Page 1


B‹LD‹RGE

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU


I

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU I

Özel Say›: 1 I

Bas›m Yeri Can Matbaac›l›k I

Kas›m 2007, ‹stanbul I

Üç Ayl›k, Yerel, Süreli, Türkçe yay›nd›r Sahibi ve Sorumlu Yaz›iflleri Md.: Çi¤dem Çidaml› Tomtom Mah. Örtmealt› Sk. 6/3 BEYO⁄LU/‹STANBUL Tel - Faks: 0212 245 9037


‹Ç‹NDEK‹LER

G‹R‹fi ................................................................................................7 Bugünün Dünyas›nda Solun Geliflim Çizgisi ............................7 Ülkemiz Solunun Temel Sorunlar› ..........................................15 Ülkemizde Ba¤›ms›z Bir Sol Hareketin Güncel Eksenleri ......25 Solun Devrimci Yenilenme ‹htiyac› ........................................28

I. BÖLÜM: BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI ................................31 A- Yeni Bir Devrimci Dönüflümler Ça¤›n›n Efli¤inde, Emperyalist Zincirin Yeni Zay›f Halkas›: Yeni Sömürgeler ya da “Güney” ............................................31 B- Emperyalizmin Bunal›m Dönemleri ........................................36 C- Emperyalizmin IV. Bunal›m Dönemi ......................................39 1. III. Bunal›m Döneminin Sonu ....................................39 2. IV. Bunal›m Döneminin Özellikleri ............................45 3. IV. Bunal›m Döneminin Kriz Dinamikleri ..................62 i- ABD Emperyalizminin Egemenlik Krizi..............................63 ii- ‹flçi Aristokrasisinin Krizi ....................................................67 iii- Yeni-Sömürgecilik Sisteminin Krizi ..................................70

4. IV. Bunal›m Dönemi ve Yeni Sömürge Devriminin Evrim Çizgisi ..............................................75

II. BÖLÜM: YEN‹, DEVR‹MC‹ B‹R SOSYAL‹ZM ‹HT‹YACI

..........................................84


A- Türkiye Devrimci Hareketi ve Reel Sosyalizm ........................88 B- Reel Sosyalizmin Uluslararas› Devrimci Süreçten Kopuflu ....92 C- Reel Sosyalizm ve Kapitalizme Geriye Dönüfl Süreci ............93 D- Sosyalizm ve Tarihsel Deneyim ..............................................95 E- Yeni Devrimci Bir Sosyalizmin Köfle Tafllar› ..........................97

1. Devrimci Parti ..............................................................98 2. Kültür Devrimi ............................................................102 3. Do¤rudan Demokrasi ................................................103 4. Toplumsal Mülkiyet ..................................................104

III. BÖLÜM: TÜRK‹YE’DE YEN‹ SÖMÜRGEC‹L‹⁄‹N YEN‹DEN YAPILANMASI VE DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA ..................................................................................107 A- Yeni Sömürgecili¤in Yeniden Yap›lanmas› ..........................107 B- Neo-liberal Yeni Sömürgecilik Politikalar›n›n S›n›fsal Sonuçlar› ................................................................................110

1. Neo-liberal Y›k›m ve Toplumsal Çözülme ................111 i-Geçimlik Üretimle U¤raflan Küçük Köylülük ve Kürt Köylülü¤ü ..................................................................111 ii-Örgütlü ‹flçiler ve Devlet Memurlar›................................112 iii-Orta Köylülük, Zanaatkarlar ve Yüksek Vas›fl› Serbest Meslek Gruplar› ........................................113 iv- Proleterlefltirme Süreci ve ‹flçi S›n›f› Hareketi ................113 v- Neo-liberal Y›k›m›n Ara S›n›flar Üzerindeki Etkileri ......117

2. Sermaye Yetersizli¤i ve Oligarflinin Dönüflümü ........118 C- Emperyalist Sömürgecilik Politikalar› ve Sonuçlar› ..............122

1. Bölgemizde Emperyalist Sömürgecilik Hareketleri ve Türkiye ................................................123 2. Büyük Ortado¤u Savafl› ve Türkiye ..........................125


3. Türkiye'nin Avrupa Birli¤i’ne Üyelik Süreci ..............127 4. Bölgesel Emperyalist Politikalar›n Kriz Dinamikleri ve Sol Politika ..............................................................128 i- Bölgesel Kutuplaflman›n Niteli¤i ......................................129 ii- Oligarfli ‹çi Siyasi Çat›flman›n Niteli¤i ..........................131 iii- Oligarfli ‹çi Çat›flmalar›n ve Bölgemizdeki Emperyalist Politikalar›n Solun Tart›flma Düzlemindeki Yeri ve Karfl› Stratejiler ....................................................132 Solda AB Tart›flmalar›..................................................134 Solda Bölge Politikalar› Etraf›ndaki Tart›flmalar..........136

D- Kürt Sorunu ve Sürükleyici Halka Olarak “Yeniden Kardeflleflme Politikas›” ..........................................................142

1. Kürt Sorununun Çözümü ve Uluslar›n Kaderlerini Tayin Hakk› ..............................144 2. Kürdistan ve Türkiye’deki Devrimci Süreçlerin Ayr›flmas› ..................................146 3. ‹ç Savafl Tehlikesi ......................................................147 4. Bir Devrimci Hareket Tarz› Olarak “Yeniden Kardeflleflme” ..............................................149 E- Devrimci Bir Program ve Strateji ‹çin Hareket Noktalar›m›z ..153

1. Türkiye Devrimi Yeni Sömürge Devrimidir ..............153 2. Bugünün Görevi Devrimci Hareketin Yeniden Yarat›lmas›d›r ................................................159 i- Partileflme Sorununu Nas›l Ele Almal›y›z? ......................160 i- Devrimci Bir Halk Hareketinin Ana Halkas›....................163

SONSÖZ

....................................................................................................170


G‹R‹fi Bugünün Dünyas›nda Solun Geliflim Çizgisi Tarihin büyük de¤iflimlere gebe oldu¤u bir döneminden geçiyoruz. Kapitalizm, baflta sömürgeler olmak üzere tüm dünyada muazzam bir y›k›ma neden oluyor. 1980’lere do¤ru bafllat›lan neo-liberal sald›r›, 1990’l› y›llarda sosyalist blo¤un da¤›lmas›yla birlikte emperyalizmin dünya ölçe¤indeki büyük sömürgelefltirme harekat›na dönüfltü. Bu süreç 21. yüzy›l›n bafl›nda son derece y›k›c› sonuçlar yaratarak ilerliyor. Her yan› saran yoksulluk, kitlesel açl›k, s›k s›k beliren ölümcül salg›n hastal›klar, milyonlarca insan› bir anda iflsiz b›rakan, geleceksizlefltiren ekonomik krizler, savafllar, iflgaller, darbeler, iç savafllar, k›y›mlar, çevre felaketleri bu muazzam y›k›m›n her gün izledi¤imiz görüntüleri... Bu y›k›c› sömürgeci sald›rganl›k, güçlü iç çeliflkilerin pençesindeki hastal›kl› bir bünyenin ürünüdür. Tarihinin en büyük genifllemesini yaflayan emperyalist-kapitalist sistem, yeni bir tarihsel krize yuvarlanmaktad›r. Emperyalist sistem, tarihin en büyük sermaye fazlas›n› ve en genifl proleter kitlesini ayn› süreçte ama ayr› mekanlarda yaratmaktad›r. Emperyalist-kapitalist sistemin üzerinde yükseldi¤i iki temel de çökmektedir: ‹lki, 60 y›ld›r emperyalist-kapitalist sistemin liderli¤ini sürdüren ABD egemenli¤inin çözülmekte olufludur. Di¤er yandan tekelci sermayenin ihtiyaçlar›n›n dayatt›¤› birikim rejimi alt›nda yeni sö-


8

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

mürgecilik modeli sürdürülebilir olmaktan da ç›km›flt›r. Bu koflullarda emperyalist yay›lmac›l›¤›n her yeni hamlesi, her yeni emperyalist müdahale emperyalist-kapitalist güçler aras›nda yeni kutuplaflmalara ve ayr›flmalara neden olmaktad›r. Daha da ötesi bunlar, neo-liberal yeni sömürgecili¤e ve sermayenin dolays›z, ç›plak egemenli¤ine karfl› toplumsal direnifllerin, eflitlikçi, özgürlükçü halk hareketlerinin yeniden tarih sahnesine ç›kmas›na vesile olmaktad›r. Emperyalizmin ve sömürgecili¤in krizi, kapitalizmin ak›l d›fl›l›¤› ve y›k›c›l›¤›n›n karfl›s›na insanl›¤›n ortak akl›n› ve toplumsal fayday› ç›karan sosyalizmin ne denli zorunlu ve olanakl› oldu¤unu gösteren kan›tlar› ortaya koymaktad›r. Emperyalist sald›rganl›k ve y›k›c›l›k bir yandan dünyan›n tüm çal›flabilir nüfusunu proleterleflme yoluna sokarak muazzam bir üretici güç yaratmakta, di¤er yandan emperyalist-kapitalist üretim zincirinin d›fl›nda kalan bütün üretken temeli y›kmaktad›r. Bu genel tablo, birbiriyle uzlaflmaz bir karfl›tl›k halindeki iki büyük sonucu yeni sömürge ülkelerde ayn› anda bir araya getirmektedir. Yeni sömürge toplumlar› çok büyük bir h›zla proleterlefltirilirken, bu toplumlar›n sahip olduklar› üretim temeli bir bütün olarak y›k›lmaktad›r. Bu genel ve ortak çeliflki, uluslararas› bir devrimci hareketin bulunmad›¤› koflullarda bile yeni sömürgelerdeki halk direnifllerinin birbirlerini karfl›l›kl› olarak güçlendirmesine; yeni sömürgeler dünyas›n›n, bugünün devrim oca¤› olma yoluna girmesine neden olmaktad›r. Yeni sömürgeler dünyas›, sosyalizmin yeni tarihsel döneminin kurucu siyasi inisiyatiflerinin ve üzerinde yükselece¤i toplumsal rönesanslar›n verimli topra¤› olarak öne ç›kmaktad›r. Yeni devrimci güçler, yeni iflçi s›n›f›n›n oluflum halindeki tarihsel eyleminin ifadeleridir.


G‹R‹fi

9

Kuflkusuz iflçi s›n›f›n›n yeni tarihsel eylemi, ideolojik, politik, örgütsel düzeyde henüz geliflkin bir noktaya ulaflm›fl de¤ildir. Bu nedenle yeni sömürgeler dünyas›nda ortaya ç›kan ilerici halk hareketleri, henüz emperyalist-kapitalist sistemi parçalayan devrimci kopufllar yaratmam›flt›r. Buna ra¤men, art›k gönül rahatl›¤›yla vurgulayabiliriz ki; reel sosyalizmin y›k›l›fl› ile sosyalizm y›k›lmam›flt›r! Reel sosyalizmin y›k›l›fl› ile sosyalizmin tarihsel bir dönemi sona ermifl ama yepyeni bir iflçi s›n›f› hareketi, sosyalizmin yeni bir tarihsel döneminin kap›s›n› aralam›flt›r... Yeni iflçi s›n›f›, kendi devrimci bilincini, devrimci öncüsünü ve devrimci eylem tarz›n› yaratmaktad›r. Bugünün ilerici halk hareketlerini 20. yüzy›l›n ölçütleriyle bakarak de¤erlendirdi¤imizde, bu hareketlerin tüm insanl›¤› s›n›fs›z, sömürüsüz ve bask›s›z bir dünya kurma hedefine sahip ortak bir kurtulufl hareketine yöneltebilecek kapsam ve içeri¤e, derinlik ve enerjiye sahip olmad›¤› söylenebilir. Oysa bugünden bak›ld›¤›nda görünen, insanl›¤›n öznel ve nesnel güçler dengesindeki bütün olumsuzluklara karfl›n, “sermayenin kendi suretinden yaratt›¤› dünyaya” isyan etmekte oldu¤udur. Sistemin kaderini belirleyecek en güçlü potansiyel genel olarak yeni sömürgeler dünyas›nda, özel olarak da Ortado¤u'da geliflmekte olan bu isyanda sakl›d›r.

*** Yeni sömürgecilik sisteminin krizini toplumsal kurtulufl do¤rultusunda de¤erlendirmeye çal›flan ilerici giriflimler art›k dünyan›n birçok yerinde boy veriyor. Bu yöndeki en umut verici geliflmeler Latin Amerika’da yaflan›yor. Yine de bu giriflimler, henüz düzenden mutlak bir kopufl gerçeklefltirmeyi, düzenin d›fl›na ç›kmay› baflarabilmifl de¤iller. Yeni sömürge halklar›n›n bugünün dünyas›nda ortaya koyduklar› bu ilk iktidar mücade-


10

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

lelerinin kendi bafllar›na bir “uluslararas› devrimci süreç” yaratmalar›, sosyalizmi, emperyalist-kapitalist sistem karfl›s›nda küresel bir alternatif haline getirmeleri kolay görünmüyor. Ama daha flimdiden ortaya ç›kan belirgin sonuçlar da bulunuyor. Bunlar›n bafl›nda ise neo-liberal kapitalizmi ehlilefltirmeye dönük reformcu aray›fllar›n ç›kmaz› geliyor. Reformizmin olanaks›zl›¤›na iflaret eden böylesi bir sürecin, bir yandan Asya, Afrika ve Ortado¤u’ya uzanan devrimci bir halk hareketleri dizisinin gündeme gelmesiyle; di¤er yandan bu devrimci halk hareketlerinin siyasi önderliklerinde somutlaflan yeni bir sosyalist hareket omurgas›n›n ortaya ç›kmas›yla somutluk kazanaca¤› ortadad›r. Bu nedenledir ki, emperyalizm birçok cephede ciddi sars›nt›lar yaflamas›na karfl›n, henüz güçlü bir sosyalist tehditle karfl› karfl›ya de¤il. Emperyalist-kapitalist sistemin “bafl›n› a¤r›tan” sorunlar›n ana unsurunu, halen sistem içi çat›flmalar oluflturuyor. ABD’nin gerileyen liderli¤inin karfl›s›nda sistemin içinden farkl› rakipler beliriyor. Rusya ve Çin, otoriter-milliyetçi politik liderlikler alt›nda gerçeklefltirdikleri yerel sermaye birikimi süreçleriyle, emperyalist güçler aras›ndaki hegemonik iliflkilerde kendilerine yer açmaya çal›fl›rken, kimi zaman sistemin iç dengelerini zorluyorlar. Ancak bu “iç çat›flman›n” faturas› her seferinde ezilen s›n›flara ç›k›yor. Ayn› kriz ve çözülme ortam›ndan beslenen Siyasal ‹slam ise, emperyalizmin kendisine rakip seçti¤i “sahte alternatif” olarak öne ç›k›yor. Emekçi halklar›n sürekli alt›nda ezildi¤i “fil savafllar›ndan” ve moral duyarl›l›klar›n› yanl›fl mecralara yönelten sahtekar “mehdilerden” kurtulmas›n› sa¤layacak bir devrimci alternatifin yarat›lmas› bugün art›k gerçek bir ihtiyaçt›r.


G‹R‹fi

11

Bu ihtiyac›n karfl›lanmas›n›n önündeki bafll›ca engellerden birisi ise, geleneksel sol ve geleneksel emek hareketinin bizzat kendisidir.1 “Geleneksel sol ve geleneksel emek hareketinin” bugünün devrimci hareketlerinin geliflmesinin önünde oluflturduklar› en önemli engel, yenilgilerinin tarihsel biçimidir. Geleneksel solun 1980’lerdeki tarihsel yenilgisi öylesine kapsaml› oldu ki, kendi y›k›m›n›n yan› s›ra, kendisine ra¤men geliflen yeni sömürge devrimci hareketleri içinde sa¤lanan devrimci birikimi de görünmez hale getirdi. Reel sosyalizmin devrimci bir elefltirisi ve bugünün dünyas›n›n devrimci dinamiklerini yakalamak aç›s›ndan son derece de¤erli unsurlar içeren bu birikimin görünmez hale gelmesi, solun bugünkü büyük ideolojik bofllu¤unun oluflmas›nda önemli bir rol oynam›flt›r ve halen de oynamaktad›r. Geçti¤imiz 25 y›l içinde, “soldaki bofllu¤u doldurma” iddias›yla sahne alan ak›mlar aras›nda en çok öne ç›kan› sol liberalizm oldu. Sol liberalizm, sosyal demokrasiden “resmi” komünist partilere ve yenilgiye u¤ram›fl devrimci hareketlere kadar uzanan genifl bir yelpazede yank› bulmaktad›r. Genellikle egemen s›n›f saflar›ndan yükselen s›cak tezahüratlarla sahneye ç›kan bu liberal sol reçeteler, sol güçleri her seferinde maddi ve ideolojik anlamda gerileten, iktidar hedefinden uzaklaflt›ran etkiler yaratmaktad›r. Sol liberalizm; sosyalist düflünceyi iflçi s›1

19. yüzy›l›n son çeyre¤indeki sanayi proletaryas› hareketi temelinde örgütlenen ve sosyalist hareketin omurgas›n› oluflturan, proletarya devrimlerinde motor rol oynayan iflçi s›n›f› partileri ve sendikalar, 20. yüzy›l›n ikinci yar›s›na gelindi¤inde devrimci niteliklerini bir bütün olarak yitirdiler. Bu dönemde iflçi s›n›f› partileri ve sendikalar, bürokratikleflerek statükonun bafll›ca savunucusu ve devrimci hareketler karfl›s›nda halk s›n›flar›n› ideolojik ve pratik bak›mdan burjuvaziye yedekleyen bir düzen gücüne dönüfltüler. SBKP, ÇKP, Frans›z, ‹talyan ve ‹spanyol Komünist Partileri siyasi mücadele alan›nda, yerleflik sendikalar ise ekonomik mücadele alan›nda iflçi s›n›f› hareketinin “geleneksel” kurumlar› olarak hareketin geliflmesinin önündeki engeller durumuna geldiler.


12

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

n›f› ve yoksul halktan uzaklaflt›rman›n, yoksul halk›n direnifl ve mücadelelerini siyasi iktidar mücadelesi ba¤lam›ndan koparman›n, halk›n saflar› ile oligarflinin saflar› aras›nda belirsizlik yaratman›n, halk›n ileri ve ilerici unsurlar› ile örgütlü iktidar mücadelesi aras›na set çekmenin, sol saflarda burjuva iliflkilerin nüfuz alan›n› geniflletmenin koçbafl› olmaktad›r. “Geleneksel sol” ad›na liberal solun karfl›s›na ç›kan kesimler ise, ne sosyalizmin sona eren tarihsel dönemini devrimci bir elefltiriden geçirmekte, ne de sosyalizmin yeni tarihsel döneminin üzerinde yükseldi¤i ideolojik, politik, örgütsel sürece nüfuz etmeye çal›flmaktad›r. Geleneksel sol merkezlerin bu k›s›rl›¤›, temel sol politikalar›n marjinalleflmesine, geleneksel sol taban›n ise “cemaatleflmesine” hizmet etmektedir. Bugünün devrimci alternatifi, ne “galibe yaranmakla” ne de “ölüye diri taklidi yapt›rmakla” yarat›labilir. Bugünün devrimci alternatifi, ayaklar›n› insanl›¤›n bugününe dayam›fl bir topyekûn kurtulufl projesini, bilincinde, eyleminde, kültüründe ve ahlak›nda somutlaflt›ran yeni bir devrimci s›n›f hareketiyle yarat›labilir. Böylesi bir hareket, sosyalizmin geçmifl deneyimleri ve 20. yüzy›lda yarat›lan sosyalizm modelinin baflar›lar› ve baflar›s›zl›klar›yla yap›lacak soyut bir hesaplaflmadan türetilemez. Bu tür soyut hesaplaflmalardan gelece¤e ›fl›k tutan sonuçlar›n üretilemedi¤i, savrulmalara yol açt›¤›, sol kadrolar ve gruplar aras›nda gereksiz k›s›r tart›flmalara, rekabet ve didiflmelere vesile olmaktan baflka bir ifle yaramad›¤› 1990’l› y›llarda gerek uluslararas› tart›flmalar gerekse Türkiye’de yaflanan “tart›flma süreçleri” ile kan›tlanm›flt›r. Bugünün sosyalizmi, iflçi s›n›f›n›n yeni tarihsel eylemine sosyalist politikalar üretme ve bu yeni tarihsel eylemi s›n›fs›z toplum mücadelesine kazanma çabas› içerisinde yarat›labilir. Bu ça-


G‹R‹fi

13

ba, ezilen s›n›flar›n yeni bir devrimci politikleflme sürecinin inflas› süreci çerçevesinde planlanmal›d›r. Bugün ilk aflamas›nda oldu¤umuz bu infla süreci, devrimci s›n›flar›n bugüne özgü yan›lg›lar›ndan pratikte yüzleflerek kurtulduklar›; devrimcilerin ise yeni bir devrimci yolu yürüyerek yaratt›klar› bir öz-deneyim olarak yaflanmaktad›r. Bu öz-deneyim, yaln›zca devrimci s›n›flar›n “kitlesi” için de¤il, devrimci görevleri yerine getirmek için çaba gösteren sosyalistler için de “afla¤›dan yukar›ya”2 do¤ru geliflen bir seyir izlemektedir. ‹flçi s›n›f›n›n maddi ve manevi varoluflu bu süreçte neredeyse tümüyle yenilenmektedir. ‹flçi s›n›f›n›n, yoksullar›n ve ezilen halklar›n hak mücadeleleri içinde geliflen ilerici emek ve halk hareketleri bu yeni devrimci politikleflmenin belli bafll› kanallar› olmaktad›r. Bugünün devrimci hareketinin içinde flekillendi¤i temel, yeni iflçi s›n›f›n›n, yoksullar›n ve ezilen halklar›n hak mücadeleleridir. Günümüzdeki içeri¤i ile hak mücadelesi, emekçi halk›n maddi yaflam deneyimlerinin politiklefltirilmesi mücadelesidir.3 Bugünün devrimci politikleflme sürecinin ilk evresinin afl›lmakta oldu¤unu gösteren olgular giderek ço¤almaktad›r. Dev2

“Sol aç›s›ndan afla¤›dan yukar› geliflen seyirden” kastedilen, solun -her fleyi bildi¤i varsay›m›yla davranan- tüm geleneksel kanatlar›n›n, yani tüm statükocu, dogmatik ve liberal kanatlar›n›n çözümsüzlü¤ü beslemekten öte hiçbir ifle yaramayan haz›r reçetelerinin, dipten gelen bir dinamizmle parçalanmas› ve devrimci s›n›flar›n somut hareketiyle sosyalist program, örgütlenme ve eylem aras›ndaki ba¤›n bu süreç içinde yeniden kurulmas›d›r. Bugün “e¤iticilerin kendilerinin de e¤itilmesi” her zamankinden daha zorunludur. Bugünün devrimci s›n›f hareketleri henüz 19. yüzy›l›n iflçi s›n›f› hareketleri temeli üzerinde üretilen sosyalist program, örgütlenme ve eylem tarz› gibi yetkin ürünlerini vermemifltir. Bugünün sorunu, “iflçi s›n›f›na d›flardan götürülecek bilincin” ve “bu bilinci götürecek öncülerin ve öncü örgütün oluflum süreci” olarak kavranmal›d›r.

3

Hak mücadeleleri kavram›, genel olarak çok s›n›rl› bir çerçevede, sosyal haklara dönük mücadele çerçevesinde alg›lanmaktad›r. Oysa iflgale veya ezenlerin bask›c›l›¤›na karfl› direnme hakk›; gerici iç savafllara karfl› veya emperyalist savafllara karfl› bar›fl hakk›; halklar›n kendilerini gerçeklefltirme hakk› gibi çok genifl hak kategorileri mevcuttur. ‹nsanl›k tarihi, hak mücadelelerinin devrimci ifllevinin kan›tland›¤› zemindir.


14

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

rimci s›n›flar›n toplumsal eyleminin “iktidar sorunuyla” yüzleflme an›, onun siyasi evrimindeki ilk büyük dönemeci oluflturur. Baflta Latin Amerika olmak üzere, dünyan›n birçok yerinde ilerici halk hareketleri önlerine politik iktidar sorununu koymaya bafllamakta; iktidara yürüyen halk hareketleri ve halk güçlerinin denetimleri alt›na ald›klar› hükümetler giderek daha s›k bir biçimde emperyalist-kapitalist sistemden kopuflu zorlayan karar anlar›yla yüz yüze gelmektedir. Yeni devrimci politik özneler, bu yüzleflme süreçlerinde tarih sahnesinde görünmeye bafllam›flt›r. Bu an›n do¤ru olarak kavranmas›, sol hareketin bugünkü krizinin afl›lmas› için son derece önemlidir. Emperyalist-kapitalist sistemin bugünkü zay›f halkas› olan yeni sömürge ülkelerde geliflen devrimci halk hareketlerini ço¤altmak, sosyalist hareketin dünya çap›nda yeniden aya¤a kald›r›lmas›n› sa¤layacak kritik Hak mücadeleleri, yeni iflçi s›n›f› hareketinin, geçmifl dönemin geriletici etkilerinden s›yr›ld›¤›; yeni bir sosyalizm anlay›fl›n›n programatik unsurlar›n›n somut mücadelelerin içinde ad›m ad›m biçimlendi¤i; yeni öncülerinin mücadelenin içinden süzülerek ç›kt›¤›; öncü organizasyonlar›n›n somut mücadele içinde, yenilenmifl bir fikri donan›m elde etti¤i; iktidar mücadelesinin a¤›r sorumluluklar›n›n alt›na kademe kademe girildi¤i; ahlaki bir ar›nman›n yafland›¤›, yeni iflçi hareketinin oluflum sürecinin bu ilk tarihsel evresinde kurucu bir role sahiptir. Ancak hak mücadeleleri, bir önceki dönemi yads›yan özellikleri ve tekil talepleriyle tarihte son derece dinamik bir rol oynamakla birlikte, iktidar projesini oluflturma rolünü üstlenmek durumunda olmam›fllard›r. Tam da bu nokta, yani bütünlüklü bir devrimci iktidar projesinin oluflturulmas› noktas›, devrimci öncülerin beceri ve yeteneklerinin devreye girmesi gereken noktad›r. Bu nedenle de, tarihte de defalarca görüldü¤ü üzere, hak mücadeleleri zemini dönemsel olarak devrimci olabilece¤i gibi, reformist bir rol de oynayabilir. Solun teorik önermelerinin günümüzde s›nanaca¤› zemin, yani do¤runun turnusol ka¤›d›, hak mücadeleleri etraf›nda geliflen bugünkü sosyalist muhalefetin, iktidar olmaya yönelik genel bir siyasal strateji ve giderek yeni bir sosyalist model kurabilme baflar›s› aç›s›ndan ifllevsel olup olmad›¤›d›r. Dünyada solun geliflti¤i co¤rafyalarda izlenen çizgi egemenlerle iktidar› paylaflan ulusalc› ya da sol liberal projeler etraf›nda de¤il, ezilenlerin hak mücadelelerinin içinden geliflen halkç›demokratik-ba¤›ms›zl›kç› ve proleter nitelikli muhalefet ve iktidar pratikleri olmaktad›r. ‹flte tam da bu nedenle, günümüzde her bir ülkede hak mücadelelerini ad›m ad›m gelifltirerek yürütülen devrimci mücadele pratikleri, bir yan›yla da geleneksel solun krizinin çözümüne katk›lar› aç›s›ndan önem tafl›maktad›r ve bir süre daha bu kurucu rol çerçevesinde önem tafl›yacakt›r.


G‹R‹fi

15

ad›md›r. Che’nin devrimci ça¤r›s› “‹ki, üç, daha fazla Vietnam” idi; bugünün devrimci ça¤r›s› ise “neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›na karfl› halk isyanlar›n›n ço¤alt›lmas›” ça¤r›s›d›r. Yeni sömürge devrimcili¤inin 1960’l› y›llardaki ilk at›l›m›yla bafllat›lan ancak tamamlanamayan “sosyalizmin Rönesans›” bugün yeni sömürgelerde geliflmekte olan ilerici toplumsal hareketlerin yükselen dalgas› üzerinden tamamlanabilir. Sosyalizmin yeni tarihsel dönemi, ancak dünya çap›nda yeni bir devrimci dalgan›n yükselifliyle birlikte do¤abilir. Ülkemiz Solunun Temel Sorunlar› Türkiye, neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›n›n en ileri düzeyde uyguland›¤› ülkelerdendir. Ülkemiz ayn› zamanda Kafkasya’ya ve Orta Asya’ya komflu bir Ortado¤u ülkesi olarak, emperyalizmin büyük sömürgelefltirme hareketine hedef olan co¤rafyada yer almaktad›r. Emperyalist sömürgecili¤in günümüzdeki iki ana geliflme ekseni de ülkemizi yak›ndan etkilemekte, Türkiye toplumu y›llard›r politik, ekonomik ve toplumsal düzeyde büyük sars›nt›lar ve çalkant›lar yaflamaktad›r. Emperyalizme ba¤›ml›l›¤›m›z›n giderek derinleflmesiyle ekonomide meydana gelen afl›r› k›r›lganl›k; bölgemizdeki emperyalist iflgal ve müdahalelerin “geçifl yolu” haline getirilmifl olmam›z nedeniyle her geçen gün bölge siyasetinin bask›s› alt›nda daha çok gerilen ve gerici-faflist hegemonyan›n esiri olan politik ortam; egemen s›n›flar›n “yerli” niteliklerini kaybetti¤i, halk›n ise genelleflen yoksulluk koflullar›nda büyük bir h›zla proleterleflti¤i; toplumsal kutuplaflma ile politik yozlaflman›n el ele ilerledi¤i bir toplumsal çöküntü tablosunun süreklileflmesi nedeniyle Türkiye, yeni sömürgecilik sisteminin krizinin patlay›c› biçimler kazand›¤› ülkelerden biri haline gelmeye adayd›r.


16

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

Türkiye egemen s›n›flar›, neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar› ve Büyük Ortado¤u Projesi’ne ayak uydurmakta zorlanmakta, bu nedenle kendi aralar›nda sert çat›flmalar yaflamaktad›r. Egemen güçler aras›nda, devlet iktidar›n›n paylafl›m› etraf›nda bir saflaflma do¤mufltur. 2001 ekonomik krizinin ard›ndan yürürlü¤e koydu¤u ikinci kuflak neo-liberal politikalarla, Irak’›n iflgali sonras›ndaki Ortado¤u ortam›n›n kesiflme noktas›nda ortaya ç›kan AKP hükümetinin temsil etti¤i “›l›ml› ‹slam projesi”, egemen s›n›flar aras›ndaki saflaflman›n sert bir politik çat›flma düzleminde cereyan etmesinde önemli rol oynam›flt›r. Bu geliflmelere ba¤l› olarak biçimlenen AB’ye entegrasyon süreci de egemen güçler aras›ndaki bu saflaflman›n bir unsurudur. Egemen s›n›flar aras›ndaki bu çat›flman›n bir taraf›n›n liderli¤ini ABD yeni muhafazakarlar›n›n (neo-conlar›n) Truva at›na dönüflen AKP, di¤er taraf›n›n liderli¤ini ise ‹srail’le ABD aras›ndaki bölgesel politika çatlaklar›na yaslanarak devlet iktidar› içindeki geleneksel konumunu yeni koflullara aktarmaya çal›flan ordunun üst kademeleri yapmaktad›r. “Liberalizm” ve “Ulusalc›l›k” çat›flmas› bu iktidar mücadelesinin bugünkü politik görünümüdür. Önümüzdeki süreç aç›s›ndan, egemenler aras›ndaki bu çat›flma, Büyük Ortado¤u Projesi’ne “›l›ml› ‹slam devleti” kimli¤iyle, AB’ye ise “AB’nin Çin’i” olarak eklemlenmeyi öngören “yeni Osmanl›c›l›k” ideolojisiyle birlikte bir “uzlaflmaya” ulaflt›r›lmaya çal›fl›lmaktad›r. Bu çizgi “21. yüzy›l›n Büyük Türkiye’si” slogan› ile Pan-Türkçü ve Pan-‹slamc› e¤ilimler aras›nda yeni bir ittifak zemini tesis etmeyi amaçlamaktad›r. “Liberal-‹slamc›l›k / Otoriter-Milliyetçilik” saflaflmas›n› aflan yeni bir politik güç blo¤una ön ayak olarak, egemen s›n›flar aras›nda-


G‹R‹fi

17

ki çat›flmay› ABD emperyalizminin iki eksenli sömürgecilik siyasetiyle uyumlu bir çözüme ulaflt›rmay› hedeflemektedir. Egemen s›n›flar›n bu politik yönelimleri, Türkiye sosyalist hareketini de etkilemekte, solun bugünkü ana gruplaflmalar›, egemen s›n›flar›n temel saflaflmalar›n›n etkisi alt›nda oluflmaktad›r. Bu durum, ülkemiz solunun tarihsel ve yap›sal zay›fl›klar›ndan kaynaklanmaktad›r. Türkiye sosyalist hareketi, 1980 yenilgisiyle bafllayan, uzun bir zamana yay›lan ve her alanda derin bir çözülme yaratan bir kesintiyle ideolojik, politik, örgütsel süreklili¤ini önemli ölçüde yitirmifltir. Bu tarihsel kesinti s›ras›nda, kapitalist dünya sistemi birçok aç›dan ciddi bir de¤iflim geçirdi. Bu durum, solun, geçmifl devrimci mücadelelerin birikimini günümüzün mücadelelerine aktarmas›n› iyiden iyiye güçlefltirdi. Daha önce aflt›¤› sorunlar› yeniden yaflamas›na neden oldu. ‹deolojik bulan›kl›k ve belirsizlik ülkemiz solunun ana rengi haline geldi. Türkiye solu ne günün gerektirdi¤i ideolojik-politik yenilenmeyi sa¤layabildi, ne de ülkemizde uygulanan egemen s›n›f politikalar›na karfl› güçlü bir devrimci alternatif yaratmaya yönelebildi. Öyle ki Türkiye solu “emperyalizm” kavram›n› ancak 2000’li y›llarla birlikte “yeniden keflfedebildi”. Yozlaflan sosyalizm deneyimlerinin ve ulusal kurtulufl hareketlerinin sa¤l›kl›, devrimci bir elefltirisini sistematik biçimde gerçeklefltirmeyen Türkiye solu, yirminci yüzy›l sosyalizminin miras›ndaki gedikleri, geçmiflte aflt›¤› sapmalar› yeniden cilalayarak ve bu sapmalar› burjuva ideolojisi ile melezlefltirerek doldurmaya yöneldi. Dünyan›n birçok ülkesinde neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›na karfl› geliflen halk direnifllerinin, sol hareketin yeni bir temel kazanmas›n› ve büyük s›çramalar yapmas›n› sa¤lad›-


18

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

¤› ortadad›r. Buna karfl›n ülkemiz solu, 1980’lerden bu yana, özelikle de 1990 sonras›nda neo-liberalizmin yükselifline karfl› tutarl› bir mücadele hatt›n› örgütlemeye yönelmemifltir. Aksine liberalizmden etkilenen ideolojik-politik tart›flmalar›n etkisi alt›nda fliddetli bir biçimde sa¤a savrulmufltur. Toplumsal muhalefetin devrimci bir yenilenme için güçlü olanaklar sundu¤u tarihsel momentler de (1989 ‹flçi Bahar›, Kürt ulusal hareketinin 1990/91'e dek süren ilk yükselifl dönemi, 1990-94 kamu çal›flanlar› hareketi) bu ideolojik savrulmalar içinde hoyratça harcanm›flt›r. Ülkemiz solu, bugünkü yap›s› ve hareket biçimiyle, ülkedeki genel sa¤c›laflma, flovenleflme ve gericileflme rüzgar›n› durdurabilme ve toplumun devrimci potansiyelini bu amaçla seferber etme yetene¤inde de¤ildir. Solun 12 Eylül yenilgisinde cisimleflen öznel sorunlar›, neo-liberal sömürgecilik politikalar›na karfl› tutarl› bir mücadele çizgisinin üretilememesinden kaynaklanan sorunlarla iç içe geçmifl, sol, bir “çöküntü sarmal›na” girmifltir. Solun geleneksel merkezleri, emperyalizmin ve oligarflinin bugünkü üstünlü¤ünü mutlaklaflt›ran bir politik tutuma savrulmufl, reel politikten medet umar hale gelmifltir. Solun geleneksel merkezlerinin tamam› kendi d›fl›ndaki güçlerin kuyru¤una tak›larak “varl›k” sorununu çözmeye çal›flmaktad›r. Egemen s›n›f politikalar›n›n gölgesi alt›nda kalan, egemen s›n›flar›n çeflitli kesimleriyle ittifak kurarak güç ve inisiyatif sa¤lamaya çal›flan sol, emekçi halk nezdindeki itibar›n› her geçen gün yitirmekte, ba¤›ms›z bir siyasal güç olarak ortaya ç›kabilmesi her geçen gün daha da zorlaflmaktad›r. Ülkemiz solunda devrimcilikten kaç›fl e¤ilimlerinin beslendi¤i (uluslararas› boyutlar› da olan) ideolojik yan›lsamalar flöyle özetlenebilir:


G‹R‹fi

19

1) “Reformizmin geri dönüflü” beklentisi. Bu yan›lsamay›, küresel kapitalizmin neo liberal döneminin ard›ndan, yeni bir toplumsal uzlaflma döneminin gelece¤i beklentisi olarak aç›klayabiliriz. “Küreselleflmeye insani bir yüz kazand›rmay›” vaaz eden siyasetler, 2. Dünya Savafl› sonras›n›n sosyal demokrasirefah devleti ikilisine, k›saca “rasyonel kapitalizme” geri dönüfl vaat eden siyasetler bu yan›lsaman›n ürünüdür. Bu yan›lsama, “AB’ci ve Sorosçu solculu¤un” oldu¤u kadar “ulusalc› solculu¤un” da ortak temelidir. 2) “Emperyalizm sonras› kapitalizm”. Bu yanl›fl yaklafl›m›n sahipleri, kapitalizmin art›k “emperyalizm sonras›” bir sistem haline geldi¤i tezleri ve yeni tipteki ultra-emperyalizm teorilerinden beslenerek, devrimci politik mücadelenin ana hedefinin ulusal birimler ve devletler olmaktan ç›kt›¤›n› ileri sürmektedirler. “Devrim olmayan devrim ve iktidar olmadan dünyay› de¤ifltirmek” tezleriyle ortaya ç›kan liberal sol siyasetlerin temeli bu yaklafl›mdad›r. 3) “Ulusal devletin emperyalizme karfl›tl›¤›”. Bu yaklafl›m, neo-liberal küreselleflmenin “ulusal devleti yok etti¤i”, bu nedenle ulusal devletlerin merkezi bürokrasisinin emperyalizme karfl› güçlü bir direnifl sergileyece¤i ve bu çat›flman›n devrimci bir süreci harekete geçirebilece¤i varsay›mlar›na dayanmaktad›r. 1960’lar›n küçük burjuva radikalizminden esinlenen ve bugünün dünyas›nda ABD emperyalizmine karfl› mücadeleyi “ulusal sermaye s›n›flar›yla ve/veya orduyla ittifak” olarak kavrayan otoriter-milliyetçi, ulusalc›-cuntac› yaklafl›mlar bu bak›fl aç›s›ndan beslenmektedir. 4) Devrimcili¤i devlet karfl›tl›¤›na indirgeme. Bu yan›lsama, devrimci süreci, mevcut devletin her ne flekilde olursa olsun y›k›lmas› süreci olarak ele almakta, bu sürecin dayanaca¤› güç-


20

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

lerin politik ve toplumsal içeri¤ini önemsememektedir. Mevcut devlete karfl› olan bütün güçlere, salt devlete karfl› olufllar› yüzünden “olumlu” roller yüklenebilmektedir. Bu yaklafl›mla “Bat› uygarl›¤›na” ve “modern devlete”, k›sacas› moderniteye4 karfl› oldu¤u için ABD’ye ve yerel devlete karfl› savafl halinde olan Siyasi ‹slam, emperyalizme ve oligarfliye karfl› mücadelenin dolayl› ya da dolays›z ittifaklar› aras›nda görülebilmektedir. Sol liberalizm bu yaklafl›m› iyiden iyiye saçma bir noktaya götürmekte, Siyasal ‹slam’›n “rejim karfl›t›” köklerinin, bu ak›m “›l›ml› ‹slam” biçimi alt›nda iktidara geldi¤inde demokratikleflme yönünde etkide bulunaca¤› beklentisiyle hareket etmektedir. Bu yan›lsamalar›n en önemli ortak paydas›, mevcut neo-liberal siyasetlerle emperyalist-kapitalist sistem aras›ndaki içsel ba¤lant›lar› atlamalar›d›r. Bu yan›lsamalarla sakatlanm›fl “sol” siyasetler, emperyalist sömürü ve ya¤man›n ezilen s›n›flar aç›s›ndan “nesnel olarak” yaratt›¤› devrimci dönüflüm potansiyelini de¤erlendirmek yerine, egemen s›n›flar aras›ndaki çat›flmalarda ilerletici bir yön bulmaya ve bu sözde ilerletici yönü “hesaba katan” reformist platformlar oluflturmaya öncelik vermektedirler. Baflka güçlerin pefline tak›lan sol, (liberalizm, Türkçülük, Kürtçülük, Alevicilik, fleriatç›l›k, oryantalizm, iflçicilik, militarizm, pasifizm, terörizm gibi) bilimsel sosyalizmin do¤as›yla ba¤daflmayan bütün burjuva ve küçük burjuva ak›mlarla melezlenme yoluna girmifltir. Politik hedefleri oldu¤u kadar ideolo4

Burada “modernite” kavram›, tarihin (ilahi bir kudretin ya da onun herhangi bir temsili biçiminin de¤il) bilinçli insan eyleminin ürünü oldu¤u ilkesinin, yani insanlar›n gerek bireyler gerek toplumlar olarak kendi tarihlerinden sorumlu olduklar› ilkesinin benimsendi¤i tarihsel dilim olarak kullan›lmaktad›r. Proleter toplumsal devrim kavray›fl›, ezilen s›n›flar›n tarihe yön verecek bilinçli eylemlerinin bizzat kendisini yeni bir toplumsal sistem derecesine yükselterek, burjuva modernitesinin hem gerçek elefltirisini hem de afl›lmas›n› temsil eder.


G‹R‹fi

21

jik ilkeleri de bulan›klaflan solun somut muhalefetinde, ezilen s›n›flar›n iktidar perspektifinin olmazsa olmaz ilkeleri olan toplumsal eflitli¤e, özgürlükçülü¤e ve sosyalizme ayr›lan yer sürekli olarak daralmaktad›r. Dünyada oldu¤u gibi Türkiye'de de egemen politikalar›n hegemonyas› alt›nda oluflan en büyük çarp›lma, sol liberalizmdir. Ülkemizde sol liberalizm, devrimci sol politikalar›n etkili olabilece¤i her yeni konjonktürde, solun içini boflaltmak ve ortaya ç›kan potansiyeli dejenere etmek için piyasaya sürülmektedir. Sol liberalizm, 1980’lerde Birikim ve Devrimci Yol içindeki sivil toplumcu e¤ilimler arac›l›¤›yla ülkemiz siyasal arenas›nda ilk kez boy göstermiflti. 1980 sonlar›na yaklafl›l›rken TKP’nin TBKP’ye dönüflüm sürecinde ve Kuruçeflme tart›flmalar›nda bu aray›fl sürmüfltür. 1990’larda ise, Türkiye sosyalist hareketinin ana merkezlerinin önemli bir bölümünü (Devrimci Yol-TDKPTKP-Kurtulufl, vs.) içine alan tasfiye süreciyle egemen hale gelmifltir. Sol liberalizmin on y›ll›k baflar›s›zl›klar zincirinin ard›ndan, flimdi de (AKP’nin seçim baflar›s›nda cisimleflen) neoliberalizmin zaferini kendine yeni bir kalk›fl zemini olarak de¤erlendirip, solun yak›n gelece¤ini bir kez daha ipotek alt›na almaya giriflti¤i görülmektedir. Kürt ulusal hareketinin 1999 sonras›nda aç›kça benimsedi¤i liberal sol-milliyetçi çizgi de, Türkiye solundaki liberal çarp›lmay› güçlendirmektedir. 1960’l› y›llardan bu yana Türkiye devrimci sürecinin “do¤al dinami¤i” olarak kabul edilen Kürt ulusal hareketinin bu yönelimi, esas olarak Ortado¤u konjonktürünün etkisi alt›na girmesinden kaynaklanmaktad›r. ABD’nin Irak’taki iflgaline ba¤l› olarak ortaya ç›kan “ba¤›ms›z bir Kürt devleti kurma ihtimali”, Kürt milliyetçili¤ini kat›ks›z bir Ame-


22

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

rikanc›l›¤a ve liberalizme sürüklemifltir. Irak’taki Kürt hareketinden farkl› olarak bir “ezilen halk hareketi” temelinde geliflen Türkiye’deki Kürt ulusal hareketi, bu geliflmenin etkisi alt›na girmifltir. Türkiye’deki Kürt ulusal hareketinin politik merkezleri, bu pragmatik-milliyetçi bask›lanma alt›nda, harekete neo-liberalizm karfl›t› bir yön kazand›rmaktan kaç›nmakta, hatta kimi zaman neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›na destek sunmaktad›rlar.5 Bu olgu, ülkemizdeki Kürt hareketinin, Türkiye devrimci hareketiyle ortak bir devrimci geliflme süreci içerisinde kaynaflt›r›lamamas›n›n, tek nedeni de¤ilse bile, en ciddi kaynaklar›ndan birisidir. Di¤er yandan sol liberalizm, toplumsal konumlar›n› yitirme endiflesine düflen e¤itimli orta s›n›flar›n, kad›nlar›n ve Alevi kitlelerin “sol” de¤erlerden uzaklaflmas›na yol açmaktad›r. “Ulusalc›l›k” (otoriter-milliyetçilik) ak›m›n›n etkisi alt›na girmelerine katk›da bulunmaktad›r. Sol liberalizmin “liberal demokrasi” için mücadeleyi “her fley", buna karfl›l›k “ba¤›ms›zl›k” ve “toplumsal eflitlik” için mücadeleyi “hiçbir fley” olarak gören yaklafl›m›, bu kitlenin sosyalist hareketten uzaklaflma e¤ilimine girmesine neden olmaktad›r. Toplumsal konumlar› sars›lan orta s›n›flar›n savunmac› tepkilerinin otoriter milliyetçili¤e do¤ru kaymas›, ulusal kimli¤ine sayg› ve özgürlük isteyen Kürt halk›na, ›rkç› tehdidin yükselifli olarak yans›maktad›r. Kürtlerin ›rkç›l›k karfl›s›ndaki hakl› tepkisi bu bas›nç alt›nda neo-liberal kimlik politikalar›yla kaynaflmaktad›r. Ezilen kesimlerin özgürlük aray›fllar›nda kimlik politikalar›na yap›lmaya bafllanan bu afl›r› vurgu da k›s›r bir döngüye dönüflerek, nüfusun Kürt olmayan kesimleri aras›nda “bö5

Kürt ulusal hareketinin devrimci toplumsal içeri¤inin milliyetçi bask›lanma alt›nda sönümlenmesi, bu harekete karfl› Türkiye’nin yoksul y›¤›nlar› içinde faflizan bir tepkinin kitlesellefltirilmesini de kolaylaflt›rmaktad›r.


G‹R‹fi

23

lünme” kayg›lar›n› ön plana ç›karmakta ve bu kayg›lar da otoriter-milliyetçili¤in etki alan›n›n iyiden iyiye genifllemesine zemin sa¤lamaktad›r. Türkiye’deki gerici toplumsal parçalanma, elbette yaln›zca Kürt sorunundan kaynaklanmamaktad›r. Bir bütün olarak neoliberal yeni sömürgecilik politikalar›, Türkiye toplumunun gerici bir biçimde çözülmesine ve cemaatler halinde parçalanmas›na neden olmaktad›r. Geleneksel geçim araçlar›n› ve yollar›n› yitiren, ücret geliriyle ve tamamen bireysellefltirilmifl bir yaflant› içinde geçinmek zorunda b›rak›lan emekçiler, emek piyasas›nda birbirlerine karfl› “dibe do¤ru bir yar›fl” halinde bulunmaktad›rlar. S›n›f örgütlenmelerinin ve dayan›flmas›n›n bütün politik kanallar›n›n t›kand›¤›, geleneksel sendikalar›n birer “ayr›cal›k koruma ayg›t›na” dönüfltü¤ü koflullar alt›nda, güvencesiz emekçi gruplar› ancak, din, mezhep, etnik kimlik, bölge temelli cemaatler içinde ayakta kalabilmektedirler. Birbirlerine karfl› rekabet ve düflmanl›k içinde var olabilen bu cemaatler, neo-liberal politikalar›n uygulanmas› için son derece elveriflli bir toplumsal ortam oluflturmaktad›r. ‹flçileflme yolundaki “yoksullar›” kuflatan bu toplumsal ortam, onlar› Siyasi ‹slam, ›rkç›l›k ve milliyetçilik gibi gerici siyasi alternatiflere yöneltmektedir. Bu k›s›r döngüler, Türkiye’nin politik ortam›n›n gerici bir iç savafl tehdidiyle damgalanmas›na neden olmaktad›r. Bu gerici toplumsal parçalanma ortam›, toplumda ilerici güçlerin geliflmesinin önündeki en büyük engellerdendir. Devrimciler halklar içinde ve aras›nda geliflen karfl›l›kl› duyarl›l›klar›n halklar aras›nda düflmanl›¤a dönüflmesini önleyecek, ezilenlerin ilerici bir toplumsal hareket içinde yeniden kardeflleflmesinin yolunu açacak bütünlefltirici politikalar gelifltirmek zorundad›rlar. Günümüz solunun “etkili” politika odaklar› durumunda olan sol liberalizmin ve otoriter-milliyetçili¤in çözüm önerileri, toplumun ezilen-


24

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

lerini birbirleriyle bütünlefltirme yetene¤inde olmayan, tersine daha da fazla ayr›flt›ran ve bölen, ç›k›fls›z politikalard›r. Ba¤›ms›zl›kç›l›k, özgürlükçülük ve halkç›l›k-emekten yana olmak, ülkemizde sol politikalar›n tarihsel temelini oluflturmaktad›r. Bu üç unsurun üçüne birden dayanmayan bir politikan›n “sol” nitelik tafl›mas› olanaks›zd›r. “Ba¤›ms›zl›kç›” ve “halkç›emek yanl›s›” olmayan bir “özgürlükçülük”, kozmopolit küçük burjuvazinin özgürlükçülü¤üdür; özgürlükçü ve halkç› olmayan bir “ba¤›ms›zl›kç›l›k” ise “ayr›cal›¤›n›” her fleyin üzerine koyan küçük burjuva bürokrat›n “ba¤›ms›zl›kç›l›¤›d›r”. Her ikisi de, emperyalizm ve sermayenin; faflizm ve oligarflinin egemenli¤ine hizmet eder. Türkiye’nin bu temel sorunlar›n›n sol politik çözümü, toplumun ba¤›ms›z geliflmesini ezilen s›n›flar›n maddi toplumsal özgürlü¤ü ve eflitli¤i üzerine oturtan ba¤›ms›z, demokratik ve sosyalist bir ülkenin kurulmas›ndan geçer. Sosyalistlerin özgürlükçülü¤ü, soyut bir özgürlükçülük de¤ildir; iflçi s›n›f›n›n ve ezilenlerin özgürlü¤ünü temel al›r. Sosyalistlerin savundu¤u “ba¤›ms›zl›k” mevcut devletin biçimsel olarak emperyalistlerin müdahalesinden kurtar›lmas› de¤il, kendi kaderine tam olarak hakim olan ve onurlu bir birlik oluflturan bir toplumun kendi d›fl›ndaki güçler karfl›s›nda irade ba¤›ms›zl›¤›n› ifade eden bir siyasi ba¤›ms›zl›kt›r. Türkiye devrimci hareketi, sa¤dan soldan devflirilen çarp›k bak›fl aç›lar›n›, “geçifl teorilerini” ve kuramsal yenilenme ad›na devrimci siyasal mücadeleyi belirsiz bir gelece¤e havale eden teorik bahaneleri karfl›s›na almal›d›r. Devrimciler, egemenlerin kuyru¤una tak›larak solun alt›n›n oyulmas›na yol açan, Türkiye sosyalist hareketini her geçen gün bir önceki günden daha geriye götüren sözde “sol” politikalara aç›kça karfl› ç›k-


G‹R‹fi

25

mal›d›r. Türkiye solu bugünkü krizinden ancak, gücünü yaln›zca devrimci s›n›flar›n gücünden ve enerjisinden alan bir devrimci stratejik yaklafl›mla ç›kabilir. Ülkemizde Ba¤›ms›z Bir Sol Hareketin Güncel Eksenleri Neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar› Türkiye toplumunu bütünsel bir y›k›ma ve tabiyete sürüklemektedir. Bugünün devrimci siyaseti, yeni sömürgecilik politikalar›n›n yaratt›¤› bu toplumsal y›k›m tablosunun karfl›s›na, Anadolu’nun bütün halklar›n›n birbiriyle eflitlik, özgürlük ve kardefllik temelinde bar›fl halinde yaflad›¤›; emperyalist, Siyonist sald›rganl›k karfl›s›nda Ortado¤u halklar›n›n eflitlikçi ve özgürlükçü direniflinin sembolü olan bir Türkiye toplumu imgesini ç›karan bir toplumsal hareket yaratmay› öncelikli hedefi haline getirmelidir. Egemenlerin (Türk-Kürt, Alevi-Sünni, fleriatç›-laik, hemflerilik iliflkileri, cemaatler, vs. flekillerde) böldükleri ve her bir kesimini di¤erlerine karfl› rekabete sürükledikleri toplumun, ezilenlerin afla¤›dan yukar›ya hareketiyle, halkç›, özgürlükçü, demokratik, eflitlikçi ve proleter nitelikli yeni bir politik bütünlük olarak bir araya getirilebilece¤i; bir araya geliflin adresinin ise kapsay›c› bir s›n›fsal politika ile yenilenen devrimci solun çat›s› oldu¤u gösterilmelidir. Bu yeni sentez ka¤›t üzerinde “tasarlanamaz”. Böylesi bir sentez ancak, emperyalizmin baflta “toplumsal kimlik ve özel ç›kar” kayg›lar›n› suistimal etti¤i toplum kesimlerinin istemlerine eflitlikçi, bar›flç›, özgürlükçü, demokratik ve halkç› bir temelde somut yan›tlar verilmesiyle ve toplumsal yap›n›n bu yeni temel üzerinde yeniden kurulmas›yla yarat›labilir. Halkç› ve özgürlükçü bir yeniden bütünleflme, yeni demokratik bir emekçi kamusall›¤›n›n infla edilmesini merkezine oturtmufl bir sol hareket taraf›ndan sa¤lanabilir. Günümüzde kamu-


26

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

sal haklar u¤runa verilen mücadele, solun bu bak›mdan oynayaca¤› rolün ve edinece¤i yeni kimli¤in berraklaflaca¤› esas aland›r. Kamusall›¤›n demokratik bir biçimde ve proleter bir temel üzerinde yeniden infla edilmesi mücadelesi; solun, liberalizm-ulusalc›l›k ekseninde cereyan eden çekiflmelerin etki alan› d›fl›na ç›kmas›n›; kendi ba¤›ms›z hedeflerini öne ç›kartmas›n›; kendisini ba¤›ms›z bir güç olarak topluma sunmas›n› sa¤layacak temel aland›r. “Paras›z sa¤l›k” hakk›, “paras›z ve nitelikli e¤itim” hakk›, “temiz, yeterli ve ulafl›labilir enerji” hakk›, “temiz, yeterli ve ulafl›labilir su” hakk› gibi tek tek kamusal haklar için verilen mücadelelerin, yeni bir kamusall›¤›n infla edilmesi çerçevesi alt›nda bütünlefltirilerek halkç›-emek yanl›s›, eflitlikçi, özgürlükçü bir iktidar program›n›n bafll›ca tafl›y›c›lar› haline getirilmesi, neo-liberalizme karfl› devrimci mücadelede vazgeçilmez bir önem tafl›maktad›r. Yeni bir devrimci sentez oluflturmay› hedefleyen bu politik program›n ideolojik boyuttaki en kapsaml› ifadesi ise Türkiye toplumunun kendisini güçlü bir eflitlikçilik temelinde, burjuva ulusall›¤›n›n s›n›rl› ufuklar›n› aflan “yeni bir ulus” ve bu ulusun ortak ç›kar›n› ifade edecek yeni bir “sosyal cumhuriyet”6 olarak infla etmesidir. Yeni sömürge devriminin “yeni bir ulus tahayyülü” ile yola ç›kmas›, neo-liberal sömürgecili¤in temel s›n›f ve iç katmanlar›n›n nesnel konumlar›nda yol açt›¤› de¤iflikliklerin de bir gere¤idir. Bu “gereklilik” ayn› zamanda, yeni sömürge devrimlerinin ancak bir sosyal devrim halinde gerçekleflebilece¤inin de ifadesidir. 6

“Yeni bir ulus tahayyülü” denildi¤inde, bundan, mevcut “Türk ulusunun”, bugünkü devlet s›n›rlar› içindeki bir yeniden yap›lanmas› kastedilmemektedir. Kastetti¤imiz fley, devrimci program›n, mevcut ulusal sorunlar› aflacak yeni bir toplumsal bütünleflme sürecini öngörmesi gerekti¤idir. ‹lham ald›¤›m›z örnekler ise, Çarl›k Rusya’s›n›n uluslar hapishanesinden do¤an SSCB, Che Guevara’n›n Latin Amerika devrimci süreci temelinde tahayyül etti¤i Amerika ulusu kavramlar›d›r.


