kültür sanat yaflam›nda
•
2005/10
•
say› 43
•
1.75 YTL (1.750.000TL-KDV’li)
devrimci tiyatro sanat ak›mlar› ve sosyalist sanat • ayd›n sorumlulu¤u kaybolan zanaat; çömlekçilik • bir garip orhan veli
kas›m 2005
›ssn 1303-9113
jose marti ve latin amerikay› anlamak gelibolunun süleyman ustas› 54 y›ld›r gazetesini kurflun harflerle diziyor...
tavır a y l › k
s a n a t
d e r g i s i
Merhaba Sahibi ‹dil Kültür Yay›n Org. Rek. Film. Tic. Ad›na:
‹nsanl›k tarihi kadar eskidir sanat›n tarihi. Onunla birlikte do¤mufl, onunla bir-
Muharrem Cengiz
likte geliflmifltir bugüne kadar. Bireycili¤in geçer akçe k›l›nmaya çal›fl›ld›¤›
Genel yay›n yönetmeni Gamze Mimaro¤lu
günümüzde, “Sanat bireysel üretimdir”i amentü belleyenlere inat, sosyalist
Sorumlu yaz›iflleri müdürü Ahu Zeynep Görgün
coflkusunu yafl›yorlar. Sosyalizmin yaratt›klar›n› heybelerine yükleyerek, emin
Yaz›flma adresi ‹stanbul ‹dil Kültür Merkezi ‹stiklal Cad. Aznavur Psj. No: 212 Kat: 6 Beyo¤lu/‹stanbul Tel: (212) 245 00 70 - 244 31 60 Faks: 244 81 02 e-posta: info@grupyorum.net Ankara ‹dilcan Kültür Merkezi fiirintepe Mah. 8.Cad. No:222 / B Mamak – Ankara Tel: (312) 390 38 05 Hesap no (YTL) 1042- 30000 596147 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. Hesap no (EURO) 1042- 3010000 129062 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. Ofset haz›rl›k TAVIR YAYINLARI
sanat› savunanlar, gelece¤in sanat›n› bugünden yaratman›n sevdas›n›,
ad›mlarla yürüyorlar varacaklar› yere.
Sanat dedik, belki tüm sanatlar›n atas›n› anmadan geçemedik. ‹lk ça¤larda taklitle bafllayan, giderek geliflen ve bu en çok “insan” olan sanat›n, tiyatronun devrimci anlay›flla nas›l yorumland›¤›n› vurgulad›k.
Tiyatro insana dairdir. ‹nsana ait ne varsa sahnededir. ‹lericidir, devrimcidir. Öyle olmak zorundad›r. Bu sebepten korkutur egemenleri her daim. ‹sterler ki o sahnelerin hepsi kapans›n, bir daha aç›lmamak üzere…Bakanlar›n bakmayanlar›n, bak›p da görmeyenlerin, kültürsüzlüklerine ra¤men koltu¤a oturtulan naz›rlar›n, “‹çine tükürdükleri” sanata, tiyatroya, Devlet Tiyatrolar›’na yönelik son tasarruflar›n› sorduk tiyatro emekçilerine…
Sömürgecili¤in milad›n›n bafllad›¤› topraklar›n, Latin Amerika’n›n direniflçilerini ve özgürlük u¤runa ölümün üstüne yürümenin onurunu tüm mazlum halklara miras b›rakanlar›, Jose Marti’yi, Simon Bolivar’› hiç unutmad›k. Direnen, teslim olmayanlar›n k›blesi Latin Amerika’y› da…
Tecrit, insanl›¤a karfl› ifllenmifl en büyük suçtur. Bu suç alt› y›ld›r iflleniyor bu topraklarda. Bu suçu iflleyenleri, 120 karanfille yeni mezarl›klar yaratanlar›,
Bask› ASPAfi
bu topraklar haf›zas›ndan hiç silmeyecek. Her gün yeni suçlar ekleniyor eskilerinin üstüne... “Amaç d›fl›” denilerek, yoksul pastalar› parçalan›yor tutsak-
Da¤›t›m D-B-R
lar›n hücrelerde. Hilafs›z, yenilecektir elbette zulüm… Dostlukla…
Yerel süreli yay›n
tavır
‹Ç‹NDEK‹LER
11/2005
3 sanat ak›mlar› ve 3 sosyalist sanat araflt›rma
3
ARAfiTIRMA sanat ak›mlar› ve sosyalist sanat
7
ÖYKÜ ben dövdüm
9
ARAfiTIRMA imza ayd›n›n sorumlulu¤udur
11
YILDÖNÜMÜ bir garip orhan veli
14
ÖYKÜ keflke hiç bayram gelmese
16
fi‹‹R paul eluard
17
GEZ‹ insan›n toprakla kardeflli¤i
20
PORTRE 54 y›ll›k bir aflk hikayesi
23
fi‹‹R che guevara
24
fi‹‹R atilla ilhan
26
‹NCELEME jose marti ve latin amerika’y› anlamak
30
‹NCELEME devrimci tiyatro ve politik olan sanat kavram›
33
RÖPORTAJ ahmet mümtaz taylan- cuma boynukara
37
DENEME amaç d›fl› bisküvi
11 3 bir garip orhan veli y›ldönümü
17 insan›n toprakla 3 kardeflli¤i gezi
26 3 jose marti ve latin amerikay› anlamak inceleme
33 kapak 3
40
fi‹‹R pablo neruda
41
S‹NEMA git, yafla ve dönüfl
45
HABER YORUM
röportaj
araflt›rma
sanat ak›mlar› ve sosyalist sanat mesut caner
“Üretim iliflkilerinin tümü, toplumun ekonomik yap›s›n›; üzerinde hukuki ve siyasi bir üstyap›n›n yükseldi¤i, belirli toplumsal bilinç biçimlerine karfl›l›k veren gerçek temeli olufltururlar. Maddi yaflamdaki üretim tarz›, genelinde, toplumsal, siyasal ve düflüncesel yaflam sürecini koflulland›r›r. ‹nsanlar›n varl›¤›n› belirleyen bilinçleri de¤il, tam tersine insanlar›n varl›¤›n› belirleyen insanlar›n kendi toplumsal varl›¤›d›r. Geliflmesinin belli bir evresinde, toplumdaki maddi üretici güçler, var olan üretim iliflkileriyle, ya da bunlar›n hukuki anlat›m›ndan baflka bir fley olmayan, o güne kadar içinde hareket etmifl olduklar› mülkiyet iliflkileriyle çat›flma içine düflerler. Bu iliflkiler, üretici güçlerin geliflme biçimleriyken onlar› köstekleyen zincirler haline gelirler. ‹flte o zaman bir toplumsal devrim dönemi bafllar."(Sanat ve Edebiyat /Marx-EngelsLenin sf:26)
görmek istemeyen de sanat› kavramay›p onun üstlendi¤i misyonu göremeyece¤i gibi bilimsel temeller üzerine flekillendiremeyece¤i de aç›k bir gerçektir. Estetik be¤eniler, anlay›fllar›n de¤iflmesini, toplumsal de¤iflim içinde ele almak zorunday›z. Tarih, s›n›f çat›flmas› üzerinde hareket eder. Sanat da o toplumun ifllevini yans›t›r.
Sanat ürünleri toplumsal iliflkilerden do¤an olgular ya da olaylard›r. Toplumsal iliflkiler insan›n do¤al yap›s› gere¤i de¤iflir, de¤iflmek zorundad›r. Bu iliflkiler farkl›laflmaya bafllad›¤›nda do¤al olarak insanlar›n estetik be¤enileri ve dolay›s›yla sanatç›lar›n eserleri de de¤iflir. Belirli bir toplumsal dönemin insan›, hep bu dönemin belirtilerini yaflar ve kendi yaflam› da o do¤rultuda olur. S›n›flara bölünmesiyle birlikte sanat›n nitelik olarak de¤iflmesini de görürüz. Hangi s›n›fa ait ise o s›n›f›n sanat anlay›fl›, ya da estetik bak›fl aç›s›n› o s›n›f belirler.
sanat toplumdan ayr› tutulamaz S›n›flara ayr›lm›fl bir toplumda , s›n›flar›n çat›flmas› önemli bir etken olur sanat aç›s›ndan. Hangi s›n›f ya da hangi toplum olursa olsun onun yaflad›¤› çat›flmalar› de¤erlendirip derinlemesine incelemez ve do¤ru bir sonuca varamazsak, o ça¤›n yada toplumun sanat›n›, sanat anlay›fl›n› da kavrayamaz ve do¤ru bir de¤erlendirme yapamay›z. Bu de¤erlendirmeyi yapmam›z için, o toplumun yap›s›n› iyi anlamam›z olmazsa olmaz bir kofluldur. Her toplumun bir ideolojik bak›fl aç›s› vard›r. Bu gerçe¤i kimse reddedemez. Bunu reddetmiyorsak (ki reddetmek bilimsellikten ve sanattan uzaklaflmak anlam›na gelir!) o ideolojik çat›flmalar her sanatç› için büyük bir klavuzdur. Bu klavuzu izledi¤imizde bizim ait oldu¤umuz toplumun inand›¤›m›z ideolojinin sanat üzerindeki etkisini görürüz. Çünkü ideolojik çat›flmalar sanata, her toplumda yön vermifltir ve bugün de yön veriyor. Bunu görmeyen,
KASIM 2005 | TAVIR | 3
araflt›rma
Her dönemin sanat›na yön veren, o toplumun içinde bulundu¤u üretim iliflkileri ve ekonomik koflullard›r. Siyaset, hukuk, felsefe, edebiyat, din ve benzeri her fleyin geliflmesi o toplumsal yap›n›n ekonomik altyap›s›na, iliflki ve çeliflkilerine dayan›r. Hiç bir sanatç› birbirinden ayr› tarihler; örne¤in bir sanat tarihi, bir edebiyat tarihi, bir ahlak tarihi, meydana getiremezler. Bunlar›n hepsinin kapsayan, içine alan bir tek tarih meydana getirirler. Her ça¤da üretim iliflkilerinin geliflme derecesiyle koflullanm›fl olan toplumsal iliflkilerin ve çeliflkilerinin tarihini oluflturur. ‹deolojiler de bu tek ve yads›namaz tarihin insanlar›n düflüncelerinden baflka bir fley de¤ildir. Toplumsal yap›n›n içinde baflka etkiler de olabilir mi? Elbette olur ama belirleyici olan yukar›da aç›klad›¤›m›z gibidir. Bu konuya Engels'in sözleriyle devam edelim: "Tarihin maddeci kavray›fl›na göre, tarihteki belirleyici ö¤e, son çözümde, maddi yaflam›n üretimi ve bu üretimin yenilenmesidir. Ne Marx ne de ben hiç bir zaman bundan fazlas›n› söylemedik. E¤er sonradan biri ç›kar da yaln›z ekonomik ö¤enin belirleyici oldu¤unu söylerse o, bizim görüflümüzü saçma, soyut, anlams›z bir tümceye çevirmifl olur. Gerçi ekonomik durum temeldir fakat üst yap›n›n çeflitli bölümleri de (s›n›f kavgas›n›n siyasal biçimleri ve sonuçlar› eskiden kavgay› kazanm›fl olan s›n›f›n kurdu¤u kurumlar, hukuk biçimleri hatta bütün bu gerçek çat›flmalar›n onlara kat›lanlar›n zihninde b›rakt›¤› izler, siyaset, hukuk ve felsefe kuramlar›, dinsel görüfller ve onlar›n bir do¤malar düzeni haline gelinceye de¤in geçirdi¤i geliflmeler de) ayn› flekilde tarihsel savafl›n ak›fl› üzerinde etkilerde bulunurlar. Hatta bir çok durumlarda onun
biçimini belirlerler. (Engels/ Felsefe incelemeleri)" Bu nedenlerden dolay› sanat›n ideolojik mücadelede yüklendi¤i misyon oldukça büyüktür.
ideoloji sanata yön verir Hangi ideoloji hakim ise o ideoloji sanata yön verir. E¤er sanat sömürücü s›n›flar›n ç›kar›na hizmet edip gerici bir nitelik kazan›yorsa (ki bugün çok barizdir bu) tam tersi de mümkündür. Yani ezilen kitlelere hizmet edip ilerici bir nitelik de kazanabilir. fiu koflullarda kapitalizmin gücünden kaynakl› egemen olan kapitalist sanat anlay›fl›d›r. Ama bir gerçek var ki onu da yads›yamay›z. Nas›l ki bir toplumun ba¤r›nda yeni bir toplum gelifliyorsa, sanatta da bu kural geçerlidir. Egemen güç farkl› olsa da yeni bir sanat anlay›fl›yla orada sanat icra edilebilir. Buna en çarp›c› örnek feodalizme karfl› mücadele döneminde burjuva sanat› oldukça yol kat ederek ve olumlu de¤erler de kazanm›flt›r. Ancak iktidara geldikten sonra sanat›n yüklendi¤i ilericilik misyonunu yitirmesini beraberinde getirir. O güne kadar ilerici olan burjuvazi egemenli¤i eline almaya bafllay›nca gerilemeye de bafllar ayn› zamanda. Do¤al olarak sanat› da onunla birlikte gerilemifl olur. Çünkü karfl›t oldu¤u s›n›f›n yerine kendisi geçmifltir art›k. Sanat›n toplumsal dönüflümde ve bu dönüflümde mücadeleye büyük katk›lar› olmakla birlikte bir çok toplumda belirleyici olmufl ve o mücadeleye kendi alan›ndan destek vermifl ve ç›karlar› ayn›laflm›flt›r.
van gogh
4 | TAVIR | KASIM 2005
Maddi üretimin de¤iflime u¤ramas›yla zihinsel üretimin kendisi de de¤iflime u¤rar. Bugüne kadar egemen s›n›f›n düflüncesi hakim olmufltur. Düflünce tarihi bize bunu aç›kça gösteriyor. Zihinsel üretim biçimi olarak sanat da, hem maddi altyap›ya ba¤›ml›d›r hem de onun üzerinde yükselen ideolojinin yans›ma biçimlerinden biridir. ‹nsano¤lunun sanatsal yarat›mda bulunmaya bafllamas›n›n kökeninde insan›n pratik etkinli¤i ve eme¤i yatar. Gerek sanat›n yaratma gücü, gerek buna ba¤l› olarak estetik duyular›n›n geliflmesi insan eme¤inin bir ürünüdür. Engels "‹lk çak›l tafl›n›n insan eliyle ifllenerek b›çak haline gelmesi için öylesine uzun
araflt›rma
bir zaman geçmifltir ki bizim tarih diyebildi¤imiz zaman bunun yan›nda önemsiz kal›r. Ancak zorunlu ad›m at›lm›fl, insan eli özgürleflmifltir. Bundan böyle de yeni hünerler kazanacak bu yolla edinilen büyük el yatk›nl›¤›, insan soyundan soyuna geçecek, gittikçe artacakt›r. Onun için eme¤in sadece bir organ› de¤il ama ayn› zamanda da bir ürünüdür el." diye belirtir sanat ve eme¤in iliflkisini. Marx ise "Befl duyunun oluflmas› flimdiye kadarki dünya tarihinin bir sonucudur" der, "müziksel bir kulak biçimdeki güzelli¤i görecek göz... sadece befl duyu de¤il ama zihinsel denen duyularda pratik duyular (istek, sevgi v.s) tek kelimeyle insani duyularda... insanilefltirilmifl (yani insano¤lu eme¤iyle dönüflüme u¤rat›lm›fl) do¤a sayesinde varolanlar" (sanat ve edebiyat sf:11)
bilinç toplumsal bir üründür ‹nsanlar›n do¤ayla ve birbiriyle olan iliflkilerinden do¤ar. ‹nsan, uzun tarihsel geliflim içinde pratik yoluyla eme¤i yoluyla, kendi estetik duyular›n›n elinin, bilincinin geliflmesi sonucu güzellik alg›lar› da ona göre flekil almaya bafllar. Böylece insan›n-sanatç›n›n yarataca¤› eseri daha varolmadan düflüncesinde onu var etmifltir. Bu nedenle sanatsal yarat›m, zihinsel bir yarat›md›r da ayn› zamanda. Dolay›s›yla sanat zihinsel bir üretim biçimi olmakla birlikte yukar›da da de¤indi¤imiz gibi toplumdaki iliflki ve çeliflkilerinin içindedir. Böyle olunca da her toplumun her ça¤›n sanat› da birbirinden farkl›l›klar gösterir. Sanat›n geliflimi içinde bulundu¤u s›n›fsal ya da toplumsal yaflam›n etkilerini tafl›d›¤› gibi her toplumla birlikte sanata bak›fl aç›lar›nda farkl›l›klar da ortaya ç›km›flt›r. Her toplumda sanat anlay›fllar›n›n farkl›laflmas› elbette yönetim anlay›fl›ndan ba¤›ms›z ele al›namaz. Bu nedenle egemen olan düflünce sanata bir s›n›r koydu¤undan dolay› sanatç›lar da buna yönelik tepkilerini a盤a ç›karmaya bafllar. Bu tepkiler yer yer o günkü yönetim anlay›fl›n› hedef almakla birlikte bunun tersi de söz konusu olabiliyor. Ya da orta bir yol bulma gibi düflünceler de a盤a ç›kmaya bafll›yor. Bunlardan dolay› çeflitli sanat ak›mlar› da bugüne kadar do¤mufltur. Romantizm, izlenimcilik, do¤alc›l›k, simgecilik, gizemcilik, nihilizm, gerçekçilik, toplumcu-gerçekçilik, sanat için sanat v.b. bir çok ak›m tarih boyunca ortaya ç›km›fl durumdad›r.
Bunlar› tek tek ifllemek bafll› bafl›na bir yaz› konusu oldu¤undan çok fazla girmeyi düflünmüyoruz ama sanat için sanat anlay›fl›na ve gerçekçi sanata k›sa da olsa de¤inmek istiyoruz.
Sanat için sanat Sanat için sanat, romantizmle ilgili bir ak›md›r dersek yanl›fl ifade etmifl olmay›z. Burjuva devrimi sonras› ortaya ç›kan bir anlay›flt›r. Gerçekçilikle birlikte ortaya ç›kan bu anlay›fl›n temelinde içinde bulundu¤u sisteme bir karfl› koyufl olarak do¤ar. Burjuva s›n›f›n›n her fleyi sat›n al›nabilinir bir meta haline getirmesine karfl› bir tepki olarak ortaya ç›km›flt›r. Sanat›n meta olmayaca¤›n› vurgulasa da romantizm, buna tav›r al›rken kendi özünden uzaklaflmas›n› da beraberinde getirip onu toplumsal yap›dan da uzaklaflt›r›yor. Sömürünün oldu¤u bir toplumda yaflayan sanatç›lar, "sanat için sanat" ak›m›n› savunarak kendilerine bir korunak aram›fllard›r. Özgürlüksüz bir ülkede özgürlüklerini(!) ilan etmifl oluyorlar böylelikle... Oysa sanatç› için bu, boyun e¤mektir. Sanat› savunmak de¤ildir. Çünkü sanatç› kendisini ve sanat›n› toplumun d›fl›nda var edemez. ‹ster istemez, yaflad›¤› toplumsal çat›flmalar sanat›na bir biçimi ile yans›r. "Sanat sanat içindir" düflüncesi "servet servet içindir" düflüncesiyle "bilim bilim içindir" düflüncesi kadar abes ve anlams›zd›r. Yap›lan her türlü ifl ve çal›flma bütün olarak insan›n yaflam›na ve onun sürekli daha iyiyi bulmas›na yard›mc› olmaklar yükümlüdür. Yoksa yap›lan her fley bir k›s›r döngü
KASIM 2005 | TAVIR | 5
araflt›rma
çimci sanat› sevebilir. O (burjuvazi), bunu (içeriksiz, biçimci sanat›) tüm halk katmanlar›na enjekte etmek istemektedir." diyor. Ve devam ediyor "Biçimci sanat egemen oldu¤unda, surats›z maskeler tafl›yan bir çapulcu tak›m› gibi, edebiyat dahil olmak üzere sanat›n bütün alanlar›na girdi¤inde o zaman o çok de¤iflik bir rol oynamaya bafllayacak; o genel olarak insanlar› e¤lendirecek daha aç›k ifade etmek gerekirse onlar› yan›ltacakt›r."
Gerçekçilik Sanat›n özü elbette ki maddi gerçekliktir. Sanatç› için bu gerçeklik farkl›laflabilir. Her sanatç› bu gerçeklik içinden seçme yapar ve do¤al olarak kendine göre bir gerçe¤i görme flekli do¤ar. Bir nesneyi gördü¤ü gibi yans›tmaz tabi bu ak›m› savunanlar. Ona belirli estetik duygular katarak yeniden yarat›r. Klasik bir kopyac›l›k olarak bakmamak gerekir gerçekçili¤e. Bu flekilde bak›lmas› hem do¤ru bir yaklafl›m de¤ildir, hem de haks›zl›k edilmifl olur. Gerçekçilik; nesneleri, olaylar› yüzeysel ve geçici bir görünüflüne ba¤layan izlenimcilikten daha öteye gitmek zorundad›r. Ki bu düflünceyi gerçekçi sanat› savunanlar da kendi aralar›nda s›k s›k tart›fl›rlar. Gerçekçilik ak›m›n› savunanlar aras›nda da ayr› düflünceleri tafl›yanlar bulunuyor. Bunlara tek tek de¤inmek istemiyoruz. Sadece genel bir de¤erlendirmeyle yetinece¤iz. Kapitalist toplumda yaflayan sanatç›lar›n, yaflanan gerçekleri görmezden gelmeyerek buna karfl› bir ç›k›fl yolu aramalar› sonucu bu sanat ak›m› do¤uyor. Her sistemde sanat alan›nda baflkald›ranlarla birlikte, sadakatle içinde bulunduklar› sistemi savunanlar da olmufltur. Kapitalizmde ise her türlü de¤erin meta haline getirilmesi, farkl› karfl› koyufllar› da beraberinde getirmifltir. Gerçekçilik de romantizmle birlikte do¤ar. Daha do¤rusu onun içinden ç›kan bir anlay›flt›r. Romantizm, gerçekçili¤in ilk evresidir. içerisinde kendisini tekrar etmekten öteye gidemez. Bir di¤er yan da, bu düflüncenin arkas›nda gizli olan flu gerçeklik vard›r: Kapitalizmin "üretim için üretim" mant›¤› yani piyasa mant›¤› gizlidir. Bu nedenle "sanat için sanat" ak›m›n›n kapitalizme karfl› bir tepki sonucu ortaya ç›km›fl olmas› bu gerçe¤i de¤ifltiremez. Piyasa mant›¤›n›n sanata yans›mas› dersek yanl›fl olmaz. Bu karfl› ç›k›fl sessiz bir geri çekilme ve kapitalizmin mant›¤›na dahil olmaya götürmüfltür. Bu konuda Lunaçarski'nin oldukça anlaml› ve aç›klay›c› düflünceleri var: "Uzun zamandan beri halk dilinde bu saf biçimci sanata flatafatl› olmamakla birlikte oldukça anlaml› ve isabetli bir ad tak›lm›flt›r: içeriksiz sanat." Lunaçarski, "sanat için sanat" ak›m›n› bu adland›rman›n daha iyi anlataca¤›n›n alt›n› çiziyor. Bunun nedenlerine yukar›da de¤indi¤imiz için tekrar etmeyece¤iz ama, flunu belirtelim: sanat soyut bir fley de¤ildir. Yaflam›n içindedir ve hangi ça¤da üretilmiflse o ça¤›n toplumsal yap›s›n› bir çok yönüyle yans›t›r. Sanat, ideolojik ve s›n›fsal özünden, toplumsal istek ve taleplerden uzaklaflt›r›l›rsa tamamen anlams›z, soyut ve içeriksiz bir ürün ortaya ç›km›fl olur. Ça¤›n ihtiyaçlar›n› reddedip, s›n›flar›n inkar›na kadar gidip, afl›r› bireyselli¤i savunup, sanatç›n›n toplumdan ba¤›ms›z oldu¤unu ilan ederse, hizmet etti¤i s›n›f da tabi ki egemenler olur.. Bu nedenle Lunaçarski : "Bugünün burjuvazisi sadece içeriksiz ve bi-
6 | TAVIR | KASIM 2005
Sanatta gerçekçilik kavram› asl›nda esnek ve belirsizdir. Gerçekçilik, kimi zaman nesnel bir gerçekli¤i tan›yan bir tutum, kimi zaman da bir anlat›m yolu ya da bir yöntem olarak tan›mlan›r. Bu ikisini ay›ran çizgi de her zaman kesin de¤ildir. Her sanatç›, duygular› ile kendi yaflant›s›yla görmüfl oldu¤u olaylar›, nesneleri yorumlar ve onlara flekil verir. Sanatç›, d›fl dünyay› kavrayan bir duyu organ›n›n sadece yard›mc› bir parças› de¤il, ayn› zamanda belli bir ça¤›n, bir s›n›f›n, bir ulusun insan›d›r da. Bütün bu özellikler, sanatç›n›n kiflili¤ini, olaylara bak›fl›n›...k›saca tüm yaflam›n› belirler. Bütün bunlar›n toplam›, sanatç›ya daha genifl bir bak›fl aç›s› sunar. Bu nedenle gerçekli¤i az çok sanatç›n›n kendi görüflü belirler. Bu, sanatç›lar›n eserlerinde baz› farkl›l›klara yol açabilir. Burjuvazinin anlay›fl›n› ortaya koymalar› ve yeni bir sanat›n yarat›lmas›nda büyük etkisi olan sanat eserleri b›rakan yazarlar ve sanatç›lar da yetifltirmifltir gerçekçilik... Bu yan›n› da gözden kaç›rmamal›y›z. Aksi bak›fl aç›s› Tolstoy'un, Dostoyevski'nin, Balzac'›n yaratt›¤› eserleri yok saymak anlam›na gelir ki, bu yaklafl›m do¤ru bir yaklafl›m olmaz. Gerçekçi sanat, bir çok yönüyle yeni bir sanat anlay›fl›n›n, sosyalist - gerçekçi sanat›n önünü açmas› yan›yla da önemli bir yer tutar. I (sürecek)
öykü
ben dövdüm... öldü... piflman›m... kemal demir
‹yi günler Tav›r Dergisi yöneticileri. Ben bir polisim. Tabi okuyucular flafl›rabilirler. Tav›r Dergisi’nde bir polisin mektubu nas›l yay›nlan›r diye? Niye yay›nlanmas›n ki? Ben de insan›m... Yemek yiyorum, içiyorum, uyuyor, uyan›yorum... Piflman oluyorum... Yani ben eksiksiz bir insan›m... Bu nedenle de sizlere yaz›yorum... Söylemifltim, ben bir polisim... Kendimi devletimi korumaya adad›m. Amerika’da e¤itim gördüm, kurs ald›m. Bana Amerika’da de¤erli hocalar, devlet düflmanlar›m› tan›may›, onlar› yok etmeyi ö¤rettiler. Övünmek gibi olmas›n, ben de kursun en baflar›l›lar›ndand›m. Sonra Türkiye’ye geldim. Çok çal›flmam gerekiyordu. Çünkü ortal›k devlet düflman› kayn›yordu. Hepsini temizlemem gerekiyordu, yok etmem gerekiyordu. Mahalleler, fabrikalar, köyler, okullar, üniversiteler... Velhas›l her yer devlet düflman› doluydu. Üniversiteler dedim de Ankara’da devlet düflman› bir üniversite ö¤rencisini gözalt›na alm›flt›k. Senesini tam hat›rlam›yorum ama 1990–1991 gibi bir fleydi.
