Haziran 1997 Sayı: 1
Durulur mu Hiç Güzel Anam, Siz Yanımızdayken Durulur mu? Ayçe İdil Erkmen Ana'ya Meliha Çobancı Aydınlar, Sanatçılar! Halk Anayasasıİçin Mücadele Edelim Tavır
3 6
Nazım Hikmet ve Sanatta Vatana Bağlılık Selçuk Demirci
11
Pertek'te Mavi Bir Sabah Hüseyin Elçi
15
Haydi Kulak Verin Bereketine Toprağın Çanakkale Cezaevi Devrimci Tutsakları
16
Atçalı Kel Mehmet Efe AyaklanmasıMurat Mengirkan
17
Yaşam ve Tiy atro Mesut Akutta
22
Yürek Hüseyin Irmak
23
Yemo'nun Türküsü Canan Yıldırım Sanat, Politika, Artniy et ve Yıkıcılık Luis Camnitzer (Çeviri: Yasemin Özdemir)
24 26
Aydın ve Sanatçılarla Meclis ler Üzerine Tavır
29
Yayıncılık ve Sorunları-1- Kayhan Demir
33
Çığlık Olmak İnsana Yaraşır Civan Sevcan
36
Devrime Katıldığım Anda Dünyaya Geldim Erdem Aydemir
37
Nota: Mehmet Sait'in Türküsü Grup Yorum Şahince Ozan Telli
41 42
Kaset: Kardeş Türküler/Boğaziç i Gösteri Sanatları Topluluğu Murat Ceyhan
44
Kitap: Tamama-Pontus'un Yitik Kız ı Zerrin Kayalı Haber/Yorum Tavır
45 46
KÜLTÜR-SANATTA TAVIR Aylık Sanat Dergisi İdil Kültür Sanat Bilimsel Araştırma Yay. Org Film. Tic. San. Ltd. Şti. Adına SAHİBİ: Aynur Cihan YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ: Yasin Ali Türkeri YAZIŞMA ADRESİ: İdil Kültür Merkezi Dereboyu C. No: 110/55 Ortaköy /istanbul Tel/Fax:(212) 261 32 19-260 05 07 İLETİŞİM ADRESLERİ: Okmeydanı Okmeydanı Halk Kültür Merkezi Piyalepaşa C. No: 148 Okmeydanı İzmir Ege Kültür ve Sanat Merkezi 859 S. No:5/A Sarayİşhanı Konak Ankara Ekin Sanat Merkezi Marmara S. No:24/13 Tel: (312) 432 23 13 Sıhhiye Adana inönü C. Ay dın Işhanı Kat:5 No:505 Duisburg Almanya Hagedorn str. 15 47169 Duisburg Tel:(00 49 203) 40 11 26 ABONE KOŞULLAR (6 ay lık) 600.000.-TL (1 y ıllık) 1.200.000.-TL HESAP NO: (TL): 1011-1415396 iş bankası Ortaköy-istanbul şb. (DM): 10113168468 İş bankası Beyoğlu-İstanbul şb. OFSET HAZIRLIK: Tav ır Y ay ınları BASKI:
TAVIR'dan Yeni bir sesle, solukla ulaştırıyoruz öykülerimizi, şiirlerimizi sizlere, idil'in can kattığı bir emeği ulaştırıyoruz. Sevdayı, kavgayı, korlanmış yürekleri ulaştırıyoruz. Yüreğimizin bu köşesine "Kültür-Sanatta TAVIR" diyoruz. "Geleneklerimizi sürdürmek için bileylediğimiz kılıcımız olsun" diyoruz. Halkın sanatının mevzisini güçlendirmek için, ciğerlerimize çektiğimiz tertemiz soluğumuzdur Kültür-Sanatta TAVIR Dergimiz. Bu solukta İdil vardır, Nil vardır, Ayşe vardır. Yani, emek ve kirletilemez bir tarih vardır. Bu tarihi gözümüz gibi koruyacağız, geleneklerini sürdüreceğiz. Haydi kulak verin bereketine toprağın. Kulak verin de duyun yüzlerce yıl öteden bugüne uzanan haykırışlarını, toprağın terini. Toprağın teridir önderlerimiz, bereketidir. Çiçeğin rengidir, isyanın bayrağıdır. Şahkulu, Kawa, Baba İshak, Nur Ali Halife, Atçalı Kel Mehmet Efe... Yiğittiler, önderdiler, gözünü budaktan esirgemedi hiç biri. Her biri, bir yalın kılıç, yalın yürek . Bayrakları bugüne ulaştı, artık elimizdedir bayrakları. İşte sancaktarları Sabo, Sinan, Niyazi... İşte Berdan, İlginç, Yemliha, Müjdat, İdil... Şehitlerimiz Baba İshak'ın, Çakırcalı’ nın sloganlarıyla can verdiler. Atçalı, tarihimizin ak sayfasıdır. Öğrenmek ve öğretmek için "Atçalı" diyoruz. Filistinli çocuk generallerin elleri, yeniden taşlarla buluşuyor. Kadın, erkek, genç, yaşlı bedenler tek bir dil olup yükseltiyorlar özlemlerini, "intifada" diyorlar. Yeniden doğuyorlar devrime katılınca. Yeniden doğuyorlar, Özgür Filistin'i gerçeğe çevirmek için. Bağımsız, demokratik bir ülke için halkın kendi anayasası... Yokluğa, yoksulluğa, baskıya karşı, emeğe en yüce değeri veren, ulusların haklarını esas alan bir anayasa... Aydınların, sanatçıların özgürce sanat eseri üretebilmeleri için, örgütlenme ve düşünce özgürlüğü için Halk Anayasası... Halk Anayasası Taslağı ile ilgili yazılarımız, önerilerimiz ve çeşitli kesimlerin düşüncelerini sayfalarımızda bulacaksınız. Halk Anayasası aydınlar, sanatçılar cephesinde de tartışılmalıdır. Eleştiri ve önerilerle bu taslağı, herkesin görüş birliği ettiği bir metne dönüştürmeliyiz. İkinci sayımızda buluşmak üzere.
Dostlukla... 2
DENEME
ayçe idil erkmen
Dergimizin bu ilk say ısına O'nun imzasıy la, kalemiy le başlıy oruz. Kızıl bandını alnına takmay a hazırlan ırken y azdı bu satırları İdil. Son bir kez seslenmek istedi analarımıza. O'nun sesiy le, O'nun sözüy le başlıy oruz sayfalarımıza; Yolumuza ışık olsun!
durulur mu hiç güzel anam, siz yanımızdayken durulur mu ?
E
linde bir kartona yapıştırılmış f otoğraf. Sımsıkı tutuyor parmakların f otoğraf ı. Sanki aylardır elini tutamadığın, y üzünü okşay amadığın, karanlık dehlizlerde y itirilen y avrunu kucaklıy orsun doy ası y a. Gözlerin çelik sertliğinde bir noktaya dikilmiş. Biraz dalgın. Sevgi dolu tuzlu damlacıkları, gözbebeklerinin ardına gizlemişsin. Sanki dökülen her damlayla onu akıtacaksın aşağıy a, dökmüy orsun damlacıkları, içinde taşıy asın diye canının y ongasını, kay ıp y avrunu. Y alnız kay ıp yav run mu saklı gözbebeklerinin ardında? Daha nice sev gililere y er var o derinlikte. Bir elinde mav zeri, diğer eliy le av uçladığı toprağı alnından süzülen kanla
sulayan da senin ev ladın. Demir kapı, taş duvar ardında insanlık onuru için bedenini barikat y apan özgür tutsaklar da... 17 yaşında İrfan, 18'inde Sibel, 17'sinde Eylem de. Uğur, Mecit, Ümit... Her. biri bir umut yarınlar için. Her birini kendi ellerinle gönderirken kurtuluş halay ına, sevgini umudunu kattın y arınlara: "Git gözümün alası, gidişin ülkemin kurtuluşu, halkımın ö zle mi, özgürlüğü, git, git elimin kınası." Bey az başörtünün ucuyla engelledin damlacıkların düşüşünü. Sonra katıldın sen de halay a. "Evlatlarımız onuru muzdur" diy e. Gözlerin çelik sertliğinde, gözlerin hala aynı noktaya dikilmiş. Haftalardır sizinle anılan bu mey danda çev renizi kuşatmaya kalkan üniformalılara kin dolu bakışların. Bakışların kayıp yavrularını soruyor. Bakış-
ların zindanlarda hücre hücre eriyen açlık yolcularını soruyor. Bakışların hesap soruyor. Bir gülü dalında sevmesini bilmeyenler, y aşlı bedenlerinize saldırıy orlar. Üzerinize kalkan joplardan önce f ırlıy or ağzınızdan öfkeniz: "Anaların öfkesi katilleri boğacak." Bir tiyatro oyunundasın. Taş duv arların ardındaki açlığı pay laştığınız küçük oda tiyatro sahneniz. Başrolde sen v arsın. Sıcak çayını y udumlarken götürüy orlar oğlunu. Koparıyorlar senden. Bu rolü sana verdiklerinde "ben y apamam" demiştin. Dizlerin hey ecanla titrerken ise "ben bunları y aşadım" diye sürdürmüştün sözünü. Az sonra oğlunu cansız atıy orlar yanına. "Bu bir oy un" diy or sun ama engelleyemiy orsun öfkeni, atılıy orsun işkenceci katilleri canlandıran gencin üzerine.
3
Şimdi ise parmaklarının arasından çekip alıyorlar kay ıp oğlunu, tutsak kızını, vatanı uğruna şehit düşenlerini... Joplar birbiri ardına iniy or sırtınıza, başınıza. Y ılların ağarttığı saçların kızıllaşıv eriyor bir anda. Atılıyorsun üzerlerine. En değerlilerini senden almalarına izin v ermeyeceksin. Joplar durduruy or seni, ama zaferi müjdeley en parmaklarını, "Biz kazanacağız, insanlık onuru kazanacak!" sloganım engelley emiy orlar. Var gücünle haykırıy orsun "Tabutlukları yıkacağız". Sesine y anıt yine demir kapılar, beton duv arlarla çevrelenmiş evlatlarından geliy or. "Tabutlukları yıkacağız. Tutsak ailelerine kalkan elleri kıracağız." Güv en veriyor bu ses sana ve daha güçlü bağırıy orsun şimdi: "Devrimci tutsaklara kalkan elleri kıracağız." Y erlerde sürüklüy orlar seni. Ak saçlarının kızıllığı, asf altı da kızıla boy uyor ama acı duymuy orsun. Biliyorsun bugün direnmeyenin y arın 4
yüreğinde daha büyük acılar duyacağını. Direnmenin onuruyla başın dik. Size acımasızca saldırdıkları bu meydan artık sizin. Orası Özgür Vatan toprakları. Her hafta y ine inadına burada siz olacaksınız. İnadına her görüş günü cezaevlerinin kapısında birikeceksiniz. Omuzunda ağır bir inanç y ükü taşıy ormuşçasına ağır ağır açılacak demir kapılar ve sen telaşlı adımlarınla koşacaksın görüş kabinlerine. Demir parmaklıklarla iki yandan sarılan kirli camın önünde, daha soluklanmadan "Merhaba" diyeceksin tutsak oğullarına, kızlarına. Dışarısının sıcak soluğunu taşıyacaksın onlara. Biraz hey ecanla, biraz gururla, düşmana duy ulan öfkeyle ama hepsinden çok mutlulukla anlatacaksın ey leminizi. "Sizin için her şey" diyeceksin. Sonra bir konserde anlatacaksın yaşadıklarını. Yine iki parmağın inançla, kararlılıkla kalkacak hav aya. Sloganlar bir sevda türküsü, bir kavga türküsü gibi dökülecek du-
daklarından v e bilinçlere kazıy acak haklıy ı, doğruyu, kazanacak olanı. Uğur'a, Y usuf 'a, Mecit'e sarılacaksın; tabutluk duvarlarını birlikte y ıkmak için. Ev et sev gili anacığım, seninle birlikte yürüyoruz bu y olda. Sizinle birlikte ilerliyoruz zaf ere giden y olumuzda. Senin gözbebeklerinin derinliklerinde kızların, oğulların. Bizim y üreklerimizde size duy duğumuz bağlılık, size olan görevimizin bilinci. Artık gözlerin dalgın değil. Y ine çelik sertliğinde. Ama öfkeden alev alev yanan bir bakışla süzüp düşmanını, son sözünü söy leyeceksin. "Evlatlarımızın kıl ına zarar gel mesine izin vermeyeceğiz. Biz doğurduk size öldürtmeyeceğiz." Durulur mu güzel anam, siz y anımızday ken durulur mu? Sizin için direnilir, sizin için ölünür. Zaferi sizin için kazanacağız. Zaferi size armağan edeceğiz. Haziran 1996 Çanakkale Cezaevi
ŞİİR
meliha çobancı
ana'ya
Bir selam uçururuz, senin adına Yakılmış, yakılmış o yerlere ana. Alıp onu, dağbaşından güneş gibi ışıyanlar, Alıp kurşun eder silahına Vurur sakınmadan, vurur kitapsızca Yüzündeki yol yol her çizginin Ve vatan diye diye yanan koca yüreğinin Bir de kona göçe tüketilen senelerin hesabına.
5
İNCELEME tavır
AYDINLAR, SANATÇILAR!
HALK ANAYASASI İÇİN MÜCADELE EDELİM!
H
aklar ve Özgürlükl er Platformu, geçtiğimiz günlerde, bir süredirq tartışmaya açtığı demokrasi yi, ulusların haklarını esas alan bir anayasa taslağını kamuoyuna sundu. Çalışmanın adı "Halk Anayasası Taslağı." Anayasa taslağının sunuş bölümünde çalışmanın temel amacı bakın kısaca nasıl ifade ediliyor: "Demokratik bir halk cumhuriyeti nin anayas ası olarak düş ünülüp tas arlanmış olan HALK ANAYASASI Taslağı'nı halklarımızın yüzyıllardır sürdürdüğü bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinde s ağlam bir basamak ol ması; çeşitli milliyetlerden, inançlardan, mesleklerden tüm halkı birleştiren bir rol üstlenmesi dileğiyle tüm kamuoyuna sunuyoruz." (Halk Anayasası Taslağı Sayfa: 5) 6
Bugüne dek birçok alanda tartışıldı, belirtildi: "Ülkeyi çeteler yöneti yor ve biz çeteler tarafından yönetilmek istemiyoruz" dendi. Peki, biz nasıl bir devlet, nasıl bir demokrasi, nasıl bir ülke istiyoruz. Nasıl yönetilmek ya da nasıl yönetmek istiyoruz? İşte, Haklar ve Özgürlükler Platfor mu bu sorul ara cevap niteliği taşıyacak bir çalışma sunuyor bizlere Halk Anayasası Taslağı 'yla. Yukarıda alıntısına yer verdiğimiz sunuş metninde de değinildiği gibi bu çalışma, bugünkü sistemin değil, demokrati k bir hal k c umhuri yeti nin anayasası olarak düşünülüp tasarlanmıştır. Çünkü bugünkü sistemde halkın ne sözünü söyleme, ne karar alma hakkı yoktur; çünkü bugünkü sistemde örgütlenme özgürlüğü yoktur; bugünkü sistemde hal kın dini inançlarını yerine getirmesinin önünde bin türlü engel vardır. İnanç özgür değildir bu ül kede. Bugün çe-
telere sınırsız özgürlük, hal klara alabildiğine esaret vardır. Halkın kanını döken kontrgerillacıların mahkemelerinde bütün kapılar halkın yüzüne kapatılıyor. Halk, bu kapıların ardında ne dolapların döndüğünü bilmi yor. Vatanımızı kana bulayanlar mahkeme salonlarında ödüllendiriliyor. Biz böyle bir ül kede yaş amak istemi yor uz. Bu çetelerle işbirliği içinde ol mayan, onl arın vurgunlarından rant almayan kimse böyle bir ülkede yaş amak istemez. Bu anayasa da özgür, bağımsız, emeğin en yüce değer sayıldığı, ulusların haklarının tanındığı bir ülkede yaş amak isteyenler için hazırlanmıştır. Yıllardır teşhir ettiğimiz, yıkılmasını istediğimiz çeteler iktidarının yerine ne inşa edec eğiz, yani hal kın iktidarı nasıl olacak? İşte bu anayas a bunların cevabını veriyor. Sorunlarımıza Çözüm Olabile-
cek Bir Halk Anayasası'nı, Y ine Halk Hazırlay abilir. İstiy oruz ki; bu ülkenin taşına toprağına hayat v eren, çalışan, çabalay an, alnındaki terle tohuma can katan, iş makinelerini çalıştıran, durduran koca bir dünyay ı y ıkıp y eniden yaratan bu halk, bu defa nasıl y önetileceğini kendi belirlesin, yani kendi anay asasını kendi y apsın. Ev et, böy le bir anay asay ı halk hazırlasın. İşçisiyle, memuruyla, ay dınıy la, esnaf ıy la, köy lüsüy le hazırlasın. Bir anay asay ı hazırlamak sadece bu işin erbaplarının, hukukçuların, profesörlerin değil, o anay asayla yönetilecek olanların da hakkıdır. Y ani halkın hakkıdır. Bugüne dek, "demokrasilerde siyaset hep bu işin erbabına teslim edildi. Halk, hep karar alma mekanizmalarının dışında tutuldu. Halkın y önetiminin esas olduğu bir demokratik halk cumhuriyetinde bu iş dar çerçevelere hapse dilemez. Bugüne dek halkımızı y önetmek için def alarca anayasalar hazırlandı. Bu anay asaların hiçbirini halk hazırlamadı; bırakın hazırlamay ı, halka fikri bile sorulmadı. Bu anay asaların mey ecektir. hepsinde, sırtımızdaki ağırlaştı. Haklarımızı
diğinde görülecektir ki, taslağın içinde yer alanların bugünkü iktidarlar taraf ından gerçekleştirilmesi hay al bile edilemez. Çünkü Halk Anayasası'nın her maddesi halkın çıkarları gözetilerek yazılmıştır, halkın yönetimi esas alınmıştır, Halka dernek kurma hakkı bile vermeyen bugünkü yönetim sömürü silahını elinden düşürmek iste-, Ne meclis, ne tek tek siy asi partiler böy le bir anay asay ı onay lamazlar. Bu anay asay ı kazanmak haklarımızı elde etmek için mücadele etmeliy iz. Bakın, Halk Anay asası Taslağı'nda tüm halk kesimlerine yapılan çağrıda ne diyor: "Bu ülkenin ay dınları, sanatçıları, baroları, meslek odaları, işçimemur sendikala-
rı, demokratik kitle örgütleri, ilericidemokrat tüm siyasi çev reler, örgütlü, örgütsüz tüm halk güçleri! Böy le bir anay asay ı oluşturmak v e geniş kesimlere maI etmek öncelikle ve özellikle sizlerin sorumluluğunuzdadır. Ay dın olma anlamında, mesleki anlam-
yük biraz daha talep ettik, y üzümüze gülerek, adeta dalga geçercesine "size bol gelir" dediler, öy leyseüstümüze uy acak anay asay ı tartışalım, kararlaştıralım, mücadelesini verelim v e biz yapalım. Ancak halkın anay asası halk için y ararlıdır. Halk Anay asası Taslağı incelenProf. Dr. TOKTAMIŞ ATEŞ (Yazar) "Öncelikle şunu vurgulamak isterim ki, 1982 Anayasası, 1961 Anayasası'na bir tepki anayasası olarak, özgürlükleri kısıtlayan ve özellikle toplumdaki örgütlenme özgürlüğünün önüne ciddi engeller çıkaran bir anay asadır. 1961 Anayasası'nın özgürlükçü maddeleri 12 Martta belli orandatırpalanmasına rağmen, Türkiy e'deki egemen güce buyetmemiş ve onun üzerine belki büyük bir oyun olarak tezgahlanan 12 Eylül harekatı ve bunun ardından gelen anayasa ile 1961 Anayasası'nın getirdiği tüm kazanımlar hemen hemen sıfırlanmıştır. O bakımdan yeni bir anayasanın, özgürlüklerin önündeki engelleri kaldıran anayasanın bir çabası içindeyiz. Haklarve Özgürlükler Platformu'nun hazırlamış olduğu Halk Anayasası Taslağı'nı dikkatle, oldukça dikkatli bir biçimdeinceledim. Öncelikle şunu vurgulamak isterim; Halk Anayasası Taslağı alternatif birçaba olması açısındanve sırf laftakalmayıp somuta indirgenen bir çaba olması bakımından bu taslağı takdir ve memnuniyetle karşıladım. Ancak hazırlanan taslağa içerik ve teknik açısından eleştirilerim de oldu. Biçim açısından, anayasa tekniğindeki önceliklisıralanış açısından eksikliklervar. Mesela öncedevletin, iktidarın nitetiğini ele alıp daha sonra devletiny apısı ele alınmalıy dı ama y apı, 7. bölümde y asama, yürütme, y argı olarak ele alınmış. Sunuş bölümünü doğrusuyeterli bulmadım; çünküanayasaların bir ibaresi olur. Gerek sunuş bölümünde, gerekse 12. sayfadan itibaren ele alınmış bölümlerde anay asadaki ibare kav ramını, y ani anay asanın kendi kendini savunma v e
7
Madde 37- Kültür-Sanat a») Kültür yapımızdaki yozlaşmayı durdurup halkın tarih içinde oluşturmuş gelenek ve kültürünü geliştirmek, halk kültür ve değerlerinin önünü açmak, halkın iktidarının öncelikli görevlerindendir. Bu çerçevede, emperyalizmin kozmopolit, yoz, bireyci ve tüketici kültürünün ortadan kaldırılması için halkı, kendi değer ve gelenekleri temelinde devrimcive yurtsever bir kültürle donatmaya yönelik tedbirler alınır, programlar oluşturulur. b-) Demokratik Halk Cumhuriyeti, ahlaki yozlaşmaya ideolojik ve kültürel dejenerasyona karşı mücadele ederek, kültürel yenilenme ve gelişme politikalarını yürürlüğe koyar. Ahlaki yozlaşmanın, bireyci ideoloji ve kültürün, çeşitli kesimlerin hırsızlık gibi suçlara, fuhuş bataklığına sürüklenmesinin ekonomik, sosyal temeli ortadan kaldırılmadan kültürel yenilenmenin başarıya ulaşamayacağından harekette, bu mücadele ekonomik ve sosyal düzenlemeler eşliğinde yürütülür. c-) Düşünce, sanat, bilim üretiminin, bu üretime halkın katılımının önündeki ekonomik, siyasi engeller kaldırılır; öte yandan, sanat adı altında yozlaşma ve ahlaksızlığın teşvik edilmesine, halkın paylaşımcı tarihsel değerlerinin yok edilmesine izin verilmez. d-) Çeşitli dallarda faaliyet yürüten, ürün veren aydın ve sanatçıların Aydın-Sanatçı Meclisleri'nde örgütlenmesi; il, ilçe, köy düzeyinde halk meclislerinin desteğiyle kültür merkezlerinin kurulması teşvik edilir. Sanatçıların oluşturduğu dernekler, meclisler, kooperatifler Kültür Bakanlığı'nca desteklenir. e-) Anadolu topraklarının binlerce yıllık kültürel mirası, folklorik değerleri, sanat yapıları, mimari eserleri titiz bir koruma altına alınarak halkın hizmetine sunulur. Emperyalistler tarafından yağma edilen tarihi eserlerin geri getirilmesi için özel çaba sarfedilir.
da, siyasi anlamda, eğer ki bu ülkeyi, bu halkı temsil ettiğiniz kesimleri daha iyiye, ileriye götürme iddiasına ve sorumluluğuna sahipsek; bu anayasa böyle bir gelişmeyi mümkün kılabilecek elverişli araçlardan biridir." (age S: 11) Peki bu anayasada bugünkü anayasadan farklı olarak ne yazıyor? Halkın yönetimi nasıl olacak? Devletin özü ve biçimi nasıl olacak? Halk anayasası neleri güvence altına alır, neleri taahhüt eder? Halk Anayasası; "çeşitli ulus ve azınlıklara mensup, ancak bu toprakları yüzyıllardır paylaşan tüm halkların kardeşçe, insanca ve özgürce bir arada yaşamasını güvence altına alan; • Emeğe ve emekçiye değer veren, halkın katılımını ve yönetimini esas alan; halkın çıkarlarını, bağımsızlığını, özgürlüğünü asıl varlık nedeni olarak gören" (age S: 13) bir anayasadır. Bu anayasa kitapçığında yazılan hiçbir şey, burjuvazinin düzenindeki vaatler manzumesiyle bir tutulma malıdır. Burada halkın iktidarı ve icraatları söz konusudur. Halkın iktidarı da, ancak yine halkın, gücüyle hayata geçirebileceklerini yasalaştıran Temel Hak ve Özgürlüklerimizi, Halk Anayasası Güvence Altına Alıyor; Halk Anayasası'na Sahip Çıkalım! Ülkemizde on yıllardır bir de-
meşruiyetini ortaya koyma konusunda yetersizlikler var. 2. Bölümdeki "Ulusal Bağımsızlık ve Dünya Halklarının Kardeşliği Cumhuriyetin Vazgeçilmez ilkeleridir" konusuna tamamen katılıyorum. Ve bence ç ok güzel hazırlanmış. Temel hak ve özgürlükl erin ele alınmasını da onaylıyorum. Yalnız ekonomi bölümünü z ayıf bul dum. Böyle bir tartışmanın yaratılması, somut bir şeyin ortaya çıkarılması güzel ve bundan dolayı ben ciddi ye alıyorum. Umarım bu tasl ağın arkası da gelir. Değerlendirmeler yapalım, bu işi lafta bırakmayalım. RAHMi SALTUK (Müzisyen) Haklar ve Özgürlükler Platformu'nun başlattığı bu kampanyanın yerinde ve doğru bir kampanya olduğunu düşünüyorum. Birçok kişinin düşünceleriyle ve tasarılarıyla anayas a hazırlamak fikri çok güzel. Zaten böyle bir anayasada, toplumun her kesiminin istekleri ve talepleri yer almalıdır. Düşünce özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü sınırsız olmalı ve sos yal yönleri bulunmalıdır. Böyle bir anayas a hal ka mal edildiğinde " memnun değiliz, işte böyle yönetil mek istiyoruz" ortaya çıkacaktır. Bu anayasa taslağına hepimiz sahip çıkmalıyız. HÖP'ün hazırladığı bu Halk Anayasası Taslağı'nda güzel şeyler var. Ama herşeyden önemlisi bu anayasa taslağındaki maddeler madde olarak kalmamalı; okulda, evde, her yerde hayat bulmalıdır. Bu da, halkın taleplerine sahip çıkması ve bunları denetlemesi yle mümkündür. Hal k her alanda inisiyatifini koymalı; hal k meclisleri bunun güzel bir örneğidir.
8
mokrasi sorunu yaşanıy or. İktidara aday olan bütan partiler, dillerine bir demokrasidir dolarlar, iktidara ilk geldikleri anda demokratikleşme sürecinin önünü açacaklarından dem vururlar, ama y ıllar geçtiği halde bu süreç bir türlü yaşanamamıştır. Y üzlerce' aydın-sanatçı, düşüncelerini açıkladıkları, bunu en meşru zeminlerde ey leme döktükleri için yargılanır, işkence görür, tutuklanır, y ıllarca cezaev lerinde kalır. İnsanın en temel gereksinimi olan temel halk ve özgürlükler, tamamen gaspedilmiştir. Özgürlük burjuv aziye, özgürlük sömürüy edir. Halk Anayasası Taslağı'nda öngörülen Demokratik Halk Cumhuriy etinde "Tüm bireyler, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredil mez temel hak ve Özgürlüklerine sahiptir" (age S:27) Nedir bu dokunulmaz olan temel hak ve özgürlükler? Bu dokunulmazlık zırhına bürünen özgürlüklerimiz, gerçek demokrasinin gerekleridir. Başkasının hakkını gaspeden zulümcü "kişi hakkı değil, halkı ileri götüren, karşılıklı saygıy la daha da gelişen bir özgürlükçülüktür bu. Halk Anayasası Taslağı'nın 24. maddesinde, Demokratik Halk Cumhuriy eti 'nin, kişinin temel hak ve özgürlüklerini sınırlay an, insan onuruy la bağdaşmayan siyasi, sosyal v e ekonomik sebepleri ortadan kaldıracağı yazar. Çünkü, bunu Demokratik Halk Cumhuriyeti'nin görevi ve misy onu sayar. Halkın anayasası, her Demokra-
tik Halk Cum huriy eti vatan daşının y aşama hakkından inanç özgürlüğüne, sav unma hakkından düşünce özgürlüğüne dek tüm haklarını güv ence altına almayı taahhüt ediyor. Bu temel hak v e özgürlükleri sağlay acak tek güç bağımsız, demokratik bir Dikenin yönetimidir. Çünkü, "bağımsız ol mayan ve halkın doğrudan iradesinin temsil edil mediği bir ülkede temel hak ve özgürlükler olma z, olama z."