G‹R‹fi

27

Bu ba¤lamda, devrimciler, Kürt halk›n›n kendi kaderini tayin mücadelesini, böylesi bir devrimci sürecin bir parças› olarak görmektedirler. Kürt sorununa iliflkin devrimci çözüm perspektifi, bir yandan Kürt halk›n›n demokratik haklar›n› güvence alt›na almay›, di¤er yandan Kürt ve Türk halklar› aras›nda “yyeniden kardeflleflmeyi” hedefleyen; Ortado¤u halklar›n›n aras›nda ise anti-emperyalizm temelinde demokratik bir uluslararas› iliflkiler sistemi yaratmay› amaçlayan bir bak›fl aç›s›yla oluflturulmal›d›r. Bu aç›dan, Kürt sorununun klasik sömürgecilik ça¤›ndan kalma bir “ayr›l›kç›l›kla” çözümünün olanaks›zl›¤› görülmelidir. Öte yandan bugün Irak’taki emperyalist iflgalin bir unsuru olarak gündeme gelen “iflbirlikçi Kürt devleti” de, Kürt halk›n›n kendi kaderini tayin hakk› mücadelesinin bir ifadesi olarak de¤erlendirilemez. Arap halk›n›n özgürlük ve ba¤›ms›zl›¤›n›n yok edilmesi pahas›na kurulacak bir Kürt devletinin, Ortado¤u devrimci sürecine herhangi bir katk›s› olamaz. Aksine böylesi bir devlet, Ortado¤u gericili¤inin bir baflka merkezi olacakt›r. Ülkemizde neo-liberalizmin hegemonyas›na karfl› verilen devrimci mücadelenin dinsel gericili¤e karfl› bir özgürleflme mücadelesini gerekli k›ld›¤› da aç›kt›r. Neo-liberalizmin Türkiye’de bir ›l›ml› ‹slam iktidar› projesi biçimini alarak ilerlemesi, gerileyen orta s›n›flar›n neo-liberalizme karfl› tepkilerinin, bu süreçte büyüyen dinsel gericili¤e karfl› tepkilerle kaynaflmas›na neden olmaktad›r. Sol, orta s›n›flar›n bu ideolojik reflekslerine karfl› duyarl› olmal› ve bu refleksleri kapsayacak, faflizan-otoriter biçimler almas›n›n önüne geçebilecek araçlar gelifltirmelidir. Neo-liberal politikalara karfl› mücadeleyle gericilik karfl›tl›¤›n› iç içe geçiren bir devrimci çizgi, gerileyen orta s›n›flar›n faflizan kanallara yönelmesini engellemenin önemli bir kofluludur. Öte yandan devrimciler kendi özgürlük projelerini, Cum-


28

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

huriyetin resmi laiklik ve liberal solcular›n ›l›ml› ‹slamc›l›¤a yedeklenen “özgürlükçü laiklik” anlay›fllar›n›n d›fl›nda, ilham›n› Türkiye toplumunun devrimci gelece¤inden alan, dinsel gericili¤e ve faflizan seçkincili¤e prim vermeyen yeni bir laisizm anlay›fl›yla kurgulamal›d›r.7 Solun Devrimci Yenilenme ‹htiyac› Ülkemiz solunun devrimci bir ideolojik, politik, pratik yenilenme hamlesine acilen ihtiyac› vard›r. Sol kendisini ancak yeni bir ülkeyi kurma iddias›na yönelen bir halk hareketini örgütleyerek yenileyebilir. Ezilenlerin ve yoksullar›n hak mücadelelerini devrimci iktidar mücadelesine cesaretle tafl›ma iradesi, bu hamlenin pratik bafllang›ç noktas›d›r. Kamusall›¤›n demokratik bir biçimde, özgürlükçü, eflitlikçi, proleter-halkç› bir temel üzerinde yeniden inflas›n› hedefleyen devrimci bir halk hareketinin örgütlenmesi ise, bu hamlenin politik bafllang›ç noktas›n› oluflturmaktad›r. Ülkemiz solunda devrimci bir yenilenmenin kuramsal çerçevesi flu ana unsurlardan oluflmaktad›r: 1) Emperyalist-kapitalist sistemin döneme özgü temel yap›lar›n›, politikalar›n›, çeliflkilerini ve kriz dinamiklerini belirlemek; yaratt›¤› devrimci güçleri ve bugünün devrimci hareketinin geliflme dinamiklerini ve öz niteliklerini saptamak; 2) Sosyalizmin sona eren tarihsel döneminin do¤ru bir de¤erlendirmesini yapmak ve sosyalizmin yeni tarihsel döneminde kazanaca¤› temel çizgileri gelifltirmek; 3) Türkiye’nin ekonomik, sosyal, politik yap›sal özelliklerin7

‹slam’›n tarih boyunca bir reform sürecinden geçmemifl olmas›, emperyalizmin bu sorunu her dönem en gerici biçimlerde (Yeflil Kuflak teorisi, Medeniyetler Çat›flmas› teorisi, Il›ml› ‹slam projesi vb.) suiistimal etmesine yol açmaktad›r. Dolay›s›yla dinde reform sorunu, dinsel-toplumsal gericilik sorunu nedeniyle, Müslüman toplumlar aç›s›ndan H›ristiyan Bat› toplumlar›ndan farkl› olarak devrimin demokratik muhtevas› içinde yer almas› gereken bafll›ca sorunlardan birisidir.


G‹R‹fi

29

deki dönüflümlerin, içerdi¤i kriz olanaklar›n›n devrimci bir analizini yapmak; egemen s›n›f politikalar›n›n bu temel ile iliflkisini kurmak, bugünün Türkiye'sinin temel devrimci çeliflkilerini ve temel devrimci sürecini belirlemek; bu belirlemelere ba¤l› olarak Türkiye'ye iliflkin devrimci bir stratejinin temel çizgilerini ve güncel devrimci görevleri saptamak. Ülkemiz solunun bugünü kavramak için duydu¤u “yenilenme” ihtiyac›, solun Türkiye devrimci hareketinin geçmifl birikiminden kopar›lmas› demek de¤ildir. Aksine, ülkemiz solunun ana devrimci ak›m›, günümüz soluna egemen olan liberal ve dogmatik yaklafl›mlar›n tarihsel öncelleri ile mücadele içinde oluflmufltur. Ülkemiz devrimci hareketinin ana ak›m›, “geleneksel sol” yaklafl›m›n t›kand›¤›, kurumlar›n›n yozlaflmaya u¤rad›¤› 1960'l› y›llarda sol hareketin ihtiyaç duydu¤u yenilenme ihtiyac›n›, sa¤a sola savrulmadan, devrimci bir yöntemle karfl›lamay› baflarm›flt›r. Bu birikim, bilimsel sosyalizmin, geçerlili¤i çok say›da devrimci süreçte s›nanm›fl temel ilkelerinin, ülkemiz devriminin somut koflullar› içinde yeniden üretilmesinin sa¤l›kl› yöntemini oluflturmak aç›s›ndan son derece de¤erli bir yeri ve özel bir olana¤› temsil etmektedir. Devrimci hareketin bu bak›mdan en geliflkin ifadesini buldu¤u THKP-C/Devrimci Yol çizgisi, günümüzün gerçekli¤inin devrimci bir analizinin yap›lmas›; bu analiz temeli üzerinde somut devrimci stratejik yaklafl›m›n oluflturulmas› ve bu stratejik yaklafl›ma ba¤l› olarak güncel politik görevin belirlenmesi bak›m›ndan vazgeçilmez bir baflvuru noktas›d›r. THKP-C/Devrimci Yol çizgisinin sol harekette yaratt›¤› devrimci kopufl, bugünün proleter-halk hareketleri üzerinde flekillenen devrimci süreçler içinde tamamlanmal›d›r. Yolumuz, yoksul halk›n neo-liberal sald›rganl›k karfl›s›nda aya¤a dikilmesinin devrimci yoludur, halk›n devrimci yoludur...


I. BÖLÜM: BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI A- Yeni Bir Devrimci Dönüflümler Ça¤›n›n Efli¤inde, Emperyalist Zincirin Yeni Zay›f Halkas›: Yeni Sömürgeler ya da “Güney” Sermayenin eme¤e ve devrimci güçlere karfl› açt›¤› büyük savafl, insanl›¤› yeniden büyük tarihsel dönüflümlere gebe bir dönemin efli¤ine getirdi. Sovyetler Birli¤i'nin çöküflünün ard›ndan emperyalist sistemde ortaya ç›kan geliflmeler, flimdi onu yeni bir kader an›na sürüklemektedir. Emperyalist sistemi sürdürmek ve yayg›nlaflt›rmak için at›lan ad›mlar, her zamanki kaç›n›lmaz sonuna ulaflmakta: Emperyalist-kapitalist sistemin yeni tarihsel krizi olgunlaflmaktad›r. Kapitalizmin “bar›fl ve refah toplumu” vaadi; “küresel serbest piyasan›n” yeni bir özgürlük ça¤› bafllatt›¤› iddialar›, günümüzde inand›r›c›l›¤›n› art›k bütünüyle yitirmifltir. Emperyalizmin, “ttekelci kapitalizmin ve mali sermaye egemenli¤inin sürekli ve genel bunal›m ça¤›” oldu¤u bir kez daha kan›tlanm›flt›r. Bugünkü bunal›m da t›pk› daha öncekilerde oldu¤u gibi yeni bir proletarya devrimleri sürecini ateflleyecek büyük bir devrimci enerjinin birikmesine neden olmaktad›r. Büyük devrimci enerji, sermayenin büyük ve mutlak y›k›c›l›¤›n›n ürünüdür. Emperyalist y›k›c›l›¤›n mülksüzlefltirdi¤i ve ücretli emek saflar›na sü-


32

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

rükledi¤i muazzam emekçi kitlede ifadesini bulan bu yeni enerji, söz konusu kitlenin, bugünün politik kriz konjonktüründe siyasallafl›p olgunlaflan tarihsel eylemiyle yeni bir devrimci tarihsel özneyi flekillendirmektedir. Sosyalizmin yeni tarihsel dönemi de, bugün kitlesiyle, öncüsüyle, eylemiyle ve bilinciyle yeniden oluflmakta olan bu yeni öznenin tarihsel eylemiyle bafllamaktad›r. Günümüz dünyas›n›n devrimci bir biçimde kavranmas› için öncelikle bu tarihsel gerçe¤in kavranmas› zorunludur. Ancak bu gerçe¤in kabulü, devrimci sürecin do¤ru bir kavray›fl›na ulaflmak için tek bafl›na yeterli de¤ildir. Yüzy›l önce oldu¤u gibi bugün de, yeni iflçi s›n›f›n›n kendili¤inden hareket temelinin geliflmesi, onun devrimci özneye dönüflümünü otomatik bir biçimde getirmemektedir. Bunun için somut devrimci müdahalelerin biçimlendiricili¤i de gerekmektedir. Söz konusu devrimci müdahale, s›n›flar mücadelesinin somut bir siyasal mücadele biçiminde örgütlenmesi olarak alg›lanmal›d›r. Devrimci siyasetin do¤ru ve isabetli olarak belirlenebilmesi için ise, emperyalist sistemin bugünkü zay›f halkalar›n›n nerelerde ve hangi dinamiklere ba¤l› olarak geliflti¤inin anlafl›lmas› zorunludur. Emperyalizm, kapitalizmi y›kacak devrimci sürecin nesnel flartlar›n›n dünya çap›nda olufltu¤u bir tarihsel dönemdir. Ancak bu durum, bu ça¤da dünyan›n bütün ülkelerinin birden, ayn› anda ve ayn› nitelikte bir devrimci duruma sürüklendi¤i anlam›na gelmez. Bu tip bir yorum, t›pk› günümüzün “merkezini yitirmifl devrim” ça¤r›lar›nda oldu¤u gibi, somut ve güncel devrimci olanaklar› kavrayamayan, devrimci anlar› de¤erlendiremeyen bir yaklafl›ma yol açmaktad›r. Emperyalist-kapitalist sistemin güncel ihtiyaçlar› her tarihsel


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

33

konjonktüründe, sistemin kimi alt unsurlar›n›n varl›k koflullar›Emperyalist-kapita n› ortadan kald›r›r, onlar› y›k›ma sürükler. “E list zincirin zay›f halkalar›” olarak adland›r›lan bu unsurlar, o tarihsel konjonktürde somut devrimci sürecin oca¤› haline gelir. Bu ocaklarda gündeme gelecek devrimci geliflmeler, bütün sistemin devrimci y›k›m›na neden olabilecek zincirleme krizleri ateflleyebilir. Devrimci geliflmeler öncelikle zay›f halkalarda bafl gösterir. Zay›f halkalar›n birinde meydana gelen devrimci bir geliflme hem di¤erlerini yak›ndan etkiler, hem de kapitalist sistemin tamam›ndaki s›n›f mücadelelerinin derinleflmesine, keskinleflmesine yol açar. Kapitalist zincir en zay›f halkas›ndan k›r›l›r. Günümüzde kapitalist zincirin en belirgin zay›f halkalar› yeni sömürgeler dünyas›nda ortaya ç›kmaktad›r. Neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›n›n üzerinde yükseldi¤i emperyalist ilkel birikim süreci, yeni sömürge ülkeleri kapitalist dünya sisteminin günümüzdeki tipik zay›f halkalar› haline getirmektedir. Kapitalist dünya sistemi, daha önceki tarihsel krizlerinde görüldü¤ü gibi, bu kez de yeni sömürge ülkelerdeki politik krizlerin derinleflmesini önleyememekte; tam tersine bu krizlerin derinleflmesine neden olmakta; söz konusu ülkeler sistemin “karars›z” parçalar› haline dönüflmektedir. Latin Amerika ülkelerinin büyük bir bölümünde, Güney ve Güneydo¤u Asya ülkelerinde, Güney Kore ve Nijerya'da geliflen ve hemen hepsi benzer dinamiklerden beslenen toplumsal-politik krizler, yeni sömürgecilik sisteminin genel bir kriz içinde oldu¤unun aç›k kan›t›d›r. Bu krizin en ileri somut politik görünümü Latin Amerika'n›n yeni sömürge ülkelerinde izlenmektedir. Latin Amerika ülkelerinin büyük bir bölümünde devrimci s›n›flar›n öznel nitelikle-


34

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

rinin zay›fl›¤›na karfl›n, politik sürece istikrars›zl›k ve radikal dönüflüm talepleri damgas›n› vurmaktad›r. Birbirini güçlendirerek geliflen devrimci süreçler, yeni sömürge “Güney’deki” tarihsel krizin yayg›n bir sistemden kopufl e¤ilimini do¤urmakta oldu¤unun göstergesidir. “Güney” ayn› zamanda, sosyalizmin yeni döneminin inflas›nda kurucu rol üstlenmeye en yak›n siyasal co¤rafya haline gelmektedir. Sonuç olarak, günümüz devriminin oda¤›, neo-liberal yeni sömürgecilik iliflkilerinin derinleflti¤i tüm co¤rafyalar›n simgesel ismiyle ifade edersek, belirgin bir biçimde “Güney’e” kaym›flt›r.8 Ancak zay›f halka kavram›, elbette devrimin kaç›n›lmazl›¤›n› ima etmez. Uluslararas› kapitalist sistem içinde yer alan yap›lardan birinin sürdürülemez hale gelerek krize girmesi, bu yap›n›n çözüldü¤ü ülkelerin mutlaka devrimci seçeneklere yönelmesini zorunlu k›lmaz. Kriz içindeki toplumlar›n ezilen s›n›flar› her zaman devrimci seçeneklere yönelmezler. Üstelik sermaye de krize düflen politik yap›lar› kapitalist sistem içerisinde tutmak üzere mutlaka kendi alternatiflerini oluflturur ve uygulamaya çal›fl›r. Devrimcilerin görevi, bu krizlerin devrimci çözüm alternatiflerini oluflturmak ve ezilen s›n›flar› bu çözümlere kazanmakt›r. Emperyalizm ça¤›n›n bafllang›c›ndan günümüze dek, bir dizi ülkeyi “zay›f halka” haline getiren üç büyük tarihsel kriz yafland›. Bu krizler gerek devrimci süreçlerin, gerekse geçmifl sosyalizm deneyiminin oluflumunda belirleyici roller oynad›lar. Emperyalizmin I. ve II. Bunal›m Dönemlerinin ürünü olan bu üç büyük kriz: 8

Benzer bir durumun klasik sömürgecilik sistemi bak›m›ndan ortaya ç›kmas› üzerine Lenin, dünya devriminin oda¤›n›n, klasik sömürgeler co¤rafyas›n› simgeleyen “Do¤u’ya” kayd›¤› saptamas›n› yapm›flt›.


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

35

i- Eski tip çokuluslu devletlerin veya imparatorluklar›n krizi ii- Klasik sömürgecilik sisteminin krizi iii- Avrupa siyasi demokrasisinin krizidir. Demokratik Devrim”, “U Ulusal Kurtulufl” ve “H Halk Cephesi” “D programlar› bu krizlerin devrimci biçimde çözümü için üretilmifl iflçi s›n›f› politikalar› olarak gündeme geldiler. Söz konusu ülkelerin önemli bir bölümünde bu politikalar sosyalist güçleri iktidara tafl›d› (ya da iktidar›n efli¤ine getirdi). Sovyet ve Çin devrimleri, Komünist Partileri’nin hegemonyas› alt›nda geliflen güçlü Avrupa iflçi hareketi ve Do¤u Avrupa halk demokrasileri bu politikalar›n ürünleri oldular. Ancak ayn› tarihsel geliflme süreci, sermayenin kendi çözüm alternatiflerini oluflturmas›na ve hakim k›lmas›na da sahne oldu. ‹mparatorluklar›n parçalanarak yar›-sömürgelere dönüfltürülmesi; klasik sömürgecilikten yeni sömürgecili¤e geçifl programlar› ve klasik faflizm bu krizler karfl›s›nda üretilen tekelci sermaye politikalar›yd›. Emperyalizmin III. Bunal›m Dönemi’nde emperyalist sömürgecilik iliflkilerinin öne ç›kan unsurunu yeni sömürgecilik iliflkileri oluflturdu. 1960’l› y›llar›n ortalar›ndan itibaren yeni sömürgecilik iliflkilerinin sürdürülebilirli¤i bir süre için riske girdi, ancak emperyalist güçler sorunun “tarihsel bir krize” dönüflmesini önleyebildi. Ancak bunun için uygulamaya sokulan neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›n›n siyasi ve toplumsal sonuçlar›, yeni sömürgecilik sistemini sürdürülemez hale getiren yeni ve çok daha güçlü dinamikler üretti. Yeni sömürgecilik sisteminin bugünkü krizi, emperyalist-kapitalist sistem için yeni bir “tarihsel kriz”, devrimci güçler için ise yeni bir “tarihsel olanak”, kavranacak yeni bir “zay›f halka” anlam›na gelmektedir. Bu tarihsel kriz karfl›s›nda emperyalizm kendi “pansumanlar›n›” aramaktad›r. Devrimci güçlerin de


36

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

t›pk› önceki tarihsel krizler karfl›s›nda oldu¤u gibi bu tarihsel kriz karfl›s›nda da kendi somut alternatiflerini üretmeleri ve bu alternatifleri politik eyleme dönüfltürmeleri zorunludur. B- Emperyalizmin Bunal›m Dönemleri Yeni sömürgecilik sisteminin bugünkü krizinin, emperyalist sistemin tamam› aç›s›ndan kazand›¤› özel devrimci rolün anlafl›lmas› için, emperyalist sistemin tarihini somut devrimci kriz konjonktürleri olarak ele alan ve geliflkin bir devrimci kavramsal yaklafl›m sunan “bunal›m dönemleri” kavram›na baflvurulmal›d›r.9 Emperyalist sistemin bunal›m›, sistemi kendi kendisine y›k›ma götürecek kimi ekonomik mekanizmalar›n 盤›r›ndan ç›kmas›ndan kaynaklanmaz. Bunal›m, sistemin üzerine kurulu oldu¤u çeliflkili güçler aras›ndaki ekonomik ve politik gerilimlerin eskisi gibi yönetilemez hale gelmesinin ürünüdür.10 9

“Emperyalizmin bunal›m dönemleri” kavray›fl›n› ilk kez SBKP ortaya atm›flt›r. Bu analitik çerçeve 1960’l› y›llar›n devrimci hareketleri taraf›ndan elefltirel bir yaklafl›mla içeri¤i yeniden tan›mlanarak kullan›lm›flt›r. Ülkemizde de THKP-C kökenli hareketler, emperyalizm çözümlemelerini bu kavramsal çerçeveyi temel alarak yapm›flt›r. Elbette, kapitalist geliflme sürecinin tarihini birbirinden farkl› amaçlarla ve dolay›s›yla bu amaçlardan kaynaklanan farkl› ölçütlerle farkl› alt dönemlere ay›rmak da olanakl›d›r. Maddi üretimin teknolojik altyap›s›n›n dönüflümlerine; enerji kaynaklar›n›n de¤iflmesine; politik ve kültürel üst yap›lar›n de¤iflimlerine göre de¤iflik alt dönemler tan›mlayabilmek olanakl›d›r. Ama bizim amac›m›z, bugünün emperyalist-kapitalist sisteminin somut devrimci kriz konjonktürünü, temel yap›s› ve Türkiye devriminin stratejisine etkileri aç›s›ndan tan›mlamakt›r. Bu nedenle, emperyalizm çözümlememizin oda¤›nda, bu amaçla yap›lan bir s›n›fland›rma bulunmaktad›r. Kapitalizmin yap›s›nda meydana gelen de¤ifliklikleri, somut devrimci kriz konjonktürü aç›s›ndan de¤il, bu tip unsurlar aç›s›ndan tan›mlamay› öne ç›karman›n gerçekte somut devrimci mücadeleden uzaklaflman›n, çeflitli s›n›f uzlaflmac›l›¤› pratiklerine k›l›f uydurman›n bir arac› oldu¤u görülmektedir.

10 Sistem bunal›m›, merkezi ekonomik krizlerle özdefl de¤ildir ve ne 1929 Büyük Bunal›m› ya da 1974 Dünya Ekonomik Bunal›m› gibi topyekûn ekonomik çöküfl anlar›na, ne de bu tür topyekûn ekonomik çöküfllerin, yaln›zca zirve noktalar›n› oluflturdu¤u uzun durgunluk dönemlerine indirgenebilir. Büyük merkezi ekonomik çöküfllerin tek politik hareket noktas› haline getirilmesi, sistemin tek bir anda, merkezlerden bafllayarak ve efl zamanl› biçimde çökece¤ini varsayan kaderci-kendili¤indenci anlay›fl›n fikirsel arka plan›n› oluflturur.


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

37

Emperyalizmin “genel ve sürekli bunal›m›” bugüne kadar hep somut tarihsel bunal›m konjonktürleri [bunal›m dönemleri] olarak yaflanm›flt›r.11 Bu bunal›m konjonktürleri, sistemi parçalanmaya do¤ru zorlayan üç temel gerilim ekseni taraf›ndan biçimlendirilmifltir: S›n›flar aras›ndaki uzlaflmaz çeliflkiler, emperya list ba¤›ml›l›k iliflkilerinin yaratt›¤› çat›flmalar ve emperyalistler aras› çeliflkiler. Kapitalist zincirin zay›f halkalar›n›n oluflumunu, bu zay›f halkalarda yaflanan politik-toplumsal krizlerin fliddeti belirler. Devrimci ve karfl›devrimci toplumsal güçlerin karfl›l›kl› konumla n›fllar› ise daima, somut bir tarihsel konjonktür içerisinde flekillenen emperyalistler aras› iliflkiler ve hakim emperyalist sömürü mekanizmalar›n›n iflleyifl tarz› taraf›ndan belirlenir. Örne¤in, “emperyalistler aras› pazar paylafl›m› mücadelesi”nin bütün uluslararas› iliflkilere damgas›n› vurdu¤u 1890-1914 döneminin, ayn› zamanda eski tip çokuluslu devletlerin krizinin en yüksek noktas›na ulaflt›¤› dönem olmas› tesadüf de¤ildir. Klasik sömürgecilik sisteminin krizinin, emperyalist sistem içindeki “hegemonya krizi”nin zirvesine ulaflt›¤› 1918-45 döneminde en üst seviyeye ç›kmas› ve bu dönemde devrimin oda¤›n›n (klasik sömürgelerin simgesi olarak) Do¤u’ya kaymas› da ayn› çerçevede kavranmal›d›r. K›sacas›, emperyalistler aras› iliflkiler ve hakim emperyalist sömürü tarz›, emperyalist-kapitalist sistemde geliflen somut devrimci konjonktürün gerçek maddi temelini oluflturur. Bu gerçek maddi temel, kapitalist dünyan›n içerdi¤i unsurlar›n bir k›sm› için di¤erlerinden daha “y›k›c›” somut sonuçlar do¤urur. Kapi11 Bunal›m Dönemleri, basit tarihsel flemalar-bölümlemeler de¤il, emperyalist sistemin içinden geçti¤i somut tarihsel süreçler içinde biriken ve biçimlenen maddi güçler aras›ndaki gerçek birer mücadele konjonktürü olarak görülmelidir. Her dönemin özgün devrimci süreçleri, kendilerini farkl› “siyasal sorunlar” merkezinde ifade ederler.


38

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

talizmin genel ak›l-d›fl›l›¤›, kör yasalara tabi oluflu nedeniyle sistem bu y›k›c›l›¤›n önüne geçemez. Aksine, tek tek emperyalist güçler somut politikalar›n› bu y›k›m süreçlerinin sonuçlar›n› toparlama üzerine kurarlar. Bu nedenle, kapitalist zincirin zay›f halkalar›n›n do¤mas›na neden olan gerçek maddi temelin ve tarihsel bak›mdan özgün y›k›c›l›k mekanizmalar›n›n nas›l iflledi¤inin saptanmas›, yerelulusal krizlerin devrimci durumlara dönüflme olanaklar›n›n görülebilmesi aç›s›ndan önemlidir. Emperyalistler aras› iliflkiler ve hakim emperyalist sömürü mekanizmalar›n›n iflleyifl tarz› ise; 1) Tekelci kapitalizmi kuflatan uluslararas› politik koflullar, 2) Tekelci sermaye egemenli¤inin somut ekonomik yap›s›, 3) Emperyalist merkezdeki ve sömürgelerdeki temel s›n›flar aras›ndaki somut güç iliflkileri ve konumlanmalar› dengesine ba¤l› olarak flekillenir. Bu somut dengeyi oluflturan unsurlardan birinin belirgin bir biçimde de¤iflmesi, di¤er unsurlardaki de¤iflimlere karfl›l›kl› olarak ba¤l›d›r. Birindeki de¤ifliklik di¤erindeki de¤ifliklikleri tetikler. Bu de¤iflimin sonucunda emperyalistler aras› iliflkiler ve hakim emperyalist sömürü mekanizmalar›n›n iflleyifl tarz› yeniden biçimlenir. Bu genel çerçevede emperyalist-kapitalist sistemin bugüne kadarki tarihi dört ayr› bunal›m dönemine ayr›labilir. Bunal›m dönemlerinin her birinde, emperyalistler aras› iliflkiler, tekelci sermayenin kompozisyonu, emperyalist sömürgecili¤in yöntemleri, emperyalist merkezlerdeki ve sömürgelerdeki politik ve toplumsal egemenlik iliflkilerinin biçimleniflleri birbirinden belirgin farkl›l›klar göstermifltir:


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

39

i) Emperyalizmin do¤uflu (1870) ile I. Dünya Savafl› (1914) ve Ekim Devrimi (1917) aras›ndaki I. Bunal›m Dönemi; ii) I. Dünya Savafl› sonras›ndan bafllayarak, II. Dünya Savafl›, Yalta Konferans› (1945) ve faflizmin y›k›l›fl›na kadar uzanan II. Bunal›m Dönemi; iii) Bretton Woods anlaflmas› (1944), So¤uk Savafl (1946) ve Çin Devrimi’nden (1949) bafllayarak 1973 Dünya Ekonomik Bunal›m› ve SSCB’nin y›k›lmas›na (1990) kadar uzanan III. Bunal›m Dönemi; iv) Washington Konsensüsü (1982) ve 1. Körfez Savafl›’ndan (1991) bafllay›p günümüzde de sürmekte olan IV. Bunal›m Dönemi. C- Emperyalizmin IV. Bunal›m Dönemi Emperyalist dünya sistemi, 1970’lerin ilk yar›s›nda patlak veren dünya ekonomik kriziyle bafllay›p, sosyalist sistemin ortadan kalkt›¤› 1990’l› y›llarda tamamlanan bir “geçifl süreciyle” yeni bir bunal›m dönemine; IV. Bunal›m Dönemi’ne girdi. T›pk› kendisinden öncekiler gibi somut tarihsel koflullar alt›nda biçimlenen IV. Bunal›m Dönemi, ancak III. Bunal›m Dönemi ile tarihsel süreklili¤i içinde kavrand›¤›nda bugüne özgü bir uluslararas› devrimci süreç ve yeni sömürge devrimi kavray›fl›n›n anahtar› olacakt›r.12 1. III. Bunal›m Döneminin Sonu Emperyalist sistemde, 3. Bunal›m Dönemi olarak adland›r›lan ve 1944-1980(90) y›llar› aras›ndaki dönemi öncekilerden ay›rt eden en temel özellikler flunlard›: 12 Emperyalizmin III. Bunal›m Dönemi’ne ve daha önceki dönemlerine damgas›n› vuran özelliklerle, bunlardan do¤an devrimci sonuçlar, en genel hatlar›yla Mahir Çayan’›n Kesintisiz Devrim broflürlerinde ortaya konulmufltur. Bu nedenle bu dönemlerle ilgili ayr›nt›l› bir çözümlemeye bu metinde yer vermek temel bir ihtiyaç olarak görülmedi.


40

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

1) Önceki iki bunal›m dönemine damgas›n› vuran emperya list sistem içi egemenlik mücadelesinin ABD’nin zaferi ile sonuçlanmas›: Emperyalistler aras›nda artan entegrasyonla birlikte yeni bir emperyalist dünya piyasas›n›n kurulmas› ve emperyalistler aras›ndaki rekabet iliflkilerinin biçim de¤ifltirmesi, ye ni bir paylafl›m savafl› olas›l›¤›n› ortadan kald›rm›flt›. 2) Emperyalist iflgalin biçim de¤ifltirmesi: Emperyalizmin önceki dönemlerinde de “klasik (resmi)” sömürgecili¤in yan› s›ra “gayr› resmi” sömürgecilik olarak varolan yeni sömürgeci lik baflat sömürgecilik biçimi haline dönüflmüfltü.13 Sosyalist blo¤un geliflmesi ve emperyalist dünya içindeki sistemden kopufl e¤iliminin devrimci biçimler kazanarak yayg›nlaflmas›, dönemi belirleyen en önemli emperyalist sistem d›fl› ö¤eydi. Dünya nüfusunun ve topraklar›n›n üçte birinin emperyalist iliflkilerin d›fl›nda varl›¤›n› sürdürmesi nedeniyle, III. Bunal›m Dönemi, emperyalizmin tarihindeki en büyük “geri çekilme” dönemi oldu. Ancak, 1960’l› y›llarla birlikte III. Bunal›m Dönemi’ni biçimlendiren bütün temel özelliklerde önemli sars›nt›lar›n ortaya ç›kt›¤› bir çözülme ve yeniden yap›lanma dönemi bafllad›.14 Sosyalizmin ve emekçi s›n›f hareketinin derinleflen kriziyle paralel biçimde yaflanan bu sürece, kapitalizmin kendi do¤as›n›n 13 “Yeni sömürgecili¤in özü, bu sömürgecili¤e tabi k›l›nan devletin, teoride ba¤›ms›z olmas› ve uluslararas› egemenli¤in tüm d›flsal boyunduruklar›na tabi k›l›nmas›d›r. Gerçekte ekonomik sistemi ve siyaseti d›flar›dan yönetilir. Bu yönelimin yöntemleri ve biçimi çeflitlilik gösterebilir”. K. Nkrumah; Yeni Sömürgecilik: Emperyalizmin Son Aflamas› 14 III. Bunal›m Dönemi kendi içinde üç ayr› evre olarak ele al›nabilir: 2. Dünya Savafl›’n›n hemen sonras› ve 1. So¤uk Savafl’tan oluflan ilk iki evre (1945-1970) dönemin tipik iliflkilerine sahne olurken, 1970-80/90, çözülme ve yeniden yap›lanman›n ön planda oldu¤u bir geçifl dönemidir. Öte yandan 2. Dünya Savafl›’n›n hemen sonras›ndaki döneme sömürge ba¤›ms›zl›k hareketleri damgas›n› vururken, So¤uk Savafl döneminde yeni sömürgelerdeki devrimci kurtulufl hareketleri yeni bir devrimci siyasal olgu olarak belirginlik kazanmaya bafllad›lar.


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

41

ve iflleyiflinin kaç›n›lmaz sonucu olarak ortaya ç›kan iki büyük kriz dinami¤i damgas›n› vurdu: 1) Tekelci sermayenin 1945 sonras› birikim tarz›nda ortaya ç›kan kriz 2) Emperyalist entegrasyon iliflkilerinde ortaya ç›kan kriz Emperyalist dünya sisteminde, sadece 1970’lerin ortas›ndaki Dünya Ekonomik Bunal›m›’na neden olmakla kalmay›p, IV. Bunal›m Dönemi’ni de biçimlendirmeye devam eden bu iki büyük kriz dinami¤inin tetikledi¤i geliflmeler dizisi flöyle özetlenebilir: 1) Emperyalist dünya sisteminde, 2. Dünya Savafl› sonras›nda egemen olan ekonomik büyüme dönemi sona ererken, genel büyümenin yerini genel durgunluk ald›. 2. Dünya Savafl› sonras›nda tekelci sermayenin üretken yat›r›mlar›nda büyük bir art›fla yol açan (2. Dünya Savafl› sonras›n›n yeniden infla faaliyetleri, otomobilleflme, büyük altyap› yat›r›mlar› gibi) temel uyar›c›lar›n sönümlenmesi, afl›r› birikim krizini derinlefltirerek, ekonomik durgunlu¤u süreklilefltirdi. 2) ABD’nin 2. Dünya Savafl› sonras›nda emperyalist-kapitalist kampta sa¤lam›fl oldu¤u egemenli¤in ekonomik-teknolojik ayaklar› eridi. ABD, çokuluslu flirket yat›r›mlar› alan›ndaki üstünlü¤ünü ve dünya kapitalizminin üretken merkezi olma vasf›n› yitirdi. Bretton Woods sistemi; yani 1945 sonras› emperyalist dünya piyasas›n›n ana kurgusunu belirleyen düzenlemeler15, ABD’nin Vietnam yenilgisi, yükselen Arap milliyetçili¤i ve t›rmanan pet15 IMF ve Dünya Bankas›’n› kuran, Ticaret ve Tarifeler Genel Anlaflmas›-GATT’›n imzalanmas›n› kararlaflt›ran 1944 tarihli Bretton Woods Anlaflmas›, ABD’nin dünya çap›ndaki üretken yat›r›m genifllemesini kendi mali üstünlü¤üne dayal› bir para sistemi arac›l›¤›yla denetim alt›nda tutup destekleyerek, ABD çokuluslu flirketlerinin çokuluslu yat›r›mlar alan›ndaki tekel konumunu süreklilefltirmesini ve güçlendirmesini


42

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

rol fiyatlar› gibi koflullar›n da etkisiyle patlak veren dünya ekonomik krizi koflullar›nda, 1971’de çöktü. Kapitalist dünya sistemi içinde [1970’lerde Almanya ve Japonya’dan bafllayarak] birbirini izleyen yeni ekonomik-teknolojik rakipler ortaya ç›kmaya bafllad› ve ABD’nin çokuluslu yat›r›mlar alan›ndaki tekel konumu sona erdi. Emperyalist rekabet, genel ekonomik ve mali bütünleflme düzeyi artan emperyalist dünya piyasas›nda, bölgeleraras› rekabet biçimini kazanarak t›rmanmaya bafllad›. 3) ABD, ekonomik-teknolojik üstünlük kayb›n› telafi etmek üzere yeni bir askerilefltirilmifl mali egemenlik stratejisini t›rmand›rmaya bafllad›. ABD, dünya para kaynaklar› ve afl›r› sermaye fonlar› üzerindeki denetimini eritmeye bafllayan bu geliflmelere, malileflmeyi t›rmand›ran bir savafl ilan›yla yan›t verdi. ABD’nin 1974’te sermaye hesaplar› üzerindeki denetimi tek tarafl› biçimde ortadan kald›rarak mali serbestleflmeye gitme biçimindeki tarihi karar›yla birlikte, mali ve askeri egemenli¤e dayal› yeni bir bunal›m dönemi ekonomisinin temelleri at›ld›. Bu bunal›m döneminin ekonomisini belirleyen ilkeler, “Washington Konsensüsü ve neo-liberalizm”16 oldu. ABD, 1980’lerden itibaren, yeni bir emperyalistler aras› egemenlik devrini mümkün oldu¤unca ertelemeyi amaçlayan bir askeri sald›rganl›k stratejisini de t›rmand›rsa¤l›yordu. Bretton Woods sisteminde dolarla alt›n belirli bir oran üzerinden eflitleniyor; di¤er ulusal paralar›n sabit bir kur üzerinden dolara ba¤lanmas›, ABD’nin kapitalist dünyadaki tüm üretken yat›r›mlardan nemalanmas›na olanak tan›yordu. Ancak bu sistem 1950’lerin sonlar›nda ortaya ç›kmaya bafllayan ABD ödemeler dengesi aç›klar›yla birlikte ilk t›kanma belirtilerini göstermeye bafllad›. 16 Washington Konsensüsü, Bretton Woods gibi bir anlaflma de¤ildir. ABD çokuluslu sermayesi, uluslararas› bankalar› ve devleti aras›nda mali serbestlefltirme temelinde kurulan ç›kar birli¤ine, 1990’larda bir iktisatç› taraf›ndan tak›lan isimdir. Konsensüs’ün sonucu, 1980’lerde ilk kez ABD’deki Reagan ve Britanya’daki Thatcher hükümetleri taraf›ndan uygulanmaya bafllayan ve IMF, DB gözetiminde dünyaya yay›lan neo-liberal kurals›zlaflt›rma, özellefltirme ve serbestlefltirme siyasetlerinin hakimiyet kazanmas› oldu.


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

43

maya bafllad›. Malileflme ve askerileflme e¤ilimleri, IV. Bunal›m Dönemi’nde tekelci sermayenin yap›s›nda, yeni sömürgecilik iliflkilerinde ve emperyalistler aras› egemenlik mücadelesinde köklü de¤ifliklikler ortaya ç›kard›. 4) Emperyalist birikim sürecinde spekülasyon, ilkel birikimcilik ve azami-vahfli emek sömürüsü yöntemleri baflat hale geldi. Mali serbestleflme, yeni sömürgelerde 1980’lerde patlak veren borç krizinin ard›ndan devreye sokulan neo-liberal programlarla birlikte dünya çap›nda genelleflti. K›smi kamusal denetim alt›ndaki mali genifllemenin (Keynesçilik) yerini, kurals›z özel mali geniflleme ald›. Devletin piyasaya müdahale tarz› köklü de¤iflimlere (neo-liberalizm) u¤rad›.17 Afl›r› sermaye stoklar›n›n üretimden spekülasyona yönelmesiyle birlikte, mali varl›klar›n toplam de¤erinin üretim ve ticaret içindeki de¤erleri onlarca kez aflt›¤› bir ekonomik yap› egemen hale geldi. Emperyalist birikim tarz› içinde spekülasyon hakimiyet kazand›. Yeni sömürgeler baflta olmak üzere tüm ulusal piyasalar ve üretken faaliyetler, para sermayenin ve (sermaye ve mali ç›kar sahiplerinin en üst fraksiyonunu oluflturan) yüksek finans oligarflisinin denetimi alt›ndaki bir güç hiyerarflisine tabi k›l›nd›. Emperyalist sömürgecilik ve sömürü sistemati¤inde, “ilkel” (mülksüzlefltirmeye dayal›) birikim yöntemleri ve azami-vahfli emek sömürüsü biçimleri hakimiyet kazand›. 17 “Sosyal müdahalecilik” yöntemlerini terk ederek, devletin bafll›ca ekonomik fonksiyonunu yeni uluslararas› mali egemenlik sistemati¤ini güvenceye almak olarak belirleyen neo-liberal siyasetin temel ö¤eleri flunlard›r: Devlet harcamalar›nda mali disiplin; e¤itim, sa¤l›k ve altyap›ya yönelik kamusal harcamalar›n k›s›lmas›; zenginlerin ve sermayenin vergi yükünün hafifletilmesi; faiz hadlerinin serbest b›rak›lmas›; döviz kuru rekabeti; ticari serbestlefltirme; do¤rudan yabanc› yat›r›m girifllerinin serbestlefltirilmesi; özellefltirme; piyasaya girifl ve ç›k›fl›n kurals›zlaflt›r›lmas› ve sermayenin mülkiyet haklar›n›n (kamulaflt›rmalar gibi risklere karfl›) güvence alt›na al›nmas›.


44

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

Emperyalist sistemin iflleyifli içinde ortaya ç›kan bu e¤ilimlerin, uluslararas› s›n›f iliflkileri ve güç dengelerinde bugün gördü¤ümüz çapta sonuçlar yaratmas›na neden olan temel iki politik geliflme ise flunlard›r: 1) Yeni sömürge devrimlerinin birinci büyük dalgas› kontrol alt›na al›nd›. Klasik sömürge imparatorluklar›n›n kriz, çözülüfl ve tasfiye süreci, emperyalist sömürgecilik sisteminin tümünde sars›nt› yaratt›. Bu sars›nt›lar özellikle 1960’larla birlikte Küba ve Güney Vietnam devrimleri, Baas hareketi ve Filistin kurtulufl mücadelesi, Güney ve Orta Amerika baflta olmak üzere, bütün yeni sömürgelerde yeni devrimci hareketlerin geliflmesinin önünü açt›. Emperyalist-kapitalist sistem, bu büyük sars›nt›n›n yeni-sömürgecilik sisteminin krizine dönüflmesini önleyebilmek için, bütün Güney ve Orta Amerika ile Ortado¤u, Asya ve Pasifiklerde büyük bir darbeler ve iç savafllar dizisini harekete geçirdi. Yeni-sömürgecilik sisteminin bu ilk büyük krizi içerisinde geliflen devrimci hareketler, reel sosyalizm taraf›ndan yaln›z b›rak›ld›lar. Alternatif bir uluslararas› devrimci hareket merkezi oluflturma yönündeki giriflimleri baflar›s›zl›¤a u¤rad› ve yenildiler. Yeni-sömürgecilik sisteminin ilk genel krizi içerisinde geliflen devrimci durumlar ve devrimler, yeni-sömürgecilik sistemini y›k›ma sürükleyemedi ve bu durum yeni sömürgelerin s›n›f iliflkilerinde sermaye-emperyalizm lehine mutlak bir politik dengesizli¤e yol açt›. 2) Sosyalist ülkelerde yaflanan kapitalizme geriye dönüfl süreci tamamland›. 1960’l› y›llarda ikiye bölünen sosyalist sistemin büyük merkezini oluflturan SSCB ve Do¤u Avrupa ülkeleri, 1980’lerden itibaren ekonomik, politik ve ideolojik düzeylerde krize girdiler. Bu krizler bir ço¤una revizyonist-bürokratik komünist partilerinin önderlik etti¤i karfl›devrim süreçlerine


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

45

dönüfltü. SSCB ve ona ba¤l› ülkelerin ard›ndan Arnavutluk ve Yugoslavya’da da benzer karfl›devrim süreçleri bafl gösterdi. Bu süreçlerde, “sosyalist” devletler ulusal bileflenlerine parçalanarak, milliyet ve din savafllar› içinde emperyalist merkezin egemenli¤ine girdiler. Komünistlerin önderli¤indeki ulusal kurtulufl savafllar›yla ba¤›ms›zl›¤›n› kazanm›fl olan ülkeler ile Ba¤lant›s›zlar Hareketi içerisinde yer alan görece ba¤›ms›z ülkeler, 1991 Körfez Savafl› sonras›nda, emperyalist tahakküme karfl› dirençlerini yitirdiler. Emperyalist merkezin dayatt›¤› yeni-sömürgecilik politikalar›yla sömürgeleflme yoluna girdiler. Bu durum, uluslararas› güç iliflkilerinde, Washington Konsensüsü ve neoliberalizmin mutlak ekonomik, politik ve ideolojik egemenli¤i lehine büyük bir kaymayla sonuçland›. Bütün bu geliflmelerle birlikte, emperyalizmin III. Bunal›m Dönemi’ne damgas›n› vuran koflullar tamam›yla ortadan kalkt›; emperyalizmin genel bunal›m› yeni bir evresine girdi. Emperyalizmin IV. Bunal›m Dönemi olarak adland›r›lacak yeni bir devrimci süreç bafllad›.

2. IV. Bunal›m Döneminin Özellikleri Emperyalizmin IV. Bunal›m dönemine damgas›n› vuran en önemli özelliklerden birisi, sistemin sosyalizm ve ulusal kurtulufl savafllar› karfl›s›nda “denge kurmak” için kulland›¤› ekonomik, siyasi ve ideolojik araçlar› terk ederek, ç›plak emperyalist-kapitalist siyasete geri dönmesi olmufltur. Emperyalizmin III. Bunal›m Dönemi’ne özgü geri çekilme durumundan ç›k›p, yeni bir yay›lmac›l›k ve sald›rganl›k siyasetini t›rmand›rmas›na katk›da bulunan koflullar toplam› flöyle özetlenebilir: i) ‹ki kutuplu dünyan›n ortadan kalkmas›yla birlikte, emperyalist sistemin gerek kendi içerisindeki mücadele, gerekse sömürgecilik yöntemleri bak›m›ndan bir dönem önce tabi oldu¤u


46

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

eski k›s›tlar belirgin biçimde azalm›flt›r. ii) Öte yandan ABD emperyalizminin, egemenlik kayb›n› askeri-mali yöntemlerle dengelemeye çal›flmas›, emperyalist piyasan›n mali sermaye a¤›rl›kl› iflleyifliyle, ABD’nin sald›rgan siyasi egemenlik projesi aras›ndaki ba¤lar› güçlendirmifltir. Piyasan›n sürekli krizden beslenme özelli¤ini de pekifltiren bu durum, emperyalist sermaye birikim tarz›na askeri y›k›c›l›¤a yak›n özellikler kazand›rm›flt›r. iii) Daha önce kapitalist dünya sisteminin d›fl›na ç›km›fl olan “sosyalist kamp”a ba¤l› ülkelerin ve iki kutuplu dünya dengesi nedeniyle ba¤›ms›zl›¤›n› az çok koruyan ülkelerin tamam›n›n, kapitalist dünya sistemi ile bütünleflmeleriyle birlikte, sömürgelefltirilebilecek çok genifl bir alan ortaya ç›km›flt›r. Bu yeni alanlar›n da yaratt›¤› etkiyle dünya çap›ndaki örgütsüz emekçi y›¤›nlar›n›n ve mülksüzlefltirilen kitlelerin birbirleriyle vahfli bir rekabete sürüklenmesi, emek sömürüsü ve sömürgecilik yöntemlerinin genel y›k›c›l›¤›n› art›rm›flt›r. iv) Yeni sömürge ülkelerde geliflen devrimci hareketlerin durdurulmas› ve bu ülke iktidarlar›n›n emperyalizmin tam denetimi alt›na al›nmas›, ilkel birikimcili¤in öne ç›kt›¤› en afl›r› sömürgecilik yöntemlerinin hakim k›l›nmas›n› ve yeni sömürgecilik sisteminin s›n›rlar›n›n askeri yöntemlerle de geniflletilip derinlefltirilmesini olanakl› k›lm›flt›r. v) Geleneksel savunma araçlar›n›n afl›nd›¤›, emek-sermaye aras›ndaki politik güç dengelerinin geriledi¤i, emekçi s›n›flar›n geçim ve yaflam araçlar›n›n büyük bir h›zla tahrip oldu¤u koflullar alt›nda yaflanan tarihin en büyük iflçileflme dalgas›n›n henüz tarihsel anlamda yeni bir devrimci eylem düzlemine s›çrayamam›fl olmas›, emperyalist tahribat›n sonuçlar›na kal›c›l›k kazand›rm›flt›r.


