kültür sanat yaflam›nda
•
2006/06
•
say› 50
•
2.25 YTL-KDV’li)
haziran 2006
›ssn 1303-9113
sineman›n 55 y›ll›k ustas›: at›f y›lmaz
.
ali ekber çiçek’i yitirdik... yeflilçam emekçileri, sinemay› anlatt› yanl›fl karfl›s›nda do¤ruyu savunma cesareti: stefan zweig grup yorum yeni albümünü yazd›: y›ld›zlar kufland›k cumhuriyet dönemi türk tiyatrosu-I
.
.
.
tavır a y l › k
s a n a t
d e r g i s i
Merhaba.
Sahibi ‹dil Kültür Yay›n Org. Rek. Film. Tic. Ad›na: Muharrem Cengiz Genel Yay›n Yönetmeni Gamze Mimaro¤lu Sorumlu Yaz›iflleri Müdürü Ahu Zeynep Görgün Yaz›flma Adresi ‹stanbul ‹dil Kültür Merkezi ‹stiklal Cad. Aznavur Psj. No: 212 Kat: 6 Beyo¤lu/‹stanbul Tel: (212) 245 00 70 - 244 31 60 Faks: 244 81 02 e-posta: info@grupyorum.net Ankara ‹dilcan Kültür Merkezi fiirintepe Mah. 8.Cad. No:222 / B Mamak – Ankara Tel: (312) 390 38 05 Hesap no (YTL) 1042- 30000 596147 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. Hesap no (EURO) 1042- 3010000 129062 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. Ofset haz›rl›k TAVIR YAYINLARI Bask› ASPAfi Da¤›t›m D-R Yerel süreli yay›n
Hep yitirilenlerin ard›ndan yazmak kal›yor bize. Bir önceki say›m›zda Fatma’n›n ellerini ellerimize al›p gelmifltik… fiiflli’deki o ev hala aç ve hala yeni yar›m merhabalara haz›rlan›yor... Ali Ekber Çiçek ustan›n ba¤lamas› yetim kald›. Sustu ve kimseyle konuflmad› o günden, yani ustas›n› kaybettikten sonra. Bir süre önce röportaj için kendisiyle konuflmufl ama ifllerimizin yo¤unlu¤undan dolay› gidememifltik. Gönül sohbet etmek istiyordu, röportaj bahaneydi ama gidemedik. Ustaya yürekten bir özür bizi affettirir mi acaba? Yaflam›n› kamera arkas›nda geçiren At›f Y›lmaz’› da kaybettik. Ülkemiz sinemas› aç›s›ndan önemli bir isimdi ve sinema emekçisiydi. Y›llard›r hem hüzünlendi¤imiz hem de kahkaha att›¤›m›z filmlerin yarat›c›s›yd› At›f Y›lmaz. Son kez stop dedi yaflama ve bu kez kamera önünde el sallad› sinemaseverlere… Atçal› Kel Mehmed Efe’nin topraklar›n› dolaflt›k biraz. Hep ismini duydu¤umuz Atçal›’y› yak›ndan tan›yal›m, tan›mayan ya da ismini duymayanlara da tan›tal›m istedik. “Y›ld›zlar Kufland›k” K›br›s’ta… Y›llard›r u¤ran›lmayan yerlere bir ulafl›nca, her zaman farkl› duygular yaflan›r. K›br›s’a giden Grup Yorum oradaki coflkuyu anlatt›. Okurlar›m›z yürekleriyle yan›m›zdalar. Bazen çok amatörce ama bir o kadar da s›cak mektuplar› ulafl›yor bize. Kimi kendini, kimi yaflad›¤› ortam› yaz›yor. Her sat›r›nda kendimizi buluyoruz. Tav›r sizi beklemeye devam ediyor… Bir sonraki say›m›zda bulufluncaya kadar hoflça kal›n… Dostlukla…
tavır
‹Ç‹NDEK‹LER
06/2006
7 art›k bir dervifl daha yok 3 biyografi
5 7 10 12 14 15 16 17 20 24 25 26 29 32 33 37 40 42 45
MAKALE “seni yaflataca¤›z” yetmez ANI karanfil kokuyorsun B‹YOGRAF‹ ali ekber çiçek ÖYKÜ özgürlük OKURDAN mektup, öykü DENEME bugünü yar›na tafl›mak AYIN FOTO⁄RAFI deniz koçak NOTA grup yorum B‹YOGRAF‹ at›f y›lmaz RÖPORTAJ yeflilçam emekçileri fi‹‹R ahmet ada fi‹‹R hasan biber DE⁄ERLEND‹RME grup yorum ANI grup yorum fi‹‹R r›fat ›lgaz ‹NCELEME atçal› kel mehmed efe ARAfiTIRMA cumhuriyet dönemi türk tiyatrosu B‹YOGRAF‹ stefan zweig SÖYLEfi‹ necmiye alpay HABERLER
17 3 “sevgi emekti” onun dilinde sinemay› sevdi 55 y›l emek verdi biyografi
33 atçal› kel mehmed efe 3 inceleme
40 3
3
stefan zweig biyografi
kapak 3
makale
“seni yaflataca¤›z” yetmez av.behiç aflc›
Merhaba. ‹ki say› üst üste yaz›m› görünce benim de bir Tav›r yazar› oldu¤umu düflünebilirsiniz. Böyle olmas› bir yan›yla da do¤al. O kadar çok söylenmesi gereken fley var ki. Do¤al olarak tek bir yaz›da ifade edemiyorsunuz. Çünkü art›k ölüm yürüyüflündesiniz. Her geçen gün ölüme biraz daha yaklafl›yorsunuz. Bu yürüyüflte duygular›n›z, düflünceleriniz daha da olgunlafl›yor, ar›n›yor. Her fley daha basit ve sade oluyor.
Ölüm Orucu yap›yordu ve üstelik onun durumu çok daha a¤›rd›. Bir deri bir kemik kalm›flt›. Kilosu 30–35 kilo civar›ndayd›. Yani as›l ve acil olarak onu yaflatma hedefimiz olmal›yd›. Ama Fatma hiç “yaflat›lacaklar” listesine giremedi. Sessiz ve vakur bir flekilde bu dünyadan göçtü gitti.
Eyleme bafllarken elbette birtak›m beklentilerim vard›. Örne¤in tecriti-iflkenceyi sürekli gündemlerinde tutmas› gereken kesimlerin art›k tecriti gündemlerinden ç›karm›fl olmas›. Tecrit ve iflkence gerçe¤ine arkalar›n› dönmeleri. Avukatlar›n, ayd›nlar›n, sanatç›lar›n durumu san›r›m böyle özetlenebilir. ‹flte, onlar› ve vicdanlar›n› sarsmakt› beklentim.
Elbette ziyaretçilerim, halk›n de¤iflik kesiminden bir çok insan-kendi içlerinde bir etkilenmifllik yafl›yorlar. Bir avukat›n dahi ölüm orucu yap›yor olmas› onlar› da sarsm›flt›r. Avukat arkadafllar›m aç›s›ndan durum daha da a¤›rd›r. Çünkü onlarla beraber çal›flt›k. Eylemlerde beraberdik, yolculuklarda beraberdik, beraber sald›r›ya u¤rad›k, beraber güldük. Ayn› sofralar› paylaflt›k. Kaderimiz ortakt›. Bu nedenle çok etkilendiler. Yüzlerini tecrite döndüler ve tecriti kald›rma hedefini önlerine koydular. Bu güzel ama yeterli mi?
Bu kesimler halk nezdinde sayg›nl›¤› olan, siyasi iktidar nezdinde de prestijleri olan kesimlerdir. Söylediklerinin ve yapt›klar›n›n bir a¤›rl›¤› vard›r. Bu nedenle halk, onlara güvenir, inan›r. Ancak prati¤e bakt›¤›m›zda tecriti yeterince gündemlerine almad›klar›n› gördük.
Yeterli mi “Behiç seni yaflataca¤›z” demek? Fatma insan de¤il miydi? Fatma niye bu sohbetlerin konusu olmay› baflaramad›? Ya beni yaflatmay› baflaramazlarsa o zaman ne yapacaklar? Tecrite arkalar›n› m› dönecekler? Tecrit benimle efl anlaml› m›? Benden çok daha büyük, kapsaml› de¤il mi? Diyelim ki bakanl›k çözüm konusunda
Eylemimin amaçlar›ndan bir tanesi, bu kesimlerin yüzünü halka döndürmekti. Baflar›p baflaramaya¤›m› zaman gösterecek. Do¤al olarak çok ziyaretçim oldu. Bir avukat›n ölüm orucuna bafllamas› dikkat çekiciydi. Öyle ya, derdim neydi? D›flar›da biriydim. Avukatt›m, statüm vard›. Gelen konuklar›ma amac›m› anlatt›m. Tecriti anlatt›m. Çünkü bilmiyorlard›. Bildi¤ini düflünenler dahi ya da bilmesi gerekenler dahi bilmiyordu. Israrla onlara tecriti anlatt›k. Hapishanelerdeki iflkenceyi anlatt›k. Tecritin insanlar› ne hale getirdi¤ini somut örnekleri ile isim vererek anlatt›k. Anlatt›k ki kafalar›nda soru iflaretleri kalmas›n; isim verdik ki soyut konufltu¤umuzu düflünmesinler. Çünkü araflt›rabilirler. Çokca ziyaretçimizden flöyle bir tepki ald›k: “Seni yaflataca¤›z!”. Bu söz flu anlama geliyordu kuflkusuz; tecridin kald›r›lmas› için mücadele edece¤iz, ölümleri durduraca¤›z. Ama evde ölüm orucu yapan sadece ben de¤ildim ki… Fatma Koyup›nar da benimle birlikte
HAZIRAN 2006 | TAVIR | 3
makale
Mücadelemiz onlar için de olmal›, tan›mad›¤›m›z di¤er insanlar için de… En az›ndan bizler böyle düflünüyor, bunun için direniyor, bunun için ölüme gidiyoruz. Beraber ölüme gidiyoruz. Ayn› sonu paylaflaca¤›z. Niye dillerde ayn› yeri alm›yoruz? Bazen düflünüyorum da acaba çok mu abart›yorum? Çok mu al›ngan›m? Abart›l› oldu¤umu ya da al›ngan oldu¤umu düflünmüyorum. Yaflam ve ölüm aras›ndaki uzlaflmazl›k, ölümün kesinli¤i, ölüm orucu direniflçili¤inde oldu¤u gibi ne zaman gerçekleflece¤inin az çok tahmin edilebilir olmas›, bizler aç›s›ndan gerçe¤i daha yal›n yap›yor. Art›k her fley daha basit oluyor. Ve belki de bu yüzden düflüncelerimizi, duygular›m›z› ifade edifl tarz›m›z› sekter bulabilirsiniz. ‹ncitici bulabilirsiniz. Böyle düflünmemelisiniz. Bu süreç hepimiz aç›s›ndan yeniden ve yeniden ö¤rendi¤imiz bir süreçtir. Her fleyi tekrar ve tekrar tart›flt›¤›m›z bir süreçtir. Bu dönemin özgünlü¤ünden olsa gerek, alg›da daha seçiciyiz. Yap›lanlar ve söylenenler bizlerde daha derin etkiler yarat›yor. Kayg›l›y›z. Geride bir fleyler b›rakmak kayg›s› tafl›yoruz. Amac›m›z ölmek de¤il. “Nas›l ölece¤iz?” Bizim kayg›m›z budur. As›l olarak, vermekte oldu¤umuz mücadele bana böyle düflündürtmektedir. Çünkü hep söyledi¤im gibi, tecrite karfl› mücadele insanl›k mücadelesidir. Tecrit iflkencedir. Hiçbir insan yan› bafl›nda yap›lmakta olan iflkenceye sessiz kalamaz. Kalmamal›d›r. Nas›l Guantanamo’daki iflkencelere sessiz kalm›yorsak, Ebu Garip Hapishanesi’ ndeki iflkenceye sessiz kalm›yorsak, burnumuzun dibindeki F tiplerindeki iflkenceye karfl› da sessiz kalmamal›y›z. ‹nsanl›k bunu gerektirir. Peki, insanl›k Fatma’y› ve di¤erlerini sahiplenmeyi de gerektirmez mi? Fatma ve di¤erleri yaflat›lmay› hak etmediler mi? Onlar›n ölümünü izledi¤imizde, eriyen insanl›¤›m›z olmayacak m›d›r? ad›m atmad› ve ben öldüm; sonuç ne olacak? E¤er tecrite s›rtlar›n› tekrar dönerlerse, bu, direniflin kayb› olmaz m›? O zaman benim ölümüm bofla giden bir ölüm olmaz m›? Ya da ben as›l o zaman ölmüfl olmaz m›y›m? Tecrit oldu¤u sürece direnifl de olacakt›r. Bugün direniflin ad› Ölüm Orucu’dur. Tecrit kald›r›lmadan ölüm orucu eylemi sona ermeyecektir. fiu an içeride ve d›flar›da ölüm orucu direnifli sürüyor. Gebze M Tipi Hapishanesi’nde Serpil Cabadan eyleminde 350’li günlere yaklaflmak üzere. ‹zmir K›r›klar F tipi Hapishanesi’nde Fahri T›rpan 80’li günlerde. 1 May›s’ta Ölüm Orucu’na bafllayan 13. ekip direniflçileri Mustafa Tosun, Kamil Karatafl ve Sevgi Saymaz eylemini sürdürüyor. Adana’da iki çocuk annesi Gürcan Görüro¤lu Ölüm Orucu’nu sürdürüyor. Hepsi insan, hepimiz insan›z, yok birbirimizden fark›m›z. Onlar da birer can, birer de¤er. Onlar› da yaflatal›m.
4 | TAVIR | HAZIRAN 2006
Yaflam, bizi kaç›n›lmaz olan ölüme götürürken her an›nda ö¤retir de. Elbette ben de kendimi sorgulay›p neyi eksik b›rakt›¤›m› tart›yorum. Eksik b›rakm›fl›m ki tecrit hala çözülmemifl ve insanlar hala iflkence çekiyor. Yapt›¤›m hesaplaflma, kendi içimde yürüttü¤üm tart›flma sonucu ölüm orucu karar›n› ald›m. Eylemimde çok uzun bir süre geçmedi belki. Nihayetinde 52 gün. Ama bu 52 günde yaflad›klar›m bana çok fley ö¤retti, beni daha da ilerletti. Art›k eyleme bafllad›¤›m Behiç olmad›¤›m› biliyorum. Belki hassas oluflumun nedeni de budur. Bu nedenle belki de masumca söylenen bir “seni yaflataca¤›z” sözü, bende çok fley ça¤r›flt›rm›flt›r. Kimseyi elefltirmek ya da suçlamak niyetinde de¤ilim. Dikkatinizi de çekmifltir. Yanl›fl anlafl›lmaktan korktu¤um için sürekli tekrarl›yorum ve vurguluyorum. Amac›m insanlar› k›rmak de¤il. Ama yanl›fl oldu¤unu düflündü¤üm bir fikri tart›flmak istiyorum… Benim için önemli!..J
an›
karanfil kokuyorsun deniz korcan
Sana geliyoruz ›fl›kl› caddelerden küf kokulu sokaklardan... Sana geliyoruz yozlu¤un bencilli¤in vücut buldu¤u sokaklardan dolaflarak. Ruhunu satm›fl ve satacak olanlar›n aras›ndan s›yr›l›p sana geliyoruz. Kapitalist pazarlarda, üç otuza haraç-mezat sat›lan duygu ve düflünce mezarl›klar›n› aflarak sana geliyoruz. fiüpheli, güvensiz bak›fllar›n aras›ndan s›yr›larak geliyoruz. Ifl›kl› caddeleri burjuva otomobiller doldurmufl. Sokaklarda keskin bir kükürt kokusu... Sokaklarda evsizler. Bafl›bofl köpekler dolafl›yor. Belki aç bir insan geçti az önce flu caddelerden. Ve sallana sallana yürüdü gitti bir sarhofl. Tam karfl›nda bir bar... ‹çerden alkol kokusu yay›l›yor d›flar›ya. Umutsuz insanlar›n mekân›... Batan gemiyi ilk önce terk edenlerin mekân›... Hepsinin aras›ndan s›yr›l›p sana geliyoruz, yüre¤imiz devrim devrim... Apartman›n kap›s›na var›yoruz. Pay Apartman›, dördüncü kat. Elimiz alelacele bas›yor zile. Zilde “Avukat Behiç Aflc›” yaz›yor. Bu evde bizi kocaman yüre¤iyle Behiç Aflc› bekliyor... Kim oldu¤umuzu soruyorlar yukar›dan, cevap veriyoruz. Kap›lar aç›l›yor o anda. S›cak tebessümleriyle dostlar›m›z karfl›l›yor ilk önce bizi. Solgun ama güleç yüzleriyle açl›k grevcileri
ve sen karfl›l›yorsun bizi. Sen, karanfil kokuyorsun...
Eee sonra ne olmufl? Sonra direnmifl insanlar.
Yorgunsun biraz. S›ms›k› kucaklafl›yoruz. Kürek kemiklerini hissediyorum sar›l›nca. Açl›¤›n k›rkl› günlerini devirdin, kolay m›? Oldukça zay›flam›fls›n. Ne çabuk geçti diyorum, ne çabuk... Zaman hep böyle yüreklere do¤ru mu akar?
Hiçbir fley yememifller, açl›ktan ölmüfller birer birer, befler onar yüzer yüzer ölmüfller sonra. Sonra ne olmufl? Ölmüfller ama insanl›¤› öldürmemifller. ‹nsanl›k hep kalm›fl, o hep yaflam›fl.
Yüzüne bak›yorum. Nas›ls›n? Asl›nda bütün yüre¤imle soruyorum bu soruyu, fark›nda m›s›n? Nas›ls›n? Bir “Nas›ls›n” bazen çok fley ifade eder. “Nas›ls›n” demek bazen saatlerce konuflmakt›r. Bir “Nas›ls›n” a belki bütün ömrü s›¤d›r›rs›n bazen: Nas›ls›n? Sanki anl›yor gibisin... Öyle bir “‹yiyim” diyorsun ki ve “Sen nas›ls›n?” ‹yiyiz biz. Görüyorsun bak, iyiyiz. Vicdanlar› sarsaca¤›z buradan. Bu evden, bu kap›dan ç›k›p gidecek, umutsuzluk. Bu kap›dan yay›lacak umut. Ve yürekleri sarsacak. Önüm, arkam, sa¤›m, solum sobe! Umut nerdesin... Umut... Yok. Ama biz umudu bulaca¤›z ve sobeleyece¤iz! Bütün umutsuzlar› sobeleyece¤iz. Sobeleyece¤iz herkesi; birer birer görüp “Sobe!” diyece¤iz. Kimse kaçamayacak. Kimse saklanamayacak, kimse gözlerini kapayamayacak tecrite... Tecrit... Biliyor musun, ç›ld›rt›r insan›? Tecride boyun e¤ersek insanl›¤›m›z› kaybetmifl oluruz. Hani flu küçücük bebeler var ya… Yar›n bafllar› öne e¤ilmesin diye biz ölüyoruz. Bir gün anlatacaklar. Memleketin birinde insanlar› küçücük odalara kapatm›fllar y›llarca.
Tecrit duvarlar› her yerde. O caddelerden geçiyoruz. Herkesin etraf›nda bir tecrit duvar› var ve bunu kimse görmüyor. Kimse birbirinin gözlerinin içine bakarak konuflmuyor fark›nda m›s›n? Herkes birbirinden gözlerini kaç›r›yor. Belki bize öyle geliyor. Belki tecrit duvar› gözleri böylesine kör ediyor. Tecrit Tekirda¤’da, tecrit Sincan’da, tecrit Edirne’de, tecrit Uflak’ta, tecrit Kütahya’da, tecrit Gebze’de, tecrit K›r›klar’da de¤il sadece… Tecrit her yerde.... Sekiz kollu ahtapot gibi s›k›yor bo¤az›m›z›. Bir anlatabilsek, ah bir anlatabilsek... Bir anne çocuklar›n›n ellerinden tutmufl karfl›dan karfl›ya geçiyor. S›k› s›k› tutmufl ellerinden. Annelik iflte... Acaba fark›nda m›, sen yüz metre ötede o çocuklar için can›n› veriyorsun? Fatma o çocuklar için can›n› verdi. Hay›r, görmüyor. Evin önünden sessizce geçip gidiyor. Sen belki gülümsüyorsun pencereden. Hani o yüzünü bile görmedi¤in insanlar için... Hani kocaman gözlüklerin ve beyaz önlü¤ünle bir laboratuarda... Hem de en güzel, en gerçek fleyin yaflamak oldu¤unu bildi¤in halde... ‹nsanlar için... ‹nsan›n dili varm›yor gerisini söylemeye.
HAZ‹RAN 2006 | TAVIR | 5
an›
Uflak’ta Sevgi sevgi aç›yor karanfiller, Sincan’da Kamil ve Mustafa, Adana’da Gürcan... Baharla birlikte patlayan tomurcuklar gibisiniz ülkemin ba¤r›nda açan... Gözlerin diyorum... Gözlerini anlatmak en zor ifli dünyan›n. Gözlerin gördü¤üne yürek dayanmaz ve belli ki dayanamad› senin de yüre¤in. Gözlerin flimdi bin tomurcuk, yüre¤imin yang›nlar›nda yanan... Gözlerini b›rak›p gitmek zor. Bir bardak çay›n bitimine bir ömrü de s›¤d›r›r›z... Ne kadar çok fley var anlatacak. Birazdan ayr›lmak zorunday›z. Candan can kopar gibi. fiimdi yine düflece¤iz burjuva kentin ›fl›kl› caddelerine. Belki birazdan bir kapkaç olacak köfle bafl›nda. Bir yaln›z adam sallana sallana geçecek bu sokaktan. Ç›k›yoruz caddeye.
Bu fliir insan›n içine iflliyor, iflte böyle zaman›n yüreklere do¤ru akt›¤› mevsimlerde... Ben “bahar yang›n›” ad›n› koydum bu mevsimin. Baharlarda tomurcuklar patlar. Bir yan›m›z hüzündür. Baharlarda yüre¤imizde iflte böyle yang›nlar da yanar... Ama anlataca¤›z Behiç. Anlat›r›z biliyorsun. Anlatamazsak s›ra s›ra dizilmifl tabutlar›m›z anlat›r. Susarsak mezarlar›m›z konuflur. Dilimiz dama¤›m›z kurusa da, anlatacak derman›m›z kalmasa da gözlerimiz konuflur. Anlataca¤›z. Sonuna, sonsuza ve sonuncumuza kadar... Sahi ne yapar sonuncumuz? Hiç düflündün mü, hepimiz ölsek ve sonuncumuz kalsa geriye? Mesela aç›k bir cephe savafl› düflün. Bütün ordu k›r›lm›fl ve bir tek sonuncumuz kalm›fl...
Bir yar›flta hep birinci olmak istenir ama bu yar›flta sonuncu olmak istenir. Fatma’n›n son sözleri de¤il miydi: “Ben son olay›m baflka kimse ölmesin.” Ve sen sonuncu olmay› ne çok isterdin de¤il mi? Her ölüme yatan, gözlerinde ayn› alevle diledi bu dile¤i, gökyüzünde kayan bir y›ld›z arayarak gözleri... Ben son olay›m. Baflka kimse ölmesin... Gökyüzünden bir tek y›ld›z kaymad›. Ancak biz hep kufland›k y›ld›zlar›. Aln›m›zdaki ateflle parlatt›k y›ld›zlar›... Sen konufluyorsun flimdi... Açl›¤›n k›rk beflinde elinde tuttu¤un barda¤a tak›l›yor gözlerim. Kuflburnu çay› muhtemelen.
Sonuncumuzun gözleri ne çok fley görmüfltür? Sonuncumuz bayrak olur çekilir göndere. Sonuncumuz son sözümüzdür... Yenileri yaratacak olan...
Açl›¤›n k›rk beflinde susuyorsun zaman zaman. Yan›nda oturuyorum hemen yan› bafl›nda ve sen karanfil kokuyorsun... Haziran ay›na giriyoruz ve bilirsin haziranda karanfil kokar her yan. Metris’in s›ca¤›nda yanan kavrulan bedenlerden yay›l›r karanfil kokusu Apoca, Fatihçe, Haydarca ve Hasanca…
Ama bir de baflka türlü sonuncu olmak var.
fiimdi gururla gülümsüyorlar sana, sizlere.
6 | TAVIR | HAZ‹RAN 2006
Gece yar›s› oldu. ‹ki travesti duruyor sokakta. Sigaralar›n› tüttürüyorlar. Bize bak›yorlar kuflkulu gözlerle. Göz süzüp çeviriyorlar bak›fllar›n›. Ve yüzlerce, binlerce insan yafl›yor bu sokakta. Yaln›z ve umutsuz... Sen o evden y›ld›zlar da¤›t›yorsun. Burjuva kentin burjuva sokaklar›nda 120 metrekarelik bir ada seninki... Ada, bizim adam›z. Umutlar›m›z› büyüttü¤ümüz adam›z. Bafl›m›z› gökyüzüne dikip de y›ld›zlara dilekler gönderdi¤imiz adam›z. Hiç batmayan adam›z. Okyanuslar aflarak vard›¤›m›z, gölgesinde dinlendi¤imiz adam›z. Ve mutlaka var›lacak olan adam›z bizim. O Ada’y› ancak Adal›lar görebilir. Ve Adal›lar yaflar o adada. Adal›lar varabilir bir tek o Ada’ya. Adam›z devrimin en güzel resmidir. Sen devrimin en güzel resmisin. “Ben Avukat Behiç Aflc›... hukukun ve adaletin yok edildi¤i bir ülkede yaflam hakk› için ölüm orucunday›m.” Mutlulu¤un bir türlü çizilemeyen resmisin. Sen, devrimsin...J
biyografi
art›k bir dervifl daha yok kayhan demir
“on dört bin y›l gezdim divanelikte s›tk-› ismin buldum pervanelikte içtim flarab›n› mestanelikte k›rklar›n ceminde dara düfl oldum”
Gelene¤in son temsilcilerinden bir halk ozan›n› daha ölümsüzlü¤e u¤urlad›k. “Haydar Haydar”›n o güçlü sesi art›k aram›zda de¤il. Asl›nda ac›y› ve sevgiyi, özlemi ve kavuflmay›, gelene¤in izinde, son nefesine kadar temsil eden Ali Ekber Çiçek’i türküleri anlat›yor zaten; benim yapaca¤›m yaln›zca gözlem ve belgelere dayanarak onu yorumlamaya çal›flmak olacak.
Ali Ekber Çiçek’in Yaflam› Ali Ekber Çiçek 1935 y›l›nda Erzincan’a ba¤l› Ulalar Köyü’nde do¤du. Yoksul bir Alevi ailesindendi. Henüz dört yafl›ndayken daha sonraki y›llarda yaflam›n› ve do¤al olarak da sanat›n› etkileyecek büyük bir ac›yla tan›flt›. Babas› 1939 y›l›nda Erzincan depremi s›ras›nda hayat›n› kaybetti. Yoksullu¤un üzerine babas›zl›¤›n da eklenmesiyle Çiçek, küçük yaflta çiftçilik yapmaya bafllad›. Yoksulluk, ilkokuldan sonra e¤itiminin kesilmesine de neden oldu. Çiçek, toprakla iç içe geçen yaflam› sürerken kat›ld›¤› cem toplant›lar›nda ba¤lama ve Alevi deyiflleriyle tan›flt›. Bu tan›flma onu tan›mam›za kadar geçecek sürecin ilk büyük halkas› olacakt›. Çiçek, bu dönemi flu flekilde ifade eder: “‹lk saz› elime bir ‘cem’de teslim ettiler. Befl yafl›ndayd›m. Dedeler, hemen anlad›lar bu eli perdelere tam ulaflamayan çocukta bir fleyler oldu¤unu. O zaman›n ünlü pirlerinden Potik ‹smail Dede ve Eyüp Dede bana çok yard›mc› oldular, usulleri ö¤rettiler. Benim dedem ba¤lama çalard›. Köyüm yetmifl befl haneydi, belki k›rk›n›n evinde ba¤lama vard›. Ben onlardan ilham ald›m. Üç yafl›nda iki parma¤›mla onlar›n masas›nda saz çal›yordum. Dokuz yafl›mdayken, altm›fl ya-
fl›ndaki dede kadar ba¤lama çal›yordum.” Köyünde ald›¤› bu e¤itimin ard›ndan yoksullu¤un da zorlamas›yla ba¤lamas›n› al›p dokuz yafl›nda ‹stanbul’a gitti. Akrabalar›n› bulamad›, bir ifl han›na s›¤›nd›, çeflitli ifllerde çal›flt›. Ozan o günleri flu flekilde dile getirir: “Mevsimlerden yazd›, bir kerevetin üstünde sabahl›yordum. Her gece Allah’a ‘Bu gece üstüme yorgan örtecek misin?’ diye sorard›m.” Bir süre sonra müzisyen olan halas› Saime Senan’› buldu. Ca¤alo¤lu’ndaki halkevinde ba¤lama çalmaya bafllad›. ‹ki y›l orada çald›ktan sonra halas›n›n arac›l›¤› ile Ankara’da Muzaffer Sar›sözen ile tan›flt›. Muzaffer Sar›sözen taraf›ndan be¤enilen Çiçek, çocuk yafl›na ra¤men Yurttan Sesler Korosu’na kat›ld›. Sar›sözen’in deste¤i ile radyoda on iki yafl›nda deyifller okumaya bafllad›. “Benden Selam Söyle O Güzel fiaha” isimli deyifl Türkiye radyolar›nda söylenen ilk Alevi deyifli olma özelli¤ine sahiptir. O y›llarda radyolarda deyifl okunmas› yasakt›. Bu yasa¤›n nas›l delindi¤ini Çiçek flu flekilde anlat›r: “O dönemde, Hac› Taflan çok ünlüydü. Sar›sözen’e demifl ki: ‘Ben de Aleviyim. Bu deyiflleri bana niye okutmuyorsun?’ Sar›sözen, ‘‹flte sorun da burada. Senin Alevi oldu¤un biliniyor. Bu çocuk da Alevi ama henüz on iki yafl›nda. Sana söyletsem ‘Alevi-Sünni ayr›m› yap›yorsun’ diyecekler ama Ali Ekber için onlara, ‘Bak›n ben 38 yafl›ndaki Hac› Taflan’a bozlak okutuyorum. Ama bu çocuk köyünde ne duyduysa onu ö¤renmifl. Biz de onu çald›r›yoruz’ diyece¤im.” Alevi deyifllerini tüm Türkiye’ye küçük ama tok sesi ile duyuran Çiçek, türküleri yorumluyor, yeni türküler derliyor, radyodaki yerini
de sa¤lamlaflt›r›yordu. “Kara Tren Gelmez M’ola”, “Gurbet Elde Geldi Bir Hal Bafl›ma” o dönemde seslendirdi¤i türkülerdendi. Ankara Radyosu’nun ard›ndan 1960 y›l›nda ‹stanbul Radyosu’nda çal›flmaya bafllad› ve bu kurumdan y›llarca ayr›lmad›. Otuz befl y›l› aflk›n bir sürede dört yüzün üzerinde türkü derledi, besteledi, seslendirdi. Onlarca plak, kaset, cd doldurdu. Türkiye d›fl›nda pek çok ülkede konserler, üniversitelerde seminerler verdi. Türküleri genifl kitlelere ulaflt›rabilmek için çal›flt›. “Derdim Çoktur Hangisine Yanay›m”, “El Vurup Yaremi ‹ncitme Tabip”, “A¤lama Gözlerim”, “Yolumuz Gurbete Düfltü”, “Aflka Tuzak Gerekmez”, “Kifli Sevdi¤ini Gönülde Bulsa”, “Hazin Hazin Esen Seher Yelleri” ve “Haydar Haydar” en bilinen türküleri aras›ndad›r. Ali Ekber Çiçek, 26 Nisan 2006 tarihinde aram›zdan ayr›ld›. Uzun süredir fleker hastal›¤› tedavisi görüyordu.