Madde 30- Düşünce ve Basın Özgürlüğü a-) Anayasaya ve halkın çıkarlarına aykırı olmamak kaydıyla, her vatandaşın düşüncelerini, tüm basın-yayın araçlarını kullanarak serbestçe açıklayıp, yaymak ve herkese açık olan kaynaklardan hiçbir sansüre uğramadan bilgi edinmek hakkı vardır. b-) Herkes bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretine, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırıya yapma hakkına sahiptir. Demokratik Halk Cumhuriyeti bilimsel araştırmaları destekler ve teşvik eder. c-) Her vatandaş anayasa ve halkın çıkarlarına aykırı olmamak kaydıyla, süreli ve süresiz yayınların basım, yayın ve dağıtım hakkına sahiptir. Basın, radyo ve TV gibi tüm iletişim araçları halkın ve onun örgütlü güçlerinin denetimi ve yönetimindedir. d-) Halkın örgütlü güçlerinin basın-yayın faaliyeti, basımevleri, kağıt stokları, ulaştırma araçları ve bu hakkın kullanımı için gerekli diğer maddi şartların sağlanmasıyla devletçe desteklenir.
Bugünkü Düzende Aydınların En Büy ük Sorunlarından Olan Düşünce ve Basın Özgürlüğü Halle Anay asası'nda Güv ence Altına Alınıy or. Küçük bir azınlığın geniş kitlelere hükmettiği rejimlerde; zulmedenler, halkın gerçekleri duymasını, görmesini ve bu gerçekler hakkında bil-
gilenmesini istemezler. Bunun için de eskiden beri bilinçlenmeye, dü şünmeye hep yasak kılıcıy la yaklaş mışlardır. Günümüzde de bu mantık en gerici y öntemlerle sürmektedir. Kişiler ve kurumlar üzerindeki baskılar, sansür, kitap, dergi, gazete toplatmalar, büro baskınları, düşünenlere yönelik gözaltı, işkence tutuklama v e y ıllara varan hapis cezaları, milyarlarla ifade edilen para cezası terö-
BERHAN ŞİMŞEK (Sinema Oyuncusu) ... 1982 Anayasası düşünmeyi yok sayan bir anayasa. Anayasada bazı dönemelerde değişiklik yapıldıysa da bu halkın zararına değişikliklerdi. Örneğin; 141-142 kaldırıldı, yerine Terörle Mücadele Yasası getirildi. 163. Madde kaldırıldı, her köşe başı tekke ve zaviyelerle dolduruldu. '82 Anayasası'nın arızaları giderileceği yerde ilerideki dönemlerde, üzerindeki insan hak ve özgürlükleri konusunda daha fazla daraltmalar yapıldı. İşte, asıl tehlike burada; bunu gözden kaçırmamak gerekir, insanlara, yaşanır bir dünya kurma yerine, anayasanın içinde çetecikler ortaya çıkarıldı... Türkiye'de halk ilk defa halk demokrasisi için mücadele veriyor ve bu mücadeleyle hakettıği, talep ettiği anayasayı oluşturacaktır. Önemli olan halkın talebi, özgürlük isteğidir. Halka benimsetildiğinde, halk istediğinde bu Halk Anayasası Taslağı'nı hayata katmış oluruz. Önemli olan bunu hayata katmaktır. Halk bu taslağa emek verirse, kıymetini anlayacaktır. Mücadeleyle bu taslakta yer alan maddeler kabul ettirildiğinde alınması da imkansız olacaktır. 12 Martta, 12 Eylül'de olduğu gibi beyaz bayraklar çekilmeyecektir. Zor elde edilen kolay bırakılmayacaktır. Sonuçta havuza bir taş atılmıştır. Bu demokrasi ye zarar verilmediği sürece her fi kir dinlenerek genişletilecektir. Bu Halk Anayasası Taslağıyla asgari müştereklerde birleşebiliriz ve o zaman bunu hayata katabiliriz. Bir araya gelmediğ imizde ise bizi bölerler ve yönetirler. Devlet halkın sorunlarını çözmediğinde, ona sahip çıkmadığında halk kendi sorunlarına kendi sahip çıkacaktır. Bugün baktığımızda, halk bu sorunlara, halk meclisleriyle sahip çıkıyor. Bu çerçevede, halk meclislerinin yararlı olduğunu
9
rü... tüm bunlar ülkemiz ay dının y aşamının bir parçası olmuştur. Oy sa halkın çeşitli kesimlerden oluştuğu düşünüldüğünde, kültürlerin v e düşüncelerin de kendi içinde f arklılıklar göstereceği muhakkaktır. Bu doğal bir sonuçtur. 8u kesimlerin taleplerini, ideoloji ve kültürlerini if ade eden düşüncelerini, bunları da basın y ayın yoluyla dile getirmelerini sağlamak, halkın yanında olan yönetimlerin asli görevlerindendir. Belki bu "perv asız" taleplerimizden dolay ı, dergimize de bir h ışımla y önelinecektir. Ama ne yapalım ki, sav unduklarımız gerçek demokrasilerde olması gerekenlerdir ve halkın demokrasisi gerçek bir demokrasidir. Fakat, halk demokrasisi insanlığa karşı komplo kurmay ı meslek edinenlere, halkın bin bir emekle kurup yücelttiği Demokratik Halk Cumhuriy eti'ne saldırıy ı düşünce özgürlüğü' kılıf ı içinde gizlemey e çalışanlara ay nı toleransı tanımaz. Faşist ve şovenist politikalar "düşünce özgürlüğü" kapsamında değerlendirilmez; ahlaki y ozlaşmay ı ve dejenerasy onu teşv ik eden propaganday ı engellemek "düşünce özgürlüğü"ne y apılmış bir saldırı değil, insana ait olan değerlere sahip çıkılması ve bunların y ağmalanmasına, y ok edilmesine müsaade edilmemesi anlamına gelmektedir. Bu tür düşüncelere karşı mücadele etmeyi de bütün halk kesimlerinin görevi olarak görüyor Halk Anay asası Taslağı. Y ine kültürel v e sanatsal f aali-
yetler, halk kültürünün geliştirilmesi, yozluğa ve dejenerasyona karşı mücadeley le birlikte, tüm halk kesimlerinde olduğu gibi, ay dınsanatçıların da birlikteliğinin geliştirilmesi çerçev esinde ele alınmış Halk Anayasası Taslağı'nda. Bir süredir tartışılan Ay dın-Sanatçı Meclisleri, anay asada sanatçıların birlikteliğinin bir zemini olarak öngörülüyor. Çünkü meclisler, her kesimden aydın ve sanatçıların demokratik bir zeminde bir aray a geldikleri örgütlülüktür. Meclisler, ay dın sanatçıların kararlar aldıkları v e bu kararlan hay ata geçirdikleri yerlerdir. Meclisler, bugünden yarına uzanan; meclisi oluşturan tüm birey lerin yönetime katıldığı bir öğrenme-öğretme ortamıdır. Halk Anay asası Taslağı'nda sanatçıların kuracağı derneklerin, kooperatiflerin kısaca örgütlülüğe ve birlikteliğe hizmet edecek kurumların Kültür Bakanlığı taraf ından destekleneceği belirtiliyor. Bu sistemin Kültür Bakanlığı'nı düşününce... Sonuç Olarak; Biz, hazırlanmış bir anayasa taslağının ya da böyle bir anayasa çalışmasının herşeyi çözmeyeceğini biliyoruz. Anayasa nihay etinde, kağıt üzerindeki bir metindir. Bu kağıdın üzerinde yazılanları hayata geçirebilmek için halkın mücadelesi esastır. Bu anayasay ı sahiplenmek, aslında kendi yönetimimize, cumhuriyetimize sahip çıkmaktır. Anay asa bir güç dengesini ifade
eder. Bugüne kadar çıkarılan anay asalarda güç egemen sınıf ların lehiney di. Haklar v e Özgürlükler Platfomu'nun bir çalışması olan Halk Anayasası Taslağı'nda güçler dengesi halktan y anadır. İbreyi bizden y ana çevirme mücadelesidir anay asa mücadelesi; tüm halk kesimlerini birleştirme mücadelesinin bir parçasıdır. İşte bu yüzden önemlidir. İşçiler için de, öğrenciler için de, gecekondu halkı için de, ay dınlar-sanatçılar için de... Bu y üzden halk anayasasına sahip çıkalım. Böyle bir anayasaya sahip çıktığımızda, tüm halk kesimleri kendi anayasasını tartışmış olacaktır. Tartışalım.Kendi geleceğimizi, kendi güv encemiz altına almanın yollarını açalım. Halk Anay asası'nı, akademik bir çalışma olarak değil, sanatçısından işçisine tüm halkı özgürlük için, bağımsızlık için birleştiren, harekete geçiren bir misyon üstleneceğini düşündüğümüz için sahipleniy oruz. Biz, son sözü Halk Anayasası'na bırakıy oruz. "Bu ülke, bu topraklar üzerinde yaşayanlarındır. Kardeşçe yaşam, herkesin, tüm ulusların, milliyetlerin, değişik inançlardaki toplulukların haklarına sahip olmasıyla mü mkündür. Tartışarak, herkesimin haklı taleplerini, özlemlerini isteyip, hepsi için, hep birlikte mücadele ederek; kardeşliği, birlikte ve özgür yaşamayı gerçekleştirebiliriz." (age S: 12)
düşünüyorum. Halk Anayasası Taslağı'nın kültür sanatla ilgili bölümünü değerlendirdiğimde, "Bunlara katılmamak mümkün değil" diye düşünüyorum. Ben de söyleseydim, bunları söyler, bunları yazardım. Halkın kültürel kimliği oluşturulmalıdır. Bu da tabii halkın talepleriyle, istekleriyle oluşacaktır. Halk Anayasası Taslağı'nda futbol konusu dahi düşünülerek yazılmış. '80 sonrası ülkede, bin küsur tane sinema ve tiyatro kapatılırken, 200 tane futbol sahası çimlendirilmiştir. Futbol olmayan belde bugün kalmamıştır. Bu devlet politikasıdır, toplum bunlarla apolikleştirilmiştir. Bugün futbola ayrılan paralarla sinema salonları, tiyatro salonları yapılsaydı ve halkın kültürü buralar da s ergilenir, hal k ç ok daha fazl a aydınlanırdı. Genel olarak değerlendirdiğimde Haklar ve Özgürlükler Platformu'nun başlattığı böyle bir kampanyayı olumlu ve olması gereken bir kampanya olarak görüyor um. NAZIM ALPMAN(Gazeteci) Sosyalist solda politika yapan siyasi hareketlerin, bu türden "ayrıntı "larla ilgilenmesini son derece olumlu buluyorum. "Ayrıntı" diyorum çünkü, halkın önüne alternatif yönetim biçimleri, eskiden son derece "global" çizgilerle konulmaya çalışılırdı. Detaylar ise devrim sonrasına ertelenirdi. Bunun aşılma yolunagirilmesi çabası bile, başlı başına bir ölümlüktür. Artılarıyla, eksileriyle böyle bir çalışmanın olmasını, sevindirici bir gelişme olarak değerlendiriyorum.
10
iNCELEME
selçuk demirci
nazım hikmet
ve sanatta vatana bağlılık
lümünün üzerinden 34 y ıl geçmesine rağmen, bugün hala ülkemiz v e dünya şiirinin en say gın şairlerinden birisi olma özelliğini koruy or NazımHikmet Ran. Dost da, düşman da reddetmiy or onun şiirlerindeki o büyülü hav ay ı, yalınlığı, akıcılığı. Ama herkes kendi cephesinden ele alıyor Nazım'ı. Emekçiler; sosyalist, yüreği vatan v e halk sev gisi ile dolu bir Nazım'ı tanıy orlar. Onu bu şiirleriy le anlıyor, bu kişiliği ile yaşatıy orlar. Burjuv azi, tüm dev rimci kişiliğinden, yaşamından ve mücadelesinden soy utlay arak anlatıy or Nazım'ı. Onların penceresinden bakıldığında Nazım, sadece bir şairdir. Dili, Türk-
Ö
Geleceğe bırakılacak kalıcı izler, her türlü dejenere, yoz, ahlaksız ve duyarsa
bir
yaşamı
reddeden,
emekçi halkların bağımda şekillenen bir yaşam biçiminde gerçekleşecektir. Zulme, sömürüye, katliamlara karşı hayatın her alanında şekillenen ve giderek
güçlenen
özgür
vatan
mücadelesinin kültür sanat cephesinde yer alabilmek, bu mücadeleye omuz verebilmek halkın aydın ve sanatçısı
çeyi ustalıkla kullanabilen, 'korkunç yetenekli'(!) bir şairdir Nazım Hikmet. Oy sa Nazım'ın bütün yaşamı, inandığı doğrular için; burjuvaziy e, emperyalizme karşı bütün y üreğiyle mücadeley le geçmiştir. Nazım bir halk ozanıdır. Bu, Nazım y aşarken de böyleydi; ölümünün üzerinden 34 y ıl geçtiğinde de böyledir. Şimdilerde onu yere göğe sığdıramay an burjuv azi, bundan 45 y ıl önce Nazım Hikmet'i "Sovyet Hükümeti'nin hizmetine girdiği v e bu çerçevede komünizmi yayan eserler oluşturduğu" gerekçesiyle vatandaşlıktan çıkarmıştı. O günlerde iktidarda, ülkemizi empery alizme peşkeş çeken faşist Menderes Hükümeti bulunuy ordu. İşte bugün Nazım'ı dillerine dolay anlar aynı iktidarın dev amıdır. 45 y ıl önce Nazım'ı vatandaşlıktan çıkardıklarında kimliğine bir yafta astılar: "Vatan Haini". Nazım onların bu y aftasına cevabını şiirlerinde vermiştir. Bir mektubunda şöy le demiştir Nazım: "Çünkü biliyorum, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından -hey gidi dünya- çıkarılmışım. Beni Türklükten, halkımın evladı, milleti me ölü msüz bağlı bulun maktan kimse, hiçbir kuvvet çıkaramaz, ayıra maz." Bu sözler, Nazım Hikmet'in vatanına, ulusuna, halkına olan kopmaz bağlılığ ının if adeleridir. Nazım'ın hemen bütün şiirlerinde bu temalar hakimdir. Şiirlerinde yazmaya başladığı ilk dönemde, yani gençlik dönemlerinde, ağırlıklı olarak aşk şiir-
leri y azar Nazım. Ama "v atan" şiirleri de önemli bir yer tutar bu dönemde Nazım'ın şiirlerinde. Y alnız biraz daha milliy etçi bir bakış açısı hakimdir bu dönemde Nazım'ın şiirlerine. Bu da dönemin özgünlüğüyle ilişkilidir. Kemalizmin empery alizm karşıtı görüntüsü, kazanılan bir kurtuluş savaşı bu düşüncelerin oluşmasında belirley icidir. "Yine Türk'ün bayrağı Kaleleri yıkacak Yine Türk'ün gemisi Denizleri aşacak Yine Türk'ün sanatı Avrupa'yı sarsacak Yine Türk'ün sinesi Vatan aşkıyla dolacak İşte bunlar emin ol E min ol ki olacak" "Ey zavallı vatanım Neden böyle ağlıyor Neden midir çünkü ona Evlatları bakmıyor" "Gel ey imanlı gençlik Gel ey beklenen gençlik Gel ki Anadolu'da senin bölünmez Çelik imanına, azmine Ümit bağlayanlar var" Bu türden şiirler, Nazım Hikmet'in şiirlerdir. Bu şiirlerde göze çarpan nokta; Nazım'ın y aklaşım tarzıdır. Konulara y aklaşımında sınıfsal bir bakış açısı y oktur. Kuvay-ı Milliy eci ruh, milliyetçi bakış açısıy la birleşince sonuçta v atana bağlı, gençliği ulusal bağımsızlığa çağıran
olma onurunu da kazandıracaktır. 11
ama, "Av rupa'y ı titreten Türk"ün şiirleri çıkmıştır ortaya. Ref ah Partisi'nin bir dönem seçim propagandası içerisinde kullandığı "Ağa Camii" şiiri de bu dönemin ürünüdür. Nazım Hikmet'in şiirlerindeki değişiklik; v atan v e halk sev gisinin sınıf gerçeğiyle ifade edilmesi, dünya görüşündeki değişikliklerle ortaya çıkmıştır. 1921 y ılında önce Anadolu'y a, ardından Sovy etler Birliği'ne gitmesi, halkının y oksulluğunu acısını görmesi, Marksizm, Leninizm ve sosyalizmi tanıması, düny aya, vatanına ve halkına bakış açısını değiştirmiştir. Bunun şiirlerine y ansıy ışındaki ilk örnek "Açların Gözbebekleri şiiridir. "Değil birkaç Değil beş on Otuz milyon aç bizim Açlar dizilmiş açlar! Ne erkek, ne kadın, ne oğlan, ne kız Sıska cılız Eğri büğrü dallarıyla Eğri büğrü ağaçlar! Ağrımız büyük! Büyük! Fakat Artık imanımıza ine mez tokat De mirleşti bağrımız Çünkü ağrımız Otuz milyon deli gözbebekleri! Gözbebekleri!" Bu dönemde Nazım'ın şiirlerindeki değişiklik; biçimde de kendini hissettirmiş, daha anlaşılır, y alın v e halka mal olan şiirler yazmaya başlamıştır. Nazım Hikmet'in y aşamı v e düşünceleri, Sovyetler Birliği'nden dönmesiy le birlikte değişmiştir. Artık, Halep'te Paşa torunu olan, sefahat içinde büy üyen Nazım değil, ezilen, aç, yoksul halkının acısını içinde hisseden, onların "deli gözbebeklerine" sahip, kurtuluşun sosy alizmde olduğuna inanan bir Nazım v ardır. Moskova'da aldığı sanat eğitimi y anında ideolojik, ekonomik, politik eğitimi, bulunduğu dönemdeki TKP (Türkiy e Komünist Partisi) içerisinde hayata geçirmeye başlamıştır. Bir 12
süre sonra TKP'nin y önetici kadrolarından biri olmuştur.
Halkın aydını ve sanatçısı olmak; emekçi halkları daha da sömürü ve
"Rusya! Senden ayrılırken kafamızda, Engels'in materyalizmi gibi ölme z Hatıralar var! SSSR Gidiyoruz artık ver elini ver Vedalaşalım!" Bu süreçle birlikte dönemin baskıcı politikaları Nazım Hikmet'e de yönelmey e başlamıştır. O dönemki "Ay dınlık" dergisi v e "Orak-Çekiç" gazetesindeki yazıları, şiirleri v e örgütlü kimliği nedeniy le polis taraf ından aranmay a başlanmıştır (1924). Bugün bile hepimizi heyecanlandıran ve kararlılığımızı simgeley en "Güneşi İçenlerin Türküsü" şiirini, o günlerde y azmıştır. "Ölenler döğüşerek öldüler güneşe gömüldüler vaktimiz yok onların mate mini tutmaya! Akın var akın Güneşe akın! Güneşi zaptedeceğiz Güneşin zaptı yakın!" İstiklal mahkemesi taraf ından, onbeş y ıl kürek cezasına mahkum edildiğinde teslim olmaz; yurtdışına, Moskova'ya kaçar. Dört y ıl sonra da, 1929'da İstiklal Mahkemeleri'nin kararlarını day andırdığı "Takrir-i Sükun Kanunu"nun y ürürlükten kalkmasıy la, y üreği v atan hasretiyle dolu arkadaşı Laz İsmail'le birlikte Türkiy e'ye döner. Hopa'da yakalanır ve gözaltına alınır. Cebinden çıkan bazı notlar nedeniyle hapis cezasına çarptırılır, idam istemiyle yargılanır. Fakat daha sonra aklanır v e serbest bırakılır.:
Bu dönemlerde CHP yöneticileri, Nazım'ı iktidarla uzlaştırmak için çabalamış, fakat Nazım Hikmet bunu kabul etmemiştir. Ve inandığı yolda çalışmalarına, üretimlerine dev am etmiştir. Aynı y ıl (Temmuz
baskı cenderesine alan Amerikancı faşist iktidara karşı vatan ve halk sevgisiyle donanmaktır. Bu sevgi ve bağlılıkla üretmek, özgürlük için halkın içinde bir yaşamı tercih etmektir. 1929) "Resimli Ay " adlı dergide y ay ınlandığı "Sesini Kay beden Şehir" şiiri nedeniy le, işçileri grev e özendirdiği için hakkında dava açılmış, hapse mahkum olmuş, daha sonra yargıtayca bu karar bozulmuştur. "Şehir sustu Kenetlendi nokta nokta şehrinin Asfalt beton çenesi Cadde hoş Bir uçtan bir uca koş Cadde boş Bomboş Cebi m gibi Kesildi akmıyor su Ne bir motor uğultusu Ne dönen bir tekerlek var." 1930 y ılında, kendi sesiyle şiirlerini okuduğu plak, kahvehanelerde, lokantalarda çalınmay a başlar. Bu durumdan bile ürken ve telaşlanan hükümet acele plakları toplatır v e çalışmasını y asaklar. "Sesini Kaybeden Şehir" dışında, aynı y ıllarda yazdığı v e y ay ımladığı "835 Satır", "Jakend ile Si-Y a-U", "Varan 3", "1 +1=Bir" eserlerinden dolay ı hakkında dava açılır. Dav a konusu, bugün halkın yanında olan sanatçıların y abancısı olmadığı bir maddedir: TCK'nın 312. maddesi. Kısaca "halkı, isy ana teşvik". Y argılama sonucunda aklanır. Fakat artık Nazım için belki hiç bitmeyecek y asaklar, kovuşturmalar, cezalar ve tutsaklık dönemi başlamıştır. 1933 y ılında, İstanbul ve Anadolu'nun çeşitli illerinde y apıştırılan örgütsel bildirilerden sorumlu tutulur v e tutuklanarak Bursa Cezaevi'ne gönderilir. Bu davay la
Geçirecekse eğer ipi boğazıma, Mavi gözlerimde korkuyu görmek için Boşuna bakacaklar Nazım'a!" Şiirinde hiçbir koşulda inancından, mücadelesinden vazgeçmeyen bir dev rimcinin kararlılığı v ardır. Y argılama sonucunda 4 y ıl ceza alır Nazım Hikmet. 1934'de, cumhuriyetin 10. y ıldönümü nedeniy le çıkarılan af tan yararlanarak dışarı çıkar. Mücadelesine kesintisiz devam eder Nazım, "Şey h Bedreddin Destanı"nı, "Taranta Babu'y a Mektuplar"ı bu dönemde yazar. Sürekli gözetim altında ve keyfi baskıların cenderesindedir. 1938 y ılında, "askeri kişileri üstlerine karşı kışkırtmak, isyan ve ihtilale yöneltmek" suçlarından, hakkında sav aş hali hükümleri uygulanarak Askeri Mahkeme taraf ından onbeş y ıl hapse mahkum olmuştur. Önce Ankara Askeri Cezaev i'ne, ardından Sultanahmet Cezaevi'ne, oradan da Siliv ri'deki bir zırhlının hav asız, pis bir bölmesine kapatılır. Daha sonra Çankırı Cezaev i ve son olarak Bursa Cezaev i'ne getirilir.Tüm bu baskılar ve acılar içerisinde Nazım Hikmetin içindeki umut daha da büyümüştür. Vatanına, halkına v e insanlara duy duğu sevgi, dev rime ve sosyalizme olan inancı sarsılmazdır. birlikte, "Gece Gelen Telgraf adlı şiirinde "halkı rejime karşı kışkırtma" suçlamasıy la bir dav a daha açılmıştır. "Gece gelen telgraf dört heceden ibaretti: "Vefat Etti" Bakıyorum gece gelen telgrafa O müke mmel bir kafa Mükemmel bir yürek, Yu mruklarıyla erkek Gözleriyle çocuktu. Hudutsuz ve Allahsız bir baştı o Yoldaştı o. Düşmanlar kına yaksın Dostlar girsin saflara Sen gözyaşı göstermeden ağlayacaksın
Gece gelen telgraflara" İddianamede TCK'nin 146 v e 147. maddelerine göre idamla yargılanmaktadır. Nazım Hikmet cezaev inden, karısı Piray e Hanım'a y azdığı "Karıma Mektup" şiirinde, hakkındaki idam istemi karşısındaki duy gusunu şöyle ifade eder: "Ölüm Bir ipte sallanan ölü Bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm Fakat emin ol ki sevgilim Zavallı bir çingenenin Kıllı siyah bir örümceğe benzeyen eli
"Sevgilim, Bu ayak sesleri, bu katliamda Hürriyetimi, ekmeği mi ve seni kaybettiğim oldu, Fakat açlığın, karanlığın ve çığlıkların içinden Güneşli elleriyle kapımızı çalacak olan Gelecek günlere güvenimi kaybetmedim hiçbir zaman..." Baskılar, insanoğlunun gelecek j güzel günlere olan umudunu, zulme ve sömürüye karşı öfkesini daha da artırır. Nazım'da da böy ledir. "Biliyorum henüz bit medi I sefaletin ziyafeti I bitecek fakat" der bir şiirinde. 13
En güzel şiirlerini baskı altında olduğu dönemlerde y azmıştır. "Memleketimden insan Manzaraları", "Kuvay-i Milliye Destanı" tutsaklık döneminin ürünleridir. 1930 y ılında açlık grev ine yatar Nazım. Kendisine yapılan haksızlığa son verilmesi ve özgürlüğüne kav uşması için başlamıştır açlık grevine. Bu, cezaevlerinde başlatılan ilk açlık grev lerinden biridir. Bu anlamda, tarihsel bir öneme de sahiptir. Nazım'ın açlık grevine dışarıdan da Orhan Veli Kanık, Melih Cev det Anday v e Oktay Rıf at katılırlar, desteklerler Nazım'ı. 8 Nisan'da başladığı açlık grevini 24 Nisan'a kadar sürdürür. Doktorların kalbinden ve karaciğerinden rahatsızlığı konusundaki uy arılarına rağmen, devam eder Nazım. Daha sonra avukatının isteğiyle direnişi geçici olarak durdurur fakat herhangi bir sonuç çıkmay ınca 2 May ıs'ta tekrar başlar. 14 May ıs'taki seçimlerde Demokrat Partinin kazanmasıy la af çıkacağı konusundaki haberlerden sonra bırakır açlık grevini ve Temmuz ay ında çıkan afla "özgürlüğüne" kavuşur. Nazım dışarıdadır f akat peşinde de bir polis jipi dolaşıp durmaktadır. Sürekli rahatsız edilmekte, bu arada katledileceğine dair söylentiler y ay ılmaktadır. 1951 Haziran'ında askere çağrılır. 50 y aşındadır v e kendisini askere çağıran dev letin başında, ülkenin dört bir yanını satılığa çıkaran, ABD empery alizmine pazarlayan Menderes iktidarı vardır. 17 Haziran 1951' de bir pazar sabahı Taraby a koyundan bir motorla yola çıkar Nazım Hikmet. Y urt dışına çıkmay a karar v er miştir. Bu konuda kendisine y ardımcı olan kişi; geçtiğimiz y ıllarda ay dınları Bosna'y a Sırplarla sav aşa çağıracak; emperyalizmin kirli oyununu göremey ecek kadar bilincini yitirmiş, o günlerin idealist bir genci olan Ref ik Erduran'dan başkası değildir. Önce Romanya'ya, ardından Moskov a'ya geçer. Türkiy e'deki "okuyucularına, y urttaşlarına ve gerçek Türk y urtsev erlerine" y azdığı bir mektupta şunları söyler; "... elbette ki me mlekettte kalsaydım, aranızda
14
bulunsaydım, çok daha faydalı olurdum. A ma cesedim me mlekette kalsaydı, size şimdi yaptığım hi zmeti dahi yapamazd ım." Ay nı y ıl "v atan haini" ilan edilir ve y urttaşlıktan çıkarılır. Toplam 18 y ılını tutsak geçirmiştir Nazım. Sosyalizme olan inancıy la birlikte sürekli baskılara, kovuşturmalara uğramış ve Menderes Hükümeti'nin hakkındaki katletme planlarından sonra mücadelesini yurtdışına taşımıştır. Vatanına v e halkına olan sevgisini v e bağlılığını, son nefesine kadar korumuş ve hiç tav iz vermemiştir. O günlerde Nazım Hikmet'i "vatan haini" ilan eden siyasi iktidar, bugün ipliği Susurluk'ta pazara çıkan kontrgerilla dev letinin ilk adımlarını atmaktadır. Nazım'ı vatandaşlıktan çıkaranlar, aynı dönemlerde gerçekleşen 6-7 Eylül olay larını tezgahlay anlardır. Ülkemizde bin gizli operasyonu gerçekleştirenlerin eğitmenleri, ağababalarıdır. O günden bugüne değişen tek şey zulmün boy utlanması, kontrgerillanın ülkenin y önetimine -iradi bir şekilde- tam olarak yerleşmesidir. Parlamento v e hükümetler; emperyalizmin v e MGK kararlarının uygulay ıcısıdırlar. Böylesi bir dönemde halkın ay dım v e sanatçısı olmak; emekçi halkları daha da sömürü v e baskı cenderesine alan Amerikancı faşist iktidara karşı, v atan v e halk sevgisiy le donanmaktır. Bu sevgi ve bağlılıkla üretmek, özgürlük için halkın içinde bir y aşamı tercih etmektir. Nazım Hikmet'in y aşamı, inancı ve mücadele azmi bu konuda örnek alınmalıdır. Bugün Nazım'ı "aklamay a", tekrar vatandaşlığa almaya, mezarının ülkey e getirmeye çalışan anlay ış, dev letin ikiy üzlü, sahte demokratik görünümünden başka bir şey değildir. Faşist iktidarlara göre v atan haini olan Nazım, şiirleri ve inancıyla bugünkü f aşist iktidarın da düşmanıdır. Şiirlerini, hayatını televizy onlarda, gazetelerde ele alan, onun için geceler düzenley en iktidar, bu girişimlerinde Nazım'ı politik, devrimci kimliğinden soy utlamay ı amaçlamaktadır. Her türlü kirli oy ununa alet et-
mektedir. Oysa Nazım'ın şiirlerindeki vatan ve devrim sevgisi, halkların kurtuluşuna olan inancı emekçi halkın, devrimcilerin ve devrimci sanatçıların mücadelesinde dile gelmektedir. Onun şiirlerini oy unlara, müziklere y ansıtmak, şiirlerini okurken duy gulanıp gözy aşı dökmek, Nazım'ı y aşatmanın ve sahiplenmenin tek başına if adeleri değildir. Burada eksik olan yan; Nazım'ın yüreğindeki sev giyi tam olarak anlay amamaktır. Ona bu bitmez tükenmez v atan sevgisini aşılayan kaynağı tanıy amamaktır. Nazım vatanını ve halkını seviy or çünkü gerçek, hakça bir düzenin sağlanacağı sosyalizmin savunucusu Nazım'ın mücadeleci ruhuna v e Marksist-Leninist anlay ışına sahip olamamaktır. Kuşkusuz bu kolay değildir, zorluklar y aşanır. Böy le bir y aşam bedeller de gerektirir. Ancak bu y aşam onurlu bir y aşamdır. Geleceğe bırakılacak kalıcı izler; her türlü dejenere, y oz, ahlaksız v e duyarsız bir y aşamı reddeden, emekçi halkların bağrında şekillenen bir y aşam biçiminde gerçekleşecektir. Zulme, sömürüye, katliamlara karşı hayatın her alanında şekillenen v e giderek güçlenen özgür vatan mücadelesinin kültür-sanat cephesinde yer alabilmek, bu mücadeleye omuz verebilmek, halkın aydın v e sanatçısı olma onurunu da kazandıracaktır. Nazım Hikmet'in mücadeledeki kararlılığı v e bunun sonucunda oluşturduğu ürünlerle yarattığı değerlere, bugün dev rimci sanatçılar yenilerini eklemektedirler. Bu kapı herkese açıktır. Y eter ki kuşatılmış v atanımıza olan bağlılık, özgürlüğe olan inanç v e umut hiç eksilmesin. Y azımızı, Nazım Hikmet'in hapishaneden y azdığı bir şiirle bitirelim: "(...) Döğüşememek, bir mavzer kurşunu kadar olsun bilfiil doğrudan doğruya... Ancak kavgada vurulan acı duymaz ve kavga edebilmek hürriyetidir en mühi mi hürriyetlerin..."
