Skip to main content

s60

Page 1

Merhaba Genç Yoldaþlar

Yeni bir sayýmýzla, ayaklanmalar ve devrimlerle, hükümet krizleriyle, ekonomik kriz ve savaþ çýðlýklarýyla anýlacak olan 2011’i geride býrakýp yeniden sizlerleyiz. Bu yýl gençlik neredeyse sokaklardan hiç ayrýlmadý. Özellikle Þili gençliðinin eylemleri dünyaya damgasýný vurdu. 2012’nin de bir önceki yýlý aratacaðý kesin. Devrimci Kürt halký ise faþizmin kanlý saldýrýlarýndan birine daha uðradý. Roboski katliamý ile faþizm 35 köylüyü katletti. Bu katliam her yerde sokaklarda militan mücadeleler ve yýðýnsal þiddetli gösterilerle cevaplandý. Faþizm attýðý bu adýmla devrimci Kürt halkýnýn örgütlülüðünü, bilinç düzeyini bir kez daha görmüþ oldu. Üniversiteler ve liseler bu katliam duyulur duyulmaz hemen eylemlerle faþizme gerekli yanýtý verdi, vermeye devam ediyor. Kürt kadýnlarýnýn, analarýnýn yiðit mücadelesi bir kez daha gençliðe cesaret ve umut veriyor. Katliam sonrasýnda sokaklarýn hakimiyetini kaybeden faþizm sivil faþist güçlerini de devreye soktu. Özellikle gençliðe dönük yapýlan bu saldýrýlar da gerekli þekilde yanýtlandý. Genç yoldaþlar; Bu sayýmýzda pek çok haberin yaný sýra Sosyalist Kore’nin büyük lideri Kim Jong Ýl yoldaþýn ölümsüzlüðe uðurlanmasýný da okuyacaksýnýz. On binlerce Koreli Kim Jong Ýl yoldaþý gözyaþlarý ile ölümsüzlüðe uðradý. Ayrýca bu yýl Küba devriminin 53. yýlý kutlanýyor. Yüzyýlýn komünü Küba bugün gençliðe ve insanlýða hala yol gösteriyor. Sosyalizm her geçen gün dünya halklarýnýn ve gençliðinin önünde daha güçlü bir olasýlýk haline geliyor, geliþmeler sosyalizmi zorunlu kýlýyor. Sosyalizm kazanacak. Bu yaþanan onlarca olay ve olgularla görülüyor, kimsenin reddedemeyeceði bir gerçek haline geliyor. Yeni bir sayýmýzda yeniden görüþmek üzere, sosyalizm mutlaka çürümüþ ve kokuþmuþ kapitalizm karþýsýnda zaferi kazanacak!


SAVAÞ VE DEVRÝMCÝ GENÇLÝÐÝN TAVRI Umut Güneþ

“...Proletarya böyle bir savaþa karþý çýkmakla yetinmemeli, bu savaþlarda ‘kendi’ hükümetinin yenilmesini istemeli ve eðer bir ayaklanma savaþa engel olabilecekse, devrimci ayaklanmalar için savaþtan yararlanmalýdýr.” (S.63 a.g.e - V.Ý.Lenin)

2

Dünyada yeniden savaþ davullarý çalmaya baþladý. Bir tarafta emperyalizmin bölgedeki iþbirlikçi güçlerinden Türkiye, diðer tarafta emperyalizmin tam ilhak politikalarýna karþý tavizlerek vererek geri çekilen Suriye. Türkiye ile Suriye arasýndaki iliþkiler, ortak bakanlar kurulu kurmaktan bahsedilen zamanlarý çoktan geride býraktý ve savaþ çýðlýklarý havada uçuþtu. Türkiye tekelci kapitalizmi uluslararasý politikada bel kemiðinin olmadýðýný, Suriye konusunda aldýðý tavýrla birkez daha gösterdi. Türkiyenin dýþ politikasýnýn özünü baðýmlý olduðu emperyalizmin çýkarlarýný korumak oluþturuyor. Bunun tek nedeni emperyalizme göbekten baðýmlý olmasý deðil,en önemli nedenlerinden biri de içeride geliþen devrim mücadelesini, yalnýz emperyalizmin ekonomik, politik ve askeri desteði ile engelleyebileceðini düþünüyor olmasýdýr.. Bu karþýlýklý iliþki Türkiyeyi bir anda füzelerin, tanklarýn hedefi haline getirdi. Yazýmýzýn konusu Türkiye’nin Ortdadoðu’daki politiklarý deðil. Yazýmýzýn konusu olasý bir savaþta devrimci gençliðin almasý gereken tutumun ne olacaðý ve savunmasý gereken politikanýn ne olduðudur. Marksizmden kopuþlarýn hýzla yaþandýðý, burjuva ideolojilerinin çeþitli biçimlerinin “sosyalist” harekette egemen olduðu bu dönemde savaþ konusunda da savunulan politikalarda ayný kopuþu görmek mümkün. Bu nedenle savaþ konusunda net bir politikaya sahip olmak için marksizmin bu konudaki bakýþ açýsýný hatýrlamak ve Marksist-Leninist ideolojiyi savunmak devrimci gençlik açýsýndan bir zorunluluktur. Yaþanan süreci doðru kavramak için de Marksizm-Leninizmin yol göstericiliðine ihtiyaç vardýr. Çünkü reformist ve oportünistlerin gençliðin kafasýný zehirleyen, uyuþturan politikalarýna karþý etkin bir mücadele yürütmek ve burjuvazinin aldatmacalarýna karþý gençliði uyarmak, doðru anlayýþýn savunulmasý için Marksist-Leninist ideolojinin tekrar tekrar hatýrlanmasý gereklidir. Komünistler halklar arasýnda olan savaþlara karþýdýrlar. Çünkü halklar arasýnda gerçekleþen bir savaþ iþçi ve emekçiler için büyük bir yýkým ve gözyaþýdýr. Ama komünistlerin savaþ karþýsýndaki tutumu sadece bununla açýklanamaz. Bir savaþ kan ve gözyaþýnýn dýþýnda baþka bir þeyi daha i-

fade eder. Ýþçiler, emekçiler ve gençler açýsýndan kendi burjuvalarýna karþý çok daha etkin bir mücadelenin yürütülmesi ve mücadelenin iç savaþa dönüþtürülmesi gerçeðini. Olasý bir savaþý engellemenin en iyi yolu budur, savaþ durumunda savaþa son vermek için ve devrimi ilerletmek, gerçekleþtirmek için yapýlacak tek þey budur. Ayrýca devrim mücadelesini sürdürmenin baþka bir ifadesi de savaþ koþullarýnda kendi burjuvalarýnýn iktidarýný devirme ve emekçilerin iktidarýnýn kurulmasý mücadelesinden baþka bir þey deðildir. Lenin’in de dediði gibi “...ve savaþýn patlamasý durumunda, ‘kapitalizmin devrilmesini hýzlandýrmak’ için savaþýn neden olacaðý ‘ekonomik ve politik bunalýmlardan’ yararlanmalarýný, yani sosyalist devrim adýna hükümetlerin savaþtan ileri gelen sýkýntýlý durumlarýndan ve yýðýnlarýn öfkelerinden yararlanýlmasýný öngörmektedir.” (Sosyalizm ve Savaþ, sf: 19-20, Sol yayýnlarý, V.Ý. Lenin.) 1912’de Basle’de kabul edilen ve ilan edilen bu kararlar, uluslar arasý iþçi sýnýfý için, komünistler için emperyalist savaþ karþýsýnda ve koþullarýnda mücadelenin taktiklerinin açýklanmasýnda yer alýyor. Lenin ise o dönemin reformist ve oportünistlerinin 1. emperyalist paylaþým savaþýndaki þoven tutumlarýný eleþtirmek ve proletaryanýn ve gençliðin nasýl mücadele edeceðini açýklamak için yeniden hatýrlatýyor. Savaþa karþý alýnan bu karar bizim için de geçerlidir. Neden? Çünkü Ýþbirlikçi Türkiye’nin öne sürülerek emperyalizmin istediði Suriye üzerinde tam ilhak politikasýný acilen gerçekleþtirmektir. Bu nedenle olasý bir savaþ “emperyalist bir yaðma savaþý” olacaktýr. Bu emperyalist yaðma savaþýnýn karþýsýnda durmak demek, savaþa neden olan koþullarýn ortadan kaldýrýlmasý mücadelesi demektir. Savaþa Neden Olan Koþullar Nasýl Ortadan Kaldýrýlýr? Savaþ gibi olaðan üstü koþullar bir turnosol kaðýdý gibidir. Proletaryanýn ve gençliðin gerçek dostlarý ile sahte dostlarýný birbirinden ayýrýr. Geniþ yýðýnlarýn gözleri önüne serer. Reformist ve oportünistlerle, komünistler arasýnda hemen her alanda görüþ ayrýlýðý vardýr. Çünkü farklý sýnýf ve anlayýþlarý temel alýrlar. Proletaryanýn baðýmsýz ve uzlaþmaz sýnýf politikalarýný savunan komünistler savaþý yaratan koþul-


larýn kapitalizmin iþleyiþ yasalarýnýn, emperyalizmin tam ilhak politikalarýnýn, tüm dünyada her yere yayýlan ayaklanmalarýn ve isyanlarýn vs. neden olduðunu öne sürüyor ve yalnýzca kapitalizmin ortadan kaldýrýlmasýyla, yani bir devrimle iktidarýn emekçilerin eline geçmesi ile savaþýn önlenebileceðini öne sürerken; reformist ve oportinistler hükümetlere, hükümetlerin politikalarýna kimi zaman ise hükümetler içerisinde bulunan bir kiþiye indirgeyerek gençliði, emekçileri aldatýr ve sorunun da hükümetlere karþý yürütülecek mücadeleyle çözülebileceðini öne sürerek, kitlelerin aklýný karýþtýrýp, onlara devrimden bahsetmeyerek, sadece savaþ karþýtlýðý ile kitlelerin öfkelerinin boþalmasýný saðlayarak aslýnda sýnýf içerisinde burjuvazinin gizli ajanlýðýný da yapmýþ olurlar. Savaþ ne reformistlerin ve oprtünistlerin yaptýðý gibi “savaþa hayýr” demekle önlenir, ne de savaþý doðuran koþullar ortadan kaldýrabilir. Neden? Çünkü savaþ politikanýn baþka araçlarla devamýndan baþka bir þey deðildir. Politika ise ekonominin yoðunlaþmýþ ifadesidir. Buradan çýkarýlacak sonuç ise þudur: Komþularla sýfýr sorun politikasýný yürütme iddiasýnda olan bir hükümeti savaþ durumuna getiren þey, Suriye’de yaþanan olaylara Esad hükümetinin sert müdahaleleri, olaylara tanklarla vs. müdahale edip “insan haklarýný ihlal etmesi” vs. deðil. Emperyalizmin tüm dünyada uyguladýðý tam ilhak politikasýnýn bir devamýdýr. Uzun süredir Suriye emperyalizmle iþbirliðini geliþtirmiþ olsa da emperyalizmin çýkarlarý bu yavaþ iþleyen sürece uymuyor. Emperyalizm Suriye’den tam iþbirliði istiyor, onun kendi denetimine tam anlamýyla girmesini ve kendi çöküþ koþullarýna uygun bir iliþkiyi hayata geçirmek istiyor. Oysa Suriye burjuvazisinin vereceði tavizlerin ise bir sýnýrý var. Ýkincisi Tunus’la baþlayan ve Arap halklarýný saran devrim dalgasý emperyalizmin elini çabuk tutmaya götürüyor. Zira devrim yangýný sadece Arap halklarý içerisinde deðil, tüm dünyada yanýyor. Bu nedenle savaþ onlarca ekonomik, politik iliþki yumaðýnýn bir sonucu olarak karþýmýza çýkýyor. Bu savaþ bugün deðilse bile baþka bir yerde baþka bir zaman yeniden tezahür edecektir. Bu nedenle savaþa neden olan koþullarýn ortadan kaldýrýlmasý, savaþýn önlenmesi sadece “Savaþa Hayýr” demekle mümkün deðil ve bunun pek çok örneði var. En yakýn örnek ise Irak savaþý. Bu konudaki bir baþka yanlýþ ise Esad’ý açýktan ya da kapalý olarak savunmaktýr. Onu emperyalizme karþý direnen bir güç olarak görmektir. Suriye’de egemen olan sýnýf burjuvazidir. Esad ise burjuvazinin temsilcisidir. Ve Suriye’nin emperyalizmle olan iliþ-

kileri, iþbirlikçi karakteri Hafýz Esad döneminde baþlamýþ, bugün ise daha da hýzlanmýþtýr. Ýkincisi Esad iþçilerin, emekçilerin çýkarýný savunmuyor, tam tersine emekçileri sömürüyor, devrimcileri, komünistleri iþkencelerde katlediyor. Bu yüzden Suriye’de savunulamaz. Özetle 100 kölesi olanla, 200 kölesi olan köle sahipleri arasýndaki savaþta daha az köleye sahip olaný savunmak ya da desteklemek devrime ihanettir. Ve Halklar arasýndaki barýþý desteklemekle de alakasý yoktur. Bir diðer yanlýþ ise “savaþa” karþý olduðunu ifade edip Suriye üzerindeki baskýyý haklý görecek, destekleyecek bir tutum almaktýr. Bu özünde burjuvaziye hizmet, kitleler içerisinde de burjuvazinin ajanlýðýný yapmak demektir. Leninist Gençlik Devrimin Bayraðýný Yükseltmelidir Bizler leninist gençlik olarak elbette bir savaþýn yaþanmamasý için tüm gücümüzle bunun karþýsýnda olacaðýz. Ama pasifistlerin yaptýðý gibi yalnýzca “Savaþa Hayýr” diyerek deðil. Evet etkin bir savaþ karþýtlýðý yapmak gereklidir ve doðrudur. Ama kitlelere bir baþka gerçeði de bununla birlikte býkýp usanmadan anlatmak gerekir ve bu devrim tarafýnda olmanýn esas belirleyiciliðini oluþturur. O da kapitalizm yýkýlmadan dünyada savaþlarýn asla bitmeyeceðini ve mevcut olasý savaþýn emperyalist bir yaðma savaþý olduðu, savaþýn önlenmesi ya da patlak vermesinden sonra savaþý sona erdirmenin tek yolunun bu emperyalist yaðma savaþýný bir iç savaþa dönüþtürmek olduðudur. Proletaryanýn ve onun devrimci gençliðinin savunmasý gereken politika da bu olmalýdýr. Çünkü savaþ yýðýnlarda öfkeyi arttýrýr. Ve bu öfkeyi devrime yönlendirmek yalnýzca bu politikayla mümkündür. Bu devrimin bayraðýný yükseltmek demektir. Henüz koþullarýn bir iç savaþ için uygun olmadýðýný söyleyen reformist – oportünistlere ise cevabýmýz þudur: “...Bu duygularýn bilinçli bir duruma gelmesi, derinleþmesi ve biçimlenmesinde yýðýnlara yardým etmek bizim görevimizdir. Bu görev ancak þu slogan ile doðru olarak ifade edilir: emperyalist savaþý iç savaþ durumuna çeviriniz; ve savaþ sýrasýndaki bütün tutarlý sýnýf savaþýmlarý, ciddi bir biçimde yürütülen bütün “yýðýn hareketleri”, eninde sonunda bu amaca yönelmelidir. Güçlü devrimci bir hareketin, büyük devletler arasýndaki birinci mi, yoksa ikinci mi emperyalist savaþ sýrasýnda olacaðýný; savaþtan önce mi, savaþtan sonra mý patlak vereceðini þimdiden söyleyemeyiz, ama ne olursa olsun bizim görevimiz bu yönde sistemli olarak, yýlmadan çalýþmaktýr.” (Sosyalizm ve Savaþ, sf: 25, Sol yayýnlarý, V.Ý. Lenin.)

3


FAÞÝZM NEDÝR? DÜNYADA VE TÜRKÝYE’DE FAÞÝZM

4

Öncelikle, nedir faþizm? Kominternin tartýþmalarýnda kimileri küçük burjuva ideolojisi dedi, küçük mülkiyete baðladý, kimileri farklý bir açýklama getirmeye, sorunu salt askerlere baðlamaya çalýþtý. Ama bu konuda Dimitrov’un tanýmý Komintern’de kabul edildi. Buna göre faþizm “ Mali- sermayenin en gerici, en þoven, en ýrkçý, en emperyalist unsurlarýnýn açýk terörist diktatörlüðüdür.” En gerici tekeller diyor. Hangisidir bu? Açýk, en iri, en güçlü tekellerdir. Çünkü tekel dendiðinde ilk akla gelmesi gereken her alanda egemenliktir; demokrasinin her biçimiyle inkarýdýr. Kapitalizmin kendi geliþimi 20. yüzyýlýn baþýnda, 19. yüzyýlýn sonunda tekelci aþamaya vardý. Daha önce serbest rekabetçi kapitalizmin devlet biçimi burjuva demokratik devletti. Bu kimi yerlerde cumhuriyet, kimi yerlerde (Ýngiltere gibi) krallýk biçiminde görülse de, özünde burjuva sýnýfýn kendisi için demokrasi, diðer sýnýf ve katmanlar için diktatörlük olan devlet biçimiydi. Kapitalizmin kendi geliþimine, sermaye birikimine bakýnca þu onun genel eðilimidir: Sermaye daha çok elden daha az ele doðru bir akýþ gösterir. Tekele yol veren de bu sermaye birikimidir. Bugün tekeller arasý rekabette de bu vardýr. Sermaye birikiminin kriz – bunalýmla baðý da unutulmamalý. Daha çok elden daha az ele akýþ, kriz dönemlerinde daha da yoðundur; kimi burjuvalar iflas ederken, kimileri onu yutarak daha da büyür. Bugün bu iþleyiþ tekellerin – þirketlerin evliliðinden, satýn almaya dek pek çok biçim altýnda sürüyor. Tekellerin 20. yüzyýl baþýnda ekonomide egemen hale gelmesi, onun kendi yapýsý gereði, egemenlik arayýþýný da beraberinde getirdi. Daha önceki dönemden burjuva demokratik devletleri geçirmeye, devleti de kendi egemenliði altýnda bir kuruma dönüþtürmeye yöneldi. Bunu ele alýrken 20. yüzyýl baþlarýndaki dünya konjonktürü asla gözden kaçmamalý. Emperyalizm aþamasýna varan kapitalizm, daha önceki döneme özgü devresel bunalým yerine, sürekli bir bunalým aþamasýna da varmadý. Bu bunalým, derinleþerek büyüdüðü için 1.Emperyalist Savaþýnda gündeme gelmesinin yolunu döþedi. Savaþ, emekçi yýðýnlarýn, iþçi sýnýfýnýn sefaletini daha da büyütüp, zaten