Ali Ekber Çiçek’in Yaflam ve Sanat Anlay›fl› Türküler, yay›ld›¤› alanlarda, toplumlar›n, ruh durumundan, felsefi görüfllerine var›ncaya kadar çok yönlü bir özeti durumundad›r. Do¤rulu¤u yanl›fll›¤›, günün de¤erleriyle aras›ndaki iliflki bir yana, birçok konuda önemli bulgular tafl›r. Zengin-yoksul çeliflkisi, inanç farkl›l›¤›, savafl ya da aflk öyküsü anlatan bir türkünün anlam› yaln›zca içinde bar›nd›rd›¤› sözlerle s›n›rl› de¤ildir. Ali Ekber Çiçek’in felsefesi de bu gerçekten ba¤›ms›z olmam›flt›r. Çiçek’in do¤du¤u ve çocuklu¤unun bir k›sm›n› geçirdi¤i Erzincan, âfl›k gelene¤inin sürdürüldü¤ü önemli bölgeler içindedir. Arguvan ve Erzurum aras›ndaki bu bölgenin Çiçek’i etkiledi¤i aç›kt›r.
HAZ‹RAN 2006 | TAVIR | 7
biyografi
sadedir. Bununla birlikte Çiçek’te Mahzuni fierif’teki aç›k politik söylem görülmez. Burada da gelenekçi yan›n a¤›r bast›¤›n› düflünüyorum. Mahzuni fierif, bu yan›yla gelene¤in kal›plar›n› k›ran bir örnek olarak karfl›m›za ç›k›yor. Bütün bunlara ra¤men Ali Ekber Çiçek’te, Âfl›k Veysel’deki gibi politikadan uzak duran, devletçi bir özellik olmam›flt›r. Çiçek’in tavr› belirgindir; sorun diye adland›rd›¤›m›z fley belki de sadece türkülerinde seçti¤i ifadelerdir. Politik tercihini flu flekilde ifade eder ozan: “Dünyada nerede bir rahats›zl›k varsa, sanatç› ondan rahats›z olur. Tüm dünyay› teneffüs eder sanatç›. Dünyadan, insandan, tabiattan ayr› de¤iliz.” Bu yüzden, Alevi kimli¤ini gizlemedi¤i ve yer yer iktidarlar› tafllad›¤› için dikkat çekmifl, sansürle bo¤uflmufl, bu mücadeleden aln›n›n ak›yla ç›kmay› da bilmifltir. Sansürle karfl›laflmas›n› ve bu bask›ya karfl› tavr›n› da flu flekilde anlatm›flt›r: “Bu memlekette yaflay›p da o canavarla (sansürle –bn-) karfl›laflmamak mümkün mü? San›yorum 1969 senesi. Süleyman Demirel baflbakan. Ben o s›ralarda sevilen bir türkü var onu okuyorum: ‘Hüseyin’im yeflil giyer eynine / Hiçbir hile getirmezdi göynüne / Kurdu kuflu lütfeylemifl kendine / Mülke de Süleyman ne güzel uymufl...’ Baflbakan yard›mc›s› radyoyu aray›p ‘Süleyman’la ilgili k›sm› ç›kar›n türküden’ demifl. ‘Demirel ne zaman padiflah oldu?’ dedim ve türküden bir kelime bile ç›kar›l›rsa çekip gidece¤imi söyledim. Ç›karmad›lar.
Ali Ekber Çiçek bir deyifl ustas›d›r, Alevidir. Cemlerde büyümüfl, Alevili¤in kulaktan kula¤a f›s›ldand›¤› bir dönemde yetiflmifl, yetifltirilmifltir. Halk ozanl›¤›n›n, âfl›kl›¤›n temel kurallar›ndan birisi ç›rak yetifltirmektir. Çiçek’e de bu uygulanm›flt›r. Bu yüzden kiflili¤ine ve sanat›na yön veren de, bu dönemde ald›¤› terbiye ve usul olmufltur. Bu tutulan yol son an›na kadar k›skançl›kla sahiplenilmifl, yoldan ç›kmaktan da özenle kaç›n›lm›flt›r. Bu yolda Çiçek’in en iyi arkadafl› ba¤lamas› olmufltur: “‹flte saz›m bana böyle mürflitlik (do¤ru yolu gösteren, rehber –bn–) ediyor” der bunu ifade ederken. Çiçek küçükken ald›-
8 | TAVIR | HAZ‹RAN 2006
¤› e¤itimin kendisi üzerindeki etkisini flu flekilde aç›klam›flt›r:“Üç yafl›nda kuca¤›mda saz oldu¤unu söylerler. Ben eski Rüfltiye’yi bitiren profesörlerin, dedelerin sohbetlerinde büyüdüm. Çocukken beyninize kaydetti¤iniz bilgiler, yani o felsefe, sonradan bir çiçek gibi, bir çim gibi büyüyor. O tasavvuf ehli, kâmil kiflilerin sohbetlerinde büyüdü¤üm için, onlar›n bütün felsefesini ben sonradan saz›ma tafl›d›m. Anamdan sonra saz›m beni do¤urdu.” Çiçek’in türkülerinde a¤›r basan yan dinsel ö¤elerdir. Fakat onu dinlerken Feyzullah Ç›nar’daki a¤›r dinselli¤i bulmay›z pek. Çiçek,
Bir de 12 Mart döneminde bir türkümden Ali’yi ç›karmak istediler. O türkü de flöyle: ‘Ali’nin s›rr›na ereyim dersen / Bir mürflid-i kâmil bulanlar gelsin / Gönül Kâbe olmufl hem beytullaht›r / Ol bahr-i ummana dalanlar gelsin...’ Söylesenize Allah aflk›na bu türküden Ali’yi ç›kar›rsan›z geriye ne kal›r?” ‹nsan› ve yaflam› ilgilendiren pek çok fleyi bulmak mümkündür onun türkülerinde ve konuflmalar›nda. Çiçek, insan için vard›r. Bütün çal›flmalar› insan ve onun mutlulu¤u içindir. Söyledikleri bu yan›yla ö¤üt niteli¤indedir. Sanat›n›n di¤er pek çok Alevi ozanda da rastlan›ld›¤› gibi didaktik, ö¤retici bir yan›
biyografi
“ Gerçekleri göstermek, gerçeğe kavuşmak ve gerçeği olduğu gibi insanlara anlatmak için çalışmış bir insanım. Cahilden uzak, kamile yakın oldum; büyüklerime saygı ile küçüklerime sevgiyle yaklaştım. Konuşulan her kelâmı ibadet gibi dinledim, kimseyi acizlik ve bilgisizlikle itham etmedim... Bu icraatım boyunca hiçbir maddi menfaat sağlamadan, insanların duygularını sömürmek gibi bir yanlışlığa meydan vermedim.” oldu¤u aç›kt›r. Zalime karfl› dikilmeyi, namuslu yaflamay›, yalan söylememeyi ö¤ütleyip insan›n bütün erdemli özelliklerine sahip ç›karken; cahilli¤i, zorbal›¤›, ikiyüzlülü¤ü yermifltir. Yaflam› boyunca dinsel ayr›mc›l›¤›n karfl›s›nda olmufl, insan› sevmifltir: “(…) Ben insan ay›r›m› yapmam. Saz›m› ald›¤›mda yedi milyar insanla yekvücut olurum. Otuz y›l önceydi. Eyüp Camii’nin imam›n›n benimle tan›flmak istedi¤ini söylediler. Bakt›m ki ümran görmüfl, cehaleti yenmifl, olmufl bir adam, sevdim onu. Beni evine ça¤›rd›. Kar›s›n›n, k›zlar›n›n bafl› kapal›. O ulu imam bir rak› koydu sofraya. ‘Bu senin için Ali Baba.’ dedi. Ben yedim, içtim, söyledim. Ben rak›yla demlendim, onlar türküyle.” Ali Ekber Çiçek’in çal›flmalar› sonucu çok say›da türkü ve deyifl TRT’nin arflivine girerek yok olmaktan kurtulmufltur. Sözlü ve müzikli Alevi edebiyat› aç›s›ndan bak›ld›¤›nda Çiçek’in yüklendi¤i bu görev büyük bir önem arz etmektedir. Çiçek’in sorumluluk duygusu geliflkindir. Bu çal›flmay› zorluklar içerisinde neredeyse tek bafl›na yürüten Çiçek’in büyük bir ifli baflard›¤›n› görmekteyiz: “Aflk›, o felsefeyi hiçbir zaman maddiyata dökmedim. Bir tane k›z›m var, ona ayakkab› alamad›¤›m› bilirim. Hep buna gönül verdim, gençli¤e bir fleyler b›rakmak için çabalad›m. Sanat ad›na flahsen kendi çabamla binin üzerinde derlem ve ezgi b›rakt›m. Onun için çok mutluyum. (…) fiunu demek istiyorum, insan iflini severek yapmal›. Yani bir ibadet gibi, bir
sevgiliyi sever gibi yaps›n. Ben saz›m› elime ald›¤›m zaman seviyorum onu, okfluyorum bir sevgili gibi, böyle. Hiçbir zaman maddeye önem vermedim. Ben yirmi befl y›lda, radyodan ayr›lm›fl olsayd›m, radyoevi gibi bir bina yapard›m. ‹zmir’de bir konser verdim, yetmifl bin kifli geldi. Hem gençlik Ali Ekber’i seviyor, hem elli yafl›n›n üstündekiler seviyor. Çizgimi hiç bozmadan inanc›mla buralara geldim.” S›k› s›k›ya tutundu¤u gelenekçili¤i hem yaflam görüflüne hem de türküleri söyleyifl tekni¤ine kadar uzanm›flt›r: “Kendini kan›tlam›fl ve halk nazar›nda kabul görmüfl eserlere yeniden yorum eklemeye gerek yok. Ali Ekber Çiçek nas›l çal›p okuyorsa, gençler ve ondan sonra gelenlerin de öyle okumas› gerekiyor. Bu tavr› yakalamalar› gerekiyor. Parçalar›mdaki yorum zaten içinde vard›r. Tekrardan o parçalara yorum eklemeye gerek yok. Ali Ekber Çiçek deyince türküleri kadar ba¤lama çal›fl tekni¤ini de unutmamak gerekir. Özellikle “Haydar Haydar”da en üst boyutuna ulaflan bu çal›m biçimi, ba¤laman›n ne kadar genifl özelliklere sahip oldu¤unun da ispat› olmufltur. Bu türküde öne ç›kan bu tav›r daha sonra pek çok sanatç›y› etkilemeyi baflarm›flt›r. Çiçek, bu türkünün çal›m› üzerinde üç y›l b›kmadan çal›flt›¤›n›, genç kuflaklar› “emek harcamad›klar›” fleklinde elefltirirken dile getirir. Çiçek’in türkülerinde a¤›rl›k tafl›yan bir baflka
yan gurbetlik ve s›la özlemidir. Üretim ve gelir da¤›l›m›ndaki dengesizlikler nedeniyle gurbet gerçe¤ini çok iyi bilen bir halka, yine gurbetin ne oldu¤unu en az onlar kadar bilen bir ozandan daha yak›n birisi olabilir mi? “A¤lama Gözlerim” ve “Yolumuz Gurbete Düfltü” gurbet anlat›m›n›n en baflar›l› örnekleri olarak karfl›m›zda duruyor. Ali Ekber Çiçek’te öne ç›kan bir baflka yan da hüzündür. Hüznün türküye dönüflmüfl halini en çok onun sesinden duyar›z. Haks›zl›¤›n, sevgisizli¤in yaratt›¤›, dertlerin ezdi¤i bu halk Çiçek’in “Derdim Çoktur Hangisine Yanay›m” ya da “El Vurup Yaremi ‹ncitme Tabip” gibi türkülerinde kendini bulmufltur. Çiçek, halk›n ac›s›n› ete kemi¤e büründürmüfltür. O, bu halk›n sesidir.
Son Söz Yerine Ali Ekber Çiçek’in yaflam›, insan›n bafl›n›n dik durmas› gereklili¤inin özetidir. Sevginin özetidir. Yoksul bir yaflamdan gelmifl, yoksul yaflam›flt›r. Gücünü kendi gerçe¤inden ve inanc›ndan alm›flt›r. Son günlerinde bile ayakta duramayacak kadar zay›f ve bitkinken ç›kt›¤› sahnede, ba¤lamas›yla birlikte devleflti¤inin tan›klar› aram›zda bulunuyor. Çiçek emekçidir ve ayn› zamanda eme¤in de¤erinin ne oldu¤unu türküleriyle bize anlatmay› baflarm›fl bir ulu dervifltir. Önünde sayg›yla e¤ilirken son sözü kendisine b›rak›yorum: “Gerçekleri göstermek, gerçe¤e kavuflmak ve gerçe¤i oldu¤u gibi insanlara anlatmak için çal›flm›fl bir insan›m. Cahilden uzak, kâmile yak›n oldum; büyüklerime sayg› ile küçüklerime sevgiyle yaklaflt›m. Konuflulan her kelâm› ibadet gibi dinledim, kimseyi acizlik ve bilgisizlikle itham etmedim... Bu icraat›m boyunca hiçbir maddi menfaat sa¤lamadan, insanlar›n duygular›n› sömürmek gibi bir yanl›fll›¤a meydan vermedim.”J … Kaynakça: Kömür Gözlüm, Bekir Karadeniz, 1999. Ali Ekber Çiçek ile Röportaj, Serkan Taflk›n, Anadolu Ajans›, 2005 Ali Ekber Çiçek ile Röportaj, Aynur Çelikcan, TRT Radyo Televizyon Dergisi, Ocak 2006 Saz›m› Elime Ald›¤›mda Bütün Dünyayla Yekvücut Olurum, Ersin Kalkan, Hürriyet, 2005
HAZ‹RAN 2006 | TAVIR | 9
öykü
özgürlük nihat çapar
Ölüm toplasa da çiçekleri Çiçekte tohum biter mi? (Hapishanelerde ölümler sürüyor! 122.ölüm!) Bir sigara istedi yan›ndakinden, bir de atefl... Uzatt›. K›sa bir u¤rafltan sonra ateflledi sarmay›... fiakaklar›ndan, bir an bile olsun hissetmedi¤i terler ak›yordu, yanaklar›na... C›l›z elleri titremiyordu yine de; fakat her flartta yan›ndakinin tutmas›n› istiyordu, ara ara. Bu kadar heyecanlanmas› ola¤an de¤ildi elbet... Defalarca sahne ald›¤› mekana, ilk kez ç›k›yor görüntüsü çizmesini, anlamland›ram›yordu yan›ndaki... Sigaran›n bitmesine yak›n, yere at›p, üzerine de basarak söndürmesi; y›llardan bu yana tan›d›¤› kifliye tuhaf gelmiflti. Yere b›rakt›¤› sigaran›n üzerinde son hamlesini de yaparak yöneldi kulislere... Kulislere vard›¤› vakit, çevresini ayna ve gündüz temsilinden aç›k b›rak›lan sar› ampuller sarm›flt›... ‹çeriye vard›¤› vakitti... Kapatt› kap›y› ve tavan ›fl›¤›n›... Art›k yaln›zca küçük ampullerle belirgin görünen ayna ve aynada kendine bakan göz kapaklar› vard›. Bakt›¤› anda yaln›zca kendi görüntüsüyle bafl bafla kal›yordu; ne peruklar, ne göz alan kostümler, ne de rengarenk afifller... Bir tek kendisi... Derin bir nefes al›p verdi fezaya... Sol elinin dirayetsiz parmaklar›n› kafllar›na do¤ru hareketlendirerek, gözlerini kapatt›. Parmaklar›n› konumland›rd›¤› kafllar›n›, kapal› olan göz kapaklar›n›n üzerine b›rakt›... fiimdi simsiyah bir aleme nefes al›p veriyordu sadece. Heyecan›n› yenmek için kendince türlü yollar deniyor, baflar›l› olam›yordu.Burnundan çekti¤i, güçlü ve taze havay›; fersiz ve bayat bir tatla b›rak›yordu, bofl odaya... Kap› çald›. Açt› gözlerini ve ses etti: - Evet?
10 | TAVIR | HAZ‹RAN 2006
- S›ran geldi. Cevap vermedi. Kalkt› beyaz tabureden h›zla. Taburenin oynar bafll›¤› dönmeye bafllad› usul usul. ‹ki elini aynan›n önüne sabitleyerek, bir daha bakt› kendine ve tekrarlad› k›s›k sesle: “Güçlü zay›f ne varsa sizinle...’’
öykü
Dudaklar› ve s›cak nefesi, resmini çizdi heyecan›n›n; ç›plak aynaya... At›ld›: - Geldim! Uzun u¤rafllar verip, k›sa zaman harc›yorlard› sonradan, seyirci önünde. ‹ki kurufl say›p geliyorlard›; fakat kimse yüklemiyordu duyduklar›n›. Buruflturup att›¤›, koçanl› bilete... ‹lki bitmifl, ikincisi göz k›rpm›flt› seanslar›n. Ifl›k kapand›, perde aç›ld›, müzik duyuldu... Perde arkas›nda bekliyordu, di¤erleriyle birlikte... Yan›ndakinin elleri ellerine kenetlenmifl ve sürekli terliyor olufluna ald›r›fl etmemiflti... Avuç içlerinin boyuna ›slanmas›; ellerini ay›r›p, mendille silme fikrini dahi getirmiyordu ak›llar›na. Yapmad›lar! Ne mendili düflündüler bir an, ne de ayr›l›p uzaklaflma fikrini... Müzik kesildi, sahnedekinin sesi duyuldu o an: - Özgürlük! … Ayr›ld› eller, so¤udu terler, ›s›nd› replikler... Bu ses, “gel” haberiydi, sahneye... Sahnedeydi... Bembeyazd› surat›. Ç›r›lç›plak bas›yordu ayaklar› tahta zemine. Duraca¤› yeri aniden bulmufl; fakat büyük ›fl›klar›n gözünü almas›ndan rahats›z olmufltu, belli. Sahnedeydi... Ayaklar›n›n alt›ndaki s›cakl›k, k›pk›rm›z› ediyordu temaflan›n yüz k›sm›n›. S›rt›ndaki kanatlar, rengarenk savuruyordu, yerdeki tozun huzurunu... Sahnedeydi... Elleri terli, elleri hünerli, elleri mertti... - Özgürlük! Dedi sahnedeki... (Müzik duyulunca mavileflen sahne, masmavi dinlememizi sa¤l›yordu, hayk›ran sesini) - Özgürlük! (Gülümsedi) Hangi bahar sabah›nda koklad›n›z, toprak kokan çiçe¤in yeflil yapra¤›n›? Hangi gecelerde çektiniz namuslu bir nefes Toroslar’dan? Kaç mezar bafl›na su oldunuz ya¤mur beklemeden? Ezan sesini duyarm›fl gibi yap›p, kaç sefer e¤ildiniz sürgün mekan›nda? fiarab›n› vermek için ezilene ne demeli, “e¤ilme” diyene ne? “Akrep” diye ba¤›ran Eflber’i kaç›n›z gördü, “memleketim” diyerek gideni? Pir Sultan’›n boynundaki ilmi¤i fark eden, Yusuf’un ‹nan’a göz ata-
rak devirdi¤i tabureyi hisseden; Deniz’le gö¤e yükselen kaç fikir var hayat›n›zda? (Sahnedeki renk k›rm›z›, suratlardaki renk k›rm›z›, müzi¤in tonu k›rm›z›...) Ben gördüm... Eflber’in etraf›n› saran akrepleri... Eflber’i sokan akrepleri... Atefli görüp, i¤nesini kendisine bat›ran akrepleri... Hasret’i gördüm... fiile bezinden don-fanilayd› iste¤i; öyle sancak da de¤il... Bir kalem, bir soluk nefes -ama hür- bir saman sar›s›; bir de Memed’in yüzü... Bir de çekiçli k›z›l, tabut üzerinde; gömütlükte... Onur’u gördüm... K›z›ldere boylar›nda, barikattan kurflun atan›; minareden-selviden... Vurmayan› fakat gö¤sünden, aln›ndan... Atefli gördüm... Diyar›n alev kat›nda bulundular... Söylediler, çald›lar... Yand›lar bir ara, do¤rulup savruldular... Kül oldu sand›lar bir vakit; oysa her daim yan›mdalar, Yan›mdalar... (Müzi¤in sesi k›z›llafl›yor.) Sustular ama... Susan› gördüm... Ses etmeyeni, el etmeyeni... Ba¤›rmadan yazan› sonra, H›çk›rmadan a¤layan›... Uluyan itleri gördüm sonra, Vakitlerden gece yar›s›yd›... Dediler: - H›çk›r›yor, a¤l›yor... Bekçi ç›kard› köflede, anlard›m; Tafl vurmufl aya¤›na... Gülümserdim... Özgürlük diyor flimdi... Dört yan› “puflt zulas›” Özgürlük derken bile, Cümlelerin özü korkmakta... ... Ifl›kç› fazla önemsememifl... Ne parlakl›¤›n oyunu, ne tasar›m›n çoklu¤u, ne de müzi¤in coflkusu görülmekte... Salon t›ka basa dolu, ayakta. Alk›fl sesleri durmadan yank›lanmakta. Y›ld›z› beliren siyah bereliler göründü sahnede. Al›p tabutu omuzlara, kapal› yumrukla selamlay›p, a¤›r a¤›r yok oldular; ufukta...J
HAZ‹RAN 2006 | TAVIR | 11
okurdan
sizden gelenler... Merhba Tav›r, Merhaba ‹dil; Tüm Tav›r okuyucular›, hepinize türkü s›cakl›¤›nda merhaba... Ben Cihan Güzel. Tav›r’›n, okuyucudan gelen yaz›lara dergide yer vermesinden dolay› çok sevindim. (Ne de olsa Tav›r halk›n, yani bizim say›l›r...) Ve bunu f›rsat bilerek, daha önce yaflad›¤›m bir olay› paylaflmak istedim. Bana bu f›rsat› verdikleri için Tav›r’a ve tüm ‹dil Kültür Merkezi çal›flanlar›na teflekkür ederim...
Eldeki k›na da biziz, al›nlardaki y›ld›z da biziz... Zalimler unutmas›n ki; Hesab›m›z da bir, yumru¤umuz da birdir bizim. Analar›m›z unutmas›n ki; Ac›lar›m›z da bir, gözyafllar›m›z da birdir bizim. Halk›m›z unutmas›n ki; Zaferimiz de bir, bayra¤›m›z da birdir bizim. Arafat’›n yoldafllar› unutmas›n ki; Bu dünya da bir, bu savafl›m›z da birdir bizim...
ÇARPIfiMA Çalan zilin sesini zorla da olsa duyup, uyand›. Bir süre yata¤›n içinden ç›kmad›. Günün en çok sevdi¤i anlar›ndan biriydi bu; ama o an› günün en bafl›nda yaflamas› flans m›yd›, flanss›zl›k m›yd›? Karar veremedi... Odas› ayd›nlanmam›flt› henüz. “Hava kapal› herhalde” diye düflündü. Kalkt›... Pencereye yanaflt›¤›nda yan›lmad›¤›n› gördü. Elbiselerini giyerken, o gün yapacaklar›n› düflündü. ‹zin almak için önce ifle; ard›ndan da kay›t yenilemek için okula gitmesi gerekiyordu. “‹zinde bir problem olmaz umar›m. Hofl, geçen gün bakar›z demiflti ama...” Geç kalman›n telafl›yla ayaküstü bir fleyler at›flt›r›p evden ayr›ld›. H›zl› ad›mlarla soka¤›n bafl›ndaki gazete bayiine u¤rad›. Gazetesini al›p dura¤a yöneldi. Her zamanki gibi kalabal›kt› durak. Gülmeyen solgun yüzleriyle iflçiler üretmeye gidiyorlard›, el kap›s›na. Otobüsü beklerken, gazeteye göz atmaya bafllad›. Manfleti AB Komisyonu’nun aç›klanacak raporuna dair ihtimal teorileri doldurmufltu.
12 | TAVIR | HAZ‹RAN 2006
Otobüs dura¤a yanafl›rken, duraktakiler otobüse binebilmenin haz›rl›¤›n› yap›yorlard›. Binememek, ifle gecikmek; ifle gecikmek ise f›rça yemek anlam›na geliyordu onlar için. Ön kap›n›n aç›lmas›yla herkes oraya yüklendi. Adeta, birbirlerinin omuzlar›na basarak bindiler. Kalanlar bir sonraki otobüsü bekleyeceklerdi. Hava bozuluyordu, ya¤mur ya¤acakt›. Ya¤d› m›yd› da on befl dakikal›k yol k›rk befl dakikaya ç›kard›. Trafik s›k›fl›r, evleri su basard›. Bu da yetmezmifl gibi insanlar ölürdü ya¤mur sular›yla. Ne tuhaf fley? Bulutlar nas›l adam öldürebilirlerdi ki? Pamukova tren kazas›na dair haberleri okuyordu. Gazetecilerin, kazada Ulaflt›rma Bakanl›¤›’n›n hatas› olup olmad›¤›, kazan›n nedenleri ve Bakan’›n konu hakk›ndaki düflüncelerine yönelik sorular›na verdi¤i yan›tlar› ilginç bulmufltu. “... Bak›n trenler hala dolup tafl›yor, biletler tükenmifl. Siz ise hala trenlerin güvenilir olmad›¤›ndan bahsediyorsunuz. Yok efendim trenler güvenli de¤ilmifl de... Yok efendim raylar Atatürk zaman›ndan kalmaym›fl da... Makinistler e¤itimsizmifl de... Geçin bunlar›. Bu tip olaylar› siyaset malzemesi yapmak etik de¤ildir! - ‹stifa edecek misiniz? -Niye istifa edeyim ki? Karayollar›nda daha çok kaza oluyor, daha çok insan ölüyor. Bir kaza oldu diye istifa m› edilir? -Efendim karayollar› da sizin bakanl›¤›n›za ba¤l› de¤il mi? Yan›t vermek yerine, gazetecileri azarlamay› tercih ediyordu: -Sizin amac›n›z ülkeyi ve hükümeti kar›flt›rmaktan baflka bir fley de¤il...” “Hadi oradan” dedi kendini tutamayarak. Otobüstekiler bafllar›n› çevirip adama bakt›lar. Mahcuplu¤un verdi¤i yüz k›zar›kl›¤›yla gazetesine dönüp okumaya devam etti. Bir ara gözü ya¤mura tak›ld›. Ne zaman ya¤mur ya¤sa, içi buruk; ama bir o kadar da dingin hissederdi kendini. Kentin üstünde biriken bulutlar kurfluni bir renge bürünmüfllerdi. Gökyüzünden ç›r›lç›plak kopup gelen bu berrak su damlalar›, insanlar›n, kald›r›mlar›n, arabalar›n üstüne çarp›p da¤›l›veriyorlard›. “Bulutlar›n gö¤sü kan›yor” diye düflündü. ‹nece¤i yere gelmek üzereydi otobüs. Bir sonraki durakta inmek için
okurdan
dü¤meye bast›. ‹flyerine do¤ru yürürken kafas›nda Ulaflt›rma Bakan›’n›n aç›klamas› vard›. Bakan, hiçbir elefltiriyi kabul etmemiflti. ‹yi de demiryollar›na yar›m as›rd›r bir çivi bile çak›lmad›¤›n› herkes biliyor. Hem bütün politikac›lar›n, neredeyse market aç›l›fllar›n› bile, yat›r›m ad› alt›nda reklama dönüfltürdükleri bir ülkede, demiryollar›nda yapacaklar› bir yenili¤i, düzenlemeyi duymamak ne mümkün? Bunlar› herkesin görmesine ra¤men nas›l oluyor da hala yalan söyleyebiliyorlard›?
lar... Ne zaman oray› görse imrenerek seyrederdi. Camdan ak›p giden körfezle yumdu gözlerini. Kulaklar›nda trenin o mekanik sesi, kulaklar›nda ya¤murun camlar› döven sesi... Yüre¤inde umut... Hey koca dünya, yap›lacak daha ne çok ifl vard›... Annesini gördü sonra. Ona bir fleyler anlatmaya çal›fl›yordu; ama sesini duyam›yordu. Trenin tak›rt›lar› tüm sesleri bast›r›yordu. Annesinin gözlerine bakt›, annesi onun gözlerine. – Az önce ne diyordun? Duymad›m seni.
Ya bakan›n gazetecileri ülkeyi kar›flt›rmakla suçlamas›na ne demeli? Bu durum, akl›na baflka bir bakan›n, Gaziantep’te hakk›nda elefltirel bir yaz› yay›mlayan gazeteyi, tüm gazetecilerin gözü önünde y›rt›p att›¤› sahneyi getirdi. “Ne tuhaf bir dünyaday›z” diye m›r›ldand›. Bir yanda AB yolunda demokratikleflti¤ini iddia eden bir iktidar, öte bir yanda onun gazete parçalayan, gazetecilere sald›ran bakanlar›... Ya karayollar›nda, demiryollar›nda ölenler? Onlar, haberlerde ad›n› duyup okudu¤umuz, istatistiki bir veriden baflka bir fley de¤ildi ne yaz›k ki… Ya¤mur hafif hafif çiseliyordu. Bu gökten ya¤an zerrecikler topra¤› ve onun alt›ndaki her fleyi temizleyecekti. Ya onlar› öldürenleri?
