Issuu on Google+

Yeni Dünya İçin ÇAĞRI • Özel Sayı • Ocak 2013 • Fiyatı: 1,00 TL

KAPİTALİZMDE İŞÇİNİN DEĞERİ NE KADAR?

THY işçilerinin işe geri dönme mücadelesi sürüyor

ŞİŞECAM’DA DİRENİŞ BAŞARIYA ULAŞTI

Tunus Dersleri

Güvercin Anıldı

Abdi İbrahim İlaç Fabrikasında Direniş

Tez- Koop-İş’de Sendikal Örgütlenme Eğitimi Emekçiler Torba'ya Girmeyecek!


SEFALET ÜCRETİNE KOMİK ZAM! Asgari ücret burjuvazinin hakim olduğu tüm ülkelerde, bir işçinin ve ailesinin yeniden üretim faaliyetine katılabilmesi için minimum geçim araçlarının (beslenme, giyinme, barınma, sağlık vb. gibi) toplamını karşılayacak düzeyde olması gereken ücrettir. Sermayenin hakim olduğu tüm ülkelerde sömürünün, yani zenginleşmenin temel kaynağı çalışanların işgücünü soymak olduğundan ve çalışanlara ödenen ücretler ne kadar düşük olursa sömürücülerin kârı da o kadar çok olacağından, hiç bir kapitalist ülkede asgari ücret minimum geçim araçlarının toplamını karşılayacak düzeyde değildir. Tersine tüm kapitalist ülkelerde asgari ücret sürekli ve sistemli olarak, asgari geçim araçlarının toplamının değerinden hep düşüktür. Bunun birinci ve temel nedeni, kârın büyüklüğünün, ücretlerin düşük olmasına bağlı olmasıdır. İşçinin eline geçen ücret ne kadar az olursa, patronun eline geçen kâr o kadar büyük olur. Asgari ücretin tüm kapitalist ülkelerde sürekli olarak düşük tutulmasının ikinci önemli nedeni, asgari ücretin tüm işçi sınıfının ve tüm diğer çalışanların ücretlerinin düşük tutulmasında da bir araç olarak burjuvazi tarafından kullanılmasıdır. Bir ülkede asgari ücret ne kadar düşük olursa, asgari ücretlerle çalışmak

zorunda olanların sayısı ne kadar büyük olursa, asgari ücretin üzerindeki ücret ve maaşlar ile asgari ücretin üzerinde ücret ve maaş gelirine sahip olanların sayısı da o kadar sınırlı olur. Çünkü patronlar asgari ücretin düşük olmasını, diğer ücretlerin artırılmaması amacıyla kullanırlar ve asgari ücretin üzerinde maaş alanların ücret ve maaşları düşük asgari ücret gerekçe gösterilerek daha aşağılara düşürülür. DİSK-AR’ın her ay yaptığı düzenli araştırmaya göre dört kişilik bir işçi ailesinin en temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için alması gereken asgari ücret, yani yoksulluk sınırı Kasım ayı itibari ile 1061 TL’dir. Dört kişilik bir ailenin yalnızca asgari beslenme ihtiyaçları için gerekli olan gider, diğer bir ifade ile yoksulluk sınırı 3354 TL’dir. Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırındaki minimum geliri 1061 TL olmasına rağmen, Asgari Ücret Komisyonu'nun belirlediği yeni asgari ücret nedir? Komisyon'un belirlediği asgari ücret: birinci altı ay için brüt tamı tamına 978,60, net 773,97 lira. İkinci altı için brüt 1,021.50 lira, net 804,69 liradır. 5 milyon 130 bin işçinin sefalet ücretine yüzde 4.1 + 4.4 oranında zam yapılmıştır. Ad ı A s g a r i Üc re t Te s pit Komisyonu olan, gerçekte Sefalet

Ücret Tespit Komisyonu, işçilerle alay edercesine bir ücret tespit edebiliyor. Bu Sefalet Ücret Tespit Komisyonu'nun işçilerle alay edercesine fütursuzlaşmasına imkan vermesi, açıkça patronların işçileri açlığa mahkum ederek gaddarca sömürmesi için açık çek vermesi nasıl mümkün olabiliyor? Bunun en temel nedeni, işçi sınıfının en geniş kitlelerinin bilinç ve örgütlülük düzeyinin geri olması, işçilerin bu tür gaddarca saldırılara karşı etkili bir mücadele örgütleyememesidir. İşçilerden gelecek tepkinin kitlesel, örgütlü, inatçı olmayacağı hesabını yapan Sefalet Tespit Komisyonu bu yüzden fütursuzca, çalışanlarla alay eden düzeyde asgari ücret rakamları belirleyebilmektedir. Bir başka önemli nedeni, bugün işçi sınıfının sendikalarda örgütlü kesiminin kontrolünü hain, işbirlikçi veya en iyi halde reformist sendika ağalarının tutmasıdır. Sefalet Tespit Komisyonu'nun 15 üyesinden 5'ini patronlar, 5'ini hükümet temsilcileri, 5'ini de işçi temsilciliği adına Türk-İş ellerinde bulundurmaktadırlar. Güya tarafsız olan ama gerçekte her zaman sermayenin tarafı olan hükümet temsilcileri ile sermaye bu komisyonda 10 üye ile açık bir çoğunluğa sahiptir. Türk-İş gibi bir sarı sendikanın Sefalet Tespit Komisyonu'nda işçi kesimini temsil etmesi, gerçekte

bu komisyonda işçilerin bir tek temsilcilerinin olmadığı anlamına gelir. Türk-İş kurulduğu andan bugüne dek hep sermayenin yanında olmuş, sermayenin ve onun devletinin tarafını tutmuştur. Kısacası adı işçi sendikası olan ama gerçekte işçileri sermayeye ücretli köle olarak bağlamanın aracı olan bir sendikadır. Bu yüzden de Sefalet Tespit Komisyonu'ndaki işveren, hükümet ve Türk-İş temsilcileri danışıklı bir dövüş sergilerler. Türk-İş üyeleri hain yüzlerini biraz olsun gizlemek için, komisyonda çoğunluğu oluşturan işveren ve hükümet üyelerinin aldığı karara bir kaç yalandan mırınkırın eder, şerh koyarlar. Ne her yıl asgari ücret tespit edilmeden önce, ne de asgari ücret tespit edildikten sonra, tespit edilen sefalet ücretine karşı bir tek mücadeleyi örgütlemezler, tersine onlara rağmen ortaya çıkan mücadeleleri boğmak için hemen öne atılırlar. Bu onların niteliğidir ve niteliklerine göre hareket etmektedirler. Bu düzen hep böyle gider mi, devran hep böyle döner mi? Bu düzen böyle gitmemeli, devran hep böyle dönmemeli. Nüfusun ezici çoğunluğunun baskı ve sömürü altında tutulduğu hiç bir düzen sonsuz değildir. Bu düzen de, elbet bir gün sömürücülerin başına yıkılacaktır. 30.12.2012

Ocak 2013 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

BİR İŞ CİNAYETİ DAHA…İŞÇİNİN DEĞERİ NE KADAR?

2

7 Ocak Pazartesi günü Türkiye Taşkömürü Kurumu‘na bağlı Zonguldak Kozlu Kömür Ocağında metan degajı (ani metan gazı basıncı ve göçük) nedeniyle yeni bir iş cinayeti daha yaşandı. Patlama sonucu oluşan göçük altından 5 madencinin cansız bedenleri çıkarıldı. 3 işçi ise hala göçük altında. Yapılan açıklamalara göre galerilerde metan gazı olduğundan havalandırma çalışması yapılıyor. Havalandırma çalışmasından sonra göçük altındaki üç işçiyi kurtarma çalışmaları devam edecek. Bu nedenle ölü sayısı artabilir de. Bu cinayet bir kez daha özellikle maden ocaklarında yitip giden işçileri gündeme getirdi. İşçi sınıfının kanayan bir yarası olan taşeronlaştırma, denetimsizlik, işçi yaşamının önemsizleştirilmesi bu cinayetlere davetiye çıkarmaktadır. Yaşanan iş cinayetleri sonrası hükümetin yaptığı akıl almaz açıklamalar bu konudaki duyarlılığın ne

kadar da vahim bir durum da olduğunu göstermektedir. Hatırlanacağı üzere 2010 Mayıs’ında Karadon’daki iş cinayeti sonrasında Başbakan “Mesleğin doğasında var”, Çalışma Bakanı ise “güzel öldüler” demişti. Bu cinayet sonrasında da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı "Maden sektörü çalışma hayatı açısından çok riskli bir sektördür.” buyurarak Başbakanın yolundan ayrılmadığını gösterdi. Yani demek istiyorlar ki olur böyle şeyler! Yeter ki ölenler “güzel ölsünler”. Cinayetin yaşandığ ı maden Kasım 2012’de denetlenmiş ve bazı eksiklikler tespit edilmiş. Bu eksiklikler ile ilgili de para cezası kesilmiş! Ancak yine Bakan buyuruyor “Bunlar rutin yapılması gereken işler yapılıyor, giden can geriye gelmiyor.” Evet, giden geri gelmiyor ama gidenin hesabı da sorulmuyor, hep yeniden işçiler bu cinayetlerde katlediliyor. Bakanın söylemediği başka ger-

çeklerde var oysa. Mesela maden kazalarında Avrupa birincisi ve dünya üçüncüsü olduğumuz gerçeği. Mesela madenlerde bu işten anlamayan taşeron şirketlerin cirit attığı. Mesela bu iş cinayetine kurban giden işçilerin de taşeron şirkette çalışan işçiler olduğu… Mesela işçilerin yaşamlarının kömüre göre daha ucuz olduğu gibi… İş cinayeti sonrası açıklama yapan Genel Maden İşçileri Sendikası Genel Başkanı Eyüp Alabaş’ın sözleri cinayetin nasıl gerçekleştiğini gözler önüne seriyordu: "Taşeron firma Star İnşaatın, madencilik konusunda bir uzmanlığı yok. İş güvenliği konusunda gerekli önlemleri almadığına dair Çalışma Müdürlüğü'nde birçok rapor var. Bu konuda yetkilileri defalarca uyardık. Bu kaza bile bile ladestir. Bu raporların incelenmesini talep ediyoruz." Alabaş ayrıca ölen işçilerin yaklaşık üç yıldır sendikalaşma mücadelesi yürüttüklerini ancak taşeron

firmanın iş kolu ve yetki konusundaki itirazları nedeniyle bir türlü toplu iş sözleşmesi yapma aşamasına gelemediklerini belirtti. Böylece yaşanan iş cinayetinin bir başka boyutu daha ortaya çıkmış oluyor. Çünkü biliyoruz ki örgütsüz, sendikasız işyerlerinde iş cinayeti yaşanması riski çok daha yüksek. Daha fazla kar, daha fazla kar, işçilerin ölümü pahasına daha fazla kar… Patronlar ve onların devletinin birbirlerine göz kırparak oynadıkları bu oyunda olan işçilere oluyor. Nasıl olsa giden her işçinin yerine geçebilecek onlarca işsiz insan var. Kapitalist sistemde en ucuz şey insan hayatıdır. Bu iş cinayeti de ne ilk, ne de son olacaktır. Kapitalist sistem varlığını sürdürdüğü sürece iş cinayetleri de olacaktır. İş cinayetlerine de son vermenin yolu kapitalizmi yıkmaktan geçiyor. 08.01.2013


