rmac›s› olarak ça¤›r›yordu. Yolculu¤a “Beagle” gemisiyle ç›k›lacakt›. Gezi iki y›l sürecekti. Alacaklar› ücret ise flimdilik belirsizdi. Darwin’in ücretle ilgilenmeyip hemen kabul etti¤i malum. Haliyle, babas› da ayn› h›zla itiraz etti bu giriflime. Öyle ya, o¤lunun böcek, tafl, kufl peflinde ta Güney Amerika’ya gitmesini akl› alm›yordu adamca¤›z›n. Ve haylazl›¤›n geldi¤i bu boyuta fliddetle itiraz etti. Bunun üzerine, defterinin bir taraf›na babas›n›n karfl› ç›k›fl nedenlerini yazd› Darwin, di¤er taraf›na da bu yolculu¤a ç›kma sebeplerini. Her ikisini de de¤erlendir-
‹lkö¤renimini böyle geçiren Darwin, 16 yafl›na geldi¤inde t›p ö¤renimi için üniversiteye gönderilir. Asl›nda bu tercih Darwin’in de¤il, babas›n›nd›. “Haylaz o¤lum doktor olursa en az›ndan rahatça yaflayaca¤› paray› kazan›r” diye düflünüyordu babas›. Ve kendi arzular›n›n ifadesi olan bir yaflam›n figüran› yapmaya çal›fl›yordu o¤lunu. Neyse ki, Darwin haylazl›¤a devam etti ve iki y›l sonra t›p ö¤renimini yar›da b›rakt›. Ancak ilgi alan›na yönelik bir e¤itime yönelemedi yine. Bu kez, teoloji (dinbilimi) okumaya bafllad›. Herhalde “O¤lum ilahiyat okursa uslan›r” diye düflünüyordu babas›. Ve 1831 y›l›nda okulu bitirdi Darwin, ama papaz olmad›. Çünkü bütün okul
KASIM 2008 | TAVIR | 39
di. Yapt›¤› gayet bilimsel bir karfl›laflt›rma yöntemiydi ve kazanan bilim oldu. Çünkü 27 Aral›k 1831’de Beagle gemisiyle yolculu¤a ç›kt› Darwin... Galapagos Adalar›... ‹ki y›l diye ç›k›lan bu yolculuk, tam befl y›l sürdü ve ancak 1836’da ‹ngiltere’ye dönebildiler. Sadece Güney Amerika’yla s›n›rl› kalmad› yolculuklar› elbette. G. Amerika k›y›lar›n› dolaflt›ktan sonra Yeni Zelanda, Avustralya, Güney Afrika k›y›lar›na da gidip geldiler. Ki bu keflif gezisi için Darwin, daha sonra flöyle der: “Beagle’la yolculuk hiç kuflkusuz hayat›m›n en önemli olay›d›r.” Elbette sadece Darwin’in hayat›n›n en önemli olay› olmakla kalmaz bu yolculuk. Sonuçlar› itibariyle insanl›¤›n ayd›nlanmas›nda da yeri vard›r. Çünkü Darwin bu gezi s›ras›nda, daha sonra “evrim teorisi” ad› verilecek olan görüfllerinin temel gözlemlerini yapabilmifltir. Ki bunlar›n aras›na özellikle Galapagos Adalar›’nda gözlemledi¤i kaplumba¤alar ve ispinoz kufllar› öne ç›kar. “... Gezide, Darwin çeflitli iklim ve yerlerde canl›lar› do¤rudan incelemek için genifl olanak bulur. Güney Amerika k›y›lar›nda son derece çeflitli kufl, çiçek, kaya ve fosil örnekleri toplar. Gezdi¤i her yerde de¤iflen koflullarla birlikte canl› varl›klar›n de¤ifliklik gösterdi¤ini görür. Özellikle Pasifik’teki Galapagos Adalar›’nda gördükleri onu evrim olgusu üzerinde düflünmeye itmifltir.”(4) “... Bunlar birbirine çok yak›n s›ralanan volkanik bir adalar toplulu¤uydu. Bu yüzden üzerlerindeki bitki ve hayvan dünyas› bak›m›ndan birbirlerinden pek farkl› de¤ildirler. Ancak Darwin’i ilgilendiren tam da bu pek büyük olmayan farklard›. Adalar›n hepsinde kocaman kaplumba¤alar yafl›yordu, ancak bunlar bir adadan di¤erine küçük farkl›l›klar gösteriyordu. Tanr› bu adalar›n her biri için baflka bir kaplumba¤a m› yaratm›flt› gerçekten?”(5)
40 | TAVIR | KASIM 2008
“...Bundan daha da önemlisi, Darwin’in Galapagos Adalar›’ndaki kufllara dair gözlemleriydi. Bu adalarda ispinozlar, hiç de¤ilse gagalar› bak›m›ndan farkl›l›k gösteriyorlard›. Darwin bu farkl›l›klar›n kufllar›n de¤iflik adalarda yediklerinden kaynakland›¤›n› öne sürüyordu. Sivri gagal› yer ispinozlar› çam kozala¤›, yass› gagal› ötle¤en ispinozlar› böcek, a¤aç ispinozlar›ysa a¤açlarla dallardaki böcekleri yiyerek besleniyordu. Her bir ispinoz türü kendi yiyecek koflullar›na en uygun olan gagaya sahipti. Tüm bu ispinozlar tek bir ispinoz türünden türemifl olabilirler miydi? Y›llar geçtikçe bu kufllar›n de¤iflik adalardaki yaflama uyum sa¤lamas›yla bunlardan yeni türler do¤mufl olabilir miydi?”(6) ‹flte tüm bu gözlemlerden ç›kan temel soru fluydu: “Tanr› tüm bu hayvanlar› birbirinden birazc›k farkl› olarak m› yaratm›flt› gerçekten, yoksa bu türler zaman içinde bir evrime mi u¤ram›fllard›?”(7) “Darwinci” Darwin... “Bunlar böyle yarat›lm›flt›r” denip geçilseydi, ortada do¤a bilimleri diye bir fley olmazd› elbette. Ama o büyük insanl›¤›n akl›, böylesi dogmatik cevaplarla yetinemeyecek denli “haylaz” ve içinde yaflad›¤› tabiat› anlamaya dönüktür. Ve flimdi, o büyük insanl›¤›n ortak akl›, Darwin’in omuzlar› üzerinde yükseliyordu. Okuldayken, Latince ezberlemek gibi s›k›c› derslerine çal›flmayan “haylaz” Darwin, flimdi ayn› haylazl›kla tabiat›n derslerine çal›fl›yordu. Gözlemlerinin üstüne düflünüyor, neden ve nas›l sorular›na cevap ar›yordu. Ki tam befl y›l süren bu geziden döndü¤ünde, art›k belli sonuçlara ulaflm›flt› Darwin: Do¤ada çevre koflullar›n›n kaç›n›lmaz k›ld›¤› bir evrim yaflan›yordu... Canl› türleri sabit kalm›yordu... ‹flte tüm bu de¤iflim süreci de “evrim”i oluflturuyordu... Deyim yerindeyse Darwin art›k bir “Darwinci” olmufltu. Ancak, henüz aç›klama getiremedi¤i temel bir problem vard› akl›nda. Bir di¤er ifadeyle, tabiat, Darwin’e bir ev ödevi vermiflti...