Annesi bir fleyler söylemeye devam ediyor, el kol hareketleriyle o¤luna bir fleyler anlatmaya çal›fl›yordu. Duymuyordu... O¤lunun yan›na koflarak geldi annesi. Kollar›ndan s›k›ca tutup sarsmaya bafllad›. ‹rkilerek uyand›. Tren afl›r› derecede sallan›yordu. Etraf›na göz att›¤›nda, insanlar›n korku ve endifleyle koltuklar›na yap›flm›fl olduklar›n› fark etti. Ak›llar›ndan geçeni kovmaya çal›flarak birbirlerini sakinlefltirmeye çal›fl›yorlard›. Çocuklar korkuyla babalar›na sokulmufltu, kimileri a¤l›yordu... fiiddetli bir sars›nt› oldu. Bafl›n› önce önündeki koltu¤a, sonra cama vurdu. Vagon yan yatm›flt›. Gözlerini açmak istedi. Açamad›... Yüzünden boynuna, gö¤süne do¤ru ›l›k bir fley ilerliyordu.J
‹flyerine gelmiflti. Kap›n›n demir koluna as›ld›¤›nda üflüdü¤ünü hissetti. Patronla yapt›¤› k›sa bir görüflmenin ard›ndan izni alm›flt›. Islanm›flt› ama trene yetiflmek için oradan hemen ayr›ld›. Bir günlü¤üne de olsa monotonlu¤un d›fl›na ç›k›yor olmas› hofluna gitmiflti. Bir saatlik yolculu¤un ard›ndan gara varm›flt›. Biletini al›rken, trenin hareket etmekte oldu¤unu gördü. Treni kaç›rm›fl olman›n verdi¤i s›k›nt›yla bekleme salonuna geçti. Bir çay al›p sakin bir yere oturdu. Çay›n› yudumlarken, gözü gardaki insanlara tak›ld›. Hepsi bir yerlere yetiflmeye, bir fleyleri kaç›rmamaya çal›fl›yorlard›. Bir fleyleri kaç›rmamak... Mümkün müydü bu? Akl›na Naz›m’›n “Memleketimden ‹nsan Manzaralar›” adl› eseri geldi. O eserin bafllang›ç yeri de Haydarpafla Gar›’yd›. O gün Naz›m’›n dizelerinde özlemleri, hayalleri, safl›klar›, kurnazl›klar›yla kendini bulan insanlar›m›z, hala ayn› gerçeklikleriyle yaflam›yorlar m›? Trenin kalk›fl saati gelmiflti. Yerinden kalk›p trene do¤ru ilerledi. Sessiz bir yer ar›yordu, ama bulam›yordu. Cam kenar›nda bofl bir koltu¤a oturdu. Gebze’den sonra bafllayan körfez, camda biriken su damlac›klar›yla güzel bir manzarayd› onun için. Trene binmifl olsa da içinde bir huzursuzluk vard›. Görünürdeki ilk sebep ya¤mur ve kasvetli havayd›. Son zamanlarda yaflanan tren kazalar› da tedirgin etmiyor de¤ildi onu. Eee, ne de olsa “ Allah’›n sopas› yoktu!” Kondüktörün, “Pasolar, biletler” sesiyle kendine geldi. “Bu y›l pasolara ne kadar zam gelir?” diye düflündü o an. Kondüktör, bileti kontrol ettikten sonra iade etti. ‹çerisi s›cakt›. “Ayar› bir türlü tutturam›yorlar” diye m›r›ldand›. Kendi üzerine al›narak “Anlamad›m” diye yan›tlad› kondüktör. “Yok bir fley a¤abey” dedi, “Kendi kendime konufluyordum.” Bafl›n› cama dayad›. A¤açlar, evler, gökyüzü... Her fley gözlerinin önünden ak›p gidiyordu. Gidenleri geri getirmek mümkün olmuyordu. ‹flte Gebze Kalesi! Ard›nda masmavi patika... ‹ki taraf›nda çaml›k-
HAZ‹RAN 2006 | TAVIR | 13
deneme
bugünü yar›na tafl›mak deniz koçak
Foto¤raf sanatç›s› için foto¤raf, k›saca “an› yakalamak” demektir. Daha do¤rusu tekrar görmek, paylaflmak için görüntüledi¤imiz an demektir. E¤er beynimizdeki hayal meyal foto¤raflardan memnunsan›z ve paylaflmak gibi yüce bir duygudan yoksunsan›z foto¤raf çekmenize gerek de yoktur zaten.
lam› ile yaflam tarz›d›r. Bu yaflam tarz› çok çeflitli ö¤eleri içinde bar›nd›r›r. Sanat da sonuç itibariyle insan› ve toplumu daha çok kavramaya ve daha iyi bir dünya kurulmas›na hizmet etmelidir. Savundu¤umuz sanatç› tipi de, mutlaka ve mutlaka bilgili olmal›d›r.
Fransa’da bulunan ve 30 bin y›l öncesine ait, insanl›k tarihinin ilk görsel imgeleri olan ma¤ara resimlerinden günümüze kadar foto¤raf flekil olarak çok de¤iflti, çok geliflti ama içerik olarak hiç de¤iflmedi.
Bilgiden anlad›¤›m›z yaln›z kendi sanat alan›ndaki geçmifl ve yap›lmakta olan üretimi ö¤renmek /ö¤retmek de¤ildir. Bir foto¤rafç› baflka sanat alanlar›yla da (özellikle felsefe, tarih, edebiyat, müzik, sinema, tiyatro, resim, heykel, görsel ve estetik sanatlar... vs) yak›ndan ilgilenmelidir.
Foto¤raf (sinema, resim, tiyatro... görsel sanatlar) insan-insan, insan-toplum, insandevlet ve insan-çevre aras›ndaki iliflkileri, çeliflkileri, denge ve dengesizlikleri objektif olarak ortaya koyarken öyle bir tema ifllemelidir ki bakan insan kendi kendini alg›layabilmeli, sorgulayabilmelidir. Bu yüzden de foto¤raf tüm dünyada resmi tarihin d›fl›nda ba¤›ms›z bir sanatt›r. Çünkü tarafs›z ve hakl› olandan yana bir tav›r almak zorunlulu¤undad›r. Foto¤raf sanat›, di¤er sanat dallar›nda oldu¤u gibi kabaca yaflam›n, gerçekli¤in estetik bir biçimde yorumlanmas› demektir. Bir sanatç›, sanat›n hangi alan›nda olursa olsun, bu foto¤raf olabilir; resim, tiyatro, sinema, edebiyat, müzik olabilir, edindi¤i izlenimleri veya beyninde olan tüm kavram ve imgeleri onu çevreleyen gerçeklikten ve toplumdan al›r. Bir foto¤rafç›, güzel bir foto¤raf çekti¤inde “Bunu ben ortaya ç›kard›m, toplumun hiçbir iliflkisi yoktur, bu özerk üretimimdir” diyemez. Bir toplumun kültürü ve sanat› en genel an-
14 | TAVIR |HAZ‹RAN 2006
Di¤er sanatlarla donanmayan, bilgisiz bir sanatç›, kendi sanat dal›nda isterse dünyan›n en ileri sanat ak›m›n› savunmufl olsun, yine de ça¤›n›n gerisinde olacakt›r. Bir sanat alan› olarak foto¤raf insani iliflkiler noktas›nda hayata dair bir duruflu belirlemektedir. Y›llard›r “Foto¤raf sanat m›d›r?” sorusu tart›fl›lm›fl/tart›fl›lmaktad›r. Bu noktada foto¤raf, sanat ile yaflam aras›ndaki bir gerçekli¤i yans›tmaktad›r. Foto¤raf›n sanat olup olmamas› ikinci planda kalan bir olgudur. Bir örnek vermek gerekirse; cep telefonu ile çekilen Ebu Garip Hapishanesi’nden tüm dünyaya yay›lan ve dünyay› sarsan iflkence foto¤raflar›n› hat›rlayal›m... Kim bu foto¤raflar› sanat foto¤raf› de¤il diye elefltirebilir? Foto¤rafla belle¤imizdeki kal›nt›lar›, yaflanm›fll›klar› deflmeye ve “Bu bana yabanc› de¤il” demeye bafll›yoruz. Foto¤raf› bize yabanc› olmayaca¤› için yafla-
m›m›z›n bir kesiti olarak, dünyam›z›n vazgeçilmezlerinden biri olarak de¤erlendiriyoruz. Foto¤raflarla her geçen gün daha h›zl› yitirdi¤imiz toplumsal haf›zam›z›, gelenek ve kültürümüzü, artan çürüme ve yozlaflmaya karfl›, gelece¤imize b›rakmay› hedefliyoruz. Foto¤raf›n ve foto¤rafç›n›n amac› hayat›n her an›n› belgelemek, daha da önemlisi gelece¤e tafl›makt›r. 1960-1970’li y›llarda foto¤rafç› ve sinemac›lar›n kanlar›n› satarak film ald›¤›n› ve toplumsal nitelikteki görüntüleri kaydederek bugüne tafl›d›¤›n› biliyor musunuz? “Bir foto¤raf bir hayat› anlat›r” derler. Foto¤raf›n gücünü mü merak ediyorsunuz? Foto¤rafç›l›k evrensel ba¤lamda gazete, dergi ve reklâm dünyas›na günde milyarlarca dolar kazand›rd›, hükümetler devirdi, insanlar›n hayatlar›n› kurtard›, s›radan insanlar› ilahlaflt›rd›, savafllar› bafllatt› veya bitirdi... Bizler dünyan›n öbür taraf›nda yaflanan sevinç, hüzün, öfke ve dehfletleri foto¤raflar arac›l›¤›yla gördük, tan›d›k... Tüm bunlar, foto¤raf›n gücünü bir nebzede olsun göstermektedir. Foto¤raf›n sahip oldu¤u bu özgücü art›k bizim de toplum yarar›na kullanma zaman›m›z›n geldi¤ine inan›yorum. Herkesin evinde amatörce de olsa bir foto¤raf makinesi veya kamera mutlaka vard›r. Haydi, bugünü yar›na tafl›yal›m... An› yakala ve bas deklanflöre... Geçmifli gelece¤e tafl›...J
ay›n foto¤raf›
foto: deniz koçak
HAZ‹RAN 2006 | TAVIR | 15
nota
y›ld›zlar kufland›k grup yorum
iflte yine doru¤unday›z hayat›n kalbimiz gümbür gümbür atmakta zalimlere karfl› kufland›k bedenimizi hayat yeni sanc›lara gebe bekle bizi, bekle
16 | TAVIR | HAZ‹RAN 2006
gökyüzünden kuflan›p bütün y›ld›zlar› gözlerimizdeki s›cac›k bir gülüflle ›fl›taca¤›z geceyi, onurla yürüyece¤iz karanfil kokan ülkemin caddelerinde bekle bizi, bekle
biyografi
“sevgi emekti” onun dilinde sinemay› sevdi, 55 y›l emek verdi sevgi duman
At›f Y›lmaz, Türk Sinemas›’nda daima farkl› aray›fllar içerisine girmifl ve yeni yöntemler denemekten çekinmemifl bir isim. Oldukça üretken bir yönetmen olarak Türk Sinemas›’na damgas›n› vuran At›f Y›lmaz, çok çeflitli türlerde filmler çevirerek, tek bir türün çizgisinde ilerlemeyi ye¤lemeyen bir yönetmen olarak öne ç›kt›. At›f Y›lmaz’›n sinemas›, köy yaflam›n› anlatan filmlerden, modern ve flehirli kad›nlar›n sorunlar›na dek uzanan genifl bir filmografiden olufluyor. Y›lmaz, hem toplumsal içerikli, hem de bireye yönelik filmler yaparak yaflad›¤› döneme uygun ürünler vermifl, bir anlamda her devrin yönetmeni olmufltur. “Her devrin yönetmeni” deyimi yanl›fl anlafl›lmamal›. Y›lmaz, her dönem kendi çizgisinde tutarl› olmufl, seçici davranm›fl ve hep kaliteli filmlere imza atm›flt›r. Bu yönüyle de zaman zaman belki de batma noktas›na gelen Yeflilçam’› ayakta tutmak için çabalam›flt›r. Sinema koltu¤una oturur, ›fl›klar›n sönmesini beklersiniz. Biraz sonra ›fl›klar söner ve filmin jeneri¤i akar beyazperdenin üzerinde. Önceleri jeneri¤in sonunda yay›mlan›rd› yönetmenin ad›. Ama sonradan bu yöntem de¤iflti ve “Bir … Filmi” denilmeye baflland›. Evet, filmi film yapan yönetmendir. Jeneri¤in en bafl›nda da onun ad›n›n yer almas› kadar do¤al bir fley olamaz.
9 Aral›k 1925’te Mersin’de dünyaya gelir Y›lmaz. ‹stanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde okur. 1947’de Tavanaras› Ressamlar Toplulu¤u’na kat›l›r. Ayn› y›llarda “Befl Sanat” dergisinde sinemayla ilgili yaz›lar› yay›mlan›r. Bir ara senaryo ve sinema afiflleri yapar.
“Bir … Filmi” deyimi, öyle her yönetmen için kullan›lmaz. Sinemada kendini kan›tlam›fl, kendi sinemas›n› yaratm›fl, kendine ait bir sinema dili oluflturmufl yönetmenler için kullan›l›r daha çok. ‹flte At›f Y›lmaz böyle bir yönetmendi Türk Sinemas›’nda.
Ve 1950’de Semih Evin’in asistan› olarak sinemaya geçiyor At›f Y›lmaz. Bir süre yönetmen yard›mc›l›¤› yapt›ktan sonra Türk Sinemas›’n›n gelmifl geçmifl en önemli yönetmenlerinden birinin geliflimine tan›k oluyoruz hep birlikte…
Y›lmaz, baz›lar› baflyap›t say›lan ve ço¤u, ad› an›ld›¤›nda herkesin hat›rlay›p hakk›nda bir fleyler söyleyebilece¤i filmlere imza atacakt›r. fiüphesiz aralar›nda kendisinin de dedi¤i gibi düflünce ve içerik olarak -kendisi de dahil- kimseyi tatmin etmeyen filmler de çekecektir ama en iyi filmleri aras›nda yer alan “Selvi Boylum Al Yazmal›m”›n yeri herkes için bir baflka olacakt›r. Ünlü K›rg›z yazar› Cengiz Aytmatov’un dünyaca ünlü eseri “Selvi Boylum Al Yazmal›m”, 1977 Y›l›nda Ali Özgentürk taraf›ndan sinemaya uyarlanm›fl, filmin yönetmenli¤ini ise At›f Y›lmaz yapm›flt›. Türkan fioray ve Kadir ‹nan›r’›n oynad›¤› unutulmaz film, Türk sinema tarihinin en iyi filmlerinden ve en güzel aflk hikâyelerinden biri say›lmaktad›r. Filmin öyküsü flu flekilde özetlenebilir: Kamyon floförü ‹lyas, Asya’n›n kald›¤› köye gelir. Birbirlerine âfl›k olup evlenirler. Çocuklar›n›n ad›n› Samet koyarlar. ‹lyas, kamyoncu oldu¤u için s›k s›k yollara ç›kar ve Asya, Samet’le yaln›z kal›r. ‹flleri bozulan ‹lyas, Asya’n›n karfl›s›na öyle ç›kmak istemez ve bunal›ma girer. Bir gün yine yola ç›kan ‹lyas, baflka bir kad›nla yaflamaya bafllar ve eve dönmez. Sahipsiz kalan Asya, bu ac›ya dayanamaz ve o¤luyla birlikte yollara düfler. Cemflit ad›nda yaln›z yaflayan bir yol yap›mc›s›yla karfl›lafl›rlar. Cemflit, Asya’ya ve o¤luna kol kanat gerer, üstelik Asya’ya da âfl›k olur. Ayn› evde yaflamaya bafllarlar. Ancak Asya hala ‹lyas’› sevmektedir ve onun yolunu gözler. Y›llar sonra bir gün ‹lyas ç›kagelir. Asya, art›k bir seçim yapmak zorundad›r… “Selvi Boylum Al Yazmal›m”›n konusu bu minval üzredir. Elbette bir yönetmen, tek bir
HAZ‹RAN 2006 | TAVIR | 17
biyografi
“Kibar Feyzo” bir istisna olarak kabul edilebilir. “Kibar Feyzo”, Türk sinema tarihinin en politik filmleri aras›na kat›lm›flt›r. Y›lmaz’›n ifli iyi film ç›karmakt›r, ötesini kiflisel yaflam›nda yap›yordur, bir ayd›n olarak. Kimsenin de At›f Y›lmaz’›, “Neden bir Y›lmaz Güney de sen olmad›n?” diye suçlamas› düflünülemez. Daha iyisini yapabilir, Y›lmaz Güney’in sinemaya getirdi¤i toplumcu gerçekçili¤i, o güzel sinema diliyle kendisi de baflka bir pencereden gelifltirebilirdi. At›f Y›lmaz’›n sinemayla anlatmak istedi¤i fleyler farkl›yd› ve bildi¤i yolda ilerledi. Mesela kad›n ve kad›n sorunu, onun filmografisinde önemli bir yer tutar. 12 Eylül askeri darbesinden sonra, Yeflilçam taraf›ndan bir anda b›çakla kesilir gibi, toplumcu duruflun terk edildi¤i süreçte, At›f Y›lmaz da kad›n sorunlar›na yönelir. Tam bu noktada durup, 80’li y›llar›n Türk Sinemas›’na biraz de¤inmek gerekiyor. Türk Sinemas›’nda 70’li y›llardaki politik ve toplumcu duruflun ard›ndan, 80’li y›llardaki bireysel e¤ilimlere yönelim aç›kça fark edilir. Daha çok bireylerin buhranl› iliflki ve psikolojilerine yönelen 80’ler Türk Sinemas›’nda, bireylerin açmazlar› ve yaln›zl›¤›n›n alt› çizilmifltir. Bu durumu, 12 Eylül’den ve onun yaymaya çal›flt›¤› bireysel kültürden ba¤›ms›z düflünemeyiz elbette. Ve tabi ayd›nlar›m›z›n korkusundan, kaypakl›¤›ndan, kendi bireysel bunal›mlar›ndan… Nas›l ki “Eylül Romanlar›”ndan, “Eylül fiiirleri”nden bahsediyorsak, “Eylül Filmleri”nden de bahsedebiliriz çok aç›k olarak. Bu rüzgârdan – “Eylülistler” kadar olmasa da- At›f Y›lmaz da etkilenecektir tabi ki… film üzerinden de¤erlendirilemez belki ama bu film At›f Y›lmaz sinemas›nda çok önemli bir yere sahiptir. Öyle ki, At›f Y›lmaz denilince akla gelen ilk film bu olmufltur süreç içerisinde. “Sevgi emektir” deyimi bu filmle bilinçlere kaz›n›r. Sevginin ne demek oldu¤unu bu filmle pekifltirir bu memleketin insanlar›. Çok iyi yönetilen ve oyunculuklar›n da çok iyi sergilendi¤i bu film, defalarca sinemalarda ve televizyonlarda gösterilmesine ra¤men, her defas›nda sanki ilk kez seyrediliyormufl gibi izlenir insanlar taraf›ndan. ‹nsanlar›m›z›n duygusal yap›s›yla tek bafl›na iliflkilendirilemez bu durum. Kuflkusuz sosyo-kültürel ve psiko-
18 | TAVIR | HAZ‹RAN 2006
lojik birçok neden say›labilir bu durum için. Asl›nda Kemal Sunal filmlerinin çok sevilmesinin bir benzerini yaflar›z. Ve ayn› onun filmlerinin üniversitelerde tez konusu olmas› gibi, At›f Y›lmaz filmleri de genifl bir tez konusudur kan›m›zca. Baflta “Selvi Boylum Al Yazmal›m” olmak üzere… 1977’de, Türk Sinemas›’nda politik ve toplumcu bir çizgi hâkimdi. Yaflanan s›n›fsal çeliflkilerin beyazperdeye yans›mamas› düflünülemezdi zaten. At›f Y›lmaz’›n dili hiçbir zaman keskin olmam›flt›r sinemada. Elbette o da etkilenmifltir yaflananlardan ve o da politik bir bak›fl aç›s›na sahiptir. Filmlerinde pek yans›tmaz bunu ama… 1978 y›l›nda yapt›¤›
Sinemada 70’li y›llar›n didaktik ve toplumcu söylemin ard›ndan, 80’lerde halk kültürü de¤erlendirme d›fl› b›rak›lm›flt›r. Daha çok ayd›n kesimin gözünden, ço¤u itici ve so¤uk diyebilece¤imiz, entelektüel kayg›larla tasarlanm›fl filmler çekilmeye bafllanm›flt›r. Bir zamanlar›n kal›plaflm›fl söylemi olan “toplum sorunlar›ndan uzak ayd›n tipi”, tüm çözümsüzlü¤ü ve buhranlar›yla sinemaya malzeme edilmifltir. Bu, tam da 12 Eylül’ün istedi¤i bir sinema diliydi. Bu dili kimi yönetmenler bile isteye, kimileri de çeflitli gerekçelerle konuflmaktan çekinmemifllerdir. ‹stisnas›, sinemam›z›n yüz ak› Y›lmaz Güney’dir. (Y›lmaz Güney, bir dönem At›f Y›l-
biyografi
At›f Y›lmaz’›n yönetti¤i filmlerden baz›lar›: Keflanl› Ali Destan› (1964), Topra¤›n Kan› (1966), Kozano¤lu (1967), Cemile (1968), Köro¤lu (1968), Aflktan da Üstün (1970), Zeyno (1970), Güllü (1971), Yedi Kocal› Hürmüz (1971), Gelinlik K›zlar (1972), Cemo (1972), Zulüm (1972), Güllü Geliyor Güllü (1973), Salako (1974), Zavall›lar (1975), Selvi Boylum, Al Yazmal›m (1977), Kibar Feyzo (1978), Adak (1980), Mine (1982), fiekerpare (1983), Bir Yudum Sevgi (1984), Da¤›n›k Yatak (1984), Dul Bir Kad›n (1985), Ad› Vasfiye (1985), Ah Belinda (1986), Asiye Nas›l Kurtulur (1986), De¤irmen (1986), Kad›n›n Ad› Yok (1987), Hayallerim, Aflk›m ve Sen (1987), Berdel (1990), Gece, Melek ve Bizim Çocuklar (1993), Nihavend Mucize (1997), Eylül F›rt›nas› (1999), E¤reti Gelin (2004)…
maz’›n tedrisat›ndan geçmifl, onun ö¤rencisi olmufltur.) “Yol” ve “Duvar”, bu y›llarda tüm bask›lara ra¤men, Güney’in ve bir elin parmaklar›n› geçmeyen yürekli sinemac›lar›n eseri olarak çekilmifl, sinema tarihimizin en önemli filmleri aras›na girmifltir. Tabi bu arada, Y›lmaz Güney’in sinema dilinden etkilenen yönetmenlerin çekti¤i az say›da filmi de Eylül Sinemas›’ndan tenzih etmek gerekiyor. “Anayurt Oteli”, “Faize Hücum”, “At” gibi…Asl›nda pek çok sinema elefltirmeni ve tarihçisinin ortak kan›s›, 80’li y›llardaki Türk Sinemas›’n›n ayd›n-halk çeliflkisinin alt›n› çizerek, bu iki kesimin aras›ndaki z›tl›¤›n daha da artmas›na neden oldu¤u fleklinde. Bu anlamda, 90’l› y›llar›n ilk dönemlerine kadar sarkan bu tür denemeler, genel olarak pek baflar›l› bulunmad› ve halk taraf›ndan izlenmedi. Daha önce de dedi¤imiz gibi At›f Y›lmaz, söz konusu dönemde daha çok kad›n sorunlar›na yönelen filmlere imza atm›flt›r. 1982 y›l›nda “Mine” ile bafllayan bu dönem, “Asiye Nas›l Kurtulur”, “Hayallerim Aflk›m Ve Sen”, “Ah Belinda” ve “Ad› Vasfiye” gibi yap›mlarla, yönetmenin o dönemki tercihini çok net bir flekilde gözler önüne serer. Yönetmen, bu tarz filmlerle Türk toplumunda-
ki kimlik aray›fl›n›, kad›n kahramanlar arac›l›¤›yla yapmaya çal›flm›flt›r. Tabii, dönemi ve At›f Y›lmaz’› de¤erlendirirken uygulanan sansürleri, teknik imkâns›zl›klar›, sineman›n arz-talep (tür/konu itibariyle) mahkûmiyetini ve ekonomik ç›kmazlar› da unutmamak gerekiyor. Eksi¤i-fazlas›yla, art›lar›-eksileriyle, yapt›klar›-yapamad›klar›yla Türk Sinemas›’na gerçekten damgas›n› vuran; Zeki Ökten, Y›lmaz Güney, fierif Gören, Ali Özgentürk, Halit Refi¤ gibi ünlü yönetmenlerin yetiflmesinde pay› olan At›f Y›lmaz’a, 1991 y›l›nda Hacettepe Üniversitesi taraf›ndan Sanatta Onursal Doktora payesi verildi. Antalya Alt›n Portakal Film Festivali’nde en çok ödül alan yönetmen olarak da tarihe geçti. At›f Y›lmaz’›n son ödülü; Ankara Uluslararas› Film Festivali kapsam›nda verilmekte olan geleneksel “Aziz Nesin Emek Ödülü” oldu. Nihayetinde 55 y›l›n› sinemaya adam›fl, 81 y›ll›k bir ömür var karfl›m›zda. Her ölüm erken ölümdür, derler. Söz konusu At›f Y›lmaz olunca bu söz daha bir anlam kazan›yor gerçekten de. Türk Sinemas›’n›n bu de¤erli yönetmenini sayg›yla an›yoruz.J
Ald›¤› Ödüller: 1959, Gazeteciler Cemiyeti Türk Film Festivali, En Baflar›l› Rejisör (Bu Vatan›n Çocuklar›) 1972, 9. Antalya Film fienli¤i, En ‹yi Yönetmen, (Zulüm) 1976, 13. Antalya Film fienli¤i, En ‹yi Yönetmen, (Deli Yusuf) 1978, 15. Antalya Film fienli¤i, En ‹yi Yönetmen, (Selvi Boylum, Al Yazmal›m) 1984, 21. Antalya Film fienli¤i, En ‹yi Yönetmen, (Bir Yudum Sevgi) 1986, 23. Antalya Film fienli¤i, En ‹yi Yönetmen (Ah Belinda) 1998, 33. Antalya Film fienli¤i, Yaflam Boyu Onur Ödülü 2001, Sinema Yazarlar› Derne¤i, S‹YAD Onur Ödülü.
Yay›nlanm›fl Kitaplar›: Bir Sinemac›n›n An›lar›, Do¤an Kitapç›l›k; Ocak 2002 Söylemek Güzeldir, Afa Yay›nlar›; May›s 1995
HAZ‹RAN 2006 | TAVIR | 19
röportaj
emektarlar›n›n dilinden yeflilçam’› dinledik tav›r
nema emekçileriyle konuflmak istedik. Süheyl E¤riboz, Mehmet U¤ur, ‹smet Ertem, Nükhet Egeli Akakar, Ali Tutal ve Suat Özkeskin’in yan› s›ra sohbetimize ›fl›k flefi Recep Biçer ve kameraman Ahmet Servidal da efllik etti. Kendilerinin de örgütlü oldu¤u, Beyo¤lu’nda bulunan Sine-Sen’de hem sohbet etmek, hem de merak etti¤imiz sorular› kendilerine sormak için bir araya geldik.
Her ülkenin bir sinema tarihi var. Bizim ülkemizde de Türk Sinemas› ya da bir di¤er ismiyle Yeflilçam, bafllang›ç tarihi 1800’lü y›llara varan bir serüvene sahip. ‘50’li y›llarda sinemalar, insanlar›n televizyonsuz, radyolu evlerinden ç›k›p, çoluk çocuk hep birlikte gitti¤i, her yafltan insan›n bir araya geldi¤i mekanlard›. Bunu görmek için belgelere bakmaya gerek yok. Etraf›m›zdaki yafll› teyzelere, amcalara sorsak eminiz hepsinin sinemaya iliflkin söyleyecek sözü vard›r. Sinema… fiimdiki yoksul halk›m›z›n çok da dikkatini çekmeyen, yaflam s›k›nt›s› içerisinde geliflmeleri çok da iyi takip edemedi¤i, art›k ülkemizde elit bir tabakan›n harc› olan ifller… Televizyon kültürünün yayg›nlaflmas›yla birlikte üretimin büyük ölçüde düfltü¤ü-
20 | TAVIR | HAZ‹RAN 2006
nün alt›n› bize çizdirten bir durum içerisinde olan sinema, art›k bir ölçüde televizyona kaym›fl durumda… Sinema da art›k t›pk› kendisini beyazperdede görmek izleyen izleyicisi gibi… Kendi gerçekli¤ini yine beyazperdede arar durumda. ‹lginç bir tezatl›kt›r ki, tüm bunlara ra¤men eski Türk filmleri de televizyonlarda en çok izlenen filmler aras›nda yer al›yor. Birçok televizyon kanal›n›n can havliyle sar›ld›¤› filmler durumundalar… Peki, bunun s›rr› nerede? Eskilere nazaran daha iyi bir teknolojik geliflim içerisinde, konu olarak daha da zengin bir içeri¤e sahip olmas›na ra¤men, bu filmlerde neden eskinin tad›n› arar›z hala? Bu konuyu, o dönemin si-
Türk Sinemas›’n›n bugün itibariyle gelmifl oldu¤u bir nokta var. Bunu herkes görüyor; kendisini de tart›flt›r›r durumda. Ayr›ca Türk Sinemas›’n›n yar›n› da, a¤›zlarda en çok dolaflan konulardan biri... Bu tart›flmalara kulak t›kamak imkans›z elbette. Ama tüm bunlara ra¤men Türk Sinemas›’n›n, bugününe kaynakl›k eden, her ne kadar birçok elefltiriye maruz kalsa da, ona büyük bir miras b›rakan bir geçmifli var. Amac›m›z bugün gelinen noktaya kaynakl›k eden kiflilerle sohbet etmek, onlar›n a¤z›ndan bugünün de¤erlendirmesini almakt›. … Yukar›da da bahsetti¤imiz gibi Türk Sinemas›’n›n y›ld›z›n›n çok parlak oldu¤u dönemler var. Ki bu, 50’li y›llardan 70’li y›llara kadar süren bir dönem. Hemen hemen herkesin bir flekilde ilgi duydu¤u ve takip etti¤i bir dönem. Hatta ailenin tüm fertlerinin akflam evden ç›karak, hadi sinemaya gidiyoruz dedi¤i, yazl›k sinemalar›n faaliyete geçece¤i günlerin iple çekildi¤i dönemler… O y›llar›n tan›¤› olan sinema emektarlar›yla bir araya gelmek, beyaz perdenin üzerine
röportaj
“ tabii ki sinema bitmez. Yani edebiyat bitmez, şiir bitmez, sanat bitmez. Çünkü bir çelişki vardır. Çelişkinin olduğu yerde böyle sanatların olması şarttır.” düflen gölgelerin gerçek bedenleriyle, eski günleri yad etmek hakikaten umdu¤umuzdan daha da mutlu etti bizleri. O y›llar›n birebir tan›¤›yd›lar; setlerin tozunun en kabalar›n› yutan, oyuncu olman›n her türlü cefas›na ra¤men hala yüreklerindeki oyunculuk aflk›n› öldürmeyen, zaman›n de¤ifltirdiklerine meydan okuyanlard› onlar… … ‹smet Ertem: Maalesef flimdi Türk Sinemas› diye bir fley kalmad›. Art›k medya sinemas› var bence. Medyada tan›nan insanlar sinema yap›yor. Türk sinemas› 1974’te bitti asl›nda. 1950’den 70’e kadar çok güzel bir devir yaflad›. O zaman›n meflhur olan sinema oyuncular› tam sinemac›yd›. 70’ten sonra ise herkes istedi¤ini yapabiliyordu. Hiç kimse gelip sete, sen kimsin, diye soram›yor. Herkes film yapma hakk›na sahip. Onun için sokaktan insan da bulup oynatt›lar. Çok affedersiniz, randevu evinden insan bulup oynatt›lar. Ahmet Servidal: Eskiden yönetmen sinemas› vard›. fiu anda uygulanan ise popüler sinema tarz›. Birkaç mücadeleci insan d›fl›nda geneli popüler sinema yap›yor. Birkaç kanal sahibi de bunun karar vericileri durumunda. “fiu kifli oynas›n, flu yönetmenlik yaps›n, flu kifli kameramanl›k yaps›n. Ha, bu mu? Bu kifli de oyuncu olsun.” Yaln›z bunlar› seyirci talep etmiyor, o insanlar karar veriyor bunlara. Tüm dizilerin tan›t›mlar›na bak›n, as›l olarak oyuncunun ismi vard›r. Yönetmenin ismi duyulmaz genellikle. Çünkü yönetmen bir sonraki bölümde de¤iflebilir, sepetlenebilir. Es-
kiden filmin bafl›nda yazard› mesela: “Bu bir Kartal Tibet filmidir” diye. Ali Tutal: Yoksa tabii ki sinema bitmez. Yani edebiyat bitmez, fliir bitmez, sanat bitmez. Çünkü bir çeliflki vard›r. Çeliflkinin oldu¤u yerde böyle sanatlar›n olmas› flartt›r. Suat Özkeskin: fiimdi bakt›¤›m›zda hepimiz bu setlere gidip geliyoruz. Burada oyuncu ne yaparsa yönetmen tebrik ediyor. Halbuki eskiden yönetmen kendi istedi¤ini almaya çal›fl›rd› oyuncudan. Tekrar tekrar çekilirdi. Ahmet Servidal: Eskiden kameraman›n yan›nda yönetmen dururdu, resmen oyuncu ile birlikte oynard›. Onunla birlikte diyaloglar› tekrarlard›. fiimdi ise bazen telefonla kat›l›yor. Dolay›s›yla o yönetmenin yönetmenli¤i de, sektöre ne kadar hizmet etti¤i de tart›fl›l›r. Ben 15 sene asistanl›k yapt›m ancak ondan sonra kameraman oldum. fiu anda bak›yorsun, üç buçuk ayda kameraman olmaya çal›fl›yorlar. Yönetmenlik de ayn› flekilde. Eskiden yönetmen belli bir dönem asistanl›k yapard›. Belli bir birikime sahip olurdu do¤all›¤›nda. fiimdi bak›yorsunuz, onun tan›d›¤› bunun tan›d›¤›… Sözünü etti¤imiz filmler, aradan y›llar geçmesine ra¤men hala severek izlenen filmler. Neden, diye düflünmeden edemiyoruz. Bu filmleri bize b›kmadan, usanmadan izlettiren t›ls›m nereden geliyor? Suat Özkeskin: Eski Türk filmlerindeki lezzet bulunam›yor. Ama o zaman bir aflk vard›, bir sevgi vard›… fiimdi teknik olarak çok geliflilmifl ama oyunculuk yok. Türk Sinemas›’n›n ölmesindeki ana nedenlerden bir tanesi de bu. Belki de ana nedenlerinden biri bu. Bir kamyon s›rf kamera malzemesi var. Eskiden neydi? Eskiden ayak bile yokken kamera da gidiyor idareten bir yere kuruluyor. ‘Zoom’ yok bir fley yok. O kadar teknik imkans›zl›klar söz konusu. Tüm bunlara ra¤men o filmler hala seyrediliyor. Siyah beyaz olmas›na ra¤men bir de… Bir de eski filmlerde kapitalin ne kadar az oldu¤unu, bu ifllerin ölçütünün ne kadar az oldu¤unu hepimiz biliyoruz. O dönem yaflanan tüm s›k›nt›lara, imkans›zl›klara ra¤men hala ›srarla film çekiliyor olmas›n› sa¤layan, bu ifli katlan›labilir hale ge-
tiren nedir peki? ‹smet Ertem: O zaman usta-ç›rak çal›flmas› vard›. fiimdi ben Yeflilçam’ a geldi¤imde, Süheyl Bey karakter oyuncusuydu. Ben onu seyrederdim Süheyl A¤abey nas›l oynuyor, diye. Neler yap›yor? K›zd›¤› zaman, flafl›rd›¤› zaman… Biz buralardan geçerek, t›rnaklar›m›zla kaz›yarak, emekleyerek ç›kt›k. Hep bizden önceki arkadafllar› seyrederek… Erol Tafl’› seyrederdik, Süheyl A¤abey’i seyrederdik… Bir de tabii ki flu vard›. Sinemada bir sayg› vard›, bir terbiye vard›. Rejisör dedi¤in zaman her fley orada noktalan›rd›. O zaman oynad›¤›m›z karakterleri biz yafl›yorduk. Kafam›z m› k›r›lmad›, belimiz mi sakatlanmad›. Bana diyecekler camdan ç›kacaks›n, “yok” diyemezsin. “Yok” dedi¤im anda sinemada yok olurdum. Bu adam› bir daha ça¤›rmay›n, derlerdi. ‹flte biz o zaman her fleyi yürekten yap›yorduk. ‹smet Ertem: Tüm bunlar›n yan›nda flimdi monitör denen bir yap› var. Bir plan 27 seferde çekiliyor. O zaman öyle de¤ildi. E¤er bir oyuncu bir sahneyi 20 defa çektirirse, o oyuncuya ifl verilmezdi daha. Yeflilçam’da geçmifl y›llarda emek verdi¤iniz filmlerinizin televizyon kanallar›nda yüzlerce defa gösterimine ra¤men, sizlere bir kurufl bile telif ödenmiyor. Bunun d›fl›nda biliyoruz ki sinemac›lar, sinema kanunu için y›llard›r devletin kap›s›na gitmesine ra¤men istedi¤i sonucu elde edemedi. Peki, tüm bu
“ eskiden yönetmen sineması vardı. Şu anda uygulanan ise popüler sinema tarzı. Birkaç mücadeleci insan dışında geneli popüler sinema yapıyor. Birkaç kanal sahibi de bunun karar vericileri durumunda.”