mad›m, olamad›m? Galiba ald›¤›m e¤itimi tam hazmedemedim. Galiba ben amirime, Amerikal› üstatlar›ma lay›k olam›yorum... Neyse, söyledi¤im gibi amirimi duruflma salonunda görünce y›k›ld›m. O, san›k sandalyesinde olmamal›yd›. Onun gibi kahramanlar el üstünde tutulmal› idi. Ama heyhat flimdi o da san›kt›. Tabi ki bizler suçlamalar› reddettik. Bizim bu devlet düflman›n› döverek, iflkence yaparak öldürdü¤ümüz iddia ediliyordu. Bunu hepimiz reddettik. Bu adam›n kendi kendini duvarlara vurdu¤unu, açl›k grevi de yapt›¤›n› söyledik. Bu nedenle öldü¤ünü söyledik. Zaten bizim kendimizin tuttu¤u tutanaklar da vard›. Bunlar› mahkemeye delil olarak sunduk. Amirimiz bizim için, biz de amirimiz için, arkadafllar›m›z ise hepimiz için tan›kl›k yapt›. Duruflma nas›l ol-
fiimdi hat›rlam›yorum. Ne de olsa çok zaman geçti, nas›l hat›rlar›m? Kendisi devlet düflman› idi ama düflmanl›¤›n› pafla pafla itiraf etmiyordu. Ona çok dil döktük, “Kendini dövdürtme, kendini ezdirme, kendini öldürtme” diye ama bizi dinlemedi. Öldü. O ölünce devlet için çal›flan hepimize dava aç›ld›. fiafl›rm›flt›k. Oysa biz devleti koruyorduk. O bir devlet düflman› idi. Üstelik biz Amerika’da e¤itim alm›flt›k. Ve orada bize baflka da bir fley ö¤retilmiyordu. Bu ölen çocuk da, tam da bize ö¤retilen devlet düflman› kal›plar›na giriyordu. Gençti, ayd›nl›k bir yüzü vard›, hakk›n› ar›yordu, en önemlisi de üniversite ö¤rencisiydi. YÖK’e neyin karfl› ç›k›yordu. Uzatmayay›m, bu çocuk ölünce biz madalya bekledik ama dava verdiler. Hepimiz san›k olduk. Yarg›lanmaya bafllad›k. Tabi çok a¤›r›m›za gitti. Mahkeme salonlar›nda san›k kürsüsünde oturmak... Hele amirimiz... Ben en çok ona üzüldüm. Asla mahkeme salonlar›nda san›k sandalyesinde oturmay› hak etmemiflti; (Terör örgütlerine hedef olmamas› için ad›n› buraya yazm›yorum, gerçi foto¤raflar› bütün gazetelerde var ama ben yine de tedbirli olay›m) duruflma salonunda ne vakur, ne heybetli duruyordu. Gerçekten görevini yapan biriydi can›m. Mahkeme salonunda ne kadar sakin, huzurlu duruyordu. Düflünüyorum da ancak görevini flevkle yapan biri bu kadar huzurlu olabilir. Peki, o zaman ben niye o kadar huzurlu ol-
KASIM 2005 | TAVIR | 7
öykü
du¤unu anlamad›¤›m›z bir flekilde uzad› da uzad›. Hakk›m›zda tutuklama karar› ç›km›fl, her duruflmam›z bas›nda haber olmufl, biz emniyet müdürlü¤ünde çal›fl›yormufluz ya da emekli olmufluz ama adresimiz bulunamam›fl vs. biliyorum, siz art niyetli oldu¤unuz için polis arkadafllar›m›z›n bizleri korudu¤unu, bizi bilerek ve isteyerek yakalamad›klar›n›, davay› zamanafl›m›na sokmaya çal›flt›klar›n›, çal›flt›¤›m›z› düflüneceksiniz. Yukar›daki rastlant›lar sizlere böyle düflündürtmemeli. Zaten devlet düflmanlar› bu konuda yeterince propaganda yap›p, halk›n gözünü boyuyor. Efendim, harcanan onca çabaya ra¤men davam›z bitti. Karar ç›kt›. Hepimiz ceza ald›k. Üzüldük ama en çok da amirimize üzüldük. O bunu hak etmemiflti. O, bu cezay› hak etmemiflti. Asl›nda bizler de hak etmemifltik. Kendimiz için bir fley yapmam›flt›k ki! Yapt›¤›m›z her fleyi devlet için yapm›flt›k. Bize böyle ö¤retilmemifl miydi? Onlar devlet düflman› de¤iller miydi? Amerika’daki hocam›z yalan m› söylüyordu? Bunlardan (teröristlerden) onlarcas› gerekti¤i flekilde, ald›¤›m›z kurslarda bize ö¤retildi¤i gibi etkisiz hale getirilip mezara konulmuflken niye sadece biz ceza ald›k? Bu adalet mi? Hele o amirimiz. En çok ona üzüldüm. Y›llarca vicdan azab› çektim. Kendimle çok hesaplaflt›m. “Hoop hoop. Siz de vicdan ne arar?” demeyin. Yukar›da da belirttim, ben de bir insan›m. Yemek yiyorum, içiyorum, uyuyorum vs. tabi ben de vicdan muhasebesi yap›yorum. Y›llarca vicdan muhasebesi yapt›m hem de. Vicdan muhasebesinden ne yapaca¤›m› flafl›rd›m. Yolumu bulamad›m. Y›llarca mahkemelerin dahi yolunu bulamad›m. Böylesine a¤›r bir vicdan muhasebesine girdim. Aradan geçen yaklafl›k 15 y›ldan sonra mahkemeye bir dilekçe vermeye karar verdim. Ha yazmay› unuttum, bu arada bizim mahkememiz ceza verilerek bitirildi, temyiz ettik. Karfl› taraf da, yani devlet düflman›n›n avukatlar› da temyiz ettiler. Bu arada flu avukatlardan da bahsetmeden geçemeyece¤im. Duruflmalar› ne kadar çok avukat takip etti! Biz san›k sandalyesinde tek bafl›m›za iken, bu teröristin onlarca avukat› karfl›m›za oturdu. Hem de her duruflmay› takip ettiler. Ha bir de bir dernek üyeleri vard› ama isimlerini unuttum. TAYAD’l›lard› galiba derne¤in ad›. ‹flte onlar da geldiler duruflmalara. Neymifl, adalet istiyorlarm›fl. Adaleti zaten biz da¤›tmad›k m›? Neyse... O avukatlar› kesin örgüt tutmufltur. Biz emindik zaten bu adam›n örgüt üyesi oldu¤undan, devlet düflman› oldu¤undan... Asl›nda o avukatlar da devlet düflman›. Aram›zda kals›n bize Amerika’da verilen e¤itimde bunu da ö¤retmifllerdi. Avukatlar da devlet düflman› olabiliyor... Ama k›skanmad›m da de¤il. Bir devlet düflman› için bu kadar avukat duruflmalara girerken, bizim tek bir avukat›m›z dahi yoktu. Gerçi avukata ihtiyac›m›z da yoktu, biz devlet için çal›fl›yorduk. Ne yapt›ysak devlet için yapm›flt›k. Devlet bizim arkam›zda idi. Eee, koskoca devlet avukat masas›na oturacak de¤il ya? Sonuçta Yarg›tay karar› bozdu. Hem de aleyhimize... Bize daha fazla ceza verilmesini isteyerek bozdu. Niye böyle oldu anlamad›m. Yoksa o Amerikan bakan›n›n m› van gogh etkisi var acaba? Hat›rlarsan›z bu bakan davam›z de-
8 | TAVIR | KASIM 2005
vam ederken “fiu davay› hemen bitirin, katilleri cezaland›r›n” diye mektup yazm›flt›. Gerçi ben o mektubu yazan bakan›n yüzünü bir yerden hat›rl›yorum. Acaba Amerika’da bizim derslerimize giren hocalardan biri miydi? Çok emin de¤ilim ama olabilir valla... Amirim, ah amirim... Yine akl›ma geldi. O daha a¤›r bir cezay› hiç hak etmemiflti. Dayanamazd›, kald›ramazd›. O kald›rsa bile ben kald›ramazd›m. Bir fleyler yapmal›yd›m. ‹flte böyle vicdan azab› çektim ve her fleyi mahkemeye anlatmaya karar verdim. Hemen mahkeme heyetine bir mektup yazd›m, 15 y›l sonra. “O devlet düflman›n› ben dövdüm, öldü, çok piflman›m” dedim. “Baflka kimse dövmedi, valla billa sadece ben dövdüm” dedim. “Ne olur amirime ceza vermeyin, bütün cezalar› bana verin” dedim. “Hele en suçsuz olan amirim hele hiç ceza almas›n” dedim. Ben sizi tan›yorum. Sizlerle ilgili Amerika’da kurs ald›m. Hatta sizin ne düflündü¤ünüzü sizden iyi biliyorum. fiimdi siz benim samimi olmad›¤›m› düflünüyorsunuz. Benim bir iflkenceci oldu¤umu, iflkencecinin ahlak› ve vicdan› olmayaca¤›n› söylüyorsunuz. Ahlak› ve vicdan› olmayan›n piflman olmayaca¤›n› söylüyorsunuz. Çünkü iflkencecinin ahlak› ve vicdan› yoktur. ‹flkencenin bir insanl›k suçu oldu¤unu söylüyorsunuz. Ve bir iflkencecinin 15 y›l sonra piflman olmas›n›n akla mant›¤a uymayaca¤›n› söylüyorsunuz. Çok sevdi¤im, (ama can›mdan çok de¤il) amirimi kurtarmak için böyle bir mektup yazd›¤›m› düflünüyorsunuz. Bak›n tekrar söylüyorum: Bu tür rastlant›lar kafan›z› kar›flt›rmamal›. Ben niye piflman olamayay›m ki? Ben de insan›m. Yemek yiyorum, içiyorum, uyuyorum. Piflman da oluyorum... fiimdi siz inanm›yorsunuz de¤il mi? Tekrar söylüyorum ben de insan›m. Yemek yiyorum, içiyorum, uyuyorum, piflman›m... Vallahi! I
araflt›rma
ayd›n üzerine notlar-7
imza ayd›n›n sorumlulu¤udur erhan canoba
‹mza; insan›n kimli¤inin bir simgesidir. Bir yere, bir belgeye imza atmak demek, imza att›¤› belge, evrak vs.’nin, o kifliye ait oldu¤unu veya bir yaz›y› tüm benli¤iyle onaylad›¤›n› göstermek anlam›na gelir. Sözlükte de; “Bir kimsenin, bir yaz›n›n alt›na bu yaz›y› yazd›¤›n› veya onaylad›¤›n› belirtmek için, her zaman, ayn› biçimde yazd›¤› ad veya iflarettir.” fleklinde geçer imzan›n tan›m›. Kimi zaman üretimlerinize imza atars›n›z, kimi zaman tamamen ayn› fikirde oldu¤unuz bir konuya, metne, ortak harekete. “‹lkler”e imza atabilirsiniz, üretti¤iniz bir ürüne, yaratt›¤›n›z bir esere... Ya da onaylad›¤›n›z bir düflüncenin alt›na imzan›z› atars›n›z… Herhangi bir konuda sizin düflünceniz, ya da imzan›z istendi¤inde hemen onun alt›na imza atmazs›n›z. Hele bu istenen imzan›n sahibi, ayd›n ve sanatç› ise birçok konuda düflüncesine, görüfllerine de¤er veriliyorsa, çok daha hassas olmas› gerekir. Çünkü o imza art›k o ayd›n›n, o sanatç›n›n olmaktan ç›km›fl, tamamen temsil etti¤i düflünceye, sanata ve bu sanat›-düflünceyi sahiplenen halka mal olmufltur. At›lan imza, o ayd›n ve sanatç›ya da a¤›r bir sorumluluk yükler. Ayd›n-sanatç› da, bu sorumluluk duygusuyla hareket etmekle yükümlüdür. Bu nedenle imzas›n› att›¤› her ne olursa olsun, neler getirip neler götürdü¤ünü, temsil etti¤i de¤erlere yenisini mi ekleyecek, yoksa ondan bir fleyleri mi götürece¤ini halka, sanat›na-düflüncesine nas›l bir zarar verece¤ini sorgulamal›d›r. Ve en önemlisi de içinde bulundu¤u toplumsal yap›n›n zarar›na m› yarar›na m› olaca¤›n› hesaplay›p, ona göre imzas›n› atmal›d›r. ‹mza, bir sanatç›n›n en büyük ve en kutsal eseridir. Bu eserini iyi korumal›d›r. Gelelim konun özüne. Bir süre önce Metin Kahraman taraf›ndan Grup Yorum’a yönelik bir kampanya bafllat›lm›flt› ve
bu kampanyaya 165 ayd›n da destek vererek, Metin Kahraman taraf›ndan yaz›lan bir metnin alt›na imzalar›n› atm›fllard›. ‹mzac›lar›n içinde tan›nm›fl isimlerin bir ço¤u solcu, demokrat, sosyalist kimlikleriyle bilinen isimlerdi. Elbette onlardan beklenen adalet anlay›fl› da, savunduklar› düflüncelere, siyasi yap›lar›na uygun bir adalet anlay›fl› olmal›yd›. ‹mza att›klar› aç›klamada bir olay vard› ve bu olay›n iki taraf› vard›. Ama onlar sadece tek bir taraf›n bilgilendirmesiyle, yönlendirmesiyle, hiç araflt›rmadan, soruflturmadan bir yarg›ya vard›lar ve taraflardan birini mahkum ettiler. Oysa burjuva mahkemeleri dahi formaliteden de olsa karar›n› vermeden önce, suçlanan kifliye söz hakk› verir, görüflünü al›r. Ve karar›n› öyle verir. Ayd›n ayn› zamanda adaletli insand›r. Ayd›n, olaylara bilimsel bakar, kuflkucudur. Hakl›y›, haks›z› ay›rt edecek bilgiye, birikime ve mant›¤a sahiptir. Hakl›dan yana taraf olur ve her koflulda bu tavr›n› sürdürecek cesarete sahiptir. ‹flte bu nedenledir ki, tarihte ayd›n misyonunu yüklenenlerin verdikleri her karar, tarih boyunca hakl›l›¤›n› sürdürür. Yüzy›llar geçse de o, adalet terazisine vuruldu¤unda denge bozulmaz. ‹mza atanlara bakt›¤›m›zda ayd›n, sanatç›, bilim adam›, projeci, kimyager, arkeolog, antropolog, seçilmifl veya seçilmemifl milletvekili, flair, pedagog, heykelt›rafl, antropolog, sosyal dan›flman, gazete imtiyaz sahibi, il yönetim kurulu üyesi, iletiflim dan›flman›, “kad›n” müzik grubu, halkla iliflkiler uzman›, eski baro baflkan›, kitapç›, “eski” belediye baflkan›, eski dernek baflkan›, “Dersimli” ifladam›, radyocu, eski parti meclis üyesi, manifaturac› vs. ünvanlar›n› görüyoruz. Elbette ayd›n olmak demek ille de akademik ünvana sahip olmak, toplumsal yap› içerisinde belli bir statü sahibi
olmak demek de¤ildir. Yani ayd›n olmak, “etiket” ifli de¤ildir. Ancak akademik kariyeriniz, toplum içindeki yeriniz ya da “etiketiniz” ne olursa olsun, adaletli bir sorgulama yap›lmadan, konunun asl› ö¤renilmeden; ucuz demagojilerle süslenmifl, olmam›fl fleyleri birilerine mal edip, olmufl gibi göstererek, yalan söyleyenlere ortak olmak da asla ayd›n tavr› olamaz. Bu olayda flu konuyu hep vurgulad›k. ‹çlerinde tan›d›¤›m›z, ayd›n olarak kabullendi¤imiz ve sahiplendi¤imiz isimlerin olmas› bizi hem flafl›rtt›, hem de üzüldük. Bu arkadafllarla duygu ve düflüncelerimizi aç›kl›kla paylaflt›k. Gerçekleri bir de bizden dinlediler. Baz›lar› ne yaz›k ki alt›nda imzas›n›n oldu¤u aç›klama metnini ilk defa bu görüflmelerimizde okudu. ‹mza atmalar›n›n anl›k bir olay fleklinde geliflti¤ini, yanl›fl yönlendirildiklerini, yeterince bilgi sahibi olmad›klar›n› vs. söylediler. Bu yan›yla hata yapt›klar›n› da kabul ettiler. Tabi ki gelinen noktada yapt›klar› hatay› kabul etmelerini bir olumluluk olarak de¤erlendiriyoruz. Ancak bunun kendi aram›zda yapt›¤›m›z dostça sohbetlerde kalmas›n› da eksik olarak de¤erlendirdi¤imizi söylemeliyiz. Peki di¤erleri? Bir anda ayd›n ve sanatç› olarak karfl›m›za ç›kt›lar. Kimse ben ayd›n›m-sanatç›y›m diye ortaya ç›kmaz. Ve herkes de ayd›n-sanatç› olamaz. Halka ve topluma da kendini bir imzayla kabul ettiremez. Ürettikleri eserlerle, öngörüsüyle yapabilir ancak bunu. Halk, ayd›n›n›, sanatç›s›n› seçer ve yüre¤inin en güzel yerinde saklar onlar›. “Ayd›nlar›n; kavufltuklar› bu misyon, o toplumsal iliflkilerin bir bütünüdür. Yani kavufltuklar› bu de¤erlerini topluma borçludurlar.” (Karl Marx)
Ayd›n kimdir? Kapitalist anlay›fl; kavramlar› öylesine bulan›klaflt›rm›flt›r ki, art›k günümüzde birtak›m
KASIM 2005 | TAVIR | 9
araflt›rma
de¤erler arkas›nda her türlü dalavereler çevrilmektedir. Kimse kendini zorla ayd›n diye yutturmas›n. Ayd›n demek; iki fliir yazmak, gazetede bir köfleye sahip olmak, bir fleyler hakk›nda at›p tutmak, geçmiflinden utanmak, gerçeklerden kaçmak, devrimcilere, ilericilere sald›rmak, h›rs›zl›¤› meflrulaflt›rmak, bilimsellikten uzak, kör, ucuz tart›flmalara malzeme olmak de¤ildir. Halktan uzak, s›¤ sularda yaflamak, f›rt›nalardan kaç›p, ücra köflelerde laf ebeli¤i yapmak “ayd›n”l›k olamaz. Oluflturduklar› yapay dünyalar›nda, prati¤e dökülmeyen tart›flmalar yapmak, bu yapay dünyalar›na, esen rüzgâra karfl› direnmek isteyenleri de davet etmek ayd›nl›k olamaz. E¤er “ayd›n” bu demekse; fiili Stadyumu’nda bilekleri kesilen, iflkence gören, notalar›n savaflç›s› Victor Jara’y›, Curie’yi, Bedreddin’i, Julius Fuçik’i, Ruhi Su’yu, Naz›m Hikmet’i ve daha yüzlercesini nas›l tan›mlayaca¤›z? Daha yak›n dönemde, “ayd›n”›m diye 盤l›k atan Orhan Pamuk gibi, etti¤i laf›n arkas›nda duramayarak, hakl› oldu¤unu bile bile TV’lere ç›k›p say›s›zca kez özür dileyerek de ayd›n olunmaz. Metin Kahraman’la ilgili geliflmede, yaflananlar›n sadece “fliddet” boyutuna tak›l›p körün de¤ne¤ini belledi¤i gibi “fliddet, fliddet” deyip durarak kolektif bir ruhla yarat›lan ve bedeller ödenerek büyütülen sosyalist sanat› yok saymak hangi ayd›n›n-sanatç›n›n tavr› olabilir? Kapitalizm 20 y›ld›r o eserleri yok etmek ve de¤ersizlefltirmek için politika üstüne politika üretiyor. Buna karfl› her türlü bedel ödeniyorken, onlar› Metin’in veya bir baflkas›n›n ellerine b›rak›p, iflporta tezgâhlar›nda pazarlanmas›na hiç kimse izin vermez. Sosyalist sanat› sahiplenmek budur. Ama imza atanlar sanat› de¤il kiflisel bir h›rs›, ben duygusunu sahiplenmifl, sanat› yok saym›fllard›r.
10 | TAVIR | KASIM 2005
‹nsanlar yanl›fl yönlendirilmifl, mant›kl› ve adaletli bir çözüm üretilebilecekken, sorun büyütülmüfltür. ‹nsan Haklar› Evrensel Beyannamesi’nden al›nt›lar yap›lm›fl, aç›klama bu flekilde desteklenmeye çal›fl›lm›flt›r. Belki o maddeler baflka bir yerde kullan›lsayd› daha anlaml› olurdu fakat flu durumda, oturtuldu¤u zemin, yanl›fl bir zemindir. Tek tarafl› bir flekilde olay ele al›nm›fl, di¤er taraf mahkûm edilmeye çal›fl›lm›flt›r. “Eme¤e sayg›”dan bahsediliyor ancak bugüne kadar Metin Kahraman’a verilen emekten hiç söz edilmiyor. Bu yaklafl›m tarz›n›n hiçbir yerinde bilimsellik, eflitlik ilkesi yoktur. Dedi¤imiz gibi, elbette ki samimiyetine güvendi¤imiz insanlar vard›r aralar›nda. Fakat bu durum, yaflananlar›n özünü de¤ifltirmiyor. ‹mza atanlar olay›n baz› gerçek yanlar›n› bilmediklerini belirtmifllerdir. Kimisi hata yapt›¤›n›, kimisi yanl›fl bilgilendirme sonucu oldu¤unu, kimisi aceleye geldi¤ini, kimisi sadece “fliddet” boyutuyla ele al›p imza att›¤›n›, di¤er yanlar›n› tahmin etmedi¤ini söylüyor. Ve bunun gibi bir sürü sebep. Peki, olay›n bu yan› kimler nezdinde, nas›l tart›fl›lacak? Eksikliklerini de ayn› fleffafl›k ve refleksle aç›klayacaklar m›d›r? Amaç, bir fleyleri düzeltmek, sorunlar› çözmekse e¤er, hem aç›klamal›lar hem de birlefltirici flekilde hareket etmeliler. Nas›l ki sorumlu kifli, grup, kurumlardan aç›klama bekliyorlar, Grup Yorum ve dinleyicileri de onlardan bir aç›klama bekleme hakk›na sahiptir. Bu bizim ya da bir baflkas›n›n talebi oldu¤undan de¤il, onlar aç›s›ndan yap›lmas› gerekendir. “Küçük burjuva ayd›n› m›, proletarya ayd›n› m›?” sorusu ya da seçimi, burada tekrar gündeme geliyor. Bu konuda y›llar önce Haziran yay›nlar›ndan ç›kan Hakl›y›z Kazanaca¤›z
isimli kitapta flöyle denilmifl: “Her ça¤›n ayd›n›, o an var olan en ileri s›n›f›n sözcülü¤ünü yapar. Bunu yaparken de, o ça¤›n ve ileri s›n›f›n mevcut koflullarda gelifltirdi¤i ayg›tlar› kullan›r. ‹lkel toplumlar›n do¤al iflbölümünde ortaya ç›kan büyücüler, bilgeler toplulu¤un önderleriydiler. Ve giderek yönetici s›n›f olarak karfl›m›za ç›kt›lar. Dil, astroloji ve kölelik sistemi bu bilgi adamlar›n› o günkü üstün konumlar›na ulaflt›rd›. Yine köleli¤in y›k›l›fl›nda rol alan, feodalizmin ilk habercileri de ayd›nlard›. H›ristiyan rahiplerdi. Burjuvazinin ayd›n habercileri de feodalizmin y›k›lmas›ndan önce seslerini duyurdular. Rönesans›n yükseliflini burjuva ayd›nlar› ilan ettiler. Burjuvazi, devrimci barutunu yitirdi¤i vakit, s›ra proletaryaya gelmiflti. Ve yeniça¤›n sözcüsü ayd›nlar, art›k burjuva ayd›nlar› de¤ildi. Ça¤›n› dönüfltürmek isteyen ayd›nlar, proletaryan›n misyonu ile özdeflleflmifllerdir.” Ça¤›m›z›n ayd›n› proletarya ayd›n›d›r. Halk›n, ezilenlerin, iflçi s›n›f›n›n yan›nda, omuz bafl›nda mücadelesini veren ayd›n, halk›n ayd›n›d›r. “Sahte ayd›nlar›n, kimseye ö¤retebilece¤i bir fley olmad›¤› gibi, aktarabilecekleri bir miraslar› da yoktur.” Orhan Pamuk; “30 bin Kürt, 1 milyon Ermeni öldürüldü. Kimse bunu söylemeye cesaret edemiyor, bari ben edeyim.” diyor. “Kimse cesaret edemiyor” diye popülistlik yap›yor, büyük konufluyor ama ertesi gün a¤z›ndan ç›kan sözlerin arkas›nda bile duram›yor “ayd›n”›m›z. Ac› ama ülkemizin ayd›n gerçe¤i bu ne yaz›k ki.
Sonuç olarak; Bu ülkede gerçeklerden kaçarak, bilim d›fl› yaklafl›mlarla, halktan kopuk yaflayarak, eski solculu¤u, dönekli¤i k›l›f›na uydurarak, kuyruk ac›s›ndan yola ç›karak, ç›kar dengelerini koruyarak, tutars›z ve subjektif yaklaflarak, korkarak ayd›n olunmaz. Halk›n ayd›n›, proletaryan›n ayd›n›, ça¤›n›n ilerisinde olan, halka güç veren, s›rt›n› halka yaslayan, gerçekler u¤runa bedel ödemeyi göze alan, “fliddet”, “terör” demagojilerini alt üst eden, halk›n meflru mücadelesini sahiplenen, direngen ayd›nd›r. Bu ülke topraklar› bunca olumsuz örne¤e ra¤men, güzel insanlar, ayd›nlar yetifltirmifltir, yetifltirecektir. Bizim ülkemiz bu kayna¤a, bu birikime sahiptir. Bir tak›m yanl›fll›klar, hatalar yapmak halk nezdinde affedilebilir fleylerdir. Önemli olan bunlar› görmek ve ileriye dönük h›zl› ad›mlar atmakt›r. I
y›ldönümü
bir garip orhan veli ceren kayal›
nüflü yak›n arkadafllar›n buluflmas›n› sa¤lar. Orhan Veli ve arkadafllar› yo¤un bir üretim sürecine girerler. Bu süreçte Orhan Veli’nin ilk fliirleri Varl›k Dergisi’nde yay›nlanmaya bafllar. Bu fliirlerin baz›lar›nda Mehmet Ali Sel takma ismini de kullan›r. Yeni tarz fliirleri ise Eylül 1937’de yine Varl›k Dergisi’nde yay›nlan›r. Bu y›llar aras›ndaki fliirler, Ahmet Hamdi Tanp›nar, Necip Faz›l K›sakürek, A. Muhip D›ranas gibi Hececiler’in ve onlar›n da izleyicisi oldu¤u Baudelaire, Rimbaud, Verlaine, Villon, Ronsard gibi flairlerin etkisi alt›nda yaz›ld›¤› belli olan ölçülü, uyakl› manzumelerdir. Bu fliirlere romantik bir hava hâkimdir. 1936–1937 y›llar›nda asl›nda flekil ve yap› bak›m›ndan bir hece flairi olarak görülebilir Orhan Veli.
“K‹TABE-‹ SENG-‹ MEZAR Hiçbir fleyden çekmedi dünyada Nas›r›ndan çekti¤i kadar; Hatta çirkin yarat›ld›¤›ndan bile O kadar müteessir de¤ildi; Kunduras› vurmad›¤› zamanlarda Anmazd› ama Allah’›n ad›n›, Günahkâr da say›lmazd›. Yaz›k oldu Süleyman Efendi’ye. (1938)” Bir Garip Orhan Veli
13 Nisan 1914’te ‹stanbul’da do¤an Orhan Veli Kan›k, Cumhurbaflkanl›¤› Armoni Orkestras› flefi Veli Kan›k’›n o¤ludur. Çocuklu¤u Beykoz ve Befliktafl’ta geçer. ‹lkö¤renimine Galatasaray Lisesi’nde bafllayan Kan›k, babas›n›n tayini nedeniyle okula Ankara’da devam eder. Ankara Erkek Lisesi’nde yat›l› okur. 1932 y›l›nda liseyi bitirir. Oktay R›fat ile ilkokulun son s›n›f›nda tan›fl›r. Kendisinden bir s›n›f küçük olan Melih Cevdet’le de o y›llarda tan›fl›r. Ve aralar›nda y›llarca sürecek iyi bir arkadafll›k bafllar. Çocuklu¤undan beri edebiyata ilgisi oldukça fazlad›r Orhan Veli’nin. fiiirin yan› s›ra tiyatroya da ilgisi vard›r. Piyesler yazar, kimi oyunlarda rol de al›r. Beykoz’daki evlerinin bahçesine sahne kurar ve oyun denemeleri yapar. Ankara’da da oyunculu¤a ilgisi devam eder. 16–17 yafllar›nda “Doktor ‹hsan” isimli bir tiyatro oyunu yazar. ‹ki perdeden oluflan bu oyunu Orhan Veli kendisi sahneye koyar. Halkevinde Ercüment Behzat Lav’›n sahneye koydu¤u Moliere’in “Zor Nikâh” oyununda rol al›r, hatta baflar›l› da bulunur ancak oyunculukta devam etmez. Tiyatro çevirmenli¤i yapar. Daha lise birinci s›n›ftayken “Sesimiz” dergi-
sinde ikinci ürünü “Yahudi’nin Fendi Arnavudu Yendi” isimli piyesi yay›mlan›r. Dergideki ikinci yaz›s› ise “Gece/Beyaz, Kurfluni, Mavi, Siyah” bafll›kl› denemedir. Lisede ö¤retmeni Ahmet Hamdi Tanp›nar’d›r ve Orhan Veli’nin edebiyata ilgisini gördü¤ü için onu teflvik de etmifltir. Orhan Veli yaz› ve fliir yazmaya yönelir. Aruzu iyi ö¤renir, ilk fliirlerini de aruzla yazar. Orhan Veli, 1933 y›l›nda liseyi bitirerek ‹stanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümüne girer. Üç y›l okur ancak bitirmeden okuldan ayr›l›r. 1933 y›l›nda Edebiyat Fakültesi Talebe Cemiyeti Baflkanl›¤› yapar. Okuldan ayr›lmadan Galatasaray Lisesi ö¤retmen yard›mc›l›¤› da yapar. 1936 y›l›nda Ankara’ya yerleflir. Ankara’da PTT Genel Müdürlü¤ü’nde çal›flmaya bafllar. Orhan Veli’nin Ankara’ya dö-
1937 y›l› ise bir dönüm noktas› olur. Yazd›klar›ndan memnun olmamaya bafllar üç arkadafl. Melih Cevdet bunun özellikle Orhan Veli’de yo¤unlaflan bir memnuniyetsizlik oldu¤unu flöyle ifade eder: “O y›l çok mesuttu. (...) Ama bu çok sürmedi. ‘fiiirden gelen bu mu? Hepsi bu kadar m›?’ der gibi bir hali vard›. (...) Zaten bu hal üçümüzde de vard›. fiiirden çok fley ummufltuk. ‹stedi¤imizi bulamam›flt›k. Rahats›zl›¤›m›z› yok etmek için hem saadet anlay›fl›m›z›, hem fliir anlay›fl›m›z› de¤ifltirmek için s›k s›k konuflurduk.” Keza Oktay R›fat da Orhan Veli ile yeni tarz fliirler denediklerini belirtir konuflmalar›nda. 15 Eylül 1937 y›l›nda Varl›k Dergisi’nde bas›lan “fiiirler” yeni fliir tarz›n›n somut ç›k›fl› olur. “fiiirler”in yay›nland›¤› süreçte Melih Cevdet Belçika’dad›r. fiiirlerin bafl›na “Melih Cevdet’e ithaf” ibaresi konularak yeni fliir tarz›n›n temsilcileri de aç›klanm›fl olur bir anlamda. Ancak yeni fliir tarz› henüz daha flekillenme sürecindeyken farkl› bir geliflme
KASIM 2005 | TAVIR | 11
y›ldönümü
daha olur ve sürrealist anlay›flla tan›fl›rlar. Oktay R›fat bu tan›fl›kl›¤› flöyle anlat›r: “Y›l yine 1937. Zaten ne olduysa 1937 y›l›nda oldu. Melih Belçika’dan dönmüfl, ben daha Fransa’ya gitmemiflim. Bizim evde balkonda amcam›n gelini bize Manifesto du Surrealisme’i sat›r sat›r okuyor, Türkçe’ye çeviriyor. (Bu hat›ran›n tarihinde yan›lm›fl olabilirim. Belki Orhan’la yaln›z ikimizdik. Melih yoktu, Belçika’dayd›.) (...) Yengem tercüme ediyor etmesine ya yazar›n ne demek istedi¤ini pek kavrayam›yor. ‘Ötesini siz anlay›verin’ çocuklar diyor. Bizse her cümlede uçuyoruz.”
mez bir unsur de¤il, tam tersine h›z kesen bir zincir oldu¤unu gösterdi... Orhan Veli çok daha ileri ad›m att›: fliirin kendine öz bir dili, bir vezni olmad›¤› gibi, kendine özgü konular› da olmayaca¤›n› gösterdi, ahengin, musikinin de fliirden ald›r›labilece¤ini anlatt›.” (Nurullah Ataç, 1950)
Özellikle fliirin ortak yaz›lmas›ndan çok etkilenirler ve Orhan Veli ile Oktay R›fat bir deneme yazarlar. “Sürrealist Oyunlardan” isimli yaz› ç›kar ortaya. Birisinin soru sordu¤u di¤erinin cevaplad›¤› bir tarzd›r. Ancak cevaplayan sorular› bilmez. Ortaya birbirinden ba¤›ms›z diyaloglar ç›kar. Bu tarz, onlar›n Türkiye’de sürrealistlerin temsilcisi olarak görülmelerine yol açar.
1941 y›l›nda Garip’i yay›nlar Orhan Veli. 1942’de ise askere gider. 1945’te terhis olur. Askerlik yapt›¤› süre içerisinde sadece alt› fliiri yay›nlan›r Orhan Veli’nin. 1945 fiubat’›nda ise Garip’in ikinci bask›s› yap›l›r ancak sadece Orhan Veli’nin fliirlerinin bask›s›ndan oluflur kitap.
fiiirde köklü bir de¤ifliklik yapma çabas›n›n ürünüdür tüm bu aray›fllar. “Yirmi yafl›m›z› doldural› bir iki seneden fazla olmam›flt›; beylik kal›plar, beylik oyunlar, beylik dünyalar içinde bunalm›fl kalm›fl olan fliire yeni imkânlar arayal›m dedik. fiiire yeni dünyalar, yeni insanlar sokarak yeni söyleyifller bularak fliirin s›n›rlar›n› biraz daha geniflletmek istedik.” Yeni fliircilere en büyük destek Nurullah Ataç’tan gelir. “Okuyun o flairleri okuyun: yar›n herkese uyarak anlayaca¤›n›za flimdi kendiniz keflfedin” diyerek yeni fliir tarz›n› flöyle de¤erlendirir: “Yahya Kemal eski fliir dilini y›kt›, o dilin fliir için bir zincir oldu¤unu gösterdi; Naz›m Hikmet vezni y›kt›, vezinsiz de fliir olabilece¤ini, vezinsiz de ahenge erilebilece¤ini, veznin fliir için, ahenk için geçil-
Yeni fliirin tart›fl›ld›¤› bu süreçte “Kitabe-i Seng-i Mezar” fliiri büyük yank› uyand›r›r. Varl›k’taki fliirlerinin ard›ndan Gençlik, ‹nsan, Ses, Yenilik gibi dergilerde de ard› ard›na yay›nlan›r fliirleri.
