Issuu on Google+

v

YENIÇAG • Alvaro Kunyal: Komünist hareketinin yenilmez gücü •

xx:

ib

Toprak, ekmek ve hürriyet için

Nörlünd : Anti-komünizmin «yeni kilık» ları

• Yan Prajski: Aşırılık, kimin yararınadır? • Haymen Lumer: Dolar bunalımının kökenleri Kvame Nıkruma'nın anısına

Che l sa yfa la r

• Türkiye Komünist Partisi Politbüro üyesi Georgi Dimitrof'un

90.

i.

Bilen yoldaşın

yıldonümü dolayısile Sofyada dü­

zenlenen «Georgi Dimitrof ve devrimci, demokratik güçle­ rin barış, demokrasi ve sosyalizm uğrunda birliği» konulu Uluslararası bilimsel konferanstaki konuşması

• Ferit Bozkaya :Türkiye sanayiinde gelişmeler ve durum • A. Saydan: Bu ayın olayları

L

Ayın yorumları

i 6(96)� ii 197�

L

Hozira

BARIŞ

VE SOSYALIZM

PROBLEMLERI


Bu sayıdaki imza/ardan bazı/ar/nın kimlik/er;: A/varo Kunya/ Portekiz Komünist Partisi Genel Sekreteri ib Nörlünd Danimarka Komünist Partisi Merkez Komitesi Sekreteri ve politbüro üyesi

Haymen Lumer ABD Komünist Partisi Merkez Komitesi üyesi


Bütün üllce/erin proleter/eri, blrl.şinlz

YENI

6 (96) Haziran 1972

V

ÇAG

Komünist ve işçi partilerinin teori ve enformasyon dergisi

Komünist hareketinin yenilmez g ücü Alvaro Kunyal Komünist ve işçi partilerinin son danışma toplantısı üzerinden üç yıl

geçti. Bu uluslararası toplantıda dünya komünist hareketinin otoritesi, rolü ve perspektifleri hakkında yapılan sonuçlamaların doğruluğunu hayat gösterdi. Kardeş partiler çeşitli koşullar içinde çalışmaktadırlar. Bu par­

tilerin tecrübeleri ve tarihleri, kendi ülkelerinde ve uluslararası o/andaki

etkileri başka başkadır. Fakat hepsini de mücadele ve hedef ortaklığı

birleştirmektedir. Komünist hareketi zamanımızın muazzam bir pOlitik ve fikir gücüdür. Bu hareketin idealleri dünyanın önemli bir kesiminde ger­

çekleşmektedir.

Komün.ist hareketinin birliği anti-emperyalist ,*phenin

1 \i

kenetleyici etkenidir. Komünist hareketi dünya devrim sürecinde. çözümleyici bir rol oynamıştır ve bundan sonra da oynıyacaktır.

i

i. Çağdaş

komünist

dünyada tanık

partilerinin

olduğumuz

eyleminden,

mücadeleden ayrı düşünülemez.

bütün büyük

komünistlerin

sosyal

fedakarca

Komünist hareketinin kuvvet kaynakları nelerdir?

�)şimler, yür ifükleri \i de

U

Birincisi, bu hareket işçi sınıfının çıkarlarını yansıtır ve onun örg tselli­ ğinin canlı timsali olan devrimci öncüsüdür.

O

işçi sınıfı ki, iktidqrı ele

geçirdikten sonra, kapitalizme son verme, insanın insanı sömürmesi '�oşul­

larını ortadan kaldırma ve sınıfsız toplumu kurma gibi bir tarihsel 'iödevi \

yükümlenmektedir.

' Ikincisi, bu hareketin enternasyonalist mahiyeti vardır. Bu hareket brtak davayı savunur, kendisini oluşturan kollar için ulusal ve enterna vonal

çıkarlar

ayrılmaz

bir

bütündür;

hareket

proletarya

prensiplerinden esinlenerek durmadan güçlenmektedir.

enternasyonqlizmi

\,

\fOl


üçüncüsü, bu hareket, toplumsal olguların doğru biçimde anlaşılmasına

ve mücadele ödevlerinin de ona göre belirlenmesine imkôn veren bilim­ sel Marksist-Leninist teoriyi kılavuz edinmektedir.

Dördüncüsü, hareketimiz, ayrı ayrı her memlekette ve uluslararası alan­

da, sömürülen ve ezilen bütün insanların çıkarlarını fedakôrca savun­

makta, onları kapitalizme ve emperyalizme karşı savaşta birleştirmektedir. Beşincisi,

komünistler

toplumsal

amaçlara yönelmektedirler.

gelişme

kanunlarına

uygun

düşen

Kısacası, bu hareket, prensiplerinin, amaçlarının ve ideallerinin doğ­

ruluğunu devrimci pratikle göstermiş ve bunların gerçekleştirilmesi yo­ lunda insanlığa canlı bir örnek vermiştir.

Bugün, ilk muzaffer sosyalist devrimi üzerinden elli küsur yıl geçtikten

sonra, komünist hareketinin politik etkisini, Sovyetler Birliğinin ve sosya­

list sistemin muazzam gücünden, hôlô sermayenin boyunduruğu altında

bulunan memleketlerdeki kollarının eylem ve etkisinden, sömürgeciliğin yıkılmasında ve halkların kurtuluş savaşlarındaki katkısından ayrı düşün­ mek olanaksızdır.

SSCB dünya devrimci güçlerinin en sağlam dayanağı olarak kalmakta

ve SBKP de komünist hareketinin en önünde yürümektedir. Bu partinin

dünya ölçüsünde önemli tecrübesi, bütün kardeş partilerin eylemlerine

yansımoktadır. Yeryüzünde üstün gelen bütün diğer sosyalist devrimler, bir dünya sosyalist sisteminin yaratılması ve savunulması, komünist hare­

ketinin gelişmesi ve ulusal kurtuluş savaşının başarıları, SBKP'nin yöne­

timi altında çözümlenen dôvalar ve elde edilen zaferlerle kopmaz bir

biçimde bağlıdır. SBKP'nin tecrübesi, yönetmekte olduğu ülkenin gücü,

izlediği enternasyonalist politika ve sistemli ideolojik eylemleri dünya devrim sürecinde elle tutulur ve gözle görülür bir gerçektir.

1969 yıl ı Danışma Toplantısı'nda belirtildiğ i gibi, dünya sosyalist sistemi

anti-emperyalist mücadelede

çözümleyici kuvvettir.

Yeni toplum kuru­

culuğu ve bu toplumun ekonomik bakımdan hızla gelişmesi anti-emper­

yalist mücadelede başarılar elde edebilmenin birincil etkenleridir. Kendi

Marksist-Leninist partile rinin yönetimindeki sosyalist ülkeler, emperyalist

saldırıya uğrayan ve emperyalizme karşı yana cephe

almakta,

kurtuluşlarına

savaşmakta olan halklardan

kavuşmuş

bulunan

memleketlerin

gelişrrelerine ve savunma yeteneklerini arttırmalarına yardım etmekte,

büntün dünyada barışın savunulmasına maktadırIar.

Kapitalist memleketlerde sınıf çatışmaları şiddetleniyor ve komünist­

lerin yönetimi altında mücadele eden emekçiler en önemli isteklerinin

yerine getirilmesinde kayda değer başarılar sağlıyorlar. Komünist parti­

leri, halk yığınlarını, köklü politik değişimler için mücadeleye yöneltiyor­

lar. Şili'de Halk Birliği hükümetinin kurulması, devrimci güçlerin ileri

402


h a reketinde yeni olanakların doğması yolunda büyük bir zafer ve örnek­ ti r. Mücadele çok defa g i z l i l i k koşulları içinde yürütülmekte olsa da. komünistlerin itibar ve etkisi yine de a rtma ktadır. Ulusal kurtu luş hareketi devri mci süreç içinde önemi gitgide a rta n bir rol oynuyor. Söm ü rgeci l i k sistemi n i n yıkıntı l a rı üzeri nde a rtık elliden fazla genç bağ ı msız devlet kuru l m u ş b u l un uyor. Bi rçok ülke halkları da sömür­ geci l i k boyundu ruğundan kurtulmak üzere cesaretle savaşa devam edi­ yorl a r. Ku rtuluş ha reketi n i n gelişmesi ve başarıları Sovyetl er Birl i ğ i n i n zafer­ Ierinden. dü nya sosya list sistemi n i n oluşmasından ve uluslara rası işçi hareketin i n etkisinden ayrı düşünü lemiyeceği gibi. kurtu l uşlarına kavuş­ muş mem leketlerin bağ ımsız gel işmeleri de objektiv olara k sosyal ist dev­ letlerle ve en başta Sovyetler Bi rliğ iyle i şbirliği ya p ı l masını gerektirmek­ tedir. Bu gibi birçok mem leketin içinde bulundukları toplumsal gelişme a şa masında. kurtuluş mücadelesi boyunca geçtikleri yolun özelliği ve küçük burj uva devri mci parti leri n i n yönetmenlik rolü sonucu olarak. komü­ n i stlere karşı belirli bir a n l ayışsızlık ve çeki ngenlik gösteri l mesi. zaman za man a nti-komünizm belirtilerin i n ortaya çı kması ve hattô Marksist­ Len i nist pa rti lerin kovuşturu l ması m ü mkündür ve bu da ta mamen a nlaşı­ l ı r şeydir. U luslararası kom ü nist ha reketi bu mem leketlerin komünist­ leri n e a ktif bir daya n ışma göstermekte ve onların a nti-kom ünizme karşı m ü ca delesin i desteklemektedir. Zira a nti-ko m ü n izm bu memleketlerde bağımsız politi kayı itibard a n düşü rmekte. genç devletlerin a nti -kapita l i st eğili m lerin i baltalamakta ve yeni - söm ü rgeci l i ğ i n hizmetindeki iç geri­ ci liğe ya rdı m etmektedir. Çağdaş komü nist ha reketi. a nti-emperyal i st m ü cadelenin yararına bütün devrimci ulusa l parti ler ve güçlerle birlik olma politikası g ütmektedi r. Bu tutum. Sovyetler Birliğ i n i n ve öteki sos­ yalist ü l kelerin. Asya. Afrika ve Lôti n Ameri kadaki a nti -emperyal ist reji m ­ Iere gösterdikleri ekonomik. politi k. diplomatik v e diğer yard ı mlarda ifa­ desi ni bulmaktad ı r. Bugün emperyalizmin kendi varol uşunu savun maya yönelik bütün poli ­ tikası. sosya list cepheni n v e dü nya kom ü n i st hareketi n i n va ro l u ş v e et­ kisiyle şartlan m ı ş d urumdadır. Bu politika halkların kurtuluş savaşını boğ ­ mayı hedef tutmaktadır. Anti - komünizm em peryal i st devletlerin resmi poli­ tikası. a nti-sovyetizm ise bu politi k a n ı n ana doğrultusudur. Em perya l izm saldırg a n l ı k stratejisini ısrarla uyg u lamakta. bölgesel harp­ ler açmakta. sa l d ı rı eylemlerini a rttırmakta. karş ıdevri mler i h raç etmekte­ dir. B i r yandan d iğer memleketlerin iç politika la rına karışmakta. komplo­ l a r. gerici ayaklanmalar ve sui kastler terti plemekted i r. Demokratik h ü rri­ yetleri biteviye baltalayan em perya lizm. işçi hareketi ne karşı baskı ve teröre başvu rmaktad ı r. Bugün em perya lizm yüzünden bütün komü nist par­ ti leri n i n yarısından fazlası gizli ça l ı şmak zorunda kalmaktad ı r. Ne var ki. emperya lizm i n sosyal i st dü nyayı ekonomik bakımdan boğ a 403

-


cağmı veya onu silôh zoruyla yokedeceğini ümit edebi ldiği zamanl a r, ezilen h a l kların d i renişini « ga mbotla r politi kası » yard ı m ıyla h ô l ô k ı ra ­ bilecek d u rumda olduğu v e emekçi yığ ınlarının devrimci potansiyel ini önemsemiyen bir azamet tasladığı za manlar a rtık geçmiş bulunuyor. Bu­ gün en g üçlü emperya list devlet Viyetna m'da ve Çin-Hindi'nin diğer ü l ke­ lerinde başını kaya l a ra çarp m ı ş d urumda d ı r. Emperya l i stlerin Küba'ya ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti'ne ka rşı siJôhlı saldırılar örgütleme denemeleri suya d üş m üş, ADC'nin gelişme ve sağ l a m laşmasına engel olma, sosya list ü lkelerde karşı-devrimci elemanları kı şkırtma, ka pita list ' memleketlerde M arksist-leninist öncü partinin gelişmesini köstekleme, Ara p halklarının savaşını boğ ma ve Ara p memleketlerindeki i lerici rej i m ­ Ieri yoketme, sömürge boyundu ruğ una karşı-örneğin Portekiz sömürgele­ rindeki g i bi - savaşmakta olan halkların hareketini ezme çabal a rı başa­ rısızlığa uğra m ı ştır. Emperya l izm yeryüzünün şu veya bu noktasında devrimci savaşın gidi ­ şini askeri metotla rla, baskı ve terörle yavaşlotabilse bile, sosyalizmin ve dünya çapında anti-em peryal ist güçlerin gelişmesini felce uğ rata bilecek durumda o l madığın ı anla m a ktad ı r. Bundan ötürü de, demagoj i lere, gelişmiş memleketlerde emekçileri sömürmenin yeni yol ve a raçlarına, yeni-sömürg ecilik intikamcılığına baş­ vurmaktad ı r. Onun devri mci g ü çleri zayıflatmaya, « içinden» çökertip parçala maya yönelik ısrarlı çabala rı, bu g üçlerin çeşitli kollarını çatıştı rma, sosyal i st devletler a rasında ve komünist partileri a rasındaki ilişkilerde, kurtuluş­ la rına kavuşmuş ü l kelerle sosyalist sistem a rasındaki i l i şki lerde çatlaklar meydana getirme yeltenişleri hep bundan i leri gelmekted i r. B u ma ksatla, emperya l izm, büyük d i p lomatik a ksiyonlara g i rişmekte, şu veya bu mem­ Iekete ekonomik çıkar ve faydalar sağlamakta, ideoloj i k kı şkırtmalara alabildiğine h ı z vermektedir. Yine bu cümleden olara k, az gelişmiş dev­ letlere karşı, sa ldırıyla karı şık, m üdahale, entrika ve provokasyonlarla karışık en çeşitli ekono m i k baskı ve şantaj biçi m leri uyg ulamaktad ır. SSCB ile diğer devrimci g üçler a rasında bir uçuru m yaratmak için her ça reye başvu rulmaktad ı r. Bütün bunlarla da, bir yandan Sovyetler Birli ­ ğ inin gösterdiği ve e m perya lizmin sal d ı rı stratejisinin başlıca hedefi o l ­ makta devam eden enternasyonal desteği zayıflatmak, öte yandan da diğer devrimci güçleri - kend i l eri için birçok a hvalde çözümleyici olan Sovyet yardı m ı na s ı rt çevirmeye teşvik ederek zayıf düşürmek g i bi iki yanlı bir amaç g ü d ü lmektedir. Emperya lizmin bazı başarı lar elde ettiği şüphesizdir. Fakat emperya­ lizm, emekçi lerin yürüttükleri m ücadelenin geli şmesini yavaşlota mıyar, onların objektiv nedenlerle g iderek a rtan ve g ü çlenen birliğine enge l olamıyar ve bundan böyle d e yavaşlatamıyacak ve engel olam ıyacaktı r. Kom ünist pa rtileri, işçi sınıfının birliği için, i şçi-köylü birliğ inin etkinliği 404


için, her memlekette ve milletlerarası çapta h a l k yığ ı n larının ve i lerici güç­ leri n birl i k o l ma la rı için yoru lmak bil meden ve her fedakôrlığa katlanarak m ü cadele ediyorlar. Yığ ı n la rla bağlantı, yığ ı n ların dôvadan yana kaza n ı l ­ m a s ı , emekçi lerin örgütlen mesi v e seferber edilmesi komünist parti lerinde izlenen politi ka n ı n temelidir. ii.

Kom ünist ha reketi çağdaş dü nya n ı n. en etki l i fikir g ücüdür. M a rksizm­ Leninizm yığ ınları gitgide daha çok sarmakta, onları eğitmekte, esi n le­ mekte ve sermayeye ka rşı, sosya list devri m içi n, yeni toplum kuruculuğu için m ücadeleye yöneitmektedir. Oktobr Devri mi, işçi sınıfının öncüsü olara k komünist parti leri n i n dünya çapında o l uşmaları ve eylem leri, dü nya sosya list sisteminin meydana geti ril mesi, sosyal izm kuruluşu, sömürgeci l i k sistemi n i n y ı k ı l ı p g itmesi, kapita lizm i n genel buna l ı m ı n ı n deri nleşmesi Marksizm-Leninizmin b i l i m ­ s e l kara kteri ni, onun hükü m leri ni v e öngörülerini, felsefesini, ekonomik teorisini, devlet ve parti teorisini, devrim öğ retisi ni doğrula m ı ştı r. M a rk­ sizm-Leninizm, kom ünistlere, izliyecekleri hattı çizmeleri ve ödevleri bel i r­ lemeleri için gerekli bilimsel esası vermektedir. fakat bu öğretin i n etki a l a n ı sadece komünist hareketin çerçevesiyle sınırlı değ i ld i r. Ulusal kur­ tuluş ha reketi ne ve demokrati k ha rekete katı lan halk yığ ı n ları, sınıf savaşı ve devrim sorunlarının başarıyla çözü m ü ana hta rını a rtık daha ziyade Ma rksizm-Lenin izmde görmekted i rler. Devrimci proleter dü nya görüşü yığ ı n lara malolurken, burj uva ideolo­ jisi gitgide derin leşen bir buna l ı m geçi rmektedir. Bi rbi ri nin yeri ni a l a n "yeni teori ler»e rağ men, burj uvazi komünizme karşı etkin deni lebi lecek hiçbir a lternatif i leri sürebi lecek du rumda değ i l d i r. Anti -komü nizm bur­ juvazi n i n başlıca fikir silôhı olmuştur. Fa kat doğ rudan doğ ruya cepheden h ücum ları n a rtı k yetersiz olduğu, itibardan d üştü kleri ve hedefe vard ı r­ madıkl a rı görülmektedi r. Pol itik plônda emperya lizm darbeyi " i çerde n » indi rmeye, komünist ha reketi ni v e devri mci g üçleri parça la maya çalış­ makta, fikir plônında da aynı biçimde " içerden » da rbeyle Marksizm­ Len inizme za ra r vermeye çabala ma ktadır. " V. i. Len i n şun ları bel i rtir: " Küçük burjuvaziden bazı kişi leri n, g rup­ ların ve ta baka ların proletaryaya geçmeleri, proletaryan ı n taktiğinde belirli teredd ütler ya ratması n ola maz. » (i) " . . . Yeni yeni ta baka ları n celbi . . . kaçı nı lmaz olara k teori ve takti k a l a n ı nda bazı teredd ütleri de beraberi nde geti rir.» (2) Ka pitalizmin ve devri mci sürecin gelişmesiyle, a nti-em perya l ist savaşa v� sosya lizm için m ücadeleye, emekçi sınıfların, geniş sosyal tabaka ların, aydınları n ve ü niversite öğ. r �ncileri n i n henüz

(t) V. i. Leni n . Bütün eserleri, c. 20, s. (2) V. i. Lenin. Bütün eserleri, c. 20, s.

69. 65. 405


ıyıce olgun laşmamış g ru pl a rı celbedi l mektedir. Devrim seli n e proleter o lmıyan akımların katı lması, bir ya ndan Marksizm-leninizmin etki a la nı n ı geni şletmekte, öte ya ndan tereddüt v e sapmaların başgöstermesine elve­ rişli koşullar yaratmakta d ı r. Revizyonizmi, nasyonalizmi, sağ ve « so l » oportü nizmi dört elle tutarak komünist hareketini i deoloj i k bakımdan çürütüp dağ ıtmaya özenen em­ peryalizm, elbette yukarıda beli rtilen durumdan ya rarlanma fırsatı n ı da kaçırmıyor. B u rj uva propagandası revizyonist, oportünist (ültra-devri m ­ c i l i k d e dahil) görüşleri v e her türlü antisovyetik eğ i l i m i elinden geldi­ ğ i nce teşvik ediyor, işçi hareketinde bunların kıvılcı m ı n ı bile görse, hemen körükle ya naşıyor. Burjuva propaga ndası bu görüş ve eğ i l i m lerin «sami­ miyet» ve « d ü rüstlüğü ..n ü « g a ra nti .. ediyor. Bunların en küçük bel irtilerini bile dört elle tutuyor ve her birini yeri ne göre bir da rbe g ücü olara k kul­ lanıyor. Komünist hareketinde fikir mücadelesi nin esas yönü, burj uva ideoloji ­ sinin ve a nti-komünizmin içyüzünün açığa vurulması d ı r. Mevcut güçlüklerin, komünist hareketin i n fikri birliğinden vazgeçilerek, eklektizm i n güya çağdaş gerçekliğe daha uyg u n düşecek yeni icat bir birliğin temeli olabi leceğ ine bel bağl ıyarak üstesi nden gelebi leceğ i mizi d üşünmek a nlamsız olur. Fiki r pl ü ra l izmine yer vermek, kom ü nist hare­ ketinde revizyonist ve oportünist akım lara tah a m m ü l etmek, fikirlerin çeşitlenmesi a n la m ı na değ i l , a ncak fikir birliğ i n i n dağ ı l ması a n l a m ı na gelir ve bütün ha reketi parçalanmaya ve ma hva sürü kliyebi l i r. Komünist­ ler eklektizm i ellerinin tersiyle iterek ve i l kesel soru nlarda her türlü tôvizi reddederek, Marksizm -leni nizmden sapma lara karşı, sağ ve « sol» opor­ tünizme ve nasyonalizme karşı kes i n bir direniş gösteriyorlar. Sağcı oportü nizm Ma rksizm-leninizmin temel prensi pleri ni reformi st a n ­ layışlarla değişti riyor. Işçi sınıfının ve pa rtisinin rolünü şu veya bu ölçüde reddediyor. Sosya list devri m i n amacını ve proletarya d i ktatörlüğ ü n ü şüphe a ltında bırokıyor. Ma rks'ın, birl i k politikası sözkonusu olduğu zaman ortak düşmana karşı birlikte eylem a n laşma ları ya p ı l a bi leceğ i, fakat « prensip­ lerde pazarlığ a » asla yer veri lemiyeceği (1) hakkındaki yönergesi üzerine bir nisyan perdesi çekmeye ça l ı şıyor. « Sol .. oportünizm ise, ü ltra-devri mci lôfların a rd ı na g izleniyor, «aşa­ m a l a rı atlama »ya çalı şıyor, silôhlı savaş biçimlerini ve da rbeciliği m utlak sayıyor, değ işik sosyal düzenli devletlerin barış içinde yanyana yaşa ma­ l a rı politi kasına saldırıp du ruyor. B u tür oportünizm lôf ebeliği nden öteye geçmiyor, yah utta serüvenciliğe yol açıyor. Sağ ve «sol .. oportü nizm karşı l ı kl ı olara k birbirini besliyor, araları nda yaklaşıyor ve birçok sorunlarda birbirine örüıüyorlar. len i n ' i n «anarşizm,

(I) 406

K.

Ma rks ve F. Engels. Eserler, c. 34, s. 1 1 2.


çok defa işçi ha reketinin oportünistçe g üna hla rının kendine özgÜ bir ceremesid i r » (1) biçimindeki uya rısı bugün de yürürlükte o l u p, solcu eğ i l i m lerin ve anarşizmin belirli ölçüde şiddetlenmesi dolayısiyle ciddi­ yetle üzerinde durmayı gerektirmekted i r. Şu da bir gerçektir ki, aşırı solcu hata l a rın doğurduğu yeni lgi ler sağcı oportü nizmin daha da canlanma­ sına yol açmaktadır. M i l liyetçi l i k, kom ünist ha reketinde beli rdi kçe, ayrı ayrı memleketlerde yürütülen m ü cadeleyle dünya çapındaki m ücadele a rasındaki bağ lan­ tının önemini küçümsemekte, u lusal çıkarları zoraki bir çabayla dünya devri m süreci n i n çıkarlarına karşı koymakta, dayanışma duygusunun zayıflamasına sebep olmakta ve devri m güçlerinin tecridine, ayrı lma ve parça lanmala rla dağ ı l ı p gitmelerine yol açmaktadır. Komünistler, ezen u lusların gerici m i l liyetçiliği ile em perya lizme ka rşı savaşmakta olan ü l kelerin m i l liyetçiliği a rasında fark ya pmaktadırlar. Onlar her u lusun yeteneklerini ve i lerici geleneklerini gel işti rme u l usal haklarını ka bul etmekte ve savunmakta d ı rlar. Hal kların ç ı ka rlarının, hür­ riyet ve bağ ı msızlığın en sad ı k savun ucu l a rı olan komünistler, yurt sev­ gisi kavramına yeni ve daha yüksek bir içeri k kaza ndı rıyorlar. Komünist­ lere göre, u l usun çıka rları, her şeyden önce, belirli bir memleketin emek­ çilerinin çıkarla rıd ı r. Diğer ta raftan, emekçi lerin çıka rları bütün ü l keler proletaryasının çıkarla rıd ı r; yeryüzünde bütün sömürülen ve ezi lenlerin dayanağı olan sosyalist sistemin çıkarları d ı r. Yurt sevg isi ve u l usal çıkar­ Iarın savu n u l ması, kom ünistler için, onun enternasyona list mevzi leriyle bi rleşi p bütünleşir. Ma rksist-Leninist teoriden sa pmalar, sadece bazı değişmez form ü l leri tekrarlayıp d u rmakla ve teoriyi feda edenleri «Iônetleme» yoluyle önlene­ mez. Bunun için her şeyden önce Marksizmin yaratıcı anla mını açıklamak, devrimci sürecin gelişmesi nin ortaya koyduğu sorunlara inand ı rıcı ceva p­ lar vermek gerekmektedir. Biz böylece teorim izi yaratıcı biçimde geliş­ tirerek, revizyonizme ve oportü nizme karşı savunmuş oluruz. D ünya, objektiv kanunla rın etkisi ve yığ ı n l a rı n devri mci eylemi sonucu olarak değ i şmektedir. Yani gerek her memlekette, gerekse m i lletlerarası ça pta o rtaya çıkmaktad ı r. H azı r fikirler ve donmuş kavra m larla yetinmek o l maz. Pratik, kavramla rın kriteryu mudur. Teori tecrübeden doğan i bret derslerin i genelleştirir. Devrimci eylem, sihirli reçeteler ve basma ka lıp form ü l ler çerçevesi içine tıkılamaz. Teori bizim için dogma değ i l , eylem kı lavuzudur. Kom ün i st ha reketi gerçekliğin yeni olgularını i nceleyip açıklıyor, haya ­ tın ortaya koyduğu soru l a ra bili msel ceva plar veriyor. Toplumsal kuru luş­ lar, s ı n ıf savaşının yeni biçim leri, tecrübe ve perspektifler gibi gerçek­ leri ta h l i l eden bu ha reket, Marksizm-Leninizmi durmadan gelişti riyor.

(I) V.1. Lenin. Bütün eserleri, c. 41, s. 15. 407


V. i. Lenin'in sağ lığı nda olduğu gibi, bugün de, teori n i n bu yaratıcı geli şmesi nin, «fiki rlerin donup kal ması» no karşı «teorik düşü ncen i n geliş­ mesi nde kayg ısızlık ve çaresizliği örtbas eden .. « g ü m bü rtü l ü ıôflar .. la (1) hiçbir i lişiği yoktur. Bu gelişme revizyonizmi hoşgörürlükle karşı lamoda değ i l , ono karşı kesi n l i kle mücadelede kendini göstermektedir. Ma rk­ sizmi-Leninizmi yaratıcı biçimde geliştirme, kendiliği nden, onun bütün­ lüğünü savu n mayı gerektirmektedir.

Ma rksizme-Leninizme sado kat, her kardeş parti n i n ve tüm üyle komünist ha reketi n i n eylemi nde başa rılı olmasının en iyi g a ra ntisidir. ııı. Devrimci proleta rya n ı n - düşmanlarımızın özlem veya hayalden ibaret sayd ı kları - hedefleri ve prog ra mı Oktobr zaferiyle hayata geçi rilmeye başla ndı. Şimdi işçi sınıfının öncüsü, ya lnız teorik bakımdan düşünül mesi mümkün bir toplumu son hedef edi n m iyor ; onun gözleri önünde idea l lerinin maddi ifadesi bulunmaktad ı r, reel bir örnek olara k ilk işçi ve köylü devleti ve diğer sosya list ülkeler va rd ı r. Emekçiler a rtık gözleri önündeki sosya list topl u m örneğ ine bakarak geleceği tasarlo moya başla mışlard ı r. Dü nya kom ünist ha reketi n i n başa rılarında bunun büyük bir etkisi vard ı r. Mark­ sizm-Lenin izm. işçi sı nıfı n ı n i ktidara gelmesi n i n, insa n ı n insanı sömür­ mesine son veri l mesi nin, sosyalizmin kuru l masının kaçı n ı l mazl ı ğ ı n ı bilim­ sel olarak ispat etmektedir. Bu böyle olsa do. emekçi lere. komünistlerin dôvası n ı n son zaferine sarsı l maz bir inanç aşı loya n her şeyden önce dev­ rimci pratiktir. Avrupa ve Asyo' n ı n çeşitli ü lkeleri nde ve aynı zamanda Küba'da sos­ ya list devri m i n üstün gel mesi, burj uva propagandası nın i l k sosya list dev­ ri mi « Rusya'ya özgü .. bir olay biçimi nde gösterme iddialarını yo lanlo mış, sosya l ist devri m i n dü nya çapı nda gerçekleşeceğ i ni, bu ta rihsel kaçını!­ mazlığı doğ rulomıştır. Sosya list ü lkeler elde ettikleri başa rı larla, bütün kıtalordon mi lyonla rca i nsanı sosya lizmden ya na kaza nmakta veya onun idealleri ne yaklaştı rmak­ tadırl a r. Bu ü l keler ya l n ı z işçi sınıfı ve emekçi ler üzeri nde değil, bütün diğer i l erici g üçler üzeri nde de kuvvetle çekici bir etki ya pmakta d ı rlar. Em perya lizmi n boyu nduruğ undan kurtu l m uş olon memleketler, hızla geliş­ me yolu. yüzyı l l a r yı l ı gerika lm ı ş lı kta n s i l ki nme, yığ ı nların yaşa m d üzeyini yü kseltme ve bağ· ı msızl ıkları n ı g üvence a ltına a l ma yolları o ro rken, sos­ yalist ü l kelerin tecrübesi ni gözönünde bulunduruyorlar. Sovyetler Birliğ i ­ n i n v e öteki sosya list ü l kelerin yard ı m la rı . genç bağımsız devletlere sos­ yalist sistemin tecrü besini örnek edin mekte yanıl madıkları n ı gösteriyor. (1) V. i. Leni n . Bütün eserleri. c. 6. 408

s.

23.


sosyalizme g üven leri n i daha do arttırıyor. Zira sosya l ist ülkeler topl uluğu aynı za manda em peryalizmin gayet teh l i keli saldırgan plônla rına do kes i n l i k le set çekiyor. Şu veya bu memleketi n gel işmesinde görülen ayrım­ lara , boza n topl u msal güçlerin gelişmeye ters düşen orantı sından i leri gelen pol iti k kararsızlık ve güçlüklere rağ men, yukarıda sözü edi len et­ kenler, em peryalizme karşı mücadele etmekte olon genç devletlerin önünde sosya list bir perspektif açmaktad ı r. Ma rksizm-Leninizm klôsi kleri n i n öngörd ükleri g i b i , her devri m i n kendi özellikleri va rd ı r. V. i Len i n, proleta rya n ı n devri mci mücadeles i n i n her memlekette kend ine özg ü biçimde yürütüldüğünü bel i rtir. Ve bu müca­ delede Rusya ' n ı n « şüphesiz, dü nya gelişmesi genel hattından ayrı l m ıyo n , fakat Rusya devri m i n i Batı ü l keleri nin bütün d a h a önceki devri m lerinden ayırt eden bazı özel l i kler gösterdiği »ni (i) söyler. V. i. Len i n daha sonraki devri m lerin Rusya devri mine kıyasla el bette daha büyük ölçüde kendi öze l l i kleri olacağ ı n ı öngörm üştür. (2) Onun b i l i nen tesbiti şud u r : « Bütün halklar sosya l izme varaca klard ı r, bu kaç ı n ı l mazdı r, fakat hepsi de tıpatıp aynı biçimde değ i l , her b i ri demokrasiye şu veya bu biçi mde bir özellik, proletarya d i ktatörlüğüne kendine özgü bir tür, topl u msal hayatın çeşitli yanlarının sosya l i st dönüşümlerine kend i ne göre bir tempo getirerek varaca klardır.» (3) Ta rihsel tecrübe bu öngörüleri to momiyle doğ rulamıştır. Devri mler kopya ed i l mez, devri mde ta klitç i l i k o l maz, sipariş veya reçe­ teyle de devrim ya p ı l maz. Şu veya bu biricik mücadele biçi m i n i , ya do i ktidarı ele geçirme yolunu ve proleta rya devleti n i birici k örgüt biçi m i olara k mutla klaştı rmak, üniversal saymak doğru değ i l d i r. işte bunun içi n, kapita l i st memleketlerde proletarya nın devrimci öncüsü, Marksizmi-Leni­ nizmi kı lavuz edi nerek, dü nya devri m ha reketi n i n tecrübesini beni msiyerek ve dış etkenleri de gözön ünde bulund u ra rak, kendi ü l kesi n i n d u ru m ve koşu l l a rı n ı deri n lemesine ta h l i l etmekte ve devri m i n aşamalarını, müca­ delenin hedefleri n i ve biçimleri n i , i ktidarı ele geçi rme yollarını ve hattô ya rınki sosya l i st devleti n çizg i lerini bu temel üzeri nde belirlemekted i r. Sos­ yalist devrim problemlerine bu b i l i msel yo naşı m ı n, objektif ka nunları, ta ­ ri hsel tecrübeyi, genel likle bütün sosya l i st devri m lere özg ü olon her şeyi hesaba katmaksızı n, bam başka bir « sosya lizm model i » bulmak üzere hiç­ bir denemeye ve delile doya nm ıyo n yeni a ra ştı rmalara g i rişmekle hiçbir i l işiği yoktur. Emperya l izm, komünist parti leri n i n n üfuzu nu ve hal k yığ ınlarının daha iyi bir geleceği sağlama ola nağ ına inancını sorsmak a macıyla, SSCB'nde ve diğer sosya l ist ü lkelerdeki rea liteyi korolamak ve gözden düşü rmek

(1)

V. i. Len i n . Bütün eserleri, c. 45, s. 379. (2) V. i. Len in. Bütün eserleri, c. 45, s. 381 . (3) V. i. Leni n . Bütün eserleri, c. 30, s. 1 23. 409


maksadiyle amansız bir ka m pa nya yürütüyor. Bu rjuva propaga ndacıları, bizzat sosyalist d üzeni n prensipleri konusunda şü pheler yaratabilmek üzere, bu memleketlerdeki bazı güçlü kleri veya işlenen hata l a rı a l a bildi­ ğ i ne şişi riyorlar. Bu yoldaki burj uva propagandasında uydurma ha berler, yalan l a r, sahtecilikler ve iftiralar g ı rla gidiyor. Komünist partileri nden kovulmuş olan revizyonistler ve dönekler, bu ka m pa nyaya aya k ve ağız uydurarak, sosya lizmi varolduğu biçi m iyle reddediyorlar. Bu revizyonistler ve dönekler, şimdiki pol itik hayat biçim­ leri ile sosya l-ekonomik ulaşımla r a rası nda çözümlenmez çelişkiler oldu­ ğ u n u iddia ediyorlar. Ve kendileri n i n başka bir sosya lizme, daha « i nsa n ­ cı l », d a ha « d emokrati k » bir sosya lizme yöneldikleri ni söylüyorlar. Onların tasa rlad ı kları yeni « sosyalizm modelleri », burjuva toplumuna karşı olmak­ ta n ziyade, reel olarak mevcut sosya lizmin karşıtı çizgiler taşıyor. Eğer biz komünistler, em perya lizmin ideoloji k baskısı karşısında yı lgınlık göstererek, revizyonizmin etkisine ka pılara k, gerçek veya pota nsiyel m ütte­ fiklerimizin konjonktürel istemlerine göre ha reket ederek, mevcut sosya liz­ m i n bizim mem leketlerimiz emekçileri için « elverişli olmadığı »nı iddia etmeye başlarsak, kendi bağ ımsızlı ğ ı mızın temellerini oymuş oluruz. Ve bir kere bu duruma d ü ştü kten sonra, a rtık ağzım ızia kuş tutsak, yığ ınların sarsılan güvenini bir daha kaza na mayız. Ka pita list sömürü n ü n kıskacında kıvranan proleterler, Sovyetler Birliğine ve diğer sosyalist ü lkelerine karşı, onları ya lnız u l u sla rarası proleta rya devri mci g üçleri n i n orga n i k bir par­ çası sayd ı kl a rından ötürü değ i l , aynı zamanda bu memleketlerde kendi gelecekleri ni görd üklerinden ötürü, dostça muamele etmiye alışmışl a rd ı r. Komü nist ha reketi bu a n layışı her bakı mdan deri nleştirip kökleştirmekle ödeviidir. Komün ist ve i şçi parti leri em perya list ve revizyonist propaga ndanın içyüzünü du rmadan ve yoru lmak bilmeden açığa vuruyorla r. Onla r bu propaga ndanın karşı sına, i şçi sı nıfı n ı n esas kaza n ı m ı ola n ve her sağduyu sahibinde hayranlık uya ndıra n gerçekliğin katkısız enformasyonuyle çıkı­ yorla r. Bu gerçeklik emekçilerin iktida rıd ı r, yeni top l u mdur. Bu toplumda insanın insanı söm ü rmesi yokedilmiş ve emekçi halkın refa h ı n ı sağlamak hükü metin i nsancıl politikasının baçl ıca hedefi olmuştur. Bu toplu mda geniş yığ ı n l a r kü ltür ed inme, kültür ni metleri nden yara rla nma olanağına kavuşmuşlard ı r. Burjuva demokrasisinden ta mamen farklı, en yüksek demokrasinin gelişmekte olduğu bu toplumda, ulusal sorun halklar a ra ­ s ı nda eşitl i k v e dostluk temeli üzerinde çözülmüştür. Burada ekonomi, bilim ve teknik kapita l i st topl u mda eşi görülmem i ş tem polarla gelişmek­ tedir. Bu, devletler a rasında yepyeni ti pten ilişkiler kuru l ması nda kaçınıl­ maz olan güçlüklere rağ men, sosyalist topl uluğ u n proletarya enternas­ yonalizminden esi n lenen kardeşçe işbirliği örneği olarak va rolduğ u bir d ünya d �� r. Ma rks, burjuva üretim ilişkileri n i n « . . . toplumsal üretim süreci n i n uz410


laşmaz çel işkili son biçi m . . . .. olması dolayısiyle, « i nsa n l ı k top l u m u ta rih öncesinin burjuva toplum kurul uşuyla sona erdiği .. ni söylüyord u . (I) Buna daya n a ra k denilebil i r ki, kapita list mem leketler hôlô « i nsa n l ı k topl u m u n u n ta rih öncesi . .n d e h u l u n u rlarken, sosyal i st ü l kelerde, burjuva ü reti m i liş­ ki leri n i n ortadan ka l d ı rı lmasiyle, uzlaşmaz çelişki l i sınıflar durumuna son veri l m esiyle, çıka rla rda ve hedeflerde birliğ in sımsıkı kenetledi ğ i insa n ­ l ığın gerçek ta rihi başlamış bulunmaktadır. Son ya rım yüzyı l d ı r, komünist ha reketi ve bu hareketi oluşturan birlik­ lerden her biri, yal n ız kendi ü l kesindeki emekçi lerin çıkarlarını değil, aynı zamanda yeni toplumun, yani Sovyetler Birl iğinde ve d a ha sonra diğer bi rçok memlekette üstün gelen sosya l izmin idea l l erini savunarak i ler­ lemektedirler. Burj uvazi baskı larla tehdit ederek ve sahtekôrca propagandaya baş­ vurarak, zayıfları d ize geti rmeye ça lışmakta, onları sosya lizm bayrağını d ü rmek ve bu idea lden vazgeçmek zorunda bırakmak istemektedir (refor­ mizm, sağ ve «sol .. oportü nizm bu yolda da burjuvaziye ya rd ı m etmekte­ d i r) . Ne va r ki, komünistler bu bayrağı yükseklerde dalgalandırmaktadır­ lar. Ve onlar, Sovyetler Birl i ğ i nde ve diğer sosya l ist ü lkelerdeki bugünkü gerçekliğin - yeni top l u m u n -, ya rın sosya list devri m i n üstün geleçeğ i her mem lekette ana çizgi leriyle meydana geleceğ i nden emindi rier. LV. Sermayeye karşı m ücadelede bütün ü l keler işçi sınıfı n ı n çıkarları nda ve hedefleri ndeki uyg u n l u k, kom ü nist hareketinde birliğin esas objektif temelidir. Sosyal ist devrim nerede üstün geldiyse, orada top l u m u n sosyal terkibi kökünden değişmiştir. Kapita lizmi d ünya ça pında ortadan kaldırma savaşı a rtık (Oktobr Devri mi'ne kada rki gibi) ya lnız ezi len, söm ürülen ve «zin­ ci rlerinden başka kaybedecek bir şeyleri ol mıyan .. (<<Komü nist Partisi Manifesti ») proleterler tarafı ndan yürütül m üyor. Savaşa aynı zamanda kapita l i st memleketlerdeki sömürülen sı nıflar ve keza yen i toplumu kur­ m a kta olan emekçi ler de katılıyorlar. Muazzam ekonomik ve askeri kaynak ve olanaklara sahip bulunan sosyalizm, kendi devletlerin i n olanca g ücüyle d ünya olayları n ı n gidişini etkilemektedir. Bundan ötürü komünist ha reketi birliğ i n i n, her biri birçok problemlerle, ya ni sosya list ülkelerin birliği, kapita l i st memleketler kardeş parti leri n i n sosyalist ü l keler yönetici partileriyle b i r l i ğ i , t ü m hareketin birliği problem­ leriyle bağ l ı çeşitli görü nüşleri vard ı r. D ü nya komünistleri n i n 1 969 yılı Danışma Topla ntısı, kom ünist hare­ keti nde o zamandan beri bir hayli gelişme gösteren bi rliğ i n sağ l a m la ş­ masında dönüm noktası olara k ta rihe geçmiştir. (I) K. Ma rks ve F. Engels. Eserler, c. 1 3, s. 9-10. 411


B u rada sözkonusu olon önemli noktalar şunlard ı r : Birinci, sosya list ü l keler topluluğunun safları nda birlik ve beraberlik öyle g üçlenmektedir ki, « . . . Dünya sosya list sistemi, yeni topl u m u el birliğiyle kuran ve savu­ nan, tecrübe ve bilgi bakımından karşı l ı k l ı olara k zenginleşen halkları n tekvücut a ilesi, kişiliğ i nde yeryüzü insa n larının hür halklard a n oluşan gelecek d ü nya topluluğunun ilk örneğini görebi lecekleri sımsıkı kenetli ve sağ lam a ilesi olmalıdır.» (1) Ikinci, komü nist partilerinin eylembirliğ i a rtmış ve g üçlen miştir. Ka h ra ­ man Viyetnam halkına v e diğer Çin - H i ndi halklarına gösterilen politik desteğin ve yapılan maddi ya rd ı m ı n daha büyük ölçüler a lması, Arap halklcHı n ı n ve söm ürge boyunduruğundan kurtulmak için savaşan bütün h a l kların ca nla-başla desteklenmesi, Avrupa g üvenlik ve barışı için giri­ şilen geniş eylemler, baskı ve terörün kurba nla riyle dayanışma ha reket­ leri, bu birliğin, bütün demokratik ve a nti-em peryalist güçleri m ücadeleye çekme ba kımından ve bizzat komünist partilerinin işbirliği ve dostlu k iliş­ kilerinin sağ lamlaşması ba kım ından ne kada r önemli olduğunu göster­ mektedir. Uçü ncü, fikir birliği de sağ lamlaşm ıştı r. Komü nist ha reketi, 1 969 yılı Danışma Toplantısı'na hôkim olan ruhu başarıyla sürd ürmüş, Marksizm ­ Len i nizmin tahrif edilmesine v e revizyonuna karşı kesinlikle mücadele edegelmiştir. V. i. Lenin'in 1 00. doğ u m yıldönümü. her şeyden önce 5BKP içinde. enine-boyuna teorik çalışma lara vesile olm uştur. Kırk kadar kom ü­ nist ve işçi pa rtisinin 1 969'dan sonra yapılan kong releri de. her partini n fikir birliği tüm ha rekette fikir birliği için şart olduğundan. önemli bir rol oynam ı ştır. Işçi ha reketinde belirişi. saflarım ıza burjuva etkisinin sıza bildiğine. parçlanma ve dağ ı l ma toh u m ları saçabileceğine dair bir alôrm sinyali yerini tutan a nti-sovyetizme karşı mücadele. bu koşu llarda özel bir önem kazanmaktadır. Kardeş pa rtilerin 5BKP ile dostl uk ve işbirliği. ya l n ız genel eylemde birliğin değil, komünist hareketinin fikri birliğinin de önem li bir şartıdır. Dördüncü. iki ve çok ya n l ı temaslar. problemlerin kolektif olara k ince­ lenmesine. enformasyon. fikir ve tecrübe değiş-tokuşuna. işbirliğ ine. bir­ birini a n l amaya ve birlikte eylem a nlaşmalarına va rı l masına imkôn veren çeşitli örgüt biçim leri uyg ula ması genişlemiştir. Ul uslara rası danışma top­ lantılarından başka. sosya list devletler parti leri a rasında işbirliğ inin en yü ksek spesifik biçimlerinden ve kardeş partiler yönetici leri d üzeyindeki görüşmelerden başka, çeşitli ilişkiler kurul masına. inceleme gezileri ya p ı l ­ masına y o l a ç a n kong reler. sempozyu mlar v e seminerler. a y n ı zamanda henüz olanakları n ı n sı n ı rına va rdığı söylenemiyecek olan « Barış ve 50s-

(I) 412

Brejnef. SBKP xxıv. Kongresi önünde MK adına okunan faa liyet raporu.