DENEME
hüseyin elçi
PERTEK'TE MAVİ BİR SABAH Ağıl kokulu bir Şavaklı akşamındayız. Doldurup çökelek kokulu sırt çantamıza yufka ekmeğimizi, yiğide yol veren Dersim Dağlar ı'nda aşkın ve kavganın ikliminde özgürlüğü mayalamadayız. Pertek bahçelerinde erikler çiçek açmıştı bademlerle. Kanımız bile kardelen gibi dokunurken tenimize, kuşlar hep sumak tadında ötüşler bırakıyordu sabahın serinliğine. Verip yönümüzü sıcak bir Pilvenkli akşamına; çoğalan ateşi harlandırıp yürüdük. Yüreklerimizde çoğalan bir tutku, kendi sesinde rengini bulan özgürlükle buluşuyordu. Sabahın serinliğinde, dudaklarımızda tulum peyniri tadıyla ayrılıp saklı bir ezginin tınılarıyla, Beritanlar'ın parçalanmış dünyasından, yaylaların büyüleyen serinliğinde çattık sesimizi. Geride kalan, üniversiteliliğimiz mi? Yoksa kavganın sinesinde büyüyen geleceğimiz mi? Bırakıp aşklarımızı kentlerin bulvarlarına; ömrümüze tüneyen o sabırsız günlerle Yorgunluğumuzu bıraktık Munzur'un serinliğinde, sabaha kaç vardı? Kavgaya? Ölüme kaç vardı arkadaşlar? Pertek bahçelerinde erikler çiçek açmıştı bademlerle. 15
DENEME
Çanakkale cezaevi devrimci tutsakları
HAYDİ KULAK VERİN BEREKETİNE TOPRAĞIN
T
oprağın teriy im; anlatmak isterim kendimi. Bilsin isterim bugün üzerimde y aşay anlar, "v atan" dedikleri toprakların neler görüp geçirdiğini. Toprağın bereketiyim; y eşilin her tonu, çiçeğin her rengi olur sunarım kendimi cömertçe. Baharda uy anırım; kuruyan dallarım filiz verir o zaman, ağaçlarım tomurcuklanır; meyveye dururum. Bin y ıllardır bağrımda y aşar ademoğlu. Tohum eker çeşit çeşit. Boy atsın, ürün v ersin diy e döker terini. Bol olsun ister ekini. Bilir yarısına bey el koy ar; kalanı da zor y eter kışa. Ben bir beşiğim; uy garlıklar beşiği. Nice medeniyetler doğdu topraklarımda. Tüm bunları gördüm, y aşadım. Akan kanın ılıklığım, donan kanın taş kesilmesini hissettim topraklarımın zerresinde. Akan, halkın kanıy dı. Alınteriy le toprağı sulayan; umudunu, geleceğini toprağa v eren, sev giyle işley en, hasretle emeklerinin karşılığını bekley en ay dınlık y üzlü halkımın kanı. Kan dökenlerse... Adları kimi zaman Dehak oldu, kimi zaman Kuyucu Murat, kimi zaman Hızır Paşa. Şimdilerde değişsede adları; kan dökmey e, zulmetmey e, çalıp-çırpmaya, halkın kanını emmey e devam ediyor beyler, paşalar, sultanlar. Zaman oldu dondu sularım, sarardı y apraklarım. Işık olmadan, gü16
neş doğmadan akmaz ki sular, yeşermez ki dallarım. Ay dınlanmazsa karanlık, bereketlenmezse toprak... zulüm, sömürü son bulmazsa... Zulmü de sömürüyü de gördüm; direnişi de, isyanı da... Karanlıkları ışıklarıy la aydınlatanları, toprağıma can katan o büy ük insanları gördüm. Bugün daha bereketliysem, bire bin veriyorsam, dikse başım, işte bu y üzdendir. Direniş v e isyan bayrağım dalgalandıranlar, ekinimden beslenenler, helal süt emenler, o yüceler yücesi insanlar, yüzy ıllar ötesinden süzülüp gelen ışıklarıyla ay dınlatıy orlar bugünü. Y ay dıkları ışık, zalimlerin v e zorbaların elinden kurtulmak istey enlere y ol gösteriyor, rehber oluyor. Adları mı? Şahkulu desem, Demirci Kav/a desem, Baba İshak, Nur Ali Halife, Atçalı Kel Mehmet Efe, Şeyh Celal, Kalender Çelebi desem, Karayazıcı desem tanırsınız değil mi? Y iğittiler; önderdiler. Gözünü budaktan esirgemedi hiçbiri. Karşı çıktılar halkın kanıy la beslenenlerin saltanatlarına. Önde y ürüdüler; yalın kılıç, y alın yürek. Boy versin diye güzellikler, kendine y araşır şekilde y aşasın diy e insanoğlu, can alıp can v erdiler. On bin balta olup daldığında düşman ormanına Bedreddin yiğitleri, akıllarında sadece v e sadece ortak bir y aşamı kurma düşü v ardı. Y arın y anağından gay rı pay laşmak için herşey i hep dik tuttular başlarını.
Y ükselttiler seslerini; yalnızca ve yalnızca hakikat için savaştılar. "Dönen dönsün, ben dönmeze m yolumdan" dediğinde Pir Sultan, namusu üzerine and içmişti. Dönmedi. Boy un eğmedi Hızır Paşa'y a. Halkını sev diği için hiç esirgemeden verdi canını darağacında. Peki ya Seyit Rıza? Kim tanımaz ki onu? "Dersim'e sefer olur, zafer olma z" dey ip dağlara verdi kendini. Direndi, dağlarımda gezindi. Taşlarımda izi, toprağımda kanı v ardır. Onurun, erdemin, mücadelesi onca kana, kırıma rağmen halen sürüy or. Y üzlerce yiğit Bedreddin olmuş, Pir Sultan olmuş, Baba İshak olmuş, düşmüş toprağa. Onların kanıy la sulanıy or topraklarım. Onun için isterim ki iy i tanıy ın beni. Sultanların, beylerin azgınca sömürüsü altında inim inim inleyen, hakları için "Yasasın Hakikat" diyerek ölümün üzerine y ürüyenleri tanıy ın. Tanıy ın ki, bugün ihtilali sürdüren, özgürlüğün v e adaletin sav unucularının, ölüme meydan okuy uşlarının mayasını görün. Tanıy ın onları. "Beni kara toprakta değil, hakikati anlamış insanların yüzlerinde arayın" diy en Bedreddin'in sesine kulak verin. "Ha bitti, ha bitecek" olan hasreti dinley in. Kulak verin seslerine. Onları, en iyi yine kendileri anlatır. Gelin birlikte dinley elim sevdalarını, umutlarını, adalet tutkularını, ölümle nasıl alay ettiklerini. Hay di kulak v erin.
iNCELEME
murat mengirkaon
ATÇALI KEL MEHMET EFE
AYAKLANMASI "İşte o çetin günler geldi çattı ana. Geriye döneme m, durama m, yürürüm yalnızca; yolumun beni nereye çıkaracağını bilemeden yürürü m... yalnız o lokma var ya, o boğazında düğümlenen lokma, onu rahatlıkla yutabilirsin. Çünkü bir yoksulun sofrasından aşırılmış değildir o, bir zalimin ensesine vurulmuş, alınmıştır"
E
şkıy alar... Onlar için çok şey y azıldı, söy lendi. Adlarına f erman y azıldı, katli vacip görüldü, görüldüğü yerde yakalandı, kurşuna dizildi, darağacına çekildi. Bilinen odur ki, eşkıy alar hep kötüy e korku, iy iye umut salmışlardır. Türk hukuk kitabında eşkıy alar için "mal zaptetmek, öç almak..." diy e başlayan kelimelerle bezenmiş cümleler kullanılmıştır. Osmanlı-Türkçe lugatında "dağ hırsızları, haydutlar" tanımı. Ekonomistlerin v e toplum bilimcilerin değerlendirmeleri ise farklıdır. Ekonomistlere göre eşkıy alık, "kapitalizm öncesi süreçte üretim ve sınıf ilişkilerinin ortaya çıkardığı bir diren me ve muhalefet hareketidir" Bu tespitin doğruluğu v ardır. Toplum bilimciler ise "kırsal kesimdeki sınıf kavgasının en keskin olanı ya da toplumsal bir protesto olayı, bir patlama" olarak niteler. Ünlü düşünür E. J. Hobsbawn şöy le der: "Sosyal eşkıyalar, halkları için Napolyon ya da Bismarch' tan daha önemliydiler. Ve haklarında özlem dolu, gurur dolu türküler yakıldı." Haklının y anında, haksızın karşısında y er alan eşkıy alar, Anadolu haklarının dilinde masal, hikaye, türkü, ağıt, marş
olup akmıştır bugüne. Eşkıyalar, Anadolu'ya nam salmıştır. Nam salmada en ünlü olanları da Ege'nin eşkıy alarıdır. Sömürücülere v e baskıcılara karşı başını hep dik tutan Ege halkı, pek çok kez dağlan mesken seçmiştir. 1624-25 yıllarında dağlara çıkan Birgili Cemetoğlu, devletin zulmüne karşı halkını koruyacağına söz v ermiştir. Birgi yöresinde baş kaldıran Cemetoğlu, Osmanlı'yla y aptığı birçok çarpışmadan sonra öldürülmüştür. Benzer nedenlerle Siv ri Bölükbaşı ile yanındaki adamları; Kara Mehmet, Donanmacıoğlu Mehmet, Abdurrahmanoğlu Arap Bölükbaşı, Baba Kerim, Karga Mehmet ve Çalık Mehmet dağlara çıkmışlardır. 1658'den 1663'e kadar beş sene Osmanlılarla çarpışan Siv ri Bölükbaşı'nın katledilmesiyle yenilirler. 1672'de Aydın'da bir ay aklanma daha y aşanır. Bu ayaklanmanın da önderleri genelde Bölükbaşılar'dan oluşur. Halkın giderek bozulan durumu ayaklanmaların sürekliliğini sağlar. 1699'a kadar süren bu ayaklanma çok kanlı bir biçimde bastırılır. Eşkıyalık kültürünün en bilinenlerindendir Atçalı Kel Mehmet Ef e; egemenlerin "şerir, habis, lain, mel'an" say dıklarındandır yani. Ay-
dın'da doğan, büy üyen v e Ege köy lerini ay aklandıran bir koca eşkıy adır, önderdir. Kimdir Atçalı Kel Mehmet Ef e? Hakkında bugüne kadar çok az şey yazılmıştır v e var olanların büyük çoğunluğu da karalama v e küf ürlerle doludur. Y azımızda, Atçalı Kel Mehmet Efe'yle eşkıy alık kültürüne ışık tutmaya, bir halk önderini tanımay a v e Osmanlı'da Ege'nin durumunu gözler önüne sermey e çalışacağız. Aydın'da Halkın Durumu Ege köy lerinin orta y erine kurulmuşlar, denize açılan toprakları yurt bellemişlerdi kendilerine zey bekler. Bir göçer gelip komşu olurlardı zey beklere yörükler, kışlık vakti y ine bir "eyvallah" la toplayıv erirlerdi çadırlarını. Çadırları kuşkanadı, diyar diy ar göçen y örükler... Y aşadıkları topraklara voyvodalar, mültezimler sahip çıkardı. Kanları en çok emilenlerdendi. Y örükler, bir de zeybekler kafakafay a verdiler, düşündüler... Ekonomik durumları çok kötü olan zey bekler, Ay dın'ın köylerinde güç bela sürdürdükleri y aşamda ateş büy ütürlerdi içlerinde. Çünkü, padişahın anlaşmayla dağdan indirdiği bu yiğitler, geçimleri için kır bekçili17
ği y apar, yollar üzerindeki kahveleri işletir y a da paşaların y anında paralı asker olup çalışırlardı. Padişah II. Mahmut'un yeniçeri ocaklarını kaldırmasının ardından, yeni bir düzenleme ile işsiz kaldı zey bekler. Artık paşaların y anında çalışma günleri geçip gitmişti. Ardından zey beklerin kahv eleri kapatıldı. Binlerde silahlı zey bek işsiz güçsüz ortada kaldı. Zey bekleri orduya katma fikri y atmaktadır y apılanların özünde. Oy un, kısa bir süre sonra boşa çıkar. Majör Keppel, Marrative of Journey acrosss The Balkans adlı eserinde o günleri şöyle anlatır: "İstanbul'a, İzmir civarında zeybeklerin ayaklandığı haberi geldi. Bu ada mların hareketleri 1829'da önemli olaylardan olduğu için, bunlara dair toplayabildiği m kadar bilgi veriyorum. Zeybekler, tıpkı İsviçreli dağlılar gibi ücretli asker olarak çalışırlar. Aynı za manda yollar üzerindeki kahvelerin de muhafızıd ırlar. Yolcuları korudukları için, çok az miktarda parayı yolculardan vergi olarak alırlar. Yeniçeri ocağının kaldırıl masından sonra hükümet onların kahve işletmelerini yasakladı. Sanıldığına göre padişahın amacı; zeybekleri düzenliordu saflarına yerleştirmekti. Fakat hükümetin onların gücünü farkedeme mesi yüzünden zeybekler dağlarına dağıldılar. Ordu onları takip edemedi." Zaten koynu birçok eşkıya v e asker kaçağını barındıran Ege Dağları, bir de zey bekleri bağıma basınca bir şenliktir koptu yamaçlarda; karalar bağlandı Ay dın'ın bey leri. Şimdi v ay hallerine ki vay dı. Diğer yandan da yörükler dillerine "gayrı aman yok, rica yok" sözlerini dolamış, çıkarlardı dağbaşlarına doğru, "ille, asker olmayız, olursak düzlüklerde kalmayız" diy e diy e v ardılar zey beklerin yanma, kay aların başına. Baskılar, sadece y örüklere v e zey beklere y önelik değildi. Kasaba ahalisinin durumu da günden güne kötüleşiy ordu. Mültezimler, voyvodalar v e mütesellimler, kendi key if18
lerince v ergiler belirliyor, toplanan vergilerin bir kısmı devlete giderken büy ük olan diğer kısmı bunların kasasına akıy ordu. Sav aş v ergisi, toprak vergisi diye toplanan vergiler halkın belini büküyordu, savaş bittikten sonra da savaş vergileri toplanmaya devam ediliyor, topraksız köy lüden toprak vergisi alınıy ordu. Halk v ergileri ödemek bir y ana, artık karnını doy uramaz duruma gelmişti. Ay dın'da idari Durum 1826'da, Osmanlı Devleti idari işlerde y eni düzenlemelere girişti. İşlerden ilki; vilayetleri daha küçük parçalara bölmek oldu. Böy lece düzenin daha kolay sağlanabileceğini düşünüy orlardı. Birçok sancağı tek çatı altında toplayarak sancakların idaresini sancak beylerinden alıp mütesellimlere vereceklerdi. Bu düzenleme ilk olarak Ay dın'da uy gulandı. Aydın, Sığla, Hamit, Teke v e Saruhan sancakları birleştirilerek, muhasıllık görevi izmir Muhaf ızı Hasan Paşa'ya verildi. Yeni düzenlemelerle halkın üzerindeki baskılar arttı. Bu gelişmeler halkın öfkesini gün gün kabartıy ordu. Bu öfke, bölgenin en azılı sömürücülerinden say ılan Kuyucak Voyvoda Vekili Hacı Mehmet Ali'nin konağında patladı. Atçalı Kel Mehmet Efe'nin ilk saldırısı, Hacı Mehmet Ali'nin selamlık dairesine yapılan baskın olmuş, bu saldırıy la halk Atçalı'y ı tanımış v e ona karşı umut beslemeye başlamıştır. Atçalı Kel Mehmet Efe Doğduğu tarih hala bilinmez. Düny ayı daha tanımadan babasını kaybeder. Annesi Elvan Kadınla kalır v e direnir yaşama. Bir gün köy meydanında Şerif Hüseyin'in adamı Süley man Pehliv anla, Arpaz Bey i Osman Bey'in adamı Bekir Pehliv an güreşe dururlar; güreşi Arpaz Bey 'in adamı kazanır. Bunun üzerine Mehmet de Bekir Pehliv an'la güreşe tutuşmak ister. Güreşi Mehmet kazanırsa Şerif Hü-
sey in, kızı Fatma' y ı ona vereceğini söyler. Mehmet güreşi kazanır v e ardından Şerif Hüsey in'den kızını ister. O da yanındaki yalakası Mahmut Ağa'y a "şuna beş kese altın ve benim atımı ver" der. Mehmet Efe bunları kabul etmez. Hem Fatma'y ı sevmekte hem de beyin verdiği sözü tutmasını istemektedir. Mehmet Efe'yi zorla ev ine götürürler. Bu olay sonrasında Mehmet Efe anasını, Şerif Hüseyin'in kızı Fatma'y ı istemey e gitmesi için razı eder. Anası, Şerif Hüsey in'in ev inde day ak yemekten zor kurtulur. Ardından Şerif Hüseyin'in adamları Mehmet Efe'yi ev inden alıp bey konağının önündeki ağaca bağlarlar ve kırbaçlarlar. Mehmet Efe kızı istediğini, day aktan bay ılıncaya kadar tekrarlar. Tüm bu olup bitenleri gizliden gizliye sey reden Fatma da, bu y iğit insanın inandığı şey için çektiği acılara nasıl day andığını anlamay a çalışır. Mehmet Efe bir süre sonra Fatma'yı görebilmek için bey konağının yakınlarında ağaçlık bir yere oturur. Bey in adamı olan Mahmut Ağa Mehmet Efe'yi görür ve O'na saldırır. Mehmet Efe Mahmut Ağa'y ı öldürür v e yakın arkadaşları Y örük Ahmet v e Turna Ali ile birlikte dağa çıkar. Mehmet Efe'in y aşamı, insanları ve insanların çektiği acılan bilmesi, hissetmesi bundan sonra başlar. Birkaç gün öncesine kadar zulmün, sömürünün Şerif Hüseyin'in çiftliğinde başlayıp bittiğini sanan Mehmet Efe, çok daha büyük soy gunların, ahlaksızların döndüğünü dağa çıkınca anlar v e bunlarla amansız mücadele etmeye başlar. Ay aklanma Mehmet Efe, dağları kendine mesken eder, kendi deyimiy le "gayrı bizi dağlar kaldırır" der. Atçalı, ilk zamanlar, neyi, nasıl yapacağını bilmez, fakat gün geçtikçe indiği köy lerde, halkın acılarını ve bu acılan kendinin de yaşadığını görür. Atçalı, fakir bir aile çocuğu olmasından dolay ı okuma-y azma bilmemektedir. Buna rağmen halkın sorunlarını, dağları v e savaşmay ı
çok iyi bilmektedir. Mehmet Efe, kısa bir hazırlık döneminden sonra ilk iş olarak geniş halk y ığınlarının desteğini alabilmek ve halkın adalet isteğini y erine getirebilmek için, Kuy ucak Voyvoda Vekili Hacı Mehmet Ali'nin konağını basar. Mehmet Efe, bu eylemiyle birlikte halkın sev gisiy le karşılaşır v e daha da güçlenir. Gün geçtikçe say ıları artan kızanlarıy la, halka güv en verirken devleti kara kara düşündürmey e başlamıştır. Birkaç kişiyle başlay an ay aklanma artık binlerle ifade edilmektedir. Ay aklanmasının önder niteliğindeki insanları şunlardır; Çakmakoğlu Mehmet Efe, Çakmakoğlu Şecereli Efe, Yörük Ahmet, Turna Ali ve Palahıyıkoğlu. Mehmet Efe, Kuyucak'ı bastıktan sonra, kaçan voyvodanın y erine kendi adamlarından Y örük Ahmet'i atar. Kuy ucak zaptından sonra Nazilli üzerine y ürür v e buray ı da ele geçirir. Sırada Ay dın vardır. Gücünü toplay an Atçalı, buraya saldırmaya hazırlan ır. Aydın Zaferi Mehmet Efe, Kuy ucak v e Nazilli'nin direnişsiz ele geçmesi, diğer yöre halkının kendisini dav et etmesi v e silahlı gücünün artmasıy la beraber Ay dın üzerine y ürür. Aydın'da çatışmalar yaşanır. Kuy ucak ve Nazilli'nin düşmesinden sonra azledilen mütesellim Salih Bey'in yerine Haşim Ağa tayin edilir. Ay dın üzerine giden kuvvetler, birkaç kez geri çekilmek zorunda kalır. Fakat Mehmet Efe y ılmaz ve kuvvetleri tekrar toplay arak saldırır. Bu saldırıy ı, mütesellim Haşim Ağa, şehrin dışında karşılar. Haşim Ağa'nın kuvvetleri bu çatışmada y enilir. Ay dın'ın zaptından sonra Mehmet Efe'nin kuvvetleri daha da güçlenir. Ay dın halkı, Mehmet Efe'nin v ali olmasını ister. Y anındaki kızanlar itiraz etse de Atçalı "Ben bu halka söz verdim, vali olarak kalmak gerekir" diyerek öneriy i kabul eder. Kızanlar efenin sözünü dinlemek zo-
rundadırlar. Bu eşkıy alık geleneğinin bir kuralıdır. Yeni Zaferler Ay dın'ın Mehmet Efe'nin eline geçmesinden sonra, Tire. ve Bayındır halkı da Mehmet Efe'yi kasabalarına dav et ederler. Bunun üzerine Tire'de voyvoda, müftü ve kentin ileri gelenleri halkı bir araya toplayarak, Atçalı kuvvetlerine karşı sav aşmaya çağırır. Kasabalılar öneriyi kabul etmezler v e Mehmet Efe'yi kendilerinin çağırdığın ı söy lerler. Bu olay dan sonra v oyvoda, müftü v e diğerleri Tire'y i terk ederek İzmir'e kaçar. Birkaç y üz nef erle Çakmakoğlu Mehmet, 15 Ekini 1829'da, Tire'y i direnişle karşılaşmadan alır. Bay ındırlılar da Atçalı'y ı dav et ettiklerinden, buraya da Çakmakoğlu Şecereli komutasında birkaç yüz kişi gönderilir. Bay ındır'daki sömürücüler de halkın benzer tepkileriy le karşılaşınca İzmir'e kaçarlar. Bay ındır'ın alınmasından birkaç gün sonra Çakmakoğlu Şecereli, Turgutlu'ya y ürür ve buray ı da alır. Ardından sıray la Arpaz, Balyanbolu, Birgi, Bozdoğan, Buldan, Alaşehir, Koçak, Köşk, Ödemiş, Sard, Y enipazar, Y enişehir ve Kula da Mehmet Efe'nin kuvvetlerinin eline geçer. Mehmet Efe'nin bu kadar köy, kasaba ve şehirden çağrılmasının sebebi Kuy ucak'ta sağladığı adalettir. Savaş vergilerinin, mültezimlere ve v oyvodalara giden v ergilerin kaldırılması, hükümete giden vergilerin azaltılması gibi uy gulamalar sonucu halk, Mehmet Efe'yi kendisine yakın görmüş, yaşadığı yere davet etmiştir. Atçalı, girdiği köy ve kasabalardaki devlet memurlarını tek tek incelemiş, halka karşı suç işleyenleri cezalandırmış, diğerlerini görev lerinde bırakmıştır. Büy ük yerlerde ise hemen hemen bütün memurlar kaçıp İzmir'e yerleşmişlerdir. Mehmet Efe hükümete ve padişaha karşı gelmediğini düşünmektedir. Asıl suçluyu arar, fakat bir türlü bulamaz. Bu yüzden saraya halktan alınan v ergilerle birlikte mektuplar gönderir.