THY işçilerinin işe geri dönme mücadelesi sürüyor 29 Mayıs 2012 tarihinde, havacılık işkolunda grev yasağına karşı çıkan, Hava İş Sendikası üyesi THY A.O, THY Teknik A.Ş’de çalışan 305 işçinin; “yasadışı eylem ve grev yaptıkları” iddiası ile iş sözleşmeleri feshedilmişti. Hava İş Sendikası işten atılan işçilerin, işe geri alınmaları talebi ile direnişe geçti. Direnişin 208. gününde THY işçileri Şişli Cevahir önündeydi. Tez-Koop-İş Sendikası 1, 4, 5 No’lu şubeler, Kristal-İş, TÜMTİS sendikaları THY işçilerine destek verdi. Oturma eyleminde bir konuşma yapan Hava-İş Sendikası Genel Başkanı Atilay Ayçin: “29 Mayıs gününden beri grev hakkının yasaklanmasına ve işten atmalara karşı mücadele ettiklerini, havacı-

lık işkolunda grev yasağının kaldırıldığını, işten çıkarılan 305 işçinin işe geri alınmaları için mücadeleye devam edeceklerini” ifade etti. Kristal-İş Sendi kası Genel Başkanı Bilal Çetintaş, Dev Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun yaptıkları konuşmaların ardından; basın açıklamasını direnişçi işçilerden Meltem Çelikkaya Akdağ okudu. Basın açıklamasında: THY’nda 24. dönem toplu iş sözleşmesinin yeni yılda başlayacağı, işçilerin birlik içinde, güçlü bir tavır almaları gerektiği ifade edilerek; işçilere kabuğu kırma çağrısı yapıldı. Oturma eylemi, basın açıklaması sırasında; “Birleşe birleşe kazanacağız!, Atılan işçiler geri alınsın!, İş, ekmek yoksa, barışta yok!, Suskun Türk-İş istemiyo-

ruz!, Direne direne kazanacağız!, Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiç birimiz!” sloganları atıldı.

Eylem sırasında, Yeni İşçi Dünyası Kasım, Aralık sayılarının dağıtımı ve satışı yapıldı. 22.12.2012

Adana’da 30 Aralık günü Uğur Mumcu Meydanı’nda, yeni açıklanan asgari ücret oranlarını protesto etmek amacıyla bir basın açıklaması düzenlendi. Yaklaşık iki hafta kadar önce asgari ücret meselesi hakkında bir miting düzenlenmesi planlanmış, başvurular yapılmış, bildiriler da-

ğıtılmış ve afişler yapılmıştı. Son hafta valilik mitingi iptal etti ve buna yeni yıl alışverişlerinin yoğun olacağını, bu nedenle mitinge katılımın düşük olacağını gerekçe gösterdi. Bunun üzerine tertip komitesi miting yerine aynı yerde kitlesel basın açıklaması yapılacağını duyurdu.

Açıklamayı tertip komitesi adına Celal Soner Şahin okudu. Mitingin yasaklanması eleştirildi ve valilik ile mahkemede hesaplaşılacağı belirtildi. Belirlenen asgari ücretin ancak karın doyurmaya yettiği ve başka hiçbir şeye yetmeyeceği söylendi. Ülkenin zenginleşmesine, gayri safi milli hasılanın artmasına, zenginlerin daha da zenginleşmesine karşın işçilerin giderek yoksullaştıkları ifade edildi. Açıklamada şunlar söylendi: “Bütün işçi kardeşlerimize sesleniyoruz. Emeğin yüceliğini hatırlatmak için birleşelim. Emekçilerin ürettikleri mallardan daha çok değer görmeleri için birleşelim. Yarattığımız zenginliklerden payımızı almak için birleşelim. Yeni yıl, işçi hareketi ve mücadeleci sendikal hareket bakımından daha ileri mevzilerin tutulacağı bir yıl olsun. Bu duygularla 2013 yılının işçi sınıfına ve ezilen halklara barış, kardeşlik, demokrasi ve özgürlük getirmesini diliyoruz.” Basın açıklaması adına kitlesel sıfatı eklenmiş olsa da kitlesellikten çok uzaktı. Dağıtılan el

ilanlarında açıklamanın düzenleyicileri “Adana Tekstil İşçileri, “Saya İşçileri, Adana Organize Sanayi İşçileri, Yeni Sanayi (Metal) İşçileri, Mobilyacılar - Keresteciler Sitesi İşçileri, İnşaat İşçileri” olarak sıralanmasına karşın meydanda çok az işçi vardı ve zaten toplam katılım 100’ü bulmamıştı bile. Meydanda bulunan polis sayısı abartısız olarak eylemcilerin sayısından daha fazla idi. Katılımcılar büyük çoğunlukla zaten her eyleme katılan demokratik kitle örgütü temsilcileri ve bazı sendikacılar idi. Bu açıdan baktığımızda eylemin başarısız bir eylem olduğunu söyleyebiliriz. Yeterince duyurusu yapılamamış, el ilanında imzaları yazılan işçiler belli ki eyleme katılmak için ikna edilememişlerdi. Bu durum bize işçilerin, emekçilerin haklarını aramak, sorgulamak anlamında daha çok mesafe kat etmeleri gerektiğini ve kendine devrimci diyen yapıların işçi sınıfı içerisinde çalışmaya daha fazla yoğunlaşması gerektiğini gösterdi bir kez daha. 31.12.2012

Ocak 2013 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

ADANA’DA ASGARİ ÜCRET HAKKINDA BASIN AÇIKLAMASI

3


Büyükşehir Belediyesinde İşçilerin Rahatsızlığı Devam Ediyor Büyükşehir bünyesinde Hal ve Otogar’da çalışan 28 işçi sürekli oyalanarak işbaşı yaptırılmıyor. Ağustos-Kasım arasında ihale yapılamadı gerekçesi ile çalıştırılmayan işçiler, Kasım ayından 8 Aralığa kadar çalıştırılıyor. Bu dönem ile ilgili işçilerin girişinin yapılmadığı ortaya çıkıyor. Bu durumda işçilerin ne çalıştıkları dönemin aylıkları ödeniyor, ne de sigortaları. İşçilere sürekli sizi tekrar işe alacağız diye söz veriliyor ve fakat bu söz bir türlü yerine getirilmiyor. Belediyenin İmar İnşaatta sorumlu genel müdürü Naci Aktaş, 4 Ocak’ta işçileri topluyor. 4 Ocak’ta hal ve bahçelerde 203 işçinin iş başı yapacağını duyurmuş ve bu işçiler Park ve Bahçelerde işbaşı yapmış. Hal ve Otogarda

çalışan işçilere Ali Ekber Asker 7 Ocak’ta işbaşı yapacaksınız sözü vermesine rağmen bu işçilere hala işbaşı yaptırılmadı. İşçilerden Ahmet Mutlu ve Bahadır Abdan kendilerinin çocuklar gibi oynatıldıklarını artık sabırlarının kalmadığını söyleyerek tepkilerini dile getirdiler. Bu işçiler DİSK’e bağlı Genel İş üyesi. Görüştüğümüz sendika yetkilisi kendilerinin bu işçileri işbaşı yaptırmak için yoğun çaba harcadıklarını belirterek, 28 işçinin 9 Ocak’ta işbaşı yapacaklarını ve bu işe başlamanın 3 Ocak’tan itibaren geçerli olacağını söyledi. 9 Ocak’ta Park Bahçeler Müdürlüğüne giden işçilere tekrar işbaşı yaptırılmadı. İşçiler beklemeye devam ediyor. 09.01.2013 Yeni İşçi Dünyası/Mersin

Ocak 2013 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

ŞİŞECAM’DA DİRENİŞ BAŞARIYA ULA��TI

4

Topkapı Şişecam Fabrikasını 28 Aralık Cuma gecesi işçiler işgal etti. Şişecam yönetimi Anadolu Cam Sanayi Topkapı Fabrikasını 31 Aralık 2012 tarihi itibari ile kapatacağını açıkladı. Fabrikanın makineleri Eskişehir’de kurulan yeni fabrikaya taşınmaya başlandı. Anadolu Cam Sanayi Topkapı Fabrikası, 1969 yılından bu yana faaliyet sürdüren Şişecam’ın

en eski fabrikalarından biri. Fabrikada cam ambalaj malzemeleri üretilmektedir. Fabrikada 572 işçi çalışıyor. Bu işçilerden 444’ü Kristal-İş Sendikası üyesi. Kapatılan fabrika daha fazla üretim kapasitesiyle, Eskişehir’de yeni kurulan şişe, cam ambalaj fabrikasında üretime devam edecek. Topkapı Şişecam fabrikası bu anlamda kapanmıyor, taşınıyor. Kristal-İş Sendikası, işçile-

rin mevcut hakları korunarak Şişecam’ın çeşitli şehirlerde bulunan fabrikalarında çalıştırılmasını istiyor. Şişecam yönetim ise işçilere tazminatlarını vererek, iş sözleşmelerini feshetmek, diğer fabrikalarda çalışmak isteyen işçileri asgari ücret ile çalıştırmak istiyor. 3 Ocak Perşembe günü Topkapı Şişecam işlerine destek ziyaretinde bulunduk. Fabrikayı terk etmeme

eylemi yapan işçiler ile konuştuk. Cengiz Gürsoy: Bir haftadır gece gündüz buradayız. Yılbaşını ailelerimiz ile birlikte fabrikada geçirdik. Mevcut haklarımız korunarak başka şehirlerdeki fabrikalarda çalışmak istiyoruz. Şişecam’ın 11 fabrikası var. Çalışmak için kavga veriyoruz. Ekstra istediğimiz bir şey yok. 19 yıllık emeğim var. Suat Sancaklı: 7 yıllık işçiyim. İşsiz kaldık. İşimizi kazanmak için direniyoruz. Diğer fabrikalarda çalışmak istiyoruz. Daha uzun bir çalışma hayatım var. İşimi geri istiyorum. Konuştuğumuz 20, 23, 18, 15 vb. yıldır Şişecam’da çalışan işçilerin tek bir talebi var: Mevcut haklar korunarak Şişecam’ın başka şehirde bulunan fabrikalarında çalışmak istiyorlar. 1935 yılında Türkiye İş Bankası tarafından kurulan Şişecam, süreç içinde yaratan ve üreten işçilerin emeği ile büyümüş, dünyadaki yeri üçüncülük ve yedincilik arasında değişmektedir. Dokuz ülkede fabrikaları olan, 18.000 işçinin çalıştığı Şişecam’ın Trakya Cam, Anadolu Cam,


