kültür sanat yaflam›nda
•
2007/03
•
say› 59
•
2.25 YTL(KDV’li)
mart 2007
›ssn 1303-9113
çok öldük, “yaflad›m diyebilmek için” . anadolulu bir sürgün yürek: dido sotiriou . tiyatro her zaman “amatör”dü . naz›m’›n “köylü ressam”› balabanla resme, hayata dair . . sabr›n, göznurunun nak›flland›¤› sanat: tahta oymac›l›¤›
tavır a y l › k
s a n a t
d e r g i s i
Merhaba
Sahibi Tav›r Yay›nlar› Org. Reklamc›l›k ad›na Öznur Turan Genel Yay›n Yönetmeni Gamze Mimaro¤lu
Ne çok fley yaz›ld› mart üzerine. En çok da biz yazd›k. Hakk›m›zd›. Yitirdiklerimiz vard› o ay içinde. On’lar ki, ‹ç Anadolu’nun bozk›rlar›nda, kar alt›nda cennet düflü görenlerimizdi. Düfllerinin bir gün gerçe¤e dönüflece¤ini biliyorlard›, o engebeli, dolambaçl›, sarp yola ç›karken. Bask›n›n, sömürünün olmad›¤›; eflitli¤in, kardeflli¤in hakim oldu¤u bir dünyan›n bir gün mutlaka kurulaca¤› inanc›yla akt›lar K›z›ldere’den okyanuslara...
Sorumlu Yaz›iflleri Müdürü Cihan Keflkek Yaz›flma Adresi ‹stanbul Mahmut fievket Pafla Mah. Mektep Sk. Çoban Apt. No:4/5 Okmeydan› - fiiflli - ‹stanbul Tel: (212) 253 78 88 - 253 78 81 Faks: 235 44 11 e-posta: info@grupyorum.net
Naz›m’›n en güzel dizelerindedir onlar. Hayat onlarla bafllar, onlar›n kuca¤›nda büyür, yine onlar›n kuca¤›nda biter. Sadece yeryüzü de¤il, cennet bile serilir ayaklar›n›n alt›na... Hep birileri için yaflarlar ve hep birileri için ölürler. Evlatlar›, eflleri, kardeflleri için; onlar›n k›l›na zarar gelmesin diye tereddütsüz ölebilirler. Ezik, suskun, kaderine raz›d›rlar. ‹flte bu “kadere” isyanlar›n› yaz›yor tarih, bin y›llard›r. Kad›nlar›n isyan›n›... S›n›fl›, sömürülü bir dünyan›n, kendilerine biçti¤i rolü reddetmenin onuruyla dimdik ayaktalar bugün “Bizim kad›nlar›m›z”...
Ankara ‹dilcan Kültür Merkezi fiirintepe Mah. 8.Cad. No:222 / B Mamak – Ankara Tel: (312) 390 38 05
Tabiat Ana’n›n do¤urganl›k ve üretkenlikle görevlendirdi¤i kad›n, bu misyonun çok ötesinde, hayat›n her alan›nda erkekle eflit oldu¤unu göstermifltir. 8 Mart bunu anlat›r. 1857’nin New York’unda, tekstil sektöründeki azg›n sömürüye karfl› en büyük kitlesel grevi örgütleyen, bu u¤urda 129 kez ölen kad›nlar›... Düflleri bile yasaklanan,
Hesap no (YTL) 1042- 30000 596147 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST.
ikinci s›n›f insan görülen kad›nlar›... Ve elbette, direnen, inançlar› için gözünü k›rpmadan ölenleri; güzel bir yar›na olan umutlar›yla gün gün eriyen kad›nlar›... ‹flte 8 Martlar›n k›sa tarihi budur. Kad›n›, erke¤iyle sömürü düzenini ortadan kald›r-
Hesap no (EURO) 1042- 3010000 129062 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. Ofset haz›rl›k TAVIR YAYINLARI Bask› ASPAfi
mak da bu tarihin bitimi olacak... Mart’›n so¤u¤una inat, düfllerimiz hep bahar tazeli¤inde olacak... Bir sonraki say›m›zda görüflmek üzere... Hoflçakal›n... Dostlukla...
Yerel süreli yay›n tavır
‹Ç‹NDEK‹LER
03/2007 33 yaflad›m diyebilmek için izlenim
7 9 11 12 13 14 17 18 22 24 25 26 29 33 35 38 40 41 43 46
‹ZLEN‹M yaflad›m diyebilmek için DE⁄ERLEND‹RME fliddetin sanat› DENEME bir damladan okyanuslara fi‹‹R nihat çapar DE⁄ERLEND‹RME hayk›racak 盤l›¤› olan›n bir serçe gibi kopar›lamaz bafl› ARAfiTIRMA türk edebiyat›nda kad›n yazarlar-I B‹YOGRAF‹ dido sotiriou DENEME renklerin içinde bir haylaz çocuk: k›z›l RÖPORTAJ amatör tiyatrolar çevresi ÖYKÜ yoksullu¤umuz kardefltir bizim AYIN FOTO⁄RAFI fatih p›nar fi‹‹R enver gökçe ARAfiTIRMA rock müzik tarihi-III SÖYLEfi‹ ibrahim balaban DENEME kardeflli¤e kurflun ifllemez RÖPORTAJ bin y›ll›k bir sanat: tahta oymac›l›¤› ‹ZLEN‹M üstü kals›n fi‹‹R adnan yücel T‹YATRO uyarca ARAfiTIRMA hint kültürü ve müzi¤i-I HABERLER
7 3 fliddetin sanat› de¤erlendirme
14 dido sotiriou 3 biyografi
18 3
3
amatör tiyatrolar çevresi röportaj
kapak 3 ibrahim balaban
izlenim
hiç bitmesin bu gece “yaflad›m diyebilmek için”... denef demiray
l. Yaflad›m diyebilmek için, ne için yaflad›¤›n› bilmek gerek. “Yaflad›m” diyebilmek için hissederek, severek, bilerek yaflamak gerek. Yaflad›m diyebilmek için, belki de 122 kere ölmek gerek. O kadar çok öldük ki, ne kadar çok öldüysek, her ölenle bir kere daha yaflamay› ve yaflam›n anlam›n› sorgular olduk. Öyle güzel bir hayat düflledik ki, u¤runa öldük... ‹nsan›n insana yasak edildi¤i zamanlarda ise ayakta ölen ç›narlar gibi, dallar›m›z yapraklar›m›z dökülür gibi öldük, on kere, yüz kere, yüz yirmi iki kere...
Ve insano¤lu insanl›¤›ndan utanmas›n diyeydi her fley. Kim hat›rlar ve kim anlatabilir ki o an›? Giden geri dönmemifltir çünkü. Yata¤›nda uzan›rken son defa, asl›nda savafl›n en ön cephesinde savaflmaktad›r ölüm orucuna yatan kifli. Bunu kaç kifli anlayabilir ve anlatabilir? Ve huzurludur; çünkü gülüflünü saklamaz. Huzurludur ve “yaflad›m” diyebilmektedir. ‹flte bunu ancak onlar›n son anlar›nda baflucunda türkü söyleyenler anlar.
ha hissettik bunu. Gözlerimizin en derinine bak›yordu Fatma Koyup›nar, o kocaman, zeytin karas› gözleriyle. Gözlerine bakarak söz vermemizi istiyordu. “Ben son olay›m, baflka yoldafl›m ölmesin” derken. ‹nsanl›¤›n yaflad›¤› bu büyük trajediye son verilmesini ve bizim de bu mücadeleden yorulmamam›z› istiyordu. Ve Behiç ve Gülcan ve Sevgi, açl›¤›n gemisinde a¤›r a¤›r ilerliyordu. Hayat›n anlam›n› herkes sorgulad› 293 gün boyunca, defalarca kez. Bo¤az›ndan geçen her lokmada sorgulad› bir kez daha...
Son anlar›nda ellerini tutanlar anlar. Ve Fatma’n›n ellerinden tutarken bir kez da-
Birbirimizin gözlerinin içine bakarak konuflmay› ö¤rettiler bize. Tek bir kelimeye bile gerek duymadan... Ve birbirimizin gözlerine bakt›k yaflamak, yaflatmak ve yaflad›m diyebilmek için. Tecrite Karfl› Sanatç›lar, iflte tam da bu zamanda do¤du. Sabr›n tükendi¤i anda. Onurdan ölenlerin 122’yi buldu¤u anda. Yüreklerin, gö¤üs kafeslerine s›¤mad›¤› anda do¤du. Kimi zaman Behiç’in bafl›na topland›k, açl›ktan incecik kalm›fl ellerini s›ms›k› kavrayarak... Bilinci kapanmadan sesimizi duysun istedik, and içtik. Belki aram›zdan ayr›l›p gidecekti ama henüz bilinci aç›kken insanl›¤›n huzurunda bir söz vermeliydik kendisine, verdik. Sanat›n diliyle anlatacakt›k insanl›¤a yaflat›lan zulmü ve kederi. Notalara, tuvallere dokunan parmaklar›m›z flimdi Behiç’in ellerini s›ms›k› kavr›yordu. Hiç b›rakmak istemedik ve o da b›rak›p gitmedi bizi.
MART 2007 | TAVIR | 3
izlenim
giysili kad›n ve erkekler, halay çekenleri itiyor, sevinmelerine tahammül edemiyor. Kitap stand›na yaklaflmak isteyenleri, tehditkâr bak›fllarla oradan uzaklaflt›r›yor: “Niye kitap okuyorsun? Ne var!” Kavgaya girifliyorduk ki, bunlar›n tiyatrocu, yaflananlar›n da bir oyun oldu¤unu ö¤rendik. Ama yine de üzerimize bir atefl bast›. Sen biliyorsundur bunun bir oyun oldu¤unu. Çünkü di¤er arkadafllar›nla oturup düflünmüflsündür bunun üzerine. Nas›l hissetti¤imizi anlamal›lar F tiplerinde… Anlad›k. Belki sadece biraz›n›… Ama yine de o s›cak öfkeyi çok iyi anlad›k. Kalabal›kt› epey. Sevindik için için, ne kadar ço¤uz diye. Karanfil yolundan ç›kt›k önce. Kar›flt›k di¤erlerinin aras›na. Ellerimiz onun ellerindeyken sanat›n dilinden umudu anlatmaya koyulduk yine. Büyük kocaman bir gece düzenleyerek sesimizi daha güçlü duyurmak istedik. Sahne bizimdi, sahne kocamand›. Sanat, kendi dilinden 7 y›l›n tan›kl›¤›n› dökecekti sahneye. Bu hayallerle ve umutlarla aylar öncesinden bafllad› haz›rl›¤›m›z. Günler günleri kovalad›. Yapaca¤›m›z gece, tecride bir darbe daha vuracakt›. Sanat, tarih önünde tecrit zulmünü yarg›layacakt›. Gecemizin haz›rl›klar› tatl› bir heyecanla sürerken bir geliflme oldu ve Adalet Bakanl›¤› taraf›ndan F Tiplerindeki tecrit koflullar›n›n düzeltilmesine iliflkin bir genelge ç›kar›l›yordu. Tüm bu geliflmeler üzerine ölüm orucuna ara verildi. Behiç, Gülcan ve Sevgi hastaneye kald›r›ld›. Hepimiz koflup gittik yine Behiç’in yan›na. Ellerimiz yine ellerinde, u¤urlad›k Behiç’i. Konser için haz›rl›klar›m›z› daha da h›zland›rd›k. Ve o gün geldi çatt›... 11 fiubat Pazar gününün sabah›, gözlerimizi açt›k ve tatl› bir telaflla güne bafllad›k. Befl bin kifli... Befl bin çift göz, befl bin yürek dolacakt›k salona. Hayat›m›z›n son 7 y›l›n› izleyecektik. Sahnede biz olacakt›k. II. Kap›dan girer girmez, bakt›k ki klasik bir kon-
4 | TAVIR | MART 2007
ser telafl›n›n yerini bir panay›r havas› alm›fl. Halaylar horonlar... Lazlar… Kürtler... Halklar bir arada; kardeflçe sesleri birbirine kar›fl›yor. Tecrite Karfl› Sanatç›lar yine ait olduklar› yerde, halkla iç içe... Enstrümanlar›n› alan gelmifl, halk›n içine kar›flm›fl. Tiyatro oyuncular› köflede k›sa gösterilerini yap›yorlar. ‹lk ad›m›m›z› att›¤›m›zda içeri, bizleri gardiyanlar karfl›lad›. “Bir arada durmay›n, da¤›l›n hadi” diye çemkirdiler surat›m›za... Öfkelendik birdenbire. Üzerimize atefller bast›. Siyah
Bir ressam f›rça uzatt› bize. Önümüzde bembeyaz bir tuval. Özgürüz, ne çizmek istersek. Zulmün tarihini mi yazsak? Kaç can›m›z›n gitti¤ini mi? Tecridi bir yerinden k›rman›n mutlulu¤unu mu? Ama bitmedi¤ini mi daha… Ne yazsak? Kimisi Mahir diyor k›saca, kimisi bir karanfil çiziyor. O fliir akl›na geliveriyor insan›n; “Bana mutlulu¤un resmini yapabilir misin Abidin?” Neyin resmini yapaca¤›z biz buraya? “Hadi”
izlenim
diyor ressam, “Özgürsünüz.” Mutlulu¤un da, hüznün de, özgürlü¤ün de resmini yapabilirsiniz. Elimiz titreyerek tutsak da bafltan f›rçay›, sonra daha da ustalaflarak çiziyoruz, bir karanfil, bir kufl... Sahnedeyiz art›k. Gözlerimiz ve yüre¤imiz o sahnede. Alt› tane kad›n… Onlar› biliyor olmal›s›n. Hani o yüzlerinde beyaz maskelerle, ambulanstan inip sahneye ç›kan alt› kavrulmufl kad›n. Ve hani 122 karanfil boy vermifl sahnenin ortas›nda. Sen bunlar›n hepsinden haberdar olmal›s›n. Ama ben yine de sana anlatay›m buradan. III. Baflta dedim ya sana “Alt› kad›n” diye. Onlar operasyon diye ba¤›rarak kofluflturmadan önce yüre¤imizde, “Tecritten sorumlu” bakan oturtuluyor sahnenin köflesine, bir hücrenin içerisine. O yine her fleye tan›kl›k edecek. Baflka bir köflede ise turuncu önlükleriyle tecritteki ayd›nlar tan›k her fleye. Ve biz bir kez daha uzaklardan izliyoruz her fleyi. ‹flte geliyorlar koflturarak. Art arda f›rl›yorlar: “operasyon”, “operasyon”, “operasyooooon…” “Teslim olun” diyor köfleden iflbirlikçilerin, uflaklar›n temsilcisi. Kald›r›yor bafl›n› birinci kad›n; “Biz zaten dört duvar aras›nda de¤il miyiz? Nas›l teslim olaca¤›z?” “Yan›yoruz” diyor bir di¤eri, “Seyhaaan! Gülizaarr! Nerdesiniz!” Dumanlar… Y›k›l›yorlar yavafl yavafl. “Direnin” diyoruz içimizden, “Direnin.” Ve bir baflka kad›n f›rl›yor aya¤a. “Teslim olaca¤›z ha! Emperyalizme, iflbirlikçilerine, halk›m›z›n kan›n› emenlere teslim olaca¤›z?” Orada doluyor coflkuyla yüreklerimiz. Arkadaki ekran veriyor hayk›ran genç kad›n›n yüzündeki bütün renkleri. Hangi karanfilimizdin sen? Hangi yan›k karanfilimiz? Söyle her fleyi söyle! Ba¤›r›yor yan›k karanfiller: “Ya zafer, ya ölüm!” En çarp›c›s› neydi biliyor musun? Yüreklerimizin taflt›¤› an. Ahmet Kulaks›z’›n sahneye ç›kt›¤› an, Canan ve Zehra’n›n ekrandaki çiçek gibi gülüflleriydi. Bilmem gördün mü, biz
hepimiz aya¤a kalkt›k iflte o an. O keskin ac›n›n ve onurun karfl›s›nda sayg›dan bir tek aya¤a kalkmaya yetti gücümüz. Kocaman bir salon, binlerce kifli ayakta…
etmiflti. Ayd›nlar sahneye mevcutlu olarak, sloganlarla getirilirken içimizden efllik etmek geliyordu seslerine…
Gözlerimizi k›rpmadan dikilip kald›k. Kapatsak gözlerimizi, ak›p gidecek gözyafllar›m›z.
IV. Bir bir sloganlarla ç›k›yordu ayd›nlar. Kimisi yaflam›n içinden zaten al›fl›k rolüne. Al›fl›k olmayan bile al›flt› art›k. Birçok yerde oynad›k tecrit oyununu çünkü. Efkan fieflen’i kald›r›yorlar yerinden. Bir bir s›ral›yorlar günahlar›n›. “Adalet Bakanl›¤›’n›n önüne yürümüfl bu flah›s, Adalet Bakan›’yla görüflmek için. Siz gördünüz mü efendim bu flahs›?” diye soruyor baflgardiyan, tecrit alt›ndaki bakana.
Ki bizi bir hüzünlendiren, bir güldüren etkinlikti; tam a¤layacakken usta tiyatrocumuz kahkahalara bo¤uverdi bizi. O yan› çok güzeldi biliyor musun? Yani bir hüzünlenip bir neflelenmekten allak bullak oldu içlerimiz. ‹yi de oldu. Olmal› çünkü. Ki bunu en güzel belki de en net, Avukat Selçuk Koza¤açl› ifade etti: “fiimdi as›l görev sizlere düflüyor. Direniflçilerimiz tecridi bir yerinden k›rd›lar ama bu mücadeleyi büyütecek olan sizlersiniz. Direniflçiler sizlere bir flans tan›d› asl›nda…” ‹flte böyle seslendi bizlere. “Bizim çocuklar kazanacak” diyerek sözünü bitiren Cezmi Ersöz tamaml›yordu onu. Cahit Berkay, “Selvi Boylum Al Yazmal›m”›n, sevgi emektir diyen melodisini çalarken sahnede, bafllar›ndaki al yazmalar›yla kad›n direniflçilerimiz canlan›yordu gözlerimizde. “‹stemeden seksen iki yafl›na geldim, bu yüzden su içmem gerekiyor” diyerek yüzümüzde tebessümler açt›ran koca ç›nar Arif Damar fliirlerini okurken, en gençlerimiz tükenen enerjilerinden utan›yordu. Ruhan Mavruk’un o tükenmeyen coflkusu ise hemen hepimizi zapt
Görmemifltir tabii. Bizler oraya gitti¤imizde muhatap olacak bir görevli bile bulamam›flt›k ki! Biz bu ülkenin ayd›nlar›y›z, demifltik. Bakan yerinde yok, demiflti sadece bir kap› görevlisi bize. Efkan fieflen’den sonra ‹lkay Akkaya’y› getiriyorlar sahneye. V. ‹lkay Akkaya, kadife sesiyle Ad›yaman a¤›d›n› yakarken, 122’lerin resimleri bir bir ayd›nlan›yordu ekranda. Hissedilen fleyi tarif etmek iflte burada imkâns›zlafl›yor. Öyle bir ürperiyor ki içimiz. O anda ne desek, ne etsek kar etmez. Bu arada bütün ›srarlar›na ra¤men Grup Yo-
MART 2007 | TAVIR | 5
izlenim
de etmeyece¤ini. Ama yine ses etmiyoruz bekleyenlere. VI. Grup Yorum bir fleyler kar›flt›r›yor sahnede, heyecanla bak›yoruz. Ayd›nlar, eski gardiyanlar toplan›yorlar bir köflede. Sonra yürüyorlar baflgardiyan›n üzerine ve at›yorlar onu bir ç›rp›da tecride. Herkes ç›kar›yor üzerinde numara yaz›l› önlüklerini. Ve karanfiller ya¤d›r›yorlar üzerimize. Coflku görülmeye de¤er. Tecride karfl› bestelenen ortak eser söyleniyor sahnede. O kadar s›cak bir ezgi ki, ilk defa duyanlar bile efllik ediyorlar flark›ya. Hep birlikte bafll›yoruz türkülerimizi söylemeye. Öyle kapt›rm›fl›z ki kendimizi oyuna, yeni bir kutlama daha yap›yoruz sanki; baflgardiyan› sonunda susturduk, diye.
rum anlams›z gerekçelerle sahneye ç›kar›lm›yor. Aram›zdan türküler susmaz, halaylar sürer diye hayk›ran arkadafllar›m›z var. Bir kurgu da olsa, bir oyun da olsa al›flkanl›ktan iflte öfkeleniyoruz. Kaç kez hayk›rd›k bu slogan›... Sonunda Grup Yorum iflgal ediyor sahneyi. Hep böyle de¤il midir? Kimseden lütuf beklemedi Yorum. Hakk› olan› istedi, vermezlerse ald›. Dinleyicileriyle buluflmas›na hiçbir güç engel olamad› Yorum’un. Ve iflte sahnede 22 y›ll›k tarihiyle Yorumcular; genç, gülen, devrimci yüzleriyle. Sahne iflgali, Yorum’un gelene¤ine gönderme oluyordu. “Haydi Kol Kola” flark›s›yla bafll›yor Yorum. Bütün salon, binlerce insan halaya duruyor coflkuyla. Sahneye ç›kan her ayd›na bir karanfil vererek, flehitlerimizin son sözlerinden bir kesit okuyan alt› kad›n da duruyor sonunda halaya. ‹syan eden gardiyanlar da dayanam›yor daha fazla. Sonra Fatma Koyup›nar beliriyor ekranda. Koskocaman, kapkara gözleriyle, bak›yor ta gözlerimizin içine. Öyle yal›n, öyle sade, anlafl›l›r söylüyor ki her fleyi. Varl›¤› insanl›k onurunun canl› bir abidesi gibi. “Ben son olay›m” diyor zorlukla. Sonra Gülcan Görüro¤lu’nun
6 | TAVIR | MART 2007
güleç yüzü beliriyor ekranda. Belki utan›yor kameraya konuflmaktan. Ne söyleyece¤ini bilemiyor. Sözü nas›l bitirece¤ini… Sanki sahnenin ortas›nda gibi heyecanl›. O ve ard›ndan Behiç Aflc› selaml›yor hepimizi. Bizler öyle özlemifliz ki onlar›. Çok uzak bir yerden, y›llar sonra geri dönmüfller gibi. Hatta f›s›ldaflmalar var salonda, “Belki Behiç Aflc› da gelmifltir. Belki sonunda bir sürpriz yapacaklar bize.” Biz biliyoruz sa¤l›k durumunun buna müsa-
Benim misafirlerim var yan›mda. Hafifçe kula¤›ma e¤ilip diyor ki, “Hani baflgardiyan, televoleleri izleyin, magazinleri izleyin dedi ya bize. fiimdi bu ekrana bakt›ktan sonra, bu havay› soluduktan sonra öyle bir uzak geliyor ki bana o bahsettikleri. Ama o ekranlara bakarken de, buras› çok uzakm›fl gibi geliyordu. Gerçekten kendi gerçeklerimizden bile tecrit edildik. fiimdi bu etkinlik hiç bitsin istemiyorum. Bu etkinlik gibi yaflamak istiyorum” Sence de her fleyi özetlemiyor mu bu sözler?J
de¤erlendirme
fliddetin sanat›... murat akçay›r
lere, yaralanmalara yol açan bu oyunlara ra¤men dizi devam etti¤i halde RTÜK k›l›n› bile k›p›rdatmam›flt›. Hrant Dink katledildikten sonra diziye karfl›, flimdiye kadar çok c›l›z kalan tepkiler artt›. fiimdi tepkilere dayanamay›nca saman alt›ndan su yürütürcesine, gizli kapakl› yay›ndan kald›rd›lar diziyi. Hatta daha ilginç bir fley söyleyelim, y›llard›r haber programlar›n›n sponsorlar› olan firmalar programlardaki fliddet içerikli haberler kald›r›l›ncaya kadar sponsorluktan çekildiklerini aç›klad›lar. Ne büyük bir duyarl›l›k? ‹nsan›n gözleri yaflar›yor(!)
Sabahlar› uyan›r uyanmaz yüzünü dahi y›kamadan televizyonun kumandas›n› eline alan ve kahvalt› öncesi sporu olarak da baflparma¤›na sürekli egzersiz yapt›ran, az›msanmayacak say›da çocuk, ev kad›n›, emekli, memur var bu ülkede... Ekran karfl›s›na geçiliyor ve ekranla gözler aras›nda görülmez bir ba¤ kuruluyor erken saatlerden itibaren. Gece iflten gelince ilk ifl olarak yine parmak egzersizleri yap›lmaya bafllan›yor ekran karfl›s›nda. Ne zaman a¤lanmas› gerekti¤ini, ne zaman gülünmesi gerekti¤ini de televizyonlar belirliyor. Bir ev kad›n› çay sohbetine gitti¤i komflusuyla diziler üzerinden saatlerce sohbet ediyor; okulda bir dizi filmin muhabbeti bütün ders aralar›n› dolduracak kadar hararetli tart›flmalara yol açabiliyor; bazen derslerde s›ralar aras›nda f›s›lt›yla devam ediyor bu tart›flmalar. Hayat›n her alan›na müdahaleyi kutsal bir hak olarak gören medya sahipleri, hangi filmi izlemezsek hayat›m›zda büyük bir eksiklik olaca¤›n› da ö¤ütlüyor bizlere. Ve
bu minvalde, hayat›m›za soktuklar› Kurtlar Vadisi-Terör adl› dizi, RTÜK taraf›ndan yay›ndan kald›r›l›yor. Kurtlar Vadisi art›k bir sembol haline gelmiflti; dizinin baflrol karakteri Polat Alemdar devlet ad›na mafya iflleri yaparak, devlete karfl› ifl çevirenlerin korkulu rüyas› olarak, belinde silahla, yasalarla yap›lamayan› yap›yordu. RTÜK flimdi utangaç gelin misali bu diziyi yay›ndan kald›rd›. Dizi yap›mc›lar› hemen bir bas›n aç›klamas› yaparak filmle ne kadar mühim ifller yapacaklar›n› ifade ettiler. Neymifl efendim, 40 bin insan›n can›na k›yan senaryoyu yazd›ran ellerin parmak izlerini teflhis edeceklermifl de, bundan rahats›z olanlar yüzünden dizi yay›ndan kald›r›lm›fl. Tekrar hat›rlatmaya gerek var m›d›r bilmiyoruz ama Polat Alemdar’a özenip mafyac›l›k oynamaya bafllayan çocuklar, bu oyunun fliddetini de uygulad›lar bu memlekette. Ölüm-
Bu fliddet olaylar›n› sadece bir diziye ba¤lam›yoruz elbette. Bu dizi olmasayd› fliddet olaylar› olmazd› demek saçma tabi. Çok kapsaml› araflt›rmalar yap›labilir bunun için; sosyolojik, ekonomik temeli araflt›r›labilir. fiiddetin kesin s›n›rlar›n› çizip derin bir sosyolojik tahlil yapmak da bu yaz›n›n konusu de¤il. Çocuklar›n kendi aralar›nda fliddet içerikli oyunlar›, birbirlerine fliddet uygulamalar›, delikanl› ça¤›nda çeteler kurmalar›, anne babalar›n uygulad›klar› fliddet, baflka bir yaz›n›n konusu olabilir. Ancak bunlar olmadan da basit bir mant›k yürüterek fliddetin kayna¤›n› bulmak zor de¤il. Bizi derin araflt›rmalara muhtaç b›rakt›rmayacak kadar aç›k olan ve çok küçük yafllardan itibaren insanlar›n beynine sokulan egemenlerin fliddeti, önümüzde kap› gibi duruyor. Gizlemeye, saklamaya ihtiyaç duyulmadan uygulan›yor bu fliddet. TV haberlerindeki, üzeri mozaiklenmifl görüntüler, fliddet olgusunu saklayam›yor bizden. Ya da en demokratik hakk›n› kullanmak için bir bas›n aç›klamas› yapmak isteyen ö¤renciye, analara, iflçiye, memura, esnafa, çiftçiye uy-
MART 2007 | TAVIR | 7
de¤erlendirme
gulanan fliddeti her gün görüyoruz, buna hemen her gün tan›k oluyoruz sokaklarda… Aç›klama yapanlar›n say›s›n›n on kat› kolluk kuvvetinin tam teçhizat karfl›lar›na dizilmesi, çok aç›kt›r ki toplumu terörize etmektir, korku salmakt›r. Bütün halk›n, sürekli bask› alt›nda tutularak, gözda¤› verilerek, herhangi bir eyleme kalk›flmas›, hakk›n› aramas› engelleniyor. Bunun yetmedi¤i yerlerde ise herkesin malumu olan, resmi güçlerin bilgisi olmadan ad›m bile atamayan sivil faflistler devreye sokuluyor. Yedek güç olarak sürekli beslenen, e¤itilen bu örgütlenmeler her istedikleri yerde aç›ktan sald›r›larda bulunuyorlar ve hiçbir soruflturmaya u¤ram›yorlar. Sadece belli bir gruptan bahsetseydik, bu münferittir, deyip iflin içinden ç›k›labilirdi. Ancak devletin en yetkili a¤›zlar› taraf›ndan, konumlar› hiçbir yasal olufluma dahil olmayan bu tür örgütlenmelere sahip ç›k›l›yor. Provokatörler, “Tan›r›m onlar›, iyi çocuklard›r.” denilerek kanatlar alt›na al›n›yor. Tüm bunlar›n getirdi¤i gerçeklik, fliddetin art›k yaflam›n her alan›na nüfuz etmesi, “do¤al” bir görünüm kazanmas›… Kurtlar Vadisi gibi diziler de, devlet içindeki çürük elmalar›n ay›kland›¤›, kutsal devletin her fleye muktedir oldu¤u ve bekas› için yap›lacak olan yasal-yasad›fl› her türlü faaliyetin mubah oldu¤unu halk›n beynine yerlefltiriyor. Magazin programlar›yla, aptallaflt›ran e¤itim sistemleriyle ve bilumum medyas›yla
flaflk›na u¤rat›lm›fl olanlar›n bu görüntüler karfl›s›nda korkuya kap›lmalar› kadar do¤al bir fley olamaz. Kurtlar Vadisi filminin yönetmeni, vizyonda olan “Barda” isimli filmde de fliddet konusunu ifllemifl. Ama bu sefer daha farkl› bir film yapm›fl, zengin ifl adamlar›, baronlar yerine, s›radan insanlar›n fliddeti ifllenmifl. S›n›f fark›ndan dolay› biriken öfkenin yol açt›¤› fliddet ve bunun sonucunda ortaya ç›kan hukuk ve adalet konusu sorgulanm›fl. Bu filmle ilgili, Milliyet Sanat’ta Alin Taflç›yan’›n sordu¤u soruyu biz de soral›m: “O s›n›f fark› neden siyasi bir örgütlenmeyle ortaya ç›km›yor da, son y›llarda s›kça fliddetle kendini gösteriyor. ‘Varofllardan indiler kenti yak›p y›kt›lar.’ diye yorumlan›yor? Bar gibi mekânlar›n kap›s›ndan s›n›fsal bir s›n›r geçiriyoruz, insanlar› k›l›k k›yafetine göre ay›r›yoruz?” Özetlersek flöyle cevapl›yor yönetmen: “Bu çocuklar kötülü¤ü örgütlemede, iyilikten daha yetenekliler. Çünkü kötülük çok basit ve bir anda bile örgütlenebilir(...)” Filmde de de¤inildi¤i gibi hiçbir fliddet nedensiz de¤ildir, mutlaka bir nedeni vard›r. Dizilerde, sinemalarda konu edilen fliddetin de temeli vard›r, kayna¤› bellidir. Oradaki fliddet, gayr›-meflru güçlerin uygulad›¤› fliddettir. Halk› sindirmenin, korku salman›n bir arac› olarak kullan›l›yor. Barda gibi filmlerde, sahnelerin akmas› için fliddete bir temel bulunmaya çal›fl›lsa da, özünde hasta ruhlu ki-
8 | TAVIR | MART 2007
flilerin amaçs›z, bilinçsiz, histerik duygularla dolu fliddeti anlat›l›yor. Yani filmi izleyen bilinçli veya az çok politik insanlar, burada bir s›n›f çat›flmas› oldu¤u gerçe¤ini ç›kartabilir elbette. Hatta biraz daha tart›fl›lsa politik bir film bile diyebiliriz. Buna karfl›n politikadan mümkün oldu¤unca uzaklaflt›r›lm›fl, düflünme yetisini yitirmifl büyük bir kitleye sunulan bu filmi politik bir okumaya kapal› olarak de¤erlendirebiliriz. Çünkü Alin Taflç›yan’›n dedi¤i gibi varofllardan gelip ortal›¤›n huzurunu bozan bu insanlar›n cahil, görgüsüz ve hatta barbar oldu¤u sonucu ç›kart›lacakt›r. Sadece çok zengin burjuvalar›n de¤il küçük burjuvazinin bile varofllara karfl› burun k›v›rmas›na yol aç›yor, bunun gibi filmler. Bir zaman sonra da bu burun k›v›rmalar, varofllar› düflman olarak görmeye kadar gidecektir. Kurtlar Vadisi-Terör dizisinin yap›mc›s› Pana Film, “Bugün Pana, yar›n sana” kampanyas› düzenleyerek sansüre karfl› bir birlik ça¤r›s› yap›yor. Sanatta sansürün b›çak s›rt› bir konu oldu¤u ortada. Ve tabii devlet eliyle uygulanan sansürün adresinin RTÜK oldu¤u da… Her fleyin, içinde bulunulan sistemle ve o sistemi elinde bulunduranlarla birlikte ele al›nmas› gerekiyor. Yasalar› yapanlar, kendi do¤rular›n› da aktarmaya çal›fl›yorlar ellerindeki tüm olanaklarla. Sanat› da bu amaç do¤rultusunda etkin bir flekilde kullan›yorlar. Bu gerçe¤i bilmek ve ona göre hareket etmek; seçimimizi buna göre belirlemek, yap›lacak en do¤ru hareket. Sapla saman› kar›flt›rmaman›n yegâne yolu bu.J
deneme
bir damladan okyanuslara... tav›r
So¤uk, çok so¤uk bir mart gününde, hiç tan›mad›¤›n›z, hiç bilmedi¤iniz, daha önce hiç gitmedi¤iniz ama hep yüre¤inizde var olan bir yerdeydiniz, tam otuz befl y›l önce. Tereddütsüzdü ad›mlar›n›z. Niçin orada oldu¤unuzu bildi¤inizden…
ellerine… Kimdiniz, ne için yürüyordunuz, neler yapacakt›n›z, biliyordunuz. Ayn› siperlerden ortak düflmana karfl› birlikte mermi ya¤d›rd›¤›n›z aç›ktan de¤il, bu kez sinsice vatan› iflgal edenlere karfl› birlikte vurufltu¤unuz üç dost vard› kurtar›lacak en baflta, dara¤ac›ndan.