Askerlik dönüflü Milli E¤itim Bakanl›¤› Tercüme Bürosu’nda çal›fl›r. Burada yapt›¤› tercümeler bakanl›¤›n klasikler serisi içinde yay›nlan›r. 1946’da Destan Gibi, 1947’de Yenisi, 1949’da da Karfl› isimli fliir kitaplar› yay›nlan›r. Ayn› y›l Do¤an Kardefl yay›nlar›ndan Nasreddin Hoca Hikâyeleri ç›kar. 1946 y›l›nda ülkedeki siyasi geliflmeler Orhan Veli’nin Milli E¤itim Bakanl›¤›’ndaki durumunu etkiler. Hasan Ali Yücel’in bakanl›ktan ayr›lmas›, onun kurdu¤u Tercüme Bürosu’nun niteli¤inin de¤iflmesine, önemini yitirmesine neden olur. Orhan Veli buradaki görevinden istifa eder. Yeni bakan Reflat fiemsettin Sirer’dir. Orhan Veli, bakanl›¤a egemen olan tutucu havaya uyamayaca¤›n› söyleyerek görevinden ayr›l›r. Yazarl›k ve çevirmenlik yapmaya bafllar. Bu süreçte Necati Cumal›, Sabahattin Eyübo¤lu, Bedri Rahmi Eyübo¤lu, Abidin Dino, Oktay R›fat ve Melih
Garip Ak›m›n›n üç temsilcisi: Melih Cevdet Anday, Oktay R›fat, Orhan Veli
12 | TAVIR | KASIM 2005
Cevdet ile s›k s›k görüflmeye bafllar. Ve bir dergi ç›karma düflüncesi do¤ar. “Yaprak” dergisinin ç›kar›lmas›na bu görüflmelerin sonucunda karar verilir. Derginin sahibi ve yaz› ifllerini idare eden Orhan Veli’dir. Derginin yükü Orhan Veli’nin üzerindedir. Para s›k›nt›s› çekildi¤i zamanlarda Orhan Veli yeri gelir paltosunu satar, yeri gelir Abidin Dino’nun ona arma¤an etti¤i resimleri. 1 Ocak 1949’da ilk say›s› yay›nlanan Yaprak, 15 günlük dergi olarak ç›kar. Yazarlar› aras›nda Orhan Veli, Sabahattin Eyübo¤lu, Mahmut Dikerdem, Abidin Dino, Faz›l Hüsnü Da¤larca, Melih Cevdet, Oktay R›fat, Ahmet Muhip D›ranas, Sait Faik, Cahit S›tk›, Cahit Külebi, Necati Cumal› gibi yazar ve flairler vard›r. Yaprak, 1950 Haziran’›na kadar devam eder. Toplam 28 say› ç›kar. Yaprak’›n yay›n hayat›n›n sona ermesi, Orhan Veli’yi oldukça etkiler. Orhan Veli ‹stanbul’dad›r. 1950 y›l›n›n Kas›m ay›nda k›sa süreli¤ine Ankara’ya gider. Karanl›k bir sokakta belediyenin açt›¤› ama önlemini almad›¤› bir çukura düfler. Bafl›ndan yaralan›r. O an durumun ciddiyetinin fark›na varmaz. ‹ki gün sonra ‹stanbul’a döner. 14 Kas›m’da fenalafl›r ve hastaneye kald›r›l›r. Alkol zehirlenmesine karfl› tedavi uygulan›r ancak beyninde damar çatlam›flt›r. Komaya girer ve kurtar›lamaz. 14 Kas›m 1950’de hayat›n› kaybeder. Garipçilerin fliire
y›ldönümü
getirdi¤i yenili¤in, fliirin konular›n› alabildi¤ine geniflletmesi olarak ifade edebiliriz. fiiiri biçimi ve özüyle basitlefltirmek isteyen Orhan Veli ve arkadafllar›, her fleyin fliirin konusu olabilece¤ine inan›rlar. Bu inan›fla uygun fliir yazmak için de fliirin konu edinece¤i insan tipini toplumun alt gelir gruplar›nda bulunan s›radan, alelade, günlük geçiminin, küçük tasalar›n›n peflinde olan insanlardan olabilece¤ini düflünürler. Buna ba¤l› olarak di¤er konular da basitleflecektir. Orhan Veli ve arkadafllar›, eski fliirin idealize edilen, kahramanlaflt›r›lan insan tipini y›kmaya dönük bir tutum tak›n›rlar. Örne¤in divan fliirindeki insan, kusurlar›ndan bütünüyle ar›nm›fl, günlük s›k›nt›lar›n üstünde yaln›zca soyut, ideal bir aflk›n aray›c›s›d›r. Nam›k Kemal’in insan› ise toplum için mücadele eden, toplumu kurtaracak kahraman tipidir. Bu çizginin d›fl›nda kalan Hececi flairlerin ürünlerindeki insan ise kusurlar› ile bile romantik duyarl›l›¤› temsil eden günlük yaflam gerçekli¤inin d›fl›ndan geliyordur. Özcesi; insan yüce yaflamlar›n insan›, flair ise bu yüce yaflamlar›n, yüce duygular›n yazar›d›r, Garipçilerin karfl› ç›kt›¤› da budur. Orhan Veli, Sait Faik’e flöyle ifade eder bu konudaki düflüncelerini: “Bu hastal›k bende 11–12 yafllar›nda bafllar. O zaman yazd›¤›m fliirler al›fl›lm›fl tarzda fleylerdi. Daha do¤rusu, kötü fliirlerdi. fiairlerden kötülerinin bile tesiri alt›nda yazar-
d›m. Bir gün geldi. Eski fliirlerden b›kt›k. ‹stedik ki, biraz daha farkl› olsun... O s›ralarda gavur fliirlerini okuyorduk... Bu arada Baudelaire’den sonraki nesillerin. Daha çok modern flairlerin kitaplar›n›. Bir de sürrealistleri. ‹flte herkesin acayiplik telakki etti¤i fliirleri o zaman yazd›k. fiimdi onlar› be¤enmiyorum. fiiirin de bir ustal›k denen fleye dayand›¤›n› o zaman bilmiyormufluz demek. Bugün o flairlerden ayr›ld›k. Halk edebiyat›ndan istifade ediyoruz. Ama bir hamle yapabilmek için, eskilikten silkinebilmek için o fliirleri de yazmak laz›md›.” Asl›nda bu sözler Orhan Veli’nin, daha do¤rusu Garipçilerin fliire dair düflüncesini oldukça aç›k ifade ediyor. Konu alan› genifllemifl, biçimde neredeyse s›n›rs›z bir özgürlü¤ü savunan, hemen her sözcü¤ün fliire girmesini sa¤layan bir ak›md›r Garip ak›m›. Konuflma diliyle yazmay› savunmufllard›r. Yal›n bir halk dili kullanarak, gündelik sözlerle, yergi ve espriden de yararlanarak, tekerleme havas› içinde fliirler ç›km›flt›r ortaya. Halktan insanlar› bulabiliriz Garipçilerin fliirlerinde. ‹kinci Emperyalist Paylafl›m Savafl› y›llar› açl›¤›n, yoksullu¤un, yolsuzlu¤un, hastal›k ve karaborsan›n yafland›¤› y›llard›r ve o dönemin fliirlerine konu olurlar. Cep delik, cepken delik, Kol delik, mintan delik, Yen delik, kaftan delik; Kevgir misin be kardefllik!
fiiirlerinde sosyal konulara, toplumsal sorunlara de¤inse de toplumu yönlendirecek, çözüm gösterecek bir bak›fl aç›s› yoktur. Ölümünün y›ldönümünde fliirde yeni bir ak›m›n öncüsü olan Orhan Veli’yi anarken bir fliiri ile noktalayal›m ona dair sözlerimizi. I BEDAVA Bedava yafl›yoruz, bedava; Hava bedava, bulut bedava; Dere tepe bedava; Ya¤mur çamur bedava; Otomobillerin d›fl› Sinemalar›n kap›s›, Camekânlar bedava; Peynir ekmek de¤il ama Ac› su bedava; Kelle fiyat›na hürriyet, Esirlik bedava; Bedava yafl›yoruz, bedava. ANLATAMIYORUM A¤lasam sesimi duyar m›s›n›z, M›sralar›mda; Dokunabilir misiniz Gözyafllar›ma, ellerinizle? Bilmezdim flark›lar›n bu kadar güzel, Kelimelerin kifayetsiz oldu¤unu Bu derde düflmeden önce. Bir yer var biliyorum; Her fleyi söylemek mümkün; Epeyce yaklaflm›fl›m, duyuyorum; Anlatam›yorum.
KASIM 2005 | TAVIR | 13
öykü
keflke bayram hiç gelmese gönül özdemir
Gözüm hiç ayr›lmaz oldu yoldan. Sürekli bakarsam sanki daha h›zl› gidecekmifliz gibi geliyor. Bir fley de¤iflmiyor tabi. Vakit darald› art›k. Ne kadar h›zl› gidersek o kadar iyi. Geç kalmak istemiyorum ya, bu trafik aç›lacak gibi de¤il ki. S›rf ben de¤ilim bu halde olan. Otobüsün içinde, yavafl yavafl huzursuzlaflmaya bafllad› herkes. Yorgunluk, açl›k, en çok da susuzluk böyle yap›yor insan›. Bir de oturabilsek… Her akflam ayn› otobüs çilesi. Hele de bu günlerde hiç çekilmiyor… Daha uzuyor sanki yol. Hiç bitmeyecekmifl gibi geliyor… Uzun bir bekleyiflin ard›ndan aç›l›yor trafik. Sonunda otobüs h›zlan›yor. Yol al›yoruz cadde üstünde. Ama vakit iyice darald›. Birazdan hep birlikte duyaca¤›z sesi ve otobüsün içinde çaresiz, elimiz kolumuz ba¤l› kalaca¤›z. Bin bir düflünce geçiyor akl›mdan. Ya yetiflemezsem ne olacak? Beni bekliyorlar evde. Bu ifli benden baflka yapacak kimse yok ki! Al›p eve getirmemi bekliyorlar. Baflka da yolu yok bu iflin. ‹ki kafl›k yemek için bu kadar eziyete ne gerek var ki diye düflünüyor insan. Ama öyle olmuyor iflte. Çaresiz gidece¤iz. Bir umut kap›s› oldu bu. En az›ndan akflam masraf›ndan kurtard› bizi. Ya sonras›? ‹ki gün sonras›n› düflünüp bocal›yorum. En fazla olaca¤› uzun süreli açl›k olacak biliyorum ya. Yine de, bu günler hiç bitmese, diyorum içimden. Trafik biraz daha aç›lmaya bafllad›. Gerçi zaman da iyice yaklaflt›. Yolumuz daha var. Ama ucu ucuna yetiflece¤iz gibi. Otobüsün içinde, etraftaki insanlara durup bak›yorum… Hepsi ayr› dünyalara dalm›fl, öylece duruyor. Günün yorgunlu¤uyla uyuklayanlar da var. Kendi halinde durup bekleyenler de. Benim gibi tüm bunlar› çeken baflka bi-
14 | TAVIR | KASIM 2005
rileri daha var m›d›r acaba? Vard›r elbet, her gün o çad›r›n önündeki s›ra bofluna de¤il ki… Merak için gelenler olsa da ço¤unluk benim gibi… Gariban, durufllar›ndan belli… Kim bilir ne s›k›nt›lar yafl›yorlar, neler çekiyorlar? ‹nsan anlayam›yor bunca bolluk varken, bu ülkede bizlerin nas›l bu kadar s›k›nt› çekebildi¤ini. Ama oluyor iflte. Zenginleri oldu¤u kadar, bu ülkenin fakirleri de var. Hatta onlar daha da fazla. Her gün kaç tane insan açl›kla mücadele ediyor, kim bilir? Her gün ne ac›lar yaflan›yor evlerde? Yans›m›yor hiç bunlar d›flar›ya. Yans›yan sadece iflin magazin k›sm› oluyor. O da iki günde unutulup gidiyor. Sadece ben de¤ilim ki böyle olan! Az kald›, bir durak sonra oraday›m. Az kald› yetiflece¤iz bu kez de. Kime k›zmal› bilmem ki. Bana sürekli ifl yükleyen patrona m›, trafi¤e on y›llard›r bir çözüm bulamayan, bulmak istemeyenlere mi ya da beni bu açl›¤a mahkûm edenlere mi? O kadar çoklar ki hangisine k›zmal›? K›zmak çözmüyor tek bafl›na. Ne yapmal› peki, ne yapmal›? ‹ki dakikan›n hiç bu kadar önemli olabilece¤ini düflünmemifltim. Oluyormufl iflte. Vakit darald›kça araban›n içindeki huzursuzluk daha da art›yor. Herkesin içindeki k›zg›nl›k yüzüne yans›yor sanki. Ben de mi öyle görünüyorum acaba? Öyle olmal›. Belki biraz da endifle var benim yüzümde. Nas›l olmas›n ki? fiunun fluras›nda ne kadar zaman kald›. fiimdi evdekiler de sab›rs›zlanmaya bafllam›flt›r. Onlara da zor geliyor böyle beklemek ama baflka türlüsü de olmuyor ki. Geç kal›rsam, götüremezsem nas›l söylerim ki ben bunu onlara. Söyleyemem… Ne yapar›m o zaman? Düflünmesi bile zor gerçekten. Peki ya sonra-
s›? Kaç gündür rahatt›k en az›ndan. ‹ki gün sonra ne olacak? Yine bafla m› dönece¤iz? Her fley eskisi gibi olacak, akflamlar› yeniden ayn› s›k›nt›lar. En çok da küçüklerin gözleri. Eve bofl ellerle giriflime bakacaklar. Ama sesleri ç›kmayacak. ‹çin için a¤layacaklar belki. ‹stemeye dilleri varmayacak. Onlar biliyorlar çünkü yaflad›klar›m›z›. Yoksullu¤umuzun öyle bir fark›ndalar ki. Sesleri ç›km›yor hiç böyle zamanlarda ama yüreklerine anlatam›yorlar iflte. Ac›l› gözlerle bak›yorlar yüzüme her akflam. Bense kahroluyorum o gözlere bakarken. ‹ki gün sonra yine bunlar yaflanacak ve ben yine eve hiç gitmek istemeyece¤im. Yine onlar›n soran bak›fllar›n› yan›ts›z b›rakaca¤›m. Yine ayn› ac›lar bulacak bizi. Sonunda geldik iflte. Acaba benimle birlikte arabadan kaç kifli gelecek oraya? Gelen mutlaka olur. Önceden oluyordu en az›ndan. ‹flte birkaç kifli geldi bile. Kader orta¤›m sanki onlar benim. Her akflam gelip efllik ediyorlar bana. Ben de onlara tabi. Birileriyle böyle bir kaderi yaflayaca¤›m› hiç düflünmemifltim. Yoksulluk birlefltiriyor iflte bizi… Dünyan›n en ac› birlikteliklerinden biri olsa gerek bu. ‹yi ki arabadan iniflte fazla mesafe yok. Hemen vard›k çad›r›n oldu¤u yere. Bugün de epey kalabal›k buras›. Geç kal›nca kuyruk da epeyce artm›fl. Herkesin yüzünde biraz merak, biraz s›k›nt›. Do¤al tabi, ben nas›lsam onlar da öyleler. ‹flte ezan da okundu. Bafllad› gülüflme ve konuflma sesleri. Biraz önceki bekleyifl yerini rahatlamaya b›rak›yor bir anda… Gözlerde bugünün de bitmifl olmas›n›n sevinci var sanki. Bir anda ne kadar yo¤un bir duygu de¤iflimi oluyor. Çocuk gülüflleri, ba¤r›fllar› hiç eksilmiyor zaten. Ama insanlar›n
öykü
s›k›nt›lar›n› bir anda at›yormufl gibi olmalar› ise daha ilginç. Beklenene ulaflman›n huzuru olsa gerek. Kuyruk yavafl yavafl ilerliyor. Birazdan s›ra gelecek. Belediyenin iftar çad›r› buras›. Çal›flanlar d›flardan bir flirketin elamanlar›ym›fl. Günde iki kez yemek da¤›t›yorlarm›fl böyle. Bir de gündüz baflka bir mahallede kumanya da¤›t›yorlarm›fl. Onca çal›flmalar›na ra¤men yüzleri gülüyor çal›flanlar›n. Belki yard›m edebilmenin huzuru vard›r yüzlerinde kim bilir… Seviyorlar m› ifllerini acaba? Öyle görünüyorlar en az›ndan. Eminim çok garip fleyler yafl›yorlard›r onlar da bu çad›r›n içinde. Geçen sefer kendi anlat›mlar›ndan duymufltum, baz› kiflilerin birkaç kez gelip yemek istedi¤ini. Öyle isteyenlere vermemeleri gerekiyormufl ama veriyorlarm›fl iflte. “Gururlar›n› k›rmak istemiyoruz” diyorlard›. Yeme¤ini alan, gidip kendine yer ar›yor masalar aras›nda. Hiç tan›mad›¤›n›z insanlarla birarada yemek yemek ilginç oluyor asl›nda. Bir yan›yla güzel ama bir de ac› yan› var bunun. Ac› yan›, böyle bir fleyi yapmak zorunda kalmak. Niye yoksullu¤umuz bu kadar yüzümüze vurulur ki bu ülkede? Niye böyle ac› çektirirler bize? Baflka yolu
mutlaka vard›r bunun. Olmal› en az›ndan. Ülkemizdeki onca olana¤a ra¤men herkese yetecek besinin bulunmay›fl›n›n bir sebebi olmal›, ama ne? En sonunda s›ra bana da geliyor. Art›k al›flt›lar getirdi¤im kaplara yemek konulmas›n› istememe. fiimdi daha ben söylemeden “Yedi kiflilik de¤il mi abla?” diyorlar. ‹lk zamanlar sorun ç›karanlar oluyordu. e durumda oldu¤umu bildiklerinden, art›k sorun olmuyor. Gülümsüyorum yemek doldurana. O da kendince utand›rmaya çal›flarak gülümsüyor. Anl›yoruz birbirimizi. Dillerimiz ayn› bizim. Ayn› yoksullu¤u paylafl›yoruz. Sadece o an konumlar›m›z farkl›. Dün akflamdan beri a¤z›ma bir lokma koymad›m ya, böylesini almak hala zor geliyor. Nas›l gelmesin ki? Hiç yapmad›k bunu y›llarca. fiimdi yapmak… Zor iflte… Bunca çal›fl›yoruz ya, kadere bu düflüyor iflte. Okullar aç›ld›. ‹htiyaçlar› var küçüklerin. Ben nas›l istediklerinde, “yok, bugün getiremedim” diyebilirim ki? Diyemiyorum iflte. O yüzden böyle yap›yorum. En az›ndan akflam masraf› ç›ks›n istiyorum. Ramazan biraz da olsa rahatlatt› bizi böyle. Keflke, diyorum, hiç bitmese. Keflke sürse bu du-
rum. Oysa iki gün sonra bayram. Bayrama az kald›. Bitecek bu da. Kald›r›lacak bu çad›rlar. Keflke, diyorum, bayram hiç gelmese. Ne yapaca¤›z ki o gün. Nas›l anlataca¤›z çocuklara bayramlar›n sadece zenginler için bayram oldu¤unu? Bayramlarda onlar kutlamalar yaparken bizim sadece seyretmeye mahkûm oldu¤umuzu. Hediyelerin filmlerde kald›¤›n›. Anlatmak mümkün de¤il de onlar istemiyor hiç, biliyorum. Ama haks›zl›k asl›nda bu. O çocuklar nas›l iple çekiyorlar bayram›n gelmesini. fiimdiden nas›l sevinçliler. Niye oldu¤unu hiç bilmeseler de sevinçliler iflte. Nas›l k›y›l›r ki onlar›n sevinçlerine? Bayram eski tad›n› yitireli çok oldu. Eskiden nas›l da coflkulu kutlard›k bayramlar›. fiimdi korkar olduk gelmesinden. Öyle çok masrafla birlikte geliyor ki. Bafl edemiyoruz. Birlikte olmak bile güçlefliyor git gide. Her fley para demek art›k. ‹flin en kötü yan› da bu zaten.Çocuklar cofltu iyice. Kar›nlar› doydu ya. fiimdi oyun zaman›. Nas›l heyecanl›lar flu oyuncaklara koflarken. Ramazan onlar için e¤lence demek asl›nda. Seviyorlar ellerine geçen bu f›rsat›. Seviyorlar bu oyunlar›. Birkaç gün sonra bu oyun park› da kald›r›lacak buradan. Oysa böylelikle epey canlanm›flt› mahalle. ‹nsanlar›n bir arada olduklar› bir mekân haline gelmiflti bu park. Tabi bir de hakk›nda epey söylenti ç›kan flu mafya çeteleri olmasa. Diyorlar ki belediye mafyaya vermifl oyun park›n›. Nas›l bir durum bu böyle? Olacak gibi de¤il ki. Ramazan hay›r yapmak demek de¤il mi? Mafya ve hay›r nas›l yan yana geliyor. Dini bile nas›l kullan›yorlar ülkemizde. Ah bu yokluk olmasa. Gönderir mi aileler çocuklar›n› o zaman böyle yerlere? Keflke tüm mahallenin bir arada oldu¤u baflka zamanlar da olsa… Olmaz m›? Olur elbet… Niye olmas›n ki, bizim birbirimizden baflka kimimiz var? Vakit de epey ilerledi art›k. Gitmeliyim bizimkiler merak eder. Bekliyorlar benim yolumu. Çocuklar çoktan haz›rlanm›fllard›r sofraya oturmaya. Kap›y› ben açaca¤›m kavgas› yaparlar birazdan zili çald›¤›mda, her akflam oldu¤u gibi. En iyisi gitmek. Nas›l da al›flt›k böylesine. Oysa iki gün sonra bayram. ‹ki gün sonra bu da bitecek. Keflke bayram hiç gelmese… Keflke… I
KASIM 2005 | TAVIR | 15
fliir
halk paul eluard
16 | TAVIR | KASIM 2005
Halk›m ben,
Zulüm, ac›, ölüm, flu bu
hani flu say›lamayan,
bir anda gizlerse de tohumu,
hani flu çok halk.
ölmüfl gibi görünürse de halk,
Solu¤umun öyle bir gücü var ki
döner gelir elbet bir gün nisan ay›,
sessizli¤i deler geçerim, dinlemem,
kavuflur bahar›na toprak,
filiz verir, boy atar›m,
k›zg›n eller da¤›t›r atar a¤›r havay›.
zifiri karanl›k demem.
Ölümün içinden yeflerir yaflamak.
gezi
insan›n toprakla kardeflli¤i tav›r
Seramikçili¤in tarihi, insanl›¤›n atefli bulmas› kadar eski. Suyu tafl›mak için kaplara ihtiyaç duyan insanlar, topraktan kaplar yapmay› ö¤rendi ilk. Toprakla insan iliflkisi ise yine bu kadar eskiye dayan›yor. Toprakla insan kardefl gibi... Etle t›rnak gibi... Hele bir de toprak kar›n doyuruyorsa... Âfl›k Veysel bofluna dememifl “Benim sad›k yârim kara toprakt›r...” diye. H›zla geliflen kentleflmeyle birlikte kapitalizmin yok etmeye çal›flt›¤› zanaatlardan biri çömlekçilik ki Anadolu’da Hititler’den bugüne binlerce y›ll›k bir tarihe sahip. Yapt›¤›m›z araflt›rmalardan edindi¤imiz bilgilere göre Osmanl› seramik sanat›n›n bilinen üç üretim merkezi ‹znik, Kütahya ve Çanakkale. ‹znik ve Kütahya’da geleneksel seramik üretimi hala sürüyor, Çanakkale’de bugün geleneksel üretim yöntemleri ile üretilen seramikler geleneksel Çanakkale seramiklerini yans›tm›yor. Çeflitli kültürlerin yaflad›¤› Anadolu’da yap›lan birçok arkeolojik kaz› sonucu tarihe ›fl›k tutan seramik eserlere rastlanm›fl. ‹lk
kez yeni tafl döneminde ç›kan serami¤in en eski örnekleri Anadolu’da, Hac›lar, Çatalhöyük, Beyce Sultan, Demircihöyük vb. arkeoloji kaz›lar›nda bulunan seramik kaplar. M.Ö. 3500 Kalkolitik devir, M.Ö. 2500–1000 Truva, Hitit, M.S. 11. Ve 13. Yüzy›llarda Selçuklu, 10. yüzy›lda Anadolu’ya gelen, Selçuklular’dan kalan seramik kültürünü sürdüren ve 15. yüzy›lda kendi özelli¤ini oluflturmufl Osmanl›lar, belli dönemlere damgalar›n› vurmufl ve hepsi birbirinden güzel örnekler b›rakm›fllar. ‹lk kaynaklar›n› Anadolu d›fl›ndaki Türk serami¤inden alan Anadolu seramik sanat›, Osmanl› devrinde tamamen kendine özgü bir geliflme göstermifl, tercih edilen, ihraç edilen eserler vererek ilgi görmüfl. Hokka, kâse, ibrik, sürahi, kadeh, kandil, kupa, gülabdan, buhurdanl›k, tütsü kab› vb. tabaklar sert beyaz hamur, s›r alt› tekni¤iyle yap›lm›fl. Çömlekçilik sanat›na, Türkiye’nin seramik malzemesinin uygun oldu¤u hemen her ilinde rastland›¤› gibi, Avanos, K›n›k, Menemen, Karacasu; çömlekçilik sanat›nda sürekli ve yo¤un üretim yapan merkezler durumunda bugün. Çanakkale’de yapt›¤›m›z araflt›rmaya göre
bu bölge, XVII. yüzy›l›n ikinci yar›s›ndan XX. yüzy›l›n bafllar›na kadar önemli bir seramik yap›m merkezi olmufl. Çanakkale seramikleri, özel koleksiyonlar d›fl›nda dünyan›n belli bafll› müzelerinde de dikkati çeken eserler aras›na girmifl. Örne¤in Paris Sevres Müzesi, Londra Victoria and Albert Müzesi, Düsseldorf Heljens Müzesi, Topkap› Saray› Müzesi, Türk ve ‹slam Eserleri Müzesi, Ankara Etnografya Müzesi, ‹stanbul Arkeoloji Müzesi, ‹znik Müzesi ve ‹stanbul Belediye Müzesi’nde bu türün ilginç örnekleri bulunuyor. Eski ad› Kale-i Sultaniye olan Çanakkale 17.yüzy›l sonlar›nda ipek, yelken bezi ve çanak-çömlek imalat›yla tan›n›yor. Tarihçi Robert Montran, Türk-Venedik ve Frans›z arflivlerinden edindi¤i bilgilere göre,17.yüzy›l sonlar›nda Çanakkale’den ‹stanbul’a gelen ürünler aras›nda çanak ve çömlekleri de say›yor. Çanakkale’nin ad›, Piri Reis’in denizcilik kitab› “Kitab-› Bahriye” sinde (16.yüzy›l) ve Evliya Çelebi’nin kitab› “Seyahatname” sinde (17. yüzy›l›n ikinci yar›s›) “Kale-i Sultaniye” olarak geçmektedir ve burada seramiklerden, çömlekçilikten söz ediliyor. Bu nedenle Çanakkale ad›n›n, seramik yap›m›n›n daha ünlendi¤i 18.yüzy›l sonlar›na do¤ru kullan›ld›¤›n› görüyoruz. Bat› seya-
KASIM 2005 | TAVIR | 17
gezi
hatnamelerinde kent ad› olarak Çanakkale ismine J. Dallaway’›n seyahatnamesinde rastlar›z. 17. yüzy›l sonu, 18. yüzy›l ve 19. yüzy›llarda Çanakkale’yi gezen çeflitli seyyahlar burada seramik yap›m›ndan söz ediyor. Bu konuda ilk bilgiyi 1699’da Çanakkale’yi ziyaret etmifl olan Edmund Chishull’un seyahatnamesinden ö¤reniyoruz. 1740’a ‹ngiliz seyyah Richard Pocacke de seyahatnamesinde, Çanakkale’de gördü¤ü Delf örneklerine benzer Çanakkale seramiklerinden k›saca söz eder. Pocacke, bu devirde flehrin oldukça mamur oldu¤unu; 1200 kadar nüfusa sahip bulundu¤unu; flehir halk›n›n ipek, yelken bezi, çanak, çömlek ticareti ile geçindi¤ini belirtir. 1764’te Çanakkale’yi ziyaret eden ‹ngiliz seyyah Richard Chandler da burada genifl çapl› bir çömlekçilik oldu¤unu belirtir. Helmuth von Moltke ise “Türkiye’deki durum ve olaylar üzerine mektuplar 1835–1839” adl› eserinde, “Türkler bu kasabaya burada çal›flan birçok çömlekçi yüzünden ‘Çanak Kalesi’ derler” diye bahseder. Fatih devrinde yap›lan Kale-i Sultaniye ve Kale-i Hakaniye diye
18 | TAVIR | KASIM 2005
an›lan bu çanak fleklindeki kalenin de flehre ad›n› verdi¤i iddia edilmektedir. En de¤erli, tarihi Çanakkale seramiklerinin ise Koç Müzesi’nde yer ald›¤›n› da ö¤reniyoruz bu arada. ‹flte böyle k›sa bir tarih gezintisinin ard›ndan Çanakkale’ye do¤ru yol al›yoruz. Daha çok topra¤›n basit el tezgâhlar›nda flekil verilmesiyle üretilen çömlekçilikle geçimini sa¤layan Çanakkaleli atölye çal›flanlar›yla sohbet etmek için sab›rs›z›z. Nereye varsak, kimle konuflsak bu gelene¤in son temsilcisi oldu¤unu söyleyece¤ine eminiz... Marmara Bölgesi’nde yapt›¤›m›z yolcu¤a devam etmeye karar verdik. Evrefle’den sonra bu kez Çanakkale’ye gittik. Çanakkale’nin Eceabat ‹lçesi’nde bulduk onlar›. Birkaç atölye var. Biz Kadir ile Ahmet Usta’lar›n ortak ifllettikleri atölyeye gittik. Gitmeden önce arad›k, davetimizi memnuniyetle kabul ettiler. Bir çaylar›n› içmek bize nasip oldu. Bir yandan çal›fl›rlarken bir yandan da Ahmet Usta ve di¤er atölye çal›flanlar› ile sohbet ettik. Çanakkale’nin ismini çanak çömlek sana-
t›ndan ald›¤› kabul ediliyor halk aras›nda da. Yörenin yerlisi olan Ahmet Usta da bu fikrimizi do¤rulad›. Atölyeye girdi¤imizde yaklafl›k on kifli de¤iflik tezgâhlarda çal›fl›yordu, ancak her biri seramik ya da çömlek yap›m›n›n her aflamas›nda çal›flmay› biliyor. Küçük küçük parçalara ayr›lm›fl ham halde çamurlar, kurumaya b›rak›lm›fl flamdanlar, kül tablalar›, de¤iflik bölmelerden oluflan atölyede dizilmifl raflarda f›r›nlan›p piflirilmifl ve s›rlanmak üzere bekleyen biblolar... Basit el tezgâhlar›n›n ç›kard›¤› hafif u¤ultu duyuluyor ilkin. Bu u¤ultuda çal›flmaya al›flk›n olmal›lar. “‹nflallah bizim ses kay›t cihaz› bu gürültüde bir fleyler kaydetmeyi baflar›r.” diyorum içimden. Atölyede çal›flanlardan en genci 30–35 yafllar›nda. Her biriyle selamlaflt›ktan sonra ayn› zamanda çocuklu¤umun geçti¤i bu yörenin insanlar› ile koyu bir sohbete dal›yorum. Kimisi ilkokuldan arkadafl›m kimisi ise ailemin yak›n ahbab› ç›k›yor. On befl y›ld›r u¤ramad›¤›m bu flehirde akraba gibi bildi¤im bu insanlar›n kalbi yine s›cak, yüzleri yine gülüyor. Tav›r’dan bahsediyorum. Yok olmaya yüz tutmufl olan bu el zanaat›n› çocuklu¤umun hat›ra-
gezi
lar›ndan ç›kar›p Tav›r okurlar›yla da paylaflmak istedi¤imden bahsediyorum. Bir kere bile denemedi¤im çömlek yapma iflini yine izliyorum. Ustan›n ellerinden gözlerimi alam›yorum... Maharetli elleriyle topra¤a ustaca flekil veriyor, o kül tablas›n›, flamdan› ne zaman bitirdi¤ini anlam›yorsunuz bile. Tezgâhtaki çamur habire dönüyor, o ise bafl›n› hiç kald›rmadan ayn› ifli yapmaya devam ediyor, a¤z›nda sigaras›yla. Foto¤raflar›n› çekip ayn› zamanda kendilerine gösteriyoruz. “Bak güzel ç›km›fl m›s›n?” Gülümsüyorlar... Daha sonra Ahmet Usta bizi al›p götürüyor, bahçeye ç›k›yoruz. Genifl bir arazi buras›. Susam yolmufllar, susamlar› demetler halinde dikmifller. Burada öbek halinde killi topraklar var. Bu topra¤› çevrelerinden buluyorlar. Bu killi topraklar› havuz dedikleri bir yere basarak ›slat›p yumuflamas›n› sa¤l›yorlar. ‹lk ifllem bu. Daha sonra atölyeden içeri giriyoruz. Çamur haline getirilen toprak bir makinede kar›flt›r›l›yor. ‹yice k›vam›na getirildikten sonra iki presin aras›ndan geçirilerek çamurun havas› al›n›yor. Bu ifllem çok önemli. E¤er bu makineden geçirilmezse aras›nda kalan hava kabarc›klar› nedeniyle yap›lan biblolar›n f›r›nlanma aflamas›nda çatlad›¤›n› ö¤reniyoruz. Yumuflat›lan çamura daha sonra el iflçili¤i ile dönen tezgâh›n üzerinde flekil veriliyor. ‹stenilen flekli ald›¤›na emin olunduktan sonra bir müddet kurutulan biblolar boyama tezgâhlar›na veriliyor. Burada bir çeflit seramik boyas› ile boyand›ktan sonra, tekrar kurumaya b›rak›l›yor. Daha sonra ise,
1040 santigratl›k f›r›nlarda 10 ile 12 saat piflirilen çamur en son ifllem olarak s›rlan›yor. S›rland›ktan sonra bir defa daha pifliriliyor. Bu ifllemin ard›ndan bahçede gördü¤ümüz çamur, art›k kullan›lmaya haz›r bir biblo olarak duruyor karfl›m›zda... Bu ürünler iç turizmin oldu¤u yerlere gönderiliyor. Turistik yörelere, Ege’ye, hediyelik eflya satan dükkânlara. Bu kadar emek verilen bir ürünün atölyeden ç›k›fl fiyat› ise 750- 1250 kurufl aras›nda de¤ifliyor. Yani çok ama çok ucuz... Oysa ne kadar da emek veriliyor... Bir de ince el iflçili¤i gerektiren çamurun içini oyarak yap›lar aplikler var. Önce bir iz b›rak›l›yor, sonra bu izlere göre çamur oyularak ç›kar›l›yor. Yuvarlak ya da kalp biçiminde desenler veriliyor burada topraktan yap›lan apliklere, duvar süslerine. Bu bölümde çal›flan bayanlarla sohbet ediyoruz biraz. ‹simleri Hayal ve Handan. Her ikisi de uzun y›llard›r bu ifli yap›yorlar. “Hiç elin kaym›yor mu?” diye soruyoruz. “Eee arada olur tabi” diyorlar. Handan 37 yafl›nda ve 12 yafl›ndan beri bu ifli yap›yor. Sürekli sorular soruyoruz, bir yandan ifllerini yaparken bir yandan da sorular›m›z› cevapl›yorlar. Arada s›rada bu ifli yapmaya ara verseler de “el unutmuyor” diyorlar. Kadir usta sürekli kül tablas› yap›yor. “Böyle çamurla sürekli u¤raflmak senin elektri¤ini al›yor mu?” diyoruz. Gülüyor. “Herhalde götürüyordur...” diyor. Ahmet Usta’n›n çocuklar› baflka ifllerle meflguller. Yani bu ifl babadan o¤la geçen bir zanaat olma
özelli¤ini çoktan yitirmifl Çanakkale’de. Atölye kar›n doyuruyor yine de. Aya¤›m›z› bast›¤›m›z toprak, bize ürün veren toprak, maharetli ellerde flekil alarak bir bardak çay sunuyor bize, sigaram›z›n küllerini topluyor, mumu yakt›¤›m›z bir flamdan oluyor. Acaba topra¤› ifllerken ak›llar›ndan ne düflünceler geçiyor, ne hayaller kuruyorlar bilmiyoruz. Tahmin etmek de zor olmasa gerek çünkü hepimiz ayn› topra¤›n insanlar›y›z. O bizi doyuran topra¤›n insan›. ‹fllerini severek yap›yorlar atölyede çal›flanlar. Yüzleri gülüyor her birinin. Öyle ilgiyle izledi¤imiz bu sanat›n yok olmamas›n› diliyoruz. Ancak bu çok zor gibi görünüyor. Ninelerimizin kulland›¤› toprak kaplar›n yerini çoktan ald› alüminyumlar, plastikler. ‹nsan sa¤l›¤›nda çok önemli bir yeri olan toprak kaplarda piflmiyor art›k yemekler. Toprak kaplarda 40 gün dayanan yiyecekler plastik kaplarda bir gün dayanabiliyor. Buz gibi testilerden ikram edilen suyun yerini art›k çoktan buzdolaplar› ald›. Gelenekler, ça¤›m›zda yerini terk edip usulca gidiyor... T›pk› biz de öyle usulca ayr›l›yoruz Çanakkale’den. Vedalafl›yoruz Çanakkale’nin güzel insanlar›yla. Bir daha görüflmek nasip olur mu kim bilir? Ancak yüre¤imiz onlarla. Ayr›l›yoruz Çanakkale’den. Temiz havas›n› bolca ci¤erlerimize doldurarak, tad› dama¤›m›zda kalan lüferin, köy ekme¤inin tad›n› hat›rlamaya çal›flarak, usulca... I
KASIM 2005 | TAVIR | 19
portre
54 y›ll›k bir aflk hikayesi tav›r
O’nunla tan›fl›kl›¤›m›z Çanakkale’nin flirin ilçesi Gelibolu’da bafllad›. Toplam 15 metrekareden oluflan iflyerinin kap›s›n› çald›¤›m›zda, güleç yüzüyle karfl›lad› bizi Süleyman Amca. 80 yafl›n› devirmifl...1952 y›l›nda bafllad›¤› gazetecili¤i, ilk günkü aflkla seven Süleyman Amca’n›n matbaas›ndan içeri girdi¤imizde, duvarlardan taflan 54 y›ll›k tarih de bize bak›yordu. Matbaan›n en dip köflesinde duran yafll› ve yorgun Heidelberg bask› makinesi sanki zorlanarak kafas›n› kald›r›p flöyle bir bakt› gelenlere.