Denizli Cam ve Soda Sanayi şirketleri bulunmaktadır. Şişecam’ın 2012 yılı OcakHaziran döneminde net karı 208 milyon liradır. Şişecam’ın bu döneme ait net satışları bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 11,5 artmıştır. Giderek büyüyen Şişecam’ın bu büyümesinin temelinde, işçilerin emeği, alınteri, ödenmemiş emeği yatmaktadır. Şişecam’ı büyüten işçiler sokağa atılmak istendi. Bu haksızlığa

karşı direnen Şişecam işçilerinin direnişi başarıya ulaştı. Kristal-İş Sendikası ile Anadolu C a m S a n ay i A .Ş Topk a pı Fabrikası yönetimi arasında anlaşmaya varılması üzerine, 9 Ocak günü Şişecam işgaline son verildi. Kristal-İş Sendikası Genel Merkezi’nin kamuoyuna duyurduğu anlaşma şöyle: “Anlaşmanın temel hükümleri aşağıdaki gibidir. 1) Kendi isteği ile ayrılmak üzere başvuran işçiler:

2013 yılı sonuna kadar emekliliğe hak kazanacak işçiler için kıdem tazminatlarının yüzde 14’ü; 2014 yılı içinde emekliliğe hak kazanacak işçiler için kıdem tazminatlarının yüzde 18’i; 2015 yılı içinde emekliliğe hak kazanacak işçiler için kıdem tazminatlarının yüzde 20’si; 2015 yılından sonra emekliliğe hak kazanacak işçiler için kıdem tazminatlarının yüzde 26’si oranında teşvik ödemesi yapılacaktır. Teşvik yoluyla ayrılacak olanlara yapılacak ödemeler 2013 zamlı ücretleri ve 2013 yılının ilk 6 ayı için uygulanacak kıdem tazminatı tavanı üzerinden yapılacaktır. 2) Geçici işçiler: Geçici 50 işçi Anadolu Cam Sanayi A.Ş. Eskişehir fabrikasında nakledilecek ve burada kadrolu olarak toplu iş sözleşmesi kapsamında çalışmaya başlayacaklar. 3) Teşvik uygulamasından yararlanmayıp diğer fabrikalara nakledilecek işçiler: Yukarıdaki işçiler dışında kalan sendika üyesi 194 işçi Şişecam grubuna ait Kristal-İş Sendikasının örgütlü olduğu diğer işyerlerine

dağıtılacaktır. Diğer fabrikalara dağıtılan işçiler bu fabrikalarda toplu iş sözleşmesi kapsamında çalışan işçilerin ortalama ücretleri, sosyal hakları ve çalışma koşulları ile işlerine devam edecektir. Dağıtılan işçilerin kıdem ve izin hakları saklı kalacaktır. İşçilerin hangi fabrikalara dağıtılacağı noter huzurunda kurayla saptanacak ve isteyen işçiler aralarında becayiş (yer değiştirme) yapabilecektir. İşçilere taşınma masrafları karşılığında 2 bin TL’ye kadar avans verilecektir. Dağıtıma tabi işçiler 14 Ocak 2013 saat 17.00’ye kadar Topkapı Fabrikası Tasfiye Müdürlüğü’ne başvuracaktır. Nakil olan işçiler 15 Şubat 2013 tarihinde yeni fabrikalarında iş başı yapacaklardır. Kamuoyuna ve üyelerimize saygı ile duyurulur K R İSTA L-İŞ SE N Dİ K A SI GENEL MERKEZİ” (http://www. kristalis.org.tr/aa_php/Genel_ Sayfa.php?KartNoX=474) 10.01.2013

27 Aralık günü Eseny urt Hadımköy’de kurulu bulunan Abdi İbrahim ilaç fabrikasında, “ilaç fiyatlarının düşmesi dolayısıyla üretim daralması” gerekçe gösterilerek 40 işçi, firmanın Maslak’ta bulunan fabrikasından da 160’a yakın işçi olmak üzere, toplam 200’e yakın işçi işten çıkarıldı. 100 yıllık bir geçmişi olan, dünyanın en büyük 100 ilaç firması içinde olmak ile övünen Abdi İbrahim ilaç fabrikası; “üretim daralmasını” bahane edip işçileri işten çıkarırken, diğer yandan Kazakistan’ın Global Pharm şirketinin % 60’ını satın almaktadır. Otsuka Pharmaceutıcal ile ortaklık anlaşması yapmaktadır. TOFAŞ’tan binlerce araç satın almaktadır. “Gücünü insana verdiği değer ile kazandığını” ifade eden Abdi İbrahim İlaç Fabrikası’nın sürekli büyümesinin temelinde işçilerin alın teri, işçilerin el konulmuş emeği yatmaktadır. Kuralsız çalışma, üç işçinin işini bir işçiye yaptırma, ağır çalışma koşulları,

düşük ücretler vb. bu büyümenin temelinde yatmaktadır. Hadımköy’deki ilaç fabrikasından işten çıkarılan üç işçi direnişe başladı. Direnişin 6. gününde direnişçi işçileri ziyaret ettik. İşçiler

işten çıkarılmayı kabul etmediklerini, kendilerine direniş yapmamak, mahkemeye başvurmamak kaydıyla teklif edilen parayı kabul etmediklerini, işe geri alınmalarını talep ettiklerini, bunun için

direndiklerini anlattılar. İşçiler fabrikanın 4 Ocak’ta izine çıkmasına bağlı olarak, direnişi farklı yere taşımayı düşünüyor. 02.01.2013

Ocak 2013 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Abdi İbrahim İlaç Fabrikasında Direniş

5


Tez- Koop-İş’de Sendikal Örgütlenme Eğitimi 25-27 Aralık tarihlerinde TezKoop-İş Adana 1 No’lu şubede Migros ve Carrefour-Sa işletme temsilcilerine yönelik ikişer saatlik iki eğitim çalışması yapıldı. Daha önce bordo eğitimi de veren Mali Müşavir Güney Yılmaz’ın slayt eşliğinde sunum yaptığı eğitimin konusu genel olarak örgütlenme üzerineydi. Eğitim sunumunda ilk olarak sınıf ve işçi sınıfı kavramları anlatıldı. Toplumun çeşitli sınıflara ayrıldığı, en temel iki sınıf olan burjuvazi ve işçi sınıfı arasında uzlaşması imkansız zıtlıkların olduğu vurgulandı. Daha sonra örgütlenme üzerinde duruldu. Örgütlenmeye, örgüt kelimesine günümüzde olumsuz bir anlam yüklenmesine karşın aslında hayatımızın örgütlenme üzerine kurulu olduğu, en basit şekilde aile ya da çalıştığımız işletmelerin, devletin de bir örgütlenme biçimi olduğu ifade edildi.

Eğitimin ikinci bölümünde ülkemizde mesleki anlamda örgütlenmenin ilk biçimleri olan lonca tipi örgütlerden, ahilik sisteminden bahsedildi ve günümüze değin sendikaların tarihi kısaca anlatıldı. Sendikal örgütlenmenin önemi üzerinde duruldu. İşverenlerin çok iyi örgütlendiklerini, işçi sınıfının ise örgütlülük seviyesinin çok aşağı seviyelerde kaldığı örnekleri ile anlatıldı.

İşçilerin sendikal örgütlenmelerinin yanı sıra her alanda örgütlenmeleri gerektiği, çünkü işçi sınıfının örgütlü hareket etmekten başka çıkar yolunun olmadığı ifade edildi ve eğitim çalışması sonlandırıldı. Sunum iy i hazırlanmıştı. Görsel malzemenin de kullanılması ile sunumlar daha anlaşılır hale getirilmeye çalışılmıştı. İşçilerden genel olarak olumlu

tepkiler geldi. Eğitimlerin farklı konularda da devam etmesini istediklerini ifade ettiler. Eğitim konusu hakkında öneri yapılabileceği ifade edildi ve bunun üzerine bir işçi yeni sendikalar yasası hakkında bir eğitim sunumu yapılmasının iyi olacağını söyledi. Biz de eğitimin iki gününde de Yeni İşçi Dünyası gazetemizi işçilere dağıttık. 30.12.2012

Ocak 2013 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

İşçi Toplantısı Yapıldı

6

30 Aralık Pazar günü, Esenyurt Güney Kültür Merkezi’nde “Yeni Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Yasası işçilere ne getiriyor?” konulu bir panel düzenlendi. Panelin konuşmacıları: Hasan GÜLÜM, (Belediye İş Sendikası, İstanbul 2 No’lu Şube Başkanı) ile Nesimi YILDIZ (Tez-Koop İş Sendikası Örgütleme Uzmanı) idi. Toplantı iki bölümden oluştu. Biri nci bölü mde örg üt leme uzmanı Nesimi Yıldız kısaca 18.11. 2012’de yürürlüğe giren Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi yasasının ne gibi değişiklikler getirdiği üzerine bilgi verdi. Yıldız konuşmasında; yeni yasanın esas anlamda işçiler yararına çok fazla bir şey getirmediğini, hatta tam tersine örgütlenme koşullarını daha da zorlaştırdığını anlattı. 30’un altında işçinin çalıştığı işletmelerde sendikal tazminatın kaldırıldığını, işkolu barajının kademeli olarak yüzde 3’e düşürüldüğünü, bunun yüzde 10 göre olumlu göründüğünü, fakat SGK verilerine göre, 12 milyon çalışana göre baraj belirleneceği için yüzde

3’ün yüksek bir oran olduğunu belirtti. Uluslararası çalışma örgütü ILO’nun da yeni yasaya itiraz ettiğini ifade eden Yıldız, bu yasanın patron yandaşı olan Hak-İş tarafından alkışlandığını sözlerine ekledi. Yasanın getirdiği olumlu noktaları da aktaran Yıldız, bu olumluluklara rağmen yasanın esas olarak işçilerin aleyhine olduğunu vurguladı. İk i nci konuşmacı Hasa n Gülüm, yeni yasanın sendikal hareketi ve sendikal mücadeleyi nasıl etkilediğini anlattı. 2008 krizinin işçi sınıfı üzerindeki etkilerini anlatan Gülüm, Avrupa ülkelerinde krize karşı gelişen mücadelenin, Arap baharının Türkiye’ye etkisini engellemek için yasanın AKP tarafından çıkarıldığını, amacının işçi hareketinin önünü kesmek olduğunu anlattı. Antep’te, Gerede’de, Adana’da sendikalarda örgütlü olmayan işçilerin saya, tekstil işçilerinin mücadelesini önemsediğini, sendikal hareketin dışında örgütlü olmayan işçilerin mücadele örnekleri olduğunu, işçi havzalarında sen-

dikal örgütlülük için birlikte mücadele etmek gerektiğini ifade etti. Konuşmacıların sunumundan sonra kısa bir ara verildi. Aradan sonra soru-cevap, görüş belirtme bölümüne geçildi. İşçilerin sendikalara neden güvenmediği, sendikaların neden kan kaybettiği, sendikalara üye işçi sayısının ne kadar olduğu, sendikaların nasıl düzeleceği vb. soruları soruldu. Yapılan konuşmalarda; sendi-

kal bürokrasinin durduğu yerden yeni yasayı değerlendirmemek gerektiği, yeni yasada bir dizi olumluluğun olduğu, yasanın olumsuzlukları ortaya konulup mücadele edilirken, sendikal bürokrasiye karşı da mücadele etmek gerektiği ifade edildi. Konuşmacıların kendilerine sorulan sorulara cevap vermelerinin ardından panel sonlandırıldı. Aralık 2012


