tavır
tavır
kültür sanat yaflam›nda
Sahibi: ‹dil Kültür Yay›n Org. Rek. Film. Tic. Ad›na: Muharrem Cengiz Genel Yay›n Yönetmeni: Gamze Mimaro¤lu Sorumlu Yaz›iflleri Müdürü: Ahu Zeynep Görgün Yaz›flma Adresi: ‹dil Kültür Merkezi ‹stiklal Cad. Aznavur Psj. No: 212 Kat: 6 Beyo¤lu/‹stanbul Tel: (212) 245 00 70 244 31 60 Faks: 244 81 02 e-posta: tavir@grupyorum.net Ankara: ‹dilcan Kültür Merkezi fiirintepe Mah. 8.Cad. No:222 / B Mamak – Ankara Tel: (312) 390 38 05 Hesap No: (TL): 1042- 30000 596147 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. (EURO): 1042- 3010000 129062 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. Ofset Haz›rl›k: TAVIR YAYINLARI Bask›: ASPAfi Da¤›t›m: D-B-R
merhaba Dolar ve zulüm tanr›s›, ülkemize ayak basar basmaz yine kan s›çrad› topra¤a. Emperyalistlerin ayak bast›¤› topraklarda hayat durur, ot bitmez... Ama bu topraklar›n bir sahibi vard›. Bizdik bu topra¤›n sahipleri. Sokaklar ve caddeler bizimdi boydan boya. Kavga kavga yürüdük sokaklardan, bizimdi ayak bast›¤›m›z yollar. Bizimdi, memleketti, vatand›... Bu yüzden de¤erliydi emperyalistlerin ayaklar›n›n alt›nda ezilmeyecek kadar. Bu ülkenin onurlu insanlar› taflla savundu topraklar›n›. ‹stanbul Nato’ya mezar olmal›yd›! Nato y›k›lacak, halklar kazanacak diyerek k›rm›z›ya boyad›k sokaklar›... Büyük Nato zirvesini ülkemizde yapanlar›n tad› damaklar›nda kalmal›yd›. Babalar›n›n çiftliklerine gelir gibi ellerini kollar›n› sallaya sallaya gezemeyeceklerdi bu topraklarda. Bu ülke sat›l›k de¤ildi. Bu ülkenin insanlar› emperyalistlere uflakl›k yapanlar gibi onursuz de¤ildiler. Baflka ülke halklar›n›n kan›n› dökmek için ülkemizde planlar yapanlar huzur bulmamal›yd›lar. Bu yüzden yan›yordu sokaklarda özgürlük ateflleri. Bu yüzden tafllar vard› kucaklarda. Emperyalist katillere saraylarda flölen sofralar› düzülürken; sapanla, taflla savunuyordu bu ülkenin insanlar› topraklar›n› emperyalistlere ve uflaklar›na karfl›. Düflman, “haflin, zalim ve kurnaz”, bir o kadar da korkakt›. Sald›rd›lar öldüresiye. Üç gün boyunca cehenneme dönen sokaklarda gaz ve sis bombalar›ndan göz gözü görmüyordu. Teknolojinin imkanlar› vatan sevgisini kuflanm›fl bir halk› yenmeye yetmedi hiç bir zaman. Bütün teknolojik olanaklar› kendilerini vuran bir silaha dönüflüyordu. Çünkü yürek ifliydi dövüflmek. Çelik yeleklerinin arkas›nda saklad›klar› gö¤üs kafeslerinde yürek yoktu hiç birinin. Bu yüzden korkak ve yenilmeye mahkumdular. Cop tutan elleriyle akflam eve ekmek götüreceklerdi. ‹nsan kan›ndan kazand›klar› paralarla ald›klar› ekmekleri... Cennet vatan›m›z› cehenneme çevirmek için ola¤anüstü önlemler ve estirilen terörle bir yandan halka göz da¤› verilirken, üç gün boyunca baflka halklar›n kan› ve namusu üzerinden pazarl›klar yap›ld›. Ülkemizin iflbirlikçileri emperyalist efendilerine uflakl›kta s›n›r tan›mad›. Ülkemiz insanlar›n›n al›nterinden, kan›ndan k›rm›z› hal›lar serildi yollar›na. Dergimiz bask›ya haz›rlan›rken onlarca insan yaral› halde hastanelerde ve gözalt›nda tutuluyordu. Ozan›n dedi¤i gibi; “Namert ellerdir en sonda bir bir k›r›lacak.” Kapa¤›m›z›, savafl örgütü Nato’ya karfl› direnifli anlatan bir foto¤raf süslüyor. 12 Eylül edebiyat›n›n izlerini sürenleri düfltükleri dipsiz kuyunun a¤z›ndan seyrediyoruz. Birileri coptan, kandan ekmek kazan›rken; birileri devrimci de¤erlere, devrimcilere kalemleriyle sald›rarak yaflayabiliyor ancak. Aralar›ndaki fark biçimseldir sadece. Oya Baydar’a, Ayfle Önal’a ve onun gibilere söyleyecek iki çift laf›m›z vard›, söyledik... ‹lgiyle okuyaca¤›n›z› umuyoruz. ‹dil’imizi sekizinci ölüm y›ldönümünde selaml›yoruz. Bütün alçakl›klara, yozluklara, bask›lara, yasaklara karfl› devrimci sanat anlay›fl›n› savunarak, büyüterek yine kavgan›n sanat›n› yaratmaya, gerçekleri yazmaya, devam edece¤iz. Sekizinci ölüm y›ldönümünde de ‹dil’imize verdi¤imiz sözlerin arkas›nday›z. A¤ustos say›m›zda buluflmak dile¤iyle,
Kapak Foto¤raflar›: Ön Kapak: Umut Kaçar Arka Kapak: Palest›n›an Art Behind The Bars Arka ‹ç kapak :Yakup Taflk›nsoy
Dostlukla...
tavır Ayl›k Sanat Dergisi ISSN 1303-9113
3
7 4
gözlerin hep bizimle
oya baydar’›n derinlik tak›nt›s›
korku ve öfke
9
tarihsiz kalm›fl bir toplum yenilmeye 1 6 çima mahkumdur
11 hukuksuzlu¤un AB standarlar›ndaki ad›: komplolar
23
kay›p hayatlar
20
yat›yorum kan içinde
22
dilenci çocu¤un gözleri
korku ve öfke
oskoca bir bölgeyi kuflat›p, yaya ve araç trafi¤ine kapatacaklar. Havadan karadan buraya izinsiz girmek mümkün olmayacak! ‹zinsiz giren olursa hemen öldürülebilecek. Gerekçe tahmin edilebilir; “Terörist.” Siz siz olun, evinize veya iflyerinize, “fiuradan, kestirmeden ç›k›vereyim.” diye girmeye kalkmay›n. Kim olursan›z olun, öldürülüp, terörist ilan edilirsiniz. Bundan y›llar önce, 1991’de, yine mahalleler kuflat›ld›. Dikilitafl, Balmumcu, Niflantafl› ve Yeni Levent ablukaya al›nm›flt›. Halk, bu kuflat›lm›fl bölgeye al›nm›yor, içerde olanlar›n da camlara bile yaklaflmas› istenmiyordu. Bundan 13 y›l önce, bu kuflatma, yap›lacak katliama tan›k b›rakmamak içindi ama onlara sorarsan›z, “güvenlik” diyeceklerdi. Kimin güvenli¤i? 13 y›l önce bu kuflatma sonras›nda ‹stanbul’da on, Ankara’da iki devrimci katledildi. Neden? Nedeni, o tarihte Türkiye’ye gelecek olan baba Bush’a “buralarda rahat gezebilirsiniz” mesaj›n› vermekti. Yani Bush’un yüre¤ine su serpmekti. Tesadüfe bak›n ki flimdi de o¤ul Bush geliyor. Yine ayn› mesaj›n verilmesi gerekiyor. Ancak bu sefer, daha farkl› olmal›. Bir y›l düflündüler ve buldular: “Befl ülkede, efl zamanl› operasyon!” Gerçekten ifli öyle büyük gösterdiler ki hem befl ülkede efl zamanl› olmas› hem de onlarca “il-
K
legal” örgüt üyesinin yakalanmas› “örgütün” belinin k›r›ld›¤›n› düflündürüyordu! Ancak sis da¤›l›nca, gerçek göründü. Tabi ayn› medya, bu gerçekleri vermeyecekti. Ayd›n Do¤an’›n medyas›n›n, kalk›p da, “Bas›lan yerlerin demokratik, yasal kurumlar oldu¤u ortaya ç›kt›!” diye haber vermesi düflünülemezdi. Ne de olsa onlar sadece gerçekleri veriyor! Kendi gerçeklerini! Onlar›n gerçekleri, yats›ya kadar bile yanamayan mumlard›r. Tek gerçek vard›, o da sahte belgelerle, komplolarla derneklerin kapat›l›p, onlarca insan›n tutuklanmas› gerçe¤i. Gerçek bu; o¤ul Bush geldi¤inde rahat dolaflabilsin diye, y›l 2004’te demokratikleflme söylemlerinin ayyuka ç›kt›¤› bir süreçte, dernekler kapat›l›p, insanlar tutukland›. Ne de olsa Türkiye hukuk devleti, onlar›n suçsuz oldu¤unu anlay›p serbest b›rakacak ama NATO zirvesinden aylar önce tutuklananlar aylar sonra b›rak›lacak. Demokrasimiz, Avrupa standartlar›ndaym›fl! Sevsinler!.. Avrupa’da demokrasi var m›ym›fl? Ülkemizde F Tipi hapishaneleri isteyip, onaylayan kim peki? Türkiye ile efl zamanl› operasyon yapanlar, demokratik kurumlar› talan edenler, iflbirlikçi iktidarlardan “ç›banbafl›” olarak gördü¤ü güçlerin ezilmesini isteyenler kim? Biz cevap verelim, Av-
özgür
flen
deneme
rupa ve ABD. Gerek kendi ülkelerinde, gerek iflbirlikçi ülkelerde maskelerini ç›kar›p bir anda gerçek yüzlerini ortaya koyarlar. ‹flte 12 Temmuz’lar, iflte F tipleri, iflte bugün komplolarla kapat›lan dernekler, tutuklanan onlarca insan... Demokrasi ve hukuk alan›nda Avrupa standartlar›nday›z! Ama tek fark, bizde sistemin uflakl›¤›ndan kaynaklanan- teoride ve pratikte kendisiyle daha fazla çelifliyor olmas›. Bu ülkede demokrasi var! Bu ülkede hukuk var! Ama duruma göre de¤iflen... Mesela yasaya göre, daha önceden izin al›nmaks›z›n istenilen yerde bas›n aç›klamas› yap›labilir. Ne var ki bu yasa NATO sürecinde geçerli de¤il. Valili¤in gösterdi¤i on adet yerin d›fl›nda baflka bir yeri kullan›rsan›z yasad›fl› ilan edilirsiniz. Görüldü¤ü gibi yasa, teoride baflka, pratikte baflka. Öte yandan NATO zirvesi süresince ortal›kta terör estirecek olanlar yapt›klar› aç›klamalarda halktan hoflgörü bekliyor. NATO yetkilisi ç›k›p ‹stanbullu’dan özür diliyor. ‹flledikleri suçun fark›nda olduklar›n› düflünüyorsunuz ama bu sadece bu süreçte, özellikle ‹stanbul’da yaflanacak fiili durum için geçerli. Sanki bu toplant›da halklar›n katliam›n›, ülkelerin iflgalini, zenginliklerini nas›l paylaflacaklar›n›, Büyük Ortado¤u Projesi’ni konuflmayacaklar. As›l mesele bu de¤il mi? Bunlar için özür dileyebilecek misiniz? Çekilecek misiniz iflgal etti¤iniz topraklardan? Tabii ki hay›r. Sizin sisteminiz hep daha fazla kar, daha fazla kan ister. Onun için de korkars›n›z. Pimi çekilmifl bedenlerden, halk›n öfkesinden korkars›n›z. Onun için de¤il mi mahalleleri, hatta flehri kuflatman›z. Onun için de¤il mi 12 Temmuz’larda, daha nicelerinde devrimcileri katletmeniz. Onun için de¤il mi daha aylar öncesinden demokratik kurumlar› kapat›p çal›flanlar›n› tutuklaman›z. Asl›nda korku de¤il mi size bunlar› yapt›ran? Milyonlarca dolar harcay›p, bütün imkânlar›n›z› kullan›p güvenlik sa¤lamaya çal›flman›z bundan de¤il mi? Sizin korkunuzun nedeni, halk›n öfkesi, bizim öfkemiz. Tan›yorsunuz bu öfkeyi. Kaç kez karfl›laflt›n›z bu öfkeyle? Kaç kez gördük gözünüzdeki korkuyu. Yine göreceksiniz öfkemizi. ‹stanbul’u dar edece¤iz sizlere. Irak’›, Ortado¤u’yu... Sizin korkunuz, bizim öfkemizdir çünkü...❏
3
gözlerin hep bizimle... Sevgili ‹dil; Bir temmuz daha geldi çatt›. Aram›zdan ayr›l›fl›n›n üzerinden geçen sekizinci y›l›n Temmuz’u bu... ‹dil bebeler, bu y›l sekizine basacak. Yaramaz, ak›ll› minik k›z çocuklar›, ‹dil’lerimiz. U¤urlar›na öldü¤ümüz, yar›nlar›m›z olan bebelerimiz, büyüyorlar ‹dil... Nisan ay›n›n ilk günü, sabah uykular›m›z› bölerek girdiler, kirli bak›fllar›yla kültür merkezimize. Ayak bast›klar› yer kirlenir bilirsin. Ad›mlad›lar ‹dil’imizin odalar›n›. Duvarlar›na, resimlerinizi iflledi¤imiz kültür merkezimizi... ‹zin vermedik kirletmelerine sak›n merak etme. Ellerinin, gözlerinin de¤di¤i her fleyi sak›nd›k, koruduk. De¤erlerimizi çi¤netmedik. Sen, Ayfle Gülen ve Nil’in gözlerini ve yürek s›cakl›¤›n› hissettik her an. Sizler o duvardan seyrederken bizleri, göz göze geldik defalarca... Güç ald›k sizlerden. Biz birbirimizin dilinden anlard›k, iflte o gün de anlad›k ‹dil... Kültür merkezimizin salon ve kafeteryas› hala mühürlü. Bugünlerde büyük bir telafl içerisindeler. Katiller, kendileri gibi olanlar› yani katilleri a¤›rlayacak. NATO zirvesi ülkemizde yap›l›yor... Emperyalist efendilerini rahatça a¤›rlayabilmek için her yeri ablukaya ald›lar. Yasal dernekleri kapatt›lar. Komplolarla tutuklad›lar pek çok insan›. Kültür merkezimiz, yine dolup tafl›yor ‹dil. Genç-yafll›, çoluk-çocuk, ›fl›ldayan gözleriyle giriyorlar yine kap›dan içeri. Üç ad›ml›k iki odal› yerde a¤›rl›yoruz misafirlerimizi. Sevgi dolu gözleriyle selaml›yorlar sizleri. Bazen resimlerinize bak›p “Bunlar kim?” diye soranlara, anlat›yoruz seni, sizleri. Bizim yoldafllar›m›z diyoruz. fiimdi aram›zda yoklar ama an›lar› hep bizimle beraber. Seni anlat›yoruz uzun uzun. Bu Kültür Merkezi, ‹dil’in ad›n› tafl›yor bu yüzden diyoruz... Sana bak›yorlar uzun uzun. Sevgili ‹dil; Yorum’un üç eleman› tutuklu flu anda. Devrimci sanatç› olman›n bedelini ödüyorlar. Bu bedeli, yeri geldi¤inde hepimiz ödemeye haz›r›z ö¤retti¤ince... Türkülerimizden korkmaya devam ediyorlar hala. Biz ise yine meydanlarda, sokaklarda, caddelerde söylemeye devam ediyoruz türkülerimizi. Konser salonlar›n› dolduran binlerce insan›n
4
sesi, kulaklar›n› sa¤›r edercesine hayk›r›yor: “Grup Yorum’a Özgürlük!” Grup Yorum okulu böylesi süreçlerde verir mezunlar›n›. Yeni yeni elemanlar› yetifliyor Yorum’un. Gidenlerin yeri hiç bofl kalm›yor. Türküler susmuyor ‹dil, susturam›yorlar. Binlerle halaya duruyoruz. Binlerce yürek hep bir a¤›zdan söylüyoruz ülkenin her yan›nda ayn› türküyü: “Türküler Susmaz, halaylar sürer.” diyerek!” Bir kez daha gördük ‹dil; korkuyorlar türkülerimizden, korkuyorlar devrimci sanattan, sanatç›dan. Victor Jara’n›n parmaklar›n› kesen eller mühürlüyor flimdi kültür merkezimizi. Yine ayn› eller kapat›yor derneklerimizi, tutsak ediyor insanlar›m›z›. Sana, yeni insanlar›n gözlerini anlatmak istiyoruz. Onlar›n gözleri bize çok fley anlat›yor. Her bayramda, senin mezar›n›n bafl›nda verdi¤imiz sözlerin teminat›d›r yeni insanlar. Gözleri umut, gözleri sevgi dolu. Biz onlar›n gözlerinde gelece¤i görüyoruz. Olanca yozlaflmaya, bask›lara ra¤men gülen gözleriyle yan›m›zdalar. Yeni bir dünya kurma mücadelesinde genç yürekleriyle “biz de var›z” diyorlar. Her geçen gün onlarca insan›m›z tutuklansa da yeni yeni insanlar kat›l›yor aram›za. Bilgiye, sevgiye, onurlu bir hayata aç gözleriyle iyiden güzelden ve do¤rudan yana ne varsa katarak da¤arc›klar›na, devrimcilefliyorlar. Emperyalizmin onlara sundu¤u batakl›¤› reddederek, düzenin kirletemedi¤i yürekleriyle aram›zdalar ve ço¤al›yoruz her geçen gün. Ölüm orucu direnifli dördüncü y›l›na girdi. 114. y›ld›z› takt›k gökyüzünün aln›na. Tecrite karfl›, insan olman›n bütün erdemleriyle, ba¤›ms›zl›k ve sosyalizm için ölüyor insanlar›m›z. Alevden sevdalar yakarak yar›nlara... Ve senin gözlerin ‹dil... Gözlerin hep gözlerimizde. Gözlerin bizi hiç yaln›z b›rakm›yor... Ad›n› yaflatmak devrimci sanat› büyütmekle mümkündür. Bunun bilincindeyiz. Devrimci sanat alan›nda bütün bask›lara ra¤men üretmeye devam ediyoruz. Bilirsin, Tav›r; sokaklar›n çocu¤udur. Darmada¤›n etseler de en militan durufluyla her ay yoksullu¤u yazacak, yozlaflmaya
tav›r
mektup
karfl› devrimci ahlak›, kimliksizli¤e karfl ›
devrimci kültürü yazacak. Kavgan›n sanat›n› anlatacak. Bütün alçakl›klara, kepazeliklere yozlaflmaya ra¤men insan› insan yapan erdemleri yaflatmaya ve yaratmaya devam edece¤iz. Elimizden hiç düflürmedi¤imiz ba¤lamam›zla Anadolu’yu dolaflacak sesimiz. Kaval›m›z, gitar›m›z, davulumuzla kavgam›z› anlataca¤›z türkü türkü. Kameram›z, objektifimiz yine halka dönük olacak. Nerede bir ac› varsa resimlemeye, görüntülemeye devam edece¤iz. Devrimci sinemay› yarataca¤›z. Bizim de söyleyecek bir çift sözümüz varsa hayata dair; Yeniyi do¤ruyu ve yeni bafltan yaratmay› anlataca¤›z. Umutsuz yüreklere umut olacak, büyük sevdalara yelken açmay› ö¤retece¤iz yeni bafltan. Bin kez budasalar da dallar›m›z› her bahar çiçeklenip açar›z bilirsin. Gözlerin diyorduk, Onlar hep bizimle... Aram›zdan ayr›l›fl›n›n sekizinci y›l›nda yerin hala s›cak yüre¤imizde. Sesin, solu¤un kulaklar›m›zda. Sana ne söz verdiysek birer birer tutaca¤›z. Bu ülke, emperyalistlerin çiftli¤i olmayacak! Biz, kendi alan›m›zdan hayk›rmaya devam edece¤iz. NATO zirvesini ülkemizde yapanlar, dolar ve zulüm tanr›lar›n› ülkemize davet edenler davet etti¤ine, konuklar› da geldi¤ine piflman olacak. ‹stanbul sokaklar›n› bize yasaklayanlara, her gün terör estirenlere dar edece¤iz meydanlar›... Ve senin gözlerin yine bizimle olacak... Senin Tav›r’dan❏
avrupa standar tlar›nda ölmek...
on günlerde Adalet Bakanl›¤› Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Kenan ‹pek, baz› köfle yazarlar›na gönderdi¤i tekzip mektuplar›nda; “F tipi hapishanelerin, Birleflmifl Milletler ve Avrupa standartlar›na uygun oldu¤unu, iddia edildi¤i gibi hücrelerin bulunmad›¤›n› ve tecrit uygulanmad›¤›n›” beyan ederek, köfle yazarlar›ndan kamuoyunu yanl›fl bilgilendirmemelerini rica ve minnet ediyor. Baz› köfle yazarlar› bu talimata aynen uyarken, gazetecilik ahlak›na sahip olanlar ise gereken cevab› veriyor. Bu yaz›n›n konusu köfle yazarlar›yla Adalet Bakanl›¤› aras›nda geçen diyalog de¤il, bu diyaloglarda telaffuz edilen bir kelimedir: “Avrupa standartlar›”. F tipi hapishaneler kuruldu¤u günden bu yana “Avrupa standartlar›na uygundur” deniliyor. Yetkili makamlar bunu a¤›zlar›ndan düflürmüyor. Peki; ölümler, intiharlar? “Hiç önemli de¤il efendim, Avrupai hapishaneler bunlar.” Avrupa’dan gelen her fley iyidir ya... Avrupa, böyle zamanlarda sar›ld›klar› bir can simididir zaten...