Emektar, sanki bizi görünce “raconu” bozmamak için daha bir dik durmaya çal›fl›yordu. 54 y›ll›k bir aflkt› onlar›nkisi... 54 y›ld›r ayr›lmam›flt› sevdal›s›ndan. Ne Heidelberg yüzünü kara ç›karm›flt› onun, ne de Süleyman Amca yüz çevirmiflti ona... Üstüne gül koklamam›flt› bir ömür.
sohbetimizin ilerleyen bölümlerinde bize yüzünde hep o güleç ifade ile anlatacakt›...
Geçen y›llarda Almanlar gelmifl matbaas›na. Makinesini görünce flafl›rm›fllar. Çünkü çoktan hurdaya ç›km›fl, tedavülden kalkm›fl kendi ellerindeki makineler. Süleyman Amca’n›n makinesini geri al›p kendisine yeni matbaa makinesi teklif etmifller ancak kabul etmemifl. Bir ömürlük can yoldafl›n› vermeye k›yamam›fl. Bu büyük aflk›
80 yafl›nda ve bas›n fleref kart› sahibi amcam›za kendimizi tan›t›nca heyecanland›. Kendisiyle röportaj yapmak istedi¤imizi, kültürsanat dergisi Tav›r’dan geldi¤imizi söyledik. “Memnuniyetle, hay hay efendim...” diyerek o çocuksu heyecan›yla bizi buyur etti¤i köfleden Tav›r’› uzatt›k amcaya.
Süleyman Amca’n›n 54 y›ll›k bir gazeteci oldu¤unu duyduktan sonra ziyaret etmeye karar vermifltik. Daha önce baflka gazeteciler de ziyaret etmifl Süleyman Amca’y›.
Tav›r’›n dili olsa inan›n ki kendi heyecan›n› anlat›rd› o da... Tav›r gencecik bir delikanl›yd› henüz. 80 yafl›nda ustan›n ellerinde ise bir çocuk... Biz onlar› yaln›z b›rak›nca söyleflmeye bafllayacaklard› kuflkusuz. ‹kisinin de birbirine anlataca¤› ne çok fley vard›. Tav›r sormaya bafllad›, bir ömür gazeteci Süleyman B¤ey, bir çocuk oldu zaman zaman. Heyecandan unuttu ne diyece¤ini. Kapa¤›n› bir çocu¤u okflar gibi okflad› Tav›r’›n. H›zl› h›zl› çevirdi sayfalar›n›. Gençli¤inden tan›d›k bir sima “Merhaba!” dedi Gazeteci Süleyman’a “Ben Fakir Baykurt!”. “Aaa” dedi gazeteci Süleyman, “Aaa Fakir Baykurt...” O anda kan› kaynay›verdi belki de daha önce hiç tan›flmad›¤› dergimize Süleyman Amca’n›n... Tav›r flimdi kendisiyle koyu bir sohbete dalacakt›. Sorduk; anlatt›, heyecanl›, aceleci, çabuk...
20 | TAVIR | KASIM 2005
portre nüp dolafl›yoruz daldan dala... Süleyman Amca Halk Partili’ymifl hep. Demokrat Parti iktidardayken o Halk Partili imifl. “Peki, sen Halk Partilisin, Demokrat Parti iktidarda, sana hiç bask› yapmad›lar m›?” diye soruveriyoruz. “Ooo yapmazlar m›...” diyor, “Matbaan›n yerini bile be¤enmediler. F›r›n›n arkas›nda matbaa olmaz dediler, ceza yazd›lar. Çat›flt›k. Zorluklar çektik...” Demokrat Parti’ye geçmesini istemifller Süleyman Amca’dan. Hatta bir keresinde sa¤c›lar basm›fl matbaas›n›. 1000 kifli matbaan›n önünde toplanarak slogan atm›fl, “Kahrolsun Bas›n!” diyerek. Bunlar› gülerek anlat›yor, o y›llara gidip gidip geliyor anlat›rken.
Üç ihtilal görmüfl Süleyman Amca. 27 May›s, 12 Mart ve 12 Eylül... Üç ihtilalin de izleri ver o yafll› Heidelberg matbaas›n›n kliflelerinde. Kim bilir neler gördü, neler yazd› ustas›n›n dilinden. Sorduk, anlatt›...
d›r... Teknoloji geliflmifl, ilerlemifl ancak o hiç de¤ifltirmemifl ne bas›n ilkelerini, ne de emektar makinesini. Üç ihtilal, 40 soruflturma geçirmifl. Kendisine aç›lan 40 davan›n birinden ceza alm›fl onu da para cezas›na çevirmifller.
“Toplam›fllar insanlar› geliyorlar. Sa¤c›lar 1000 kifli bana sald›rmaya geldi. “Kahrolsun Bas›n! Kahrolsun bas›n!” diyorlar. Yakup vard› içlerinde onu ça¤›rd›m. Gel bakal›m Yakup dedim, senin baban f›r›nc›, benim babam da f›r›nc› bu serserileri niye getirdin? Ne yapars›n, k›rars›n, dökersin ama ben yine yapar›m dedim. Yakup döndü ve ‘‹fl tamamd›r gidelim arkadafllar’ dedi...” “Sonra bir ihtilal oldu... O zamanlar halkevlerinin sinemas›n› ben iflletiyordum. ‹htilal olunca biz sinemay› açt›k tabii. 1961 Anayasas› çok iyiydi...”
Gazetecili¤e, ortaokul “mektebindeyken” merak salm›fl. Türkçe ö¤retmeni Haydar Ediskun bir gün herkesten yaz› yazmas›n› istemifl. Herkes bir yaz› yaz›p vermifl ö¤retmene. S›n›fta en çok Süleyman’›n yaz›s›n› be¤enmifl ö¤retmen. “Süleyman”, demifl “sen ilerde gazeteci olacaks›n...”
Sohbetimiz s›ras›nda kimi zaman 12 Mart, kimi zaman 27 May›s y›llar› aras›nda dö-
Peki ya 12 Mart? 12 Mart ihtilalinden sonra yaz› yazm›fl Süleyman Amca, gazetesi-
O anda bafllam›fl gazetecilik aflk› Süleyman Amca’n›n. Bir gün ‹stanbul’a düflmüfl yolu. Matbaa makinelerinin sat›ld›¤› yeri bulmufl. O zamanlar makineler Almanya’dan siparifl edilirmifl. Cebindeki 100 liran›n 5 liras›n› yol paras› ay›r›p, 95 liras›n› kaparo vermifl makine için. Bir süre sonra gitmifl gümrükten alm›fl makinesini. Ayda üç yüz lira taksit ödemifl. “Peki, nas›l karfl›land› matbaac›l›k ifli?” diyoruz. “fiaflk›nl›kla” diyor... O zamanlar Çanakkale’ de bile matbaa yok. ‹lk matbaay› Süleyman Amca getiriyor Gelibolu’ya. Ve “Yeni Gelibolu” gazetesini ç›karmaya bafll›yor o günden bugüne, yani tam 54 y›l-
KASIM 2005 | TAVIR | 21
portre
çekmecesi var. Küçük küçük bölmelere ayr›lm›fl çekmeceden büyük harf, küçük harf, nokta, virgül bölümleri var. Bunlar› eliyle seri bir biçimde diziyor. “Nas›l yani?” diyoruz. “Yani flimdi sen bütün bu yaz›y› böyle diziyor musun her kelimesini, her harfini?” Gülüyor bize Süleyman Amca... Peki, zor olmuyor mu? Oluyordur ama o art›k gözü kapal› buluyor harflerin yerini. Daha önce haz›rlam›fl oldu¤u gazetenin kal›b›n› yerlefltiriyor matbaa makinesine. Arkal› önlü haz›rlad›¤› kal›b› bas›yor. Yeni Gelibolu gazetesinin son say›s› haz›r! Tam kap›dan ç›karken elimi tutup bir avuç fleker s›k›flt›r›yor avucuma, flafl›r›yorum. Çocuklafl›yorum bir anda. Öyle ya, onun yan›nda çocu¤uz her birimiz. Bir yandan elimi tutarken bir yandan da “sak›n bu ifli b›rakmay›n k›z›m, zordur ama gayret edin” diyor.
ne. “Halkevleri gasp edildi” demifl. Ve ertesi gün ça¤›rm›fl savc›... “’Neden yazd›n’ dedi? Dedim ‘kapat›ld› halkevleri’. ‘Bu tahrik’ dedi. ‘Hükümeti küçük düflürüyorsun’ dedi. ‘Kim yazd› bunu’ dedi. ‘Sonra söylerim’ dedim.” Sohbetimiz s›ras›nda h›zl›, aceleci konuflmas› ne söyledi¤ini anlamam›z› güçlefltiriyor. ‹kinci Dünya Harbi’nde lisedeymifl Süleyman Amca. “Yokluk çok vard› o zamanlar” diyor. Babas›n›n simit f›r›n› varm›fl eskiden. Babas›yla gurur duymas›n› sa¤layan bir an›s›n› anlatt› bize. Babas› Salih Tokgöz Sar›kam›fl’ta, Edirne’de, Gelibolu’da savaflm›fl bir gazi... Bir gün kendisine ba¤lanmak istenen gazilik maafl›n› reddediyor. “Ben vatan›ma para ve maafl için hizmet etmedim. Çok flükür çal›fl›p çolu¤umu çocu¤umu geçindiriyorum” diyerek maafl› geri çeviriyor. Bir zamanlar yazd›¤› konularda idarecilerin duyarl› oldu¤unu ancak flimdi bu duyarl›l›¤›n da ortadan kalkt›¤›ndan bahsediyor. “Bas›n›n vazifesi uyarmak” diyor... “Yapt›¤›m haberler sayesinde 50 göçmenin hayat›n› kurtard›m” diyor. 1960’l› y›llarda gelen göçmenlerin yerlefltirildi¤i binan›n çökebilece¤i yolunda bir haber yazm›fl zaman›nda. Sonra dönemin kaymakam› binay› boflaltt›rm›fl ve bina üç gün son-
22 | TAVIR | KASIM 2005
ra kendili¤inden çökmüfl! Meslek ilkelerine s›k› s›k›ya ba¤l› oldu¤unu söylüyor ve gazetecili¤i ilk günkü aflkla sevdi¤ini de. Çünkü “dünyaya bir daha gelsem yine gazeteci olurdum” diyor. Gazeteyi nas›l bast›¤›n› merak ediyoruz. Ancak önce kal›p haz›rlayacak. Klifle diyor bunlara. Kurflun harflerin oldu¤u büyük bir
“Sen merak etme Süleyman Amca” diyoruz. Ayr›l›rken bir de matbaan›n kap›s›nda foto¤raf›n› çekmek istiyoruz. Hemen flapkas›n› ç›kar›p aceleyle saçlar›n› düzeltiyor. Kap›n›n önünde bize son pozunu veriyor... Süleyman Amca ile sohbete doyamasak da ayr›lmak zorunday›z. Bir daha yolumuz düflerse mutlaka çalaca¤›z kap›s›n›. “Hoflçakal Süleyman Amca, görüflmek dile¤iyle” diyerek ayr›l›yoruz yan›ndan. I
fliir
veda flark›s› che guevara
1. Kayal›kta çak›l› yelkenli sana b›rak›yorum veda flark›m›. 2. Benim uzaklardaki ölümümün kan›nda tohumlan›fl› da kayalar devran›n›n alt›nda de¤iflken köklerle. Yaln›zl›k! geçmifle özlem çiçe¤i canl›› duvarlar›n. Yaln›zl›k, yeryüzünde adanm›fl fanili¤im. 3. Tafl›mak istemifltim heybemde yüre¤inin gelip geçici tad›n›, ama kald› havaya çizilmifl kesin e¤rilerle, yads›ma oldu umudumun yi¤itli¤ine. Giderim hat›radan daha uzun y›llar boyu kapal› yaln›zl›¤›yla gezginin, fakat havaya çizilmifl kesin e¤ri sanki bana döndü ve bir iflaret koydu pusula kaderime. Sonu geldi¤inde bütün gündelik ifllerin yol yapaca¤›m bir gelece¤im olmasa, gelmifl olaca¤›m bak›fl›nda canlanmaya kaderimin s›r›tan parças› olarak. Gidece¤im hat›radan daha uzun yollar boyunca zincir halkalar› gibi eklenen elvedalarla zaman›n ak›fl›nda. 4. Dimdik hat›ra sonunda düflmüfl yola, usanm›fl beni bir geçmifli olmadan izlemekten,
unutulmufl yol k›y›s›ndaki bir a¤açta. Uzaklara gidece¤im, hat›ra parçalanarak ölünceye yolun tafllar›nda, ve devam edece¤im, içimde hep o gezginin ac›s›, yüzümde gülümseyifl. Bu dönenen bak›fl ve güç büyülü bir matador mendilinde. Al›koydu kayg› duymaktan tüm ç›karlara, hep yitiren bir çizgi oldu benim e¤rim. Ve bakmak istemedim seni görürüm diye beni isteksizce davet etmeni mutlulu¤umun pembe boyal› torerosu Deniz seslenir bana sevecen elleriyle. Çay›r›m -bir k›taDümdüz yay›l›r, tatl› ve silinmezdir alacakaranl›kta bir çan gibi. 5. Bir sicil memuresi karfl›s›nda kurumlu bir doktor gibidir kara bir mikroskopu gösteren bilim. Sanat... sanat diye arz›endam eden fley bir Leica'n›n k›s›r mekani¤idir. Ac›lar ve kayg›larla dolu bir yerli (ve tabii özlemleriyle olup ta flimdi yiten için ve onun dönüflünde arzu gönlünde), coca, alkol ve açl›¤›n aptalca gülümsemesiyle. Üç kurufla sat›lan cinsellik -Amerika'da pek ucuzBofl çarflaflar›n umursanmaz hat›ras›. Guetamala b›rakt›n beni ba¤r›mda derin bir yarayla ve de ac›lar›n› bana emzirme
ya da emme f›rsat›yla, kahreden bir h›çk›r›¤›n belirsiz duygusunda bulan kad›n›. Kederleri teker teker birlefltiren bir ba¤ var yine de: uyanan insan›n hayk›r›fl›d›r o da. 6. iflte bugün böyle titrek ellerle belirsiz bir kay›ta koyuyorum prizmam›. A¤ac›n olgunlu¤unu tüketmeden kasalanm›fl meyvan›n garip tad›yla. Ça¤›r›fl›n› farkedemiyorum bazen yafll›, garip kanatlanm›fl kulemden, fakat baz› günler var ki cinselli¤in uyan›fl›n› hissediyor ve bir öpücük dilenmeye difliye gidiyorum ve böylece beni arkadafl diye ça¤›rmayan›n ruhunu hiçbir zaman öpemeyece¤imi anl›yorum... Biliyorum ki tertemiz de¤erlerin kokusu bereketli kanatlarla dolduracak beynimi, Biliyorum ki hayata geçmesi mümkün olmayan fikirleri bar›nd›rmak gibi zevkleri b›rakaca¤›m. Biliyorum ki ölümüne çarp›flma günü halk çocuklar› benimle omuz omuza verecek, halk›n savaflt›¤› amac›n kesin zaferini göremezsem e¤er fikri en yüksek gelece¤e götürmek için mücadele verdi¤imdendir, eski kabu¤un tüylerini yolarken do¤an umudun kesinli¤iyle biliyorum bunlar› (Çeviri : Adnan Özer-Vilma Kuyumcuyan)
KASIM 2005 | TAVIR | 23
fliir
duvar atilla ilhan
- bu fliir ikinci dünya savafl› içinde kahredilen bütün dünya duvarlar› için yaz›lm›flt›r.-
ben bir duvar›m hiç günefl görmedim
iflte biz dinliyen duyan düflünen duvarlar
sen hiç günefl görmemifl bir baflka duvar
iflte o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk
yüzümüz benek benek tahta kurusundan
d›flarda tabiat mevsimin en ç›ng›rakl› ay›ndad›r
ve sinemiz bafltan bafla ak üstünde karalar
bizim kuca¤›m›z terkedilmifl bir yatak gibi kirli so¤uk
- kelepçeden kahroldu kahroldu bileklerim
o bir kaç defa kartal gibi gitti kartal gibi döndü
- s›yr›l›p ç›kt›m art›k ölüm korkusundan
盤l›klar›n› de¤il k›rbaç sesini duyduk
- dilim dilim s›rt›mdaki yaralar
biz duvar›z neyleyim gözlerimiz a¤lamay› bilmez
ben demirbafl›m s›¤›r siniriyle dayak yedim
onu bir gece sabaha karfl› büsbütün götürdüler
biz de duvar›z dinliyen duyan düflünen duvarlar
kendi gitti ismi kald› yadigar ba¤r›m›zda
bizim kuca¤›m›z terkedilmifl bir yatak gibi kirli so¤uk
o zaman may›s't› ya¤murlar bafl›m›zda
ve bizim kuca¤›m›zda kas›rgal› insanlar
ya biz idam duvar›y›z karfl›m›zda çok insan öldürdüler
yüzündeki deniz parlakl›¤›yla durur hat›ram›zda
onlar hep döküldü biz hep ayakta kald›k
o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk
temelimiz kanla beslendi ama nedense uzamad›k
o zaman may›s't› ya¤murlar bafl›m›zda
öyle bakmay›n bu yaralar flerefli yara de¤il
bir cumartesi akflam› girdi kap›m›zdan
getirirler vururlar biz öyle dururuz
gözlerinde k›pk›z›l diken diken öfkesi
ya¤murlar gözyafl› bulutlar mendil
adeta birden bire ayd›nland› zindan
elimizden ne geldi de yapmad›k
onu böyle görünce nas›l da korkmufltuk
ah öyle bakmay›n utan›r›z kahroluruz
sap›ndan f›rlam›fl bir balta gibi çehresi
onlar hep döküldü biz hep ayakta kald›k
ve omuzlar›nda delikanl› gölgesi
bir may›s sabah› toprak rezil gök rezil
o zaman may›s't› ya¤murlar bafl›m›zda
y›ld›zlar küfür gibi yüzümüze tükürür gibi
o s›rt üstü yata¤›nda yatard›
flafak sanc›lar›yla iki büklümdü ufuk
s›ms›cak gözleri flimdi bile akl›mdad›r
ve simsiyah çamur gibi bir manga ortas›nda
bir sana bakard› bir bana bakard›
siyaset meydan›na geldi dev yumruklu çocuk
d›flarda tabiat mevsimin en ç›ng›rakl› ay›ndad›r
bulutlar e¤ilip aln›n›n terini sildiler
toprak ana bütün zincirlerinden çözülmüfl
ve mermiler birdenbire ölümü getirdiler
sabahlar akflam üstleri manolya gibi parlak
o düfltü biz yine ayakta kald›k
tarlalar›n yüzü gülmüfl
halbuki ne kadar yorgunuz
iflte her akflam geçti¤i denize ç›kan sokak
öyle bakmay›n bu yaralar flerefli yaralar de¤il
ah iflte annesi annesi sevgilisi
ah öyle bakmay›n utan›r›z kahroluruz
24 | TAVIR | KASIM 2005
fliir
an gelir an gelir
kalbur saman ölür
pald›r küldür y›k›l›r bulutlar
kubbelerde u¤uldar baki
gökyüzünde anlafl›lmaz bir heybet
çeflmelerden akar sinan
o eski heyecan ölür
an gelir
an gelir biter muhabbet
-la ilahe illallah-
çalg›lar susar heves kalmaz
kanuni süleyman ölür
flataraban ölür
görünmez bir mezarl›kt›r zaman
flarab›n gazab›ndan kork
flairler dolafl›r saf saf
çünkü fena k›rm›z›d›r
tenhalar›nda fliir söyleyerek
kan tutar / tutan ölür
kim duysa / korkudan ölür
sokaklar kuflat›lm›fl
-tahrip gücü yüksek-
karakollar taran›r
saatl› bir bombad›r patlar
ya¤murda bir militan ölür
an gelir attila ilhan ölür
an gelir ömrünün h›rs›z›d›r her ölen piflman ölür hep yanl›fl anlafl›lm›flt›r hayalleri yasaklanm›fl an gelir flimflek yalar masmavi dehfletiyle siyaset meydan›n› direkler çat›rdar yaln›zl›ktan sehpada pir sultan ölür
son umut k›r›lm›flt›r kaf da¤›'n›n ard›ndaki ne selam art›k ne sabah kimseler bilmez nerdeler naml› masal sevdal›lar› evvel zaman içinde
KASIM 2005 | TAVIR | 25
inceleme
jose marti ve latin amerikay› anlamak murat harman
“fiiirlerim aç›k yeflildir ve k›z›l par›ldar” Jose Marti (Türkçesi: Evin Okçuo¤lu)
Ülkemizde (ve belki baflka ülkelerde de) “Çav Bella” ya da “Hasta Siempra (Comandante Che Guevara)” gibi kendi anlamlar› d›fl›nda anlamlar yüklenerek oynanan flark›lardan biri de Joan Baez’in söyledi¤i “Guantanamera”. Bu flark›larla oynanmamal› m›? Oynanmal› elbette. Ama bir yandan haklar›nda vur emri ç›kar›ld›¤›, bir yandan da tiflörtlefltirilerek post modernizmin renk karnaval›na dâhil edilmeye çal›fl›ld›¤› bilinerek, inad›na oynanmal›. Bu flark›lar dünya devrim flark›lar› seçkilerinde de mutlaka yer al›rlar. Jose Julian Marti Perez, ünlü ad›yla Jose Marti, ço¤umuzun an›msad›¤› “Guantanamera”n›n, ço¤umuzun an›msamad›¤› flairidir. Küba’ya dair hangi gezi notunu okusan›z, ad› üniversitelere, caddelere, hastanelere ve Küba’n›n en büyük havaalan›na verilen, pek çok yerde heykelleri görülen Jose Marti, Fidel ve Che’nin hemen ard›ndad›r. fiöyle der Jose Marti flark›ya kat›lan iki ünlü fliirinde “Guantanamera! Guajira! Guantanamera!” nakaratlar›n›n aras›ndan: GUANTANAMERA Dürüst bir insan›m ben, Palmiyeler ülkesinden. Ölmeden önce, paylaflmak isterim Ruhumdan akan fliirleri. fiiirlerim aç›k yeflildir, ve k›z›l par›ldar fiiirlerim yaral› bir ceylana benzer, Da¤da kurtar›lmay› bekleyen. Dikiyorum bir ak gülfidan› Haziran’da ve Temmuz’da Çünkü samimi dostum Elini vermifltin bana. Ve zalimin biri parçalad›¤› için Beni yaflatan yüre¤imi. Dikmem ne bir ayr›kotu ne de çak›rdikeni Dikerim bir ak gülfidan›.
26 | TAVIR | KASIM 2005
Dünyan›n yoksul insanlar›yla, Neyim varsa paylaflmak isterim. Da¤lar›n c›l›z dereleri Denizlerden daha mutlu eder beni.
Jose Marti’nin damarlar›ndan Che’nin damarlar›na, “Latin Amerika’n›n kesik damarlar›”ndan ülkemizin kesik damarlar›na, bir co¤rafyadan di¤erine ve 1880’li y›llardan günümüze, bir ça¤dan bir ça¤a akar gelir bu sözler. Jose Marti bu sözleri söyledi¤inde, Latin Amerika’n›n zenginlikleri 350 y›ld›r katliamlar eflli¤inde ya¤malanmakta, Avrupa’da sermaye birikimine ve kapitalizmin geliflmesine kat›lmaktad›r. Küba devriminin bildirisi (II. Havana Bildirisi) flöyle der: “Küba tarihi, Latin-Amerika tarihi de¤il de nedir? Latin-Amerika tarihi, Asya, Afrika, Okyanusya tarihi de¤il de nedir?” Nedir? Küba, 1492’de, K›ta’da Kristof Kolomb taraf›ndan ilk sömürge yap›lan ve ‹spanya’dan kurtulufl savafl› verirken ABD’ye ba¤lanan ama sonunda bu tarihe sosyalizmle yan›t veren ülkedir. K›ta, ‹spanya taraf›ndan iflgal edildi¤inde, Latin Amerika’n›n neredeyse tümüne hakim olan bir imparatorluk vard›r: ‹nka imparatorlu¤u. 1530’larda iflgale karfl› bölgesel direnifller bast›r›lm›fl, k›tan›n iflgali tamamlanm›flt›r. Latin Amerika’n›n bugünkü ülkeleri Afrika, Arap ve Asya ülkelerinin ço¤u gibi yerli kabile yo¤unluklar›na ve/veya co¤rafi koflullara göre bölünüp bafllar›na birer sömürge valisi atanm›fl eski sömürge bölgeleridir. Örne¤in Arjantin, 1776’ya kadar Peru’daki sömürge valili¤ine ba¤l›yken bu tarihte ayr› bir valilik bölgesi ve bugünkü baflkenti Buenos Aires de bu valili¤in yönetim merkezi olmufltur. 1700’lü y›llarda geçici zaferler elde eden yerli ayaklan-
malar› yaflanm›flt›r. En büyüklerinden biri 1781 y›l›ndaki Tupac Amaru ayaklanmas›d›r. Topraks›z yerlilerden oluflan ayaklanmac›lar, soylulara ait topraklar› iflgal etmeleri ve topraklar›n paylaflt›r›lmas›n› savunmalar›ndan ötürü komünarlar ad›yla da an›lmaktad›rlar. ‹nsan›n sahip oldu¤u herhangi bir fleyin ya¤mas›, onun cesaretinin, bilincinin, itiraz hakk›n›n, onurunun, kültürünün, tarihsel de¤erlerinin de ya¤mas›yla mümkündür. Binlerce y›ll›k tarihe s›¤mayan tek bir dilde ortaklaflmay›, sömürgeciler yerli dilleri ya¤malayarak iki yüz y›la s›¤d›rm›fllard›r. Latin Amerika’n›n ortak dili Brezilya ve Guyana’da Portekizce, di¤erlerinde ‹spanyolca’d›r. Ortaklaflma sadece dilde de¤ildir. Her fleyden önce düflmanda ortaklaflm›fl bir halk oluflmufltur. K›ta’n›n etnik yap›s›, sömürgeci soylularca büyük çiftlik tar›m› için Afrika’dan getirtilen siyah köleler ve sömürgeci ülkeden gelen göçlerle (asker, memur, zanaatkâr ve iflsizler) büyük bir de¤iflime u¤ram›flt›r. Kökeni ne olursa olsun Latin Amerika’ya gelen her fley melezlenir. K›ta melez bir k›tad›r ve melezlenen halk büyük bir tek düflmana, ‹spanya’ya karfl› savaflmaktad›r. Bunlar Latin Amerika devrimcilerinin kültürel olarak da melez olufllar›n›, kökeni ne olursa olsun Latin Amerika’daki her savaflç›n›n, enternasyonalizmin içine do¤mas›n› ve tüm k›tan›n sahiplendi¤i savaflç›lar olufllar›n› büyük ölçüde aç›klar san›r›m. 4 Temmuz 1776’da Kuzey Amerika’daki 13 ‹ngiliz kolonisi ‹ngiltere’ye karfl› ba¤›ms›zl›¤›n› ilan eder. Önderleri ne yerliler ne köle siyahlard›r, sömürgeci ülke kökenli burjuvalar ve feodal toprak sahipleridir. En önemli dertleri ‹ngiltere’nin ticaretten vergiler yoluyla ald›¤› pay ve
inceleme ticaret üzerindeki sömürge aleyhine denetimidir. Buradan K›tan›n zafer kazanan ilk ba¤›ms›zl›k savafl› ve ABD do¤ar. Bu zaferin hem k›tada hem de Avrupa’da büyük etkileri olur. Bu etkiler, Frans›z ‹htilali’nin etkileriyle kolayca birleflerek tüm k›tay› sarar. 1800’lü y›llar›n bafl›nda ‹spanyol ordusundan at›lan bir subay olan Francisco Miranda, ABD’den esinlenen ancak, ‹nka Krall›k soyundan gelenlerin yer alaca¤› iki meclisli bir Latin Amerikan ‹mparatorlu¤u düfllemektedir. ABD ve ‹ngiltere’den küçük de olsa yard›m görür ama halktan yeterli karfl›l›¤› alamaz. 1808’de Napolyon ‹spanya’y› iflgal edince, Latin Amerika’daki ‹spanyol sömürge bölgelerinde isyan›n önü aç›l›r. Arjantin’de do¤an ‹spanyol kökenli José De San Martin, fiili ve Arjantin’i ba¤›ms›zl›¤a kavuflturur, 1821’de Lima’ya girer. Ayn› dönemde, zengin bir ‹spanyol ailenin çocu¤u, bir süre ‹spanya’da bulunmufl ve orada evlenmifl olan Venezüella do¤umlu Simon Bolivar, Haiti’den birlik devflirir, Venezüella ve Kolombiya’y› kurtar›r ve Field Marshall Sucre’u 1822’de Ekvator’a gönderir.
olarak tan›mlanacak olan aç›klamas›n› yapar: “... Amerika k›talar›, bundan böyle Avrupa güçlerinden herhangi birinin gelecekteki kolonilefltirmesine konu olamaz.” Türkçesi; “Latin Amerika bizim arka bahçemizdir.”
Ba¤›ms›zl›k taleplerinin içine kendi s›n›fsal taleplerini de katan halk, ba¤›ms›zl›k sonras› bu taleplerini karfl›layamam›flt›r. Eskisi gibi yaflanmayacakt›r ama sosyalizm de gündeme gelmemifltir. Sömürge bölgeleri yeni oligark bölgeleridir art›k. Ve arka bahçede iktidar savafllar›, ayaklanmalar, darbeler, zaman zaman ‹spanya’n›n müdahaleleri ve yeni devletleraras› savafllar eksik olmaz. Ancak, geliflen ABD sermayesi arka bahçesine yerleflmektedir. ABD 1848’e gelindi¤inde Meksika topraklar›n›n yar›s›n› (Teksas, Nevada, Kaliforniya) da fethetmifl durumdad›r.
