Page 1

Yeni Dünya İçin ÇAĞRI • Özel Sayı • Temmuz 2011 • Fiyatı: 1,00 TL

İşçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır! Ya kapitalist barbarlık içerisinde çöküş, ya Sosyalizm!

İşçiler Kendi Parlamentolarını kuracaklardır

10 Sendikadan Ortak Hareket Etme Kararı

Tunus Dersleri

Güvercin Anıldı

18. Yılında Sivas Katliamı

Kıdem Tazminatı, Esnek Çalışma… Emekçiler Torba'ya Girmeyecek!


İŞÇİLER ER YA DA GEÇ KENDİ PARLAMENTOLARINI KURACAKLARDIR! Desen: Abidin Dino

B

Temmuz 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

iz işçiler 12 Haziran seçimlerinde taraf olduk.

2

Kimimiz bu seçimlerde AKP’ye, k i m i m i z CHP ’ye , k i m i m i z MHP’ye ve kimimiz de Barış, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’na oy verdik. Az sayıda işçi arkadaşlarımız küçük partilere oy verdi. Bunların bir bölümü sermaye karşıtı olduğunu söyleyen partilere, bir bölümü ise sermayenin küçük partilerine oylarını verdi. Evet, oy kullanma hakkı olan seçmenlerin yüzde 13 kadarı ise ya bu seçimleri boykot etti ya da oy kullanmayarak düzene olan güvensizliğini ifade etti. Bu seçimlerde en doğru tavır da bu idi. AKP’nin iki dönemden sonra oy kaybına uğrayacağını söyleyenlerin aksine onlar oylarını görece olarak da artırdılar. Peki, yaklaşık yüzde 50 civarında AKP’ye ya da diğer burjuva partilerine oy veren işçiler ve emekçiler doğru mu yaptı? Kendi sınıfının çıkarlarını bir tarafa bırakıp sermayenin çıkarlarının savunuculuğu yapan partilere oy veren işçiler geleceklerini kararttılar. Öyle ya işçilerin çıkarları için yıllarca hiçbir şey yapmayan sömürü düzeninin partilerine oy veren işçi kardeşlerimiz sömürünün devamından yana oy kullanmışlardır. Yıllarca devam eden işsizlik, yoksulluk, kayıt dışı ekonomi, Kürt ulusu ve diğer azınlıkların yok sayılması ve baskı altına alınması gibi konuların devamından yana oy kullanmışlardır. Bilerek ya da bilmeyerek sömürü düzeninin devamı için oy veren işçi kardeşlerimiz seçimleri boykot etmeyerek kendi çıkarlarına zarar vermişlerdir.

Peki, gelecekte ne yapmak gerekir? İşçiler sermaye düzenine karşı sömürünün, baskının, eşitsizliğin olmadığı, Kürt ulusuna karşı yürütülen haksız savaşın olmadığı, özgürlüğün egemen olduğu, herkesin iş ve aş sahibi olduğu bir düzen için mücadele veren kendi sınıfının partisini yaratmalıdırlar. Böyle bir parti yaratıldığı koşullarda, işçi sınıfının kendi çıkarlarının ayaklar altına alınmadığı, sömürünün yasaklandığı, işsizliğin son bulduğu ve her şeye işçilerin karar verdiği bir düzenin inşa edilmesinin yolları açılmış olacaktır. İşçiler ancak böylesi bir part i ni n öncü lüğ ü nde sı n ı fsa l mücadelelerini doğru şekilde sürdüreceklerdir. İşçilerin çıkarlarını korumayan tersine sermaye sınıfının çıkarları için her şeyi düzenleyen burjuva parlamentosunun yerine, işçiler kendilerinin her konuda söz sahibi olduğu, çıkarları için her türlü kararı alacağı işçilerin parlamentosunu kuracaklardır. İşçilerin bu parlamentoda ihtiyaçları için istedikleri kararları alacağı ve bu kararları uygulayacağı günlerin gerçek olabilmesi için işçilerin kendi sınıfsal güçlerine inanması gerekmektedir. Her şeyi üreten işçilerin kendilerinden yana bir düzeni de kurup yönetebileceklerini bilmeleri gerekir. Bunun için bugünden işçilerin doğru temelde eğitilmesi şarttır. Bugün İşçilerin kendi sınıfsal çıkarları temelinde eğitildiği, burjuva parlamentosuna güvenmediği, ileriki dönemde kendi güçleri oranında kendi vekilleri ile burjuva parlamentosunu koşullar elverdiği ölçüde kullandığı, işçileri

ve emekçileri bu parlamento üzerinden teşhir ederek onları işçi sınıfının önderliğinde verilecek devrim mücadelesine kazanmak için mücadele etmesi gerekmektedir. İşçilerin kendisine komünist, sosya list sıfatlarını kullanarak burjuva pa rl a mento su üzerinden kendi iktidarını kuracakları safsataları ile eğiten, böylece işçilerin kendi sınıfsal çıkarlarına zarar veren, işçileri ham hayallerle kandıran bir dizi burjuva, küçük burjuva partilerin etkisinden kurtarmak da işçi sınıf ının gerçek partisinin görevidir. Yine işçilerin kendi iktidar hedef lerinden uzaklaştıran reformist, ezilen ulus milliyetçisi parti ve grupların ideolojik etkisinden de kurtarmak gerekmektedir. Kısacası işçilerin kendi iktidarları için mücadele etmesini engelleyen, onları ham hayallerle kandıran, onları burjuva sermaye düzenine karşı mücadelelerinde geriye çeken her türlü burjuva küçük burjuva etkişimlerden kurtarmak sosyalizme giden yolda başarılı olmanın temel koşulları arasındadır. İşçi sınıfı, burjuvazinin partilerinin programları çerçevesinden

ADANA/Paralarını Alamayan İşçiler Eylem Başlattı 3 yıl önce kapanan Özbucak tekstil fabrikasından çıkarılan 700 işçi 6 aydır birikmiş maaş ve tazminatlarını alamadıkları için yıkılan eski fabrikanın önünde çadır kurarak eylem yapmaya başladı. İşçiler adına basın açıklaması yapan Özcan Ökten adlı işçi biriken maaş ve tazminat haklarını alamadıklarını ve sorumluların eski fabrikanın ortaklarından Karabucak ailesi ve diğer ortak Nusret Balkaroğlu olduklarını söyledi ve ayrıca sendikamız dediği Türk İş'e bağlı TEKSİF SEN de bundan sorumludur açıklamasını yaptı. Daha sonra İşçi haklarını yiyen ne kadar işveren ve sendika varsa hepsini lanetliyoruz."dedi.

hareket etmekten kurtulduğu gün kendi iktidarını kuracak güçte olduğunu da görecek ve kurtuluşunu kendi ellerine almış olacaktır. İşte o zaman kendi iktidarlarını ve beraberinde de kendi parlamentolarını kurmanın mimarları da olacaklardır. İşçi sınıfını kendi güçlü kollarından başka kurtaracak tek güç yoktur! İşçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır! Ya kapitalist barbarlık içerisinde çöküş, ya Sosyalizm! 10 Temmuz 2011


10 sendikadan ortak hareket etme kararı

uzak kalmıştır.” Çalışma ve yaşama koşullarının 19. yüzyıl vahşi kapitalizmine benzer bir hal almaya başlaması tespiti çok abartılı bir tespit olsa da, sendikal hareketin ciddi bir tıkanıklık içerisinde bulunduğu tespiti doğru bir tespittir. Bir araya gelen 10 sendika sendikal hareketin bu tıkanıklığını aşma iddiasındadır. “Türkiye’nin en büyük emek örgütü olan Türk-İs’in Yönetimi, bu sorunların çözümünde rol üstlenebilecek anlayıştan, enerjiden ve inançtan yoksundur. Türk-İs Yönetimi, çalışma hayatındaki sorunlar karsısında; İş Yasası’nda yapılan değişikliklerde, taşeronlaştırmanın yaygınlaştırılması için yapılan yasal değişikliklerde, sosyal güvenlik ve sağlık sistemi-

nin dönüştürülmesi sürecinde; suya sabuna dokunmayan açıklamalarla, bastan savma eylemlerle, ikircikli tavırlarla ve suskunlukla, iktidarın bu süreçteki sorumluluğuna ortak olmuştur. İsçi sınıfından yükselen dayanışma ve mücadele çağrılarına arkasını dönerek, temsil ettiği kesimlerden giderek uzaklaşmıştır.” Türk İş’in tam da böyle olmasının nedeni, onun kuruluş harcına da yer alan devlet yanlısı niteliğidir. Türk-İş “sınıf işbirlikçisi”, “sosyal diyalogcu” sarı bir konfederasyondur. Türk-İş gerçekte örgütlü olduğu işkollarında mücadelenin gelişmesinin, mücadelenin daha da ileriye gitmesinin engeli konumundadır. Bu konumda olmasının nedeni sınıfsal niteliğinden,

onun sermaye düzeni ile ilişkilerinden kaynaklanmaktadır. “Bizler işte bu noktada inisiyatif alıyor, bir adım öne çıkıyoruz. Biz, Türk-İş içinde ortak yaklaşımlara sahip, aynı sendikal anlayışları benimseyen sendikalar olarak, demokratik ve sınıf mücadelesi perspektifine sahip, güçlü yeni bir sendikal hareket yaratmak üzere yola çıktık. Türk-İş’in güçlü mücadeleci demokratik bir yapıya kavuşmasını sağlamak öncelikli hedefimizdendir. Bu, yüzü sınıfa dönük, mücadeleci, birleşik bir sendikal hareketi yaratmak yolunda atacağımız önemli adımlardan biri olacaktır.” Atilay Ayçin ortak metni okuduktan sonra, amaçlarının Türkİş’i bölmek olmadığını, amaçlarının Türk-İş’i dönüştürmek olduğunu, Türk-İş’i işçilerin nitelikli önderi yapmak istediklerini özellikle vurguladı. “Yeni güçlü bir sendikal hareket yaratmak için”, 10 sendikanın 11 maddeden oluşan “ilke ve hedeflerimiz” bölümü üzerine ayrı bir yazıda duracağız. Basın açıklamasına direnişte olan Onteks, Kampana Deri, PTT Taşeron, Burger King Çağrı Merkezi işçileri de katıldı. Basın açıklaması sırasında yeni İşçi Dünyası’nın Haziran sayısının dağıtımı ve satışı yapıldı. 1 Temmuz 2011

Gündelikçi tekstilciler H

ayatın her geçen gün zorlaştığı günümüzde, sırf zorunlu ihtiyaçları gidermek için bile bir kişinin çalışması yetmiyor. İşçi sınıfı, sendikalar, insanca bir yaşam için taleplerini sıralaya dursun, emek her geçen gün daha da ucuzluyor. İşçi sınıfı en temel hakları için bile mücadele etmek zorunda kaldığı günümüzde hala sigortalı bir iş bulmak bile şans olarak görünüyor. Her ne kadar yasalarda en temel haklar sıralansa da, işverenler istedikleri gibi at koşturuyorlar. İşçiler sigortalı bir iş bulduğunda kendini şanslı hissetmekte ve sosyal haklar dendiğinde tek aklına gelen SSK

oluyor. Bırakalım küçük işletmeleri, atölyeleri büyük işyerleri bile taşeron atölyeler kurarak ya da direkt sosyal haklara saldırıyor ve güvencesiz işçi çalıştırıyorlar. Son zamanlarda işyerleri artan işsizliği fırsat bilerek yeni taktikler geliştiriyorlar. Bunun son örneği ise tekstil sektöründe günde ortalama 40 ile 50 lira yevmiye ile işçi çalıştırılmaya başlanması. Bu durum her geçen gün daha da yaygınlaşmaya devam ediyor. Özellikle işçilerin yoğun olarak yaşadığı semtlerde sokaklar günde şu kadar yevmiye ile çalışacak gündelikçiler aranıyor ilanları ile doluyor. Yevmiye sistemi sadece

atölyelerde değil büyük şirketlerde de uygulanmaya başlandı ve yaygınlaşmaya başlıyor. İş yerleri işsizliğin bilincinde olarak işleri yoğunlaştığında işçi alıp yoğunluk bittiğinde ise bu işçileri gönderiyor ve bir yükten kurtulmuş oluyor. Sosyal haklarla işçi çalıştırmak tabii ki patronların işine gelmiyor SSK primleri, tazminatlar vb. yükümlülüklerin altına girmek istemiyorlar. İstedikleri zaman istedikleri gibi işten çıkartmak işlerine geliyor. İşçiler ise bu tuzağa düzenli bir işte günlük aldıkları yevmiyeden daha yüksek olmasından ve işsizlikten dolayı rağbet gösteriyor. Hatta birçok işçi

kendi kurup gurup hak di gurubunu b k h linde üç gün bir yerde beş gün bir yerde gündelikçi ya da parça başı işlerde çalışıyorlar. Bizler işçiler olarak haklarımıza sahip çıkmadıkça, patronlar daha çooook taktikler geliştireceklerdir. 03.07.2011 YİD okuru tekstil işçisi

Temmuz 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Türk İş Konfederasyonu’na üye 10 sendika ortak hareket etme kararı aldı. Hava-İş, Kristal-İş, TGS, TÜMTİS, Deri-İş, Petrol-İş, Tek Gıda İş, Belediye-İş, Tez Koop-İş, Basın İş sendikaları; “demokratik, mücadeleci ve güçlü bir yeni sendikal hareket için bir araya” gelmelerini, 1 Temmuz Cuma günü Taksim Tramvay Durağı’nda yaptıkları basın açıklaması ile kamuoyuna duyurdular. Basın açıklamasını 10 sendika adına, Hava-İş Sendikası Genel Başkanı Atilay Ayçin okudu. Açıklama sırasında; “Birleşe birleşe kazanacağız!, Yaşasın sınıf dayanışması!, Suskun Türk-İş istemiyoruz!, İşçiler birleşin, sömürüye son!” sloganları atıldı. Açıklamaya 10 sendikanın genel başkanları ve bu sendikalar üye işçiler olmak üzere 250 kişi katıldı. Basın açıklamasının ardından Taksim Hill Otel’de bir söyleşi düzenlendi. 10 sendikanın açıkladığı ortak deklarasyonun çıkış noktası şöyle: “Türkiye sendikal hareketi ciddi bir tıkanıklık yasamaktadır. Emekçilerin karşı karşıya olduğu sorunlara çözüm üretememektedir. İsçi sınıfının hak ve çıkarları ciddi biçimde tahrip edilmekte, çalışma ve yaşama koşulları 19. Yüzyıl vahşi kapitalizmine benzer bir hal almaktadır. Sendikal hareket ise bu sürece müdahale etme ve tersine çevirme kapasitesinden

3


“Demokratik, mücadeleci ve güçlü yeni bir sendikal hareket” yaratmak için ne yapmalı?