bunalýmýn yarattýðý koþullara karþý biriken öfkeyi daha da artýrdý. Kapitalist toplumda geleceðe dair tasarýsý, vizyonu olan iki sýnýf vardýr: Burjuvazi ve proletarya. Ara katmanlar bunlardan bazen birinin bazen diðerinin peþine takýlýr. Burada þu anlaþýlýyor; bunalýmdan çýkýþýn da iki yolu vardýr: burjuvazinin çýkýþ yolu; proletaryanýn çýkýþ yolu. 1917 Ekim’inde Sovyetlerde proletaryanýn çýkýþ yolu gerçekleþti: devrim zafere ulaþtý. Hemen arkasýndan Batý Avrupa’da da proletarya bunalýmdan çýkýþ için harekete geçti. 1918 Macaristan Devrimi kýsa da sürse bir örnek oldu. 1919 Spartaküs ayaklanmasý – Ocak Devriminin yenilgisi ve yine ayný dönemde Ýtalya’da pek çok kentte gerçekleþen ayaklanmalar, kent kent Sovyetlerin komün gibi yerel kalan iktidar deneyimleri. Bütün bu devrim giriþimleri yenildi, bastýrýldý. Kendisini dayatan, burjuvazinin – tekellerin çýkýþ yolu olan faþizmdi. Tekellerin en gerici, en ýrkçý, en þoven açýk terörist diktatörlüðü, her ülkenin koþullarýna, toplumsal sýnýflar arasýndaki güç iliþkilerine göre farklý biçimlerde geliþti. Öz itibariyle hepsinde ortak olan tekellerin devleti ele geçirme, onunla bütünleþme, egemenlik altýna almasýdýr. Bu deðiþik yollardan oldu. Ýlk giriþim Almanya’da Kap Darbesi diye bilinen askeri darbeydi. Buna karþý Alman iþçi sýnýfý bütün olarak silaha sarýldý; darbeciler yenildi. Sonuçta iki ayrý cumhuriyet ilan edildi: Biri Alman Sosyal Demokratlarýn, yani Kautskylerin Bernsteinlarýn ilan ettiði burjuva cumhuriyet, diðeri de Lüksemburglarýn, Liebnecktlerin ilan ettiði Sovyet cumhuriyeti. Ýki sýnýfýn savaþýnda, bu kez Sosyal Demokrat Parti Spartaküslerle birlikte deðildi; sýnýf bölündü: 1919 Ocak Devrimi yenildi. Sonrasý malum, bilinen hikaye – Naziler ve Hitler faþizmi. Spartaküslerin yenilgisinden sonra, Kap darbesi gibi yollardan egemen olamayacaðýný anlayan tekelci sermaye, Hitler’i ve onun nasyonal sosyalist partisini her yol ve yöntemle destekledi. Naziler burjuva demokratik devleti ele geçirerek faþist devleti kurdular. Bir baþka örnek ise; Ýtalya: Milano, Torino ve diðer sanayi kentlerinde gerçekleþen konseylerin iktidar deneyimleri kýsa sürede yenildi. Burada Musollini’nin faþist

partisi iþ baþýna geldi. 1922’de iktidar olan Musollini Ýtalya’da tekellerin egemenliðini saðladý. 1923’de Bulgaristan’da, 1922 Eylül ayaklanmasýnýn yenilgisinden sonra bir darbe ile faþizm iþbaþýna geldi. Krala dokunmayan, ama devleti tekellerin egemenliðine veren, yukarýdan bir hükümet darbesi gerçekleþti. Burada da Bulgaristan sosyal demokrat iþçi partisinin önderliði altýndaki iþçi ayaklanmasý yenilmiþ, yenilgiden sonra Dimitrov ve bazý yöneticiler yurt dýþýna çýkmak zorunda kalmýþtý. Bu koþullarda faþizm iþbaþýna geldi. Bunlarý Fransa ve Ýspanya izledi. Bu ikisinde biraz daha geç oldu. Zira bu iki ülkede Halk Cepheleri kurulmuþ; Komünistler, Sosyal demokratlar ve Çiftçi örgütler arasýnda bir cephe gerçekleþmiþti. Fransa’da faþistlerin iktidarý ele geçirme giriþimleri sonuçsuz kaldý. Ancak Naziler Fransa’yý iþgal ettikten sonra faþist bir iktidar kurabildiler. Savaþ sonunda ise yeni Cumhuriyet De Gaulle baþkanlýðýnda kurulurken, tekelci sermaye devleti kendi istediði gibi þekillendirdi. Ýspanya’da da Halk Cephesi, faþistlerin iktidarý ele geçirme giriþimleri karþýsýnda silaha sarýldý. Tekelci sermaye, burjuva sýnýf, yenilginin önüne geçmek, devrimi engellemek için Afrika’daki sömürgelerde bulunan General Franko’yu ve sömürgeci Falanjlarý Ýspanyaya çaðýrdý. Yýllar süren iç-savaþ sonunda Halk Cephesi yenildi; Falanjist parti iktidarý ele geçirdi. Ýspanya’da da faþizm egemen oldu. Ýngiltere ve ABD’de savaþ sonunda tekeller yeni þekillenen devlet yapýlarýnda egemen oldu. ABD’de yolun üzerindeki engeller Mc Carty vasýtasýyla ve onun adýný alan faþist uygulamalarla temizlendi. Asya’da Japonya örneði bundan çok farklý deðil. Orada devlet zaten burjuva demokratik bile deðildi; feodal Monarklýðýn devamý olarak Ýmparatorluðun kendisinde var olan despotizm, faþizmin de temeli olarak deðerlendirilip, tekeller eliyle ve imparatorluk vasýtasýyla uygulandý, iþbaþýna geldi. Ýkinci emperyalist savaþtan sonra neredeyse bütün Latin Amerika’da ve Güney Asya’da uygulanan cunta yoluyla faþizmin süreklileþtirilmesi bizdekinden pek farklý olmadýðý için üzerinde ayrýca durmayacaðýz.


Türkiye’de Faþizmin Ýktidara Geliþi

Bizdeki duruma gelince, Osmanlý’dan yeni burjuva Cumhuriyete kalan köklü bir despotizm geleneði var. Polis olsun, ordu olsun asýl olarak içerdeki ayaklanmalara uygun þekillenmiþ. Zira Osmanlý’nýn son dönemleri neredeyse yüzyýl, hep iç isyanlar, ulusal ayaklanmalarla dolu. Cumhuriyetin Osmanlý’dan devraldýðý bu despotik yapý Kürt isyanlarý nedeniyle daha da artarak devam etti. Tek parti dönemi ve ikinci emperyalist savaþtan sonraki dönemin ayýrt edici özelliði, emperyalizmin sosyalist dünya dýþýnda kalan bütün dünyada yeniden kurduðu egemenliðe ve uluslar arasý iþbölümüne uygun olarak bu bölgeye verdiði misyona göre þekillenmesi oldu. Kýsaca çok partililik denen dönem, aslýnda bu misyona uygun þekillenen dönemdir. NATO’ya giriþle ve iþbirlikçi karakterde de olsa kapitalizmin geliþimi bu dönemde hýzlandý. Kapitalizmin sanayi alanýndaki geliþimi ve tabiî ki sermaye birikiminin artýþý, 27 Mayýs 1960 Darbesini getirdi. Bu darbe ne faþist ne de Kemalist bir darbe deðil. Faþist deðil, çünkü tekelcilik henüz ekonomide egemen deðil. Kemalizm ise özellikle 1960’lardan sonra devletin ideolojisi olarak üretilen bir yaklaþýmdý. Nedir 27 Mayýs’ýn aslý? Bu darbe, o güne kadar devlet içinde beraber olan Tarým sermayesi ile Sanayi sermayesi arasýndaki hesaplaþmadýr. Sanayi sermayesi, 27 Mayýs’la devlette egemenliðini ilan etmiþ, ekonomiyi de buna göre þekillendirmiþtir. 1960’lý yýllar, bu nedenle Türkiye’de sanayi üretimi ve sanayi tesislerinin kuruluþunda atýlým yaþanan yýllardýr. 60’larýn sonuna doðru, Türkiye kapitalizmi belirli bir geliþme kaydetmiþ, iþbirlikçi karakterde tekelcilik, sanayi alanýnda tam bir egemenlik saðlamýþtýr. Bu dönem, iç pazarda belirli bir doygunluk saðlandýðý için 1967’den itibaren Türkiye kapitalizminin bunalýma girmesi ile kendi olaðan sonuçlarýný yaratýr. Bu bunalým, 68 dünyasýyla bütünleþtiðinde, bizdeki gençlik hareketlerinin ve 71 devrimci çýkýþýnýn da nedenlerini ele verir. Ama ondan öncesi var. 1967, DÝSK’in kuruluþu ve Ýstinye’de Kavel Kablo grevi ile tarihe not düþer. Sanayi geliþim, iþçi sýnýfýnýn nicelik geliþimini arttýrmýþ, 1967’de nitel bir deðiþim geçiren bu nicelik, Türk-Ýþ gibi bir devlet sendikasýnýn dar kapýlarýný kýrarak, DÝSK’i yaratmýþ; Cumhuriyet tarihinde bir grev gerçekleþmiþtir. Ayný dönem, Alpagut kömür ocaklarýnda iþçilerin madene el koyup iþletmesinin yanýnda, Trakya’dan Çukur ovaya kadar, Ege dahil

pek çok yerde toprak iþgalleri gerçekleþmiþtir. Yani emekçi sýnýflar ciddi bir mücadele yönelimine girmiþtir. 68 gençlik hareketi, sadece dünyadaki, dýþ dünyadaki olaylarýn deðil, içerdeki bu sýnýf mücadelesinin ivmesi ve itkisiyle de þekillenir. Gençlik, toprak iþgallerine giriþen köylülere yardýma koþtuðu gibi her iþçi eyleminin de yanýnda yer alýr. O dönem iþçi eylemlerinin zirvesi 15–16 Haziran ayaklanmasý-

Tekelci kapitalizme tekellere karþý mücadele, faþizme karþý mücadeledir. Çünkü tekelciliðin ortadan kaldýrýlmasý hem faþizmin ekonomik temellerinin ortadan kaldýracak hem de tekellerin politik egemenlik aygýtý olan devleti de emekçi yýðýnlarýn proletaryanýn eline vereceðinden, faþizmi ve faþizm tehlikesini ortadan kaldýracaktýr. dýr.

DÝSK’in kapatýlmasý amacýyla sendikalar yasasýnda yapýlan deðiþikliðe karþý bir baþkaldýrýdýr bu hareket. Her ne kadar kendiliðinden bir hareket olsa da, o yýllarda sosyalist hareket içinde yoðun biçimde süren bir tartýþmaya cevaptýr aslýnda. Sosyalist hareket temel güç iþçi sýnýfý mý yoksa köylülük mü tartýþmasý yaparken, iþçi sýnýfý 15–16 Haziran ayaklanmasý ile bu tartýþmaya son noktayý koymuþ kendisi için bir sýnýf olduðunu, mücadelenin motorunun da kendisi olacaðýný herkese göstermiþtir. Ýþçi sýnýfý, köylülük ve gençlik hareketinin bu yýllardaki müthiþ atýlýmý, burjuva sýnýfta adeta bir panik havasý yarattý. Devrimci geliþmeyi durdurmak amacýyla 12 Mart 1971’de askeri faþist darbe gerçekleþtirildi. Ancak toplumsal mücadelenin geliþimi karþýsýnda uzun süre iþbaþýnda kalamadý. Ýki yýl sonra çekilmek zorunda kalsa da devletin yapýsýnda, önemli deði-

þikler yapmayý baþardý. Ordu içindeki ilerici- demokratik unsurlar temizlendi, militarist kurumlarda faþizm egemen ideolojiörgütlenme haline geldi. Bunun yanýnda kimi devlet kurumlarýnda etkili olsa da istediði sonuçlarý( eðitim- saðlýk) elde edemedi. Parlamento yapýsýnda ve siyasi partilerin parlamento bileþimlerinde de tekellerin, tekelciliðin belirgin biçimde kontrolü ele geçirdiði bilinen bir olgu. Daha önceki döneme ait, özelikle tarým sermayesine ve topraða dayalý partilerin tamamen silinip gittiði, var olan burjuva partilerin de artýk tekelci burjuvazinin temsilcileri olduðu biliniyor. Toplumsal mücadelenin yükseliþi karþýsýnda askeri yönetim geliþmiþ olsa da, devlet içindeki deðiþime dayanarak, tekelci sermaye ihtiyaç duyduðu pek çok faþist uygulamayý ve örgütlenmeyi parlamento eliyle gerçekleþtirebildi. Bu dönem parlamenter faþizm olarak tarihe geçti. Daha sonraki süreçte 70’li yýllar boyunca, özellikle ikinci yarýda gerek iþçi hareketinde gerek gençlik hareketinde büyük bir atýlým yaþandý. Mücadele iki sýnýfýn yer yer göðüs göðse çarpýþmalarý, sert sýnýf savaþlarý biçiminde sürdü. Emperyalist sistemin 73-74’lerde baþlayan ve hala derinleþerek süren derin krizi Türkiye’ye 70’lerin sonuna doðru, 77-78’den baþlayarak, yani emperyalizmin krizinin yeni dalgalarý, Türkiye burjuvazisinin devrim korkusunu kamçýladý. Emperyalist ülkelerden dayatýlan ekonomik politikalar içerdeki devrimci mücadele, sýnýflar mücadelesi nedeniyle uygulanamýyor, ekonomi gittikçe daha büyük bir açmazla çöküþe sürükleniyordu. Tekelci sermaye üretimi sürdürebilmek için emperyalistler tarafýnda önlerine konan 24 Ocak kararlarýný uygulayamýyor; artý-deðer sömürüsünü arttýramýyor; bu amaçla attýðý her adýmda sýnýfýn ileri kesimleri ve örgütlü güçlerinin yürüttüðü devrimci mücadele çýkýyordu. Dünya konjonktürü; Ýran’da gerçekleþen Halk devrimi sonunda iktidar her ne kadar devrimci demokrasinin deðil, Mollalarýn eline geçse de sermayeyi korkutmuþtu. Afganistan’dan Orta Doðuya güçler iliþkisinde ciddi bir deðiþim zorlanýyordu. ABD’nin ve o dönemki adýyla AET olan AB’nin etkin desteði ile 12 Eylül askeri faþist cuntasý gerçekleþti. Uzun yýllar iþ baþýnda kalan cunta, devlet içinde faþist kurumlaþmayý tamamladýðý gibi toplumsal yaþamýn bütün alanlarýna müdahale ederek demokratik geliþmenin önünü almaya çalýþtý. Ýþçi sýnýfýnýn sýnýf örgütleri, devlet sendikasý olan Türk-Ýþ hariç, diðer sendikalar daðýtýldý, yasaklandý.

5


80’lerin sonuna doðru iþçi sýnýfý yeniden ataða geçti. Bahar eylemleri adýyla bilinen yaygýn eylemler, cuntanýn bastýrdýðý bütün demokratik kanallarýn yeniden açýlmasýný ve devrimci mücadelenin de yeniden atýlýmýný getirdi. 80’lerin sonunda yeniden sertleþen sýnýflar mücadelesi, 90’lý yýllarda tarihin en sert süreci olan iç savaþ sürecini yaþadý. 40 yýllýk iç savaþ bu süreçte en açýk, en kuralsýz biçimde sürdü. 2000’li yýllara dair çok fazla söze gerek yok. 90’lý yýllarýn bir devamý olarak sürüyor ve sýk sýk döneme iliþkin deðerlendirmeler zaten yayýnlarda yeteri kadar yapýlýyor. Burada özellikle 1970’li yýllarýn ortalarýndan baþlayarak süregelen faþizme karþý mücadeleye dair birkaç söz etmek lazým.

Faþizme Karþý Mücadele

6

12 Mart 71’den sonra kurulan DGM’ler bir süre daha varlýðýný sürdürdü. 76’da, DÝSK’in sürdürdüðü etkin bir mücadele sonunda DGM’ler anayasa mahkemesi kararý ile kapatýldý. Daha sonra Mess grevi sýrasýnda DÝSK, bu baþarýsýný “DGM’yi ezdik; sýra MESS’de!” diye sloganlaþtýrdý. Mess grevini de iþveren sendikasýna taleplerini kabul ettirerek baþarýyla bitirdi. Bundan sonraki dönemde öne çýkan sokak eylemleri, daha doðrusu sokaklarýn egemenliðini ele geçirmek için sermayenin sivil faþistleri silahlandýrýp, sokaða saldýðý dönemdir. Giderek artan bir yoðunlukta silahlý sokak çatýþmalarýnýn yaþandýðý bu iç savaþ döneminde, 75–80 arasýnda 5 bin kiþinin öldüðü biliniyor. Sivil faþistlerin sokaða salýnmasý; önceleri okul kavgalarý, mahalle kavgalarý biçiminde baþlasa da, bir süre sonra sokaklarda adam kurþunlamaya, kaçýrýp ülkü ocaklarý vb. yerlerde iþkenceyle öldürmeye, öðrenci yurtlarý, kahvehanelerin yanýnda grev çadýrlarýný silahla taramaya kadar vardý. Bu sivil faþistler eliyle 1978’de Maraþ katliamý gerçekleþtirildi; daha sonra ayný oyun Çorum’da denendi. Bu kez karþýlarýnda etkin bir savunma gücü bulunca baþarýlý olamadý. 1979 sonunda ayný oyun Hatay’da denendiyse de burada komünist harekete öngelen devrimci güçlerin aktif tavrý ve mücadelesi sonunda hiçbir can kaybý olmadýðý gibi, sivil faþistlerin yanýnda resmi faþist güçlerinde günlerce kentten çekilmelerini zorunlu kýlmýþtýr. Yine 78’de Ýstanbul üniversitesi öðrencilerinin bombalanmasý ve Ankara’da 7 TÝP’li öðrencinin evlerinde katledilmesi, resmi güçler, özellikle polis tarafýndan desteklenen sivil faþistlerin sokak egemenliði uðruna, devrimin geliþimini engellemek

uðruna neleri göze aldýklarýnýn birer göstergesidir. Bütün bu faþist terör, devrimci güçleri ve emekçi yýðýnlarý sindirmeye yetmedi. Devrim, aksine okullarda, mahallelerde, kentlerde, kýrlarda örgütlenmeye devam etti. Devrimin bu geliþimi karþýsýnda sermaye yine son çareye, son çýkýþ yoluna baþvurdu:12 Eylül 1980 askeri faþist cuntasý. 70’li yýllarda devrim nicelik olarak geniþ alanlara ve geniþ kitlelere siyaret edecek kadar yaygýnlaþmýþ olsa da; nitelik bir dönüþümü baþaramamýþ, ideolojik-politik hedeflerini bu geniþ kitleler içerisine salamamýþtý. Bu nedenle 12 Eylül’ü gerçekleþtirenler yýllara yayýlacak bir çatýþmayý ve 30 bin ölümü göze aldýklarýný itiraf etseler de devrimin toplumsal tabaný bunu yapabilecek konumda deðildi. Pek çok siyasal yapý daha cuntanýn ilk günlerinde kitleleri öncüsüz býrakarak ya yurt dýþýna Avrupa’ya kaçtý, ya da amatörlükleri nedeniyle tutunamayýp daðýldý. 12 Eylül faþizmi karþýsýnda geriye çekilmeyi yurt dýþýna çýkýþý red eden, sonuna kadar mücadeleyi kesintisiz sürdüren tek hareket leninistler oldular. Ýþçi sýnýfý içindeki örgütlülüklerini koruyarak, 90’lý yýllara dek kesintisiz mücadeleyi sürdürdüler. 12 Eylül faþizmi karþýsýnda geniþ kitlelerin tutunamamasýnda, cuntanýn bu kadar kýsa sürede baþarý saðlamasýnda önemli bir etkende o dönem devrimci örgütlerin pek çoðunda egemen olan faþizme karþý mücadele anlayýþýnýn yanlýþlýðýydý. Faþizme karþý mücadeleyi ÜGD, MHP ve sivil faþistlere karþý mücadele olarak kavrayan bu örgütler, cuntanýn bu sivil faþist örgütle-