Bu ikiliden San Martin, Fransa’ya dönüp orada yaflamaya karar verirken, Bolivar ve Sucre, Peru’nun ba¤›ms›zl›¤› için savaflmaya devam ederler. Bolivya ad› da Bolivar’dan gelir. Ba¤›ms›zl›k savafllar› sömürgeci oligarklara karfl› anti-feodal toprak savafllar›n› da içinde bar›nd›rmaktad›r. Bu savafllar›n önderlerinin, Frans›z ‹htilali’ni yaflayan Avrupa’daki özgürlük düflünceleriyle yak›ndan tan›flt›klar›na, sömürge ülke kökenli olufllar›na, savafl›mlar›n› bir sömürge bölgesiyle s›n›rl› tutmad›klar›na ve di¤er sömürge bölgelerinden güç devflirdiklerine de dikkat çekmek isterim. ‹flte bunlar da isyanlar›n melezlenmesi, Latin Amerikal›laflmas›d›r. 1822’ye gelindi¤inde Meksika ve Kaliforniya’ya kadar tüm ‹spanyol Amerikas› ba¤›ms›zl›¤›n› kazanm›fl durumdad›r. ABD, ba¤›ms›zl›k savafllar›n›n taraf›ndad›r. Aralar›nda eski Portekiz kolonisi Brezilya’n›n da bulundu¤u yeni Latin Amerika devletlerini tan›r. Ayn› dönemde Rusya, Prusya ve Avusturya, kendilerini Frans›z ‹htilali’ne karfl› korumak amac›yla, Kutsal ‹ttifak denilen bir birlik kurarlar. ‹ttifak, Latin Amerika’da ‹spanya’n›n taraf›ndad›r do¤al olarak ve eski sömürgelerin ‹spanya’ya geri verilmesine iliflkin niyetini aç›klar. ABD Baflkan› Monroe, 1823’te, ileride Monroe Doktrini
BOYUNDURUK VE YILDIZ Do¤du¤umda flöyle demifl Günefl anam “Çiçe¤i, meyvesi rahmimin, gönlü bol Titan, Evrenin o¤lu, can›m, aynam benim; önce bal›kt›n Sonra kufl oldun, sonra at, sonra insan. ‹çim yanarak koyuyorum önüne flu iki iflareti ‹yi bak! Seç birini! ‹lki boyunduruktur Uysal, yumuflak bir öküz yapar tafl›yan› Böylesi ufla¤›d›r zenginin, boldur yulaf› Ve s›cakt›r alt›ndaki saman. Ötekiyse, can›m›n içi, gizim benim, Ötekiyse bir y›ld›zd›r, parlar ve öldürür. Saçar ayd›nl›¤›n›, kaç›r›r suçlular› Onu tutan, savuran ve Bu k›y›mlarla dolu dünyada ›fl›k saçan el, yaln›zd›r. Öküze özenen tembel, uyufluk insan Yozlafl›r, öküzleflir, yitirir erdemini Yeniden koyulur t›rmanmaya evrim merdivenini! Aln›nda y›ld›z› korkusuzca tafl›yansa Yaratan ve büyüyen olacakt›r! Ve kiflio¤lu dünyan›n ‹çtikçe bafl döndüren içkisini Sundukça a¤›rbafll› ve hoflnut Kanl› yüre¤ini insanlar›n sofras›na Savurdukça rüzgârlara ulu sözlerini Yank›s›z sesiyle; Ayd›nl›k içinde, flenlik içinde olur. Kuflan›r y›ld›z›n yalazlar›n›. — Anac›¤›m: bana boyunduru¤u ver önce Ki koyup ayaklar›m›n alt›na yükseleyim Aln›mdaki bin bir yalazl› ve öldüren y›ld›z daha çok parlas›n diye. (Türkçesi: Aysel Özak›n)
Latin Amerika’n›n boyunduru¤u ve Che’nin aln›nda parlayan y›ld›z› yok mudur bu fliirde?
Latin Amerika, ‹spanyol ve Portekiz soylular›n›n oluflturdu¤u köleci-feodal sömürge yönetimlerini devirirken, kendi içinden do¤urdu¤u yeni iflbirlikçi oligarklara karfl› Tupac Amaru’lar›n ve Frans›z ‹htilali’nin bilincini de biriktirmifltir. Küba, özellikle 1830’lar boyunca fleker kam›fl› çiftliklerinde çal›flan kölelerin kendili¤inden ayaklanmalar›na sahne olur. Küba’n›n ve Latin Amerika’n›n bilinci Jose Marti’nin fliirlerinde billurlafl›r.
Latin Amerika edebiyat› ve özellikle fliirindeki geliflmeyle tarihi aras›ndaki ba¤› kurmak için Ülkü Tamer’in Latin Amerika fliiri üzerine incelemesinden uzunca bir al›nt› yapmak gerekiyor: “1830’larda Avrupa romantizminin etkileri görülmeye baflland›. Dört y›l Fransa’da kalan Arjantinli Esteban Ecceverria, ülkesine döndükten sonra yeni bir ak›m›n, romantizmin öncüsü oldu. ‹nsanla do¤a aras›ndaki iliflkiyi arayan, esine dayanan bir ak›md› bu; ama gerçekleri anlat›yordu. Kolombiyal› Gregorio Gutierrez Gonzalez ile Brezilyal› Gonçalves Diaz, bu ak›m›n baflar›l› örneklerini verdiler. Bu arada, ayn› ak›ma ba¤l› olarak bir ‘gauchesco’ fliiri do¤du. ‘Gaucho’lar› (Latin Amerika’da pampa ad› verilen çay›rlarda yaflayan, atl› göçebe hayat› süren;
KASIM 2005 | TAVIR | 27
inceleme
flark›lar›, kavgalar›, avc›l›klar› ve s›¤›r çobanl›¤› ile ünlü topluluk) konu edinen fliirler yaz›ld›. Bu fliirlerin yarat›c›lar›n›n hiç biri ‘gaucho’ de¤ildi, hepsi flehirlerde yafl›yordu. Ama fliirlerinde ‘gaucho’lar›n dillerini kulland›lar. Uruguayl› Baitolome Hidalgo’nun öncülü¤ünü etti¤i bu türün en büyük yap›t›, Arjantinli Jose Fernandez’in ‘Martin Fierro’su oldu.” Jose Marti, 28 Ocak 1853’te, Havana’da, ‹spanyol bir topçu çavuflu baba ve Kanarya Adalar›’ndan bir annenin çocu¤u olarak do¤ar. Marti ö¤renciyken, Kübal› büyük toprak sahipleri öncülü¤ünde 1868’de ‹spanya’ya karfl› 10 y›l savafllar› bafllar. 16 yafl›nda, 1869’da, ilk fliiri “Abdala” yay›nlan›r. fiiiri bir ülkenin (‹spanya’n›n) ölümünden bahsetmektedir. Marti ve fliirin yay›nlanmas›na yard›mc› olan arkadafl› tutuklan›r ve 4 ay için ‹spanya’ya sürgün edilir. Dönüflünün hemen ertesinde, arkadafl›n›n evinde arama yapan polis, Marti’nin s›n›f arkadafllar›na dönük kaleme ald›¤› ‹spanya ordusunda askerlik yapmay› vatana ihanet sayan bildirilerini bulur ve Marti’yle arkadafl› yine tutuklan›r. Marti, mahkemede “ba¤›ms›zl›¤›n Küba’n›n hakk› oldu¤u”nu savunur. Arkadafl› 6 ay ceza al›rken, Marti 6 y›l a¤›r çal›flmayla geçecek hapse mahkûm edilir. Annesinin çabalar›yla hapis sürgüne dönüfltürülür ve 1871’de yeniden ‹spanya’ya sürülür. ‹spanya’da “Küba’da Siyasi Hapishaneler” bafll›kl› broflürü yay›nlar. Madrid Üniversitesi’nde hukuk, Saragosa Üniversitesi’nde felsefe ve edebiyat e¤itimi görür. K›sa bir süre Fransa’da kal›r. ‹lk oyunu olan “Aflk› Aflk Onar›r”› yazar. Oyun oynan›r ve yaz›n yaflam›nda bir dönemeç olan baflar›s›n› kazan›r.
göçmenin yaflam› boyunca hayran kald›¤› k›z›yla evlenir. KANATLI KUPA (parça) … Ey aflk, ey uçsuz bucaks›z, kusursuz sanatç›! Demirci raylar, tekerler ç›kar›r demirden; Kakmac› ifller gümüflü, alt›n› Bir çiçek ç›kar›r, bir kad›n, kartal yahut melek; Sen bir bafl›na, yaln›z sen bilirsin Bir tek öpüflte toplamay› kâinat›! ( Türkçesi: Erdal Alova)
Köleli¤e fliddetle karfl› ç›kan, özgürlük ve eflitlik ideallerini öne ç›karan yaz›lar yay›mlar. Guatemala yönetimi taraf›ndan ülkeyi terk etmesi istenmektedir. Bu dönemde pek çok Latin Amerika ülkesine gider. Bizim darbeciler darbe yapmadan önce ABD’yi ziyaret ederler ya, sanki Latin Amerika devrimcilerinde de savafl›ma girmeden önce Latin Amerika halklar›n› dolaflmak bir gelenektir. Herkes kendine göre bir yerlerden feyz al›yor demek ki… Che’yi an›msay›n: Arjantinli’dir, Latin Amerika’y› dolafl›r, devrimci olur, Küba devrimini yapar ve Bolivya’da çarp›flarak ölür. 10 y›l savafllar› sonunda, 1878’de, büyük toprak sahipleri (savaflta ülkenin yar›s›n› ele geçirseler de) ‹spanya ile ba¤›ms›zl›k elde etmeden anlafl›rlar. 25 yafl›ndaki Marti, bar›fl anlaflmas›n›n getirdi¤i afla, kar›s›yla birlikte ülkesine döner.
Serbest kal›nca, 1875’te Meksika’ya gider ve bir gazetede köfle yazarl›¤›na bafllar. Ayn› gazetede zaman zaman fliirleri de yay›nlanmaktad›r. Bunlardan birinin bafll›¤› “Haflhafl”t›r ve Araplarla harem ve haflhafl (afyon) aras›nda ba¤lant› kuran, haflhafl›n kendi üzerindeki etkisine hoflnutlukla bakan bir fliirdir.
Bir hukukçu olarak çal›flma baflvurusu reddedilir. Özel okulda ö¤retmenlik yapar. Zenci-beyaz kar›fl›m› Antonio Maceo ve Dominikli zenci sürgün (iflte bir gezgin daha!) Maximo Gomez gibi liderler bar›fl anlaflmas›n› reddetmifller, savafl› gerilla savafl› olarak sürdürmektedirler. Marti’nin bu iki liderle iliflkisi ölünceye kadar sürecektir. Di¤er yandan ülkede kölelik hala yürürlüktedir. 1879’da, sürgün liderlerden birinin öncülü¤ünde New York’ta Küba Devrimci Komitesi örgütlenir ve sömürge yönetimine karfl› bir manifesto yay›mlar. Manifesto, Küba halk›nda olumlu yank› bulur. Bar›fl› reddeden devrimci liderlerin gerilla savafl› “Küçük Savafl” ad›yla bilinen savafla dönüflür.
Bana, Marti’nin kaleminden ç›kt›¤› düflünülürse, ilginç gelen bu fliir yay›mland›¤›nda 22 yafl›ndad›r. Julian ismi ve annesinin k›zl›k soyad›yla Küba’ya geçer. Ama çal›flamaz. Bir ay sonra Meksika’ya döner. Oradan da Guatemala’ya geçer, edebiyat ve felsefe ö¤retmenli¤i yapar. 1877 Aral›k ay›nda, zengin bir Kübal›
AKADEM‹K Gel flöyle at›m, dizgin vuray›m sana: çünkü istemezler ‹çgüdüsüne uyup hayat›n Bütün do¤all›¤›nla savafl alan›na do¤ru dörtnala kalkman›. Koflu pistinin a¤›r aksak ad›m›yla yürüyüp,
28 | TAVIR | KASIM 2005
Boyun e¤erek o kibirli s›rt›n› eyere sunman Ve k›rbac›n dilinden anlaman gerekiyor. Gel flöyle at›m: yüre¤in gerçek dedi¤ine yalan der onlar. ‹stemezler topra¤›n yumuflak örtüsünü y›rt›p Damlalar›nda gökkufla¤›n›n renkleriyle dökülen Duru bir kayna¤›n coflkun ak›fl› gibi. Türküler 盤›ral›m içimizden kopan o yak›c› dizelerle. Üniformal› bilgiçlerin aldat›c›, küçük kal›plarla Çizdikleri modelleri isterler bizden. Gel flöyle at›m, kopar dizginlerini. K›rlar›n, çiçeklerin kokusunu tafl›yan k›v›lc›ml› nallar›nla Kuru ve iyiliksever bir kütü¤ün üstüne f›rlat Bilgiçlerin süslü gömle¤ini. -Ifl›lt›s› kararm›fl yunan mücevherleriyle Çürümüfl yapraklardan, roma güllerinden ifllenmifltir oBakars›n canlan›r günefli görünce yeniden. Ve yeryüzüne gün ›fl›¤›yla aç›lan flafakta Yeni dünyaya do¤ru yi¤itçe kalk dört NALA. (Türkçesi: Nedim Gürsel)
Küçük Savafl ya da Çikita Savafl› olarak adland›r›lan savafl, 1880 Eylül’üne kadar sürer. Savafl kaybedilir ama Küba’da belli bir dönem sonra köleli¤in kald›r›lmas›n› içeren yasa elde edilir. (Kölelik 1886’da yasaklan›r). Marti, aç›kça desteklemedi¤i bilinen bu savafl›n sonunda birçok devrimci liderle birlikte sürgün edilince New York’a gider. “Hâlâ k›rm›z› kal›r ac› yaran›n dudaklar›” (“fiair” bafll›kl› fliirinden). Evi Kübal› ba¤›ms›zl›k savaflç›lar› ve devrimcilerin buluflma merkezidir. Kübal› göçmenlere konuflmalar yapmaktad›r. Yaz›lar› Latin Amerika bas›n›nda yay›nlanmaktad›r. Latin Amerika’n›n en önemli yazarlar› aras›na girer ve giderek Küba ba¤›ms›zl›k mücadelesinin gayri resmi lideri olmaya yaklafl›r. Ba¤›ms›zl›k hareketi içindeki siyahlara yöneltilen ›rkç› düflüncelere karfl› mücadele eder: “Her beyaz›n bir yan› siyaht›r ve bir Kübal› bir beyazdan daha fazlas›d›r” der. Marti’nin sorular› ›rkç›larla tart›flmalar içinde sosyal eflitsizlik konular›na yönelir. Sosyalist de¤ildir ancak, Küba devrimi ve ba¤›ms›zl›¤›nda yoksul y›¤›nlara dayan›labilece¤ini, sosyal eflitli¤i savunmaktad›r. Bu dönemde yazd›klar›n› bilemiyoruz. Ama neler yazm›fl olabilece¤ini ve neden pek çok
inceleme
Latin Amerika oligark› taraf›ndan istenmeyen adam ilan edildi¤ini, fliirleri yeterince anlatmaktad›r bize. “Alt›n Ça¤” (The Golden Age) ad›nda bir çocuk kitab› yazar. Öykü, ‹spanya sömürgesi Küba’y› çocuk diliyle anlatmaktad›r. Günümüzde Küba, Latin Amerika ve hatta ABD’de en çok okunan çocuk kitaplar› aras›ndad›r. 1882’de ilk fliir kitab›n› yay›mlar. “‹smaellilo” adl› küçük bir kitapt›r bu ama Latin Amerikan fliirinde modernizm ak›m›n›n bafllang›c› kabul edilir. Halk edebiyat›ndan beslenen, duygulan›mlar›n› yal›n ve derin, sözcüklere hareket yetene¤i vererek aktaran bir fliirdir bu. Ezgiye önem verir, dizeler uyakl›d›r. Ayr›l›klar ve ac›lar, devrimcilere toplumsal tarihi bireysel tarih alan› olarak alg›lay›p, birey olarak müdahale etmeye kalkmalar›na karfl›l›k ödetilen bedeldir. Toplumsal olandan bireysel paylar›na düflendir. Ülkesi sevgilisi ve çocu¤u, sevgilisi ve çocu¤u ülkesidir. Jose Marti gelene¤inin flairlerinden Kübal› Miguel Barnet “Memorandum” fliirinde flöyle der: “Aflk fliiri yazar›m / Ve bir anda / Politik olur // Politik bir fliir yazar›m / Bir anda / Aflk fliiri olur // Sonra anlar›m ki / fiiir de¤il as›l sevdi¤im / Ama tarih / ve sensin.” Kar›s› New York’ta yaflamak istemez. Küba’da çocuklar›n› ‹spanyol okullar›nda yetifltirmeyi tercih eder. Marti’nin düflüncelerini benimsemez ama kocas›n› savunmaktan da geri kalmaz. Marti de Latin Amerika halklar›na, çocuklar›n› ABD’ye göndermemelerini ve kendi halklar› içinde e¤itmelerini ö¤ütlemektedir. DÜfiLER GÖRÜYORUM UYANIK Düfller görüyorum uyan›k Gündüz ve gece Düfller görüyorum gözlerim aç›k Vahfli deniz k›y›lar›n›n Köpüklü dalgalar›n›n üstünde Ve üstünde yuvarlak çöl çak›llar›n›n S›ska boynuna bindirmifl Kalbimin hükümdar›n› Bir erkek aslan Oyuncu bir çocuk görüyorum hep Beni ça¤›r›p duran…
Ülkü Tamer’den devam edelim: “Yine Kübal› bir baflka flair (Julian Del Casal), Meksikal› Gutierrez Najera, Kolombiyal› Jose Asuncion Silva, Nikaragual› Ruben Dario, bu
ak›m›n öncülü¤ünü ettiler. Dario’nun d›fl›nda öteki flairler, 1896’dan önce öldüler. Ruben Dario, ‘modernismo’m›n birinci ve ikinci dönemleri aras›nda bir ba¤ oldu… Modernismo’nun en büyük yarar›, Latin Amerika insan›na, kendi yarat›c›l›¤› konusunda büyük güven sa¤lamas› oldu. Etkisini Latin Amerika ülkelerinin hepsinde gösterdi; giderek ispanyol fliirini bile etkiledi.” 1891 y›l›nda ikinci fliir kitab›n› yay›nlar: ‹çten Dizeler ya da Basit Kofluklar diye çevrilebilir ad›, “Simple Verses”. En ünlü fliiri “Ak Bir Gül Dikiyorum” bu kitab›ndad›r. “Guantanamera” flark›s›nda baflka bir ünlü fliiriyle birlikte kullan›lm›flt›r. Marti’nin fliirini ve Marti sonras› ondan etkilenen Latin Amerika fliirini, O’nun bu kitapta yer alan flu iki dizesi anlatmaya yeterlidir: “fiiirlerim aç›k yeflildir / ve k›z›l par›ldar” (Türkçesi: Evin Okçuo¤lu) ‹K‹ YURT (parça) … Ve bofl sözler s›k›nt› verir bize. Evren Konuflmas›n› daha iyi bilir insanlardan. Kavgaya ça¤›ran Bir bayrak gibi, mumun k›z›l alevi ›fl›ld›yor. Havas›zl›ktan bo¤ulup Aç›yorum pencereleri. Gökyüzünü kar›flt›ran Bir bulut örne¤i, sessizce geçiyor dul Küba Kopararak karanfilin yapraklar›n›. (Türkçesi: Nedim Gürsel)
1880’lerde yazd›¤› fliirlerden oluflan, sa¤l›¤›nda yay›nlanmam›fl fliir kitab› “Özgür Dizeler” ise ancak 1913’te yay›nlanacakt›r. 1890 y›l›na geldi¤inde Marti’nin düflünceleri olgunlaflm›flt›r.1889’daki Pan-Amerikan kongresine yaz›lar›yla kat›l›r. 1891’de “Bizim Amerikam›z” adl› kitab›n› ç›kar›r. Birleflik Latin Amerika üzerine düflüncelerini aç›klar. Küba’ya “Meksika Körfezi’nin anahtar›” demektedir. E¤er ‹spanyollar çekilirse tek bafl›na bir Küba’n›n baflka bir Avrupal› sömürgenin de¤il k›sa zamanda ABD’nin eline düflece¤ini düflünmektedir. Latin Amerika ekonomisinin birli¤inin politik birlikten geçti¤ini savunmaktad›r. 1892’de Küba Devrimci Partisi’nin temsilcisidir. Parti 1893’te tütün iflçilerinin ayaklanma-
s›n› örgütler ancak k›sa zamanda bast›r›l›r.1893 ve 1894’de partinin liderleri Maceo, Gomez ve Marti (ilk ikisi askeri lider konumundad›r ve Maceo, askeri yetenekleri, sat›n al›namaz kiflili¤i ve kurulacak bir hükümette görev almay› reddeden mütevaz› yaflam›yla Küba’da çok sevilen bir liderdir) ayaklanma haz›rl›klar›n› yaparlar. Marti, 1895’te ayaklanman›n manifestosu niteli¤indeki Montecristi manifestosunu kaleme al›r. Manifesto, hiçbir d›fl gücün kontrolünde olmayan, siyahlarla beyazlar›n eflitli¤ini sa¤layan, ticaretle özgürlü¤ü dengelemifl, yeni bir ekonomik yaflama kavuflmufl özgür bir Küba önermektedir. 30 Mart’ta Maceo, 11 Nisan’da Gomez ve Marti Küba’ya ç›karlar. 5 May›s’ta ayaklanma stratejisini kararlaflt›rd›klar› bir toplant› yaparlar. Üç y›l sonra savafla ABD kat›l›r. ‹spanya yenilir, Küba’ya ABD hâkim olur. Ve Marti’nin dedi¤i gibi Küba 1959’daki devrime kadar ABD’ye ve iflbirlikçilerine karfl› mücadele eder. 1959’da Marti’nin düflleri ve fliirleri Havana sokaklar›na egemen olur. Ayn› yal›nl›kta ölmek isterim K›rda bir çiçek gibi, sakin, gösteriflsiz Mum yerine y›ld›zlar parlas›n üstümde Yeryüzü uzans›n alt›mda sessiz. Ben ayd›nl›k ve özgürlük delisiyim Vars›n hainleri gizlesinler so¤uk bir tafl alt›nda Dürüstçe yaflad›m ben, karfl›l›¤›nda Yüzüm do¤an günefle dönük ölece¤im. (Türkçesi: Ataol Behramo¤lu)
Böyle der Marti 1894’te yazd›¤› ünlü fliirinde ve 19 May›s 1895’de daha ba¤›ms›zl›k savafl›n›n en bafl›nda girdi¤i çat›flmada böyle ölür… Böyle ölünebilecek bir yaflam anlay›fl›n› devrimcilere miras b›rakarak… I
KASIM 2005 | TAVIR | 29
inceleme
devrimci tiyatro ve politik olan sanat kavram› ahmet yapar
Sözlük anlam›; Devrimci dramaturgi uygulayan tiyatro eylemi. 1920–1930 y›llar›nda Almanya’da ve Sovyetler Birli¤i’nde etkinlik kazanan iflçi tiyatrolar› ile uyarma ve propaganda tiyatrolar›, dar anlamda, Devrimci Tiyatro ile efl anlaml› kullan›lan tiyatro biçimleri olmufltur. Sovyetler Birli¤i’ndeki “proletkü” hareketiyse, proletküit tiyatrolar›n›n, proleter devrimci iflçi tiyatro hareketinin yayg›nl›k kazanmas›na yol açm›flt›r. Bu dönemde, Sovyetler Birli¤i’nde toplumsal - siyasal devrime koflut “Tiyatro Devrimi” çok önemli bir tiyatro hareketi olarak yer alm›fl, tiyatroyu devrimsel dönüflümlere u¤ratma yönünde yenilikçi tiyatro uygulamalar›na sahne olmufltur. Almanya’da PISCATOR’un poli-
tika tiyatrosu da Devrimci Tiyatro kapsam› içinde görülmektedir. ‹lerici, d›flavurumcu hareketle birlikte politika tiyatrosunun BRECHT’in epik tiyatrosu üstünde genifl etkisi olmufltur. Bu anlamda, Brecht’in Aristotelesçi ve Marksist diyalektik üzerine kurulu tiyatronun kuramsal ve dünya görüflsel olarak tam karfl›t›nda yer alan ve devrimci toplumsal düzen de¤iflikli¤i isteyen epik tiyatrosu da Devrimci Tiyatro kapsam›na girdi¤i kadar bafll› bafl›na bir tiyatro devrimidir. 1930’lu y›llarda ABD’de iflçi s›n›f› hareketine ba¤l› “The League Of Workers Theatres” Amerika’da Devrimci Tiyatro hareketinin en yetkin örne¤i olmufltur. Çin Halk Cumhuriyeti’nde ise özellikle Kültür Devrimi s›ras›nda mamutsal gücün ve komünlü¤ün anlat›m› olarak yer alan devrimci model tiyatro yap›lar›, köktenci uyarma ve propaganda oyunlar› olmufltur. 1970’lerde goflist ö¤renci hareketine ba¤l› olarak Amerika, Almanya, Latin Amerika ve Fransa’da sokak tiyatrosu ve gerilla tiyatrosu etkinlikleri de bir çeflit Devrimci Tiyatro etkinlikleri olarak görülebilir. Devrimci Tiyatro, 20. yüzy›l›n bafllar›nda uluslararas› iflçi hareketine ve sosyalist devrimci harekete ba¤l› olarak yayg›nl›k kazand›ktan sonra, iflçi hareketi prati¤ine ba¤l› olarak ortadan kalkm›flt›r.
Marksist Tiyatro Karl Marx’tan etkilenen ve teorilerini ifade eden drama türü. Marksist yönde yap›lan tiyatro çal›flmas›nda s›n›f›n, maddi koflullar› ve onlarla güç birli¤i yaparak halk kavram›n›n bilinci içerisinde s›n›fsal iliflkilerle ilgilenmektir bir bak›ma Marksist tiyatro. Asl›nda tiyatronun yap›sal iflleyifli; sosyalizmin tarihi, diyalektik ve özel tecrübe yerine komün halinde tecrübeyi sosyalizmin tarihi içerisinde ve yap›s›nda vurgulayan, iflleyen bir yap›dayd›. Yeme, içme, sat›n alma, satma ve çal›flma ifllemlerine önem verildi ve ekonomik ihtiyaç uyguland›. Uygulanmas›, kaba, fiziksel ve sosyal gücün pozisyonlar›n› alt üst eden tutumlar›yla popüler komedide görüldü. Bu tür oyunlar›n bitimi yine de Marksist dogman›n karfl›tlar›, karfl›tl›klar› kendileri çözmeye davet edilebilirdi. Bu noktada ucu aç›kl›k olgusu önem kazanmaktad›r. Oyunun bafllang›c› tiyatroya, geliflimi oyunculara, sonucu ise seyirciye ait olurdu. Dünyadaki politik ayr›l›¤a bulunacak çözüm sanatsal birlikte daha önemlidir. Mesela Brecht, SEZUAN’›n “‹Y‹ ‹NSAN” oyununda sorunu çözmez. Yerine Tanr›lar, yok olur ve kahraman seyirciye sorar:
—Ne yapmal›y›m? Marksist Tiyatro 20. yüzy›l olay›d›r. K›smi olarak Weimar Cumhuriye-
30 | TAVIR | KASIM 2005
inceleme ti’nde faflizmin yükselifline direnmek amac›yla 1. Dünya Savafl›’ndan sonra ortaya ç›km›flt›r. Erwin PISCATOR ve Bertolt BRECHT zaman›n iki önder kiflisidir. Öyle ki bu etkileflim devam etmektedir. Çünkü oyun esnas›nda gereken düflünme yetisini seyirciye b›rakm›fllard›r. Oyunun sonunda seyircinin düflüncesi oyunu çözümler. K›saca, “Marksist Tiyatro sorgulama süreciyle ortaya ç›km›flt›r.” diyebiliriz.
Diyalektik Oyun: Biçimsel hitabe özgü tart›flma, bilimi oluflturan karfl›t prensiplerin (Kant, 1724–1804) veya do¤a ve tarihin (Hegel, 1770–1831) ve Marx’›n (1818–1883) teorisidir. Her ikisi de dünyan›n tezden anti teze ve yeni bir trad›n ilk ad›m›n› oluflturan ilerici bir teoriyi gelifltirdiler. Fakat Marx, geçmifl olaylar›n feodalizmden ticaretçi kapitalist evreye, sonra da kaç›n›lmaz olarak sosyalizm sentezine bir diyalekti¤e veya ekonomik determinizme (gerekircilik) çevirdi. Bu tür prensibe ba¤l› kalan oyun yazarlar› ve elefltirmenler bunu dramaya üç flekilde aktard›lar;
a. Bir oyun yap›s› triadik olabilir. b. Çeflitli kiflilik ve sosyal geliflimi temsil eden karakterler aras›nda triadik iliflki kal›plar› olabilir.
c. Baflkahramanlar›n bilinci diyalektik evrelerde geliflme gösterebilir ve kiflisel sahnelerde davran›fl- tepki diyalektik karfl›tl›klar› olabilir. Brecht (1898–1956) Marksist teoriyi ve dramatik yap›y› birlefltirmeye çal›flt›. Örne¤in, “CESARET ANA” oyununda çeflitli tiplerde diyalektik karfl›tl›klar vard›r. Bunlar›n en ünlüsü SAHNE 11’de KATTR‹N’in köylülerle karfl›tl›¤›d›r. Ordu lanetli flehre yaklafl›rken, Kattrin bir davula vurur. Köylüler yakar›rlar, bu arada küçük kapitalist Cesaret Ana, iflin içinde yoktur. Feodal pasifik (tez) Cesaret Ana’n›n ailesinin hayatta kalmas›yla (antitez) aktif ilgisi ve tüm toplulu¤a hizmet eden (sentez) Kattrin’in davran›fl›yla karfl›laflt›r›lm›flt›r. Tabii ki insan tepkisinin üç karakteristik biçimini; feodalizm/ kapitalizm/ sosyalizm kavramlar›n› eflit saymak tehlikelidir. Baz› elefltirmenlere göre Brecht bunu saptamakta zorlanm›flt›r ve dramatik, somut, klasik, teorik kal›plardan farkl› bir olgu yaratm›flt›r. Hatta bir izleyici böyle bir kal›ba tepki göstermekte direnmez. Oyunun ucu aç›kl›¤›n› kavrayamaz ve sonucunu kestiremedi¤i için oyun finalsiz biter. Fakat Brecht’in oyunlar› nesnel olarak kabul edilir ve teorisinin, prati¤inin bir incelemesi Marksizm ve biçim aras›ndaki iliflkiyi ayd›nlat›r. Diyalektik biçim, çeflitli anlamlarda kullan›lan bir terimdir.
a. Bir triadik biçim. b. Seyirciyi oyun taraf›ndan sorulan sorulara cevap vermeye davet
de¤iflim olarak al›n›r. Diyalektik oyunda, çat›flman›n çözümüyle birlikte çatman›n temelinde yatan çeliflmelerin çeliflmelerin çözümü gelmeyebilir. Bu anlamda, epik oyun, diyalektik oyun kavram› içine girer. Ancak, diyalektik oyunda, aç›k biçim özellikleri kadar kapal› biçim özellikleri de yer alabilir. Diyalektik oyunda önemli olan gerçekçi biçim ya da epik biçim de¤il gerçekçili¤in diyalektik yans›lamas›, dramatik modelinin oluflturulmas›d›r.
politik olan sanat Tiyatronun yaflad›¤›m›z döneme ait bir tak›m olanaklar› vard›r. ‹nsanlar›n yaflamsal zorunluluklar› oldu¤u gibi tiyatro sanat›n›n da belli zorunluluklar› vard›r. Ve iktidar süreci, dönemin toplumsal yap›s› ve s›n›fsal ayr›mc›l›¤› oldu¤u sürece tiyatro bu ayr›mc›l›ktan yararlan›r ve güncelden, insandan, sistemden, düzenden beslenir. Tiyatronun gerçek amac›, insanlara tiyatro yoluyla yaflad›klar› sistem hakk›nda baz› ipuçlar› vererek, onlar› sorgulamaya ve düflünmeye yönlendirmek, izleyicinin bak›fl aç›s›n› de¤ifltirmesini sa¤lamakt›r. Asl›nda dünyan›n o sürüp giden ak›fl›nda hep gördü¤ü ama bir türlü fark edemedi¤ini bir kez daha ayn› beyine, düflünceye farkl› gözle göstermek ve denemedi¤i ya da al›flt›¤›, belki de görmesini umdu¤unu ona hat›rlatmak olmal›d›r. Bunu yapmak düflündürmekten baflka bir fley de¤ildir zaten.
eden dramatik biçim.
