tavır
merhaba
kültür sanat yaflam›nda
Sahibi: ‹dil Kültür Yay›n Org. Rek. Film. Tic. Ad›na: Muharrem Cengiz Genel Yay›n Yönetmeni: Gamze Mimaro¤lu Sorumlu Yaz›iflleri Müdürü: Ahu Zeynep Görgün Yaz›flma Adresi: ‹dil Kültür Merkezi ‹stiklal Cad. Aznavur Psj. No: 212 Kat: 6 Beyo¤lu/‹stanbul Tel: (212) 245 00 70 244 31 60 Faks: 244 81 02 e-posta: tavir@grupyorum.net Ankara: ‹dilcan Kültür Merkezi fiirintepe Mah. 8.Cad. No:222 / B Mamak – Ankara Tel: (312) 390 38 05 Hesap No: (TL): 1042- 30000 596147 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. (EURO): 1042- 3010000 129062 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. Ofset Haz›rl›k: TAVIR YAYINLARI Bask›: ZER OFSET Da¤›t›m: D-B-R
tavır
yerel süreli yay›n
Kas›m ay›nda yine birlikteyiz. Büyük direniflin beflinci y›l›nda direnenleri sayg›yla selaml›yoruz. 20 Ekim’de; ölüm orucunda 117 kiflinin ölmesinin sorumlular› hakk›nda Sultanahmet Adliyesi önünde biraraya gelerek suç duyurusunda bulunmak isteyen Haklar ve Özgürlükler Cephesi üyelerine polis sald›rd›. Sald›r›da aralar›nda dergimizin Genel Yay›n Yönetmeni Gamze Mimaro¤lu’nun da bulundu¤u onlarca kifli yaraland› ve gözalt›na al›nd›. ‹flkence sokaklarda, herkesin göz¸ önünde yap›l›yor. Hic bir güç direnenlerin sesini bo¤maya yetmez. Avrupa’dan medet umanlara Avrupa Birli¤i’ne girme hayalleri kuranlara; “Avrupa’n›n Öteki Yüzü” isimli yaz›m›z ithaf olunur. Dergimizin Sahibi ve Grup Yorum eleman› Muharrem Cengiz’in duruflmas› 1 Aral›k’ta ‹stanbul 13. A¤›r Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Tüm Grup Yorum dinleyicilerini, tav›r okurlar›n› Grup Yorum’la dayan›flmaya, Grup Yorum’a Özgürlük talebini hayk›rmaya davet ediyoruz. Dergimizde yine hapishaneden, direniflçilerden gelen öykülere yer verdik. Hapishanede tecrit duvarlar›n›n ard›nda üreterek direnenlerin eserlerini sizlerle paylaflmaya devam edece¤iz. Ölüm y›ldönümünde devrimci fliirimizin yüz ak› büyük ozan Enver Gökçe’yi selaml›yoruz. Aral›k say›m›zda buluflmak dile¤iyle...
Dostlukla...
tavır
6
Ayl›k Sanat Dergisi ISSN 1303-9113
4
fidel’in düflüflü
ve köpe¤in duas›
avrupa’n›n öte
yüzü
11
7
türküm do¤ruyum çal›flkan›m
9
gerçe¤in yal›nk›l›ç öyküsü
türkiye’nin oscar’›
18
16
insanlar›n içindeyim
23
26
niteliksiz
unutmaya karfl› bir film: yaz› tura
hilmi yaray›c› ile sevdadan yana
bas›n aç›klamas›
117 Tabut, Tecrit Duvarlar›n› Y›karak Ç›kt›... Büyük Direnifl 5. Y›l›nda Sürüyor! Bundan tam befl y›l önce bafllad›; F Tipi hücrelere, tecrite karfl› büyük direnifl… F Tipi hapishanelerde yok edilmek istenen insan onuruydu. Hükümetler de¤iflti, baflbakanlar, bakanlar geldi geçti. Hiç birinin gücü yetmedi büyük direnifli k›rmaya. AB’nin projeleri, ABD’nin tavsiyeleri yetmedi direnifli yok etmeye. Hapishanelerde ve d›flar›da katliamlarla, bask›yla, iflkenceyle her türlü zulümle s›navdan geçirilen insanl›k onuruydu. Befl y›ld›r bu onuru yok edemediler. Befl y›ld›r tecrit duvarlar›n› y›karak ç›kt› hapishanelerden tabutlar.. Kimileri kan›ksad› ölümü, kimileri görmezden geldi, kimileri yanl›fl buldu…. Ancak yola devam etti al›nlar›nda k›z›l bantla yola ç›kanlar... Yalanlara dolanlara, sahtekarl›klara, ikiyüzlülüklere, alçakl›klara, zulme, sömürüye karfl› insanca bir yaflam için; özgür, ba¤›ms›z bir ülke için tek silahlar› olan bedenlerini koydular ortaya hapishanelerde tecrit hücrelerine, tabutlara kapat›lan devrimciler. Öldüler… Birer birer, befler onar öldüler. Eriyip giden bir insan bedeniydi. Yok olup giden bir ömürdü. Sa¤›r kulaklara var gücümüzle hayk›rd›k. Görmeyen gözlere gösterdik tabutlar› tafl›maktan nas›r tutmufl omuzlar›m›z›. Evet; bundan tam befl y›l önce, 20 Ekim’de bafllad› büyük direnifl. Dünyada ve ülkemizde faflizme karfl› efli benzeri görülmemifl bir direnifle
imza at›yordu 117 flehit ve yüzlerce sakat b›rak›lm›fl insan… F Tipi hücre politikas›n› hayata geçirmek isteyen siyasi iktidar, AB’nin ve ABD’nin onay›yla kollar› s›vad›. 20 Ekim 2000’de bafllayan açl›k grevi ölüm orucuna dönüflürken, 19 Aral›k 2000 tarihi asla unutulmayacak bir katliam›n tarihi olarak geçti tarih sayfalar›na. Ülkemiz hapishanelerinde insanlar diri diri yak›l›rken; kurflunlarla, gaz bombalar›yla, kimyasal silahlarla katledilirken hapishanelerde bulunan tutsaklar, feda ruhuyla bedenlerini tutuflturarak cevap veriyordu zulme. Bu büyük direniflte befl y›l içinde herkes bedelini ödedi insan olman›n. Kimi öldü, kimisi tutsak düfltü, kimisi sakat kald›… Zulmün önünde dimdik durman›n bedeliydi bu. Bu büyük direnifle imza atanlar bir an tereddüt etmediler. Bugün AKP ‹ktidar› da hala çaresizse, sald›rgansa ve güçsüzse; bu, direniflin gücü karfl›s›nda ezildi¤indendir. Direniflin karfl›s›nda hiç bir güç duramaz! Zulüm her yerde vard›r. Emperyalizmin bütün dünyada egemenlik kurmaya çal›flt›¤› dünyam›zda zulüm hiçbir ülke topra¤›ndan eksik olmaz. Ancak flu da tarihin ö¤retti¤i bir gerçektir ki, zulme karfl› direnen halk›n karfl›s›nda hiçbir güç duramaz. Vatan sevgisini kuflananlar›n, ba¤›ms›z bir ülke için ölümü göze alanlar›n karfl›s›nda hiçbir güç duramaz. Yakanlar y›kanlar, dünyay› ce-
henneme çevirenler bunu biliyorlar. Ölümden ötesi yoktur. Bu yüzden yok edemiyorlar direnifli. Bu yüzden korkuyorlar! Bugün ülkemiz hapishanelerinde 5 y›ld›r süren direnifl, ba¤›ms›z bir ülke içindir. Hapishanelerde uygulanan tecrit hayat›n her alan›nda herkesi kuflatm›fl durumdad›r. Tecrit duvarlar› hapishanelerde göründü¤ünden daha genifltir. Bütün etraf›m›z› kuflatacak kadar genifltir... Tecrit duvarlar›n›n gözlerimizi kör etmesine izin vermeyelim! F Tipi hapishanelere, hücrelere, tecrite, iflkenceye, katliamlara karfl› ç›kmayanlar›n 117 ölümü görmeyenlerin gözlerini kör, kulaklar›n› sa¤›r etmifltir tecritin beyaz duvar›. Hapishanelerde uygulanan tecrit, sansür herkese uygulan›yor. Ölümlere sessiz kalanlar›, AKP ‹ktidar›ndan 117 ölümün hesab›n› sormayanlar›; bu ülkenin yasalar› de¤il tarih yarg›layacakt›r. Büyük direnflin beflinci y›l›nda hücreleri y›kal›m!
‹dil Kültür Merkezi Grup Yorum Özgürlük Türküsü Kültür Sanat Yaflam›nda Tav›r Dergisi Foto¤raf Ve Sinema Emekçileri (FOSEM)
3
avrupa’n›n öte yüzü
Ülkemizde y›llardan beri etkinli¤ini sürdüren bir ak›m var. Bu öyle bir ak›m ki; ayd›n›ndan sanatç›s›na, yazar›ndan çizerine, gazetecisinden televizyoncusuna kadar çok büyük bir kesimi etkisi alt›na alm›flt›r. Bu ak›m›n ad› bat› hayranl›¤›d›r. Ülkemizde yaflanan her sorunda ve her s›k›nt›da bat›dan medet uman, onlar› örnek gösteren, onlar gibi yaflayan, gerçek ve yegane mutlulu¤un bat›da oldu¤unu savunanlar›n oluflturdu¤u bir ak›md›r bu. Onlara göre, ülkemize demokrasiyi getirecek olan da, ekonomik refaha erdirecek olan da bat›d›r. Demokrat, ile-
4
rici geçinirler ama kendi halk›na zerrece güvenmez, onlar›n yaflam biçimini afla¤›larlar. Bir problem yafland›¤›nda ‘Bat›l›lar duysa ne derler, rezil oluruz!’ türünden bir yaklafl›m gösterirler. Kültürel olarak geri bir durumla karfl›laflt›klar›nda bat›l›lar›n bunu nas›l aflt›klar›n›, bu durumun onlar için ne kadar ilkel ne kadar barbarca oldu¤unu balland›ra balland›ra anlat›rlar. Bat›l›lar sütten ç›km›fl ak kafl›kt›r. Kimse kimsenin hakk›n› gasp etmez, herkes birbirine sayg›l›d›r, genel kültürleri son derece geliflmifltir, trende-otobüste herkes kitap okur, ekonomik hiçbir s›k›nt› çekmezler, devletler insan haklar›na son derece sayg›l›d›r, önce insan yaflam›na sayg› vard›r vs vs… Bu kesimler Türkiye’nin Avrupa Birli¤i’ne üyeli¤ini savunmufltur hep. Kendi afla¤›lanma duygular›n› bu flekilde, bat›n›n parças› olan bir ülkenin vatandafl› olarak yok edebileceklerdir. Türkiye’nin Avrupa Birli¤i’ne üyeli¤i tart›flmalar›n›n iyice yo¤unlaflt›¤› son günlerde bu ak›ma dahil olanlar›n say›s›nda ciddi bir art›fl olmufltur. Kendisini solcu, demokrat gösteren, ayd›n oldu¤unu iddia eden bir çok kifli, kurum, parti, sa¤c›s›ndan solcusuna, milliyetçisine kadar bu ak›ma dahil olmufltur. Herkes, Avrupa Birli¤i’nin yaflam standard›m›za getirece¤i yenili¤i anlatmaktad›r.
sinan gümüfl
güncel
Biz bu derginin sayfalar›nda daha önce de Türkiye’nin Avrupa Birli¤i’ne al›nmak istemesinin gerçek sebeplerine ve böyle bir durumda yaflayaca¤›m›z büyük ekonomik y›k›ma iliflkin çeflitli de¤erlendirmelerde bulunduk. Bu yaz›m›zda ise as›l olarak; o öve öve bitirilemeyen Avrupa’n›n, hiç dile getirilmeyen sokaklar›ndaki yaflama de¤inece¤iz. ‘Avrupa bunu duysa rezil oluruz!’ diyenlerin Avrupa’s›nda asl›nda nas›l bir yaflam sürdürdü¤ünü örnekleriyle anlataca¤›z.
‘Kapkaç Terörü’ ve Gasp Ülkemizde çözülmeye muhtaç, ciddi s›k›nt›lar›n oldu¤u bir gerçektir. ‹çinde bulundu¤u ekonomik darbo¤az, birçok kifliyi suç ifllemeye teflvik etmektedir. ‘Kapkaç’ olarak adland›r›lan h›rs›zl›k olay› bunlardan biridir. Bu tip h›rs›zl›k olaylar› son y›llarda ortaya ç›km›flt›r. Ama bir ‘terör’ olmaktan çok, c›l›z olarak yaflanan bir olayd›r ve genel olarak dikkatli oldu¤unuzda bu sorun ortadan kalkar. Ülkemizde özellikle ‹stanbul’da yaflanan kapkaç olay›, Bat› ülkelerinde yaflananlarla boy ölçüflemez. ‹stanbul’da bir kapkaçç›ya yakalanma riskiniz çok azd›r ama örne¤in Amsterdam’da, Paris’te ya da Londra’daysan›z ifliniz çok zordur. fiehir merkezinde ya da bir trendeyseniz alaca¤›n›z önlemlerin hiç biri ifle yaramayabilir. Ve bir kapkaçç›ya yakalanma riskiniz çok fazlad›r. H›rs›zl›¤a karfl› çok büyük bir güvenlik sorununuz vard›r. Ya da arkadafl›n›zla oturup sohbet etti¤iniz bir kafeterya bir anda otomatik silahl› kiflilerce bas›labilir ve ne oldu¤unu bile anlamadan ‘don gömlek’ kalabilirsiniz… Bir bankada s›rada beklerken içeri giren soyguncular taraf›ndan bir anda sadece flov için öldürülebilirsiniz. Kafan›z gözünüz parçalanabi-
lir. Afrika ya da Asya’da olan ve açl›kla bo¤uflan bir ülkeden bahsetmiyoruz. ‘Ekonomik sorunlar›n› çözmüfl’, ‘yaflam standart› yüksek’ Hollanda, Fransa, Almanya, ‹ngiltere’dir bahsetti¤imiz ülkeler.
Sapk›nl›¤›n S›n›r› Yok Bireyin özgürlü¤ünün kutsand›¤›, her türlü geleneksel de¤erin ‘geri’ olarak görülüp horland›¤›, e¤lencenin kutsal amaç olarak görüldü¤ü ortam, beraberinde bir doyumsuzlu¤u getirmifltir. Zevk için, heyecan olsun diye marketlere, ma¤azalara girip h›rs›zl›k yaparken yakalanan banka müdürlerinin, holding sahiplerinin, polislerin, hakimlerin, savc›lar›n, ö¤retmenlerin say›lar› az›msanamayacak kadar çoktur. Uyuflturucu tüketimi Türkiye’deki sigara tüketimine eflit derecededir. Gençlik ça¤›na gelip de uyuflturucu kullanmam›fl olanlar›n say›s› çok azd›r. Her türlü e¤lencenin denendi¤i bir ortamda tüm e¤lence biçimleri s›radanlaflm›fl, ‘heyecan’ vermemeye bafllam›flt›r. Böyle bir ortamda ahlaks›zl›¤›n, sap›kl›¤›n akla hayale gelmeyecek tüm biçimleri tüketilmifl, beraberinde yeni aray›fllar› getirmifltir. Ve ‘yeni aray›fllar’ bugün çocuk pornosu olarak cevab›n› bulmufltur. Almanya’n›n Fransa s›n›r›nda yedi yetiflkinin küçük bir erkek çocu¤unu kaç›r›p vahflice tecavüz etmesi, daha sonra yine zafer naralar› atarak öldürmesi, geçti¤imiz günlerde s›radan bir haber olarak yer alm›flt›r Alman gazetelerinde. Belçika’da son bir y›lda en fazla ifllenen ve aç›k arayla ilk s›rada yer alan suç, çocuk tecavüzcülü¤üdür. Belçika’n›n en zengin kapitalistlerinin çocuk ticaretini do¤rudan finanse etti¤i defalarca ortaya ç›km›flt›r. Belçika’da alt› k›z çocu¤unu kaç›r›p tecavüz ettikten sonra öldüren Dutroux’un arkas›nda üst düzey yetkililerle s›k› ba¤lant›s› olan bir sübyanc›lar flebekesi olup olmad›¤› sorusu hala ayd›nlat›lm›fl de¤ildir. Kimse çocu¤unu gönül rahatl›¤›yla parka oyun oynamaya gönderememektedir. Yolda, trende bir çocu¤u sevmek istedi¤inizde annenin-baban›n gözlerinde çok insani bir korku ve çocu¤unu koruma duygusu görürsünüz. Bunlar tekil olaylar de¤il, ülkenin her yan›na yay›lm›fl ve süreklilik kazanm›fl durumlard›r. Bahsetti¤imiz ülkeler Amerika gibi sap›kl›¤›yla ünlü ülkeler de¤il, ‘genel kültürüyle’, ‘insanlar›n birbirine duydu¤u sayg›s›yla’ ünlü, ‘örnek ald›¤›m›z’, ‘bizdeki ça¤d›fl› insan kaçakç›l›¤›n›n ilac›’ olarak gösterilen Belçika ve Almanya’d›r.
¤imiz bireysel özgürlükleri korumak ve bu konuda sonsuz demokrasi uygulamak konusunda oldukça baflar›l›d›r(!) Ne var ki bu ülkelerden herhangi birinde yaflayan bir yabanc›ysan›z ifliniz çok zordur. Hemen her yerde ›rkç› uygulamalara maruz kal›rs›n›z. Afla¤›lan›rs›n›z. Kaprisli, kibirlidirler. Kendilerini dünyan›n efendisi, do¤ulu tüm halklar› barbar, yabani olarak görürler. Solcular› bile emperyalisttir, size konuflma hakk› tan›maz. Avrupa Birli¤i’ne alma planlar› yapt›klar› bir dönemde gazetelerinde Türkiye ile boy boy alay eder. Karikatürlerinde Türkiye’yi büyük Avrupa Birli¤i kap›s›n›n alt›ndaki köpek giriflinden giren bir köpek olarak çizerler. Bir halkla böylesine afla¤›l›kça alay etmek onlar›n ‘genel kültürlerine’, ‘insan haklar› savunuculu¤una’ ters de¤ildir. Türkiye onlar için sömürge Endenozya’dan, Kongo’dan, Surinam’dan farkl› de¤ildir. Yasalar›n›n ne denli demokratik oldu¤u ile övünürler. O yasalar sizin için geçerli de¤ildir. Ailenizle birlikte kat›ld›¤›n›z, yasal bir yaz kamp› kar maskeli, otomatik silahl› özel timciler taraf›ndan bas›labilir, a¤›r hakaretlere ve suçlamalara tabi tutulabilirsiniz. Ve hiçbir yasal hakk›n›z yoktur böyle bir durumda. Y›llar›n mücadelesi sonucu kazan›lm›fl iflsizlik maafl›, çocuk paras› gibi ödeneklerin her biri kesilmeye bafllam›flt›r. Gerekçe olarak bu yükün kald›r›lamad›¤› gösterilmektedir. ‹lticac›lara yaflam hakk› tan›nmamaktad›r. Tüm ilticac›lar› bir Afrika ülkesinde yap›lacak toplama kamp›na doldurma planlar› yapmaktad›rlar. Emperyalist tekeller taraf›ndan soyup so¤ana çevrilen, faflizmle yönetilen bir ülkeden de¤il, ‘demokrasinin befli¤i’, ‘insan haklar› savunucusu’ Almanya’dan, ‹sviçre’den, Avusturya’dan, Fransa’dan bahsediyoruz. Birkaç metrekare içerisinde onlarca insan yaflamak zorundas›n›zd›r. Bir apart-
mandaki on daire yani yaklafl›k 50-60 kifli ayn› tuvaleti kullanmak zorundad›r. Gece yar›s› yata¤›n›zdan ç›k›p apartman bofllu¤unda tuvalet kuyru¤u beklersiniz. Pazar yerlerinde çöplerden yiyecek toplayanlar hiç de az de¤ildir. Metropoller, bar›nd›rd›klar› “homeless” evsiz, yurtsuz kartonlar›n üzerinde yatan insanlar›yla ünlüdür. Sendikalar›, yasalar› patrondan yanad›r. ‹flten at›ld›¤›n›zda tazminat baflvurusu yapmaman›z için “resmen” tehdit edilirsiniz. Uzakdo¤u’ya gidip 68 yafl›ndaki çocuk fahifleleri sat›n alan yüksek memurlar›n Avrupas›’d›r bu. ‹flte bat› hayranlar›n›n Avrupa’s›… Bize demokrasiyi, insan haklar›n›, huzur içinde yaflama güvencesini, ekonomik refah› getirecek olan Avrupa… Yüzy›llarca pislik içinde yüzdü¤ü için peru¤u ve parfümü; orta yere pisledi¤i için topuklu ayakkab›y› icat eden Avrupa, çözümü do¤uya yapt›¤› seferlerde bulmufl, do¤u medeniyetleri sayesinde banyoyla, tuvaletle tan›flm›flt›r. Ve tüm yaflam biçimini do¤uya yapt›¤› haçl› seferleriyle birlikte bu medeniyetlerden ald›¤› kültürel birikimlerle infla etmifltir. Sadece Almanlar›n mutfa¤›na girmekle bile ne denli ‘köklü’ bir kültüre sahip olduklar›n› görürsünüz. Tabi kusmazsan›z. Avrupal› emekçiler özellikle para biriminin euro olmas›ndan sonra yaflad›klar› sorunlar› bu sözünü etti¤imiz bat›c›lara anlatabilseler keflke. Avrupa’n›n emekçileri geleceklerine güvenle bakam›yorlar. Onlar Verheugen’in anlatt›klar›ndan çok farkl› fleyler anlatacaklard›r, bundan emin olun. Dönün yüzünüzü Bat›’ya, orada çürümüfllü¤ü, kapitalizmin yok etti¤i hayatlar› göreceksiniz. Ülkemizdeki bat› hayranlar› onlar›n standard›na eriflmekten, onlar gibi olmaktan bahsediyor. Biz kendimize standart olarak Hollandal›’y›, Belçikal›y›’m› alaca¤›z? Bizi bu standartlar m› kurtaracak? Eksik olsun❏
Hak ve Özgürlükler Demokrasinin befli¤i, insan haklar›n›n y›lmaz savunucusu Avrupa; yukar›da bahsetti-
5
güzin karaduman
makale
fidel’in düflüflü ve köpe¤in duas› üba Devlet Baflkan› Fidel Castro ülkesindeki bir tören s›ras›nda aya¤› tak›l›p yere düflünce ABD D›fliflleri Bakanl›¤› Sözcüsü Richard Boucher ve AB Komisyonu Baflkan Yard›mc›s› Loyolo de Palacio birer aç›klama yapt›lar. Küba Devlet Baflkan› Fidel Castro’ya geçmifl olsun dile¤inde bulunmad›klar›n›, söylediler. Hatta Palacio daha da ileri giderek Fidel’in ölmesini istedi¤ini söyledi. “Vay vay vaaay...” dememek elde de¤il. fiu öfkeye, flu kine bak›n. Fidel Castro sosyalizmle yönetilen bir ülkenin devlet baflkan›d›r. Küba Devriminin lideri, komutan›d›r. Emperyalistlerin aç bir kurt gibi gözlerini diktikleri Küba’n›n bafl›ndad›r. Ölmesini istiyor emperyalistler. Çünkü Sosyalizme, Fidel’e düflmanlar. Elbette ki ola¤an geliyor insana. Emperyalistlerden diplomatik bile olsa bir nezaket de beklemedi¤imize göre ve onlar da duygu ve düflüncelerini daha do¤rusu öfke ve kinlerini aç›kca dile getirdiklerine göre o zaman böyle bir yaz›ya ne gerek vard› diye düflünmek olas›. Yok, yazmadan edemedik. Fidel’in geçirdi¤i kaza sonucu dizinin k›r›lmas›n› sevinçle karfl›layanlara flafl›rd›¤›m›zdan de¤il, sadece içine düfltükleri durumun acizli¤ine biraz de¤inelim istedik. Küçücük bir ada Küba. Kimseye muhtaç olmadan, el aman dilemeden kendi ya¤›yla kavruluyor. Sömüreni, sömürüleni yok. Sosyalizmle yönetiliyor. Emperyalistler çi¤neyemiyorlar o topraklar›. Her gün “Küba’ya nas›l gireriz, yerle bir ederiz, sömürürüz?”ün planlar›n› yapt›klar›na eminiz. ‹flte, Fidel’in geçirdi¤i küçücük bir kaza bile sevinmelerine, coflkun histeri seline kap›lmalar›na neden olabiliyor. Onlar› ayakta tutan, hayallarini süsleyen fley budur. Devrimci hareketlerin önderleri hakk›nda asparagas haberler yaparlar, “Kanser oldu¤u söyleniyor, yak›nda ölecek...” vs. diyerek moral bozmay› hedeflerler. Oysa flunun da çok iyi fark›ndad›rlar ki karalad›klar› insanlar ölüm denen duyguyu çoktan aflm›fl, yürüdükleri yolda defalarca ölümle burun buruna gelmiflledir. Ölüm yaln›zca emperyalistler için bir korkudur.