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

47

Ancak emperyalizmin IV. Bunal›m Dönemi’ndeki bu afl›r› eflitsiz güç iliflkileri temelinde kal›c›laflan yeni yay›lmac›l›k siyaseti, son derece y›k›c›, yeni patlay›c› çeliflkileri beslemektedir. Yeni bunal›m döneminde tekelci sermayenin yap›s›; kapitalist üretim, dolafl›m ve bölüflüm zincirinin dünya çap›ndaki örgütlenme tarz›; sömürgecilik iliflkileri ve uluslararas› politik iliflkiler alan›nda ortaya ç›kan farkl›laflmalar emperyalizmin “genel bunal›m›n›” görülmemifl ölçülerde derinlefltiren bas›nçlar›n ortaya ç›kmas›na yol açmaktad›r: 1) Mali serbestleflme ve kurals›zlaflman›n sistemin temel ilkesi halini almas›, “mali üstyap›n›n” yüksek bir ba¤›ms›zl›k düzeyine ulaflarak sistemin tepesine oturmas›yla sonuçland›. Bu durum sermayenin mali entegrasyon düzeyinde ciddi s›çramalar yaratt›. Mali kazanç elde etmeye yönelik faaliyetler, tekelci flirketlerin bütünü aç›s›ndan ana faaliyetlere dönüfltü. Uluslararas› para kurulufllar›n›n kapitalist dünya sisteminin örgütlenmesi içindeki rolleri artt›. 1945’te bafllayan ve 50 y›l boyunca bir sonuca ulaflmayan GATT görüflmeleri mali serbestlefltirmenin s›n›rlar›n› daha da geniflleten DTÖ’nün kurulmas›yla sonuçland›. Tekeller aras›nda mali spekülasyonu t›rmand›ran yöntemlerle bütünleflme e¤ilimi yayg›nlaflt›. Uluslararas›-yerel mal ve hizmet üretimi ve ticareti, tekellerin say›s›z yeni mali araçlar› taraf›ndan maniple edilebilir hale geldi. Bu durum mal ve hizmet üretimindeki durgunlu¤u derinlefltirdi. Günümüzde emperyalist dünya piyasas›n›n maddi bütünleflme düzeyi neredeyse tamam›yla mali bütünleflmeye ba¤›ml› hale gelmifltir. Bu tablo emperyalist dünya piyasas› dahilindeki tüm ekonomik iliflkilerin, süreklilik kazanan mali kriz olas›l›¤›n›n yol açt›¤› daha da büyüyen bir parçalanma tehdidine maruz kalmas› demektir. Bu nedenle sistemin ayakta kalabilmesi için


48

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

maddi düzlemde sürekli daha y›k›c› sömürü ve egemenlik yöntemleri devreye sokulmaktad›r. 2) Mali ba¤›ml›l›k ve teknolojik denetimin, emperyalist tekellerin ekonomik sömürü mekanizmas›nda kilit bir rol oynamaya bafllamas›yla birlikte, sistemin ayakta kalmaya ve genifllemeye devam etmesi, eflitsizliklerin ve sömürünün mali spekülasyon köpüklerinin patlamas›n› engelleyecek fliddette ve yayg›nl›kta derinlefltirilmesine ba¤›ml› hale gelmektedir. Emperyalist tekellerin sömürüsünde faizin ve rant›n rolünün ola¤anüstü artmas›, üretim üzerindeki mali bas›nc› yo¤unlaflt›rmaktad›r. Art›k de¤er oran›n›n bugüne dek görülmemifl düzeylerde art›r›lmas› ve a¤›r sanayi üretiminin genel ve sürekli bir savafl durumu yarat›larak desteklenmesi yönünde sürekli bir bas›nç ortaya ç›karmaktad›r. ABD’nin militarist siyasetindeki t›rmanmayla birlikte, askeri faaliyetlerin sermaye birikimine katk›s›, özellikle 1990’lar›n sonundan itibaren yeniden tehlikeli biçimde artmaya bafllam›flt›r. Bu genel ve sürekli savafl ortam›, s›n›f iliflkilerinin sistem çap›nda kazand›¤› hakim e¤ilime dönüflmekte, azami emek sömürüsü, mülksüzlefltirme yoluyla birikim ve yeni sömürgecilik iliflkilerinin en afl›r› biçimleri sistem çap›nda genellik kazanmaktad›r. 3) Mülksüzlefltirme yoluyla birikim ve azami emek sömürüsünün hakim oldu¤u koflullarda dünya tarihinin en büyük iflçi lefltirme süreci yaflanmaya baflland›. 1990-2000 aras›nda 10 y›l gibi k›sa bir süre içerisinde dünya iflçi nüfusu, a¤›rl›kla yeni sömürgelerde olmak üzere, yaklafl›k iki kat artt›. Bu büyük iflçilefltirme süreci, iflçi s›n›f›n›n kapsam›n› geniflletti. Daha önce kendilerine ait ifl araçlar›yla, “kendilerine çal›flan” zanaatkârlar, küçük ve orta köylüler, seyyar sat›c›lar, serbest meslek sahip-


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

49

leri; tafleron, fason, sözleflmeli çiftçilik vb. esnek üretim zincirleri içinde proleterlefltiler. Daha önce “hizmet karfl›l›¤› gelir” elde etti¤i için küçük burjuvazi içerisinde de¤erlendirilen devlet memurlar›, kamu hizmetlerinin piyasalaflt›r›lmas› süreci içerisinde de¤er ve art›k de¤er üretimine katk›da bulunan proleterlere dönüfltürüldüler. Üretim üzerindeki mali sermaye egemenli¤i artarken mülksüzlefltirilen dev bir kitlenin iflçileflme sürecine yönelmesi, emek piyasalar›n›n ve üretim örgütlenmesinin sermaye aç›s›ndan ola¤anüstü esneklefltirilmesi ve parçalanmas›yla sonuçland›. Öte yandan geçim araçlar›ndan kopart›l›p emek gücünü geçici biçimler alt›nda pazarlamaya zorlanan devasa bir yoksullar kitlesi, “iflsiz iflçi kitlesi”nin bir parças› olarak emek pazar›na eklemlendi. Emekçi s›n›flar içinde genifl bir kesim, “at›k nüfus kitlesine” dönüfltürüldü. 80’li y›llardan itibaren iflçi s›n›f› örgütlerinin bütün alan ve düzeylerinde yaflanan sert altüst olufllar›n, krizlerin, savrulmalar›n toplumsal temelini iflçi s›n›f›n›n eflitsiz güç iliflkileri alt›nda yaflad›¤› bu muazzam büyümesi oluflturmaktad›r. Reagan ve Thatcher’›n Avrupa ve ABD’nin güçlü iflçi s›n›f› hareketlerini politik olarak yenilgiye u¤ratmas›n›n ard›ndan, bütün geliflmifl kapitalist ülkelerdeki sendikal hareketler bu geliflmelerle birlikte krize girmifltir. Bu tarz bir iflçilefltirme dalgas› son derece yüksek bir s›n›f içi rekabet düzeyine; iflçi s›n›f›n›n piyasa karfl›s›ndaki geleneksel korunma ve mücadele araçlar›n›n afl›nmas›na neden olmufltur. Bu durum tarihin gördü¤ü en büyük mülksüz-proleter insan kitlesinin sermaye taraf›ndan sadece bir üretim girdisi-maliyet unsuru olarak ele al›nabilece¤i genel koflullar› yaratm›flt›r. Bu koflullarda, malileflme döngülerinin üretim üzerine bindir-


50

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

di¤i afl›r› sömürü bask›s› ola¤anüstü güç kazanmaktad›r. Bunun sonucunda kapitalist üretimle proleter-mülksüz insan kitlelerinin yaflam ve varl›k koflullar› aras›ndaki çeliflkiler sürdürülemez biçimde keskinleflmektedir. Mülksüzleflen-proleterleflen kitlelerin bu güç iliflkilerini geriletebilecek bir öz bilinç ve kal›c› örgütlenme düzeyine sahip olmamas›, nüfusun çok büyük kesimlerini kapsayan iflçilefltirme sürecinin flimdilik ayn› genel do¤rultuda sürüp gitmesine neden olmakta ve gerilimi daha da yo¤unlaflt›rmaktad›r. 4) Burjuvazi ile proletarya aras›nda politik alanda 19. yüzy›ldan itibaren ad›m ad›m oluflmufl olan güç dengesi, geleneksel/örgütlü iflçi s›n›f›n›n d›fl›nda, onun nüfuz edemedi¤i örgütsüz, deneyimsiz ve bilinçsiz büyük bir iflçi kitlesinin ortaya ç›kmas›yla, burjuvazi lehine belirgin biçimde bozuldu. S›n›flar aras› güç dengesinin bu flekilde bozulmas›, tekelci sermayeye politik alanda, kamusal hizmetler alan›nda, mal ve hizmet piyasalar›nda egemenlik ve sömürüsünü geniflletme olana¤› sa¤layan büyük bir inisiyatif kazand›rd›. 1945 sonras›nda “refah devleti” politikalar› olarak adland›r›lan uygulamalar ve esas olarak da kamusallaflt›r›lm›fl toplumsal hizmetler alan› özellefltirilerek tasfiye edildi. Proleterlefltirilen kitleleri tüm toplumsal ihtiyaçlar›n›n giderilmesi için piyasaya daha da ba¤›ml› k›lan piyasalaflt›rma politikalar› yayg›nlaflt›r›ld›. Piyasalaflt›rma ve özellefltirme politikalar›n›n hem kapitalist metropollerde hem de yeni sömürgelerde bugünkü kapsam›yla yürürlü¤e sokulabilmesi için bir ön flart olan afl›r› eflitsiz politik güç iliflkilerinin korunmas› ve derinlefltirilmesi dünyadaki bütün burjuva iktidarlar› için stratejik bir toplumsal hedef haline geldi. Ayn› geliflme devletin, mülksüzlefltirilen kitleleri ve “çal›flan yoksullar›” siyasette ve kamuda d›fllamay› ve denetim alt›nda


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

51

tutmay› amaçlayan ç›plak zor ayg›t› niteli¤ini alabildi¤ine güçlendirdi. “Teröre karfl› sürekli savafl” siyaseti, mülksüz s›n›flara karfl› bir “neo-liberal s›n›f savafl›” siyasetiyle bütünleflti. 5) 1945 sonras›n›n “kalk›nmac›l›k” görüntülü yeni-sömürgecilik politikalar› tasfiye edilerek, ilkel birikimci neo-liberal yenisömürgecilik politikalar› hakim hale getirildi. Uluslararas› üretim zincirleri içinde yer alarak ihracata yönelik sanayi ve hizmet üretimini öne ç›karan ilkel birikimci yoksullaflt›rma ve sö mürü politikalar› yayg›nlaflt›r›ld›. Bu politikalar, tarihsel geliflimleri aç›s›ndan bugüne dek iki ana evre halinde geliflme gösterdi. 1980’li y›llarda bafllayan ilk evrede, “deregülasyon” (kurals›zlaflt›rma) ad› alt›nda, daha önceki yeni sömürgecilik kurallar›n›n ve kurumlar›n›n tasfiyesi ön plana ç›kt›. “Reregülasyon” (yeniden düzenleme) ad› verilen ve 1990’l› y›llar›n ortalar›ndan bu yana devam etmekte olan ikinci evrenin temel hedefi ise, dünün en afl›r› yeni sömürgecilik biçimlerine sistem çap›nda genellik kazand›racak kurumsal düzenlemelerin pekifltirilmesidir. 1945 sonras›n›n yeni-sömürgecilik politikalar› önemli bir gerilim ekseninde infla edilmiflti: Gerilimin bir ucunu sermayenin dünya savafllar›yla çöken düzenin yerine yeni bir “uluslararas› üretken serbest yat›r›m düzeni” kurulmas› yönündeki dönemsel talebi oluflturuyordu. Gerilimin di¤er ucunda ise sömürgelerin yükselen ba¤›ms›zl›kç› e¤ilimleri ile emperyalistler aras› rekabetin denetim alt›nda tutulmas› ihtiyac› vard›. Yeni sömürgecilik siyaseti, bu koflullar alt›nda emperyalist güçler aras›ndaki eski pazar paylafl›m› yöntemi olan klasik sömürgecili¤in yerini ald›. Bu yeni siyaset kendi içinde katmanlaflm›fl bir yeni sömürgecilik sistemi ortaya ç›kard›. Yeni sömürgeler emperyalist dün-


52

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

ya pazar›yla birincil mal ihracatç›l›¤›, ithal ikamecilik ve ihracata yönelik sanayileflmenin öne ç›kt›¤› üç ayr› tip alt›nda bütünlefltirildiler. Bu sistematik, büyük yerel art›klar›n emperyalist merkeze aktar›lmas› yüzünden “geri kalm›fll›k” koflullar›n›n süreklilik kazand›¤› sömürge kapitalizmi yap›s›n› kurumsallaflt›rd›. Yeni sömürgelerdeki yerel birikim ve pazar genifllemesi olanaklar› bu dönemde de emperyalist kaynak transferleri taraf›ndan belirlenen ve sürekli azgeliflmifllik (çarp›k kapitalizm) üreten s›n›rlar içinde gerçekleflti. Buna karfl›n “yerel birikim” olanaklar›n› ve yerel pazar› göreceli biçimde geniflletti¤i görüntüsünü yaratabildi. Bu durumun nedenlerinden birisi sömürge kapitalizminin derinlefltirilmesinde koçbafl› ifllevi gören büyük altyap› yat›r›mlar›yd›. Öte yandan, dönemin emperyalist sermaye ihrac›-sermaye geri transferi tarz›n›n, üretim a¤›rl›kl› bir sermaye birikim sürecine uygun olarak daha dolayl› ve orta vadeye yay›lm›fl araçlarla gerçekleflmesi de bu sonucu yaratt›. Dönemin yeni sömürgecilik tarz›nda hammadde sömürüsü ve çokuluslu yat›r›mlar›n yan› s›ra “ortak yat›r›m”, patent, lisans, know-how, teknoloji anlaflmalar› yoluyla sömürünün ve özel borçlanma yerine devletten-devlete yard›mlar›n daha a¤›rl›kl› bir yer tutmas›, yeni sömürge toplumlar›nda zay›f bir “nispi refah” görüntüsüne neden olan bölüflüm iliflkilerini ortaya ç›kard›. Bu koflullarda ortaya ç›kan yeni sömürgeler hiyerarflisi içinde Latin Amerika ve Afrika ekonomileri üzerindeki yeni sömürgeci denetim 1945-1980 aras›nda ileri düzeylere ulafl›rken, Türkiye, Pakistan, Hindistan, Brezilya gibi ülkeler yeni sömürgeci denetimin göreceli olarak daha zay›f oldu¤u bir ülkeler kufla¤› oluflturabildiler. 1980 sonras›n›n neo-liberal yeni-sömürgecilik politikalar› ise


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

53

mali sömürü yöntemleri ve çokuluslu yat›r›mlara dayal› do¤rudan emek sömürüsünü yeni sömürgecilik sistemi boyunca hakim hale getirmekte; bu biçimde üretilen yerel art›¤›n çok daha büyük bir bölümü ve hammadde kaynaklar› emperyalist sermaye birikimi taraf›ndan emilebilmektedir. Geçmiflte sadece Afrika ve Latin Amerika’n›n en ba¤›ml› ülkelerinde görülen afl›r› yeni sömürgecilik yöntemleri sistem çap›nda genellefltirilmektedir. Yeni sömürgecilik sistemati¤inin genifllemesinde, III. Bunal›m Dönemi’nin kopuflu önlemeyi amaçlayan daha yumuflak araçlar›n›n yerini, mali kriz flantajlar›, DTÖ dayatmalar› ve aç›k zor yöntemleri almaktad›r. Yeni sömürge ülkeler 1980’lerden sonra IMF, Dünya Bankas› ve DTÖ arac›l›¤›yla dayat›lan serbestlefltirmeler sonucunda, çokuluslu sermayenin büyük bir kaynak geri ak›fl›yla sonuçlanan iki yönlü cenderesinin bas›nc› alt›na sokuldular. Bu büyük kaynak aktar›m› a¤›rl›kl› olarak mali sömürü yöntemleriyle (portföy yat›r›mlar›, yani s›cak para hareketleri ve d›fl borç geri ödemeleri) gerçeklefltirildi. Yat›r›m düzenlerinin mali sömürüye paralel biçimde serbestlefltirilmesi ise, yeni sömürge ekonomilerindeki birçok kilit sektörün çokuluslu flirketlerin dünya çap›ndaki üretim zincirleriyle do¤rudan do¤ruya, ancak tabi bir konumdan bütünleflmesiyle sonuçland›. Bu durum, yeni sömürge ekonomilerinin mali krizler ve flantajlar karfl›s›ndaki k›r›lganl›k ve ba¤›ml›l›¤›n›n, yerli emekçi s›n›flar ve yerel ekonomiler aç›s›ndan yol açt›¤› maliyetleri ola¤anüstü art›rd›. Yeni sömürge egemen s›n›flar› mali serbestleflmenin yaratt›¤› (para servetlerini yurtd›fl› hesaplar›nda tutma, mali vurgunlarda arac›l›k yapma gibi) yeni olanaklara kavufltular. Yurtd›fl›na kaynak aktarma mekanizmalar›n› alabildi¤ine serbestlefltirdiler. Çokuluslu flirketlerin üretim zincirleriyle bü-


54

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

tünleflmek için birbirleriyle girdikleri yar›flta kendi emek güçlerine sürekli daha a¤›r sömürü koflullar›n› dayatmay› ve ülke ekonomisinin dolays›z emperyalist sömürüye aç›k bölümlerini, hammadde ve do¤al kaynaklar da dahil olmak üzere geniflletmeyi kural haline getirdiler. 1990’l› y›llar›n sonuna var›ld›¤›nda, bu geliflmelerin yeni sömürge ekonomileri bak›m›ndan ortaya ç›kard›¤› sonuçlar, sömürge kapitalizminin kronik göç, kentsel bozulma, emperyalist kaynak transferi gibi sorunlar›n›n daha da a¤›rlaflmas› oldu. Yeni sömürge ekonomilerinin göreceli iç bütünlükleri da¤›larak, tar›msal ve endüstriyel üretim temelleri tahrip edildi. Köylülük tam bir y›k›ma sürüklendi. Mülksüzlefltirme ve iflçilefltirme, yeni sömürge toplumlar›n›n temel süreçleri haline dönüfltü: 19802000 aras›nda, 20 y›l gibi k›sa bir süre içerisinde yeni sömürge ülkelerin nüfuslar›n›n 1/3’ü proleterlefltirildi. Temel toplumsal hizmetlerin piyasalaflt›r›lmas› ve kamunun tasfiyesi,18 yeni sömürgecili¤in yeni koflullarda kurulmas› sürecinden beslenen ve ayn› süreci daha da besleyen temel bir politika haline geldi. E¤itim, sa¤l›k, enerji, ulafl›m, haberleflme, bar›nma gibi temel hizmet gereksinimleri piyasalaflt›r›larak meta üretiminin konusu haline getirildi. Kamusal hizmetlerin piyasalaflt›r›lmas›, yeni sömürge ülke emekçilerini yoksullaflt›rmay› ve eskisinden çok daha elveriflsiz koflullar alt›nda iflçilefltirmeyi sa¤layan temel bir politikaya dönüfltü. Sonuç olarak, sömürge tipi kapitalizmin yaratt›¤› temel so18 Kapitalizmin ihtiyaç duydu¤u iflçilefltirmenin ayn› zamanda temel hizmetlerin kamusallaflt›r›lmas›n›n maddi temelini oluflturdu¤u genel bir do¤ru ise de, kapitalist üretim iliflkilerinin, üretim araçlar›n›n özel mülkiyetine dayanmas› nedeniyle, temel hizmetlerin kamusallaflt›r›lmas›, iflçi s›n›f› mücadelesinin bir sonucu olarak gündeme gelmifltir. Yani temel hizmetlerin kamusallaflt›r›lmas›, kapitalizmin mant›ki s›n›rlar› d›fl›nda olmayan, ancak, s›n›flar aras›ndaki somut güç dengesine ba¤l› olarak gündeme gelen bir politikad›r.


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

55

runlar neo-liberal siyasetlerle daha da pekiflmifltir. Büyük mülksüzlefltirme dalgas› yerel sermaye birikimini güçlendirmemekte, üretilen yerel art›¤›n eskisinden de yo¤un biçimde emperyalist sermayenin birikim kanallar›na akmas›na neden olmaktad›r. Sürecin tamam› aç›s›ndan yaflamsal önemde olan özellefltirmelerle birlikte, özellikle 2000’li y›llardan sonra, hizmetler ve hammadde-tar›msal üretim gibi sektörlere yönelik do¤rudan yabanc› yat›r›mlar artm›flt›r. Klasik sömürgecilik döneminin uluslararas› iflbölümünü and›rmaya bafllayan bu koflullar alt›nda emperyalist birikime mali ve mali olmayan yollarla aktar›lan kaynaklar daha da ço¤almaktad›r.19 Yeni sömürgecilik yöntemlerinde ortaya ç›kan bu de¤iflimler, egemen ve ezilen s›n›f yap›lar›nda, oligarflilerin bileflimleriyle iç iliflkilerinde ve oligarfliyle halk aras›ndaki iliflkilerde köklü dönüflümlere yol açm›flt›r. Emperyalist sermaye birikim sürecinde, portföy yat›r›mlar› (s›cak para hareketleri) ve borç iliflkilerinin oluflturdu¤u mali ba¤›ml›l›k araçlar›yla çokuluslu sermayenin üretim-pazarlama zincirlerine dolays›z ba¤›ml›l›k biçimleri; ortak yat›r›m, patent, lisans vb. iliflkilerini aflan bir a¤›rl›k ve derinlik kazanm›flt›r. Bu durum yeni sömürgecilik çap›ndaki sermaye birikim süreçlerini, önceden zay›f bir göreli özerkli¤e sahip oldu¤u alanlar ve ülkeler dahil olmak üzere, emperyalist sermaye birikiminin 19 II. Dünya Savafl›’na kadarki dönemde emperyalistlerin birbirlerine ve sömürgelere yapt›klar› do¤rudan yabanc› yat›r›mlar toplam›, s›ras›yla yüzde 34 ve yüzde 66 oranlar›na sahipti ve tar›m-hammadde a¤›rl›kl›yd› (1938). Bu durum III. Bunal›m Dönemi’nde tam tersine döndü, imalat yo¤unluklu hale gelen do¤rudan yabanc› yat›r›mlarda ana istikamet sömürge ülkeler olmaktan ç›kt›; 1983’te yabanc› yat›r›mlar toplam›n›n yüzde 75.5’i “geliflmifl ülkelerde” bulunuyordu. Tablo serbest yat›r›m düzeninin hakimiyet kazand›¤› 2000’li y›llardan itibaren yeniden bir ölçüde yön de¤ifltirmeye ve hizmetler/hammadde-tar›msal üretim alanlar›ndaki do¤rudan yat›r›mlar biçimini alarak yeni sömürgelere yönelmeye bafllad›. Ancak do¤rudan yabanc› yat›r›mlar›n yüzde da¤›l›m› hâla “geliflmifl” ülkeler ve “hizmet” sektörü a¤›rl›kl› durumda.


56

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

dolays›z bir parças› haline getirmekte; yerli tekelci sermayenin emperyalizme ba¤›ml›l›k düzeyini art›rmaktad›r. Neo-liberal yeni sömürgecilik sisteminin birbirleriyle uzlaflmaz ç›karlara sahip karfl›t kutuplar›, nüfusun mülksüz ve mülksüzleflen kesimleriyle, emperyalist tekeller ve bu tekellerle eskisinden daha yüksek bir bütünleflme düzeyine sahip olan yerli sermaye s›n›flar›d›r. Ayn› süreç, tar›mda ve ticarette varl›¤›n› sürdüren kapitalizm öncesi unsurlar› kapitalist iliflkilere kazanm›fl, orta burjuvaziyi ve küçük burjuvazinin bir bölümünü tekelci sermayeye ba¤›ml› hale getirmifl, geri kalan k›sm›n› ise çeflitli biçimler alt›nda proleterleflmeye sürüklemifltir. Yerli tekelci burjuvazinin, oligarfli içindeki di¤er s›n›flar üzerindeki belirleyici konumu hiyerarflik bir üstünlü¤e dönüflmüfl, emperyalizmin oligarfli üzerindeki politik hakimiyeti ise bu geliflmeyle do¤ru orant›l› olarak artm›flt›r. Neo-liberal yeni-sömürgecilik politikalar›n›n uygulanmas›yla, orta burjuvazi ve küçük burjuvazinin tekelci sermayeyle dikey bütünleflmeye giden bölümü, siyasi gericili¤in toplumsal taban›nda bir geniflleme yaratm›flt›r. Orta s›n›flar›n mülksüzleflen kesimlerinin toplumsal ve politik tepkileri düz de¤il, çeliflkili bir süreç içinde geliflmekte; a¤›rl›kl› olarak eski statülere duyulan özlemle ve statükocu korunma ideolojileriyle bütünleflen bu tepkiler, ancak emekçi s›n›flar›n sars›c› toplumsal hareketlerinden, öz-savunma eylemlerinden yay›lan etkiler alt›nda parçalanarak ilerici politik biçimler kazanabilmektedir. ‹lerici hareketlerin toplumsal temeli ise (art›k iflsizler, geçici ve yar› iflsizler, emekliler, kad›nlar, göçmenler, gençler, sözleflmeli köylüler gibi gruplar› da içine alan yeni bir bileflimle toplumun ço¤unlu¤unu oluflturan) iflçi s›n›f›na daralm›flt›r.


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

57

Yeni sömürge ülkelerde ba¤›ms›zl›k, demokrasi, toplumsal eflitlik talebiyle yürütülen mücadelelerin motor ve temel gücü iflçi s›n›f› ve iflçileflme sürecindeki yoksullar ile geçim araçlar› ellerinden al›nan köylüler (yerliler, ezilen halklar), k›saca ifade etmek gerekirse, (bu kategorilerin yeni kapsamlar›yla) iflçi s›n›f› ve yoksul köylülük haline gelmifltir. Sömürge tipi kapitalizmin bu evrimsel geliflmesi, toplumsal çat›flma dinamiklerinin ço¤almas›na ve keskinleflmesine neden olmufltur. 1980’li y›llar›n sonlar›na dek “ulusal güvenlik doktrini” ile belirlenen sömürge tipi faflizmin siyasi çerçevesi, 1990 sonras›nda “nneo-liberal iç güvenlik doktrini” ile belirlenmeye bafllam›flt›r. Sömürge tipi faflist rejimlerin merkezi yap›lar› bu yeni doktrin çerçevesinde flekillenmektedir. Siyasi iktidarlar toplumun emekçi s›n›flar›n›n talepleri karfl›s›nda birer “nneo-libe-ral iç savafl hükümeti” görünümü kazanmaktad›r. Bu iktidarlar›n gereksinim duyduklar› terör, ad› konulmufl veya konulmam›fl iç savafl politikalar›yla; anti-terör yasalar› ve operasyonlar›yla; 60’l›, 70’li y›llar›n cuntalar›n› hiç de aratmayan bir fliddetle uygulanmaktad›r. Sömürge tipi faflizmin “gizli ve aç›k icras›” aras›ndaki geçifller eskisinden daha esnek biçimlerde sa¤lanmaktad›r. Temsili demokrasi mekanizmalar›n›n içini boflaltan ve 1990’l› y›llar›n ortalar›ndan itibaren uygulanan “yeniden düzenlemeci” yeni sömürgecilik siyasetlerine efllik eden kurumsal “yyönetiflim” mekanizmalar›, yeni sömürge devleti içindeki dolays›z çokuluslu sermaye denetimini yo¤unlaflt›rarak, bu esnek geçiflleri olanakl› hale getirmektedir. Yeni sömürgecili¤in fliddetlenen krizleri aç›kça askeri olmayan yöntemlerle gerçeklefltirilen, belirli nüfus kesimlerine yönelik gündelik seçmeci fliddet yöntemleri ve “post-modern” darbeler arac›l›¤›yla yönetilmektedir. Toplumsal


58

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

muhalefetin STK’laflt›r›lmas› giriflimleri; toplumsal muhalefeti “kriminalize eden” araçlarla birlikte, bu yönetme biçiminin etkinli¤ini art›rmay› hedeflemektedir. Devletin müdahaleci özelliklerini azaltma iddialar›yla devreye sokulan yönetiflim mekanizmalar›, gerçekte yeni sömürge devletinin, sömürge kapitalizminin “yukar›dan afla¤›ya” do¤ru yeniden kurulmas› sürecindeki rolünü pekifltirmektedir. Bu politika emperyalist ilkel birikim politikalar›n› devletin yap›sal bir unsuru haline getirmek üzere devreye sokulmaktad›r. Emperyalist flirketleri devletin yönetsel ayg›t›n›n do¤rudan yönlendirici bir unsuru haline getirmekte, “güçlü” merkezi devlet bürokrasisinin flirketlerin do¤rudan yönetimi alt›na girmesiyle yeni sömürge devletin “s›n›f d›fl›” ve “ulusal” maskeleri afl›nmaktad›r. IV. Bunal›m Dönemi’nin yeni sömürgeci devlet cihaz›, emperyalist sermaye birikiminin temel yöntemleri olan ilkel birikimcilik ve afl›r› emek sömürüsünü hakim k›lan dolays›z bir piyasa despotizmi arac›na dönüflmektedir. 6) Sovyet Blo¤u ile SSCB’nin da¤›lmas›n›n ve reel sosyalist ülkelerdeki kapitalist karfl›devrimlerin ard›ndan, dünyan›n çok büyük bir bölümü sömürgelefltirmeye aç›lm›flt›r. Çeflitli geliflmifllik düzeylerinde bu ülkelerin sömürgelefltirilmesi süreci, Avrupa’dan Orta Asya’ya ve Afrika’ya kadar uzanan genifl bir alanda, emperyalizmin aç›k veya örtük askeri müdahaleleri temelinde, esas olarak bir sömürgeci fetih savafllar› süreci olarak yaflanmaktad›r. Çeflitli hammadde kaynaklar›n› kontrol etmek amac›yla Afrika’da, Asya’da ve Ortado¤u’da aç›k emperyalist iflgallere giriflilmekte, emperyalistler çeflitli k›flk›rtmalarla iç savafllar ç›karmakta, kukla hükümetlere darbeler düzenletilmektedir. 1945 sonras›nda sosyalizmin ve ulusal kurtulufl mücadeleleri-


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

59

nin etkisi alt›nda k›smen bar›flç› ve demokratik uluslararas› diyalog platformlar›n›n zemini olabilen Birleflmifl Milletler, sömürgelefltirme hareketlerinin uluslararas› politik üstyap›s›n›n bir unsuru haline gelmifltir. BM flemsiyesi alt›nda çat›flma bölgelerinde görevlendirilen “uluslararas› güçler”, iflgal güçleri ifllevini üslenmektedir. Aç›k fliddete dayal› yöntemlerle yürütülen bu sömürgesel fetih hareketleri, emperyalizmin dünya çap›ndaki genel egemenlik sisteminin kuruluflunda da belirleyici bir rol oynamaktad›r. Emperyalist güçlerin sömürgesel fetih hareketlerine konu olan bölgelerde oluflturduklar› “çokuluslu askeri güçler”, yeni-sömürgecilik sisteminin denetlenmesi ve yönlendirilmesinde de etkili bir rol oynamaktad›r. Aç›k müdahaleci yöntemler, yeni-sömürge ülkeler aç›s›ndan da güçlü bir tehdit unsuru olarak kullan›lmaktad›r. Bu tehdit, neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›n›n “tek alternatif” olarak sunulabilmesini kolaylaflt›rmaktad›r. Emperyalizmin askeripolitik egemenli¤i bu politikalar›n uygulanmas›nda özel bir yer tutmaktad›r. Emperyalistler tehdidi genellefltirmek için yeni sömürge ülkelerde etnik, dinsel vb. iç farkl›l›klar› derinlefltirmeye, toplumlar› cemaatlefltirmeye yönelmekte, dünyan›n her köflesinde bir “Balkanlaflt›rma” dalgas› yaratmaktad›r. Di¤er yandan, daha önce sömürgecilik sistemi d›fl›nda kalabilmifl olan ülkelerin sömürgeci denetim alt›na al›nmas› sürecinde gündeme gelen aç›k iflgal ve müdahalelere, yeni sömürge ordular›, istihbarat birimleri ve emperyalist tekellerle ba¤lant›l› özel askeri ve güvenlik flirketleri de dahil edilmektedir. Bu politikalara uydu olarak dahil edilen yeni sömürge ülkelerin egemen s›n›flar› da, emperyalizme ba¤›ml›l›klar›n›, kendi halklar›na emperyalist sömürgecilikten pay alma olana¤› olarak


60

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

sunabilmektedirler. ABD, politik-askeri rakipsizli¤ine dayanan egemenli¤i arac›l›¤›yla sömürgesel fetih hareketlerinden en büyük pay› almaktad›r. Ancak bu sömürgecilik biçimi, ABD’nin askeri harcamalar›n› afl›r› ölçüde büyütmekte, bu harcamalar›n finansman›, görülmemifl büyüklükteki bir cari aç›kla ve petrol fiyatlar›n›n sürekli yükseltilmesiyle sa¤lanmaktad›r. Bu süreçte ABD ekonomisi, 500 milyar dolar dolay›ndaki d›fl borcu ve 500 milyar dolar› aflk›n cari a盤›yla dünyan›n en borçlu ve en riskli ekonomisi haline gelmifltir. 7) Malileflmeye dayal› emperyalist piyasa genifllemesi içinde, merkezkaçç› ve bölgeselleflmeci e¤ilimler t›rmanmaktad›r. Emperyalist dünya piyasas›n›n, mali bütünleflme ve yeni emperyalist sömürü alanlar›n›n aç›lmas› eflli¤inde genifllemesi, emperyalist rekabeti t›rmand›rmakta ve güçlü bir merkezkaçç›-bölgeselleflmeci e¤ilim yaratmaktad›r. IMF, Dünya Bankas› ve DTÖ genel düzenlemelerini aflan serbest ticaret anlaflmalar› temelinde örgütlenen ABD, AB, Japonya-Çin (ve giderek Rusya) merkezli bu rakip ticaret ve yat›r›m bloklar›, ABD egemenli¤inin temellerinde 1945’lerle günümüz aras›nda ortaya ç›kan gerileme ve farkl›laflman›n aç›k ifadeleridir. 1945’lerdeki ABD egemenli¤i, bu ülkenin, klasik emperyalist rekabetten do¤an ekonomik-askeri bloklaflma ve paylafl›m savafllar› taraf›ndan yok edilen emperyalist dünya piyasas›n› yeni bir tarzda kurma yetene¤ine sahip tek emperyalist güç oluflunun ifadesiydi. ABD egemenli¤inin günümüzdeki temelleri ise yaln›zca rakip bloklar karfl›s›ndaki göreceli avantajlar›n› k›smen sürdürmesini sa¤layan, ancak ayn› zamanda emperyalist dünya piyasas›n›n sorunlar›n› daha da çözümsüzlefltiren yöntemlere dayanmaktad›r.


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

61

Merkezkaçlaflma ve ABD egemenli¤inin temellerindeki erime IV. Bunal›m Dönemi’ne damgas›n› vuran temel bir e¤ilimden beslenmektedir: ABD merkezli mali geniflleme sayesinde daha da bütünleflen emperyalist dünya piyasas›n›n gerçek a¤›rl›k ve üretim merkezi sürekli olarak Do¤u Asya’ya kaymaktad›r.20 Bu kayma içinde ABD’nin mali egemenli¤ini ortadan kald›ramayan ancak tehdit eden yeni “mali cepler” oluflmaktad›r. ABD bu biçimde t›rmanan emperyalist rekabete, iki yöntemle yan›t vermektedir: 1) Rakiplerinin ekonomilerini ve üretken temellerini k›r›lganlaflt›ran ve mali köpükleri kendi lehine yönetmesini sa¤layan uluslararas› mali düzenlemelerin dayat›lmas›, 2) Mali spekülasyona dayal› genifllemeyi pekifltiren askeri-politik güç gösterileri ve yeni sömürgeci iflgaller. Bu mücadeleler içinde ortaya ç›kan yeni emperyalist güç merkezleri ile ABD egemenli¤i aras›ndaki rekabet iliflkileri, ABD egemenli¤inin baz› özelikleri nedeniyle, henüz paylafl›m savafllar› öncesinde emperyalist kamplar aras›nda oluflana benzeyen aç›k bir askeri-politik kamplaflmaya dönüflme e¤ilimi içinde de¤ildir. Yeni emperyalist güç merkezlerinden hiçbirisi ABD’nin önceki sömürgeci sistemler içinde görülmedik ölçüde birbiriyle kaynaflm›fl olan askeri-mali egemenlik araçlar›n› alt edebilecek bir geliflme sergilememektedir. Bu merkezler ABD’nin askeri güç tekelini k›sa vadede sarsma yetene¤ine de sahip görünmemektedirler. Bu durum flimdilik iki sonuç yaratmaktad›r: Birincisi rakip emperyalist güç merkezlerinin ABD ile olan iliflkileri, çeflitli gerilim derecelerindeki “nüfuz alan›” çekiflmelerine dönüflmektedir. ‹kincisi, rakip emperyalistlerin kendi dolays›z nüfuz alan20 Bu kayman›n göstergelerinden birisi fludur: 1960’da Do¤u Asya’n›n GSMH’si, Kuzey Amerika GSMH’sinin sadece yüzde 35’ini temsil ederken 2000’lerde bu oran yüzde 98’e yükselmifltir.


62

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

lar› üzerindeki neo-liberal/yeni sömürgeci bask›lar› a¤›rlaflt›rmalar›na neden olan bir merkezkaçlaflma biçimi ortaya ç›kmaktad›r. ABD ile en fazla bütünleflmifl rakip bölge olan AB, yeni geniflleme alanlar›na ABD tarz› emek sömürüsü yöntemlerine dayal› üretim zincirlerini ihraç etmekte; bu sayede ABD ile olan politik-askeri iliflkilerinde “Atlantik Pakt›”n›n tarihsel s›n›rlar›n› sarsmayan bir denge siyasetini sürdürebilmektedir. Vahfli emek sömürüsü yöntemleri sayesinde dünyan›n en büyük sermaye fazlas› emme merkezi haline gelmifl olan Çin, ABD’nin çifte aç›klar› karfl›s›ndaki flantaj gücünü, Do¤u Asya ekonomileri üzerindeki hakimiyetini pekifltirmek için kullanmaktad›r. Son dönemde dikkat çekici bir yükselifl göstererek en tehlikeli rakip durumuna gelen Rusya Federasyonu ise, jeopolitik konumu ve do¤al kaynak ak›fllar› üzerindeki denetim olanaklar›n› güçlü pazarl›k araçlar›na dönüfltürmeye çal›flmaktad›r. Emperyalist dünya piyasas›n›n mevcut k›s›r döngüsünü pekifltiren bütün bu geliflmelerse, ABD egemenli¤ini, çözme gücüne sahip olmad›¤› sorunlar› ço¤altarak daha da afl›nd›rmaktad›r. Dünya piyasas›n›n mali k›r›lganl›¤› derinleflmekte; yeni sömürge halklar›n›n biriken hoflnutsuzluklar› siyasal biçimler kazanarak yayg›nlaflmakta ve egemenli¤i ayakta tutmak için baflvurulan iflgal-savafl yöntemleri daha fazla tepki ve çözümsüzlük yaratmaktad›r.

3. IV. Bunal›m Döneminin Kriz Dinamikleri Emperyalizmin IV. Bunal›m Dönemi’nin bu özellikleri dünya çap›ndaki ilerici-devrimci geliflmeler ve yeni sömürge devrimlerinin gelece¤i aç›s›ndan büyük önem tafl›yan üç büyük kriz dinami¤i yaratmaktad›r. i- ABD emperyalizminin egemenlik krizi ii- ‹flçi aristokrasisinin krizi


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

63

iii- Yeni-sömürgecilik sisteminin krizi Kapitalizmin tarihindeki en büyük sermaye fazlas›n›n ve en genifl proleter kitlesinin ayn› süreç içinde ancak ayr› ayr› mekanlarda (sermaye fazlas›n›n mali sermaye merkezlerinde, 2,5 milyara yaklaflan proleter kitlesinin ise yeni sömürgelerde) birikti¤i IV. Bunal›m Dönemi’nde, emperyalist sistemin üçlü krizinin odak noktas›n› yeni sömürgecilik sisteminin krizi oluflturmaktad›r. Neo-liberal yeni sömürgeci y›k›m karfl›s›nda geliflen öz-savunmac› emekçi halk hareketleri ve reel sosyalizmin y›k›lmas›n›n ard›ndan gündeme gelen sömürgesel fetih hareketlerinin karfl›laflt›¤› güçlü direnifller, yeni sömürgecilik sisteminin krizi karfl›s›nda ortaya ç›kan tepkilerin bugünkü politik karfl›l›klar›n› temsil etmektedir. ABD emperyalizminin direnifllerle sars›lan otoritesini korumak için genelleflen bir sürekli savafl durumu yaratmas›, gerek yeni sömürgecilik sisteminin gerekse emperyalist sistemin bütünsel krizi içinde sistem ve sistem-karfl›t› güçler aras›nda giderek sertleflen mücadelelere tan›k olunaca¤›na iflaret etmektedir. i- ABD Emperyalizminin Egemenlik Krizi

ABD’nin emperyalist-kapitalist sistem üzerindeki egemenli¤inin ekonomik dayanaklar›n›n erimesine mali-askeri yöntemlerle yan›t vermesi, 1945’ten bu yana ABD egemenli¤i alt›nda infla edilmifl olan günümüz emperyalist dünya piyasas›n›21 topyekûn parçalanmaya ve sistemi kaosa sürükleyebilecek ekonomik ve politik gerilimleri büyütmektedir. Sistemin ABD egemenli¤i alt›nda bugüne kadar üretti¤i mali ve askeri “kriz önleme” mekanizmalar›, bu gidiflat› gerçek anlamda durdurabilecek nitelikte de¤ildir. ABD ekonomik egemenli¤indeki zay›fl›¤› ezici ma21 Günümüz emperyalist dünya piyasas›, temel kurgusu ve emperyalistler aras› paylafl›m tekni¤i itibar›yla, Britanya emperyalizminin egemenli¤i alt›nda oluflmufl olan emperyal


64

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

li-askeri egemenli¤i ile dengeleyerek, egemenli¤inin topyekûn çöküflünü ciddi biçimde geciktirebilmektedir. Ancak bu durumun sonsuza kadar devam etmesi beklenmemelidir. Emperyalist-kapitalist sistemin gelece¤i ciddi kar›fl›kl›klara ve çalkant›lara gebe görünmekte; üstelik bunlar›n, sistem-içi ve sistemkarfl›t› güçlerin mücadelelerine ba¤l› olarak birbirinden oldukça farkl› birçok biçim alabilece¤i görülmektedir. Bu gidiflat ABD egemenli¤i aç›s›ndan bugünden bak›ld›¤›nda farkl› politik biçimlere bürünen bir dizi yeni “tehdit alg›s›” yaratmaktad›r. Bu alg›lardan birincisi, Rusya, Çin, ‹ran gibi, bölgesel ve uluslararas› düzlemde ABD’den k›smen bile olsa ba¤›ms›z bir siyasi konum oluflturma yetene¤ine sahip ülkelerin üretken altyap›lar›n›n güçlenmesine; özellikle de büyük petrol üreticilerinin sahip olduklar› do¤al kaynaklara ba¤l› olarak gelifltirdikleri merkezkaç e¤ilimlere dayanmaktad›r. Rusya’n›n Orta Asya’dan bafllayarak, Do¤u Avrupa ülkelerine do¤ru geniflleyen nüfuz alan› mücadelesi; ‹ran’›n oluflumunda etkili oldu¤u “fiii hilali”, ABD’nin askeri-politik egemenli¤i sarsmaktad›r. 1.5 milyarl›k nüfusu ile dünya emek ve tüketim piyasalar›n› altüst eden Çin’in yükselifli ve dünya ekonomisinin üretken merkezinin Do¤u Asya’ya kaymas›, ABD aç›s›ndan orta vadeli bir baflka önemli tehdit olarak alg›lanmaktad›r. Bu koflullar alt›nda emperyalist sistem içindeki merkezkaç e¤ilimlerin ve büyük do¤al kaynaklar›n yo¤unlaflt›¤› Asya co¤rafyas› ve özel olarak da Ortado¤u üzerindeki egemenlik, gerek ABD’nin gerekse emperyalist sistemin gelece¤i aç›s›ndan kader belirleyici hale dönüflmektedir. Öte yandan merkezkaçç› ist dünya piyasas›n›n 1929 kriziyle birlikte tarihe kar›flmas›n›n ard›ndan, 1945 sonras›nda ABD egemenli¤i alt›nda infla edilmifltir. 1929-1945 aras›nda ise bildi¤imiz anlamda bir emperyalist dünya piyasas› mevcut de¤ildi.


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

65

güçlerin büyük bir bölümünün tarihsel “Bat› uygarl›¤›” d›fl›nda kalan güçlerden oluflmas› da, egemenlik mücadelelerine “medeniyetler çat›flmas›” görüntüsü veren emperyalist tezlerin yayg›nlaflt›r›labilmesini sa¤lamaktad›r. ABD egemenli¤i aç›s›ndan ikinci tehdit alg›s›, sömürgesel fetih ve neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›ndan zarar gören geleneksel egemen s›n›flar ile hedefteki halklar›n direnme e¤ilimleri temelinde geliflen sistem içi siyasal muhalefet üzerinden biçimlenmektedir. 2001 Asya krizi sonras›nda Tayland ve Malezya taraf›ndan uygulanan, bafll›ca esin kayna¤›n› ise Rusya’n›n oluflturdu¤u otoriter-milliyetçilik; ‹ran, Sudan, Afganistan, Irak, Lübnan, Filistin ve Malezya gibi ülkelerde iktidarda veya iktidar alternatifi olan Siyasal ‹slam ABD egemenli¤ine karfl› sistem içi muhalefetin öne ç›kan biçimleridir. Bu muhalefet unsurlar›n› emmekte belirgin bir güçlük içinde olan ABD, “medeniyetler çat›flmas›” tezlerinin sivri uçlar›n› bu odaklara yönelterek, sürekli savafl durumunu meflrulaflt›rmaya çal›flmaktad›r. Otoriter milliyetçilik ve Siyasal ‹slam’›n geliflimi, emperyalist sistemin günümüzdeki çözülme e¤iliminden kaynaklanan “güvenlik boflluklar›n›” büyütmektedir. Ancak bu nesnel etki, bu güçlerin uluslararas› devrimci hareketin müttefikleri olarak ele al›nmas›n› hakl› k›lmamaktad›r. Gerek emperyalist güçlerin kendi içindeki gerekse bu güçlerle milliyetçi veya ‹slamc› güçler aras›ndaki çat›flmalar, emperyalist sistem içi egemenlik mücadelesi çerçevesini aflabilecek niteli¤e sahip de¤ildir. Güncel bir emperyalist ideoloji olan “medeniyetler çat›flmas›” tezinden yola ç›karak, ABD ile sistem içi muhalifleri aras›nda karfl›tl›klardan ezilen dünya nüfusu aç›s›ndan ilerici geliflmeler uman yaklafl›mlar da, günümüz emperyalist sisteminin temel


66

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

gerçekleriyle aç›kça çeliflmektedir. Çünkü söz konusu çat›flmalar›n hepsi, mevcut emperyalist birikim sürecinin mali sömürü, do¤al kaynak ya¤mac›l›¤› ve ilkel birikimci emek sömürüsü gibi özellikleri sayesinde ortaya ç›kan, palazlanan ve bu biçimde elde edilen kaynak ak›fl›n›n yönünü kendinden yana çevirmeye çal›flan güçler aras›nda gerçekleflmektedir. Mevcut emperyalist birikim sürecinin kurucu ilkeleri, ilerici politik taleplere sahip toplumsal güçlerin örgütsüzlefltirilmesi ve sistem-d›fl› hareketlerin bast›r›lmas›d›r. Bu ilkeler söz konusu odaklar›n tamam› aç›s›ndan mevcut gerilimler içinde güçlerini art›rman›n zorunlu bir koflulunu oluflturmaktad›r. Bu yüzden, günümüz emperyalist sistemi içindeki çat›flmalar›n kutuplar›n› oluflturan hiçbir odak, ne genel olarak insanl›¤›n, ne de özel olarak emekçi s›n›flar›n özel bir kesiminin ilerici tarihsel taleplerini kendi egemenlik projesine eklemleme yetene¤ine sahip de¤ildir. ABD egemenli¤i karfl›s›nda emekçi s›n›flar›n ve insanl›¤›n ilerici tarihsel taleplerini birbirleriyle kaynaflt›rma yetene¤ine sahip olan gerçek devrimci tehdit ise, tüm dünyada neo-liberal y›k›m politikalar›na karfl› geliflen proleter nitelikli halk hareketlerinden gelmektedir. Bu hareketlerin emperyalist-kapitalist dünya sistemi boyunca geliflmesiyle birlikte, emperyalist sistemin IV. Bunal›m Dönemi’nde ilan etti¤i “alternatifsizlik” görüntüsü sars›lmaktad›r. Bu tip hareketlerin Orta ve Güney Amerika’da iktidar mücadelesine giriflmeye bafllamas›yla birlikte, sosyalizm, emperyalist-kapitalist egemenli¤e karfl› yeniden gerçek bir alternatif haline gelmektedir. ABD’nin ve sistem içi rakiplerinin içinde olduklar› kriz, III. ve IV. Bunal›m Dönemlerini daha genifl bir tarihsel sürecin parçalar› olarak ele ald›¤›m›zda, emperyalist egemenli¤in 1945 sonras›nda iflçi s›n›f›n› ve sömürge halklar›n›, sisteme eklemle-


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

67

mek için seferber etti¤i iki temel tarihsel arac›n da sonuna gelindi¤ini göstermektedir. “‹flçi aristokrasinin krizi” ve “yeni sömürgecili¤in krizi”, bu durumun önemli politik sonuçlar› olan iki ayr› ifadesidir. ii-‹flçi Aristokrasisinin Krizi

Neo-liberal politikalar›n neden oldu¤u dünya çap›ndaki iflçilefltirme süreci ile bütünleflen biliflim, iletiflim ve ulafl›m teknolojisindeki geliflmeler, büyük ölçekli a¤›r sanayinin kapitalist üretim zincirindeki anahtar konumunu ortadan kald›rm›flt›r. Öte yandan, III. Bunal›m Dönemi’nde özellikle merkez ülkelerdeki sosyal demokrat partiler ve sendikalar aras›nda uluslararas› sermaye hareketlerinin k›smi kamusal denetim alt›na al›nmas› ve üretken sermayenin saf rantiyeler aleyhine desteklenmesi temelinde ortaya ç›kan “uzlaflma” da ortadan kalkm›flt›r. Bu geliflmeler 1945 sonras›ndaki biçimiyle iflçi aristokrasisinin22 varl›¤›n› büyük ölçüde zedelemekte; hem merkez ülkeler, hem de yeni sömürge iflçi s›n›flar›n›n ayr›cal›kl› kesimlerinin, sömürgecilik siyasetiyle uzlaflan bir politik konum içinde tutulmas›n›n nesnel dayanaklar›n› yok etmektedir. 1945 sonras›nda merkez ülke iflçi hareketlerinin, sömürgesel kurtulufl hareketleri karfl›s›nda tak›nd›klar› gerici, floven tutumu ve bu hareketlerin (devletçi yeni sömürgeci sendikalarla birlikte) yeni sömürgecilik sisteminin kuruluflu içinde oynad›klar› aktif rolü özetleyen “emek 22 20. yüzy›l›n bafl›nda, geliflmifl kapitalist ülkelerde kapitalist üretimin kilit sektörü olan a¤›r sanayi kurulufllar›nda kitle üretimi yapan yar›-vas›fl› iflçilerin mücadelesi karfl›s›nda bu ülkelerin burjuvazisi, emperyalist sömürüden elde etti¤i gelirin bir k›sm›n› kullanarak, iflçi s›n›f› içerisinde bir tabakalaflma yaratt›. Üretimde kimi “yönetim” görevlerini de üslenen vas›fl› ve yar› vas›fl› iflçilerden oluflan bu grubu s›n›f›n geri kalan kesimine göre ücret ve sosyal haklar bak›m›ndan ayr›cal›kl› bir konuma getirdi. Gündelik ç›karlar›, iflçi s›n›f›n›n geri kalan kesiminden bu yolla ayr›flt›r›lan bu ayr›cal›kl› gruba “iflçi aristokrasisi” ad› verildi. ‹flçi aristokrasisi ayn› zamanda emperyalist merkezdeki s›n›f çeliflkilerinin yaratt›¤› büyük sosyal sorunlar› ba¤›ml› ülkelere ihraç etmeyi öngören sömürgecilik siyasetinin de ürünüydü.