HAZ‹RAN 2006 | TAVIR | 21
röportaj
istikrars›zd›r. Yani biz kendi konumumuzu çok sa¤l›kl› oturtamad›¤›m›z için kurumlar›m›zla, birileri d›flar›dan gelip istismar edebiliyor. Buna dur demenin yolu, örgütlü bir toplumdan geçiyor. Tabii ki örgütlü bir toplumun sinemas›n› da örgütlü bir hale getirmek gerekiyor. Var olan kurumlara sahip ç›kmaktan geçiyor. Yoksa biz arzu etti¤imiz, düflünü kurdu¤umuz sinemay› yaratamay›z.
ismet ertem yaflananlarda oyuncunun rolü nedir? Yusuf Çetin: Müsaade ederseniz ben ufak bir noktaya temas edece¤im. Onlar› yapt›klar› belli de, e¤er sinemam›zda bir sorun varsa, bu bizi s›k›nt›ya düflürüyorsa bunun ana nedenlerinden biri bizleriz. Çal›flanlar yani, emekçiler, oyuncular… Kamera arkas› teknik ekip. ‹flte çok zorluklarla yaratmaya çal›flt›¤›m›z kurumlar›m›za sahip ç›kamad›k. Ve birileri için bu alan at koflturulacak bir alana dönüfltü. Yani bizler gerçekten kurumlar›m›z› sahiplenebilmifl olsayd›k, önüne her gelen bu alan› kendi düflünceleri ve ç›karlar› do¤rultusunda kullanmaya yeltenemeyecekti. Çünkü biz haklar›m›z›n ihlal edildi¤inin fark›na var›p bu haklar›m›z› sahiplenmifl olacakt›k. Bununla birlikte oyuncu da ma¤duriyet çekmeyecekti, teknik ekip de... Sinemada bizim beklentimiz olan bir seviyeye ulaflm›fl olacakt›. Peki bugün sinema yap›lm›yor mu? Çok do¤ru fleyler de yap›l›yor. Bu inkar edilemez fakat bu sistemin içinde gerçek sinemay› ne kadar becerebiliyoruz? ‹flte buradan yola ç›k›larak verilen cevap maalesef istemlerimiz do¤rultusunda geliflemiyor. Bunun ma¤duru da emekçiler oluyor. Burada patronlar, iflverenler çok büyük paralar da kazanabiliyorlar. Fakat emekçiler gerçekten haklar›n›n sahibi de¤iller. Hepimiz hayat›m›zdan bir nebze de olsa memnunuz, belki hepimiz kazanc›m›z› buradan sa¤l›yoruz. Biz kalk›p burada fakirlik edebiyat› yapm›yoruz. Bunun bir anlam› yok. Fakat iflimiz
22 | TAVIR | HAZ‹RAN 2006
Ali Tutal: fiimdi bir de yeni ortaya ç›kan bir fley var. Sinemac›l›¤› da bozan bir fley bu. Okullarda flimdi konservatuara benzeyen ek bölümler var. fiimdi bunlar burada 8 ay okuyorlar. Bir insan 8 ayda ne oyuncu olur, ne reji asistan›… Mümkün de¤il. fiimdi rejisör bile oluyorsun. Befl bin taneye yak›n dizi çekiyorlar. Sinema unutuldu, sinema bitti. Bizim arkadafllar hep unutuldu. Süheyl E¤riboz: 1960’l› senelerde Küçük Han›m’› çekmeye gittik ‹talya’ya, Özdemir Birsel’le. 18 kiflilik ekibiz biz, bir polis laz›m oldu. Hüseyin Zan’ da vard› kulaklar› ç›nlas›n… Çekim s›ras›nda ‹talyan polis, ne yap›yorsunuz, dedi. Film çekiyoruz, dedik. Müsaadeniz var m›? diye sordu, var dedik. Hükümetten ald›¤›m›z müsaadeyi ç›kard›k. Dedi, bu olmaz. Neden? dedik. Olmaz, sendikal› olman›z laz›m, dedi. Biz apar topar Hüseyin Zan, Özdemir Bey sendikaya gittik. On sekiz kifli üçer ayl›k sendikaya üye olduk. Ben emekliyim. Yetmifl sekizde emekli oldum, çal›fl›yorum hala. Ama sigortal› olup da emekli olmayan arkadafllar›m›z var. Bunlar bir doktora gitmek istedikleri zaman nereye müracaat edecekler? Çal›flt›klar› yere... Hastaneye gitmek için sevk ka¤›d› laz›m, nereden alacak bu adam? Sigortaya gitmesi için patronun göndermesi laz›m, sevk ka¤›d› yazmas› laz›m, sigortal› arkadafl nereden alacak? Benim dedi¤im, sigorta bize bir masa versin sendika kanal›yla. Mesela doktora gidecek bir arkadafl›m›z sendikaya gelsin sevk ka¤›d› als›n. Bu sendikay› ilk kurdu¤umuz zaman 1965–1970 falan, toplant› yapt›k, çal›flma flartlar› hakk›nda kararlar ald›k. 2 tane asistan olacak, 5 kifli setçi olacak. Böyle bir vaziyet uygulad›k. Türker Bey’e (‹nano¤lu –bn–) gittik. Bir gün Sine-Sen olarak Türker Bey’le
ben konufluyorum. “3 tane kamera asistan› olacak, 3 tane ›fl›k flefi olacak, 5 tane setçi olacak. Cumartesi, pazar ancak kapal› yerlerde çal›fl›lmayacak. Mahkeme salonu, adliye gibi yerlerde yaln›z Cumartesi Pazar çal›fl›r›z. Di¤er günler çal›flmay›z.” dedim. Türker Bey bizi resmen kovdu. “Gidin ulen.” dedi. “Benim kameram da var dedi ›fl›klar›m da var, elemanlar›m da... Sendikal› kimse çal›flt›rm›yorum” dedi. Nerede kald› sendikan›n a¤›rl›¤›? Yusuf Çetin: Biz örgütlü insanlar›z. Bizim kurumlar›m›z var. Dört tane derne¤imiz var, bir tane sendikam›z var ve bu, sinema alan›nda tek sendikad›r. Fakat biz örgütlenmemizi geniflletememifliz. Bizden önceki yönetimin zaafiyetlerinden kaynakl› bir fleydir. Sendika 1978’den bu yana vard›r. Gerçekten görevini yapm›fl olsayd› bu zamana kadar ve kendi içindeki o tutarl›l›¤› yönetimle, üyeleriyle sergileyebilmifl olsayd› bizim s›rt›m›z› kimse yere getiremezdi. Ama bu demek de¤ildir ki bundan sonra olmayacak. Tabii ki olacakt›r ve bizim çal›flmam›z onun üzerinedir. Tekrar alt›n› çizmek istiyorum, sistemin ifline böyle geliyor. Sendikan›n güçsüz kalmas› iflverenlerin ifline gelir. ‹flverenin palazlanmas› hükümetin ifline gelir. Ve biz Çal›flma Bakanl›¤›’ ndan zorlam›fl olmam›za ra¤men sendikam›z› ba¤›ms›z bir ifl kolu haline dönüfltüremedik. Ve bu nedenle bünyesinde oldu¤umuz ifl kolunda Sosyal- ‹fl gibi sendikalar da var. Ve bu sendikalar›n üye say›lar› bizden fazlad›r. Bizden fazla oldu¤u için kalk›p sinema alan›na girip iflverenle toplu sözleflmeye gitme olana¤›m›z olam›yor. Devletin bu ifllere ay›rd›¤› ödenek çok çok az, bunu biliyoruz. fiimdi ise bu ifle sponsorlar el atm›fl durumda. Yani iyi bir sponsorun varsa bu maddi s›k›nt› yaflanm›yor. Ama nice iyi çal›flmalar var ki, maddi s›k›nt›lar nedeniyle hayata geçirilemiyor. Bize o zaman›n flartlar›n› anlatabilir misiniz? Yani bir film yapmak için gerekli olan bütçe nas›l temin ediliyordu? Suat Özkeskin: Kesinlikle o zamanki imkanlarla flimdiki imkanlar aras›nda çok fark var. Neredeyse s›f›r imkanla film yap›l›yordu. Ama tabii o zaman›n filmlerinin tad›n› hiçbir
röportaj
“ Biz örgütlü insanlarız. Bizim kurumlarımız var. Dört tane derneğimiz var, bir tane sendikamız var ve bu, sinema alanında tek sendikadır. Fakat biz örgütlenmemizi genişletememişiz. Sendika 1978’den bu yana vardır. Gerçekten görevini yapmış olsaydı bu zamana kadar ve kendi içindeki o tutarlılığı yönetimle, üyeleriyle sergileyebilmiş olsaydı bizim sırtımızı kimse yere getiremezdi.” yerde bulam›yorsunuz. Hala izleniyor büyük bir zevkle. fiimdi çok çok büyük paralarla, sponsor deste¤i ile çekiliyor ama o lezzetin yüzde birini bulman›z mümkün de¤il. Yani o amatör ruh bitti, art›k yok. Tamamen her fleye profesyonel bak›l›yor. O amatör ruh her zaman olmal› halbuki… Bu da asl›nda demin belirtti¤imiz gibi üç ay, befl ay ders alm›fl arkadafllar›m›za büyük yetkiler verilmesiyle yok oldu. Tamam, sayg› duyuyoruz, sevgi duyuyoruz. Bir de eskiden “motor” denilirdi. fiimdi ise “ekfl›n” deniliyor. Yani bu bile birçok fleyi izah etmeye yetiyor. O dönemde çekilen filmlere yönelik birçok elefltiri de gündeme geliyor ço¤u kez. Özellikle birbirini tekrar eden senaryolar konusu çokça dillerde dolan›yor. ‹fllenen temalar›n ayn›l›¤›, ayn› senaryolar›n defalarca kez çekilmesi… Bunun sebebi ne? Daha farkl› konulara de¤inilemez miydi? Bunun örnekleri çok az… Ahmet Servidal: fiimdi siz yap›mc›s›n›z. Ortada çok cüzi paralar var. ‹flletmelerden para al›yorsunuz. Genelde garanti yat›r›mlara gidiyorlar. Bunun yan›nda arada baz› yap›mc›lar da ç›kt› bunun d›fl›na ç›kan. Tutan tuttu, tutmayan tutmad›. Metin Erksan mesela… O dönem, o tür filmler yap›ld›. Y›lmaz Güney filmleri mesela... Avantaj› fluydu, kendi kafas›na farkl› bir sinema çekti. Para pulla derdi yoktu, aflm›flt› baz› fleyleri. Ona gelene kadar da Y›lmaz Güney tiyatro yapt›. Belirli bir dönemden sonra kendi sinemas›n› yapmaya bafllad›. Bizim yapt›¤›m›z filmler o kadar güçlü de¤ildi.
Zaman›m›z›n oyuncular›n› nas›l buluyorsunuz? Eskilerle bir k›yaslama yapsak? Ahmet Servidal: Bak›n flimdi bir hapishane sahnesi çekece¤iz. Adam psikopat bir adam› oynayacak; yap›mc› getirmifl. 27 sefer çekti ve adam› azarlamaya bafllad›. Dedim “Sen niye ba¤›r›yorsun o adama? Sen bu iflin yönetmenisin. Psikopat bir adam› oynayacak Türkiye’de kaç kifli var? Say dedim… ‹ki ya da üç kifli, fazla ç›kmaz. Ali Tutal: Oyuncu yaflad›¤› fleyi konuflmas›yla, yüzüyle, hareketiyle, bak›fl›yla verecek. Veremedi¤in zaman oyuncu de¤ilsin ve olamazs›n. fiimdi biz o devri yafl›yoruz. Adam diyor ki, flimdi gel karfl›ma otur flunlar› söyle, ben bunlar› söylerken bir fley hissetmeliyim, nereden geliyorum nereye gidiyorum, neyim; bu kelimeyi söylerken o kelimenin bir anlam› vard›r onu hissetmem laz›m, vücuda vermem laz›m, bunu veremedi¤i zaman oyuncu olamaz.
Suat Özkeskin: Onlara düflen çok ifl var elbette. Önüne her konulan› almamal›, seçici ve uyan›k olmal›. Televizyonlar›n›n bafl›na ba¤lanm›fl bir toplum var. Zannediyorum de¤inilmesi gereken noktalardan biri de budur. Gündemde olan, medyatik olan de¤il, iyi oyuncular, iyi filmler izlenmeli. Yard›mc› roldekiler, geri plandakiler, dublörler, sesçiler, ›fl›kç›lar, makyajc›lar, dekorcular, tafl›y›c›lar, yemek haz›rlayanlar, getirgötürcüler... Ve daha sinemaya emek veren, gönül veren kahramanlar… Büyük bir laf etmiyoruz eminiz, onlar olmasayd› sinema olmazd›. Yar›m as›rl›k bu serüvende figüranl›ktan bafllam›fl önemli yan rollerde yer alm›fl, karakter rollerinin üstesinden gelmifller… Bahç›vandan ufla¤a, parkta oturan yafll› amcadan, yolda yürüyen teyzeye kadar hayat›m›z›n gerçek anlar›n› beyazperdeye tafl›m›fllar. fiimdi ise de¤iflen filmlerle birlikte oyuncular da, roller de de¤iflmifl. Geriye kalan ise bu rolleri oynayanlar›n sinemaya olan ba¤l›l›klar›, saatlerce konuflulsa bitmeyecek olan an›lar kalm›fl durumda. ‹çlerindeki sinema aflk›n› –her türden soruna karfl›n– hiç öldürmeyen, öldürmemeye de kararl› olan sinema emekçilerine bu güzel sohbetleri için teflekkür ederek ayr›l›yoruz sendika binalar›ndan. Sinema sanat›n›n halk için önemini kavram›fl ve örgütlü olman›n bilincine varm›fl bu emekçiler var oldukça sineman›n ölmeyece¤ini düflünüyoruz…J
Nas›l olsa önüne ne konuluyorsa yapar, diyerek olmuyor bu ifller. ‹fli ucuza getirmenin çabas› içine giriyor ve bu iflsizli¤i getiriyor. ‹flte birisi amcas›n›n çocu¤unu ça¤›r›yor, bilmem sokaktan geçen iflsizi oynat›yor çünkü o oynayan kifli de bedava oynaman›n kendi gelece¤i için belki de bir aflama olaca¤› düflüncesiyle kendinden taviz veriyor. Öte yandan gerçek oyuncular haklar›n›n bilincinde oldu¤u için talep ediyorlar, talep ettiklerini alam›yorlar. suat özkeskin Peki, bu noktada izleyenlerin durumu nedir?
HAZ‹RAN 2006 | TAVIR | 23
fliir
ülke ahmet ada
akdeniz mavisi sakl› koynunda ey gül yan›¤› güller ülkesi yoldafll›k etsem kanl› gömle¤inin ac›lar›na küllerle savrulan ay ›fl›¤›nda
kanad› gümüfl bir kufl olup da yaz k›fl demeden dolaflsam dereboylar›n› k›rm›z› bulutlar›, sulara dökülen gazel yapra¤›na yazsam 盤l›¤›n›
umut hilesiz karanfilse sorguda tutuklanmay› bekler kimimiz geceleri ey türküleri çiçek döken ülke yurtseverlerin, yi¤it flairlerin nerde
ey seher karanl›¤›nda açan çiçek ince ince ya¤›fl› ya¤murun köklerine bafl›n› dik tut rüzgara karfl› dayan diyedir düflman›n zincirine
o nazl› nilüferler yoksa da sular›nda ceylanlar iner göllerinin aynas›na ne güne durursun seyirt haydi patlayan bahard›r dal uçlar›nda
24 | TAVIR | HAZ‹RAN 2006
fliir
ben sende olan› sevdim hasan biber
“dev gibi büyük ve ak›l almaz bir güç; mufltuluyor gönlün hecesinde, bir gün do¤umunu. ve iflte bu sevdalard›r, bu gücün ezgileri... vurgular› dalga dalga, gölgeler yay›lan.” çok zamanlar oldu, çok zamanlarda geldim. bir yan›m ›fl›k seli... bir yan›m mavi coflkular... mufltu geldim! haydi kalk, gücün var; diriltebilirsin rüyalar›...
haydi kalk, yollar var “kadife tenli zamanlara”...
ben seni de¤il, ben sende olan› sevdim! günefle gül, y›ld›zlara karanfil dikmek gibi bir fley! yakamozlar vururken koylar›m›za mart›lar söylerdi türkülerimizi... sarmalarken gökkufla¤› bedenlerimizi... biz aflk oynard›k. bir gülüflün, bir gözlerin kald› bende. yaflayamad›klar›m kald› sende!
imgelere yüklü duygu kervan›... her ad›m› yang›n, türküler yang›n, notalara m›sralar›n isyan›! dinmeyen, dindirilmeyen f›rt›nalar›; gözlerinde, uysallafl›r gözlerim! ben tutkuyu de¤il, ben tutulmufllu¤u sevdim! eylül'de çiçeklenmek, maviliklerde gezinmek gibi bir fley!
kanatl› rüzgarlar›nda hayat! sar›l “asmin”(*) kokular›nda, do¤... do¤an güne gülümse! ben seni de¤il, ben, sende olan› sevdim! günefle gül, y›ld›zlara karanfil dikmek gibi bir fley!...
(*) asmin: Üç bin metrenin üzerinde yetiflebilen, lacivert çiçekli, bir bitki.
HAZ‹RAN 2006 | TAVIR | 25
de¤erlendirme
tarihe tan›kl›k ediyoruz grup yorum
bak›l›r, gerek görüldü¤ünde besteye ve ses uyumuna ters düflmeyecek de¤ifliklikler yap›l›r. Son derece a¤›r geçen tart›flmal› bir dönemidir bu. Albümün ilk flekli bu aflamada olufltu¤undan, sanc›lar› da fazlad›r. Bu dönem içinde tart›flmalara kat›lan herkeste (ki bu say› yer yer onlarca kifliyi bulur) yeni ve kal›c› eserleri yaratman›n sorumlulu¤u ve heyecan› vard›r. Bu tart›flmalar bir düzen ve disiplin alt›nda yürütülür. Çal›flma gruplar› oluflturulur, bu gruplar sözler ve besteler üzerindeki çal›flmalar›n› tamamlay›nca birbirlerine sunar ve flark›lar›n son hali üzerine herkes fikrini belirtmifl olur.
Yorum’un 21 y›ll›k tarihine yepyeni bir sayfa daha ekledik “Y›ld›zlar Kufland›k”la. Kuruldu¤umuz günden bu yana, gerek içerikte gerek biçimde yaflanan netleflmelerle birlikte kendimize özgü bir dil, kendimize özgü bir anlat›m biçimi oluflturduk. Bu albümümüzle, yirmi y›ll›k birikimimizi bugünü yorumlamak için kullanm›fl olduk. Bugüne kadar yap›lm›fl olanlara yeni bir soluk ekleyerek, ama Yorum’un kendi diline, kendi “ses”ine sad›k kalarak yapmaya çal›flt›k bunu. Bir önceki albümümüz “Yürüyüfl”ün hemen ard›ndan birikmeye bafllam›flt› bestelerimiz. ‹lk dönemler, merkezi bir çal›flmadan öte, daha çok kiflilerin ya da ikili üçlü gruplar›n yapt›¤› kimi çal›flmalara dayan›r albüm çal›flmalar›m›z. 2005’in fiubat ay›ndan itiba-
26 | TAVIR | HAZ‹RAN 2006
ren bafllatt›¤›m›z bu son albüm çal›flmas›, yaklafl›k 15 ayl›k bir çal›flma döneminin ard›ndan tamamlanacakt›. Yorum, iflleyece¤i konular› de¤erlendirirken ve ele al›rken, herkes gibi kendi ideolojik perspektif süzgecinden geçirir. Her zaman, hangi konular›n albümde ifllenece¤ine ve bunun nas›l ifade edilece¤ine, bu perspektif yön vermifltir. Bu dönem öyle bir dönemdir ki, kelime kelime, hece hece ele al›n›r eldeki tüm flark› sözleri. Bunlardan kimisi bestelenmifltir, kimisi sadece söz aflamas›ndad›r. Söz aflamas›nda olanlar ayr›ca ele al›n›r, gerekirse en bafltan yeniden yaz›l›r. Bestelenmifl olanlar ise, bestesi ile birlikte de¤erlendirilir, ifadenin güçlü olup olmamas›na, duygunun bütünleflip bütünleflmedi¤ine
Ad› geçen çal›flma düzeni, tüm albümlerimizde esas ald›¤›m›z çal›flma düzenidir. Bunu bu albümde de çok yo¤un bir biçimde iflleterek yürüttük çal›flmam›z›. F tipi hapishanelerde tutuklu bulunan tutsaklar, bu kaset kolektivizminin de kopmaz parçalar› oldular. Yorumculardan ‹hsan’›n tutuklu oluflu, Ufuk’un sürgünde yafl›yor olmas›, bu kolektivizmin aktif birer parças› olmalar›n› engelleyemedi yine. Bestelerini y›llard›r, hatta kuruldu¤u ilk y›llardan itibaren Yorum’la paylaflan, sadece beste paylafl›m› ile de¤il, yürütülen her tart›flman›n içinde yer alan, yön gösteren, tecrübelerini aktaran kimi isimsiz Yorum emekçilerinin yan›nda; ‹brahim Karaca’dan Ümit ‹lter’e, söz ve fliir deste¤i ile bu çal›flmada yer alan flairlere kadar son derece genifl bir kolektivizm oldu bu da. Tabloya vurulan ilk f›rça darbeleri, flark› konular› netleflince, sözlerin yaz›lmas› oldu. Söz-beste dengesi bu aflamada oldukça kar›fl›kt› diyebiliriz. Kimi flark› sözleri bestelen-
de¤erlendirme
elinden alan ve hala almaya devam eden F tipi hapishanelerdeki tecrit uygulamas›yd›. “Vasiyet” isimli flark›m›zla bu uygulamay› ve buna karfl› gerçeklefltirilen direnifli ele al›rken, “Siz Ö¤rettiniz” isimli flark›m›zla hapishanelerde ve ölüm oruçlar›nda yaflam›n› yitirenleri anlatt›k. Bu sürecin en net gerçeklerinden biri de insanlar› kendilerini feda edecek bir noktaya getirdi¤idir. “Y›ld›zlar Kufland›k”la yine F tipi hapishaneler sorununun bu yan›na dikkat çekmek istedik.
mifl ve haz›r durumdayd›. De¤ifliklik ihtiyac› varsa bu beste göz önünde bulundurularak yap›lmak zorundayd›. Kimi sözler henüz bestelenmemiflti ve bestelenmek için son fleklini almay› bekliyordu. Bir de kimi ezgiler vard› elimizde, henüz sözü olmayan. Bu ezgiler içinden öne ç›kanlar, üzerine söz yaz›lmak üzere ayr›flt›r›ld›. Tabi tüm bunlar›n d›fl›nda Naz›m Hikmet’ten Ahmet Arif’e, Hasan Hüseyin’den Enver Gökçe’ye çeflitli ustalar›n fliirlerinden yapt›¤›m›z bestelerimiz de vard›. Bu bestelerin kimileri gündem olarak belirledi¤imiz ihtiyaçlar›m›za denk düflüyor, kimileri de gündem d›fl› olarak de¤erlendirilmeyi bekliyordu. Bu aflamada mutfa¤›m›zda, birbirinden ba¤›ms›z, irili ufakl› onlarca ezgi ve flark› sözünün oldu¤unu belirtelim. fiark›lar›, düzenleme aflamas›na geçebilmek için kasette yer alabilecek maksimum say›ya düflürmemiz gerekiyordu. Bu da tahminen 15 flark› demekti. Yapt›¤›m›z ilk elemeler sonucunda, de¤erlendirilebilecek durumda olan yaklafl›k 40 flark›y› ay›rm›fl olduk. Bu flark›lar üzerinde yapt›¤›m›z ikinci bir çal›flma ile flark› say›s›n› 25’e düflürmeyi baflard›k. Bu aflamadan sonra daha ayr›nt›l› bir çal›flma bafllad›. Bu flark›lar içinde elenmek zorunda kalacak olanlar vard› kuflkusuz. Ama biz önce-
likle buna bakmadan, tüm flark›lar üzerinde ön düzenleme çal›flmalar›na bafllad›k. Yine bu flark›lar›n tamam›n› stüdyoya girerek “hücum kay›t” denilen, herkesin ayn› anda çalmas› yöntemiyle kaydederek bir ön kay›t da denilen bir “demo”ya sahip olduk. Gerçek, kal›c› kay›tlar için stüdyoya yine de kasette yer alacak flark› say›s›ndan fazlas›yla girdik. Son elemeyi, as›l kay›tlardan sonra yapacakt›k. Elimizde çok say›da söz ve bestenin olmas› elbetteki çal›flmaya bir zenginlik kat›yor, gücümüzü artt›r›yordu. Ancak bu flark›lar›n içinden eleme yapmak zorunda kalmak da ayn› zamanda iflimizi güçlefltiriyordu. Hangi flark›n›n girece¤ine, hangisinin girmeyece¤ine karar verirken kimi ölçülerimiz var elbette. Bunlar›n bafl›nda flark›n›n içeri¤i, albümün gündemine denk düflüp düflmedi¤i geliyor. Albümümüz ça¤›na tan›kl›k etmeli, tarihe düflülen bir belge olabilmeli. Amac›m›z, albümün genelinde bunu yakalayabilmektir. Bunu baflard›¤›m›za inand›¤›m›zda, albümün çeflitli renklilikleri olarak görülecek flark›lar› da de¤erlendirebiliriz. Bu ülkenin en temel gündemlerinden biri, kuflku yok ki 6 y›ld›r 122 insan›n yaflam›n›
Bunun d›fl›nda Amerika’n›n Irak’taki iflgali ve buna karfl› devam eden direnifl, yine yok say›lamayacak gündemlerden birisini oluflturuyordu. Bunu da “Felluce” isimli, fliir ve marfltan oluflan flark›m›zla dile getirdik. ‹flçilerin, memurlar›n grev coflkular›n› “Davet” isimli flark›m›zla ele al›rken, “S›ra Neferi” isimli marflla bu topraklarda süren ba¤›ms›zl›k demokrasi ve sosyalizm mücadelesini, sosyalizme olan ç›kars›z inanc› ele ald›k. “Hasretim Da¤ Oldu”, sözleri de bize ait olan ilk deyifl denemesiydi. Bu flark›y› yaparken Alevili¤in zulme ve zalime karfl› olan, haktan ve do¤rudan yana olan ama kimi bezirganlar taraf›ndan çarp›t›lmaya çal›fl›lan gerçekli¤ini anlatmay› hedefledik. “Were Berxe Min” isimli Kürtçe flark›, Kürtlere dönük sald›r›lar›n yine t›rmand›r›ld›¤› günümüzde sözü ve müzi¤i bize ait bir çal›flma olarak yer ald› albümde. Yoksul, aç, aç›kta, sefaletle büyüyen çocuklar›m›za Ahmet Arif’in “Adilofl Bebe” isimli fliiriyle seslendik. “Kay›plar›n Ard›ndan”, “Biz Olmasak”, “Yaflamak”, “Gel Yine” ve “Ateflin Çocuklar›” her dönem varolan genel gerçekliklerin sesi olarak albümümüzde yer ald›. Ölçülerimizin bir aya¤›n› içerik, yani gündemimize denk düflüp düflmedi¤i olufltururken; bir aya¤›n› da biçimi, yani bunu nas›l anlatt›¤› oluflturur. Söz ve müzik uyumu, sözel anlat›m›n ve melodinin gücü. Yorum, sadece içerikte de¤il, biçimde de kendine özgü bir form gelifltirdi. Her ne kadar birbirinden çok uzak kimi denemeler
HAZ‹RAN 2006 | TAVIR | 27
de¤erlendirme
yasland›¤› müzik tarz› olmad›¤›n› tekrar belirtelim. Bunlar› zenginliklerimiz olarak görüyoruz, bu tipte çok daha farkl› çal›flmalar›m›z sonraki albümlerimizde de yer alacakt›r kuflkusuz. Ancak bizim aç›m›zdan as›l olan, yukar›da da belirtti¤imiz gibi 21 y›lda yaratt›¤›m›z kendi sesimizdir. “Y›ld›zlar Kufland›k”›n son dönem albümlerden en temel ay›rt edici özelli¤i, birçok çalg›n›n bizzat Yorumcular taraf›ndan çal›nm›fl olmas›d›r. Son albümlerde giderek terkedilmifl olan bu özellik, bu albüm çal›flmas› ile birlikte yeniden gündeme al›nd›.
yer alsa da, ilk duyuldu¤unda Yorum’a ait oldu¤u anlafl›lacak bir “ses” yarat›ld›. Bu müzikal dilin bafll›ca karakterini, ba¤lama ve kaval gibi yerel çalg›lar›n yan›nda davul (bazen perküsyon), bas gitar, akustik gitar ve elbetteki çok sesli vokallerle örülü, diri ve dinamik flark›lar oluflturdu. Bu temel üzerine kurulu olan ve elbette ki say›s›z çalg›n›n (özellikle keman ve obua) eklendi¤i onlarca flark› say›labilir. Yorum klasikleri olarak de¤erlendirilecek flark›lara bak›ld›¤›nda hep bu özellik görülecektir. “Y›ld›zlar Kufland›k” albümünde de klasik Yorum sesine ba¤l› kal›narak bir çok düzenleme yap›ld›. “Ateflin Çocuklar›”, “Biz Olmasak”, “Kay›plar›n Ard›ndan”, “Vasiyet”, “Kavuflma”, “Y›ld›zlar Kufland›k”, “Gel Yine” bu konudaki tipik örnekler olarak verilebilir. Bunlar›n d›fl›nda birbirine çok uzak formlara sahip ve Yorum üretimlerinin renkleri, zenginlikleri olarak de¤erlendirilebilecek çeflitli flark›lar da yine albümde yer buldu. “Hasretim Da¤ Oldu”, içeri¤ine de uygun olarak tamamen yerel bir düzenlemeyle ele al›n›rken; ba¤lamadan gitara, zurnadan perküsyona tüm enstrümanlarda deneysel bir çal›m hâkim k›l›nd›. Keza yine “S›ra Neferi” isimli marfl yine daha çok bu topraklara özgü bir biçimde tasarland›. 5/8’lik aksak ritminden melodik yap›ya kadar, ba¤laman›n kullan›m›ndan perküsyonlar›n düzenlen-
28 | TAVIR | HAZ‹RAN 2006
mesine kadar tüm detaylar› bu topraklara ait bir marfl yaratma amac›yla oluflturuldu. Koro okumadaki teatrallik, içeri¤e uygun, anlat›m› güçlendirici özelli¤i nedeniyle kullan›ld›. “Felluce” isimli flark› da yine benzer flekilde tasarlanan bir baflka flark› oldu. “Siz Ö¤rettiniz” isimli flark›y› da yine do¤u çalg›lar›n›n a¤›rl›kta kullan›ld›¤›, do¤u tipi düzenlemenin hâkim k›l›nd›¤› bir çal›flma olarak de¤erlendirebiliriz. “Were Berxe Min” isimli Kürtçe flark› yine içeri¤ine ve bölgesine uygun olarak do¤u vurmal›lar›n›n yo¤un kullan›ld›¤› bir flark› oldu. Do¤u vurgusu yüksek tutulan flark›lar›n d›fl›nda, do¤u çalg›lar› ile bat› müzikal formlar›n›n ortak kullan›ld›¤› düzenlemeler de kullan›ld› bu albümde. Rock denemesi olarak de¤erlendirilebilecek “Adilofl Bebe”, 5/8’lik aksak ritme uygun elektrik gitar, ba¤lama ve cura eflli¤inde çal›nd›. Yine “Davet”te elektrik gitar, zurna ve ba¤laman›n oluflturdu¤u yap› rock denemesi olarak görülebilir. Bat› tarz›nda bir melodi ve düzenlemeye sahip “Yaflamak”ta da kanun gibi al›fl›k olmad›k seslerle farkl› t›n›lar elde etmek istedik. Son verdi¤imiz örneklerle birlikte “do¤u” ve “rock” düzenlemeleri ile ele ald›¤›m›z bu flark›lar›n, müzikal aç›dan Yorum’da bir renkten öteye geçmedi¤ini, Yorum’un as›l
Özellikle gruptaki çalg›lar›n bir baflkas›na çald›r›lmadan önce grup taraf›ndan çal›nmas›, Yorum’un bundan sonras› için de vazgeçilmezleri aras›na girdi. Çalg›lar›n grup taraf›ndan çal›nmas›n›n avantajlar› ise özellikle “S›ra Neferi” ile “Hasretim Da¤ Oldu” flark›lar›nda ortaya ç›kt›. Bu flark›lar›n deneysel özelliklerinden dolay›, özellikle ba¤lama ve perküsyonlar Yorum taraf›ndan çal›nd›. Bu çalg›lar baflkas› taraf›ndan çal›nd›¤›nda tam olarak bu flekilde bir sonuç ç›kar›lamayacak, ç›kan sonuç çok fazla Yorum’a ait olmayacakt›. Gerek içerikteki çeflitlilik, gerek biçimde geleneksel müzik diline ba¤l›l›k ve kimi yeni renkliliklerle birlikte “Y›ld›zlar Kufland›k”, Yorum’un bugünkü müzikal birikimini, geldi¤i noktay› ifade ediyor. Yorum’un en temel özelliklerinden olan kolektivizm, bu albüm çal›flmas›n›n da her aflamas›na damgas›n› vuran çal›flma biçimi olarak yine öne ç›k›yor. Tüm bunlar›n sonucu olarak, albümün tüm yanlar›n› temsil edecek bir isim olarak flekilleniyor “Y›ld›zlar Kufland›k”. Y›ld›zlar umutlar›m›z demek. Ayd›nlatan, yol gösteren demek. Y›ld›zlar düfllerimiz, hayallerimiz demek. Bizler için y›ld›z, u¤runa ölünesi, insanl›¤›n en güzel günlerinin yaflanaca¤› sosyalizm özlemi demek. Yenilenebilmek, ar›nabilmek demek. Gelecek güzel günlerinin müjdesi demek y›ld›z. Bu y›ld›z› kuflanmak, yar›na umut dolu bakabilmek demek. Düfllerimizin peflinden koflabilme azmi demek. Y›ld›zlar kuflanarak yar›na umut dolu bakabiliyoruz. Çünkü bunun için her fleye fazlas›yla sahibiz...J
an›
on üç y›l sonra k›br›s halklar›yla kucaklaflt›k grup yorum
geçmiflti. Soli Harabeleri’ndeki prova esnas›nda, henüz birkaç türkü söylemifltik ki, bir sivil polis geldi yan›m›za. Konserin yasakland›¤›n› söyledi. Böylesi anlar bafl›m›za daha önce de gelmiflti. Bu anlarda sunulan gerekçeler, keyfili¤in an›t› gibidir. Konser mekan›n›n, tarihi bir yap› oldu¤unu, konserin gürültüsünü kald›ramayaca¤›n› gerekçe gösteriyorlard› bu kez. Bu nedenle, konser s›ras›nda y›k›labilece¤i iddia ediliyordu. Düflünsenize! Bir konser mekan›, bizim türkülerimizin gürültüsünden y›k›lacak. Üstelik oras› bir aç›k hava tiyatrosu, antik tiyatro. Ad› harabe ama yirminci yüzy›lda yap›lan birçok binadan daha sa¤lam. Daha da ilginci; her y›l, onlarca konser veriliyor orada.”
On üç y›l oldu “yavru vatan” denilen ama üvey evlat muamelesi bile göremeyen K›br›s’a gitmeyeli. fiimdi K›br›s’a ikinci gidiflimiz. Bundan on üç y›l önce, 1993 y›l›nda K›br›s’a gitti¤imizde konser yapamadan geri dönmüfltük, geride Yorum tarihine önemli bir an› olarak kalacak “bir s›n›r d›fl› öyküsü”yle… O dönem yaflanan bu geliflme K›br›s bas›n›nda manfletlerde yer alm›fl, K›br›sl› dinleyiciler Grup Yorum’un yaflad›¤› bu engellemeye karfl› tepkilerini ve protestolar›n› örnek bir sahiplenmeyle göstermifllerdi. ‹flte o s›n›rd›fl›n›n k›sa öyküsü: “Lefke Spor Klubü taraf›ndan K›br›s’a konser için ça¤r›lm›flt›k. Düzenlenen tan›t›m etkin-
liklerine, bas›nla görüflmelere kat›lmak için konserden birkaç gün önce K›br›s’a gitmeye karar verdik. Türkiye’den ç›kmadan engellemeler bafllad›.
Polisler prova s›ras›nda içeri girdi ve yaka paça gözalt›na al›nd›k. Niye ve nereye götürüldü¤ümüzü kimse bilmiyordu. Sorular›m›za cevap alam›yorduk. Talimat›n yukar›dan geldi¤ini söylüyorlard›.
Befl kiflilik bir kadroyla yola ç›k›fl›m›z havaalan›nda bir arkadafl›m›z›n, gözalt›na al›nmas›yla dörde indi. Bu flekilde K›br›s’a ulaflt›k ve tahmin etmedi¤imiz bir ilgiyle karfl›lanm›flt›k. Bas›n›n ve halk›n Yorum’a ilgisi çok fazlayd›. Bak›n neler yazm›fl›z o günler defterimize:
Konser saati gelip çatt›¤›nda orada birikmifl olan 3000 kiflilik kalabal›k, bu durumu ö¤renince önce flafl›rm›fl, sonra protestoya bafllam›fl. Yorum kaseti koymufllar teybe ve onu çal›p, hep birlikte coflkuyla efllik etmifller. Ard›ndan bizim durumumuzu ö¤renmek ve gözalt›ndan ç›karabilmek için karakollar›n önüne gitmifl, fakat bulamam›fllar.
“… Konser günü, Soli Harabeleri’ne oldukça erken gittik. S›k› bir provaya ihtiyac›m›z vard›. Bir arkadafl gözalt›nda oldu¤u için repertuarda de¤ifliklikler yapm›flt›k. Bu nedenle, konser öncesi günlerimiz as›l olarak provayla
Dinleyicilerimiz bizi arayadursun, biz ayn› saatlerde s›n›r d›fl› ediliyorduk. Mersin Liman›’na b›rak›lmak üzere bir gemiye bindirildik. Mersin’de bir gün gözalt›nda kald›k. Polis çevredekileri de fazla korkutmufl olsa gerek,
HAZ‹RAN 2006 | TAVIR | 29
an›
bindirildi¤imiz geminin kaptan› bizim ‘tehlikeli insanlar’ oldu¤umuzu düflünerek bizi gemiye bile almak istememiflti, zor ikna oldu.” Aradan on üç y›l geçmifl. Y›l 2006, 10 May›s, yine K›br›s’a gidiyoruz. Yola ç›kmadan önce arflivimizi tekrar kontrol ediyoruz. O y›llara dönüyoruz. Yolculuk bir saatten biraz fazla sürüyor. fiimdi K›br›s topraklar›nday›z. Az önce uçaktan heyecanla izledi¤imiz “yavru vatan” K›br›s’tay›z art›k. Bu kez toplam yedi kifliyiz, henüz bir sorun yaflamad›k. Bizi karfl›layan K›br›sl› arkadafllar›n gözünde mutlu, farkl› bir gülümseme hissediyoruz. K›br›s asl›na bak›l›rsa ilginç bir ada. Y›llar boyunca çeflitli devletlerin, hükümdarl›kl›¤›, sömürgesi alt›nda yaflam›fl. Önemli bir geçifl ve kontrol yolu oldu¤u için hep istenen olmufl. Bir zaman Venedikli tüccarlar›n merkez yerlerinden biriymifl, baflka bir zaman da Haçl› Seferleri’nin güzergah›. Venedikliler’in, Romal›lar’›n, Osmanl›’n›n, ‹ngilizler’in egemenli¤ini, sömürüsünü görmüfl ve flimdi de ikiye bölünmüfl, bir taraf›na Türk, bir taraf›na Rum denmifl bir ada. Yüzy›llar boyunca iflgaller, sömürge, bask› onlar›n ortak kaderleri olmufl. Buna ra¤men K›br›s’ta yaflayan halklar kaynaflm›fl. Konser alan› Ma¤usa’da, Salamis Harabeleri’nde. Yine ismi harabe olan bir yerde yap›lacak konserimiz. Akl›n›za kötü fleyler gelmesin, bu sefer K›br›sl›lar’la birlikte konserin olaca¤› 12 May›s’ta coflkulu bir gece yaflayaca¤›m›z› umuyoruz. Bizi karfl›layan ve ayn› zamanda konseri düzenleyenlerden biri olan Mübin A¤abey’in evine gidiyoruz. Yol boyunca K›br›s’›, geçmiflini, geçti¤imiz yerlerin özelliklerini, kendi hayat hikayesini dinliyoruz ondan. ‹lk dikkatimizi çeken flivesinin de¤iflikli¤i ve cümlelerde yapt›¤› vurgular›n farkl›l›¤› oluyor, konuflmas› bize çok sempatik geliyor... Tatl› bir sohbeti var Mübin A¤abey’in. “Sen flimdi gidersin kendi”, “ba bay”, “gideceyik,
30 | TAVIR | HAZ‹RAN 2006
geleceyik” fleklinde farkl›l›¤› görüyoruz onun konuflmalar›nda. Telefon kulakl›¤› çok pratik olmufl onun için. Çünkü telefonu befl dakika içerisinde mutlaka çal›yor. Konser için bütün görüflmeler onun telefonu üzerinden yap›l›yor. Dikkatimizi çeken bir baflka fley de, otomobillerde direksiyonun sa¤ tarafta olmas›yd›. En çok yabanc›l›¤›n› çekti¤imiz fley oldu üç günlük K›br›s konuklu¤umuzda. Eski ‹ngiliz sömürgesiydi K›br›s, bu özellik de bundan kaynaklan›yordu.
portaj yap›yor gazetedekiler. Konser sabah› daha farkl› bir duyguyla uyan›yoruz. K›br›s’ta üçüncü günümüz. Darac›k bir zamana k›sa bir K›br›s gezisi s›¤d›r›yoruz. Ma¤usa’da tarihi kaleyi, Nam›k Kemal’in kald›¤› hücreyi, Bizans’tan kalma kiliseleri geziyoruz. K›br›s’›n, kald›¤›m›z süre içerisindeki, en s›cak günü bu ayn› zamanda. “Kay›p fiehir” dedikleri Marafl bölgesinde bir yere gidiyoruz. Koca bir flehrin etraf› tel örgülerle çevrilmifl. Bir film sahnesi gibi sanki. Bombalanm›fl, harabe bir flehir.
Toplam bir saatlik yol boyunca K›br›s’›n genel özelliklerini ö¤renmifltik bile. Sonra eve geldik. Ev halk› dört gözle bizi bekliyor. Yemekler haz›rlanm›fl. Bir ufakl›k, onun bir büyü¤ü tatl› bir k›z ve Mübin A¤abey’in efli karfl›l›yor bizi. Bu üç günlük süre zarf›nda bu aileyle k›sa sürede bütünlefliyoruz.
Y›k›lm›fl binalar, kurflunlarla, bombalarla dövülmüfl dev ifl merkezleri, evler... Ancak tel örgüye kadar yaklaflabiliyoruz. Çok flafl›r›yoruz. Uzaktan deniz kenar›ndan flehri izliyoruz. Mübin A¤abey anlat›yor:
Yeme¤imizi yer yemez uygulayaca¤›m›z yo¤un programa göz at›yoruz. On üç y›l öncesinin etkisi hala var K›br›s’ta ve bu yüzden K›br›s’ta oldu¤umuzu adeta kan›tlamam›z gerekiyor. Geldi¤imize hala pek çok kifli inanm›yor. Yola koyuluyoruz.
“Buras› 1974 y›l›nda Ecevit hükümeti döneminde sald›r›ya u¤rad› ve Rumlar’dan al›nd›. Çok geliflmifl bir yer. Gördü¤ünüz gibi binalardan da belli. Hiç kimse bu alana o zamandan beri sokulmaz. Mesela denizin bu taraf›ndan dald›n, gidiyorsun bir bal›¤›n peflinden. Bal›k s›n›r› geçti, sen de yakalayaca¤›m diye s›n›r› geçtin bilmeyerek.
Kent TV’de bir canl› yay›n program›na kat›l›yoruz. Hemen ard›ndan iki gazeteye konuk oluyoruz. Akflam ise Ö¤retmenler Sendikas›’nda haz›rlanm›fl bir bas›n toplant›s›nday›z. K›br›sl›lar’la konufluyoruz toplant›da. Bas›n var, dinleyicilerimiz de gelmifl. Bas›n toplant›s› sonras›nda K›br›sl›lar bize halk oyunlar› sergiliyor. Türkler ve Rumlar birlikte oynuyor. Kol kola girilmifl k›zl› erkekli, Rum-Türk hep birlikte mutlu bir flekilde oyunlar oynan›yor. O mutluluklar›n›n bozulmamas› temennimiz. Orada o küçücük salonda oluflturulan birlik, asl›nda tüm K›br›s halk›n›n içinden geçen fley. Bu yo¤un günü Lefkofla merkezinde yemek yiyerek noktal›yoruz. Ertesi gün bir k›sm›m›z Sim Radyo’da bir programa kat›l›rken, geriye kalanlar evde konser için haz›rlan›yor. Daha sonra K›br›s’›n en büyük gazetesi olarak kabul edilen K›br›s Gazetesi’ne gidiyoruz. Burada bize binay› gezdiriyor ve ard›ndan bizimle bir rö-
Su yüzüne ç›kars›n, bal›¤› yakalad›m diye, aha flu kayan›n tepesine. Orac›kta vururlar seni. Bu s›n›r› geçen direkt vurulur. Bazen Türkiye’den paflalar gelir, burada sonradan yap›lan otellerde, binalarda kal›r, e¤lenir. Onlar d›fl›nda kimse bilmez içeriyi. K›br›s Harekat› döneminde Türkiye Rumlar’a ait olan bu yere sald›r›yor, ellerinden al›yor. O zamandan beri de bir ‘ceza’ mahiyetinde oraya kimseyi sokmuyor.” Anlat›lanlar gerçekten çok tuhaf. Do¤u Akdeniz Üniversitesi’ndeki bir söylefliye gidiyoruz ikiye bölünerek. Geriye kalanlar da son haz›rl›klar› tamamlamak için ayr›l›yor. Do¤u Akdeniz Üniversitesi’nde, ö¤rencilerle iki saatlik güzel bir sohbet yap›yoruz. Arka arkaya sorular geliyor, uzayan cevaplar… Zaman çok yetersiz her fleyi konuflmaya. Ama bu k›sac›k zamanda çok fley paylafl›yoruz oradaki ö¤rencilerle. Söyleflinin ard›ndan birlikte çay içtikten
an›
sonra, di¤er arkadafllarla buluflup konseri yapaca¤›m›z salona geçiyoruz. A¤›z al›flkanl›¤› asl›nda “salon” demek. Oras› bir “harabe” çünkü. Salamis Antik Tiyatrosu veya Salamis Harabeleri diye geçiyor. Oraya gitti¤imizde son haz›rl›klar da tamamlanm›fl oluyor. K›sa bir süre sonra provalar bafll›yor. Bu sefer “tiyatro y›k›labilir” diye kimse gelip bizi rahats›z etmiyor. ‹çimiz rahat. Öncesinden ve kald›¤›m›z üç günlük süre içerisinde oluflan havadan belli ki konser çok güzel olacak. Konser saati gelip çat›yor. Art›k haz›r›z, provalar›m›z› da yapt›k. ‹çeri yavafl yavafl seyirciler al›n›yor. Çevre illerin üniversitelerinden kalkan otobüsler yanafl›yor ilk baflta. Sonra özel araçlar›yla gelen K›br›sl›lar. Salon h›zla doluyor. Sonradan ö¤renecektik ki yaklafl›k 2700 kifli gelmifl o gece bizi izlemeye. Binlerce y›l boyunca krallar›, kraliçeleri, nice gösterileri, oyunlar› konuk etmifl olan antik tiyatro bu kez Yorum’u konuk ediyor. Sahneye ç›kmam›zla birlikte bütün salon aya¤a kalk›yor. Yorum’la K›br›sl›lar’›n on üç y›l önce engellenen vuslat›, bugün gerçek oluyor. Bunun coflkusu hem K›br›sl›lar’› hem de Yorum’u sar›yor. “Yorum Susturulamaz”, “Türküler Susmaz Halaylar Sürer” sloganlar› yank›lan›yor antik tiyatroda. Seyirciler; üniversite ö¤rencileri, K›br›s’›n yerli halk›, az da olsa, Rum ve ‹ngiliz misafirlerden olufluyor. “Bu antik tiyatro, tarihi boyunca görmüfl oldu¤u en güzel gecelerden birine tan›k olsun” diyoruz dinleyicilerimize. ‹lk albümümüzden bugüne, her dönemden flark›lar seslendiriyoruz konserde, tabii ki yeni ç›kan albümümüz “Y›ld›zlar Kufland›k”tan da… Daha önce yapt›¤›m›z konuflmalarda da oldu¤u gibi birleflik, ba¤›ms›z K›br›s idealini vurguluyoruz. Bu kez gerçekten hep birlikte söyledi¤imiz türkülerimizin gücünden sars›l›yor Salamis Antik Tiyatrosu… Bu konser bizim aç›m›zdan Yorum tarihine eklenecek önemli, güzel konserlerden biri oluyor. Bu kez konseri yapabilmifl olman›n gururu var içimizde. On
üç y›l önce yar›m kalan hedefimizi gerçeklefltirmifl olman›n mutlulu¤u var. Çanakkale’de verece¤imiz konser için sabah ayr›l›yoruz K›br›s’tan ama K›br›s’› erken özlüyoruz. Bunu en çok Çanakkale’de yapt›¤›m›z sohbetlerde anlad›k. Yaflad›klar›m›z, insanlar›n yaklafl›mlar› ve paylaflt›¤›m›z güzel fleyler… K›br›sl›lar kendilerini Türkiyeli olarak görmüyor. “Biz K›br›sl›y›z” diyorlar. Çünkü “anavatan”lar›ndan ne yeterli bir yard›m, ne yat›r›m, ne de bir ilgi görmüfller. K›br›s, sanayisi geliflmifl bir yer de¤il. Zaman›nda Turgut Özal’›n, Denktafl’a söyledikleri orada aynen hayata geçirilmifl: “K›br›s’› kumarhaneler ve ö¤renciler geçindirir.” Böyle bir yer olmufl K›br›s. Türkiye’den bir geceli¤ine kumar oynamak için gelenler var. Ayn› zamanda kara para aklan›yor K›br›s’ta. K›br›s bir ö¤renci memleketi. Yaklafl›k 260 bin kiflilik K›br›s’ta 30 bin üniversite ö¤rencisi vard›. Hedef 50 bine ulaflmakm›fl. Yerli K›br›sl›lar’›n maddi durumu genelde iyi. Hemen hemen her evin bir arabas› var.
K›br›sl›lar, vizesiz bir flekilde ‹ngiltere, M›s›r, ‹talya gibi ülkelere gidebiliyor, K›br›s kimlikleriyle. Araç ve gereçlerin pek ço¤u ‹ngiltere’den gelmifl. Kültürlerinde de bir kar›fl›m seziliyor. Her tarafta bir ‹ngiliz a¤›rl›¤›, havas› var hala. Eski ‹ngiliz sömürgesi olmas› bunun en büyük nedeni. ‹ngilizler hiç eksik olmuyor sokaklar›nda. Arsalar, binalar en çok onlara sat›l›yor. Co¤rafi olarak da çok stratejik bir öneme sahip. M›s›r, Afrika k›rk befl dakikal›k bir mesafede. Demir atm›fl M›s›r band›ral› gemiler bunu do¤ruluyor. Hemen do¤usunda k›sa bir yolla Ortado¤u ülkelerine gidiyorsunuz. Bat›s›nda ‹talya, Fransa, Yunanistan gibi Akdeniz ülkeleri, kuzeyinde ise boylu boyunca Türkiye… Bunlar›n hepsinin ortas›nda ayn› zamanda herkesin gözünün üzerinde oldu¤u bir ada K›br›s. Umar›z bu güzel topraklar üzerinde oynanan oyunlar, K›br›sl›lar’a daha fazla zarar getirmez. Ba¤›ms›z, birleflik, sosyalist, Avrupa’dan, baflka yerlerden medet ummayan, kendi ya¤›yla kavrulan, ayaklar› üzerinde dimdik duran, Rum-Türk fark etmeden kaynaflm›fl bir K›br›s görmek temennisiyle... J
HAZ‹RAN 2006 | TAVIR | 31
fliir
çocuklar›n›z için r›fat ›lgaz
savafl sonras› say›mlarda flu kadar ölü, flu kadar yaral› kad›n, erkek say›s›z kay›p... elden ayaktan düflmüfl geride bir o kadar da sakat, o kara günleri an›msayal›m diye... zorunuz ne, insan kardefllerim, amac›n›z kökümüzü kurutmaksa, yetmiyor mu tayfunlar, taflk›nlar, bunca aç, bunca sayr›, k›r›m, k›y›m, say›s›z iflkence kurbanlar›... en kötüsü, gün günden bafl›m›za inen bu gökyüzü! bu toplan›p da¤›lmalar ne oluyor yüksek düzeylerde? sözünüz mü geçmiyor birbirinize, hangi dilden konufluyorsunuz? bar›flsa e¤er istedi¤iniz uçaklardan bafllay›n ifle önce çirkinleflen savafl uçaklar›ndan... ya insanlar› bir yana b›rak›p sivrisineklerin kökünü kurutun ya da batakl›klar›! sonra geçin kara sineklere! ne kadar da ço¤ald›lar son s›caklarda yer gök tüm kara sinek, yaflam›m›z› karartmak için. bir güç denemesi yapsan›z da, yoksa siz de mi bar›fltan yanas›n›z, onlar›n özgürlü¤ünden yana? kolay de¤il, bar›fltan yana olmak özveri gerek yüksek düzeylerde. gene de bir nedeni olmal›, diyorum. bu toplan›p, toplan›p da¤›lmalar›n. phantom’lar›n pazarlanmas› de¤ilse denizalt›lar›n s›¤›nmas›d›r dost limanlara. ya sa¤c› gerillalar›n bar›nd›r›lmas›...
32 | TAVIR | HAZ‹RAN 2006
ah uzak görüfllü yetkililer, b›raksan›z da büyük sorunlar› bir yana, biraz da ulusunuz için... halk›n›z için konuflsan›z çocuklar›n›z için... kökleri kuruyup gitmeden!
inceleme
atçal› kel mehmed efe ümit zafer
Ayd›n’›n Sultanhisar ilçesine ba¤l› yoksul bir köydür Atça. Yoksullu¤u, topra¤›n bereketsizli¤i, insan›n›n tembel oluflundan de¤ildir. Aksine toprak bereketli, köylüler çal›flkand›r. Ve lakin bugün oldu¤u gibi 1800’lü y›llarda da yoksulluk sömürünün bir sonucu olarak ya-
flanmaktad›r. Osmanl›’n›n mültezimler eliyle yürüttü¤ü sömürü pervas›z, zulüm keskindir. “(…) Osmanl› toplumunun Avrupa kapitalizminin bir aç›k pazar› haline gelmesi 18’inci yüzy›l›n sonlar›na do¤ru olmufltur… Bu y›llar ayn› zamanda merkezi otoritenin zay›flay›p, feodal mahalli birimlerinin gücünü art›rd›¤› y›llard›r.”(Mahir Çayan) Feodal mahalli birimlerin gücünü art›rmas›n›n bir ifadesi de “mültezimlik” denilen sistemdir. Bu sisteme, gelir ve vergi ifllerinin özellefltirilmifl hali de diyebiliriz. Zira, bir bölgenin vergi ifllerini götürü usülü devletten alan kimsedir mültezim. Böylece hem padiflah kasas›na gönderilen vergiler, hem de mültezimlik yapan beylerin kesesine giren akçeler, halk›n s›rt›ndan ç›kar›lmaktad›r. Bu katmerli sömürüyü sürdürmek için zulüm de kol gezmektedir halk›n üstünde. Bunca haks›zl›¤›n sonucu olarak Ege’nin havas›nda isyan kokusu vard›r. Yoksul halk›n nefes kokusudur bu asl›nda. Ki tarihin hangi kesitinde olursa olsun halk›n nefesi açl›k kokuyorsa, orada isyan an meselesidir sadece. ‹flte böyle bir ortamda babas›n› kücük yaflta kaybeden bir yetim yaflard› Atça’da. Kelo¤lan ya da Kelefl Mehmed derdi köylüleri bu yetime. Di¤er köylüler gibi beylerin yan›nda ›rgatl›k yapard› bu Kelo¤lan da. Kelefl Mehmedler kendilerine reva görülen yoksulluk denizinde ç›rp›n›rken, Osmanl› saltanat› da Padiflah II. Mahmud’un liderli¤inde “bat›l›laflma” ad›mlar› at›yordu. Hep süregeldi¤i gibi egemenlerin att›¤› her ad›m›n alt›nda yine köylü kelefl Mehmed’ler kal›yordu ki “bat›l›laflma” çabas›n›n özünü, mevcut iktidar yap›s›n› güçlendirmek oluflturuyordu. Ama dedik ya, zulüm ve sömürünün oldu¤u her yerde isyan, hak; dahas› kaç›n›lmaz bir sonuçtur. Bir di¤er ifadeyle mevcut saltanat, Mahmut’un arac›l›¤›yla “bat›l›laflma” ad›mlar› atarken, yoksul halk da Kelefl Mehmed’in arac›l›¤›yla hak ve özgürlük kavgas›na duracakt›r...
HAZ‹RAN 2006 | TAVIR | 33
inceleme
Yan›k olur efelerin yüre¤i... Kelefl Mehmed, Arpaz beylerinin yan›nda ›rgatl›k yaparak, aç biilaç yaflamaya çal›rken, s›n›flar mücadelesi onun hayat›n› da de¤ifltirmeye bafllam›flt›r. Önce Arpaz beyleri taraf›ndan hakarete u¤ray›p iflinden kovulur Kelefl Mehmed. Onca çal›fl›p çabalamas›na karfl›n eli avucu bofl olarak Atça’ya döner. Rivayet ederler ki bir bey yanaflmas›n› öldürüp da¤lara ç›kar. Art›k o bir eflkiya, yani zeybektir. Kelefl Mehmed’in bu ilk zeybekli¤i k›sa sürer. Ç›kar›lan bir aftan yararlan›p düze iner ve Atça’da k›r bekçili¤i yapmaya bafllar. Henüz kelimenin tarihsel ve gerçek anlam›yla bir efe oldu¤u söylenemez; o hala köylünün Kelefl Mehmed’i say›l›r. Zira efe olmas› için, efelik yapmas› laz›md›r. Efelik ise, zalime-a¤alara-beylere efelenmek demektir. Bunun için daha zaman vard›r. Bu s›rada köyün güzel k›z› Fatma’ya gönlünü kapt›r›r bizim kelo¤-
lan. Fatma, Atça’n›n zenginlerinden fierif Hüseyin’in k›z›d›r. Yani aradaki s›n›f ve statü fark› bu sevdan›n da engelidir. Lakin gönül ferman dinlemez ve Fatma’y› ister Kelefl Mehmed. Bu ne cürettir? Kabil midir fakir ve yetim bir Kelefl’in koskoca fierif Hüseyin’den k›z istemesi? fierif Hüseyin soyu sopu belli olmayan adi bir zeybek olarak gördü¤ü Kelefl Mehmed’i adamlar›na dövdürtmek, belki de öldürtmek ister. Ve lakin Kelefl Mehmed de art›k bofl de¤ildir. Üzerine gelen zorbalardan fierif Hüseyin’in Kahyas› Mahmud A¤a’y› yaralay›p yine da¤lar›n yolunu tutar. Art›k da¤lar daimi meskeni olacak, art›k Kelefl Mehmed, “efe” olacakt›r.
Atçal› Kel Mehmed Efe do¤uyor Köylü Mehmed’in da¤lara ç›kt›¤› süreçte Padiflah II. Mahmud ise taraf oldu¤u savafl ve yenilgilerin yükünü halk›n s›rt›na y›kmakla meflguldü. (1827 Navarro Bozgunu ve 1828 Çarl›k Rusya’s› ile savafl.) Osmanl› idaresi bir yanda “redif” ad› alt›nda, eli silah tutan halktan insanlar› askere al›yor, di¤er yandan da savafl giderlerini karfl›lamak için vergi üstüne vergi sal›yordu. Dahas› giderek güçlenen yerel mütegallibe, köylülerin topraklar›na, yörüklerin otlaklar›na el koyuyordu. Ayr›ca “bat›l›laflma” ad›na halk›n ne giyece¤ine bile kar›fl›l›yor ve zeybek giysisi, ç›kar›lan fermanlarla yasaklan›yordu. Zira Osmanl›, zeybeklere daima bir tehlike ve tehdit unsuru olarak bakm›flt›r. Tüm bunlar›n do¤al sonucu olarak halk›n hoflnutsuzlu¤u ve Kelefl Mehmed’in çetesi büyüyordu. Zeybekler, asker kaçaklar› ve bask›ya u¤rayan yörükler onun etraf›nda toplan›yordu. Böylece Kelefl Mehmed, yüzlerce k›zan›n ve halk›n önderi olarak “Atçal› Kel Mehmed Efe” olarak tarih sahnesine ç›k›yordu. Atçal› önce kendi köyü olan Atça’y›, sonra Arpaz’› bast›. Buralar›n bey ve a¤alar›n› soydu, ele geçirdi¤i akçeleri yoksul köylülere da¤›tt›. Ve bask›nlar›na devam etti. Bu faaliyetleri sonucu Osmanl› güçlerinin takibat› da bafllad›. Ve fakat Osmanl›’n›n fermanlar› da¤larda geçmiyor, zaptiyesi de Atçal›’y› ele geçiremiyordu. Atçal›’n›n her bask›n› ve halka yönelik yaklafl›m›ndan sonra flöhreti ve halk›n muhabbeti de büyüyordu. Denilebilir ki Atçal›’n›n her eylemi, bask›n› ve çat›flmalar› bir tür “silahl› propaganda” etkisi yarat›yordu.
Atçal› yetifle... Osmanl› ad›na bölgenin hakimi Hasan Pafla’yd›. Bölgedeki mültezimler, ‹zmir muhaf›z› olan Hasan Pafla’ya ba¤l›yd›. Bunlar kurduklar› soygun ve sömürü çark›n› çevirerek halka zulmediyor ve flikayetleri de umursam›yorlard›. O günlerde Hasan Pafla baflka bir göreve tayin edildi ama mültezimleri ifl bafl›nda kald›. Bölge halk› mültezimlerini de yan›nda götürsün diye Hasan Pafla’ya istekte bulundu. Ama talepleri kabul edilmedi. Bunun üzerine paflalar de¤ilse de, sömürü çark›n›n dönmeye devam
34 | TAVIR | HAZ‹RAN 2006
inceleme
edece¤ini gören Kuyucak halk› Atçal›’ya baflvurdu. Atçal›’dan mültezimleri kovmas›n› istediler. “Gün ola devran döne umut yetifle” der gibi “Atçal› yetifle” diyen yöre halk›, mültezim tahakkümüne karfl› ç›kaca¤› gücü Atçal›’da bulmufltu. ‹çinden ç›kt›¤› halk›n talebine olumlu yaklaflan Atçal›, Kuyucak halk›n› Osmanl›’n›n bu zorba temsilcilerinden kurtard›. Kuyucak halk› halinden memnundu. Atçal›’n›n halka yönelik en ufak bir tacizi olmam›flt›. Yaflananlar bölge halk›n›n aras›nda h›zla yay›ld›. Bunun üzerine mütegallibenin tahakkümünden b›kan Nazilli halk› da ayaklanarak Atçal›’y› yard›ma ça¤›rd›. Kuyucak’ta yaflananlar bu kez Nazilli’de tekrarland›: Atçal› ve zeybekleri önderli¤indeki halk güçleri Nazilli’yi ele geçirdi. Art›k bir halk hareketinin önderi olan Atçal›, Osmanl›’n›n resmi raporlar›nda “Pespaye Zeybek Mehmed” olarak geçiyor ve “eflkiya” olarak tan›mlan›yordu. K›saca, Osmanl› deyim yerindeyse Atçal›’ya “terörist” diyor, halk ise onu Osmanl› zulmüne karfl› kurtar›c› olarak görüyordu. Nazilli’den sonra Sultanhisar ve Ayd›n halk› da Atçal›’y› yard›ma ça¤›rarak, onun önderli¤inde mültezimleri kovmufllard›.Kovalanan bu mültezimler, güçlerini birlefltirerek Atçal›’ya sald›rsalar da, bozguna u¤ray›p geri çekilmek zorunda kal›yorlard›. Geliflen bu halk hareketinden ürken Osmanl› idaresinin, olaylar› incelemek için görevlendirdi¤i S›gla mütesellimi ‹lyas A¤a yaflananlar için “ihtilal” tespiti yap›yordu. Çünkü Atçal›, ele geçirdi¤i yerlerde halk›n sevdi¤i dürüst kifliler ve kendi zeybeklerinden oluflan bir tür halk idaresi oluflturuyordu. Ayn› flekilde “zeybek ordusu” diyebilece¤imiz çetesi içinde de düzenlemeler yaparak askeri örgütlenmesini de güçlendiriyordu.
Atçal› nihayet yarine kavufluyor Bu süreçte sevdal›s› Fatma’y› babas›ndan yine istetti. Ama yine reddedildi. Hatta k›z›n babas› Atçal›’dan çekindi¤i için ailesiyle beraber Ayd›n’a göç etti. Fakat bir süre sonra Ayd›n da Atçal›’n›n idaresine girdi. Kuflkusuz Atçal›, Fatma’y› kolayca kaç›rabilirdi ama her efe gibi törelere ba¤l›yd›. Bu nedenle de babas›n›n onay›yla evlenmek istiyordu Fatma’yla. Nitekim daha sonra fierif Hüseyin’den bir kez daha k›z›n› istedi. Art›k kaçacak yeri de kalmayan ve zaten hasta olan fierif Hüseyin kerhen raz› oldu ve Atçal› da Fatma’yla evlendi.
Atçal›’n›n hakimiyeti büyüyor Ayd›n’›n Atçal›’n›n güçlerince ele geçirilmesi, bölge halk›n› cesaretlendirdi. Böylece de¤iflik yerlerdeki halk, Osmanl› mültezimlerine karfl› ayaklanmak için Atçal›’y› ça¤›rmaya bafllad›. Tire, Bay›nd›r, Birgi, Ödemifl, Turgutlu, Sart, Salihli, Karap›nar, Balyonbolu, Bozdo¤an, Alaflehir, Köflk, Koçak, Köflkderesi, Yenipazar, Yeniflehir Atça, Arpaz, Buldan ve Kütahya, Mu¤la, Denizli’nin baz› ilçelerinin halk› da Atçal›’n›n yard›m›yla feodal zorbalar› kovdular. Buralardaki feodal güçler, halk› Atçal›’ya karfl› k›flk›rtmaya çal›flsalar
da baflar›l› olamad›lar. Zira bizzat halk›n kendisi Atçal›’y› ça¤›r›yordu zaten. Atçal›’n›n k›sa zamanda bunca yeri ele geçirmesinin s›rr› da buradad›r. Atçal›, ele geçirdi¤i her yerde memurlar›n maafl›n› ödüyor, baflta savafl vergisi olmak üzere halka sal›nan adaletsiz vergileri iptal ediyor, haks›zl›klar› adilane bir flekilde çözüyor ve halk›n can›na, mal›na, ›rz›na satafl›lmas›n› önlüyordu. Bir köylü hareketinin sosyal adaletçi önderi olarak, Atçal›’n›n isyan› Osmanl›’ya karfl›ysa da Atçal› kendisini Osmanl›’n›n alternatifi olarak görmez. Öyle ki devlete gidecek vergileri “adalet dahilinde” göndermeyi taahhüt eder. Ve hatta Osmanl›’n›n bölgedeki vergi ifllerine bakan ‹htisap Hac› ‹lyas A¤a’y› görevini yapmas› için Ayd›n’a ça¤›r›r. “(…) ‹htisap Hac› ‹lyas A¤a, adamlar›ndan birini Ayd›n’a göndererek, halk›n Atçal› hakk›ndaki düflüncelerini ö¤renmek istemiflti. Ayd›nl›lar bu adama mallar›ndan, canlar›ndan, ›rzlar›ndan emin ve Atçal› idaresinden çok memnun olduklar›n› çünkü mültezimlerin ve zaptiyelerin yapt›klar›na tahammüleri kalmad›¤›n›, devlete vergi borçlar›n› ödeyeceklerini aç›klad›lar.”(1) Denilebilir ki halk, eskisi gibi yönetilmek, ezilmek, sömürülmek istemiyordu. Dolay›s›yla da Osmanl›’dan karfl›lanmas›n› istedikleri belli talepleri vard›. Buna göre, öncelikle adalet talep ediliyor; bu amaçla da konumlar›n de¤ifltirilmesi ve daha eflitlikçi konumlar yap›lmas›, üretilen ürünlerin serbest bir flekilde al›n›p sat›labilmesi, tar›m›n korunmas›, askerlik düzeninin de¤iflitirilmesi ve mültezim bask›s›na son verilmesi isteniyordu. Böylesi talepler asl›nda Osmanl›’n›n yoksul halka reva gördü¤ü sömürü ve zulmün elefltirisidir. Ve fakat halk›n saltanata talep dayatmas› ve bu amaçla isyan etmesi, Osmanl› için ba¤›fllanamaz bir suçtur...
Padiflah Mahmud Köylü Mehmed’e sald›r›yor Osmanl›, kendi egemenli¤ine yönelen isyanlar›, önderli¤ini sat›n alma ya da mümkünse bir bütün olarak katletme yoluyla bast›r›rd›. Ancak Atçal›’n›n sat›n al›nacak ve düze indirilecek s›radan bir zeybek olmad›¤› da aç›kt›. Atçal› bir çetenin de¤il, bir halk hareketinin önderiydi. Bu niteli¤inden olsa gerek padiflah II. Mahmud, “melun herif” diyordu Atçal› için. K›saca saltanat›n Mahmud’u, halk›n Mehmed’ine difl biliyordu. Nitekim o kendi difllerini geçirme imkan›n› Osmanl›-Rus Savafl›’n›n bitmesiyle buldu. (Eylül 1829) Bu süreçte Ayd›n Sanca¤›’nda Atçal› hakimiyeti vard›. Bundan sonras› için hedef ‹zmir’di. Atçal› önderli¤indeki halk hareketinin ‹zmir’e yönelece¤ini görmemek için kör olmak laz›md›. Ve elbette ‹zmir’de korku içinde bekleflen mahalli mütegallibe kör de¤ildi. “Zeybek haflerat›” dedikleri Atçal›’n›n ‹zmir’i de ele geçirece¤i korkusuyla, padiflahtan acilen yard›m istiyorlard›. II. Mahmud, Atçal›’y› yok etme görevini Vezir ‹brahim Pafla’ya verdi. ‹brahim Pafla’n›n güçleri bu amaçla yola ç›kt›lar. Ayr›ca bölgedeki
HAZ‹RAN 2006 | TAVIR | 35
inceleme
yerel Osmanl› güçleri de ‹brahim Pafla’n›n emrinde harekete geçtiler. Bir yandan da bölge halk›na yönelik, Atçal›’n›n kötülendi¤i bir padiflah ferman› duyurulmaya baflland›.
Osmanl› güçleri yenildiler. Bu zaferde Nazilli halk›n›n yard›m› ve Osmanl› güçleri içinde yer alan baz› askerlerin Atçal›’n›n yan›na geçmesi de rol oynad›.
K›saca 1829 Aral›k ay›ndan itibaren Atçal›’n›n hakim oldu¤u bölgeye üç koldan Osmanl› sald›r›s› bafllad›. Toplarla güçlendirilmifl Osmanl› kuvvetlerine karfl› Atçal›’n›n zeybekleri direnip çat›fl›yorlard›. Ama karfl›lar›ndaki güç karfl›s›nda tutunamayarak geri çekiliyorlard›. Bu bir yerde kaç›n›lmaz say›labilir. Zira Atçal›’n›n zeybekleri daha çok düzenli ordular›n ifli olan bir yeri savunmak amaçl› siper savafl› tarz›na sahip de¤illerdi. Yine de bulunduklar› hemen her yerde direndiler ve kuflkusuz epeyce bir zayiat verdiler.
Atçal›, Nazilli zaferinden sonra Atça, Arpaz ve Güzelhisar’› da ele gerirdi. Buralardaki mütegallibenin konaklar›n› da flan olsun diye yakt›. fiimdi Ayd›n’›n yeniden Osmanl› zulmünden temizlenmesi vard›. Atçal›’n›n Ayd›n’a yönelece¤ini haber alan bölgenin feodal beyleri, olanca güçlerini bir araya getirerek Ayd›n’da mevzilendiler. Çok geçmeden Tepecik Köyü civar›nda Osmanl› güçleriyle Atçal› kuvvetleri aras›nda çarp›flma bafllad›. Bu çat›flmada Atçal› ve bir çok zeybe¤i katledildi.
Üç koldan sald›r›ya u¤rayan Atçal›, durum muhasebesi yapt›ktan sonra 23 Aral›k 1829’da Ayd›n’› terk etti. Böylece Atçal›’n›n kalesi say›lan Ayd›n düfltü.
Kalanlar da¤›ld› ve yakalananlar da ayr›ca öldürüldü. Atçal›’n›n ve yard›mc›lar› olan Turnal› Ali ve Palab›y›ko¤lu’nun bafllar› kesilerek ‹stanbul’a gönderildi. Saltanat›n Mahmud’u halk›n Mehmed’inin kesik bafl›n› teflhir ettirdi.
Atçal› kendi köyü Atça’ya çekildi ama burada da kalamazd›. Kar›s›n› Atça’da b›rakarak, say›s› bir kaç yüze düflen zeybe¤iyle yine da¤lara yöneldi. Fakat ard›nda Osmanl› takibat› varken, k›fl aylar›nda bir kaç yüz zeybe¤iyle da¤larda bar›namazd›. Bu nedenle en güvendi¤i on zeybe¤i d›fl›ndaki k›zanlar›n› köylerine gönderdi. Atçal›’n›n zaptetti¤i yerleri geri alan ‹brahim Pafla, büyük bir operasyona giriflti. Buna göre, Atçal›’n›n adam› olarak bilinen kim varsa ya da Atçal›’ya yard›m etmifl her kimse tutsak al›n›yordu. Bunlardan baz›lar›, örne¤in Atçal›’n›n bafl dan›flman› Kör Müezzinzade Mustafa Kamil Efendi hemen katledildi. Bir k›sm› ‹stanbul’a gönderildi, baz›lar› da sürgünle cezaland›r›ld›. Osmanl›’n›n zülmü ve sömürüsü bölgeye kanl› biçimde geri dönmüfltü...
Atçal›’n›n katledilip kalan az say›daki zeybe¤inin da¤›lmas›ndan sonra bölgede yeni bir sindirme operasyonu bafllad›¤› malumdur.
Sonuç olarak Atça’n›n Kel Mehmed’ini “Atçal› Kel Mehmed Efe” yapan halkt›r. Atçal›’n›n isyan› ve dile getirdi¤i talepler de halk›n talepleridir. Yoksul halk›n zulüm ve sömürüye karfl› adalet aray›fl›d›r Atçal› isyan›n› yaratan. Atçal› da halk›n adalet aray›fl›na önderlik etmifltir. Kendisini “hademe-i devlet, Atçal› Kel Mehmed” olarak tan›mlam›fl olmas›, önderli¤ini yapt›¤› köylü isyan›n›n ilerici özelli¤ini gölgelemez. Hakim oldu¤u k›sa süre boyunca adil bir idare kurmufl, sosyal adaletçi bir köylü önderi olarak tarihimizdeki onurlu yerini alm›flt›r Atçal›.
Son sözümüz söylenmedi daha Zeybeklerini da¤›tan Atçal›, deyim yerindeyse illegale çekildi. Az say›daki zeybe¤iyle oradan oraya dolafl›yor ve bazen de k›l›k de¤ifltirerek eski yataklar›na u¤ruyordu. Baz› yerlerde farkedilse de hala h›zla yer de¤ifltiriyor ve izini kaybettiriyordu. Takibat yo¤undu ama Atçal› ele geçirilemiyordu.
“(…) ‹stibdatla idare edilen bir memlekette ayd›nlar›n ortaya koyamad›¤› bu fikirleri halk›n ba¤r›ndan, köyden kopan fakir bir zeybe¤in ve adamlar›n›n ileri sürmesi ve uygulamaya çal›flmalar› idari, sosyal ve ekonomik tarihimiz bak›m›ndan üzerinde önemle durulacak meselelerden biri say›lmal›d›r.”(2)
E¤er can derdine düflseydi elbette bölgeden çok uzaklara kaçarak izini kaybettirme imkan› vard›. Ama bunu tercih etmedi çünkü Atçal›’n›n bir hesab› vard›. fiimdilik s›rlara kar›flmay› tercih eden Atçal›, günü gelince yine meydana ç›kacakt› besbelli.
Dönem ayd›nlar›n›n Atçal›’da somutlanan hak ve özgürlük fikirlerini ortaya koymamalar›n›n ana nedeni yüzlerinin halka de¤il de “bat›”ya dönük olmas›d›r. Onlar saltanat›n bat›l›laflma ad›mlar›ndan medet umuyorlard›. Oysa ayn› süreçte Atçal› önderli¤indeki yoksul halk, hak ve özgürlük kavgas› veriyordu.
K›fl aylar›n› böyle geçiren Atçal› ve zeybekleri, bahardan itibaren yeniden derlenip toparlanmaya bafllad›lar. Tekrar bir kaç yüz zeybe¤e ulaflan Atçal› kuvvetlerine, çevredeki yörüklerden de kat›lanlar vard›. Ki Osmanl›’n›n onca zulmüne karfl› halk›n sevgisi ve ba¤l›l›¤› sürüyordu. Nitekim Atçal›’n›n harekete geçti¤ini ö¤renen Nazilli halk›, bir kez daha Atçal›’y› kendilerini kurtarmas› için Nazilli’ye ça¤›rd›lar. Böylece Atçal›’n›n zeybekleri Nazilli’ye girdi. Yeniden Atçal› “belas›” ile yüzyüze gelen yerel Osmanl› güçleri, birleflerek Atçal›’n›n üzerine yürüdüler. Nazilli d›fl›nda iki yüz Atçal› zeybe¤iyle savafla tutuflan
36 | TAVIR | HAZ‹RAN 2006
Sonuç olarak ilgili döneme bakt›¤›m›zda egemenlerin Mahmud’lar› arac›l›¤›ya “bat›l›laflma” giriflimlerinin ve halk›n da Mehmed’leri arac›l›¤›yla hak ve özgürlük kavgas›n› sürdürdü¤ünü görürüz. Bu yan›yla Atçal› ölmüfl Çak›rcal› do¤mufltur. Ki halk›n hak ve özgürlük kavgas›n›n zeybekleri da¤lardan hiç inmemifltir asl›nda. Erhan ve Mehmet efeler gibi... Kaynakça: (1) Bir Baflkald›r› Öyküsü: Zeybekler, Onur Akdo¤u, syf:144 (2) Atçal› Kel Mehmed, Ça¤atay Uluçay syf:39 J
araflt›rma
cumhuriyet dönemi türk tiyatrosu (1923-1982) -l ahmet yapar
Cumhuriyetin ilk y›llar›ndaki politikalar›n temelini oluflturan alt› temel ilke olan Cumhuriyetçilik, Laiklik, Devletçilik, Devrimcilik, Halkç›l›k ve Milliyetçilik; gerek tiyatro eserlerinde, gerekse tiyatronun çeflitli yönlerinde uygulama alanlar› buldu. Türk ulusunun erdemleri, ülküleri, de¤erleri eski tarihten al›nt›larla gösterildi. Devrimlerin korunmas› ve övgüsü de çeflitli oyunlar arac›l›¤›yla gerçeklefltirilmifltir. Yurt sevgisini, bu sevgide Türk kad›n›n›n esirgemezli¤ini gösteren oyunlar da yaz›lm›flt›r. Hemen hepsinde iyimserlik ve yar›na güven duygusunun gözlendi¤i bu oyunlarda, bireylerin toplum karfl›s›ndaki esirgemezli¤i ve toplum yarar›na kolayl›kla harcanabilecekleri savunulmufltur. ‹ç ve d›fl düflmanlar,
ama özellikle iç düflmanlarla, Osmanl› tortusu ile cumhuriyetçi kufla¤›n çat›flmas›na yer veren oyunlar yaz›lm›flt›r. Halkevlerinin yurdun dört bir yan›na yay›lan kollar› bu oyunlardan belli bir oyun da¤arc›¤› gelifltirmiflti. Cumhuriyetin ilkeleri s›k s›k sergilenen bu oyunlar arac›l›¤›yla e¤itici, birlefltirici yönüyle halka yay›l›yordu. Gerçekten yeni bir ruhun do¤uflunda, bu oyunlar›n ve Halkevleri gösterilerinin büyük yarar› olmufltur. ‹çiflleri Bakanl›¤›, bu amaçla Anadolu’yu gezen tuluat tiyatrolar›ndan bile yararlanmay› düflünmüfltü. Hükümet hem bu derme çatma tiyatro topluluklar›n›n gelifligüzel oynad›klar› oyunlar›n olumsuz etkilerinden halk› kurtarmak, hem de onlar›n yurdu kar›fl kar›fl gezmesin-
den yararlanarak, halka bu yeni ruhun afl›lanmas› için gerekli araflt›rmalar gerçeklefltirmifl ve ayr›ca onlara gittikleri yerlerdeki Halkevlerinin yard›mc› olmas›n› düflünmüfltür. Bu amaçla ayn› zamanda s›k› bir denetim görevini üstlenen Bas›n Genel Müdürlü¤ü bir dizi yay›mlad›. Atatürk’ün görüflüne uygun olarak ilerlemeye ve kültür at›l›mlar›na en büyük engel ve karfl›t güç olan yobazl›k ve din sömürücülü¤ünü iflleyen bu diziden “HÜLLEC‹ – ‹TAAT ‹LÂMI – ÜFÜRÜKÇÜ” gibi oyunlar›n yay›mlanmas› uyar›c›d›r. Asl›nda, hem halka yönelik, hem de halka yararl› olan ve onun kültür düzeyini yükseltecek, bir bak›ma güdümlü ve yararl› Halk Tiyatrosu’nun temelleri at›lmak istenmifltir. Ancak bu yolda kesin bir baflar›ya ulafl›lamamas›, tiyatronun önce bir sanat oldu¤u ve bu olumlu amaçlar›n estetik boyutla tamamlanmas› gerekti¤i düflüncesinin yerleflmemifl olmas›yla ilgiliydi. Genç Cumhuriyetin temel düflüncesi olan, “YURTTA BARIfi, C‹HANDA BARIfi” ilkesine tiyatro yoluyla da yaklafl›lmak istenmiflti. D›fl dünyayla bar›fl›n bafll›ca koflullar›ndan birinin, komflular›m›zla iyi iliflkiler kurmak olaca¤›n› düflünerek, bundan zaman zaman tiyatro yoluyla da yararlanmak istemiflti Atatürk. ‹ran fiah›’n›n Türkiye’ye gelifli nedeniyle, hem ulusal Türk Operas›’ n›n kurulmas›na bir ad›m oluflturmas›, hem de komflumuz ‹ran ile uzak geçmifle dayanan dostlu¤u vurgulamak amac›yla “ÖZSOY” ad›ndaki baflar›l› opera denemesi k›sa sürede haz›rlan›p,
HAZ‹RAN 2006 | TAVIR | 37
araflt›rma
kara’da devlet ileri gelenleri, bir çeflit ödenekli tiyatro olarak görmüfllerdi. Ayr›ca, “Türk Tiyatros’ unu Himayet Cemiyeti” ad›yla bir dernek kurulmufltu ve tüzü¤üne göre yurdu dolaflarak gösterimler düzenleyecekti. Ancak bu haz›rl›klar beklenilen sonucu vermedi. Ard›ndan ayn› do¤rultuda de¤iflik giriflimlerde bulunuldu ancak kesin sonuç alabilmek için Devlet Konservatuar›’n›n ve Devlet Tiyatrosu’nun kuruluflunu beklemek gerekecekti. Cumhuriyet’in tiyatro alan›nda açt›¤› yeni dönem, ancak tiyatro adamlar›nca tamamlanabilirdi. Cumhuriyet’in bafllad›¤› 1923 y›l›ndan günümüze de¤in, tiyatronun hiçbir konusu ve sorunu yoktur ki, Muhsin Ertu¤rul orada söz sahibi olmas›n.
konuk devlet baflkan›n›n önünde temsil edilmifltir. Cumhuriyetin komflular›yla kurdu¤u iyi iliflkilerin bir baflka örne¤i de, Kurtulufl Savafl›’ndaki düflman›m›z Yunanistan’la kurulan dostluk olmufltur. Bu dostlu¤un pekifltirilmesinde tiyatro da üstüne düfleni yap›yordu. Yunan topraklar›nda, özellikle Raflit R›za da Yunanistan’a gidip karfl›l›k veriyor; Bedia Muvahhit Yunanistan’da, Zozo Dalmas Türkiye’de övgüyle karfl›lan›yordu. Türk-Yunan toplulu¤u, ortak gösteriler sergiliyordu. Bu etkinlikler öylesine bir dostluk havas› yaratm›flt› ki, 1934 y›l›nda “Süreyya
“ Aslında, hem halka yönelik, hem de halka yararlı olan ve onun kültür düzeyini yükseltecek, bir bakıma güdümlü ve yararlı Halk Tiyatrosu’nun temelleri atılmak istenmiştir. ”
38 | TAVIR | HAZ‹RAN 2006
Pafla Opereti” Yunanistan’da gösteriler verdi¤inde Yunan Hükümeti, toplulu¤a her türlü pul, kazanç ve maliye pay› zorunluluklar›na karfl› bir ba¤›fl›kl›k tan›m›flt›. Cumhuriyet, sanat ve edebiyata, özellikle tiyatroya büyük önem veriyordu. Yöneticiler ve bilhassa Atatürk, f›rsat buldukça tiyatroya gidiyor, daha önemlisi gösterimden sonra sanatç›lar› yan›na kabul edip, onlarla tiyatronun sorunlar›n› görüflüyor, bir önder olarak sanatç›lara özgüvenlerini kazand›r›yordu. Atatürk, Türkiye’nin ilk dramaturglar›ndand›r. Yazarlara oyunlar ›smarl›yor, konular› öneriyor, sonra yaz›lan metinleri okuyor, el yaz›s›yla metin üzerinde de¤ifliklik önerileri getiriyor, bu de¤iflikliklerin gerçekleflmesini, oyunu yeniden okuyarak ve provalarda haz›r bulunarak denetliyordu. Daha Cumhuriyet’ in ilk y›l›nda, tiyatronun bir kamu hizmeti oldu¤u ve kamu eliyle korunmas›, desteklenmesi gerekti¤i karar› verilmiflti. Cumhuriyet in ilk y›l›ndaki bu giriflim, bu yolda önemli ve olumlu bir ad›m olarak gözüküyor. Gerçi bu giriflim uzun ömürlü olamam›fl ve bundan bir sonuç al›namam›fl olmakla birlikte, bu fikir de unutulmam›flt›r. Millî Sahne diye bilinen gezici toplulu¤u An-
Ancak Muhsin Ertu¤rul Türk Tiyatrosu’nda “tek adam” olarak 1979 y›l›ndaki ölümüne dek, sürekli olarak bir tiyatro adam›n›n eksikli¤ini duyurmufltur. Bu yetmifl y›la yak›n sürede çok önemli ifller gerçeklefltirilmesine karfl›n, özgün, ulusal kimli¤i ve kiflili¤i olan bir tiyatro kurulamam›flt›r. Tüm tiyatro çabalar›na estetik bir yön verecek yarat›c› bir tiyatro adam›n›n varl›¤› aranm›flt›r. Muhsin Ertu¤rul’ un ve ona inananlar›n yan›lg›s› onun bu çal›flmay› tek bafl›na yürütmek istemesinden kaynaklanm›flt›. Muhsin Ertu¤rul yönetmen ve tiyatro adam› olarak aktarmac›, devflirmecidir. Sürekli Bat› Tiyatrosu’na öykünür ve orada gördüklerini s›ca¤› s›ca¤›na Türkiye’ye aktarmak ister. Türkiye’nin geleneksel tiyatrosunu, ayr›ca Tanzimat’la bafllayan Bat› Tiyatrosu’nun sa¤lam bir taban oluflturdu¤unu unutarak, sanki her fleyi kendisi bafllatm›fl gibi davran›r. Türkiye için bileflim, ulusall›k yönünde özgün bir çabas› görülmemifltir. Bu bileflim için denemeler yapanlar›, örne¤in; ‹smail Hakk› Baltac›o¤lu’ nu d›fllamay› ye¤lemifltir. Ölümünden sonra da tiyatromuzun genifl bir kesimi bu “tek adam” sendromunu sürdürmüfller, onu hep tiyatro katar›m›z›n tek lokomotifi olarak görmüfllerdir. Cumhuriyet dönemi, kendi içinde etkisini tiyatro üzerinde de gösteren bir tak›m siyasal
araflt›rma
ve anayasal alt dönemlere ayr›lmaktad›r. Bunlar›n ilki 1923 – 1945 tek partili dönem olmas›na karfl›n, devrimci ve demokratik düzeni yerlefltirme çabas›nda canl› bir dönemdir. Atatürk’ün 1938’de ölümüne de¤in, temel de¤er aray›fllar› ve ilkeler konuflulmufltu, amaç da ulusal tiyatroyu ve halk yarar›na halk tiyatrosunu kurmakt›. Bu dönemin ikinci adam› ‹smet ‹nönü tiyatroya yak›n ilgi gösteriyor, yeni kurulan Devlet Konservatuar›’nda tiyatro, opera çal›flmalar›n› izliyordu.
Çok Partili Dönemde Tiyatro 1945’ ten bafllayarak çok partili döneme geçifl, ister istemez tiyatro üzerinde de olumlu ve olumsuz etkilerini göstermifltir. 1945 – 1950 dönemi, egemen partinin çok partili döneme uyarak, iktidar› b›rakmaya haz›rland›¤›, karfl› partinin de güçlendi¤i y›llard›r. Bu dönemde iktidar partisi Devlet Tiyatrosu kanununu gerçeklefltirmifltir. Yeni iktidar devrald›¤› tiyatro ve sanatla ilgili kurumlar› gelifltirmek gere¤ini duymad›¤› gibi yeni kurulufllara, at›l›mlara da gerek görmemifltir. Özellikle tiyatro bak›m›ndan hiçbir katk›s› olmam›flt›r. Demokrat Parti, 27 May›s 1960 y›l›nda iktidardan uzaklaflt›r›lm›fl ve 1961 Anayasas› ile yeni bir düzen gelmifltir. Özellikle, getirilen düflünce özgürlü¤ü arac›l›¤›yla 1961 Anayasas› tiyatro yazarl›¤›n›n geliflmesinde de çok etkili olmufl ve hem siyasal, hem nitelik aç›s›ndan en sa¤lam oyunlar bu dönemde yaz›lm›flt›r. Ayr›ca özel tiyatrolar da yine bu dönemde etkilerini artt›rm›fllard›r. Denilebilir ki, 60’l› y›llar tiyatromuzun en parlak dönemi olmufltur Bu arada 1961 Anayasas›’n›n getirdi¤i dü-
flünce özgürlü¤ü, kutuplaflmalar› su yüzeyine ç›karm›fl; tiyatrolara sald›r›lar gerçekleflmifl; gerici kesim gericili¤i, din sömürücülü¤ünü elefltiren oyunlara büyük bir hoflgörüsüzlükle karfl› ç›km›flt›r.
“ Daha Cumhuriyet’ in ilk
O günlerde bir gazete, bafl sayfas›nda flu haberi veriyordu:
mu eliyle korunması,
“MNP’nin Çanakkale’ de düzenledi¤i tolant›da bir konuflma yapan genel baflkan Necmettin Erbakan, iktidara geldikleri zaman sinema, tiyatro, bale okullar› ve elence yerlerini kapatacaklar›n› söylemifl daha sonra futbol maçlar›n› kald›racaklar›n› bildirmifltir...” Demek oluyor ki, 1970 Türkiye’sinde bir parti baflkan›, saraylar›nda tiyatroya yer veren, saray d›fl›nda çal›flan tiyatrolar› destekleyen Osmanl› Padiflah ve Halifelerinden daha geri ve tutucu olabilmektedir. 27 May›s Devrimi’nden ve 1961 Anayasas›’ndan sonra, elefltirel bir görüfl, önem kazand›. Türkiye gibi geri kalm›fl bir ülkede tiyatronun görevi bu muydu? Bu de¤ilse ne olmal›yd›? Türk seyircisi nas›l bir kimli¤e sahipti? Tiyatro adam›n›n, tiyatro yazar›n›n görevi neydi? Vergi yükümlüsü halk›n paras›yla ayakta duran Devlet Tiyatrosu, ald›¤› ödene¤i hak ediyor muydu? Elefltirinin fliddeti, gitgide daha sertleflti, sorular yeni kavramlar›, yeni reçeteleri içermeye bafllad›. Özellikle çeviriye dayanan toplumcu yay›nlar artt›, bu say›ca bol kayna¤›n ›fl›¤›nda tiyatronun yeni de¤erleri ve ifllevi, daha aç›k seçik biçimde tart›fl›ld›. Yine çeviri ve aktarmac›l›kta bir çözüm ara-
“ Cumhuriyet’in tiyatro alanında açtığı yeni dönem, ancak tiyatro adamlarınca tamamlanabilirdi. Cumhuriyet’in başladığı 1923 yılından günümüze değin, tiyatronun hiçbir konusu vesorunu yoktur ki, Muhsin Ertuğrul orada söz sahibi olmasın. ”
yılında tiyatronun bir kamu hizmeti olduğu ve ka-
desteklenmesi gerektiği kararı verilmişti. ” n›yordu. Tanzimat taklitçili¤ine karfl› ç›kan günümüz ayd›n›, çeviri – toplumcu yay›nlar yoluyla yeni bir aktarmac›l›¤a giriflmiflti. Ayn› yöntemleri içeren kendi geleneksel tiyatrosunu tan›madan “BRECHT”i, “P‹SCATOR”u tan›m›flt›. Bu veriler, belirli reçeteler olarak duyurulduktan sonra, seyirci say›s› 300’ü aflamayan tiyatrolarda hemen bu reçeteye uygun, h›zla kaleme al›nm›fl oyunlar, tak›m oyunculu¤unu gerçeklefltiremeyecek yetersiz oyuncularla sahneye konuluyor, böylece, s›n›fsal bilinç veren, k›flk›rt›c›, uyar›c›, sars›c›, boflalmaya yer vermeyen, devrimci birikim sa¤lamayan, insan tutumunu de¤ifltiremeyen bir tiyatro ortaya ç›k›yordu. 27 May›s darbesinden sonra iki askeri cunta daha gerçekleflti, onar y›ll›k aral›klarla… ‹lki 12 Mart 1971 tarihinde verilen muht›rayla bafllayan ve iki y›l süren yar› askeri dönemde, anayasada yap›lan de¤iflikliklerle Türkiye demokrasisi büyük yaralar ald›. Böylece bir geriye dönüfl gerçekleflmifl oldu. Ancak bunu izleyen 12 Eylül 1980 askeri faflist darbesi ve 1982 y›l›nda yap›lan anayasa ile özgürlükler ve Türkiye demokrasisi en onar›lmaz yaralar› ald›. Aradan yirmi alt› y›l geçmesine ra¤men Türkiye’nin bu yaralar› kapanmad›¤› gibi, sorunlar giderek büyüdü, de¤er yarg›lar›nda ve ahlâk de¤erlerinde büyük çöküntüler oldu, popülizm derinlefltirildi… Bu kargafla dönemi, Türk Tiyatrosu’nda çok olumsuz etkiler yaratm›flt›r. Bu dönemi tam anlam›yla bir geriye dönüfl olarak niteleyebiliriz. (sürecek) J
HAZ‹RAN 2006 | TAVIR | 39
biyografi
yanl›fl karfl›s›nda do¤ruyu savunma cesareti:
stefan zweig ömer karaa¤aç
Birçok roman, hikaye ve biyografiye imza atan ünlü yazar Stefan Zweig’› ölümün 64. y›l›nda anmak, yan› bafl›m›zda süren, Irak’› iflgalinin getirdi¤i y›k›m› daha iyi anlamak ve Nazi faflizmiyle Amerikan emperyalizminin ayn› oldu¤unu göstermek için; 1942 y›l›n›n fiubat ay›nda intihar eden Zweig’›n yaflam›n› incelemenin yararl› olaca¤›n› düflünüyoruz. 28 Kas›m 1881 y›l›nda zengin bir sanayicinin o¤lu olarak Viyana’da do¤an Avusturya as›ll› Alman yazar, henüz çok genç denilebilecek yaflta, 23 yafl›nda felsefe doktoru unvan›n› al›r. Bunun yan› s›ra büyük edebiyat ödülü say›lan Bauerfeld fiiir Ödülü’nü kazan›r. I. Paylafl›m savafl› bafllad›¤›nda, Almanya’da 1914’ te di¤er siyasal yap›larla birlikte, Sosyal Demokratlar da “vatan savunmas›” ad›na emperyalist paylafl›m›n›n destekçisi durumuna düflerler. Avrupa halklar›n›n birleflmesini savunan Stefan Zweig, “beceriksiz demokratlar”›n ve ac›mas›z silah tekellerinin yol açt›¤› kardefl kavgas›na karfl› ç›kar. O dönem Avusturya’da bu düflünceleri aç›klamak, savafla karfl› oldu¤unu belirtmek, a¤›r cezalar ve d›fllanmay› göze almay› gerektirmektedir. Stefan Zweig, “Kahramanca davran›fllar benim yarad›l›fl›mda yoktur.” diyerek, savafla karfl› yapabileceklerinin aray›fl› içine girer. Hümanist düflüncelerinden dolay› bütün tehlikeli durumlar›n hep uza¤›nda kalmaya çal›flan Zweig, bu dönem karars›z kal›r. Otuz iki yafl›ndaki Zweig, kendi iradesiyle bir yerde olmazsa, farkl› savrulmalar›n kendisini bekledi¤inin bilincindedir. Fazla çaba
40 | TAVIR | HAZ‹RAN 2006
harcamadan baflarabilece¤i bir ifl peflindedir. Sonunda ordudaki yüksek rütbeli bir subay dostunun yard›m›yla savafl arflivinde çal›flmaya bafllar. “Övünülecek bir görev olmad›¤›n› aç›klayay›m; ama böyle bir ifl Rus köylüsünün ba¤›rsaklar›n› süngüyle delmekten daha uygundu bana” sözleri, seçimini ve nedenini izah etmektedir. Stefan Zweig, bu tavr›ndan dolay› resmi makamlardan, Viyanal› dostlar›ndan tepki al›r. Dostlar›na göre, savafllar›n güzelli¤ini flairce ça¤r›lar ya da bilimsel ideolojilerle destekleyip kitlelerin heyecan›n› kamç›lamak, o zaman yerine getirilmesi gereken tek ödevdir. Birçok yazar/flair, ilerleyen askerler ölüme daha istekle koflsunlar diye eski Germen Ozanlar› gibi türküler düzmeye bafllam›flt›r, t›pk› bugün Irak iflgali konusunda ABD yalakal›¤› yapan yazarlar gibi. Bu durumu Zweig; “Kazan›lacak savafl›n ve ölüm gerçekli¤inin türküsünü okuyan fliirler ya¤mur gibi iniyor, insan› sersemletiyor.” biçiminde ifade eder. Alman yazarlar o dönem ‹ngiliz, Frans›z kültürü gibi bir fleyin olmad›¤›, bunlar›n Alman sanat› karfl›s›nda hiçbir de¤eri bulunmad›¤› noktas›na kadar vard›r›rlar düflüncelerini. Bilim insanlar› daha da ileri giderek, savafl›n bir “çelik banyosu” oldu¤unu ve uluslar› uyuflukluktan korudu¤unu belirterek savafl› savunurlar. Doktorlar, tahta bir alete kavuflmak için insanlar›n sapasa¤lam bacaklar›n› kestiklerini dahi aç›klayacak kadar kendilerini yitirmifllerdir. Her mezhepten rahipler savafl için vaaz vermektedir. En çarp›c› olan› ise daha bir ay önce savafl›, ç›lg›nl›klar›n en ç›lg›ncas› diye damgalayan Sosyal Demokratlar’›n, adlar› “vatan haini”ne ç›kmas›n di-
ye, baflkalar›ndan daha çok savafl savunuculu¤u yapmas›d›r. Stefan Zweig’in dostça, içtenlikle söyleflebilece¤i bir dost olarak sadece, Alman flair Rainer Maria Rilke kalm›flt›r. Savafl arflivinde ona da yer bulunur. Bir süre sonra Zweig, tehlikeli kitle psikolojisinden s›yr›lmak ve savafl›n ortas›nda kiflisel savafl›m›na bafllamak için, kent d›fl›nda k›rl›k bir semte tafl›n›r. Bunu, kendi sa¤duyusunu, kitlenin kap›lm›fl oldu¤u heyecana kurban etmek istemedi¤i için yapar. Fakat bir süre sonra kabu¤una çekilmenin de ifle yaramad›¤›n› görecektir. “Yabanc› ülkelerdeki dostlara” bafll›kl› sekiz sayfal›k bir yaz› ile geliflen sürece müdahale eder. Bir süre sonra ‹sviçre pullu, sansürden geçmifl bir mektup ulafl›r eline. Frans›z flair Romain Rolland’dan gelen bu mektupta “Non je ne quiterai jamais mes amis/Hay›r, dostlar›m› asla yüzüstü b›rakmayaca¤›m” cümlesinin alt›n› çizer ve flöyle der bu mektup için: “O mektup ömrümdeki en yüce mutluluk anlar›ndan biridir. ‹nleyen, tepinen, k›yametleri koparan hayvanlarla dolu Nuh’un teknesinden bir beyaz güvercin gelmiflti sanki. Bundan böyle kendimi yaln›z hissetmiyordum.” Rolland da, Zweig gibi bir yolu seçmifl, savafl patlad›ktan sonra ‹sviçre’de K›z›lhaç’a baflvurarak hastabak›c›l›k yapm›flt›r. O da Zweig gibi öteki görevini unutmayarak daha 1914 sonlar›nda, uluslar›n aras›nda kin tohumlar› serpen düflüncelere karfl› ç›kan; sanatç›lar›n savafl s›ras›nda da haktan yana ve insanc›l olmalar›n› isteyen bir yaz› kaleme al›r. Edebiyat dünyas›nda, ondan yana olanlar-karfl› ç›kanlar, diye bir bölünme olur. Bu kez de Rolland’›n en yak›n
biyografi
m›na ortak olmamak için efliyle birlikte sonsuzlu¤a uzan›r. Kuflkusuz Zweig’larda, dünya halklar›n›n faflizmden kurtulufluna dair bir umut vard›r ama onlarda a¤›r basan duygu büyük bir y›k›m›n, insanl›k y›k›m›n›n umutsuzlu¤udur. Esas›nda ölümleri intihar olsa da, onlar› katleden faflizmdir. Ve çok de¤il, bu büyük trajediden yaklafl›k üç y›l sonra Nazi faflizmi, K›z›l Ordu’nun insanüstü mücadelesi sonucu ezilir kendi evinde. Hitler ise, Berlin’de yan›nda bir metres gibi kulland›¤› kad›nla evlenir ve bu kad›nla birlikte yar›m saat sonra intihar eder. Tarih tersine dönmüfltür. J
Rolland ve Zweig tüm tepki/karfl› durmalara ra¤men savafl›n öteki cephelerinde çal›flmalar›n› ve karfl›l›kl› mektuplaflmalar›n› sürdürürler.
Yirminci yüzy›l›n ilk çeyre¤inde insanc›l bir insan›n düfltü¤ü umutsuzlu¤u ve korkunç soyutlamay› biraz olsun hafifleten bu çabalar, ayn› yüzy›l›n ikinci çeyre¤indeki Dünya Savafl› karfl›s›nda daha da soluksuz kal›r ve Stefan Zweig savafllar›n tahripkarl›¤›/y›k›c›l›¤› ve ac›mas›zl›¤›na daha fazla dayanamayarak, efliyle birlikte 1942’de dünyay› savaflanlara b›rak›p kendi iradesiyle hayat›na son verir...
Zweig ve Rolland’›n bütün Avrupa uluslar›n›n en önemli düflünürlerini ‹sviçre’de ortak bir toplant›da buluflturma giriflimi sonuçsuz kalsa da yazd›klar›yla savafl karfl›t› meflaleyi atefllemifllerdir. ‹lk etapta kendi ülkelerinde yapayaln›z kalan bu iki insana zamanla savafla kat›lan ülkelerden, savafl d›fl› kalm›fl ülkelerden mektuplar gelmeye bafllar. Rolland ve Zweig’›n verdi¤i örnek fludur: “Özgürlü¤ün yolu, bütün dünyaya karfl› tek bafl›na olsa bile, kendi inanc›na ba¤l› kalmakt›r.”
Almanya’da Nazi faflizmi iktidara geldi¤inde önce ‹ngiltere’ye oradan da Amerika’ya giden yazar, 2. Dünya Savafl› bafllad›¤›nda Brezilya’ya giderek Petropolis kentine yerleflir. Ne ki bu durum da bir fley de¤ifltirmeyecektir. Yazar, faflizmin oraya da, hatta bütün dünyaya yay›laca¤›n›n getirdi¤i derin karamsarl›k ve umutsuzluk sonucu 23 fiubat 1942’de ikinci efliyle birlikte intihar› seçer. Trajik ölümlerden birisidir Zweig’lar›n ölümü. Büyük bir umutsuzluk içinde olan dünyan›n, daha da umutsuz bir hal alacak yafla-
arkadafllar› kendisine yüz çevirirler. Çünkü Rolland “Au-dessus de la mele/A¤›z dalaflmas›n› b›rak›n” yaz›s› ile k›zg›n demire dokunmufl, bu kez savafl›n bu yakas›ndaki yurtseverlik büyüsünü bozmufltur.
“SATRANÇ” K‹TABI HAKKINDA New York’tan Buenos Aires’e giden bir yolcu gemisinde yolcular aras›nda bulunan bir milyoner, dünya satranç flampiyonu Mirko Czentovic’e, ücret karfl›l›¤›nda, bir parti satranç oynamay› teklif eder. ‹kisinin oyununu izleyen Avusturyal› bir göçmen, Dr. B., oyun s›ras›nda kendini tutamay›p onlara kar›fl›nca flampiyonla karfl›laflmas› önerilir kendisine. Gestapo taraf›ndan bir otel odas›na kapat›lan ve uzunca bir süreyi bu odada, tek bafl›na ve oyalanacak hiçbir fleyi olmadan geçiren, yaln›zca sorgulama için odadan ç›kar›lan Dr. B., bir gün rastlant›yla eline geçirdi¤i bir satranç kitab› sayesinde bu oyunun inceliklerini ö¤renmifltir. Satranç tahtas› ve tafllar› olmamas›na ra¤men, önce ekmekten yapt›¤› satranç tafllar›yla sonra da tümüyle zihninden oynayarak kuramsal bir satranç ustas› olup ç›km›flt›r. Ancak bu tutkusu yüzünden sinir krizine, beyin atefline yakalan›r. Tedavi olur, arkas›ndan da serbest b›rak›l›r. Yirmi y›ld›r eline satranç tafl› almam›fl olsa da, Dr. B., gemide satranç flampiyonuyla oynad›¤› oyunu inan›lmaz bir biçimde kazan›r. Kendini olay›n heyecan›na kapt›rarak maç›n rövanfl›n› oynamay› isteyince flafl›rt›c› bir son bekler onu. Zweig’›n büyük bir ustal›kla kaleme ald›¤› k›sa, ama yo¤un roman› Satranç, gerilimli kurgusu, kahraman›n›n ruhsal gelgitlerinin incelikle ifllendi¤i dokusuyla bir solukta okunuyor.
HAZ‹RAN 2006 | TAVIR | 41
söylefli
necmiye alpay’la yok olan diller üzerine tav›r
Bir ulusu ulus yapan de¤erlerin bafl›nda dil geliyor, denir. Sizce bu ne kadar do¤rudur? Bunun d›fl›nda dilin yaflad›¤› sorunlar, çeliflkiler sizce nelerdir? Önemli bir sorun bu, geçenlerde yazm›flt›m da. “Bir ulusu ulus yapan de¤erlerin bafl›nda dil de geliyor.” Ben bu saptamaya kat›lm›yorum. Çok pratik bir nedenle: Dünyadaki dillere bakarsan›z alt› bin kusür dil var. Ve bunlar›n bir k›sm› yok oluyor. Bu do¤ru de¤il. Dünyada alt› bin küsur ulus yok. Çok daha düflük uluslaflma aflamas›na gelmemifl topluluklar var. Dolay›s›yla her dile bir ulus denk düflmüyor. Diyeceksiniz ki büyük uluslar. büyük diller var. Bu da tam do¤ru de¤il. ‹ngilizce’yi ele alal›m. Dünyan›n en yayg›n olarak konuflulan, en güçlü, en egemen dili. ‹ngilizce konuflan birçok ulus var. ‹ngiltere bir tarafa, ‹ngilizce konuflan baflka uluslar var. Bu yüzden de denk düflmüyor. Ulus gerçekli¤i ile dil gerçekli¤i de birbirine denk düflmüyor. Ulus olmak için ayr› bir dili olmak flart› yok, bir dil için de bir ulus flart› yok. Maddi yönde böyle bir ulus tan›m› var. Ama bu çok tart›flmal› bir tan›m. Bir dönem buna devlet de eklenmeye çal›fl›ld›. Ulus, kendine ait topra¤›, dili, devleti olan, denildi. fiimdi devletten vazgeçildi. O yüzden, dil de bu kapsamda de¤il. Tabii ki belli uluslar ve belli diller birbiri için önem tafl›yabiliyor. Dünyada uluslaflma sürecinin bafl›n› çekmifl Frans›z, Alman, ‹ngilizler var. Bunlar uluslaflma sürecinin bafl›n› çekmifl, kendi dillerini de hem çok gelifltirmifl, hem de emperyal amaçlarla kullanm›fl uluslar. Böyle bir gerçek var. San›yorum bu yan›lg›ya düflmemizin, efllefltirmeye düflmememizin nedeni budur. Bu anlamda bir denk düflme var.
42 | TAVIR | HAZ‹RAN 2006
Dünyan›n uluslar›yla, emperyalist dilleri birbirlerine denk düflüyor. S›n›fl› toplumlarda ezen ezilen iliflkisi içinde dil nas›l sorunlar yafl›yor? Bir toplumda teorik olarak dil ortak. Almanya’y› alal›m. Almanya’da toplumun ortak bir dili var: Almanca. Farkl› s›n›flar, egemen dille ayn› dili konufluyorlar. Teorik olarak Almanca konufluyorlar. Fakat dilin egemen s›n›flarla, ezilen s›n›flar aras›nda kullan›l›fl› her zaman farkl› oluyor. Buna dil farkl›l›¤› demiyoruz biz, buna söylem farkl›l›¤› diyoruz. Söylem farkl›l›¤›, her iki taraf›n hangi kavram› kulland›¤›; hangi kavramdan, hangi sözcükten neyi anlad›¤›. Ayn› terimden siz baflka bir fleyi anlayabiliyorsunuz, öteki farkl› bir fley. Kül kelimesi için bizim için baflka bir anlam tafl›yor, atom bombas› at›lm›fl Japonlar için çok baflka bir anlam. “Çal›flmak” terimi farkl›, kesimlerde farkl› anlamlara gelebiliyor. “Ezilmek” terimi kad›n kesimi için farkl› anlama gelebilir, proleterya için farkl› anlama gelebilir. Bunlara sorun denilebilir mi? Bir anlamda evet, sorun denilebilir. Çünkü dilin ifllevi karfl›l›kl› anlaflmay› sa¤lamaksa, söylem farkl›l›klar› eksiklikler yarat›yor. Zaten genel olarak, bilimsel olarak kabul edilen gerçeklik bu. Hiçbir dil yüzde yüz anlaflma sa¤lam›yor insanlar aras›nda. Her zaman anlam›n ertelenmesi denilen bir fley var. Yüzde 70,80 anl›yoruz ne dedi¤ini. Bu tür temel sorunlar ve farkl› kavramlar›, farkl› anlama sorunu var. Dillerin yok oluflunda bu çeliflkilerin pay› nedir? Temel ve belirleyici etken. Niçin? Çünkü dillerin yok oluflu emperyal ezen-ezilen iliflkisiyle do¤rudan ba¤lant›l› bir olgu. Dillerin önemini topla tüfekle ba¤lant›land›ran bir
söz vard›r. Hangi dilin topu-tüfe¤i varsa dünyaya o egemen olur diye bir söz. ‹flin do¤rusu bu. Gerçekte sembolik bu iflin, iktisadi yönünü temel alan çok daha bütünsel bir söz bu. Dünyaya egemen olan›n, dili de dünyaya egemen hale geliyor. Dillerin yok oluflu, zaten küçük toplumlar›n büyükleri taraf›ndan yutulmas›, yok olmas› anlam›na geliyor. Yok olan dili konuflan insanlar, bir büyük dilin etkisinde kal›yor onu benimsiyor. Bu zincirleme sonuçta, egemen olma yolunda ilerleyen ‹ngilizce’ dir. Her fley flu andaki gibi giderse, dünyadaki bütün verilerle, ‹ngilizce’den baflka bir dilin yaflamas› mümkün de¤il. Bunu çok mutlak bir veri olarak almamak laz›m. Bunun tersine geliflen süreçler de var. Emperyalistler aras› rekabet birincisi. ‹ngilizlerin egemen oldu¤u gerçe¤inin bizim oldu¤umuz gibi herkes de fark›nda. Egemenler de, Frans›z, Alman gibi emperyaller de fark›nda. Ve onlar dünyadaki dillerin çok büyük bir k›sm›n›n ölece¤ini biliyorlar ve “kabul” ü haz›rl›yorlar. Ama tekel de¤il de ikili üçlü tekel kals›n savafl›ndalar. Bunu Frans›z kulislerinden çok aç›k bir flekilde görebilirsiniz. ‹spanyol ve ‹talyanlar›n da benzer çabalar› var. Asl›nda farkl› fleyler var o süreçte. Böyle giderse ‹ngilizce egemen olacak. Ama karfl› güçler var. Birincisi emperyalistler aras› çeliflkiler. Emperyalistler de ‹ngilizce’ye karfl› duruyorlar. Art› bizler gibi halklarda, kendi dillerine sahip ç›kma e¤ilimi son y›llarda çok yükseldi. Mesela internet bir ölçü olabilir. ‹nternette bundan üç dört y›l öncesine kadar ‹ngilizce isim al›n›yordu. Yüzde 80’in üzerine ç›km›flt›. ‹nternetteki yaz›flmalar›n dili ‹ngilizce’ydi. Son y›llarda gerilemeye bafllad›. ‹n-
söylefli
dir. Kapitalizmin geliflmesi ile ilgili bir durum. Feodalitede çok dil var, kapitalizm tek dil istiyor. Uluslaflma sürecinin getirdi¤i “tek pazar” olgusunda bir durum. Dolay›s›yla tek dilci. Türkiye’de de durum buydu. Gerçe¤e uymad›¤› için… Gerçekte çok dil var. Gerçeklikte çok say›da anadil var Türkiye’de. Asimilasyon politikas› yoluna gitmiflti bütün Cumhuriyet boyunca. Benim kufla¤›m da dahil. Kendi anadiliniz ayn›ysa farkedemezsiniz. Kiflisel olarak ben bu olaya uyanal› toplasan›z 10 sene olmufltur, olmam›flt›r. Diyeceksiniz ki, “Türkiye’de farkl› dillerin varl›¤›n› bilmiyor muydunuz?” Biliyordum ama bunu bilince ç›karm›yordum. Anadiliniz Türkçe’yse bunu bilince ç›karm›yorsunuz. Çünkü bilince ç›karman›z› mümkün k›lan hiçbir fley yok. Durum bu. Ama ana diller konusunda iki farkl› politika yürütüldü.
sanlar gitgide kendi dillerini kullanmaya bafllad›. Daha gerçek bir oranlama olmaya bafllad›. Ama tabii ikincisi daha bilinçle karfl› ç›kma, üst yap› süreçleriyle ilgili, emperyalizm olgusuna. Üçüncü nokta flu: Az önce Almanya için örnek verirken söyledi¤imiz gibi diller öyle fleyler ki, ortak… Ezilenler de ayn› dili konufluyor, dünya küreselleflme karfl›tlar› da ‹ngilizce konufluyor. Küreselleflmenin dili ama ayn› zamanda küreselleflme karfl›tlar›n›n da dili. Böyle bir çeliflki var. Bu çeliflki, söylemde düflünülmesi gereken. ‹ki taraf›n kavramlar› terminolojisi farkl›; orada farkl›lafl›yor. ‹ngilizce deyince de, ‹ngilizce dünyaya hakim oluyor. “Hangi ‹ngilizce?” sorusunu sormak laz›m. “Hangi egemen dil?” sorusunu sormak laz›m. ‹ngilizce deyince dünyan›n bir numaral›s› Oxford ‹ngilizcesi’dir. Diyelim ki üçüncü dünya ülkelerinde ‹ngiltere d›fl›ndaki
ülkelerde ö¤renilen ingilizce var. Bir olgu var: ‹kincilefltirme. Yani ‹ngilizlerin dilini mükemmel konuflan o dile hakim olan insan ile bunu sonradan ö¤renmifl, k›r›k dökük kullanan, o dille felsefe-bilim-edebiyat yapamayan insan tipi. Bu psikolojik, toplumsal insan iliflkileri aç›s›ndan önemli bir olgu. Farkl› ‹ngilizceler var ve bunun her birinin tafl›d›¤› anlamlar var. New York’un yoksul mahallelerinde konuflulan ‹ngilizce’nin bildi¤imiz ya da, bilmeye çal›flt›¤›m›z ‹ngilizce’yle ilgisi yok. Bu farkl›laflma çok önemli. Çünkü oralardaki çat›flma kültürünü besleyen bir olgu. Anadilde e¤itim konusu? Anadilde e¤itim deyince çok yak›n zamanlara kadar Türkçe anlafl›l›yordu. Bilimciler bile… Dilbilimciler olsun, Türkologlar olsun, unutmufl ya da unutturulmufllard›. Çünkü devlet politikas›, tek dilcidir. Sadece Türkiye’nin de¤il, dünyadaki tüm devletlerin öyle-
Asimilasyon politikas› tamamen çat›flma politikas› bence. Çat›flma sebebi çünkü ikincilefltirme dedi¤imiz durumu yarat›yor. Anadili egemen dil olmayan halklar, bizim ülkemizde özellikle Kürtler kendilerini ikincillefltirilmifl hissediyor. Ve bunun çat›flma duygular›n›n, düflmanl›klar›n oluflturulmas›nda büyük pay› var. Günümüzde Amerikan düflmanl›¤›n›n yükselmesinde psikolojik nedenler de var. Bana kal›rsa Bin Ladin gibi insanlar›n düflmanl›¤› da bununla ba¤lant›l›. Burada o ikincillefltirilme duygusunun bence çok pay› var. Bizim ülkemiz de, benzer flekilde. Çünkü ülke düzeyinde Türkçe bir yanda egemen dil. Tek dil politikas›n›n ana enstrüman›. Dünya düzeyinde ezilen dillerden biri. Dolay›s›yla biz Türkler bir taraftan ikincillefltiriliyoruz, di¤er taraftan kendimiz de kendi ülkemizdeki insanlara ayn› fleyi yaflat›yoruz. Asimilasyon politikas›n› bir kenara b›rak›rsak, kabaca çözüm düflünülebilir. Tamamen teorik olarak söylüyorum. Afrika dillerinde ölen alt› binden baz›lar› flöyle ölüyor: Diyelim baz› kabileler çok küçülmüfl. Hayatlar› daha kolaylafls›n diye çocuklar›n›n ifl bulmas› gibi amaçlarla oturup karar veriyorlar, art›k dilimizi b›rakal›m diye. Bu gönüllü olarak kendi dilini tek etme olay›. Bu dille gündelik hayatlar›n› sürdüremiyorlar. Dillerini engel olarak görüyorlar. O olanaklara ulaflmak için egemen dili kabul ediyorlar. Gönüllü vazgeçme diyelim. Burada bu flekilde bildi¤im
HAZ‹RAN 2006 | TAVIR | 43
söylefli
“ Kürtlere bu saatten sonra, “Sizin anadilde şarkılarınız olsun şiirleriniz olsun ama eğitiminiz olmasın.” denilemez. Çünkü eğitimi olmayan herhangi bir dilin yaşama şansı yok. Yok oluyor ölüyor dil, eğitim olmazsa. Çocuklar eğitimlerini farklı dilde görüyorlar. Kültürel yaşamınızı taşımıyorsa, o dil ölüyor. ”
birçok topluluk Türkiye’de ben anadilimi sürdüreyim davas›nda de¤il. 50 küsur dil var hala Türkiye’de. Bunlar›n bir k›sm› gönüllü olarak Türkçe konufluyor. Kendi kültürlerini geçici olarak ya da temelli olarak, ortaya ç›karm›yor. Tabii bu da genel asimilasyon politikas›n›n sonucu olarak ortaya ç›kabilir.