ri kapatmasý, kadrolarýný tutuklamasý karþýsýnda þaþkýnlýða düþtüler. Her ne kadar oportünistler “faþist devlet” söylemini kullanýyor olsalar da faþizmin asýl olarak bir devlet örgütlenmesi olduðunu bilince çýkaramamýþlardý. Bu ideolojik-politik hata pek çok yapýnýn cunta karþýsýnda ya yurt dýþýna kaçýþýnýn ya da tutunamayýp kýsa sürede daðýlýþýnýn asýl nedenidir. Oysa unutulmamasý gereken asýl mesele, faþizmin bir devlet biçimi olmasý olgusudur. Bugün yeniden yer yer sivil faþist güçleri sokaða salýp emekçi sýnýflar üzerinde terör estirmeye yöneldiði açýk. Bu nedenle faþizme karþý mücadelenin salt bu güçlere karþý mücadele olarak algýlanmamasý gerektiðini belirtelim. Faþizme karþý mücadele asýl olarak tekellere, tekelci kapitalizme karþý mücadeledir. Çünkü esas olarak, faþizmin ekonomik temeli tekelci kapitalizmin kendisidir. Bu ekonomik temelden besleniyor olmasýna raðmen, kendisine kitle tabaný olarak yine tekellerin yýkama uðrattýðý kafasý ýrkçýlýk ve þovenizmle zehirlenmiþ küçük mülk sahiplerini seçer. Tekelci kapitalizme tekellere karþý mücadele, faþizme karþý mücadeledir. Çünkü tekelciliðin ortadan kaldýrýlmasý hem faþizmin ekonomik temellerinin ortadan kaldýracak hem de tekellerin politik egemenlik aygýtý olan devleti de emekçi yýðýnlarýn proletaryanýn eline vereceðinden, faþizmi ve faþizm tehlikesini ortadan kaldýracaktýr. Bütün bunlardan sonra þunu söylemek gerekiyor: Faþizm bir devlet biçimidir; faþizme karþý mücadele devrim mücadelesidir; faþizm sorunu bir devrim sorunudur.


P

ankartlarýnýz, flamalarýnýz, önlükleriniz hazýrsa sizi hayal kurma eylemine çaðýrýyoruz. Eyleme, hayallerinizi anlatan bir bildiriyle gelin. Hatta hayalini kurduðunuz eylemi birlikte yapalým. Hayallerinizin peþinden gitmek kadar tehlikeli bir eylem bu. Ýçinde hayallerin peþinden gitme potansiyelini taþýr çünkü. Bu eyleme baþlamadan uyaralým, psikolojik ya da fiziksel saldýrýlarla karþýlaþabilirsiniz. Eylemden vazgeçerseniz kendi içinizdeki savaþý bir süre sonra söndürebilirsiniz ama bu durumda kendiniz olmazsýnýz. Eyleme katýlýp katýlmayacaðýnýza karar verdiyseniz, dünyayý deðiþtirme cesareti ve kararlýlýðý olan herkesle yola çýkmanýn vaktidir. Diðerleri için söylenebilecek bir þey yok. Kendi beyninde hapsolmak ve anahtar elinde olduðu halde dýþarý çýkmaktan korkmak zaten yeterince aðýr bir tutsaklýk. Elbette onlarý dýþarýya çaðýrmaktan vazgeçmeyeceðiz. Bu da bizim hayalimiz. Þimdi aklýnýzdan “iþi gücü býrakýp hayal mi kuralým” gibi düþüncelerin geçtiðini görmek mümkün. Elbette bahsettiðimiz iþinizi gücünüzü baþkalarýnýn sýrtýna yükleyin ve býrakýn çocuðunuz göbeðini yýrtarcasýna aðlasýn, siz hayal kurmaya bakýn gibi bir önerme deðil. Yaþamýn devamýnýn gerektirdiði zorunluluklar düþ kuramayacaðýmýz hale getirdiyse bizi, zorunluluk olarak algýladýðýmýz bazý þeyleri elemenin vakti gelmiþtir. Hayal kurmak her insanýn hakký. Hem de insan olmanýn zorunluluklarýndan birisi. Hayal kuranlar olmasaydý ve bunlarýn bedelleri göze alýnmasaydý bugün insanlýk bu düzeyde olmazdý. Sanat, bilim ve hatta spor bile düþ gücüyle geliþmekte. Yaratýcý zeka denilen þey beynin ulaþabildiði kapasitenin kanýtý. Engels’in “Deha çalýþmaktýr” sözünü burada hatýrlatalým. Ancak yaþamýn günlük koþturmacasý vasat bir hayat sürdürmekten baþka bir þey sunmaz bi-

ze. Ýþimiz gereði yapageldiklerimiz bizi biz yapmaz. Ýnsanlýðý geliþtirmez. Ben dediðimiz þey günlük zorunlu yaþantýnýn üzerine eklediklerimizden oluþur. Ben’i sýradan ya da farklý kýlan da düþ kurma gücü deðil mi? Ýnsanlarý anlayacak içgörüyü ve empatiyi geliþtirmek de hayal gücünün ürünü deðil mi? Oysa insanlýðýn ne çok ihtiyacý var hayal kuran insanlara. Ezberlenmiþ, bir öncekinin yaptýðýný taklit etmekten öteye gitmeyen iþler çöplüðüne dönmüþ bulabiliriz yaþadýðýmýzý. Ev emekçisi kadýnlar, bant baþýndaki iþçiler, evden iþe sürüp giden yaþamlar bunu iyi bilirler. Hatta en yaratýcý iþlerde bile bu bitmez tükenmez tekrarlarý görebilirsiniz. Sanatta, bilim insanlarýnda, senaryolarda, reklam tabelalarýnda, dekorasyonlarda, desenlerde hep birbirini tekrarlar zaten baþarýlmýþ olan. Çünkü tekrarlar risk içermez. Kimse için tehdit oluþturmaz. Ufacýk deðiþikliklerin ayakta alkýþlanmasý bundan deðil midir? Hayal kurmak bu nedenle son derece ciddi bir iþtir. Tam anlamýyla bir meydan okuyuþ. Bilimsel bir hayal mi kuruyorsunuz, üstelik bu hayalinizi emekçilerle paylaþmak mý istiyorsunuz, sermayenin tam kontrolünü kabul etmiyor musunuz, siz tehlikelisiniz. Sizden önce yükselip (?) koltuklarý kapmýþ olanlar için ciddi bir tehdit. Nano bakterilerin varlýðýný ispatlayan bilim kadýnýnýn yaþadýklarýna þöyle bir göz atmanýz yeterli. Pioncare varsayýmýný çözen matematikçi Perelman’ýn uðradýðý saldýrýlar boþuna deðil. Einstein’a yapýlan delilik-dahilik yakýþtýrmalarýný hepimiz biliriz. Eðer siz sermayenin, hatta emperyalizmin denetimi dýþýnda hayal kurmaya kalkýþýrsanýz bunun bedelini ödemeniz gerekir. Hayalleriniz deðerliyse, sermayeye çok para kazandýrma potansiyeli taþýyorsa hayallerinizi satýn alýr. Hem de tam denetimle ve inanýlmaz fiyatlarla esir edilmiþ

yüzlerce bilim insanýndan biri olabilirsiniz. Gen haritasýný bulan yüzlerce bilim insanýnýn ülkelerinden nasýl toplantýlarýný, aileleriyle bile baðlarýnýn kesildiðini, çok lüks bir otelde aylarca nasýl tutulduklarýný övünçle anlatmaktan da çekinmedikleri gibi. Evet, hayal kurmak ciddi bir iþ. Bunun için pek çok malzemeye ihtiyacýmýz var. Bilgi yoksa hayal de, yaratýcýlýk da kendinden öncekileri tekrarlamaktan öteye geçemez. Renkleri yeterince bilmiyorsanýz ve teknik bilginiz yeterli deðilse bu güne kadar yapýlmýþ olan resimlerden daha ilerisini hayal etmeniz çok zor. Sýnýflar mücadelesinin tarihini bilmiyorsanýz ne kadar yaratýcý bir çalýþma yaparsanýz yapýn mücadelenizde yanýlma payýnýz çok yüksek. Matematiðe ya da temel bilimlere hakim deðilseniz yeni bir buluþ gerçekleþtirmeniz, cevabý henüz bilinmeyen bir þeye “þu þöyle olabilir mi” diye sormanýz mümkün deðil. Güzel bir yaþam kurmak için güzel yaþamlar hakkýnda seçeneklerinizi bilmeniz gerekir. Dünyanýn en güzel evini kurguluyorsanýz, dünyadaki bugüne kadar yaratýlmýþ evlerin her birinden bir parça bulacaksýnýz. Çimenlere uzanýp gökyüzüne dalýp özlediðiniz, sevdiðinizle gelecek güzel günlerinizi hayal etmek bile insan iliþkileri hakkýnda yaratýcý fikirlere ihtiyaç duyar. Eski Türk filmlerinde aðaçlarýn arasýnda birbirini yakalamak için koþuþan sevgililer ya da yeni filmlerde hýzla giden üstü açýk bir arabada kendilerini rüzgara býrakanlar sizin mutluluk kavramýnýza hitap etmeyebilir. Hayal kýrýklýðý denilen de bu olsa gerek. Hayal kurmak umut yaratmaktýr. Ýflah olmaz umutlulardýr hayalciler. Ama onlarýn hayal kurma haklarýný kullanmalarýnýn arkasýnda yaþamýn devamýný saðlayan milyonlarca emekçi var. Ya ömürlerini yaþamý devam ettirmek için heba eden bu milyonlarca

7


8

emekçinin de hayal kurmak için zamaný olsaydý. Bilime, sanata, spora ayýrabilecekleri zamanlarý ve olanaklarý olsaydý. Ýnsanlýðýn ve doðanýn ne büyük bir hýzla geliþebileceðini hayal edebiliyor musunuz? Bunun olanaklarý var. Ýþsizliðin ve teknolojik geliþmenin geldiði noktayý düþünürsek yaþamýn devamý için dört beþ saatlik bir çalýþma yeterli. Ancak bu eylem, son derece denetimsiz bir eylem olurdu sermaye için. Zaten sermayenin çýkarlarýna da uygun deðil böyle bir düzenleme. Az kiþiyle çok iþ yapmak ve onlarý iþsizlik baskýsýyla kölece çalýþtýrmak varken. Yaþamlarýnýn devamý için harcadýklarý zamanýn arta kalanýnda bile özgürlük ve gelecek için hayal kuran kitlelerin ne büyük bir güce ulaþtýklarýna hepimiz tanýk olduk. Kitlesel olarak daha güzel bir dünyanýn mümkün olduðu, otomatikleþmiþ hayatý kabul etmek zorunda olmadýklarý, her þeyi deðiþtirebilecekleri umuduna ulaþmýþ büyük bir tehlike. Öyleyse bunun önüne geçmenin yollarý bulunmalý. Uzun çalýþma saatleri, bilgisayar oyunlarý, birbirini tekrar eden senaryolar, uyuþturucular, dinsel seremoniler, zenginliðe ulaþmanýn türlü yollarý, zamanýmýzý yiyip bitiren, hayal kurma zamanýmýzý gasp eden her þey ama her þey düþünmenin, öðrenmenin ve hayal kurmanýn panzehirleri. Sermaye hayal gücümüzün hepsini ama hepsini kendisi için kullanmak ve ondan yeniden sermaye, yani zenginlik, dolayýsýyla bizim için yoksulluk üretmek ister. Sadece kol emeðini sömürmek yetmez iþçinin deneyimlerini de, yaratýcýlýðýný da ister. “Bugün boþ musun?” diye soran bir arkadaþýnýza “hayýr bugün hayal kuracaðým” demeyi bir deneyin. Gelecek hakkýnda hayal kuracaðým. Bu yaþamýmý sorgulayacaðým ve baþka türlü yaþanabilir mi onu araþtýracaðým. Nasýl bir hayatta yaþamak istediðimin hayalini kuracaðým. Eðlenmek için biraraya gelen arkadaþlarýnýza “hadi gelin bu þehri nasýl yeni baþtan yaratacaðýmýzýn hayalini kuralým” demeyi deneyin. Eðitim sistemini, saðlýk sistemini, adaleti ya da tümüyle yaþamý yeniden yaratmanýn hayali. Birbirine hayal kurmak için zaman yaratmak, dostluðun önemli bir göstergesi olsun. Ýþyerinizde durumu düzeltmek için birileri çalýþmaya baþladýysa onun iþini siz üstlenin. Siz mahallenizde bir þeyleri yeniden düzenlemenin mümkün olduðunu düþünüyorsanýz, hayalleriniz baþarýyý size gösteriyorsa, bunun için bir þeyler yapmak istiyorsanýz, çocuðunuza bakmasý için komþunuzdan destek isteyin. Geliþimin ve deðiþimin hepimizin hayal gücüne ihtiyacý var.

Bütün gelecek filmleri bizim uzun yýllar sonra bile bu sistemde, kapitalizmde yaþayacaðýmýzý anlatarak yaratýcý hayallerimizle dalga geçiyor. Ýþçilerin, emekçilerin hayalleri için eyleme geçtiklerinde ne kadar yaratýcý olabileceklerini, ayaklanma dönemlerinde yaratýlan hayranlýk uyandýran eserlerden görmek mümkün. Her devrim döneminin özgürlük hayalleri yeniden kuruluþun büyük eserlerini yaratmýþtýr. Sadece egemen sistemin tüm önlemlerine raðmen örgütlenmek bile hayal gücünün yansýmasý deðil mi? Kürt halkýnýn mücadelesinin ulaþtýðý düzey, binlerce yaratýcý deneyimin özgürlük hayalinde ortaklaþmasýnýn sonucu deðil mi? Öyleyse þu konuda hemfikir olmamýz gerek. Düþ kurmak saygýyý hakeden, hatta destek verilmesi gereken bir eylem. Oysa bize “hayallerinin peþinde koþanlar” hayalperestler olarak yansýtýlýr. Kimdir kastettikleri hayalperestler? Bizler yaþamý yaratma peþinde kan ter içinde çalýþýrken onlar baþýboþ dolaþýr, “asalak” yaþar, yan gelip yatar ve hayal kurarlar. Aðustos böceðiyle karýnca masalýnda olduðu gibi. Aðustos böceði teorisi týpký aptal karga, hain kurt teorileri gibi Lafonten’i çürüttü. Tüm çaba hayal kurma eylemine karþý tepki duymamýzý saðlamak. Oysa insanlýðýn hayallerini kurmak için yola çýkanlar bütün ömürlerini hatta hayatlarýný insanlýk için feda ederler. Ýnsanlýðýn onuru ve vicdanýdýr onlar. Risksiz yaþamlarýn risklerini üzerlerine alýrlar. Bazen nostaljik filmlerin kahramanlarý yaparlar onlarý. “Ne güzel hayallerdi? Ne de güzel peþinden koþtular ama bitti ve yazýk oldu o çocuklara” imalarý ile hayatlarýný “tüketmelerinin” ve umutsuzluðun arkasýndan gözyaþý dökmemizi ve hayallerimizden vazgeçmemizi beklerler. Oysa hafýzalarýmýzda ölüm orucu savaþçýlarý gibi yüzlerce gün, týbbýn bütün bilgilerini altüst ederek ayakta kalma eylemini gerçekleþtirmiþ yüzlerce hayalci var. Arap devrimlerinin, Avrupa’daki ayaklanmalarýn, bugüne kadar gerçekleþmiþ tüm geliþmelerin arkasýnda binlerce, milyonlarca hayal eylemcisi var. Peki bir hayalci nasýl geliþir. Hayata dair kafa yoran, merak eden, soru soran, baþka nasýl olabilir üzerine hep farklý yollar arayan birisi nasýl yetiþir? Düþüncenin yasaklandýðý, yayýnlanmamýþ kitaplarýn toplatýldýðý, ezberci, kopyacý ve elemeye dayalý eðitim sisteminin yerleþtiði, çocuklarýn eðitiminin ailelerin insafýna býrakýldýðý, yöneten yönetilen iliþkisinin mutlak çizgilerle ayrýldýðý bir sistemde yaratýcý, hayalci insanýn yetiþmesi çok zor. Ama imkansýz deðil. Toplumsal hareketlerin

bastýrýlan duygularý harekete geçirdiðini görmemek mümkün deðil. Bilinç sýçramasý toplumsal sýçramanýn doðal bir sonucu. Umut hayallerin yola çýktýðý yerde yeniden yeniden doðar. Saçma hayal olur mu? Zihni sinir projelerini bilirsiniz. Karikatürlerle anlatýlan bu projeler çoðumuzu güldürür. Oysa bu projelerin birçoðu hayatta yerini aldý bile. Her hayal gerçekleþmez ama gerçekleþen her ilerlemenin arkasýnda bir hayal vardýr. En saçma görünen hayal bile beyin egzersizlerinin sonucu deðil mi? Hayal kurma engellendiðinde belki de ulaþýlacak bir insanlýk hayali engellenmiþ olabilir. Çocuklarýn kurduklarý oyunlar, düþünme biçimleri bizi bazen þaþkýnlýða uðratýr. Engellenmemiþ hayal gücü ne çok þey öðretir bize. Edison’un ampul deneylerinin yüzlercesi sonuçlanýp baþardýðýnda bütün o deneylerin boþa gittiðini söyleyenlere “ben ampulün yüzlerce kez nasýl yapýlamayacaðýný ispatladým” der. Bugün uðradýðýmýz bir baþarýsýzlýk yarýnýn bir baþarýsýnýn deneyimi olabilir. Denemek, hiçbir þey yapmamaktan daha iyidir. Elbette hiç kimse deneylerine baþarýsýz olmak üzere baþlamaz. Donaným eksik olabilir, somut durumun somut tahlili iyi yapýlamamýþ olabilir, duygular düþünceleri olumsuz etkilemiþ olabilir. Baþarýsýzlýðýn nedenleri ortaya konulup tartýþýlmalý ve deneyim çýkarýlmalý ama risk almak yerine hiçbir þey yapmamak durumuna düþürülmemeli. Sorumlu eleþtiri hayalleri korumakla da sorumlu olmalý. Neler yapmalýyýz üzerine biraz egzersiz yapmakta fayda var. Bu konuda hayaller kurulmalý. Bu egzersiz yazýsý hayalleri sýnýrlandýrmamalý. Bize müzikle hayal kurmanýn güzel olduðu söylenir. Müzik de bir tema deðil mi? Coþkulu ya da hüzünlü olmasý düþüncelerimizi hayallerimizi yönlendirmez mi? Müziðin temasý hayalin özgürlüðünü ve biricikliðini bozmaz mý? Beethoven, “yemek yerken hayal kurmak hem aþçýya hem de müzisyene hakarettir” der. Öyleyse bize nasýl hayal kurmamýz gerektiðini söyleyenleri dinleyelim ama kendimizi onlarla sýnýrlandýrmayalým. Hayal kurmak baþlý baþýna bir eylem olmalý. Beynimizin bütün kýsýtlanmýþ, kullanmadýðýmýz alanlarýný zorlayan, cesaret ve kararlýlýk isteyen bir eylem. Beynimizin hýzýný takip etmeye yetiþebilir miyiz? Bunun bir gün gerçekleþeceðini düþünmek büyük ve güzel bir hayal. Beynimiz etrafýmýzdan gelen milyonlarca uyaraný biz farkýna bile varmadan kaydedip, bilgiler arasýnda bað kurup yeni kanýlara ulaþýr. Farkýna bile varmadan beðenilerimiz oluþur. Hani þu beynimizin kaçta kaçýný