68

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

emperyalizmi” siyasetinin kazan›m zemini yok olmaktad›r. Geçmiflte özellikle merkez ülke iflçi s›n›flar›n›n en ayr›cal›kl› kesimlerine baz› avantajlar sa¤layan bu siyaset, günümüzde hem merkez hem de yeni sömürgelerdeki emek sömürüsünün en afl›r› biçimlerinin yayg›nlaflmas› ve eski ayr›cal›kl› iflçi kesimlerini de kuflatmas›yla sonuçlanmaktad›r. “Emek emperyalizmi” siyasetinin krizi, geliflmifl kapitalist ülkelerin örgütlü iflçi s›n›f›n›n, hem göçmen ve kad›n eme¤iyle “içerden” hem de yeni sömürge iflçi kitleleriyle “d›flardan” olmak üzere, son derece esnek bir emek pazar› ile kuflat›lmas›yla sonuçlanm›flt›r. Bu kuflatma söz konusu kesimler aras›nda esas olarak korunmac› nitelikler alan farkl› politik tepki biçimlerinin yayg›nlaflmas›na yol açmaktad›r. “Emek emperyalizmi” siyasetinin krizinin gerçek politik ifadesi ise, öncelikle merkez ülkelerdeki sosyal demokrasinin ideolojik ve politik krizidir. Sosyal demokrat partiler merkez ülkelerdeki neo-liberal uygulamalarda kurucu roller üstlenirken; geleneksel iflçi s›n›f›n›n sosyal demokrasinin egemenli¤indeki politik ve ekonomik örgütleri, “ayr›cal›klar›n› koruma” refleksiyle hareket edip yeni iflçi kitlelerini karfl›lar›na alm›fl; iflçi örgütü vas›flar›n› yitirerek içi bofl birer lobi örgütüne dönüflmeye bafllam›fllard›r. Sosyal demokrasi kanal›yla kendi ç›karlar›n› ve taleplerini ifade etme olana¤› bulamayan, d›fllanan yeni iflçi kitlesi ise, bafllang›çta solun d›fl›ndaki seçeneklere yönelmifl veya politika-d›fl› bir konuma sürüklenmifltir. Ancak zaman içinde sol, yeni iflçi kitlesinin ç›kar ve istemlerini parçalanm›fl biçimler alt›nda da olsa gündeme getirmeye bafllam›flt›r. Göçmenler, kamu çal›flanlar› ve genel olarak güvencesiz çal›flman›n yo¤unlaflt›¤› sektörlerdeki iflçiler, sosyal demokrat sendikalar›n ve politik örgütlenmelerin çeperlerine s›¤mayan mücadele ve örgütlenme de-


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

69

neyimleri yaratm›flt›r. Bu durum geliflmifl kapitalist ülkelerde, geleneksel iflçi s›n›f›n›n örgütlü gücüne dayanan sosyal demokrasinin zay›flamas›n› ve merkezinin sa¤a kaymas›n› h›zland›rm›flt›r. Buna karfl›l›k, yeni iflçi kitlesi içerisinden yeni sendikal, politik ve toplumsal inisiyatifler geliflmeye ve bugünün kapitalist toplumunu ve sömürgecili¤i iflçi s›n›f›n›n bak›fl aç›s›ndan elefltiren yeni yaklafl›mlar ortaya ç›kmaya bafllam›flt›r. Göçmen iflçilerin ABD ve Avrupa'da görülen ayaklanmalar›, güvencesiz iflçilerin yükselen mücadeleleri, bu ülkelerdeki geleneksel sol partileri ve sendikalar› dönüflüme zorlamakta ve geleneksel-devrimci yaklafl›mlar aras›nda önemli bir mücadelenin zemini haline getirmektedir. Avrupa’n›n hemen tüm ülkelerinde yeni kuflak sol partilerin, birliklerin ve sendikalar›n ortaya ç›k›fl› bu geliflmenin bir sonucu olarak gündeme gelmektedir. Geliflmifl kapitalist ülkelerin iflçi s›n›f› hareketlerinde gözlenen bu tablo, bir baflka geliflmeyle tamamlanmaktad›r. Son 30 y›l›n en büyük iflçi hareketleri, yeni sömürge ülkelerde geliflmifltir. Geleneksel sendikal hareketin krizinin afl›lma yoluna girdi¤i bafll›ca örnekler de (Güney Kore, Filipinler, Brezilya, Meksika, Güney Afrika, Venezüella, Bolivya, Kolombiya, Ekvador, vb.) bu hareket temeli üzerinde ortaya ç›km›flt›r. Bu durum, son 30 y›l›n iflçilefltirme sürecinin as›l etkisini yeni sömürge ülkelerde göstermesinin bir sonucudur. Bu nedenle, iflçi s›n›f› hareketinin merkezinin yeni sömürge ülkelere kaymakta oldu¤u söylenebilir. ‹flçi s›n›f› hareketinin merkezinin yeni sömürgelere kaymas›, emperyalizmin sömürge halklar›n› sisteme eklemlemek için genellefltirdi¤i en “modern” yöntemin; yeni sömürgecilik yönteminin politik kriziyle çak›flarak emperyalist-kapitalist sistemin


70

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

günümüzdeki mezar kaz›c›s›n› yaratmaktad›r. iii- Yeni-Sömürgecilik Sisteminin Krizi

Emperyalizmin IV. Bunal›m Dönemi’nde dünya çap›nda belirginleflen en temel çeliflki, görülmemifl büyüklükte bir mülksüzler-proleterler kitlesi yaratan kapitalizmin, bu insan kitlesinin en temel yaflamsal gereksinimlerini karfl›lama yetene¤ine sahip olmamas›d›r. Üretici s›n›f›n büyümesi ile üretken altyap›n›n y›k›m› aras›ndaki çeliflki neo-liberal yeni sömürgecilik iliflkilerinin temel çeliflkisidir. Bu çeliflki iki temel kriz biçimine bürünmektedir: 1) Mülksüzleflme sürecinin yayg›nlaflmas› ve sömürge kapitalizminin üretken altyap›s›n›n çökmesi sonucunda oluflan toplumsal kriz; 2) Emperyalist sermaye birikiminin kurucu ö¤elerinden birisi olan “biçimsel olarak ba¤›ms›z” yeni sömürge devletinin politik krizi. Emperyalizmin tarihindeki en büyük geri çekilmenin yafland›¤› 1945 sonras›nda ulusal kurtulufl hareketlerinin ve sosyalizmin yükselifle geçti¤i bir dünyada genelleflen sömürgecilik yöntemi olan yeni sömürgecilik, sosyalizmin ve ulusal kurtulufl hareketlerinin mevcut olmad›¤› bir dünyada neo-liberal yeni sömürgecilik biçimine bürünerek, sömürge halklar›na yönelik vaatlerini tam anlam›yla tüketmifltir. Neo-liberal yeni sömürgecili¤in yaratt›¤› sorunlar sistemin “sürdürülebilirli¤ini” tehdit eden bir düzeye ulaflm›flt›r. Yeni sömürgecilik iliflkileri, emperyalist dünya sisteminin 1970’lere kadar süren genel üretken büyüme evresi içinde, ba¤›ml› ülkelerdeki zay›f sermaye s›n›flar›n›n kendi ülkelerini de birer “kapitalist merkeze” dönüfltürme yan›lsamas›na güç kazand›rabiliyordu. Bu dönemde yeni sömürgecilik yöntemi, sömürge kurtulufl hareketleri içindeki gerçek toplumsal geliflme, insani kurtulufl ve ba¤›ms›zl›k e¤ilimlerinin budanmas›n›n bir arac› olarak kul-


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

71

lan›labilmiflti. Bu nedenle yeni sömürgecilik sisteminin bugünkü krizi sömürgecili¤in genel krizi oldu¤u kadar, sömürge burjuvazisinin ve devletinin de politik krizi olarak gündeme gelmektedir. Bu çok yönlü krizin çözümü için ortaya at›lan emperyalist politikalar yeni sömürgecili¤in s›n›rlar›n› zorlamakta; ancak sistem içi çözümler emperyalist sermaye birikiminin neden oldu¤u devasa sorunlar y›¤›n› karfl›s›nda bir anlam ifade etmemektedir. Yeni sömürgecili¤in krizi, ancak devrimci yöntemlerle ve devrimci güçler taraf›ndan, yeni sömürgecilik sisteminin yok edilmesiyle çözümlenebilir. Yeni sömürgecilik sisteminin krizinin devrimci yöntemlerle çözümü emperyalist dünya sisteminin genel krizinin ilerici biçimde çözülmesini sa¤layacak sürecin de oda¤›nda yer almaktad›r. Yeni sömürgecili¤in “insani kalk›nma” vaatlerini tarihin çöplü¤üne gönderen neo-liberal yöntemler, mali sömürünün ayn› anda hem büyük bir mülksüzlefltirme sürecine, hem de zay›f üretken altyap›da büyük bir maddi tahribata yol açmas› nedeniyle her geçen gün daha da karmafl›klaflan toplumsal bir kriz yaratmaktad›r. Tar›m y›k›lmakta; mevcut sanayi dokusu parçalanmakta; do¤al kaynaklar ya¤malanmakta; emekçi s›n›flar proleterleflme efli¤inin kenar›ndaki bir mülksüzler ve yoksullar y›¤›n›na dönüfltürülürken, her türlü geleneksel sosyal dayan›flma yöntemi tasfiye olmaktad›r. Temel insani gereksinimlerin metalaflt›¤› bir ortamda sa¤l›k, e¤itim, enerji gibi temel hizmetler genifl yoksul y›¤›nlar› için eriflilemez hale getirilmekte; genel ücret düzeyi açl›k s›n›r›n›n alt›na itilmekte; kirli teknolojilerin ve y›k›c› at›klar›n y›¤›ld›¤› ülkeler büyük çevresel felaketler yaflamaktad›r. Kamusal hizmetlerin piyasalaflt›r›lmas›na, temsili demokraside himayecilik ve toplumda cemaatleflme e¤ilimlerinin güçlenmesi


72

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

efllik etmektedir. Bu olgular, oligarflilerin politik meflruiyet temelini daralt›rken, yeni sömürge toplumlar›nda iç savafl e¤ilimini güçlendirmektedir. Emperyalist merkezler, düzenli olarak yeni sömürge ülkelerin üretim kompozisyonunda katma de¤eri düflük mal ve hizmetlerin üretimini art›rmaktad›r. Bu durum, yeni sömürge ülkelerin dünya piyasalar›ndaki rekabet gücünü sürekli zay›flatmakta, cari aç›klar›n›, borçlar›n› ve s›cak paraya ba¤›ml›l›klar›n› sürekli art›rmaktad›r. Emperyalist birikim modeliyle, uluslararas› üretim zincirinde yarat›lan art›k, mali sermaye biçimini kazanarak merkezde toplanmakta, art›¤a emperyalist merkez taraf›ndan do¤rudan el konulmas›, yeni sömürge ülkelerde üretici güçlerin geliflmesini kösteklemektedir. Emperyalist sömürüde mali ba¤›ml›l›k ve mali araçlarla sömürünün kazand›¤› a¤›rl›k, yeni sömürge ülkelerde mülkiyet iliflkilerini de afl›r› dayan›ks›z hale getirmifltir. Di¤er yandan, üretimin uluslararas› bir zincir halinde örgütlenmesi, emperyalist merkez ülkelerde ortaya ç›kan ekonomik sorunlar›n yükünü yeni sömürge ülkelere aktarma olanaklar›n› güçlendirmektedir. Emperyalist merkezler, mali kazançlar›n› transfer etmek için veya merkez ekonomilerinde ortaya ç›kan krizlerin yükünü yeni sömürgelere aktarmak için bu ülkelerde neredeyse düzenli olarak mali krizler yaratmaktad›r. Bu krizler yaln›zca anl›k y›k›mlara da yol açmamaktad›r. 1990-2001 y›llar› aras›nda üçer y›ll›k aralarla dünyay› dolaflan mali krizler, yeni sömürge ülkelerdeki mali ve s›nai tekellerin mülkiyet yap›s›n› do¤rudan yabanc› sermayeye kayd›rm›flt›r. Mali sermaye, yeni sömürge ülkelerdeki büyük s›nai ve mali kurumlar› önce de¤ersizlefltirmekte daha sonra da mülkiyetine geçirmektedir. Bu ilkel birikimci ya¤ma ve mülksüzlefltirme süreci, yaln›z-


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

73

ca küçük ve orta burjuvaziyi de¤il, devlet ve yerli tekelci sermayeyi de içine alan bir boyuta da sahiptir. Ancak mülksüzlefltirmenin bu boyutu, büyük burjuvazinin veya sömürge tipi faflist devletin herhangi bir direnifliyle karfl›laflmamakta, aksine bu kesimlerde güçlü bir “arac›laflma” e¤ilimi yaratmakta, bu s›n›f ve organlar›n “yerli” özellikleri ortadan kalkmaktad›r. K›sacas› neo-liberal yeni-sömürgecilik politikalar›, sadece 1945-70 döneminin göreceli “kalk›nma” ve “refah” e¤iliminin yerine toplumsal y›k›m ve yoksullaflma e¤ilimini geçirmekle kalmam›flt›r. “Resmi ba¤›ms›zl›k” görüntüsü alt›ndaki gerçek tarihsel ifllevi, yerel sömürge toplumlar›n›n emperyalist sermaye birikim sürecinin ihtiyaçlar›na göre biçimlendirilmesi ve denetlenmesi olan yeni sömürge devleti de emperyalist mant›k içindeki s›n›rlar›na ulaflmaktad›r. Yeni sömürge devleti, kendi dolays›z denetimi alt›ndaki toplumsal iliflkilere yabanc›laflarak “ulusal egemenli¤in arac›” olma görüntüsünü de yitirmektedir.23 Yeni sömürgeci devletin, toplumsal krizle dolays›z bir iliflki içinde olan politik krizini devrimci biçimlerde çözebilecek tek güç, üretken altyap›n›n sömürgeci yöntemlerle tahrip edilmesinden en y›k›c› biçimlerde etkilenmekte olan emekçi halk s›n›flar›d›r. Yeni sömürgeci tahribattan kaynaklanan devasa sorunlar, bu ülkelerin do¤al zenginliklerini ve toplumsal art›¤›n› yeni sömürge halklar›n›n gerçek insani geliflimi ve toplumsal kurtuluflu hedefiyle ve eflitlikçi-demokratik yöntemlerle denetim al23 Yeni sömürge ulus devleti, tan›m gere¤i merkez ülkelerdeki ulus devletten farkl› olarak, emek gücünün yeniden üretimi, piyasa koflullar›, art›¤›n kullan›m biçimi, do¤al kaynaklar ve teknoloji gibi yerel birikimin olmazsa olmaz nitelikteki ö¤eleri üzerinde son derece zay›f bir denetime sahip bir devlettir. Bir emperyalist paylafl›m yöntemi olarak yeni sömürgecilik, yeni sömürge ulus devletinin, ulusal egemenlik ilkesini, emperyalist birikim ilkesi lehine sürekli afl›nd›rmas›n›n ürünüdür. Günümüzde yeni sömürge devletinin bu mant›¤a en uygun biçimde iflliyor olmas›, bu devletin afl›ld›¤› yan›lsamas›na neden olmaktad›r. Oysa yeni sömürge devleti, tam da bu devletin “ulusal” bir devlet gibi görünmekten ç›kt›¤› anda, tam anlam›yla infla edilmifl say›lmal›d›r.


74

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

t›na al›p ço¤altacak yeni bir devletin kurulmas›n› zorunlu k›lmaktad›r. Yeni sömürge devletinin siyasal krizinin gerçek alternatifi, “ulusal egemenlik” ilkesini yeni bir proleter ulusall›k anlay›fl›yla mülksüz, yoksul ve proleter s›n›flar›n ç›karlar›na tabi k›larak demokratik bir yerel halk egemenli¤i olarak yorumlayacak bir emekçi s›n›f devletidir. Bütün bu geliflmeler bugün yeni sömürgecilik sistemi içinde ortaya ç›kan çeflitli öz-savunma hareketlerini yaratmakta; Meksika, Brezilya, Güney Kore gibi belli bafll› yeni sömürgelerde yaflanan toplumsal ve politik alt üst olufllarla sosyalizme yönelen proleter eksenli halk hareketlerinin arka plan›n› oluflturmaktad›r. Bu proleter eksenli halk hareketleri, “21. yüzy›l›n sosyalizminin” henüz oluflum halindeki nüveleridir. Emperyalist dünya sisteminin krizinin, güçlü bir devrimci kriz ortam›na dönüflmesi de bu hareketlerin kat edece¤i ilerleme ve s›çramalara ba¤l›d›r. Emperyalist merkezlerse yeni sömürgelerde ortaya ç›kan toplumsal devrim tehdidi karfl›s›nda halihaz›rda kapsaml› bir alternatif oluflturabilmifl de¤illerdir. Yeni sömürge ülkelerde halkç› politikalara yönelen milliyetçilik ve sosyal demokrasi emperyalistler ve oligarfli için bir alternatif oluflturmamaktad›r. ABD, bu tehdidin en yüksek seviyede yafland›¤› Güney ve Orta Amerika ülkelerinde halk tepkisinin öne ç›kard›¤› sosyal demokrat veya milliyetçi seçeneklerle dahi uzlaflmakta güçlük çekmektedir. Bafllang›çta kendisiyle uzlaflmaya yatk›n olan sosyal demokrat veya milliyetçi unsurlarla, emekçi halkla etkileflimlerini tamamen ortadan kald›rmad›klar› için düflmanca iliflkiler kurmaktad›r. Bu durum, yeni sömürgecili¤in bugünkü krizine burjuva bir çözümün henüz gündemde olmad›¤›n› göstermektedir.


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

75

4. IV. Bunal›m Dönemi ve Yeni Sömürge Devriminin Evrim Çizgisi Yeni sömürgecilik iliflkilerinin emperyalizmin IV. Bunal›m Dönemi’nde kazand›¤› özellikler, yeni sömürge devriminin program ve stratejisine iliflkin kavray›fl›m›z› derinlefltirmemizi gerektirmektedir. Bu bak›mdan flunlar söylenebilir: a) Uluslararas› devrimci hareketin 1980’li y›llarda yaflad›¤› genel yenilgi (reel sosyalizmin y›k›lmas› ve yeni sömürge devrimleri dalgas›n›n geriye düflmesi) koflullar›nda yaflanan dünya tarihinin en büyük proleterleflme hareketi, iflçi s›n›f›n›n genel bilinç durumunda niteliksel bir gerilemeye yol açm›flt›r. Bu bilinç gerilemesi, yaln›zca iflçi s›n›f›n›n “düflünme biçimlerinin” de¤il, iflçi s›n›f› partilerinin ve devrimci hareketlerin de iktidar mücadelesinden uzaklaflt›klar›, hatta ço¤unlukla iktidar perspektiflerini yitirdikleri, yani iflçi s›n›f›n›n bütün öznel konumunda görülen bir gerileme olarak yaflanm›flt›r. Neo-liberal yeni sömürgecili¤in ilk aflamas›ndaki kurals›zlaflt›rma politikalar›, iflçi s›n›f›n›n geleneksel-örgütlü kitlesini “kazan›lm›fl mevzileri korumaya” yöneltmifltir. Bu refleks, geleneksel örgütlü iflçilere genel iflçi kitlesi içinde “ayr›cal›kl› bir grup” hüviyeti kazand›rm›flt›r. Bu durumun politika alan›na yans›mas›, iflçi s›n›f›n›n geleneksel politik örgütlerinin, eski devrimci hareketlerin merkez kadrolar›n›n büyük bir bölümünün iktidar mücadelesinden tamamen uzaklaflan (reformist, solliberal, sivil toplumcu, militarist vb.) siyasi programlara yönelmeleri biçiminde gerçekleflmifltir. Buna karfl›n, yeni iflçi kitlesi ve yoksullar›n kendili¤indenci mücadeleleriyle bütünleflen yenilenmeci sol unsurlar bir baflka mücadele çizgisine yöneldiler. Bu iki e¤ilim yan yana geliflti. Bafllang›çta geleneksel korunmac› tutum daha ön plandayken,


76

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

giderek yeni iflçi kitlelerinin damgas›n› bast›¤› ikinci e¤ilim ön plana ç›kmaya bafllad›. 1980’lerden bugünlere, içinden geçti¤imiz süreç, iflçi s›n›f›n›n ekonomik, politik ve ideolojik mücadele alanlar›nda kendisini yeniden devrimci bir s›n›f olarak yap›land›rma süreci olarak yafland›. Bu süreçte iflçi s›n›f› ve yoksullaflt›r›lan kitlelerin “hak arama” mücadeleleri öne ç›kmaktad›r. ‹flçi s›n›f›n›n yeni “ekonomik-demokratik mücadele” düzlemi ve bu düzlemin örgütleri bu mücadele süreçlerinde geliflmektedir. “Toplumsal hareket sendikac›l›¤›” gibi iflçi s›n›f›n›n yeni kitlesel örgütlenme anlay›fllar› “proleterleflmifl halk hareketlerinin” ilk örneklerini ve iflçi s›n›f›n›n yeni tipte ekonomik-demokratik mücadele örgütlerini temsil etmektedir. b) Yeni iflçi hareketlerinin bu ilk geliflme evresinde ekonomik ve politik mücadele zorunlu olarak iç içe geliflmektedir. ‹flçi s›n›f›n›n ekonomik mücadelesinin geliflimi, ayn› zamanda iflçi s›n›f›n›n yeni politikleflme süreciyle birlikte yaflanmaktad›r. Yeni iflçi s›n›f› partileri, yeni devrimci hareketler, bu politikleflme sürecinin içerisinde geliflmektedir. Bu ilk geliflme evresi, nesnel olarak iflçi s›n›f›n›n politik bilincinin yeni-reformist ve devrimci biçimlerinin filizlendi¤i bir süreç olarak da yaflanmaktad›r. Bu süreç henüz bitmifl-tamamlanm›fl olmamakla birlikte, iflçi s›n›f›n›n iktidar mücadelesi güncel bir pratik olarak yafland›kça, ayr›flma kristalize olmaktad›r. Aç›k iflgal ve müdahale tehdidinin öne ç›kt›¤› emperyalist politik egemenlik ve yeni sömürge oligarflilerinin bu egemenlik sistemiyle bütünleflerek arac›laflmas›, (gizli iflgalin esas emperyalist iflgal yöntemi oldu¤u) yeni sömürge ülkelerde “emperyalizmden kurtulufl” ile “toplumsal kurtuluflun” kaynaflt›r›lmas› için nesnel toplumsal temeli güçlendirmifltir.


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

77

Bunun yan› s›ra, yeni sömürge ülkelerde emperyalist iflgali gizleyen temel mekanizmalar daha da geliflmifl ve yetkinleflmifltir. Özellefltirme, temel hizmetlerin piyasalaflt›r›lmas› ve halk için y›k›c› sonuçlar yaratan di¤er politikalar, kapitalizm öncesi s›n›flar›n kapitalistlefltirilerek tekelci sermayeyle dikey bütünleflmesi ve orta s›n›flar›n temel toplumsal s›n›flara do¤ru kutuplaflmas›, halkla emperyalizm ve oligarfli aras›ndaki çat›flmalar›n bafllang›çtan itibaren anti-kapitalist bir do¤rultuda geliflmesine yol açmaktad›r. Di¤er yandan, toplumun bütün ezilen gruplar›n›n yeni iflçilefltirme sürecinin hedefi haline getirilmifl olmas›, 20. yüzy›l iflçi s›n›f› hareketlerinde görünen bir dizi eksikli¤in de ortadan kald›r›lmas›n›n nesnel zeminini sunmaktad›r. Kad›nlar, göçmenler, ezilen ulusal topluluklar ve gençler, oluflan yeni iflçi s›n›f› kompozisyonunun en alttaki gruplar› durumundad›r. Yeni iflçi hareketi ancak bu en alttaki gruplar› güçlendirerek geliflebilecektir. Bunun anlam›, yeni iflçi s›n›f› hareketinin erkek egemenli¤ine ve flovenizme karfl› daha aç›ktan bir mücadele içinde kurulmas›n›n zorunlu oldu¤udur. Yeni dönemin iflçi ve yoksul halk hareketleri içerisinde, iflyerlerinde ve yoksul mahallelerde kad›nlar›n ön planda oynad›¤› rol bu temelin bir yans›mas›d›r. Bu durumun bir baflka yans›mas› da burjuva ve küçük burjuva feminizminin giderek zay›flamas› ve feminist taleplerin toplumsal temelinin emekçi ve yoksul kad›nlara daralm›fl olmas›d›r. Ayn› yaklafl›m, flovenizme ve büyük bir ço¤unlu¤u güvencesiz durumda olan gençlerin d›fllanmas›na karfl› mücadele aç›s›ndan da geçerlidir. Yeni iflçi hareketinin güçlü bir iç dinami¤e sahip oldu¤u bir baflka sorun alan› da (çevre) ekolojidir. Neo-liberal yeni sö-


78

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

mürgecilik politikalar› kirli sanayileri yeni sömürge ülkelere aktarmaktad›r. Böylece kapitalist sistemin bütününde ola¤anüstü teflvik edilen y›k›c›-yok edici tüketim kültürünün ekolojik maliyeti bu ülkelere aktar›lmakta ve kirli sanayiler bu ülkelerin halklar›n› tehdit etmektedir. Bu tehdit, sosyalist bir ekolojizmi iflçi hareketinin do¤al bir unsuru haline getirmektedir. Böylece sanayi fetiflizminin 20. yüzy›ldaki sömürgesel kurtulufl savafllar›nda kazanm›fl oldu¤u nüfuzun ortadan kald›r›lmas›n›n nesnel bir temeli de ortaya ç›km›flt›r. Emperyalizm ve onunla bütünleflen sömürge oligarflilerinin ulusal ölçekte yol açt›¤› y›k›m›n yaratt›¤› tepki, burjuvazinin gerçekte gerici olan kimi kesimleri (ordu, yüksek bürokrasi, kimi sermaye çevreleri vb.) taraf›ndan istismar edilebilmektedir. Tek bafl›na bu durum dahi, tüm yeni sömürgelerde “iflçi s›n›f›n›n kendisini ulusun bütünü olarak sunmas›n›n”, yani yeni bir gündem oluflturan demokratik devrim talepleriyle sosyalist devrim taleplerinin kesintisiz bir biçimde iç içe geçti¤i bir sosyalist halk devrimi program› ile iktidar mücadelesine giriflmesinin nesnel koflullar›n›n ortaya ç›kt›¤› ve kaç›n›lmaz bir ihtiyaca dönüfltü¤ü anlam›na gelmektedir. Uluslararas› ve yerli sermayeye peflkefl çekilmek üzere özellefltirilen tüm iflletmelerin yeniden kamulaflt›r›lmas›; temel hizmetlerin devlet taraf›ndan yürütülmesi ve herkes için eflit ve paras›z olmas›; tar›msal üretimin etkili bir toprak reformu ve demokratik bir kolektiflefltirme ile desteklenmesi ve GDO gibi ba¤›ml›l›k yarat›c›, zararl› teknolojilerden ar›nd›r›lmas›; tüm yeralt› ve yerüstü do¤al zenginliklerin tamamen ulusallaflt›r›lmas› ve kamulaflt›r›lmas›, neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›na karfl› direniflin acil istemleri olarak belirmektedir. ‹flçi s›n›f› içindeki y›k›c› rekabetin önlenmesi için eme¤in iflletme, sektör ve ekonomi ölçe¤inde özgür bir biçimde örgütlenerek yöneti-


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

79

me etkili araçlarla kat›lmas›n›n sa¤lanmas›; emekçilerin sermaye karfl›s›ndaki dirençlerini azaltan her türden ayr›mc›l›¤›n ortadan kald›r›lmas› ve en alttaki nüfus gruplar› için gerçek bir toplumsal eflitlik ortam›n›n sa¤lanmas›; devletin iflleyiflinde, seçkincili¤in ve himayecili¤in ortadan kald›r›lmas› için tüm yurttafllar›n politik yaflant›ya eflit haklarla kat›l›m›n› sa¤layacak, iflyerlerinde ve yerleflim birimlerinde oluflturulan do¤rudan demokrasi birimlerini temel alan bir kurumsal yap›n›n yarat›lmas›, yeni sömürgelerde geliflen ilerici halk hareketlerinin ortak geliflme do¤rultular› olarak karfl›m›za ç›kmaktad›r. Di¤er yandan, bütün halk› içine alan proleterleflme süreci, halk hareketlerinde proleterleflme e¤ilimi yaratm›fl ve proleterleflen halk hareketlerini ilerici toplumsal hareketin motor gücü haline getirmifltir. Ba¤›ms›zl›k, demokrasi, toplumsal eflitlik talebiyle yürütülen mücadelelerin motor ve temel gücü iflçi s›n›f› ve yoksul köylülük haline gelmifltir. Bu nedenle, günümüzün yeni sömürge devrimlerinin programlar›n›n halkç›-demokratik içeri¤inin yan› s›ra, sosyalist içeri¤i önem kazanmaktad›r. c) Neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›n›n yoksullaflt›r›c› etkisi nedeniyle, halk›n politik pasifli¤ini sa¤lamakta faflist terör ve demagojinin rolü ön plana ç›km›flt›r. Kitle iletifliminin yayg›nlaflmas› ve büyük tekellerin kontrolündeki endüstrilere dönüflmesiyle, halk sürekli bir yanl›fl bilinç bombard›man›na tutulmaktad›r. Bu bombard›man, iflçi s›n›f›n›n s›n›f kimli¤inin yeniden olufltu¤u bu süreçte bilinçleri maniple eden bir rol oynamakta, iflçi s›n›f›n›n genel kitlesinin ilkel s›n›f-d›fl› kimlik siyasetlerine yöneltilmesinde etkili olabilmektedir. Di¤er yandan, halkla oligarfli aras›ndaki kutuplaflman›n derin-


80

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

leflmesi ve neo-liberal sömürgecili¤in y›k›c› etkileri, halk›n bu politikalara karfl› kendili¤inden militan kitlesel direnifllerini de gelifltirmektedir. Birçok yeni sömürge ülkede, iflçi ve köylü y›¤›nlar›, silahl› bir devrimci öncünün bulunmad›¤› koflullarda da neo-liberal sömürgecilik politikalar›na karfl› güçlü toplumsal direnifller sergileyebilmekte, bu temel üzerinde iflçi s›n›f› ideolojisinin giderek netleflti¤i yeni bir politikleflme sürecini harekete geçirebilmektedir. Ancak bu politikleflme süreçleri, karfl› devrimin bask›s›na boyun e¤meyen devrimci bir öncüyü kendi içerisinden ç›karamad›¤› zaman yozlaflmaya ve ilerletici rolünü yitirmeye bafllamaktad›r. 1980 sonras›n›n yeni sömürge devrimlerinin gelifliminde devrimci öncünün oluflum süreci ikili bir nitelik tafl›maktad›r. Bunlardan birincisi, yoksullaflt›r›lan ve d›fllanan emekçi s›n›flar›n neo-liberalizme ve faflizme karfl› kitlesel direnifl hareketleri içinde yaflad›¤› kitlesel politikleflme sürecidir. ‹kincisi ise, bu kitlesel politikleflme süreciyle olumlu bir etkileflim kurmay›, bu süreci ilerletmeyi, derinlefltirmeyi ve devrimci programa yöneltmeyi görev edinmifl devrimci kadrolar› yaratmak ve bu kadrolar›n profesyonel devrimci-savaflç› örgütlenmesini oluflturmakt›r. ‹flçi s›n›f›n›n ve ezilen y›¤›nlar›n politik bilincinin yeniden olufltu¤u günümüz koflullar›nda, devrimci öncünün rolü, kitle militanl›¤›n›n önünü açacak bir eylem ve örgütlenme çizgisini yaratmakt›r. Devrimci öncü ancak, devrimci hareketin düzen d›fl› ve düzen karfl›t› bir gerçeklik olarak toplumsallaflt›r›ld›¤› militan bir kitle çizgisi ile bütünleflebildi¤i ölçüde toplumun bütünü üzerinde ayd›nlat›c› ve harekete geçirici bir rol üstlenecektir. Di¤er yandan, ezilen s›n›flar›n militan-kitlesel öz savunma hareketlerinin, sosyalizme ve proletarya demokrasisine yönelen bir siyasal toplumsal harekete dönüflümü için onunla olumlu iliflki içerisinde bulunan devrimci öncünün savaflç› ini-


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

81

siyatifine ihtiyaç bulunmaktad›r. Bugün silahl› devrimci mücadele, ezilen s›n›flar›n öz savunma hareketlerinin bir parças› olarak ve onun önünü açabilen biçimlerde yürütüldü¤ü ölçüde do¤ru ve devrimci bir rol oynamaktad›r. Politik gerçeklerin aç›klanmas›n› hedefleyen silahl› eylemlerin de ezilen y›¤›nlar›n bilinç durumlar› üzerinde ilerletici etkiler yapabildi¤i kaydedilmelidir. Kuflkusuz, devrimin strateji ve takti¤ine iliflkin daha net ve ayr›nt›l› bir tart›flma, yeni sömürge ülkelerde yaflanan s›n›f mücadelesinin yeni bir devrimci politikleflme sürecine dönüflmesine paralel olarak yap›labilecektir. Bu tart›flmada, yeni sömürge devrimci hareketlerinin ilk büyük dalgas›nda gelifltirilen Politikleflmifl Askeri Savafl Stratejisi anlaml› bir referans olarak ele al›nmal›d›r. d) Merkezi otoritenin k›rlardaki denetimi artm›fl, buna karfl›l›k kentleri kuflatan varofllarda yerleflik bir toplumsal fliddet ortam› ortaya ç›km›flt›r. Bu nedenle, devrimci savafl›n gelifliminde önemli bir rolü olan “yumuflak kar›n” olgusu aç›s›ndan merkezi otoriteye co¤rafi uzakl›¤›n veya yak›nl›¤›n özel bir önemi kalmam›flt›r. Düzenin yumuflak karn›, kimi zaman ülke d›fl›ndaki bir s›cak çat›flma alan›, kimi zaman sömürge kapitalizminin tamamen d›fllad›¤› k›rl›k bölgeler, kimi zaman ise yoksulluk y›¤›lmas› nedeniyle polisiye denetime karfl› güçlü dirençler gelifltirmifl gecekondu mahalleleri olabilmektedir. e) 20. yüzy›l›n bafllar›ndan itibaren, klasik sömürgecilik sisteminin y›k›l›fl sürecinde uluslararas› devrimci mücadelenin temel geliflme eksenlerinden biri olan “milliyetçilik hareketleri”, bugünün dünyas›nda emperyalist sömürgecilik politikalar›n›n araçlar›na dönüfltürülebilmektedir. Yugoslavya iç savafl›, Çeçen direnifli, Irak Kürdistan›’ndaki geliflmeler gibi birçok durumda


82

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

gözlemlenen bu olgunun bir baflka görünümü, milliyetçilik hareketlerinin, ulusal kurtuluflçu niteliklerini yitirmesidir. Ancak buradan hareketle, “uluslar›n kaderlerini tayin hakk›n›n” günümüzde gerici bir siyasi ilke oldu¤u ileri sürülemez. Fakat “uluslar›n kaderlerini tayin hakk›n›n” günümüzde ilerici bir rol oynayabilmesinin ön flart›, bu ilkenin anti-emperyalizm temelinde yorumlanmas›d›r. Günümüzün ulusal sorunlar›n›n oda¤›nda, “deniz afl›r› sömürgecilik” veya “eski tip çokuluslu imparatorluklar›n s›n›rlar› içinde bulunan ‘egemen ulus-d›fl›’ uluslara uygulanan ayr›mc›/despotik bask›” bulunmamaktad›r. Günümüzdeki ulusal sorunlar›n oda¤›nda modern bir devletin s›n›rlar› içerisinde yaflayan egemen-ulus d›fl› ulusal topluluklar›n ekonomik ve kültürel olarak geri b›rakt›r›lmas›, mülksüzlefltirilmesi ve d›fllanmas› siyasetleri bulunmaktad›r. Neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›, bu siyasetin ezilen uluslar aç›s›ndan “y›k›c›” bir nitelik kazanmas›na neden olmufl ve milliyetler sorununu yeni sömürgecilik iliflkileri çerçevesinde bir toplumsal kriz kayna¤› haline getirmifltir. Bu genel tablo içinde, ezilen ulusun emperyalizmle do¤rudan iliflki kurma olana¤› bulunan iflbirlikçi burjuvazisi, ezilen halk›n hoflnutsuzluklar›n› “ayr›l›kç›l›k” do¤rultusunda gelifltirebilmektedir. Oysa ezilen halklar için as›l sorun eflitlik ve özgürlük sorunudur ve “ayr›lmak, ayr› devlet kurmak” günümüzde bu sorunun çözümü için yeterli bir temel sa¤lamamaktad›r. “Ayr›l›kç›” önderliklerin emperyalizmin güdümünde kurduklar› sözde ba¤›ms›z veya özerk yönetimlerle ne siyasi demokrasi ne de özgür bir ülke yarat›lm›flt›r. Aksine, eskisinden daha bask›c› ve çürümüfl yönetimler, eskisinden daha kötü sömürgeci boyunduruklar oluflmaktad›r.


BUGÜNÜN DÜNYASININ DEVR‹MC‹ KAVRANIfiI

83

Bugünün ulusal sorunlar›n›n çözümünde olumlu örnek Orta ve Güney Amerika’daki “yerli” sorununa getirilen kimi çözüm önerilerinde karfl›m›za ç›kmaktad›r. Güney Amerika’daki yerli hareketlerinin ayn› zamanda iflçi ve köylü öz bilincine sahip hareketler olarak geliflmesi, ulusal sorunun da içerisinde çözüldü¤ü bir yeni sömürge devrimi sürecini beraberinde getirmektedir. Orta ve Güney Amerika’n›n yeni-sol iktidarlar›, ayn› zamanda Amerikan yerlilerinin etkili olduklar› iktidarlar halini almaktad›r. Sonuç olarak, neo-liberal yeni sömürgecilik iliflkileri, ezilen ulus sorununu ezilen halk sorununa dönüfltürmektedir. Günümüzde ulusal sorun s›n›fsal sorunla kaynaflm›flt›r ve s›n›fsal bir sorun olarak çözülmelidir. Ezilen ulusun eflitlik ve özgürlük talebinin iflçi ve köylü hareketi eksenine tafl›nabilmesi, geleneksel iflçi s›n›f› hareketinin dar-ulusçu karakterini aflan yeni tipte bir iflçi hareketi anlay›fl›n›n gelifltirilmesiyle mümkündür. Bu noktada ezilen halktan iflçilerin güvencesiz çal›flt›rmaya karfl› hareketlerde oynayaca¤› kurucu rol ile “ba¤›ml› çiftçilik” iliflkilerinin geliflmesi sürecinden en çok zarar gören göçmen tar›m iflçilerinin köylü hareketleri içinde oynayaca¤› rolün alt›n› çizmek gerekir.


II. BÖLÜM: YEN‹, DEVR‹MC‹ B‹R SOSYAL‹ZM ‹HT‹YACI “21. yüzy›l›n sosyalizmi”… Bu kavram Venezüella devlet baflkan› Hugo Chavez taraf›ndan dile getirildi¤inde, SSCB’nin çöküflünden 15 y›l sonra sosyalizm yeniden somut devrimci bir politik alternatif olarak ortaya konulmufl oldu. “Bitti, çöktü” denilen sosyalizm, neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›n›n laboratuarlar›nda, yoksul halklar›n direniflleri içinden kendi geliflme yolunu bulmaya bafllad›. Sosyalizmin yeniden pratik bir alternatif haline geldi¤i bugünün dünyas›nda, devrimci teorinin temel unsurlar›na iliflkin belirsizlikler yine de etkilerini sürdürüyor. Sosyalist hareketin Babeuf’den bu yana ald›¤› mesafe, geriye do¤ru yeniden kat edildi ve hareketin 200 y›l önce “aflt›¤›n›” düflündü¤ü sorunlarda yeni yan›tlar›n olanakl› olup olmad›¤› sorgulan›r hale geldi. 1) Bir “kurtulufl” doktrininin gerçekten özgürlefltirici ve ilerletici olmad›¤›, ideolojiye dinsel bir kimlik kazand›rd›¤› ve sosyalizmin totaliter bir niteli¤e sürüklenmesine yol açt›¤›; 2) “Tarihsel özne” kavram›n›n k›s›r bir “indirgemecili¤e” yol açt›¤› ve sosyalizmin ulusal sorun, kad›n sorunu, çevre sorunu gibi sorunlar› aflamamas›nda bu indirgemecili¤in belirleyici rolünün oldu¤u;


85

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

3) Politik iktidar mücadelesinin, iflçi s›n›f›n›n di¤er bütün mücadelelerinin tabi k›l›naca¤› temel mücadele alan› olarak ele al›nmas›n›n toplumsal devrimi olanaks›z hale getirdi¤i; 4) “Merkezi olarak planlanm›fl ekonomi”nin üretim araçlar›n›n toplumsal mülkiyeti için uygun bir biçim olmad›¤›; 5) “Proletarya diktatörlü¤ü” ve “fliddete dayal› devrim” anlay›fl›n›n reel sosyalizm deneyimini baflar›s›zl›¤a u¤ratan as›l unsurlar oldu¤u; 6) Proletarya partisinin “bir öncü-devrimciler örgütü” olarak kavranmas›n›n onu iflçi s›n›f›ndan ba¤›ms›z bürokratik bir seçkinler örgütü haline getirdi¤i; iflçi s›n›f›n›n ba¤›ms›z politik örgütlenmesinin sosyalist geliflmeye darbe vurdu¤u gibi birçok “önyarg›” yeni ilerici toplumsal hareketlerin sosyalizm yönünde yeniden ilerleyebilmesini güçlefltiren tereddüt kaynaklar› oldular. 21. yüzy›l›n sosyalizmi, öncelikle 20. yüzy›l sosyalizminin bu gerici önyarg›lara zemin haz›rlayan sorunlar›n›, onun devrimci özünü koruyarak aflan bir siyasi hareket olarak geliflebilecektir. Bu nedenle bugünün yeni devrimci sosyalizmi iki temel ayak üzerinde infla edilmelidir. Bu temel ayaklardan birincisi, geçmifl reel sosyalist deneyimin devrimci bir elefltirisidir. ‹kincisiyse, yeni dönem sosyalizminin bugünün gerçekli¤i üzerine infla edilmesi zorunlulu¤udur. Bugün reel sosyalizme yönelik elefltirilerin, 20. yüzy›l devrimlerinin olumlu miras›n› da karartan bir biçimde yap›ld›¤› ortadad›r. Oysa reel sosyalizmin “yozlaflt›rd›¤›” 20. yüzy›l›n devrimci sosyalizmi, kendi ça¤› aç›s›ndan insanl›k tarihinin en parlak at›l›mlar›n› gerçeklefltirmifltir. Sosyalist hareketin geçmiflte aflm›fl oldu¤unu düflündü¤ü sorunlardaki stratejik ve taktik bak›fl aç›lar›n›n gerçekten de bu


YEN‹, DEVR‹MC‹ B‹R SOSYAL‹ZM ‹HT‹YACI

86

sorunlar›n devrimci bir biçimde afl›lmas›n› sa¤lay›p sa¤lamad›¤› elbette sorgulanabilir ve sorgulanmal›d›r da. Bununla birlikte, daha sonra reel sosyalizmin yozlaflt›rd›¤› ve sosyalist geliflmenin önünde engel haline getirdi¤i birçok kurum, yöntem ve politikan›n devrimci özünün dikkatli bir biçimde ayr›flt›r›lmas› zorunludur. Yeni sosyalist hareketin içeri¤inin, yaln›zca reel sosyalizmin “kendi içindeki” bir elefltirisinden ç›karsanamayaca¤› ortadad›r. Çünkü sosyalist hareket esas olarak “kapitalizmi y›kan gerçek harekettir”. Sosyalist hareket özelefltirisini ancak ve daima, kapitalizme karfl› mücadele içinde yapar. 20. yüzy›l›n sosyalizmi, 20. yüzy›l›n kapitalizminin elefltirisi üzerine kurulmufltur, 21. yüzy›l›n sosyalizmi ise kapitalizmin bugününün elefltirisi üzerine kurulmaktad›r. 21. yüzy›l›n sosyalizmi, 21. yüzy›l kapitalizminin üretti¤i bugünkü büyük yoksulluktan beslenen bask›c›, karanl›k ça¤›n karfl›s›na, do¤ayla bar›fl›k bir eflitlik, özgürlük ve onur toplumunu koymaktad›r. Bu bak›mdan 21. yüzy›l›n sosyalizmi, insan uygarl›¤› için yeni bir “Rönesans hareketi” olarak geliflecektir. 20. yüzy›l›n somut devrimci süreçleri ile 21. yüzy›l›n somut devrimci süreçleri aras›ndaki farklar, ça¤›m›z›n sosyalizminin kendine özgü bir somutluk tafl›yaca¤›n› daha flimdiden göstermektedir. 20. yüzy›l›n bafl›nda sosyalist hareketlerin birincil geliflme alan›, “da¤›lan çokuluslu imparatorluklar” ve “ulusal kurtulufl hareketleri” oldu. Sosyalizmin somut program›, çökmüfl aristokrasilere, yozlaflm›fl burjuvazilere ve sömürgeci zorbal›¤a karfl› savafllar içinde gelifltirildi. Bu nedenle de, sosyalist programlar “siyasi ve toplumsal modernleflme”, “uluslaflma” ve “sanayileflmeye” odakland›. Günümüzün sosyalizminin birincil geliflme alan›n›n ise neo-liberal politikalar›n çöküfle sürükledi¤i yeni sö-


87

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

mürge toplumlar› oldu¤u görülüyor. Yeni sömürge toplumlarda geliflen sosyalist hareketlerin somut program›nda ise “halk demokrasisi”, “anti-emperyalist yurtseverlik” ve “insanca yaflam” temalar›n›n ön plana ç›kt›¤› gözleniyor. Sosyalist hareketin birincil geliflme alan›ndaki bu farkl›laflman›n, yeni devrimci sosyalizm kavray›fl›nda yol açaca¤› tüm sonuçlar›n flimdiden öngörülebilmesi olanakl› de¤il. Ancak yeni dönem sosyalizminin 20. yüzy›l sosyalizmiyle farkl›laflmas›n›n “takti¤e” iliflkin konular›n ötesine geçece¤i, “sosyalist kültür” aç›s›ndan bir “geliflme”yi temsil edece¤i söylenmelidir. Örne¤in daha flimdiden, yeni sömürgelerde geliflen sosyalist hareketlerin üzerinde geliflti¤i temel kitlenin özgünlüklerinin, yeni sosyalizm kavray›fl›na da yans›makta oldu¤u görülmektedir. “Yoksul köylü hareketleri”nin ayn› zamanda “yerli hareketleri” olarak geliflmekte olmas›; yaflanmakta olan büyük proleterleflme süreci nedeniyle, iflçi hareketinin en canl› unsurunu büyük ölçekli sanayi iflçilerinin de¤il kad›n iflçiler gibi en k›r›lgan ve ö¤retmenler, sa¤l›kç›lar gibi en e¤itimli kesimlerinin oluflturmas› 20. yüzy›l sosyalizminde görülen “yukar›dan afla¤›” ve “monolitik” (tek biçimci) anlay›fl›n ötesine geçilmesini zorunlu hale getiriyor. Yine yeni sömürgelerde geliflen sosyalist hareketlerin siyasi mücadelelerinde, oligarflilerin yaratt›¤› siyasi yozlaflmaya karfl› mücadeleyi öne ç›karmalar›, bu hareketlerin “kurumsal politikaya karfl›” yeni bir politik kültür yaratmaya öncelik vermelerine neden oluyor. “Politikaya ve politikac›ya” karfl› ç›k›fl içinde oluflturulan bu yeni politik kültür, 20. yüzy›l sosyalizminin yozlaflan siyasi yap›lar›na yönelik devrimci elefltirinin de bir gerçekleflme alan› olarak gelifliyor. Örnekleri ço¤altmak mümkünse de, bu örneklerin 21. yüzy›l sosyalizmi için iflaret etti¤i içeri¤in tam ve tamamlanm›fl bir tasvirini ç›karsamak olanakl› de¤ildir. Bu nedenle biz, esas ola-


YEN‹, DEVR‹MC‹ B‹R SOSYAL‹ZM ‹HT‹YACI

88

rak, yolunda yürüyece¤imiz yeni devrimci sosyalizme ulaflmak için, üzerinde hareket edece¤imiz temel tarihsel birikimin belli bafll› unsurlar›n› ortaya koymakla yetinece¤iz. A- Türkiye Devrimci Hareketi ve Reel Sosyalizm 1989’da Berlin Duvar›’n›n y›k›lmas›n›n ard›ndan, reel sosyalizmin çöküflünün “büyük bir ideolojik sars›nt› yaratt›¤›”, “sosyalizmin inan›l›rl›¤›na gölge düflürdü¤ü”, “sosyalizmi yeniden tan›mlamay› gerekli hale getirdi¤i”, “sosyalizmin ideolojik sorunlar›n›n çözümünün solun geliflmesinin önünün aç›lmas›nda kilit önemde oldu¤u” biçimindeki görüfller Türkiye solunun iç ortam›na egemen oldu. SSCB ve Arnavutluk Komünist Partilerini uluslararas› devrimci hareketin merkezi olarak kabul eden politik merkezler için a¤›r bir ideolojik darbenin al›nd›¤› ortadayd›. Ancak Türkiye solunun önemli bir bölümü, 1970’li y›llara do¤ru, reel sosyalizmin bu merkezlerinden politik bak›mdan kopmufltu ve ideolojik olarak da kopma yolundayd›. Türkiye sosyalist hareketi, reel sosyalizmin neden oldu¤u “ssosyalizmden kapitalizme geriye dönüfl sürecini” devrimci bir toplumsal hareketi yaratma çabas›n›n içindeyken yakalam›fl ve birçok temel noktas›n› tart›flma konusu haline getirmifltir. 1960’l› y›llarda uluslararas› devrimci hareket, Sovyetler Birli¤i Komünist Partisi ve Çin Komünist Partisi aras›ndaki tart›flmalara ba¤l› olarak parçalanm›flt›. Kendilerini uluslararas› sosyalist hareketin merkezi olarak ilan eden bu partiler, iktidarda olduklar› devletlerin korunmas›n› ve uluslararas› politika alan›nda güçlendirilmesini, dünyadaki devrimci sürecin bafl ve temel sorunu olarak formüle ettiler. Dünyan›n di¤er ülkelerindeki Komünist Partileriyle araçsalc› ve hiyerarflik bir iliflki kurarak, uluslararas› sosyalist hareketi kendi devletlerinin ulusla-