Tüm bu gerçekler, senin ve senin gibilerin yaflam›ndan süzülüp geldi yerleflti bilinçlere... Ta Spartaküs’lerden, Bedreddin’lerden ak›p gelen bu gelenek, K›z›ldere’den de geçip bugüne eriflti. Ve tarih hep sizin gibileri yazd› sayfalar›na. Ezenin de¤il, ezilenin; güçlünün de¤il hakl›n›n destan›n› yazd›… Yazd›ran sizdiniz.
Zaten öyle de¤il midir; nereye gitti¤ini, ne için orada oldu¤unu bilmek rahatlat›r insan›. En ufak bir kuflku, en ufak bir tereddüt b›rakmaz insanda.
Sonra koca bir ülke ve halk... Sonra tüm dünya halklar›... Yap›lacak çok ifl vard› yani, say›lamayacak kadar çok…
“Devrim yolu engebelidir, dolambaçl›d›r, sarpt›r...”
Siz de öyleydiniz yola ç›karken. Özgürlü¤ünüzü; demir kap›l›, kör pencereli mahpushanenin alt›nda kazd›¤›n›z tünellerin içinden geçerek takt›¤›n›zda kollar›n›za, hayat›n her an›n› iradi yaflaman›n bilgeli¤iyle vard›n›z Tokat
Hayat›n bafllad›¤› ve bitti¤i yerler, do¤um ve ölüm diye bilinse de, bir devrimci için geçerli de¤ildir bu. Onlar için do¤um, eflitli¤e, kardeflli¤e, paylaflmaya, insana dair güzelliklerin yaflayaca¤› bir sisteme gönül verdikleri and›r. O gün do¤arlar iflte esas olarak. Ve e¤er ki, bu vakitten sonra seçti¤i yoldan milim sapmadan nihayete eriyorsa yaflam›, hiç ölmezler. Mezar tafllar›nda ölüm tarihleri bu yüzden yoktur.
Senin sözün bu. Bu yola bafl koymufl herkesin künyesine kaz›nan… Ve hayat›n her an›nda do¤rulu¤unun defalarca test edildi¤i… Hayal kurmak, güzel günler üzerine sohbet etmek iyidir. Nerede, nas›l bir ülkede yaflad›¤›n› unutmadan ama... Yak›n bir gelecekte düfllerin gerçe¤e dönüflmesi için mücadele ederken, bunun uzayabilece¤i gerçe¤ini bir saniye bile ak›llardan ç›karmadan...
MART 2007 | TAVIR | 9
deneme
Bedelin en büyü¤ünü ödeyece¤ini, vatan topra¤›n›n belki her santimini kan›nla ›slatman gerekece¤ini bilerek… Bu dersi alm›flt› ö¤rencilerin. S›nanm›fllard› hayat›n en keskin dönemeçlerinde sizden sonra. K›z›ldere’ydi hocalar›, rehberleri. Ölümü, inançlar›n› terk etmeye, çizdi¤in yoldan dönmeye ve de teslim olmaya, her hal ve flartta tercih etmeyi amentü bilenlerden oldular. “Engebeli, dolambaçl› ve sarp” yollardan yürürken yüzleri hep K›z›ldere’ye dönüktü. Otuz alt› y›ld›r oradan ö¤rendikleriyle ayakta kald›lar. Bir an bile çaresiz de¤ildiler bunca y›l... Keskin, çok keskin bir dönemeci daha aflman›n, tarihlerinin flu ana kadarki en büyük bedelini ödeyerek de olsa, mutlulu¤uyla bak›yorlar sana, ON’lara... Aln› ak olman›n, s›n›f›n› bir kez daha geçen ö¤rencilerin olman›n yürek ferahl›¤›yla an›yorlar ad›n›z›...
buz gibi bir sabah›n›, çöl s›ca¤›na çevirdiler. Filistinli yoldafllar›n, kardefllerin eylemlerinden bildi¤imiz ama kavga tarihinde o ana kadar rastlanmayan bir fleydi bu.
Her 30 Mart’ta tafl›rken resimlerinizi, içlerinden geçenlere, sizlere bir zafer daha sunman›n coflkusu eklendi bu y›l. Tarifi imkâns›z bir fleydi bu. ‹liklere dek iflleyen...
‹lkti... ‹lkleri siz bafllatm›flt›n›z. Ö¤rencileriniz devam›n› getiriyordu iflte. Bu tarihe ilkleri yazmak onlara özgüydü ve bundan sonsuz gurur duyuyorlard›.
Çok zorlu bir süreçti. Size K›z›ldere’de yap›lan ça¤r›n›n ayn›s› yap›ld›, yedi y›l önce tam 20 hapishanede kalan tutuklulara...
Gurur, belki de bu süreçte en fazla hissedilen duygu oldu. ‹lklere yeni ilkler eklendi. Yedi y›l›n her gününde, neredeyse her an›nda, tek bafl›na kalman›n, tecrite karfl› tek bafl›na vuruflman›n ustas›yd›lar. Bunun gururu da sadece onlara aitti. Yüreklerde gururdan arta kalan yerleri dolduran daha nice duygular vard›. Hepsi insana ait… Hepsi ö¤rencilerine ait… Ülkenin dört bir yan›nda cenaze töreni yap›lmad›k tek bir mezarl›k kalmad› neredeyse.
Ayn› fleyler söylendi hemen hemen. “Teslim olun!” dediler, “Terk edin düflüncelerinizi, inançlar›n›z›...” “Dönmeye de¤il, ölmeye...” diyen sözleriniz sloganlaflt› dillerde elbette. Ayn› cümleleri etmediler belki ama ayn› ruhla konufltu ö¤rencilerin, karanl›¤›n tüccarlar›na karfl›. Kim olduklar›n›, nereden gelip nereye gittiklerini, neye inand›klar›n› ve de neyin kavgas›n› verdiklerini bildiklerinden rahatt›lar. Rahatt›lar çünkü derslerini tarihten ç›karm›fl, s›navlara çoktan haz›rlanm›fllard›. Hayat›n ve kavgan›n tembel ö¤rencilerinden hiç olmam›fllard› tarihte... Kahramanlar öne ç›km›flt› ve geride kalanlar›n hayat›n› kurtarmak için at›ld›lar ölümün üzerine. Alevlere sar›ld›lar, Aral›k’›n
10 | TAVIR | MART 2007
Dile kolay tam 122 tabuttu tafl›nan. Kaz›lan tam 122 mezard›, dikilen tam 122 mermer tafl... Kaç karanfil serildi mezarlara, kaç bayrak tafl›nd› törenlerde, kaç slogan at›ld›, kaç pankart yaz›ld›, saymad›lar. Sayamazd›lar. Bu, büyük bir güçtü. Bu güç K›z›ldere’den tafl›nm›flt› iflte yüreklere, bilinçlere... Bu güçle aya¤a kalkt› bu ülkenin ayd›n›, sanatç›s›, devrimcisi, demokrat› ve bilcümle insan›... Ve bu güçle kazand›lar. Devrimi çok uzaklarda kalm›fl bir gençlik hayali belleyen-
lere inat, flu dünya üzerinde sosyalizm için ölenlerin hala var oldu¤unu kan›tlad›lar... Diller onlar›, türküler onlar› söyledi; gözler onlar için a¤lad›, yürekler onlar için ça¤lad›... Elde edilen küçük zaferlerin toplam›yd› devrim. Geride kalan yedi y›l, irili-ufakl› zaferlerin yafland›¤› günlerle geçti. Ölümün ba¤r›ndan yaflam›n derlendi¤i günlerde, yüreklerde, bilinçlerde yaflanan netlikte pay›n›z büyük. Kavga uzun erimli... Ustalar›n ö¤retti¤i ilk kural bu. Senden de bunu belledi geride kalanlar. Ö¤rencilerin. Ö¤renilenler, hayat›n gerçekleriydi. O gerçeklerle yürünecek vakit eriflene dek. Vakit eriflti¤inde de, gözlerde ayn› bak›fl, yüreklerde ayn› sevinç olacak. Belki bir damla da yafl dökülecek, yanaklardan afla¤›... O damlayla y›kan›p gidecek çekilen onca ac›. O güne dek a¤lamaman›n, yürekleri yumuflatmaman›n elzem oldu¤u kural›n› unutmadan... Tecrit duvar›nda gedik açman›n, sizlerle bir 30 Mart’ta daha buluflman›n yürek ferahl›¤›yla... Mart’›n en so¤uk gününde, kar alt›nda, bombalar›n ve kurflunlar›n alt›nda yüreklere s›ms›cak duygular tafl›yanlara selam olsun. J
fliir
geldiler nihat çapar
behiç, sevgi, gülcan… kazananlar... kaybedenler... sizlere…
Kavgalar› yamal›yd›, Ama umutsuz de¤il… S›yr›ld›lar gözlerden. Ak›llar›nda, kazananlar. Çekildiler oraya. Susmaya... Öfke; Öfke kusmaya. A¤›zlar› bir oldu. Soluklar› bin… Bin olduk, kavgalara, Umut diktik yar›nlara. Gözleri renkli, Elleri hünerli, ‹natlar› vard›, Boran ça¤›rtan. Da¤lar›n doruklar›na Gitmifller… fiehirlerden yitmifller… Kavgalar› yamal›yd›, Terzi cesur, sertti terzi. Ama umutsuz de¤il. Da¤lar›n doruklar›na gitmifller… Geldiler… Geldiler… Çocuklara yar›n Yar›nlara umutla
MART 2007 | TAVIR | 11
de¤erlendirme
hayk›racak 盤l›¤› olan›n bir serçe gibi kopar›lamaz bafl›... tav›r
“Anadolunun Sesi Radyosu’nun yay›n›, RTÜK taraf›ndan süresiz olarak durduruldu ve radyonun lisans hakk› iptal edildi...” Böyle duyuruldu bas›n-yay›n organlar›nca bir radyonun yay›n›n›n durduruldu¤u... Sekiz y›ld›r aç›k olan mikrofonlar›, art›k kapal›. RTÜK taraf›ndan susturulmak isteniyor bütünüyle. Mikrofonlar›ndan art›k hiçbir ses ç›kmas›n isteniyor. Gerekçe, RTÜK Kanunu’nun bir kaç maddesinin ihlali. Minareyi çalmak isteyen k›l›f›n› da uydururmufl. “Uydurulan k›l›f”, kimsenin inanmayaca¤› ya da gerçekten inand›r›c›l›ktan uzak fleyler olunca, durup bir dakika düflünüyor insan, ister istemez. “Neden bu radyo?” diyorsunuz örne¤in, “Onca radyo aras›nda neden Anadolunun Sesi?”...
bir radyo için, do¤rular› söylemeye ve magazin kültürünün s›radan bir ö¤esi olmamaya yeminli bir radyo için, “Bu sonuç sürpriz de¤ildir herhalde.” denilebilir. Ancak sorun bu de¤ildir. Daha do¤rusu tart›fl›lmas› gereken bu de¤ildir. Yasalar› koyanlar›n düflünce yap›lar›, savunduklar› sistem ve uygulamalar›d›r. Ortada ne demokrasi nutuklar› içine s›¤acak bir fley var, (Gerçekten de, ba¤r›n› açarak bir radyonun kapat›lmas›n› savunan da yok pek ortal›kta... Savunulacak gibi de¤il de ondan tabii ki... ) ne de düflünce ve fikir özgürlü¤ü içine… Radyo, yay›n ilkelerini belirlemifl. Demifl ki;
Bunun cevab› muhakkak ki, sekiz y›ll›k tarihlerinde gizli. Bugüne kadar sahip olduklar› yay›n çizgisinde, yay›n dilinde ve tabii ki söylediklerinde... “Ne vard› ki bunlarda; ne yapt› ki bu radyo böyle bir tepki gördü?” denilebilir.
Halktan ve hakl›dan yana yay›n yapaca¤›m! Demokrasi ve insan haklar› temel fliar›m olacak! Halklar›n kardeflli¤ini savunaca¤›m! Yoz, çürümüfl, bireyci-bencil kültüre alternatif bir çizgim olacak! Mikrofonlar›m yaln›zca do¤rular› söyleyecek! Halk kültürünü koruyacak ve gelifltirece¤im! Halka dair, insana dair tüm güzellikleri yaflataca¤›m!
“Bülbülün çekti¤i dili belas›” der eskiler. Do¤ruyu söyleyenin dokuz köyden kovulaca¤›n› da... Anadolunun Sesi’nin durumu bu atasözlerini do¤rular nitelikte...
Hangisi suçtur bunlar›n? Hangi kanunda bunlar› yapmak, bir nevi idamla eflde¤er bir cezayla cezaland›r›l›r? Bunlar› savunman›n karfl›l›¤› ne zamand›r “Katli vaciptir” oldu?
Öyle bir ülkede yafl›yoruz ki, yasaklar› yasaklamak mümkün de¤il. Hak aramak isteyenlere reva görülenleri s›ralasak, aradan bizim için de yeni bir soruflturma konusu olur. S›r de¤il elbet; sokaklarda, televizyonlarda rastl›yoruz, rastl›yorsunuz her gün.
Sorular› do¤ru sorup, cevaplar› do¤ru vermek laz›m. Soran belli, sorulan bellidir. Sorular› soranla, bu sorular›n muhatab› olan; s›n›flar›n do¤du¤u andan itibaren, yani neredeyse ezelden beri çeliflkileri uzlaflmayan iki taraft›r. Uzun sözün k›sas›, iki s›n›f›n çat›flmas›d›r as›l olan. Halktan, yani ezilenden yana söz söyleyenin sesini bo¤mak istemekte-
‹flte o gerçekleri bilerek mikrofonlar›n› açan
12 | TAVIR | MART 2007
dir ezen... Asl› astar› budur bunun. Ötesi iflin tali k›sm›d›r. Bir radyo, s›rf do¤rular› ifade etti diye, sesini bo¤maya çal›flanlar... Bugüne kadar insana dair ne varsa ona düflman olanlar... Kendilerinden baflka her fleye, herkese kin güdenler, ortadan kald›rmak isteyenler... Muhalif güçleri, sansürden inkâra, hapisten idama her türden cezayla korkutmaya, y›ld›rmaya çal›flanlar çok iyi bilmeliler: “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner.” A¤z›nda hayk›racak 盤l›¤› olan›n, bir serçe gibi bafl› kopar›lamaz... Tarihin, bilimin öyle yaz›c›lar› vard›r ki, bir tek fleyi bile atlamadan yazarlar. Ve tarih bugüne dek göstermifltir ki, hiçbir zulüm baki kalmam›fl, zalimin ad› hiçbir yerde an›lmam›flt›r. Hem demokrasiden dem vuracaks›n, hem de demokrasinin olmazsa olmaz›n›, fikir ve düflünce özgürlü¤ünü engelleyecek, kufla çevirecek, kulland›rmayacaks›n... Hem “Bas›n hürdür, sansürlenemez” diye anayasa maddesi belirleyeceksin, hem de befl-on cümle etti diye koca bir radyonun kap›s›na mührü vuracaks›n... E zor tabi, oldu¤un gibi görünememek... Ya da göründü¤ün gibi olamamak... Mevlana’y› bu sözlerinden dolay› sevmediklerini düflündüklerimize son bir çift söz: O radyonun halkla ba¤› hiçbir yasayla oluflmad›, hiçbir yasayla da kopar›lamayacak. O radyonun sesinin duyulmas› için, illa ki mikrofondan ç›kmas› gerekmiyor; mikrofona ihtiyaç duymadan on y›llard›r duyuyor insanlar o sesi. Duymaya da devam edecek!J
araflt›rma
türk edebiyat›nda kad›n yazarlar - l hande sonsöz
“Kad›n do¤ulmaz kad›n olunur” Simone de Beauvoir
Bütün dinler bafllang›çlar›n› Âdem ile Havva’dan al›p bugüne getirmifl. ‹lk anal›¤›, ilk 盤l›¤›, belki de ilk fliiri ondan ö¤renmiflizdir biz kad›nlar. Âdem ile Havva bir elman›n iki yar›s› olmufl, nesiller de ard›ndan gelmifl onlar›n… Kad›n… Ad›na türküler yak›lan, fliirler yaz›lan, savaflan, direnen… Peki, ne oldu da kad›nlar tarih boyunca haklar›n› kazanabilmek için bu kadar mücadele verdiler? Bu soru, s›n›flar tarihinde egemen s›n›flar›n kad›na yükledi¤i rolde gizli asl›nda. Hak alma mücadeleleri ise eme¤in tarihiyle paralel gitmekte. ‹lkça¤larda Anadolu uygarl›klar›nda tanr›ça bile olan kad›n, daha sonra geri plana at›lm›fl; diri diri topra¤a gömülmüfl; kendisine, do¤urmaktan baflka hiçbir vas›f yüklenmemifl. Bu dünyay› var edenlerin öbür yar›s› oldu¤u birdenbire unutulmufl. Her 8 Mart’ta kad›nlar›n hayk›r›fllar›na tan›kl›k ediyoruz hep birlikte. Çünkü art›k hak ve özgürlük mücadelesiyle, kad›n olmak ve emekçi olmak sözcükleri uzun zamand›r yan yana söylenir oldu.
nayi devrimiyle birlikte geliflen liberal kuramlar çerçevesinde hala mülkü üzerindeki bütün haklar› erke¤e b›rakm›fl görünüyordu. Evlilikte ise kocas›na karfl› itaatkâr olmak zorundayd›. Buna karfl›l›k Marksist teorinin s›n›fsal elefltirisi, kad›n›n konumu üzerinden liberalizmi, dolay›s›yla burjuva hukukunu da çürütüyordu. Engels; kad›n›n toplumsal konumu hakk›nda “Kad›n-erkek aras›ndaki daha önceki toplumsal durumlardan bize miras kalm›fl olan yasal eflitsizlik, kad›n›n ekonomik bask› alt›nda oluflunun nedeni de¤il sonucudur.” derken özel mülkiyetin ç›k›fl›yla kad›n›n ezilmesini birbirinden ayr› görmüyordu. Materyalist tarih anlay›fl›nda Marks ve Engels “Yaflam› belirleyen bilinç de¤il, tersine bilinci belirleyen yaflamd›r” tezini ortaya at›yordu ki, bu anlay›fla kat›lmamak elde de¤il. Çünkü kad›nlar›n kendini ifade edememelerinin bafl›nda ekonomik koflullar, atalar›ndan, ailelerinden ald›klar› kültür geliyordu. K›saca sistemin onlara biçti¤i pay ortaya ç›k›yor, kad›n hep susup oturmak zorunda kal›yordu.
Evde sadece çocuk do¤uran kad›n, tarlada, fabrikada çal›flabiliyordu. Ama sömürü koflullar›, kad›n-erkek cinsiyet fark› gözetmeden devam ediyordu. Kad›nlar›n özgürlü¤ü ise sömürünün ortadan kalkmas›yla mümkün olacakt›.
Kapitalizmin yükselmesi ve s›n›f farklar›n›n ortaya ç›kmas›yla kapitalist ülkelerin bafl›nda gelen Amerika’da kad›nlar, çal›flma saatlerinin azalt›lmas› için isyan ederken, fabrika sahibi taraf›ndan diri diri yak›lm›fllard›. Sömürü koflullar› alt›nda bilinçlenip, bugünkü eme¤in savafl›n›n bafllang›c›n› oluflturmufllard› asl›nda.
Dünya tarihinde, 1789 Frans›z ‹htilali ile bafllayan süreçte, ancak Paris Komünü’yle oy hakk› gibi s›n›rl› haklar elde eden kad›n, sa-
Ülkemizde ise durum farkl› de¤ildi. Osmanl›’n›n çok uluslu devlet yap›s› ve teokratik düzeni Cumhuriyet’e kadar, kad›n›, soka¤a dahi
ç›kartmam›fl. Özellikle imparatorlu¤un ArapFars kültürüne yönelmesiyle halk, kültür ikilemine düflmüfl ve kendi içinde yaratt›¤› küçük dünyas›nda hapsolmufltu. Bundan da en büyük nasibi yine kad›nlar alm›flt›. Baflta cinsiyetlerinin tan›nmas› konusunda Tanzimat’tan sonra yaz›lar›yla, fliirleriyle, seslerini saray ve çevresinden duyurmaya çal›flan kad›n flairler ve yazarlar ortaya ç›km›fl. Onlar›n öncülü¤ünde halk, bu konuda, bir ad›m dahi olsa de¤iflim süreci yoluna girmiflti. Edebiyat›m›zda bu geliflmelerden sonra “kad›n” konusu, romanlarda, hikâyelerde erkek yazarlar taraf›ndan s›kça ifllenir olmufltu. Cumhuriyet döneminde verilen belirli haklardan sonra “din-laiklik” ya da “do¤u-bat›” çerçevesinde kad›n›n yeri, konumu iyice sorgulanarak, edebiyat›m›zda kad›n kalemler kendini yavafl yavafl göstermeye çal›flm›fl, ard›ndan 1960’lar Türkiye’sinde eme¤in ve solun yükselifliyle kad›n sorunu günümüze kadar s›k s›k masaya yat›r›lm›flt›. Biz de bu yaz› dizimizde, “Kad›nlar›n Tarihi”nden yola ç›karak “edebiyat›m›z›n kad›n yazarlar›n›” Osmanl›’da edebiyat›n oluflumundan bugüne kadar bireysel ve toplumsal olarak bir bak›ma kendilerini sorgulay›fllar›n›; hikâye, roman ve fliir gibi edebi türlerde neyi nas›l yans›tt›klar›n›; halka halk› nas›l anlatt›klar›n›; eme¤in rolünü; bunun yazarl›k ve eylemlilik çerçevesinde nas›l geliflti¤ini irdeleyece¤iz. Toplumsal mücadelede eme¤i üstün tutan ve bunu yaz›lar›na aktaran, kimlik olarak bizi bize bir kez daha tan›tmaya çal›flan kalemlere “merhaba” diyoruz. (sürecek)
MART 2007 | TAVIR | 13
biyografi
anadolulu bir sürgün yürek: dido sotiriou... senem özdemir
Ça¤dafl Yunan Edebiyat›’n›n en önemli yazarlar›ndan biri olan Dido Sotiriou, gerek yazd›¤› romanlar, gerekse mücadeleci kiflili¤i ile Yunan halk›n›n kalbinde önemli yer edinmifl bir ayd›n ve yazard›r. Ayd›n’›n fiirince ilçesinde 1909 y›l›nda bafllayan hayat yolculu¤unda birçok ac›, s›k›nt›, savafl, ihanet gördü. Zengin bir ailenin befl çocu¤undan biri olan Sotiriou’nun babas›, Ayd›n’da sabun fabrikas› olan bir tüccard›. Yunanl›lar›n Anadolu’yu iflgaline kadar babas›n›n iflleri yolunda gitti. Fakat iflgal y›llar›yla birlikte aile, içinde bulundu¤u ekonomik zorluklardan dolay› ‹zmir’e tafl›nmak zorunda kald›. Yunan iflgalini izleyen Kurtulufl Savafl› y›llar›nda Anadolu’da yaflayan birçok Rum gibi, Dido’nun ailesinin de kaderi de¤iflti. O zamana kadar Anadolu’da dostluk ve kardefllik içinde hep beraber yaflam›fl iki halk› birbirine k›rd›ran emperyalistler, milyonlarca insan›n yerlerinden sökülüp göç etmesinin de en büyük sorumlusuydu. Anadolu’dan göçen Rumlar›n içerisinde Sotiriou da vard›. O zaman ailesi geçim s›k›nt›s›nda oldu¤undan dolay› Sotiriou’nun bak›m›n› teyzesine verdiler. Sotiriou, Yunanistan’a göç ederken ailesi bir süre sonra göç edebildi. Yazar bu konuda bir röportaj›nda flunlar› söylemifltir: ‘‘Off, off! Çok kötüydü. Gözlerimden akan yafl› tutam›yordum. Gemi yavafl yavafl limandan uzaklafl›rken a¤l›yordum. Hiç ayr›lmak istememifltim. Ama annem ve babam beni sonunda ikna etmifllerdi. Sonra hep geride b›rakt›¤›m›z evimizi, ‹zmir’i öz-
14 | TAVIR |MART 2007
ledim...’’ Yunanistan’a göç etmek kurtulufl olmad› insanlar için. Çünkü onlar için art›k yoksulluk, afla¤›lanma ve s›¤›nmac› olman›n getirdi¤i zor koflullar vard›. Yunanistan’da yaflayan insanlar bu kadar büyük göç dalgas›n› kabul etmek istemediler çünkü Anadolu’dan yaklafl›k bir milyon insan göç etmek zorunda kalm›flt›. Yazar›n yay›mlanan ilk kitab› olan Ölüler Bekler (1959) isimli otobiyografik nitelikteki kitapta, küçük bir k›z çocu¤unun gözünden Yunan iflgali, ard›ndan Türklerin Yunanl›lar› yenmesiyle birlikte milyonlarca Rum’un göç edifli anlat›l›r. Bu kitapta anlat›lanlar Sotiriou’nun ailesinin hikâyesidir
asl›nda. Yazar, ilerleyen y›llarda Atina’da Frans›z dili ve edebiyat› okudu. Daha sonra matematik profesörü Plato Sotiriou ile evlendi ve Fransa’ya yerleflti. Yüksek ö¤renimine Fransa’da Sorbonne Üniversitesi’nde devam etti. Yunan gazetelerinin Paris muhabirli¤ini yaparak yazarl›k kariyerine bafllad›. Fransa’da sol ve feminizm ile ilgili düflünceleri flekillenmeye bafllad› ve yine burada ünlü yazarlar Andre Malraux, Andre Gide ve Louis Aragon ile tan›flt›. 1930’lu y›llar›n ortas›nda Yunanistan, Metaksas diktatörlü¤ü alt›nda zulmü ve bask›-
biyografi
y› yaflarken, Dido Yunanistan Komünist Partisi’ne girdi ve mücadelesine bu flekilde devam etti. 1945’te Alman iflgali s›ras›nda yeralt› bas›n›nda çal›flt› ve direnifl hareketine kat›ld›. Bu mücadelesi s›ras›nda ölümle burun buruna geldi ve kurfluna dizilmekten son anda kurtuldu. Dido, iç savafl y›llar›nda partiye yöneltti¤i elefltirilerden dolay› partiden uzaklaflt›r›ld›. Bu dönemleri de “Buyruk” isimli roman›nda ölümsüzlefltirdi. Bu roman, Alman iflgalini ve iç savafl› da anlatmakla birlikte, as›l olarak Yunan Komünist Partisi önderlerinden Nikos Beloyannis ve arkadafllar›n›n yarg›lanma sürecini anlat›r. Nikos Beloyannis, Dido Sotiriou’nun k›z kardeflinin eflidir. Nikos Beloyannis mahkeme s›ras›nda elinde tafl›d›¤› karanfille tüm dünyada bir simge haline geldi. Pablo Picasso taraf›ndan resmedilmifl, Naz›m hikmet taraf›ndan da fliire dökülmüfltür. “Karanfilli Adam Seher karanl›¤›nda, projektörlerin ›fl›¤›nda, kurfluna dizilen beyaz karanfilli adam›n foto¤raf› duruyor üstünde masam›n. Sa¤ eli tutuyor karanfili bir ›fl›k parças› gibi Yunan denizinden. Karanfilli adam a¤›r kara kafllar›n›n alt›ndan bak›yor cesur çocuk gözleriyle, hilesiz bak›yor. Türküler ancak böylesine hilesizdir ve ancak komünistler and içer böylesine hilesiz. Diflleri bembeyaz: gülüyor Beloyannis. Ve elindeki karanfil, bu yi¤it, bu rezil günlerde söyledi¤i sözlerden biri gibi insanlara...