“Sendikalar Yasasında da “ileri demokrasi” Başlıklı Yazı Üzerine Yeni İşçi Dünyası’nın Kasım 2012 sayısında yayınlanan, “Sendikalar yasasında da “ileri demokrasi” başlıklı yazımızı eleştiren bir okurumuzun yazısını yayınlıyoruz. Cevabımızı gelecek sayımızda yayınlayacağız. Okurlarımızı tartışmaya katılmaya çağırıyoruz. Yeni İşçi Dünyası barajını geri çeken bu yasa yürürlüğe girdikten sonra, bugün TİS yetkisi olan birçok sendikanın TİS yetkisi düşecektir. Nasıl oluyor da, baraj düştüğü halde TİS yetkisi düşüyor? Düşüyor, çünkü bugün ülke çapında faaliyet gösterdikleri iş kolunda işçilerin % 10’nu örgütledikleri iddiasında olan ve bu iddiaları kabul edilen sendikaların bir çoğunun bu iddiaları YALAN! Gerçek rakamlar temel alındığında bu sendikaların birçoğu bırakalım %10 barajını, yüzde 1 barajını bile aşamayacak durumda. (Bu konuda DİSK-AR araştırması gerçek durumu üç aşağı beş yukarı ortaya koyuyor.) Şimdi burjuvazi artık YALAN üzerine kurulu TİS sistemini yıkıp, yerine gerçek rakamlara yakın rakamlar temelinde bir TİS sistemi kurmak istiyor. Kayıt dışılığı mümkün olduğunca geriletmek istiyor. Gelinen yerde uluslararası alanda da yarış için burjuvazinin daha çağdaş bir sisteme, gerçeklere daha yakın bir sisteme geçmeye ihtiyacı var. Gelişen kapitalist ekonominin dayattığı değişiklikler bunlar. Bunun için şimdi bu arada birleştirilmiş ve merkezileştirilmiş SGK rakamlarına dayalı istatistik sistemine geçmeyi yasaya koydu. Bu kısa vadede evet bugünkü sendikaların üye rakamları olağanüstü şişirilmiş rakamlar olduğu için andaki sendika sistemini altüst edecektir. Naylon sendikalar silinecek, aynı iş kolundaki rakip sendikalar üzerinde birleşme baskısı artacaktır. Bu anda kendi küçük dükkanlarında egemenliklerini olduğu gibi sürdürmek isteyen sendika ağaları için tabii rahatsız edici bir durumdur. Ve onların yakınmalarının maddi temeli vardır. Rahatları bozulmuştur, bozulacaktır. Şimdi işçileri gerçekten örgütlemek için daha fazla çalışmak zorundadırlar. “Sendikalaşma hakkına en büyük saldırı” değerlendirmelerinin geri planında bugünkü sistemi koruma, savunma –ki bu kendi YALANA dayalı konumlarını savunma anlamına geliyor- güdüsü vardır.

Biz bu değerlendirmeye sahip çıkarsak yanlış yaparız. Fakat yazı “sol” sendikaların bu değerlendirmesi çerçevesini aşmıyor. Yazıda genel değerlendirmede “…yasanın 12 Eylül 1980 ile birlikte getirilen faşist özü korunmakta hatta ileriye taşınmaktadır.” tespiti yapılmaktadır. Yazıda DİSK-AR‘ın araştırmasına dayanarak “12 Milyon kayıtlı işçinin ancak 2 milyon 700 bini sendikal haklardan faydalanabilecek. AKP’nin ileri demokrasisi budur.” tespiti öne çıkartılmaktadır. Bu yapılırken a) Sendikal haklardan faydalanma TİS yetkisi ile eşitlenmektedir. Bu ikisi bir ve aynı şey değildir. TİS yetkisi tabii ki çok önemlidir, ama her şey değildir. TİS yetkisi olmayan sendikalar da var olabilir. Sendika yasası, ancak TİS yetkisi olan sendikalar sendikadır, yalnızca bunlarda örgütlenme hakkı vardır vs. demiyor! Olgu da bu değil. Bugün de TİS yetkisi olmayan bir dizi sendika vardır. Yarın da olacaktır. b) Bugün kayıtlı işçilerin ne kadarının TİS üzerinden “sendikal haklardan yararlanma” hakkı var? Bu rakamı vermedikçe 2 milyon 700 bir rakamının geriye mi /ileriye mi gidiş anlamına geldiği tartışmasında bir anlamı olmaz. Kaldı ki bugünkü rakamlar şişirme rakamlardır. Bugünkü rakamların şişirme olduğunu DİSK-AR aslında yaptığı değerlendirmelerde zımnen kabul ve ilan etmektedir ki bu zaten bilinenin ilanıdır. c) Biz eğer DİSK araştırmasından bunu olduğu gibi alıp sahiplenirsek, bu değerlendirmenin temelinde bugünün korunmasının yattığını, bugünkü yetkilerin temelinde yalan yanlış rakamların yattığını, sendikaların temsil ettiğini söylediklerinin gerçekte çok küçük bir bölümünü temsil ettiklerini, bunun temel mesele olduğunu söylemezsek, bugünkü sendikaların rezil durumunu teşhir etmezsek, çok yanlış yaparız. Evet, AKP’nin ileri demokrasisinin gerçek demokrasi, işçilerin

köylülerin gerçek çıkarları, vs. ile ilgisi olmadığını, bunun sahtekarlık olduğunu teşhir edelim. Bizim istediğimiz demokrasi bu değil. AKP’nin “ileri demokrasi” diye yutturmaya çalıştığı şey, en ileri noktasında faşist edimlerle desteklenmiş, 20 yüzyılın başından beri gerçekte hiçbir “ileri” yanı kalmamış, “çizgi boyunca gericilik” olan gerici burjuva demokrasisi olabilir ancak. Ama biz bunu örneğin çıkardığı yasalardan çıkarak, esasta eyleminden çıkarak somut olarak teşhir ederken hiçbir şekilde bugünkü durumu koruma pozisyonuna (Bu AKP karşıtı burjuva cephenin genel tavrıdır) düşmeyelim. Somut tartışma bağlamında bugünkü sendika ağalarının çıkarlarını sanki işçilerin çıkarı ile birmiş gibi savunmayalım. DİSK-AR araştırmasına hiç eleştirisiz sahip çıkmanın objektif rolü budur. Bu genel yaklaşım sorunu dışında yazıda başka hatalar/eksiklikler de var görüşümce. Şöyle: * Yazıda “2009 yılında yapılan bir değişiklik ile bu istatistikleri yayınlama yetkisi Çalışma Bakanlığından alınarak Sosyal güvenlik kurumuna verildi.” deniyor. Hayır, burada yayınlama yetkisi SGK’na verilmedi. Yapılan bundan böyle işçi istatistiklerinde doğrudan –bu arada merkezileştirilmiş olan- SGK verilerinin temel alınmasıdır. Yani yayınlama işi yine Çalışma Bakanlığı tarafından, yine Ocak-Temmuz’da yayınlanmak biçiminde devam edecektir. Henüz geçiş tamamlanmadığı için Çalışma Bakanlığı verilerin yayınlanmasını durdurmuştur. Son veriler 2009 Temmuz’una aittir. Bundan sonra yayınlanacak ilk verilen SGK rakamları bazlı ilk veriler olacaktır. Bu bağlamda yeni veriler yayınlanana kadar geçerli olan veriler Temmuz 2009 verileridir. Bu aradaki TİS’ler bu bilgiler temelindeki yetkilerle yapıldı. * Yazıda 2012 başından beri bu

Ocak 2013 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Değerli arkadaşlar! Yeni İşçi Dünyası’nın Kasım 2012 say ısı nda “Send i ka lar Yasasında da “İleri Demokrasi”!!!” başlıklı bir yazı yayınlandı. Daha önce geçerli 2821 ve 2822 sayılı yasaların yerine geçirilen ve Cumhurbaşkanı tarafından da onaylanıp,7 Kasım’da resmi gazetede de yayınlanarak yürürlüğe giren 6356 sayılı “Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Yasası” ile ilgili olarak uzun süredir tartışılıyor. Bu tartışmada “sol” sendikaların tavrı, yeni yasayı bir geri gidiş, hakların daha da kısıtlanması vs. şeklinde. Bu bağlamda DİSKAR’ın yaptığı değerlendirme aslında tartışmaya damgasını vuran belge. Bu belgede yeni yasa ile şu an yetki alan birçok sendikanın yetki hakkının düşeceği belirtiliyor ve bundan yakınılıyor. Bunun işçilerin sendikalaşma hakkına saldırı olduğu vs. anlatılıyor. Yeni yasa şu an toplu sözleşme yapma yetkisi olan birçok sendikanın bu yetkisinin düşeceği olgu tespitidir. Neden olgu tespitidir? Çünkü bugünkü yetkiler YALAN üzerine kurulu yetkilerdir. Geçerli sendika yasasına göre, bir sendikanın TİS yetkisi alabilmesi için o sendikanın dahil olduğu iş kolunda ülke çapında işçilerin % 10’nu örgütlemiş olması gereklidir. TİS yapacağı iş yerinde de % 50+ 1’i örgütlemiş olması gereklidir. Şimdi yeni yasada bu ülke çapında işkolunda % 10 barajı, % 3’e geri çekiliyor. Yani baraj düşürülüyor. Hatta bu barajın düşürülmesi 5 yıllık bir geçiş süreci için başta % 1, sonra % 2 biçiminde kademeli bir geçiş ile 5 yıl sonunda % 3 biçiminde yapılıyor. Bu aslında sendikaların örgütlenmesi önündeki barajları düşüren, bu anlamda sendikalaşmayı kolaylaştıran bir düzenlemedir. Sendikaların buna karşı çıkması yerine, bunun olumlu bir değişiklik olduğunu ortaya koyması gerekir. Ama bu yapılacak yerde, sendikalara, sendikal örgütlenmeye en büyük saldırı vs. değerlendirmeleri yapılıyor. Neden? Çünkü gerçekten de, ülke

