Issuu on Google+


Bütün ülkelerin proleter/eri, bir/eşiniz! •

YENI

1(115) Ocak 1974

v

ÇAG

Kom ün ist ve işçi partilerinin teori ve enformasyon d erg isi

Dünyada barış Topl u msal hayatı n devrim yoluyle yen ilen m esi. Sürekli b i r ba rış sağ l a n­ m a s ı . Gerçekte. insa n l ı ğ ı n kaderini. bu i k i problemin çöz ü m ü belirle­ mekted ir. Çağ d aş uyg a rl ı k geliş mesi n i n bütün g i d iş i , b u n l a rı sıkı ve kop­ maz karş ı l ı k l ı bağla ntısı içinde o rtaya koy m a ktad ı r. M a rksist-Lenin ist pa rtiler, b u n ü kleer s i l ô h l a r devri nde. top l u m u n d ev­ rim yoluyle yen ilenmesine ve b a rışa ka rş ı koy m a n ı n , m i lya rlarca i ns a n ı n hayatı na d e ğ e r vermemek. işçi sınıfının. b u sı nıfın komün ist öncüsünün ve tüm e mekçi h a l k ı n i k i sistem a ra s ı n d a ba rış içinde yanya na yaş a m a ko­ ş u l l a rı içinde emperya lizme üstün gelebileceğ ine i n a n m a m a k a n l a m ı na geleceğ i k a n ı s ı n d a d ı rl a r. Barış ı n sosy a l i lerlemeye karş ı konu l m a s ı d a yersizdir. Toplu m u n devrim ci d ö n üş ü m ü sürec i n i n önüne d ur u l amaz. Çağ· d aş toplumsal gelişme d iya lekti ğ i gereğ ince. u l uslara rası a l a n d a k i o l u m l u değiş i m ler. h e m bi linçle gerçekleşti rilen b i r a maç. b i r sonuç o l a ra k. hem de sosya list d ü nyada yeni top l u m u n daha i leri doğru kurulması için. kapi­ ta list d ü nyada s ı n ıfsa l. kurtuluşçu ve a nti-em perya l ist m ücadele için. u l u ­ sal kurtuluş ha reketi i ç i n elveriş l i u luslara ra s ı koş u l l a r y a rata rak. dünya devrimci s ü reci n i yayg ı n laştı rm a n ı n olağan üstü önem l i etke n i olaro k be­ l i ri r. Uluslara rası gerg in l i ğ i n aza ltı lması. kapita l ist mem leketlerde ve uluslara rası a landa s ı n ıf m ücadelesi n i n gevşemesi a n l a m ı n a gelmez. Geçti ğ i m i z y ı l ı n olayları. ba rış problemleri ile top l u m s a l hayatı devri m yoluyle yenileme m ücodelesi a rasındaki sıkı ve sarsı l m a z b i rl i ğ i n parlak b i r ispatı o l a ra k insanlı k ta ri hine g i rm işti r. Yalnız ekonomik. politik ve i deoloj i k cephedeki s ı n ıf çarpış m a l a rı n ı n ş i ddetlenmesi d eğ i l. aynı za ­ m a n d a sosyalizm ile e m perya lizm a ra s ı n d a ki ta rihsel çarpış m a n ı n b i r b i ç i m i olarak topl u m sa l düzenleri ayrı devletlerin ba rış içinde yanya na yaş a m a l a rı prensi pleri n i n d a h a büyük b i r anlam kaza n ması ve rol oyna ­ ması b u y ı l ı n ayırıcı vCısıfla rıd ı r. B i l i n d i ğ i üzere. olgunl aş m ış toplumsal d ö n üş ü m l e r bi le. g i riş i m siz ger-


çekleştiril mez. Tarihse l g i rişimi, sosya lizmin, u l uslara ra s ı işçi sınıfının, ulu­ sa l kurtuluş g üçleri n i n sımsıkı elde tutma l a rı, geçtiğ i m i z y ı l ı n ka rakte ristik özel l i ğ i n i teşkil etmekted i r. Bu gerçeği ortaya koyan b i rçok kanıt va rd ı r. Her şeyden önce, geçtiğ i ­ m i z y ı l içinde, S B K P xxıv. Kongresi tarafından kabul edilen, kardeş ü l ke­ ler, u l uslara rası kom ün ist ve işçi ha reketi ve i lerici kamuoyu tarafı ndan desteklenen B a rı ş Progra m ı' n ı n bayra ğ ı a ltında sosyaHımin barış taa rruzu başa riyle gelişti rilmiş ve son zamanlarda d ü nyada bir hayli o l u m l u deği­ şimler sağ la n m ıştı r. Bu o l u m l u değ iş i m le r, somut olarak, yeryüzünde bir­ çok harp oca ğ ı n ı n ortadan kaldırıl masında, b i r d izi u l uslara rası hukuk işlem i n i n başarı lmış olmasında, sosya l düzenleri ayrı devletler a ras ı n ­ daki süre k l i politik konsülta syonlarda, silôhla n ma yarışını sın ı rlama yo­ lunda ilk adım ların atı lmasında, uluslara rası ekonomik, bili msel-tekn i k v e kü ltü re l işbirl iğinin genişlemesinde kendini göstermektedir. Viyetna m'da harbin d u rd u rul ması d ünya çapında öne m l i bir olayd ı . Kahra m a n Viyetnam halkı, e m perya lizmin ya lnız Asya'da sosya l izmin ileri karakollarından b i rine karşı değ il, aynı zamanda tüm u lusal kurtuluş hareketine karşı g i riştiğ i askeri hücumu, sosya list ü l kelerin eylemsel yar­ d ı m l a rı ve bütün barışsever g üçlerin desteğiyle püskürtebildi. Sosya list topluluk ü l keleri n i n a rd ı c ı l ve uyumlu eyle mle ri, Alman Demok­ ratik Cumhuriyeti etrafı ndaki d i plomatik a blukanın ortadan kaldırılma­ sına yol açtı . 1 972-73 yıllarındaki Moskova ve Vaşington an laşmaları son ucunda, Sovyet-Ame rikan i lişkilerinde iyileşme ve karş ı lı k lı yara ra da­ ya nan işbirliği denemine geçiş koşullorı yaratıldı. Avrupa güve n l i k ve işbirliği soru n l a rı genel konferansı hazırlık çalışma l a rı n ı n başa rı ları, ba­ rışsever g üçlerin, iki d ü nya a rasında bugünkü en büyük ve ya kın silôhlı cepheleşme bölgesinde iyi komşu luk i l işkile ri ve sürekli barış sağ lama ümitlerini artırıyor.

U l uslara rası a landa fe ra h l ı k ya ratma politikasının ciddi başa rı ları, in­ san l ı ğ ı n önünde, yeni yılda, barı ş, demokrasi ve sosya l ileri l i k a d ı n a somut a d ı m l a r atmak, insan hak ve özg ü rl ü kleri n i sağ lamak üzere büyük olanak­ l a r açıyor. Ta rihse l g i rişim, dünya devri mci hareketin i n elinde kalıyor. Bu hareketin her b i rl i ğ i, barışın daha da sağ lamlaşmasına yardım ederek i le ri ha reketine deva m ediyor ve aynı zamanda yü rüttüğ ü mücadelede şimdiki aşamanın olanaklarını aza m i ölçüde gerçe kleştirmeye ça lışıyor. Ve bug ün, sıkı topluluk ve birliğin, bütün barışçı g i rişim lerde ve cesur devri msel atı l ı m l a rda başa r ı n ı n g a rantisi olduğu söylenebilir. Sözkonusu olan, sosya list ülke lerin toplu l u k ve birl i ğ i d i r. Bu ü l kelerin uyu ml u dış politikası, gerg i n l i ğ i azaltm a n ı n ana etken idir. Sa h i p olduk­ l a rı ekonomik güç ve savunma potansiyeli de barışın en sağ l a m gara n ­ tisidir. Sözkonusu o l a n , gerek u l uslara rası çapta, gerekse ul usa l çapta işçi sınıfının top l u l u k ve birliğ i d i r; gen i ş h a l k cepheleri, sol güçler bağ2


laşımı yaratı lması ve bunların sağ lamlaştırılmasıd ı r. Sözkonusu olan, a r­ dıcıl bir anti-em perya list plôtform üzerinde ul usal kurtuluş ha reketi n i n ve i lerici gelişme yol u n u seçmiş bağımsız devletlerin topl uluk ve birliğidir. Sözkonusu olan. u l uslara rası devri mci ha reketin bütün birl i klerinin da­ ya n ışması ve birbirini desteklemesidir. Sözkonusu olan, ba rış, demokrasi, sosyal ileri l i k ve sosya lizm uğ rundaki mücadelede, d ü nya komü nist ha re­ ketinin, Ma rksizm-Leninizm ve p roleta rya enternasyonalizmi prensi plerine daya n a n ve giderek g üçlenen b i rli ğ i d i r. Sözkonusu olan, bütün anti­ em perya l ist güçlerin eylembirliğ idir. Tari hsel d u ru m ve olayla r karmaş ı k ve çelişkilidir. Dünya politikasında. gerg i n cepheleşmeden barışçıl politik diya loga ve sosyal düzenleri ayrı devletler a rasında karş ı l ı k l ı ya ra ra dayanan ekonomik işbirl iğ i ne doğ ru geçiş ; isti krarsız « korku dengesi »nden u l uslara rası havada fera h l ı ğ a ve buradan da bütün halkların hak ve menfaatlerine, hü rriyet ve egemen­ li kleri ne saygı temeline daya n a n ôdil ve demokratik barışın sağ lanmasına doğ ru geçiş deva m etmektedir. Yen i u l uslara rası politik gerçeklik, her şeyden önce, insa n l ı ğ ı n başına bir nükleer felôket gel mesi ihti m a l i n i n aza lmasında, genel ba rışı karuma perspektifleri n i n genişlemesinde toplan ıyor. Bugün tüm uluslara rası i l iş­ kiler sisteminin, sosya lizm ta rafından ileri sürülen Len inci, barış içinde yanya na yaşama prensipleri temeli üzerinde yeniden kurul maya başlandı­ ğına tan ı k oluyoruz. Bu prensipler, a rtık, sosya l d üzenleri ayrı devletlerin bir a rada varolmalarında ve temaslarında herkesçe kabul ed ilen norm­ l a r olara k yerleşiyor. Bütün b u n l a ra rağ men, i nsa n l ık, sağ l a m garantili ba rış ha reketin i n ancak başlangıç aşamasında bulun uyor. Ka rş ı koyma kta olan eğ i l i mler hôlô kuvvetlidir; harp tehli kesi gideri i m iş değ il, sadece uzaklaştırılmıştır ve hattô ul usla ra rası hava n ı n şimdiki iyi leşmesi koş u llarında bi le, ulaş ı I ­ m ı ş bulunan fera h lama n ın suya d üşmesi tehl ikesi vard ır. Yeryüzünde poli­ tik hava n ı n temel li iyi leştiril mesi için, daha pek çok güçlü kle dolu ve büyük bir yol geçil mesi gerekmektedir. Geçen yıl elde edi len tecrübe, em perya l ist çevrelerin gerginliği aza lt· mada daha da gelişme sağlanmasını engelleme denemeleri karşısında halkları n uya n ı k l ı ğ ı n ı hiç bir suretle gevşetmemek gerektiğ i n i gösteriyor. Dünyadaki olumlu değ işimler hiç de engelsiz ve g üçlüksüz gel işen b i r sü reç olmayıp, sosyal ilerleme, demokrasi v e ba rış düş m a n larının karşı hücumlariyle m ütemadiyen yüzyüze gelmekte ve sık sık uluslara rası şid­ detli bunalımla rı giderme, bölgesel ha rpler çıkması teh likesini ortadan kald ı rma çabaları içinde geçmekte, em perya l ist zorba l ı ğ ı n bütün sa l d ı rgan denemelerine karşı kesin bir d i reniş gösteri lmesi n i gerektirmektedir. Uluslara rası i l işkilerde insa n l ı ğ ı n g i rdiği yeni aşama son derece dina­ m i ktir. i lerici g üçlerin mevcut setleri aşı p hızla yeni ufukla ra yöneldikle;3


rini, büyük emeklerle ulaşılan tedrici bir ilerleme kayded ildiğini görd ü ğ ü ­ müz bu aşamada, u laşılan büyü k başarıl a r geçici başarısızlıklarla örül­ mekte olup, emperya list kuvvetlere karş ı d i renişin şu veya bu kesi minde bazı gerilemeler ve hatta yeni l g i ler olması bile m ü m k ü n d ü r. isra i l ' i n yayı ­ Iıcı politikası yüzünden Yakı n - Doğuda yeniden harp çıkmış olması ve Şil i'deki k a rşı-devrimci d a rbe, bu gerçeğ in uyarıcı kanıtları d ı r. Bu olaylar, b i rbirine hiç benzemeseler de, em perya list gericiliğin u l uslara rası fera h­ lamayı, sosyal ilerlemeyi ve toplumsal hayatın demokratikleşmesini engel­ leme, d ünyayı yen iden « soğ uk harp» dönem ine döndürme denemelerinden başka bir şey değildi rler. Komün istler ve ilerici insa n l ı k, yine de, 1 974 y ı l ı n a g i rerken, geleceğe iyi mserl ikle bakıyorl a r. Bu iyimserliği, yeryüzünde sınıfsal, devletsel ve toplumsal g üçlerin, sosyalizm yararına, barış, demokrasi ve ulusal k u rtu­ luş d avası yararına oluşan genel dengesi bel i rliyor. Artık u l uslara rası a l a n da ki o l u m l u değ işim leri dön üşsüz olg u l a ra çevirmenin reel b i r ödev olara k ortaya kon ulduğu b i r za man gelmiş bulunuyor. Dünya d a gerginliğin azaltılması yalnız devlet ve h ü k ü met d üzeyinde a l ı n acak yapıcı ka ra rlara değ i l , aynı za manda en gen iş halk yığınlarının d ı ş politika soru nlariyle a ktif olara k i1gi len melerine bağ l ı d ı r. Moskova'da ya pılan D ü nya Barı şsever Güçler Kon g resi, barış mücadelesi nde halkların ne m uazzam olanaklara sahip olduklarını elle tutu lurcasına göstermiştir. Bu kongrenin kabul ettiği dokü m a n l a r, toplum g üçleri n i n u l uslara rası i l iş­ ki lerde em perya list di kta politikasına karşı, adil ve sağ l a m bir barış için, ö rgütlü ve kesin eylemlere hazır olduklarını d ile getirmektedir. SBKP MK Genel Sekreteri L. i. Brejnev, bu kong rede ya ptığ ı konuşmada şunları söyled i : «Zama n ı m ı z barı şsever kol larından her biri n i n canlan­ d ı rı l ması, bunların b i r genel mecrada bi rleşti ril mesi için pek çok ça ba harca n ması gerekiyor. Çağdaş tarihsel durumun, hatta - d iyebi liriz ki çağ ı m ızın isteğ i, insa n l ı ğ ı n bütün barı şsever güçleri n i n birleştiri l mesi, bü­ tün ü lkelere, bütün halklara barışçı b i r gelişme sağ lanması adına b i r­ leşti rilmesidir. » Komün istler, insanl ığ ı n bütün barışsever güçlerinin, sıkı bir b i rl i k mey­ d a n a geti rerek, yalnız gerg i n l iğ i aza ltma n ı n kökleşmesin i sağ lamakla kalmayıp, sürekli, a d i l ve demokratik barışın önkoşullarını d a ya rata­ bi lecekleri ka n ı sı n d a d ı rlar. Bu ön koşu llar, her şeyden önce, sınıf düşma· n ı n a ideoloj i k taviz verme anlamına gelm iyen barış içinde yanyana ya­ şama i l işkileri n i n gelişmesiyle bağ l ı d ı r. Barış içinde yanyana yaşa ma, u l uslara rası hayatta, her halkın, ken d i toplu msal ve politik düzen i n i seç­ me, kurtuluşu için uygu n ve gerekli bulduğu savaş biçimleri n i seçme, sald ı rg a n i a ra karşı d i renme ve bu haklı d avada d iğer halkları n deste­ ğinden de yara rla n m a hakkının herkesçe kabulünü gerektirmektedir. 4


H a l kların bu hakları n ı n korunması, gerçek h a k eşitliğinin, iyi komşu luk i l işkileri nin, ileri l i k a d ı n a güven l i k ve işbirl iğ inin garantisid ir. Yen i yıl, şü phesiz ki, daha yeni tari hsel g i rişimlere s ahne olacaktır. On plônda, silôhlı çatışmaların ôdil bir teme l üzerinde çözüme bağ l a nması, d ü nya n ı n askeri-po l itik bloklara ayrı l masına tedricen son veri lmek üzere, Avru pada, daha sonra da Asya'da bir kolektif g üven lik sistemi ya ratıl­ ması g i bi ödevler bulunmaktad ı r. Politik havadaki ferahlama, aynı zaman­ da askeri alanda ferahlama ile ta mamlandı ğ ı ve siı.ôhlı cepheleşmenin maddi temeli sınırla ndığı ta kdirde, sağ l a m ve sürekl i olabil ir. Nü kleer ve diğer silôhlanma yarışına son vermen in bu h ususta birincil bir önemi var­ d ı r. Topl umsa l d üzenleri ayrı memleketler a rasında karş ı l ı k l ı ya rara d a ­ ya nan geniş ekonom i k, bili msel-teknik v e kültürel işbirliği, devletler a rası ba rışçıl ilişki lerin gel işmesinde önemli bir rol oyna m a ktad ı r. Komünistler, bunun, ya ni harp ocaklarını ortadan kald ı rm a n ı n, kolektif güven lik sistemi ya ratm a n ı n, o l u m l u değ işim leri dön üşsüz olgular haline getirmen in, silôhlanma yarı ş ı n a son vermenin ve u l uslara rası işbirliğ i n in, 1 974 yılında gerçekçi ve yapıcı eylem progra m ı n ı teşkil edeceğ i kanısın­ d a d ı rlar. Son zama n la rda yapılan ka rdeş pa rtiler kongreleri, merkez ko­ m iteleri plen u m l a rı, iki ve çok yanlı karşı laşmalar ve dan ışma toplantıları bu kanıyı açı kça yansıtmıştır. Kardeş pa rtiler önderleri, verd ikleri m ü lôkat­ larda, en çok bu progra m üzerinde d u rmuşlard ı r. Bu progra mın hayata geçiril mesi, insanlığ ı n barışçı l gelişmesini g a rantil iyecek, a nti-em perya l i st m ücadelen i n yeni yeni başarı larına yol açaca ktı r. « Ba rış ve Sosya lizm Problemleri » dergisi Yazı Konseyi ve Yazı Kurulu, yeni yılın i l k sayısından itiba ren, derginin, evvelce olduğu g i bi , kom ünist ve işçi parti lerinin, bütün ilerici ve a nti-emperya list güçlerin, halkları teh­ dit eden baş d üşmana, ya ni emperya lizme ka rşı eylembirliğ inin g üçlen­ mesine destek olacağ ı n ı , bu ka rdeş partiler kolektif yayı n ı sayfal a rında za manı mız gerçekleri üzerindeki Ma rksist-Leninist ta h l i l lerin ve tecrübe değ iştokuşu nun da, barış, u lusal bağı msızlık, sosyal ilerleme, demokrasi ve sosya lizm uğrundaki m ücadelede ça lışma metotlarının işlenip bel ir­ lenmesine yardım edeceğini ümit etmektedirler. Yeni yıl, b ütün d ü nyada barış y ı l ı olsun !

s


Siii: Fa,izmin kökünü kazıyalım Felipe Suarez Şili politik yazarı Şil i'deki oskeri da rbe d ü nyayı sarstı. Halkı mız hiç bir zaman bundan daha a ğ ı r bir d a rbeye uğ ra m ı ş değ i l d i r. Memleket eşi görül medik bir terör, canova rlı k ve kovuşturma burgacına atı l m ı ştır. Şili Komün ist Partisi'nin Santiago'da yayımlanan 1 1 Ekim 1973 g ü n l ü Şili h a l k ı n a çağrı'sında şöyle den i l mekted i r : «Askeri cunta n ı n h e r işlemi, halk hükümetine karş ı muhalefetle yer alan kuvvetlerin sözde savunagel­ d ikleri değerleri ta m a m iyle yadsı ma teşkil ediyor. Bu kuvvetler demok­ rasiden söz ed iyorla rdı, ama d i ktatora d ayatıyorlar. Ozgürl ü kten söz ed i­ yorla rd ı, a m a toplama kampları kuruyorla r. insan kişiliğ inin savunulmasın­ dan söz ed iyorl a rd ı , ama her g ü n sorgı,ısuz yarg ı sız n ice insanı kurşuna d iziyorla r. Pl üra l izmden ve ü niversite özerkliğinden söz ediyorlardı, a m a üniversiteleri kendi leri askeri birli klerin kontrolü atı na verd i ler. » Gerçek duru m şud u r : Memleketle, kendine özg ü bütün caniyane ha re­ ketleri ve yolsuzluklariyle ta m bir faşist d i ktatörlük kuru l m uştur. Faşistler, bilindiği üzere, H a l k Birliği h ü kü metin i devird iler. Cumhur­ başkanı Sa lvador Al lende'yi öldürd ü ler, ve yurdunu d ünyada her şeyden çok seven, sömürülenierin ve ezilenlerin kurtuluşu uğrunda y ı l l a rca sava ­ şan ve savaş hattında kahra manca can veren bu a d a m ı n parlak a n ı s ı n ı gölgelemek i ç i n iğ renç bir kampanyaya g i riştiler. Emperya lizm ve yerl i oligarşi, Halk Birliği hükü metinin ve Başkan S. Allende'nin, çıkarım sa n a ­ yiini v e bankaları m i l l i leştirme, topra k reformunu genişletme, ekonomide b i r devlet sektörü yaratma, b i l i m , sanat, kültür ve eğiti m i geliştirme gi bi, Şili halkı yararına gerçekleştirdi kleri ted birlerin hiç birini bağ ışlama d ı lar. Halk Birliği h ü kü metinin i ktdara gel mesi, Şili işçi sınıfının büyük bir tarihsel kaza n ı mıydı. H ü kümeti orta klaşa kura n sosya listlerin, kom ün ist­ lerin, sol -hı ristiya nların, sosya l -demokratla rı n başl ıca amacı, köklü anti­ em perya list, a nti -oligarşik dönüşümleri gerçekleştirmek, geniş bir demok­ rasiye yol açmak, ôdil, yeni bir toplum ku rmaktı. H ü k ümetçe öngörülen prog ra m l ı ted bi rler, geçm işten devra l ı n a n kanunlar çerçevesinde hayata geçi ril iyord u . Ve bu yoldan, son üç yıl içinde kayda değer başarı lar elde ed i l mişti. S. Allende hükü metinin sosya l -ekonomik dönüşümleri, daha ilk g ü nden iti baren, iç gericilik kuvvetleri nin ve em perya lizmin gara zkôr d i renişleriyle karşılaşıyord u. Tarih, söm ü rücü sın ıfların, hiç bir zaman iktidarı kendi a rzula riyle bırakma d ı klarını, kaybettikleri i mtiya zl a rı geri a l mak için şid 6


detli bir m ücadele yürüttüklerini gösterir ve öğ retir. Toplumsal gel işmen i n yasa l l ı ğ ı bud u r. Netekim, Şili'de devlet yönetimi nden uza klaştı rılan i ç geri­ cilik kuvvetleri, dışa rıdan emperya lizmin de desteğ ine dayanarak, ha lkçı koa lisyon hükümetin i devirmek ve burj uvazinin egemen liğini tekra r can­ landırmak üzere ha rekete geçm işlerd ir. Muha lefet bloku partilerinin ideolojik-pol itik yakınlaşmaları işte bu pl ôtform üzerinde gel işti. Bunları n karş ı-devri mci komplosu, önce mem­ lekette ekonomik bir kargaşa ya ratma larında, sa botajlar, terörist ve zor­ baca çıkışlar, g revler, « meslek birlikleri " örg ütlemelerinde kend ini gös­ terd i. Bu yolda daha da i leri g iderek, sağcı basın organla rında h ü kü met a leyhta rı isterik bir kam panya açtı lar. Pa rlô mentoda, muha lefet çoğ un­ luğu, Halk Bi rliğ i hükümetin i hiç bir suretle, (hattô iş ücretleri ni fiyat artışlarına göre ayarlamak üzere ödenek ayırma konusunda bi le) destek­ lemez oldu. Ka rş ı -devri mci tırmanışın bundan sonraki aşamasında, gerici lik doğ ru­ dan doğ ruya hükü met da rbesi yapma hazırl ı ğ ı n a koyuldu. Gerici genera l­ ler, Şili'de ordunun mesleksel ödevine bağlılığı, a nayasaya ve yasal sivil hükü mete sayg ı l ı kalması g i bi köklü bir ulusal geleneğ i açıktan açığa çiğ nediler. «Takna " a ş ı rı - sağcı grupu, özel dergisinde doğrudan doğ ruya şu iddiada bulunuyord u : « . . . yeni aşamada başlıca rolü oynayan tüzel kişilik, şimdiki kuru l uşuyle parlô mento değil, geleneksel politik partiler de değ il, silôhlı kuvvetlerd i r. Bu kuvvetler, diğer her hangi bir partinin ikti­ darına yol açmak için değil, kendileri iktida rda kalmak üzere işbaşına gel mel idirier. " B u yolda 29 Hazirandaki h ü k ü met darbesi yapma teşeb­ büsü başa rıya ulaşa m a m ıştı. Bunu 1 1 Eyl ül da rbesi izledi, ve faşizm böy­ lece Şil i'de egemen oldu. Faşizm, o g ü n bu gün, a m ansız bir ı sra rla, komün istleri ve sosya listleri, sosya l-demokratları ve hı ristiya n l a rı, işçileri ve aydınları, katolikleri ve dindar olmıyanları, erkek, kadın ve çocuk da ayı rdetmeden, Halk Bi rliğ i tarafta rlarını ve hattô ona taraftar olm ıya n l a rı kovuşturma ktad ı r. Bütün politik pa rtiler, bu a rada hain genera l l eri esi n l iyen ve selôm lıyan Hı ristiya n - Demokrat Partisi de, ka patı ldı. « Besle kargayı, oysun gözü n ü " atasözünün doğ ru luğu bir daha kend ini gösterdi. E n başta Ş i l i Emekçileri Send ikalar Birliği olmak üzere, bütün sendika örg ütleri dağıtıldı. Kong re­ nin her i ki kamarası (meCıi si) dağ ıtı larak, senatörlerin ve milletvekillerinin yasama görevleri geçersiz ilôn edildi. Bütün ün iversitelerin ka pı larına kilit vuru ldu. Okul ders kita pları toplatıldı. Eğer cunta pek yakında H itler'in « Kavg a m " adlı kita bını resmen ders kita bı olara k yürürlüğe koyarsa, buna herhalde şaşmıyacağ ız. Z i ra şim­ diki askeri darbeni n örg ütçü leri, şimdiye kada rkilerinden fa rklı olarak, memlekette H itler ve M usol i n i faşizminin bir kopya s ı n ı ya ratmak n iyetinde 7


olduklarını açıklama kta n çeki n memişlerd i r. Bunlar d ü pedüz b i r halk kı­ rım ı politikası gütmekte, zorba lı k ve işkencelere başvurma kta, i h ba rc ı l a rı ve m ü zevirleri baştacı etmekted i rler. Gerici genera l ler, soka k l a rd a Hitler zamanından beri görü l med i k ölçüde kita p ve gazete yan g ı n l a rı ya ratarak, bu ted b i rin, « New York Times» gazetesinin de itiraf ettiğ i üzere, a raların­ d a n birinin dey i m iyle Şili'de « Ma rksizm i l leti »nin kökünü kazımaya yar­ d ı m edeceğ ine safd ilce i n a n m a ktad ı rlar. Kuzey Amerikan em perya l izminin, Lôtin Amerika n ı n gü ney kesimi ü l ke­ lerindeki mevzilerin i her ne pahasına o l u rsa olsun korumaya çalıştığ ında k i m sen in ş ü phesi yoktur. Şu var ki, Peru ve Arjant in'de, Ekvador ve Pa ­ na ma'da, olaylar hiç de em perya listlerin a rzu ettikleri g i b i geliş m iyor. Lôtin Amerika halkları, y a ba ncı egemen l i ğ i n e karşı savaşta her g ü n yeni baş a rı l a r elde ediyorl a r. Şili olayla rı n ı n gösterd i ğ i üzere, « temsili demok­ ras i » veya « i lerleme b i rl i ğ i » türünden eski şiarlar, em perya list ezgiciler i ç i n a rtık her türlü değerini yiti rmiş bulun uyor. i ktida ra kanunsuz olara k el koyan Ş i l i faşistleri, memleket ve d ünya k a muoyu karş ı sında kendileri n i haklı göstermek üzere boşuna bir çabaya d üşerek, güya memlekette silôhlı kuvvetlerin ya derhôl eyleme geçmek, ya d a Halk B i rliği'nin sözde hazırlamış bulunduğu askerleştiri l m iş birl i k ­ lerin hücumuna uğra m a k g i bi b i r a lternatif karşısında kaldıkları iddiası n ı i leri sü rmekted i rler. Bütün insa n l ı ğ ı n vicd a n ı n ı sızlatan sözkonusu ka nun­ suzluk olayı n ı n ne büyü k nefret tepkilerine yol açtı ğ ı n ı gören em peryal i st­ ler ve onların faşist uşa kları bu kaba uyd urmayı, bu korkunç yalanı yay­ mağa çalışma ktadıriar. Bütün bunlar, faşist cunta n ı n ul usa llığa, yurtseverliğe ters d üştüğ ünü, b i r bağı msız devlet sıfatiyle Şili'nin menfaatleri a leyh ine ça l ıştığ ı n ı , hiç b i r kuşkuya yer b ı ra k m ıyocak biçimde, ortaya koy m a ktad ı r. Askeri da rbeden sonra Ş i l i' n i n politik çehresi ta ma men değ işti. Mem le­ kette bugün a rtık gerçek ayrım, H a l k Birliği'ne taraftar olanlarla olmıya n ­ lar arasındaki ayrı m değ il, faşizmi destekl iyen lerle o n u n karşısında yer alanlar a rasındaki ayrı m d ı r. Bugün, bütün Şili halkı, faşizme (sivi line de, üniform o l ı sı n a da) kesinlikle karş ı koymaktad ı r. Amansız teröre rağ men, b irleşmeye, örg ütlenmeye ça lışa n bu halk, mücadeles i n i g itg ide güçlen­ d i rmekted i r ve mem lekete orman kanunu d ayatı lmasına asla müsaade etmiyecektir. Bu m ücadeleye Hıristiya n - Demokrat Partisi' n i n s ı ra üyeleri de katı lıyor­ lar. Bu parti için de biricik d ü rüst yol, m u halefete geçmek, i ktida ra elko­ yan caniler şebekesi n i n a laşağ ı ed i l mesine ya rd ı md a bulunmaktır. Nete­ k i m , bu partide, Radom i ro Tomiç, Bernardo Leyton, Renan Fuentea l ba ve d i ğerleri g i bi m i l ita nların önaya k oldukları b i r grup yönetici ve parlô­ m ento üyesi , askeri da rbeyi ve sonuçlarını a lenen suçlamış l a rd ı r. Bu on8


ların d ü rüstl ü ğ ü d ü r. Bu ha reketleriyle. isya ncıla rla bağlı resmi önderleri t a rafından rezilce satı l m ış bulunan h ıristiyan -demokratl a r çoğunluğunun görüşünü yansıttı kları da şüphesizdir. Şili'de iktid a ra el koyan m i l itarist azı n l ı k doğrudan doğ ruya bir i ç harp açmıştır. Ta rihte, karşı-devri m i n işçi sın ıfına ve bütün halka bir iç harbi dayatığı örnekler az değ i l d i r. Vaktiyle Rusya 'da, Finlôndiya'da, Macaris­ tan'da, ispanya'da ve d iğer bazı mem leketlerde de b u böyle o l m uştur. V. i. Lenin, burj uvaziye karşı iç harbi « s ı n ı f savaşı biçimlerinden biri » (1) sayar. Çağdaş kapita lizm, Şili'de de, s ı n ıf sava ş ı n ı son haddine vard ı r­ m ı ştır. Bu savaşta halk üstün gelecektir. Askeri da rbe, bütün devlet kuru m la rı n ı s i l i p süpürd ü ; ya lnız gericilere boyun eğen eski a d alet cihazına i l iş med i . Memlekette hukuk d üzen i d iye bir şey kalmadı. Şili, anayasa n ı n , kanunların çiğnendiği, çılgın ve kuduz bir askerı şebekenin hüküm sürd ü ğ ü b i r polis devleti haline getirildi. Ne var ki, halk tekrar iktida rı ele geçird i ğ i za man, daha önceki bütün kurum­ ları yeniden ca n l a n d ı rmak mecburiyetinde değ i l d i r. Halk, demokratik yol­ dan yeni bir anayasa kabul edecek, yeni yönetmel i k ve kanunlar hazır­ I ıyacak, yeni buyru ltu lar çıkaracak, yeni devlet orga n l a rı ve kuru m l a rı meydana geti recek, Ş i l i askerı cuntasının çiğned iğ i nden daha yü ksek tipte bir d üzen kuraca ktır. Yen i devlette vicdan ve fikir özg ü rl ü ğ ü saygı göre­ cek, bütün hü manizm normları korunacak, fakat açık kapı ları a rkası n d a faşizmin ekonomik sa botaj v e balta lama ha reketlerin i n kalı pla ndığı ka­ n unla ra yer alm ıyacaktır. Bütün olup biten lerden sonra, Ş i l i halkının, a rtık yeni ti pten b i r ordu ve polis gücü meyda na getirmeye veya mevcut orduyu, polisi ve yargı organlarını (yaşa n ı l a n ulusal facia bir daha tekra rlanm ıyacak biçimde) faşist unsurlard a n a rıtmaya hakkı vardı r. Bugünkü d u rum, ya lanın gerçeğe. zulmün özg ü rlüğe, faşizmin demok­ rasiye üstün gel mesi durumu sürgit deva m edemez. Memleket bu kara n ­ l ı ktan, bu gerileme d u rumundan elbette çıkaca ktı r. Ş i l i h a l k ı n ı uzun s ü re zincire vurabi lecek, Şili topl u m u n u n ilerici geleneklerin i ezebilecek kuv­ vet yoktur ve olamaz. Z a l i m ler korka k olur, el leri d i rseklerine kadar kanlı yeni yöneticiler de zul metti kleri halkta n korkuyorlar. Bu yüzden de, ola­ ğan üstü d u ru m koşullarını, sokağ a çıkma yasaklarını sürd ü rüyor, terörü şiddetlendiriyor, radyo ve televizyon yoyın l a rını ta m bir kontrol altı nd a bulunduruyor, s o l bası nı yasaklıyorla r. Evet, bizler, savaşın çok çetin b i r dönemine girm i ş bulunuyoruz. Bu dönemde son derece tem k i n l i ve ted b i rl i olmalı, ayık düşünceyle hareket etmeli, serüvenciliğe her hangi bir taviz vermekten kaçınmalıyız. H a lkı­ m ızın kutsal amacı, tam bir sorum d uygusiyle. acele h ü kü mlerden uzak, (I) V.

i.

Lenin, Bütün eserleri, c. 30, s.