kullandýðýmýz yönündeki tartýþmalarýn cevabý, hepsini kullanýyoruz ama hepsine hakim deðiliz olmalý. Hayal kurma eylemi verili sýnýrlar içinde yaþayýp giderken “bilinç- altý” denilen ama bilincin aslýnda ta kendisi olan alana ulaþma çabasýdýr. Hangi konuda eyleme geçerseniz geçin eksiklerinizi göreceksiniz. Kitap okuyandan þüphe duyulan bir sistemde okuduklarý hakkýnda tartýþan, yorumlar yapanýn da tehlikeli görüldüðü aþikar. Her insan doðanýn ona verdiði zekayý nasýl kullandýðýndan sorumludur. Ýnsanlýk ve doðanýn yýkýmý ile ilgili kafa yoranlar ve onlara saðlanan olanaklar arttýrýlmaya çalýþýldýkça karþýt eylemler de yükseltilmeli. Ýnsanlýðýn çoðunluðunun zekasý, aklý ve duyarlýlýðý doðanýn ve insanýn geleceðini kurtarmak için çalýþmak zorunda. Yani insan olmanýn zorunluluðu hayal kurmak. “Ne düþünüyorsun” sorusuna her birimizin bir cevabý olmalý. “Bilmem” cevabý yerine “bence” ile baþlayan cevaplar konulmalý. Mükemmeliyetçilik hayalciliðin düþmaný. Büyük hayaller, tasarýlar, yaratýcýlýklar küçük yanýlgýlarýn eseridir. Ýnsanlýðýn birikimleri bize teknolojik olanaklarý sunuyor. Bunlarý bilmek ve faydalanmak için çaba gerek. Bilime ve sana-

ta ulaþmak her ne kadar bizden uzaklaþtýrýlsa da peþinden var güçle koþmak gerek. Bizden çalýnan zamanla savaþmak gerek. Zorunlu çalýþma zamanlarýndan kalan her dakikayý yabancýlaþmaya karþý egzersiz yapmak

için deðerlendirmeliyiz. Büyük hayallerimiz olmalý, büyük umutlarýmýz. Günü kurtarmak, ayakta kalmak, yaþamaya çalýþmak insanýn zekasýný ve duyarlýlýðýný boþa harcamasýndan baþka bir þey deðil. Her insan, insanlýðýn ortak hayalleri için kafa yormalý, hayal

kurmalý. Doðanýn yýkýmýnýn ve insanlýðýn çürümesinin önündeki engelleri ortadan kaldýrmak gerek. Þöyle bir baktýðýmýzda dereleri kurtarmak için yola çýkanlardan, zindanlarýn yýkýlmasý için yürüyüþe geçenlere geniþ ve çeþitli bir hareket görürüz. Bütün bu eylemlerin arkasýnda baþarýyý gören hayal kurucular var. Umudu, geleceði gören. “Yapacak bir þey yok” deyip oturan umutsuzluðun yerine “daha yapacak çok þey var, henüz hepsini denemedik” diyen insanlar yetiþmeli, yetiþtirilmeli. Çocuklardan ya da büyümüþ de hayallerini unutmamýþlardan insanlýðýn öðreneceði çok þey var. Birbirimizi silkelemeliyiz. Birbirimizi dinlemeli ve hayallere katký için kafa yormalýyýz. Burjuva dünyanýn yaratmaya çalýþtýðý makineleþmiþ, umutsuz, hayatý olduðu gibi kabul eden robotlaþmýþ insanlýðýn yerine hayal kurma eylemiyle savaþmalýyýz. Pankartlarýnýzý, flamalarýnýzý, önlüklerinizi, bildirilerinizi ve hayal gücünüzün yarattýðý her þeyi alýp gelin. Hayal kurma eyleminin duvarlarý aþtýðý yerde buluþalým. Daha yapacak çok þey var, henüz hepsini denemedik. Aklýnýzdaki fikir insanlýðýn önünü açacak olan fikir olabilir.

FAÞÝZM KAN DÖKMEYE DEVAM EDÝYOR!

Merhaba genç yoldaþ okurlarý; Bizler Þair Abay Kunanbay Lisesinden devrimci öðrencileriz. Son dönemde yaþanan faþist saldýrýlara karþý gençlik olarak bizler de bulunduðumuz okullarda ve semtlerde eylem ve anmalarla karþýlýk verdik. Bizler biliyoruz ki artýk faþizmin anladýðý tek dil devrimci þiddettir. Baþta Kürt halký olmak üzere beraberinde iþçi sýnýfý ve gençlik kin dolu ve kapitalizme karþý. Katil devlet bunu bildiði için artýk en ufak bir eyleme kendi güçlerini yýðýyor. Þýrnak’ta yapýlan faþist katliamýn ertesi günü bulunduðumuz okulda ilk olarak siyah kurdele daðýtýldý. Sonrasýnda derse girilmedi. Okul bahçesinde onlarca öðrenci sessizlik içerisinde boykotumuz baþladý. Ve sonra o sessizlik yerini slogan ve marþlara býraktý. Ders saatinin ortalarýydý. Bütün öðrenciler ölenlerin anýsýna saygý duruþunda durdu. Bizler saygý duruþunda dururken herkesin yumruklarý havada ve zafer iþaretleri yapýlmýþ, öfke ile katliamý düþünüyorduk. Saygý duruþu sonrasýnda boykota katýlamayan diðer öðrencilerden de destek gördük. Okul dýþýnda çalýþan iþçi ve mahalle sakinlerinden eylemimize alkýþlarla destek verildi. Tabi bu durumdan hoþnut olmayan idare “yeter artýk içeri girin” dedi. Bizlerde buna karþý “Baskýlar Bizi Yýldýramaz” sloganýný attýk. Eylemimizi bitirdikten sonra zýlgýt, alkýþ ve sloganlarýmýzla okul koridorlarýný inlettik. Ara ara “intikam” baðrýþlarý da duyuluyordu. Bizler artýk biliyoruz ki faþizmin Þýrnak’ta yaptýðý katliam ne ilktir ne de son. Kapitalizm Türkiye ve Kürdistan’da varlýðý-

ný sürdürdüðü sürece daha da yenilerini göreceðiz. Kapitalizme ve faþizme son vermediðimiz sürece kanýmýz akmaya devam edecektir. Ölümleri durdurmak istiyorsak eðer ve insanca yaþanýlan bir dünya kurmak istiyorsak, meskenimiz sokaklar, meydanlar olmalý. Öyle yaptýk, gençlik olarak sokaklara döküldük. Okul kapýsý önünde bizi devrimciler karþýladý. Onlarla daha güzel oldu eylemimiz. 30 Aralýk saat 12:30 gibi Þehit Teðmen Ali Yýlmaz Ýlköðretim okulu önünden baþladý yürüyüþümüz. Alkýþ ve zýlgýtlarla daha da çoðaldýk. Çoðaldýkça hýzlandýk. Okul önünden Gazi dörtyola oradan da Þair Abay Lisesi önüne yürüdük. Yürüyüþ boyunca “Kürdistan Faþizme Mezar Olacak, Gazi Faþizme Mezar Olacak, Faþizmi Döktüðü Kanda Boðacaðýz, Katil Devlet Hesap Verecek, Þýrnak Halký Yalnýz Deðildir, Þehit Namýrýn, Halkýmýz Saflara Hesap Sormaya, Gençlik Yürüyor Kavga Büyüyor...” sloganlarý atýldý. Yürüyüþ boyunca çevre insanlardan eylemimize destek aldýk. Son olarak Þair Abay Lisesi önünde basýn açýklamasý ve saygý duruþuyla eylemimizi sonlandýrdýk. Halklarýmýz, gençlik, iþçi sýnýfý artýk kanýnýn akmasýný istemiyor ve insanca yaþamak istiyorsak devrimcilerin yanýnda meydan da ol! Faþizm kan akýtmaya devam ediyor. Buna dur demek yetmez. Zafer sokakta bize daha yakýn. Bu yazýyý okuyan genç, yaþlý, kadýn, çocuk, iþçi, köylü, emekçi, savaþta yerini al! Þair Abay Lisesi Devrimci Öðrencileri

9


Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti Devrim Tarihi- 1

Kýsa süre önce ölümsüzleþen Kore’nin sevgili lideri KimJong Ýl yoldaþtan sonra, burjuvazi elbirliði ederek Sosyalist Kore’ye ve onun sevgili liderine saldýrdý. Devrimci gençliðin görevi sosyalist Kore’yi savunmak ve burjuvazinin hiç anlamadýðý Sosyalist iliþkileri anlatmak, kavratmaktýr. Burjuvazi kendi çýkarcý, kirli iliþkilerini sosyalizmin insanlarýnda göremeyecektir. Sosyalist Kore’ye dair devrimci gençliðin aydýnlanmasý ve Kore devriminin tarihini bilemk açýsýndan, 2006 yýlýnda Stalin arþivinden yapýlan bu çeviriyi yazý dizisi olarak yayýmlýyoruz.

10

Kuzey Kore (Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti), bizde bilinen adýyla Kore Savaþý, Kuzey Korelilerin deyiþiyle “Anavatanýn Kurtuluþ Savaþý” sonrasýnda (1950-1953) ikiye bölünmüþ, ülkenin güney bölümü emperyalistlerin elinde kalmýþtýr. ABD, Sovyetler Birliði’nin Çin’in tanýnmamasýný protesto etmek amacýyla oturumlarý boykot ettiði bir sýrada Birleþmiþ Milletlerde Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ne karþý savaþ kararý aldýrmýþ, Türkiye de dahil olmak üzere yanýna on beþ uydu ülkeyi alarak genç Kore Cumhuriyeti’ne saldýrmýþtýr. ABD’nin bu savaþta nükleer silah kullanmasýna ramak kalmýþtý. Bununla birlikte Kore halkýna yapmadýklarý eziyet kalmadý. ABD Hava Kuvvetleri 408 bin nüfuslu Pyongyang kentine 400 bin adet bomba attý! Kimyasal ve biyolojik silahlarý kullanmaktan çekinmediler. Soðuk Savaþýn baþladýðý bu dönemde II. Dünya Savaþý’ndan en az zararla çýkan ABD gücünün doruðundaydý. Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ise henüz 9 Ekim 1948’de doðmuþ bir bebek sayýlýrdý. Kore’nin müttefikleri bile bu ülkenin böyle bir saldýrýya karþý koyamayacaðýný düþünmekteydi. Hatta, Çin Halk Cumhuriyeti’nin bile emperyalistlerce ezilme tehlikesi vardý. Ama savaþ emperyalistlerin umduðu gibi sona ermedi. Çin’den ve dünyanýn diðer ülkelerinden gönüllülerin de yardýmýyla Kore halký Mareþal Kim Ýl Sung ve Kore Ýþçi Partisi liderliðinde görülmemiþ bir kahramanlýk örneði vererek emperyalistleri ateþkese zorladý (11 Temmuz 1953). Kore halkýnýn bu direniþi emperyalizmin boyunduruðu altýnda yaþayan halklara ilham verdi. Kore Anavatan Kurtuluþ Savaþý’ný verdiði sýrada geri kalmýþ ve yoksul bir ülkeydi. Peki bu duruma nasýl gelmiþti?

Savaþtan sonra nasýl çaðdaþ bir ülke haline geldi? Kýsaca bunu inceleyelim. Kore, Orta Çað boyunca pek çok alanda Avrupa uygarlýðýndan daha ileri bir konumdaydý. Teknoloji, týp, bilim, tarým alanlarýnda kültürel alanda dönemin Avrupasýyla karþýlaþtýrýldýðýnda daha ileri gitmiþlerdi. Bununla birlikte, Avrupa’da kapitalizmin geliþmesini saðlayan ilkel birikim süreci Kore Yarýmadasýnda gerçekleþmedi. Kore, on altýncý yüzyýldan itibaren Li Hanedanlýðý altýnda feodalizmin geriliðinden kurtulamadý. Bu geriliðiyle Kore, diðer sömürge ülkeler gibi, emperyalist ülkeler için potansiyel bir sömürge olarak kaldý. Amerikan ve Ýngiliz emperyalizmi bir süre Kore’de faaliyet gösterse de, 1905 Rus-Japonya savaþýndan sonra bu bölgedeki hakimiyeti Japon emperyalizmine býrakmak zorunda kaldýlar. 1905 ve 1908 yýllarýnda ABD ve Japonya arasýnda yapýlan anlaþmalarla Kore’nin “korunmasý görevi” Japonya’ya verilmiþ oldu. Ýngiltere de 1902 ve 1905 yýllarýnda Japonya ile yaptýðý anlaþmayla bu ülkenin Kore üzerindeki “politik, ticari ve sýnai egemenliðini” kabul etmiþtir. Japonya, Kore’yi diðer Asya ülkelerini boyunduruk altýna almak için bir atlama taþý olarak görmüþtür. Yukarýda

sözü geçen anlaþmalarla iyice cesaretlenen Japonya, Kore’nin baðýmsýzlýðýna adým adým son vermiþtir. Kore’yi büyük bir borç bataðýna soktuktan sonra 1910 yýlýnda bu ülkeyi resmen sömürgesi ilan etmiþtir. Çürümüþ Li Hanedanlýðý ülkeyi Japonlara karþý koruyacak durumda deðildir. Bununla birlikte çoðunluðu köylülerden oluþan Kore halký feodal baskýya ve Japon iþgaline karþý direnmiþlerdir. 1884 Aralýðý’nda ilerici askerlerden oluþan bir cunta feodalizmi yok etmek ve kapitalist geliþimin önünü açmak için bir darbe düzenlemeyi denemiþ ama baþarýlý olmamýþtýr. Bu, Kore’deki ilk burjuva demokratik devrim denemesidir. Ayný güçler bu defa Japon iþgaline direnmek için bir gönüllüler ordusu oluþturmuþlardýr. Bu grup daha çok bireysel terörist eylemlere giriþmiþ, 1908 yýlýnda Kore’nin gerici hükümetinin danýþmaný olarak çalýþan ABD’li diplomat Stevenson’u San Francisco’da bulup öldürülmüþ, 1909 yýlýnda ise Kore Genel Valisi, eski Japonya Baþbakaný Ito Hirobumi Çin’deki bir tren istasyonunda An Jung Gun adlý bir vatansever tarafýndan öldürülmüþtür. Bununla birlikte bu tür eylemler kesin bir baþarýyý getirmemiþ ve Kore ismi


dünya haritasýndan silinmiþtir. Kim Ýl Sung’un deyiþiyle “Japon emperyalistler Kore’yi bir hammadde ve iþgücü kaynaðý, metalarýný satacaklarý bir pazar ve Asya kýtasýnda baþka ülkelere yapacaðý saldýrýlar için bir üs haline getirmiþtir.” Japon emperyalistleri Kore kültürünün varlýðýný reddetmiþtir. Halka kendi dillerinde konuþmalarý yasaklanmýþtýr. Emperyalistlere göre Kore ve Japonya bölünmez bir bütündü. Kim Ýl Sung’un benzetmesiyle Kore “Asya’nýn Ýrlandasý” yapýlmak istenmiþtir. Ýki emperyalist ülkeyi sýrayla yenerek yirmi yýldan kýsa bir süre içerisinde geri kalmýþ ülkesini sanayileþmiþ bir ülke haline getiren Kim Ýl Sung böyle bir zamanda, 15 Nisan 1912’de doðmuþtur. Kim Ýl Sung’un çocukluðu, II. Dünya Savaþý ve Ekim Devrimi gibi büyük olaylarýn gerçekleþtiði, dünyanýn büyük dönüþümler yaþadýðý bir zamanda geçmiþtir. Ekim Devrimini gören Koreli vatanseverler arasýnda bu tarihten sonra halk gücüne dayanarak baðýmsýzlýðýn kazanýlmasý görüþü güçlenmeye baþlamýþtýr. Bununla birlikte hala baþka emperyalist güçlere dayanarak kurtulma hayalleri kuranlarýn sayýsý da az deðildir. Bu görüþte olan bir kesim “Baðýmsýzlýk Ýlaný” adlý bir broþür yayýnlamýþ ve halk bu broþürü yayýnlayanlarýn hiç beklemedikleri ve istemedikleri biçimde kitleler halinde ayaklanmýþtýr. 1 Mart 1919’da iki milyon kiþi iki ay boyunca 3200 farklý yerde ayaklanmýþ, Japon emperyalistleri buna 23.470 kiþiyi öldürerek ve 46.948 kiþiyi de tutuklayarak karþýlýk vermiþtir. Bu ayaklanmanýn baþlamasýna neden olan kiþiler ise yaptýklarýndan dehþete düþmüþ, Japonlardan özür dilercesine halka direnmemelerini telkin etmiþtir. Kanla bastýrýlan bu ayaklanma halkýn emperyalistlere karþý direnmek istediðini, bununla birlikte bu direniþi örgütleyecek bir ideoloji ve liderliðin gerekli olduðunu göstermiþtir. Kim Ýl Sung’un babasý Kim Hyong Jik, bu gerekliliði hissetmiþ, Ekim Dev-

rimi’nden de etkilenerek diðer emperyalist güçlere deðil, halka dayanan bir direniþ örgütü kurmayý hedeflemiþtir. Bununla birlikte Japon gizli polisi Kim Hyong Jik’in bu çabalarýný öðrenmiþ, onu yüz yoldaþýyla hapse atmýþtýr. Kim Hyong Jik hapisten çýktýðýnda gizli ve açýk çalýþmalarýna devam etmiþ ama hapishanede gördüðü iþkenceler ve polis baskýsýndan kaçmak için soðuk havalarda çýktýðý uzun yolculuklar nedeniyle saðlýðý bozulmuþ ve 1926 yýlýnda ölmüþtür. Kim Ýl Sung’un çocukluðu tüm Kore halký gibi acýlar içinde geçmiþ, Kim Ýl