Mahkemede çekildi bu foto¤raf. ‹dam karar›ndan sonra…” Naz›m Hikmet ayn› zamanda enternasyonal dayan›flman›n güzel bir örne¤ini göstererek, Yunan halk›na bir mesaj gönderdi. Buyruk isimli kitapta bu mesaja da yer verilmifltir: “Sana sesleniyorum Yunan ulusu! Sizlere sesleniyorum Yunanl› kardefllerim. P›r›l p›r›l bir çocu¤unuz, Beloyannis’in hayat› tehlikede. Bu insan sadece sizin onurunuzun simgesi de¤il, bütün ilerici dünyan›n sembolüdür. fiu anda mesaj›m› dinleyen Yunanl›lar aras›nda Nikos Beloyannis’in politik ve sosyal inançlar›na inanmayanlar bulunabilir. Ama fluna inan›yorum ki, Yunanistanl› her vatandafl›n, cesaretin, namusun, inanc›n, sevginin de¤erini bilen herkesin, bu yi¤idin ölümle yarg›lanmas› s›ras›ndaki, ilkelerini savunma biçimine hayranl›k duymamas› olanaks›zd›r. Ba¤›ms›zl›k mücadeleleri s›ras›nda Yunan halk› birçok yi¤it yetifltirmifltir. Bu yi¤itler kimseye boyun e¤memifl ve davran›fllar›yla, aç›k yüreklilikleriyle, eylemleriyle, Sokrates’in uygulad›¤› protesto biçiminden daha baflka protesto biçimleri de olabilece¤ini ispatlam›fllard›r. Bu ulusal yi¤itler aras›nda Beloyannis de yerini alm›flt›r. fiayet Beloyannis’i katlederlerse, sadece Yunanistan
gerçek bir yi¤idini, mükemmel bir insan›n› yitirmekle kalmayacak, bütün insanl›k, cesaretin namusun sembolü olan bir savaflç›s›n› yitirecektir. Beloyannis, cellâtlar›ndan ba¤›fllanmas›n› asla istememifltir. Ama bir gün gelecek onu katledenler, Yunan ulusunca ba¤›fllanmalar› için yalvar›p yakaracaklard›r. Yunanl› kardefllerim, halk›m›n duygular›n›, bir Türk ve halk›n›n bir ozan› olarak, Türkiye’nin bugünkü baflbakanlar›ndan çok daha iyi bir biçimde ancak ben dile getirebilirim. Gelin Nikos Beloyannis’i kurtaral›m. Yunanistan için kurtaral›m, Türkiye için kurtaral›m, bütün dünya için kurtaral›m.” Bu davada Sotiriou’nun k›z kardefli de yarg›land›. Bu dava uluslararas› kamuoyunda önemli yer iflgal etti ve bütün dünya da tepki gösterdi, bu haks›z yarg›lanmaya. Dido Sotiriou, kardefli ve efli Nikos Beloyannis’in tutsak düflmesiyle birlikte onlar› kurtarmak için büyük bir mücadele verdi. Dava sonucunda Nikos Beloyannis ve üç arkadafl› kurfluna dizildi. Kardefli ise 16 y›la mahkûm oldu. Kardeflinin küçük bebe¤ine bundan sonra Dido Sotiriou bakt›. Buyruk isimli kitapta ayn› zamanda Yunan Komünist Partisi’nin, Yunan halk›na ihanet
MART 2007 | TAVIR | 15
biyografi
tra isimli kitab› yay›mland›. Bu kitapta da gerçekleri yal›n bir dille, kad›n kahraman› Elektra’n›n yaflad›klar›yla anlatt›. “Benden Selam Söyle” adl› roman› 1962 y›l›nda yay›mland› ve gerek Türkiye gerek Yunanistan’da büyük ilgi gördü. Bu kitapta Anadolulu Rum köylüsü Manoli’nin hayat›ndan yola ç›karak birbirine düflman edilen ve k›rd›r›lan halklar›n hikâyesini anlatt›.
ederek, onu masa bafl›nda imzalad›¤› anlaflmayla nas›l satt›¤› da anlat›l›r. Önemli bir güce sahip olan Yunan Komünist Partisi iktidara çok yak›n olmas›na ra¤men, teslimiyetçi ve ML bak›fl aç›s›ndan yoksun bir politikayla iktidar› ‹ngilizlere ve iflbirlikçilerine b›rakt›. Bundan sonra ise faflizm güçlendi ve komünistler için bir sürek av› bafllat›ld›. ‹nsanlar tutukland›, iflkencelerden geçirildi ve idama mahkûm edildi. K›sacas› Yunan Komünist Partisi’nin yanl›fl kararlar›n›n bedelini Yunan halk› a¤›r bir biçimde ödedi. Her fleye ra¤men Yunan halk› kararl› bir biçimde direndi ve kendisine dayat›lan teslimiyet politikalar›na boyun e¤medi.
Birinci Paylafl›m Savafl›’n›n bafllamas›yla birlikte Osmanl› devletinde askere al›nan az›nl›k halk, Amele Taburu ad› verilen taburlarda çok kötü koflullarda yaflamak zorunda b›rak›ld› ve birço¤u da hastal›klardan dolay› öldü. Manoli buradan kaçarak kurtuldu ve Kurtulufl Savafl› s›ras›nda ise Yunan ordusunda yer ald›. En sonunda, ‹zmir’in Türkler taraf›ndan tekrar al›nmas›yla birlikte, milyonlarca Rum gibi, “Küçük Asya”y› terk ederek Yunanistan’a kaçmak zorunda kald›. Bu kitapta y›llar boyunca kardeflçe bir arada yaflayan halklar›n, emperyalizmin k›flk›rtmalar› ve kullanmalar› sonucu birbirlerine düflman edilmeleri yal›n ve çarp›c› bir flekilde anlat›l›r. Kitab›n son cümlesinde flunlar söyler kitab›n kahraman› Manoli: “Anayurduma selam söyle benden, Kör Mehmed’in damad›. Benden selam söyle Anadolu’ya. Topra¤›n› kanla sulad›k diye bize garezlenmesin. Ve kardefli kardefle k›rd›ran cellâtlar›n Allah bin belas›n› versin!” Ak›c› bir dilde yaz›lan bu kitap, okuyucuyu kolayl›kla içine çeker ve bir solukta okunur. Bu kitap Yunanistan’da “Kanl› Topraklar” ad›yla yay›mland› ve ilkokullarda bile okutuldu. Kitap 10 dile çevrildi.
“Kiflinin kendini tümüyle devrime adamas› yi¤itlik de¤ildir. Bu bir yaflam biçimi, tarihsel bir zorunluluktur. Kifli güzel olan yaflam› sever do¤al olarak, ama baflkalar›n›n yaflam›n› da düflünür, bu yüzden ölümü göze almas›n› bilir. Bir ülkü u¤runa savaflan için, kiflisel ç›kar, yaflam›n›n temel amac› olamaz.”
Yazar, “Neos Kosmos tis Ginekas” (Kad›n›n Yeni Dünyas›) Dergisi’nde muhabir, “Ginekia Drasi” (Kad›n Eylemi), “Komunistiki Epiteorisi” (Komünist Revüsü), “‹ Dromi tis ‹rinis” (Bar›fl›n Yollar›) ve “Avgi” (fiafak) Dergilerinde yazar ve Rizospastis Gazetesi’nde yaz› iflleri müdürü olarak çal›flt›.
Yazar›n ilk kitab›, 1947 y›l›nda yazd›¤›, Akdeniz’deki Amerikan emperyalizmi üzerine bir çal›flmayd›. Fakat bu sansürlendi ve 1975 y›l›na kadar yay›mlanmad›. 1961 y›l›nda Elek-
Yunanistan’›n karanl›k y›llar› bitmedi ve 1970li y›llarda utanç verici Albaylar Cuntas› dönemini yaflad›. Bu dönemde de mücadele eden, direnen birçok insan tutukland›
16 | TAVIR |MART 2007
ve iflkencelerden geçirildi. Tabii devrimci bir kiflili¤e sahip olan Sotiriou da tüm bunlardan nasibini ald›. O da tutukland›, iflkence gördü ve kitaplar› yasakland› bu dönemde. Dido Sotiriou, kitaplar›nda yaflad›¤› döneme tan›kl›k ederek gerçekleri tarafs›z bir flekilde anlatmaya çal›flt›. Bunu flu sözlerinden anlayabiliriz. “Topluma karfl› bir görevim var; o da, gerçe¤i söylemek.” Dido Sotiriou, çocuklar için de birçok kitap yazd›. Son kitab›, hapishanedeki bir adam› anlatan “Y›k›l›yoruz”dur (1982). Bunlar›n d›fl›nda tiyatro oyunlar›, incelemeler ve gençlere hitap eden risaleler yazd›. Eserleri birçok dile çevrildi. 1990 y›l›nda Yunanistan’da bir yazar için en önemli ödül olan Atina Akademisi Ödülü’ne lay›k görüldü. ‹ki ülke aras›ndaki bar›fla yapt›¤› katk›lardan dolay› Türkiye’de Abdi ‹pekçi Bar›fl Ödülü’nü ald›. Ayr›ca her sene halklar ve kültürler aras›ndaki iletiflimi kültürel farkl›l›klar arac›l›¤›yla güçlendiren Yunan ya da yabanc› yazarlar Dido Sotiriou Ödülü’ne lay›k görülür. Sotiriou halklar›n kardeflli¤ine inand› her zaman ve bunun için verdi¤i mücadeleyi ömrünün sonuna kadar sürdürdü. Bu konuda flu sözleri söyledi: ‘‘Ben Türk ve Yunan halklar› aras›nda hiçbir sorun olmad›¤›na inan›yorum. Türkiye’yi benim kadar seven birçok insan var burada. Biz do¤du¤umuz ve yaflad›¤›m›z Anadolu’yu da çok seviyoruz. Ama o topraklar flimdi baflkalar›na ait. O topraklar› sevmemiz silaha sar›laca¤›m›z anlam›na gelmez. Ben bunu istemiyorum. Ben bar›fl istiyorum. Bak›n art›k herkes anlamal› ki, savafl bir e¤lence de¤ildir. Savafl korkunç bir olayd›r. Birçok insan dostça kardeflçe yaflayabilece¤imize inan›yor.’’ Yazar 23 Eylül 2004 tarihinde Atina’da vefat etti. Yazd›klar›yla, mücadelesiyle, yaflam biçimiyle Yunan ve Türk halklar›n›n kalbinde önemli bir yer edinmifl onurlu bir yazar ve ayd›nd›r Sotiriou. Romanlar›nda anlatt›¤› tarihsel gerçeklerle de yaflad›¤› dönemin tan›kl›¤›n› yapt› ve yaflanan ac›lar›n unutulmamas› ve ders al›nmas› için önemli bir rol üstlendi.J
deneme
renklerin içinde bir “haylaz çocuk”: k›z›l... cenk yeflilda¤
Sar›, mavi, yeflil, k›rm›z›, siyah, beyaz diye uzar gider renkler. Ana renkler, bir de onlarca türevi… Do¤ada her fleyin bir rengi vard›r. Da¤lar›n, tafllar›n, gökyüzünün, denizin, eflyalar›n, hayvanlar›n, insanlar›n… Her fleyin bir rengi… En donuk duran bir kaya parças›n›n, bir kalorifer pete¤inin, tecrit duvarlar›n›n bile… Denizin öbür ucunda, gün bat›m›nda denizin mavi tonlar›yla, güneflin k›rm›z› tonlar› bulufltu¤unda; da¤lar›n ovalarla karfl›laflt›¤› yerde, kahverengi ve yeflilin tonlar› birbirine kar›flt›¤›nda, ne de güzeldir izlenmesi. Ne de güzeldir bahar geldi¤inde bir dere yata¤›nda da¤lar›n, ovalar›n, yeflilliklerin, a¤açlar›n, kufllar›n, kelebeklerin renklerini doyas›ya hissetmek, yaflamak.
K›rm›z›, erken göze çarpar. Hareketli, dinamik bir renktir. Kalabal›k bir yerde gözünüz öncelikle k›rm›z› olan› seçer, göz oraya kayar. Birçok renk, insana de¤iflik fleyler ça¤r›flt›r›r, farkl› duygular hissettirir. Dedik ya baflta, ana renkler var, bir de onlar›n onlarca türevi diye. “K›z›l” da k›rm›z›n›n türevidir. O da erken göze çarpar, hemen insan› sarar. “K›z›l” renk, renklerin içinde en haylaz olan›d›r. Durmaz yerinde. Hep isyankâr, dik bafll› bir duruflu vard›r. Bu renk de yüzy›llardan bugüne direngen, asi bir ruhu, özgürlü¤ü simgelemifl. Özgürlük u¤runa verilen mücadelede tarihsel bir simge haline gelmifltir. Toplumlar tarihi boyunca k›z›l renk, “özgürlük”le eflde¤er düflünülmeye bafllanm›flt›r.
Toplumlara, kültürel özelliklere ve co¤rafyaya göre de¤iflse de, renkler insan yaflam› üzerinde etkilere sahiptir.
Köleci dönemde, azat edilen kölelerin bafllar›na k›z›l kalpak geçirilirmifl. Özgürlü¤e kavuflman›n göstergesi gibi ayn› zamanda. Daha sonra bu k›z›l kalpak, Spartaküs’lerin kölecili¤e karfl› ayaklanmas›nda da isyanc›lar›n bafllar›nda olmaya devam etmifltir.
Mesela; gün bat›m›nda oluflan, k›rm›z›, turuncu, sar› tonlar›n harmanlanm›fl görüntüsünün insana romantik, yumuflak bir hava vermesi gibi. ‹ç rahatlat›r adeta.
Ta o günlerden bugünlere uzanan süreçte “k›z›l” rengin pay›na düflen de bu olmufltur. K›z›l renk, insanl›¤›n kavga ruhunu kendine görev olarak üstlenmifltir.
Do¤adaki yeflil tonlar›n, güven duygusu sa¤lamas›; beyaz rengin, safl›¤›, dürüstlü¤ü simgelemesi; siyah rengin ise matemi veya bir gücü simgelemesi. Mavinin; sakinli¤i, huzuru simgelemesi gibi.
Yine tarihte ilk k›z›l bayra¤›n, 8.yy’da Ba¤dat Halifeli¤i’ne karfl› Gurgan bölgesinde bir köylü isyan›nda kullan›ld›¤› söylenir.
Renkler… Psikolojik olarak da etkileyebilir insanlar›. Bu, bilimsel olarak da kan›tlanm›fl, denemeleri yap›lm›flt›r.
yabanc› hâkimiyetini k›rmak için yapt›klar› savaflta k›z›l rengi kullanm›fllard›r. Alevilerin; savafl s›ras›nda al›nlar›na, bafllar›na takt›klar› k›z›l bantlar… “K›z›lbafl”l›k kavram› da yine buradan gelir. Yak›n dönemdeki bütün özgürlük savafllar›nda, sosyalizm mücadelelerinde, devrim mücadelesinde k›z›l renk hep bir simge olmufltur. Latin Amerika’dan Çin’e, Rusya’dan Avrupa ülkelerine; bütün bu savafl›mlarda devrimcilerin elinde, yan› bafl›nda, önünde bir sembol olmufltur “k›z›l bayrak”… Günümüzde hapishanelerde yürütülen mücadelede, ölüm oruçlar›nda da yine devrimci tutsaklar›n al›nlar›ndaki bant olmufl, avuçlar›ndaki k›nayla özdeflleflmifltir. K›z›l renk, tüm isyankârl›¤›yla, feda ruhuyla, bütün renklerin özgürlü¤ü için savafl›r. Gökyüzündeki mavinin, gün bat›m›n›n, tan at›m›n›n, da¤lar›n denizle buluflmas›n›n, gökkufla¤›n›n yedi renginin doya doya izlenmesi için; onlar›n tutsakl›klar›na son vermek için mücadele eder. Mart m›?
Sonras›nda Çinliler, kendi topraklar›nda
‹flte bu yüzden k›z›ld›r. Mart, kavgad›r. Mart, özgürlüktür. Aylar›n içinde bafl› en dik oland›r. Mart “bizimdir” bu yüzden. Rengini K›z›ldere’den alan Mart… Hofl geldin!J
MART 2007 | TAVIR | 17
röportaj
mehmet esato¤lu ile amatör tiyatro üzerine... tav›r
Amatörlük, kelime anlam›yla amatörlükten öte, sizin için ne ifade ediyor? Amatörlük benim için bir yaflam biçimidir. 1969 y›l›nda tiyatroya bafllarken amatör tiyatro bana daha rahatl›kla iliflki kurabilece¤im bir alan olarak göründü. Fatih Halkevi’nde amatör tiyatro çal›flmalar›nda birbirini anlamaya çal›flan, birbirini gelifltirmeye, bilgilerini, üretimini paylaflmaya çal›flan bir ortam vard›. O günlerde prova için bir araya gelmek bir aflk buluflmas› gibiydi. Herkesin birbirini görünce gözleri ›fl›ldard›. Çevremizde, çeperimizde yap›lan amatör tiyatro flenlikleri de ayn› atmosfer içinde gerçekleflirdi. Amatör tiyatro birlikte ç›k›lan ucu buca¤› olmayan bir yolculuktu bizler için. Gördü¤ü
her ›fl›¤a koflmakt›. Yeni yeni güzellikler keflfedip bunlar› paylaflmakt›. Sonu gelmeyen bir tart›flma, araflt›rma ortam›yd›. Biz sanat üretmeye bafllarken amatörlü¤ü etimizle, tenimizle beynimizle kuflanm›flt›k. 1974 y›l›nda yeni bilgiler, deneylerle buluflmak düflüyle geldi¤imiz ‹stanbul fiehir Tiyatrolar› Deneme Sahnesi’nde “profesyonel” oyuncular ve profesyonel ortamla karfl›laflt›k. Hepimiz bir floka girdik. Bizim, tiyatroda “olmaz” kabul etti¤imiz bir dolu fley burada do¤al olarak kabul ediliyordu. Her fleye flafl›rarak bakmaya bafllad›k. Örne¤in; biz prova yaparken genç olmam›za ra¤men ac›kmazd›k. Hatta tuvalete gitmek
bile bize göre çal›flmay› aksatan gereksiz bir iflti. Tuvalet ihtiyac› olan çal›flmay› aksatman›n s›k›nt›s› ile bir koflu gidip gelirdi ve bizlere durumu fark ettirmemeye çal›fl›rd›. D›flar›daki havay›, gelip gideni, ilerleyen saatleri fark etmezdik. fiehir Tiyatrolar›’nda ise yeme içmeden aralar›ndaki iliflkilere her fley tam tersineydi. Yemek molas›ndan önce oyuncular›n huzursuzlu¤undan yemek molas› sonras› toparlanamamaya, k›sa bir süre sonra yorulmaya ve bir an önce provadan ç›k›p gitmeye, aralar›nda sevgi yerine dedikodu ve çekiflmeye kadar bir dolu kokuflmuflluk kol geziyordu. Biz bunlara itiraz ettikçe de profesyonel alan› anlamad›¤›m›z söyleniyordu. Bizim aram›zda büyük bir coflku olan rol da¤›l›m› orada çekiflmenin birbirine çamur atman›n bir arac›yd›. Rol da¤›l›m çizelgesinin as›ld›¤› gün biz aram›zda de¤iflik rolleri hangi oyuncular›n nas›l yorumlayaca¤›n› çocuk heyecan›yla tart›fl›rken onlar bir baflka köflede birbirlerinin oyunculuklar›n› yerden yere çalmakla meflguldüler. Bir y›l sonra orada bo¤ulan bir avuç arkadafl Okmeydan› civar›nda amatör bir çal›flma için kaçamak yapt›¤›m›z ilk provada dakikalarca birbirimizi kucaklay›p durduk. Bertolt Brecht’in “Kural ve Kural D›fl›” oyunu ile yeniden eski amatör heyecan›m›zla yollara düfltük. Orada, fiehir Tiyatrosu’nda “ekmek paras›” için tiyatronun çat›s› alt›na girmifl bir dolu insan vard›. Bunlar zaman içinde sanat duyusunu yitirmiflti. Bir devlet dairesine gelir gider gibi tiyatroya geliyorlard›. ‹çlerinde üç-befl tane sanat duyusu olan kifli vard› ama onlar da tembel ve hayta bir s›n›f›n çal›flkan ö¤rencileri gibiydiler. Günlerce çal›fl›lan bir oyunun beflinci gösterisinden sonra sahnede laubalilik yap-
18 | TAVIR | MART 2007
röportaj
bunu hiçbir ç›kar gütmeden yaparlarm›fl. Sanat binlerce y›l amatörce üretilmifl. S›n›flar›n ortaya ç›k›fl›yla birlikte her s›n›f kendi ç›kar› yönünde sanattan yararlanmaya kalk›nca sanat alan›nda amatörlük d›fl›nda bir yaklafl›m da ortaya ç›km›fl o da profesyonellik. Bu yaklafl›mla sanatç›lar köle sahiplerinin, feodal beylerin kap›s›nda kul köle olmufllar. Sanatç›n›n özgür yarat›m› ve sunumu yerine efendilerin be¤enisi öne ç›km›fl. Efendinin yüzünü güldürmek, ondan birkaç kese alt›n koparmak için yazm›fllar, çalm›fllar, söylemifller.
mak, oynamamak, izleyiciye sayg›s›zl›k bizim sanat duyarl›¤›m›z› zedeleyen ifllerdi. 1975 de yeniden amatör alana ve sokaklara dönerken anlad›k ki bürokratik ve ticari çat›lar alt›nda sanat olmaz. Sahnede bir tak›m oyunlar oynanabilir, de¤iflik gösteriler yap›labilir. Ama bunlar›n bizim duyumsay›p anlad›¤›m›z sanatla bir ilgisi yoktur. Nitekim birkaç y›l sonra büyük düflünür Karl Marks’›n da bir yaz›s›nda bizimle hemfikir oldu¤unu gördük, sevindik.
Amatörlük, profesyonellik karfl›t› m›? Nerelerde çeliflirler? Amatörlük profesyonelli¤in karfl›t› olamaz. ‹kisi çok farkl› alanlar. Bir alan› “ifl” olarak edinmektir profesyonellik. Amatörlükle profesyonellik, e¤itime bafllay›fl›ndan üretimine farkl› alanlard›r. Bir yar›flla bafllar profesyonel tiyatrocu. Konservatuar s›navlar›na girerken di¤er yafl›tlar›yla yar›fl›p onlar› geçmek zorundad›r. Onlar› seçenler de ac›mas›zca davran›rlar. Çünkü herkese sanat ö¤retmek yerine ifllerine yarayacaklarla u¤raflmak isterler. Profesyonel oyuncu sanat› para kazanaca¤› bir alan olarak görür. Kapitalist toplumda insanlar›n düflleri, içlerindeki duygular› ve yapt›klar› ifller birbiriyle çeliflir. Herkesin bir düflledi¤i bir de zorunlu olarak yapt›¤› ifller vard›r. Bunlar› sorgulad›¤›n›zda sizin karfl›n›za bar›nmak beslenmekle bafllayan bir meta listesi sunarlar. Profesyonel sanatç› da sanat› için çaba harcar. Bunu ekme¤ini hak etmek ve piyasada yer etmek için yapar.