14. 9


enine boyuna d üşünerek ha reket etmemizi gerektiriyor. Bugün en önem li sorunum uz, yığ ı n l a rı n birliği için, politik bil inçlerini gelişti rmek için müca ­ deleyi örgütlemektir. Halen belirli çevrelerde görülen şaşkınl ı k ve gev­ şeklik elbette geçicidir. Ş i l i halkının d üşürü ldüğ ü feci durum, uğra d ı ğ ı kayı plar, çektiği acı l a r, boşa g idecek değ i ld i r. Birçokları n ı n d ü ne kadar içtenlikle inandıkları nice değ erlerin sahteliği meydana çıkmış bulunuyor. Dememiz od u r ki, şim­ d i ki mahkemeler gibi yarg ı organla rı n a ya da hükümet a lehtarı komp­ loya katı lmakla kendi kendini gömmüş bulunan parlô mento g i bisine, ya rı n a rtık ki mse inanm ıyacaktır. Bütün bu v e benzeri soru n l a r enine boyuna d üş ü n ü l mek ister. Ayn ı za manda, Halk Birliği hükümetinin üç y ı la yakın iktida rı n ı n da eleştiri ve özeleştiri açısından etrafl ı bir ta hl ilden geçiril­ mesi gereklidir. Bu üç y ı l boyunca büyük işler başarı ldığı şüphe götürmez, fa kat aynı zamanda ciddi hata l a r iş lendiğ i de bir gerçektir. H ü kümetin ça l ışmasında bazı a hvalde bel irgin leşen reformist eğ il i m ler ve sol elema n ­ ların eylemlerinin çok büyük zararları o l m uştur. Şili Komün ist Partisi bu ü ç yıl içinde tamamiyle doğ ru bir genel poli­ tika izlemiş ve bu pol itika nın organik böl üm leri olarak, H a l k Birliğ i' ni kayıtsız şartsız desteklemiş ve savun m uş; diğer demokratik çevrelerle (özelHkle « a lt tabaka l a r"da) karşılı klı anlayışa va rma yönünde olumlu adımlar atmış; halkın orta ta bakalarına g üven tel kin etmeye ça ba l a m ış; ana da rbeyi başl ıca d üşma n la ra, ya n i em perya lizme ve iç gerici l iğe karş ı yöneltmeye ça l ış m ış ; kom ü n i stlerle sosya listler a rasında ittifa kı, işçi sını­ f ı n ı n birliğin i g üçlendi rme, H a l k Birliği koal isyon pa rtileri a rasında kar­ ş ı l ı k l ı a n layışı a rtırma yolundan y ü rü m üş ; ü retimin genişletil mesi ve emek veri m l iliğinin a rtırılması yolunda, devlet sektörü işletmeleri nin verimli ol­ m a l a rı n ı , çalışma disiplininin titizlikle korunmasını sağ lama yolunda müca­ dele yü rütmüştü r. Şili Komünist Partisi, kend isini, işlenen hataların dışında ve uzağında göstermek n iyetinde de değ ildir. Fakat, parti, şimdi, hükü metin ve tüm H a l k Birliği Bloku'nun veya bu bloku oluştura n pa rti lerden her biri n i n hata larını tartış m a n ı n s ı rası o l m a d ı ğ ı d üşüncesindedir. H e r şeyin s ı rası va rd ı r. Bugün her şeyden önce bu tartışmaya önem vermek, halkçı pa rti­ lerin bi rliğ ine (tam da bu birliğin askeri d i ktatörlüğe karş ı mücadele için baş l ıca koşul olduğu bir za manda) ciddi za rarlar verir ; işçi sınıfı n ı n hal­ kın karş ı karş ıya bulundukları yeni ödevlerin elbirliğiyle çözül mesine engel olur. Şi li'de faşizmin işlediğ i cinayetleri bütün dü nya suçluyor; kan dökmeye ve teröre bir an önce son veril mesinde ı sra r ediyor. Gerçek devrimci, y urtsever, savaşçı Luis Korva l a n'ın hayatı kurtarı l m a l ı d ı r. Bütün d ü nya i lerici ve demokratik güçleri, faşistler tarafından toplama kamplarında inletilen binlerce devri mcinin ve y u rtseverin derhal serbest b ı ra k ı l masın ı 10


istiyorlar. Tarihte böylesine ölçüler a l d ı ğ ı ender görülen, bütün d ü nyada bu güçlü daya n ı şma ve destek bizleri yeni yeni atı l ı m la ra esi nlemektedir. önümüzde memlekette yeni b i r devrimci yükselişe yol açma ödevi var­ d ı r. Bu i htiyaç, halkın en geniş birliğ inin sağ la n masını gerektiriyor. Bugün yaşama hakkım ızı savun m a k için, baskı ve cinayetlere son vermek için birlik sözkonusudur. Ça lışma hakkım ızı savu nmak için, yı ğ ı n la işçi çıkar­ maiara son vermek için birlik söz konusudur. işçi sınıf ı n ı n kaza n ı m la rı n ı savunmak için, iş ücretlerinde Salvador Allende hükümeti zamanında ulaşılan yaşama düzeyine uyg un ölçüde bir a rtış sağ la m a k için birlik sözkon usud u r. Sendikal birliği korum a k için, m i l l i leştirilen işletmelere sömürücülerin tek ra r dön melerini önlemek için birlik sözkon usudu r. Vata n ­ daş özgürlüklerini e l d e etmek için, tekrar devri mci dönüşümler yoluna çıkabilmek için birlik sözkonusud ur. Şili Komünist Partisinin « Şi l i halkına çağ rı »sında şöyle denilmekted i r : Ş i l i Komünist Partisi a ğ ı r kayı plara uğ ra m ı ştır, fakat güçlerini yeniden toparlıya ra k belini doğrultacaktır. Parti gayet çetin olan yeni koşullar içinde çelikleşecek, d a ha güçlü ve itibarlı bir d u ruma gelecektir. H a l kımız sonsuz kuvvet kaynaklarına sah iptir. H a l k ı mız, Ş i l i toprağında faşizmin kökünü kazımadıkça, savaşa a ra vermiyecektir.

11


Kapitalist olmayan gelişme yolu ve din pro b lemleri Dulamjavin Daşjams

Felsefe bilimleri adayı (Moğol ista n) Çağdaş ulusal kurtuluş savaşı aşaması, Asya ve Afrika halkl a rı n ı , ya l­ nız sosya l-ekonomik ödevlerle değ i l , aynı za manda ideoloj i k kara kterli ödevlerle de ka rşı karşıya geti riyor. Bu savaşa, d ü nya görüşlerinde ve poli­ tikaların d a dinsel san ıların elle tutulurcas ı n a h issed ildiği sınıf g ü çleri git­ gide d a ha gen iş ölçüde katı lıyorl a r. Ve bugüne kadar, d i nsel şiarlar altında başgösterd i ğ i bili nen artacağ köy l ü insanlarına özg ü zayıflı klar, bazı kesim lerdeki ulusal kurtuluş sava ş ı n ı n da ayı rıcı vasfı n ı teşkil ediyor. Çağdaş emperya lizm, d i n i ideolojiden yeni -söm ü rgec i l i k ve anti-komü­ n izm hedefleri için yararlan maya büyük ü m itler bağlıyor. ilerici politik pa rtiler ve toplumsa l ha reketler, geniş bir desteğe daya n ­ mak isterlerse, okuma-yazmasız halk y ı ğ ı n larının dindarlığını u mursamaz­ I ı k edemezler. V. i. Len in, Doğu memleketlerinde devrimci ve bu a rada M a rksist örg ütlere, kendi özge koşu lları içinde, bu memleketlerde halk çoğ unluğunun köy l ü l ü kten ol uştuğ u, bura l a rda hemen hemen işçi sın ıfı bulunmadığı ve dinin özde egemen ideoloji oldu ğ u gerçeğini eylem­ lerinde gözön üne a l a ra k ça lışmayı öğrenmeleri n i defa larca sa l ı k veri­ yord u. Len in, »ko m ü n ist pa rtisinin (bi leşi m i ve özel ödevleriyie), . . . söm ü r­ geci l i ğ i n hüküm sürd ü ğ ü Doğ u n u n köylü ü l keleri düzeyine kendin; uydur­ ması (1) gereğ i n i beli rtiyord u. ..

Gelişme halindeki ü l keler ayd ı n l a rı ve devri mci örg ütleri, bugün çağ ı ­ mızın en ilerici fikirleri ne, y a n i sosyalizm fikirleri ne yöneliyorla r ; fakat bunlar d a d i n i ideoloj i n i n etkisi nden b i rden bire kurtulamıyorla r. B u n u n için, doğ a l olara k, kendilerini suçlıyacak değ i l i z ; zira, b i l i n d i ğ i üzere, somut ta rihsel koşu l l a rı atlamak olanaksızd ı r. Din a d a m l a rı n ı n yığ ı n l a r üzeri ndeki etkisi aza l m a d ı kça, bu yığ ı n l a r d i nsel k ö r inançla rın d a n silkin· medi kçe, topl u m u n sosya l ist temel ler üzerinde yeniden kuru l ması başariyle gerçekleşti rilemez; toplu msa l b i l i nç ve topl umsal psikoloji, i n sa n l a rı n yaşam tarzı kesin l ikle değ iştiri lemez. Pratik hayat, bu sorun ların, devrimci rej i m ­ Ierin yerleşmesi koşulları nda da, i lerici sosya l-ekonomik d üşü ncelerin ger­ çekleştiril mesi koşullarında da g ü ndemden düşmed iğ i n i göstermekted i r. Yığ ı nların d indarlığı, kapitalist olmaya n gelişme boyu nca çözül mesi ge­ reken ve bundan öt ürü de ciddi çalışmalor gerektiren en karmaşık prob­ lemlerden biridir. Şimdi, Halk Devrimi'nden önce buda d i n i n i n lamaizm biçi m i nde ve (1) V. i. Lenin, Bütün eserleri, c. 4 1 , s. 457.

12


dünya n ı n pek az ü l kesinde görü len m uazzam b i r etkiyle egemen olduğu Moğol istan'da bu problemin nasıl çözü ldüğ ü n ü kısaca gözden geçirelim. Devrim öncesi Moğolistan'da lôma ist ki lisen in egemen liği, resmen, mahut iki prensipin, yani lôik ve d insel egemenli klerin feodal-teokratik rejimde d ile gelen kopmaz bağd a ş ı m ı görüşüne daya n ı lara k sağ lanıyordu. Feoda l ler, öncelikle Mançurya sömürgecileri, d i n i n kend i saltanatl a rı n ı g üçlendirmek üzere bili nçleri tütsülemenin v e h a l k ı tevekküle yöneltmenin en uygun a racı olduğunu bilerek, di nsel etkiyi a rtırmak için el lerinden geleni ya pıyorlardı. Bu feodaller ve sömürgeciler, her yerde manastı rla r ve diğer ibadet köşeleri açıp halkı okutuyor, d i n kita plarını ve çeşitli dua ve öğütleri geniş ölçüde yayıyor, lôma' l a rı (ra h i pler) her suretle destekli­ yor, bunları a skerli kten ve sürüsüne bereket feoda l vergilerden muaf tutuyorl a rd ı . Manastı rlar ve lômalar da, buna karş ı lık, halkın acıları n ı ve kölel iğini her suretle haklı gösteriyor, d insel zahitliği (köşeye çekilmişl ik) ve tevekk ülü (a llaha sığ ı nma) en büyük n imet ve erdem sayıyorlardı. Ulu­ sal uya n ış ve halkın ilerlemesi dôvası, bu d u ru m u n temelinden değiştiri l ­ mesini gerektiriyordu . Moğolistan Devrimci Halk Partisi ( M DHP) v e halk hükümeti, devri me: dönüşü m lerin i l k aşamasında, lôma ist ruhani lerin büyük egemenliğ ini s ı n ı rlama politikası güd üyor, böylelikle yavaş yavaş ki lisen in kanun yo­ l uyle devletten ayrı l ması orta m ı n ı hazırla maya ça lı şıyorla rd ı . Moğolista n'­ da y üzyıllar boy unca varolageimiş dinsel temellerin bird e n bire ortadan kald ı rılmas ı, pa rtiye sempatileri olan bi rçok lômayı ve memurları soğ utup uzaklaştıra bilird i . H a l k ı n koyu d i n d a rlığ ı n ı , lômaları n ve özellikle lôma ist ki lise hükümdar ve yönetmeni Bogdo- Gegen'in büyük itibarını d i kkatle gözön üne a l m a k gerekiyord u. Bundan başka, yen i egemen liğin temsil­ ci leri olan birçok M D H P üyesi de, lômaları n ve Bogdo'nun kutsa l l ı ğ ı na inanıştan henüz azat o l a bi l miş değil lerdi. ' Bütün bunlardan ötürü, pa rti, devri m i n üstün gel mesinden sonra, halk yığınlarını doğrudan doğ ruya cumhuriyet d üzeni kurma eylemine çağır­ madı ; başlang ıçta a nayasa l - monarşi yönetim biçi m i n i gerekli sayd ı . Halk hükü meti ile Bogdo-Gegen a rasında 1 Kasım 1 921'de imzalanan "Ant, Belgesi .. ne göre, Bogdo hükümdarlık han tahtı nda kaldı. Fakat kendisine ya lnız kilise işleriyle uğraşma hakk ı bı ra k ı l a rak, bütün devlet yönetim i halk hükü meti nin v e yersel halk hura llar' ı n ı n (şura) eline geçti. 1 924 yılında Moğolistan'ı c u m h u riyet olara k ilôn eden i l k Anayasa' n ı n kabulüyle, ki lise devletten ayrı l ıyor, bütün Moğolista n yurttaşlarına d i n v e mezhep hü rriyeti v e d i n a leyhtarı propaganda özg ürlüğü ta n ıyord u. 1 926 yılında özel bir kanun, " d inin devletten ayrı lması kanunu .. çıkarıldı. Bu kanun, M DHP'nin lômaist kiliseyle ilgili politika s ı n ı n ilkesel temellerini form üle ed iyord u. Ka nun, aynı za manda, ki lisenin devletten ayrı l ması gerekliliğini temellen d i riyord u, ruhani lerin çeşitli ta baka larını değerlen­ d i rmede sınıfsa l yanaş ım ın önemini bel i rtiyor, devlet org a n l a rı ile lômalar 13


a rasında karş ı l ı k l ı il işkilerin d i n d a rların dinsel d uyguları n ı incitmiyecek biçimde kurulması gereğ ine işaret ed iyordu . Bu kanunun uygulanması ruhani feodaller v e manastı r ileri gelenleriyle çetin bir m ücadele içinde geçiyord u. Lamaist a ristokrasinin d i renişini kırabilmek ve onun mevzi lerine hücumları örg ütleyebilmek için, Demok­ ratik halk devleti nin büyük ça balar harca ması gerekiyord u ; Zira Moğo­ l istan'da manastırları n m ü lkleri Idik feoda llerin mülklerinden daha sağ l a m v e derin köklere sahip b i r feoda l kuru m olara k beliriyord u. Oyle ki, 1 924 yı l ı say ı m ı n a göre, büyük ve küçük baş hayvan topla m ı n ı n % 20'si lama ist manastırl a rı n m a l ıyd ı . Lama ist manastırlar memleketin en iyi çayır ve mera larına da sa h i p bulunuyorla rd ı . Durmadan büyük bağ ı ş l a r a l a n bu manastırlar, ayn ı zamanda tica ret, tefecil ik ve kervanc ı l ı k (mal u laştı rım ı) işleriyle u ğ raşıyorl a rd ı . « Devlet içinde devlet» d iyebileceğ imiz bu gerici zümrenin a s a l a k var­ lığı ve yaşamı mem lekete büyük za ra rl a r veriyord u . Fakat devrimin baş­ langıcı döneminde manastırla rın m a l lııı rına zorla el koyma n ı n dinda r yığ ı n ­ l a r a rasında hoşnutsuzluğu kabarta bileceğ ini gözönüne a l a n M DHP, bu gericilik ve sosyal asalaklık yuv a l a rına karşı, her şeyden önce onların ekonomik pota nsiyelini yavaş yavaş zayıflatma ve emekçi halkı sömürme olanaklarını ortadan kaldırma politikası güderek m ücadeleye koyuldu. Böylece, en önem li devrimci dönüşümler, yani a rat'ları n (hayvan bakıcı emekçi köylü) kölece bağ ı m lığına son veri lmesi, ki lisenin ve ruhani lerin ya ra rına olan ağır vergi lerin k a l d ı rı l ması, gerek la m a la rı n özel mallarının ve hayvanlarının, gerekse m o nastırların d i ndarlarca ya p ı l a n kişisel bağış­ l a rından birikme gelirlerinin verg i len d i rilmesi ted bi rleri hep adım a d ı m gerçekleştirild i. Bu dönüşüm ler son ucunda, yü ksek ruhani lerin v e manas­ tırların ekonomik ve politik kudreti hissed i l i r derecede zayıflatı lm ı ş, mem­ lekette üretim güçlerini köstekliyen feoda l ü reti m i l işki lerine kesi nl ikle son veril m iş oldu. Manastırd a otura n l a rı n topl uma yararlı çal ı ş m a l a ra çağ rı l ı p yönelti l­ meleri de, Moğol istan'da d i n sorununun çözüm ta rz ı n ı n önemli bir, yanı­ d ı r. Devrim üstün geldiği za man, Moğol ista n ı n 700'den fazla manastırın­ da, memleketin yaşlı erkek nüfusunun % 45' i n i oluştura n 1 00 bin kadar lama bulunuyord u . Ruhanilerin sayısı ve bunları n asalakl ı k derecesi bakı­ m ı n d a n Moğol ista n belki de d ü nyada birinci gel iyord u. Lamalar, a i le yuvası kurmadı kları için, nüfus a rtışını köstekl iyorla rd ı . M D H P M K Birinci Sekreteri Y. Sedenbal 1 960 yılında şunları söyled i : « Hesa p l a m a la r, eğer bizde lamaizm böylesine yayg ı n o l masayd ı , n üfusumuzun bugün en azı n ­ dan 1 0 m ilyonu bulacağını göstermekted i r. » (2) Ruhani ler, derebeylik(2) Y. Seden bal, Seçi l m i ş yazı l a r ve söylevler, c. iii (1 959-6 1 ) , Moskova, 1 962, s. 1 94. (1 972 yılında Moğol ista n ı n n üfusu 1 ,3 mi lyon kadard ı . Not. red.) 14


sömürgecilik rej i m i ideolojis i n i, kör inançları ve geriliği yaya rak, toplu m ­ s a l ilerlemeyi, bilim v e kültürün gelişmesini engell iyorlard ı . Devri min üstün gelmes i nden sonra, M D H P' n i n pol iti kası, her şeyden önce ruhan iliğin d a ha ileri doğ ru gelişmes i n i s ı n ı rla mayı, ruha n i sayısı n ı g i derek a za ltmayı öngörüyordu. Henüz ergin leşmemiş çocukların manas­ tırlara veri lmes i yas a k ed i l d i; böylece lômaları n sayıca a rtmas ı n ı sağlıyan ana kaynak kurutu l m uş oldu. Omsekiz yaşını bitiren gençlerin lôma ola­ bil meleri ancak gönüllülük kura l ına bağ landı. Daha sonra , hükü met, a ile­ nin birinci (ve hele biricik) oğ lunun işletmede kalmas ı n ı , iki ncisinin asker­ lik ödevini yapmas ı n ı ve ancak üçüncüsünün-ergin leşti kten sonra- kend i a rzusuyle lôma olabil mes i n i öngören bir düzen getirdi . Old u m olası manastı rl a rd a otu ra n lômaları n d u rumu en karmaş ı k so­ run l a rdan biriydi . Bu bütün sınıf ve topl u msal tabakaların menfaatlerine dokunuyordu. Yüz bin lôma büyük bir güçtü. Gerici lik bu g ücü yeni d ü ­ zene karşı yönetebilseydi, M HC büyük güçlüklerle ka rşı laşa b i l i rd i . işte bunun için, parti, manastı rlarda otu ra n ları ta rafs ı z l ı k mevzilerinde tut­ maya çal ışıyor, daha sonra da bunları yavaş yavaş h a l k devlet'i nden yana kazan mayı a m açl ıyord u . M D H P' n i n ru hanilere karşı ayı rı m lı ya naşımını bilhassa önemle bel i rt­ meliyiz. Bu ya naşım, kilisenin feoda l i leri gelenlerini geniş bir yığ ı n mey­ dana getiren a lt ve orta lôma lardan soyutla mayı öngörüyord u. Parti, kMise gerici a ristokrasi n i n ideoloji ve politikas ı n ı açığa vura ra k alt ta baka lôma­ larla işbirliği yolu n u tutuyor, bununla da manastırların gücünü ve etkisini zayıflatmayı, alt tabakadan lômaları üsttekiler tarafı ndan sömürül mekten kurta rmayı ve topluma yararlı ça lışmaya yöneitmeyi amaçl ıyord u. Bu hare­ ket hattının gerçekleştiril mes i n i, çoğ u lômaları n (toplumdaki d u ru m l a rı ba kımından) a ratlara ya kın bulun ması ve onlarla kan ve m a l bağ lantı l a rı ol ması epeyce kolaylaştırıyord u. 1 930 yılları sonuna doğ ru, alt ve orta lômalar a rtık yığın yığın bu san'­ larından vazgeçmeye ve ma nastı rla rı terketmeye başlad ı l a r. Bun l a r, yüksek lômaları n em perya list kuvvetlerle hep öyle sarmaşdolaş oldukları n a ve sahip bulundukları d i nsel itibarı çıkarcı ve kötücül, genç cumhuriyet ba kı­ mandan düşmanca a m açlar uğ runa kullandı klarına inanm ışlard ı . Çünkü bütün bunları kend i gözleriyle görmüşlerd i . Manastı rlan b ı ra k ı p çıkan lô­ m a l a r a rtık nikôhla aile yuvası kuruyor ve böylece yen i top l u m u kurma mücadelesine katı lıyorlard ı . Lômaları n bu s u retle lôik hayata geçmelerini elden geldiğ ince teşvik eden devlet, onlara maddi bakımdan da destek ol uyor, kend ilerine iş yaratma k için zanaatçı ü reti m a rtelleri vb. meydana getiriyord u. Böylece, yalnız 1 936 yı lında 10 binden fazla lôma gönüllü olarak ma nastı rlardan çıktı l a r ve cumhuriyetimizin halk ekonomisinde i ş tuttular. 1937 yılı 1 Ocağı n d a n 1938 y ı l ı 1 Ocağ ına kadar 18.200 l ô m a 15


d a h a manastırla rı b ı ra ktı l a r ve köy ekonomisi çal ışmalarına katı l d ı la r. Bu sonuç MDHP'nin politikasının büyük başarısıydı. Lô maların manastı rla rı bı ra k ı p ç ı ka ra k top l u ma ya ra rlı çalışmalara ka­ tılma ları hareketi, ki lise i leri gelenlerinin öfkeli d i ren işiyle karşı laşıyord u . H e m e n belirtel i m k i , parti v e halk hükümeti yüksek ruha nilere karş ı izle­ nen politikayı gayet esnek ve sabırl ı bir tutu mla uyg u luyorla rdı . Fakat yüksek ruhani lerle mücadele kaçı n ı l maz oldu. Yüksek lômalar gerici cephenin d ayanağı olmaya deva m ed iyor, MDHP'ne ka rşı enerj i k bir eylem gösteriyor, her türlü devri mci g i rişime müthiş bir gazapla karşı koyuyorlardı. Bu lômalar n ice manastın birer gerçek k a rş ı -devrimci komplo merkezine çevirmişlerd i ve birçokla rı yeni düzene karşı silôhla yü rüyor, din bayrağ ı, a rdındaki kötücül manevra la rı n ı en gaddar cinayetler işlemeye kadar vard ı rıyorlardı. Parti ve hükümet, yü ksek ruhan ilerin bütün entrika larını kesin bir d i re­ nişle püskürtüyor, bunları n h a l k düşmanı plônları n ı b i rer birer açığa vuru­ yorlard ı . Bu yoldak,i soyutlanmasını ça buklaştı rıyord u. Bu iç yöneti min gerici eylemi yavaş ya­ vaş, a m m a kesintisiz ve sürekli olara k zayıflıyor ve a rtık halkın desteğ in­ den de yoksun olduğu için sön üp gid iyord u. Bu süreç el bette sa rsıntısız geçmed i. Yöneticiler (devri mci cephe yöne­ ticileri de dahi l), hiç bir yerde, d u ru m ve koşul l a rı n bütün karmaşıklığını aza m i ölçüde gözönüne a l a ra k esnek ve kıvrak bir politika g'ütme hüne­ rini el bette emeksiz ve za h metsiz öğ renemezlerd i . Ka ldı ki, 1 920 yılları sonunda ve 1 930' ların başında mem leket yönetiminde ağır basan sübjek­ tivizm ve bozukluklar, din soru n u n u n çözüm ünde meydan verilen sağ ve « sol » sapma lar, bizdeki tecrübenin de gösterd iği g i bi, ka pital ist ol maya n gelişmeye büyük zararlar vermekted ir. Sağcdar, Marksizmin Bud izmden (ve bir türü olara k lômaizmden) öğ­ reneceği şeyler olduğunu iddia ediyorl a rd ı . Onlara göre, Budizm korun­ malı, ancak bazı reform l a r yapı larak, yani lôma ist ideoloj inin en gerici u nsurları ayı klanarak, « temiz» olara k gel işti rilmeliyd i . Bu teslimiyetçi tu­ t u m, Lômaist kilisenin zulrn bi ri gerçekleşti rmesin i köstekl iyord u. «$olc ular» ise, ki lisen in etkisine ve emekçilerin d i n d a rl ı k aldanışlarına karşı idari ted bi rlerle m ücadele ed il mesini 'istiyorla rd ı . Şu veya bu parti ve devlet katlarında yer alan bu unsurlar, lômaları manastırla rdan çıkmaya zorl uyor, onlara karş ı kaba hücumlarda bulunuyorlard ı . Bu d avranışlar halkı üzüyor, kızdı rıyor, d i n d a r a ratl a r ve alt ta baka lômalar a rasında güçlü b i r hoşn utsuzluk uya n d ı rıyord u. Netekim, aynı tutum, b u n l a rı n bir bp l ü ­ m ü n ü, 1 932 yılı ilkba harında silôhlı k a rşı-devrim h a reketine katı lmaya ka­ d a r götürdü. 16


Çekirdeğ i tecrübeli M a rksist- lenin istlerden oluşa n M D H P, sağ ve « so l » sapmaların memleket politika sı üzerindeki kötücül etkiler i n i yenmek üzere gereken kuvveti kendinde bulabild i ; lômaizmle uzlaşmaya yönelenleri de, lômaizmden zorkullanımla kurtulmayı sa l ı k veren leri de yolunda n temiz­ lemeye m uvaffak oldu. Pa rtimiz, yığınların dinsel kör inanç bukağ ı l a rından kurtulma l a rı n ı n en güven ilir yolunu, mem leketin ortaçağa özgü sosya l-ekonomik geriliğinin giderilmesinde görüyord u. M D H P, ü retim güçlerin i geliştirme, yeni ekono­ miyi kurma, politik d üzeni n demokratik temel lerini güçlend irme, toplum u n yaşamsal eyleminin bütün alanları nd a enternasyonal bağ la ntıları geniş­ letme programını a rdıcıl olarak yerine getiriyord u . Halkın genel likle c a h i l b ı ra k ı lmışlığ ı n ı n di nsel k ö r inaçların va rl ı ğ ı için gayet elverişli bir ortam olduğ unu bi len pa rti, ü l kede çağdaş bir halk eğ itimi sistem i, bilim, kültür ve sanat kurum ları yaratılmasına biri nci dere­ cede önem veriyord u. Memlekette sanayiin gelişmesiyle birlikte, h a l k ı n okutulması için, l ô i k , bilimsel bilgilerin yazılması i ç i n , halk devletinin tem i z v e soy l u özlüğ ü n ü n açı klanması, Ma rksizm-len inizm fikirleri nin propa­ ganda ed ilmesi, feoda lizmin ve ka pita l izm in söm ü rücü karakterinin açığa vurulması için hummalı ça lışmalara g i rişiidi. M D H P, dinsel ideolojinin sahteciliğini, gerici özl ü ğ ü n ü a rdıcıl biçimde açığa vuruyor, geniş ve sis­ tem l i bir ateizm propagandası y ü rütü l üyordu. Manastırları bırakıp çıkan lôma lara ok,uma-yazma öğ retme çal ışm a l a rı örgütlendi. Bunlar için özel kursla r, okullar açılıyor, eski lômalar a rası nda k ü ltü r-eğitim çal ışmaları örgütleniyor, kend i lerine pa rasız tıbbi yardımda bulunuluyordu. Pa rtinin ve h ü k ümetin politik, ekonomik ve ideoloj i k ted ­ birleri ve uyg ulamaları, devrim d üzenine alt ta baka l a rdan bin lerce lôm a ­ yı kaybettirmedi kten başka, o n l a r ı n bil inci nin y ü kseltilmesine, ilerici to p­ l umsal dön üşümlerin gerçekleştirilmesine katı lma l a rın ı n sağ lanmas ına her bakımdan yardım etti. işte, Moğol ista n'da halkın gerçek uyanışı ıçın, dinsel ideoloj inin buka­ ğ ı la rından kurtulması için gerekli objektif ve sü bjektif koşu l l a r böylece yaratı ldı. 1940 y ı lları başında. ıômaizm. a rtık y a l n ı z ekonom i k ve politik mevzilerini değ il, bir yere kadar ideolojik mevzilerini de kaybetmiş bulu­ n uyord u . Bu sonuca, hiç de, bazı b u rj uva ideologlarının iddia ettikleri g i b i, manastırların zorla kapatılması ve lômaların fiziki va rlığına son veril­ mesi yoluy le ulaşılmadı. Dinin etkisinin kökünden kazınması ve lômaları n manastırlarından ç ı ka ra k ça lışma hayatına geçmeleri, kapita l ist olmayan gelişme yoluna koyulmuş olan halkın politik, ekonomik ve kü ltürel y ü ksel işi sayesinde sağ lana bildi. Moğolistan Halk C um h u riyeti'nde a nti-feodal, anti-em peryalist devrimin en önem l i ödevlerinden biri olarak d i n sorununun başariyle çözümü, mem 17


Meleketin kaderi halkın elindedir Alman Komünist Partisi'nin Hamburg Kongresi sonuçları Herber! Mis

Alman Kom ü n ist Partisi Başkanı i.

AKP' n i n Hamburg Kongresi (2-4 Kas ı m 1 973), pa rtin i n, belirled iği poli­ tikayı başariyle yürüttüğünü, güvenle ilerlediğini ve artık önemli b i r güç h a l i ne geld i ğ i n i gösterdi. Buna, d ü nyada ve özellikle Avru pa kıtasında meydana gelen değ işmeler, bu arada Federal Alman Cumhur iyeti nin sos­ yal ist ü l kelerle i l işkilerindeki değ işim ler, gerçek olarak varola n sosya lizmin giderek a rtan etkisi, FAC içinde sınıf savaşlarının canlanması, komünist­ lerin işletme ve kur u m larda, gençl i k arası ndaki etkili ça lışma lar ı , kesin ideoloj ik ve enternasyona list görü şlerle y ürüttükleri ard ıcıl m ücadele bü­ yük öl - ç üde yardım Sayfa ları Hamburg Kongresine i lişkin yazı lar ve yorum la' r la dolup taşan burjuva ve sosya l-demokratik gazeteler, o g ü n lerde "Gençler ve işçiler arasında AKP' nin nüfuzu arttı », "AKP kendine güven iyor ve iyi mserd i r», "AKP işletmelerde sınıf sava ş ı n ı propaganda ediyor», "Komün istler yen i müttefikler arıyorlar», "AKP görüş ayrılığından azat partidir», "AKP Mao­ izmden ve demokratik sosyal izmden uzak kalmaya ça lışıyor » gibi başlı klar manşetledi l er . Ve parti mizin kongre çalışmaları n ı yalnız komünistler değil, geniş toplumsal çevreler de büyük b ir i l g iyle izled iler. Tarihi Er nst Tel man'ın hayatı ve savaşı ile bağ l ı şehirde toplanan H a m ­ burg Kongresi, Alman işçi v e komün ist hareketi devrimci gelenekler i n i n A l m a n Komün ist Partisi' nce b i r kalıt olara k ben imsend i ğ i n i b i r kez d a h a göster miştir. A K P i ş ç i s ı n ı f ı n ı n devrimci parti si, her kuşa kta n Batı Alman Kom ü n ist lerinin savaşkan toplul uğ u d u r. Kongreye kat ı lanların sosyal bi­ leşim i ve yaş dur u m l ar ı d a b u n u en belirgin biçimde ortaya koymaktadır. 862 delegen i n 673' ü işçi ve hizmetlidir. Bunlar ı n içinde 322'si sendika larda seçi mle görev a l m a ktadır ; 207'si işletmelerdeki üretim konseyleri ve g ü ­ ven i l ir kişiler komiteleri üyeleridırier. Delegeler i n 218'i henüz 3 0 yaşına varmamış kimseler olup, 1 96'51 4 1 -50, 79'u 5 1-60 yaşlarında ve 36'sı da 60 yaşın üstündedirier. H a mburg Kong resi, beş y ı l d a n biraz fazla bir za man önce k u ru l m uş bulunan partinin gelişmesinde önemli bir aşamadır. Kongre, Feder a l A l m a n C u m h u riyeti nde işçi sın ıfın ı n Marksist partisi sıfatiyle AKP'nin güç­ lendir i l mesi mücadelesinde kom ü nistlere yeni yön ler gösterdi. Kong re 19


kürsüsüsü nde, FAC'nin, Avrupa kıtası nda gerginliği aza ltma dôvasında o l u m l u bir rol ayn a m a k üzere önünde açılan büyük olanakları kullan ması gereğ i belirtildi. Kongre, y a l nız dış politikada değil, aynı zamanda iç (ekonomik ve sosya l) politikada da AKP'nin işçi sınıfı ya rarına, ülken in barış içinde, demokratik ve ilerici gel işmesi menfaatine izlediğ i a rdıcıl, sın ıfsa l, gerçekçi, yapıcı ve a maca yönelik hareket hattı n ı belirl iyen yen i hükümler ortaya koyd u. Ve aynı za manda, memlekette anti- monopol ist demokrasi m ücadelesiyle sosya lizme nasıl yol açılabi leceğ i sorusuna ceva p verd i. Kong rede, kom ü n i stlerle sosyal-demokratların eylembirliğ i n i sağ l amaya, bütün anti- monopolist ve demokratik g üçlerin birliğini yaratmaya yönelik çabaları bundan böyle de a rtırma sorunu üzerinde büyük bir d ikkatle du­ ruldu. Başl ıca ödevin, işletmelerde işçilerin menfa atlerini o n l a rla birlikte savu n m a k, gençlerin isteklerini desteklemek olduğu belirtildi. Kongre, sağcı oportünizmin, Maoizmin ve a ş ı rı sol grupların pol itika ve pratikte işçi düşmanı özlüğünü bütün içyüzüyle açığa vurdu. Delegeler, AKP'nin eylemlerindeki yetersizliklere, karşı laştığ ı güçlüklere değinerek, onun yığ ı n ­ lar arasındaki etkisini daha d a g üç lend i rmek i ç i n izlenmesi gereken ger­ çekçi yol la rı beli rled iler.

ii.