Varolma Savafl›... Darwin art›k evrim sürecinin böyle yaflanmas›na itici güç oluflturan ana nedeni ayd›nlatmaya çal›fl›yordu. Tabiat›n verdi¤i ev ödevi de buydu zaten. ‹flte o günlerde (1838) eline bir kitap geçti. Thomas Malthus’un “Nüfus Üzerine Deneme” kitab›yd› bu. Kitab›n ana fikri kabaca fluydu: Canl›lar bir yaflam savafl› içindedirler. Çünkü beslenme kaynaklar› s›n›rl›d›r, artan nüfusa yetmemektedir. Bu durum, canl›lar aras›nda varolma ya da yokolma savafl› do¤urur. Güçlüler ayakta kal›rken, di¤erleri yok olur... Darwin, burada bahsedilen “varolma savafl›”n› evrim kuram›na uygulad›. Böylece tabiat›n kendisine verdi¤i ev ödevi sorusunu da cevaplam›fl oldu. Ve evrimin, bu yaflamvarolma savafl›nda meydana gelen do¤al ay›klaman›n ve çevreye uyumun sonucu oldu¤unu anlad›. Ki evrim kuram› bu haliyle flimdilik sadece Darwin’in kafas›nda yerli yerine oturmufltu. “... Darwin teorisinin temel düflüncelerini flöyle özetleyebiliriz: 1) Tüm canl› varl›klar, ayn› türde olanlar bile, az veya çok farkl›l›k göstermektedir. Hiçbir ailede her yönden birbirinin ayn› (özdefl ikizleri hesaba katmazsak) iki birey gösterilemez. 2) Bu farkl›l›lar kal›tsal olup, ana-babadan yavruya geçecek niteliktedir. 3) Türler ve bireyler aras›nda çetin bir yaflam savafl›m› sürmekte, farkl› özelli¤i ile üstünlük sa¤layanlar süreklilik kazanmakta, yar›flmay› yitirenler ise yok olup gitmektedir. 4) Uzun jeolojik dönemler boyunca süren bu ay›klanma, giderek yaflama gücü daha yüksek türlerin ortaya ç›kmas›n› sa¤layarak evrim dedi¤imiz süreci oluflturur...”(8)
biyografi
Türlerin Kökeni... Darwin, ulaflt›¤› bu sonuçlar› 1838 y›l›nda ka¤›da döktü ama yay›nlamad›. Zira bilimsel olarak aç›klad›¤› evrim gerçe¤i do¤aya ne denli uygunsa, dinsel dogmatizme de o kadar uygunsuzdu. Öyle ya, dinsel gericilik için dünya ve cümle mahlukat›n de¤ifliyor, evrim geçiriyor oluflu kabul edilebilir gibi de¤ildi. Ki Darwin’de ifadesini bulan evrim teorisi, dinsel gericili¤in alt›ndaki o köhne hal›y› çekip al›yordu. Bu durumun yarataca¤› sars›nt›dan çekinen Darwin, evrim kuram›na dair notlar›n› paketletip kald›rd›. Notlar›n›n üzerine “Ölümümden sonra aç›lacak” diye yazmay› ihmal etmemiflti... Darwin, kitab›n› yay›nlamasa da çal›flmalar›n› sürdürdü. Bu arada, Emma Wedqwood ile 1839 y›l›nda evlendi. Ki evlenmeden önce, karar verme sürecinde yine bilimsel muhakeme yöntemini kulland›. Defterinin bir taraf›na “evlili¤in faydalar›”, di¤er sayfas›na da “evlili¤in zararlar›” hakk›nda düflüncelerini yazd›. Sonucun ne oldu¤u malum... Kar›s› hayli dindar bir kad›nd›. Ama kocas›na duydu¤u sayg› ve sevgiyle, daima yan›nda oldu Darwin’in. T›k›r t›k›r iflleyen bir saat programl›¤›nda çal›fl›rd› bizim “haylaz” Darwin. Bitki, hayvan ve fosil incelemeleri, okuyup yazma, düflünme, konferanslar ve de¤iflik araflt›rmalar içinde geçiyordu y›llar. Ta ki 1857 y›l›na kadar. O y›l bir mektup ald›. Mektubu yazan Alfred Russel Wallace isimli genç bir biyologdu. Bunun üzerine “Ölümümden sonra aç›lacak” dedi¤i paketi, o kadar bekletmeden kendisi açt› Darwin’in. Zira Wallace’nin mektubunda iflledi¤i konular, kendisinin yirmi y›l önce ulaflt›¤› sonuçlarla örtüflüyordu. Art›k beklemeye gerek kalmam›flt›r. Wallace’nin tasla¤›yla kendi notlar›n› düzenleyip yay›nlamas›n› sa¤lar. Böylece, Darwin’in “Türlerin Kökeni” isimli eseri, 1859 y›l›nda yay›nlan›r. Tam ad› “Hayatta Kalma Mücadelesinde Do¤al Seçi ve Seçilmifl Irklar›n Korunmas› Yoluyla Türlerin Kökeni Üzerine” olan bu kitap, ilk yay›nland›¤›nda 1250 adet sat›lm›flt›r. Ki bilimsel bir eser için bugün bile rekor say›lacak bir rakamd›r bu. Kitab›n ilk okuyucular› aras›nda, Darwin’in ça¤dafl› olan Engels ve Marks da vard›. O s›-
ralarda Marks’a yazd›¤› bir mektupta flöyle der Engels: “... fiu anda kitab›n› okumakta oldu¤um Darwin, tek kelimeyle muhteflem.” Marks’›n cevab› gecikmez: “Bizim görüfllerimizin do¤al tarih temelini içeren kitap iflte budur.” ‹nsan›n Türeyifli... Darwin’in Türlerin Kökeni’nde ifade etti¤i bilimsel gerçekler, elbette gerici çevreleri sarst›. Köhne dogmatizmlerine temel yapt›klar› do¤an›n ve hayat›n de¤iflmezli¤i idealizmini y›k›p atm›flt› Darwin. Ki bu yüzden envai sald›r› ve karalamaya da maruz kald›. Ama bunlar Darwin’e geri ad›m att›ramad›. ‘Türlerin Kökeni’ne yazd›¤› flu cümle, yapt›¤› ifle inanc›n› somutlar Darwin’in: “‹nsanl›k ve insanl›k tarihinin üzerine de ›fl›k düflecektir.” ‹flte bu bilinçle çal›flmalar›na devam etti ve 1871 y›l›nda “‹nsan›n Türeyifli” kitab›n› yay›nlad›. Diyebiliriz ki Darwin’in bu