44 | TAVIR | HAZ‹RAN 2006
Ama tersine bir talepleri yok. Ama flikayetleri yok. Bunlar geride kalm›fl fleyler, diyorlar. Daha çok çocuklar›n›n gelece¤ini düflünerek… Nas›l baz› aileler çocuklar›n› ‹ngilizce e¤itim veren okullara göndermeyi tercih ediyor, güle oynaya, bilerek. Onun gibi, egemen kültür çekici oluyor.Bence temelde ka-
pitalizm yol aç›yor. Çünkü kapitalizmin çekicili¤i ve tekdilcili¤i var. Ve ezilenler de özellikle çocuklar› aç›s›ndan düflündükleri vakit, oray› tutunacak yer olarak görüyor. Pragmatik yaklafl›l›yor. Kürtlerde var çok karmafl›k bir olgu. Onlar da kapitalizm için bir yola giriyorlar bana kal›rsa. ‹ki çözüm dedim ya… Birincisi gönüllü vazgeçme durumu. Bunun nerde, nereye kadar geçerli olaca¤›n› bilmiyorum. fiimdi nas›l afl›labilir mevcut devlet politikas›? Burada iki fley var. Zor kullanarak asimilasyonun devam etmesi. Ne yaz›k ki son günlerde o yönde bir gidifl var. Ama dilleri ne yaz›k ki devletin ifli de¤il, devleti böyle b›rak›rsak o kendi tekdilcili¤ini sürdürecek. Bütün bir kültürel yaflamda asimilasyonun izlerini sürmek konusunda toplumun bütün fertlerine görev düflüyor. Madem bugüne kadar üstü örtülmüfl bir gerçekle karfl› karfl›yay›z, Kürt gerçekli¤i ile. Ve bunun ad› nihayet kondu, bunun baz› gerekleri yerine getirilmeye baflland›, televizyon kurma, kurs açma gibi minumum da olsa… O zaman bütün toplum bu gerçekli¤i kültürel hayat›n bütün alanlar›nda hesaba katmaya çal›flmak zorunda. Tabii devlet yapmal›, e¤itimi. E¤itim ülkemizde devletin yapt›¤› bir fley. Bir kere insanlara bunu rahatça söyleyecek ortam› yaratmak laz›m. fiu anda insanlar korkuyor. Hala korkuyor anadilde e¤itim dilekçesi verirken. Bir taraftan anadili Türkçe olanlar da korkuyor bunlar› yaz›p çizerken. Ben yaz›p çizerken hala korkuyorum. Bunu gibi Türk dilciler, üniversitedeki hocalar k›sacas› herkes hala bask› alt›nda. Korkar›m devletin politikas› bu bask›y› daha çok artt›rma yönünde bugünlerde. Halbuki gerçeklerle yurtafllar›n talepleriyle -her ne kadar TMY’de bile son derece s›n›rland›r›c› fleyler getirilmeye çal›fl›l›yor olsa da- o ikincillefltirme ve bast›rma ortam› giderilmifl de¤il. Tam tersine her an gazetede haber okuyoruz, do¤udaki herhangi bir milletvekili, herhangi biri, halka Kürtçe “merhaba” dedi¤i için dava aç›l›yor. Bu konuda çok ac› hikayeler anlat›ld› bana. Toplumda çözüm istemek için bu psikolojik ortam kalkmal›. ‹nsanlar korkmadan sorunlar›n› söylemeli. Ben reçete söyleyemem. Ama iki dil, üç dil olmal›. UNESCO’ nun son y›llarda politikas›. ‹ki dil laz›m size. Biri anadil, biri de dünya dili. Ortak dil her durumda laz›m insanlara. fiu an ‹ngilizce ortak dil. Ona karfl› savafl›l›yor. Çok
söylefli
“ İki çözüm dedim ya… Birincisi gönüllü vazgeçme durumu. Bunun nerde, nereye kadar geçerli olacağını bilmiyorum. Şimdi nasıl aşılabilir mevcut devlet politikası? Burada iki şey var. Zor kullanarak asimilasyonun devam etmesi. Ne
land›¤›n›z toplumsal konumunuzla, e¤itiminizle ba¤lant›l›. “Dilimizi yanl›fl kullanmayal›m” kampanyalar› bana gülünç geliyor. ‹nsanlar›n flu kadar›n›n okul yüzü görmedi¤i bir ülkede, dilimizi yanl›fl kullanmayal›m demek, komik geliyor. Bu hap de¤il ki do¤rusunu kullanas›n›z. Bir kere, halk çocuklar› gözden ç›kar›lm›flt›r.
yazık ki son günlerde o yönde bir gidiş var. umut vermiyor ama… Kulland›¤›n›z dil ‹ngilizce. Bu nedenle bir insanla UNESCO’ ya göre en az iki dil olmas› laz›m. “Bir dil bir insan iki dil iki insan” sözünün bilimsel gerçekli¤i var. Ortak dil laz›m. Öneriler var. Çal›flmalar var. fiimdilik yapay diller pek mümkün gözükmüyor. Türkiye’de Kürtler, Türkçe ö¤renmek zorunda kal›yorlar zaten. ‹ki resmi dil olabilir ö¤renilen. Bizim için yeni bir deneyim dönemi. Kürtlere bu saatten sonra, “Sizin anadilde flark›lar›n›z olsun, fliirleriniz olsun ama e¤itiminiz olmas›n.” denilemez. Çünkü e¤itimi olmayan herhangi bir dilin yaflama flans› yok. Yok oluyor, ölüyor dil e¤itim olmazsa. Çocuklar e¤itimlerini farkl› dilde görüyorlar. Kültürel yaflam›n›z› tafl›m›yorsa, o dil ölüyor. Kürtlerde bilinçlenme sürecine ba¤l› olarak dilleri gelifliyor. Kuzey Irak’taki Kürtlerde genel bir bütünlük duygusu var. Her durumda Kürt tarihi, edebiyat› konusunda ciddi bir canlanma var. Önemli bir tart›flma var. Mehmet Uzun çok be¤enilen romanlar yazd›. Bu sürecin geri dönmesi mümkün de¤il. Baz› Kürtler Türkçe yazan Kürtlere k›z›yorlar. Yaflar Kemal’i d›fllamaya çal›fl›yorlar. Kürkçe yazmay› bilmeyen insanlar› d›fllamak mümkün de¤il. Mehmet Uzun, uzun zaman ‹sveç’te yaflad›¤› için özgürlük ortam›nda kendini gelifltirebilmifl. Kürt alfabesi 36 yerde yap›lm›fl. Bütün bu tart›flmalar var; çok canl› bir flekilde yafl›yorlar bunu. ‹nsanlar üzerinde bask› kurmak çok do¤ru de¤il. Yozlaflma? Bana kal›rsa özel bir politika güdülmesine gerek kalm›yor. fiu an sadece bu ülkede de¤il, dünyan›n her yerinde çekici olan her fley, ‹ngilizce konuflan ülkelerden geliyor. Teknoloji, bütün kültürel ürünler, moda... bütün bunlar, Bat›’dan. Seyredilen ürünler. Nintendo, play station. Gençli¤e cazip gelen her
fley, Bat›’dan geliyor. Yerel parlak kültürel ö¤eler yok. Alt›ndan kalmak biraz zor gözüküyor. Sald›r› çok güçlü. Bunu planlaman›za gerek var m›? Bütün bu markalar, Bat›’dan gelen her fley çekiyor. Özel bir planlamaya gerek olmaks›z›n özel bir etki var. Aksine bunun karfl›s›nda durabilecek tek fley bu olup bitenin fark›nda olabilmek Kültürlerin ya¤malanmas›? Cevab› kendi içinde sorunun. Özellikle Kürtler için. Yaz›ya geçme flans› verilmemifl bir halk. Çok büyük ölçüde sözlü bir kültür. Yeni yeni yaz›yorlar. Dengbejler yoluyla yaflatm›fllar. Yasaklad›¤›m›z ölçüde dengbejler de afl›klar gibi yok oluyor. Modern flartlar feodal kültürün birimlerini yetifltirmeye el vermiyor. Tarih, co¤rafya, edebiyat hepsi onlarda. Onlar kalmay›nca hepsi yok oluyor. Onun için kültürel soyk›r›m deniliyor. Bu tabii Türk kültürü için de geçerli. Yerel kültürlerin hepsi için geçerli. Ama Türkçe’nin çok uzun süredir yaz›ya geçme olana¤› var. Demokratik flartlar elverdi¤i ölçüde yazabiliyoruz. Kürtler için yok olma, toptan yok olma. Türkiye Kürtleri için demokratikleflme eksikli¤i, yok olmay› h›zland›r›yor. Günlük tutmaktan korkuyor insanlar. Bat› kültürünün geliflmesinde günlükler çok önemli rol oynuyor. Görsel medya emperyal geliflme içinde. Büyük bir umut yaratm›yor ama CNN, ABD içinde az çok muhalif bir kanal. Ama bunun s›n›rlar›n› da Irak’ta gördük. Hükümetinin dümen suyuna girdi bir süre sonra. Ana çizgi hem sansürden, hem emperyalizmin pompalanmas›ndan oluflmaktad›r, bundan flüphe yok. Bunu uygulamayan bir kadroyu iflbafl›nda tutmazlar. Yabanc› dilde e¤itim veren üniversiteler kuruldu¤undan beri kadrolar yetifliyor.Bir dili nas›l kul-
Birincisi o anadillerin içerisine, Türkçe d›fl›nda da konuflulan diller var. Diyelim Çerkesce, Ermenice gibi. Dolay›s›yla onlar›n ölmesi gibi bir tehlike söz konusu de¤il. Lazca bütünüyle özgün bir dil. Kayda geçmesi laz›m. Yar›n bir gün ölebilir. Bir dil, küçük çocuklar o dili kullanmay›nca ölüyor. Lazca’y› bekleyen tehlike çok aç›k. Dolas›yla baz› dillerin ölece¤ini kabul etmeliyiz. Fakat kayda geçmesi laz›m. Bu tabii bir enstitü gerektiriyor. Baz› Lazlar o dili yaflatmaya çal›fl›yor. fiu koflullarda devletin flu andaki anlafl›yla korunmas› olanakl› de¤il. Bir de her fley maliyet hesab›yla ölçülüyor. Avrupa ülkelerinde de görüyoruz. Bir dil ö¤retildi¤i zaman kitap say›s› ö¤retmen say›s› art›yor. Bunu bile hesapl›yor adamlar. Emperyal iliflkiler içinde dil, ayn› zamanda bir sat›fl, ihraç malzemesi haline gelmifl durumda. Amerikal›lar, ‹ngilizler her y›l kendi dillerini üreterek çok büyük paralar kazan›yorlar. Sonuç olarak yap›lan dil, düflük kaliteli bir dil oluyor. J
NECM‹YE ALPAY K‹MD‹R? Necmiye Alpay 1969 y›l›nda Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Doktoras›n› Paris’te uluslararas› iktisat alan›nda yapt›. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki ö¤retim üyeli¤i, 12 Eylül dönemi tutuklamalar›yla sona erdi. Üç y›l Mamak Hapishanesi’nde kald›. Hapishane sonras›nda yaflam›n› çevirmenlik yaparak sürdürdü. Çeflitli dergilerin kuruculu¤unu ve editörlü¤ünü yapt›, gazetelerde yazd›. Akademi ‹stanbul’da ve Yeditepe Üniversitesi’nde Türkçe ve yarat›c› yazarl›k dersleri verdi.
HAZ‹RAN 2006 | TAVIR | 45
haberler
Kastamonu’da R›fat Ilgaz Sempozyumu düzenlendi
GRUP YORUM g ü n c e 3 29 Nisan; Hollanda’n›n ‘sHertogenbosch flehrinde düzenlenen “Yar›n Bizimdir” isimli gecede yaklafl›k 1500 kifliye seslendi.
Ç›nar Yay›nlar› ve Ankara Üniversitesi Kastamonu Meslek Yüksekokulu’ nun iflbirli¤iyle 10-11-12 May›s tarihlerinde “R›fat Ilgaz Sempozyumu” düzenlendi. Kastamonu Üniversitesi’ nde düzenlenen sempozyum; "Küreselleflme dayatmalar› karfl›s›nda, onu bilimsel yönden ele almak, ba¤›ms›z kalman›n da ipuçlar›n› vermek” amac›n› tafl›yordu. 88 bildirinin sunuldu¤u sempozyumda “R›fat llgaz ve Kiflili¤i”, “R›fat Ilgaz ve Dil”, “R›fat Ilgaz’›n Roman ve Öyküsü”, “R›fat Ilgaz ve Tiyatro”, “R›fat Ilgaz ve Çocuk Edebiyat›”, “R›fat Ilgaz ve Ayd›nlanma”, “Yerelden Evrensele R›fat Ilgaz”, “R›fat Ilgaz ve E¤itim”, “R›fat Ilgaz’›n Mizah›” bafll›klar› üzerinde duruldu. Yazar Burhan Günel, “‹kinci Dünya Savafl› Y›llar›nda R›fat Ilgaz ve Karartma Geceleri’nin Yans›tt›¤› Savafl Gerçe¤i” adl› bildirisinde Karartma Geceleri roman›n›n kahraman› Mustafa Ural’›n Hitler’in dünyaya sald›¤› korkuyu kendi içinde yenerek nas›l mücadele etti¤ini romandan al›nt›lar yaparak anlatt›. R›fat Ilgaz’›n tiyatrolar›n›n ve Hababam S›n›f›’n›n üzerinde durulan konuflmalarda dikkat çekilen bir özellik s›n›f mücade-
46 | TAVIR |HAZ‹RAN 2006
lesinin artt›¤› bir dönemde yani 1960’lar›n ortalar›ndan itibaren yazar›n kahramanlar›n›n bilinçlenme ve sorgulama evresine girdi¤inin alt› çizildi. R›fat Ilgaz’›n Bat› tiyatrosu’nun aksine geleneksel Türk Tiyatrosu’ ndan etkilendi¤i ve halk›n yaflam› göz önünde tutularak mesaj verme kayg›s› oldu¤u belirtildi. R›fat Ilgaz ve Ayd›nlanma konusu ise en çok tart›fl›lan konulardan biriydi. 1940 kufla¤›ndan devrimci Rasih Nuri ‹leri; 1943–1944 tutuklamalar› ve Sansaryan Han’› anlat›rken di¤er dava arkadafllar›yla mücadeleye neden giriflti¤ini Türkiye politikalar›ndan örnekler vererek belirtti. Sonuç bildirgesinde ise R›fat Ilgaz’›n 1940’lardan bafllay›p aram›zdan ayr›ld›¤› 1993 Temmuzuna kadar s›n›fsal duruflunu de¤ifltirmedi¤ini, Anadolu’nun binlerce y›ll›k kültüründen beslenerek devrimci savafl›m›n› gerçeklefltirdi¤ini, dilimizi bozmaya, de¤erlerimizi yozlaflt›rmaya yönelik giriflimlerin gün geçtikçe yo¤un bir flekilde artt›¤›n› bu kültürel giriflimden al›nan güçle; ülkemizin toplumsal ve kültürel yaflam›na yeni at›l›mlarla katk› sunulmas› ve süreklilik kazand›r›lmas› gerekti¤i sonucu ç›kar›ld›. J
3 Yunanistan’›n baflkenti Atina’da 4–7 May›s tarihleri aras›nda düzenlenen Avrupa Sosyal Forumu’na kat›larak sosyal forumun son günü yaklafl›k 300 kifliye seslendi. 3 12 May›s; K›br›s’›n Magosa
flehrinde “Salamis Antik Harabeleri”nde düzenlenen konserde yaklafl›k 2700 kifliye seslendi. 313 May›s; Çanakkale Merkez
amfi tiyatrosunda düzenlenen konserde yaklafl›k 1200 kifliye seslendi 317 May›s; ‹zmir Gençlik Der-
ne¤i taraf›ndan ‹zmir Ege Üniversitesi’ nde düzenlenen alternatif ö¤renci flenli¤inde yaklafl›k 3000 kifliye seslendi. 320 May›s; Bursa Temel Haklar ve Özgürlükler Derne¤i taraf›ndan düzenlenen konserde yaklafl›k 2000 kifliye seslendi. Konserden önce Semra Baflyi¤it Halk Sahnesi tiyatro salonu aç›l›fl›na kat›ld›. 321 May›s; Ankara konserinde yaklafl›k 1000 kifliye seslendi.
GRUP YORUM KOROSU 38 May›s; Grup Yorum Korosu, ‹TÜ Ö¤renci fienli¤i’ ne kat›ld› 321 May›s; Grup Yorum Korosu, liseli gençli¤in düzenledi¤i pikni¤e kat›ld›.
“Guantanamo Yolu” ABD’ de sansürlendi Guantanoma’da yaflanan gerçek hikayelerden yola ç›k›larak haz›rlanan “Guantanamo Yolu” ve yine Irak iflgalini konu eden “Baghdad ER” adl› filmler ABD’de sansürlerle yüz yüze geldi. ‹lk olarak Guantomo Yolu filminin tan›t›m afiflini sansürleyen The Motion Pictures Association of America, afiflte yer alan gözleri ba¤l› diz üstüne çökmüfl mahkum görüntüsünün “sak›ncal›” oldu¤una kanaat getirdi. The Guardian’a bilgi veren “Badghdad ER” yap›mc›lar›, ABD iflgal ordusunun hastanesinde yaflananlar› konu eden belgesel filmlerinin ABD Ordu Sekreterli¤i taraf›ndan son dakikas›n›n de¤ifltirilmesinin talep edildi¤ini söylediler. Belgesel filmin yap›mc›lar› filmin çekimleri s›ras›nda onlar› destekleyen Pentagon yetkililerinin filmin yay›mlanmas› öncesinde “çark ettiklerini” belirttiler. Belgeselin yönetmeni Jon Albert, “Üniformal› olmay›p kravatl› olanlar”›n filmin politik içeri¤ine müdahale etti¤ini ifade etti. Filmle ilgili olarak yorum yapan General Kevin Kiley filmin bu flekliyle yay›mlanmas›n›n askerlerin ruh sa¤l›n› bozaca¤›n› ileri sürerek belgeselin askerlerde “post travmatik stres” yarataca¤›n› savundu. Filmin bu nedenle sansürlenmesi talep ediliyor.J
haberler
13. Alt›n Koza Film Erdal Öz yaflam›n› yitirdi Festivali düzenlenecek
Adana Büyükflehir Belediyesi’nce bu y›l 13’üncüsü düzenlenecek “Alt›n Koza Film Kültür ve Sanat Festivali” 5–11 Haziran tarihlerinde gerçeklefltirilecek. Adana’n›n 1960-70’li y›llardaki uçsuz bucaks›z pamuk tarlalar›na atfen düzenlenmeye bafllanan ve ilki 1969 y›l›nda “Alt›n Koza Film fienli¤i” ad› alt›nda gerçeklefltirilen, 7 y›ll›k aradan sonra 2005’te yeniden düzenlenmeye bafllanan festivalin 13’üncüsü için haz›rl›klar tamamland›. Aç›klanan programa göre, festivalde bu y›l Uzun Metrajl› Ulusal Film Yar›flmas›’nda 14, Ö¤renci Filmleri Yar›flmas›’nda 40 film yar›flacak. Yar›flman›n seçici ku-
rulunda yap›mc› Cengiz Ergun, müzisyen Garo Mafyan, tiyatro oyuncusu Gülriz Sururi, senarist Hüseyin Kuzu, görüntü yönetmeni Kenan Ormanlar, ressam Mehmet Güleryüz, oyuncu Menderes Samanc›lar, ö¤retim üyesi Prof. Dr. Naci Güçhan, yönetmen Osman S›nav, oyuncu Selma Güneri, sinema yazar› Sevin Okyay yer alacak. Festival büyük jürisi taraf›ndan seçilecek en iyi filme 100 bin YTL, halk jürisinin seçece¤i en iyi film ile en iyi yönetmene ayr› ayr› 40 bin YTL ödül olarak verilecek. Festival haftas› boyunca 5 sinema salonunda 160 film dönüflümlü olarak 480 kez gösterime sunulacak. Ö¤renciler, engelliler, sokak çocuklar› ve çeflitli kitle örgütlerinden davet edilen konuklar, otobüslerle sinema salonlar›na ulaflt›r›lacaklar. Okullarda film gösterimleri ve sinema sanatç›lar›n›n yapaca¤› söylefliler düzenlenerek festival, ö¤rencilerle buluflturulacak. Ayr›ca, festivalin bafllad›¤› 1969 y›l›ndan bu yana ödül törenlerinin sembolü olan pamuk kozas›na sar›lm›fl film fleridi amblemi, elinde koza tutan bir kad›n heykelci¤ine dönüfltürüldü.J
Ölmüfl bebeklere ninniler “Lullabies from the Axis of Evil”, yani “fier Ekseni’nden Ninniler”, Bush yönetiminin bomba ya¤d›rd›¤› ve kötülü¤ün eksenini oluflturdu¤u için mutlaka cezaland›r›lmas› gereken ülkelerden anonim ninnileri biraraya getiriyor. Ve bu ninniler “fier ekseni ülkelerinden” flark›c› annelerle Ba-
t›’daki ülkelerin flark›c› annelerinin birlikte seslendirdi¤i müthifl bir protest ruh kazan›yor. Savafla ve savafl›n yol açt›¤› y›k›ma ninnilerle tepki gösterip, onun yaralar›n› a¤›t yerine ninnilerle sarmaya çal›flan annelerin oluflturdu¤u bu albüm, yay›nland›¤› her ülkede sat›fl rekorlar› k›r›yor, ülkemizde radyolarda yeni yeni çal›nmaya bafllad›.J
“Odalarda” adl› ilk roman› izledi. ‹stanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde bafllad›¤› e¤itimini Ankara Hukuk Fakültesi’nde tamamlad›. Yazd›klar›n› kitaplaflt›rma olana¤› bulamayan arkadafllar›yla birlikte, harçl›klar›n› bir araya getirip 1956’da ‹stanbul’da ‘a’ dergisi’ni ç›kard›.
Türk edebiyat›n›n ve yay›nc›l›¤›n›n usta ismi Erdal Öz, ‹stanbul’da uzun süredir tedavi gördü¤ü hastanede yaflam›n› yitirdi. Bundan 10 y›l önce ba¤›rsak kanserine yakalanan Öz, kanseri yenmekle kalmay›p kurucusu oldu¤u Can Yay›nlar›’n›n 20. y›l›n› da, 70. do¤um gününü de kutlad›. Ölüme meydan okuyan yazar, kitaplar yay›mlamaya ve yazmaya devam etti. Ne var ki geçen Mart ay›nda bu kez akci¤er kanseri oldu¤unu ö¤rendi Erdal Öz. 14 Mart’ta ameliyat oldu. ‹nsan odakl› sade üslubuyla Türk öykücülü¤ünün yap› tafllar›ndan olan yazar, 6 May›s günü 71 yafl›nda aram›zdan ayr›ld›. Aflk fliirinden yay›nc›l›¤a... Tokat Gaziosmanpafla Lisesi’nin yeflil gözlü Çerkez k›z› Gülten... Okulun bu en güzel k›z›na duydu¤u aflk›, dönemin tutucu koflullar›nda ‘ona baflka türlü seslenemeyece¤i’ için, bir aflk fliirine döktü Erdal Öz. Yaz› serüveni okulun Petek adl› duvar gazetesinde ç›kan bu fliirle bafllad›. Varl›k, Yeditepe ve Yenilik dergilerinde fliirleri ve öyküleri ardarda yay›mlanmaya bafllad›. “Sigaray› b›rakmak kadar zordu” diye tan›mlad›¤› bir kararla, fliirden vazgeçti¤inde ise y›l 1960’t›. Ayn› y›l ilk öykü kitab› “Yorgunlar”› ç›kard›. Onu
Üç kez tutukland›. 12 Mart darbesiyle birlikte siyasal görüfllerinden dolay› üç kez tutukland›. Hapishanede geçirdi¤i günler daha sonra “Kanayan” (1973), “Yaral›s›n” (1973) adl› kitaplara dönüfltü. Deniz Gezmifl ve arkadafllar›n›, ‘68 kufla¤›n› genç kufla¤a tan›tan en önemli kitaplar aras›nda olan “Gülünün Soldu¤u Akflam” (1986) da o günlerden yadigârd›. 1981 y›l›nda ise, o bembeyaz s›rtlar›na küçük k›rm›z› bir kalp ilifltirilmifl birbirinden de¤erli kitaplar›n ç›kt›¤› Can Yay›nlar›’n› kurdu.Türkiye ad›na Nobel Yay›nevi’ni ayakta tutabilmek için zaman zaman ‘tek sat›r’ yazamad›¤› oldu. 80’li y›llarda çocuklar için yay›mlad›¤› kitaplar ‘komünizm propagandas›’ yapt›¤› gerekçesiyle, okul bahçesinde çocuklar›n gözleri önünde yak›ld›. ‘95’te 23 edebiyatç›n›n katk›lar›ndan oluflan “Düflünce Özgürlü¤ü ve Türkiye” adl› ‘toplat›lma karar›’ al›nan kitab› yay›mlad›¤› için yarg› önüne ç›kt›. Veda için, 6 May›s 1972’de idam cezalar› infaz edilen, kitaplar›n› yazd›¤› Deniz Gezmifl, Yusuf Aslan ve Hüseyin ‹nan’›n ölüm y›ldönümü gibi manidar bir tarihi seçen Erdal Öz’ü sayg›yla an›yoruz. J
HAZ‹RAN 2006 | TAVIR | 47
haberler sa... k›sa... k›sa... k›sa.. k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›s
359. Cannes Film Festivali Bafllad›. Program› ve seçilen yar›flma filmleri ile dünyan›n en prestijli sinema festivallerinden biri olan festivalde, Ken Loach, Pedro Almodovar, Nanni Moretti, Sofia Coppola, Paolo Sorrentino ve Nuri Bilge Ceylan gibi sinemac›lar›n son yap›tlar›n›n da aralar›nda yer ald›¤› 19 film, 17-28 May›s tarihleri aras›nda Alt›n Palmiye için yar›fl›yor. Nuri Bilge Ceylan ‹klimler isimli filmi ile yar›flmaya kat›l›yor. 3Bodrum Uluslararas› Film Festivali, 5 haziranda 'Umut ve Bar›fl fiark›lar›' konseriyle bafllayacak. Konser flef Ender Sakp›nar yönetimindeki Eskiflehir Senfoni Orkestras›, alt› Yunan müzisyen ve solist Iris Mavraki eflli¤inde gerçekleflecek. Festival kapsam›nda bu y›ldan itibaren her y›l bir filme 'Heredot Bar›fl Ödülü' ve 'Halikarnas Bal›kç›s› Çevre Ödülü' verilecek. Bu kapsamda,
'Yasemin'in fiark›s›' filmiyle Filistinli sinemac› Najwa Najjar ve 'Wall' filmiyle ‹srailli sinemac› Simmone Bitton'a 'Heredot Bar›fl Ödülü', Enric Peris ve Videohakcers grubunun yönetti¤i ‹spanyol yap›m› 'Tornallom' adl› filme de 'Halikarnas Bal›kç›s› Çevre Ödülü' verilecek. Festivalin retrospektif bölümünde dört filmi yer alacak olan Reha Erdem'e ça¤dafl Türk sinemas›na yapt›¤› katk›lardan dolay› 'Onur ödülü' verilecek.
Ali ve Emrah Mahsuni ile efli Fatma Mahsuni' nin yan› s›ra Hac›bektafl Kaymakam› Elif Nur Bozkurt Tando¤an, Belediye Baflkan› Ali R›za Selmanpako¤lu, Anakara'n›n Çankaya Belediye Baflkan› Muzaffer Ery›lmaz ve Hac›bektafl halk› kat›ld›. 35 Nisan Dünya Avukatlar Günü’ nde F tipi hapishanelerdeki tecridin kalkmas› için ölüm orucu eylemine bafllayan Avukat Behiç Aflc› için eyleminin 50. gününde eylemini sürdürdü¤ü evde 24 May›s 2006 günü bir etkinlik düzenlendi.
Geçti¤imiz haftalarda hayat›n› kaybeden Türk sinemas›n›n önemli yönetmenlerinden At›f Y›lmaz ise 'Sinemada Ölümsüzlük' ödülü ile onurland›r›lacak
Saat 21: 30’da bafllayan etkinli¤e Grup Yorum üyeleri, Halk›n Hukuk Bürosu Avukatlar› ve TAYAD’l› Aileler kat›ld›lar.
3 Halk Ozan› Afl›k Mahsuni fierif, ölümünün 4. y›l›nda Nevflehir' in Hac›bektafl ilçesindeki mezar› bafl›nda düzenlenen törenle an›ld›. Mahsuni fierif'in Çilehane mevkiindeki mezar› bafl›nda düzenlenen anma törenine, çocuklar›
Avukat Behiç Aflç›’ya ve evde bulunanlara k›nalar›n yak›ld›¤› etkinlikte, Gençlik Federasyonu üyeleri taraf›ndan skeçler oynand› ve daha sonra Grup Yorum elemanlar› bir dinleti verdi.J
DVD... CD... ALBÜM... DVD... CD... ALBÜM... DVD... CD... ALBÜM... DVD... CD... 3 alir›za binbo¤a biz aflk› bahçelerde toplamad›k binbo¤a yap›m
48 | TAVIR |HAZ‹RAN 2006
3mustafa özaslan beyhude iber Müzik
3 Grup SILAM hele saat aflka gelsin ‹ber Müzik
3xeftano brader Ayd›n Müzik