S
F Tipi hapishaneler bu teranelerle kuruldu ve bugün ortada 114 ölü var. ‹ntihar, ölüm orucu, hastal›k, katliam... Tüm ölümlerin nedeni, dört y›ld›r uygulanan tecrittir. Adalet Bakanl›¤› bunu saklama çabas› içinde. Ancak dedik ya bu yaz›m›z›n konusu flimdilik “Avrupa standard›na uygun F tipi hapishaneler.” Köfle yazarlar›na gönderilen tekzip mektuplar›n› okurken “Avrupa standartlar›” tan›mlamas› insan›n yüzünde ac› bir tebessüm yarat›yor. Hüseyin Karabey’in çekmifl oldu¤u “Sessiz Ölüm” isimli belgesel filmden kareler geliyor gözümüzün önüne. Ony›llar boyunca tecritte kalm›fl IRA’l›, RAF’l›, ETA’l› tutuklular›n anlatt›klar› korkunç an›lar canlan›yor birden. Bir gece hücrede öldürülebilmek mümkün. Ses ad›na duydu¤unuz tek fley gardiyan›n ayak sesleri ve demir kap›n›n mazgal›n›n mekanik sesi. ‹nsan sesine hasret geçirilen y›llar... Zamana, mekâna, insana, do¤aya, hatta kendi vücuduna bile yabanc›laflan insanlar... ‹zolasyonla yaln›zlaflt›r›lan tecrit alt›nda haf›zalar› silinen insanlar... Avrupa hapishanelerinde yatan siyasi tutuklular›n anlatt›klar›na inanmakta zorlan›yorsunuz. Bir düflünün, vücudunuz yafl›yor ama siz her geçen gün ölüyorsunuz. Birileri beyninizle oynuyor. Duyma, konuflma ve görme yetene¤inizi, reflekslerinizi kaybediyorsunuz yavafl yavafl, sessizce ölüyorsunuz. Bunlar ‹talya’da, Almanya’da, yani Avrupa ülkelerinin hapishanelerinde uzun y›llar boyunca tecritte kalm›fl siyasi tutsaklar›n anlatt›klar›. Tecritte yaflad›klar›n› flöyle anlat›yor Avrupa hapishanelerinde uzun y›llar boyunca kalan tutuklular. Kendi cümlelerinden aktaral›m: “Uzun süreçte insan konuflmay› bile unutuyor. Örne¤in bir gazete okuyorsunuz ama orada yazan kelimeleri bile alg›layam›yorsunuz, kelimelerle iliflkiniz kesiliyor. Belli bir süre sonra fiziksel olarak da hasta olmaya bafll›yorsunuz. Bir süre sonra vücut art›k bunlara tepki veriyor. Mesela kan dolafl›m›nda problemler yaflan›yor, kan bas›nc› düflüyordu, kulakta ç›nlamalar oluyordu. Vücudun tepki vermeye bafllamas›yla kronik hastal›klara yakalan›yordunuz... Her vücudun kendi tipik özelliklerine göre belli hastal›klar›n›z oluyordu art›k; kiminin kafas›nda, kiminin bo¤az›nda, kiminin herhangi bir iç orga-
özlem can
tart›flma
n›nda, herkesin kesin bir hastal›¤› oluyordu. (...) Hücre cezaevleri Almanya’da ve Avrupa’n›n de¤iflik yerlerinde asl›nda yüz seneden fazla zamand›r var. Büyük binalar yap›p daha sonra yakalanan her türlü tutukluyu hücrelere koyuyorlard›. Buralarda ses duyman›n imkân› yoktu. Buralara ölüm hücreleri diyorduk. D›flardan gerçekten hiç bir ses gelmiyordu; ne bir tramvay sesi, ne bir uçak sesi. Bütün duvarlar beyaza boyanm›flt›. Geceleri de kontrol amac›yla ayd›nlat›l›yordu. Geceleri belli aral›klarla gardiyanlar gelip hücrenin kap›s›ndaki delikten bak›p kontrol yap›yorlard›. Bu delikler camdand› ve içeriden d›flar›s› görünmüyordu. Her gün ayn› saatlerde üç kez kap› aç›l›rd›, biri sabah kahvalt› vermek için, biri ö¤len yeme¤i için ve varsa mektuplar verilirdi, akflam da yemek verilirdi ve o zamandan sonra kap› kapan›r her tarafa sessizlik çökerdi. O andan itibaren insan yaln›z kal›r, kimseyi göremez ve hiçbir fley duyamazd›. Bu uzun y›llar böyle sürdü. (...) Yaln›z oldu¤um zamanlar› hat›rl›yorum da, yazmay› bile unutmuflum. Dün ya da önceki günü, bir saat öncesini unutuyordum. Zaman kavram›m kalmam›flt›. Bu, insan›n kendine olan güvenini kaybetmesine neden oluyor. Hat›rlad›¤›m en kötü fleyse, tecritte kendi düflüncelerime hakim olamad›¤›md›. Kafamda art arda de¤iflik düflünceler oluyor ve bunlar birbirine giriyordu. Onlar› kontrol edemiyordum. Bu yüzden yazam›yordum. Herhangi birine kartpostal bile yazam›yordum. Saatlerce bofl bofl oturuyorsunuz ve bu sizi çeliflkilere sürüklüyor. Yeteneklerinizi kaybediyorsunuz. Tek kiflilik hücrede kald›¤›n›z zaman sizi kap›daki delikten sürekli gözetliyorlar. ‹nsan daha sonra bu gözetlendi¤i yere s›rt›n› dönmeye al›fl›yor. Duygular bu flekilde olabildi¤ince saklan›yor. Çünkü flu kesin ki, gösterdi¤iniz duygular bir flekilde size karfl› kullan›l›yor. Gardiyanlar üzücü bir haber getirdikten sonra - mesela birinin ölüm haberi- tutuklunun tepkilerini görmek için gözetlemeye bafll›yorlard›. Biz de olabildi¤ince hiç bir tepki göstermemeye çal›fl›yorduk? Elden geldi¤ince böyle davranmaya çal›fl›yorduk. Çünkü bunlar›n hepsinin çarp›t›laca¤›n›
5
ve bize karfl› kullan›laca¤›n› biliyorduk. Her fley yaz›l›yordu ve polis psikologlar›na gönderiliyordu. Daha sonra orada, bunlara dayan›larak her tutuklunun kiflili¤ine göre uygulanacak ayr› psikolojik programlar belirleniyordu. (...) Hücreler temiz olabilir, hiç iz kalmayabilir, k›r›lm›fl kemikler olmaz, kanl› yaralar olmaz ama asl›nda hücrenin sald›r›s› bunlardan çok daha derin yerlere gidiyor. ‹flte Avrupa standartlar› bunlar.” (Imgard Möller- K›z›l Ordu Fraksiyonu (RAF) Militan› - 22,5 y›l tecritte kalm›fl) Tecritte 22,5 y›l kalm›fl bir insan›n yaflad›klar›n› ve duygular›n› okudunuz yukarda. Yine, yaral› olarak yakaland›ktan sonra 16 y›l tecritte tutulan, tecritin a¤›r hasarlar›n› hala benli¤inde tafl›yan Günter Sonnenberg ise tecritte geçirdi¤i y›llar› ve Avrupa Standard›n› flöyle anlat›yor: “3 May›s 1977 tarihinde yakaland›m. Yakalanmam çat›flma s›ras›nda oldu. Yakalanmamak için kaçmaya çal›flt›m, silah›m› çektim ve çat›flma ç›kt›. Bu çat›flmada a¤›r yaraland›m. A¤›r yaraland›m derken kafama öldürücü bir yara ald›m. Kurflun bafl›m›n arkas›ndan girdi ve içerde birkaç parçaya bölündü. Komadayd›m ve dört hafta bilincim kapal›yd›. Yakalanmamdan sonra hiçbir fley hat›rlam›yordum. Komadayd›m ve haf›za kayb›n›n etkisindeydim. Havaland›rma yoktu ve 24 saat hücredeydim. Ziyaret de yasakt› ve tecrit vard›. Sürekli bir gardiyan vard› bafl›mda ve beni kontrol ediyordu. 22 yafl›nda olmama ra¤men dünyaya yeni gelmifl bir insan gibi hiçbir fley bilmiyordum. (...) ‹nsan uzun süre kapal› bir odada kald›¤›nda, hiçbir insan görmedi¤i, pencereden bakmad›¤›, yani ses, görme gibi uyar›c›lar olmad›¤› zaman hastalan›yor. Çünkü insanlar›n uyar›c›lara ve karfl› tepkilere ihtiyac› var. Bunlar olmad›¤› zaman insan tecrit edilmifl oluyor ve rahats›zlan›yor. (...) Bu siyasi tutuklular›n kimliklerine yönelik bir sald›r›. Çünkü ne zaman direnmeyi b›raksan, yani ‘her fley yanl›flt›’ desen normal koflullara geçiliyordu. Bunu söylemedi¤in sürece tecrit koflullar›nda, insana zarar veren koflullarda yaflamaya devam ediyordun. Bu bir iflkence, hiç delil b›rakmayan bir iflkence. Yani vücutta herhangi bir yara yok iflkenceye dair. Hiçbir delil yok ama insan bunu fark ediyor. Çünkü insan bilincini kaybediyor. Haf›za kaybediliyor. Gerçekle hayal aras›ndaki çizgi kalk›yor ve gerçekle hayali kar›flt›r›yorsunuz. Bu flartlar alt›nda insan mesela konuflmay› da unutuyor, çünkü hiç kimseyle konuflam›yorsunuz. Hiç kimseyle konuflam›yordum duvarla m› konuflacakt›m? ‹nsan konufltu¤uyla düflündü¤ünü ay›rt edemiyor. Gerçekten ifade etmesi zor bir durum, ‹nsan›n bilincini ve kiflili¤ini kaybetmesi amaçlan›yor zaten
6
tecritle. (...) Tecrit iflkencedir. Birleflmifl Milletler bunun iflkence oldu¤unu zaten aç›klad›. Almanya bu konuyla ilgili zaten çok elefltirildi. Hamburg Eppenberg’de tecridin insan üzerindeki etkilerini araflt›ran bir enstitü vard›. Bu enstitüde, hiçbir uyar›c› olmadan, hiçbir ses duymadan uzun süre tecritte kald›klar› zaman insanlarda hangi etkilerin ortaya ç›kt›¤› araflt›r›l›yordu. Bu bilimsel bir araflt›rmayd›. Bu herhangi bir kiflinin söyledikleri de¤ildi, devlete ait bir enstitünün yapt›¤› araflt›rmayd›. Tecrit koflullar›n› aflman›n tek yolu örgütlenmek ve direnmektir. ‹nsan tek bafl›na buna dayanamaz. Tek bafl›na olan tutsaklara istediklerini yapabilirler. Sadece örgütlenildi¤i ve direnildi¤i zaman bu sorunlar afl›labilir. Bu koflullarda ayakta durmay› baflard›m. ‹nand›¤›m fleyler için, önceden nas›l mücadele ettiysem flimdi de mücadele ediyorum, yani daha iyi bir toplum için kapitalizme ve emperyalizme karfl›. Bilincimi ve kiflili¤imi yok etmelerine izin vermedim. Benim için en önemlisi de buydu. Beni onlar›n belirlemesine izin vermedim.” Imgrad’›n, Günter’in yaflad›klar›n› anlat›rken bile zorland›klar› belirtiliyor kitapta. Her tutuklunun anlatt›¤› pek çok fley var. Bu yaz›da sadece ikisinin anlatt›klar›n› aktard›k sizlere. Avrupa’da, tecrite dayal› infaz sistemi tutuklular›n da belirtti¤i gibi neredeyse yüz y›ld›r uygulan›yor. Amerika’da da bu sistem uygulan›yor. Zaten ülkemizdeki hapishane sistemine ilham kayna¤› olan hapishane modelleri Avrupa’dan ithal edilmifltir. Tecrit sistemi ile insan duygusal alg›lar›n› yitiriyor. Emirlere uyan, kendi kiflilik ve insani duyular›na sahip olmayan birer varl›k haline getiriliyor. Avrupa’daki tecrit sisteminin mimarlar› uzun y›llar boyunca süren psikolojik deneylerden elde ettikleri veriler sonucunda bu projeye imza atm›fllar. Bu birikimlerini bulunduklar› ülkelerin iktidarlar›yla bir iflbirli¤i içinde somutlam›fl ve tecrit sistemini hayata geçirmifller. Ayn› zamanda bu birikimlerini de di¤er ülke iktidarlar› ile paylaflm›fllar. Almanya’da uygulanan tecrit sistemi daha sonra ‹spanya, fiili ve Peru’da da uygulanm›fl. Uygulanan tecrit sistemi sürecinde Fransa’da sadece 2000 y›l›nda 125 tutuklu intihar etmifl... Almanya’da ise y›lda 60- 80 mahkûm intihar ediyor. ‹nsanlar tecritle sessizce öldürülüyor. Tecrite direnerek hayatta kalmay› baflaranlara ise görme duyma alg›lama gibi duyular›n›n yan›nda birçok duygusunu da yitirmifl. Özgürlüklerine kavufltuktan sonra da tecritin etkisinden tam olarak kurtulmay› baflaramam›fllar. Adalet Bakanl›¤› bugün ülkemiz hapishanelerinde tecrit uygulanmad›¤›n› ve üç kiflilik odalar bulundu¤unu, bunlar›n hücre olmad›¤›n› söylüyor. Tecriti gizlemenin birçok teorisi yap›l›yor. Bugün ülkemiz hapishanelerinde koyu bir tecrit
uygulan›yor. Tutuklular›n birbirleriyle iletiflimi yasak. Disiplin ad›na pek çok haktan mahrum b›rak›l›yorlar. Mektuplar karalan›yor, baz›lar› sak›ncal› görülerek imha ediliyor. Belli say›da kitap ve giysi veriliyor. Aileleriyle görüfltürülmüyor, idarenin belirledi¤i kurallara göre yaflamalar› isteniyor. Tecrite karfl› direnmek do¤al bir insani tepki olarak bile gerçekleflebilir. Çünkü insan sosyal olma özelli¤ini yitirirse -ki tecritle amaçlanan budur- sa¤l›kl› bir insan olarak kalamaz. Ülkemizde tecrit sistemine geçileli dört y›l oluyor. Ancak, o çok övündükleri Avrupa hapishanelerinde çok net istatistik rakamlar vermek belki güç ama yüzlerce insan sadece intihar ederek ölüyor. Tutuklular çok kurnazca yöntemlerle katlediliyor. Ülkemizde AB süreciyle kafay› bozmufl bir iktidar, ilk elden, hapishaneleri “düzeltmekte” buldu çareyi. Hapishaneler, Avrupa standard›na getirilecekti. Getirildi iflte, 114 ölü! Hapishanelerde tecrite karfl› direnen yüzlerce siyasi tutsak... Bu rakam her an artabilir. “Tecrit yok” diye kendini y›rtan yetkili makamlar›n feryatlar›, tutuklu ailelerine uygulanan bask›lar, bas›na uygulanan sansür, köfle yazarlar›na gönderilen “talimatl› malumatlar” 114 ölüyü gizlemeye yeter mi? 114; belki de daha fazlas›... Tecrit ancak direnerek k›r›l›yor. ‹flte, 114 cans›z beden bunun ispat›d›r. Bu politikan›n iflas›d›r. Hapishanelerin izolasyon odalar›nda kalanlar, on y›llarca kendi benliklerini, siyasi kimliklerini kaybetmeden yaflayabiliyor. Tecrit politikas› iflas etmifl oluyor. Bunun Avrupa’da da örnekleri var. Ülkemizdeki örneklerini ise hergün yaflayarak görüyoruz. AB’ye uyum yasalar› ç›karanlar›n, “DGM’leri kald›rd›k!” teraneleriyle, bir yandan komplolar kurup, dernekleri kapat›p pek çok insan› tutuklayanlar›n makyaj›n› döküyor ortadaki 114 cans›z beden. Görmezden gelinemeyecek kadar gerçek üstelik...❏
tart›flma
tav›r
oya baydar’›n derinlik tak›nt›s› ve “ERGUVAN KAPISI”
12 Eylül 1980, Türkiye’nin sadece siyasal hayat›nda de¤il, hayat›n her alan›nda bir milatt›r. Bu tarihte yaflanan askeri darbe, fiziken iktidar oldu¤u dönemin d›fl›nda da siyasi partilerin “demokratik” seçimlerle iflbafl›na gelmesiyle de varl›¤›n› sürdürmüfltür. 12 Eylül’ün ülkemiz toplumsal hayat›na en büyük yans›mas›, kurumsal niteli¤i olmufltur. Kendinden öncekilerin hatalar›n› tekrarlamamaya kararl› darbeciler, hapishaneler ve iflkencehanelerde yapt›klar›n›n çok ötesini beyinlerde yaratmak için yola ç›km›flt›. Darbeciler, önlerine orta vadeli hedefler koyarken dönemin devrimcilerini ilk elde imha edilecekler kefesine yerlefltirmifllerdi. Bu dönem, iflkence edilen, tutsak edilen, katledilen binlerce devrimci as›l olarak bu politikan›n karfl› ak›m›n› temsil ediyordu. Darbecilerin bekledi¤inden de çabuk dönüflüm yaflayan bir kesim vard› Türkiye solu içinde. Bu kesim, ilk elden ülkeyi terk ederek dönüflümün ad›n› koydu ve bunu sadece fiziksel olarak de¤il, ak›l olarak da tamamlarken süreç yeni bir biçime eviriliyordu. Geçmiflin radikal solcular› h›zla dönüflüm geçiriyorlar ve ellerinin kalem tutmas›n› f›rsat bilerek geçmifli lanetlemeye bafll›yorlard›. Daha o gün, bugün gibi de¤ildi. Daha bu kalemflörlere kucak açan Yap› Kredi Yay›nlar›, Do¤an Kitap gibi tekeller yoktu ama bildikleri bir fley vard› ki ihanet her ça¤da vard›. Yazd›lar, yazd›lar, yazd›lar... Elleri kalem tutmaz oluncaya, daktilolar›n-
daki fleritler harflere mürekkep tafl›yamayana kadar... Bir an gözleri ›fl›ldad›. Sand›lar ki bilgisayarlar onlar için icat edildi. Sevinçleri k›sa sürdü. O zaten vard› ama emperyalizm iflte çok sonra lay›k görmüfltü bunu onlara. Neyse efendim, oturdular bilgisayarlar›n›n bafl›na ve yine yazd›lar, yazd›lar... ‹çlerindekini dökene, içlerini kurutana kadar. Suskunlu¤un ortas›na ses olma vazifesini bir kargan›n hayk›r›fl›yla doldurdular. ‹flte, 12 Eylül edebiyat› böyle do¤du! Latife Tekin, Murathan Mungan, Ahmet Altan, Selim ‹leri ve daha nicesi... Yazd›lar babam yazd›lar... Sonra bitti. Yazacak bir fley kalmad›. Sonra kimse yüzlerine bakmad›. Oturup a¤lad›lar, a¤lad›lar, a¤lad›lar. Ç›k›fl yolar› arad›lar kendilerine. Buldular da baflka sularda yüzmeye bafllad›lar. Yazmasalar intihar edeceklerdi. Yazmak, yaflama gerekçeleriydi. Bugüne dek suyun üstünde kalanlar› oldu. Bo¤ulup gidenleri de... Memleket mi? Memleket, 12 Eylül’ün izleriyle, yürüdü geldi. Deniz gibi, dalgaland› duruldu. Devrimciler mi? Onlar çok öldüler. Öldürdüler de... Yendiler, yenildiler ama sürgit devam etti kavgalar›. Eskiyenlerin ad›n› çoktan unuttular. Eskiyip de eskimeden bir tekme savurman›n hesab›n› yapanlar› ise hiç unutmad›lar. Devran döndü, devrimcilik bayra¤› elden ele dolaflt›. Karakteri hep ayn› kald›. Hep ezilenlerin yan›nda kald›lar. Devrimciler bazen de¤iflti ama devrimcilik ruhu asla. Sonra derinlerden bir yazar, yatt›¤› yerden açt› gözlerini. Açt› ve sar›ld› yine k⤛da kaleme. Hâlbuki devran çoktan de¤iflmiflti. Kimse için devrimciler büyük bir güç de¤ildi. Art›k onlar›n devri bitmiflti. fiimdi tehlikeli sular› baflka yerde kurutmaya çal›fl›yordu dünya. Fakat O biliyordu. Bir gün yine bunlar›n borusu ötecek. O boruyu k›r›p parçalamak laz›m flimdi, hemen! ‹flte böyle yaz›ld› Erguvan Kap›s›! ‹stanbul’a Parizyen Bir Bak›fl Oya Baydar’›n son roman› “Erguvan Kap›s›”, Can Yay›nlar› taraf›ndan okurlara sunuldu. Kitapta sunulan özgeçmifline bak›l›rsa, 1940 y›l›nda do¤an Yazar Oya Baydar, Notre Dame de Sion Frans›z K›z Lisesi’nde yazd›¤› bir gençlik roman› nedeniyle neredeyse okuldan at›l›yormufl. 1964 y›l›nda, ‹stanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nü bitiren Baydar’›n, asistan olarak görev ald›¤› dö-
nemde haz›rlad›¤›, “Türkiye’de ‹flçi S›n›f›n›n Do¤uflu” bafll›kl› tez, Üniversite Profesörler Kurulu taraf›ndan iki kez reddedilince, ö¤renciler üniversiteyi iflgal etmifl. ‹flte bu olay, ilk üniversite iflgali olarak kay›tlara geçiyor. 12 Mart Darbesi’nin ard›ndan T‹P ve TÖS üyesi oldu¤undan dolay› tutuklanan Baydar, 12 Eylül’ün ard›ndan ülkeyi terk etmifl ve 12 y›l boyunca Almanya’da yaflam›flt›r. 1991 y›l›nda, “Elveda Alyofla” isimli öykü kitab›yla Sait Faik Öykü Ödülü’nü alan Baydar, Yunus Nadi ve Orhan Kemal ödülleri gibi birçok ödülü, çeflitli çal›flmalar›yla alm›flt›r. Engin Vardar’la yapt›¤› bir röportajdan yola ç›karak, Baydar’› tan›makta fayda var. “Sizi nas›l nitelemeli? Edebiyatç› m›, sosyal bilimci mi, militan köfle yazar› m›, sosyalist düflün ve eylem kad›n› m›, yoksa yorgun savaflç› m›? Sonuncusu hofluma gitmedi. Demek ki içime iflleyen do¤ru bir yan› var. fiaka bir yana, dönem dönem sayd›klar›n›z›n tümü; hayat›ma bir bütün olarak bakt›¤›mda, ne yaz›k ki hiçbiri. Belki, sadece bir tan›¤›m ben. 20. yüzy›l›n ikinci yar›s›n›n hem aktör, hem seyirci olmufl bir tan›¤›. Söyledi¤iniz u¤rafllar›n hepsine biraz bulaflm›fl, hiç birine tam oturmam›fl, kendini o kimliklerin hiçbiriyle tam özdefllefltiremeyen, ama hepsinin izlerini ve özlemini tafl›yan bir tan›k. ... Ben de kendime s›k s›k sordum bu soruyu. San›r›m dünyan›n ve Türkiye'nin o ola¤anüstü 1960- 1990 döneminin koflullar›yla da ilgili bir fley bu. Hayata hangi niyet ve amaçlarla bafllam›fl olursan ol, toplumsal dalga, umudun ve sosyalizmin yükselifli, kendi küçücük dünyas›n›n bir ad›m ötesini görmeye çal›flan gençleri önüne kat›p sürüklüyordu. Yüksek ö¤renimini yar›da b›rakanlar›m›z, profesyonel devrimci olmak için üniversitelerdeki kariyerlerini yar›da kesenlerimiz oldu. "Biz devrimi ve sosyalizmi çok sevmifltik." Ço¤umuz, "iflçi s›n›f›n›n kurtuluflu", "ülkenin ayd›nl›k gelece¤i", "savafls›z, sömürüsüz bir dünya", "halklar›n kardeflli¤i" için, her fleyi elimizin tersiyle itip, gençli¤imizi, haz›rland›¤›m›z güvenli ve sayg›n meslekleri, özlemlerimizi, bir bardak su verirmiflçesine basit ve rahat bir flekilde inançlar›m›za sunmakta bir an bile duraksamad›k. ‹flte bu yüzden, önce romanc›, daha sonra sosyal bilimci ve araflt›rmac› olmak niyetiyle ç›kt›¤›m yolun bir yerinde kendimi sosyalist militan, siyasetçi, eylemci olarak buldum.”