K
Fidel yüz kere ölebilirdi And Da¤lar›’nda, Sierra Maestra’da. Bafl›n›n üstünden defalarca kurflunlar›n sekti¤ine, yaraland›¤›na eminiz. fiimdi 78 yafl›n›n bilgeli¤iyle ülkesinin bafl›nda sosyalizmin iflçili¤ini yap›yor hala. Diktatör iddialar›na gülüyor sadece. “Diktatör de¤il, halk›n kölesiyim.” diye cevapl›yor bu sorular›. Oliver Stone’un belgeselini izleyenler hat›rlayacaklard›r. “Devrim’i yapamam›fl olsayd›n›z bir parkta oturup geçmifli düflünür müydünüz?” sorusuna flu cevab› veriyor Fidel; “Parkta oturmazd›m, devrimi yapmak için yine mücadele ediyor olurdum.” Muhtemelen ölürdü de Fidel. Ve ölecek de bütün canl›lar gibi. Sonsuza kadar yaflamaz hiç kimse. AB sözcüsü say›n han›mefendi! Bir insan›n ne kadar yaflad›¤› de¤il, nas›l yaflad›¤› önemlidir. Palacio flöyle devam ediyor; “Onu öldürsünler demiyorum, ölsün diyorum. Hepimiz en k›sa zamanda ölmesini umuyoruz. Çünkü yaflad›¤› süre içinde Küba’da bir de¤ifliklik olma olas›l›¤›n› görmüyorum.”
Öldürülsün demiyor, ölmesini umuyormufl! Emin ol ki o topraklar› iflgal etseniz Fidel ve yoldafllar› sizin ölmenizi ummaz, direk öldürürdü. Bunu söyleyebilecek cesaretiniz bile yok. Ölmeden Küba’da bir de¤ifliklik olmayacakm›fl. Yoo, Küba her geçen gün de¤ifliyor. Sosyalizm geliflip kökleniyor. Tabi ki onlar›n hayalindeki de¤iflim, yerle bir edilmifl topraklar, bombalan›p yak›l›p y›k›lan kentler, t›rlar dolusu cesetler, tecavüzler, cinayetlerdir. Taland›r, ya¤mad›r. “Köpe¤in duas› kabul olsa, gökten kemik ya¤ard›.” demifl eskiler. fiimdi dualar ediyorlar Fidel ölsün de biz adaya çöreklenelim diye. Fidel’in bu kadar uzun ömür sürmesi ve devrimci duruflu rahats›z ediyor onlar›, gururlar›na dokunuyor. Daha çok beklersiniz han›mlar, beyler. Fidel ölse de daha çok beklersiniz pis hayallerinize kavuflmak için. Devrimci önderler de ölür. Ama yaratt›klar›, b›rakt›klar› de¤erler gelece¤in teminat›d›r. Sosyalizmi öldüremezsiniz. Özgür bir dünya düflünü yok edemezsiniz.❏
6
özgür flen
güncel
“türküm do¤ruyum çal›flkan›m...” aziran ay›nda tahliye olan Leyla Zana, Hatip Dicle, Selim Sadak ve Orhan Do¤an; geçti¤imiz günlerde Avrupa Parlamentosu'nun davetlisi olarak Brüksel'e gitti. Brüksel'de Avrupa Parlamentosu'nda Baflkan Josef Borrell taraf›ndan karfl›lanan Zana, kendisine 1995 y›l›nda verilen “Sakharov Düflünce Özgürlü¤ü Ödülü”nü ald›. Özel resepsiyonlarla a¤›rlanan Zana, Avrupa Parlamentosu'nda bir de konuflma yapt›. Avrupal› parlamenterler Zana’y› ayakta alk›fllad›. ‹lginç de¤il mi? Ne söyledi de bu kadar ilgi gördü? “Bugün, lokal bir tak›m yerlerde iflkence olabilir. Ancak sistematik iflkence yoktur. Bu beni umutland›r›yor. Dün ile bugünü karfl›laflt›rd›¤›mda büyük ilerleme ve gözle görülür de¤iflimler var.” dedi mesela. Acaba bunlar›, gerçekten inanarak m› söylüyor yoksa AB’ye uyum gere¤i mi böyle konufluyor? Leyla Zana kendince nedenler s›ral›yor: “AB ile bafllayan süreçle Türkiye’de, birçok alanda küçük çapta da olsa bir k›s›m devrim niteli¤inde reformlar gerçekleflmifltir. ‹dam kald›r›ld›. ‹flkenceye s›f›r tolerans gösterilece¤i birçok yetkili isim taraf›ndan aç›kland› ve yasal güvence alt›na al›nd›. ‹nsanlar›n kendilerini özgürce ifade edebilme hakk› konusunda yasal düzenlemeler yap›ld›. Uygulamada baz› s›k›nt›lar var. Bunun da baflar›laca¤›na inan›yorum.” Her ne amaçla söylerse söylesin, sonuç olarak, etti¤i laf gerçekten düflündürücüdür. Bütün söyledikleri; Türkiye'de yaflayan, hele hele y›llarca faflizmin zindanlar›nda yatm›fl birinin edece¤i bir laf de¤ildir. Hele de e¤risiyle do¤rusuyla bir mücadelenin içinden gelmifl birinin edece¤i laf hiç de¤il. Bak›n istatistikler ne diyor: “... Türkiye'de iflkence sistematiktir. 2004 y›l›n›n ilk alt› ay›nda
H
692 iflkence baflvurusu yap›lm›flt›r. Bu say›ya; iflkenceye maruz kal›p da sessiz kalan, yaflad›¤› travmay› kendi olanaklar›yla atlatmaya çal›flan, bir daha gözalt›na al›nd›¤›nda daha a¤›r iflkenceye maruz kalma korkusuyla susanlar dahil de¤ildir...” 29 Eylül gecesi Tokat'›n Ya¤murlu Beldesi'nde ç›kan çat›flmada öldürülen gerillalara daha sonra iflkence yap›ld›¤› ortaya ç›km›flt›r. Bir kifli sa¤ yakalan›p infaz edilmifltir. ‹flkence sistematiktir, Türkiye'de F tipleri gerçe¤i vard›r. Onlarca fley s›ralayabiliriz hala. De¤iflen nedir ki Leyla Zana bunlar› söyleyebilmifltir. AB'de, emperyalizmde bizim bilmedi¤imiz bir de¤ifliklik mi ol-
mufltur? Görebildi¤imiz kadar›yla hay›r. Üstelik Türkiye'nin de de¤iflmedi¤i herkes taraf›ndan bilinmektedir... ‹flte burada ortaya ç›kan durum, de¤iflenin Zana'n›n kendisi oldu¤u gerçe¤idir. “So¤uk demirler, sa¤›r ve dilsiz duvarlar aras›nda geçen y›llar; minnetsiz bir bedel olarak vicdanlarda kalacak. Özgürlük, adalet ve eflitlik mücadelesi zaten bedelsiz olamazd›. Cezaevi y›llar›m için ne k›rg›n, ne sitemkâr, ne de öfkeliyim. Demokrasi ad›na yaflamak gerekiyordu, yaflad›k.” derken acaba de¤iflimin sebebini mi söylemek istemiflti? Çünkü biz demokrasinin geldi¤ini henüz görmedik. Leyla Zana konuflmalar›nda hükümetin yetkili a¤›zlar› gibi konuflmufltur. AB
7
konusunda, ‹lerleme Raporu’ndaki “az›nl›k” konusunda, iflkence konusunda.... Gerçi Zana az›nl›k konusunda hükümet ile çeliflse de haklar›n› alma konusunda AB'ye s›¤›nm›flt›r. Sonuç olarak her iki taraf da kendini AB'ye, dolay›s›yla emperyalizme teslim etmifltir. Pratikte ç›kar›lacak sonuç ise birisinin di¤erini, ortak olan efendiye flikâyet ederek bir tak›m haklar daha elde edebilece¤ini düflünmesidir. Bunu yaparken de 'kardeflini' küstürmeme kayg›s› tafl›yacakt›r. Birileri sizi alk›fll›yorsa, kimin alk›fllad›¤›n›, ne için alk›fllad›¤›n› düflünmeniz gerekir. Alk›fll›yor, övgüler düzüyorsa, ve sizi alk›fllayanlar daha önce Kürtçe konufltu¤unuz için yuhalayanlar ise düflünmelisiniz. Böyle düflünmüyorsan›z oyunun bir parças›s›n›z demektir. Medyada yaz›lanlar ise bize baz› ipuçlar› vermeye bafllad›. “Leyla Zana'n›n Avrupa Parlamentosundaki konuflmas›... çok güçlü ve etkileyiciydi. Yap›lan muamele, uygulanan protokol, Avrupa Birli¤i’nin Leyla Zana'ya 'önemin' ötesinde baflka roller de vermek istedi¤inin iflaretleriyle doluydu. Zana da bunu bildi¤inden dolay› son derece dikkatli bir konuflma ile parlamenterlere duymak istedikleri her fleyi söyledi. Zana'n›n Öcalan'›n yerine geçmesi bu aflamada söz konusu olmasa dahi, gelecek dönemde ad›ndan çok bahsedilecek liderlerden biri olaca¤› art›k apaç›k ortada.” (M. Ali Birand, Posta, 16 Ekim 2004) “Hakk›n› verelim; Leyla Zana, Avrupa gezisinde Kongra-Gel'in yeniden sila-
8
ha sar›lmas›n› aç›kça k›namad› ama Türkiye'yi incitecek ç›k›fllardan özenle kaç›nd›. Daha da önemlisi, insan haklar›yla ilgili baz› sivil toplum örgütlerinden daha insafl› ve anlay›fll› bir tutum sergileyerek, ‘Türkiye'de sistematik iflkencenin art›k olmad›¤›n›’ onaylad›... Göreceksiniz; Brüksel gezisi Kürt sorununda dönüm noktas›, Zana da bundan böyle Ankara'n›n arad›¤› 'muhatap' aday› olacak...” (Erdal fiafak, Sabah, 15 Ekim 2004) Avrupa emperyalizminin merkezlerinde, burjuva medyada, Kürt milliyetçi hareketi bölmek için yeni bir "lider" haz›rlan›yor. Sonuca ulafl›r veya ulaflmaz... Fakat bütün bu manevralar›n; Kürt halk›na olan sayg› ve sevginin de¤il, emperyalist planlar›n sonucu oldu¤u aç›kt›r.
Beklenen k›sa sürede aç›kland›: “Eski” DEP'liler Zana önderli¤inde yeni bir partinin kurulaca¤› aç›klamas›n› yapt›lar. “Dünyan›n, yaflam›n her alan›nda büyük bir de¤iflim ve dönüflümü dayatt›¤›n›; Türkiye'nin de bu de¤iflim sürecinin d›fl›nda kalamad›¤›n›” anlatan Zana, ''Siyasette yaflanan boflluk, da¤›n›kl›k ve parçal› görünüme son vermek arzusunday›z. Bu amaçla demokratik toplum hareketini bafllataca¤›m›z› kamuoyuna duyurmak istiyoruz.'' dedi. Eski DEP milletvekillerinin 'Demokratik Toplum Hareketi' olarak bafllataca¤› giriflim "Demokrasi ve Özgürlük Partisi"ne dönüflecek. Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Do¤an ve Selim Sadak'›n da kurucu komisyonda yer alaca¤› partinin ad›n›n 'Demokrasi ve Özgürlük Partisi' (DÖP) olmas› benimsendi. Avrupa’n›n, Avrupa’c›lar›n yeni önderi Zana! AB ve ABD icazetinde, geçmiflini inkâr ederek... "Demokrasi yolunda elbette önemli ad›mlar at›lm›flt›r. Fakat uygulama hala makyaj görünümündedir. Kopenhag kriterleri sözde de¤il, özde uygulanmal›d›r." diyen Zana’n›n kendisini de, "Can pahas›na da olsa halk›m›n, ülkemin ve demokratik kamuoyunun beklentilerine yan›t olmak namus ve onur borcumdur, karfl›l›ks›zd›r." diye yemin verdi¤i halk›n› da götürece¤i yer inkârc›l›kt›r. ‹nkâr hapishaneden ç›kmadan bafllam›flt›r. “Berxwedan” Kürt milliyetçilerinin diline çok uzak bir kelime mi oldu art›k? Peki, bu mücadeleden, ödenen bedelden sonra, tövbe edip bu flekilde burjuvaziye mi s›¤›nacaks›n›z?❏
elefltiri
1950’li y›llarda Antalya’da bulunan ünlü Aspendos tiyatrosunda, çeflitli konserler ve tiyatro gösterileri düzenleniyordu. Halk›n ilgisini çeken bu gösteriler, 1960’lar›n bafllar›na kadar flenlik havas›nda sürdü. fienlikler, o y›llar›n en popüler sanat dal› durumunda olan sinemay› da içine alarak, 1964 y›l›nda Antalya Alt›n Portakal Film Festivali’ne dönüfltü. ‹lk y›llarda bir sinema flenli¤i fleklinde geçen festivalin misyonu “Türk sinema sektörünü maddi manevi desteklemek, Türk film yap›mc›s›n› nitelikli yap›tlar üretmeye teflvik ederek; Türk Sinemas›’n›n uluslararas› platforma aç›lmas›na zemin haz›rlamak” olarak belirlendi. Zaman içerisinde çok de¤iflik flekillere bürünen festivalin organizasyonu Antalya Belediyesi’nden sonra yine belediye deste¤iyle kurulan Antalya Kültür Sanat Vakf›’na devredildi. Festival kapsam›nda düzenlenen Alt›n Portakal Ulusal Uzun Metraj Film Yar›flmas› da y›llard›r ülkemizin Oscar’› olarak lanse edildi. Geçti¤imiz günler içerisinde, Antalya Belediyesi ve Antalya Kültür Sanat Vakf›’n›n, y›llard›r ait oldu¤u sinema gibi güçsüz, c›l›z ve kendi halinde olan bu festivali bugün büyük misyonlarla tekrar yap›land›rmak için kollar› s›vad›¤›na tan›k olduk. Organizasyonu oluflturan bu iki kurum, niyetini bu flekilde aç›klay›nca yönetmenler, sinema yazarlar›, oyuncular aras›nda bir tart›flma bafllad›. Niyetin özünde festivali uluslararas› hale getirme çabas› yat›yordu. ‹lk bak›flta çok hofl ve masum bir çaba olarak görülebilecek bu davran›fl›n alt›nda asl›nda çok ciddi çarp›kl›klar oldu¤u ortaya ç›kt›. Buna az sonra de¤inece¤iz. Festivalde yap›lmas› amaçlanan bu temel de¤ifliklik flu ayr›nt›lardan olufluyordu: Uluslararas› K›sa Film ve Video Yar›flmas›
tav›r
türkiye’nin oscar’›
ile Ulusal Uzun Metraj Yar›flmas›'nda En ‹yi Film Ödülü hariç bütün ödüller için yedi ile onbir kifli aras›nda de¤iflen ayr› ayr› meslek jürilerini oluflturmak, En ‹yi Film’i seçecek olan ana jürinin ise meslek jürileri ile yine düzenleme kurulunun seçece¤i sinemaya katk›da bulunan isimlerin de yer ald›¤› 100-150 kifliden oluflmas›n› sa¤lamak, ayr›ca festivalde halen verilen ödüllere ek olarak En ‹yi Kostüm Tasar›m›, En ‹yi Makyaj, En ‹yi Ses Miksaj›, En ‹yi Ses Tasar›m› ve Kurgusu, En ‹yi Görsel Efekt gibi teknik ödülleri eklemek. Sonuçta jüri; yönetmen, senaryo, oyuncu, görüntü yönetmeni gibi çeflitli meslek birli¤i üyeleri, sinema yazarlar›, sinema iflletmecileri, da¤›t›mc›lar, akademisyenler ve yap›mc›lar›n bulundu¤u 64 kifliden oluflturuldu. Yeni sistemin uygulamas›nda da flu yöntem belirlendi: Meslek birli¤i üyelerinden oluflan jüri, kendi branfllar›nda puanlamayla en iyi üç aday› belirleyecek. Sonra büyük jüri toplanarak hem en iyi filmleri (birinci, ikinci, üçüncü) hem de meslek jürisinin seçti¤i adaylar aras›ndan en iyileri seçecek. Böylece meslek jürisinde bulunan adaylar iki kere oy kullanacak. Çünkü büyük jüri meslek jürisi üyelerini de kaps›yordu. Çok rahatça anlafl›labilece¤i gibi Oscar’a özenmekten baflka bir amaç tafl›mayan bu düflünce kendisiyle birlikte ulusal sineman›n da durumunu bir kez daha önümüze koydu. Yap›lan aç›klamalarda yeni jüri için 'Oscar gibi jüri' deniyor ama görmezden gelinen, Oscar'›n bir festival olmad›¤› gerçe¤idir. Oscar'da 5500 akademi üyesi oylar›n› verir. Yap›lan say›mda her kategoride en çok oy alan befl film, aday olarak aç›klan›r ve say›m› yapan kiflilerin Oscar töreninin yap›laca¤› zamana kadar dün-
9
yayla ba¤lant›s› kesilir. Antalya'da 68 kifliden oluflan büyük jüri tek tek oylarla en iyileri belirlese bir yere kadar 'Oscar gibi jüri' denilebilirdi ama ayn› kiflilerin tekrar tekrar oy vermesi, dünyada örne¤ine pek rastlan›r bir durum de¤il. Ayr›ca bilgi da¤arc›¤›m›z dünyada hiçbir festivalde böyle bir uygulaman›n olmad›¤›n› bize söylüyor. Tabi bir taraftan Oscar’a özenilirken öbür taraftan milliyetçilik de elden b›rak›lm›yor. Organizatörler festivalin art›k yeni bir bak›fl aç›s›n› sahiplendi¤ini ve bunun uluslararas› seviyede aktif ve baflta yerel film endüstrisi olmak üzere, Antalya turizmine ve milli kültürün tan›t›lmas›na katk›da bulunmay› içerdi¤ini belirtiyorlar. Genç Türk sinemac›lar›n›n baflar›lar›ndan al›nan deste¤in festivale olumlu yans›yaca¤› ve karfl›l›kl› bir deste¤e dönüflece¤i söyleniyor. Ayr›ca festivalin Antalya turizmini de en az sinema kadar önemli bir platformda de¤erlendirdi¤i vurgulan›yor. Kültür ve sanat politikas›n›n evrensel bir vizyona oturtulmas›, birçok önemli Türk düflünürü olmak üzere, kültürümüzü oluflturan önemli ö¤elerin, dünyaya sinemam›z arac›l›¤› ile tan›t›lmas› festivalin gerçek misyonu olacakm›fl. Elimizde derme çatma bir festival var ona da kafam›zdaki bütün misyonlar› yükleyelim mant›¤›ndan baflka bir fley de¤il bu ortaya ç›kan. Bütün bunlar için bu y›l "Uluslararas› Platforma Geçifl Y›l›" olarak belirlenmifl ve bunun yans›malar›n› hissettirebilmek ad›na festivale bir dizi yenilik getirilmifl: Tüm filmler ‹ngilizce altyaz›l› haz›rlanm›fl, sinema salonlar› uluslararas› standartlara göre yenilenmifl ve