7


Ocak 2013 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

8

yetki sorununun bir bilmeceye döndüğü… “Bu durumda yüz binlerce işçinin tek derdi nasıl olursa olsun yeni yasanın artık çıkması haline geldi.” Tespiti yapılıyor. Yetki sorunu yalnızca 2009 Temmuz’u rakamlarına göre yetkisi olmayan, yeni yetki isteyen sendikalar ile ilgili bir sorundu. Bunun “yüz binlerce” işçiyi ilgilendirdiği tespiti abartılı bir tespittir. Hele hele yüz binlerce işçinin tek derdinin nasıl olursa olsun bu yasanın çıkması haline geldiği tespiti iyice abartılıdır. İşçilerin çok küçük bir bölümü ilgili idi bu yasayla. İlgili olanların da derdi, sendikaların istediği doğrultuda çıkması, yoksa çıkmaması idi! Neden bu kadar abartı? Böyle bir abartıyı sendika ağaları, bu yasanın aceleye getirildiğini açıklamak için yapıyor olabilir. Ama biz yapmamalı, gerçek ne ise onu koymalıyız. * Yazıda yeni yasada eskiye göre olumluluklar sayılıyor. Bu olumluluklar içinde şunlar neden sayılmıyor? - Yeni yasada grev ve TİS dönemlerindeki “suçlarla” ilgili olarak hiçbir hapis cezası öngörülmüyor. Bütün cezalar para cezasıdır. Önceki yasaya göre cezalarda gerileme vardır. - Yeni yasada sendika kurabilme, YK’lara üye olabilme vb. konularda “devlete karşı işlenen suçlar”dan alınan mahkumiyetlerin engel olması durumu ortadan kalkmıştır. Bu esasında siyasi suçlardan mahkumiyetlerin artık sendika kurmada kurucu olmanın vb. engeli olmadığı anlamına gelir. -Yeni yasada dayanışma aidatı tüzükte sendika tarafından belirleniyor. Üye aidatı kadar olabiliyor. -Yeni Yasanın 66 maddesine göre: 2) Kanuni bir grev kararının alınmasına katılma, teşvik etme, greve katılma veya greve katılmaya teşvik etme nedeniyle bir işçinin iş sözleşmesi feshedilemez. (Madde 42) (3) Grev ve lokavt süresince işçiler, sigorta yardımlarından 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun ilgili hükümlerine göre yararlanır. - yeni yasada GK’lar için yalnızca yargı denetimi öngörülüyor. Valinin göndereceği hükümet komiseri vs. şartı yok.. -Uluslararası kuruluşlara üyeliklerde getirilen bir dizi sınırlama kalkıyor. -Yeni yasada “sadece sendikal faaliyetlerinden dolayı” tazminat ödenerek işten çıkarılma imkanı kaldırılıyor.

*Olumsuzluklar sayılırken yapılan genel değerlendirme, bugünkü durumu yeni, yasada öngörülen duruma karşı savunan yanlış bir genel değerlendirmedir. Bu temel yanlış dışında: “ Bu temelde bir çok sendikanın yetkisi düşürülünce ve milyonlarca işçi için sendikalı olabilmek hayal haline dönüşünce” deniyor. Bu açıkça sendikalı olmanın, yetki sorunu ile birebir bağlandığı bir tespittir, yanlıştır. * İş kollarının 28’den, 20’ye düşürülmesi bir olumsuzluk olarak görülüyor. Neden? Eğer daha önce bu kollarda gerçekten % 10’a sahip sendikalar var idi ise, birleştirme sonucu % 3’e haydi haydi varırlardı. Kaldı ki 2016’ya kadar sınır % 1! “Ama en önemlisi birleşen işkollarında sendika enflasyonu yaşanacak” tespiti, sendikaların tasfiye olacağı tespiti ile çelişiyor. Aslında yazıda da tespit edildiği gibi işkollarının birleştirilmesi (ondan da önemlisi gerçek rakamların temel alınması) aslında sendika enf lasyonunu engeller. Naylonlar tasfiye olur. Birleşme baskısı artar. Bu da kötü değildir aslında. Uzun vade açısından olumluluktur bu, olumsuzluk değil. * “Kanuni grev” konusunda yeni yasada geriye gidiş vs. söz konusu değildir. Yasanın bu maddesindeki kanuni grev tanımı eski yasadan birebir devralınmıştır. Dayanışma grevi bağlamında dayanışma grevi Anayasal haktır. Grevler ve Lokavt konusunda kanuni olmayan grev ve lokavtlarda öngörülen cezalar eski yasaya göre geri bir düzeye çekilmiştir. Hapis cezası yoktur. Para cezasıdır öngörülen. * “Grev çadırı yasağı korunuyor” deniyor. Hayır, bu konuda yeni yasada hiçbir tespit yoktur. Grev çadırı yasaya göre “yasal hak” değildir, ama eskisinden değişik olarak yasak da değildir. * Mülki amirin yetkileri yeni yasada sınırlandırılmıştır. * Grev yasakları bağlamında da, önceki yasaya göre ilaç imâl eden işyerleri hariç olmak üzere, aşı ve serum imâl eden müesseselerle, klinik, sanatoryum, prevantoryum, dispanser ve eczane gibi sağlıkla ilgili işyerlerinde, eğitim ve öğretim kurumlarında, çocuk bakım yerlerinde ve huzurevlerinde var olan grev yasağı kaldırılmıştır! * Yasada barajlar ile ilgili söylenenler ve yapılan değerlendirme birebir DİSK-AR’ın değerlendirmesidir. Bizim bunu aynen almamız, eleştirici bir süzgeçten geçirmemiş olmamız yanlıştır.

* Yazıda şöyle deniyor: “ 6356 sayılı yeni yasanın Meclis görüşmeleri yapılırken AKP’nin verdiği bir önergeyle. 30 işçiden az işçi çalıştıran işyerlerinde sendikal nedenlerle işten çıkartılan işçiler için (gerçekte eski yasada var olan tazminat vererek sendikal faaliyet dolayısıyla işten çıkarma “hakkı” kaldırıldı yeni yasada BN) bir yıllık tazminat hakkı kaldırıldı. Yasada yapılan bu değişiklik ile birlikte yürürlüğe girdi. Daha önce 30 işçiden az işçi çalıştıran işyerleri iş güvencesi kapsamı dışında bırakılmıştı. Yapılan bu son değişiklik ile 30 işçiden az işçi çalıştıran işyerleri kuralsız ve örgütsüz sömürü cennetlerine dönüştürülmüş oldu” deniyor. Çıkan yasanın ilgili maddesi aynen şöyle: “DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Güvenceler İşçi kuruluşu yöneticiliğinin güvencesi MADDE 23 – (1) İşçi kuruluşunda yönetici olduğu için çalıştığı işyerinden ayrılan işçinin iş sözleşmesi askıda kalır. Yönetici dilerse işten ayrıldığı tarihte iş sözleşmesini bildirim süresine uymaksızın veya sözleşme süresinin bitimini beklemeksizin fesheder ve kıdem tazminatına hak kazanır. Yönetici, yöneticilik süresi içerisinde iş sözleşmesini feshederse kıdem tazminatı fesih tarihindeki emsal ücret üzerinden hesaplanır. (2) İş sözleşmesi askıya alınan yönetici; sendikanın tüzel kişiliğinin sona ermesi, seçime girmemek, yeniden seçilmemek veya kendi isteği ile çekilmek suretiyle görevinin sona ermesi hâlinde, sona erme tarihinden itibaren bir ay içinde ayrıldığı işyerinde işe başlatılmak üzere işverene başvurabilir. İşveren, talep tarihinden itibaren bir ay içinde bu kişileri o andaki şartlarla eski işlerine veya eski işlerine uygun bir diğer işe başlatmak zorundadır. Bu kişiler süresi içinde işe başlatılmadığı takdirde, iş sözleşmeleri işverence feshedilmiş sayılır. (3) Yukarıda sayılan nedenler dışında yöneticilik görevi sona eren sendika yöneticisine ise başvuruları hâlinde işveren tarafından kıdem tazminatı ödenir. Ödenecek tazminatın hesabında, işyerinde çalışılmış süreler göz önünde bulundurulur ve fesih anında emsalleri için geçerli olan ücret ve diğer hakları esas alınır. İşçinin iş kanunlarından doğan hakları saklıdır. İşyeri sendika temsilciliğinin güvencesi MADDE 24 – (1) İşveren, işyeri

sendika temsilcilerinin iş sözleşmelerini haklı bir neden olmadıkça ve nedenini yazılı olarak açık ve kesin şekilde belirtmedikçe feshedemez. Fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde, temsilci veya üyesi bulunduğu sendika dava açabilir. (2) Dava basit yargılama usulüne göre sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi hâlinde Yargıtay kesin olarak karar verir. (3) Temsilcinin işe iadesine karar verilirse fesih geçersiz sayılarak temsilcilik süresini aşmamak kaydıyla fesih tarihi ile kararın kesinleşme tarihi arasındaki ücret ve diğer hakları ödenir. Kararın kesinleşmesinden itibaren altı iş günü içinde temsilcinin işe başvurması şartıyla, altı iş günü içinde işe başlatılmaması hâlinde, iş ilişkisinin devam ettiği kabul edilerek ücreti ve diğer hakları temsilcilik süresince ödenmeye devam edilir. Bu hüküm yeniden temsilciliğe atanma hâlinde de uygulanır. (4) İşveren, yazılı rızası olmadıkça işyeri sendika temsilcisinin işyerini değiştiremez veya işinde esaslı tarzda değişiklik yapamaz. Aksi hâlde değişiklik geçersiz sayılır. (5) Bu madde hükümleri işyerinde çalışmaya devam eden yöneticiler hakkında da uygulanır. Sendi ka özg ürlüğ ünün güvencesi MADDE 25 – (1) İşçilerin işe alınmaları; belli bir sendikaya girmeleri veya girmemeleri, belli bir sendikadaki üyeliği sürdürmeleri veya üyelikten çekilmeleri veya herhangi bir sendikaya üye olmaları veya olmamaları şartına bağlı tutulamaz. (2) İşveren, bir sendikaya üye olan işçilerle sendika üyesi olmayan işçiler veya ayrı sendikalara üye olan işçiler arasında, çalışma şartları veya çalıştırmaya son verilmesi bakımından herhangi bir ayrım yapamaz. Ücret, ikramiye, prim ve paraya ilişkin sosyal yardım konularında toplu iş sözleşmesi hükümleri saklıdır. (3) İşçiler, sendikaya üye olmaları veya olmamaları, iş saatleri dışında veya işverenin izni ile iş saatleri içinde işçi kuruluşlarının faaliyetlerine katılmaları veya sendikal faaliyette bulunmalarından dolayı işten çıkarılamaz veya farklı işleme tabi tutulamaz. (4) İşverenin fesih dışında yukarıdaki fıkralara aykırı hareket etmesi hâlinde işçinin bir yıllık ücret tutarından az olmamak üzere sendikal tazminata hükmedilir. (5) Sendikal bir nedenle iş sözleşmesinin feshi hâlinde işçi, 4857


ispat yükümlülüğü işverene aittir. Feshin işverenin ileri sürdüğü nedene dayanmadığını iddia eden işçi, feshin sendikal nedene dayandığını ispatla yükümlüdür. (7) Fesih dışında işverenin sendikal ayrımcılık yaptığı iddiasını işçi ispat etmekle yükümlüdür. Ancak işçi sendikal ayrımcılık yapıldığını güçlü biçimde gösteren bir durumu ortaya koyduğunda, işveren davranışının nedenini ispat etmekle yükümlü olur. (8) Yukarıdaki hükümlere aykırı olan toplu iş sözleşmesi ve iş sözleşmesi hükümleri geçersizdir. (9) İşçinin iş kanunları ve diğer kanunlara göre sahip olduğu hakları saklıdır.” Ne burada, ne de yasanın herhangi bir başka yerinde “30’dan