7
Yazar›n kendi dilinden kendisini anlatt›¤› bu cümleler, “Erguvan Kap›s›”na yaklafl›rken daha temkinli so¤ukkanl› olmam›z› sa¤l›yor. Öyle ya, okurken hemen öyle sinirlenmeye gerek yok. Çünkü yazar›m›z bu yola itilmifl. Yola ç›karken olmak istedikleriyle yolun bir yerinde oldu¤u fleyin hiçbir alakas› yok. Bunu yazar›m›z da biliyor. Neyse ki flu an olmak istedi¤i yerde. Belki de ya da biz öyle san›yoruz yar›n ne olaca¤›n› kim bilebilir ki? Erguvan Kap›s›’na dönecek olursak. Sözü, Oya Baydar’a b›rakmak laz›m. Yazar, son çal›flmas›yla bu topraklardaki ölüm kültürünü deflmek istemifl. Böyle olunca da en iyi bildiklerini -ya da öyle sand›¤›n›- ele alm›fl, devrimcileri. Dört ana karakter üzerinden kurulan romanda, dört farkl› kesimden gelen karakterler buluflturuluyor. Eski bir yaz›dan yola ç›karak, varl›¤›ndan bile emin olmad›¤› bir kap›y› aramaya gelen Sanat Tarihçisi Teo, genç bir burjuva k›z› Derin, eski bir solcu ve o¤lu infaz edilmifl Ülkü ile gecekondu mahallelerinin devrimcisi Kerem Ali. Teo bir Rum. Çocuklu¤u ‹stanbul’da geçen Teo, ailesiyle birlikte 1974 y›l›nda Amerika’ya göç ediyor. Babas› 6-7 Eylül’de komflular› taraf›ndan kurtar›lm›fl. Çocukken gördü¤ü bir an, Teo’nun bütün hayat›na etki ediyor. Annesinin babas›n›, genç bir marangoz ustas›yla aldat›rken gören Teo, bu olay› y›llar sonra da akl›ndan ç›karam›yor. Annesinin marangoza söyledi¤i “daha derine!” sözü Teo’yu utand›rmaktan öte tahrik eder bir hale dönüflüyor. Öyle ki Teo ancak annesinin “pürüzsüz vücudunu” hayal ederek tahrik oluyor. Cinselli¤e ilgisizli¤i buradan geliyor. Bu yüzden evlili¤i sona eriyor. Onu etkileyebilen tek kad›n Derin oluyor. Derin, ayr› bir alem. Büyükelçilik’te görevli ve yazar›m›z›n derin devlette görevli diye tabir etti¤i Ar›n Murat’›n k›z›. Babas›na duydu¤u sevgi, bir çocu¤un babas›na duydu¤u sevgiden öteye do¤ru tafl›yor. Do¤ald›r, çocukken herkes anne veya babas› gibi birine afl›k olmay› hayal eder. Sonra büyür ve baflka bir dünyaya ad›m atar insan. Derin bu aflamay› atlatam›yor hatta düpedüz ar›zal› bir flekilde flekillendiriyor babas›na duydu¤u sevgiyi. Öyle ki babas›n›n parfümüyle tahrik oluyor. Ülkü, Ar›n Murat’›n y›llar önceki sevgilisi. Y›llarca Paris’te yaflam›fl. O¤lu Umut, polis taraf›ndan infaz edilmifl. O¤luyla aras›ndaki iliflkideki kopukluklar, geri dönüfllerle okuyucuya belirtilirken bir de bak›yoruz ki Ülkü’nün Ar›n Murat’tan yapt›¤› bir çocukmufl Umut. Ülkü, 12 Eylül öncesi devrimci mücadelenin içinde yer alm›fl, küçük burjuva bir karakter tafl›yan ama örgütlenme çal›flmalar› yürüttü¤ü mahalleleri hat›rlarken onlarla aras›na çekti¤i s›n›r› iyice benimseyen bir karakter. Oya Baydar’›n ifadesine göre, kendisini betimledi¤i karakter. Kerem Ali ise, bir gecekondu mahallesi için çizilmifl bilinçli bir karikatür. Kendisini karakter diye tabir edemiyoruz. Çünkü yazar›m›z›n muhtemelen bilinçli olarak kendisine atfetti¤i rol, karakter olmaya yetmeyecek düzeyde. Kendisini ancak tip diye tarif edebiliyoruz. Örneklerini Amerikan bestseller romanlar›n-
8
da s›kça görece¤imiz bir üslupla hikâyeyi, olay›n geçti¤i mekânla ba¤›nt›land›ran bir üslup tutturmay› hedefleyen yazar. Öyküsünü zaman zaman bölerek okuyucuya ‹stanbul’u anlat›yor. Bestseller diyoruz çünkü kurulan dil ve yaklafl›m benzer temalar üzerine kurulu ki hikâyeye yedirilen zorlama bir polisiye havas› var. Tüm bunlar iç içe geçti¤inde ve yazar›n çizdi¤i ‹stanbul tablosuna bak›ld›¤›nda, Ülkü’de resmedilen parizyen tabloyu kitab›n tamam›nda görüyoruz. Araya serpifltirilen bu ayr›nt›lar›n da yo¤unluklu olarak ele al›nmas›n›n sebebi, kan›m›zca hikâyenin temel omurgas›n›n zaten yetersiz kalmas›d›r. Kitab› okunur k›lmak için bulunmufl zekice de¤il ama kurnazca ayr›nt›lar... Ahlaki Aç›dan Erguvan Kap›s› Yaz›m›z›n giriflinde 12 Eylül edebiyat›na de¤inmifltik. Oya Baydar’›n bugün “Erguvan Kap›s›”yla yapmaya çal›flt›¤› birebir bu edebiyat›n izini sürmektir. Gecekondu mahalleleri, ölüm orucu sürdüren devrimciler, cinsellik hepsi omurgas› bile olmayan bir hikâyenin etraf›na alelacele tutuflturulmufltur. Kitab›n geneline bakt›¤›m›zda gördü¤ümüz fley gerçekten de yazar›n bu topraklardaki ölüm kültürünü deflmeye yönelik bir çal›flmas›d›r. Fakat nas›l deflti¤i oldukça tart›flmal›d›r. En kaba haliyle, sanatsal bir kayg› bir tafl›mayan sadece ve sadece bir muhasebe yapman›n roman›d›r “Erguvan Kap›s›”. Muhasebe yanl›fl yerde bafllad›¤› gibi do¤al olarak yanl›fl yerde bitmektedir. Okurlar›m›z sanmas›n ki biz karakterlere ve olaylara k›z›yoruz ve öfkemizle bu yaz›y› kaleme al›p, kitab› kötülüyoruz. Hay›r, böyle de¤il. fiu gerçe¤in tabi ki fark›nday›z. Dramatik çat›n›n kurulmas› için sa¤lam bir çat›flma kurgusu gerekir. Bunu da sa¤l›kl› ve dört dörtlük karakterlerle yapaca¤›m›z kuflkuludur. Ancak, “Erguvan Kap›s›” bu duruma da pek uymuyor. Karakterlerin ar›zal› olmas›nda bir sak›nca yok. Sak›nca, karakterleri yaratan›n ar›zal› olmas›nda. Oya Baydar, kendine olmayan bir tak›m profiller çizmifl. Gerçekçi bir üslupla anlatma iddias›nda ama dönüp gerçekli¤e bak›nca karfl›l›ks›z kal›yor anlatt›klar›. Yaratt›¤› devrimci tipiyle günümüz devrimcilerine verip verifltiriyor ama anlatt›¤› devrimci tipi diye bir fley yok. Kusursuz devrimcilerden bahsetmiyoruz. Oya Baydar’›n devrimcisi, devrimci jargonu bilmiyor. Bilmedi¤inin fark›nda da de¤il. Baydar da bunu elefltirmiyor zaten. Çünkü bilmeyen Baydar’›n ta kendisi. “Hücre evi” diyor Kerem Ali, Derin’in öldürülen babas› için, “tekerine çomak soktu¤u bir örgüt taraf›ndan da öldürülmüfl olabilece¤i” tezini ortaya at›yor. Daha neler neler... Çok aç›k bir biçimde görülüyor ki ar›zal› olan yarat›lan karakterler de¤il, ar›zal› olan, yazar›n kendisi. Kurmaca karakterlerle bir al›p veremedi¤imiz yok. Problemimiz, kurmaca yazarlarla. Ne yap›yor Oya Baydar? Cinsellikle ilgili betimlemeleri ifltahla, flehvetle anlat›yor. Sonra ne yap›yor? Ana olay örgüsüne gelince o yarat›c›l›¤› göremiyoruz. Karfl›m›zdaki bir pembe dizi mi roman› m› politik bir roman m› edebiyat eseri mi ne çözemiyoruz. Komplike bir dille karfl› karfl›ya oldu¤umuzdan da de¤il çözümsüzlü¤ümüz. Okurken,
Baydar’› bu denli gericilefltiren etkenleri düflündü¤ümüzden. Bu topraklardaki ölüm kültürünü deflmeye hevesli yazar›m›z, tam da orada ana ekseni kaybediyor. Kendi içindeki cinsellik dürtüsüne yöneliyor. Hayvani bir cinselli¤i kutsuyor. Karakterlerinden sadece Güldal›, cinselli¤ini insana özgü bir do¤all›kla ifade ediyor ki o da karakterin kendisinden kaynaklanan sebeplerle inand›r›c›l›¤›n› yitiriyor. Güldal› bir ölüm orucu direniflçisi. Bir gecekondulu ama yazar›m›z Güldal›’n› öyle bir konuflturuyor ki Ülkü’nün parizyenli¤i dökülüyor dudaklar›ndan. Gecekondulular› belki Baydar bilmez ama biz biliriz nas›l konufltuklar›n›. Nerede utanmazca konuflup, nerede s›k›ld›klar›n›, nerede hangi üslubu kulland›klar›n› biliriz. Durum tam da fludur. Oya Baydar, Erguvan Kap›s›’yla kaybolan cinselli¤ine yan›yor. Döne döne bize sunulan derinlik imgelemi buradan geliyor san›r›z. Derin isimli bir genç k›z. Derin devlette görevli bir adam ve daha derine diye yalvaran bir kad›n. Derinlik tutkusu, Baydar’› derinlik sarhofllu¤una götürüyor. ‹nsan düflünmeden edemiyor. Teo’nun annesi, yoksa Oya Baydar m›? Öyle ya öyle tutkuyla dile getiriliyor ki bu betimlemeler. ‹nsan düflünmeden edemiyor. ‹nsan baz› gerçekleri kabul etmeli. Her yafl›n kendine özgü gerçekleri vard›r. 64 yafl, baz› gerçekler için geç bir zamand›r. Böyle zamanlarda an›lara sar›lmak daha do¤ru olur. Öyle de¤il mi Say›n Baydar. Ne ac› art›k ona kimse “bac›m” bile diyemiyor. Onun intikam› m› al›n›yor? Öyle diyor ya Baydar, “Bac›m demek asl›nda seni flaapm›ycam demektir.” Sözün özü, Erguvan Kap›s› e¤er içeri¤iyle bir derinlik tafl›yorsa bunu biz çözemedik. Ayaklar›m›z çabuk yere bast› ama Oya Baydar’›n f›rt›nal› gönlünün derinli¤ini çözmek için araflt›rd›k, bulduk; çeflitli alet edevat mevcut. Afla¤›daki kutumuzda bu konuda gerekli aç›klamalar› görebilirsiniz. Oya Baydar’›n derinlik tak›nt›s›na ithafen sunulur.❏
‹skandil: Geminin bulundu¤u yerin, deniz dibi derinli¤inin ölçülmesinde kullan›lan alete denir. Savlolu El ‹skandili: Uzun bir savlo ucuna, kurflun a¤›rl›k ba¤lanarak kullan›l›r. Savlo üzerinde, özel kulaç iflaretleri vard›r, 25 kulaç uzunlukta olur. Kurflunun alt› deliktir. Buraya don ya¤› sürülerek, yap›flacak çamur veya kumlardan deniz dibi evsaf› anlafl›l›r. Makineli ‹skandil: Patentli iskandil ayg›t› deniz suyunun derinlefltikçe bas›nc›n›n ço¤almas› prensibine göre haz›rlanm›flt›r. Deniz dibine hususi bir tüp sark›t›lmak suretiyle derinlik bulunur. Elektrikli ‹skandil: Elektrikle çal›fl›r. Karinede bulunan bir gönderici (transmitter)den eko gönderilerek deniz dibine çarp›p dönen ekolar› rakamla gösteren bir alettir. 100 kulaca kadar derinlik ölçer.
tarihsiz kalm›fl bir toplum yenilmeye mahkumdur
ruva’n›n gösterime girmesinden aylar önce bafllayan tart›flmalar, geçti¤imiz ay içerisinde ‘ola¤anüstü’ boyutlara ulaflt›. Bu tart›flmalar›n tarihi ve bilimi altüst eden yanlar›na de¤inmeden önce, neler söylendi k›saca gözden geçirelim: “Truva Türk Turizmini Patlat›r.”, “Baflrolünü ünlü oyuncu Brad Pitt’in oynad›¤› ‘Troy’ adl› filmin, Türkiye ile birlikte dünyan›n birçok ülkesinde vizyona girmesi, Çanakkale’de bulunan Truva antik kentine ilgiyi art›rd›.” “Truval›lar Türk’tü; Türkler adlar›n› Troyal› General Turkus’tan al›r tart›flmas›, tarihçileri ikiye böldü.”
T
“CHP Antalya Milletvekilleri Feridun Balo¤lu ve Tuncay Ercenk Truva’n›n neden ait oldu¤u topraklarda, Çanakkale’de çekilmedi¤inin yan›tlanmas› istemiyle Meclis’e soru önergesi sundu.” “Türkler adlar›n› Truva düfltükten sonra Asya’n›n içlerine kaçan Truval› generallerden Turkus’tan al›r.” “Montaigne, Fatih’in Papa ‹kinci Pius’a yazd›¤› mektupta, ‘‹talyanlar’la ayn› kökten oldu¤umuz ve onlar gibi Hektor(1)’un öcünü almak hakk›m›z oldu¤u halde ‹talyanlar’›n bize düflmanca davranmalar›na flafl›r›yorum’ demiflti.” “Mustafa Kemal Pafla’n›n 1922’deki bü-
güzin karaduman
güncel
yük zaferden sonra ‹zmir’e uzan›rken beraberindekilere söyledi¤i iddia edilen ‘Truva’n›n öcünü ald›k’ sözünün temelinde Truva’n›n bir Anadolu flehri oldu¤u inanc› vard›. Pafla, Afyon’da kazand›¤› zaferin Anadolu’nun Yunanistan’dan binlerce sene sonra al›nm›fl oldu¤unu söylemekteydi.” “Truval›lar Türk’tür. Tarihte, Öntürkler diye bir kavim vard›r. Bunlar ilk Türkler’dir ve bir k›sm› M.Ö. 3200-1100 y›llar› aras›nda Mezopotamya’ya, bir k›sm› da Çanakkale’ye göç etti. Bunlara Avrupa’da Etrüsk’ler deniyordu. E sonradan eklenmifltir; E’yi at›n; bu Türkler anlam›na gelir. Truva da kökeni itibar›yla Türk anlam›na gelir. Truva
9
Savafl› sonras› baz› Türkler Orta Asya’ya göç etti. Sonra Bizans’a ak›n etti. Bizansl›lar ‘yenilen Truval›lar öç almaya geliyor’ diyordu.” (2) “Truval›lara Türk demek fantezidir.” “Truva filminin gösterime girmesi üzerine 9 y›ld›r personel yetersizli¤i yüzünden kapal› tutulan ‹stanbul Arkeoloji Müzesi içindeki Truva Sergi Salonu ziyaretçilere aç›ld›.” “Turizm Bakan› Erkan Mumcu, Truva’n›n Türkiye’de oldu¤u iliflkisinin kurulmas› için filmden önce, içinde Truva görüntülerinin oldu¤u Türkiye tan›t›m filmlerini yay›nlamaya karar verdiklerini söyledi. Mumcu, flu anda 40 saniyelik tan›t›m filmlerinin Avrupa ve ABD sinemalar›nda filmden önce yay›nland›¤›n› kaydetti.”… Yukar›daki örneklerden daha sayfalarca aktar›labilir. ‹ddialar› burada cevaplamak bizim iflimiz de¤il. Bu, tarih bilimcilerin iflidir. Bizim anlatmak istedi¤imiz sorun, küçük ama önemli bir ayr›nt›dad›r; Truval›lar’›n, Türkler’in atas› olup olmad›¤› tart›flmas›, Hollywood imzal› bir filmden sonra bafllam›flt›r. Bu topraklar›n tarihini hep bat›l›lar yazar. Biz, kendi tarihimizi bat›l›lar bir fley yazd›¤›nda tart›fl›r, ö¤reniriz. Bu tart›flmalarda da bilimselli¤i de¤il, bugün “muas›r milletler seviyesinde” olamay›fl›m›z›n getirdi¤i ezik ama sald›rgan flovenizmi kendimize rehber ediniriz. fiovenizme denk düflüyorsa, s›k› s›k›ya savunur, denk düflmüyorsa yerden yere vururuz. Yukar›da yaln›zca bafll›klar›n› verdi¤imiz tart›flmalar›n özünde flovenizm vard›r ama bilimsellik yoktur. Koca koca okumufl adamlar›m›za bak›n. Profesörlerimize bak›n. Bugüne kadar bir tek araflt›rma yapmad›¤› bir konuda filmi izleyip var olan tart›flmalar›n heyecan›yla savunmaya geçiyor. Acaba heyecan yerine “gaz” m› demeliydik. Neyse cümleyi yazd›k bir kez. ‹stanbul’un fethinde, Afyon Dumlup›nar’da Truval›lar’›n öcünü ald›¤›m›z anlat›l›yor. Dumlup›nar da, ‹stanbul’un fethi de elimizin alt›nda de¤il miydi y›llar boyu. Peki ya Truva? O tahta at kaç y›ld›r sergilenir durur? Liselerde okutulan ünlü bir tarih kitab›m›z vard›r. Prof.Dr. Faruk Sümer ve Yüksel Turhal’›n haz›rlad›klar› bu kitapta “resmi tarih” ad›na her fleyi bulabilir ama “bilim” ad›na hiçbir fleyi bulamazs›n›z. Bak›n o kitapta topu topu yirmi-otuz sat›r olan Truva bölümünde neler yaz›yor: “… (Truva’da) toprak kaplar ço¤unlukla koyu gri ve siyah renkli olup, az say›da k›rm›z› çömlek de bulunmufltur. En ilgi çekici olanlar› yatay kulplu, alt taraf› koni fleklinde
10
olan çömlekler ile ayakl› ve tek kulplu kadehlerdir. Ayr›ca gaga a¤›zl› testiler, dört ayakl› vazolar vb. kap kaçaklar ele geçirilmifltir…” (3) Kalan sat›rlar da kap kaçakla ilgili ayr›nt›lardan olufluyor. “Resmi tarih”, Türk olmayan pek çok fleyde oldu¤u gibi Truva hakk›nda da baflkaca bir fleyden bahsetmiyor ama ayn› kitap Türk kavimlerinden olan Akhunlar’dan, Avarlar’dan sayfalarca bahsediyor. Hadi, Truva’dan, Hitit’ten vazgeçtik; Türkler’i de anlat›rken flovenizmin ötesine geçemiyor ki resmi kitab›m›z. Kendi tarihini bilmeyen bir halk, ilkokuldan üniversiteye kadar böyle flekillendiriliyor. Bak›n, Truval›lar ve bilcümle medeniyet, binlerce y›l önce kaba kaça¤a nice flekiller vermifl. Ya bize sunulan zihniyet? Ya bizim düflünme biçimimizin flekillendirilmesi?.. Bir de bat› yönü var iflin. Bu kafa Amerikal›lar film çekti diye, dokuz y›ld›r kapal› olan sergi salonunu hizmete de açar, filmde kullan›lan tahta at› Çanakkale’ye de getirir. Tarihe duyulan bu derin(!) sayg› ve sevgi insana neler yapt›r›yor. Kendisi çekmiyor, anlatm›yor, baflkas›n›n yapt›klar›n›n üzerinden ahkâm kesiyor. Anadolu’nun binlerce y›ll›k tarihinden anlat›lacak hiç mi bir fley yoktur? Örne¤in bugün Bedreddin’i yok sayan bu kafa yap›s› yar›n olur ya bat›n›n gündeme getirece¤i bir Bedreddin projesinde neler söyleyecek flimdiden tahmin etmek hiç de zor de¤il. “Bu ilgiyi nas›l turizme yans›t›r›z, nas›l paraya çeviririz?”den baflka bir fley düflünmeyen, Mevlana Türbesi’ni, Aspendos’u Amerikal›lar’a ve Avrupal›lar’a satan bir ak›l yönetiyor bu ülkeyi. Tarihi de¤erlerini paraya endekslemifl, sakatlanm›fl bir ak›l yönetiyor. Kim bilir belki de özürlü demeliydik. Yok yok... En iyisi politik söyleme dönüp uygun terimi bulmak. ‹flbirlikçilik demek daha do¤rusu. Ne de olsa iflbirlikçilik içinde özürlülü¤ü de tafl›r. Öyle ya, sa¤l›kl› iflleyen bir ak›l iflbirlikçileflebilir mi? Ancak böyle iflleyen bir ak›l önünü ve bafl›na gelecekleri göremez. 1071 Malazgirt Savafl›’ndan önceki Anadolu Tarihi’ni hiçe sayan “Bu filmi neden Amerikal›lar çekti de önümüze getirdi” diye düflünmeyip ahkâm kesen etiketli ve k›ymeti kendinden menkul profesörler e¤itiyor gençlerimizi. Vay bizim geçmiflimize, gelece¤imize... Asl›nda ülkemize özgü de¤il bu davran›fl flekli. Cezayirli çocuklar Frans›z, Kongolular Belçika, Endenozyal›lar Hollanda kitaplar›ndan, filmlerinden ö¤reniyorlar kendi tarihlerini. Her zaman iflgalcinin, sömürgecinin borusu ötüyor. Bunu, ifline gelmedi¤i için tart›flmayan kafa yap›s› da Fatih ile Mustafa Kemal ile flovenizm yap›yor. Bat›dan öcünü alm›fl›z Hektor’un, üstelik o da bir
Türk’tü hatta Türkler’in atas›yd›. Tam da kompleksli bir kafan›n söyleyece¤i sözlerdir bunlar. Bu sat›rlar›n yaz›ld›¤› dakikalarda George W. Bush, Ankara’da uçaktan iniyordu. Bütün devlet erkân› da el pençe karfl›s›na dizilmiflti. ‹flte bu tablo her fleyin özetidir. Yozlaflm›fl, cahil bir gençlik yarat. Her fleyinle ülkeni sat ve sonra önüne gelene tarih dersi ver, Viyana kap›lar›n› zorlayan müthifl ordular›m›z›, bir vuruflta kaleleri deviren Kara Murat’lar›, Battal Gazi’leri, kafas›n› koltu¤unun alt›na al›p savafla devam eden ak›nc›lar› anlat. Bu ülkenin “cahil” çocuklar›, Truva’y› okulda ö¤retmenlerinden de¤il, Brad Pitt albenisiyle süslenmifl milyon dolarl›k Hollywood filmlerinden ö¤reniyor. Hayat›nda eline Homeros kitab› almam›fllar da filmden sonra “‹zmirli hemflehrimiz ozan” diyerek Homeros’u göklere ç›kart›yor. Hektor’u da Amerikal›lar gelip ö¤retmese biz ne yapacakt›k? ‹yi flimdi bir Hektor’umuz var. Mutlaka baflka kahramanlar› da vard›r bu topraklar›n, keflke Amerikal›lar bunlar› da bize gösterse de ö¤rensek belki ondan sonra bilim adamlar›m›z, tarihçilerimiz de¤erli bulur ve üzerinde araflt›rma yapar. Truva m›? Brad Pitt mi? Sorulur mu hiç! Ailecek, severek ve be¤enerek izliyoruz.❏ (1) Homeros’un ‹lyada Destan›’nda ad› geçen Truva ordular›n›n komutan› prens. (2) Ord. Prof. Reha O¤uz Türkkan (3) Tarih Lise 1 / Prof. Dr. Faruk Sümer, Yüksel Turhal, Sayfa 62
grup yorum
güncel
hukuksuzlu¤un AB standartlar›ndaki ad›: komplolar 'ye uyum çerçevesinde uzunca bir süredir sürdürülen yasa de¤ifliklikleri, art›k son halini almaya bafllad›. Önce “uyum paketleri” birbirini kovalad›. Ard›ndan bunlar›n uygulamaya geçirilebilmesi için uzun bir süre e¤itim programlar› uyguland›. Polisinden askerine, bürokrat›ndan hukukçusuna herkes bu kapsamda “e¤itildi” ve “dönüfltürüldü”. Daha önce var olan keyfilikler, yasalar› hiçe saymalar, kafas›na göre uygulama yapmalar bir “standarda” kavuflturuldu. “Hukukun üstünlü¤ü”, siyasi iktidar›n tüm kadrolar›na kavrat›ld›. Art›k iflkence de içinde olmak üzere, tutuklamalar, soruflturmalar, hepsi yasalar çerçevesinde gerçekleflecekti. fiu meflhur 1 Nisan operasyonunu duymayan kalmam›flt›r. Hani flu “befl ülkede eflzamanl› gerçeklefltirilen büyük DHKP-C'”operasyonu. ‹flte bu operasyon, bafltan sona AB patenti ile gerçekleflti. Operasyonda kullan›lan yöntemlerden polisteki sorgulamalara, mahkemeye ç›kar›lmalardan orada al›nan kararlara kadar operasyonun tamam› iflte bu yeni tarz ile gerçekleflti. Neredeyse hak ve özgürlük mücadelesi içinde olup da hakk›nda arama ya da tutuklama karar› olmayan hemen hiç kimse kalmad›. Bu operasyondan nasibini alanlar aras›nda ‹dil Kültür Merkezi de vard›. Grup Yorum eleman› Muharrem Cengiz bu operasyondan önce tutuklanm›flt› ama operasyonla birlikte tutuklanmas›, “sa¤lam gerekçelere” dayand›r›ld›. Bu operasyonda bas›lan demokratik kurumlar›n bilgisayarlar›na el konuldu. Emniyete götürülen bu bilgisayarlar orada günlerce incelendikten sonra “örgütün çok gizli yaz›flmalar›na” rastland›¤› belirtildi. Bu yaz›flmalarda, tutuklu bulunanlar›n tamam›na yak›n›n›n ismi geçiyordu. Orada bulunan herkese örgütsel bir görev, bir suç atfedilmiflti. Hatta bu görevlendirmeler sadece orada gözalt›na al›nanlarla s›n›rl› b›rak›lmam›fl, d›flar›da bulunan birçok kifli de bu görevlendirmelerden nasibini alm›flt›. Polis, sadece ve sadece bilgisayarlardan ç›kt›¤›n› iddia etti¤i bu bilgileri delil göstererek herkes hakk›nda “örgüt üyesidir” fleklinde fezlekeler yay›nlad› ve mahkemeye ç›kard›. Savc›l›k da sadece bu delile dayanarak herkes hakk›nda tutuklama istemiyle dava açt›. DGM de bunun tek bafl›na delil say›lamayaca¤›, polisin bil-
AB
gisayarlar› mühürleyerek almas› gerekti¤ini bu flekilde aç›k bir flekilde almas›n›n yasad›fl› oldu¤u gerçe¤ini gözard› etti. Var oldu¤u iddia edilen yaz›larda oynama yap›lm›fl olabilece¤i hatta tamam›n›n polisin yazd›¤› yaz›lardan ibaret olabilece¤i gerçe¤i görmezden gelindi ve dosyada ad› geçen herkes hakk›nda tutuklama karar› ç›kar›ld›. Sadece bu yaz›lardan dolay› d›flar›da da onlarca kifli hakk›nda arama kararlar› ç›kar›ld›. Daha sonra bu yaz›lanlar›n uydurmaca oldu¤u, dosyadaki çeliflkilerden de anlafl›ld›¤› halde bu yaz›lar belirleyici olmaya devam etti. ‹flte Muharrem Cengiz'in de bu dosyada bir yerde ismi geçti¤i için tutukluluk hali devam ediyor. Muharrem Cengiz, bu operasyondan daha önce tutuklanm›flt›. Tutuklan›rken hakk›nda tek bir delil bile yoktu. Sadece polisin kurmaca senaryolar› vard›. Ancak bu operasyonda polis, onunda ad›n› bir yaz›ya eklemeyi unutmad›. Sanki örgüt onun ad›n› bir notunda hem de ad› ve soyad›yla birlikte yazm›flt›. Üstelik yaz›lanlar, polisin daha önceki senaryosunu kan›tlar nitelikteydi! Operasyonla birlikte hakk›nda aranan delil de bulunmufl oldu! Bulunan delilin ne kadar geçerli oldu¤unu bir kenara koyal›m, zaten hiç-