festival süresi sekiz güne ç›kar›lm›fl. Yeni bir anlay›fl›n baflar›l› bir flekilde yürütülmesi için de sineman›n önemli isimlerinden oluflan bir Festival Düzenleme Komitesi ve Festival Dan›flma Kurulu oluflturulmufl. Festival var film yok. Oscar gibi yar›flma var üretim yok. Kendi sökü¤ünü dikemeyen ulusal sinema art›k uluslararas› bir festivale ev sahipli¤i yapacak. Bu arada unutmadan geçifl törenleri için bir k›rm›z› hal›m›z eksikti, sonunda ona da sahip olduk. Olmayan bir ulusal sineman›n Oscar’› da böyle oluyor iflte. Sinema salonlar›yla birlikte ruhunu da Amerika’ya satan bu sektörde, y›lda ortalama 20 film bile çekilmiyor, ki M›s›r’da bile bu rakam y›lda ortalama 60 filmdir. 64 kiflilik jüri, sektörün kendi kendisini ödüllendirmesi ana fikri, hiç tart›flmadan, sadece oylamayla oluflacak kararlar gibi dünyan›n hiçbir yerinde, hiçbir festivalde, hatta Oscar veya Cesar gibi sektör ödül sistemlerinde bile görülmedik uygulamalar yap›l›yor. Kendine özgü nitelikler tafl›mak zorunda olan bir festivalle sektör ödüllerini kar›flt›r›p harman etmek, hiçbir yerde olmayan bir uygulama, bir saçmal›ktan öteye gitmiyor. Bir de yeterince film çekilmedi¤i
durumda 'yar›flma' sözcü¤ünün içini doldurabilmek ad›na TV dizilerinin esteti¤i ve düzeyinin alt›nda kalan yap›mlar bile fatura yüksek gösterilsin diye festivale davet ediliyor ve festival program›nda yer bulabiliyor. Bu ülkenin gelmifl geçmifl bütün kültür bakanlar›n›n gerek ulusal gerek uluslararas› bir sinema politikas› oldu mu hiç? Bir ülkenin kendi ulusal sinemas›, kendine özgün festivali, tarz› olmamal› m›d›r? Yap›mc›lar filmlerini hala iman gücüyle yap›yor. Film üretimini sa¤l›kl› bir yap›ya kavuflturamam›fl, kendi içindeki temel sorunlar› çözememifl, devletle iliflkilerinin boyutlar›n› "hep bana amenna"n›n ötesine götürememifl sinemac›lar› ve kültürsüz iktidarlar›yla allan›p pullanan bir sinema var ortada. Gerçek ise neresinden bak›l›rsa bak›ls›n trajik, hastal›kl› bir durum. Ulusal sinema denilen fley, neresini diksen baflka bir yerden sökülen eski bir elbise olmufl ellerinde. Bu sökük elbiseyle k›rm›z› hal›lar üzerinde yürüyorlar. Eh ne de olsa bütün pislikleri alt›na süpürecekleri bir k›rm›z› hal›lar› var art›k. Kolay gelsin beyler, vatan sizinle iftihar ediyor.❏
10
mustafa kemal eren
deneme
gerçe¤in yal›nk›l›ç öyküsü Çocuklar›n düfllerini yüklenir önce, kufl kanad›nda dünyay› dolaflan s›n›rs›z düfllerini. Safl›¤›n, umudun yaflam›n anlam› olan çocuklar›n düfllerini... Delikanl›lar›n, genç k›zlar›n sevdalar›n›, kumsaldaki ayak izlerini, hazan mevsiminin sar› yapraklar›n› avuçlar. Tamirci ç›ra¤›n›n düflleri, fabrika k›z›n›n hayalleri kar›fl›r dinledi¤i flark›lara. Bal›kç›lar›n “rasgele” sözleri, madencilerin sabah vedalaflmalar›n› bakkal, manav, esnaf›n “pazar ola” dilekleri izler. Tohumu ekerken topra¤a, hasat zaman›n›n hayalini kurar Mehmet Emmi. “Bire on versin.” diyerek savurur tohumunu. Ö¤retmenler, akademisyenler kürsülerinden bakt›¤›nda gelece¤in doktorlar›n›, mühendislerini görür. Bir iflsiz aylakl›¤›na son vermek için koltuk alt›nda gazeteyle girer içeri, ifl ilan› baflvurusu için. Daha konuflmadan, görüflmeden, ifle al›nmam›flken, ilk maafl›n› cebinde hisseder. Dolar gözleri s›ran›n kendisine gelmesini beklerken. Ana, baba, daha evlendikleri gün, çocuklar› kucaklar›nda olsun ister. Gelin ve damat, bir ev ve bir araba, mutlu bir yaflam derken... Her birisi ayr› ayr› yüklenir s›ras›yla bu hayalleri. Çocu¤un düfllerini s›rtlad›¤› gibi... Bu düzende bunlar›n mümkün olmad›¤›n›n, olamayaca¤›n›n bilinciyle s›rtlar bu yükleri de. Baflka hayaller gelir s›ras›yla. Ve bafllar gerçekli¤in düfllerini yüklenmeye... Yaflam›n gerçekli¤i hayalleri de büyütmüfltür. Bu düzende ne çocuklar›n düfllerine yer vard›r, ne mutlu aflklara... Çünkü ne fabrika k›z›n›n flark›s› yitirecektir güncelli¤ini, ne de “tamirci ç›ra¤›”. Ne taban fiyatlar› yükselir, ne iflsizli¤e çare bulunur. Ne bilimsel e¤itim yap›l›r, ne de isteyen becerisine göre bir okulda okuyabilir. Ev, araba hayalinin yerini çoktan alm›flt›r ev kiras›, mutfak derdi. Ya-
flatmaz küçük mutluluklar› dahi düzen. Hayalden öteye geçmez bu küçük mutluluklar. “De¤iflmeli.”De¤ifltirmek gerek bu gerçekli¤i.” diyerek al›r yerini gerçe¤in hayalleri. Umutlar böyle büyür gerçe¤in ac›mas›zl›¤›, ç›plakl›¤› karfl›s›nda. Umutla birlikte hayaller de büyür. Bilir hayallerin gerçekleflece¤i zaman›. Ve hayallerin gücünü inançlar, umutla besler. Hayallerle umutlar birlikte büyür. Y›kar bu köhnemifl düzeni. Y›kar; çocuklu¤umuzu, gençli¤imizi, evlili¤imizi, yafll›l›¤›m›z› insan gibi yaflatmayan bu köhnemifl düzeni. ‹fl, afl derdinin olmad›¤›; bar›nma, sa¤l›k, e¤itim ihtiyac›n›n sorun olmad›¤›, eflit, özgür, kardeflçe yaflanacak bir ülkenin bir dünyan›n hayali al›r yerini. Küçük mutluluklar›n yaflanabilece¤i bir düzen. Böyle bir dünya için savaflmak gerekti¤inin alt› çizilir; savafl gerçekli¤iyle var›l›r ba¤›ms›z, demokratik bir ülkeye. Ve sarsar Tevfik Durdemir’in hayallerinde Ortado¤u’yu Balkanlar’›, Kafkaslar’›, dünyay›.
“Bitmedi, sürüyor o kavga, daha sürecek Yeryüzü aflk›n yüzü oluncaya dek” Evet, birilerinin “küçük burjuva macerac›” dedikleridir. “Sürüyor, sürecek” diyenler... Serüvencilerdir... Ve Gülnihal’lerin hayalleri eklenir dizeleriyle, dört y›ll›k destana. 117’ler eklenir. “S›rt›m›zda bu düfllerimizin tatl› yükü Birde yoldafllar›n s›cakl›¤›, yürüyoruz Bir çocuk gülüfllerinden kurulu Köprülerde söylenen sevda türküsüyüz Geliyoruz Ümit özetler hayallerimizin öyküsünü” “Gerçekçi ol imkans›z› iste.” diyen Che’den bugüne “bu bir limon öyküsü de¤il” denizlerin ve serüvencilerin öyküsü. Yar›n bizimdir, diyenlerin öyküsü. Bu bizim öykümüz, gerçe¤in, yal›nk›l›ç öyküsü.❏
11
G özlerin alan söylüyor cümle aleme y “Sak›n tutma ellerimden, yanars›n Ateflim kavurur seni de Sak›n tutma ellerimden... Tutma!”
llerin yan›yor. Gözünden akan yafltan utan›yorsun. Gözlerinden ya¤murlar seller gibi yafllar boflal›yor. A¤lam›yorsun ama gözlerin yalan söylüyor cümle aleme... Sana bakanlar›n güleceklerini düflünüyorsun, utan›yorsun. A¤lamamal›s›n, ama olmuyor. Komik bile göründü¤ünü düflünüyorsun. Sen küçükken ne zaman dayak yesen gururuna yedirip a¤layamazd›n. Yaramazd›n. Bu yüzden yara bere içinde gelirdin hep eve. Kendinden büyük çocuklardan dayak yedi¤inde h›rs›ndan s›kard›n difllerini. Bir keresinde bir kaza olmufltu ve baban›n elindeki keser aln›na
me tokat sald›ranlardan biri o... “Korkak!” diyorsun difllerini s›karak. Titriyorsun ve utan›yorsun titredi¤in için. Belki yan›nda oturan gülüyor sana içten içe. Yan›ndaki korkak, korkak oldu¤u için kalkan›yla ve kask›yla oturuyor yan›nda. Yüzünü görmeyi çok istiyorsun. Keflke açabilsen gözlerini. Keflke onun gözlerinin içine bakabilsen. Gözlerindeki korkuyu görebilmek için neler vermezdin neler... Ancak göremiyorsun. Gözlerin flifl çünkü. Kapal› gözlerin... Gaz› tam gözüne s›kt›lar. Kafan› kald›r›p gözünün içine içine s›kt›lar. Peki sen korkuyor musun? Neden titriyorsun öyleyse? Korkuyorsun belki de. Korkmak insana özgü bir duygudur mu diyorsun yoksa? Güldürme beni. Hiç yak›flm›yor a¤z›na bu tip sözler. Burjuva sosyologlar›n›n laflar› bunlar. Korku da insana özgü bir duygudur, do¤ru. Peki, yenemez
foto€raf:dursun ali sar›koç
E
de¤miflti. Aln›n yar›lm›flt› boydan boya. Severdin baban› hem de çok. Aln›na dikifl at›l›rken g›k›n› ç›karmam›flt›n, çünkü baban üzülürdü. Baban üzülmesin; annen, babana k›zmas›n diye hiç a¤lamam›flt›n dikifl at›l›rken. Korkmufltun yalan› yok... Ama a¤lamam›flt›n iflte. Ancak flimdi a¤l›yorsun iflte salya sümük... Yan›nda biri oturuyor. Seni bu hale getirenlerden biri bu. Tam aln›n›n ortas›ndan kanlar boflal›yor ve sen a¤l›yorsun. Ne yapsan da engel olam›yorsun gözyafllar›na. Yumruklar›n› s›k›yorsun sonra, difllerini... Küfür etmekten hiç çekinmezsin ancak flimdi a¤z›n dilin kenetlenmifl, bir tane küfür gelmiyor akl›na. Sana dokunmalar›ndan i¤reniyorsun. Dokunuyorlar... Kafan› geriye yaslaman› istiyor yan›nda oturan. Az önce bafl›ndan kanlar ak›tan kifli o, onlardan. Sana ve yoldafllar›na tek-
seval alp
öykü
12
mi insan korkuyu? Hay›r hay›r... Yak›flt›ram›yorsun bunu kendine. Daha dün yoldafllar›n› u¤urlad›n Cebeci’ye telli duvakl›. Yoldafllar›n›n parçalanm›fl bedenlerini gördün. Sen de¤il mi ki onlar›n yoldafl›s›n, o zaman korkuyu ezip geçtin çoktan. Keflke biraz gücün olsayd›. Keflke bu kan gözlerini kapatmasayd›. Kirpiklerin yap›flm›fl birbirine. Açam›yorsun. Akl›na geliyor Ahmed Arif’in o dizeleri, bir türlü tamam›n› hat›rlayam›yorsun. Zaten hiç bir fliiri ezberleyemezsin. Ancak seversin fliiri. fiiirlerin kendine ait bir dili oldu¤unu düflünürsün. fiiirlerin birbirleriyle konufltu¤unu bile düflünürsün. Hatta fliirlerin kardefl oldu¤unu... Her fliir bir çocuk gibi gelir sana. Kimisi yaramazd›r, kimisi bencil. Kimisi güleçtir, kimisi yoksul... Hepsini kuca¤›na al›p seversin bir çocuk sever gibi. Ancak flimdi h›rç›n bir çocuk istiyorsun. Enver Gökçe’nin çocuklar›ndan biri olsun istiyorsun flimdi. Hayk›rs›n avaz› ç›kt›¤› kadar: “Bir mermi de benden aslan›m, bir mermi de benden!” diye. Akl›na gelmiyor hiç biri. Yumruklar›n› s›kman biraz da bundan. Birkaç dizesini hat›rlay›verdin hemen, seviniyorsun. Bak bu fliir güç verecek flimdi sana. “Matarada su, torbada ekmek de¤ildir belki fliir ama düfleni aya¤a kald›rabilir.” Böyle mi diyordu Hasan Hüseyin... Böyle bir fleydi iflte ne fark eder?
“Vurulsam, kaybolsam derim, Ç›r›lç›plak bir kavgada, Erkekçe olsun isterim, Dostluk da, düflmanl›kta...” Ahmed Arif... Ne de güzel söylemifl. Seviniyorsun hat›rlayabildi¤ine. Tam buna sevinirken sanki bombalar patl›yor ardarda. Üzerine ya¤›yor ya¤mur gibi cam k›r›klar›! Avuçlar›n aç›k. Avuçlar›na doluyor kristal, kanl› tanecikler. Dolu gibi ya¤›yorlar saçlar›n›n içine. Çocukken köyünüzün ortas›ndan geçen otoyolda bir kaza olmufltu. Sen de bu kristal taneciklerden toplam›flt›n. Hepsini ceplerine doldurmufltun. Kristal tanecikleri ceplerinden ç›karmak isterken ellerin kesilmifl ve kanam›flt›. fiimdi ellerindeki kana bulan›yor kristal tanecikler. Gülüyorsun... Yan›yor ellerin. Ellerinden tutuyor birisi. Ellerini hiç b›rakm›yor. “Ellerime dokunma Niyazi Abi, yanars›n!” Bunlar› söyleyemiyorsun ama o, seni anl›yor. Ellerini s›k›yor hiç b›rakmadan.
Kan... Islak ve yap›flkan bir s›v›. Kafana neyle vurdular hat›rlam›yorsun. Kafanda ufak bir s›yr›k var. Peki, neden bu kadar kan›yor? Asl›nda kanam›yor art›k, sana öyle geliyor. Sanki dereler gibi ça¤l›yor kan, sana böyle geliyor. Tam da bunlar› düflünürken patl›yor otobüsün camlar›. Kristal ya¤muru devam ediyor. Gülümsüyorsun. Kafan› bast›r›yor birisi yere, gelen tafllardan korumak için. Birileri nefes almam›z› sa¤l›yor otobüsün camlar›n› k›rarak. “Bizimkiler.” diyorsun, “Bizimkiler bunlar...” Bugün Ölüm Orucu’nun 5. Y›l›. Bugün 20 Ekim... Befl y›ld›r sürüyor Ölüm Orucu. Biz direniyoruz. Coplara, yumruklara, dört duvardan örülmüfl tabutun içinde capcanl› direniyoruz. Bak teslim alam›yorlar bizi. Öyleyse “Yaflas›n Ölüm Orucu Direniflimiz!” Bugün 20 Ekim... Bundan befl y›l önce yakt›lar insanlar› diri diri. Bir gün önce gördün daha rüyanda. “Diri diri yakt›lar, diri diri yakt›lar!” diyordu kalabal›k bir kad›n grubu. Sen ise yüksek bir yerden onlar› seyrediyordun. Sesleniyordun ancak duymuyordu hiç biri. Kendi rüyandan s›çrayarak uyand›n. Rüya m›yd› befl y›l önce gördü¤ün? Keflke bir sabah s›çrayarak uyan›verdi¤in bir rüya olsayd› her fley. Befl y›ld›r akl›ndan ç›kmayan bir gerçek, yüre¤ine oturan bir ac›yd› iflte. Özlem, befl y›l önce sana el sall›yordu alevlerin içinden. Siyah saçlar›n› savura savura halay çekiyordu geceyle omuz omuza. Çekifltire çekifltire katard› hep seni halaya... fiimdi ellerin yan›yor özlem özlem.. Tabutlar vard› omzunuzda. Befl y›ld›r tafl›d›¤›n›z tabutlar... ‹çinde yoldafllar›n›n bir deri bir kemik kalm›fl so¤uk bedeni...117 tabut geldi geçti omuzlar›n›zdan. Bir bir gömdünüz Cebeci’nin topra¤›na onlar›. Cebeci doldu taflt› 117 tabutla. Tan›kt› iflte Cebeci’nin mermerden mezarlar›. Kurtlar kufllar tan›kt› ah›m›za. Mezarc› çocuklar›n gözleri tan›kt›. Üstleri bafllar› dökülen aç bilaç mezarc› çocuklar tafl›yordu art›k k›z›l bayraklar›. Ablalar› ve abileri onlar doysun diye birer birer düflüyordu topra¤a. O çocuklar›n ah› tutacak bir gün... Siz öylece tabutlarla dikilirken Sultanahmet meydan›nda, tabutlardan korkanlarla göz gözeydiniz. Omuzlar›n›zda tam yüz on yedi tabut vard›. Herkes birinin ölüsünü tafl›yordu sanki.