89

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

raras› örgütlenmesinin bir uzant›s› haline getirdiler. Bu partiler, “kendi ülkelerinde iflçi s›n›f›n›n devrimci siyasetini temsil eden tek politik güç olduklar›n›”, güdümünde olduklar› SBKP veya ÇKP’nin onlar› resmi olarak böyle tan›mlam›fl olmas›na ba¤l›yorlard›. Bu nedenle “resmi” Komünist Partileri olarak adland›r›ld›lar. Komünist Partilerinin SBKP ve ÇKP güdümlü partilere dönüflmesi, onlar› ülkelerindeki devrimci süreçten büyük ölçüde kopard›, yozlaflt›rd›, bürokratik-reformist ç›kar örgütleri haline getirdi. Bu örgütlerin kendi içlerinden dönüfltürülmesi ve yeniden devrimcilefltirilmesi olanaks›z hale geldi. Yeni devrimci hareketler, ancak genç devrimci militanlar›n, “resmi komünist partileri”ne karfl› bayrak açmas›yla yarat›labildi. 1960’l› y›llar›n Latin Amerika gerilla hareketleri ve 1968 Avrupa gençlik hareketleri, resmi Komünist Partilerine karfl› aç›k bir tav›r al›fl içinde geliflti ve yeni bir devrimci politikleflme sürecini yaratt›. Bu geliflmelerin sol içinde yaratt›¤› tart›flmalar Türkiye devrimci hareketinin 1960’l› y›llar›n ikinci yar›s›nda bafllatt›¤› kopufl hareketinin önemli bir bileflenini oluflturdu. Bu merkezler, Marksizm karfl›s›ndaki tutumlar› ve izledikleri somut politikalar nedeniyle “revizyonist” ve “oportünist” olarak nitelendirildiler. Türkiye devrimci hareketi, daha 1970’e gelmeden, bu merkezlerin u¤rad›¤› yozlaflman›n kaynaklar›n› saptamaya ve bu yozlaflmaya u¤ramamas› için izlemesi gereken yolu belirlemeye çal›fl›yordu. Sosyalizmin, kapitalizmden komünizme geçifl süreci olarak yeniden kavranmas› ve bu süreçte partinin ve proletarya diktatörlü¤ünün rolü; sosyalist geçifl süreci içinde üst yap›n›n belirleyici önemde olmas›n›n getirdi¤i sonuçlar; sosyalist geçifl sü-


YEN‹, DEVR‹MC‹ B‹R SOSYAL‹ZM ‹HT‹YACI

90

recinin uluslararas› devrimci süreçle iliflkisi; sosyalist ekonominin geliflme sürecinde kapitalist etkileflimler ve bunlar›n sosyalist toplumlar›n geliflimindeki bozucu, çürütücü etkileri; resmi Komünist Partilerinin devrimci toplumsal çat›flmadan kopmalar› ve gericileflmelerinin dersleri üzerinden gelifltirilen yeni devrimci örgütlenme anlay›fllar› bu sonuçlar›n baz›lar›yd›. Türkiye devrimci hareketi reel sosyalizme yönelik elefltirilerini yaln›zca “teorik” elefltiriler olarak s›ralamakla kalmad›. Bu elefltirilerini ayn› zamanda pratik devrimci hareket içerisinde somut bir hale de getirdi. Sosyalizmin tan›m›ndan bafllayarak, devrim, mücadele ve örgütlenme anlay›fl›na kadar birçok alanda, reel sosyalizmin canl› bir elefltirisinin damgas›n› vurdu¤u yeni yaklafl›mlar geliflmeye bafllad›. Ancak 1960-70’li y›llar›n gerilla hareketlerinin ilk büyük at›l›m›n›n 1980’lere do¤ru u¤rad›¤› yenilgi, reel sosyalizmin bu devrimci elefltirilerinin ikinci plana düflmesine, gölgelenmesine neden oldu. Türkiye devrimci hareketi, kendine özgü bir kavramsal haz›rl›¤a sahip olmas›na karfl›n, u¤rad›¤› yenilgi nedeniyle, bu tarihsel birikimi yeni, devrimci bir sosyalizm kavray›fl›n›n bafllang›ç noktas› haline getiremedi. 1980’lerde, reel sosyalizme yönelik elefltiride, burjuva ve küçük burjuva ideolojilerinin (yeflillerin, pasifistlerin, burjuva feminizminin, avro-komünizmin vb.) etkisi ön plana ç›kt›. Bu etkinin, yeni devrimci bir sosyalizm anlay›fl›n›n geliflmesini bask›lad›¤› ve sosyalist hareket içerisindeki devrimci e¤ilimleri yeni tür bir reformizme yöneltti¤i bugün rahatl›kla görülebilmekte. Sol liberal yozlaflt›rma, 1970’li y›llar›n devrimci sosyalist e¤ilimini de¤erden düflürdü. Sol liberaller, 1960-70’li y›llar›n devrimci hareketlerini “otoriter-Marksizmden, Stalinizmden kopamam›fl olmakla” elefltiriyorlard›. 1970’li y›llarda reel


91

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

sosyalizmi devrimci bir bak›fl aç›s›yla elefltiren merkezler, kendi pratiklerinde u¤rad›klar› yenilgilerin sonras›nda reformizme do¤ru kayarlarken, reel sosyalizme yönelttikleri elefltirilerin oda¤›n› da sa¤a do¤ru kayd›rd›lar ve sol liberal konumu benimsediler. “Özgürlükçü sosyalizm” ad› alt›nda, proletarya diktatörlü¤üne, kolektif mülkiyete ve devrimci partiye yönelik liberal elefltiriyi kabul ettiler. Reel sosyalist anlay›fl›n bugünkü savunucular› da bu y›llarda geliflen devrimci yönelimlerin “yeflillerle”, “sivil toplumcularla” paylaflt›klar› ortak geliflme zeminine (1968 hareketlerine) vurgu yaparak özelefltiriden kaçmay› tercih ettiler. Biz, bugünün devrimci sosyalizminin tarihsel köklerini 196070’li y›llarda geliflen devrimci hareketlerin reel sosyalizm elefltirisinden almas› gerekti¤i düflüncesindeyiz. Bu düflüncemizin iki temel unsuru bulunmaktad›r. Öncelikle, bu elefltiri, güncel devrimci eylem içinde gelifltirilen somut, stratejik elefltiri mahiyetindedir. Üzerinde geliflti¤i bu somut tarihsel konum, ona güçlü bir ideolojik pozisyon sa¤lamaktad›r. Öte taraftan bu elefltiri, Rusya, Çin, ve Küba devrimlerinin temsil etti¤i tarihsel birikimle, somut devrimci süreç aras›nda olumlu bir iliflki kurabilmifltir. Dolay›s›yla, devrimci hareketin bütün büyük s›çramalar›n› içeren ama bu hareketlerin yozlaflmalar›n› d›fllayan, elefltirel bir olumlu birikimi ifade etmektedir. Ancak yeni devrimci bir sosyalizmin güncel kavran›fl› aç›s›ndan söz konusu elefltirelli¤in o dönemin birikimi ile orant›l› olarak s›n›rl› kald›¤› da ortadad›r. 1970’lerde devrimci hareketin reel sosyalizme yöneltti¤i elefltiriler genel olarak iki ana bafll›k alt›nda incelenebilir. Bunlardan birincisi uluslararas› devrimci süreç karfl›s›ndaki yaklafl›mlar› ve tutumlar›d›r. ‹kincisi ise, reel sosyalist merkezlerin kapitalizmden komünizme geçifl sürecini devrimci bir süreç ol-


YEN‹, DEVR‹MC‹ B‹R SOSYAL‹ZM ‹HT‹YACI

92

maktan ç›karan ve bu süreçte duraklamaya ve gerilemeye yol açan yönleridir. B- Reel Sosyalizmin Uluslararas› Devrimci Süreçten Kopuflu SBKP, 1960’l› y›llar›n bafllar›ndan itibaren “fliddete dayanan devrim” ve “proletarya diktatörlü¤ü” anlay›fl›n› aç›k ve resmi olarak reddetti. SSCB ile ABD aras›nda oluflan nükleer dengenin kapitalizmle sosyalizm aras›ndaki mücadelenin genel koflullar›n› bir bütün olarak de¤ifltirdi¤i ileri sürüldü.24 SBKP’ye göre “parlamenter veya kapitalist olmayan yolla sosyalizme bar›flç› geçifl” olanakl› hale gelmiflti. “‹leri demokrasi” ad›n› verdikleri siyasi dönüflüm, SSCB ile dostluk ve iflbirli¤i anlaflma s› imzalayan bir hükümetin kurulmas›ndan baflka bir anlam tafl›m›yordu. Sosyalist geçifl ekonomisi ise SSCB ile iflbirli¤i halinde emperyalizmden ba¤›ms›z bir a¤›r sanayi temelinin kurulmas›; e¤itim, sa¤l›k, bar›nma gibi temel ihtiyaçlar›n kamu kaynaklar›yla ve ücretsiz olarak sa¤lanmas›, büyük ölçekli üretim araçlar›n›n mülkiyetinin devlete aktar›lmas› ve merkezi planlamaya geçilmesinden ibaretti. SBKP’nin devrime ve sosyalizme iliflkin bu yaklafl›m›, ulus lararas› devrimci süreci SSCB’de sosyalizmin zaferine endekslemesinden kaynaklan›yordu. Benzer yaklafl›mlar, k›sa bir süre içinde ancak farkl› bir terminolojiyle ÇKP’de de ortaya ç›kt›. SBKP ve ÇKP’nin bu tutumlar› “tek ülkede devrimin olanakl›l›¤›”na iliflkin Leninist anlay›fl›n çarp›t›lmas›yd›. Elbette iflçi s›n›f›n›n iktidarda oldu¤u bir ülke veya ülkelerin varl›¤›, uluslararas› devrimci hareketin çok önemli bir cephesini oluflturur. Bununla birlikte, sosyalist ülkeler ile kapitalist ül24 Emperyalizmin bunal›m›n› sosyalizmin varl›¤›na ba¤layan SBKP ideologlar›, emperyalizmin III. Bunal›m Dönemi’nin SSCB’nin ilk atom bombas›n› patlatmas›yla bafllad›¤›n› savunuyorlard›.


93

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

keler aras›ndaki çeliflkinin uluslararas› devrimci sürecin temel geliflme ekseni haline gelmesi, ancak devrimci iktidarlar›n kapitalist iktidarlar› kuflatt›¤› özel bir aflamada söz konusu olabilir. Bu noktaya ulafl›ncaya kadar uluslararas› devrimci sürecin geliflmesinin oda¤›na, emperyalist-kapitalist sistemin kendi içindeki krizleri konulmal›; devrimci iktidarlar›n varl›¤›, bu krizleri devrimci bir do¤rultuda derinlefltiren yard›mc› unsurlar olarak ele al›nmal›d›r. ‹flçi s›n›f›n›n belirli bir ülkedeki iktidar›n› uluslararas› devrimci sürecin merkezine koyan çarp›tma, ideolojik düzeyde Marksizmin ekonomist bir yorumunun, maddi-toplumsal düzeyde ise, devrimci iktidar›n bürokratikleflmesinin bir sonucudur; iflçi s›n›f›n›n genel ve tarihsel ç›kar›n›n yerine iflçi s›n›f› ad›na iktidar› elinde tutan bürokratik kast›n ç›karlar›n›n geçirilmesini ifade eder. Buradan ç›kar›lacak temel ders: Yeni dönemin sosyalizminin, dünya devriminin gereklerini kendi varl›¤›n›n gereklerine tabi k›lmayan bir enternasyonalizmi savunmas› ve dünya devrimi için bütün olanaklar›n› seferber etmesi olmal›d›r. C- Reel Sosyalizm ve Kapitalizme Geriye Dönüfl Süreci Reel Sosyalist ülkelerin sosyalist geliflme yolundan ayr›lmalar›n›n ilk dikkat çekici belirtisi, ekonominin etkinlefltirilmesi için “pazar” iliflkilerinin temel bir araç olarak kullan›lmaya bafllanmas› ve üretimin art›r›lmas› için maddi özendiricilerin öne ç›kar›lmas› oldu. Üretim araçlar›n›n toplumsallaflt›r›lmas›n›n üretici güçlerin geliflmesinin önünü açmas› gerekirken, kapitalist özel mülkiyet biçimine özgü iktisadi araçlar›n dura¤anlaflan ekonomiyi canland›rmak için kullan›lmas› aç›k bir “geriye dönüfl” hareketiydi. Tar›msal üretimde kapitalist pazar iliflkilerinin yayg›nlaflt›r›lma-


YEN‹, DEVR‹MC‹ B‹R SOSYAL‹ZM ‹HT‹YACI

94

s›n›, küçük toprak mülkiyetinin ve küçük üreticili¤in yayg›nlaflt›r›lmas› izliyordu. Sanayide ise, “üretkenli¤in art›r›lmas›” için de¤iflik maddi ödüllendirme yöntemlerinin kullan›lmas›, üretim hedeflerine ulaflmak için iflçi s›n›f› içinde “kapitalist tüketim toplumu”na yönelimi, rekabetçi tüketim kültürünün geliflmesine bel ba¤layan bir yaklafl›m› egemen hale getiriyordu. Marks ve Lenin’in kapitalizmden komünizme geçifl sürecine iliflkin tasavvurlar› ile aç›k çat›flma içindeki bu “revizyon”lar, reel sosyalist ülkelerdeki toplumsal sürecin “devrimci bir süreç” olmaktan ç›kt›¤›n›n da bir göstergesiydi. Devrimci süreçten kopufla yol açan bu revizyonist “kapitalist yolcu” ekonomik politikalar›n arkas›nda, sosyalist geçifl sürecinin temel momenti olan politik alanda devrimin duraklamas› ve gerilemesi; Komünist Partisi’nin yönetici kadrolar›n›n, ç›karlar› iflçi s›n›f›n›n ç›karlar›ndan farkl›laflan bir toplumsal gruba dönüflmesi bulunuyordu. Bu grup, sosyalist geçifl sürecinde devletin toplumsal ve ekonomik yaflam›n örgütlenmesinde oynad›¤› baflat rol nedeniyle, devrimci süreç içinde kazand›¤› inisiyatifi “iiktidar tekeline” dönüfltürdükten sonra giderek kendi içine kapanarak yozlaflan ve iflçi s›n›f›n›n genel ve tarihsel ç›karlar›n› temsil etmeyen ayr›cal›kl› bir siyasi kasta dönüfltü. Bu kast iflçi s›n›f›ndan ayr› ve ba¤›ms›z ç›karlara sahip olmas›na karfl›n, sosyalist bir sistemi yönetme iflleviyle oluflturulmufl oldu¤u için “ba¤›ms›z bir s›n›f” özelli¤i tafl›m›yordu. Söz konusu kast›n iflçi s›n›f› ad›na oluflturdu¤u iktidar tekeli, üretim araçlar›ndaki devlet mülkiyetinin “kolektif ve toplumsal” niteli¤inin tahrip olmas›yla at bafl› geliflti. Üretim noktas›nda iflçilerin kolektif denetimlerinin k›r›larak “önder” s›fat›yla iflletme yöneticilerinin yüceltilmesi “proletarya diktatörlü¤ünün” maddi zeminini tahrip eden unsurlardan biri oldu. Üretim araç-


95

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

lar›n›n toplumsal mülkiyeti böylece “bürokratik-devlet mülkiyeti”ne evrildi. Kapitalizmden komünizme geçifl sürecinin örgütleyici merkezi olan proletarya diktatörlü¤ü sosyalizmden kapitalizme geriye dönüfl sürecinin geliflme merkezi olan “rrevizyonist diktatörlü¤e” dönüfltü.

Ne kapitalist, ne de sosyalist mülkiyet iliflkisi olmayan, ancak bunlar aras›nda bir ara form olan “bürokratik-devlet mülkiyeti” k›sa bir süre içinde üretici güçlerin geliflmesinin önünde engel oluflturmaya bafllad›. Bu durum 1953’teki Berlin Ayaklanmas› ve 1956 Macaristan Devrimi gibi ayaklanmalardan bafllay›p 1980 Polonya darbesine dek uzanan bir zincir içinde, “Sosyalist Sistem” boyunca genel ve sürekli bir toplumsal krizin ortaya ç›kmas›na neden oldu. Revizyonist diktatörlüklerin ilerici bir iç dinamizmi yoktu. SSCB ve Do¤u Avrupa’da egemen olan revizyonist diktatörlüklerin bu krizlere yan›t› “sola ve iflçi s›n›f›na yönelmek” de¤il, “teknokratik yönetime, liberalizme ve kapitalizme yönelmek” oldu. Reel sosyalizmin krizini kapitalist bir karfl›devrime dönüfltüren, bu karfl›devrimin siyasi liderli¤ini içinden ç›karan ve yeni burjuvazinin çekirde¤ini oluflturan da bu revizyonist-bürokrasi oldu. D- Sosyalizm ve Tarihsel Deneyim Özellikle SSCB merkezli reel sosyalizmin çöküflü, sosyalizmin Marksist ö¤retisinin (Bilimsel Sosyalizmin) geçersizli¤inin kan›t› olarak gösterilmektedir. Bilimsel Sosyalizmin, insanlar aras›ndaki bask› ve sömürü iliflkilerinin ortadan kald›r›ld›¤› bir toplumsal düzene ulaflman›n geçerli yolu olmad›¤›n› savunanlar genellikle sosyal demokratlar, anarflistler ve bunlar›n tezlerinden derece derece etkilenen sol-liberaller olmufltur. Bunlar›n Marksizme yönelttikleri elefltiriler, geçti¤imiz 30 y›l boyunca yaln›zca burjuvazinin ideolojik hegemonyas›n› güçlendirmifltir.


YEN‹, DEVR‹MC‹ B‹R SOSYAL‹ZM ‹HT‹YACI

96

Bu yaklafl›m›n tam tersi bir e¤ilim de devrimci sosyalizm saflar›nda geliflmifltir. Sosyalist idealleri varolan kapitalist y›k›c›l›¤›n karfl›s›nda savunmak isteyenlerin bir k›sm›, reel sosyalist yozlaflman›n devrimci sosyalist süreç içerisindeki gerçek köklerini devrimci bir elefltiriden geçirmekten halen kaç›nmaktad›r. “Sosyalizmin devrimci gelene¤ini s›k› s›k›ya savunmak” ad›na, hareketin politik iktidar› ele geçirdikten sonra u¤rad›¤› yozlaflma, hareketin iç dinamiklerinden tamamen ba¤›ms›z bir olgu olarak de¤erlendirilmektedir. Sosyalizmin 200 y›ll›k deneyimi, Marksizmin toplumsal devrime iliflkin temel görüfllerini ço¤unlukla do¤rulam›flt›r. Bu tarihsel deneyimin de¤erlendirilmesinde, Marksizmin kal›c› özüyle, bu özün somut biçimlenifllerini birbirine indirgemeye yönelik giriflimler, gerçe¤i görmemizi önleyen bafll›ca yöntem hatas›d›r. Di¤er bir hatal› tutum da Marksizmin içererek aflt›¤› “sosyalizmin tarih öncesine” özgü ilksel unsurlar›, onun ilerletici sonuçlar›n›n karfl›s›na koymak veya yok saymakt›r. Bu indirgemeci yaklafl›mla, proletarya diktatörlü¤ü, öncü parti anlay›fl›, devlet mülkiyeti ve politik devrimle aras›na mesafe koyan sol anlay›fllar sol-liberal/reformist bir konuma sürüklenmektedir. Bilimsel sosyalizmi “mahkum etme” giriflimlerinin karfl›s›nda, bu indirgemeleri do¤ru kabul ederek “olmas› gerekenin de bu oldu¤unu” savunan sol anlay›fllar›n belirdi¤i de bir gerçektir. Bunlar ise, seçkinci, militarist, milliyetçi yönlere savrulmaktad›r. Bir di¤er hatal› tutum bilimsel sosyalizmin s›n›fs›z topluma ulaflmak aç›s›ndan yeterli görmedi¤i (daha çok, anarflizme, sosyal reformizme, uvriyerizme vb. özgü olan) stratejik-programatik yaklafl›mlar›n sosyalist deneyimin baflar›s›zl›klar› vesilesiyle


97

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

yeniden gündeme getirilmesidir.25 Anarflizme, ütopizme geriye dönüflü savunan bu tart›flmalarda, emekçilerin, ezilenlerin ve ilerici ayd›nlar›n kapitalist düzeni y›kma noktas›na ulaflamam›fl çok say›daki tarihsel girifliminin baflar›s›zl›k nedenlerinin incelenmemesi dikkat çekicidir. Di¤er yandan bu yaklafl›mlar›n sahipleri, bu giriflimlerin ancak bilimsel sosyalizmin öngördü¤ü do¤rultulara yönelerek ilerleyebilmifl olduklar›n› da gözden kaç›rmaktad›r. Tam tersineymifl gibi görünmesine karfl›l›k, benzer bir hatal› yaklafl›m, reel sosyalist deneyimin s›n›fs›z topluma geçifl yönünde ifade etti¤i ilerlemenin mutlaklaflt›r›lmas› ve kapitalist toplum karfl›s›nda “ehven-i fler” olarak kabul edilmesi olarak karfl›m›za ç›kmaktad›r. Bu görüflün sahipleri, reel sosyalizmin devrimci sosyalizmde yaratt›¤› yozlaflmay› yaln›zca en kötü sonuçlar›na indirgeyip, bunlar› da kötü yöneticilerin bireysel iradelerine veya maddi zorunluluklara ba¤lamaktad›r. E- Yeni Devrimci Bir Sosyalizmin Köfle Tafllar› Proletaryan›n devrimci demokratik iktidar› ortaya ç›kt›¤› anda, tüm insanl›k için ekonomik, politik ve kültürel düzeylerde büyük s›çramalar yaratt›. Halk›n silahlanmas›na dayanan “gönüllü halk ordusu” modeli, do¤rudan demokrasi, evrensel oy hakk›, zorunlu ve ücretsiz e¤itim, ücretsiz sa¤l›k ve sosyal güvenlik hakk›, ekonominin rasyonel-merkezi planlamas› ve çal›flma hakk›, ölüm cezas›n›n ve intikama dayanan ceza sisteminin kald›r›lmas›, kad›nlara genel oy hakk›, cinsel devrim gibi insanl›¤›n birçok ilerici at›l›m› proletarya devrimleriyle gündeme geldi. 25 Örne¤in, reel sosyalizmde görülen “kumanda ekonomisi”ne ve “yabanc›laflma”ya karfl›, anarflizmin küçük üretime dayal› toplum modelini, Komünist Partileri’nin bürokratikleflmesine karfl›, uvriyerizmin “iflçilerin kendi partisi” yaklafl›m›n› öne ç›karan tart›flmalar bu dönemde yeniden gündeme gelmektedir.


YEN‹, DEVR‹MC‹ B‹R SOSYAL‹ZM ‹HT‹YACI

98

Bu at›l›mlar›n itici gücü “iflçi s›n›f›n›n bütün üyelerinin politik karar sürecine en etkin kat›l›m› için gereken özel koflullar›, politik kat›l›m›n genel koflullar› olarak tan›mlayan” bir demokratik cumhuriyet içinde olufltu. ‹nsanl›¤›n o güne dek gördü¤ü en özgür, halk›n en genifl kat›l›m›na ve iradesini dolays›z gerçeklefltirilmesine olanak sa¤layan bu demokrasi, aç›kça s›n›fsal (proleter) bir nitelik tafl›yordu. Nas›l ki burjuva demokrasisinin, burjuvaziyi yönetici s›n›f haline getirmeyi güdüleyen çerçevesi, ayn› ölçüde iflçi s›n›f›n› iktidar merkezinden uzakta tutmay› zorunlu k›l›yorsa, iflçi s›n›f› demokrasisi de, kapitalist s›n›f› bir bütün olarak ortadan kald›ran bir siyasi varl›¤a sahipti. Bu nedenle, proletarya demokrasisi iflçi s›n›f› için ne kadar demokratikse, burjuvazi için de o kadar diktatörlük olan bir devlet tipi olarak tarih sahnesine ç›kt›.26

1. Devrimci Parti ‹flçi s›n›f›n› böylesine tam olarak iktidara tafl›yan politik iradenin kurucu unsurunu, iflçi s›n›f›n›n birbirinden farkl› kesimlerinin özel, k›smi ve gündelik ç›karlar› karfl›s›nda iflçi s›n›f›n›n bütününün genel, bütünsel ve tarihsel ç›karlar›n› temsil eden “Proletarya Partisi” oluflturdu. ‹flçi s›n›f›n›n genel, bütünsel ve tarihsel ç›kar›, toplumun tüm toplumsal s›n›flar›n ve devletin ortadan kald›r›lmas› ve “herkesin yetene¤ine göre çal›flt›¤›, herkesin ihtiyac›na göre paylaflt›¤›” özgür bir üreticiler birli¤i olarak yeniden örgütlenmesinde, yani komünizmdedir. 26 “Proletarya demokrasisi” zorunlu olarak proletaryan›n burjuvazi üzerindeki diktatörlü¤üdür; ama burjuvazi üzerindeki her diktatörlük proletarya demokrasisi de¤ildir. Bir devlet burjuvazi üzerinde ne denli sert bir diktatörlük uygularsa (bu proletarya ad›na hareket eden bir devlet dahi olsa) proletarya için zorunlu olarak o denli genifl bir demokrasi sa¤lamayabilir. Aksine, burjuvazinin karfl›devrimci giriflimlerini ortadan kald›rmak için yürütülen mücadeleler, proletaryan›n devlet ayg›t›na bir s›n›f olarak egemen olmas›n› s›n›rland›rabilir, proletarya demokrasisine özgü kurumsal yap› ve iflleyifl ilkelerinin k›smen veya tamamen tasfiye edilmesine yol açabilir.


99

HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE

Proletarya partisi, ezilen s›n›flar›n sömürüye ve bask›ya karfl› eflitlik ve özgürlük mücadelelerine öncülük eden militanlar›n, komünist bir toplumsal-politik program› gerçeklefltirmek üzere bir araya geldikleri özel bir politik mücadele örgütüdür. Bu politik mücadele örgütünün “özel” nitelikleri flöyle özetlenebilir: Bu partinin amac› “kkendisini” iktidara getirmek de¤il, bir bü tün olarak iflçi s›n›f›n›n iktidar›n› kurmakt›r. Proletarya partisi, iflçi s›n›f› mücadelesinin “en ileri” unsurlar›ndan oluflur. Bu “en ileri” konum, bu unsurlar›n iflçi s›n›f›n› s›n›f olarak iktidara tafl›ma amac›ndaki berrakl›klar›ndan ve bu amaç için mücadeleyi politik ve toplumsal eylemlerinin merkezine oturtmufl olmalar›ndan kaynaklan›r. Proletarya partisi, mant›ken iflçi s›n›f›n›n en ileri siyasi temsilcisidir; ancak bu mant›ki iliflkiden hareketle, proletarya partisi, bir s›n›f olarak proletaryan›n yerine konulamaz. Proletaryan›n s›n›f iktidar›, proletaryan›n afla¤›dan-kitlesel ve demokratik politik örgütlenmesine dayan›r. Proletarya partisi, bu afla¤›dan yukar› politik hareketin önünü açan, geliflmesini güçlenmesini sa¤layan bilinçli özne olma amac›yla flekillenen özel bir örgüttür. Proletaryan›n iktidar› almas› öncesinde bu biçimlenifl, iktidar mücadelesinin stratejik geliflme çizgisine öncülük etme misyonuna ba¤l›d›r. Bu dönemde parti sömürücü s›n›f iktidar›n› y›kan bir iflçi s›n›f› iktidar›n›n yarat›lmas› için en uygun stratejik çizgiyi belirleyen ve devrimci militanlar› bu stratejik çizgiye göre yukar›dan afla¤› tam bir kavga disipliniyle örgütleyen bir öncü-savaflç› örgüttür. Proletaryan›n iktidar› ele geçirmesinden sonra parti, proletaryay›, iktidar›n› s›n›fs›z topluma tafl›maya sevk eden bir ahlak ve e¤itim kurumuna dönüflmeyi hedefler. Dolay›s›yla devrimci parti, iflçi s›n›f› egemenli¤inin dönemsel gereksinimlerine göre sürekli yenilenen bir


YEN‹, DEVR‹MC‹ B‹R SOSYAL‹ZM ‹HT‹YACI

100

öncü örgüttür. ‹flçi s›n›f› iktidar› devrimci partinin iktidar›na indirgenemeyece¤i gibi, devrimci parti iktidar›yla da ikame edilemez. Komünist Parti’sine “proletaryan›n bilinçli öncüsü” özelli¤ini kazand›ran fley, tek bafl›na onun “iflçi s›n›f› ideolojisini tam ve do¤ru olarak kavram›fl olmas›” de¤il, ayn› zamanda iflçi s›n›f›n› iktidara tafl›ma ve kendisiyle birlikte bütün s›n›flar› ortadan kald›racak bir toplumsal devrimler sürecinin sürükleyicisi haline getirme yetene¤idir. “‹flçi s›n›f› ideolojisini tam ve do¤ru olarak kavramak” iflçi s›n›f›n› toplumun devrimci öznesi haline getirecek bir siyasi öncünün yarat›lmas› için elbette zorunludur ama yeterli de¤ildir. Bu kavray›fl ›fl›¤›nda gelifltirilen politikalar›n, iflçi s›n›f›n› somut bir s›n›f olarak iktidara tafl›yabilmesi ve iktidardaki iflçi s›n›f›n›n içerdi¤i bütün devrimci potansiyeli a盤a ç›karacak flekilde yönlendirebilmesi de gerekir. Komünist Partisinin öncülük misyonun ve ifllevinin yaln›zca onun “ideolojik kimli¤i”ne ba¤lanmas›, reel sosyalizmin y›k›lmas›na neden olan “parti bürokrasisi” ve “parti diktatörlü¤ü”nün önemli bir kayna¤›n› oluflturmaktad›r. Leninist parti anlay›fl›n›n, iflçi s›n›f› ideolojisinin tam ve do¤ru olarak kavranmas› ile iflçi s›n›f›n›n devrimci hareketine öncülük aras›ndaki ba¤›n kopmas›na neden olacak tarzdaki kavran›fl›n›n tarihsel nedenleri üzerinde derinlikli tart›flmalar elbette yap›lmal›d›r. Ancak bu tart›flman›n de¤ifltirmeyece¤i fley, proletarya diktatörlü¤ünün parti diktatörlü¤üne dönüflmesinde ve partinin proletaryan›n gerçek kitlesinden kopmas›nda proletarya partisi ile proletaryan›n di¤er örgütleri aras›ndaki iliflkinin tek tarafl› bir belirleme iliflkisine dönüflmesinin tayin edici bir rolünün bulundu¤u gerçe¤idir. Bu tek tarafl› belirleme, iflçi s›n›f›n›n gerçek kitlesinin, kendi partisinin, kitlesel örgütlerinin ve devletinin iktidar›ndan uzaklaflt›r›lmas› ve karfl›devrimci bir sü-


101 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE recin kitlesi haline getirilmesinin bafllang›ç noktas› olmufltur. ‹flte bu noktada, yeni devrimci bir sosyalizmin birinci unsuru karfl›m›za ç›kmaktad›r: Yeni devrimci bir parti anlay›fl›. Bize göre, devrimci bir partinin iflçi s›n›f› ideolojisi etraf›nda birleflmifl, profesyonel devrimci bir öncü, savaflç› örgütlenme olmas› gerekti¤i konusunda herhangi bir kuflku yoktur. Devrimci partinin örgütsel yap›s› ve iflleyiflini belirleyen temel budur. ‹flçi s›n›f› partisi devrime, “toplumun geri kalan›n› kendisine benzeterek” önderlik etmez. Onun ifllevi, proletaryay› iktidara haz›rlayan ve tafl›yan pratik devrimci bir süreci örgütlemektir. Devrimci parti, iflçi s›n›f› mücadelesinin bar›flç›l ve silahl› bütün biçimlerini uygulamaya yetenekli, karfl›devrimin bask›s› ve terörü karfl›s›nda ayakta kalmay› ve ezilen y›¤›nlar› devrimci eyleme yöneltmek için çabas›n› sürdürmeyi baflarabilen profesyonel bir mücadele örgütüdür. “Yeni, devrimci bir parti” anlay›fl›n›n oluflturulmas›nda, onun bu özelliklerinin, sosyalist geliflmede kaynakl›k etti¤i bozucu etkilerin saptanmas› ve giderilmesi özel bir önem tafl›maktad›r. Bunlar›n bafl›nda, devrimci partinin “otonom bir iktidar ayg›t›”na, devrimcilerin de “meslekten politikac›lara” dönüflmesinin engellenmesi gelmektedir. Türkiye devrimci hareketi içinde gelifltirilen “partileflme süreci”, “en genifl kitle çal›flmas› içinde en dar kadro çal›flmas›” ve “direnifl komiteleri” anlay›fl›, bu sorunun çözümünde anahtar kavramlar olarak ele al›nmal›d›r. Bu anlay›flta, halk›n devrimci öncülerinin ideolojik birlik temeli üzerinde profesyonel bir devrimci savafl örgütünde örgütlenmesi, halk›n devrimci eyleminin geliflmesiyle at bafl› giden bir süreç olarak tasarlanm›flt›r. Devrimci kadrolaflman›n kökünü halk›n devrimci eyleminden ve bu eyleme öncülük ve önderlik yetene¤inden almas›n› öngören bu anlay›fl, devrimciler örgütü-


YEN‹, DEVR‹MC‹ B‹R SOSYAL‹ZM ‹HT‹YACI

102

nün temel yap›s›n›n da halk›n devrimci savafl›n›n ihtiyaçlar›na tabi olmas›n› gerektirmektedir. Bu anlay›flta, devrimciler örgütü devrimci iktidar›n (genel olarak halk taraf›ndan veya merkez komitesi talimat›yla de¤il) halk›n devrimci eylemiyle sürekli yeniden flekillenen bir parças›d›r.

2. Kültür Devrimi Proletarya demokrasisinin tasfiye olmas› ve proletarya diktatörlü¤ünün Komünist Parti bürokrasisinin diktatörlü¤üne dönüflmesinin ikinci temel unsurunu, devrimci s›n›flar›n somut kitlesinin iktidardan uzaklaflmas› oluflturur. Sovyet ve Do¤u Avrupa örneklerinde, devrimci s›n›flar›n afla¤›dan-yukar›ya hareketine dayanan proletarya iktidar› organlar›, özellikle devrimin ilk kufla¤›n›n çeflitli nedenlerle devre d›fl› kalmas›ndan sonra kolayca sönümlendirilebilmifltir. Emekçi s›n›flar›n afla¤›dan yukar›ya devrimci hareketinin devrim sonras›ndaki duraksamas›, bu sönümlenmede etkili bir yer tutmaktad›r. ‹flte bu noktada, devrimci sürecin, her fleyden önce ve baflKültür Devrimi” olarak yaflanmalang›çtan itibaren sürekli bir “K s› zorunlulu¤u gündeme gelmektedir. Emekçi s›n›flar›n afla¤›dan yukar› devrimci hareketinin devrim sonras›nda da sürdürülmesinin temel formu Kültür Devrimi’dir. Bütün gerçek devrimler, geliflmelerinin bafllang›c›ndan itibaren ayn› zamanda toplumsal iliflkilerde de devrimci dönüflümler yarat›rlar. Proletarya devrimi bu bak›mdan tarihin gördü¤ü en parlak örne¤i oluflturmaktad›r. Proletarya devrimi bütün büyük devrimler gibi, yeni bir uygarl›¤›n temellerini atarak geliflmifltir. Günümüz dünyas›nda insanlar aras›ndaki iliflkileri, bask› ve sömürü düzeninin getirdi¤i ayak ba¤lar›ndan kurtaran, insanla do¤a aras›ndaki iliflkiyi tek tarafl› y›k›c› bir egemenlik iliflkisi olmaktan ç›karmay› öngören hemen bütün önemli yak-


103 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE lafl›mlar, proletarya devrimleri sürecinde filizlenmifltir. Deneyim, proletaryan›n politik devrim sürecine ayn› zamanda bir kültür devrimi sürecinin de efllik etti¤ini göstermifltir. Ancak bu devrim, iktidar›n ele geçirilmesinden sonra sürdürülememifl, proletaryan›n afla¤›dan yukar›ya eyleminin iflçi s›n›f› iktidar›n›n uygulamas›ndan uzaklaflt›r›ld›¤› süreç ayn› zamanda devrimin kültürünün y›¤›nsallaflmas›n› ve zenginlefltirilmesini de duraklatm›flt›r. Bu duraklama, proletarya diktatörlü¤ünün bürokratik bir ayg›ta dönüflümü sürecini güçlendirmifl, genifl emekçi y›¤›nlar ile onlar ad›na oluflturulan iktidar aras›ndaki yabanc›laflmay› h›zland›rm›flt›r. ‹flte bu nedenle “Proleter Kültür Devrimi”, proletarya devrimi genel sürecinin bafllang›c›ndan itibaren örgütlendirilmesi gereken bir yönünü oluflturur. Ancak “Proleter Kültür Devrimi”nin güçlü bir sosyalist demokrasi temeli üzerinde yürütülmemesi halinde, kitlelerin devrimci enerjisinin yolundan ç›kar›labildi¤i, Çin’de ve Kamboçya’da oldu¤u gibi halk s›n›flar› içinde fliddete dönüflen y›k›c›, k›s›rlaflt›r›c› bir harekete dönüflebildi¤i de unutulmamal›d›r. Proletarya diktatörlü¤ünün “parti diktatörlü¤ü”ne indirgendi¤i durumlarda “Kültür Devrimi” ad›na tahrik edilen kitle hareketlerinin bürokratik restorasyonla sonuçlanmas› kaç›n›lmazd›r. Kültür Devrimi’nin devrimci sürecin bütün yönleriyle olumlu iliflki içinde sürdürülebilmesi, kitlelerin öz deneyimlerinin bilincine varacaklar› bir do¤rudan demokrasi temelidir.

3. Do¤rudan Demokrasi Proletarya demokrasisinin temel yöntemi, do¤rudan demokrasidir. Sosyalist geçifl süreci boyunca toplumsal s›n›flar› ve tüm di¤er toplumsal eflitsizlik ve bask› unsurlar›n› ad›m ad›m çözecek olan, toplumun do¤rudan demokrasi yöntemiyle iflleyen


YEN‹, DEVR‹MC‹ B‹R SOSYAL‹ZM ‹HT‹YACI

104

organizasyonlar›n›n genifllemesidir. “Do¤rudan demokrasi”, yaln›zca “siyasi yönetimle” s›n›rl› bir kavram de¤ildir. Do¤rudan demokrasi, sosyalist toplumdaki (ekonomik, politik, kültürel) bütün kurumlar›n istenen yönetim ilkesidir. Sosyalist bir toplum, bütün kurumlar› do¤rudan demokrasiye yönelen bir toplumdur. Toplumun ekonomik ve politik örgütlenmesinin birbirinden ayr›lmas› kapitalist topluma özgü bir olgudur. Komünizm, ekonomik, siyasi ve manevi (ahlaki-estetik-hukuki-psikolojik) düzlemlerin birbiriyle do¤rudan kaynaflt›¤›, tüm fetiflizmlerin afl›ld›¤› bir özgürlük ve dayan›flma toplumudur. Sosyalizmin “kapitalizmi y›kan gerçek hareket”27 olarak komünizmin ilk evresi olmas›, onun bafllang›çtan itibaren toplumsal yaflant›n›n bütün düzeylerini birbirine yak›nlaflt›ran pratik bir devrimci süreç olmas›ndan ileri gelir. Bu yak›nsaman›n kilit ö¤esi, ekonomik ve politik hayat›n örgütlenmesinde do¤rudan demokrasinin uygulama alan›n›n sürekli geniflletilmesidir.

4. Toplumsal Mülkiyet Do¤rudan demokrasi “öz-yönetime” indirgenmemelidir. Elbette do¤rudan demokrasinin do¤al sonucu öz-yönetimdir. Ancak, tek bafl›na öz-yönetim, kapitalizmden komünizme geçifli sa¤layacak bir siyasi sürecin geliflmesini sa¤layamaz. Üretim araçlar›n›n mülkiyeti toplumsallaflt›r›lmad›kça, üretimin genel yönetimi, tüm toplumun ortak iradesiyle belirlenmedikçe, öz-yönetim komünizme geçifle de¤il, kapitalist pazar iliflkilerine geriye dönüfle hizmet edebilir. Toplumsal mülkiyet sosyalist ekonomik örgütlenmenin temel tafl›d›r. Ancak geçmifl sosyalizm deneyimleri sosyalist ekonominin bu temel unsurunun yanl›fl kavray›fllar› aç›s›ndan ders27 K.Marks-F.Engels


105 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE lerle doludur. Bunlardan en belirginleri, toplumsal mülkiyeti “devlet mülkiyeti” veya “kooperatif mülkiyeti” olarak kavrama hatalar›d›r. SSCB’de, üretim araçlar›n›n mülkiyetinin toplumsallaflt›r›lmas› için toplumun bütününün iradesine tabi k›l›nmas› gere¤inden yola ç›k›larak, “devlet mülkiyeti” toplumsal mülkiyetin en yüksek biçimi olarak kabul edilmifltir. Yugoslavya’da ise, toplumsal mülkiyetin, üretenlerin üretimi gerçekten yönetmelerini sa¤layan bir mülkiyet biçimi olmas› gere¤inden hareket edilerek, kooperatif mülkiyet biçimleri öne ç›kar›lm›flt›r. Ancak bu uygulamalardan birincisi “komuta ekonomisi”ne, ikincisi ise “pazar ekonomisine” yol açm›flt›r. Reel sosyalizmin ekonomik baflar›s›zl›klarla y›k›ma sürüklenmesi “plan m› piyasa m›”, “devlet mülkiyeti mi kooperatif mülkiyet mi” gibi, sosyalizmin ABC’sine dair tart›flmalar› gündeme getirmifltir. Oysa yaflanan y›k›m bu sorularla aç›klanamaz ve afl›lamaz. Sorular böyle sorulursa yan›tlar bellidir; elbette ki sosyalizm merkezi olarak planl› bir ekonomiyi gerektirir ve elbette ki ne “devlet mülkiyeti” ne de “kooperatif mülkiyet” kendi bafl›na sosyalist mülkiyet biçimleri de¤ildir. Sosyalist ekonomileri baflar›s›zl›¤a u¤ratan temel ekonomik iflleyifl sorunlar›n› flu flekilde ele almak gerekmektedir: “Ortak irade” ile “ortak ç›kar›” karfl› karfl›ya getirerek, ikincisi ad›na toplumun kat›l›m›n› k›s›tlayan karar süreçleri, mülkiyetin toplumsal niteli¤ini ortadan kald›rmakta, meta fetiflizminin yerini parti fetiflizminin almas›na neden olmaktad›r. Meta fetiflizminin yaln›zca iflletme baz›ndaki pratik üretim sürecinin örgütlenmesinin öz-yönetime dayand›r›larak k›r›laca¤›n› varsaymak ise kapitalizmi arka kap›dan içeri alma sahtekârl›¤›ndan baflka bir fley de¤ildir. Bu yöntem kapitalist özel mülkiyeti ortadan kald›r›p yerine toplumsal bir mülkiyet biçimini


YEN‹, DEVR‹MC‹ B‹R SOSYAL‹ZM ‹HT‹YACI

106

geçirmemekte, kapitalist bireysel mülkiyet iliflkisinin yerine kapitalist grup mülkiyetini geçirmektedir. Toplumun bütününün ekonomik iflleyifle iliflkin iradesi, tüm üretim birimlerindeki öz-yönetim organlar›n›n ve üretim unsurlar›n›n çeflitli düzeylerdeki örgütlenmelerinin (sendikalar›n, meslek örgütlerinin ve bilimsel kurullar›n) özgür tart›flmas› üzerine yükselen tam bir demokratik iflleyiflle üretilmelidir. Kitlelerin öz savunma örgütleri (sendikalar, meslek örgütleri, kitle hareketlerinin yaflayan örgütleri) ile parti, birbirinin alternatifi olmamal›d›r. Bu nedenle de ezilenlerin öz savunma örgütleri de¤il yasaklanmak, aksine sürekli teflvik edilmelidir. Di¤er yandan, toplumsal yaflam›n bütün düzeylerinde oldu¤u gibi tüm üretim birimleri de öz-yönetim ve do¤rudan demokrasi ilkesiyle örgütlenmelidir. Sosyalist geçifl süreci bu iki düzlemden birinin di¤erini reddetti¤i de¤il, bu iki çeliflkili sürecin uyum kazanarak birbiriyle kaynaflt›¤› bir süreç olmal›d›r. Biliflim ve iletiflim teknolojilerinin günümüzde eriflti¤i geliflmifllik seviyesi ‘ortak irade’ ile ‘ortak ç›kar›’, ‘merkezi planlama’ ile ‘yerel gereksinimi’ uyumlu k›lma bak›m›ndan geçmifltekinden çok daha uygun bir maddi temel sa¤lamaktad›r.


III. BÖLÜM: TÜRK‹YE’DE YEN‹ SÖMÜRGEC‹L‹⁄‹N YEN‹DEN YAPILANMASI VE DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA A- Yeni Sömürgecili¤in Yeniden Yap›lanmas› Türkiye emperyalizmin yeni sömürgesidir. Ülkemizdeki yeni sömürgecilik iliflkileri 1980’lerden itibaren yeniden yap›land›r›lmaktad›r. Bu süreç bafll›ca iki düzlemden belirlenmektedir. Bunlardan birincisi, tekelci sermayenin neo-liberal sald›r›s›, ikincisi ise ABD’nin hegemonyas› alt›ndaki sömürgesel fetih hareketleridir. 1970’li y›llar›n ikinci yar›s›nda, baflka birçok yeni sömürge ülkede oldu¤u gibi Türkiye’de de iç pazar sömürüsüne dayanan yeni sömürgecilik politikalar› krize girmifltir. 24 Ocak 1980 kararlar›yla neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›na resmen geçilmifltir. Bu politikalar›n siyasi üstyap›s› 12 Eylül faflizmi ile oluflturulmufltur. Cuntan›n yürürlü¤e soktu¤u 1982 Anayasas›’yla sömürge tipi faflizmin hukuki temeli ve kurumsal çerçevesi sa¤lamlaflt›r›lm›flt›r. Bir baflka ifadeyle faflizmin kurumsallaflmas› derinlefltirilmifltir. Bu politik sistem sivil yönetime geçifl sonras›nda gelifltirilerek sürdürülmüfltür. Sömürge tipi faflizm, bugüne dek ciddi bir


108 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE yara almam›fl, derinleflen toplumsal çeliflkilere ve emperyalizmin geliflen ihtiyaçlar›na ba¤l› olarak evrilmifltir. “Demokratikleflme” ad› alt›nda yap›lan “iyilefltirmelerin” hiçbiri, rejimin terörist karakterinde niteliksel bir de¤iflikli¤e yol açmam›flt›r. Aksine, faflizmin temel ayg›t›n› oluflturan kontrgerilla cihaz›, 1980’den günümüze kadar geçen süreçte devletin kurumsal zemininde her geçen gün daha genifl bir nüfuz ve denetim gücü kazanm›flt›r. Neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›n›n ekonomik geliflimi ise kabaca iki ana döneme ayr›labilir: Birinci dönem, “kurals›zlaflt›rma ve y›k›m” politikalar›n›n ön planda oldu¤u geçifl dönemidir. 1980’lerde uygulamaya konulan çok boyutlu deregülasyon (kurals›zlaflt›rma) politikalar›yla, iç pazar sömürüsüne odakl› yeni sömürgecilik iliflkilerinin ekonomik temeli ve kurumlar› birer birer çökertilmifltir. 1989’da ilan edilen serbest kur sistemi bu politikan›n ileri bir ad›m› olmufl ve kurals›zlaflt›rma ve y›k›m politikalar› 1990 sonlar›na kadar sürmüfltür. ‹kinci dönem kurumsal düzenin ve yeni iliflkilerin oluflturulmas›n›n ön planda oldu¤u yeniden yap›lanma dönemidir.28 1998’de IMF ile imzalanan “Yak›n ‹zleme Anlaflmas›” ve 2001 krizinin ard›ndan reregülasyon (yeniden düzenleme) politikalar›yla yeni sömürgecili¤in güncel modeli yap›land›r›lmaya bafllanm›flt›r. Bu yeniden düzenleme politikalar›n›n kuflat›c› çerçevesi Uluslararas› Para Fonu (IMF), Dünya Bankas› (DB) Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)-Avrupa Birli¤i (AB) ve ikili anlaflmalarla oluflturulmufltur. Bu düzenlemelerin karakteristik unsur28 Bu dönemsel ayr›mdan hareketle, “kurals›zlaflt›rma ve y›k›m” ile “kurumsal düzen ve yeniden yap›lanma” süreçleri birbirinden b›çak gibi kesilip ayr›lmamal›d›r. Bu süreçler her iki dönemde de birlikte geliflmifltir. Burada bizim vurgulad›¤›m›z, döneme karakterini veren ana e¤ilimden ibarettir.


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

109

lar› flunlard›r: 1) Kamusal alan›n tümüyle piyasalaflt›r›lmas› ve özellefltirilmesi, 2) Tar›msal ve s›na i temelin zay›flat›lmas›, 3) Uluslararas› sermayeye yerli sermayeye göre üstünlük ta n›yan bir imtiyaz rejimine geçilmesi, 4) Ekonomik ve toplumsal karar merkezlerinin do¤rudan do¤ ruya uluslararas› sermayenin yönetimine aktar›lmas›. Ayr›ca ülkemizde neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›n›n somut geliflme çizgisi, SSCB’nin da¤›lmas›ndan ve Ortado¤u’daki hegemonya mücadelesinin kazand›¤› yeni özelliklerden de ciddi bir biçimde etkilenmektedir. Emperyalizmin Kafkaslar, Orta Asya ve Ortado¤u’da yürüttü¤ü sömürgecilik hareketlerinde üstlenilen görevler iki belirgin sonuç yaratm›flt›r: 1) Emperyalist askeri merkezlerin denetimi ve yönlendirmesi alt›ndaki kontrgerilla cihaz› büyük ölçüde genifllemifltir. 2) Emperyalizmle “iç piyasalarda” bütünleflmifl yerli tekelci sermaye gruplar› baflta bu ülkeler olmak üzere uluslararas› piyasada da güdümlenmifltir. Tüm bu geliflmelerin ›fl›¤›nda, özellikle 2001 krizi sonras›nda ülkemizde uygulanan yeni sömürgecilik politikalar›n›n “yeniden düzenleme” (reregülasyon) aflamas›na geçmesiyle birlikte, ülkemiz için ABD ve AB’nin yönlendirdi¤i emperyalist projenin bütünü daha rahat görülebilir hale gelmifltir. Önümüzdeki süreçte Türkiye’nin önüne; AB’ye “AB’nin Çin’i”; Büyük Ortado¤u Projesi’ne içerde “›l›ml› ‹slam devleti” kimli¤i; bölgesel olarak ise “yeni Osmanl›c›l›k” ad› verilen emperyalist güdümlü müdahaleci politikalarla eklemlenmeyi ön-


110 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE gören bir “ideolojik-politik” çerçeve çizilmifl gibi gözükmektedir. Bu proje, Türkiye egemenlerinin çeflitli iç mücadeleleri ve/veya d›fl geliflmelerle k›smi tadilatlar geçirecek olsa dahi, önümüzdeki “yeniden düzenleme” sürecinin toplam çerçevesini oluflturmaktad›r. Ülkemizin orta vadeli gelece¤inin iliflki ve çeliflkileri bu genel çerçeve ›fl›¤›nda biçimlenerek, egemenlerin kendi iç çat›flmalar› ve ezilenlerle/egemenler aras› çat›flman›n seyrini belirleyecektir. B- Neo-liberal Yeni Sömürgecilik Politikalar›n›n S›n›fsal Sonuçlar› Neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›n›n Türkiye’de yol açt›¤› toplumsal ve politik sonuçlar, birçok bak›mdan dünyadaki di¤er yeni sömürgelerle paralellik içindedir. Öncelikle bu politikalar›n uzun dönemli iki büyük sonucunun alt› çizilmelidir. Bunlardan birincisi, yerli tekelci sermayenin uluslararas› mali sermayenin do¤rudan hizmetlisi haline gelmesidir. ‹kincisi ise “yyoksullu¤un genelleflmesidir”. Politik bak›mdan de¤erlendirdi¤imizde: Sömürge tipi kapita lizm, ulusal bir geliflme modeli olarak iflas etmifltir. 1945 sonras›nda “Nurlu ufuklar”; “Büyük Türkiye” vb. sloganlarla yürürlü¤e sokulan yeni sömürge kapitalizminin ulusal bir geliflme modeli sunmad›¤› bizzat egemen s›n›flarca itiraf edilmifltir. Ulusal kalk›nma iddias› rafa kald›r›lm›fl, bunun yerine “dünya piyasas›nda ayakta kalma” zorlamas› geçirilmifltir. Düzenin halka sunabilece¤i gerçek hiçbir kazan›m kalmam›flt›r. ‹ç pazar sömürüsüne odakl› yeni sömürgecilik politikalar›yla, halk›n genel yaflam koflullar›nda kamusal araçlarla sa¤lanan göreli iyileflmeden kaynaklanan “umut”, yerini yoksulluk ve güvencesizli¤in süreklileflmesi ve genelleflmesinden kaynaklanan bir “uumutsuzlu¤a” b›rakm›flt›r. Bir baflka deyiflle, sömürücü s›-


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

111

n›flar›n ezilen s›n›flar›n “nnispi refah›ndan” güç alan hegemonyas›, nispi refah›n yerini genelleflmifl yoksulluk ve güvencesizli¤in almas› nedeniyle zay›flam›flt›r. Neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›, üretken etkinliklerin tamam›n› uluslararas› mali sermayenin kontrolünde küresel kapitalist üretim zincirlerine ba¤lam›flt›r. Böylece sömürge tipi kapitalizm, bütün yerel sermaye birikim kanallar›n› t›kam›flt›r. Üretilen toplumsal art›k ülke içerisinde birikmemekte, hemen hemen tümüyle uluslararas› mali sermaye kanallar›nda birikime dönüflmektedir. “Emperyalist sermaye birikimi modeli” olarak tan›mlanabilecek olan bu birikim rejimi iki büyük sonuca yol açm›flt›r: Türkiye toplumu tarihinin en büyük toplumsal çözülme sürecine sokulurken, Türkiye ekonomisi de tarihinin en büyük sermaye yetersizli¤ine sürüklenmifltir.