Mehmet Efe Ay dın'ı aldıktan kısa bir süre sonra, Şerif Hüsey in'in rızasıy la Fatma'y la ev lenir. Uğruna dağlara çıktığı, çoğu gerçeği öğrenmesine v e savaşmasına sebep olan Fatma'y la bir konakta y aşamay a başlar. Aydın'ın, Mehmet Efe'nin Eli ne Geçmesinin Yarattığı Sonuçlar Ay dın ve kazalarının, Manisa'nın Kula v e Turgutlu, Kütahy a'nın Eşme, Denizli'nin Buldan v e Köşk kazalarının Mehmet Efe v e kızanlarının eline geçmesi, civar kaza ve illerdeki ağalar ve memurlar üzerinde büy ük korku yaratır. Birçok idareci v e kaza ileri gelenleri korkularından İzmir'e kaçar v e olacakları oradan izlemeye başlar. Bunun üzerine İzmir'de, kaymakamın emrinde bulunan 800 asker, olası bir saldırıya karşı savunma hattına sevkedilir. Ay rıca herhangi bir saldırıda halktan asker toplanıp bu kuvvetlerin desteklenmesi kararı alınır. Fakat halka güv enilmemektedir. Çünkü Mehmet Efe'nin düşüncesi halkı etkilemiş ve dev let otoritesini içten y ıkmıştır; İzmir'deki bu endişeli durumu rahatlatmak için, İzmir ihtisap Nazırı Ömer Lütfü Ef endi, Muğla Mütesellimi'ne Mehmet Efe'nin üzerine y ürümesini söyler f akat Muğla Mütessellimi korkusundan bu öneriy i reddeder. Sonuç alamayan Ömer Lütf ü Efendi, Çeşme, Menteşe ve Karasi Sancağı'ndan yardım ister. Ömer Lütfü Ef endi ay rıca istanbul'a durumu anlatan bir yazı gönderir, bunun üzerine istanbul harekete geçer ve İlyaszade İly as Ağa'yı Ay dın, Karaosmanzade Hacı Mehmet Ağa'y ı da Saruhan Mütessellimliği'ne tayin eder. Atamaların nedeni ay aklanmayı bastırmaktır. Bunun yanında Çeşme Muhaf ızı Tav aslı Osman Ağa, İly as Ağa'nın y ardımına gönderilir. II. Mahmut atadıklarına da güv enmeyerek Mehmet Efe'nin üzerine eski Halep Valisi İbrahim Paşa'y ı gönderme karan alır. Y apılanlar yine yeterli görülmez ve Tophane-i Amire'den iki top ve çok say ıda topçu Mehmet Efe'nin üzerine 19
giden kuvvetlere eklenir. Ay rıca Aydın v e Saruhan halkına bir f erman gönderilir. Bu fermanda II. Mahmut kendisini sav unur ve Mehmet Efe'nin devlet memurlarını kaçırarak memuriyet işlerini aksattığını söy ler. Y aşanan olumsuzlukların bir mütessellimin y olsuzluğundan v e beceriksizliğinden ibaret olduğunu ve söz konusu mütesellimin y erine, başka bir memurun atandığını açıklar. Hükümetin memurları doğru v e halktan y ana iş y aparken kim olduğu belli olmay an biriy le birlikte olmak, "peygamber şefaatiden mahru m ol mak" demektir. İşte bu y üzden, müslümanların halif enin yanında, devlete yardımcı olup, eşkıy ay ı temizlemeleri gerekmektedir. Üstelik v erilen emre uymak, dini bir görev dir. Eşkıy alar, y aptıkları işlerden v azgeçerlerse affedilecekler ve başlarına başka da bir şey gelmeyecektir. Padişah, bu f ermanla, halka devletin güçlü olduğunu, her şey in üstesinden gelebileceğini, Mehmet Efe gibilerin çapulcu sürüsü, kimi kimsesi olmayan, düzen y ıkıcılar olduklarını anlatmak istemiştir. Dev letin bu çok y önlü hazırlıkları sürerken Mehmet Efe ise bazı sorunlar y aşamaktadır. Sorunlar Mehmet Ef e, dağa çıktığı ilk günlerde, annesi Elvan Kadın'ın ev ine gider. Ev e o sırada, Şerif Hüseyin'in kızı Fatma gelir. Mehmet Efe diğer odaya saklanır. Fatma, Mehmet Efe'yi sev diğini, Mehmet Efe 'nin onun için y aptıklarını, katlandığı işkenceleri anlatır. Eve gelme sebebinin de babasının Mehmet Efe'ye kurduğu pusuyu haber vermek olduğunu anlatır. Konuşmay ı duyan Mehmet Efe odadan çıkar, Fatma'y la konuşmay a başlar. Fatma, "babama bir şey yapmayacaksın değil mi?" diy e sorar. Mehmet Efe de "Hayır, bağışladım babanı" der v e "yalnız yaptıklarını değil, yapacaklarını da bağışladım" diy e ekler. Mehmet Efe evden çıkarken Fatma kendisini de yanında götürmesini ister. Mehmet Efe 20
böy le y aparsa insanların kendisini zorla kaçırdığını düşüneceğini Fatma'y a anlatır v e "zorla kaçırdı derler, hakaret olsun deyi kaçırdı derler... En temiz, en kutsal, en güzel kalmış yanıma kara sürerler." diy erek çekip gider. Burada hayatının v e ay aklanmanın geleceğiyle ilgili çok büyük, çok yanlış bir karar alır. Bu aldığı karar, Ay dın'da halkın onu yalnız bırakmasına sebep olacaktır. Y aptığı büy ük hata; Fatma'nın babası Şerif Hüseyin'i affetmesidir. Ay dın'ın zaptından sonra Şerif Hüsey in Mehmet Efe'nin yanına çıkar. Kendisini şehirin ileri gelenlerinin gönderdiğini ve onlar hakkında neler düşündüğünü öğrenmey e geldiğini söyler. Mehmet Efe de verdiği sözü hatırlay arak, kendisine bir şey y apmay acağını, ama öbürlerinin karşısına çıkmamasını, çıktıklarında hesap soracağını söyler. Şerif Hüseyin de kendine verilen sözün rahatlığı ile konuşmaya dev am eder ve eğer kendisine bir şey yapmayacaksa diğerlerine de bir şey yapamayacağını, yaparsa bu adaletin ona yakışmayacağını söyler. Mehmet Efe biraz düşünür v e Şerif Hüseyin'in söylediklerinin doğru olduğunu, sözünden dönemeyeceğini anlar ve bu olaydan sonra Aydın'daki sömürücülere dokunmaz. Y aşananlar halkı çok derinden etkiler ve gittikçe Mehmet Ef e'den yana güvenleri azalır. Çünkü; halkın beklediği, yalnız sömürünün ve baskının kalkması değil, işkence ve sömürüyü yapanların cezalandırılması şeklindedir. Bu durumda Mehmet Efe sözünden dönmez ve halkın istediği adaleti uygulamaz. Çünkü sözünü, doğru, yanlış demeden namus gibi tutan bir insandır. Ay nı zamanda Mehmet Efe'nin halk istediği için Aydın Valiliği'nde tıkılıp kalması da, hareketin yenilgiye doğru gitmesinde önemli bir etkendir. Yenilgi Mehmet Efe Aydın'ın zaptından kısa bir süre sonra Fatma'yla evlenir. Ev lilik, Fatma'nın hamileliği, valilik
görev i, halkın adalet isteğine cev ap v ermeme gibi nedenler, hareketin geniş yörelerde yankı bulmasına rağmen Atçalı'nın kendi içindeki aşırı karamsarlıktan dolay ı gerilemesine neden olur. İbrahim Paşa'nın y ola çıktığı sıralarda padişah taraf ından Ay dın Mütessellimliği'ne atanan İlyas Ağa, Saruhan Mütessellim v ekilli Y etim Ahmet Ağa ve Tav aslı Osman Ağa üç koldan Aydın üzerine y ürür. Toplanan kuvvetler, Mehmet Efe'nin ilk ay aklandığı Kuy ucak üzerine yürür. Kuy ucak'taki çatışmada Mehmet Efe'nin kuvvetleri geri çekilmek zorunda kalır. Ardından aynı kuvvetler Y enişehir'i de zey beklerden aldıktan sonra, hemen Nazilli'ye doğru yürütmey e başlar. İlçe v e köy lerden geri çekilen zey bekler Nazilli'de toplanmaktadır. Buraya da saldıran kuvvetler, mücadeley e hazır olmayan Mehmet Efe'nin savaşçılarını v e halkı ezip geçmekte zorlanmaz. Nazilli'den sonra ardarda Ay dın'a doğru Bozdoğan, Y enipazar, Sultanhisar ve Köşk kasabaları da düşer. Başka bir koldan y ürüy en Saruhan Mütessellimi Hacı Hehmet Ağa, zey beklerin elinde tuttuğu Turgutlu'y a, v ekili Y etim Mehmet Ağa'y ı gönderir. Turgutlu'da halkın direnişiyle karşılaşan Y etim Mehmet Ağa, elindeki silah donanımı ve say ı üstünlüğüy le halkı birkaç saat içerisinde etkisizleştirir ve Turgutlu'yu alır, zey bekler ve halktan birçok insan katledilir. Bunun ardından Y etim Mehmet Ağa da Sard, Birgi, Tire, Bay ındır v e Ödemiş'i alarak Aydın Mütessellimi Hacı İly as Ağa'yla birleşir. Üç ay rı koldan tek tek kazaları alarak yürüy en Osmanlı kuvvetleri, nihay et Aydın'a gelir. Saldırıy a geçen Osmanlı kuvvetleri, Aydın'ı toplar ve silahlarla dövmey e başlar. Ay dın Vali Konağı'nda bir aray a gelen Atçalı Kel Mehmet Efe, Turna Ali, Çakmakoğlu, Şecereli, Palabıyıkoğlu ve Deli Yani gelişmeleri değerlendirirler. Çakmakoğlu Şecereli, Tire dağlarında düşen kardeşi Çakmakoğlu Mehmet'in intika-
mim almak için Osmanlı Ordusuna hemen saldıracağını söy ler ve çıkar. Diğerleri ise, geç v erilmiş bir karar olmasına rağmen geri çekilip dağa çıkma kararı alırlar ve çıkarlar. Mehmet Efe ve adamlarının dağa çıkmasının ardından Ay dın düşer. Mehmet Efe, hamile olan eşi Fatma'y ı, Atça'ya, babası Şerif Hüseyin'in y anına götürür. Bir gece Atça'da kalan Mehmet Efe, Ay dın il sınırlarından çıkarak, Uşak'ın Eşme kasabası köy lerinde dolaşmaya başlar. Adamlarını ay rı ayrı kollara böler, kendisi de kılık değiştirerek zorlu kış şartlarını atlatmaya çalışır. On adamını y anına alarak Eşme'den Uşak'a geçer. Eşme Voyvodası, Mehmet Efe'nin Uşak'a geçtiğini öğrenince peşine düşer. Ay nı sırada Uşak Voyv odası da, atlı askerlerle Mehmet Efe'nin peşine düşmüştür. Mehmet Efe, Şeyhli kazası Çiv ril köy ünde de görülür, takipten dolay ı orada da f azla kalamaz. Ay aklanmanın önderlerinden Y örük Ahmet de dev let güçleriyle Çiv ril köyü y akınlarında çatışmaya girer. Yanında bulunan sekiz kişiden üçü yakalanınca kalanları yanına alarak geri çekililir. Aydın'a Dönüş Düşmandan korunabilmek için kızanlarını v e ef elerini dağlara süren Mehmet Efe'den altı ay boy unca haber alınamaz. Kışın ağır şartlarından korunabilmek için dağdakiler sessizliği seçerler. Baharın gelmesiyle birlikte dağda gizlenen efeler ve zeybekler kafileler halinde dağ köy lerine inmeye, köy lüler ve yörüklerle birleşmey e başlar. Mehmet Efe, Haziran başında ilk kez Denizli'nin Saray kazasında görülür. Bu kazaya bağlı Hasköy'de birkaç gün kalır ve Nazilli'nin dağ köy lerinde toparlanan ef e, zey bek, y örük ve köy lülerle tekrar irtibata geçer. Mehmet Efe, ay aklanmay a kaldığı y erden baharın gelmesiyle birlikte dev am eder. İlk iş olarak köy lerde çalışmalar yapar, baharla beraber dağlardan inen eşkıy aları toparlamay a başlar. Mehmet Efe, yüz
kişiden oluşan bir grupla Samay ıl köy ünde buluşur. Mehmet Efe bunlarla bir süre konuştuktan sonra Madran dağına çıkar. Mehmet Efe'yi bir .türlü y akalayamamanın hırsıy la saldırganlaşan, halkın Mehmet Efe'ye olan sevgisini bütün baskılara 'rağmen bitiremey en ağalar, çalışmalarını duy unca sarsılırlar v e askeri güçlerini tekrar birleştirirler. Y eni Zaf erler Nazilli, ihtilalinin başlamasında çok büyük bir öneme sahiptir. Mehmet Efe'yi ilk çağıran v e destekley en kasaba Nazilli'dir. Ay dın Mütessellimi Y etim Ahmet Ağa, eşkıyanın durumunu incelemek, derbentleri v e yollan eşkıy aya kaptırmamak için Tüf ekçibaşı'y ı, y anında askerlerle birlikte Nazilli Dağları'na gönderir. Nazilli Dağları'nın sarp ve dik olması Tüf ekçibaşı'nın gözünü korkutur v e dağa gitmekten v azgeçer. Tüf ekçioğlu, Nazilli'ye giderken yolda Mehmet Efe ile karşılaşır v e aralarında çatışma başlar. Çatışmadan, ikiyüze yakın adamıy la birlikte Mehmet Efe galip çıkar. Tüf ekçibaşı'nın pek çok askeri Mehmet Efe'nin kuvvetlerine katılır. Tüfekçibaşı bir fırsatını bularak kaçar. Mehmet Efe Nazilli'y e girer (6 Haziran 1830). Tekrar Fatma'y ı bıraktığı Atça'y a dönen Mehmet Efe, hareketin gerileme nedenlerinden say ılan v oyvodalara v e ay anlara karşı y umuşak tav rını bu kez düzenlediği saldırılarla değiştirir. Gücünden çok şey kaybeden f akat çok çabuk toparlanarak çevredeki ay an v e voyvodalardan hesap soran Mehmet Efe, bey leri bir kez daha telaşa düşürür. Atça Voyvodası'ndan sonra, Arpaz Voyvodası Hasan Bey 'in üzerine saldıran Mehmet Efe, uzun süren çatışmalardan sonra beyin konağını ateşe verir, Voyvoda, bunun üzerine Arpa z'dan kaçar. Mehmet Efe yeni saldırılarla Aydın yolunu temizler ve Ay dın'a y ürümey e başlar. Aydın'a Saldırısı ve Mehmet Efe'nin Ölümü Mehmet Efe'nin y aptığı y eni bas-
kınlar, Ay dın Mütesellimi Y etim, Ahmet Ağa'yı korkutur. Şehir içinde kalmanın tehlikeli olduğunu, Mehmet Efe'nin eski saldırılarından bildiği için, yanma aldığı kuvvetlerle Ay dın dışında bir y erde Mehmet Efe'yi beklemeye başlar. 10 Haziran 1830 günü akşam saatlerinde, Aydın'a y aklaşık iki saat uzaklıkta olan Tepecik Köy ü yakınlarında çatışma başlar. Dört saat süren çatışmanın ardından Mehmet Efe, Turna Ali, Palabıy ıkoğlu ile birçok yiğit şehit düşer. Hürriyet Kavgası Sürüyor "Osmanl ı'ya bir can borcumuz var, onu da feda ederiz sırası geldiğinde..." diyen Mehmet Efe v e birçok yoldaşı, v ahşi bir şekilde katledilmiş, destekçisi olan halktan pek çok insan tutuklanarak işkencelerden geçirilmiş v e katledilmiştir. İki y ıla yakın süren ayaklanma boy unca Ege'nin bütün topraklarına ay ak basan, tüm dağlarında gezen, halkın sömürü v e zulümden kurtulup rahat y aşay abilmesi için halkla birlikte savaşan Atçalı Kel Mehmet Efe onurlu bir miras bırakarak 10 Haziran 1830'da ölümsüzlüğe uğurlanmıştır. Padişahın çıkardığı f ermanlar, yasaklar halkın kurtuluş özlemini başaramamış, Aydın ve birçok ilin düşmesine rağmen umudan hiç sönmeyen savaşçılar toparlanarak yeni bir saldırı dalgası başlatabilmiştir. "Dururken önce Ezrail yürüdü Ol vakit dağları duman bürüdü Kahpe beyler, Atçalı Kel yürüdü Şol beylerde yüz yalanı seyrettim." Okuma-y azması, eğitimi olmayan, fakat halkın yaşadığı bütün acılan bilen, kendisi de bu acılan y aşayan Atçalı Kel Mehmet Efe, gün geçtikçe verdiği savaşın ne olduğunu kavramış, yaptığı hataları telafi emiş, ama gücü v e donanımı y etmediği için şehit düşerek, Bedreddinler'den aldığı direniş -geleneğini geleceğe dev retmiştir. 21
TİYATRO
mesut akusta
YAŞAM ve TİYATRO
Merhaba TAVIR dergisi okuy ucuları, Sizlere, en sev diğim tiyatro tanımlarından birisini yazmakla başlamak istiy orum. "Tiyatro ne kansız, ne cansız, ne yüreksiz, ne de sadece
22
kendi için yapı lan bir sanat değildir. Tiyatro; geleceğin haberciliğini yapabileceği mi z, ayakta kal mış son kürsü, düşüncelerimizi açıklayıp içimi zi dökebileceği mi z, insanları yargılayıp sarsabileceğimiz bir t artışma a l a n ı d ır . " (Tolstoy) B u tanımdan y ola çıkarak tiyatronun v e sanatın, bir ülkenin geleceğini belirlemede ne kadar önemli bir rol oy nadığını çok açık görebiliyoruz. Tabii Türkiy e'de sanat yapmanın ne kadar zor olduğunu sizler de çok iyi biliy orsunuz. İnsan hay atına önem verilmey en en ucuz varlığın yine insan olduğu bir ülkede, kültür ve sanata v e bunun emekçilerine ne kadar değer verdiklerini yaşıy or ve görüyoruz. Tolstoy, "Tiyatro düşüncelerimizi açıklayıp insanları yargılayabileceğimiz bir tartışma alanıdır"
diy or. Ne güzel tanımlamış. Pekiyi, düşüncelerimizi açıkça söy ley ebiliyor muy uz? Biz herşeye rağmen, düşüncelerimizi açıklıy or, onları, sahne üstünden seyirciy e v erdiğimiz mesajlarla
yargılayabiliyoruz. İşte tiyatronun en sevdiğim yönü de bu; sahneden özgürce inandığım mesajları insanlara duy urabilmek. Biz sanatçıların böyle bir misyonu var. Bunu yerine getirmek de bizlere düşüyor. Herkes kendi sanat alanında bu sorumluluğu hissseder ve uygularsa, herhalde tiy atro v e diğer sanat dalları da hak ettiği y eri bulur. Bu y azıy ı okuy anlar, "Siz ilk önce kendi aranızda bir bütünlük sağlayın, sizler ilkönce bir araya gelin de, sonra insanları bir araya getirmeyi düşünün" diyebilirler ve de haklıdırlar. Çünkü, maalesef bizler, kendi aramızda bile dayanışma sağlayamadığımız, eleştiri ve özeleştiri mekanizmasını çalıştıramadığımız için doğrulan bulamıy oruz. Ay rıca para hırsıyla, sanat ve dünya görüşümüzden ödün v eriyoruz. Cenaze v e koktey llerin dışında bir araya gelemiyoruz. Artık bundan kurtulup sanatımıza, kültürümüze v e en önemlisi öldükten sonra değil, yaşarken birbirimize sahip çıkalım. Tiy atronun, özellikle özel tiy atroların sorunları çok büyük. Seyirciden başka hiç bir desteği olmayan özel tiy atrolarda, oy un bulmak, kadro kurmak, salon bulmak çok zor v e çok pahalı. Bazı "ustalarımız, TV'den kazandıkları paraları, kendi alanlarına yatıracakları y erde, atlara, katlara, yatlara y atırmay ı tercih ediyorlar. Onlara, paralarını nereye yatıracaklarını söylemek bize düşmez ama, söyleşi, tartışma programlarına çıktıklarında "Türkiy e'de salon sıkıntısı v ar. Mesleğimizi istediğimiz gibi yapamıy oruz" demesinler. Ben mesleğimi ve insanları seviyorum. Eğer biz bir ışık isek, bunu nokta ışık olmaktan kurtarıp genel ışık haline getirelim. Bu ışığımız, yaşamlarını bu sanata adamış ve onurlu bir y aşam mücadelesi vermiş ama genç yaşta aramızdan ayrılıp sonsuz bir turney e çıkan ustalarımızı ay dınlatsın. Tabii ki bizleri de. İnadına Y AŞAMAK v e inadına TİYATRO diyerek, bir gün beş parmağın bir araya gelip bir yumruk olduğunu görmek dileği ile...
DENEME
hüseyin ırmak
yürek
O
rganlarımızın merkezi; duy gularımızın, hislerimizin işlevsel kılındığı beşik... Üzerine çok kaf a yorulmuş, çok söy lenmiş, çok ya zılmış... Türküler yakılmış, ağıtlar dizilmiş. Çokları akıl sır erdirememiş onun çarpışına; çokları ayak uy duramamış onun ritmine, tökezlemişler, yarı y olda düşmüşler ama o y ürüyüşünü hiç durmadan sürdürmüş, insanın olduğu her y erde; her şeye v e herkese rağmen. Başına buyruktur. Kendine ait bir dili v ardır; Çoğu zaman beyin, onun dilinden anlamaz. Beyin, bütün mantıksallığı ile y aşananların olabilirliğini y a da imkansızlığını kendini paralay arak ispatlamay a çalışırken o, kimseyi takmaz. Bütün gel-gitlerin, zikzakların ortasında, daima kendisine ait dili kullanır. Başka dillerin hiç mi hiç önemi y oktur onun için. Y eri gelir bizi ateşlere atar, y eri gelir f ırtınalara. Kimi zaman kuş gibi uçurur, kimi zaman ağırlığının al ında ezildiğimizi hissederiz. Düny a dar gelir o zaman insana. Çok çekeriz onun elinden. Başımıza gelenin çoğunda pay ı v ardır. Hep kendi başınadır, hep isyankar. Kafa tutandır o. Düny a kurulalı beri bütün büy ük işlerde, bütün büyük inançlarda, bütün büyük aşklarda imzasını atan, hep odur. Vücutta başka otorite, işinde başka usta tanımaz. Dağları deler, çöllerden geçer.
Bir taş ustasının sabrıy la kayaları işler; bir genç kızın taze hisleriyle gergef dokur gibi dokur hislerini. Çığlık olur v adilerde yankılanır, türkü olur dillerde dolaşır. Şiir olur kalemlerden dökülür, ağu olur taslardan içilir. En olmadık işler ona aittir. En büy ük acılar ona ait. En büyük zaferler ona. Kendince biçimler her şey i. Kendine özgü estetikler çizer. Maharetini v e gücünü ortay a koy ar. Soluğu ne kadar uzunsa, beyni ve vücudu ne derece doğru kullanabilirse, inancı v e aşkı ne derece y oğunsa, o derece başarıy a koşar. Vücudun bütün hücrelerini her şeye rağmen harekete geçirir. Umudun savaşçısıdır, imanın gücü. Bu uğurda orduları karşısına alır. Gün olur, baştan başa bir ülkeyi ayağa kaldırır; gün olur surlara sancak diker. İnançta bayrak, saf larda kılıç, işkencede direnç, aşklarda ölümsüzlük olur. Siması pırıl pır ıldır, gö zleri ışıl ışıl... Gülünce güller açar y üzünde. Melekler kadar saftır o. Nurlu bir ışık saçar etrafına; herkesi etkisi altına alan, insandır o; insanın özü... Bütün büyük işler ondan sorulur, bütün büy ük aşklar... Gölgelenmeyi hiç sevmez... Matematik kesinliklerden, ruhsuz çıkar hesaplarından nefret eder... Onun işine akıl-sır ermez. Bazen mantıklı hiç bir açıklaması y oktur. Ama o yine de yapar, işine bakar. Statüko ona göre değildir. Fedakardır, cömerttir, daima v erir.... Küçük hesapların küçük
insanlarıy la işi y oktur. Kerbela'da Hüsey in'dir.... Toroslar'da İnce Memed... Kızıldere'de Mahir... Çif tehavuzlar'da "Cesaretiniz varsa var gelin" diyen odur... Kuşatmalarda o vardır.... Zaferlerde o... Dağlardan dağlara, v adilerden ov alara f ırtınalarla uçmak onun işidir. Kah kartallarla oy naşır y ücelerde, kah inançla direnir zindanlarda; Diy arbakır'da Mazlum v e Kemal'dir. Buca'da Turan, Y usuf... Ümraniy e'de Rıza... Ölüm Oruçlarında Apo, Berdan,İdil... Sev giyi bütün berraklığıyla y aşamak, yudum yudum, an an içmek ferahlatır onu. Baharın bütün renkleriy le donanır o an... Hava karakış; etraf yazı-yaban da olsa... Zaten başka şey istemez, hiç bir zaman... Bütün ödülü o bahar renkleridir... Hiç bir gölgeye düşmeden, verdiği değerleri bezemek gözlerde ışıltıy la, ellerde sımsıkı... Gönenmektir göğüslerde... Bütün büyük insanlar, bütün ışıltılı y üzler onun yurdudur. O yurtlarda at koşturur dört nala... Sınır tanımaz. Sınırlar, çitlerle çev rili alanlar ona göre değildir. Ufuk çizgisi görünene dek uzanan uçsuz bucaksız ov alardır onun y urdu. Özgürlük çi çeğini aramaya kapılmıştır bir kez. Kaf dağı olsa v ız gelir. İlle aşacak, varacaktır ona. Ab-ı Hayat suyunu bulmaktır bir düşü de, y eşilden murat alabilmektir. Biri bile eksik olmasın ister. Eksikliğine bir an olsun day anamaz. Candır o... Adı Y ÜREK...
23
ŞiiR canan yıldırım
yemo'nun türküsü Sarı sancılara düştüm oğul, gözyaşlarına düştüm Bir bağırsam şöy le anaca, Bir çığlık koy versem, y üreğine dağların Duyar mısın? Ilgaz yeşilinin, menekşe ağıtlarına, Toros ılgınların ın, sarı sıcağına Bir çığlık koyuversem. Sev dalara düştüm oğul Y ürek dağlarının tozlu yollarında Bir yaz gülderiminde Sarı sancılara düştüm oğul İlk deminde yeşilin.
Çiçeğe dönerken yaprak, Doğuma dururken toprak, Dalda yaprak yeşerirken açlığa yatılır mıydı? Tarlada başak sararırken yatılır mıydı ölüme? "Halkım" demişssin, "Başeğmesin zorbaya, namussuza Kaldırsın başını, kalksın ayağa Düşmesin umutsuzluğa Sorsun hesabını çekilen acıların Ahını koy masın yerde Bu toprağı kanıyla sulayanın Kırsın tutsaklık zincirini y üreğinin
(İşkencede) Bal göndermişsin hücreme, şeker niy etine Sorarmışsın "Kabul olmaz mı ki oğul açlıkta?" diye Can anam, gül anam Y ürek anam, dil anam İkisi de çiçek ama Karanf ile gül denir mi, Gönderdiğin bal da olsa İt elinde yenir mi. Bilirsin, düşman ev i burası, Köhne akrep y uvası Alır da senin yüreğini Kullanır bana karşı
Y ıksın korku dağlarını Y ırtsın karanlığın köhne ağlarını 'Y eter' desin de y ürüsün Y ürüsün de güldürsün, güldürsün gay rı Günkarası yüzlerini."
(Ana) Y üreğim, yav rum Acım, sevincim, alınterim oğul Düştün düşman eline, daldın köhne inine Kurban olam kilitlenmiş diline Duy dum ki ölümlere yatmışsın oğul Duydum ki yatmışsın açlığa Y üzkırk yoldaşınla "Halkım" demişsin, "onurum" demişsin "Vatanım" demişsin de yatmışsın ölüme | İlkyazda ölüm olur mu oğul?
(Görüşte) Çıktıktan sonra bu yola Gözüm görmez zaf erden gayrısını "Katılmayaydın, ya birşey olursa sana" Deme giderken bana Başeğmem ben düşmana (Dirençte) Ölümden medet umanlar Gözlerimde hüznü, y üreğimde tereddütü Göremeyecekler asla Ben hep kavgada, ben hep siperde, safta Dev am edeceğim ölümü hiçlemeye Çekip y urdumun üstünden Kör gözlerini karanlığın Koyacağım yerine Alnımda parlay an, orak çekiçli kızıl y ıldızı (Zaferde) Ben bu tabutun Ben bu tahta kutunun içinde değilim,
24
Gömüt değil artık meskenim. Bayrağa bürünmüş bedenim Başından kucakladı zaferi. Yaşıyorum umut yüklü çıkınında gerillanın. Kurtuluş kavgasındayım ekmeğinde, toprağında, Sofrasındayım yoksul halkınım. Ve yoldaşlarımla kolkola Bahar müjdecisi bulutlar gibi Halaylarla gönüllerdeyim Düşman korkusuna Parlayan her namluda Gürleyen her bombada Emek için, onur için, halk için Vatan için çarpan her yürekte Ben olacağım Şimdi yoldaş sesinle "Bize Ölüm Yok" diyerek Yürek yürek Omuzlarımda zafer Yürüyorum ölümsüzlüğe Deyin halkıma Bir gül gibi dersin bizi Kendi umut tarlasından (Düğünde) "Bekardın daha oğul Bir çocuğun olsaydı da Avutsaydım kendimi onunla sen diye" Bizim ellerde Ağıtlar yakılır gidenin ardından Ya gelene anam, ya gelene Düğün bayram edilmez mi, Ateşler yakılmaz mı doğumlara? Bilirim, "alışamam" dersin yokluğuma Demir kapı ardında, beklersin beni Haydi gel Bak bekar değilim, bak düğünüm var ana Düğünümüz var "Gelinim" diye sarıl yurduma Aç ana kucağını yoldaşlarıma Yas tutma arkamdan, ağlama Kefenimden parça diye koynunda Ben diye bayrağımızı sakla Zılgıtlar çek, gir halaya Koma yüreğine kahrın gölgesini Öfkeyle bile, anaca hasreti Boya acım kin rengine, savur düşmanın üstüne Daye daye
Wexta keneye ve gave Negri (Zaferin Türküsünde) Gel oğul, gel de sana Eskisi gibi gene güzel türkü söyleyeyim Çektiğin acılan, yüreğimde belleyeyim Ağıt edip, türkü edip Gene sana söyleyeyim Benden bir parça istersin anacan Bir parça değil Bin parça kattım yanına Bak hele Ser verdim doğacakların yoluna Can verdim doğmamışın canına Gül yüzlü bebeler Büyüdü açlığımda Kurulacak yarınlara yürü Onların gülen gözlerinde Türkülerimiz bizim evlattır Ağıdında analarımızın Yürü ana Yürü. Yürüyerek Ana yürek Evlat yürek Yoldaş yürek Yok edelim karanlığı Zafer türküleriyle milyon milyon büyüyerek Demiştin ki bana Düşman karşısında ağlama Sıkılı yumruk gibi olsun yüreğin (Ana) Ben anayım oğul Dayanmaz yüreğim acına Dedim ya oğul Ne kadar zorlasam Söz dinlemez gözlerim Sus kar etmez Akar gelir karlı dağ eteğinden Akar gelir Nurhak'tan Akar gelir Munzur'ca Kızılırmak seni anlatır oğul Yanarım "Madımak"ça "Ağlama" demen bend olur mu? Anayım ben oğul Ne diyeyim Yolun açık olsun...
25
DENEME
luis camnitzer
SANAT POLİTİKA ARTNİYET VE
YIKICILIK
D
üşünsel gelişme süreci boy unca, en azından gerçeklerin f a r k ı n a varıldığından bu y ana, ideal kültürün uluslararası (ve hatta ev rensel), ideal politikanın da ulusal olması gerektiği düşüncesi day atıla gelmiştir. Uluslararası olmay an bir sanatsal y aklaşım, dar kafalılık v e y öresellik olarak, ulusal olmay an bir politik y aklaşım ise gücü elinde bulundu ranların egemenlik çıkarlarına kölece hizmet etmek olarak algılanmıştır. Herhangi bir basit şema, gerçekligi bütünsel olarak kav ramakta, dar bir ceket gibi sorunlu olacaktır. Kültür ile politikanın geleneksel olarak birbirinden ay rıştırılması, buna bir örnektir. Bu ayrıştırmanın tutarsızlığı, ulusal temelde şekillenen politikanın hegemony acı çıkarlara hizmet etmesi vey a uluslararası temelde şekillenen kültürün istenmey erek de olsa yerel gereksinimlere hizmet etmesi karmaşasıy la sonuçlanmaktadır. Kav ramların tersine dizilişinin daha doğru olacağından emin olmamakla birlikte, Latin Amerika'nın bugünkü gerçeği göz önüne alındığında denemey e değer. Öy le ki; sanatsal tartışmalar, tersinde olduğundan (politik tartışmaların sanata yansımasından Ç.N) çok daha ilginç politik modellere varabilir ve sonuçlan insanlık için hiç de daha az y ararlı değildir. Ulusal temelde geliştirilen
26
bir kültürel süreç, bölgesel gereksinimlere de hizmet eden bir uluslararası politik y aklaşım ile birleştiğinde, düny a gerilimini azaltmada ve y erel söy leme olanak tanımada daha duy arlı bir y öntem olabilir. Bütün bunlara karşın her iki bakış açısı da politika ile sanatı birbirleriyle tamamen ilintisiz, apayrı alanlarmış gibi ay rıştırdığı için yanlıştır. Bu ayrıştırma, çok ender olarak açıkça ortaya konulmuş, daha çok, kurulu yönetsel y apıları kalıcılaştırmak için istismar edilerek, bu y apıların temelini oluşturan ayrıştırmayı daha da güçlendirmek için kullanılmıştır. Kültür Bakanlıkları ile İçişleri Bakanlıkları bu teknokrasilerin ayrıştırılması temelinde ortay a çıkmıştır. Kültür teknokratları takımı, kendilerini sıradanlıktan korunmuş, aydınlanmış kişiler olarak görürler. Diğer teknokratlar ise kültür emekçilerini y ararsız v e gereksiz görürler. Bu sahte ayrıştırmanın sonucu olarak sanatçılar, sanatsal çabanın saf lığının korunacağına inand ırılmaktadır. Bu ay rıştırma düşüncesi, sanatçının gerçekliği algılamasını köreltmesi nedeniyle, özellikle y ıkıcıdır. Aslında saflık düşüncesinin kabullenilmesi; teknokratik cehalet, yabancılaşma ve sanatsal eylemi kirleten diğer problemlerle savaşmaktan kaçmanın bir biçimidir. Hangi bakış açısını benimsersek benimsey elim, kavramların ay rıştırılmasıy la sağlanmış düzenliliğe karsın, hem kendimizin hem de başkala-
rının düşünsel karmaşası ile karşı karşıya olacağız. Örneğin; uluslararası politika ağı içinde biz politik bağımlılık açısından kendimizi sömürgeci, sömürgecilik sonrası unsurlardan birinin y a da diğerinin bir karışımı olarak görürüz. Kavramların benzerlikleri ve f arklılıkları, ayrıştırmayı hem anlamlı hem de saçma kılmak için hem güçlü hem de zay ıf tır. Ekonomik durumla ilgili konuşmalarımızda da ay nı şey söz konusu: Kavramlar azgelişmiş, gelişmekte olan, yoksul, bağımlı, emeklemekte olan... gibi uzay ıp gidiy or. Kültürel konularda asla kendimiz değiliz, kuşatılmış ve marjinaliz. Dahası ırkçı gruplandırmaya gelince, coğrafya ile genetik bilimini ay nılaştıran bir y aklaşım ile "Üçüncü Düny a", "beyaz olamayan " ya da "şu renkten" diy e tanımlanmaktay ız. Öz imajımızın belirsizliğinden, daha da kötüsü aynı zamanda bunun bir sonucu olarak sanat ile ilgili kavram kargaşası içindeyiz. İy i ve kötü sanattan söz ediyoruz, sanat eserlerini karşılaştırıy or, hiyerarşik düzene koy uy oruz ve belirlemelerimiz, ulusal sınırların v e zamanın ötesinde de geçerli olmakta y eterince iddialı. Derin ideolojik boşluklar içinde, her ne kadar bu düşünceye katılmamayı öneriy or olsak da, mutlak y argının olabileceğini kabulleniyoruz. Halbuki "mutlak", ay nen "nesnel" kav ramında olduğu gibi, hegemonyacı pazar taraf ından yaratılıy or v e koşullandırılıy or. Eserlerimizin fiy atını
da, marjinalliğimizi, bağımlılığımızı v e "başka" lığımızı da belirley en, y ine ay nı pazardır. Böylece zevklerimizle algılarımızın yönlendirmesiyle, day atılan geleneklerin içselleştirilmesiyle, köreltilmiş bir yargıy ı alkışlıy oruz. Ne v ar ki y anlış olduğu halde doğruy muş gibi görünen tüm bu etkenler, sanat tanımlamamıza da sızmış olup, olasılıkla uzun süre oldukları y erde kalacaklardır. Buna karşın, bu etkenlerin; niteliğin nesnel değil, döneme v e koşullara göre olduğunu, mutlak değil göreceli olduğunu belirley en diğer etkenlerle bir arada v ar olması bir olumluluktur. Bunlar, sanatı bir bilgilenme yerine, acil v e somut sorunların çözümünde bir araç haline getiren etkenlerdir. Bizi asıl bilgilendiren de toplumlar içerisinde kendimizi araştırıp incelememize olanak tanıyan işte bu niteliktir. Bu nitelik, ancak bir sanatsal eserin işlev göreceği çerçev enin geniş bilgisi ile kav ranabilir. Tüm bu koşullan belirley en v e birleştiren, öncelikle hegemony acı güçler olduğu için, ona karşı gelişecek bir direniş ancak, içinde y aşadığımız v e sanatsal emeğin özde hedef aldığı bu koşullara uygunluk temelinde doğar. Direnişçi sanat, kendisini çevreleyen koşullar içinde, bu koşulların y ok oluşuna katkıda bulunan bir öğeden başka bir şey değildir. Sanatsal düşüncelerimizdeki karmaşa, dinsel inançlar, yabancılaştırıcı, mutlakçı öğelerle, görece, nesnel olana duy arlı ve kültürel olarak kendini üreten öğelerin kuralsız bir şekilde bir arada v ar olmasından kaynaklanıy or. Sanatsal değerleri mutlak, ebedi, tarih dışı gibi göstermek, hegemony acılığın çıkarınadır. Bu y apı içinde sanat eseri, kendi kendisinde, kapalı bir olgu olarak görülür ve böylece kolaylıkla pazarlanır. Halbuki, sanat eserinin bir nesne olma özelliği, onun tanımlanmasında ancak ikincil bir önem taşır. Öncelikli olan; bir sanat eserinin sanatçı ile algılay ıcı arasında, y enilikler, beklentiler ile hay al kırıklıktan arasında, bilinen ile bilinmesi gerekenler arasında bir kesişim noktası olma özelliğidir. Bütün bu
öğeler sanatsal problemin formülleştirilmesinin birer parçasıdırlar. Bu öğelerden birinin yokluğu, bir sanat eserinin anlaşılma olanağını ortadan kaldırır. Nesne olarak (sanat eseri), bir kültür haritasındaki kesişim noktalarına işaret eder. Eksik öğelerle olsa olsa y etersiz algılanır. Haritadaki kesişim noktası anlamını y itirir. O artık, daha farklı bir çerçev eye uyarlanmış, yeniden atfedilmiş, yanlış bir bütünlük içinde görülen kısmi bir deneyimi çok iyi temsil eder. Aynı eser bir başka haritada, çok iy i tasarlanmış bir kesişim noktası gibi görülebilir. Ancak ilk ortay a çıktığı koşullarda, onun varlık nedeni olarak üretilmiş, sanatçı ile algılay ıcı arasındaki kesişim noktalarından y oksundur. Kapitalist pazarda, sanat eseri olarak satılabilen her şey sanattır. Bu art niy etli olgu, çok önemli bir gerçeği gizler; sanat eserinin mülkiyetinin tümünü değilse bile geleceğini ve işlevinin belirleyen, sunulduğu ortamın kontrolüdür. Ortamın kontrolü politikanın işidir. Dolay ısıy la politika, sanat tanımının doğal bir parçasıdır. Sanat v e politikanın ilin-
tisiz olgularmış gibi ayrıştırılması, yalnızca gerici ve sanatçının özgürlüğünü kısıtlay ıcı olmakla kalmay ıp, ay nı zamanda kuramsal bir aldatmacadır da.... Sanat piyasası, giderek daha f azla bunların f arkına varmaya başladı ve sanat eserinin çerçevesinin y orumlanmasına, ilk çerçevesine say gının göstergesi olarak "çoğulculuk" kavramını ortay a atarak tepki göstermektedirler. Ancak "çoğulculuk", gerçekte, bu y orumlamaların hegomanyacı ortam taraf ından iz bırakmadan, kaçınılmaz olarak yutulup yokedilmesi için bir araçtan başka bir şey değildir. İlk aşamada çoğulculuk, aykırı olanı bir y andan sindirmeye çalışırken, onunla başa çıkmak için bekleme pay ı da içeren bir ze min oluşturur. Bu şaşırtıcı derecede demokratik bir işleyiştir. Popüler v e elit sanat ayrılıkları nedeniy le birleş-tirilerek, aralarında hiçbir ay rım yapılmaksızın ay nı yere konulur. Bu aşama Afrika sanatını Picasso'lara, Panamamo'larını (bir tür şarkı) Kaith-Harring'lere dönüştürmeye olanak sağlayan, dönüştürme sağlandığında, fiy atın da oldukça y ükseldiği
27
bir aşamadır. Çoğulculuk, f arklı sınıfsal anlatımların, metropol çıkarlara hizmet eden tarzda birleştirildiği y erde, uy umlaştırılmanın kapitalist bir biçimidir. İkinci aşamada çoğulculuk, aşırı uçtaki sanatçıların aykırı mesajları nın siv ri oklarını düzlemey e, önceki uzlaşmazlığı egzotik hale getirmeye çalışır. Böylece, onları kabul edilebilir bir sanatsal kalıba sokarak, daha ötede, mutlak değerler düşüncesini de pekiştirir. Bu aşama, etnik yapılara kendi oluşumlarını sundukları v e ana zemini besleyen kay nak işlevini gördükleri aşamadır. Üçüncü aşamada çoğulculuk, hegomanyacı birikimin aşırı zenginleşmesine kaynak sağlar. Örneğin Fransa'da eğitim görmüş, Af rika kültüründen esinlenen Fransız Kübizmi'ni özümsemiş bir Mozambikli sanatçı onu, modernleşme ve sanatsal gelişime katkı olarak kendi ülkesine götürür. Hegomany acı pazarın görünen yüzü, bu nedenle karma bir kutsal törendir. Özellikle, unutulup gitmiş bir y erlinin Karaib sahillerinde, Colomb'u keşf ettiği günün 500. y ılı kutlamaları için festivaller düzenlendiği bu günlerde, bazılarımız için bedav a f ırsatlar v ermektedir. Bu bizim kuşaktan birçok kariy er sahibinin, kısa bir dönem için y ararlanabileceği bir f ırsattır. Sonraki kuşaklar kendileri için, bir beşy üz y ıl daha beklemek zorunda kalacaktır. Ne v ar ki bu f ırsat, tamamen serbest değildir. Seçici bir kabul söz konusudur ve depolitizasyonu maskelemeye hizmet eder. Bu, eserin içeriğinin değiştirilmesiyle, sanatçının yozlaştırılmasıy la gerçekleştirilen bir depolitizasyondur. Örnek vermek gerekirse, bugün çağdaş Latin Amerika Sanatı, geleneksel sanatlardan esinlenen, biçimciliğe karşı (antiformalist) bir temelde sürdürülmektedir. Ana akım karşıtı v e içeriğe önem veren eğilim, ticari bir başarı elde edememişse de, ticarete yönelik bir adım atmıştır. Bu y önüyle, diğer biçimci y aklaşımlarda olduğu gibi, giderek "aşın biçimci " hale geldiler.
Başlangıçta ki niyetler, oldukça etkili bir şekilde tarafsızlaştırıldılar. Uluslararası kültür çerçevesi politikası, mutlak değer y argılarıy la, bizim çalışmalarımızı türev olmakla suçluyor. Eserlerimiz, ancak bu değer yargıları izin verdiği oranda tanınabiliyor ve bu politikalar taraf ından özümsenebiliyor. Bu tanıma ise, ancak hegomany acı sanatçıların yaratımları bizim de anlaşılmamızı sağlayacak referanslar oluşturulduğunda gerçekleşebiliyor. Dolay ısıyla, doğal olarak eserlerimiz, hegomanyacı çerçevede ilk eser olarak değil, sonraki eserler olarak var olabiliy or. İlk eser olarak çok rahatsız edici olunduğunda ise gözardı ediliy or. Y aşamı sürdürmek için gerekli ihtiyaçlara, kaçınılmaz bir yanıt olarak üretilmiş bir sanat eserinin orjinal kültürel içeriğinin hegomanyacı yargılara müdahale etmesine izin verilmiyor. Bu içerik cehalet ve kibir y üzünden anlaşılamaz olarak kalmaktır. Ve eserlerimiz pazarın belirlediği koşullar içinde sanki ilk kez ve kirletilmemiş içeriğiyle üretiliyormuş gibi y eniden doğmay a zorlanmaktadır. Bu konuda ne y apılması gerektiği genel sorusu, daha açık olan, bir insanın bu genel zeminde doğru algılamay ı nasıl sağlayacağı sorusunu beraberinde getiriyor. Doğrusu, bu genel zeminde yer alan birçok teknotrat da bizim y ararımıza bu soruyu soruy or. Buna y anıt v ermenin zorluğu, verilecek y anıtların ilgisiz olma olasılığından kaynaklanıyor. Aslında kollektif yaşamın kültürel problemlerine yönelik bir soru olmasına karşın, bu soru çoğunlukla sanatçının kişisel çıkarları açısından gündeme getiriliyor. Sanat v e politikay ı en geniş bir bilme süreci, kültürel yapılanmada bir araç, içinde çalıştığımız kültürel koşullarda etki ve tepki süreçleri olarak, ortak bir görüş çerçevesinde yeniden birleştirebilseydik, o zaman dikkatimiz alım-satımdan çok daha önemli v e ilgi çekici olgulara yönelebilirdi. Diğer taraftan, eğer hegomanyacı
çerçevey i taklit etmekte ısrar eder sek, saçma sapan şeylerin tahribatına açık kalırız. Örneğin şunu bir düşünelim; hegomanyacı değerlerin taşıy ıcıları, bizleri elinde bir meşale, başında başaklardan yapılmış bir taç taşıy an bir kadının özgürlüğü temsil ettiğine inandırmaya çalışıy orlar. Y a da; bir f loresan tüpünün sanat eseri olduğuna, bu yüzden de pahalı olduğuna... Daha komik olanı, Coca Cola gibi hiçbir şey ifade etmeyen bir ismi olan, kahverengi, tatlı bir sıv ının, "hayatın gerçek tadı" olduğuna... Kuşkusuz, kendi yaşama biçimi mizde de bütün bu yanlışlıklara ör nekler bulabiliriz. Örneğin; kırmızı kuşak takınıldığında kem gözlerden korunulacağına ilişkin bir öykü var dır. Bu öyküde sorun, bizim kültürü müzden olmayan hiç kimsenin bize inanmak istemeyeceğidir. Gerçekten inandırıcı olabilmek için, bizim elde etmemiz hiç de kolay olmayan birçok şeye gereksinimimiz olacaktır. Önce ikna edici olmak, daha sonra da güv enirliliği sağlamak için, kullanılmak üzere ekonomik güce, reklam hilelerinde zenginliğe, bilgi tekellerine, dağıtım araçlarına v e özellikle egemenlerin elinde bulunan ve onlar taraf ından kullanılan askeri güç kaynaklarına gereksinim duy acağız... Böy lece biz de gerçeğe sahip olabiliriz. Bu tür olanaklara sahip değilken, kendimizi, sanatın tanımlarını dikkatle ay ıklamak v e arındırmakla sınırlamak zorunday ız. İlgimizi y oğunlaştıracağımız y önler, kendi koşullarımıza duy arlı olan, belli bir zaman içindeki tüm etkinliklerimizi besley en, y aşama biçimimize y ıkıcı bir şekilde giren tüketimi değil, y aratıcılığı geliştiren yönlerdir. Ancak o zaman, sanat teslimiyeti y önlendirmek y erine, sömürgeciliğe karşı bir araç olarak işlev görebilir.
Bu yazı Kasım 1991'de Küba'nın başkenti Havana'da düzenlenen Havana Bienalinde yazar tarafından sunulmuştur.
ÇEVİRİ: YASE MİN ÖZDEMİR
28
RÖPORTAJ
tavır
AYDIN VE SANATÇILARLA
MECLİSLER ÜZERİNE reis çelik yönetmen
Toplumsal muhalefetin bu kadar ibaresi v arken, topluca hareket etme zorunluluğu doğuy or. Susurluk, dinci akımların gelişmesi, insan haklan, Kürt meselesi... Diyorsunuz ki, bu sanatçılar zaman zaman tepki gösteriy orlar. Tamam onu da görüy oruz. Öy leyse bir platform hemen oluşabilir. Y ani sanatçı meclisi için, ortak bir ses, ortak bir güç oluşturmak için
ortam var. Böy le bir öneriy i sanatçıların karşısına koyduğunuz zaman çeşitli sorunlar ortay a çıkıy or. Örgütlülük, ne y azık ki bizim insanlarımızı hemen korkutuyor. Böyle bir mecliste birlikte hareket edelim dediğiniz zaman bu, birlikteliği başka bir siyasi platforma çekme girişimi olarak görülüy or. Çünkü örgütlülük, örgütlü olmak, cumhuriy et kurulduğundan bu y ana, bırakın onu, y edi yüz y ıllık Osmanlı imparatorluğu dahil hep suç say ıldı. Örgütlü olmanın, dev lete karşı, büy üğe karşı suç kabul edildiği bir ülkede olduğumuz için bütün bunlar. Memur sendika kuramaz, işçi daha y eni sendikal haklarına kavuşuyor. Bunu kabul eden mantık buna karşı çıkışların önünü engellemiştir hep. Ortaya atılan bu meclis önerisini son derece olumlu buluyorum. Susurluk'a karşı Kamyon Atelyesi Sanatçıları ki bende katıldım ona, tiyatro kuruldu, Beşiktaş'ta gösteri y apıldı- oluşumunda da y aşadık, meclisin temelleri var gibi görünüy or. Zorlaya zorlaya da olsa, bir kaç cesaretli insanın adımlarıy la bu temelde büy üme eğilimi olur. Meclisin politikalarını; ey lem politikasını, ortak platformda buluşma politikasını da teorik anlamdan öte, taktik anlamda
oluşturmak gerekiy or. Çünkü teorik anlamda oluşturmay a kalktığımız zaman, başından ayrılmalar başlıyor. Ama pratik anlamda oluşturduğunuzda, bir gelişmenin gerekçesini anlatan bir y aklaşım sunduğunuzda hareket noktası belli bir platf orma dönüşebilirsiniz. Bizim düşüncemiz, olayı teori boyutuyla tartışıp ayrışmalar ya ratmak değil, daha çok insanların ortak noktalarını buluşturmak. Sanatçılar İçin de böyle şekilleniyor. Ortak noktalar var. Bir araya gelmek için bunları açığa çıkarmak gerekiyor. Bugüne kadar hep ayrı yanlar açığa çıkartıldığı için ayrışmalar yaşanmış. İnsanların bir araya gelirken, kendilerinin çaba harcayacağı zeminler yaratılmalı. Kendi örgütlenmemizi, meşru örgütlenmemizi yaratacağız. Ayrıca meclis olmanın en temel yanı; demokratik bir işleyişe sahip olması. "İşte bu demokratik zeminde bir araya gelelim" çağrısı yapıyoruz. Ben de buna kesinlikle katılıy orum. O zaman temel anayasasını da beraberinde, çok net bir şekilde ortaya koymak gerekiyor. Türkiy e'de işkenceye karşı, insanlar ortak ey lem gösteriy or, kay ıplara karşı, insanlar
29
ortak eylem gösteriy or, karanlık ordulara, gölge ordulara karşı, Susurluk olay ına karşı, insanlar ortak ey lem gösteriyor, Kürt sorununa karşı, insanlar ortak ey lem gösteriy or, çok ortak çıkış var bu konuda. Demokrat sanatçılar, nerdeyse haftanın bir iki günü bir araya gelip ortak ey lemler hazırlad ılar. Demek ki bunun altyapısı oluşmuş. Yapılması gereken; bu alty apıy ı biraz daha boyutlu bir ortama, zemine çekmek. O boyut dediğimiz gibi böyle bir meclisin oluşması. Meclis önerisi; çok akıllı v e mantıklı bir çıkış bana göre. Sanatçı meclisinin; benim bildiğim kadarıy la örnekleri v ar; Alman f aşizmine karşı, Brecht'in öncülüğünde sanatçıların ortak çıkışları olmuştur, Fransa'da da bu y aşanmıştır. Güney Amerika ülkelerinde, baskıcı rejimlere karşı sanatçılar birlikte hareket etmişlerdir. Geçmiş tarihimizde, Osmanlı döneminde külahçılar, orta oy uncular, karagöz-hacivat vb. ortak eylemler gerçekleştirmişlerdir. Düny ada her zaman y azarlar platform oluşumlarındadır. Bu y üzden bu öneriy i doğru buluyorum. Aranılan zemin v ar. Bunu çok güçlü bir sesle ortaya koymak gerekiy or. Bir başlangıç çalışması y apılmış, çalışmanın daha geniş tabana yay ılması için yapılması gerekenleri saptamak, bu konuda tüm sanatçı kuruluş v e derneklerinin haberdar etmek gerekiyor. Kamuoyu oluşumu için basına önem vermek gerekiy or. Belli bir aşamaya gelindiğinde medy a meraklısı sanatçılarımız, herkesten önce platf orma koşacaktır, koşsunlar hiç önemli değil. Türkiy e'nin temel sıkıntısı, toplu ses olamamaktan kay naklanıy or. Deniz Gezmiş'i anlatan bir film çalışması içerisindeyim. Filme siy asi bir nitelik taşıdığı için, Kültür Bakanlığı taraf ından y ardım edilmiyor, tav ır alınıy or. Ben bunu sinema camiasında ki tüm insanlara duyurdum, yapılan, sinemaya karşı bir şeydir, Kültür Bakanlığı kalkıy or, sinemaya karşı tav ır alıy or, ama hiçbir sinema örgütünden ses çıkmıy or. Benim dışımda kimse kay bı olmadığı için tepki göstermiy or. Meclislerde kimsenin işine 30
gelmeyince kayıtsız kalma hakkı olmay acak. Belki bir çok sanat kuruluşunun bundan haberi bile olmamıştır. Olup da ses çıkarmayanlar tabi ki bir yana. Tepkiler bir arada değil, organize değil, tabi böyle olunca herkes kendi sorununu ifade ediyor. İşte ben de onu ifade etmey e çalışıy orum. Bir müzik kuruluşu da, yarın başka bir şeye tepki belirtir. Bu kez tiyatrocuların ve sinemacıların bundan haberi olmayabilir. Herkesin, kendisi dışındaki insan ların sorunlarına sahip çıkabildiği, sorunların tartışılıp çözümler üretilebildiği bir alana ihtiyaç duyulu yor. Meclis oluştuğunda da onu pratik olarak hayata geçirebilecek düzenlemeler yaratılmalı. Böy le bir meclisin oluşması ülke sanatının gelişmesine katkıda bulunacaktır. Üretim anlamında da insanların böylesine bir birlikteliğe ihtiyacı vardır. Sanatçı meclisinin olduğu bir ülkede, sanatçının sesinin kısılması söz konusu olmayacaktır. Bir kitabın y asaklanması, bir kasetin yasaklanması söz konusu olmay acaktır. "Işıklar Sönmesin"; İskenderun, Diy arbakır, Güney doğu illerinde, Kürtlerin bulunduğu bölgelerde yasaklanıy or. Vali y asaklıy or, hiçbir gazete yazmıyor, kimsenin haberi de olmuy or, engelleniy or. Sanatçıların bile haberi yok böy le bir şey den. Meclisin oluşması böyle bir sesin, küçük bir f ısıltının da bile bir anda büy ük bir slogana dönüşmesine yol açacaktır. Bu da, sanatın özgürlüğü, sanatın bağımsızlığı, sanatın y aratıcılığına karşı konulacak tüm kısıtlamaları ortadan kaldırıcı bir güç olacaktır, Kısacası meclis bir barajdır. Sanatçı meclisinin oluşmasını, sanatın gelişmesi y önüy le olumlu olarak değerlendiriy orum. Ay rıca, sanatsal alandaki kısıtlamalara, katı uy gulamalara karşı bir güç oluşması açısından önemli görüy orum.
Meclis önerisi, bizim de sanatçı dostlarımızla ortak düşüncelerimizden biriy di. Hatta biz bunu, geçtiğimiz y ıl Y ıldız Üniv ersitesi'nde bir anlamıy la başlatma çalışmasına girdik. Düzenli toplantılar yaptık bu konuda belirli çevrelerden insanların önerilerini almaya başladık. Belli yapılarda insanlar v ardı. Birlik çalışmaları başladığı zaman problemler y aşanmaya başladı. Katılımcılar bu çalışmay ı kendi yönlerine çekmey e başladılar. Örneğin, HABITAT'la ilgili bir çalışmay a karar v erildi ve çalışmalara başlandı. Kısa bir süre sonra, bu y apının meclis diye adlandırılamay acağı sonucu çıktı. Bu sadece okullarla sınırlı bir şey di. Meclisi oluşturmadan önce, meclisin ilerde karşılaşabileceği bütün zorlukları- ki bunun içinde yasal olan problemleri de unutmadan- ciddi bir biçimde ele almak v e altyapı çalışması y apmak gerekiyor. Bu alty apı çalışmasında dikkatli olunmalı. Ülkemizde hep bireysel çıkışlar söz konusu. Birlikte hareket etmenin koşulları bu kadar zor mu? Birey sellik, her zaman başarıya ya da sürekliliğe götürmüyor sanatçıy ı. Şöyle bir korku v ar; özellikle son yirmi y ıldır sanatçılar, birlikte
bir şey yaptıkları zaman çıkan sesin, kendilerini aşacağını düşünüyor. İnsanlar bir y erden sonra eylemlilikler arttıkça, ses yükseldikçe o olgunun kendilerini aşacağını v e hatta aştığında da kendilerine zarar vereceğini düşünüyor. Bir arada olamamanın temelinde bu var.
lar önce bu alt meclislerde tartışılıp genel meclis içinde oylama sonucunda alınmalı. Demokratik problemler yaşanabilir ama bu tür sorunların çözülebilir sorunlar olduğunu düşünüyorum. Bu tür sorunları çok seslilikle, çok fazla alt meclis oluşturularak çözebiliriz.
Birçok ülkede sanatçılar, halkın yaşamını doğrudan ilgilendiren gelişmelerin ardından, büyük bir tepki örgütleyebiliyor. Gerektiğinde sanatçılar sokaklara dökülüyor, yazıyor, çiziyor, müzik yapıyor. İktidarlar anlatılan sanatçı oluşumlarını dikkate almak zorunda kalıyor. Ülkemiz aydın ve sanatçıları böyle bir tavrı geliştirmekte zorlanıyor. Bunu y alnızca sanatçıya bağlamamak gerekiy or. Bu, ülke içinde yaşayan halkların genel sorunu. Sanatçılar da halktan bağımsız olarak ele alınmamalı. Ülkemizde Örgütlü mücadele geleneği çok y eterli değil, daha çok bireysel tepkiler sözkonusu. Sanatçılarda da ay nı sorunlar yaşanıy or.