“Temsili Tabut” yazacakt› ertesi gün gazeteler. Bu tabutlar tam yüz on yedi yoldafl›n› temsil ediyordu. K›z›l beze sar›lm›fl karton tabutlar. A¤›tlar söyleyecektiniz yol boyu... Hat›rl›yor musun ne söyleyecektiniz? Hadi deneyelim:
“Ne kadar da ufalm›fl bedenin, Gözyafl›ma s›¤d›n sen Açl›k m› yemifl ömrünü yavrum Al sütümü iç k›z›m... Eriyen bedenimi düflünme Gö¤ü giydim üstüme Yüzünü asma kederine anam Yi¤itler bitmez bizde” Pes söyleyelim. Dik söylersek kalabal›k bize uyamaz. M›r›ldanmak istiyorsun o flark›lar›:
“Gidenin ard›ndan Analar a¤›t yakarm›fl bizim ellerde Ya gelene anam Dü¤ün bayram edilmez mi do¤umlarda Yas tutma ard›mdan Aç ana kuca¤›n› yoldafllar›ma...” Bütün flark›lar yar›m yamalak dökülüyor dilinden. Pes de söylesen, dik de söylesen bildi¤in gibi de söylesen bir türlü olmuyor. Ama akl›ndan geçiriyorsun hepsini. Kimse duymuyor seni. Sloganlar› geliyor kula¤›na yoldafllar›n›n. Yaln›z de¤ilsin. Kalabal›ks›n ormanlar kadar. Bugün 20 Ekim. Dünyan›n etraf›nda befl kez döndü günefl. O gün do¤an bebeler befl yafl›na girdi. Bu y›l açl›¤›n beflinci y›l›... Sonra tabutlar devrildi bir bir omuzlar›n›zdan. Nefes alamaz hale geldiniz. Yanmaya bafllad›n›z. Elleriniz, gözleriniz cay›r cay›r yan›yordu. Gözlerinizden yafllar boflal›yordu durmadan. Sizi yerlerde sürüklediler. Tekmeler att›lar size yerlerde sürüklerken. Saçlar›n›z› yoldular tutam tutam. K›r›lm›fl gözlük camlar›n›z›n parçalar› ve bir kaç damla kan lekesi kald› sizden geride. Otobüslere at›ld›n›z karga tulumba. Otobüslere dolduruldunuz tekme tokat. Birileri kofluyordu peflinizden. K›r›lm›fl gözlük camlar›n›z›, yolunmufl saçlar›n›z› ve dökülen kanlar›n›z› toplayarak yerden; ard›n›zdan geliyordu kalabal›k. Tafl olup patl›yordu camlarda hayk›r›fl›n›z. Isl›k olup yal›yordu otobüs camlar›n›. Birileri koflturuyordu peflinizden, dillerinde ayn› türkü: “Yaflas›n Ölüm Orucu Direniflimiz...” ❏
13
nazar boncu¤u ve düfllerimiz
‹ki göz kondumuz vard›. Sa¤›nda solunda dere yataklar›... Vadi s›rtlar›n› tutmufl, yoksul; briketten, tu¤ladan, sac daml› kardefl kondulara bakan yan yana iki küçük göz... Her zaman tetikte, telafll›... Bir gözünden yafl akar damla damla, bir gözünden umut ›fl›lt›s› yükselirdi. Bu iki telafll› göz hep tetiktedir. Sokaklar›, yollar› gözler; günler, geceler boyu. Umutlar›, düflleri bir kepçe darbesiyle üstüne çökmesin diye. ‹ki gözlü kondumuzun bir gözünde çocuklu¤umuz uyurdu. Foto¤raflarda bile bulamad›¤›m›z çocuklu¤umuz... Anam›z›n dizlerine s›¤›n›p so¤uktan titreyerek uyuyuflumuz, masum yaramazl›klar›m›z. Birinde gelece¤imiz… Yoksullu¤umuz, ezilmiflli¤in yok edemedi¤i düfllerimiz. Büyük bir ayr›l›k ve özlemin resimlerini çerçeveleyip asm›flt›k duvarlar›na. Birinin duvarlar›nda tafl› topra¤› alt›n fle-
14
hirde açl›¤›m›z, ekmeksizli¤imiz as›l›yd›; ötekinin duvar›nda hasretini çekti¤imiz memleketimiz... Biri ne kadar ac›mas›z bakarsa, di¤eri öyle dolu, içine çekecekmifl gibi bakard› bize. ‹ki göz kondunun birini, duvar›n› hapisteki a¤abeyimin ranzas›na oturup çektirdi¤i resmi doldurmufltu. Di¤erini, ömür boyu hapsin hiç at›lmayan çizgilerinin, annemin hayallerinde kavuflma zaman›n çetelesini tuttu¤u duvar... Annem nas›l hesap yap›yor, hangi ömrün çetelesini tutuyordu? Kendininkini mi? Soramad›m da. Hat›rlad›¤›m, her gün do¤umunda kimi zaman sevinçle kimi zaman usul usul akan gözyafllar›yla a¤abeyimin resmine sar›larak onu öpüp koklamas› ve benim de ona sar›lmam. ‹ki gözlü kondumuzun belki iki metre belki daha az olan bir de bahçesi vard›. Her akflam iflsiz, yorgun arg›n dönüfllerimizde, son param›zla ald›¤›m›z kaçak sigaralar›m›z› yak›p s›rt›m›z› dayad›¤›m›z tahta, toz ve toprakla çevreledi¤imiz duvar›... Birinde hayat tezgah›n›n, birinde boya ve mendil tezgah›n›n aç›ld›¤›... Birinde yataklar›m›z› serip açl›¤›m›z› uyuttu¤umuz, di¤erindeyse ölümün hastal›k önlü¤ünü giyerek bo¤az›m›z› s›k›p s›k›p b›rakt›¤› bir çift göz. Bu bizim kondumuzdu ve topu topu iki gözdü. Yaflama dair ne varsa içine doldurdu¤umuz iki göz... Bakmay›n öyle küçük göründü¤üne, her fleyi içine al›r; hiç dar gelmezdi bize. Bir gözünde y›llar önce bir so¤uk k›fl günü anam›n sütünün kardeflimi ›s›tmaya yetmedi¤i ve ölümün bembeyaz bir renge bürünüp lapa lapa kondumuza ya¤d›¤› günden kalan beflik durur. Aheste aheste sallan›p duran ve her g›c›rt›s› kemiklerimize iflleyen tahta beflik. ‹ki göz kondu. Bir gözünde babam›n hamal semeri, di¤erinde ödenmeyi bek-
nesrin taflç›
öykü
leyen elektrik, su faturalar›… Bir gözünde annemin her ac›yla artan yüz çizgileri, di¤erinde babam›n her gün biraz daha belirginleflen ve büyüyen kamburu… Bir gözünde ders çal›fl›p di¤erinde okul masraflar›n› biriktirdi¤imiz kondumuzda yaln›z olmad›k hiç. Birinde yoksulluk uyur birinde biz uyurduk. Bizi hiç yaln›z b›rakmayan en iyi dostumuz oldu yoksulluk. “Nazar boncu¤u” gibi hep boynumuzda as›l› durdu. Atmak kurtulmak istediysek de o bizi hiç b›rakmad›. Onsuz bir yere gidemez olduk. Babam›n omzunda öylece as›l› y›llard›r. Bakkala, manava, kahveye… Nereye giderse gitsin kirden ya¤lanm›fl omuzlar›na çöken, etine giren urganlar yoksullu¤umuzun niflan›, bizim “nazar boncu¤umuz”. Sadece yoksulluk de¤il yaln›zl›¤›m›z› paylaflan. ‹ki göz kondumuzun s›kl›kla konu¤u olan ve son u¤rad›¤›nda yerin dibinden u¤ultuyla gelip soluklar›m›z›n yar›s›nda bir gözümüze b›çak gibi saplanan deprem ve duvarlar›n üstünden afla afla gelip depremden arta kalan bir göze yerleflen sel de ortak olanlardan yaln›zl›¤›m›zd›. Deprem vurur, sel doldurur da bu pislik temizlenmez mi koca flehirde. Ve dayad›lar koca a¤z›, diflli diflli kepçesiyle makineyi iki gözümüze. Makine sesine annemin 盤l›¤› kar›flt›. Ama engelleyemedi bu 盤l›klar gözlerimizin köreltilmesini. Tek gözümüz bile yok art›k. “Köyden nas›l geldiysek yine öyleyiz.” diyor anam flimdi. Açl›k sadece midemizde hissetti¤imiz boflluk, so¤uk yaln›zca tepemizde hissetti¤imiz yazg›m›z oldu. Hiçbir fleyimiz kalmad›, nazar boncu¤umuzdan ve düfllerimizden baflka. Ama olsun yeter ki nazar boncu¤umuza nazar de¤mesin, düfllerimiz kararmas›n, yok olmas›n.❏
murat öztürk
elefltiri
flakaym›fl flaka! “12 Eylül edebiyat›”, ”dönek edebiyat›” derken, bir de “pafla edebiyat›” furyas› bafllad› ki sormay›n. Bir süre önce “Unutulanlar D›fl›nda De¤iflen Bir fiey Yok” ad›yla yay›nlanan ilk üründen sonra nam-› de¤er “Tambural› Pafla” da “Güneydo¤u’da Unutulmayanlar”la ilk ç›k›fl›n› yapt›. Pafla deyip geçmeyin; netekim, emekli olduktan sonra hepsi ressam olacak de¤il ya, arada böyle yazarlar da ç›k›yor iflte. Bu edebiyat türüne flöyle bir göz atal›m dedik. Ne gördük dersiniz? Me¤er, bu türün temel özelli¤i, emekli olup da halk›m›z›n deyimiyle “bir baltaya sap olamayan”lar›n; daha fenas› da bir tekelin, holdingin yönetim kuruluna kapa¤› atamayanlar›n u¤rafl alan› olmas›ym›fl. ‹sabetli bir alan de¤il mi? Emekli olunca yaln›zl›ktan yak›nmaya bafllad›klar›, bofllu¤a düfltükleri ve tekrar insanlarla yaflamaya al›flmalar› gerekti¤inden cihetle ve de y›llar›n al›flkanl›¤› gere¤i sadece mahalledeki çocuklar›n kulaklar›n› çekmekle, bahçeye kaçan toplar›n› kesmekle ve yahut evdeki muhabbet kuflunun kanad›n› k›rmakla, balkondaki begonyan›n yapraklar›n› yolmakla yetinmeyecekleri de düflünülerek “topluma kazand›r›lmalar›” için edebi alana yönlendirilmeleri, teflvik edilmeleri çok isabetli bir seçim do¤rusu. “Müzikle terapi daha isabetli olurdu” diyenler “ça¤›n gerisinde” kalm›fllard›r, biline. Bunlar›n koca “pafla”lardan daha iyi bilecek halleri yok ya, de¤il mi? “Rambo giderken biz geliyorduk.” diyen bu paflalar y›llarca da¤larda-bay›rlarda ba¤lama çalmam›fllard›r. Ellerinde tamburalar›, dillerinde kahramanl›k türküleriyle terörist avlayarak da¤larda y›llar›n› tükettiklerini bilenler bilir. Osman Pamuko¤lu’nun kat›ld›¤› Hulki Cevizo¤lu’nun bir
program›nda; “H›mmm… yani… ööö… Atatürk… Vatan… millet...” fleklinde mors alfabesi kar›fl›m› anlafl›lmaz bir dille konuflmas›, anlaml› bir cümle kuramamas› da tabi ki bundand›r. Su, y›llarca edebiyattan, insandan ve insani olandan uzaklaflm›fll›¤›n sonucudur. Buna ra¤men tu¤la gibi kocaman bir kitap yazarak bu alandaki hünerini ortaya koymufltur. “Tambural› Pafla” ise gördük ki, Hasan Mutlucan’›n kahramanl›k türküleri yerine daha içli, daha naif bir t›n› tutturmufl. Cumhuriyet Gazetesi’ndeki tan›t›m›na flöyle göz atan biri; onun nas›l flefkatli, hümanist, itirafç›sever bir pafla oldu¤unu mutlaka tespit eder. Tan›t›ma göre; sanki Hulusi Kentmen general olmufl da çizgili pijamalar›yla “Güneydo¤u” da¤lar›na pikni¤e ç›km›fl! Elindeki ölüm kusan tambural›y› çi¤dem toplamak maksad›yla de¤nek niyetine tafl›m›fl. Bir bak›yorsunuz vahfli teröristlerin atefle att›¤› çocu¤unu güçlükle kurtaran bir kad›n›; “K›z›m sakin ol, bak her fley geçti.” diyerek teselli ediyor. Bir bak›yorsunuz itirafç›lar› evlendirirken “baba flefkatiyle”; “K›z›m, yeni bir yuva kuracaks›n›z, ihtiyac›n›z olmaz m›?” diye para teklif ediyor. Bir bak›yorsunuz çat›flmada vurulan bir aste¤menin rockç› oldu¤unu anlat›yor gözleri yaflararak. “Da¤larda y›llarca ba¤lama çalmam›fllar, ama iyi ba¤lama çekiyorlar…” diye mi düflündünüz? Yan›ld›n›z. fiakaym›fl flaka! Biz demiyoruz, pafla söylüyor vallahi. Paflan›n bu flaka anlay›fl›na diyecek söz bulam›yoruz. Me¤er yirmi y›ld›r bofluna günah›n› al›yormufluz garibanlar›n. Hani flu y›llard›r dillerden düflmeyen Yeflilyurt köylülerine d›flk› yedirme meselesi vard›, o bile flaka imifl. Bunun nas›l bir flaka oldu¤unu paflan›n kendi sözleriyle harfi harfine nakledelim de siz karar verin: “…Türk güvenlik güçlerinin orada etkinli¤ini azaltmak için onlara karfl› moral bozucu propagandad›r bu. Çok zaman bunu yürüttü karfl› taraf, kitapta göreceksiniz bunu. O olay› ben oradan araflt›rd›m. Öyle yedirme medirme yoktur, laf olarak yar› flaka olarak söylenmifltir. Oradaki insanlarla zaman zaman oturulur, insan›z bazen flakalafl›rs›n›z, birbirinize tak›lacaks›n›z. Biz onlara tak›l›yor, flaka yap›yorduk, onlar da bize.” Paflan›n bu sözleri bize her ne kadar Ebu Garib zindan›nda Amerikal› askerlerin “e¤lence olsun diye” Irakl› tutsaklara yapt›klar› “flaka”lar› hat›rlatsa da köylülerin nas›l flaka yapt›klar›n› anla-
mad›k. Y›llarca süren dava ve Yeflilyurt köylülerinin A‹HM’de TSK’n›n bu cürümünü mahkûm ettirerek kazand›klar› tazminatlard›r herhalde dedik. Köylü iflte, ne olacak? Edebi yan› hiç geliflmemifl, ça¤›n gerisinde kalm›fllar. Bir flakay› bile anlayamam›fllar. Bu durumunda o kökü d›flar›da mihraklar taraf›ndan habire “Köyler yak›ld›, kulaklar kesildi, faili meçhul, kay›plar artt›.” denilenler de flaka imifl haliyle. Her flaka da bir gerçek pay› aramay›n sizde. Her ne kadar pafla “yar›(s›) flaka” dese de bunlar külliyen yalanm›fl. Biz de paflan›n yalanc›s›y›z. Y›llard›r “bir k›s›m medya” taraf›ndan sürekli olmasa da arada bir de¤inilen, pek ço¤u daval›k olmufl “yak›lan boflalt›lan binlerce köy”, “bok yedirilen köylüler”, “tecavüz edilen genç k›zlar”, “ parçalanan gerilla cesetleri”, “askeri helikopterlerle yap›lan uyuflturucu ticareti, silah kaçakç›l›¤›” basit birer flakadan ibaretmifl yani. Paflan›n röportajda yorumu yok ama bu durumda helikopter pervanesine ba¤lanan bir yurtseverin veya tank›n arkas›nda sürüklenerek parçalanan gerillan›n resimleri flakaya su koyuvermek gibi bir fley oluyor. Gerçek olacak hali yok ya. Bilinen tan›mlamayla olsa olsa fotomontaj tabi!... Her söylenene, yaz›lana inanmay› huy edinen baz›lar›; “Peki ya, garnizonlardaki Hizbullah kamplar›”, “domuzba¤› cinayetleri”, “J‹TEM taraf›ndan al›n›p kaybedilenler” de mi flaka? Diye sorabilir. fiakad›r flaka! Pafla ne demifl, henüz kitab›n› okumad›k ama bunlar “flaka” bile olamaz. Halk›m›z›n deyimiyle böyle flakaya “eflek flakas›” denir. Olsa olsa “terbi ve teröristle mücadele için yap›lm›fl tatbikatlardan bir kaç›d›r.” Bu flakay› anlamamak için z›r cahil olmak gerekir. “Pafla” edebiyat›na ba¤lama edebiyat› demek yanl›fl olmaz. Gerçeklerle aras›ndaki ba¤ çok zay›f oldu¤u için de bol bol “Biz buraday›z.” hat›rlatmalar›, kahramanl›k edalar› ve ille de iki paflan›n bol bol TV programlar›na kat›lmalar›na ra¤men “unutulmak”tan dert yan›yor olmalar› ilginç. Oysa telafla kap›lacak bir fley yok! Ony›llard›r yaflananlar, yaflatt›klar› “unutulur, unutturulur” türden fleyler olmad›¤›, dünya aleminin malumu. Unutmak ve unutturmak isteyenler çok olmas›na, bu u¤urda çok edebiyat parçalanmas›na ra¤men hiçbir fley unutulmad›. Kitaplar›n önsözlerini onlar yazmad› ama son sözünü unutmayan ve unutturmayanlar yazacak…❏
15
insanlar›n içindeyim
Hücrenin o a¤›r kap›s›, kilitlerin kulak t›rmalayan sesiyle aç›l›yor. Oturdu¤umuz yerden “Evet, ne var?” der gibi bak›yoruz üçümüzde. Gardiyanlar hastane sevkinin oldu¤unu söylüyorlar. Unutmuflum ben, geçen gün revirden sevk yaz›lm›flt›. “Tamam.” deyip üzerimdeki bir kaç parça eflyay› bir kenara b›rakarak hücre kap›s›ndan ad›m›m› at›yorum. A¤›r a¤›r koridorlar›, merdivenleri geçerek ilerliyoruz. Koridorlar bombofl, ayak seslerimiz yank›lan›yor. Yan camlardan di¤er hücrelerin camlar›n›, çat›lar›n› görebiliyorum, “belki birilerini görebilirim” diye biraz yaklafl›yorum ama so¤uk havan›n da etkisiyle camlar bu¤ulanm›fl. Yar›m yamalak seçilebiliyor etraf. Kimseyi göremiyorum. X-Ray cihaz›n›n orada üst aramas›n-
16
dan geçtikten sonra “tecrit odas›” denilen yere konuluyorum. Üç befl yataktan oluflan, havaland›rma kap›s›n›n olmad›¤› ufac›k bir yer buras›. Genelde ilk tutuklanmalarda henüz hücrelere konulmadan önce bekletildi¤imiz yer. Tek konuldu¤um “tecrit ddas›” içeriye girmemle öyle bo¤ucu geliyor ki, hemen voltaya bafll›yorum. Kap›n›n giriflinde “tecrit odas›” diye bir tabela var, az önce hücredeki tecrit de¤ilmifl gibi... “Bugün sevk olanlardan baflka kimse var m›?” diye meraktay›m. Yan tecritte kimse yok gibi, ses gelmiyor. Bir sigara yak›p voltaya devam diyorum. Bu arada duvardaki bir yaz› gözüme ilifliyor: “Duvarlara yaz› yazanlar hakk›nda cezai ifllem yap›lacakt›r” vs. tarz›nda bir bilgilendirme. Bir gülmedir al›yor beni. Daha önce burada yaz›lar
can y›ld›r›m
hapishaneden
olurdu, flimdi silinmifl. “Duvarlar yap›lm›flsa içindekiler taraf›ndan yaz› da yaz›l›r.” diyorum. Bir süre sonra kap› aç›l›yor, gidece¤imizi belirten bir iki iflaret... Gardiyan eflli¤inde ilerliyorum. Ring önünde yeni bir arama daha. Bunun ard›ndan sonunda ringe giriyorum. Birkaç dakika sonra araç hareket ediyor. Benim d›fl›mda iki kifli daha var hastane sevki olan. Belli ki “tecrit odas›” yerine di¤er bofl odalarda beklemeye al›nm›fllar. Tan›flmayla bafll›yoruz sohbete. Hücrede üç kifliyiz. Bunun d›fl›nda kimseyi görüp konuflam›yoruz. Bu bizde, baflka kiflilerle karfl›lafl›nca doyas›ya konuflma iste¤i uyand›r›yor. Ama buna ra¤men; t›kand›¤›m›z konuflamad›¤›m›z oluyor ço¤u zaman. Sohbet devam ederken ringin ufak cam›na uzan›p, d›flar›y› izliyorum. “‹flte.” diyorum, “‹flte, insanlar...” Bizim sesini duyamad›¤›m›z, yüzünü göremedi¤imiz, aralar›ndan kopar›l›p bilmem kaç metrekarelik beton y›¤›n›n›n içinde yabanc›laflt›r›lmaya çal›fl›ld›¤›m›z insanlar... O bildik görüntüyle karfl›lafl›yorum. Trafik, kofluflturma, arabalar›n kornas›, insanlar›n birbirleriyle sohbeti, dükkânlar, evler... Mesela; TV izlemek, radyo dinlemek, kitap okumak gibi, oralarda karfl›laflt›¤›m›z o bildik görüntüler gibi de¤il. Baflka bir fley, etraf›n› saran o beton ve demir y›¤›n›ndan ç›k›p baflka, s›cak bir dünyaya girmek gibi... Kitaptaki gibi uzakta de¤il, hemen yan›nda. Sen yine bir fleylerin içindesin ama, onlar da hemen parmakl›kl› ufak cam›n ard›nda. Seni göremiyorlar, duyam›yorlar, senin fark›nda bile de¤iller. Ama sen fark›ndas›n; mesela ço-
cuk gibi, yeni bir fley bulmuflças›na ilgiyle merakla hem de... Hastanenin bahçesine geliyoruz. Hemen hemen 15-20 dakika gibi bir zaman al›yor yol. Ring bahçede beklemeye bafll›yor, biz de parmakl›kl› ufak cam›n ard›ndan seyre dal›yoruz. Yeflilliklere, a¤açlara gözüm tak›l›yor, unutmufluz... Hücrede bir fleyler yetifltirme çabam›z olmufltu daha önce. Mesela; AG.'lerde verilen limonun çekirde¤ini saklay›p, sonra havaland›rmada oluflan tozlar› toplayarak ve çay posas›n› katarak, plastik su fliflesinden yapt›¤›m›z saks›da “limon a¤ac›” yetifltirme çabam›z. Amac›m›z yeflil ad›na bir fleyler olsundu. Hücrede de olsak hayat bulduraca¤›m›z bir fleyler... Bunu, arama günlerinde özenle saklard›k. Bir zaman sonra “limon a¤ac›m›z” ilk filizlerini vermeye bafllam›flt›. Nas›l sevindi¤imizi dün gibi hat›rl›yorum. Hemen bunun nefleli sohbetleri, flen kahkahalar› hücremizi kaplam›flt›. Ama sonra aramada fark edilince, daha do¤rusu saklad›¤›m›z yerde bulununca tüm itirazlar›m›za ve çabalar›m›za ra¤men al›nm›flt›. Hücrenin, tecrit sisteminin genel mant›¤›nda vard› bu. Senin yaflamana tahammülü olmayanlar›n, yaflataca¤›n canl› bir bitki bile olsa da ona da tahammülü olmayacakt›. Olmad› da... fiimdi o çiçe¤i hat›rlad›m iflte... Yavafl yavafl ringden inmeye bafllad›k. Önce birimizi al›yorlar, di¤erlerimiz ise bekliyoruz. Uzun bir bekleyiflin ard›ndan s›ra bana geliyor. Ring arac›ndan ç›k›yorum. Ellerim kelepçeli, iki koluma iki asker giriyor. De¤iflik bir fleyler oluyor o an. Havay› sanki gökyüzünü ci¤erlerime doldurmak istercesine çekiyorum. Yürümeye bafll›yoruz, önümde sar› renkli duvar yok. Boflluk, koca bir arazi gibi geliyor bana, bitmesin istiyorum o an. ‹nsanlar›n içine kar›flt›kça merakl› bak›fllar sarmal›yor her yan›m›. Benim özlemle bakt›¤›m, hasretle soludu¤um o dünya, bana merakla bakan insanlarla dolu flimdi. Kimisini belki rahats›z eder bu durum, bir yabanc›l›k hissi uyand›r›r insanda ama kendisinden de¤ilmiflim gibi de¤il, benim o baflka dünyay› fark ediflimi keflfetmifl gibi bak›yorlar. Ayaklar›m sanki bofllukta sallan›yor bir an. Al›flm›fl›m hücrenin so¤uk betonuna buras› yabanc› geliyor belli ki. Hastanenin kafesinde çaylar›n› yudumlayan, sohbetleflenlere gözüm tak›l›yor. Tutuklanmadan önce bir kafede oturuflumu an›ms›yorum. Hapishaneye gir-
mek bir ihtimaldi ama akl›mdan geçmezdi pek. Nefleli flen kahkahalar›m›z da böyleydi. Belki farkl›yd› ama böyleydi. Bir s›cakl›k, bir baflkal›k kapl›yor beni. D›flar›day›m, insanlar›n içinde yine. Belki bir otobüs dura¤›, kuyru¤a girmiflim bilet almak için belki. ‹nsanlar yine kendi halinde. Merakl› bak›fllar›n› görmüyorum flimdi. Ya da yine hastanedeyim, d›flar›da bir rahats›zl›¤›mdan dolay› hastaneye gitmiflim gibi. S›ra numaram› alm›fl›m bekliyorum. Bir an unutuyorum mahpus oldu¤umu. Göze çarpan an›lar›n aras›nda geziniyorum sanki. Bir bafl dönmesi bafll›yor, gözlerde karart›lar. Havadan olacak diyorum. Temiz havan›n ci¤erlere dolmas› belki de. Kuyruktay›m yine, yafll› bir amca var önümde, muayene s›ras›nda. Ben de s›raya giriyorum çakt›rmadan. Asker, amcaya “kenara geç” anlam›nda el iflareti yap›yor. Anlamay›nca bu kez sözlü olarak söylüyor. “Gerek yok, amca kals›n yerinde ben burada beklerim.” diyorum. Yafll› amca bana bak›p gülümsüyor, sonra üzgünlü¤ünü belirten yüz ifadesi... Rütbeli gelip, amcay› kenara al›yor. “Öncelikli” olmam›z, benim oradaki insanlardan önce muayene olup gitmem anlam›na geliyor, mahpus oldu¤umun üzerine basarak anlat›rcas›na ve bunca zaman kuyrukta bekleyen bu insanlar› hiçe sayarcas›na... Muayene odas›n› boflalt›p beni al›yorlar. ‹nsanlar flaflk›n flaflk›n bak›yor. “Ne güzel duruyorduk flurada.” diyorum içimden. Üstünkörü bir muayene. Doktor rahats›zl›¤›m› soruyor. Ben ise film çekilece¤ini bekliyorum. Yani gelifl nedenimle ilgili gerekli olanlar›n yaz›lmas›n›... Ama umursamaz bir tav›rla “Neyin var?” dercesine bak›yor. K›saca anlat›yorum durumu. Hastane sevkimi gerektiren durumun asl›nda hapishane revir doktoru taraf›ndan sevk k⤛d›na yaz›lmas› gerekiyor, ama yaz›lmad›¤› anlafl›l›yor. Oradaki muayeneye ra¤men (muayene denirse e¤er konuflarak anlatmaya) o gün olmam gereken tedavi için iki buçuk ay sonras›na gün veriliyor. Tedavi yar›m yamalak... Tekrar ç›k›yoruz hastane koridoruna. Yine insanlar... Hep içinde olmak istiyorsun. Geçenlerde gelen bir mektubu hat›rlad›m. Mektubu yazan sohbet aras›nda “Evde yaln›z kalmay› seviyorum.” demiflti. Oysa benim orada o insanlar›n içinde olma iste¤imle onun o yaln›z kalma iste¤i o kadar anlams›zlafl›yordu ki...