1. Neo-liberal Y›k›m ve Toplumsal Çözülme Türkiye halk›n›n sürüklendi¤i toplumsal çözülme sürecinde, yoksul, küçük ve orta köylülük ile küçük burjuvazi ve di¤er orta s›n›flar›n toplumsal konum ve statüleri çözülmekte ve dönüflüme u¤ramaktad›r. Bu s›n›fsal dönüflümler, Türkiye toplumunun siyasal dinamizminin belirleyici önemdeki unsurlar›ndand›r. Bu dönüflümler, bafll›ca üç çözülme ve yeniden konumlanma kümesini içermektedir: i-Geçimlik Üretimle U¤raflan Küçük Köylülük ve Kürt Köylülü¤ü

1980’den itibaren tar›m sanayi makas›n›n büyük bir h›zla aç›lmas›, geçimlik tar›m yapan küçük ve yoksul köylülü¤ü topraktan koparm›flt›r. Küçük ve yoksul köylülük için çözülmenin ana biçimi mülksüzlefltirme olmufltur. Bu grubun önemli bir bö-


112 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE lümü büyük kentlerin kenar mahallelerine göç ederek, enformel ifllerden ücretli iflçili¤e uzanan bir proleterleflme sürecine sürüklenmifltir. Bu süreçte, yoksul Kürt köylülerinin bir bölümü, Kürt ulusal hareketine kat›lmay› veya onu desteklemeyi tercih ederek Kürt ulusal hareketinin gerçeklefltirdi¤i tarihsel s›çraman›n sosyo-ekonomik zeminini oluflturmufltur. Ancak bu kesim, özellikle 1990’l› y›llardaki Kirli Savafl uygulamalar›yla, üretim araçlar› yok edilerek büyük kentlere zorla sürülmüfl ve proleterleflme sürecine eklenmifltir. Bu dönemde cereyan eden kitlesel göç dalgas›, 1950-1980 aras›nda yaflanan geleneksel göç dalgas›ndan farkl› olarak önemli ölçüde “köksüzleflerek” gerçekleflmifl, büyük kentlere göç eden haneler geride aç›k bir ocak b›rakamam›fl, hane üyelerinin tümü çocuk-yafll› demeden yerini yurdunu terk etmek durumunda kalm›flt›r. ‹hracata dönük üretime yönelen Anadolu sermayesinin dönüflümüyle orta büyüklükteki Anadolu kentlerine yönelen göç hareketleri, metropollere yönelen göçlerden farkl› olarak “köksüzleflmeye” yol açmasa da, proleterleflme sürecinin ülke geneline yay›lmas›na neden olmaktad›r. ii-Örgütlü ‹flçiler ve Devlet Memurlar›

Örgütlü iflçiler, güvencesiz çal›flt›rma biçimleriyle kuflat›larak teslim al›nmakta ve iflçi s›n›f›n›n geri kalan kitlesinden yal›t›k, ayr›cal›kl› bir gruba dönüfltürülmektedir. Devlet memurlar› da, iki kademeli bir süreç içinde benzer bir dönüflüme yöneltilmifltir. ‹lk etapta kamusal hizmet üretimi süreci meta üretimi sürecine dönüfltürülerek devlet memurlar› proleterlefltirilmifltir. Bu sürece kamu çal›flanlar› hareketi ile karfl› koyan devlet memurlar› “sendikalaflmay›” baflarm›fl ancak bu yolla süreci durduramam›fl, örgütlü kamu iflçileri gibi, “kazan›lm›fl haklar›”n›n bir


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

113

k›sm›n› sendikalar› vas›tas›yla korumufl, ancak güvencesiz çal›flt›rma biçimleriyle kuflat›lmaktan kurtulamam›flt›r. Her iki grup da, iflçi s›n›f›n›n “ayr›cal›kl›” kümeleri olarak erimekte ve yeni güvencesiz çal›flt›rma biçimleriyle çal›flmaya yöneltilmektedir. Bu özel çözülme ve yeniden konumlanma biçimi yeniden proleterleflme sürecinin bir türü olarak ele al›nmal›d›r. iii-Orta Köylülük, Zanaatkârlar ve Yüksek Vas›fl› Serbest Meslek Gruplar›

Destek ve koruma politikalar›na son verilmesi, kamunun yat›r›m ve denetim rolünün zay›flat›lmas› ve uluslararas› mali sermayenin hizmetler ve pazarlama alan›na girifliyle birlikte, orta köylülü¤ün, zanaatkârlar›n ve yüksek vas›fl› serbest meslek gruplar›n›n ba¤›ms›z ekonomik varolma olanaklar› zay›flam›fl ve tekelci sermayeye ba¤›ml›laflma e¤ilimi öne ç›km›flt›r. Sözleflmeli çiftçilik; servis zincirleri, bayilik a¤lar›; tafleron ve fason üreticilik; ücretli çal›flma biçimleri bu ba¤›ml›laflma e¤iliminin öne ç›kan somut görünümleridir. Ba¤›ml›laflma, kimi zaman mali sermaye ile dikey entegrasyon, kimi zaman ise proleterleflme yönü ön planda olan bir yeniden konumlanma biçiminde gerçekleflmektedir. Bütün bu toplumsal çözülme ve s›n›fsal dönüflüm süreçleri Türkiye toplumunun 1980’li y›llardan günümüze kadar uzanan sosyal, siyasi ve kültürel evrimini belirleyen maddi-toplumsal temeli oluflturmaktad›r. Temel toplumsal s›n›flar ve s›n›flar aras› iliflkiler bu süreçte yeniden yap›lanmaktad›r. iv-Proleterlefltirme Süreci ve ‹flçi S›n›f› Hareketi

Yaflanmakta olan toplumsal çözülme ve s›n›fsal dönüflüm sürecinin, halk s›n›flar› aç›s›ndan temel yönü “proleterlefltirme”dir. Türkiye, tarihinin gördü¤ü en büyük proleterlefltirme sürecini


114 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE yaflamaktad›r. 20 y›ll›k bir süreç içerisinde, iflçi s›n›f› kitlesi 20 milyon seviyesine ulaflm›flt›r. 1970’lerdeki k›r ve kent nüfusu oranlar› tersine dönmüfl, nüfusun %75’i kentlerde yaflamaya bafllam›flt›r. Kent nüfusu içinde ücret gelirleriyle geçinenlerin oran› 1960’l› y›llardaki %25-30 düzeyinden %70 düzeyine gelmifltir. Bu süreç halen ayn› yönde ilerlemektedir. Türkiye ekonomisinin üretken altyap›s›n›n büyük bir h›zla tahrip edilmesi, mülksüzleflen s›n›flar›n büyük bir bölümünün iflsizler, evde çal›flanlar, ücretsiz aile iflçileri, eksik biçimde istihdam edilenler, geçici iflçiler, gündelikçiler gibi önemli bir kesimi hizmetler sektöründe yer alan kategorilerde y›¤›lmas›yla sonuçlanmakta; proleterleflme sürecine, büyük bir yoksullar y›¤›n›n›n oluflumu efllik etmektedir. Yoksullaflt›r›lan kitleleri proleterleflmeye sevk eden en önemli etmen, ücret gelirine ba¤›ml› bir yaflam zorlamas›d›r. Bu noktada, e¤itim, sa¤l›k, enerji, ulafl›m, haberleflme, bar›nma gibi temel hizmetlerin piyasalaflt›r›lmas› ve özellefltirilmesi politikas› ile kamusal alan›n y›k›lmas› ve tar›ma dayal› geçimlik aile ekonomilerinin tasfiyesi kritik önemdedir. Böylece yoksul halk›n ücret d›fl› geçim olanaklar› hem devlet hem de toplum düzeyinde ortadan kald›r›lmaktad›r. Neo-liberal y›k›m politikalar›yla devletin siyasi meflruiyeti ciddi biçimde k›r›lganlaflmakta ve toplum a¤›r bir ahlaki krize sürüklenmektedir. Tarihteki bütün büyük proleterlefltirme dalgalar›n›n ortak özelli¤i olan tafleronlaflt›rma ve fason üretim a¤lar›n›n bir patlama halinde yayg›nlaflt›r›lmas› bu dönemde de ortaya ç›km›flt›r. Tafleronlaflt›rma, fason üretim ve di¤er güvencesiz çal›flt›rma biçimlerinin yayg›nlaflt›r›lmas› ile birlikte, yeni sömürgecili¤in kurulufl dönemine özgü güvenceli istihdam biçimleri de kademe kademe ortadan kald›r›lmaktad›r.


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

115

Güvencesiz istihdam ortam›n›n bask›s› alt›ndaki vas›fl› ve yar› vas›fl› çekirdek iflgücü, nispeten daha güvenceli ve tatminkâr bir ücrete ulaflabilmek için, “toplam kalite yönetimi” gibi son derece bask›c› ve rekabetçi emek yönetimi sistemlerini kabullenmeye zorlanmaktad›r. Proleterlefltirme sürecinin bu iki yönlü yap›s› (güvencesiz istihdam biçimlerinin yayg›nlaflmas› ve güvenceli istihdam biçimlerinin tasfiyesi), 1980 sonras›n›n toplumsal muhalefet hareket lerine karakterini veren unsurlardan biridir. Güvencesizli¤e zorlanan örgütlü iflçilerin direniflleri ile iflçilefltirilen kamu çal›flanlar›n›n sendikal hareketleri uzun süre neo-liberalizme karfl› toplumsal direniflin iki ana bileflenini ve motor güçlerini oluflturmufltur. Bu durum, ilerici toplumsal muhalefet hareketlerinin iflçi s›n›f› örgütleri etraf›nda toparlanmas›nda önemli rol oynam›flt›r. Ancak toplumsal muhalefetin geliflmesinde motor rolü oynayan iflçi s›n›f› hareketlerinin, iktidar mücadelesi boyutunu kazanmas›, devletin müdahaleleri ve Türkiye solunun 1990’larda yaflad›¤› “sa¤a savrulma” nedeniyle sa¤lanamam›flt›r. Örgütlü eme¤in “öz savunmas›” ile iflçi s›n›f›n›n siyasi iktidar mücadelesi aras›na devlet eliyle baraj kurulmufltur. Mevcut sendikal merkezler kendilerini “kkazan›lm›fl haklar›n korunmas›” mücadelesi ile s›n›rlam›fllard›r. Güvencesiz çal›flma koflullar›na ve kamusal alan›n tasfiyesine karfl› mücadeleyi, yoksullaflt›rman›n ve güvencesizlefltirmenin hedefindeki tüm kitleyi içine alacak bir tarzda örgütlemekten özenle kaç›nma, mevcut “emek örgütleri”nin büyük bir kesimi için ortak payda olmufltur. Bu nedenle örgütlü iflçi hareketi, her geçen gün büyüyen yeni iflçi s›n›f› kitlesi ile olumlu bir iliflki kurmam›flt›r. “Geleneksel iflçi s›n›f› kitlesi” iflçi s›n›f›n›n genel kitlesinden ayr› ve çeliflik ç›karlara sahip, ayr›cal›kl› bir grup gö -


116 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE rünümünü kazanm›fl, kazan›lm›fl haklar›n korunmas› mücadelesi, “aayr›cal›klar› koruma mücadelesine” dönüflmüfltür. Geleneksel sendikal hareketin krizi de bu temel üzerinde ortaya ç›kmaktad›r. Oluflan yeni iflçi kitlesi geleneksel sendikal örgütlenme taraf›ndan kavran›lamazken, iflçi s›n›f›n›n örgütlü çekirde¤i sürekli daralmaktad›r. ‹flçileflen kamu çal›flanlar› da örgütlü iflçilere benzer bir süreci gecikmeli olarak yaflamaktad›r. K›sacas›, yaflanan büyük proleterleflme dalgas› ile ortaya ç›kan yeni iflçi kitlesi, art›k iflçi s›n›f›n›n temel kitlesini oluflturmaktad›r. Buna karfl›n, iflçi s›n›f› nicelik olarak afl›r› bir geniflleme gösterirken, nitelik olarak önemli ölçüde zay›flam›fl durumdad›r. Halen iflçileflme sürecinde olan ve toplum içinde daima genifl bir yer tutan yoksullar›n ve yeni iflçi kitlesinin sosyal al›flkanl›klar› ve siyasal davran›fllar›, bu geçifl sürecine özgü olarak sürekli tepkisel biçimler kazanmaktad›r. Kent yoksullar› kitlesinin birinci sorunu emek pazar›na kat›lmakt›r. Ücretli emek pazar›nda bir yandan bu pazar›n bir parças› olarak iflçi s›n›f›n›n kaderini paylaflmakta, di¤er yandan çözülmeye u¤rayan toplumsal konumunu telafi etmeyi temel alan bilinç biçimleriyle hareket etmektedir. Bu olgu, söz konusu kitle içinde din, mezhep, etnisite vb. temelinde cemaatleflme e¤ilimlerinin içeri¤ini de¤ifltirmekte ve güçlendirmektedir. Cemaatleflme, neo-liberal y›k›m politikalar›n›n sosyal program› olan “dilencilefltirmeye” uygun bir sosyal zemin sa¤lamaktad›r. Bu sosyal zeminin kan verdi¤i di¤er bir sosyal denge mekanizmas› ise ço¤u zaman birbirinin içine giren suç ve rant çeteleflmeleri olmaktad›r. Siyasal davran›fllar aç›s›ndan ise, güvencesizlik günümüzde ola¤anüstü güçlenen siyasal pragmatizmin nesnel temelini olufl-


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

117

turmaktad›r. ‹stikrars›zl›k ve tepkisellik kitlelerin siyasal davran›fllar›nda öne ç›kan di¤er e¤ilimlerdir. Bu nedenlerle tüm dü zen partileri bir türlü kökleflememekte, her kriz ortam›n›n ard›ndan silkelenip bir kenara at›lmaktad›r. Muhalefetin dibe vurdu¤u bu dönemde dahi sosyal patlama refleksleri iktidarlar›n diken üstünde durmas›na sebep olmaktad›r. Güvencesiz kitleler, ›rkç›l›k, faflizm, tarikatç›l›k gibi düzenin “kenar›ndaki” alternatifleri, kendi toplumsal konumlar›n›n siyasi izdüflümü olarak kavramakta ve kendilerini kurulu düzene kabul ettirmenin yolu olarak görmektedirler. Özetle Türkiye iflçi s›n›f›, siyasi ve sosyal davran›fl e¤ilimleri ve yanl›fl bilinç biçimleri birbirinden önemli ölçüde farkl›, “geleneksel” ve “yeni” diyebilece¤imiz iki ana gruba bölünmüfltür. Bu nedenle Türkiye devrimci hareketinin, iflçi s›n›f› hareketi aç›s›ndan temel sorunu, bu bölünmüfllü¤ü devrimci bir s›n›f bilinciyle aflan yeni bir iflçi hareketi modelini gelifltirmektir. Bu yeni model, iflçi s›n›f› hareketini, yeni iflçi kitlesi için güvenceli çal›flmay› öngören yeni bir toplumsal üretim düzenini ve kamusal haklar› talep eden; iflçilerin yaflama ve çal›flma koflullar›n› bir bütün olarak gören; iflyerlerini, iflçilerin yaflam alanlar›n› ve moral dünyalar›n› mücadele ve örgütlenme alan› olarak kavrayan bir yeni kitle hareketi modeli olmal›d›r. Dünyan›n her yerinde oldu¤u gibi, Türkiye'de de iflçi s›n›f› hareketinin bu yeni toplumsal temel üzerindeki birli¤ini sa¤lamaya Toplumsal Hareket Sendikac›yetenekli kitle hareketi modeli “T l›¤›” modelidir. v-Neo-liberal Y›k›m›n Ara S›n›flar Üzerindeki Etkileri

Neo-liberal y›k›m politikalar›, ara s›n›flar›n toplumsal konumlar›nda ciddi de¤iflimlere neden olmufltur. Küçük burjuvazinin proleterleflme ve tekelci sermayeye dikey entegrasyon yönünde-


118 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE ki dönüflümü, bu grubun ilerici niteli¤inde belirgin bir daralmaya yol açm›flt›r. Elbette geleneksel küçük burjuva ayd›n katmanlar› içerisinde modernist tutumun “ilerici” etkisi bir bütün olarak ortadan kalkmam›flt›r. Ancak, “toplumsal konumunu koruma” refleksi, t›pk› örgütlü iflçilerde oldu¤u gibi e¤itimli küçük burjuva kesim içerisinde ›rkç›/floven e¤ilimlerin güç kazanmas›nda karfl›l›¤›n› bulmaktad›r. Di¤er yandan, tekelci sermayenin üretim zincirlerine fason, tafleron a¤lar›yla entegre olan atölye/dükkan sahipleri ile büyük sermaye ad›na üst düzey yönetim ve denetim görevleri üstlenen teknik kadrolar ise geleceklerini neo-liberal geliflme modeline ba¤lamaktad›rlar. “Ulusalc›-›rkç›” siyasi gericilik ile “dinci/neo-liberal” gericilik “orta s›n›f deste¤ini” bu kesimlere dayanarak oluflturmaktad›r. Geçti¤imiz 30 y›l boyunca tar›mda yaflanan y›k›c› geliflmeler sonras›nda küçük ve orta köylülü¤ün muhafazakâr sa¤ partiler yönündeki geleneksel tercihi de¤iflmemifl ancak, her seferinde bir baflka sa¤ partiyi tercih ederek siyasi tablonun oluflumunda süre¤en bir istikrars›zl›k kayna¤› haline gelmifltir. (Ayn› koflullar, Kürt köylülü¤ünü de¤iflik bir yönde, ulusal kurtulufl hareketine yönelme do¤rultusunda etkilemifltir.) Türkiye sosyalist hareketinin ana yönelimi, ara s›n›flarda yaflanan bu dönüflüm süreçlerinden ilerici dinamikler yaratmak do¤rultusunda olmam›fl, aksine, ara s›n›flar içerisinde geliflen siyasi gericili¤in kuyru¤una tak›lan yaklafl›mlar ön plana ç›km›flt›r. Faflist-kontrgerillac› darbecilerin kuyru¤una tak›lan otoriter milliyetçi “ulusalc› sol” ile Amerikanc›-dinci gericilerin de¤irmenine su tafl›yan “liberal solun” bu savrulmalar›nda, ara s›n›flarda yaflanan bu dönüflümün etkili bir temel sa¤lad›¤› görülmelidir.

2. Sermaye Yetersizli¤i ve Oligarflinin Dönüflümü Neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›, Türkiye’de serma-


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

119

yeye dayal› üretim yap›s›nda ve buna ba¤l› olarak oligarfli içi iliflkilerde ve ba¤›ml›l›k düzeyi artan oligarflinin yap›s›nda belirgin de¤iflikliklere neden olmufltur. Son 35 y›l içinde, Türkiye ekonomisi önemli bir de¤iflim geçirmifltir. Kapitalizm öncesi iliflkiler hemen tümüyle çözülmüfl, d›fla ba¤›ml› kapitalizm ülkenin en ücra köflelerine kadar girmifltir. Oligarflinin kapitalizm öncesi iliflkilerden beslenen unsurlar› tekelci sermayenin alt unsurlar›na dönüflmüfltür. Bu de¤iflim, Türkiye’nin zay›f ve d›fla ba¤›ml› sanayi alt yap›s›n› tahrip etmifl, girdi maliyetlerinin afl›r› artmas›na neden olmufl; tar›m ürünlerini ithalata ba¤›ml› hale getirmifl, katma de¤eri yüksek ürünlerin üretiminin gerilemesine yol açm›fl; do¤rudan ulusal gelir sa¤layan madencili¤i çökertmifltir. Buna karfl›n, ucuz iflçili¤e dayal› fason üretimin, turizm ve di¤er hizmet sektörlerinin ola¤anüstü büyümesine neden olmufltur. Bu y›llar içinde sa¤lanan “ekonomik büyüme”nin ana unsurunu, büyük proleterlefltirme dalgas›na ba¤l› olarak kapitalist tüketim pazar›ndaki muazzam geniflleme; devletin K‹T’ler arac›l›¤›yla üretilen veya kapitalist üretime konu olmayan temel hizmet alanlar›ndan çekilerek, piyasalaflt›rmaya ve özellefltirmeye gidilmesi; baflta iletiflim olmak üzere hizmetler sektöründeki devasa büyüme; ve do¤al gaz ve petrole ba¤›ml› özel enerji kullan›m›ndaki büyük geniflleme oluflturmufltur. Bu “büyüme” süreci, uluslararas› mali sermayenin Türkiye ekonomisindeki nüfuzunu afl›r› ölçüde art›rm›flt›r. Ekonominin ülke içindeki kaynaklara dayanmayan, kapitalist dünya pazar›na odakl› bu afl›r› ve “vverimsiz büyümesi” ile sömürge kapitalizminin kronik sorunu olan “sermaye yetersizli¤i” bir araya gelince, Türkiye uluslararas› mali sömürü a¤lar›n›n en cazip avlar›ndan birisi haline gelmifltir. Bugün geldi¤imiz noktada


120 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE Türkiye’nin 35 milyar dolar› cari a盤› vard›r. 100 milyar dolar› aflk›n s›cak para, dünyan›n en yüksek faiz oranlar› ile Türkiye ekonomisini “sa¤maktad›r”. Ülke ekonomisi büyüyen cari a盤a ra¤men, ekonomik döngüyü sürdürebilmek için kamunun elinde bulunan bütün büyük üretim tesislerinin, ayr›cal›klar›n›n ve izinlerinin sat›ld›¤› bir “yoksullaflt›r›c› büyüme” döngüsüne yuvarlanm›flt›r. Türkiye toplumu son 30 y›l içinde ola¤anüstü ekonomik büyüklükler yaratmas›na karfl›l›k, yerel sermaye birikimi giderek zay›flamaktad›r.29 Emperyalist mali tekellerin mali, s›nai ve hizmet alanlar›ndaki do¤rudan paylar› giderek artm›flt›r. Daha önce yabanc› sermayenin dolayl› denetiminde olan, “yerli aile flirketlerinin” sahibi oldu¤u bankac›l›k ve sigortac›l›k sektörünün %30'u yabanc› mali tekellerin eline geçmifltir. Yerli tekelci sermayenin emperyalizmle iflbirli¤i yap›s›nda acentelik ve tafleronluk hizmetleri ön plana ç›km›fl, emperyalizme ba¤›ml›l›¤›n›n niteli¤i kimi zaman “yeni-kompradorluk” olarak adland›r›labilecek ölçüde “düflük profilli” hale gelmifltir. Neo-liberal yeni sömürgecilik iliflkileri ile Türkiye ekonomisi afl›r› k›r›lgan hale getirilirken, ekonominin temel mekanizmalar› do¤rudan do¤ruya emperyalist mali kurulufllar taraf›ndan yönetilmeye baflland›. Maliye Bakanl›¤›’nda büro oluflturan IMF, tüm kamusal tasarruflar› gündelik olarak denetlemeye geçti. “Ekonomiyi siyasetten ay›rma, partizanl›¤a ve popülizme engel olma” örtüsü alt›nda oluflturulan “öözerk kurullar” ile ül29 Ülkedeki bir k›s›m kapitalistin sahip oldu¤u sermayenin mutlak büyüklü¤ünün bu süreçte çok artm›fl olmas› bu olgu ile çeliflmemektedir. Bunlar›n ulaflt›klar› sermaye büyüklükleri, gerek ülkenin genel sermaye yetersizli¤i sorunu göz önünde tutuldu¤unda gerekse ülke d›fl›na transfer olan sermaye gelirleri ile k›yasland›¤›nda önemsiz kalacak seviyelerdedir.


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

121

kedeki bütün önemli piyasalar›n yönetimi, kamu ç›kar›ndan kopar›ld›, emperyalist kurulufllara ve do¤rudan do¤ruya büyük sermayeye aktar›ld›. Sermayenin büyük el de¤ifltirme ve uluslararas› mali sermaye tekellerinin mülkiyetine geçirilmesi sürecinde bu “özerk kurullar” etkin bir araç olarak kullan›ld›. Yönetiflim” ad› verilen ve “sosyal taraflar›n yönetime kat›l“Y mas›n› sa¤layarak, demokrasiyi tabana yayma” gibi yald›zl› laflarla yap›lan bu düzenlemeler, “özerk kurullar” arac›l›¤›yla bafllat›lan ve önceleri ekonomiyle s›n›rl› olan “sermaye yönetimi” sürecine, “genel politikalar›n belirlenmesi” düzeyine, tüm kamu kaynaklar›n›n yönetimine kadar uzand›. Giderek parlamentoyu bir noter merciine çevirdi. A¤›rl›kla ihracata yönelik üretim yapan sanayi sektörü, uluslararas› üretim zincirlerinin bir parças› haline gelmenin yan› s›ra, mülkiyet yap›s›nda emperyalist tekellerin pay›n›n giderek artt›¤› bir yönde de¤iflmektedir. Ayr›ca, tefeci tüccarlar›n ve büyük toprak sahiplerinin büyük bir ço¤unlu¤u tekelci sermayenin üretim, finansman ve pazarlama zincirlerine eklemlenmifl, yap›sal de¤iflimler geçirmifl ve maddi varl›klar›n› bu iliflkilere dayand›rm›fllard›r. Bu noktada “Anadolu sermayesinin” dönüflümü özel olarak ele al›nmal›d›r. Son 30 içinde Anadolu’da yeni sanayileflen, geleneksel bölge merkezi konumundaki kentlerde gözlenen “ihracata dayal› sanayileflme” olgusu, çok yönlü sonuçlar›yla dikkat çekicidir. ‹hracata dönük üretim yapan ve “Anadolu Kaplanlar›” gibi s›fatlarla parlat›lan Anadolu sermayesi için “kaplanl›k” nitelemesi ancak çokuluslu tekellerin kafeslerindeki yerlerine iflaret edecekse anlaml› olabilir. Anadolu’da yefleren, ço¤unlukla ‹slamc› tonlara sahip bulunan yeni sanayi burjuvazisi, girift fa-


122 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE son iliflkilerle uluslararas› tekelci sermayeye göbekten ba¤l›d›r. Ba¤›ml›l›k iliflkisinden ald›klar› güçle bulunduklar› illerdeki yerel iktidar blo¤u içinde de egemen konuma gelen Anadolu sermayesi “yerelleflme” yönündeki aç›l›mlar›n da en güçlü dayana¤› konumundad›r. Bunlar›n sonucunda, oligarfli tekelci sermayeye daralm›fl; te kelci sermayenin uluslararas› ba¤›ml›l›¤› artm›flt›r; tekelci sermayenin toplumsal ve siyasal hegemonyas› güçlenmifl; oligarfli içi çeliflkiler, tekelci sermayenin iç çeliflkilerine dönüflmüfltür. Bu nedenle, geçmiflte oligarfli içindeki çat›flmalarda kurulan “reformcular-tutucular” denkleminin bir taraf›nda tekelci sermaye ve merkezi devlet bürokrasisi, di¤er taraf›nda kapitalizm öncesi unsurlar ve dinsel gericilik bulunurken, art›k denklemin taraflar› de¤iflmifltir. Oligarfli içindeki güncel çat›flmada “reformcu” kanat tekelci sermaye ve dinsel gericilik ittifak›na, “tutucu” kanat ise merkezi devlet bürokrasisi ve orta s›n›f gericili¤ine dayanmaktad›r. Dinsel gericilik, tekelci sermayenin üretim ve pazar a¤lar›n›n oluflumunda son derece etkili ve yayg›n bir toplumsal destek temeli sa¤lamaktad›r. Buna karfl›l›k, yayg›nmerkezi devlet bürokrasisi, yeni sömürge kapitalizmi içerisinde geçmiflte sahip oldu¤u “düzenleyici” rolünü önemli ölçüde yitirmektedir. Bu dönüflümlerle birlikte, devletin “kamusal ç›kar›” düzenledi¤i iddias›n›n en somut temeli ortadan kalkmaktad›r. C- Emperyalist Sömürgecilik Politikalar› ve Sonuçlar›

1. Bölgemizde Emperyalist Sömürgecilik Hareketleri ve Türkiye Reel sosyalizmin y›k›l›fl›yla birlikte, Türkiye'nin tam ortas›nda yer ald›¤› genifl bir alan emperyalist sömürgecilik politika-


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

123

lar›n›n aç›k hedefi haline geldi. Eski sosyalist ülkeler, Arap milliyetçili¤i ve Filistin kurtulufl hareketi sürecinde k›smi ba¤›ms›zl›k kazanm›fl Ortado¤u ülkeleri ile ‹ran ve onun etki alan›nda geliflen anti-Siyonist direnç merkezleri ABD'nin sömürgeci seferberli¤inin hedef tahtas›na oturttu¤u ülkeler oldu. So¤uk Savafl s›ras›nda SSCB'ye karfl› ABD'nin hizmetinde görev alan Türkiye oligarflisi, bu yeni sömürgeci sald›r› döneminde de ABD saflar›nda rol almaya devam etti. Türkiye'nin so¤uk savafl sonras›n›n ABD politikalar› aç›s›ndan yeniden konumland›r›lmas›, devletin politik, askeri ve stratejik perspektifi aç›s›ndan yeniden yap›land›r›lmas›n› gerekli k›lmaktad›r. Bu “yeniden yap›land›rma” süreci, devletin kurumsal yap›s›nda ve devlet iktidar›n›n da¤›l›m›nda önemli de¤ifliklikleri beraberinde getirmektedir. Bugün oligarfli içindeki çat›flmalar›n en önemli temeli bu noktada ortaya ç›kmaktad›r. Bütün dünyada oldu¤u gibi, Kafkaslar, Orta Asya ve Ortado¤u’da ABD emperyalizminin sömürgecilik politikalar› iki eksen üzerinden geliflmektedir. Bunlardan birincisi, daha önce sömürgelefltirilmemifl olan eski sosyalist ülkelerin, aç›k iflgal ve askeri kontrol temelinde sömürgelefltirilerek, neo-liberal politikalar›n uygulanmas›d›r. Bölgedeki emperyalist sömürgecilik politikalar›n›n ikinci eksenini ise genellikle IMF ve/veya AB iliflkileri üzerinden yürütülen “nneo-liberal yeni sömürgecilik poli tikas›” oluflturmaktad›r. Bu politik eksen daha önceden emperyalizmin yeni sömürgesi olan Türkiye, M›s›r ve Pakistan gibi ülkeler ile Do¤u Avrupa ülkeleri, kimi eski Sovyet cumhuriyetleri ve emperyalist iflgalin aç›k hedefi haline getirilemeyen Hindistan’da izlenmektedir. Emperyalist iflgal ve müdahalelere dayal› sömürgecilik hareketleri ile neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar› birbirlerini karfl›l›kl› olarak güçlendirmektedirler.


124 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE ABD emperyalizmi, Türkiye’deki kontrgerilla örgütlenmesini ve öteden beri güdümledi¤i siyasi gericilik kanallar›n› Kafkaslar ve Orta Asya’daki emperyalist müdahalelerinde etkin bir biçimde kullanmaktad›r. Sömürge tipi faflizmin emperyalizmle içsel ba¤›n›n kurulmas›nda, bu bölgedeki sömürgelefltirme faaliyetleri özel bir konum kazanm›flt›r. Ordu, M‹T ve D›flifllerinde ABD'nin Büyük Ortado¤u Plan› çerçevesinde emperyalist odaklarla kurulan yeni iflbirli¤i iliflkileri, bu kurumlar›n iç yap›s›n›n, ABD'nin yeni sömürgecilik hareketine uyumlu bir biçimde yeniden düzenlenmesini gündeme getirmektedir. Ordunun “profesyonellefltirilmesi”, D›fliflleri ile M‹T aras›ndaki iliflkinin yo¤unlaflt›r›lmas› ve “M‹T'in sivillefltirilmesi” bu do¤rultudaki geliflmelerdir. ABD'nin Kafkasya ve Orta Asya'daki “operasyonlar›nda” yaln›zca devletin “resmi” cihaz› de¤il, ayn› zamanda, en genifli Fethullah Gülen’in etraf›nda örgütlenen iliflkiler olmak üzere, çeflitli tarikatlar› ve sivil faflist örgütlenmeleri içine alan genifl kontrgerilla a¤lar› da kullan›lmaktad›r. MHP, BBP, Fethullahç›lar ve irili ufakl› “radikal ‹slam” örgütleri bu ba¤lant›lar arac›l›¤›yla söz konusu bölgede görev yapmakta, kadrolaflmakta ve mali kaynak oluflturmaktad›r. ABD’nin bu bölgedeki sömürgelefltirme politikalar›, Türkiye’de “milli politikalar” gibi sunulmakta ve dokunulmaz addedilmektedir. Sonuç olarak ABD'nin bu bölgedeki sömürgeci operasyonlar›, sömürge tipi faflizmin temel kurumlar›nda yeniden yap›lanmay› gündeme getirmektedir. “Sivilleflme”, “esnekleflme”, “teknoloji”, “uluslararas› teröre karfl› mücadelede iflbirli¤i” kavramlar›yla yap›lan bu düzenlemeler, temel faflist kurumlar›n emperyalizme ve sermayeye ba¤›ml›l›¤›n› ve dokunulmazl›¤›n› art›r-


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

125

makta; sömürge tipi faflizmin belirleyici mekanizmas› olan kontrgerillan›n hareket alan›n› geniflletmekte; Türkiye'yi Ortado¤u halklar› karfl›s›nda “düflman” konumuna sürüklemekte; siyasi gericili¤in ve faflizmin kitle temelini yayg›nlaflt›ran, kurumlaflt›ran, pekifltiren bir rol oynamaktad›r.

2. Büyük Ortado¤u Savafl› ve Türkiye ABD'nin enerji hammaddeleri yataklar› ve nakil hatlar›na iliflkin büyük sömürgelefltirme hareketi, 11 Eylül sonras›nda Afganistan’dan bafllayarak Irak’›n iflgaline uzanan ve Filistin’i, Lübnan’› ve ‹ran’› içine alarak geniflleyen Büyük Ortado¤u Savafl›’na dönüflmektedir. ABD'nin Afganistan'daki iflgali, Irak'›n iflgaline ortam haz›rlad›¤› ilk ad›m olmufltur. Ayn› dönemde ‹srail de Filistin “bar›fl sürecini” sona erdiren sald›rganl›¤›n› bafllatm›flt›r. Bu iki olay›n arkas›ndan gerçeklefltirilen Irak'›n iflgaliyle birlikte, ABD'nin Kuzey Bat› Afrika'dan Pakistan'a kadar uzanan bir alan› aç›k iflgal ve müdahaleye dayal› yeni bir sömürgelefltirme alan› olarak tan›mlad›¤› aç›kl›k kazanm›flt›r. ABD, BOP projesiyle, dünyan›n muhtelif yerlerini oldu¤u gibi, Ortado¤u’yu da “Balkanlaflt›rmak” hedefi gütmektedir. Türkiye, ABD'nin “Büyük Ortado¤u Projesi” olarak adland›rd›¤› Ortado¤u'daki sömürgelefltirme hareketlerinde de iflbirlikçi olarak yer almaktad›r. BOP, ABD'nin bölgedeki sürekli, aktif askeri varl›¤› ve müdahalesiyle Ortado¤u'da etnik-dinsel parçalanmalar›n birbirlerine karfl› yöneltilmesini, sürekli bir savafl ve gerilim ortam›nda enerji ve hammadde kaynaklar›n›n denetlenmesini; bölgenin bütününün neo-liberal düzenlemelerle uluslararas› sermayeye aç›lmas›n›; vas›fl›-yar› vas›fl› emek gücünün güvencesizlik temelinde ulusla-


126 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE raras› üretim sistemine entegrasyonunu öngörmektedir.30 Türkiye ise, BOP'un yaln›zca “tafleronu” de¤il, ayn› zamanda “hedefidir”. BOP’un bugün bafll›ca iki a¤›rl›k merkezi bulunmaktad›r: Irak ve Filistin. Bu projede ABD'nin stratejik müttefikleri ‹ngiltere ve ‹srail'dir. Türkiye egemen s›n›flar›n›n ileri sürdü¤ü gibi Türkiye BOP ba¤lam›nda ABD ile “stratejik müttefik” de¤ildir. BOP’un Ortado¤u'da güvence alt›na ald›¤› tek devlet ç›kar› ‹srail'in ç›karlar›d›r. Türkiye BOP'ta iflbirlikçili¤i kabul etmekle, ‹srail'in bölgedeki devlet politikalar›na da angaje olmakta; ABD'nin yede¤ine düflmektedir. BOP, bölgede sürekli bir asimetrik savafl durumu yaratm›fl, Türkiye'yi de “uluslararas› terör” olarak adland›r›lan “gizli servis operasyonlar›n›n” hedef ülkelerinden biri haline getirmifltir. Bu durum, bir yandan Türkiye toplumunda “güvenlik doktrini” üzerinden emperyalizmin ideolojik hegemonyas›n› güçlendirirken, di¤er yandan iç-güvenlik kurumlar› üzerindeki CIA-MOSSAD egemenli¤ini pekifltirmektedir. Türkiye, etnik ve dinsel parçalanmalar›n “birbirine karfl› yönetilmesini” öngören ABD perspektifinin oda¤›na ald›¤› “kimlik” sorunlar› aç›s›ndan oldukça sorunlu bir ülkedir.31 Türkiye Ortado¤u’da etnik ve dinsel temelli bir siyasi parçalanma sürecinden genel olarak olumsuz etkilenecektir. ABD'nin bu süreçte Türkiye'ye empoze etti¤i “›l›ml› ‹slam” iktidar›, Türkiye'nin bu gerilimlerden çok daha fazla etkilenen bir ülke haline gelmesine neden olacakt›r. 30 ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi’nde (2006), 2013’e kadar Ortado¤u Serbest Ticaret Alan›’n›n (MEFTA) yarat›lmas›n›n planland›¤› belirtilmektedir. 31 Türkiye, Kürtler ile birlikte birçok etnik unsuru, az›nl›klar› bar›nd›ran ve “Ermeni Soyk›r›m›” gibi tarihi sorunlarla yüzleflmemifl bir ülkedir. 15-20 milyon Alevi ve fiii’nin yan›nda Sünnili¤in birbirine oldukça uzak iki alt grubu, Hanefiler ve fiafiler’den oluflan bir dinsel mozai¤e sahiptir. Bu etnik ve dinsel unsurlar›n hemen hepsi, ABD'nin Ortado¤u ve Kafkasya'daki cemaatlefltirme politikalar›n›n konusudur.


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

127

BOP'un Türkiye üzerinde etki yaratan bir di¤er önemli sonucu, bölgemizde geliflmesine neden oldu¤u uluslararas› kutuplaflmalard›r. Bu kutuplaflmalar›n önde gelen merkezleri Rusya ve ‹ran'd›r. Türkiye'nin BOP iflbirlikçili¤i, bölgede Türkiye'yi yaln›zl›¤a sürüklemifltir. Bölge ülkeleri, Türkiye'nin taraf› oldu¤u uluslararas› anlaflmazl›klar›n neredeyse hepsinde Türkiye'nin karfl›s›nda yer almaktad›r.

3. Türkiye'nin Avrupa Birli¤i’ne Üyelik Süreci Türkiye’nin AB’ye entegrasyon süreci, ABD emperyalizminin bölgesel güç dengelerine iliflkin bir tasarrufu olarak ve neo-li beral yeni sömürgecilik politikalar› ile uyum içinde, tamamlay›c› bir süreç olarak gündeme gelmifltir. Geniflleme süreci, Do¤u Avrupa ülkelerinin AB’ye sömürge sel entegrasyonunu öngörmektedir. ABD bu entegrasyona karfl› ç›kmamakta, aksine desteklemektedir. ABD Türkiye’nin AB’ye kat›l›m›nda da öteden beri benzer bir politikaya sahiptir.32 Türkiye’nin AB’ye üyeli¤i süreci, hem AB ülkeleri hem de ABD’nin, Ortado¤u ve Kafkaslardaki sömürgecilik stratejisi aç›s›ndan Türkiye’yi çeflitli bak›mlardan kullanma hesaplar›yla iç içe geliflmektedir. Yani AB üyeli¤i yaln›zca Türkiye’nin sömürgelefltirilmesiyle s›n›rl› olmay›p, bölgesel sömürgeci amaçlarla bütünleflen bir emperyalist politikan›n parças›d›r. ABD, Türkiye’nin AB’yle bütünleflmesinin, t›pk› Do¤u Avrupa ülkelerinin AB’ye entegrasyonunda oldu¤u gibi, ABD’nin 32 ABD ve AB’nin birbirine tamamen karfl›t emperyalist merkezler oldu¤u ve ABD’nin Türkiye’nin AB’ye kat›l›m›na karfl› oldu¤u biçimindeki varsay›m, 1945 sonras›nda emperyalistler aras›ndaki rekabet ve entegrasyon diyalekti¤ini görememekten kaynaklanan bir kabalaflt›rmad›r.


128 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE AB içerisindeki politik etki gücünü art›rmas›n› da beklemektedir. Türkiye’nin AB’ye entegrasyon süreci bu nedenlerle özünde gerici bir karaktere sahiptir. “Uyum sürecinde” en kolay ilerleme sa¤lan›lan konunun “AB güvenlik politikalar›na uyum” olmas› bu nedenle bir tesadüf de¤ildir. AB ilerleme raporlar›nda özellikle Türkiye’nin Kafkaslar ve Orta Asya’da gösterdi¤i ve “uluslararas› teröre karfl› mücadele”deki iflbirli¤inden övgüyle söz edilmektedir. Türkiye’de uygulanmakta olan Terörle Mücadele Yasalar›, Ceza (Uyum) Yasalar› ve F-tipi cezaevleri gibi bask›c› uygulamalar, AB güvenlik politikalar› ba¤lam›nda yürürlü¤e sokulmufltur. Di¤er yandan, IMF, Dünya Bankas› ve DTÖ’nün dayatt›¤› ekonomik ve politik düzenlemelerin önemli bölümü “Avrupa Birli¤i’ne uyum süreci”nin as›l çerçevesini oluflturmaktad›r. DTÖ anlaflmas›nda, Türkiye'nin anlaflman›n gereklerini yerine getirmesinin AB'ye tam üyelik süreci içinde ele al›naca¤› belirtilmifltir. Tar›m, sosyal güvenlik, e¤itim, enerji ve haberleflme alan›ndaki y›k›c› neo-liberal düzenlemelerin büyük ço¤unlu¤u “AB'ye uyum süreci” bafll›¤› alt›nda gündeme getirilmifltir. Kürt sorunu ve az›nl›k sorunlar› da dahil olmak üzere, “demokratikleflme” bafll›¤› alt›nda gündeme getirilen düzenlemeler demagojiden ibarettir ve neo-liberal yeni sömürgecilik iliflkilerinin politik üst yap›s›n›n oluflturulmas›ndan baflka bir anlam ifade etmemektedir.

4. Bölgesel Emperyalist Politikalar›n Kriz Dinamikleri ve Sol Politika Bölgesel emperyalist politikalar›n harekete geçirdi¤i kriz di-


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

129

namiklerini bafll›ca üç grup içinde ele alabiliriz. Bunlardan birincisi, emperyalist politikalar karfl›s›nda geliflen bölgesel çok kutupluluktan kaynaklanan dinamikler; ikincisi bölgesel emperyalist politikalar›n sonuçlar›yla Türkiye egemen s›n›flar›n›n çeflitli kesimleri aras›ndaki çeliflkilerin bir yans›mas› olarak, oli garfli içi çeliflkilerden kaynaklanan dinamikler; üçüncüsü ise bu politikalar karfl›s›nda geliflen çeflitli halk direnifllerinde somutlaflan dinamiklerdir. Somut siyasete damgas›n› vuran politik program, taktik ve ittifak çizgisi konular›nda do¤ru bir devrimci stratejik yaklafl›m gelifltirebilmemiz için, bu üç çeliflkiden do¤an dinamiklerin niteli¤i hakk›nda aç›k bir görüfl sahibi olmam›z zorunludur. i- Bölgesel Kutuplaflman›n Niteli¤i

Emperyalizmin Kafkaslar, Orta Asya ve Ortado¤u'da izledi¤i sömürgecilik siyaseti karfl›s›nda Rusya ve ‹ran merkezli iki önemli “direnç merkezi” geliflmektedir. SSCB'nin da¤›lmas›n›n ard›ndan bir süre fliddetli bir “karga fla” görünümü sergileyen Rusya ilkel sermaye birikimi sürecini umulandan k›sa bir süre içerisinde tamamlam›fl ve otoritermilliyetçi bir yönetimle geleneksel nüfuz alanlar›n› denetim alt›na almaya yönelmifltir. Böylece ABD emperyalizminin yay›lmac› politikalar› karfl›s›nda önemli bir bölgesel direnç merkezi ortaya ç›km›flt›r. Ancak Rusya’n›n bu direnifli “emperyalizme karfl› ulusal bir direnifl” de¤il, emperyalist merkezde etkili bir biçimde yer almak için verilen bir “nnüfuz alan› mücadelesidir”. Bu nedenle de ABD ile Rusya aras›nda oluflan bölgesel çat›flma düzlemi, emperyalistler aras› gerici bir çat›flmadan baflka bir fley de¤ildir. Bu yeni kutuplaflman›n bir görünümü olarak ortaya ç›kan


130 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE “fianghay ‹flbirli¤i Örgütü’ne”33 üye ülkelerin de kapitalist dünya sisteminin d›fl›nda bir ekonomileri yoktur. Baflta Çin olmak üzere bu ülkelerin ço¤unda ABD'nin hat›r› say›l›r bir nüfuzu bulunmaktad›r. Bu çat›flman›n, emperyalist güçler aras›nda Birinci veya ‹kinci Dünya Savafl› benzeri bir çatla¤› ortaya ç›kard›¤› yönündeki de¤erlendirmeler abart›l›d›r. Söz konusu çat›flma ortam›n›n Türkiye'ye “ulusal ekonomi” için “ba¤›ms›z bir ekonomik geliflme ortam› sundu¤u” biçimindeki tezler de tamamen yanl›flt›r.34 Bölgedeki benzer bir di¤er direnç merkezi de ‹ran ‹slam Cumhuriyeti’dir. ‹ran ‹slam Devrimi ile bir tür tekelci devlet kapitalizmini yaratan Mollalar Rejimi, “fiia” doktrini ile Ortado¤u'nun yerel bir hegemonyac› gücü olma peflindedir. ‹ran'›n oluflturmaya çal›flt›¤› hegemonya iliflkileri, bölge halklar› içinde kendisine ba¤›ml› bir burjuvazi yaratmay› temel almaktad›r. ‹ran'›n bir “nüfuz bölgesi” oluflturma yönündeki politikas› Molla Rejimi için esasen bir “güvenlik politikas›”d›r. ‹ran'›n Filistin'de Hamas'la, Lübnan'da Hizbullah'la kurdu¤u iliflkiler bu kapsamdad›r. Bu politikan›n bölgedeki emperyalist egemenlik iliflkileriyle çeliflki halinde oldu¤u da bir gerçektir. Bununla birlikte bu çeliflki, k›smi, geçici ve görelidir; özünde gerici, faflizan bir burjuva devleti olan ‹ran ‹slam Cumhuriyeti'nin ç›kar33 “fianghay Befllisi” olarak an›lan ekonomik iflbirli¤i örgütünün üyeleri, Rusya, Çin, Kazakistan, K›rg›zistan, Özbekistan ve Tacikistan'd›r. Hindistan, Pakistan, Mo¤olistan ve ‹ran örgüte gözlemci göndermektedir. 34 Türkiye’nin “ulusal ekonomisini”, mevcut mülkiyet iliflkilerini de¤ifltirmeksizin, Rusya-ABD-AB “rekabeti”nin yaratt›¤› nüfuz alan› çat›flmas›ndan yararlanarak güçlendirebilece¤ini ileri süren ulusalc› yaklafl›mlar, Türkiye ekonomisinin emperyalizme göbekten ba¤›ml› yap›s›n›n üstünü bilinçli bir biçimde örtmektedirler. Benzer biçimde emperyalist ya¤ma projelerine dahil olarak pastadan pay alma tezini ileri süren liberaller de bilinçli bir yan›ltma çabas› gütmektedirler. Her iki yaklafl›m›n yanl›fll›¤›n›n kavranmas› için yaln›zca Orta Asya ve Kafkasya kaynakl› enerji projelerine iliflkin uluslararas› çat›flma süreçlerinin incelenmesi dahi yeterlidir. Bu örnekler dahi, ülkemiz kapitalizminin temel yap›lanmas› nedeniyle ne denli “pazarl›k gücünden yoksun” oldu¤unu göstermektedir.