L. i.


yalizm Problem leri » dergisi n i n örgütlediği ça l ı şmalar do birliği n sağ lam­ laşması nda önemli bir rol oyna m ıştı r ve oynamaktadı r. Beşinci, merkezkoç ça bala rla, dar m i l liyetçi veya di nsel çerçeveler içine kopa nmo, parçalama ve ayrı lma eğ i l i m leriyle başa rılı bir mücadele yürü­ tülmektedir. M i l l iyetçi liğin doğ u rduğu bu eğ i l i m ler, kendi g üçlerine had­ d i nden fazla değer vermekten ve enternasyonal etkenlerin lôyıkiyle değer­ lendiril meyişinden başka bir şey değ i ldir. V. i. Len i n « politik partilerde başarısızlıkların ve dü şüşün, çok defa, bu parti lerin haddi nden fazla g u rurlanıp övündükleri bir durumu izlediğ i n »n i (1) beli rtmi ş ve i l g i lileri uyarmıştır. Komünistlerin m ü cadelesi her mem lekette esas itiba riyle devri mci güç­ lere daya nmaktad ı r. Fakat her komünist partisinin kend isi nden ya na sos­ ya list sistem i n sağ lam g üçlerine, kardeş parti lerin desteğ ine, uluslararası dayanışmaya sa h i p o l ması, yürüttüğü mücadeleyi geliştirmesinin g üçlü etkenidir ve her pa rti n i n buna i htiyacı va rdı r. 1 969 yılından beri tüm komünist ha reketi ayrılma eğ i l i m lerine ka rşı başarıl ı b i r m ücadele yürütmüştür. Tecrübe, partin i n tekbaşına çözemiye­ ceği bi rçok problem bulunduğu nu, oma proletarya enternasyonalizmine daya n ı ld ı kça komünist ve i şçi partileri ta rafından elbirliğiyle çözülemi­ yecek bir problem olmadığ ı n ı göstermekted i r. Kısacası, birliği sağ l a m laştırma, Çin yönetici leri n i n bil hassa h üner gös­ terdi kleri parça l a ma eylem lerine karşı m ücadele a n la m ı na gelmektedir. Bugün, ÇKP'nin bile bile terketmiş olduğu d ünya komünist ha reketi saf­ larına bir on önce dönmesini a rzulamıyo n bir tek kardeş parti yoktur. Fakat ne yazık ki, yakı n geçmişin olayla rı (Ba n g ladeş'e ka rşı tutu m, B M kürsüsünden Sovyetler Birliğine karşı hücumlar) b u n u n i çi n koşu lların henüz yeteri kadar olgun laşmadığın ı göstermektedi r. Kan ı mızca, bu sorun SSCB ile Çin a rasında bir görüş farkı ndan ibaret değ i ld i r. Orta daki a n ­ laşmazl ı k, Çin yöneticilerini uluslara rası komünist hareketi nin, Ma rksiz­ m in -Leninizmin ve proletarya enternasyonalizmi n i n ka rşısına koymakta d ı r. Birliğin savunulması, bozg unculuk ve parça l a ma eylem leri ne ka rşı m üca ­ deleye deva m edi l m esini gerektirmekted i r. Komünist ha reketi n i n birl i ğ i n i g üçlendirme, her parti n i n bağı msızl ı ğ ı n ı sağ lamlaştırma işiyle çelişmez, tom tersine, buna yardım eder. B u do, bir ya ndan, onun kendi doğ rultusu nu belirlemesinde, öte ya ndan a rdıcıl bir sı nıfsal ve bundan dolayı do enternasyona l i st pol itika uyg u l a ma sı nda kendini gösterir. Sınıf düşmanları (revizyonistlerin desteğiyle) sosya list ülkelere yönel i k sistemli ve kasıtlı eleşti ri leri « bağı msızlığ ı n kanıtı » olarak göstermek için orta l ı ğ ı g ü rültüye boğar ve a rdıcıl enternasyonalistleri SSCB'ne « kayıtsız-şartsız ittat»le itham ederlerken, gerçekte on ları politik ve fikri erki n l i kten yoksun etmek a macını gütmektedirler. (I) V. i. Len i n . Bütün eserleri,

c.

40, s. 327. 413


Ka pita list mem leketler kom ü nist partileri için SBKP ve iktida rdaki diğer kardeş pa rti lerle gerçek enternasyona list ilişki ler, bu parti lerle aktif daya­ nışma, sosya list ü l keleri savu nma ve birlikte eylemlere katılma, sınıf düş­ manının a nti -sovyetik ve a nti-komü nist baskısı karşısı nda bağı msız tutu mda d i renişin başl ı başına bir kanıtı, çok defa devri m savaşçı larına kıya n faşist zından ve işkence rej i m ieri n i n hüküm sürmekte olduğu memleketler­ deki bağ ımsızlık tutkusunun en ciddi del ilidir. Proletarya enternasyonalizmi prensi plerine sada kat, Ma rksist-Len inist partilerin ayırdedici nitelik çizgisidir. Proletarya enternasyonalizmi, komü­ nist ha reketi n i n daha doğuşundan itiba ren, değişmiyen nirengi noktası d ı r. Ve hareketin va roluşunun, pa rti ler a rasında karşı l ı klı i lişkilerin ve danış­ m a n ı n temeli olarak, onların birlik ve g ücün ün gara ntisi olara k ka lmak­ tad ı r. Komü nist hareketi nde birliğ i n önemi hareketin kendisiyle sınırl ı değ i l ­ d i r. 1 969 yılı Danışma Toplantısı'nda belirti ldiği g i b i , k o m ü n i s t v e i şçi pa rti leri n i n to p l u ve kenetl i o l ma la rı, bütün a n t i - e m p e r y a l i s t g ü ç ler i n b i r l e ş t i r i l m e s i i ç i n s o n d e r e c e ö n e m i i b i r e t k e n d i r. » «

Demokrasi, i leri lik, u l usal bağ ı msızlık, barış ve sosya lizm g üçleri için a ncak komünist ha reketi itici etken olabi lecek d urumdad ı r. Bu, komünist ha reketi ne diğer politik a kım ları n da katı l maları ve böylelikle onu a nti­ em perya list cephe içi nde eritmek için, ha reketi mizin yeniden düzen len­ mesi ve genişleti l mesi gerektiği a nlamına gel mez. Komünist ha reketi, kendi politik ve fikri birliğ i nin, eylemde gösterdiği birliğin sağ lamlığ ı ölçüsü nde, a nti-emperya list g üçler a rasında birliğ i n de esi n leyicisi ve örgütleyici si olma yeteneğ i n i kazanabil i r. Böyle bir birl ik, ya l n ız işçi sını­ fının değ i l , aynı zama nda emperya lizme karşı savaşan bütü n halkların temel hayati çıka rlarına uyg u ndur. Emperya l izm hôlô kuvvetl idir. Onüm üzde karmaşı k ve çetin bir m üca­ dele va rdır. Fakat düzenl i bir biçimde ol masa bile, d ü nyada kuvvetler ora n ı sosya lizm ya rarına, ilerilik ya ra rına değişmeye devam etmekted i r. Tarihsel g i rişim komünist hareketini n elindedir. Devrim süreci ni hiçbi r kuvvetin d u rd u rmasına imkôn yoktur. Bu süreç, em perya lizmin ortadan kaldı rıl masiyle ve bütün d ünyada sı nıfsız topl u m u n kurul masiyle sonuç­ lanaca ktır.

414


Yazı kurulumuzda

Toprak, ekmek

ve

hürriyet için

Derg i m i z yazı kurulunda, Lôtin Ameri kadan 7 ka rdeş pa rti temsilcile­ ri n i n katı l ı şiyle, kıtadaki bi rçok ülken i n toprak problemlerine hasredilen bir fikir deği ş-tokuşu toplantısı ya pıldı. Topla ntıya Guatemala Emek Par­ tisi'nden H . Garsia, Honduras Komün ist Partisi'nden D. Pas, Kosta Rika H a l kçı Oncü Parti si'nden M. Solis, Meksika Komünist Parti si'nden G. Mesa, N i karagua Sosya list Partisi'nden R. Peres, Pa nama Halk Par­ tisi'nden R. Med i na ve L. Tomas, Salvador Komün ist Parti si' nden de D. Himenes katıl dı lar. Açış konuşması n ı L. Tomas yoldaş yaptı. Sözcü, topra k problem i n i n a ncak lôtifu ndizm siste m i n i n v e ya bancı tekeller egemen liğinin yoked i l ­ mesiyle çözü lebileceğ ini beli rtti v e burjuva topra k reformları n ı n ne kadar s ı n ı rl ı olduğ una işaret etti. Burjuvazi kapita l izmin geli şmesi ni hızlandırmak için, köylü yığ ı n l a rının giderek a rta n hoşnutsuzl uğ undan da ya rarlanmaya çalışmaktadır ve onun to pra k reformuyla ilgili tedbirleri hiçbir zaman kapita l ist i l işki ler çerçevesi d ı şına çıkmamaktad ı r. L. Tomas yoldaş, sözleri n i n sonunda, bu toplantı n ı n a macının, kıta n ı n çeşitli ülkelerinde köyl ü lerin durumu hakkında enformasyon a l ı p vermek, parti lerin köylü yığın larını em perya l izme ve lôtifu ndizme ka rşı topra k uğrunda mücadele içi n örgütleme ve seferber etme çalışma lariyle ilgili tecrübeyi paylaşmak olduğunu söyledi . Aşağıda b u fi kir değiş-tokuşu topla ntısını özetle yansıta n bir enfor­ masyon bulaca ksı nız. Gerikalmışhk

ve

yoksulluğun suçlulan

Lôtin Ameri ka n ı n doğ u ve i k l i m koşulları, bütün dü nya nüfusunu bes­ liyebi lecek kadar ta rım ürünleri üreti m i ne elverişlidir. Fakat kıta nüfu­ sunun yarısından fazlası açlık ve gıda yetersizliği çekmekte ve büyük bir yoksulluk içinde sürün mekted i r. Fikir değ iş-tokuşu toplantısına katı lan­ ların bel i rttikleri g i bi, bu ü l kelerin bugünkü topra k-ta r ı m d üzen leri, köy­ l ü lerin büyük çoğ u nluğu için topra ksızl ı k ve haksız l ı k demektir, lôtifun­ dizm ise, gerici ve terörist rej i m ler için beslenme orta mı yeri ni tutma kta ve ABD emperya lizmi politikası n ı n sad ı k bir iletkeni olmaktad ı r. Lôtin Ameri k a n ı n şu veya bu ü l kelerinde köy ekonomisinin özg ü l bir gelişme göstermesine rağ men, bunların ortak bir kara kter çizg isi vard ı r : B i r yanda lôtifundiya lar (büyük çiftl i kler) uza n ı rken, öte ya nda yüzbin lerce köylü topra ksızl ı kta n ve topra k yetersizliği nden kıvra n ı r. Orneğin, G. Mesa yoldaşın bel i rttiği üzere, Meksi ka'da, 9 bin büyük pomeşçi k 90 mi lyon hektar toprağa sahi pken, 2,5 m i l yon köylü a nca k 80 m i lyon hektar top415


ra kla yeti nmektedi r. Etkinliği pek yü ksek ol m ıya n Meksi ka köy ekonomisi koşul larında, a nca k 6-20 dekar a rasında toprağa sa h i p olan köylü ler geçi m leri ni zor sağ lamaktad ı riar. Oste l i k hükü met, köylü bankaları , kum­ panya lar ve kredi mekanizması ya rd ı miyle köy emekçi leri n i n çiftçi liğini ta mamen kontrol a ltına alabil mekte, onları amansızca sömü rmekted i rler. Bir yandan ya bancı sermaye de, daha ziyade istikraz ve kredi yoluyla köy ekonomisine sokularak, özellikle pamuk ü reti m i ve pam u k fiyatları üze­ rinde kendi kontro l ü n ü sağ lamaktad ı r. Suni g ü bre ve tarım makineleri sürüm yetki leri ve olanakları da o n u n eli nded i r. Bugün Meksika'da 3 mi lyondan fazla topraksız köylü vard ı r. Bunları n önemli bir kısmı ta rım i şçisidir v e bütün sene kapita l i st tipten çiftliklerde çal ışırlar. Diğer kısmı g ü n d e l i kçi mevsim işçileri o l up. daha ziyade ürünün topl a n ması za manlarında iş bulabi l i rler. Ora k za manı kendi tarla larında çalışan ve sonra kapita list çiftliklere ça lışmaya giden küçük çiftçiler a ra ­ sında da ya rı-proleter köylü ler az değ i l d i r. Düşük tempolu ekono m i k gel işme, iç paza r darlığı v e beslenme konusunda ki çetin problemler hep lôtifu ndizmin ve em perya list egemenliğin zara rlı ekono m i k sonuçlarıdır. Söz a la n ların çoğ u bu konuya değindiler. D. Himenes yoldas. Salva­ dor'da, resmi istatistiğe göre. ta rımla uğ raşa n l a rı n yüzde bir kada rın ı n. işlen i r toprakların % 46'sını e l lerinde bulu ndurdukları n ı. bazı çiftli klerin 30 bin hektarı aştığını belirtti. Kaldı ki. bu ü l kede i şlen meye elverişli top rakların ya rısından fazlasına el değememekte veya bu a razi sadece mera olarak k u l l a n ı l m a ktad ır. Beri yanda çoğ u köy emekçil eri topraksız­ d ı r ve gıda yetersizliği çekmekted i rier. Salvador köy ekonomisi iki yönde gelişiyor. Biri ncisi, kahve. pa m u k ve şeker i h racını öngören ü retim yön üdür. Bu ü retimde çağdaş teknikle ça l ı ­ şılıyor, s u n i g übre k u l l a n ı l ıyor, banka kredi leri n i n b ü y ü k bir k ı s m ı da bu alana a kıyor. i ki ncisi, hububat ve iç pazara yönelik diğer ü rü nler üreti m i yönüdür. Bu üretimde belirli bir teknik geri l i k v e düşük veri m derhal göze ça rpmaktad ı r. Şu da va r ki, memleket nüfusu n u n büyük çoğ un l uğ u n u n ta rı m ü reti mi a la n ı nda yoğ u nlaşmış olması b u g ü n ciddi buna l ı m la ra yol açmaktad ı r. Topra ğ ı n pomeşçi kler elinde toplanması, ekonominin orta Amerika pazarına bağ ı m l ı l ı ğ ı n ı a rttırarak, iç paza rın gelişmesini engel ie­ mektedir. Son za manlarda, öze l l i k le Honduras'taki ha rpten sonra, ü re­ timde d u rg u n luğun a rttığı görül mekted i r. R. Peres yoldaş, N i kara g ua'da feodalizm ve ya rı-feodalizm artı kları n ­ d a n , köy ekonomisinde Kuzey Amerika tekel leri n i n egemenliğinden bah­ setti. Bu ü l kede topra ğ ı n esas kısmı bi rkaç pomeşçik ailesi n i n elindedir. Kaldı ki. bütün top rakları n a ncak önemsiz bir kısmı i şlenebi lmektedir. Bundan 20 yıl kada r önce memleket ekonomisi esas itiba riyle kahve ü retim ve ihracına dayan ıyord u. Fakat kahve talepleri n i n aza l ması dola­ yısiyle, ABD k u m pa nya ları pa m u k üreti mine geçti ler. Pa m u k üreti m i de, 416


zamanla, diğer ta rım ürünlerinin, özel l i kle hububat ve yağ lı bitkiler üre­ timinin de yerlerini a l maya başladı. Dikenin a ktif nüfusunun % 60'ından fazlası tarımda çalışmaktadır. Yarı aç sürünrnek, kötü konut koşulları, tıbbi ya rd ı mdan yoksunluk, ca h i l l i k vb. köydeki duru m un ana çizgi leridir. Köylüler g ü nden güne daha büyük bir yoksulluğa sürüklenmektedir. Fakat bu durum köylerden şehi rlere doğ ru yığınsal b i r akın doğurmuyor, çünkü sanayi gelişmesi zayıftır ve köylüler bu yüzden şehi rlerde iş bulmak ümidi de beslemiyorlar. Ya lnız ürün toplama za manla rında iş bulabilen, yani pratik olara k yılın ancak dört ayında ça lışabi len ve diğer aylarda iki ayak üstü iki lokma peşinde gezip d u ra n ta rı m işçi leri de dayanı l maz koşu llar içinde sürünüyorlar. D. Pas yoldaş Honduras köylerinde de buna benzer bir d u ru m görül­ düğ ünü söyledi . Honduras'ta köy halkının % 90'ından fazlası, su ve kanalizasyondan yoksun, toprak ta banlı evlerde otu rmakta d ı r. Evlerin % 9S'inde elektrik yoktur. N üfusun yarısından çoğu oku mayazma bil mez. En i l kel koşul la rın bile yokslu ğ u yüzünden, verem, sıtma ve diğer hasta ­ l ı klardan ö l ü m oranı bir hayli yüksektir. Honduras halkının gerika l m ış l ı k ve yoksulluğunun esas nedenlerinden biri, zamanını çoktan yaşa m ı ş üretim ilişkilerinin hôlô korunmasıdır. Köyde en büyük lôtifundistler, ellerinde 200 bin hektar toprak bulund uran" Yunay­ ted Frut Kompan;'. ve " Standard Frut>. Kuzey Amerikan kumpanya la rıd ı r. Bunlar ellerindeki muazza m arazinin ancak % 3S'ini işlemekte, geri ka la­ nını boş bırakmaktad ı rlar. Bu boş a razi resmen mera olarak tutulmak­ taysa da, bunu sadece hükü metin boş a raziyi kamu laştırma kanununu uyg u la masını engel lemek için ya pmaktadı rlar. Ote yanda, 60 bin köylü a i lesinin bir karış bile toprağı yoktur ve bunlar pomeşçi klerden gayet a ğ ı r koşu llarla toprak kiral ıyara k geçim lerini sağ la maya çalışmaktad ı rlar. Guatemala 'da, diğer Orta Amerika ü l kelerinde de olduğu g i bi , köy halkının çoğunluğ u ta rı m işçi leriyle köylülerden oluşmakta d ı r. Köylü yığ ın­ ları, H. Garsia yoldaşın beli rttiğ i üzere, daha çok ya rı- proleter yoksul lar­ dan ve orta çiftçilerden i ba rettir. Bi rinci ler (bütün köylü a i lelerinin % 74'ü) kendi m ü lkleri olan veya kiraladı kları küçük a razi lerde çiftçi l i k ya parlar. Bu t i p k ü ç ü k üreticilere e n ç o k i ndian'lar a rasında raslanır. Orta çiftçi ler, topraklarını her şeyden önce kendi a i l e üyelerinin emeğine d a ­ yanarak işlerler. Bunla r toplumsal kredi lerden yararlanmaz v e hükümetten hiçbir teknik ya rdı m görmezler. Ulaştırma ve paza rlar sisteminin kötü örgütlenm iş o l ması yüzünden, konserve ya pma olanaklarından yoksunl uk yüzünden, orta çiftçi lerin ürünlerini pazarlara sürüp değerlend irmeleri zor­ d u r. Aralarından pek azı bunu başararak işletmesini g üçlend irebilmekte, yönetici ler de böylelerini köy için karşı-devri mci kuvvet haline geti rmeye çalışmaktadırlar. H. Garsia, ayrıca, ABD em perya lizminin Guatema la'da ekonomik geliş­ meyi yozlaştırd ığını, büyük lôtifundiyaların varl ığı dolayısiyle tutunmaya 417


devam eden yarı -feodal a rtı kların da memlekette kapita l izmin gelişmesini kösteklediklerini bel i rtti. Bütün bunlar, ü lkede yığ ı n la rı n g iderek daha i n safsızca sömürül mesine yol açmaktadır. Ta rım işçileri n i n ve ya rı-proleter köyl üleri n durumu, emekçi leri n sayı ­ siyle birli kte işg ücü i htiyaçları da a rttığı i ç i n kötüleşmektedir. B u yüzden de işsizler ord usu a rtmakta d ı r. Ote yandan, porneşçi kleri n elleri ndeki toprağ ı n bir kısmı işlen meden ka lmaktad ı r. Bu işlenmedik a razi, tarımda işg ücü ta lebi n i n ve dolayısiyle i ş ücretleri n i n kendine özgü bir ayarIa­ yıcısı rol ünü oynamaktad ı r. Yaylalarda ya şıyan köylü I ndian'lar, tarım işletmelerine işg ücü sağlıyan ve "a mele çavuşu adı veri len a racılar ta rafından a mansızca sömürül mektedir. ••

R. Medina yoldaş, Pa nama köylerindeki durumu a n lattı . Bu ülkede köylü nüfus 700 bin kişi kada rd ı r. Köy orta m ı nda yoksulluğun, ölüm ora nı yükseliğinin ve ca h i l l i ğ i n esas nedenlerinden biri ada letsiz toprak dağ ı ­ l ı m ı dır. D a h a önceki oligarşik hükü metler, köyl ü lerin d u ru m uyla hiçbir za man gerekti ğ i gibi i l g i l enmem işlerdir. Pa nama köyünde kapitalizmi Kuzey Amerika tekel leri ve her şey den önce "Yunayted Frut Kom pa n i » tems i l etmekted i r. Bunları n ya nısıra bir Holiônda kumpa nyası da eylemde olup, başlıca narenciye üreti miyle uğraşmaktad ı r. Bütün bu k u m panyalar muazzam a razi lere sahi pti rler. ABD em perya l izminin Pa nama Ka nalı böl­ gesindeki soyg u ncu eyleminin, merkezi Ameri ka n ı n diğer ü l kelerindeki talancı politi kasından h içbir ayrı mı yoktur. Kanal bölgesinin ve toprak­ ları n ı n söm ü rü l mesi, meyva, sebze ve hayva nsal ü rünler satı m ı ndan m i l ­ yon larca dolar kazanç getirmekted ir. Bu ürü nlerin önemli b i r kı smı, satış için, Birleşik Amerika nın bu bölgede kanunsuz olarak bulund urd uğu "komiserl i k » adı verilen özel orga nlar elinde topla nmaktad ı r. Bundan başka, yanki ler, Pa nama ve Kolon şehirlerine içme suyu sağ l ıyan kaynak­ ları da kontrolleri a ltında bulundu rmakta ve içme suyunu Pa nama hükü­ meti ne her yıl Kanal ki rasına eşit bir para ka rşı lığ ı nda satmaktadırlar. Bütün bunla rdan ötürü, Kanal bölgesinde toprak için mücadelenin, aynı zamanda, büyük a razileri askeri poligon, ka mp ve üs olarak k u l lanan ABD emperya lizmine karşı mücadele anlamına gelmesi gayet doğaldır. M. Sol is yoldaşın a n lattığına göre, Kosta Rika'da yabancı kumpanyalar egemen durumdadır. Yüzbin lerce hekta r toprak bunların eli a ltındad ı r. Memleket tarı m ı n ı n başlıca özelliği, küçük ve orta ü reti cilerin çoğ u n l u k oluşud ur. Burada pomeşçik oligarşisi ni speten azd ı r. Bunların, diğer Lôtin Amerika ü l kelerindekine kıyasla, politik ve ekonom i k hayat üzerinde daha az etki leri va rdır. Bundan ötü rü, az gelişmiş mem leketlerin ekonomik gelişmeleri yolunda em peryalizmin başlıca engel olduğ u n u Kosta Rika'da­ ki durum da açı kça göstermektedir. Birleşi k Ameri ka n ı n muz ü reti miyle uğraşan "Yunayted Frut Kom pa n i » ve "Sta ndard Frub. tekelleri, Kosta Ri ka'nın e n veri mli Büyük Okya nus boyu topra klarını ve Atlantik kıyı larını tamamen ele geçi rmişlerd i r. işlenir 41 8


toprakların yarısı onların elindedir. Ağaç işleme sanayiine ve ü l kenin g ü ney kesi mi ndeki en zengin boksit yataklarına da hôkim d u rumdadırl a r. Bu kesim aynı zamanda a ktif ta rı m bölgesidir. Bundan ötürü, şimdi bu topra kla rda yaşıyan köylü lere karşı nası l davranı lacağı sorunu ön plôna çıkmış b u l u n ma ktadır. Ya bancı tekel ler bu köylü leri bölgeden sürüp ' çıka rmaya ça l ı şmaktad ı riar. Bunun da toprak-ta rım problemi n i n daha do keskinleşmesine yol açması kaçı n ı lmazdır. Burjuvazi ve toprak reform/o"

Lôtin Amerika ü l keleri n i n toprak d üzenleri nde değişiklik gereği hayati bir zoru n l u k ve bu ü l kelerin ekonomik ve sosyal i lerleme koşullarından biridir. Kıtada geniş kam uoyu ta baka ları ve bu o rada burj uvazi de bu zoru nluğu anlamaktad ı rl a r. Ekonomik ve mali o l a ndaki g üçlükler, yığ ı n ­ ları n giderek o rta n baskısı, köy ekonomisinin kapita l ist i lişkiler o l a n ı na çekilmesi gerekliliği burjuvaziyi toprak ta rım i l işki lerinde bel irli değ işik­ likler ya pmaya ya naşmak zorunda bırakmakta d ı r. Fakat güdülen hedefler ve toprak reformu g i ri ş i m lerinde demokrati k denilemiyecek olan yarı m ­ ya malak metotlar bu problemin temelli çözüm ü n e i m kôn vermemektedir. G. Mesa yoldaş, Meksika'da yüzyı l ı m ızın başında (1 91 0-17) burjuva­ demokratik devri nı i ya p ı l d ı ğ ı n ı söyledi . Bu devri m i n esas ödevleri nden biri, pomeşçi kleri n ve kilisenin ellerinde bulunan toprak üzerindeki büyük özel nı ü l kiyete son veri l mesiydi . Köyde yarı -feodal sömürü koşul ları hüküm sürüyord u . Köyl üler toprak ica r ı n ı ürünle ödüyor, yarı esir durumundaki peon'lar çileden farksız emekleri karşı lığı olarak el leri ne geçen çeklerle beslenmelerine yetecek kadar erzak satın a l a m ıyorla rdı. Fakat burj uva ­ zinin uzlaşıcı pol itikası ve topra ğ ı n ka m u laştı rı lmasını köstekliyen lôtifu n­ distlerin direnişi, köylü lerin devri m sırasında yöneldi kleri hedeflere ulaşıl­ masına engel oluyord u. 1 91 7-1 935 yılları a rasında bu köylülere a ncak 2 m i lyon hektar kadar toprak dağıtı ld ı . -

1 929-1 933 yılları b u n a l ı m ı sonucunda, ü l kede s ı n ı f g üçleri ora n ı nda değ işnıe oldu. Iktidara, m i l li burjuvazin i n ve aynı zamanda küçük burjuva tabaka larının çıkarlarını temsil eden general Kardenas hükümeti geldi. Bu hükü met derhal toprak reformuno gi iişti . Köylülere 20 mi lyon hektar kadar toprak dağıtı ldı. Reform sü reci boyunca, burjuvazi, bir yandan yığ ı n la ra daya nara k, lôtifu ndistlerin ve tekellerin baskı sına karşı diren­ nıeye ça lı şıyor, öte ya ndan reform u n özel kapita list i lişkiler çerçevesi içinde kal ması için her şeyi ya pıyord u. Ka rdenas hükü meti n i n tedbi rleri genel likle Meksiko burjuvazisinin nispeten daha çabuk büyümesine temel oldu. B u rj uvazi, reformu izliyen yılla rda, memleketin daha etkin ekonom i k geli şnıesini sağ lama adına, em perya l izmle uzlaşmalara g i rişti. B u yüzden toprak reformu n u n gerçekleştiril mesi süreci prati k olarak kesi ldi. Köylü ­ lere o kadar önemsiz m i ktarda v e öyle koşu l la rla toprak veri liyordu ki, 41 9


büyük topra k m ü l kiyeti hiç de sarsıfmıyor, üstel i k d a ha da palazlan ıyord u. eko no misi Prusya örneğ i nce gel i şiyo r du . Son yirmi -otuz yıldır, köylülere öncelikle verimsiz veya işlenmesi zor k ı raç a razi dağ ıtı lıyor, onlar da paylarına d üşen topra kları çok defa ter­ ketmek zorunda ka lıyorla rd ı . Bu köyl ülerin kredi a l ma olanakları da yo ktu . Pomeşçiklerin direnişi yüzünden, hükümetin toprak reformu istati s­ tiklerine dahil a razinin yoksul köylülere dağ ıtı lmasını öngören kararna­ meleri çoğ u hal lerde kôğ ıt üstünde kal ıyordu. Böylece, kayıtlara göre, ş i mdiye kadar 80 mi lyon hektar topra k dağıtı l m ı şsa da, bunlar yine kayıt­ Köy

larda görülen 2,5 milyon muhtaç köyl ü n ü n ellerine geçmiş değildir.