Meclisin aldığı kararların bağlayıcı olması gerekiyor. Meclis düşüncesi çok güzel, çok sev imli ve hatta çok romantik. Ama her şey den önemlisi, doğru. Ay rıca böy le bir çalışmada disiplinin en önemli öğe olduğunu düşünüyorum.
Çeşitli sanat örgütleri var, çeşitli kurumlaşmalar yaratılmış. Meclislerin bahsettiğimiz sanat örgütlerini de birbirine yakınlaştıracağını düşünüyoruz. Öncelikle, bu sanat örgütlülüklerinin neden var olduğuna bakalım. Teorik olarak y aklaştığımızda, çok ciddi amaçlarının olduğu anlaşılıy or. Ama buralarda kumar bile oynandığı oluy or, burada da büy ük sorunlar var. Meclislerin bu konuda etkili çözümler bulması gerekiy or.
Meclis içerisinde emek harcayan insan, güvensizlik sorununu da aşacak, kendini ifade etme sorununu da. Biz önce insanız; sanat sonradan geliyor. Sanat, bizim kendimizi ifade etme biçimimiz. Biz ilk önce, insani vasıflarımızla ortaya çıkacağız.İnsanlar toplantıy a gelmeyi, bir metin hazırlamay ı, bir panelde çıkıp konuşmay ı bile angarya bir iş olarak görüy orlar. "Biz sadece birer müzisyeniz ve sahnede çalarız." türünden bazı y aklaşımlar var. Böy le olunca angary a diy e nitelenen işler, buna böy le bakmasa da diğer özv erili insanların omuzlarına kalıy or. Bu işlerin y apılması gerekir ama bunun karşılığında bu emeğe de saygı gösterilmesi gerekir. Meclislerin bütün bunları tartışılabildiği bir y er olması gerektiğini düşünüy orum. Çok ciddi ve disiplinli bir altyapı çalışmasıy la bu girişimden olumlu sonuçlar çıkacağına inanıy orum.
Böyle bir meclisin işleyişi sizce nasıl olmalı? Meclis, kendi içinde bütün alt meclislerini barındırmalı. Altyapı çalışmaları tamamlandıktan sonra alt meclisler, bir üst meclis oluşumuna gidebilir. Alt meclislerin seçilmiş temsilcileri, yönetim kurulu y a da y ürütme kurulu diy e bahsettiğimiz y apıy ı oluşturmalı. Demokratik y anına dikkat edilmeli. Alınacak karar-
Birbirine güven duymayan bir yaklaşım var bunun temelinde. Başkaları tarafından yönetileceği yönünde kaygılar taşıyor insanlar. Meclis, pratiği ile insanların kafasındaki bu türden kaygıları giderici bir çalışma tarzı içerisinde olmalı. Bu kay gıların zamanla v e deneyimlerle aşılacağını düşünüy orum. Ben aslında bu konuda biraz karamsarım.İnsanları inandırmak çok zor.
akın ok müzisyen
Türkiy e'de sanat tarihine baktığımızda görülen bazı v eriler v ar. Cumhuriyet tarihi ile başlayıp son 25 y ıl içerisinde oluşturulmaya çalışılan sanatsal çizgiler var. Türkiy e'de sanatsal bir kurumlaşma yok. Dolayısıy la kurumlaşmanın y aratacağı, dönüştüreceği hedefler, henüz netleşmiş değil. Türkiye'nin y eni sanat hareketlerine ihtiy acı olduğunu düşünüy orum. Buna yeni bir aydın sanatçı tavrı denilebilir mi? Ev et. Türkiye bence y eni bir akım yaratmalı. Geçmişten öğrendiğimiz bazı oluşumlar var. Bugünkü sanatçı potansiyelini yaratan halkevleri, köy enstitüleri var. İlk kuşak ürünlerini v ermiş, daha doğrusu adını koymuş. İkinci kuşağa "işte" diye nitelendireceğimiz somut ürünler bırakmış. 60'lı y ıllarda dünyayla buluşan bir sanat hareketi çizgisi var. Sonuçta ikinci kuşağın da ortaya çıkardığı bir çizgi v ar. Bu çizgi kabaca "sanatçı duyarlılığı" diy e tanımlanabilir. Anadolu'y a özgü bir duy arlılık bu. Otantik kültürün parçaları v ar daha doğrusu. Ama bahsettiğiniz tavrın geliştirilmesi noktasında sorunlar ya-
31
sanıyor. Bunun nedeni de; eğitim eksikliği ve baskılar. Toplumun sanatla y aşamasına izin v erilmiy or. Türkiy e'de, seksen öncesi bazı sanat hareketleri döneme damgasını v uramadı. Bugün ise sanatı, kendi başlattığı çizgiyi aşma noktasında değil, tersine onu kısırlaştırma noktasında y aşıy or. Sanat hareketi kendi içinde bir kısır döngüy e sahip. Bu sanatçının y aşam biçimine de yansıy or. Biz kendi sanatımızı y aratırken bile, kendimizle ilgili birçok konuda belgelere, kaynaklara sahip değiliz. Y ani başka kaynaklarda var olan bilgileri, bildiklerimizle buluşturmalıy ız. Benim bugün en çok sıkıntısını çektiğim y a da bugün önümüzü açmak adına gördüğüm eksiklik bu. Türkiy e'deki sanat hareketinin, sanatçıların bir y erde buluşması, bu nedenlerle mümkün olmuyor. Bu gün herkes birbiriy le uğraşıy or. Buluşmanın zemini yok mu sizce? Bunun zemini v ar, üstelik bu zeminin kurumsallaşma boy utları çok açık. Kurumsallaşmadan kastım şu: Kapitalizm kendi boyutunu yaratmış. Biz de ise herkes olay ı kendi cephesinden değerlendiriyor. Herkesi v e her şey i kucaklayan bir boyut olması gerekiyor. Kurumsallaşmayı biraz açar mısın? Ben kurumsallaşmadan şunu anlıy orum: Kurumsallaşma, bir toplumun geçirdiği süreci anlatan v e onu tartışmay a açan bir yapı. Eğer biz insanlara doğru bir şey sunacaksak, bunun y apısını iy i kurmak zorunday ız. Böyle olmadığında, geçmişten gelen birikimi y ok say ıyorsun. Örneğin; Fransızlar her konuda duy arlılar. Türkiy e'de böy le bir yapı taşı, böy le bir değirmen yok. Sürdürdüğümüz aydın-sanatçı meclisleri tartışmaları var. Bu tartışmalar sence, kurumsallaşmanın önündeki engellere cevap olabilir mi? 32
Bence böyle bir şey olabilir. Bu güzel bir girişim. Eğer bu tartışmaları yürüten insanlar bu topluma doğru şeyler sunarsa, gerçekten cevap olabilir. Böylesi doğru bir girişim, topluma y eni bir bellek kazandırabilir. Böy le bir şeye ihtiyaç v ar. Hatta Fransa'daki sanatçı hareketlerinin çoğu böyle oluşumlarla büyümüştür, komisy onlarla büyümüştür. İngiltere'de de bunun çok büy ük örnekleri var. Bu oluşum eğer kendini aşarsa, hedef lerini doğru bir y ere taşırsa, üretirse, eyleme dönüştürürse başarılı olacaktır. Eğer Türkiye'de aydınlar ve sanatçılar bir y erde buluşuyorsa, bırakalım y eter ki buluşsunlar. Birileri çıkıp gerçekten, samimi bir şekilde "Biz halkın yanınday ız, biz halkın içinden birileriy iz" dey ip halktan yana ürünlerini sunuyorsa, ben de bunun doğru olduğunu söylerim. Bu meclis neyi nasıl y apabilir? Türkiy e'nin dört bir y anına gider, tiy atrosuy la, müziğiy le kampanyalar başlatır. Halkla paylaşır, halktan biri gibi yaşar. Kapitalizmin yönlendirdiği sanatçı tipinden ayrı bir tip yaratır. Bir ay rışma yaratır. İşte bunun için de kurumsallaşma, vazgeçilmez bir ihtiyaç haline dönüşür. Aydınlar ve sanatçılar üreten insanlardır. Bu insanların, gündemi ellerinde tutmaları gerekiyor. Ayrıca böyle bir girişimin yelpazesini çok geniş tutmak gerekir. Meclis bütün sanat akımlarını bir aray a getiremiyorsa başarılı olamaz. Meclistekilerin birbirlerinden karşılıklı bir şeyler alıp vermesi gerekir. Sizin de içinde bulunduğunuz KAS deney imi var. O deney imden neler çıkartılabilir? O deneyden şöyle bir veri elde edilebilir. Bence herkes çok heyacanlı, çok duygusal olmasına rağmen bir araya geldi oturdu, tartıştı, konuştu v e birbirini tanımay an 70'e yakın sanatçı birbiriyle oturdu, kalktı, yedi, içti ve tartıştı. İnsanlar eğer doğru bir şey sunuyorlarsa, y ani herkesin yenileceği bir yemek yapılmışsa insanlar zaten o y emeğe kendinden bir şeyle katıyor. Ama yemek yalnızca bir ki-
şi için y apılmışsa kimse ne bakıy or, ne "açım" diy or, ne "tokum" diy or. Y alnızca bakıp gidiy or. Türkiy e'de sanatçılar, sanırım ilk defa çok ciddi şey ler söy ledi. Bence, ay dın-sanatçı meclisinin başlangıç noktası biraz odur. KAS'ta birçok insan gecesini gündüzüne kattı, bir sürü insanı bir aray a getirdi, ilişkileri kuruldu. Y üreği gerçekten hey ecan dolu ve üretmek kaygısı taşıy an insanlar, bugün birlikte olabiliyorlar. Y aratılmak istenenin adı doğru konulursa bu girişim başarıy a ulaşacaktır. Anadolu'daki sanat tarihinin topluma sunulması gerekiyor. Bu meclisin, tarihi mirasımızı açığa çıkarması gerekiyor. Geçmişten bugüne köprü kurması gerekiy or. Meclis böyle bir sorumluluğu üzerine almalıdır. Böy le bir çaba insanları doğru düşünmeye itecektir. Samimi bir şey istiyoruz. Ben başarının, yeni bir dil v e biçimle olacağına inanıy orum. sokak feneri
İbrahim Karaca Deneme ve Şiirler ÇIKTI!
İNCELEME
kayhan demir
' Ülkemizde özellikle halktanyanayayıncılık, ateştengömlek. Adlar ı ençok toplatmalar, yargılamalar, hapis cezalarıyla duyuluyor; ama sadece bunlar değil ülkemizin yayıncılar ının,sorunları. Bualandakitekelleşmeler, ekonomik zorluklar, örgütlenme sorunlar ı... Hepsi başlı başınasorun oluşturuyor bugünün Türkiye sinde. Yazarımız Kayhan Demir'in inceleme yazı dizisinde bu sorunlara yer vermeye çalışacağız, "Yayıncılık ve Sorunlar ı" nın ilk bölümü yayıncılara yönelik baskılar...
YAYINCILIK VE SORUNLARI -1 Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve hangi yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Madde: 19 Demokrasinin temeli, insanın kişiliğine saygı ve hukukun üstünlüğüne dayanır. Demokrasi ifade özgürlüğünün, toplumdaki bütün kesimlere hoşgörü gösterilmesinin ve her fert için fırsat eşitliğinin en iyi güvencesidir. Paris Şartı AGİK Anayasaya ve halkın çıkarlarına aykırı olma mak kaydıyla, her vatandaşın düşüncelerini, tüm basın yayın araçlarını kullanarak serbestçe açıklayıp yaymak ve herkese açık olan kaynaklardan hiçbir sansüre uğramadan bilgi edinmek hakkı vardır. ... Her vatandaş anayasa ve halkın çıkarlarına aykırı olma mak kaydıyla süreli ve süresiz yayınların basım, yayın ve dağıtım hakkına sahiptir. Basın, radyo ve TV gibi tüm iletişim araçları halkın ve onun örgütlü güçlerinin denetimi ve yönetimindedir. ... Halkın örgütlü güçlerinin basın-yayın faaliyeti, basımevleri, kağıt stokları, ulaştırma araçları ve bu hakkın kullanımı için gerekli diğer maddi şartların sağlanmasıyla devletçe desteklenir. Halk Anayasası Taslağı Madde: 30
Y
ay ıncı; kaba tanı mıy la; kitap v e benzerlerini y ay ına hazırlay an, basan ya da bastıran, bunları dağıtıma sunan, satan, bu y olla ticaret y apan kişi ve kuruluşlara denmektedir. Günümüzde y ay ıncı, toplumların kendi düşüncelerini if ade edebilmeleri, bununla birlikte bilgi v e haber edinme özgürlüklerini kullanmaları bakımından da önemli bir y ere sahiptir. Y ay ıncı, "yayınlama özgürlüğü" nü y aşama geçirirken, kendi dışında kalan tüm insanların en temel özgürlüğünü y ani "düşünce ve düşünceyi ifade etme özgürlüğü"nü de yaşama geçirmiş olmaktadır. Bu y üzden y ay ınlama özgürlüğü, temel insan haklarının düğüm noktalarından birini oluşturuy or. Ülkemizde de düşünce v e düşün ceyi ifade etme özgürlükleri y aygın
bir biçimde tartışılırken, temel noktalardan biri olan yay ınlama özgürlüğü v e y ayıncılık pek tanınmamaktadır. Y üzy ıllar boy unca, düny a genelinde küçük bir azınlığın geniş halk kitlelerini sömürmesine ve bu sömürüy ü sürdürmek için baskı uy gulamasına dayanan rejimlerde, egemen sınıf lar halkın özgür ve doğru haber almasını, bilgilenmesini, gerçekleri görmesini, bilinçlenmesini engellemek için hep düşünmeye v e düşüncelerin if ade edilmesine yasaklar getirmiştir. Çünkü düşünce ey lemin bir ön adımıdır. Düny a tarihi, düşünceyi yasaklayan gerici, teokratik, monarşik ve oligarşik iktidarlara ve özgür düşünceyi sav unan ilericilerin, devrimcilerin sav aşlarına sahne olmuştur. Bu türden y asakçı uy gulamalar, habere ya da yay ına konu olacak eylemin oluştuğu ilk aşamadan y ayının okuruna, izley icisine ulaştığı aşamay a kadar bütün süreçlerde yaşanmak-
tadır. Bu y öntemler, günümüzde de sansür uy gulamaları, toplatma, kapatma, para v e hapis cezalan, basın-y ay ın bürolarını basma, muhabirlere y önelik gözaltı, işkence v e hatta doğrudan katletme boy utunda çok çeşitli biçimlerde uy gulanmaktadır. Osmanlı'da v e Cumhuriyet'in kurulduğu 1923'ten bu y ana geçen sürede y ayıncılar üzerindeki dev let baskısı hiçbir zaman eksik olmamıştır. İkiyüzlü iktidarlar her zaman hükümeti kurma aşamasında özgürlük kelimesini ağzından düşürmemiş, fakat konu icraatlara gelince sopalarını yay ıncıların üzerinden eksik etmemişlerdir. Demokrasicilik oyunu, iktidarların söyledikleri ve y aptıkları karşılaştırıldığında açıkça gözler önüne serilmektedir. İktidarın tavrı, düşünce özgürlüğününy anında y ay ınlama özgürlüğünü de daraltma yönündegelişmektedir.1983yılına gelincey e kadar, y ay ınlanmış eserler y üzünden yay ın-
33
cılar mahkeme önüne çıkmıy ordu. Bir bakıma yasaklanan kitapların yay ıncıy a v erdiği maddi zarar, devlet taraf ından y eterli görünüy ordu. Halkın üzerine bir karabulut gibi çöken 12 Ey lül Cuntası'nın dev amı olan Özal Hükümeti, 1983 y ılında, Basın Y asası'nda çeşitli değişiklikler yaparak, yay ıncılara da yargılanma yolunu açmış oldu. 1991 y ılında ise, Türk Ceza Kanunu 'nun kaldırılan ünlü 141 ve 142. maddelerinin yerine getirilen Terörle Mücadele Y asası'nın 8. Maddesindeki düzenlemelerle birlikte yay ıncılar, hukuki açıdan daha büyük sorunlarla karşı karşıy a kaldılar. Bu dönemde "suçlu" kabul edilen kitaplar yüzünden yay ıncılara, günlük gazete satışlarının en y üksek tirajları üzerinden y apılan hesaplarla astronomik para cezaları v erilmeye başlandı. Buna rağmen adı geçen bu madde, henüz y ay ıncılara hapis cezası öngörmüy ordu. Kısa süre sonra DGM'ler v e Y argıtay, kanunda yeri olmadığı halde, kendilerini kanun koy ucu olarak gördü ve y ay ıncıları ay nı zamanda "sorumlu yazı işleri müdürü" tanımlamasına sokarak hapis cezaları y ağdırmaya başladı. Öte-
den beri y apılan çeşitli düzenlemelerle y azara v e yazı işleri müdürüne hapis cezası zaten verilmektey di. Bunun ilk örnekleri, Cumhuriyetin ilk y ıllarına kadar uzanmaktadır. Y eni getirilen bu uy gulamayla Y argıtay v e DGM'ler, Hukukta "kıyas yaparak ceza vermek" diye bilinen bir biçimde y ay ıncılara y üzlerce y ılı bulan hapis cezaları y ağdırmaya başladılar. Y apılan, "kıy asen ceza olmaz" şeklindeki en temel hukuk ilkesinin ihlali anlamına gelmekteydi. Kanunda yeri olmadığı halde getirilen yeni y orum, 1994 y ılında pek çok yay ıncının hapse girmesine neden oldu. 1995 y ılında ise İstanbul DGM, bu y oruma day anarak, üstelik daha da ileri giderek y ay ınev lerine kapatma cezaları vermeye başladı. Kapatma ve hapis cezaları alan y ay ınevlerinin tamamına y akını halktan yana yay ın y apan kuruluşlardı. Kısa bir süre önce Terörle Mücadele Yasası'nda y apılan yeni düzenlemelerde, y ayıncılara hapis cezası verilmesi konusunda farklı bir düzenlemeye gidildi. Bu düzenlemeye göre cezalar paray a çev rilebiliyordu. Av rupa Topluluğu'na girme yönün
de bir engeli kaldırma düşüncesiyle yapılan bu manevra y ayıncılara bir lütuftu. Ama bu lütuf da, görünür de bir rahatlık sağlıy ordu. "Paraya çevrilebilirlik" tamamen mahkemenin takdirine bırakılmıştı. Terörle Mücadele Y asası'nın 6. ve 7. maddelerini de kendi anayasalarına bile Anay asa'y a aykırı bir biçimde, gazetecilerin röportaj v e benzeri çalışmalarını "terör örgütlerinin propagandasını y apma" kapsamına sokarak, bu tür önemli çalışmaların kolay ve yaygın bir şekilde yay ınlanmasının önünde engel oluşturmaktadır. Can Dündar'ın TV'de "40 Dakika" programında yay ınladığı, 1996 Ölüm Orucu'nu konu alan belgesel hakkında y ukarıda bahsettiğimiz gerekçeyle soruşturma başlatılmış olması, bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Hedeflenen, halkın sadece dev letin söylediklerine inanması v e iktidarın izin verdiği kadar bilmesidir. Anay asa'nın 10. Maddesi "Herkes dil... ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeden kanun önünde eşittir" derken aynı zamanda 28. Madde de ise "kanunla yasaklanmış olan herhangi bir dilde yayın yapmanın suç
NE DEDİLER? Matbuat hürriyetini, hatta bütün hürriyetlerin teminatı saymak çok yerinde olur. Bu itibarla matbuat hürriyetinin büyük bir harmet ve hassasiyetle muhafazasına çalışılacağını hiçbir tereddüte mahal bırakmayacak katiyetle ifade etmek isteriz. Adnan Mend eres (Başbakan 1951) Hür basın, kurulacak i kinci cumhuriyetin başlıca nesnelerinden biridir. Demokraside ileri merhalelere ulaşmış garp aleminin basın hürriyeti anlayışı ve basın kanunları bizim anlayışımız ve kanunlarımız olacaktır. Cemal Gür sel (Devlet Başkanı 1960) Basın, iktidarı ve idareyi tenkit ve denetleme bakımından en geniş hüvi yete kavuştu. Basın hürriyeti için artık Türki ye'de anayasa düz enini n ve yurttaş onurunun koruyucu sınırlarından baş ka sınır kalmadı. İsmet İnönü (Başbakan 1963) Resmi ilah rejiminin ıslahı işi ele alınacaktır. Basın suçlarında hapis cezalarının azaltılmasını, bunun yerine para cez alarıyla tazmi natların fazlalaştırılmasını sağlayac ak tas arılar hazırlayarak meclis sunulac aktır. Nihat Erim (Başbakan 1972) Fikir ve inanç hürriyeti yle ve temel hürriyetl erle ilgili uygulamalarda anayasaya uygunluk s ağlanac ak ve Anayasaya uymayan tatbi katın ortadan kal dırılması için gerekli tedbirler alınacaktır. Süleyman Demirel (Başbakan 1976) Yasaların herkese, her düşünceye, her eyleme eşitlikle ve etkinli kle uygulanması sağlanacaktır. Düşünce ayrılıklarının serbestç e belirlenebilmesi demokrasi nin bir gereğidir. Bülent Ecevit (Başbakan 1977) Herkesi n kişiliğine bağlı, dokunul maz, devredilemez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip ol duğu inancındayız, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde ifadesini bulan bu hak ve hürriyetlerin sağlanması ve temi nat altına alınması için hukuka bağlı ve hukukun üstünlüğünü esas alan devlet nizamını temel şart görürüz... Söz, düş ünc e ve kanaat hak ve hürri yetlerini n kullanılmasında, kamuoyunun sıhhatli bir şekilde teşekkül ünde, basın ve yayını hür demokratik nizamın temel vasıtaları arasında telakki edi yoruz. Turgut Özal (Başbakan 1983) Türki ye'de herkes eşittir ve birinci sınıf yurttaştır. İnanç, düşünce anl atım özgürlükleri ç ağdaş bir topl umun temelidir, kısıtlanamaz. Amaç, hoşgörüye ve karşılıklı uzlaşmaya dayanan katılımcı ve çoğulcu demokrati k sistem
34
olduğunu" belirtir. Demokrasi, işte buray a kadardır. Y üzy ıllardır Anadolu halklarının kendi dillerinde konuşma, okuma, y azma özgürlükleri bu v e buna benzer nedenlerle engellenmiştir. Peki bu diller niye yasaktır. Bunu y ay ınlamak niye suçtur. İşte bunlar yer almıyor bu anayasada. Anay asa'nın 31. Maddesi, devlete, "yurtdışında basılan ve yayınlanan eserlerin gerektiğinde ülkeye girmesini engelle me" y etkisi v ermektedir. Y ine Anayasa'nın 30. Maddesi dev lete, "basımevi ve yan kuruluşlarına faaliyetlerinin durdurulabileceği ve basımevlerine el konulabileceği" y etkisini de v ermektedir. Bu madde kapsamında y apılan düzenlemeler sonucunda devlet; basılmış eserlerin dağıtımın ı engelleme, hatta basımevindeyken el koyabilme y etkisine de sahip hale gelmiştir. Türk Ceza Kanunu'nun pek çok maddesi, bu v e buna benzer sınırlamalar getirmektedir. RTÜK v e benzeri denetleme kurulları, "özgür, bağımsız, doğru v e y aygın haber" y apabilmenin koşullarını ortadan kaldırmaktadır. Oysa, y ayıncıları denetleme konusunda RTÜK"ü denetleyen hiçbir kuruluş bulunmamaktadır. Halkın doğru haber ve bilgi edinme özgürlüğünü hay ata geçirmek,
y ay ıncılığın önemli görev lerinden biridir. Özgür haber dolaşımı, bireylerin temel ve sınırlanamaz hakkıdır. Haber v erme hakkı, haber hakkında görüş, eleştiri, yorum yapma hakkını da doğurur. İnsanların bilgi edinme, bu bilgiy i yorumlama, tartışma v e kendi düşünceleriy le yeniden ortaya çıkardığı y eni bilgiy i y ayma hakkı vardır. Dikkat edelirse tüm bu y aptırımlar halktan yana yayınlar için kullanılmaktadır. Bunun ötesindekiler teşvik kredileriy le gün gün palazlandırılmakta, tekelleştirilmey e çalışılmaktadır. Y ay ıncılık, devrimci hareketlenmelerin önemli bir y anını oluşturmaktadır. Y aşanılan gerçekliklerin bir bilinç içinde özümsenerek tekrar kitlelere aktarılmasında en büy ük araçlardan biridir. Ayrıca bir insanın ya da kurumun yay ın yoluyla düşüncesini açıklaması v e açıkladığı düşüncenin etraf ında örgütlenme çalışması içerisinde olması son derece doğaldır. Düşünce, ancak açıklandığında v e paylaşıldığında özgür olabilmektedir. Dev let ülkemizde izin verilen v e izin v erilmeyen düşünce alanları yaratmakta, bu yüzden resmi düşünce dışında kalalı düşünceler hukuka aykırı say ılmakta v e buna bağlı olarak da düşüncelerin açıklanması, propaganda y apılması suç ka-
bul edilmektedir. Anadolu üzerinde y aşayan halklar, değişik ulus ve milliyetlerden, dolay ısıy la çeşitli kültürlerin bir araya gelmesiy le v arolmaktadır. Ortaya çıkan bu durum üzerinden hareketle; bu kesimlerin çıkarlarını, taleplerini, kültürlerini, hak istemlerini v e özlemlerini ifade eden her türlü düşünceyi ve bu düşüncelerin serbestçe basın v e y ayın y oluyla dile getirilmesini güv ence altına alacak yeni bir y apılanmay a ihtiy aç duy ulmaktadır. Y ine bu kesimlerin özgür ve doğru haber alma, bilgi edinme hakkını güvence altına alacak bu y eni y apılanmanın adı, y eni bir anay asa oluşumu olabilir. Bu anay asa, halk düşmanı karakteri açığa çıkmış f aşist, şov enist, halklar arasında düşmanlığı körükleyen, ahlaki y ozlaşmay ı ve dejenerasyonu teşvik eden propaganda dışında tüm yazılı yay ınların basılması v e dağıtılmasını güv ence altına almalıdır. Bahsettiğimiz bu anay asa da ancak halk güçleri taraf ından oluşturulabilir. Kaynakça: Türkiye Yaymalar Birliği Yayınlama Ozgürlüğü Komitesi Raporu, Haziran 1997 İfade Özgürlüğü Hapiste, Türkiye insan Haklan Vakfı 1994 Türkiye'İnsan Hakları Vakfı Yıllık Raporları '1992, İlerici Yayıncılığın Sorunları, Sırrı Öztürk, 1985
NE YAPTIL AR? Hapiste olan yazar , gazeteci ve diğer dü şünce suçlular ı: 164 1994 sonrasında hap sedilen yayıncı sayısı: 11 1994 sonrasında hakkında dava açılan yayınevi sayısı: 53 Cezaevine giren yayıncılar Ayş e Nur Zarakolu(Belge Yayınları), Ünsal Öztürk (Yurt Yayınları), Recep Maraşlı (Komal Yayınları), Eren Kes kin (Doz Yayınları), ilyas Burak (Melsa Yayınları), Serpil Koksal (Kaldıraç Yayınları), Aydın Doğan (Yaba Yayınları), Rıza Dinç (Komal Yayınları), Sırrı Öztürk(Sorun Yayınları), Selim Okçuoğlu (Doz Yayınları), Semra Çaralan (Evrens el Yayınları) Yargılan an ya da par a cezası ödeyen yayıncılar: Nihat Özcan (Hazftan Yayınları), Muzaffer İlhan Erdost (Onur-Sol Yayınları), Sezai Özkaynak (Öz kaynak Yayınları), Hikmet Koç ak (Baş ak Yayınları), Zeynel Abidi n Kızılyaprak (Pele Sor Yayınevi), Songül Özc an (Evrens el Yayınları), Mehmet Bayrak (Öz-ge Yayınları), Muzaffer Erdoğdu (Pencere Yayınları), Erdal Öz (Can Yayınları), Niyazi Koçak (Do ruk Yayınlan), Özcan Sapan (Çivi Yazıları Yayınları), ismet Öğütücü (Kaynak Yayınları), Osman Deniztekirt.(Cep Yayın ları, Nihat Tuna (iletişim Yayınları), Talat Tepe (Zagros Yayınları), Süleyman Yaş ar (Fırat Yayınları), Hasan Basri Çıplak (Alan Yayınları), İsmet Arslan (Berfin Yayınları), Vedat Yeniçeri (Öteki Yayınları), Tacettin Çolak (Derleniş Yayınları), İr fan Sancı (Sel Yayınları), Songül Kes kin (Avesta Yayınları), Erol Ulu (Özgür Yayınları), Kıymet Mücek (Gökkuşağı Ya yınları), Bülent Demirbaş (Arba Yayınları), Hayri Bildik (Toplumsal Dönüşüm Yayınları), İnkılap Kitabevi, Akış Yayıncılık, Umut Yayınevi, Med Yayınevi, Zel Yayınları, Varyos Yayıncılık, Sun Yayıncılık, Arıon Yayınları, Kabalcı Yayınları, Selam Yayınları, Sor Yayınları, Nükte Yayınları, Beyan Yayınları, Ölçü Yayınları, Nubihar Yayınları, Denge Yayınları, Güneş Ül kesi Yayınları, Nujen Yayınları, Parantez Yayınları, Berhem Yayınları, Nam Yayıncılık, Eksen Yayınları
35
DENEME
Civan Sevcan
ÇIĞLIK OLMAK İNSANA YARAŞIR
N
ey i anlatam gülüm ney i? Önce kapıla rın sonra camların nasıl kırıldığını mı? Çocukluğumun hep götürülen babamın arkasından akıp git tiğini mi, y oksa ge celerin sabaha dev rilişinin titrek çığlıklarını mı? Anamın ninnilere tezat ağıtlarının çocukluğumun ilk ezgisi olduğunu mu? Y a sana neyi anlatam, hangi birini? Kaçıncı çocukluğumu anlatam ilk çalınanı mı, son y itirdiğimi mi? Y oksa sessizliklerde tohum gibi çatlay an nağra dirilişli, selam yüklü çocukluğumu mu? Söy le hangisini, hangi birini... Bitmedi değil bu sancılar; bitti. Adı sonsuzluğa kadar y ankılanan, doğanın damarları, can kanlı ırmakların denizleri kucaklay ıp ses olduğu, y ürek olduğu y erde bitti. Ama yine nasıl anlatam sana, kırılan buzlu camların, don parçalarının y üreğimde kan buğusuy la eridiğini, y ani v urgun y arası aldığımı ve yaralarımı y eni yeni saldığımı? Henüz sızlıy orken ve henüz kesik atmışken titrek gecelerin çocuk tizli çalıntı çığlıkları sessizliklerime... Nasıl, nasıl anlatam gülüm, şimdi artık dağ gibi olduğumu v e yaşamın dirençken çığlıklarına v erdiğimi eski yitik çocukluğumu? Gay rı utanmam, sıkılmam, can bir selamım v ar. Çizsem olmaz , anlatsam bitmez ama yazarsam bilirim hiç ölmez. Bak bak
36
dinliyorum işte yarınlarımın mıhlandığı sonsuzlukların ses deryasında. Bir soluk tutuşur ellerimde önce, sev dama sır vermiş geceler v e bileğimde iki y itik kan kardeleni, y üreğime sığmaz mazlum gülüşleri. Sığmaz artık bedenime yüreğim sığmaz. Dilim haykırır sonra, y üklüdür y a bubin selamla gecenin en ıssız v irajlarından y ankılanır can sevdam adları yarının selamları çocuklara. Ve neler neler hay kırırım daha... Ama civ an desem, perçem perçem yarının selamlarını hecelesem ve ölmesin, ölmesin diy e marabaların selamlan, yazsam artık sonsuzluğun y ankılarını, kav gamı sev damı ölü doğmasın diye selamları çocuklara SELAM desem... Bakma öyle solgun durduğuma Bakma, Perçem perçem dökülen yaşlarımın Donuk suskunluğuna Onlar... Geçmişimin sessiz tanıkları Tanımazsın Takviminin yaşlarını bilmezsin. Ben, neleri neleri sevdim Nelere pay biçtim sevdamı Duysan inanma zdın Ölü mü sevdim ölü mü Da marlarıma kazıdım aykırılığını Kan akar ölüm sana sır verir diye. Sevda belledim ölü mü Topraktan biçtim kefenini Ama üşüdüm çok üşüdüm Zor geldi
Ölümün hain soğuk sancısı Don tutmadan sevdam bedenimde, VAZGEÇTİM... Ben Çığlığı sevdim en tiz sesiyle Gecelerin kızıla durmuş çığlığını Besledim gırtlağımda Titrek sesimin korkak tizini Nağra sandım Sevda belledim Titredi bedenim kapılar ardında Ca mlar kırıldı üzeri me üzeri me Korktum Çığlığıma nazlandım Adı nanköre çıktı VAZGEÇTİM... Ve Umudun sitemiyle sarsıldı yüreğim Gırtlağımda düğümlendi dilim Anladım Ve ağladım gülüm Dönüp düşünüp yeniden Ama yeniden yarınların umutlarını Umutlarımı buldum yanımda. Mahcuptum Vazgeçtiklerimle gördüm yitikliğimi Yaşamın ahım Canım can yoldaşım Has sevdamı buldum Kavgayı sevdim ellerinde Kardeşlerimi gördüm Ezikliğimin doruklarındaki savaştaydılar Ve ben, kavgamı sevda belledim Yaşamı kavga VAZGEÇMEDİM
...