Ham burg Kongresi kara rlarını yerine getirmeye koyulan pa rti, a rtık poli­ tika sını somut ve sistemli olara k gerçekleştirmeye, alt tabaka lardo, yığın­ l a r a rasında ça lışmaya yönelmekted ir. Bu politi ka, emekçileri en yakından ilgilend i ren a ktüel ve önemli soru n l a rı n çözümünü, onların bugünkü ve yarı n ki sosyal ve u l usal menfaatlerinin koru n masını ka psa makta d ı r. AKP geleceğe ilişkin ödevleri beli rleme ve içinde bulunduğumuz aşa­ mada izlediği pol itikayı işlemede, uluslara rası alanda ve memleket içinde sınıf savaşı koşullarının değişmiş olması gerçeğ inden hareket ediyor. Düs­ seldorf Kongresi'nden (1 971 son u) sonraki dönemde, kuvvetler ora n ı n ı n sosya l izm ya rarına değ işmesi, Sovyetler Birliğinin v e öteki sosya list ül ke­ lerin barış taa rruzla rı, b a rış, halkların güven liği ve toplumsal ilerleme m ü ­ cadelesinde ciddi başa r ı l a ra ulaşılmasına imkôn verdi. Uluslara rası a l a n ­ daki bu değ işmeler, Federa l A l m a n Cumhuriyetinde AKP' n i n de a ktif ola­ rak katıld ı ğ ı geniş demokra tik hareket ve aynı zamanda şimdiki federal hükümetin daha gerçekçi d ı ş politikası, SSCB, PHC ve ADC ile FAC ara­ sında antla şm a l a r imzalan masına yol açtı. Avrupa kıtası nda « soğ uk harp»ten gerginliğin azaltı l masına doğru geçiş dönemi başladı. Barış içinde yanyana yaşama prensipleri, toplu m sal d ü zenleri ayrı devletler ara­ sındaki ilişki lerde g itgide daha büyük ölçüde kabul ed i len norm l a r hal ine geldi. 20


Sosyal i st kampın başa rılı b a rışsever politikası, yeryüzünde barışın güç­ len mesine yard ı m ediyor. Bu politika, emperya lizmin en saldırg a n ve en gerici k uvvetlerinin eylem a l a n ı n ı s ı n ı rlıyor. Bu politikanın uyg u la nması sonucu o l a ra k meydana gelen olumlu değişmeler, memlekette, emek'çi halkın ve onun komün ist partisinin önünde, politik, ekonomik ve demok­ ratik haklar için mücadele bakımından, bütün emekçileri ilgilend iren so­ runların çözümü bakımından yeni perspektifler açıyor. AKP, barış için mücadelenin, bugü n kü aşamada işçi ha reketi nin en önem l i ödevi olduğ unu ve bu mücadelenin henüz sona ermed i ğ i n i hiç bir za man unutmuyor. Şil i'de, Ya k ı n - Doğ u'da, Portekiz sömürgeleri nde ve Ç i n - H indi'ndeki olay­ lar ve ayn ı zamanda FAC'nin politikasındaki bazı teh li keli nokta lar, em­ perya l izmin sa l d ı rgan ve gerici kara kterinin hiç bir s u retle değ işmed i ğ i n i tek ra r ortaya koyuyor. Gerg i n liğin azaltı lmasını istemiyenler, Federal Cum­ h u riyette de, evvelki g i bi harıl harıl ça l ışıyorla r. Bu d u rum, bütün barış­ sever ve demokratik güçlerin daimi bir uya n ı k l ı k göstermeleri ni gerek­ tiriyor. AKP, şimd iki FAC hükümeti nin izled iği d ı ş politikanın, gerginliği aza It­ ma d ôvasına hizmet eden yön lerini destekliyor. Fakat Amerikan em per­ ya lizmi politikası n ı n hükümetçe kayıtsız-şa rtsız onaylanmasına karşı, askeri bütçen in a rtırı lmasına ve NATO'culuğa ka rşı kesinlikle mücadele ediyor. Z i ra bu politik doğrultu, ne gerginliği azaltma ça b a l a rı na , ne Avrupada ' güvenlik ve işbirl i ğ i n i güçle n d i rmeye, ne de FAC h a l k ı n ı n ul usa l men­ faatlerine uyg un düşüyor. H DB/HSB'nin ve federal hükümeti n, Portekiz'de, ispanya ve Yunanistan'da, Lôtin Ameri ka'da, Afrika ve Çin-Hindi' ndeki d i ktacı ve ı rkçı rejim ieri açı k veya gizli biçimde desteklemeleri de mem­ leketi m izin menfa atleriyle çelişik bir d u ru m ya ratıyor. H a m burg Kongresi kürsüsünden FAC emekçi halkının ulusal menfa at· lerini savunan Alman Komün ist Partisi, Bundestag'da temsil ed i len her üç parti nin şovi nizmini ve mill iyetçi demagojilerini kesinlikle şuçladı. O n l a rı n , memleket halkının bi lincinde, bi rleşik v e t e k bir A l m a n m i lleti n i n varl ı ­ ğ ı na i n a n m ı ş g i b i b i r sabit fi krin yer etmesini sağ lama yönündeki çırpı n ış­ ları gerçeğe ayk ı rı d ı r. Top l u m sal d üzenleri ayrı olmak üzere iki Alm a n devletinin va rlığı çokta n tartışma götürmez b i r gerçektir v e a rtık u l usun birliği diye bir şey yoktur. iki Alman devleti a rasındaki il işki lere gelince, bu ilişkiler, ancak barış içinde yanya na yaşama prensipleri temeli üze­ rinde gelişme gösterebilir. AKP, a rtık ulaşı i m ı ş bulunan sonuçların dönüşsüz k ı l ı n ması ma ksadiyle, halkı, gerginliğin aza ltı lması ve barışın güçlendirilme si yolunda daha i leri a d ı m l a r atı lması yara rına elden gelen her şeyi ya pmaya çağ rıyor. Parti ­ miz, FAC'de bütün demokratlara ve barış tarafta rl a rına, yak ı n geçmişte i m ­ za lanmış olan a ntlaşmalara titizlikle uyulması ve bunları n hükü m lerinin yeri ne geti ril mesi için, ADC ile ed imsel iyi komşul u k ilişkileri kurulması 21


ıçın, silôhla n m a n ı n s ı n ı rlanması ve s ilôhsızlanma konusunda FAC' nin y a pıcı bir tutum ta kınması için, Nükleer Silôhların Yay ı lma ması AntIaş­ mas ı ' n ı n FAC ta rafı ndan onaylan ması için, ABD ve AET ile ilişkilerde FAC'nin ul usal menfaatleri nin korun ması için, faşist ve ı rkçı rej i m ierin ve ul usa l kurtuluş hareketi ni boğ m a k isteyen bütün em peryalist kuvvetlerin desteklenmesinden vazgeçil mesi için elbirliğ iyle mücadele etmeleri öneri­ sinde bulunuyor. AKP d ı ş politikaya i l işkin olan bu isteklerini hükü mete ve pa rlô mentoya d uy u rmuş bulunuyor. Bununla beraber, pa rtim iz, işçi sınıfının politik ön­ cüsü olara k, dış politikayı yönetici çevrelerin imtiyazı saym ıyor. Dış poli­ tika bütün FAC halkın ı n menfaatleri konusudur. Netekim, memlekette 1 972 yılında y aygınlaştığ ı görülen y ı ğ ı nsal hareketler, barışsever ve demokrotik g Cıçlerin dış politikay ı kendi dôva ları bell iyerek a ktif biçimde katı l d ı kları ta ktirde, bunun olumlu sonçulara ulaşı l mas ına yol açtı ğ ı n ı ispat etm iştir. AKP Moskova'da yapılan Düny a Barışsever Güçler Kongresi'nin çağ­ rıs ı n ı d a aynı görüş ve tutumla karşılay ı p ben i msemiştir. Bi lindiği g i bi, bu tarihsel belge, bütün iyiniyet sahiplerini, barışı sağlama ve gerginliği azaltma dôvas ı n ı kendi el lerine al maya, barış içinde yanyana yaşama prensiplerinin bütün d ünyada yerleşmesinin sağ lanması i��in yeni girişim­ lerd e bulunmaya çağ ı rmaktadır. AKP'nin mem leketi mizin menfaatlerine tama men uygun olan dış pol itika progra m ı ve ey lemi de bu çağ rıya yapıcı bir katkıd ı r. iii. Sosyal, politik ve top l u msal çelişkilerin birikimi çağ daş kapitalizmin ayırıcı vasfıdır. Ka pitalizm derin bir genel bunalım geçirmektedir. Onun ekonomik ve finans pol iti kas ı n ı n saplandığı çıkmaz sokak, enflôsyonun görül med ik ölçüde a rtmas ı , her za mankinden daha h ı rslı bir kôr y a rış­ mas ı , emekçilerin omuzları n ı çökerten sosyal -politik ezginin şiddetlen mesi, silôhlanma yarışından m ua zzam kazançlar y ı ğ a n büy ü k sermaye y a ra ­ rı na a la bildiğine y ü k l ü harca m a l a ra girilmesi v b . bu genel b u n a l ı m ı n kanıtla rı d ı r. Ham burg Kongresi, hesabı verilen dönemde ed in ilen tecrü­ beye dayanarak şu sonucu çıkarm ı ştı r : Sınıfs a l çelişkilerin keskin leşmesi, sosyal çatı şmaların a levlen mesi, demokratik hareketlerin gelişmesi, top­ l umsa l örgütlerde ve politik partilerde i lerici a kı m ların beli rmesi, işçi s ı n ı ­ f ı n ı n eylem birliğ ini sağ lama v e demokratik bağ laşmalar ku rma yolunda yeni olanaklar y a ratmakta d ı r. AKP Düsseldorf Kong resi üzeri nden geçen zaman, işçi s ı nıfının, bu s ı n ı ­ f ı n sen d i kaları n ı n , kadın ların, ü niversite gençliğ i n i n, köyl ülerin v e diğer emekçi ta bakaları n ı n sosya l ve politik haklar uğrunda geniş savaşçı çıkış­ Iarına sahne oldu. Hayat, 1 969 y ı l ı nda Komü nist ve işçi Partileri Uluslara ­ rası Danışma Toplantıs ı ' n ı n çıkard ı ğ ı sonucun, y a n i kapita l izmin sosy a l 22


ekonomik kara rsızlı ğ ı n ı n a rttığı, sınıf mücadelesi nin ise yükseld iğ i hük­ münün ne kadar doğ ru olduğ unu ta mamiyle gözler önüne serdi. FAC, işçi sınıfı n ı n sebatla çal ışması, teknisyen, mühendis ve bilginlerinin yaratıcı zekô l a rı sayesinde yüksek derecede sanayileşmiş ve varlıklı bir mem leket olm uştur. Fa kat FAC emekçi halkı, hızla a rtan enflôsyon yü­ zünden n ice yoksulluklara katlanmak, eğ itim-öğretim sisteminin, meslek öğ reniminin gayet kötü örgütlen mesi yüzünden, sağ l ı k ya rdı mlarının yeter­ sizliği yüzünden, doğ a l çevre kirlenmesi, ulaştırma v e taşıt keşmekeşi yü­ zünden sayısız acı lara katl a n m a k zorunda b ı rakı lmaktad ı r. Ham burg Kongresi'nde belirtildiği üzere, bu d u rum, memlekelte kon­ sernlere sah i p bir avuç kapitalisti n emekçiler tarafından yaratılan bütün değerlerin aslan payı n ı hiç bir engelle karşılaşmadan beni mseyebildiği bir toplumsal düzen hüküm sürmesinden i leri gel mekted i r. işin kötüsü, bir­ kaç m i lyarder n ice işlere karışı r ve nice işlerin çözümünde ilk ve son söze sa hip o lu rken, halkın önemli b i r çoğ unluğu mem leketin hayatı üzerinde her hangi bir etki yapma olanağından hemen hemen büsbütün yoksund ur. Ve ne yazık ki, Bon hükümeti (şimdiki B randt hükümeti de d a h i l) , çokta n ­ d ı r her şeyden önce ye rl i v e yabancı k on sern le ri n çı ka r larını kollayan bir pol itika gütmekted ir. Mem leket 1 974 yılında d a ha sert bir sosya l - politik hava içine g i rmiş bulunuyor. B u d u ru m ve k o şu l l a r , AKP' n i n kendi sosyal-politik i steklerini

ve a lternatifleri ni daha a rdıcıl ve ısrarlı biçimde i leri sürmesini ve daha kesi nl ikle savunmasını gerektiriyor. Hamburg Kongresi tarafı ndan, halkın sosya l hakları n ı n savunul ması yolunda ileri sü rülen ertelenmez ted bi rler böyle bir politika için geniş bir temel olabilecek n iteliktedi r. Kanı m ı zca, emekçiler için, enflôsyon un son uçları n ı g idermen in başlıca a racı, günde­ li kierin a rtması ve pa h a l ı l ı k z a m l a rı n ı n önlenmesi için mücadeled i r. Emekçi halkın ve gençl iğin günlük sosya l, politik ve kültürel menfaatlerini d a ha a ktif biçimde savunan AKP, aynı zamanda şunu açıklamakta d ı r : Ka pita­ list düzen koşulları içinde emekçileri candan ilgilendiren problem lerin kökten çözü lmesi olanaksızdır. Parti nin, a nayasayı özünden yoksun etmeyi a m açlıyan denemelere karşı, demokratik hakları savunma ve genişletme, Düsseldorf Kong resi tezlerinde ileri sürülen köklü toplumsal dönüşümleri gerçekleştirme mücadelesi so­ runlariyle i l g i l i görüş ve önerileri bu defa daha da gelişti riidi ve konk­ releştirildi. AKP, yöneldiği sosya list hed efi bir an bile gözden kaçırmadan, bir yandan kapitalizmde emekçi h a l ka yarınla r i'ç i n d a ha büyük bir güven, daha geniş demokratik hak ve özgürlükler sağ laya bilecek reformla r için a rdıcd olara k mücadele yürütmekted i r. Biz bu reformlar için mücadeleyi sınıf mücadelesi sayıyoruz. Bu g i bi reformların gerçekleştirilmesine i l işkin öneri ler ileri sürerken, daima, emekçilerin durumunun anca k büyük ser23


mayenin çıkarla rına dokunulara k iyileştirilebileceği tezinden ha reket edi ­ yoruz. işte bundan ötürü « ha l k ı n eliyle yaratı lan n i metler h a l ka ait olma l ı » d iyen eski işçi şiarı, bugün her za mankinden d a h a a ktüel yankılar yap­ m aktadır. AKP, end üstrinin, askeri-sa nayi tekellerinin, bankaların ve si­ gorta konsern lerinin bütün önemli kolları n ı n toplu msal mülkiyete çevril ­ m esi, bunlar üzerinde kesin b i r demok ratik kontrol uygulanması gereğ i n i bir kez d a h a beıütmiştir. Kaldı ki, bu i steklerin yerine geti ril mesi FAC Ana Kanun'unun 1 5. maddesinin ruhuna ta mamen uyg u n dur. Ne var ki, sosyal ilerleme sadece reformlarla olup bitmez. Biz köklü toplumsal dönüşümler iıç i n m ücadele ediyoruz. Bununla bera ber, AKP, d e mokratik reformları, büyük sermaye egemenliğ i n i n s ı n ı r/anacağı, mem­ leket ekonomisi, devlet politikası ve toplumsal işler üzerinde emekçilerin çözüm leyici bir etki yapabilecekleri a nti- monopolist demokrasi yönünde atılan a d ı m la r sayıyor. B u a nti- monopolist demokrasi FAC'de sosyalizme yol açmakla ödeviidir. Sağcı oportünistlere gel ince, bunlar, bütün musi betlerden kurtu luşun çaresini, kopitalizmin reformlarla ıslahı nda görüyorlar. «So l » sekterler ise, g ericiliğin gökte a ra rken yerde bulduğu sözde devrimci şia rlar ve metat­ lar öneriyo rlar. Berikiler de, ötekiler de, işçi sın ıfına ve köklü toplumsa l dönüşümler uğrundaki devrimci mücadeleye yarar sağ lamak şöyle d ursun, d ü pedüz bir hayli zarar veriyorla r. Bu d u rum, H a m burg Kongresinde okunan eylem ra porunda ve ya pılan konuşma l a rda iyice belirtil miştir. Kongre, sağ ve « so l » oportü nizmin bütün türlerine ka rş ı şiddetııi bir ideo­ l oji k - po li ti k mücadele açm ıştır. AKP iç politika i le ilgili önerilerini ileri sürerken, emekçilerin hayati menfaatlerin i n, ya lnız işçi sınıfı n ı n kenetli saflar halinde mücadele yürüt­ tüğü ve bu m ücadeleye işçi ve öğ renci gençliğ in, diğer emekçi tabaka­ l a rı n ı n daha geniş ölçüde katı ld ıkl a rı koşu l la r içinde başa riyle savun u la ­ bileceği tezini kend ine çıkış noktası ya pıyor. S ı n ıf savaşı tecrübesi şunu öğretiyor : Sosya l-demokratlarla komünistlerin epeyce ortak menfaatleri vard ı r ve bu ortaklık, ASDP sağcı yöneti m i nin anti - ko m ü n i st kara r la rından d a h a güçlüdür. işçiler a rasında eylembirliğ i sağ l a ma, komünist, sosya l­ demokrat ve pa rtisiz, Alman ve g öçmen işçi leri aynı bayra k altında top­ l a m a m ücadelesi, partim izin tüm politikasının temel soru n ud ur. Bu eylem­ birliği orta m ı n ı ya rata bilmek a maciyle en küçük bir menfaat uygunluğun­ dan bile yara r/anma çabası, gayet doğ a l olarak, bugün mevcut d üzen in temel leri ni savund uğunu açı klayan sosya l-demokrati k yöneti min kapita­ lizm y a n l ı sı politikasını prensi pçi bir tutumla eleştirmekten kaçın mayı ge­ rektirmez. AKP, sosya l-demokrat yönetici lerin, emekçileri şu veya bu tarzda e mperya list sistemin a ra basına, tekel lerin ç ı ka rları hizmetine koşma yö­ n ü ndeki bütün eylem lerini kesi n l i kle açığa vurmaktad ı r. 24


Kongre, memlekette işçi hareketinin önemli bir kaza n ı mı olan sendika l birlik dôvas ı n a AKP'nin değ işmez bağ lılığını bir kez d a ha beHrtmiştir. Bundan ötür üdür ki, AKP, tekellerin, HDS/HSS'n in, sendika lar ı zayıf/atma, parça lama ve iş'çi s ı nıfını büyük sermayeye tabi k ı l ma denemelerine k arşı mücadele y ür ütmektedir. Kongre, sağcı oportün istlere karşı, aşırı solların, Maoist ve Troçkist grupların bölücü ey lem lerine karşı d a aynı kesi n l i k le cephe a l m ı ştı r.

ıv.

AKP, Hamburg Kongresi'nden önce büyük boşar ı lara ulaşmıştır. Emek­ çiler arasında partinin itibarı ve etkisi gözle görülürcesine artıyor. Yol­ d aşları mız, yığınlar arasında çalışırken, nice somut işlerde parti hareket hattı nı gitg ide daha becerikli ve başarılı biçi mde uyg u l uyorlar. Partin i n hafta l ı k gazetesi .. Unsere Zeit», g ü n l ü k ç ı kmaya ba şladı. Fakat kongre sadece ken d i ken d inden hoşnutlukla yetinemezdi. Şu gerçeğ i açı kça söy led i k : Parti mizin g ücü ve etkisi, giderek keskinleşen s ı n ı f savaşın ı n gereklerine, Avrupoda v e FAC'nin kendi içinde oluşan değ işmeler i n do­ ğ ur d uğ u olanaklara hôlô cevap verebilecek düzeyde değildir. Parti mizin birinci ödevi, y ine, saflor ı n ı pol itik ve örgütsel b a k ı m d a n g üçlen d irmek, üye say ıs ı n ı artır mak, .. Unsere Zeit» gazete�inin okuyucu çevresini genişletmek olarak kal ıyor. Par�ômentoda üyel i k yeri kaza n m a mücadelesi ba kı mından da y e n i y o l v e yöntemler belirlenmiş b u l u n uyor. Kongre, bütün AKP yöneti m organ l a rı n ı , ta ban örgütlerine ve her şeyden önce büy ü k işletmelerdeki parti g ruplar ı na, g ü n l ü k sorunlarını çözümünde çok daha yakından ve a ktif olar a k y ar d ı mda bulunmakla ödevlendirdi. ideoloji k sınıf m ücadelesi nin gitgide şiddetlenmesinin, AKP'nin ideolOj i k ça l ı şma lara v e propoganda işlerine d a h a büy ü k bir önem ver mesi n i gerektirdiğine de işaret ed ildi. Yığ ı n l a r arasındaki eylemin daha barşar ı l ı olabil mesi için, parti yöneti­ minin ve parti gruplar ı n ı n, her şeyden önce işletmelerde gençl i k arasın­ daki çalışmalar üzer inde, komünal politika alanındaki çalışmalar üzerinde d i k katlerini yoğ unlaştırmaları gerekiyor. AKP'nin kanısınca, bu ça lışma ve bununla birlikte iler ideki bütün seçi m ka mpanyalar ı na katı lım, partinin y ı ğ ı nlar aras ı ndaki etkisi n i n d a ha da artmasına yol açmaktadır. Alman Kom ünist Partisi, d ünya komünist hareketinin birli k ve sıkı toplu­ luğunun g üçlen mesi dôvas ı na bundan böyle de katkıda bulun maya, anti­ em peryalist mücadelenin yayg ı n laştır ı l masına y ar d ı m etmeye çal ışacaktır. Partimiz, kongre kararlar ını k ı lavuz edinerek, bir yandan, Ç,in Komünist Partisi yöneticilerinin Maoist pol iti k hattına ve bunun FAC içindeki taraf­ tarlar ı na karşı do kesinli kle m ücadele edecektir. 25


H a m b u rg Kong resi, AKP'nin sarsı l maz proleta rya enternasyonalizminin, a nti-em pery a l ist a ktif daya nışması n ı n parlak bir gösterisi oldu. Bu kongre, AKP'y le ul uslara rası komün ist ve işçi hareketinin öncüsü olan Sovyetler Birliğ i Komün ist Partisi ve ADC'de Marks, Engels ve Len in fikirlerini ha­ yata geçirmekte olan Alman Sosya list Birl i k Partisi a rasındaki dostl uk il işkilerinin ne kadar sağ l a m ve sa mimi olduğunu gösterd i. Kongre, AKP'­ nin sosya list ve ka pita list ül kelerdeki diğer kardeş pa rtilerle dostl uk iliş­ kilerini de d i le getirdi. AKP kendisi için yeni ödevler belirlemiş ve kom ü nistlere özg ü ça lışkan­ l ı k, metanet ve enerjiyle bu ödevleri yerine getirmeye koy u l muştur. Alman Komün ist Pa rtisinin, memleketimiz emekçi halkının menfaatlerini savu nma ve gerçekleşti rmede yeni başa r ı l a r elde edeceğ i nden emin olabiliriz.

26


Komünist moralin gücü Alvaro Kunyal Portekiz Kom ünist Partisi Genel Sekreteri Ya lnız devrimci a maçların ve eylemlerin yücel iği değil, moral (ahlôki) prensiplerin soy l uk l u k ve yüksekl iğ i de komünistlere özgüdür. Proleta rya nın yaşama ve çalışma koşu lları, ser mayeye karşı y ürüttüğü m ücadele, sosyalist devri m i n üstün gel mesinden sonra sömürüden a zal yeni top l u m komün istlerin mora l i n i n objektif temelini teşkil eder. Bu mo­ ralin başlıca sü bjektif etkeni, Marksizm-Leninizmi kı lavuz edi nen devr i mci öncünün oynad ı ğ ı eğ itici l i k rolüdür. Komünistlerin morali burjuva moralinin karşıtıdır. Proletary a n ı n ve pro­ letarya pol itik öncüsünün sa hip olduğu devrimci gücün organik bir bölümü olan bu moral, d ü ny a n ı n değ iştir i l mesinde « maddi g üç » olarak eyle!' gösterir ; geleceğe yöneliktir ve insa n ı n kendisinde oluşan değişimlerin ana çizgiler i n i ortaya koyar. Komünistler in m or a l i, köken i, öze l l iğ i, oluşumu ve gelişmesi bakımından sın ıfsal m or a l d ir ; a n a içeriği kapitalizmden sosyalizme geçiş olan çağ ı n devrimci proleta ryası n ı n m ora l i d i r . Marks, Engels ve Len in, ebedi, m utlak, her s ı n ı f için, bütün çağ lar ve bütün koşullar için elverişli bi � mor a l görüşünün, bundan ötürü de « hiç bir zaman ve hiç bir yerde uygulanabilir olmıya n » ( I) moral görüşünün tutarsızlığ ı n ı gözler önüne ser d iler. Uzlaşmaz zıtlıklarla çatış ı k sın ıflardan oluşan toplu m larda moral d a i m a sın ıfsal o l m u ş ve daha ziyade sosyal hayat koşul lar ı nca belirlenmiştir. Engels şöyle d iyor : « . . . insanlar, görüş­ lerini, bilerek veya bilmiyerek, ensonu kendi sınıfsal durumlarının d ayan­ dığı pratik Hişkilerden, yani üretim ey leminde bulundukları ve ürettikleri m a lları a l ı p verdikler i ekonomik koşul lardan edi n m ektedirler. » (2) Mora l i n , tüm üstyapı gibi, kendine özgü bir kesintisiz ve nispi bağ ı msız gel işmesi vardır. Proleta rya morali, yü kselen sınıfın b ı ra ktı ğ ı , sosyal ada­ letin egemen olaca ğ ı bir d ü nyayı ve insanın kemale ermesini a sırlarca düşlemiş ve bu uğurda savaşmış olan en par lak zekô l a rı n bıra ktığ ı törel m i rasın ilerici n itelikteki her şeyini benimsemiştir. Fakat bu mor a l i n esas özü geçmişin m irası unsur lar değil, proletaryanın ta biatı ndan, amaçların­ dan ve tarihsel ödevinden doğan yeni un surlardır. Kapita l izmin çür ü me­ sine ve can çekişmesine, bütün dü nyada proletarya dôvası n ı n üstün gelme

( I) B k : K. Marks ve F. Engels, Eserler, C . 21 , s. 298. (") K. Marks ve F. Engels, Eserler, C . 20, S . 95. 27


kaçı n ı l mazlığına ta n ı k l ı k eden maral uzlaşmaz zıtl ı k, işçi sın ıfı ile bur­ j uvazin i n menfaatleri a rasındaki uzlaşmaz zıtlığa uyg un d üşmektedir. i şçi sınıfı nı n , emekçi yığ ı n larının ve kölelik boyun d u ruğuna vuru l m uş halkları n, ezg i, baskı ve teröre d ayanan devlet makinesi ve ha rpler ya r­ d ı m iyle söm ü rü l m eleri, burj uvazi nin moral çehresini ve d avra n ı ş ta rz ı n ı , . ya n i insafsız bencillik ve bireyciliğini, insa n la rı n kaderine ilg isizliğ ini, a lçaklı k ve satı i m ı şlığ ı n ı , kültürel ve mô nevi değerleri basit eşya ve nes­ neye çevirmede büsbütü n vicdansızlık ve a rsızlığını belirler. Ka pitalizmin genel buna l ı m ı n ı n derinleşmesiyle, burj uvazi, her türlü a h l ô k kura l ı ile ilişiğ ini keser, gitgide daha çok ahıôksızlaşır. Söm ü rü lenler a rasında d i n­ sel mora l i pasiflik ve uyuşu kluk öğ ütleme a racı olara k kullana kullana, kendisine tüm emekçileri ve hakları söm ü rme olanağı veren her şeyi yasa­ laştı rı r. Proletaryaya gel ince, bu sın ıfa devri mci gücü veren temel etkenler, aynı za ma nda onun başlıca a hlôki çizg ilerini bel irlend i rir. Proletaryan ı n en çok sömürülen sınıf olma d u rumu, i ri ü reti mdeki rolü, sayısı, menfaat ve a m açları n ı n toplumsal g elişme objektif kanunları n ı n eylem doğ rultusuna uyg u n l u ğ u v e aynı za manda, proleterlerin, « Ko m ü n ist Pa rtis'i Man ifesti "nde denil d iğ i gibi, devrim lerde zincirlerinden başka bir şey kaybetm iyecekleri, a m a bütün d ü nyayı kazanaca k l a rı gerçeğ i g i b i hususların hepsi, proleterlerin sava şkan lığ ı n ı , azimliliğini, örgütsel liğ ini, topluluğunu ve daya n ışmasını, yard ı mlaşma a l ışkanlığ ı n ı , disiplinini, fe­ d a kôrl ı ğ ı n ı , dôvaya a d a n mışl ı ğ ı n ı , kendi gücüne ve geleceğ ine inancını bel irler. Bütün bunlar, proleta ryayı « gerçekten devri mci sınıf" (�) ve « so­ nuna kadar devri mci olma " (',) yeteneğ ine sa hip biricik sınıf yapa r. Proletarya n ı n moral prensipleri, bazı l a rı n ı n iddia ettikleri g i bi « kişiyi yığ ı n l a r içinde eritmez", her şeyden önce kişiye sınıfının moral gücünü kazandıra rak, onun bilinçlilik ve özlü ğ ü n ü gelişti ri r. Proleta rya mora l i n i n oluşumu, sosyal ta biatı bakı mından, daha başlangıçtan itiba ren, insa n ı n yükselmesi v e yetkinleşmesi sürecidir. Proleta rya n ı n « bütün emekçilere ve sömürülen yığ ı n l a ra " Ci) önderlik rol ü n ün, bizzat kendisinin ve yığ ı n la rı n eğ itim iyle moral yükselişi bakı m ı n ­ dan özel bir önemi vardı r. Proletarya y a l n ı z t a b i tutu lduğu söm ü rüye karşı m ücadele etmekle kal maz, aynı za manda « hangi sınıflara yönelik o l u rsa olsun, bütün ve her türlü keyfi lik ve ezgicil ik, zorba l ı k ve yolsuzluk bel i r­ tilerine" (G) k a rşı tepki gösterir, b u n l a ra karşı m ücadele eder. V. i. Lenin'in bel i rttiği g i bi, « proletarya, ancak bütün emekçilerin ve sömü rü lenierin

(:1) K. Ma rks ve F. Engels, Eserler, c. 4, s. 434. (4) V. i. Lenin, Bütün eserleri, c . 39, s. 279. (5) V. i. Lenin, Bütün eserleri, c. 33, s. 25. (tl) V. i. Lenin, B ütün eserleri, c. 6, s. 69. 28


öncüsü o l a rak, sömürenlerin alaşa ğ ı edilmesi savaşında onla rın önderi olara k ha reket ettiği ve m ücadele yü rüttüğ ü ta kdirde, gerçekten devrimci s ı n ıf olabilir . . . " (7) Bütün sömü rülen ierin önderi ve savunucusu sıfatiyle proletaryan ı n rolü, bu sınıf temsilcileri n i n ve öncüsünün saflarında, soyl u l u k ve her şeyde daya n ışma ve fedakôrl ı k gibi mora l n itelikleri artırmaktı r. Proleto rya n ı n , proleter o l m ıyan sınıf v e ta baka l a r (özellikle köyl üler v e ş e h i r k ü ç ü k bur­ j uvazisi) a rasındaki etkisi, o n l a rı n kend i sınıfsa l kökenleriyle şartlı eski görüşlerden silkinmelerine ya rd ı m etmekted i r. Proletarya n ı n politik rol ü kon usunda an layışsız d avran ı ş, kaç ı n ı l maz olara k mora l a l a n ı n a yansır. Dyle ki, toplumda proleta rya n ı n yönetici l i k �olü küçümsend i ğ i ta kdirde, bununla, burj uvazinin moral etkisine büs­ bütün kapı açılmış o l u r. Sekterl ik, sömürülen ve ezilen diğer sınıf ve tabaka ların menfaatleri konusunda proleta ryaya ilgisizlik aşılama ça ba­ ları, moral dediğ imiz ma nevi g ücü temelinden sa rsar. Proletarya ve komünist mora l i n geliş mesi, sınıf savaşı n ı n gelişmesiyle, işçi sınıfının politik bilincinin yü ksel mesiyle, hedeflerinin o l uşması ve örgü­ tünün yetkinleşmesiyle, yü rüttüğü kurtu luş sava ş ı n ı n başa r ı l a rı ve zafer­ Ieriyle atbaşı g ider. Bu sü reçte dört aşama belirti lebil i r. Birinci aşama, bili msel sosya lizmin doğuşuna kada rki dönem d i r. M a rks ve Engels'in belirttikleri gibi, o zaman, proletarya morali kendiliğinden gelme, insiyaki bir oluşma gösterir. Doğ rudan doğ ruya işçilerin yaşama ve çalışma koş u l l a rından doğ a r ve b u rjuva m oraline karşı olara k gelişir. Sömürücü burj uvazinin ezgiye tabi tuttuğ u proletaryanın mora li, o zaman, daha çok, « bu egemenliğe karş ı d uyduğu hoşnutsuzl u k ve öfkeyi d i l e geti rir v e ezilenlerin ileride, gelecekteki menfa atleri n i temsil eder. » (8) ikinci aşama, bilimsel sosyalizmin doğ uşuyle başlar. Bu aynı za manda proletaryan ı n m ücadele hedefleri nin ve tarihsel ödevleri n i n belirlen mesinin başlangıcı d ı r. Ma rksizm s ı n ı f mora l i n i ya ratmaz ; onu yalnız açıklar, ta n ı ml a r, sistematize eder, gelişti ri r, yabancı olan her şeyden a rı n d ı rı r, her günkü m ücadeleyle bağ l a r ve Ma rksizm-Len in izmi kı lavuz ed inen p ro­ letarya nın gerçekleştirmekle yükümlü olduğu devri mci dönüşümler bakı­ m ı ndan b u m o ra le perspektif verir. üçüncü aşama n ı n başlangıcı, yeni ti pten proletarya pa rtisinin kuru l u ­ ş u n a , Leni nci devri mci öncü n ü n ortaya çıkmasına rastlar. Yen i tipten pa rti yeni tipten devri mcileri oluşturmuştur. Onların temel moral n iteli kleri, pro­ leta rya n ı n tipik çizgileri n i n yüksek örneğ i olup, bu n itelikler sı nıfları n ve yığ ınların üzerinde büyük bir etki yapmıştı r ve yapmaktad ı r. (i) V. i. Len in, Bütün eserleri, c. 4 1 , s. 1 70. (8) K. Ma rks ve F. Engels, Eserler, c. 20, s. 96. 29


Dörd üncü aşama, Büyük Oktabr Sosya list Devri mi'yle ve proleta rya n ı n iktidarı ele geçi rmesiyle başlar. Proletarya, sömürülen v e ezilen s ı n ı f ol ma kta n çıkara k yönetici s ı n ı f h a l i n e gelir. ü reti m a raçları üzerinde top­ lumsal mül kiyet gerçekleşti ri l i r ; menfaatlerin uygunluğu, sosya list demok­ rasi, u l usların ve her ı rkto n yurttaşların, kadın ve erkeğ in eşitliğ i temeli üzerinde birleşmiş dost sınıflardon oluşan topl um, d a ha önceki lerin hep­ sinden kökten farklı olon bir mora li n gelişmesinin objektif temelini teşkil eder. iktidarın proleta rya tarafın d a n ele geçiri l m esiyle, yeni toplu m u n kurucusu olan yeni insa n ı n yetişti rilmesi sorunu da ortaya çıkar. Komünistler, devrimci öncüsü oldukları s ı n ıfın a h l ô k ı n ı n boş temsilcileri­ d i rIer. Komünist mora l i, proletarya n ı n menfa atleri ne, özlemlerine ve amaç­ larına ta mo m iyle uyg u n d u r. Bu mora l, devrimci eylem a racı olarak, kapi­ talizmi ve insa n ı n insanı sömü rmesini o rtadan kaldırma, sosya lizmi ve kom ünizmi kurma mücadelesine hizmet eder. Politik idealler, devrimci pratik ve parti n i n eylemi, proletarya mora l i n i. komüni st mora l i geliştiren ve zenginleştiren güçlü etkenlerdir. Politik idea l l e r, insa n l a rı n psikolojik sa n ı larına ve davra n ış l a rı na etki ya pmakta, moral kavra m l a r üzeri ne, dolayı siyle d avra n ı ş çizgisi ve a l ı ş ­ k a n lı kları üzerine de geçmektedir. Proletaryanın mücadele a maçları n ı n ve ta rihsel ödevlerin i n kavra n ­ üstüne yeni ahlôkta yansıyan yeni bir görüş doğ maktad ı r. Sömü rüye ve sömürücülere, ezgici liğe ve ezgicilere ve her türlü asalaklığa tah a m m ü lsüzlük, ada letsizliğe ka rşı tepki , u l us, ı rk ve cins ayı rı m ı yapı lmaksızın bütün insanların hak eşitliğini ta n ı ma, polit'ik hedeflerle zorun l u olarak bağ l ı moral kavra m l a rı haline gel mekted i r. masında, artık, insan yaşam ı

Emekçilerin m ücadelesinin a maçla rı n ı hayata geçiren Okto b r Devrim i (daha son ra da, üstürı gelen bütün d i ğ e r sosya list devri m ler), ya l n ı z işçi s ı n ıfı n ı n örgütüne ve devrimci eylemine güçlü bir hız kaza n d ı rmakla kal­ madı, bütün ü lkeler p ro leta rya s ı n ı n ve öncelikle proleta rya öncü sünün bili n ç bakımından yükselmesine ve moralinin oluşması n a yardım etti. Her m em lekette devri mci süreci n ve yeni topl u m u n kendine özgü çiz­ gilerin i n doğduğu veya doğacağı özg ü l koşullar vard ı r. Sosya l izm ise (bugün Sovyetler Birliğinde ve diğer sosya l i st ü l kelerde kurulduğu biçim­ de) temel çizg ileri itiba riyle, bütün sömürülen ve ezilen lerin yürüttü kleri mücadelen in idea l i ve kend i g e leceklerinin a s ı l örneğ id i r. B u ra d a a rtık, 1 9 1 7 y ı l ı n da olduğu gibi teorik bir öngörü değ i l , tarihsel bir dôva, ulus­ l a ra rası proletaryanın e n muazzam kazanımı, yani e n güzel hayalden ' bin kere daha büyük çeki m ve i n a n d ı rma gücüne sahip bir kaza n ı m söz­ kon usud u r. Ve uğrunda m ücadele yürütül mekte olan sosya l izmin, reel o l a ra k kurulmuş sosya l izme ka rşı konulduğu yerde, proleta rya n ı n ve onun devrimci öncüsü nün ideolojik, politik ve mora l gücü zayıflama kta ve leke­ 'enrnektedir.

30


Her memlekette, mücadelenin birçak ülkede a rtık gerçekleşmiş bulunan sosya l düzen için yürütül mekte olması ve ayn ı zamanda Sovyetler Birliği­ nin ve öteki sosya list ü l kelerin kişiliğinde emekçilerin karşılı klı d ayanışma ve proletarya enternasyonalizmi i l işkileriyle bağ lı oldukları ana desteği görmeleri olayı, proleta rya ve komünist mora lini son derece güçlend i r­ mektedir. Proleta rya enternasyona lizmi, Marksizm - Leninizmin bileş'ik bir böl ü m ü olarak, kendi özl ü ğ ü bakı mından bir d ünya görüşü, politika ve töred ir. Bütün ü l keler emekçilerinin temel menfaat orta klığı, a ra l a rındaki birlik, (layanışma ve yard ı m la şma, sosyalist ü l keler ve bu ü l kelerin en değ işik koşullar a ltında savaşa n kom ü n ist pa rtileri a rasında ka rdeşçe dostluk ve işbirliği i l işki leri, ulusların ve halkların eşitl iklerininı tan ı n ması ve yakın­ laşma ları, dolaysız özel çıkarların genel ve ortak menfaatlere tabi k ı l ı n ­ m a s ı g i bi bütün proleta rya enternasyonalizmi çizgi leri, partilerin pol iti­ kasını, emekçilerin m ücadelesini esinlemekte, i nsanların mora l inin ve d av­ ra nış tarz ı n ı n oluşması n ı etki lemekted ir. Burj uva m i l l iyetçiliği, şovinizm, milliyetçi d argörüşl ü lük, soyutla n m a veya kend ine özgü politik v e ideolojik ayrıca l ı k eğ i l i mleri, m o r a l planda bencil his ve görüşler, ul usal ve ı rksal üstü n l ü k ve genel menfaatlere karşı ilgisizlik d uyguları doğurmaktadır. Proletarya enternasyonalizm i i se, b ütün mem leketleri n, bütün ı rk ı a rı n ve ul usların emekçileri ve komün istleri i'ç in soylu düşünce, d uygu ve davran ış, kolektivizm, kardeşl i k hisleri kaynağıdır, ortak menfaatler uğrunda her türlü fedakarlığa hazır oluş kaynağ ıdır. Politik ideal ve amaçlar a rtık kendiliğinden proleta ryan ı n moral gelişme etkeni olduğundan, devri mci pratik, bu gelişmede çözü m leyici bir rol oyna maktad i r. Devri mci pratik, davranış ta rzı ve a hlak biçi mlenmesinin, kara kter oluş­ masının iyi bir okulud u r. B u pratik, memleketin koşullarına, devri m aşa­ masına ve her a hvalde birbi rine uymıyan diğer durumlara bağlı olara k değişik biçimler a l sa d a , d a i m a somut hedeflere yönel ik, ciddi, sürekli, çetin bir mücadeledir. Savaşkan l ı k ruhu, mücadele azmi, « h iç bir zaman d u rmamak, hiç bir zaman gevşememek » Ci) çabası, birlik, yoldaşlık, da­ yanışma, fedakarlık, uyuşma ve dalkavukluğ u reddetmek, ya lnız başarı l a r­ dan değ i l, başa rısızl ıklardan da ders çıkara bil mek, toplumsal gelişme ka­ n u n l a r ı n ı tanı maya dayanan sağ la m bir iyimserlik, en güç durumlarda ve acı yenilgi a n larında bile geleceğe sarsı lmaz bir güven g ibi h ususların

CJ} K. Marks'ın şiirlerinden. Bk: F. Mehring, a u s dem literarischen Nach­ laS von Karl M a rx, Fried rich Engels und Ferd i nandi Lassa llo. Berlin, 1 973, Bd. 1, s . 28. 31


hepsi bütün memleketlerde komünistlerin tipik a hlôk ve davranış çizg ile­ ridir. Dünya devrimci süreci başarılı bir gelişme göstermiştir ve bundan böyle de basariyle gelişecektir. çünkü işçi sınıfına ve geniş yığınlara önder l i k eden komünistler h e m sağ l a m bir politik öngörüye. h e m de gereken mo­ ral g üce sahip oldukların ı göster mişlerdir ve bugün de göstermektedirler. Oktobr Devrimi'nden başlıyarak. her sosya list devrime. öncü nün büyük feda kôrlıklar ı olmadan zaferle son uçlanması imkônsız. çetin ve karmaşık m ücadelelerden sonra ulaşılabilmiştir. Proletarya devrimine ulaştıran uzun yol. kendileri n i büsbütün yüce ortak dôvaya hosretmiş olon m i lyonlarca komünistin olağanüstü büyük n ice fed a kôr l ı klarından g eçer. Sınıf çarpış­ m a larında. d evri mlerde. silôhlı savaşta. hoklı ha rplerde hayatl a rını veren­ ler. hapislerde ve toplam a k a m pl a rında öldürü lenler veya canava rca i şkencelere tabi tutulan lar. proletarya n ı n Marksizm-Len inizmle esi n l i öncü savaşçılar ı n ı n n e büyük bir m oral ü stünlüğe sahip oldukları n ı en inandırıcı biçimde göster m işlerdir. Ve yeryüzünde. bugün de. komün ist olanın hôlô kovuşturulduğu. tutuk­ landığ ı. işkencelere tabi tutulduğ u ve ağır cezalara, birçok haııerde ölüm cezasına ça rptırı ldığı veya öldürüldüğü birçok mem leket (Ha iti. Guate­ mala. Paraguay. Brezilya. Portekiz. i spanya. Yunanista n. G üney Afrika. Sudan. Endanezya. iran. Şili vb.) vardır. Yıllar yı l ı gizlilik koşulları n d a yaşa mak v e ça lışmak. birçok yoksunluğa katlanmak v e her on tehli kelere göğ ü s germek. k'i şiyi sağ l a m bir moral metanete ulaştırır. Bu gibi hal lerde pa rt i üyelerinin kardeşlik ve doyanışması eşsiz nitelik çizgileri kazanır. Hapislerde en goddar işkencelere d ayanan. ser ver i p sır ver meyen komü­ nist. fiziki metaneti ö l ü m le sona erse bile. moral metanetin sonu olma­ d ı ğ ı n ı . bunu hiç bir şeyin kıramadığını ve kırarnayacağını göstermektedi r. Marksizm-Len i n izm. küçük burjuvazi için geçer a kça olon .. kahra man­ kurtarıcdar ..a belba ğ la m a görüşlerine karşı koymakla beraber. m ücadelede devrimci öncüye yönetici l i k rolü ta n ı r. Komün istler için yığ ı n l ar tarihin yaratıcı ları. işçi sınıfı d a kapita l izmin mezar kazıcısıdır. Oncü nün ödevi. sınıfın ve yığ ı n ların bilincini ve savaş mô neviyatını yükseltmek. onlar ı savaşa yöneltmek v e zafere ulaştırmaktır. S ı n ı f ı n öncüsünün b u ödevi yerine getirme yeteneğ i birçok bakımdan mora li öncü nün moral d üzeyine yükselen proletarya ve komü nist a h l ô k ı n ı n geniş yığ ı n l a rı sord ığı devrimsel kobarış ve devri msel olaylar koşulları içinde elle tutu l urcasına kendini gösterir. Lenin şunları belirti r : « Devri m için . . . işçilerin çoğ unluğunun (ya d o herhalde bilinçli. kafa sı işler v e politik bakımdan a ktif işçiler çoğ unlu­ ğ un u n) bir dönüm zorunluğunu ta mom iyle kavra mış ve bu uğ urda ölüme kadar d a gitmeye hazır olduğu bir duruma ulaşılması gereklidir . (10) ..

(10) V. 32

i.

Lenin. Bütün eserleri. c. 41 . s.

70.


Demek oluyor ki, devrim için gerekli politik etkenler, ulaşı/mak istenen zafer a d ı n a öncünün her fedakôrlığa hazır bulunuşunu yığ ınlara da beni m setme moral etkeni eşli k etmelidir. Oncü savaşçıların moral nite­ liklerinin yığı n l a rca benimsenmesi, kah ra m an lığın yığınsal eylem haline getiril mesi, gerçek devri m lerin bel i rtilerinden birid i r. Her sosya list devrim deneyi bunu göstermektedir. Halkların em perya lizm boyunduruğ u n d a n k urtu l m a k uğrundaki yüce savaşla rı i ç i n de aynı şey söylenebilir. Bu beli r­ tiler, B��yük Oktobr Devrimi sırasında, i l k işçi-köylü devletinin yabancı müdahalecilere ka rşı savaşı s ı rasında, SSCB'nin H itlerist yağ macılara k a rşı yürüttü ğ ü ve zafere u laştı rdı ğ ı Büyük Anayurt H a rbi s ı rasında en parlak biçimde görü l m üştür. ispanya Harbi sırasında, i ki nci Dü nya Harbinde, Yugoslavya, Bulgarista n, Arnavutl uk, Polonya, Fra nsa, italya, Belçika vb. partizanlarının (çetelerinin) savaşlanndo ; Doğ u h a l k la rı n ı n Japon mili­ ta rizmine karş ı savaşları ndo ; Ç i n ve Küba devrimleri s ı rası nda ; Kore hal kı­ n ı n , Viyetna m h a l k ı n ı n ve diğer Ç i n - H indi halklarının em perya list sa ldı rıya k a rş ı yürüttükleri k urtu l uş savaşlarında da bu böyle o l muştur. Nihayet, Cezayir'de ve ul usa l bağı msızlıklarını savaşara k elde eden diğer birçok ü lkede de bunun böyle olduğu görülmüştür. Bugün sömürgecil i k ezgisine karş ı savaşmakta olan Angola'da, G ine'de (Bisa u) ve Moza m b i k'te d e aynı şey görü l me k.ted ir. Devrim , bazı burjuva ideologları n ı n iddia ettikleri gibi, i ktidarın ele g eçirilmesiyle bitmez. Sosya l izm ve komünizm k u rucu luğu d a devrimci p ra­ ti kten başka bir şey değ i l d i r. Bu kuruculuk, proleta rya nın öncüsüne, d a ha önce yükümlend iği ödevlerden daha az karmaşık olmıyan nice ödevler yük ler. Proletarya, burj uva egemen liğini devirmek üzere emekçi yığ ı n l a rı n ı ör­ gütlemek ve savaşa götürmek için, Lenin'in deyi m iyle, yüksek bir kahra­ m a n l ı k göstermelidir. Fakat, yine Lenin'e göre, yığınların yeni ekono m i k ku rucu luğa yönelti l mesi « bi ri ncisinden ç o k daha z o r iştir, çünkü bu sorun hiç bir zaman şu veya bu atı l ı m k a h ra manlığıyle çözü lemez ; en sürekli, en azimli, en zahmetli biçimde yığı nsal ve gün l ü k çalışma kahra m a n l ı ğ ı ister. » (11) Sosyalizm ve komünizm k u ruculuğ u , şimdiye kadar çözülegelen bütün sorun l a rı n en karmaşığ ı , devrimci g i rişimlerin en önemlisi ve bütün çağ l a r boyunca insa n l ı k tarih inin e n yüce desta n ı d ı r. Yeni topl umda, yığın ların, sosyal gelişme s ü reci boyunca içeriğ i zenginleşmekte olan proleta rya ve komünist morali gereğ ince eğ itimi, giderek a rta n bi r önem kaza nıyor. Ahlaki prensiplerin rolü a rtıyor ve eylem a l a n ı genişliyor. SBKP'nin, Komü­ nizm Kurucusu Moral Kodeksi'ni (12) progra m ı n a a lmış o l ması dikkate değer bir olayd ı r. Bu kodeks (yönetmelik, yasa). komünizm dôvasına sad a -

(ll) V . i . Lenin, Bütün eserleri, c. 39, s. 1 7-1 8. ( 1 2) Bk : SBKP Progra mı. Moskova, 1 97 1 , S. 1 1 9-1 20. 33


kat, sasya l ist yurd a ve sasyal ist ü lkelere karşı sevgi , yeni ruhta emek a n ­ layışı, kalektivizm ve a rkadaşça yard ı m laşma, hümanizm, karş ı lı k lı saygı, dostluk ve kardeşli k, ulusal ve ırksal nefretten kaçınma, bütün ü lkeler emekçi leriyle, bütün halklarla d ayanışma gibi temel prensipleri ihtiva ed i­ yor. Sosyal ist devletlerde i ktidarda bulunan d i ğe r ka rd e ş partiler de ahlaki prensiplere büyük bir önem veriyor/o r. Ezg i altındaki proleter/erin uğrunda savaştı kları, kurtuluşlarına kavuşa n ­ ların da artık kurmakta oldukları daha i y i b i r dünya, birbirine kardeş olan,

herkesin selômeti için çalışan ve m ücadele eden daha iyi insanla var olaca ktı r. Proletarya n ı n devrimci politik öncüsü olan komü nist partisi, aynı za man­ d a onun moral öncüsüd ü r. Parti, üyelerini, proleta rya ve komün ist mora l i prensiplerine göre eğitir v e işçi sınıfının, bütün sömürülen ve ezilen lerin mora l d üzeyinin yükseltil mesinde çözüm leyici bir rol oyna r. Bu eğitsel fonksiyon, p oli t i k yön verme yoluyle, parti n i n şiarları ve her günkü ey l e m i yoluyle gerçekleşti ri l i r. Dağ ru politik hareket hattı, eğitimsel etken i, komünistlerin moral g ü ­ cünü sağ la m laştıran etkeni teşkil eder. Oportü nizm ters etki gösterir. Sağcı oportün istlerin öğütled ikleri şeyler, ya ni g ü n l ü k çıkarlarııt, « koparıla bilen »­ in baştacı ed ilmesi, ana hedeflerden vazgeçme ve prensipler a l a n ı nda gerilemeler, savaşka n l ı k ve her fed a kôr/ığa hazı r olma d uygusunu zayıf­ latı r ; insanın d üşünüş ve hareket tarzı üzerinde burj uva etkisine yol açar. « Sol » oportün izm, özellikle sekterl ik, yığ ı n la rı hor görme duygularını ve bi reyciliğ i ,besler, dayanışmayı sa rsar. Parti nin örgütsel prensipleri de sınıfın öncüsü ve sınıfın kendisi üzeri nde keza büyük bir moral etki yapa r. Bu Len inci pren siplerin gözetilmesi, ya lnız pa rtinin ideoloji ve eylem­ lerinde birliğin, yön ünü isa betle belirleme ve işlen mesi kaçınılmaz hata l a rı düzeltmen in ana koşu l u olmakta kal maz, ayn ı za manda parti kadrolarının a h laki eğ iti minde biri nci derecede bir rol oyna r. Azı n l ı ğ ı n çoğ unluğa, alt org a n la rı n üst org a n l a ra boyun eğ mesi, disiplin, eleştiri ve özeleştiri, ko­ lektif ça lışma metotları, parti üyelerinin hareket ta rzının kara kterine, i liş­ ki lerde a rkad aşlık, alçak gönüllülük, sadakat, karşılıklı güvenç, başka l a rı ­ n ı n fikirlerine saygı v e kendi fikir/erini savunmada açık yürek l i l i k g i bi özel çizgiler kaza n d ı rı r. Revizyonizm ve Len inci örgütsel prensi plerin i h m a l i ise, ta m tersine, mora l bazucu bir etki yapar. Pa rtide demokratik prensiplerin çiğ nend i ğ i, üyelerin sesinin d uyul maz olduğ u bir d u ru m meydana gel d i ğ i za man, .,aşağı »dan «yu ka r ı »y a y ö n e ltil en eleştiri boğ ulduğ u zaman, tepeden yö­ netme metotla rı usul ve kura l hal ine getiri ldiği za man, iktida r gücünün kötüye kullanılması, soru msuzluk, kendi kendini avutma, gerçeği umursa 34


mazl ı k, mônevi cesa ret yetersizliği, bürokratizm, mevki düşkün l ü ğ ü ve uyuşmacılık a l ı p yürür. Ana rşik görüşler (ideolojik plüra lizm, eleştiri yeri ne eleşti ri düşkünlüğü, üst org a n ların kara rla rına saygısızlık, grupçuluğu ya· sa laştı rma) türeti l i p yayı l d ı ğ ı zaman ise, b i reyc i l i k gelişir, birlik ve kolek­ tivizm balta l a n ı r, sorumsuzluk ve ken d i kendinden hoşnutlu k d a elverişli bir büyüme orta m ı bulur. Bu g i bi sa pmaların moral sonuçla rı daima pahalıya m ô l o l u r, z i ra bi rçok parti a ktifin i n eyleminde ve ha reket tarzında kök sa l ı p yerleşen kendine özg ü bir « stil .. haline gel i r ; bunun d üzelti l mesi de uzun s ü re çalışmayı gerektiren gayet karmaşık işler açar. Partinin eğitim çalışmaları a l a n ı çok geniştir ve pratik olara k insa n ı n hareket ta rz ı n ı h e r yönüyle ka psar. Parti üyesi büyük çaba gösterd iği ve kendisine verilen ödevleri g ü n ü g ü n ü n e yerine getirdiği zam a n bile, onun işinde, a i lesinde ve kişisel hayatı n d a ki tutu m uyle i l g i lenmek « i kinci dere­ celi .. iş sayı l maz. Kom ü n istlerin tutumu, herkesi kendi başına ilgilendiren, « her koyun kendi bacağ ı n d a n a s ı l ı r.. ya rgısına sığocak özel bir problem d eğ i l d i r ; bu tutum pa rti n i n eylemi ve itibarı üzerine yansı r ve b u n un için de bir bakıma tüm pa rti soru n u d u r. Kişisel örnek olma gücü, kom ü n istlerin yığ ı n l a r üzeri nde en öneml i etki a raçlarından b i rid i r. Bütün ve her türlü koşu l l a r altında emekçilerin menfaatleri ni yoru lmak­ sızın savunan ciddi ve mütevazi parti üyesi, gizlilik koş u l l a rı nda çalışı rken yakalanan ve gaddar işkenceler a ltında ser verip s ı r vermiyen mil ita n, Iıalkı için seve seve can veren asker komünist veya pa rtizan (çete) komC nist, sosya list emek kahra m a n ı komün ist, hepsi, ortaya koyd ukları örnekle m ücadele yolunu ayd ı n latmakta, pa rtin i n itibarını genişleti p güçlend ir­ mekte, parti safl a rına yeni Yen i savaşçılar çekmektedi rler. Lenin, Oktobr Devri m i zaferinden sonraki i l k y ı l l a rd a n söz ederken , emekçilerin menfaatlerine bağ l ı l ı k ve a d a n m ı ş l ı k kon usunda kom ü nistlerin ortaya koydukları örneğ i n , d üş m a n la boğ u şmada gösterd ikleri ruh gücü­ nün, çetin o n l a rdaki meta netin ve yiğ itl iğin yığ ı n l a rı a la bi ld iğ ine etkile­ d i ğ i n i bel i rtir. öyle ki, « işçilerin ve köyl ülerin politik öncü ile bağ l ı l ı ğ ı ve sadece bu duygu birliğ i gücü hôrika l a r ya rata b i l i r. ( 1:1) Bütün ülkelerin işçi ha reketi tarihinde, bu tari h i n ş u veya bu döneminde, komünistler, ortaya koyd ukları kişisel örneklerle kendi ölçülerinde bu g i bi n ice hôri­ ka lar ya ratm i şla rd i r. ..

Yığınlar, partin i n politik yönel i m ve şia rları nın doğ ruluğ unu yalnız kendi tecrübeleri üzerinde yoklamakla kalmıyor, komünistlerin moral örneğ i n i büyük bir d i kkatle izl iyor, b u n u içten l i kle kabule yatkı n bulunuyorl a r. Söz­ konusu olan, sadakat örneğ i , uya n ı k l ı k ve metanet örneğ i d i r. Bu aynı za manda, sözün en geniş a n l a m iyle kişisel d avra n ış örneği, onurl u l u k

( I:l) V .

i.

Lenin, Bütün eserleri, c. 39, s . 234. 35


örnegı ve burj uva mora l i görüşleriyle ve bunlardan doğ a n pratikle uzlaş­ maziık örneğidir. Proleta ryan ı n öncüsü, burj uva mora l inin yığ ı n l a r üzerin­ deki etkisini değerlendi ri p hesaba katarken, yığınlar da öncünün d avra­ n ı ş tarzını tecrübe süzgeeinden g eçirmektedi rier. Komünistler bu sınavda n yüzakı ile çıkacak biçimde çalışma l ı d ı rlar. Kom ü n istlerin hiç hata yapmıyan « tem iz, namuslu » insanlar oldukl a rı n ı düşünmek elbette fazla hayaleilik o l u r. leni n şöyle d e r : « Ma rksizm, eski ütopik sosyalizmden, özellikle, yen i toplumu, kanlı, çirkef, soyguncu ve bakkal ruh l u kapita l izm tarafından ya ratılan insan materya li yığ ı n sa l tem­ silci lerinden değ i l, adeta özel c a m l ı k ve li monluklarda yetişti rilen ola­ ğ a nüstü erdemli insan lardan kurmak istiyen bu sosya l izmden ayrı l ı r. » (ll ) Devrim birta k ı m ideal varl ı klarla yapıl maz. Devri m, ka pita lizmin ve uzlaş­ m az: zıtlıklarla çaıışık sın ıfla ra ayrıl m ı ş toplumun, içinde egemenlik süren­ Ierin, ya n i sömüren sın ı fl a rı n mora li n i n egemen olduğu toplu m la rı n yüz­ yıllar yılı süregel miş geleneklerinin b ı raktığ ı çeşitl i manevi etki a raçları n lh, her yerde görülen bu araçları n olumsuz moral ezgisine tabi tutulan insa n ­ l a r tarafından yap ı l ı r. Bu b i r gerçektir v e bu d u rum, parti n i n eğitim çalış­ maları ndan vazgeçmesi ni gerektirmez, ta m tersine, bu çalışma l a rı n öne­ m i n i a rtırır. Pa rti, en iyi, en bilinçli ve genel selamet davasına en bağ lı kimseleri safl a rına çağı rı r. Fakat, içinde çal ı ştığı koşullara ( i ktidarda bulunduğuna, açık veya gizli d u r u mda olduğ u na) bakmaksızı n, pa rtiye, bilgi ve d avra n ı ş bakı m ı n d a n az veya çok, c i d d i yetersizlik v e kusurla rı o l a n kimseler d e g i rerler. Parti, eleştiri v e özeleştiri a racından yararlanarak, onla rı n hata­ larını d üzeltmeleri ne ve yetersizliklerini g idermelerine yard ı m eder. Ve saflarında, kişisel örnekleriyle, leni n ' i n bahsettiğ i üzere harika l a r yarata­ b ilecek, yoru l m a k b ilmez, yüksek maneviyatfı, gözü tok, davaya sad ı k , cesur v e a l ç a k gönüllü savaşçılar yetiştirir. Sosya l izm ile em perya lizm a rasında moral a la n ı nda da a mansız bir m ücadele vard ı r. Emperya l izm, proleta rya n ı n ve i lerici elemanların mora­ l i n i zayıflatmak, onların safla rına soysuzlaştı rma toh u m l a rı saçmak içi n pa raya acımaz. Döneklerin ve revizyonistlerin de geniş yard ı m iyle isterik b i r anti-sovyetik ka m pa nyaya ve öteki sosyalist ü lkeleri de iftira l a rla k a ra ­ lama kampanyası n a dayanarak, komünizm ideallerini gözden düşürmeye, ve emekçileri, sosyal ist devri m leri n g üya kend i lerine umd ukla rı n ı getir­ mediğ i ne, sosyal izm in gerçekleştirilen biçim iyle onlar için elverişli olma­ d ı ğ ına ina n d ırmaya çalışır. Bu suretle de, emekçilerin kurtuluşu olana­ ğ ı n a g üvenci zayıflatmaya, onların d ayanışma, sıkı toplu luk, birlik ve kend i dava la rı n a inanç maneviyatı nı sa rsmaya yeltenir.

(ll) V. i . Lenin, Bütün eserleri, c. 36

37,

s.

409.


E mpery a lizm emekçi yığınlarını mücadeleden döndürmek ve saptırmak için elinden g eleni y a p a r. Bu ma ksatla, burjuva ve küçük burjuva a lış­ kanlık ve zevklerini ben i msem iş bir « işçi a ristokrasisi ..ni besler. En ince ve kurnaz usul lere başvu ra ra k, pa raya ve « tüketim toplumu .. idea llerine ta pmayı telkin eder, soysuzlaşma ve ahlôk düşkünlüğü « seksüel özg ür­ ı ü k . ü n eş anlam ına, pornografiyi «yara tı � serbestliğ i .. ne, yararsız ve kı­ yıcı zorbalığı d a «gözü pekiik idea l i .. ne çevirir. Benci l l i k d uygusunu uya n­ dırıp körüklemek için, ahlôk kurallarını yozlaştırm a k için, bütün propa­ ganda a raçlarından, bütün edebi y a ratıcılık biçim lerinden yara rlanır. Bir­ çok edebiyat ve sanat y a pıtının, filmin ve tiyatro oyununun « ka h ra m a n ­ lar ı eşkiyalar v e dejenere kimselerd i r, top l u m u n « tortu ..su o l a n kişilerdir. Resim ve heykel sanatla rı nda, i nsa noğ lu, yozlaştırı l m ış ve sakat/a n m ı ş olarak, en acay i p v e anormal biçimlerde yansı tı lır. Em peryalizm, yığ ı n ­ l a ra kara msa rl ık, hattô esra rengiz b i r d ü nya görüşü aşılamaya bakar, ken­ disi başaşağ ı g ittikçe yığ ı n la rı da peşinden sürüklemeye ça lışır. Emek­ çilerin sınıfsal môneviyotını ve sınıfsal tutum u n u sarsm a k ve yozlaştırmok, onları (hele gençliği) devrimci öncünün yalnız politik etki a la n ı n d a n de­ ğil, aynı zamanda p roleta rya ve komün ist mora l i n i n etkisi a ltından çeki p çıkarmak için yapma d ı ğ ı n ı bırakmaz. .

..

Bu birbirinden güçlü yozlaştırma a raçlarını küçü msemek hata ol ur. Fa ­ kat kapital ist toplumda bu ahlak bozucu eylemi engellemeyi olanaksız sa nmak veya (daha kötüsü) asıl sorunun g üya politik eylem olduğu ve mora l i n ikinci planda geldiğ i g i bi b i r bahaneyle burjuvazinin mora l ya da amoral yasa la rı n a boyun eğ mek daha da hata l ı d ı r. Kpita list memleket­ Ierde proleta ryanın çalışma ve yaşam a koşulları, daima sınıfsa l m o ra lin o l u m l u u nsurlarını kendiliğ i nden doğ uran etkenler olara k kalmaktad ı r. Ve Leninci devrimci öncü, y ığ ınları m ücadeleye ko ldırıp yöneltirken, ideo­ lojik savaşlar verirken, güven le perspektifler gösterirken, SSCB'nin ve öteki sosyal ist ülkelerin başa rı larını yaya rken, aynı zamanda geniş yığ ı n ­ ları burj uvazin i n etkisinden kurtarabilecek v e onları proletarya morali yüksek prensipleri ruhunda eğ itebilecek durumdadır. Devri min üstün gelmesiy le, burj uva morali ile proletarya ve komünist mor a l i a rasındaki mücadele sona ermiş olmaz. Sosy a l ist ülkelerde eski moral gelenekler ve a lışkanlıklar tüm kuşakların hayatı boyunca hissed il­ mekted ir. Burjuva m orali, sarsı l m ı ş ve çökmeye y üztutmuş olsa da, halô objektif bir daya nağa sa hiptir. Burjuva morali dışarı d a n da sızmakta , uluslara ra sı işbirliği ve turizm sayesinde g üçlenen çeşitli enformasyon ve temGlS a raçla riyle içeri sakulma kta d ı r. Evet, sosya list ülkelerin içinde de böyle bir mücadele va rd ı r. Fakat bu ü l kelerde objektif koş u l l a r ve s ü b ­ jektif etkenler, tüm halkın s ü rd ü ğ ü yaşa mın temel içeriğ i, yani yeni top­ lum kuruculuğ u yolundaki yaratıcı emek, parti ve devleti n eğ itimsel çalış­ maları, yalnız yığınlar a rasında proletarya ve komünist mora l i p rensip­ lerini yerleştirip g üçlendirmekle kalmaz, ayn ı zamanda bu morali n içerik 37


bakımından zeng inleşmesi, i nsancıl karakterinin d urmadan sağ l a m laş­ masını da bel i rler ve sağlar. Proletarya mora l i n i n insancı l kara kteri. esas itiba riyle, proleta rya n ı n menfaatleri v e a maçlar ı ile bütün insa n l ı ğ ı n geleceğe bağlı menfaa t ve a m açları a rası ndaki uyg u n l u ktan, proleta ryan ı n ta rihsel ödevi nin, insan­ ların yüzy ı l l a r yılı uzlaşmaz zıtl ı kl a rla çatı şık s ı n ıflara, sömürenler ve söm ü­ rülen lere böl ünüşün ü ortadan k a l d ı rmak, sınıfsız toplumu kurmak olma­ sından doğuyor. Komün izmde, proleta rya mora li, gel işmesi boyunca temel köklerini korumakla bera ber, sınıfsa l mora l olmaktan çıkara k, orta k kar­ deşlik menfaatlerinde birleşen bütün insa nların mora l i hal ine, Engels'in sözün ü ettiğ i « gerçek i nsancıl mora l " ( lG) haline gelecektir. M a rksizm-lenin izm idea l leri nin, proletarya ve komü nist mora l i n insan­ cıl karakteri, proletary a n ı n ve devri mci öncüsünün mücadele amaçları n ı n gerçekleşmesinde, sosyal ist topl umun v e kurulmakta olan komün ist top­ l u m u n esin l eyici varlığında belirmekte ve hayatın kendisiy le onay l a n ı p yer­ leşmektedir.

(15) K. Marks ve F. Engels, Eserler, 38

c.

20,

s.

96.


Emperyalist rekabet merkezleri Herbert Heber

Profesör (ADe) Dünya büyük ta rihsel önemi olan derin ve coşkun değ işimler dönemin­ dedir. i nsa nlık ta rihi henüz böylesine hızlı ve bütün dü nya ölçüsünde sos­ ya l-ekonom i k ve politik dönüşü m ler görmüş değ i l d i r. Olayların gid işindeki bu dönü m ü n beli rleyici etken i, her şeyden önce, harp sonrası d ünya d a g üçler ora n ı n ı n söz götürmez biçimde sosya lizm yara rına değişmiş olması­ d ı r. Sovyetler B i rl i ğ i n i n uza k görüşlü ve kesin politikası, tüm sosya l ist dev­ letler topluluğunun uyu mlu eylem leri, bu temel üzerinde gözle görülür politik sonuçla r elde ed i lmesi ne olanak verd i. SBKP M K Nisan Plenu m u , d ü nyadaki olumlu değ işim lere işa ret etti v e « u luslara rası durumda ula­ şılan elverişli değ işim leri dön üşsüz k ı l m a k için m ücadele»n i n ( I ) ne kadar önem li olduğunu bel i rtti. Bugün, durmodan büyüyen ekonomik potan siyeline dayanan, ken d i silôhlı kuvvetleri n i n savu nma gücünün sağ l a m kalkanına g üvenen ve M a rksizm -leni n izm fikirlerini kı lavuz edi nen sosya list ül keler topluluğu, sosyalizm ve komünizm kuruculuğu yolunda a maca doğru başariyle iler­ lerken, em perya list mem leketler ikinki Dünya Harbi sonra s ı n ı n en kesin ekonomik ve politik uzlaşmaz zıtlıklarından yakalarını kurta ra m ıyorla r. Em perya lizmin iç çel işki leri, ekono m i k ve politik kara rsızlığ ı daha fazla a rtıyor. Sınıf ça rpışmaları cephesi genişl iyor ve bu ça rpışmalar giderek daha da a ma n sızlaşıyor. Em perya listlerarası çel işkiler bugün bütün kapi­ ta list mem leketleri, hem de bunları n politik, ekonomik ve askeri alanda karşı l ı k l ı il işki leri n i n sadece şu veya bu kesimini değ i l , tü m ü n ü kapsıyor.

Emperyalizm cephesinde yeni güçler oram Emperyalistlerarası ilişkiler tüm yapısiyle önemli bir değişmeler süreci yaşıyor. Bu süreç, ikinci Dünya Harbi'nden sonra yerleşen " düzen"i artık bir hayli değişti ;miştir ve bundan böyle de değiştirecektir. Şimdi dü nya

sosya l ist sisteminin d u rmadan g üçlenmesi fonu üzeri nde, kapta list mem­ leketler a rasındaki ilişkilerde en az üç gelişme çizgisi beli riyo r : Birincisi, dü nya em perya list sisteminin öncü devleti o l a ra k ABD'n i n rolü önemli derecede zayıflıyor; i kincisi, sert çel işkilerle kara kterize edi len entegras­ yon süreci içinde em peryalizmin Batı Avrupa merkezi meydana getiril iyor ve bunun çeki rdeğ i n i de Avrupa Ekono m i k Topluluğu (AET) teşkil ediyor;

(l) « Pravd a » gazetesi , 28 N i sa n 1 973. 39


üçüncüsü, ekonomik bak ı mdan e n güçlü devletlerden biri olan Japo nya bir diğer emperyalist rekabet merkezi haline geliyor. Bu memleketin yayı­ hcı emel leri her şeyden önce Asyoyı ve Büyü k Okya n u s bölgesini hedef tutuyor. Emperyalist rekabette böylece üç merkezin meyd o n a gel mesi, V. i . Le­ n i n'in 1 9 1 5 yılında formüle ettiğ i hükmün, yani « ekonomik» ve politik gelişme kara rsızl i ğ ı n ı n kapita lizmin kesin kanunu olduğ u » (2) h ü k m ü n ü n doğru l u ğ u n u tekra r v e i n a n d ı rıcı b içimde ortaya koyuyor. B u rj uva ideolog­ ları ta rafı n d a n ortaya atı lan ve yarı m yüzyıldan fazla bir za man önce " ültra emperyalizm» teorisin i ileri s·üren K. Ka utski'nin ya ptığ ı gibi, ulus­ lara ra s ı kapita l izmin gelişmesinde bir « uyumlaşma » olacağ ı keha netin i savuran « teori ler»in tutarsızliğı son b i r defa d a h a beliriyor. Dengesiz geliş­ me kanunu, bug ü n iki toplumsal sistem a rasındaki m ücadele koşu lları n da, bilimsel-teknik devrim i n hız verdiği ü retim g üçleri gelişmesi ve ekonom ik hayatın enternasyonalleşmesi eğ i l i mlerinin kuvvetlenm esi koşullarında d a h ü k ü m ü n ü y ü rütüyor. Em perya list devletler a rasında çelişki lerin birikimi ve derinleşmesi, bu çelişkileri yumuşatma k için kullanılan metotlar, tü­ m üyle, kapitalizmin genel bunalımlnın şiddetlendiğine ta n ı kl ı k ediyor. Çağdaş em perya l izmin gelişme özel li kleri n i n , sadece onun iç yasallık­ ları n ı n mantı ğ ı çıkış noktası yapı lara k açıklanmasına a rtı k daha fazla deva m edilemez. Sosya lizmin hızla gelişmesi, uluslararası a l a ndaki etki­ s i n i n g üçlenmesi, ya lnız kapitalist memleketlerde sınıf savaşı koşullari n ı değil, a y n ı zamanda emperya lizmin varoluşu v e tekellerin yayılış d ı ş koşul­ ları n ı da kesifll ikle değiştirdi. Dünya sosyalist sistemi, emperyalist devlet­ ler ve devlet g ruplan arasındaki ilişkilerin karakterini de etkilemektedir. Em peryalist egemen çevrelerin sosya lizme ve devrimci hareketlere karşı mücadelede birliğ i elden geldiğince koruma ve aynı za manda birbirleriyle açık ve sürekli çatı şma lardan kaçı nma ça baları na, a ra l a rı n da kıyasıya yürütül mekte olan ve kapitalizmin iç yasallıklanndan ileri gelen kôr ve egemenlik mücadelesi pek çok engel olma ktad ı r. Tekellerin m utlak ege­ menliği koşu l l a r ı içinde yayılıcı kuwetler eylem lerine deva m etmektedir­ ler. Bu kuvvetler, ekonomik ve pol iti k etki alanları n ı n , em perya list devlet­ ler a rasındaki g üçler ora n ı d eğ işmesine göre yeniden böl üşülmesi için bundan böyle de ça ba göstereceklerd ir. Reka bet, artık sosyalist devlet­ lerle il işkilerin, özel l i kle ekonom i k işbirl i ğ i n i n geliştiri l mesi n i n de ka pita­ list yarışma ve em peryalistlerarası m ücadele konusu olması yüzünden d a ha karma ş ı k bir n itel i k a l m a ktad ı r. iki nci D ü nya Harbi'nin bitmesinden son ra ki ilk d önem içinde, ka pitalist d ü nyada kesin bir ABD hegemonyası kuruldu. Ancak 1 960 yı llarında eko­ nomik güçler ora n ın d a önemli değişimler, özellikle Amerikan emperyal iz-

(2) V. 40

i.

len in, B ütün eserleri, c. 26, s. 354.


m ı n ı n mevzilerin i n n ispeten zayıflaması sonucu olarak, d iğer iki em per­ yalist rekabet merkezi, yani Batı Avrupa (öncelikle AH ülkeleri) ve Japon­ ya meydana geldi. Ra kiplerin 1 950-70 yıl/arına ait ekonomik gelişme temel göstergeleri (bk. cetvel 1 ve 2) bu sürecin izlenmesine olanak vermektedir. Cetve/- l

Sanayi üretiminde sosya l ist olm ıya n d ü nyanı n payı (yüzde olarak) 1 948

ABD Batı Avrupa

1 960

54,6 28,8 1 0,2

45,7 34,0 1 9,5 8,3

1 ,2

4.4

AET ("Altılar,,)

Büyük Brita nya AET (<< Dokuzla r») Ja ponya

1 972

ı

40,7

3 1 ,7 1 8, 9 5,9 25,9 9,2

Kayn a k : " D ü nya ekonomisi ve uluslara rası i lişkiler». Sayı 8, 1 972. Ek, s. 1 3. 1

M a i n Economic ind icalors (OECD) (Pa ris, Ma rch 1 973) verilerine göre. hesa planmışt ı r. Cetvel-2

Başlıca kapital ist memleketlerin ABD'yle mu kayesesi (yüzde olarak, ABD 1 00) =

1 950

1 970

11 13 18 13

32 22 20 16

9 9 10 10

68 24 16 27

Temel üretim fonlaf!

Ja ponya FAC B üyük Britanya Fransa Sermaye yatmmlafl

Ja ponya FAC B üyük Britanya Fransa

Kaynak : « Dünya ekonomisi ve uluslara rası ilişkiler». Sayı 3,

1 972. 41


Oç merkezin her birini meydana getiren kapital ist devletler, ekonomik ve politik güçleri n i a rtırmak suretiyle rekabet mücadelesindeki durum­ larını sağ lamlaştırmaya ve u l uslara rası i l işkilerde d a ha bağı msız b i r rol oyna maya ça lışma kta d ı rlar. Çağdaş kapitalizmin iki gelişme eğ i l i m i bu süreçte diyalektik çelişkili bir birlik olara k belirmektedir. Biri nci eğ ilim, enteg rasyona, bi rleşmeye, çeşitli memleketler tekelci sermayesinin katış­ masına doğru itel iyen merkezci l eğ i l i m d i r. ikincisi, ayrı lmaya, rekabetin şiddetlen mesine ve a ra l a rı n d a m ücadeleye doğru götüren merkezkaç eğ i l i m d i r. Bunu nl a bera ber, emperyal ist devletlerin ve em peryal ist devlet­ ler g ruplarının ortak sın ıfsa l çıka rla rı (öncel i kle sosya lizme ve bütün dev­ rimci ha reketlere karşı, kapitalist düzen i koru mayı a maçlaya n müca ­ delede) kapita l izmin g i derek keskinleşen çelişkileri n i belirli çerçeveler içine a l ı r. Em peryalistlera rası rekabet şiddetlend i kçe, tekelci burj uvazi ve o n u n yönetici çevreleri, d urma d a n a rtan iç istikra rsızlığa ve sertleşen çelişkilere rağ men, kendilerine boyuna bu m ücadeleyi etkili olarak yürüt­ me olanağ ı verecek uzlaşm a l a r a rarlar.

Birleşik Amerikantn rolü zoy/II/yor

ABD kiptalist d ü nya n ı n en güçlü devleti ol maya deva m ediyor. Kapita ­ list d ünyada ABD'nin bundan böyle de öncü rol ü oynıyacağı söz götür­ mez. ABD em perya lizminin ra kiplerine kıyasla birçok üstü nlükleri vard ı r. B u emperyalizm en büyük ekonomik pota nsiyel e ve en yüksek gel i ş i m l i ü retim g üçlerine sahiptir. Amerikan tekelleri, özell i kle bilimsel-tekni k dev­ ri m i n daha sonra k i gel işmesi bakımından çözümleyici önemi olan sanayi kolları nda, bir hayli i leri gitm işlerd i r. En gen iş pazor ABD'nin eli nded i r. C) E n güçlü uluslara ra sı konsernlerin çoğu Bi rleşik Amerikada kurulmuştur (d ünya n ı n ilk 10 tekel i n i n 8'i, en büyük 50 tekel i n i n 30'u) ve Amerikan sermayesi ta rafı ndan kontrol ed i l mekted i r. Bundan başka, ABD konsern­ leri sermaye ihracı yoluyle d iğer memleketlerde ve bu a rada Batı Avru-

(3) 1 970 yılında, d ü nya sanayi ü reti minde ABD' n i n (bu ül kede o zaman yeryüzü halkının aşağ ı yukarı % 5'i yaşıyordu) payı o 'o 27,3'ü bulu­ yord u. Ayn ı y ı l, ABD'de i n sa n başına 4.850 dolar tutarında, FAC'de 3.020 dolar, Büyük Brita nya 'da 2.1 50 dolar, Ja ponya'da 1 .9 1 0 dolar tutarında gayrı safi milli hasıla üreti lm işti. 1 970 y ı l ı nda, ABD'de emek veri m l i l iğ i, FAC'dekine kıyasla % 25, Büyük Britanya 'dakine kıyasla % 43, Ja ponya 'dakine kıyasla Ol U 45 daha yüksekti. 1 971 'de ABD'nin b i limsel araştı'r ma ve proje harca m a l a rı 28 m i lyar doları, ya n i her hangi bir büyük kapital ist memlekettekinin 10 kat faz­ lasını buldu. Birleşik Amerika n ı n yurtd ışı yatırı mları 86 m i lyar dolara yaklaşıyor. FAC'n i n yaba ncı mem leketlerdeki sermaye yatı rı mları bu miktarın % 7,5'i, Büyük Brita n ya n ı n dış sermaye yatırım ları da % 1 9 kadard ı r (rakamlar, yaza r ta rafı ndan, Uluslara rası Pol itika ve Ekonomi Enstitüsü (ADe) verilerinden ya ra rla n ı l a ra k hesa p l a n mıştır.) 42


pada da kendi leri için en elverişli ekonomik ve tica ri·politik mevziler sağ · l a mışlard ı r. ABD emperyalizmi, sosyalist o lmıyan dünyanın geniş kesim· lerinde, Latin Amerikada, Yakın.Doğ uda, GÜney.Doğu Asyada, önem l i politik ve ekono m i k daya n a k noktalarını elinde bulundurmaya deva m et· mektedir. Amerikan emperya lizmi kapitalist dü nyada sayıca en büyük silahlı k uvvetlere sa h i ptir. Ve nihayet, eğer AET çerçevesi içinde birkaç devlet rekabet halindeyse, ABD konusunda bir memlekette tek merkezli politik yönetim sözkonusudur. Fakat ABD emperyalizmi i çin nispeten elverişli olan bu denge, diğer önem li mevzilerin olu msuz kalı ntı siyle önem li derecede ve g itg ide daha büyük ölçüde bozulmakta d ı r. Bilindiği üzere, sosyalist o l m ıyan dünyanı n sanayi üretiminde ABD'nin payı epeyce aza lm ı ştı r. Bir za manlar, genel. l i kle kapita list ekonominin ve özellikle Amerikan « gelişme»sin i n kudret sembolü olan dolar, a rtık " hasta döviz» haline gelmiş bulunuyor. 1 971 'de, ABD dış tica ret bilançosu, 1 893 yılından beri ilk defa olara k açıkla kapan· m ıştı r ve bu açık o za mandan beri daha d a büyüm üştür. ABD ka p ita list d ü nyada askeri alanda egemen bir yer tutmaya deva m ed iyor. Şimdi, Vaşington yönetici çevreleri, kend i politik hegemonyal a rını korumak, ticaret ve döviz a l a n ındaki partnör·ra ki pleri n i korkutmak mak· sadiyle askeri alandaki egemen liklerini bir koz olara k kullan ıyorla r. Fakat bununla, ABD'nin yalnız ekonomik etkisinin deği l , politik etkisinin de azal· masına karşı koya b i l m iş değ i ldirler. Emperyal ist sistem içinde ABD'nin rolün � n nispeten zayıflamasının baş· I ıca nedeni, geçti ğ i m i z onyıllarda sosya lizme ve ulusal kurtuluş hareketine karşı mücadelede uğ ra d ı ğ ı ta ri hsel yen ilgi lerd i r. " Dünya jand arması » rol ü ne g i ren ve bunu onyı llar boyunca sürd ü ren ABD, kendi ekonomik olanakların ı n s ı n ı rlarını çoktan aşmı ştır. Bugün Ameri kan tekel leri, silah üretim inden sağlanan büyük kazançlara rağ men, dünya pazarı n d a k i, hatta ABD'nin iç pazarı ndaki mevzilerini günden güne daha çok Batı Avrupalı ve Japon ra ki pleri n e terketmeleri gerektiğ ini hesaba katma k zorundadırlar. Ostelik, i kinci Dünya Harbi'nden sonra ABD'nin çıkarlarına bir dereceye kadar ceva p veren d ü nya ölçüsündeki kapital ist ekonomi ve döviz sistemi derin bir yapısal bunalıma düşmüş d u ru m da d ı r. Toplumsal servetlerin a l a bildiğine ça rçur edil mesi ve aynı zamanda işsizliğ in sürd ü rül mesi, yığınsal yoksu lluk ve d iğer düşüş belirtileri, devlet· tekel kapitalizminin giderek çürüdüğ ünü göstermekted ir. ikinci merkez Batı Avrup a

Batı Avrupa nın önemi n i v e a ğ ı rl ı ğ ı n ı bel irl iyen, h e r şeyden önce, bugün 9 devletin d a h i l bulunduğ u Ortak Pazar'ın, her b iri dü nya ka pita l ist eko­ nomisinde sağ l a m mevziler tutan FAC, Fra nsa, Büyük Britanya g i b i büyük 43


memleket/eri birleştirmekte olmasıdır. AET, ölçüleri bakı m ı nd a n Amerikan pazarına ya k la ş ı k bir iç pazar yaratmak emeli n dedi r. AH daha şimd iden kapitalist d ü nyan ı n dış tica retinde b i rinci yeri a l m a kta, topl u l uğ u n eko­ nomik potansiyeli yal n ı z ABD'nin gerisinde kalmaktad ı r (3 n u mara l ı cet­ vele bakınız). Batı Avrupa n ı n entegrasyon unda c3nemli bir dörd ü ncü etken olara k öncel ikle objektif ekonomik sü reçler, yani bilimsel-teknik devri m koşulla­ rında giderek hızlanan sermaye yoğ u n laşması ve merkezleşmesi, üreti m g üçlerinin gelişmesi rol oyn a d ı . Fakat asıl çöz ü mleyici rol oynıyan , " Batı Avrupa Topluluğ u » vasıtasiyle sosyal izme karşı m ücadele için elveriş l i Cetvel-3

Başlıca e m perya list reka bet merkezlerinde ekonomik g üçler oranı ( 1 970) ABD

Ja ponya

AET (9)

N üfus ( m ilyon kişi)

204,8

251 ,4 (1 22,3)

1 03,5

(50,5)

Gay ri safi m i l l i hasıla (milyar dolar)

991 , 1

626,9

(63,2)

1 97,8

(20,0)

30,8 (263,2)

3,7

(31 ,6)

(49,2)

359.5

(21 ,9)

Altın ve döviz rezervleri (mi lya r dolar)

1 1 ,7

Elektrik enerjisi ü retimi (milya r klvs.)

1 .638,0

806,6

H a m çeli k ü retim i (milyon ton)

2 1 1 ,1

236,6 (1 1 1 ,9)

93.3

(76,5)

Otomobil üreti mi (milyon adet)

6,6

8,7 ( 1 3 1 ,9)

3,2

(48,4)

H u b u bat ü reti m i (milyon ton)

60,6

73,2 (1 20,8)

1 ,2

(2,0)

Tica ret filosu , (mi lyon toni lato)

1 8,5

57,4 (31 0,2)

i h racat ( m ilya r dolar)

43,2

1 1 2,3 (206,0) (63,4)

Sanayi ü reti mi

(1 00,0)

27,0 (1 46,0) 1 9. 3

(44,7) (22,5)

Not : Pa ra ntez içind e ki rak a m l a r ABD'y.e kıyasla (ABD 1 00) AET (9) diliminde FAC, Fransa, ıto/ya, Belçika, Hollônda, Lüksemburg, Büyük Britanya, Danimarka ve Ir/anda'ya ait 1 970 yı" veri/eri biraraya getiri/miştir. Yazar bu hesap/ama/arda özellik/e şu kaynak/ann veri/erinden yarar­ /anmıstır: Statistica/ Yearbaok (United Nations) New York, 1 971 ; Month/y BuI/eti n ol Statistics (United N a ti o n s) New York ; National Accounts 0/ AECD Countries 1 960-70, Paris ; Main Ecanomic indicators (OECD), Paris. =

,

44


mevzilerin g üçlendiril m esi d ü şü ncesiyd i . Zamanla, Batı Avrupa devlet­ lerinin, ABD'ye az veya çok denk düşecek bir g üce ulaşara k, o n u n hege­ monyası n d a n kurtulma emelleri de kuvvetlendi. Nihayet, yeni e mperyalist kudret merkez i n i n meyd a na geti rilmesi, tekelci sermayenin egemen liğ i n i, Batı Avrupada işçi s ı n ıfı n ı n ve bütün emekçilerin giderek güçlenen dev­ rimci ve demokratik çıkışlarından koruma düşüncelerine de uyg undu. AET ü lkeleri, kendi ekonomik, ticari-politik ve döviz potansiyeline da­ yanarak, Kuzey Avru padan G ü ney Afrikaya ve K a rayip Denizine kada rki kesimde bir etki a l a n ı sağ lamaya çalı şmaktadırlar. ABD ve Ja ponya'dan fa rklı olarak, Batı Avru pa, türdeş bir ka palı mer­ kez değ i l d i r. Batı Avrupa (özellikle ekonomi a l a n ı nda) daha ziyade ted­ rici ve çelişk i l i b i r entegrasyon süreci yaşa m a kta olan b i r devletler gru­ pud ur. Onüm üzdeki onyı l l a rda, Batı Avrupa, herha lde, şu veya bu tarzda d a i m i politik entegrasyon biçim leri yaratma yolunda g i rişilecek denemelere rağ ­ men, kend i u lusa l-devletsel ya p ı l ı ş ı n ı genellikle koruyacaktır. Batı Avru­ pada ulusları n üstünde « d evlet-üstü .. b i r şey yaratma fikri haya l d i r. Bu böyle olsa do, AET'na dahil mem leketlerin d ı ş politika doğ rultularında beli rli b i r koord i n a syon sağ l a m a eğ i l i m i n i n gitgide güçlenmekte olduğ u n u gözden kaç ı rm a m a k gereki r.

Üçüncü rakip Japo nya

Günden g ü ne bağ ı msız b i r em perya list rekabet merkezi haline gel mekte olan Japonya, şimdilik elbette diğer iki merkez g i b i etki a l a n la rı n a s a h i p değ i l d i r. Bundan başka, bu memleket, ekonomik pota nsiyeli n i n kesin ö l ­ çü leri b a k ı m ı n d a n da ABD'den v e AET'ndan bir hayl i gerided i r ; fakat sağ ­ ladığ ı ekonomik gelişme tem poları bu farkı mütemadiyen azaltmakta d ı r. J a ponya n ı n diğer ka pita list mem leketler a rasındaki etkisi, daha çok onun olağ a n üstü sağ lam dış tica ret mevzilerine daya n ma ktad ı r. Japon leke/ci sermayesinin ekonomik sıraleiisi, düne kadar olduğu gibi, bugün de, öncelikle ekonomik gelişmede azami tempolar sağlamaya yö­ neliktir. Amaç, d ünya ka pita list iktisat sisteminde evvelce nispeten zayıf

olan mevzi leri kısa bir süre içinde güçlen d i rmektir. Ja pon emperyalizmi egemen çevreleri ikinci Dünya Harbi yenilgisinden bazı ibret dersleri çıkarmış, bütün dikkatleri ni em perya list yayı l m a n ı n eko­ n o m i k biçimleri üzerinde yoğ unlaştırmışlard ı r. Bu memlekette gayri safi m i l l i hasılada askeri harca m a l a rı n payı diğer em perya list ü l kelerdekine kıyasla daha küçüktür. Bu da hızlı tem polarla ekonomik gelişmeyi ya r­ d ı mi ıyon etkenlerden biri d i r.

45


Yerl i akaryakıttan ve ham maddelerden hemen hemen büsbütün yoksun olan Ja ponya için, ihracat tica reti, ekonomik gelişmenin her zamankinden daha fazla zoru n l u koşulud ur. Bunun için, Japon tekelleri, sürüm pazar­ lafı peşinde, rakiplerinden daha çetin bir mücadele yürütmektedirier. Bu­ nunla beraber, dış ham madde kaynaklaflna rakiplerinden daha fazla bağlıdnlar. Bütün bu neden lerle, Ja ponya, d ünya ka pitalist iktisat sistemi

ve öncelikle ABD içindeki bunalım d u rumları karşısında özell ikle d uya rl ı ­ d ı r. Aynı zamanda, Japon tekelleri, AB D'nin Çin-Hindi'ndeki sa l d ı rısından h i ç de azı msa n m ı yacak ekono m i k çıkarlar sağ lamışlard ı r. Şimdi, bu tekel ­ ler, herha lde, Viyetn a m h a l k ı n ı n zaferi sonucu olara k ABD' n i n Güney­ Doğ u Asyada iti barını yiti rmesinden yararlanacak \Le bu bölgeye daha çok sokulmaya ça lışacaklordır.

Başlıca çatışma alanlafı

Oç büyük rekabet merkezinin meydana gel mesi, em perya listlerarasi çe­ lişkilerin bir hayli keskinleşmesine yol açıyor. Bununla beraber, şöyle bir durum ortaya çıkıyor: Ayrı ayrı merkezlerin özel çıkarl a rı ile g e n e l emper­ ya list çıka rla r çatıştığ ı zaman, d a ha çok, öz çıkarların yeğ l enmesine yat­ kınlık gösteril iyor. Oç merkez o kadar büyük ekonomik potansiyele sahip bulunuyorlar ki, ara larındaki reka bet, yalnız d a r anlamda ekonomi üze­ rinde değ i l , tüm d ünya ka pital ist i ktisadi ya pısı üzeri nde etki gösteriyor. Ancak, örneğ in, d ı ş ticaret ve döviz ilişkileri alanı nda, üç m erkezden hiç birinin kend i çıkarlarını sağ l ıya b i l mek için yeterli gücü kendinde bula­ mad ığ ı bir d u ru m ortaya çıkmıştır. Fakat, öte yandan, üç merkezden her b i ri, sorunları n yalnız kendi çıkarına çözülmesi için çabaiıyon tarafı n denemelerini sonuçsuz bıra ka bilecek kadar güçlüdü r. Bunun içindir ki, merkezler a rasında kUV\let dengesin i yansıtan uzlaşma lı kara rlar çözüm riormu o l a ra k kal makta d ı r. Ve son uncu ola rak, em perya listlera rası çel işkilerde görülen yeni özel l i k b u n ların komple kara kteridi r. Ekonomi, tica ret v e döviz politikası a l a n ı n ­ d a k i çel işki ler, politik i l işki leri d e , b l o k sistemleri yapısını d a etkilemekte­ d i r. Ve b u n u n tersine, dış politika a la n ı nd a \leya askeri a l a ndaki ortak veya özge a m aç l a r ve çıkarlar do, kendi başına, ekonomik çelişkileri!' çözü müne yanaşım tarzı üzerine etki ya pmaktad ı r. ABD, kapitalist dünyada hegemonyasını g üçlendirmeye ça l ı ş ı rk e n ve me\lzilerinin daha fazla zayıflamasına göz yummayı aklından bile geçir­ mezken, genişliyen Ortak Pazar ve Japonya, dü nya ka pitalist i ktisat sis­ temi içinde ve dü nya politikası sorunları üzeri ndeki etkilerini artırmak üzere enerj'ik o l a ra k ça l ışmaktad ı ria r. Bundan ötürü, üç emperyalist reka­ bet merkezi arasındaki çelişki ve çatışmalar daha da sertleşecek/ir.

46


V. i. Lenin bu rekabet mücadelesinin yasa s ı n ı keşfederek şunları yaz­ mıştı : " . . . Kapita l izmde etki, menfaat ve söm ü rge vb. a l a n l a rı n ı n bölüşü l­ mesinde, böl ü şm eye katıla n l a rı n gücüne göreli k , g en e l ekonomik, mali, askeri vb. güce görelikten başka bir temel düşünü lemez . . . Peki, yıllarca ve onyı l l a rca son ra em perya l ist devletler a rasında güçler ora n ı n ı n değiş­ mez olara k kalması , m ü m k ü n ' müdür? Asla değ ildir. » (") Bugün V. i . le­ n i n ' i n bu sözleri onyı llarca önce olduğu kadar a ktüe l d i r.

Son za m an la rda e mpery alizm in iç çelişkileri her şeyden önce kendi döviz sisteminde beliriyor. Bu sistem, ekono m i k sa rsıntıların bütün kapi­ tal ist dü nyaya yayı lmasına a raç olan meka nizmdir.

1 944 yılından beri yürürlükte olan ve dolar için i mtiyazı i bir durum g a rantileyen Bretton Woods Anlaşması h ü k ü m leri, Ameri kan sermayesi ne epeyce önemli çıkarlar sağ la d ı . Bunun böyle olduğ unu, ABD'nin uzun bir süre boyunca ödeme dengesi üzerinde ya pılan bir ta h l i l a pa ç ı k gösteri­ yor. 1 953-72 yılları dönem inde bu ödeme dengesi açığı 69 mi lya r doları buldu. Bu a çığ ı n yaklaşık olarak beşte dördü ABD ul usa l dövizi i l e kapa­ tıld ı ; bu d a yaba ncı memleketlerde kaçınılmaz sonuçlariyle birlikte muaz­ za m m i ktarda dolar a rtıkları yığıl masına yol açtı . ABD tekelci sermayesi, d iğer ka p ita list memleketleri kaplayan dolar çığ ı nd a n yara rlanarak, ora ­ larda gerçek bir san ayi i m pa ratorluğu k u rma ola nağ ı n a kavuştu. ABD'nin rekabet gücünün nispeten zayıflaması, e m peryalist devletler a rasında güçler ora n ı n ı n değ işmesi, eninde sonunda Bretton Woods siste­ m i n i n kaçı n ı l ma z çöküşüyle sonuçla ndı. Böylece, ka pita list döviz meka n i z­ masının yen iden g özd en geçirilmesi gereğ i o rtaya çıktı ve bu sorun a rtık emperya l ist rekabet merkezleri a rasındaki mücadelede başlıca yeri a l ı r o;du. Döviz bunalımı ile yakında n ilişkili bir diğer çatı ş m a alam da dünya lcapitalist ticaret a lamdır .

Bu alanda da ABD'nin mevzi leri bir hayli zayıfladı. Oyle ki, 1 972 yıl ında Birleşik Amerikanın Ja ponya i le ticaretindeki açık 4, 1 m i lyar doları buldu. Aynı yıl, Birleşik Ameri ka, i l k defa olarak, AET ülkeleriyle ticarette borçlu d u rumuna d üştü. Orta k Pazar'la tica retteki a ç ı k ( 1 65 m i lyon dolar). i n g i l ­ tere i l e ticaret bilônçasu d a katı lı rsa, çok daha c i d d i olaca ktır. ABD, çoğ u d efa " ticaret savaşı » a d ı veri l en m ücadele boyunca, ra kip­ leri n i n tica ri-politik savunmasında ged i k açabilmek üzere kuvvet topla­ maktadır.

ABD'nin ticaret stratej isi sonucu olarak, genişleti lmiş Orta k Pa za r, özel­ l i kle preferans (i mtiyaz sağ lama) politikası yüzünden, Amerik a n tekel­ leriyle sert bir çatışmaya g i rd i . Hele köy ekonomisi ü rünleri tica reti, ABD

(") V. i. l e nin

,

Bütün eserleri, c.

27,

S.

4 1 7. 47


ile AET a rasında sürekli çatışmaları n kayna ğ ı oldu. « U.S. News and World Report» dergisi, ha�lı olarak, ta rım politikası a l a n ı n ı « başlıca ekonomik cephelerden biri » d iye nitelendiriyor ve şöyle d iyor : « AET gerçekte birçok Amerikan ta rım ü rü n ü n ü n Batı Avrupaya i hracını bir hayli s ı n ı rlayan aşırı derecede proteksiyonist (5) b i r genel tarım politikası uyg u l uyor. » Bu d u ­ rum, derginin kanısınca, A B D ' n i n tica reti i ç i n ç o k önem lid ir, zira "tarım ürün leri Amerika n ı n bütün 'ihracatı nın beşte birini teşkil etmekted i r». (G) Birleşik Amerika nın köy ekonomisi için AET bugüne bugün de olağa ­ nüstü önemli b i r sürü m pazarı d ı r. Bundan ötürü, "yüksek fiyatla r politi­ kası »na son veril mesi isteği Vaşi ngton tara fı ndan uzun yı l la rdan beri AET'na karşı tica ret mücadelesinde önemli şartlardan biri olarak ileri sürülüyor. Ortak Pazar' ı n genişletilmesi Amerikan çıkarlarına indirilen yeni bir a ğ ı r d a rbe oldu. Büyük Britanya, Danimarka, i rlanda'ya Amerikan köy ekonomisi ürünleri ihracı tutarı 1 971 yılında 441 mi lyon dolar kadard ı . AET fiyatlar sisteminin bu üç memleketi de kapsaması Amerikan ihr.:ı­ catına olumsuz etki ler ya pacaktı r. Emperyalist rekabetin üç ana merkezinin meydana gelmesiyle, etki alanlan mücadelesi de yeni bir düzeye yükselmektedir.

AET'nun uyg u l a d ı ğ ı prefera ns pol iti kası, her şeyden önce Amerikan te­ kellerinin d ı ş ekonamik a l a nd a ki hayati çıkarla rı n ı tehdit ediyor. i şleme tabi mem leketleri kend i ed inim lerini AET'na bırakmaya zarlıyan prefera ns a n laşmaları n ı ABD kesinlikle pratesto etti. Zira AET'nun dış etki a l a n ı n ı genişletme eğ i l i m leri herha lde azaım ıyacak v e d i ğ e r devletlerle prefera ns a n laşmaları ya k ı n gelecekte kaldırı l m ıyacak, bu alandaki çatışmalar ka­ çınıl mazlıkla sertleşecektir. AET'nun politikası, d ünya ka pitalist iktisat sisteminin eşi görülmedik biçimde bölgeleştiril mesi yön ünde geliştiğinden, to pluluğa karşı d u ran bloklar meydana geti rilmesi i htima l i vard ı r. Emperyalistlerarası çelişki/erde bugünkü keskinleşme, bir de, genellikle enerji bunalımı problemi ve özellikle de petrol durumu ile bağlıdır.

Daha 1 970 yılında, ABD, Kanada, J a ponya ve ayn ı zamanda Batı Av­ rupa mem leketleri her gün toplam 4,3 mi lyon ton petrol h a re i yorlard i ve bu gid işle 1 980 y ı l ı nda g ü n l ük ihtiyaçları 7,6 mi lyon tonu bulacaktı. AET bugün gerekli petrolün % 97,S' ini ithal etmek zorundadı r. Birleşik Ameri­ kada da petrol ihta l i talebi hızla a rtmakta d ı r. Bütün bunlar, sosya list olmıyan dünya n ı n en önemli petrol çıkarım merkezlerinde, özelli kle Ara p mem leketlerinde, etkili olma m ücadelesinin şiddetleneceğ ini göstermekte­ dir.

(-i) Herhangi bir ü lken in sanayi ve köy ekonomisini ya ba ncı rekabetten koru mak a macıyla a l ı n a n ekonomik ted birler sistemi (özel likle g ü m rük politikası). (G) U.S. News and World Report, April 1 6, 1 973. 48


AH, p referans anlaşmaları ve m ümkün oldukça da ortaklık a n laşmaları bağlaya ra k, Yakın ve O rta -Doğ u n u n petrol çıkara n mem leketleri üzerine de etkisini yayma ça bası nda d ı r. Bu denemeler, Petrol i h raç Eden Ara p Memleketler i Org ütü (OPEC) üyelerinin, son za manlarda aldı kları birçok kararın gösterd i ğ i üzere, bir i leri hareket politikası g ütmeye başladı kları koşullar içinde ya p ı l m a ktad ı r. (7) Dünya politikası soru n l a rıyle i l g i l i çelişkiler de va rd ı r. Ekonomi k a l a n ­ d a k i bu temelli çelişki lerin v e diğer çelişki v e çatışmaların fon u üzerinde, üç em peryal'ist rekabet merkezi va rl ı ğ ı n ı n , bu merkezleri ol uşturan mem­ leketlerin d ü nya politikası a n a soru n l a riyle i lg i l i görüş ve tutu m ları üze­ rinde g ü n den güne daha büyük b i r etki yapma kta olduğu elle tutu lur­ casına görül mekted ir. Bununla ilgili olarak, H. Kissinger"in 1 973 N i sa n ı nda Başkan Ni kson adına yaptı ğ ı açıklama, ya ni Ja ponya n ı n da katı lacağ ı bir «Yeni Atlantik Yasası » gerekliliği hakkındaki sözleri gayet a n la m l ıd ı r. H. Kissinger, Birleşik Ameri ka'yla bağ laşık memleketlere seslenerek, ortaya çıkan problemlere b i r politik çöıcü m a ra n ması çağ rısında bulunmuş ve özetle şöyle demiştir : « Biz özel ve genel menfaatleri miz a rasında yeni bir denge sağ lama l ıyız. » (8) ABD'n i n bu g i ri ş i m i ne k a rşı Batı Avrupa devletleri hükümetleri n i n soğ uk d avranmaları yeni çatışmaların olgunlaşmasına ta n ı k l ı k ed iyor. Şu va r ki, bir yandan, bütün bu mem leketlerin NATO'yu aya kta tutma kta ve askeri­ politik bakımdan güçlendi rmekte prensip iti bariyle ortak çıka rl a rı olduğ u gerçeği de gözden kaçı rı l m a m a l ı d ı r. ABD bundan böyle de hegemon ­ yasını korumak n iyetindedir. Ote yandan, Batı Avrupa kapitalist mem le­ ketierinin, gerek ABD'yle i l işki lerde, gerekse genel l ikle dü nya politika­ sında daha bağı msız ve d a ha önem li bir rol oynama özen ve çabaları da görmezli kten geli nemez. Bu yarg ı ları, özellikle, «AET bugün ya l n ı z , bölgesel çıkarl a r'ı n ı savun­ m a ı ı d ı r ve ABD' n i n ,tüm çıka rlar'ı temsil etme hakkı va r m ı d ı r » soru n u üzeri ndeki tartışmalar da doğru l a m a ktad ı r. Genişleti lmiş Ortak Paza r'ı n yayılma eğ i l i m inde ya lnız Afrika ve Yakın-Doğ uya yönelmekle kal mayı p. ABD' n i n kendi « çiftl i ğ i » sayd ı ğ ı Lôtin Ameri kaya da sokul maya can attığ ı b i r gerçektir. Çıkarların böylesine ayrı mlaşması hali nde, şu veya bu p roblem lerin çözümü için hangi biçim ve metotlar a ra n ı rsa aransın, a ncak geçici ve kısmi çözüm kararları sözkonusu olabilir. Raki plerin çıkarları a ra sındaki temelli karş ıtlı ğ ı n g iderilmesi i m kansızd ı r.

(7) 1 973 Kasım ayı nda, Kuveyt'te, OPEC üyesi 1 0 Ara p memleketi petrol baka n l a rı b i r topla ntı yaptı l a r. Bu toplantıda, bundan böyle petrol çıkarı mı n ı n ve israHi desteklemeye devam eden memleketlere petrol ihracı n ı n daha da azaltı l ması kara rlaşt ı rı l d ı . Bundan önce de, birçok Ara p memleketi, ABD'ye ve Hollanda'ya petrol satı ş ı n ı kesti ler. (H) The Depa rtment of State Bul letin, Washington, May 1 4, 1 973, p. 595. 49


Emperyalist

rekabet ve

işçi sınıfının durumu

Em perya list rekabetin üç ana merkezi a rasında çelişki lerin keskin leş­ mesi, el bette, halk y ı ğ ı n larının d u ru m u n u ve tekel lerin egemenliğine karşı yü rüttükleri m ücadele kaşullarını da etkiliyecektir, Rekabet şiddetlend i kçe, tekeller, işletmelerde işçileri ve h izmetlileri sö­ m ü rme hızını da d u rmadan a rtı rıyorla r. Bu ana eğ ilim, ka pita list mem­ leketlerde işçi sınıfının çetin m ücadelelerle bazı geçici tavizler elde ettiği zamanlarda hiç bir suretle aza l m ıyor. Kapitalist d ü nyayı sa ra n enflasyonun son uçları, işçi ler için da ha, önem­ l id<ir ve iç em perya list rekabetle dolaysız olara k bağ lıdır. Bugün, enflas­ yon, ka pita l i stlerin rekabet mücadelesinin ve em peryalist yayıl m a politi­ kası n ı n yükünü emekçilerin s ı rtına yüklemenin başlıca biçimi olarak bel ir­ mekted ir. Bu da sı n ıf m ücadelesinin şiddetlenmesine yard ı m etmektedir. Orneğ in, FAC'de, diğer büyük kapita list mem leketlerde olduğu g i bi, gün­ delik lere hayat pahalılığına göre bir zam y a p ı lması vb. istekleri yaygın­ d ı r. Grev ve g revci sayısındaki büyük a rtış, yığınsal an laşmazlık ve çatış­ ma ların keskin leşmesi süreci n i yansıtmakta d ı r. Oyle ki, 1 950' Ierde her yıl ortalama 1 0 milyon kişi grev ya pmışken, 1 960' Iarı sonunda g revci sayısı 20 m i lyona çıkmıştır. 1 973' ün ya l n ı z ilk üç ayı içinde kapita list d ünyada 25 milyon kişi grevlere katı l m ışlard ı r. ' Ka pita l ist mem leketlerde işçi sın ıfı nın mücadelesi g ü nden g ü n e daha da bel irginleşen yeni nitelik çizg ileri kazan ıyor. Bu m ücadelede gözle görü l ü rcesine a rta n bir enternasyanal leşme va rd ı r ve bu süreç öncelikle uluslara rası tekel lere karşı ya pılan ortak çı kışlard a beli rmektedir.

*

Ka pita list dünyadaki bütün bu sü reçlere karşı, sosya list devletler toplu­ luğunun tutumu, dış politika sorunla riyle i lg i l i olan ve SBKP XXiV. Kon­ gresinin kabul ettiğ i Barış Progra m ı'nda en parlak ifadesi ni bulan ilkesel görüş ve tutu m l a ra daya n m a ktad ı r. Sosya list devletler, sosya list ve ka pita list mem leketler a rasındaki il iş­ k ilerin temel b içi m i olan barış içinde yanyana yaşama Len i nci prensip­ lerini gerçekleştirmenin, sürekli barışı sağ la m a n ı n, işçi sın ıfı n ı n ve bütün ilerici g üçlerin ka pital ist ezgi ve söm ü rüye ka rşı y ü rüttükleri m ücadele için gitgide daha elverişli koş u l l a r ya rattığ ı kanısında d ı rlar. Bunun sonucu olarak, işçi sınıfı n ı n eylem birliğini g üçlendirmek ve geniş bir anti-em per­ ya list cephe yaratmak için yeni ve büyük olanaklar ortaya çıkmaktad ı r.

50


Yakın-doğu anlaşmazlığı nda arap cephesi Naim Aşhab Ordün

Komünist Pa rtisi M K

üyesi

Mahcub Osman

Sudan Komün ist Partisi MK üyesi Adel Haba I ra k Komün ist Pa rtisi M K aday üyesi ı sra il'in yayılıcı politikası Ya k ı n - Doğu'da harbin dörd ü ncü d efa a l ev­ lenmesine sebep oldu. Yakı n-Doğu an laşmazlığı, ba rışsever ve a nti­ emperyalist g üçlerin saldırg a n em perya list ve siyonist g üçlerle çatışması­ d ı r. Ekim H a rbi bunu a paçık yansıtıyor. Ara p devletleri, bu ha rpte, yasa l i stekleri uğrunda, ya ni ısra i l tarafı ndan işgal ed i l miş topra kların geri veri l mesi, F i l istin Arap h a l k ı n ı n kendi kaderi n i bel i rleme hakkının sağ­ lanması uğ runda savaştılar. Tek sözle, kendi topra k l a rı nd a kendi topra k­ l a rı için çarpıştılar. Leninizm böyle harplerin haklı harpler olduğunu öğ­ retmekted i r. i sra il'e geli nce, o bu ha rpte, g üya M ı s ı r ve Suriye ta rafından yokedil­ mek istendiği nden ötürü kendi varl ı ğ ı n ı sürdürmek içi n savaşı r görü nme yeltenişine rağ men, sa l d ı rgan, yayı lıcı kuvvet olara k eylem gösterd i. Ger­ çekte (bu defa d a herkesçe anlaşıldığı üzere) ısra i l yöneticileri işgal ettik­ ' leri Ara p topraklarını elde tutma çabasındayd ı l a r. Dörd üncü Ara p- i smi l Harbi, BMT Güven l i k Konsey i ' n i n 22 Kasım 1 967 g ü n l ü ve 242 say ı l ı kara­ rını isra i l ' i n hiçe sayma politikas ı n ı n kaçı n ı l maz sonucu oldu.

israil'in yaytlma politikası

isra il'in kuruluş a n ı n d a n itiba ren, Tel-Aviv siyonist yöneticileri, bu dev­ leti, em perya lizmin, Yak ı n - Doğ udaki yabancı petrol tekellerinin ç ı ka rlarını savunma a racı haline getird i ler. Yeni devlet derhal sömürgeeiliğ in ezg i­ sinden kurtu lmakta olan Ara p halkları n a karşı düşmanca b i r tutum ta­ kındı. Dış politikası n ı n yayı lıeı ka rakteri daha 1 948 y ı l ı nd a ken d i n i göster­ d i : isra i l o zaman BMT Genel Kurulu'nun 29 Kasım 1 947 g ü n l ü kararına göre kuru l ması gereken Filistin Ara p Devleti topraklarının yarı sından faz­ lasına elkoydu. Bu suretle Filistin Arap halkının öz bağımsız devleti çer51


çevesinde kendi kaderini beli rleme hakkı çiğ nen miş oldu. B u yüzden, bir m ilyona ya kın Filistinli yurtsuz ve evsiz kald ı l a r. Bunlar g ü n üm ü ze kadar da yurtla rına ve evlerine kavuşa m a d ıla r. Aradan sekiz yıl geçtikten sonra, Tel-Aviv yöneticileri, Ingiliz ve Fransız emperyal'izmiyle elele vererek, tekrar Ara p topraklarını talana giriştiler. Süveyş Kana l ı ' n ı n devletleşti ril mesi (1 956) üzerine M�sır'a karş ı g i riştikleri üçlü saldırıda i sra i l vurucu güç rolü oynuyord u. i sra i l silôhlı kuvvetleri o za man tüm Sina Ya rı madasını işgal ettiler. Fakat Sovyetler Birliğinin ke­ sin müd aha lesi sayesinde, bu üçlü sa l d ı rı başarı sızlığa u ğ ratı l d ı . Ne v a r k i , siyonist liderler başka l a rı n ı n topra k la rı n ı za ptetme hesa p­ l a rından vazgeçmed i ler. O zamanki başbakan Ben Gurion « isra i l ha ritası ş i m d i ki ha rita değ i ldir» d iyor ve memleket s ı nırları n ı n savaşa başvuru la­ ra k Efrat'tan N i l 'e kadar genişletilmesi çağ rısında bulun uyord u. ısra i l askeri çevrelerinin, uluslara rası gericiliğe daya n a rak, bundan sonra g i riş­ tikleri bölgesel yayı lma saldırı s ı 1 967 y ı l ı Hazira n ı n a rastl a d ı . O ç Ara p devleti nin - M ı sı r, Su riye, Ürd ü n - bir kısım topra k l a rı birbiri a rd ı nca işg a l edi l d i . Yen iden 400 bin Filistinli özyurtlarından çıkarı l ı p uza klaş­ tırı ldı. BMT'nın, zapted i len topra kların Ara p memleketlerine geri veri lmesi suretiyle anlaşmazl ı ğ ı n çözüm ü n ü öngören kararları n a rağ men, i srail sa­ dece barışsever kamuoyu nun sesine kulak vermemekle kalmadı, üçüncü saldırıdan sonrak i yıllar boyu nca i şg a l bölgelerini de Arap memleketleri za ra rı n a d u rmadan genişletti. 1 973 y ı l ı başına kadarki isra i l resmi veri lerine göre, yalnız Ürd ü n neh ri batı y a kasında 1 m i lyon dönü mden fazla toprağa elkonul muş, bura l a rd a 5 0 k a d a r siyon ist konu m yeri meydana geti rilmişti. Bununla birHkte, işgal mokamları, kendi topraklarına kattıkları yerlerde h a l kı zorla özümseme politikası g ü d üyorlard ı . i srai l emperyal i st sal d ı rısının strateji k hedefi, 1 960 yılları başın d a n iti­ baren gitgide daha ilerici bir sosyal içerik kazan maya başlıyan Ara p kur­ tuluş hareketi n i n gelişmes,ini d u rd u rm a ktı. Netekim, bazı komşu Ara p mem leketleri nde ilerici gelişmeler o l u r olmaz veya emperyalizmin ve te­ kellerin ç ı karları n ı balta i ı yon ted birler a l ı n ı r a l ı nmaz, Tel-Aviv'in hemen silôh şakırdatmaya kalkıştığ ı , her gün askeri kışıkırtma l a ra başvurd u ğ u ve komplolar terti pled i ğ i bir sır değ i ldi. Güvenlik Konseyi ve diğer BMT organları arşivlerinde bu sa l d ı rı eylemlerini suçlayan yüzlerce belge var­ d ı r. Tel-Aviv yönetici çevreleri, i ktida rd a tutunabilmek için, isra i l toplumun­ d a yayılıcı ve şovinist d uygu l a rı habire körükıüyodar. Memleketi d üpedüz bir silôhlı kampa d önd ü rm ü ş bulun uyorl a r. 1 972 y ı l ı sonunda açıklanan bazı Amerikan veri lerine göre, ı sra il, insa n başına askeri harca ma payı 52


(yılda 448 dolar) bakımından, B irleşik Amerikayı da (379 dolar) geçerek, d ünyada birinci gel mekted i r. Tel-Aviv i lerici Ara p devletlerine karşı sa l d ı rgan pol iti k hattı nı, Ya kın­ Doğ u'da emperya lizm ya nl ısı g üçleri gizl ice ve bazan d a açı kta n açığa desteklemekle bağdaştı rıyor. Birçok Ara p memleketi ndeki gerici rejimler isra il yöneticilerinin pek h oşuna gidiyor, çünkü bu rej'i mler Ara p kurtuluş hareketinin i lerleme yolunda birer engel olara k dikil mekted i r. Knese (israil parlamentosu) oturu m la rından birinde, yetkili lerden biri n i n şöyle dediği hatırlardad ı r : « Bazı l a rına belki bıraz paradoksal görünse de, ger­ çek odur ki, i srail ordusu . . . örneğ in bir O rdün, bir Lübnan ve belki de bir Suudi Ara bista n'da mevcut rej i m ierin korun ması kayg ısını da beni m ­ semekted i r. » Arap halkları ile Sovyetler Birliğ i a rasında g ü nden güne a rtan dostl uk, Tel-Aviv'i bilhassa ra hatsız ed iyor. isra il yönetici çevreleri, Sovyetler Bir­ liği'ne hemen her g ü n h ücü m l a rda bulunarak, Arap kurtu luş ha reketi nin d ünya sosya lizm iyle bağ laşmasını ne pahasına ol ursa olsun baltala maya çalışıyorl a r. Ve bunu Amerikan em peryalizminin ya ra rına ya ptıklarını açık­ ça söylemekten de çekinmiyorlar. isra il a rtık ABD'nin sosya list ü l kelere karşı balta lama ve casusl u k eylem leri üssü haline geti rilmiş bulunuyor. ısrail d ü nya devrimci ha reketinin d iğer b i rliklerine karşı da d üşma nca davranıyor. Asya ve Afri ka'da, yeni-söm ü rgecilik metotl a riyle hep aynı hedefi, yani ul usa l kurtuluş ha reketinin gelişmesini köstekleme hedefini güdüyor. Sözü mona ya rd ı m maksadiyle ihtisas hazırlığ ından g eçirilen i sra il örgütleri, bu iki kıta n ı n genç devletleri içinde em peryal'i zmin « Truva Atı » rol ü n ü oynuyorlar. isra i l yönetici leri n i n kirli işleri kendi lerinden gayrı yorum gerektirmiyor. Bu cüm leden olarak, petrol tekel lerinin çıkarlarını koll ıyarak, Tel-Aviv' in, Biyafra'da bölücü leri kışkırttı klarını, Güney Suda n'­ d a isya n l a r körüklediklerini, Uganda'ya ka rşı komplola ra katı ldıklarını hatırlatma k yeti rlidir sa n ı rız. Amerikan sa l d ı rganlarının Demokratik Viyet­ nam'ı barbarca bomba ladıkları g ü n lerde (Ara l ı k 1 972). ısra i l hükü metin'in. Saygon kukla rej imiyle di plomatik il işkiler kurduğunu açıklaması da u n u ­ tul m uş değ ild ir. Şu va r ki, isra i l emperya lizmin,in balta lama eylemlerini yoğ unlaştırd ı ğ ı başlıca a la n Ara p kurtuluş ha reketidir. Bundan ötü rü, b u g ü n Ara p ü l ke­ lerinde biri nci dereceli önemi olan sorun, siyonist-emperyalist sa ldı rgan­ l ı kla m ücadelede ulusa l güçlerin birliğini sağ la m a kt ı r.