Yaln›z kalmay›, tecridi anlatma iste¤im daha da belirginlefliyordu. Hani bir söz var ya, “‹nsan yaln›zca mezarda yaln›z kalabilir” diye, bunu diyecektim. Yaln›zca biz tecrit alt›nda tutulmuyoruz ki, yaflam›n her alan›nda, toplumun her kesimi belli bir oranda tecrit alt›nda. Onun evde kalmak, yaln›z kalmak iste¤i elbette bunun etkilerindendi. Kendisi de sokakta, evde, iflyerinde tecrit alt›ndayd›. Bunu anlam›yordu belki. Tecridi yaln›zca bizim kapat›ld›¤›m›z hücrelerden ibaret san›yordu. Ona tüm bunlar› anlatacakt›m. Sen diyecektim, yaln›z kalmay› m› seviyorsun? Zaten tecrittesin sen, niye yaln›z kalmay› istiyorsun ki? Ben tecritteyim, bunu k›rmak için direniyorum. Oysa sen bana yaz›yorken bile benim tecride karfl› direnmemi hakl› bulup, hücreye kapat›lmama isyan ediyorsun. Ama kendi kendini tecrit etmekten hofllan›yorsun. Buna karfl› ç›km›yorsun, üstelik yaln›z kalmay› istiyorsun. Niye görmüyorsun? Merdivenlerden h›zl›ca iniyoruz. Yine koridorlar, merakl› bak›fllar aras›ndan ilerliyorum. Bir an “Acaba...” diye geçiriyor içimden, “Acaba, düflünüyorlar m› flimdi, bu insanlar bizim için oradalar.” diye. “Biz daha rahat, daha eflit, daha özgür bir hayat sürelim diye, bu gencin elleri kelepçeli, bizden kaç›l›rcas›na böylesine h›zl› h›zl› götürülüyor. Bizim için, mesela flurada a¤layan flu bebenin gelece¤i, di¤er tarafta bekleyen flu amcan›n geçmifli, flu teyzenin, flu gencin, flu, flu, flu....” Yani bu halk için. Sohbet etme imkân›m›z olsa, neler konuflurdu acaba? Tekrar hastanenin bahçesine ç›kt›k. O bofl alan, tekrar bana bir arazi gibi geldi. Hafiften esen rüzgâr sanki beni an›lar›ma d›flar›lara götürüp getiriyordu saniyeler içinde. Sanki karanl›k bir yere kapat›l›p ç›kar›l›yorum. Gözlerimde ayn› karart›lar ve dünyan›n sanki yeni fark›na var›yorum. Ayn› zamanda hücrelerin üzerimizde nas›l bir etki yaratt›¤›na da flahit oluyorum. Orada anlayamad›¤›m›z birçok fley, burada birkaç dakika içinde anlafl›l›yor. Yaflam›yormuflum da, birden yaflama dönmüflüm gibi bir duygu kapl›yor beni. Garipsiyorsun? Ringe geri geliyorum. ‹ki buçuk ay sonras›na gün verildi ve bir hastane sevki daha. Akl›ma Naz›m Usta’n›n dizeleri geliyor; “‹çeride yaln›z kalabilirsin/ Kuyunun dibindeki tafl gibi/ Ama öbür yan›n/ Kar›flmal› dünyan›n kalabal›¤›na” Direnmek! Tecritin tek ve vazgeçilmez ilac› bu; direnmek!❏
17
niteliksiz ölüm elli olmuyor ne zaman, nerede, nas›l so¤uk solu¤unu yüzümüze üfürece¤i, tutup yakam›zdan sürükleyip götürece¤i. Ölüm bir gölge gibi her an peflimizde, biz ise bir lokma ekme¤imizin… Hiç çiçekli bahçelerde koflmad› çocuklar›m›z, yine de çok sevdik çiçekleri. Boya sand›klar›n›n a¤›rl›¤› minik bebelerimizin omuzlar›n› keserken renk renk çiçekler büyüttük düfllerimizde. Düfllerimiz; yoklu¤umuz, yoksullu¤umuz kadar büyük. Bir uçurtma kadar hafif, süzülürdü gökyüzünde. Geçici de olsa bir ifl, devlet kap›s›nda, sigortas› emeklili¤i… Ya da iki göz de olsa sel basmayacak bir ev… Oysa ne kadar yoksul ve ne kadar çoktuk. Ne ifli ne ekme¤i yetmedi bu düzenin. Halk ekme¤i kuyruklar›nda geçti ömrümüz, hiç olmazsa bir lokma ekmek koyal›m diye çocuklar›m›z›n önüne. “S›rf ekmekle beslenen çocuklar aptal olur.” diye arkam›zdan güldü efendiler. Okula gidecek yafltayken ç›rak verdik çocuklar›m›z›. Düfllerimizde her biri okumufl birer büyük adam olacakt›, yetmedi gücümüz. “E¤itimsizlikten, cahillikten...” dedi, yakam›za yap›flt› efendiler. Ölüm, bir gölge gibi düfltü peflimize, biz ise bir lokma ekme¤imizin peflinde… Çok kalabal›k oldu¤umuzdan m› bilemedik? “Su hayatt›r.” derdi büyüklerimiz, “Ya¤mur rahmettir”. Ama Azrail oldu çöktü üzerimize... Adana’da, ‹stanbul’da, Sakarya’da, Zonguldak’ta ald› götürdü bebelerimizi, cesetlerini verdi geriye. Bafl›m›z› sokacak bir bodrum bulmufltuk, sel sular›yla o da mezar oldu. ‹stanbul Valisi; “Olay ailenin yap›s›ndan kaynakland›. Oras› ev niteli¤i tafl›m›yordu. Oturanlar yap›lan ikazlara ra¤men maalesef ç›kmam›fllar.” buyurmufl. “Ev niteli¤i tafl›mayan yerler”de oturuyormufluz. Suçmufl! Do¤rudur, suçluyuz ama bu kadarc›k de¤il suçumuz… Daha saymal›yd›, herfleyi bilen beyler. Mesela; “yiyecek niteli¤i tafl›mayan” fleylerle de besleniyoruz biz. Pazarlardan art›k sebzeleri topluyoruz, lokantalar›n art›klar›n› yiyoruz, ekme¤in bayat›n›, pirincin, bulgurun küflüsünü… Suçluyuz! Çünkü: “Giyecek niteli¤i tafl›mayan
seval alp
öykü
B
18
fleyler”i giyiniyoruz. Aya¤› ç›plak, bafl›kabak büyüyor bebelerimiz. Bir kat bulsak yama üstüne yama vururuz. Sonra “‹fl niteli¤i tafl›mayan ifller”de de çal›fl›yoruz. Açl›k bafla bela, el avuç açmayal›m diye “Ne ifl olursa yapar›m abi,” diyoruz. Madenlerde, tersanelerde, trenlerde, inflaatlarda ölümle burun buruna çal›flt›¤›m›z için de s›k s›k ölüyoruz. Ama yine çaresiz kal›yor, tabutumuzun bafl›nda bizi öldüren ifl için yalvar›yor çocuklar›m›z, “Babam›n iflini bana verin.” diye. Suçluyuz! Çok hakl›s›n›z! Bo¤az k›y›s›nda Çaml›ca s›rtlar› dururken iki göz kondumuzu gidip Alibeyköy’e dere yata¤›na yap›yoruz. Sonra da deprem vuruyor, sel bas›yor “niteliksiz niteliksiz” göçüp gidiyoruz bu dünyadan. Üstelik beyleri, efendileri töhmet alt›nda b›rakarak... Öyle yap›fl›n flimdi cesetlerimizin yakas›na. Azarlay›n, tersleyin. Cebimizki bir paket sigaram›za göz dikip “‹flsizsen bu ne?” diye hesap sorun. “Ekme¤imizi tafltan ç›kartaca¤›z.” diye tafllara vurun kafam›z›... Suçluyuz çünkü: ya¤mur ya¤d› alt›nda durduk! Maden çöktü içinde kald›k. Trene bindik raydan, otobüse bindik yoldan ç›kt›!.
En büyük suçumuz; açl›¤›m›z, fukaral›¤›m›z... O¤lumuza, k›z›m›za saltanat dü¤ünleri yapamad›k. Okusun diye Amerika’lara, Avrupa’lara gönderemedik. Eli ifl tutsun deyip gemiler alamad›k, holdingler kuramad›k. Saray yavrusu evleri, ellerimizle parlatt›¤›m›z ithal mermerli merdivenlerinden biliriz. Denizi, kumu, tatili; televizyonlardan, dizilerden görürüz. Suyun bile “niteliksiz”i düfler bize, boz-bulan›k çamurlusu... fiimdi iki göz kondumuzu da y›kacak belediye. Gök kafes gibi koca koca gökdelenler, villalar, orman arazisine yap›lm›fl üniversiteler bile var diyorlar, tapusuz, kaçak yap›lm›fl! Ama onlara dokunmazlar ki! Bizim “ev niteli¤i tafl›mayan” kondular›m›za yeter güçleri. Hem de “y›k›m bedeli” üzerinden istimlak edecekmifl belediye. Peki, nereye gidecek, hangi dam›n alt›na girecek onca insan? Gecekondular›m›z gibi niteliksizdir yaflamlar›m›z da. Hani diyoruz ki, onlar› da “istimlak” ediverse hükümet “y›k›m bedeli” üzerinden üçbefl kurufl verse de, kurtulsak böyle yaflamaktan... Sellerde bo¤ulmadan, depremlerde enkaz alt›nda kalmadan, tren kazalar›nda niteliksiz niteliksiz ölmeden...Olmaz m›?❏
kayhan demir
elefltiri
ruhi su’dan grup yorum’a türkiye’de sol-devrimci müzik-II “Devrimci” Âfl›klar Ülkemizde sol-devrimci müzi¤in temellerini, sol muhalefetin yükselmeye bafllad›¤› 60’l› y›llarda buluruz. Bu tarihten çok önceleri Pir Sultan Abdal, Köro¤lu, Dadalo¤lu ve pek çok benzerinde ortaya ç›kan halkç›, toplumcu ve muhalif halk ozan› tiplemesi 60’l› y›llara gelindi¤inde yeni bir döneme girdi. Sonraki y›llarda etkisini sürdüren ve 80’lerin sonuna do¤ru ‘devrimcili¤i’ni yavafl yavafl kaybeden bu yeni ak›m›n kökleri, 15. yüzy›la kadar uzan›r. Temelinde tafllama ve yi¤itli¤i konu alan âfl›kl›k gelene¤i alan› yaln›zca bu iki temel vurgu ile s›n›rlanm›yordu. Daha çok Osmanl› yönetici s›n›f› ile olan çeliflkilerin temel oldu¤u bu müzikal söyleyifl, o dönem içerisinde çeliflkiyi en derinden yaflayan “Alevi” toplumunda kendini yarat›yordu. Bahsetti¤imiz döneme yaflad›klar›yla kaynakl›k eden, o dönemin öncüsü olarak gösterece¤imiz ilk kifli kuflkusuz Pir Sultan Abdal olacakt›r. Pir Sultan Abdal; Alevi inanc›na sahip, bu inanc›ndan dolay› Osmanl› taraf›ndan d›fllanan bir kiflilikti. Bununla birlikte halk müzi¤inin Osmanl› döneminde as›l belirleyici özelli¤i; tasavvuf, ölüm, do¤a ve zaman gibi konular› temel almas›yd›. Cumhuriyet dönemine gelindi¤inde ise, bu gelene¤e k›smen sa-
hip ç›k›ld›¤›n› söylenebilir. Türkiye radyolar›nda bu tür âfl›klar›n türkülerine yer verilmesi, âfl›klar›n bu kurumda memur olarak görev yapmas› ve türkülerinin radyo repertuar›na al›nmas› örnek olarak gösterilebil i r . Ama, O s manl› döneminde oldu¤u gibi Cumhuriyet döneminde de âfl›klar›n düflüncelerine olan bask›lar›n ortadan kalkmad›¤› gerçe¤i ise hiçbir zaman etkisini kaybetmeyecekti. ‹syanc› gelenek yüzy›llar boyunca iflte bu binlerce âfl›k taraf›ndan sürdürüldü. Kendi içinde okul özelli¤i tafl›yan bu usta-ç›rak iliflkisi 60’l› y›llara geldi¤inde ise kendisini çok farkl› bir misyonla iç içe gördü. O döneme kadar Alevi deyiflleri okumak, yaflan›lan bask›lara ve yoksullu¤a tepki göstermek, iktidar sahipleri taraf›ndan her zaman korkuyla bak›lacak bir durumdu ve bu özelli¤iyle tehlikeli görülüyordu. Fakat yeni durum, âfl›klar› devrimci faaliyetler ve konserler gerçe¤i ile karfl› karfl›ya b›rakt›. Ruhi Su iflte bu dörtyüz y›ll›k âfl›k gelene¤inin en geliflmifl örne¤i olarak karfl›m›za ç›kt›. E¤itimli sesiyle gelene¤in içerisinde önce yad›rganan ve sonras›nda da çok sevilen bu sanatç› ülkemizde devrimci müzi¤in ilk öncüsü olarak dü-
flünülmelidir. Su, 1940’larda bafllad›¤› müzik serüveninde dünya modern müzi¤i ile geleneksel halk müzi¤i aras›nda özenli iliflkiler kurdu. Sol müzik gelene¤i içerisinde ondan etkilenmemifl hiçbir sanatç› ya da grubun olmad›¤› gerçe¤i bu öncü rolünün önemini kan›tlar ni-
teliktedir. Su, devrimci müzi¤in temellerini 1940’larda atm›flt› ve bat› müzi¤i e¤itimi de alm›fl olmas› bu gelene¤e bir yenilik getirmesini sa¤lam›flt›. Bu kiflisel deneyimleriyle “âfl›k”l›k gelene¤ini farkl› yerlere tafl›d›, gelene¤e yeni halkalar ekledi. Onun bu özellikleri dönemin türkücüleri ve müzik gruplar› taraf›ndan göz ard› edilemeyecek bir kaynak oluflturdu. Su, sa¤lam bir Bat› müzi¤i e¤itimi alm›fl olmas›na ra¤men, türkü ya da flark› söyleyen kiflinin kendi do¤al üslubuyla ve tarz›yla müzik yapmas›n› savunuyordu. 1975 y›l›nda kurdu¤u “Dostlar Korosu”yla ça¤dafl müzik anlay›fl›na yeni boyutlar kazand›ran Su, kurdu¤u koroyla çok seslili¤i gündeme getirmifl ve bu anlay›fl da halk taraf›ndan be¤enilmiflti. Ruhi Su devrimci duruflu nedeniyle bask›lardan nasibini alm›fl, dönemin iktidarlar› taraf›ndan da radikal, solcu, politik yaflam tarz›yla hedef tahtas›na oturtulmufl bir sanatç›yd›. 1951 y›l›nda koroda yer alan ve daha sonra efli olacak olan S›d›ka Su ile birlikte tutukland› ve ‹s-
19
tanbul Sansaray Han’da tam befl ay boyunca büyük iflkenceler gördü. Ald›¤› cezalar sonucu 1958 y›l›na kadar Harbiye ve Adana hapishanelerinde yatt›. Hapishanede kald›¤› y›llarda ba¤lama çalarak üretimlerine devam etti, üretimleri sol kesim üzerinde büyük etkiler yaratt›. Tedavisi için yurtd›fl›na ç›k›fl› engellenen Su, 1985 y›l›nda yaflama gözlerini kapad›. Üretimleri ve yaflam tarz›yla bugün çok ciddi bir devrimci tarz›n temelini oluflturan bu devrimci sanatç›, ülke topraklar›na çok büyük miras, kendinden sonra gelenlere de yine ayn› büyüklükte bir görev b›rakm›flt›. Ruhi Su’nun Bat› ve flehirli yan›na ra¤men, döneme damgas›n› vuran di¤er pek çok âfl›k, gelene¤e ba¤l› bir “k›r” vurgusu tafl›yordu. Bu isimlerin bafl›nda Ali ‹zzet Özkan’› sayabiliriz. O da di¤er âfl›klar gibi saz çal›p türkü söylemeye küçük yafllarda bafllam›flt›. 1940’l› y›llarda halkevleri ile iliflki kurmufl, köy enstitülerinde saz ö¤retmenli¤i yapm›fl ve eserlerinde yoksullar›n sorunlar›na ortak olmufltu. Alevilik inanc›n› müzi¤ine yans›tan bir usta-ç›rak okulundan geliyordu. Daha sonralar› devrimci-demokrat gecelerde verdi¤i konserlerle politik bir yaflam tarz›n› benimsemeye bafllad›. Deyifllerin yan› s›ra yazd›¤› tafllamalarla yüzlerce y›ll›k gelene¤i sürdüren Özkan, politik yaflam› benimsemifl olmas› nedeniyle dönemin iktidarlar› taraf›ndan bask›ya maruz kalanlar aras›ndayd›. Buna ra¤men bu yaflam›ndan asla vazgeçmedi. Bedel ödemekten kaç›nmad›. Âfl›k ‹hsani, âfl›klar aras›nda 70’li y›llar›n incelenmeye de¤er en de¤iflik prototipini oluflturur. ‹hsani de yine Âfl›k Ali ‹zzet gibi yaflam› boyunca savundu¤u de¤erler nedeniyle bask›lar, yasaklar ve tu-
20
tuklamalarla karfl›laflm›fl ama o da di¤er âfl›klar gibi bu bask›lara boyun e¤mek yerine devrimci düflüncelerinden ödün vermeyen bir yol izlemiflti. Âfl›kl›¤a 1947 y›l›nda deyifller yazarak bafllayan Âfl›k ‹hsani, 60’l› y›llarda geliflen devrimci-demokrat örgütlenmeler içinde aktif rol almaya bafllad›. Anadolu’yu kar›fl kar›fl gezen âfl›k, sosyalist düflüncenin yayg›nlaflt›r›lmas› için büyük emekler harcad›. Devrimci gençli¤in ilgisini çekmeyi baflard›. Say›s›z devrimci-demokrat gece, konser, etkinli¤e kat›ld›. Yaflanan eflitsizlik ve adaletsizliklere karfl› militan bir tarzda karfl› koydu. Piyasaya ç›kan plaklar› ve kitaplar› toplat›ld›, cezalar ald› ve uzun y›llar pasaport alamayarak yurtd›fl›na ç›k›fl› engellendi. Âfl›k ‹hsani bütün bunlar›n yan› s›ra yurtd›fl›nda da tan›narak dünyan›n en önemli politik âfl›klar› aras›nda yer almay› baflard›. Ülkemiz topraklar›nda kendinden en çok söz ettiren, besteleri en yayg›n olarak söylenip onlarca sanatç› taraf›ndan albümlere okunmufl âfl›k, kuflkusuz Mahzuni fierif’tir. Âfl›k Mahzuni de az önce sayd›¤›m›z di¤erleri gibi Aleviydi. 1953 y›l›nda saz çal›p türküler söylemeye bafllam›fl, türkülerinin konular›n› da kuflkusuz ezilen, yoksul halklar›n yaflam› ve Alevilerin d›fllanm›fll›¤› olarak oluflturmufltu. Astsubay okulunda e¤itim gören ve daha sonra bu göreve bafllayan Âfl›k Mahzuni daha sonralar› bu görevinden at›lacakt›. 1962 y›l›nda sahneye ç›kan Mahzuni, yine di¤erleri gibi dönemin devrimci-demokrat örgütlenmelerinde aktif rol oynamaya bafllad›. Bask›lar, tutuklamalar ve yasaklar Mahzuni’yi gerileten de¤il, motive eden unsurlar olmufltu. Mahzuni, kendini Pir Sultan Abdal, Davut Sulari ve Veysel’in ç›ra¤› olarak görüyordu. Âfl›k Veysel ile birlikte köy köy dolaflarak türküler derlemiflti. Yak›n zamanda kaybetti¤imiz bu âfl›k, bugün türkücüsünden popçusuna, deyifl söyleyeninden rockçusuna kadar pek çok kiflinin söyledi¤i inan›lmaz güzellikte eserler yaratm›flt›r. Nesimi Çimen, Davut Sulari, Muhlis Akarsu gibi daha pek ço¤unu sayabilece¤imiz bu gelenekçi âfl›klar›n küçük farkl›l›klar tafl›sa da hepsinde ortak olan özellikleri flu flekilde sayabiliriz: 1- 60’l› ve 70’li y›llar›n âfl›klar› ustaç›rak iliflkisi içerisinde yetiflmifl gelenekçi söz ve saz flairleridir. 2- Birkaç› d›fl›nda büyük bir ço¤unlu-