eseri, “Türlerin Kökeni”nde ifade edilen gerçekli¤in insana uyarlanmas› olmufltur. Darwin “‹nsan›n Türeyifli”nde, insanlarla ayn› atadan türeyen primatlar›n, evrim süreci sonucunda farkl›lafl›p bu güne ulaflt›klar› gerçe¤ine ›fl›k tutar. Dile getirdi¤i bilimsel gerçeklerin dinsel gericili¤e nas›l bir darbe vurdu¤unun fark›ndayd› Darwin. Zaman›nda papaz e¤itimi alm›fl birisi olarak, kutsal kitaplar›n insan›n yarad›l›fl› hakk›nda neler yazd›¤›n› çok iyi biliyordu. Ki dinsel çevrelerin bu konuda söyledikleri malumdur: “... Yahudi kaynaklar›na göre tanr›, dört büyük mele¤ine yedi kat yerden yedi avuç toprak getirmelerini buyurmufl. Ne var ki yer bu topra¤› vermek istememifl. Büyük meleklerden Azrail, insan› yaratmak için Tanr›’n›n istedi¤i topra¤› dünyadan zorla alm›fl. Tanr›, önce ya¤mur ya¤d›rarak bu topra¤› yumuflatm›fl ve meleklerine yo¤urtmufl, sonra da ona kendi eliyle biçim vermifl...”(9) ‹nsan›n türeyifli hakk›nda böyle düflünülmesini isteyen muktedirler için, evrensel evrim yasas›n›n nas›l bir tehlike yaratt›¤› ortadad›r. Üzerine saltanat sürdükleri cehaletin karanl›¤›, bilimin atefliyle tutuflturuluyordu art›k. ‹flte bunu engellemek için, var güçleriyle sald›rd›lar Darwin’e. Ki Darwin ve evrim ku-
ram› flahs›nda bilime yönelik sald›r›lar, bugün de sürdürülmektedir. Ama bu karalamalar, rüzgara tükürmeye benzer sonuçlar yarat›r daima. Ve dahas›, bilim düflman› yaygaralar›n özü, özeti bilim karfl›s›nda düfltükleri acizliktir. Bu acizli¤in en veciz ifadelerinden birisi, Papaz Warcaster’in kar›s›na aittir. Darwin’in ça¤dafl› olan Warcaster, en fliddetli sald›r›larda bulunanlar aras›ndayd›. Kar›s› ise, flöyle demiflti: “...‹nsanlar maymundan türüyormufl, öyle mi? O zaman bunun duyulmamas› için dua edelim.” ‹flte o günden bu yana evrim kuram› hakk›nda sürdürülen sald›r› ve safsatalar›n olanca a¤›rl›¤›, Warcaster’in kar›s›n›n a¤z›ndan ç›kan cümle kadard›r. Akrabal›k... “...Yeryüzündeki tüm türlerin birbiriyle akraba oldu¤una bir kan›t› daha vard› Darwin’in... Bu da memeli hayvanlarda embriyonun geliflmesiydi. En bafltaki aflamas›nda bir köpek, bir yarasa, bir tavflan ya da insan embriyosunda neredeyse hiçbir fark görülmez. Ancak iyice ileri aflamalar›nda insan embriyosuyla tavflan embriyosunu birbirinden ay›rmak mümkün olur. Bu da hepimizin uzaktan akraba oldu¤unun bir kan›t› de¤il midir?”(10) Bilimsel aç›dan bak›ld›¤›nda bir gerçeklik olan bu sorunun cevab›, bilim düflman› gericiler taraf›ndan hakaret olarak alg›lan›r daima. Oysa Hitler, Bush ve benzeri insanl›k düflmanlar›yla ayn› türden “akraba” say›lmaktansa, bir kelebe¤in yak›n akrabas› olmak ye¤dir. Bu konuda Huxley’in verdi¤i cevap, o büyük insanl›¤›n bilgeli¤i ve kalenderli¤ini gösterir: “... Darwin kuram›, evrene alt› bin y›ll›k bir yafl biçen, gökle yer aras›ndaki bütün varl›klar›n alt› gün içinde yarat›ld›¤›n› bildiren kutsal kitaplar› kökünden çürütmektedir. 19. yüzy›l›n bütün dincileri, bu yüzden, Darwin’e genifl çapta tepki göstermifllerdir. Oxford Psikoposu Wilberface, Darwin’i savunan Th. Huxley’e, kendisinin baba yönünden mi, yoksa ana yönünden mi maymundan geldi¤ini sormaktad›r. Huxley, bu kabal›¤a ise flu karfl›l›¤› veriyor: Bilimsel gerçekleri baltalamak için diller döken bir adam›n soyundan gelmektense, alçakgönüllü ve haddini bilen bir maymunun soyundan gelmeyi
KASIM 2008 | TAVIR | 41
biyografi
ce¤imiz her bilgi parçac›¤›n›n, gelece¤in temeline harç oldu¤unu unutmayal›m” deyiflindeki gibi, do¤an›n ve hayat›n s›rlar›n› çözdükçe kendi gelece¤ini de yaratt›. ‹flte o büyük insanl›¤›n büyük ve “haylaz” evlad›d›r Darwin. Ki Marks’›n cenaze töreninde konuflan Engels, bir y›l önce ölen (1882) Darwin’e de de¤inerek, paylafl›lan büyüklü¤ü vurgular bir kez daha: “... Nas›l ki Darwin organik do¤an›n geliflme yasas›n› bulduysa, Marks da insan tarihinin geliflme yasas›n› (...) daha önce ideolojik bir saçmal›klar y›¤›n› alt›nda üstü örtülmüfl bulunan o temel olguyu buldu...” Onlar, ki hakikat kardefliydiler, uzun zaman önce öldüler. Ama yafl›yorlar asl›nda, insanl›¤a sunduklar› ateflin flavk›nda. Ve yürümeye devam ediyorlar her türden gericili¤in, cehaletin ve karanl›¤›n üstüne. Çünkü Irak’› iflgal etmelerini bile takdir-i ilahi diyerek aç›klayan Bush ve benzerlerine teslim olmadan yürüyor insanl›k. Ki do¤an›n evriminin bile bilincine varan insanl›k, insanlar› maymun etmeye, halklar› da kölelefltirmeye çal›flan bu emperyalist ve gerici karanl›¤› da mutlaka aflacakt›r. Çünkü hayat denilen kavgas›n›n da bilincine varm›flt›r o büyük insanl›k...