bir ama hiçbir delil yokken al›nm›fl bir tutuklama karar›ndan bahsediyoruz. Polisin mahkemeye dedi¤i aç›kça fludur: “Siz Muharrem’i tutuklay›n, biz delili bulur, bulamazsak yarat›r›z”... Ve polis çok geçmeden mahkemeye verdi¤i sözü tutmufl oldu. Art›k mahkeme heyeti, Muharreme “örgüt yaz›flmalar›nda ad›n aç›kça geçiyor” diyerek tutuklama karar›n› hakl› gösterebilir! Muharrem’in d›fl›nda, birçok kifli, ayn› yöntemler kullan›larak tutukland›. Polisin haz›rlad›¤› sahte belgeler, mahkemeler taraf›ndan büyük bir rahatl›kla delil olarak kabul edildi. Bu yüzden 73 kifli tutuklu. Birçok kifli aran›r durumda. ‹flte size AB tipi hukuk. Hem de demokrasi flovlar›n›n en çok yap›ld›¤› dönemde... Üstte hukuk gösterisi, altta hukuksuzlu¤un, pervas›zl›¤›n en uç örnekleri. Demokrasi flovlar›ndan gözleri boyananlara, Avrupa'dan demokrasi bekleyenlere, sürecin demokrasiye evirildi¤i, bu sürece herkesin katk› yapmas› gerekti¤i tespitleri yapanlara ithaf olunur...❏
11
ORHAN KEMAL'‹N YAPITLARI türk gerçekçili¤inin geliflmesinde yeni bir aflama (II)
ok etkileyici portreler çizerken Orhan Kemal, konuflmalar›n ayr›nt›lar›n› çok s›k› bir seçmeden geçirerek onlara inand›r›c› bir canl›l›k kazand›rm›fl ve psikolo-jik aç›dan çok do¤ru kifliler yaratm›flt›r. Ya-zar bu kiflileri, yaflam›n içinde ve toplumsal çeliflkilerin ortas›nda, belli toplumsal e¤ilim-lerin temsilcileri olarak görmüfl ve seçmifl-tir. “Grev”deki Sar› Memet, Cemile’deki ‹zzet Usta ve Nusret, “Kardefl Pay›”ndaki Siverek-li, “Dert Dinleme Günü”ndeki Kemal Dokuz-canl›, Avare Y›llar’daki Ahmet, Suçlu roma-n›ndaki Mustafa ve Hasan, “Arkadafl Isl›kla-r›”ndaki ‹lyas, Devlet Kuflu roman›ndaki Re-cep yeni tür kahramanlard›r; yazar, bunlar› toplumsal bilincin ve toplumsal etkinliklerin uyand›¤› bir dönemde ortaya ç›kan insanlar olarak gösterir. Orhan Kemal kahramanlar›-n›n iç dünyalar›na girerek çok sönük (hiçbir özelli¤i olmayan) d›fl görünüfllerin ard›nda korkusuzluk, çal›flma sevgisi, arkadafll›k duy-gusu ve do¤ufltan ak›ll›l›k gibi çok büyük ye-teneklerin bulundu¤unu göstermifl ve emek-çi insanlar›n toplumsal bak›mdan bilinçlen-mesine yard›m eden ve ahlaksal nitelikleriy-le insan› kendine çeken bir ideal yaratm›flt›r. Orhan Kemal’i, 30’lu y›llar›n kendinden önce
Ç
12
gelen yazarlar›ndan ay›ran baflka bir özelli¤i de, onun Türk iflçisini, kendi s›n›f›n›n temsil-cisi olarak ortaya ç›karmas›d›r. Bundan baflka Orhan Kemal, iflçinin s›n›f psikolojisi-ne inerek bunu aç›klam›fl ve belli bir toplum-sal psikolojik tip yaratm›flt›r. Bu idealini ger-çeklefltirmek için yazar, baflka bir yol daha seçiyor. Ahlaksal bak›mdan sakat ve olum-suz bir insan tipi yarat›yor. Murtaza’da (1952’de öykü, 1964’te roman olarak ya-y›mlanm›fl) kahraman, yaflam koflullar›n›n bask›s› alt›nda göçmen olarak kente gel-mifl, fabrikada gece bekçisi olmufltur. ‹flçi-lerle kaynaflmam›fl, patronlar›n ç›karlar›n›n çok ateflli bir savunucusu olmufltur. Kiflili¤ini, toplumdaki yerini ve tüm in-sanl›k onurunu yitiren Murtaza, Orhan Ke-mal’in yaratt›¤› kiflilerin en baflar›l›lar›ndan biridir. Murtaza, oldukça karmafl›k bir kiflili-¤e sahiptir ve bu karmafl›kl›k ona iki yanl› bir görev yükler. Murtaza karfl›m›za hem suçlayan hem de suçlanan birisi olarak ç›-kar. Bu kiflilik, kendi içinde getirdi¤i elefltiriy-le bize insanlar›n bilincini sakatlayan, onlar› ak›ls›z dalkavuklar durumuna indirgeyen, ac›-mas›z hainlere dönüfltürerek onlar›n yaflam-lar›nda büyük y›k›mlara yol açan toplumsal nedenleri gösteriyor. Murtaza’da yazar, in-san›n toplumsal ve ekonomik koflullara ne denli ba¤›ml› oldu¤unu büyük bir ustal›kla, gözler önüne seriyor. Bu örnekte as›l traje-di, babas›n›n ba¤nazl›¤›n›n kurban› olan Fir-devs’in ölümünden do¤muyor. Asl›nda bu bir sonuçtur; trajedinin son aflamas›d›r. Trajik sonuç as›l, yaflam›n ak›fl›ndan, kahraman›n geliflen yaflam›n gereklerine ayak uydurama-mas›ndan, kendi toplumsal s›n›f› ve toplum-sal görevleriyle aras›ndaki uyuflmazl›ktan do-¤uyor. Murtaza ayn› zamanda suçlanan bir kifli-dir. Yaflamdaki toplumsal koflullar›n kurban›-d›r o; ayn› zamanda bu koflullar›n do¤urdu-¤u bir kötülü¤ü temsil eder. Yazar, kahra-man› yüzy›llarca afla¤›lanmaktan, y›llarca al›flt›¤› ve bilincine yerleflmifl olan o kendini afla¤›- görme duygusundan kurtulamam›fl, baflkalar›n›n buyru¤una girmifl, boyun e¤-mifl, kendi s›n›f›yla ba¤lant›s›n› yitirmifl, bafl-ka bir s›n›f›n ç›karlar›na körü körüne ve ba¤--
svetlana uturgauri
inceleme
naz bir biçimde araç olan bir insan olarak gösteriyor; onun yaflam görüflünü, s›k s›k yi-nelenen flu cümleyle özetliyor: “Birisi çamu-ra batt› m›, onu kurtarmaya koflma, gerekir-se bir tekme de sen vur. Büyüklere ad›m uy-durmak lâz›m, yoksa iflçilere nefes alacak zaman bile b›rakmazlar.” (9) Murtaza kiflili¤i, grotesk ve abartma yön-temiyle yarat›lm›fl, hiciv havas› ön plânda ol-mamakla birlikte, yaln›z Murtaza’n›n davra-n›fllar›nda de¤il, daha çok yazar›n ironisine katt›¤› de¤iflik tonlarda, zaman zaman seve-cenlik gösteren, zaman zaman da afla¤›lay›-c› bir alaya dönüflen bu ironide ortaya ç›k›-yor; Murtaza’n›n toplumun kurban› olarak ya da topluma zarar veren bir insan olarak gösterildi¤i zamanlara göre bu hiciv tonu da de¤ifliyor; kurban olarak gösterildi¤i zaman-lardaki ac›ma ve hüzün duygusu gibi. Gogol gibi Orhan Kemal de bize gözle gö-rülür, somut bir ideal sunmuyor; ne var ki, toplumdaki yaralar ve bunlar›n insanlar›n üzerinde yapt›¤› moral düflüklük suçlan›rken, metnin ard›nda öyle bir anlam yat›yor ki, olumsuz-kahraman asl›nda bütünüyle z›t bir kiflili¤e dönüflüyor; böylece Orhan Kemal’in tasarlad›¤› idealin d›fl çizgileri belirginlefli-yor. Orhan Kemal’in toplumsal incelemelerin ustas› oldu¤u herkesçe kabul edilmifltir. Bu, kuflkusuz yerinde bir de¤erlendirmedir. Top-lumsal koflullar›n incelenmesi ve gerçekli¤in yans›t›lmas›nda usta olan Balzac’›n Orhan Kemal’in en çok sevdi¤i yazarlar aras›nda ayr› bir yer tutmas› rastlant› de¤ildir. Yazar›n, kahramanlar›n›n iç dünyalar›na karfl› hiç ilgisiz olmad›¤› aç›kça bellidir. Or-han Kemal, bu iç dünyay› kiflilerin davran›fl-lar›, söyledikleri, iç diyaloglar› ve diyaloglar› gibi d›fl belirtileriyle de yans›t›r. Sar› Memet ve Kemal Dokuzcanl›’n›n patronlarla giriflti¤i diyaloglarda Orhan Ke-mal’in yaratt›¤› kahramanlar›n ahlaksal, mo-ral gücü ortaya ç›k›yor. Ne var ki fabrika mü-dürleriyle yapt›¤› konuflmada Murtaza kiflili¤i ahlak bak›m›ndan bambaflka bir nitelik gös-teriyor. “- Gel bakal›m Murtaza Efendi... Ne var ne yok?
‹stedi¤i havay› bulan Murtaza hafifçe ök-sürdükten sonra: - Sa¤l›¤›n›z müdürüm, dedi. - Ne yapt›n h›rs›z›n›? - Arz etmifltim âmirim: Teslim ettik kara-kola. Sonra ç›kt›k mahkemeye, verdim bu husustaki ifademi... - Suç ortaklar› da yakaland› m›? - Elbet yakaland› müdürüm... - Peki, h›rs›zl›ktan nas›l haberin oldu? Murtaza uykusuzluktan biber gibi yanan gözlerini çipil çipil k›rp›flt›rd›: - Ç›km›fl idim fabrika kap›s›na. Çünkü basm›fl idi efkâr... Niçin efkâr bast›¤›n› hat›rlayarak durdu. Fen Müdürü: - Evet, dedi. Efkâr bast›¤› için kap›ya ç›k-m›flt›n. Sonra? - Daha önce müdürüm... Var çok büyük kabahatimiz... - Kabahatiniz mi var? - Evet müdürüm, hem de çok büyük! - Ne kabahati? - Etmedi Nuh rapor? - Yoo... Murtaza ferahlad›: - O halde yapmam›fl vazifesini! - Neden bahsediyorsun? Gözlerini k›sarak Fen Müdürü’nün masa-s›na yaklaflt›: - Ben âmirim, olamam istenilen evsafta baba! - Tuhaf... - Çünkü olsa idim istenilen evsafta bir baba... - Evet? - Verebilir idim evlatlar›ma s›k› disiplin, hem de terbiye! Fen müdürü hiçbir fley anlamad›¤› için, hayretle bak›yordu. - .... o zaman anlarlar idi yüksektir bir vazife herhangi bir namustan!
- Uyumazlar idi vazife s›ras›nda makine-lerine binip! - Demek etmedi rapor Nuh? - Etmedi. - Lâz›m idi etmesi. Yapmad› vazifesini! Çünkü o da bilmez nedir bir vazife. Sanar bir vazife, benzer yeme¤e peynir hem de ekmek!”(10) Orhan Kemal, diyaloglar› ruhsal çözüm-leme amac›yla büyük bir ustal›kla kullana-rak kahramanlar›n kifliliklerini veriyor. Bu ki-flilerin konuflmalar› her zaman toplumsal iliflkilerinin özelliklerini tafl›yor. Orhan Ke-mal’in gerçekçili¤inin bu yan› özellikle Mur-taza’n›n kiflili¤inde ortaya ç›k›yor. Murta-za’n›n konuflmas›ndaki özellikler, onun han-gi toplumsal tabakadan geldi¤ini, ruhsal du-rumunu ve yap›t›n ana fikrini aç›klamaya yard›m ediyor. ‹ç-monologlar d›fl dünyaya, en çok da örne¤in iflten ç›kar›lma, açl›k ve hastal›k gi-bi gündelik, basit olaylara karfl› tepki olarak olufluyor. Yazar, kahramanlar›n›n bu olgular karfl›s›ndaki tepkileri, duygular› ve ruhsal durumlar› arac›l›¤›yla olgular›n toplumsal içeri¤ini veriyor. “Çöpçü” adl› öyküde yafll› Halo, iflten ç›-kar›lm›flt›r. ‹flsiz mahallede yaln›z bafl›na du-rup orada oturan ve kendilerine on y›l gibi uzun bir süredir hizmet etti¤i zenginlerin onun haklar›n› savunacaklar›n› bofluna umut ediyor. ‹htiyar, geçen y›llarda nas›l yaflad›¤›n› an›ms›yor. Yoksullu¤unu, kar›s›n›n ölümünü, o¤ullar›n›n ifl bulmak için gurbete gidifllerini, yaln›zl›¤›n›, köhne bir ah›rda kal›fl›n› ve “gü-müfl” adl› tay›n do¤uflunu düflünüyor. ‹fl ol-mamas› demek “Gümüfl”ün de olmamas› demektir. En çok “Gümüfl”ten ayr›laca¤›na üzülüyor. ‹flten ç›kar›lmas›, çok ac› an›lar ve çok ac› düflünceler getirir Halo’ya. Ne var ki, bu-rada yazar için önemli olan kahraman›n ya-flant›lar›n› ve duygular›n› anlatmak de¤il, bunlar› anlat›rken çevredeki yaflam› ve bu yaflama egemen olan adaletsizli¤i, insanla-r›n kötü al›nyaz›s›n›, onlar›n karfl›laflt›klar› il-gisizlik ve kay›ts›zl›¤› dile getirmektedir. Bizce Türk edebiyat›nda iç-monologu ilk kullanan yazar Orhan Kemal de¤ildir; ama o, bu monologlara büyük bir anlat›m gücü yüklemektedir. Yazar, bu monologlar› yaln›z toplumsal çözümlemelerle birlefltirmekle kalm›yor, yükledi¤i büyük anlat›m gücüyle onlar› gerçekli¤in çözümleyici bir biçimde al-g›lanmas›nda bir yöntem olarak kullan›yor ve böylece gerçekçilik yönteminin sanatsal ve çözümleyici olanaklar›n› geniflletmifl olu-yor. Orhan Kemal’de diyaloglar ve iç-mono-loglar, kahramanlar›n kendilerini aç›klamala-r›nda büyük bir önem kazan›yor. Yazar, kifli-lerini sanki hareket özgürlü¤ü içinde yarat›-yor; kendisi de olaylar karfl›s›nda yantutmaz
gibi görünüyor. Sadri Ertem ve Sabahattin Ali’nin yap›tlar›nda yazar›n varl›¤›n› her za-man duyar›z. (Anlat›m, ya yazar ya da onun görevlendirdi¤i bir anlat›c› taraf›ndan yap›-l›r.) Orhan Kemal’deyse yazar gizlenmifltir. Olaylar, bir tiyatro oyununa benzer biçimde geliflir. Yazar›n konudan uzak durma yönte-miyle betimlemeler en aza indirgenmifltir; yer ve zaman betimlemeleri olabildi¤ince k›-sa tutulmufl, kahraman›n d›fl görünüflü de yaln›z en gerekli ayr›nt›larla verilmifltir. Bu-nunla birlikte Orhan Kemal, bütün bunlar›n ard›nda gizlenen tutumunu belirtmeyi büyük bir ustal›kla baflarm›flt›r. Orhan Kemal, yazar olarak etkin tutumu-nu öznel olarak belirtmek için kendine özgü çeflitli ironi düzeyleri tafl›yan bir tonlamaya baflvuruyor. Sanatç›, as›l metnin ard›na giz-ledi¤i bu ironiyi çok belirsiz bir yöntemle ve-riyor ve okurunu yazar›n de¤erlendirmesine kat›lmaya ça¤›r›yor. Halo’nun, akl›ndan geçirdi¤i, zenginlere karfl› kendini savunmas›nda zenginlerin gi-dip belediye baflkan›na öfkeyle söylediklerini düflünüflünde çok hüzünlü ironi var; “Bolulu çöpçülükten ne anlar? O daha kafla¤› tutma-s›n› bile beflir edemez. Halo bizim on y›ll›k çöpçümüz. Gümüfl onun eline do¤du. On-dan baflkas›na çöpümüzü vermeyiz, mümkü-nü yok, veremeyiz! Olursa Halo, olmazsa baflkas›n› istemeyiz!”(11) ‹htiyar›n bu sözlerinden sonra yazar da sanki onun bu çok iyi niyetli umutlar›n›, o denli derin bir umutsuzlu¤u yans›tan bir dil-le azarl›yor: “‹flte zavall›c›k! Karn› tok s›rt› pek olanlar›n senin gibi aç bir zavall›n›n ha-linden anlamalar›n› nas›l umuyorsun?” “Dert Dinleme Günü” öyküsünde fabrika idarecilerine yönelen ironi, baflka bir havada veriliyor: “Fabrika sahibi, fabrika sahibinin o¤lu, umum müdür, muhasebeci, en geri-den de bafl makinist odaya girdiler.”(12) Bu cümlede ilk bak›flta ironiyle ilgili hiçbir belir-ti yoktur. Ama Kemal Dokuzcanl›’n›n “Zaten mebuslarla görüflmek iflçilere hiç bir fley sa¤lamaz” demesinden sonra gene, “Fabri-ka sahibi, fabrika sahibinin o¤lu, umum mü-dür, muhasebeci, bafl makinist flöyle bir ba-k›flt›lar.”(13) sözleri bizi uyararak dikkatimizi çekiyor. Bundan sonra dokumac›, “Herkesin kendi kayg›lar› var; benim de var.” diyor. Ge-ne, üçüncü kez, “Fabrika sahibi, fabrika sa-hibinin o¤lu, umum müdür, muhasebeci, bafl makinist kafa kafaya verip fiskosa bafl-lam›fllard›.”(14) sözlerinin tekrarland›¤›n› görüyoruz. Ayn› cümle üç kez tekrarlan›yor. Elbette burada ironi, metnin ard›nda sakl›-d›r; emekçi insanlar›n baflkald›rmas› karfl›-s›nda afallayanlar›n gittikçe artan korkusu görülüyor. ‹stediklerini metnin içine göme-rek söylemek asl›nda Orhan Kemal’in anla-t›m sanat›n›n özelliklerinden biridir; sanatç› böylece çok yal›n konulara çok yönlü bir an-lam katmaktad›r.
13
Gerçekli¤i de¤erlendirirken Orhan Ke-mal, kahramanlar›n›n, yani emekçi insanla-r›n ruhsal durumunu ve mant›¤›n› kullan›yor. Orhan Kemal yaln›zca tüm ruhsal ve siyasal sempatisini yöneltti¤i halktan söz etmiyor; yaflam›n gerçekli¤ini yaln›z halk›n görebilece-¤i biçimde yans›t›yor. Orhan Kemal, gerçek-li¤i halk›n gözüyle yans›t›yor ve halk›n ç›kar-lar›n› savunuyor. Yazar, yap›tlar›n› burjuva ideolojisi orta-m›nda, ülkenin kendine özgü toplumsal ve tarihsel geliflmesinden dolay› devrimci tem-ponun çok yavafl oldu¤u koflullarda yarat›-yordu. Bununla birlikte Orhan Kemal, s›ra-dan insanlar›n kifliliklerinde toplumsal özel-likleri yakalayarak belle¤imize yerlefltirmifl ve daha mutlu bir gelece¤e inanc›n› koruya-bilmifltir. Bunu baflarabilmesini de toplum-sal iliflkilerin ald›¤› yönü kavramas›na, tarih-sel geliflme karfl›s›nda edindi¤i bak›fl aç›s›-na, yani bilinçli bir tarih görüflünü benimse-mesine borçludur. Orhan Kemal’in yap›tlar›nda Gorki’ye benzer bir iyimserlik görülüyor. Bu iyimserli-¤in temelinde dürüstlük, yaflama ve insanla-ra karfl› edinilen gerçekçi bir tutum yatar. Yazar, yans›tt›¤› gerçekli¤in bu olumlu yönle-rini, gözleri daha aç›lmam›fl, kölelik bilincin-den kurtulmam›fl insanlar›n dramatik du-rumlar›n›n, onlar›n çektikleri ac›lar›n, ›zd›-raplar›n ve haks›zl›¤›n ard›nda görebilmifltir. Orhan Kemal’in yazarl›¤›ndan söz eder-ken Gorki’nin ad›n› anmam›z›n bir nedeni vard›r. Sabahattin Ali, edebiyatç›l›¤›n›n ilk y›l-lar›nda romantik Gorki’ye yak›nsa, Orhan Ke-mal de asl›nda, temelinde gerçekçi Gorki’ye yak›nd›r. Türk yazar›n›n, Rus yazar›n›n etkisi alt›nda kald›¤›n› flimdilik ileri süremeyiz. Böy-le fikirleri ileri sürebilmek için büyük savlara ve kan›tlara gerek vard›r. Ama bu iki yazar›n birbirine yak›nl›¤› kuflkusuzdur. Orhan Kemal, Gorki’nin yap›tlar›n› anlar ve severdi. “Necati”, “Kitap Satmaya Dair”, “Ekmek, Sabun ve Aflk” öykülerinde Gor-ki’den söz eder. Rus yazar›n›n yap›tlar›nda onu en çok çeken fley, en baflta gerçekli¤in yal›n ve do¤ru olarak betimlenmesi, halk›n daha mutlu bir gelece¤e do¤ru gitti¤i yolun-da bir umut, sonra da Gorki’nin bilgi ve ya-flamda daha onurlu bir yer edinmek için sa-vaflma ça¤›r›s›d›r. “Ekmek, Sabun ve Aflk”ta Orhan Kemal, bir gardiyan olan Galip’le dostlu¤unu an›ms›-yor. Birbirine çok z›t olan iki insan›; kitapla-ra duyduklar› sevgi yak›nlaflt›r›yor. Yazar›n Galip’e verdi¤i kitaplar aras›nda Gorki’nin Benim Üniversitelerim’i de vard›r; ama bu kitap, Galip üzerinde pek büyük bir etki yap-mam›flt›r; o, “Senin, benim gibi herhangi bir adam›n yaflam›na benziyor bu.” diyor. Gorki’nin yap›tlar›, romantik ve düfllerle yaflayan öykü kahraman› iflçi Necati için bü-tünüyle baflka bir anlam tafl›maktad›r. Onu, Gorki’nin ola¤anüstü insan sevgisi heyecan--
14
land›r›r. Hapishanede ranzas›n›n yan›ndaki duvara Necati, büyük bir özen göstererek kömürle flunlar› yazar: “Peflkof - Gorki”. Gorki’nin yaflam›n› kendisine örnek al›p benimsedikten sonra Necati, s›radan bir emekçinin de insanlara yararl› olabilece¤ine inanm›flt›r. Necati o zaman bir kitap yazarak insanlara kendi yaflam›n› anlatmak iste¤iyle yan›p tutuflmaya bafll›yor. Necati, kendisini endiflelendiren moral ve etik sorunlara Gorki’de çözüm ar›yor. “Çocuklu¤um”, “Ekme¤imi Kazan›rken” ve “Benim Üniversitelerim” in yazar› Gorki gibi Necati de, yaflama koflullar›ndan ötürü ken-di sucu olmadan cahil ve kaba kalm›fl insan-lara karfl› anlay›fl ve hoflgörü gelifltirmeye çal›fl›yor. Öykü, yazar taraf›ndan anlat›l›yor (Neca-ti, anlat›c›yla konuflurken ona Orhan diyor). Sonra, Necati’nin, Gorki’ye duyduklar› arac›-l›¤›yla Orhan Kemal, insan ve yazar olarak Gorki’ye karfl› olan duygular›n› dile getirerek ona duydu¤u ilgiyi bize anlatm›fl oluyor. Ha-pisteki emekçinin Gorki’yi okuduktan sonraki duygular›, ayn› zamanda Orhan’›n kendi duy-gular›n› dile getiriyor. “Kitap Satmaya Dair” adl› otobiyografik öyküsünde yazar, Gorki’ye karfl› duydu¤u sevgiyi aç›kça belirtiyor. Öykünün kahraman› iflsizdir; ama elinde kalan tek fleyi, kafas›n› biçimlendiren kitaplar› satmaya bir türlü ka-rar veremiyor: “... Kitaplar›n her birinde ha-fliyeler, notlar, mütalaalar... ‹flte Tolstoy’un ‘Harp ve Sulh’u... Sonra ‘Benim Üniversite-lerim.’ Bilhassa bu... Onda mutlaka Gor-ki’den bir fleyler... Yahut da, o da Gorki gibi yafl›yordu da...”(15) Gorki’nin üçlüsüyle Orhan Kemal’in otobi-yografik yap›tlar› aras›nda büyük benzerlik vard›r; bu, iki yazar›n yaflamlar›ndaki ben-zerlikten geliyor. ‹ki kitaptan oluflan (“Baba Evi”, “Avare Y›llar”) bu Küçük ‹nsan Notlar› adl› kitab› Gorki’ye yaklaflt›ran fley, yaflamla-r›ndaki benzerlik, fikir ve sanat alan›nda iki yazar›n ortak aray›fllar› ve ikisinin de adalet-siz toplum yap›s›n› suçlamamalar›d›r. Orhan Kemal’in “Bir ‹nsan” adl› öyküsünde, herfle-yini, bütün paras›n› pulunu yitiren birisi flöy-le diyor: “- ...Beyefendi! Her yerde insanlar... Ko-flufluyorlar, gidiyorlar, geliyorlar, tutuyorlar, kopar›yorlar... Y›¤›n y›¤›n, v›c›k v›c›k; sürü sürü insanlar... Üzerinize atl›yorlar, lokma-n›z› a¤z›n›zdan kap›yorlar beyefendi. Beye-fendi insanlar kurt gibi, kurtlar gibi sald›r›-yorlar beyefendi!”(16) Bu bize Gorki’nin Be-nim Üniversitelerim’ini an›msat›yor; orada da birisi flunlar› söylüyor: “Ben, h›rs›z gözüy-le bak›lan bir insan say›l›r›m. Do¤rudur, ben suçluyum. Bak›n, herkes h›rs›zl›kla geçini-yor. Herkes birbirini sömürüyor ve kemiri-yor...”(17) Orhan Kemal, kahramanlar›n› -halktan insanlar›- kesinlikle idealize etmiyor. Yaln›z--
ca a¤›r yaflam koflullar›n›n insan›n ruhsal dünyas› üzerinde yapt›¤› çok y›k›c› etkiyi be-lirtiyor. (“Ekmek Kavgas›”, “Köpek Yavrusu”). “Köpek Yavrusu” öyküsünde böyle küçük bir sahne görüyoruz -erkek çocuklar bir de¤-nekte küçük bir köpek yavrusuna vuruyorlar; köpek yavrusu ac›s›ndan ba¤›r›yor, çocuklar da bundan büyük bir zevk duyuyorlar. Bitkin köpek yavrusu, sesini kesti¤i zaman, ona ifl-kence yapanlar üzülüyorlar. Büyük insanla-r›n da kat›ld›¤› topluluk ›srarla “Vur! Vur!” di-ye ba¤›r›yor ve o¤lanlar onlardan cesaret al›p zavall› hayvan için bir sürü yeni iflkence yarat›yorlar. Akl›m›za ister istemez Gorki’nin “Çocuk-lu¤um”undan dizeler geliyor: “Sokaktaki oyunlar›n ac›mas›zl›¤› beni her zaman isyana sürüklüyordu. Bu benim çok rastlad›¤›m, ku-durganl›¤a dek varan bir ac›mas›zl›kt›. Ço-cuklar›n köpekleri ve horozlar› dövüfltürme-lerine, kedilere iflkence etmelerine, Yahudi-lerin keçilerini kovalamalar›na ve sarhofl di-lencilerle alay etmelerine dayanam›yor-dum.”(18). Görüyoruz ki, bu iki yazar› birlefltiren fley, “insan›n” ac›mas›zl›¤›na karfl› duyars›z kalomama biçiminde ortaya ç›kan hümaniz-mad›r. Ama o¤lanlar›n vahfletini ve ac›ma-s›zl›¤›n› suçlarken Orhan Kemal de Gorki de bu davran›fllara yol açan nedenleri ortaya ç›-kar›yorlar; bu nitelikleri gösteren insanlar, asl›nda kendileri mutsuzluk içindedirler yok-sullu¤un ve cahilli¤in kurban›d›rlar. Öyle ki, Orhan Kemal’in öyküsünde ac›na-cak durum da olan yaln›z “›zd›raplar›n› insan-lara anlatamayan” köpek yavrusu de¤il, onun kadar ac›nacak durumda olan, ona ifl-kence yapan solgun yüzlü, zay›f, paçavralar içindeki çocuklard›r. Orhan Kemal’in “ezilmifl ve afla¤›lanm›fl” insanlara karfl› duydu¤u yak›nl›¤›, düflük ka-d›nlar temas›n› iflleyen yap›tlar›nda da görü-yoruz (“Bir Lira”, “Kötü Kad›n”, “Bir Kad›n”, vb). Orhan Kemal, kad›n kahramanlar›n›n yaflam›n› çok so¤ukkanl› ve görünüflte hiç duygular›na kap›lmadan sanki çok al›fl›lm›fl bir fleymifl, gündelik bir fleymifl gibi anlat›-yor. Oysa yap›tlardaki bu so¤ukkanl›l›k asl›n-da, bizi sars›c› bir etki yap›yor. Bu kad›n kah-ramanlar›n yazg›lar›na kaç›n›lmaz bir fleymifl gibi boyun e¤meleri, okurda bir isyan duygu-su uyand›r›yor. Gene Gorki’nin Ekme¤imi Kazan›rken ad-l› roman›ndaki Natalya akl›m›za geliyor. Üç-lünün yazar›, bu kad›nla son görüflmesini flöyle anlat›yor: “Ben onun bir sokak kad›n› oldu¤unu hemen anlad›m; çünkü o sokakta baflka kad›n yoktu. Ama bana bunu kendisi aç›klad›¤› zaman duydu¤um ac›madan ve utançtan gözlerim yaflard›. Kendisinin bunu sanki bildi¤ini görmek benim içimi da¤lad›; çünkü daha k›sa bir süre önce öylesine gö-züpek, öylesine özgür, öylesine ak›ll› bir ka-d›nd› ki o!”(19).