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

131

lar›na ba¤l›d›r. Dolay›s›yla ‹ran'›n ABD ile çat›flma halindeki bölgesel “hegemonya mücadelesi” de esasen gerici güçler aras›ndaki bir mücadeledir. ii- Oligarfli ‹çi Siyasi Çat›flman›n Niteli¤i

Ülkemizdeki neo-liberal yeniden yap›lanma ayn› zamanda oligarfli içi bir çat›flmay› derinlefltirerek sürdürmektedir. Bugün ülkemizde neo-liberal yeniden yap›lanma, ABD’nin (özelde de neo-conlar›n) destekledi¤i “›l›ml› ‹slam” modeli çerçevesinde yürütülmektedir. AKP, ülke içinde “reformculuk” görüntüsü alt›nda gericili¤i yayg›nlaflt›rmakta; “yönetiflim” uygulamalar›yla sömürge tipi faflizmi tahkim etmekte; bölge politikalar› aç›s›ndan, “yay›lmac›l›k” iddias›nda olan “yeni Osmanl›c›l›k” siyasetiyle ülkeyi ABD-‹srail uydusuna dönüfltürmektedir. Sermaye içindeyse, tekelci sermayenin geleneksel lider güçleriyle uzlaflmay› gözetirken, ‹slamc› sermayenin tekelci sermaye içindeki pay›n› ciddi ölçülerde büyütmektedir. Bu sermaye politikas› orta s›n›flar›n bir bölümünü de tekelci sermaye ile entegrasyon içine sokmaktad›r. ‹slamc› taban, liberal çevreler, AB’cilik politikalar›na endekslenen Kürtler, bu politikalar›n kitle taban›n› oluflturmaktad›r. Di¤er yandan, AKP eliyle yürütülen bu siyaset devlet bürokrasisi içinde baflta yarg›, üniversite yönetimleri ve TSK olmak üzere çeflitli kesimlerin pozisyonlar›n› geriletmekte; bu biçimde d›fllanan kesimler “otoriter-milliyetçi” karakterde düzen içi bir muhalefet çizgisini gelifltirmektedirler. Söz konusu siyaset esas olarak CHP’nin “ulusalc›l›k” ve MHP’nin “milliyetçilik” çizgileriyle somutlaflt›r›lmaktad›r. Otoriter-milliyetçili¤i savunan kesimler, asl›nda ABD ile her türlü iflbirli¤ine haz›rd›r. Bununla birlikte, bu iflbirli¤ini pazarl›k konusu haline getirmeye çal›flmaktad›rlar. Bu pazarl›klar


132 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE merkezi devlet cihaz› üzerindeki denetimin “yerel” niteli¤ini sürdürmesi; ›l›ml› ‹slam modeli baflta olmak üzere kimi bölgesel emperyalist politikalarda tadilat yap›lmas›; Ortado¤u’nun din ve etnisite temelinde bölünerek yeniden yap›land›r›lmas› üzerinde cereyan etmektedir. Neo-liberal politikalar›n s›n›fsal pozisyonlar›n› ve statülerini geriletti¤i kimi sermaye kesimleri, eski “Cumhuriyet kuflaklar›”, Aleviler ve orta s›n›f bürokrat-ayd›n kesim, bu otoriter-milliyetçi çizginin kitle taban›n› oluflturmaktad›r. Egemenlerin bu iki kanad› aras›ndaki mücadele, solun c›l›zl›¤› nedeniyle, ülke gündemini sürekli olarak iflgal etmektedir. Ancak 2007 seçimleri sonras› süreçte, emperyalist yaklafl›mlar›n gere¤i olan “yeni Osmanl›c›l›k” politikalar›n›n etkileri görülmeye bafllanm›fl ve bu kutuplaflma yerini görece uyuma b›rakabilmifltir. AKP-ordu-MHP aras›ndaki bu yeni görece uyumluluk liberal-gericilikle otoriter milliyetçilik aras›ndaki kutuplaflman›n niteli¤inin konjonktürel ve de¤iflken olabilece¤ini ortaya koymufltur. iii- Oligarfli ‹çi Çat›flmalar›n ve Bölgemizdeki Emperyalist Politikalar›n Solun Tart›flma Düzlemindeki Yeri ve Karfl› Stratejiler

Türkiye solu, içine düfltü¤ü genel güçsüzlük tablosu nedeniyle, “düzenin çatlaklar›ndan yararlanma”y› ön plana alan siyasetlere yönelmektedir. Bu nedenle oligarfli içindeki bu yeni saflaflma, Türkiye sosyalist hareketi içinde güçlü bir etkide bulunmaktad›r. Neo-liberalizmin ve otoriter milliyetçili¤in sol içindeki yans›malaSol liberalizm” ve “U Ulusalc›l›k” olarak kendisini göstermektir. r› “S Sol liberalizm için Türkiye’nin temel sorunu “siyasi demokrasi” sorunudur. Bu çizgi, bireysel özgürlükler temelinde, aç›k


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

133

ve saydam bir kurumlaflmayla ve fliddeti reddeden bir toplumsal duyarl›l›kla bir “sivil yönetim”in oluflturulmas›n› hedeflemektedir. Ancak bu sayede Türkiye toplumunun sürüklendi¤i bugünkü y›k›c› geliflme çizgisinin durdurulabilece¤ini savunmaktad›r. Dolay›s›yla sol politikay› da “özgürlükçü ve sivil” bir “demokrasi” mücadelesiyle s›n›rlamaktad›r. Sol liberalizm, politikas›n›n ve muhalefet çizgisinin temelini “asker/sivil”, “devlet/birey”, “kapal›/aç›k”, “otorite/özgürlük”, “fliddet/fliddet-d›fl›” ikiliklerine yerlefltirmektedir. Sol liberal yaklafl›m için “ba¤›ms›zl›kç›l›k”; devleti ve kapal› toplumu savunmak, milliyetçili¤e savrulmakt›r. Ulusalc›lar için ise, Türkiye’nin önündeki en büyük sorun, emperyalist güçlerin ülkeyi “böl, parçala, yönet” takti¤iyle etnik ve dinsel bir ayr›flmaya sürüklemesi, ulusal devletin afl›nd›r›lmas›d›r. Onlara göre bu nedenle sol hareketin temel siyaseti, ulusun birli¤ini, devletin ekonomik, politik, kültürel bütün alanlardaki otoritesinin güçlendirilmesini, modern yaflam biçimini savunmak olmal›d›r. Ulusalc›lar da politikalar›n›n temelini, laik/fleriatç›, devletçi/liberal, birlikçi/bölücü ikilikleri üzerine yerlefltirmektedir. Bugün sol liberalizm, bir k›s›m ayd›n gruplar›n yan› s›ra, sosyalist hareketin belli bafll› merkezlerinin önemli bir bölümünü do¤rudan veya dolayl› bir biçimde etkilemektedir. Ulusalc›lar ise solda a¤›rl›kla CHP taban› ve Alevi örgütleri içinde etkili olmaktad›r. Oysa ne sol liberalizmin, ne de ulusalc›l›¤›n önerdi¤i politikalar, “sol” politikalard›r. Her iki politika da küçük burjuvazinin farkl› kesimlerinin gündelik maddi ç›karlar›na denk düflen ideolojik çarp›lmalar› yans›tmaktad›r. Her iki politika da sol


134 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE politikan›n birbirinden ayr›lamayacak temel unsurlar›n› birbirinden ay›r›p, birini di¤erinin karfl›s›na koyarak oluflturulmaktad›r. Her iki politikan›n da ortak noktas› iflçi s›n›f›na ve yoksul halka kay›ts›zl›k ve düflmanl›k ile seçkinciliktir. Ülkemizde sol politikalar›n tarihsel temelini ise, ba¤›ms›zl›kç›l›k, özgürlükçülük ve halkç›l›k oluflturmaktad›r. Bu ö¤elerin üçüne birden dayanmayan bir politika “sol” nitelik tafl›maz. “Ba¤›ms›zl›kç›” ve “halkç›” olmayan bir “özgürlükçülük”, kozmopolit küçük burjuvazinin özgürlükçülü¤üdür. Özgürlükçü ve halkç› olmayan bir “ba¤›ms›zl›kç›l›k” ise, küçük burjuva bürokrat›n “ayr›cal›¤›n›” her fleyin üzerine koyan “ba¤›ms›zl›kç›l›¤›d›r”. Her ikisi de, emperyalizm ve sermayenin; faflizmin ve oligarflinin egemenli¤ine hizmet eder. Faflizmle emperyalizm, oligarfli ile sermaye egemenli¤i aras›ndaki iç ba¤lant› düflünüldü¤ünde, liberal ve ulusalc› sol saflaflmas›n›n ayn› düzlemin farkl› görüntüleri oldu¤u da aç›kl›k kazanacakt›r. Solun ülkenin temel sorunlar›na dönük politik çözümü, toplumun ba¤›ms›z geliflmesini ezilen s›n›flar›n maddi toplumsal özgürlü¤ü ve eflitli¤i üzerine oturtan ba¤›ms›z, demokratik ve sosyalist bir ülkenin kurulmas›ndan geçer. Sosyalistlerin özgürlükçülü¤ü soyut bir özgürlükçülük de¤ildir. ‹flçi s›n›f›n›n ve ezilenlerin özgürlü¤üdür. Sosyalistlerin savundu¤u “ba¤›ms›zl›k”, kendi kaderine tam ve demokratik bir iradeyle olarak hakim olan bir toplumun kendi d›fl›ndaki güçler karfl›s›nda irade ba¤›ms›zl›¤›n› ifade eden bir siyasi ba¤›ms›zl›kt›r. Sosyalistlerin “Ba¤›ms›z Türkiye” fliar›, bugünkü faflist devletin biçimsel olarak emperyalist müdahaleden kurtar›lmas› olarak karikatürlefltirilemez. Solda AB Tart›flmalar›

Liberal sol Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecini, demokratik


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

135

güçlerin müdahalesine aç›k bir süreç haline getirilebilece¤i ve demokratikleflme yönünde de¤erlendirilebilece¤i inanc› ile desteklemektedir. Bu çevreler ya AB üyeli¤inin neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›yla ba¤lant›s›n› görmezden gelmektedir ya da bu iliflkiyi kaç›n›lmaz görüp “avantajl› yanlar›n› öne ç›karmaktad›r. Bu kesimin ayn› zamanda “sol-liberalizm”, “STK’c›l›k” “Sorosçuluk” gibi emperyalizm ve sermaye güdümlü yaklafl›mlara yönelmesi tesadüf de¤ildir. Bu çizginin biraz daha inceltilmifl bir biçimini savunan di¤er bir k›s›m sosyalist ise (“Havetçiler”), AB’yi elefltirmekle birlikte, Türkiye’nin AB üyeli¤ini “kaç›n›lmaz bir durum” gibi görmekte ve bu de¤iflim karfl›s›nda “Eme¤in Avrupa’s› için mücadele” çizgisinin savunuculu¤unu yapmaktad›r. Bu tutum solun mücadele önceliklerinde eksen kaymas›na, yanl›fl bir muhalefet tarz›na ve STK’c›l›k gibi bir çok sapmaya neden olmaktad›r. Di¤er bir k›s›m sosyalist ise, emperyalizmin Türkiye’ye yönelik politikas›n›, emperyalist iflgalin “d›flsal bir olgu” oldu¤u eski tip sömürgecilik politikas›na bir geri dönüfl hareketi olarak alg›lamaktad›r. Dahas› AB’ye üyelik sürecini bu sömürgelefltirme hareketinin temel ekseni olarak nitelendirmektedir. Bu yanl›fl kavray›fl, AB’ye üyelik sürecine karfl› mücadelenin, emperyalizme karfl› mücadelenin merkezine oturtulmas›na neden olabilmektedir. Türkiye’nin Avrupa Birli¤ine üyeli¤i sorununda devrimci yaklafl›m›n iki temel unsuru bulunmaktad›r: Avrupa Birli¤i karfl›s›ndaki tutum ve Türkiye’nin Avrupa Birli¤ine üyeli¤i karfl›s›ndaki tutum. Devrimciler yaln›zca Türkiye’nin “Avrupa Birli¤ine üyeli¤ine” karfl› ç›kmamal›d›r; devrimciler bizzat Avrupa Birli¤i’nin


136 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE kendisine de karfl› olmal›d›r. Çünkü bu birlik, emperyalist bir birliktir. Bu emperyalist birlik, Avrupa ülkelerindeki devrimci bir geliflmenin yolunu t›kayan en önemli unsurlardand›r; kendi içerisinde iyilefltirilerek proleter bir birli¤e dönüfltürülemeyece¤i gibi, ilerici bir toplumsal geliflmenin önünde engel olmaktan da ç›kar›lamaz. Avrupa Birli¤i ülkelerinde devrimci bir dönüflüm, ancak bu Birli¤i y›kan bir hareketle mümkündür. Bu nedenle devrimci çizgi, Avrupa Birli¤i karfl›s›nda, “Eme¤in Avrupa’s›” için de¤il, “Avrupa Birli¤i’nin y›k›lmas›” için mücadeleyi temel al›r. Devrimciler Türkiye’nin Avrupa Birli¤i’ne üyeli¤ine de karfl› ç›kmal›d›r. Çünkü bu birleflme, yeni sömürgeci bir birleflmedir. Bu sürecin içeri¤inin emek ve demokrasi güçleri taraf›ndan doldurulabilece¤i sav›, sol-liberallere özgü reformist bir hayaldir. Emperyalist bir süreç, demokratik bir içerikle doldurulamaz. Ancak biz Türkiye’nin AB üyeli¤ine karfl› ç›k›fl›m›z› yeni sömürgecili¤e karfl› mücadelenin temel ekseni olarak kabul etmiyoruz. Türkiye’deki yeni sömürgecilik iliflkileri ABD’nin merkezinde oldu¤u bir emperyalist hegemonya sistemati¤i içerisinde kurulmufltur. NATO üyeli¤i, ABD ile ikili anlaflmalar, DB ve IMF iliflkileri bu iliflkilerin kurulmas›nda as›l yön verici unsurlar› oluflturmaktad›r. AB, bu genel düzene¤in unsurlar›ndan yaln›zca biridir. Bu nedenle AB’ye ve AB üyeli¤ine karfl› mücadeleyi yeni sömürgecili¤e karfl› mücadeleyle birebir özdefllefltirmek veya bu mücadelenin birinci s›ras›na oturtmak do¤ru de¤ildir. Bu yaklafl›m Türkiye’deki yeni sömürgecilik iliflkilerinin arkas›ndaki gerçek ba¤›ml›l›k iliflkilerini gizlemektedir. Solda Bölge Politikalar› Etraf›ndaki Tart›flmalar

Emperyalist sömürgelefltirme hareketleri ve neo-liberal yeni


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

137

sömürgecilik politikalar›n›n, hem bölgesel düzlemde hem de ülkemizde yaratt›¤› y›k›c› sonuçlar karfl›s›nda bölge halklar›ndan ciddi tepkiler geliflmekte, bu tepkiler Türkiye halk›n›n bu politikalardan zarar gören kesimleri içerisinde kendine özgü biçimler almaktad›r. BOP, aç›k iflgale dayal› bir sömürgelefltirme operasyonu olarak bafllam›fl ancak bölge halklar›n›n sert bir direnifliyle karfl›lanm›flt›r. ‹ran, Afganistan, Irak, Lübnan ve Filistin’de halklar›n emperyalist sald›r›ya karfl› Siyasal ‹slam bayra¤› alt›nda geliflen direnifli, Siyasal ‹slam’›n mevcut ideolojisi ve reel politi¤inden kaynaklanan iç sorunlara karfl›n ABD emperyalizmini zor duruma sokmaktad›r. ABD’ye karfl› geliflen bölgesel direnifl hareketlerinde Siyasal ‹slam’›n kazand›¤› a¤›rl›k, Türkiye’de karmafl›k bir etkide bulunmaktad›r. Siyasal ‹slam, ABD emperyalizminin bölgedeki genel y›k›c›l›¤›na karfl› yerel bir direnifl temeli olarak alg›lanmakta ve bu alg›, Siyasal ‹slam’›n Türkiye'deki çekim gücünü art›rmaktad›r. “Siyasal ‹slam’›n” Ortado¤u'daki öne ç›k›fl›n› “anti-emperyalist halk eyleminin” özgün bir ifadesi olarak ele alan ve bölgedeki tüm “Siyasal ‹slam” güçlerini anti-emperyalist mücadelenin potansiyel bir unsuru olarak gören yaklafl›m, “Do¤u’yu” s›n›fl› toplumlar›n d›fl›nda gören sömürgeci-oryantalist bak›fl aç›s›n›n ta kendisidir. Bu yaklafl›m, “Do¤u’yu” “Müslüman Dünyas›” ve Siyasi ‹slam'› da bu dünyan›n temel siyasi çerçevesi olarak görmektedir. Müslümanl›¤›n Ortado¤u halklar›n›n emperyalist ve Siyonist sald›rganl›¤a karfl› direniflinde etkili bir kültürel kimlik unsuru oldu¤u do¤rudur. Ancak, Siyasal ‹slam bu kültürel kimlikle özdefllefltirilemez. Siyasal ‹slam, ortaya ç›k›fl› ve geliflmesi bak›-


138 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE m›ndan Ortado¤u'nun sömürgelefltirilmesiyle zamandafl, emperyalizm güdümlü bir siyasi ak›md›r.35 Siyasal ‹slam'›n, Müslüman halk›n emperyalist iflgale ve y›k›c›l›¤a karfl› tepkisini yöneltti¤i siyasi alternatiflerin Ortado¤u halklar› aras›ndaki etnik ve dinsel farkl›l›klar› aflamad›¤›; aksine Ortado¤u halklar›n›n emperyalizme karfl› direnme e¤ilimini bölen, parçalayan, dinler ve mezhepler aras›ndaki çat›flma e¤ilimlerini güçlendiren bir rol oynad›¤›; bu nedenle, Irak, Filistin ve Lübnan direnifllerinin hayal edildi¤i gibi bir “anti-emperyalist Ortado¤u halk cephesi”nin oluflumuna öncülük edemeyece¤i aç›k bir gerçektir. Anti-emperyalist bir Ortado¤u cephesinin oluflumu, yaln›zca Ortado¤u'nun toplumsal bak›mdan ilerici güçlerinin önderli¤inde gerçeklefltirilebilir. Ülkemizde Siyasal ‹slam'›n Ortado¤u'daki Siyasal ‹slam tablosu içindeki yeri, bölgesel bir anti-emperyalist vizyon aç›s›ndan daha da olumsuzdur. Ülkemizde Siyasal ‹slam önemli bir düzen-içi güç durumundad›r, ana grubu iktidardad›r ve ABD’yle “stratejik ifl ve vizyon birli¤i” içindedir. ABD için, Ortado¤u’nun yan› bafl›nda “Il›ml› ‹slam’›” iktidarda ve denetimde tutmak, Siyasal ‹slam’› bir düzen gücü olarak yeniden yap›land›rmak için de önemli bir tercihtir. Ortado¤u’daki ‹slami direnifle sempatiyle bakan Türkiyeli muhafazakâr tabanda iktidardaki Siyasal ‹slam’a karfl› aç›k bir tepki geliflmemekte, aksine AKP hükümetinin ABD ve ‹srail'le iflbirli¤i “anlay›flla” karfl›lanmaktad›r. Söz konusu kitle bunun bir tür “takiyye” (gö35 Siyasal ‹slam tarikatlar gibi çeflitli dinsel cemaat iliflkilerinin siyasallaflt›r›lmas›na dayal› bir harekettir ve Müslüman dünyada s›n›f egemenli¤inin özgün bir biçimidir. Çin devrimi sonras›nda büyüyen ulusal kurtulufl hareketleri tehdidi karfl›s›nda ilk kez Hindistan kurtulufl hareketinin dinsel temelde bölünmesi için (Pakistan) “kökü d›flar›da” bir ak›m olarak tarih sahnesine ç›kart›lm›fl; Ortado¤u’nun sömürgelefltirilmesi sürecinde kapitalizm öncesi yerel egemenlerin emperyalist iflbirlikçili¤inin örtüsünü oluflturan bafll›ca siyasi gericilik ideolojisi olarak emperyalist güçler taraf›ndan teflvik edilmifltir


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

139

rünüflte iflbirli¤i, özünde ise direnifli desteklemek için yap›lan bir perdeleme) oldu¤una inand›r›labilmektedir. Türkiye’deki Siyasal ‹slam’›n kendine özgü tarihsel-politik yap›s› nedeniyle, Ortado¤u’daki “‹slami direnifl” Türkiye’deki ‹slamc› tabanda geliflen “anti-emperyalizm” söyleminin “Bat› karfl›tl›¤›” ile s›n›rlanabilmesini sa¤lamaktad›r. Bu özgül yap›n›n temeli, “mali sermaye ile dikey bütünleflmenin” tabana yay›lm›fl ‹slami sermaye genifllemesidir. ‹ktidardaki Siyasal ‹slam’›n ABD yanl›l›¤› ile Siyasal ‹slam’›n taban›ndaki ABD-‹srail karfl›t› duyarl›l›k aras›nda bir çeliflkinin varoldu¤u aç›kt›r. Bu çeliflkinin ülkemizdeki siyasi ‹slam’da tutarl› bir anti-emperyalizmi ve eflitlikçili¤i temel alan bir ayr›flmaya dönüflmesi, Siyasal ‹slam’›n arkas›ndaki bu “iktisadi tutkal” çatlamad›¤› sürece olanakl› de¤ildir. Ortado¤u, Kafkaslar ve Orta Asya’da emperyalist sömürgecilik politikalar›na karfl› direniflte otoriter-milliyetçili¤in ve Siya sal ‹slam’›n öne ç›kmas›, Türkiye’deki politik ortam›n flekillenmesinde de etkili olmaktad›r. Bu uluslararas› ortam, sosyal demokrasinin flovenizme ve otoriter-devletçi alternatiflere yönelmesine ve liberal solun iflgale, savafla karfl› gelifltirilen demokratik kitle hareketlerinde Siyasal ‹slam’la “dayan›flma” iliflkileri kurarak ülkemizdeki dinci/neo-liberal iktidar›n kuyru¤una tak›lmas›na zemin oluflturmaktad›r. Otoriter-milliyetçili¤in ve Siyasal ‹slam’›n “emperyalizme karfl› ç›k›fl” maskesiyle edindikleri bu “meflruiyet” Türkiye’de solun kitle temelinin daralt›lmas›nda etkin bir rol oynamakta, Türkiye sosyalist hareketinin durdurulamayan erozyonunun önemli unsurlar›ndan biri olmaktad›r. ABD ve ‹srail'in Ortado¤u'daki sömürgeci, ilhakç› politikalar›, bölgede ilerici güçlerin geliflmesini engelleyen bir siyasi ik-


140 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE lim oluflturmaktad›r. Bölgedeki bütün ilerici, devrimci hareketler gibi, Türkiye devrimci hareketi de kendisini ayn› zamanda “ba¤›ms›z, demokratik bir Ortado¤u” mücadelesinin kurucu bir unsuru olarak tan›mlamal›d›r. Ba¤›ms›z ve demokratik bir Ortado¤u'nun ön flart› ise ABD'nin Ortado¤u'dan ç›kar›lmas›, Filistin topraklar›n› iflgal ederek kurulmufl olan Siyonist ‹srail devletinin y›k›lmas›d›r. Ba¤›ms›z ve demokratik bir Ortado¤u, Ortado¤u halklar›n›n birleflik anti-emperyalist, anti-Siyonist hareketinin ürünü olacakt›r. Bugün ABD sald›rganl›¤›na karfl› direnifl, otoriter-milliyetçilik ve Siyasal ‹slam’›n tekelinde geliflmektedir. Bölgenin ilerici güçlerinin bu güç merkezlerinin gölgesinden ç›kamamas› halinde, “ABD ve ‹srailsiz bir Ortado¤u ve Avrasya” yarat›lamaz. Bu güçlerin herhangi bir ülkede baflaraca¤› bir “siyasi gericilik patlamas›n›n” ilerici güçlere, en az ABD sald›rganl›¤› kadar zarar verece¤ini söylemek için kahin olmak gerekmez, tarih bilmek yeter! Ancak, Rusya'daki otoriter-milliyetçi iktidar ve Irak ve Filistin direnifllerinin “‹slami” renginin uzun bir süre, Türkiye'deki anti-emperyalist duyarl›l›klar›n yanl›fl yönlendirilebilmesi için zemin sunaca¤› da görülmelidir. Otoriter-milliyetçilik ve Siyasal ‹slam'›n sosyalistler aç›s›ndan ifade etti¤i en önemli tehlike, bu ak›mlar›n, emperyalist sömürgecilik hareketleri karfl›s›nda bölge halklar›n›n savunma refleksleriyle örtüflme yetenekleridir. Dolay›s›yla, Ortado¤u'da emperyalizme karfl› mücadelenin otoriter-milliyetçi ve dinci anlay›fllar›yla devrimci anlay›fl› aras›nda kesin bir çizgi çekmek ve bu ak›mlar›n emperyalist güç merkezleriyle girifltikleri çat›flmalarda savunduklar› ulusal ve bölgesel siyasi programlar› ideolojik mücadelenin belli bafll› konular›ndan birisi haline getirmek zorunludur. Bu bak›mdan


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

141

“halklar›n öz savunma ihtiyac›” ile “yurtseverli¤i” bir tarafa, “kimlik politikalar›”n› di¤er tarafa koyan veya bunlardan birini öne ç›karan yaklafl›mlar yanl›flt›r. Yurtseverli¤i ve yerleflik toplumsal kimlik ö¤elerini halkç› ve sosyalist bir temel üzerinde yeniden tan›mlamak gereklidir. Bu ö¤eleri emperyalizmin maniplasyon araçlar› olmaktan ç›kart›p, emperyalizmden kurtuluflun unsurlar› haline getirmek ancak böyle sa¤lanabilir. ABD emperyalizminin bölgedeki iflgalci-sömürgeci politikalar›na karfl› ç›k›lmadan neo-liberalizme karfl› mücadelenin baflar›s› ne denli güç ise, neo-liberalizme karfl› mücadeleyi bölgesel düzeyde gelifltirmeyen bir ABD karfl›t› direnifl çizgisinin güçlü bir uluslararas› direnifl hatt› yaratabilmesi de olanakl› de¤ildir. Keza, özellikle bu ikinci nokta, hem ‹slami Direnifl’in hem de otoriter-milliyetçili¤in emperyalist sömürgecilik politikalar›na karfl› direniflteki zay›f karn›n› oluflturmaktad›r. Dolay›s›yla ABD emperyalizmine karfl› bir “Ortado¤u cephesi”, ancak halklar›n iflgale ve neo-liberal sömürgecilik politikalar›na karfl› tepkilerini bütünlefltirebilecek devrimci bir s›n›fsal birlik temeline dayand›r›larak gelifltirilebilir. Bunun için ise, söz konusu güçlerin kuyru¤undan ç›kmak; Ortado¤u’daki bugünkü direnifllerin zafiyetlerini aç›kça ortaya koymay› temel alan elefltirel bir politikay› öne ç›karmak zorunludur. Ortado¤u, Kafkas ya ve Orta Asya'ya iliflkin anti-emperyalist ve halkç› bir bölgesel bak›fl aç›s› böylesi bir politik konumlan›fl›n vazgeçilmez parças›d›r. Devrimci bir Ortado¤u perspektifinin vazgeçilmez unsurlar›, Filistin ve Kürt sorunlar›n›n çözümüdür. Bu sorunlar, bölgemizde emperyalist sömürgecili¤in en güçlü dayanaklar›d›r. Zaten Ortado¤u’da etnik köken ve dinsel kimli¤e dayal› “çözümü güç” birçok sorun bulunmaktad›r. Baflta Filistin ve Kürt


142 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE sorunu olmak üzere, bu ve benzeri sorunlar›n çözüm yöntemi, Ortado¤u'da bar›flç› ve demokratik bir birlikte yaflama kültürünün inflas›na denk düflen özel yöntemleri de kapsayacak bir yaklafl›mla oluflturulmal›d›r. Türkiye sosyalist hareketi, faflist ve gerici güçlerin bir tür mayalanma alan› olarak de¤erlendirdikleri Kafkasya ve Orta Asya'daki sömürgelefltirme süreci karfl›s›nda flimdiye kadar ciddi bir yaklafl›m gelifltirmifl de¤ildir. Türkiye sa¤› ABD, AB, Rusya Federasyonu ve Çin'in nüfuz mücadelelerine konu olan bu bölgenin yeni konumuna “Turanc›” ve “fieriatç›” siyasi projeleri sayesinde kolayca adapte olmufltur. Ancak bu ülkelerin devrimci, demokratik güçleriyle Türkiye sosyalist hareketi aras›nda hemen hiçbir iliflki kurulmam›flt›r. Oysa Türkiye sosyalist hareketi, Kafkaslar ve Orta Asya'n›n tüm yabanc› müdahalelerden ar›nd›r›lmas›n› isteyen; bölge halklar› aras›nda düflman l›klar› t›rmand›ran emperyalist tahrikli çat›flmalar karfl›s›nda bölge halklar› aras›nda demokratik dayan›flma örnekleri oluflturmaya yönelen; Türkiye'nin Kafkasya ve Orta Asya halklar›n›n sahibi olduklar› yerel kaynaklar›n talan›na yönelik müdahale ve darbelerde rol almas›na karfl› ç›kan aktif bir politika izlemelidir. D- Kürt Sorunu ve Sürükleyici Halka Olarak “Yeniden Kardeflleflme Politikas›” Türkiye devrimi, öteki yeni sömürge devrimci süreçlerinden farkl› olarak, daha karmafl›k çat›flma dinamikleri tafl›maktad›r. Yeni sömürgecili¤in krizinden do¤an evrensel çat›flmalar›n yan›nda, özellikle “Kürt Sorunu” gibi Ortado¤ulu bir dinamik, devrimci harekete özgün stratejik görev ve sorumluluklar yüklemektedir. Kürt sorunu, Türkiye’de burjuva devriminin devrimci bir bi-


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

143

çimde tamamlanamamas› nedeniyle çözülememifl bir ulusal sorundur. I. Dünya Savafl› sonras›nda bölgede Ortado¤u gericili¤ine dayanarak kurulan emperyalist egemenlik, sorunun Suriye, Irak ve ‹ran’da da çözülmesine engel olmufltur. Türkiye'nin burjuva devrimini tamamlayamayarak emperyalizmin bir yeni sömürgesine dönüflmesi, Kürt ulusal sorununun klasik tipte bir “sömürge sorunu” olarak de¤il, yeni sömürgecilik koflullar›nda flekillenmifl bir “eezilen halk sorunu” olarak geliflmesine neden olmufltur. Bu nedenle Kürt ulusal kurtulufl hareketi de, esas olarak bir “hhalk kurtulufl hareketi” olarak geliflmektedir. Yine bu nedenle Kürt sorunu bir siyasi demokrasi sorunu oldu¤u gibi, ayn› zamanda bir toplumsal eflitlik sorunudur. Kürt ulusal sorununun Türkiye’nin bir iç sorunu olman›n yan› s›ra bir “Ortado¤u sorunu” da oldu¤u aç›kt›r. Bu nedenle devrimciler, Kürt ulusal sorununun çözümünü yaln›zca Türkiye devrimi sürecinin bir parças› olarak de¤il, ayn› zamanda Ortado¤u sorununun da bir bilefleni olarak ele almal›d›rlar. Bu noktada Kürt ulusal hareketi, Türkiye devrimci hareketi ve Ortado¤u devrimci sürecinin, tek bir stratejik çerçeve içinde ele al›nmas› zorunlu hale gelmektedir. Kürt ulusal hareketi 1960’l› ve 70’li y›llarda Türkiye devrimci sürecinin “do¤al” dinamiklerden birisi olmas›na karfl›n, son 10-15 y›ld›r bu niteli¤ini yitirmektedir. Türkiye halk›n›n ba¤›ms›zl›k, demokrasi ve toplumsal eflitlik mücadelesi ile Kürt halk›n›n özgürlük, eflitlik ve modernleflme mücadelesi birbirinden ayr›flan, birbirini köstekleyen politik süreçlere dönüflme e¤ilimindedir. Bu durum, Türkiye devrimci hareketinin aflmas› gereken hayati önemdeki stratejik bir sorun kayna¤›d›r. Kürt ulusal hare-


144 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE ketinin özgürlükçü dinamizmi ile Türkiye'nin ezilen s›n›flar›n›n eflitlikçi tepkilerinin birlefltirilememesi halinde Türkiye'de top lumsal bir devrimi baflar›ya ulaflt›rabilmek olanakl› de¤ildir. Türkiye devrimci süreci ile Kürt ulusal hareketi aras›ndaki bu olumsuz iliflki, halklar aras›ndaki “kardefllik” zeminini tehlikeli bir biçimde daraltan ›rkç›/milliyetçi t›rman›fla karfl› devrimci bir direnifl olana¤›n› zay›flatmaktad›r. Türk ve Kürt halklar› aras›nda kardefllik iliflkilerinin zedelenmesi, düflmanl›klar›n t›rman›fla geçmesi, her iki halk nezdinde de sol politikalar›n etkisini zay›flatmakta, solu marjinallefltirmektedir. Bu nedenle Kürt ve Türk halklar›na yönelik olarak devrimci bir “yeniden kardeflleflme” politikas›n›n saptanmas› ve uygulanmas›, Türk ve Kürt ilerici güçlerinin en acil ihtiyac›d›r.

1. Kürt Sorununun Çözümü ve Uluslar›n Kaderlerini Tayin Hakk› Kürt sorununa iliflkin devrimci çözüm politikas›n›n “Uluslar›n Kaderlerini Tayin Hakk›” (UKTH) ilkesinden hareket etmesi gerekti¤i, Türkiye devrimci hareketinin 40 y›ll›k ön kabulüdür. Ancak emperyalistlerin, Ortado¤u’daki sömürgecilik politikalar›nda, Kürt ulusal sorununu bölge ülkelerine karfl› bir koz olarak kullanmaya çal›flmas›, sorunun devrimci çözümünde bu ilkenin temel al›nmas› konusunda kafa kar›fl›kl›¤›na yol açmaktad›r. Kürt sorununun çözümünde UKTH'nin yeri ile bu hakk›n emperyalist istismar›na karfl› mücadele birbirinden ayr› fleylerdir. Uluslar›n Kaderlerini Tayin Hakk›, ezilen ulusun “ba¤›ms›z devlet kurma hakk›” ve “tüm zenginliklerine sahip ç›kma hakk›” olmak üzere birbirinden ayr›lamayacak iki unsurdan oluflmaktad›r. Emperyalizmle iflbirli¤i yap›larak UKTH kullan›lamaz. Kürt ulusal sorununun UKTH temelinde çözümü, sorunun emperyalizme aç›kça karfl› ç›k›larak çözülmesi demektir.


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

145

UKTH’ye dayanarak savunulan “ba¤›ms›z devlet kurma hakk›”, kukla devlet kurma hakk› de¤ildir! UKTH kalkan yap›larak, Kuzey Irak’ta oldu¤u gibi, emperyalist bir projenin Truva at› olacak “kukla devlet”lerin kurulmas› savunulamaz. Öte yandan bütün “temel haklar” için oldu¤u gibi, “Uluslar›n Kaderlerini Tayin Hakk›’n›n” da bir “ss›n›r›” vard›r. Bu s›n›r, bu hakk›n baflka bir ulusun ayn› hakk›n› elinden alacak biçimde kullan›lamaz. ABD ve ‹srail’in Irak ve Filistin halklar›n› kölelefltirme plan›n›n bir parças› olarak gündeme getirilen Kürtlerin sözüm ona “Kendi Kaderlerini Tayin Hakk›”, meflru bir hak de¤ildir. Bu nedenle de Ortado¤u’da demokratikleflmeyi ve ilericili¤i gelifltirmez. Aksine Kürtler dahil, sorunun tüm taraflar›n›n gericileflmesini tetikler. Buna ba¤l› olarak, Kürt sorununun çözümünün sosyalist bir iktidar yarat›lmaks›z›n “ayr› devlet kurma hakk›”na indirgenmesi, sorunun çözüm sürecinin Türkiye devrimi sürecinden ayr›flmas›na ve çözüm güçlerinin zay›flamas›na neden olmakta; sorunu emperyalist istismara daha da aç›k hale getirmektedir. Oysa sorunun toplumsal eflitlik ve devrim sorunuyla kaynaflt›r›larak ele al›nmas› halinde, Kürt ulusal hareketinin, hem Türkiye’de, hem de tüm Ortado¤u’da güçlü bir devrimci dinamik olabilece¤i aç›kt›r. Türkiye’deki Kürt sorunu, di¤er boyutlar› aç›s›ndan da sadece “UKTH” çerçevesinde çözülebilecek bir sorun de¤ildir. Çünkü bu hak belirli bir co¤rafi temel üzerinde, yani ancak “bölgesel” olarak kullan›labilecek bir hakt›r. Oysa Kürtler, Kürt illerinin yan›nda Türkiye’nin dört bir yan›na yay›lm›fl bir halkt›r ve Kürt ulusal sorunu yaln›zca bir bölge ile s›n›rl› bir sorun de¤ildir. Sorunun bölgesel bir “siyasal ba¤›ms›z sorunu” (veya sömürgecilik sorunu) olarak ele al›nmas› sorunu çözmez,


146 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE aksine derinlefltirir. Kürt sorununun çözüm perspektifi, Türkiye toplumunda demokratik ve özgürlükçü bir birlikte yaflama düzeninin ve Kürt illerinin geri b›rakt›r›lm›fll›¤› sorununu çözecek bir siyasi-ekonomik rejimin kurulmas›n› birlikte kapsamal›d›r. Yani stratejik bak›fl aç›m›z, “kendi kaderini tayin hakk›” mücadelesini, Türkiye toplumunun bütününün s›n›fsal kurtulufl mücadelesi ile birlefltirmelidir. Bu ise Kürt ve Türk halklar›n›n emperyalizme ve oligarfliye karfl› birleflik, devrimci mücadelesinin gelifltirilmesinin zorunlu oldu¤u anlam›na gelir.

2. Kürdistan ve Türkiye’deki Devrimci Süreçlerin Ayr›flmas› 1984’te PKK’nin bafllatt›¤› silahl› mücadeleyle tarihsel bir dönüflüm geçiren Türkiye’deki Kürt halk›, ulusal sorun ekseninde, Türkiye toplumunun geri kalan k›sm›ndan özerk yeni bir politikleflme sürecine girmifltir. Bugün art›k Bat›’da yaflayanlar dahil olmak üzere Kürtler için ayr›, Türkiye halk›n›n Kürtler d›fl›nda kalan kesimi için ayr› bir politik sürecin bulundu¤u söylenebilir. Kürtlerin politik davran›fllar›n› belirleyen bu sürecin temel sorunu “ulusal demokratik haklar›n kazan›lmas›d›r”. Neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar› ve Ortado¤u’da emperyalist iflgal, iki kardefl halk aras›nda görülen politik parçalanman›n nesnel temelini oluflturmaktad›r. Bu nesnel temelde Kürt ulusal hareketi devrimci çizgiden uzaklaflma e¤ilimine girmektedir: Kürt ulusal hareketinin, Kirli Savafl döneminde verdi¤i devrimci milliyetçi tepkiler bu uzaklaflma e¤iliminin birinci dönüm noktas›n› oluflturur. Neo-liberal politikalar, tar›m›n tasfiyesi, mülksüzlefltirme, yoksullaflt›rma ve iflçilefltirme politikalar›, kitlesel göç dalgalar› karfl›s›nda verdi¤i liberal milliyetçi tepkiler bu e¤ilimin ikinci dönüm noktas›n› oluflturur. Ve Ortado¤u’da yeni emperyalist iflgal ve Irak’ta geliflen yeni “Kürt iflbirlikçi-


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

147

li¤i” karfl›s›nda verdi¤i pragmatik, f›rsatç› ve liberal tepkiler ise bu e¤ilimin üçüncü dönüm noktas›n› oluflturmaktad›r. Kürt ulusal hareketinin Türkiye devrimci sürecinden ayr›flmas›, bafllang›çta ona ba¤›ms›z bir geliflme ivmesi kazand›rm›fl ise de bu ayr›flma uzun vadede Kürt sorununun çözümünü güçlefltirmektedir. Çünkü bu ayr›flma Kürt sorununun çözümünü Ortado¤u’nun reel politik süreçlerine tabi k›lmakta, “Türkiye devrimi” gibi güçlü bir destek sürecinden mahrum b›rakmaktad›r. Kürt politik sürecinin özerkli¤i, özellikle Irak’›n ABD taraf›ndan iflgal edilmesinden sonra daha da güçlenmifltir. Kürt halk›n›n büyük bir bölümü, Kürt sorununun, mevcut uluslararas› güç dengelerinin deste¤iyle ayr› bir sorun olarak çözülebilece¤i kan›s›yla hareket etmektedir. Kürt halk›n›n özgürleflme yönündeki e¤ilimlerine damgas›n› vuran bu kan›, emperyalist güç dengelerinin Kürt sorunu için herhangi bir çözüm potansiyelini ifade etmedi¤i bir baflka devrimci geliflmeyle gösterilemedi¤i sürece gücünü ve etkinli¤ini sürdürecektir.

3. ‹ç Savafl Tehlikesi Kürt ulusal hareketi ile Türkiye devrimci sürecinin birbirinden ayr›lmas›n›n en temel görünümlerinden birisi, Türk halk› içerisinde Kürt ulusal hareketine karfl› ›rkç›-floven histeri dalgalar›n›n art›k yarat›labilir hale gelmesidir. Türk halk› içinde geçmiflte olmayan ›rkç› “Kürt düflmanl›¤›”n›n, buna karfl›l›k özellikle büyük kentlerdeki yoksul Kürt gençleri içerisinde de y›k›c› bir “Türk düflmanl›¤›”n›n geliflmeye bafllad›¤› görülmektedir. Bu düflmanl›k, Kürt ulusal hareketinin geliflmesinin daha ileri seviyelerinde y›k›c› ve gerici bir Kürt-Türk iç savafl›n›n gündeme getirilmesinin toplumsal temelini oluflturabilir. Kürt milliyetçili¤inin ABD’yi ve Irak’taki ABD iflgalini ka-


148 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE y›ts›z flarts›z destekleyen tutumu Türkiye’de “Kürt düflmanl›¤›n›n” sahte bir “anti-Amerikanc›l›k ve anti-emperyalizmle” meflrulaflt›r›labilmesine zemin haz›rlamaktad›r. Ayr›ca, hareketin 2005’te yeniden silahl› mücadeleye dönüflmesi, Türkiye toplumunun geri kalan k›sm› taraf›ndan, ABD ve AB emperyalizminin bölgesel düzeydeki sömürgeci müdahalelerinin bir ürünü olarak kavranmaktad›r. Kürt ulusal hareketinin emperyalizmin Türkiye’deki neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›na (AB ile bütünleflme ve DTÖ politikalar›na) sundu¤u siyasi destek, ilerici toplumsal muhalefetin geliflimini kösteklemektedir. Bu tutum, ezilen ulusun özgürlük talebiyle neo-liberal yeni sömürgecilik politikala r›na karfl› mücadele görevlerini karfl› karfl›ya getirmekte ve sol politikalarda belirsizli¤e neden olmaktad›r. Böylece Kürt ulusal hareketi, Türkiye’deki tek gerçek müttefikini zay›flatarak kendisine de zarar vermektedir. Kürt ulusal hareketinin sosyal içeri¤inin zay›flamas›, yoksul Türk emekçileri içinde ›rkç› ajitasyonun iflini kolaylaflt›rmaktad›r. Bu noktada, güvencesiz çal›flman›n bask›s› alt›nda giderek eriyen “örgütlü iflçi s›n›f›”n›n gerici tepkisinin bir özelli¤ine dikkat çekilmelidir. Mülksüzlefltirilerek yeni iflçi saflar›na sürüklenen ve güvencesiz çal›flmaya mahkûm edilen toplumsal kesimler içerisinde Kürt emekçileri a¤›rl›kl› bir yer tutmaktad›r. Bu olgu “örgütlü” iflçi s›n›f› ve kamu çal›flanlar› içerisinde güvencesiz çal›flma biçimlerinden kaynaklanan tehdidin “Kürtlere” yönlendirilebilmesi; yoksul ve çaresiz Kürt emekçilerinin “ellerindeki ifle göz diken” düflmanlar› oldu¤u duygusunun verilmesi için, baflta “devlet güdümlü sendikalar” olmak üzere birçok kanaldan etkili bir biçimde kullan›lmaktad›r.


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

149

4. Bir Devrimci Hareket Tarz› Olarak “Yeniden Kardeflleflme” Neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›n›n, bir “ayr›mc›l›k politikas›” olarak, Kürt ve Türk halklar›n›n devrimci eylemini böldü¤ü tarihsel eflikte, devrimci hareket, ayn› zamanda bir yeniden kardeflleflme hareketi olarak örgütlenmelidir. Türklerin ve Kürtlerin “yeniden kardefllefltirilmesi” ve “Kürt ulusal hareketi ile Türkiye’deki toplumsal devrim süreci aras›ndaki birli¤in sa¤lanmas›”, hem Türkiye devrimci sürecindeki t›kan›kl›¤›n afl›lmas› hem de Kürt ulusal hareketinin milliyetçi yozlaflmas›n›n önüne geçilmesi aç›s›ndan, bugünkü temel politik sorunlard›r. “Yeniden kardeflleflme”, sadece “silahlar›n b›rak›lmas›” ve “dostluk, kardefllik ça¤r›lar›” temelinde sa¤lanamaz. Yeniden kardeflleflme politikas›yla birlikte devrimci militan politikan›n görev ve sorumluluklar alan› genifllemektedir. Devrimci bir iktidar stratejisine ba¤l› olarak yürütülmesi gereken yeniden kardeflleflme politikalar›n›n temelleri flunlard›r: a) Yeniden kardeflleflme, neo-liberal yeni sömürgecilik politi kalar›na karfl› Türk ve Kürt halk›n›n devrimci eyleminin birli¤idir Kürt ulusal hareketi ile Türkiye devrimci hareketi aras›ndaki olumlu ba¤›n yeniden kurulmas›n›n, Türk ve Kürt halklar›n›n yeniden kardefllefltirilmesinin anahtarlar›ndan biri Kürt ulusal hareketine neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›na karfl› bir halk direnifli niteli¤ini kazand›rmakt›r. Bu, ezilen halk›n dinamizmini yeniden devrimci bir güç haline getirebilecek bafll›ca yoldur. Kürt sorununda çözümün sa¤lanmas› için “bugünkü siyasi liderli¤inin devrimcilefltirilmesi” (SDP, ESP), bu liderli¤in yerini alacak yeni bir siyasi öncünün yarat›lmas› veya Kürdistan’daki ulusal talepleri s›n›fsal kurtulufl sorununa tabi k›lan ye-


150 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE ni bir siyasi hareketin yarat›lmas› (TKP) gibi yollar›n tek bafl›na baflar›l› olmad›¤› görülmektedir. Bu durumda Kürdistan’da neo-liberalizme karfl› halk direnifllerinin afla¤›dan yukar› gelifltirilmesi yönündeki çal›flmalar, Kürt ulusal hareketiyle, Türkiye’deki ilerici halk hareketinin geliflme sürecini bütünlefltirmenin anahtar unsurlar›ndan biri olarak ele al›nmal›d›r. Türkiye’deki yeni sömürgeci y›k›m politikalar›yla Kürt ulusal sorunu iki önemli alanda iç içe geçerek geliflmektedir: Proleterlefltirme ve geleneksel tar›m›n y›k›lmas› politikalar›. Büyük göç dalgalar› halinde büyük ve orta boy kentlerin yeni iflçi stokuna dahil olan yoksul Kürt nüfusunun ve Diyarbak›r, Van, Batman gibi bölgenin büyük kentlerinde yarat›lan yoksulluk y›¤›lmas›n›n neo-liberal yeniden sömürgelefltirme politikalar›n›n bir “dayana¤›” haline getirilmekte oldu¤u bir gerçektir. Ucuz ve güvencesiz iflçili¤in en dip zeminlerine f›rlat›lan Kürt proletaryas› ve neo-liberal dilencilefltirme politikalar›n›n istilas›na u¤rayan Kürt k›r/kent yoksullar› bu yeni kölelik zincirinin dayana¤› olmayacakt›r. Halklar›n devrimci eyleminin birli¤i, ülkemizdeki bütün güvencesiz iflçileri, k›r ve kent yoksullar›n› s›n›fsal bir ortak cephede buluflturabildi¤i sürece toplumsal devrimi ilerletecektir. b) Yeniden kardeflleflme, Ortado¤u’da emperyalist iflgale karfl› halklar›n devrimci eyleminin birli¤idir Kürt ulusal sorununun, Türkiye’nin bir iç sorunu olman›n yan› s›ra, bir “Ortado¤u sorunu” oldu¤u da aç›kt›r. Bu nedenle devrimciler, Kürt ulusal sorununun çözümünü yaln›zca Türkiye devrimi sürecinin bir parças› olarak de¤il, ayn› zamanda Ortado¤u sorununun da bir bilefleni olarak ele almal›d›rlar. Bu nok tada Kürt ulusal hareketi, Türkiye devrimci hareketi ve Orta do¤u devrimci sürecinin, tek bir stratejik çerçeve içinde ele


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

151

al›nmas› zorunlu hale gelmektedir. Kürtler, büyük bir ço¤unlu¤u Türkiye’de yaflayan 20 milyonluk bir bölge gücüdür. Türkiye, Irak, ‹ran ve Suriye’nin bugüne dek izledi¤i ulusal bask› politikalar›, bugün emperyalist iflgal güçlerinin hareket alan›n› geniflleten siyasal sonuçlar yaratm›flt›r. Nitekim Kürtlere yönelik ulusal bask› politikalar›, ABD iflgalinin, Kürtler taraf›ndan desteklenmesinin temel dayanaklar›ndan biri olmufltur. Bu nedenle, tek bafl›na Kürt halk›n›n bugünkü ABD-yanl›s› yönelimini elefltirmek do¤ru ve gerçekçi bir de¤erlendirme tarz› de¤ildir. ABD’nin emperyalist iflgalinin yenilgiye u¤rat›labilmesi için bu büyük gücün ABD’nin yede¤inden ç›kar›lmas›, Ortado¤u halklar›n›n direnifliyle bütünlefltirilmesi temel bir önemdedir. Böylesi bir “birleflme” tek yanl› bir biçimde “Kürtlerin direnifle iltihak etmesi” biçiminde tasarlanamaz. Direnifl Kürt ulusal hareketinin dinamizmini kucaklayan bir politik programa kavuflturulmad›¤› sürece, böylesi bir birleflme sa¤lanamaz. Kürt halk›n›n politik özgürlük mücadelesinin, ABD’nin emperyalist iflgal politikas›n›n baflar›s›na ba¤›ml› hale gelmesi, Kürt sorununun köklü ve kal›c› bir çözümünü olanaks›z hale getirmektedir. Siyasi ba¤›ms›zl›¤›n›, ABD emperyalizminin Ortado¤u’daki iflgaline borçlu olacak bir Kürdistan’›n sömürge olmaktan kurtulamayaca¤› aç›kt›r. ABD iflgaline ba¤l› bir güç dengesine dayanan bugünkü siyasi özerkli¤in, ABD iflgalinin ortadan kalkt›¤› koflullarda bar›fl içinde sürdürülebilmesi olanakl› de¤ildir. Bölge uluslar›n› (Türkleri, Farslar›, Araplar›) düflman ilan ederek yaflanacak bir uluslaflma sürecinin, emperyalist mandac›l›¤› içsellefltirmifl bir ulus bilincine neden olaca¤› ortadad›r. Böylesi bir uluslaflma süreci, bir avuç iflbirlikçi d›fl›nda, genel olarak Kürt halk›na özgürlük getirmeyecektir.