‹flin gere¤i de budur. Amatör ise sanat alan›na hiçbir zorunluluk duymadan gelir. Belki ilk baflta s›radan bir hevesle bafllar. Onu oraya getiren hiçbir meta listesi ya da zorunluluk yoktur. Sevdi¤i ve istedi¤i için gelir, üretir. Bafllarda acemidir. Sevdi¤i, istedi¤i ölçüde kendini yetkinlefltirir. Bir yar›fl halinde de¤ildir. Üretimini belirleyen parasal iliflkiler de¤ildir. Sanatsal giderleri için cebinden harcar. Öylesine iki ayr› aland›r ki profesyonellikle amatörlük, piyasa profesyonelleri amatörlerin sanat üretimine flaflarak bakarlar ve onlar bu üretimi kendi içlerinde “uyuzunu kafl›mak” biçiminde ifade ederler. Tabii bir de bunun d›fl›nda profesyonel bir sanatç› olmas›na karfl›n dünya görüflü ad›na paray› pulu düflünmeden sanat›n› üreten profesyonel sanatç›lar vard›r. Onlar her zaman ekmeklerini kazanman›n yan› s›ra, genifl kitlelerle hiçbir maddi ç›kar gütmeksizin sanatlar›n› paylafl›rlar. Onlar› piyasa profesyonelleri genellemesinin d›fl›nda tutmak gerekir. ‹nsan›n para için kofluflturmas›n›n bitti¤i bir dünyada, sanat da yaln›zca amatörce üretilen bir etkinlik olacakt›r. Amatörlük nas›l do¤du? Bir muhalefetin sonucu mu do¤du? Sanat›n ilk bafllang›c› amatörlüktür. S›n›flar›n olmad›¤› bir dünyada eski kabilelerde av öncesi ya da sonras› av› anlatan gösteriler yapanlar yaflamsal bir deneyimi aktar›rken
Halk›n içinde ise amatör sanat, hiçbir ç›kar beklemeksizin dizelerin en güzelini flark›lar›n, türkülerin en görkemlisini yaratm›fl. Halk coflkusunu, hüznünü, sevdas›n› birbirinden güzel oyunlar ve danslarla ifade etmifl. Bizim bugün içinde yer ald›¤›m›z amatörlük ise bilinçli bir seçim. Bürokratik ve ticari çat›lar›n d›fl›nda bir durufl. Sözümüzü hiçbir ticari beklentiye, hiçbir bürokratik yapt›r›m›n esaretine vermeden özgürce söylemenin bir yolu amatörlük bizim için. Ülkemizde tiyatro alan›, geliflimini amatörlü¤e borçludur. Cumhuriyet’in ilk y›llar›ndan bafllayarak genelde sanat alan›n›, özelde ise tiyatro alan›n› yönlendirenler bu ülkenin topra¤›nda geliflen sanata s›rtlar›n› döndüler. Uzun y›llar bürokratik çat›lar›n alt›ndaki devlet ve flehir tiyatrolar› “bat› taklidi” bir sahne yaratmaya çabalad›lar. 60’l› y›llarda amatör tiyatro bu topra¤›n sorunlar›n›, öykülerini, bu topra¤›n estetik biçimiyle yaratmak üzere sanatsal bir eylemlili¤e giriflmifl bu, teatral alan›m›zda büyük bir hareketlenmeye yol açm›flt›r. Bu hareketlenmeyle sahne de¤iflime u¤ram›fl, salonlar genifl izleyici kitleleriyle dolup taflm›flt›r. 70’lerin önde gelen profesyonel tiyatrolar› gerek yazar, gerekse oyuncu ve tiyatro insanlar›n› amatör kaynaktan beslenerek var etmifllerdir. Tiyatro alan›m›z›n amatör kaynaktan kopufluyla birlikte sahne ve sanatsal yarat›m yoksullaflm›fl, günümüzde ise dibe vurarak izleyicisini de yitirmifltir. Amatörlük iktidara nas›l bak›yor? Muhalifseniz, iktidarlara nas›l bak›yorsunuz? Amatör pozisyonu itibar›yla iktidar›n tam karfl›s›ndad›r. Ama durumunun bilincinde olmas› kofluluyla. Amatörlü¤ü seçmifl bir
MART 2007 | TAVIR | 19
röportaj
rasal iliflki zaman içinde o kurumu önce o çevrelere mideden ba¤›ml› hale getirir. Süreç içinde de çürütür. Kimse maddi olanaks›zl›klardan dem vurup iktidar ve sermaye ile parasal iliflkiye girmesini izah etmeye kalkmas›n. Amatör tiyatro zor bir aland›r. Bu alanda ayakta durmak büyük özveri ister. Hele hele sisteme muhalif bir amatör tiyatronun, ad›mlar›n› çok dikkatli ve özenle atmas› gerekir.
sanatç› bu alan› neden seçmifl oldu¤unu süreç içinde saptayarak bu alanda hareket etmelidir. Neden sanat üretiyor? Nas›l bir dünyada yafl›yor? Onu kuflatan üretim iliflkilerine ve sanatsal esteti¤e karfl› duruflu nedir? Tüm bu sorulara yan›tlar› varsa amatör alanda duruflunun da bir anlam› olacakt›r. Zaten bu sorular› soramayanlar bir süre sonra amatörlü¤e lanet okuyarak kendilerini ticari ve bürokratik tiyatro alan›n›n kollar›na at›yorlar. Amatör tiyatro sanatç›s› dünya görüflünü ve iktidar karfl›s›nda pozisyonunu belirledikten sonra bir savafl›ma girer. Zorlu bir u¤rafl›n içine düfler. Kafas›n› kar›flt›racak her türden engel, önüne dikilir. Öncelikle karfl›s›na ç›kan her ekonomik zorlukta çevresindekiler onlara iktidarla de¤iflik iliflki biçimleri önerirler. Bu, çal›flma alan›ndan bafllar; dekor, kostüm, turne olanaklar›na kadar bir listeyle giderek genifller. Ekonomik s›k›nt›lar içinde sorunlar yaflayan amatör sanatç› ya da amatör topluluklar bu oltalardan birine kendilerini att›klar› andan itibaren iktidarla dolayl›-dolays›z bir iliflkiye girerler. Süreç içinde ad›m ad›m ba¤›ms›zl›klar›ndan uzak düflmeye bafllarlar. Bu süreçte gerek metin gerekse sahne esteti¤inden ödünler veren topluluklar bir anda kendilerini iktidar›n kuca¤›nda bulurlar. Bu arada çevrelerindeki iliflkiler ve yoz düflünceler de onlar› yan›ltmaya bafllay›nca binerler
20 | TAVIR | MART 2007
bir alamete, giderler k›yamete. 90’l› y›llarda amatör bir müzik toplulu¤u, önceleri kendi olanaklar›yla çal›fl›p üretirken bir gün iktidar›n ve medyan›n ilgisi karfl›s›nda bafl› dönüp k›sa sürede kendilerini D›fliflleri Bakanl›¤›’n›n resmi tezlerinin borazan› olarak buluvermiflti. Bu nedenle amatörler için en iyi yol, kendi olanaklar› ile yürümek, d›flardan sunulan olanaklar›n da nereden ve kimlerden geldi¤ine iyi bakmakt›r. Ülkemizde amatör tiyatro eskiden görmezden gelinecek bir aland›. 1980 sonras› iktidar küçük de olsa bu alana bir pay vermeye bafllad›. Önceleri rakamlar›n küçük oluflundan ötürü pek önemsenmeyen bu pay, süreçte büyüdükçe baflta Anadolu illerinde olmak üzere birçok amatör tiyatronun ilgi oda¤› oldu. ‹ktidarla bir biçimde iliflki kuran amatör topluluklar, süreçte bu pay› yitirmemek için resmi çat›lar alt›nda sergilenen oyunlar› sergilemeye, izleyici bulamay›nca da, paray› hak etmek için sergiler görünmeye bafllad›lar. Bunlardan bir bölümü küçücük bir pay u¤runa din tehdidini göstererek en koyusundan devletçi kesildiler. Tiyatro konulu toplant›larda iktidardan al›nan bu küçücük pay› “demokratik kazan›m” ilan etmekten geri durmayan bu topluluklar, süreç içinde izleyicilerini yitirdiler. Amatör tiyatro muhalifse, ne devletle ne sermaye çevreleriyle gerekçesi ne olursa olsun parasal bir iliflkiye girmemelidir. Girilen her türden pa-
Örgütlülü¤e bak›fl aç›n›z nedir? Amatörlü¤ün s›n›fsal temeli var m›d›r? Örgütlenmeye bak›fl aç›s›n›, bir s›n›fsal temel etkiler mi? Tiyatroda amatör durufl elbette bir s›n›fsal durufla tekabül eder. Bugüne dek ülkemizde ezilenlerin emekçilerin yan›nda yer alan tiyatrolar, ço¤unlukla amatör tiyatrolar olmufltur. Ancak amatör tiyatro içinde yer alan bireylerin ve toplulu¤un sa¤lam bir dünyaya bak›fl aç›s›na ve durufla gereksinimi vard›r. S›radan bir muhalif duruflla, uzun vadeli muhalif bir amatör tiyatro yapmak mümkün de¤ildir. Üretim iliflkileri, s›n›flar›n mevzilenmesi, s›n›f mücadelesi konular›nda sa¤lam politik bir perspektife sahip olmayan topluluklar, yaflad›klar› zorlu koflullar karfl›s›nda süreç içinde bo¤ulmaya bafllarlar. Biraz yetkinlefltikçe “kalite” vaazlar›yla sistem yanl›s› ticari ve bürokratik tiyatrolara do¤ru yelken açarlar. Belli bir örgütsel yap› içinde olmalar› bile bu durumu engellemez. Öncelikle sanatç› kendi çabas›yla dünya görüflünü oluflturmal›, estetik seçimini yapmal› ve infla etmelidir. Sanat alan›n› bir mücadele alan› olarak seçtikten sonra, bu alanda savaflabilmek için teçhizatlanmal›d›r. Politik bir yap›n›n içinde ö¤renilecek kimi bilgiler bafllang›ç için yeterli görünse de sanat alan›nda savaflacak bir perspektifi gelifltiremeyen sanatç› kendi politik çevresinin üç-befl slogan›n› sahnede tekrarlamaktan baflka bir fley yapamaz. Bu k›sa vadede kendi dar çevresinde belli bir ilgi oda¤› yaratmas›na yol açsa da süreçte onu t›kanmaya götürür. Sanatç› durufluyla ve üretimiyle içinde yer ald›¤› ya da yan›nda durdu¤u politik yap›lanmadan bir yandan teorik ve pratik olarak beslenmeli öte yandan da onu etkilemeli, de¤ifltirmeli ve dönüfltürmelidir. Sanat, kimi zaman belli koflullarda politik alan› da etkileyen çözümler üreten, yarat›mlar ortaya
röportaj
koyabilir. Sanatç›, birikimini ve yetene¤ini çaba harcayarak, gelifltirerek bu alana sunar. Bu alanda yer alanlar, ortaya konan bu sanatsal ürünlerden de¤iflik biçimde etkilenirler. Kimi zaman s›radan bir gösteri onlarca insan›n yaln›zca moralini düzelterek belli bir ifllevini yerine getirirken, kimi zaman da ülke gündemine giremeyen bir konuyu, yaklafl›m› genifl y›¤›nlar›n gündemine sokuverir. Amatör tiyatro, ekonomik ve politik yap›lanmalarla canl›-s›cak iliflkiler içinde olmal›d›r. ‹çine kapanarak ne genifl kitlelere ulaflmak mümkündür, ne de belli bir izleyici kitlesi oluflturman›n olana¤› vard›r. Sizin de çal›flmalar›n› izledi¤iniz ve iliflki kurdu¤unuz Dünya Amatör Tiyatrolar Birli¤i nas›l bir örgütlenmedir? Dünya Amatör Tiyatrolar Birli¤i (IATA) merkezi Monaco’da olan uluslararas› bir örgütlenmedir. Bu örgütlenme, dünyadaki amatör tiyatrocular aras›nda çeflitli iliflkiler gelifltirmeye çal›flm›flt›r. Amatör tiyatrolar›n uluslararas› yap›lanmas›ndan, e¤itimde draman›n kullan›lmas›na bir dolu gündemle toplanan IATA, her iki y›lda bir dünyan›n de¤iflik ülkelerinde kongreler düzenliyor. Ülkemizden amatörler ad›na IATA ile ilk iliflkileri gelifltiren kurum Türkiye Devlet Tiyatrolar› Opera ve Bale Çal›flanlar› Vakf› (TOBAV) olmufltur. TOBAV ad›na kongrelere kat›lan Devlet Tiyatrolar› oyuncusu Tamer Le-
vent, bu örgütlenmenin çeflitli kademelerinde görev alm›fl ve kongrelerden birini de 1995 y›l›nda Ankara’da gerçeklefltirmeyi baflarm›flt›r. Ancak bu iliflkilerin ülke çap›ndaki amatör tiyatrolara bir yarar› olmam›flt›r. Onlar böylesi bir örgütlenmenin varl›¤›ndan bile haberdar edilmemifllerdir. Zaten TOBAV yöneticilerinin de böyle bir sorunu yoktur. Amatör Tiyatrolar Çevresi (ATÇ) de 1991’den itibaren gözlemci olarak kongrelerde yer alm›fl, baflta ‹spanya olmak üzere çeflitli ülkelerin amatör tiyatrocular›yla iliflkiler gelifltirmifltir. Bu oluflumun içinde Akdeniz ülkeleri, Afrika ve Latin Amerikal› amatör tiyatrocular›n kongrelerde muhalif bir rüzgâr estirdiklerini görmek mümkün. Bunun d›fl›ndaki delegeler ise “kongre turizmi” havas›nda gelip giden bir kalabal›ktan ibaret. 1997 y›l›nda amatör tiyatrolar›n ülke çap›nda birlikteli¤i için kurulan ATÜK ( Amatör Tiyatrolar Üretim Kooperatifi), TOBAV’›n Türkiyeli amatör tiyatrolar› temsiliyetine karfl› ç›karak uluslararas› düzeyde de amatör tiyatrolar› temsil etmeyi hedef olarak önüne koymas›na karfl›n maddi imkâns›zl›klar yüzünden bunu baflaramam›flt›r. Amatör tiyatrolar›n örgütlenmesi konusundaki çal›flmalar›n›z ne düzeydedir? Amatör tiyatrolar›n ilk örgütlenme çabalar› 60’l› y›llarda bafll›yor. ‹stanbul ve Ankara’da yap›lan de¤iflik flenliklerde bir araya gelen topluluklar amatör tiyatrolar›n birlikteli¤i
konusunda çabalar harc›yorlar. Amatör tiyatrolar›n var ettikleri ilk somut örgütlenme 1975 y›l›nda DAT-DER (Devrimci Amatör Tiyatrolar Derne¤i) ad› alt›nda oluyor. Ancak bu örgütlenme dönemin yo¤un politik gündemi içinde kalarak sanatsal alan› örgütlemeyi baflaram›yor. Bir baflka örgütlenme 1979 y›l›nda ATB (Amatör Tiyatrolar Birli¤i) ad› alt›nda kuruluyor. Amatör Tiyatro sanatç›lar›n›n e¤itimi için çaba harcayan ATB de 12 Eylül 1980 darbesi sonras› yok olan örgütlenmeler kervan›na kat›l›yor. 1983 y›l›nda Sar›yer Halk E¤itim Merkezi’nin (SHEM) düzenledi¤i “Bo¤aziçi Amatör Tiyatrolar fienli¤i”nde bir kez daha gündeme gelen amatör tiyatrolar›n birlikteli¤i sorunu 1985 y›l›nda Amatör Tiyatrolar Çevresi’nin (ATÇ) kurulmas›yla sonuçlan›yor. “Amatör tiyatro tiyatronun arka bahçesi de¤ildir” slogan›yla hareket eden ATÇ o günden bu yana bir yandan ‹stanbul’da çal›flmalar yapan amatör topluluklar› bir araya getirmeye çal›fl›rken öte yandan amatör tiyatro alan›nda bilgi ve deney birikiminin ço¤almas› için çabalar harc›yor. Amatör tiyatroda kal›c› birlikteli¤in örgütlü amatör tiyatrolar›n birli¤inden geçti¤ini savunan ATÇ, kendi içyap›s›n› oluflturmufl, hedefleri do¤rultusunda teçhizatlanm›fl tiyatrolarla bir birlik kurarak ilerledi. Geçen y›llar içinde kimi topluluklar da¤›ld›, yerine yeni oluflumlar geldi. Bu süreç içinde ATÇ oyun yaz›m›ndan, dramaturgiden, oyunculu¤a; ortaoyunu meddahtan Stanislavski’ye, Brecht’e bir dolu seminer çal›flmalar› ve atölyeler düzenledi. ‹stanbul’un dört bir yan›nda 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü kutlad›. Yavuzer Çetinkaya, Can Yücel’den Sennur Sezer, Kemal Özer, Bilgesu Erenus ve Mehmet Akan’a bir dolu tiyatro insan›na tiyatro bildirileri yazd›rd›. Lüleburgaz’dan Ayd›n’a, Ankara’ya ülkenin dört bir yan›nda flenliklere kat›ld›. Amatör tiyatro alan›nda flenlik yapma anlay›fl›ndan, topluluklar aras› iliflkiye birçok konuda yeni yaklafl›mlar gelifltirdi. Amatör tiyatrolar›n ülke çap›nda birlikteli¤i için yo¤un çabalar harcad›. 1997’de Amatör Tiyatrolar Birli¤i ATÜK’ün kurulmas›na omuz verdi. fiimdi ard›nda b›rakt›¤› 21 y›ll›k çabas›yla günümüzde içinde bulundu¤umuz koflullarda t›kan›kl›klara çözümler ar›yor ve yeni at›l›mlar yapman›n heyecan›n› içinde tafl›yor. Bu güzel sohbet için teflekkür ediyoruz.J
MART 2007 | TAVIR | 21
öykü
yoksullu¤umuz kardefltir bizim asl› hazan
S›cak yata¤›mdan uyan›p, yüzümü y›kad›ktan sonra kahvalt› masas›na oturdum. Karfl›mda duran televizyonun sesi rahat duyulabilecek kadar aç›kt›. Baflbakan›n bir toplant›da yapt›¤› konuflmas› kurakl›k tehlikesi, mankenlerin selülit telafl›, sarhofl bir sürücünün kendisini çekmeye çal›flan kameramanlara say›p döktü¤ü küfürler... Sonra sen... O ana kadar göz ucu ile bakt›¤›m televizyona birden daha dikkatli bakt›m. Gözlerimi senden ay›ram›yorum. Çi¤nedi¤im lokmalar bo¤az›m› ac›t›yor flimdi. Sana bak›yorum gözümü hiç k›rpmadan. Bir göz k›rp›m› bile seni görece¤im zaman› azaltacak. Yok istemiyorum. Yan›yor gözlerim ve içindeki ac› usulca süzülen yafllarla birleflip yüre¤ime daml›yor. fiimdi yüre¤im, gözlerimden daha ac› yan›yor. Günefl bile uykusundan uyanmam›fl daha. Ay ›fl›¤› gece vardiyas›nda, günefle teslim edecek gökyüzünü ve çekip gidecek ama o da flaflk›n. Gidip gitmemek aras›nda karars›z, keflke a¤latabilseydi bulutlar› bu gece. Hiç a¤lamad›¤› kadar a¤lasayd› bulutlar... Saat sabah› gösteriyor art›k; d›flar›s› hala karanl›k, sis, duman, so¤uk... Sen bulundu¤un yerde, bir bank›n üzerinde her fleyden habersiz, derin bir uykuya dalm›fls›n. Sanki ömründeki en rahat uykunu uyuyorsun, y›llar›n yorgunlu¤unu atmak için üzerinden. Öylece b›rakm›fls›n kendini. D›flar›da hava çok so¤uk, üflümüyor musun? Yüzün s›caktan terlemifl gibi, damla damla sular var yanaklar›nda, elbiselerin
22 | TAVIR | MART 2007
bile belli belirsiz ›slak. Üstüne örttü¤ün battaniyen s›caktan yak›p kavurmufl içini sanki. Dudaklar›n çatlam›fl. Yatt›¤›n yerden bir do¤rulsan kana kana su içeceksin besbelli. Çok mu yorgunsun bu sabah? Dün tafl›d›¤›n k⤛tlar, çal›-ç›rp› dermans›z m› b›rakt› kollar›n›? Rüya görüyorsun belki de. Rüyanda evindesin. Önünde bahçesi, içinde s›cac›k odalar›n oldu¤u flirin bir ev. Sadece bunlar yani. Ne bir villa, ne de saray, hayalindeki.
Senin çocuklar›n var m›? Her akflam yorgun arg›n iflten döndü¤ünde kollar›nda derman olmad›¤› halde kucaklay›p öptü¤ün, saç›n› okflad›¤›n ya da fl›mard›¤›nda k›zd›¤›n; istedikleri bisikleti ya da elbiseyi alamad›¤›n için yüzlerine bile bakmaya utan›p s›k›ld›¤›n k›z›n, o¤lun... Cevap vermiyorsun. Konuflmaktan s›k›l›yor musun yoksa? Sen benimle konuflmuyorsun ama ben sana geçen gün yaflad›¤›m bir olay› anlatmak istiyorum.
Bulundu¤un yerin biraz ötesinde, kepenklerine a¤›r kilitler vurulmufl kap›lar var. Gündüzleri s›cak bir çay yudumlay›p, çeyrek ekmek aras› peynir yedi¤in yerler buras› belki de. fiimdi kap›lar› kapal›. Sen d›flar›das›n. Ne içece¤in bir bardak çay›n, ne de yanaklar›n top top fliflene kadar a¤z›na doldurdu¤un ekme¤in var.
Biliyor musun, ben böyle bir baba gördüm, hem de yaflam standartlar›n›n oldukça iyi oldu¤u söylenen, yasal haklar› saymakla bir türlü bitirilemeyen, yere gö¤e s›¤d›r›lamayan Almanya’da.
Sahi senin hiç arkadafl›n yok mu? Dertleflebilecek, oradan-buradan, köyden, memleketin halinden, gelecekten, dertten, kederden bahsedece¤in, oturup iki laf›n belini k›raca¤›n, bir de bir sigara tüttürece¤in bir arkadafl›n mesela... Üstelik buras› Aksaray'›n en kalabal›k yerlerinden biri. En fazla befl ad›m uza¤›nda bir minibüs dura¤›, hemen yan› bafl›nda çocuklar için yap›lm›fl k›rm›z›, sar›, mavi renklerden bir kayd›rak var. Çocuklar pek u¤ramam›fl sanki buraya. Kaygan zemin hiç afl›nmam›fl. Ne çok severler oysaki uçarcas›na kaymay› bu k›vr›k borulardan. Nefes nefese koflarlar kumlara her düfltüklerinde, yeniden kaymak için hiç s›ra vermek istemezler yan›ndakilere.
fiafl›rtt›m seni de¤il mi? Ben de ilk gördü¤ümde çok flafl›rm›flt›m. Ad›n› oralarda çok s›k duydu¤um ünlü bir al›flverifl merkezinde, ald›¤›m bir-iki fleyin hesab›n› ödemek üzereyken; önümde iki çocu¤uyla duran bir adam›n, kasadaki kad›n görevliyle konuflmalar›na kulak misafiri oldum birden. O ana kadar hiç dikkatli bakmam›flt›m önümde duran adama. Önce sepetindekilere, sonra tekrar adama ve çocuklar›na bakt›m. Adam›n üstünde, kirden-pastan rengi zor seçilen, eski-püskü bir mont vard›. Elindeki sepette de sadece su, meyve suyu ve iki-üç tane muz... K›v›rc›k, arkadan örgülü saçlar› olan karakuru bir k›z›, bir de zay›fl›ktan çöp gibi kalm›fl bacaklar›, gövdesini tafl›mayacakm›fl gibi duran bir erkek çocu¤u. Babalar›yla al›flverifle gelmifller.
öykü
Gözlerinin tak›l› kald›¤› ne çok yiyecek ve içecek olmufltur mutlaka ikisinin de: Çikolatalar, gofretler, sak›zlar, flekerler... Babalar›n›n bile, belki de tad›n› unuttuklar› ete tak›lm›flt›r gözü; bir kilo alsa da çocuklar›n›n ve kar›s›n›n kursa¤›ndan bir lokma s›cak yemek geçse diye düflünmüfltür. ‹ç geçirip dudaklar›n› ›s›rm›flt›r, yoksullu¤u bir tokat gibi yüzüne patlay›nca. Kasadaki kad›n, hesab› söyleyince cebindeki paray› yoklad› adam. Bir iki demir para ç›k›verdi sadece. Dönüp k›z›na bakt›, k›z› da ona. Kasan›n üzerinden muz pofletini al›p, içindeki ezikli¤i yans›tan bir ses tonuyla ald›klar› yere geri götürmelerini istedi. Boyu kasaya bile zor yetiflen kara k›z, yutkunarak pofleti kuca¤›na ald›. Sanki o kelimeyi duyunca derman›n› yitirmiflti. Kollar›n›n aras›nda koca bir muz kasas› varm›fl gibi öne e¤ilerek yürüyordu. Elindekileri ald›klar› yere geri b›rakt› ve babas›n›n yan›na geri döndü. Gördü¤üm bu olay karfl›s›nda ne yapaca¤›m› bilemedim. Yani o manzaray› görünce, elimdekileri geri b›rak›p, bütün param› son kurufluna kadar kasadaki kad›na uzat›p muzlar› da çocuklara vermek akl›ma bile gelmedi. Biliyor musun, içimi en çok ac›tan da bu oldu. Nas›l, nas›l da düflünemedim? O kara k›z›n gözlerini unutam›yorum flimdi. Ne zaman bir manav›n önünden geçsem o kara k›z geliyor gözlerimin önüne. Düfllerimde hevenk hevenk muz tafl›yorum onlara… Bofluna m› anlat›yorum bilmiyorum ama içimi dökmek istedim sana. Hala tan›flmad›k ama ben kendime yak›n hissettim seni. Dertleflmek istedim. Kar›n› hiç anlatmad›n. ‹lk gördü¤ünde ona nas›l vuruldu¤unu, yeminlerinizi; evlendikten sonra iflsiz kald›¤›n günlerde etti¤iniz kavgalar›; att›¤›n ilk tokad›, yüzündeki morluklara bakt›¤›nda “Elim k›r›lsayd› da...” dedi¤in anlar›; çocuklar›n›z atefller içinde yanarken çaresizce bafl›nda bekledi¤iniz, hastane kap›lar›ndan paran›z olmad›¤› için boynu bükük döndü¤ünüz günleri;birlikte aç yatt›¤›n›z so¤uk geceleri... Örne¤in hiç anlatmad›n.
Geçenlerde bizim mahallede su kuyru¤unda elinde bidonlarla bekleyen kad›nlar› gördüm. Bir bidon su için birbirlerini itip kak›yorlard›. Kimi evde çocu¤unu, kimi oca¤›n üzerinde yeme¤ini b›rakm›flt›. Belki senin kar›n da bu kuyruklarda beklemiflti. Aya¤›nda terlik, eteklerinin ucu ›slanm›fl, parmaklar› so¤uktan k›pk›rm›z› olmufl... Sen hiç adliye koridorunda bir bankta otururken demir parmakl›klar›n az sonra daha kaç y›l, kaç ay, kaç gün daha, kurdu¤u tüm hayallere gölge olaca¤›n›n karar›n› bafl› önünde, utangaç bekleyen, elleri arkadan kelepçeli delikanl›y›; o¤lunun bu haline her bakt›¤›nda onu dünyaya getirirken çekti¤i ac›lar›n ayn›s›n› flimdi bu adliye koridorunda çeken, yavrusunun susuzlu¤unu elleriyle içirdi¤i suyla bast›rmaya çal›flan anneyi gördün mü? Ben gördüm biliyor musun? Gördüm ve öfkelendim. Seni, çocuklar›na muz alamayan babay›, su kuyru¤unda bekleyen kad›nlar›, adliye koridorunda çocu¤una su içiren anneyi... Oysa ne kadar çoksunuz. Ne kadar çokuz! Fark ettin mi? Her ülkede, her ilde, her semtte, her sokakta...
Farkl› ›rklardan, dinlerden, dillerdeniz ama yoksullu¤umuz kardefl bizim. Her fley böyle kal›r sanma kardeflim! Bir gün mutlaka umuda ç›kacak tüm yollar. Elbette bizim için de do¤acak günefl, bizim için yanacak soba, bizim için akacak su, bizim için piflecek et, bizim çocuklar›m›z için dal›ndan kopar›lacak muz... “Ah”›n bizde sakl› kardeflim. Yerde kalmayacak... “Evet, say›n seyirciler, kimsesiz olan bir vatandafl, kald›¤› parkta ›s›nabilmek için bulundu¤u yerde atefl yak›nca alevler, üzerinde bulunan battaniyeyi tutuflturup yanarak can vermesine sebep olmufl. ‹zledi¤imiz görüntülerde olay yerine gelen polislerin ellerinde bulunan pet fliflelerdeki su ile yanan vatandafl› söndürmeye çal›flt›¤›n› görüyoruz. Fakat talihsiz vatandafl tüm çabalara ra¤men kurtar›lam›yor.” Haber spikerinin okudu¤u bu cümleler beni kendime getiriyor bir an. Duydu¤um sözler kulaklar›mda u¤ultuya dönüflüyor… “Evet, say›n seyirciler”, “kimsesiz vatandaflflfl”, “yanarakkk”, “can verdiii”, “kimsesizzz”, “can verdiii”, “yanarakkk”, “yanarakkk...” Bu sendin kardeflim, seni gördüm, çok üflümüfltün…J
MART 2007 | TAVIR | 23
ay›n foto¤raf›
fatih p›nar
2003, Nisan Erbil Kalesi/ IRAK
Foto¤rafç›: Plastik çiçekleri günbat›m›nda neden evinizin duvara diziyorsunuz? K›zlar: Çünkü burada hiç çiçek yok!..
24 | TAVIR | MART 2007
fliir
uyan alim enver gökçe
Y›llard›r susmuflum lâl Yan›n yörem Tepegöz, fiahmaran! Yürek ç›n ç›n eder ama, Erdemli ve yi¤it Bir gerilla b›ça¤›d›r, çatal Derman sorar kurda kufla derman! Da¤lar gül gülistan içinde Al al! Bir ben kalm›fl›m Rüsvay, malamat, üryan! Ad› görklü Marx yad›ma düflende, Uyan derim Alim Uykudan uyan!
MART 2007 | TAVIR | 25
araflt›rma
rock müzik tarihi - lll kayhan demir
Rock, 80’li y›llara Heavy Metal patlamas›yla girdi. Kökeninin 1960’l› y›llarda Hard Rock’a dayand›¤› bu “karmafl›k” ama bununla birlikte olabildi¤ince “sert” müzik ak›m›, küfür etmeyi kendine amaç edinmiflti. Tepkisini sert t›n›lar içerisinde 盤l›k 盤l›¤a küfrederek ifade etmeye çal›flan bu ak›m, demokratlar, anarflistler hatta ›rkç›lar gibi çok farkl› kesimlerden kitleleri etkilemeyi baflarm›flt›. Deep Purple, Led Zeppelin, Cream ve Black Sabbath gibi gruplar Hard Rock’un sert t›n›lar›n›n aras›ndan Heavy Metal’i ortaya ç›karacak önemli bir ifllevi yüklendiler. Bu gruplar›n “düflene kadar sallan” konserleri saatler süren dini ayinlere dönüflüyordu. Black Sabbath, Hard Rock’tan Heavy Me-
tal’e dönüflümün son halkas›n› oluflturdu. Grup, gerek kulland›¤› giysiler, gerek flark› sözlerinde iflledi¤i temalar bak›m›ndan ülkemizde de çok tart›fl›lan “Satanizm”e aç›k kap› b›rak›yor, bu davran›fl›yla çocuklar›n› korumak isteyen ailelerin korkulu rüyas› olmay› baflar›yordu. Asl›nda 80’li y›llar›n rock aç›s›ndan çok verimli y›llar olmad›¤› aç›k. Bunda o y›llarda ‹ngiliz ve ABD emperyalizminin dünyaya daha çok müdahale etmeye bafllamas›n›n, kapitalizmin dünya ekonomisini kendi ç›kar›na baltalamas›n›n pay› büyüktür. Kitle iletiflim araçlar›n›n geliflimi ve bu araçlar›n politik nedenlerle “rock”a önem vermemesi, türü zor bir döneme sokar. Art›k müzik elektronikleflmifl; TV izlemek kitlelerin biblack sabbath
rincil kültürel faaliyeti durumuna gelmifl; flark›lar video klip olmadan anlams›zlaflm›fl; gitar›n yerini elektronik, yapay sesler alm›flt›r. Irkç› ve hatta do¤rudan faflist propaganda yapan rock gruplar›n›n ortaya ç›kmas› tam da bu y›llara rastlar. Irkç› ‹ngiliz grubu Iron Maiden, nazi taraftar› kiSS, aç›l›m› “Anglo Sakson Beyaz Protestanlar” olan ›rkç› WASP (White Anglo Saxon Protestans) ve sa¤c› Quenn dönemin popüler gruplar› haline gelmifltir. Bu gruplar ABD ve ‹ngiliz emperyalizminin destekçisi olduklar› gibi, müzik endüstrisine geçici bir soluk da ald›rm›fllard›r. Kimilerince saçma bulunan kostümleri, a¤›r makyajlar› olan bu gruplar, 90’lar›n bafl›na kadar ayakta durmay› ancak baflarabilmifllerdir. Aerosmith, AC/DC gibi gruplarla ciddi etkiler yaratan Heavy Metal, 90’l› y›llara do¤ru kendi içinde baflka türlere evrimleflecek ve giderek etkisini kaybedecektir. Guns and Roses yukar›da ad› geçen gruplar gibi de¤ildir. Grup, Heavy Metal/Hard Rock ak›m› içerisindeki gruplar›n belki de en çok tan›nan›, ticari olarak en çok kazanan›d›r. Kendine has bir tarz yakalam›fl, bunda oldukça baflar›l› da olmufltur. Grubun çal›flmalar› y›llar sonra bile pek çok genç müzisyen için ilham kayna¤› olmufltur. Bütün bu geliflmelere ra¤men solcu Rush ve Talking Heads, yine ‹rlanda’n›n IRA destekçisi ünlü grubu U2, rock’un isyanc› yan›yla kitlelere seslenmeye devam ediyordu. Bir tav›r olarak solda duran Dire Straits flark› sözleri ve tart›flmas›z müzik kalitesiyle özellikle e¤itimli kesimlerin ve ayd›nlar›n bafl tac›yd›.
26 | TAVIR | MART 2007
araflt›rma
yordu. Kitap okuma al›flkanl›klar› kaybettirilen kitleleri do¤ru çözümleyen müzik endüstrisi, televizyonlardaki müzik kanallar› ile yeni bir ç›lg›nl›¤› ülkeden ülkeye yay›yor, var olan ya da yenileri denenen ak›mlar› bir günde bafl tac› ediyor ya da yerin dibine bat›r›yordu. Teknoloji ve müzik endüstrisi, dolay›s›yla para, yine müzi¤e tercih edilmiflti. Müzik ad›na olumlu geliflmeler da yok de¤ildi. 90’l› y›llar yeni bir ak›m olan ve bugün de etkisini sürdüren Grunge ile bizi tan›flt›rd›. ‹fl güç sahibi olamam›fl, düzenin kaybetmeye zorlad›¤› gençlerin garajlarda ortaya ç›kard›¤› ABD Seattle kökenli bu “umars›z” müzik ak›m› özellikle Nirvana ile bütün dünyada yeni bir ç›lg›nl›¤a ulaflt›. kiss
Bob Geldof’un öncülü¤ünde önce Afrika’daki açlar için düzenlenen LiveAid, sonra Mandela için düzenlenen bar›fl konserlerine kat›lan onlarca müzisyen bütün kirlenmelere ra¤men rock’un muhalif ve dayan›flmac› yan›ndan örnekler verdiler. Status Quo, Joan Baez, Black Sabbath, Sting, U2, Eric Clapton, Led Zeppelin, Bob Dylan, Dire Straits gibi ünlü müzisyenler bu tür konserlerde rock’un konser ve albüm performanslar›n›n d›fl›nda baflka fleyler de yapabilece¤ini göstermifl oldular.
fliyor, müzi¤in yaz› dizimizde de¤inmedi¤imiz di¤er baz› popüler türleri de “erotik” video kliplerle evimize konuk oluyordu. Dünya gençli¤inin en büyük kültürel faaliyeti, evde oturup MTV izlemekten öteye gitmi-
Hüzün ve karamsarl›kla bezenmifl, müzikal yan›n› yetmiflli y›llar›n “hard rock”undan, felsefesini de “punk”tan alan bu alternatif rock ak›m›; birçok yeni grubun oluflmas›n›n ve bu gruplar›n ciddi ifller yapmas›n›n önünü açt›. Grunge müzisyenleri “kirli” bir gitar tonu kullan›yor, sosyal yabanc›laflma, olaylara ve kiflilere ilgisizlik, özgürlük gibi
70’lerin son döneminde ortaya ç›karak “kötü müzik yapan” Punk ak›m› yine bu y›llarda etkisini sürdürüyordu. Depeche Mode, Eurythmics gibi gruplar da dönemin moda klavye ve elektronik t›n›lar›n› rock’un içine sokarak etkili olmaya çal›flt›lar. ABD’de yaflayan siyahlar›n alternatif müzi¤i RAP, bu y›llarda popülerleflmifl ve sadece siyahlar› de¤il beyazlar› da kendi dinleyici profili içerisine almay› baflarm›flt›. 80’ler için; rock’un klasik ak›mlar›n›n yan› s›ra pek çok yeni ak›m›n ortaya ç›kt›¤› ama sonuç aç›s›ndan bak›ld›¤›nda gerek ifllev gerek müzikal kalite anlam›nda 70’lerin çok gerisinde olan bir dönemdir, demek yanl›fl olmayacakt›r. 90’lara gelindi¤inde her fley birbirine girdi. Rap ve yukar›da ad› geçen metal, can çeki-
nirvana
MART 2007 | TAVIR | 27
araflt›rma
dire_straits
konser bile vermiflti. Bununla birlikte art›k her fleyi belirleme hakk›n› elde etmifl bir müzik endüstrisi vard› ve bu müzik endüstrisi “bunal›ml›” grunge ç›lg›nl›¤›n›n sona ermesini, “sakallar› kesilmifl ve saçlar› taranm›fl p›r›l p›r›l gençler”in iflbafl› yapmas›n› istiyordu. Grunge 90’l› y›llar›n sonuna do¤ru etkisini yitirerek yavafl yavafl müzik arenas›ndan çekildi. Gözden kaçamayacak kadar büyük bir gerçek var: Müzik ve özellikle rock, on y›lda bir kendini yeniliyor, ciddi ç›k›fllar yafl›yor, hem kendine hem de müzik endüstrisine soluk ald›r›yor ama bir süre sonra yine o ayn› müzik endüstrisinin program›na dahil oluyor; tüketiliyor ve etkisini kaybediyor. 2000’li y›llara girerken bu gerçek çok daha net bir flekilde kendini hissettiriyordu. Rock geçici ç›k›fllar›n› yapm›fl, tekrar gerileme sürecine girmiflti. ‹flte tam böyle bir süreçte “numetal” ve “rap metal” yine rock’un alt ak›mlar›ndan etkilenerek ve asl›nda var olan bir fleyin döneme ve piyasaya uygun hale getirilmesiyle ortaya ç›kt›. Bu yeni ak›mlar, 80’li ve 90’l› y›llar›n heavy metal t›n›lar›na 2000’li y›llar›n popüler hip-hop vokallerinin ve DJ’lerin rap altyap›lar›n›n kat›lmas›yla oluflmufltu. Linkin Park ile tan›nan bu yeni ak›mlar ciddi bir kesimin (do¤al olarak müzik endüstrisinin) dikkatini çekmeyi baflard›.
temalara de¤iniyordu. E¤itimsiz ve ço¤unlukla umutsuz bir alt ve orta s›n›f kitleye seslenen Grunge; Nirvana, Pearl Jam, Soundgarden, Red Hot Chili Peppers gibi gruplarla 80’lerde etkisini ve kalitesini kaybeden rock’a yine yeni bir soluk kazand›rma ifllevini yüklendi. Bu gruplara, farkl› bir ak›m içerisinde oldu¤u halde R.E.M.’i de eklemek gerekir. R.E.M. ticari olma kayg›s› gütmemifl, yapt›¤› fleyin kendisine önem vermifl, kaliteyi düflürmedi¤i gibi kendini gelifltirebilmifl müzik gruplar›n›n bafl›nda gelir. ABD’de bunlar olurken rock’un anavatan› ‹ngiltere’de ise Oasis ve Blur öncülü¤ünde yeni bir ak›m oluflmufltu: Britpop. Endüstri
28 | TAVIR | MART 2007
bu ak›m› yeni bir “‹ngiliz istilas›”na dönüfltürmeye çal›flsa da, bunda çok fazla baflar›l› olamad›. Yapt›klar› müzi¤in temeline gitar› koyan bu gruplar, orta s›n›flardaki ‹ngiliz gençleri etkilemeyi baflarm›flt›. Yine Radiohead, dönemin en nitelikli grubu olarak kabul ediliyor, rock ayakta durmaya ve iyi ürünler vermeye çal›fl›yordu. Ayn› y›llarda ‹ngiltere kökenli Manic Street Preachers da farkl› durufluyla ilgi çekiyor, flark› sözlerinde ve kat›ld›klar› etkinliklerde sol politik bir tavr› koruyordu. Grup üyeleri 80’lerin bafl›nda Galler’de maden grevlerine tan›k olmufl, “s›n›f mücadelesi” kavram›yla iç içe büyümüfltü. Kendisini sosyalist olarak adland›ran grup Küba’da
Numetal’i ve rap metal’i tek bafl›na bir ak›m›n içine yerlefltirmek bu yan›yla çok mümkün olmasa da temelinde heavy metal ve hip-hop oldu¤u aç›k. 90’l› y›llarda baz› rock gruplar› metal müzi¤in üstüne HipHop vokalleri denediler. Sert tonlardan uzak duran ciddi bir rock müzik dinleyici kitlesi vard›. Bu kitle günlük hayat içerisinde etkisini gittikçe art›ran hip-hop’a da yak›n duruyordu. ‹flte bu iki farkl› müzik türünü bir potada eritme düflüncesi ç›k›fl noktas›nda ticari olmasa da ard›ndan çok ciddi bir pazar yaratmay› baflard›. Kalite yerine do¤rudan lise ça¤›ndaki gençli¤i hedefleyen bu gibi yeni ak›mlar 2000’li y›llar›n bafl›nda rock’un baflka bir noktaya evrilmesinin de ad› oldu. (sürecek)
röportaj
naz›m’›n “köylü ressam”› balaban’la bir kaç saat... tav›r
Say›n Balaban, biraz çocuklu¤unuzdan, do¤du¤unuz yerden bahseder misiniz? Ben ‹brahim Balaban. Bursa’n›n Seçköy’ünde do¤dum. Ve Bursa’n›n Seçköy’ünde bir köy okulunda, üç s›n›fl› bir köy okulunda okuduktan sonra baflka okullarda okuyamad›m. Ailem varl›kl›yd›. ‹stedi¤im gibi gezip tozuyordum. Beni baflka okullarda okutmalar›n› istedim. Fakat buna raz› olmad› aile. Çünkü varl›kl› bir aileydi. Ailenin içinde Dervifl Ali’ler vard›. Bursa’da Kara Kad›’lar vard›. Dedem Hac› ‹brahim, köye okul yapt›rm›flt›. Dedemin ziyaretine Bursa valisinin geldi¤ini söylerler. Yani önemli bir ailenin çocu¤u olarak biraz da tarlalarda bel ve çapa ifllerine girmeden, öküzleri boyunduru¤a koflup kara sabanla çift sürmeye bafllamadan, elimde defter kalem durmadan desenler çiziyordum. En çok da boyunduru¤a koflulu karasabana kay›fllanm›fl tarlada çift sürerken babam›n resmini çizmeye çal›fl›yordum. Neden baflka bir fley çizmiyordum da habire tarlada çift süren babam›n, dedemin ve köylülerin; çift sürerken onlar›n resimlerini çiziyordum? Bunu o zaman ben de bilmiyordum. fiimdi bu bilmedi¤im habire habire çizdi¤im bu desenlerin, günün birinde bunlar›n, resim oldu¤unu duydum. Kimden? Naz›m Hikmet’ten. Hapishaneye girifliniz nas›l oldu? Mahpusluk konusunda ne düflünüyorsunuz? O günün mahpuslu¤u ile bugünün mahpuslu¤u biraz daha farkl›. Bugün F Tipleri var mesela. Bu konuda neler diyeceksiniz? fiimdi o günün mahpuslu¤u ile bugünün mahpuslu¤unu burada uzat›p da tart›flmayal›m. Bütün mesele: Ben mahpushaneye
neden düfltüm? Çünkü köy yerinde, baz› ifl âlemi içinde, mesela da¤dan odun kesmek suçtu. Niye bu odunu kestin diye, adam› içeri at›yorlard›. fiimdi 6 lira yol paras› veremeyenleri mahpushaneye at›yorlard›. 1 ay mahpushanede yat›yordun. Bizim köyde iki kifli babama geliyor diyorlar ki: “Biz bir ifl çeviriyoruz, sen bu ifle ortak olacaks›n. Bu kendiri biz iflte kevgirden geçirecez, elekten geçirecez esrar yapacaz, satacaz çok para kazanaca¤›z.”. Babam böyle fleylere kar›flmaz, çünkü askerde baflçavuflluk yapm›fl, ‹stanbul’da küçük zabit mektebinde okumufl. Çerkez Ethem’le birlikte küçük zabit okulunda okuyan bir adam yani böyle pürüzlü ifllere, böyle suç olacak ifllere giriflmezdi herhalde. Fakat bu Hint kendirini da¤ bafl›nda bir ma¤ara var, o ma¤araya götürmüfller. O ma¤arada bafllam›fllar Hint kendirini elekten geçirmeye. fiimdi o gün babam o iki kifliyle beraber, Hasan’la ‹smail’le, yan›na bir de iflçi tutuyormufl, kahveden bir yevmiyeci adam›, bunlar›n yan›na kofluyormufl, bunlar da gidiyorlarm›fl ma¤arada, orada esrar ç›kar›yorlarm›fl. Bir gün bana dedi ki, git bakal›m bu adamlarla beraber, ç›kard›klar› mal› saklamas›nlar. fiimdi ben 16 yafl›nday›m ma¤araya gittik, daha içeriye girer girmez ma¤ara bas›ld›, ben kaçt›m. Herkes kaçt›, Hasan ad›ndaki adam kaçamad›. Tafllar›n aras›na s›k›flm›fl, kalm›fl. Çete Hasan’› götürüyorlar, tutuyorlar; kim yapt› kim yapt›, kimdir bunlar? ‹flte ben, Çete Hasan, P›t›r ‹smail öbürü de yani yevmiyeyle giden bir adam, flimdi onun ad› laz›m de¤il, bu yevmiyeyle giden adam› da söylüyorlar. Bunlar› tutup getirip mahpushaneye atacaklar. Bu ara ben dönüp dola-
fl›p oradan kaç›yorum köye geliyorum. Köyde jandarmalara teslim oluyorum. Fakat bu ara Çete Hasan kelepçeyi elinden s›y›rm›fl kaçm›fl. Kaçamayan babam›n yevmiyeyle gönderdi¤i adam, burada bekliyor. fiimdi o adamla beraber beni kelepçeye koydular. Da¤ bafl›na götürdüler. Da¤ bafl›nda bir dere ondan sonra, dere sarp dere, sarp derede bu arada ma¤aradayken bir silah patl›yor, bu silah› da babam›n gönderdi¤i adam patlat›yor. Jandarma soruyor, yat›r›yorlar o adam› falakaya, “Tabancay› kim patlatt› söyle?” diyorlar. Hâlbuki kendisi patlatm›fl. Ben patlatmad›m ‹brahim patlatt›, diyor. Benim üzerime at›yor. fiimdi orda onu sal›veriyorlar beni falakaya yat›r›yorlar. Benim üstüme at›yor suçunu. Ben de, evet ben patlatt›m, diyorum. Onun suçunu üstüme al›yorum, iyi mi? Benim suçum bu. Sonra içerdesiniz ve Naz›m Hikmet’le tan›fl›yorsunuz. ‹lk karfl›laflman›z nas›l oldu? Naz›m Hikmet sizin için ne ifade ediyor? Ve resim sanat›na yönelmenizde Naz›m’›n pay› var m›d›r? Bir de size neden köylü ressam diyorlar, bunun öyküsünü de anlat›r m›s›n›z? fiimdi, 6-7 yafl›mdan beri köy okulunun üçüncü s›n›f›nda baflka okulda okuyamayan, okumayan ben ‹brahim Balaban elimde kalem defter, boyuna devaml› karasabana koflulu çift sürürken babam›n resmini yap›yordum, dedemin resmini yap›yordum. Elimdeki kalem defterle, dü¤ünlerin, jandarmalar›n resmini çizdim. Fakat bu resimlerin, bu desenlerin resim oldu¤unu da bilmiyordum zaten. Bilmedi¤im halde, seviyordu Naz›m bu desenleri, bu çizdi¤im öküzlerin resimlerini. Jandarmalar
MART 2007 | TAVIR | 29
röportaj
çizmeye. Bundan Naz›m Hikmet’in haberi yoktu. Naz›m Hikmet’e anlatt›¤›m gibi, o kadar güzel, o kadar h›zl›, güzel fleyler çizmeliydim ki, bu çizdi¤im kalem desenlerini Naz›m Hikmet’e gösterip, Naz›m Hikmet’in be¤enisini almal›yd›m. Naz›m Hikmet’in be¤enisini ald›ktan sonra ona ö¤renci olarak, ç›rak olarak durmal›yd›m. Bu ara Türkiye’de, bütün dünyada ‹kinci Dünya Harbi vard›. Mapushanede de açl›k vard›. Açl›ktan kurtulmak için ben berberlik yapmaya bafllad›m. Berberlik yaparken, berberhanede 56 kifli berberlik yap›yorduk. Günde 5-10-20 kurufl para kazan›yorduk, ondan sonra. ‹flte yeme¤imizin, ekme¤imizin paras›n› ç›karmaya u¤rafl›yorduk. Bu ara Naz›m Hikmet berberhaneye geldi. Benim önümde büyük bir ayna var.
geliyordu, bizim köyün ortas›nda büyük bir ç›nar vard›. Ç›nar›n üstünde yüzlerce kerkenez kuflu vard›. Jandarmalar›n boylar› küçük, silahlar› uzundu. Jandarmalar kerkenez kufllar›na uzat›yordu mavzerlerini ve kerkenez kufllar›n› vuruyorlard› kan revan içinde. Ben a¤layarak onlar›n da resmini çiziyordum. Fakat bu çizdi¤im desenlerin yine de resim oldu¤unu bilmiyordum. Mahpushaneye düfltük ya iflte o zaman Naz›m Hikmet’in resim yapt›¤›n› duydum. Naz›m Hikmet biz içeriye düfltükten sonra geldi Bursa Mahpushanesi’ne… Bursa Mahpushanesi’ne gelen Naz›m Hikmet’ten herkes ürküyordu. Oradaki mahpuslar 600- 700 kifli vard›. Hemen hemen bir tek kifli Naz›m Hikmet’in kim oldu¤unu, ne yapt›¤›n›, nas›l bir insan oldu¤unu bilmiyordu. Yaln›z mahpuslar, 500-600 kifli, birbirlerine bir radyo arac› gibi, bir televizyon arac› gibi birbirlerinin kulaklar›na aktar›yordu, Naz›m Hikmet’in kim oldu¤unu. Dünyan›n en kötü ifllerini iflledi¤ini söylüyorlard›. Naz›m Hikmet’in kad›nlarla erkekleri bir yere kapamak isterken yakaland›¤›n› söylüyorlard›. Naz›m Hikmet’in tarlalar›, bahçeleri, kimin tarlas›, bahçesi varsa birbirine takas yapt›¤›n› söylüyorlard›. Ve Naz›m Hikmet’in Yavuz denilen z›rhl›y› Rusya’ya kaç›-
30 | TAVIR | MART 2007
r›rken yakaland›¤›n› söylüyorlard›. Naz›m Hikmet mahpuslar›n resmini yap›yordu. Hem de kimseden para almadan. Fakat baz›lar›n›n yüzü resme müsaitse, iflte yani resme uygunsa, onun resmini yap›yordu. Fakat günün birinde benim de resmimi yapmas›n› istedim. Haber gönderdim. Ve kabul etti. Naz›m Hikmet’e ben model durdum. Benim resmimi yapt›. Bir hafta gittim geldim, resmimi yapt›. Resim bitti dedi, buyur al, dedi. Resmi ald›m, gitmedim, biraz daha yan›nda kalmak istiyordum oysa. “Ne oldu be¤enmedin mi?” dedi resmi. Ben,“Be¤enmedim çünkü kravat›m› yapmam›fls›n.” “Sen güzel bir delikanl›s›n, güzel bir çocuksun, sana kravat yak›flmaz. Kravat› tahsildarlar takar, sen tahsildarlar› be¤enir misin?” dedi. Be¤enmem, dedim. Öyleyse bu kravat› da be¤enme, dedi bana. “Benim ceketim yeniydi, ceketimi de eski yapm›fls›n” dedim. “Ceketini yeni yaparsam, resminde senin güzelli¤in gözükmez” dedi. Yemezler ya, dedim kendi kendime. Neyse ona da evet, dedik. Ve gidip çerçeve yapt›rd›m kendi resmime. Siz resme nas›l bafllad›n›z? fiimdi ben Naz›m Hikmet’e kavufltuktan ve kendi portremi Naz›m Hikmet’e yapt›rd›ktan sonra, ben de birtak›m mahpuslar›n portrelerini kalem desenleriyle bafllad›m
Benim arkama geldi durdu, “Merhaba ‹brahim.” dedi bana. Merhaba, dedim. Ben aynaya bak›yorum, arkamda Naz›m Hikmet, karfl› karfl›ya, aynadan gözüküyoruz. Birbirimizi aynadan görüyoruz. “Senin bu flekilde bir resmini daha yapmak istiyorum ben” dedi. “Ben sana resmimi yapt›rmam” dedim. Naz›m Hikmet k›pk›rm›z› k›zard›, ürktü. Çünkü Naz›m Hikmet’e o kadar çok kötü sözler at›l›yordu ki, yapmad›¤› fleyleri at›yorlard› ki üstüne, “Acaba bu sevdi¤im, güzel delikanl› da, benim hakk›mda kötü bir söz mü duydu?” diye ürkmüfltü herhalde. S›rt›ma elleriyle bast›rd›, “Evlad›m niye yapmayay›m?” dedi, “Bak bu flekilde çok güzel bir resmini yapaca¤›m.” dedi. “Hay›r ben sana resmimi yapt›rmam, çünkü ben de resim yap›yorum” dedim. “Ne, sen de mi resim yap›yorsun?” “Evet .” “Peki öyleyse flimdi verin bir ka¤›t, verin bir kalem.” Bir kalem buldular, getirdiler, çizgili mizgili bir ka¤›t getirdiler, bir de kurflun kalem... Hadi benim resmimi çiz bakal›m, dedi. Ben Naz›m Hikmet’in resmini çizdim; ben hemen yapar›m. Elimden ka¤›d› ald›. “Müthifl! Benzetmiflsin…” dedi. Benzetmiflsin, deyince ben y›kanm›fla döndüm yani.. Öylesine mutlu, öylesine sevindim ki… fiimdi ben tekrar Naz›m Hikmet’in yan›na art›k gidebilirim. “Peki, sana benim gösterece¤im bir tak›m çizim, desenler var, sana getireyim onlar›, görmek ister misin?” dedim. “Olur” dedi, “getir.” Ben gittim, benim resim çizdi¤im
röportaj
tarih kitab› vard›: Befler Tarihi. Befler Tarihi’nin bofl sayfalar›na çizmiflim ka¤›t bulamad›¤›m için . Onlar› götürdüm. Naz›m Hikmet’le orada tan›flt›k.. Ben 16 yafl›nday›m, 17’ime girmiflim. Naz›m Hikmet bana orada flunu sordu: “Sen Güzel Sanatlar okudun mu?” O kadar güzel resim çiziyorum hani ben. O yana bu yana bafl›m› çevirdim. Güzel Sanatlar diye bir fley duymam›fl›m ki. “Peki peki, sen lise okulunu okudun mu?” dedi. “Hay›r, okumad›m” dedim. Eyvah flimdi ben lise okumay›nca Naz›m Hikmet beni yan›na ç›rak almaz bundan sonra diye, üzüldüm. Sen ortaokul okudun mu, dedi. Bizim köyde ortaokul yok, dedim. ‹stemez, istemez dedi; okul falan istemez, dedi. Sen, bunlar› çizen bir delikanl›, dedi. Kalkt› beni kucaklad›, öptü. Ve ben gene heyecanland›m. Benim sevinçten, gözlerim yaflard›. Bakt›m, onun da gözleri yaflard›. Yani ikimiz de neredeyse a¤layacakt›k ama gözlerimizin yafl›n› tutamam›flt›k. “Beni yan›na dedim ç›rak al›r m›s›n?” dedim. “Peki sen beni usta olarak kabul eder misin?” dedi. “Ederim tabii.” dedim. Tekrar biz kucaklaflt›k. Ondan sonra bafllad›k birlikte resimler yapmaya. fiimdi gelelim buradaki kitaba. Kemal Tahir’e, mahpushaneden yazd›¤› mektuplar›n yer ald›¤› bir kitap bu. Kitapta “Ben burada ressam Yunus Emre keflfettim” diye baflla-
yan cümle var ve devam›nda Naz›m Hikmet beni anlat›yor, Kemal Tahir’e. Kemal Tahir o zaman Çorum Mahpushanesi’nde… Yazd›¤› mektupta flöyle anlat›yor beni Kemal Tahir’e: “Ben burada bir ressam Yunus Emre keflfettim. Köylü, ortaköylü, köy mektebinde okumufl, on sene cezas› var, berberlik ediyor içerde. Ben resim yaparken bafl›mdan ayr›lmaz; nihayet bir gün boya istedi, verdim ve ilk ifl olarak aynada kendi resmini yapt›. ‹kinci portre bir flaheserdi ve flimdi üç ayd›r flaheser portreler yapmakla meflgul. Bütün boyalar›m› ona verdim. Yapt›¤› resimleri Burhan Toprak’a yollad›m. Müdeiumumi (savc›) de ilgilendi. Sahici milletimle bir kere daha sahiden övündüm. Kabil olsa sana, yapt›¤› portrelerden birini gönderece¤im. Mana, ifade, kompozisyon, renk, hacim falan filan bir harika. fiiir yazmaya, okumaya da dehfletli merak› var. Hayran›m köylüme.”(1) Say›n Balaban, siz resim çizerken neler düflünürsünüz? Resim yapmak sizin için ne ifade ediyor? Sanata bak›fl›n›z› bize ifade edebilir misiniz? Sadece bana göre de¤il bütün dünya aleme göre, resim sanat› öylesine ciddi, öylesine vazgeçilmez bir fley ki… Resim sanat›, ta ma¤ara devrinden beri, önce tafllara, kaya-
lara oyulmufl. Sonra heykeller yap›lm›fl. Yunan heykelleri, sonra M›s›r rölyefleri yap›lm›fl. Sonra Bat›da primitifler, sonra ‹ncil hikayelerini, efsanelerini ve ‹ncil’deki H›ristiyanlar›n durumunu konu alan ressamlar, binlerce resim yapm›fl. Resim çok ciddidir. Ama son y›llarda bizde ve Bat›’da olsun, baflka ülkelerde olsun, resim sanat›n› çok v›c›k v›c›k çarp›tt›lar. Boyalar› at›yorlar, tutuyorlar, yerlere serpiyorlar, serptikleri boyalar› ters çeviriyorlar, ondan sonra insanlara, bu resimdir, diyorlar. Hay›r, bunlar resim de¤il, bir soytar›l›kt›r, bir atraksiyondur, bir el çabuklu¤u marifettir. fiimdi bunu b›rakal›m; alemin soytar›l›¤› beni ilgilendirmez. Ben resmi ciddiye al›yorum, çünkü yaflant›m›z›n suretini yans›t›yor. Yani halk›m›z›n, Türkiye’mizin yaflant›s›n› yans›ts›n diye resim yap›yorum. Dü¤ünleri, bayramlar›, ifl hayat›n› yans›tan resimler yap›yorum. Erenlerin, evliyalar›n resmini yap›yorum. Ondan sonra masallar› masallaflt›r›yorum. Kelo¤lanlar›n, Asl› ile Keremlerin resimlerini yap›yorum. Bütün bunlar› resim sanat›n› ciddiye ald›¤›m için yap›yorum. Sanata bak›fl›m buradan da anlafl›l›yor ama ‹brahim Balaban 9 maddelik sanat felsefesini, sanat manifestosunu biraz önce anlatt›¤›m gibi 1966 y›l›nda ‹zdüflüm adl› kitab›na yazm›flt›r: 1- Sanat yaflant›n›n izdüflümüdür. 2- Konu bir özdür, her öz kendi kabu¤unu yapar. 3-Ben insan› santimetrik ölçülerle de¤il, diyalektik yöntemlerle resmediyorum. 4- ‹nsan-do¤a iliflkisinde üretim araçlar›n›n insana bir kimlik kazand›rd›¤›n› ve bu nedenle benim resimlerimi de biçimlendirdi¤ini söyleyebilirim. 5- Ben boyalar› aç›k-koyu leke endiflesiyle de¤il, figürlerimin özünde çakmaklaflan ›fl›¤› yakmak için kullan›yorum. 6- Ata göre insan de¤il, insana göre at çiziyorum. 7- Topluluklar› resmederken, insanlar›, ayakta durabilmeleri için dinsel ya da siyasal liderlerine tutunduruyorum. 8- Karasaban koflumu, binlerce y›ldan beri bizi doyurdu¤u için ona put gözüyle bak›yorum.
MART 2007 | TAVIR | 31
röportaj
ruyordum, k›rlara gidip, resimler yap›yordum. Ve ben, tam yedi bin tane kalem deseni b›rakt›m ‹mral›’da. Ve ben orada on iki – on üç tane tablo yapt›m. Anam›n portresi dahil… Benim yapt›¤›m tablolar› galerilere götürdüler, ‹zmir’e, ‹stanbul’a… Benim yapt›¤›m tablolar sat›ld›. Fakat flu belaya, flu namussuzlu¤a, flu alçakl›¤a bak›n; d›flar›ya ç›kmama 45 gün varken beni Bursa’ya sürdüler. Benim hesab›ma yatm›fl olan on befl tablomun paras›n› ceplerine att›lar, savc›lar, yarg›çlar, namussuzlar. Ve benim yedi bin tane çizdi¤im kara kalem desenimi denize att›lar. 9- Atalar›m›z›n “Dünya öküzün boynuzundad›r” deyifline ben de kat›l›yorum. Gelelim Naz›m Hikmet’le bulufltuktan sonra resme nas›l devam etti¤ime... Naz›m Hikmet’le beraber Bursa Mahpushanesi’nde iki y›l bir süre ile kald›m. ‹ki y›l süre içerisinde birkaç tablo yapt›m. Dokumac›lar tablosu yapt›m. Anam›n portrelerini yapt›m. Yani benim yapmak istedi¤im; o boyunduru¤a koflulu, kara sabana koflulu öküzlerin resmini yapmaya bafllad›m. Fakat benim s›ram, ‹mral›’ya gitme zaman›m, geldi. ‹mral›’ya gitmek zorunda kald›m. ‹mral›’ya gittim. Bana denildi ki, burada iki tane ko¤ufl var, bir de iki tane de hela var, sen bu ko¤ufllar› süpüreceksin sonra da bu helalar› y›kayacaks›n, ondan sonra artan zaman›nda da resim yapacaks›n. fiu bafl›ma gelen belaya, flu pisli¤e bak! Bana çöpçülük teklif ettiler. Evet, ben resim yapma ad›na çöpçülü¤ü kabul ettim. Baflka türlü ben resim yapamazd›m. Yoksa beni süreceklerdi, yoksa beni hücreye atacaklard›, yoksa beni iflkenceye tabi tutacaklard›. Ben iki tane ko¤uflu her gün süpürüp, iki tane helay› y›kay›p, bu ifl için dört befl saatimi harcad›ktan sonra otu-
32 | TAVIR | MART 2007
Çünkü ben komünistlikle suçlan›yordum. Komünistlikle suçlanmak… 1946-1947 y›llar›nda, yani kay›¤a bindirip giderken Marmara Denizi’nin en derin yerine bu resimleri yapan adam› atabilirlerdi. “Hani paralar›m, verseniz ya?” desem ne olacakt›? Kolay de¤ildi ki o resimleri yapmak, kolay de¤ildi komünistlikle suçlanmak. Öyle bir belaya sard›lar ki, on befl tane tablonun paras›n›n hesab›n› soramad›m. Ama kitaplarda dergilerde yazd›m. On iki tane kitap yazd›m ben. Romanlar›m var, iflte büyük büyük kitaplar var. On iki tane kitap yazan bir adam ve iki binden fazla tablo yapan bir ressam Balaban var. Ve karfl›n›zda Naz›m Hikmet’in talebesi ‹brahim Balaban var. Ve beni sürdüler tekrar Bursa Mahpushanesi’ne. Ve ben bafllad›m orada tekrar resimler yapmaya. ‹lkbahar tablosunu yapt›m. Ve ‹lkbahar tablosu üstüne Naz›m Hikmet fliir yazd›: “‹flte seyreyle gözüm, hünerini Balaban’›n / ‹flte flafak vakti, May›s ay›nday›z” diye. Ben Mapushane Kap›s› tablosunu yapt›m. “Alt› kad›n vard› demir kap›n›n önünde / Befli topra¤a oturmufl, ayakta biri” diye, Naz›m Hikmet fliir yazd›. Ve bu fliiri türkü-
lefltirdiler.
Baz› tablolar›n›zdan dolay› yarg›land›n›z ve baz› sergileriniz sald›r›lara u¤rad›, Adana’da mesela… Bu türden sald›r›larla ilgili olarak ne söyleyeceksiniz? Benim tablolar›mda sürekli suç unsuru arad›lar. Suç unsuru neymifl? Öküzlerin boynuzlar›n› ora¤a benzettiler. fiimdi tavana hastal›kl› bir kafa s›rt üstü yatt›¤› zaman tavanda buat deliklerini görür. Bu delikleri öcü gözü zanneder. Yani umac› gözü zanneder. Yani böyle hastal›kl› kafalar öküzlerin boynuzlar›n› ora¤a benzetirler. Zelveleri çekice benzettiler. Bundan dolay› içeri att›lar. Bursa Emniyeti’nde tam otuz iki gün sandalyede oturdum. D›flar›ya ç›kt›¤›m zaman savc› ne dedi? Yaz›klar olsun, demedi ama keflke ben senin atölyene gelseydim de bu resimleri daha önce görseydim, dedi. Gelelim Adana’daki sald›r›ya. Adana’daki sald›r› bir nevi planlanm›fl, haz›rlanm›fl insanlar›n marifetiydi. ‹mam Hatip Okulu’nda okuyup okuyup da kafalar›n› ise bulayan kafalar benim sergime gelip resimlerime sald›rd›lar. Bu resimlere neden sald›r›rlar? Çünkü onlar›n kafalar› bulan›kt›r. Çünkü benim resimlerim güzeldir, flaheserdir. Çünkü bir London Times muhabiri, iki tane tablomu sat›n alm›flt› ve o tablo da onlar›n içindeydi. Ve orada doktorun birisi benim tablomu sat›n alm›flt›. fiimdi London Times muhabiri benim iki tablomu sat›n al›yor, Adana’da bir doktor benim tablomu sat›n al›yor. Yani o kadar çok be¤eniliyor resimler. Demek ki güzele karfl› bir sald›r› var. Zaten eriflemeyen bir tak›m sakat kafal› insanlar hep güzele sald›r›rlar, güzeli katletmek isterler; güzele eriflemediklerinden. Güzeli katledecek ki rahat etsin. Onlar›n kafalar› böyle… Say›n ‹brahim Balaban bu de¤erli söylefli için size çok teflekkür ediyoruz. Ben de çok teflekkür ederim. Kalk›p uzak uzak yerlerden geldiniz. “Tav›r” çok güzel bir isim. Kendisi de çok güzel bir dergi... (1) (Naz›m Hikmet - Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar... Naz›m Hikmet Dizisi/Milliyet Yay›nlar›) J
deneme
kardeflli¤e kurflun ifllemez... tav›r
mam›z istenilen bir halk… Ermeniler… Seninle ayn› sokakta yaflayan ve ayn› oyunlar› oynad›¤›n, ayn› sofraya diz çöküp ekme¤ini paylaflt›¤›n birine düflman olmak… Ve onlardan her bahsetti¤inde “sözde” diyerek konuflmak… Biz hep kardefltik, ayn› evlerin içinde gece korku dolu hikâyeleri dinledik… Kimimiz sütkardefli olduk. Kimimiz sevdaland›k, gizli gizli bulufltuk önce; sonra sevdi¤imizi, canl› olan ne varsa anlatt›k… Ekine gidince emanet b›rak›l›rken ayn› befliklerde uyurduk… Kiliselerde birlikte mum yakt›k sevdiklerimiz için. Dilek diledik gelsinler diye… Kollar›m›z› aç›p onlar› bekledik…
Çok yürümüfltük Taksim-fiiflli aras›nda. Hatta bazen havan›n güzelli¤ine kendimizi kapt›r›p gecenin geç saatlerinde bile yürürdük. Ama hiç dikkat etmemifltim AGOS gazetesinin bu yol üstünde oldu¤una. Ta ki yüzükoyun, sanki y›llard›r uykusuz b›rak›lm›flças›na uyuyan ve orada kim var kim yok umurunda olmayan bir insan›n foto¤raf›n› görünceye kadar… Yüzükoyun uzanm›fl… O anda tutunacak kimseyi bulamam›fl, ya da “siz katillere inat” diyerek vatan›na sar›lm›fl adeta… Kan aln›ndan ›l›k ›l›k akm›fl ve mayalanm›fl hemen önünde. Çok da akmak istememifl sanki. Korkmufl gibi. Ürkek ve titrek duruyor. Hrant da hep ürkek, hep tedirgindi; ama burada, bu ülkede kalmakta ›srar eden, baflka yerde yapamayan biriydi… Vatan›n kutsall›¤›n› yaflamak, onun o güzelli¤ini duyumsamak her zaman insana huzur verir ya,
o da öyle hissetmifl olmal›… Vatan›ndan baflka yerin ne anlam tafl›d›¤›n› bilenlerdendi o da. Baflka bir ülkede yaflamak, ne kadar kolay bir yaflam sunarsa sunsun hiçbir anlam› olmaz, vatansever bir insan için. Oralar sürgündür, yabanc› gelir. Sürgünde yaflamak… Yar›m bir ömür tüketmek… Yani her fleyi yar›m yaflamak. Hrant’› o beyaz k⤛d›n alt›nda, yüzükoyun yatar gördü¤ümde, vatan sevgisini bir kez daha yaflad›m, bir kez daha umutlar›m› s›rtlad›m ve düfltüm yollara… Gidip hayat›m›z›n aras›na s›k›flt›rd›¤›m›z ve hiçbir zaman anlatmaya f›rsat bulamad›¤›m›z gizli an›lar›m›za… Yasakl› kardefllik an›lar›m›za… Ermeni… Ermeniler… Bizden kabul edilmeyen bir halk. Kafatasç›lar›n küfürlerinin en bafl›nda gelen… Ermeni… Ermeniler… Düflman ol-
Böylesi duygular› yaflarken, karanl›k kuytuluklarda yetim kalan çocuklar›n korku dolu gözlerini de gördük… Kucaklad›k onlar› korkular› dinsin diye… Biz hep kardefltik. Ayn› fleye seviniyorduk… Ermeni demifllerdi onlara... Hrant Dink’in ayakkab›s›n›n alt›ndaki o delik bizim ortak yan›m›zd›, kardefl yan›m›zd› belki de… Yat›l› okullarda iç içe olamad›k ama her akflam bafl›m›za yorgan› geçirdi¤imizde a¤lard›k… Evlerimizi, annemizi, babam›z› özlerdik. Her dayak yiyiflimizde, bir daha okula ayak basmamak için yemin eder sonra tekrar vazgeçerdik… Daha çocuktuk… Sonra büyüdük… Katil olmak için de¤il… Katil olmak gibi bir zalimane düflünce geçmedi hiç akl›m›zdan... Bizdik hep…
MART 2007 | TAVIR | 33
deneme
birlikte çocu¤unu da öldürür. Görüyor olmal› bu günleri.
fliir
Bunlar› 17 yafl›nda biri, beyaz beresini tak›p, Trabzon’dan yola ç›k›p ‹stanbul’un orta yerinde yapmad›… ‹htiyar bir katil yapt›, ezeli bir düflman. Yüz yafl›nda biri… Anneler her zaman hislerine güvenirler; onun için çocuklar› hakk›nda yapt›klar› hemen her fley do¤rudur. Çocu¤uyla birlikte intihar etmesi, kurflunlar›n ve süngülerin ac›s›n› çocu¤u yaflamas›n diyedir.
Onlar yoktu yaflam›m›zda… Türk... Kürt… Laz… Çerkes… Arap… Ermeni… Çoktuk biz… ‹nsand›k ve bizim her birimizin ayr› isimleri vard› o kadar…
r›yla gelip o beyaz k⤛d›n alt›na s›¤›nm›fllard›. Kaç bin Ermeni, titredi¤ini söyledi… Kaç› ölümü bekledi tir tir titreyerek? O teti¤i çekenin ismi Ogün müydü? Yoksa…
Düflmanl›k… Düflman olmak. Ayn› kan› tafl›m›yorduk ama biz hep kardefltik, sokaklar›n orta yerinde, pazaryerlerinde, tarlada t›rpanda, iflyerinde… Ayn› toprak parças›na basard› ayaklar›m›z; orada karn›m›z doyard›, orada aç kal›r, orada a¤lar ve orada gülerdik… Düflman›m›z belliydi: Yoksulluk, sömürü... Bir kurflun… Kör bir kurflun de¤il bu… Tarihin o izbesinden ç›k›p gelen bir kurflun.
Ermeniler… Süngü uçlar›yla “sevilen” bir halk… Say›s›n› hiç kimsenin bilmedi¤i ve hiç saymad›¤› ölüleri… Kaç anne feryat ederek evlad›n› kendi elleriyle öldürür? Sayamad›k, duymad›k ço¤unu.
Oradan gelmifl, o karanl›ktan ç›k›p can almaya gelmifl. Bir can al›rken, sonraki canlar›n hesab›n› yapan bir kurflun… Kör de¤il bu kurflun… Tek bir hareketle gidip hedefine ulaflmaz ve ulaflt›¤›nda da orada duracak bir kurflun hiç de¤il. Hedefin ötesine geçecek. Rastgele de¤il; gözden, gezden ve arpac›ktan geçerek hedefine do¤ru giden bir kurflun bu. O hedefin suçu, kimli¤i, kiflili¤i, yaflad›klar›… ‹nsanl›¤› ve erdemleri, vatan›, düflleri, hayalleri hiç ama hiç önemli de¤il… Teti¤i çekenin gözleri yok, bak›fls›z ve düflüncesiz. Çünkü katiller hiç düflünmez… Herkes biliyor ki o kurflunu s›kan 17 yafl›nda de¤il. Yüz yafl›nda bir katil o… Herkes biliyor, o gün orada milyonlarca insan yatm›flt›… O beyaz k⤛d›n alt›nda kaç kifli vard›, hiç bakt›n›z m›? Anadolu’nun her yerinden toplan›p gelmifllerdi; kurflun yaralar›yla, süngü yarala-
34 | TAVIR| MART2007
Süngüyle ölüm yerine birbirine sar›l›p kendilerini kayalardan afla¤› atanlar›n say›s›n› kim bilebilir ki? Çocu¤unun yetim kalmas›n› istemez bir Ermeni anne ve kendisiyle
Tarihin çetelesini tutanlara sormak gerekir. Bir halk›n yok edilmesi tarihin sayfalar›na nas›l geçer? Ermeni deyin ve bak›n tarih yaz›c›s›n›n yüzüne, iyice dikkatli bak›n, anlamak için ama… Kaleminin ucuna bak›n; Hrant Dink’in bafl›ndan akan kan gibi, titrek titrek akt›¤›n› görürsünüz mürekkebinin... Kanl› bir tarih… K›y›m ne demek gerçekten? Karanl›k ne demek? Kurflun… Katil… Hrant m›yd› vurulan, yoksa kardeflli¤imize mi s›k›ld› o kurflun? Ölen, k⤛ttan mezar›nda yatan, ayakkab›s› delik Hrant m›yd›, yoksa bin y›llar›n kardeflli¤i mi? fiükür, kardeflli¤imizi öldürecek kurflun daha imal edilmedi. Edilmeyecek de, bizler var oldukça. Bizler var oldukça o kurflunlar hiç ifllemeyecek kardeflli¤imize...J
röportaj
bin y›ll›k bir sanat: tahta oymac›l›¤› tav›r
Anadolu halklar›n›n el eme¤i, göz nurudur geleneksel el sanatlar›. Kimi yüz y›ll›k, kimi bin y›ll›k, kimi de üç bin y›ll›k bir geçmiflin içinden süzülerek bugüne tafl›n›r. Bin bir emek ve sab›rla yo¤rularak tarihler öncesinden günümüze gelen tahta oymac›l›¤› da geleneksel el sanatlar›m›z aras›ndad›r. Oyma ve heykel türü eserlere ilk olarak Orta Asya’da rastlan›r. Türklerin ‹slamiyet’ten önce yaflad›¤› yerdir Orta Asya. ‹slamiyet öncesi, el sanat› olarak kabul edilen heykeller, ‹slamiyet sonras› put olarak görülür ve yasaklan›r. Böylece, her sanat gibi, heykelcilik yaflad›¤› dönemle birlikte bir evrim geçirir. Sonuç olarak heykelcilik sanat›n›n yerini de tahta oymac›l›¤› al›r. Ve çok uzun y›llar yaflar Türkmenistan’da. Oymac›l›k sanat›n›n gelece¤e yolculu¤u, Selçuklularla da-
ha da geliflerek devam eder. Selçuklular›n Anadolu’ya geldi¤i dönemdir. Bu dönemde oymac›l›k sanat›n›n en çok ilerledi¤i yerler Eflref, Karaman, Çandar ve Dulkadiro¤lu beylikleridir. Bütün bina cephelerini, kap›-pencere kanatlar›n› s›vama fleklinde denecek kadar çok oymalarla süsleyerek mimari eserleri yarat›rlar. Selçuklularda, hemen her yerde s›kça kullan›lan oymac›l›k sanat›n›n bu defaki yolculu¤u Osmanl›’ya do¤rudur. Tahta oymac›l›¤›, Osmanl›’yla birlikte daha da zenginleflir ve çeflitlenir. A¤aç, tafl ve maden üzerine de oymac›l›k yap›lmaya bafllan›r. Tafl üzerine yap›lan oymac›l›¤a “senk-t›rafl›” veya “nak›r” denirken; a¤aç ve tahta üzerine yap›lan oymac›l›¤a “kaat›c›l›k” denir.
Tahta oymac›l›¤›, Osmanl›lar’da sadece göz al›c› denilecek belli bafll› yerlerde kullan›l›r. Ayr›ca Osmanl›lar, Selçuklulardan daha dindar ve mutaass›p olduklar›ndan, oymac›l›kta hayvan flekilleri kesinlikle kullanmazlar. Ancak, oymac›l›k sanat›n›n en orijinal ve muhteflem denilebilecek eserlerini yaratan nice de¤erli oymac› ustalar› bu dönemde yetiflmifltir. Örne¤in; Ulucami’nin abanoz üzerine oyulmufl minber ve yeflil türbe kap›lar›n›, Hac› Ali Bin Ahmet isimli bir sanatkâr yapm›flt›r. Mimberler, rahleler, tavanlar, kap›lar, pencereler, oyma bezemeleri, mezar tafllar›, çeflmeler, gelinlik sand›klar›, gömme dolap kap›lar›, lamba iskemleleri, mücevher kutular›, kral tahtlar›, ahflap beflikler, sofra altl›klar› vb. Osmanl›’da öne ç›kan tahta oymac›l›¤› örneklerindendir. ‹htiyaçlar› karfl›lamak amac›yla yap›lan oymac›l›k sanat›, günümüze daha çok estetik de¤eriyle tafl›n›r. Anadolu’da tahta oymac›l›¤›n›n en çok geliflti¤i yerlerden bir tanesi Kahramanmarafl’t›r. Daha çok ceviz a¤ac›ndan yap›lan çeyiz sand›klar›, camekânlar, mücevher kutular› ve mobilyalarda, mükemmel denilebilecek motifleri üretir oymac› ustalar›. Kimi zaman günlerce, kimi zaman aylarca harcanan emektir, sab›rd›r o güzel motiflerdeki her bir çizgi. Bundand›r, oymac›l›k sanat›n›n de¤erinin ölçüsüzlü¤ü ve büyüklü¤ü. Bunun için içten gelerek, severek yap›l›r... Çünkü hep haz›r motifler yoktur elde. ‹yi bir oymac› ustas›, düflünerek, hayal ederek, do¤adaki flekline uygun karakter ve canl›l›kta yeni yeni motifler üretir. Elbette, tahta oymac›l›¤›nda önce ç›rak olunur, sonra usta.
MART 2007 | TAVIR | 35
röportaj
Oyma ustalar›n› ziyaret ettik, hep birlikte bu zanaat› tan›yal›m istedik. Ahmet Gündo¤du 43 y›ld›r bu mesle¤i yap›yormufl. Kumbarac› yokuflundaki dükkân›nda bütün olumsuzluklara ra¤men inatla sürdürüyor yaflam›n›. Salih Day› ise 68 y›l›nda bafllam›fl tahta oymac›l›¤›na, tüm s›k›nt›s›na ra¤men çok sevdi¤ini söylüyor. Sorular›m›z› farkl› zamanlarda iki ustaya da yöneltiyoruz. Oymac›l›k sanat› nas›l bir sanatt›r? Bize oymac›l›k sanat›ndan biraz bahseder misiniz?
mas› vard›r. Anadolu’nun Anadolu tarz› çal›flmas› vard›r. ‹stanbul’da ise bütün yörelerin çal›flma tarzlar› vard›r. Bu motiflerin hepsini yapars›n›z. Bahsetti¤iniz bu motiflerin tahtan›n üzerine ifllenme aflamas›na gelene kad a r
Salih Day›: Oymac›l›k çok eski bir tarihe denk düflüyor. Osmanl›’dan da çok eski bir meslek bu. O günden bugüne bu oymac›l›k Avrupa’da, Türkiye’de, Ortado¤u’da yap›lan bir sanat. Ahmet Usta: Oymac›l›k sanat› Selçuklu zaman›ndan geliyor. Yani stil stil oyma dallar› var. Osmanl› çal›flmalar› var. Her çeflit motif var. Bunlar›n hepsini çal›flmak zorundas›n›z. Ve çizim yapmak için kaleminiz olmas› laz›m. Y›llard›r bu mesle¤in içinde sabr›n ne oldu¤unu çok iyi ö¤rendim. Çünkü bu meslekte sab›r olmadan olmaz. Ben mesela, önce befl sene boyunca hep z›mpara yapt›m. Elim ve yüzüm z›mpara yaparken toza bulan›rd›. Ondan sonra ufak ufak bafllad›m oymaya. Daha da çok bilmedi¤im fleyler var. Her geçen gün bir fleyler katabiliyorsunuz sanata. Yani bu, tarihsel süreçlerden geçerek gelen bir meslek. Oymac›l›k Selçuklu’da nas›lm›fl, Osmanl›’da nas›lm›fl? Osmanl›’dan sonra bu sanat nas›l de¤erlendirilmifl? Ahmet Usta: Selçuklu motifleri çok de¤iflik motifler; çizgi halinde... Osmanl›’da yaprak motiflerine geçilmifl. Halen günümüzde de o flekilde devam ediyor yaprak çal›flmalar›. Yani Osmanl› tarz› çal›flma, günümüzde de devam ediyor. Ama tabii ki sadece Osmanl› tarz› de¤il; mesela lükens modeli vard›r, rokoko modeli vard›r, barok modeli vard›r. En az on befl, yirmi çeflit model vard›r; hepsini birlefltire birlefltire bir fley yapmaya çal›fl›yoruz. Çizimleri kendimiz yap›yoruz. Ama as›l olarak oymac›l›¤›n ç›k›fl yeri ‹talya’d›r. Ondan sonra da bütün dünyaya yay›lm›fl. Ama her yörenin kendine has bir motif çal›flmas› vard›r. Mesela Edirne’nin Edirne tarz› çal›fl-
36 | TAVIR | MART 2007
hangi aflamalardan geçti¤ini anlatabilir misiniz? Kendiniz mi bu motifleri ortaya ç›kar›yorsunuz? Salih Day›: Oyma aflamas›na gelmeden önce bunu karton üzerinde çiziyoruz, flekillendiriy o ruz. fi e kil-
lendirdikten sonra kal›p haline dönüfltürüyoruz ve ham keresteden kesiyoruz, parçalar› s›k›yoruz. Ondan sonra o yapm›fl oldu¤umuz flekilleri a¤ac›n üzerine bir bir dökmeye bafll›yoruz. Sonra ortaya o istedi¤imiz flablondaki, yani kal›ptaki istedi¤imiz çizgileri tek tek buna
dökünce bu hali al›yor. Ve bu çok eziyetlidir, günlerce u¤rafl›rs›n bazen. Örne¤in bir kal›p ç›kartmaya çal›fl›rs›n ama o kal›b› hemen ha deyince ç›kartamazs›n. Yani günlerce düflünürsün, bir çizgi atars›n, ç›kars›n d›flar› gezersin. Yani s›kar biraz insan›. Çünkü kafanda üretece¤in, yarataca¤›n bir fley öyle bir fley olmal› ki, yeni olmal›. Benzeri olmayan bir fley olmal›. Benzeri fleyler vard›r; foto¤raflar› gelir, getirir oymac› veya kal›pç›ya verirler, onu yapt›r›rlar. Çünkü karfl›s›nda foto¤raf› görür. Ama kafadan yaratmak, kendi düflüncelerinle o yelpazeyi genifl tutarak yarataca¤›n fley çok uzun sürüyor. Yani günlerini al›yor. Bazen uykular›n kaçar. Bazen kalkars›n iflte, gece yar›s› dükkân›n› açars›n. Bir fley gelmifltir akl›na; gelirsin, o kartona verece¤in flekle, o hatlara bir çizgi daha eklersin. fiimdi iflte biz bayramdan ç›kt›k, ifl yok yani. Bekliyoruz iflte, bir ifl gelirse hemen öncelikle kiram›z› ödemeye çal›fl›r›z. Ama ifl bazen olur üç hafta gelmez, bazen iki hafta, bir ay, üç ay boyunca ifl gelmeyebiliyor. ‹flte bu durum insan›n bünyesini de tahrip ediyor. Sosyal iliflkileri geriliyor, ailesiyle iliflkileri kötülefliyor, çünkü para yok ve ifl gelmiyor. Bu durumlar insan›n bütün hayat›n› etkiliyor. Ahmet Usta: Çizim yap›yoruz, ekseriyetle kataloglardan, modellerden esinlenerek; biraz da kendi becerimizle bu çizimleri kendimiz yap›yoruz. Yani katalogdan bir model bak›yoruz, oradan a¤aca geçiyoruz. Ondan sonra ifllemesini yap›yoruz. Ço¤u modeli de ben kendim çiziyorum. Bu da içten gelen çizgilerle oluyor. Hayal gücünüzü kullanarak bir model ç›kart›yorsunuz, o modelin üzerinde çal›flma yap›yorsunuz. Bu uzun y›llar içinde mutlaka yaflad›¤›n›z ve unutamad›¤›n›z an›lar›n›z vard›r. Bizimle paylafl›r m›s›n›z? Salih Day›: Tabii unutamad›¤›m bir an›mdan bahsedeyim. Oymac›l›¤› yavafl yavafl ö¤renmeye bafllad›¤›mda, ustam yeni bir çizgi çizmiflti ve o çizgiyi yapmam› istedi. Önce heyecanlanm›flt›m tabii, sonra gözüme kestirdim. Sonuçta ben bu mesle¤i ö¤-
röportaj
var m›? Ahmet Usta: Yani devlet bir an önce bu sanat alan›n› ileriye tafl›mak için destek sunmal›d›r. Ne ç›rak yetifliyor, ne bir fley yetifliyor. Mesela ben gelmiflim elli yafl›ma, bundan sonra ne olacak? Sanat ölüyor. Yar›n, öbür gün eski eflyalar› tamir ettirmeye kalkacaklar o zaman ne yapacaklar? Usta bulamayacaklar. Okullarda dersi yok. fiimdi atölyeler de biterse kim yapacak? El sanat› hiç kalmayacak. O zaman Avrupa’dan m› usta getirecekler buraya? Avrupa’da, çünkü bütün okullarda el sanat›n›n dersi var. Tahta oymac›l›k sanat›n›n dersi var. Türkiye’de yok maalesef. Yani bütün bunlara el at›lmas› laz›m.
renmek istiyorum, seviyorum bir de. ‹lk öyle bir heyecan› yaflad›¤›mda, o oyma tak›m›n› elime ald›¤›mda ellerim titriyordu. Çünkü iflini yapt›rmaya bafllam›fl ustam bana. Buna bir yan›yla seviniyordum tabi. ‹kinci bir an›m da, heykelt›rafll›¤› ö¤renmeye gitti¤imde, Ali Usta’n›n yan›nda onu seyrediyordum. En son bir takoz alm›flt›m, paydos olmufltu. Ben takozun üzerinde Ali Usta’n›n yapt›¤› fleyi ç›kartmaya çal›fl›yordum. Bakt›m üzerinde oynad›kça oynad›kça güzel fleyler ç›k›yor. Sonra Ali Ustam eksik yanlar›m› söyledi, öyle öyle derken Ali Ustam beni kendi oyma bölümüne ald›... Orada bana yavafl yavafl ö¤retti. Her gün ç›k›flta ustam›n elini öperdim ve o da bana derdi: “Yeter o¤lum, böyle her gün her gün öpüyorsun.” Ben de, “Her gün öperim bu eli.” derdim, “Çünkü bana dünyan›n en güzel fleyini ö¤retiyorsun.” Böyle an›lar›m oldu. Tabi birçok fleyler oluyor, yaflan›yor. Ahmet Usta: Geçen y›llar boyunca çok fleyler yafl›yorsunuz. Sevindiren yan›, bir ifli bitirip de zaman›nda, saatinde teslim etti¤iniz zaman mutlu olursunuz. Ama bir ifl gelir sana, alt›ndan kalkamazs›n ona üzülürsün. Çünkü el becerisi bu, eliniz hareketli olursa o iflin alt›ndan kalkabiliyorsunuz; yoksa kalkamazs›n›z. Yani makine yok, bir fley yok, hep elle ç›kacak hareketler, motif-
ler… Bunlar› tamamlad›¤›n›z zaman güzel; ha tamamlayamad›¤›n›z zaman kötü. Onlar› iflte y›llar›n verdi¤i tecrübeyle elinizden geldi¤ince yapmaya çal›fl›yorsunuz. Bunlar sevindirici fleylerdir. Ben flimdiye kadar bu sanat alan›nda çal›fl›rken hiç üzülmedim. Ç›rakl›k dönemlerimde ufak tefek aksesuarlar yap›yordum. Hala daha yap›yorum böyle fleyler. Bunlar› yapt›¤›m zaman zevk al›yorum. Müflterilerimle diyaloglar›m da her zaman iyi olmufltur. fiurada duran heykellere bakt›¤›m zaman, bunlar› acaba ben mi yapt›m, diyorum zaman zaman. Bugünün gözüyle bakt›¤›mda ise, hatalar›m›, güzel yanlar›n› daha iyi görebiliyorum. Bunca y›llar boyu yaflad›¤›m her fley benim için bir an›d›r. Sanat çok güzel bir fley, devam ettirebilmek önemli tabii ki… Ben mesela sabah gelip ifle bafllad›¤›m zaman stres diye bir fley kalmaz. Benim her türlü stresim, bu küçük odaya girip elimi tahtaya dokundurdu¤umda ve motiflere dald›¤›mda biter. ‹fle bafllad›¤›m zaman beynimde hiçbir problem kalmaz, hepsi s›f›rlan›r. Yani çal›fl›rken dinlenirsin. Ama öbür türlü oturdu¤un zaman beynini her türlü düflünce rahats›z eder. ‹flte bunlardan soyutlanmak için de sanat›m› devam ettiriyorum. Peki, son olarak söylemek istedi¤iniz fleyler
Yani inflallah iyi bir fleyler ç›kar ve ileriye dönük sesimizi duyarlar belki. Bu el sanat›n›n korunmas› için belki el atar yetkililer de, solup gitmez bu meslek. Ben art›k bu mesle¤in içinde do¤muflum bu mesle¤in içinde de ölür giderim. Çünkü çok severek yap›yorum tahta oymac›l›k sanat›n›. A¤ac› seviyorum, motifleri seviyorum, üretmeyi seviyorum, eme¤i seviyorum… Salih Day›: fiöyle diyebilirim son olarak, bu sanat gerçekten çok de¤erli. Bütün sanatlar de¤erlidir benim için. ‹flte bir dergi ç›kar›yorsunuz, o da benim için çok de¤erlidir. Önemi vard›r. Çünkü emek vard›r her fleyden önce. Emek iflleniyor. Bütün sorun, s›k›nt›lar›n bir bütün olarak afl›lmas›. Bütün olarak da bizim meslekte mesela öyle birleflen, bir araya gelen olmuyor. Sadece iflte arkas› güçlüyse, sa¤lamsa bir ifl tutuyor ve bizim gibi böyle küçük esnaf› da, oymac›l›k gibi de¤erli bir sanat› da bitiriyorlar. Oymac›lar da bitiyor. Bu meslek güzel bir meslek. Özellikle el oymac›l›¤›, a¤aç oymac›l›¤›, bunlar mükemmel bir fley. Dedi¤im gibi bizim ülkemizde bu de¤erli sanat›n hiçbir k›ymeti yok. Böyle oldu¤u için de çok de¤erli ustalar bu mesle¤i terk etmek zorunda kal›yor ve kendi branfl› d›fl›ndaki ifllerde çal›flmak zorunda kal›yor ve meslek bitiyor. Bize verdi¤iniz bilgiler için çok teflekkür ediyoruz.J
MART 2007 | TAVIR | 37
izlenim
üstü kals›n fatma ceylan
“Hakkari ötesi yok gari!” deniliyor hani. Ötesi yokun da uza¤›; sahici Do¤u buras›. Bir fiemdinli akflam›… Erken karar›yor hava bu ülkenin do¤usunda. Do¤uya gittikçe gün do¤umuna yaklafl›rs›n bildi¤im; bu ülkede do¤umlar›n en zoruna, en olmaz›na, en olmaz› olduran›na yaklafl›yorsun nihayet. Nihayet bir s›n›r yaln›zl›¤›na tutunmufl hayatlar. Tüm yaln›zlar toplan›p bir “yaln›zl›k kolonisi” oluflturuyorlar. Koca flehirlerde istenmeyen (tercihli) yaln›zl›klar göç edip zarurete dönüyor burada. Vergi gibi her bir omza. Tüfek omza! Eli, kolu silahl› adamlara göz aflina. Yad›rgam›yorsun üç taraf› denizlerle çevrili güzelim ülkemin,
dört taraf› silahlarla çevrili co¤rafyas›n›. Her fley bir asker nizam›yla sürüyor bu co¤rafyada. Hava karar›nca mutlak kepenkler iniyor afla¤›ya, “çewani”(1) dendi¤inde mutlak “ez bafle”(2) deniyor ve “ez bafle” demedikçe b›rak›lm›yorsun rahata. Co¤rafyaya, dinamitlenen yollara, da¤da atan silahlara inat “ez bafle” denmeli buralarda. Etraftaki da¤lara bak›yorum, gözümün bilindik erimini unutup. Nerden indi bu adamlar 84’te, diyorum buradan birilerine. “Her yerden” diyorlar. Burada asilik içten geliyor. ‹çinden do¤uruyor insanlar asili¤i; da¤a yolluyor, kollayamad›¤›n› bir türlü. Karl› da¤lar so¤uk veriyor; üflütüyor aya¤› kara lastikli çocuklar›. Üflüyen yavrunun düflman› bir büyü¤ü saklad›¤›nda
dost oluyor, hayat her yandan üflüyor. Gün erken bitiyor! Da¤lar var fiemdinli’nin etraf›nda. Kocaman kocaman da¤lar… Üstüne titriyor bütün askerler fiemdinli’nin; hastal›kl› bebeklerine korkuyla bakan anneler gibi… Dudak k›y›s›nda piflman bir gülümseme uyand›r›yor bu çabalar›. Sol ‹ran, sa¤ Irak. Kendi ülkeni bulmak için ard›na bakmak zorunda kal›yorsun. Kendini gerinde buluyorsun. “Paramparça Aflklar Köpekler” filminin sonunda hani “asl›nda biz kaybettiklerimiziz” diyordu ya adam; iflte o hesap, kendine dair her fleyi arkanda buluyorsun: Kayb›n› da, kazanc›n› da… Gözün yeflili de (Yeflil a¤açt› de¤il mi? Yaflamakt›, hani gölgesinde mevsimler boyu oturmakt›, o a¤açt›; nisan› özlemle bekleyen, bir nisan hasretli¤iydi k›fl boyu çekilen) bozuluyor burada, yeflil; s›rt›na tüfe¤i alm›fl bir asker s›n›rl›l›¤›nda… Bir cuma gecesi. Köfleye s›k›flm›fl bir kentin en köflesinde bahar› bekleyen bir cuman›n gecesi. Annesinden ayr›lan, onu en çok özleyen ama büyüklerin z›lg›t›ndan özlemini seslendiremeyen bir en küçük çocuk gibi. Buras› yerle gö¤ün aras›! Zamanla zamans›zl›¤›n, yaflamla ölümün, kanla k›n›n, dostla düflman›n, ters ile düzün… Buralarda yaflama yer eden en temel duygu; hüzün… Çok de¤il birkaç hafta önce, bir s›n›r köyüne gideceksin, dedi bizimkiler. S›n›r köyü dedikleri bildi¤inin de ötesine, haritalar›n bile üzerine isim yerlefltirmeye tenezzül etmedi¤ine konufllanm›fl. S›n›r dedi¤in yaflama uzaklaflm›fl, s›n›r dedi¤in insana k›ym›fl… S›n›r dedi¤imiz mesela tafl üstüne tafl konmufl bir yok-
38 | TAVIR | MART 2007
izlenim
sul evin (neredeyse) hiçbir fley olmayan içi; s›n›r dedi¤imiz, sol yan› do¤ufltan tutmayan bir k›z çocu¤unun okumak hayalinin “para ister” diyen befl paras›z ve iflsiz baban›n bir sözüyle bitifli; s›n›r dedi¤in hayat›n bofl ama bombofl kalacak bir sayfada temize çekilifli… Hep temiz kalacak de¤il mi? Amca sigaras›n› tüttürüyor boyuna, evin han›m›-k›rk alt› yafl›ndad›r, sekiz bebenin anas›d›r, saçlar› beyazlam›flt›r her yandan ve yorgundur ve bu yorgunlu¤a ra¤men hiçbir fleysiz evde bir yumurta, biraz ekmek ç›karacak kadar genifltir yüre¤i ve yumurta yapma ertesi bebesini emzirecek kadar da annedir ezelinden- mutfak (denilen, paravanla ayr›lm›fl bölme) ve oda aras› gidip geliyor telaflla. P›r p›r kanat ç›rpan kufllar› dindirme telafl›nda, anne yaflamda ne edece¤inin hesab›n› tutamamakta... A¤l›yordu R›dvan bir köflede. Kap› yoklu¤undan battaniye ile örtülen aral›¤›n hemen sa¤›nda, duvar k›y›s›nda kafas›na kara bir tülbent sar›l› R›dvan, bilmedi¤i bir ac›y› susturma telafl›nda… Annem yapard› ben çocukken, henüz a¤r› kesiciler, antibiyotikler bu kadar kolay ulafl›labilir de¤ilken. Bafl›n› ba¤lard› bir tülbentle s›k›ca ve geçsin diye beklerdi a¤r›. A¤lard› da boyuna, feryat ederdi kimi; k›z›m flu keseri al kopar bafl›m›, diye. Çocu¤una bafl›n› kessin diye yalvaran bir anne ve öylece kalakalan, boncuk boncuk yafl ak›tan, annesinin kafas›n› ovmaya çal›flan, “geçecek anne…” diye yalvaran bir çocuk. Tülbent ve çaresizlik… R›dvan’› öyle bafl› tülbente sar›l› ve sessizce h›çk›rarak a¤l›yor görünce dönüverdim birden o çaresiz günlere; o çocuk, ben çocuk, bak›yoruz birbirimize yafll› gözlerle. “Neyi var?” Kan kusuyormufl R›dvan befl gündür ve bafl› a¤r›yormufl boyuna. Doktor? Yoktur doktor, diyor babas› elinden hiç düflmeyen sigaras›; yol da yoktu… Olsa ne yazar, hepi topu 60- 70 kilometrelik mesafe, yolsuzluktan 8 saatte al›nabiliyor ve ilçeye gelindi¤inde kal›nacak yer mecburiyete dönüyor. ‹flsizdir bey amca. Buralarda ya iflsiz insanlar, ya korucu. ‹kisi de de¤ilse, bir umuda (?) yolcu. Bir s›n›r yaln›zl›¤›. Her fleyden bir tane olan bir kentte yaflad›n›z m› hiç? Bir beyaz eflyac›, bir mobilyac›, bir market, bir kasetçi… Ve çocuklu¤umdan beri yaflam›ma temellenen ki-
taplar›m›n sat›c›s›… Kitapç› “Umut” koymufl ad›n›. Bir kitapla yan yana duracak en naif kelime. Kitap, umudun elçisi, umudun çekimi… Ve her fleyden bir tane bulunan bir s›n›r kentinde çocuklu¤umuzdan getirdi¤imiz hikâyelerin ev sahibi, yok oluyor geçen y›l bahar ay›nda. Geçen y›l bu zamanlar o “bir” tane kitabevine bomba konuyor, o bir(lik) yok oluyor. Umudu dinç tutmak ad›na (t›pk› yolun sonunda konufllanm›fl, bombalanan dükkânlar›n karalar ba¤lam›fl y›k›nt›lar›n›n korundu¤u gibi) kitabevinin bulundu¤u pasaj›n önünde, sol köflesinde pimi çekilmemifl bir bomban›n durdu¤u afifl korunuyor. Buras› fiemdinli, bekâr, genç erkeklerin bile al›nacak üç kad›n› helal sayd›¤›, babalar›n çocuklar›n› tan›mad›¤›, “berdel”in hala kanad›¤›, köylerinde doktor olmayan, çocuklar›n, ufac›k bebelerin boncuk boncuk yafl döktü¤ü, topsuzluktan befl litrelik su bidonlar›yla futbol oynad›klar›… S›n›r ilçesi. Buras› fiemdinli; insan›n yüre¤inin yetmedi¤i, hasta çocuklar›n doktorsuzluktan ölüp gitti¤i, geçirilen epilepsi nöbetlerinin öylece izlendi¤i; fleytan›n bebenin içine girdi¤inin zannedildi¤i…
“fiemzina” diyor bural›lar. Kar var boyundan yukar›; kar var zamandan afl›r›; kar var hayat› insana düflman eden; kar var bembeyaz, umutlar› öldüren. Yollar kapal› epeydir. Ç›¤ düflmüfl Haruna’ya. Ç›¤, insan›n önce umudunu, ard›ndan ve nihayet “bir yere gidebilecek olman›n basit kurulu” hayalini öldürmüfl. Kar, boy boyu fiemdinli’de. Kar, yaflam boyu. Gözün eriminin olmad›¤›, güneflin do¤umuna da bat›m›na da flahit olunmayan (öyle çok ki da¤lar) bu kent, flimdilerde öldürüyor düflleri. Kimliksizlefliyorsun! Misal, y›llard›r var olan “ben”ini bir “er”e kabul ettirmek için telef oluyorsun. Kimlik istiyor er, bir karta yaz›lm›fl. Oysa öyle çok ki yaflam, öyle derin ki ac›lar, öyle bir beklemek ki y›llara meydan okuyan… Karta geçmezse yoksun, var say›lamazs›n. “Ola¤an” kalm›fl “hal”in ad›. “Üstü nedir ki?” diye soruyorum arkadafl›ma. Üstü kals›n! Bu ola¤an hal bilinen medyada öyle an›ls›n. (1) Çewane: (Kürtçe) Nas›ls›n? (2) Ez bafle: (Kürtçe) ‹yiyim
MART 2007 | TAVIR | 39
fliir
a¤latan mutluluk adnan yücel
Ç›ksam flimdi güzelli¤in gökyüzüne Dolaflsam Görsem bütün tanr›sal sevgileri Ölümsüzlü¤ün sofras›na ba¤dafl kursam Ve anlatsam Anlatsam o a¤latan mutlulu¤u Bilmem inan›r m› bana mavilikler Suskun bir coflkunun doruklar›nda Pürköpük ve rüzgarl› Bir nehir kahkahas›yd› gözyafl› Vivaldi böyle dinlenirmifl me¤er Mutluluk bile sensiz çekilmezmifl Ben ki yaflam› toprak bilmifltim Nice tohumlar ekmifltim bunca y›l Geç anlad›m Aflk›n tohumu sensiz ekilmezmifl Sessizlik açarken zulüm bahçeleri Gözlerinde bir anda dört mevsim Her mevsimin güzelli¤inde sen Bunca ayr›k ve diken içinden Güle ç›kmak iflte budur desem Bilmem inan›r m› bana çiçekler ‹çimde say›s›z denizlerin flahland›¤› O günü tarihlesem flimdi Irmak ›rmak çizsem zaman›n yüzüne Ad›na sonsuzluk desem Ve her saniyesini o sonsuzlu¤un An be an fliirlefltirmek istesem Bilmem inan›r m› bana sözcükler
40 | TAVIR | MART 2007
tiyatro
bilimin ve adaletin bitti¤i yer: uyarca... gülnaz b›çakç›
dar korkunç durumlara düfltüklerini de gösterir. Oyunun sorgulad›¤› en önemli konulardan birisi, bilimin kimin yarar›na ve ne için kullan›laca¤›d›r. Bilim, halk›n yarar›na m› kullan›lmal›d›r? Bilim adam›n›n amac› nedir? Bilim adam› bilimi kendi özel ç›kar› için mi kullanmal›d›r? Yoksa halk›n ç›kar› için mi kullanmal›d›r? Bilim adam›, burada Doc’un yapt›¤› gibi, bilimi gangster çetesinin hizmetine mi sunmal›d›r; yoksa üniversitede çal›fl›rken, yapay bir virüs buldu¤u zamanlarda oldu¤u gibi halk›n ç›kar›na m› sunmal›d›r? Bilim adam› önce halk için bir bulufl yapmay› m› düflünmelidir, yoksa Doc gibi lüks yaflam› m› düfllemelidir?
‹stanbul Devlet Tiyatrosu Aziz Nesin Sahnesi’nde geçen y›ldan beri sahnelenen Friedrich Durrentmatt’›n “Uyarca” isimli eseri, günümüzün önemli insanl›k sorunlar›n› masaya yat›r›yor. Oyunun konusu k›saca flöyledir: Biyoloji alan›nda bir bilim adam› olan Doc, yapay bir virüs bulduktan sonra üniversiteden ayr›l›r. Özel bir flirkette çal›flmaya bafllar. Lüks bir yaflam sürerken, ekonomik kriz yüzünden iflinden ç›kar›l›r. Taksi floförlü¤ü yapmaya bafllar. Bir gün taksi müflterisi olarak gangster çetesinin flefi arabas›na biner. fief, Doc’la anlafl›r. Doc, onun, yerin befl kat alt›nda ve nehir kenar›nda bulunan, bir yük asansörüyle inilip ç›k›lan “ifl yerinde” çal›flmaya bafllar. Doc burada ölü çözücülü¤ü yapar. fiefin çetesinin öldürdü¤ü cesetleri s›v› haline geti-
rir. Doc, hiç bilmeden, tesadüfen flefin k›z arkadafl›yla tan›fl›r ve birbirlerini severler. fief sonunda k›z arkadafl›n› da öldürür ve onu s›v› haline getirmesi için Doc’a getirir. Di¤er yandan oyunda, tek bafl›na adalet arayan bir polise, baflvurdu¤u her hukuk yetkilisi susmas›n› ö¤ütler. Üstelik hâkimler, savc›lar gibi “hukuk adamlar›”; Cop isimli polise, susup kirli ifllere kendileriyle birlikte ortak olmas›n› önerirler. Ve yüzdelerini de isterler. Durrenmatt’›n bu eseri sanki günümüz Türkiye’sini anlatmaktad›r. Bize, ekonomik kriz yüzünden devlet üniversitelerini b›rak›p özel üniversitelere geçen üniversite hocalar›n›n durumlar›n› an›msat›r. Ayr›ca oyun, bilimin ve bilim adamlar›n›n insanl›k de¤erlerinden uzaklaflt›kça ne ka-
Bilim hiç kuflkusuz halk›n yarar›na kullan›lmal›d›r. Her fleyde oldu¤u gibi, bilimde de s›n›f çeliflkisi vard›r. Kimin için ve hangi s›n›f için bilim vard›r? Bilim adam›, halk›n bilim adam› m›d›r, yoksa halk düflmanlar›n›n m›? Atom bombas›n› bulan bilim adam›, buluflunun milyonlarca insan›n ölümünde kullan›lmas›na ne demifltir acaba? Ve bu oyunda cinayet makinesinin bir parças› haline gelen Doc, insani de¤erlerden uzaklafl›p kendi ç›kar›n›n ve rahat›n›n esiri oldukça insanl›ktan nas›l ç›km›flt›r? Doc öylesine insanl›ktan ç›km›flt›r ki, sevdi¤i kad›n›n cesedini bile flefin emri üzerine çözmeyi yani s›v› haline getirmeyi kabul etmifltir. Ayr›ca, bilimiyle birlikte kendi kiflili¤ini ve kiflisel özgürlü¤ünü de özel flirkete satan Doc gibi bilim adamlar›n›n içine düfltükleri korkunç durum, oyunda gözler önüne serilir. Özel flirketlere geçen ya da flirket gibi üniversitelere geçen bilim adamlar› art›k özgür bilimden söz edemezler; onlar piyasa ekonomisinin, patronlar›n›n kazançlar›
MART 2007 | TAVIR | 41
tiyatro
baflkan› aday› olarak, yüzde otuzdan afla¤›s›n› kabul etmem. Hadi hop, biraz cesaret Cop. Korkak olma. Kumar› yüksek oyna. Artan gelir, flefle sana’... Ci¤erim yanarak bafl yarg›ca kofltum. Adalet istedim. Davudi sesiyle yan›tlad›: ‘Evlat, adalet denen fleyin peflinde, bir ayyafl flairler, bir de kocas›ndan ayr›lm›fl kad›nlar koflar. B›rak adaleti –madaleti, kurcalama! Dünyan›n mal› deniz, yemeyen domuz! Onun için bu organizasyona beflimiz ortak olal›m. Bafl yarg›ç olarak, uyumlu davran›r›m; yüzde yirmi befle katlan›r›m. Hadi hop, biraz cesaret Cop. Korkma büyük oyna. Gerisi flefle sana...”
do¤rultusunda bilim yapmak zorundad›rlar. Böylece, egemen sistemin ufla¤› olurlar. Uflaklaflanlar da, özgürlüklerini kaybedenler de art›k özgürce bulufllar yapamazlar. Onlar, oyunda çete olarak gösterilen insanl›k düflman› sistemin, insanlar› gözünü k›rpmadan yok eden bir ölüm mekanizmas›n›n bir parças› olurlar. ‹nsani de¤erlerini yitiren bilim adamlar›n›n yozlaflmalar› ve çürümeleri çok korkunçtur. Bu durum, oyunun sonunda her taraf› farelerin yani fareleri canland›ran oyuncular›n sarmas› ve Doc’u da kemirmeye bafllamalar›yla gösterilmifltir. Oyunun de¤indi¤i baflka bir konu da “adalet”tir. Adalet tek bafl›na m› aranmal›d›r, yoksa örgütlü bir flekilde mi? Oyunda, adalet öyle yozlaflm›fl ve öyle çürümüfltür ki, art›k hiçbir çare kalmam›flt›r. Burada, Durrenmatt’›n adaletle ilgili kötümser bir bak›fl›n› görürüz. Adalet öyle bir çürümüfl ve yozlaflm›flt›r ki t›pk› ülkemizdeki gibi hukuk bitmifltir. Oyunda, bir polis memuru olan Cop, tek bafl›na adaleti aramaya kalkar ama her gitti¤i adalet kap›s›, onu çürümüfl adaletin bir parças› olmaya ve ondan bir ç›kar sa¤lamaya iter: “Büyük flefin bu üçk⤛d›n› yakalay›nca; baflsavc›n›n bürosunu zorla bas›p girdim içeri. Masan›n üstünde sekreterinin kollar›ndayd›. Tuttu¤um gibi masadan alafla¤› ettim: ‘Kald›r k›ç›n›, k›p›rdan! fiu köpek bal›¤›yla çetesini t›k içeri. Yoksa yak›nda in-
42 | TAVIR | MART 2007
sanlar düzüflmekten çok cinayet iflleyecekler!’ Baflsavc› istifini bozmadan pantolonunu ilikledi ve zevkten dört köfle flöyle dedi: ‘Aman evlat bu ne fliddet? Gel ikimiz ortak olal›m flu dümene. Ben organizasyondan yaln›z yüzde otuz al›r›m. Hadi hop biraz cesaret Cop. Korkak davranma, kumar› büyük oyna; artan gelir flefle sana.’... Bu devletli solucana öyle öfkelendim ki; belediye baflkan›na kofltum. Açt›m a¤z›m›, yumdum gözümü: ‘Baflsavc› rüflvet yiyor!’ Ne dese be¤enirsiniz? ‘Üzgünüm ama evlat, yolsuzlu¤u ortadan kald›rmak mümkün de¤ilse; yolsuzlukla yaflamay› ö¤renmek gerek. Üçümüz birden firmaya ortak olal›m ki, durumun daha kötüye gitmesini engelleyelim. Ben insanc›l ve ölçülüyümdür. Yaln›zca yüzde 15 verin yeter. Hadi hop, biraz cesaret Cop. Korkak olmayacaks›n. Oyunu büyük oynayacaks›n. Kãr›n kalan›n› flefle sen paylaflacaks›n...’ Y›lmad›m, yorulmad›m; gittim valinin yakas›na yap›flt›m. Yafll› adam yönetimin marifetlerini dinledi, likörünü içti, yüzünü buruflturup flaflk›n flaflk›n flöyle dedi: ‘Bu kadar öfkelenmeni anlam›yorum evlat. Önü sonu hepimiz insan›z, çi¤ süt emmifliz bir kere. Ne demifller: Gör beni, göreyim seni. Görmezsen kimseyi, patlat›rlar enseyi. Gel sen, biz dördümüz flu ifle ortak olal›m. Ama ucuza gitmem, ona göre. Bir vatansever olarak, herkesin tan›d›¤› bir insan olarak, k›l pay› farkla devlet baflkanl›¤›n› kaç›rm›fl biri olarak ve gelece¤in devlet
Bir polisin adalet aray›fl›, bizim gibi ülkeler için çok da anlaml› gelmiyor aç›kças›. Yaflad›klar›m›zdan, tan›k olduklar›m›zdan, gördüklerimizden olsa gerek. Hadi arad› diyelim (olmaz ya!) oyundaki gibi, imalat tarihi epey eski, ta s›n›flar›n olufltu¤u y›llara denk gelen bir çarka çomak sokmas› mümkün müdür? Çark›n üzerindeki tek bir difllinin sisteme karfl› ç›kamayaca¤›, nihayetinde o çark›n difllisi olarak yaflayaca¤›, yaflamak istemese bile, sökülüp at›laca¤›, yerine yeni bir difllinin tak›laca¤› gerçe¤ini unutmadan izlemek gerekiyor oyunu. Gerçek adalet ancak, gerçekten adil bir sistem içerisinde yerini bulur. Oyunun sahnelenmesine gelince, oyuncular rollerinin haklar›n› veriyorlard›. fief rolündeki oyuncunun mimikleri yer yer abart›l› gelse de iyi bir oyun ç›kar›yordu. Doc rolündeki oyuncu ise çok sade bir oyunla rolünün hakk›n› veriyordu. Oyunda, dekor ve ›fl›k kullan›m› da baflar›l›yd›. Özellikle, efektler; su damlama sesi etkileyiciydi. Oyunun sonunda farelerin gelmesi, di¤er gangsterlerin ölülerin üzerindeki her fleyi soymaya bafllamalar› ve Doc’un çaresizlikle kendi üzerine kapanmas› oyuna dramatik bir son veriyordu. Sonuç olarak; bilim adamlar›, bilimin kimin yarar›na kullan›laca¤› ve adalet konular›n› sars›c› bir biçimde izleyiciye sorgulatma ifllevini yerine getiren “Uyarca” isimli oyunu hala görmedinizse, ‹stanbul Devlet Tiyatrosu Aziz Nesin Sahnesi’nde izleyebilirsiniz.J
araflt›rma
hint kültürü ve müzi¤i - l nidal aras
tan’da iki ana dil olarak Hindu ve ‹ngiliz sömürgesinin etkisiyle yayg›n olan ‹ngilizce kabul edilmesine ra¤men bilinen 16 dil ve 1652 lehçe konuflulmaktad›r. Güney Asya’ya yap›lan göçler ve iflgaller, beraberinde pek çok farkl› kültür, din ve dile sahip insan topluluklar›n›n bu bölgeye yerleflmesini getirmifl ve bu yar›mada, farkl› kültürlerin yaflad›¤› topraklar haline gelmifltir. Bat› ve kuzeydo¤uda diller ve nüfus yo¤unlu¤u, komflu halklar› da etkilemifltir. Bu yar›madada bulunan Bat› Pakistan’da konuflulan Baluchi ve Pushto dilleri Hint-Avrupa dil grubuna ait dillerdir. Kuzeydo¤uda ise Tibeto-Burman denilen diller yer al›r.