Gorki gibi Orhan Kemal de bu dünyadaki yaflam› yaratan, eme¤in büyük yükünü omuzlar›nda tafl›yan, ama meyvalar›ndan hiç yararlanmayan yeni bir halk›n do¤uflunu anlat›yor. Orhan Kemal’in, halk›n zor yaflam›-n› yans›tan yap›tlar› kesinlikle kötümser bir hava tafl›m›yor; çünkü yazar, halk›n tüken-mez gücüne ve mutlu gelece¤ine inanm›flt›r. Orhan Kemal’in yap›tlar›n› okurken, ister istemez Gorki’nin flu güzel sözleri akl›m›za geliyor: “Bizim yaflam›m›z çok flafl›rt›c›d›r, çünkü hayvan gibi insanlar›n oluflturdu¤u ta-baka ne denli do¤urgan ve kal›n olursa, o denli bu tabakay› delerek geliflen parlak, sa¤l›kl›, yarat›c› ve iyi insanlar ç›k›yor; bu da ayd›nl›k ve insanca bir yaflam›n yeniden do-¤aca¤› yolunda bize büyük bir umut veri-yor.”(20) Orhan Kemal’in “Hamam Anas›” (1955) öyküsü, içerik ve sanat aç›s›ndan öteki öykü-lerinden oldukça ayr›d›r. Emekçi halk›n ada-letsizli¤e karfl› baflkald›r›s›n›, mertli¤ini, sa¤-lam inanc›n›, sömürgenlere ve zalimlere kar-fl› nefretini, giderek eylem ça¤r›s›n› bu öykü-sünde yazar, alegorik bir biçimde anlat›yor. “Hamam Anas›”ndaki hümanist tutum ve çok belirgin romantik üslup yazar›, Gorki’nin “‹talyan Öyküleri”ne ve bunlar›n aras›nda çok tan›nan “Ölümü Yenen Kad›n” öyküsüne yak-laflt›r›yor; ama elbette bu tema her iki yazar-da baflka baflka iflleniyor. Gorki’de ana, ölümü yenen kad›n olarak görülüyor. Ana, “bu dünyan›n kanl› k›rbac›” olarak tan›nan Timurlenk’i kendi istemine boyun e¤meye zorluyor ve korkunç Timur-lenk, kad›n›n sözüne uyarak esir düflen o¤lu-nun bulunmas› için üçyüz atl› ç›karmaya mecbur kal›yor. Gorki, öyküsünü flöyle bitiriyor: “Bütün bunlar, gerçektir. Her bir sözcü¤ü gerçek-tir. Bunu analar›m›z biliyor. Onlara sorun; Onlar size: “Evet, bu ölümsüz bir gerçek. Biz ölüm-den daha güçlüyüz. Biz dünyaya kahraman-lar, flairler ve bilge kifliler arma¤an ediyo-ruz. Dünyaya, ün salan her fleyi biz ekiyoruz, diyeceklerdir.”(21) Orhan Kemal’in yap›t›nda Hükümdar’la tart›flan dul kad›n, Firavun Tutankamen’den Ehramlar yap›l›rken can veren kocas›n›n öcünün al›nmas›n› istiyor. Ama, “Kad›nca¤›z anlatmaya çal›flm›flsa da, Hükümdar bu dertlinin derdinden ne anlar. Gürlemifl: “Y›k›l karfl›mdan!”(22) Kad›n gider, ama aray›fl›ndan vazgeç-mez. Y›llar, yüzy›llar geçer. Baflka hüküm-darlara baflvurur. Peygamberlere ve Allaha yalvar›r. Ama hesaplaflma saati henüz gel-memifltir. Öykü flöyle sona eriyor: “Kim ne derse desin, bu sab›rl› kad›n günün birinde Tutan-kamen’den hakk›n› alacak, as›rlard›r çektik-lerini onun hükümdar burnundan fitil fitil ge-tirecek! Ben buna inan›yorum.”(23).
Bu iki yap›t›n kad›n kahramanlar› birbiri-ne çok yak›nd›r. Örne¤in Gorki’de flu dizeler var: “Hükümdar’›n önünde, eski püskü ve gü-neflte solmufl giysiler içinde, yal›nayak, ç›p-lak ba¤r›n› örtmek için siyah saçlar›n› omzu-na serpmifl, tunç yüzlü, hükmeden gözleriy-le bakan kad›n›n Aksak Timur’a uzatt›¤› es-mer eli hiç titremiyordu.”(24). Orhan Kemal bu kahraman kad›n› flöyle anlat›yor; “... Siyah çarflaf›na s›k› s›k›ya bü-rünmüfltür... ve kara gözlerinin ak›yla beyaz beyaz bakar. Dilenciye benzemedi¤i için, sa-daka verip vermemekte tereddüt edilir”(25). Gorki’nin, anan›n Timurlenk’e uzatt›¤› eli-nin titrememesine dikkatlerimizi çekifli rast-lant› de¤ildir. Bu el yalvarm›yor, buyuruyor. Orhan Kemal’de de ayn› fleyi görüyoruz; in-sanlar kad›na sadaka vermeye bir türlü ce-saret edemiyorlar. O, ac›nacak bir dilenci de¤il, öc saatini bekleyen bir büyücüdür. Orhan Kemal de Gorki gibi, kahramanca davranan bir kad›n kiflili¤i karfl›s›nda yenik düflen Hükümdar temas›n› gene Gorki’ye ya-k›n bir üslupla iflliyor. Bununla birlikte Orhan Kemal, siyasal (püblisist) bir yazar olarak bu öyküde tema-ya iki yanl› bir çözüm getiriyor. Bu çözümler-den biri, do¤rudan do¤ruya masal yap›s›na uygun bir sonuç, ötekiyse aç›k ve özlü bir so-nuçtur. Hat›rlatmak isteriz ki Orhan Kemal, hiçbir zaman aç›kça didaktik sonuçlardan yana olmam›flt›r. 50’li y›llarda yaz›lan “Ha-mam Anas›”, Gorki’nin masal›ndan daha be-lirgin toplumsal ve k›flk›rt›c› bir özellik göste-riyor. Orhan Kemal’in yazar olarak ortaya koy-du¤u kendi görüfllerini aç›fl› her zaman do¤-ru olarak anlafl›lm›yor. Ayn› fley, zaman›nda Gorki’nin yap›tlar›n›n de¤erlendirilmesinde de olmufltur. Yüzy›l›n bafllar›nda baz› burjuva elefltir-menlerinin Gorki’nin yap›tlar›n› oluflturan özellikler aras›nda yaln›zca kapitalist dünya-ya yöneltilen elefltirileri gördüklerini belirt-mek ilginç olacakt›r. Bu konuda bir Frans›z edebiyatç›s› ve Akademi Üyesi olan Melchior de Vogüe’ün aç›klamas› ilginçtir: “Revue de deux Mondes” da (1 A¤ustos 1901) ç›kan bu aç›klamada ünlü Melchior, Gorki’nin ya-p›tlar›n› hiç anlamad›¤›n› göstermifltir. Vogüe, Gorki’nin gözlemlerinin çok s›n›r-l›, gerçe¤e bak›fl aç›s›n›n da çok dar olmas›-n› elefltirerek flöyle devam ediyor: “... ve çok rastlanan bir iki istisna d›fl›nda Gorki, hiçbir zaman emekçi s›n›ftan yukar›lara ç›km›yor ve toplumun s›n›f d›fl›na itilmifl olan ayak ta-k›m› üzerinde durmaktan büyük bir zevk al›-yor.” Rus yazar›n›n yap›tlar›nda insan yafla-m›n› zorlaflt›ran koflullara karfl› içten ve ›s-rarl› bir baflkald›rman›n bulundu¤unu kabul ederek Frans›z yazar›, gene de ›srarla Gor-ki’nin “olumsuzlamadan baflka bir fley getir-medi¤ini”, ahlâk alan›ndaki aray›fllar› bak›-m›ndan onun, öncüleri olan Dostoyevski ve
Tolstoy’ dan daha geri kald›¤›n› söylüyor. Oysa ayn› y›l içinde ünlü Amerikal› yazar Jack London’›n yay›nlad›¤› bir makale, Gor-ki’nin dünya demokratik toplum fikrinin tem-silcileri taraf›ndan do¤ru anlafl›ld›¤›na tan›k-l›k ediyor. Asl›nda Jack London, Gorki’nin dünya edebiyat›na getirdi¤i yenilikleri gör-müfltür. “Bizim pazarlar ve borsalarla dolu dünyam›zda, spekülâsyonlar ve al›m sat›mla u¤raflan yüzy›l›m›zda her ülkeden yükselen ›srarl› sesler, yaflamdaki gerçekli¤i suçluyor-lar...” diye yaz›yor Jack London. “Bütün Rus meslektafllar› gibi Gorki’nin yap›tlar›n›n özün-de de heyecanl› bir baflkald›rma var. Onun s›ms›k› kapanm›fl yumru¤undan süslü püslü bofl fleyler de¤il, yaflayan bir gerçek, a¤›rl›¤› olan, kaba ve itici, ama gene de bir gerçek dökülüyor.”(26). Jack London, Gorki’nin ustal›¤›n›n ger-çekçi bir yazar›n ustal›¤› oldu¤unu anl›yor ve bunda hakl› olarak Gorki’nin gerçekçili¤inde-ki gelece¤e yönelik yenili¤i görerek flunlar› yaz›yor: “Onun gerçekçili¤i kendisinden önce gelen Turgenyev ya da Tolstoy’un gerçekçili-¤inden daha etkindir. Gorki’nin gerçekçili¤i, onlar›n çok nadir eriflebildikleri coflkun, tafl-k›n bir düzeyde soluk al›yor; böylece onlar-dan devrald›¤› yazarl›k tac›n› Gorki, kendi genç bafl›nda büyük bir onurla ve görkemli-likle tafl›yaca¤›n› kan›tl›yor.”(27). ‹lke olarak eskiyle ba¤daflmama, gelece-¤e inançta dolu olma, yeni ve özgür insan bi-lincinin oluflmas› Rus ve Türk yazarlar›n› be-lirleyen ve birbirlerine yaklaflt›ran özellikler-dir; bu özellikler ayn› zamanda onlar›n ger-çekçili¤inin yeni bir niteli¤idir. Toplumsal-estetik düzeyde edebiyat olgu-lar›, yaln›z bunlara duyulan toplumsal gerek-sinme oran›nda gelifliyor. Yaflam›n gerekli koflullar› oluflturmas›yla genel olarak her edebiyatta, özel olarak da Türk edebiyat›nda elefltirel ger çekçili¤in ötesine geçildi¤ini gö-rüyoruz. Asl›nda, elefltirel gerçekçilik de ye-ni fikir-estetik araçlar›n› tafl›yan bir edebiyat do¤uruyor. Dünya edebiyat tarihine bakar-sak, elefltirel gerçekçili¤in de romantik ede-biyat›n kazan›mlar›ndan kal›n bir duvarla ay-r›lm›fl olmad›¤›n› görüyoruz. Örne¤in, Bal-zac’›n ve Dickens’in yap›tlar›, romantik e¤i-limlerden hiçbir zaman ar›nm›fl de¤ildir. Ay-n› biçimde Orhan Kemal’in yap›tlar› da yeni bir gerçekçili¤in belirtilerini tafl›makla birlik-te elefltirel gerçekçilikle ba¤lar›n› koparm›fl de¤ildir. Genellikle ça¤dafl gerçekçilik, özellikle de Türk gerçekçili¤i, çok de¤iflik e¤ilimlerin yan yana bir arada bulunmas›yla belirlenir. Türk gerçekçili¤inde sosyalist e¤ilime ba¤l› edebi-yat›n yönelifli gittikçe güç kazanmaktad›r. Or-han Kemal’in yap›tlar› da, bu edebiyat›n ne denli güçlü oldu¤unu kan›tlamaktad›r.❏
15
çima
Da¤dan sesler ça¤›rd› seni Da¤›n doru¤una Do¤an›n; topra¤›n yüzünü örttü¤ü, yamaçlar› yeflile kesti¤i düfl ülkesi köyündesin. Aral›k b›rakt›¤›n pencereden rüzgâr, ›hlamur ve yasemin kokusunu getirdi odana. Denizden yosun kokusu ve mavi... Sevinmedin, ferahlamad›n. Bir ac›dan baflka boflluklara savruluyordun. Temmuz s›ca¤›nda buza kesmifl derelerin coflkusuna ald›rmad›n. Babaannenin "yavri, yavri" diye saçlar›n› okflamas› sevince dönüflmedi yüzünde. Rüzgâr flark› söylüyordu a¤açlarda, sen flark›lara bile kat›lmad›n. Türküler ac›ya dönüflüyordu içinde. Burgaçlanarak büyüyen sanc›, giderek bofllu¤u büyütüyordu. Yaln›z yaflamak, yaln›z soluk almak ürpertti. Ac›yla ovuflturdun gö¤sünü. Aln›nda biriken ter damlalar› gözyafllar›nla birlikte yata¤›n› bulmufl su gibi ak›yordu yanaklar›ndan. Yeryüzünün kirpi¤i mavi gözlerin pusluydu ve uza¤a bak›yordu. Yaralanm›fl bir boran gibi sessiz ve içine a¤l›yordun. Uzaktayd› sokaklar ve bayraklar. Uzaktayd› düflleri resmeden sevgili yoldafllar. Geçen günlerde, y›llar giz-
16
liydi. Ifl›¤a ve sofraya küsmüfltün. Uzad›kça günler, Zehra'ya benziyordu ellerin; yüzün Canan'a. Soluk almakta zorluk çekiyordun ve kirpiklerin a¤›r bir perde gibi iniyordu gün›fl›¤› gözlerine. Sana ödül diye sunulmufltu bu uzakl›k. Sen kuyunun dibinde taflt›n, kendi içinde tutsak. Büyüklerinin ayaklar›nda, korkunun tanr›lar› koruyordu seni sana karfl›. Seni türkülerden, seni bayraklardan, seni bir da¤›n kalbinden. Telefon telleri sessizdi, sesin da¤› aflam›yordu. Sorular›n karfl›l›ks›zl›¤› derine çekiyordu seni, dip dalgalara. Kendini, dalgan›n karaya vurdu¤u kadavraya benzetiyordun. Uzak sahillerde sahipsiz bir flark› gibiydin. ‹ndi yüzüne yaln›zl›¤›n perdesi. Kalbine ya¤murlar ya¤›yordu, akl›na ölüm. Ellerin yüzünde parmakl›klar a¤l›yordun. Sesin sana yabanc›. Dargeçit bo¤az›n, dilinde kekeme sözcükler. Ve sonra da¤ ça¤›rd› seni Da¤›n kalbi Tebdilsiz ç›kt›n yola, ›fl›ks›z, derhesiz. Haritas›z, pusulas›z. Siste iz k›r›lmaz ki! Yol için y›ld›z-
mehmet özer
deneme
lara güvendin. Bulut da¤a dolanm›flt›. Giderek büyüyordu da¤›n yaln›zl›¤›. Koyaklar› dolaflan rüzgâr dallarda ac› ›sl›klar çal›yor ve sis ya¤›yordu kirpiklerine. Gündönümüyle bafllam›flt›, ya¤mur çiseliyordu. Yüzünü öpüyordu ya¤mur damlalar› kendi dilinde m›r›ldand›n. "Çima" dedin, "Çima". Kibritçi k›z›n öyküsü düfltü akl›na. Sen, yüzünü öpen ya¤mur damlalar›yla gülümsüyordun. Kibritçi k›z, ateflin alaz›yla düfl kuruyordu. "Da¤lar! Bir ses, beni yaflama ba¤layacak bir ses duymak istiyorum. Çekilin aradan! Bir soluk ömrüm olsun." dedin. Dönüp durdun da¤›n doru¤unda, sesin yank›s›zd›. Gün biterken, yol da bitmiflti. Sis örtmüfltü dönüfl yolunu, bulamad›n. Gün biterken yol da bitmiflti ve uçuruma sürükleniyordun. Sesinin yank›s› boflluklara düflüyor, ça¤r›n, 盤l›¤a dönüflüyordu. Yar bafl›nda durdun. Bir ad›m sonras›... Yardan bakt›n, Canan ve Zehra'y› gördün. "Ay vadisinde ölüm yok ama flark›n› henüz bitirmedin, sevdan› ço¤altmad›n, sular›n sesini dinle." dediler sana. "Sular düze indirecek seni". Da¤›n dals›z yamac›nda söze tutundun. Y›ld›zlardan niyet tuttun. "Kayarsa e¤er!.." Yer de¤ifltirmedi düfllerin. Da¤ akflamlar›n›n ayaz› ürpertti seni ve gecenin sesleri. Ya¤mur teninde ince buz damar›. "Da¤larda dövüflenler var" dedin, ya¤murda ve so¤ukta. Korunmak için, da¤›n kalbine s›¤›nd›n. ‹yice büzülerek, ayaklar›n› karn›na do¤ru çektin; bafl›n, gö¤süne gömülü. Kendi yürek s›n›rlar›na çekildin. Gece örtmüfltü her fleyi. A¤›rlafl›nca kirpiklerin, uyudun. Ayd›nl›k düfller gördün. Kalabal›klar içindeydin ve kolkola yürüyordun flark›lar söyleyerek. Gün a¤arm›flt› üstünde. Seslere uyand›n "yavri, yavri nerdesin?". Sesler ço¤alarak yaklafl›yordu. Kirpiklerini aralad›n, ufukta sisi y›rtan ›fl›¤› gördün. Da¤›n seslerine ayk›r› bir sesti. Telefonun çalmaya bafllad›. "Çima, Çima nerdesin?" Yüzünü öpen ›fl›¤› okflad›n, gülümsedin. Ücra yaln›zl›¤›n bitmiflti. Da¤da s›nad›n kendini Da¤›n uçurumunda Sen kazand›n...❏ Çima: Lazca ya¤mur damlac›¤›.
selma kubat
fliir
Bu sevda ateflin ve güneflin s›cakl›¤›nca Bu sevda günefle varmak için vurmak için karanl›¤a ayd›nl›¤›n yolculu¤u bu. Bu atefl s›cakl›¤›nda atefl ›fl›¤›nda bir yol ateflin s›ca¤›n› duyup ›fl›¤›yla yol alaca¤›z ›fl›yacak ve yanaca¤›z... Bu yaln›z atefl çemberi de¤il kor alev k›zg›nl›¤›d›r Üflüyen çocuklar› toprak daml›, s›vas›z evleri Üstünde bafl›nda olmayanlar›
›s›tacak bu kor alev yan›yor yanacak yakaca¤›z. Günefle hasret kalanlara gün do¤umunu gün bat›m›n› so¤uk mahzenlerde karfl›layanlar Madenciler demirciler bütün iflçiler memurlar ö¤renciler ayd›nlans›n yang›n›mdan alevimiz ›s›ts›n diyedir bu atefl ve günefl yolculu¤u atefle ve günefle sevdam...