ÖYKÜ
erdem aydemir
DEVRİME KATILDIĞIM ANDA
G
DÜNYAYA GELDİM
enç, yaşlı, kadın ve erkek... Onbinlerce insan, ilk mücadele kıv ılcımını y aktıkları gün kadar coşku luy dular. Y ıllar akıp gitmişti. Sürgün, açlık, yoksulluklarla geçen koca bir ömür... İşkence v e ölümlerle kucak kucağa yaşamanın acısıy la dolu olan günler günleri kov alamıştı. Her kuşak-
tan dev rimin çocuklarıy dı onlar. Sokak sokak, ev ev kuşatmalardan geçtiler. "Vatan Mücadeledir", "Vatan Özgürlüktür" dediler. Özgürlük özlemleri bazen sapanın ucundaki bir taş, bazen eldeki "kleş"in tarakasından karanlığı ay dınlatan bir mermi, bazen de işgalcilerin hain y uvasını paramparça eden bir şarapnel oldu. Vurdular. Vuruldular... Vuruldukça çoğaldılar. Zincire v urulmuş özgürlüğü koparıp almak için "y e-
niden doğuş" koy dular y eni günün adını. Sokaklarda haykırdıkları her gün, inci kadar bey az dişleri arasından bir tek cümle süzülüy ordu İntifada çocuklarının: "Devrime katıldığım anda dünyaya geldim..." Düny anın bir başka köşesinde y aşıtları gibi, çocukluklarını y aşa mamışlardı onlar. Salıncakta sal lanmak, sokaklarda, parklarda ölüm korkusu olmadan oy namak düşü uzaktı onlardan... Onlar ku-
37
satmalarda, sürgünlerde ve ateşle barutun buluştuğu ortamlarda düny aya gelmişlerdi. Y aşamın ibresi hızla dönüy ordu. Küçücük ömürlerine çok şey ler sığdırarak, bağımsızlık v e özgürlük ideallerini gencecik y üreklerinde y eşerterek büy üyorlardı. Filistin'in geleceği v e umudu onlardı. Tertemiz y ürekleri kadar, marif etli elleriy le temsil ediy orlardı Özgür Filistin'i...
Bir y az akşamıy dı. Göky üzünün zirv esine tırmanan dolunay ın ışıklarıy la aydınlanıy ordu daracık ve içiçe geçmiş evlerden oluşan BatıŞeria sokakları; evlerin y ansıy an gölgesi sokakların y arısından f azlasını kaplıy ordu. Y arı ay dınlığın loş görüntüsü ve barut kokusu, taşlar, barikat kalıntıları burada savaşın ne kadar sıradanlaştığını gösteriy ordu. Sokaklara f ırtına öncesinin sessizliği hakimdi. Nöbetçilerin ay ak sesleri v e arada bir karşılıklı ev lerin av lularından diğerine elleriyle bir şey ler taşıy an ikişerli üçerli kişilerden oluşan komitelerde görevli insanların f aaliy etleri de olmasa y aşam belirtisi yoktu. Ana caddelerin kilit noktalarını ellerinde bulunduran düşman rev olarının uzaktan gelen uğultuları kulaktan tırmalıy ordu. Düşen top mermilerinin harabeye çevirdiği iki katlı ev in y ıkıntıları arasında, bir tek Cemal ve Merwan'ın hareketleri ile can buluyordu şehir. Doğacak y eni günün hazırlıklar ını y apıy orlardı. Y üzleri, ulusal simgeleri olan sarı-kırmızı kareli desenden oluşan kefiyelerle sarılıy dı... Ay ışığından parlay an kömür karası gözbebeklerinden yansıy an parlaklık, onları anlatmaya y etiy ordu. Özgür Filistin mücadelesinde omuz omuza olmanın heyecanı ve coşkusuy la doluydular... İlan edilmiş sıkıy önetim, sokağa çıkma yasağı, yaşamı durdurmaya y etmiyordu. intifaday ı yayma komitesinde olan Cemal v e Merwan gibi, diğer komitelerde faali38
yet yürütenler de harıl harıl çalışıyordu. Savaşın y ıkıntılarına v e acımasızlığına rağmen y aşam sürüy ordu. "Yaşam her yanıyla örgütlü ol malıd ır. Halkın katılımıyla zenginleşerek kollektif tarzda her türlü zorluğun üstesinden geleceğiz. Savaşın acımasızlığ ı mekanik bakış açılarını ortadan kaldıracaktır. 'Bu beni m işi m değildir' diyecek lüksü ol mayacaktır hiç kimsenin. Her an herkesin omuzlarında tonlarca yük olacaktır. Bu yükün altında ezil me mek için, halkla birlikte, sorumluluklarımızın bilinciyle yaşamak zorundayız. Düş manı yenmenin başka da yolu yoktur..." diy ordu Merwan. Cemal, başıy la onay ladı arkadaşını. Hazırlıklarını son bir kez daha gözden geçirdiler. Sabaha kadar çalışmanın ağırlığı, gözaltlarında oluşan şişkinliklerden anlaşılıy ordu. Bunca y orgunluğa rağmen, y üzlerinden coşkuları okunabiliyordu... Ortak yanları çoktu. Y aşıttılar. Gerilla y aşamını sürdüren anne v e babalarının çocukları olarak dünyay a gelmişlerdi. Savaşın gelişimi, ailelerini koparıp almıştı onlardan. İsrail zindanlarında direnen babasından arada bir haber almanın buruk sev incini y aşıy ordu Cemal. Annesini ise, iki y ıl öncesinde düşmanın Şatila kampına bomba yağdırdığı zaman kay betmişti. Aynı bombardımanda Merwan'ın babası ise bir bacağını kay betmişti. Şimdi kampta geri hizmetlerde bulunuy ordu. Annesi hemşirelik mesleği ile sav aşçılığını birleştirerek y aşıy ordu Merwan'ın. Çocuk y aşta, yerleşik ailelerin y anına, eğitim görmeleri için y ollanmışlardı. İlk ve orta öğrenimlerini de ay nı okulda gördüler. Özgürlük mücadelesinin acı v e sev inç dolu y ılları birlikte geçmişti... Şaf ak, alaca karanlığı y ırtarak ay dınlık bir güne ev riliyordu. Gökyüzünün masmav iliği, çarşaf ı andıran berraklığıy la ortaya çıkıy ordu. Ağustos sıcaklığı, daha sabahın ilk saatlerinde kendim' hissettiriy ordu.
Çölün kav urucu sıcaklığı tepeden, bey az taştan y apılmış izbe ev lerin üzerine çöktükçe, ev de ve sokakta koşturanların işini zorlaştırıy ordu. Sırtını duv ara dayay arak gölgede lülesini tüttüren Ebu Ömer, sokaklarda olup bitenleri izliy ordu. Ağustos'un kavurucu sıcaklığında y üreği buz kesilmişti. Y ıkılmış ev lerden arda kalan kalıntılar, mermi izleriy le delik deşikti. İç karartan manzaradan gözlerini kaçırmak istiy ordu. Ama başaramıy ordu. Dalıp dalıp gidiy ordu geçen zamana. Y üreğini burkan acı dolu y ıllardan kurtulmak istercesine, yaşlı gözleriy le çevresine bakıy ordu. Onu acı v e kin dolu yüreğinin sesinden uzaklaştıran tek şey; sokak aralarında v e ev lerin y ıkıntıları arasında boy verip, hızla kay bolan v e tekrar koşturan gencecik karanfillerdi. Bu manzaray ı gördükçe gururlanmıy or değildi. Gururlandıkça kendini hatırlıy ordu. Y üzündeki yaşlı kırışıklıklar bir y ay gibi gerilir, gözpınarlarındaki y aş sel olup akardı. Y erinde duramaz olurdu. Elleriy le bastonuna dayanarak karışıy ordu sokak aralarına. Oturmanın zamanı değildi. Herkesin y apacağı çok şey vardı özgür Filistin için...
Y ıl 1948. Bir May ıs akşamıy dı. Nef esler tutulmuş, kulaklar pille çalışan bir radyodan çıkan haberle re kabartılmıştı hey ecanla. Kasa banın orta y erinde bir duv arın üze rine konulmuş radyoy u dinlemek için onlarca insan v ardı orada... Empery alizmin temsilciliğini üst lenmiş Birleşmiş Milletler'in v ereceği kararı heyecanla bekley en bir başka kesim de siy onist israilliler'di. Değişik il, ilçe, mahalle ve semtlerde öbek öbek toplanan bin lerce insanın heyecanı aynıy dı. Y ıl lar y ılı sürecek sürgün, ölüm, baskı v e her türlü zulmün y aşanacağı günlerin acı müjdesi olacaktı bu karar. Tarihler boyu, üzerinde acı ve sev inç dolu y ıllarını geçirdiği toprakları elinden alınıy or, üzerinde korsan bir Siyonist devlet kur-
mak için İsrailliler'e veriliyordu. Masmav i göky üzü, y erini çölden y ükselen kapkara toz bulutuna bırakıy ordu. Hava kurşun kadar ağır, ağırlığı kadar sıkıcıy dı. Esen saniy elinin şiddeti, şemsiye ağaçlarını boy nu bükük bırakmıştı. Çölden sav rulan ince kum tanecikleriyle, atmosferle y eryüzünün birleştiği noktada oluşan renk cümbüşü, kara haberi açıklay an sıkıcılıktaydı. Çölün ta orta yerinde, kara bulutları sağa sola savuran Deir Y assin halkının av azı y ükseliyordu. Düny anın gözü kör, kulakları sağırdı. Kesildi sesler. Bulutlar y erinden oy namaz oldu. Stern v e Urgun çetelerinin elebaşları Menahem Begin ile Kasap Şaron, iki y üz kırk yedi canın acı çığlıkları arasında kanlı kadehlerini tokuşturdular. Kutlama mesajlarını okudular iştahla bir bir. Burkuldu yürekler. Söz hükmünü yitirmişti artık. Gözlerdeki öfke
konuşuy ordu: "intikam, intikam." Bir tesadüf sonucu katliamdan kurtulan Ebu Ömer, bir çok y akınını kay betmişti. Gidecek köyü y oktu artık. Konuşup dertleşecek arkadaş v e akraba çev resi de y oktu. Y alnızlık duy gusu kaplamıştı y üreğini. Dayanamayacağını sandığı yufka yüreği peşpeşe gelen katliam haberleriy le taşlaştı. Silkeledi bedenine çöken ağırlığı. Gözlerini kutsal Kudüs'e dikti. Kudüs işgal altınday dı. Y ürüdü kay ıp topraklar üzerinden. Karşısında özgürlüğü haykıran Golan v e Bekaa vardı. Öbek öbek boy veren kardeşlik ormanının içinde gördü kendini. Özgürdü artık.... Herkes gibi onun da y akın hay alleri vardı. Y ol düz, v aracağı menzili y akın sanırdı. Kardeş ülkelerin varlığı bu hay al düny asını körüklüy ordu. Y erlerinden y urtlarından sökülüp atılmış bir çok Filistinliy i bağrına basmıştı bu ülkeler. Onlardan yana endişeleri kal-
mamıştı artık. Güv encedeydiler nasıl olsa. Y ardımlar y ağacaktı özgür Filistin mücadelesi için... İşgal altındaki toprakların her metre karesinden ateş v e barutun kokusu y ay ılıy ordu. Harlanan ateşin alev leri sarıp sarmalıy ordu çölün uçsuz bucaksızlığını. Cehenneme çev iriy ordu zalimlerin saltanatlık düny asını. Korktular Filistin'in kav urucu ateşinden. Ve sürdüler ordularını ateşin üzerine. İlk haber Ürdün'den geldi. Onu Suriy e izledi. Suudi Arabistan... Acılarla taşlaşmış y üreğinin sesini dinlemek istedi Ebu Ömer. Day anamaz dediği y üreği day anıy ordu artık. Sırtına saplanan hain hançerin acısını hissetmiy ordu. Kralların, şeyhlerin dünyasını getirdi gözlerinin önüne. Ne f arkları v ardı ki siy onistlerden. Kardeş postuna bürünmüş canav ar değil miy di onlar? Empery alizmin hapşırdığı y erde grip olanların ne y ararı olacaktı Filistin halkına? Önlerine
39
uzatılan çanağa kaşık sallayanların, özgürlük ve bağımsızlık derdi olamazdı elbet... Yaşadığı hesaplaşmasından korktu birden. Yüreğine, kardeş düşmanlığını eken tohumların saçıldığını sandı, irkildi. Hesap soran gözlerle baktı iç dünyasına. Öyle olmadığını anlayınca rahatladı. Onurla andı Abdul Nasr'ın adını. Doğruldu boylu boyunca uzandığı yerden. Omuzlarından tonlarca yükün kalktığını hissetti. Yüreğini serinleten anti-emperyalist rüzgara çevirdi yüzünü ve yürüdü... Kendi halkına ve gücüne güvenmekten başka yolun olmadığı öğrenmişti artık. Karşıdan bir sesin kendisini hayal dünyasından uyandırmak istediğini hissetti. Yaşıtı sayılan Muhammed'i bu. Muhammed'i her gördüğünde geçmiş sohbetlerine dalarlardı. Bir de onun yalnızlığına acırdı. Sürgünde olan akrabalarından haber alamamanın acısını yaşıyordu Muhammed. Ebu Ömer'e göre daha dinç ve savaş tecrübesi fazlaydı. Komiteler arasında kuryecilik yaparak İntifadaya katkı sunardı. Bu görevinden arta kalan zamanını yaralıların tedavi edilmesine harcıyordu. Sohbet etmeleri için bir araya gelmeleri uzun sürmedi... Uzi'lerden boşalan ölümün soğuk sesleriyle kalktılar oturdukları yerden. Vurulup düşenlerin cesetleri, omuzlarda taşınan yaralıların iniltileriyle inliyordu her yer. "Doğacak günün acılarımıza yenilerini katacağını, gördüğüm rüyadan anlamıştım" dedi Muhammed. "Acısız günümüz mü var?" diye sitemle yanıt verdi Ebu Ömer. Ölü ve yaralıların taşındığı evlere doğru yavaş adımlarla yol aldılar. Daha kaç karanfil koparılacaktı dalından? Kaç ananın yüreği dağlanacaktı? Yeniden irkildi yüreği. Yaşlı ve kırışı k yanakları üzerinden yaşlar süzülüverdi. Genç ve nazik bedenlerde yuva açan kahpe" kurşunların izine neşter vururken, atılan çığlıkların uğultusu beynine saplanan bir hançerdi sanki "Mu40
hammed'in... Savaş sürüyordu. İntifada alevleri, Filistin topraklarının üzerinde harlandıkça harlanıyordu. Düşenlerin yerini yüzler, binler alıyordu. Bu bir bayrak yarışıydı. Bayrak, elden ele geziyordu ve şimdi intifadayla şimdi daha yükseklerde dalgalanıyordu. İntifadalı günler, günleri kovaladı. Zafer üzerine zaferler eklendi. Sesleri Şeria, Gazze, Kutsal Kudüs'ün sokaklarını aştı. Ezilenlerin sol memesinin altındaki solmayan yuvasında taht kurdu. Emperyalizmin Ortadoğu jandarması İsrail, İntifadayla bir kez daha yenildi. Bunca zulüm, sürgün ve ölüm kusan mekanizması, işlemez olmuştu. Filistin halkının zafere kilitlenişi engellenmiyordu artık. İ ntifadayla daha da perçinlenmişti. "Terörist" dedikleri ve yaşam hakkı tanımadıkları halkla "barışmak" istediklerini ilan ettiler dünyaya. Halkları kandırmakla yoğrulmuştu mayaları. Gerçek temsilcileri yerine yerli işbirlikçileri öne çıkarmak istediler. Ama başaramıyorlardı. Her hile dolu adımları, kendilerini vuran silaha dönüşüyordu. Akşam karanlığı çöker çökmez, sokaklardaki canlılık yerini sessizliğe bırakıyordu. Yaşamı düzenleyen komite üyelerinin dışındaki halk evlerine çekiliyordu. Evlerinin elektriği kesilmemişse -elektrik ve su kesintileri silah olarak kullanılıyordu- televizyonların tuşlarına basıyorlardı. Dünyanın gözleri içerisine bakarak, atan nabızları ölçmeye çalışıyordu. Ya liderlerinin tavırları neydi? Ne düşünüyordu acaba? Can bedeli kazanılanları nasıl koruyacaktı? Sempati ve kafalardaki kuşku dolu sorular tartışma konusu oluyordu aralarında. Elbette ki iyi niyet ağır basıyordu ilk zamanlar. Zaferi kazandıklarına inananlar, düşmanın artık pes ettiğini ve bağımsızlığa giden ilk kapının açıldığını düşünenleri de az değildi aralarında. Belki de omuzlarındaki yükün
ağırlığı, ya da politika yapmak, öngördüklerini tartışmanın hızlarını keseceğine inanıyorlardı. Öyle ya bunlar liderlerin işiydi! Onlara, önderliğin işini kolaylaştıran yeni zaferler kazanmak düşüyordu. Belki de yaşamın acı gerçekliğini kendi yanılgılarıyla anlayacaktı bir çoğu. Kurt ve kuzunun aynı yerde yaşamaya mahkum edilmesinin acı yanılgısı olacaktı bu. Sosyalizmin tek tek ülkelerde tasfiye edilmesinden sonra kendi halklarının gücüne güvensizleşen küçük burjuva her örgüt gibi, FKÖ önderliğinin de ayakları boşlukta kaldı. Ortadoğu'nun kaygan zemininde, dışa bağlı siyaset politikası desteksiz kalmıştı artık. Destek sunanların çoğu, yıllar yılı kendi küçük hesaplarına alet etmişti Filistin davasını. Ama yeni süreçte, onların da farklı yanları kalmamıştı. Çünkü onların da dayanacakları bir yerlere ihtiyaçları vardı. Bu nedenle yeni koltuk dayanaklarına ihtiyaç duyuyordu FKÖ. Bağımsız Filistin iddiaları, yerini emperyalist çözümlere bırakmıştı. Kendine ve halkının özgürlüğe olan inancı yerine, emperyalizm ve onun desteklediği siyonizmin dayatmaları olan sözde barış politikalarına sarıldı. Bu geri bir adımdı. İntifadanın kazanımlarının feda edilmesi demekti... Bu gerçekliğin anlaşılması için çok değil, iki yıl gerekecekti. Kurt ile kuzunun aynı ortamda kardeş kardeşe yaşayamayacağını çıplak bir gözle anlayacaklardı. Tarihin akışını tersine çevirmek isteyenlerin, tarihsel gerçekliğin ağır sillesini suratlarında hissettiklerinde, belki de yerlerinden kalkmaları için fırsatları olmayacaktır. Ama yönünü tarihin doğru yöndeki akıntısına kaptıranlar olacaktır. Dirilip doğrulacaklar oturdukları yerden. Varılması gereken menzile ulaşacaklardır. Filistin'in bereketli topraklarında bu güç, bu güven fazlasıyla vardır.
NOTA
grup yorum
Mehmet Sait'in Türküsü
Söz: Ozan Telli Müzik: Grup Yorum
mehmet sait asıl adım yırtıcı kuş adın aldım bir atılgan şahin oldum yuva tuttum yüceleri
umut fidanını diktim kan olup köküne aktım karanlığa yıldız ektim siperlerde geceleri
çapalı'ya otağ kurdum "beri hay"la gelir ordum dört cephede cenge girdim duman ettim niceleri
altı bin al yıldız aktı bizim şafak böyle söktü şehitlere ağıt yaktı suna boylu bacıları .41
ŞİİR ozan telli
ŞAHİNCE kırmızı, ak v e kara toprak yanıy or göğünüyor mor kay alar dağlarda salkım saçak bahçelerde, bağlarda üzüm y üklü tiy eklerin damarları sızlıy or v e kuruyor dallarında zerdali zümrüt zeytin yere düşmüş çürüyor açlıktan ağlarken ürkek gözlü çocuklar ağaçlan öksüz kalmış antep' in ötmez olmuş f ıstıklarda bülbüller kepez'li toliler peyikmiş akbabalar başımızda dönüyor öfke göğe çıkmakta, hışım y ere iniyor mehmet sait asıl adım y ırtıcı kuş adın aldım bir atılgan şahin oldum yuv a tuttum y üceleri fransız antep'i sarmış bir halkı bir halka kurmuş örs paslanmış, çekiç durmuş bakır değil bakırcının döv düğü demir değil demircinin döv düğü köşkerin dövdüğü gön değil düşmanın döşüdür gayrı durulacak gün değil sav aşmanın çağıdır çağıdır savunmanın ekmeği, ateşi, işi antepli'nin büyük düşü kutupy ıldızıdır gecede şaşmaz umut y emişidir y ücede düşmez ışıldar y üreğinde 42
çapalı'ya otağ kurdum "beri hay"la gelir ordum dört cephede cenge girdim duman ettim niceleri çırak ocağı yakıy or kalf a körüğü çekiyor kurşun eritiyor usta cephedeki çete dosta tezgahta mermi döküyor kükürt ve söğüt kömürü biraz güherçile ile fişeğe barut yapıy or y oğuruyor ham demiri kan teri ile mayalıy or çelik yontucusu ustam horoz sesi duy uluyor şafağın kızıl duv ağı özgürlüğün gelinine ağarırken sev da ile umut fidanını diktim kan olup köküne aktım karanlığa y ıldız ektim siperlerde geceleri yay ılıy or kan kokusu ağır ağır, dört bir yana cepheye cephane ve su taşıy or sırtında ana v e ananın çocukları karıncaları isy anın özgür yeleli asy a'nın kıv ılcım çiçekleri f işek dolduruy orlar atelyede karanlığı delen kurşunda
ışığı var gözlerinin yetim yetim yemen gördüm hep gözümde tüttü yurdum bir çileli ömür sürdüm er tanıdım acılan ve kalenin mazgalında bir çete kulağı kirişte, teti k duruyor kırmızı kayışlı davul gibi vuruyor is yan ateşli mangal yüreği yi vi s eti alnımızın çizgisi alnımızın yazgısı yağız bir namludan görüyor has mım ve düşünüyor der ya gibi derinden ipin ince yerinden yarın kırılacağım kuşç udağı'nda kuşatmanın mutl ak yarılacağım nice nice koç yiğidin yer e serileceğini altı bin al yıldız aktı bizim ş afak böyle s öktü şehitlere ağıt yaktı suna boyl u bacıları gözlerinde çıngı çakan ç etel er obanl ar, abalılar, yol daşlar derlenmişler deste deste barışta usta savaşta usta kıraç toprak ihs anl arı şimdi kandil karşısında oynaşırken duvarda koc aman kara gölgeleri birer efsane gibiler yarın gün doğunc a tanda bas acaklar düş man kol unu kes ecekler yol unu el malı köprüs ü'nde elmalı köpr üsü'nde düş manı yor am dedim bal aban boğazı'nda
MEHMETSAİTKİMDİR? Şahin Bey ya da Şahan Bey olarak da bilinir, asıl adı Mehmet Sait'tir. 1890'da Antep'te doğmuştur. Babası küç ük yaş ta öl düğü için, amc ası tarafından büyütülmüş, eğitmini yarıda bırakarak deri işlerinde çalışmıştır. Birinci Paylaşım Savaşı'nda Os manlı Ordus u safl arında, Yemen'de savaş mıştır. Savaşta gös terdiği baş arılarından dolayı subaylık konumuna getirilmiş ve bu görevle 1918'e kadar bütün Ar ap cephelerinde savaş mıştır. Mondros Mütarekesi sonrasında Osmanlı Ordusu'ndan ayrılıp Antep'e dönmüştür. Fransız işgaline karşı direnen küç ük silahlı birlikleri merkezi bir örgütlülük iç erisinde savaş tırmak için çaba harcayan Mehmet Sait daha sonra bu birlikl erin komutanlığını yapmıştır. Mehmet Sait, Antep-Kilis yolunda konumlanan işgalci Fransız tami klerine büyük darbel er indirmiş, şehirdeki işgalcilere erzak ve malzeme taşı yan bir birliği, Kızılburun'da pusuya düşürüp geri çekilmeye zorlamıştır. Yardım alamayan Antep'teki Fransız Garnizonu z or günler yaş amış, bunun üz erine Antepliler genel ayaklanma hazırlıklarına başlamışlardır. Ayaklanmayı bastırmak için Antep-Kilis bölgesinde bulunan Fransız Ordus u'na ait üç pi yade al ayı, iki yüz süvari, bir topçu bataryası, dört tank ve birçok ağır makineliden oluşan birliklerinin Antep'e gelmek üz ere olduklarını öğrenen Mehmet Sait ve müfr ezesi, Kızılburun'da düş mana pus u hazırlıklarına başl amış fakat ilk s aldırı sonrasında geri çekil mek zor unda kalıp Kertil yamaçlarında konumlanmalardır. Direnişçiler, üs tün ateş güc üne sahip Fransızlar karşısında bir kez daha gerilemiş ve bu kez Bostancık Değirmeni'ne geçmişlerdir. Burada oluş turulan cephenin bir yanında Karayılan ve arkadaşl arı, ortasında Mehmet Sait ve müfrez esi, öte yanında da Boynooğlu Memiş'in kuvvetleri yerleşmiştir. Fransız Ordus u'nun yoğun ateşi karşısında, cepheni n iki kanadında yeralan kuvvetler geri çekilmiş, yal nız kalan Mehmet Sait, kendisine geri çekilmeleri gerektiğini söyleyen arkadaşl arıyla kısa bir değerlendirme yapmış ve gerileme önerisini reddederek ç atışma kararı almıştır. Direnişçiler kahramanc a çarpışarak birer birer şehit ol muş, müfrez e komutanı Mehmet Sait de El malı Köprüs ü'nde düş manla göğüs göğüse girdiği çatışmada, son kurşununu harcamış ve süngü darbel eri ile şehit olmuştur. (1920)
başına vuram dedim çift kanadım kırılınca dört bir yanım s arılınca yürüdüm üstüne ateşi n tutuş tum şahince bağrıma batınca s üngü kanımda eridi sanki düştüm ş ahi nce dostlar bağlayalım s özü biz şehidiz antep gazi gönüllere gömün bizi gömün bizi
43
KASET murat ceyhan
boğaziçi gösteri sanatları topluluğu
KARDEŞ TÜRKÜLER
B
oğaziçi Gösteri Sa natları 'Müzik Grubu'nun "Kardeş Türküler" adlı kaset-CD çalışması, Kalan taraf ından dinley icilere sunuldu. Daha önce grup elemanlarından Feryal Öney'in solist olarak y eraldığı HardasanAzeri Şarkıları adlı çalışmanın ardından çıkarılan bu kasette Türk, Kürt, Ermeni, Gürcü v e Laz halk şarkıları ile Alev i Müziğinden örneklere y er v eriliyor ve bu müzikler grubun kendi düzenleme anlay ışı içinde yorumlanmay a çalışılıy or.