Temmuz 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

T

4

ürk-İş’e bağlı, Hava-İş, K r i st a l-İş , Tü rk iye Gazeteciler Sendikası, Tümtis, Deri-iş, Petrol-İş, Tekgıda-İş, B ele d iye-İş , Te z Ko op-İş Sendikaları; “sendikal harekete yeni bir ivme ve dinamizm kazandırmak amacıyla güç birliğine gitme kararı” aldı. Sendikalar bu kararını, 1 Temmuz günü Taksim’de yaptıkları basın açıklaması ile kamuoyuna duyurdular. Türk-İş’e bağlı 10 sendika, “Demokratik, mücadeleci ve güçlü yeni bir sendikal hareket için bir araya geldik, yola çıkıyoruz” başlığı altında 11 maddeden oluşan ortak bir deklarasyon açıkladılar. Bu yazıda bu deklarasyon üzerine durup, önemli bulduğumuz noktalarda tavır takınacağız. “Türkiye sendikal hareketi ciddi bir tıkanıklık yasamaktadır. Emekçilerin karşı karşıya olduğu sorunlara çözüm üretememektedir. İsçi sınıfının hak ve çıkarları ciddi biçimde tahrip edilmekte, çalışma ve yaşama koşulları 19. Yüzyıl vahşi kapitalizmine benzer bir hal almaktadır. Sendikal hareket ise bu sürece müdahale etme ve tersine çevirme kapasitesinden uzak kalmıştır.” (Ortak deklarasyon. Deklarasyon için, deklarasyonu imzalayan sendikaların internet sitelerine bakılabilir.) Sendikal hareketin ciddi bir tıkanıklık yaşadığı tespiti, doğru bir tespittir. Sermayenin işçi sınıfına yönelen saldırılarına karşı ciddi bir karşı koyuşun örgütlenemediği olgudur. Bir krizin, tıkanıklığın yaşandığını

sendikaları yakından takip eden herkes tespit edecektir. Ancak hastalığın olduğunu tespit etmek yeterli değildir. Önemli olan hastalığın nasıl tedavi edileceğidir. Güç birliğine giden 10 sendika, sendikal hareketin yaşadığı tıkanıklığı aşmak için çeşitli öneriler getiriyorlar. Bugün işçi sınıfı hareketini, sendikal hareket ile birlikte değerlendirdiğimizde şunları tespit ediyoruz: *İşçi sınıfı sendikal anlamda bile örgütlü değildir. İşçi sınıfının büyük bir çoğunluğu sendikalı değildir. *İşçi sınıfı, bırakalım siyası talepleri iktisadi talepler doğrultusunda, sınırlı bir mücadeleyi başarılı bir şekilde yürütebilecek bir sendikal örgütlenmeye sahip değildir. *İşçi sınıfı kazanılmış hakları koruyup, yeni haklar için müca-

koruma, geliştirme mücadelesi vermekten çok uzaktır. *Sendikalar içinde demokrasi yoktur. Koltuk mücadelesini kazananlar, kendilerine muhalif olanları çeşitli yöntemler ile saf dışı etmektedir. *Sendikal bürokrasi sendikaları ahtapot gibi sarmıştır. Yüksek maaşlar, harcırahlar, özel arabalar, özel avantajlar vb. bürokrasinin daha da gelişmesini sağlamaktadır. Bu listeyi daha da uzatmak mümkün. Bu noktaların işçi sınıfı hareketinin, sendikal hareketin ne durumda olduğunun görülmesi için yeterli olduğunu düşünüyoruz. Şu veya bu sendikanın, şu veya bu sendika yöneticisinin mücadeleci olması, olumlu pozisyonda dele eden bir yapıda değil. İşçi olması, ne yazık ki sendikal hasınıfı saldırı pozisyonunda de- reketin genel olumsuz tablosunu ğil, savunma pozisyonundadır. değiştirmiyor. *Sosyalizm ile işçi sınıfı hare“Türkiye’nin en büyük emek keti ayrı kulvarlarda yürümekte, örgütü olan Türk-İş’in Yönetimi, sosyalizm ile işçi sınıfın birliği bu sorunların çözümünde rol sağlanmış durumda değildir. *Bolşevik öncünün sınıf ile üstlenebilecek anlayıştan, enerbağları zayıftır. İşletme hücre- jiden ve inançtan yoksundur. leri temelinde örgütlenmiş, işçi Türk-İş Yönetimi, çalışma hasınıfı içinde kök salmış, işçi sı- yatındaki sorunlar karsısında; nıfına önderlik eden Bolşevik/ İş Yasası’nda yapılan değişiklikkomünist partisi yaratılma lerde, taşeronlaştırmanın yaygınlaştırılması için yapılan yasal aşamasındadır. *Sendikalar sendika ağala- değişikliklerde, sosyal güvenlik rının egemenliği altındadır. ve sağlık sisteminin dönüştüSendikalar işçi sınıfının hakla- rülmesi sürecinde; suya sabuna rını koruyan, hakları için mü- dokunmayan açıklamalarla, cadele veren örgütler olmaktan baştan savma eylemlerle, ikirçıkmış, koltuk kavgalarının cikli tavırlarla ve suskunlukla, yaşandığı, koltukların korun- iktidarın bu süreçteki sorumması için her türlü üç kağıdın luluğuna ortak olmuştur. İsçi yapıldığı örgütlere dönüşmüş- sınıfından yükselen dayanışma tür. Sendikalar bu yapıları ile ve mücadele çağrılarına arkasını işçilerin ekonomik haklarını dönerek, temsil ettiği kesimler-

İstanbul/İHD'den Burger King İşçilerine Destek İHD İstanbul Şubesi, sendikalı oldukları için işten atılan Burger King Çağrı Merkezi çalışanlarına destek vermek için Burger King genel merkezi önünde, 7 Temmuz Perşembe günü bir basın açıklaması yaptı. Burger King işçilerine destek amacıyla direnişte olan Kampana Deri, Lengrand ve Kubatoğlu Fıratpen işçileri de eyleme katıldı. Murat Yıldız, Pınar Bat, İsmail Yıldız ve Gülbahar Bad, çağrı merkezindeki sağlıksız çalışma koşulları ve yoğun iş temposundan uğradıkları hak kayıpları nedeniyle TEZ- KOOP İŞ’e üye olmuştu. Sendikaya üye olmaları nedeniyle 23 Mayıs'ta işten çıkarılan dört işçi, o günden bu yana direnişlerini sürdürüyor.


İşsizlik kapitalizmin kaçınılmaz yol arkadaşıdır. İşsizlik kapitalizm olduğu sürece olacaktır. Bu neden ile kapitalizmde işsizliği önleyici politikalar olmaz ve yaşama geçirilemez. Hükümetlerin işsizliği önlemek için önlemler almaları ya da açıklamaları göz boyamadan öte bir işlevi yoktur. İşsizlik yapısal bir sorundur. Çözümü de bellidir: Kapitalizmi yok etmek!

cadele sözlerinin tutulmamasının sorumlularından biri olan, Tekgıda İş içinde muhalefete izin vermeyen Mustafa Türkel nasıl demokrasi mücadelesi verecek? 10 sendikanın “demokratik ve sınıf mücadelesi perspektifine sahip, güçlü yeni bir sendikal hareket yaratmak” için “ilke ve hedeflerimiz” başlığı altında, 11 maddeden oluşan önerilerinin bazı önemli noktaları şöyle: Neoliberal politikaları reddeden platform, güvencesizliğe, kuralsızlaştırmaya, esnek çalışmaya, özelleştirmeye karşı aktif mücadele geliştirilmesi gerektiğine inanmaktadır. “3) Platformumuz sadece çalışanların hakları ve özgürlükleri için değil, işsizliği önleyici politikaların yaşama geçirilmesi ve işsizlik fonunun amaçlarına uygun şekilde kullanılması için de mücadele verecektir.” İşsizlik kapitalizmin kaçınılmaz yol arkadaşıdır. İşsizlik kapitalizm olduğu sürece olacaktır. Bu neden ile kapitalizmde işsizliği önleyici politikalar olmaz ve yaşama geçirilemez. Hükümetlerin işsizliği önlemek için önlemler almaları ya da açıklamaları göz boyamadan öte bir işlevi yoktur. İşsizlik yapısal bir sorundur. Çözümü de bellidir: Kapitalizmi yok etmek! Sendikal çalışma alanında ILO standardını savunan platform, getirdiği öneriler temelinde son tahlilde burjuva demokrasisinden yanadır. “5) Platformumuz temel insan hak ve özgürlüklerine saygılı, hukukun üstünlüğüne dayalı, şeffaf, hesap verebilir, hesap sorulabilir; katılımcı, çoğunlukçu değil çoğulcu, her türlü inanç ve düşüncenin özgürce ifade edilebildiği bir demokratik düzenin savunucusudur. Laiklik ve sosyal devlet vazgeçilmez ilkelerdir.” “Özgür ve demokratik bir

Türkiye” isteyen platform, işçilerin, emekçilerin iktidarı için mücadele görevini tespit etmemekte, sermayenin egemen olduğu burjuva demokratik dönüşümlerin sağlandığı bir Türkiye istemektedir. “7) Platformumuz, sendikalarda demokratik bir yapının oluşması için gerekli önermeleri geliştirmeyi, sendika içi demokrasiyi ortak bir norm haline getirmeyi hedef lemektedir. Katılımcı, demokratik, şeffaf; üyelerin söz ve karar sahibi olduğu bir sendikal yapının hakim kılınması için çaba gösterecektir. Platformumuz, kitleleri sendikalardan uzaklaştıran, onlara duyulan güveni sarsan zaaflardan arınmayı da temel hedeflerden biri olarak belirlemiştir. Sendikal örgütlerin iç yapı ve isleyişlerinin demokratik esaslar çerçevesinde yürütülmesi kadar, denetim mekanizmasının etkin çalışması, açık, şeffaf ve hesap verilebilir bir mali yapıya oturtulması en önem verilen hususlardan biridir.” Platform, sendikalarda demokratik bir yapı olmadığını, demokrasi olmadığını teslim etmekte; sendikalarda demokratik bir yapının oluşması, sendika içi demokrasinin oluşmasını hedeflemektedir. Platform, “Katılımcı, demokratik, şeffaf; üyelerin söz ve karar sahibi olduğu bir sendikal yapının hakim kılınması için çaba gösterecektir.” Platform, sendikaların demokratik bir yapıya kavuşturulması, sendika içi demokrasinin olması için çaba gösterecektir. Burada sadece çaba gösterileceğinden bahsedilmektedir. Yazımız içinde vurguladığımız bir gerçeği bir kez daha vurgulayalım: Yönettikleri sendikalarda sendika içi demokrasinin önünde engel olanlar, sendikayı kendi çiftliklerine dönüştürenler; sendikaların demokratik bir yapıya kavuşması, sendika içi

demokrasinin oluşmasını nasıl sağlayacak? Platform “Emek güçleri arasındaki bölünmüşlük, parçalanmışlık ve ayrımcılığı mutlaka asmay ı amaçlamakta, ortak paydamız olan “sınıfsal çıkarlar” ekseninde birleşmeyi hedeflemektedir.” Bu amaç ilanının da gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini süreç gösterecektir. Platform, “sendikal hareketin, memur ya da işçi ayrımı yapmaksızın, giderek ortakbirleşik bir sendikal yapıya kavuşması için çaba” gösterme iddiasındadır. “Demokratik, mücadeleci ve güçlü bir sendikal hareket için bir araya geldik. Yürüyüşümüzü başlatıyoruz. Yürüyüşün sadece bu metne imza koyan sendikalarla sınırlı kalmayacağını, yukarıda dile getirdiğimiz hedeflerin pek çok sendikanın ve emekçilerin büyük çoğunluğunun ortak dileği olduğunu biliyoruz ve onlarla da buluşmayı hedefliyoruz.” “Demokratik, mücadeleci ve güçlü bir sendikal hareket için bir araya” gelen sendikaların oluşturduğu platform yeni katılımlara açıktır. Demokratik, şeffaf, sendika içi demokrasiye sahip; işçi sınıfının çıkarlarını koruma mücadelesi veren, işçi sınıfının ekonomik ve sosyal haklarını alma mücadelesi veren, ücreti kölelik düzenini yıkma hedefine de sahip sınıf sendikaları; üstten yapılacak değişiklikler ile gerçekleştirilemez. Sınıf sendikaları, fabrikalarda işçilerin sendikalarda örgütlenmesi, bilinçlenmesi, sendikalarda çalışacak olan devrimci komünist fraksiyonların sendikalarda örgütlü işçileri kazanması ile sendikaların dönüştürülmesi ile yaratılacaktır. 10 Sendikanın güç birliğine gitmesi, sendikal hareketin tıkanıklıktan kurtulması için çözüm önerileri getirmesi iyi niyetli, olumlu bir girişim olsa da; getirilen öneriler ve güç birliği içinde yer alan sendikaların önemli bir bölümünün niteliğine bakıldığında, “demokratik, mücadeleci, yeni bir güçlü sendikal hareketin” yaratılması bu şekilde sağlanamaz. Aslında bu güç birliği deklarasyonda belirtilmese de, gelecek Türk-İş Genel Kurulu’nda, yeni yönetimi şekillendirmek için 10 sendikanın oluşturduğu bir güç birliğidir. Bu güç birliğinin asıl işlevi de bu olacaktır. 8 Temmuz 2011