17
günümüz fliiri üzerine notlar May›s’ta, ayn› semtte oturan, az çok niteli¤ini bildi¤imiz ailelerle bir piknik düzenledik. Piknik alan›na var›nca, epey ter dökerek; kocaman bir semaverde çay demledik. Elimizde tavflankan› çaylar, kilimlere yay›ld›k. Baz›lar›m›z ara s›ra bir fleyler söyleyecekmifl gibi öksürüp bo¤az›n› temizlemeye bafllad›. Kimi zaman birbirinden kopuk cümleler ç›k›yordu sa¤dan soldan. Günefl alt›nda yanan emekçi semtlerinin üzerinden, uzaklardaki körfezin parlak mavisini seyrediyorduk; en az›ndan öyle görünüyorduk. Aram›zda dolaflan havadan da biliyorduk ki günlerden 18 May›s’t› ve hepimiz ya¤murlar›m›z›, günefllerimizi, ebemkuflaklar›m›z›, yamuk bir köylü flapkas›n›n alt›nda gülen, b›çk›nlaflan, hüzünlenen o ince dudakl› delikanl›n›n karanfil bak›fllar›na takm›flt›k. Birisi yeniden bo¤az›n› temizledi ve “fiimdiki çocuklar ne kadar a¤›r dersler görüyorlar de¤il mi?” dedi. “Bizim ortaokulda gördü¤ümüz konular›, onlar ilkokulda görüyorlar.” Baflta küçük çocuklar olmak üzere hepimiz ona döndük. Bir anne “Sahiden be!” dedi, “Vallahi, art›k ben bile yard›m edemiyorum benim o¤lana.” “Çok a¤›r yükleri var can›m!” dedi baflka bir anne ayn› s›k›nt›yla. Konuyu açan dostumuz gülümsedi: “‹yi ama benim babam on alt› yafl›nda evlendi, on yedisinde çobanl›k yap›p ev geçindiriyordu, bir de çocu¤u vard›.” “Aman can›m, o zamanlar okul
18
18
yoktu ki! ‹nsanlar mecburen erken yaflta yaflam›n yükünü omuzluyordu.” “Peki, yirmi yafl›ndaki o¤lumuz, örne¤in; do¤du¤u yere gidip, ‘falanca ildeki s›n›flar›n tahlili’ bafll›kl› bir dizi yaz› kaleme alacak bir düzeye gelebilir mi?” Dostumuzun geldi¤i yeri hissetmifltik birden. Devam etti: “... ya da düflünün ki yirmi befl yafl›na gelmifl, ülkesinin ve dünyan›n tarihini de¤ifltirebilecek bir partinin bafl›na geçmifl, bir de kalkm›fl ‘Ne Yapmal›’ diye, yüz y›l sonra bile okuma ihtiyac› duyulacak bir kitap yazm›fl!” Anlam›fls›n›zd›r, ilk örnek ‹brahim Kaypakkaya’y›, ikincisi Lenin’i anlat›yordu. Art›k daha zekiyiz gerçekten. Daha çok teknolojik donan›ma, daha çok bilgiye sahibiz. ‹yi ama ne için tüm bunlar! Kendi bireysel tarihlerimize bile en küçük bir müdahale özgürlü¤üne sahip miyiz? Yoksa dar bir koridorda “Ben özgürüm!” deyip trencilik oynamak m› bütün yapabildi¤imiz. “Ç›lg›n›z biz abi be, ç›lg›n›z!” m› diyoruz. Bir sokak köflesinde, toza çamura ve ak›p giden insanlara ald›rmadan, bir kutu biray› gitar eflli¤inde içerken. Art›k sadece ufkumuz de¤il, ufuk diye sunulan dar koridorumuzun ayr›nt›lar› da tekellerce çiziliyor. Ve tekeller zavall› ç›lg›nl›klar›m›za bak›p, “Öp hadi özgür çocuk, öp!” diyor bir gözünü kapatarak. Bütün bunlar›n günümüz fliiriyle ne ilgisi var? Olmaz m› hiç! Bak›n tipik örne¤e, Küçük ‹skender’in fliir-
‹stiklal Caddesi
koca flehir u¤ulday›p yat›yor sesi yok elleri yok saçaklarda ya¤mur olmufl amans›z ve dilsiz bir zaman mart›lar bu flehirde yaflam›yor ‹stiklal saç marka ve metamorfoz y›¤›n› daha dün k›z›l bir çekiç dövüyordu Cumartesi’lerin kay›p kap›lar›n› 盤l›k küresellefliyor 盤l›k 盤l›¤a aç›l›yor her kap› donmufl ellerimize kan›yor içimizin en yak›n yeri çocuk gülüflleri F tipleri ‹pe dizilmis tütün Irak’ta bir halk neferi Cudi’de bir kaya iflsiz insan yüzleri ve o yüzlerle k›rbaçlanan iflçi elleri kan›yor bizden daha bizim kavgalar sevgilim görmüfl ve anlam›flsak suçtur art›k görmezden gelmek perçemini aln›na düflür diline k›z›l bir flark› bir ses istiyorum u¤ultularda bir çocuk do¤ural›m geri ça¤›ral›m mart›lar› uysal himmet, temmuz 2003, beyo¤lu
uysal himmet
deneme
lerine, vesikal›-vesikas›z farketmez, ç›lg›nca öper! Cinsel kartvizitini de flak diye koyar masaya, tam bir ç›lg›n abisi! En küçük bir kurumsal haks›zl›¤a karfl› bile gelemeyince nerede ç›lg›n olaca¤›n› bilen ak›ll›lardand›r! Günümüzle ilgili olan›n, günümüz fliiriyle de ilgisi olmas› kaç›n›lmaz de¤il mi zaten. Devrimci dalgan›n geri çekildi¤i koflullarda “Dalgac› Mahmut”un ve onun “vesikal› yar”inin arz› endam ediflidir bu. Bir yandan eflek gibi de fark›ndad›r yaflam›n her boyutunun, yaflamaktad›r çünkü. Her fley gelip, bir yan›na de¤mektedir ama kaçmaktad›r iflte. Yaflam› bir öküz gibi boyunduru¤a vuran her fleyden mümkün oldu¤unca görmezden gelerek (çünkü görmek mücadeleyi gerektirmektedir veya umudu yoktur; ya da niyeti) onlar› yok farz ederek, gerekirse bunun teorisini üreterek kaçmaktad›r. Öyle kaçar ki fliirler de gündüz yaflanan bir fleyler bulmak neredeyse olanaks›za yak›nlafl›r. Gece, yakamoz, ay ve y›ld›z doludur fliirler. Yaln›zl›k, en fazla iki kiflilik yaln›zl›klarla doludur. Tamam›na yak›n› k›sa birer reklâm filmi gibidir. Ne tekstil atölyelerinde, ne tütün tarlalar›nda, ne de bir semtte, bir mahallede geçmemektedirler. Kumsal d›fl›nda koordinat vermezler. Hatta aflk›n varl›¤› bile tart›flmal›d›r. Aflk›n muhataplar›, Amerikan taklidi eski Türk filmlerindeki gibi sosyal, s›n›fsal konumlar›ndan kaçm›fllar, o h›zla da solu¤u müsait bir kas›kta alm›fllard›r. Ara s›ra oradan bafl›n› kald›r›p ba¤›rmaktad›rlar: “Ben özgürüm, ben özgürüm!” Ama e¤er fliir ba¤›rm›yorsa, yani fazlas›yla anlafl›lmazsa görürsünüz ki bu kez de ço¤unlukla kendi içine ba¤›rmaktad›r. “fiu anda kendi içimdeyim, size cevap veremiyorum. Bir mesaj›n›z varsa editöre b›rak›n›z!” diyen fliirlerdir bu ikinciler. ‹çerik ayn›d›r: yaln›zl›k ve yaln›zl›¤a yard›m ve yatakl›k eden gece. Ö¤ütecek bu¤day bulamayan de¤irmen kendini ö¤ütürmüfl. fiiir de söyleyecek sözünü yitirdikçe sözcük oyunlar›yla u¤rafl›r olmufltur. Kula¤›n› tersten gös-
termeyi imge saym›flt›r. Bu fliirlere art›k merhabayla de¤il anahtarla girilmektedir. Onlar› çözümlemek bulmaca çözümlemek gibi bir fleydir. Bu anlam›yla ayr›cal›k tan›maktad›r yazan›na ve okuyan›na. Yaflam›n derinli¤ine nüfuz edemedikçe nüfuz edilemeyen derinlik görüntüsü fliir olarak önümüze sürülmektedir. “Merdivenden at beni/in afla¤› tut beni” diyen dizelerin basitli¤inden ve derinli¤inden ayr›lm›fl, kendi içinde kaybolmufltur flair. Tafl›d›¤› sözcüklerden kat kat fazlas›n› söylemesi gereken fliir, tafl›d›¤› sözcükleri bile söyleyemez olmufltur. “Demirelvari” fliirlerdir. Sayfalarca konuflup iki dizelik söz bile söylememektedirler. Kendi içine kaçman›n fliirleridir bunlar. Zat-› âlileri baflkalar›n›n yaflam›yla ilgilenmiyor olsa da baflkalar›na gelin beni çözün diye yalvarmakta sak›nca görmemektedir. Sanki onlar “hiçbir fleyden çekmemifllerdir, nas›rlar›ndan çektikleri kadar.” Günümüz fliiri elbette bunlardan ibaret de¤il. Ancak günümüze damgas›n› vuran yenilgi ve kaç›fl havas›ysa, fliire damgas›n› vuran da bu yenilgi ve kaç›fl fliirleridir. Bu bahsettiklerimiz ço¤unlukla emekçi semtlerinin uzaklar›ndan geçmektedir ama verdikleri kirli nefesin ald›¤›m›z havaya kar›flt›¤› da bir gerçektir. Bu yaz› teknik bir yaz› olmas›n dedim. Yazarsam daha sonrakilerde tek tek örnekler üstünde durmak istiyorum. Ancak, biz bunlar› felsefede demiyorum (orda nefesimizle de yeneriz) estetikte, yani örne¤in Grup Yorum’un kendi alan›nda yapt›¤› gibi, fliir alan›nda yenebilirsek iflte o zaman yaflama basan bir aya¤›m›z daha olacakt›r. Devrimin temel sorunu umut sorunudur ve biliyoruz ki bir dize bin bildirinin ayakta tutamad›klar›n› düflman›n önüne ç›karabilir. Devrimin böyle dizeleri de var bir yerlerde, devrimden beslenen, devrimi besleyen. ‹fl o dizeleri beslemekte.❏
Ölüm Orucu ölecek biliyor herkes doktor raporu var türkülerle büyüttüğün oğlun türkülerle ölecek ağır ağır kuruyup granit bir yontu gibi görkemli duruşu yıkılacak ve de yüreği duracak varacak kaynağı dinamitlenmiş ırmaklara şafağın nabzı atarken gözlerinde yarınlara zeki k. ergin 19
yat›yorum kan içinde at›yorum kan içinde. Kendi kan›m›n içinde yat›yorum. Tenimden ayr›ld›kça kan ve yi-ne tenimin etraf›nda göletlendikçe, s›tma bast›r›yor gibi oluyor vücudum. fiafl›lacak fley; kana dayanamam ben, içi aç›lm›fl bir yaraya. Ama flimdi bafltan bafla bir yaray›m ben. Ve az önce kendi ellerimle, kendi çocu¤umu öl-dürdüm. Evet, kendi ellerimle, ucu keskin bir parmakl›k demiriyle boydan boya yard›m karn›-m› ve kesip kordonunu, bir çocuk cesedi f›rlat-t›m betonun üstüne. Beton flafl›rmad›. Çok çocuk cesedi, çok yaral›, çok ölü gördü, çok. Demir de flafl›rmam›flt›r. Ben flaflk›n›m, çün-kü kana dayanamam ben. Ama hiç tereddüt etmedim bat›r›rken demiri tenime. Ac›s›n› düfllemedim hiç, korkmak akl›ma bile gelmedi belki. Çok uzun süredir bekliyordum bu an›. Planl›yordum sab›rla. Keskin bir fley, keskin bir fley geçse elime... Kendi tekmeleriyle öldü-rürler zaten kendilerinden sayd›klar› çocuklar›-n› diye umut ettim. Büyüdü karn›m, befl ayl›k halini ald›. Bu gün koridordaki vahflet sahnele-rinden k›r›k bir parmakl›k demiri düfltü hücre-me. Nihayet ölüm düfltü hücreme. Çölde kü-çük bir su yata¤› bulmufl gibi atlad›m üstüne. Beklemedim hiç, tereddüt etmedim. Kapt›¤›m gibi saplad›m karn›ma. Ölüm düfllenir mi? Ben hep bu an› düflledim. Çocukken elimi; h›zla koflarken, ucu aç›k kalm›fl bir cam parças›na sürtüp kesmifltim. Ama fark etmemifltim kesildi¤ini. Bir süre sonra el ele bir tekerlemeyi ba¤›ra ba¤›ra söy-lüyorduk; - Dalk issine, melo rinc. Be¤titni... Ellerime bulaflan kan› gördüm. Sonra ya-ram› ve yaram›n içinden sarkan et parças›n›. Can›m çekildi sanki. Güç denen fley, ayakta tu-tan beni her neyse, ak›p gitti vücudumdan. Tit-redi dizlerim. -...m¤ellimti te ciyb kuus basal... Kara bir perde kaplad› gözlerimin önünü, uzaklaflt› sesler. Gerisi sonsuz bir karanl›k. Kolonya kokular›yla uyand›m temiz bir ya-takta. Baflucumda annem. Annem... Annem yetmifl iki yafl›na girmiflti bu sene. Evini y›kan bir tanka lanet ya¤d›r›rken tam aln›--
Y
20
n›n ortas›ndan vuruldu. Sonra delik deflik etti-ler bedenini. Nesinden korktular bilmem. O gün, elim kesildi¤inde yani ilk bayg›nl›¤›m-da, ac›y› ve ölümün korkusunu tatt›m. Geceler boyunca a¤lad›m yast›¤›ma gömülüp. Ya ay›l-masayd›m. Allah’›m hepimiz ölecek miyiz? An-nem, babam? Ölecek mi hepsi? Ya nenem? A¤lad›kça bir karanl›¤a yuvarlan›r gibi olur-dum. O an› hat›rlard›m ve dayanamazd›m kan görmeye. Sonra evlendim, anne oldum. Biraz daha al›flt›m ac›ya. Daha güçlüydüm çocuklu¤uma göre. Ama tüm korkular›m çocuklar›ma dair-di flimdi. fiimdi onlar için a¤l›yordum gizli gizli. Ve befl yafl›ndayken o¤lum Körfez Savafl› denilen sald›r›da, ya¤mur gibi ya¤an bomba-lardan birine hedef oldu. Kanl› ayakkab›lar› kal-d› bir tek geriye. Sonra kocam h›nçla, kinle, öf-keyle f›rlad› sokaklara. Bir daha geri dönmedi. Ben ölüme de¤il, ölenlere a¤lamay› ö¤ren-dim. Sonra a¤lamamay›, kin tutmay› öc alma-y› ö¤rendim. Bir de k›z›m vard› benim; Ayflad. Narin, tez, ince. Rüzgârda k›r›lacak gibiydi bilekleri. Kocaman kara gözleri yerden baflka az fley gördü belki. Ve katliamdan baflka. Kara saçla-r›n› okflamaya doyamazd›m. Kokusuna, naz›-na doyamazd›m. Ben öleyim senin yerine, ben öleyim. Sesi serçeyi incitir gibiydi. Kadife üstü iz gibi. O gece, silahlar›yla girdiklerinde evleri-mize, çok ç›kt› Ayflad’›m›n sesi. Ç›¤l›k 盤l›¤a... Irz›na geçtiler döve döve. Hemen ard›ndan ast› kendini. Ben yetemedim. Yat›yorum kan içinde. Kendi kan›m›n için-de yat›yorum. Düflüm, ölmek bir an önce. Ka-na dayanamam ben. Tavandaki kurflun delik-lerini say›yorum. Daha çok insan öldü burada. Befl yüz insandan artan olsa her on delik, her hücrede on delik, üçyüz elli hücre, on yedi ha-pishane, yirmi iki flehir, kaç katliam eder? Kaç ana rahmini deflecek kadar flansl›? Her kar›fl topra¤›n alt›nda kaç insan can›na karfl›l›k pet-rol vard›r? Bir petrol yata¤› kaç katil eder? Bu-nun için mi ö¤rettiler matemati¤i bize? Kaç kuruflluktur insan onuru? Onuruna kaç kez sa-hip olursan, tutsak edilirsin? Sahip olmak in--
denef demiray
öykü
sanl›k onuruna eflittir? Tutsakl›k m›d›r ya da ölüm? Bir tutsa¤›m ben. Tek suçum onurumsa, suçtur tutsakl›k. Kan koklamak isteyenlere, kanl› petrol isteyenlere, vatan sevgisine nam-lu çevirenlere, yalanc›lara, katillere, ›rz düfl-manlar›na direnmek suçsa, suçtur tutsakl›k. Ebu Garip'te tutsa¤›m ben. Namuslar›m›za sald›rd› iflgalciler. ‹nsanl›¤›m›za. Bu topraklar-da olman›n bedelini istediler bizden. Vermedik kan içinde. Elektrotlara ba¤l›. Bafl›m›zda çuval. Ç›plak. Çocuklar›n› do¤urmam›z› istediler. Ka-n›m›za sahip olmak istediler. Gebe b›rakt›lar hepimizi. Biz o¤ullar›m›z›, k›zlar›m›z› gönderdik de ölüme, vermedik onlar›n eline. Kan içinde yat›yorum flimdi. Boydan boya yard›m karn›m› ve kesip kordonunu, bir çocuk cesedi f›rlatt›m betonun üstüne. Yat›yoruz ka-n›m›n içinde. Ç›¤l›klar yank›lan›yor. Ç›¤l›k 盤l›¤a ölümü ar›yor burada hücreler. Savaflç›lar›na yalvar›yor Ebu Garip: “Gelin ve öldürün biz! Yok edin buray›!” Duyuyorum hücrelerin sesini. Üflüme geliyor üstüme. Can›m çekiliyor sanki. Kana dayanamam ben. Kara bir perde örtü-yor gözlerimi. Uzaklafl›yor sesler... - Dalk issine, melo rinc. Be¤titni m¤ellimti te ciyb kuus basal...❏
ayfle önal, dipsizli¤ini yazd›: “hayata dönüfl”
isan ay› içinde gazeteci Ayfle Önal imzal› bir roman piyasaya ç›kt›: “Hayata Dönüfl”. Bu kitap “roman” olarak yay›nlansa da Ayfle Önal’›n an›lar›d›r. “Hayriye”, Ayfle Önal’d›r. “Ahmet” denilen serseri gayet iyi tan›d›¤›m›z bir flah›st›r. K›saca “roman”da geçen herkesin hayatta karfl›l›¤› vard›r. K›saca o roman Ayfle Önal’›n eski “dost”undan hesap sormas› ve kendini aklama çabas›d›r. Hayata Dönüfl isimli kitab›n konusu k›saca flöyle: “Hayriye” genifl iliflkilere sahip bir gazetecidir. Londra’ya yerleflmektedir. Bu s›rada Londra’ya kök salm›fl Tagut’la tan›fl›r ve “dost” olur. Yatak odas›n›n s›n›rlar›n›n paylafl›ld›¤› muhtevada bir dostluktur bu. Tagut’un hapishanede iki tane ye¤eni vard›r. Onlardan birini tahliye ettirmesini ister Hayriye’den. Dönem, 19 Aral›k öncesidir vs... Hayriye, tahliyesi istenen ye¤enin d›flar› ç›kmas›n›n ard›ndan Tagut taraf›ndan terk edilir. Bunun da h›nc›yla Tagut’un aforoz etti¤i di¤er ye¤enini de tahliye ettirir ki bu ye¤en tahliye karfl›l›¤› davas›na, yoldafllar›na ihanet etmifltir zaten. Hayriye, bu zibidiyi de yan›na al›p Londra’ya götürür. Bu durum müzmin zampara Tagut’un hofluna gitmez ve her iki-
N
sine de tav›r al›r. Ait olduklar› dünyadan tecrit edilmelerini sa¤lar. Ve en nihayetinde, tahliye olmak için arkadafllar›na ihanet eden Ahmet flöyle der; “… bu kadar a¤›r bir flerefsizli¤i yaflamak yerine flans›m olsayd›, tekrar ve yeniden ayn› koflullarda hücremde olmay› tercih edece¤imi kim anlayabilir ki?” (syf:341) Hainler böyledir. Her fley geçtikten sonra geçmeyen bir hançer yaras› tafl›rlar. Çünkü düne kadar “yoldafl” dediklerine arkalar›n› döndükleri an, kendi yüreklerini hançerlemifllerdir asl›nda. O noktadan sonra, yüreksiz ve ruhsuzlard›r… fierefsizlik kaderleridir art›k… Kitab›n arka kapa¤›nda, Ayfle Önal’›n 19 Aral›k sürecinde entelektüel bir duyarl›l›k gösterdi¤i yaz›yor. Peki, ne yapm›fl Ayfle Önal o günlerde? ‹nsanlar katledilirken, yak›l›rken, Hayriye’nin operasyonu yönetenlere “daha fazla s›k›n” ricas›nda bulundu¤u gazlarla bo¤ulurken, ne yapt›n Ayfle Önal? Bunun cevab› için aflk›n›n sureti olan Hayriye’nin icraatlar›n› okumak yeterlidir… Peki, bu kitapla ne yap›yor Ayfle Önal? Tagut’u mu teflhir ediyor? Etsin elbette, kendisinin de ait oldu¤u o dünyay› teflhir etsin. Ama bunu yaparken devrimcilerin kan, can pahas›na sürdürdü¤ü direnifli, o kepazeli¤e sos yapmaya kalkmas›n. Yapt›¤›, tam da budur. Ne de olsa piyasan›n kurallar› de¤il mi? Kitab›n ad›na “Hayata Dönüfl” dersiniz, arkas›na 19 Aral›k katliam›yla ilgili notlar düflersiniz, daha fazla satar tabii. Hayatlar›n› satmak ve sat›lmak üzere kurmufl olanlardan da baflka bir fley beklenmez zaten… Bu ülkenin hapishanelerinde 19 Aral›k’tan bu yana 114 insan öldü ve ölmekte. “Cesur” gazeteci Ayfle Önal’›n entelektüel duyarl›l›¤›n›n üretiminde bu kitap! Bravo. Ayfle Önal’a tavsiyemiz kitab›n tartt›r›lmas›d›r. Kaç gram geliyorsa, entelektüel duyarl›l›¤›n›n a¤›rl›¤› da o kadard›r. Kuflkusuz, yatak odas› maceralar›n›n “edebiyat” ürünü olarak piyasaya sürüldü¤ünü de gördük. Do¤al! Serbest piyasan›n pazara ç›km›fl sat›l›k ruhlar›n›n ölçüsü yoktur. Ancak kimse ait oldu¤u kepazeli¤in hesaplafl-
ümit zafer
tart›flma
mas›n› “edebiyat” maskesi ard›nda yaparken can pahas› sürdürülen bir direnifli sos olarak kullanamaz… Ümraniye ve Kand›ra hapishanelerine yazd›¤› mektuplarda, devrimcileri “biz de geçtik o yollardan” edas›yla küçümseyen; ait oldu¤u bireyci “Tagut Dünyas›n›” övmek için devrimcileri karalamay› maharet bilen Ayfle Önal, herkesten fazla haddini bilmek zorunda. Yoksa “Hayriye’lik” kaç›n›lmaz olur iflte. Bilindi¤i gibi, 19 Aral›k Operasyonu’ndan bugüne uygulanan politikan›n amac›, Ecevit’in deyimiyle “teröristleri, terörizmden kurtarmak” olarak aç›kland›. Bir di¤er ifadeyle, devrimci düflüncelerin yok edilmesi ve devrimcilikten vazgeçifl hedeflendi. Ne oldu? Ya kelleler düflecek ya da düflünceler terk edilecekti. Peki, ne oldu? Kellemiz çok düfltü ama hiç e¤ilmedi. Bu yan›yla 19 Aral›k’tan bugüne dayat›lan teslimiyet politikas›n› baflar›l› olamam›flt›r. Fakat, Sezar’›n hakk› Sezar’a verilmeli. Hayriye’nin hakk› da Ayfle Önal’a verilmelidir. Ne de olsa “Hayriye”, zay›f karakterli iki zibidiyi ait oldu¤u bireyci dünyaya kazanmay› baflarm›flt›r. Bravo! Hikmet Sami’lerin genel olarak baflaramad›¤›n› Ayfle Önal, iki zibidi flahs›nda baflard›! Adalet Bakan› yap›lmay› hak eden “entelektüel” bir baflar› bu gerçekten de… Söz konusu hayat›n ya da kitab›n kahramanlar› ayn› dipsizli¤in suretleridir. Her alçakl›¤›n yükseklik, her çukurlu¤unda bir gün dolma ihtimali, en az›ndan teorik olarak mümkün. Dipsizlik ise, iflah olmaz bir kepazeli¤in sürekli düflme ve düflkünlük halidir. O halde Tagut’lar dünyas›n›n maharetli figüran› Ayfle Önal’a dipsizli¤inde iyi e¤lenceler! Ve son not; yüzlerini halka ve devrimcilere dönmeyen Hayriye’lerin dipsiz trajedileri “roman” olur elbette. Ama bunu yaparken hiç kimse ve Ayfle Önal, 19 Aral›k’tan bu yana süren direnifli sos ve süs olarak kullanamaz. Ayfle Önal, bunu yapt›¤› için kendi dipsizli¤inde düflmeye devam ediyor.❏