Lôtifu ndistler top raklarının bir kısmını ya kınları veya uydurma kişiler üzeri nde gösteren kayıt h i lelerine başvura ra k, m ü l kleri n i n gerçek mi kta rını hükümetten gizlemektedirler. Ostelik topra k m ü l kiyeti ve ta pu kanununda değ i şi k l i k yapılmasını da i stemektedi der. Orneğ i n , yürürl ükte, bazı ara­ zi n i n bölünmezl iğini öngören karar ve k u ra l lar va rdı r. işlenir hale geti rilen yeni top raklar, daha sonra m utlaka zeng i n köyl ülerin mülkü haline gel­ mektedir. Meksika devri mi, devletin topra ğ ı n esas sahibi olma rol ü n ü ca nla ndırdı. Köylülere dağıtılan toprak, kendileri ne « toplum sektörü .. biçiminde veri l i ­ yordu. Ka n u n gereğ i nce, bu topra klar satı lamaz veya reh i n konusu o l a ­ maz. Fakat prati kte, köylü ler, bu « toplumsal . . sektörden aldıkları topra k­ ların hemen hemen % 60 kada rı n ı icarla büyük topra k sa hiplerine veri­ yorlardı. Zira aldıkları toprağı tümüyle işliyebi lecek a raçları ve olana kları yoktu. Za manla « toplumsal sektörler.. temeli üzeri nde yönetim organları kendi içi nden olan köylü cemaatleri meydana geti ri ldi. Bu cemaat topra k­ ları özel olara k işlenebi ldiği g i bi, kolektif biçimde de işlenebil iyord u. Ka rdenas hükü meti za manı nda, topra ğ ı n kooperatifler biçiminde kolektif olara k işlenmesi pratiği geniş ölçüler aldı, fakat gerici çevreler koopera­ tifleşmenin gel işmesini engel lemek için her şeyi ya ptı lar. Köyde sınıfsa l ayrışmaya değ i nen G. Mesa yoldaş, orta ve zeng in köy­ l ülerin Meksika köyünde azlık olduklarını belirtti. Köy halkı içinde bir m i ktar toprağı parayla satı nalmış veya göçmen olara k çalışmakla hak etmiş küçü k üreticiler de önemsiz bir aztıktı r . Meksika köylülerinin büyük çoğ unluğu cemaatler üyesidi rler. Söz a la n D. H i menes yoldaş, Salvador halkının hattô burj uvaziyi de kapsayan geniş yığ ı n larının toprak-tarım i lişkilerinde köklü dönüşümler konusunda gösterdik leri büyük ilginin memleketin ekonomik gelişme i hti­ yaçlarından i leri geldiğ i n i belirtti. Bundan iki yıl önce, Yasama Meclisi, bütün b i r top la ntı dönem i n i özel olara k toprak probleminin görüşü l ­ mesine hasretti. M i l letveki lleri n i n ço�� u, Salvador köyünde, kapitalizmin gelişmesi bakı m ı ndan yara rlı olabi lecek ilerici dönüşümlerin gerçekleş­ tirilmesinden yana olduklarını söyledi ler. Bu toplantı döneminde öyle 420


hara retli görüşmeler y� pıldı ki, büyük lôtifu ndistler otu rumları terketmek zorunda kaldılar. Hükü met son za manlarda merkezi Amerika pazarı n ı n yard ı m iyle duruma bir çare bulma yı dened i . Fakat bu beklenen sonuçları vermed i. Enso­ n u nda hükCı met bir topra k reformu tasarısı hazırla maya g i rişmek zorunda kaldı. Bu girişim, i ktidar partisi içinde görüş ayrılıklarına yol açtı ve par­ tin i n parça lanmasına sebep oldu. Bütün bunlar, tarihsel dar görüşlülüğü yüzü nden topra k soru n u n u geniş yığ ı n ların yararına çözme yeteneğ i nden yoksun olan egemen sınıfın içi nde derin b i r buna l ı m hüküm sürd üğ ü n ü açıkça gösteriyordu . R . Peres yıldaşın anlattı ğ ı na göre, N i ka ragua'daki d u r u m da böyledir. N i ka ragua hükümeti, ABD tekelleri n i n hi mayesinde kurulan özel bir ens­ titü n ü n ya rd ı m ıyle sözümona bir toprak reformu uyg u la masına gi rişti. Bunun gerçek amacı, toprağ ı büyük l ôtifu ndistlerin ellerinde yoğ unlaş­ tırmaktı. Bu ma ksatla, köylü leri a rtı k işlemiş oldukları topra kl a rdan çı kar­ maya ba şladılar. Kısacası, bu « toprak reformu"nun, mevcut reji m i n egemen sı n ıflar için en elverişli koşulları yaratmaya yöneli k politikası n ı n bir kı s­ m ı ndan başka bir şey olmadığı anlaşıldı. Honduras'ta da buna benzer bir d u ru m görül mektedir. D. Pas yoldaşın bel i rttiğine göre, bu ü l kede yerli ve ya bancı lôtifu ndistler çoğ u hal lerde kuvvet zoruyla topra k gaspetmekte, böylelikle de toprak reformu karar­ namesini çiğnemektedirler. Bu kararname, 1 962 y ı l ı nda, i şçi sınıfı n ı n, üni­ versite gençliğ i n i n ve diğer ta baka l a rı n destekled i kleri köylü yığ ı n la rı n ı n demokrati k baskısı ka rşısında çaresiz kalan Mora les başka n l ı ğ ı ndaki bur­ j uva hükü meti tarafı ndan çıkarı l m ıştı. Kara rname, lôtifundiyaların ortadan ka ldırılmasını, işlenmiyen a razinin ka mu laştırılmasını, ABD muz üreti m i kumpa nya larının m ü l kiyeti o l a n v e boş tutulan a razi n i n de gerçek sa hip­ leri olan köyl ülere iadesini öngörüyord u. Fa kat hükü met lôtifundistlerle başa çıkamadı ve serbest top ra kları işkôn ed i l i r hale getirmekle yeti nmek zorunda ka ldı. Hondu ras burj uvazisi 1 966 yılında toprak problemini çözmek maksa­ diyle yen iden reformlara başvu rdu . Sanayiin daha çabuk geli şmesi ve merkezi Amerika pazariyle daha başarılı rekabet için, burjuvazin i n köyde dönüşüm lere i htiya cı va rd ı . « i lerleme birliğ i " çerçevesi içi nde köy ekono­ misi kooperatifleri kurul maya başladı. U l usal Ta rım Enstitüsü'nün mali ya rd ı mda bulunduğu ve yönettiği bu kooperatifler belirli bir gelişme gös­ teriyordu . Fakat köylüler bu kooperatiflerde toprağa kavuşmuş değillerd i . Onlara a ld ı kları kredi lerin öden mesi bittikten sonra topra k ta puları n ı n verileceği v e kooperatiflerin yöneti m i n i n kendilerine bırakılacağı vaade­ dildi. Fakat h ü k ü met bu vaatlerin i tutmad ı . ' Honduras'ta burj uvazi i l e büyük pomeşçi k oligarşisi a rası ndaki m üca­ dele, halka karşı elbirliğ iyle hareket etmelerine engel o l m uyor. Her i k i 421


tarafın, 1 971 yılında, Li beral ve M i l liyetçi Parti lerin temsilci lerinden mey­ dana gelecek bir sözümona u l usa l birlik hükumeti kurul masında a n laş­ maya va rma l a rı rasgele değ i l d i r. Şimdiki iki parti li rej i m bu suretle mey­ dana gelmiştir. Bu rej i m i n yönetim kadrosu içi nde, bütün topra k-tarım dönüşümlerini felce uğratan büyük toprak sa hipleri çoğ unl ukta d ı r. Yuka­ rıda sözünü ettiğimiz kooperatifler dağ ıtı lmış, köy l ülerin m ü cadelesi kuv­ vete başvu rularak bastı r ı l mıştır. Köyl ü lerin parça -buçuk topra klarından da kovulma l a rı, hapislere atı lma ları, köylü önderlerin ama nsızca kovuştu­ rulmaları a rtık g ü n l ü k olaylar halini a l mıştır. Büyük toprak sahi pleri nin ve hayvan tücca rla rı nın m i l l i federasyonu ile Honduras sanayici leri n i n m i l l i birliğ i a rtık sarmaş-dolaş o l m uşlard ı r. Bu yüzden de burjuvazin i n reform­ ları başa rısızlığa uğra m ı ştır. R. Medina yoldaşın a n lattığ ı üzere, şimdiki Pa nama hüku meti i l kö n ce ase nta mientos' l a r (konu m yerleri) meydana geti ril mesi ödevi ni i leri sürdü. H ü ku met, bu konu m yerleri n i n ya rdı miyle, köylü lerin, ele geçi rmiş olduk­ ları büyük toprak ağaları n ı n topraklarını, teklif edilen devlet topra kların karşı lığında, serbest b ı rakmalarını sağ la mayı düşünüyord u . Fakat bu konum yerlerin i n m eydana getirilmesi çalışmalarına katılan Köy Birlik­ leri, köyl ülerin a rtık i şlemekte old ukları topraklarda ka l m a ları için müca­ deleye başla d ı l a r. CIA' nın Tori hos hükümeti ni devirme denemelerinin suya düşmesinden sonra meydana gelen d u ru m , bu m ücadeleyi kolay­ laştı rd ı . Köylüler işgal etm iş oldukla rı topraklarda ka ldılar ve konum yer­ leri meydana geti ri l mesi süreci içi nde, top rağı e l bi rliğiyle işlemek üzere, yavaş yavaş kooperatiflere dönüşmekte olan cemaatler kurd u l a r. "Asenta mientos » denilen konun yerleri çerçevesinde toprağın işlen­ mesine camaat d üzeni hôkimdir. Köy l ü ler parça -buçuk topra klarda çift­ çi liğin zor ve veri msiz olduğunu çabucak a n ladıla r. H ü kumete ısra rl a baş­ vurara k, kendilerine teknik ya rd ı mda bulunulmasını, sağ l ı k hizmetl erinin iyi leştiri l mesi ni, kon u m yerlerine yollar ya pı l masını sağladılar. Bu tedbi rler, R. M ed i na yoldaşın da belirtti ğ i g i bi, köyl ü lerin birbirlerine ya klaşma l a rı ba kımından büyük bir önem taşıyord u . Bundan başka, devlet, köylü lerin ü rü n lerinin fiyatlarını belirliyen ve satınalan paza r merkezleri meydana geti rd i . R. Medina yoldaş ş i m d i k i hükü metin ta rımsal dönüşüm lerle i l g i l i faa l i ­ yetini karakterize ederek, o n u n gerek "Yu nayted Frut Kompa n i » tekelinin, gerekse şubeleri nin el lerindeki bölgeler içinde büyük a razileri köylüler ve devlet ya ra rına m i l l i leştirdiğini beli rtti. Şüphe yok ki, i ktidarın toprakla i l g i l i bütün ted bi rleri sağcı elemanlar tarafı ndan sa bote edil mektedir. Bun a rağ men, Pa nama köyündeki dönüşümler yeni ve oldukça ilgi nç b ir olay sayı lmaktad ı r. Bunlar her şeyden önce şimdiki hüku metin geniş halk yığ ınları tarafı ndan destek lenen a nti -emperya list politikası sayesinde m ü m k ü n olabilmiştir. 422


Toprak işliyenindir Son yı llarda görülen köklü değ i şi m ler, kıta n ı n bi rçok ana problem lerin i n toprak sorunuyla bağ l ı olduğunu e l l e tutu l u rcasına göstermektedir. Köy­ l ü l er ve tarım proletarya sı cidd iye a l ı nması gereken bir toplu msal kuv­ vettirler. Sosya l -politik ve ekonom i k dönüşüm lerin kara kteri ve deri n l iğ i , devri mci v e u lusal kurtu l uşçu süreçlere köylü leri n v e ta rım proletaryasının katı lma derecesi ne bağ l ı d ı r. Kıta ü l keleri komünist parti leri nin prog ra m l a rında, toprak reformu prob­ lemi üzeri nde önemle durulma ktad ı r. Komünistler, köy proletaryası vasıta­ siyle d iğer köyl ü emekçi ta baka l a rı üzeri nde devriı';ı ci etkiyi g üçlendi rmek ma ksadiyle, ta rım işçileri n i n örgütselliğini a rttırmak ve politik düzeylerini yü kseltmek için ısrarlı bir m ücadele yürütüyorlar. Kardeş parti leri n topra k prog ra m l a rında çözümü öngörülen başlıca sorun köklü bir toprak refor­ m udur. Onlar bu soru nu prog ra m la rına a l ı rken, topra k d üzeninde köklü dönüşü m ü n a nca k köklü politik dönüşüm le, ya ni halkın devrim yoluyla i ktidarı ele geçirmesiyle m ü m kün olacağı hakkındaki Leninci hükme daya­ nıyorlar. Bununla bi r\'ıkte, toprak d üzen'ı nde dönüşü mler'ı n gerçekleşfı ril­ mesi, her mem leketin sosya l-ekonom i k ya pısına, geleneklerine ve ôdet­ lerine uygun olara k plôna a l ı n ıyor. V. i. Lenin'in bununla i lg i l i olara k belirttiğ i g i bi, « . . . komünizmin kurulması, büyük ta rım ü l keleri i l e küçük ta rım ü l kelerinde bi rbirinden fa rklı biçimde yürütü lecektir. Bu en basit, herkesçe bilinen bir gerçekti r. » (I) Komünistlerin « toprak i şliyenindir» şiarı, geniş köylü yığ ı n larının sefer­ ber edi l m esine, devrimci mücadeleye çeki l mesi ne i m kôn vermekted ir. Orneğin, G . Mesa yoldaşın belirttiğ i üzere, Meksi ka kom ünistleri çoktan beri köyl ü ler a rasında büyük bir nüfuz sa hibidirier. Vaktiyle, Komünist Pa rtisinin g i rişimiyle Köylü Birli kleri örgütlendi ve bunlar zamanla komü-­ n i stlerin yöneti m i nde bir tek u l usa i örgütte bi rleştiler. 1 963 yılında, Kom(j­ n i st Partisinin katı l ı şiyle, yüzbin lerce üyesi olan bir Bağ ımsız Köylü Mer� kezi kuruldu. Bu örgütün doğmasına köylü yığ ınlarının geniş mücadeleleri yol açtı. Merkez'i n etkisi n i n güçlenmesi nden korka n gericilik, her yola , ba şvurarak o n u parçala maya m uvaffak oldu. Bugünkü ça lışmalar daha ziyade yoksul köylüler, ta rı m işçileri ve cemaatlere üye köyl üler a rası nda yürütü lüyor. Fakat köy proletaryasının büyük kısmı n ı n iş peşinde daimi bir göçebe hayatı sürmek zorunda kalması pa rti n i n eylemi n i g üçleştiriyor. Bundan başka, hükü met, bu proletarya nın toplu bir birlik yaratmasına her a raca başvurarak engel ol uyor. Parti, köyde sendikalar kurulması için mücadele ediyor ve aynı za m a nda köy emekçi lerini başlıca istekleri nin yerine geti rilmesi için m ücadeleye seberber etmeye ça lı şıyor. G. Mesa yoldaş, parti nin pol iti kasını değerlendirerek, onun topra k pro-

( I) V.

i.

Lenin. Bütün eserleri, c. 38, s. 1 95. 423


g ra m ı nın, şimdi toprağın belirli el lerde yoğ u n laşması süreci sonucu olara k kaybolup g itme eğ i l i m i gösteren küçük çiftçi ocakları n ı n savun u lmasına yönelik olduğunu, a razinin sulanabildiği bölgelerde büyük kapita list top­ ra k m ü l kiyetinin ortadan ka ldırılmasını ve sa h i p olunabi lecek toprak mik­ tarı nın 20 hektara indiri l mesini öngördüğünü bel i rtti. Bu progra m şia rı, m uazza m bir yığ ı n meydana getiren yoksul köyl ülerin seferber edil mesine ve büyük toprak m ü l k iyetine karşı bunların devrimci m ü cadele saflarına çeki l melerine i mkan vermekted i r. Bu yoldan yürünerek, gelecekte, köklü devri mci dönüşüm lerden sonra, köylülere dağıtılan toprakların gönü l l ü olarak kooperatiflerde bi rleştiri l mesi sorunu gü ndem konusu olacaktı r. Bu bi rleşmenin, büyük a razi kesimlerinin daha etkin biçimde işlenmesine imkan vereceği söz götürmez. Parti, bu konuda, Len i n' i n , köylülerin kolek­ tif emeğ in üstünlüklerine « sadece tedrici, dikkatli ve isabetli örnek ,.le (1) i kna edi lebi lecekleri hakkındaki yönergesine daya n m a ktad ı r. Arazinin tarım maki neleri kullanı lmasına ve b i n lerce tarım işçisi nin çalışmasına elverişli bir kesimi üzeri nde devlet tipi işletmeler meydana geti ri l mesi mümkün olacaktır. Parti, köylülerin hükümetçe aşırı vesayetten, özel ban­ ka lara ve k u m pa nya la ra bağ ı m l ı l ı kta n kurtu lmala rı için, onlara elverişli koş u l la rla kredi veri l mesi için, köylü emekçilerin topra k problem lerini ve emek ü rü nleri nin hiçbir zarara uğramadan nası l paza rlanacağ ı n ı serbestçe görüşüp kararlaştıra b i lmeleri içi n mücadele etmektedir. G. Mesa yoldaş, çete savaşlarına köylü lerin de katı lışlariyle ilgili soru­ ya, mem leketin bazı bölgelerinde pek büyük sayılam ıyaca k bazı çete g ruplarının eylem gösterdikleri, fakat bunların açık b i r prog ramdan yok­ sun oldukları, eylemleri n i n yığınsal bir ka ra kter taşı madığı ve Komünist. Partisi n i n bu g ruplarla her hangi bir i l işkisi olmadığı yolunda cevap verd i. Kom ünist Partisi, topra k d üzeninde kökl ü dönüşüm ler için, Meksika'da gerçek devrimci sürecin gelişmesi için mücadele etmekted i r. Salvador komü � i stleri n i n köydeki çalışmalarına değ i nen D. H i m enes dev­ ri min itici g üçleri n i n her şeyden önce proletarya, köylüler ve orta tabaka lard a n o luştuğu n u söyledi . Kom ün i st Partisin i n ödevi, bu g üçlerin sınıf bi iiDeini d u rmadan a rttı rmak, onları daha kesin biçimde devrimci m ücadelelere çekmek, demokrasi ve ileri l i k uğrundaki savaşta bir tek­ cephe meydana geti rmek için ça l ı şma ktır.

Topra k problem inin çözüm ü için her şeyden önce köylü yığınları n ı n örg ütlenmesi gereklidir. Köylü send i ka l a rı kurul ması i ç i n b u g ü n ya lnız şehir emekçi leri değ i l, hatta bazı kilise temsilci leri bile mücadele etmek­ tedirler. H a l en üye sayısı bakımından pek büyük olmıyan bazı köy l ü sendikaları eylem göstermekte, bir ya ndan b u n l a r ı n legal olara k varl ı k ­ larını sürdürmeleri v e ça lışmala rı i ç i n çaba harcanma ktad ı r. i ktidar g rev hakkını ta nımak zorunda ka lmıştır.

(1) V. ı. Lenin. Bütün eserleri, c. 39, s. 373. 424


D. H i menes, memlekette yer yer, köyl ülerin topra klarındon kovu l m a l a ­ r ı n a karşı, yolların ı s l a h ı ve diğer benzeri i htiyaçlar i ç i n m ücadele eden çeşitli komiteler kuru l d uğ u n u a n lattı. Hattô bu cüm leden olarak, köy emekçi leri nin u l usal çapta kongresi g i bi bir forum örg ütlendiğini söyled i . Bu forumda bir o raya gelen v e çeşitli bölgeleri temsil eden 300 bin kişi, köylü yığ ınlarının örgütlen mesi sorununu görüşmüşlerd i r. Çalışma lara Köy Komiteleri'nin temsilci leri de katı l mışlard ı r. Gerçekten de bazı bölgelerde Köy Komiteleri adı veri len d i renme örgütleri kurulm uştur. Bu örgütler, a skeri birlikler ta rafından, gerici sınıfların elinde köylü lere karşı başlıca mücadele aracı olan m i l l i m u hafızlar ta rafı ndan hücüm ve diğer çeşitli haksızlı klara uğrayan köy emekçi leri nin ya rd ı mına koşma ktad ı r. Biz, partice, köy emekçilerini örgütlemeye çalışırken, b üyük çoğ u nluğu yoksul olan köylü lerin proletarya n ı n m üttefi ki olduklarını el bette a n l ı ­ yoruz. Bundan ötürü, i l lego l olana klar kadar h e r türlü legal olanakto n do ya rarlanara k bu ittifak için m ücadele ediyoruz. Ve Salvador'un ş i m ­ diki koşul larında bu ittifa k ı n başında köy v e ta rım proletaryasının bulun­ duğu kanısı ndayız. Parti köylü yığ ı n la rı n ı örgütlemenin kolay iş olmadığını kavra maktadır. Kaldı ki, .kahve ve pamuk üretimiyle uğraşan b üy ü k çiftli k sahipleri, köy emekçileri n i n sendikalarda bi rleşmelerine her suretle karşı koyuyorlar. Bunlar yığınsa l enformasyon a raçlarından da ya ra rlanarak, memleket kam uoyunu, böyle bir bi rleşmen i n aleyhine çevirmeye ça l ışıyorla r. Bundan başka, bir ya ndan burjuvazi de, komün istleri n etkisi a ltındaki Köylü Komi ­ teleri'ne karşı köylüleri örgütleme denemelerinden geri durmuyor. Mem­ lekette köyl ü yığ ı n la �ı arası nda epeyce nüfuzu olon bir H ı ristiyan Köylü Federasyon u vardır. Şimdi bu federasyon ve komünistlerin etkisi a ltındaki örgütler de dahil olmak üzere, çeşitli köyl ü örgütleri nin temsil ed ilecek­ leri bir u l usal kongre toplanması tasarlanmakta dır. Kongrenin a macı birleşik b i r köylü merkezi meydana getirmektir. Bu iş, bizi m esas ödevi­ m izin, ya ni bütün m u ha lefet güçleri ni birleşti rme ça lışmalarımızın önem l i ' bir kısmıd ı r. Bu yönde, Komünist Partisi, a rtı k muhalefetteki diğer politik örgütlerle birli kte, toprak reformu isteklerini de içine olan tek ve a nti­ emperya l ist bir prog ra m hazırl ıyora k, belirli sonuçlar elde etm i ş bulun­ maktad ı r. N i ka ra g ua'daki durumu a nlatan R. Peres, şehir i şçi sınıfı n ı n sayıca az olduğ unu, N i ka ragua Sosya list Partisi'nin (NSP) de köylüleri ve tarım işçilerini örg ütleme politikası g üttüğ.ünü söyledi. V. i. Lenin « proletar­ ya nın yok denebi l ecek kadar az olduğu yerde de, yığ ı nlar a rasında baş­ I ı başına politik düşünme ve başlıbaşına politik eylem a rzusu uyandırıla­ bilir» diyordu. (1) Biz a rtık yıllard ı r, özellikle 1 967'den beri, « Köylüler ve Tarım I şçileri Konfederasyonu " vasıtasiyle çalışıyoruz. Hükümetin baskı tedbirleri eylem lerimizi el bette zorlaştı rıyor ; fakat teröre ve sistemli teh(1) V. i. Lenin. Bütün eserleri, c. 41, s. 244. 425


ditlere rağ men, parti, özellikle sık sık isya n çıkışları n ı n başgösterdiği kuzey bölgelerinde köylüleri örgütleme ba kımı ndan bazı başa rılara u laşa­ bilmiş bulunuyor. NSP'nin politik hattı, i lerici ve demokratik g üçlerin birliğini sağ lama a macına yöneliktir. Ulusa l birlik, d i ktatörlüğü devirme savaşı nda halkın esas silahıdır. Bunun için, parti bu a şa mada, d i ktatörlüğ ün örgütlediği seçim lere katı lmakta her hangi bir yara r görmemekte ve reel gerçekliğ i gözönü nde bulund u ra rak h a l k yığ ı nlarını tekvücut b i r top l u l u k h a l i ne geti rmenin en elverişli yolları n ı a ramaktad ı r. Latifundistler, burj uvazinin topra k düzeninde üstünkörü bazı dönüşüm­ ler yön ündeki tedbi rleri ni bile çetin d i renişlerle karşı l ıyorlar. Orneğ i n , D. Pas yoldaşın bel i rttiği g i bi, Hondura s'ta 1 960 y ı l ları başlarında bur­ j uva- l i bera l Morales hükü meti n i n demagoji lerine karşı ve toprak reformu istekleriyle yü rütü len köylü mücadeleleri, emperya listleri ve yerli büyük toprak sahiplerini bir hayli korkutmuştu. 1 963 yılında emperya listler bu hükümeti düşürdü ler ve memlekette komünistlere karşı teröre g i rişen bir askeri d i ktatörlük kurdular. Ilk iş ola rak, başında kom ünistlerin bul unduğu Milli Köylü Federasyonu'nu dağ ıttı lar, yöneticilerini ha pse ettı lar, mem­ leketten sürdüler veya canavarca öldürdüler. Burjuvazi n i n 1 960 y ı l ları i ki nci ya rısında uygula mayı öngördüğü ve «Tarı m Kooperatifleri » a d ı n ı verdiği reformist planı da başa rısızlığa uğradı. Ne de olsa, yönetici çevreler, köyl üleri hayal ürünü ümitlerle bir süre oya lamaya ve onların bazı taba ka l a rı n ı uzlaşmalara çekmeye mu­ vaffak oldular. Hatta köylü lerin bir bölüğ ü bu a rada kendi örgütleri n i terketti ler. N e va r k i , b u g ü n köyl ü lerin m ü cadelesinde yeni bir ca nlanma göze çarpmaktad ı r. Bu mücadele, topra k işga lleri, köy emekçileri örgüt­ leri tarafı ndan terti plenen ve kesin istekler i leri sürülen gösteri ler biçi­ minde kendi n i göstermektedir. Honduras'ta bugün de yen i bir hükü met kurulması gereğ i nden söz edi liyor. Zaten memlekette yığ ı nları n mücadelesi bi raz g üçlendi m i , hemen hükü met değişti rmekten söz etmeye başlıyorlar. Ş i m d i k i durumu bu açıdan değerlendiren Hondu ras komünistleri a rtık yeni bir h ükümet da rbesi beklenebi l eceğ i n i söylüyorlar. Komünist Partisi, aynı zamanda, gerici u nsurlar i ktidardan uzaklaştırılmadıkça, yönetici çevrelerde d üzen değ i l de d ü men değ işikli kleri n i n hiçbir o l u m l u sonuç vermiyeceğ i n i beli r­ tiyor. Honduras'ta, a ncak işçi lerin, köylü lerin, ayd ı nların, küçük ve orta sanayici lerle tücca rların geniş desteğ i ne daya nan ve onların çıkarlarını temsil eden bir demokrati k hükü metin işbaşı na gelmesi, top l u m u n sosya l­ ekonomik yapısı nda değişikliğe yol açabi l i r. Şüphe yok ki, parti mizi n i leri sürd üğ ü a lternatif, mem lekette devri mci değişimler içi n elverişli koşul l a r meydana geldiği v e geniş yığ ı n l a r bu değişim leri n gerekli l i ğ i n i kavrayıp beni msedi kleri zaman mü mkün olacaktır. Topra k problemini çözen Küba'nın ortaya koyduğu örnek Şili ve 426


Peru'daki devri mci ve i lerici toprak reformları Lôtin Amerika memleketleri üzeri nde giderek a rtan b i r etki yapma ktadır. H. Ga rsia yoldaşın belirtti­ ğ i ne göre, Guatema la'da köylü yığ ı n l a rı gerçek bir toprak reformuna susa mışlard ı r. Böyle bir toprak reformunu, 1 952-54 yıllarında Arbens demokratik hükü metin i n topra k progra m ı n ı kesi n l i kle desteklemiş olan şehi r işçi sınıfı da hara retle istemektedir. Zira işçi sı n ıfı, kendi refa h ı n ı n da topra k refarmu sonuçlarına bağ l ı olduğ unu, sanayi i n v e ka m u hiz­ metleri a l a n ı n ı n m uazza m bir i ç pazar olmad ı kça gerektiği g i bi gelişe­ miyeceğ ini, bu pazarı genişletmenin de a ncak büyük lôtifu ndiyaların ortadan ka ldırıl masiyle, topra ğ ı n yoksul köylülere dağ ıtı l masiyle, ayrıca kendi lerine maddi ve tekni k yard ı mda bulunulmasiyle m ü m kün olduğunu gayet iyi a nlamaktad ı r. Parti miz toprak sorununda işte bu politik hattı izlemektedir. H. Ga risa yoldaşı n da dediği gibi, Guatemala'nın karakteristik bir özelliği va rd ı r : Burada köylü lerin önemli bir kısmi indian' lard a n mey­ dana gelir. Bunlar d i l leri ni, ôdet ve geleneklerini koruma kta d ı rlar. Bun­ dan ötürü, toprak soru n u n u n çözü mü i l könce Indian'lar probleminin çözü ­ m ü n e bağ lıdır. B i z politika m ızı uyg u l a rken, egemen sınıfların köylü yığın­ larını i ndian'lardan hôlô ayırabildikleri gerçeğ i n i el bette gözden kaçır­ mıyoruz. Söm ürü ve ezg i n i n G uatemala köyünde Indian ayırı m ı yapmadan bütün emekçileri kıskacında kıvra ndırdığını gözönünde bulundura n par­ timiz, her şeyden önce onların sınıf b i l i ncini yükseltmeye ve hepsi ni kesi n ­ li kle devri mci mücadeleye çekmeye ça l ışmaktad ı r. R. Medina yoldaş, Panama köylü leri ni n öteden beri işledikleri toprak­ lardan çıkarılmalarına karşı ve haklı istekleri ni gerçekleştirme uğrundaki m ü cadeleleri ni a n l attı. Pa nama Ha lkçı Partisi, köy emekçi leri n i n Köylü Birli kleri'nde birl eşti ril mesinde büyük bir rol oynad ı . Parti, özel li kle, Köylü Birlikleri Federasyonu'nun kurulduğu Veraguas i l i nde gayet ciddi politik ça lışmalarda bulundu. Bugün Pa nama köyleri nde o l u m l u değişmeler göze çarpıyor. Asenta­ mientos' larda (konum yerleri) yönetim orga nları n ı köylüler kendi leri seç i ­ yorlar. Bu da demokratik g üçlerin köy emekçi leriyle ilişkiler kurmaları n a v e bu i l işki leri geliştirmeleri ne, o n l a r ı n politik bilinç d üzeyini yükseltmele­ rine i m kô n veriyor. Biz bu a la nda başarı l ı olduğumuzu söyliyeb i l i riz. Nete­ kim, Çiriki i l i nde, bazı köylüler toprak ta pularından gönü l l ü olara k vaz­ geçerek top raklarını cemaate devretti ler. Bu köylü psikoloj isinde bir yeni ­ l i k filizidir. R . Medina yoldaş, bütün asenta mientos' ların b i r Ulusa l Kon­ federasyon'da birleşmiş olduklarını da sözlerine i l ôve etti. M. Solis yoldaş, Kosta Ri ka halkının gerçek bir toprak reformu uğrunda yü rüttüğ ü m ücodele ile em peryalizme karşı savaş a rası ndoki sıkı bağ l a n ­ tıdan bahsetti. Parti, memlekette emperya l izmin egemenliğine s o n veril ­ meden, gerçekten köklü toprak reformları ya pı lacağ ına g üvenilemiyeceği görüşündedir. Parti progra m ında belirti ldiği gibi, « Kosta Rika devri m i i l k 427


aşamasında öncelikle demokratik" halkçı, a nti-emperya list ve toprak refor­ m u n u öngörü r bir kara kter taşıyaca ktı r. ,. Bu aşa ma n ı n ana soru nlarından biri gerçek b i r toprak reform u n u n başarı lmasıdır. *

Fikir deği ş-tokuşu topla ntısında herkesi n şu görüşte bi rleştiği görül d ü : Toprak reformları a ma cına yönelik m ü cadele Lôtin Amerika ü lkelerinde devri m süreci ni hızlandırmanın esas a raçlarından biridir. Bu m ücadele, katı lan sosyal g üçlerin hedefleri başka başka olsa da, objektif olarak, pomeşçiklerin durumlarını sarsmakta, egemen sınıf içi ndeki çelişkileri keskinleştirmekte, reformist politik partilerin ve akı mların gözden düş­ melerine, bir yandan da köylülerin s ı nıf b i l i nc i n i n yüksel mesine ve bur­ j uvaz i n i n etkisi nden kurtu l malarına yard ı m etmektedir. Lôtin Amerika komünistleri, emekçi köylülerin kişi l iğ i nde devrimci savaş müttefi klerini görüyorlar. Bununla beraber, köylü lerin gücünü ve olanak­ ları n ı da reel olarak değerlendi riyor, onların devri mdeki rolüne m utlak bir anlam vermiyorlar. Lenin'in öğütlerin i kı lavuz edinen kom ü n i stler, köy­ l ü lerin büyük devrimci pota nsiyeli ni n , a ncak proletarya n ı n yönetmenliği a ltında tüm üyle kendini gösterebileceğ i n i ve devri m i n zaferi için başa­ rıyla kullanılabi leceği n i bel i rtiyorlar.

428


Ideolojiler mücadelesi

Anti-komü nizmin ..Yeni Kılık" lari Ib Nörlünd

Ta n ı n m ı ş Alman yazarı Tomas Man, I;ıir yazısında a nti - komünizmin yüz­ yı l ı m ızın en büyük buda lalığı olduğ u n u söyler. Büyük yazar, faşistlerin göğüsleri ni dövmeye başladı kları s ı ralarda bu sonuca va rm ı ştı. Bu sözün doğ ruluğuna birçokları inanmak fırsat ve olanağını buld ular. Ne yazık ki, ta ri h i n buda l a l ığa karşı m uafiyeti yoktur. Dünya buda l a l ı k sabıkalarının önünü o l a bi lecek koş ullardan hôlô yoksundur. Şu d a var ki, g ü n üm üzde buda l a l ı ğ ı n tekrarı, buda l a l ı kla çürüm a rası nda zaten büyük ol mıyan mesafeyi daha da kısa ltmakta d ı r. Bundan ötürü de, a nti-komü nizme ka rşı mücadele, yüzyı l ı m ızın en büyük kötülük ve suçlarına karşı m ücadele halini a l ma ktad ı r. Anti -komü nizm, başlıca ödevi emekçi leri sermayenin egemenliğine bo­ yun eğ meye zorla mak olan burj uva ideolojisinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu ideoloji, sömürü ve ezgiye karşı emekçi leri seferber eden g üce karşı yöneli kti r. Amacı, komünizmi kara l a mak, gözden d ü şürmek, tecrit etmek ve sonra da ezmektir. Işte a nti-komü nizm de bu a maca h izmet eden ideoloji k-politik eylemin adıdır. Bununla berabar, bütün burj uva ideoloji­ siyle a nti-komünizm tıpatıp bi rbi ri n i n aynı değ i ldir ve a nti - komünizmin bir ya ndan bu ideoloj i n i n çerçevesi d ı şında da eylem göstermesi m ü mkündü r. Anti -komü nizm, komünist parti leri ne, Ma rksist-Leni nist pa rti lere, u lus­ lara rası çapta da her şeyden önce sosya l izmin ,başlıca g ücü olan Sovyet­ ler Birliğine da rbe indi rmeye ça lışıyor. Böylece, burj uva propagandası n ı n diğer sosya list memleketleri SSCB' n i n aleyhine çevirmeyi a maçlayan öv­ g ü lerle bağdaştı rmaya çalıştığ ı anti-sovyetizm biçimine g i ren a nti-kom ü ­ nizm, d ü nya komünist ha reketi nde SBKP'ne karşı güvensizlik yaratmaya can atıyor. Burj uva i deolojisi va r olacağı şüphesizd i r. Anti - komünizm geril iyebi l i r, başka mevzilere geçebi l i r, fakat devri mci hareketin darbeleri a ltında ma nevradan manevraya geçerek, burj uva fikirleri ni propaga nda edebil­ mek için durmadan yeni ve daha etkin biçimler a rayacağı söz götürmez. Bu da belki kendi açısından doğa ldır. Zira a nti-komünizmin her kılık değ iştirişi nde, onun a rtı k kaybolup gittiğine veya en azından önemini yiti rdiğine inanan safd i l ler hôlô eksik değ i ld i r. Oysa bu gibi haya ller çok ciddi hata la ra yol açabilir. Komünist partileri bunu gayet iyi a n l ıyor, a nti­ komünizme karşı m ücadeleyi kendileri için daimi ödev ve barış, demokrasi ve sosya lizm mücadelesi n i n başarısı içi n zorunla şart sayıyorlar. Emperya l izmin sosya lizme ve dü nya çapında bütün i lerici g üçlere karşı 429


ideoloj i k mücadelesinin bir parçası sıfatiyle a nti-komünizmin genel metot­ ları va rd ı r. Ayrıca, şu veya bu ülkenin somut koşu l l a rına bağ lı olarak deği­ şen metotla rı da va rd ı r. Za manım ızda a nti-komünizmin sosya list ü lkelerdeki emekçiler egemenliğine karşı yönelik metotlariyle, kapita list memleketler halkları n ı etkileme metotl a rı a rası nda beli rli ayrı m l a r va rd ı r. Biz bu yazı­ m ızda a nti-komünizmin daha ziyade kapitalist memleketler halkları n ı et­ kileme metotlarını konu ediniyoruz. Fakat bunu yaparken, eni ne-boyuna ta h l i l lere g irişmeyi değ i l, sadece Dani ma rka 'daki pratiğe daya n a ra k bu metotları n özlüğ ü n ü ve her şeyden önce sosya lizm ile kapita l izm a rası ndaki kuvvetler ora n ı nda meydana gelen değ i şikliğin etkisiyle bu metotların uğra d ı ğ ı değişimleri göstermeyi gözön ünde bulunduruyoruz. Bulvar anti-komünizminin yenilgisi

Komünizmin düşmanları, daha kom ü nist hareketinin doğ uşundan iti­ baren, hal kları « komünizm haya leti »yle korkutmaya ça l ı şagelmi şlerdi r. Oktobr Devri mi'yle d ü nyada i l k defa olarak yeni topl u msal sistem ya ra­ tı lınca, düşman propagandanın komünistleri kara lama ve onla rı n eylemi n i i nsa n l ı k-dışı v e s u ç olara k gösterme denemeleri birden h e r türlü s ı n ı rı aştı. Bu propaganda, etki a ltına olabildiği yığınla ra, komünistleri n kendi sistemlerini koruya b i l mek için çocuklara da kıya n ve her zorbalığa baş­ vuran « gözü dönük» haydutlar oldu kları fikri n i telkin etmeye ça lı şıyord u. Ve I kinci D ünya Harbinden sonra da, geleneksel çığı rtkan a nti-komün izm, « soğuk harb»in ve « püskürtme» politika s ı n ı n orga n i k bir parçası oldu. Amacı doğ rudan doğ ruya sosya list ülkeleri tecrit etmek, bu ü l kelerin dün­ ya olayla rının gidişi üzerindeki etki leri n i s ı n ı rlamak, komün istleri n kovuş­ turu l masına ve ayı rı ma ta bi tutu lmaları na yol açmaktı. Fakat itler ü rüse de, kervan yü rü meye devam ediyord u. Kom ünizm « püs­ kürtü lmüş», değildi ve etkisi gitti kçe genişliyord u . Sosya list ül keler tecrit durumuna d ü şmed i ler, d ünya politikası üzeri ndeki etkileri daha da a rttı. Burj uva propaga ndası n ı n her ortama d i kmeye çal ıştı ğ ı korku l uk, ola­ ğ a n üstü b i r hayati g üce sa h i p ve dünyayı değ i şti rmekte olan ha reketi gölgeliyemed i . Sovyetler Birliğinde ve daha sonra diğer ü l kelerde kuru­ lan sosya lizmin « i nsanlığa meza rl ı k » değ i l , bu ü l kelerde ve d ü nyada barış ve ileri l i ğ i n çözü m leyici gücü olduğu görüldü. Hayat geleneksel a nti­ komünizmin ideolog ları n ı yalanladı. Bundan ötürü Makka rtici ler'in i sterik yaygara la rı sadece a rtan bir g üvensizl i k uyandı rıyordu. Iş yal n ı z bununla da ka lmıyord u . Gerçekl i ğ i tepetakla ederek bir tablo çizen a nti-komünistler, kendi «fiki r»leri teme­ line oturtulan politikayı da kaçı nı l maz ola ra k ciddi b i r yenilgiye mahkum ediyorlardı. Artı k nedenler üstüste birikmiş, eli şakağa ata ra k düşünmele­ ri n i n vakti gelmişti. Burj uva propaga ndası, a rtık çalı şma metotlarını değiş­ ti,rmek zorundayd ı . 430


Geçenlerde, Amerikan senatörlerinden Vilyam Fulbrayt, " N ew-Yorker .. dergisine verd iği bir m ü l ô katta gayet i l g i nç şeyler söyled i. Senatörün bazı sözleri, ôdeta "Truman Doktri ni .. a nti-komünist ka l ı ntılarının gömülü olduğu bir meza rın taşına kitabe o lmaya yakışacak kadar hazindir. Körü­ k��rüne a nti-komünizm i pnozu nun vaktiyle kend isini de etki lediğini itiraf eden senatör, Birleşi k' Ameri ka nın politikası hakkında diyor, ki : " . . . Tru­ m a l} Doktrini'nin a nti-komünizmi, ikinci Ha rpten sonra Ameri kan dış pol i ­ ti kasının esas v e belirleyici unsuru o l d u . B i z şurda-burda raslad ı ğ ı m ız her karışıklık ve uygu nsuzluğun içinde « Moskova komünizmi ..nin parma ğ ı n ı keşfediyor, komünizm hakkı nda u l u slara rası bir komplo tasa rımı yaratmaya ça l ı ş ıyord u k . .. Anti -komünizmin doğ u rduğu hayaletleri n em perya l izmin l iderleri n i bir usluluk gömleğ i g i bi etkileyip, kendilerin i hatadan hataya sürükliyen tama­ men gerçek-dışı değerlendirmeler yapacak kadar şaşkına çevi rd iği sonu­ cuna vara n Fulbrayt şöyle devam ediyor : "Anti -komünist ideoloj i , bizi somut kanıtları ve somut du rumları görme zoru nluğundan kurtarıyordu. Körün değneği g i bi sarı ldığımız << i nanç .. eski zamanların sofuları misali, bizi ayık düşünme gereği nden, kendileriyle işimiz olan ü lkelerin ve yöne­ ticilerinin tutu mlarını gözetme ve gerçekçi l i kle değerlendirme gereğ i nden azat ediyordu . Biz a rtı k ortaçağ i1ôhiyat bilgin lerine dönmüş ve kendimize göre bir felsefe ya ratm ıştık. Bu felsefe bize her şeyi peşinen açı klıyor ve kendi çerçevesine sığmıya n her şeyi de iğfa l , yalan veya haya l olara k ıônetliyordu . .. Fu lbrayt, a nti-komünizmin avl ıya bildiği ki mseler için felôket derecesinde sonuçları olduğ u nu ve olaca ğ ı n ı itiraf ediyo r : "Truman Doktri ni, ü niversal mertebeye yü kselti ldi kten sonra, bizi g ü ney-doğu Asyada felô kete ve yurt içinde a h l ô k bozukluğuna sürükledi. Bu doktri n a rtık aşınmış olsa da, politikamızı ve görüşleri m izi hôlô etki lemeye devam etmektedir. .. Ful brayt'ı i l kel anti - ko m ü nizme böylece çullan maya sevkeden şey her şey­ den önce " g ü ney-doğ u .. Asyadaki feıôket'tir. Ama burj uva propaganda­ sının dogmalarına ka rşı bu tutu m değişikliğinin başlıca nedeni, kuvvetler oranının a rtık hem maddi bakı mdan, hem de fi kir bakımı ndan, sosya liz­ min ya ra rına ve em perya lizmin zararına değ i ştiği gerçeğ inin giderek da ha' iyi anlaşılmakta ol masıdır. Işte a nti-komünizmi buna l ı ma sürükliyen, «Tru­ man Doktri ni .. ve Makka rtizm goygoycu larını böylesine rezil bir ôkı bete uğratan da budur. Fakat yine de, günden güne sönen efsanenin " hôlô etki yapa b i lmekte .. olduğ u n u söyliyen senatörle hemfi k i r olmamak elde değ i l d i r. Anti-komünizm kendine yeni bir çeki-düzen veriyor