¤u Alevi’dir, eserlerinde Alevi inanc›na yaslanm›fllard›r. 3- Konular› toplumcudur. Yoksulluk ve haks›zl›k eserlerinin en belirleyici yanlar›d›r. 4- Hemen hepsi dönemin politik devrimci-demokrat örgütlenmelerinde yer alm›fllard›r. Bizzat örgütlü olmufllar, örgütlülü¤ü savunmufllard›r. 5- Sosyalizmi benimsemifl ve eserlerinde, kat›ld›klar› etkinliklerde sosyalizm propagandas› yapm›fllard›r. 6- Bask› ve yasaklamalar karfl›s›nda pasif ve gerileyen bir tarz› de¤il aktif ve direnen bir tarz› benimsemifllerdir. 7- Geleneksel olarak ba¤lama ile birlikte çal›p söylemifllerdir, pek az› eserlerini orkestral bir yap› ile seslendirmifltir. 8- Selda, Edip Akbayram, Cem Karaca, Livaneli gibi “gelenek” d›fl›ndaki gençleri etkilemifl, onlara esin kayna¤› olmufllard›r. Âfl›klar, kitle iletiflim araçlar›n›n bugüne k›yasla çok daha geri oldu¤u 60’l› ve 70’li y›llar›n büyük propagandistleri olma özelli¤ini de tafl›yorlard›. 12 Eylül’le birlikte bu gelenek, yavafl yavafl politik gücünden uzaklaflt›. Eskiler birer birer yaflama gözlerini yumarken, “usta-ç›rak” okulundan yetiflen yenileri, bu büyük devrimci gelene¤i dar bir Alevilik ve halk müzi¤inin teknik sorunlar› aras›nda k›s›r bir yere oturttular. Birer birer “devlet sanatç›s›” olan bu ç›raklarla birlikte “gelenek” bugün var olup var olmama savafl› veriyor. 12 Eylül ve bu “ç›rak” âfl›klara daha sonra de¤inece¤iz. - sürecek -
nisan erdinç
inceleme
argo ve bektaflilik ünlük yaflam içinde s›k kullan›lmas›na ra¤men argonun gerçek anlam› çok fazla bilinmez. Genellikle serserilerin kulland›¤› bir dil olarak bilinir. Serserilerin, lümpenlerin, kabaday›lar›n d›fl›nda bir çok meslek grubunun; argo olarak de¤erlendirebilece¤imiz, kendi meslek ve sosyal iliflkilerini ifade eden sözcük ve deyimler bütünü yaratt›klar›n› da belirtmek gerekiyor. Oysaki argonun ortaya ç›k›fl nedenlerine bakt›¤›m›zda, bugün bilinen anlam›yla, serserilerin yada ayn› meslekten olanlar›n kulland›klar› dilden çok farkl› oldu¤unu görürüz. Hulki Aktunç’un Argo Sözlü¤ü’nde argoyu; ‘’Kendi sosyal çevreleriyle yaflayan ve toplumun di¤er kesimlerinden ayr›lmak ve korunmak isteyen, yaflama ortam ve biçimleri birbirlerine yak›n kiflilerce yarat›l›p benimsenmifl “sözcük ve deyimler bütünü’’ olarak aç›klar. Argoyu daha bir farkl› biçimde aç›klayacak olursak; kendi sosyal çevreleri ile yaflayan, inançlar›n› gizlemek zorunda kalan kapal› toplumlar›n, yerine göre kendilerini gizleyecekleri bir s›¤›nak, yerine göre birbirlerini tan›malar›n› sa¤layan bir parola, yerine göre baflkalar›n›n gözleri önünde dertleflmelerine, sorunlar›n› ve inançlar›n› paylaflmalar›na yarayan bir flifre görevi gören sözcük ve deyimler bütününe argo diyoruz. Argo, Frans›zca bir sözcük. Kökeni itibariyle, Türkler’in d›fl›nda da kendilerini yada inançlar›n› gizlemek zorunda kalan di¤er toplumlar›n yaratt›¤› bir argolar›n›n oldu¤unu söylemek yanl›fl olmaz. Bu nedenle argonun Türklere özgü bir dil oldu¤unu düflünmek yanl›flt›r. Bu yaz›da Anadolu Türkleri içinde argonun ortaya ç›k›fl nedenlerini anlatmaya çal›flt›¤›m›z için sadece argo–Bektaflilik üzerinde duraca¤›z. Bektafliler, Anadolu’daki Türkler aras›nda argoyu ilk kullanan Babailerin devam› say›l›r. 15–16. yüzy›llardan itibaren de Anadolu’daki bütün Alevi–Bektaflilerin or-
G
tak dili olmufltur. Argonun Bektaflilikle iliflkisine girmeden önce k›saca Selçuklu devlet yap›s›ndan söz etmek gerekiyor. Bilindi¤i gibi Selçuklular bir Türk devletidir. Türklerin kurdu¤u bir devlet olmas›na ra¤men Selçuklu saray› Türklere yabanc›laflm›flt›r. Saray›n halktan uzaklaflmas›n›n yan›nda, devlet görevlilerinin ço¤una ‹ranl›lar›n ve Araplar›n getirilmesi, halife ile iliflkiler nedeniyle halifeli¤in bütün isteklerine evet denilmesi, konuflma dilinin Türkçe olmas›na ra¤men, resmi yaz›flma dilinin Arapça, edebiyat dilinin Farsça olmas›, devletin halka ne kadar yabanc›laflt›¤›n› gösteren örneklerden baz›lar›d›r. Halkla çeliflkilerin artmas›, memnuniyetsizli¤i de beraberinde getirdi. En sonunda da O¤uz ayaklanmas› sonras›nda sultan sancar› esir edilip, Selçuklu devletine son verildi. 12. yüzy›l, Mo¤ol ak›nlar›n›n da yafland›¤› y›llard›r. Mo¤ol ak›nlar›ndan kurtulmak isteyen ‹ran, Türkistan gibi birçok yerde yaflayan Türkler; nispeten bask›n›n, denetimin daha az oldu¤u Anadolu’ya do¤ru göç etmeye bafllad›lar. Selçuklu devleti y›k›ld›ktan sonra Anadolu’da kurulan Anadolu Selçuklu Devleti çok fazla güçlü de¤ildir. Bir dönem Anadolu’ya hakim olan Bizans da eski gücünden uzaktayd›. Anadolu’ya göç edenler aras›nda Do¤u Türkistan’da Ahmet Yesevi dergah›nda yetiflen Baba ‹lyas (baz› kaynaklarda Baba Resul olarak ta geçer), Baba ‹shak, Hac› Bektafl, fieyh Edebali gibi dönemin önemli din adamlar› da vard›r. Anadolu’ya göç eden göçebe Türk kabilelerinin en önemli özelliklerinden birisi, Hz. Ali taraftar› olmalar›d›r. Bunun nedenlerini Ali–Muaviye çat›flmas›na kadar götürmek mümkün. Özellikle, Kerbela olay›ndan sonra Ali taraftarlar›n›n Araplar›n yaflad›¤› topraklarda bar›nmalar› daha zorlafl›nca, bunlardan bir k›sm› ‹ran üzerinden
Orta Asya’ya do¤ru aç›lmaya bafllad›lar. Türkler de Müslümanl›kla, Orta Asya’ya aç›lmak zorunda kalan Ali taraftarlar› arac›l›¤›yla tan›flt›. Ali taraftarlar› bir yandan kervanc›l›k yap›p yaflamak için gerekli ihtiyaçlar›n› karfl›larken, bir yandan da gittikleri yerlere Müslümanl›¤› götürdüler. Hz.Ali taraftarlar›n›n ‹slamiyet’in merkezi yönetimi ile çeliflkileri vard› ve sürekli çat›flma halindeydiler. O¤uz isyan› bu duruma örnek olarak verilebilir. Göçebe Türklerle, Ali taraftarlar›n›n ortak özellikleri, sadece bir çok göçebe Türk kabilesinin Müslüman olmas›n› sa¤lamad›, ayn› zamanda Ali taraftarl›¤›n› da getirdi. Daha sonraki y›llarda, Anadolu’ya göç eden göçebe Türkmen afliretlerinden yerleflik hayata geçip sistemle bütünleflenler Sünnileflirken, göçebeli¤i devam ettirenler Ali taraftarl›¤›n› devam ettirdiler. Bu Türkmen kabileleri içinde, bugün daha çok Mersin, Antalya, Bal›kesir’in da¤l›k–ormanl›k kesimlerinde yaflayan Tahtac›lar; en son yerleflik hayata geçenlerdir. 19. yüzy›l›n sonlar›na kadar Osmanl› yönetimi ile çat›flma durumunda olmufllard›r. Tahtac›lar’›n hala Ali taraftar› olmalar›n›n en büyük nedeni yak›n zamana kadar göçebeli¤e devam etmeleridir. Baba ‹lyas ve altm›fl müridinin 13. yüzy›lda Anadolu’ya göç ederken sadece kendilerine bir yurt edinme amaçlar› yoktu. Yerleflik sistemle çeliflkisi olan göçebe Türk afliretlerini örgütleyip, Anadolu Selçuklu devletine karfl› ayaklanarak eflitlikçi bir yönetim flekli oluflturmay› hedefliyorlard›. Anadolu’yu seçmeleri büyük bir ihtimalle yukar›da da belirtti¤imiz gibi Bizans ve Anadolu Selçuklu devletinin nispeten güçsüz durumudur. Ayn› zamanda, mevcut sistemle çeliflkisi olan göçebe Türk kabilelerinin Mo¤ol bask›lar› nedeniyle yo¤un bir flekilde Anadolu’ya göç etmesi, burada örgütlenme imkanlar›n› daha elveriflli hale getirmiflti.
21
Anadolu’da devlet denetimi daha az olsa da, bu hiç denetimin olmad›¤› anlam›na gelmiyor. Güçsüz de olsa Anadolu Selçuklular› bir devletti, bu devletin kendilerine göre bir iflleyifli, denetim organlar›, askeri gücü vard›. Bundan dolay›d›r ki Babailer örgütlenmelerini gizlilik içinde yapt›lar. Birbirleri ile haberleflmelerini sa¤layacak baflkalar›n›n da oldu¤u ortamlarda düflüncelerini rahatça aktarabilecekleri, birbirlerini tan›malar›na yard›mc› olacak bir dil yaratt›lar. ‹flte bu dil argoydu. Bu nedenle Anadolu’daki Türkler aras›nda argoyu yaratan, ilk kez kullanan Babailerdi diyebiliriz. Kaynaklarda farkl› farkl› belirtilse de yayg›n olan görüfle göre, Babai hareketinin siyasi önderi Baba ‹lyas’›n Selçuklular taraf›ndan Amasya’da esir al›nmas›n›n ard›ndan, henüz haz›rl›klar tamamlanmamas›na ra¤men isyan bafllat›ld›. Bu hareketin askeri önderli¤ini Baba ‹shak yap›yordu. Olumsuz bir durum geliflip, isyan baflar›ya ulaflmad›¤› koflullarda, Babai hareketinin devam›n› sa¤lay›p düflüncelerini yaymak için Hac› Bektafl ve fieyh Edebali bu isyan d›fl›nda b›rak›ld›. Ad›yaman’dan harekete geçen Babai isyanc›n›n ilk hedefi Amasya’ya ulafl›p Baba ‹lyas’› Selçuklular›n elinden kurtarmakt›. Amasya’ya gidinceye kadar Selçuklu Devleti’nin gönderdi¤i ordularla bir çok defa savaflmak durumunda kal›p, her defas›nda da Selçuklu askerlerini yenilgiye u¤ratt›lar. Amasya’ya vard›klar›nda Baba ‹lyas’›n idam edildi¤ini ö¤rendiler. Bunun üzerine Konya üzerine yürüyüp Selçuklu Devleti’ni ortadan kald›rmay› planlarlar. Selçuklular da ellerindeki bütün gücü bir araya getirip Babailerin üzerine yürür. 1240 y›l›nda Babailerle Selçuklular aras›nda yap›lan son savaflta Babailer yenilir. Babailerin yenilmesinin en önemli nedenlerinden birisi Baba ‹lyas’›n esir al›nmas› üzerine, henüz haz›rl›klar›n› tamamlamadan isyana bafllamak zorunda kalmas›d›r. ‹kincisi de çok uzun bir yolu yürüyüp, bu uzun yolda birçok kez Selçuklularla savaflmak durumunda kald›klar› için yorgun ve güçsüz düflmeleri gösterilebilir. Selçuklular savafl› kazanm›fl olsa da, bu isyan›n sonras›nda çok güçsüz düfltüler. Güçsüz olduklar› için üç y›l sonra 1243’te Mo¤ollarla yap›lan Köseda¤› savafl›nda yenildiler. Bu savafltan sonra Selçuklular fiilen ortadan kalkt›. Sadece Konya’da sembolik anlam› olan, Mo¤ollara ba¤›ml›, onlara vergi veren bir yönetim kald›. Bu koca isyandan geriye kalan en önemli
22
de¤erlerden biri argo oldu. Babailer, Selçuklularla yapt›¤› son savaflta yenilseler de, bir kenara çekilip oturmad›lar. Hac› Bektafl bir yenilgi durumunda, Babailerin mücadelesinin sürmesi için isyan›n d›fl›nda tutulmufltu. ‹syan›n ard›ndan Hac› Bektafl dergahlar› kurarak kendi düflüncesini yaymaya bafllad›. Bektafliler kendi düflüncelerini yaymaya çal›fl›rken bunu rahat bir ortamda yapmad›lar. Yerine göre kendilerini gizlemek zorunda kald›lar, ibadetlerini gizli gizli yapt›lar. Bu koflullarda inançlar›n› sürdürmelerinde en büyük yard›mc›lar›ndan biri yine argo oldu. Çünkü argo sayesinde gerekli oldu¤u koflullarda kendilerini gizleyip, birbirleriyle haberleflmeyi sa¤layabiliyorlard›. Sadece Hac› Bektafl de¤il, Babailerin devamc›s› oldu¤u kabul edilen Abdal Musa Antalya’da, Sar› Salt›k Balkanlar’da, Geyikli Baba Bursa’da olmak üzere bir çok kifli inançlar›n› gittikleri yerlerde yaymaya bafllad›lar. Bunlar›n tümü her zaman yerleflik sistemle çeliflki içinde ve çat›flma durumundayd›. Bu nedenle faaliyetlerini gizli yürütmek zorunda kald›lar. Osmanl›n›n kurulufl y›llar›nda mevcut yönetimle uzlaflmas›yla ortaya ç›kan geçici bir dönem hariç, Alevi – Bektafli inanc›nda olanlar, mevcut iktidarlarla her zaman çat›flma durumunda oldular. Osmanl› beyli¤inin kurulufl y›llar› da kendi içinde özgünlükler tafl›r. Bu nedenle Osmanl› Bektafli iliflkisini bu özgünlü¤e göre de¤erlendirmek gerekiyor. Osmanl› beyli¤inin kökeni O¤uzlara dayan›r. Göçebe bir aflirettir. Ço¤u göçebe afliretler gibi bunlarda da Ali taraftarl›¤›n›n izleri görünür. Yerlefltikleri Sö¤üt civarlar›nda Selçuklular›n uç beyli¤ini yaparlar. O y›llarda da henüz tam olarak yerleflik hayata geçmifl de¤illerdir, çad›rlarda yaflarlar. Osmanl› dört sac aya¤› üzerine kurulmufltur. Bunlar ak›nc› beyleri, bac›yan› Urum’la (savaflç› kad›nlar) ahiler ve Bektaflilerdir. K›saca Bektaflilerin Osmanl›n›n kurulmas›nda önemli bir etkisi vard›r. Baba ‹lyas’›n müridlerinden biri olan fieyh Edebali ise tümüyle Osmanl› beyli¤iyle bütünleflir. Osmanl›, beylikten ç›k›p yavafl yavafl devlet olmaya bafllad›¤›nda, beylik y›llar›ndaki bütün özelliklerini yitirir. Kendi halk›na yabanc›lafl›r, zulmetmeye bafllar. Selçuklulardaki gelenek Osmanl›da da devam ederek kendi halk›na güvenmeyip, devflirmelerle devleti idare etmeye bafllar. Devletle halk aras›ndaki çeliflkiler artt›kça memnuniyetsizlik de artar. Dönem dönem bu tep-
kileri dile getirmekten çekinmez. Bu tepkiler aras›nda en önemli olanlardan biri de fieyh Bedreddin Ayaklanmas›’d›r. Osmanl›, devlet olma yolunda ad›m att›kça, eski inançlar›ndan da uzaklafl›p, daha önceki dönemde göçebelikten yerleflikli¤i seçen kabileler, devletler gibi Sünnileflti; Sünnilefltikçe, Alevi–Bektafli inanc›nda olanlara karfl› bask›lar› artt›rd›. Alevi–Bektafliler de her zaman muhalif durumlar›n› sürdürdüler, Osmanl› yönetimi ile uzlaflmad›lar, isyan ç›kartt›lar. Bu isyanlardan biri de 16. yüzy›lda Antalya’da ç›kan fiah Kulu isyan›d›r. fiah Kulu ‹syan›’n›n hemen ard›ndan Osmanl›lar›n, ‹ran’ la yapt›¤› Çald›ran savafl›nda, Anadoludaki Alevi–Bektaflilerin fiah ‹smail’i desteklemeleri savafl sonras›nda Yavuz Sultan Selim’in k›rk bin Alevi’yi katletmesi Osmanl› yönetimi ile Bektafliler aras›ndaki çat›flman›n fliddetini ortaya koyan en önemli örneklerden biridir. Alevi – Bektafliler sürekli sisteme karfl› muhalif oldular, çat›flt›lar, kendilerini gizlemek zorunda kald›lar. Yak›n zamana kadar cem törenlerini gizli yaparlard›. Yine yak›n zamana kadar Aleviler, bulunduklar› her ortamda alevi oldu¤unu söylemekten çekinir, inanc›n› gizlerdi. Bu gizlenme, çat›flma-kaçma durumlar› kendi aralar›nda yaratt›klar› dili canl› tuttu. Günümüzde geçmifl y›llara göre inançlar›n› daha serbestçe yapabiliyorlar. Cem evleri aç›yorlar, Alevi–Bektafli festivalleri yap›yorlar. Kendini gizleme durumlar› kalkt›kça argodan da uzaklaflmaya bafllad›lar. Bugün argo sokak dili olarak bilinir. Yukar›da da anlatt›¤›m›z gibi argo kendisini gizlemek, ayn› zamanda inançlar›n› da sürdürmek isteyenlerin yaratt›¤› sözcük ve deyimler bütünüdür. Bir halk›n en önemli kültür hazinelerinden biridir. Korunmas›, yaflat›lmas› gerekir. Korunmas› gereklili¤ine ra¤men, son dönemde edebiyatta, müzikte, sinemada yozlaflman›n bir arac› olarak kullan›larak, gerçek içeri¤inden uzaklaflt›r›ld›. Özellikle özel televizyon kanallar›n›n yayg›nlaflmas›yla bu yozlaflma daha da artt›. Ucuz flovlar yapanlara malzeme oldu. Bugün argonun, sokak dili yada serserilerin, lümpenlerin dili olarak bilinmesinin en önemli nedeni bunlard›r. Elbetteki yoz da olsa, serserilerin de bir argosu vard›r. Bunu kabul etmek gerekiyor. Bunu kabul etmekle birlikte argonun hangi koflullar›n ürünü oldu¤unu, kültürel bir miras olarak ele al›nmas› gerekti¤ini de bilmek gerekiyor.❏
hilmi yaray›c› ile “sevdadan yana” Uzun zamand›r bir albüm haz›rl›¤›nda oldu¤unu duymufltuk. Biraz gecikti¤ini fark ettik. Nedeni ne? Hemen tüketilmesini istememem en bafltaki nedeni. Çünkü genellikle piyasada piyasalaflm›fl fleyler yap›l›yor ve alt› ayda bir ya da y›lda bir mutlaka bir kaset ç›karma gereklili¤i duyuluyor. Ben de öyle bir anlay›fla çok s›cak bakm›yorum. Kendimi haz›r hissetti¤imde, eksiklerimi hatalar›m› görüp tespit ettikten sonra iyisini, do¤rusunu yapmaya çal›flt›¤›m için... 99'dan bu yana ara çal›flmay› saymazsak, Sürgün'den sonraki ç›kard›¤›m›z ilk albüm oluyor. Tabi orada bir sürü elefltiri, öneri olmufltu. Sürgün albümünde ben yurtd›fl›nda çal›flt›¤›m için baz› fleyleri gözden kaç›rd›m... Gelen hakl› elefltiriler vard›. Özellikle, ses rengimin çok ortaya ç›kmad›¤›, sesimi çok iyi kullanamad›¤›m ya da orada bulunan türkülerin daha farkl› olabilece¤i do¤rultusunda. Buna ben de hak veriyorum. Böyle bir yanl›fl ya da eksikli¤im oldu. Onun d›fl›nda dedi¤im gibi, tonlar› da ben belirlemifltim, ama baz› fleyleri gözden kaç›rm›fl›m. Çünkü uzun zaman Grup Yorum'da yer ald›¤›m ve flark›lar› daha dik tonlarda okudu¤um için böyle bir ses rengi ortaya ç›km›flt›. Bu da yads›nmaz bir gerçek, kulaklarda o flekilde yer etti. O yüzden çok pes tonlarda okudu¤um için sanki performans›m iyi de¤ilmifl gibi bir izlenim do¤du. O yüzden bunlar›n hepsini tespit ettim, eksiklerimi, hatalar›m› ortaya koydum, uzunca bir süre kafa yordum ondan sonra böyle bir albüm yapmaya karar verdim.