Eğitim Köşesi DOLAŞIM SÜRECİ, SERMAYENİN DOLAŞIMI VE DÖNÜŞÜMÜ II Dolaşım sürecinin başındaki sermayenin de, sonundaki çoğalmış sermayenin de kaynağı artı değer, yani işçinin emeğinin ödenmemiş bölümüdür. Sermaye dolaşımının üç aşamasına, sanayi sermayesinin (ki burada sanayi sermayesinden anlaşılan meta üretmek için kullanılan her sermayedir) üç biçimi denk düşer: 1. Para Sermaye 2. Üretici Sermaye 3. Meta Sermaye. Her sermaye aynı anda üç biçimde de varlık gösterir. Onun bir bölümü üretici sermayeye dönüşen para sermayeyi oluştururken, bir bölümü meta sermayeye dönüşen üretici sermayeyi, bir üçüncü bölüm de belli ölçüde artmış para sermayeye dönüşen meta sermayeyi oluşturur. Sermayenin dolaşım sürecinin tümünü kesintisiz süren bir şemayla şöyle gösterebiliriz:

daha az işçi çalıştıran iş yerleri” konusunda özel bir hüküm yok. Biz ise var diyoruz. Bunun üzerine kuruyoruz en önemli eleştirilerimizden birini. Bu nasıl oluyor. Ben mi yanlış okuyorum yasayı? Bu konuda yazıyı yazan yoldaşlar bu konuyu aydınlığa kavuşturmalı, neye dayandıklarını belgesi ile ortaya koymalıdır. * Sendika kuruculuğu konusunda getirilen şartlardaki değişiklikler de “Hak-İş’e uygun olarak değiştirildi” olarak adlandırılıp, aslında olumsuzlanıyor. Önce bugün Hak-İş’e göre de olsa, bu hak yalnızca Hak-İş için geçerli değildir. İkincisi: Kuruculuk konusunda en önemli değişiklik aslında “devlete karşı suçlardan“ vs,. hüküm giymiş olmanın kuruculuk önünde engel olmasının

kaldırılmış olmasıdır. Bundan hiç söz edilmiyor. Üçüncüsü: Sendika kurucusu olmak için “sendikanın kurulacağı iş kolunda fiilen çalışma” şartı yerine, yalnızca “fiilen çalışma” –işçi olma – şartının geçirilmesinin, işçi sınıfı açısından zararı nedir? Biz sendikalar arasındaki rekabette neden bu rekabetin tarafı oluyoruz? Bizim çıkış noktamız her zaman işçi sınıfının genel çıkarları olmalı, şu veya bu sendikanın çıkarı değil! Kısaca bu yazı hakkında görüşlerim böyle. Yazı yazarken ikincil kaynaklara (DİSK-AR vs. ikincil kaynaktır, birincil kaynak yasanın kendisidir !) dayanmak doğru olandır. Yeni İşçi Dünyası okuru 28.12.2012

Sermayenin tüm dolaşım süreci içinde, sanayi sermayesinin (meta üretimine doğrudan katılan sermayenin) ikinci aşaması, yani onun üretici sermaye biçimini aldığı aşama belirleyicidir. Çünkü bu aşama değer ve artı değerin yaratıldığı aşamadır. Diğer iki aşamada yalnızca sermayenin biçim değiştirmesi, dönüşmesi söz konusudur. Fakat değer ve artı değer yaratılmaz. Her sermaye kesintisiz olarak dolaşır ve bunu sürekli yineler. Sermayenin bu periyodik olarak kendini yineleyen ve yenileyen dolaşımına sermayenin dönüşümü denir. Sermayenin dönüşüm zamanı, onun üretim ve dolaşım zamanının toplamıdır. Sermayenin üretim zamanı, onun üretim alanında bulunduğu süredir. Dolaşım zamanı ise, sermayenin para biçiminden üretici biçime ve meta biçiminden para biçimine dönüştüğü zamandır. Kapitalistin çıkarı “yatırdığı” paranın, mümkün olan en kısa zamanda çoğalarak kendisine geri dönmesindedir. Bu yüzden de o, hem üretim zamanını, hem de dolaşım zamanını mümkün olan en kısa süreye indirmeye çalışır. Üretim zamanını aşağıya çekmenin yolu yeni tekniklerin üretime sokulması yanında, emeğin verimliliğinin arttırılması, işin yoğunlaştırılması, uzmanlaştırılması vb.dir. İşçiler açısından bu onların daha fazla sömürülmesi anlamına gelir. Dolaşım zamanını kısaltmanın yolu da iletişimin, ulaşımın ve ticaretin daha iyi örgütlendirilmesinden geçer. Günümüzde özellikle bilgisayar tekniğinin devreye girmesiyle, sermayenin dolaşım zamanını olağanüstü kısaltmanın imkanları çıkmıştır. Ancak, kendisi irrasyonel olan kapitalist üretim sistemi, gelişen imkanların emekçilerin lehine rasyonel kullanımını engellemektedir. Bir yanda muazzam sermaye birikimi ve lüks artarken, diğer yanda milyarlarca insanın açlık sınırında yaşamak zorunda kalması bu sistemin sonucudur.

Kısa... Kısa... 22 Kasım Samsun Eti Bakır İşletmeleri’nde 30 metrelik tank kapağı yapımı sırasında yaşanan iş cinayetinde ilk anda beş işçi tank kapağının altında kalarak hayatlarını kaybettiler. Yaralı olarak hastaneye kaldırılan bir işçi ise yaklaşık bir ay sonra hastanede can verdi. 22 Kasım

Afyon’un Sandıklı ilçesi Akin köyünde bulunan özel bir şirkete ait taş ocağında heyelan nedeniyle meydana gelen kazada kamyonu ile birlikte göçük altında kalan Halim Küçük isimli işçi hayatını kaybetti. Halim Küçük’ün cenazesine 9 saat sonra ulaşılabildi. 23 Kasım İstanbul Şile-Ömerli sapağında

üstgeçit inşaatında meydana gelen göçük nedeniyle işçiler toprak altında kaldılar. Toprak altında kalan işçilerden 39 yaşındaki Nuri Kazan isimli işçi hayatını kaybetti. 29 Kasım Ankara’nın Şeref likoçhisar İlçesi’nde, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’nın kömür de-

posunda yevmiyeli çalışan 57 yaşındaki Dede Erol, demir kapının üzerine düşmesi sonucu yaşamını yitirdi. 15 Aralık Edirne İpsala ilçesine bağlı B oz k u r t Ma ha l le si Kemer Mevkii’nde bulunan çeltik fabrikasında meydana gelen kazada bir işçi öldü. Raif Kılıç isimli işçi,

Ocak 2013 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

sayılı Kanunun 18, 20 ve 21 inci madde hükümlerine göre dava açma hakkına sahiptir. İş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedildiğinin tespit edilmesi hâlinde, 4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesine göre işçinin başvurusu, işverenin işe başlatması veya başlatmaması şartına bağlı olmaksızın sendikal tazminata karar verilir. Ancak işçinin işe başlatılmaması hâlinde, ayrıca 4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen tazminata hükmedilmez. İşçinin 4857 sayılı Kanunun yukarıdaki hükümlerine göre dava açmaması ayrıca sendikal tazminat talebini engellemez. (6) İş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedildiği iddiası ile açılacak davada, feshin nedenini

9


çeltik kabuklarının toplandığı silo içerisinde çalıştığı sırada, belirlenemeyen bir nedenle üzerine düşen çeltik kabuklarının altında kalarak can verdi. 18 Aralık Gaziantep’te bir tekstil atölyesinde elektrik akımına kapı-

lan iki işçi hayatını kaybetti. 22 yaşındaki Harun Karafak ile 18 yaşındaki kardeşi Kadir Karafak, demir aksamlı makine tezgâhını ikinci katın damına çıkarmak isterken yakından geçen elektrik hattına temas ettiler. İki kardeş elektrik akımına kapılarak olay

yerinde hayatlarını kaybetti. 18 Aralık Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde Cevat Arslan isimli bir inşaat işçisi, çalıştığı inşaatın üçüncü katında kaynak yaptığı sırada asansör boşluğuna düşerek hayatını kaybetti.

07 Ocak Zonguldak'ın Kozlu ilçesinde Türkiye Taşkömürü Kurumu’na ait maden ocağında ani gaz boşalması nedeniyle yaşanan patlamada, taşeron bir firmada çalışan 8 işçi öldü, bir işçi yaralandı. 08.01.2013

Direnişlerden Kısa... Kısa... KTÜ Farabi Hastanesi Direnişi Karadeniz Te k n i k Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi’nde 2 Ocak günü, 68 sağlık işçisi ve 17 güvenlikçi “kamu ihtiyacı” ve “tasarruf ” gerekçeleriyle işten çıkarıldı. Devrimci Sağlık-İş öncülüğünde hastane önünde direnişe geçen sağlık işçilerinin direnişi sürüyor. Daiyang-SK Networks işçileri grevi

Ocak 2013 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Ç o r l u Av r u p a S e r b e s t Bölgesi’nde faaliyet gösteren Daiyang-SK Networks Metal San. Ve Tic. Ltd. Şti. işyerinde Birleşik Metal İşçileri sendikası üyesi işçiler, toplu iş sözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlana-

10

maması üzerine 14 Kasım 2012 çıkarılmıştı. THY’de işlerine geri dönÇarşamba günü greve çıktılar. mek için direnişte olan işçileGrev sürüyor. rin açtığı işe iade davaları 24 Aralık’ta görüldü. İstanbul 12. Hey Tekstil 13 Şubat 2012 günü Hey İş Mahkemesi, 26 işçinin işe iade Tekstil’de dört aydır maaşları ve- edilmesi gerektiğine karar verdi. rilmeyen 420 işçi işten çıkarıldı. İşten çıkarılan işçilerin direnişi Kıdem ve ihbar tazminatlarıyla ve eylemleri sürüyor. birlikte 4 aydır ödenmeyen maKuzu Deri Direnişi aşlarını almak için işçiler direKuzu Deri’de overlok ustası nişe geçti. Sayıları azalmış olsa da HEY olan Mehmet Şefik Dağ işten çıTekstil işçilerinin direnişi sürüyor. Fabrika önünde direniş çadırı olmayan işçiler çeşitli eylemler yaparak direnişlerini gündemde tutuyor. Kartal Koşuyolu Hastanesi direnişi Kartal Koşuyolu Hastanesi’nde Dev Sağlık-İş işyeri temsilcisi Ziya İncedere, Bayrampaşa Devlet Hastanesi’ne sürgün edilmesine karşı direnişe geçti. 1 Ekim’den bu yana kurduğu çadırda direnişini sürdüren Ziya İncedere’nin direnişi sürüyor.