KAYNAKLAR: (1)
tercih ederim...”(11)
sakallar› ve sivri kulaklar› vard› ve a¤açlar üzerinde sürüler halinde yafl›yorlard›. T›rmanma, ellere ve ayaklara farkl› ifllevler kazand›rmaktad›r ve yaflam tarzlar› yerde hareket etmelerini gerektirdi¤inde, bu maymunlar, yürürken ellerini kullanma al›flkanl›¤›n› yavafl yavafl b›rakmaya, dik biçimde bir yürüyüfl kazanmaya bafllad›lar. Böylece, maymundan insana geçiflte kesin ad›m at›lm›fl oldu...”
Hakikat Kardeflli¤i... Marks, Engels ve cümle Marksistlerin, hakikat insanlar›n›n Darwin’in akrabas› oldu¤u malumdur. Aralar›ndaki ba¤, bilimdir elbette. Bilimsel olan her geliflmede, daha bir s›k›laflan bir ba¤d›r bu. Ki “Do¤an›n Diyalekti¤i” isimli eserinde, Darwin’i selamlar Engels. Ve dahas›, evrim kuram›ndan hareketle “Maymundan insana geçiflte eme¤in rolü”nü inO ad›m›n ard› geldi elbette. Ve emek ile doceleyerek, kuram› ileri tafl›r: ¤an insanl›k, o günden sonra hiç durmadan “...Darwin, atalar›m›z olan bu maymunlar›n yürüdü. Yolunu kesip baht›n› karartmaya çayaklafl›k bir betimlemesini bize vermifltir. l›flanlar olsa da, eninde sonunda galip gelmeBunlar›n bedeni tamamen k›llarla örtülüydü, sini bildi. Ernesto Che Guevara’n›n “Elde ede-
42 | TAVIR | KASIM 2008
Felsefe Sözlü¤ü _ Syf: 524 _ Bilim Ve Sanat
Yay›nlar› (2)
Düflünce Tarihi _ Orhan Hançerlio¤lu _
Syf:165_ Remzi Kitabevi (3)
Age. Syf: 269
(4)
Bilim Tarihi _ Cemal Y›ld›r›m _ Syf:138 _
Remzi Kitabevi (5)
Sofi’nin Dünyas› _ Jostein Goorder _ Syf: 464
(6)
Age
(7)
Age
(8)
Bilim Tarihi _ C. Y›ld›r›m _ Syf. 139
(9)
‹slam ‹nançlar› Sözlü¤ü _ Orhan Hançerlio¤lu
_ Syf: 10 _ Remzi Kitabevi (10)
Sofi’nin Dünyas› _ Syf: 465
(11)
Düflünce Tarihi _ Syf: 16-17 J
sinema
bir üçüncü sayfa filmi: vicdan sevgi duman
Neredeyse ad›n› unutacakken, kaybedip de tam 28 y›l sonra tekrardan sahip oldu¤u “Bereketli Topraklar Üzerinde” adl› filmi yeniden gösterime sunulunca, sinema ad›na umutlar› artt›ran bir isimdi Erden K›ral. Yine “Bereketli Topraklar Üzerinde”, Erden K›ral’›n sinema aflk›n›n yeniden depreflece¤inin sinyaliydi adeta çeflitli çevrelerce. Biz de böyle düflünüyorduk ve bu beklentilerin do¤ru ç›kmas›n› isterdik ama ne yaz›k ki bunu söyleyemiyoruz filmi izledikten sonra. Vicdan, K›ral’›n yeni filmi. Nurgül Yeflilçay, Murat Han ve Tülin Özen’den oluflan oyuncu kadrosuyla sinemam›zda göze çarpan, üzerinde çokça konuflulan bir film oldu Vicdan. Ve Antalya Alt›n Portakal Film Festivali’nde de dört ödül ald›. Ödüllü film iyidir anlay›fl›n› savunmuyoruz elbette, bu ayr› bir tart›flma konusu zaten. Ancak Vicdan, yine de, oyunculuklar› ve görüntüleriyle, di¤er filmlerden ayr›l›yor biraz. “Bu bir do¤açlama film” diyor K›ral. Oyuncular›, repliklerinde özgür b›rakt›¤›n› söylüyor. Bu durum, filmde gerçekten kendini hissettiriyor ve filmin do¤all›¤›n› baz› sahnelerde çok fazla art›ran bir etken oluyor. Birbirine giriyor örne¤in; Yeflilçay ve Özen’in baz› konuflmalar›. Sanki yaflam içindeki iki insan›n konuflmas› gibi... Gelelim filmin öyküsüne... ‹zmir’in yak›n kasabalar›n›n birinde, bir kiremit fabrikas›nda çal›flan Mahmut (Murat Han) ile Songül (Tülin Özen), rutin bir yaflam sürdüren evli bir çift... Mahmut eskiden beri Aydanur’a (Nurgül Yeflilçay) sevdal› ama onu kolay kad›n olarak gördü¤ü için, evlenece¤i kad›n olarak Songül’ü görmüfl. ‹flte böylesi karakterlerden bolcas›na rastlayaca¤›m›z, k›y›da köfle-
KASIM 2008 | TAVIR | 43
sinema
de kalm›fl ve feodal kültür ile emperyalist Makineye kapt›r›lan kolla bafllayan film, yoz kültür aras›nda s›k›flm›fl insanlar›n yafla- baflta bir iflçi filmi olaca¤› izlenimi verirken, ilerleyen bölümlerde üçlü bir aflk iliflkisine d›¤› kasabalardan birinde geçiyor öykü. saplan›p kal›yor. K›ral’›n, ya da öyküleriyle Gazetelerin üçüncü sayfalar›ndan gözümü- bu filmin senaryosunun temelini oluflturan ze gözümüze sokulan dramlar, sinemada Hasan Özk›l›ç’›n veya senarist Raflit Çeliçok da yer bulmam›flt› bugüne kadar asl›n- ker’in tercihidir belki bir fley demeyelim. da. Hep burjuvalar›n ya da yaflam içinde Ama Mahmut’un aflk› da, Demirkubuz’un rastlamam›za imkan olmayan masals› ka- karakterlerinin aflklar› kadar tutkulu de¤il ya rakterlerin sevdalar›n›, ac›lar›n›, hüzünlerini da Murat Han bunu bize hissettiremiyor. ve sevinçlerini görmüfltük beyazperdede. Hissettirememesinde Erden K›ral’›n rolü de Zeki Demirkubuz’un filmleri iflte bu üçüncü var elbette, suçu yaln›z Murat Han’a yüklesayfa “kahramanlar›n›n” gerçek öyküleriyle memek gerek. çarpt› ilk kez herkesi. Erden K›ral’›n, durgun ve sade filmlerden Erden K›ral da bir bak›ma buna soyunuyor sonra kameras›n› son derece hareketli k›laVicdan’la. Demirkubuz’un filmlerinin sevi- rak çekti¤i (Ki burada görüntü yönetmeni yesinde de¤il ama Vicdan... Erden K›ral, Zekeriya Kurtulufl’un hakk›n› teslim etmek üçüncü sayfalarda yüzümüze çarpan öykü- gerekiyor. Görüntüler, filmin en ayr›cal›kl› leriyle üzüldü¤ümüz insanlar› beyazperdeye yanlar›ndan biri gerçekten.) Vicdan, kenarda aktarmas› öyle kolay olmasa gerek çünkü K›- kalm›fl kasabalar›n insanlar›n›n dram›n› anral’› bu konuda baflar›l› saymak mümkün latmada yetersiz ve de etkisiz kal›yor gerçekten. Kolu kopan iflçinin, kiremit fabrikas›nde¤il. En az›ndan flimdilik... dan at›lmas› ve art›k eflinin evi geçindirmek