y›llarca söyledi¤im flark›lardaki o ses rengi ortaya ç›km›fl oldu. Zaten insanlar bunu ar›yordu. Albümde birlikte çal›flt›¤›m›z arkadafllar ve düzenleme anlay›fl› da önemli. Böyle bir harmanlama oldu ve uyumluluk ortaya ç›kt›. Daha olumlu olaca¤›n› düflünüyorum. Ama birebir flark›larla karfl›laflt›rd›¤›m›zda, Seher Yeli K›z, ‹syan olsun, Cemo gibi... “Neden böyle de¤il?” diyenler olabilir. Bunun en bafltaki nedeni; flark›lardaki melodik yap›, seyir, iniflli ç›k›fll› ve aral›kl› olmas›. Çünkü her flark› birbirinden farkl›, ba¤›ms›z. "Dersim" diye bir flark› söylüyoruz Fuat Saka'ya ait... Ama melodide yükselen bir bölüm, bir ç›k›fl yok! Yani çok s›cak çok güzel bir eser ama Cemo'daki, ‹syan Olsun'daki gibi bir hayk›r›fl, yukardan tiz tonunda okuma gibi bir anlay›fl›m yok. ‹lerdeki çal›flmalar›mda bu tür fleyleri de göz önünde bulundurup ona uygun flark›larda söyleyece¤im tabii.
fiark› seçimleri neye göre oldu ve iki albümün k›yaslamas› yap›l›yor mu dinleyenler taraf›ndan? Di¤er albümüne k›yasla türküye daha az yer verilmesi gibi elefltiriler geliyor mu? ‹ki albümle k›yaslamas› yap›l›yor ve bu albüm daha olumlu tepkiler al›yor. fiimdi bu kasette türkü koymamam›n sebebi flu; Birin-
tav›r
röportaj
cisi hissetti¤im, duymak istedi¤im gibi düzenlemesini, yorumlamay› yapmaya çal›flt›¤›m türkülerdi ve türküler bu flekilde de düzenlenebilir mesaj›n› vermekti. ‹kincisi; halk kültürümüze sahip ç›kmakt›. Anadolu müzi¤ini ortaya koymak, örnekler vermekti. Ama gördük ki, ne yaz›k ki genel olarak bunu yapanlar yayg›nlafl›nca ve niyet farkl› olunca, deyim yerindeyse "Bu iflin c›lk› ç›kt›" dedirtti. Yani herkes türkü söylemeye, türkü düzenlemeye bafllad›, yeni bir fley yoktu. Ben zaten merkezine bunu koymam›flt›m. Yola ç›karken de sadece türkü söyleyeyim dememifltim. Konservatuarda halk müzi¤i e¤itimi gördü¤üm için hançeri, g›rtlak dedi¤imiz olay› yöresel özelliklerine biraz ba¤l› kalarak ama az önce dedi¤im gibi, kendi üslubumu da oturtup, kendi yorumumu da yakalayarak söylemeye çal›flt›m. Ama benim için önemli olan bestelerdi. Yeni Türkü tarz›yd›. Yeni Türkü tarz› için bana ›fl›k tutan özellikle Theodorakis'in kendisi oldu, eserleri oldu. Yeni bir tarz de¤il belki, iflte bizden önce Victor Jara'larla bafllam›fl bu ifl. Daha sonra Beatles'lar, John Lennon'lar, John Beaz'ler, Bob Dylan'lar... Halk flark›c›lar›yd› bunlar ve çok önemli o döneme ait bir eksikli¤i kapatt›lar. Halk kültürü dedi¤imiz flark›larla bunu ifade ettiler. On y›llarca söyle-
Bu konuyu biraz daha açar m›s›n? Grup Yorum'da söyledi¤in flark›larla dinleyicilerin kulaklar›nda yer ettin. Bu kez nas›l karfl›lan›r sence? Bir yabanc›l›k oluflur mu kulaklarda? Bunda daha farkl› ve daha olumlu olaca¤›n› düflünüyorum. Dinleyen arkadafllardan ald›¤›m tepkiler de bu yönde. Ses rengimi daha do¤ru kulland›m, daha do¤ru tonlar belirledik. Konsepti de daha do¤ru yans›tan bir çal›flma olmufl. Sadece ses rengi de¤il, ses tonu de¤il. Yani o tonlar, seçti¤im flark›lar, içerik, düzenleme anlay›fl›... Grup Yorum'da
23
diler. Ama yine de özünde ve temelinde bir karfl› ç›k›fl vard›, bir baflkald›r› vard›. O yüzden Amerika’da ço¤u zaman yasakland›lar da. Özellikle Beatles için tuhaf ve komik bahaneler bulundu. Mesela, tanr›yla flakalaflt›klar› sözler yapm›fllard› flark›lar›nda. O bahanelerle bütün turneleri konserleri özellikle yasakland›. Buna ba¤l› olarak John Baez de öyle, Bob Dylan da özellikle tekellere karfl› ç›kt›¤› için böyle bir baflkald›r› yapt›¤› için, ona karfl› ç›k›ld›, yasakland›. Ama sonuçta bunlar›n hepsi ama bir eksikli¤i giderdi o dönem için. Yaln›z flöyle bir fley var ki politik yan› eksikti bu iflin. Yani politik yan›n› oturtmad›klar› için. Bugünlere gelindi¤inde bizim jenerasyon yada bizden önceki jenerasyon bunu dinler oldu. Yeni gençlik tan›m›yor bunlar›. Dolay›s›yla, e¤er gerçekten Theodorakis gibi ortas›na, merkezine politikleflmifl bir felsefeyi koyabilselerdi sanatsal ifllev olarak, daha baflar›l› olabilirlerdi, gelece¤e aktarabilecekleri fleyler olabilirdi diye düflünüyorum. John Baez bugün, milyonlarca insana ulaflabiliyor belki, bu hala ayn› fleyleri savundu¤u, yapt›¤› ve bunu konserlerle ulaflt›rd›¤› için böyle bir baflar›y› elde ediyor. Ama Beatles için özellikle, söyledi¤im gibi böyle bir yan eksik kalm›fl. Theodorakis bunun bütününü, hem halk flark›c›l›¤›n› düflünmüfl, ortaya koymufl, bunu ifade etmifl. Hem de dedi¤im gibi bütün bu sosyal siyasal, kültürel boyutunu da düflünüp politikleflmifl bir sürecin önünü açm›fl. Zaten siz insanlara güzel fley sunarken bir sorumluluk hissedersiniz. Örne¤in, iflte herkes söyler ya; "Gelecekten sorumlu bir gençlik yaratmak istiyoruz, mesajlar›m›z›, flark›lar›m›z› onlar için söylüyoruz.” denir. Asl›nda bu ayn› zamanda politik bir sorumluluk gere¤idir. Güzel fley sunulunca halka, halk bundan gurur duyar. Ama onunla yetinmez, orayla kalmaz. Çünkü art›k kulaklar› gelifltirmifltir, de¤ifltirmifltir, aray›fl içine girmifltir ve ayn› zamanda o halk sanatç›y› da zorlam›flt›r daha iyisini yapmas› için. Dolay›s›yla sanatç› da bir yandan verirken bir yandan da alma durumunda kalm›flt›r. Böyle bir yan› var bu iflin.
Türküler flu anda nas›l kullan›l›yor, neye hizmet ediyor, neden yap›l›yor böyle bir fley? Senin ki bir tepki mi yani türküye çok yer vermemen? Ya da bu bir tepkiyse do¤ru mu ? Bunlar flöyle anlafl›lmas›n; “Türküler söylenmesin, yorumlanmas›n” ya da “Ben söylemeyece¤im” demiyorum. Ben sadece bir fleyin alt›n› çizmeye çal›fl›yorum, bir fleyi tespit ediyorum. Elbette herkes söylemeli. Bu hiç kimsenin tekelinde de¤il. Zaten böyle bir bak›fl aç›s› tutucu ve gerici bir bak›fl aç›s›d›r. Türkü hepimizin, türküler hepimizi yans›t›yor.
24
Ama bunu verirken samimi olmal›, iyi niyetli yaklaflmal› diye düflünüyorum. Ve bunu yaparken, az önce söyledi¤im gibi Yeni Türkü tarz›n› da beraberinde getirmeli diye düflünüyorum.
Yeni Türkü tarz› derken neyi kastediyorsun? En genel anlamda Türk Halk Müzi¤inde türkü deyince baz› veriler gerekli. Y›llar önce yap›lm›fl bir tan›md›r bu iflte; ustadan ç›ra¤a geçecek, babadan o¤ula do¤ru geçecek. Zaman içinde derinlik, mekân içinde yayg›nl›k unsurlar›n› tafl›yacak vs. vs... Halk müzi¤i terimi hakk›nda bilinmesi gereken bir sürü özellik var. Örne¤in edebi yaklafl›m aç›s›ndan bakacak olursak mani midir, koflma m›d›r? Bunlar bilinecek, yöresi bilinecek, usulü bilinecek. Kimden al›nd›¤›, kimden derlendi¤i, ne zaman derlendi¤i vs... bütün bu özellikleri düflündü¤ümüz zaman bunlar›n geçerli bir yan› vard›r. Çünkü bir türkü bir köyde yak›ld›¤›nda, özellikle k›rsal alanda, bunun baflka köylere, baflka flehirlere ulaflmas› aylarca ya da y›llarca sürebiliyordu kitle iletiflim arac› olmad›¤› için. Dolay›s›yla o tan›m böyle bir gereklili¤i bar›nd›r›yordu. Ama bugün için düflündü¤ümde eksik gibi geliyor. Çünkü bugün bir türküyü söyledi¤imiz zaman televizyondan, ayn› anda milyonlarca insana ulaflabiliyorsunuz. Dolay›s›yla o zamanda derinlik, mekânda yak›nl›k unsurlar› yerine halk›n kabul gördü¤ü, halk›n kabul etti¤i, sahiplendi¤i, kendisinden bir fleyler buldu¤u bir yan olursa e¤er hemen ayn› özelli¤i tafl›yabiliyor. Yeni Türkü'de ise farkl›l›klar olmal›, o da flu; türkülerde ya da halk müzi¤inde en belirgin iki fley var diyelim. Biri melodisi, müzi¤i yani; di¤eri ritmi. Ama Yeni Türkü'deki yeni bir özellik ise, anlat›m gücü. Yani var olan basit, baya¤› ya da halk› çok fazla yans›tmayan, sorunlar›n› anlatmayan fleyler yerine; do¤ru, kal›c›, sa¤l›kl›, gelece¤e yönelik sözler olmas›. Bu belirleyici özelli¤i. Di¤eri ise düzenleme anlay›fl›. Yani sadece ritim ve melodisi de¤il, düzenleme anlay›fl›; kullanaca¤›n›z aletler, o duyguyu tafl›y›p tafl›mad›¤›, hangi aleti nerde nas›l kullanaca¤›, hangi tondan yap›laca¤›... Çünkü günün içerisinde tonlar›n bile insan üzerinde çok önemli etkisi var. Dolay›s›yla yapt›¤›n›z yeni bir bestenin, türkü tarz›ndaki bestenin de böyle etkisi olmas› laz›m. Buna çok fazla kafa yormak laz›m. Ben flimdi bunlar› yap›yorum. Verilen örnekler de somut örnekler oldu¤u için zaten, onlardan yararland›m. Bunlar da Yeni türkü tarz›. Önemli olan insanlara, kitleyle birlikte kaynaflan onlarla birlikte ortak paydalarda buluflulabilen mesajlar vermek. Ayr›ca da düzenleme ve yorumlama önemli.
Hedefe ulaflabildi mi? Ya da ikinci ad›m olarak , “Sürgün” ve “Sevdadan Yana” aras›nda k›yaslama yapabilir misin? Ben yapt›¤›m bütün çal›flmalar›n arkas›nda durdum. Dedi¤im gibi Sürgün albümünü de çok be¤eniyorum, çok sahipleniyorum. Hem o ara çal›flma dedi¤im “Salk›m Sö¤üt 3” de öyle. Ama flöyle bir yan›m da var, hiçbir zaman kendi çal›flmamda bile tutucu olmad›m. Hep kendimi yenilemeyi, kendimi gelifltirmeyi hedef ald›m. Dolay›s›yla az önce belirtti¤im gibi, o kasette, o çal›flmalarda yer alan eksiklikleri tespit etti¤imde, hatalar›m›n oldu¤unu gördü¤ümde hemen bundan s›yr›lmam gerekti¤ini düflündüm. Ve bu çal›flmada asgariye düflürmeye çal›flt›m. fiu an için bu çal›flma beni gerçekten en iyi yans›tt›¤›n› düflündü¤üm bir çal›flma oldu. Ama belki de bundan sonraki çal›flmalarda bu çal›flmayla ilgili eksikler belirleyece¤im ve bunu yok etmeye çal›flaca¤›m. Ama flu an için beni daha do¤ru, daha iyi yans›tt›¤›na inan›yorum bu çal›flman›n. Neden “Sevdadan Yana?” Bu tesadüfî bir isim de¤il. Bu bilinçle konulmufl bir isim. Konsept olarak flark›lar›n seçimi de öyle. Bir kere flark›lar›n hepsinde sevdadan yana bir fley, bir söz var. Yani “Benim Meskenim Da¤lard›r” derken bile da¤lara duyulan sevday› anlat›yor. “U¤urlama”daki sevda farkl›, “Ceren”deki farkl›, ama hepsi sevda. Arapça da sevda, di¤erleri de öyle. Son zamanlarda hepimiz yafl›yoruz. Büyük bir s›k›nt› içindeyiz. Hem ekonomik, hem sosyal, hem siyasal, hem kültürel aç›dan... Bizim d›fl›m›zda da geliflen, ne yaz›k ki çürümüfllük var, her zaman söyledi¤imiz, dile getirdi¤imiz bir yaln›zl›k var. Bir bireycilik var. Bunlar insana büyük s›k›nt›lar veriyor. Yaflamda baz› fleyleri eksiltiyor. En büyük eksikli¤i sevdam›zda, sevgimizde hissediyoruz. Birbirimize karfl› olan davran›fllar›m›za kadar yans›yor bu. Onun için bundan ödün vermememiz gerekti¤ini, tüm bunlara ra¤men sevgiyi, sevday› yitirmemek gerekti¤ini vurgulayan bir fley bu. Sevda derken genifl bir kavram anlamak gerekiyor de¤il mi? Tabi ki karfl› cinsten birine duyulan bir sevda de¤il tek bafl›na. Az önce dedi¤im gibi; “Benim Meskenim Da¤lard›r” derken onu kastettik. Da¤lara duyulan bir sevda var, anneye duyulan bir sevda var, gelecek güzel günlere en genifl anlamda duyulan bir sevda var... Sevda derken bunlar› kastettim ben. Teflekkür ediyoruz ve çal›flmalar›n›zda baflar›lar diliyoruz… Ben de sizlere teflekkür ediyorum.❏
enver gökçe
fliir
memleketimin
flark›lar› Ben, bizden olan bütün insanlar›n dostu; Ad›, haritalarda bile bulunmayan Bir köydenim Anadolu’nun. Güzel fleylere hasrettir memleketim, Güzel fleylere hasret bu dünya. Y›llard›r, kanda ve ateflte m›sralar›m Yanan flehirlerin, A¤›r tanklar›n tekerleri aras›nda. Biliyorum, Yayl›m atefllere girilmifltir gönlümüzce Pasifik k›y›lar›ndan Volga’ya kadar. Benim arzuman›n kald› Hürriyet boylar›nda tank oynatanlarda. Bütün k›talarda Tulü arzda, ‹slam içinde, küffar içinde Mülhit, mümin ve vatanseverim. Fakir, cefac› topraklar›m içinde Mendil tutan›m, diz vuran›m, bafl çekenim Zeybekte, halayda, tamzarada… Ben küçük Yusuf’un Çit köyünde Çapak çapak ela gözleim; K›l keçim k›s›r, annemin memesi yara. Benim saçlar›m belik belik, B›y›klar›m burma burma Gözlerim kara k›yma renginde, ama
Erzincan oynam›fl a¤lam›fl›m Irgatl›k etmiflim el kap›s›nda. Dolu vurmufl bahçelerimi, Çekirge inmifl tarlalar›ma. Ben bir yolcuyum hemfleri Manisa ba¤lar›ndan geçtim Ayd›n incir tarlalar›ndan. Ç›¤l›klar getirdim Üzümleriyle beraber çürür gibi düflen ‹nsanlar›mdan. S›cak tuzsuz gevreklerinizi yemiflim Alaca karanl›kta…Buca’l› iflçilerim. Unutur muyum seni Derdini, ekme¤ini bçlüfltü¤üm Türküleriyle bizi a¤latan memleketim. Karadeniz’in Rumelikar› tütünü, Bende türküler oldu a¤lamakl›, Bende türküler oldu dizim dizim. Doldurdum sineme, ci¤erlerime, Doldurdum derdi mihneti Pamuk tozunu, kömür tozunu; Memleketimin flark›lar› kadar ac› çektim. Ben Ahmet Çavufl’um “Att›¤›m kurflunlar gitmezdi bofluna” “fiimdi kuzgunlar iner taze leflime” “‹ki kere kesemdem everdi¤im” Dost dedi¤im k›yd› bana. Ben Kürto¤luyum derim ki “Yi¤itlik kadim” Ben Nazif’im “Urfa’ya karfl› vurdular beni” A¤las›n Urfa. Ben flairim Halklar›m emrinde, kolunda, saf›nda. Sat›rlar›m vard›r kahraman, Sat›rlar›m vard›r c›l›z, cesur ve s›tmal›. Ahdim var: Terli atlet fanilal› gö¤üslerden püfür püfür geçece¤im. Bir de Afl›k’›m, kanl› b›çakl› Yar için serden geçece¤im. ‹nan ki ci¤erparem, inan ki secgilim Bu hususta: “Üçten, beflten, senden geride kalan de¤ilim”
25
unutmaya karfl› bir film “yaz› tura”
Türkiye’de sinema üzerine elefltirel bir yaz› yaz›ld›¤›nda söylenebilecek ilk fleylerden biri, bu ülkede ifllenebilecek onca konu varken sineman›n nas›l bu kadar dar kal›plara s›k›flt›¤› üzerinedir. Do¤rudur ama art›k dejenere olmaya bafllam›fl bir de¤erlendirmedir bu. Çünkü ortaya ç›kan sinema filmleri bu tart›flman›n yenilenmesinden baflka bir ifle yaram›yor. Yaramaz da... Türkiye’nin sinema izleyici profili çizildi¤inde genifl kesimlere hitap edecek filmlerin formülü çizilmifltir. Burada da ilk s›ray› komedi al›r. Bu düflüncenin alt metni de haz›rd›r; insanlar›n gülmeye ihtiyac› var. ‹lk elden çok da karfl› ç›k›lamayacak bir düflünce ama buraya da hapsedilemez. ‹kincisi ise “star”lar›n üzerine oynanan bir sinema. Bunun ard›ndan gelenler ise giflede üzülmeye mahkum olan filmleri ifade eder. Giflede üzülen film, yap›mc›y› da da¤›t›mc›y› da üzer. E¤er bu ikili üzülürse üzülenlere yaflam hakk› tan›maz. Tan›m›yor da...