Profesyonel anti-komünistler çarça buk yeni metotlar öğreniyorlar. Bun­ dan bi rkaç yıl önce, Avrupadaki Ameri kan radyo istasyonları yeni d i rek431


tifler a l d ı la r. Bu d i rektiflerle, anlara, a rtık yen i tarzda, daha « eylemesi .. çalışmaları, çığ ı rtka n «açımlamalar .. da, doğrudan doğ ruya karşı -devri mci çağrı l a rda haddi n i aşmakta n sakınmaları ödevi veri liyord u . Ne va r ki, a nti- komü n izmde biçim değ işmeleri h a y l i d a ha g e n i ş bir sü reçtir. Burada yalnız « psikolojik harb ..i n yönetici leri n i n tutum değ i ştir­ meleri değ i l , yığ ınların komünist fi ki rleri a n layıp be rii msemelerini engelle­ mek ma ksadiyle burj uva ideoloj i si n i n bütün savunma meka nizmlerin i n seferber edil mesi sözkonusudu r. Komünistleri n etrafı nda d a i m i bir g üven ­ sizl i k atmosferi yaratm a k i ç i n harı l harı l çalı şıyorlar. A m a bu yolda her ş eyi önceden plônlamak ve prova etmek mümkün olmuyor. Artık ya ratıl­ m ı ş bulunan a nti -komünist önyarg ı la rla oyun çokluk i rtical i bir kara kter taşıyor ve d i n leyicilerin, seyirci lerin, okuyucu ların ka bul edebilecekleri terimlere bürünerek oynan ıyor. Bu yüzden, a nti-komünizmin yeni metot­ ları n ı bir kata log sırasiyle saymak zordur. Bunlar a rasında en kara kteris­ ti k olanları, birbirlerine örülen ve evvelce olduğ u g i bi, i nsanları « ayı k düşünme zoru n l uğ u .. nda n kurtarmak, « so m ut durum lara nüfuz etmeleri n i .. önlemek hedefi ni g üden leri beli rlemek m ü mkündür. Bugünkü a nti-komü n iz m her şeyden önce M arksist- leninist parti lerin enternasyonalizmini şüphe a ltına a l maya çalı şmakta d ı r. Enternasyonaliz­ min gözden düşürül mesiyle de, reel olara k mevcut sosya lizmin kapita list mem leketler emekçi yığınlarını etkiiemesi ne karşı koymak, komünistleri n kendi halkları n ı n çıkarları uğrundaki m ücadelesine engel olmak a macı güdülmekted ir. Burada a nti -sovyetizmin çeşitli biçim lerine önem l i bir rol düşmektedir. Hasımlarımız, komünist hareketi n i n bütün d ü nyada a rtık itiraz kal d ı r­ m ıyacak kadar geniş bi r kabul gören başa rılarını tartışmaktan vazgeçmiş­ lerdir. Onlar bu c ü mleden olan gerçekleri ve sonuçları a rtık inkôr etm i ­ yor, fakat mutlaka uyg un bir «yorum .. l a ş ü p h e a ltına a l ıyorlar. Kapita list d ünyasında yalnız bu işle uğraşan sürüsüne bereket « yorumcu .. ve « uz­ man .. vard ı r. Bunların « yorum .. ları n ı döktürmeleri için pek öyle kafa yor­ maya da i htiyaçları yoktu r ; özel yayı nlarla, öncel ikle Ameri kan yayın­ lariyle (örneğ i n sosya list d ü nyada ve komünist hareketi nde olup biten her şeyi d ü zara « a ç ı klıyon .. « Komünizm problemleri .., « Servey .. gibi derg i lerle)" aldı kları d i rektifleri şöyle bir gevelemeleri yeter de artar. Bu tür yoru m l a m a n ı n oldukça kara kteristi k b i r örneğ i ne, ya k ı n geçmişte, Dani ma rka'da, m ükem mel bir Sovyet dokümanter filmi gösteri l i rken, a nti­ komünist eğ i l i m l i bir televizyon yorumcusunun bu filmin eşli k sözleri n i okuması sırasında ta n ı k olduk. Oyle k i , örneğ i n , Ozbekista n'ın ulusal k ü l ­ türü n ü n yü kselişini gösteren sahnelerin e ş l i k metni n e hemen şu yorum payı sokuşturuluyord u : « Evet, Ozbekista n'da durum böyle olsa da, diğer birçok m i l l iyetler bu gibi ola naklardan yoksundurlar. .. Yine aynı filmde tipik bir i şçi a i lesin i n nasıl yaşadığı gösteri l i rken, i kiyüzlü yorumcu bir göğüs geçirerek şöyle konuşuyord u : « Evet, bu böyle a ma , d iğer a i lelerde 432


durum hiç de iç açıcı değ i ldir. » Tek sözle. bütün fi l m i n eşl i k metni . onun içeriği i l e a paçık çelişen böyle ya lan payı « katkı » larla süslenmişti. Ve burj uva bası n ı bu yorumcu spi keri elbette « eylemsel » bulmuş ve onun riyakarca gevelemelerin i doğal olara k pek beğen mişti. Bu g i bi tutu mlar . zam a n ı m ı z a nti-komünizmi için gayet ti pi ktir. Anti- ko m ünizm i n şimdiki metotların ı n diğer b i r çizgisi de, kapita lizmde çözümü olana ksız problemleri sosya list top l u m u n çözebileceğ i gerçeğ i n i n tartışma konusu ya p ı l masıdır. Kapita list speküıatörlere karşı öfkenin ka bardığı za manlar. hiç şüpheniz olmasın ki, yığ ınsa l enformasyon a raç­ ları hemen Sovyetler Birliğinde de speküıatörler bulunduğunu söyliyecek­ lerd i r. Ornegi n . Sovyetler Birliğinde bir grup speküıatörü n yarg ı lanması olayı. kapi talist memleketler basın. radyo ve televizyonları tarafı ndan geniş ölçüde ya nsıtıldı ; bu olayın her şeyden önce sosya list toplumda kapita l ist toplumdakinden farklı olara k - spekülôtörlere karşı amansız bir m ücadele yürütüldü ğ ü n ü göstermesi sükGtla geçiştiriidi. Bunun g i b i , kapita l i st toplumdakinden fa rklı olara k - spekü l ôtörlere karşı a m a nsız .. gizli işsiz l i k » olduğu yolunda ha berler yaymaya başl ıyor. bunu kanıtla­ m a k için de. geçici olara k kendi i htisasları nda ça l ı şmıya n ları. ya da şu veya bu nedenle bir işletmeden ayrı l ı p diğerine g i rmeye hazı rlananları işsiz diye göstermeye ka lkışıyorlar. Burj uva propagandası. Sovyet i şçile­ ri n i n kapita list memleketler işçi leri için haıa düş olan haklara sa h i p oldukları n ı ispatlıyan kanıtları (Sovyet i ş ka n u n la rına göre. işletme veya daireler. başka b i r iş sağ lamadan i şçi çıka ra mazlar) sükGtla geçiştirerek, Sovyetler B i rl i ğ i ni ziya ret eden herkesi n bildiği b i r gerçeğ i . ya ni Sovyet gazeteleri nin. caddelere ve işletmeler dolaylarına konulan özel levhaların daima işçi a ra m a i ıa n la riyle dolup taştığ ını. m uazza m i ktisadi k u ruluş atıl ı m la rı içi ndeki bu mem lekette yer yer i şeli yetersizl iğ i hissedildiğini kasten g izlemeye çalışıyor. N ihayet. Birleşik Amerikada ı rk ayrım ı ve zencilerin kovuşturulması bütün d ü nyada hoşnutsuzluk uyandıraca k biçim ve ölçüler aldığı zaman da. yine büyük bir çaba ve i şçen l i kle. i nsanları. Sovyetler Birliğ i n i n de « kendi ı rk problemi olduğ u »na. ya ni « Yahudi leri ayırıma ta bi tuttuğ u »na inandırmaya çalışıyor. ama bu ü l kede Ya hudile­ rin de. sosya list d üzende yaşıyan diğer bütün yu rttaşlar gibi. Bi rleşik Ame­ rika zencileri n i n ve diğer azınlıkları n ı n hayal bile edemiyecekleri hukuki ve pratik haklara sa hip oldukla rı gerçeğ ine bir şal örtüyorlar. Bu gibi örnekler saymakla bitmez. Şüphesiz ki. sosya list memleketlere yönelik her eleştirel sözü a nti­ komünizm saymak da doğru değ i ld i r. Ama eleştiriden eleştiriye fark var­ d ı r. Bilindiği gi bi. sosya list mem leketlerde komünistler. top l u m u n geliş­ mesine yardım etmek. hata ları ve yetersizlikleri d üzeltmek düşüncesiyle eleştiri a racına i lk i n kendileri başvuruyorlar. Bu tür eleşti rinin amacı. artık u laşılanı ve pratik haline geleni daha da iyileştirmektir. Anti -komünist 433


« eleştiri »yse, bunun tersine, sosyal izmi korolamak için, elle tutul u r ger­ çekleri to hrif veya bunlar a rasındaki bağı koparma çabasındadır. Bütün bu söyled i klerimiz, hiç şüphesiz, a nti-komünizmin a rtık « gelenek­ sel » tutumlarını değ i şti rd i ğ i n i gösteriyor. Fakat sosya lizmde her şeyin burjuva top l u mundaki nden daha kötü olduğu borusunu öttürmekten vaz­ geçmi ş görünen a nti-komünizm, şimdi sosya lizmde koşu l l a rı n hiç değ i l se kapitalizmdeki kadar iyi olmadığı iddiası n ı tutturm uştur. Bu tezin a macı do, i nsanların «somut kanıtlara n üfuz etmeleri »ne engel olmaktır. Kapi ­ ta lizmin savun ucuları bu d üzene yönelti len eleştiriye engel olamadıkça, « o bjektiflik a d ı na » olu msuz sözlerle sosya lizmin de mutlaka a n ı l masını istiyorlar. Ama sosya lizm, çel işki l i sosyal ilerleme diye, gerici em perya lizm ise insa n l ı k gelişmesinin zirvesi d iye ilôn edilirken, objektifli k bunun nere­ sindedir? Düşmanların şimdiki metotlarındon biri de, bütün propaganda orkes­ trasının tutturduğu belirli bir konu üzerinde yoğ u nlaştırı lan m i lletlerarası a nti-komünist kampanya larıdır. Anti -komünizmin açısından işlerine gelen bir sorun, sosyalist memleketlerde «topl u m u n dikkati ni çektiği » baha nesi a ltında, burjuva gazeteleri, radyo ve televizyonu tarafı ndan a l a bildiğ i ne şişirilmektedir. Bunla r, çoğ u h a llerde. bu memleketlerin ta mamen bam­ başka problemlerle uğraşmakta olan kamuoyun u n hiç de i lg i lenmediği soru n la rd ı r. Drneğ in, siyonizmin « Sovyet Ya hudi lerinin d u r u m u » hakkı nda körü klediği ka m panya lar ve vata nı no iha net etmiş kişilerin a nti-sovyetik hezeya nlariyle i lgili yayga ra lar bu cüm ledendir. (Hemen şunu bel i rteli m ki, böyle hal lerde, Sovyet kam uoyu. ş u veya b u kişilerin sosyalist topl u ­ m u n vata ndaşları olara k sa h i p oldukla rı hakları a nti -sovyetik a maçlarla kötüye kullanma la rı karşısında gereken hassasiyetle tepki göstermekte, böyleleri ni büyük bir öfkeyle suçlamaktad ı r.) Kapita l i st memleketlerde a nti-komünizmin ya l n ız kasıtlı eleşti riyle yayd­ madığ ı n ı da belirtmemiz gerekir. ikincil problemlerin görüşülmesinde dolayı l ı hücumlara ve i m a l a ra da büyük bir yer veri l mekted i r. Böyle metot­ ları n değ işmez hedefi. norma l i n sa n ı n ç ı ka rları ve d uyg u lariyle bağdaş­ mıyan a nti-komünizme elverişli bir atmosfer yaratmaktır. Anti -komünistler. ça lışmaları nda. sosya lizm teori ve pratiğine karşı her türlü şüpheli kan ıttan. mantık gözetmeden ve karmakarı ş ı k biçimde ya rarlanıyorlar. Bununla beraber. şimdiki d u rumda. gericilerin aşınmış klişelerine daha seyrek boşvuruyor. daha ziyade komünistlere "komşu» kuvvetler ta rafı ndan yönelti len h ücumları kopya ediyorla r. Bu cümleden olarak, özellikle Ma rksizme-leni nizme ve bu öğ retiye daya nan politikaya hücum sözkonusu olduğu za man birbiri nden pek az ayı rdedi lebilen sağ ve « so l » çeşitli revizyonist a k ı m la rı n yalan ve iftira ürünü kasıtlı suç­ lamalarından alabi ldiğine faydal o nıyorlar. Bundan ötürü. burjuva propa ­ ganda sının sunduğ u zehirli g ıdada, çeşit çeşit yemekler biçimine soku l 434


muş neo-reformizm, Troçkizm, anarşizm, Maoizm vb. porsiyonları görüyo­ ruz. Esasen a nti-komünizmin, « sosya l-em perya lizm », « sosya l izmde yeni sınıf .., « h ü rriyetsiz sosya lizm .. vb. kavra mları g i bi , aceleci köpeğ i n kör d oğ u rması misa l i tü retiverd iği « teori k .. ucubeler de bundan i leri gel mek­ tedir. Bunların yard ı miyiedir ki, kapita list toplumun onmaz i l l etleri ni, h a l k çoğ unluğunun gerçek hürriyetten yoksunluğ unu gizlemeye çalışmakta­ dırIar. Revizyonistler, biricik « gerçek komünistler .. oldukla rı iddiasiyle kendi kendi lerini reklôm etmeye, Ma rksizme-len inizme karşı g iriştikleri hücum­ l a rın daha kötücül ol ması nispeti nde hız veriyorlar. Genel l i kle diğer bütün hası mlarımız g i bi , revizyonistler de, Ma rksizm-len i nizmi n çöküp birçok « u lusal komünizmler .. halinde dağıldığı izlen i m i ni yaratma k i stiyorlar. Baş­ kan N ikson, geçenlerde Kongre önü nde okuduğ u ra porunda, bu tezin ABD em perya l izminin izlediği g lobal politi ka n ı n bir halkası olduğunu i lôn etti ve besledi kleri ümidi gizlemeden şunları söyledi : « . . . Hiç ol mazsa bazı komünist ü l kelerde, u l usal çıka rların gözeti lmesine, dünya devrim i n i n istemlerinin yerine getiri lmesi nden d a h a ç o k önce l i k veri lmektedi r . .. Anti -komünizmin politik ve ideolojik a landa uğradığı yenilgi ler, daha esnek metotla ra geçmesi i htiyacını doğ u rmuştur. Ama bu böyled i r diye onu a rtık küçümsemek o l maz. Ve daha tem kinli a nti-komünizmin, azg ı n v e çığ ı rtka n a nti-komünizme ortam hazı rladığını da u nuta mayız. Kısacası, anti-kom ünizmin özlüğü değ i şmiş değ i l d i r ve çeşitli biçi mleri a rasında . prensip ayrılığı yoktur. "Esnek usu/ler»in açığa vurulması

Anti -komünizmin iç buna l ı m ı ve uyg u ladığı taktikte bunun sebep o ld u ğ u değişim ler, bir ya ndan onun a ç ı ğ a vurul ması için şimdi d a h a elverişli koş u l ların va r olduğunu gösteriyor. Bizim ödevi miz bu koşullardan doğ ru biçimde yara rl a nmaktır. Yukarıda da söylediğimiz g i bi, a nti-komünizm « esnek biçimler .. uyg u l ıyorak, bunları n daha kaba larını da yedekte tut­ makta ve bu daha kaba biçim lere a nca k burj uvazi nin sınıfsa l egemenliği ve politi kacı l a rı zor bir duruma düştü kleri zaman başvurma ktadır. Ne va r ki, bu g i bi metotlara başvurulması, burj uva politikacılarını zor d urumdan kurtaroca ğ ı yerde, çoğ u zaman daha da zor duruma düşü rmekted i r. Demek ki, bayağı anti -komünizm böylesine itibardan düşm üştür. Kapita ­ l ist � emleketlerde birçokları için « a nti-komünizm .. sözcüğ ünün kendisi a rtık ku lağa küfür g i bi gelmektedir. Bu durumun sosyal-demokrat pa rti lerinde bil hassa kuvvetle hissed i l d i ­ ğ i ni söyliyeb i li riz. Bu parti lerin yöneticileri d e , sosyal-demokrasideki buna­ l ı m ların daimi surette doğ u rduğu politi k g üçlüklerin içinden kaba a nti­ komünizm biçi mleriyle çı kmaya i m reniyor, işçi sınıfını parça lama metodu olara k bu biçim lere dört elle sarı lıyorlar. Fakat bugün sosya l -demokrat 435


partileri içinde geniş çevreler, sını rsız kullanılışı l i derlerin durumunu ada­ makıllı kötüleştirmekten başka sonuç vermiyen bu gibi metotla ra s ı rt çeviriyorlar. Bu d urum Da nimarka'da da görül üyor. Sosya l-demokrat pol i ­ ti kacı ların bazıları, memleketi Orta k Pazar tekelleri n i n e l i n e tesl i m etti­ ğ i nden ötürü işçi s ı n ıfı n ı n çoğ unluğu tarafı ndan reddedilen pol itikayı savu nma çabasiyle, geçmişi n bu lva r a nti-komünizminin kaba klişelerine başvurmaya ka lkışıyorlar. Fakat her defası nda, işçilerin, politik görüşlerin­ deki ayrı mlara rağ men, güç problem lerden a nti-komünizm ya rd ı m iyle d i kkatleri n uzaklaştı rılmak istenildiğini anlıyo rak, kendi lerini din lemedik, lerini görüyorlar. Komünist ha reketi, kaba, bulvar a nti-komünizmine karşı mücadelede ' büyük bir tecrübeye sa h i pti r. Bu m ücadelenin pre nsi pleri, düşma n ı n daha i n ce ve ku rnaz usul leri ba kımından da geçerli ve etkilidir. Gerçi a nti­ komünizmin içyüzünü açığa vu rma n ı n temeli, pa rti n i n işçi sı n ıfı yara rına, halk ya ra rına daimi ve etraflı bir eylem göstermesid i r ; yığ ınlar a rası nda Ma rksizm-leni nizm fiki rleri n i n sistem li olara k yayı lmasıd ı r ; tekelci kapi­ ta l izmin yeni nitelik çizg ileri n i n ve onun � m perya list toplum geli şmesinin şimdiki aşamasının koşullarına uyma biçimlerinin, V. i . lenin'in sözünü ettiğ i açımlomalar (teşhirler) ve diğer propaganda a raçları ya rd ı miyle derinlemesine ta h l i l ed i lmesid i r. Fa kat bunun böyle olması, a nti-komü­ n.izme ka rşı mücadele spesifik metotla rının daha da yetkinleşti ri l mesi gereğ i n i ortadan kaldı rmaz. Burjuva propaga ndası n ı n önemli bir a macı, yuka rıda beli rttiği miz gibi, komünistlerin enternasyonal ist nitelik ve tutumlarını şüphe a ltına a l maktı r. B u n u n la beraber, burjuva propagandası, burjuvazi n i n eli a ltındaki yığ ın­ sal enformasyon a raçları n ı n sosya list ü lkelerdeki ya şama koşu l la rı hak­ kında, i nsanların ilişkilerinde sosya list devri m i n ürünü olan esaslı değ i ­ şimler hakkında verdiği bilg i lerin sınırlı olduğu hususunu da d i l i ne dola­ makta ve gerçekleri tepetakla etmektedir. Bu da, a nti-kom ünistlere, m i l liyetçi eğ i l i m ler de dahil olmak üzere bütün önya rg ı la rı etki leme yo­ lunda belirli olanaklar kaza nd ı rmaktad ı r. Bundan ötürü, sosya list ü l kelerdeki gerçek hayat hakkında kapita list memleketler i nsanlarına daha esas" bilgi kazandırmanın büyük önemi vard ı r. Yeni d üzeni n yüceliği, yalnız onun ekonomik ve kültürel yükselişinin genel sonuçlarını saptayan cetvel ve diagramlarda değ i l, her şeyden önce. sosyalizmin bütün güçlükleri aşarak, emekçileri gayet yakından il­ gilendiren. fakat kapitalizmde çözümü imkônsız olan problemleri çöze­ bilmesinde kendini göstermektedir. Bunun iyici a n laşıl ması, a nti-komüniz­

min çaba ları n ı n felce uğratı l ması bakımından son derece önem lidir. Anti - ko m ü nizmin başarıyla ya lanla n ması, onun sınıf mücedelesindeki fonksiyonlarının, ya lnız kom ünistlere ka rşı değ i l , aynı zamanda emekçi yığ ı n la rına ve tüm üyle i l erici insanlığa karşı kullanılan bir a raç olara k en etraflı biçimde açığa vuru l masını gerektirmektedir. Anti -komünizm, 436


pa rti leri mizi tecrit etmek istemektedir. Bundan ötürü, komünistler sekter­ l i k mevzi lerinden çıkışla rla o n u karşı m ücadele edemezler, çünkü bu ta kdi rde, d üşman ları mızın itmek istedikleri duruma kendilerini düşmüş ' o l urlar. Burada sözkonusu olan, a nti-komünizmin nası ı bütün emekçi leri n, geniş halk yığınları n ı n ç ı ka rl a rına ka rşı kullanıldığ ı n ı n apaçık gösteri l ­ mesid i r. Anti - komünizme karş ı m ü cadele sistemli, amaca yönelik ve enerjik bir eylem ister. Anti-ko m ü n izm, ta biatı ica bı, kom ü n izme kôh sağdan, kôh «sol " dan hücum ederek, bir çel işki ler körd ü ğ ü m ü n ü n içi nde boca layıp d u r­ makta d ı r. Ve biz, a nti-komünizm kampanya l a rı n ı n da lgaları önünde şaş­ k ı n l ı k ve telôşa düşmeden, bunları n temelsizliğini sükunet ve g üvenle gösterebi ldiğ i miz ta kdi rde, bu tutum, yığınlar üzeri nde güçlü izlen i m ler b ı rakmaktad ı r. Anti -komü nist kampanya l a r yard ı miyle i şçi sı nıfına karşı, sosya lizme karşı k u l la n ı l ma k isten i len bütün sorunlarda, komünistler slntfsal görüş­ lerini savunuyorlar. Anti-komünizmin eylem biçi mleri ne kadar karmaşıksa, sın ıfsa l yanaşım temeline daya nan çü rütme kanıtlarının sapta n ı p işlen­ mesi, yığ ı n ların bilincinin biçim lendiğ i günlük ta rtışmalarda bu kan ı t­ l a rdan ya ra rlanıl ması i htayacı da o kadar büyüktür. Komünistler ideoloj i k alanda hücum hali ndeyken, düşma n ı n ne zaman ve ne biçim karş ı - hücumlarda bulunaca ğ ı n ı her za m a n peşinen kesti re­ mezler. Fakat anti-komünizmin metotlaf/nt ve bunların sınıf m ü cadelesin­ deki fonksiyonla rı n ı iyi bilmek sayesinde, her türlü karşı - hücümü göğ üs­ Iemeye hazır bulunabi l i rler. Burj uva propagandası ş u veya bu cephede eylemini a rttırd ığı zaman, biz elbette kendi kendimize soruyoruz : Sınıf d üşma n ı n ı n bu yeni kam panyayı açmakla güttüğü amaç ne olabilir? Ve bu soru n u n ceva bını verdi kten sonra da, sözkonusu ka mpa nya n ı n i çyü­ zünü açığa vurmak üzere gerekli metotları seçiyoruz. i deoloj i k m ücadele sınıf çarpışması nda giderek daha önemli bir rol oyna maktad ı r. Bundan ötürü, kom ü n i st hareketi nde köklü ve güçlü b i r fikir birliğ i n i n varl ı ğ ı , sözde bili msel a nti-komünisİ. teorilerin içyüzünü başarıyla açığa vurma n ı n en önemli koşul larından biridir. '

437


Politik yorum

Aşırılık kimin yararınadi r ? ı.

S o n aylarda, g e l i ş m i ş kapita list mem leketlerin bi rçoğ unda, solcu görüş­ l ü aşırı unsurla r a rası nda canlılığın a rttığı göze çarpmakta d ı r. Burada, dünya bası nında en büyük yankı ları uya nd ı ra n olaylardan sadece birkaçını sayacağ ız. Şubat sonunda, Fransız Maocul a rı ndan bir g rup, Bulon- Biyankur'da beya nnamelerini dağıtmak m a ksadiyle zorla « Reno» fa brikaları bölgesine gi rmek istedi ler. Koruyucula rla çarpışmada, 23 ya şı ndaki Piyer Overne öldürüldü. Fa brikada ça lışanlardan biri olan kati l derhal tutu kland ı . Buna rağ men, Maocular çarça buk bir « Piyer Overne grupu» meydana geti rd iler ve çok geçmeden, idare persone l i nden biri olan Rober Nog ret'i kaçırd ı l a r. Sonra bir ü ltimatom vererek, Rober Nog ret'i a ncak ileri sürdükleri istek ler yerine geti rildiği ta kd i rde serbest b ı ra kacaklarını bildirdi ler. Fakat bu dayatma sökmedi. Aldı kları reh i n i fazla tutamadılar. Bekledi klerinin tersine, uyguladı kları metot « Reno»da destek bulmadı, hattô bel irli bir hoşnutsuzluk uyandırd ı ve kınand ı . Mart ayında Milôno'nun ortagöbeğ inde p o l i s i l e s a ğ v e s o l eğ i l i m l i aşırı gençler arasında çetin çarpışmalar o l d u . Ya ra l ı sayısı yüzü b u l d u ve bir o kadarı da tutuklandı. Bu ertesi g ü n açılaca k ıta lyan Komünist Pa r­ tisi kong resi a rifesine raslatı lan açık bir provokasyondu ve ya klaşan seçi m lere doğru havayı kızıştı rmak amacını güd üyordu. Böyle bir provo­ kasyon sol demokratik güçlere ka rşı ıtalyan yönetici çevreleri nin sık s ı k başvurdukla rı baskı v e zorbal ı k politikasını h a l k ı n önünde h a k l ı çıkarmak istiyenlerin de i htiyacı va rd ı . Aşı r ı l ı k sa l g ı n ı J'a ponyaya da geçti. Geçen y ı l ı n sonunda, sokak l a rda, sinemala rda ve diğer toplumsal yerlerde a rdarda patlamalar oldu. Bun­ l a rı Maocu « Rengo Seki g u n » örgütü terti pliyordu. Maocu l a r, emekçilerin her gösterisini ve m itingini, m utlaka külhanbeyce bir hesaplaşmaya, polisle ka nlı bir çarpışmaya çevirmeye çal ışıyor ve kendi eylem leri ni yük­ sek bir m ücadele biçimi olarak rek l ô m ediyorl a rd ı . « Akahato » gazetesinin yazdığı g i bi , tutu klanan aşırı l a r doğ rudan doğ ruya Pekin'in yönergesiyle ha reket ettik lerini gizlemedi ler. Netekim, Pekin radyosu her ağzını açtı ­ ğ ı nda, bun ları övüyor, göklere ç ı ka rıyord u . I lkba harda, yine bu « Rengo Seki g u n » örgütü üyeleri nin i şled i kleri korkunç ve iğrenç bir ci nayet ortaya çıkarı l d ı . Bu defa, kend i lerine düne kadar omuzdaşl ı k etmi ş olan lara kıymışlardı. Tokyo ya kınındaki dağ l a rda, işkence ed ilerek canavarca öldü­ rü ldükleri a n laşılan 1 4 gencin cesetleri bulundu. Bunlar Maocu « Li nç Mahkemesi »nin kurba n ı o l m uşlardı. Tutuklananlardan birinin ifadesine göre, bu gençler « kaçmak niyetine gi rd i kleri » için ve « g rupun dağ ı l masını 438


önlemek» üzere bir ibret dersi olsun diye l i nç edi l mişlerdir. Ya ni k urba n­ ların bütün « suçu », « Rengo Seki g u n » örgütü nün benimsediği politik mak­ satlı cinayetler ve terör taktiği ile artık hemfikir olmam a ktan i ba retti. Aşırı l ı k tecavüzleri Federal Al ma nya 'da, Bi rleşi k Ameri ka'da, birçok lôtin Amerika ü lkelerinde, Türkiye'de ve diğer mem leketlerde de görü ldü. Doğ a l olarak, birçok komünist partileri bu münasebetle görüşleri ni bil­ di rmeyi gerekli buldu lar, zira ü ltrasol elemanların başvu rdukları metotlar yığınların gözünde devri mci mücadeleni n kara kteri ni sakatlıyor ve giderek büyüyen bir politik provokasyon halini a l ı yo rd u . Fra nsa'da sağcı çevreler, aşırı -sol g rupların eylem leriyle i l g i l i olara k « c u m huriyeti savunma » gereği s loga n ı n ı ortaya attıl a r. Fransız Komünist Partisi Politbüro'su, sağcı çevrelerin bu g ürültüler a rd ı nda g izlemek iste­ di kleri plônların içyüzü nü açığa vurarak, «yöneticilerin memlekette karga­ şa l ı k isted i kleri »ni, netekim « 1 968 yılındaki kargaşa l ı klardan başarıyla ya ra rlanan bu çevrelerin şimdi her şeye yeniden başla mak amacını g üt­ tükleri»ni beli rtti. Parti, bu kom ployu suya düşü rmek, Fransayı buna l ı m ­ dan kurtarmak üzere bütün h a l kçı g üçlerin birleşmelerin i n sağ lanması a macıyla, emekçi leri bu sorunu çözmeye çağ ı rd ı . Genel Emek Konfederasyonu'nun bildirisinde de bu fiki r i leri sürül üyor, « so l » unsurların hareketleri n i n ancak « sendika l ve demokrati k h ürriyetlere gittikçe daha fazla el uzatmaya elverişli bir durum yaratı l masına ya rd ı m edeceğ i » beli rti liyord u . italyan Komün ist Partisi'nin X I I I . Kongresi, aşırı unsurların g i z l i emel­ lerine karşı mücadele sorunları üzerinde önemli durdu. E . Berl inguer yoldaş, çeşitli aşırı g rupların eylemini eleştirerek, bunların a rtı k gençliğin kend iliğinden-gelme protestosunu ya nsıtmakta n uza klaştı klarını, gericili­ ğin işçi ha reketi ni ve örgütleri ni nedef tutan provokasyonlarının ve kötü­ cül entrika larının ô leti haline geld i klerini bel i rtti. Solcu tecavüzler doğ­ rudan doğ ruya italyan gerici liğinin ekmeğ i ne yağ sürmekte, i ktidarın pek işine gelen söylenti leri, yani « bi rbirinin ka rşıtı aşırı l ı klar» mevcut olduğu, zora başvurulm a sı sorumluluğunu hem sağcı, hem de solculara d ü ştüğ ü ve devletin bunların her i kisine karşı m ücadele ettiği iddiaları n ı kendi l i ­ ğ i nden desteklemektedir. Ja ponya Komünist Partisi « Rengo Seki g u n » grupunun terörist çıkışlarını kesi n l i kle suçladı. j K P M K Sekretaryatı üyesi T. Sokati'nin söyled iği gibi, Maoizmin gözü kapa l ı taki pçi leri nin koyuldukları cürümler yolu «,halk savaşının gücü' teorisinin ve ,varsa-yoksa silôh' teorisi nin işi nerelere kadar vard ı rd ı ğ ı n ı göstermekted ir.» Kısacası, sözü geldi m i ü ltra -devri mcilik, eylemdeyse politik gangster­ l i k ve provokasyonlara ôlet olma rolü, çağdaş solcu aşırılığın ya kın geç­ mişin olaylarında kendini gösteren belirtici çiı.gi lerid i r. Soka klarda ôsô­ yı şe aykırı çıkı şları burj uva sosyal düzenine karşı m ücadeleyle karıştı ra n . 439

J


nafile devri mciler gerici liğin elinde düpedüz oyuncaktırlar. Geric i l i k, ba s­ kıya dayanan halk aleyhtarı pol itikası nı, « kanun ve düzen savunucu luğ u ba ha nesi ni ka l ka n edinerek, solcu aşırı lı ğ ı n yard ı miyle maskelemekted i r. « Entrizm » deni len hain Troçkist teoriye, ya ni diğer politik örgütlere giz­ lice soku lma yöntemine belba ğ l ıyon bu solcu gruplar ve g ru pçuklordan çoğunun, içlerinde her türlü gizli servis aja nlarının kaynaştığı oca klar haline gelmiş olma la rı burjuvazinin işini kolaylaştı rmaktadır. Amerika n Ma rksistlerden olup, ABD'nde mevcut « sol radikalizm »i incel iyen i G riyn, ta m bir yetkili g üveniyle şunu belirtiyor : «Terörizm ithomiyle g i rişi len son tutuklamalar sırası nda. sanıkların a rası nda, en garip fikirleri n ve inanıl­ maz plônların sahibi olduğu anlaşılan bir polis provokatörünün bile bulunduğu ortaya çıkarı l m ı ştır. » (1) ••

Çağdaş sol aşırı l ı kta gerici kuvvetlerin öze l l i kle i lginç buldukları bir ka rakter çizgisi daha va rd ı r. Bu da ü ltra-devri mci lerin a nti-komünist peşi n ya rgıları ve saplandıkları kör i na nçlard ı r. Sol a k ı m l a r eylem leriyle çoğ u za man açıktan açığa işçi sı nıfı parti lerine karşı cephe a l ıyorla r. Burj uva propagandası. güya b i r « Ma rksist» aşırılık kategorisi nin mevcut olduğunu iddia ederek ve hele bu sıfatı örneğ i n Arjantin, Urug uvay veya Türki­ ye'deki bazı terörist örgütlerin adlariyle birlikte kulla nara k i nsanları kas­ ten şaşı rtmaya çalışıyor. Gerçekte, aşırı solculuk. geçm işte olduğu g i bi, g ü n ü m üzde de. Ma rksizmi ta mo miyle yadsı madır ve komünist hareketine diş bi leyen bir nefret ve garazla dol udur. Burj uva propoga ndası bütün bunları gayet iyi bil mektedir. Burjuvazi de, kend i a maçları için yara rlanma olanağı veren ma hut « sol anti-komü­ nizm »in avantaj larını çabucak kavra m ı ştır. Çünkü gerici ve sağcı radikal kuvvetlerin, faşistlerin ve yarı-faşistlerin temsilcileri gibi sic i l l i i leri l i k düş­ manlarının komünist pa rti lerine karşı çıkmaları başka şey ; om uzları üze­ rinde kızıl bayraklar dalgalandırd ı kları ve devri me sodakat nutuklar ı çek­ tikleri halde olikı ra n boşkesen olup çıkmış kişilerin a nti-komünist şiarlar i leri sürmeleri ve komünist parti lerin i n binalarına karşı tecavüzlere katı l­ maları daha başka şeydi r. ii.

Gerici ideologlar. aşırı solculuk ideolojinin « sı rları »nı, bu ideolojiyi b i l i msel komünizme karşı sü rmek ma ksadiyle, her bakı mdan abartıyorlar. Oysa Marksist-leninistler sol aşırı lıkta hiçbir sır, hiçbir a nlaşılmazlık veya i lkesel yeni l i k görmüyorl a r. Zira sol aşırı l ı k her şeyden önce anarşiz­ min sadece biçim değiştirmiş bir deva m ı d ı r. Bu fiki r akı m ıyla da Ma rk­ sizm daha bundan yüz yıl önce yüzyüze gelmiştir. O zaman, öncelikle Baku nin'in adıyla bağ l ı olan anarşizm, b i l i ndiği gibi, Ma rks ve Engels (1) The New Radicalizm. Anarchist or Marxist? By Sil G reen. i nternational Publisters. N. Y. 1 97 1 . p. 99. 440


tarafı ndan teori k olara k yere vurulmuş ve fırlatı l ı p atı l mıştır. Anarşizmin fikir plônında bozg una uğ ratı lmasını da daha sonra leni n ta mamlamıştır. Fakat işçi hareketi n i n öyle bir gelişme d iyalektiği var ki, onun, çoktan ta rihe ka rıştı k la rı halde yeni bir orta mda tekrar uç verdikleri görülen ya nılgı ve hatalarla ôdeta zaman zaman tekrar uğraşması gerekiyor. Her şeyden önce, kurtuluş hareketi n i n a l d ı ğ ı yeni takviye g üçleri nin, özelli kle proleter o l m ıyan ta baka ve sınıflard a n gelenlerin bu gibi ya nılgı ve hata ­ lara karşı sigorta lı oldukları söylenemez. Sol aşırılığın g ü n ü m üz orta­ m ı na yayı lan « d a l g a » s ı n ı n sosyal terkibi ise, onun daha vaktiyle Ma rks tarafı ndan açığa vuru lan özünü, yani küçük burj uva ham urundan oluş­ tuğ u n u bir defa daha doğ rulamaktad ı r. Solcu örgütleri n safla rına yeni yeni ku r'a ların, acemilerin katılmakta oluşu, küçük burjuva n ı n kapita lizm koşu llarının dehşeti karşısı nda V. i. lenin'in deyimiyle kapita lizmin dehşeti karşısı nda «çılgına dönere k », daha sıkı başına gel meden, kend i n i devlet­ tekel ka pitalizminin koşulla rı içi nde bulduğ u n u göstermektedir. Kaldı ki, çağdaş bili msel -tek n i k devrim koşul la rı içinde sosyal m ücadeleni n gayet bileşik ve karışık ol uşu, ta rihsel gelişmenin şimdiki aşaması nda i nsa nlığı tehdit eden yeni teh l i keler, sı nıfsal proleter meta netine ve top l u msal gelişme hakkında bilimsel sah i p o l m ıy� n i nsa nları yörüngeleri nden daha çok çeki p çıka rma kta ve serüvenlere doğ ru itmektedir. Şü phesiz ki, « sol » a k ı m l a r hayli alaca l ı bir insan pazarı gibidir. Bunlar a rasında, küçü k burjuva u nsurları n ı n ya nısıra. sözde devrimci şiarlara aldanmış safd i l ve tecrübesiz gençler de bulunabi l i r. Fakat her türlü « savaş» g ruplarına katı l a n ların büyük çoğ u n l uğ u « orta ta baka lar»dan gelmektedir. Bunlara sözü mona ayd ı nlar kanat germektedirler. Orneğ i n italya'da, a n a rşist kita p yayı nlariyle ü n l ü mi lyoner Canca komo Feltri neli uzun süre solcuların koruyucusu olmuş ve ya kın geçmişte, herhalde aşırı sağcıların bir provokasyonu sonucunda, M i lôno yak ı n la rı nda esrarengiz bir biçi mde öldürülmüştür. Geniş emekçi yığ ınlarının a nti-em perya list ve a nti-monopolist m üca­ delesi ni örg ütleme ve destekleme yolundaki g ü n l ü k çalışma lar, kapita list memleketlerin genç (ve pek okadar genç o l mıyan) ayd ı nları n ı n bazı « pa r­ l a k » temsilci lerine herhalde pek sıkıcı görünmektedir. Onları d a ha ziyade gazetelerin şaşırtıcı manşetlerle beli rtti kleri, büyük ya nkılar uyandırocak kuvvet gösteri leri, vurucu- k ı rı cı çıkışlar sormaktad ı r. Ne var ki, yıllar boyunca edi n i len tecrübe, gerçek devri mci hedeflere, yağ ınların ta rihsel g i rişimini, belki de her biri yiğ it, fakat da rmadağ ı n ı k bireylerin eylem ­ leriyle değiştiren politik serüvenc i l i kle u laşılam ıyacağ ı n ı çoktan göstermiş bulunmaktad ı r. Asl ına bakı l ı rsa, m ücadelenin hedefleri, solcu aşırı lığın, devri mci mev­ ziler a l ma ktansa devri mci pozla r vermeyi yeğ tutan birçok temsilcisini pek a z i lg i lendiriyor. Fransız ü niversite öğrencilerin i n yöneticilerinden biri, Sovajo, bir konuşmasında, hedefler konusundaki görüşleri ni şu i l g i nç cüm441


leyle beli rtiyor : « Esas, kapita l izmi yoketmekti r ; ondan sonra ne o l u r, a rtık bakarı z . » Işte açık sosyal hedeflerden yoksu n l u k ! Zaten egemen burj uva ­ zi nin, solcuları n « d evri mci liği nden » niçin korkmadığı sorusu n u n ceva bı da bu yoksun l u kta gizli değ i l midir? Egemen sınıflar, aşırıların kendi lôfa ­ zon l ıklarıyle şişen kafalarından geçmiyen şeyi, yani çağdaş devlet-tekel kapita l izminin tek-tük terörist eylemlerle yoked ilemiyeceğ i n i ve hattô geri lemek zorunda da b ı rakı lamıyacağ ı n ı gayet iyi b i lmekted i rler. Sömü­ rücü düzeni n sakındığı gerçek tehl i k le ve başlıca korkusu, emekçi yıg ı n ­ l e r ı n ı n v e h e r şeyden önce işçi sınıfının örgütlü eylem leridir. Kısacası, yığ ı n la rdan kopma, işçi sınıfının savaşka n l ı k mô neviyatı na ve g ücü ne, kendi devrimci m ücadeleleri ni işçi hareketiyle sımsıkı bi rleştirme olanağına inanmazlık bugün aşırı l ı k eğ i li m i n i n başlıca kaynağı olarak ka lmaktad ı r. Leni n'in daha »Ne ya pma l ı » adlı ü n l ü eseri nde belirttiği gibi, « bu olanağa i nancını yiti rmiş veya buna hiçbir zaman inanmamış olan kişinin, duyduğ u nefret ve öfke için, devri mci enerjisi için, terörden başka bir çıkış yolu b u l ması gerçekten zordur.» (I) Ve bugün teröristlerin safla rı nda her şeyden önce emekçi yığ ı n la riyle bağ l ı olmıya n, i şçi sınıfı n ı n ve müttefi kleri n i n devri mci idea l leri ni eylemde ifadeden uzak unsurları n yer a ld ı kl a rı görülmektedir. Adları « goşist.>, Troçkist, Maoist ve d a ha bil men ne o lu rsa olsun, terkibi bakı mından değ işik çehreli olan bütün bu ka laba l ı ğ ı n ortak portresi n i meydana ge­ tiren çizgiler, « bi r o n önce devrim »in çıka rları baha nesine bürünen fiziki zorlama ve terör savunuculuğu, ka pa l ı (<<elitler » ) karakterli örgütlenme, bir avuç « a ktivi st»in ana rşistçe eylem lerine belbağ lama, komplocu yön­ temlere tutku n l u k nitelikleridir. Kayda değer bir nokta da şudur ki, a şı rı solcuların kendi lerine yetip a rta n kanısı, ya ni sosyal devri mi yığ ı n ı n değil de bir avuç « seçki n »i n ya paca kları düşü ncesi, burjuva gözlem cileri n i n de di kkati nden kaçma m ı ştı r. Fra nsız « Le Monde» gazetesinin bir ba�yazı ­ sında b u solcu a ş ı rıları « son aristokratlar» olarak nitelemesi rasgele değ i l ­ d i r (1 0 Mart 1 972 g ü n l ü gazete). Çağdaş solcu luğun zaafı n ı n ana kökü, işte bu « a ristokratizm »de, daha doğrusu, burj uva bi reyciliğindedir. Ası l bir yığ ı nsal temelden yoksuniuğu yüzündend i r ki, aşırı solcu luk, bütün kendine özgü «devri msel l i k » iddia­ la riyle de, em perya lizme karşı sözden öteye geçmiyen çıkışlarına rağ men, tekellerin egemen liği için her hangi bir teh l i kle teşkil etmemektedir. Aşırı l ı k, kapita l izm koşu l l a rına karşı en i l kel protesto biçi m l erin i n canlı timsa l i olara k ka l makta d ı r. Aşırı lık, sosyal i l erlemenin motoru olma yete­ neği nden yoksun bir « hedefsiz isya n »d ı r. Oltra-devri mcilerin i l k bakışta göze çarpan kararsızl ı kları ve aşırı uçla­ rın birinden öteki ne koymal a rı da bundan i leri gel iyor. Birleşik Amerikada « Siyah panterler» partisi yöneticileri n i n geçirdi kleri evri m, ültro -devri m(I) V. i . Lenin. Bütün eserleri, 442

c.

6, s. 75.


cilerin küçük burjuvaca kararsızl ıklarının karakteristik bir örneği olabili r. Bu parti n i n en radikal yönetici lerinden biri olan H . Newton, kısa bir süre içi nde, kayıtsız-şa rtsız « s i l ô h g ücü » taraftarlığından kayıp giderek, gerici çevrelerle açıktan açığa ci lveleşme ve « zenci kapita l izm i » fikirleri n i des­ tekleme çuku runa kadar yuvarla nmıştır. Buraya kada rki tah l i l i m izi derleyip toparlıyarak diyeb i l i riz ki, çağdaş solcu a ş ı rılık, geçmişin a n a rşizmiyle soydaşlığ ını korumakla beraber, bir­ çok yeni niteli k çizgisine de sahi ptir. Bu akım her şeyden önce çeşitli tabakal a rdan gelen lerin bir «kırkam ba rı » olmakla öteki lerden ayrı lmak­ tad ı r. Solcu l u k a k ı m ı , bugünkü haliyle, tek yataktan a kan bir ı rmağa değ i l , aynı yöne doğru a kan, fakat kimi leri uzun süre ku ruyan dereci k­ leri n meydana geti rd iği bir sel örgüsüne benzeti lebi l i r. Bu a k ı m ı n safla ­ rında, a nti-komünist v e a nti-sovyetik entri kalar çevirmeye a l ı şı k Troçkist­ lerden tutu n da her soydan ve boydan anarşistlere kadar, gönü l l ü ve kira l ı k provokatörlerden « safd i l » ya n ı l g ı la ra d üşen « politik tecrübe yok­ sunu gençler»e kadar en alaca u nsurlar boy göstermekted i r. Fakat solcu çıkışlara katı lanlardan şu veya bu grup ve kişiler, sübjektif niyetleri ne o l u rsa o lsun, objektif o la ra k çoğ u h a llerde gericiliğin gerçek sol partilere ve örgütlere karşı yü rüttüğ ü mücadelenin destekçi leri rolünü oynamakta­ d ı rlar. Solcu aşırı l ı ğ ı n provokatör ve a nti-komünist ya nı, bug ün a rtı k her za manki nden daha a ç ı k biçimde görü lmektedir. Aşırı l ığ ı n , ma h ut « kültür devri m i » ideolojjsini ve metotlarını başka mem­ Ieketlere örgütlü biçimde i hraç denemesi demek olan Maocu türü nün ortaya ç ı kması ta mamen yepyeni bir olayd ı r. Maocular, kendi akıl hoca ­ ları ndan, körükörüne « isya n » ve fizi k i zorlama yöntem leri savunucul u ­ ğ u ndan başka. Sovyetler Birliğ ine karşı. komün ist pa rti lerine karşı, reel olara k mevcut sosya lizme karşı kıyasıya nefret ve garaz duygularını da a l ı p benimsemişlerd i r. Aşırı lığ ın bu dalının bilhassa tehl i keli yanı, yü rüt­ tüğ ü eylemin Pekin yönetici lerinin ya lnızco politik desteğ ine değ i l, aynı za manda mali ve maddi yardı mına dayanmakta olmasıdır. ııı.

Bütün bu söylediklerimizin ı Ş ı ğ ı a ltında, bazı burj uva basını organ­ l a rının, Ma rksist-leninist partilerin solcu a şı rılığa karşı ta kındıkları i lkesel uzla şmazlık tutu munun ancak onların « soldan kuşatı l m a » korkulariyle açıklanabi leceği yolundaki iddialarının ne kadar tutarsız olduğu apaçı k görü l m ektedir. Orneğin. aşırı solun tecavüzlerini konu edi nen b i r başyazı ­ sına « komünistlerin çok sol undan» başl ı ğ ı nı koyan Ingi liz «Tayms » gaze­ tesi, iftiracılığı elden b ı ra kmadan, a rtık rol leri n değişi ldiğini ve komü­ nistlerin devrimci o l m a kta n ç ı ka ra k « d üzen partisi » haline geldi kleri n i yazd ı . Bu g i bi yazıların kalemşorlarına şu cevabı verebi l i riz : Hayır, bayler, 443


boş yere kend i nizi de, başka l a rı n ı da a ldatıyorsu nuz! Komünizmin, Ma rk­ sizm-Leninizmin « sol unda», i l legol solculuk « devri mciler»inin soku labi le­ cekleri bir boş l u k yoktur. Siz onları n sözde devri mciliğinin gerçek değe­ rini pekiyi biliyorsunuz. Siz, kapita lizmi sosya l izmle, bir toplumsal d üzeni diğeriyle devri m yolundan değ işti rmeyi a maçlayan bir partiye « d üzen par­ tisi » adını vermekle, bir kavram ı diğeriyle karıştırıyor, d ü pedüz sahtecilik ya pıyorsunuz. Komünistler hiçbir m ü cadele biçiminden vazgeçmiyorlar. Onların aşırı­ iık yönte m lerini reddetmeleri, devri mcilik yetersizliğinden, kan dökülmesi karşısı nda başka l a rından fazla korku d uyd u klarından ileri gelmiyor. Komü­ nistlerin tutumu, ancak geniş h a l k yığ ınlarının işi saydıkları devrime gere­ ken ciddiyet ve soru m d uygusuyle ya naşmalariyle açıklana bilir. Lenin'in yazd ığı gibi, Ma rksistler baskı ve terörü prensip bak ı m ı ndan a lsa reddet­ memiş, ancak zora başvurma nın, yığ ı n ların doğrudan doğ ruya katı lışına güvenilebi lecek ve bu katı lışı sağlıyabi lecek biçim lerinden yana olm uş­ lardır. ( i) 1 905-1906 i l k Rus devri m i döneminde, Rusya'nın batı bölgelerindeki silôhlı ha reketlere katı lanları , bla nkizm ve anarşizm suçlamalarına karşı başkası değ i l , Len i n savunuyord u . Lenin, olgunlaşmış h a l k aya klanması koşulları içinde, çete harbinin, silôha başvurman ı n ta m a men haklı ve yeri nde bir ha reket olduğunu yazmıştı. (2) 1 91 8 y ı l ı nda, genç Sovyet i kti­ darı, « beyaz terör» d a lgasına, yani burjuva gerici l i ğ i tarafı ndan örgüt­ lenen devrimci kıyı m ı hareketine derhal yığınsal « kızıl terör»le cevap ver­ mekte zerrece tereddüt göstermedi. Ve daha sonraki yıllarda da, üstün ­ gelen proletarya, karşı-devri min cezalandırı l ması gerekti ğ i za man, silôh kullanmaktan h i ç de geri durmadı. Ne va r ki, devrimci sınıf savaşı, tes l i m o l m ıya n sı nıfsal düşmanın yoke­ d i l mesi başka şey ; daima gangısterizmle bağ lanan ve her a pva lde ona pek çok benziyen aşırılığın, düşüncesiz, d üş manın isabetle belirlemiyen, sistemsiz terörist eylemler ta mam iyle başka şeydir. Ma rksist-Leni nistlerin, devri mci amaç yönelimine ve proletarya h ü ma nizmine ters düşen bÖyle bir eylemle hiçbir i lişiği o la maz. Onla r bu çeşit eylemi suçlamakta ve böylesinden uza k ka l m a ktatitizlik göstermektedi rier. Solcular, zorba l ı k ve sabotaj eylemlerine tutku nl uklarını haklı göster­ mek için, terörün g üya büyük bir « eğ itsel rol » oynadığını, yığ ı n la rı «ayağa kal d ı rdığ ı »nı" mevcut düzene karşı « öfkeyi körü kled i ğ i »ni iddia ediyorlar. Fa kat bu g i bi gerekçe ve kanıtlarla avunanların çoğ u, belki, yüzyı lımızın başı ndaki Rus es-er' lerinin (mahut sosya list-devri mciler) fikir deposu ndan çıkarıp çıkarı p i leri sürdü kleri kurnazl ı kları tekra r etti klerin i n de fa rkında değ i llerd i r. Es-er' ler de terörün « e ksitativ» (körükleyici) öne-

(1) V. i . Lenin. Bütün eserleri, c. 6, s. 386. (2) V. i. Lenin. Bütün eserleri, c. 1 4, s. 5-8. 444


mini ba lıandıra ba lıandıra a n latıyorlardı. Ama V. i . lenin, o zaman, yığın­ l a r a rasında örgütleme çal ışmaları yerine terörü sa l ı k verme çağ rılarının, gerçek politik devrimci çalışmadan « kaçma ..n ı n biçi m lerinden biri oldu­ ğunu belirterek, es-er'lerin o sözümona kanıtı n ı yerden yere vurdu. Solcu aşırı l ı ğ ı n g izlediği teh l i keyi, kendi ma ksatları açısından ve « sol tehlike .. ölçüleri n i şişirerek burjuva bası n ı n ı n abarttı ğ ı gibi, komünistlerin de a ba rtmaları el bette yersiz ol ur. ete ya ndan, bunun zararları n ı n küçü m ­ sen mesi de doğ ru değ ildir. Bu olayı görmezl i kten gelmek de olanaksızdır. Birincisi, bunu, devlet-tekel kapitalizminin alabildiğine gericiliği, kişi l i ğ i boğması, paraları n di ktatörlüğ ü koşulla rı doğ u rmaktadır. i k i ncisi, aşırı l ı k, her şeyden önce gençl i k a rasından ve gençlerin keskin adalet sezgisi, sos­ yal kötül üklere tah a m m ü lsüzlük, dina mizm ve eylem atı l ı m ı gibi mükem­ mel n iteli klerini sömürerek, ta rafta rla r kaza n maya çalışmaktadı r. Bunda n ma ksat, gençliği, roma ntizm eğ i l i m i n i ve kahramanlıklar yaratma h ulya­ larını sömü re söm ü re, zorkullanım eylem lerine sürmektir. Bundan ötürü­ dür ki, h i ç de tem i z o l m ıya n kendi işlerine bir romantizm şalı örtmeye çalışan sol aşırı l ı ğ ı n önderleri, bir ya nda n komünist pa rti leri n i n « bi l d i ­ ğ inden şaşmazlık . . v e « tutuc u l u k .. l a rı n ı di l leri ne dola mayı ôdet edinmiş­ lerd i r. Sol aşırılığı suçi ıyon komünistler, elbette bu a k ı m ı n bütün tarafta rla rını bir tutmuyorlar. J . Marşe yoldaşın yak ı n geçmişteki bir radyo konuşma­ sında belirttiğ i g i bi, Fra nsız Kom ünist Partisi, bu konuda « yöneticileri, elebaşıları ve provokatörleri, değ i şi k l i k özlemiyle yanıp tutuşan ve belki bir süre için a ldatı labi len gençlikle hiçbir za m a n birbirine ka rıştı rmıyor ... Sözü geçen elebaşı ların ve provokatörleri n bir g ü n ıslah olacaklarını, görüşleri ni d üzeltecekleri ni ümit etmek safd i l l i k ol ur. Bu insanlar kurtu luş ha reketi selinin yüzeyinde kirli köpük parça larıdı rla r. Bunların yal n ı z iş­ çiler a rasında değ i l, emekçi ayd ı nlar a rası nda da kökleri yoktu r ve bir­ çoklarının geleçek tasa rımlarını gide gide l ü mpen-proleta rya i l e bağ­ lamaları rasgele değ i l d i r. Güttükleri a maçları n , d ünyanın devri mci yol­ dan yen i lenmesiyle hiçbir i lişkisi yoktur. Fakat Ma rksist-leninistlerin bir ödevi de, gençliği sol « serüvenciler ..i n yozlaştı rıcı etkisinden koru mak, onun enerjisini gerçek devrimci politi ka yatağıno doğru yöneltmektir. Nice pa rti lerin tecrü beleri n i n gösterdiği gibi, gençliğin işçi s ı nıfıyla bağ l a ntısını g üçlendirmek, ona azami g üven ve sayg ı besliyerek ya naşmak, solcu haya lci l i klere karşı en iyi panzehir­ dir. Gençli k örgütleri nin eylem i ne, büyük hayatı n ve devri mci rom a ntiz­ m i n - « Ma rksizm ukaıôları .. na karşı m ü cadelede leni n ' i n hararetle savun­ duğu - gerçek esintisiyle gi rmemiz, aşırı l ı ğ ı n yoluna güven i l i r bir set çekmemiz demek o laca ktır.

Yan Praiski

445


Kapital dünyasmda

Dolar bunalımının kökenleri Haymen Lumer

Cu m h u rbaşkanı N ikson, 15 Ağustos 1 971 g ü n ü , doların altınla değ i ş­ tirii mesi ne son veri ld i ğ i n i ve «yeni ekonomi politi kası » tedbi rleri a l ı nm a kta olduğ u n u i l ô n etmişti. Geçen Ara l ı k ayında, j . Pomp i d u i l e yaptığı görüş­ me s ı rasındaysa, ABD para b i ri m i n i n deva l ü e ed i l mesine raz ı o l muştu. Bunlar, o za man kadar a ltınla eşit haklar d a h i linde dü nya döviz rezervi rol ü n ü oynıyagel m i ş olan doların egemenlik dönem i n i n son a korduna benzer ya nkılar uya ndırmıştı. Böylece de, kapita l i z m i n mevcut döviz sis­ temi n i n a rtık iflôs ettiğ i ve bundan sonra neyle değ i ştiri leceğ i sorununun ortaya çıktığ ı kabul ediliyordu. Sözkon usu olayın a n l a m ve önemi n i n daha iyi a n laşıl ması için tarihe bir göz atmak faydalı olacaktır. Dolar sa/tanatı dönemi

Kapita l d ü nyasında son zam a n la ra kadar yürürlükte bulunan döviz sistemi, 1 944 y ı l ı nda toplanan ve Uluslara rası Para Fonu (UPF) kuru l ­ m a s ı n ı kararlaştıra n Breton Vuds Konfera nsından sonra ortaya çıkmıştı. ABD hükümeti o za manlar a ltın rezervi n i n en aşağı üçte ikisini elinde bulund u ruyord u. Bu sayede, dola rı egemen döviz olara k ka bul etti reb i l ­ m i şti. Merkez bankaları n ı n emrinde b u l u n a n a ltı n l a rı dolarla değ iştirme hakkına ya l n ı z B i rleşi k Ameri ka sa hipti. 1 934'te kabul edilen bir karar gereğince, bir ons altın 35 dolarla deği şti riliyo rdu. Bu kur Uluslara rası Para Fonu Tüzüğ ü'ne de geçi ri l m işti. Dolar böylece genel ödeme a racı o l muştu. Altın rezervleri n i hemen hemen ta m a m iyle tekelinde bulunduran Birleşik Amerika, bu suretle, diğer maııarı n fiyatla rında önemli yüksel meler olmasına rağ men, altı n ı n değerini ha rpöncesi d üzeyi nde tutma olanaklarına sa h i pti. Fakat fiyat­ ların a ra l ı ksız olara k yüksel mesi sonucunda, mevcut altın rezervleri dünya tica reti ndeki ödemeleri karşı laya maz oldu. Ote yandan, a ltı n üreti m i de masrafları yeterince karşılaya maz hale geldi. Ka pita l i st ü l kelerdeki a ltı n rezervleri n i n dü nya ithalôt hacmine ora nı, iki nci Dü nya H a rbi a rifesi nde % 1 1 0 değerindeyken, şimdi % 25'e düş­ m ü ştür. 1 958 y ı l ı nda merkez bankaları ndaki rezervlerde altın payı % 69 kadardı, şimdiyse % 3S'dir. Rezervierin geri kalan kısmı, esa s döviz rezervi de u l u slara rası ödeme a racı haline gelmiş olan dolardır. Ameri kan ödeme bilônçosu nda d u rmadan a rta n açık, ya ni yıllık d ı ş 446


masrafların memlekete giren dövizlerden fazla o l uşu, dü nya döviz dola­ şım kanalları n ı n dolarl a dolmasına yol açtı . ABD bütçesi 1 950 yılı ndan beri (sadece i k i yıl hariç) biteviye açık vermektedi r. Odeme bilô nçosun­ daki b u kötüleşmeni n beııibaşlı nedenleri şunlard ı r : Birincisi, d ı ş ü l keler­ deki strateji k üsler ve askerler için ya pılan a ğ ı r masraflar, Çin H i ndi'n­ deki sa l d ı rganlığa harcanan para l a r ; i ki ncisi dış ü l kelerdeki yatı rım hac­ m i n i n hızla a rtması. Devletler ödeme bilô nçolarında açık verd i k leri zaman, bunu genel ola­ ra k ya a ltınla, ya da borç a l d ı kları ü l kenin döviziyle ödemeye hazır du rumda bulunmalıdıriar. Fakat Birleşik Amerika, doların i m tiyazlı duru­ m u ndan faydala na rak, ödeme bilô nçosundaki açığ ı n ı kendi döviziyle kapata bil iyor ve kesin hesa plardan kaçı nıyord u . Oteki ü l keler ise, Ameri­ ka' n ı n verdiği dolarl a rı a lıyor, bunları altınla değiştirmek i htiyacını duy­ muyorlardı. Birleşik Amerika, bu suretle, d ı ş ü l keleri, kend i s i n i n yaba ncı memleketlere karşı g i ri ştiğ i saldırı la ra mali ya rd ı mda bulunmaya zorla­ makta ve bunu, ödenmesi istenmiyen vadesiz poliçeleri biri ktiri r g i bi dur­ madan a rta n dolarları koruyarak ya pmaktaydı . (1) Fakat diğer kapita list ü l keler ekonomik ve mali durumlarını g üçlendirdikten ve mem leket içinde dolaşımdaki dolar m i ktarı i htiyacı aştıktan sonra, bunla rı a ltı nla değ iş­ tirme süreci hızlandı. Mem leket d ışı ndaki dolar birikimi nde meydana gelen a rtışa para le l ola ra k, Ford- Noks hazi nesindeki a ltı n rezervleri aza l ­ maya başla d ı . 1 949 y ı l ı nda a ltı n rezervi 2 4 m i lya r 600 mi lyon doları bula­ rak rekor düzeye yükse l m i şti. 1 967-68 yılları ndaysa bu rezerv 10 m i lya r 900 milyona d ü ştü. Buna karşıl ı k, memleket d ı�ında dolar b i ri ki mi dur­ madan a rtıyord u . "Wa l l Street j ourna l »ı n verilerine göre, halen ya ban­ cıları n elinde 50 m i lya r dolar bulunmaktad ı r. Amerikan hazınesindeki a ltı n rezervleriyse, yukarıda söyled i ğ i m i z g i bi, 1 0 m i lya r dolar kadardı r. işte bu nedenlerle, Bi rleşik Amerika, b i r süreden beri a rtı k doları a ltınla değ i ştirebilecek d u rumda değ i l d i r. Bizim dövizimiz a rtık " a ltın g i bi iyi » olmaktan çıkmıştır. B u d u rumdan bir çıkış yolu bul maya ça lışan Birleşik Amerika hükü meti, diğer ü l kelere baskı yapmaya koyu ld u ; onları ya lnız dolar birikimini korumaya değ i l , aynı zamanda bunu a rttırmaya zorladı. N i kson hükumeti, 1 969'da yabancı merkez bankalarına büyük ölçüde a ltın satmaktan vazgeçtiğ i n i açı kça bild irdi. Sözün kısası, dolar altınla değiştirilen döviz durumunu yak ı n geçmişte değ i l, çoktan kaybetm iştir. Yazımızın başında sözü nü ettiği miz ABD Cu m ­ h urbaşka n ı n ı n 1 5 Ağustos 1 971 tarih l i demeci, Bi rleşik Ameri ka n ı n içinde bulunduğu iflôsın resmen kabul ünden başka bir şey değildir. Duru m u n ağırlaşmasın ı n diğer bir nedeni de, B i rleşik Amerika ticaret bi lônçosunun a la bi ldiğ i ne kötü leşmiş o l masıdır. 1 964 y ı l ı nda i h racat itha­ lôttan 7 m i lya r 1 00 m i lyon dolar fazlaydı . 1 971 yılı ndaysa, 1 893'ten beri

(1) Iki nci D ünya Harbinden sonra Ingi ltere de buna benzer bir üstünlüğe sah i pti. Sterl i n - l i ra , dolardan sonra ikinci rezerv döviz sayılıyordu.

447


i l k defa olarak, tica ret b i l ô nçosunda 1 m i lya r 800 m i lyon dolarl ı k b i r açık bel i rdi. Bunun başlıca neden lerinden biri ha rbi n a rttı rd ı ğ ı enflôsyon­ dur. Enflôsyon, Ameri kan mallarının rekabet yeteneğ i n i aza ittıktan başka, doların esas rezerv döviz olma rol ü n ü daha da zayıflatmıştır. Bundan başka diğer ü l kelerde yerli işletme ve sermayeleri n katı l masiyle karma korporasyonlar kuru l m u ş ve bu i şletmeler, ya bancı tüketi ciler için g ittikçe daha fazla mal sağ la maya ve Birleşik Amerikaya yarı mômul veya hazır mallar i h raç etmeye başlamışlard ı r. Bu hal, b i r ya ndan Amerikan i hraca­ tının aza l masına, öte yandan da ithalôtın a rtmasına yol açmıştır. 1 971 y ı l ı n ı n üçüncü üç ayında ödeme bilônçosundaki açık, o zamana kadar görü l med i k bir ölçüye ulaşm ış, hemen hemen 30 m i lya r doları bulm uştur. Bundan ötürü de, doları a ltında değişti rmekten resmen vaz­ geç i l mesi kaç ı n ı l maz o l m uştur. Breton -Vuds'ta ya ratı lan sistem i iflôsa sürükl iyen nedenler kısaca işte bunlardır. Ve bunlar isti kra rlı bir döviz sisteminin kurulmasına i mkôn ver­ m iyen kapita list devletler a rası ndaki çürük ekonom i k i l i şki lerin sonuç­ ları d ı r. Ha rpten sonraki dönemde, kapitalizm i n dengesiz bir geli şme içinde olması, Ameri kan tekelci sermayesin i n ekonom i k egemen l i ğ i n i n gittikçe daha fazla çökmesine yol açmıştır. Diğer büyük kapita l i st ü l keler, şimdi, ekonom i leri ni, Amerikadan daha hızlı tem polarla gelişti rmekted i rler. Bir­ leşik Ameri ka n ı n dü nya ü reti m i nde ve u luslara rası ticaretteki payı g itgide aza l ma ktad ı r. Amerikan emperya liz m i n i n, d iğer em perya l ist ra ki plerine hükmetmesi gitti kçe daha fazla güçleşmektedi r. Ka pita l i z m i n deri n leşmekte olan genel buna l ı m ı , kapita list d ünya döviz sistemine de yansı m ı ş b u l u n maktad ı r. Devalüasyon ve sonuçlart

Dolar kur'u d iğer bel l i başlı dövizlerden üstü n o lmasına rağ men, Bir­ leşik Amerika yönetici çevreleri, doların deva lüe ed i l mesi istekleri n i uzun zaman reddetti ler. Vaşi ngton, bu istekleri ka bul edeceği yerde, diğer ü l keleri n hükü metleri ni, kendi paraları n ı n altın değeri n i doları n değerine kıyasla yükseltmeye zorlad ı . Gerçekte, bu, deva lüe edi lecek dövizler kar­ şısı nda doları deva lüe etmekten başka bir şey değ i l d i . Ancak altı n ı n zoru n l u değeri korunacak v e b i r ons a ltın 3 5 d o l a r üzeri nden işlem görecekti. Dolardan daha istikrarlı dövizlere kaçışta ifadesi n i bulan spekülôsyon h u m ması öyle bir h ızla yayıldı ki, bazı kapita l i st ü l keler dövizleri ni koru­ yabilmek için, ya reva lüasyon yapmak, ya da dolar karşısında «dalgalı .. rayiç sistem i n i uygulama k, ya n i para l a rı n ı n değeri n i n pazardaki a rz ve telebe göre değişmesi usulünü kabul etmek zorunda ka ldı l a r. Bi rleşik Ameri ka n ı n pasif ticaret bilônçosu, ödeme bilô nçosu i le Federal bütçe­ deki açığın a rtması (ki Federal bütçede bu açık 23 m i lya r doları bul448


m u ştu) a rtması karşısında dolardan başka bütün dövizler çekici görün meye başla m ı ştı. işte bu koşul la r içi nde 1 971 Mayısında tari hte eşi görü l medik olaylar meydana geldi. Federal Al manya , i sviçre, Holla nda, Belçika ve Avusturya merkez bankaları ve diğerleri dolar satı nal mayı d urd urdular. Daha sonra isviçre frangı ile Avusturya şilingi reva lüe edildi, Batı Alman markı, g u lden ve Belçika frangı serbest bırakı ldı. Bu «dolar harbi »nde sadece Fransa i natçı davrandı ve fra n g ı n a ltın karşı s ı ndaki değeri ni değiştirmernekte direndi. Amerikan tekelleri, içinde bul undu kları zor d u rumdan kurtu l m a k içi n bütün a ğ ı rlığı işçi sı nıfı n ı n ve ra kip devletlerin s ı rtına yüklerneye ça lışı­ yorlar. N i kson' u n 1 5 Ağ ustos 1 971 'deki demeci nde açıkladığı, emekçi ücretleri n i n «donduru l ması », dola rı a ltınla değ i ştirmeni n d urd urulması ve ithal edi len sanayi mallarından % 10 daha fazla g ü m rü k resmi a l ı n ması g i bi ted bi rlerle g ü d ülen amaç da bud u r. Bu ted bi rlerden son ikisi, g ü m ­ r ü k h i mayesi politikasına dönüldüğünü göstermekte v e tica ret harbi teh­ li kesi yaratmaktadır. Dolar buna l ı m ı sadece Bi rleşik Amerika i le Batı Avrupa devletleri a ra­ sında değ i l, aynı za manda Amerika ile Ortak Pazar üyesi devletler a ra ­ s ı ndaki çelişkiyi ola nca keskinliğ iyle gözler önüne sermişti r. « Altı lar» ya l ­ n ı z b i r tek sorunda birleşmişlerd i r : Hepsi de, Bi rleşik Ameri kadan, doları deva lüe etmesi n i istemişlerdir. N i kson hükümeti de bu i steği kabul etmek zoru nda ka l m ı ştır. Başkan N i kson, 18 Ara l ı k 1 97 1 'de bir ons a ltı nın değe­ rini 35 dolardan 38 dolara çıkard ı ğ ı n ı , ya ni % 8,57 o ra n ı nda yükselttiğ i ni, ithal mallarında ya pılan % 10 g ümrük resmi za m m ı n ı yürürlükten ka Idır­ d ı ğ ı n ı i lan etmişti r. Bu tedbirler, «on'lar» g rupuna dahil ü l keler a rasında ya p ı l a n a n laşm a gereğ i nce a l ı n mıştır. (i) Sözkonusu tedbirlere karşı l ı k . o la ra k, başta Ja ponya o l m a k üzere bazı devletler dövizleri ni deva lüe etm işlerd i r. Böylelikle doların gerçek deval üasyonu % 1 2'yi bulmuştur. Uluslara rası Para Fonu a l ı na n ka ra rla rı onayla mış ve serbest b ı rakılan dövizleri n doların altın değeri karşısındaki i n iş-çıkış s ı n ı rı n ı % 1 - % 2,25 olara k tespit etmiştir. Ameri kan bas ı n ı ve Vaşi ngton resmi çevreleri, dolar üzeri nde yap ı l a n deva lüasyonu önemsizmiş gibi göstermeye ça l ı şıyorlar. « U . S. News and World Report» derg isi, 27 Ara l ı k 1 971 günlü sayıs ı nda yayı m l a na n b i r yazı sında, N i kson'un, « s ı rf psikoloj i k etkiyi gözönüne a la ra k deva lüasyona razı olduğ u n u beli rtmektedi r. Oteki kapita list devletler karşı sı nda yapı­ lan bu olağan « revera n s »la, onla ra büyük ü mitler bağ landığı beli rtil mek i steniyor ve Bi rleşik Ameri kaya yeniden dolar a k ı n ı n ı n başl ıyacağı, ödeme bilançosundaki açığ ı n azalacağı veya sıfıra i n d i rileceği ümit ediliyor. i h racatı n a rtması, ithalatın aza l ması ve bu s u retle Amerikan ekonom isinin ca nlanması, Batı Avrupa i l e ticaretin tekra r a rtması bekleniyor.

( I) Bellibaşlı 10 kapta list ü l ke temsilci leri n i n katı ldı kları gayrıresmi bir organdır? Para Fon u ' n u n pol iti kasını da bu «on'lar» beli rl er.

449


Şimdi ortaya bir soru çı kıyor : Mademki doların deva l üasyo n u " küçük bir d iyet» karşı l ı ğ ı nda bu kadar iyi sonuçlar verecekti, o halde N i kson hükü meti bu işleme neden i natla karşı koym uştur? Bu sorun u n cevabı ş u d u r : Çünkü, yukarıda sözü edilen ü m itler sağ l a m bir temele daya n ­ mamaktad ı r. Devalüasyon " küçük bir tôviz» değ i l di r. Deva lüasyon, Ameri­ ka n tekelci sermayesinin büyük bir bozg un içi nde bulunduğunu göster­ mektedir. Dolar ve dahil bütün dövizler o) a ltınla serbestçe değişti rile­ miyorsa, b) altı n ı n istikra rlı değeri ne sahip değ i l se, u l uslara rası ödeme­ lerde a ltın karşı lığı rol ü n ü oyn ıyamaz. N i kson, kendi « oyun şartlari » nı d iğer ü lkelere kabul etti rememiştir. O, sadece, d o la rı deva lüe etmeyi kabul ederek başl ıca a maçlarından biri olan j a pon yen ' i n i reva lüe ettir­ meye m uvaffa k olmuştur. Bütün bunlara karş ı l ı k, dış ü l kelerde o l a n deva m l ı v e vôdesiz borçları mu hafaza etmek i mtiyazı nı kaybetmiş v e b u n ­ ları kôğ ıt dolarla ödeme hakkı n ı yiti rmiştir. Ote ya ndan, dolar üzerinde yapılan deva l üasyo n u n bir faydası 010caksa, bu hiç de birdenbire ve otomatik biçi mde gerçekleşmiyecekti r. Çünkü, birincisi, beklenen yara r doların satı nalma g ücü ndeki yükselişi ortadan kaldıramıyacak, d ı ş tica ret üzerinde esaslı bir etkide bulunamı­ yacak, d iğer ü l kelerin ve bu a rada Lôtin Ameri ka n ı n dövizlerinde ya p ı l ­ ması teklif edilen deva lüasyorları s ı n ı rl ıyacaktır. Devalüasyondan bekle­ nen yararı Birleşik Amerikada sü regelen enflôsyon lar da zayıflatmakta d ı r. I ki ncisi, Bi rleşik Amerikada beklenen dolar a k ı n ı n ı n ya kı n bir zamanda gerçekleşeceği ni gösteren alômetler olduğ u söylenemez. «Wa l l Street j ourna l » gazetesi n i n beli rttiği g i bi, « Doları n Bi rleşik Ameri kaya i ncecik bir su a rkından sızar g i bi a kması, ekonomistler ve borsa spekülôtörleri a rasında hayret ve şaşk ı n l ı k yaratıyor.» « New York Times»e göre ise, «Onemli deva lüasyon sonuçları n ı n ödeme bil ônçosu üzeri nde ta m bir etki ya pabil meleri için en az iki yı l l ı k b i r za m a nı n geçmesi gereklidir. » Demek ki, önemsiz bir deva lüasyon, doları n yurt-dışı yatı rı mlar biçi m i nde d ışarı akmasını durd u racak g üçte değ i l d i r. Batı Avrupaya sermaye i hracı çok u l uslu dev tekellere büyük kôrlar sağlamakta, ve onlar dolar üzerinde ya pılan % 12 azaltma n ı n doğurduğu kaybı bu kôr fazlasiyle kapatmak­ tad ı rlar. l]çüncüsü de, Bi rleşik Amerika i l e d ı ş ticaret ra kipleri a rasında ki derin çelişkileri n çözülmesi olanakları yok gibidir. Çünkü, Bi rleşi k Amerika, Ortak Pazar ü l kelerine Amerikan i h racatı yolu üzeri ndeki gü mrük duva r­ ları n ı yıkma çabal a rından vazgeçmiyecektir. Bu da el bette a radaki çeliş­ ki leri daha fazla a rttı racaktır. ithalôta g ü m rü k za m m ı ya pılmasından sonra beli ren a lômetler, yakında « ka rşı darbeler»in ve ticaret harbi n i n başlı­ yacağ ı n ı ve bunları n yıkıcı sonuçlar doğ u racağ ı n ı göstermektedir. Kısacası, Bi rleşik Ameri ka i l e d iğer kapita l i st ü l keler a rasında, doların a ltınla serbestçe değiştiri l mesi konusunda esasl ı çelişkiler vardır. ABD kendi dövizini altı n la değ işti rmeye en yakın bir gelecekte başla maya asla 450


niyetli değ i ldir. Bu durum, öteki kapita l i st ü l keleri, dövizleri n i n dolar karşısında ki altın değeri ni istikra ra kavuşturma problemi n i kendi a raç­ lariyle çözmeye zorl ıyacaktır. Bu yüzden, doları n a ltı nla değişti ri l mesi sis­ temine kısmen de olsa dönül mesi yolunda istekler a rtmakta, B i rleşik Amerikaya bu a l a nda d u rmadan baskı ya pı l ma ktad ı r. Fakat bu dönüşü yapa bil mek için altı n ı n değeri ni yükseltmek, ya ni bir ons a ltına 38 dolar­ d a n fazla değer koymak gerekir. B u da dolar üzerinde d a ha büyük ölçüde yeni bir deva lüasyon ya pmak demektir. Bu yeni deva lüasyonun, resmi kayna kların ya lanlamasına rağ men, ya kın bir gelecekte gerçekleştirileceği ve bir ons a ltının 70- 1 00 ve hatta 1 40 dolara yükselti l mesi n i n önüne geçi lemiyeceği daha şi mdiden söylenmektedir. Korporasyonlar temsi lci leri n i n kanısına göre de, son za manlarda a l ı na n ted birler « g eçici niteli kte»d i r v e « i l k deneyler»dir. Bu değerlendi rme temelsiz de değ i l d i r. Çok u l uslu korporasyonların ve bunlarla i lişkisi bulunan bankaların işlem leri yüzünden, daha fazla faiz bulabilmek için memleketten memlekete göçeden « ateşe atı l m ı ş pa ralar» yığını hiçbir za man g a ranti l i kontrole sa h i p değ i l d i r. Amerikan ekonomisi n i n gelece­ ğ i ne fazla bir g üven yoktur. Dü nya kapita l i st döviz sistemi belirsizlik i çinded i r ; çünkü a ltı nla değ i şti ri lmiyen ve a lternatifi b u l u n m ıya n dolar, kapita list d ünyasında ödeme a racı rol ü n ü oyna maya devam etmektedir. N i kson hükG meti tarafı ndan a l ı na n deva lüasyon ted biri ve diğer ted­ birler, hiç şüphesiz, ne dola rı bütün felaketlerden, ne de dü nya kapita l i st döviz sistemini buna lı m l a rd a n ku rta rabil i r. Sözkonusu ted birler, Ameri kan tekelci sermayesinin, kendi güçlüklerin i d iğer memleketlerin üstüne yık­ mak ve ra kipleri hesa bına bunla rdan kurtu lmak için çabaladığ ı n ı ortaya koyma ktad ı r. Fakat, Amerikan yönetici çevrelerinin, meydana gelen durum içinde bu g i bi niyetleri gerçekleşti recek g üçte olmadı kları açıkça görü l ü ­ yor. Kapitalizmin derin leşen genel buna l ı m ı ile birlikte dü nya kapita list döviz sistemi ndeki buna l ı m da a rtmaya , giderek yeni yeni ve daha şiddetli sarsı ntı l a r yaratmaya devam edecektir.

Allmm rolü

Burjuva teorisyenleri ve « büyük parababaları » bir « ü niversal döviz » meydana getirmeye v e çıkmazlardan bu suretle kurtulmaya çalışıyorl a r. Onlara göre, a ltın a rtık çağı n ı yaşayıp geçirmiş, bir değer ö lçüsü ve m i l letlerarası ödeme a racı olmakta n çıkmıştır. Sarı maden, dltın çıka rma sanayi i n i n ve özel a ra m a ların konjonktürüne büyük ölçüde bağ l ı d ı r. Altı n madenine sa hip ü lkeler i mtiyazlı du rumdadı riar. Fakat işin asıl önem l i ya nı, mevcut a ltın rezervleri n i n d ü nya tica reti n i n i htiyaçlarını ka rşılıyama­ masıdır. Uluslara rası ödemelerde sterli n l i ra ve dolar g i bi u l usal dövizleri kullanma zorunluğu da bundan doğ ma ktad ı r. Şimdi dolar buna l ı m ı dola451


yısiyle. u l usal dövizleri a rtık a ltına bağ la m ıya n bir « d ünya parası " biçi­ minin b u l u n ması bir zoru n l u k halini a l mıştır. « IJniversal döviz " tasarısı neler vaadediyor? Dü nya Para Fonu. 1 970 yıl ında sonradan « kôğıt altı n " a d ı n ı a l a n « özel değişim hakları " siste­ m i n i kurdu. Bu döviz « reform "u ya n l ı ş bir görüşün beli rtisid i r. Bu « reform "un ta raftarları şunu a n l a m ıyarla r : Para bir maldır. toplumsal insan emeğ i n i n ürünüdür ve bir değere sah i pti r. B u mal. ta ri h boyunca. d iğer bütün m a l ların eşit değerde ortak bir değişim a racı olara k kulla­ n ı lagelmiştir. Ya n i ortak değ iş i m aracı nitel iğini devletlerarası a n laşma­ larla kaza n m ı ş değ i ldir. Anlaşmalarla kaza ndığını iddia edenler. çeşitli ü l keler tekelci grupları n ı n çıkarları a rası ndaki derin çelişki leri görmez­ l i kten geliyorlar. Sürüp giden şid detli rekabet s ı rasında herkes birbirini çiğniyerek kôr sağ la maya çal ı şıyor. Bu yüzden. a n la şmalar. en büyük rasyonalizm prensipine göre değ i l . g üçler o ra n ı na göre i mza lan ıyor. Şu veya bu devletin hükümeti. kendi u l usal s ı n ı rl a rı içi nde. ya sal ödeme a racı olarak. a ltın esasına daya n m ıya n kôğıt para l a rı dolaşıma çıkara­ bilir. Bu da ancak şiddetl i enflôsyonlara meydan vermiyecek biçi mde ve belirfi ölçüler içinde ya pılabilir. Fa kat. uluslara rası i lişki ler a la n ı nda a ltın karşılığından yoksun para la r ödeme a racı olara k kullanılamaz. « Kôğıt a l tı n " ı n da bu a l a nda gara ntisiz u l usal para lardan farkı yoktur. O da enflôsyon yaratır ve bir para birimi için gerekli i stikrardan yoksun ka l ı r. Altı n. fiyatını korumak ve dolaşım dışında tutmak için şimd iye kadar ya pılan bütün suni denemelere rağmen. u l uslara rası ödemelerde değer ölçüsü rol ü n ü oynamaya deva m etmektedir. azei paza rlarda a ltın fiyatı d a i ma res m i d üzeyin üstünde tutu l m uştur. Bir ons altın 46 dolardan. ya n i res m i değeri nden 0/o 2 0 d a h a yüksek bir fiyatla işlem görmektedi r. Ta bi­ i k i altın fiyatı. gerçek değ i şi m değerine ya kın bir eşitliğe kavuşmadan önce. çok daha yüksek bir düzeye çıkarı l m a l ı d ı r. Yukarıda sözünü etti ğ i ­ miz. ya kında yapılması beklenen d a h a büyük ölçüdeki yeni dolar deva­ lüasyonu n u n nedenleri de bunlard ı r. Zamanı mız kapita l i z m i n i n dövizlerindeki sakatlıklar. ne a ltın sta ndar­ d ı na dönüşle. ne de özel bir u l uslara rası dövizi a ltın yeri ne ku llanmakla g iderilebi l i r. Döviz soru n u n u d üzen lemek a maciyle devlet-tekel kapital iz­ m i n i n a lacağı tedbirl erden hiçbiri . kapita li st d ü nyası n ı n döviz-fi nans iliş­ ki lerindeki a n a çelişki leri ortadan ka l d ı ra maz. B u ted bi rler. ı stırabı geçici bir za man için hafifletmekten başka bir i şe yara m ıyacaktır. Dolar bunalimı ve gelişme halindeki ülkeler

Dolar bunalımı. en fazla. gelişme halindeki ü l kelere. özellikl e ekono m i k bakımdan Ameri kan emperyalizmine s ı k ı sıkıya « bağ l ı " bulunan Lôtin Ameri ka memleketlerine acılı etki ler yapıyor. 452


ABD'nin gelişme hali ndeki ülkelerle dış ödemeleri nde açık yoktur. Ta m tersi, ödeme bila nçosu, daimi olarak geli şmekte olan ü l kelerin a leyhine dönüktür. Çünkü bu memleketlere eşitl iğe daya n m ıyan tica ret koşulla rı dayatı lmakta ve bu tica ret bir soyg un halini a l m a ktad ı r. Sözkonusu ü l ke­ ler, her şeyden önce fiyat makası n ı n kurbanıdı riar : I h raç ettikleri madde­ leri n fiyatları makaslanmakta, mamul ithal malları n ı n fiyatları ise a rttırıl­ maktad ı r. Bunun sonucunda şiddetli enflasyonlar başgöstermekte, daimi olarak u l usa l para ların deva lüe edil mesi zoru n l uğ uyle karşı laşılmaktad ı r. Latin Amerika ü l keleri i h raç malları n ı n çoğ u zaman, yüzde 30'u n u (bazı hal lerde de yüzde 70'ini) yuta n Bi rleşik Amerika paza rl a rı nda tuturabil­ mek için, para larını deva l ü e etmek zorunda ka l m ışlard ı r. Bundan başka, genel l i k ve öncelikle dolar ola n dış döviz rezervleri de değeri ni kaybetmiş bulunmaktad ı r. Bu demektir ki, onlar, diğer kapita l i st ü lkelerden dolar hesabiyle daha pa halı mal almak zoru ndadırlar. Gelişme hali ndeki ü l keler, çok haklı olara k, ekonomi leri n i n gelişmesini zorlaştı ra n teh l i kelerle mücadele ediyorlar. « 7Tler g rupu .. d ışişleri bakan­ ları, ortak bir doğ rultu beli rlemek ve «On'lar grubu ..n u n politi kasına kar­ şı koymak amaciyle, 1 971 Ara l ı k ayında U ma'da (Peru) bir toplantı ya p­ mışlard ı . Bu m ücadele, başta Ameri kan em perya l isleri olmak üzere, em perya l ist devletlerin içi nde bul undu kları döviz bunalımından kurtula­ b i l mek için bütün güçlükleri gelişme hali ndeki ü l kelerin üzerin e yıkmak a maciyle a lacakları ted bi rlerle daha da şiddetlenecektir. Birleşik Amerika işçi smlfma indirilen darbe

Tekelci sermayenin döviz politikası işçi sınıfı n ı daha fazla somurme a macına yönelikti r. Emperya l izm « g ünah ..ları n ı bu sı nıfa ödetmeye çalışır. Bazılarına göre, deva lüasyon, emekçi lerin durumlarını pek az etkile­ yecektir ; çünkü sadece bazı ithal m a l ları n ı n fiyatları yükselecek ve bu fiyat farkı işçi l erin bütçesini hemen hemen hiç sarsmıyacaktır. Ote yan­ dan, deva lüasyon belirli fayda lar da sağ l ıyacaktı r ; Amerikan i hracatının a rtmasına yol açacağı için ödeme bilançosu düzelecek, bu da yeni işyerleri n i n açılması sonucuna götürecektir. Ayrıca, şöyle hesa plar bile ya pılmaktayd ı : Odeme bilançosu ndaki açığ ı n azalması sonucunda, her bir mi lyar dolar karşı lığ ında yeni 60-80 işyeri açılaca ktır. Orneğ i n, açı­ ğın 9 m i lya r aza l ması sonucunda (Ni kson hükumeti bu kadar bir azaltma vaadinde bulun muştu), 70 bin kişiye i ş sağ lanaca ktır. Ne va r ki, bu iddia­ l a r hiçbir temele daya n m ıyor. Zira her deva l üasyon fiyatların yükselmesine ve enfl a syonun a rtmasına yol açar. Yukarıda da bel i rti ldiğ i g i bi, bir deva lüasyon, a nca k iki yıl sonra olumlu sonuçlar vermeye başlıya b i l i r. fakat bu s ü re içinde başgösteren deva m l ı enflasyon lar ve çok u l us l u tekellerin eylemleri beklenen o l u m l u sonuçları sıfıra indiri r. B u tekel ler 453


Ameri kan paza rına i h raç etti k leri m a l l a rl a ith a l ôtın a rtmasına ve «işyeri i hracatı » na sebep olacaklard ı r. Kesi nlikle söylenebi l i r ki, deva l üasyondan sonra , ödeme bilônçosundaki açığı azaltmak a maciyle « anti-enflôsyo nist» p ro g ra m ı n u yg ulanmasına hız verilecektir. Bunun için de işçilerin ücretleri ne karşı hücumlar geniş ölçüler a lacak, ücretlerin a rttı rı/mamasına çalışı lacak, işçi sınıfı n ı n d i ren­ me gücünü k ı rma k için şiddetli ted bi rler a l ı nacaktır. Yönetici çevreler, bütün enflôsyon koşul ları nda, emekçileri « kemerleri sıkma»ya çağırırlar. Şimdiki enflôsyon döneminde de bu ça reye başvuru laca ktır. Bu nedenlerden ötürü, i şçi sı nıfı kendi yaşayış d üzeyi ni, örgütlenme ve g rev hakkını koru mak için daha büyük bir çaba harca m a k zorunda ka la­ caktır. işçiler şi mdi şu amaçlar için m ücadele etmek zorundad ırla r : Çi n­ Hindindeki saldırıya son verilmesi ve B i rleşik Amerika Komünist Partisi XX. U l usal Kongresi'nin tezlerinde belirti ldiği g i bi, «genellikle saldırgan­ lık sistemi n i n , ya n i askeri üslerin, gerici rej im iere ya pılan askeri ya rd ı m ı n v e CIA'i n başka ü l kelerin içişlerine ka rışmasının» ortadan ka l d ı rı l ması ; B. Amerikada fabrikaların keyfi olara k kapatılmasını ve ü reti m işlerinin ya bancı ü l kelere nakled i l mesini yasak eden ted bi rlerle « i şyeri i h racı »nın sınırlandırı l ması ; d ı ş ü l kelerdeki yatırı mların azaltı lması ve bunların uzun vadeli, düşük faizli veya faizsiz, ka b u l ü m ü m k ü n olmaya n şartlar koş­ madan gelişme hali ndeki ü lkelere gerçek yard ı m şekl i nde ya pılması ; işçi ücretleri üzerinde her türlü kontro l ü n kaldırılması ve fiyatların i nd i ri l mesi ; Amerikan emekçileri için yeni işyerleri açılmasının reel kaynakları olara k sosyalist ü l kelerle ticaretin geniş ölçüde gelişti rilmesi . . . işçi sınıfı kapita l izm çerçevesi içinde, bu düzeni n bütün sakatlıklarını ortadan ka l d ı ra maz. Emekçileri, sömürücü topl u m u n bozukluklarından ya l n ı z sosya lizm kurtaracaktır. Şurası da di kkate değer ki, döviz buna­ lımı sadece kapita l d ünyasını sarmıştır. Çünkü gerek böyle bunalım lar, gerekse işsizli k, açlık, ı rkçı ve m i l l iyetçi zu l ü m g i bi burj uva top l u m u na özg ü marazlar sosya lizm d ünyasında kendi leri ne yer bulamazlar. Ameri­ kan emekçi lerin i n a l a cakları i bret dersleri bunlardır.

454


Kvame N ikru ma'nın anısına U lusal kurtu l u ş hareketi n i n seçki n eylem adamla rından, m i l l etlerarası a nti-emperya l i st ve sömürgeci liği karşı savaşan güçler cephesinin a ktif savaşçı l a rı ndan olan Kva me N ı kruma 27 Nisan 1 972 g ü n ü hayata göz­ lerini kapadı. Kva me N ı kruma 1 909'da Ingi liz söm ü rgesi «Altı n Sa h i l i »ni n (halen Gana Cu m h u riyeti) küçük bir köyünde doğdu. Daha çocukluk yılla rı nda, sömü rgeci l iğ i n insan onurunu nası l çığnendiğini anladı ; o zamanlar Afri­ ka lıları n ortak kaderi olan haksızl ı k ve aşağ ı l a ma la rla boğ uşarak yetişti. I l k öğreni m yapabildi ve sonra kend isi de öğretmen oldu. Ancak daha sonra yüksek öğren i me devam etmek için yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. N ı kruma i ki nci Dü nya Ha rbi nden sonra yurduna dönerek, politik hayata a ktif biçimde katılmaya başladı. 1 949 y ı l ı nda Konvent (1) H a l k Partisi'ni kurdu. Bu pa rtin i n yöneti m i a ltında «Altın Sa h i l i .. halkı Afrika tropik böl­ gesinde ilk olarak bağ ımsızl ı ğ ı n ı elde etti (1 957). N ı kruma « Otobiyog rafi »si nde, Halk Partisinin kuru l masının i şçilerin ve gençlerin politik uya nışına ya rdım ettiğini yazar. Bu partide i lerici görüş­ ler s ü ratle gelişip g üçlendi ve bunlar 1 962 yı lında hazırlanan parti pro­ g ra m ı n ı n birçok maddesinde yer aldı. N ıkruma Afrika memleketleri içi n kapita list gelişme perspektifi n i kesin likle reddediyor, « kapita lizm Afrika­ nın karakterine ve vicd a n ı na iha net o l u r » diyordu. N ı kruma hayatı n ı n sonuna kadar sömü rgeci liğe ve yeni-sömürgeci liğe karşı yorul m a k ve y ı l m a k bil meden m ücadele etti. Kendisi, Afrika halk­ ları n ı n ve devletleri n i n a nti-emperyal ist birl i k ve ittifakını yaratma fikri n i n ateşli bir savaşçısıydL Kıta n ı n d i �� e r ü l keleri n i n i lerici önderleriyle birlikte, böyle b i r birlik ve ittifa k ı n temelleri ni atmak üzere büyük çabalar harcadı. Bağımsız Afrika idea li n i gerçekleştirme ve u l usa l kurtuluş hareketinde ilerici g üçlerin birliğ i n i g üçlendi rme yolundaki eylemleri m i lletlerarası bir takdir kazandı. Kvame N ı k ruma'ya, " Ha lklar a rasında barışı g üçlendirme adına » U l uslara rası Len i n Armağa n ı veri ldi. Bütün d ü nyada, komünistler ve i lerici güçler, bütün hayatı n ı bağ ı m sız­ lık ve sosya l i lerleme dôvası m ücadelesine hasreden Kva me N ı kruma ' n ı n parlak a n ı s ı n ı kalbierinde yaşatacaklardır.

(1) Konvent : Halk meclisi. 455


özel sayf a l a r

Türkiye Komünist Partisi Politbüro üyesi I. Bilen yol­ daşın Georgi Dimitrof'un 90. doğum yı ldönümü do­ layisiyle sofyada d üzenlenen "Georgi Dimitrof ve devrimci, demokratik güçlerin barış, demokrasi ve sosyalizm uğrunda birliği" konulu uluslararası bilim­ sel konferanstaki konuşması Değerli yoldaşlar ! Bulgar halkı n ı n büyük oğ lu. uluslara rası komünist v e işçi hareketi n i n leninci. seçkin savaşçısı Georgi Dimitrof yoldaşın doğ u m g ü n ü n ü . 90. ju­ bilesini bütün Türk kom ü n i stleri. devri mcileri en deri n sayg ı la rla seıômlar. Kurulan şu foru m : « Georgi Dimitrof ve barış. demokrasi. sosya lizm uğrunda devrimci. demokratik g üçlerin birliği konferansı » Türkiye ha lkı, için. yurtsever. i lerici g üçler için a ktüel bir önem taşır. Böylesi bir foruma ve tekcephenin yüce stratej'i D i mitrof yoldaşı n j u bilesini anma törenine katı l mak bizim i ç i n bir mutluluktur. Böylesi bir olanağı bize sağ l ad ı ğ ı için kardeş Bulgar Kom ünist Pa rtisine candan teşekkür ederiz. G. D i mitrof yoldaş. genellikle Türkiye olayla rını. özel likle Türkiyede işçi hareketini. Kom ü nist Pa rtisi n i n çalışmalarını izlemiş bunlarla yakından i lgilenmi şti r. Komi nternin Genel Sekreteri olarak. o. Türkiye Komünist Partisi n i n Markçı-leninci i l kelere göre yetişmesi. gelişmesi için h i ç bir ya rd ı m ı esirgememişti r. G. Dimitrof yoldaş ı n bu yolda ya ptığı uyarılar. eleştiriler. verdiği devri mci öğütler komünistleri n savaş yol unu ayd ı n lat­ m ı ştır. Bunlardan çoğu a ktüalitesini. canlılığını hôlô sürdürmektedi r. Sonra. G. D i mitrof yoldaşı yakından görmüş. yanında . yönetiminde çalışm ı ş. savaş arkadaşl ı ğ ı etm i ş olan kardeş pa rti lerin komünistleri i ç i n bu a n ma töreni. bu bili msel konferans. özel v e ç o k duyg u l u bir önem taşır. Sofya. komşumuz Bulgaristanın Başkenti. tarihsel g ü nlerinden birini daha yaşamakta d ı r. Bu konferans. uluslara rası komüni st ve işçi hareke­ ti n i n gelişmesi ne. halkların ulusal bağımsızl ı k. demokra si. barış ve sos­ yalizm yol u nd a ki savaşlarına hız veren yeni. önemli bir katkı. bir g ü ç kaynağı olacaktır. Georgi Dimitrof yoldaşın kes i n l ikle. kıvançla yürüdüğü şo nlı. len i nci b i r savaş yolu va rd ı r. Marksçı -leni nci i l keler üzeri nde onun yönettiği. çeliğine su verdiği. sert sınıf savaşı ateşlerinden geçmiş olon BKP. Dimi456


trof' u n kıvançla taşıdı ğ ı proleter enternasyonalizmi bayrağı n ı yükseklerde tutm a k ta d ı r. Dim itrof yoldaş, b u rj uva u l usçuluğuna, şövenizme karş ı amansızça savaşmıştır. V e b u n a karşılık, B ü y ü k Oktobr Devri minin getir­ diği, Len i n i n kurduğu Sovyetler Bi rliğ ini va r g ücüyle savun muş, ona toz kondurmamıştır. Len i n i n partisine, Sovyetler Birliğine karşı sayg ı ve sev­ giyi kardeş komünist pa rti leri ne, bütün devri mcilere sürekli aşılam ıştır. Olayların a kışı, komünist ve i şçi parti leri nin gelişme süreci, Dimitrof yol­ daşı yerden göğe, bu alanda da, haklı çıkarmıştır. Sovyet d üşmanlığ ıyla savaş, a nti-komünizmle savaştan, barış, demokrasi ve sosyalizm için savaş­ tan, bu u ğ u rda devrimci, demokratik g üçlerin cephe birliğini kurmak savaşından ayrı la maz. Georgi Dimitrof yoldaş, h alkarın emperya lizme, söm ü rgeciliğe, bunların kanlı yumruğ u ola n faşizme karşı, u l usal ezgiye karşı, u l usal bağ ı msızlık, demokrasi, barış ve sosya lizm uğrunda yü rüttükleri dev savaşların bayrağı · o l m u ştur. Emperyal i zme, yabancı tekellerle işbirliği kuran büyük b u rjuva­ ziye karşı savaşta işçi sınıfı nın, komünist parti lerinin, devri mcil erin görev­ lerini, Dimitrof yoldaş, her zam a n kesin çizg ilerle belirtmiştir.

Di mitrof yoldaş, bi rleşik proleter cephesi, halk cephesiz, a nti-em per­ yalist u l usal cephe soru n la rı n ı , işçi hareketinin, kom ü n ist parti lerini n ana sorunu, vazgeçilmez görevi olarak ele a l m ıştır. Bu soru nu bütün Leninci h üneriyle, usta lığ ıyla işlemiştir. O, bi rleşik cepheyi sınıf «işbirliğ i » diye almamıştı r. B u n la r « birbiri n i n tersi, bir a raya gelmiyen iki ayrı şeydi r», der. Elbette, bütün a nti-emperyalist, anti-feodal, a nti -faşist güçlerin cephe birliği, işç� s ı nıfı n ı n , emekçi köylüleri n asalak, sömürgen sınıflarla, işbir­ likçilerle birliği değ i l di r. Tam tersine, böylesi bir cephe halk d üşma n ­ larına karşı kurulan savaş cephesidir. G. Dimitrof yoldaş, faşizmin klôsik, leni nci tan ımlamasını yap mış, onun sınıfsal nitel iğini, politik a maçlarını , güç kaynaklarını bütün d a l l a rıyla. ayrı ntı la rıyla gözler önüne sermiş, faşizme karşı savaş stratej i ve taktiğini somut biçimleriyle ortaya koymuştur. Onun sağ lam, yaratıcı, Leninci teo­ riye daya nan bu yapıtı, komünistlerin, komü nist parti leri n i n elinde keskin bir silôh o l m uştur. Sayın yoldaşla r, Türkiyede, bundan bir yıl öncesine kadar, Türkçeye çevri len M a rksist yapıtlar, kitaplar a rasında, en çok okunan, yayı l a n kitap­ lardan biri de Georgi Dimitrof' u n : « Faşizme karşı Birlik Cephesi » kita­ bıydı. 1 969'da Türkçe çıka n bu kita p kapışıldı. Ve, devri mcilerin, yurtsever gençlerin elinde bir savaş kı lavuzu oldu. Böylesi bir ilgi hiçte rasgele değildir. Bir defa Di mitrof Türkiyede, halk a rası nda popülerd i r. Komünist­ ler bunu uzun yı llar yayagelmişlerdi r. Ama en önemlisi, başta gelen i : Yepyeni Bulgaristanın dev a d ım la rla sosyal iz m yolunda yürümesi, barışı. Ba l ka nl a rda halkların g üvenliğini savun ması, Bulgaristan Halk Cumhuri ­ yeti hükümetin i n lenin ci dış politikasıdır. Sonra, Türk y urtseverlerin i n Dimitrof'u okumaları n ı n b i r nedeni de, halkımızın üstüne üstüne yürüyen 457


fa şızm teh l i kesi olmuştur. Ve NATO' lara bağ lanmakta n gelen büyük teh like de üstelik. Halkın kuşkuları, korku ları boşuna değ i ld i . Gerici, yabancı tekellerle bağlı, i şbirlikçi kodaman burj uvazi, on ları n pa rti leri, padişahçı sı ndan, Tura neısından, en azılı şövenistinden yobazına kadar heps i n i elleri a ltında örgütl üyor, silôhlı faşist koma ndoları orta lığa sürüyordu. Işçi g revleri, Ameri kan emperya listleri ne ka rşı işçi, öğrenci, h a l k gösteri leri, protesto yürüyüşleri polis coplarıyla, göz yaşartıcı bombalarla, k i m i zaman zırhlı birliklerle bastırılıyordu. Işçi sınıfının savaşları, gittikçe daha sert, çok daha b i l i nçli ve örgütlü biçi m ler a l ıyordu. Baştan, i şçi, gençli k, öğrenci çıkışları, ha reketleri birbi rine bağlaşık g i d iyord u. U l usal bağ ımsızlık dire­ nişi, Ameri ka n hegemonyasına karşıd u ruş yığ ınsal, h a l k ha reketi niteliği a lıyordu. Böylesi b i r gelişme egemen sınıfları, işbirlikçi hükümeti, bu çev­ releri elinde tutan Ameri kan emperya l i stleri ni korkuttu. Burj uvaz i bir ya ndan yığ ı n lara ka rşı, işçi sınıfına, yurtsever örgütlere karşı baskıs ı n ı a rtırd ı . Bununla birli kte, gençlik, öğrenci ha reketleri n i i şçi hareketi nden koparmıya, bu örgütleri parça lam ıya , onları içinden yıkm ıya koyul d u . Bu «oyı rbuyur» taktiğini uyg u la r ken , burjuvazi, her soydan ve her boydan sağcı, « so icu » oportü nistleri, provokatörleri, bozg u ncuları kul­ lanmıya önem verdi. B u rj uvazi, Tü rk-iş'in başını tutan Amerikancı sarı sendi kacı ları i şçi hareketine ka rş ı kullandı, kullanıyor. Türkiyede, bir yıldan fazla d ı r, uzatmalı sı kıyöneti m rej i m i va r. Bu yöne­ tim ya lnız işçi hareketi ne değ i l, bütün halka, yurtsever güçlere, ulusal burj uvazinin sola açılan kanadına ka rşı uygulanıyor. Sı kıyöneti m l e bütün i lerici örgütler, Tü rkiyeni n 67 i l inde örg ütlenm i ş o l a n Türkiye I şçi Partisi kapatı l d ı . I lerici gazeteler, derg i ler yasa kla ndı. Basına sansür kondu. Sı kıyönetim komuta n l ı kla rının açıkladı kları ve basında çıkan verilere göre, son bir yıl içi nde, tutu klanan, göz a ltına a l ı na n yurtseverleri n sayı­ ları 17 bini b u l m a ktadır. Askersel m a hkemelerde yarg ı la n a n la rı n sayı ları 6 bine ya kındır. Bir çok idam ceza ları veri l m i şti r. K i m i leri a s ı l m ıştır. Ordu içinde geniş ayıklamalar ya pıldı. Yüzlerce yu rtsever subay tutukland ı . Anti ­ komünizm, Sovyet düşmanlığı yeniden körü klendi. Ve, Baka nlar Kuru­ lunda, devlet ba ka n larından birine « komünizmle müca dele görevi » veri ldi. Bütün bunla rda, Türkiye üzeri ndeki Ameri kan baskısını, « Amerika n malı­ d ı r » damgasını görüyoruz. Bu nca baskılara rağ men işçi sınıfı ve yurt­ sever g üçler d i renişleri n i s ü rd ürüyor. Bu d urumda, Türkiyede, ulusal bağ ı ms ızlık, barış, demokrasi ve sosya­ lizm uğrunda devrimci, demokratik g üçlerin birliği a ktüel bir nitelik a l ı ­ yor. Faşizmi gem lemek, gerici l i ğ i n yolu n u kesmek için işçi sı nıfı, geniş yığ ınlar kendi çıkarlarını savu n m a k zorunluğ unu, gittikçe daha kesin duy­ m a ktad ı rlar. Bi rleşi k cephe, her şeyden önce, G . Dimitrof yoldaşı n belirt458


tiği gibi, «yığınları n içi nden, aşağıdan gelen geniş bir mobilizasyonla seferberlikle - kurulabili r». Bu süreç Türkiyede başla maktad ı r. Konkre olaylar, olgular bunu gösteriyor. Bozg uncula ra, likidatörlere karşı açılan savaş, gelişen oluşumun bir yönüdür. Burjuvazi, baskıl a rla, zorba lı klarla, kuvvet dengesi ni kendinden yana aktarmak istiyor. Borun pazarı g eçmişti r. çağ ı m ız o eski g ü n ler değ i l d i r. Başta Sovyetler Birliği olmak üzre sosya list ü lkeler topluluğu biteviye kuv­ vetlenmektedir. Bili mde, tekni kte dev devri mler ya pıyorlar. Kapita list ü lke­ lerde işçi sınıfı n ı n savaşla rı gem işiyor. Emperyal izme, en başta yeryü­ zünde gerici liğin baş ya nda rması Amerikan em perya lizmi ne, eski ve « yen i » sömürgeci l i k sistemine karşı h a l kların ulusal bağ ı msızlık savaşları g ünden g ü ne genişliyor. Marksizm-leninizm ülkü ve i l keleri mi lyo nları n b i l i ncinde yer a l ıyor. Dimitrof' un Kom ünist Partisinin öncülüğünde, arılar gibi işliyen Bulgar halkının, işçi sınıfının el iyle kurulan, korunan H a l k Devleti sosya lizm yol unda, mutl u l u k yol u nda i lerliyor. B u ya pıt Dimitrof yoldaşın somut a n ıtıd ı r. Başı köklerdeki bu a nıt, kurtul uşları içi n savaşan, barış, demok­ rasi ve sosyalizm uğrunda cephe birliğini savunan halklaro, yığınlaro gidecekleri yolu gösteriyor. D i m itrof yoldaş bu sava ş ı n sembol üdür. I lg i nize teşekkür ederi m.

459


Ferit Bozkaya

T.ürkiye sanayiinde geli,meler ve durum Giriş

Türkiye sanayi sorunlarını, dü nya çapında kapita lizmden sosya lizme geçiş çağ ı nda, Sovyetler Birliği başta olmak üzere sosya list ülkeler top­ l u l uğ u n u n yeryüzündeki gelişmelere yön verdiği, m i l l etlera rası işçi s ı n ı fı m ücadelesinin d urmadan geliştiği ve halkların u lusa l ve sosyal kurtuluş ha reketlerin i n g üçlendiğ i bir zama nda ele a l ıyoruz. B u dönemde, em per­ ya lizm va rl ı ğ ı n ı yeni sömürü ve soyg u n biçi m leri uyg ulayarak, saldırgan­ lığını a rttırarak sürdü rmeye ça lışmakta, sosya list sistemin ise ekonomik, politik, askeri ve ideoloj i k gücü ve d ünya çapı nda etkisi d urmadan a rt­ maktaaır. Sosyal iz m bütün insanlığın m utlu g eleceğ idiL Yaşadığımız devri mci dönüşümler döneminde ü l kemizin toplumsal eko­ nomik geli şmesi sorunu özel bir nitelik ve daha büyük bi r önem kaza n­ mış bulunuyor. Emperya liı:min sömürü ve ta lan zincirinin bir halkası olan ü l kemizde em peryal i stler, en başta Amerikan em perya listleri, ekonomik, politik askeri ve ideoloj i k hakımıyetierin i yeni biçi m lerde devam ettir­ mektedirler. Bugün Türkiyenin ekonomik ve pol iti k hayatı nda en önemli rolü emekle sermaye arası nda şiddetlenen mücadele oynamaktadır. işçi sınıfımıı:ın politik ve send i ka l devrimci örgütleri öncü l üğ ünde bağ ı msızlı k, demokrasi, u l usal ve sosyal kurtuluş m ücadelesin i n emekçi yığ ı n ları ve bütün ilerici g ü çleri sardığını, ha rekete geçirdiğini gören emperya listler ve uşakları, 12 Mart 1 97 1 'den sonra Türkiyede faşist biçimi, askeri bir i ktidar kurdu­ l a r. Yeni yöneti m i n en dişli üyeleri ya Batı tekel/eriyle yada da yerli tekelci sermayeyle, büyük toprak ağalarıyle sıkıca bağ l ı d ı rlar. Bu koşu l la r içi nde, h a l kı mızın ulusal v e sosyal kurtu l uşu v e ü l kemizin dinamik toplum­ sal gelişme yoluna g i rmesi soru n la rı her za manki nden daha ca n l ı bir önem kaza n m ı ştır. B u uğurda veri len devrimci m ü cadelede TKP'nin çiz­ diği savaş taktiğ i ve stratejisi ü lkemiı:in sosya l-ekonomik strüktürünün derin Ma rksist-Leni ni st ta h l i l i ne, içerde ve d ışardaki kuvvetler dengesine göre ayarlanmaktadı r. Bu bakımdan, Türkiye sanayi i nde son 1 5-20 yıl içi nde meydana gelen gelişmeleri olduğu g i bi görmek ve değerlendirmek önem lidir. Sanayileşme nedir?

Yaşa d ı ğ ı m ı z teknik devrim çağ ında sanayileşmenin tarifi hala tartışma konusudur. Klasik a n lamda, sanayi leşme denince, bi r ülkenin ta rım ü lkesi o lmaktan çıkı p bir sanayi ü lkesi haline gelmesi anlaşılmaktad ı r. 460


Sanayi leşme, her ü l kede kendine özg ü soru nları çözüm leyen ta rihsel bir s ü reçtir. Çağdaş ta rih emperya list ü lkelerin «yardı m ları .. ile az gelişmiş ü lkelerin sanayileşmiş kapita list ül keler seviyesi ne erişebi l mesi n i n imkôn­ sız olduğunu göstermiştir. Bugünkü teknik i lerleme devri nde gelişmiş kapitalist ü l kelerle o n la ra bağ ı m l ı olan az gelişmiş ü lkeler a rasındaki uçurumun derin leşmesi bir objektiv ka n u niyet olarak ortaya çıkmıştır. Sovyetler Birliği ve d ü nya sosya l ist sisteminin va rl ı ğ ı ekonomik ba k ı m ­ d a n az gelişmiş ül kelerde u l usal sanayi i n kurulabilmesi v e gelişmesi olanakları n ı yaratmıştır. B u yeni ve önemi g ittikçe a rtan koşullar az geliş­ miş bir ü l kede ulusal sanayiin k u rulabilmesi ve hızla gelişmesi için tüm ağır ve hafif sanayi kolları n ı n varlığını gerekti rmemekted i r. Omeğ i n kapita l i st olmayan gelişme yolunu seçen ülkelerde, sosya list sistem i le işbirliği, köklü toplu msa l-ekonomik dönüşüm lerin başarıyle gerçekleştiri lebilmesini m ü m k ü n k ı l maktad ı r. Bugün Türkiye kapita l i st bir gelişme yol u n u izlemektedir. Ve ü l kede sanayin gelişmesi n i n emperya listleri n kontrolü a ltında olması sanayileşme i m kônlarını da ra ltmakta d ı r. Türkiyede halkın refa h seviyesinin yükselti l­ mesini a maç edinen bir sanayiin k u rulması hiç bir zaman bir hedef olma­ m ı ştır. Sanayi leşme egemen çevreleri n ekonomik ve politik hedeflerine u laşabi l m eleri için bir a raç olağelmiştir. T ürkiyede sanayileşme politikası

ve sanayileşme süreci

Türkiyede sanayi leşme 1 930 yılla rı nda Birinci Beş Yı l l ı k Plô n la amaç ed inilmiş ve Sovyetler Birliğ i n i n de ya rd ı m ı i l e uyg u l a n masına geçilm işti r. Cum h u riyeti n i 1ô n edildiği zaman ül kede bi rkaç mensucat, tütü n ve zeytin yağı fabri kası ndan, maden ocaklarından başka belli başlı işletme yoktu. Emperya lizmin genel buna l ı m ı n ı n biri nci dönemine ra slayan Cum­ hu riyetin ilk yılla rı nda, Türkiye ekonomisinde feodal ve ya rı feod a l iliş­ kiler ta mamen hakim bir d u rumda idi. Milli Kurtuluş M ücadelesinden sonra bir oluşum içinde bulunan ulusal Türk burj uvazisi, memlekette poli­ tik ve ekono m i k hakimiyeti ni kuvvetlendirmek, ekonominin bütün kolla­ rında i l kel bir seviyede bulunan ü reti m a raçlarını geliştirerek iç pazara hakim olmak istemektedir. Kema listler ü lken i n ekonomik bağ ı m s ızlığ ı n ı n da sağ lanması gereğ ine i na na ra k ü l ke sanayi nin gelişmesini etkileyici baıı tedbi rler a l m ışlard ı r, fakat emperyalizm çağ ı nda, feodal ili şkileri n sağ lam köklere tutu nduğu bir ü lkede, iç paza rın ve yatı rım kaynakları n ı n açılmasını m ü mkün kılaca k köklü reformla ra yanaşılmadan ekonomik kalkınma sağ lanamıyacağını hemen ortaya çıkarm ıştır. Daha o zamanlar Türkiyenin sanayileşme sorunları ve onların çözümü burjuvazi nin em per­ ya lizme bağlı ve menfaatleri em perya l izm ile çatışan kanatları a rasında bir tartışma konusu olma kta n ç ı km ı ştı. Türkiye n i n kapita list d üzen içi nde kalması i l kesi nin kabul edildiği izmir I ktisat Kongresinde (1) işçi g rubu

(Il ızmir i ktisad Kongresi, 1 923. 461


sözcü leri, topra ksız köylülerin topraklandırılmasını, iş ka nunu çıkarılması nı, i şçi lerden a l ı n a n vergi lerin indiri l mesini istiyorlardı. 1 923 y ı l ı nda Türkiyede 1 .300 işyerinde 75-85 bin i şçi çal ışıyordu . Bu işçilerin sanayi kolları a rasında dağılım ı na gelince : % 43'ü gıda, % 2 1 'i mensucat, % 1 2'si madenci l i k ve % 6'sl da demir çel ik ve makine tom i ri işlerinde ça lışmıştı r. (1) lJ l kede bu sanayi kolları dışı nda deri, kôğ ı t, boya ve çi mento gibi ü reti m hacmi yüksek ol maya n sanayi i şletmeleri de va rdı r. Emperya l izmin genel ve periodik buna l ı mları ü lkemizin sanayileşme sü recine kendi siyah damgas ı n ı vurm uştur. Sovyetler Birliği, halkımızın em perya lizme ve isti lôcı güçlere karşı ulusal kurtuluş sava ş ı n ı desteklediği gibi, u l usal ekonomiyi kurma ve geliştirme çabalarını da her zaman desteklemiştir. 1 929-1 933 b u n a l ı m ı s ı rasında, kapita list paza rlarda ta rı m ürün leri fiyatla rı n ı n h ızla d üşmasiyle ü l kemizde ta rımsal üreti m i n 0/o 33-35 o ra nında aza l d ı ğ ı zaman Sovyetler Birliği ile 17 N isan 1 932 ta rihinde imza lanan a h'tlaşma gereğince, büyük komşu­ muz ü l kemizden yı lda 7,5 mi lyon dolarl ı k itha lat ya pmayı yükümlenmiştir. 26 Ara l ı k 1 971 tari hli « M i l liyet» gazetesinde de beli rti ldiği gibi, Prof. Orlov başkanlığınd a ki b i r Sovyet teknisyen grubunun h azırladığı i l k Türk Sa nayi Progra m ı , « Eldeki olanakların devletçe gelişti ri l mesini kaçı n ı l maz saymı ştır. » 1 934 y ı l ı nda Türkiyede plônlı ve enta nsif b i r şeki lde devlet i şletmeleri kurulmaya başla n m ı ştı r. lJçte biri Sovyetler B i rliğ i n i n ekonomik ve môli yard ı m ı olmak üzere, Biri nci Beş Yıllık Plôn uygula ması s ı rasında 1 35 mil­ yon l i ra yatı rım yap ı l m ış ve gıda, dokuma sanayi kolları geliştiri lmiş, cam, selüloz, kükürt işleme fa bri ka l a rı kurulmuş ve Ka ra bük Demir-Çe l i k Tesis­ leri n i n de temel leri atı l m ıştı r. Biri nci Beş Y ı l l ı k Plô n ı n uyg u l a n ması neti­ cesi devlet işletmelerin i n sanayi ü reti mindeki o ra n ı % 25,Tye çıkmıştır. Fakat aynı yıllarda ü l kenin sanayi ü reti m i n i n % 40'1 hôlô el sanayii işlet­ melerinde üretil meye d eva m etmektedi r. (2) iki nci Dünya Savaşı y ı l larında Sovyet tehl i kesi masa l ı n ı i leri sürerek faşist ve em perya l ist güçlere iyice bağlanan iktidar, i ki nci Beş Yı l l ı k Plô n ' ı n uyg u la n m a s ı n ı v e böylelikle de u l u s a l sanayi leşme sorunlarını yüz üstü b ı rakıyor. Ha rpten sonra dü nya sosya l ist siste m i n i n kurulması ve u l usal bağı msız­ l ı ğ ı n ı kaza nan halkların ekonomik bağ ı msızlık yoluna g i rmesiyle emper­ yalizmin sömü rü a lanı daraldı, kapita list siste m i n genel buna l ı m ı derin­ leşmeye başladı. Emperya l i st devletler azgelişmiş ü l kelerde ekonom i k ve politik haki m iyetieri ni s ü rd ürebi lmek çabasıyle dah a i nce sömü rü ve haki­ miyet yöntemlerine boşvurmaya başladı la r, kredi, « ba ğ ı ş » ve borç politi ­ kası ön plôna a l ı ndı. 1 948'de Türkiye Ameri kan em peryalizminin yeni

(1) Roza liyef, .. Razvitie kapita lizma v Turtsii » Moskova 1 962, s. 1 5 1 .

(2) Rozaliyef, .. Razvitie kapita l izma v Tu rts i i », Moskova, 1 962, s . 1 82.