Sung babasý sayesinde çok küçük yaþta devrimci hareketle tanýþmýþtýr. Kore’de Marksist-Leninist bir partinin kurulma süreci büyük zorluklar içinde gerçekleþmiþtir. Marksizm-Leninizm, Ekim Devrimi’nden sonra bütün Doðu ülkelerinde olduðu gibi Kore’de de hýzla yayýlmýþtýr. Ülkenin çeþitli bölgelerinde çeþitli Komünist çevreler oluþmuþ Kore Komünist Partisi (KKP) Nisan 1925’te kurulmuþtur. Bununla birlikte partinin kurulduðu ilan edilse de, bu ilk zamanlarda varlýðý sadece sözde kalmýþtýr. Bu parti ülkedeki Komünistlerin birliðini kuramamýþ, koþullar oluþmadan partinin kuruluþunun ilan edilmesi pek çok baþarýsýzlýklara yol açmýþtýr. Koreli Komünistler arasýndaki düzeltilemez sekterlik ve bölünmüþlük nedeniyle parti Komintern tarafýndan 1928 yýlýnda kapatýlmýþtýr. Komünistlerin bu birliði kuramamasýnýn birkaç nedeni vardýr: Öncelikle ülkenin Japon iþgali altýnda olmasý ve Japon gizli servisinin sürekli kovuþturmalarý görüþlerin hýzla yayýlmasýna engel olmuþ, pek çok çevre

birbiriyle iletiþim kuramamýþtýr. Parti yöneticilerinin sadece halktan kopuk aydýnlardan oluþmasý da ayrýlýklarý körüklemiþtir. Ayrýca, kendisine Komünist diyen pek çok kiþinin aslýnda Komünizmin ne olduðundan bile haberleri yoktu. Ulusal kurtuluþ hareketi içinde bir zamanlar ABD ya da Ýngiltere yardýmýna güvenen bazý unsurlar, bu defa da sýnýfsal karakterini anlamadýklarý genç Sovyet devletine sýrtlarýný dayamak istediklerinden modaya uyup kendilerine Komünistlik payesi vermiþlerdir. Ülkedeki kültür seviyesinin düþüklüðü de Marksizm-Leninizmi özümseyip ülke koþullarýna uygulayacak kiþilerin oluþmasýna engel olmuþtur. Bu cehalet grupçuluðu doðurmuþ, fraksiyonlar arasý diplomasi oyunlarý sadece ve sadece bu bölünmüþ gruplar arasýna kolaylýkla ajanlarýný sokan Japon emperyalistlerinin iþine yaramýþtýr. Babasýnýn sýký eðitiminden geçen Kim Ýl Sung, burjuva milliyetçileri ve sahte Komünistlere karþý eleþtirel bir tutum takýnmýþ, oluþturacaðý Komünist hareketi küçük sekter gruplar arasýndaki diplomasi oyunlarýna deðil, Kore halkýna dayanarak kurmaya karar vermiþtir. Bu yolda yaptýðý ilk iþ, yukarýda sözü edilen gruplara hiç bulaþmamýþ, halktan gelen militanlar eðitmek olmuþtur. Kim Ýl Sung, sekter gruplarýn Komintern tarafýndan tanýnmak için birbirleriyle girdikleri yarýþý eleþtirmiþ, önemli olanýn halk tarafýndan tanýnmak olduðunu, halk tarafýndan bir kez tanýnýnca zaten Komintern’in Koreli Komünistleri kabul edeceðini ileri sürmüþtür. Aklýnda bu fikirlerle, henüz on dört yaþýndayken 17 Ekim 1926’da Emperyalizme Hayýr Birliði’ni (EHB) kurmuþtur. EHB ile gerçek Komünist Partisi’nin temeli atýlmýþ, bugünkü güçlü Kore Ýþçi Partisi bu temel üzerinde yükselmiþtir. [Keith Bennet’in Korea: Pioneer of Communism adlý kitabýnýn Stalin Arþivi çeviri birimi tarafýndan yapýlan özet-çevirisidir. (Ekim 2006)]

11


DEVRÝMÝN GÜNCELLÝ

12

Geride býraktýðýmýz yýlý ifade etmemiz gerekirse tek cümle ile þu söylenebilir; devrim günceldir! Bu genel bir propaganda sözü deðildir. Bu gençliðin ve emekçi kitlelerin kapitalizm tarafýndan sürekli eylemlere, ayaklanmalara itilmesi; nesnel koþullarýn giderek dayanýlmaz hale gelmesi ve kitlelerin her eyleminde devrimin kendisini bir zorunluluk olarak ortaya koymasý; yýðýnlarýn hergün biraz daha devrim yapmak zorunluluðunu kavramalarý, tüm bunlarýn sonucunda ise devrimin nesnel koþullarýnýn sürekli olgunlaþmasý, devrimin öznel güçlerinin bir devrime giderek daha hazýr hale gelmesinin bir sonucu olarak söylüyoruz. Yýðýnlar çoðu zaman kendiliðinden ayaklandýlar ve bazý yerlerde ise devrimlerini gerçekleþtirdiler. Burjuvalar 2011 yýlýný sürekli ayaklanmalarla ve þatafatlý iktidarlarýný tehtid eden yeryüzünün lanetlilerine öfke duyarak hatýrlayacaklardýr. Burjuvazinin emekçi sýnýflara dair düþüncelerinin, duygularýnýn ne olduðunu biliyoruz ama 2011 yýlý pekçok açýdan burjuvazinin unutamayacaðý bir yýldýr. Elbette devrimci gençliðin de unutamayacaðý ve birçok dersin çýkarýldýðý bir mücadele yýlý olarak hatýrlanacaktýr. Türkiye ve Kürdistan’da Gençlik Eylemleri Gençlik eylemleri hemen her yerde büyük bir güç kazandý. Devrimin genel yükseliþine paralel olarak gençlik eylemleri de hýz ve yaygýnlýk kazandý. Ayný zamanda gençliðin hareketli olduðu, sokaklara çýktýðý her yerde de devrimci geliþmeler hýzlandý. ODTÜ “Baþkaldýrýyoruz” eylemi ile ODTÜ öðrencileri toplumun geniþ kesimlerinin desteðini ve sempatisini kazanmýþtýr. Bu eylemin etkisi o kadar büyüktü ki, sonraki dönemde gençliðin hemen her yaptýðý eylemde ODTÜ eyleminin etkisini görmek mümkün. Özellikle “Baþkaldýrýyoruz” sloganý sonraki eylemlerin ana sloganlarýndan oldu. Bu gençliðin devrimci duygularýný, isyancý ruh halini belli ettiði gibi; kapitalizm gençliðin geleceðini çürütmüþtür. Gençlik yarýnýndan emin deðildir. Bu nedenle “Baþkaldýrýyoruz” sloganýnýn ifade ettiði þey anti-kapita-

lizm, anti-emperyalizm ve anti-faþizmdir. Böyle algýlanýr ve yorumlanýrsa bu eylemi doðuran koþullar gerçekten anlaþýlabilir. Eylemin pratik sonuçlarý doðru anlaþýlabilir. Zaten bu eylem sonrasýnda öðrenci gençliðe dönük yoðun bir gözaltý -tutuklama furyasý yaþandý. 500 kadar devrimci, demokrat, yurtsever öðrenci zindanlara atýldý. Baskýlar arttý. Faþist saldýrýlar sürekli yaþandý ve faþizmle yürütülen mücadele, faþizme karþý gösterilen tepki gençlik hareketinin gerçek gücünü gösteren alan oldu. Geleceksizlik hiç kuþkusuz gençlik mücadelesinin ele aldýðý ve almaya devam edeceði en temel konulardan ve gençliði mücadeleye iten temel nedenlerdendir. Bunu en bariz olarak üniversiteye giriþ sýnavlarýnda görülen þifre skandalýyla gördük. Baþta Ýstanbul, Ýzmir, Ankara gibi yerlerde olmak üzere Antep ve Hatay gibi illerde de üniversiteli, liseli gençlik sokaklara döküldü. Kapitalist sisteme olan güvensizliðini sokaktaki eylemleriyle ortaya koydu. Daha önce hiç politik eyleme dahil olmamýþ binlerce genç ilk kez bu dönemde politik eyleme imza attý. Neþeleri, doðal ve enerjik halleri ile liseli gençlik þifre skandalýnda damgayý vuran kesimdi. Neden olmasýn ki? Eðitim sisteminde uygulanan politikalar gençliðin önündeki sýnýf atlama olanaklarýný ortadan kaldýrýnca, gençlik geleceðini sokaklarda kapitalizme karþý gerçekleþtirdiði mücadeleyle aradý. Burjuvazi her þeyde olduðu gibi burada da devrim için çalýþýyor. Geleceksizlik kaygýsý duyan gençlik tüm dünya da eylem halinde. Burada herkesin dikkatini çeken iki yer var. Biri Þilili liseli gençlik, diðeri ise Yunanistan’da üniversiteli gençliktir. Bu iki ülkenin gençliðinin o dönemde tüm dünyada etkisi olduðu su götürmez ki, mücadele nerede geliþiyor ise ileri ve geliþtirici olan ne varsa baþka ülkeler tarafýndan bu deneyimler paylaþýlýyor, ilerletiliyor. Bu konudaki bir baþka örnek ise Ýngiltere’de gerçekleþen isyandýr. Bir siyahinin polis tarafýndan öldürülmesi ile gettolar ayaklandý ve Ýngiltere’nin gözde kentleri sokak çatýþmalarýyla, yanan araçlarla anýlmaya baþladý. Her þeyin yolunda gittiði düþünülen ülkelerde

bir anda patlak veren isyanlar gerçeðin burjuvazi için böyle olmadýðýný göstermiþ oluyor. Gençlik her yerde geleceðini yalnýzca sokakta yürüteceði devrim mücadelesi ile kazanabileceðini , bunu da iþçi sýnýfýyla, ezilen halklarla birlikte yapabileceðini görüyor. Bu konuda dünya gençliðine en iyi örneklerinden birini Fransýz liseli öðrenciler verdi. Emeklilik konusunda yapýlmak istenen bir yasa deðiþikliðine “iþçi sýnýfýnýn askerleriyiz” diyerek sokaða çýkan ve günlerce sokaklarý yangýn yerine çeviren liseliler, doðru politik hattý ve pratiði göstermiþ oldu. Liseli gençliðinin bir baþka eylemi ise iþçi sýnýfýnýn önünü açmýþ ve mücadeleyi geliþtirmiþtir. Þilili liseli öðrencilerin aylara varan mücadelesi ve okul boykotlarý, Þili iþçi sýnýfýna Pinocet’in devrilmesinden sonra ilk kez 2 günlük grevi yaþattý. Ýþçiler bu eylemi liseli öðrencilere destek olmak ve iþçi sýnýfýna dönük saldýrýlara cevap vermek için gerçekleþtirmiþti. 2 gün boyunca çatýþmalarda 300’den fazla gözaltý yaþanmýþ, sokaklar savaþ alanýna dönmüþtü. Ayrýca gençlik iþçilerin ve emekçilerin gerçekleþtirdiði her eylemde yer aldý. Öðrenci gençliðin olmadýðý hiçbir iþçi- emekçi eylemi yok gibidir. Bununla birlikte ise gençliðin devrimci önderlere olan derin sevgisi ve sempatisi gençliðin esas olarak devrimci olduðunu göstermiþ oluyor. 6 Mayýs Denizler anmasýnda yer alan binlerce genç Denizlerin devrimci yolunu sürdürecektir. Ayný þekilde 9 Ekim CHE anmasý da gençliðin devrim ve sosyalizm kavgasýnda devrimci, burjuvaziye karþý devrimci zoru kullanma isteðini gösteriyor. Kürt gençliði ise genel olarak Kürt halkýnýn yürütmüþ olduðu ulusal-sýnýfsal kurtuluþ mücadelesinin en etkin ve dinamik gücü olarak yer alýyor. Faþizme karþý mücadelede etkin bir güç olan Kürt gençliði ayný zamanda UKH’nin gerilla gücününde ana gövdesini oluþturuyor. Esas olarak ulusal kurtuluþ hedefini önüne koymuþ olsa da, Kürt gençliði faþist devlet aygýtýný parçalamadan, kapitalizmi ortadan kaldýrmadan gerçek bir kurtuluþa ulaþamayacaðýný her geçen gün daha


ÐÝ VE GÖREVLERÝMÝZ fazla anlýyor. Gerek üniversitelerde gerek liselerde ve mahallelerde olsun Kürt gençliði devrimi sürekli dinamik tutan bir faktör. Tutuklanan 500 öðrencinin büyük bir çoðunluðunu yurtsever gençlik oluþturuyor. Ayný zamanda Kürt halký içerisinde Türkiye’den farklý olarak; iþçi, köylü gençliði daha fazla örgütlü ve UKH’nin esas güç kaynaðýný oluþturuyor. 12 Milletvekilinin veto edilmesinden sonra Ýstanbul’da gerçekleþen eylemlerde onbinlerce genç, yaþlý, kadýn, çocuk faþist devlete bir hükmü olmadýðýný gösterdi. Ve bir günde faþizm kendi yasaklarýný çiðnedi. Buralarda da Kürt gençliði; iþçisi, öðrencisi, iþsizi olarak Kürt halkýnýn esas savaþçý gücü olarak birkez daha görüldü. Kürt halkýna dönük yapýlan hemen her saldýrý da militan mücadelesiyle Kürt gençliði sürekli sokaklarda yerini aldý. Tüm bunlarýn yaný sýra ise emperyalizmin iþbirlikçisi Türkiye, emperyalizmin çýkarlarý doðrultusunda bir savaþa sürükleniyor. Bu emperyalist bir yaðma savaþýdýr ve gençlik olasý bir savaþýn karþýsýnda olmalýdýr. Hükümetin demokrasi vs. aldatmacasýna kanmamalýdýr. Böyle bir savaþta kendisini kurtuluþa götürecek olan devrim adýna, savaþýn burjuvazi için yaratacaðý zor koþullardan yararlanmayý bilmelidir. Çýkarýlan Dersler ve Görevlerimiz Geçen bir yýl devrim mücadelesi yürütenler açýsýndan muazzam deneyimler sundu. 1) Arap devrimlerinde de görüldüðü gibi öðrenci gençlik devrim mücadelesinde hem niceliksel olarak hem de mücadelenin belirleyici gücü olarak adýndan daha fazla söz ettirir oldu. Özellikle gençlik eylemleri açýsýndan, bu eylemlerin örgütlenmesinde internet etkili bir araç olarak ortaya çýktý. Bu aracýn daha etkin olduðu yerler daha çok nesnel koþullarýn bir devrim için daha olgun olduðu yerlerdir. Ýç-savaþýn uzun süredir sürdüðü ve devrimci koþullarýn olgunlaþtýðý Türkiye ve Kürdistan’da bu araç daha etkin kullanýlmalýdýr. 2) Yine genel olaral emekçilerin ve gençliðin eylemlerinde görülen bir baþka gerçeðe de iþaret etmek gerekir. Ey-

lemlerin talepleri ve nedenleri ne olursa olsun sürekli olarak devlet güçleri ile çatýþan emekçiler ve gençlik, bizzat kapitalizmin kendisi tarafýndan devrime itiliyorlar. Nesnel koþullarýn sürekli devrimcileþmesi ve devrimin dünya ölçeðinde sürekli geliþmesi bu sonuçlarýn temel nedenidir. 3) Emperyalist kapitalist sistemin yaþamýþ olduðu yapýsal kriz ve bunun sonucunda uygulanan politikalar hem kapitalist hükümetlerin, hem de burjuvazinin sonunu getirmektedir. Gençlik yarýnýndan emin olamamaktadýr, kapitalizm ayakta kaldýkça da gençliði bekleyen koyu bir karanlýktýr. Bu nedenle gençliði mücadele içerisine çekecek temel nedenlerden biri geleceksizliktir. Bu konuda ise gençliði geleceksizliði yaratan koþullarýn kendisine yönlendirmeli, yani kapitalizmin temellerini ortadan kaldýrma mücadelesinin kendisine. Üniversiteli ya da liseli olsun, iþçi ya da emekçi olsun, iþsiz olsun geleceðini yalnýzca sosyalizmde güvence altýna alabileceði anlatýlmalýdýr. Bunun için burjuvazinin iktidarýný yýkmalý, emeðin iktidarý kurulmalýdýr. Bunun geniþ gençlik kitleleri içerisinde sürekli propagandasýný yapmak gerekir. 4) Dünya genelinde olduðu gibi bizde de eylemliklerde kendiliðindenlik egemen durumda. Bu devrimlerin baþarýsý için aþýlmalýdýr. Geniþ yýðýnlarýn hýzla örgütlenebileceði ve mücadeleye çekilebileceði örgütlenmeler komite ve konseylerdir. Ayaklanmalarýn ve devrimlerin her an patlak verebileceði bir dönemi, devrimler çaðýný yaþýyoruz. Bu nedenle komite konsey örgütlenmelerini geliþtirmeli ve yaymalýyýz. 5) Komite konsey örgütlenmeleri birer ayaklanma organlarýdýr. Önlerine devrim ve iktidar hedefini koymalýdýr. Aksi taktirde bu devrimci organlar gerçek iþlevlerini yerine getiremezler. Tunus’da yaþananlar bunu kanýtlýyor. Devrimci gençlik komite konsey örgütlenmelerini geliþtirmeli ve iþçi gençliðe aðýrlýk vermelidir. Çünkü mücadelenin belirleyici gücü iþçi gençliktir. 6) Zindanlar sorunu toplumun ciddi bir sorunudur. Binlerce devrimci, de-

mokrat, yurtseveri zindanlara atarak devrimi bastýrmaya çalýþan burjuvazi nereye adýmýný atsa, karþýsýnda daha büyük bir güç buluyor. Analar daha fazla mücadeleye katýlarak, mücadelenin güçlü bir damarýný oluþturuyor. Ayný zamanda zindanlar sorununu sürekli kulak arkasý yapan reformistler dahi bu soruna deðinmek zorunda kalýyor. Kitlelerin üzerinden atlayamayacaðý bir sorundur zindanlar. Gençliðin de sürekli gündemine almasý ve devrimci tutsaklarýn özgürleþmesini devrimin zaferine baðlayarak mücadeleyi büyütmesi gerekiyor. Gençliðin ve emekçilerin öncülerini zindanlara atarak burjuvazi devrim karþýsýnda zaferi kazanamaz! 7) Devrimci mücadelenin bir diðer önemli faktörü de kadýnlardýr. Gerek Arap devrimlerinde gerekse de dünyanýn geri kalanýnda gösterdikleri cesaret ve azimle toplumun kurtuluþunu hergün daha fazla yaklaþtýrýyorlar. Genç kadýnlar mücadele içerisinde öncülüðü almalýdýr. Çünkü kadýn sorununun tam çözümü ancak kapitalizmin yýkýlmasý ile mümkündür. 8) Kürt halký devrimin en dinamik gücü ve örgütlü gücüdür. Hem þovenizme karþý tutarlý ve etkin bir mücadele yürütmenin hem de Kürt halkýnýn özgürlüðünü kazanmanýn yolu Kürt ve Türk halklarýnýn mücadele birliði ile mümkündür. Düþman ortaktýr. Türk ve Kürt burjuva sýnýflarý. Çözümde ortaktýr. Türk ve Kürt halklarýnýn gerçekleþtirecekleri Birleþik devrimdir. Türk ve Kürt gençliði bugüne kadar ki birlikteliðin daha da ötesinde mücadelesini birleþtirmeli, kapitalizmin ve faþist devletin yýkýlýþýný hýzlandýrmalýdýr. 9) Olasý bir suriye savaþýnda devrimci gençliðimiz emperyalist savaþý iç savaþa çevir politikasýný savunmalýdýr. Çünkü emekçileri ve gençliði yýkýma götüren savaþlar yalnýzca bu politika ile önlenebilir ya da son verilebilir. 10) 2012 yýlý her açýdan devrim adýna son derece ciddi geliþmelerin yaþanacaðý bir yýl olacaktýr. Ve zafer mutlaka devrimci gençliðin olacaktýr. Devrim günceldir! Zafer sosyalizmin olacaktýr.