26
Antalya Film Festivali’nde 11 ödül alan U¤ur Yücel filmi “Yaz›/Tura” yukarda sayd›¤›m›z örneklerin sonuncusuna denk düflen bir film. Yani bildi¤imiz kadar›yla giflede üzülen bir film. Ancak film, beklenen izleyici say›s›na ulaflmasa da bu durumu hak etmedi¤i rahatl›kla söylenebilir. “Yaz›/Tura”, gözümüzün önünde olan bitene sadece olan biten olarak
ibrahim köro¤lu
sinema
bakmay›p, arkas›nda baflka fleyler ar›yor. Arad›¤›n› da bulmak istedi¤i kadar buluyor. Bir film içinde ne kadar bulunabilirse o kadar buluyor. ‹ki ayr› film iki ayr› karakter ve çevre. Yollar› sadece askerlikte kesiflen can alan, kulak kesen, ölülerini ve öldürdüklerini sayan iki karakter. Cevher ve R›dvan. R›dvan’›n da dedi¤i gibi, var iflte kendilerince hayalleri. Ancak, onlara sunulan hayat kendilerinin de¤ifltiremeyece¤i ve yön veremeyece¤i bir hayat. Bafllar›na gelenlerle, yaflad›klar›yla flekillenen kimlikleriyle sürdürecekleri bir hayat var önlerinde. Cevher ne kadar buna ayak uydurmay› sindirse de R›dvan o kadar d›fl›nda kal›yor. Onlar ne kadar çaresizse yaflad›klar›n› tersine çevirmek için izleyici olarak siz de o kadar çaresiz hissediyorsunuz kendinizi koltu¤unuzda. U¤ur Yücel, sizi, etraf›n›za bir de böyle bak›n diyerek hesaplaflmaya sokuyor ancak bir film ne kadar baflar›rsa o kadar baflar›yorsunuz hesaplaflman›z› bitirmeyi. Da¤larda kulak kesenler, flehirde kafa derisi yüzüyor. Apayr› gerekçeler, apayr› dünyalar
ama ayn› adamlar kesiyor kula¤›, kafay›. Da¤daki “terörist”, flehirdeki tefeci, lümpen veya sadece muhatab›na yanl›fl yapan... Kötüler ve iyilerin k›stas› sadece yere sa¤lam basmay› bilen. Bu yaz›da “... ama film fluray› ba¤lamada eksik kalm›fl.” demeyece¤iz. Çünkü bu kadar s›n›rl› sinema üretiminin oldu¤u bir yerde biri bir fley anlat›r ve muhakkak eksik kal›r; bu do¤al oland›r. Ne zaman ki anlatanlar, görünenin ard›na bakanlar ço¤al›r, iflte o zaman eksikler kapan›r ve hala eksik kalan fleyler oluyorsa elefltiri do¤allafl›r. fiuan için elimizdekilerin k›ymetini bilmek ve gelifltirmek gerekir. U¤ur Yücel ne yap›yor? “Yaz›/Tura” iflledi¤i konu itibariyle ve hatta konuyu iflleyifl biçimiyle “politik sinema” yaftas›n› çok kolay yiyecek bir film. Bizim ülkemizde böyledir; politik hikayeler anlatt›¤›nda politik sinema, halk›n sorunlar›n› anlatt›¤›nda sosyal içerikli bir film olur yapt›¤›n›z. Bunun üzerinden övülür ve yerilirsiniz. U¤ur Yücel s›kça dile getiriyor; yapt›¤›, unutmaya karfl› bir film. Ancak filmin kendisi de bas bas ba¤›r›yor. “Biriken bir vicdan azab›n›n temizlenmesiyim ben!” diye. Bunda ne sak›nca var. Bizce hiçbir sak›nca yok. Buna da yer olmal›. Bu da çok önemli bir fleydir ki, bilimsel olarak tart›fl›l›r olabilecek vicdan meselesi, art›k önemli bir k›stas haline gelmifltir. U¤ur Yücel; filmin Kars’taki gösteriminin öncesinde afla¤› yukar› flöyle bir laf etmifl: “Politik sinema yapm›yorum. Politik sinemadan i¤reniyorum.” Neden, çünkü buradan rant elde eden birçok tip var. Politik sinema yapm›yor zaten Yücel. Yapmas›n› da en az›ndan biz beklemiyoruz. Oldu¤u yerden, ilk filminde oldu¤u gibi eli yüzü düzgün ifller ç›karmas› bile, politika yapanlar için dikkate de¤erdir. Politik sinema –ki bu mu¤lak bir kavramd›r. Ne anlat›r ve bu sinemay› kimler yaparbelli de¤il- yapanlar da b›rakal›m kendi filmlerini yaps›nlar. Zaten politik sinema diye tabir edilen filmleri günümüz Türkiye’sinde yapmak U¤ur Yücel’in alt›ndan kalkabilece¤i bir ifl de¤ildir. Bu
devrimci bir bak›flla ele al›nabilecek bir fleydir ve bu da ancak örgütlü bir politik mücadele hatt›ndan geçer. O yüzden de kimse U¤ur Yücel’den bunu beklememelidir. Ha bu mücadeleyi verenler bugün ne ölçüde gelifltirebiliyorlar bu ak›m› o da ayr› bir tart›flma konusudur. Ancak U¤ur Yücel de ayr›flt›¤› kesimlerle bir anda bu noktada bulufluyor. ‹¤reniyor politik sinemadan. Niye? Çünkü birileri bundan rant elde ediyor. Bu bizim genel al›flkanl›¤›m›zd›r. Bir fleyden nefret etmemizin sebebi onu sömürenlerdir. Bu ta ki halk adam olmaz noktas›na varana dek gider. Çünkü onu da sömüren vard›r. Dinden nefret eder. Bilimsel hiçbir aç›klama yapmaz. Hac› hoca dedi¤i kesimlerin zenginli¤i, geri kafal›l›¤› aç›kla-
ma olarak sunulur. Politikadan nefret eder; çünkü politikac›lar çal›p ç›rpan adamlard›r. Soldan nefret eder; çünkü dünya kadar eski solcu bir yolunu bulup zenginlerin aras›na kar›flm›flt›r. Politik sinemadan nefret eder, çünkü bundan rant elde edenler vard›r. Peki rant elde etmeyenler? Tek dertleri ideallerini yaflamak ve paylaflmak olanlar? Onlar de¤erlendirme d›fl›d›r. U¤ur Yücel iflte bu yanl›fl› yap›yor. “Yaz›/Tura” iyi bir film. Adam gibi, vicdan sahibi bir kalemden ç›km›fl. Adam gibi ve vicdanl› kalmak da çok önemlidir. Ötesiyle berisiyle tart›flmak, kazand›rmaz kaybettirir. ‹nsan o zaman bir bakm›flt›r ki nefret ettikleri gibi olmufl, fikrinden rant üretmese de rant›n›n üzerine fikir infla eder.o
27
haber-yorum
Üreterek Direnenlerin Sergisi Hapishane koflullar›nda tüm yarat›c›klar›n› kullanan tutuklu ve hükümlülerin ürünleri, Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Dayan›flma Derne¤i taraf›ndan sergileniyor. 21 Ekim 2004 günü TMMOB'da sergilenmeye bafllanan ürünler, F Tipi hapishanelerde kalan tutuklu ve hükümlülerin tecrit karfl›s›ndaki direngenliklerini sergiliyor. Sab›rla emekle üretilmifl aksesuarlardan satranç tak›m›, zeytin çekirdeklerinden kolye, tespih, anahtarl›k, oraletten boya, su fliflelerinden kutular, sebze meyve art›klar›ndan toprak üreten, bu toprakla yetifltirilen sebze serginin ilgi çekenleri aras›nda. Resimler, boncuklar, tablolar, satranç tak›m›, duvar yaz›lar›, kutular… Devrimci tutsaklar›n üretimlerinden oluflan sergi BES 2 No’lu fiube’sinde 2-9 Kas›m günleri aras›nda izlenebilir.❏
Meksikal› Kitap ve Sanatevi’nde Karikatür Sergisi fiehmuz Bingül ve Ali Baflbo¤a’n›n karikatürleri 6 Kas›m’dan itibaren Kas›m sonuna kadar Ba¤c›lar’da bulunan Meksikal› Kitap ve Sanatevi’nde görülebilir. Sergiye girifl ücretsiz.❏ Meksikal› Kitap ve Sanatevi: 0212 435 11 21 – 435 66 72
28
Anadolunun Sesi Radyosu Tekrar Yay›nda... RTÜK taraf›ndan, 24 Eylül tarihinde "Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varl›k ve ba¤›ms›zl›¤›na, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlü¤üne, Atatürk ilke ve ink›laplar›na ayk›r› yay›n yap›lamamas›" na iliflkin maddenin (a) bendi kapsam›nda, Anadolu’nun Sesi Radyosu'na, yay›nlanan çeflitli programlar nedeniyle 30 gün süre ile yay›n durdurma cezas› verilmiflti. 18 Ekim 2004 tarihinde, yay›n›na ara veren Anadolu’nun Sesi Radyosu, yay›n durdurma cezas›na iliflkin Ankara 12. Bölge ‹dare Mahkemesine yapt›¤› itiraz sonucunda, 5 günlük aradan sonra 23 Ekim günü yay›n›na tekrar bafllad›.❏
Filmekimi Sona Erdi ‹stanbul Kültür ve Sanat Vakf› taraf›ndan, kazançl› yaflam kart› Axess sponsorlu¤unda düzenlenen filmekimi sona erdi. 8 14 Ekim tarihleri aras›nda sinemaseverleri Beyo¤lu Emek Sinemas›'nda buluflturan Sonbahar Film Haftas› bu y›l üçüncü kez gerçekleflti.❏
nokta haber Grup Yorum
10 Ekim 2004 Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun Okmeydan› Sibel Yalç›n Direnifl Park›’nda düzenledi¤i DEVGENÇ’in 35.Y›l Kurulufl fienli¤i’nde yaklafl›k 2000 kifliye seslendi.
10 Ekim 2004 ‹sviçre’nin Basel flehrinde, Basel Kültür Merkezi’nin düzenledi¤i geceye yaklafl›k 600 kifli kat›ld›. Geceye ayr›ca Ferhat Tunç, Deste Günayd›n, Nihat Behram, Mehmet Özer ve Ahmet Kulaks›z da kat›ld›.
13 Ekim 2004 ‹stanbul Üniversitesi’nde üniversite ö¤rencilerinin ortak düzenledi¤i alternatif aç›l›fl flenli¤inde yaklafl›k 1000 kifliye seslendi.
15 Ekim 2004 Bak›rköy ‹stanbul Kitap - Kafe’de gerçeklefltirilen imza gününe kat›ld›.
17 Ekim 2004 Almanya’n›n Köln flehrinde, Anadolu Fedarasyonu’nun düzenledi¤i geceye kat›ld›. Kaz›m Koyuncu ve Sümer Ezgü’nün de kat›ld›¤› geceyi yaklafl›k 2000 kifli izledi.
F tipi Protestosuna Polis Sald›r›s›! Ölüm Orucu direniflinin 5. y›l›na girmesi nedeniyle Haklar ve Özgürlükler Cephesi suç duyurusunda bulundu. 5. y›l›nda 117 flehitle devam eden ölüm orucu eyleminin sorumlular›n› teflhir etmek amac›yla Sultanahmet Adliyesi önüne, 117 temsili tabutla gelen ve bas›n aç›klamas› yapmak isteyen gruba polis sald›rd›. Polisin biber gaz› ve coplarla sald›rmas› sonucu çok say›da gösterici yaraland›. Sultanahmet civar›nda bulunan turistlerin de etkilendi¤i biber gaz›ndan dolay› bir çok gösterici zehirlenme tehlikesi geçirdi. Aralar›nda dergimiz genel yay›n yönetmeni Gamze Mimaro¤lu, Anadolu'nun Sesi Radyosu Genel Yay›n Yönetmeni Selda Yefliltepe ve Grup Yorum korosu eleman› Deniz Kavalal›'n›n da oldu¤u 24 kifli gözalt›na al›nd›. Gözalt›na al›nanlar ayn› gün nöbetçi mahkeme taraf›ndan; 2911 Say›l› Toplant› ve Gösteri Yürüyüflleri Kanunu'na muhalefet ettikleri gerekçesiyle, haklar›nda dava aç›larak serbest b›rak›ld›.❏
Ressam Sabri Erimel Hayat›n› Kaybetti Mide rahats›zlanmas› nedeniyle 22 Ekim sabah› hastaneye kald›r›lan ressam Sabri Erimel, ayn› gün yaflam›n› yitirdi.. 1920 y›l›nda Bursa’da do¤an ressam Sabri Erimel, Türk resim sanat›n›n önemli yap› tafllar›ndan biriydi. Sanatç›, tutkun oldu¤u do¤ay› özgün bir bak›flla gere¤inde ayr›nt›ya girerek tuvale aktar›yordu. Erimel’in resimleri Türkiye’de ve yurtd›fl›nda önemli koleksiyonlarda yer almaktayd›. Halen Türkiye Ressamlar Derne¤i’nin 2. Baflkanl›¤›’n› yap›yordu.❏
29
1 Nisan Davas› Görüldü! 1Nisan tarihinde Türkiye ve Avrupa’n›n dört ayr› ülkesinde yap›lan operasyonlar sonucu, ‹stanbul’da sahte belgelerle tutuklanan 64 kiflinin yarg›lanmas›na devam ediliyor. Bugün’ e kadar 4 oturumu görülen 1 Nisan davas› da toplam 64 kiflinin ifadesi al›nd›. Adliye önünde, Haklar ve Özgürlükler Cephesi (HÖC) üyeleri “Adalet ‹stiyoruz” pankart› ve dövizleriyle bekliyorlar. Mahkemenin bir dahaki ve tahliye olup olmayaca¤›n›n karara ba¤lanaca¤› duruflmas› ise 5 Kas›m’da yap›lacak.❏
nokta haber Grup Yorum
20 Ekim 2004 Haklar ve Özgürlükler Cephesi’nin Ölüm Orucu’nun 5.y›l›nda 117 kiflinin ölümüyle ilgili Sultanahmet Adliyesi’nde yapt›¤› suç duyurusuna kat›ld›.
23 Ekim 2004 Almanya’n›n Augsburg kentinde yaklafl›k üç yüz kifliye seslendi.
24 Ekim 2004
‹flkence sahnede Avam Tiyatrosu, 2004-2005 tiyatro sezonuna geçti¤imiz y›l da seyirciyle buluflan Frans›z gazeteci Henri Alleg’in ‹flkence dolu hat›ralar›n› iflleyen “Sorgu” adl› kitab›ndan oyunuyla giriyor. Sinan Dülger’in uyarlay›p yönetti¤i ve temelde fliddeti öne ç›karan oyun, iflkenceyi sahne üzerinde mümkün olan en sert biçimiyle sunmay› ve “izleyici rahats›zl›¤›”yla geliflebilecek bir duyarl›l›¤› üretmeyi hedefliyor. Oyun, konu edindi¤i iflkence temas›n› tiyatro sahnesi çerçevesinde, olabildi¤ince gerçekçi ve sert olarak sunuyor. Tüyler ürpertici bütün fliddet unsurlar›yla birlikte gerçek elektri¤in verildi¤i oyuncuya su iflkencesi yap›l›yor, ask›ya al›n›yor, tuzlu su veriliyor ve kaba daya¤a maruz b›rak›l›yor. Her izleyicinin bir tan›k, bir kamera ya da herhangi kay›t aleti olarak pozisyon alaca¤› üzücü, y›k›c›, tahrip edici bir seyirlik olan “Sorgu” ile Avam Tiyatro, bu oyunda her flart alt›nda izleyicinin rahats›zl›¤›n› ve taraf tutmas›n› hedefliyor. Avam Tiyatrosu ayr›ca Kültür ve Turizm Bakanl›¤›’n›n tiyatrolara yapt›¤› para yard›m›n› talep etmemesiyle tan›n›yor. “Sorgu” Kas›m ay›nda her cumartesi saat 18:30’da Bar›fl Manço Kültür Merkezi’nde seyirciyle bulaflacak.❏
30
‹stanbul Gençlik Derne¤i Lise Komisyonu’nun Okmeydan› Devran Dü¤ün Salonu’nda düzenledi¤i flenlikte yaklafl›k 700 kifliye seslendi.
24 Ekim 2004 Ayn› gün, TAYAD’›n, TMMOB’daki “Ürettikleriyle Direnenler” sergisinde gerçeklefltirilen programda 100 kifliye seslendi.
31 Ekim 2004 Paris’te Anadolu Fedarasyonu’nun düzenledi¤i geceye kat›ld›. Yeninur Ada, Mikail Aslan ve Edip Akbayram’›n da kat›ld›¤› geceyi yaklafl›k 1500 kifli izledi.
4 Kasım 2004 ‹stanbul Gençlik Derne¤i’nin YÖK ile ilgili ‹stanbul Üniversitesi’nde düzenledi¤i etkinlikte yaklafl›k 200 kifliye seslendi.
41. Alt›n Portakal Yaz› Tura Filmi’ ne Verildi
‹dil Kültür Merkezi’nde Ba¤lama ve Gitar Kursu Kay›tlar› Bafllad›! ‹letiflim tel: 245 00 70
Bu sene 41.si düzenlenen Antalya Alt›n Portakal Film Yar›flmas› sonuçland›. Yönetmenli¤ini U¤ur Yücel’in yapt›¤› “Yaz› Tura” filminin, 11 dalda ödül kazand›¤› yar›flma flöyle sonuçland›: En ‹yi Film Ödülü: “Yaz› / Tura” Behlül Dal Jüri Özel Ödülü: “Mustafa Hakk›nda Her fiey” Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü: “Mele¤in Düflüflü” Halk Jürisi Ödülü: “Hayal Kurma Oyunlar›” En ‹yi Yönetmen: U¤ur Yücel En ‹yi Senaryo: U¤ur Yücel En ‹yi Kad›n Oyuncu: Tülin Özen (Mele¤in Düflüflü) En ‹yi Erkek Oyuncu: Olgun fiimflek (Yaz› / Tura) En ‹yi Yard›mc› Kad›n Oyuncu: Eli Mango (Yaz› / Tura) En ‹yi Yard›mc› Erkek Oyuncu: Bahri Beyat (Yaz› / Tura) En ‹yi Görüntü Yönetmeni: Eyüp Boz (Mele¤in Düflüflü) En ‹yi Sanat Yönetmeni: Esat Tekand (Mele¤in Düflüflü) En ‹yi Film Müzi¤i: Erkan O¤ur (Yaz› / Tura) En ‹yi Laboratuar: “Mele¤in Düflüflü” En ‹yi Kostüm Tasar›m›: Özdem Atl› ve Gülay Do¤an (Yaz› / Tura) En ‹yi Miksaj: Burak Topalakç› (Yaz› / Tura) En ‹yi Ses Tasar›m›: ‹smail Karadafl (Mele¤in Düflüflü) En ‹yi Makyaj ve Saç: Sevinç Uçar (Yaz› / Tura) En ‹yi Kurgu: U¤ur Yücel ve Valdis Oskardottir (Yaz› / Tura) K›sa Metraj Film Yar›flmas› Sonuçlar›: Belgesel Dal›nda: K›rm›z› (Türkiye),Yönetmen: Demet Sert, Elif Akarsu ve Nuri Ertu¤ Tu¤alan Canland›rma Dal›nda: Karga ile Tilki (Macaristan), Yönetmen: Ferenc Cako Deneysel Dal›nda: Alfabetik Düfller (Türkiye), Yönetmen: Tan Tolga Demirci Dramatik Dal›nda: Asla (Almanya), Yönetmen
Yeni Dönem Grup Yorum Korosu Çal›flmalar›na Bafllad› Grup Yorum’un her y›l düzenli olarak müzik e¤itimi verdi¤i, bilgi ve birikimlerini paylaflt›¤› koro çal›flmalar› bu y›l da devam ediyor. Nota, solfej, flan ve müzik tarihi derslerinin verildi¤i çal›flmalara bu y›l 23 Ekim’de baflland›.
Sevcan Çocuk Korosu Kay›tlar› Bafllad›! Grup Yorum’un bu y›l ilk olarak bafllatt›¤› Sevcan Çocuk korosu kay›tlar› devam ediyor. Sevcan Çocuk Korosu içi yafl s›n›r›, 7 – 12 yafl…❏
‹letiflim tel: 245 00 70
Büyük Jüri Ödülü: Ziyaret, Yönetmen: Didem Erayda
31
kitap Kürt Edebiyatına Giriş Mehmed Uzun Gendaş Yayınları Fiyatı: 5.000.000 TL. İNCELEME
İlk kez 1999 yılında yayımlanan ancak baskısı tükenen kitap, bu kez Gendaş Yayınları tarafından basıldı. Kitapta, Kürt edebiyatının bilindiği, ancak Kürt edebiyatı üzerine çok fazla araştırma yapılmadığı vurgulanıyor. Modern Kürt edebiyatının önemli isimlerinden, yazar Mehmed Uzun, bu incelemesinde Kürt edebiyatına ilişkin en temel bilgileri, bu edebiyata yabancı olan okura sunuyor. Yazar, derinlemesine analizler yapmayı tercih etmediğini, çeşitli ülkelerde gerçekleştirilmiş konferanslar sonucunda derlenen kitabın, düz bir gelişme çizgisini takip ettiğini söylüyor.❏
dvd... vcd... albüm...
Burhan Berken Jar u Evin Anadolu Müzik
32
Hilmi Yarayıcı Sevdeden Yana Seyhan Müzik
Hüseyin Doğanay Kılame Dersımi Etno Müzik
Nihat Baran Harabat Etno Müzik
biz olmasak gökyüzü, biz olmasak üzüm, biz olmasak üzüm göz, kömür göz, ela göz; biz olmasak göz ile kaş, öpücük, nar içi dudak; biz olmasak ray, dönen ayın
tekerlek,
yıkanan
biz olmasak Taşova'nın tütünü, Kütahya'nın çinisi anne dizi, kardeş dizi, yar dizi güzel
değildir
gel
Aydınlım,
gel aslanım
İzmirlim, Mamak'tan
buğday,
onbeşi;
yani bizsiz
gel günlerim gel de dal
erzincan'dan K e m a h ' t a n düşmanlar gözden, gezden, arpacıktan!