c. Biçimsel hitabi tart›flma. Diyalekti¤in kullan›m› diyalekte olan üstünlük duyumunun evriminden dolay› ilginç, farkl› ve kar›fl›kt›r. Diyalektik oyunun en belirgin özelli¤i, gerçekçili¤in yeniden yans›lanmas› do¤rultusunda eylemin tarihsel bir süreç olarak al›nmas›d›r. Burada, eylemin iç eylem olarak al›nmas›n›n sonunda, d›fl eylem örgüsünün gerisinde yatan süreç ortaya ç›kar›l›r. Eylem, düz bir geliflim olarak de¤il, iç çeliflmelerle geliflen bir
Yaflad›¤› ve ba¤l› kald›¤› mecburi sistem üzerinde var olma savafl› veren tiyatro kendini istemese bile o düzene kapt›rm›fl olarak bulur bir vakit sonra. ‹nsanl›¤›n yaratt›¤› var olufl kavram› içerisine sistem ad›na kendinden bir parça koyar ve yok oluflunu izler var oluflun... Bu süreç yüzy›llardan beri bu çark›n düzenine oturtulmufltur. Sanat›, geliflen dünyadan (yenidünya düzeninden!) siyasetten ayr› tutmak yanl›fl olur. Bu durumu sadece geliflen bir esteti¤e ba¤lamak ise
KASIM 2005 | TAVIR | 31
inceleme
rik kadar biçim de önemlidir. Ça¤›m›zda emperyalizm taraf›ndan a¤›r bir bombard›man alt›nda tutulan emekçi halk bu sistem içerisinde yaflamaya mahkûm edilmifl, çeliflkilerin perdelenmesi için kendi öz kültürleri unutturulmak istenmifltir. S›n›fsal çeliflkilerin üstünü örtmek ve bilinçlerini dumura u¤ratmak için toplumda yozlaflma, ahlaks›zl›k, alabildi¤ine gelifltirilmifltir. Bu durumda sanatç›ya ve tiyatroya düflen görev toplumun yozlaflmas›na neden olan olaylar› ele al›p, estetiklefltirip halka sunmakt›r. Örne¤in, Bakan Atilla KOÇ’u tiyatro sanatç›s› ya da Devlet Tiyatrolar› Genel Müdürü yapmak gibi... Bu yozlaflma estetiklefltirilip halka sunulabilir. Bakan KOÇ, bu de¤iflim içerisinde bir HAMLET veya HARPAGON rolündedir belki de... Emekçi halk dünü ve bugünüyle kendi öz kültürüne, ulusal ve evrensel de¤erlerine yabanc›laflt›r›lmaya çal›fl›lm›flt›r. ‹flte bu noktada politik olan Devrimci Tiyatro’nun anlat›m ve oyun tekni¤i sonuna kadar yal›n ve sade olmal›d›r. sistemin olanaklar›na boyun e¤mekten baflka bir fley de¤ildir. Siyaseti, geliflen gündemi, toplumsal olaylar›, toplumsal sorunlar› ve sosyalli¤e; estetik olarak sanatla birlefltirmek ve bunu halka sunmak, yaflad›¤› dönemin durumunu anlat›r. Sanat, siyasetle harmanlan›p ve ham maddesini yaflad›¤› dönemden almas›yla estetik yap›ya ulafl›r. Sorun; halk›n, kültürel geliflimi ve e¤itim aç›s›ndan, devrimci mücadele aç›s›ndan nerede durdu¤udur. Tiyatro, di¤er sanat dallar› gibi, halk›n kültürel e¤itimi aç›s›ndan bir araçt›r ve bugün biz ne yaz›k ki bu arac› yeterince kullanam›yoruz ya da gerçek olan kulland›rmad›klar› ve biz seyircilerin de umurunda olmad›¤›d›r. Bu durumu kendi ülke gündemimizle aç›klayal›m... Geçti¤imiz haftalarda bilindi¤i gibi DEVLET T‹YATROLARI’nda büyük çalkant›lar oldu. Genel müdür Lemi B‹LG‹N, Kültür ve Turizm Bakan› Atilla KOÇ’un emirlerini yerine getirmedi¤i gerekçesiyle görevinden al›nd›. Bunun üzerine Devlet Tiyatrolar› Bölge Müdürleri birer birer istifalar›n› verdi. Bakan hiç oral› olmad› ve vekâleten Genel Müdürlü¤e Dramaturg Mine ACAR’› atad›. Bakan sayesinde Mine ACAR sevilmeyen kifli oldu ve suçlamalardan nasibini ald›. Öyle ki, bak›n hiçbir fley olmam›fl gibi, büyük bir piflkinlikle olay› örtbas etmeye çal›flt›. Bu durumu flöyle özetleyelim; tiyatroya yaln›zca e¤lendirici bir sanat olarak bakmak ve halk› onun gerçeklerinden uzaklaflt›rmak, halk› uzak biçimsel aray›fllara yöneltmek, halk› burjuvazinin ç›karlar›yla buluflturacakt›r. Halk tepkisizlefltirilecek ve sad›k bir canl› gibi yaflanan olaylara, verilen emirlere itaat etmeye zorlanacakt›r ki öyle bir durum söz konusudur. Elbette tiyatroda e¤lendirici bir yön vard›r, olacakt›r da ama bu durum toplumsal dönüflüme, devinime hizmet eden saflara çekilmelidir. Bu bilinci kazanmak da öncelikle tiyatro sanatç›lar›n›n bu noktadan hareket etmesiyle oluflabilir. Sistemin, düzenin tiyatrosu bu bilinci kazanmal› ve izleyicisine (halk›na, toplumuna) bu bilinci yapt›klar›yla, sergiledikleri oyunlara, yaflam tarzlar›yla vermelidir. Politik olan sanat kavram›nda ve Devrimci Tiyatro’da belirleyici etken budur. Görülüyor ki sanatç›lar›m›z›n bir k›sm› bu etkene sahip de¤iller ve bu etkenin oluflmamas›na etken oluyorlar. Devrimci Tiyatro’da oldu¤u kadar politik olan sanat kavram›nda da içe-
32 | TAVIR | KASIM 2005
Devrimci Tiyatro’da sahne olanaklar› diye bir fley yoktur; sokaklar, ifl yerleri, mahalle aralar›... Bu gibi yerler birer sahnedir. Mesele, tiyatro arac›l›¤›yla söylenecek sözleri söylemektir. E¤er böyle bir durum söz konusuysa, bu duruma yönelik bir faaliyet varsa sahneden kostüme her fley yarat›labilir. Bu durum asgari düzeyde estetik boyuta ulaflmakt›r. Politik olan kavram da burada bafllamaktad›r zaten. Var olan sisteme ve kurulu düzene karfl› muhalefet olmak, sorgulamak ve sorgulama süreci içerisinde sorgulatmakt›r önemli olan. I KAYNAKÇA Aziz ÇALIfiLAR, T‹YATRO KAVRAMLARI SÖZLÜ⁄Ü, Mitos Boyut Yay›nlar›, 1992 Y›lmaz ARIKAN, T‹YATRO E⁄‹T‹M‹, Ar›tafl yay›nlar›, 1997
röportaj
ahmet mümtaz taylan ve cuma boynukara ile
devlet tiyatrolar›ndaki geliflmeler üzerine tav›r
Devletin tiyatrosu olur mu? Tiyatronun devletin denetiminde olmas› siz tiyatrocular aç›s›ndan bir sak›nca do¤uruyor mu? Buna ba¤l› olarak devlet tiyatrolar›n›n özerk bir yap›ya kavuflturulmas›n›n gerekli olup olmad›¤› konusunda ne düflünüyorsunuz? Ahmet Mümtaz Taylan: Devletten ne anlad›¤›n›za da ba¤l›d›r. Benim devletten anlad›¤›m halk›na servis yapan bir organizmad›r devlet, baflka bir fley de¤ildir. Devletten anlad›¤›m bu olunca, devletin tiyatrosu da olmal›d›r, diye düflünüyorum, bir gün belki AKM’nin önünden S›raselviler’e kadar, Ankara’da Büyük Tiyatro’nun önünden TRT’nin önüne kadar, Diyarbak›r’da kültür saray›n›n önünden belediyeye kadar tiyatro kuyruklar› oluflursa, o gün belki devletin tiyatrosu olmayabilir. Ama devletin tiyatrosu bugün olmal›d›r, devam etmelidir, misyonu halen bitmemifltir, flehir tiyatrolar› için de ayn›s› geçerlidir, bunlar gelifltirilmelidir. Sa¤l›kta, e¤itimde ve kültür sanatta, devletin elinin tamam›yla çekilmesi demek, bu alanlar›n tamam›yla çölleflmesi anlam›na gelir. Bu halk vergi veriyor, vergisinin hesab›n› sormal›d›r, bu da özerklik sorunuzla ba¤lant›l›d›r. Devlet tiyatrolar› özerkleflmelidir, seyircisine daha iyi koflullarda, daha olgun, daha verimli ifller götürmelidir. Ama varl›¤› tart›fl›lmaz, devletin tiyatrosu olmal›d›r. Devletin tiyatrosu olmasa da bir gün tiyatro yap›lacak, aniden korsan gösteri gibi, Taksim Meydan›’nda, Galatasaray önünde Cumartesi Anneleri gibi tiyatrocular türer, yani bitmez o ifl. O ifl hep devam eder, nefes nefese bir ifltir, insandan insana, ne devlet, ne polis, ne asker ne baflka uhrevi nedenlerle kesintiye u¤rayabilecek iliflki de¤il, o kendi kendine böyle azg›n bir fleydir sanat. Ne-
rede ne zaman azaca¤› belli olmaz. Bence siyasetin bunu kabul etmesi ve giremeyece¤i alanlar› olmas› gerekti¤ini anlamas› gerekiyor. Bence sanat afl›r› derecede siyaset yapmamal›, siyasetin güdümünde olmamal›d›r, siyaset de bu sevdadan vazgeçmelidir. Dünyan›n her yan›nda yap›labilen bir fley, korkulacak bir fley yok. Elefltiriden bir fley olmaz. Elefltiriyi küfür olarak al›yorsan kafan baflka türlü çal›fl›yor demektir. Sanat küfretmek için bir araç de¤ildir. Sanat iletiflim için bir dildir, enstrümand›r, bu kadard›r, daha fazla abart›lacak bir fley yok. Bir sanat alan›n› yüceltmek için söylemiyorum, tiyatro tiyatrodur, siyaset siyasettir, “Ben sanatç›y›m çekilin.” falan de¤il. Siyasetçinin de bu havadan vazgeçmesi gerekir. Ben sana oy vermesem sen o koltukta oturamazs›n, o ceylan derisi koltuklara oturamazd›n, onun paras›n› da ben veriyorum, oyunu da ben veriyorum. Sen de benim tercihlerime, seçimlerime belli bir noktadan itibaren sayg› duymak zorundas›n. Bu k›sm› karfl›l›kl› anlamam›z gerekiyor. Cuma Bey, siz bir oyun yazar› olarak konuya nas›l bak›yorsunuz? Cuma Boynukara: Her fleyden önce özel tiyatrolara yönelik, devletin tiyatrosu, ya da ödenekli tiyatrolar olmad›¤› zaman, bu son zamanlarda, 15–20 y›ld›r, oyun yazarl›¤›nda, oyunlar›n daha özel tiyatrolara, daha az kadrolu yap›mlara yaz›lmas› söz konusu oldu, mecburiyete dönüfltü. O zaman siz kendi kendinizi k›s›tl›yorsunuz. Bir fley yaz›yorsunuz, 25 kiflilik bir kadrosu varsa ki devlet tiyatrolar›nda bile zor hayata geçer, s›k›nt› yarat›r, b›rak›n özel tiyatroyu falan. Özel tiyatro hiç olmuyor, bu rafta kal›yor, oyunlar sahnelenmek için yaz›l›r, bunlar okunmak için yaz›lm›yor. Devlet bir servis organ›ysa,
bir devlet tiyatrosu olmal›d›r. Ahmet Mümtaz Taylan: Ama e¤er babaysa, a¤abeyse falan olmaz yani, benim babam›n tiyatrosu olmaz. Cuma Boynukara: Her gelenin bir müdahalesi varsa, her yönetimin bir yo¤urt yiyifli varsa, bu haliyle oradaki sanatç› arkadafllar›m›z›, genel olarak hepimizi s›k›nt›ya sokar. Bu da sa¤l›kl› sonuçlar do¤urmuyor. Dahas› yap›lmak istenen insanlara, götürülmesi istenen oyunlar›n hiçbiri adam gibi yürümemeye bafll›yor. Bu anlamda daha bir süreli¤ine o kurumlara ihtiyaç vard›r, olmal›d›r. Ahmet Mümtaz Taylan: fiu devlet konusuna bir aç›kl›k getirelim, milli deniyor, ulusal deniyor medeni memleketlerde. Türkiye’de 1949 y›l›nda kuruldu, 5441 say›l› yasayla. Tiyatronun bafl›na devlet ibaresinin konmas›n›n nedeni, böyle bir yap› oluflturduk, ancak devletin inisiyatifiyle kurulabilecek ekonomik olarak, fiziki koflullar aç›s›ndan, ancak bizim yapabilece¤imiz, devlet eliyle yap›labilecek bir durumdayd›, bafl›na bir fley gelmesin diye, koruma güdüsüyle, devaml›l›¤› olsun diye Devlet Tiyatrolar› ismi kullan›lm›fl. Yoksa devletin babas›n›n tiyatrosu anlam›na gelmiyor, devlet tiyatrosu halk›n tiyatrosudur, halk›n tiyatrosu denmemifl, çünkü bunun bir yasas› var. Öyle her isteyen elini kolunu sokamaz, sokanlar sokuyorlar ama yanl›fl bir ifl yap›yorlar. Bu devletin tiyatrosudur, devlet ne derse o olur de¤ildir devlet tiyatrosu. Halktan toplanan vergilerle halka kültür götüren bir kurumdur, bir anlamda repertuar tiyatrosudur. Kültür bakan›n›n, hükümetin çiftli¤i de¤ildir, çal›flanlar› da çiftlik yanaflmas› de¤ildir, bunlar› anlamak laz›m. Buna biz ilke kültürü diyoruz,
KASIM 2005 | TAVIR | 33
röportaj
buna böyle bakmad›¤›n›z zaman iliflki kültürü oluyor. Seyircisinin de çal›flan›n›n da, bu ülkeyi seven yurtsever her insan›n, yol, su, köy ifllerine de, toprak mahsulleri ofisine de, devlet tiyatrosuna da sahip ç›kmas› gerekir. Bunlar bizim içindir. Ben devletin halk› için var oldu¤una inan›yorum. Tiyatro, kültür sanat bu ortak biz duygusunun bir parças›d›r, bu biz duygusu zedelendi¤i zaman, çok benler iflin içine girdi¤i zaman, iliflki kültürü do¤uyor, bundan uzak durmas› laz›m. ‹stanbul Devlet Tiyatrolar› Müdürlü¤ü’nün aç›klamas›nda; tiyatromuz, yeni sezona, bir bayrak de¤iflimi yaflayarak yeni bir heyecan ve samimiyetle girmifltir, deniyor. Bir bayrak de¤iflimi mi yafland›? Ahmet Mümtaz Taylan: ‹smi çok önemli de¤il, bunlar birazc›k kuru edebiyat. Ne oldu, Devlet Tiyatrolar›’nda sezonun aç›lmas›na çeyrek kala, yolunda gitmeyen ne vard› da, genel müdüründen bafllayarak seçilmifl bütün bölge idarecileri istifa etti. Ne oldu da gerekti, onun aç›klamas›n› isteriz. Kimiz biz, Ahmet Mümtaz Taylan de¤iliz sadece, yurttafl Ahmet Mümtaz Taylan olarak da soruyoruz, ne oldu arkadafl, biz burada güzel çal›fl›yorduk, ne oldu da bizim genel müdür görevden al›nd›. ‹sminin ne oldu¤u da önemli de¤il, ben 89 y›l›nda devlet tiyatrolar› bünyesinde çal›flmaya bafllad›m, ondan fazla genel müdür gördüm, ondan da fazla kültür bakan› ve hükümet gördüm. Oysa devlet tiyatrolar›n›n yasas› hiç de¤iflmedi, iflleyifli hiç de¤iflmedi. Genel müdür de¤ifltirmekle, onlara ba¤l› olarak yard›mc›lar›n› de¤ifltirerek, bir yap›y› de¤ifltiremezsiniz, bunlar çok eski modalard›r. Dünyan›n her yerinde unutulmufl, f›kralara mevzu olan fleylerdir. Bir sanat kurumunun bafl›na gelen kiflinin, zarafeti, inceli¤i farkl›l›¤›n› kurumunun genel üretimine, yap›s›na yans›tmas› iyi bir fleydir. Cuma Boynukara, Devlet Tiyatrolar› Genel Müdürü oldu¤u zaman, baflka bir artistik, estetik fley hissederiz, bu iyi bir fleydir. Ama hallaç pamu¤u gibi at›ld›¤› zaman de¤il. Sanatç›lar›n sokaklara dökülerek meselelerini anlatmak mecburiyetinde b›rak›lmas› ya da kahvehane münazaras› tad›nda konuflan kültür bakanlar›yla haberleflmek zorunda kalmalar› çok fl›k de¤il, peki ne yapal›m, mecbur kal›yoruz, o programlardan befl on tanesine de ben kat›lmak zorunda kald›m. Bu s›k›nt›lar› ifade
34 | TAVIR | KASIM 2005
etmek istiyorsun, çözüm makam› olarak da Atilla Koç’u söylüyorum, beyefendi ç›k›yor diyor ki; “110 kiloluk balet var diyor.” “Bunlarn bankamatik memuru diyor, bunlar›n cevaplar› basittir, bunlar› kültür bakan›yla tart›flmak basittir. Kadrolaflma söz konusu. Her hükümet kadrolafl›r, ben kültür bakan› olsayd›m, benim kültür anlay›fl›ma yak›n insanlarla çal›flmak isterdim, bunda bir gariplik yok. Tabii ki kendine yak›n insanlarla çal›flacak. Ama o insanlar kim? Bir bas›n mensubu bana dedi ki, siz bugünkü genel müdür vekili Mine Acar’› bakana yak›n oldu¤u için mi elefltiriyorsunuz? Niye öyle bir fley için elefltireyim ki, dedim. Yani bir genel müdürün ifllerini halletmek için tek çözüm makam› olan kültür bakan›yla yak›n olmas›n›n ne mahsuru var. Ben Devlet Tiyatrolar›
Genel Müdürü olsayd›m, ben de bakana yak›n olurdum, devlet tiyatrosundan ne bekledi¤ine iliflkin görüfllerimiz uyuyorsa birlikte çal›fl›rd›m. Ona yak›n oldu¤u kadar çal›flma arkadafllar›na yak›n olsun, bunun için itiraz ediyoruz. Bir insan›n devlet tiyatrolar› genel müdürlü¤ünü kabul etmesi için bir program› olmal›d›r. Bak›n R›za Çal›mbay nitelikli bir insan ama Befliktafl’›n bafl›nda dört ay kalabildi. Pald›r küldür adamca¤›z gitmek zorunda kald›, niteliksiz bir insan de¤il. Bir plan› program› olsayd›, belki daha uzun zaman Befliktafl’›n bafl›nda kal›rd›, dönelim, Mine Acar’›n ne gibi bir haz›rl›¤› vard› da bu görevi kabul etti, vard›ysa nerede bu haz›rl›klar? Bazen biz de sanatç› arka-
dafllar›m›zla iletiflim kuram›yoruz, diyorlar ki bu tart›flmalar benim konum de¤il, hay›r senin konun, çünkü buras› senin çal›flt›¤›n alan ve buran›n sorunlar› var, üstelik sanatç› olarak de¤il, yurttafl olarak da ilgilenmen gerekir. Çünkü devlet tiyatrolar›n›n nas›l yönetildi¤i, bir oyunun nas›l yönetildi¤iyle ba¤lant›l›d›r, biri di¤erini belirler, bu bir zincirdir. Türkiye’de siyaset flunu görmelidir, e¤er sanat hayat›n›n bir yerine, bir noktas›na, yersiz, haks›z, gereksiz bir müdahalede bulunursam, bütün olarak onlar› karfl›ma alm›fl olurum. Bu duyguyu kendi kendilerine edinemezler, onlara bunun gösterilmesi gerekiyor. Dolay›s›yla flehir tiyatrosunda, ister Eskiflehir’de, Ankara’da, ister devlet tiyatrolar›nda bir fley oldu¤u zaman, özel tiyatro yapan bir tek kiflinin ne tür sanat yapt›¤›, sanat anlay›fl›na bak›lmaks›z›n, k›l›na zarar verildi¤i anda hep beraber aya¤a kalk-
mak zorunday›z. Kentlilik bilinci budur, demokrasi kültürü, bilinci budur. ‹ki sorumuz var, halkla sanat› en fazla bütünlefltiren tiyatronun halka yeterince ulaflmad›¤› aç›k, bunun nedeni nedir, çözümü nereden geçiyor? Ahmet Mümtaz Taylan: Ama yeterli olmasa da yap›lan tiyatronun halka ulaflt›¤› kesin, ‹stanbul istisna, ‹stanbul’u ayr› bir ülke gibi görmek gerekiyor, çeflitlilik var, seçme hakk›n var, Devlet Tiyatrosu, fiehir Tiyatrosu, özel tiyatrolara gidebiliyorsun. Devlet Tiyatrosu ve fiehir Tiyatrosu repertuar ihtiyac›n› gideriyor. Devlet Tiyatrosu’nun y›lda bir milyonun biraz üzerinde bir izleyicisi var.
röportaj
Sat›lan koltuk say›s›n› kastediyorum. Ayr› ayr› bir milyon kifli de¤il de, üç befl defa oyun izleyen de var. Bu yeterli mi? Yetmifl milyonluk bir ülkede, bir milyon ödenekli tiyatro, flehir tiyatrolar›, özel tiyatrolar› da katarsak 1,5 milyon tiyatro izleyicisi var diyebiliriz. Ürün seyircisiyle bulufluyor, bu yetersiz tabi. Bu nas›l çözülür, galiba iflte devletin tiyatrosu olur mu, olmaz m›, devletin tiyatrosundan ne anlad›¤›m›z› net olarak ortaya koyarsak. Devletten ne anlad›¤›m›z asl›nda halk›n tiyatrosu oldu¤unu düflündü¤ümüz tiyatronun yayg›nlaflmas› için daha verimli ve daha nitelikli ifller üretebilmesi için, artistik, estetik ve sosyolojik aç›dan daha olgun ifller üretebilmesi için neler yap›labilir. ‹flte oradan günlük siyasete girmek mecburiyetinde kal›yoruz. Kültür sanat politikas› ne olmal›, belki de, mümkün olan seyircinin toplanabilece¤ini düflündü¤ümüz bütün yerlerde, kültür sanat alanlar›n›n infla edilmesi gerekiyor, ister devlet eliyle, ister özel sektör eliyle bunlar yap›lmal›. Tiyatronun zaten amac›, hem muhalif olmas› hem insanlara yaflad›klar› ülkenin sorunlar›n›, sistemi sorgulatmaya, düflündürtmeye yönelik çabalar›d›r, insanlar bunu bir flekilde görmeli... Ahmet Mümtaz Taylan: Odur da, bazen de hiçbir niyeti yoktur ya. Ben bazen Cem Y›lmaz’a gidiyorum, çok e¤leniyorum. Cem Y›lmaz’›n, benim oyunumdan ç›kacaks›n›z ayd›nlanacaks›n›z, gibi bir mesaj› yok. 25 milyon veriyorsun, e¤lenip ç›k›yorsun, baz› ifller öyledir, baz›lar› çok mesaj yüklüdür falan zannedersin girersin, ama iki saat “Allah’›m, bunu mu söyleyecektin!” falan diyorsun. Yollar yordamlar çok çeflitli, ama en önemli fley sanat ve siyaset aras›ndaki iliflki. Cuma Boynukara: fiöyle bir fley gerekli, ben 41 yafl›nday›m, ben çocukken de Sar› Naciye seyrettim, hala da bu ülkede Sar› Naciye vard›r ve hala da oynar. O dönemki isimlere bak›n arkadafllar, Ayfle, Mehmet, Fatma’d›r. ‘80 sonras› isimler de¤iflmeye bafllad›, Ahu, Arzu, Tuba, Melis, oldu. Ama bizim Sar› Naciye’miz hiç de¤iflmedi. 1965-70’lerde Türkiye’de Sar› Naciye oynard›, Cengiz Han’›n Bisikleti oynard›, bunlar kötü bir piyestir anlam›nda söylemiyorum. Bunlar bir dönemdir, iki y›l gider, üç y›l gider, befl y›l gider. fiimdi sene 2005, kalk›p
Devlet Tiyatrosu olarak Cengiz Han’›n Bisikleti’ni, Sar› Naciye’nin A oyununu, B oyununu Hakkari’de oynayaca¤›z. Neden ilgi göstersin? Sekiz tane çana¤› vard›r, dünyay› anlamaya çal›fl›yor. ’80 sonras› kaset, video furyas› bafllad›, flimdi daha da tehlikeli ve yararl› bir fley var, internet, diziler var. Kullanma biçimine ba¤l›. Zaten bundan da iyi anlam›nda kullan›lmas›, hiçbir zaman için dünya genelinde istenmemifltir ki. Olmam›flt›r da yani. fiimdi bunlar oluyor mu olmuyor. Biz neredeyiz, ‹stanbul Devlet Tiyatrolar›. Ne oynayal›m, Patron oynayal›m. ‹stanbul Devlet Tiyatrosu’nun yapaca¤› bir prodüksiyon mudur, ya da herhangi bir Devlet Tiyatrosu’nun yapaca¤› bir prodüksiyon mudur? Ha o zaman flu ç›k›yor, biz biraz da kendimize bakaca¤›z, “Seyirci bizden ne istiyor?”u yapmayaca¤›z, seyirciyi de bulundu¤u s›radan baflka bir s›raya yükseltmek için çabam›z olacak. Ama ben seyircinin babas›n›n izledi¤i oyunu oynarsam, seyirci niye gelmiyor, küstü mü, diyorsam biraz da kendimden kaynakl›d›r. Ahmet Mümtaz Taylan: Cuma, bak büyük oranda kat›l›yorum, bir iki fley de ekleyeyim ama, Cengiz Han’›n Bisikleti, Osmanl›’dan cumhuriyete geçifl döneminin bebeklik sanc›lar›n› anlat›r. Refik Erduran’›n yazd›¤› ilk ve en iyi piyestir bence. Bunun 2005 y›l›nda tekrar sahneye koyacaksan, örne¤in sen Cengiz Han’›n yeni bir dramaturgi ile Hakkari’de, Türkiye’nin AB’ye uydu¤u bütün sosyal ve toplumsal hayat›n de¤iflmesi s›ras›nda yaflanan sanc›lara do¤ru büküyorsan yahut onun üzerinden bunu anlat›yorsan, bir anlamda metni yeniden dramaturgiye tabi tutup yeni bir anlay›flla sahneye koyuyorsan, belki bu bir fleydir. Ama biz buna talip olmuyoruz. Dedi¤in do¤ru, ço¤u zaman ‘65’te ne sahnelenmiflse, afla¤› yukar› hangi yol tutturulmuflsa benzer fleylerle yola ç›k›yoruz. “Patron” meselesine dönelim, ben Devlet Tiyatrolar› yöneticisi olsam “Patron”u oynar›m, söyleyeyim mi nedenini? 100 küsur piyes sahneye konuyor, bir sahnesinde Patron oynar, ama Sak›p Sabanc› bana üç tane bina yaparsa oynar›m. Sabanc› ailesine derim ki, bana bir tane Erzurum’a, bir tane Van’a, bir tane Diyarbak›r’a bina dikiyorsunuz, ben de size bir sezon dolu dolu “Patron” oynar›m, turneye de ç›kar›m, sizin evde de oynar›m, nerede istiyorsan›z oynar›m. Yani bir fleyin sebebi olur. Yani Sak›p Sabanc›’n›n hayat›n› oynamaya kalk-
t›¤›nda, neden fiar›k Tara’n›n oynam›yoruz, neden Alarko falan filan… Bunun sonu yok yani, bana bir getirisi varsa yani Devlet Tiyatrolar›’na bir fiziki katk›s› olacaksa bundan gocunmam, ya Patron’u oynar›m ya s›k›la s›k›la sahneye de koyar›m, ama bunun karfl›l›¤› ne? ‹stanbul’da zaten ad›m›n› att›¤› yerde aya¤› sahaya çarpan birilerine bunu anlatman›n anlam› ne? Yani tamam baz› fleyler yap›labilir. Memleket meselesinden çok farkl› bir mesele de¤il. Güneydo¤u’da yaflananlar, e¤itim, bu memlekette yaflananlar, dün iflte Malatya’da olup bitenler. Bunu söylerken 盤›r›ndan ç›kmayacak bir insan türü var m›d›r yani? Bütün yurttafllar için geçerli. Bunlara da de¤inirsin, ama “Patron”u da oynars›n. Mutfaktaki iki kiflidir elefltirmenle yönetmen, mutfaktakiler anlaflamazken d›flar›dakilerle anlaflmak çok zor. Çünkü sanat göreli bir ifl, be¤eniler farkl›d›r. Temel olarak hesab›n›n verilmesi laz›m. Sar› Naciye’de olsun Cengiz Han’›n Bisikleti’nde olsun. Ama bu memleketteki genç yazar yafl› ortalama 40’sa burada bir problem var demektir. Ben ‹smet Küntay ödülü ald›¤›m zaman, gencecik yaflta rejisör ödülü ald› dediler. Yahu ben 35 yafl›ndayd›m, millet yurt d›fl›nda 30 yafl›nda Tome ödülü falan kazan›yor, Orson Welles 26 yafl›nda “Yurttafl Kane” i yapt›. Cuma Boynukara’n›n nesi genç yazar, onu söylüyorum, haks›z m›y›m? Bir ödenekli sanat kurumunun misyonlar›ndan biri de budur. Genç yönetmenler, genç yazarlar ç›kacak. Bense Devlet Tiyatrolar›’n›n tiyatrosuyla ilgili çok hayal etti¤im bir fleyi paylaflmak istiyorum. Bir gün gelir de Devlet Tiyatrolar›’n›n bafl›nda 30’undan gün almam›fl bir genel müdür görebilirsek o gün Devlet Tiyatrolar›’n›n düzelmeye bafllad›¤›na iliflkin ilk iflaret olarak bunu kabul edebilirim. Gençlerimizi i¤difl ediyoruz, genç yönetmen kabul etmiyoruz mesela. Yöneticilik 40’›nda bafll›yor. ‹nsanlar›n kafas› kurtlanmaya bafllad›¤› zaman m› insanlar idarecilik yapmaya bafll›yor. fiimdi tüm bunlar›n yavafl yavafl afl›lmas› için, biz kendi pay›m›za onlar› yapmak zorunday›z. Kendimizi kabul ettirmek zorunday›z bir anlamda. Biraz daha aç›k fikirli olmak zorunday›z, yoksa hep ayn› problemleri, Cuma’n›n, ‘65’ ten beri ayn› fleyleri seyredip duruyoruz, dedi¤i gibi. Genç bir insana f›rsat vermek için kendimize benzemesini bekliyoruz bu do¤-
KASIM 2005 | TAVIR | 35
röportaj
ru de¤il. Örgütlülük üzerine bir soru sormak istiyoruz. Yaflam›n her alan›nda oldu¤u gibi, sanatç›lar›n da kendi sorunlar›n› çözüme ulaflt›rmak için DET‹S, TOBAV v.b. örgütlenmeleri var. Sizce bu yeterli mi? Tüm sanatç›lar› kapsayan bir yap›lanma olabilir mi? Ahmet Mümtaz Taylan: Ben 1989’dan beri Devlet Tiyatrosu’nday›m. 1985’ten beri tiyatro yap›yorum. Yani 20 senedir… Tüm bu süreç içinde birçok meslek örgütüne üye oldum. Bugün de DET‹S’teyim. Bunlar çileli ifllerdir. Sorumluluk ister. Genelde bu tip örgütlülükler Türkiye’deki demokrasi kültürüne katk› sa¤lar. Yeterli midir? fiimdi Türkiye’de DET‹S var, TOBAV var, Kültür-Sen var. Bunlar meslek alan›m›z›n sorunlar›n› gündeme tafl›maya çal›fl›yorlar. Bazen sesimizi duyuram›yoruz. Mesela biz Kültür Bakan›’na sesimizi ulaflt›rmak istiyoruz ama duyuram›yoruz. Bu biraz onun dinlememesinden kaynakl›. Belki en sa¤l›kl› olan› bir meslek odas› oluflturmakt›r. Belki bizim aç›m›zdan biraz zordur bu, çünkü tiyatro bir meslek olarak say›lm›yor ülkemizde. Bu yasal düzenlemeler yap›ld›ktan sonra böyle ortak bir örgütlülük iyi olacak diye düflünüyorum. Alan›n sorunlar›n› belirlemek onlara çözüm üretmek aç›s›ndan daha etkin ve güçlü olaca¤›n› düflünüyorum. Benim de DET‹S’te olmam›n sebebi budur. Yani alan›n sorunlar›n› dile getirmek ve çözüm bulmak. Peki böyle bir u¤rafl var m›? Ahmet Mümtaz Taylan: Evet böyle bir talep var sonuçta. Toplum olarak örgütlülük ko-
36 | TAVIR | KASIM 2005
nusunda pek duyarl› de¤iliz. Tabi örgütlülü¤ün sonuçlar› al›nd›kça bu konuda hassasiyet ve talep artacakt›r. Çünkü tek tek sanatç›lar›n kendi talepleri faydal› ama bu çok yetersiz. Ortak bir flekilde sonuç aramak daha etkili. Zaman içinde bu konuda daha fazla ad›m ataca¤›m›z› umuyorum. Cuma Boynukara: fiimdi en son Devlet Tiyatrolar›’ndaki bu hadise oldu¤u zaman –iflten atmalar yeni atamalar- ilk kez böyle bir tepki a盤a ç›kt›. fiimdi burada da baz› sorular ortaya ç›k›yor. Ben o zaman Tiyatro Yazarlar› Derne¤i üyesiydim. 2000 y›l›nda benim bir oyunum gösterime 24 saat kala kald›r›ld›. O zaman baflrejisöre bu sorunu belirttim. O zaman az önce sayd›¤›m›z örgütlerden sa¤l›kl› bir ses, bir karfl› durufl ç›kmad›. Ama sevindirici olan da flu, befl sene sonra yani bugün bir ses ç›kabiliyor, bir araya gelinebiliyor bu tür durumlarda. Ben de Türkiye Yazarlar Sendikas›’n›n yönetim kurulu üyesiyim. Ne yap›labilir, ne söylenebilir? fiimdi Edebiyat, edepten türemifl. fiimdi edebin yok oldu¤u bir yerde bunun tart›flmas› yap›labilir mi? Yap›lsa bile birkaç gazetede ç›kar, o kadar… Devlet Tiyatrosu’nda ortaya ç›kan bu hadiseden sonra ortak bir tav›r sergilendi. Yani buradaki mesele flu daha iyi, flu daha kötü de¤il. Sonuç olarak insanlar›n yerleri de¤ifltirildi. Bölgelerdeki yönetici arkadafllar istifa etti. ‹nsanlar yerlerinden oynat›ld›. Yani piflmifl afla su kat›ld› diyebiliriz. A¤›r ifltir sonuçta bir insan›n yer de¤ifltirmesi. Bunlar hep görmezden gelindi. Devlet Tiyatrosu’nda kendi arkadafllar›m›z› da fark›nda olmadan birbirimize karfl› gibi göstermek istediler. Sonuçta bu bilinçli bir kavga yaratmakt›. Bu arada benim oyunumu çekmemde, yani nas›l bir güç sizi çekerse sizin de reddinizin gücü vard›r, ben bunu reddettim. Ülkemizin yetifltirdi¤i sayg›n tiyatrocular, bizzat Cuma’n›n bir oyununu oynamak istediklerinde bu reddedilmifltir. Yani kurumumuzu kendi içinde bir kavgaya yöneltme gibi bir oyun vard›. O zaman güncel tepkiler vard›. Peki, flimdi bu tepki devam ediyor mu? Cuma Boynukara: fiimdi o dönem bas›n da kendi içinde saflaflt›. Bir de o ara rejisör, yazar gibi arkadafllar›m›z›n komplike tepkileri oldu. Anl›k karars›zl›klar› oldu. Mesela ben oyunumu çekti¤imde “senin oyunun mu oynan›yor ki oyununu çektin?” denildi. E hay›r ama bu devletin tiyatrosu beni reddediyorsa ben de onu reddetme hakk›na sahi-
bim. Bir de o bütünsellik, birlik varsa o flimdi de sürüyordur. Ahmet Mümtaz Taylan: fiimdi biraz önce de söyledi¤imiz gibi bir fleyi ne kadar dinletebildi¤imiz karfl›dakinin de ne kadar dinledi¤i ile ilgilidir. O dönem bas›ndan ilgi gördük ama o dönem Gamze Özçelik ve Hülya Avflar’›n haberleri medyada yer buldu. Tabi burada benim elefltirim Gamze Özçelik’e veya Hülya Avflar’a de¤il. Bir de o dönem Kültür Bakan›’n›n Sakal-› fierif olay› gündeme geldi ve bu arada bas›n bizim meselemizi unutturmay› baflard›. Yani eskisi kadar medyada yer bulmamas› sorunlar›n çözüldü¤ü anlam›na gelmesin. Çünkü Devlet Tiyatrolar›’nda köklü bir yenilik ve de¤ifliklik yap›lmal›. Kültür-sanat politikas› gözden geçirilmeli. Meslek örgütleriyle alan›nda birikimli kiflilerle iliflki kurmayanlar AB müzakerelerinde AB karfl›s›nda ne diyecekler. Biz isteriz ki kendi sorunlar›m›za –ekonomiden sanata- kendimiz çözüm bulal›m. IMF’den talimatlarla de¤il de kendi onurumuzla çözelim. Yani kendimize dönüp iflin uzman› olan bilim ve sanat insanlar›yla konuflulmal› ve sorunlara çözüm aranmal›. Sonuç olarak umutsuzluk marifet de¤il. Umutlu olmal›y›z. Devlet Tiyatrolar› için de sanatsal ve ekonomik özerklik gerekiyor. Devlet Tiyatrolar› özellefltirilemez, sat›lamaz çünkü biz var›z, seyircilerimiz var. Bize ra¤men bunlar yap›lamaz. Siyasetçiler de bunu göze alamaz. Sanatç›larla u¤raflmak zordur. Son bir soru... Yani en s›radan insanlar bile tepki gösterdi. Ama onca fley karfl›s›nda hiç tepki gösterilmemiflken, onca haks›zl›klara tav›rs›z kal›nm›flken ne de¤iflti de bu Devlet Tiyatrosu olay›nda topluca direnifle geçildi. Ahmet Mümtaz Taylan: fiimdi Cuma’n›n söyledi¤i gibi bu filmi daha önce de gördük. Son befl senedir bu tür müdahaleler gündemdeydi. Bu en son olay barda¤› tafl›ran son damla oldu. Ve biz de asl›nda bu son olayda bir birliktelik gösterebildik. Yani farkl› farkl› örgütlülükler var bu alanda ama sanat›m›z›n gerçekleri söz konusu oldu¤u zaman hep bir arada olmal›y›z, seyircilerimizi de ezdirmeyiz. De¤iflimin gereklili¤ini görüyoruz ve bunu ortak bir noktada ifade edebiliyoruz art›k… Bu noktada baflar›l› olduk diyebilirim. I Teflekkür ediyor ve çal›flmalar›n›zda baflar›lar diliyoruz.