21
dilenci çocu¤un gözleri çocuk büyüyecek... Açl›ktan, yokluktan, yoksulluktan ölmezse, açl›¤›yla büyüyecek hem de. Tok olmak nas›l bir fleydir, bilmeden büyüyecek. Sorsalar, mesela “neye benzer tokluk?” deseler, susacak. Gözlerini kaç›racak belki de. Hani aç olmak, yoksul olmak, ay›p bir fleymifl gibi. Çocuk susacak ama birileri soracak “bugün de doydum çok flükür” demek, o çocu¤un kaderine neden yaz›lmam›flt›r diye. Hani eflit do¤ard› insanlar? Öyle yaz›yordu bütün kitaplar... Komflusu açken tok yatmazd› hiç kimse? Kitaplar m› yalan, yoksa hayat m› yalanlar›n iflgali alt›nda? O çocuk belki okula gidecek, belki gidemeyecek ama hep okullu olmak isteyecek. ‹mrenecek ama olmayacak iflte... Sümüklü olur soka¤›n çocuklar›. Çünkü ›s›namazlar bir türlü, üflürler. O çocu¤a b›raksalar ne üflür, ne de erken büyürdü. Yaflard› çocuklu¤unu doyas›ya. Yani bu yoksulluk, açl›k, alçakl›k olmasayd›. Ya ›fl›lt›l›, p›r›lt›l› reklamlar? Dalga geçer aç çocuklarla. Ve o çocuk önce yutkunmay› ö¤renir, sonra diflini s›kmay›. Çocuk bu, fleker de ister, bayraml›kta. Anas›n›n gözyafl› yüre¤ine akar, dalga olur kabar›r. A¤lasa ne çare, dövünse ne olacak? O çocuk büyür yine de. ‹fl arar, bulamaz. Buldu diyelim, karn› doymaz. Yüre¤ine sevda düfler, sevdi¤ine varamaz. Vard› diyelim, mutluluk uza¤a düfler yine. Hayat bir batakl›¤a dönüflür giderek. Her ad›mda biraz daha batar. Uzat›r elini birisi çekip kurtars›n diye. Eli bofllukta kal›r ve küfreder kaderine bol bol. Öyle bir düzendir ki bu her fley paran kadard›r. ‹nsanl›k bile... Paran kadar insans›n yani. Yoksa adam yerine bile koymazlar. Ama her fley bu kadar karamsar de¤il elbette. Sonra sen bir y›ld›z kayd›r›rs›n gecenin içinde. O çocuklar, o adamlar, o kad›nlar ve o gençler bir dilek tutarlar. O y›ld›z ki, ad› umut y›ld›z›d›r. Bütün dilekleri gerçeklefltirmek için vard›r zaten. Ve o y›ld›z bilince düfler. Sonra o çocuklar, o
can y›ld›r›m
hapishaneden
O
22
adamlar ve o kad›nlar bafllar›n› kald›r›p y›ld›za bakarlar. Hayatlar›nda ilk kez boyunlar› dik olur. Ve o bafllar, art›k bir daha bu kadere e¤ilmez. Ve bafle¤meyenler kendi kaderlerini yazmaya bafllarlar. Sen yeter ki bir y›ld›z kayd›r gecenin içinde bilinçlere. ‹flte o zaman o flark›daki gibi: “O büyük günün görkeminde/ Çocuk-
lar halaya duracak..” Ayr›ca Cemo’yu söylemeyi de unutma elbette. Gördün mü? O dilenci çocu¤un gözleri neler yazd›r›yor bize. Ve elbette o çocuklar halaya duracak bir gün...❏
ibrahim köro¤lu
sinema
rpheus, çölün ortas›nda kar›s›n› b›rakm›flt›; bofllukta. Ona bakmak bile istemiyordu; hiçbir flekilde... ama Orpheus onu ça¤›ran kar›s›n›n sesine direniyordu. Ve onu sonsuza dek kaybetmiflti.” 1 Arjantin... ve bu uzak ülkenin her evinden yükselen telafll›, hüzünlü ve en beteri bafl edilemez ac›larla yüklü bir merak. “1983’de, Arjantin’de diktatörlük sona erdi¤i zaman; bize geriye bakmamam›z ö¤ütlendi. Tabi ki gerçekten ba¤›fllanm›fllard›. Onlar askerdi ama biz ileriye bakt›k. Ac› farkl›laflt› ve bitti. Olanlar, art›k düflünülmüyordu. Genellikle, kay-
“O
bolmak fiilinin anlam› unutulmufltu. Onlar için bir fleyler kayboluyordu. ‹nsanlar kayboluyordu ve kaybolan insanlardan konufluluyordu. Varl›klar›n›n kayboluflundan... Böylece, ifadeler de¤iflti. fiimdi, geçmifli de kaybettirmek istiyorlar. Asla geriye bak›lmayaca¤›n› söylüyorlar ama biz geriye bakmal›y›z. Bu kutsal bir görevimizdir .Geriye bakmal›!” 2 Kaybolmak ve hat›rlamak Arjantin’e bahfledilmifl bir ödül de¤il. Dünyan›n bütün fakirhanelerine sal›nm›fl bir lanet. O lanetle yafl›yor insanlar. Hat›rlaman›n getirdi¤i yükü s›rt›nda tafl›yor. Sonras›?.. Sonras›, yorgunluk... Ya o yükü
flehrin çöplü¤üne b›rak›p gidiyor tek tek vücutlar ya da küçük küçük parçalara ay›r›yor. Gö¤üs kafesine s›¤d›r›yor. Ad›na vicdan denilen bir s›z›yla yaflay›p gidiyor... O s›z› piflmanl›k denen ac›ya dönüflüyor. Hiç bir fley yapamamak ve hep görmek. Hep tan›k olmak... Tan›kl›¤›n akl›nda ve hat›ralar›nda açt›¤› derin yaralar. Yan›bafl›nda yan›p y›k›l›rken dünya, yan› bafl›ndan sökülüp götürülürken sevdiklerin, dönüp bedenine bak›yorsun. Tertemiz bedenin utand›r›yor seni. ‹flte yaflaman›n a¤›rl›¤›. Ve iflte, hayat›n laneti... “Elbette üzüntü iyidir. Tanr›n›n bizim-
23
le zalim oyunlar oynamad›¤›n›n en büyük kan›t›, bize üzülme ve unutma yetene¤ini vermifl olmas›d›r. Bizi yaralad›¤›nda, unutabilme yetene¤i, yaray› iyilefltirir. Fakat yaran›n alt›nda fliddetli kin, nefret ve ac›l›k kal›r. Üzüntü, yaran›n içini boflalt›r ve seni zehirlemez.” 3 Öyleyse bu neyin ac›s›? Hangi hüzün geçifltiriyor ac›lar›m›z›? Hangi hüzün, bu zehrin panzehiri? Lanetliyi k›vrand›ran ac›, unutamamak de¤il de unuttu¤unu bilmenin ac›s› m›d›r peki? “E¤er dün ve yar›n olamasayd›, yaflamak ne kadar kolay olurdu. Keflke, unutulufl örtüsünü dünün üzerinde tutabilseydik ve ileride olacaklar›n üzerindeki perdeyi hiç çekemeseydik. Keflke, bugün asla baflka bir fleye dönüflmeseydi.” 4 Dün var, yar›n da olacak. Buna ra¤men mutlulu¤un peflinden koflulur ve yakalan›r da. Fakat, her mutluluk ard›nda bir ac› b›rak›r. Mutlulu¤u doyas›ya yaflaman›n yolu, ac›lar› taze tutmaktan geçiyor. Ne kötü! Ancak, öylesine k›skanç bir tutkuyla sar›labiliyor insan mutlulu¤a. “Bize bir fley kalmad›; hat›rlamak d›fl›nda. Önce, bu y›llar› silmeye çal›flt›lar. Kimse kaybolmam›fl gibi. Bu yüzden, hat›rlanmalar› bize ba¤l› olacak. Gerçekte, yaflanan günleri biliyorlar. Bu yüzden hapse at›ld›lar. Suçu üstlenselerdi, onurlar› zarar görecekti. Yabanc› gazetecileri davet ediyorlar, insan haklar› derneklerini... ve diyorlar ki: ‘‹nsanlar özgür, tiyatrolar aç›k ve tüm caddelerde flenlik var.’ Ve son olarak diyorlar ki: ‘Bitti ve bir daha da olmayacak.’” 5
24
Arjantin’den bir öykü geçiyor perdeden. Gözlerimiz, bizim sokaklar›m›z› okuyor. Akl›m›z, bizim hat›ralar›m›z› yans›t›yor perdeye. Anlat›c›, hikâyenin kahraman› Carlos de¤il. Anlat›c› biz oluyoruz bir anda. Sesler de¤ifliyor. Daha dün kaybetti¤imiz dostumuz bize, bizi hat›rlat›yor, anlat›yor. Carlos’un en büyük ac›s›, kaybedilmek de¤il. Carlos’un en büyük ac›s›, kar›s›, k›z› ve hiç tan›mad›¤› insanlar›n ac›s›n› duymak. Nerede olduklar›n› biliyor. Kap›s›na kadar gidiyor ama o kap›y› açam›yor. Kaybedenler, Carlos’a en büyük ac›y› tatt›rman›n keyfini ç›kar›yor. Yak›nlar›n›n ac›s›yla da¤l›yorlar yüre¤ini. Ac›lar›n en büyü¤ünü. Yarad›l›fl›n en büyük lanetiyle. Sevmek ve sevdiklerinin ac›lar›n› görmek... Hayat baz›lar›na böyle bir elbise diker. Üzerine oturup oturmad›¤›na bakmaz, çekifltire çekifltire giydirir üzerine ve soka¤a salar. Bütün gözler onu süzsün diye. Bütün o gözlerin sahipleri ac›s›n, gülsün ve merhamet etsin diye. Elbiseyi ç›karmak? En bafl›nda giymemekte sakl› bütün hikaye. “‹nsan ölümden de¤il, ac› duymaktan korkar” 6 Verilen en büyük cezad›r üzerinde tafl›d›¤› o elbise. Kimi zaman bir çul giymek ye¤dir. Arjantin’de otuz bin kay›p, Türkiye’de binlerce kay›p, bu ülkenin mahpuslar›ndan ç›kan cenazeler... Hat›rl›yoruz. Burada, yan› bafl›m›zdalar. Tan›d›k, tan›mad›k ama kardefl bildiklerimizin ac›s›n› küçük parçalara ay›r›yoruz. Öylece tafl›yoruz kalbimizde. Yoksa ac›s› dayan›l›r cinsten de¤il. Dozu, afl›r›.
Can alacak cinsten de¤il ama delirtecek cinsten. Ac›y› küçük küçük, çekeceksin ki dayanabilesin. Ac›y›, dam›tarak içeceksin ki yaran›n alt›ndaki öfke ayakta tutsun seni. Hat›ralar, unutulmayanlard›r. Ço¤unlukla mutlulu¤u ça¤r›flt›r›r. Fakat, gökyüzüne her bakt›¤›nda bir bulut kümesi gibi günefli kapat›rsa hat›ralar, mutlu an›lar bile ac›ya bir referanst›r. Ac› iyidir. Hayat, içinde ac› varsa hayatt›r. Ac›lar o kadar derinleflir ki bir gün mutlulu¤u yakalad›¤›nda, yani gökyüzü o bulutlardan ar›nd›¤›nda. Onu s›k› s›k› hiç kaybetmemecesine tutars›n avuçlar›nda. Her zaferin bir bedeli vard›r. Bizim zaferlerimiz yürek kald›rmaz ac›larla bezendi¤i için kutsald›r. Çünkü ac› daima sebebini sorar. Ve biz o yüzden, o zaferin önünde diz çökerken, ne zincirlerimizden boflanm›flças›na, rahatça a¤layabiliriz ne de gözümüzden yafl gelene kadar gülebiliriz. Nefle ve hüzün k›z kardefltir derler. ‹nsan›n göz p›narlar› ve gülme kaslar› yan yanaym›fl. Bir hayat› anlatmak için bundan daha güzel bir kan›t, bir betimleme olabilir mi? ‹nsan›n kendisi, bütün bir hayat› özetler. Hem de tam do¤du¤u gün. “1976-1983 y›llar› aras›nda, Arjantin’deki diktatörlük s›ras›nda, otuz binden fazla erkek, kad›n ve çocuk, iz b›rakmadan kaybedildi. 1990 y›l›nda; Baflbakan Carlos Menem, bu cinayetlerden sorumlu olanlar› tamamen affetti.” 7❏
Dipnotlar 1- Kay›p Hayatlar (Argentina Imagining) Filminden 2- a.g.e 3- Kasaba - Travenian 4- Hayyam - Harold Lamb 5- Kay›p Hayatlar (Argentina Imagining) Filminden 6- Alamut’a Dönüfl - Ernst W. Heine 7- Kay›p Hayatlar (Argentina Imagining) Filminden
röportaj “bu katliamc› ve iflkenceci insanlara alevi semah›n› sunmak alevili¤e ihanettir..”
-29 Haziran’da ülkemizde NATO zirvesi yap›lacak. Bu zirvenin gerçekleflece¤i tarihlerde iktidar›n organize etti¤i bir tak›m etkinlikler de var. Derne¤iniz semah ekibinin de bu etkinlik içinde yer almas› konusunda, ‹çiflleri Bakanl›¤› arac›l›¤›yla bir teklif geldi ve siz bu teklifi reddettiniz. Reddetme amac›n›z semah›n ibadet flekli olmas› m›? Yoksa yaflanan siyasal süreçle ilgili bir tepkiyi de içeriyor mu?
28
inanç ve kültürüne ihanet olaca¤›n› düflündük. fiu anda, NATO, baflta Amerika ve ‹ngiltere olmak üzere onun sürükleyicisi ülkeler taraf›ndan yönlendiriliyor ve yönetiliyor. fiu anda, Amerika ve ‹ngiltere, onlar›n yandafl› olan ‹srail’in, Ortado¤u’da yapt›klar› ortadad›r. Emperyalist güçler, çoluk-çocuk, inançsal, kültürel ayr›m yapmaks›z›n, kutsal alan-mekân gözetmeksizin ciddi bir vahflet uyguluyor. Bu vahfleti gerçeklefltiren insanlar da NATO içerisinde bulunan devlet baflkanlar›d›r. Bizim semah›m›z da bar›fl›n ve insanc›l de¤erlerin simgesidir. Alevilik inanc› da kabesi insan olanlar›n inanc›d›r. Yani, bizim kabemiz insand›r. Bizim ibadetimiz esnas›nda, merkezi noktada insan bulunur. ‹nsana odakl› bir ibadet fleklidir. Dolay›s›yla, insanlar›n katledildi¤i ve iflkence gördü¤ü bir ortamda bu iflkence ve katliam› gerçeklefltirenlere bu semah›n sergilenmesinin uygun olmayaca¤›n›, bunun yanl›fl olaca¤›n› hatta alevili¤e ihanet olaca¤›n› düflündük ve o yüzden böyle bir karar verdik. Derne¤imizin bu karar›n›; merkezi Anka-
tav›r
HUBYAR SULTAN DERNE⁄‹ BAfiKANI Ali Kenano¤lu:
ra’da bulunan Alevi Bektafli federasyonuna ilettik. Federasyonumuz da bu karar› uygun buldu ve bu do¤rultuda biz etkinli¤e ç›kmay› kabul etmedik. Red sebebimiz bundan ibaret. Semahlar tabii ki bizim inançsal ritüellerimizden bir tanesi. On iki cemlerde uygulanan on iki hizmetten biri olarak ve ibadet esnas›nda yap›l›yor. Ancak, günümüzde bir sembolik hal de alm›fl durumda. Yani alevili¤in ifadesi, alevi kültürünün görsel ifadesi fleklinde kullan›lmaya baflland›. Bunun olumlu yanlar› da var, olumsuz yanlar› da var. Bir taraftan alevili¤i bir flekilde görsel olarak tan›tmak istiyorsunuz; bir semahla bunu pekala baflarabiliyorsunuz. Bu anlamda olumludur. Olumsuz yan›ysa, bir taraftan insanlar›n kutsal kabul etti¤i bu semah›n bir ticari boyuta dönüfltürülmesi söz konusu ki bunun örneklerini duyuyoruz. Di¤er taraftan da insanlar için kutsal kabul edilen bir ritüelin, uygunsuz ortamlarda sergilenmesi söz konusu, bunu da olumsuz yanlar› diye de¤erlendiriyorum ama bizim kültürel etkinliklerde, kül-
Öncelikle, teklif bize flifahen bir arac› vas›tas›yla, bu konuyla ilgili görevlendirilmifl flirket yetkilisi arac›l›¤›yla geldi. Teklif bize geldi¤inde, 28 Haziran’da NATO yetkilileri ya da NATO’da bulunan insanlar için bir kültürel sunum yap›laca¤›, bu sunum içerisinde semah›n da düflünüldü¤ü fleklinde belirtildi ve bize teklif edildi. Bunun üzerine biz de yönetim kurulumuzu böyle bir etkinlikte yer al›p alamayaca¤›m›z konusunda toplay›p, oturup tart›flt›k. Bu tart›flma neticesinde NATO’nun flu anki varl›¤› ve NATO’nun flu anki uygulamalar›n› dikkate alarak semah›n böyle bir organizasyon içerisinde yer almas›n›n alevi
25
türel ortamlarda semah ekiplerimiz yer al›yorlar ve orada alevili¤i sembolize edip alevili¤in insanc›l de¤erlerini ve bar›flç›l tutumunu sembolize ediyorlar böylesi etkinliklere semah ekiplerimiz ç›k›yor. Bahsetti¤iniz gibi NATO’ya karfl› düzenlenen birçok etkinli¤e semah ekibinizle kat›ld›n›z. Nas›l bir tepki örgütlenmesinin içinde yeralacaks›n›z? fiöyle söyleyeyim; zaten, derne¤imiz Türkiye Alevi Bektafli Federasyonu içerisinde yer al›yor ve ben de federasyonun ‹stanbul temsilcili¤ini yap›yorum. Bu do¤rultuda, politikalar›m›z› beraber gelifltiriyoruz. Bu anlamda; Aç›khava Tiyatrosu’nda NATO’ya karfl› yap›lan etkinlikte Pir Sultan Abdal derneklerinin semah ekipleri ç›kt›. Federasyonumuza ba¤l›, birlikte hareket etti¤imiz bir dernektir. Geçen hafta da Taksim Gezi Park›’nda bizim derne¤in semah ekibi ç›kt›. Zaten alevili¤in varl›¤›, flu an NATO’nun Ortado¤u’daki vahflet uygulamalar›na karfl› her zaman bir karfl› duruflu oldu. Alevili¤in tarihsel durumu da bu. Bin y›ldan bu yana, hep bu flekilde varl›¤›n› sürdürdü ve duruflu hep bu flekilde oldu. Bu durufla uygun bir tak›m etkinliklerde yerimizi al›yoruz. Zaten dernek olarak, biz federasyonla birlikte NATO karfl›t› platform içerisinde yer al›yoruz. NATO zirvesi için yap›lacak karfl›lama törenlerine derne¤iniz d›fl›nda birçok derne¤e de teklifte bulunuyorlar. Bu gerek alevi derne¤i, gerekse Anadolu kültürünü yans›tan baflka bir dernek de olabilir; Sizin bu etkinliklere kat›lmay› kabul eden derneklere, kiflilere söyleyecek sözünüz ya da ça¤r›n›z var m›? Tabi, flöyle söyleyeyim. Alevilik, son onon befl y›ld›r göz önüne ç›kan ve kendisini ifade eden bir inanç ve kültür oldu. Dolay›s›yla flu anda çok fazla kontrol alt›nda de¤il. fiu anda herhangi bir köy derne¤inin bile semah ekibi var ve dolay›s›yla alevi köy derne¤i bizim kontrolümüz alt›nda de¤il. S›radan bir köy derne¤ine birisi gelip bir teklifte bulunuyor ve onlar da bireysel olarak etkinliklere kat›labiliyorlar. Köy dernekleri bu konuda çok fazla kayg› duymuyor. Yani, çok fazla alevi inanc› ve alevi felsefesi üzerine kayg› tafl›m›yorlar. Olay›n daha çok görsel boyutunda, reklamsal getiri boyutunda hofllar›na gidiyor. fiunu söylemek istiyorum ki NATO devlet baflkanlar›na bu katliamc› ve iflkenceci insanlara alevi semah›n› sunmak alevili¤e ihanettir. Ben bu insanlar›n alevili¤e ihanet etmeyeceklerini düflünüyorum ve kimsenin ka-
26
bul etmeyece¤ini düflünüyorum. Di¤er dernek ve kurulufllar›n da kat›lmamalar› gerekti¤ini söyleyebiliriz ama bizim Alevi-Bektafli federasyonuna ba¤l› derneklerimiz kat›lamaz. Çünkü böyle bir karar›m›z vard›r. Kat›lanlar olursa, federasyon içerisinde bizim de yapaca¤›m›z yapt›r›mlar olacakt›r. Onun d›fl›nda, bahsetmifl oldu¤um çeflitli köy dernekleri kabul edip kat›labilir ama onlar da bunun inançsal ve ahlaki boyutunu düflünmelidir. NATO zirvesinin ülkemizde yap›lmas›n› ve as›l olarak NATO zirvesini nas›l de¤erlendiriyorsunuz? NATO’nun ilk kurulufl amac›n›n komünizme karfl› mücadele oldu¤unu biliyoruz. Fakat, günümüzde Sovyetler Birli¤i’nin da¤›lmas›yla birlikte geliflen siyasi süreçte farkl› bir nokta ald›. NATO flimdi niye var sonuçta ‹ngiltere, Amerika ve ‹srail gibi bir tak›m emperyalist ve siyonist güçler savaflt›klar› sürece varl›klar›n› sürdürebiliyorlar. Çünkü: Emperyalist tutum budur. Zaman›nda, Osmanl› ‹mparatorlu¤u da ne kadar süre savaflm›flsa, o kadar varl›¤›n› sürdürmüfltür, ne zaman savafllar durmufl ya da kaybedilmifl, ondan sonra yok olmaya bafllam›fl. O anlamda da NATO flu anda çeflitli bahanelerle savafl üreten, çeflitli yerlere müdahale eden kendi ç›karlar›n›n silahl› gücü haline gelmifltir. Amerika’n›n, ‹ngiltere’nin, ‹srail’in siyasi ç›karlar›n› koruyan, gözeten ya da onlar›n politikalar›n›n önünü açan bir güç olarak duruyor bana göre. Zirvenin yap›laca¤› 28-29 Haziran’da, protesto eylemleri olacak bu eylemlere de kat›lacak m›s›n›z?
Tabi. Derne¤imiz Alevi Bektafli Federasyonu’na ba¤l› oldu¤u için ve Alevi Bektafli Derne¤i de bu birlik içerisinde yer ald›¤› için, yap›lan bütün eylemlere ve etkinliklere kat›laca¤›z. Son olarak, hem özellikle zirvenin ülkemizde yap›lmas› aç›s›ndan bu ülkede yaflayan insanlara, hem de tüm insanlara yapaca¤›n›z bir ça¤r› ya da söyleyecekleriniz var m›? NATO, bu toplant›y› biz istesek de istemesek de yapacak ve bunun gibi birçok toplant› yapacak. Bunun için insanlar›m›z›n bilinçlenmesi gerekiyor. Bugün NATO’nun ne oldu¤unu, NATO kelimesinin ne oldu¤unu, aç›l›m›n›, NATO’nun da varl›¤›n› bilmeyen bir sürü insan var. Bu insanlar›m›z› çok da ilgilendirmiyor. NATO’nun varl›¤› da ilgilendirmiyor, insanlar bir tak›m bireysel kayg›lar ve çekinceler içerisine düflmüfl. Bu da ac› verici bir tablodur. Bugün, NATO karfl›t› gösterilerde bile, bunu çok rahat görebiliyoruz. ‹stanbul’daki nüfusu düflünüyorsunuz, ‹stanbul’daki kitle örgütlerini ve dernekleri, siyasi partileri de düflünüyorsunuz ama bu etkinlikler çok c›l›z kal›yor. Bizim insanlara mesaj›m›z, bu ülkede niye yaflad›klar›n› ya da bu topraklarda niye olduklar›n›, neler olup neler bitti¤ini sorgulamas› gerekti¤i yönündedir. Bu toplumsal kayg›larla birlikte örgütsel bir yap› içerisinde mücadele etmeleri gerekiyor.❏
grup yorum
nota
beyler bu vatana nas›l k›yd›n›z
27
28
haber-yorum Grup Yorum'a Özgürlük Kampanyas› Sürüyor!
Grup Yorum’a Yönelik Komplolar Devam Ediyor.
Grup Yorum ‘a özgürlük kampanyas› çerçevesinde etkinliklerini sürdüren Grup Yorum elemanlar› 02.06.2004 tarihinde, saat 13:00'de Taksim AKM önünde komplolar sonucu tutukland›klar›n› iddia ettikleri elemanlar› Muharrem Cengiz ve Ali Arac›'n›n serbest b›rak›lmas› için bas›n aç›klamas› yapt›. Grup Yorum elemanlar› ve Grup Yorum korosunun yan›s›ra aç›klamaya fiair Ruhan Mavruk'da kat›ld›. "Grup Yorum'a Özgürlük" "Türkiyede Hukuk Yok mu? Polis sahte belge düzenleyip, Dernek kapat›yor ve insan tutukluyor." dövizlerinin tafl›nd›¤› aç›klamada Grup Yorum, 20 y›ld›r bask›lar mahpusluklar ve yasaklamalarla karfl› karfl›ya olduklar›n›, kurulduklar› günden beri müzi¤iyle politika yapman›n bedelini ödediklerini ifade ettiler. Yine ayn› hafta içerisinde 04. 06. 2004 tarihinde bu kez Bak›rköy Özgürlük Meydan›’nda biraraya gelen grup elemanlar› tutuklu bulunan arkadafllar› Muharrem Cengiz ve Ali Arac›'n›n serbest b›rak›lmas› için bas›n aç›klamas› yapt›.Yaklafl›k 30 kiflinin kat›ld›¤› aç›klamada, "Arkadafl›m›z Muharrem Cengiz tan›k olarak kat›ld›¤› duruflmada san›k durumuna getirilerek tutukland›, arkadafl›m›z Ali Arac› ise 1 Nisan tarihinde ‹dil Kültür Merkezi'ne yap›lan bask›nda gözalt›na al›narak, örgüt arflivi oldu¤u iddia edilen disketlerde ad› geçti¤i gerekçesiyle tutukland›. Ayn› iddia tüm Grup Yorum elemanlar›na yöneliktir. Elaz›¤ konserimizin ard›ndan bizler de bu iddiayla gözalt›na al›n›p b›rak›ld›k. Bu hukuksuzlukla; onlarca insan tutukland›, dernekler kitle örgütleri kapat›ld›, demokrasi söylemlerinin olabildi¤ince yap›ld›¤› dönemde oldu tüm bunlar. Soruyoruz Türkiyede hukuk yok mu?" denildi. Nurettin Güleç’in de kat›ld›¤› aç›klama, Grup Yorum'un söyledi¤i "Özgürlük Tutkusu" isimli flark›yla bitirildi.❏
28-29 Haziran tarihlerinde ülkemizde yap›lacak NATO zirvesi öncesi, güvenlik önlemleri bahanesiyle bir çok demokratik kurum ve kurulufla bask›nlar düzenleyen ve çal›flanlar›n› gözalt›na alarak tutuklayan polis;sald›r›lar›na ve komplolar›na pervazs›zca devam ediyor. 28 Haziran tarihinde, ‹stanbul’da bulunan Lütfü K›rdar Kongre ve Sergi Saray› ’nda NATO zirvesinin ilk toplant›s›n›n gerçekleflece¤i gün, NATO zirvesini ve yap›lacak toplant›y› protesto etmek isteyen NATO ve BUSH Karfl›t› Birlik’in 28 Haziran Pazartesi günü Mecidiyeköy’de gerçeklefltirmek istedi¤i bas›n aç›klamas›na gaz bombalar› ve coplarla müdahale eden polis onlarca kifliyi yaralam›fl ve gözalt›na alm›flt›r. Kitleye müdahale eden polis Grup Yorum Korosu eleman› Seçkin Küten’i de gözalt›na alm›fl ve Vatan Caddesi’nde bulunan Terörle Mücadele fiubesi’ne götürülmüfltür. Halen gözalt›nda bulunan Seçkin Küten’in avukatlar›ndan ald›¤›m›z bilgiye göre; susma hakk›n› kullanan Seçkin’e Grup Yorum elemanlar› hakk›nda DHKP-C örgütü üyesi olduklar› yönünde zorla ifade al›nmaya çal›fl›lmaktad›r. Geçti¤imiz birkaç ay içerisinde ‹stanbul’da Muharrem Cengiz ve Ali Arac›; Ankara’da ise ‹hsan Cibelik polisin keyfi tutumu ve hukuksuzlu¤u ile tutuklanm›flt›. Ve flimdi bununla yetinmeyen ‹stanbul polisi halen Grup Yorum üzerinde komplolar kurmaya çal›fl›yor! Grup Yorum Korosu Eleman› Seçkin Küten derhal serbest b›rak›lmal›d›r!
Ferhat Tunç Hakk›nda G›yabi Tutuklama Karar›! Ferhat Tunç hakk›nda; Kürtçe flark› söyledi¤i gerekçesiyle Mardin Asliye Ceza Mahkemesi taraf›ndan g›yabi tutuklama karar› ç›kar›ld›¤› ö¤renildi. Ferhat Tunç ise konuya iliflkin flu aç›klamay› yapt›. "Pazar günü Mersin'de stadyumda verece¤imiz konser haz›rl›klar› yaparken, emniyet yetkililerinden tutuklama karar› oldu¤unu ö¤rendik. 2002 seçimlerinde Mardin'de seçim mitinginde konserde söylemifl oldu¤um Kürtçe bir parçadan dolay› g›yabi tutuklama karar› ç›km›fl. Karar Mardin Asliye Ceza Mahkemesi taraf›ndan verilmifl. Karar henüz bize ulaflmad›." Olay› flafl›rt›c› buldu¤unu, Kürtçe parçan›n hangisi oldu¤unu da henüz ö¤renemedi¤ini kaydeden Tunç, "Geçen y›l 'merhaba' dedi¤im için Mu¤la'da tutukland›m. Bu hafta Do¤ubayaz›t'ta muhteflem final yapt›k. ‹nan›lmaz coflku yaflad›m. 'Bin kere merhaba' dedim. Acaba bunun karfl›l›¤› m› dedim bu karar. Türkiye'nin hâlâ bu flekilde sanatç›lar›yla, ayd›nlar›yla u¤rafl›yor olmas› ilginç. Kürtçe yay›n gibi fleyler yap›l›rken bu flekilde benim peflime düflmeleri ilginç" diye konufltu.❏
Grup Yorum Susturulamaz! Grup Yorum’a Özgürlük! GRUP YORUM
Grup Yorum Eleman› Muharrem Cengiz’in Mahkemesi Görüldü! Grup Yorum eleman› Muharrem Cengiz, 5 Mart 2004 tarihinde, tan›k olarak kat›ld›¤› bir duruflmada san›k konumuna getirilerek tutuklanm›flt›. Muharrem Cengiz'in mahkemesi 9 Haziran’da ‹stanbul Befliktafl'taki 3 No'lu DGM'de görüldü. Bunun için Bak›rköy Özgürlük Meydan›'nda bas›n aç›klamas› yapan Grup Yorum, tüm dinleyicilerini ve kamuoyunu bu davay› izlemeye ça¤›rm›flt›. Muharrem Cengiz’in tutuklu¤u keyfi olarak sürerken mahkemesi 27 A¤ustos’a ertelendi.❏
29
HÖC’den NATO'ya Karfl› Eylem Haklar ve Özgürlükler Cephesi (HÖC) NATO zirvesi öncesi demokratik kurumlar üzerinde bask›lar›n artt›¤›n› ve demokratik tepkilerin terörize edildi¤ini belirterek, zirveyi flark›larla protesto etti. Taksim Atatürk Kültür Merkezi önünde toplanan HÖC üyesi bir grup, bas›n aç›klamas› yaparak, NATO zirvesi'ne karfl› kamuoyunu duyarl› olmaya ça¤›rd›. Grup ad›na aç›klama yapan Grup Yorum eleman› Cihan Keflkek, NATO' nun halklara karfl› savaflan bir örgüt oldu¤unu söyledi. Keflkek, birçok ülke de NATO ba¤lant›l› örgütlerin kuruldu¤unu ifade ederek, "NATO, G-8 Toplant›s›'nda halklara karfl› sald›r› kararlar› alan, dünya halklar›n›n zenginliklerini nas›l paylaflacaklar›n›, Ortado¤u baflta olmak üzere direnifllerini nas›l ezeceklerini hesaplayan emperyalistlerin en önemli silah›d›r. Daha zirve bafllamadan önce tüm ‹stanbul'da terör estirilmeye bafllad›. Devrimci ve Sosyalist bas›n kurulufllar›, köy dernekleri güvenlik gerekçesiyle bas›ld›. Onlarca insan gözalt›na al›nd›. Daha topraklar›m›za ayak basmadan terörlerini yaflamaya bafllad›k" diye konufltu. 'fiark›larla NATO protestosu' Zulme karfl› direniflin meflru bir hak oldu¤unu hat›rlatan Keflkek, konuflmas›n› flöyle sürdürdü: "Emperyalist efendilerin karfl›s›nda bu hakl›l›¤›m›zla ve meflrulu¤umuzla ç›kaca¤›z. Biz gücümüzü Anadolu halklar›ndan al›yoruz. Kurtulufl savafl›ndan bu yana emperyalistlere verdi¤imiz mücadeleden al›yoruz. halk düflman› NATO topraklar›m›zdan defolsun. Hakl›y›z ve kazanaca¤›z." Grup aç›klaman›n ard›ndan ba¤lama ve gitar eflli¤inde "Biz Var›z'' flark›s›n› söyleyerek, eylemlerine son verdi.❏
Küba’da NATO Karfl›t› Miting Yap›ld› 22 Haziran 2004 tarihinde Küba’n›n baflkenti Havana’da düzenlenen ABD karfl›t› mitingte yüzbinlerce kifli sokaklardayd›. Düzenlenen mitingte konuflma yapan Küba Devlet Baflkan› Fidel Castro; “ABD’nin kendisini devirmeyi amaçlayan yapt›r›mlar›n›n beyhude oldu¤unu söyleyerek, ABD Baflkan› George Bush’u, Küba’ya kitlesel göçe ve büyük savafla yol açacak askeri sald›r› düzenlememesi” konusunda uyard›. Castro; “Savafl› asla kazanamazs›n, bu halk bölünmez.”❏
Fransa’da ABD ve Bush Karfl›t› ‹ki Film Gösterime Giriyor 'Liberty Bound' (K›s›tlanan Özgürlük) ve 'Le Monde Selon Bush' (Bush'a Göre Dünya) isimli iki belgesel, Fransa’da; 1 Temmuz 2004 tarihinde, ABD ve Bush karfl›t› iki film gösterime girecek. Amerikal› yönetmen Christine Rose'un; “Liberty Bound” (K›s›tlanan Özgürlük), William Karel’in; “Le Monde Selon Bush” isimli filmleri; ABD ve Bush’un kendi halk›na söyledi¤i yalanlar›, Irak’›n bombalanmas›, Bush’un Hitler’e benzerli¤ini kan›tlarla, belgelerle, arfliv görüntülerle anlat›l›yor. Yönetmen Christine Rose, Bush'a elefltirisini Hitler'in flu ünlü sözüyle bitiriyor: '‹nsanlar›n düflünmedi¤i ülkelerdeki liderler ne flansl›...'❏
30
DÜNYA HALKLARINA KARfiI ALNIMIZ AK, BAfiIMIZ D‹KT‹R! 27 – 28 -29 Haziran AKP iktidar›n›n demokrasicilik oyununun ne kadar sahte oldu¤unu gösterdi herkese. ‹flgalcileri, katliamc›lar› tecavüzcüleri lüks otellerde a¤›rlay›p, onlar› halk›ndan korumak için tarihte görülmemifl önlemler alan AKP iktidar›, zirvede emperyalist efendilerine ba¤l›l›¤›n› sunarken, d›flar›da onbinler alanlarda, barikatlarda ezilen tüm halklar›n sesi oldu. Hayk›r›lan, tüm ezilen halklar›n öfkesiydi. Öfke ezilen tüm halklar›n öfkesi. Polis alanlara, barikatlara sald›r›rken ülkesi iflgal edilen tüm halklara, Irak’ta tecavüze u¤rayan kad›nlara, Ebu Garip’te iflkence gören Irakl›’ya, iflgal alt›ndaki Irak’a sald›rd›. Ve daha bunun gibi daha bir çok iflgal alt›ndaki ülkeye… 27 Haziran’da Kad›köy’de bir araya gelen halk›m›z emperyalistlerin savafl örgütü NATO’ya karfl› tepkisini hayk›rd›. Genci, yafll›s›, iflçisi, memuru, ö¤rencisi Kad›köy Meydan›’ndayd› o gün. 28 Haziran’da ise yo¤un güvenlik önlemleriyle geldi ülkemize Bush ve di¤er katiller sürüsü. Kanl› elleriyle, kanl› ayaklar›yla… Ad›m ad›m kirlettiler ülkemiz topraklar›n›. Öldürülen analar›n, babalar›n, çocuklar›n, genç k›zlar›n kan›yla geldiler. Filistin’i, Irak’› iflgal edenler bugünlerde ‹stanbul’u iflgal etti. fiehrin merkezi onlar›n hizmetine sunulmufl, bu ülkenin insanlar›na girifller yasaklanm›flt›. Tüm ‹stanbul’da hayat durma noktas›na geldi zirve boyunca. ‹stanbul’u iflgal etmeye gelenlerin planlar›n›, Nato Vadisi’nin d›fl›ndaki onbinler bozdu. Onlar zirveye tanklar›yla, helikopterleriyle, savafl gemileriyle gelirken, iflgalleri, zulümleriyle, kanla gelirken; d›flar›da onbinler öfkeleriyle, vatan sevgileriyle, halklar›n kardeflli¤iyle sald›rd› onlara. Okmeydan›’nda kurulan barikatlarda ülkesinin onuruna sahip ç›kanlar vard›. 6. Filo’yu denize dökenler bu kez barikatlarda ç›kt› emperyalistlerin karfl›s›na. Polisler Avrupa’dan özel ›smarlad›klar› gaz bombalar›yla sald›rd›. Binlerce polis; Zirve’de ‘NATO’nun müdahale yetkisinin’ yeni s›n›rlar› çizilirken, yeni iflgal alanlar› belirlenirken, barikatlardakilere sald›r›yordu. Onlar pazarl›klar›n› rahat rahat yaps›nlar diye polis d›flar›da pervas›zca, öldüresiye yürüdü halk›n üzerine. O Kadar çok gaz bombas› kullan›ld› ki, ellerindeki tüm stoklar› erittiler. Koca koca mahalleler, saatlerce gaz bulutu alt›nda kald›. Coplar›n› o kadar ac›mas›z kulland›lar ki, beyin travmas› geçirenlerden kafas› gözü parçalananlara, kemikleri un ufak olanlara yüzlerce kifli a¤›r yaral› bir flekilde hastanelere kald›r›ld›. 29 Haziran’da Galatasaray Lisesi önünde yap›lan bas›n aç›klamas›nda ald›¤› a¤›r darbeler sonucu beyin travmas› geçiren, kafa, burun ve gözalt› kemi¤i k›r›lan bir genç k›z; uzun süre hayati tehlikeyi atlatamad›. Bu genç k›z›n suçu neydi. H›rs›z m›yd›, tecavüzcü mü, iflgalci mi, iflkenceci mi, vatan haini mi? Bu ülkenin D›fliflleri Bakan›, utanmadan, s›k›lmadan, piflkince teflekkür etti bu eylemleri yapanlara. ‘Bu eylemler, Irak’ta rehin tutulan 3 Türk’ün yaflam›n› kurtarm›flt›’. Bu eylemler, Türkiye’nin demokratik yüzüydü. Minnet borcu olarak ödedikleri ise gaz bombalar› ve cop darbeleriydi. Bu ülkeyi yönetenler aç›s›ndan bir kara leke olarak düfltü tarihe NATO zirvesi. Vatanseverler, devrimciler, onuruna sahip ç›kan herkes, her türlü fliddete, a¤›r yaralanmalar, gözalt›na al›nmalar pahas›na direndi, kabul etmedi NATO zirvesini. Dünya halklar›na karfl› aln›m›z ak, bafl›m›z dik ç›kt›k NATO zirvesinden… NATO YIKILACAK HALKLAR KAZANACAK! ‹D‹L KÜLTÜR MERKEZ‹ GRUP YORUM TAVIR DERG‹S‹ ÖZGÜRLÜK TÜRKÜSÜ FOSEM
nokta haber habe Grup Yorum 22 Mayıs 2004; Hollanda’n›n S’Hertogenbosh flehrinde “Bir Efsane Gecesi” ad›yla yap›lan flölende 3000 kisiye seslendi.
30 Mayıs 2004; Armutlu’da gerçeklefltirilen Pir Sultan Abdal Heykeli aç›l›fl etkinli¤inde yaklafl›k 500 kifliye seslendi.
6 Haziran 2004; Harbiye’de NATO ve Bush Karfl›t› Birlik’in düzenledi¤i etkinlikte yaklafl›k 5000 kifliye seslendi.
16 Haziran 2004; Taksim’de AKM önünde Halklar ve Özgürlükler Cephesi’nin düzenledi¤i NATO protestosuna kat›larak “Biz Var›z” marfl›n› söyledi.
20 Haziran 2004; Antalya–Konyaalt› Aç›khava Tiyatrosu’nda düzenlenen konserde yaklafl›k 2000 kifliye seslendi.
27 Haziran 2004; Kad›köy Meydan›’nda, Nato ve Bush Karfl›t› Birlik’in düzenledi¤i mitingde yaklafl›k 35 bin kifliye seslendi.
28 Haziran 2004; Okmeydan›’nda, Sibel Yalç›n Direnifl Park›’nda 1500 kifliye seslendi.
Grup Yorum Korosu 4 Haziran 2004; Bahçelievler’de NATO ve Bush Karfl›t› Birlik’in düzenledi¤i gecede yaklafl›k 400 kifliye seslendi.
5 Haziran 2004; Taksim Gezi Park›’nda NATO ve Bush Karfl›t› Birlik’in düzenledi¤i eylemde bir dinleti verdi.
12 Haziran 2004; E¤itim–Sen 4 No’lu fiube’nin Adalar’da düzenledi¤i piknikte yaklafl›k 800 kifliye seslendi.
Karikatürcülerden Sergi: '‹flgale Yan Çiziyoruz' Türkiye'nin önde gelen karikatür çizerleri, Nato zirvesini protesto etmek amac›yla derledikleri NATO ve savafl konulu karikatürleriyle '‹flgale Yan Çiziyoruz' sergide biraraya geldi. Nato Zirvesi'ni protesto etmek için bir araya gelen 40 karikatürist, yapt›klar› çizimleri Cumhuriyet Kitap Kulübü Lokali'nde sanatseverlerin be¤enisine sundu. "‹flgale Yan Çizenler" ad›yla aç›lan sergide, NATO karfl›t› ve savafl konulu karikatürler yer ald›. Sergiye çizimleriyle kat›lan karikatüristler flöyle: Ahmet Erkanl›, Ali Ulvi Ersoy, Aflk›n Ayranc›o¤lu, Baykal Karakafl, Bülent Karaköse, Canol Kocagöz, Cem Koç, Cumhur Gazio¤lu, Dinçer Pilgir, Ender Özkahraman, Eray Özbek, Ergin Gülen, Gürcan Özkan, Hicabi Demirci, ‹. Bülent Çelik, ‹rfan Sayar, ‹smail Gülgeç, Kamil Masarac›, Kemal Gönen, Kemal Urgenç, Koray Kuranel, Latif Demirci, Mert Üzüm, Muhammet fiengöz, Murat Baflol, Mustafa Bilgin, Nezih Danyal, Nuray Çiftçi, Nuri Kurtcebe, Penguen Dergisi, Sefer Selvi, Semih Poroy, Seyit Saatçi, Tan Oral, Tan Yücel, Tar›k Tolunay, Tunç Taylan, Turhan Selçuk, Yalç›n Çetin ve Zafer Temoçin.❏
Savafla ‹flgale ve ‹flkenceye Karfl› Foto¤raf Sergisi Ankara Foto¤raf Sanatç›lar› Derne¤i (AFSAD) Sokak Sergileri Grubu, ‹stanbul foto¤raf ve Sinema Amatörleri Derne¤i (‹FSAK) ve Türkiye Mimar ve Mühendis Odalar› Birli¤i (TMMOB), "Savafla ‹flgale ve ‹flkenceye Karfl›" ortak bir foto¤raf sergisi açt›. AFSAD, TMMOB ve ‹FSAK iflbirli¤iyle Yüksel Caddesi'nde düzenlenen sergi, Mülkiyeliler Birli¤i'nin katk›lar›yla gerçeklefltirildi. 'Evinizin içine kadar giren çirkinli¤e karfl› koyun' Serginin sadece sergi olmaktan öte, tüm dünyada yaflanan çirkinliklere karfl› bir ortak durufl ve tav›r oldu¤unu belirten Tafldelen, NATO zirvesi'ne at›fta bulunarak, "Bu insanl›k d›fl› uygulamalar›n mimarlar›n›n ülkemize ad›m atacak olmalar›na karfl› bir protestodur" dedi. Tüm insanlar› evlerinin içine kadar giren çirkin gerçekliklere karfl› koymaya ça¤›ran Tafldelen, "Korku duyarak sessiz kalmak, fliddeti evinize davet etmekten baflka fayda getirmez" diyerek herkesi sergilerini bir bafllang›ç olarak kabul edip, insanl›k d›fl› uygulamalara karfl› ortak bir tav›r almaya ça¤›rd›.❏
Gençlik Dernekleri Federasyonu Kuruldu 26 ilde örgütlü olan Gençlik Dernekleri Federasyon'u kuruluflunu ilan etti. Türkiye Makine Mühendisleri Odas›'nda aç›klama yapan Gençlik Dernekleri Federasyonu kuruluflunu duyurdu. Yap›lan aç›klamaya Gençlik Dernekleri Federasyon Baflkan› Derya Özkaya ve yard›mc›s› P›nar Güngör'ün yan› s›ra federasyon üyesi olan gençler kat›ld›. Federasyon ad›n› konuflan Özkaya, 24 y›l önce bafllat›lan gençlik direniflinin bugün kurulan federasyonla güçlendirildi¤ini belirtti. 2002 y›l›nda kurduklar› Gençlik Dernekleri'nin bugün birleflerek federasyon haline getirildi¤ini belirten Özkaya, "28-29 Haziran bahane edilerek tüm hak ve hürriyetler ayaklar alt›na al›nm›flt›r. Demokratik kurumlar›n bask›nlarla, komplolarla kapat›ld›¤› böyle bir süreçte bask›nlar›n ve komplolar›n bu ülkenin demokratlar›n›, ilericilerini, gençlerini y›ld›ramaca¤›n› federasyonumuzla gösterece¤iz" diye konufltu.❏
'Amerika’n›n Irak'a ve Afganistan'a Getirdi¤i Özgürlük' Foto¤raflarda Mersin Kad›n Platformu 'Amerika'n›n Irak'a ve Afganistan'a Getirdi¤i Özgürlük' ad› alt›nda savafl görüntülerini içeren foto¤raflar sergiledi. Mersin Kad›n Platformu, ‹nsan Haklar› Derne¤i (‹HD) Mersin fiubesi binas›nda bas›n aç›klamas› yaparak, "Amerika'n›n Irak'a ve Afganistan'a Getirdi¤i Özgürlük" adl› serginin aç›l›fl›n› yapt›. Platform ad›na aç›klama yapan Kad›n Platformu Sözcüsü Yurdagül Y›ld›z, Irak'taki iflkence görüntülerine de¤inerek, Türkiye'de de iflkence ve tecavüz olaylar›n›n halen sürdü¤ünü söyledi.❏
31
27–28–29 Haziran Tarihleri Aras›nda NATO Karfl›t› Eylemler Yap›ld› Ülkemizde gerçekleflen Nato zirvesine karfl› protestolar çerçevesinde 27 Haziran 2004 tarihinde saat 08:30'da Kad›köy'de miting için toplan›lmaya baflland›. NATO ve Bush Karfl›t› Birlik, ‹KK, BAK, D‹SK, KESK, TMMOB, TTB gibi kitle örgütü ve sendikalar kat›ld›. Kitlenin toplanmas›n›n ard›ndan üç ayr› noktadan yürüyüfle geçildi. Mitingte Grup Yorum, Grup Vardiya, U¤ur Karatafl gibi müzisyenler de sahne ald›. Mitinge yaklafl›k 35.000 kifli kat›l›rken ayn› günün akflam›, NATO ve Bush Karfl›t› Birlik’in üyeleri; HÖC, ESP, Al›nterimiz, SDP, Devrimci Demokrasi, Partizan, BDSP, Anarflistler, Direnifl çevresi, Devrimci Mücadele gibi çevreler Okmeydan› Sibel Yalç›n Direnifl Park›’nda bir araya geldi. Yaklafl›k 1500 kifliden oluflan bu çevreler gece burada Anadolu’nun di¤er flehirlerinden gelenlerle birlikte kamp kurdular. Gece, parkta yap›lan flenlikte Grup Yorum ve Vardiya Müzik Toplulu¤u dinletiler verdi. 28 Haziran 2004 tarihinde; Okmeydan›’ndaki kitle Mecidiyeköy’e do¤ru harekete geçerken, Mecidiyeköy’de de di¤er parti ve örgütler toplanmaya bafllad›. Okmeydan›’ndan yürümeye bafllayan kitlenin önü polis ve jandarma taraf›ndan PERPA taraf›nda kesildi. Polisin sald›rmas› sonucu bafllayan çat›flma saatler sonra Okmeydan› içlerine kadar yay›ld›. Polisin sald›r›s› sonucu birçok gözalt› ve a¤›r yaralanmalar meydana geldi. Polise; molotof kokteyli, sapanlar, barikatlarla cevap verildi. Mecidiyeköy’de toplanmaya bafllayan 150 kiflilik kitle de, Okmeydan›’ndaki sald›r›n›n sona ermesi talebiyle oturma eylemi yapt› ve sona erene kadar arkadafllar›n› bekleyeceklerini söyledi. Bunun üzerine polis, biber gazlar› ve coplarla kitleye sald›rd›. Burada da birçok kifli gözalt›na al›nd› ve yaraland›. Yine, 29 Haziran 2004 tarihinde; NATO ve Bush Karfl›t› Birlik, saat 11:30’da Galatasaray Lisesi önünde bir bas›n aç›klamas› yapt›. Buradaki bas›n aç›klamas›nda da polis, say›lar› binin üzerindeki kitleye biber gaz› ve gaz bombalar›yla sald›rd›. Bu sald›r›da da bir çok kifli yaralan›p gözalt›na al›nd›. Çat›flmaya devam ederek Kas›mpafla’ya do¤ru giden gruba, faflistler de sald›rmaya çal›flt›. Daha sonra akflam saatlerinde Gazi Mahallesi, Alibeyköy, Okmeydan› gibi mahallelerde barikatlar kurulup atefle verildi. Yürüyüfller yap›larak, sald›r›lar ve NATO protesto edildi.❏
dvd... vcd... albüm...
Cihat Aflk›n Umutsuz Kalan
32
As›m Kuzuluk Amik ve Barak Kalan
Tayfun Talipo¤lu Eskiyen yüzümün.... Anadolu
Erzincanl› Haf›z fierif Arfliv Serisi Kalan Müzik
Seyduna Türküleri fiahrud Anadolu