Anadolu topraklarında y üzy ıllar boy unca iç içe y aşamış/y aşayan değişik halkların v e toplumların, bu coğrafy anın etnik v e kültürel y apısını birlikte biçimlendirdikleri biliniy or. Bu ortak kültür, günümüzde unutturulmaya vey a yok say ılmaya çalışılan halkların v e toplumların, kendi farklı değerlerini koruyarak da 'ortak y aşama biçimleri' y aratabildiklerini göstermektedir. Bu anlamda Anadolu kültürü, y alnızca
44
Topluluğu geçmişe ait bir gelenek değil, hiçbir halkın kimliğine saygısızlık etmeden v e haklarına tecavüz etmeden bir arada nasıl y aşanabileceğinin olanaklarını sunan v e günümüze kadar uzanan bir mirastır. "Kardeş Türküler", Anadolu halklarının zengin mozaiğinin bize sınırsız bir kültür dev rettiği, bu kültürün hayatın her alanında yaşatılması v e geliştirilmesi gerektiği düşüncesinden hareketle, söz konusu halkların müziklerinin tanıtımına dönük bir çalışma olarak düşünülmüş. Kasette y er alan halk şarkıları, o halk müziğinin karakteristiklerini bozmamaya özen göstererek, mümkün olduğunca 'otantik' v e 'y erel' biçimleriyle, 'sadeliği' esas alan bir düzenleme anlay ışı içinde y orumlanmay a çalışılmış. Çalışmanın hareket noktalarından biri, müzik piy asasındaki standart ve 'poplaştırıcı' tarzların dışında kalarak farklı bir bir yorum oluşturabilmenin yollarını zorlamak olmuş. Bu çerçevede, grubun olanaklarına bağlı olarak kimi parçalarda v okal ve ritm denemelerine y er v erilmiş; müziklerde enstrüman kullanımındaki çe-
şitlilik korunmay a çalışılmış, sözlerde ise orijinal dilin v urgularına dikkat edilmiş. Ay rıca bazı parçalarda otantik seslenmeler de kullanılmış. Çok çeşitli doğu kökenli perküsyonların zengin bir biçimde kullanımı, şarkılara otantik bir dinamizm katmış. Ayrıca, başta Kürtçe olmak üzere, söylenen dillerde başarı sağlanmış. Düzenleme ve kay ıt aşamalarında Grup Y orum'un da katkılarının bulunduğu Kardeş Türküler'de şu halk şarkıları bulunuy or: Burçak Tarlası (Türk Halk Şarkısı), Demme (Kürt Alevi Semahı), Ala Gözlü Nazl ı Piri m, Yandı Bağrım, Sökün Ayı, Du zgin Bawo, Fadike, Jin u Hebun, Rewiti, Gorani (Erme ni Halk Ezgisi), Dile Yaman, Sarı Gyalin (Ermeni Halk Şarkısı), Zepür Gı Tarna m (Er meni Halk Şarkısı), Safrpialo (Gürcü Halk Şarkısı), Golas Empula Yulun (Laz Halk Şarkısı). Anadolu'nun zengin kültürel mozay iğini, insanlara ulaştırmay ı hedef ley en "Kardeş Türküler", dinlenmesi gereken bir çalışma.
KİTAP
zerrin kayalı
TAMAMA-PONTUS'UN YİTİK KIZI
A
nadolu tarihi çok farklı etnik kökenleri, kültürleri, inançlarıyla halkların bir arada yaşadıkları, ortak emekleriyle y aşamı kardeşçe güzelleştirdiklerinin tarihidir. Bu tarih, aynı zamanda egemenlerin, iktidar hırsları adına, kardeşçe yaratılan güzellikleri kana, gözy aşına boğarak, hakları birbirine düşmanlaştırıp y oketmesinin de tarihidir. Anadolu halklarının binlerce yıllık tarihi içinde, daha dün say ılabilecek kadar y akın bir tarihte y aşanan, gerçek bir dramdır Tamama'nın öy küsü. Y irmi y edi asırdır, bir halkın, üzerinde y aşadığı, ekip biçtiği topraklardan, ormanın ta köklerinden sökülüp atılmasının, koparılışının öy küsüdür. Karadeniz'in doğusunda, hırçın dalgalara selam duran yemyeşil dağların, daha dün adına Pontus denilen v atanın v e onu vatanlaştıran halkların, Pontus'un ve Pontuslular'ın v atansızlaştırılmasının öyküsüdür. 1900'lerin başlarında, Osmanlı'nın hükmettiği geniş topraklarda y aşay an halklar, bir bir bağımsızlık elde etmektedir. Ekonomisiy le, askeri yapısıy la ve devlet bürokrasisiyle, kısacası her şey iyle empery alizmin güdümündeki Osmanlı'nın çöküşünün son demleridir y aşanan. Balkanlar'da, Makedony a'da, Güney'de Arap topraklarında, doğuda Kaf kaslar'da savaş, tüm y ıkıcılığı ile sürmektedir. Ülke içinde yaşamını emeğiy le kazananlar bir yana, tüm sömürücüler iktidar için kıy asıy a mücadele içindedir. Alman empery alizmi, Osmanlı ordusunu eğitip y önetmektedir. Espiy e, Karadeniz'de cennet bir köy o zamanlar. Karadeniz, hıristiy an Rumlar, Ermeniler, onlardan çok sonra gelmiş müslüman Türkler ve daha doğuy a doğru Gürcülerin, Lazların bir arada y aşadıkları bir bölge.
YORGO ANDREADİS Espiy e, Karadeniz'deki hemen hemen tüm köylerde olduğu gibi, kasabalar gibi, bir ucunda cami minaresi, bir ucunda kilise çan kulesi, ezan sesiyle, çan sesinin uyum içinde çınlattıkları bir türkünün adıdır. Espiy e'nin hıristiyan, müslüman tüm halkının sevdiği, saygı duyduğu rahip Papayiannis ve onun küçük kızı, adı TA MAMA. Rahipler, imamlar öy le din sömiirüsüyle şataf atlı yaşam kuranlardan değil, herkes gibi toprağında çalışıp üreten insanlar, halktan insanlardır. TAMAMA 'nın öy küsünde, halkların birbirlerinin kutsal olan değerlerini, inançlarını nasıl sahiplenerek y aşay abildiklerinin en güzel örneklerini öğreniyoruz. O görkemli Sümela Manastırı'nda, tüm hıristiy anların kutsal ayin için toplandıktan yerde, müslümanların da günler süren yolculuktan sonra, ay nı tanrıy a ay rı ayrı dua edip, birlikte y iyip içtikleri, horon kurdukları bir dünyadır yaratılan. İktidarı sürdürmenin temel yönteminin, halklara zulüm v e zorbalık olduğu her yerde, her dönemde olduğu gibi, Osmanlı'da da inanç farklılıkları, halkları birbirine düşürmek için kullanılan en önemli araçlar olmuştur. Osmanlı'da da bu işler için çeteler v ardır. Türkleştirmek, müslüman halkı diğerlerine düşman etmek için her türlü provakasyon, katliam, zorbalığı dev let adına yapan çeteler. Adına kahraman deniliyordu. Topal Osman'dı çetelerin başı v e o da bugünkiler gibi, eli kanlı katiller şef i, Cumhuriyet sonrası mecliste millet v ekiliy di. 1915-1916'larda Alman danışmanlarının Osmanlı'nın sorunlarının çözümü için önerdikleri daha sonra kendi ülkelerindeki faşizmin kaynağı olacak bakış açısıy dı. "Türkiye farklı etnik ve dinsel grupların karışımı olmaktan kurtulmalı, bölgede ayakta kalabilmek için tek uluslu, tek dinli bir y apıy a kav uşmalıydı. " Böy lece azınlıklar saf dışı edilecek,
yek vücut, güçlü bir millet y aratılacaktı. Ruslar, doğudan ilerlemey e başlay ınca, bu planların Karadeniz'deki ay ağının, uy gulanması iç koşullar oluşmuştu. Hristiy anlar, hristiyan Ruslar'la birlik olmasın, ihanet etmesinler diye, 50 kilometre güney e taşınacaktı. 1916 Kasım ay ında tüm civar köy lerde Hristiy anlar, Pontuslar askerler eşliğinde dizildiler y ola. Kasım kıştı, açlık, soğuk, sef aletti. Y ok etmekti amaç. Samsun'da, Kav ak'ta, Hav za'da açlıktan kıy ım yapılmıştı. Şeytanderesi, binlercesine mezar olmuştu. Burada daha sinsiydi katliam. 20 kilometrede bir çeteler kıy ıyordu beşer onar, soğuk kıy ıyordu, açlık, hastalık, kıy ıy ordu. Ve yol 50 kilometre olduğunda hala y aşay anlar vardı. Yol 200 kilometre uzadı. Çünkü planın adı ölümdü, "Beyaz Ölüm." Espiye'den yeni çıkmışlardı, geriy e dönüp baktıklarında, bir karabuluttu evlerden gökyüzüne yükselen. Güy a geçiciydi, geri döneceklerdi. Hangi vatana, hangi bahçeye, hangi köye... Yola çıkanların ardından, daha ayak izleri sıcakken Topal Osman çeteleri y ağmalay ıp, yakıyordu köy leri. "O kadar çok insan ölmüştü ki, artık kimse ölüsüne ağlamıy ordu. Ölüme alışmışlardı. Hiç kimse ölüsünü toplamıyor, hiç kimse onları gömmekle uğraşmıy ordu." Tamama bu yürüyüşte sağ kalan otuz altısının en küçüğüydü. İnadına yaşamış, nasılsa ölmemişti işte. Tamama'nın korku v e acı dolu kocaman gözleri, bir halkın y ok edilişinin tarihine açılan penceredir. Küçük Tamama'nın öyküsü, küçücük bir kitaptır ki; zulme karşı öf kemizi bileyen, halkların kardeşçe y aşayacağı günlere olan özlemi büyüten bir kocaman dünyadır. Tamama-Pontus'un Yitik Kızı Yorgo Andreadis I Belge Yayınları
45
HABER/YORUM
GRUP YORUM ELEMANI UFUK LÜKER'E HAPİS CEZASI Grup Y orum elemanı Ufuk Lüker'e, Grup Y orum'un 1994 y ılında Denizli'de verdiği bir konserden dolay ı 6 ay hapis cezası v erildi. Bilindiği gibi 1992'de y ine Denizli'de gerçekleştirilen başka bir Grup Y orum konserinin ardından da Elif Sumru Gürel v e Kemal Sahir Gürel hapis cezası almışlardı. Grup Yorum'un avukatları yaptıkları açıklamada, yargılamaya giderken, geniş bir araştırmay a gerek duymadan, konser kaydının yapıldığı bant çözümlemesini ve tanık polislerin if adelerini day anak aldığını söy lediler. Y asalara göre bant çözümlemeleri, herhangi bir mahkemenin akışı içinde delil olarak kullanılamıy or. Ayrıca bant çözümlemelerinin, mahkemenin belirleyeceği bir bilir kişi hey eti taraf ından yapılması gerekiyor. Oysa Denizli Savcılığı iddianamey i hazırlarken, konser tutanağını hazırlay anların, bant kaydını y apanların ve bant çözümlemelerini y apanların aynı kişiler y ani polisler olmasını y eterli bulmuş. Uf uk Lüker'e v erilen cezanın maddi day anakları olmadığını da belirten avukatlar, cezanın iptali için Y argıtay'a başv urduklarını belirttiler.
KISA HABER
GRUP YORUM 9 Mart 1997; Okmeydanı'nda 'Sürekti Ay dınlık için 1 Dakik a
mahkemenin
Karanlık" eyleminde yaklaşık 4000 kişiye seslen di. 12 Mart 1997; Gazi Ayaklanmasının yıldönümünde Gazi Mezarlığı'nda yapıl an kitlesel a nmaya katıldı. 16 Mart 1997; 16 Mart Katliamı'nın yıldö nümü nde Bey azıt Meydanı'nda gerçekleştirilen kitlesel anmaya katıldı. 21 Mart 1997; HADEP tarafından Şişli Abid e-i Hürriyet Meydanı'nda düzenlene n Newroz Şenliği'nd e yoğun yağmur yağışı altında yaklaşık 5000 kişiye seslendi. 25 Mart 1997; HADEP tarafından Abdi İ pekçi Spor Salonu'nda düzenl ene n Newroz Şen liği 'nde, yaklaşık 10 00 0 kişiye sesl end i. 30 Mart 1997;
İ dil Kültür Merkez i'nd e düz enl ene n "30 Mart-1 7 Nisan Devrim Şe hitleri ni Anm a Günl eri" ka psamınd a düzenl ene n etkinlikte yaklaşık 800 kişiy e seslen di. 5 Nisan 199 7; Gazi Mahall esi'nd e D evrim Şeh itleri iç in ver ile n yemeğe ve mez arlık anmasın a katıldı. 5 Nisan 19 97; Holla nda' d a "30 Mart-17 Nisan D evrim ' Şehitlerini Anma Günleri’ kapsamında düzenlenen gecede yaklaşık 6000 kişiye seslen di. 6 Nisan 19 97;
İ dil Kültür Merkezi'nde Beyaz Nota Platformu
idil kültür merkezi’nde
tarafından org aniz e edi len şe nlikte, yakl aşık 800 kişiye sesl end i. 8 Nisan 199 7; Okmeydanı'nda "Sürekli Aydınlık içi n 1 Dakik a Karanlık" eyleminde yaklaşık 600 kişiye seslend i.
*BAGLAMA *GİTAR *YAN FLÜT
10 Nisan 19 97; Haklar ve öz gürl ükler Pl atformu tarafından Eyüp Sultan Cami'nde devrim şehitleri içi n okutulan mevlid e katıldı. 12 Nisan 19 97; Okmeydanı Halk Meclisi nin kurul uş şenli ğin de
*HALKOYUNLARI
yaklaşık 150 0 kişiye ses len di. 12 Nisan 19 97;
KURSLARI BAŞLIYOR KAYITLARIMIZ BAŞLAMIŞTIR!
Alibeyk öyde 'Sürek li Aydın lık için 1 D akika Karanlık" eyleminde yaklaşık 200 kişiye seslendi. 14 Nisan 19 97i ' Ümraniye'de "Sürek li Aydınlık için 1 Dakika
idil kültür merkezi dereboyu cad. no: 110/55 orta köy/istanbul tel: (212) 261 32 19-260 05 07
Karanlık" eyleminde yaklaşık 500 kişiye seslendi, 17 Nisan 19 97; Nurtepe' de 'S ürekl i Aydınlık içi n 1 Dak ika Karanlık" eyleminde yaklaşık 500 kişiye seslendi. 20 Nisan 19 97; Ayşe Nil' in ve Ayçe İ dil' in mez arlarını ziyar et etti. 23 Nisan 1997 Okmeydanı'nda ton "Sürekl i Aydınlık içi n 1 Dakika Karanlık" eylemind e yaklaşık 2500 kişiye
46
ŞANAR YURDATAPANTUTUKLANDI
KISA HABER seslendi. 23 Nisan 1997; Kadı köy'de son "Sürekli Aydı nlı k için 1 Dakika Karanlı k eyleminde yaklaşı k 1000 kişiye seslendi. 28 Nisan 1997; istanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde gerçekleştirilen bahar şenliğinde yaklaşı k 600 kişiye seslendi. 1 Mayıs 1997; 1 Mayıs Bayramı 'na katıldı. 16 Mayıs 1997; istanbul Küçükyalı 'da yaklaşı k 1500 kişinin izlediği bir konser gerçekleştirdi. 17 Mayıs 1997; İT Ü'de, Beyaz Nota Platformu tarafından düzenlenen şenliğe katı ldı. 18 Mayıs 1997; İ dil Kültür Merkezi'nde yaklaşı k 1000 kişinin izlediği bir konser gerçekleştirdi. 20 Mayıs 1997; Şirinevler'de, Tüm Maliye- Sen 3 Nolu Şube'de gerçekleştirilen söyleşide küçük bir dinleti de verdi. 21 Mayıs 1997; Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü'nde düzenlenen Bahar Şenliği'nde yaklaşı k 800 kişiye seslendi. 21 Mayıs 1997; Okmeydanı Halk Meclisi tarafı ndan düzenlenen Aşure Günü Şenliği'nde yaklaşı k 500 kişiye seslendi. 23 Mayıs 1997; İ stanbul Üniversitesi Çapa Tı p Fakültesi'nde gerçekleştirilen T ÖDEF Kurultayı 'na katı ldı . 29 Mayı s 1997; Geleneksel İT Ü Şenliği'ne katıldı. 29 Mayıs 1997; Almanya Bielefeld kentinde Bielefeld Üniversitesi tarafı ndan düzenlenen şenlik kapsamı nda bir konser gerçekleştirdi. 30 Mayıs 1997; Almanya Kiel kentinde Alevi Gençlik tarafı ndan düzenlenen bir şenliğe katıldı . 1 Haziran 1997; Bem-Sen'li memurları n düzenlediği kı r gezisine katıldı .
11
Yurtdışı dönüşü, Atatürk Havali manı'nda istanbul Emniyet M üdürlüğü Terörle Mücadel e Şubesi'ne bağlı polisler tarafından gözaltına alınan müzis yen ve ins an hakları savunuc usu Şanar Yurdatapan, 4 gün göz altında tutulduktan sonra çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak c ezaevine gönderildi. PKK itirafçıları Murat İ pek ve Murat D emir'e yar dım ettiği ve kendilerine pasaport sağladığı iddiasıyla tutuklanan Şanar Yurdatapan, cezaevine giderken basına yaptığı açıklamada, gerçeklerin çok yakında ortaya çı kacağını belirtti.
MKM KÜRT HALK MÜZİĞ KOROSU ' NDAN İDİL KÜLTÜR MERKEZİ'NDE KONSER Çalışmalarını Mezopotamya Kültür Merkezi bünyesinde s ürdür en Kürt H al k Müziği Korosu, 24-25 Mayıs tarihlerinde İ dil Kültür Mer kezi'nde i ki kons er verdi. Kürtçe tür külerin Türkç eye çevrilerek asi mile edildiğinin vurgulandığı kons erde, bu türkülerin Kürtçe asılları dinleyicilere s unuldu. Konsere, H ADEP Genel Baş kanı Murat Bozl ak da kısa bir konuş ma yaparak katıldı. ikinci gün yapılan konsere, izleyici olar ak Orhan Aydın, M enderes Samancılar, Ferhat Tunç , Reis Çelik, Cez mi Ersöz gibi s anatçılarla Avukat Ercan Kanar da katıldı.
İZMİR MUHABİRİMİZ TUTUKLANDI 20 Mayıs 1997 günü, İ zmir Emni yet Müdürlüğü'ne bağlı ekipler tar afından gerçekleştirilen ev bas kınları sonuc unda aralarında İz mir Muhabirimiz Ömür Cerrahoğlu'nun da bulunduğu pek ç ok kişi gözaltına alındı. Çoğunluğu üni ver site öğrencisi olan 13 kişi 4 gün s onra çı karıldıkları mahkeme tar afından tutuklanar ak cezaevi ne konuldular. Aynı zamanda Ege Kültür Sanat Mer kezi çalışanı da olan Ömür Cerrahoğlu'nun tutukl anması, halktan yana s anata yapılan saldırıların yeni bir hal kasını oluşturuyor. Devletin hiçbir politi kası sanatımızı engelleyemeyecek. Ömür Cerrahoğlu ile yazışmak isteyenler için Ömür Cerrahoğlu Bergama Cezaevi İz mir
Haziran1997;
İÜ Merkez Kampüsü'nde polisin açtı ğı ateş sonucunda yaralanan Devrim Gençlik Dergisi yazı işleri müdürü Bülent T egün'le dayanışma amacı yla İÜ Avcılar Kampüsü'nde düzenlenen şenliğe katı ldı . 14 Haziran 1997; DLMK'lı öğrencilerin düzenlediği kı r gezisine katıldı . 14 Haziran 1997; Almanya'nı n Aschefenburg kentinde yaklaşı k 2000 kişinin katıldı ğı bir konser gerçekleştirdi. 15 Haziran 1997; İ dil Kültür Merke zi'nde düzenlenen "Şimdi Binlerce Ömürleri Var" isimli şenlikte bir dinleti verdi.
emeğin, özgürlüğün, kardeşliğin sesi
ÇEVRE RADYO 105.7 47
HABER/YORUM 1 Mayıs 1997'nin ardından İdil Kültür Merkezi, Okmeydanı Halk Kültür Merkezi, Grup Yorum, Ayşe Gülen Halk Sahnesi, Özgürlük Türküsü, Fotoğraf ve Sinema Emekçileri ve dergi miz Kültür Sanatta Tavır Dergisi tarafından yapılan ortak aç ıklamanın metnini yayınlıy oruz.
HALKLARIMIZA 1 MAYIS 97 BİZİMDİR, ZAFER DE BİZİM OLACAKTIR 1 Mayıs 1977 katliamının yirminci yılında 37 şehidimizin, 1000 gizli operas yonun hesabını sorduğumuz bir gündü 1 Mayıs 1997. Bu 1 Mayıs'ta da düş eceği aczi gören, alandaki kitleselli kten kor kan devlet daha günler öncesinden 1 M ayıs'ın kitleselliğinegölge düşürmek için, katılımı engellemek için yoğun bir anti-propagandaya girişti. 1 Mayıs 1977, '88, '89, '96 katliamlarından s orumlu ol an devlet, s on altı ay içinde gözler önüne s erilen ç etel erinden hesap sorulacağını çok iyi biliyordu. Bunun üz erini örtmek için de "olay çıkacak, provokas yon yar atılacak" türünden açıklamalarına günler öncesi nden başladı. Amaçları korku, panik yaratmaktı. Bunun için de 1 Mayıs'a iki gün kala s adece İ stanbul'da 28 kitle örgütü, sendi ka ve kültür mer kezi basılmıştır. İ nsanlar gece yarıları evlerinden gözaltına alınmış, işkencehanelere götürülmüştür. Anc ak bu saldırıların hiçbiri halkımızın alana akmasına engel ol amamıştır. Aland a Provakasyon Ortam ı Yaratılmak İstendi Devlet, alana sadec e sendi ka konfederas yonlarını ve bir kaç demokr ati k kitle örgütünü alıp, on binleri alanın dışında tutmayı hedeflemiştir. Sendika ağaları ile bu yönde paz arlık yapılmıştır. Onbinlerin kendi ni ifade etmesinin önüne geçilmesi istenmiş, çatışma ve provakas yon ortamı yaratılmıştır. Bizim de içinde yer aldığımız Haklar ve Özgürlükler Platformu (HÖP), hiç bir biçimde devletin yaratmak istediği provokas yon ortamına fırsat tanımamıştır. Arama noktasından Kasımpaş a isti kameti ne geri dönüp, toplanma yerine doğru yönelmenin nedeni; alanda 1 Mayıs’ın özüne uygun bir programı gerçekl eştirme şansımızın kalmamasıdır. Alternatif bir miting için geri dönülmüştür. Basında yeralan "polis barikatı açılmadığı için geri dönüldü" sözleri ç arpıtmadan ve kamuoyunu yanıltmadan ibarettir. Miting düzeni, disiplini özüne uygun gerçekleştirilmesi ve kitlenin can güvenliği düşünülerek böyle davranılmıştır. Provokas yon ortamına kesi nlikle izin verilmemiştir. işçi Partisi'nin miting öncesinde devlet yanlısı propagandaları, "tertip komitesi nin kurallarına uyan gelsin, uymayan gelmesin" sözleri de onun nasıl bir devlet yanlısı, nasıl bir provokatör olduğunu bir kez daha göçler önüne sermiştir. Sendika Ağaları Halka Kar şı Bir Tutum Almışlardır. Miting sonrası vali ve polis, sendikacılara teşekkür etmiştir. Bu teşekkür, sendikacıların Susurluk'taki devletten yana tavır aldığını açıkça gösteriyor. Alandaki sıralamadan, arama noktalarındaki polis yığınağına ve arama biçimine dek tüm önlemler, MGK sendi kacılarının polisle yaptığı işbirliğinin göstergesidir. Miting öncesi Bayram Meral da " olay yaratacak olanlar gelmesin" sözleriyl e provokas yona çanak tutmuştur. M eral bu sözlerini hal ka değil polise, Susurluk ç etelerine yöneltmelidir. Bu sözlerin muhatabı hal k değil, Sus urluk'taki devlettir. Birtakım Sol Çevrelerin Sorumsuzluğu, İlkesizliği ve T elaşı Miting başladığı andan itibar en bir lakım sol ç evreler ve gruplar miti ng disiplinine uymamış, kortejleri yararak öne geçmeye çalışmış, çatışma zeminl eri yaratmıştır. Yer yer bu nedenl e sorunlar ve çatışmalar çıkmıştır. Biz bu türden sorumsuz davranışlar içinde olmadı k. Bizim de içinde yer aldığımız Haklar ve Özgürlükler Platformu (HÖP) korteji, ÖDP ve HADEP'in topl anma noktasına geri dönüp alternatif bir miting gerçekleştirme kararının ardından ne yapacağını bilemez durumda kalan bu ç evreler bizim peşimizden Kasımpaşa istikametine doğru yürüyüş e geçmişler dir. Ancak dağılma kararının ardından belediye otobüslerine yöneli k saldırılar gerçekleştiren ve sorums uzca davranışlar gösteren oportünizm geçen yılki hatalarından zerrece ders almadığını da göstermiştir. Miting sonunda yaratılan çatışma ve beledi ye otobüsünün yakılmasıyla hiç bir ilgimiz yoktur. Cephe korteji, programını gerçekleştirdikten sonra al andan düzenli bir şekilde ayrılmıştır. Basında, yüzü mas keli ol arak çı kan kişilerin de kortejimizle hiç bir ilişkisi yoktur. Meşruluğumuz a güvenerek bütün miti ng boyunca tüm etkinlikl erimizi yüzümüzü hiçbir şeyle örtmeden, disiplini mizi boz madan yaptık. 1 Mayıs 1997'de de Cephe korteji hal klarımıza karşı olan s orumluluk bilinci ile iradi ve disiplinli bir şekilde hareket etmiştir. Cepheliler, programlarını gerçekleştirdikten s onra, alandan düzenli ve iradi bir biçimde kitlenin güvenliğini alarak ayrılmışlardır. Yıllardır halkımızla iç içeyiz. Güven duyduk, güven verdi k. Provokas yona asl a zemin hazırlamadı k. Bu gel eneğimizi hiç bir zaman ter k etmeyeceğiz.
48