13


ODTÜ’DE KATLÝAMA KARÞI YÜRÜYÜÞ

3

Ocak tarihinde ODTÜ’de üniversiteli öðrenciler, Uludere’de gerçekleþen katliamý protesto etmek için yürüyüþ düzenlediler. Öðle saatlerinde Hazýrlýk Binasýnýn önünde toplanan öðrenciler, yürüyüþe geçip, yemekhane ‘ye giderek eylemin duyurusunu yaptýlar. Öðrenciler bu katliama sessiz kalmayacaklarýný söyleyerek, bunu protesto etmek için, ODTÜ sýnýrlarý içerisinde bulunan ve Kürt halkýna atýlan silahlarýn-bombalarýn geliþtirildiði Aselsan’a doðru yürüyüþe geçtiler. Yürüyüþ sýrasýnda “Yaþasýn Halklarýn Kardeþliði”, “Biji Biratiya Gelan”, “Kürdistan Faþizme Mezar Olacak”, “Uludere’yi Unutmayacaðýz” sloganlarý atýldý. Aselsan önüne gelindiðinde yapýlan basýn açýklamasýnda, Kürt halkýna yapýlan bu saldýrýnýn kabul edilemeyeceði, bunun kaza deðil bir katliam olduðu vurgulandý. Daha sonra öldürülenleri temsili olarak taþýnan bir kara tabut, Aselsan’ýn içine býrakýldý. Ardýnda Recep Tayyib Erdoðan, Genelkurmay baþkaný Necdet Özel, Fetullah Gülen ve Hüseyin Çelik’in fotoðraflarý yakýldý. Kürtçe ve Türkçe marþlarýn okunduðu marþlarla eylem sona erdi.

ÖÐRENCÝLERÝN YURT EYLEMÝ

Ege Üniversitesi kampüsü içerisinde bulunan Yüksek Öðrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu’nda kalan kýz ve erkek öðrenciler, iki aydýr sýcak su ve kalorifer sorunlarý olduðu için isyan etti. 1314 Aralýk günleri, gece saat 23.00- 24.00 arasýnda ellerinde havlular ve kovalar ile yurt bahçesinde ve yemekhanesinde eylem yapan öðrenciler, yönetime defalarca dilekçe vermelerine raðmen hiçbir þekilde cevap alamadýklarýný ve sorunla ilgilenilmediðini söylediler. Öðrenciler sýcak su ve kalorifer sorunu çözülünceye kadar eylemler yapacaklarýný söylediler. Yurt yönetimini bahçede protesto eden öðrenciler taleplerini dile getirdikten sonra yemekhaneyi iþgal eden arkadaþlarýnýn yanýna geçerek eylemlerini yemekhane iþgali ile sürdürdüler. Ýzmir/ Devrimci Öðrenci Birliði

14

ÇUKUROVA’DA ULUDERE ÝÇÝN EYLEM

Roboski katliamýný protesto yürüyüþleri devam ediyor. 2 Ocak Pazartesi günü, daha önceden duyurusu yapýlan protesto eylemi için Çukurova Üniversitesi Kampüsü’nde R1 Alaný’nda bir araya geldik.

“Kürdistan’a Uzanan Eller Kýrýlsýn” sloganý eþliðinde R2 Alaný’na doðru yürüyüþe geçtik. Yürüyüþ boyunca “Edi Bese”, “Kürdistan Faþizme Mezar Olacak”, “Katil Devlet Kürdistan’ dan Defol”, “Þehid Namýrýn” sloganlarý atýldý. R2 Alaný’nda saygý duruþunda bulunuldu ve basýn açýklamasý okundu. Basýn açýklamasýnda, devletin, öldürülenlerin kaçakçý olduðu gerekçesiyle katliamý meþrulaþtýrmaya çalýþmakta olduðundan ve bu katliamýn Kürdistan’da süren savaþýn bir parçasý olduðundan bahsedildi. Açýklamanýn ardýndan alana tekrar sloganlar eþliðinde gidildi ve konuþma yapmak isteyenlere söz hakký verildi. Konuþmalarýn ardýndan bu süreçte daha çok mücadele etmek gerektiði ve eylemlerin artýrýlmasý gerektiði sonucuna varýldý. Yapýlan konuþmalarýn ardýndan eylem sonlandýrýldý. KÜRDÝSTAN FAÞÝZME MEZAR OLACAK ÇUKUROVA ÜNÝVERSÝTESÝ/DÖB


KARİKATÜR

15


Bolu Gerede Ýlçesi’nde yaklaþýk 3 bin 500 iþçinin çalýþtýðý Deri Organize Sanayi’de çalýþan iþçiler sabah saatlerinde fabrikalarýnýn önünde toplanýp, aðýr çalýþma koþullarýný protesto ettiler. Sigortasýz, güvencesiz, az maaþ alan iþçiler, “Patron kalleþ iþçi kardeþ”, “Baþkan isifa” ve “Yuh” sloganlarý attý.

Gerede Ýlçe Emniyet Müdürü Metin Þenol, iþçileri izinsiz gösteri yaptýklarýný belirterek daðýlmalarýný istedi. Bunun üzerine iþçiler toplu halde fabrikalarýn içerisinde yürüyüþe geçti. Polis ekiplerinin müdahale edeceðini söylemesi üzerine iþçiler bu kez de fabrikalarýn bulunduðu alanýn dýþýna çýkarak jandarma bölgesine geçti. Polis ekiplerinin peþini býraktýðý iþçiler daðlýk alanda yaklaþýk yarým saat beklediler. Fabrikalarýn bulunduðu alana tekrar geri dönüþe geçen iþçiler polis ekiplerinin yola barikat kurduðunu görünce bu kez daðlýk alandan kent merkezine doðru yürüyüþe geçti. Yaklaþýk 4 saat polisi peþinden koþturan iþçiler Gerede Belediye Binasý’nýn önünde Baþkan istifa sloganý atmaya baþladýlar. Belediyenin önünde iþçilere, polis gaz ve jopla saldýrdý. Bazý iþçilere polisin jopla kafalarýna vurmasý dikkat çekti. Polisin biber gazý ve jopla müdahalesi sýrasýnda 16 iþçi gözaltýna alýndý. Olayýn ardýndan arkadaþlarýnýn serbest býrakýlmasýný isteyen iþçiler Ýlçe Emniyet Müdürlüðü önünde toplandý. Polisin saldýrýsýný ve gözaltýna alýnan arkadaþlarýný istediler.

BASKILAR BÝZÝ YILDIRAMAZ

16

Bugünlerde yabancý olmadýðýmýz bir durumla karþý karþýyayýz. Bilindiði üzere Mehmetçik Lisesi öðrencileri devrimci demokratik öðrencilerin yoðun olduðu bir okuldur. Lisemize yapýlan baskýlar önce devrimci düþüncelere sahip olan öðrencileri okulda bulundurmamak adýna idarenin adlandýrdýðý “öðrenci temizleme” yöntemiyle baþlamýþtýr. Lisemiz Anadolu lisesi olarak deðiþtiðinde bu semtteki öðrencileri önce liseye almayarak bu ve bu görüþlere sahip olanlarýn eðitimine son vererek okul öðrenci sayýsýný azalmýþlardýr. 2500 öðrenciye sahip olan okulumuz þimdi 1200’e düþmüþtür. Okul idaresi ile baskýlar içerde ve bir de okul dýþýnda gördüðümüz baský ve þiddet var! Geçtiðimiz hafta okul önünde bulunan, bu okulun öðrencilerine sivil polisler tarafýndan bulunduklarý yerden usulsüz bir þekilde gönderilmek istenildiler ve aðýr hakaretlerle öðrencileri kendi okulunun önünden kovmaya çalýþtýlar. Birkaç saat sonra ise ayný yerde bu okuldan siyasi nedenlerden dolayý eðitim hayatýna son verilen bir öðrenciye okul önünde bulunduðu gerekçesiyle joplarla saldýrýldý. Ayný zamanda okul yakýnýnda bildiri daðýtan bir bayan da hakaret edilerek, sürüklenerek joplanmýþtýr. Bu iðrenç dehþetle öðrencilere yapýlan baskýlar üst boyuta çýkmýþtýr. Bizler arkadaþlarýmýzýn bu þekilde ezilmesine seyirci kalmayacaðýz. Ve bunu yapanlar elbette hesap verecekler! Bununla ilgili lisemizde öðrencilerle polis þiddetini protesto edeceðiz. Biz yýlmayacaðýz, sessiz kalmayacaðýz. Basýklar bizi yýldýramaz! Sarýgazi’den bir GY okuru

B

ugünlerde yabancý olmadýðýmýz bir durumla karþý karþýyayýz. Bilindiði üzere Mehmetçik Lisesi öðrencileri devrimci demokratik öðrencilerin yoðun olduðu bir okuldur.


SERMAYENÝN GÖZDÝKTÝÐÝ YER:KENDÝ MEZARLIÐI

Þ

Ýþin daha baþýnda olsa da dünya çok umut veriyor. Bu hareketler çok daha büyüyüp genelleþecek, tüm dünya Tahrir olacak... Ve iþte oluyor!

imdi sermaye ve devlet iþçi sýnýfýnýn ve emekçilerin kýdem tazminatlarýna göz diktiler. Yeni bir düzenleme ile kýdem tazminatýný kuþa çevirmeyi planlýyorlar. Ýþçi ve emekçiler için (kayýtlý olanlar için) kýdem tazminatý çok önemli gelecek güvencesiydi. Ýþçileremekçiler emeklilik dönemlerinde kýdem tazminatýyla ellerine geçecek parayla ve üzerine ekleyecekleri parayla, baþlarýný sokacak bir ev almayý ya da farklý bir hayallerini gerçekleþtirmeyi umuyorlardý. Þimdi kýdem tazminatýný öyle bir azaltmayý düþünüyorlar ki bu parayla deðil ev, tavuk kümesi bile yapýlmaz. Yani sermaye iþçilerin geleceðine dair son hayallerini de elinden çekip alýyor. Bunun yanýnda, kýdem tazminatýný bir fonda toplayacaklarmýþ. Yani tüm iþçi-emekçilerin kýdemleri, çalýþtýklarý süre boyunca düzenli olarak bu fona aktarýlacak. Ýþçi iþten ayrýlýrsa, patrondan deðil devletin elindeki bu fondan tazminatýný alacakmýþ. Patron iþçisinin tazminatýný peþinen bu fona ödediði için, “cebimden toplu tazminat parasý çýkar” korkusu olmadan iþçiyi çok rahat iþten kovabilecek. Bilinir ki, patron eskiden iþçilerin tazminat parasý korkusu yüzünden kovmakta zorlanýyordu. Þimdi bu konuda patronlarýn elini rahatlatacaklar. Bunu da fonla yapacaklar.

Ayrýca, on binlerce iþçinin, tazminat paralarý ya her ay her yýl bu fona aktarýldýðýnda çok büyük bir para bu fonda toplanmýþ olacak. Fonda biriken bu toplu parayý devlet yine sermaye yararýna mutlaka kullanacak, kredi olarak sanayicilere vs. aktaracak, ya da devlet kendi giderleri için kullanma imkaný bulacak. Bu parayý faize yatýrsalar bile dünya kadar para kazandýracak. Ýþsizlik fonunda da böyle trilyonlar var ve devlet bu parayý dilediði gibi kullanýyor. Çok az sayýdaki iþsize göstermelik olarak çok az miktarda bir maaþ ödeniyor. Gerisi devletin kullanýmýnda. Ve patronlara kredi olarak verildiðinde açýða çýkmýþtý. Devletin elinde, bu paralar mutlaka patronlarýn yararýna kullanýlýyor. Ve onlara aktarýlýyor. Þimdi bu kýdem tazminatý fonunda birikecek parada çeþitli biçimlerde yine patronlara aktarýlacaðýna emin olabiliriz! Sermaye ve devlet iþçi sýnýfýný iliklerine kadar soyup soðana çevirmek istiyor. Birde hiç utanmadan bu düzenlemeyi iþçilerin yararýnaymýþ gibi yutturmaya çalýþýyorlar. Sermaye ve Devlet Neden Bu Kadar “ÝNSAFSIZ” Kapitalistlere kalsa iþçileri 24 saat bir bardak su vermeden çalýþtýrmak isterler. Ýþçileri en aza en çok çalýþtýrmak kapitalist-

DÖB’lü Öðrenciler Emekçilerin Yanýnda Saf Tuttu

21

Aralýk’ta genel g(ö)rev ilan eden KESK, Antep’te de alanlardaydý. Bizler de DÖB’lü öðrenciler olarak emekçilerin grevlerine destek olmak amacýyla bayraklarýmýzla ve önlüklerimizle eylemdeki yerimizi aldýk.

B

lerin temel eðilimlerinden biridir. Onlarý sýnýrlayan tek þey iþçilerin mücadelesi ve tepkisi. Diðer yandan tüm dünyada kriz var. Kapitalizm çatýrdýyor. Yýkýlýyor. Kapitalizmin toplum üzerinde yarattýðý yýkým o boyutlara vardý ki, þimdi tüm dünya iþçi emekçileri, neredeyse her ülkede sokaklarda ayaklanma halindeler. Bu kriz Türkiye’yi de fena halde çarpacaktýr. Sermaye sýnýfýnda þimdi Yunanistan gibi olma korkusu var. Bu krize yakalanmadan, son zamlar olsun, kýdem tazminatý olsun, sermaye krize karþý elini böyle güçlendirmeye çalýþýyor. Olan ise iþçi ve emekçilere oluyor... Devlet her zaman sermaye sýnýfýnýn çýkarý korur, Çünkü devlet onlara ait bir “iþletmedir”. Ancak, bu iþlerin sonuna da yavaþ yavaþ yaklaþýyoruz. Tunus’ta baþlayan halk ayaklanmalarý þimdi ABD’den Avrupa’ya kadar en güçlü kapitalist ülkelere yayýldý. Sermaye sýnýfýnýn ve iktidarýnýn bu krizden sað çýkmasý mümkün deðil. Ýþçi emekçiler eylem içinde örgütlenerek bu krize son verecek. Kurtuluþ Sosyalizmdedir. Tüm çabalar bu yönde olmalý, hedef Sosyalizm olmalý. Kitleler bu hedefi benimserse mücadele kolaylaþýr, kýsalýr. Ödenecek bedeller azalýr. Ýþin daha baþýnda olsa da dünya çok umut veriyor. Bu hareketler çok daha büyüyüp genelleþecek, tüm dünya Tahrir olacak... Ve iþte oluyor!

alýklý Parký’nda toplanarak yürüyüþe geçtik. “KESK’li Tutsaklar Onurumuzdur” “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük” “Emekçiler Birleþin Devrim Ýçin Savaþýn” sloganlarýyla Kýrkayak Parký’nda toplanan kitleye yaklaþtýðýmýzda sesimiz daha da gür çýktý. Daha sonra Demokrasi Meydaný’na kadar bir yürüyüþ gerçekleþtirildi. Alana girdiðimizde “KESK’li Tutsaklar Onurumuzdur” ve “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük” sloganlarýmýz emekçiler tarafýndan coþkuyla ve alkýþlarla karþýlandý. Okunan basýn açýklamasýnýn ardýndan grev halaylarý çekilmeye baþlandý. Bizler de bayraklarýmýzla önlüklerimizle halaylara katýldýk. Halaylarýn ardýndan yine sloganlar atmaya devam ettik. Aklýlar arasýnda eylem sona erdi.

Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük

Antep’den DÖB’lü Öðrenciler

17


Ýzmir GÖZTEPECHE sevenlerden bize gönderilen mektubu yayýnlýyoruz... CHE’YÝ BÝR DE GÖZTEPELÝCHE SEVENLER’DEN DÝNLEYÝN…

Mektup: Ýzmir GÖZTEPECHE Sevenler… Yaþým gereði Göztepe’mizin tarihi baþarýlara imza attýðý dönemleri yakalayamadým. Mesela; dünya rekoru kýrdýðý maçý izleyemedim, Avrupa’daki mazisine yetiþemedim. Eðer baþarýlarýndan ötürü seçtiðim bir takým söz konusu olsaydý, ne farkým kalýrdý ki gücün yanýnda, baþarýnýn yanýnda, iyi gün dostu olan, sayýca fazla olan kitlede, endüstriyel futbola meze olmaktan öteye gidemeyen insancýklardan? Beni, Bizleri Göztepe’ye çeken ne mi oldu? Ýlki; 2 Eylül 2006. Ýzmir’in simgesi Göztepe’nin “Ýsyan Yürüyüþü”. Bu yürüyüþ; 3. ligde de tutunamayan bir takýmýn, on binlerce taraftarýnýn tek yumruk olarak ‘’ÝSYAN’’ ettiði bir yürüyüþ, haykýrýþ, bir baþkaldýrýydý. Ýkincisi; 20 Aðustos 2007. 82 yýllýk Ýzmir Kulübü’nün kurumsallaþtýrýlarak -þirketleþtirilerek-, bir Ýstanbul þirketine satýþý gerçekleþtirilmiþti 2007’de. Bu geliþmelerin akabinde, 20.08.2007 tarihinde bizlerce isyanýn, haykýrýþýn takýmý olan Göztepe artýk Anonim Þirketi olmuþtu.