SoldITgona karşı direnenler kimlerdir?

i srai l işga lcilerine karş ı Ara p savaş cephesi geniş ve bileşim bakı m ı n ­ dan d a ç o k çeşitl i d i r. U l u s a l g üçler, isra i l tarafından işgal ed i l m i ş topra k53


ların kurta rı lmasını ve Fil istin Ara p h a l k ı n ı n haklarını savunmayı öngören bu savaşın genel hedeflerini ben i msiyar ve paylaşıyorlar. Fakat bu güç­ lerin çeşitli sosya l kara kteri, bu hedeflere ulaşmada başvurulaca k yol ve a raçları n seçi mine de yansıyor. Bu do a n laşı l ı r şeyd i r. Zira , kurtuluş savaşı, Ara p mem leketlerinin ken d i içlerinde top l u msal gelişme sorunlarının çözü ­ müyle s ı msıkı örülmektedi r. Ara p memleketleri komü nist pa rtileri, kendi halklarına karşı ödevlerini yerine getirerek, diğer sol ve ilerici parti ve örg ütlerle birlikte, halk yığ ı n ­ larının işgalcilere karşı seferber edil mesi için d a i m a a ktif olara k m ücadele edegelmişlerd i r. 1 967 yenilgisi nden sonra, kom ü n istler, işlenen hata ları açı kça gösteriyor ve Ara p halklarının, hiç vakit kaybetmeden savaşı devam ettirmeye hazırlanmaları, u l usal o rd u la r ı n ı n savaş gücünü a rttı rma l a rı gerektiğini belirtiyorla rd ı . Bu savaşın başarısı için hal ka daya n m a n ı n ne kadar önem li olduğuna işa ret eden kom ü nistler, her şeyden önce, onu g i rişimlere yöneitmeye ço bal ıyorlard ı . Kom ü n ist partileri, Ara p kurtuluş hareketinin dost sosya list devletlerle ilişkilerini sağ l a m laştırmak için yo­ ru lmak bil meksizin ça lışıyorla rd ı . 1 973 Eyl ülünde ya pılan Ara p Memleketleri Kom ü n ist v e işçi Pa rti leri Toplantısı, sözü geçen ça lışmaları n sonucu olarak, yayı nladığı bildiride şunları belirtti : « Ara p halklarının ul usal kurtuluş ha reketi, kendi d üşman­ larına, ya n i başında ABD'nin bulunduğu d ünya em perya lümi ne, siyonizme ve gericiliğe karşı çok yanlı ve geniş ka psa mlı bir mücadele yürütmekte­ d ir. Bu, politik bağımsızl ı k uğrunda, a rtık politik bağ ı msızlığ ı na kavuşmuş çoğu Arap mem leketlerinde bunu g üçlen d i rmek uğrunda m ücadeledi r ; Filistin Arap h a l k ı n ı n yasal hakları uğrunda i sra il işgaline v e yay ı l ma emellerine karşı mücadeled i r ; ekonomik kurtuluş uğ runda politik ve sos­ yal gericiliğe karşı, emperya lizme ve em peryal ist tekellere karşı, bunları n askeri üslerine, kültürel v e ideoloj i k yayı l m a l a rına ka rşı mücadeled i r. Ara p mem leketleri nde işçi sınıfı, bu s ı n ıfın partisi ve radikal yurtsever çevreler, bu mücadeleyi, y ı ğ ı n l a ra daya n a ra k ve onları saldırıya karşı d i ­ renişe seferber ederek yü rütüyorlar. Bu güçler, emekçilerin yararına sos· yal, ekonomik ve politik dönüşüm leri, bütün anti-empe rya list g üçlerin s ı m ­ sıkı bi rleşti ri l mesi i ç i n önem li v e zoru n l u etken sayıyorlar. Bu görüş ve tutum, Ara p mem leketleri komünist partileri merkez komiteleri n i n Ekim Harbi'yle ilgili özel oturu m la rında kabul ettikleri bildirilerinde bir kere daha doğ ru l a n m ı ştı r. Son olayla r, Irak ve Su riye'deki ul usal cephelerin, halk yığ ı n l a rı n ı ve bütün yu rtsever elemanları en elverişli birleşti rme biçimi olarak, kendi le­ rinden bekleneni yerine getird iklerini göstermiştir. Bu örgütleme biçimi, gerçekten tüm memleketin d üşmana karşı savaşa yöneiti l mesi ne imkan vermekted ir. Drneğ in, Su riye'de, isra i l uça k l a rı n ı n sivil hedefleri de a m a n -

54


S i Z bombard ı m a n la ra tutmasına rağ men, h a l k yığ ı n l a rı büyük bir uya n ı k l ı k v e meta net göstermiş, bu çarpı şmalara yekpôre bir şekilde katılmışlard ı r.

Diğer Ara p ü l keleri nde, cephedeki silôhlı birl ikleri n savaş kahra ma n l ı k ­ l a rıyle ka natl a n a n h a l k, k e n d i h ü kü metlerinden, eldeki bütün k uvvet ye­ deklerini seferber ederek düşmana karşı d i renişi örgütlemelerini istiyor, yurtsever örgütler de kurtuluş savaşında y ı ğ ı n la rı n g i rişimine ön veri l ­ mesini öneriyorla rd ı . Ara p halkları , a n c a k i sra il yönetici çevreleri n i n yayılıcı emelleri n i f eIce uğrattı kları takdirde, sosya l i leril i k yolundaki hareketlerinde gerçek ve sürekli bir perspektife sa hip olabilecekleri ni a n l ıyorlar. Ekim Harbi'nde i sra il harpçilerine i n d i rilen d a rbe, bu perspektifin ya klaştı rı lmasına ya r­ d ı m edebil ir. isra i l' i n canlı hıvvet ve savaş tekniği bakımından önemli kayıplara uğra d ı ğ ı Eki m H a rbi, Tel-Aviv yönetici çevreleri a rasında görüş ayrı l ı k la rı n ı keskinleştirmiş, i srai l toplumundaki politik bunalımı derin leştir­ miş bulu nuyor. Bu d u rumda, isra i l ' i n kendi içindeki ilerici g üçlerin, özel­ likle Kom ü n ist Partisi n i n oyna ma l ı n gereken rol d e o ora n da a rtmakta d ı r. Bu parti, a rtık 25 yıldan beri, ı srai l yöneticileri n i n komşu Ara p devlet­ leriyle ilişkile rde g üttü kleri saldırı politikasına ka rşı mücadelesine bir g ü n b i l e a ra vermem işti r. 1 967 harbi s ı rasında, isra il Kom ü n ist Partisi, görüş ve tutu m u n u « emperya lizmle beraber Ara p hal klarına karşı değil, Ara p halklariyle beraber em perya lizme ve sa l d ı rganlığa ka rşı » olara k form üle etmişti. Parti bugün de aynı görüş ve tutu m d a d ı r. i KP, BM G üvenl i k Kon­ seyi' n i n a l d ı ğ ı 22 Kasım 1 967 g ü n l ü kara rı n tam ve eksizsiz olara k uyg u­ lan masında ve Filistin Ara p halkının yasa l haklarının tan ı nması nda ısrar etmekted i r. i sra il komünistleri, sayısız g üçlü klerle boğ uşarak, enternasyo­ nalist yükümlerine sad ı k kal maya çalışmaktad ı r/ar. Filistin Ara p halkının ulusal hareketi, kurtuluş savaşı n ı n önemli bir gücü haline geldi. Ekim Harbi'nde Filistin yurtseverleri bütün cephelerde sava ş­ tılar. Filistin Kurtuluş O rd usu Golan tepelerinde ça rpışmalara katıld ı . Filistin d i reniş hareketi silôhlı birli kleri C a l i l bölgesi içerilerinde askeri h a rekôta a ktif olara k katı ldıla r ve b u n u isra l komuta n l ı ğ ı bile itiraf etmek zoru nda kaldı. Ya k ı n geçm işte k u rulan Fil istin Ulusal Cephesi, sava ş hare�< ôt ı n ı bizzat YÖnetiyor, telefon hatla rı n ı kesmek vb. gibi sa botajlar: ve beya n n ame dağıtma a ksiyonları n ı örgütl üyord u . işga l bölgeleri nde v e isra i l işletmelerinde çalışmakta o l o n Ara p em�k­ çileri işbaşı yapmıyorla rdı . Tel-Aviv yöneticileri, bu emekçileri harp sıra ­ s ı n d a isra i l personelinin yeri ni tutacak yedek işgücü haline geti rmeye m uvaffa k o l a m a d ı l a r. Eğe r IJrd ü n cephesinde kendisi silôhlı eyleme g i riş­ mekten kaçı n a n Kral H ü seyin, Fil istin birlikleri n i n d e işga lci leri püskürt­ rnek üzere IJrdün nehri batı sına geçmelerine engel olmasayd ı, Fil istin d i reniş hareketi nin savaş a ksiyonları her halde daha etki l i olacaktı. 55


isra i l sa ldırısına karşı m ücadeleye, Ara p ulusal kurtuluş hareketin i n sağ kanadı da katılıyor. Fakat, bu kanadın temsilcileri, ayırıcı vasıfları gereğ i, yığın lara g üvenmez ve onları n a ktifl iğ inin a rtması ndan korkarla r. Netekim, sağcı liderler, geniş yığınları n işga lcilere karşı savaşa cel bedi l mesine razı olm uyor; sava ş ı n başarıyle sonuçla n m ası hal inde, ayek üzere olacak silôhlı halkın, i mtiyazı i üst tabaka ların dar sın ıfsa l çıka rları n a karşı da ha rekete geçebileceklerinden korkuyorlar. Sağcılar, keza, a nti-emperyalist d i reniş çerçevesinin d a ra ltı lmasını, bu d i renişin özü boşa ltı lara k boş bir kalıbo çevri l mesini istiyorlar. B u n l a rı n , son y ı l l a rda, Ara p d ü nyası nda aşırı gerici kuvvetlere el verd ikleri, böylel ikle onları politik soyutla nmadan kur­ tard ı kları ve aynı zamanda Ara p cephesin i n yapısında kilit nokta larını tutm a l a rı na yard ı m ettikleri de görülmüştür. Gerçekten, halkın gaza b ı n ­ d a n korkan gerici Ara p rejim ieri, siyonist saldırı s ı n ı n püskürtül mesi sava ­ · ş ı n a şu veya bu biçimde katı l m a k zorunda kalmakta olsa la r da, onların, Ekim H a rbi'nden önceki y ı l la rda Ara p k u rtuluş ha reketi sağcı çevreleriyle birlikte girişti kleri bazı eylemlerin Ara p halkları tarafı ndan kan pahasına ulaşıimış olan bütün kaza n ı m l a rı tehdit ettiğ i , Ara pl a rı parçala mayı ve Ara p-Sovyet dostl u ğ u n u baltalamayı a maçlıyan emperyalist manevra la­ rı n a yard ı md a bulunduğu d a bir s ı r değ i ldir. Bu teh like, Ekim Ha rbi gerici Ara p rej i m ieri n i siyon izme ve bi r yere kadar da emperya lizme karşı cephe a lmak zorunda bıra kmış olduğu ha lde, bugün de vard ı r. Gericilik, ya n i -geçm işlerini em perya l izmle a n laşmaların bel irled iği feoda ller ve yabancı sermayeye bağlı burj uvazi, Ara p kurtuluş ha reketi ni doğ ru yoldan sap­ tırma denemelerinden vargeçmiş değ i l lerd ir. Bu gericil i ğ i n , bazan, i lerici reji m ieri ve diğer Ara p yu rtsever g üçleri n i henüz hazır olmad ı kları b i r savaşa girmeye zorlıyarak, ültra - radikal mevziler a ld ı ğ ı da görülüyor. Komünistler, halk yığ ınlarına, gerici liğin her a hvalde Arap d ü nyasında sosyal ileriliğe yem i n l i düşman olara k kaldığ ı n ı ve bundan ötürü de ken­ d ilerinin gayet uya n ı k bulunmaları gerektiğ i n i hatırlatmaktan geri durma­ maktadırlar. Savaş siJôh,

Şimdi, Ara p gericiliğ i, Ekim Harbi'nde elde edi l m iş bulunan başa rı ları kendine maletmeye, Ya k ı n - Doğ u a n laşmazlığ ı n ı n çözümünün her a hvalde kendisin i n Vaşington l u « dostlar»ı üzeri ndeki baskısının sonucu ola bile­ ceğ i izlen imini uya ndı rmaya ça lışmaktad ı r. Zira, bu gericilik, Yakın - Doğ u an l aşmazlığında, kendisini, aracı l ı k rolü oynıya bilecek ve i srail'i işgal ettiği bölgelerden çıkmaya zorl ıyabilecek bi ricik kuvvet sayma ktad ı r. Bun­ d a n başka, Ara p gerici yöneticileri, her şeyi, Ekim savaşları nda ulaşılan bütün başarı ları , haklı savaşında Sovyetler Birliğ i n i n ve öteki dost sosya­ l i st ülkelerin karş ı l ı k gözetmez güçlü desteğ ine daya nan Ara p halkları n ı n ö z çabasından çok, petrol çıkarım v e satı mını kısıtl a m a n ı n kapitalist mem-

56


leketler üzerinde bir baskı a racı olara k kullanılmasının bir sonucu biçi­ minde göstermeye yatkındır/ar. Ekim H a rbi sırasında geçmişteki hata l a rı n ı o n l a m ış gibi görünen Ara p kurtuluş ha reketi s a ğ kanadının, bug ü n geri­ cilik tarafından ısrarla izlenen görüş ve tutuma gitg ide daha fazla eğ i l i m göstermesi cidden esef ed il meye değer. ( I ) Şüphe y o k ki, a n ti-em peryal ist ve anti-siyonist m ücadele silôhlı olara k petrolün önemi de küçümsenemez. Komünistler, i srail ve koruyucu l a rı üze­ rinde her tür/ü baskı a rac ı n ı n kulla n ı lmasından yanadır/ar. Kapita l ist d ü n ­ y a d a enerji bun a l ı m ı n ı n, a rtık ABD i l e B M Güven lik Konseyi'nin 2 2 Kasım 1 967 günlü kararı n ı n eksiksiz uygulanmasını ve Süveyş Kan a l ı ' n ı n bir an önce açılmasını istiyen Batı Avrupa mem leketleri ve aynı za manda Japon­ ya arasında an laşmazl ı k ve kopuşma lara yol açtığ ı bilin mektedir. ABD'nin Ya kın-Doğ u çatışmasıyle ilgili tutu mu, Ekim Ha rbi sırasında, eskisinden daha büyük ölçüde soyutla n m ıştı r. Emperyalizmle mücadele aracı olara k petrolün rolünü gerektiğ i gibi kavrıyon Ara p halkları, bu a racın, ancak, ta ma miyle halkın elinde olduğu ta kdirde, Arap petrol servetleri yabancı tekellerin egemen liğ inden büs­ bütün çıktığ ı ta kdirde, gerçekten etkili biçimde kullanılabi leceğ ini düşünü­ yor/ar. Emperyal i st-siyonist pol itikan ı n 1 973 yılı g üzünde u ğ ra d ı ğ ı yenilginin başl ıca nedenlerine gelince, bunları büsbütün başka bir orta mda a ra m a k gerekmektedir. Petrol, Ara p halklarının savaş a l a n la rında gösterdi kleri meta nete kıyasla el bette ikinci plônda gelir. Dahası va r : Eğer onlar bu metanet ve başarıyı göstermemiş olsa l a rd ı , Ara p gerici liği petrol « si l a h ı »­ na el atmayı düşü n mezdi. Netekim, bu gerici lik, 1 967'de Ara plar için gayet olu msuz gel işen harp sırasında böyle bir ted bir a l mayı düşün­ memiştir. (2) Petrol, savaş halindeki Ara p devletlerine gerçek dostları olan sosyal ist ül kelerin gösterdiği desteğe kıyasla da, i kinci derecede öneml i d i r. Ekim Horbi, Sovyetler Birliği ile dostluğun ve onun Arap ü lkeleriyle i mzaladığı a ntlaşma ve a nlaşmaları n eylemselliğ in in çözü m leyici önemini b i r kez daha doğ ru lar. « Ba r Lev» hattının ya rı l ması, ta h ri p edilen isra i l tankla­ rının ve meşhur « Fantom »lar d a d a h i l d üşürülen uçakların sayısı, Sovyet silôh ı n ı n savaş a l a n ı n da gösterdiği yüksek etkinlik, bu silôhlar hakkında Ara p gerici liğinin emperya list propagand ayla bir a ğ ı zdan yayma kta 01(1) Yak ı n - Doğuda petrol yatakları n ı n daha büyük bir kısmı gerici rejim­

Ierin kontrolü a ltında bulunmaktad ı r. (2) Gerçekten, gerici kra l l a r ve şeyhler, şimdi petrol çıkarım ve satı m ı konusunda böylesine radikal b i r karar a l ı rken, bir yandan d a kendi çıkarları n ı gözetmektedir/er. Ka pita list dünyasında b i r tür/ü sonu gö­ rü lmiyen döviz sa rsıntıları içinde « ka ra a ltın »ın şimdilik yer a ltında kal­ ması çok daha elverişlid i r.

57


d u ğ u yalanları ta mam iyle çü rüttü. Ara p savaşç ı l a rı , çağdaş askeri tekniği kavradıktan başka, cesa ret ve yiğitlikleriyle, her şeyden önce Tel-Aviv yö­ neticileri n i n yayd ıkları « yenil mez isra i l ord u s u » efsa nesin i de tuzla buz ettiler. Sovyetler Birliğinin Arap halkl a rına gösterd iği desteğ i n önemi, harbin son g ü n lerinde, ya n i isra i l ha rpçileri n i n B M Güven lik Konseyi tarafı ndan a lınan 22 Ekim 1 973 günlü ateşkes kara rı n ı yeri ne getirmeyi a lçakça red­ dederek, M ısır cephesinde bazı başarı l a r sağla maya başla d ı ğ ı sıra l a rda, olanca açı klığıyle kend i n i gösterd i. SSCB'nin bu d u ru m karşısında ta k ı n ­ d ı ğ ı kesin tutum, sa l d ı rg a n la rı n azg ı n lık larını çabucak d izg i n ledi. Sovyetler Birliği, izled iği dış politika n ı n Len inci prensi plerine kesinl i kle bağ lı kalarak, barış uğrunda, sosyal d üzenleri ayrı devletlerin barış içinde yanyana yaşa maları uğrunda harca d ı ğ ı ça baların, aynı zamanda ul usa l ve sosyal kurtu luşları için savaşma kta olan halklara her bakımdan ya r­ d ı ma, bu halkların egemen l i ğ i ne em perya l i z m i n el uzatması halinde ge­ reken d i renişe hazır oluş a n l a m ı n a geld i ğ i n i bir kere daha gösterd i. (l) Arap u l usa l k u rtuluş ha reketi haklı dôvasına d ünya kamuoyu tarafı ndan gösteri len desteğ i n önem i de büyüktür. M ı s ı r-israil cephesinde çarpış­ m a la rı n en kızışık olduğ u bir za manda Moskova 'da açılan Dü nya Ba rış­ sever Güçler Kon g resi bu dayanışma n ı n d i na m izm ve deri n l i ğ i n i parlak bir şekilde yansıtmışt ı r. Bu kongreden bir süre önce Cezayir'de topla n a n Bloklardışı Devletler Konfera nsı da, i sra i l sa l d ı rg a n l a r ı n ı n u l uslara rası a landa soyutla n m a l a rı bakımından önem l i bir rol oyna mıştır. Ni hayet, bizzat Ara p halkları n ı n ve devletleri n i n dayanışması sa ldır­ g a n l a r üzeri nde a ğ ı r b i r da rbe o l muştur.

(3) Ya k ı n - Doğ u a n laşmazlı ğ ı konusunda ve daha somut olara k Ekim Harb i g ü n lerinde SSCB'nin tutumu, Ara p memleketlerinde ve bütün d ü nya barı şsever güçleri a rasında yü ksek bir ta kdirle karş ı l a n ıyor. Çin H a l k C u m h u riyeti Maoist yöneticileri n i n d avranışı ise, Ara p halkları n ı n gö­ zünde, hiç de kabul ed ilebi l i r bir davra n ı ş değ i l d i r. Pekin liderleri, Sovyet dış politika s ı n ı ne o l u rsa olsun kara lamak maksadiyle, başla n ­ gıçta, bu politika n ı n amacı n ı n , Amerikan em perya l izmiyle elele, Ya k ı n ­ Doğ uda « ne ha rp, ne de barış», durumunu koru mak olduğ u n u iddia etti ler. Harp iyice a levlend i kten sonra da, Çin yönetici leri, olayl a rı gerg i n l iğ i n i n a d ı n a a rtı rılması yönünde itelemeye ça lışıyor, böylelikle Sovyetler Birliği ile ABD a rasında bir çatışma çıka rabi lecekleri n i ü m it ediyorl a rd ı . Bundan başka, Pekin, Ara p ha lklarına yard ı m etmeyi d ü ­ şün med i ğ i bir ya na, Ara p u l usa l kurtuluş ha reket i n i n ayrı ayrı birli kleri a rasına kama sokma çabasından da geri durmadı. Güvenlik Konseyi, isra i l ' i n sa ldı rıyle işgal etm iş bulunduğu Ara p topra kl a rından çeki l ­ mesi n i öngören kara rl a r a l ı rken, Çin tem silcisi nin oyla maya katı lma­ masına geli nce, bu olay, gelişme hali ndeki mem leketlere Peki n l i « dost­ lar»ın gerçek yüzünü b i r kere daha göstermekted i r. 58


Ulusal

savaş

stratejisi: Devrimci birlik

Arapları n 1 967 yen ilgisiyle bir hayli inci n miş olan ul usal d uyguları, Ekim Ha rbi a rifesi nde ve bu harp sırasında, anları em perya list-siyonist sa ldırıya karşı seferber ederek ve savaş mô neviyatla rı nı yü kselterek, epeyce büyük bir rol oynadı. Bu ul usal duyg u l a r yasa l d ı r. Şu da var ki, bazı sağ kanat unsurlarının, « savaşın u l usal kara kteri» bahanesini ileri sürerek, Ara p kurtu luş ha reketini doğ a l müttefiklerinden, öncelikle d ünya sosya­ lizminden kopa rma k isted ikleri de unutulmama l ı d ı r. Eğ er Ara p devletleri sağcı ların i radesini yerine getirmiş olsa lardı, israil -Amerikan bağ laşıklığı karşısında derha l yapayalnız kalabilirlerdi. Ara p gericiliği, em perya lizme bağ lı, petrol tekellerine bağ l ı ve bugün ancak olayların zoruyle siyon ist yayı lıcı sa l d ı rısına karşı savaşa şu veya bu biçimde katı lma kta olan ve ul usal d uyguları kendi yararına kullanmak istiyen bir kuvvet olduğ unu çoktan gösterm iştir. Gericilik, bugün « ul usa l uzlaşma » ve « sall a rda birlik» şia rla rı n ı ileri sü rerek, Ara p kurtuluş h a re­ ketini ilericilik ve devrimcilik yolundan saptırmaya çalış ma kta d ı r. Fakat, bilindiği üzere, Cemal Abdel Nôsır, Ara pl a rı n birliğinden söz ederken, her şeyden önce salla rda birliğe değ i l , hedeflerde birliğe önem veriyord u. Onun bu an layışı g ü n ü m üzde de önem ini korumakta d ı r. Ara pların birl i ğ i b u g ü n işga l altındaki toprakları n kurta rı lması, Filistin Ara p h a l k ı n ı n h a k ­ lorı n ı n sağ lan ması, Ara p ul usal kurtuluş hareketinin ilerici kaza n ı mlarının savun ulması gibi ana sorun l a rı n çöz ü m ü temeli üzerinde gerçekleştiril­ melid i r. Ara p ü lkelerinde gerçek a nti-em perya list ve anti -siyon ist daya n ı şma 1 973 Ekim Harbi ateş hatlarında doğdu. i sraile karş ı bütün harp ta ri h i boyunca ilk d efa olarak, M ıs ı r v e Su riye cephelerinde eylem uyu m u sağ­ lanabildi. Bu iki ü l kenin ord u l a rına, çok geçmeden, I ra k ord usu da ka­ t ı l d ı . ça rpışmalara diğer bazı Ara p ü lkelerinin askeri birl ikleri d e katı ldı­ l a r. Ara p halklarının birliği böylece kanla yoğ uruldu. I ra k ve Suriye, Mısır ve Cezayir, Demokratik Yemen, anti-em perya list saf tutman ı n merkezi oldular. Kom ün istler ve diğer ilerici güçler bu sıkı bi rleşmede b i rinci d ere­ cede bir rol oyn a d ı l a r. Gerici Ara p rej imieri, kendi halkla rı n ı n gazabından korka rak, bu dayanışma, heyecan ve atı l ı m ı n d ı şı nda kalamadılar. Em perya lizm, Arap h a l kla rı n ı n birliğinin güçlenmesinde kendisi için bü­ yük bir teh like görüyor ve bu yüzden o n l a rı ayırmaya, bölmeye, birbirine d üşürmeye ça l ışıyor. Yine bu cümleden olarak, ilerici Ara p devletlerini sosya l -ekonomik ve politik kaza n ı m larından vazgeçmeye zorl uyor. Ameri­ kan em perya l istleri ve siyonistler, buna karş ı l ı k, yasal olarak zaten Ara p­ l a ra ait bulunan top ra kl a rı geri verebi leceklerini hissetti riyorlar. Fakat, bug'ün, israil tarafı ndan işg a l edilmiş toprakların, em perya lizm ve yeni59


sömürgecilik k a rşısında böyle gerilemeler pahasına kurta rı lması uta ncına katlana bilecek bir yurtsever çıkabileceğ i düşünülebilir m i ? Ara p kurtuluş hareketini zafere ulaştıracak o l a n yol el bette büyük g üç­ lü klerle doludur. Bu yolun selô metle geçilebil mesi için, sağcı ların i ki rcim­ leri aşılmalı, emperya lizmin ve gericiliğin plônları suya d üş ü rü l meli, ayrı ayrı Ara p memleketlerinde rad i ka l toplumsal d önüşümleri a rdıcıl olara k gerçekleştirme y o l u tutulmalı, a nti-em perya list Ara p dayanışması d a h a d a güçlendirilmel i d i r. Bütün yu rtsever g üçlerin birliği u l usa l m ücadelen in başarı g a rantisid i r. Bu m ücadelenin izliyeceğ i yol devri mci kurtuluş yol udur. 1 973 Ekim gün lerinde, Arap h a l kları, yasal hakları na sa hip çıkmakta, kaza n ı m la rı n ı savunma kta kesinli kle k a ra rl ı olduklarını gösterd i ler. Ha rp, em peryalizme ve siyonizme k a rşı savaşa g i rişen yığ ı n l a rı n m uazza m dev­ rimci potansiyeli n i ortaya koyd u. Ve Arap h a l kları n ı n, karşı karşıya bulun­ d u kları sorunların çözümü için gerekli her şeye sa hip oldukları n ı , Yakın­ Doğ uda barışın, a nca k bütün bu bölge halklarının ve bu a rada Filistin Ara p halkının menfa atlerin i garanti edecek ôdil bir b a rış olabi leceğ ini gösterdi.

60


Anti-komünist serüveni açığa vuran bir yapıt Güs Hol'ün yeni kitabı

Amerika n « New Outlook Publishers» Yayı nevi, Güs Hol'ün « Saharov­ Soljenitsin serüveni» ( l) a d l ı yeni ya pıtını yayı m l a d ı . Uluslara rası komün ist hareketinin ünlü eylem a d a m l a rından biri ola n ABD Komün ist Partisi Ge­ nel Sekreteri G. Hol, aynı za manda esaslı bir Ma rksist teorisyen ve ateşli bir devri mci politik yaza r olara k ta n ı n m ıştır. Onun demeçieri ve yazı ları politik bakımdan daima aktüeld ir. G. Hol'ün sözkonusu son yapıtı gerçeğ i gösterme gücü büyük olan bir politik hicviyed i r. G. Hol, iki döneğ i n hep baş rolde görüldü kleri zin­ cirleme Qnti-komünist ve a nti-sovyetik kampa nyaların en yeni ha lkası n ı n gerçek a n l a m ı n ı en dolgu n biçimde v e yaza rı n fikri n i d a h a derinlenme­ sine açı klayan düşü ncelerle, okuyucunun gözleri önüne sermeye çalış­ maktadır. Kita bı n daha ilk satı rlarında « olayla r üzerinde gözlem ve d üşüncenin, bil ince doğ ru sadece bir basamak olduğ u » bel i rtilerek şöyle deniliyo r : « Olayların özlüğünü kavra m a k ise, bam başka şeydir. Olayların derinlen­ mesine anlaşılabil mesi için, onların nedenlerine inmemiz, sonuçla rına yö­ nelmemiz ve sorunun özüne n üfuz etmemiz gerekir. Bir olguyu iyice a n ­ lamak istiyorsak, önce onu h e r yanıyle incelemeli, temel ilkesi ya rg ı ların­ dan hareket ederek geniş bir açıdan ele a l malıyız . » (sayfa 1 .) Yaza r da, işa ret ettiğ i bu p rensipe şaşmaz bir a rd ı c ı l l ı k la uyma kta, fel­ sefelerini « entelektüel özg ü rlü ğ ü » ve « başka türlü d üşünen lerin haklarını savunma » tera nelerine yaslamak istiyenıere, sın ıfsal bir ya naşımla karş ı koymaktad ı r. Esasen, çağ daş anti-komünizmin iddiaları, a n c a k böyle sü­ kunetle, kanıtlara daya n a rak ve peşin ya rg ı l a ra sapla n m ı ş her okuyucuyu kra l ı n gerçekten çıplak olduğuna U) inand ı racak derecede açığa vurula­ bilir. Kurulmuş olan gerçek sosya l izme ka rşı, son onyı llar boyunca, sayı l a m ı ­ yacak kada r çok serüvenci iftira kam panya ları yürütCılmüştür. Bu zincirin yeni halkası olan serüven, G. Hol'ün haklı c ! a ra k bel irttiğ i üzere « Sovyet­ ler Birliğ inin bütün barışçı öneri ve g i rişim lerine karş ı » yöneltiimiş olan « Saharov-Soljen itsi n » serüveni d e el bet suya düşüp gidecek olsa da, bu yerg i yapıtı za manla eskimiyecektir. Komünist siyasal gözlemciliğin ve yorumculuğun en iyi geleneklerini sürd ü ren G. Hol, ideoloj ik mücadeleyi

( I) G. Hol 1 . The Sa �harow-Solzhenitsyn - Fra u d . New York. New Out­ look Publ ishers. 1 973. (2) Andersen'in ünlü masa l ı kastedil iyor. 61


genel çizg i leriyle d a ha yüksek bir d üzeye çı karmakta d ı r. Yazar, bağrından ç ı ktı ğ ı halkın yaşa m ı na ve m ücadelesine ka rşı olumsuz tutum ve yana­ şımın, gerici liğin çıkarla riyle ergeç nasıl kolayca bağ la n d ı ğ ı n ı ve bundan ötü rü de iha nete dön üştüğ ü n ü, bu politik iha net bata k l ı ğ ı n ı n gerçekten ne kadar sınırsız olduğunu, n i hayet kendi olağan üstü l ü ğ ü n e i n a n m ı ş bir ay­ d ı n ı n « objektivist .. d üşüncelerinin nasıl daima halkları n barış ve sosya lizm savaşına karşı yöneldiğini açıkça göstermektedir. Sosya lizmi savunmak kom ü n istlerin enternasyona l ödevi d i r. Komün ist ve i şçi Parti leri U l uslara rası Danışma Toplantısı, her gerçek kom ün ist için doğ a l i htiyaç alan şeyi işte bu c ü m l eyle bel i rtmiştir. Sözkonusu politik hicviyenin ateşl i ve öfkeli satı rları, bu kita b ı n yalnız kom ü nistin boyun borcu olara k değiL. aynı zamanda onun i·ç ihtiyacı olara k yazı ldığ ı n ı n en iyi kanıtı d ı r. O. B.