deneme
amaç d›fl› bisküvi ersin y›ld›r›m
Ço¤umuzun hat›rlayaca¤› bir reklâmd›: “Bir bilmecem var çocuklar Haydi, sor sor sor! Çayla kahvalt›da yenir Acaba nedir nedir? Bisküvi deyince akla Tamam! fiimdi buldum Hemen onun ad› gelir! Eti! Eti! Eti!”
fiimdi bu bilmeceyi y›llar sonra tekrar hat›rlad›k... Bu sefer bilmecenin cevab›n› bulamad›k. “Bir bilmecem var çocuklar... Bisküvi amaç d›fl› nas›l kullan›labilir?”
da¤’da... Mesela hapishanelerde iç çamafl›r› k›staslar› var. Tutuklulara getirilen yeflil renkte iç çamafl›r› askerlerin iç çamafl›r› ile ayn› renkte oldu¤undan içeriye al›nm›yor. Hapishane personelinin k›yafetleriyle ayn› renkte k›yafet içeriye al›nmamas› çok eskiden beri var olan bir uygulama -olas› firar durumuna karfl› bir önlem- bu. Peki iç çamafl›r› ne alaka? Ard›ndan baflka bir mizah öyküsü geldi Bolu F Tipi’nden. Bu seferki turflu yasa¤›yd›. Bolu F Tipi Hapishanesi’nde turflu yapmak isteyen tutuklular›n lahana ve domateslerine “Amac› d›fl›nda kullan›m” gerekçesiyle ve “Kantinde turflu var.” denilerek el konuldu.
Tutsaklar›n spor yaparken boyunlar›n›n alt›na koydu¤u gazetelere de gardiyanlarca “Amac› d›fl›nda kullan›lamaz.” gerekçesiyle el konuldu. Tekirda¤ F Tipi Hapishanesi’nde bulunan erkek tutuklulara yak›nlar› taraf›ndan gönderilen kolye ve foto¤raf albümlerine el konuldu. Bunun üzerine bir dilekçe yazarak kolye ve albümlerini isteyen erkek tutsaklar, hapishane idaresinden “Kolye kad›nlara verilir.” cevab›n› ald›. Ayn› hapishanede bulunan fiükran Duman adl› tutuklu, gözlerindeki rahats›zl›ktan dolay› üst katta kitap okumak amac›yla doktor raporu alarak, bir masa temin etti.
Bisküvi bu, bildi¤imiz bisküvi... Bir bisküviden en fazla ne yapabilirsiniz? Valla biz düflündük en fazla pasta yapabildik. Pasta yapabilirsiniz. Çeflit çeflit meyveli, çikolatal›, frambuazl› pastalar... Hem ucuz, hem pratik. Geçenlerde bir olay yans›d› gazetelere ve mizah dergilerine. Adana Kürkçüler F Tipi Hapishanesi’nde bisküviden pasta yapan tutuklular›n pastalar›na el konulmufltu. Sebep ise “bisküvilerin amaç d›fl› kullan›m›” olarak aç›klanm›flt›. F tipinin çat›s›ndaki kargalar güldü mü o anda bilmiyoruz ama biz güldük... Yani bir bisküviden bomba, silah falan yap›labilirse amaç d›fl› kullan›lm›fl olur. Ki o da yap›labilirse... Yani pastay› da bisküviyi de yiyorsun sonuçta. Amaç ayn› yani... Tam bir kara mizah tad›ndaki bu olay; Adana Kürkçüler F Tipi Hapishanesi’nde oldu. Benzeri tarzda uygulamalar baflka F Tipi hapishanelerde de oldu. Bolu’da, Tekir-
KASIM 2005 | TAVIR | 37
deneme
Ancak bir süre sonra hapishane idaresi, “Talep çok, onun için masay› senin elinden alaca¤›z” diyerek Duman’›n masas›n› geri ald›. Bolu F Tipi Hapishanesi’nde tutuklular›n TV sehpas› veya çöp kutusu olarak kulland›¤› pet fliflelere de hapishane yönetimince “Amac› d›fl›nda kullan›lamaz.” gerekçesiyle el konularak, tutuklulara sadece 3 adet 8 litrelik pet flifle bulundurma hakk› verildi. Bu yasaklarda belli bir mant›k bulmak çok zor. Daha çok fley yasak F tiplerinde. Mizah dergisi yasak, arkadafllar›nla konuflmak yasak, haberleflmek yasak, türkü ya da marfl söylemek yasak, slogan atmak yasak, yemek yememek yasak, renkli boya kalemi yasak, üç kitaptan fazlas› tamamen yasak, üç gömlekten, üç kazaktan, üç pantolondan ve üç çift ayakkab›dan fazlas› yasak, turflu yapmak yasak, koridorda selamlaflmak yasak, ring arac›nda toplu bulunmak yasak, istedi¤in radyoyu dinlemek, TV’de istedi¤in kanal› seyretmek yasak, say›mlarda yukarda durmak-oturmak yasak, nara atmak yasak, para bulundurmak yasak, minder kullanmak yasak… Daha sayal›m m›? Bunlardan en önemlisi bütün yasaklar›n en vahflisi, F Tipi Hapishanelerde insan yasak! fiimdi bir dakika durun ve düflünün… Bu kadar yasa¤›n oldu¤u bir yerde pastan›n yasaklanmas› gayet do¤al (!) geliyor sizlere de¤il mi? Gerçi birço¤unuz biliyordur bu F Tipi yasaklar›. Bilmeyen varsa da ö¤renmifl oldu. Kiminiz, yok, diyordur, olmaz bu kadar abart›yorsunuz… Hay›r hay›r, emin olun bu söylediklerimizde hiçbir abart›, hiçbir ekleme yok. Afla¤›da Ceza ‹nfaz Kanunu (C‹K)’nda geçen bölümleri okuyun. O zaman aksine ne kadar insafl› konufltu¤umuzu anlayacaks›n›z. “Cezan›n infaz›nda hükümlünün iyilefltirilmesi hususunda mümkün olan araç ve olanaklar kullan›l›r.”… Yoruma gerek var m›? Bu hükümle, hapishaneye giren bütün tutuklular ruh hastas› olarak kabul edilip, iyilefltirilmesi gereken deliler gözüyle bak›l›yor. Ötesini siz düflünün. F Tiplerinde insan yasakt›r sözümüzü do¤rulayan bir hüküm: “Hükümlüler, (...) odalar›nda bar›nd›r›lmayan di¤er hüküm-
38 | TAVIR | KASIM 2005
lülerle temas edemezler, nöbetçi infaz ve koruma memurlar› ve kurumun di¤er görevlileri ile ivedi haller d›fl›nda bireysel temaslarda bulunamazlar. Toplu halde temas yasakt›r.”… Okuyunca insana ne kadar so¤uk ve ürkütücü geliyor de¤il mi? ‹nsanlarla temas etmeden yaflamak... Kendinizi bir odaya kapal›, y›llarca d›flar›daki yaflamdan, insanlardan uzakta düflünün. Hiçbir insanla temas›n›z olmayacak. Maddi-manevi hiçbir iliflki kuramayacaks›n›z kimseyle. Hükümlünün istekleri yoktur, uymak zorunda kald›¤› kurallar, mevzuatlar vard›r. ‹rade yoktur, yerine getirilmesi zorunlu emirler vard›r. Dostluk-arka-
dafll›k yoktur, dayat›lan tek bafl›na yaln›zl›k vard›r. C‹K 4. maddede, “Hükümlülerin bilerek kendi yaflamlar›n› ve bedensel bütünlüklerini tehlikeye düflürecek eylemlere giriflmeleri cezan›n yerine getirilmesine katlanma yükümlülü¤ünün ihlali say›l›r.” diyor. Olur ya bir gün hapishaneye yolunuz –tahtaya üç kez vural›m- düfltü ve F Tipi Hapishane’nin koflullar›na dayanamay›p, kendi can›n›za k›ymak istediniz. Varsayal›m ki bu amac›n›za ulaflamad›n›z. Ölseniz bir tabuta koyup sizi d›flar› atacaklar. Ama ölmezseniz bu sefer sizi ölmedi¤inize piflman edecekler. Çünkü cezan›n yerine getirilmesine katlanma yükümlülü¤ünü ihlal etmifl olacaks›n›z. Mant›k fludur, bir “hata” yap-
deneme
t›n buna katlanacaks›n, bunun baflka bir yolu yok. ‹ngiltere’de 1800’lerde intihar girifliminde bulunup da baflar›l› olamayanlar hapse at›larak cezaland›r›l›yor, kilise taraf›ndan aforoz ediliyordu. Aradan bir as›r geçmesine ra¤men egemenlerin mant›¤› de¤iflmiyor: Öldürürsem ben öldürürüm, senin kendini öldürme özgürlü¤ünü de elinden al›yorum. Bedenini protesto için kullan›rsan e¤er, suçlar›n en büyü¤ünü ifllemiflsin demektir. Açl›k grevi yapman›n cezas› ise 6 ay görüfl cezas›. Ayn› fleyi tekrar yapt›¤›nda cezan ikiye katlan›yor. Ya da olur ya can›n›z yemek istemedi veya idarenin yapt›¤› yeme¤i be¤enmedi¤iniz için almad›n›z. Karfl›l›¤›nda flu cevab› alaca¤›n›z› düflünüyorsan›z yan›l›yorsunuz. “ Sen bilirsin”… “Yemek almak istemiyorum.” sözünün karfl›l›¤›, “‹dareyi protesto edip yemek yemeyi reddetti¤i için hakk›nda disiplin cezas› verilmesine karar verilmifltir.” olacakt›r. “Hadi bunu da anlad›k ama flunu daha anlayamad›k.” diyebilirsiniz. Turflu yapmak, pasta yapmak neden yasak? Ne olur bisküvi, salatal›k, biber, sar›msak, tuz amaç d›fl› kullan›l›rsa? Efendim bunun da cevab›n› malum her fleye bir kulp takan Adalet Bakan› veriyor: “Hapishanede turflu sat›l›yor. Kendilerinin turflu yapmas›na gerek yoktur. Kantinde çeflit çeflit pasta türü var, hükümlünün pasta yapmas›na ne lüzum var?” Sen bir fley üretemezsin bunun ad›. “Burda yap›lm›fl› var can›m... Pasta yapma yap›lm›fl› var, turflu kurma kurulmuflu var, minder dikme dikilmifli var, türkü söyleme söylenmifli var, dergi ç›karma ç›kar›lm›fl› var, kitap okuma okunmuflu var, niye kendini yoruyorsun?” Hiçbir fley üretmemen gerekiyor. Egemenlerin düflünmeye, üretmeye düflmanl›¤›n›n en somut örne¤idir bunlar. Kantinde pasta varken kendi yapt›¤›n›z pastaya, turflu varken turfluya ya da minder varken minderinize el koymalar›n›n nedeni budur. Bu iflin bir yan›… Di¤er yan› ise pastay›, turfluyu paylaflman›z› engellemektir. F Tipleri her ne kadar insanlar›n birbirinden yal›t›ld›¤› tecrit hapishaneleri olsa da, havaland›rmalar› tel örgülerle çevrili kuyu gibi olsa da; tutuklular yarat›c›l›klar›n› kullanarak haberleflmenin, birbirlerine
turflu, pasta yollaman›n bir yolunu bulmufllard›r. Kap›lar›n 24 saat kapal› tutuldu¤u hücreler aras› al›flveriflin tamamen yasakland›¤› koflullarda tutuklular ihtiyaçlar›n›, çat›lar›n-havaland›rma duvarlar›n›n üstünden birbirlerine atarak karfl›lamaya çal›fl›yorlar. ‹flte burada bafll›yor pasta yasa¤›n›n as›l nedeni… Tüpün, oca¤›n olmad›¤› koflullarda ve dahi atefl yakman›n yasak oldu¤u bir mekânda, su ›s›t›c›s›n›n üstünde, altta kaynayan suyun s›cakl›¤›yla yapmaya çal›flt›¤›n pastay› tek bafl›na yiyemezsin, bo¤az›ndan geçmez. Bu yüzden pasta yap›ld›¤›nda çevrendeki hücrelerde bulunan dostlar›na gönderirsin. D›flar›dan farkl›d›r oras›. Yaflam koflullar›n›n zorlu¤u, tecrit hücrelerinde tutulmak, hapishanelerde ayr› bir kültürü gelifltirir. ‹¤neden ipli¤e her fley paylafl›l›r. Olan olmayana gönderir, kendisi çay içmez yan›bafl›ndakine gönderir, sigaras›ndan keser, ekme¤inden keser, ihtiyac› olana gönderir. ‹nsanl›kd›fl› o mekânlarda insan olarak kalmak istiyorsan bu zorunludur. Orada en küçük bir fleyi paylaflman›n de¤erini d›flar›da kalan bir insan anlamakta zorlanabilir. Ki bu koflullarda kolay kolay kimse birbirini gammazlamaz, seninle paylaflt›¤›n› idareye anlatmaz. E¤er insanl›¤›n› yitirmifl birisi de¤ilse tabi. Ki böyle tiplere çok az rastlan›r. Solcu, ‹slamc›, sa¤c› ya da adli olmas› fark etmez. Orada herkesin, bir fleyleri paylaflmaya ihtiyac› vard›r. Farkl› inançlardan olmak önemli de¤ildir, önemli olan insani bir iliflkidir. ‹flte böylesi koflullarda sen pasta, turflu veya baflka bir fley yapt›¤›nda, yaln›zca kendini de¤il çevrende bulunanlar› da düflünürsün. Çok az da olsa miktar›, hiç önemli de¤ildir. Tad›ml›k da olsa yine fark etmez. Her fleyden önemlisi, güzeli, de¤erlisi paylaflmakt›r. Birbirini mutlu etmektir. Paylaflman›n küçü¤ü büyü¤ü olmaz. Önemli olan onu düflündü¤ünü, unutmad›¤›n›, de¤er verdi¤ini hissettirmektir. Bu az bir fley midir? Bencilli¤in, gemisini kurtaran›n kaptan oldu¤u, altta kalan›n can›n›n ç›kt›¤›, her koyunun kendi baca¤›ndan as›ld›¤› bir toplumda, o koflullarda amaç d›fl› kullan›lan bisküviden pasta yap›l›p paylafl›lmas›… Bu davran›fl, F Tipi hapishanenin mant›¤›-
na tamamen ters bir davran›flt›r. Affedilmez bir kural ihlalidir. Bu mant›kla e¤itilen F Tipi gardiyanlar›n -ki kendileri tutuklular›n her fleyine kar›flmakla yükümlü k›l›nm›fllard›r- tutuklunun yapt›¤› turfluya, radyo anteninden, oturdu¤u mindere, say›mlarda nas›l duraca¤›ndan koridorda nas›l yürüyece¤ine kadar kar›flmas›, F Tipi’nin günlük uygulamalar›ndan biridir. Burada mant›k fludur: “‹znim, denetimim d›fl›nda hiç bir fley yapamazs›n; sana düflen, yapman gereken tek fley bütün kurallara ve söylenenlere itirazs›z itaat etmen ve uymand›r. Çünkü buras› F tipidir, idareden habersiz tek bir sine¤in uçmamas›n›n gerekti¤i yerdir. ‹tiraz etmenin, direnmenin en büyük suç kabul edildi¤i, paylaflman›n günah say›ld›¤›, kafl›n›n üstünde gözünün olmas›n›n dayak yeme nedeni olabildi¤i yerdir. Pasta m› dediniz, kantinde var buyurun al›n. Turflu mu yapt›n›z, dökün onu çabuk, kantinde alas› sat›l›yor. Bisküvi ise yaln›zca yemek için kullan›l›r, isterseniz elektrik paras›n› ödedi¤iniz su ›s›t›c›s›yla da çay yap›p çayla birlikte yiyebilirsiniz. Kendin istedi¤in kadar bisküvi yiyebilirsin ama sak›n ha bisküvini baflkas›yla paylaflma, amaç d›fl› kullan›p pasta haline getirme. Ve de bana kesinlikle karfl› ç›kma! Ç›karsan; a) Seni k›nar›m b) Baz› etkinliklere kat›lmaktan al›koyar›m c) ‹fl karfl›l›¤› verdi¤im ücretten keserim d) Haberleflme veya iletiflim araçlar›ndan yoksun b›rak›r›m e) Ailenle görüflmeni keserim f) Tekli hücreye atar›m, koflullu sal›verilmeden al›koyar›m g) Bir kurumdan di¤er kuruma nakletmem veya nakledilmene izin vermem.” ‹nsan birçok yasa¤a katlanabilir ve dayanabilir. Ama bir yasa¤a asla dayanamaz. Adaletsizli¤in hüküm sürdü¤ü bir ortamda adalet istemenin yasak olmas›na... ‹flte F Tipleri böyle yerler. Ölmek için bile izin alman gerekiyor… Ölmeye bile karar veremezsin. Çünkü sana verilen cezay› çekmen gerekiyor... I Bir bilmecemiz var çocuklar... “‹nsan olmak nedir?” Zor bir bilmece mi oldu? F Tipi’ndeki uygulamalar› düflününce bu bilmecenin cevab›n› bulacaks›n›z...
KASIM 2005 | TAVIR | 39
fliir
muzaffer halk ibrahim balaban
Yüre¤im bu kavgan›n içinde
Süzülüp ortaya ç›karacak her fleyi,
Bir güzel, bir güçlü
Kazanacak halk›m
fianl› günler yak›nd›r çünkü
Yerini als›n diye!
Bütün halklar kazanacak bir bir.
Kinler susacak bir an
‹flte benim günüm bu
Bu ac›lar, ›slak bir mendil gibi
Ceza veren eller titremesin diye,
‹flte hoflgörürlü¤üm
Kumlar aras›ndan
Günler tam dolsun diye,
Baflka sanca¤›m yok benim!
fiehit duraklar›ndan.
Halk caddelerde.
Pablo Neruda
40 | TAVIR | KASIM 2005
sinema
“git, yafla ve dönüfl” sevgi duman
Falaflalar… Yani Yahudileflmifl Etiyopyal›lar… Binlerce y›ld›r Etiyopya’n›n Gondar ve Tigre bölgelerinde, Yahudi toplulu¤undan habersiz bir flekilde tar›mla, çömlekçilikle ve demircilikle u¤raflarak yaflayan Falaflalar, kökenlerini Kral Süleyman ile Siba (Bizde Saba Kraliçesi Belk›s olarak bilinen) kraliçesinin o¤ullar› olan Menelik I’e dayand›r›yorlar. ‹lk kez 1862 y›l›nda Sorbonne Üniversitesi profesörü Joseph Halevi taraf›ndan keflfedilen Falaflalar, daha sonra 1920 y›l›nda siyonist hareketle Dr. Jacques Faitlovitch kanal›yla tan›flt›r›l›yorlar. Tenlerinin siyah oluflu, onlar›n diaspora taraf›ndan kabul edilmesini güçlefltiren en büyük engel olarak karfl›lar›na ç›k›yor. Tenleri ve kafalar› “beyaz” olan ‹srailli Yahudiler, bugün bile Falaflalar› Yahudi olarak kabul et-
miyorlar tam olarak… ‹flte Radu Mihaileanu’nun yönetti¤i “Bir fians Daha” filminin konusunu da Falaflalar’›n çekti¤i ac›lar oluflturuyor.
belki en de¤erli varl›¤›n› kendisinden. Umuttur iflte en onulmaz anlarda dahi insan› hayata ba¤layan fley. Yoksa bir anadan evlad›n› ay›r›rsan, orac›kta ölür bir ana.
Afrika sanki tüm ac›lar›n merkezi, dünya üzerinde. Ne çok zulüm yaflam›fl o kara derili mazlum halklar. Tek “suçlar›” kara derili olarak Afrika’da do¤mak ve yoksul olmak…S›rf bu yüzden köle yap›ld›lar, yurtlar›ndan kölelik yapmalar› için kaç›r›ld›lar, kafatas› avc›lar› ve ›rkç›-faflistlerce katledildiler, bu dünya üzerinde hep üçüncü s›n›f insan olarak görüldüler…Hala da öyle görüldüklerini söylemek hiç de abart› olmasa gerek.
Schlomo, annesine k›zm›flt›r kendisini ‹srail’e gönderdi¤i için. Bu k›zg›nl›¤›n› onunla film boyunca konuflarak dile getirmekten geri durmayacakt›r. Etiyopya’dan ayr›l›rken dolunay› görür gökyüzünde. Dolunay art›k annesidir onun için. Dolunay her ç›kt›¤›nda içini dökecektir art›k ona, yani annesine…
“Bir fians Daha”, küçücük bir çocu¤un gözünden kara derili olman›n ne demek oldu¤unu anlat›yor bizlere. Salamon (‹srail’e gider gitmez ad›n› Schlomo olarak de¤ifltiriyorlar. Nas›l, tan›d›k geldi sizlere de¤il mi bu isim de¤ifltirme politikas›!) ‹srail’in Falaflalar’a bak›fl aç›s›n› daha havaliman›nda kabul masas›nda fark ediyor. Annesinin, kendisini emanet etti¤i kad›n›n ö¤ütlerini tutarak, ezberletti¤i bilgileri tek tek söylüyor kabul masas›ndaki memura… Sadece, o kad›n›n çocu¤u olarak ‹srail’e girebilece¤ini biliyor çünkü. Annesi onu, kamptaki di¤er Etiyopyal› çocuklar gibi açl›ktan ve hastal›ktan ölmesin diye yolluyor ‹srail’e. “Git” diyor, “git, yafla ve dönüfl!” Bir gün geri dönece¤ini, bir gün tekrar görüfleceklerini de söylemeyi ihmal etmeden. Çocu¤unu rahatlatmak için mi söylüyor bunlar›, inanarak m› söylüyor bilinmez, ama tek iste¤inin çocu¤unun oralarda en az›ndan ölmeyece¤ini biliyor ya, bu da ona yetiyor. Bu umut yüzünden kopar›yor
T›bbi kontrolden geçirilir ilkin. Sonra banyo yapt›r›rlar ona. Ömrü boyunca o kadar suyu hiç görmedi¤inden, üzerinden ak›p giden sular›n rogar kapa¤›ndan uçup gitmesine izin vermemeye çal›fl›r. Ba¤›r›r, ça¤›r›r, sular› tutmak ister. Bir görevli, “Schlomo dur! Burada çok su var. Buras› Etiyopya de¤il. Sular› tutmana gerek yok.” der. Schlomo’nun ‹srail’e kabul edilmesine arac› olan kad›n daha ilk günde veremden ölünce, yetimler okuluna gönderilir Schlomo. “Anneni sak›n unutma!” demifltir kad›n son nefesini verirken. Schlomo’nun zaten unutmaya niyeti yoktur. Yetimhanede iyice yaln›z hisseder kendini. ‹çine kapan›r. Di¤er çocuklar taraf›ndan da d›fllan›nca hiç konuflmamaya bafllar. Yemek dahi yemez. Görevliler onu zorla beslemeye kalkarlar. (Nas›l, bu politika da size yabanc› gelmedi de¤il mi? ‹srail’in Filistinli tutsaklar›n açl›k grevini bitirmek için zorla besleme yöntemine baflvurmas›; ABD’nin flu an Guantanamo Üssü’ndeki tutsaklar›n direniflini bitirmek için ayn› yöntemi uygulamas› ve ülkemizde son olarak kabul edilen Ceza ‹nfaz Kanunu’nda bu yöntemin yasallaflt›r›lmas›…
KASIM 2005 | TAVIR | 41
sinema
fla’n›n “Musa Operasyonu” ile, “Süleyman Operasyonu” ile ‹srail’e tafl›nmas›, ‹srail’in Falaflalar’› çok sevdi¤inden de¤ildi. Bu “milli baflar›”, asl›nda ABD’li Yahudiler’in siyah ABD’lilerle aralar›n› düzeltmek için destekledi¤i bir operasyondan baflka bir fley de de¤ildi. Yani her fley bu politika üzerine flekillenmiflti. (Yahudi olmad›klar› gerekçesiyle üç bin Falafla’n›n Etiyopya’da ölüme terk edilmesi, bu görüflün do¤rulu¤unu kan›tlamaya yeter de artar bile). “Annesi onu gönderirken ‘git, yafla ve dönüfl, asla daha önce geri gelme’ diyor. Schlomo da sürekli kendisine ‘neye’ veya ‘kime’ dönüflmesi gerekti¤ini soruyor.
Ayn› mant›¤›n yans›malar›d›r). Yetimhane yöneticileri çözümü, Schlomo’yu evlatl›k vermekte bulurlar. Schlomo’yu evlat edinen aile sol görüfllü, Filistin’le bar›fl yap›lmas› yanl›s› bir ailedir. Ve kendi çocuklar›ndan ay›rmazlar onu. fiansl›d›r gerçekten Schlomo. Bu flans› kullanmas›n› bilecektir yaflam› boyunca. Filmin bundan sonras›, ‹srail’in Falaflalar hakk›ndaki resmi bak›fl aç›s›n›n anlat›ld›¤› karelerle geçer. Tabi Schlomo’nun yaflam› çerçevesinde aktar›l›r bunlar… Üçüncü s›n›f insan muamelesi görmeye, Yahudi olarak kabul edilmemelerine, kara derili olmalar›ndan dolay› afla¤›lanmalar›na… ‹syan ederler Falaflalar. ‹syan›n karfl›l›¤› göz yaflart›c› gazlar, gözalt›lar, tutuklanmalar olur. Schlomo büyür, yurtd›fl›na gider, doktor olur ve küçük bir çocukken kopar›ld›¤› topraklara bu kez doktor olarak geri döner. Yaflam› boyunca hiç unutmad›¤› annesini görebilece¤i umuduyla hem de…
Baflka birine dönüflüyor Schlomo… Yaflad›¤› ac›lar onu biraz erken olgunlaflt›r›yor haliyle. Falaflalar, eskisi kadar olmasa da, hala ayn› sorunlar› yafl›yorlar ‹srail’de. Yönetmen Radu Mihaileanu, bu sorunlar› 80’li y›llar›n gerçekli¤iyle vermekte oldukça baflar›l›. Çok etkileyici sahneler, insan› derin-
42 | TAVIR | KASIM 2005
den sarsan görüntüler var. Filmin tek aksayan yan›, konunun biraz sarkmas›. Bir de, yönetmenin Falaflalar’a üçüncü s›n›f gözüyle bakanlar›n ‹srail’de küçük bir az›nl›¤› oluflturdu¤u izlenimini yaratmas›. Oysa, o dönemde ‹srailliler’in bu bak›fl aç›s›na, yönetimin politikalar› sayesinde sahip oldu¤u gün gibi aflikâr. On binlerce Fala-
Filmi izleyen herkes bu soruya kendi cevab›n› verecektir. Ancak benim için dönüflmemiz, olmam›z gereken tek fley var, o da ‘insan’. E¤er bir kaderimiz varsa, bu her gün daha iyi bir insana dönüflmek için çabalamak olmal›” diyor yönetmen Radu Mihaileanu… Onun dileklerine kat›lmamak elde de¤il. Hele de insani de¤erlerimizin düzen eliyle birer birer yok edilmeye çal›fl›ld›¤› flu süreçte. Bir fians Daha, yok edilmeye çal›fl›lan de¤erlerin görülmesi, hat›rlanmas› için çok iyi bir f›rsat gerçekte.
sinema
cinderella man 1929 dünya ekonomik bunal›m›n›n hemen arifesindeki ABD’de geçer öykümüz. Bunal›m kendini iyiden iyiye hissettirmektedir. Filmin kahraman› -hemen söylemek gerekir ki film, Jim J. Braddock’un gerçek yaflam öyküsünden beyazperdeye uyarlanm›flt›rüç çocuklu mutlu bir aileye sahip bir liman iflçisi olan, yaflad›¤› maddi s›k›nt›lar› para karfl›l›¤› boks yaparak aflmaya çal›flan Jim J. Braddock’tur.