462


sömürgeci l i k tuzağı Marşal Plô nı'nı kabul etti ve Türkiye'nin emperyalist­ Iere kapı ları açıldı. I ktidarda bulunan büyük ağa-burjuva ta kımı, emper­ ya lizmin memleketimize yayı l masını, politik, ekonomik, ideoloj i k ve askeri hakimiyet kurmas ı n ı kolaylaştı rd ı . Batı devletleriyle işbirliği daha sonra­ ları ü l kemizi bir yarı sömürg e durumuna d üşürd ü . Dünya paza rları daralı nca, em perya lizm azgelişmiş ü l keler ekonomi­ sinin bazı kolları n ı n gelişmesinden yana çı kıyor. Çünkü bu ü l kelerde i ş g ücü ucuzd u r v e ka pita list i lişki leri n gelişmesi de Batı tekelleri için yeni paza rla rın açılmasını sağ lar. Fakat em perya listler azgelişmiş ü l kelerin sanayileşmesinden, o ü l kelerde devlet sektörünün ve ağır sanayi kolları n ı n kuru l ma s ı ndan ya na h i ç b i r zaman çıkmam ıştır. Çünkü sanayileşme ulusal bağ ımsızlık ve ekonomik ka lkınmanın temelid i r. Em perya lizm azgelişmiş ü l kelerde üreti m l e dolayısıyle bağ l ı tesisler kurulmasını etkiler. Em per­ ya list devletlerin ü l kemize yaptıkları şartlı « ya rd ı m lar», kredi lerin büyük burj uvazinin elinde toplanmasını, bazı hafif sanayi tesi sleri n i n geliştiril­ mesini, devlet sektörü n ü n NATO ve SENTO plônla rı gereğ i nce militarist a maçla rla uçak alanı, iskele ve ha berleşme tesisleri kurmasını, ha berleşme s istemi n i n geliştirmesin i etki lemiştir. Menderes hükümeti em perya lizme bağ l ı l ı k ve u l usal menfaatleri mize iha net politika s ı n ı d u rmadan kuvvet­ lendirerek, ya bancı sermayeye, hemen hemen ulusal sermayenin bütün ha kla rı n ı ta n ı d ı , ya bancı sermayeni n yatı rım ve transferlerini g a ra nti a ltına aldı. Amerikan g lobal strateji hedeflerine göre 1 950-1960 yılları a rasında yapıla n yatırımlar 87 defa a rta rak 2.262 Milyon liraya çıkmıştır. (I) 27 Mayıs hareketi emperya lizmle ekonomik ve ticari işbirliği sayesi nde palazlanan büyük burj uvaziye karşı yönelmiş politik bir da rbe oldu. OIke­ m izde emperya list sömürünün a rtması, halka dönük hiç bir köklü, demok­ ratik reformun yap ı lmaması, işçi ve köylü düşmanı politika n ı n gemi azıya a l ması nedenleri nden güç alan bu ha reket, belli bir politik progra m ve a maçla ortaya çıkmamıştı. Yeni hükü metler ü l kemizdeki em perya lizm ağalığına dokunmad ı la r, ta m tersine ekonomik ve sosyal bunalımla rd a n kurtu luş yol unu, emperya list devletlerden y e n i «yard ı m la r » istemekte gör­ dü ler. Em perya l iz m i n genel buna l ı mı n ı n üçüncü aşamasında Türkiyeye yapı­ lan «yard ı mıor» daha sert ekonomik ve politik baskılarla bağ l ı d ı r. Ozel­ l i kle Amerikan tekelleri, 1 960'tan sonra ulusal sanayi mizin temel lerin i kö­ kü nden kemi rmek a macıyle, devlet i şletmelerine daha fazla soku l m a k i stemişlerd i r. 2 7 Mayıs 1 960'tan sonraki iki yıl, sanayi i n gelişmesi bakı­ m ı ndan, d urklama yılla rı d ı r. 1 963 y ı l ı ndan sonra Türkiye sanyi i n i n gelişmesinde yen i bir dönem baş­ lam ıştır. i ki nci Dünya Harbinden sonraki Bi rinci ve i ki nci Kalkınma Plôn­ ları n ı n uyg u landığı bu devrenin kara kteristik b i r yönüde Sovyetler Birli-

(I) Rozaliyef, « Razvitie kapital izme v Turtsi i » Moskova, 1 962, s. 1 60. 463


ğ i n i n ü l kemize yoğ u n ekonomik ve mali ya rd ı m göstermeye yeniden baş­ lamasıd ı r. Türkiye ekonomisi gerçek a n lamda plônlı bir ekonomi değ i l d i r v e kapita list sistem i ç i n d e bulundukça da plônlı bir ekonomik gelişme sağ lanması i mkônsızd ı r. Fakat uyg u lanan plônlamanın ülke ekonomisinin gelişmesinde az çok etkisi olduğ u da şüphesizdi r. B u Birinci Beş Yıllık Kalkınma Pla n ı n ı n ı n hedefi, ekonomide orta lama % 7 ve sanayiide i se ii/U 1 1 - 1 2 o ranı nda bir y ı l l ı k gelişme hızına ulaşmak idi. 1 968-1 972 yıl­ ları a rasında uyg u la n a n I kinci Beş Yıllık Kalkınma Planıyle i se 1 1 1 ,5 m i l ­ ya r l i ra yatırım yapıl ması öngörülmüştür. Bu p l a n uyg u lamaları döne­ m i nde gıda, mensucat, kimya, maden işleme gibi sanayi kolları ve mon­ taj sanayii geliştirilmiş, ü reti m a raçları üretim i sanayii kolları kurulma­ m ı ştır. Sovyetler Birliğ i n i n ya rdımıyle i n şaatı hôlô deva m eden ızmir Aliağa Rafi nerisi ve ıskenderun. 3. Demir-Çelik Tesisi dışında a ğ ı r sanayi tesisi kurulduğ u n u göstermek de zordur. Cari fiyatlarla 1 965'ten 1 97 1 'e kadar Türkiye sanayi ü reti mi i ki defa a rtmıştı r : Yıl

1 965

1 966

1 967

1 968

1 969

1 970

Sanayi ü reti m değeri

1 1 .743

1 3.772

1 6.0

1 7.670

20.498

22.609

Ca ri harcama lara göre hazırlanan bu cedvel, yükselişi aksettirse bile, fiyat a rtışları bu yükselişin gerçek o ra n ı n ı göstermeye engeldi r. 1 965-1 968 y ı l ­ ları a rasında sektörler itti bariyle sanayi ü reti m endeksi şöyle a rtmıştı r : (2) 1 965

1 966

1 967

1 968

1 27,0 Genel endeks 1 26,0 Imalat Sanayi 1 27,3 Gıda Sanayi 1 36,8 Madenci lik Enerji ü reti m i 1 23,9 (Elektrik ve Havagazı)

1 45,2 1 44,2 1 31 ,4 1 56,3 1 38,4

1 65,6 1 65,7 1 57,0 1 70,6 1 53,9

1 84,8 1 63,2 1 79,6 204,9 1 7 1 ,3

1 963

=

1 00

I ki nci Beş Yı l l ı k Kal kı n ma Pla n ı n ı n uyg u l a n ması, Savyetler Birliğ i n i n ya rdı m ıyle kurulan sanayi işletmelerin i n ü reti me açı l ma s ıyla I m a lôt sanayi endeksinde bir sıçram a alacağı nı söylemek m ü m kü nd ür. Batı devletlerin i n ekonom i k ve tek n i k «yard ı m la rı » geci kti rmeleri yüzünden hizmete açı lması iki yı l geciken Keba n Ba raj ı n ı n ta mamla nmasıyle ü l kede elektrik ener­ jisi ü retim i 1 .5 misli a rtacaktır. 1 950'den 1 97 1 'e kadar Türkiye sanayi i n i n bazı iş kollarında üretim a rtışları şöyle o l muştu r : Ta blo-l (1) Türkiyenin ekono m i k göstergesi 1 965-1969, 1 966-1 970.

(2) Türkiyenin ekonom i k Göstergesi 1 965/1 970 Ankara . 464


Tabla-l 'de de görüldüğü g i bi Türkiye sa nayı ı n ı n en gelişmiş kolları, madenci l i k ve hafif sanayi işletmeci liğidir. U l kede ü retim a raçları ü reti mi pek az geliştiri lmiştir. U reti len makineler a ra sında dokuma tezgô h ı , freze, motkop, pompa, elektrik motörü i ma latını sıralamak m ü mkünd ür. Son yıl­ larda ü lkede ithalôta dayanan montaj sanayiciliği h ızla geliştiri l miştir. Ta rı m a raçları, oto, otobüs ve başka taşıt a raçları, radyo, televizyon, jena ratör, venti lôtör, buzdolabı, elektri k motörleri vs. monte edil mektedi r. Emperya list tekellere bağ l ı yerli egemen çevreler montajcılığı bir makine ya pımı sanayi ine çevirme gereğ i n i görmemektedirler. Türkiyenin büyük yera ltı zeng inli kleri Sovyetler Birliği ve sosyal i st dün­ ya n ı n va rlığı Türkiyede makine yap ı m ı sanayiinin g üçlendirilmesi için ab­ jektiv olanaklar yaratmakta d ı r.

Sanayi üretiminin milli gelir içindeki oram

Türkiyede sanayi ü reti mi m i l l i geliri n gittikçe daha büyük bir kısmı n ı oluş­ turmaktadır. (1) Yıl

Sanayi üretimi MiL. T. L.

1 948 1 956 1 960 1 962 1 965 1 966 1 967 1 968 1 969

926 3.290 6.887 8.323 1 1 .747 1 3.727 1 6.006 1 7.670 20.498

M.

G.

içindeki ora n ı

% 1 0, 1 % 1 6, 1 % 1 5, 1 % 1 5,4 % 1 7,3 % 1 7,6 % 1 8,2 % 1 9,5 % 20,4

1 970 y ı l ı nda ise sanayi üretimi n i n mali değeri 22,609 M i L . T. L.'ne bul­ m uştur. 1 948-1 965 yı lları a rası nda sanayi üreti m i n i n milli gelir içi ndeki payı % 7,2 ora n ında bir a rtış gösterirken, 1 966-1969 yılla rında bu pay, (ya lnız 4 yıl za rfı nda) % 3,1 ora n ı nda a rtmıştı r. Son yı llarda sanayi ü reti­ m i n i n m i l l i gelir içi ndeki y ı l l ı k o rta lama a rtış ora n ı % 0,8'dir, daha önceki yıllarda ise bu orta lama a rtış ora nı % O,4'ü geçmemiştir. 1 967'de sanayi m ı ştır. (2)

üreti m i n i n değeri sektörler a rasında şöyle dağ ı l ­

(ı) H. Cil lov «Tü rkiye ekonomisi .. Moskova 1 97 1 , s. 1 43. (2) Türkiyenin ekonomik göstergeleri 1 965-1969. Ankara. 465


Yün ipliği (3) Pa m u k l u D o k u m a (3) Yü n l ü Dokuma (3) Oto D ı ş Lôstiğ i (5) Şeker (2) (+ + + ) Sigara (3) S u n i G übre (2) Petrol O rü nleri (2) Elektri k Enerjisi (2)

B i n Ton Bin M . Bin Metre B i n Adet B i n Ton B i n Ton B i n Ton Bin Ton K i l ovatsaa t

4

3

4

4

3

1 53.468

1 80.747

1 87.440

1 88.700

288.852

5 . 1 00

4.437

4.488

5.1 60

507

780

1 .1 39

699

568

645

48.500

56.772

3

3

200.796

206.056

5.940

5.292

4.697

986

1 .1 31

1 .239

720

650

502

517

64.428

36

38

40

40

376

380

360

442

478

679

326

4.206

4.81 3

5.324

6.1 57

6.278

6.919

2.81 5

4.942

5.387

6.047

6.886

7.830

8.622

( 1 ) Kara b ü k ve Ereğ li Tesisleri Oreti mi, (2) Ka m u ve azel Sektör, (3) Ka m u Sektörü, (4) Türkiye Şişe ve Ca m Fabrika­ ları A. Ş., (5) azel Sekter, (+) 2 mm esasına g öre, (+ + +) Ka mpanya devresi olarak. Tablo-l için kullanılan kayn a k la r : E ko n o m i k i n d i kators of Tu rkey 1 960-1 964 s . 4-5 Ekon o m i k indi kators of Turkey 1 960- 1 964 s. 4-5 Türkiyen i n Ekon o m i k Göstergeleri 1 965-1 966 s. 4-5


Tablo-l .ı:o> o>

Yıl Oreti m Kolları

Olçü biri m i

Cevher ve Maden Oretim i H a m Petrol (1 ) Taş Köm ü rü (+) (2) linyit (+) (2) Demir Cehveri ( + + ) ( 1 ) Krom (++) (1) Bak ı r (blister) (2) Manganez (3) Saf Kükürt (2)

Bin Ton

1 950

1 965

1 960

1 966

1 968

1 967

1 969

1 970

17

375

1 .532

2.041

2.752

3.104

3.623

2.832

3.653

43.992

4.880

5.031

4.769

4.684

4.573

1 .91 1

3.096

2.829

2.773

3.536

3.753

3.992

1 43

444

876

1 .661

1 .553

2.223

2.502

207

221

242

707

632

609

662

26

26

27

25

24

19

35

28

24

42

24

14

7

17

22

23

25

24

26

27

3.61 1

19

( 1 ) Ka m u ve Ozel Sektör, (2) Ka m u Sektörü, (3) Ozel Sektör, (+) Satıl a b i len, (+ +) Tü ronan Sanayi Oreti m i H a m Demir ( 1 ) Bin Çel i k I ngot (1 ) Ton Net Hadde M a m ü l leri (ı ) Ton Çimento (2) Ton Kok kömürü (3) Ton Pencere ca m ı (4) (+) B i n M2 Pam u k i pliği (3) Bin Ton

113

248

500

736

847

91 0

948

1 .036

91

266

581

842

996

1 .1 09

1 .1 70

1 .31 2

268

459

592

754

826

997

2.038

3.240

3.852

4.236

41 .736

5.795

6.374

744

1 .1 88

1 .452

1 .368

1 .428

1 . 596

1 .283

34

7.766

9.1 21

1 0.700

9.210

1 5.51 9

32

33

34

37

396

28

37

35


1 970 y ı lında ise sanayi ü reti m i n ı n mali değeri 22.609 M i L . T.L.' n l b u l ­ m u ştur. 1 948-1 965 yılları a rasında sanayi ü reti mi n i n m i l l i gelir içindeki payı % 7.2 ora n ı nda bir a rtış gösterirken, 1 966-1969 y ı l la rında bu pay, (ya l n ı z 4 yıl zarfında) % 3.1 ora n ı nda a rtmıştır. Son y ı l la rda sanayi ü re­ ti m i n i n milli gelir içi ndeki orta lama a rtış o ra n ı % O,8'dir, daha önceki yı llarda ise bu o rta lama a rtış ora n ı % O,4'ü geçmemiştir. 1 967'de sa nayi üreti m i n i n değeri sektörler a rasında çöyle dağ ı l m ı ştı r : (1) Sanayi sektörü

Oreti m değeri Mil TL

M. G. içi ndeki ora n ı

Imalat sanayi Madencil i k Elektri k enerjisi, g a z v e su ü reti m i

1 4. 1 1 7 1 .267 622

% 1 6,0 % 1 ,5 % 0,7

Türkiyede sanayiin gelişme hızı ve çeşitli sanayi kol ları arası ndaki den­ gesiz gelişme memleketi ekonomik ve mali b u na l ı m lard a n çıkarabilecek bir niteli kte o l makta n uzaktır. Bili msel teknik devri m yöntemlerin i n uyg u­ Ianmasıyle Batı Avrupa kapita l i st ü l kelerinde ve hele sosya list ü l kelerde sanayiin gelişme hızı çok daha yü ksektir. Orneğ in, Ka rş ı l ı k l ı Ya rd ı m laşma Konseyi ü l kelerinde son 5 yıl zarfı nda y ı l l ı k orta lama sanayi gelişme hızı % 7,5, Ortak Pazar ü l kelerinde ise % 6,5'tir. (I) Türkiyedeki ekonomik gelişmeyi belirleyen sanayi üreti midir. Ama bu gelişme Türkiyeyi bir sa nayi ü lkesi h a l i n e getirecek niteli kte o lmaktan uzaktır. 1 965-1970 yıl ları a rasında ta rımsa l ü reti m i n m i l l i gelir içindeki ora n ı % 6,5 azalm ıştı r, fakat ü l kede a h a l i n i n % 70'i geçi mini hôlô ta rım ­ dan sağ lamaktad ı r. Küçük ve büyük sanayi iş/etme/eri

Türkiyede sanayiinin strüktürünü d a ha iyi a n laya bi l mek ıçın küçük ve büyük sanayi işletmeci liğine b i r göz atmak zoru n l ud u r. Memleketimizde sanayi işletmeleri n i n sayısı deva m l ı olara k a rtma ktadır. (2) Yı l

1 927

1 950

1 963

1 970

Adet

65.245

82.331

1 60.711

279.405

1 927'de bir işletmede ortalama 4 işçi ça lışıyord u . 1 950'de sanayi üreti­ m i n i n % 52'sini ü reten, 200'den fazla işçi ça l ı ştıran firmaların 1 966'daki ü retim payı % 68'e yükselmiştir. 1 950 sayımına göre 82.331 işyeri nden 80 bininde a ncak 31 2 bin işçi ça lışmış ve bu işçilerin 1 87 bininin ça l ı ştığı

(1) " Pravda .. gazetesi 8. 8. 1 971 . (2) M i l liyet Gazetesi 1 8. 9. 1 971 . 468


i şyerleri nde 1 0. BK.'den daha az motor g ücü kullanılmıştır. 1 950'de küçük sanayi işletmeleri n i n 32.050'si d i kiş, 1 0.060'1 gıda, 3.000 dokuma ve 1 2.000'ni de metal işleme sanayii nded i r. Türkiyede büyük sermaye deni nce, devlet işletmeleri ve büyük özel yerli ve yabancı sermaye akla gel mektedir. Büyük i şletmec i l i ğ i n bugün ha kim olduğu i ş kol l a rı demi r-çelik, çi mento, kôğıt, lôstik vs. d i r. Dem i r­ çeli k üreti m i n i n % 90'nl, dokuma sanayi ü reti m i n i n % 91 ' i lôstik sa nayi ü reti m i n i n 0,'0 95' i ve kôğ ıt sanayi ü reti m i n i n % 97'si büyük işletmelerde yapılmaktad ı r. (1) Mensucat sanayii i se büyük ve küçük i şletmelerden oluşmaktad ı r. işletme sayısı ve ça l ı şa n işçi sayısı ba k ı m ı ndan burada küçük sa nayi hakimdir. Devlet, büyük özel teşebbüsü deva m l ı olara k desteklemekted i r. 1 954'te büyük sanayi i i şletmelerinde çalışan işçilerin % 54'ü özel sektörde bulu nuyordu . Türkiyenin büyük sanayii işletmeleri sosya l ist v e gelişmiş kapita l i st ü l ke­ ler dev sanayi tesi slerine kıyasla küçüktür. Buna rağmen Türkiyede büyük sanayi i n i n tüm sanayi iqindeki önemi g ittikçe a rtmakta d ı r. Istanbul Sanayi Odasına bağ lı en büyük 1 00 Şi rketi n (isti hdam, Oz Sermaye ve Cirosu) 1 969-1 970 yı l la rında şöyle bir gelişme göstermiştir. (2) Yı l

isti hda m

Oz sermaye

Satış hasılatı Ciro

1 969 1 970

98.706 1 40.205

M i L . TL 6.340 9.356

M i L. TL 1 1 .809 1 7.607

'Türkiyede 1 970 y ı l ı nda faa liyet gösteren en büyük fi rma lar i se şunlard ı r : (3) Adı

istihdam

Oz Sermaye Ci ro

Türkiye Dem i r ve Çel i k işletmeleri Ka rabük Ereğ l i Demir Çel i k Fabrikası TAŞ. Türkiye Selü loz ve Kağ ıt Fa bri kaları i şletmesi Türkiye Çimento Sanayi TAŞ, Türkiye Şişe ve Ca m Fabrika ları A.Ş.

1 1 .085

MiL. TL 1 .062

M i L . TL 2,1 00

4.441

600

1 . 1 05

8.047 5.621 5.508

460 366 224

828 512 432

(1) « Emek » N -3, yıl 1 970, H. Cil lov "Tü rkiye ekonomisi » Moskova, 1 971 , s. 1 68.

(2) Istanbul Sanayi Odası derg isi N 54, 1 970jN 66, 1 97 1 . (3) i stanbul Sanayi Odası derg isi N 66, 1 971 . 469


En büyük şi rketler Iş Banka sına, Sü merba nka, Eti banka ve aynı zaman­ da Batı banka ve tekel leri ne bağ l ı d ı r. Türkiyede büyük şi rketler özel büyük, devlet ve yabancı sermayeden oluşmaktad ı r. Ve bu üç kol a rasında kôrlar i se şöyle dağıl makta d ı r : (I) 1 963'te banka/ann kar oranian

Devlet Bankaları Büyük azel Bankalar Küçük azel Bankalar Ya bancı Bankalar

% 7,0 % 1 4,1 % 2,5 % 1 24,2

Görüldüğü gibi mamleketi m izde küçük sanayi işletmeleri çok yayg ı n d ı r, fakat sanayi üreti mi, işçi sayısı, ana sermaye ve teknolojik bakımdan büyük sermaye haki m bir d u rumdadır. Türkiye sanayinin gelişmesinde devletçiliğin rolü

Türkiyede sanayileşme sürecinin özeli kleri nden biri de kapita lizmin genel buna l ı m koşu lları içinde, geri ka lmış bir tarım ü l kesinde devlet ka pitalizminin geliştiri l mesidir. Genelli kle, ulusa l kurtu luş m ücadelesi ver­ miş bir ülkede ekonomice geri ka l m ı ş l ı kta n kurtu lmak zorunluğu, özel sektörün endüstriyi ve onunla birl i kte ekonom i n i n öteki kolları n ı ayağa kaldırabilecek d u rumda olmaması, devletin ekonomik hayata katılması ve ekonomide hakimiyet kurması gereğ i n i doğ urmaktad ı r. Türkiyede 40 yıl i ı k uyg ulama sırasında devletç i l i k i lkeleri nde değ i şiklik­ ler olm uştur. Fakat u lusal ekonomiyi geliştirerek, burjuvazinin i ktida r kanadını destekleme meka nizmasında oynadığı rol , devlet kapita lizminin özü ola rak, ka l m ı ştır. Ikinci Dünya Savaşından önce devlet kapita list işletmeci liği yaba ncı sermayeye karşı olan u l usa l burjuvaziye sağ lam bir destek sağ lamak hedefiyle gelişti ri l mişti. Türkiyede devlet sektörü üç yolda n kurulmuştu r : 1) 1 928-1944 y ı l ları nda büyük çoğ unluğu u laştırma ve ha berleşme işleriyle uğra şan 25 yabancı şirket para ları ödenerek tasviye edilmişti r. 2) Osm a n l ı devri n den ka lan sanayi işletmeleri devletleşti ri l m iştir. 3) Devlet yatı rı mlarıyle yeni devlet işletmeleri kurulmuştur. üretime ya pılan yatı rımla rın tica rete ya pılan yatı rımlar g i bi kısa bir za­ manda fazla kôr geti rmemesi ve ülkede ulusal burj uvazi n i n eli nde fazla sermaye b u l unmaması, 1 925-1 932 yı l la rı a rası nda faa l iyet gösteren Tür­ kiye Sanayi ve Tica ret Bankası A. Ş.'ne burjuvaz i n i n faa l bir şeki lde katı l ­ masını v e i ktidarın u m d u ğ u ekonomik gel işmeni n e l d e edilmesin i engel­ ledi.

(I) Rozaliyef, « Klassi 470

klassovaya borba v Turts i i », Moskova,

1 966,

s. 99.


1 934 y ı l ı Tü rkiyede devlet kapita l izminin hız a l ması ba k ı m ı nd a n b i r ha reket noktasıdır. Ya l n ı z devlet işletmelerini kapsaya n Birinci B e ş Y ı l l ı k Plô n ı n hedefi, « Tü rkiyeyi bağ ı msız b i r ulus» (i) haline geti rmek v e ü l kenin genel ekonomik durumunu geliştirmekti. H ü k u met devlet kapita l izmi pol i ­ tikasını, o yı l l a rda kurulan Sümerban k v e Etibank g i bi, devlet işletmele­ rinde kontrol ve yatı r ı m ya pma ve kredi işleri n i yürütme yetki sine sa h i p büyük b a n k a l a r vasıtasıyle yürütmüştür. Sümerba nk devlet i m a lat sanayi, Eti bank ise devlet madenci l i k ve maden işleme sanayi kolları n ı elinde tut­ makta d ı r. «Türkiye Komünist Partisi mevcut şartlar içinde Ankara hükümetinin dev­ letçi l i k pol iti kasını esasta destekliyord u . Devletç i l i k, memleketin ekonomik bağ ı msızlığ ı na temel olaca k b i r sanayiin doğ ma s ı n ı hedef g üttüğ üne göre a nti-emperya list bir karakter de ta şıyordu. Fakat TKP, devletçiliğ i n, uyg u l a ­ m a d a emekçi y ı ğ ı n l a r ı n çıkarlariyle çelişen ta rafları nı a ma nsızca eleşti r­ mekten, devlet sektörünün demokrati k bir temeli oturtul ması u ğ ru nda savaşmakta nda geri durma d ı . » (2) Türkiye halkı, Birinci Beş Y ı l l ı k Plô n ı n gerçekleşti ril mesi nde, mem leketin ekonomik bağ ı msızl ı ğ ı na temel olacak sanayiin meydana geti ri lmesi nde Sovyetler Birliğinden büyük bir destek gördü. 8 mi lyon faizsiz altın dolar­ lık Sovyet ekono m i k ya rd ı m ı sayesinde k u rulan Nazi l l i ve Kayseri dokuma fa brika ları, 1 939'da halkımızın dokuma i htiya c ı n ı n 0 '0 65' i n i n yerli üreti mle karşı lanabilmesini sağ ladı. Bu iki büyük devlet dokuma fa brika s ı n ı n ku-' rul masıyle memlekete modern dokuma sanayi tekniği gi rmiş ve bu sanayi ürün leri için ithôlata bağ l ı l ı k önem i i ölçüde ön lenebi l m i şti r. Biri n ci Beş­ yı l l ı k Plônın uyg u l a nmasıyle devleti n sanayileşmede rolü ve faa liyetlerin i n önemi a rtm ıştı r. 1 950 yı lına kadar i ma lat sanayi i ne, madenc i l i k ve nakliyat işlerine yapılan yatı rı m ların 0 ;1 92'si n i devlet ya pmıştı r. 1 950'de devlet sanayi işletmeleri sanayi ü reti m i n i n % 50'si ni verm iş ve devlet kapita l izmi ü l ke sanayi inde hakim duruma gelm iştir. Tü rkiyede devlet sanayii özel sanayiden ayrı değ i l , onunla sıkı işbirliği hali nde gelişmişti r. Bu işbirliği büyük devlet banka ları ile i şbankası, Yap ı v e Kredi Ba nkası g i bi büyük özel bankalar kanal ıyle yü rütülmüştür. 1 9501 960 y ı l ları a rasında i ktidar, devlet sektörünün önemini küçü mseme, dev­ let işletmelerini özel sektöre daha açık bir şeki lde peşkeş çekme pol itikası izleyerek, devlet kapita l izminin sanayi leşme süreci içi ndeki faaliyetleri ni kısıtlamışt ı r. Fakat bu dönemde de Türkiye burj uvozisi nin, tümüyle dev­ letçi liğ i n gelişmesine karşı olduğu söylenemez. Burjuvazi n i n ayrı ayrı kanatları, devlet sektörünü kendi d a r çıkarları için kulla nmaya ça l ı şmak­ tad ı rIar. B i l indiği üzere devletç i l i k i lkeleri ile işe başla n ı rken Türk bur-

(I) Roza l iyef, « Razvitie kapita l izma v Turtsii », Moskova, 1 962, s. 1 1 8. (2) Y. Demir, TKP 50 Yaşında, Yeni çağ , sayı 8-9, 1 970, s. 702. 471


j uvazisi hemen hemen tümüyle bu pol iti kayı destekliyordu. Çünkü Cum­ hu riyet ta ri h i n i n başlarında büyük Tü rk sermayesi henüz oluşma mıştı. 1 950- 1 960 y ı l la rı a rasında devlet i ktisadi teşekkü l lerini e llerinde bulun­ duran bankala rlo yerli ve yabancı özel sermaye ortak A. Ş.' leri kurmaya hız verdiler. Türkiye sanayiinde sermayenin tekel leşmesi de böylece etki­ lendi. Drneğ i n bugün mensucat, şeker, com, tütün i şleme, ç i mento ve bazı öteki sanayi kolları nda tekel leşme oluşmaktadır. Türkiyeni n devlet sektö­ ründe ve bütün öteki sanayi kol ları nda i lerleyen tekel leşme s ü reci nin özel­ liği, devlet sermayesi, özel sermaye ve yaba ncı sermayenin büyük devlet ve özel bankalar konalıyle memleketin bazı sanayi kol l a rında to m haki m i ­ yet kurmaları v e paza r politikasını do tayi n etmeleridir. Bu kaynaşmanın nasıl cereyan ettiğ i n i Sümerban k örneğinde görebiliriz. 1 965 yılında Sü­ merba nk 23 sa nayi işletmesine sa hipti. Sümerba n k tesi slerinden ya lnız Eskişeh i r Dokuma Fabrikası yılda 24 mi lyon metre kumaş dokumaktad ı r. Sümerbank, öteki devlet bankaları, büyük özel bankalar ve ya bancı ser­ maye ile birli kte bugün 51 A. Ş.' i n orta kçısıdır. Bu ortaklıkların Tsi banka, 1 1 'i dokuma şi rketi, 5'i çimento fa brikası, 3'ü şeker, 4'ü ki mya, 4'ü demir çeli k işletmesi ve 3'ü de tiraret A. O.'dır. Bu 51 Anonim Ortak l ı kta Sümer­ bonkın hisse senedi değeri 534 m i lyon l i ra d ı r. Bilindiği üzere 1 932 yılı nda Sü merba nk 20 mi lyon TL'sl sermaye ile kuru l muştu. Mem leketi n ekono­ mik gelişmesinde Sümerba n k ı n rolü a rtmaktadır. Bugün Sü merba n k 1 2 yeni devlet ve özel sektör karma kapita l i st işletmesinin kurucu l uğ una katı lmaktadı r. (1) Böylece, devlet kapita lizmi temelinde ü l kemizdeki kapi­ ta list sanayii leşme süreci içinde büyük banka ların önem i n i n arttı ğ ı n ı görüyoruz. Yüksek Denetleme Kurulu üyelerinden Kamura n Ardıç' ı n bir açıklama­ sına göre : « 1 970 y ı l ı nda Y. D. K.' n u n denetimine ta bi 1 20 devlet i ktisadi teşekkülü faa l i yet göstermiştir. Bu teşekkü l lerin 1 969 yılı sonunda kullan­ dıkla rı sermaye 82,8 m i lyar TL'dır. Bu sermayenin 23.7 m i lyarı TL'sl öz kaynak ve 69,1 ' i ise yabancı kaynaktan sağ l a n mıştı r. » (2) Ya bancı ser­ mayen i n Sümerba nk ve Etibank konal ıyle devlet iktisadi kuruluşları nın, yal ­ nız i nşaatı na değil, a y n ı zamanda işletilmesine de katı ldığ ı n ı Ereğ l i Demir Çel ik, Ka radeniz Bakı r I şletmeleri, Boraks Madenci liği vs. örnekleri nde görüyoruz. Devlet i ktisadi kuru l uşları n ı n 1 969'da kullandıkları brüt serma,­ yenin 26 m i lyar TL ono sermaye, 56,8 m i lyar TL döner sermayed i r. Y.D.K. üyelerinden Ka m u ra n Ardıça göre, bu t�şekkül ler sermayesi n i n tü m ü n ü n bug ün 200 m i lyar T L cıva rında o laca ğ ı sa n ı lmaktad ı r. Devlet sektörü 1 969 y ı l ı nda taş kömürü, bakır, bakırlı pi rit, kükürt, civa g i bi madenierin tom ı n ı , krom, dem i r, kolema n l ik, ham petrol, l i nyit g i bi maden ierin öneml i kısmını, şeker, pamuklu ve yünlü iplik, dokuma, çi­ mento suni gübre, kağıt-karton, hadde mamül leri, çel ik, kok ve enerj i n i n

(1) p, Goçeva, « Sotsialni promeni no Tu rskoto sela », Sofya, 1 970, s. 55. (2) Ka mura n Ardıç, Cumhu riyet gazetesi. 18 Ağ ustos 1 97 1 . 472


büyük kısmını ü retmiştir. 1 962 yılı nda Türkiye sanayiinde yeni yaratılan değeri n yarıdan fazlası devlet sanayi işletmelerinde ü reti l m i ştir. 1 963 yılın­ da devlet ve özel sektör sanayi işletmelerinde üretilen değer : (1)

Sanayi Kolları : miL. TL

Devlet sektörü

özel sektör

Gıda lşki sanayi Tütün Dokuma Demir-Çeli k Orman Makine ya p ı m ı Nakliyat a raçları Kağıt Metal işleme Ki mya

1 .776 355 1 .256 1 .040 424 1 43 1 17 346 375 421 131

3.544 43 378 3 . 1 55 67 114 331 230 36 680 764

1 969'da hizmetler ba k ı m ı ndan DDY, HY, PH, TRT hizmetleri n i n ta ma­ m ı n ı , deniz taşı macı l ı ğ ı hizmetleri n i n de büyük kısmını devlet sektörü yap­ m ı ştı r. Bankacı l ı k hizmetleri bakı m ı nd a n i se Ya pı ve Ta rımsal Kredi lerin ta mamı, mesleki ve tica ri kred i leri n çoğ u ka m u sektörü tarafı ndan sağ ­ lanmıştır. Genelli kle banka kredi leri n i n % 60' 1 devlet bankaları nca ya pıl­ maktad ı r. 20,9 m i lyar l i rayı bulan tassarruf mevduatı n ı n 7,3 mi lya rı da devlet bankaları tarafından toplanmıştır. 1 969 yılında devlet i sletmeleri n i n Gayrı Safi m i l l i hası laya katkı sı % 1 0 civa rında olmak üzere, yaklaşık olara k, 1 2 m i lyar TL'nl bulmaktad ı r. Gayrı safi m i l l i hası laya katk ı n ı n 1 m ilyar TL'sl net kar, 6,1 m i lyarı personel ve işçilere yapılan ödemeler, 5 m i lyarı da safi hesa plardan oluşmaktad ı r. (2) Işbirlikçi burjuvazinin devlet i ktisadi teşekkü l l erine olan ekonomik ve mali baskısı gittikçe a rtmakta d ı r. Devlet işletmeleri ü retti kleri malların fiyatı n ı tayin etmede büyük burj uvazinin etkisi a ltındadır. Bug ün Türki­ yede devlet sektörü n ü n rolü şöyle tarif edilebi l i r ; Formal ola ra k bağ ı m ­ sızd ı r, gerçekte ise, emperyalist devletlere ta m a men bağ lı o l a n ü l kemizde, devlet sektörü, işbi rl i kçi iktidar tarafından tekelci büyük b u rjuvazi yara­ rına işleti len devlet kapita list işletmeci liği niteliğini taşı makta d ı r. Bir ü l kenin ekonom i k kalkın ması, ekonomi k bağ ımsızlığ ı n ı elde etmesi bakı­ mından devlet sektörü n ü n azgelişmiş ü l kelerde ya lnız progresif bir rol oynadığı kanısı prati k faaliyetlerde subjektivizme götürür. Bug ü n işbi rl i kçi

(1) H. Cil lov, Türkiye ekonomisi, Moskova, 1 97 1 , 5. 1 73-174. (2) Kamura n Ardıç, Cumhuriyet g azetesi, 18 Ağustos 1 97 1 . 473


burjuvazi n i n i ktidarda bulunduğu Tü rkiyede, em perya list tekellerin elinde bulunan işletmeleri n, yeraltı ve yerüstü zenginli kleri m izin devletleştiri l mesi, ta lana son veril mesi u l usa l çıkarları mız ba k ı m ı ndan, atı l m ı ş i leri adımlar sayı l ı r. Fakat devlet işletmelerinde demokratik halk kontrolü olmaması, belirli koşulları içinde devlet sektörü temeli nde, kapita l ist sömürünün en asa lakça biçi m lerini gel iştirmektedir. Türkiyede devlet işletmelerin i n A . O.'lar vasıtasıyle büyük özel bankalar v e ya bancı sermaye i l e işbirliğ i ne g itmesi, bir avuç söm ürücünün, u l usal zeng i n l i kleri miz talan edilerek, işçi s ı n ıfı ve öteki emekçiler sömürülerek, daha da palazlanmasına yol aç­ makta d ı r. Sovyetler Birliğ i ü l kemizin ekono m i k bağ ı msızl ı ğ ı ne ve topl u msal ka lkın­ ması nı deva m l ı olara k destekl iyen politikasına Birinci Beş Yıllık Ka lkınma Plônı uyg u l a n masından sonra da devam etmiş, fakat büyük komşumuzun karşılıklı menfaate daya nan ekonomik ve ticari işbirliği politikasına An­ ka ra hükümetleri uzun yıllar yüz çevirmiştir. 25 Mart 1 971 'de i mzalanan Sovyetler Birliği - Türkiye Mali ve Teknik Yard ı m Antla şması gereğ i nce Sovyetler Birliğinden dev sanayi tesisleri inşasında kullan ı l m a k üzere 390 mi lyon dolar (deva l üasyondan sonra ki hesaba göre 5.850 m i L . TL) kredi sağlanmıştır. Sovyet ya rd ı m la rı ile kuru l ­ makta o l a n sanayi tesisleri şunlard ı r : Aliağa Petrol Rafinerisi (1 973'te üreti me açılma sıyle yılda 50 m i L . dolarlık döviz kaybı önlenecek, burada binden fazla işçi ça l ı şacaktır) . iskenderun 3. Demir-Çelik Kombi nası (Tür­ kiyenin en büyük a ğ ı r sanayi kuruluşlarından biri , yıllık kapasitesi 2 m i L . ton, ü reti me 1 975'te açılmasıyle 1 5 b i n işçi, teknisyen v e mü hendis ça l ı ­ şacaktır). Seyd işeh i r Alüminyum Fabrikası (Türkiyenin i l k Ya kın Doğ un u n en büyük a l i m i nyum tesisi, yı lda 200 bin t o n a l ü mina, 6 0 bin t o n a l ü m i n ­ yum v e 2 5 bin t o n i ş l e n m i ş a l ü m i nyum ü retecek v e ü reti me açılmasıyle yı lda 40 miL. dolar döviz tasa rrufu sağ lıyecaktı r) . Ba ndırma Sulferik Asit Fa brikası (3 Oca k 1 972'de 1 .200 ton asit-sulfirik kapasiteyle ü reti me açıldı). Artvin Liv-levha Fabrikası bu yıl ü reti me a ç ı l masıyle, her yıl 15 mi lyon dolar döviz tasarrufu sağlıyacaktı r. Arpaçoy Barajı ise Seydi ­ şehir Almünyum Fabri kasına v e öteki işletmelere elektrik enerji si sağ l ı ­ yacaktır. Sovyet teknisyeleri b u büyük devlet tesi sleri n i n inşaatına fiilen katı l"m aktadır. Sağ lanan Sovyet kredisi uzun vadeli ve 0 '0 2,5 gibi çok düşük faizlidir. Türkiye bu krediyi Sovyetler Birliğ ine geleneksel ta rım ürünleri i hracı i l e ödeyecektir. Sovyet ya rd ı m la rı u l usal ağır sanayi im izin temelle­ rini, modern teknoloj i n i n Türkiye sanayii ü reti m i ne g i rmesi ni, yeni büyük iş sahala rı açılmasını ve ü l kemizin çeşitli sanayi ürünü i htiyaçlarını kar­ şı laya bil mesi nde Batılı tekellere bağ l ı l ı ktan kurtu l masını sağ lamakta ve u l usal, ekono m i k ve politik bağ ı msızl ığın temel lerini o luşturmakta d ı r. 1 967'de « izmir Demokrat» gazetesi Sovyetler Birliğ i n i n yard ı m la rıyle kuru­ lan işletme ve tesi sleri n «Tü rkiye ekonomisi için hayati bir önemi va r » diye yazıyordu. 474


Sonuç Moskovada yayı n l a n a n " Sovremennaya Tu rtsiya » başlıklı kitapta da bel i rtildiği gibi, Tü rkiyenin b i r tarım -sanayi ülkesine dönüşme eylemi açık olara k görülmekted i r. Bu da sanayi üreti m i n i n ta rımsal ü reti mize kıyasla b i rkaç m i s l i daha hızlı a rtmasından i leri gelmekted i r. Fa kat Tür­ kiye sanayii ndeki bu gelişmeler, ü l keyi gelişmiş ka pita list ü l keler sevi­ yesine ulaştıracak, o ülkelerle boy ölçecek duruma getirecek n itelikte değ i ldir. Hele 12 M a rt 1 791 'den sonra Türkiyede ekono m i k ve sosya l buhra nl a r daha da katmerleşmişti r. Bu bunal ı m l a rı n nedenleri a rasında, ü l kenin emperya lizmin sa l d ı rgan a skeri blokla rına, NATO ve SENTO'ya katı lması, em perya list tekelerin ü l keye yayı lması ve ta lanı, köy'de hala feoda l ve yarı feod a l işlişki lerin derin köklerle tutu n meısı, i şçi, köylü düşmanı u l usa l menfa atleri mize aykırı iç ve d ı ş politikası vard ı r. 1 2. 1 2 . 1 971 tari hli M i l l iyet gazetesinde beli rti ldiğine göre, Türkiyenin dövizle ödenecek dış borçları, 1 971 'de 279 bin dolar a rtarak, 2 m i lyar 637 mi lyon 700 bin doları ana borç l a r, 976,5 m i L . dolar da fa iz o l m a k üzere, 3,61 4.200.000 dola rı b u l m uştur. Devletin iç borçlarının ödenmesi ise, bun­ dan böyle hiç borç a l ı nmadığı takdi rde, 2072 yılını bulacaktır. 1 971 'de dış ı tica ret açığ ı ya rım m i lya r dolan bulm uştur. Ya bancı ü lkeler yayını nda bel i rti ldiğ i ne göre, son 8 yılda °,'0 1 57 fiyat a rtışı i le Türkiye ka pita list a lemde boşta gelmektedir. Türkiyenin derin leşen ekonom ik, politi k ve sosyal b u n a l ı m lardan çıka­ b i lmesi, işçi sı nıfının, devrimci m ijçeıdelede başlıca güç olara k, bütün emekçi yığınları, demokrati k, a nti-emperya list g üçleri etrafında toplaya­ rak u l usa l ve sosyal kurtu luş uğ runda, kapita li st olmayan geli şme yol u n ­ da demokrati k dönüşüm leri gerçekleşti rebi lmesiyle sağlanaca ktır.