Temmuz 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

den giderek uzaklaşmıştır.” Türk-İş’in bu konumda olmasının nedeni, onun kuruluşundan bu yana sınıf işbirlikçisi olması, devlet ile sermaye ile kurduğu ilişkiler, işçi sınıfı mücadelesinin gelişmesini köstekleme görevine sahip olması, gerici, sarı niteliği vb.dir. Türk-İş tarihi boyunca sermayenin çıkarlarını “iş barışını koruma” adına savunulmasının aracısı olmuştur. Bu konuma sahip olan Türk-İş’in üsten yapılacak kimi değişiklikler ile “demokratik, mücadeleci” bir hata çekilmesi mümkün değildir. “Bizler işte bu noktada inisiyatif alıyor, bir adım öne çıkıyoruz. Biz, Türk-İş içinde ortak yaklaşımlara sahip, aynı sendikal anlayışları benimseyen sendikalar olarak, demokratik ve sınıf mücadelesi perspektifine sahip, güçlü yeni bir sendikal hareket yaratmak üzere yola çıktık. Türk-İş’in güçlü mücadeleci demokratik bir yapıya kavuşmasını sağlamak öncelikli hedefimizdendir. Bu, yüzü sınıfa dönük, mücadeleci, birleşik bir sendikal hareketi yaratmak yolunda atacağımız önemli adımlardan biri olacaktır.” Türk-İş içinde ortak yaklaşımlara sahip, aynı sendikal anlayışları benimseyen 10 sendika; “demokratik ve sınıf mücadelesi perspektifine sahip” güçlü yeni bir sendikal hareket yaratmak için bir araya geldiklerini, güç birliğine gittiklerini açıklamakta; bunun için de öncelikle “Türk-İş’in güçlü mücadeleci demokratik bir yapıya kavuşmasını sağlamak” amacında olduklarını açıklıyorlar. Sendikaları demokratik bir yapıda olmayanlar, kendi sendikaları içinde demokrasiyi işletmeyenler, Türk-İş’in demokratik bir yapıya kavuşması için mücadele edeceklerini söylemelerine nasıl inanalım?!! Uzun yıllardır genel başkanlık koltuğunu bırakmayanlar, yüksek maaş alanlar, özel avantajlardan vazgeçmeyenler, kendilerine karşı muhalefeti çeşitli yollarla engelleyenler, nasıl demokrasi mücadelesi verecek? Örneğin Belediye-İş Genel Başkanı Nihat Yurdakul bunu nasıl yapacak? Belediye-İş Sendikası içinde muhalefete karşı çeşitli yollar ile mücadele eden, muhalefeti saf dışı etmeye çalışan Nihat Yurdakul nasıl demokrasi mücadelesi verecek? Ya da Mustafa Türkel! Tekel işçilerinin 78 gün süren Ankara direnişinin sonlandırılması, işçilere verilen mü-

5


18. yılında Sivas katliamı lanetlendi 2

Temmuz 1993 yılında Sivas’ta Madımak Oteli’nde 33 aydın, yazar ve sanatçının diri diri yakılmasının üzerinden 18 yıl geçti. Dinci faşistler yaktı, devlet katliamı seyretti. Aradan geçen 18 yılda, katliamlarının nedeni olan zihniyette özde değişen bir şey yok. Öyle ki bu yıl katliam anmasına yasak getirildi. Utanç Müzesi yerine, Bilim ve Kültür Müzesi yapılan, iki katilin isminin katledilenler ile birlikte levhaya yazıldığı, Madımak Oteli’nin önüne kitlenin gitmesine izin verilmedi. Otelin önüne gitmek isteyen, polis barikatını zorlayan kitleye polis saldırdı. Sivas katliamı, her yerde olduğu gibi 18. Yılında, 2 Temmuz’da Esenyurt’ta da yapılan bir basın açıklaması ile protesto edildi.

Eseny urt Birlik Platformu tarafından düzenlenen ve bizim de katıldığımız basın açıklaması, Esenyurt Cumhuriyet Meydanı’nda yapıldı. Basın açıklaması sırasında; “Gün gelecek devran dönecek, katiller halka hesap verecek!, Sivas’ın katili çete devleti!, Sivas’ı unutma, unutturma!, Dün Maraş’ta, bu-

gün Sivas’ta çözüm faşizme karşı savaşta!, Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz! Anaların öfkesi katilleri boğacak!” sloganları atıldı. Anmada, “Sivas’ı unutma, unutturma!, Katliamların hesabı devrime sorulacak!, Dinci faşistler yaktı, devlet baktı!, Umut isyanda, kurtuluş devrimde!” dövizlerini

açtık. Basın açıklamasından sonra, semah grubu semah döndü. Şiirler okundu. Basın açıklamasında doğru olarak şu noktaya da vurgu yapıldı. “Katleden devlettir. Katliam, sadece Cuma namazından çıkan güruhun bir tepkisi değildir. Önceden planlanmış ve uygulanmıştır. Bunun için hiçbir düzen partisi Sivas’ın hesabını soramaz, hedef sadece Aleviler değil, bu ülkenin devrimcileri, demokratları, kendi geleceği için mücadele veren, hak ve özgürlüklerini isteyen tüm halklarıdır.” Katliamlara son vermenin, katliamların hesabını sormanın bir tek yolu var: İşçi sınıfı önderliğinde demokratik halk devrimi! 2 Temmuz 2011

SİVAS KATLİAMI 18. YILINDA, BURSA’DA LANETLENDİ

Temmuz 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

K

6

atliamın 18. yılında halen katiller eli kolunu sallayarak geziyor. Devletin yargı kurumları zaman aşımı için çalışıyor. Halen katiller bulunmuş değil. Yapılan yargılama, katliamın arkasında kimin olduğunu, kimin tezgahladığını elle veriyor. Sözde bağımsız yargı, ne kadar bağımsız olduğunu, her kese nasıl eşit mesafede durduğunu, nasıl tarafsız olduğunu; ortaya koymuş durumda. Egemenlerin önemli kurumlarında biri de yargı organıdır. Toplum olarak hafızamızı çok çabuk yitirdiğimizi söylemek herhalde yanlış olmaz. Tabi ki medyanın, iletişim araçlarının da rolünü unutmamak gerekir. Yakın tarihimize kısa bir göz atığımızda, devletin kendisi ve onun gizli güçleri tarafından yapılan ve yaptırılan sayısız katliamlar vardır. Devletin yargısı bu işte çok usta ve yeteneklidir!! Erdal Eren’in yaşını büyütüp o körpecik çocuğu ipe götüren bu devletin ‘tarafsız’ yargısıdır!! Seyit Rıza’yı bir gecede, yaşını 80’den 56’ya düşürüp; oğlunun yaşını 17’den 21’e çıkarıp asanlar, bu devletin taraf-

sız, adaletli, her şeyin üzerindeki yargısıdır!!! Böyle bir geleneğin mirasçısı olan bu devletten, Sivas’ın katillerinin hak etikleri ceza çarptırılmalarını beklemek boşa cabadır. Çünkü bu devlet bütün kurumlarıyla, tarihin çöplüğünde yer almayı çoktan beri hak etmiştir. Bu devlet şu ya da bu reformla düzeltilemez! Bursa’da yapılan Sivas katliamı protesto yürüyüşüne, Bursa Alevi örgütlerinin katılımı olmadı. Kendileri, “Sivas’a gideceklerini,

burada kalan canların gelme durum yoksa evde durup yas tutmalarını” söylemişler. Devrimci soldan, reformistlerden, sendikalara kadar ve bütün bu kurumlar Kent Meydanı’ndan Fomera’ya kadar yürüyüş düzenledi. 400’ün üzerinde bir katılım sağlandı. Yapılan basın açıklamasında şunlar vurgulandı; “Sıvası unutmadık utturmayacağız! Bundan 18 yıl önceydi, bilime, aydınlanmaya, özgürlüğe düşman, kana doymayan gerici faşist zihniyetin, devletin seyri altında günlerce

hazırlık yaparak gerçekleştirdiği katliam. ….. Oraya gidenlerden bazı sanatçı ve yazarlar devletin valisinin özel davetiyle gitmişlerdi üstelik. Sivas’ta her şey göstere göstere, apaçık sahneleniyordu…. Nedense ne yerel yetkililer ne de merkezi hükümet onca kurulan ilişkiye, yapılan görüşmeye rağmen, ne önlemini aldı, ne de engel oldu. Sonrası insanlık tarihine eklenen kapkara bir utanç sayfası. Artık 35 can yok aramızda.-… Oysa, diğer nice katliamlar gibi, bu katliamın da devletin ve gerici faşist çetelerin işbirliğiyle ve planlamasıyla gerçekleştiğini biz iyi biliyoruz. …18 koca yıl geçer aradan, yargılamalar yapılır, deliller bir türlü toplanamaz.” Dendikten sonra, devletin zaman aşımına davayı uğratmak için bir sürü oyuna başvurduğu vurgulandı. Yü r üy üşte a l ı na n sloga nlar; “Dün Maraş, bugün Sivas, Faşizme karşı savaş!, Susma sustukça sıra sana gelir! Yaşasın halkların kardeşliği! vs. Müzik dinletisiyle miting son buldu. 2 Temmuz 2011 Bursa’dan YDİ çağrı okuru


Okur eleştirisi... Yeni İşçi Dünyası’nın Nisan sayısında, Ali Osman Başeğmez imzalı “Praktiker Yapı Marketleri A.Ş. İşçileri Sendikalaşmayı Başardılar. Koop - İş Sendikası İşçilerin Mücadelesini Satacak mı Koruyacak mı?” başlıklı bir yazı yayınlandı. Bu yazıyı eleştiren bir okurumuzun eleştiri yazısını, bu yazıya takındığımız tavrı ve Ali Osman Başeğmez’in takındığı tavrı tartışmanın ne olduğunun görülmesi/kavranması için bütünlük içerisinde yayınlıyoruz. Yeni İşçi Dünyası.

M

erhaba Yeni İşçi Dünyası okurları Yeni İşçi Dünya’sının Nisan sayısı sayfa 6’da “PRAKTİKER YA P I M A R K E T L E R İ A . Ş İŞÇİLERİ SENDİKALAŞMAYI BAŞARDILAR” başlıklı bir yazı yayınlandı. Bu yazıda ciddi problemler olduğunu düşünüyorum. Bu yazımda bunları aktaracağım. “Bu üç sendikanın ayrı kurum hatta ayrı sendika konfederasyonlarına üye olmaları sendikal faaliyetlerinde farklı bir yapıya ve çizgiye sahip olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır.” Burada sap ve saman birbirine karıştırılmaktadır. KOOP-İŞ Sendikası faşist bir sendikadır. Bunu herkes bilir. Ama ben Osman Başeğmez’den önce,

Yeni İşçi Dünyası’nı bu yazıyı yorumsuz yayınlamasını ciddi bir problem olarak görüyorum. Birleşik Metal İş Sendikası bağlamında takılan tavırda; Türk Metal İş Sendikası üyelerine yapılan çağrıda, Türk Metal’den istifa edip Birleşik Metal’e geçmeleri istenmişti. Burada yapılan TEZKOOP-İŞ Sendikası, KOOP-İŞ bağlamında neden yapılmıyor. Ya da aynılaştırılıyor. Bana göre Türk Metal’le Koop-İş aynıdır. Birleşik Metal İş ne ise Tez-Koop İş’te odur. Devam edelim: SOSYAL-İŞ Sendikası Metro Grossmarketler’de işveren tarafından işyerine getirilerek, işçilerle zorla Sosyal-İş’e üye yapılarak yer yer lafsına sahip çıktığı

“sınıf Sendikacılığı”ndan ne anladığını ortaya koymuştur.” Sayın Osman Başeğmez Metro Gro osma rke t pat ron la r ı n ı n hangi sendikaya karşı Sosyal-İş’i getirdiklerini iyi bilmektedir. Acaba yazısında bunu neden dile getirmemiştir. Sevgili Yeni İşçi Dünyası okurları; Metro Groosmarketlerde TezKOOP İŞ örgütlenirken sendika düşmanı patronlar sırf Tez-Koop İş’ten kurtulmak için Sosyal-İş’le anlaşıp işçileri zorla kendi servisleri ile notere taşımışlardır. Yazıyı okumaya devam edelim. “KOOP-İŞ bu sektörde ilk sendikal örgütlenme alanı olarak Alman PRAKTİKER Yapı Marketleri A.Ş’ni belirlemiş ve kendi verdikleri bilgilere göre ve medya da çıkan çeşitli basın açıklamalarına göre (www. koopis.org.tr) en az 2005’den 2009 başına kadarki 4 yıl gibi bir uzun süreli bir örgütlenme çalışması ile bu şirkette çalışan işçilerin çoğunluğu örgütlenmeyi başarmıştır.” Osman Başeğmez’in ki başını eğmemek değil tam aksine başını yerden kaldırmıyor, 2003

yılında Pratikerlerde Tez-Koop-İş Sendikası örgütlenmeye başlamış hızla üye yaparken Tez-Koop-İş’ de şube başkanlığını kaybeden Ahmet Kartal, Koop-İş’ de uzmanlık yapmaya başlamış ve ilk işi de Koop-İş’in hep yaptığı gibi TezKoop işin örgütlü olduğu yerlere saldırmıştır. Bu yerlerden biri de Praktiker’dir Tez-Koop-İş bu meseleyi Türkİş’e taşıdı. Ama Türk-İş yönetimi her şeyi bilmesine rağmen Koop-İş yönetimini desteklemiştir. Yazarımız bunları bilmesine rağmen hiç bahsetmiyor. Koop-İş örgütlenmeye Praktikerlerde 2005’de değil 2003’de başlamıştır. Koop-İş faşist bir sendikadır. Türk-İş yönetimi kendine muhalif olan TezKoop-İş Sendikası’na karşı Koopİş’i kollamış ve gözetmiştir. Osman Başeğmez’in art niyeti ortadadır. Benim asıl eleştirim Yeni İşçi Dünyası yazı kuruluna…. Bu meseleleri yazı kurulunda bilinmesine rağmen eleştiri yayınlamalarıdır. YAŞASIN İŞÇİLERİN BİRLEŞİK MÜCADELESİ! 19 Mayıs 2011 YİD Okuru