Hint müzi¤inin ve kültürünün befli¤i, Güney Asya (Hint Yar›madas›), üç genifl bölgeden olufluyor. Bir yanda birbirinden Thar Çölü ile ayr›lm›fl Indus ve Ganj Nehri’nin vadi ve ovalar›, di¤er yanda Güney Hindistan Dekkan Platosu ve Sri-Lanka’y› da içeren bir k›y› fleridi bölgesi ve Güney Asya’y› Bat›dan, Orta Asya’dan ve Güney Do¤u Asya’dan ay›ran da¤l›k bölge. Vedik Arîleri’nin M.Ö. 1500 civar›nda bu bölgelere yerleflmesi ile göçler bafllam›flt›r. Hint Yar›madas›, M.Ö. 2800 y›l›na dayanan tarihi ile dünyan›n en geliflmifl uygarl›klar›na ev sahipli¤i yapm›flt›r. Di¤er k›talar ile karfl›laflt›r›ld›¤›nda; bu yar›madada daha çok uygarl›k kurulup y›k›lm›flt›r. Ariler’in bölgeye göç etmesi ve burada biny›llar boyunca sürecek yaflamlar›, bu yar›madadaki hayat› ve kültürü etkileyen en önemli faktörlerdendir. Hindis-
tan tarihi istilalar ve iflgallerle dolu bir tarihtir. Dravitleri yenerek Hindistan’a yerleflen Ariler, Yunan istilalar›; M.Ö. 327–324 y›llar›nda ‹skender’in sald›r›lar› ard›ndan Asoka dönemi; Mouryo ‹mparatorlu¤u, Gupta Devri, Hunlar, Harflalar, Türk-Mo¤ol hâkimiyeti; Araplar›n, Gaznelilerin, Babür Devleti’nin iflgalleri... Ve sonunda 1739’da Nadir fiah’›n bu bölgeyi istilas› ile Avrupal›lar’›n yerleflmesi, yani sömürgecilik dönemi... Hindistan flu anda dünyan›n toprak olarak yedinci, nüfus olarak ikinci büyük ülkesidir. Dünya üzerindeki 6500-7000’i bulan dil say›s›n›n; müziklerin say›s›na eflit oldu¤u etnomüzikologlarca ortaya konmufltur. Hindistan’da birçok dilin kullan›lmas›, kültürün ve paralelinde kültürün yaratt›¤› sanatlar›n çeflitlili¤inin kan›t›d›r. Günümüzde Hindis-
Kuzey Hindistan’da konuflulan diller, Güney Asya Hint-Avrupa dil grubuna aittir. Bu bölgede en çok kullan›lan dil Hindu dilidir. Bu dile yak›n olan ve daha çok Farsça olarak bilinen Urdu dili, Pakistan ve Hindistan’daki Müslüman topluluklar aras›nda kullan›lmaktad›r. Bat›da kullan›lan diller Gujarat ve Marathi dilleridir. Bat› Bengal’de kullan›lan dil Bengali’dir. Sanskritçe ise eski ça¤larda HintAvrupa dil ailesine ait ve dinsel törenlerde kullan›lan bir dildir. Yaklafl›k bir milyar nüfusu olan Hindistan, pek çok kültürü, dini ve dili içinde bar›nd›rmaktad›r. ‹nsanlar›n dini inan›fllar›n› temsil etmek amac›yla yapt›klar› törenler için yaratt›klar› müzikler, tarih boyunca bölgenin kültürü ile birleflince tür ve formlar› oluflturmufltur. Bölgedeki Hinduizm, Budizm, Müslümanl›k ve H›ristiyanl›k, müzikteki çeflitlilikte ve müzi¤in oluflumunda birebir etkilidir. Bu bölgede dinlerin ve yan› s›ra dillerin çeflitlilik göstermesi, müzik çeflitlili¤i bak›m›ndan çok
MART 2007 | TAVIR | 43
araflt›rma
önemlidir. Sonralar› H›ristiyanl›k, sömürge ve misyonerler yoluyla yay›lmaya çal›flm›flt›r. Hindistan pek çok uygarl›¤›n egemenli¤ine girmifl ve biny›llar boyu mücadele tarihi pek fazla geliflmemifl bir ülke konumunda olmufltur. Ulusal bir kimli¤e ise ‹ngilizler’in buray› iflgalinden sonra kavuflabilmifltir. ‹flgal; sömürgeye karfl› bilinçlenmeyi ve ulusal bütünlü¤ün geliflmesini sa¤lam›flt›r. Daha sonra da, 1947’de kendi yönetimini elde etmifltir. Günümüz Hindistan’› kültürel olarak çok zengin bir durumdad›r. Çünkü her gelen uygarl›k ve bunlarla beraber oluflan dinler ve kültürler, birbirini yok etmek yerine yeni zenginlikler katm›flt›r. Her ne kadar bu iflgallerle kimi ö¤retiler ve kültürler unutulmufl olsa da, ço¤unluk hayatta kalm›fl ve daha zengin, daha da önemlisi melez bir kültür ortaya ç›km›flt›r. fiu anda buradaki nüfusun büyük bir k›sm› Hindulardan oluflmaktad›r. Bunun yan›nda Budistler, Müslümanlar, H›ristiyanlar, Sikhler, Jainler, küçük bir kesim Yahudi ve daha baflka dini inan›fla sahip halklar bulunmaktad›r. Hindistan’da her fleyin tek bir ruhtan meydana geldi¤i inan›fl› mevcuttur. Bu inan›fl daha çok Hindular aras›nda yayg›n olmakla beraber Budistler, Jainler ve Sikhler aras›nda da vard›r. Reenkarnasyon inan›fl› nedeniyle tüm canl›lar›n bir sonraki hayatlar›nda bir di¤erine dönüflebilece¤ine inan›lmaktad›r. Bu yüzden her canl› kutsald›r. ‹nan›fltan dolay›, Hindistan sokaklar›nda, bir “insan” gibi dolaflan inek ve di¤er hayvanlar› görmek mümkündür. Bu hayvanlar›n dokunulmazl›¤› vard›r, zarar verilmez. Halk›n büyük bir k›sm› inan›fllar›na istinaden, Müslüman bölgeler hariç, et yemezler. Sebze, bakliyat türü yiyecekler daha yayg›nd›r. Hinduizm, dünyan›n en eski dinlerindendir. Bu inan›fl›n temel ilkesi Dharma’d›r; bu dinde cehennem inan›fl› yoktur. Herkes kendi iç dünyas›nda özgürdür ve ibadetlerini istedikleri gibi yapmakta serbesttir. ‹nsan ile Tanr›’n›n bir oldu¤u inan›fl›yla ba¤lant›l› bir mistisizm vard›r. Hindular ibadetlerini gerçeklefltirmek için her sabah Ganj Nehri’nde nehrin sular›n›n kutsal oldu¤unu düflündükleri için
44 | TAVIR | MART 2007
y›kan›rlar ve çeflitli dualar okurlar. Bu yar›madada, 8.yy. bafllar›nda Arap tüccarlar›n bölgeye gelmesi ‹slam›n ilk tohumlar›n› oluflturur, 12.yy. içerisinde ise daha aktif hale gelmeye bafllar. Bu dönemdeki ak›nlar ve sonras›nda Babür ‹mparatorlu¤u’nun etkisi Müslümanl›¤›n bu bölgede yay›lmas›nda etkendir. Hindistan yar›madas›n›n özellikle kuzeyinde Bangladefl, Pakistan ve Afganistan’› da içine alan bölgede Müslümanl›k yayg›nd›r. ‹slam’›n tasavvufi yan› Hinduizmin çeflitli unsurlar› ile birleflmifl ve güzel sentezler ortaya ç›km›flt›r. Bu iki din ve kültürün birleflmesi bu bölgenin kültürüne de büyük bir zenginlik katm›flt›r. Günümüzde dünyan›n üçüncü büyük Müslüman toplulu¤u Hindistan’da yaflamaktad›r. Sosyal Yap›: Geleneksel olarak Güney Asya’daki sosyal yap› hiyerarflikti. Halk belli s›n›flara ve gruplara ayr›l›yordu. Her ne kadar Hinduizmden kaynakl› bir sistem olsa da di¤er topluluklar aras›nda da oluflmufl bir sistem haline gelmifltir. Günümüz Hindistan’›nda temel olarak “kast sistemi” denilen bu sistem art›k var olmasa da, özellikle yafll›lar aras›nda hala varl›¤›n› korudu¤u düflünülmektedir. Kast Sistemi: Ariler taraf›ndan yaklafl›k 4000 y›l önce iflgal
edildi¤i düflünülen Hindistan’da, Arilerin yerleflmesi ile “kast sistemi” oluflmufltur. Bu sistemi ayakta tutan nedenlerden baz›lar› reenkarnasyon inan›fl› ve “varna ö¤retisi” denen ö¤reti olmufltur. Buna göre insanlar›n 4 kasttan olufltu¤u düflünülüyordu: — Dua edenler ve Ö¤reticiler (Brahmanlar) — Savaflç›lar (Ksatriyalar) — Çal›flanlar (çiftçi, tüccar, zanaatkâr) (Vaisyalar) — ‹flçiler (Sudralar) Bu ö¤reti, insanlar› s›n›flara ay›ran bir ö¤retidir. Her kast kendi içinde kendi geleneklerini sürdürüyor ve d›flardan gelecek yeni bir toplumu kendi içine kabul etmedi¤i için, her topluluk kendi kast›n› oluflturuyor ve bu durum çok say›da kast›n ortaya ç›kmas›n› getiriyor beraberinde. Böylelikle insanlar kendi kendilerini s›n›flara ay›rm›fl ve bir sonraki yaflamlar›nda yükselecekleri kast› düflünür olmufllard›r. Belki de Hindistan’da ciddi bir mücadele gelene¤inin olmamas› ve tarih boyunca de¤iflik kavim ve toplumlara teslim olmalar›n›n nedeni bu ö¤retilerin ve inan›fllar›n insanlar aras›nda güçlü bir yeri olmas›ndan kaynakl›d›r. Edebiyat: Hindistan’da önce, sözlü edebiyat yaz›l› edebiyata göre daha geliflmifl durumda iken, da-
araflt›rma
ha sonra, yaz›l› edebiyat kullan›larak fliirsel yaz›lar günümüze kadar getirilmifltir. Günümüze kadar gelen bu fliirlerin birço¤u ‹ngilizce, Frans›zca ve bir k›sm› da Sanskritçe yaz›lm›flt›r. Vedalar: Vedalar dönemine uzanan bir tarihi oldu¤u düflünülen Hindistan’da, Vedalar büyük önem tafl›r, Vedalar›n Hint felsefesinin ilk izlerini tafl›yan kutsal metinler oldu¤u söylenmektedir. Veda, kutsal bilgi anlam›nda kullan›lmaktad›r ve dört farkl› Veda vard›r. Bunlardan en önemlisi Rig Veda’d›r di¤erleri ise; Yajur Veda, Sama Veda, Atharva Veda’d›r. Vedalardaki bilgiler kutsal bilgiler oldu¤u için gizli kalm›fl ve koruma alt›nda olmufl, ulafl›labilenleri ise çok fazla anlafl›lamam›flt›r.
Hindistan’da Arilerin yerleflmesinden sonra Ari dillerinin konuflulmaya bafllanmas› ile fliirsel bir anlat› tarz› geliflmifltir. Sözlü anlat›m tarz›, yaz›l› anlat›ma göre daha çok kullan›l›r olmufltur. Kutsal oldu¤una inan›lan bu gelenek, düflüncelerini aktarmak için öykülerden, fliirlerden faydalanm›fl, sonras›nda ise “Destanlar” gelene¤i oluflmufltur. “Mahabarata” ve “Ramayana” gibi büyük destanlar›n, sözlü edebiyattaki ilk ö¤elerinin ortaya ç›k›fl› M.Ö.5–6. yüzy›llara uzan›r. Bu destanlar›n anlat›lmas›nda müzi¤in rolü çok büyüktür.
Tabii, müzikle beraber geleneksel danslar da bu hikâyelerin anlat›lmas›na yard›mc› olmaktad›r. Ramayana; “Kusursuz prens, örnek kral Rama'n›n öyküsü. Bilge Valmiki'nin yedi bölüm ve dört bin beyitten oluflan anlat›s›”d›r. “Valmiki bir gün ormanda bir çift çulluk görür. Çulluklar çimlerin üzerinde flark›lar söyleyerek oynamaktad›rlar. Bu s›rada kötü kalpli bir avc› ç›kagelir, okuyla erkek çullu¤u öldürür. Difli çulluk eflinin ölümüne ac›kl› bir sesle a¤›t yakar. Bütün bu gördükleri Valmiki'yi ac›ya bo¤ar ve avc›y› beyitlerle lanetler. Bunun üzerine tanr› Brahma görünür ve Valmiki'ye Rama'n›n yaflam›n› beyitlerle söylemesini emreder. Valmiki bu emri yerine getirir.” Ramayana iflte böyle bafllar ve flöyle devam eder: “Aziz Valmiki ve Büyük Aziz Narada karfl›l›kl› oturmufl konufluyorlard›. Valmiki, Aziz Narada'ya: 'Bu dünyada erdemlerle dolu, yi¤it, dürüst, ahlak sahibi, do¤ru sözlü, tüm varl›klara iyilik eden, gerçekten dürüst ruhla hayata kendini adam›fl, kindarl›¤› yenmifl, tüm k›skançl›klardan ar›nm›fl, öfkelendi¤i zaman hem tanr›lar›n hem de insanlar›n kendisinden korktu¤u bir insan var m›d›r acaba?' diye sordu. Büyük Aziz Narada: 'Valmiki! Anlatacaklar›m› dikkatlice dinle. Sorular›n›n cevab›-
n› orada bulacaks›n.’ dedi ve bafllad› anlatmaya...” (Ramayana, Dost Yay›nlar›) Festivaller: Hint Yar›madas›’nda festivaller ve törenler büyük önem tafl›r. Hindistan, pek çok farkl› din ve halk›n bir arada bulundu¤u bir ülke oldu¤u için, çok farkl› festival ve törenlere rastlamak mümkündür. Binlerce y›ld›r bu topraklarda yaflam›fl halklar›n kültürlerini ve yaflam flekillerini ö¤renmek için, festivaller bulunmaz bir f›rsatt›r. Bu insanlar›n di¤er halklarla olan etkileflimlerini anlayabilir ve bunun kültürlerini nas›l zenginlefltirdi¤ine tan›k olabiliriz. Kaflmir'in yeflil vadisinin arkas›nda yer alan Ladakh, festivaliyle efsanevi bir flehirdir. Festivallerdeki danslar görülmeye de¤erdir. Danslar, müzikler ve rengârenk k›yafetleriyle insanlar, bu festivallerin vazgeçilmez ö¤eleridir. Güney Hindistan’da Aradhana Festivali bilinen en eski festivallerden biridir. St. Tyagaraja, Güney Hindistan’›n en ünlü bestecilerindendir. (1767–1847) Onun müzi¤i hala bu festivalde yer almaktad›r. Popüler festivallerden biri de “Diwali” ad›n› tafl›r. Ifl›klar Festivali de denilmektedir. 15 Ekim–15 Kas›m aras›ndaki dönemde kutlan›r. Sürgüne gönderilmifl olan Rama ve Sita ad›ndaki lordlar›n geri dönüflünün kutland›¤› bir festivaldir. Dans: Hint kültürünün en eski sanat dallar›ndan bir di¤eri de danst›r. Hindistan’da klasik olarak nitelendirilebilecek sekiz dans türü vard›r. En çok bilinenleri ise brata natyam, katak, katakali... Hindistan klasik dans›n›n merkezi, Hindu mitolojisinin gösterildi¤i tap›naklar olmufltur. Danslar “Devadasis” ad› verilen ve kendini tanr›ya adam›fl kad›n dansç›lar taraf›ndan tap›naklarda yap›l›r. Klasik danslar d›fl›nda halk danslar› da yer almaktad›r. Bu danslar daha basit ve nefleli danslar olmakla birlikte, tüm önemli günlerde yap›l›r. Yeni bir mevsimin gelmesi, yeni bir çocu¤un do¤mas›, dü¤ünler ve festivallerde halk danslar›n› ve dansç›lar›n› görmek mümkündür. Halk danslar›n›n yan›nda çeflitli kabilelerin danslar› da vard›r. (sürecek)
MART 2007 | TAVIR | 45
haberler 49. Grammy müzik ödülleri Bush karfl›tlar›na verildi mü ödülünü kabul ederken yapt›¤› teflekkür konuflmas›nda, ald›klar› ödüllerle konuflma özgürlüklerini kulland›klar›n› ifade etti. Dixie Chicks, 2003'te Londra'daki bir gecede “Baflkan›n (Bush) Teksasl› olmas›ndan utan›yoruz” sözleriyle Bush'u protesto etmiflti. 13 fiubat tarihinde Los Angeles Staples Merkezi'nde düzenlenen ödül gecesinde George Bush'a yönelik elefltirileriyle tan›nan Country müzik grubu Dixie Chicks, aday gösterildi¤i 5 dalda tüm ödülleri ald›. Dixie Chicks “Not Ready to Make Nice” adl› parçalar›yla y›l›n kayd› ve y›l›n flark›s› dallar›nda; ayr›ca, en iyi country albümü ve en iyi country grubu dal›nda da ödül ald›. Dixie Chicks “Taking the Long Way” ile y›l›n albümü ödülünü de kazand›. Grubun flark›c›lar›ndan Natalie Maines, y›l›n albü-
Grammy için 8 dalda aday gösterilen hip-hop tarz› müzi¤in tan›nm›fl ismi Mary J. Blige de, en iyi R&B flark›s› ve “The Breakthrough” adl› albümüyle en iyi R&B albümü ödülünü ald›. Blige ayr›ca en iyi kad›n R&B vokal performans› dal›nda da ödül ald›. Rock grubu Red Hot Chili Peppers “Stadium Arcadium” adl› albümüyle üç dalda ödül kazand›. Grubun ödül ald›¤› dallar aras›nda, “Dani California” adl› flark›s›yla en iyi rock flark›s› da bulunuyor.J
Anadolunun Sesi Radyosu’nun yay›n› RTÜK taraf›ndan süresiz olarak durduruldu ‹stanbul'un Avrupa yakas›nda 92.9 frekans› üzerinden yay›n yapan Anadolunun Sesi Radyosu'nun yay›n›, RTÜK taraf›ndan 9 fiubat tarihinde yaz›l› bir aç›klama gönderilerek süresiz olarak durduruldu. Yay›n izinlerinin iptali cezas›na iliflkin bir aç›klama yapan Anadolunun Sesi Radyosu flunlar› belirtti:
mücadele edenlerin taraf›nday›z. Böyle bir yaflam› savundu¤u için coplanan, dövülen, gözalt›na al›nan ve tutuklananlar›n taraf›nday›z. Dünyan›n dört bir yan›nda iflgalcilere, iflbirlikçilerine karfl› direnen; emperyalizm taraf›ndan sömürülen halklar›n taraf›nday›z. Tekrar yay›n yapabilmek için gerekli hukuksal giri-
“8 y›ld›r yapt›¤› ilkeli, tutarl› ve halktan yana yay›n›yla her renkten, dilden ve her milliyetten genifl bir dinleyici kitlesine sahip radyomuzun varl›¤›na tahammül edemeyenler sesimizi tamamen bo¤mak istiyor.
flimler, radyomuz taraf›ndan yap›lacakt›r. K›sa sürede tekrar yay›n›m›za bafllamak umuduyla, bizi yaln›z b›rakmayan tüm dinleyicilerimize teflekkür ediyoruz. Biliyoruz ki sizlerden ayr› kald›¤›m›z sürede baflta dinleyicileri-
Tarafs›z yay›n anlay›fl›na her zaman karfl› ç›kt›k. Biz taraf›z! Bizim taraf›m›z yoksullar›n, ezilenlerin yan›d›r. Haks›zl›¤a u¤rayan, eme¤inin karfl›l›¤›n› alamayanlar›n taraf›nday›z. Adil, eflit, özgür, kardeflçe bir yaflam için
miz olmak üzere halk›m›z›n yüre¤inde, vicdan›nda Anadolunun Sesi yay›n›n› hep sürdürecek. Anadolunun Sesi sizin sesiniz olmaya devam edecek. Bu ses hiç susmayacak.”J
79. Oscar ödüllerini kazananlar belli oldu 79. Oscar ödülleri 26 fiubat 2007 tarihinde Los Angeles’teki Kodak Tiyatrosunda sahiplerine verildi. Ödülleri kazanan adaylar flunlar: En iyi sanat yönetmenli¤i: Eugenio Caballero ve Pilar Revuelta (Pan’s Labyrinth) En iyi makyaj: David Marti, Montse Ribe (Pan’s Labyrinth) En iyi k›sa animasyon: Danish Poet En iyi k›sa metraj: West Bank Story En iyi ses kurgusu: Alan Robert Murray, Bub Asman (Letters From Iwo Jima) En iyi ses miksaj›: Michael Minkler, Bob Beemer ve Willie Burton (Dreamgirls) En iyi yard›mc› erkek oyuncu: Alan Arkin (Little Miss Sunshine) En iyi animasyon: Happy Feet Sinemaya uyarlanan en iyi senaryo: William Monahan (The Departed) En iyi kostüm: Milena Canonero (Marie Antoinette) En iyi görüntü yönetmeni: Guillermo Navarro (Pan’s Labyrinth) En iyi görsel efekt: John Knoll, Hal Hickel, Charles Gibson ve Allen Hall (Pirates Of The Caribbean: Dead Man’s Chest) En iyi yabanc› film: The Lives Of Others (Almanya)
46 | TAVIR |MART 2007
En iyi yard›mc› kad›n oyuncu: Jennifer Hudson (Dreamgirls) En iyi k›sa metraj belgesel: The Blood Of Yingzhou District En iyi belgesel: An Inconvenient Truth En iyi film müzi¤i: Gustavo Santaolalla (Babil) En iyi özgün senaryo: Michael Arndt (Little Miss Sunshine) En iyi orjinal flark›: I Need to Wake Up - Melissa Etheridge (An Inconvenient Truth) En iyi kurgu: United 93 (Clare Douglas, Christopher Rouse ve Richard Pearson) En iyi kad›n oyuncu: Helen Mirren (The Queen) En iyi erkek oyuncu: Forest Whitaker (The Last King Of Scotland) En iyi yönetmen: Martin Scorsese (The Departed) En iyi film: The Departed J
haberler Ayd›n ve sanatç›lar 301. maddenin kald›r›lmas›n› istediler TCK'n›n “Türk Ulusu” ve baz› ulusal kavramlar ile temsilcilerini afla¤›lama suçunu düzenleyen 301. maddesinin kald›r›lmas›n› isteyen birçok ayd›n ve sanatç› 19 fiubat tarihinde Taksim Hill Otel'de gerçeklefltirdikleri bas›n toplant›s›nda, düflünce özgürlü¤ü önündeki engellerin ortadan kalkmas› için, TCK'n›n 301. maddesinin iptal edilmesini istediler. Ortak Bas›n aç›klamas›n› okuyan Av. Kemal Aytaç, “Bizlerin burada bulunma nedeni, düflünce ve ifade özgürlü¤ünün, insan hak ve özgürlüklerinin temeli ve güvencesi oldu¤una inanan bu ülkenin ayd›nlar›, sanatç›lar›, hukukçular› olarak Türk Ceza Yasas›n›n 301. Maddesinin kald›r›lmas› gerekti¤i konusundaki görüfllerimizi kamuoyu ile paylaflmak ihtiyac›d›r. Hükümet, Türk Ceza Yasas› yasalafl›rken demokrasiden ve özgürlüklerden yana örgüt ve kifli-
lerin 301 ve benzeri ifade özgürlü¤ünü s›n›rlay›c› maddelerin ceza yasas›nda yer almamas› gerekti¤i konusundaki görüfl ve önerilerini ›srarla duymazdan gelmiflti. Tasar›n›n yasalaflmas›n›n ard›ndan ortaya ç›kan sorunlar ise, özellikle de 301. maddenin cengâver savunucusu Adalet Bakan› Cemil Çiçek taraf›ndan bir uygulama sorunu olarak ele al›nm›fl ve ( yasa bu haliyle) geçirilmifltir. Öyle anlafl›l›yor ki hükümet hatay› tekrarlamaya devam etmekte ve 301. maddenin kald›r›lmas› gerekti¤ini söyleyenleri duymazdan gelerek, soruna kal›c› bir çözüm aramak yerine günü kurtarmaya çal›flmaktad›r.” dedi.
“Okmeydan› Halk Kitapl›¤› sizin
311 fiubat: “Tecrite Karfl› Sanatç›lar”›n ‹stanbul Gösteri Merkezi’nde düzenledi¤i “Yaflad›m Diyebilmek ‹çin” flenli¤ine kat›llarak 5000 kifliye seslendi. 316 fiubat: BES (Büro Emekçileri Sendikas›) ‹stanbul 2 No'lu fiube'nin, Mecidiyeköy'deki yeni bürosunda düzenlenen etkinli¤e kat›larak k›sa bir dinleti verdi.
318 fiubat: “‹vme” dergisinin “Yetkin Mühendisli¤e Hay›r” slogan›yla ‹stanbul Ça¤layan'da bulunan La Bella Dü¤ün Salonu'nda düzenledi¤i etkinli¤e kat›larak, yaklafl›k 300 kifliye seslendi. 324 fiubat: Adana fiirin Müzikhol'de verilen konsere 1200 kifli kat›ld›. Konserden bir gün sonra Munzur Kafe’de düzenlenen imza gününe 100 kifli kat›ld›. J
Tayad’l› aileler Cebeci Mezarl›¤›’ndayd›...
fiair Sennur Sezer, yazar Vedat Türkali, gazeteci Celal Bafllang›ç ve Ak›n Birdal'›n da 301. maddenin kald›r›lmas› gereklili¤ine iliflkin birer konuflma yapmas›n›n ard›ndan aç›klama sona erdirildi. J
Okmeydan›’nda halk kitapl›¤› aç›ld›
Temel Haklar Federasyonu, 9 fiubat günü Okmeydan› Fatihtepe Mahallesi'nde Okmeydan› Halk Kitapl›¤›’n›n aç›l›fl›n› yapt›. Uzun zamand›r çal›flmalar› sürdürülen kitapl›¤›n aç›l›fl› mahalle halk›n›n kat›l›m›yla yap›ld›.
GRUP YORUM g ü n c e
de katk›lar›n›z› bekliyor. Siz de kitap ba¤›fl›nda bulunabilirsiniz.” diyen kütüphane çal›flanlar›na destekte bulunmak için 0 212 212 44 21 numaral› telefonu arayabilir veya federasyon1@yahoo.com.tr adresine e-posta yazabilirsiniz.J
Gaziosmanpafla'da bulunan Cebeci Mezarl›¤› giriflinde toplanan TAYAD'l›lar, oluflturduklar› kortejle ölüm orucunda yaflam›n› yitirenlerin mezarlar› bafl›na kadar yürüyüfl düzenledi. Kortejin önünde siyah bere, beyaz gömlek, siyah pantolonlar›yla sancak ekibi yürüdü. Yürüyüfl boyunca flütle Boran F›rt›nas›'n›n müzi¤i çal›nd›. Yürüyüfl korteji yol boyunca sloganlar att›. Anma etkinli¤i 122 kiflinin nezdinde tüm devrim flehitleri an›s›na yap›lan sayg› duruflunun ard›ndan Ahmet Kulaks›z'›n k›saca sürece iliflkin anlat›m›yla
bafllad›. Büyük direniflte k›zlar› Canan ve Zehra Kulaks›z'› yitiren Ahmet Kulaks›z, 7 y›ld›r hep onlara müjdeli haberi vermek için bekledi¤ini söyleyerek “‹flte bugün kazand›¤›m›z›n müjdesini vermek için buraday›m. Onlara bu müjdeli haberi veriyorum” dedi. Kulaks›z'›n konuflmas›ndan sonra K›v›lc›m müzik grubu “Bir Mevsim” isimli flark›y› seslendirdi. Müzik dinletisinin ard›ndan TAYAD'l› Aileler ad›na bir bas›n aç›klamas› okundu. Anma, okunan aç›klaman›n ard›ndan sona erdi.J
MART 2007 | TAVIR | 47
haberler sa... k›sa... k›sa... k›sa.. k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›s
3Muharrem Cengiz gözalt›na al›nd›. Almanya'da verdikleri konserin ard›ndan, 6 fiubat tarihinde Türkiye'ye dönen Grup Yorum elemanlar›ndan Muharrem Cengiz, daha önce sahibi oldu¤u Tav›r Dergisi'ne aç›lan bir davadan dolay› Atatürk Havaliman›'ndan gözalt›na al›nd›. Söz konusu dava, 15 Eylül 2003 tarihinde Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun'a “Devlet Üstün Hizmet Madalyas›” verilmesine iliflkin dergimizde çizilen bir karikatür'den dolay› aç›lm›fl, dergimize 15 gün kapatma cezas› verilmiflti. 3BAFTA ödüllerini kazananlar belli oldu ‹ngiltere Film ve Televizyon Sanatlar› Akademisi'nin (BAFTA) 12 fiubat günü Londra'da yap›lan ödül töreninde en iyi film ödülünü “The Queen” (Kraliçe) kazand›. En iyi aktör “The Last King of Scotland” filmiyle Forest Whitaker, en iyi aktris de The Queen'deki rolüyle Helen Mirren oldu. Yar›flmada di¤er ödül kazananlar ise flöyle: En iyi yönetmen “United 93” filmiyle Paul Greengrass, en iyi yard›mc› erkek oyuncu “Little Miss
Sunshine” filmiyle Alan Arkin, en iyi kad›n oyuncu “Dreamgirls” filmiyle Jennifer Hudson, ‹ngilizce d›fl›nda en iyi film “Pan's Labyrinth”, en iyi animasyon filmi “Happy Feet”. 3Bilgi Üniversitesi Ö¤rencileri “yerlefltirme” ad›nda bir sergi açt›lar Bilgi Üniversitesi Görsel ‹letiflim Tasar›m› ö¤rencileri 2000 y›l›ndan bu yana, y›l boyunca yapt›klar› çal›flmalardan seçtikleri ürünleri, Track isimli sergiler kapsam›nda sergiliyor. Bu y›l 9 fiubat tarihinde Tütün Deposu'nda aç›lan Track 6 sergisi de 2006 y›l› boyunca ö¤rencilerin yapt›klar› 2000 üzerindeki çal›flmadan 600 civar›ndaki ürünü içeriyor. Afifl, davetiye, web sitesi, mekan grafikleri ve sergi arayüzü tasar›m› da dahil her aflamas› ö¤renciler taraf›ndan yap›lan sergi 18 Mart tarihine kadar Tütün Deposu, Lüleci Hendek Caddesi, Koltukçular Ç›kmaz› No:1 Karaköy- Tophane'de izlenebilir.
36. Uluslararas› Ba¤›ms›z Filmler Festivali 15 fiubat’ta, ‹stanbul AFM Fitafl'ta yap›lan gala ile bafllad›. Kültür, sinema ve sanat dünyas›ndan birçok kiflinin kat›ld›¤› galada, Frans›z sanatç› David Myriam, kum animasyonu gösterisi sundu. Galada ayr›ca, Sundance Film Festivali'nin ödüllü filmi ABD yap›m› ''Bilek kesenler: Bir Aflk Hikâyesi'' adl› film gösterildi. Festival Koordinatörü Serra Civil, bu y›l festivalde altm›fltan fazla filmin gösterilece¤ini belirtti. Festivaldeki k›sa metrajl› filmlerin say›s›n›n bu y›l artt›¤›n› ifade eden Civil, özellikle k›sa metrajl› Türk filmlerinin yar›flma format›ndan ç›kar›larak 6 farkl› gösterimle seyirciye ulaflaca¤›n› kaydetti. Ankara'da 3 gün sürmesi planlanan festivalin, 4 güne ç›kar›ld›¤›n›, salon say›s›n›n da 2 oldu¤unu ve Festivalde sadece bir uzun metraj Türk filmine de yer verildi¤ini belirten Civil, bu filmin de üçüncü sinemac›lar›n çekti¤i ''Behice Boran'' isimli yap›t oldu¤unu kaydetti.J
DVD... VCD... ALBÜM... DVD... VCD... ALBÜM... DVD... VCD... ALBÜM... DVD... 3 duduk enstrumental Genç Müzik
48 | TAVIR |MART 2007
3 ezo gelin
3 mürekkep bal›¤› ve
arif sa¤ Mert Müzik
balina noah baumbach Kanal D Homevideo
3 oyun pelin esmer Kanal D Homevideo