152 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE ABD’nin olas› bir yenilgisi, Kürt halk›n› Arap ve Türk flovenizminin sald›r›s› karfl›s›nda yaln›z b›rakacakt›r. Bu nedenle, Kürt ulusal hareketinin bölgesel güç dengelerinin sars›lmas›na ba¤l› olarak kazanm›fl oldu¤u siyasi mevzilerini uzun dönemde koruyabilmesi ve gelifltirebilmesi için, ABD’nin Irak’taki iflgaline karfl› bölgenin di¤er halklar›n›n direnifl güçleriyle birleflmesi zorunludur. Kürt ulusal hareketi, Ortado¤u'nun bir halk lar mezbahas› haline gelmemesi için dar-milliyetçi hareket tarz›na karfl› aç›k tav›r al›nmas›n› ilke edinmelidir. Aksi taktirde tarih önünde bu vahim hatan›n sorumlulu¤unu üstlenmek zorunda kalacakt›r. c) Yeniden kardeflleflme, devlet terörüne ve ›rkç› kitlesel faflizme karfl› halklar›n devrimci eyleminin birli¤idir Kamplaflt›r›c› “Kürt düflmanl›¤›” politikas›, son y›llarda ›rkç› kitlesel gösterilere dönüflmeye bafllam›flt›r. Kürt hareketinin bunu kolaylaflt›ran eylem çizgisi ve kontrgerilla provokasyonlar› kitle faflizmini besleyen kanallar› oluflturmaktad›r. Faflizme karfl› mücadele dersleri bu tür durumlarda edilgen ya da karars›z kalman›n trajik öyküleriyle doludur. Yeniden kardefllik temelinde yükselen militan direnifl çizgisi, ›rkç›l›¤a ve faflizme karfl› mücadelenin bu yeni mevziinde de devrimci hareketin temel görevlerinden birini oluflturmaktad›r. d) Yeniden kardeflleflme, halka yönelik kitlesel fliddet eylem leriyle toplumu kamplaflt›ran ya da bu türden sald›r›lar› kesin bir tav›rla mahkûm etmeyen Kürt hareketine karfl› devrimci bir elefltiridir Bir zamanlar halklar aras›ndaki derin kardefllik ba¤lar›na afl›r› güvenerek hafife al›nan kitlesel fliddet eylemleri, içinde bulundu¤umuz konjonktürde ülkemizi toplumsal kamplaflman›n ve iç savafl›n efli¤ine getirdi. Bir özgürlük hareketi olarak Kürt


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

153

hareketinin, halka yönelen fliddet eylemleriyle aras›na kesin ve ciddi bir mesafe koymas› gerekmektedir. Halklar›m›z›n devrimci eyleminin birli¤i bu türden fliddet eylemleriyle devrimci bir hesaplaflmadan geçmektedir. E- Devrimci Bir Program ve Strateji ‹çin Hareket Noktalar›m›z

1. Türkiye Devrimi Yeni Sömürge Devrimidir Türkiye emperyalizmin yeni sömürgesidir. Türkiye devriminin dünya devrimci süreci ile yap›sal ba¤lant› noktas›, yeni sömürgecilik ile Türkiye halk› aras›ndaki çeliflki temeli üzerinde kurulmal›d›r. Bu nedenle, Türkiye solunun bugünkü programatik zemininin oluflumunda, neo-liberal yeni sömürgecilik politikas›na karfl› hangi stratejik konumun tercih edilece¤i önemli bir yer tutmaktad›r. Yeni sömürgecili¤in devrimci çeliflkisi, üretken altyap›n›n y› k›m› ile üretici s›n›f›n büyümesi aras›ndaki çeliflkidir; bir baflka ifade ile bu çeliflki, yeni-sömürgecilik ile iflçi s›n›f› aras›ndaki çeliflkidir. Dolay›s›yla, yeni sömürgecili¤in y›k›lmas› sorunu, toplumsal devrim, iflçi s›n›f› devrimi sorunudur. Yeni sömürgecili¤in dünyan›n dört bir taraf›nda patlak veren krizlerinde bu olgu kendisini apaç›k bir biçimde göstermektedir. Bu genel çerçeve Türkiye için de geçerlidir. Türkiye devrimi sömürgesel bir devrimdir. S›n›f iliflkileri, emperyalizmin IV. Bunal›m Dönemi’ne özgü mülksüzlefltirme-proleterlefltirme ve malilefltirme gerilimi içinde yeniden biçimlenmekte olan günümüz Türkiye’sinde, bu s›n›fsal gerilimin yan› s›ra, emperyalizmden kurtulufl, faflizmin y›k›lmas› ve ulusal sorunun çözümü gibi “demokratik” sorunlar, devrimci sürecin somut içeri¤inde merkezi bir yer tutmaktad›r. Türkiye’nin sömürge kapitalizmi, günümüze dek varl›¤›n› sürdüren “demokratik sorunla-


154 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE r›n›” çözen bir yönelime girmifl de¤ildir. Bu “demokratik sorunlar›n”, sömürge kapitalizminin ve onun bir parças›n› oluflturdu¤u emperyalist dünya sisteminin bugünkü koflullar› içinde, egemen s›n›flar ya da sistem taraf›ndan “afla¤›dan ya da yukar›dan” yöntemlerle “burjuva demokratik” çözümlere kavuflturulmas› da olanaks›zd›r. Türkiye devriminin siyasi yönünün bu sorunlar›n çözümüne yönelik anti-emperyalist/anti-faflist bir demokratik hareket olarak geliflmesi kaç›n›lmazd›r. Ancak, Türkiye devriminin genel çerçevesini belirleyen sömürgecilik iliflkileri, emperyalizmin gizli iflgaline dayanan ve sömürge tipi kapitalizm (çarp›k kapitalizm) üzerinden kurulan yeni sömürgecilik iliflkileridir. Bu nedenle, ülkemizde “emperyalizmden kurtulufl”, sömürge tipi ka pitalizmin y›k›lmas›yla; sömürge tipi faflizmin y›k›lmas›, halk demokrasisinin inflas›yla; “sömürge tipi modernleflmenin” üretti¤i toplumsal gericilik, (laikli¤i ana bafll›klar›ndan biri olarak ele alan ve kad›n devrimiyle iç içe geçen) bir kültür devri miyle; ulusal sorunun çözümü ise proletarya enternasyonalizmi ve Ortado¤u devrimci süreci temeli üzerinde sa¤lanabilecektir. Yine bu nedenle Türkiye devrimi süreci, proletaryan›n ideolojik ve fiili öncülü¤ünde geliflecektir. Devrimin temel toplumsal güçleri, iflçi s›n›f›, yoksul köylülük ve küçük burjuvazinin alt kesimidir. Kendisi bafll› bafl›na bir s›n›f oluflturmayan ayd›nlar ve üniversite gençli¤inin devrimci sürece kat›l›m›, iflçi s›n›f›n›n ideolojik-politik öncülük ve önderlik kapasitesiyle do¤ru orant›l› olacakt›r. Anti-emperyalist, anti-faflist toplumsal güçlerin bu s›n›fsal kompozisyonu nedeniyle Türkiye devrimi ancak sosya list bir halk hareketi olarak geliflebilir. Emekçi-yoksul halk s›n›flar›n›n dinamizmine dayal› bu devrimci sürecin flekillendirece¤i devrimci iktidar “proleter” nitelikli bir “halk iktidar›” ola-


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

155

cakt›r. Türkiye devrimi, devrimin demokratik ve sosyalist aflamalar›n›n iç içe geçti¤i, sosyalist yönün ön planda olaca¤› kesintisiz bir devrim süreci olarak ele al›nmal›d›r. Bir yeni sömürge devrimi olarak Türkiye devrimi, bir “ulusal kurtulufl hareketinden” çok, bir “toplumsal kurtulufl hareketi” niteli¤ini tafl›yacakt›r. “Toplumsal kurtulufl” hareketinin siyasi parolas› ise “iflçi s›n›f› iktidar›” de¤il, “halk demokrasisi” olacakt›r.36 Devrimin bu özgün yap›s›n› ortaya koymak, önceki sömürge devrimlerinden ve metropol devrimlerinden ay›rdetmek Sosyalist Halk Devrimi” olarak kaviçin Türkiye devriminin “S ramsallaflt›r›lmas› daha isabetli olacakt›r. Günümüz sömürge kapitalizminin ürünü olan s›n›f iliflkileri, neo-liberal sömürgecilik iliflkileriyle, bu iliflkilere tekabül eden yerel sermaye egemenli¤i tarz›n›n, sosyalist bir yönelimle ve kesintisiz bir devrim süreci içinde tasfiyesini öngören devrimci bir s›n›fsal-ekonomik dönüflüm program›n› zorunlu k›lmaktad›r. Genel anlamda emperyalist-kapitalist iliflkilerin tasfiyesi ile bu iliflkilerin güncel gerçekleflme biçimi olarak neo-liberal sömürgecilik iliflkilerinin tasfiyesi aras›ndaki do¤ru devrimci iliflkinin de yaln›zca bu tasfiye program›n›n sosyalist bir yönelime sahip olmas› sayesinde kurulabilece¤i aç›kt›r. Neo-liberal sömürgecili¤in ve emperyalist dünya sisteminin s›n›rs›z sermaye ç›kar› ilkesinin yerine toplumsal ç›kar ilkesini; tekelci sermaye yarar›na malileflme ilkesinin yerine halk s›36 Do¤u Avrupa’da Sovyet K›z›l Ordusu’nun himayesinde kurulan Komünist Partisi iktidarlar›n› nitelendirmek için kullan›ld›¤›ndan kimi tarihsel sorunlar tafl›d›¤›n› bilmemize karfl›n, “Halk Demokrasisi” kavram›, bizim gibi ülkelerde devrimin gündeme getirece¤i iflçi s›n›f› iktidar›n›n özgün niteli¤ini ortaya koymak için en uygun kavram olarak görünmektedir. “Halk demokrasisi” iflçi s›n›f› iktidar›n›n (proletarya diktatörlü¤ünün) özgün bir biçimidir. Bu “özgünlük”, yeni sömürge ülkelerdeki devrimci s›n›flar›n “proleterleflme yolunda” olmalar›na karfl›n, bu sosyal süreci ancak devrimci bir iktidar alt›nda tamamlayacak olmalar›ndan kaynaklanmaktad›r.


156 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE n›flar› yarar›na üretimi; paran›n ve tüketimin mutlak egemenli¤i ilkesinin yerine toplumsal fayda ve eme¤in üretken dayan›flmas›n›n (ya da elbirli¤inin) egemenli¤i ilkesini koyan “halkç›” bir program; mülksüzlefltiren burjuvaziye karfl› mülksüzlefltirilen proletaryan›n; özel mülkiyetin yerine toplumsal mülkiyetin egemenli¤ini koymay› öngören devrimci bir sosyalist geçifl program› olarak tasarlanmal›d›r. Bu sosyalist geçifl program›, neo-liberal sömürgecilik iliflkileri içinde olgunlaflan temel s›n›fsal gerilimlerin devrimci çözümü ile sömürge kapitalizminin dünden bugüne devreden “demokratik sorunlar›n›n” devrimci çözümünü, “Halk Demokrasisi” düzleminde elde edilecek devrimci politik dönüflümler arac›l›¤›yla birbiriyle kaynaflt›ran ve birlikte ilerleten bir program olarak kavranmal›d›r. Sömürge kapitalizminin kurucu unsuru, Türkiye’nin politik, askeri ve ekonomik olarak “gizli iflgal” alt›na al›nmas›d›r. Ülkemizde “yerli” politik kurumlar, ordu ve sermaye “içerden fethedilmifltir”. Türkiye devletini, emperyalist sistemin basit bir bölgesel zor ve art›k aktarma ayg›t› haline getiren bu mutlak ba¤›ml›l›k iliflkileri, Türkiye halk›n›n bugünkü y›k›m›n›n temelidir. Bu temel üzerinde uygulanan neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar› Türkiye toplumunu Türk-Kürt, Alevi-Sünni, fleriatç›-laik gibi karfl›tl›klar ile hemflericilik, tarikatç›l›k gibi iliflki a¤lar› arac›l›¤›yla etnik, dinsel ve kültürel “kimlikler” üzerinden cemaatlefltirerek özel bir biçimde parçalamaktad›r. Böylece emekçiler ve ezilenler birbirlerine karfl› sürekli ve y›k›c› bir rekabete yöneltilmekte, neo-liberal sömürü ve egemenlik politikalar› için son derece uygun bir toplumsal zemin oluflturulmaktad›r. Türkiye toplumunda bir “Kürt-Türk savafl›n›” yak›n tehlike haline getiren de, linç hareketlerinin bu kadar kolay tahrik edilebilmesine olanak veren de, “darbe flakflakç›l›¤›n›” bu


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

157

kadar kolay popülerlefltiren de, “fleriatç›l›¤›” yoksullar›n en büyük “s›¤›na¤›” haline getiren de bu büyük toplumsal parçalanma tablosudur. Bu y›k›c› geliflme çizgisinin ortadan kald›r›lmas› için Türkiye toplumunun ulusal varl›¤›n›n yeniden tan›mlanmas›, emekçi halklar› yeni bir “ulus” ve “ulusall›k” kavram›yla yeniden bütünlefltiren, yaflad›¤› topraklar ve kendi üretti¤i zenginlikler üzerinde egemenli¤ini, kendi kaderini ve gelece¤ini belirleme hakk›n› kullanabilmesini sa¤layacak yeni, özgür ve ba¤›ms›z bir siyasi birli¤in yarat›lmas› zorunludur. Dine, etnik kimli¤e veya bir devlete ba¤l›l›¤a dayand›r›lan ve kendi ç›karlar›n› insanl›¤›n genel ç›karlar›ndan ve kurtuluflundan ba¤›ms›z bir ç›kar olarak gören ulus ve ulusall›k anlay›fl›, sömürücü s›n›flar›n önümüze koydu¤u ve bugünkü y›k›m›m›z›n temelini oluflturan mülkiyetçi ve bireyci toplumsall›k anlay›fl›n›n maskeleridir. Halklar›m›z›n esenli¤i bugün ancak, birbirlerinin insani varl›¤›n› bütün özellikleriyle birlikte kabul eden ve en genifl ortak iyili¤i üretmek üzere birlikte yaflama iradesi gösteren, bir eflitlik, özgürlük ve dayan›flma toplumunu ifade eden yeni, proleter bir ulus ve ulusall›k anlay›fl›na dayan›larak sa¤lanabilir. Böylesi bir ulusall›k anlay›fl› somut karfl›l›¤›n› ancak burjuva ulusall›¤›n›n s›n›rl› ufuklar›n› aflan, kendisini uluslar aras› devrimci sürecin bir parças› olarak tan›mlayan bir toplumsal devrim sürecinde bulabilir. Türkiye halklar›n›n ortak ve özgür birlikteli¤i, bu yeni temel üzerinde infla edilecek bir sosyalist halk devletinde somutlaflacakt›r. Sömürge tipi faflizm alt›nda yönetilen ülkemizde, devrimci toplumsal süreçler bafllang›çtan itibaren karfl› devrimin resmi ve sivil terörüyle bast›r›lmaya çal›fl›lmaktad›r. Bu nedenle, faflist teröre karfl› devrimci güçlerin aktif öz-savunmas› devrimci çal›flman›n temel bir unsurudur. Bu durum, devrimci sürecin bafl-


158 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE lang›çtan itibaren silahl› biçimler de kazanarak geliflmesini zorunlu hale getirmektedir. Yine bu nedenle, oligarflinin otoritesini, sosyal, kültürel ve teknik olarak zaafa u¤ratmaya elveriflli olan alanlar devrimci çal›flman›n temel geliflme alanlar› olarak de¤erlendirilmelidir. Bu bak›mdan, ülkemizdeki k›rsal alanlar, [kapitalizmin genel geliflme seviyesi, küçük ve orta köylülü¤ün çözülmesinin önemli ölçüde tamamlanm›fl olmas› ve ulafl›m, haberleflme vb. olanaklar›n ülkenin en ücra köflesine dek yay›lm›fl olmas› nedeniyle (Kürt illeri d›fl›nda)] flehirler karfl›s›ndaki üstünlü¤ünü yitirmifltir. Oligarflinin faflist otoritesinin kendili¤inden ve sürekli olarak zay›f oldu¤u bir alan bulunmamaktad›r. Buna karfl›l›l›k söz konusu otorite baz› alanlarda çok yönlü bir devrimci çabayla ve konjonktürel olarak zay›flat›labilmektedir. Bu alanlar›n bafl›nda yoksulluk y›¤›lmas›n›n yafland›¤› emekçi mahalleleri gelmektedir. Faflizm koflullar›nda yürütülen bir devrimci mücadelenin süreklili¤inin sa¤lanmas›nda önemli bir unsur da uluslararas› iliflkilerle sa¤lan›lan elveriflli koflullard›r. Bu bak›mdan Türkiye sol hareketi daha önce Filistin direnifli ve Avrupa’daki özgürlükçü hareketlerle kurdu¤u iliflkileri de¤erlendirebilmiflti. Bu temel bugün art›k önemli ölçüde daralm›flt›r. Irak’ta sürmekte olan direnifl, Kafkaslar, Orta Asya ve Balkanlar’daki istikrars›z politik ortamlarda ortaya ç›kan ilerici unsurlarla kurulacak uluslararas› dayan›flma iliflkileri bu noktada özel bir önem tafl›maktad›r. Tüm handikaplar›na ra¤men, ülkemizdeki sol birikim ve toplumsal duyarl›l›k, yaflad›¤›m›z bölgenin en ileri noktas›nda durmaktad›r. Dolay›s›yla bu durum ülkemizdeki ilerici toplumsal güçlere bölgemizdeki ilerici geliflmeler aç›s›ndan özel bir misyon yüklemektedir.


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

159

2. Bugünün Görevi Devrimci Hareketin Yeniden Yarat›lmas›d›r Türkiye devriminin anahtar sorunu, sömürge tipi faflist devlet ayg›t›n› y›kmak, bunun yerine emekçi halk›n devrimci demokratik iktidar›n› geçirmektir. Sömürge tipi kapitalizmin y›k›lmas› ve s›n›fs›z topluma do¤ru ilerleyen devrimci bir toplumsal dönüflüm sürecinin bafllat›labilmesi için ülkemizdeki halk s›n›flar›n›n iflçi s›n›f›n›n politik önderli¤i alt›nda iktidar mücadelesine seferber edilmesi zorunludur. Bunun için halk›n önüne devrimci politik alternatifi somut bir çözüm olarak koyabilecek nitelikte, halk›n oligarfliye karfl› aç›k ve örtük tepkilerini bu alternatife yöneltme görevine göre örgütlenmifl bir iflçi s›n›f› partisinin öncülü¤ü ve önderli¤i tayin edici önemdedir. Bu nedenle, devrime öncülük ve önderlik edebilecek nitelikte bir partinin bulunmad›¤› koflullarda devrimcilerin temel politik görevi, böylesi bir partiyi yaratmakt›r. Proletarya partisi, devrimci hareketin öncü ve ileri kadrolar›n› iflçi s›n›f› ideolojisi temelinde, devrimci politik program etraf›nda bir araya getiren partidir. Proletarya partisinin bu nitelikleri, soyut, keyfi nitelikler de¤il, somut, nesnel ve tarihsel niteliklerdir. Proletarya partisi, kendisine öznel (sübjektif) bir biçimde “devrimci öncü”, “ileri kadro” s›fatlar›n› yak›flt›ran unsurlardan de¤il, gerçekten günün devrimci hareketi içerisinde öncü ve ileri kadrolar olarak öne ç›kan unsurlardan oluflur. “Günün devrimci hareketi”, ka¤›t üzerindeki bir sosyalist program›n “savunulmas›” de¤il, içerisinde toplumun devrimci güçlerinin geliflti¤i gerçek ekonomik, politik, ideolojik çat›flmalard›r. “‹flçi s›n›f› ideolojisi”, Marksizmin mutlak ve tarih üstü bilgisi de¤il, gerçek toplumsal çat›flma sürecinin, iflçi s›n›f›n›n kurtuluflunu amaçlayan bir bak›fl aç›s›yla


160 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE incelenmesidir. Bu nedenle “proletarya partisinin yarat›lmas›” görevi, bu görevin içerisinde yerine getirilece¤i tarihsel-toplumsal koflullara ba¤l› olarak tan›mlanabilir. i- Partileflme Sorununu Nas›l Ele Almal›y›z?

Dünyadaki devrimci mücadeleler içerisinde iflçi s›n›f› partisine iliflkin kavray›flta görülen hatal› yaklafl›mlar, Türkiye’de devrimci mücadelenin yaflad›¤› tarihsel yenilgilerde önemli roller oynam›fllard›r. Önümüze koyaca¤›m›z “partileflme sürecini”, bugünün yeni koflullar›na ve (geçmiflin baflar›s›z deneyimlerini geride b›rakacak) devrimci bir gelecek tasar›m›na yan›t verecek bir biçimde tan›mlamam›z gerekir. Reel sosyalizmin sosyalist harekette neden oldu¤u dura¤anl›k ve k›s›rlaflmay› aflacak devrimci bir sosyalizm anlay›fl›n›n gelifltirilmesi aç›s›ndan Devrimci Yol hareketinin benimsedi¤i ve gelifltirdi¤i “partileflme süreci” anlay›fl›, baflar›lar› ve baflar›s›zl›klar› ile özel bir önem tafl›maktad›r. Devrimci Yol’un “ppartileflme süreci” anlay›fl›, devrimci partinin, halk›n devrimci iktidar›n›n örgütlenmesi sürecinin “bilinçli öznesi” olarak kurgulanmas› gere¤inden hareket eder. Halk›n devrimci iktidar›n›n “öznesi”, temel olarak iki unsurdan oluflur. Bunlardan birincisi, profesyonel devrimci kadrolar taraf›ndan yukar›dan afla¤› örgütlenen “devrimci parti”, ikincisi ise halk iktidar›n›n afla¤›dan yukar› örgütlenen “kitlesel organlar›d›r”. Halk›n devrimci iktidar›n›n oluflumunda devrimci parti bu sürecin “bilinçli öznesi”, kitlesel organlar ise bu bilincin toplumsallaflt›¤› temel yap›lar olarak ifllev üstlenir. Halk›n devrimci iktidar›n›n oluflum süreci bu her iki düzeyin birbiriyle olumlu karfl›l›kl› iliflkisi sayesinde ilerler.


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

161

Proletarya partisinin genel özelliklerine iliflkin bu yaklafl›m, proletarya partisinin kurulufl sürecinden itibaren göz önünde bulundurulmas› gereken bir hareket noktas›d›r. Bu nedenle, devrimci bir partinin yarat›lmas› süreci, günün devrimci çizgisinin devrimci s›n›flar içerisinde örgütlenmesi süreci olarak anlafl›lmal›d›r. Bu yaklafl›m “een genifl kitle çal›flmas› içinde en dar kadro çal›flmas›” olarak tan›mlan›r. Devrimci parti, özünde devrimcilerin birli¤idir ve Türkiye sosyalist hareketi, tarihsel ve güncel bir çok nedenle çok a¤›r bir politik parçalanma tablosu göstermektedir. Türkiye solu çok say›da parti, örgüt, çevreye bölünmüfl durumdad›r. Bu gruplar›n büyük bir ço¤unlu¤u birbirleriyle ilerici toplumsal hareketler içerisinde k›s›rlaflt›r›c›, y›prat›c› bir iktidar rekabeti içinde bulunmaktad›r. Bu tablo nedeniyle, toplumun devrimci s›n›flar›na önderlik edebilecek nitelikte bir devrimci partinin ayn› zamanda “ssolun birli¤ini” de sa¤lamas› gerekti¤i ortadad›r. Bu sorunu çözmek üzere s›k s›k giriflilen deneyimlerin baflar›s›z olmalar›n›n arkas›ndaki gerçek sorun, “devrimci kadrolar›n birli¤ine” bu kadrolar aras›nda kurulacak do¤rudan iliflkilerle (“masa bafl›nda”, “ka¤›t üzerinde”) ulafl›lmaya kalk›fl›lmas›d›r. Oysa “devrimcilerin birli¤i” sorunu, ancak “devrimci eylemin birli¤i” çerçevesinde çözülebilecek bir sorundur. fiu anki durum; devrimci yap›lar aras›nda zaman zaman çeflitli mücadele konular› üzerinden kurulan eylem birlikleri fleklindedir. Bu iliflki biçimlerine devrimci hareketin birli¤i zeminini güçlendirecek içerikler (ideolojik tart›flmalar›n içeri¤inin zenginlefltirilmesi, sol içi fliddetin engellenmesi, ortak bir etik yarat›lmas›, vb.) kazand›r›lmal›d›r. Partileflme süreci, halk›n devrimci iktidar›n›n örgütlenmesi sürecinin bir parças› olarak ele al›nmal›d›r. Bu nedenle, partilefl-


162 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE me sürecindeki devrimciler, devrimciler örgütünü devrimci s›n›flar›n “yerine koymamal›”, buna karfl›l›k, devrimci s›n›flar›n “kendili¤inden devrimci e¤ilimlerine” de “bilinçli öznenin” rolünü yüklememelidirler. Devrimciler örgütü, ne “gelecek toplumun bir nüvesi” ne de basit bir “savafl” veya “yönetim” örgütüdür. Devrimciler örgütü, “devrimci hareketin bilinçli politik öncüsü ve önderidir”. “Gelecek toplumun nüvesini” oluflturacak alternatif iliflkiler, devrimciler örgütünün eylemine ba¤l› olarak halk içerisinde yarat›l›r. Devrimciler örgütünün “öncü-savaflç›” ve “önder” niteli¤inden hareketle, devrimciler örgütünü bir askeri ayg›ta veya “seçkin” bir otorite merkezine indirgeyen yaklafl›mlar bu nedenle hatal›d›r. Devrimciler örgütü, halk›n bütün kesimleri ile iliflkisini, kitlelere devrimci bir varolufl kazand›rman›n temellerini oluflturacak bir tarzda kurmal›d›r. Halk içinde eflitlikçi, özgürlükçü demokratik iliflkilerin, ortaklaflmac›l›¤›n, cinsiyetçili¤in ve ayr›mc›l›¤›n reddinin bir hareket kültürü olarak gelifltirilmesi ve yerlefltirilmesi, devrimci eylem çizgisinin örgütlenmesinin somut görünümleri olmal›d›r. Halk› özgürlefltirmeyen, demokratlaflt›rmayan, kollektiviteye yöneltmeyen, halk içindeki gerici kültür kal›nt›lar›n› ad›m ad›m ortadan kald›rmayan bir kitlesel eylem çizgisiyle halk›n devrimci iktidar›na özgü iliflkiler yarat›lamaz. “Partileflme” sorununun çözümünü önümüze koydu¤umuzda, asl›nda tek bir sorunun de¤il, bir sorunlar dizisinin çözümünden söz etti¤imizin fark›nda olmal›y›z. Bu sorunlar›n bafll›calar› flunlard›r. Bunlar ayn› zamanda “bugünün örgütünün” önüne koydu¤u görevlerdir: 1) Günün somut devrimci kavray›fl›n›n üretilmesi (yani devrimci ideolojinin somut tarihsel koflullarda yeniden üretilmesi);


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

163

2) ‹lerici “halk hareketleri” ve devrimci politik hareketlerin bir bileflkesi olarak, ilerici bir toplumsal muhalefet sürecinin yarat›lmas›; 3) Yeni bir devrimci kadro kufla¤›n›n yarat›lmas›; 4) Hem bu kadrolar aras›nda, hem de bu kadrolarla devrimci s›n›flar aras›nda, düzenin her türlü sald›r›s›na karfl› koyabilecek güçte ve devrimci kadrolaflma ile halk hareketlerinin birbirlerini karfl›l›kl› olarak güçlendirdikleri iliflkilerin yarat›lmas› Politik mücadelede kavramam›z gereken ana halkay› bu çerçevede saptamam›z gerekir. ii- Devrimci Bir Halk Hareketinin Ana Halkas›

Ülkemizdeki neo-liberal yeni sömürgecilik iliflkilerinin ve bölgemizdeki emperyalist politikalar›n çok say›da toplumsal ve politik kriz üretti¤i aç›kt›r. Bu krizlerin her birinden devrimci bir toplumsal program›n türetilebilmesi olanakl›d›r. Ancak, mevcut egemenlik iliflkilerinin üretti¤i her kriz alan›, yukar›daki sorunlar›n çözümü aç›s›ndan ayn› etkide sonuçlar do¤urmamaktad›r. Örne¤in, Kürt sorununun silahl› çat›flma biçimlerine dönüflerek derinleflmesi, Ortado¤u’daki ABD iflgalinin bölgesel düzeyde yaratt›¤› y›k›m ve tehdit, AB üyeli¤i sürecinin y›k›c› sonuçlar› gibi konularda geliflen toplumsal ve politik muhalefet hareketlerinin, yukar›daki yönleri içeren devrimci bir halk hareketine eksen oluflturabilme olanaklar› zay›ft›r. Bu zay›fl›¤›n birkaç temel nedeni bulunmaktad›r. Bunlar›n bafl›nda 1980 yenilgisinin sonras›nda, sosyalist hareketin Türkiye halk› içinde bu yenilginin yaratt›¤› tahribat› aflacak yeni bir politikleflme sürecini flu ana kadar harekete geçirememifl olmas› bulunmaktad›r. Türkiye solu y›llard›r bir “yenilgi içinde çöküfl” süreci yaflamaktad›r. Sosyalist hareket, Tür-


164 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE kiye halk› için “inand›r›c›”, “güvenilir” bir çekim merkezi oluflturabilmek aç›s›ndan 1980 yenilgisiyle yitirdi¤i prestijini yerine koyamam›flt›r. Sol politikalar›n emekçi halk›n hoflnutsuzluklar›n› karfl›lamak aç›s›ndan inan›l›rl›k ve güvenilirliklerini yitirmeleri nedeniyle, egemen s›n›flar›n en ciddi politik krizleri dahi solun yeniden alternatif olarak yükselebilmesine kap› aralamamaktad›r. ‹kinci neden, bütün bu alanlarda toplumsal-politik saflaflmalar›n “sol ve s›n›f d›fl›” (milliyetçi-liberal-pasifist) bir hegemonya içinde gerçekleflmekte olufludur. Türkiye sosyalist hareketi bu alanlarda sol politikalar› öne ç›karan özel bir iradi zorlama olmaks›z›n ve s›n›f hareketinin müdahalesini seferber edemedi¤i sürece bu sol-d›fl› unsurlar›n kuyru¤una tak›lmaktan kaç›namamaktad›r. Üçüncü olarak, bu çat›flma eksenlerinde, egemen s›n›flar›n ve di¤er politik aktörlerin zorlamas›yla kitlelerin “kat›l›mc›-destekçi” oldu¤u tek tarafl› bir iliflki tarz› yerleflmifltir. Halk s›n›flar›n›n devrimci bir biçimde yeniden politikleflmesi aç›s›ndan bu yerleflik iliflki tarz› ket vurucu bir unsur durumundad›r. Bir politik muhalefet süreci, halk›n afla¤›dan yukar›ya hareketi siyasi saflaflman›n sürükleyici bir unsuru haline getirilemedikçe, emekçi s›n›flar›n kendi konumlar›n›n ve ç›karlar›n›n somut bilincini edindikleri bir süreç olamaz. Bu listeyi uzatmak olanakl›d›r. K›saca toparlarsak, özel, profesyonel iç-politika merkezleri ile büyük uluslararas› güçlerin afl›r› hareketli olduklar› gündemler etraf›nda yo¤unlaflan siyasi taktikler, emekçi halk›n devrimci hareketini yaratma görevi aç›s›ndan, bugün için elveriflli de¤ildir. Kavramam›z gereken ana halka, neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›n›n y›k›c› toplumsal etkilerine karfl› halk müca-


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

165

delelerinin yükseltilmesi ve bütünlefltirilerek politik mücadele alan›na tafl›nmas›d›r. Ülkemizde, neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›n›n y›k›c› toplumsal etkileri çeflitli ana bafll›klar alt›nda ortaya ç›kmaktad›r. Bunlardan birincisi ve en önemlisi temel hizmetler alan›n›n piyasalaflt›r›lmas› ve özellefltirilmesi sürecidir. Ülkemizde temel hizmetler alan›n›n piyasalaflt›r›lmas›, halk›n sa¤l›k, e¤itim, iletiflim, bar›nma, enerji ve ulafl›m gibi temel gereksinimlerinin uluslararas› sermayenin de¤erlenme alan› haline getirilmesini hedeflemektedir. Bu süreç “emperyalist sermaye birikimi sürecinin” do¤rudan bir parças›d›r. Temel gereksinimlerin bu biçimde meta üretimi konusu haline getirilmesiyle yoksulluk ve güvencesiz çal›flma koflullar›nda büyük ölçekli bir art›fl meydana gelmektedir. Ancak bu politikan›n tek sonucu ezilen y›¤›nlar›n ekonomik ve sosyal koflullar›nda ortaya ç›kmamaktad›r. Bu politikalar ayn› zamanda devletle halk aras›ndaki iliflkilerde bir de¤iflimi de beraberinde getirmektedir. Devletin temel hizmetlerin kamusal sunucusu olmaktan ç›kmas›, halk›n devlete duydu¤u “minnet” duygusunu zay›flatmakta, geçerli “devlet anlay›fl›” hakk›nda soru iflaretlerinin artmas›na neden olmaktad›r. Bir baflka ifadeyle, temel hizmetlerin kamusal niteli¤inin ortadan kald›r›lmas›, oligarflinin siyasi hegemonyas›n›n temelini, yani “yönetme meflruiyetinin temelini” zay›flatmaktad›r. Bu politikan›n bir di¤er sonucu ise “kamusal alan›n” tasfiye edilmesi ve kurulu düzenin yurttafllar aras›nda resmi hiçbir dayan›flma alan›na yer b›rakmamas›d›r. K›sacas›, temel hizmetlerin kamusal niteli¤inin ortadan kald›r›lmas›na karfl› mücadele, ekonomik, politik ve kültürel düzeylerin tümünü içine alan bir mücadele cephesidir. E¤itim ve sa¤-


166 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE l›k hizmetlerinin paras›z, eflit ve nitelikli hale getirilmesi istemi yaln›zca kitlelerin yaflam koflullar›n› iyilefltirme yönündeki temel bir talebinin dile getirilmesi de¤ildir. Bu talep hareketi, ayn› zamanda kurulu politik egemenlik sisteminin ve neo-liberalizmin topluma dayatt›¤› kültürel kodlar›n sosyalist bir elefltirisinin gelifltirilmesi için de uygun bir s›n›f mücadelesi alan›n›n kurucu unsuru olarak kavranmal›d›r. Halk›n e¤itim, sa¤l›k, bar›nma, elektrik ve su gibi temel yaflamsal ihtiyaçlar›na ulaflmas›nda pazar iliflkilerini belirleyici hale getiren bu süreç karfl›s›nda gelifltirilen halk mücadeleleri, bugünkü devrimci politikleflme süreci aç›s›ndan çok ciddi olanaklar sunmaktad›r. Bu olanaklar›n bafl›nda, neo-liberal doktrinin temel tezleriyle en keskin karfl›tl›k halinde bulunan sosyalist perspektifin halk›n gündelik ç›kar›yla genel ç›karlar›n› birlefltirme gücü gelmektedir. “‹nsanca yaflamak” talebinin somut harekete geçirici gücü, afla¤›dan yukar›ya geliflecek eflitlikçi kitle hareketleri ile kamusal alan›n yeniden yarat›ld›¤› bir süreci ortaya ç›karmak aç›s›ndan güçlü bir temel sa¤lamaktad›r. Temel hizmet gereksinimlerine yönelik sald›r›n›n durdurulmas› mücadelesinde, halkç› bir kamusall›k anlay›fl›n›n savunulmas› için oluflturulacak halk örgütleri ve bu örgütlerin gerek kurulufluna önayak olan, gerekse de mücadele süreci içinde program›n›n, politikas›n›n ve taktiklerinin yarat›lmas›na öncülük eden unsurlar, ilerici halk hareketinin yeni bir kadro kufla¤›n›n içerisinde geliflti¤i bir kesim olacakt›r. Neo-liberal y›k›c›l›¤›n ikinci temel yönünü, yoksullaflt›rmaproleterlefltirme-güvencesizlefltirme politikalar› oluflturmaktad›r. Bu politikalar karfl›s›nda, yeni iflçi kitlesine emek piyasas›nda s›n›fsal temelde örgütlü bir varolufl kazand›ran, emek piyasas›-


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

167

n›n esnekli¤ini bu yolla s›n›rland›rarak iflçi s›n›f›n›n genel konumunu güçlendiren çabalar, bugünkü devrimci politikleflme sürecinin bir baflka temel unsurunu oluflturmaktad›r. Bu çabalar, yoksullu¤a karfl› mücadeleden, güvencesiz iflçilerin sendikal hak ve özgürlük mücadelelerine, geleneksel iflçi kitlesinin “bölünmeye” karfl› mücadelesine dek uzanan bir yelpazede geliflmektedir. Geleneksel iflçi hareketinin bugünkü yenilgisini aflacak yeni bir iflçi hareketi, bu üç düzlemde geliflen hareketlerin bir birli¤i olacakt›r. Bu noktada, proleterleflmifl halk hareketlerinin iki özgün yönünün Türkiye’de de ortaya ç›kt›¤› vurgulanmal›d›r. Yeni halk hareketleri güçlü feminist ve ekolojik duyarl›l›klar üzerinde geliflmektedir. Ülkemizde kad›nlara yönelik cinsiyetçi bask›ya karfl› en güçlü toplumsal hareketin Kürt halk› içerisinde geliflti¤i görülmektedir. Öte yandan, yoksullaflt›rma ve iflçilefltirme sürecinin belli bafll› hedeflerinden biri olan kad›nlar›n, yoksul mahallelerde temel hizmetlerin yeniden kamusallaflt›r›lmas› mücadelesinde öne ç›kt›klar› da ayr› bir olgudur. Bu iki dinami¤i kaynaflt›ran bir kitle mücadelesi çizgisinin yarataca¤› afla¤›dan-yukar› devrimci hareket potansiyelinin son derece güçlü oldu¤u görülmelidir. Ülkemizde ekolojik y›k›ma karfl› mücadelelerin geliflti¤i ve bu mücadelede köylülerin ve iflçilerin rolünün giderek ön plana ç›kt›¤› görülmektedir. Bu nesnel geliflim çizgisi, sosyal ekolojinin, ekolojik hareketler içerisinde öne ç›kmas›n› olanakl› hale getirmektedir. Neo-liberal y›k›c›l›¤›n üçüncü temel yönünü, tar›msal alanda küçük ve ba¤›ms›z çiftçili¤in tasfiyesine yönelik politikalar oluflturmaktad›r. Bu politikalar, yaln›zca küçük ve orta köylü-


168 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE lü¤ü ba¤›ml› çiftçiler haline getirmekle kalmamaktad›r. Kürt sorununun yol açt›¤› göç hareketleri, tar›m iflçili¤inin giderek yayg›nlaflmas›na olanak sa¤layarak k›rdaki proleterleflmeyi de¤iflik yönlerde geniflletmektedir. Tar›msal y›k›m politikalar›na karfl› mücadelede, k›rdaki bu proleterleflmeden kaynaklanan dinamizmi bütün unsurlar›yla içerecek bir harekete dönüfltürmek ancak sosyalist bir bak›fl aç›s›yla olanakl› olacakt›r. Di¤er yandan tar›m alan›nda yaflanan y›k›m yaln›zca k›rsal s›n›flar taraf›ndan hissedilmemektedir. Tar›mda yaflanan y›k›m, bir yandan g›da gereksiniminde ithalata ba¤›ml›l›¤› art›rarak ekonominin k›r›lganl›¤›n› derinlefltirmekte, di¤er yandan ise geneti¤i de¤ifltirilmifl organizmalar (GDO) gibi zararl› unsurlar›n g›da teknolojilerinde etkin hale gelmesiyle halk sa¤l›¤› için büyük ölçekli tehditler yaratmaktad›r. Dolay›s›yla, köylülerin neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›na karfl› mücadeleleri ile kent emekçi s›n›flar› aras›nda güçlü mücadele ba¤lar›n›n kurulabilmesinin olanaklar› genifllemektedir. Neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›n›n neden oldu¤u dördüncü temel y›k›m, bizzat devletin yap›s›nda ortaya ç›kmaktad›r. “Sosyal devletin” ortadan kald›r›lmas›, büyük bir siyasi yozlaflma kayna¤› haline gelmifltir. Temsil iliflkileri alan›nda seçmenleri müflteri, siyasi partileri dar ç›kar örgütleri haline getiren bir süreç h›zla ilerlemektedir, parlamentonun halk iradesinden kopuflu tam anlam›yla gerçekleflmektedir. Di¤er yandan, kitle örgütlerinin STK’laflt›r›lmas› (güdümlü, seçkinci-profesyonel örgütler haline getirilmesi) yoluna gidilmektedir. Böylece emekçi-yoksul kitlelerin siyasallaflma kanallar› daha bafltan çürütülerek, s›n›fsal talepler aç›s›ndan kullan›lamaz hale getirilmektedir. Dolay›s›yla neo-liberal yeni sömürgecilik politikalar›n›n dayatt›¤› siyasi iliflki kurma biçimlerine karfl› mücadeleler,


TÜRK‹YE’DE YENISÖMÜRGECILIK

VE

DEVR‹MC‹ POL‹T‹KA

169

hem do¤rudan demokrasi yönelimleri içermeli hem de yenidevrimci bir politik ahlak ve kültür oluflturmay› amaçlamal›d›r. Bu mücadelelerde devrimci sosyalist bak›fl aç›s›yla yarataca¤›m›z halk örgütleri ve kitlesellefltirilen toplum elefltirisi, Türkiye toplumunun devrimci dinamizmini a盤a ç›karacakt›r. Devrimci Hareketin hayat damar› bu dinamizmle kurdu¤u ba¤dad›r.


SONSÖZ Devrimci mücadele yeni bir tarihsel döneme girmektedir. Neo-liberal sald›r›n›n ilk ataklar›na karfl› çeflitli toplumsal direnifllerin yükseldi¤i ve eski s›n›fsal mevzilerin ve kazan›mlar›n korunmaya çal›fl›ld›¤› direnmeci ve savunmac› bir tarihsel dönemin art›k sonuna gelindi. Yeni sömürge kapitalizminin yeni çeliflkilerinin devrimci biçimlerde örgütlenmesine ve halk›n afla¤›dan devrimci at›l›m›na dayanan yeni bir döneme girilmektedir. Yaklafl›k çeyrek as›rd›r tarihsel bir karfl›devrimci sald›r› dalgas› alt›nda bulunuyoruz. Sosyalizmin, emek hareketinin ve devrimci hareketin kazan›mlar›n› ad›m ad›m ele geçiren sald›r›, neoliberal program›n kurmayl›¤›nda emperyalizmi, yeni sömürgecili¤i ve sömürge kapitalizmini yeniden yap›land›rmaktad›r. “Gelecek güzel günler” müjdeleyen neo-liberal vaatlerin tersine, gelinen noktada görülmektedir ki, yeni sömürge kapitalizminin krizleri, ancak, fliddeti sürekli yeniden yap›land›ran ve toplumsal eflitsizlikleri derinlefltiren politikalarla yönetilebilmektedir. Düzenin krizli yap›s›ndan kaynaklanan faflist terörle birlikte dilencilefltirme politikalar›, ezilenlerin militan direniflçi özünü bo¤an karfl›devrimci bir alternatif olarak gelifltirilmektedir. Sürekli bir savafl hali ortam›nda, halk›n yarat›c› etkinli¤i neo-liberal piyasalar taraf›ndan emilirken, kurtuluflçu potansiyeli ›rkç› bir parçalanmayla ve ahlaki bir çürümeyle kuflat›lmaktad›r.


171 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE Bu çok yönlü sald›r›ya karfl›, seksenli y›llardan beri halk s›n›flar›, eski konumlar›n› korumay› hedef alan çeflitli tepki hareketlerine girifltiler. Elbette bunlar›n önemi yads›namaz. ‹nsan haklar› hareketinden Kürt ulusal hareketine, kamu emekçileri hareketinden, örgütlü iflçilerin mücadelelerine ve ö¤renci hareketinden yoksul mahalle direnifllerine kadar birçok alanda, özsavunma duyarl›l›¤›yla gelifltirilen mücadeleler uzun süre ilerici toplumsal hareketin omurgas›n› oluflturdu. Ne var ki bu hareketler, salt tepkiselli¤in ya da direnifl ve savunma konumlar›n›n yetersiz kald›¤› bir tarihsel noktada dramatik k›r›lmalar, daralmalar ve geri çekilmeler yaflamaktad›r. Üstelik bu hareketlerin ço¤u çeflitli emperyalist fonlar, liberal ideolojik hegemonya, ‹slamc› ya da milliyetçi ak›mlar›n etkisiyle, zamanla düzen d›fl› ya da düzen karfl›t› niteli¤ini yitirmekte ve düzenin yeniden kurulufluna hizmet eden unsurlara dönüflmektedir. Öte yandan, düzenin her tökezlemesinde, ezilenler, kendilerine özgü biçimlerde, “neo-liberalizmin alternatifsizli¤ini” her geçen gün daha fazla “sorgulamaktad›r”. En saf ve kendili¤inden kitlesel halleriyle gündeme gelen ezilenlerin hareketlili¤i, dinsel/mezhepsel, etnik ya da mahalli de¤erlerin diliyle kendini ifade etmektedir. Bunlar, kimi zaman gerici ve ›rkç› tepkiler, kimi zaman kör bir kitle fliddeti, kimi zaman anl›k hak ve talep patlamalar› olarak yüzeye ç›karken; ço¤unlukla da dipten sessizce seyreden örtük bir huzursuzluk olarak kendi zaman›n› beklemektedir. Bugün düzen d›fl› ve düzen karfl›t› devrimci toplumsal bir harekete henüz dönüflmemifl bulunan bu tepkilerin örgütlenmesi, devrimci politikan›n temel sorunlar› ve görevleri aras›nda yer almaktad›r. Daha çok ‹slamc› ve milliyetçi hareketlerin ilgi alan›na giren bu hareketler, sol liberaller için, yarat›c› hiçbir de¤er tafl›mayan y›k›c› kitlesel fliddet hareketleridir. Geleneksel sol için


SONSÖZ

172

ise, politik s›n›f hareketi olarak de¤er tafl›mazlar. Oysa her ne kadar, devrimci bir iktidar mücadelesinin politik diliyle donat›lmam›fl “apolitik tepkilerle” ortaya ç›ksalar da, bu hareketlilikler, s›n›f mücadelesinin ilksel biçimleri olarak ciddi bir politik potansiyeli ifade etmektedirler. Bu hareketlerin neye meylettikleri ve kendilerini hangi dille ve hangi biçimlerde ifade ettikleri elbette önemlidir. Ancak daha önemlisi, bu hareketlerin ayn› zamanda kurulu düzene yönelik bir reddiye bar›nd›rmalar›d›r. Kendi haline b›rak›ld›¤›nda mutlaka düzenin egemenlik temelini, Siyasal ‹slam’› ve milliyetçili¤i besleyen bu reddiyelerin “umutsuz aray›fllar›nda”, ayn› zamanda toplumsal devrimin isyanc› enerjisi birikmektedir. Devrimci hareket bugün ancak halk›n afla¤›dan devrimci at›l›m›n› örgütleyen elefltirel, yenilenmeci ve kurucu bir hareket olarak geliflebilir. Halk›n devrimci at›l›m› için gerekli kitlesel dinamizm ve memnuniyetsizlik ülkemizde fazlas›yla bulunmaktad›r. Bu anlamda “halk siyaseti”, görmezden gelinemez bir biçimde varl›¤›n› ilan ediyor. Üstelik kastedildi¤i gibi “marjinal alanlarda” geliflen asayifl vakalar› olarak de¤il; tam da “merkezde”, siyasal rejimin ve piyasan›n kuruldu¤u yerlerde geliflen hak ve talep hareketleri olarak. Bu hareketler, proletaryan›n büyük zorluklarla elde etti¤i ilk kazan›mlar› yeni bir çat›flma zemininde ve yeni bir içerikle sahiplenmektedir. Halk›n ba¤r›ndaki çeliflkiler h›zla proleterleflmektedir. Henüz saf biçimiyle proletaryan›n devrimci hareketinden söz edilmese de, halk›n farkl› durufllar›, s›n›flar› ve katlar› bu sürecin de¤iflik çeliflki biçimlerinde konumlanmaktad›r. Art›k toplumsal hareketler, proletaryan›n davas›na konumlanm›fl ama indirgenmemifl özgün özlemlerle ortaya ç›kmaktad›r. Neo-liberal tar›msal y›k›ma karfl› direniflin köylü halkç› biçimleri, klasik köylü devrimlerinin ötesinde bir potansiyelle sorguluyor düzeni. Kad›n


173 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE hareketi, sadaka ve nafaka aras›na s›k›flm›fl “ma¤dur cinsin” politik muhalefeti olarak de¤il, flimdi bütün toplumsal hareketlerin dip ak›nt›lar›nda biriken bir enerji olarak ç›kmaktad›r tarih sahnesine. Elbette Kürt halk›n›n özgürlefltirici dinamikleri, flimdi yeniden kardeflleflme eyleminin dinamikleriyle de gündeme gelmektedir. Bütün karfl›devrimci k›flk›rtmalara karfl›n, özgür halklar›n “kardefllik ülkesi” yaratma yetene¤i, en ilerici anlam›n› proletaryan›n özgürlük davas›nda bulmaktad›r. Toplumsal özgürlük ve eflitlik, ancak afla¤›dan yukar› örgütlenen devrimci bir halk hareketi olarak geliflebilir. Zaten ezilenlerin gerçek devrimci gücü, buradan, toplumsal yenilenme dinamiklerini sermaye iktidar›n›n ve çürüme istencinin karfl›s›na dikmesinden ileri gelmektedir. Bu nedenle, bunca kapitalist zafere ve sosyalist yenilgiye ve hepsinden önemlisi, eme¤e karfl› neo-liberal sald›rganl›¤a karfl› devrimci mücadele sürekli kendini yenileyen bir kararl›l›kla yeniden ortaya ç›kmaktad›r. Mücadelede ileri do¤ru at›lan her ad›mda halk, kendisinden gasp edilmifl olan devrimci öznellik konumunu yeniden ele geçirecektir. Büyük toplumsal altüst olufllarda kendi özgün geleneksel kimli¤inden kopart›lan halk, mücadele içinde yeni bir kolektif devrimci özne kimli¤i kazanacakt›r. Emekçi halk›n çok cepheli mücadeleler içinden uzanaca¤› bu devrimci bilinç, ancak ve öncelikle bu mücadeleleri iflçi s›n›f›n›n bak›fl aç›s›yla örgütleyen bir devrimciler örgütünde somutlaflacak ve mücadele içindeki devrimci öncülerin, emekçisi olduklar› halk mücadelelerini daha ileri politik mevzilere tafl›yan çabalar›yla ço¤alacak, nesnel bir güç haline gelecektir. ‹flte bu koflullarda, yeni sömürge kapitalizmine karfl› devrimci bildirgenin ça¤r›s›, solun liberal ve geleneksel biçimlerinden ödünsüz bir kopufl karar› ve halk›n da¤›n›k tepkilerinin ça¤›n en ileri devrimci hareketi olarak örgütlenmesi ça¤r›s›d›r. Bu-


SONSÖZ

174

gün halk›n devrimci yolunda, emin ad›mlarla kendi zaman›na yürüyen devrim, gelecek güzel günlere mühlet verilmifl bir ertelenmifllik de¤il; kesintisiz güncel taleplerle, neo-liberal toplumsal düzeni boydan boya kat eden bir yürüyüfl koludur. Elbette s›f›rdan bafllam›yoruz. Sosyalizmin ve devrimci hareketin miras›ndan gelen özgürleflmifl bir insanl›k deneyimi ve say›s›z zenginliklerle dolu ö¤retici mücadele pratikleri tarihsel öncüllerimiz aras›nda yer almaktad›r. Proleter halk›n en büyük davas› olarak sosyalizm, neo-liberal toplumsal düzene karfl› en canl› ve güncel çat›flma alanlar›ndan birini oluflturmaktad›r. Gelecek toplumsal tasar›mlar›, ütopyac› gelecek hayali olmaktan ç›karan, onlar›n bugünden hayata geçirilmeye bafllanmas›d›r. Bugün, proletaryan›n davas› olarak sosyalizmi savunmak, tarihsel öncüllerimiz, somut güncel çat›flma ve özgürlük hayalleriyle tek bir devrimci çizgide buluflmak anlam›na gelmektedir. Sosyalizmi savunmak, onu, neo-liberal suretli burjuva uygarl›¤a karfl›, “halk›n bar›nma hakk›”, “sa¤l›k hakk›”, “suyu koruma meclisi”, “güvencesiz iflçiler hareketi” pratikleriyle örülmüfl özgürlefltirici yenilenme hareketleri içinde s›namaktan geçmektedir. Burada “sosyalizm güzellemelerine” ya da “kara çalmalara” yer yok. Sosyalizmi sahiplenmek, onun eski biçimlerini tekrar etmek anlam›na gelmez. Sahiplenmek, “geçmiflteki bütün ezilmifl özlemlerin ve baflar›s›z devrimci giriflimlerin bilinciyle” onun baflaramad›klar›n› ve kaç›rd›¤› f›rsatlar› yenilenmeci devrimci bir inisiyatifle ele almakt›r. Türkiye devriminin fitilini yeniden ateflleme mücadelesinde, halk›n dik bafll› yarat›c›l›¤›n› ve her daim yeniden bafllama yetene¤ini gelifltirebilen devrimci gelene¤in pozitif y›k›c›l›¤› güvenilecek tek sa¤lam temeldir. Ve elbette mevzilenmelerin en sa¤lam›, halk›n ba¤r›nda köklü bir devrimci hareket gelene¤i


175 HALKIN DEVR‹MC‹ YOLU - B‹LD‹RGE olarak var olmakt›r. Devrimci hareket, altm›fllar ve yetmifller boyunca uzanan iki farkl› çat›flmay› boydan boya kat eden tek devrimci gelenektir. Toplumsal devrimin, yeni sömürgecili¤in ilk büyük krizinde patlak veren iki isyanc› ça¤r›s›, THKP-C ve Devrimci Yol’un sesinde yank›land›. Tüm zamanlar›n en sars›c› devrimci bildirgesinin, Komünist Manifesto’nun gelene¤i, Leninist kesintisiz devrimin evrensel mücadele ça¤r›s›yla, THKP-C’nin militan eyleminden geçerek, ayn› ödünsüz “proleter ahlak”, ayn› “tinsel cesaret” ve elbette her sözü kesintiye u¤ratan evrensel mücadele ça¤r›s› ve kendini aflman›n militan iddias›yla, flimdi Halk›n Devrimci Yolu’nda yeniden hayat buluyor. Ne var ki, devrimci miras›n sürdürülmesi, eski formüllerin tekrar edilmesi de¤ildir. Baflar›lamayanlar ve kaç›r›lan f›rsatlar, elbette önemli dersler aras›ndad›r. Ancak bugünün militanl›¤›, devrimci kurucu bir eylemlilik; salt isyanc›, ezilenlerin sesi ya da temsilcisi olma eylemiyle yetinmeden, neo-liberal sald›rganl›¤a karfl› direnifl içinde s›n›fs›z ve sömürüsüz bir topluma yönelen yeni bir toplumsal hareketin örgütlenmesidir. Dolay›s›yla, bugünün devrimci militanl›k konumu, halktan kopuklu¤u öznel bir mazeretin k›s›r döngüsüne dönüfltüren sol statükoculuktan ve halktan kopuklu¤un neo-liberal siyaset yörüngesine girmifl kaflarlaflm›fl siyaset biçimlerinden mütemadiyen kopuflu gerektirmektedir. Bugün devrimci militanl›k, halk›n ba¤r›ndaki f›rsatlara mevzilenmifl daimi bir haz›rl›kl› olufltur. Ba¤›ml› sömürge kapitalizminde mutlak kazançlar ve kay›plar yoktur; “mutlak k›r›lganl›klar” vard›r. Militan eylem, düzenin mutlak k›r›lganl›¤›nda mevzilenir. Devrimi tetikleyen, ans›z›n patlak veren beklenmedik bir tökezleme an›d›r. Bu tarihsel an, sadece tek bir siyasal ustal›¤a devrimci hareket potansiyellerini cömertçe sunar: inisiyatif alma ve sonuna kadar gitme cesareti.


hdy-bildirge  

H H A A L L K K I I N N D D E E V V R R ‹ ‹ M M C C ‹ ‹ Y Y O O L L U U B‹LD‹RGE Kas›m 2007, ‹stanbul Özel Say›: 1 I I I I I i- ABD Emperyal...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you