Y

eni İşçi Dünyası’nın Nisan sayısında, Ali Osman Başeğmez imzalı “Praktiker Yapı Marketleri A.Ş. İşçileri Sendikalaşmayı Başardılar. Koop - İş Sendikası İşçilerin Mücadelesini Satacak mı Koruyacak mı?” başlıklı bir yazı yayınlandı. 19 Mayıs 2011 tarihli, YİD Okuru imzası ile bir okurumuz bu yazı hakkında hem yazının yazarını hem de gazetemizi eleştiren bir yazıyı bize iletti. Öncelikle bu yazıyı kaleme alan okurumuza duyarlılığından dolayı teşekkür etmek istiyoruz. Çünkü bizim için okurlarımızın gazetemizi okuyup, sorun gördükleri yerde tavırlarını ortaya koymaları gazetemizin sahiplenildiği anlamını taşıyor. Yeni İşçi Dünyası, işçilerin, emekçilerin gazetesi olma iddiasında olan bir gazetedir Ve bundan anladığımız şey işçilerin, emekçilerin gazetemizin sadece okuru olması değil, aynı zamanda çalışanı, dağıtıcısı, destekleyicisi olmalarıdır. Öncelikle gazetemizin hazırlanmasındaki hareket noktamızı vurgulamak istiyoruz. Gazetemizi işçi sınıfının bilimi olan bilimsel sosyalizmin ilkeleri doğrultusunda, sosyalist bakış açısıyla, işçi sınıfının verili mücadelesini somut değerlendirme, sınıfın sorunlarına tavır takınma, sınıfa yol gösterme vb. ilkeleri doğrultusunda hazır-

lamaya çalışıyoruz. Bu anlamda temel kıstasımız işçi sınıfı ve sınıfın çıkarlarıdır. Bu nedenle yazılarımızı abartıya düşmeden, var olan somut durumdan yola çıkarak hazırlıyoruz. Gazetemize yayınlanması için gönderilen yazıları da bu bakış açısıyla değerlendirmeye çalışıyor, içerik olarak önemli bir sorun görmediğimiz okurlarımızın yazılarını yayınlıyoruz. Şimdi okurumuzun gazetemize yönelttiği eleştirilere tek tek tavır takınmaya çalışalım: Okurumuz, ilk olarak A li Osman Başeğmez’in yazısından bir alıntı yaparak cümlesini şöyle tamamlıyor: “Burada sap ve saman birbirine karıştırılmaktadır. KOOP -İŞ Sendikası faşist bir sendikadır. Bunu herkes bilir. Ama ben Osman Başeğmez’den önce Yeni İşçi Dünyası’nın bu yazıyı yorumsuz yayınlamasını ciddi bir problem olarak görüyorum.” Gazetemize gelen yazıları değerlendirirken temel aldığımız kıstasları yukarıda belirttik. Söz konusu yazıyı bu bakış açısıyla değerlendirdiğimizde evet, yazıya yorum yapma gereği duymadan yayınlamakta bir sakınca görmedik. “Praktiker Yapı Marketleri A.Ş. İşçileri Sendikalaşmay ı Başardılar. Koop - İş Sendikası İşçilerin Mücadelesini Satacak mı

Koruyacak mı?” başlıklı yazıda; 17 Nolu iş kolu içerisinde giderek büyüyen ticaret sektörünün gelişimi irdelenmekte, bu iş kolunda örgütlü olan üç sendika kısaca değerlendirilmekte, ardından Koop-İş Sendikası’nın Praktiker Yapı marketleri A.Ş’de örgütlenme süreci anlatılmakta, Praktiker patronları ile TİS sürecinde sendikanın takındığı tavır eleştirilmektedir. Bu yazının içeriğinde, yapılan tespitlerde önemli bir sorun görmedik, görmüyoruz. Yazıyı yorumsuz yayınlamamızın nedeni budur. Okurumuzun gazetemize yönelttiği ikinci eleştiri ise şöyle: “Birleşik Metal İş Sendikası bağlamında takınılan tavırda; Türk Metal İş Sendikası üyelerine yapılan çağrıda, Türk Metal’den istifa edip Birleşik Metal’e geçmeleri istenmişti. Burada yapılan, Tez Koop - İş Sendikası ve Koop -İş Sendikası bağlamında neden yapılmıyor? Ya da aynılaştırılıyor? Bana göre Türk Metal’le Koop-İş aynıdır. Birleşik Metal İş ne ise Tez- Koop İş’te odur.” Sendikalar bağlamında gazetemizin tutumu hepsine ayrımcı yaklaşmak olmuştur. Ayrımcı yaklaşmak, bütün sendikaları aynı değerlendirip aynı kefeye koymak biçiminde olmamıştır. Sendikaların hangilerinin diğerlerine göre daha mücadeleci

olduğunu, hangi sendikanın var olan durumda, diğerine göre daha iyi olduğunu, yanlışlarını da eleştirerek orta koyduk. Sendikalarda örgütlenme bağıntısında tavrımız ise “en gerici sendikada örgütlenmiş olmak bile örgütsüzlüğe yeğdir” biçimindedir. Bizim için Türk Metal ne ise, Koop İş Sendikası’da öyle değildir. Aralarında farklar vardır. Türk Metal, metal iş kolunda üye sayısı bakımından en büyük sendikadır. Bu sendika açık işbirlikçi, faşist bir sendikadır. Ergenekon yapılanması ile bağı vardır. Metal işkolunda taşeronluğu, belgelidir. Niteliği nedeniyle, oynadığı rol nedeniyle patronlar tarafından tercih edilmektedir. Metal iş kolunda işçilerinin mücadelesinin gelişmesinin önünde engel teşkil etmektedir. Türk Metal’i içinde çalışma yürüterek biraz da olsa ileriye çekmek nerde ise imkansızdr. Koop-İş Sendikası ise 17 Nolu işkolunda örgütlü küçük bir sendikadır. İlkesi patronlar ile “sosyal ortaklıktır.” Belirleyici niteliği budur. Koop-İş Sendikası’nın niteliğini anlatan en iyi tanımlama, onun faşist olması değil; sarı, “sosyal diyalogcu”, sınıf işbirlikçisi olmasıdır. Bir sendikayı değerlendirirken, o sendikayı tanımlayan, anlatan en belirgin özellik ne ise o tanım

Temmuz 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Okurumuzun eleştirisine yanıt

7


kullanılmalıdır. Bu açıdan bakıldığında Koop-İş Sendikası’nın en belirgin özelliği onun sınıf işbirlikçisi olmasıdır. Türk Metal’in yaptığı TİS’leri norm vazifesi görür, Koop-İş’in görmez vb. Yani okurumuzun da vurguladığı gibi sap ile samanı karıştırmamak gerekir. Okurumuza göre Birleşik Meta İş ne ise, Tez Koop İş’de odur. Biz bu iki sendikanın da aynılaştırılamayacağını, aralarında farklar olduğunu düşünüyoruz. Her sendika aynı kaba konulup, toptancı değerlendirmeler yapılmamalı. Her sendika somut ele alınıp değerlendirilmelidir. Üye sayıları, oldukları işkolunda oynadıkları rol, TİS’lerine yaklaşımları, sermaye sınıfı ile ilişkileri, sendikal sorunlara yaklaşımları, sendika içi sorunlarda tavırları vb. noktaları dikkate alınarak sendikalar değerlendirilmelidir. Okurumuzun yazısında vurgu yaptığı metin, gazetemizin Aralık 2010 sayısında arka kapakta ya-

yınlanmış olan “Gün, Teslimiyet Günü Değil, Mücadele Günüdür!” başlıklı yazıdır. Bu yazı metal sektöründe MESS ile Türk Metal arasında imzalanan ve tüm metal sektörünü kapsayacak olan toplu iş sözleşmesini ve bunun üzerine Birleşik Metal İş’in aldığı eylem kararını değerlendiren bir yazıdır. Türk Metal Sendikası MESS’le oturduğu toplu iş sözleşmesi masasında metal işçileri açısından tam bir satış sözleşmesine imza atmıştır. Türk Metal’de örgütlü olan işçilere yapılan istifa edip Birleşik Metal İş’te örgütlenme çağrısı da bu koşullar doğrultusunda yapılmıştır. Söz konusu yazıda okurumuzun vurgu yaptığı bölümün hemen ardından “Birleşik Metal İş Sendikası, tüm zaaf larına rağmen, metal işçilerinin örgütlü olduğu sendikalar içerisinde en mücadeleci sendikadır” denilerek bu sendikanın kimi eksikliklerine vurgu yapılmıştır. Fakat metal sektöründeki en mücadeleci sen-

dika olduğu da belirtilerek Birleşik Metal İş Sendikası, Türk Metal’de örgütlü bulunan işçilere alternatif olarak gösterilmiştir. Gazetemizin bu süreçte çıkan sayıları incelendiğinde birçok yazıda Birleşik Metal iş Sendikası’nın kimi zaaf ve eksikliklerine vurgu yapıldığı ve eleştirildiği görülecektir. Metal işkolunda nedeni konularak yapılan bir somut çağrıyı, okurumuz TezKoop İş Sendikası içinde yapılmasını istemektedir. Bu çağrının çok somut olduğu, metal işkolunda gelişmeler ile alakalı olduğu bilince çıkarılıp dikkate alınmazsa, başka işkolları ve başka sendikalar içinde aynı çağrının yapılması talep edilir ki, bu yanlış olur. Kimi somut durumlarda, belirli bir mücadele sürecinde, bir sendikada örgütlü olan işçilere bir başka sendikaya geçme çağrısı yapılabilir. Bu çağrı somut bir durumda, bir eylemde yapılabilir. Nitekim bizim Türk Metal’in TİS’deki açı k ihanet tav rı nedeniyle,

Türk Metal’e üye işçilere “Türk Metal’den istifa edin, Birleşik Metal İş Sendikası’nda örgütlenin” çağrımız böyle bir çağrıdır. Bu çağrı özel, somut bir çağrıdır, genelleştirilemez. Okurumuz yazısını “Osman Başeğmez’in art niyeti ortadadır. Benim asıl eleştirim Yeni İşçi Dünyası yazı kuruluna… Bu meseleleri yazı kurulunun da bilmesine rağmen eleştiri yayınlamamalarınadır.” biçiminde sonlandırıyor. Söz konusu yazı hakkında bir eleştiri yayınlanmamasının nedenini yukarıda aktarmaya çalıştık, bu nedenle tekrarlamıyoruz. Art niyet meselesine gelince, Yeni İşçi Dünyası gazetesi olarak niyet üzerinden tartışma yürütmeyi ilke olarak reddediyoruz. Tartışmada bizim için ölçü, beyaz kağıt üzerine yazılanlar, ağızdan çıkan sözdür. Kimsenin niyetini tartışma konusu yapmayız ve kafa arkası okumayız. Haziran 2011

TARTIŞMAK İYİDİR, DEMOGOJİ KÖTÜDÜR!

Temmuz 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

T

8

artışmaya okuyucunun en son eleştirisinden başlamak gerekiyor. “YİD okuru” tartışmayı yazısının sonunda “niyet” sorununa bağlıyor ve “Osman Başeğmez’in art niyeti ortadır.” diyor. Somut bir olgu üzerinde, somut verilere dayalı bir tartışmada tartışmayı “niyet”e ya da “art niyet”e bağlamak gerçek olgular üzerine tartışmadan kaçmanın, konuyu saptırmanın ve demogoji yapmanın en yaygın ve en kolay yoludur. Bu tür demogoji yöntemleri ülkemizde çok yaygındır. Hergün medyada burjuva parti temsilcileri birbirlerine demogogca saldırıyorlar, rakiplerinin “art niyetleri” hakkında onlarca teori inşa ediyorlar. Sendikal alanda da sendika ağaları kendilerine karşı özellikle tabandan gelen somut eleştirilere karşı sık sık “senin niyetin başka!” demogojisine sarılırlar. Onların amaçları “niyet” tartışması ile sendika içinde tartışmayı ve eleştiriyi saptırmaktır. Ne yazık ki, “YİD okuru” da bu eleştiri yazısında aynı demogoji yöntemine başvurmaktadır. Bu noktada söylenecek tek söz vardır: Tartışmak iyidir, demogoji kötüdür! Okurun yazının içeriği ile getirdiği eleştirilere gelmeden önce, “YİD okuru”nun eleştirdiği Ali Osman Başeğmez’in “Pr a k t i ker Yapı Ma rket ler i A.Ş. İşçi leri Sendi ka laşmay ı Başardılar. Koop-İş Sendikası

İşçilerin Mücadelesini Satacak mı Koruyacak mı?” başlıklı yazısının (bkz. YİD, Nisan 2011,sayfa 6-7) ana hedefinin ne olduğu bir kez daha hatırlatılmalıdır. Yazıda, Koop-İş Sendikası’nın somut bir örgütlenme ve toplu sözleşme alanı ele alınarak ve somut verilere dayanılarak onun sınıf işbirlikçiliği somut olarak ortaya konulmakta ve teşhir edilmektedir. Ali Osman Başeğmez yazısında, Praktiker işçilerine seslenerek, Koop-İş Sendikası’nın en yetkili yöneticisi Genel Başkan Eyüp Alemdar’ın sınıf işbirlikçisi siyasetini ortaya koyarak Koop-İş Sendikası’nın yürüyen Praktiker toplu iş sözleşmesinde de işçilerin taleplerini satacağını kanıtlarla ortaya koymakta ve işçilere yürüyen toplu iş sözleşme görüşmelerinde yalnızca patrona karşı değil, aynı zamanda Koop-İş Sendikası ağalarına karşı da mücadele edin çağrısı yapmaktadır. Ali Osman Başeğmez, Koop-İş Sendikası ile aynı işkolunda faaliyet yürüten diğer iki sendikayı da “sınıf işbirlikçiliği” noktasında ele almakta ve “Bu üç sendikanın ayrı kurum hatta ayrı sendika konfederasyonlarına üye olmaları sendikal faaliyetlerinde farklı bir yapıya ve çizgiye sahip olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Bunların üçünün de yol gösterici kılavuzu patronlarla ‘sosyal ortaklık’ ilkesi ve en iyi halde üye işçiler için patronları zorlamayan küçük ücret artışı sağlayarak sendika bürokrasisi-

nin nemalanmasını sağlamaktır.” demektedir. Bu üç sendikanın “sendikal faaliyetlerinde” sınıf işbirlikçiliği o kadar açık, o kadar berraktır ki, “YİD okuru” da bu tespite AÇIKCA karşı çıkamamaktadır. “YİD okuru” açıkça karşı çıkamadığı bu tespiti çürütmek amacıyla dolambaçlı bir yol seçmiştir. “YİD okuru” Koop-İş, TezKoop-İş ve Sosyal-İş değerlendirmesinde “sınıf işbirlikçiliği” temel kriterinin dışında YENİ bir başka kriteri tartışmanın içine sokmakta ve bu yeni kriter temelinde bu üç sendikanın –daha doğrusu (Koop-İş ve Tez-Koop-İş karşılaştırmasında) iki sendikanın- değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır. “YİD okuru”na göre “burada sap ve saman birbirine karıştırılmamalıdır. KOOP-İŞ Sendikası faşist bir sendikadır. Bunu herkes bilir.” Demek ki, “YİD okuru”na göre “sınıf işbirlikçiliği” kriteri temel alındığında “sap ve saman birine karıştırılır”mış. “Sınıf işbirlikçiliği” kriteri temel alındığında “sapla saman” birbirinden ayırt edilemezmiş! “YİD okuru” yanılıyor. Sınıf mücadelesinin her alanında olduğu gibi, sendikal mücadele alanında da herşeyden önce tartışılması gereken esas, temel sorun “sınıf niteliği” ve “sınıf siyaseti sorunudur. Sendikal mücadele de “sapla samanı” ayırt etmede herşeyden önce

bir sendikanın işçi sınıfının yanında mı, yoksa sermaye sınıfının yanında mı olduğu, sınıf sendikacığını mı yoksa sınıf işbirlikçiliğini mi savunduğu yanıtlanmalıdır. Sınıf işbirlikçiliğini savunan HER sendika yönetimi, HER sendikal yapı nihayetinde işçilerin düşmanı olan ve yıkılması gereken işçi sınıfının sınıf düşmanı olan unsurlardır. Bilimsel sosyalizm açısından, sınıf mücadelesinin yasaları açısından, dost ve düşman öncelikle bu kritere göre belirlenmelidir. Sendikal yapıların niteliğini belirlerken sınıf mücadelesi ya da sınıf işbirliği kriterini temel aldığımızda sınıf işbirlikçisi tüm sendikaları her yönüyle aynı kefeye koyduğumuz anlamına gelebilir mi? Hayır gelmez. Tam tersine bir sendikanın diğer önemli niteliklerini de doğru ve somut olarak ele alabilmek için “sınıf” kriteri en temel, en sağlam ve en güvenli hareket noktasıdır. Sınıf kriteri her reformistin burun büktüğü, bilinçli olarak tartışmaktan özenle kaçtığı en önemli noktadır. Örneğin bugün ülkemizde egemen sınıfın farklı fraksiyonları arasında yürüyen iktidar mücadelesinde, farklı egemen sınıf fraksiyonunun kıçına takılmış küçük burjuva birçok siyasi oluşumun en tipik özelliği de budur. AKP’ye yamanmış küçük burjuva eğilimler (örneğin Taraf gazetesi çevresi) bilinçli olarak sınıf tartışmasını bir


kümlülüğü vardır. Madem bu konu onun için bu kadar önemlidir, umarım en kısa zamanda hepimizi bu konuda aydınlatır! Diyelim ki, Koop-İş Sendikası gerçekten sendikal yapısında ve sendikal çizgisinde gerçekten faşist bir niteliğe sahiptir. O zaman bile, metal işkolunda iki somut sendikanın somut değerlendirmesine dayanan somut bir bağlamdaki çağrı, otomatik olarak bir başka işkolundaki başka sendikalara somut inceleme yapmadan, kanıtlarını ortaya koymadan uygulanabilir mi? Hayır uygulanamaz. Gerçek ve doğru her zaman somuttur. Bilimsel sosyalizm her zaman ileriye sürülen her önerinin somut olarak işçi hareketini ileriye götürmesini talep eder. Bir iş kolunda doğru olan bir talep diğer bir iş kolunda yanlış olur, hatta aynı işkolunda bir dönem doğru olan bir talep bir başka dönem yanlış olabilir. “YID okuru”nun deyimi ile “faşist” bir sendika olan Koop-İş Sendikası’nın sendikacılığı ve pratiği esasta Türk-İş üyesi sendikaların ezici çoğunluğu tarafından da savunulmaktadır. Türk-İş'in de sendikal çizgi ve pratiği Koop-İş Sendikası’ndan nitelik olarak hiç farklı değildir. Siz şu işe bakın ki, faşist olmayan Tez-Koop-İş Sendikası, üyesi sendikaların ezici çoğunluğu “faşist” olan ve kendisi de dolayısı ile “faşist” olan Türkİş'in üyesidir! Faşist olmayan Tez-Koop-İş Sendikası’nın “faşist” konfederasyon Türk-İş’in üyesi olarak kalmasında “YİD okuyucusu”na göre bir sorun yok! Bir “YİD okuru” bu mantığında tutarlı kaldığında Tez-Koop-İş Sendikası’nın “faşist” Türk-İş'ten kopması çağrısı yapması gerekirken, yapmıyor. Sendi ka l hareketi ve TezKoop-İş Sendikası’nı biraz sistemli olarak takip eden herkesin bildiği bir başka gerçek daha vardır: Faşist olmayan Tez-Koop-İş Sendikası’nda sendikal demokrasi yoktur, sendikal demokrasinin kırıntısı bile yoktur. Sendika ağaları, şube başkanları koltuklarını korumak, ele geçirdikleri rantı kaybetmemek için yapmayacakları hiç bir şey, ayakları altına almayacakları hiç bir demokratik değer yoktur. Yalnızca sistematik olarak taban üzerinde, özellikle dürüst ve namuslu, mücadeleci Tez-Koop-İş üyelerine karşı değil, aynı zamanda aynı sendika içinde rakip olan sendika yöneticilerine karşı da TezKoop-İş Sendikası içinde sık sık ve sistematik olarak sosyal faşist baskılar, saldırılar uygulanmaktadır. Bir başka sendikanın “faşistliği”ne değinmeyi çok önemli gören biri-

sinin, alternatif olarak gösterdiği diğer sendikadaki sosyal faşist baskılara hiç değinmemesi çok ilginçtir. Metal işkolu ile 17 Nolu işkolu ve bu her iki iş kolunda faaliyet yürüten sendikaların karşılaştırmasında “YİD okuru” bir çok önemli noktaya gözlerini kapamaktadır. Metal işkolunda üye gücü, sektördeki ağırlığı, işbirlikçiliği, hainliği, toplu iş sözleşmelerinde belirleyiciliği ile Türk Metal Sendikası belirleyicidir, bir normdur. Türk Metal’in sektörde imzaladığı sözleşmeler diğer tüm sendikalara da dayatılmaktadır. Peki 17 Nolu iş kolunda norm oluşturan, belirleyici rol oynayan sendika hangisidir? Koop-İş Sendikası mı? Çok açık bir biçimde bu iş kolunda norm oluşturan ve diğer sendikalardaki örgütlü işçiler için de imzaladığı toplu iş sözleşmeleri ile belirleyici bir rol oynayan sendika Koop-İş Sendikası değil, TezKoop-İş sendikasıdır. Peki, Tez-Koop-İş Sendikası bu norm rolünü olumlu mu, olumsuz mu bir şekilde oynamaktadır? Ne yazık ki çok olumsuz. Üstelik Tez-Koop-İş Sendikası, belirli bir dönem önce içinde bulunan az sayıdaki mücadeleci şube yöneticilerini, mücadeleci işyeri isçi temsilcilerini -işverenlerle sistematik bir işbirliği içerisinde- tasfiye ederek daha açık, daha kaba ve daha sistemli bir sınıf işbirlikçisi sendikal siyaseti ve pratiği sergilemektedir. Bu konuda Yeni Dünya İçin Çağrı ve Yeni İşçi Dünyası sayfalarında onlarca haber, yorum ve değerlendirme bulunmaktadır. Her YİD okuyucusu TEZ-Koop-İş Sendikası hakkında somut ve güvenilir bir değerlendirmeye sahip olmak için tek başına ne Ali Osman Başeğmez'in ne de bir başka kişinin verdiği bilgilere ihtiyaç duymaktadır. Şimdiye kadarki tüm veri, bilgi ve haberler Tez-Koop-İs Sendikası’nın 17 Nolu işkolunda, faaliyette bulunan diğer sendikaların da işbirlikçiliğini, işverenlerin daha fazla kucağına oturma pratiğini güçlendirmeye hizmet ettiğini, sektörde işçilerin işverenlere satılmasında belirleyici bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Bu nedenle 17 Nolu işkolunda sosyalist eleştirinin oklarının öncelikle Tez-Koop-İş Sendikası’na yönelik olmasının özel bir zorunluluğu ve gerekliliği vardır. Birde okuyucunun verdiği biriki detay bilgisi daha var! Neler bunlar? Efendim, Sosyal-İş Sendikası Metro Grossmarketleri işverenle işbirliği yaparak Tez-Koop-İş Sendikası’ndan almış. Ali Osman

Başeğmez, Sosyal-İş Sendikası’nın Metro Grossmarket’de işverenle işbirliği yaparak aldığını yazıyormuş ama bu işyerini Tez-Koopİş'ten kaptığını yazmıyormuş. Okuyucuya bu bilgi için teşekkür ederim. Çok bilgilendik. Bu bilgiyle de Tez-Koop-İş ve Sosyal-İş bağıntısında yepyeni ve şimdiye kadar bilinmeyen, gizli kalmış bilgilere ulaştık! İkinci bilgi nedir? Efend i m, şi md i Pra k t i ker Yapı Marketlerinde TİS yetkisi alan ve TİS bağıtlayan Koop-İş Sendikası’ndan önce, taa 2003 yılında Tez-Koop-İş Sendikası Praktiker mağazalarına girmiş ama aynı yılda “faşist” KoopSendikası da Praktiker'e girmiş ve Koop-İş Sendikası Türk-İş’in desteği ile Praktiker işletmesinde yetkili sendika haline gelmiş! Simdi bu okuyucunun önce bi oturup bu söylediklerini düşünmesi gerekiyor. 2003 yılında TezKoop-İş'ten sonra “faşist” Koop-İş Sendikası Praktiker mağazalarına giriyor ve faşist olmayan, alternatif sendika Tez-Koop-İş Sendikası’na göre başarılı, işçilerin çoğunluğunun güvenini kazanan sendika haline geliyor. Üstelik Koop-İş'in işveren tarafından işyerine getirilmediği, Koop-İş üyesi oldukları için işçilerin ağır baskılara tabii tutulduğu, işten atıldığı, sürüldüğü ve işverenin Koop-İş Sendikası’nın çoğunluk tespitine itiraz ettiği, mahkeme sürecinin yıllarca sürdüğü koşullarda “faşist” Koop-İş Sendikası başarılı sendika oluyor. Bu noktada “YİD okuru” neden Praktiker işçilerinin Tez-Koop-İş Sendikası’na güvenip orada örgütlenmediğini ve onun deyimi ile “faşist” Koop-İş Sendikasını neden tercih ettiklerini, neden işçilerin 9 yıl gibi uzun bir sendikal örgütlenme mücadelesinde Koop-İş Sendikası’nı terk etmediklerini oturup bir düşünmesi gerekmektedir. Bunun en başta gelen nedeni, sendikal bilinç seviyesindeki işçiler için bile Tez-Koop-İş Sendikası’nın gerçek bir alternatif olamamasıdır. Daha ileri bir bilinçte olması gereken “YİD okuru” bizlere TEZKoop-İş Sendikası’nı alternatif olarak gösteriyor! Bir sendika ağa grubuna karşı bir başka sendika ağa grubunun kuyruğuna takılmak ufku dar ya da ufku bulanmış olanlar için bir alternatif olarak görünebilir. Fakat perspektifini sendika ağalığı sistemine karşı mücadele etmek olarak çizenler için kuyrukçuluk alternatif olamaz, olmamalıdır. Ali Osman Başegmez 09.06.2011

Temmuz 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

kenara bırakıp başkalarına da “bırakın sınıf mınıf işlerini. Bugün temel ayrım noktası statükoya karşı mücadeledir!” derken, CHP’nin kıçına yamanmış küçük burjuva eğilimler de ( örneğin T’K’P) “bugün sorun sömürü mömürü değil, çağdaşlığı, ulusal egemenliği korumaktır!” demogojisini kullanmaktadır. Bu noktada bizlerin ısrarla üzerinde durmamız gerekli olan kriter hep sınıf kriteri olmalıdır. AKP ya da CHP hangi sınıfın siyasi örgütü sorusudur. Bu soruya doğru yanıt verilmişse, diğer somut konularda da doğrultumuzun, tutumumuzun doğru olması mümkündür. “YİD okuru” iddiasının aksine bizlere sapla samanı ayırmayı değil, saman ya da sapların herbiri içindeki niceliksel farklılıklarla uğraşmayı öğütlemektedir. Tabii ki, niceliksel farklılıklarla hatta en ufacık ayrıntılarla da uğraşılmalıdır. Fakat bir olgunun, yapının ve hareketin niteliğini unutmadan ve unutturmadan. Burada bize sunulan kriter “faşistlik” kriteridir. Okuyucuya göre yetersiz bir kriter olan sınıf mınıf kriteri ile uğraşılmamalı, hangi sendikanın faşist olup olmadığına bakılmalı imiş! Neden? Koop-İş Sendikası’nın niteliğini daha iyi ortaya koymak, Koop-İş Sendikası yöneticilerinin sınıf düşmanı siyasetinin derecesini daha belirgin olarak tanımlamak için mi? Hayır! Bakın ne için! “Birleşik Metal İş Sendikası bağlamında takınılan tavırda, Türk Metal İş Sendikası üyelerine yapılan çağrıda, Türk Metal’den istifa edip Birleşik Metal’e geçmeleri istenmişti. Burada yapılan TEZKOOP-İŞ Sendikası-KOOP-İŞ Sendikası bağlamında neden yapılmıyor ya da aynılaştırılıyor? Bana göre Türk Metal’le Koop-İş aynıdır. Birleşik Metal İş ne ise Tez-Koop-İş’te odur.” “YİD okuru”nun Koop-İş Sendikası bağlamında “faşist” tartışmasını devreye sokmasının, Koop-İş Sendikası’nın “faşist” olduğunu öne sürmesinin nedeni, Tez-Koop-İş Sendikası’na ayrı bir nitelik atfetmek, onu diğer rakip sendikalar karşısında korumak ve alternatif göstermeye ideolojik gerekçe bulma ihtiyacından kaynaklanıyor. Bu nedenle, diğer sendikalarda örgütlü işçilere TezKoop-İş Sendikası’na geçin çağrısı yapıyor. Önce “YİD okuyucusu”ndan “herkesin” bildiğini ileri sürdüğü Koop-İş Sendikası’nın “faşistliği”ni somut kanıtları ile ispatlama yü-

9


Hukuk Köşesi Bu bölümde iş yasalarına göre açıklamalarda bulunmaktayız. Bu konuda ise bilinmesi gereken şey yasaların patronları, sermayeyi koruduğudur. Buna rağmen işçi sınıfının haklarını araması ve bu hakları genişletmesi için tüm yol ve araçlarla mücadele yürütmesi gerekmektedir. Hukuk mücadelesi de bu araçlardan birisidir.