475


B U AYı N OLAYLARı

A. S A Y D A N

Yu rtta • Sosyal Sigorta l a r Kuru m u n u n 27. Genel Kurul Toplantısı 26 Haziran Pazartesi g ü n ü Ankara'da çalışma larına başladı. Kuru m u n faa liyeti hak­ kı ndaki raporun i nct'lemeleri Avusturya' l ı uzma nlardan Antuan Zelenka tarafı ndan hazı rla n m ı ştı. Ra porun özeti nden a n laşıldığına göre, Kuru m u n 9 m i lya r 780 milyon l i ra l ı k bankalarda plôsmanı, 6 mi lya r 594 mi lyon l i ra l ı k tahvi l leri vard ı r. 3 m i lya r l i radan fazla kredi açmıştır ve bu para l a r ta hsil edilememiştir. 1 M i lya r 200 mi lyon l i ra kadar da patronlardan ta hsil edilmemiş prim karşı lığı va rd ı r. Kuru m u n sa h i p olduğu gayri menku l l erin kıymeti de hesa­ ba katı ldığı ta kdirde Kuru m u n 26 m i lyar liradan fazla bir va rlığa sa h i p o l d u ğ u meydana çıkmaktad ı r. Fakat, Türk-iş yöneticileri de dahil bütün send i ka l a r, Sosya l Sigortalar Kurumunun iflôs ı n eşiğinde olduğu fikrinde bi rleşmektedi rler. Sendikacıların açıkladığ ına göre, Sosyal Sigortaların kasasında ancak bir yıllık cari ma srafları karşıl ıyacak kadar para vard ı r. Bu durumu, Deri - i ş Send i kası Başka nı M ustafa Şa h i n ve daha bir iki send i kacı ha riç, Sosyal Sigortaların 27. Genel Kurul kürsüsünden kimse açığa vurmam ış, kürsü genel likle i ktidar ve büyük sermaye çevreleri ni temsi l eden delegelerin eli nde ka l m ı ştır. Esasen Genel Kurul ça lışmala­ rı nın, Ça lışma Baka nı Uzuner' i n konuşmasıyle açılması, Kuruma iktidar ve büyük sermaye çevrelerinin hakım olduğunu göstermektedi r. Sosyal Sigorta iar Kurumu işçi s ı nıfı n ı n m a l ı d ı r. Gel i ri, işçi g ü ndeliklerinden kesilen pri m lerle sağ l a n maktad ı r. Ka n u nda patronların bir mikta r prim ödemek zorunda oldu kları yazı l ı d ı r. Fakat bu a ldatı cıdır. Patronlar, sigor­ taya ödedikleri prim leri işçi lerden dolaylı bir şeki lde kesmektedi rier. Pa­ tronlar g ündelikler tespit ed ili rken verecekleri prim leri de hesaba kat­ makta ve g ü ndelikleri ona göre tespit etmek yoluna gitmekted i rler.

• Ankara 1 N u ma ra l ı Sı kıyönetim Ma hkemesi nde Anaka ra Hukuk Fa kü ltesi Profesörleri nden U ğ u r Alaca kapta n, Doçent Mukbil azyörük, Asistan U ğ u r M umcu, Adil azkol, öğ renci Raif Ça k ı r, Mahmut Gü ler, i mdat Ba l konca, ismet Tufanya, gazeteci Meh met Ali Kışlalı'nın d u ruş­ maiarına başlandı. Askeri savcı bu yu rtseverlerin 2 yıldan 15 yıla kadar ağır hapisle ceza landırılmaları n ı istedi. Savacı bu ayd ı nların Universile 476


kürsüsünden veya bul undukları öteki mevkilerden " ha l kı isya na davet>· etti kleri n i iddia etti. Oysa gerek Profesör Alaca kopta n ve öteki üniversite öğretim üyleri, gerekse öğrenciler ve gazeteci ler 1 961 Anayasasını ve demokrati k fiki rleri savunmakta n başka bir şey yapmamışlardır.

• istandbul 1 N u ma ra l ı Sı kıyöneti m Ma hkemesi nde Şadi Alkı l ı ç ve a rkadaşla rı n ı n d uruşmalarına 7 Hazi ra n ta rihi nde devam ed ildi. D uruşma sırası nda Sıkıyöneti m Komuta n lığ ı n ı n gösterdiği MiT ajanları bile ya rg ı ­ lananla rı mevcut ka nunlara göre suçl ıyaca k delil ler ortaya koya madılar. • ista n b u l Ağ ır Ceza M a h ke mesinde 9 Hazira n tarihinde Tektaş Ağaoğ­ l u n u n d u ruşması başladı. Ağaoğ l u Marks ve Engelsin yazı larından der­ leyip meydana geti rd iği " Pol itika ve Felsefe .. a d l ı bir kitap yayı n l a m ıştı. Savcı l ı k bu kitaptan ötürü T.CK. nun 1 42 maddesi n i n 6. fıkrasına göre cezalandırılmasını i stiyordu . Tektaş Ağaoğ l u savu n ması nda yayı n ladığı kitabın, b i l i msel b i r eser olduğ u n u söylemiş ve beraatini i stemiştir. • Türkiye'n i n ta n ı n m ı ş gazeteci lerinden I l hami Soysal, istanbul 1 N u ­ mara l ı Ağ ı r Ceza Ma hkemesinde 1 yıl a ğ ı r h a p i s v e 4 ay da sürg ü n cezasına çarptı rı ldı. i l hami Soysal, Anayasa n ı n h e r yurttaşa sağ ladığı tenkit hakkını kullanmış ve hükümeti n halkın demokrati k hakları nı çiğ ne­ mesine karşı "Akşam .. gazetesinde yayı nladığı yazı lardan ötürü kovuş­ turmaya uğramış ve mahkum ed i lm i ştir. i l hami Soysa l'ın mahku miyeti, i ktidarın basın özg ü rlüğünü ve genell ikle demokrati k hakları ortadan kaldırmak için g i riştiği teşebbüsleri n bir parçasıdır. . ista n b u l 2 Numara l ı Sı kıyönetim Ma h kemesi nde yu rtsever gençleri savu nan avukatlardan Necdet Sağ ı r, Dem i r ozlü, Ya lçın oztürk ve genç­ lerden Gön ü l Tolon 6'şar ay hapis cezasına çarptı rıldı . '

• 1 9 Haziran g ü n ü Ankara'da Ankara Hukuk Fa kü ltesi asista n larından Ahmet Güra n Kumru l u ve dört a rkadaşı Sıkıyönetim maka ml a rı ta rafı n ­ dan tutsak ed i ld i ler. Sı kıyönetim makam ları, Oniversite çevresi nde demok­ rati k, h a l kç ı fikirleriyle ta nınmış bu ayd ı n ları da susturmakla, demok­ ratik fiki rleri savuna nları yıldırma politikasına yeni bir halka eklemişlerd i r. • Ta n ı n m ı ş gazetecilerden Em i l G a l i p Sa ndalcı i le Altan oymen ve kitapevi sa h i bi Erdal Az Anka ra Sı kıyönetim Komuta n l ı ğ ı tarafı ndan tutuklandılar. Haber verildiğine göre bu yurtsever aydınlar Türk Ceza Ka n u n u n 1 4 1 . maddesi ne göre ya rg ı la nacaklard ı r. Em i l Galip Sandalcı uzun yıllar CHP'nin merkez org a n ı " Ulus .. gaze­ tesinde fıkra yaza rlığ ı ya pmış ve uzun süre de TRT'nin Dış Ha berler Servisi şefli ğ i n i yapmıştı. Kendisi Anayasaya bağlılığı ile tan ı n m ış bir aydındır. Altan oymen, Batı Almanya'nın resm i ha ber ajansı D PA' n ı n Ankara 477


muhabirierindendir. Dürüstl üğüyle ta n ı n m ı ş olon bu gazeteci, olaylar hak­ kında D PA merkezine objektif ha berler verdi ğ i için terör i ktidarı n ı n yıl­ dırım larını üzerine çekm i ştir. Batı Alma nya resm i ha berler ajansı D PA Müdürlüğü yayı nladığı bir bildiriyle Altan Oymenin tutsak ed i l mesini şiddetle protesto etmiştir.

• Ankara 'da yayı nlanan «Yeni G ü n " gazetesi, hükümeti n enflasyanist politikası n ı ve Sı kıyönetim terörleri ni yeren bazı haber ve yazı l a r yayı n ­ ladığından ötürü, Ankara Sı kıyönetim Komuta n l ığ ı tarafı ndan 1 5 Haziran günü süresiz kapatı l d ı . • 2 8 Haziran g ü n ü Ankara Sı kıyönetim M ah kemesi, avukat Niyazi Ağ ı rnasıı, sendi kacı ismail Başbuğ, ismet Demirul uç'u 6'şar oy hapis cezasına çarptı rd ı . MahkCımiyete sebep, avukat Ağ ı rnasıı ve a rkadaşları n ı n bundan üç yıl kadar evvel ızmir'e gelen Ameri kan Akdeniz fi l osuna karşı «6. Filo defo l ! " ba şlıklı bir bildiri yayı n lamaları d ı r. Bu karar, mi lita rist k l i ­ ğ i n v e onun i ktida ra geti rdiği hükü metlerin v e sı kıyönetim lerin em perya­ l izme karşı herha n g i bir çıkışı suç sayacak duruma düştükleri ni göster­ mektedir. Oysa, yurtsever subaylar ve bütün devrimciler Türk ordusunun mayasında 1 91 9-1923 yıl l a rında emperya liz m saldırısına karşı savaşın m a ­ yası bulund uğ unda m üttefiktirler. • Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin I na n' ı n idamlarının memleket ve dü nya kamuoyunda ya rattığı sert tepki karşısında resm i çevreler, Sıkı­ yönetim Mahkemelerince veri l m i ş olan idam kararla rı n ı müebbed ha pse çevirmek zoru n /uğunu duymuş/ardır. Mustafa Ya /çıner ve arkadaş/arı, Kômil Dede, Ziya Yı/maz, Necmi Demi r içi n i stenen idam ceza ları m üeb­ bed ha pse çevri l miştir. Oteki yu rtsever gençlere de 3-1 5 yıl a rasında a ğ ı r h a p i s ceza /arı veri l m i ştir. • Resmi çevrelerden veri len ha berlere göre, Vedat Gevrek a d ı nda bir genç, Ankara Emn iyet Sarayının 6. katı ndan ken d i ni atarak i ntihar etmiştir. Fakat resmi çevrelerin verdiği bu ha bere aklı başında olan hiç ki mse i n ­ anmamıştır. Eskiden beri b i lindiğine göre, işkence a ltında öldürülenlere i ntiha r süsü vermek için, ko ro kollarda, emn iyet müdürlükleri nde bu şe­ kilde öldürü lenlerin cesetleri n i yüksek katla rdan aşağı atmak adet h a l i ne gelmişti r. • Son g ü n lerde kamuoyu zi ncirleme bir şeki lde ağaçlara asılı ceset­ lerin bulunması karşısı nda tepki göstermeye başlamıştır. Gazeteci lerin bu konudaki sorusuna Başbakan Ferit Melen kaça mak bir cevap vermiştir. Istanbul Büyük Ada koru luğunda ça m l a ra ası l ı iki gencin cesedi ile ista n­ bul Ankara asfaltı üzeri nde yine ağaca asılı bir ceset bulundu. Daha sonra bu gibi cesetler, Samsun, Kırıkhan ve Kı rkağaçta do b u l u n m uştur. Ayrıca ista n bu l Zeyti nbu rnunda tavana asılı başka b i r cesat d a ha meydana 478


çıkarılmıştır. Bunun ya nısıra yi ne kam uoyunu endişeye sevkeden bir de ista n bu l 'daki bavu l cinayeti va ;d ı r. Bu ci nayetin soruştu rmaları sırası nda bir genç kız da yine Emn iyet müdü rlüğ ünün 4. katı ndan avluya atılara k öldürülmek isten m işti r. Bütün bu ci nayetler kara n l ı k içinde ka l mıştır. Resmi makamlar « tahki­ kat devam ediyor" sözüyle meseleyi kül leme yal unu tutm uşlard ı r. Anlaşı l ­ dığına göre g i z l i polisle Amerikan C i A örgütü elele, devri mcileri yoket­ mek için bu g i bi « fail'i meçhu l " ci nayetler terti plemeye koyulmuşlardır. .,

Bu g i bi cinayetlere kurban giden leri teşhis için yüzlerce a no baba, hısım akra ba n ı n morg l a ra başvu rması tutuklanan büyük ölçüde yu rtseverin iz bırakmadan kayboluğunu göstermektedir.

• 23 Haziran g ü n ü Ti P Genel Başka nı Behice Bora n ve Yöneti m Kuru l u üyelerinden 1 9 kişi Ankara Sı kıyönetim M a h kemesi tarafı nda n yeniden tutsak edi ldi ler. Bilindiği g i bi Behice Bora n ve a rkadaşlarına karşı delil bulamıyan Sı kıyönetim Mahkemesi, bundan bi rkaç oy evvel ta h liye kararı vermişti. Fakat sosya list yöneticileri n memleketteki d i renme hareketin i n moral bakımdan merkezi haline gelmeye başlamaları faşist yönetici leri telaşa düşürm üştür. Behice Bora n ve a rkadaşları n ı n yeniden ' tutsak edilmeleri bu g i bi bir tel ô ş ve korkun u n sonucudur. • istanbul 4. Ağ ı r Ceza Ma hkemesinde 1 4 Haziran g ü n ü filim sanat­ Çısı ve ta nınmış yaza rlardon Yılmaz G ü ney'in d u ruşmasına başlandı. Y ı l ­ maz Güney « Umut" adlı fi l m i n i sansürden i z i n a l madan Batı Berl i n ve Kan Festiva lierine göndermekle « suçlanıyordu ». Savcı bunun için sanat­ çının 7 yıla kadar a ğ ı r hapsini istiyord u. Yılmaz Gü ney savu n ması nda memleketi n i n sesini d uyurma k için « U mut" fi l m i n i Batı Berl i n ve Kon festiva l ierine gönderdiğini kabul etti. Anayasa n ı n kendisine ta nıdığı bir hakkı kullanm ıştı. Ve bunda herha ngi bir suç u nsuru yoktu. Memleketi n i n sesi ni duyurmak için g i riştiği bir ha reket suçsa verilecek cezaya onurla katla nacaktı. Yılmaz Gü ney'in « Umut» fi l m i , Adana fi l i m yarışmasında « Altın Koza » ödü l ü n ü kaza n m ı ştı. Batı Berli n'de ise ya rışma dışı gösterilen filim, bütün fi l i m eleşti rici leri n i n hayra n l ı ğ ı n ı kaza n m ı ştı. Kan festiva l i nde ise, fi l i m geç yetiştiğinden yarışma lara katı lamam ı ş, fakat gösteri len on en iyi fi l i m a rası nda yer a l mıştı. Fransa'da SO'den fazla fi l i m ve tiyatro sanatçısı, yazar ve düşünü rler ortak bir bildiri yayı n l ıyorak u l u sl a ra rası şöhrete sa h i p kıymetl i sanat­ çının derhal serbest bıra k ı l masını istem işlerdir. Ayrıca dü nyaca ta n ı n m ış filim sanatçı ları ndon Eliza bet Taylır ve Burton Cumhu rbaşka n ı na tel g raf göndererek Yılmaz Güney'i n serbest b ı ra k ı l masını istem işlerd i r.

• 1 6 Hazira n günü ordu birlikleri m i l itarist komutanların em riyle Baş­ kent Ankara'ya karşı büyük bir baskın - terör ma nevrasına gi riştiler. Hareketin adı « Başkent-72» idi. I ktidar çevreleriyle m i litarist komuta n l a r 479


bu ma nevra i le Ankara halkını terörize etmenin yeni yeni yollarını ara ­ dılar. Bu hareketten bir hafta evvel de istanbul'da yine bu niteli kte .. Akın72 " tatbikatı ya p ı l m ı ştı. Şehi r zırhlı birli kler ve Rancers tipi şehi rleri bas­ mak için yetişti rilen özel koma ndolar tarafı ndan kuşatı l m ış, i sta n bu l h a l ­ k ı n a , işçi mahalleleri ne, devrimci leri n bulunduğu bölgelere karşı ilerde yapılacak terör baskı nları n ı n prova ları ya p ı l m ı ştı .

• Şiddeti ni gittikçe a rttıran bu terör hareketlerine rağ men Haziran ayı içinde de işçi sınıfının d i renmeleri kesi lmedi, a ksine daha da a rttı. Haziran ayı içi nde işçi sınıfının d i renişi en çok şu iki nokta etrafında yoğ u n laştı : Demi r-çeli k işletmeleri n i n büyük özel sermayeye devri n i n engel len mesi v e Sosyal Sigorta lar Kurumunun yöneti mini elinde tuta n i ktidar ve büyük sermaye çevrelerine karşı Kuru m u n iflasta n kurta rılması yönünde a l ı nacak tedbi rler. Çi mse-Iş, Gene l - i ş, Deri - i ş, Köy-iş, Meta l - i ş sendikala;'ı yayınladıkları bildirilerle demir-çel ik tesisleri n i n yerli-yabancı tekellere devrine karşı çıktılar, bunların devlet sektöründe ka lmasını, yönetimleri n i n de ıslôhını isted i ler. Türkiye M ühendis ve Mimarlar Odası ve Türkiye Birlik Partisi demir-çelik tesislerinin özel sektöre veril mesine karşı çıktı lar ve bu sanayi kolunda yatı rı l m ı ş yabancı sermayenin devletleşti ril mesini istediler. SSK'n u n durumuyle i l g i l i olarak bütün bu sendikalar ve Türk- iş yöne­ timi de yayı nladı kları bildiri lerle kurumun yağ ma edi l mesi ne, a lacakları n ı n veril memesine karşı çıktıkları g i bi, emekl i l i k yaş hatleri n i n emekçi ler aley­ hine yükselti l mesine de karşı çı ktı lar. işçi sı nıfı n ı n bu direnişleri, Melen, Komutanlar i ktida rı n ı n demi r-çeli ğ i yerli-yabancı büyük özel sektöre devretmek veya SSK'nun büyük serma­ yecilere peşkeş çek i l mesine karşı olduğu g i bi, aynı zamanda i ktidarı n ve onun temsil ettiği düzen i n temel lerine yöneiti i miş politik da rbelerdir. I ktidara karşı beli ren işçi sınıfının bu sürekli d i reniş hareketi, öteki zümre ve g rupların, orta tabaka ların, hattô m i l l i burj uvazi nin direnişini de cesaretlendiriyor. Ve bu zümrelerden gelen d i renişe de sürek l i l i k nite­ liğini a şı l ıyor. i şçi sı n ıfı, bütün bu direni şleri m i hveri nde toplıyan çekici bir güç ödevi gördüğünden, birleşti rici, cepheleştirici niteliğini de açığa vuru­ yor .

• Türkiye M ü hendis ve Mima rlar Oda ları Bi rliğ i yöneti ci leri ista n bul, Anka ra ve izmir şehirlerinde ayni gün, ayni saatte tertipledi kleri basın topla ntı larıyle Türkiyede çok sayıda yaba ncı uzman bulunduğunu, ista n­ bul'da çalışan ya bancı uzma nlara bile .. Çöı za m m ı " olara k ayda 6 bin l i ra zam veri ldiğini, buna karşı l ı k yerli uzma nlar a rasında işsizliğin ve ya bancı mem leketlere göçün g ittikçe a rttığını belirtmiş ve bu duruma son veri l mesi ni istem işlerd i r. 480


Memleketi m izdeki Batılı ya bancı uzma nların, em peryalizmin Türkiye­ deki plônlarını uyg u l ıyan elemanlar olduğu bilin mektedir. Ya bancı uzman­ lar Genel Ku rmayda, ord u n u n değişik kademeleri nde, gizli-açık poliste, Devlet Plônlama Teşki lôtı nda, Kamu I ktisadi Teşebbüsleri nde, Oniversi­ telerde ve her yerde iş görmektedi rler. Fakat bütün yabancı uzma n la r a y n i niteli kte değ i ldir. Sosyalist ü l kelerin az gelişmiş mem leketlere gön­ derdikleri uzmanlar, a ksine o ü l kelerin gelişmesine, sanayileşmesine ve hayat seviyeleri n i n yü ksel mesine ya rd ı m etti kleri gibi emperya lizme karşı savaşın g üçlenmesine de ya rdı m etmekted i rler.

• Haziran ayı içinde yayı nlanan resmi istatistiklere göre 1 971 yılında toptan eşya fiyatlarında 0, 0 17 a rtış kayded i l m i ştır. Haziran ayı içinde fiyat a rtışla rı Anakara'da % 23, ısta nbul'da ise % 24 tür. B u devlet . istatistikleri iki ba kımdan gerçeği a ksetti rmemekted i r : evvelô yükseliş hızı az gösteri l miştir, sonra da toptan eşya fiyatları ölçü olara k a l ı nm ıştı r. Oysa çarşı ve pazarda, fiyatları n ne kada r a rttığ ı hakkı nda elde ta m bir istatistik bilgi olmamakla beraber, fiyat a rtışları n ı n resmi istatisti kleri n çok üstünde olduğ u da bilinen bir gerçektir. • Haziran ayı içi nde istanbul ve Ankara'da et fiyatları büyük sürü sahi pleri ni n, celeplerin hükümet çevreleriyle Sı kıyöneti m Komuta n l ı kları­ nın işbirliği sayesinde büyük a rtışlar kaydetti. 1 8-le 23 l i ra a rasında değ işen et fiyatları, Sıkıyönetim Komuta n l ı ğ ı n ı n ve hükü met çevreleri n i n gösterdiği müsamaha sayesinde serbest bıra k ı l d ı . V e on g ü n içinde et fiyatları orta lama 25 l i radan 36 l i raya yükseldi. Daha sonra Tica ret Ba­ ka n l ı ğ ı yayı nladığı bir sirkü lerle bütün memlekette et fiyatlarını serbest bıra ka ra k büyük toptancı kasa pıara, celeplere, sürü sa h i plerine hudutsuz vurgun i m kô n la rını yarattı. Ha lkın bu önemli g ıda maddesi üzerinde ya pılan vurg u n hakkında bir fikir verebi l mek için Istanbul Belediye Baş­ kan Ya rdı mcısı Orha n Ergüder'i n verdiği rakka m la rı bir daha hatı rla m a k gerekmektedi r : 1 971 yılı içi nde ya l n ız istan bulda 1 36 büyük toptancı kasa p 48 mi lyon l i ra safi kôr sağ lamışlardır. Bu ra kam da, büyük toptancı kasapıarın verdikleri gelir vergisi beya n na melerinden çıkarılmıştır. B u n ­ dan ötürü gerçek kôrla rı n, gösterilen rakka m ı n birkaç misli olduğuna inanmak gerekmektedir. . 13 Haziran ta rihinde Mali Denge Verg isi Tasarısı Senatoda n da geçerek ka nunlaştı. Böylece Tasarruf Bonola rının yerine geçen Mali Denge Vergisine göre, g ü nde 40, haftada 280, ayda 1 .200 yılda 14 bin 400 l i ra l ı k geli rler verg iden muaftır. '

Böylece tasarıyı hazırlıyan Demirel, Erim ve Melen Hükümetleri, emek­ çi leri n bu verg iden muaf tutu laca ğ ı gibi bir kanı uya ndıra ra k halkın sempatisi ni elde etmek taktiğini yü rütmüşlerd i r. Oysa bu vergi , orta köy işletmeleri dahil bütün ekonomik i şletmelerden a l ı nacağ ına göre, derhal 481


fiyatlara aksedecek ve yeni za m l a ra ve hayat paha l ı l ı ğ ı na sebep olacak­ tı r. Bundan ötürü de vergiyi yine büyük tüketici yığın, yani halk ödemiş olacaktır.

• Belçika n ı n başkenti Brükselde yayı nlanan "Vision .. dergisinin Hazira n sayısında 1 971 yılı içinde NATO'ya üye ü l kelerin harp ma srafları hakkında bazı rekka m l a r yayı nlanmıştı r. Bu rakka m la ra göre, 1 971 y ı l ı nda Türki­ ye'nin NATO için ya ptığ ı harp masrafları % 30 a rtmıştı r. Ayni y ı l içinde Batı Almanya ' n ı n NATO masrafları % 1 3,9, Yunanista n ı n % 1 3, ıtalya ' n ı n % 4,8, ingi lterenin i s e % 1 0 a rtmıştı r. Derg i n i n kaydettiğ i ne göre, son 5 yıl içinde Türkiye'n i n NATO için harcamalarında % 76, Yunanista n ı n % 7 1 . Hollandanın % 36, öteki NATO ülkelerin i n b u c i n s harca ma larında ise, % 20 ile % 36 a rasında bir yüksel iş kayded i l mi ştir. Ayrıca gazeteci Metin Toker' i n Hü rriyet gazetesinde yayı nladığı bir reportajdan a n laşıldığ ı na göre, Türkiye NATO'ya g i rişinden bu ya na, ya ni 20 yıl içi nde bu örgüt için 1 73 m i lya r l i ra para harca m ı ştır. Haziran ayı nda ka nunlaşan bir tasarıya göre ise, Türkiye on y ı l içi nde 1 6- 1 8 mi lya r liralık yeni bir silahlanma masrafı a ltına g i recektir. Bu para ile Bi rleşik Amerika ve Batı Alma nya'den silahlar a l ı nacak ve Türk ord u ­ s u n u n silahları ta mamen değ i ştiri lecektir. Orduyu moder � leştirme para­ va nası a ltında yapılan bu korkunç harp masrafları bir ya ndan Türkiye' n i n NATO'nun başını tutan Bi rleşi k Amerika v e Batı Alm� nya'ya bağ ı m l ı l ığ ı n ı d a ha a rttı racak, öte ya ndan da emekçi h a l k ı n lokması ndan kesilen para­ ların Ameri kan, Batı Alman silah fa bri katörleri n i n ve yerli orta kları n ı n kasa larına daha fazla a kmasını sağ l ıyacaktır.

• 30 Hazira n g ü n ü, Sovyetler Birliğ i ' n i n ekonomik ve teknik yard ı m ­ la rıyle kurulan Bandı rma Asit Sülfi rik Fabrika s ı n ı n a ç ı l ı ş töreni ya pıldı. Törende Cumh urbaşka n ı Su nayla Sovyetler Birliğ i'nin Ankara Büyük Elçisi Grubyako! da hazır b u l u ndular. Gerek Sunay gerek Grubyakof yaptı kları konuşmada Sovyetler B i rliği ile Türkiye'n i n ilişkileri ni n gelişmesinin her iki ülkenin yararına olduğu noktası üzeri nde durd u l a r. Asit sülfürik gerek tarı m , gerekse genelli kle sanayi için önemli bir madde olduğundan yerli asit s ülfürik üreti m i ekonomimiz için büyük fay­ dalar sağlıyaca ktı r. DüNYADA • 5 Haziranda Alman Demokrati k Cu m h uriyeti i l e Alman Federa l Cumhu riyeti a rasında i mza lanan tra nsit a n laşması yürürlüğe g i rd i . Dü nya ba sını, bu anlaşmanın i mza lan masıyle Avru pa'da barışın kuvvetlendi ğ i n i bel i rtti. Bili ndiğ i gibi, bu a ntlaşma Sovyetler Birliğ i ' n i n v e A l m a n Demok­ ratik Cumhu riyetin i n deva m l ı teşebbüs ve ısra rları üzerine imza la n m ı ş ve yürürlüğe g i rebilmiştir. 482


• Fra nsa'da 7 Haziran g ü n ü Fransa işçi Sendikaları Genel Konfede­ rasyonunun (CGT) 24 saatl i k genel g rev kara rı uyg u l a n d ı . Ekonom i n i n bütün kol larını kapsıyan genel g rev kararına CGT'ye d a h i l o l m ıya n sen­ dikalar bile katı l d ı l a r ve böylece g rev büyük bir başarıyle sonuçlandı. Ayrıca aynı g ü n Paris'te yine CGT'ni n terti plediği büyük bir protesto yürüyüşü ya p ı l d ı . Ta h m i nlere göre bu yü rüyüşe 400 binden fazla işçi katı ldı. CGT asgari ücretin 1 .000 fra nka yükselti l mesi ni ve bazı sosyal haklar istiyord u. • Birleşik Amerika'da Ekim ayında ya pı lacak Cu mh urbaşka n l ı ğ ı seçi m lerine hazırl ı k i ç i n ön seçi mler ya pılmaktad ı r. Amerikan Demokrat Partisi adaylarından Mak Govern, Demokrat Parti n i n i i kongrelerinde öteki adayları geride b ı ra ka ra k başarı l a r kaydetmekted i r. Daha şi mdiden Mak Govern'in D P' n i n adaylık yarışmasını kaza nacağ ı m u hakkak sayı l ­ makta d ı r. Ma k Govern'in başta g e l e n seçim şiarları ndan biri de Ameri kan silôhlı kuvvetleri n i n Viyetnam ve Çin-Hindin' den derhal çekil mesid i r. • Küba Kom ü nist Partisi Birinci Sekreteri ve Küba Başba ka n ı Fidel Kastro 23 Haziran ta rihi nde resmi bir ziya rette bulunmak üzere Mosko­ va'ya va rdı. Hava a l a n ında Sovyetler Birliği Kom ünist Partisi ve hükü meti yönetici leri tarafından karşı landı. Moskova halıkı Kastro'ya büyük sevgi ve saygı gösteri lerinde bulundu. Veri len ha berlere göre, Sovyetler Birliği ile Küba yöneticileri a rasındak i görüşmeler sa m i m i bir kardeşlik havası içinde başladı. • 23 Haziranda ingiliz hükümeti n i n bir kararıyla sterlin, piyasa dal­ galanma l a rına terked i ldi, yani serbest bıra k ı l d ı . Esasen sterl i n de bağ l ı o l d u ğ u dolar g i bi d ü nya piya salarında sürekli olara k kıymeti ni kaybedi­ yord u . Bunun da sebebi, Ameri kan ekonomisi gibi i ngiliz ekonomisi n i n de derin buna l ı m la r içi nde o l masıyd ı . Ingiliz hükü meti n i n sterlini serbest bırakma kararı nda n sonra bütün d ünya piyasa larında ve borsalarında sterl inin kıymeti daha da h ızla düşmeye başladı. Ortak Pazar ü l kelerinde Ingiliz hükü meti n i n bu kararı, gerek Ortak Pazar anlaşmasına, gerekse N i san ayı nda Vaşingtonda yapı lan Dü nya Para Fonu toplantısı nda varı lan kara rl a ra aykırı bir tutu m olara k i l ô n edildi.

48l


AYı N YORU M LARı

Irak hükü meti. I rak Petrolyum Kımpan iyi devletleştirdi I ra k Hükümeti, 1 Haziran ta rihinde yayı nladığı bir kara rname i le kapi­ talist d ü nya n ı n en büyük petrol tröstlerinden biri olan, hatta tröstler trös­ tü sayı lan I ra k Patrolyum K ı m pa niyi devletleştirdi. Suriye Hükümeti de, topra klarından geçen petrol boru hatlarını devletleşti rd i . I ra k Petrolyum, I n g i liz, Amerika n, Hol landa ve Fransız Petrol şi rketleri n i n katı l masıyle kuru l m uştu. Bu bakı mdan I ra k hükü meti n i n 1 Haziranda aldığı devlet­ leştirme ka ra rı, başta Anglosakson emperya lizmi olmak üzere em perya l iz­ me karşı I ra k halkının büyük bir kazanı m ı d ı r. I ra k halkı bu en dişli ve en gaddar em perya list g ü ce karşı bu kaza ­ n ı m ı nasıl elde etti ? Bu başarı n ı n elde edi l mesi ne başlıca şu unsurlar yard ı m etm is, yani sonuçland ı rıcı rolü oyna mıştı r : bun lardan biri I ra k halkının u lusal birliğini, devri mci, a nti-em perya list, i lerici temellere oturt­ masıdır. l ra k'da bugün bütün a nti-emperya list, halkçı ve sosya list güçlerin ortak bir i ktida rı va rd ır. I rak Komünist Partisi 3 baka n la, bütün devri mci güçlerden kurulu hükümete katı lmaktad ı r. Hükü metle Kürt halkını temsi l eden Kürt Demokrat Partisi temsilci leri de va rd ı r. I ra k Komünist Partisinin bütün a nti-em perya list, halkçı ve sosya list güç­ leri bir a raya getirmek, em perya l izme karşı ortak, demokrati k bir cephe ku rma çabaları çok eskidir. I ra k Komünist Partisi bütün zorl uklara göğ ü s gererek bu a nti-em perya list, demokratik cephe politikasını hayata geçir­ meye çalışmıştır. Cum h u rbaşkan ı Bekir ve arkadaşlarının, yani a nti-emper­ ya l i st ve sosyal ilerlemeden ya na g üçlerin iktidara gel mesiyle, Baas Pa r­ tisi sağcı ve şüpheli elema nlardan tem izlenmiş ve a nti -emperya list, demokratik cephe politikasını beni msem işti r. Böylece I rak'ın demokratik, u l usal bir p latform temelinde birliğ i n i sağ ladıkta n sonradır ki, hükü met emperya list petrol tekelleri n i n elinden petrol g i bi çok kıymetli m i l l i bir serveti n i ku rta rmak, ve I rak h a l k ı n ı n yara rına kullanmak i m kanlarını b u l muştur. Bu gelişmede, yine I rak Komünist Partisi n i n eskiden beri üzeri nde dur­ duğu Kürt h a l k ı n ı n demokrati k hakları n ı n ta n ı n ması ve Kürtlere karşı aşağ ılama ve teröre son veri l mesi gibi bir tutu mda toplanan politikası n ı n da Baas temsilci leri ta rafından benimsen mesi önem l i bir rol oynamıştır. Bu gelişmeye başka, çok önem l i bir unsur daha katı lıyo r : I ra k hükü­ meti n i n Sovyetler Birliği ve öteki sosya list ü l kelerle yakın ve içten dost­ - luğu. 484


Bilindiği g i bi Nisan ayı içinde Sovyetler Birliği Başbakanı Kosıgin Irak'ı ziyaret etmi ş ve iki ü l ke a rasında yakın bir dostlu k ve ekonomik ya rd ı m a ntıaşması i mzalanmıştı r. (hel likle bu a ntlaşm a n ı n i mza lan ma­ sından sonra Sovyetler Birliğ i n i n I ra k'a ekonomik ya rdı m ları a rtmış, I rak halkının petrol zenginli kleri ni işletebilmesi için Sovyetler Birliği tarafı ndan gereken yardım, kredi ve uzma n la r sağ lanmıştı. Sovyetler Birliği ayrıca barajlar kurmak, u laştırma şebekeleri n i geliştirmek ve modern leşti rmek, a ğ ı r üretim a raçları sanayii n i ve ki mya sanayii ni kurmak ve g üçlendirmek yönlerinde de I ra k halkına geniş bir ya rd ı m progra mı uyg u lamaktadır. I şte bu gibi i ç ve dış gelişmelerden sonra d ı r ki, I ra k hükümeti, petro­ l ü n ü emperya listleri n e li nden kurta rma işini başa rabilmiştir.

485


Fransız kom ün ist partisiyle Fransız sosyalist partisi a rasında bir hükü met progra m ı etrafında anlaşma 27 Hazira n g ü n ü Fransız Kom ü n i st Partisiyle Fra n sı z Sosya l ist Partisi ortak b i r h ü k ü met prog ra m ı etrafı nda a nl a ştıkları n ı açıkladılar. Kom ünist Partisi Genel Sekreteri Ya rd ı mcısı Georges M a rchais' n i n Fra nsız devlet radyosunda yayı n l a n a n demecinden a nl a ş ı l d ı ğ ı n a göre, orta k program teklifi Kom ü n i st Partisinden g e l m i şti r. Komünist Partisinin s ü rekli ve değ iş­ m ez hedefleri nden biri işçi s ı n ı fı n ı n birl i ğ i n i s a ğ l a m a k o l d u ğ u n d a n Sos­ ya l ist Pa rti sine her za m a n orta k eylem teklifleri nd e b u l u n muştur. Ortak bir h ü k ümet p rog r a m ı etrafında b i rleşme teklifi 9 yıl evvel ya p ı l m ıştır. iki pa rti n i n k a b u l ettiğ i ortak h ü k ü met prog ra m ı sosya l i st b i r d üzen prog ra m ı d eğ i l d i r. i leri, demokrati k bir d üzeni hedef tutma kta d ı r. Bu aşa­ mada b i r ya n d a n büyük tekel l e ri n , banka la r ı n gücü azaltılaca k, b u n ­ larda n bi rçoğ u d evletleşti ri lecek, öte ya ndan i şçi v e emekçi lerin demok­ rati k h a k l a rı a rttı rı lacakt ı r. i şçi s ı n ıfı böylece daha i leri bir a şa maya geç­ me, ya n i sosya l i st top l u m a doğru i lerleme fı rsatı n ı bu laca ktı r. Orta k pro­ g ra mda geniş bir d evletleşti rme öngörül mektedi r. i l k ağ ızda devletleşti­ rilecek olan ekonomi k o l l a rı ş u n l a rd ı r : demi r-çelik sanayii, madenler ve bütün topra k a ltı zen g i n l i kleri, m otor sanayii, silah sanayii, ki mya ve ilaç sanayii, kredi m üesseseleri, ba n ka l a r. Prog ra m ekonomik politi ka n ı n yal n ı z hedefleri n i saymıyor, a y n i za m a n d a bu hedeflere ulaşmak için g e reken a raçları bütün teferruatıyle bel i rtiyor. Ortak prog ra m, b ütün solcu ve d e mokratik ö rg ütlere açıkt ı r. Gerek komünistler, g e rekse sosya l i stler bu ortak prog ra m ı , öteki solcu ve d emok­ ratik a k ı m la rla m üza kereye hazır o l d u k l a rı n ı bel i rtmişlerd i r.

486


iÇi N D EKilER Sayfa Alvaro Kunyal 401

Kom ü n i st ha reket i n i n yen i l m ez g ücü Yazı kurulumuzda

415

Toprak, ekmek ve h ürriyet i ç i n . Ideolojiler mücadelesi Ib Nörfünd

429

Anti-komünizmin « ye n i k ı l ık ..ları . Politik yorum Yan Prajski

438

Aşırılık k i m i n ya rarınadır? . Kapitalist dünyasında Haymen Lumer

Dolar buna l ı m ı n ı n kökenleri

446

Kvam e N ı kru m a ' n ı n a nısına

455

1

Ozel Sayfa ia r

__

i

__

Türkiye Komünist Partisi Politbüro üyesi ı. Bilen yoldaşın Georgi D i mitrof'u n 90. dağ u m y ı l dö n ü m ü d olayısiyle Safyada d üzenlenen « Georgi D i m i trof ve devri mci, demokrati k g üç leri n barış, demok­ rasi ve sosyalizm uğru n d a b i rl i ğ i » konul u u l u sl a ra ra s ı b i l i m se l kon­ feransta ki konuşması

456

Ferit Bozkaya Türkiye sanayi i nd e gelişmeler ve durum .

460

A. Saydan

Bu ayı n olayları

476

Ayı n yoru m l a rı .

484


" Barış ve Sosya lizm Problemleri » derg i si 32 d i ld e ç ı kıyor ve d ü nya n ı n her tarafı nda okunuyor. Fiyatı 1 l i ra


yc_72_06