Braddock, limanda her gün hamall›k ifli ç›kmad›¤›ndan, kazand›¤› maçlar sayesinde çocuklar›n›n karn›n› doyurabilmektedir. Ama bu durum, sa¤ elinin üç yerden k›r›lmas› sonucu tamam›yla de¤iflecek, paral› boks maçlar›n›n yap›ld›¤› salonun sahibi taraf›ndan ifline son verilecektir. Art›k yaflam çok daha zorlaflm›flt›r Braddock ve ailesi için. Artan yoksullu¤un Braddock ailesine nas›l yans›d›¤›n›, büyük o¤lunun kasaptan bir salam çald›¤› bölümde çok aç›k olarak görürüz. Yaln›zca aç oldu¤u için çalmam›flt›r salam› o¤lu. Komflular› çocuklar›n›, kar›nlar›n› doyurabilsinler diye çok uzaklardaki akrabalar›na yollam›flt›r. “Bak›n benim yiyece¤im var. Beni uzaklara göndermenize gerek yok”
mesaj›d›r o¤lunun verdi¤i… O gün söz verir o¤luna Braddock. Onu hiçbir zaman uzaklara göndermeyecektir… Aç kalacaklard›r belki ama birbirlerinden hiç ayr›lmayacaklard›r… Film, giderek artan yoksulluk y›llar›n›, dramatize etmeden, çok çarp›c› ve yal›n bir flekilde aktarmas›n› beceriyor. Arka planda, yaflanan ekonomik bunal›m›n, ABD halk›na nas›l yans›d›¤›na da tan›k oluyoruz. Ancak bunal›m›n as›l nedeninin tabi ki sistemden, yani kapitalizmden kaynakland›¤› gerçe¤i, izleyiciler-
den gizleniyor. Tipik bir Hollywood klasi¤idir bu. Ne sistem suçludur, ne de devlet. Ortada bir sorun vard›r ama nedeni gösterilmez ya da baflka birileri günah keçisi ilan ediliverir. Aradan y›llar geçmifltir. Bokstan iyice uzaklaflm›flt›r Braddock. Bir gün eski antrenörü gelir ve reddedemeyece¤i bir teklif yapar ona. Kazansa da kaybetse de 250 dolar alacakt›r. 250 dolar çocuklar›n›n içece¤i süttür, onlar› ›s›tacak odundur, kar›nlar›n› doyuracak ettir… Yaflam› boyunca unutmayaca¤› tek bir fley vard›r: O¤luna verdi¤i söz! Bir de ABD’li yoksullar›n, liman iflçilerinin, ailesinin… omuzlar›na yükledi¤i kurtulufl umudu! Bir kez ona “Cinderella Man” ad›n› vermifltir ABD’nin yoksullar›… O kazan›rsa kendileri kazanacak, kaybederse onlar da kaybedecektir… Umudun yitirilmemesi gerekti¤inin; ne kadar zor durumlara düflülse de, umuda sahip olman›n baflar›y› mutlaka getirece¤inin öyküsüdür perdeye yans›yan... Filmin Künyesi: Yönetmen: Ron Howard Senaryo: Cliff Hollingsworth Görüntü Yönetmeni: Salvatore Totino Müzik: Thomas Newman Yap›m: 2005 Amerikan yap›m› Oyuncular: Russell Crowe, Renee Zellweger, Paul Giamatti, Craig Bierko, Paddy Considine
KASIM 2005 | TAVIR | 43
sinema
hotel rwanda Yine inal›nlmaz ac›lar›n yafland›¤› daha do¤rusu “Beyaz Adam”›n kara derili halklara yaflatt›¤›) Afrika’day›z…Ruanda’da…Hani bir zamanlar haber bültenlerinde s›kça duydu¤umuz Hutular›n, Tutsilerin ülkesinde… Onlar›n adlar›n› ilk kez 1994 y›l›nda duyduk. Ruanda’da etnik çat›flmalar›n ç›kt›¤› ve Hutular’›n tam bir milyon Tutsi’yi katletti¤ini bildiren haber bültenlerinde… Yüzy›llard›r kardeflçe yaflayan iki kabilenin, böylesine kanl›-b›çakl› olmas›n›n, bu derece düflmanlaflmas›n›n yegâne sorumlusu emperyalizmdi. Belçika emperyalizmi, bu ülkeyi 1916’dan 1962 y›l›na kadar iliklerine dek sömürmüfl, sonra iki kabileyi birbirine düflman edecek nifak tohumlar›n› ekerek defolup gitmiflti. Belçika’n›n ülkeyi terk etmesinden sonra yönetimi devralan Hutular, her fleyden sorumlu tuttuklar› Tutsilerin üzerine sald›rm›fl, 20 bin Tutsi’yi katletmifllerdi. Komflu ülkelere s›¤›nan Tutsiler, örgütlenip tekrar ülkelerine dönmenin yollar›n› aramaya bafllad›lar. 1994 y›l›nda ayr›l›kç› bir Hutu olan baflbakan Habyasimana’n›n uça¤›n›n düflmesi sonucu ölmesi ülkede barda¤› tafl›ran son damla olacak ve bunun sonucunda bir milyon Tutsi’nin katledilece¤i büyük Hutu isyan› bafllayacakt›.Hotel Rwanda, iflte tam da bu süreci anlat›yor. Belçikal› bir ifladam›n›n sahip oldu¤u Hotel Rwanda’da müdür yard›mc›s› olarak çal›flan Paul Rusesabagina -filmin öyküsü gerçek hayattan al›nm›fl- Hutu isyan› bafllad›ktan hemen sonra, oteldeki turistlerle birlikte ülkesine dönen beyaz müdüre vekâlet etmeye bafll›yor Hotel Rwanda’da. BM Bar›fl Gücü de bulunuyor o vakitler Rwanda’da. ‹syan›n befl bin kiflilik bir ordu taraf›ndan bast›r›labilece¤ini BM’ye rapor eden Bar›fl Gücü generaline, “Hay›r! Hiçbir fleye kar›flmayacaks›n” talimat›n› veren ise, bugünün BM Genel Sekreteri Kofi Annan’dan baflkas› de¤ildir. (Kofi Annan’›n bugünkü prati¤ini, Somali ve Irak iflgalle-
44 | TAVIR | KASIM 2005
rindeki aktif rollerini düflününce; Rwanda’da üstlendi¤i görevin, katliama sessiz kalmas›n›n flafl›r›lacak yönü kalm›yor. BM, do¤rudan emperyalizmin bir entegrasyonundan baflka bir fley de¤ildir çünkü.) Hutulardan kaçan bir grup Tutsi, Hotel Rwanda’ya s›¤›n›yor. Paul Rusesabagina, kendisinin ve ailesinin yaflam›n› da tehlikeye atarak, isyanc›lar› bir flekilde otelden uzak tutarak s›¤›nmac›lar› koruma görevini üstlenir. O art›k Ruanda’n›n Schindler’idir. Öyle ki s›¤›nmac›lar› korumak, onlara verdi¤i sözü tutmak için ailesini gönderdikten sonra bile otelde kalmaya devam eder. Öyle kanl› sahneler yok filmde ama bir milyon Tutsi’nin katledildi¤ini hissedebiliyor-
sunuz. Filmden sonra d›flar› ç›kt›¤›n›zda, Afrika’y› düflünüyorsunuz. Ve “Ne ifli var orada beyaz adamlar›n?” diyorsunuz. “Ne günah› vard›, ne suçu vard› o insanlar›n, kara derili olmaktan baflka?” diye isyan ediyorsunuz… ‹çinizde isyan, öfke k›v›lc›mlar› çakarken, o insanlara bu ac›lar› yaflatanlara lanet okuyorsunuz. Filmin Künyesi: Yönetmen: Terry George Senaryo: Terry George, Keir Pearson Görüntü Yönetmeni: Robert Fraisse Müzik: Rupert Grekson Williams Yap›m: 2004 Kanada-‹ngiliz yap›m› Oyuncular: Don Cheadle, Sophie Okonedo, Nick Nolte, Joaquin Phoeniks, Desmond Dube
haberler
‹stanbul foto¤raf merkezi’nde sergi… ‹stanbul Foto¤raf Merkezi içinde yer alan Foto¤raf Galerisi’nde, 9 Kas›m- 31 Aral›k 2005 tarihleri aras›nda, Orhan Yayla’n›n “S›cak Ifl›k” bafll›kl› foto¤raf sergisi düzenlenecek. Özel bir hastanede doktorluk mesle¤ini sürdüren Orhan Yayla’n›n memleket ziyaretlerinde çekti¤i foto¤raflar sergilenecek. Orhan Yayla üretimlerini; “Yaflam, onu anlamaya bafllad›¤›m andan beridir bana hep ilgi çekici gelmifl ve bu ilgi giderek aflka dönüflmüfltür. Ne kadar flafl›rt›c›d›r nefes almak, etkileyicidir dokunmak, bir gülüfl, rüzgâr›n sal›-
n›m› ve bunlar›n türlü halleri... Bu süreçte tüm canl›lar›, hatta cans›zlar› büyük hayranl›kla izlemiflimdir. Yaflad›¤›m ve bu sürece olan tan›kl›¤›m için kendimi çok flansl› hissediyorum ve bu süreci bana verilmifl en de¤erli hediye olarak kabul ediyorum. Yani bu sergiyi oluflturan foto¤raflardaki ana unsur ‘sevgi’dir. Bu sevgiden yay›lan ‘›fl›k’› (S›cak Ifl›k’›), grafik haline dönüfltürmek de; benim makinelerime ve arkas›nda olan bana bir hediye olarak her zaman geri dönmüfltür.” fleklinde tan›ml›yor.
“Gelibolu” belgeseli ödül ald›! Tolga Örnek’in yönetmenli¤ini yapt›¤› “Gelibolu” belgesel filmi, Uluslararas› La Laguna Tarihi Filmler Festivali’nde En ‹yi Belgesel Ödülü’nü ald›. ‹spanya’n›n Kanarya Adalar›’nda yap›lan festivalde, Çanakkale Savafl›’na bir bölüm ayr›ld›. Yar›flma bölümünde olan “Gelibolu” belgeselinin yan› s›ra, 1964 yap›m› Turgut Demira¤’›n “Çanakkale Aslanlar›” filmi, Peter Weir’›n “Gelibolu” filmi ve Jeremy Lovering’in “Disaster at the Dardanelles” belgeseli gösterildi. Festivalin tart›flmalar bölümündeyse, -Çanakkale Savafl› üzerinebelgeselin araflt›rma koordinatörü Feza Toker, Tamer Levent ve ‹spanyol Profesör Manuel Hernandez Gonzales’in konuflmac› olarak kat›ld›¤› bir oturum düzenlendi.
Abidin Dino’dan “Gerilla Desenleri” Türkiye resim tarihinin kilometre tafllar›ndan Abidin Dino’nun “Gerilla Desenleri” bafll›kl› sergisi 28 Ekim’den bafllayarak Ankara Galeri Nev’de sanatseverlerle bulufluyor. ‹lk çizgilerini 1933 y›l›nda Artist dergisinde yay›mlayan desen ustas› Abidin Dino’nun eserleri, aralar›nda Paris, New York, Amsterdam ve Zürih’in de bulundu¤u pek çok merkezde sergilendi. 1984 y›l›nda Abidin Dino sergisi ile yaflam›na bafllayan Ankara Galeri Nev sanatç›n›n “Çiçekleme”, “Acaipler”, “El”, “Ac›y› Çizmek”, “‹flkence Desenleri” gibi dizilerini düzenli aral›klarla izleyicilerine sundu. Dino’nun 1941 y›l›nda çizdi¤i “Gerilla Desenleri” 64 y›ll›k bir serüvenden sonra ilk kez sergileniyor. Metnini Rasih Nuri ‹leri’nin kaleme ald›¤› bir kitab›n da efllik etti¤i sergi 23 Kas›m’a kadar sürecek. “Gerilla Desenleri” dizisinde Abidin Dino, Hitler’in tüm dünyay› savafla sürükledi¤i y›llarda Rusya’y›
iflgal eden Alman ordusunun püskürtülmesinde önemli rol oynayan direnifl hareketini yans›t›yor. ‹kinci Dünya Savafl› s›ras›nda Türkiye’de bu desenlerin sergilenme olana¤›n›n olmad›¤›n› fark eden Abidin Dino, Amerikal› arkeolog Whitimore arac›l›¤›yla resimleri yurt d›fl›na göndermeye çal›flm›fl. Son dakikada resimleri götürmekten vazgeçen Whitimore, onlar› havaalan›nda Fahrünnisa Zeid’e teslim etmifl. Resimler y›llar sonra aileye ait bir apartman›n tavan aras›nda bulunmufl. Ancak Abidin Dino, bulunan resimlerin sergilenmesini bir süre erteliyor... Rasih Nuri ‹leri’nin deyimiyle Fahrünnisa Zeid’in “tavan aras›nda farelerin kemirici elefltirisine terk etti¤i” resimler, aradan geçen 64 y›ldan sonra Ankara Galeri Nev izleyicilerinin be¤enisine sunuluyor. Adres; gezegen sokak 5gazi osman pafla, ankara telefon: (312) 437 93 90
KASIM 2005 | TAVIR | 45
haberler GRUP YORUM g ü n c e
“Gezici Filmler” ‹zmir’e Gidiyor Göç Örgütü’nün (IOM) katk›lar›yla gerçeklefltirilecek ve ‹sviçreli yönetmen Xavier Coller’in 1991 y›l›nda “En ‹yi Yabanc› Film” dal›nda Oscar alan, baflrollerini yerli oyuncular›n paylaflt›¤› “Umuda Yolculuk” adl› uzun metrajl› filmi d›fl›nda 7 adet k›sa film içerecek.
3 2 Ekim 2005 Pir Sultan Abdal Kültür Derne¤i’ni y›kmaya çal›flan Sultanbeyli Belediyesi’ni protesto etkinli¤inde dernek bahçesinde 300 kifliye seslendi. 3 3 Ekim 2005 Almanya’n›n Hamburg kentinde AnadoluDer taraf›ndan düzenlenen Halk fiöleni’nde yaklafl›k 800 kifliye seslendi. 3 6 Ekim 2005 ‹stanbul Teknik Üniversitesi Maslak Kampüsü’nde Gençlik Federasyonu taraf›ndan düzenlenen aç›l›fl konserinde yaklafl›k 100 kifliye seslendi. 3 8 Ekim 2005 Dev Genç’in kuruluflunun 36. y›ldönümü dolay›s›yla Okmeydan› Sibel Yalç›n Direnifl Park›’nda düzenlenen gecede yaklafl›k 2000 kifliye seslendi.. 3 9 Ekim 2005 ‹zmir Fuar Atatürk Aç›khava Tiyatrosu’nda düzenlenen konserde yaklafl›k 2000 kifliye seslendi. Konser öncesi ‹zmir Temel Haklar ve Özgürlükler Derne¤i’nde dinleyicileriyle buluflarak sorular›n› cevaplad›. Almanya’n›n Köln kentinde Anadolu Federasyonu taraf›ndan düzenlenen 2. Halk fiöleni’nde yaklafl›k 600 kifliye seslendi.
“Gezici Avrupa Filmleri Festivali”, Kas›m’da ‹zmir’e konuk oluyor. Tüm gösterimler Kültürpark ‹zmir Sanat’ta gerçekleflecek. Festivalde, Avrupa’da da ödül alm›fl ço¤unlu¤u 2005 yap›m› filmler, “Avrupa Avrupa” bafll›¤›nda 25 Kas›m–01 Aral›k 2005 tarihleri aras›nda gösterilecek. Festivalde bu y›l, “Umuda Yolculuk: Göç ve ‹nsan Kaçakç›l›¤›”, ‹talyan senaryo yazar› Tonino Guerra’n›n filmlerinin yer alaca¤› “Sineman›n fiairi” adl› toplu gösterim ile “Anarflizm ve Sinema” adl› bölümler yer alacak. Göç Filmleri, Uluslararas›
“Sinema ve Anarflizm” bölümünde, anarfliyi ve topluma yans›malar›n› konu edinen uzun metrajl› filmler aras›nda usta yönetmen Jean-Luc Godard’›n “Haftasonu” adl› filmi, bir baflka Frans›z sinemac› Jean Vigo’nun yönetti¤i “Hal ve Gidifl S›f›r”, ‹ngiltere’den Lindsay Anderson’un “E¤er”i, ‹talyan yönetmen Guiliano Montaldo’dan “Sacco ve Vanzetti” adl› yap›m› ve bir baflka usta Frans›z yönetmen Robert Bresson’un “Mouchette” adl› filmi yer alacak. Bu bölümde ayr›ca Claude Miller’in “S›radan Bir ‹flkence” adl› çal›flmalar› gösterilecek.
Grup Yorum elemanlar› gözalt›na al›nd› Temel Haklar ve Özgürlükler Fe-
rine biber gaz› s›karak iflkencele-
Grup ad›na aç›klamay› okuyan
derasyonu taraf›ndan gecekon-
rini sürdürdüler. Cihan Keflkek
‹brahim Gökçek; 20 y›ld›r Grup
du y›k›mlar›na karfl› yürütülen
bir gün gözalt›nda tutulduktan
Yorum’un bu bask›lar› yaflad›¤›-
kampanya
17
sonra di¤er gözalt›na al›nanlarla
n›, yirmi y›ld›r da yolundan dön-
Ekim’de ‹stanbul Saraçhane Par-
birlikte serbest b›rak›l›rken, Ali
medi¤ini vurgulad›. Aç›klamada
3 10 Ekim 2005 Almanya’n›n Duisburg kentinde Anadolu E¤itim Kültür Merkezi’nde bir söylefliye kat›ld›.
k›’nda düzenlenecek olan bas›n
Arac›, aramas› oldu¤u gerekçe-
ayr›ca gecekondu halk›n›n ya-
aç›klamas›na kat›lmak için giden
siyle, Terörle Mücadele fiube-
n›nda olduklar›n› vurgulayarak,
Grup Yorum elemanlar›, 9 kifliyle
si’ne götürüldü, bir gün daha gö-
devletin görevinin insanca ba-
birlikte gözalt›na al›nd›. Polis 9
zalt›nda tutuldu. Arac›, A¤›r Ceza
r›nma olanaklar›n› sa¤lamak ol-
3 16 Ekim 2005 Temel Haklar ve Özgürlükler Federasyonu’nun, Mecidiyeköy Kültür Merkezi’nde düzenledi¤i “Memur Kurultay›”nda yaklafl›k 500 kifliye seslendi. ‹sviçre’nin Basel kentinde Basel Kültür Merkezi taraf›ndan düzenlenen konserde yaklafl›k 300 kifliye seslendi.
kifliyi yerlerde sürükleyerek, dö-
Mahkemesi’ne ç›kar›ld›ktan son-
du¤unu belirtti. Cihan ve Ali, gö-
verek gözalt›na ald›. Sald›r› polis
ra serbest b›rak›ld›.Grup Yorum,
zalt›nda yaflad›klar›n› anlatt›k-
otobüsünün içinde devam etti,
gözalt›na al›nan elemanlar›yla il-
tan sonra Yorum, gecekondulu-
tekme ve yumruklarla sald›ran
gili 20 Ekim günü ‹dil Kültür Mer-
lar için yapm›fl oldu¤u “‹nsan Pa-
polisler, gözalt›ndakilerin yüzle-
kezi’nde bas›n aç›klamas› yapt›.
zar›” isimli flark›y› seslendirdi.
3 22 Ekim 2005 Avusturya’n›n Graz kentinde yaklafl›k 300 kifliye seslendi 3 23 Ekim 2005 Yeni Melek Gösteri Salonunda yap›lan Temel Haklar Dernekleri Federasyonu Kurultay›’nda yaklafl›k 600 kifliye seslendi. Avusturya’n›n Viyana kentinde yaklafl›k 500 kifliye seslendi. 3 26 Ekim 2005 ‹stanbul Üniversitesi Halk Bilim Kulübü’nün etkinlik salonunda düzenledi¤i aç›l›fl flenli¤inde yaklafl›k 250 kifliye seslendi.
46 | TAVIR | KASIM 2005
çerçevesinde;
'Gönül Yaras›' Oscar yolunda Yavuz Turgul'un “Gönül Yaras›” adl› filmi yabanc› dilde en iyi film Oscar”›n›n aday adaylar›ndan. Sinema Sanatlar› ve Bilimler Akademisi'nden yap›lan aç›klamada, en iyi yabanc› film Oscar'› adayl›¤› için 91 ülkeye davet yap›ld›¤› bildirildi. Bu davete 58 ülkeden yan›t geldi¤ini belirten akademi, bu say›n›n rekor oldu¤unu aç›klad›. Yönetmen Turgul'un geçen y›l gösterime giren filmi Gönül Yaras›'nda fiener fien, Meltem Cumbul, Güven K›raç ve Sümer Tilmaç rol al›yor. Çekimleri hem ‹stanbul, hem de
Mardin'de yap›lan film, emekli olduktan sonra ‹stanbul'a gelen ve floförlük yapan Naz›m ile pavyonda çal›flan flark›c› Dünya'n›n hikayesini konu al›yor. Bu dalda 3 ülkenin ilk defa baflvuruda bulundu¤u belirtildi. Bu ülkelerin ve filmlerinin, Kosta Rika'dan Esteban Ramirez'in ”Caribe”, Fiji'den Vilsoni Hereniko'nun “The Land Has Eyes” ve Irak'tan Cemil Rustemi'nin “Requiem of Snow” oldu¤u kaydedildi. Tüm dallarda Oscar adaylar› 31 Ocak'ta, bu ödülü kazananlar 5 Mart'ta aç›klanacak.
haberler
Nobel edebiyat ödülünü Harold Pinter ald›
ABD Baflkan› George Bush ve ‹ngiltere Baflbakan› Tony Blair’in politikalar›na muhalefet eden Pinter, savafl bafllamadan önce, 2002 y›l›nda BBC’ye verdi¤i bir demeçte, “‹ngiltere’nin ABD’nin yan›nda durmas›ndan utanç duydu¤unu” söylemiflti. ABD’nin 2003’te Irak’a müdahale etmesine öfkeyle karfl› ç›kan Pinter, ay-
n› y›l Irak savafl›yla ilgili savafl karfl›t› fliirlerinin yer ald›¤› bir kitap yay›nlad›. Pinter, Londra’n›n iflçi kesimi banliyölerinden Hackney’de 1930 y›l›nda Yahudi bir terzinin o¤lu olarak do¤du. ‹kinci Dünya Savafl›’n›n bafllamas›yla kentten ayr›ld› ve Londra’ya 14 yafl›nda geri döndü. 1985 y›l›nda Arthur Miller’le birlikte Türkiye’ye geldi. Miller onuruna ABD elçili¤inde verilen yemekte süslü cümleler kurmak yerine cinsel organlar›na elektrik ak›m› verilen insanlardan söz edince sofradan kovuldu. Miller de onunla birlikte yeme¤i terk etti. 1988 y›l›nda Da¤ Dili bafll›kl› oyunu kaleme ald›. Bu oyunu, Kürtler’in üzerindeki bask›lardan etkilenerek yazd›. Pinter
daha sonralar› savafl hakk›nda “Bombalanma durumu, fikri beni asla terk etmedi” dedi. 2004’te ise Blair’in azledilmesini isteyen bir kampanyaya kat›ld›. 1999 y›l›ndaki Kosova krizi s›ras›nda NATO harekât›na karfl› ç›kan Pinter bombard›man›n ülkeyi daha da sefil bir duruma sokaca¤›n› savunmufltu. Pinter, 2001 y›l›nda Slobodan Miloseviç’i savunmak için kurulan Uluslararas› Komite’ye kat›ld›. Pinter’e 2002 Ocak ay›nda g›rtlak kanseri teflhisi kondu. Ayn› y›l›n Kas›m ay›nda yapt›¤› bir konuflmayla ABD’nin “önleyici savafl” kavram›n› sert bir flekilde elefltirdi.
Abdullah Bafltürk an›s›na ödül
Beflikçi’nin 20 kitab›na yasak kald›r›lmad› TMY’nin 8. maddesi yürürlükten kalkal› iki y›l oldu. Ancak, Yurt Yay›nlar›’n›n yay›mlad›¤› Sosyolog ‹smail Beflikçi’ye ait 20 kitapla ilgili yasak hala kalkmad›. Ankara 11. A¤›r Ceza Mahkemesi Savc›s›, “yasak kals›n” diye esasa iliflkin görüfl bildirdi. 22 Haziran’da Yarg›tay 9. Ceza Dairesi,
D‹SK-Genel-‹fl sendikas›, D‹SK eski Genel Baflkan› Abdullah Bafltürk an›s›na, ailesi, Edebiyatç›lar Derne¤i ve Genel-‹fl’le birlikte bu y›l da ‘‹flçi Öyküleri Ödülü’ verecek. 2005 Y›l› Abdullah Bafltürk ‹flçi Öyküleri Ödülü’nün koflullar› flöyle; 1- Yar›flma, amatör ya da profesyonel tüm öykücülere aç›kt›r. Ödüle; iflçiler ve eme¤iyle geçinen di¤er çal›flanlar hakk›nda yaz›lm›fl her türlü öykü kat›labilir. 2- Ödüle aday yap›tlarda, Türkçeyi kullanmadaki baflar›, yaz›nsal duyarl›k da aranacakt›r. Öyküler daha önce yay›mlanmam›fl olmal›d›r. 3- Daha önce bu ödülü kazanm›fl olanlar, Edebiyatç›lar Derne¤i yönetim organlar›nda yer alan üyeler, yar›flmaya kat›lamazlar. 4-Öyküler; çift aral›kla, daktilo ya da bilgisayarla yaz›lm›fl olmal›d›r. 5-Yar›flmaya en çok üç öyküyle aday olunabilir. Öykülerde sayfa s›n›rlamas› yoktur. Son baflvuru tarihi 11 Kas›m 2005’tir. 6- Seçici kurul; Adnan Özyalç›ner, Vecihi Timuro¤-
lu, Necati Tosuner, Tuncer Uçarol, Ahmet Y›ld›z’dan oluflmaktad›r. 7- Ödüller; birinci 1.000 YTL, ikinci 750 YTL, üçüncü 500 YTL’dir. Sonuçlar Abdullah Bafltürk’ün ölüm y›ldönümü olan 21 Aral›k 2005 günü aç›klan›r. 8- GENEL-‹fi; ödül kazanan öykülerle yay›nlanmaya de¤er görülen öyküleri, her birine 100 YTL telif ücreti ödemek üzere, kitap olarak yay›mlayabilir. Bu öyküleri, di¤er yay›n araçlar›nda da kullanabilir. 9- Ödüle aday yap›tlar; bir baflvuru dilekçesi, gerçek ad ve aç›k adres, telefon numaras› ve alt›nda özgeçmifl yaz›l› olmak üzere, ekinde befl kopya öykü ile birlikte afla¤›daki adrese taahhütlü olarak gönderilecek ya da elden teslim edilecektir: Edebiyatç›lar Derne¤i ‹flçi Öyküleri Yar›flmas› Sakarya Cad. 32/15, Bahar Apt. Kat 5, Yeniflehir - Ankara 0312/4344665 edebivat@edebiyatcilardernegi.org.tr 10- Ödüle kat›lan yap›tlar geri verilmez.
Yurt Yay›nlar›’ndan ç›kan kitaplara Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin (DGM) “bölücülük” iddias›yla getirdi¤i yasak karar›n› bozmufltu. 25 Ekim Sal› günü 11. A¤›r Ceza Mahkemesi’nde tekrar görülen davada, duruflma savc›s› Mustafa Kelkit, Yarg›tay’›n bozma karar›n›n usulden oldu¤unu, duruflma ile usulün yerine getirildi¤i gerekçesiyle kitaplara iliflkin yasa¤›n kald›r›lmas›na karfl› ç›kt›. Dava 22 Kas›m’a ertelendi.
mandela’n›n hayat› çizgi roman oldu Mandela’n›n yaflam›n›n resimlerle anlat›laca¤› çizgi roman, dokuz kitap halinde ç›kacak. Kitab›n bir milyon bask›s›n›n okullarda paras›z da¤›t›lmas› düflünülüyor. Kitaplar›n ilki “Do¤u Burnu’nun O¤lu” ad›n› tafl›yor ve Mandela’n›n Transkei’de
büyümesiyle bafllay›p Johannesburg’a gelifliyle son buluyor. Mandela, Güney Afrika’daki eski beyaz az›nl›k yönetimiyle mücadelesi s›ras›nda 27 y›l hapiste kalm›fl, ard›ndan 1994 y›l›nda Güney Afrika’n›n ilk siyah devlet baflkan› olmufltu.
KASIM 2005 | TAVIR | 47
haberler sa... k›sa... k›sa... k›sa.. k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›s
320 Ekim: ölüm orucunda hayat›n› kaybedenler, direniflin 6. y›ldönümünde ‹stanbul Cebeci Mezarl›¤›’nda an›ld›. K›rm›z› kazakl›, siyah bere ve siyah pantolonlu sancakl›lar yolun soluna ve sa¤›na s›rayla dizilerek tören için yürüyen korteji karfl›lad›lar, görkemli ve coflkulu geçen anmada sayg› duruflu s›ras›nda “Boran F›rt›nas›-Meflale” çal›nd›. HÖC ad›na aç›klamay› okuyan Naime Kara, 6 y›ld›r tecrit zulmünün sürdü¤ü, ancak direniflin de ilk günkü kararl›l›¤›yla devam etti¤ini vurgulad›. 350 kiflinin kat›ld›¤› anma töreni, mezarlara karanfil b›rak›larak ve her flehidin mezar›na k›z›l bayrak dikilerek sona erdirildi. 325 Ekim: ‹stanbul Okmeydan›'nda meflaleleler tafl›yan 300'den fazla HÖC'lü mahalle içinde yürüyüfl yapt›. Kortejin önünde k›z›l bayrak-
lar dalgalan›rken, 'Tecrite Karfl› Direnifl 6.Y›l›nda Tecrite Son' pankart› ile 120 flehidin foto¤raf›n›n oldu¤u pankart tafl›nd›. TAYAD'l›lar flehit düflen yak›nlar›n›n resimleri ile kortejde yerlerini al›rken, Grup Yorum'un "Kucaklaflma" albümünden çal›nan ezgilerlerle Dikilitafl park›ndan bafllayan yürüyüfl, Sibel Yalç›n Direnifl Park›'nda yap›lan bas›n aç›klamas›ndan sonra hep birlikte okunan Bize Ölüm Yok marfl› ile son buldu.
330 Ekim: ‹dil Kültür Merkezi çal›flanlar› saat 13.00’de, Befliktafl çarfl›s›nda TAYAD’›n ‘Tecrite Karfl› Direnifl 6. Y›l›nda! Tecrite Son!’ bafll›kl› bildirilerini da¤›tt›. Üzerinde Tecriti Kald›r›n Ölümleri Durdurun yaz›l› önlükler giyen ‹dil Kültür Merkezi çal›flanlar› halk›n olumlu tepkileriyle karfl›laflt›.
330 Ekim: Pazar günü saat 19:30da Gazi Mahallesindeki Eftelya Dü¤ün Salonun’da yap›lan geceye bin kifli kat›ld›. Etkinlikte Tayad Korosu’nun konseri, halkoyunlar› gösterisi, fliir dinletisi’nin ard›ndan FOSEMin haz›rlam›fl oldu¤u 20 Ekimden bugüne direnifl görüntüleri, 19 Aral›k operasyonu ve Armutlu katliam› görüntülerinden oluflan sinevizyon gösterimi izlendi. Sinevizyonda 120 flehidin görüntüleri yer ald›¤›nda, görüntüler yo¤un alk›fl al›rken s›k s›k flehitler ad›na sloganlar hayk›r›ld›. Tutsaklar›n yazd›¤›, 19 Aral›k operasyonunu anlatan tiyatro oyununun sergilendi¤i gecede son olarak sahneyi Grup Yorum ald›. Grup Yorum türküleri ve marfllar› ile bu güzel geceye renk katt›. Ve Umut Ya¤muru Gecesi halaylarla son buldu.
DVD... CD... ALBÜM... DVD... CD... ALBÜM... DVD... CD... ALBÜM... DVD... CD... 3 zuhal olcay baflucu flark›lar› ADA
48 | TAVIR | KASIM 2005
3kent ozanlar› yedi y›l sonra Seyhan müzik
3 flahe bedo güla çiya/ roj naçe silvana müzik
3 cahit berkay sinema bir mucizedir pozitif müzik yap›m