Haberiniz var mı? Şampiyon olmuşsuz!!

Asgari Ücret değişti… Asgari Ücret 1 Temmuz’dan geçerli olmak üzere en düşük net 658,95 TL’ye yükseldi. Bu rakam içerisinde bekar olan ve evli olup ta eşi sigortalı olarak çalışan işçilere ödenmesi gereken 59,74 TL’lik asgari geçim indirimi ile birliktedir. Asgari ücret 01.01.2011 tarihinden geçerli olmak üzere ilk altı ay için brüt 796,50 TL, ikinci altı ay için ise 837,00 TL olarak belirlenmişti. Bu nedenle 1 Temmuz 2011’den itibaren asgari ücret brüt 837,00 TL oldu. 16 yaşından küçük genç işçiler için ise 715,50 TL. Net ücret aşağıda gösterildiği şekilde hesaplanıyor. Buna göre asgari ücretten toplamda 178,05 TL sigorta primi ve vergi kesiliyor.

D

Temmuz 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Yasaya göre kapıcı ücretlerinden gelir ve damga vergileri kesilmiyor. Yüzde 14 oranında sigorta ve yüzde 1 oranında işsizlik sigortası primi kesiliyor. Gelir vergisi kesilmediği içinde Asgari Geçim İndirimi uygulanmıyor. Buna göre kapıcıların net asgari ücreti 711,45 TL olacak. 3308 sayılı Meslek Eğitimi Kanunu’na göre çalıştırılan aday çırak, çırak ve stajyerlere yasanın 25. maddesi uyarınca ödenecek ücretin tutarı yaşlarına uygun olan asgari ücretin %30’undan az olamaz. Buna göre 1 Temmuz 2011’den itibaren 16 yaşından büyüklere net 251,10 TL’den; 16 yaşından küçüklere ise net 214,65 TL’den az ücret ödenemeyecek.

10

Türkiye Asgari Ücrette de sınıfta kaldı… Türkiye bu asgari ücret rakamı ile 20 AB üyesi ülke sıralamasında 384,89 € ile 12. sırada yer alıyor. En düşük asgari ücret 122,71 € ile Bulgaristan’da. Ancak bu sıralama aldatıcı. Çünkü bu ülkelerdeki satın alma gücü ile Türkiye’deki satın alma gücü arasında büyük farklar var. Bu rakamların gerçek anlamı için Satınalma Gücü Paritesi adı verilen verilere bakmak gerekiyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2010 yılında açıkladığı verilere göre Türkiye Satınalma Gücü Paritesi Endeksinde 37 ülke arasından 24. sırada yer alıyor. Karşılaştırmalarda 27 AB ülkesi, 4 aday ülke (Türkiye, Hırvatistan, Makedonya ve Karadağ), 3 Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) ülkesi (İsviçre, İzlanda, Norveç) ve 3 Batı Balkan ülkesi (Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan) değerlendiriliyor. Yapılan karşılaştırmalı analizlere göre Türkiye Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Letonya, Macaristan, Litvanya, Polonya ve Karadağ’ın önünde yer alıyor. Türkiye’nin ilerisinde olan ülkeler arasında ise Hırvatistan, Estonya, Malta, Slovenya, Portekiz, Güney Kıbrıs, Yunanistan, İspanya ve diğer gelişmiş Avrupa ve Baltık ülkeleri yer alıyor. Yani kısacası Türkiye işçilere ödenen asgari ücret ile yukarıda saydığımız ülkelerin oldukça gerisinde bulunuyor. iscikosesi@gmail.com adresine sorularınızı gönderebilirsiniz.

uydunuz mu? Dünya şampiyonu olmuşuz!! 2011’in ilk çeyreğinde ekonomi yüzde 11 büyümüş. Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı verilere göre “dünya hâlâ daha tek haneli büyüme rakamlarıyla idare ederken”, Türkiye ekonomisi yüzde 11 büyümüş ve Çin’i bile geçmişiz!! Yüzde 11 büyüme ile ulusal gelir yeniden hesaplanmış ve kişi başına 10 bin dolar düşüyormuş!! Sermayeyi sevindiren, iştahını kabartan yüzde 11’lik büyüme işçilere, emekçilere nasıl yansıyor? Büyümenin temelinde işçilerin, emekçilerin ücretli emek sömürüsü vardır. Büyümenin kaynağı üretenlerin emeğidir. Bu böyle olduğu halde üretenler, yaratanlar büyümeden, zenginleşmeden faydalanamıyorlar. Çünkü üretim araçları üzerinde toplumsal mülkiyet değil, özel mülkiyet var. Üretim araçları üzerinde özel mülkiyet olgusu ekonominin büyümesi ile özel sermayeli burjuvazinin daha da zenginleşmesini sağlayan temel olgudur. İşçileri çeşitli şekillerde daha fazla sömürerek sermaye büyür. Sendikasızlaştırma, taşeronlaştırma, asgari ücret uygulaması, esnek çalışma, işsizlik vb. uygulamalarına sermaye yoğun bir şekilde başvuruyor. Ekonomi yüzde 11 büyümüş! Peki bu büyümeyi sağlayan, işçiler, emekçiler bu büyümeden nasıl yararlanıyor? Büyüme işçilere, emekçilere nasıl yansıyor? Asgari ücret mi artıyor? Örneğin “yüzde 11 büyüdük. Asgari ücrete yüzde yüz zam yapıyoruz” mu deniliyor?

Ücretlere dolgun ve yeterli zam mı yapılıyor? İşçilerin çalışma koşullarında düzelme mi oluyor? İş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçilerin sayısı azalıyor mu? İşçiler daha iyi, daha insanca şartlarda mı çalışıyorlar? Kayıt dışılık ortadan mı kaldırılıyor? Sendikalı olan işçilerin sayısı giderek artıyor mu? Vs. Vs. Hiç biri değil. Büyümeyi sağlayanlara, büyümenin sonuçları birebir yansımıyor. Tam tersine sermaye daha fazla büyümek için işçilere, emekçilere saldırılarını yoğunlaştırıyor. Sermaye büyüyor, işçiler, emekçiler yoksullaşıyor. Alım güçleri düşüyor. Ücretler yerinde sayıyor. Peki, bu kader mi? Üretenlerin, yaratanların ekonomik büyümeyi sağladıkları halde, bu büyümenin sonuçlarından faydalanmaları kapitalizmde mümkün değildir. Üretim araçları üzerinde toplumsal mülkiyetin olduğu, temel ilkesi “herkesin yeteneğine göre, herkesin katkısına göre” olduğu, üretimin amacının kar değil, toplumun giderek artan ihtiyacını karşılamak olduğu sosyalizmde ancak ekonomik büyüme toplumun bireylerine birebir yansır. Ülkenin, toplumun ekonomik olarak gelişmesi, zenginleşmesi; üretenlerin de zenginleşmesine yol açar. Toplumun refah düzeyi giderek artar. İşçiler, emekçiler egemen olacakları sosyalizm için örgütlenmeli, sosyalizm için mücadele etmelidirler. İşçiler, emekçiler; haberiniz var mı? Yüzde 11 büyüyüp dünya şampiyonu olmuşuz!! Haziran 2011


Eğitim Köşesi ORTALAMA KÂR B

ir kapitalist işletmenin kârlılık derecesi, sahibi için kâr oranı tarafından belirlenir. Kâr oranı, artı değerin yatırıma sokulan toplam sermayeye yüzdeyle ifade edilen oranıdır. Örneğin yatırılan toplam sermaye 200 milyar TL ise; bu süreçte üretilen metaların satışından elde edilen gelir 240 milyar, yani fazlalık / kâr 40 milyar TL ise; bu durumda kâr oranı, (40/200) x100= % 20’dir. Yatırılan sermaye gerçekte her zaman iki bölümden oluştuğu (değişmeyen sermaye / değişen sermaye) ve yatırılan toplam sermaye her zaman değişen sermaye bölümünden büyük olduğu için, kâr oranı her zaman artı değer oranından küçüktür. Verdiğimiz örnekte, 200 milyar TL’lik toplam sermaye yatırımının 160 milyarının değişmeyen sermayeye, 40 milyarının da işçi ücretlerine (değişen sermaye) yatırıldığını varsayalım. Bu durumda artı değer oranı (40/40) x 100= 100’dür. Bu rakam işçilerin gerçek sömürü boyutunu göstermesi açısından çok daha gerçekçi ve anlamlıdır. Kapitalizmde, sermayelerin çeşitli üretim dallarına dağılması ve tekniğin gelişmesi amansız bir rekabet mücadelesi içinde gerçekleşir. Bir üretim alanı içindeki rekabet, aynı türden meta üreten çeşitli işletmeler arasında yürüyen daha fazla üretme, daha fazla satma rekabetidir. Aynı dalda üretim yapan işletmeler gerek

kullandıkları sermaye, gerekse teknik donanımları işlemenin boyutları vb. açısından farklılıklar gösterir. Bunun sonucu olarak değişik işletmelerde üretilen aynı tür metaların değeri eşit değildir. Buna rağmen eğer üretilen ürünlerin tümü pazarda alıcı buluyorsa, değerleri ( bu anlamda da satış fiyatları) ayrı olan metalar, söz konusu üretim dalındaki ortalama üretim koşulları tarafından toplumsal olarak belirlenen, eşit ( ya da eşite çok yakın) fiyatlarla satılır. Metaların fiyatı metaların şu ya da bu işletmenin kendi özel koşulları tarafından değil, metaların toplumsal değeri tarafından belirlendiğinden, aynı üretim dalında faaliyet gösteren işletmeler içinde üretim tekniğinin ve emek üretkenliğinin bu dalın ortalamasının üzerinde olduğu işletmeler, metalarını kendi üretim değerlerinin üzerinde bir fiyatla satma imkanına kavuşur, fazladan bir kâr elde ederler. Bunun sonucu ileri tekniği kullanan, emek üretkenliğini artıran işletmelerin daha da büyümesi, geri teknikle çalışanların ürettikleri malları gerçek değerin altında satmak zorunda kalması, bu tip işletmelerin yeterince kâr edememesi, büyükler tarafından yutulması vb.dir. Gelişme içinde aynı üretim dalında rekabet etmek isteyen, daldaki en ileri teknik neyse onu kullanmak zorunda kalacaktır. Bu ise, yeni bir teknik atılım dönemine kadar,

metaların gerçek değerlerine satışını, elde edilen fazladan kârın ortadan kalkmasını beraberinde getirecektir. Kapitalist rekabet yalnızca bir üretim alanı ile sınırlı değildir. Üretim alanları arasında da rekabet vardır. Bu çeşitli üretim dallarındaki kapitalistlerin en kârlı sermaye yatırımı uğruna rekabettir. Değişik üretim dallarındaki sermayelerin organik bileşimlerinde farklılıklar vardır. Artı değer, yalnızca ücretli işçilerin artı emeği tarafından yaratıldığından, sermayenin organik bileşiminin düşük olduğu dallardaki işletmelerde aynı büyüklükte bir sermaye ile nispeten daha büyük bir sermaye kütlesi üretilir. Sermayenin organik bileşiminin daha yüksek olduğu işletmelerde ise, aynı büyüklükte bir sermaye ile nispeten daha az bir artı değer kütlesi elde edilir. Ancak sermayenin organik bileşiminin yüksek olduğu işletmelerde emek üretkenliği de, organik bileşimin düşük olduğu işletmelere göre çok daha yüksek olduğu için aradaki fark kapanır, hatta organik bileşimin yüksek olduğu işletmelerin elde ettiği artı değer / kâr kütlesi daha fazla olur. Sermayenin genel eğilimi hem tek tek üretim dallarına, hem de üretim dalları arasında hep daha fazla ‘kârlı’ alanlara kaymaktır. Bu kaymalar sonucu fakat bir süre sonra, daha önce en kârlı olan alanlar, en kârlı olmaktan çıkarlar. Sonuçta uzun vadede

çeşitli dalların kapitalistleri arasındaki rekabet mücadelesi, aynı büyüklükteki sermayelere düşen kâr miktarının eşitlenmesine yol açar. Ortaya “ortalama kâr” çıkar. Ortalama kâr, değişik üretim dallarına yatırılmış eşit büyüklükteki sermayelere düşen eşit miktardaki kârdır. Patronların, işletmelerinde üretilen bir metayı pazara sürerken kapitalist maliyet fiyatının üzerine ekledikleri miktar işte bu ortalama kârdır. Maliyet fiyatı artı ortalama kâra eşit olan fiyata üretim fiyatı denir. Üretim fiyatı genelde, yalnızca değerin başkalaşmış bir biçimidir. Üretim fiyatı, son çözümlemede metaların pazar fiyatının, yani metaların pazarda gerçekten satılıp alındığı fiyatların, etrafında aşağıya/ ya da yukarıya yalpalama gösterdiği ortalama büyüklüktür. Ortalama kâr oranının oluşması, gerçekte artı değerin çeşitli üretim dallarında faaliyet gösteren kapitalistler arasında yeniden bölüşülmesi anlamına gelir. Sermayenin düşük organik bileşimine sahip olduğu dallarda yaratılan artı değerin bir bölümüne, sermayenin yükse organik bileşime sahip olduğu dallardaki kapitalistler tarafından el konulur. Tüm kapitalistler sınıfı ortalama kâr oranının büyümesine yol açacağı için, işçilerin sömürülme derecesinin artırılmansa ilgi duyar. 27 Haziran 2011

Y

SK tarafından Amed’den bağımsız Milletvekili seçilen Hatip Dicle’nin Milletvekilliğinin düşürülmesi, bağımsız Milletvekili seçilen KCK davasında tutuklu 5 kişinin tahliye edilmemesi, İstanbul’da protesto edilmek istendi. Şişli cami önünde toplanan, ağırlığını BDP’nin oluşturduğu Emek, Demokrasi, Özgürlük Blok’u bileşenleri Taksim’e yürüyüp, Taksim’de basın açıklaması yapmak istedi. Kitlenin önüne barikat kuran polis yürüyüşe izin vermedi. İstanbul bağımsız Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in

polis ile yaptığı görüşmeden yürüyüşe izin çıkmadı. Taksim’e yürümek isteyen kitleyi abluka altına alan polis, kitleye gaz bombaları ile saldırdı. Yoğun biber gazından etkilenen, yaralanan, fenalaşan insanlar yanında, bağımsız milletvekilleri de yoğun gazdan etkilendi. Mersin bağımsız Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, İstanbul bağımsız Milletvekilleri Sebahat Tuncel, Levent Tüzel, Sırrı Süreyya Önder kitle ile birlikteydi. Sa ld ırı sonucu dağ ı l ıp Taksim’de, Beyoğlu BDP il binası önünde bir araya gelen kitleye polis yine aynı şekilde gaz bombaları

ile saldırdı. Gün boyu çeşitli yerlerde polis ile çatışma yaşandı. H a t i p D i c l e ’n i n Milletvekilliğinin düşürülmesi, 5 KCK tutuklusu Milletvekilinin tahliye istemlerinin reddedilmesi, hukuki kılıfa sokulmak istenmesine rağmen, bu yaşanılanlar hukuki değil siyasidir. Seçilme yeterliliğini kazananların seçildikten sonra, Milletvekili olarak kabul edilmek istenmemesinin temelinde savaş rantçılarının savaşı sürdürmek

Temmuz 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Protestoya polis saldırısı

istemeleri yatmaktadır. Bu açık hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı mücadele her işçinin, emekçinin görevi olmalıdır. 26 Haziran 2011

11


61. Hükümet Programı yeni bir saldırı dalgası:

Kıdem Tazminatı, Esnek Çalışma ve Bölgesel Asgari Ücret…

Temmuz 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

K

12

ıdem tazminatının kaldırılarak bir fon kurulması ve tazminatların bu fondan ödenmesi, işçilerin çalışma düzenlerinin esnekleştirilmesi ve asgari ücretin bölgelerdeki ekonomik farklılıklara göre belirlenmesi uzun zamandan beri hükümetin gündeminde. Ancak bu uygulamalar sendikaların yoğun muhalefetinin dozunu düşürmek için (esnek çalışma ile ilgili bazı maddeler iş kanununda yer aldı) ve seçimleri de düşünerek rafa kaldırılmıştı. Referandum ve seçimler öncesinde AKP’nin alacağı oy oranına göre bu konularda yeni bir saldırı dalgası başlatacağını belirtmiştik. Çünkü bu üç talep sermayenin sürekli dile getirdiği taleplerdir. Sermayenin bir dediğini iki etmeyen AKP’nin bu talepleri daha fazla bekletmeyeceği açık. AKP hükümeti 61. Hükümet Programını açıkladı. Başbakan Erdoğan Meclis’te yaptığı konuşma ile açıkladığı programda “Ulusal İstihdam Stratejisini kararlılıkla uygulayacaklarını” ve “işletmelerin rekabet gücünün korunduğu AB standartları ve ILO normlarına uygun bir çalışma hayatının geliştirilmesi için çalıştıklarını” belirtti. Erdoğan’ın söylediği ne anlama geliyor? Bunu öğrenebilmek için öncelikle konu ettiği Ulusal İstihdam Stratejisinin ne olduğuna bakmak geliyor. “İşletmelerin rekabet gücünün korunması” ise aslında gayet açık. Bu işgücü maliyetlerinin asgari düzeye çekilmesinden başka bir anlama gelmiyor. Çünkü işletmelerin rekabet gücünün korunması ve aslında arttırılması için öncelikle ucuz hammadde temin etmek gerekiyor. Ancak bu diğer büyük işletmelerin gücü ile karşılaştırıldığında Türk şirketleri için pek de mümkün değil. Diğer bir önlem ise işletmelerin vergi vb. giderlerinin düşürülmesi ki bunu hükümet gerçekleştirdi zaten. Şu anda şirketler şahıs işletmelerine oranla daha az vergi ödüyorlar. Şahıs işletmeleri ve ücretliler artan oranlı vergi yöntemi ile %15 ve

%35 arasında vergi öderken, şirketler sadece %20 oranında vergi ödüyorlar. Sigorta prim teşvikleri, yatırım teşvikleri vb. teşviklerle de sermaye açısından oldukça karlı bir dönem yaratıldı. Kısacası AKP Hükümeti olanca gücü ile sermayeye çalıştı. “İşletmelerin rekabet gücünün korunması” ve arttırılması için geriye işgücü maliyetlerinin, yani işçi ücretlerinin ve diğer ödemelerin daha da düşürülmesi kalıyor. Oysa asgari ücret zaten AB ülkeleri ortalamasının oldukça altında. (Bkz.: Hukuk Köşesi, Asgari ücret değişti…) Sermaye buna rağmen yeni düzenlemeler ile bu ücretin ve diğer ödemelerin daha da aşağıya çekilmesini istiyor. Sermaye örgütlerinin her dönem bölgesel asgari ücret, kıdem tazminatının kaldırılması ve esnek çalışmanın kurallaştırılması için “açıklamalarda” bulunduğunu biliyoruz. Bu konuda özellikle Ulusal İstihdam Stratejisi belgesinde neler dendiğine bakmak gerekiyor. Çünkü Erdoğan’ın konuşmasında ayrıntılarına girmediği Ulusal İstihdam Stratejisi kıdem tazminatı, esnek çalıştırma ve bölgesel asgari ücret hakkında yeterli derecede bilgi vermektedir. Zaten Ulusal İstihdam Stratejinde yer alan ve aşağıda bir bölümünü aktardığımız ifadeler aynı zamanda AKP’nin oluşturduğu 61. Hükümet Programının işsizlikle mücadele bölümünde de yer alıyor. Bunlar AKP Hükümetinin bu dönem yapmayı planladığı değişikliklerdir. “3. İşgücü piyasasının rekabet edebilirliği artırılacaktır. Kıdem tazminatı reformu yapılarak ve bölgesel asgari ücret uygulamasına imkân tanınarak istihdam üzerindeki mali yüklerin öngörülebilir ve rekabet edebilir bir düzeye çekilmesi amaçlanmaktadır. (…) 3.2. Bölgesel asgari ücret uygulamasına geçilecektir. 3.2.1. Düzey 2 İstatistiki Bölge Birimleri düzeyinde bölgesel asgari ücret uygulanacaktır.

3.2.2. Bölgesel asgari ücret uygulaması gönüllü olacaktır. 3.2.3. Bölgesel asgari ücret uygulaması yerel aktörlere bırakılacaktır. 3.2.4. Bölgesel asgari ücrete alt ve üst sınır belirlenecektir. 3.3. Asgari ücretin belirlenmesinde 16 yaşın doldurulmuş olup olmadığına göre mevcut durumda uygulanmakta olan yaş farklılaşması 18 yaş üzerinden yapılacaktır. 31. İhbar prosedürü, ihbar ve kıdem tazminatı, haklı/haksız nedenle işten çıkarmanın tanımı, deneme süresi, haksız nedenle işten çıkarmada tazminat ve azami itiraz süresini dikkate alan sürekli çalışanların bireysel işten çıkarılması alt endeksinde ise Türkiye, 40 ülke içerisinde en katı mevzuata sahip 14’üncü ülke konumunda bulunmaktadır. Bu alanda özellikle kıdem tazminatı miktarının yüksekliği işgücü piyasasının katılık düzeyini artırmaktadır. 33. (…) Türkiye, OECD ülkeleri arasında Portekiz ile beraber en yüksek düzeyde kıdem tazminatı ödemesini zorunlu tutan ülke konumundadır. Buna ek olarak, yine yukarıda bahsi geçen İş Yapma Kolaylığı Raporu’na göre Türkiye, en yüksek kıdem tazminatı düzeyine sahip ilk 20 ülke arasındadır. Kıdem tazminatı

Türkiye’den daha yüksek olan ülkeler arasında Zimbabwe, Sierra Leone, Zambiya, Mozambik ve Guatemala yer almaktadır. 34. Kıdem tazminatının yüksek liği, işletmeler açısından önemli bir maliyet kaleminin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. 3.1.1. Tüm işçilerin erişebileceği, bireysel hesaba dayalı, mali açıdan sürdürülebilir bir Kıdem Tazminatı Fonu kurulacaktır. 3.1.3. Kıdem Tazminatı Fonu gelirleri işveren tarafından yatırılacak olan primlerden oluşacaktır. 3.1.4. Prim oranları belirlenirken işverenin mevcut kıdem tazminatı yükü artırılmayacaktır. 3.1.5. Kıdem Tazminatı Fonu’na işverenin ödeyeceği prime geçici olarak İşsizlik Sigorta Fonu’ndan katkı yapılacaktır. 3.1.6. En az 10 yıl kıdemi olan işçilere, işsiz kaldıkları dönemde kıdem tazminatı hesabından kısmen para çekme hakkı verilecek, hesapta kalan bakiye ise emeklilikte ödenecektir. 3.1.7. Bir yıllık çalışma karşılığında verilen kıdem tazminatı miktarı, uzun vadede OECD ortalamasına çekilecektir. a. (…) Eurostat verilerine göre, 2009 yılında, Türkiye’de tam zamanlı çalışanlar açısından fiili haftalık çalışma süresi 53,2 saattir. Bu oranla Türkiye, haftalık ça-


lenirken işverenin mevcut kıdem tazminatı yükü artırılmayacaktır” denilerek mevcut uygulamadaki kıdem tazminatı hesaplamasından (her tam yıla bir tam maaş) farklı bir hesaplama yapılacağı ve böylece işverenlere ek bir yük getirilmeyeceği belirtiliyor. Planın diğer birçok yerinde de belirtildiği gibi böylece işçilere ödenecek olan kıdem tazminatı tutarı şu andaki tutarlardan çok aşağıya çekilecek. Strateji belgesinde Türkiye’de “fiili haftalık çalışma süresi 53,2 saattir. Bu oranla Türkiye, haftalık çalışma süresi 41,6 olan AB-27 ortalamasının oldukça üzerindedir.” denmektedir. Bu tespite rağmen belgede bu uzun çalışma saatlerinin önlenmesine yönelik bir tedbir yok. Öngörülen tedbir esnek çalışmanın yaygınlaştırılması ve böylece bir işçinin uzun süre çalıştırılması yerine birkaç işçinin esnek olarak çalıştırılması. Şu açık ki işçiler aldıkları ücretlerle ancak geçinebiliyorlar. Birçok durumda bir işçinin geçinebilmesi alacağı fazla mesai ücretine bağlı. Bu plana göre esnek çalıştırılan bir işçinin eline daha az ücret geçecek. Fazla mesai uygulaması tamamen rafa kaldırılarak. Gazetemizin geçen sayısının Hukuk Köşesinde esnek çalışmaya ve esnek çalışmada fazla mesai uygulamasına değinmiştik. Bu işçi sınıfının emek gücünün sermayenin çıkarlarına göre çok daha fazla sömürülmesi demektir. Patronlar sipariş dönemlerinde işçileri işe alacak, istediği şekilde çalıştıracak ve sipariş sonunda

kapının önüne koyacak. Esnek çalışmanın bir modeli olan evden çalışma vb. uygulamalar ile patronların işçilere vermek zorunda olduğu bir dizi hak (yemek, servis, yol ücreti, kreş, emzirme izni vb.) rafa kaldırılacak. Hatta çağrı merkezleri, telefon ile pazarlama vb. sektörlerde patronların bir işyeri kurmasına bile gerek kalmayacak, sadece yönetim ofisi kurulması yeterli olacaktır. Esnek çalışmanın yaygınlaştırılması için planda Özel İstihdam Bürolarının kurulması da doğal olarak yer alıyor. Bölgesel asgari ücret ile de ekonomik açıdan geri bıraktırılmış bölgelerde, özellikle Kürtlerin yaşadığı bölgelerde daha düşük asgari ücretle işçi çalıştırmanın önü açılacak. Bu bölgelerde zaten kötü olan yaşam koşulları bir işi olan insanlar için de daha kötü hale dönüştürülecek. Planda 16 yaşından büyüklere ödenen asgari ücret rakamının da 18 yaşına çekilmesi yer alıyor. Kısacası ortaya konan plan işsizlikle mücadele planı değil, sermayeyi daha da palazlandırma planıdır. İşçi sınıfını ekonomik açıdan daha da kötü bir duruma getirmenin planıdır. Hatırlanacağı gibi esnek çalışma ve asgari ücretin yaş sınırının 18’e çekilmesi ile ilgili düzenlemeler en son Torba Yasa’da yer alıyordu. Ancak Hükümet işçi sendikalarından gelen tepkileri azaltmak amacıyla bu maddeleri bilinçli olarak yasadan çıkardı. Bilinçli olarak diyoruz çünkü as-

lında bunların yasadan çıkarılması gelen tepkilerin çok yüksek olduğundan değil, sadece gelen tepkileri asgari düzeye çekebilmek içindi. Çünkü böylece Torba Yasa’nın diğer birçok maddesi yürürlüğe girmiş oldu. İşte bu dönem sıra Torba Yasa’dan çıkarılmış olan bu maddelere de geldi. Bu değişiklikler de parça parça zamana yayılarak ve böylece tepkiler en aza indirilerek veya bir bütün halinde getirilecek ve tepkileri yine en aza indirmek için bir bölümü yasadan çıkarılacak (sonraki bir döneme havale edilecek) ama sonuç olarak önemli bir bölümü yürürlüğe konmuş olacak. Erdoğan Hükümet Programını açı k ladı ktan sonra Çalışma Bakanı Faruk Çelik Türk-İş, DİSK, Hak-İş ve TİSK’ten oluşan Üçlü Danışma Kurulu’nu topladı. Ancak Bakan’ın yaptığı açıklamaya göre toplantıda Kıdem Tazminatının kaldırılacağı görüşülmemişmiş. Bu açıklamaya inanmak için hiçbir neden yok, toplantıda bu konunun da görüşülmüş olabileceğini hesaba katmak gerekir. Yine de bu konuda şimdiden bir tahmin yürütmeyelim. Ama her şey olabilir. Sonuç olarak sermayenin istediği ve AKP eliyle yapacağı bu değişiklikler ister parça parça, ister bir bütün olarak önümüzdeki dönemde işçi sınıfının önüne gelecektir. Bu saldırılara karşı koyabilmek için örgütlü, planlı ve ısrarlı bir çalışma yürütülmeli, yapılacak yasal düzenlemelerin bütününe karşı konulmalıdır. Bu işçi sınıfının şu anki örgütlülük ve hazırlık düzeyiyle, sendikalara çöreklenmiş olan bürokratlarla olacak iş değil. Elbette bunu hiçbir şey yapılamaz anlamında söylediğimiz düşünülmesin. Tersine işçi sınıfı gelecek olan bu saldırılara karşı şimdiden hazırlanmalı, örgütlenmeli, örgütlülükleri sağlamlaştırmalı, sendika bürokratlarına karşın mücadele edebilmek için Grev ve Mücadele Komitelerini oluşturmalıdır. Sendika bürokratlarının aldatmacalarına, uzlaşma çağrılarına, hükümet ile pazarlık yapma görüşmelerine ve açıklamalarına prim verilmemeli, bunlara inanılmamalıdır. Çünkü saldırılara karşı koyabilmenin üç yolu vardır: Mücadele etmek, mücadele etmek ve mücadele etmek! İşçi sınıfının başka alternatifleri yoktur. 14.07.2011 Yeni İşçi Dünyası / Adana

Temmuz 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

lışma süresi 41,6 olan AB-27 ortalamasının oldukça üzerindedir. 1.1. Yasal düzenlemesi bulunan ancak yeterli uygulama alanı olmayan esnek çalışma biçimlerinin uygulanabilirliği artırılacaktır. 1.1.1. Belirli süreli iş sözleşmelerinin esaslı bir neden olmadıkça zincirleme yapılamaması koşulu kaldırılacak, bu kapsamda belirli bir süre içerisinde tekrarlanma imkânı sağlanacaktır. 1.1.2. Belirli süreli iş sözleşmeleri, 25 yaş altı gruplar için daha esnek biçimde yapılandırılacaktır. 1.1.3. Özel istihdam bürolarının geçici istihdam büroları olarak da faaliyette bulunmalarına yönelik düzenlemeler yapılacak; bu kapsamda, geçici olarak çalışanlara yönelik haklar, “Eşit Muamele İlkesine” göre yasayla güvence altına alınacaktır. 1.2. İş paylaşımı, esnek zaman modeli, uzaktan çalışma gibi esnek çalışma biçimleri için gerekli yasal düzenlemeler hayata geçirilecektir. 1.3. Deneme süresinin 25 yaş altı genç işgücü için dört ay olarak uygulanmasına imkân tanınacaktır.” (Ulusal İstihdam Stratejisi belgesinden alıntılanmıştır.) Alıntılardan da net bir şekilde görülebileceği gibi kıdem tazminatının kaldırılarak yerine fon kurulması, esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaştırılması ve bölgesel asgari ücret uygulaması Ulusal İstihdam Stratejisinin bir parçası. Yani AKP Hükümetinin programı sermayenin programı, işçi sınıfının kazanılmış haklarının gasp edilmesinin programıdır. Hükümet kıdem tazminatının işçilerin büyük bir çoğunluğunun alamadığı ve işletmelerin de üzerinde ödeme baskısı oluşturduğu gerekçesiyle kaldırmak ve yerine işverenlerden yapılacak kesintilerle tıpkı işsizlik sigortası fonu benzeri bir fon oluşturulmasını planlıyor. Şimdiden söyleyelim bu fonun da başına İşsizlik Sigortası Fonu’nun başına gelenler gelecektir. Bilindiği gibi İşsizlik Sigortası Fonu konulan ağır şartlar nedeniyle işsiz kalanlara ödenmemiş ve biriken paralar değişik gerekçeler ve yöntemlerle işverenlere peşkeş çekilmişti / çekiliyor da. Zaten planda “Kıdem Tazminatı Fonu’na işverenin ödeyeceği prime geçici olarak İşsizlik Sigorta Fonu’ndan katkı yapılaca”ğı belirtiliyor. Yani bu fon için işverenlerden yapılacak olan kesintiler sınırlı tutulacak ve İşsizlik Sigortası Fonu’nda biriken ve işsiz kalanların hakkı olan paralar bir kez daha sermayeye peşkeş çekilecektir. Planda “Prim oranları belir-

13


DÜNYADAN İŞÇİ HABERLERİ İngiltere'de Kamu Emekçileri Eylemdeydi

Atina'da Grev Ve Eylemler Hız Kesmiyor

S

Yunanistan’da parlamento tarafından kabul edilen yeni kısıtlama paketine karşı tepkiler dinmek bilmiyor. Atina’da göstericiler ile polis arasındaki çatışmalarda 26’sı polis 73 kişi yaralandı. Yunanistan Parlamentosu, 29 Haziran da kabul ettiği yeni kısıtlama paketinin hayata geçirilmesi için alınacak önlemleri masaya yatırarak parlamentonun onayına sundu. Alınan önlemler, özelleştirme ajansının kurulması, kamuya ait gayrimenkullerin özelleştirilmesine hazırlık, vergi artırımı, kamu sektöründe işten çıkarmalar ile soysal güvenlik alanında yeni düzenlemeleri içeriyor. Hükümetin, içinde bulundukları ekonomik krizin daha da derinleşmesini önlemek için kaçınılmaz olarak tanımladığı, AB ve IMF’nin ülkeye yardım için şart koyduğu 5 yılda 28 milyar Euro kısıtlama başta sendikalar olmak üzere halk tarafından büyük tepki görüyor. Kısıtlama paketinin parlamento tarafından onaylandığı sırada 48 saatlik grevde olan işçiler büyük tepki göstermişti. Başkent Atina’da başlayan çatışmalar gece boyu devam etti. Gösterilerin merkezi Yunan Parlamentosu'nun bulunduğu Sindagma Meydanı’nda polisleri taş yağmuruna tutan göstericiler, yakında bulunan Maliye Bakanlığı binasındaki postaneyi ateşe verdi. Hükümet binaları ile banka şubelerine giren, kendilerini iktidar karşıtı olarak tanımlayan göstericiler, burada bulu-

Temmuz 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

ermayenin saldırıları sınır tanımıyor. Kamu emekçileri, İngiltere'de hükümetin emeklilik haklarında kesinti planladığı için 24 saatlik greve gitti. Binlerce okul kapanırken, mahkemelerden pasaport kontrollerine kadar birçok sektörde çalışanlar iş bıraktı. Kamu ve Ticari Hizmetler Sendikası (PCS) ile birlikte üç öğretmen sendikasının katılımıyla düzenlenen grevle birlikte, birçok yerde grev gözcülüğü ve protesto yürüyüşleri ile toplantılar da yapıldı. Grev kapsamında binlerce kişi Londra merkezinden parlamento meydanına yürüyüş düzenleyerek taleplerin haykırdı. Grev kapsamında okulların 3’te biri kapanırken, mahkemelerden pasaport kontrolüne kadar birçok

14

alanda işçiler iş bıraktı. Kamu çallışanları, hükümetin emeklilik haklarında kesinti planına karşı h ççıkıyor. Sendikalar, çalışanların m maaşlarından kesilen katkıdaki artışa rağmen, emeklilik maa aaşlarının düşeceğini söylüyor. Hükümet ise, emeklilik reformuH nun "vergi mükellefleri ve kamu n ssektörü" için adil olduğunu söyllüyor. Hükümetin uygulamaya ggeçirdiği emeklilik reformu ile bbirlikte, emeklilik primi ödemellerinde yüzde üçe yakın bir artışşın yaşanması bekleniyor. Genel grevin yasal olmadığı İngiltere'de kamu çalışanlarının İ uzun yıllardır görülen en büyük u eylemiydi. Beklenen başarı elde e edilmemesi durumunda sendie kaların daha sert eylemlere gitk meleri bekleniyor. m


değilsen neler olduğunu hayal bile edemezsin." Yan fabrikadaki bir başka işçi, patronlarının 400 göçmen işçiyi fabrikaya kapattığını ve hiçbir çıkışa izin verilmediğini kaydetti. Bölgede şiddetli çatışma haberleri gelirken Çin resmi haber ajansı, hükümetin bölgeye birlik gönderdiğini kaydetti.Son on yılda Çin'de çatışmalı eylemler nadiren görülürken, son haftada ülkenin farklı yerlerinde yapılan eylemlerde şiddet yaşandı. Lichuan şehrinde hükümet binasına saldıran eylemciler, daha sonra polisle çatıştı. Eylemciler yerel yönetim üyesini öldüresiye döverken polis çok sayıda eylemciyi gözaltına aldı.

çağrılarla başlayan protestoların devamında, gösteriler düzenlendi. Krize ve işsizliğe karşı, her yaştan ve farklı görüşlerden binlerce İspanyol, "'Bu krizin bede-

Çin'de İşçiler İsyanda Çin'in güneyindeki imalat merkezi şehirde göçmen işçiler polis tacizine karşı sokağa çıktı. Eylemciler, polis araçlarını ateşe verdi. Ülkenin Guangdong bölgesindeki Xintang şehrinde 3 gündür devam eden eylemde, önemli ihracat bölgesinde hayat durdu. Eylemcilerin kısa sürede toplanarak yolu trafiğe kapattığını bildiren Xinhua haber ajansı, eylemcilerin cam şişelerle ve taşlarla hükümet görevlilerine saldırdığını ve polisin en az 25 kişiyi gözaltına aldığını kaydetti. Xintang'da başlayan gerginliğin hala devam ettiğin bildirilirken, eylemcilerin giysi üreten bir fabrikayı merkez aldıkları kaydedildi. Xintang'da Cuma günü hamile bir kadının yere itilmesi ile başlayan eylem, ülkenin güney batı şehri Sichuan’a da sıçradı. Çoğu göçmen işçilerden oluşan sokak satıcıları, bu kesimlerde sıklıkla tacize uğruyor. Bir gösterici polis saldırısını şöyle anlattı: "Çok korkunç bir manzaraydı. Eğer orada

İspanya'da Emekçiler "'Bu krizin bedelini biz ödemeyeceğiz" İspanya da emekçiler kapitalizmin kendi yarattığı ekonomik krizin faturasını ödemeyeceğini yaklaşık 60 kentte sokağa dökülüp genel grev çağrısı yaparak gösterdi. 15 Mayıs'ta internetteki sosyal paylaşım sitelerinden yapılan

lini biz ödemeyeceğiz" sloganıyla sokaklara döküldü. Madrid'in birçok yerinden gelen on bini aşkın kişi, "İşsizliğe karşı örgütlen ve savaş", "Hep birlikte işsizliğe ve sermayeye karşı yürüyoruz" yazılı pankartlarla Sol Meydanı'na akın etti. "Öfkeliler" ardından, parlamentoya yürüdü. Madrid’deki eylemde, başkentin 6 ayrı mahallesinden yola çıkan göstericiler, meclisin 200 metre yakınındaki

Neptuno Meydanı'nda toplandı. Kadın-erkek, genç-yaşlı, çalışan-işsiz, İspanyol-göçmen binlerce kişi hep bir ağızdan "Avrupa duy sesimizi İspanya krize karşı mücadelede", "Bu krizin faturasını biz b ödemeyeceğiz", "Siyasetçiler bizi b temsil etmiyorlar" şeklinde sloganlar atarak genel greve gidils mesini istedi. Göstericilerin taşım dığı pankartlarda da "Demokrasi, d neredesin", "Şiddet yapma", "Kamu n sektörlerinin özelleştirmesine s hayır", "Sol veya sağ. Bu ülke h yaşlandı. Alternatif arıyoruz", y "Birleşen halk asla kaybetmeye" cek" gibi yazılar dikkati çekti. c Bu arada "Hemen Gerçek Demok r a si " ve "15 May ı s D H Hareketi" adlı sivil toplum örggütlerinden verilen bilgilerde, İspanya'dakilere destek için dünya çapında 98 gösteri düzenlendiği kaydedildi. Meydanları işgal eylemini geçtiğimiz haftalarda sonlandıran sistem karşıtları, bundan sonrası için bu tip gösterilerle veya meclis önünde siyasetçileri, banka ve işadamları örgütlerinin binalarında ekonomiye yön verenleri protesto ederek eylemlerine devam etmeyi planlıyor. 15 Mayıs'daki protestolar sırasında sanal ağ üzerinden bir araya gelen "Öfkeliler" hareketi bütün g İspanya'ya yayıldı. "Öf keliler" İ geçtiğimiz pazar, İspanya'da ki g protestoların merkezi haline gep len Sol Meydanı'nda gerçekleştil rilen kamp kurma eylemine ara r vermişlerdi. Geniş kitlelerin desv teğini arkasına alan "Öfkeliler", t mahalle mahalle kurdukları mecm lislerle, yatay örgütlenme gerçekl leştirerek, yarattıkları hareketi l sağlamlaştırmaya çalışıyorlar. s Hükümetin kemer sıkma politikalarını ve yolsuzluğu hel def alan "Öf keliler", Madrid'in d yanı sıra, özellikle Barcelona ve y Valencia'da da protestolarına deV vam ediyorlar. 10.07.2011

Temmuz 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

nan eşyaları kullanılmaz hale getirdi. Tarım Bankası şubesini de işgal eden göstericiler, şubedeki masa, bilgisayar ve kasaları parçaladı. Gece boyu devam eden olaylarda onlarca gösterici de gözaltına alındı. Atina Emniyet Müdürlüğü, gece boyunca, başta kent merkezi olmak üzere kentin çeşitli bölgelerinde kamuya ait onlarca yerin tahrip edildiğini, otobüs durakları ile bazı binaların ateşe verildiğini duyurdu. Sindagma Meydanı’nda sabahın ilk ışıklarında da çatışmalar devam etti. Göstericiler polisleri gruplar halinde taş yağmuruna tuttu. Polis ise göstericileri gaz bombalarıyla uzaklaştırmaya çalıştı. Ancak günlerdir meydanı işgal eden göstericilerin geri çekilmedikleri görüldü.

15


YOKSULLUK KADER DEĞİLDİR. KAPİTALİZMİN YARATTIĞI BİR OLGUDUR.

Yeni Dünya İçin ÇAĞRI Sahibi ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü: Aziz Özer  Yönetim Yeri ve Adresi: Fatih Mah. Bahçeyolu Cad. Ülbeği İş Merkezi No: 9 Kat: 4 Esenyurt - İstanbul  Tel/Fax: (0212) 620 67 57  e-mail: mail@yid.ydicagri.org  web: www.yid.ydicagri.org YDİ ÇAĞRI Sayı 152’nin İşçi Özel Sayısı  Temmuz 2011  Fiyatı: Türkiye: 1,00 TL · Türkiye Dışı: 1,00 Avro Baskı: Berdan Matbaacılık Davutpaşa Cad. Güven San. Sit. C Blok No: 215-216-239 Topkapı/İstanbul Tel: (0212) 613 11 12  Yayın Türü: Yerel Süreli


yid_temmuz_2011  

Tunus Dersleri Güvercin Anıldı Emekçiler Torba'ya Gir- meyecek! 18. Yılında Sivas Katliamı Kıdem Tazminatı, Esnek Çalışma… 10 Sendikadan Ort...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you