Aşağıda, G. Hol'ün .. Saharov- Soljenitsin serüveni .. adlt kiia­ bmdan bir parça sun uyoruz . .. Entelektüel özgürlüğü .. ve sosyalist demokrasi

« New York Times .. ve Birleşik Amerikan ı n diğer birçok gazete ve der­ g isi, bu dönekler g rupuna (Sa ha rav-Saljenitsin - Not. red.) sayfa la rı n ı açmakta gayet cömerttirler, ama bu gazete v e d erg ile ri n sayfa l a rında « Peki, Şili 'de entelektüel özg ü rl ü ğ ü ve insa n hakları ne o l uyor?» soru­ sunu ortaya atacak ki mse yoktur. Sa harov-Saljenitsin, a rtık hemen hemen on yıldan beri, açı k bir anti­ sosya l ist kampa nya yü rütüyorla r. Hani b u n la rı n her g ü n bası n toplantıları ya ptı klarını söylemek de, büyütme ol maz. Fakat « New York Times .. in yü­ rüttüğü geniş a nti-sovyetik kam pa nya, « entelektüel özg ü r l ü ğ ü .. n ü kayırma olara k gösteri lmek isteniyor. Böylece d e, şu ana soru ortaya çıkıyo r : .. En­ telektüel özğ ü rl ü ğ ü .. ama, ne adı na, hangi amaç uğruna ? Sa harov-Soljenitsin'in temel tezi işte bu soruya cevap veriyor. Amaç apaçı k : ifti ra l a r ve ya l a n l a rla sosya lizmi karala maya çalışmak, em per­ yalizmi bütün cinayetleriyle bi rlikte koru m a k ve savu nmak . . . isted ikleri « entelektüel özg ü rl ü ğ ü .., o n l a ra, ü reti m, ulaştı rma, konut ya pımı, sağ l ı k, bilim, enerjetik ve ticaret problemlerini görüşmek için gerekli d eğ i l d i r. Ve en önemlisi, « entelektüel özg ü rl ü k », onlara, sosya lizm kuruculuğunun ne suretle iyileştirilip süratlendirileceğ i sorununu incelemek için değil, yal­ nız ve ya lnız onu ifti ra lara boğ m a k ve yıkmaya kalkışmak için gerek l i d i r. Ortaya kend i l i ğ i nden çıkan bir sorun vard ı r : Sosya list toplum, .. ente­ lektüel özg ü rl ü k .. adına, kendi basın org a n l a rı n ı , radyosunu ve televiz62


yonunu, sosyalizm a leyhindeki a lçakça yalanlarını yaysın l a r d iye, ırkçı ve em perya l i st propagandaları için kullansı nla r diye, b i r avuç d öneğ i n eline vereb i l i r m i r? Mantık gereğ i o l a ra k b i r soru daha doğ uyor: Sosyal ist ülke kendi en­ formasyon a raçlarını hangi soylu yara r adına bu gibi elemanların eline vermek zorundadır? Sadece sosya l izmin « d emokrati k » olduğ u n u kanıtla­ mak için mi? Eğer, sosya l izm, demokratik özlüğ ünü ispatl a m a k için, yığın­ sa l enformasyon a raçları n ı b i r avuç alçak yalancı n ı n serbestçe kulanma­ sına olanak vermeye kalka rsa, bu olay gerçekten bir bunalıma ta n ı k l ı k eder v e sonuç olara k d a ispat/anmış ol maz. Hayır, b i r avuç döneğ i n ve hainin hakları sosya list demokrasiyi filôn kan ıtlıya maz. Sosya list demokrasi, sosya list d üzeni savunma temel prensıpıne d aya ­ nır. So�ya l ist demokrasi, iki d ünya sistemi a rasındaki mücadele koşulla­ rı nda gelişir ve yükselir. Sosya list demokrasi, soyutla ma değ il, süs de değ il, sosyal izm kuruculuğ u n u n ayrı lmaz bir parçası dır. Sosya list demokrasi ı rkçı l ı ğ ı n ve ul usal şovinizmin yoked i l mesi a n l a ­ m ı na gelir. Sosyal ist demokrasi, her gün ve her düzende k a ra rl a r a l ı n ması sürecine m i lyon larca insanın katılması demektir. Bu da yüzbin lerce kişinin şeh i r şura l a rı ve mahkemelerin ça l ı şma larına katı l m a l a rı a n la m ı n a gelir. Sosya list demokrasi, fabrika l a rda, işyerleri nde ve madenierde, bütün temel sorun l a rı işçilerin kara rlaştırmaları demektir. Sosya list demokrasi her düzeyde devlet organları n ı n seçimle oluşması demektir. Sosyalist demokrasi, basında yer alan ve değerlend i rilen, sosyalist top­ lumun eylem i ne i l işkin eleşti ri, öneri ve notla rı içeren m i lyonla rca mektup demektir. Sosyalist demokrasinin gelişmesi, sosya lizm kuru l uşu sürecine ve bunun ulaştı ğ ı düzeye bağ l ı d ı r. Sosya list demokrasi bu sürecin içinde gelişir. Her yeni şeyde olduğu gibi, bu sü reçte de deneme ve ya n ı l ma eylemleri va rd ı r, fakat genel doğ rultu a ç ı k ve bel i rl i d i r. Bu doğrultunun özlüğü, h'O ­ yatın bütün ala nlarında kararlar a l ı n masına yığı n l a rı n katı l ı m ı n ı n durmak­ sızın genişleti l mesid i r. Bundan ötürü, SSCB'de yığınsal enformasyon a raç­ larının bu hain lerin eline b ı ra kı l ı p b ı rakıla m ıyacağ ı sorununun yukarda söylediklerimizin ayd ı n l ı ğ ı nda gözden geçirilmesi gerekir. Sağduyu hemen şu ceva bı veriyor : Asla b ı ra k ı l m az. Sosya lizmin savu­ n u lması ve emperya lizme ka rşı dü nya ölçüsündeki m ücadele bakı m ı ndan d a ceva p değ işmez : Kesinlikle hayı r ! Demokrasi ve demokratik haklar h i ç d e öyle boşlukta kavra m l a r değ i l 63


d i r. B u n l a r gerçek yaşa m ı n ayrı l maz bir pa rçası old ukları için, bu yaşa m içinde yürütülen m ücadelenin de ayrıl maz pa rçasıd ı ri a r. Orneğin, faşizme k a rşı ikinci Dünya H a rbi tecrübesi ve bu ha rpte verilen kurba n l a r gözö­ nüne a l ı n madan, «demokratik hakla r»dan nasıl o l u r da cidd iyetle söz ed ilebi l i r? ikinci Dünya H a rbi 54 m i lyondan fazla ölü, 90 m i lyon yara lı ve tuta rı 4 trilyon doları aşan maddi kayı plara m a l oldu. Bu ha rpte 20 mil­ yonda n fazla Sovyet y u rttaşı ca n verd i . Peki, şimdi « demokratik haklar» a d ı na böylece bir daha m ı boğ azlaşı lmalıdır? Siyah derili Amerikal ı la rı n linç edilmesine v e diri d i ri yakılmasına b i r d a h a m ı y o l veri l melidir? işte em perya list politikayı savuna n l a r, o n u n bu sonuçla rı n ı da savun uyorlar demektir. Topl um, kendisini oluşturan ayrı ayrı insa n la rı n hakları n ı şu veya bu biçimde sınırlamadan var olmaz. Sını rlam a l a rı n hangi a m açla yapıldığı sorunu oldukça önem l i d i r. Ka pitalizmde, demokratik haklar, halkın 0/o 95'i n i sömü rmeyi « h a k » olarak ben imsemiş bulunan % 5 mutlu a z ı n l ı ğ a ta n ı n m ıştı r. Böylece, yö­ netici sınıfın % 5' i geçmediği ve sömürü sisteminin h ü k ü m sürdüğü top­ l u m , özl ü ğ ü b a k ı m ı n d a n a nti-demokratiktir. Ka pital ist demokrasinin tabiatı n ı iki etken beli rler. Bu demokrasi, tekelci sermayeye karşı muha lefetin derece ve gücüne bağ l ı d ı r. Bu demokrasi aynı zamanda sınıf m ücadelesin i n karekterine ve g üçler ora n ı n a bağ lıdır. Watergate yolsuz l u ğ u n u doğura n polis devleti nin artoya çıkıŞı, bu etken­ Ierin her ikisiyle de bağ l ı d ı r. « New York Times» son zamanlarda g ü n l ü k başyazı l a rında ve diğer yazıları nda, Saha rov ile Soljenitsin ' i n Sovyetler Birliğinde kitaplarını ya ­ y ı m l ıya madı klarından ya k ı n o ra k, anti-komün ist bir kampanya y ü rütüyor. Fa kat ABD bakı m ı nd a n bu gazete başka tü rkü çağ ı rıyor. Orneğ in, « New York Times», dört oy boyunca « Ko m ü n ist Partisi Man ifesti »nin 1 25. y ı l ­ dönümüyle i l g i l i yazı l a r yayı m l a m ı ş bulunuyor. Gelgelel im, bu man ifesti hen ü z bir kere bile bosmış değ i l d ir. Ostelik bu dört ayl ı k k a m pa nya bo­ yunca kom ü n i stler tarafı ndan yaz ı l ı p sunulan yaz ı l a rı d a yayı mlama­ m ıştı r. Sovyetler Birliğinde kitap yay ı m ı konusunda yaygara koparan « New York Times«, kendi sayfa larında Amerikan komünistleri n i n kitaplarına yer veri lmesini kesi n l ikle yasa k l a m ış durumdad ı r. Gazete bu tür kitaplardan tek söz etmez, bunlar hakkında yazı l m ı ş inceleme yayı larını d a basmaz. Sovyetler Birliğinde basıl mayan her kitaba karş ı l ık, Birleşik Amerikada bası l ması yasaklanan kitap sayısı 1 00'ü b u l u r Yayı nevleri her za man aynı basmaka l ı p ceva bı verir, bu gibi kitaplar « a ra n m ıyor» derler. Yüz yıldan fazla bir zamand ır, Amerikan yayın korporasyonları ve aynı zamanda fe­ deral h ü k ümet basın ı , ü lkede M a rksist, komünist kita pların yayı mlonmosı 64


yasağını sürd ü rmektedi rier. « New York Times» gazetesi reda ktörlerinin kanısın ca, bu « entelektüel özg ü rl üğ ü »dü r. Birleş ik Amerika Komün ist Partisi'nin birçok yöneticisi, öteden beri yar­ g ı la n m ış ve ceza lara ça rpt ı rı l m ışlard ı r. Ara mızdan baz ı l a rı « teh likeli fikir­ ler»in iletkeni olara k suçlanmış ve Amerika n z ı nd a n l a rı nd a sekiz yıl kada r hapis yatm ışlard ı r. B u d u ru m karşısında « New York Times .. gazetesi ve Birleşik Amerika n ı n üç bin m i l uzağ ında « özg ü rl ü ğ ü .. ün kaderi kayg ısına d üşen kuvvetlerin çoğ u, ya susmuş, ya d a gericiler g ü ruhunun en önünde yer a l m ıslardır. Soruyoruz : Memleketimizde entelektüel özg ü rlüğü ve bizzat Anjela Deyvis'in hayatı tehli kedeyken, bu kuvvetler, savun uya geçerek seslerini yükseltmişler midir? Yirmi beş y ı ldan fazla bir zamandan beri, Amerikan komün istleri pasa­ porttan ve memleketten çıkma hakkından yoksundular. Şimdi de, Dışişleri Baka n l ı ğ ı , bütün yurttaşlara, Küba'yı, Kore Demokratik Halk Cumh uriye­ tini, Viyetna m Demokratik Cumhu riyeti'ni ve Arnavutl uk'u ziya reti yasak etmektedir. O halde « entelektüel özgü rl ü ğ ü .. savunucuları neden sesle­ rini yü kseltmez, neden gezi serbestl iğini savunmazlar? Vaşington tarafı ndan desteklenen i srail hükü meti, bir m i lyondan fazla Fil istinl iyi özyurtlarına dönme hakkından, kendi topraklarında görüş ve fikirlerini belirtme hakkından yoksun etmekted i r. Oyleyse, o Sa harov'çu l a r, Soljenitsin'ci ler, Solzbri'ciler neye susarlar? Birleşik Amerikada yığınsal enformasyon a raçları n ı n , gerçekte, ya l n ı z tekelci ka pita lizmin türküsü nü çağ ı ran v e bu sistemi savunanlarla i l g i ­ lenen kast biçi m i k a p a l ı b i r tekel teşkil ettiğ ini kim inkôr edebi l i r? Bu basın org an la rına kapita lizm düş m a n la rı n ı n şu veya bu biçimde sokula­ bild ikleri hal lerde de, böyleleri nin sözlerini ve yazı l a rı n ı çabucak tah rif eder, kend ilerini karala maya kalkışı rlar. Bugün a rı k biçimde «demokratik haklar ..dan söz edenlerin çoğ u a rı k demagog l a rdan başka bir şey değ i l ­ d i rler, ç ü n k ü böyle bir şeyin va r olmadığ ı n ı pekiyi b i l i rler. « Demok ratik haklar .. soru n u bugün sosya lizme karşı m ücadele silôhı, özellikle a nti-sovyetik propaganda silôhı haline gelmiş d u rumdad ı r. Bu silôhı, en çok, d ünya n ı n her ya nına kendi yalancı demokrasi ve sosya lizm görüşlerin i i h raç etmeye ve böylece emperyalizmin çıka rla rı n ı korumaya çalışan Bi rleşik Amerika ve Amerikan em perya lizmi kullanmaktad ı r. Ve eğer bu böyle değ i l se, bu kuvvetler, demokratik haklar problemleri n i n gerçekten çözüm bekled iği, demokratik hakları n v a r olmadığı Gü ney Afrika Cumhuriyeti, Portekiz, i spa nya, Yunan istan, Filipi 'nler, Şili gibi memleketlerden ne d iye söz etmezler? Sosya list demokra s i burjuva demokrasisine benzemez ve h iç bir zaman da benzemiyecektir. Sosya l ist ül kelerde ve bu a rada Sovyetler Birliğ inde, 65


ekonomiye bütün halk sahiptir ve onu genel selo met a d ı na bütün halk yönetir. Bu, kapita l izmdeki durumdan, k ıyas kabul etmiyecek kadar daha demokratik bir olgudur. Bundan ötürü, sosya l ist demokrasinin özı üğü. başka sınıf tarafı ndan dayatılan s ı n ı rl a m a lardan çok. kendi kendine ayar­ lomada bel irir. Ka pita lizmde. m ücadeleyle elde ed i l m i ş haklar bir yana. ekonomik so­ run l a r üzerinde y u rttaşların söz hakkı yoktur. Fiyat politikası. ticaret. iş ücretleri. üreti m propogandaları. kar had leri gibi her şey tekelci korpo­ rasyonların i mtiyaz ı d ı r. Birleşik Amerikada politik yapı. iki partili sistem ve hükü met. aynı za manda yığ ı n sa l enformasyon a raçları tekelci korporas­ yon l a r tarafından kontrol edi l mekted ir. Yığ ı n l a rın « demokratik haklar»ına gelince. bunun gayet dar b i r eylem a l a n ı vardır. Ka pita lizmde « demokratik haklar ı o k ı rd ı l a rı . gerçeklik ol­ maktan çok. b i r beıogatti r. palavra d ı r. Olayları n gidişini etkileme ola na­ ğ ı n a gel ince. bu haklar d a gerçekleşmekten çok. kôğıt üstü nde ka l ı r. Fa­ kat. bu haklar d a h i tekelci sermayenin a rmağanı değ i ld i r. Bunların her biri. işçi sınıfı ve tüm halk tarafı ndan çetin mücadelelerle kaza n ı l m ıştır. ••

Sa ha rav. Soljenitsin. Solzbri. Şen k ı r g i bilerin ya ndaşları. yıkı l ı p gitmekte olan b i r deği rmene su taşıma çabası ndadıri a r. İnsa n l ı k topl umu i lerleme­ sinin özü ve temeli. kapita lizmden sosya l izme doğ ru en önem l i ta rihsel geçişi yaşama kta almasıdır. Döllenmeden sonra çocuğun doğması nasıl kaç ı n ı lmazsa. bu geçiş de öylece kaçı n ı lmazd ı r. Barış içinde yanyana yaşa ma. d ünya gerg i n l i ğ i n i azaltma m ücadelesi. bu geçişle sıkı sı kıya bağ l ı d ı r. ideoloj i k m ücadele. bir sosya l sistemden d iğerine bu tarihsel geçişle bağ l ı d ı r. Emperya lizme ve ı rkçı lığa karşı m ücadele bu temele d a ­ yan makta d ı r. Bir yanda gericil i k kuvvetleri va rd ı r. ate yanda, d ü nya devrimci süreci güçleri yer a lmaktad ı r. Ara la rı n d a ki mücadele. uyga rlığ ı n hangi tempo­ larla gelişeceğ i n i ve ne za man yeni başarı l a ra u laşaca ğ ı n ı belirtmektedir. Saha rov. Soljenitsin. Solzbri. Şen k ı r gibilerin bütün d ünyadaki yanda şları ancak kargaşal ı ğ ı a rtıra bi l i rler. Bunlar. sosya lizmin zaferi uğrundaki m ü ­ cadelede kurba n l a rı n v e acı ların k a t k a t a rtmasına sebep olabilir. fakat bu mücadelenin kesin sonucunu asla etki l iyemezler.

66


Afrika'd a açl ığın se be b i yalnız kuraklık mıdır? Burjuva basmımn, kurtuluşlanna kavuşmuş halkları, tekrar emperyalistlere köle olmalan için nast! kandırmaya ça!tştı­ ğma dair notlar. Amat Dansoko

Afrika Senego l Bağ ımsızlık Partisi Politbüro üyesi Anton Lerumo

Gü ney Afri kalı gazeteci Dünya basınında Afri kadaki açlık hakkında pek çok yazı çıktı. Açl ı k öncel ikle Suda n-Sahel Bölgesi adı verilen v e Büyük Sa hra g üneyine düşen mem leketler (Mavritanya, Seneg o l, Mali, Yuka rı Volto, Çad, N ijerya kuzey bölgeleri) kesi mini ve aynı za manda Ha beşista n ' ı n kuzey i llerini ka psıyor. Hemen hemen dört yıla ya k ı n bir zamandan beri, son 60 yılın en büyük kura k l a rı bu Suda n-Sahel Bölgesi ni kası p kovuruyor. Kurak büyük zara rla r verdi v e yığ ınsal hasta l ı klara y o l açtı . 1 969'd an beri Mavrita nya'da b ü ­ yükboş hayvanları n beşte dörd ü, koyun v e keçileri n d e üçte i kisi k ı rı l ı p gitti. Senego l'de gayet zayıf o l o n a roşit (yerfıstığı) rekoltesi, bu bitkiye dayanan memleket ekonomisinin felce uğra ması tehli kesi ni gizl iyord u. Moli'de Hint d a rısı ve pirinç ürünü bir hayli aza l d ı . Memlekette birkaç y ı l d ı r 1 .7 milyon sığ ı r ve 5,5 m i lyon d avar telef oldu. Geçen ba harda ya ­ ğan yağ m urlar d u ru m u pek değ işti rmedi. BM ilgili örgütünün hesa plarına göre, 1 973'te bu bölgede 6 m i lyona yakın insan açlıkta n ölüm tehlikesi a ltındayd ı . Afrika halkları b u g ü n Sudan -Sahel Bölgesindeki kura kl ı ğ ı n belirlediğ i çetin koşu llar a ltında bir ölüm-kalım mücadelesi veriyor. Bu memleketler hükü metleri ve toplumsal örgütleri, felôket bölgelerinde d u rumu n ispeten hafifletebilmek için elden gelen ted birleri a l ıyorlar. Şehir işçileri, emek gelirlerinin önemli bir kısm ı n ı ayıra rak, açlık çeken köyl ülere ya rd ı m edi­ yorl a r. Ote yandan, Afri kada m uazzam servetler yığan yabancı tekeller, ya genel likle felô ketzed elere yard ı m a yanaşm ıyor, ya do gayet önemsiz ya rd ı m la rlo göz boya maya ça l ı şıyorlar. Afrika devletleri yöneticilerinin geçen yaz ya ptı kları konferansta, Afri­ kada yiyecek maddeleri rezervleri meydana getiril mesi kara rlaştı rıldı. Afri­ ka Birliğ i Orgütü (ABO�, Birl eşmiş Mil letler'e ve diğer yetkili örgütlere başvurarak, açl ı k çekmekte olon Afrika memleketlerine ul uslararası prog ­ ra m l a r çerçevesinde aza m i ya rd ı md a bulunulmasını önerd i . 67


Bu c ü mleden olarok, Afrika kamuoyu, kıto n ı n çeşitli kesimlerinde kurak­ l ı ğ ı n yarattığ ı ağır d u ru m u hafifletmek üzere önemli m iktarda yiyecek maddesi ve ilaç gönderen Sovyetler Birliği'nin ve öteki sosya list devletlerin ya rd ı m l a rını şü kranla karşı lıyor. Batı Avrupa mem leketlerinde işçi sın ıfı örgütleri, kendi hükümetlerini, Afrikada açlık çeken halklara daha geniş ve d a ha etkin yard ı m l a rd a bu­ lun maya yöneltmek üzere el lerinden geleni yapmayı boyun borcu sayıyor­ l a r. Bu yolda, işçi sın ıfı örg ütlerinin g i rişimiyle özel daya nışma kom iteleri kuruluyor, parlamentolar üzerinde baskı ya pıl ıyor. Bununla ilgili olarak, komü nist partileri, açlığın gerçek nedenlerinin açığa vurul masına da büyük bir önem veriyorla r. Fransız Komü nist Partisi MK'nin 1 973 Mayıs Plen u m u kara rında şöyle deniliyo r : « Bu açlığın kökleri, her şeyden önce, Fransız sömürgeciliği tarafından uygulanan ve 1 960'tan itiba ren de Fra n ­ sa nın v e b ü y ü k yabancı tekellerin yen i-söm ü rgeciliği ile deva m etti rilen politikada gizlen mekted i r. » Ayn ı plenumda, Fransız hükü metinin önemsiz bir yard ı m l a yetin meye çalışması, Senegal'den Çad'a kadar çeşitli mem­ leketlerde açlı kla pençeleşen m i lyon l a rca erkek, kadın ve çocuğ un acı­ larına adeta seyirci kalması şiddetle eleştirildi. Kararda özetle şöyle denil iyord u : « H ükümet süratle ha rekete geçmel i , halk daya n ışmasının d a eklendiği u l uslara rası ça baların önem l i bir kısm ı n ı b i r an önce yüküm len­ melid i r. » Batı Avrupa memleketleri işçi sınıfı ve demokratik örg ütleri, Af­ rika fela ket bölgeleri a h a l isi için yiyecek maddeleri, ilaç ve diğer gerekli eşya toplama kampa nya l a rı örg ütl iyerek bu daya nışmada yer o l makta­ d ı rl a r. Açlık çekenlere eylemsel ya rd ı m ı n gerekl i olduğu bu koşullar içinde, Batı n ı n bel irli çevreleri, Afrika halklarının bu faciasının gerçek neden leri konusunda kamuoyunu a ldatma ça basına d üşmüşlerd i r. Burjuva bası n ı nın yoru m l a rına bakı l ı rsa, başgösteren açlığ ı n başlıca sebebi, gelişme hal indeki memleketlerde « aş ı rı n üfus yoğ un l uğ u » yüzün­ den giderek a rtan k u ra k l ı kt ı r. Burj uva propagandası, bu mem leketler hü­ kü metlerini ve ka muoyunu « yeterli doğum kontro l ü »n ü ya pmamış olma kla suçl uyor. Bütün bunlar eski teraned i r, zira burj uva « uzma n » ları n ı n öğütleri ve em perya lizmin gelişme halindeki mem leketlere resmen dayattığ ı demog­ rafi politikası nın özl üğü, dönüp dolaşıp, hep doğ umun aza ltı lması soru­ nuna daya n m a ktad ı r. O n l a ra göre, doğ u m kontrolü, bugünkü açlığı bir daha tekra rlanmamak üzere sona erd i recektir. Doğ u m kontrol altına a l ı n ­ mıyocak olursa, « New York Times» gazetesinin başyazısında denildiği g i bi, gelişme hal indeki memleketler halkları « Maltüs felaketi »ne sürük­ leneceklerd i r. (1) (I) « New York Times », August 8, 1 973. 68


M altüsçü ve yeni-maltüsçü teorilerin tutarsızlığ ı bir yana, gelişme halin­ deki memleketler de d a h i l olmak üzere bütün mem leketler halkları n üfus a rtışı sorununa en etkili bir çözü m bulma çabasından el bette geri d urmu­ yorl a r. Fakat ası l dev sorun, sömürgecilik kalıntıs ı n ı n gideril mesi, Afrika ül keleri ekonomisinin d ünya ka pital ist iktisad i yeni -sömürgecilik zincir­ lerinden kurta rılmasıdır. Burjuva ekonom istleri nin doğ u m kontrolüne i lişkin kasıtlı öğütleriyse, işi ka rıştı rmakto, gelişme hal indeki mem leketleri kıv­ ran d ı ran yoksu lluk ve açlığ ı n sın ıfsa l, sosya l-ekonom i k nedenlerinin ta hli­ linden di kkatleri uzaklaştırmakta d ı r. Afrika ha lkla rına başka öğütler de veriliyor. Orneğ in, memleketlerinin kapılarını, Batı sermayesine, mahut ekonomik «yard ı m » biçi minde sokulan sermayeye, a rd ı n a kadar açma ları isteniyor. Bu cüm leden olarak, a rtık O rta k Paza r ül keleri n i n « Ma rşal Plan ı » örne­ ğ i nce Afrikaya yard ı m etmeleri fikri doğmuş bulun uyor. Bu fikir bazı Afrika liderleri a rasında ya n k ı l a r uya n d ı rıyor. Bu münasebetle « The African Com­ mun ist dergisi şunları yazıyor : Bu gibi fikirleri desteklemezden önce, « Ma rşa l Pla n ı »n ı n Batı Avrupa memleketlerine ne getird i ğ i n i a n l a m a k herha lde d a h a iyi olur. « Ma rşal Plan ı » ruhunda yard ı m, to m do Afrikanın hiç ihtiyacı olmıyan cinsten ya rd ı m d ı r, çünkü bu ya rd ı m , olsa olsa, bu­ gün Sudan -So hel Bölgesi mem leketlerindeki faciayı genişletmeye yarayan em perya list ekonomik egemen liğin olu msuz çizgilerini güçlendirecekti r. » (2) Dergi, haklı ola rak, ancak sosyal koşullard a değişikliğin, doğal aletlerle başa çıkmanın güven i l i r garantisi olabi leceğ ini belirtiyor. ••

Tekelci z ü m relerin sosya l tavsiyesini ye rine getiren burj uva bilgin, eksper ve uzma n l a rı, Afrika l ı l a ra, şimdiki zorl ukları n ı n anca k ka pital ist üreti m il işki leri çerçevesinde yen i lebi leceği fikrini aşıla maya çalışıyorlar. Burj uva propaga ndacıları, aynı zamanda, genç bağımsız devletlerin gösterd ikleri politik aktifl iğin, halkı güya en önem li ekonomik sorunların çözümü yolundan sa ptırarak, devletlerin menfaatlerine ters düştüğ ü fikrini geveleyip d uruyorlar. « i nternational Herald Tribune» gazetesi, ted i rginliğini gizl iyemediği ve ekonomik sorunlara y.eterince önem vermed iği idd iasiyle ABO'ne hücum ettiğ i bir başyazısında şunları söylüyo r : « Bugünkü d u rumda, örneğ i n, be­ yaz Portekizli lere, Rodezya l ı l a ra veya Gü ney Afrika l ı l a ro karşı mücadele gibi, kuraklığa karşı da bütün yığınları ka psayacak sarg ı n bir m ücadeleyi körüklemek zord u r. » Bu gibi yazı l a r, ABO'nün kıtada sömürgeciliğin kö-

( ) Maltüs : Açl ığa karşı m ücadele konusunda doğum kontrolünü ilkönce sal ı k veren ingiliz d i n a d a m ı . (2) « The African Commün ist», No 55, Fourth Quarter 1 973, p p . 92-93. (3) « i nternationa l Herold Tribune», June 1 , 1 973. *

69


künü kazıma kta kesinl ikle kara rlı olmasından hoşla n m ıyan burjuva çev­ releri n i n bütün içyüzü n ü açığa vurmakta d ı r. Portekiz ve Güney Afrika beyaz söm ü rgeciliğin ve Rodezya'da Smit reji­ minin, Afri kanın çeşitl i bölgelerinde hôlô daha h ü k ü m sü rmekte olan korkunç felôkette suç payları o l m a d ığ ı n ı d üşünmek elbette yanlış o lur. Söm ü rgeciliğ i n ve emperya lizmin kaleleri, ekonomik gelişmeyi hızland ı r­ mak üzere Afrika kaynakları n ı n tü m kıta ölçüsünde seferber ed i l mesine olanak vermiyen başlıca engellerden birid ir. Ve burada, bugün Afrika ü l kelerini kası p kavurma kta olan açlığı yorum­ lıyon burj uva ka lemşorla rı n ı n sükCıtla geçiştirmeye ça l ı ştıkları ana problem ortaya çıkmaktad ı r. Şimdiki açl ı ğ ı n ve bunun a la bildiğ i n e trajik sonuç­ ları n ı n apaçık ortaya çıkard ı ğ ı bu problem, Afrika halkı büyük çoğ unlu­ ğ unun an latı lması olanaksız yoksu ll uk la r içinde yaşa makta olmasıd ı r. Kura k l ı k veya diğer doğal ôfetler yeryüzü n ü n başka bölgelerinde de baş­ gösterebilir, g ü ç l ü k ve yoksu lluklar ya rata bilir. Fakat Afrika gibi süregen yoksu lluk bölgelerinde doğ a l ôfetlerin sonuçları kat kat daha a ğ ı r bir y ı k ı m olmaktad ı r. Afrikan ı n doğal zenginli klerinin (altın, elmas, u ranyum, bakır, kobalt, krom, ka kao, ka hve vb.) sömürü l mesi, em perya listler için m uazzam kazanç­ lar kaynağ ı d ı r. Fakat Birleşmiş M i lletler Teşkilôtı'nın en yoksu l l a r listesine a ld ı ğ ı 2 5 memleketin 1 6'sl Afrikadad ı r. Bu kıtada, doğan çocukları n üçte ikisi beş yaşına va rmadan ölüp gitmekted i r. Akrifa ka l ı l a r en d üşük ücret­ lerle çalışmak zorunda bıra k ı l m a ktad ı r. Ycı.ksu l l uğa, ekonomik geriliğe, açlığa, kurağa ve diğer doğ a l ôfetlere karşı m ücadelenin başarısı, daha çok, bütün bağ ı msız Afrika devletlerinin yeni-sömürgeciliğ e ve emperya lizme karşı savaşta yekpôre bir bütünlük meydana getirmelerine ve kararlı hareket etmelerine bağ l ı d ı r. Bundan ötü rü, kura k l ı k ve açl ı k kurbanı hal klara yard ı m ı n ya n ı s ı ra, G ü ­ n e y v e Merkez Afri kada a pa rteyd em perya list rej i m ierinin, ı rkçı l ı ğ ı n ve Portekiz sömü rgeci liğin, kıta n ı n kuzey kesiminde de siyonist sa l d ı rga n l ığ ı n tutu nmasına karşı mücadelede dayanışma kampa nyasına d a h ı z verilmesi gerekmektedir. Bütün halkların ortak düşmanı olan em perya lizme karş ı mücadele böı ünmez. Bu m ücadele e n geniş yığınların elbirl i ğ i çabalariyle başa rıya ulaşaca ktı r.

70


Komünist ve işçi partileri hakkında Kısa Bilgi/er Danimarka Komünist Partisi

9 Kası m 1 91 9'da kuruldu. 1 920 y ı l ı n a kadar Daniw.a rka Sol Sosya list Partisi a d ı n ı taş ı d ı . ikinci Dünya Savaşı y ı l l a rı nda gizlilik koş u l l a rı içinde çal ıştı. Bugün legal ça l ı şıyor. Taban örg ütleri, yeni parti kolları (sayısı 200 kadar) şehirlerde, köy­ lerde, şehir semt ve mahal lelerinde, işletmelerde kurulur. Kolları il ça p ı n ­ d a birleşir. Kopen hag'da v e bu şeh i r çevresindeki işletmelerd e 26, taşroda 1 0 parti il'i vard ı r. Pa rti nin yü ksek o rganı kongred i r. Oç yı lda bir topl a n a n kong re, Mer­ kez Komitesinin hesa pverme ra porunu d inler ve görüşür, program ve tüzü­ ğ ü n ü kabul eder, parti yöneti m orga n l a r ı n ı , ya n i Merkez Komitesi'ni (ha­ len 41 üye ve 1 1 aday üyeden oluşur) , Kontrol Kom isyon u'nu (beş kişilik), aynı za manda iki parti m üfettişini seçer. Merkez Kom itesi de 14 kişi lik Yürütme Kom itesi'ni ve 5 kişi lik Sekreterlik'i seçer. Pa rti n i n son XXiV. Kongresi 1 973 y ı l ı Ocak ayında yapıldı. Bu kong rede, daha çok, tekellere karşı, emekçilerin sosya l ve demokratik hakla rını gen işletmek için yü rütülen m ücadelede işçi ha reketinin ve bütün sol güç­ lerin birliği soru n l a rı ele a lı n d ı . Kongrede, aynı za manda << işçi s ı n ıfı n ı n menfaatleri v e sosya lizm uğrunda tekelci sermayeye karşı mücad ele» ka rarı ve « komün istlerin halka d a ha iyi bir hayat sağ la ma uğrunda mü­ cadele prog ra m ı » kabul ed ildi. S o s y al terkibi: i şçiler 0/0 49, 1 , ev kad ı n l a rı ve emekliler rı i i 29,3 öğ retim üyeleri ve öğ renciler °: 11 1 3,5, köylüler, ayd ı n temsilcileri ve diğerleri 0 '0 8, 1 . Kad ı n l a r parti üyelerin i n % 33,4' ünü teşkil eder. Parti basını : « La n d og Folk » « < Memleket ve Holb,) - DKP merkez or­ ganı. G ü n l ü k gazete. Tirajı sıradan g ü n lerde 8 bin, hafta tati li ve bayram gün lerinde 1 1 -1 2 bin ; « Tiden -Verden-Rundt» « < Za m a n - Dünya çevresi ») Teorik dergi. Tirojı 2.900.

Parti, yayın işlerini « Tiden » Yayınevi eliyle gerçekleştirir. Daha çok teo­ rik kitap ve broşü rler yayı m l a n ı r. Son y ı l l a rda kitapları n tirajı ve sürümü epeyce a rtış göstermektedir. Pa rtinin yöneti mi altında ça lışan gençlik birliğ i n i n , ya ni Da n i m a rka Komünist Gençl iği'nin 40 kadar ta ba n örgütü va rd ı r. On iversite çevrele­ rinde eylem gösterecek b i r gençlik örgütü olara k komü nist O n iversiteliler Birliği meyd a n a getirilmektedir. 71


Parti, sendika hareketinde, işletmelerde sağ l a m bir d u ruma sa h i ptir. 1 973 yılı Ara l ı k ayında yap ı l a n olağa n'üstü meclis seçi m lerinde Komünist Partisi 6 milletvekili yeri kaza ndı.

Batı Berlin Sosyalist Birlik Partisi (Batı Berlin SBP)

1 962 Kosı mında yapılan parti konferansında, örgüt bakımından bağ ı m ­ sız bir politik pa rti olara k kuruldu. Progra m hükümlerini içeren parti tüzü­ ğü d e o zaman ka bul edildi. 1 969 Şubatına kadar Sosya list B i rl i k Pa rtisi­ Batı Berl in a d ı n ı taşıdı. Batı Berlin SBP bölgese l - ü retimsel pren sipe göre kuru l m uştur. Parti taban örgütleri- pa rti grupları, en az üç üyen in bulunduğu işletmelerde, d a i relerde, öğretim kuru m larında kurul ur. Batı Berlin'in 12 idari semtinin hepsinde ayrı ayrı parti semt örgütleri vard ı r. Pa rtinin yü ksek organı kongred ir. Olağ an olara k iki yılda bir toplanan kongre, Yönetim Kuru l u'nu, yard ı mcısını ve aynı ıcmanda Teftiş Kom isyonu üyelerini seçer. Kongreler a rasındaki dönemde partinin bütün eylemi YÖ­ netim K u ru l u tarafından yürütü l ü r. Yönetim Kurulu, plenu m l a r arasında politik ça lışmaları n yönetimi için bir B ü ro, günlük işleri yöneti mi, ka rar­ ların yeri ne geti ril mesi nin örg ütlen mesi ve denetlenmesi için de bir Sek­ reterlik seçer. 1 969 Şu batı nda toplanan Olağan üstü Kongre, Batı Berl in Sosya list Birl i k Partisi'nin prensipleri ve hedefleri başlıkı, program dokümanını ka­ bul etti. Batı Berl in SBP' n i n son iii. Kong resi 1 972 Ekim ayında yapıldı. Bu kon­ g re, Yönetim Kurulu'nun « Ba rış, demokrasi ve sosya lizm uğ rundaki müca ­ d elede yeni d u ru m ve yeni ödevler» başlı k l ı ra porunu görüştü. Partinin sosyal terkibi : işçiler °,'11 71 ,9, hizmetliler r ı rı 1 4,2, üniversiteliler 0 '0 7, ayd ı n l a r 0 /0 2,4, öğ renciler (üretim alanında ça l ı şanlar do dahil) % 2, 1 , diğerleri % 2,4. Kad ı n l a r parti üyelerinin o " 40,5' ini teşkil eder. Pa rti bası n ı : Merkez organı haftad a a ltı defa çıkan « Die Wa hrheit» (<< Gerçek ) gazetesidir. ••

Parti, 1 970 yılında M a rksizm öğ reti m i i'ç in bir gece okulu açtı. Bu okul­ da, politik ekonomi, felsefe ve u l uslara rası işçi h a reketi tarihi kursla rı var­ d ı r. Halen bu okula 2.275 kişi devam etmektedir. Bunların hemen hemen yarısı portisiz işçi lerden (a ra l a rında gençler de vard ı r), hizmetli lerden, bilim işçilerinden, sanat adamlarındon, öğ retmen lerden vb. oluşmakta d ı r. 72


Guatemala Emek Partisi (GEP) 1 922 yılında, Işçi Sosya list Birliği örg ütünün sol kanad ı n ı ol uşturan Ma rksist grup temeli üzeri nde bağ ı msız bir örgüt olara k o rtaya çı ktı . 1 924 yı lında da G uatemala Komün ist Partisi haline geldi. 1 932'de parti d a ğ ı ­ tı ldı v e eylemine s o n veri ldi. 1 946-47 d öneminde, sendika ve ü niversite gençliği h a reketinde, aynı zamanda demokratik eğ i l i m l i küçük burj uva partileri içinde yeni Ma rksist gruplar beli rd i . Bunları n a ktif temsilci leri, eylemleri koordine etmeye ve bir birlik yaratmaya ça lı ştı lar. Bir yandan işçiler ve köylıü lerle il işkilerini sağla mlaştı rd ı l a r. Böylelikle « Guatema l a Demokratik Oncüsü örgütü mey­ dana getirildi. Ve bu örg üt 1 949 y ı l ı Eyl ül ünde gizlilik koşulları içinde ya pılan kong rede Guatemala Kom ü n ist Partisi adını a l d ı . ••

1 952 y ı l ı Ara l ı k ayındaki mala Emek Partisi oldu.

ii.

Kong resinde parti a d değiştirdi v e Guate­

1 954 Haziranında d emokratik rejimin d evri lmesinden sonra, Guatema l a Emek Partisi k a n u n d ı ş ı ilôn e d i l d i . O zamandan beri g i z l i olara k çalış­ maktad ı r. 1 969 Ara l ı k ayında, sı kı gizlilik koşulları içinde GEP ıv. Kongresi ya p ı l d ı . Kongre. devrimci eylemin sonuçlarını gözden geçird i v e b u g ü n ü n stra ­ tejik ödevi o l a ra k gerçekleşti ril mesi gereken a nti-em perya list halk devri ­ minin ve sosya list devri m i n somut hedeflerini bel irl iyen yeni parti prog­ ra m ı n ı onayladı. Kongre, aynı za manda. yığ ı n la rı n en öne m l i istekleri için m ücadele plôtformunu onayla d ı . Partinin rolünü Guatemala halkının dev­ rimci sava ş ı n ı n yöneticisi olara k ta n ı m layıp beli rlenen yeni tüzüğ ü kabul etti. 1 972 Eyl ülünde GEP'nin 6 yöneticisi ve bu a rada MK Genel Sekreteri Bernarda Alvarado Monzon yaka la n d ı la r ve gaddarca işkencelere ta bi tutu ldular. Aynı y ı l ı n Kası m ayında M K Plenumu yeni bir yönetim kuru l u seçip görevlen d i rdi. GEP mem leket içinde gizli olara k « Ve rd a d » (<< Gerçek») adlı bir gazete çı ka rmakta d ı r.