karıldıktan sonra direnişe geçti. Mehmet Şefik Dağ: “Deri-İş’e üye olduğu için patronun baskısına maruz kaldığını ve bu nedenle 5 arkadaşıyla birlikte patron hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduktan sonra işten çıkarıldığını, suç duyurusunda bulunan altı işçiden üçünün suç THY İşçileri direnişi 305 işçi, THY’deki grev yasa- duyurusunu geri almadığı için ğına karşı çıktıkları için işten işten çıkarıldığını, diğer üç iş-

çinin de işten çıkarılmayla karşı karşıya olduğunu” açıkladı. DHL Direnişi TÜMTİS sendikasına üye oldukları için işten çıkarılan 24 DHL işçisinin direnişi sürüyor. TÜMTİS’in iki yılı aşkın bir süreden beri örgütlenme çalışması yürüttüğü DHL’de, patron HAK-İŞ’e bağlı Taşıma-İş Sendikasını devreye sokmak istiyor. DHL’de işçilerin TÜMTİS’e üye olmasını engellemek için her yolu ve yöntemi deneyen patron yeni bir hileye başvurdu. Hak-İş Konfederasyonuna bağlı Taşıma-İş Sendikasını devreye sokarak işçileri bölmeye, böylece TÜMTİS’in örgütlenmesini engellemeye çalışıyor. 12.01.2013

BİLMELİSİN Bilmelisin işçi, emekçi kardeş; senin emeğinde, senin terinde, senin tarihinde ne cevherler hakim? Yüzyıllardır insanoğlunun besleyip büyüttüğü, geliştirdiği ve insanoğlunun ihtiyaçlarıyla orantılı değişen, özel mülkiyete dayalı üretim tarzları işçilerin, emekçilerin, köylülerin emekleri üzerinden sağlanan sömürü olmuştur. Toplumsal katmanlar nezdinde eşitsizlik olmuştur. Açlık, yoksulluk olmuştur. Halklar arasında savaş ve kıyım olmuştur. Bilmelisin işçi, emekçi kardeş; bu kadar olmuşun içinde ve bugünlerde gerek dünyada, gerekse Kuzey Kürdistan/Türkiye toprakları üzerinde ayakları yere

basa basa (Yalan söyleyenin bir ayağının kaldırılması yönelik söylenmiştir) ezen ezilen ilişkisi yok sayılmaya çalışılmaktadır. Üzerine birlik, beraberlik, kardeşlik, dostluk, kaynaşmışlık, bölünmezlik sosu dökülerek bir kıvam yakalanmaya çalışılıyor. Fakat bilmesin işçi, emekçi kardeş ne yapmaya çalışırlarsa çalışsınlar; onlar sömürücü bezirganlar ellerinde bir ateş tutuyorlar. Sömürüden, haksızlıktan, adaletsizlikten oluşan bir ateş. Bilmelisin işçi, emekçi kardeş o ateşi senin çekiç tutan, harç karan nasırlı, hünerli ellerin alev yapacak. Bilmelisin işçi, emekçi kardeş;

Türkiye'de ta Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren imtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir toplumuz laf salatası ile bu yapılmaya çalışılmış ve bu zemin üzerinde bir toplum kurmaya çalışılmıştır. Yani işçilerin, emekçilerin yaşamlarından fedakarlık beklenerek, patronlara yeni yeni imtiyazlar tanıyarak kurulmaya çalışılan bir Cumhuriyet. Bu haliyle, bu düşüncenin kime daha çok hizmet etiği gayet açık değil mi? Bu düşünce güdüsüyle işçiler, emekçiler, çalışanlar uysallaştırılarak pasivize edilmeye çalışılmakta, işçilerin, emekçilerin, çalışanların tarihindeki asilikten bir o kadar da korktukları gayet açık değil mi?

Bilmelisin emekçi kardeş; işçi sınıfı kapitalist koşullarda en ilerici, en devrimci olan bir sınıf. Onlar, akbabalar bunu pekala çok iyi biliyorlar. Bütün yukarıda saydığımız düzmece laflar işçiler, emekçiler üzerinde estirilmeye çalışılan korku, faşizm bundan. Bilmelisin demeyeceğim işçi, emekçi kardeş; bunu dünya-alem, bütün ahali biliyor. Evet, herkes biliyor ama her şey süt liman. Bugün kapitalist sömürü sistemi koşulları hayatımızın her alanına tahribat ederek girmekte. Bugün, gün ve gün çalışanlar, emekçiler kötü, zor ve güvencesiz çalışma koşullarından kaynaklı iş kazalarına değil, iş cinayetle-


dun ulusal çıkarları uğruna, daha fazla kar elde etme adına, doğanın ekolojik dengesini bozarak dünya yaşanmaz cennet haline gelmektedir. İşçi, emekçi kardeş bu olumsuzlukları çoğaltmak maalesef mümkün. Bilmelisin işçi, emekçi kardeş; işçi sınıfı bütün bu olumsuzlukları ortadan kaldıracak politik, ekonomik ve kültürel güce ve olanağa sahip. Bunun için artık yeter demeli ve bunun güzergahı üzerinde örgütlü iradeni ortaya koymalı, sınıfa karşı sınıf perspektifini geliştirmelisin. İnsanlık üze-

Hukuk Köşesi Bu bölümde iş yasalarına göre açıklamalarda bulunmaktayız. Burjuva devletlerde yasalar patronlar ve sermaye yararına yapılır. İşçi sınıfı haklarını almak ve bu haklarını genişletmek için tüm yol ve araçlarla mücadele yürütmelidir. Bunlardan birisi de hiç kuşkusuz Hukuk mücadelesidir. Bu nedenle mücadele yürüten işçi sınıfı yasaları bilmek zorundadır.

6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu – II

Kuruluş süreci

Sendikalar ve konfederasyonlar kuruldukları ilin valiliğine dilekçeleri ile birlikte kuruluş tüzüğünü teslim etmeleri ile kurulmuş sayılırlar. Önceki yasa metninde kuruluş süreci aynı olmasına rağmen çok daha fazla ayrıntı içermekteydi. Bu anlamda yeni yasa sadeleştirilmiş durumda. Valilik tüzük ve kurucuların listesini 15 gün içerisinde Bakanlığa gönderir. Bakanlıkta 15 gün içerisinde sendikanın kurulduğunu resmi internet sitesinde duyurur. Önceki yasaya göre Valilik aynı belgeleri İçişleri ve Maliye Bakanlıklarına da göndermek zorundaydı. Sendikanın tüzüğü, diğer belgeleri veya kurucuları açısında kanuna aykırılığın tespit edilmesi halinde Valilik eksikliklerin ve aykırılıkların giderilmesi için bir ay süre tanır. Eğer bu süre içerisinde eksiklikler giderilmezse Bakanlığın veya Valiliğin başvurusu üzerine mahkeme, gerekli gördüğünde kurucuları da dinleyerek üç işgünü içerisinde sendikanın faaliyetinin durdurulmasına karar verebilir. Ancak mahkeme eksikliğin ve aykırılığın giderilmesi için en fazla 60 günlük süre de verir. Yine önceki yasada Valiliğin ek süre vermesi, mahkemenin gerektiğinde kurucuları dinlemesi, 60 günlük süre vermesi yoktu. Bu an-

rinden geçtiği tüm tarih boyunca doğada korkularını, isteklerini, savaşlarını, çeşitli şeyler için mücadelesini, bir yerden bir yere göç ederken, birlikte, toplu hareket etmiş ve bugün çağdaş bir toplum ve kendimiz için bir toplum yarata bilmemizin gereği olarak örgütlü olmak olmazsa olmazlardan birisi. Günümüz gerçekliği şu an bundan uzak olduğumuzdur. Fakat bilimsel gerçeklik, tarihi materyalist gerçeklik bütün saflığı ve berraklığıyla ortadadır. Alman tiyatro kuramcısı Bertol Brecht adeta bize yol gösterir,

okkalı bir sözüyle; "Radikal olan sosyalizm değil, radikal olan kapitalizmdir." der ve içinde yaşamaya çalıştığımız sömürü sisteminin çirkinliğini anlamamız konusunda bize bir ifadede bulunur. Onikiden vurma tabirine uygun bir cümle. Devam etmek ve bitirmek gerekirse işçi, emekçi kardeş bilmelisin kapitalizm açlık, yoksulluk, işsizlik ve yıkım demektir. Ya barbarlık içinde çöküş, ya sosyalizm! Ya hep beraber, ya da hiçbirimiz! 08.01.2013 Yeni İşçi Dünyası okuru işçi

lamda sendikaların kurulmasında esasta bir değişiklik olmamasına rağmen, yeni kurulan bir sendikanın faaliyetinin durdurulması zorlaşmış oldu. Ayrıca eski yasada bulunan “Tüzükte suç teşkil eden hususların tespit edilmesi halinde durum gereği için Cumhuriyet savcılığına ayrıca bildirilir.” hükmü de yeni yasada yer almıyor. (Madde 7) Tüzük ile ilgili hükümlerde ise eski yasa ile yeni yasa arasında esasta bir farklılık yok. Ancak iki konuda bu madde farklılık gösteriyor. Birincisi aidatlar ve yöneticilerin ücretleri ile ilgili. Önceki yasanın 7. maddesinin 11. fıkrası “Üye aidatlarının tespit şekil ve usulü” şeklindeydi. Yeni yasa da ise bu fıkra “Üyelerce ödenecek aidat ve sendika yöneticilerinin ücretleri ile ilgili usul ve esaslar” olarak düzenlenmiş. Daha önce sendikalar yöneticilerin alacakları ücret ile ilgili tüzüklerinde bir düzenleme yapmak zorunda değillerdi. Bu nedenle tüzük kuralı olmadığı için ücretlerin nasıl belirleneceği ile ilgili bir hüküm yoktu. Ancak artık sendikalar yöneticilerin ücretleri ile ilgili usul ve esasları tüzüklerinde belirtmek zorundalar. Böylece ücretlerin belirlenmesi ile ilgili bir değişiklik söz konusu olduğunda tüzük bağlayıcı olabilecektir. Diğer bir değişiklik ise sendikaların harcamaları ile ilgili. Önceki yasanın 7. maddesinin 13. fıkrası uyarınca sendika tüzüklerinde “Harcamaların nasıl yapılacağı, yetkilerin nasıl verileceği ve yetki sınırları,” belirtilmeliydi. Ancak bu bölüm yeni yasada yok. Buna göre sendikalar harcamaların nasıl yapılacağını tüzüklerinde belirtmelerine gerek kalmadan karar verebilecekler. (Madde 8) Önceki yasanın 8. maddesi sendikaların tüzel kişilik kazanmalarından sonra yapacakları işlemleri açıklıyordu. Buna göre sendikalar kurulduktan sonra üç büyük kentte yayımlanan ve ülke çapında dağıtılan bir günlük gazetede kurulduklarını ilan etmek zorundaydılar. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlükleri de sendika ve konfederasyonlar için sicil tutmak zorundaydılar. Yeni yasada bu hükümlerde yok. Artık sendikalar kurulduklarını bir gazetede ilan etmek zorunda değiller. iscikosesi@gmail.com adresine sorularınızı gönderebilirsiniz.

DÜNYADAN İŞÇİ HABERLERİ İspanya'da grev nedeniyle ulaşım durdu İspanya'nın başkenti Madrid'de metro ve otobüs (EMT) çalışanlarının düzenlediği grevler ulaşımı felç etti. Hükümetin yaptığı kesintileri gerekçe gösteren işçi sendikaları metroda 4-5 Ocak tarihlerinde 24 saat genel grev ve otobüslerde sabah ve akşam ikişer saat iş bıraktı. Metroda trenler yüzde 37 seviyesinde minimum hizmet verir-

ken, 5 Ocak Cumartesi günü bu oranın yüzde 93 seviyesine çıktığı bildirildi. Grev ay r ı c a İ s p a ny a ç apı nda dü z enlenen en önemli festivallerden biri olan Cabalgata de Reyes'i de olumsuz etkileyecek. Otobüs toplu ulaşım

hizmetlerinde (EMT) ise 06.00-08.00 ve 18.0020.00 saatleri arasında y üzde 40-50 seviyesinde hizmet verilecek. Grevin ilk saatlerinde herhangi bir tatsız olay yaşanmazken, sabah işe gitmek için yola çıkan Madridliler normalden üç kat daha fazla tren beklemek zorunda

kaldı. Okullar tatil olmasına rağmen toplu ulaşım araçlarında yoğunluk yaşandı. Madrid metrosu greve katılımı yüzde 46 olarak açıklarken, sendikalar bu oranı yüzde 96 olarak verdi. Aynı şekilde EMT, çalışanlarının yüzde 76,5'inin greve katıldığını bildirirken sendikalar yüzde 100 katılım olduğunu açıkladı. Madrid metrosu ve EMT, Başbakan Mariano Rajoy'un

Ocak 2013 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

rine maruz kalmakta. Kadınlar, erkek egemen sömürü sistemi ve özel mülkiyetçi anlayıştan kaynaklı yanındaki en yakın erkek tarafından haksızlığa uğramakta, insanın vicdanı burkan cinayetlere maruz kalmaktadır. Eğitim ve sağlık her geçen gün daha bir paralı hale gelmekte, paran yoksa okuma, paran yoksa hastaysan tedavi olamazsın mantığı işlemektedir. Etnik ve dini gruplar arasında baskı, sindirme ve asimile politikaları zehir zemberek yaşamaktayız. Dünya bir avuç emperyalist ve işbirlikçi haydu-

11


Temmuz ayında işçilerin Noel ikramiyelerini kaldıran kararından sonra aralıklarla grevler düzenlemeye devam ediyor. Metro çalışanlarının bir diğer gerekçesi ise 31 Aralık'ta sona eren toplu sözleşmeye riayet edilmemesi. Madrid metrosu, 2011 ve 2012 yılları için öngörülen zammı uygulamamıştı. İşçiler, metro yönetiminden toplam 33 milyon Euro alacaklı olduklarını belirtiyor. Ulaşım işçileri, Atina'da hayatı durdurdu Yunanistan yeni yıla grevle başladı. Troykanın dayatmalarını uygulayan hükümetin yıkım paketinden bıkan ulaşım işçileri, Atina'da hayatı durdurdu. Tren ve metro çalışanları, yeni yılın ilk gününde maaşlarındaki kesintileri protesto etmek için 24 saatlik grev başlattı. İşçiler, umudunu kaybetmiş durumda. Eylem sırasında bir işçi "Hiçbir şey değişmez. Kendinizi aptal yerine koymayın. Her yılın sonunda yeni yıl için umuttan bahsediyoruz. Her yıl işler daha da kötüleşiyor" dedi. Yunan halkını önümüzdeki günlerde daha zor günler bekliyor. Avrupa Birliği ve Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yapılan anlaşma uyarınca Yunanistan'ın kamu harcamalarında beş yıl içinde 14 milyar Euro'luk kesinti yapması bekleniyor. İsveç'te Mc Donalds'ın kölelik sözleşmeleri Adı ABD ile özdeşleşmiş dünyanın en büyük fast food zinciri Mc Donalds İsveç’te yeni bir skandala daha imza attı. Tekelin Stockholm’deki restorantlara ça-

lıştırmak amacıyla Pakistan’dan getirdiği işçilerden 150 bin kron aldığı açığa çıktı. İsveç Hükümeti 2008 yılının son günleri tekel ve şirketlerin başka ülkelerden işgücü ithalini kolaylaştıran yasayı yürürlüğe koymuştu. Sendikalar yasanın işverenler tarafından getirilecek işçileri sömürmek ve İsveç’te ücretleri düşürmek amacıyla kullanılacağı uyarısında bulundular. Aradan geçen 4 yıl sendikaların kaygılarında haklı olduğunu, aralarında Volvo, Mc Donalds gibi büyük tekellerden küçük restoranlara kadar işverenlerin yurt dışından getirdikleri işçileri düşük ücretlerle ve köle gibi çalıştırdıklarını gösterdi. Günlük olarak yayımlanan Expressen Gazetesinde yayımlanan habere göre son 3 yılda Pakistan’dan çok sayıda işçi Stockholm’deki Mc Donalds restoranlarında çalıştırılmak için İsveç’e getirtildi. İşçilere 150 bin kron ödemeleri karşılığında iş ve İsveç’te kalma ve oturma izni alınacağı vaad edildi. Söz konusu tutarı peşin ödeyemeyenler ise ayda 3 ila 11 bin kronu şef lere ödemek zorunda kaldı. Skandalın medyaya yansıması üzerine Mc Donalds’ın yetkilileri olayın iki restoranla sınırlı olduğunu ve söz konusu mağazaların şef lerinin görevlerinden alındıklarını açıkladılar. Ancak yapılan araştırmalar sorunun sadece iki restoranla sınırlı olmadığını ve çok daha kapsamlı olduğunu ortaya koydu. Otel ve Restora n İşçi ler i Federasyonu Yöneticilerinden Katja Ojanne, Pakistanlı işçilerle Mc Donalds arasındaki ilişkiyi bir kölelik ilişkisi olarak niteliyor ve

işçilerin tamamıyla işyerine bağlandığını ve işverenin işçilerinin İsveç’te kalıp kalmamalarına karar verdiğini söylüyor. Sağ partiler tarafından kabul edilen yeni yasanın işverenler tarafından kullanıldığına dikkat çeken Ojanne işkollarında işsizlik oranı % 9,3 iken işverenlerin başka ülkelerden işçi getirmeyi yeğlemelerinin ardında yatan nedenlerin sorgulanması gerektiğini söylüyor. Bu Mc Donalds’da ortaya çıkan ilk skandal değil. Bundan bir kaç yıl önce de İsveç Devlet Televizyonu Mc Donalds’ın mağazalarında kaçak işçi çalıştırdığını açığa çıkarmıştı. Sigortasız ve sendikasız olarak haftanın yedi günü köle gibi çalıştırılan temizlik işçilerine 37 kron saat ücreti ödendiğini kamuoyuna duyurmuştu. Çoğunluğu yabancı olan ve başka ülkelerden getirilen işçiler İsveç’te kalabilmek ve biraz para kazanabilmek için işverenin dayattığı tüm kurallara uymak zorunda kalıyorlar. İsveç’te Mc Donalds’ın tüm restoranlarında genç işçiler çalıştırılıyor. Böylelikle Mc Donalds daha az ücret ve işveren primi ödüyor. Ağır çalışma temposuna ve düşük ücretlere itiraz eden gençler işten ayrılmaları için özel muameleler tabi tutuluyor. Geçtiğimiz yıl ağır çalışma temposuna itiraz eden gençlerin diş fırçasıyla tuvaletleri temizlenmeleri istenmiş ve Mc Donalds şef lerinin bu tutumu protesto gösterileri yapılmasına neden olmuştu. Kıbrıs'ta işçilerin maaş isyanı Üç aydır maaş alamayan Lefkoşa Türk Belediyesi çalışan-

larının öfkesi, başkent sokaklarına taştı. Yüzlerce çalışan iktidardaki Ulusal Birlik Partisi’nin binalarını hedef aldı. Polisle göstericiler arasında çıkan çatışmada hafif yararlananlar olurken Lefkoşa savaş alanına döndü. Aşırı istihdam ve borçlar yüzünden iflas noktasına geldiği belirtilen Lefkoşa Türk Belediyesi’nin çalışanları, sorunların çözümü için hükümete 48 saat süre tanımıştı. Sürenin dolup sorunların çözülmemesi üzerine, Belediye çalışanları önce bağlı bulundukları İçişleri Bakanlığı'na ardından da Başbakanlık ve Meclis'e yürüdü. Bakanlık önünde ateş yakıp sloganlar atan eylemciler, iktidardaki Ulusal Birlik Partisi’nin binalarına da yöneldi. Merkez binanın kapısını ve camlarını kıran eylemcilere polis müdahale etti. Çıkan olaylarda hafif yaralananlar ve gözaltına alınanlar oldu. Lefkoşa caddelerindeki çöp bidonlarını yollara döken öfkeli kalabalık Meclis'e de yürüdü. Meclis oturumunun yapıldığı sırada bina önünde eylem yapan belediye çalışanları, polis kordonuyla karşılaştı. Mayıs ayında patlak veren krizde, Lef koşa Belediyesi yaklaşık 200 milyon liralık borçları yüzünden maaşları ödeyemez hale gelmişti. Aşırı istihdam ve harcamalar yüzünden iflas noktasına geldiği belirtilen Lefkoşa Belediyesi'nin çalışanları, yaklaşık 7 aydır düzensiz maaş alıyordu. Hükümetin grev yasağı getirdiği ve 3 aydır hiç maaş alamayan belediye çalışanları, yılbaşı öncesinde şok eylem yaparak Lefkoşa caddelerini savaş alanına çevirdi. 10.01.2013

Yeni Dünya İçin ÇAĞRI Sahibi ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü: Metin Yoksu • Yönetim Yeri ve Adresi: Fatih Mah. Bahçeyolu Cad. Ülbeği İş Merkezi No: 9 Kat: 4 Esenyurt - İstanbul • Tel/Fax: (0212) 620 67 57 • e-mail: info@ydicagri.net • web: www.ydicagri.net YDİ ÇAĞRI Sayı 161 nin İşçi Özel Sayısı • Ocak 2013 • Fiyatı: Türkiye: 1,00 TL · Türkiye Dışı: 1,00 Avro Baskı: Berdan Matbaacılık Davutpaşa Cad. Güven San. Sit. C Blok No: 215-216-239 Topkapı/İstanbul Tel: (0212) 613 11 12 • Yayın Türü: Yerel Süreli


yid_ocak2013