18

Bu tarihten önce sýradan bir seyirci olan ben de, bu geliþmeler sonucu 2006’da isyan yürüyüþü sonrasý sempatizaný olduðum bu takým için arkadaþlarýmla birlikte mücadeleme / kavgama baþlamýþtým. Futbola “GÖZTEPELÝCHE” gözle bakan bir taraftar olmuþ ve bu isyanýn içinde artýk ben de yerimi almýþtým. Þimdi soracak olursanýz ‘’Bir futbol

takýmýnýn Che GUEVARA ile nasýl bir baðlantýsý olabilir? Cevaplayayým; Devrim, derinliði, varlýðý, ihtiyaç duyulduðu gerçekliði ile hayatýn bir gerçeðidir. Batý emperyalistlerinin korkulu rüyasýdýr. Bu sebeptendir ki; asýl hedef her daim dünya üzerinde sol hareketleri kontrol etmek olmuþtur. Düþünen, öz kaynaklarý ve baðýmsýzlýðý hayal eden, halklarýn dayanýþmasý ve kardeþliðini kabullenen her kitle ve millet Ernesto’yu özlemle anmýþ, irdelemiþ ve onun soyunduðu rolün hayaliyle yaþamlarýný sürdürmeye devam etmiþlerdir. Bu sebeple; aramýzda öylesine köklü bir bað var ki Ernesto ile doðum günlerinde baþlýyor Ernesto ve Göztepe’nin yollarýnýn kesiþmesi… 14 Haziran… 1925’te Göztepe 1928’de Ernesto… Bizler týpký 13.07.2011 tarihinde Çarþý grubunun yayýnladýðý manifestoda dediði gibi; Futbol, endüstriyelleþmiþ olsa dahi malul / meta olmayý deðil taraftar olmayý seçmiþtir. Tribüne adýmýmýzý attýðýmýz an yemin etmiþtik endüstriyel futbola karþý olduðumuza… Günümüz dünyasýnda spor kulübü taraftarlarýnýn birçoðu “nereden ve nasýl geldiðini önemsemediði” baþarýyý hedef alýrken biz yalnýzca halkýn içinde, halktan olmayý hedefledik ve bu hedefimiz doðrultusunda Þirket olmayý kabullenemedik. Ve þirket olduðumuz için isyan ettik. Bizler her defasýnda isyan yürüyüþü-

müzle baþlattýðýmýz kývýlcýmý tekrar yaktýk. Bu kývýlcýmýn ilk ýþýltýsýný YOLDAÞ pankartýmýz baþlattý. Sonrasýnda ateþi daha da büyüttük. Yaptýðýmýz her beste, açtýðýmýz her pankart bu uðurdaydý. Tribünlerimizde yankýlanan ve evrensel bir simge olan ‘’ÇAVBELLA’’, 1 Mayýs bestesine uyarladýðýmýz sözler, karlý kayýn ormanýnda þarkýsýna yapýlan o namý deðer ‘’ÝSYAN MARÞI’’ , uyarlanmýþ Avusturya iþçi marþý ve daha onlarcasý tüm dünya tarafýndan takdir topladý. Ancak; bizim amacýmýz hiçbir zaman takdir toplamak deðil dünyaya ateþimizi hissettirmekti, hissettirdik… Bu sebepledir ki; bizler Che’nin ‘’Dünyanýn neresinde olursanýz olun; bir insan haksýzlýða uðruyorsa, eziliyorsa; onun yanýnda olun ve ona kavgasýnda yardýmcý olun. Çünkü bu bir devrimcinin en büyük özelliðidir.’’ sözünün arkasýnda olduk ve þirketleþtirilerek haksýzlýða uðrayan Göztepe’mizin kavgasýnýn yanýnda olduk. Che’nin Sonsuzluða Yolculuðu… Devrimin evrensel simgesi olan ve bizlere de ilham kaynaðý olan Ernesto ölümü ile tüm dünyadaki yoldaþlarýný yasa boðmuþtur. Ve her yýl ayný tarihte, Ernesto tüm dünyada anýlmaktadýr. Fakat Ernesto ’nun sonsuzluða uðurlanýþýnýn yýl dönümünde Türkiye’de hiç bir parti, kurum, kuruluþ ve komünist hareketler aktif bir anma yapmazken, Devrimci Öðrenci Birliði bu aðýr ve gurur verici görevi yüklenmiþtir. Devrimci Öðrenci Birliði’nin bu anma yýldönümünde, bizler de yukarýda izah et-


tiklerimizin ýþýðýnda ön saflarda yerimizi almýþ bulunmaktayýz. Bu sebeple; 9 Ekim günü, Ýzmir’in þu meþhur saðanak yaðmurunun altýnda, yoldaþlarýmýzla bir arada “GÖZTEPELÝCHE Sevenler” olarak vazifemizi yerine getirmiþ olmaktan ötürü yaþadýðýmýz onurun kelimelerle izahýný yapamamaktayýz. Bu geliþmeler bizlerin Devrimci Öðrenci Birliði ile birlikte hareket etme zaruretini fark etmemize sebep olmuþtur. Bundan sonrasý için de þayet Devrimci Öðrenci Birliði de bizlerle birlikte olmak isterse her organizasyonda omuz omuzayýz. Tüm bunlardan sonra sizlere asla yolu-

muzdan dönmemek ve önümüze çýkan engellerden yýlmamak adýna kendimize ilke edindiðimiz bir Che sözü ile veda etmek isterim; “Belki hiç bir þey yolunda gitmedi. Ama hiçbir þey de beni yolumdan etmedi!”

Merhaba Genç Yoldaþlar okurlarý… Hemen hemen hepimizin sorunudur aile. Tatlý-sert bir sorundur, engeldir. Mücadele içinde olalým ya da olmayalým aileler her zaman ipleri elinde tutmak ister. Birde mücadeleye atýldýn mý, ipler daha da sýklaþýr, daralýr. Ailelerimiz bizi düþündüklerini söylerler. Baþýmýza iþ açmamamýzý isterler, sözde geleceðimizi kurmamýzý isterler. “Kýzým-oðlum kendinizi kurtarýn sizene baþkalarýndan” sesleri yükselir. Bizi ikna edemezlerse baþka araçlar uygularlar. Eðer ailenin durumu iyiyse sana “güzel” bir hayat sunarlar. Araba alalým, daire alalým veya mal varlýðýnýn belli bir bölümünü bizim üzerimize yapmak isterler. Ailenin durumu iyi deðilse þiddet ve baský ayný zamanda da, duygular devreye girer. Kadýn iseniz þiddet daha yoðun olur. Gelenekler daha aðýr basar, “kýz baþýna nasýl bu iþlere bulaþýrsýn, sen kýzsýn iþin olmaz” sanki kadýnlar bu sistemin dýþýnda yaþýyormuþ gibi bakar ailelerimiz. Erkeðe ise sorumluluklar yüklenir “evin reisi” ilan edilir. “Evin sorumluluðu sende” aileyi sen kurtaracaksýn gözüyle bakarlar. Sanki sen çalýþýnca ya da sorumluluklarýný yerine getirince dünya güllük gülistanlýk olacaktýr. Sen irade sergilersin, sistemi anlatýrsýn sistemin yýkýlýp yerine yeni bir sistemin getirileceðini anlatýrsýn, ailede “dünyayý sen mi kurtaracaksýn” der. Ailelerimiz kendi yaþam pencerelerinden bakarlar hayata. Birçok þey dayatýlmýþtýr bizlere ve ailelerimize. Ailenin korkularý çok yüksektir. Aileye korkular o kadar çok empoze edilmiþtir ki, senin en sýradan bir hak arayýþýnda bile “baþýný belaya sokma” diye uyarýr. Durum bazen ailelerimizle yaþanmayacak hale gelir. Neredeyse yaþanan tüm olumsuzluklar bizim yüzümüzdendir. Ailelere göre kötü bir þey olmuþsa bizim yüzümüzdendir, hata yapýlmýþsa bi-

zim müdahil olmayýmýþýmýzdandýr. Biz ne kadar çözüm ararsak ne kadar aileye destek olsak bile aileye göre azdýr bunlar. Bazen ailemizin verdiðimiz mücadeleyi kabul ettiðini düþünürüz. Verdiðimiz mücadeleye saygý duyduklarýný düþünürüz. Sonra bir bakmýþýz ortada bir þey yokken bile konu mücadelede olmana gelir. Sen þaþýrýrsýn ne oldu durup dururken dersin kendi kendine. Aileler her an her zamaný seni mücadelenin dýþýna çýkarmak için fýrsat kollarlar. Biz ise ailemizin bizi mücadeleden geri çekilmemiz için oluþturduðu baský karþýnda kendi irademizi, mücadeleye isteðimizi yýlmadan yorulmadan ailemize göstermemiz gerekiyor. Ailelerimizi kýrmamaya dikkat etmeliyiz. Konuþmalarýmýzda davranýþlarýmýzda da en ideal olaný yapmalýyýz. Aile ile iliþkiler çok hassastýr. Bizim ailelerimizi kaybetme gibi bir lüksümüz yoktur. Ailelerimiz ile verdiðimiz mücadelede artýlar her zaman bizden yanadýr. Ailelerimizin bizim verdiðimiz mücadelenin doðruluðunu görmesi uzun sürmeyecektir. Biz devrim mücadelesi boyunca ailelerimize, onlarla kurduðumuz iliþkilerle, verdiðimiz devrimci mücadelenin bizdeki yansýmasýný ailelere yansýtýlmasýyla, devrimci mücadelemizin gerekliliðini onlara göstermiþ oluruz. Bu verdiðimiz örneklerle aile ile verdiðimiz mücadelede görülen olgulardan bazýlarýydý. Þöyle bir yaklaþýmda var, mücadele ettiðimizi aileden saklamamýz. Verdiðimiz mücadeleyi saklamak yaþanacak sorunlarý engeller diye düþünürüz. Ama her þey gün yüzüne çýkýnca neye uðradýðýmýzý þaþýrýrýz. Düþman karþýsýnda yiðitçe duran bizler aile karþýsýnda bir anda güçten düþeriz. Verdiðimiz mücadeleyi aileden saklamak veya yüzleþmemek ilerde daha büyük sorunlar meydana getirir. Aile mücadeleyi sakladý-

Selam olsun YA BASTA ! VÝVA GÖZTEPE’ye… Yaþasýn Halklarýn ve Renklerin Kardeþliði…

Derin sevgilerimle…

GENÇLÝÐÝN AÝLE ENGELÝ…

ðýmýzý öðrendiðinde bu durumu kendi lehine kullanýr. Aile bizim devrimci mücadelede kararsýz olduðumuzu düþünür. Bizim verdiðimiz mücadeleyi ailelerimizle en kýsa sürede yüzleþtirmemiz gerekir. Yüzleþtirme ne kadar erken olursa ve ne kadar iradeli olursa ailenin verdiðimiz devrimci mücadeleye saygýsý daha büyük olur. Devrimci mücadele içinde olan ve bu devrimci mücadeleye karþý olan ailelerde ilk ulaþmamýz gereken þey aileyi kendi devrimci mücadelemize katmak olacaktýr. Ya da mücadelemize saygý duyurup engel olmaktan çýkarmaktýr. Hiç birimiz ailemizin, verdiðimiz devrimci mücadelenin dýþýnda kalmasýný istemez. Ailemizi mücadele içine katma ya da verdiðimiz mücadelemize saygý duymalarýný saðlamaya çalýþma bize ve ailemize çok þey kazandýrýr. Tabi bir þeyler kazanmasýný istiyorsak her þeyin orantýsýný iyi ayarlamamýz gerekir. Ailelerimizi anlamaya çalýþýp verdiðimiz mücadeleden taviz vermeden iliþkiyi sürdürmeliyiz. Aileler devrimci mücadelede önemli bir etkendir ve önemli bir etken olmaya devam edecektir. Bu önemli etkeni kendimizle birlikte mücadele içine katmalýyýz. Elbette aktif koþturmalarýndan bahsetmiyoruz ama desteklemeleri yanýmýzda olmalarý ilerde sertleþecek mücadelede aileleri en ön saflarda yer almasýný saðlar. Ve aileler en ön saflarda büyük bir fedakarlýkla mücadele ederler. Hepimize ailelerimizle yaþadýðýmýz engelleri aþmada kolay gelsin diyorum. Devrimci mücadele bizleri geliþtirirken ailelerimizi ve en yakýn çevremizi de geliþtirir, ilerletir. Geliþim ve ilerleme hedefi olan gençler önüne çýkacak engelleri aþmada, engellerle savaþmakla devrimci mücadeleyi yükseltir, büyütür hedefe ulaþtýrýr. Ýzmir’den Genç Yoldaþ Okuru

19


Antep’ten Hepinize Merhaba!

S

aðlýk emekçileri her þehirde eylemdeydiler. Sizlere o gün yaþadýklarýmý ve o gün grevin bilincimde, ailemin ve genel olarak ailelerin bilincindeki yansýmasýný aktarmak istiyorum. Ailelerimiz hep der ki “Para kazan, mesleðini eline al, yardým edersin devrimcilere.” , “Önce kendini kurtar da memleketi sonra kurtarýrsýn” Bugün, en “garantili”, “parasý en bol” görülen mesleðin sahipleri grevdelerdi. Geleceklerinden tedirginler, yarýnlarýnýn güvence altýnda olduðundan emin deðiller. Öyle ya, ne de olsa mesleksel garantileri, burjuvazinin elinde. Bir öðrenciyi, mücadele etmeye çaðýrdýðýnda, onu bu çaðrýya olumlu yanýt vermekten alýkoyan en önemli etkenlerden biri “eðitim hayatý” kaygýsý. (Yanlýþ anlaþýlmak istemem; mücadele eðitime engel deðildir bence) Eðitimli bir meslek sahibi olmak ya da “okuyup adam olmak” þartý, ezilmemek içindir. “Okusun da fakir fukara olup ezilmesin bizim gibi.” Ailelerimiz hep bu düþünceyle hareket eder. Yani sanki okuyup meslek sahibi olduðumuzda ezilmeyecekmiþiz gibi. Oysaki bugün dile getirildiði gibi “garantili meslek” bile tehlike altýnda. Açýkça görülüyor ki; bu çürümüþ, yýkýlmaya mahkum ve can çekiþen sistemin bize verebileceði hiçbir þey kalmadý. Açlýk,

yoksulluk, sefalet gibi daimi gelirlerimizi (!) saymazsak tabii. Bugün yapýlan grevle beraber, aileler de bunu farkýna varýyor. Önceleri “týp okumam” ve “kendimi kurtarmam” için sürekli uyarýlarda bulunan iþsiz iþçi annem, bugün bana burada bir geleceðin olmadýðýný söyledi. Çözüm ise yurt dýþýna çýkmak ona göre. Ben de ona sorunun ülkede deðil, bozuk, çürük, kirli düzenin; kapitalizmin kendisinde olduðunu anlattým. Mücadelemizin, aslýnda “insan kalma” mücadelesi olduðunu anlattýðýmda sustu. Haklýydým, ve suskunluðuyla haklýlýðýmý tescilliyordu. Ölü ve aç bebekleri anlattým ona. Mendilleri oyuncak, onlarý satmayý oyun edinmiþ çocuklarý anlattým. Bebekler ölmesin, çocuklar þeker de yiyebilsin, analar-babalar “Bu ay nasýl geçer?” diye sabahlamasýn diye mücadele ettiðimi anlattým. Yaptýðý iþin kararttýðý ellerini saklayan ve býyýklarý henüz terleyen o mahcup iþçiyi düþündüm. Anlatmak istedim ama boðazýmdaki yumruk engelledi beni. Hayatýmda beni en çok etkileyen, en unutulmaz anlardan biriydi bu aný; umudu yaratan ellerini mahcubiyetle gizlemeye

çalýþan, burjuvazinin kanunlarýna göre çocuk kabul edilen bir iþçiyle tanýþmýþtým. Kararmýþ elleriyle umudu yaratan, yarýný yaratan, kýzýl güneþe aydýnlýklar katan o iþçi, ellerinden utanýyordu. Benim açýmdan o çocuk iþçi, mücadelemizin haklýlýðýna bir kez daha kanýt oldu. Elleriyle, yüreðiyle, duruþuyla, bakýþýyla ezilmiþliði gösterdi bana. Hiç hak etmediði halde ezilen oydu. Güzellikleri üreten ama ürettiklerinden mahrum yaþayan oydu. O çocuk iþçi, mücadelemizin gerekliliðine yeni bir kanýt oldu. Bugün yapýlan grev, kapitalizmin bize verecek bir þeyi olmadýðýna kanýt oldu. Þimdi zaman, bu somut kanýtlarla komitekonseyleri örgütleme zamanýdýr. Unutmayalým, gücü yenilmez kýlan örgütlülüðümüzdür. Örgütsüz güç yenilmeye mahkumdur!

ençlik devrimin kanýdýr. Devrimi hýzlandýracak olan gençliktir. Öðrenci gençlik olsun, iþçi gençlik olsun, iþçi sýnýfýnýn yanýnda yer alýyor. Sistemin çýkmazlýðýný gören gençlik, örgütlenme ihtiyacý duyuyor. Bir yerlerde örgütlenmek, onun gösterdiði doðrultuda, gösterdiði hedeflere yürümek istiyor. Asýl sorgulama burada baþlýyor. Gösterilen hedefin doðru olup olmadýðýnýn burada görülmesi gerekiyor. Hedefin sistemin sonuç olarak yarattýðý þeyler deðil de sistemin ta kendisi olmasý lazým. Binayý restore etmek deðil, o köhne olmuþ binayý kökten yýkmamýz gerekiyor. Akademik özgürlüðün, politik özgürlük kazanýlmadan gerçekleþ-

meyeceðini anlamamýz, kavramamýz, benimsememiz, hatta öðrenci gençlik kitlelerine bu hedefi taþýmamýz gerekiyor. Böyle olmasý gerektiðini, sorunlarýmýzýn çözümünü taleplerimizi, insanca yaþamýmýzýn böyle kazanýlacaðýný anlatmalýyýz. Ýþte burada hedefe, ancak politik iktidarýn iþçi sýnýfýnýn eline geçmesiyle ulaþabiliriz. Hedefimiz sosyalizmdir. Hedefin gerçekleþebilmesi, sosyalizmi inþa edebilmek için, komite ve konseylerde örgütlenmemiz gerektiðini de bilmemiz gerekiyor. Emekçi sýnýflara, gençliðe komiteler sayesinde ulaþabiliriz. Komite ve konseylerle, yönetimde biz de söz sahibi oluruz. Sorunlar tartýþýlýr, çözümler konuþulur, çözüm ya da çözümler

pratiðe geçirilir. Bugün Arap ülkelerinde komünistlerin sosyalizmi kuramamýþ olmasýna gösterdikleri nedenlerden biri de komite ve konseylerin tam olarak oluþmamýþ olmasý. Çünkü komite ve konseyler, yalnýzca sosyalist sistemin iktidar organlarý deðil, kapitalist sistemdeki ayaklanma organlarýdýr ayný zamanda. Önümüzdeki örnekler bize komite ve konseylerin ne derece önemli olduðunu vurguluyor. Þimdi komiteleri hýzla yaygýnlaþtýrýp disiplinli bir þekilde devrim yürüyüþünü daha da hýzlandýrmalýyýz! Artýk, üzüm salkýmlarýnýn oluþma zamaný…

DENÝZLERÝN YOLUNDA DÖB SAFLARINA! POLÝTÝK ÖZGÜRLÜK KAZANILMADAN AKADEMÝK ÖZGÜRLÜK KAZANILAMAZ!