44 | TAVIR | KASIM 2008
durumunda kalmas›, yan bir öykü olarak veriliyor ama bunun filme katk›s› tam olarak anlafl›lm›yor örne¤in. Sonras›nda bu kad›na ustabafl›n›n sulanmas›, tek kollu eflin ustabafl›n› dövmesi vesaire, gereksiz yere uzat›lm›fl filmin ana temas›ndan yola ç›karsak e¤er. Oysa film kasaba insanlar›n›n yaflad›¤› birçok olaydan oluflan bir kolaj olsayd› bu pek ayk›r› kaçmazd›. Ancak bu film için bunu söylemek mümkün de¤il. Acaba, filmin sadece üçlü aflk olarak görülmesini istemedi mi Erden K›ral? ‹çerisinde mutlaka halk›n yaflad›¤› dramlardan örnekler de olsun, ana yeme¤in tad›n› art›r›c› soslar da ekleyelim mi dedi ya da... ‹flte hal böyle olunca film de inand›r›c›l›¤›n› yitiriyor, gerçek öyküleri anlat›rken bile. Yoksulluk her daim, insan› isyana yöneltmiyor. Yoksullu¤un; içinde yaflan›lan sistem, ki bu sistem bizdeki gibi kapitalizm olunca, yozlaflma, çürüme, de¤erlerini yitirme gibi sonuçlara yol açmas› kuvvetle muhtemel. Yan›m›zda, yöremizde, mahallemizde rast-
sinema
lamak mümkün. ‹flte bu yüzden ola¤anüstü bir fley de¤il Vicdan’da yaflan›lanlar. Efllerin birbirini aldatmas›, cinsel tatminsizli¤in doyurulmas›nda ayk›r› yollara sapmalar, içkinin, fuhuflun ve kumar›n art›k her yere ve her yafltan insana nüfuz etmesi, açl›¤›n ve yoksullu¤un insan› insanl›ktan ç›karmas›... bunlar iflin sadece en çarp›c› olanlar› elbette. Daha bunlar›n ötesinde neler yaflan›yor neler küçük dünyalar içerisinde. Vicdan’da da böyle hayatlar gösteriliyor bizlere. Bir farkla tabi, o da baz› yerlerde abart›l› bir flekilde, hatta uçlarda karakterler olarak gösteriliyor. Aydanur ve Songül’ün bir kasaba dü¤ününde, resmen lezbiyen seviflmesini and›ran figürlerle dans ettikleri bir sahne var ki, buna herhalde en “uygar”, en “ça¤dafl”, en hoflgörülü kasabada bile müsamaha gösterilmez. Ama burada herkes büyük bir merak ve be¤eniyle bu dans› izliyor. Alk›fl da tutarak üstelik... Sonra Songül karakterinin, Mahmut’un Aydanur’la kendini aldatt›¤›n› ö¤rendi¤indeki tavr›n›, geleneksel ahlaki de¤erler etraf›nda düflündü¤ümüzde, herhangi bir mant›k kal›b›na oturtmam›z mümkün olmuyor. Bu aldatmaya tan›k olan bir kad›n›n tavr› afla¤› yukar› bellidir ama Songül neredeyse burjuva bir karaktermifl gibi bir tav›r içine girip Aydanur’la can ci¤er kuzu sarmas› oluyor bir anda. Böyle bir yerde, bir kasabada yafla-
nabilecek fleylerin s›n›r› bir hayli afl›lm›fl anlayaca¤›n›z. Ve yine sonra ‹ki Genç K›z filmine nazire yaparcas›na, Aydanur’la Songül’ün özgürlüklerini ilan ederek, toplumsal de¤erlerin tümüne birden bayrak açmalar›; kaç›p baflka bir yerlere gitseler anlayaca¤›z belki ama bu “özgürlü¤ü” kasabada ilan ederek herkese aç›k aç›k göstermeleri normal midir? Tabular bu kadar k›r›lgan m›d›r ki bu ülkede, bir kasabada bir anda y›k›labilsin? Hangi kad›n cesaret edebilir buna; feodal kültürün hala a¤›r bast›¤› bir kasabada bu cesareti gösterecek kaç kad›n vard›r allah aflk›na? Oyunculuklara gelince; bu filmdeki rolüyle en iyi kad›n oyuncu dal›nda daha duman› tütmeye devam eden bir Alt›n Portakal kazanan Nurgül Yeflilçay, bildi¤imiz Nurgül Yeflilçay. Çok uza¤a gitmeye bile gerek yok, di¤er filmlerde en iyi kad›n oyuncu ödülüne aday olan sanatç›lar›n performanslar›n› bilemiyoruz daha ama Vicdan filminde Nurgül Yeflilçay’a efllik eden Tülin Özen’in oyunculu¤u Yeflilçay’›n oyunculu¤undan daha kayda de¤er bir oyunculuk bize göre... Murat Han, Mutluluk’taki performans›n›n alt›nda kalm›fl. Baz› sahnelerde, özellikle Aydanur’la hapisten ç›kt›ktan sonra ilk kez karfl›laflt›klar›nda ve onu hapse gönderen olay›n geçti¤i sahnelerdeki oyunculu¤u göze çarp›yor. Filmin di¤er bölümlerinde ise
vasat. Kuflkusuz bir filmde her fleyi birden vermek ve etkileyici bir flekilde bunlar› aktarmak zor. Ancak, ne kadar çok fley anlat›rsam filmim o kadar çok etkileyici olur anlay›fl› da iflin “kolay” k›sm› de¤il ne yaz›k ki. Bu tür bir yöntem sadece Vicdan’da de¤il, bu yöntemi uygulayan tüm filmlerde baflar›s›z olmaya mahkum. Bereketli Topraklar Üzerinde ve Hakkari’de Bir Mevsim gibi filmlerin üzerinden bugüne, çok kayda de¤er film çekmeyen ve 28 y›l sonra Bereketli Topraklar Üzerinde ile yeniden gündeme oturan K›ral, beklentileri bofla ç›kar›yor Vicdan’la, son söz olarak... Bir filme tümüyle iyi ya da tümüyle kötü diye bir de¤erlendirme yapmak hayat›n do¤al ak›fl›na da ayk›r›, bizim anlay›fl›m›za da. Ancak Erden K›ral gibi bu ülkenin sinemas› içerisinde kendine hakl› bir yer edinmifl, bir sinema dili oluflturmufl bir yönetmen söz konusu olunca elefltiri oklar›m›z›n biraz daha sivriltilmifl olmas›ndan daha do¤al bir fley olamaz. Erden K›ral, Hakkari’de Bir Mevsim ve Bereketli Topraklar Üzerinde ayar›nda filmlerine dönmeli bizce. Aflacaksa da bu filmleri aflmal› yeni filmleri. Vicdan, Erden K›ral’›n 30 y›l önce çekti¤i filmlerin yan›na bile yaklaflamaz. Filmin art›lar›n› sayd›k. Erden K›ral da, herhalde yeni filmleriyle eskileri k›yasl›yor ve bir de¤erlendirme yap›yordur. Vicdan’›n olumluluklar› yok de¤il, önemli olan bu art›lar› ço¤altarak yeni ama eski filmlerinin tad›nda filmleri çekebilmesini diliyoruz biz de...J
KÜNYE: Yönetmen: Erden K›ral Senaryo: Raflit Çelikezer Öykü: Hasan Özk›l›ç Müzik: Zülfü Livaneli Kurgu: Mustafa Prefleva Görüntü Yönetmeni: Zekeriya Kurtulufl Oyuncular: Nurgül Yeflilçay, Murat Han, Tülin Özen, Nazan Kesal, R›za Sönmez, Nihan Okutucu, Murat Gürvardar, fiener Köklükaya, Atilla Akarsu, Emine Sivri J
KASIM 2008 | TAVIR | 45
haberler
Tecrite Karfl› Sanatç›lar iflkenceyi lanetledi
Metin And hayat›n› kaybetti Geleneksel Türk tiyatrosu üzerine yapt›¤› araflt›rmalarla tan›nan Prof. Dr. Metin And, geçirdi¤i rahats›zl›k sonucu kald›r›ld›¤› hastanede yaflam›n› yitirdi. 81 yafl›ndaki yazar-araflt›rmac›bilim adam› Metin And, karagöz, kukla, orta oyunu, minyatür, halk danslar›, ritüeller gibi konularda say›s›z araflt›rmas›, makalesi bulunan kültür tarihi profesörü idi.
Engin Çeber'in önce ‹stinye Polis Karakolu'nda, ard›ndan tutuklanarak götürüldü¤ü Metris T Tipi Hapishanesi'nde gördü¤ü iflkenceler sonucu hayat›n› kaybetmesi, halk›n tüm kesimleri taraf›ndan nefretle karfl›lanm›flt›. Tecrite Karfl› Sanatç›lar da, tafl›d›klar› ayd›n misyonu gere¤i, yaflanan bu katliama karfl› sessiz kalmayan bu kesimler aras›ndayd›. 27 Ekim 2008 saat 13.30'da fiiflli PTT binas› önünde, fliddetli ya¤mura ra¤men toplanan Tecrite Karfl› Sanatç›lar ve bu etkinli¤e destek veren di¤er ayd›n ve sanatç›lar; "‹flkence ‹nsanl›k Suçudur" yazan ve Tecrite Karfl› Sanatç›lar imzal› bir pankart, "Engin Çeber'i Katledenler Tutuklans›n" ve "‹flkence ‹nsanl›k Suçudur Sorumlular Tutuklans›n" yazan dövizler açt›lar. Adalet Bakan› M. Ali fiahin'e gönderilecek olan mektup, tiyatro sanatç›s› Metin Coflkun taraf›ndan okundu: "(...) Bizler, bu ülkenin ayd›n ve sanatç›lar›; yani bu ülkenin vicdan› olarak, hem Engin Çeber'i katleden görevlilerin hukuki süreçlerini, hem de 45/1 No'lu genelgenin uygulan›p uygulanmad›¤›n› izleyece¤imizi hem size hem de kamuoyuna duyuruyor ve diyoruz
46 | TAVIR |KASIM 2008
ki; bir 'ilk'i hayata geçirdiniz ve özür dilediniz, flimdi bir 'ilk'i daha hayata geçirin ve derhal istifa edin! Bunu, yüre¤imizin so¤umas› için veya kiflisel herhangi bir nedenle istemiyoruz, sadece iflkenceyi, iflkenceli ölümleri ve Engin Çeber'den sonra yaflanan riyakarl›klar› içimize sindiremedi¤imiz için istiyoruz. O kadar..." 62 ayd›n ve sanatç›n›n imzas›n› tafl›yan aç›k mektup ve Engin Çeber'in annesinin, Engin Çeber'in cenaze töreninde çekilmifl foto¤raf› iadeli-taahhütlü olarak Adalet Bakan› M. Ali fiahin'e gönderilmek üzere PTT görevlilerine teslim edildi. Ard›ndan fiiflli Adliyesi'ne geçen ayd›n ve sanatç›lar, burada da pankart ve dövizlerini açarak bas›na yine k›sa bir aç›klama yapt›lar. Adalet bakan›na mektup atma eylemine Erdal Bayrako¤lu, Yusuf Çetin, Ercan Ayd›n, Ruhan Mavruk, Avni Sa¤lam, Esat Korkmaz, Ercan Tanr›verdi, Metin Coflkun, Birol Topalo¤lu, ‹smail ‹lknur, Mehmet Arslan, Serap Ba¤datl›, Ceyda Ba¤datl›, Hasan Sa¤lam, Nurettin Güleç, Cezmi Ersöz, Grup Yorum elemanlar›, Tiyatro Simurg üyeleri Mehmet Esato¤lu, Bilgesu Ataman, Funda ‹slam ve ‹dil Kültür Merkezi çal›flanlar›n›n oldu¤u çok say›da ayd›n ve sanatç› kat›ld›. J
Ulus gazetesinde 15 y›l boyunca tiyatro elefltirileri yazan And, kuruluflundan itibaren Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Co¤rafya Fakültesi Tiyatro Bölümü'nde otuz y›l› aflk›n bir süre ö¤retim üyesi olarak çal›flt›. Geleneksel Türk tiyatrosunun kökenleri, etkileflimleri ve kültürel boyutlar› üzerinde önemli araflt›rmalar yapt›. Karfl›laflt›rmal› tiyatro araflt›rmalar›n›n öncülerinden biri oldu.
Dionisos ve Anadolu Köylüsü (1962), Bizans Tiyatrosu (1962), Türk Köylü Oyunlar› (1964), Geleneksel Türk Tiyatrosu/Kukla-Karagöz-Ortaoyunu (1969), Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu (1983), gibi eserleri bulunan Metin And, Türk Dil Kurumu Bilim Ödülü (1970), Sedat Simavi Sosyal Bilimler Ödülü (1983), Fransa Hükümeti'nin "Officier de l'ordre des Arts et des Letres" niflan› (1985), Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü (1998) gibi ödül ve niflanlar ald›.
haberler Özcan Alper, Alt›n Portakal’da ald›¤› ödülü Engin Çeber’in annesine ithaf etti! lian Schell’e verildi. Avrasya Film Festivali En ‹yi Yönetmen Ödülü’ne “Bitmeyen Yürüyüfl” adl› filmle Hirokazu Koreeda lay›k görülürken, En ‹yi Film Ödülü’nü Karim Dridi’nin yönetmenli¤ini yapt›¤› “Khamsa” ald›. Festivale bu y›l baflvuran filmler içinde, belgesel dal›nda 27, k›sa metrajl› 25 ve uzun metrajl› 16 film yar›flt›. Gecede, en iyi film ve en iyi senaryo ödüllerini “Pazar-Bir Ticaret Masal›”n›n yönetmeni Ben Hopkins ald›. En ‹yi Kad›n Oyuncu Ödülü, “Vicdan”daki rolüyle Nurgül Yeflilçay’a verildi. En ‹yi Erkek Oyuncu Ödülü de “Pazar - Bir Ticaret Masal›”ndaki performans›yla Tayanç Ayayd›n’a verildi. En iyi yönetmen “Nokta” filmiyle Dervifl Zaim seçildi. Yine “Nokta” filminin müziklerini yapan Mazlum Çimen’e En ‹yi Müzik Ödülü verildi. 4. Uluslararas› Avrasya Film Festivali’nin onur ödülleri Mickey Rourke, Kevin Spacey ve Maximi-
En iyi yard›mc› erkek oyuncu ödülünü alan Volga Sorgu Tekino¤lu yapt›¤› aç›klamada ödülü Gazi Mahallesinin çocuklar›na ithaf etti¤ini söyledi. Çocuklu¤unun bu mahallede geçli¤ini ve bu mahallenin çocuklar›n›n sadece muhalif olduklar› için birileri taraf›ndan görülmemeye çal›fl›ld›¤›n› belirten Tekino¤lu, yine de onlar› sanatla anlatmaya devam edeceklerini belirterek mutlu oldu¤unu söyledi. NETPAC ödülünü “Sonbahar” adl› filmiyle alan Özcan Alper, filmde F Tipi cezaevlerinde yaflananlar› anlatt›¤›n› belirterek, ödülü dergi satt›¤› için gözalt›na al›n›p cezaevinde, karakolda iflkencede katledilen Engin Çeber’in annesine ithaf etti¤ini söyledi.J
“Pandora’n›n Kutusu” ‹spanya’da ödül ald› ‹spanya’n›n Bask bölgesindeki San Sebastian kentinde düzenlenen 56. Uluslararas› Film Festivali’nde en büyük ödül olan Alt›n ‹stiridye Ödülü’nü yönetmen Yeflim Ustao¤lu’nun “Pandora’n›n Kutusu” adl› filmi kazand›. Yeflim Ustao¤lu, ödülü temmuz ay›nda ölen ve “Çok iyi arkadafl›m” dedi¤i elefltirmen ve yazar Fethi Naci ile kendi ailesine adad›¤›n› söyledi. ABD’li sinema yönetmeni Jonathan Demme’nin baflkanl›¤›n› yapt›¤› jüri tarf›ndan resmi ya-
r›flma bölümündeki sonuçlar aç›klan›rken, Filmin oyuncular›ndan Frans›z aktrist Tsilla Chelton, Melissa Leo (“Frozen River”) ile En ‹yi Kad›n Oyuncu Ödülü’nü paylaflt›. Türkiye, Fransa, Almanya ve Belçika ortak yap›m› “Pandora’n›n Kutusu”, kay›p oldu¤unu ö¤rendikleri annelerini aramaya bafllayan 3 kardeflin geçmiflteki problemlerinin yeniden belirmesi ve Pandora’n›n kutusu gibi s›rlar›n ortaya ç›kmas›yla yaflanan dram› anlat›yor. J
GRUP YORUM g ü n c e 3 28 eylül 2008: 14 y›l önce
3 16 ekim 2008 : Adana’da
katledilen Elmas Yalç›n’›n Feriköyde bulunan mezar› bafl›nda yap›lan anmaya kat›ld›.
düzenlenen “3. Çukurova Halk Kültür Festivali”ne kat›larak, Do¤al Park’taki Anfi Tiyatroda yaklafl›k 600 kifliye seslendi.
3 5 ekim 2008: Almanya’n›n
3 18 ekim 2008 : 122 kiflinin yaflam›n› yitirdi¤i ölüm orucu eyleminin y›ldönümü nedeniyle Avusturya’n›n baflkenti Viyana’da düzenlenen anma gecesinde yaklafl›k 1200 kifliye konser verdi.
Köln flehrinde “Irkç›l›¤a Karfl›” düzenlenen etkinlikte yaklafl›k 1000 kifliye seslendi. 3 1 1 e k i m 2 0 0 8 : Berlin’de
“Irkç›l›¤a Karfl›” düzenlenen etkinlikte 400 kifliye seslendi. 3 12 ekim 2008: Almanya’n›n
Hamburg flehrinde yine ”Irkç›l›¤a Karfl›” düzenlenen konsere kat›ld›. Konseri 1000 kifli izledi.
3 18 ekim 2008: Dev Genç’in 39. y›ldönümü nedeniyle Sibel Yalç›n Park›’nda düzenlenen anmaya kat›larak, yaklafl›k 800 kifliye konser verdi. J
Ay›fl›¤› Sanat Merkezi’ne yap›lan bask›n protesto edildi ‹stanbul’daki Mücadele Birli¤i Dergisi bürosu, Ay›fl›¤› Sanat Merkezleri ve Mücadele Birli¤i okurlar›n›n evlerine 23 Ekim günü gerçeklefltirilen silahl› bask›nlar Ay›fl›¤› Sanat Merkezi’nin düzenledi¤i bas›n aç›klamas›yla protesto edildi. ‹dil Kültür Merkezi’nin de destek verdi¤i aç›klamaya Taksim, Gazi, Sar›gazi, Adana, Antep ve ‹zmir Ay›fl›¤› Sanat Merkezi çal›flanlar›, Almanya Reutlinge EMK Kültür Merkezi, BEKSAV, Ayd›n Sanatç› ‹nisiyatifi’nden flair Ruhan Mavruk, flair Atila O¤uz, Tiyatro Avesta, Önsöz dergisi, Bilgesu Erenus, Mehmet Esato¤lu, Orhan Ayd›n, Eflref Y›lmaz da kat›ld›.
d›ramaz”, “Umudumuz kavgada, kavgam›z sanat›m›zda Yaflam bizden yana” dövizlerinin aç›ld›¤› bas›n aç›klamas›n› flair Ruhan Mavruk okudu. Tüm sivil ve resmi faflist sald›r›lara karfl› imzas› bulunan kurum ve kifliler olarak devrimci, demokrat ve ilerici ayd›nlarla birlikte devrimci sanat›n ve düflüncenin susturulamayaca¤›n› bir kez daha hayk›rd›klar›n› ifade eden Mavruk’un aç›klamas›n›n ard›ndan Ay›fl›¤› Müzik Toplulu¤u, Çav Bella marfl›n› okudu.J
“Devrimci sanat susturulamaz”, “Bask›lar bizi y›l-
KASIM 2008 | TAVIR | 47
haberler sa... k›sa... k›sa... k›sa.. k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›s
3R›fat Ilgaz Öykü Yar›flmas› sonuçland›. Ç›nar Yay›nlar›’n›n, 25. kurulufl y›ldönümü nedeniyle, “Kim ne derse desin/ Çocuklar için yazd›m hep.” diyen edebiyat›n her dal›nda yap›t veren flair-yazar R›fat Ilgaz ad›na düzenledi¤i R›fat Ilgaz Çocuk Edebiyat› ‘Öykü’ Yar›flmas› sonuçland›. Prof. Dr. Sedat Sever, Prof. Dr. Selahattin Dilidüzgün, Yard. Doç. Dr. Necdet Neydim, Dr. Kemal Atefl ve Zekeriya Kaya’dan oluflan seçici kurulun yapt›¤› de¤erlendirme sonucunda; Hüsnan fieker’in “Öykülere Gizlenen Çocuk” ve Dursun Ege Göçmen’in “Alaca¤›n›z Olsun” adl› yap›tlar› ‘baflar›’ ödülü kazand›. Baflar› ödülü alan dosyalar›n Ç›nar Yay›nlar› taraf›ndan yay›nlanaca¤› aç›kland›. 3Cezmi Ersöz beraat etti. 90’l› y›llar›n ortas›nda yazd›¤›, sonras›nda 2007 y›l›nda Leman Dergisi’nde yay›nlanan bir yaz›s› nedeniyle "Halk› askerlikten so¤utma" gerekçesiyle Genelkurmay taraf›ndan dava edilen yazar flair Cezmi Ersöz’ün 2. duruflmas› Beyo¤lu 2. Asliye
Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Beyo¤lu 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruflmaya Cezmi Ersöz, avukat› Fikret ‹lkiz ile kat›l›rken, Tecrite Karfl› Sanatç›lar›n da içinde bulundu¤u çok say›da yazar ve sanatç› destek için adliyede bulufltu. "Askerli¤in Dönüflü Güzeldir" bafll›kl› yaz›s› nedeniyle yarg›lanan Cezmi Ersöz, yaz›n›n halk› askerlikten so¤utma amac› tafl›mad›¤›, elefltiri mahiyetinde oldu¤u gerekçesiyle beraat etti. 3Aktör Paul Newman hayat›n› kaybetti. Akci¤er kanseri tedavisi gören aktör Paul Newman, Connecticut’›n New Haven kentinde öldü. Oscar’a 10 kez aday gösterilen Newman, 1986’da “The Color of Money” (Paran›n Rengi) filmiyle Oscar kazanm›flt›. Newman, sinemaya ilk ad›m›n›, 1953’te William Inge’nin yap›m› olan “Picnic” ile att›. 1960’daki filmlerde oynad›¤› rollerle önemli bir oyuncu durumuna gelen Newman, özellikle 1958’de çekilen “Cat on a Hot Tin Roof” (K›zg›n Damdaki Kedi), 1960’da çekilen “Exodus” ve 1961’de çekilen “The Hustler” filmiyle ad›n› duyurdu. Newman, 1963’de “Hud”, 1964’te “Harper”, 1967’de “Cool Hand Luke”,
1977’de “Slap Shot”, ve 1982’de “The Verdict” filmlerini yapt›. 1969’de çekilen “Butch Cassidy and the Sundance Kid” (Sonsuz Ölüm) filmiyle uluslararas› büyük sinema oyuncular› aras›na giren Newman, 1986’da Martin Scorsese’in yönetti¤i ve baflrolü Tom Cruise ile paylaflt›¤› “The Color of Money” (Paran›n Rengi) filmiyle Oscar kazand›. Newman, 1994’te insani yard›m faaliyetleri nedeniyle bir kez daha Oscar Akademisi’nden ödül ald›. 3Ankara Sinema Derne¤i’nin düzenledi¤i 14. Gezici Festival, yolculu¤una 7 Kas›m’da Kars’ta bafllayacak ve ard›ndan 14-16 Kas›m’da Artvin’e u¤rayacak. Sineman›n seçkin örneklerini Türkiye’nin de¤iflik kentlerindeki sinemaseverlere sunmak, Türkiye’den ve Dünya’dan sinema insanlar›n› bir araya getirmek ve ortak projelerin oluflmas›na katk›da bulunmak amac›yla 13 y›ld›r yollarda olan festival bu y›l Avrupa s›n›rlar›n› afl›yor; Amerika, Meksika, Hindistan ve Arjantin örneklerini de ekleyerek uzun metraj, k›sa ve belgesel türünde toplam 155 filmle izleyici karfl›s›na ç›kmaya haz›rlan›yor.J
DVD... VCD... ALBÜM... DVD... VCD... ALBÜM... DVD... VCD... ALBÜM... DVD... 3ismini sevdi¤im
kul ahmet Kalan Müzik
48 | TAVIR |KASIM 2008
3türüküce lütfü / emre gültekin Kalan Müzik
3kay›p gözyafllar›
cafer arat Ütopya Müzik
3pencere önü çiçe¤i bülent ortaçgil / Fikret k›z›lok Piccatura Müzik