73


OZEL SAYFALAR

Bild iri Memlekette b u n a l ı m, politik durum g ittikçe ağ ı rlaşıyor. Genel seçim lerin üstünden iki buçuk aydan fazla bir zaman geçti. Meclis ça lışam ıyor. Hal­ k ı n isted iğ i demokratik bir hükümet hôlô kurulomadı. Bunun suçlusu, so­ ru ml usu AP, DP, CGP, MSP'nin başını tuta n l a rd ı r. Bir soru ml usu do, işçi sınıfına karşı büyük burj uvazinin çıkarlarını savunan Türk-iş'in başındaki sa rı sendika ağaları d ı r. Bu gerici politikacı ları n , C u m h u rbaşkan ı n ı n , ge­ nera l lerin a rkasında, işbirl ikçi büyü k burjuvazi, kası rga vurguncular, yerl i ­ yabancı büyük tekeller v e Amerikan em perya l istleri d u ruyor. Ta lCı hükümeti seçimlerde yenilgiye uğramış pol iti kacı lardon, gerici pa r­ tilerd en kurulud ur. Bu hükümet sıkıyönetimi, terörü, ta lanı a l a bildiğine uyg u l a m ış, iflôs etmiştir. Böyleyken, büyük burjuvazi, em perya l istler böy­ lesi bir hükü meti halka d ayatma kta ayak d i riyorlar. Bütün ayak oyunları ­ n ı n , Çankoya'da dönen entrikaların nedeni, büyük burjuvazinin, Amerikan em peryalistlerin i n hegemonyas ı n ı zorla sürdürmek, hükümeti bırakmamak istemeleridir. Paha l ı l ı k, işsizlik, enflôsyon, y ı k ı m a l a bildiğine sürüp gidiyor. Yıkım hız­ land ı kça, büyük burjuvazinin, NATO'ya, Amerikan emperya lizmine bağ lı­ lığı d o a rtıyor. B ütçede NATO masrafları kobarıyor. Amerikalılar incirlik g i bi üslerini genişletiyor. Bu, Türkiye halkının u lusal bağımsızlık hare­ ketine, komşuları m ı za, özel likle Ara p halkları na karşı ya pılıyor. Bu h ıya net politikasına karşı halkın, özel likle işçi sınıfının zincirleme g revlerle beliren d i renişi g üçleniyor. 14 Ekim genel seçimleri, 9 Ara l ı k yerel seçimleri bu d irenişin geniş yığ ı n l a rı ka psad ı ğ ı n ı gösteriyor. Türkiye Komünist Partisi bu durumda, en kısa zamanda genel seçim­ lere gid il mesini zoru n l u buluyor. Bunun i·ç in de yurtseverlerden b i r seçi m hükümeti kuru l m a l ı d ı r. Böyle bir hükümetin kuru lmasına yönelik eylem, bütün yurtseverler için günün boşta gelen orta k savaşıd ı r. 4. 1 . 1 974

74

Türkiye Komünist Pa rtisi Merkez Kom itesi


Durum nedir ? TKP Merkez Komitesi Politik Bürosu, hükümet bunalımını etkiliyen geliş­ male'r üzerinde d urd u. Sürüp giden bu bunalım, ka pita list toplumu her yandan, köklerine kadar kemiren genel bunalımın kaç ı n ı l maz sonucud u r. Söm ü rü d üzeni, halk d üşmanı rej im ekonomik, sosya l, palitik bir çöküş süreci içindedir. Sınıf savaşları biteviye sertleşiyor. Ulusal bağ ı m sızlık, demokrasi ve sosyal kurtuluş uğrunda işçi sınıfı n ı n, geniş yığ ı n ların d i renişleri yen i yeni biçimler alıyor. Bu süreçle yanyana, onunla çitişerek, burjuvazinin kend i içindeki değişik g rupları, d a l la rı arası ndaki çel işkiler üsteliyor. Olaylar, işbirli kçi büyük burjuvazi nin buna l ı m la rı n içinden zorba l ı kla, bunalımın bütün yükünü emekçi y ı ğ ı n l a ra yü klemek yoluyla çıkmak çaba­ sında olduğ u n u gösteriyor. Bu gerici, emperya list tekel lerle bağ l ı çevreler, faşist biçi m i yöneti m i sürdü rmek istiyen partiler, bunalıma son verecek, halk yığınların ı n hemen çözüm bekled iği sorunları ele a lacak bir h ü k ü ­ metin işbaşı no gelmesini va r g üçleriyle engeliiyorlar. Seçimlerde yenilgiye uğ rıyan partilerin sözcüleri bunu açı kça söyl üyorlar. Bozbeyl iler, gericiler­ den, sağcı partilerden hükümet kurulmasını savun uyorla r. Genel kurmay l ı kta, Ankarada 28. tümen kara rgôhında, Çankayada top­ lantı lar oldu. Cuntacı genera l ler, MIT temsilcileri bu « brifi nglerde» n iyet­ lerini açığa vurd u l a r. Bunu radyola rla yayd ı l a r. Onlar, Amerikancı parti­ lerden, AP ve ortaklarından bir hükü met istediler. « Sosyal patla maları ord u n u n kanal ize edeceğ i n i » söyled iler. Açıkça halka gözdağı vermek, onu korkutmak çabasını sürd ü rmek yolundan yürüyorla r. Bu korkutmaca­ lar ul usal burj uvazi nin sola açılan ko nodı na do karşıd ı r. MSP - Erbakan takı m ı , bu çel işki lerden yara rlan ı p külôh ko pmak çaba­ sındad ı r. Bütün döneklikleri, ayak oyu n l a rı halkın isted iği bir hükümetin kurul masını çıkmaza sokmaktır. Erba kanlar, yerel seç i m l erde yen i lg iye uğrayınca, C H P ile hükü met kurm ıya yanaştı. Oysa, boyuna h ı r çıka rıyor. Seçim lerde ha lkı o ldattığ ı g ibi hôlô da oldatıyor. Gericilerin, Amerikalı­ ların değ i rmenine su okıtıyor. Büyük burj uvazinin bütün bu oyunlarına karşı işçi sınıfının, bütün i lerici g ü çlerin uyan ı k olması gerek. Bu alanda, bu uğ u rda bütün komünistlere büyük soru m l u l u k d üşüyor. Kamuoyun u d urmadan aydı nlatmak. Yığ ı n l a rı savaşlarda örgütlemek. Yığ ı n l a ra i n mek ! Kom ü n ist Partisini örgütsel, ideo­ loj i k, her bakımdan d a ha da kuvvetlend i rmek ! M a rksizm-leninizm i l ke­ lerini, bilimini yaymak ! Halkımızın isteklerini gerçekleştirmek savaşına dört elle sa rı l ma k ! 2 2 Ocak 1 974 75


Avrupa kapitalist ülkeleri komünist partilerinin Brüksel toplantısında Türkiye Komünist Partisi delagasyonunun raporu Yoldaşlar, TKP M K a d ı n a burada bulunan bütün yoldaşları candan selômlar ve Konferansa başa rı l a r d i leriz. Devlet tekelci ka pita lizminin buna l ı m hızı a rtıyor. Em perya l izm ve yen i ­ söm ü rgecil i k yöntemleri üzeri ne oturtu l m uş b üyük tekellerin hakim olduğu ü lkelerin ekonomisi, sanayii, ham madde kaynağı ü l kelerin u lusal kurtu­ luşları için yü rüttükleri a nti-emperya list savaşın a ğ ı rl ı ğ ı n ı daha açık bir şekilde d uymağa başlam ıştı r. Onem l i ölçüde az gelişmiş ü lkelerin yağ­ ması üzerine oturtu lmuş olan gelişmiş ka pita list ü l kelerin ekonomisi, az gelişmiş ü l keler uya n d ığ ı, doğ a l kaynakları n a sah i p çıktığ ı oranda buna­ ı ı m ı a rı daha d a hızlanıyor. Ucuz ham maddeyle ü reti m yapmak, sanayi ü rü n lerini a z gelişmiş ü l kelere pa halıya sata rak büyük b i rikimler sağ la­ m akta şekil lenen yeni- sömü rgecil iğe, e mperya lizme karşı a z gelişmiş ü l ke­ lerin savaşı yeni ve daha büyük b i r aşamaya ulaştı . Böylece ulusal kur­ tuluş ha reketleri d a ha etk i l i ve devrimci bir g üç olara k beli rmeye başl a d ı . Sovyetler Birliğ i n i n, öteki sosya l ist ülkelerin, kapita l ist memleketlerdeki komünist ve işçi hareketinin, üçüncü d ünya ü l kelerindeki anti-emperya l ist savaşın bu şeki ldeki gel işmesinde sağ la d ı k la rı ekonomik, politik, teknik ve askeri ya rdı mların payı büyüktür. Bügünkü aşamada, kapita list ülkelerde enflôsyonun, işsizl iğin, fiyat a rtışları nın daha d a h ızla n d ı ğ ı görül üyor. Büyük tekeller, iktidarları eliyle, buna l ı mlarını h a l k yığ ı n l a rı n a yükleme, daha büyük kôrlar ve vurg u n l a r sağ lama çabası içindedi rler. Em perya lizmin buna l ı m l a rı derin leştikçe, sa l­ d ı rg a n l ı ğ ı n ı a rtıracağ ı n ı , biz komünistler iyi b i l i riz. Ş i l i halkına ka rşı Ame­ rikan emperyalizminin terti plediği k a n l ı faşist sa l d ı rıyı unutmuş deği liz. Em perya l izm, büyük tekeller h a m madde kayna kları n ı , sürüm paza rla rın ı elden çıka rma mak için, NATO, SENTO gibi sa l d ı rı paktları, Ortak Pazar gibi ekonomik-politik örgütleriyle, askeri paktla rla hegemonyasını sürd ü r­ mek istiyor. Amerika Harp Baka n ı Şlezinger'in Ara p ü l kelerini askeri iş­ g a l l e tehdit eden demeci ni hatırdan çıkarm a m a k gerekiyor. Em perya l izm, g ittikçe hızlanan bunalımlarını a skeri avantürlerle çöz ü m lemeye kalkış­ mak, askeri da rbelerle ajanlarını işbaşına geti rmek, kanlı d i ktatörlükler kurmak g i bi yöntemlere daha geniş ölçüde başvurmaya kalkışa b i l i r. Sov­ yetler Birliğinin ve öteki sosya l ist ülkelerin gücü, em peryalizmin bu said ır­ ganlığını önem l i ölçüde önl üyor, kol unu bük üyor, b i r d ü nya harbini ön l ü ­ yor, d ünya barışı na, insa n l ı ğ a büyü k hizmetlerde bulunuyor. 76


Türkiye, emperya lizmin politik, askeri, ekonomik örg ütlerine bağ lı bir ü l ked i r. NATO'ya, SENTO'ya üyed ir. " O rta k Pazara » ortak üyed ir. NATO'­ nun, Amerikan emperya lizminin Tü rkiye topra k l a rında sayısı 1 0 1 'e varan askeri üsleri vardı r. Bu üsler, sosya list ü l kelere ve Ara p kurtuluş hareke­ tine karşıd ı r. Ya k ı n - Doğ u bölgesinde barış ve güven liğin sağ lanmasını engell iyen unsurlar a rasındad ı r. Sovyetler Birliğinin ve öteki sosya list ü l ke­ lerin barış içinde yanyana yaşa m a pol ikasıdırki bu üsleri n Tüd kiyeyi daha büyük teh like ve avantü rlere s ü rü klenmesini önlemiştir. Tü rkiye emperya lizmle bu bağ ları yüzünden onun bütün buna l ı m la rı na açı ktı r. Emperya lizmin, işbirlikçi burj uvazinin eliyle dayattığ ı ve za man za man kanlı şekiller alan hegemonyası, çok zengin kaynaklara sah i p ol­ masına rağ men, Türkiyede gerçek bir sanayileşmenin gelişmesini engel­ lem iştir. Halkın yoksullaşma süreci sürekli olara k a rtıyor. Tü rkiye, adam başına d üşen 360 Dola r gelirle Avru panın ve Balkanları n en geri kalmış ülkesi d i r. Mem leketin ekonomisine Amerikan, Batı Alman, Fra nsız, ita ıyon ve öteki " O rtak Paza r» tekelleri hakimdir. Son za manlarda J a pon tekelleri de g i rm iye başlamıştır. B u n l a rı n kurd u ğ u montaj - a m balaj sanayii mem­ leket ekonomisine kan kaybettiren bir unsur olara k beliriyor. Ayrıca, m a ­ kinesi, yedek parçası, hatta ham v e yarı - h a m maddesiyle gelişmiş ka pi­ ta list ü l kelere bağ lı bir sanayi kolu da gel işiyor. Bu tip sanayi, makine ve kimyasal ü rün bakımından montaj sanayiine ve ithalata d ayanan tarı m da halkın i htiyaçlarını karşılama, onu doyurma i m kônlarından yoksun k a l ı ­ yor. Ta rı mda dışardan geti rilen makinelere daya nan modernleşme olduğu gibi, hôlô o rta çağdan kalma kurumlar d a yaşıyor. Emperya lizmin hegemonyası Türkiyeye 1 971 yılında 29 ay süren ka n l ı bir Sıkıyönetim devrini dayatm ı ştır. Bu devirde komünistlere, sosya listıere ve öteki demokratik, barışçı güçlere karşı terör daha açık, daha k a n l ı bir biçim a l m ıştı r. Faşist yöntemler uyg ulanmışt ı r. Tü rkiye işçi Pa rtisi ka patı l m ı ş, başka n ı Bayan Behice Boran ve Yü rütme Kurulunun öteki üyeleri 1 2-1 5 yıl a ğ ı r hapis cezasına ça rptı rı i m ıştı r. Le­ nin'in eserlerini Tü rkçeye çeviren M uzaffer Erdost ve Süleyman Ege her çevird ikleri kita p için 7'şer buçuk yıl ha pis, dörder yıl de sürg ü n cezasına ça rptırılmışlard ı r. Bu çevirmenler Len in'den dörder eser çevird iklerine göre her biri toplam 30 yıl a ğ ı r ha pis, 1 6 yıl da sü rgün cezasına çarpt ı rı l m ış­ lard ı r. Oç genç idam ed i l miş, birçokları da işkence odalarında öldürül­ m ü ş veya sakat b ı rakı lmışlard ı r. Bunları n tam sayısı bel l i değ i ldir. Bugün hôlô 1 00'e yakın insan idama mahküm olmuş veya savcıları n idam iste­ ğ iyle yarg ı la n m a ktad ı rlar. Tü rkiyede emperya lizm ve işbirlikçi burj uvazi, bütün devri mci a k ı m l a ra karşı kanlı terör yöntemlerini uyg u l a m a k için ideoloj i k sapmalardan da geniş ölçüde fayd a l a n d ı . Komün ist Pa rtisine, legol işçi p a rtisine ve bütün a nti-em perya list a k ı m l a ra ka rşı d a ha a çık, daha kanlı bir terör yürütmek 77


ıçın, Maoist, Troçkist, a n a rşist a k ı m l a rdan geniş ölçüde istifade etti, on­ larla orta k l ı k l a r kurd u . Askeri ma hkemelerdeki yarg ı l a m a l a r s ı rasında b i r­ çok yurtsever genç, Moocu, Troçkist yöneticilerin Amerika n ajanlarıyle nasıl işbirliğ i ya ptıklarını, devri mci a k ı m l a ra ka rşı nasıl elbirliğiyle p rova ­ kosyonlar hazırladıklarını ayrıntılarıyle açıkla d ı l a r. Işçi sınıfına, dü nya dev­ rimci hareketine karşı bu gibi prova kasyonlara a let olduklarından uta nç d uyduklarını açıkladıla r. M a rksizm-leninizmden ayrıl ma l a rı n ı n hem kendi­ lerine hem de ü lkeye çok paha lıya mal olduğ u n u belirttiler. Bu açıkla m a l a r ta rihsel belge olarak elimizded i r.

1 4 Ekim p a rlamento seçim leri, 9 Ara l ı k yerel seçimler devrimci g üçler için eşit olmıyan şartl a r altında yapıldı. TiP ve sosya list basın yasaklan­ mış, komün ist, sosyal ist m i l itan kadro ya ha psed i l miş ya da susturulmuştu. Ote ya ndan AP gibi gerici partiler yöneticileri anti-komünizmi, halkın d i n ­ sel hislerini alabildiğ i ne sömürd ü ler. Amerikan em perya lizmi, büyük bur­ juvazi, gerici partilerin seçim kdmpanya sını geniş m a l i imkônlarıyle fi­ nanse etti ler. Yani seçimler işçi sın ıfı ve öteki demokrati k güçler için elverişl i olmıyan şartlar a ltında geçti. Buna rağ men, anti-em peryalist, demokratik ve sosya l ist şiarlarla seçi m kampanyası yü rüten parti ve aday­ l a r büyük bir başa rı kaydettiler. Em peryal izme, büyük burj uvaziye ve bü­ yük toprak beylerine bağ lı parti ve adayla r, yü rüttü kleri sert b i r anti­ kom ünist kam panya ile yen ilgiye u ğ ra d ı l a r. işçi sınıfı n ı n yoğ un bulunduğu ista n bu l , izm ir, Adana, Anka ra gibi merkezlerde gerici partiler hiç u nuta ­ mıyacakları bir yen ilgi kaydettiler. Tü rkiye Komünist Pa rtisi, yasaklanmış olmasına rağ men, elindeki bütün a raçlarla seçim kampanyasına katı ldı ve halkı demok ratik, a nti-emperya list, sosya list şia rla rı savunan adaylara oy vermiye çağ ı rd ı . Son uçla r TKP'nin gerçekıere uyg un bir taktik uyg u l a ­ dığını ve sesin i n d uyulduğ u n u gösterdi. Bütün baskı lara, öncü örgütlerini yasaklamalarına rağ men son y ı l l a r içinde Tü rkiye işçi sın ıfı, gerek ka ntitatif gerekse kalitatif bakı m ı a rdan bü­ yük bir sıçra ma ya ptı . Bu sı çra mada, montaj sanayiinde ve ya ba ncı ser­ mayen in öteki işletmelerinde işçi sınıfının em perya lizmi ve işbirlikçi bur­ j uvaziyi doğrudan doğ ruya karşısında bulması da büyük bir rol oynadı. Dışa bağ lı sanayiin gel işmesi, savaş kabiliyeti büyü k olan b i r işçi sınıfının yaratı lmasına yard ı m etti. Gereken sermaye bi riki m i n i sağ l ıya maya n sa ­ nayi burjuvazisi işçi ve emekçilerin b i rçok ilkel isteklerini karşılayacak, gerektiği kadar i ş i m kônı sağ l ıyacak d u rumda değ i ldi. Burj uvazi bu d u ­ r u m a , baskı yöntemleriyle birlikte işçileri yaba ncı ül kelere göndermekle çare a ramak istiyor. Fakat ka pita lizmin bunalımları n ı n hızlanmasıyle bu i m kôn da aza l m ış, hatta kalmamı ştır. " Politik Dekla rasyon Projesi »nde b i l i msel -teknik devri m aşaması ndaki sorunlara daha geniş yer veril mesi doğ ru olur. Ayrıca, orta ta bakaların 78


tekel ler hegemonyosında ne gibi kayı plara u ğ ra d ı k l a rı daha da beli rtil­ mesi iyi o l u r. Kapita lizmin buna l ı m ı n ı n derin leşme hızının a rtması, kapitalist ü l kelerde işçi sınıfına demokrasi, barış ve sosya lizm uğrunda savaşta daha elverişli şartlar ya ratıyor. Bu aşamada d ünya bağ ımsızlık ha reketi daha da kuvvet­ lenmiş, daha büyük i m kônlara kavuşmuştur. Bu bakımdan üçüncü d ü nya ülkeleriyle ka pitalist ü lkelerdeki kom ü n ist ve işçi hareketi a rası n d a bu­ günkü aşa m a n ı n sorunlarına uyg u n ve daha sıkı bağ ların kurulmasına önem verilmesi gereklidir. " Politik Dekla rasyon Projesi » nde Avrupada faşizm i n kurba n ı olan ü l ke­ ler sayı lıyor. Tü rkiyede hôlô faşist italyad a n a l ı n a n ceza maddeleri duru­ yor ve bütün devri mcilere uyg u l a n ıyor. Sıkıyöneti m devrinde Anayasa de­ ğ iştiri l m iş, bi rçok demokratik h ü k ü m leri kald ı rı l m ı ştır. Sıkıyöneti m mah­ kemelerinin yeri n i Devlet Güven lik M a h kemeleri a l m ı ştır. Faşist yöntem­ lerin uyg u l a n ması memleketten mem lekete değ işiyor. Tü rkiyede parla­ menton un va rl ı ğ ı , ya lnız b u rj uva parti leri n i n katı l d ı ğ ı seçi m lerin ya pı l ması, faşist yöntemlerin uygulanmasını engellemiyor.

79


Avrupa kapitalist ülkeleri komünist partilerinin Essen toplantısında Türkiye Komünist Partisi delagasyonunun raporu Batı

Avrupa ülkelerinde

yabancı

işçiler sorunu

Türkiyeli işçiler ve sorunlan

Batı Avrupa ka pita list ü l kelerinde aşağ ı yukarı 1 m i lyona yakın Türki­ yeli işçi bulunmaktad ı r. Resmi istatistiklere göre, bunla rı n 528 bini Fede­ ral Alma nya'da bulu nuyor. Geri kalanı da Hollanda, Belçika, Fra nsa, Avusturya, i sviçre, isveç ve ingi ltere'ye d a ğ ı l m ı ştır. Federal Almanya'da b u l una n Türkiyeli işçi ler hakkında verilen ra kam resm i d i r. Bunlara, kaçak, turist pasa portu ile bu ü l keye gidip ça lışan işçileri de katma k gerek. Bunla rı n a i lelerin i d e hesaba katacak olursak, Federal Almanya'da aşağ ı yuka rı 1 mi lyona ya kın Türkiyelinin bulunduğu­ nu söylemek ya n l ı ş ol maz. Tü rkiye'den Federal Almanya'ya, Avrupanın öteki gelişmiş ka pita list ü l kelerine, Ka nada, Avustura lya'ya, hatta, Afrikaya kadar sürekli bir emek göçü va rd ı r. Ya l n ı z 1 973 y ı lında, Kasım ayına kada r Federa l Alma nya'ya giden işçilerin sayısı resmi ra k a m l a ra göre 1 03 b i n d i r. Bir milyona yakın işçi de iş ve işçi Bulma Kurumunda d ı ş ü l kelere g öç etmek ü zere sıra beklemekted ir. Tü rkiye'd e iş ve yaşam imkanları n ı bulamıyan yüzbinlerce emekçi d ı ş ü l kelere, gelişmiş kapita list memleketlere g ö ç ediyor. Bu d u ru m her şeyden önce Türkiye' n i n soru n u d u r. Az gelişmiş bir ü l ke olan Tü rkiye em perya lizmin ekonomik, politik, askeri sistemlerine bağ l ı d ı r. Bu bağ l ı l ı kta n ötürü, Tü rkiye zeng i n kaynaklara sa­ hip olmasına rağ men, özel likle ikinci Dünya Harbinden sonra, ya n i em­ perya l izm le, işbirlikçi burjuvazi nin eliyle bağ landıktan son ra gelişme ve kalkı n ma imkanları n ı büyük ölçüde yitirmiştir. Devlet · Planlama Teşki la­ tının pla n l a rı n d a 1 985'e kadar dış ü l kelere her y ı l 1 00 bin kadar işçi göndermek ekonomik, politik bir unsur olara k yer a l m ı ştı r. Bundan ötürü Batı Alman, Hollanda, Avusturya hükü metleri n i n Ortak Pazar ü lkesi o l m ı ­ y a n memleketlerden işçi getirmemek kararı, Tü rkiye'de eğemen çevrelerde şaşk ı n l ı k ya ratm ıştı r. Devlet Planlama Enstitüsü ' n ü n ra kamlarına göre her y ı l Tü rkiye'de 400 bin kadar emekçiye iş b u l m a k gerekiyor. Bunlardan ü l kede ancak 1 40 bi­ nine iş bulunuyor. 1 00 b i n i d ı ş ü l kelere göçüyor. 1 60 bini de işsizler ord u ­ s u n a katı lıyor. 80


Em peryalizmin Türkiye'ye işbirl i kçi burj uvazi eliyle dayattığı politika sonucu olarak, Türkiye'de egemen büyük burj uvazi gerçek bir sa nayileşme ve kalkınma progra m ı uygulamamıştır. Gelişen sanayi daha çok tüketi me dönüktür. Yabancı sermaye montaj-amba laj sanayii ku rmuştur. Kôrlarını d ı şa transfer eder. Türkiye, gerçek bir üretim a racı üreten sanayiden yoksun olduğundan, tüketime dönük halif ve g ı da sanayiin bütün makineleri, yedek pa rça ları ve çoğ u ham ve yarı - h a m mad deleri d ı şardan gelmektedir. Meselô Tür­ kiye'nin en gelişmiş sanayi kol u olan teksti lde i şlenen ipliğin yüzde 60'l na ya kını d ışardan getiril mekted i r. Türkiye, yapağ ı ve pa muk ü reten bir ülke olduğu ha lde. Em perya list tekeller, ül ken in zengin ham madde kaynaklarını sömür­ mekte, madenieri ham veya ya rı işlenmiş şek ilde dışarı götürmektedirler. Ta bii buna karşı l ı k Türkiye, muhtaç olduğu sanayi m a m u l le ri n i n önemli bir kısmını d ı şa rdan getirmektedir. Tica ret Bçıka n l ı ğ ı n ı n verd iği ra kamlara göre, son sekiz y ı l içinde Tü rkiye' nin kapita l i st ülkelerle yaptığ ı d ı ş tica re­ tin sebep oldu ğ u açık 30 milyar li radır. Türkiye'de mevcut 1 20 büyük fir­ madan 70' ine yabancı sermaye hakimd i r. Geri kalan 50'sinde ise yabancı sermayenin payı vard ı r. Türk ekonomisini çökerten unsurlardan biri de emperya lizmin dayattığ ı silôhla n ma masrafları d ı r. Kasım ayında Brüksel'de yapılan NATO Ba kan­ · lar Konseyi'nde açı kla n d ı ğ ı na göre, 1 973 y ı l ı içinde NATO için masrafı en çok a rtan ülke % 27,5'10 Türkiye'd i r. Gizlenmiş ol masına rağ men, y ı l l ı k bütçesinin en az yüzde 40'1 silôhlanma masraflarına, ta katının üstünde ve tümü NATO'nun emrinde olan bir o rduyu beslemeye h a rcanmakta d ı r. Bu kadar yüksek bir silôhlanma masrafı bel ki i n a n ı l mazd ı r. Ama gerçektir. Türkiye'de sürekli bunalımlar yarata n, sıkıyöneti mler gibi faşist yöntem­ leri d ayatan bu ekonomik ve politik d üzend i r. Geçen y ı l ı n iki ayında Ankara'da toplanan Kuzey Atlantik Paktı Asa m­ blesinde konuşan NATO Genel Sekreteri Luns, Türkiye'nin stratej ik duru­ munun NATO için çok önemli olduğunu bir daha bel irtti . Em perya lizmin Türkiye'nin stratej ik d u rumundan istifade etmesi için, bir işbirli kçi zümrenin hegemonyayı ve iktidarı elde tutması çok önemlid ir. 1 4 Ekim pa rla mento ve 9 Ara l ı k yerel seçi mlerin son uçlarına uyg un bir hükü metin kurulmasını, gericilerin, işbirlikçilerin engellen meleri, iktidarı elden b ı ra kmamak gayretinin sonucu d u r. Em perya listlerin Türkiye'ye yap­ tığı «yard ı m " l a rı n başlıca hedefi, işbirlikçi bir zümreyi ayakta tutma ktır. Gelişmiş kapita list ülkelerin ve en başta Federal Almanya'nın Türk emekçilerine iş sağ lamasının nedenlerinden biri de büyük Türk burjuva­ zisinin ekonomik ve politik bunalı m l a rı n ı n daha fazla kabarmasını, çökün81


tüsünü hızlandırmasını engel lemekti. Ne var ki, bunun da bir s ı n ı rı va rd ı r. Ulusal kurtuluş a k ı m l a rıyle çelişmesinin daha da derin leşmesiyle em per­ yalizm, buna l ı m l a rı daha da hızlanı nca az gelişmiş ül kelerdeki « m ütefik ..lerini terketmede de tereddüt etmiyor. Batı Alman hükü metin i n Türk işçisi a l ma mayı ka ra rlaştı rması bunu gösteriyor. Bu ba kı mdan emperya lizmin, enerj i b u n a l ı m ı ile daha da hızlanan buna l ı m süreci içinde, Türkiye'yi de daha derin buna l ı m l a r, daha kara n l ı k gün ler beklemekted i r. Batı n ı n u l uslara rası ve ulusla-arüstü teke l leri, yabancı işçi ithal ederken daha ucuz, « d a ha hareket i m kô n l a rından yoksun .. bir işçi yığ ı n ı a rıyor­ lard ı . Bu tip işıç iler söm ü rü ve kôr i m kô n l a rı n ı a rttı rd ı ğ ı g i b i yerli işçileri de baskı a ltına a l mak, yaba ncı işçiyi yerli işçiye karşı çıkarmakla, yerli işçi­ lerin ücretlerini de aşağ ı seviyede tutmak, işçi sınıfı n ı n ekonomik pol itik sava ş ı n ı zayıfiatma k g i b i hedefler güd üyorl a r. Bu d u rumda yabancı işçilerin, bulundukları ü lkelerdeki işçi ve emek­ çilerle enternasyonal ist dayanışması büyük bir önem kazanıyord u . Fakat işçi sınıfının büyük gücünü temsil eden bu ilken in uyg u la nması kolay o l m uyord u . Burj uvazi rekabetleri, eşitsizlikleri m i l l i koruntu ve kör inanç­ l a rı sürekli o la ra k harekete getiriyor. Meselô Türk işçilerini fabrikada, oturma yerlerinde geto hayatı na a l a ra k, onların öteki Avrupa işçileri ile din ve gelenek fa rkla rı ndan istifade ederek Türk işçi lerini yerli işçiye karşı g rev kırı c ı l ı ğ ı gibi iş lerd e kullan maya kalkışmıştır. Yer yer bunu başarmış­ tı r. Ama sınıf savaşının ateşi içinde bilinçlenen birçok Türk işçisi komün ist­ l erin ve öteki devri mcilerin de ça baları ile burjuvazinin bu yöndeki gay­ retlerini öneml i ölçüde önleyeb i l miştir. Ama 24 Ağ ustosta başlayan Köln Ford fa brikasındak; g rev, bu konuda d a ha yapı lacak çok işlerin varl ı ğ ı n ı göstermiştir. Izinlerinden geç geldiklerini bahane eden Ford yönetimi 500 kadar Türk işçisinin işine son vermiştir.. Bu, bardağı taşıran son damla oldu. Çünkü işçiler ba ntla rı n yani sömürünün hızından ve eşitsizli kten şi kôyetçiyd i. ışletmedeki 1 3 bin kadar Türk işçisi greve gitti ler. i. G. Metal g revi desteklemed i. Fabrika yöneti m i I şletme Konseyi n i n d e onayı ile Türk işçilerine karşı isted iğ i ted biri a l d ı . Grevi TKP ve AKP destekledi. Emperya lizm, tekeller hızlanan b u n a l ım süreci içinde, büyük buna l ı m ­ larını işçi sı nıfına yük lemek, işçilerin za m istekleri n i k ı rmak, fiyatla rı d a h a da yükselterek, emekçi h a l k ı daha esas l ı sömürmek yol larını a rayaca klar­ d ı r. Arıyorlar da. Bu tutum em perya l izmin bunalımlarını hafifletecek değ i l ­ d i r. Aksine o n l a r ı daha da derin leştirecek, i ç i n d e boca ladıkları k ı s ı r dön­ geyi daha da d a ra ltaca klard ı r. Em perya lizmin buna l ı m la rı n ı n daha da hızlandığı bugünkü aşamada başta gelen kurba n l a r yabancı işçi ler olma ktadırlar. Batı ka pita l ist ü l kelerinde, bu a ra d a Federa l Almanya'da Tü rkiyeli ıŞÇı­ lerin saru nları çaktur. Eşit işe eşit gündelik a l ma mak. Mesleğ inde ça l ı ş82


tırmamak. Haksız ve aşağ ı layıcı şa rtlarla i mza lanan iş a nlaşmaları n ı bile çoğ u zaman uyg u l a ma mak. Yaşamın her alan ında toplumun dışına atı l­ mak. En kötü mesken şartlarına katlanmak. Bu konuda da utandırıcı bir s ö m ü rüye konu o l m a k .

Bu g i bi soru n l a ra patro n l a rı n Türkiye' li işçilere tercüman vermek hak­ kını elde tutmaları (öteki yabancı işçiler için tercüman sendika lar sağ­ l a r) , para tra nsferleri � a i lelerin parçalanması ve bi rleşmeleri için yaratı lan zorluklar, patron ve polis terörü, tu rist işçiler için her türlü g a ranti n i n yok­ l u ğ u, her an s ı n ı r dışı atı l m a k teh li kesi g i bi sorunları da ilôve etmek m ü mkündür. Başta gelen soru n l a rdan biri de Tü rkiyeli işçilerin örgütlen mesidir. TKP Batı kapitalist ü lkelerinde özellikle Federa l Almanya'da Türkiyeli işçilerin örgütlenmesi için el inden geleni, bütün çabaları h a rcıyor. « TKP'nin Ses i » Radyosu v e « Yeni Çağ » bu konuda önem li bir rol oyna maktadırlar. Batı Avrupa ülkelerinde faa l iyet gösteren ilerici örgütler de işçilerimizin bilinç­ lenmesinde ve örg ütlenmesinde büyük rol oyna makta d ı rl a r. Konkre olara k Ingi ltere'deki Türk işçilerinin örgütlenmelerinde, Londra'­ doki Türk işçileri n i n Wimpy g revinde «Tra nsport and Genera l Workers » Send ikası Türk işçilerinin ayrı bir komitede örg ütlenmesini ve kom iten in sendi kaya bağ lanmasını önerd i . Komiteye bağ lı işçiler ayrıca sendikanın da üyeleri sayı lıyord u. Fransa'da CGT de, Türk işçileri için aynı yola başvu rd u. CGT'ye bağlı Türkiye Işçileri Ça lışma Grubu ad ıyle bir örg üt Türk işçi leri ni örg ütled i. Orgüt o l a rak CGT'ye bağ l a n d ı . Bu şekilde bir yandan Türk işçileri hem kendi özel sorunla rıyle bir örg üt içinde bir a raya gelmiş, bir ya ndan da içinde bulundukları ü l kenin sorun­ larıyla da daha geniş bir plônda i l g i lenmek ve d a ha geniş bir plônda haklarını savunmak fırsatı nı bulmuşlard ı r. Soru n l a rı n çözü m len mesi bu şekilde kolaylaştığ ı için işçiler a rasında enternasyona l ist dayanışma için d a ha e lv e rişli bir ortam yaratı l m ı ş oluyor. Emperya lizmin bun a l ı mları n ı n daha da derin leştiğ i bu aşamada ya­ bancı işçilerin ortak düşmana, tekellere karşı daha örgütlü bir savaş yü­ rütmeleri d a ha b ü y ü k b i r önem kazanıyor. Bu g i bi b i r örgütlü savaş için işçi çal ıştı ran, işçi « i h raç» eden ül kelerin Komün ist Pa rti lerinin daha sıkı ve m u ntazam temasa geçmeleri, send ikaları yabancı işçilerin haklarını korumak için d a h a fazla eyleme geçirmenin yollarını aramaları gerekiyor. Uluslara rası, u l usla rüstü tekellerin eylem lerine karşı, işçi sınıfının enter­ nasyona l ist daya nışmasını d a ha da güçlend i rmek kaçı n ı l maz bir zorun ­ l u ktur.

83


" Yeni çağ·· dan Okurlara Sayın okur/ar, Derg i m ize k a rşı istekler g ü nden g ü n e a rtıyor. Biz bu istekleri e l i m izden geld iğ i k a d a r k a rşı l a maya ç a l ı şıyoruz. Okurlarım ızdon, a d resleri açık ve d o ğ ru o l a ra k yazma l a r ı n ı , özellikle şeh i r ve ma­ halle n u m a ra l a rı n ı titizlikle belirtmelerini rica ederiz. Ad reslerini değiştirenler, yen i a d resleri n i bize derhal bi ld irmel i d i rler. Dergiye a bone o l m a k ve d iğer yayı n l a rı m ızı ed i n mek istiyen ler a d resim ize bir m ektu pla b i l d i rebilirler. Sonra Avru padaki okurları­ mız a ş a ğ ı d a k i a d rese başvura b i l i rl e r : 1 Berlin 1 0

Postfach 1 00 229 West Berl i n Ademeler şu konto n u m a ra s ı n a y a pı l ı r : Postscheckkonto 342 441 West Berl i n 1 . L . i. Brejnev, « LEN i N ' i N 1 00. YILDO N O M O, SBKP' N i N XXiV. KONGRESi, SSCB' N i N 50. YILI " 2. NAZ ı M H i K M ET, BOTO N ESERLERi (Şimd iye k a d a r 8 cilt ç ı k m ı şt ı r) , 3. B i li MSEL K O M O N i Z M , 4. L E N i N (Biografisi), 5. SOVYETLER BiRlidi K O M O N iST PARTiS i N i N PROGRAMI 6. BOYOK O KTOBR 50 YAŞı N DA, 7. S. O stüngel, « G O N EŞLi D O NYA " 8. A. Soyd a n , « ALMAN DEMOKRATiK C U M H U RiYETi " 9. A. Soyd a n , « YEDi SOSYAliST lJLKEDE D O N - BU G O N ­ YAR I N " 1 0. A . Soyd a n , « SOVYETLER B i Rlid i N D E 1 2 G O N "

Ad resi m iz : Yeni çağ - Stred isko pro rozsi rovan i tisku, Pra ha 6, Thakurova 3, Czechoslova kia


iÇiNDEKiLER Sayfa xx:

Dünyada barış .

F. Suarez

Şili : Fa şizmin kök ü n ü kazıya l ı m .

6

D. Daşjams

Ka pita list olmıyan gelişme yol u ve d i n problem leri

12

H. Mis

Mem leketin kaderi h a l k ı n elinded i r .

19

A. Kunya/

Kom ü n ist mora l i n g ücü

27

H . Heber

Emperya l ist rek a bet merkezleri

39

N. Aşhab, M. Osman, A . Haba

Yakı n - Doğ u çatı ş m a s ı n d a Ara p cephesi

51

O. B.

Anti -komün ist serüveni açığa vuran bir yapıt

61

A . Dansako, A. Lerumo

Afrikada açlığ ı n sebebi y a l n ı z k u ra k l ı k m ı d ı r? . xx:

Kom ü n ist ve işçi partileri h a k k ı nda kısa bilgi ler

67 71

a Z E l SAYFALAR

xx:

TKP M erkez Kom itesi n i n b i l d i risi

74

xx :

D u ru m nedir?

75

.

xx : Avru pa ka pital ist ü l keleri kom ü n ist partileri Brüksel to p l a nt ı sında T ü rkiye Komün ist Pa rtisi deleg a syon u n u n raporu .

76

x x : Avrupa ka pital i st ü l keleri kom ü n ist pa rtileri Essen toplantısında Tü rkiye Kom ü n ist Pa rtisi d eleg a syo n u n u n ra poru .

80



yc_74_01