Antep’ten DÖB’lü Bir Öðrenci

ÜZÜM SALKIMLARININ OLUÞMA ZAMANI

G

20

Antep’ten bir DÖB’lü


PAROLA AYIÞIÐI Bizim çocuklarýmýz; yýrtýk göðün altýnda ýslanmayacak, Güneþin yükünü ince bellerinde taþýmayacaklar, Onlarýn sevdalarý eksik, türküleri yarým kalmayacak, Zulmün topuzu küçük göðüslerini daðýtamayacak, Ana kucaðýna doymadan topraða düþmeyecekler,

Kadýnlarýmýz; gözlerini yatýrarak mektup beklemeyecek, Mezar baþýnda boncuk boncuk yaþ dökmeyecek, Hasret, daðýtmayacak o büyük hayallerini onlarýn, Masallar anlatacaklar yiðitlere, Güzel ve sýcak masallar. Bizim yiðitlerimiz; küçük düþlere boyun eðmeyecek, Bencil duygularý körükleyemeyecek içinde, Yüreðimizin ateþi güneþe komþu, Gülün küçükler, çocuklar gülün, Alnýmýz dik yüzümüzde ince bir tebessüm, Kahraman yýldýzlarý örteceðiz geceleri üstünüze.

Bizim türkülerimiz susmayacak, Dilimiz ezgilerimizi haykýracak ayýn sofrasýnda, Evet ayýþýðýnýn serin geceleri stranlarýmýza yoldaþ, Vakit karar vaktidir, ölmek-yaþamak vaktidir, Parolamýz geceden gündüzden bellidir; AYIÞIÐI... DÖB’lü bir öðrenci

Bir sabahýn ayazýnda Yýkýk dökük inþaat çöküntüleri Hangisi daha acý Ölü bebek Ya da sað siz kan emiciler Aðlayamazsýn da Yanamazsýn evladýna Ýntikam ateþi Yer býrakmaz ki evlat acýsýna Ne kadar çaldýn ne kadar O demirden, Ne kadar aldýysan O kadar çaldýn o bebeðin ömründen Kaç tane var senden Kaç yere daðýldýnýz Kaç kez çaldýnýz Kaç kez kaç bebeðin mezarýný kazdýnýz. Para mýydý derdin? Ne kadar bürüdü gözünü Kaç gece kabus gördün Kaç kez öldün her gece Ya da ölmedin mi hece hece Sessiz geceye Karýþýrken çýðlýklarý halkýmýn Yaktý mý paralarýn ateþi Isýttý mý kalbini? Antep’ten DÖB’lü Bir Öðrenci

Ey benim ezgileri tutuklu Notalarý yitik Sevdam. Ve dilsiz kaval gibi Kendi içinde suskun. Þimdi þafaða Bir adým daha yaklaþtýk Baþýmýzý eðmeden yürüyoruz. Vefasýz sevinçlere Kýpkýzýl bir geleceði adýmlarken Umuda yazýlan türküler dilimizde.

Þair Abay Lisesi’nden Bir GY Okuru

21


KÜRT HALKI DEVRÝMLE ÖZGÜRLEÞECEK

R

oboski katliamý sonrasýnda Türkiye ve Kürdistan’ýn, Avrupa’nýn ve dünyanýn pek çok yerinde eylemler gerçekleþti. Bu eylemlerin bazýlarýný aþaðýda yayýnlýyoruz. ÞIRNAK Uludere’nin Roboski Köyü’nde savaþ uçaklarýnýn bombardýmaný sonucu katledilen 35 köylünün cenazeleri tabutlara konularak, çevre il ve ilçelerden gelen binlerce araçlýk konvoyla defnedilmek üzere Gülyazý Köyü’ne doðru yola çýkarýldý. Uludere’de binlerce kiþinin sloganlarý eþliðinde uðurlanan yüzlerce araçlýk cenaze konvoyu, Uludere-Þýrnak Üç yolunda çevre il ve ilçelerden gelen binlerce araç tarafýndan karþýlandý. Daha sonra araç konvoyu, cenazelerin defnedileceði Gülyazý Köyü’ne doðru yola çýktý. Yol güzergahýndaki arama noktalarýnýn tamamýnýn kaldýrýlmasý ve hiçbir polis ile askerin ortalýkta olmamasý dikkat çekti. BÝTLÝS Bitlis Ulu Camii önünde bir araya gelen yaklaþýk 300 kiþilik bir grup, sivillere yönelik gerçekleþtirilen saldýrýyý kýnadý. BDP Bitlis Ýl ve Ýlçe baþkanlarý, Tatvan Belediye Baþkaný Abdullah Ok, Norþên Belediye Baþkaný M. Emin Özkan, Belediye ve Ýl Genel Meclis Üyeleri ile 23’üncü dönem BDP Milletvekili M. Nezir Karabaþ’ýn da aralarýnda bulunduðu grup BDP Ýl Binasýndan Ulu Camii önüne doðru yürüyüþ yaptý. AMED BDP Diyarbakýr Ýl Örgütü tarafýndan yapýlan protesto eylemine on binlerce kiþi katýldý. Bütün engellemelere raðmen yürüyen kitleye seslenen BDP Milletvekili Nursel Aydoðan, “Amed halký olarak Bakaný istifaya çaðýrýyoruz. Erdoðan bu katliamýn hesabýný tüm dünyaya vermeli” dedi. BDP Milletvekili Altan Tan ise, Kürtlerin direncinin Kemalistler, Ýsmet Paþa, Tansu Çiler, Süleyman Demirel tarafýndan kýrýlamadýðýný ifade ederek, “Siz de kýramayacaksýnýz” dedi. Açýklamanýn ardýndan daðýlan kitleye polis müdahalede bulundu.

22

ÝSTANBUL TAKSÝM Ýstanbul’da Roboski Katliamýný protesto etmek üzere Taksim’e çaðrý yapan BDP’lilerin yapacaðý basýn açýklamasýna izin verilmeyeceði söylendi ve yüzlerce kiþinin Taksim Meydaný’nda toplanmaya baþlamasýyla polis Taksim Meydaný’ný abluka altýna almaya baþladý. Polisin zaman zaman müdahale ederek kitleye daðýtmaya çalýþmasýna raðmen meydana gelen yüzlerce kiþi oturma eylemi yaparak sloganlarla katliamý protesto etmeye baþladý. Yüzlerce kiþiye polis, tazyikli su ve gaz bombalarý ile saldýrdý. GAZÝ MAHALLESÝ Gazi Mahallesi halký 30 Aralýk günü Roboski’de yapýlan katilamý protesto etti. Gazi Mahallesinde Saat 15.30 sýralarýnda bine yakýn kiþi Eski Karakol önünde bir araya gelerek “Kökümüzü Kazýmaya Gücünüz Yetmez, Yaþatmak Ýçin Ölmeye Hazýrýz, Katliamý ve Katliamcýlarý Lanetliyoruz” yazýlý pankart açtý. Kalabalýk ve öfkeli kitle Ýsmet Paþa Caddesini trafiðe kapatýp yürüyüþe geçti. SARIGAZÝ Sarýgazi’de halk devrimcilerin öncülüðünde sokaklara çýkarak Roboski katliamý protesto etti. 1 Ocak günü akþam saatlerinde katliamý protesto etmek üzere “Þýrnak Uludere’de Katleden Devlettir Hesap Soracaðýz” pankartý açýlarak Sarýgazi Vatan Ýlköðretim Okulu önünde toplanarak yürüyüþe geçildi. Demokrasi Caddesi’nde Sarýgazi Meydaný’na doðru sloganlarla yürüyen kitlenin önü, polis araçlarýyla kesildi. Meydana gidilmesine ve açýklama yapýlmasýna izin verilmeyeceðini bildirdi. Kitle kararlý bir þekilde sloganlarla polis barikatýna yürüdü. Bunun üzerine polis araçlarýndan tazyikli su sýkýlýrken, gaz bombalarý da atýlmaya baþlandý. Gecenin geç saatlerine kadar polis Sarýgazi’yi abluka altýnda tuttu. Eylemde en az üç kiþinin gözaltýnda olduðu öðrenildi. ÝZMÝR Ýzmir’ de Roboski katliamýný 13.30’da Basmane Fuar kapýsý önünde toplanan kitle sloganlarý ve öfkesiyle proteto etti. “AKP’nin Gizlenemeyen Kürt Soykýrýmý” yazan pankartýn üzerinde Uludere’de katledilenlerin isimleri ve fotoðraflarý da vardý. Ayrýca “Uludere Katliamýnýn Hesabýný Verin” pankartý ve üzerinde kýzýl güllerin yer aldýðý yasý ifade eden siyah bir pankartta taþýndý. Saat 14.00’te yürüyüþe baþlayan kitle yürüyüþ sýrasýnda coþkusu, öfkesi ve sloganlarýyla sokaklarý inletti.


ÝSTANBUL ÜNÝVERSÝTESÝ’NDE FAÞÝST SALDIRI VE GÖZALTI

Ýstanbul Üniversitesi Beyazýt kampüsünden gözaltýna alýnan 23 öðrenci 3 Ocak günü Çaðlayan Adliyesi’nde mahkeme tarafýndan serbest býrakýldý. Birçok öðrenci örgütü bir araya gelerek üniversite önünde gözaltýna alýnan arkadaþlarý için protesto ettiler. Emekli Sen, Eðitim Sen, DÖB gibi birçok öðrenci örgütü ve sendika eyleme destek verdi. Üniversitenin Hukuk Fakültesine Uludere’de ölenler için afiþler asan sosyalist öðrenciler, bir grup faþistin asýlan afiþleri yýrtmaya çalýþmasýyla sosyalist, yurtsever öðrenciler, afiþlerin yýrtýlmasýna karþý faþistlere saldýrdý. Hukuk Fakültesi içinde býçak, satýr gibi kesici aletleri içeriye sokan faþist öðrencileri sosyalist öðrenciler geriye püskürtmüþ, faþist öðrencilerden 3 kiþi soda þiþelerinden yaralanmýþtý. Faþistlerin planlý saldýrýsý devrimci, demokrat yurtsever öðrencilerin karþý koyuþu ile hüsrana uðradý. Bunun üzerine devreye giren çevik kuvvet 23 öðrenciyi gözaltýna aldý. Faþist öðrencilerin üniversite idaresi ve polis iþbirliðinde kampüse kesici aletlerin soktuklarýný söyleyen öðrenciler “Devrimci öðrenciler satýr ve sopalarla saldýrýya uðramasýna raðmen, çevik kuvvet yine onlarý gözaltýna aldý. Hatta orada bulunmayan öðrencileri de rastgele gözaltýna aldý.” dedi. Üniversite binasý önünde “Sað sol çatýþmasý deðil, zorbalýk, polis saldýrýsý” pankartý arkasýnda bir araya gelen öðrencilere, akademisyenler ve aileleri de destek verdi. Öðrencilerden birinin annesi Ferdana Kösedaðý, “Televizyonda, bir öðrencinin üstüne polisin çullandýðýný gördüm; bir baktým benim kýzým, kalbim duracaktý” dedi. “Kýzým Ýletiþim bölümünde okuyor, her sabah okula gönderirken acaba akþam bugün bir saldýrýya uðrar mý korkusu

yaþýyorum. Bu öðrenciler, AKP’nin üniversiteleri piyasalaþtýrmasýna karþý çýkýyor. Bu yüzden susturulmak isteniyorlar, susmayacaklar ben çocuðumun yanýndayým.” Basýn açýklamasýndan sonra öðrenciler, arkadaþlarýnýn sorgulandýðý Çaðlayan Adliyesi’ne gitti. Gözaltýna alýnan öðrenciler saat 15.45’te serbest býrakýldý. Faþizmi Döktüðü Kanda Boðacaðýz ÝÜ’den DÖB’lü Öðrenciler

9 EYLÜL’DE FAÞÝSTLERLE ÇATIÞMA

9

Eylül Üniversitesi Yabancý Diller Yüksekokulu önünde stant açan sivil faþistler ve anti-faþist devrimci öðrenciler arasýnda çatýþma yaþandý. Faþistler okulun önünde stant açarken, devrimci öðrenciler de onlarýn karþýsýnda bir stant açmýþlardý.

F

aþistler, devrimci öðrencilere saldýrdý. Saldýrýya devrimci öðrenciler karþýlýk verince, bir müddet çatýþma yaþandý. Üniversitede sürekli bekleyen TOMA adý verilen zýrhlý araç olaya müdahale etmezken, kampüse gelen çevik kuvvet polisleri ise faþistlerin ardýndan devrimci öðrencilere saldýrdý. Polisin gaz bombalý saldýrýsýndan

kampüs içindeki çok sayýda öðrenci etkilendi. Faþist saldýrý sonucu 1’Ý DÖB’lü 10 öðrenci yaralandý. Kampüse ambulans gelirken, bir öðrencinin durumunun ciddi olduðu öðrenildi.

Faþistler Saldýrganlýkarýný Yarýna Taþýyor

10 öðrencinin yaralandýðý çatýþmadan sonra, faþistler kampüsten ayrýldý. Faþistlerin çatýþmanýn yaþnadýðý günün sonrasýnda “Türk-Ýslam sentezi” baþlýklý bir toplantý yapmaya hazýrlandýklarý öðrenildi. Devrimci öðrenciler ise saldýrýlarý protesto etmek için yarýn saat 12.00’da Çeþmeler Kampüsü’nde basýn açýklamasý yapacak. Faþizme Karþý Kitlesel Devrimci Þiddet 9 Eylül/ Devrimci Öğrenci Birliği

23


Kitap Tanıtım

24

SOSYALÝZM VE SAVAÞ Yazarý: V.Ý. LENÝN Yayýnevi: Sol Yayýnlarý Yaþadýðýmýz dönem emperyalist- kapitalist sistemin çöküþe girdiði ve savaþlarý sürekli gündemde tuttuklarý bir dönemdir. Özelde ise Türkiye tekelci kapitalizminin Suriye ile olan savaþ olasýlýðýný göz önünde tutarak komünistlerin savaþ karþýsýndaki tutumunu ele almak büyük öneme sahiptir. Genç yoldaþlarýn böyle bir savaþta doðru tutum almasý ve bunun propagandasýný yapabilmesi için Lenin’in Sosyalizm ve Savaþ kitabýný okumalarý zorunludur. Bu nedenle Sosyalizm ve Savaþ kitabýndan bir bölümü aþaðýya alarak, komünistlerin emperyalist savaþ karþýsýndaki tutumunu açýklamak istedik. Tüm gençliðin bu kitabý okumasýný ve okutmasýný tavsiye ediyoruz. Emperyalist Savaþta “Kendi” Hükümetinin Yenilgisi Üzerine “Bugünkü savaþta, gerek “kendi”hükümetinin zaferini savunmak, gerek “ne zafer, ne yenilgi” sloganýný savunmak, sosyal-þovenizm görüþünden kaynaklanýr. Gerici bir savaþta, devrimci bir sýnýf, hükümetinin yenilmesini istemekten baþka bir þey yapamayacaðý gibi, hükümetin askeri baþarýsýzlýklarý ile onu devirme olanaklarýnýn arttýðýný görmemezlik de edemez. Hükümetlerin baþlattýðý bir savaþýn ancak hükümetler arasýnda bir savaþ olarak biteceðine inanan ve bunun böyle olmasýný isteyen bir burjuva, bütün hasým ülkelerin sosyalistlerinin, “kendi” hükümetlerinin yenilgisini istemelerini ve bunu söylemelerini “gülünç” ve “saçma” bulur. Tersine, bu tür bir söz; sýnýf bilincine varmýþ her iþçinin beslediði düþünceyi doðrular ve bizim, bu emperyalist savaþý bir iç savaþ durumuna çevirme çabalarýmýz ile ayný doðrultuda olur. Ýngiliz, Alman ve Rus sosyalistlerinin bir bölümünün yürüttüðü ciddi savaþ aleyhtarý propaganda, kuþku yok ki, bu hükümetlerin “askeri gücünü zayýflatmýþtýr” ve bu eylem, sosyalistlerin lehine bir nottur. Sosyalistler yýðýnlara, kurtulmalarý için tek çýkar yolun “kendi” hükümetlerini devirmek olduðunu ve bu amaçla, hükümetlerinin bu savaþta içine düþtükleri güçlüklerden yararlanmalarý gerektiðini anlatmalýdýrlar. Pasifizm ve Barýþ Sloganý Yýðýnlarýn barýþtan yana duygularý, çoðu zaman, bir protestonun baþlangýcýný, savaþýn gerici niteliðine karþý kýzgýnlýðý ve yýðýnlarýn bu niteliðin bilincine vardýklarýný ifade eder. Bu duygudan yararlanmak, sosyal-demokratlarýn(bugün için komünistler) görevidir. Bu anlamdaki her harekete, her gösteriye bütün güçleriyle katýlacaklar, ama devrimci bir ha-

rekete geçirmeden, toprak ilhaklarý olmadan, uluslara tahhakküm edilmeksizin, yaþamsýz, þimdi ki hükümetler ile eðemen sýnýflar arasýnda yeni yeni savaþlarýn tohumlarý atýlmasýzýn barýþýn mümkün olabileceðini söyleyecek, halký kandýrmayacaklardýr. Halkýn bu þekilde aldatýlmasý hasým hükümetlerin gizli politikalarýna hizmet etmek ve bunlarýn karþý-devrimci planlarýný kolaylaþtýrmak demektir. Sürekli ve demokratik barýþ isteyen herekes, hümetler ile burjuvaziye karþý, bir iç savaþtan yana olmak zorundadýr. Uluslarýn Kendi Kaderlerini Tayin Hakký ... Uluslarýn ne türden olursa olsun ezilmelerine karþý savaþým vermeksizin, sosyalistler, asýl büyük hedeflerine ulaþamazlar. Bu yüzden sosyalistler, ezen ülkelerin (özellikle sözde ‘büyük’ devletlerin) sosyal-demokrat partilerinden, ezilen uluslarýn, sözcüðün politik anlamýyla kendi kadarlerini tayin hakkýný, yani politik baðýmsýzlýk hakkýný tanýmalarýný ve bu hakký savunmalarýný istemelidirler. Büyük bir ulusun ya da sömürgeleri olan bir ulusun sosyalisti eðer bu hakký savunmuyorsa þovenisttir... ...’baþka uluslarý ezen ulus özgür olamaz’ (Marks ve Engels). ‘kendi’ ulusunun baþka uluslarý ezmesine göz yuman bir proteler, sosyalist proleter olamaz.”


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook