Skip to main content

s5

Page 1

Asgari Ücret...! Hükümet 14 ay aradan sonra asgari ücreti belirledi. Üstelik bu ücret 1 Ocak 2011 tarihinde geçerli olacak.Ýþverenler asgari ücretin yükseltilmesine karþý... Devamý sayfa 2'de...

OCAK 2011

SAYI:5

Batýr ve Sat..! Taktik bu.! Yýllardýr yapýlan ve bugünlerde tüm hýzýyla devam eden özelleþtirme çalýþmalarýnýn doðurduðu sonuçlar, gün geçtikçe kendisini göstermeye devam ediyor...

Devrimci Sol Üzerine..! Ülkemizde siyasal anlamda yaþanan tartýþmalý konulara karþý hiçbir zaman duyarsýz olmadýk ve olmayacaðýz. Devrimci mücadelede tespit ettiðimiz...

Devamý sayfa 3'de...

www.barikatgazetesi.com

Devamý sayfa 6'da...

FÝYAT: 2TL

2011'DE BÝZ EMEKÇÝLERÝ

NELER BEKLÝYOR? 2010 yýlý geçmiþteki gibi sadece talan,sömürü ve baský ile geçti... Ýnsan gibi yaþayan patronlar, köle gibi yaþayan gene biz emekçiler olduk...! 2011'de durum ne olacak? Dayatmalar duracak mý? Baskýlar, haksýzlýklar, kazanýlmýþ haklarýn geriye alýnmalarý bitecek mi? Sakýz parasý kadar olan yeni asgari ücret ile sizce kaç aile daha aç kalacak ? Ülkemizdeki gecekulüpleri, kumarhane ve her türlü batakhaneler sizce kapatýlacak mý? Sizce bu patron devleti ve kukla hükümetler bunu yapar mý ? Cesaretleri var mý ? Farz edelim ki erken seçim oldu...! Yeni gelecek olan hükümet partisi bu sistemde UBP'nin yaptýklarýndan farklý þeyler yapabilir mi sizce ? BÝZ ÝÞÇÝLER, EMEKÇÝLER VE EZÝLENLER BU SORULARIN CEVAPLARINI ELBETTE KÝ BÝLÝYORUZ...! TEK KURTULUÞUMUZ ÖRGÜTLÜ MÜCADELEDÝR...! BÝRLÝK OLURSAK, "ONLARA" KARÞI BERABERCE MÜCADELE EDERSEK BÝZÝ HÝÇBÝR KUVVET YENEMEZ....! SENDÝKALARIMIZA VE EMEK ÖRGÜTLERÝMÝZE SAHÝP ÇIKALIM...! ZALÝME VE ZULÜM EDENE BOYUN EÐMEDEN, DÝMDÝK DURUÞUMUZLA DÝRENÝÞ BAYRAÐINI HER ZAMAN EN YUKARIYA TAÞIYALIM....! 2011 Yýlý mücadelenin daha da yükseleceði bir yýl olsun...!


OCAK 2011

GÜNDEM

SAYFA 2

Asgari Ücretimiz: "1300 TL..!" Bozdur bozdur ye misali...!!! Figüran memurlarla iþverenler gene istediðini yaptýrdý... Bu kadar zamlar; pahalýlýklar ve ekoýnomik dayatmalarýn üzerine 1300 TL gibi saçma sapan bir rakam emekçiye dayatýldý... Sizce bu para verilen emeðin karþýlýðý mý ?? TÝT , TMT , Ergenekon ve ülkemizdeki “koruyucu melekleri”:

Hükümet 14 ay aradan sonra asgari ücreti belirledi. Üstelik bu ücret 1 Ocak 2011 tarihinde geçerli olacak. Ýþverenler asgari ücretin yükseltilmesine karþý çýkmýþtý. Onlara göre bu ücretin bile yükseltilmemesi gerekirdi. Bu ücret sabit kalmalýydý.. Hükümet gelen tepkiler üzerine asgari ücreti belirlemek zorunda kaldý.Yeni asgari ücret 1.300 TL…! Hükümetin emekçilere ve iþçilere reva gördüðü ücret bu… Sefalet ücreti. Hükümet kazanýlmýþ bütün haklarý tek tek yok ediyor. Kamu çalýþanlarýnýn maaþlarýndan %10 kesinti yapýlmasý, emekli maaþlarýndan vergi alýnmasý, çalýþma saatlerinin deðiþtirilmesi ve asgari ücretin gülünç bir rakamla belirlenmesi... Saldýrýlar artarak sürüyor ve sürecek… Türkiye’den aldýðý talimatlarý harfiyen yerine getiren hükümet yetkilileri bu gibi konularda artýk bardaðý taþýrýr noktaya geldi…! Kýsacasý ortada bir “maskeli balo” oynanýyor… Bu oyuna da emekçiler her zamanki gibi alet ediliyor… Emekçi halkýmýz sefalet içinde yaþamaya mahkum ediliyor. Bu ücretle çalýþan bir emekçi nasýl geçinecek? Oturduðu evin kirasýný nasýl verecek? Kendi ihtiyaçlarýný, evin ihtiyaçlarýný nasýl karþýlayacak, Çocuklarýný nasýl okutacak? Onlarýn okul ve þahsi ihtiyaçlarýný nasýl karþýlayacak? Saðlýk sorunu olduðunda, saðlýk masraflarýný nasýl karþýlayacak? Devlet hastanelerinin hali içler acýsý, özel hastanelere gönderilecek ve dünyanýn parasýný verecek...! Sinemaya veya tiyatroya gitmek istediðinde ne yapacak? 4 kiþilik bir aile olsa ve bilet fiyatlarý 15 TL’den, bir gece içinde 60 TL harcamak zorunda kalacak. Bu da demektir ki, ertesi gün evine ekmek götüremeyecek hatta markete kasaba borçlu da kalacak…! Bir de sürekli yapýlan zamlardan dolayý alýn teriyle kazandýðý para ayýn sonu gelmeden tükenecek. Bu da demektir ki emekçi halkýmýz yoksulluk sýnýrýnýn altýnda bir yaþama mahkum ediliyor…! Bir tek hükümetteki bakanlarýn, mecliste oturan milletvekillerinin maaþýndan kesinti yapýlmýyor. Her ay ceplerine milyarlar akýyor. Lüks makam arabalarýnda dolaþýyorlar, lüks evlerde oturuyorlar. Pahalý yurtdýþý gezilerine katýlýyorlar. Basýna yansýyan açýklamalarýnda zamlarýn ve yasal düzenlemelerin gerekli olduðunu, ekonomiyi düzeltmek için baþka çare olmadýðý için bunlarý yapmak zorunda olduklarýný söyleyerek, halkýmýzla dalga geçiyorlar. Oysa bunlarý TC hükümetinin dayatmasýyla yaptýklarýný hepimiz biliyoruz. TC bize dayatmalar yapýyor…! Peki TC’ye bizde bu dalgalanmalarý yaratmasý için direktifi kim veriyor??? TC’nin de uþaklýk ettiði birileri var… IMF, AB ülkeleri, ABD ve Ýslam devletleri..! Kýsacasý nerde bir kan emici varsa TC orada..! “TC sadece kendi halkýný deðil tüm dünya halklarýnýn kanýný içiyor” derken iþte kastettiðimiz buydu yýllarca… Büyük sanayi ülkesi halinde olan TC kendi telekomünikasyon dairelerini Ýsrailli bir firmaya sattý… Satýlan þirket bünyesindeki emekçiler iþsiz býrakýldý.. Sendikal haklarý ellerinden alýndý… Ýþsizlik parasý dahi ödenmedi… TC deki asgari ücret olan 527 TL lik açlýk sýnýrýnýn çok çok altýndaki bu parayý TC nasýl kendi insanlarýna dayatýyorsa, burada da hayat pahalýlýðýna dokunmadan asgari ücreti de ona göre ayarlýyor…. Bu saldýrýlarý durdurmanýn tek yolu, birleþik bir emek

cephesi yaratmaktan geçiyor. Bunun için özel sektör emekçilerinin de örgütlenip kamu emekçisiyle omuz omuza mücadele vermesi gerekir. Özel sektör emekçisinin çalýþma koþullarý daha da aðýrdýr. Sendikalarýmýzýn bu konudaki zayýf kalýþý malum... Birçok emekçi sigortasýz çalýþýyor, yatýrýmlarý yapýlmýyor. Yani kýsacasý patron “zaten sana asgari ücretini veriyoruz daha ne istiyorsun” diyor emekçiye…! Sendikasý olmayan emekçi ise susup oturmak zorunda kalýyor… “Kýsacasý patron-devlet iþbirliði bayraðý” bu yöntemlerle her geçen gün daha da yükseltilmeye çalýþýlýyor… Çalýþma ve sosyal güvenlik bakanlýðý ne yapýyor bu duruma ???? Farz edelim ki patron’un iþçiyi sigortasýz ve güvencesiz çalýþtýrdýðý için ihbar gitse; ta o iþyerine sýra gelene kadar günler aylar geçiyor…! Adamýn aldýðý asgari ücretin bile belki çok daha fazlasýný patron vermediði sigorta ücretlerini cebe indiriyor… Kýsacasý 1300 TL’lik asgari ücret ile devlet yine emekçilerle dalga geçti… Devlet zannediyor ki bunlarýn hesabýný kimse ona sormayacak…! Meclisteki muhalefetin de umuru deðil…! Yaptýranýn “anavatanlarý” olduðunun bilincinde olduklarý için ses çýkartmýyorlar… Olmaya ki “birdaha hükümet makamlarýna oturamazlar…!” malum…!!! Ýþ hayatý da sosyal hayat da patronlarýn iki dudaðýnýn arasýndadýr kapitalist sistemlerde…. Bunlarý bilen emek örgütleri özel sektör emekçilerini örgütlemek için yeterli çabayý göstermiyor. Oysa emek sömürüsünün dini, dili, ýrký ve milliyeti yoktur. Emekçi ancak birlik olursa güçlü olur.“Eþel mobil tarih oldu” diye uzun zamandýr baðýrýyoruz… Çalýþma saatleri yükseldikçe maaþlar düþüyor özlük haklarý yaðmalanýyor…! Kýsacasý senelerdir ne söylediysek bu ülkedeki devrimci insanlar olarak tek tek hepsi meydana çýkýyor… Derdimiz kara haber vericisi olmak veya umutsuzluk pompalamak deðil kimseye… Biz sadece olacak olanlara karþý hazýrlýklý olmadýðýmýz için bu günlere geldik diyoruz… Þimdi gene bir kehanette daha bulunalým… Biz iddia ediyoruz ki 2011 yýlýnda geçtiðimiz yýllardan kat kat daha fazla ve daha hýzlý özelleþtirmeler olacak… Hatta bu “soygun ve talan” yasal hale gelip adeta günlük bir hale sokulmaya çalýþýlacak… Benzin ve mazota zam üstüne zam gelecek.. Ekmek fiyatý daha da fýrlayýp döviz ise çalkantýlý bir döneme girecek…! Bunlarý nereden mi biliyoruz ? Çünkü biz kapitalizmin çarklarýnýn son yýllarda ülkemizde nasýl döndüðünü çok güzel bir þekilde takip edip analizler yapmaya çalýþýyoruz… Aslýnda yaptýðýmýz tahminler sizin de geçmiþe dönüp bakarsanýz az çok tahmin edebileceðiniz þeyler… “Sakýn ola hükümet farklýlýðý” falan sanmayýn.. Hükümetle alakalý bir durum deðil.. Sistemin baþýnda UBP de olsa CTP de olsa X parti de olsa hatta biz barikat gazetesi de bu bozuk düzeni yýkmayýp bunu yönetmeye kalksak bizde aynen bunu yapmak durumundayýz… Çünkü kapitalizm bunu emreder ve yönetene bunu dayatýr… Bizler olaylarýn takipçisi olmaya ve emekçileri uyarmaya devam edeceðiz…

Meclis Araþtýrma Komitesi Baþkaný Ahmet Çaluda, 24 Aralýk 2010 tarihli açýklamasýnda Ergenekon'un Kýbrýs baðlantýlarýný araþtýrmak için kurulan komitenin somut bir bulguya rastlamadýðýný gerekçe göstererek davanýn kapatýldýðýný söyledi. Bir süre önce gündemden inmeyen, Türkiye'de patlak vermiþ olan Ergenekon Davasý, kýsa süre sonra Kýbrýs ile baðlantýlý olabileceði öne sürülerek araþtýrýlmaya baþlanmýþtý. Kýbrýs'la olan iliþkisi Denktaþ dönemine dayanan Ergenekon Davasý, uzun bir süre gündemi meþgul etmiþ fakat daha sonra sineye çekilerek unutturulmuþtu. Þimdilerde ise neyi, kimi, kimin denetlediði belli olmayan bir denetleme kurulu tarafýndan somut bir bulguya rastlanamadýðý gerekçesiyle rafa kaldýrýlan Ergenekon Davasý, aslýnda az çok kimin ne ile baðlantýsýnýn bulunduðu bilinen bir dava. Geçmiþe bir göz atacak olursak: Türk Ýntikam Tugayý kurucularýndan Semih Tufan Gülatay'ýn adýnýn bu kez Ergenekon soruþturmasýyla gündeme gelmesi üzerine, CTP hükümeti, Gülaltay'ýn vatandaþlýktan çýkartýldýðýný açýklamýþtý. Adanýn en uzun süreli cumhurbaþkaný Denktaþ, Ergenekon sanýklarý Hurþit Tolon ve Þener Eruygur için “Bunlar aziz dostlarým. Yani Türkiye'nin bütün sivil ve askeri üst kademesiyle yýllardýr temas halindeyim. Kýbrýs'a gelip hizmet etmiþ olanlarla kardeþ gibiyiz. Bunlarýn ötesinde yakýþtýracaklarý bir þey yok” demiþti., Ergenekon davasý gerekçesiyle gözaltýna alýnan Mustafa Özbek ile de iliþkisi olduðu bilinen Denktaþ, iliþkilerinin masumane bir arkadaþ iliþkisinden ibaret olduðunu savunmuþtu. Ancak iddialara göre Mustafa Özbek'e ait ART TV'nin Kýbrýs frekansýnýn alýnmasýnda, belli bir miktar para verilmesinde ve arsa sahibi edilmesinde yine ayný kiþi ve kiþilerin parmaðý olduðu belirtilmiþti. Bugünlerde göstermelik araþtýrma komitesinin baþkaný olan Ahmet Çaluda'nýn, tutuklandýðý sürelerde Mustafa Özbek'i ziyarete gittiði ve sonrasýnda bunun arkadaþlýktan ibaret olduðu söylemesi bir dönem medyada yanký uyandýrmýþtý. Bugün adý davayla anýlanlarýn davayý denetleyenler olmasý, aslýnda davanýn somut bulgulara ulaþtýðý taktirde bile sonuçlanmayacaðýnýn kanýtýdýr. Düzen, kendi açýklarýný yine kendi savunucularýyla kapatarak, halký uyutmaya çalýþmaktadýr. Sistem, menfaatleri için baþýna buyruk hareket eden, devlet adamlarýnýn üzerine kurulmuþ durumdadýr. Halký doðrudan ilgilendiren geliþmeleri, halktan saklayan bir yapý devlet olarak adlandýrýlamaz. Üzerlerine gidildiði zaman devlet adamlarýný davalýlarla arasýnda var olan iliþkiyi zaten Ergenekon bazýnda anlatmalarý beklentisi zaten hiç olmamýþtýr. Elbette ki suçlamalara maruz kaldýklarý zaman bunu inkar edecek, dürüst olmayan politikalarýný sürdürerek, sistemlerinin devamýný getirmek için sonuna kadar direneceklerdir. ancak ve ancak, yýkýlmaya mahkum olan düzenleri, birlik ve beraberlikle, birleþik cepheci siyasetle, kolektif devrimci mücadele ile son bulacaktýr. Denktaþ, savunma mahiyetinde yaptýðý bir basýn toplantýsýnda, kendisini suçlayanlarýn davayý TMT'ye dayandýracaðýný söylemiþti. Böyle bir demeç vermesindeki tek sebep davanýn TMT ile iliþkilendirilebilecek bazý yönlerinin olduðunu biliyor olmasý daha net bilgiler edinilmeden mevcut yapýyý koruyabilmek adýna yaptýðý bir açýkgözlülükten baþka bir þey deðildi. Saklayacaklar…! Sakladýklarýný sanacaklar, sistemlerini koruyabilmek için, sahte politikalarýna devam edecekler. Ýktidara hangisi gelirse gelsin aynýsýný yapacak. Ama bu sistemi koruyamayacaklar, sürdüremeyecekler. Yýkýlmaya mahkum sistemleri, emek güçlerinin tek yumruk olup, sisteme karþý gelmeleriyle son bulacak. Sürecimiz güç toplama sürecidir. Sürecimiz ihtiyacýmýz olan birlik ve beraberliði elde etmenin sürecidir. Tüm emek güçleri birleþik cephe siyaseti ile birleþmeli ve mücadele vermelidir….


OCAK 2010

GÜNDEM

SAYFA 3

UBP: Özelleþtirme Politikalarýna Tam Gaz Devam...! Önce belli baþlý havadan sudan þikayetler yaratýrlar...! Sonra batýrýrlar...! Sonra idare edemiyoruz derler..! Sonra özelleþtirme kararý verirler ve yandaþlarýna yönelik ihale açarlar...! Sonra satarlar...! Sonra insanlarý ekmeðinden ederler...! Sonra.......!!!!! Talan ve sömürü...! Ýþte geçmiþ ve þimdiki hükümetler..! Ýþte Yaðma...! Ýþte iþsizlik...! Ýþte maskeli devlet...! Ýþte sistem...! Yýllardýr yapýlan ve bugünlerde tüm hýzýyla devam eden özelleþtirme çalýþmalarýnýn doðurduðu sonuçlar, gün geçtikçe kendisini göstermeye devam ediyor. Her sektörde yapýldýðý ve yapýlmaya devam edilen özelleþtirmeler, bir yandan özel sektör çalýþanlarýnýn sayýsýný artýrarak emek sömürüsüne hýz katarken, bir yandan da devletin sözde vermekte olduðu hizmetlerin kalitesini düþürmeye devam ediyor. Alýnan bilgilere göre devlet hastanesinde, hayati önem taþýyan çok sayýda cihazýn bozuk olduðu ve bozuk olan cihazlarýn ihtiyacýnýn karþýlanabilmesi için özel sektördeki yatýrýmlardan hizmet satýn alýndýðý öðrenildi. Ýddialara göre Yakýn Doðu Üniversite’sinde yeni kurulan üniversite hastanesinden 2.5 milyon TL karþýlýðýnda hizmet alýndý. Hepsi bununla da kalmayarak hizmet verilemediðinden dolayý hastalarýn bir kýsmý bu hastaneye sevk edildi. Bozuk olan cihazlardan dolayý saðlýk hizmetinin bu derece vasat bir duruma düþmesi, geçen yýl yaþanan sel felaketine ve restorasyon çalýþmalarýnýn devam ediyor olmasýna sýðýnýlarak açýklanýyor. Tüm bunlara bir de ilaç sýkýntýsý ekleniyor ve ayrýlan bütçenin yetersizliðine dikkat çekiliyor. Bütçe yetersizliði konusuna deðinmiþken bu ay onay alan dört bütçeye ve oranlarýna göz atmakta fayda olacaktýr. “2011 bütçesinde Cumhurbaþkanlýðý için 20 milyon 936 bin 97 TL; Cumhuriyet Meclisi için 15 milyon 788 bin 70 TL, Mahkemeler için 17 milyon 112 bin 393 TL ve Ombudsman için de 906 bin 715 TL ödenek öngörülüyor.” Bütçe yetersizliðini öne sürerek ilaç sýkýntýsý karþýsýnda duyarsýz kalanlar bir devlet hastanesine neden yeterli bütçe ayýramadýklarýný rakamlarý gözden geçirdikten sonra bir kez daha açýklamalýdýrlar. Kesilen emekli maaþlarý, hayat pahalýlýðý, her geçen gün gelen zamlar da açýklanmasý gerekenler arasýndadýr. (Her ne kadar açýklama yapmayacaklarýný bilsek bile..!) Saðlýk hizmeti vermekten bile aciz olan sözde devlet, bir yandan emekli maaþlarýnda kesintiye

YAZI

giderken bir yandan da bütçe azlýðýný sebep göstererek, emekli vatandaþlarý, iki yerden vuruyor ve dört bir yanýmýzý kuþatan özel sektörün eline býrakýyor. Özel hastanelerde saðlýk hizmeti alma þansýna sahip olamayan insanlarýmýzý, günün yaþam koþullarýnda geçinmeye muhtaç býraktýðý üç kuruþunu da özel sektör hizmetlerine harcamasýna sebep oluyor. Bugün devlet, bir özel sektör yatýrýmcýsýndan, yardým alarak üzerine düþen görevi yapmaktadýr. Bu kabul edilebilir bir olay deðildir. Tonla vergi ödeyen halkýn saðlýk hizmetinden ücretsiz yararlanýlamýyor olmasý devletin utanç verici bir tablosudur..! Sorun hükümette kimin olduðu sorunu deðildir..! Bunun derhal önüne geçilmelidir ki, bunun önüne geçilmesinin yolu, günümüz hükümetinin deðiþtirilmesi ile veya yalnýzca bugün baþta olanlarýn yerine baþka bir hükümet getirmekte deðildir. Gelebilecek tüm hükümetlerin ayný sistem

içerisinde ayný uygulamalarla ayakta kalmaya çalýþacaðý açýk ve nettir. Bunun örneði defalarca yaþanmýþtýr ve bu bozuk düzen var oldukça yaþanacaktýr. Farklý cephelerden olduðu iddia edilen iki farklý parti iktidara gelmiþtir ancak ve ancak deðiþen yalnýzca hükümet olmuþ, özelleþtirme politikalarý sürekli devam etmiþ ve daha da artmýþtýr. Mücadele sistemin tamamýný yýkabilmek adýna verilmelidir. Saðlýk yerinden sökülmesi gereken verimsiz bir aðacýn yalnýzca bir dalýdýr. Kavgamýz bu verimsiz aðacý yerinden tamamý ile sökmek uðrunadýr. Örgütlü mücadelemizin gerekliliklerini yerine getirdiðimiz taktirde bu sistem yýkýlacaktýr. Sýnýfsal temelde mücadelenin hedefi birleþik cephe temelinde örgütlü þekle getirilmeli, tüm emek güçleri ayni cephede savaþým vermeyi öðrenmelidir… Bunun kavgasýný tüm emek güçleri olarak vermeyi bilmeliyiz…

Emek'ten ve emekçi'den yana yaptýðýn katkýlarý; Kavgada ülkemize býraktýðýn kýymetli miraslarý; Yaþamýn boyu býkmak usanmak bilmeden verdiðin mücadeleyi; SENÝ

UNUTMAYACAÐIZ...!

KAMÝL TUNCEL

TÜM AÝLESÝ VE SEVENLERÝNE BAÞSAÐLIÐI DÝLERÝZ....


GÜNDEM

OCAK 2011

SAYFA 4

Gençlik Haykýrdý: "Demokrasi Ýstiyoruz" DYG (Demokrat Yurtsever Gençlik) Diyarbakýr’da sokak çocuklarýný desteklemek amacýyla kurulan Eðitim Destek Evine yardým amaçlý bir etkinlik düzenledi. Gönyeli Yalçýn Parkýnda yapýlan etkinlikte, “Çarnewa” grubu konser verdi. Coþkulu geçen konserde halaylar çekildi, türküler söylendi. YKP’nin davetlisi olarak Kýbrýs’a gelen BDP milletvekili Hasip Kaplan etkinliðin yapýldýðý alana gelerek bir konuþma yaptý. Konuþmasýnda kendi kaderini tayin etme hakkýna vurgu yapan Hasip Kaplanýn Kýbrýs Sorununun çözümü için “Kosova modelini” örnek göstermesi bize enteresan geldi..! Kosova gerçekten baðýmsýz mý? Kendi kaderini tayin ediyor mu? Yoksa tamamen ABD’nin kontrolü altýnda olan, etnik kavgalarýn yaþandýðý, halklarýn birbirine düþman edildiði sadece emperyalist güçlerin bölgedeki çýkarlarý için kurulmuþ bir ülke mi? Böyle bir çözüm kabul edilemez. Biz toplum olarak bizi savaþtýranlardan çok çektik. Emperyalist güçlerin maþasý olan faþist terör örgütlerinin saldýrýlarýndan garantör denen iþgalci sömürgeci devletlerin müdahalelerinden ve yarattýklarý kaos ve belirsizliklerden de çekmeye devam ediyoruz. Emperyalizm canavarýný yok etmek için mücadelemiz sürmektedir. Ancak mücadeleyi sürdüren örgütlerin daðýnýk hareket etmesi, mücadelenin sürekliliðini saðlayacak doðru politikalar uygulamak yerine, özellikle bazý örgütlerin “kurtuluþu AB ‘de aramalarý” , “Kýbrýslýlýðý” savunarak Türkiye den gelmiþ iþçi ve emekçileri dýþlamalarý, güneydeki anti-emperyalist, ilerici güçlerle bir bað kuramamalarý büyük bir sorun olarak önümüzde durmaktadýr… Etkinlikte yapýlan diðer konuþmalarda “demokratik özerk” Kürdistan’dan söz edilmesi de bize garip geldi. Tabi ki halklarýn egemen

devletten ayrýlýp, kendi devletlerini kurma hakký vardýr. Ama bu devlet nasýl bir devlet olmalýdýr? Baðýmsýz ve demokratik temelde faþizme ve emperyalizme karþý her etnik kökenden emekçilerin ortak savaþýmý için mücadele eden bir ülke mi ? Yoksa ticari ve bölgesel çýkarlarý için emperyalist güçlerce kurdurulan göstermelik kukla bir ülke mi hedef ? Bizce gerçek baðýmsýzlýk emperyalizme karþý mücadele etmekle kazanýlýr. “Demokratik özerklik” gibi talepler ulusal bir sorun olan Kürt

YAZI

Sorununu çözmez. Tersine daha da içinden çýkýlmaz bir hale getirir. “Özerklik” baðýmsýz, demokratik, özgür bir ülke kurmak için birlikte mücadele etmek gereken iþçilerin ve emekçilerin hareketinin birliðini yýkmakla kalmaz; iþçileri ve emekçileri milliyetlerine göre ayýrarak, onlarýn arasýnda güçlü bir sürtüþme için elveriþli bir zemin hazýrlar, hedef þaþýrtýr. Ýþçilerin ve emekçilerin öncelikli hedefi emeðin ve ezilenlerin birliðini saðlamak için örgütlenmek olmalýdýr. Bu birliði saðlamak için de burjuvalarla sýnýfsal temelde hesaplaþmak gerekir... Burjuvalar iþçilerin ve emekçilerin

birliðinden korkar çünkü bilirler ki iþçiler birlik olursa, artýk emek sömürüsü yapamayacaklar; egemenliðini korumak için, doymak bilmez kar hevesi yüzünden doðal ve kültürel yapýyý talan edemeyecekler ve halklar arasýnda etnik kimliklerden doðan farklýlýklar ve çatýþmalar sona erecek…. Burjuvazi öyle bir sýnýftýr ki, iktidarý tehlikeye girdiðinde milliyetçi propaganda yaparak, farklý etnik kimliklerden halklarý birbirlerine düþman eder. Ýþçi ve emekçiler bunun için dikkatli olmalý ve bu oyuna gelmemelidirler. Biz iþçilerin ve emekçilerin mücadelesine saygý duyuyor ve destekliyoruz. Mücadeleyi antiemperyalist, devrimci bir harekete dönüþtürmek devrimcilerin görevidir. Ýþçi’nin Kürt’ü,Türk’ü,Kýbrýslý’sý olmaz...! Ýþçi ezilendir, patronlar ise emeði ezip sömürüsünü yaparken iþçinin uyruðuna ve kimliðine bakmaz..! Bizce kurtuluþ emekçilerin ve ezilenlerin birleþik cephesindedir..! Ancak ve ancak ayni cephede savaþan örgütlü emekçiler haklarýný kazanabilir ve güçlü olabilirler... Kürt sorunu ancak ve ancak tüm etnik temelden iþçilerin ve ezilenlerin emperyalizme ve faþizme karþý birleþik cephede savaþýmý ile çözülebilir… Eðer ki yeni kurulacak olan ülke (adý Kürdistan olur, yeni Anadolu olur, yeni Türkiye olur hiç fark etmez) demokratik bir temelde baðýmsýz antifaþist, anti-emperyalist bir ülke oluþturulmasý esas alýnarak, etnik temelde ayrýmcýlýk yapýlmayan ve hedefi sýnýfsýz topluma doðru ilerleyen bir sistemse, buna tamamen tarafýz, hemfikiriz ve desteðiz… Ama eðer kurulacak ülke yeni bir burjuva emperyalist temelde bir ülke olacaksa bu kaosu daha da büyütecektir… Bizler geliþmeleri hem Anadolu’ya hem de ülkemize yansýyan þekliyle izlemeye ve yorumlamaya devam edeceðiz….

40 Yýllýk Revizyonizm...! 40. yaþýný kutlayan CTP düzenlediði basýn toplantýsýyla, hem kurultay hakkýnda bilgi verdi, hem de önümüzdeki yýldan itibaren izleyeceði politikalarý anlattý.Kýbrýs Sorununun çözümü için hepimizin bildiði, alýþýlmýþ iki toplumlu federal çözüm konusunda ülkemizde yaþanan birçok olaya ve emperyalizmin bu kadar bizi oyalamasýna raðmen halen daha ders çýkartamadýklarýný gösterdiler… “Sosyalist” bir parti olduklarýný eklemeyi unutmadýlar. Kendi kaderini tayin etme hakký, bu günlerde sýk kullanýlan ve çarpýtýlan bir kavram haline geldi. Uluslarýn kendi kaderini tayin etme hakký, emperyalist ilhaklarla, iþgallerle bir tutulup saptýrýlýyor. Her þeyden önce uluslarýn kaderlerini tayin etme hakký, emperyalist iþgallere ve ilhaklara karþý çýkmaktýr. Oysa CTP bunu dile getirirken karþý çýkmak þöyle dursun, emperyalizmle uzlaþma yollarýný arýyor. Emperyalizmi barýþ ve çözümün doðru adresi olarak gösteriyor. Ona karþý mücadele etmenin gereksiz olduðunu,demokratik yollarla iktidara geldikten sonra yapýlacak reformlarla “sosyalizmin” evet yanlýþ

duymadýnýz “sosyalizm’i kurulacaðýný söylüyor... CTP ancak ve ancak çözüm umutlarý ile saf bir þekilde bu ülkede barýþý talep eden CTP’li gençleri ve CTP’nin peþinden gidip de takým tutar gibi o partiyi destekleyenleri kandýrabilir..! Ýþçi sýnýfý asla bu oyuna gelmemelidir...!!

Bir sosyalisti, sosyalist yapan, onun rengi, kullandýðý sloganlar ve tüzüðü deðil teorisi ve pratiðidir. Sorunlara Marksist-Leninist bakýþ açýsýyla doðru çözümler koyan ve bu çözümleri hayatýn her alanýnda uygulayanlar, inandýðý dava uðruna yýlmadan, kararlýlýkla mücadele eden ve

bütün dayatmalarýna boyun eðmesi tepki almýþ, onu gözden düþürmüþtür... Hiç özeleþtiri yapmadan, sol söylemler kullanarak yeniden ön plana çýkmaya çalýþýyor. CTP dönemine göre demokrat; dönemine göre liberal oluyor. UBP’nin yaptýklarýndan kendine pay çýkarýyor. CTP’nin bu siyaseti adamýza hiçbir zaman barýþ getiremez. Emperyalizme ve gericiliðe göbekten baðlý bir siyaseti izleyen sadece CTP deðil; hiçbir örgüt bu barýþý saðlayamaz… Biz CTP tabanýndaki insanlarýn barýþ isteyen insanlar olduklarýný çok çok iyi biliyoruz… Bu insanlarýn büyük bir kýsmýnýn CTP yi ne AB için ne BM için savunmadýklarýný sadece saf duygularla barýþ umutlarý ile dolu olduklarý için CTP’li olduklarýný mücadelesini taviz vermeden geldiðinde UBP’yi aratmayacak biliyoruz… sürdürenler “sosyalisttir”. CTP politikalar izledi. Devlet dairelerine Bizim o yoldaþlarýmýzdan rýcamýz kurulduðu günden, günümüze kadar yandaþlarýný yerleþtirerek, partizanlýk CTP’yi sorgulamalarý ve günün izlediði politikalarla sosyalizm þiarýnýn yapmasý, göç yasasý diye sonunda CTP’ile gidebilecekleri yolun yanýndan bile geçmemiþtir… adlandýrdýðýmýz yasayý meclisin sadece “oyalama” olacaðýnýn farkýna Halkýmýz barýþ isteklerini miting gündemine taþýmasý, “emek en yüce varmalarýdýr… Biz her süreçte alanýnda haykýrýrken, CTP barýþ sözü deðerdir” diyerek emek düþmaný bunlarý tekrar tekrar yazmaya ve veriyordu. Halkýmýz CTP’ye inandý ve politikalar izlemesi, Kuran kurslarýna olaylarý sorgulamaya devam hükümete getirdi. CTP hükümete onay vermesi ve TC hükümetinin edeceðiz…


OCAK 2011

YOLDAÞIMIZIN KALEMÝNDEN

SAYFA 5

MUTLULUK Alaca karanlýk yavaþ yavaþ yerini karanlýða býrakmaya baþlamýþtý. Ýþyerlerinin ýþýklarý çoktan yanmýþ, evlerde perdeler çekiliyor, pencerelerden sarý ýþýklar dýþarýya yansýyordu. Remzi birahaneyi üç yýldan beri iþletiyordu. Önceleri ara ara içerdi. Ýçmeyi severdi ancak müptelasý deðildi içmenin. Birahane açýlalý içmemiþti. Herkesin tanýdýk olduðu bu küçük kasabada birahane iþleten içerse baþta battý demektir. Nedense bugünkü sýkýntýsýnýn içerek biteceði düþüncesindeydi. Biraz daha hava kararsýn öyle içecekti. Remzi. Ondan gözü dýþardaydý. Müþteriler gibi masada ya da barda mý içmeliydi.? Yoksa mutfakta mý? Hele hava tam kararsýn, bir de müþterinin durumuna göre bir þeyler yaparýz diye düþünüyordu. Ýçtiði görülürse kurtuluþu zor olurdu. Az geri çevirmemeþti ýsrarlarý.’’Midem rahatsýz’’ , ‘’bana yasak’’ , ‘’býraktým abi, içersem býrakamam’’ türlü bahanesi vardý. Çaresi yok bugün içecekti. Ýçecekti de ama nasýl? Nerede? Mutfakta gizlice mi, açýkta mý? Elleri önde duvara doðru bekletileli iki gün olmuþtu. Kollarýný taþýyamaz olduðunda tekme tokat dövülüyor, yeniden duvarýn önüne dikiliyordu. Uykusuzluk, açlýk, yorgunluktan bitap düþmüþtü. Uyumak istiyordu. Yumuþak, sýcacýk bir yatak deðildi istediði. Ona, ‘’kollarýný öne doðru uzat’’ demiþlerdi. Parmak uçlarý duvara deðiyordu. Gözleri baðlý. Denileni yapmýþ, yorulmuþ, yere yýðýlmýþ, dövülmüþ, kaldýrýp duvarýn önüne dikilmiþti. Kaç bira içmiþti. Biralar votkalý mýydý? Yorgunluk onu öldürmüþtü. Yoo ölmemiþti. Ölüler yorulmaz, acýkmaz., acý duymazlardý. Yere attý Remzi kendini boylu boyunca uyudu. Ne kadar

YAZI

zaman böyle geçti anlayamadý. Bir ayak Remzi’nin suratýný eziyordu. Nerede olduðu kavrayamadý bir an, ayakkabýyý tuttu, ondan kurtulmak istedi, kurtuldu da. Tekmeler, coplar, yumruklar sona erdi, ancak ödülü yine duvar önünde kollarý ilerde bekletilmek oldu. Uyumalýydý. Ya da sarhoþ olarak kurtulmalýydý bu kabustan… Fýçýdan iki bira doldurdu. Barýn üstüne deðil dýþarýdan görülmeyen içeride boþ bardaklarýn dizildiði rafa koydu. Biraz da tuzlu fýndýk, bir de yarýmlýk votka, ucuza alýnmýþ Rus votkasý, yerli þiþe içersinde. Bir yandan kapýda gözü, bir yandan da içkisini içiyor. Müþteri sayýsý beþti, üçü bir masada hareketli bir sohbetle raký içerken, diðer iki kiþi ayrý ayrý masalarda sessizce biralarýný yudumluyordu. Düþecek gibi olmuþtu. Toparlandý. ‘’Ben niye buradayým, daha ne kadar kalacaðým’’ sorularýna yanýt aradý, bulamadý. Birden yere attý kendini. Anýnda kollarýndan tutup kaldýrdýlar. Küfürün haddi hesabý yoktu. Dayanamadý açtý göz baðýný, iki kiþi gördü, birinin yüzünü aklýna yazdý, seslerin rengini, tonunu kaydettiði gibi. Biri saldýrýya uðramýþçasýna küfrederek baþka odaya kaçtý. Diðeri sopayý Remzi’nin kafasýna indirdi. ‘’O kadar içersen olacaðý buydu’’. Kafasý çatlayacaktý. Elini kafasýna götürmek istedi, götüremedi, doðrulmak istedi, doðrulmadý. Uyanmýþtý. Bu aðrýlarýn, bitkinliðin, mutsuzluðun nedeni akþamdan kalma olamazdý. Ayaktaydý. Yüzüne projektör tutulmuþtu. Ellerini açmýþlardý. Adýný soyadýný, ne iþ yaptýðýný sordular, söyledi. Bir kaç soru daha yanýtladý. ‘’Hangi örgüttensin’’ dediler. ‘’Ne örgütü’’ dedi. ‘’Sorulara soruyla karþýlýk verme o……u çocuðu’’ dediler. Sustu. ‘’Anlat seni bekliyoruz’’, dediler. ‘’Neyi’’ , dedi Remzi. ‘’Ananýn a…ý, neyi olacak’’. Sessizlik hakim oldu odaya. Yüzündeki ýþýðýn ýsýsýný hisseden Remzi’den baþka kaç kiþi vardý odada? Niye herkes susmuþtu? Neyi bekliyorlardý? Remzi ellerini nerede nasýl tutacaðýný bilemiyordu. Arkaya götürdü olmadý. Zonklayan baþýna iki elini birden götürünce yaman bir tekme yedi kýçýna. ‘’Soyun lan’’ dedi biri, ‘’Niye’’ ‘’Niye olacak oðlum, s….ecez seni.’’ .... ‘’Soyunsana lan a…cýk aðýzlý.’’ deyip saldýrdýlar. Remzi bir eliyle, pantolonunu tutuyor diðeriyle saldýrganlara karþý dengesini saðlamaya çalýþýyordu. Bunca bitkinliðe karþýn soyamamýþ ama yere düþürmüþ, tekmelemeye baþlamýþlardý. Biri suratýna oturmuþtu, kollarýný, ayaklarýný tutarak soyabilmiþlerdi. ‘’Su, suu’’ diye baðýrdýkça Remzi’yi ‘’al sana su’’ diye ýslamýþlardý. Serpilen sulardan bir damlasýnýn dudaklarýna deðmesini ne kadar çok istiyordu ama hep ayný bölgeyi ýslatýyorlardý. Elektriðe ara verdiklerinde ‘’konuþacak mýsýn?’’, ‘’ötecek misin?’’ diyordu suratsýz bir ses. O kadar susamýþtý ki, aðzýný boþa açýp kapayarak tükürük sahibi olmak istiyordu. Bir yerde mi okumuþtu yoksa biri mi anlatmýþtý, hatýrlamýyordu. Ýþkencede sorgulanan devrimciye ‘’ötecek misin’’ diye sorulduðunda ‘’öteceðim’’ demiþ. Baþlamýþ ‘’cik cik cik’’ diye ötmeye. Beðenmemiþlerdi ötmesini. O da ‘’üürü üü, üürü üü’’ diye yeniden ötmüþtü. Horoz sesiyle uyandý. Ýyi gelmiþti horoz sesi. Vakitsiz ötmüyorsa demek ki sabah olmuþtu. Uykusu vardý daha. Çýplaktý. Elleri açýk, gözbaðý alnýnda olduðu halde yerde iki büklümdü. Hücre bir metrekare var ya da yoktu. Kalktý yere oturdu, sýrtýný duvara dayadý. Cinsel organýný incelemeye baþladý. Küçücük kalmýþtý, etrafýnda yanýklar vardý. O gün kimse gelmedi. Kapýnýn mazgalýný da açmadýlar, tuvalete de götürmediler. ‘’Oraya iþe’’ dediler. Su istedi, ‘’sidiðini iç’’ dediler. Sýkýþmýþtý dayanamadý. Dýþarýya akacak þekilde kapýya iþedi. Dýþarýdan küfrettiler, ‘’burayý da sana yalatacaðýz’’ dedi bir ses. Gelen olmadý, rahatlamýþtý. Uyumak istiyor, uyumaya korkuyordu. Buradan kurtulur kurtulmaz kendi elleriyle kebap yapacak, rakýnýn dibine vuracaktý. Müþteriyle birlikte içecek, herkese bira ýsmarlayacaktý. ‘’Battý balýk yan gider anasýný satayým’’ diyordu. Bir kova su üzerine boca edilerek uyandýrýldý. Hücreden çýkarýlýp iþkenceye götürüldü. Baðladýlar arkadan ellerini, çýkardýlar bir sandalyenin üzerine ayak parmaðýna ve cinsel organýna kablolar tutturdular. Biraz da su serpiþtirdiler. ‘’Hala þansýn var. Konuþacak mýsýn?’’ dediler. Suyla ürperen Remzi korktu. Sesini çýkarmadý. Sandalyeyi çektiler. Askýda kaldý. Eli baðlý, gözü baðlý, dili baðlý Remzi’nin. Dilini çözseler elinin, gözünün baðýný açarlar mýydý? Ýçince dili çözülürdü Kerim’in. Remzi aksine içince susardý. Birahanesini süsleyen kocaman yazýda; ‘’içki pýsýrýðý coþturur, yiðidi susturur.’’ yazýsý geldi aklýna. Kaç gün oldu buradaydý, içmemiþti, öyle yiðitte sayýlmazdý ama, konuþmanýn daha fena yapacaðýný hissediyordu. Çalýþtýrdýlar manyetoyu baðýrdý avazý çýktýðý kadar. Durdular. Remzi biraz aþaðýya sarktý. Kollarý omuzlarýndan kopacak sandý. Bir iki deneme sonrasýnda ayaðýnýn altýna sandalye koydular, hafif de olsa toparlandý. Susuz, bitkin ve mutsuzdu. Remzi’nin bedeniyle uðraþmayý býraktýlar. Üyesi olmakla itham ettikleri örgüte, örgütten olduðunu söyledikleri kimi isme küfür ettiler, Remzi sustu. Anasýna, eþine küfrettiler sesini çýkarmadý. Bir aylýk kardeþine geldi sýra. Remzi, ‘’bende sizin ananýzý avradýnýzý’’ dedi. Daha çok sövdüler bir aylýk bebeðe. Remzi onlarýn çocuklarýna sövmedi. Her sövgüye ‘’ben de seni’’ , ‘’ben de senin ananý avradýný’’ dedi.Biri gelip Remzi’nin cinsel organýný yakaladý. ‘’Bununla mý si…..n o…. çocuðu. Bu artýk öldü. Bunun yediði elektriði Behçet Nacar, Kazým Kartal yese i…e olurdu. Aklýn, bir parçacýk zevkin varsa ve buradan sað çýkarsan git kestir bunu’’ diyordu. Bir yandan da hayalarýný sýkýyordu Remzi’nin. Remzi baðýrma aralarýnda artýk sizin ananýzý, avradýnýzý memleket s....n’’ diyordu. Onlar Remzi’ye küfrettikçe Remzi de onlarý memlekete havale ediyordu. Utandý kendinden, ayýpladý kendini. Ne suçu vardý analarýnýn, eþlerin. Bütün suç bu o….u çocuklarýnýn diye düþündü. Yine istemeden analarýný katmýþtý sövgünün içine. Bir daha kime nasýl söverlerse sövsünler o sadece küfredene karþýlýk verecekti. ‘’Bu i..e devrimci mevrimci deðil, olsaydý diðerleri gibi slogan atardý.’’ dedi biri. Üç gün olmuþtu elbiselerini giyeli, moraran yerlerine merhem sürüyorlardý. Üstelik her öðün yemek veriyorlardý. ‘’Üürü üü üürü üü’’ sesiyle uyandý. Uyanmasýyla gülümsemesi bir oldu hücre duvarýna sýrtýný dayadý. Pantolonundaki kabarýklýða baktý, gülümsedi. Mutluydu Remzi. Baba olabilecekti…

Mehmet Zengül


OCAK 2O10

GÜNDEM

SAYFA 6

Devrimci Sol Ýçi Çatýþmalar ve Ýþbirliði Üzerine…. Ülkemizde siyasal anlamda yaþanan tartýþmalý konulara karþý hiçbir zaman duyarsýz olmadýk ve olmayacaðýz... Devrimci mücadelede de tespit ettiðimiz aksaklýklarý bu sayýmýzda sizlerle paylaþmak istedik.. Emeðin mücadelesi ancak ve ancak ortak bir dayanýþma ile var olursa baþarýya ulaþacaktýr... Bunu vurgulamaya her zaman devam edeceðiz... Merhabalar… Ülkemiz; dayatmalarla, baskýlarla ve yapýlan haksýzlýklar sebebiyle sýkýntýlý günlerden geçmektedir… Ýþçi sýnýfý partisiz, sadece ve sadece kamuda örgütlü sendikalarýmýzýn ve sivil toplum örgütlerimizin desteði ile direniþine devam etmektedir… Bunun en görülebilir örneði göç yasasýnda tutuklanan yoldaþlarýmýzýn halen daha sürdürmekte olduðu direniþ politikasýndan bile fark edilmektedir… Yeni uygulamaya giren dayatma mesai saatleri, kesilen ek mesai ücretleri, 13. Maaþ krizi ve bu gibi yaptýrýmlar hepimizin kanýný emmeye çalýþan emperyalizmin ülkemize direkt olarak yansýmalarýdýr…. Peki biz ne yapýyoruz? Ülkemizdeki devrimci sol ne alemde ? Sendikalarýmýzýn durumu belli… Özel sektörde çalýþan emekçilerimizi (ki kamuda çalýþanlardan bile daha kötü durumdalar) sahiplenen de yok…! Anadolu'nun baðrýndan gelmiþ emekçilerimizi sahiplenen hiç yok…! Sanki bu insanlar emekçi deðillermiþ gibi… Sanki iþçi sýnýfýný baþka bir zümre oluþtururmuþ gibi.. Sanki bu kardeþlerimiz bu topraklara alýn teri dökmüyorlarmýþ gibi… Güneyde de durum farklý deðil… Gerçi “yiðidi öldür hakkýný ver” dedikleri misali örgütlülük anlamýnda kuzeyden birkaç gömlek ilerde gibidirler… PEO ne kadar da AKEL'in izinden gittiði için yozlaþmýþ politikalardan kurtulmuþ olmasa da örgütlülük anlamýnda kuzeyden kat kat daha ilerde bir örgütlenme saðlamýþ durumdadýr… Ýþçilerin haklarýný devrimci çizgide savunmadýðý gayet açýktýr ama en azýndan örgütlenme anlamýnda þuan adada iþçileri örgütlemeyi baþarmýþ en güçlü sendika konumundadýr… Kuzeyde ise en ileri bayrak KTÖS'ün elindedir… Diðer sendikalarýmýzý sürükleyen, pratik mücadelede önderlik eden KTÖS, sendikal anlamda diðer sendikalardan birkaç adým öndedir…. Ama son tahlilde maalesef ülkemiz genelinde tamamen anti-emperyalist, anti-faþist çizgide, sosyalist bir sendikacýlýðý savunabilen bir yapýlanmamýz yoktur… Bunun sebebi ülkemizde örgütleyemediðimiz ve henüz çoðalamadýðýmýz iþçi sýnýfý içerisinde var olamama sorunudur….

Bunun altýný özellikle çizmek isteriz… “Uzaktan gazel” okuyarak iþçi sýnýfý örgütlenemez…. Emek sýnýfý ile kopmaz baðlarý oluþturmak için onlarla beraber ölüme gitmekten bile çekinmemeliyiz…. Onlarýn hatalarý olduðu zaman onlarla ayni cephede bu hatalarýný onlara bildirmeli, onlarýn kazanýmlarýnda da gene ayni cephede kazanýmlarýnýn daha ileri boyuta varmasý için onlarla birlik olmalýyýz… Kýsacasý onlarla her zaman beraber olarak “hatalarýna kuyrukçuluk izleyen bir politika gütmeden, doðruyu gösterici yöntemlerle ; doðrularýný ise kalýcýlaþtýrýcý ve ayni doðrularý daha da ilerleten ” bir siyasetle hareket etmeliyiz… Komünist bir partnini ne kuzeyde ne güneyde olmayýþý bunun en büyük sebeplerinden biridir… Bir diðer sebebi ülkemiz devrimci solu içerisinde ve maalesef dünyanýn birçok ülkesinde yaþanan sol içi “fraksiyon çatýþmalardýr”…

Biz Barikat gazetesi olarak demokratik devrim süreci ve sonrasý için hangi örgütle hangi tartýþmaya gireceðimizin veya girmeyeceðimizin zaten bilincindeyiz… Ülkemiz devrimci sol yapýlanmalarýný en iyi þekilde analiz edip ideolojik mercekten geçirmiþ, burjuvazinin hangi yaptýrýmýnda hangi örgütün ne karar verip nasýl adým atacaðýný gayet iyi bilen insanlarýz…. Hangi örgütün veya örgütlerin durmadan hangi “polemiklerle” iþ yapmaktan kaçtýðýnýn da farkýndayýz…. Sekter örgütlere karþý hiçbir zaman eleþtirisiz kalmayacaðýz…! Onlarý karþý cephemize YA ZI alarak deðil; bilimsel sosyalizm temelinde yönlendirici eleþtirimizi onlara uygun dille anlatmaya çalýþacaðýz…. “Kendini bu ülkedeki devrimci solun tek sahibi” gibi gören örgütlerimiz de eðer varsalar veya bu süreçten sonra olacaksalar aslýnda onlarýn da sadece niceliksel anlamda örgütlerini büyütmekten baþka dertlerinin olmadýklarýný bizlere tarih günü geldiðinde kanýtlayacaktýr… Ulusal soruna devrimci çözüm ve doðru teorik temelde tezler koyamayan hiçbir örgüt bizi devrime sürükleyemez…Ayni þekilde ulusal sorun konusunda yüzde yüz doðru fikirleri olan örgütler de eðer pratik anlamda pasifizasyon sürecini bilerek ve isteyerek yaþýyorsa ve yaþatýyorsa , iþçi sýnýfýndan kopuk, ezilenlerden kopuk “oda içi sosyalizmi” yaþýyorsa yani, aristokrat anarþizmi pozisyonlarýndan ödün vermiyorlarsa bunlarýn öncülüðünde de bir devrim örgütlenemez… Kendi açýmýzdan iþçi sýnýfýnýn içerisinde yetiþmeye çalýþan, kendi kendini eðitip topluma da ürünlerini vermeye çalýþan bir yapýmýz var… Biz devrim sonrasý zaten devrimci sol içerisindeki çatýþmalarýn yükseleceðini söylüyor bunu söylemekten da pek bir çekince duymuyoruz…. Ama bizce kesinlikle günümüz süreci bize þuan devrimci sol içinde ideolojik anlamda farklýlýklarýmýz olduðu için birbirimizi yemeðe sevk edecek bir süreç deðildir… Burjuvazi'ye bir bakalým…! Ne kadar da aralarýndaki iliþki “sermayeye” dayalý bir iliþki de olsa sorun kendi kurduklarý burjuva devlet söz konusu oldumu, patron sýnýfý oldumu biribirleri ile her zaman el eledirler…. Bunu koskoca tarih bize hep göstermiþtir… Nasýl ki düþmanýmýz bu derece kendi burjuva çýkarlarý gereði birleþebiliyorsa, biz bu kavgada haklý insanlar olarak, ezilen ve sömürülen sýnýfýn temsilcileri olarak bunu neden baþaramayalým…!!?? Biz genç bir yapýlanmayýz ve deneyim konusunda sýkýntýlarýmýz var ama “kafayý çalýþtýrmak” deneyimsiz de olsanýz gerçekleri size gösterebilecek bir eylem þeklidir…. “Politikadan” anlamayan insanlar deðiliz… Aramýzda memur olan, iþçi olan yani emekçi yoldaþlarýmýz vardýr… Hergün iþyerlerinde sistemde var oluþ gereði birçok kimse ile zaten “politikalar” yapmak zorundadýrlar… Gerek müdürleri ile, gerek patronlarý ile, gerekse istisna bir durum olarak bazen ortaya çýkan “patroncu iþçilerle”…! (Maalesef az da olsa bazen iþçilerimiz arasýndan da patronu destekleyen çýkýyor bunlar gerçeklerimiz) Kimse kendini çok akýllý zannetmemeli bizce..! Kimse kendini baþkalarýndan üstün görmemeli…! Bu devrimci mücadele içerisinde olan insanlarýn hiçbirisinin “aptal” olabilme gibi bir lüksü yok… Amaç iyi niyeti suistimal etmekse o apayrý bir konudur, birbaþka yazýmýzda bunu da eleþtiririz… “Güçlü olmak” nedir ? Kadro olarak kalabalýk olmak mý? O zaman kuzeyde UBP ile CTP gibi güneyde de AKEL ve DÝSÝ gibi politika üretip en güçlü yapý olmak bizim elimizde deðil midir? Neden yapmýyoruz? Çünkü devrimciyiz…! Çünkü nicelikten çok nitelik ile uðraþan insanlarýz…. Fakat bir bakýyorum duruz farklý… “Ýyi insanlarýn çok olduðu” bir örgüt tabanýnýn baþýnda olup da “bireyci” politika üretmek, devrimci dayanýþmadan uzak, kibirli bir bakýþ açýsý ile dünyaya bakmak da kariyerizmin “sol maskeli” bir þekli deðil midir ?

Nedir bizi ayýran þeyler? Ýdeolojilerimizin sol içindeki farklýlýklarý mý? Hangimizin ideolojisi demokratik bir devrim öncesinde ülkemizin ekonomik-politik felsefesi haline gelecek? Yoksa “madem özgürlük içimizde, biz heryerde özgürüz..!” mü diyelim ??? Eeee toplumumuz ne olacak ? Sen kendini “sözde” kurtarmýþsýn, ülken yok olmuþ ne fayda ??? Hangimizin baþý emperyalizmi de faþizmi de her türlü gericiliði de bitirmeden göðe erecek? (Eðer ki dert baþý göðe erdirmekse…! Ki kimileri için öyle) “Mahkemelik olan devrimcidir..! Mahkemelik olmayan karþý-devrimcidir, iþ yapmazdýr, sekterdir…!” Ýþte gelinen nokta budur…! “Madem mahkemeliktir demek ki iþ yapmýþtýr büyük devrimcidir felsefesi…!” Süreç içerisinde mahkemelik de olunur, polis de darp edilmesi gerekiyorsa edilir, ölüm varsa ucunda ölüme de gidilir.! Bunlar zaten mücadele içerisinde bu sistemi bitirene kadar yaþayacaðýmýz þeyler… Ama bütün “devrimci mücadele” bunlara baðlanamaz…. Gittiðimiz süreç duygusallýk veya sol radikalizm üzerinden deðil sýnýfsal temele göre yürüsün.... Týpký dünyanýn birçok ülkesindeki Narodlik feodal pratiklerle “devrimcilik” ürettiðini söyleyen yapýlanmalar gibi olmasýn...! Lenin'in abisi çar'a suikast düzenlemekten idam edilir.. Lenin ise abisini bu hareketinden dolayý eleþtirir.. Sizce Lenin bunu neden yapmýþtýr ??? Lenin “iþ yapmayý” çar'a suikast düzenlemeye baðlasaydý, sonu abisi gibi olmayacak mýydý sizce ? Peki Lenin hiç burjuvaziden darbe almadý mý ??? Yada burjuvalardan faþistlerden korktuðu için mi abisini eleþtirdi ???? Lenin abisini eleþtirirken ve “tutuksuz” halde iken yerinde oturup birilerinin devrimi yapmasýný mý bekledi ??? Barikat'ý eleþtirirken herkes bir kere deðil birkaç kere düþünecek…

Bu konudaki tavrýmýz gayet açýktýr ve nettir... Biz mücadele içerisinde burjuvazi ile davalý-mahkemeli olan veya darp edilen yoldaþlarýmýza tam destek veriyor onlara direniþlerinde þimdiye kadar yanlarýnda olduðumuz gibi bundan sonra da yanlarýnda destek olmaya devam edeceðiz… Ama “ideolojik” anlamda olaylarýn tahlilini yapmadan bu süreçlerden geçmenin saðlýklý olacaðýný düþünmüyoruz…. Biz “ayak ayak üstüne” devrimcilik yapanlardan da deðiliz… “Ayak ayak üstüne” atmamak da “ille ki mahkeme ile fazla haþýrneþir” olmak deðildir… Bunun da altýný çizmek isteriz… Bizler KKK'nýn mirasýný alýrken söyledik. Biz Ýspanya'ya yani Kýbrýs dýþýna gidip de mücadelesi uðruna savaþ vermiþ devrimci þehitler vermiþ bir partinin mirasçýsý bir yapýlanmasýyýz… Neyin ne olduðunu herkes bilmelidir ki en az bizde onlar kadar biliriz… Bizleri silmeye çalýþanlar baþarýsýz olduklarý anda karalamaya baþlatacaklar… Biz bunlarýn da gereksiz olduðunu geçmiþte nasýl söyledikse gelecekte de söylemeye devam edeceðiz… Biz Barikat gazetesi olarak Marksist-Leninist bir gazeteyiz…


OCAK 2O10 Mücadele sürecimiz içerisinde dýþarýda beraber hareket edeceðimiz anarþist olan arkadaþlar da troçkist olan arkadaþlar da her türden sol içinde farklý fikri savunan arkadaþlar da var… Ve hiçbirine karþý devrimden önce topla tüfekle savaþ açmak derdinde deðiliz… Çok “beleþ” kazýklar yedik… Aslýnda bu kazýklar bize deðil ülkemiz devrimci soluna atýlan kazýklardý… Hiçbir siyasi-idelolojik temelsiz…! Hiçbir devrimci etikten yoksun…! Hemde devrimci sol içerisinde… Hem Barikat’ý oluþturan yoldaþlarýmýzýn bireysel geçmiþlerinde… Hani bu saatten sonra da yiyeceðimiz hiçbir beleþ kazýk bizim için yeni bir þey olmaz… Ama sorun da burada baþlar.. Neden devrimci sol içindeki örgütler biribirine kazýk atsýn ki bu süreçte? Ben farklý örgütten bir arkadaþýma “gardaþ gel sana ders notlarýmý vereyim..” dediðimde neden ayni örgütten diðer arkadaþlarým bunu yanlýþ anlasýn ? Neden sol içerisinde herhangi bir örgütte iken farklý bir ideolojiyi savunan farklý bir örgütten biri ile fikir tartýþtýðýmda kendi örgütümdeki insanlar bana “aceba bu herifi tanýyormusun?” diye soru sorsun? Bu sorunun altýndaki amaç nedir ? Anlayan varsa buyursun anlatsýn ve siyasi ideolojik temel koysun tartýþalým…! Yüreði olan gelsin..!!!!

Neden ben bir sendika yetkilisi ile gidip görüþtüðümde çýkýp bana baþka bir örgütten sürekli ortak iþ yaptýðým bir arkadaþým “trip yapar derecede ” bir duruþ izlesin ? Hemde hiçbir mantýðý olmadan… Demek ki bu ülkede iþimiz çok deðerli yoldaþlar… Bunu yeni yeni öðrenmiyorum yanlýþ anlaþýlmasýn… Ben zaten çok olan iþimizin “daha çok” olmasý için ýsrarla uðraþtýðýmýzdan bahsetmekteyim…. Buna biz Barikat gazetesi de dahiliz… Kendimizi asla dýþlamýyoruz…! Kimse mükemmel deðildir; bizde deðiliz…! Çünkü hiçbirimiz o küçük burjuva dünyamýzdan çýkamadýk…. Ama en azýndan gururluyuz ki devrimci mücadeleye giden yolda bu derece büyük hatalarý halen daha yapmýþ deðiliz ve yapmayacaðýz…! Çünkü bizim içimizde kariyerist duygular yok… Çünkü biz örgüt fetiþizmi ile yanýp tutuþmuyoruz… Çünkü biz herkesin mücadelesine saygý duyan ve devrimci temelde herkesle iþbirliðine girebilecek elastik yapýya sahip bir örgütüz… Hemde kendi ideolojik duruþumuzu koruyarak…! Ýþ yaptýðýmýz tüm örgütlerin kadrolarýna da sevgi ve saygý ile yaklaþarak…! Ülkemiz devrimci solu olarak hiçbirimiz proletarya ile beraber çalýþmamýza onun yaþam koþullarýný bilimsel olarak incelememize ve sabah akþam sendikalarýmýzla iþbirliði içinde olmamýza raðmen, halen daha onlardan almamýz gerekeni alamadýk…. Proletaryanýn bu düzende kaybedecek hiçbir þeyi olmadýðýný da anlayamadýk…! Proletaryanýn birleþmesinin nasýl ki “gereksinim olduðunu” söylüyorsak, devrimci sol içinde de birleþmemiz gerektiðini de kavrayamadýk….! Ýçimizdekini dýþarýya “kendi ideolojimizi sahiplenmek” olarak vuruyoruz ama aslýnda sadece emperyalizm’in de faþizm’in de iþlerini kendi içimizde bu þekilde bölünerek kolaylaþtýrdýðýmýzý görmek bile istemiyoruz…. Türkiye’de 1980 sürecinde devrimin olamamasýnýn sebebi sizce sadece iþçi sýnýfýnýn yeteri kadar

GÜNDEM örgütlünememesimiydi ? Örgütlenemediyse sebebi neydi? Darmadaðýnýk birçok örgüt… Ufak tefek havadan sudan sebeplerle biribirinden ayrýlan örgütler…. Öncü müfrezesi olmayan bir iþçi sýnýfý… Bu defa da tabi burjuvazinin önü açýldý ve darbeyi indirdi… Aslýnda koskoca bir tarihin bir zenginliðin üzerinde oturuyoruz…. Bunun kýymetini ise bilen az… Herkes kendi “örgütsel çýkarlarýnýn” peþinde olduðunu iddia ediyor ama o çýkarlar neler? Çýkarlarýn þuan tek noktada birleþmesi lazým; o da “devrimci dayanýþma”… Biz ne yapýyoruz ? Biz de örgüt tabanýmýzda kaç kiþi var ona bakýyoruz… Bir örgüt fetiþizmi hastalýðýdýr ki almýþ baþýný YAZI gitmekte… Bunun sonu yok..! Bunun devrim mücadelesine ZERRE kadar katkýsý yok… …. Bizim iþçi sýnýfýna kurulduðumuz günden beri sözümüzdür…! Biz bu yanlýþlarý yoldaþ örgütlerimizi karþý cephemize almadan çözmeyi var olduðumuz süre boyunca devam ettireceðiz… Er veya geç dediklerimizin doðruluðunu anlayacaklar…. Er veya geç bu þekilde biribirimizi yemenin devrim ve sosyalizm yolunda zerre bize kazaným getirmeyeceðini kavrayacaklar… Örgütlerin birbirini bu þekilde “yýpratmasý” devrimci sola þimdiye kadar ne kazandýrdý??? Ýþçi sýnýfý bundan ne kazaným elde etti? “Koskoca bir HÝÇ..!” Biz devrim sonrasý yapýlacak olan tartýþmalarýn devrim öncesinde “uçuk noktalara” varmasýna her ortamda karþý çýkacaðýz…. Bizler bugüne kadar kendi örgütümüze ve kendi ideolojimize ait olmayan bize yakýn örgütlerin yan kurumlarýna bizlerle ortak noktalarý savunduklarý için yardýmlarýmýzý esirgemedik…

“Bunlarý bugün bu satýrlarda söylemek için” deðil..! Bunu gerçekten istediðimiz ve öyle de olmasý gerektiði için… Seve seve…! Mücadele uðruna desteðimizi olduk.. Olmaya da devam edeceðiz.. Masaya mý oturulacak ? Derhal hemen þimdi hazýrýz..! Ýlk koyacaðýmýz madde “bu ülkedeki bozuk düzene karþý çýkarlarýmýz ortaksa ve bunda da samimiysek oturduðumuz bu iþbirliði masasýndan kalkacaðýmýzda her þekilde elle tutulur somut noktalarda eylem birliðine gideceðimizi” ilk maddemiz ve prensibimiz olarak belirleyelim…. Herkes kendi “farklýlýðýný” koysun ama bu farklýlýklar bizi ayýrýr noktaya gelmesin….! O ayrý noktada ille olmak isteyen varsa zaten bu süreçte ; onlar da ya “burjuvalardýr” yada kendilerini “dünyanýn en büyük devrimcileri zannedip arkasýna iþçi sýnýfýný almýþ devrimi ha yaptý ha yapacak…!” zanneden örgütler veya bireylerdir…. Örneðin 1 Mayýs eylemi mi? “Kim önde yürüyecek” kavgasý mý var ????

SAYFA 7 Bütün sorunlar biter durur bunu tartýþýrýz…!!! “Hangi örgüt en öndeki kortejde yürüyecek???” Gören de 1 Mayýs’a iþçi sýnýfýnýn büyük kýsmýný toparladýk ve devrime gidecek pozisyona vardýk sanýr… Barikat gazetesinin böyle problemleri yoktur… Barikat günü geldiðinde tarih ona iþçi sýnýfýnýn öncülüðü rolünü verecekse bu görevi layýký ile yerine getirecektir… Ama günümüz sürecinde bunu “akýl hastalýðý” boyutuna vardýracak tartýþmalara getirmek derdinde koþturmaz…. Ama eðer bir haksýzlýk yapýlacaksa Barikat üzerinden; buna da geçit vermez… Barikat kimsenin kuyrukçuluðunu yapmaz…. Ama hiçbir ilerici devrimci demokrat örgüt veya bireyden de mücadele içerisinde baðlarýný koparmaz…. Karþý cepheye alýp savaþ açmaz… Barikat’ýn bu süreçte öbür cepheye koyduðu tek olgu; burjuvazidir, faþizmdir, emperyalizmdir ve her türlü gericiliktir… Ýþte Barikat gazetesinin temel politikasý budur…. Barikat “devrimci güçlerin” barikatýdýr… Bunu söylemekle gurur duyarak yerine oturmaz… Hayata koymak için çelik gibi bir disiplinle çalýþýr ve sabýrla mücadele eder…. Yolundan onu kimse ayýramaz…! Gerekirse ne cob yemekten, ne can almaktan nede can vermekten korkmaz…! Ama bunu da “kendi gösteriþi” haline getirmez… Çünkü Barikat emindir ki kendisi ile beraber baþka örgütlerden de yoldaþlarý ayni kaderi paylaþmýþtýr… Hiçbir örgütün bu mücadelede tek baþýna “damgasý” olmasý gerekmez ve bunun böyle algýlatýlmasý son derece gariptir….!!! Henüz ülkemizde böyle bir durum yaþanmadý ve yaþanmamasý bizler için bir avantajdýr… Yada yaþanýyorsa bile “açýk açýk dillendirilen bir pozisyonda” yaþatýlmýyor… Ha eðer iþçi sýnýfý ve ezilen insanlar bu damgayý bir þekilde ilerde herhangi bir örgüte verecekse onun da Marksist temelde eleþtirisi yapýlýr… Hatta bize verecekse bunun da özeleþtirisi tamamen kendimiz tarafýndan yapýlýr…! Esas olan devrimci mücadele bayraðýný ne kadar “kolektif” çerçevede yükseltildiðidir…! Esas olan devrimci iþbirliði ile ortak mücadelenin ülkemizde iþçi sýnýfýna neler kazandýracaðýdýr…! Bu mücadele ancak ve ancak birleþik cephede ortak mücadele ile baþarýl sonuçlanabilir… Bu onurlu yolda bu þiarýmýz manifestomuzda da var olduðu gibi en açýk þekilde teþhire açýktýr… Pratik anlamda devrimci mücadeleye daha fazla hizmet eder noktaya geliþimiz çok daha az bir sürece dayandý…. Barikat gazetesi yakýn zamanda dar kadrosuna raðmen gerek günlük, gerek ulusal, gerek evrensel çerçevede örgütlerle beraber ve kolkola –KENDÝ KENDÝNÝ ÖN PLANA HER ZAMANKÝ GÝBÝ KOYMADAN VE KOLEKTÝF ÇERÇEVEDE- ister teorik ister pratik çalýþmalarý örgütleyebilir boyuta gelecektir… Bunlarýn altyapý çalýþmalarýnýn organizasyonu içerisindeyiz… Bu süreçte de biz tüm diðer örgütlerin bu ülkede devrimci mücadelelerinde yapýlacak olan her türlü iþte her türlü iþbirliðine her zamanki gibi varýz… Biz sýradan bir gazete deðiliz… Biz devrimci bir yayýn örgütüyüz…. Bunun gereksinimi neyse yapmak gururla ve þerefle boynumuzun borcudur… Devrimci dayanýþma ile sermayeye karþý ortak mücadele yolunda çalýþmaya devam...


OCAK 2011

Gazetemiz Barikat iþçilerin sorunlarýna ýþýk tutmaya devam ediyor. Özellikle Kýbrýs'a gelmiþ, yerleþmiþ iþçilerin sorunlarý bizim için çok önemlidir. Bir iþçi nerede yaþarsa yaþasýn, nerede çalýþýrsa çalýþsýn, emeðiyle, alýn teriyle yaþadýðý için, artýk o ülkenin bir parçasý olmuþtur. Kesinlikle dýþlanamaz. O iþçiye yabancý gözüyle bakýp dýþlamak ýrkçýlýk yapmakla eþdeðerdir.Çünkü iþçiler bir ülkeye gelip çalýþmaya baþladýklarýnda emek mücadelesinin bir parçasý olurlar. Emeðin kurtuluþu için sýnýfsal temelde örgütlenmeleri gerekir. Ülkemize gelip çalýþmaya baþlamýþ iþçilerin durumu bundan farklý deðildir. Bu iþçilerle ilgilenmek, örgütlemek tüm devrimcilerin görevidir. Gazetemiz bu görevini yapýyor, yapmaya devam edecektir. Ýþçilerin mücadelesine katký koymak amacýyla özel bir þirkette çalýþan bir iþçiyle sohbet tadýnda bir röportaj gerçekleþtirdik. Ýlgiyle okuyacaðýnýzý umuyoruz Barikat: Ýþçi ve emekçiler için Türkiye'deki çalýþma koþullarý ile buradaki çalýþma koþullarý arasýnda ciddi farklýlýklar var mýdýr?

ÝÞÇÝ-SENDÝKA karþý deðil, duyduklarým ve bildiklerime göre, mesela bizlere kara sakal derler. Þimdi sen de bir insansýn ben de bir insaným yani. Sen de bir iþçisin ben de bir iþçiyim. Getir oradan bir tane Kýbrýslý bir arkadaþý bizim iþte çalýþsýn bakalým. Çalýþamaz. Benim yaptýðým iþi yapamaz. Çünkü kaç kiþi geldi, kaç kiþi gitti. Buraya gelenlerin çoðu biri öðlen kaçar biri akþam kaçar. Bir daha da gelmez. Çünkü biz iþçiyiz yani. Emekçiyiz, kesinlikle de iþ bakýmýndan ne olursa olsun her þeye dayanýklý olan insanlarýz. Elimizden geldiði kadar icabýnda patronlarýmýzý, utandýrmamaya çalýþýyoruz, utandýrmayýz hiçbir zaman. Barikat: Hepimiz emekçiyiz ve ayrýmcýlýk YAZI ediliyor. yapýlarak emekçi emekçiye düþman Kemal: Tabiî ki. Bugüne kadar ben, yani patronumdan herhangi bir þey iþitmedim. Bana karþý iyi davranýþlarý oldu, yani iþçi bakýmýndan. Mesela iki sefer araba çarptým, hatta üç sefer, ama buna raðmen bana bir talimat gelmedi, bir þey de denmedi. Kýzabilir, o normal de bir þeydir ama herhangi bir kötü sözde bulunmadý bana karþý. Tabiî ki daha sonra birkaç kez arada söyledi ,bunu senden keseceðiz falan diye ama

Kemal:Buranýn farký icabýnda aylýk durumlarýdýr Türkiye'ye göre biraz farklýdýr. Bir de þu vardýr, Türkiye'de yabancý insanlara biliyorsunuz deðer verirler, çok önem verirler. Yani dýþarýdan gelenlere bir dýþlama olayý yoktur. Ama burada þu ceza durumlarýndan dolayý dýþlama olayý var. Mesela benim çocuðum þu anda askere gidecek, fakat ceza durumundadýr.

Barikat: Peki sizlere karþý nasýl davranýlýyor? Irkçýlýk yapýlýyor mu? Bu konu hakkýndaki fikirleriniz nelerdir? Bunun için ne yapýlmalýdýr? Kemal: Irkçýlýk bize karþý yapýlýyor, yalnýz bana

Kemal: Ben Türkiye'de þoförlük yaptým. Esas mesleðim benim sývacýlýktý. Ancak ellerimde yaþadýðým bir sorun vardý, o yüzden býraktým. 1995'te buraya geldim. Burada yine ayný iþi yapýyordum. Buraya geldikten sonra 1996 yýlý içerisinde memlekete gittim, býraktým sývacýlýðý ve þoförlüðe baþladým. 7 seneye yakýn þoförlük yaptým. Aile gibi olduk. Ben, emeðimin karþýlýðýný da aldým. Orada söylemesi ayýp memleketimde evimi yaptým, Bak ben orada senelik, o zaman iki milyara çalýþýyordum, senelik, aylýk deðil. Ben o parayla ev yaptým. Fakat buraya geldik, 2004 yýlýnda, iþ vardý o zaman, þu günlerde iþ pek nadir var ama iþten ayrýldýðýn zaman, kolay kolay iþe alamazlar seni. Neden dersen, çünkü çoðunlukla vatandaþ isteniliyor, çalýþma izni olmayan insanlarýmýzý göndermek için. Ama geldim, iþim vardý, çalýþýyordum, ev bulamadým. Bir,bir buçuk sene iþsiz kaldým, rezil oldum çocuklarýma. Ben nerde olursa yatarým ama benim çocuklarýmýn yatacak yeri olmadýktan sonra ben yatmam. Yatmýþým yatmamýþým hiç umurumda deðil. Yeter ki benim çocuklarým, rahat etsin. Ki burada þimdi çocuðumun herhangi bir durumu olsa Türkiye'de, benim ne ailem gidebiliyor, ne çocuklarým gidebiliyor. Ben gidebiliyorum ama benim ailem gidemedikten sonra benim gitmemin de bir anlamý yok.Bilmiyorum yani. Gerçekten bunlar bana saçma geliyor. Bu çalýþma cezalarý, bilmem neleri, bana saçma geliyor. Barikat: Birlikte çalýþtýðýnýz iþçiler arasýnda baþka göçmen iþçiler var mý? Buraya daha önce gelen iþçilerin size karþý davranýþlarý nasýl? Kemal: Vallahi bize karþý davranýþlarý, bugüne kadar ben kimseden bir þey görmedim, herhangi böyle ters bir davranýþ görmedim. Gördüm dersem yalan söylerim. Aþaðý yukarý ben bu þirkette 4 yýldýr görev yapýyorum. Kimseyle de bir sorunum olmadý, olmaz da. Ben çünkü kendi büyüðümle büyük olurum, küçüðümle de küçük olurum. Böyle bir insaným ben.

Barikat: Neden? Kemal: Çünkü çocuk çalþmýyor bu yüzden de cezadadýr. Ben tek baþýma çalýþýyorum. Hanýmým birkaç tane ev var gidip geldiði, haftada ya bir sefer ya iki sefer gidiyor. Baþka da bir þey yok. Buranýn þartlarý budur, benim bildiðim kadarýyla .Türkiye'de bu þekilde þartlar, hatta Avrupa ülkelerinde böyle þartlar yoktur. Bunu sizler daha iyi bileceksiniz. Oradan devlet icabýnda çalýþmadýðýnýz zaman, iþsiz olduðunuz zaman, oranýn devleti size bakar. Çocuklarýna bir aylýk verir. Bir aylýk sistemimiz yok. Ama buradaki devletten ne olursa olsun, devlet senden almaya çalýþýyor. Çalýþmadýðýn zaman,icabýnda boynuna basýyor. Benim bildiðim kadarýyla Günlük 68 TL. Böyle bir ceza vardýr. Çalýþmadýðýn zaman vatandaþ olmadýðýn zaman, maaþýndan kesiliyor, ceza durumuna düþüyorsun.Benim çalýþma iznim var ama çocuðum faydalanamýyor. Benim ailem faydalanamýyor. Ayný þekilde sigorta dairesinden faydalanamýyor. Normalde bunu ben, benim çocuðum himayem altýnda olduðu halde onu kapsamasý lazým. Yani bunlardýr benim bildiðim kadarýyla.

SAYFA 8

kessin kardeþim, benden kessin.Bana verilen maaþ budur, ben de orada kesmesi gerekirse kessin gerekirse hiç vermesin dedim. Çalýþýrým dedim ben. Ki sað olsun, öyle bir durum da olmadý. Ýþte birkaç tane þey oldu, benden kesildi. Ben kendisiyle konuþtum, dedi ki ben bunu mahsus sizden kestim dedi.

Barikat: Peki iþ yerindeki sorunlar karþýsýnda birlikte hareket edebiliyor musunuz?

Kemal: Þimdi birlikte, bazý birlikte hareket edebilecek arkadaþlar var, birlikte hareket edemeyecek insanlar, arkadaþlar var. Çünkü insanlar arasýnda güven çok Güven çok Barikat: Neden kesti? önemlidir. Ben sana güvenmezsem sen bana güvenmesen, bu iþ yürümez. Aramýzda bazý Kemal: Dedi ki, çünkü herhangi bir derdiniz olduðu zaman gelip bana anlatmýyorsunuz dedi. arkadaþlar güvensiz olabilir. Ama içinde de dolu kan olsa aðzýnýn içi ki ben o adamýn yanýnda Yani doðrudur. Herhangi bir sorunumuz derdimiz olduðu zaman kime anlatmamýz lazým? konuþmam ve aðzýmdaki kaný tükürmem gerekir. Ýþverenimize yani patronumuza anlatmamýz gerekir. Çünkü baþka baþvuracaðýmýz Barikat: Peki sendikalý mýsýnýz? Sendikalar gidebileceðimiz biri yok. Ama ben patronumuzun o sözüne katýlýyorum. Gerçekten hakkýnda ne düþünüyorsunuz? Kýbrýs'ta mevcut iþçi sendikalarý size sahip çýkýyor mu? doðru söylüyor. Herhangi bir derdimiz olduðu Örneðin bir iþ kazasý geçirdiðinizde veya bir zaman þu durumda iþverene gidilir. Ýleri bir iþten durdurulma durumunda veya bu gibi zamanda da o parayý bana geri ödeyeceðini durumlarla karþýlaþan iþçiler için bir þeyler söyledi. yapýyor mu? Barikat: Bugüne kadar hangi iþlerde Kemal: Vallahi ben burada böyle bir þey çalýþtýnýz? Çalýþma koþullarýnýz nasýl? görmedim.


OCAK 2011

Barikat: Yani mevcut sendikalar size karþý ilgisiz mi? Kemal: Ben görmedim yani. Ýlgisizliði olur ki icabýnda bir iþçi burada doðru dürüst, bir sendika iþçisi, birlikte bir yürüyüþ yapmýyor veya herhangi bir konuþma yapmýyorlar. Herhangi bir grev de yapmýyorlar. Ben göremedim. Zaten bunlar hepsi memurlar tayfasýdýr. Biz iþçiler zaten yoðuz. Ben öyle biliyorum. Zaten bir iþçiyi insan sýnýfýna alsalar, yani zaten kazanan iþçinin sayesinde kazanacaðýný kazanýr. Kim olursa olsun. Ben bu iþi yapýyorsam sen benim sayemde kazanýyorsun. Ben bunu yapmazsam sen bu iþten para kazanamazsýn, Ama bunu yaptýðým zaman senin de bunun karþýlýðýný vermen lazým bana karþý. Bunu düþünmen gerekir. Barikat: Peki eðer iþçi sendikalarý sizinle ilgilenmiyorsa, bunun nedeni nedir? Sizinle ilgilenmek zorunda olan sendikalardan beklentileriniz nelerdir? Kemal: Beklentimiz ne olacak. Beklentimiz onlarýn durumu ne ise bizlerin de durumunun o þekilde olmasýdýr. Bizim durumumuz bu. Bugüne kadar bir sendikayla, evet burada bizim çalýþma izinlerimizin içerisinde yatýrýmlarýmýz vardýr, sigortamýz yatýrýlýr ihtiyat sandýðýmýz yatýrýlýr.Durum bu. Ama diðer konularda bilmem.

ÝÞÇÝ-SENDÝKA gelmem dedim. 1996'da gittim. Fakat 2004'te yine buraya geldim. O da bir akrabamýn zoru ile. Ben yine buraya gelmeyi tercih etmezdim. Mecburen çocuklarým için hanýmým için. Neyse iþte öyle geldi geçti o dönem. Geldik burada bir buçuk yýl geçirdik. Ýþ var, çalýþýyoruz ama ev yok. Yatacak yerimiz yok. Akrabama peþin para verdim ve onun evine yerleþtik. Daha sonra oradan çýktým ve þimdiki evimi tuttum. Bayramdan bir hafta sonra kendi emeðimle boyasýný falan yaptým ve kalýyorum. Barikat: Geçmiþ yaþantýnýzda sendikal mücadele içerisinde bulundunuz mu? Bulunduysanýz bize bu süreci anlatýr mýsýnýz?

AZI dersen, Kemal: Hiç bulunmadým. ÇünküYneden ben hep þirketlerdeydim. Hep gurbetteydim. Ben Türkiye'de hep tünel üzeri çalýþýrdým. Tünel dediðimiz de bu baraj, tünellerinden iþte bu daðý delmek. Onlarda çalýþýrdým. Bugüne kadar hiç sendikayla, sendika iþçisiyle, sendika yürüyüþünde bulunmadým. Bulundum dersem yalan söylerim. Hepimiz bir ekmek kavgasýnda, ekmek kavgasýyla, çocuklarýmýz ekmeðinin derdinde olduk. Ama onlara katýlmadýk. Bugüne

Barikat: Peki Kýbrýs'ta sendikalarýn özelleþtirmelere, mesai saatlerinin yükseltilmesine karþý ve göç yasasý dediðimiz, kamu çalýþanlarýnýn aylýk, maaþ, ücret ve diðer ödeneklerinin düzenlendiði yasaya karþý verdiði mücadele hakkýnda ne düþünüyorsunuz? Kemal: Þimdi, herkes hak ettiðini alýr. Herkes hak ettiðini almalýdýr. Eðer ben hak ettiðimi, alamýyorsam, tabiî ki bunun mücadelesini vermek zorundayým. Yani bunu söylemek zorundayým. Konuþmak zorundayým. Bunun içinde sendikal mücadele þarttýr. Tabiî ki bu tek bir kiþiyle de olmaz, tek yumruk olmasý gerekir. Çünkü demiþ, anca da beraber kanca da beraber. Birlik beraberlik olmadýðý müddetçe, tek bir kiþi hiçbir þey yapamaz. Ýcabýnda iki kolun nerede, bir kolun nerede? Bir kolla da iþ yapabilirsin. Ama iki kolun olduðu zaman, istediðini yapýyorsun. Ama bunlar bizde yok.Tüm iþçiler birlik olmalý, olmalý ama nerede? Kime? Ben 1995'te buradaydým, sýva iþi yapýyordum ,bir tane arkadaþýmýz geldi birlikte çalýþýyorduk, sizden iyi olmasýn. Küfürlü konuþtu, dedi ki kimse çalýþmayacak. Ýyi dedik, ben bir kenara çekildim fakat dedim ki, siz bunu yerine getirecekseniz, ben varým. Ama getirmeyecekseniz, ben yoðum. Bunu da size söyleyeyim dedim. Tabiî ki bu aynen devam etti. Sabah oldu býraktý. Adam geldi sabah oldu, zam istedik, zam istediler, adam da dedi ki zam falan veremem. Kesinlikle de çalýþan çalýþýr, çalýþmayan çekip gider dedi. Biz býraktýk çünkü arada söylemesek, küfür var, haddinden fazla küfür var. Ertesi gün diðer taraftan dedim geçip bir bakayým, çalýþan var mý diye. Gittim ve gördüm ki o adam çalýþýyor. Onun dýþýnda 16-17 kiþi çalýþýyor. O adam da, küfür eden adam da çalýþýyor. Yani neye yarar? O saatten sonra bir þey yapsan neye yarar? Gittim baþka yerlerde iþ aradým, baþka yerde iþ aldým. Yanýma bir akrabamý, bir iki ustayý daha aldým, aynen devam ettik. Aldýðým iþi bitirdim, teslim ettim daha sonra da bu memleketten çektim gittim. Bir daha

SAYFA 9

Kemal: Doðrudur. Ýþte bu yüzden böyle oluyor. Birlikte hareket etmedikleri için. Adam memlekette diyelim on kaðýda çalýþýyordu ve adam buraya geldiði zaman çok daha fazla para görüyor. Adam hayatýnda ömründe görmediði parayý 1 ayda görüyor. O adam diyor ki bu para hiçbir zaman bitmez. Hayýr,bitmez diye bir þey yok. Biter. Belki senin burada çocuðun ailen yok. Senin ev sýkýntýn yok, araba sýkýntýn yok, kira derdin yok. Net o para senin cebine giriyor. Sen o paradan canýn patlasa elli kaðýt harcayamazsýn. Ama ben aldýðým gibi, eve geliyorum, sabahleyin o para daðýtýlmýþ bitmiþ oluyor. Ondan sonra cepte para kalmýyor. Gerçek bu. Birlik beraberlik olsa, icabýnda benim þu anda burada, kendi payýma söyleyeyim bunu, benim burada yani normalde benim maaþým, 1750 TL'den aþaðýda olmamasý lazým. En düþüðü. Çünkü araba kullanýyorum. Benim maaþým, gün olduðu zaman ben geç gelirim. Sürekli mal indiririm. Ben gece, icabýyla, 9'da 10'da kimi zaman 11'de eve gidebiliyorum. Diðer arkadaþlarýn hepsi gidebilir. Peki niye ben? Diðer arkadaþlar süremezler mi? Sürerler, yaparlar, yapýlmaz diye bir þey yok. Bu iþi hepsimiz anamýzýn karnýnda öðrenmedik. Ama ha yapamazsak mesele deðil derler. Hani derler iþte, o gitsin yapsýn derler. Yani içimizden maalesef bazý arkadaþlarýmýz böyledirler. Yani biz kalkýp da arkadaþýmýzý düþünelim deðil, Herkes kendisini düþünür. Seni beni düþünen kimse yok. Barikat: Peki bütün iþçiler birleþerek, emek sömürüsünün olmadýðý, ezenle ezilenin olmadýðý onlarýn kurduðu ve yönettiði özgür eþit ve demokratik bir düzen kurabilirler mi?

kadar bizim ne bizim yöremizde, ne de memleketimizde sendika mücadelesine katýlmadým. ben Kahraman Maraþlýyým ama orada sendikalý olan insanlar da var ama onlarý tanýmadýðýmýz için, görmediðimiz için, gelip gitmediðimiz için katýlmadým. Barikat: Asgari ücret 1.300 TL oldu. Bu parayla en temel ihtiyaçlarýmýzý bile karþýlayamayýz. Sürekli yapýlan zamlarýn asgari ücrete yansýmadýðýný düþünürsek yaþam seviyemiz iyice düþecek.Sefalet içinde yaþamaya zorlanýyoruz. Ne yapabiliriz? Kemal: Þimdi, dedim ya birlik beraberlik olmalýyýz ki, yapýlmayacak hiçbir þey yoktur. Ama birlik beraberlik olmadýðý zaman da hiçbir þey yapamayýz. Ancak ve ancak bu parayla yetinebiliriz. Bu asgari ücretle yetinmeye çalýþýrýz ancak. Mesela ben þu anda evime 250 Sterlin, aylýk veriyorum, 220 Sterlin araba taksiti ödüyorum. Bunun yanýnda bir sürü masrafý oluyor. Yiyecek, içecek, giyecek, elektrik, su parasý. Ne ile bunlarý vereceðiz. Onu bile karþýlamaz. Barikat: Aslýnda emekçilerin sorunlarý ortak.Ama ortak sorunlarý için bir araya gelemiyorlar ve bir araya gelemedikleri için, birbirlerinden uzak kalýyorlar, haklarýný arayamýyorlar…

Kemal: Tabi ki ezilme olayý olmadýktan sonra düzenli, eþit,kardeþlik, birlik ve beraberlik, olduktan sonra ,yaþam mücadelesi verildiinde olmayacak þey yoktur. Her þey baþarýlýr o zaman. Ama sen beni ezersen hakkýmý yersen, bu düzen yürümez. Ben giderim, baþkalarý gelir. Ama iþte onlarýn gidip gelmesi deðil, iþ bunlarý, dediðin gibi birlik beraberlik ve iþverenlerle iþ yapanlarla beraber bu iþi yürütmek. Ama iþ verilenle verene de aþaðý yukarý ne aç býrakacaksýn ne tok býrakacaksýn. Hakkýný vereceksin. Hakkýný vereceksin ki, daha verimli olsun. Daha güzel iþ yapsýn, daha güzel iþler çýkartsýn. Kendi gücüne göre çalýþacak. Var gücü neyse ona göre iþ yapsýn. Gücünden fazla iþ yapamaz zaten. Gücüne göre verdiði emeðin karþýlýðýný alsýn. Barikat: Gazetemizi okudunuz mu? Gazetemiz hakkýnda ne düþünüyorsunuz? Olumlu veya eksik bulduðunuz taraflarý nelerdir? Kemal: Gazeteyi henüz okuma þansým olmadý. Barikat: Peki son olarak neler söylemek istersiniz? Kemal: Benim son olarak tek söylemek istediðim, bu cezalarýn, bir yol yordamýnýn bulunmasý, artý bugün insanlarýmýzýn da ne bileyim yani, kardeþçe, iþvereni olsun, iþ yapaný olsun, iþçisiyle emekçisiyle, bir birliktelik, beraberlik, saðlýklý bir dünyada yaþamak istiyorum. Tek isteðim ve son söyleyeceðim bu. Barikat:Ýþçi yoldaþa bize zaman ayýrdýðý için teþekkür ediyoruz…


OCAK 2O11

ÖZELEÞTÝRÝ

SAYFA 10

En büyük silahýmýz ÖZELEÞTÝRÝMÝZ... Bize yabancý, yýkýcý, anti-Bolþevik “özeleþtiri” ile, Parti ruhunu geliþtirme, Sovyet iktidarýný saðlamlaþtýrma inþamýzý iyileþtirme, ekonomi kadrolarýmýzý güçlendirme, iþçi sýnýfýný silahlandýrma hedefini güden bizim, Bolþevik “özeleþtiri”miz arasýnda kesinlikle ayrým yapýlmalýdýr. - V.I. LENIN Y AZI

Pratiðimiz..! Yetiþemediðimiz destek olamadýðýmýz toplumsal anlamda eylemsellik olarak varlýðýmýzdýr bu ayki esas özeleþtirimiz… Aslýnda klasikleþecek bir süre daha istesek istemesek kadro sorunumuz gereði… Her yere elimizi uzatmaya çalýþýyoruz ama yetiþebildiðimiz oran zaten belli… Emekçi kesimlerin, devrimci kesimlerin var olduðu yerlerde destek üretmeye çalýþýyoruz… Herhangi bir yere gittiðimizde destek olan da haberini yapan da bazen sadece tek bir kiþi oluyor.. Yine de vazgeçmiyoruz… Çünkü öyle bir lükse sahip deðiliz… Çünkü “odasýnda sosyalizmi komünizmi” kurup” içinde yaþayacak insanlardan hiç olmadýk..! Olmayacaðýz..! Bazen hiç gidemiyoruz ki o da destek olmayýþýmýzdan deðil…! Yine kadromuzun darlýðý bize engel oluyor… Buna raðmen bu sorunun da aþýlmasý konusunda adýmlar atmaktayýz… Kendi içinde kolektif bir çalýþma ile yürüyor ve büyümeye çalýþýyor gazetemiz… Derdimiz bu ülkede var olan sahte sosyalist veya komünist parti/partiler gibi arkamýza yirmi otuz tane insaný bir mayýslarda takýp sözde gövde gösterisi yaptýktan sonra; ilk toplantýda “iþ yaptýrtma” dertlerine ve hezeyanlarýna girmek deðil..! Bunu yapanlarý da gördük geçmiþte.. Ellerine ne

geçti? Koskoca bir hiç… Komünist isen, devrimci isen her þeyden önce kendini örgütleyeceksin deriz biz…! Tam da bunu yapmanýn derdindeyiz… Barikat þuan kendi kendisini de toplumu da mücadelesine örgütlemeye çalýþmaktadýr… Öðrenci bir örgütüz… Bunu söylemekten de çekinmiyoruz… Ama kimse sanmasýn ki öðrenci bir örgütsek eðer, deneyimsizsek, yanlýþ iþlere kuyrukçuluk yapacaðýz yada yanlýþ gördüðümüz yerlerin eleþtirisini yapmayacaðýz…! Böyle bir durum yok… Biz tüm açýk sözlülüðümüzle devrimci dayanýþma dahilinde elden gelen her þeyi yapmaya her süreçte devam edeceðiz… Bu hem çok zor hemde çok fazla çaba gerektiren bir iþtir… Korkmuyoruz… Bu sorunlarla karþý karþýya kalacaðýmýzý bile bile biz bu iþe girdik… Elden gelen mücadelenin en iyisini varlýðýmýz boyu devam ettireceðiz… Eðitim çalýþmalarýmýz sorunsuz devam ediyor… Kitle toplantýlarýmýzda aramýza yeni gelen arkadaþlarýmýzla paylaþýmlarýmýz iyi gidiyor… Fakat diðer konularda tamamen sorunsuz da deðiliz… Halen aramýzdaki genç yoldaþlarýmýzýn hatalarý bizlere bazen sorunlar çýkartýyor… Barikat'a istemeden zarar verdiklerinin

farkýnda olamýyorlar…. Eðitim'in önemini, düzgün teori ile düzgün pratiðin koordineli yürümesi gerektiðini onlara anlatmaya çalýþýyoruz… Sabýrla… Azimle…! Çünkü bilmekteyiz ki art niyetli deðiller…! Çünkü bilmekteyiz ki “kimse mükemmel deðil..!” Hem anlatýyoruz, hemde deneyim kazanýyoruz…. Parti belgelerimiz konusunda zaten þuan tercüme sürecimiz devam etmektedir… Mart veya Nisan ayý baþýnda ilk tercümelerimizi gazetemizden yayýnlamayý planýyoruz… Mayýs'a sarkýtmamaya çalýþacaðýz… Her sayfa para..! Para durumumuz zaten malum… Ticari bir yapýlanma olmamamýza raðmen kapitalizmde þuan þekil gereði öyle durduðumuz için giderlerimiz hiç bitmiyor… Bizler binbir yokluða raðmen, olabildiðimiz her ortamda katký koymaya devam ediyoruz… Etmeye de devam edeceðiz… Yardým edemediðimiz destek olamadýðýmýz toplumun ilerlemesi adýna her eylemde, her teorik pratik çalýþmada da bizler gazetemiz aracýlýðý ile buradan tüm emek sýnýfýndan ve tüm yoldaþlarýmýzdan da özür dilemeyi bir borç biliriz… Bu sorunlarý elbet aþacaðýz… Bütün gayretimiz bu yöndedir… Bu onurlu yolda bu kadar olumsuzluða raðmen dimdik þekilde yürümeye elden geldiði kadar her süreçte devam edeceðiz…


OCAK 2011

GÜNLÜK

SAYFA 11

"Tarihi kahramanlar deðil; kahramanlarý tarih yapar." Joseph STALIN TARÝHTE ARALIK AYI 1 OCAK 1964 - Makarios, Zürih ve Londra antlaþmalarýnýn yürürlükten kaldýrýlmalarýný istedi. 3 OCAK 1925 - Ýtalya'da Faþist Benitto Musolini bütün yetkileri elinde topladý. Böylelikle ülkede rahatça baskýcý ve yok edici bir tutum içerisinde hareket etmeye baþladý…! Edebileceði ortamý yarattý… 7 OCAK 1935 – Ýtalyan Faþist diktatör Benito Mussolini ile Fransa dýþiþleri bakaný Roma'da görüþtü. Resmi açýklamaya göre iki ülkenin Afrika'daki çýkarlarýyla ilgili anlaþmalar yapýldý… Kýsacasý bugün Afrika'da yaþanýlan açlýk ve sefaletin temellerini güçlendirerek sömürü hesaplarýný yaptýlar…! 8 OCAK 1982 - Yýlmaz Güney "komünizm propagandasý yapmaktan" 7,5 yýla mahkûm edildi. 10 OCAK 1928 – Anavatan Sovyetler Birliði, Hain Troçki'nin sürgüne gönderilmesine karar verdi…! 11 OCAK 1929 – Anavatan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliði'nde çalýþma süresi 7 saate indirildi. Bu daha sonraki yýllarda daha da kýsalacak

ve insanoðlu zamanýný eðitime, kültüre, sanata ve her türlü insani deðere daha fazla ayýrabilecektir… 12 OCAK 1959 - Sovyet uzay aracý Luna yýlýnda güneþ çevresindeki yörüngesine yerleþti. Luna yerçekiminden kurtulan ilk uzay aracý olarak tarihte yerini aldý… YAgören 12 OCAK 1976 – Türkiye'de öðrenim ZI Özer Elmas faþistlerce katledildi… 13 OCAK 1948 – 125 Günlük maden grevi Kýbrýs'taki iþçilerin ortak mücadelesi ile baþladý.. 15 OCAK 1919 - Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht öldürüldü 15 OCAK 1902 – Nazým Hikmet Ran doðdu.. (Nifus kaydý olarak geçen tarih) 15 OCAK 1950 – ENOSÝS için Elen Kilisesi Plebisit gerçekleþtirdi 17 OCAK 1946 - BM Güvenlik Konseyi, ilk toplantýsýný yaptý. Bu noktadan sonra BM, baþta ABD ve Ýngiltere olmak üzere büyük Emperyalist ülkelerin çýkarlarý doðrultusunda hareket edecekti…! 19 OCAK 2007 – Hrant Dink Agos gazetesi önünde

AYIN KARÝKATÜRÜ

faþizm'in kör kurþunu ile aramýzdan ayrýldý… Sözde katilinin davasý halen devam ederken, gerçek katiller halen sistem içerisinde gizlenmeye devam ediyor… 21 OCAK 1924 – Anavatan Sovyetler Birliði'nin kurucusu ve tüm dünya emekçilerinin önderi Vladimir Ýliç Lenin hayata gözlerini yumdu…! 24 OCAK 1993 - Gazeteci ve yazar Uður Mumcu otomobiline yerleþtirilen bombanýn patlamasý sonucu yaþamýný yitirdi… 25 OCAK 1918 - Rusya, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliði (SSCB) oluþunu tüm dünya emekçileri önünde resmen ilan etti. 28 OCAK 1974 – EOKA-B Lideri Grivas geçirdiði kalp krizi sebebiyle 75 yaþýnda öldü… 29 OCAK 1921 - Türkiye Komünist Partisi'nin ilk merkez komitesi baþkaný Mustafa Suphi 28 Ocaðý'ný 29'a baðlayan gece 14 yoldaþý ile birlikte bir teknede öldürüldüler…! Katilleri'nin kimler olduðu halen “sözde” bilinmese bile; Mustafa Kemal, Kazým Karabekir ve arkadaþlarýnýn bu katliamý gerçekleþtirdiði devrimci çevrelerce bilinmektedir….


OCAK 2011

TEORÝ-PRATÝK

SAYFA 12

Önderlerimiz yolumuzu aydýnlatýyor... Bizler pratiðimizi teorimiz ile harmanlamadýðýmýz sürece bilmemiz gerekir ki mücadelede bir adým geriden gelmek durumundayýz... Ama teorimizin de doðru olmasý gerekir ki pratiðimiz baþarýya ulaþsýn... Otorite Üzerine Bazý sosyalistler, son zamanlarda, otorite ilkesi diye adlandýrdýklarý þeye karþý düzenli bir haçlý seferine giriþmiþlerdir. Þu ya da bu eylemin otoriter olduðunu söylemek onu mahkum etmeye yetmektedir. Bu özet davranýþ biçimi o denli kötüye kullanýlmýþtýr ki, soruna biraz daha yakýndan bakmak bir zorunluluk olmuþtur. Sözcüðün burada kullanýldýðý anlamda otorite, þu demektir: bir baþkasýnýn iradesinin bizimkine dayatýlmasý; öte yandan otorite, boyuneðmeyi öngörür. Bu iki sözcük kulaða hoþ gelmediðinden ve bunlarýn temsil ettikleri iliþki boyuneðdirilen taraf için kabul edilebilir olmadýðýndan, sorun, bundan kurtulmanýn bir yolu olup olmadýðý, —mevcut toplam koþullar veri olarak alýndýðýnda— bu otoritenin artýk bir anlam taþýmayacaðý ve bunun sonucu olarak da, yok olmak zorunda kalacaðý bir baþka toplumsal sistemin yaratýp yaratamayacaðýmýzdýr. Bugünkü burjuva toplumun temellerini oluþturan iktisadi —sýnai ve tarýmsal— koþullarý incelediðimizde, bunlarýn, yalýtýlmýþ eylemlerin yerine, gittikçe bireylerin birleþik eylemlerini koyma eðilimi taþýdýklarýný görürüz. Yüzlerce iþçinin buharla iþleyen karmaþýk makinelerin baþýnda durduklarý büyük fabrikalarý ve atelyeleriyle birlikte modern sanayi, ayrý ayrý üreticilerin küçük atelyelerinin yerini almýþtýr; küçük kayýklarýn ve yelkenlerin yerini nasýl buharlý gemiler almýþsa, karayollarýndaki binek ve yük arabalarýnýn yerini de, demiryolu vagonlarý almýþtýr.

Tarým bile, gittikçe, küçük mülk sahibinin yerine yavaþ yavaþ, ama acýmasýzca, ücretli emekçilerin yardýmýyla geniþ toprak parçalarýný iþleyen büyük kapitalisti geçiren makinenin ve buharýn egemenliði

altýna girmektedir. Birleþik eylem, birbirine baðlý olan süreçlerin karmaþýklaþmasý, her yerde, bireylerin baðýmsýz eylemlerinin yerini almaktadýr. Ama birleþik eylemden sözeden, örgütlenmeden sözetmektedir; otoritesiz örgütlenme diye bir þey olabilir mi? Bir toplumsal devrimin, servet üretimi ve dolaþýmý üzerinde þu anda otoriie sahibi olan kapitalistleri devirdiðini düþünelim. Anti-otoritercilerin bakýþ açýsýný tamamýyla benimseyerek, topraðýn ve iþ aletlerinin, bunlarý kullanan iþçilerin kolektif mülkiyetine geçtiðini düþünelim. Bu durumda otorite kalkmýþ mý, yoksa yalnýzca biçim mi deðiþtirmiþ olacaktýr? Görelim bakalým. Örnek olarak bir pamuklu iplik atelyesini alalým. Pamuk, iplik haline gelmezden önce, birbirini izleyen en az altý iþlemden geçmek zorundadýr, ve bu iþlemlerin büyük bir kýsmý ayrý ayrý odalarda yapýlýr. Dahasý, makineleri iþler durumda tutmak için, buhar makinesinin baþýnda duran bir makiniste, günlük onarýmlarý yapacak bir teknisyene ve bütün iþleri ürünleri bir odadan ötekine aktarmak olan daha birçok iþçiye vb. gerek vardýr. Bütün bu iþçiler, erkekler, kadýnlar ve çocuklar, iþlerini bireysel özerkliðe hiç aldýrmayan buharýn otoritesi tarafýndan saptanan zamanlarda baþlatmak ve bitirmek zorundadýrlar. Þu halde, iþçiler, ilkin bu iþ saatlerini kabul etmelidirler; bu saatlere, bir kez saptandýktan sonra, ayrýcalýksýz herkes uymalýdýr. Bunun ardýndan, daðýtýmýna vb. iliþkin belirli sorunlar ortaya çýkar ki, eðer tüm üretimin bir anda durmasý isteinilmiyorsa, bu sorunlarýn anýnda çözülmeleri gerekir; bunlar ister her iþ dalýnýn baþýna yerleþtirilmiþ olan bir delegenin kararýyla çözümlensin, ya da ister, eðer olanaðý varsa, çoðunluk oyuyla çözümlensin, tek bireyin iradesi buna her zaman boyuneðmek durumunda olacaktýr, ki bu da sorunlarýn otoriter bir biçimde çözülmesi demektir. Bir büyük fabrikanin otomatik mekanizmasý, iþçi çalýþtýran küçük kapitalistinkinden çok daha despotiktir. Ýnsan, iþ saatleri konusunda bu fabrikalarýnýn üzerine hiç deðilse þunlarý yazabilir: Lasciate ogni autonomia, voi che entrate! Ýnsan, bilgisinin ve yaratýcý dehasýnýn yardýmýyla doða güçlerine nasýl boyuneðdirdiyse, beriki de insaný, kendisini kullanmasý ölçüsünde, her türlü toplumsal örgütlenmeden baðýmsýz gerçek bir despotizm altýna sokarak ondan intikam almaktadýr. Büyük sanayideki otoriteyi ortadan kaldýrmayý istemek, sanayiin

kendisini ortadan kaldýrmayý, gerisin geriye çýkrýða dönmek üzere buharlý çýkrýðý yoketmeyi istemekle ayný þeydir. Bir baþka örnek olarak demiryolunu alalým. Burada da sayýsýz bireylerin iþbirliði yapmalarý mutlaka zorunludur, ve bu iþbirliði kesenkes YAolan ZI saatler içinde saptanmýþ yapýlmalýdýr ki hiç bir kaza olmasýn. Burada da, iþin ilk koþulu, bütün ikincil sorunlarý çözümleyen bir egemen iradenin —bu irade ister tek bir delege tarafýndan, ya da ister ilgili kimselerin çoðunluðunun kararlarýný uygulamakla yükümlü bir komite tarafýndan temsil ediliyor olsun— bulunmasýdýr. Her iki durumda da, çok belirgin bir otorite vardýr. Dahasý, demiryolu sorumlularýnýn sayýn yolcular üzerindeki otoritesi kaldýrýlacak olsa, harekat ettirilen ilk trenin baþýna neler gelmez ki?

Ama, otorite, hem de müstebit bir otorite zorunluluðu, açýk denizdeki bir gemideki kadar baþka hiç bir yerde bu denli açýk deðildir. Burada, bir tehlike anýnda, herkesin yaþamý, herkesin tek bir kiþinin iradesine anýnda ve kayýtsýz þartsýz uymalarýna baðlýdýr. Bu gibi savlarý anti-otoritercilerin en azgýnlarýnýn karþýlarýna koyduðumda, verebildikleri tek yanýt þu oldu: Evet, bu doðru, ama bu durumda bizim delegelerimize verdiðimiz þey otorite deðil, yetki devridir! Bu baylar þeylerin adlarýný deðiþtirdiklerinde þeylerin kendilerini deðiþtirdiklerini sanýyorlar. Bu derin düþünürler tüm dünyayý iþte böyle alaya alýyorlar. Böylelikle gördük ki, bir yanda, nasýl devredilmiþ olursa olsun, belirli bir otorite, ve öte yanda da, belirli bir boyuneðme — bunlar her türlü toplumsal örgütlenmeden baðýmsýz olarak, içinde üretim yaptýðýmýz ve ürünleri dolaþýma soktuðumuz maddi koþullarla birlikte bize dayatýlan þeylerdir. Öte yandan gördük ki, üretimin ve dolaþýmýn maddi koþullarý, büyük sanayi ve büyük tarým ile kazýnýlmaz olarak geliþmektedir ve bunlar bu

otoritenin alanýný gittikçe geniþletme eðilimindedirler. Demek ki, otorite ilkesinden mutlak olarak kötü, ve özerklik ilkesinden de mutlak olarak iyi bir þey diye sözetmek saçmadýr. Otorite ve özerklik, kapsamlarý toplum geliþmesinin çeþitli evreleriyle birlikte deðiþen göreli þeylerdir. Eger özerklikçiler, gelecekteki toplumsal örgütlenmenin, otoriteyi, olsa olsa üretim koþullarýnýn onu kaçýnýlmaz kýlacaðý sýnýrlar içersine hapsedeceðini söylemekle yetinselerdi, birbirimizi anlayabilirdik; ama onlar otoriteyi zorunlu kýlan bütün olgulara gözlerini kapamýþlar, hýrsla sözcüðün kendisine saldýrýyorlar. Anti-otoriterciler niçin siyasal otoriteye, devlete karþý çýkmakla yetinmiyorlar? Siyasal devletin, ve onunla birlikte siyasal otoritenin de önümüzdeki toplumsal devrimin sonucu olarak yokolacaðý, yani kamu iþlevlerinin siyasal niteliklerini yitirecekleri ve toplumun gerçek çýkarlarýný gözetmek olan basit yönetsel iþlevler haline gelecekleri düþüncesini bütün sosyalistler paylaþmaktadýrlar. Ama antiotoriterciler, otoriter siyasal devletin, bir çýrpýda, hatta onu yaratmýþ bulunan toplumsal koþullar yokolmazdan önce, ortadan kaldýrýlmasýný istiyorlar. Bunlar, toplumsal devrimin ilk iþinin otoritenin ortadan kaldýrýlmasý olmasýný istiyorlar. Bu baylar hiç bir devrim görmüþler midir? Devrim, elbette ki, en otoriter olan þeydir; bu, nüfusun bir bölümünün kendi iradesini, nüfusun öteki bölümüne tüfeklerle, süngülerle ve toplarla —akla gelebilecek bütün otoriter araçlarla— dayattýðý bir eylemdir; ve eðer muzaffer olan taraf yok yere yenik düþmek istemiyorsa, bu egemenliðini, silahlarýnýn gericiler üzerinde yarattýðý terör ile sürdürmelidir. Paris Komünü, silahlý halkýn otoritesini burjuvaziye karþý kullanmamýþ olsaydý, bir gün olsun dayanabilir miydi? Tersine, Paris Komününü bundan yeterince serbest bir biçimde yararlanmamýþ olmakla suçlamamýz gerekmiyor mu? O halde, þu iki þeyden birisi: antiotoriterciler ya neden sözettiklerini bilmiyorlar, ki bu durumda kafa karýþýklýðýndan baþka bir þey yaratmýþ olmuyorlar; ya da bunu biliyorlar, ki bu durumda da proletaryanýn hareketine ihanet ediyorlar. Her iki durumda da gericiliðe hizmet etmiþ oluyorlar. Ekim 1872-Mart 1873'te Engels tarafýndan yazýlmýþtýr Ýmza: Federico Engels


OCAK 2010

KÜLTÜR-SANAT

SHAKESPEARE ÜSTÜNE NOTLAR: SHAKESPEARE ÝNCELEMELERÝ Shakespeare oyunlarýnýn sergilenmesinin tosladýðý güçlüklerden biri de yanlýþ bir büyüklük anlayýþýdýr; ilgili büyüklük, küçük çaðlar tarafýndan ozanýn eriþtiði ünün, kullandýðý temalarýn ve olaðanüstü bilinen boyutlarýndan çýkarýlmýþtýr, dolayýsýyla þimdi ozanýn oyunlarý için "büyük" bir sergileme gerekli sayýlmakta, bu uðurda elden gelen çabayý harcayan küçük çaðlarýn yürekler acýsý biçimde serilip kaldýðý görülmektedir. Eski tiyatroda edilgin (pasif) insaný anlatmaya imkân veren geliþmiþ bir teknik buluyoruz. Baþýna gelen olaylara ruhsal bakýmdan gösterdiði tepki ortaya konarak, edilgin insanýn karakteri kurulup çatýlýyor, örneðin, Shakespeare'in III. Richard oyununda III. Richard'ýn kendisini sakatlayan yazgýsýna karþý tepkisi, dünyayý ayný sakatlama iþlemine konu etmek için ruhunda duyduðu istektir. Öte yanda, kýþlarýnýn nankörlüðüne Kral Lear'in cadýlarýn krallýðý ele geçirme çaðrýsýna karþý Macbeth'in, öcünün alýnmasýný isteyen babasýnýn çaðrýsýna Hamlet'in verdiði cevaplarý buluruz. Ve yine imparatora ihanet etme ayartýsýna karþý Wallenstein'in, Mephisto'nun güzel yaþama ayartýsýna karþý Faust'un cevaplarýna tanýk oluruz. Bunun gibi, dokumacýlar fabrikatör Dreisiger'den, Nora ise kocasýndan gördüðü zulme bir tepkiyle cevap verir. "Yazgý" tarafýndan ortaya atýlýr hep soru, yazgýnýn kendisi yalnýzca sorunu ortaya çýkarýcý bir rol oynar, insan etkinliklerinin menzili dýþýnda yer alýr. "Ezelî ve Ebedî" nitelik taþýr soru, durmadan kendini açýða vuracak, habire boy gösterecektir, hiç bir eylem tarafýndan silinip atýlamayacak bir sorudur, insansýl bir yaný içermez, insansýl bir etkinlik olarak konmaz ortaya. Ýnsanlar bir zorun itiþiyle "karakterlerine" uygunluk içinde davranýrlar: karakterleri de "dünya durdukça duracak" nitelik taþýr, her türlü etkilemeye kapalýdýr, yalnýzca açýða vurabilir kendini, insanlarýn ele geçirebileceði gibi bir nedeni içermez. Yazgý üzerinde egemenlik kurulabilirse de, bir uyum sürecinin saðladýðý egemenliktir bu. Yazgýnýn "cilvelerine" katlanmak, iþte yazgý üzerinde saðlanacak egemenlik budur. Ýnsanlar ayaklarýný' yorganlarýna göre uzatýr, yorganýn kendisi uzatýlmaz. Wallenstein''da imparator bir ilkedir, her türlü müdahaleye kapalýdýr, Lear'in kýzlarýnýn nankörlüðü ise mutlak (saltýk) nitelik taþýr, deðiþtirilebilir birtakým nedenlerden kaynaklanmaz. Hamlet'in annesi bir cinayet iþlemiþtir, tek karþýlýðý yine bir cinayettir bunun; Faust, ancak þeytanýn yardýmýyla yaþamýn güzelliklerinin tadýný tadar, þeytan bir ilkedir, Tanrý bile baþa çýkamaz onunla, onu yönetemez. Macbeth'in kralý herhangi bir kimse, örneðin Macbeth'in kendisi gibi kral olmuþ deðildir, kendi kralý gibi bir kral olamaz Macbeth. Bir kez daha Lear'i alýp, davranýþ bilginlerinin önünde sahneleyin! Lear'in, saraydaki 100 soylu için kýzýndan istediði yemeðin gereðinde alýnýp getirilecek bir yerde hazýr bekleyip beklemediði sorusunun seyircide uyanmasýyla oyun, trajik etkisini gösterecektir. Elizabeth Tiyatrosu bireye enikonu özgürlük getirmiþ ve onu bol keseden tutkularýyla baþbaþa býrakmýþtýr. Örneðin Kral Lear'de sevilme, Üçüncü Richard'da egemen olma, Romeo ve Jülyet ile Antonius ve Kleopatra'da sevme, Hamlet'te cezalandýrma ve cezalandýrýlma, daha baþka oyunlarda ise daha baþka tutkulara rastlanýr. Ýl oyuncularýmýz, ilerde de seyircilerin ilgili özgürlüðün tadýný çýkarmasýna çalýþabilirler isterlerse. Ancak, bunun için ayný yaratý sürecinde toplumun kendisine de bir özgürlüðü, bireyi deðiþtirme ve onu üretken duruma getirme özgürlüðünü sunmalarý gerekir; çünkü, zincirlerinden kurtulanýn, tüm mutluluklarýn kaynaðý üretim eyleminin nasýl üstesinden geleceðini bilmedikten sonra, zincirlerinden kurtulmasý neye yarayacaktýr? Shakespeare'in Antonius oyununda Antonius'un Kleopatra'ya karþý beslediði tutku yüzünden koskoca bir imparatorluk savaþlara sürüklenir, Antonius'un aþk iniltileri can çekiþen lejyonerlerin iniltilerine, sevgilisine yaptýðý ziyaretler deniz savaþlarýna, aþk yeminleri politik bildirilere (komunike) dönüþürken, bugün benzer durumlarda diyelim bir Ýngiliz kralý iþini kaybeder yalnýzca ve muradýna ererdi. Ortaçað, Hamlet'in ünlü bocalayýþýný onun karakterindeki güçsüzlüðe vermiþ, nihayet tasarlanan eylemin gerçekleþtirilmesine doyurucu bir gözle bakmýþ olabilir. Biz, özellikle Hamlet'in bocalayýþýný mantýk, sondaki tüyler ürpertici eylemi ise mantýksýzlýk durumuna gerisin geri bir yuvarlanýþ diye görüyoruz. Ancak, mantýksýzlýða böylesi yuvarlanma tehlikesi bizler için de söz konusudur

hâlâ, üstelik bugün yol açacaðý sonuçlar eskisinden de aðýrdýr. Günümüz sanatýnýn konusu dünyanýn çýðýrýndan çýkmýþ olmasýdýr. Ancak, dünya çýðýrýndan çýkmasaydý, sanat diye bir þey olmazdý ya da olurdu gibilerden bir þey söyleyemeyiz; çýðýrýndan çýkmamýþ bir dünyayý tanýmýyoruz çünkü. Üniversiteler uyum (armono) konusunda ne derlerse desin, Aischylos' in dünyasý savaþlar ve korkulardan geçilmiyordu; Shakespeare'in, Homer'in, Dante'nin, Cervantes'in, Volter'in ve Goethe'nin dünyalarýnýn da bundan geri kalýr yaný yoktu. Haberin kendisi ne denli barýþçýl nitelik taþýrsa taþýsýn, savaþlar oluþturur içeriðini, ve dünyada bir barýþý gerçekleþtiren sanat, onu savaþçýl bir dünyayla YAZI gerçekleþtirmiþ sayýlýr. EPÝK TÝYATRODA SHAKESPEARE III. Richard'ýn birinci perdesinin ünlü sahnesi oynanmasýndaki güçlük dolayýsýyla oyuncular tarafýndan tutulmaz pek. Ýlgili sahnede kurbanlarýndan birinin ya da daha çok ikisinin yasýný tutan dul kadýn karþýsýnda iktidara susamýþ sakatýn elde ettiði baþarýnýn genel olarak çarpýcý etkisinin sergilenmesi istenir oyunculardan. Böylece, oyuncu, çarpýcýlýðý bir özellik olarak sergilemek gibi güç bir görevi üstlenmek zorunda kalýr. Üstlenilen görevin de hemen hiç altýndan kalkýlamamasý, olayýn olasýlýðýný hayli etkiler. Gerçekçi yöntemle çalýþan oyuncu, bir baþka yol izler bu konuda: Dul kadýnýn gönlünü kazanmak için Richard'ýn ne gibi eylemlere kalkýþtýðýný araþtýrýr, onun içinde bulunduðu durumu deðil, yaptýðý iþi inceler. Sonunda anlar ki, Richard'ýn bütün yaptýðý, dolayýsýyla kiþiliðinin tüm çarpýcý gücü pek kaba bir dalkavukluktan oluþmaktadýr Ancak, bu da, oyuncunun baþarýsýný tümüyle kadýnýn oynayýþýna baðlý kýlar. Hatta belki bunun için kadýnýn pek fazla güzel olmamasý, dolayýsýyla komplimanlara pek alýþýk bulunmamasý gerekir. (...) Hamlet'in ilk sahnesinin çok önemli bir gestus'u içerdiði þöyle bir baþlýkla açýða vurulabilir: Helsingor Þatosunda bir hayalet görülüyor. Sahne, kralýn ölümü konusunda þatoda dolaþan söylentileri oyunlaþtýrarak seyirci önüne çýkarýr. Ýlgili olayýn, hayaletin hayalet olarak korku yaratacak biçimde sahnelenmesi, kuþkusuz her zaman dikkati asýl konudan baþka tarafa çekecektir. (...) Shakespeare'deki bazý epik özellikler þu iki nedenden kaynaklanýr kanýmca; Birincisi: Ýlgili oyunlara daha önce varolan yapýtlarýn (nuveller ya da oyunlar) temel alýnmasý, ikincisi: günümüzde kuþkusuz kabul edileceði üzere, oyunlarýn tiyatrodan anlayan bir ekibin iþbirliðiyle doðmuþ olmasýdýr. Epik özelliðin hepsinden çok kendini belli ettiði tarihsel oyunlar, önceden varolan konunun zamanýn gereklerine uydurulma iþlemine en çok kafa tuttuðu oyunlardýr. Belli tarihsel karakterler ilgili oyunlarda yer almýþsa, baþka türlü oyunda eksiklikleri duyulacaðý içindir bu; belli bazý olaylara da yine ayný "dýþ" nedenden oyunlarda yer verilmiþtir. Bu yoldan oyunlara sýzan montaj öðesi, tek baþýna, onlarý epik bir karakterle donatmýþtýr. KUTSALLIÐA KARÞI ÝÞLENEN SUÇLAR KUTSALLIK BAÐIÞLAR Klasik yapýtlarý canlý tutan, kötü de olsa onlarýn günümüzdeki kullaným biçimidir. Ýlgili yapýtlar sýkýlýp ezilerek ahlaksal özü çýkarýlýr okullarda; tiyatroda ise bencil oyuncular, þan ve þeref düþkünü saray nazýrlarý, gözünü kazanmak hýrsý bürümüþ akþam eðlencesi satýcýlarý tarafýndan bir araç olarak kullanýlýr. Yaðmalanýr ve hadým edilirler; dolayýsýyla hâlâ sürdürürler varlýklarýný. "Salt saygý konusu" yapýlmalarý bile, diriltici biçimde olur; çünkü kimse gösterdiði saygýdan þöyle tam bir porsiyonu kendisi için alýkoymaksýzýn bir þeye karþý saygý gösteremez. Sözün kýsasý, çürüyüp gitmek klasik yapýtlara iyi gelir; çünkü yaþamanýn yolu ancak yaþatmaktan geçer. Donmuþ bir kült, Bizans saraylarýnda hizmet edenlerin prens soyundan kiþilere el sürmelerini, dolayýsýyla ilgili kiþilerin o prens sarhoþluklarý içinde bir havuza düþtüler mi kimseden yardým göremeyerek ölüp gitmesini öngören seremoni gibi tehlikelidir; sarayda çalýþanlar, kendileri ölmemek için prens soyundan gelenlerin ölmelerine göz yummuþlardýr hep. B. Brecht, "Oyunculuk Sanatý ve Dekor" 1982 Türkçesi: Kamuran Þipal

SAYFA 13


OCAK 2011

GENÇLÝK

SAYFA 14

Eðitim en demokratik haktýr..! Para ile SA-TIL-MAZ...! Günden güne artan okul harçlarý, kesilen akademisyen maaþlarý, hayat pahalýlýðýyla iki kuruþ maaþ arasýnda geçim mücadelesi veren üniversite çalýþanlarý ve yapýlan grevler… Hem DAÜ-SEN'in DAÜ'de yaptýðý hem de Devrimci Genel-Ýþ'in LAÜ'de gerçekleþtirdiði grevler, Aralýk ayýnda okullarda yanký uyandýrdý. DAÜ-SEN, üniversite öncesi eðitim kurumlarýnda yaþananlarý, adaletsizce yapýlan maaþ kesintilerini protesto etti. Rektörlük binasý önünde gerçekleþtirilen eylemde yasa dýþý, haksýz kesintilere karþý cevabýn grev olacaðý mesajý öðretmenlerle öðrenciler tarafýndan birlikte verildi. Devrimci GenelÝþ'in LAÜ'de yaptýðý eylem ise hayat pahalýlýðýna oranla kazanýlan paranýn azlýðý ve yapýlan ödemelerin Amerikan Dolarý bazýnda ödenmesi söz konusu olduðundan alým gücünün azlýðý söz konusuydu. Üniversitelerde bitmek bilmeyen sorunlar, zaman zaman dersleri aksatýp, eðitime olan konsantreyi azaltýyor olsa da, öðrenciyi doðrudan ilgilendiren daha büyük bir sorun var. Gittikçe artan okul harçlarý! Neye göre belirlendiði merak konusu olan okul harçlarýnýn her yeni yýlda olduðu gibi bu yýlda ne kadar artacaðý merak konusu. Devlet, vermek zorunda olduðu her hizmeti özel sektörün egemenliðine býraktýðýndan, her sektörde olduðu gibi eðitim sektörü de yalnýzca parasý olan insanlarýn faydalanabileceði ticarethaneler durumuna getirilmiþ durumda. Öyle ki, verilen miktarlar kimi zaman bir öðrencinin herhangi bir dersinden kalýr not almasý durumda, öðrencinin neden baþarýsýz olduðunun sorgulanmasý, belirlenmesi ve üzerine gidilerek baþarýya doðru taþýnmasýna engel oluyor. Eðitim kalitesi düþtükçe, öðrenci Bir yumurtada benden Erdal Eren aþkýna

bulunduðu sistem içerisinde, adeta diploma satýn almýþ hissiyle okulundan mezun oluyor. Tepeden týrnaða her yeri iþgal etmiþ olan sermaye düzeni, eðitimin her bacaðýný ele geçirmiþ durumda. Baþtan sona okulla iliþkisi olan herkes kendisini ilgilendiren sorunlarla boðuþmakta.

YAZI

Sorunlarýyla boðuþmakta olanlarýn, bu noktada bilmeleri gereken, yalnýzca kendilerini ilgilendiren sorunlara karþý direniþ göstermelerinin sistemi pek fazla etkilemeyeceðidir. Sorunun temeli, özel sektöre dayalý bozuk giden sistemin tamamýyla her alanda çalýþmýyor olmasýdýr. Defalarca dile getirdiðimiz ve sistemi yýkana kadar dile getirmekten vazgeçmeyeceðimiz gibi bir kez daha öðrenciyi, öðretmeni, çalýþaný, veliyi ve diðer bütün sektörlerdeki bütün emek güçlerini ortak bir mücadele davet ediyor, sistemi yýkabilmek için sorunlarýn yalnýzca bizi ilgilendiren yanlarýyla deðil, tamamýna karþý direniþ göstermemiz gerektiðini bir kez daha

söylüyoruz. Zincirin bütün halkalarýný birleþtirmek adýna, sorunu bütünüyle ele alacak olursak aslýnda gözümüzün önünde duran tabloyu fark edebilir ve ettirebiliriz. Bugün maaþ kesintileri ile boðuþan bir emekçinin çocuðunu okula gönderebilmek ödemesi gereken miktar, neredeyse asgari ücretle ayný orandadýr. Asgari ücretle çalýþan bir emekçinin çocuðunu okula yalnýzca kayýt ettirebilmesi ortalama 1000 TL civarýnda iken, aylýk 500 ile 700 TL arasýnda deðiþen, her ay ödenmesi gereken ücret, yaklaþýk 3 ay boyunca ödenmesi gereken bir miktardýr. Öðrencinin okul kitaplarý, kaynaklar ve diðer materyalleri dýþarýdan edinmek zorunda oluþu, özel sektörün bir baþka kuþatmasýdýr. Okula gidip gelmek için ulaþýma harcanmak zorunda olan veya uzak yerlerden gelen öðrencilerin okul sýnýrlarý içindeki özel yurtlarda kalabilmek için ödemek zorunda olduðu uçuk miktarlar bunun iþin cabasýdýr. Böyle bir durumda okulda maaþ kesintileriyle boðuþan, iki çocuklu bir emekçinin çocuðunu üniversitede okutabilmek olasýlýðý nedir? Ýþte sistem budur! Ýþte kapitalizm budur! Ýþte paranýn egemenliði budur! Okuma hakkýný elde edebilmek için para sahibi olmak zorunda olunan bu sistem yýkýlmak zorundadýr. Milyarlar harcayýp sýkýntýlar içinde okula yazýlmak, okul genelinde sistem bozukluklarýndan dolayý sorunlu bir okul dönemi geçirmek, kalitesi düþük eðitim almak, eðitimini tamamladýðý ticarethanelerden para karþýlýðý diploma almak, iþsiz kalmak, kimi zaman kendi mesleðiyle ilgilenememek, özel sektörün gölgesinde, emek sömürüsünü maruz kalmak, sizleri bekliyor. Ne duruyorsunuz gençler, haydi okula….!!!

“Cezaevinde yapýlan (Neler olduðunu ayrýntýlý bir biçimde öðrenirsiniz sanýrým) insanlýk dýþý zulüm altýnda inletildik. O kadar aþaðýlýk, o kadar canice þeyler gördüm ki, bugünlerde yaþamak bir iþkence haline geldi. Ýþte bu durumda ölüm, korkulacak bir þey deðil. Þiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluþ haline geldi, böyle bir durumda insanýn intihar ederek yaþamýna son vermesi iþten bile deðildir. Ancak ben bu durumda irademi kullanarak ne pahasýna olursa olsun yaþamýmý sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceðimi bile bile.” Darbeyi ,faþizmi özetleyen Erdal direniþ de özetliyor. "Bir darbe Geldi baþýma Bir darbe " Mor ve Ötesi þarkýsýný yaptý.Bu gün "darbe"sokaktaki genç kadýnýn bebeðini düþürüyor."Çocuk da olsalar kadýn da gereði"yapýlýyor. "Aman aman acý yüzler Kurþun gibi izler Son bakýþtaki o gözler kaldý aklýmýzda" Sezen Aksu'nun bu þarkýsýnýndaki gözlerin Erdal Eren'i anlattýðýný artýk biliyoruz. Erdal Eren 17 yaþýnda idam edilen bir çocuk. Bir çocuk, bir genç ,yaþýyor iþçilerin emekçilerin mücadelesinde.Ýleri iþçiler ,gençler o gözlerle bakýyorlar yaþama.Attýklarý yumurtalar suratlarýnda. Korku salmaya devam ediyor hala ... "Bir mermi de benden aslaným, Bir mermi de benden " (Enver Gökçe) Bir yumurtada benden Erdal Eren aþkýna, egemenlerin suratýna."Asmayýpta besleyelim mi"diyenlerin suratýna." Þimdi gülme sýrasý bizde." diyenlerin 12 Eylül'den bu yana sýrýtmaya devam edenlerin ,insan haklarý gününde "Men Dakka Dukka: Kim vurursa veya dak ederse ona da vururlar dak ederler"diyenlerin suratýna ...Bir yumurta da benden...

Öðrenci gençlik yumurtalý eylemleriyle medyanýn gündemine oturdu."orantýsýz müdahale" ile karþýlaþan gençler iktidarýn "hoca"milletvekilini yumurta þenliðine "konuk" etti. 13 Aralýk 1980'de “Önceden, en inceden inceye düþünülüp tasarlanan cinayet 'e (Albert Camus) kurban giden Erdal Eren bugünlerde ülkenin pek çok yerinde anýlýyor. 17 yaþýnda bir çocuk cunta karþýsýnda baþý yukarýda durmuþ.Yargýlayanlarý yargýlamasýný bilmiþti."Benim hakkýmda ne kadar peþin bir yargýlama yapýldýðý son derece ortadadýr. Nitekim benimle ilgili olayýn ertesinde Genel Kurmay Baþkanýnýn "çoktandýr idam olmuyor. Bazý kiþilerin idam edilmesi gerek" þeklindeki demeç vermesi benimle ilgili idam kararýdýr. Ve size bu konuda ulaþýlan emirlerin açýkca dýþa vurulmasýdýr. " Demokratikleþtiðimizi savlayanlar þimdilerde gençlere akýl vermeye çalýþýyorlar."Haklýsýnýz eylem yapmakta ama tepkilerinizi daha demokratik þekilde yapýn.» "erdal'ým daraðaçlarýnda denizleri yaþatan körpecik fidaným benim andýn andýmýz sevdan sevdamýz" Grup Günola'nýn þarkýsýndaki gibi Erdal, Denizlerin ayak izlerine basmadan ilerleseydi belki de idam edilmeyecekti. Ya da her þeye raðmen yine idam edilecekti ancak bugünün gençleri,emekçileri Erdal'ý sevgi ve özlemle anmayacaktý.Bu kadar sýklýkla çocuklarýmýza Erdal ismi Eren ismi verilmeyecek ülkemiz sýnýrlarýný da aþarak Dominikli Erdal Eren'ler olmayacaktý. Erdal bu gün yaþamýþ olsaydý.Ýþçilerin -emekçilerin,gençlerin hak mücadelesinde en ön safta yerini alacaktý buna kuþku yok.Erdal týpký Denizler gibidir, ulaþýlmaz uzaktaki kahramanlardan deðil,içimizden biri olacaktý. Elbette en duyarlýlarýmýzdan biri en öndekilerden biri olacaktý. Sevdasý sevdamýz olacaksa Onu anmak Onu Mehmet Zengül anlamaktan geçiyor..


OCAK 2011

DÜNYA

SAYFA 15

19 Aralýk Katliamýný Unutmadýk Unutmayacaðýz...! Yýllar önce bir gece faþizm'in askerleri F Tipi Cezaevlerine ayni saatte askeri operasyon düzenledi..! Lütfen düþünün...! Ýnsanlarý; baskýlarla, dayatmalarla, kan dökerek, can alarak, tutsak düþürdükleri kendi zindanlarýna bile ancak kaba kuvvetle girebildiler...! Korkunun ecele faydasý var mýdýr ...???!!! F Tipi Cezaevlerinde olanlardan haberdar mýsýnýz ?? Tam 10 sene önce Türkiye’de faþist T.C. devleti 57. Hükümet dönemi olan DSP-MHP-ANAP kukla hükümeti tarafýndan bir katliam’a imza attý… Sabah saat 5 sularýnda eþ zamanlý olarak F Tipi Zindanlarýna eþ zamanlý operasyon düzenleyen TSK kan akýttý.. Can aldý… Faþizmin “ay-yýldýzlý” bayraðýný bir kez daha “hayata dönüþ” adý altýnda kaldýrdý..!!! Geçtiðimiz ay yine bu katliam’a yönelik anma gösterileri ve protestolarý Türkiye’deki yoldaþ emek örgütleri tarafýndan gerçekleþtirildi.. Türkiye’de neredeyse her il ve ilçe’de düzenlenen protestolar sermaye medyasý tarafýndan yine gözler önüne serilmedi; yine onlarýn medyasý “faþizme”; her zamanki gibi “devrimci protestolara ambargo koyarak” bir Katledilen yoldaþlarýmýzýn listesi: 1. Ahmet Ýbili Ateþli silah yaralanmasý ve yüzeysel yanýklar. Ümraniye. 2. Ali Ateþ Ateþli silah yaralanmasý. Bayrampaþa. 3. Ali Ýhsan Özkan Bursa. 4. Alp Ata Akçayüz Ateþli silah yaralanmasý. Ümraniye 5. Aþur Korkmaz Ateþli silah yaralanmasý. Bayrampaþa. 6. Berrin Býçkýlar Yanýk ve ölüm orucu sonucu ölüm. Uþak. 7. Cengiz Çalýkoparan Ateþli silah yaralanmasý. Bayrampaþa. 8. Ercan Polat Karýn alt kýsmýnda ateþli silah yarasý. Ümraniye. 9. Fahri Sarý Kurþunla ölüm. Çanakkale. 10. Fýrat Tavuk Yanma sonucu ölüm. Bayrampaþa. 11. Fidan Kalþen. Kurþun ve yanma sonucu ölüm. Çanakkale.

YAZI

12. Gülser Tuzcu. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaþa. 13. Ýlker Babacan. Çanakkale. 14. Ýrfan Ortakçý. Çankýrý. 15. Murat Ördekçi. Ateþli silah yaralanmasý. Bayrampaþa. 16. Murat Özdemir. Bursa. 17. Mustafa Yýlmaz. Ateþli silah yaralanmasý. Bayrampaþa. 18. Nilüfer Alcan. Yüzü ve elleri 1. derecede yanýk, duman zehirlenmesi. Bayrampaþa. 19. Özlem Ercan. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaþa. 20. Seyhan Doðan. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaþa. 21. Sultan Sarý. Çanakkale. 22. Þefinur Tezgel. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaþa

ASYA’DA SAVAÞA DOÐRU...! yaklaþýlýyor... Tabi iþin içerisinde Yýllardan beri ABD’nin Asya’da Güney sadece ABD emperyalizmi yok..! Kore ile yaptýðý yakýn temaslar son Japonya da Güney Kore’ye destek dönem serbest ticaret anlaþmasý ile belirtiyor.. Kuzey Kore ise Çin ile ekonomik anlamda tavana vurur dostluðunu siyasi temelden askeri noktaya gelmiþti... Ortak askeri temele dökmeye çalýþýyor ama Çin’den tatbikatlar ve iþbirlikleri sonunda somut bir yanýt alamýyor... Kýsacasý yýllardýr aslýnda bekledikleri günü demokratik bir yapýya sahip olan getirme konusunda son noktaya Kuzey Kore cellatlarýn gelip ülkeyi vardýlar. Güney Kore; ABD’nin de iþgal etmesini bekliyor... siyasi-ekonomik desteði ile Kuzey Güney ve Kuzey Kore’deki sendikalar Kore’yi vurmak için son hazýrlýklarýný ve emek örgütleri tüm dünya emekçi yapýyor... Gerçek mermilerle büyük kesimlerinden yardým beklerken, ne çaplý tatbikatlar yaparak; ordusunu gariptir ki dünyada birçok emek örgütü saldýrýya hazýr duruma getirirken, de bu olaylara yeterli sesi füzelerle küçük küçük adalara saldýrýlar çýkartamýyor... derken hergün bu savaþa daha da Nedir dünyada emek örgütlerinin bu

destek daha verdi..! Binlerce insanýn farklý farklý yerlerde yaptýðý etkinliklerde, basýn bildirileri okundu, el bildirileri daðýtýldý ve birçok farklý mekanda protestolar yapýldý… Burjuvazi her zamanki gibi devrimcilere “PKK’lý damgasý vurup” ülkücü faþistlerle el ele , protestolara karþýlýk vermeye çalýþtý… Eylemler sýrasýnda bazý yoldaþlarýmýz gözaltýna alýndý… Bizler gazetemiz aracýlýðý ile 19 Aralýk Katliam’ýný bir kez daha lanetliyor; (kimliði belirlenmiþ 28, yüzlerinin yakýlmasý sebebiyle kimliði belirlenememiþ 2) 30 yoldaþýmýzýn katillerine; katledilen yoldaþlarýmýzýn kanlarýnýn yerde kalmayacaðýný bir kez daha söylüyoruz…. Birgün gelecek hesabý elbet sorulacak...! 23. Ünsal Gedik. Kafasýnda ekimoz var. Karbonmonoksit zehirlenmesi olabilir. Ümraniye. 24. Yasemin Cancý. Uþak. 25. Yazgülü Güder Öztürk. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaþa. 26. Halil Önder. Ceyhan. 27. Hasan Güngörmez. Ölüm Oruçcusu. Sincan. 28. Rýza Poyraz. Ateþli silah yaralanmasý, kafa travmasý. Ümraniye. 29. Kimliði Belirsiz. Ateþli silah yaralanmasý ve yüzeysel yanýklar sonucu tanýnmaz durumda. Ümraniye. 30. Kimliði Belirsiz. Ateþli silah yaralanmasý ve yüzeysel yanýklar sonucu tanýnmaz durumda. Ümraniye.

SAYGI ÝLE ANIYORUZ....

gibi duyarlý olunmasý gereken olaylarda sessizliðin sebebi ? Soruyu farklý þekilde soracak olursak “ille kendi ülkemizde mi olmasý lazým kötü bir olayýn; ki enternasyonel dayanýþma gösterelim?” Emperyalist dünya düzeninde bu gibi olaylara sessiz kalýndýðý sürece dünya halklarý ve iþçi sýnýfý bir kazaným elde edemez... Kuzey ve Güney Kore’deki “emekçilere ve baðýmsýzlýk savaþý veren kardeþ halklarýna” baþta devrimci sol olmak üzere dünya çapýnda tüm ilerici demokrat kesimler destek olmalýdýr... Eylemler yapýlmalý; protestolar düzenlenmeli ve dünya çapýnda emperyalizmin gerçek yüzü her alanda teþhir edilmelidir... ABD’nin büyük ortadoðu projesi hedefinden sonraki ilk projesi “Asya’yý da kontrol altýna alacaðý bir havza” yaratmak olacaktýr... Burada da kendine yakýn müttefikler belirleyecek, politikasýný buna uygun þekilde uygulayacaktýr... Japonya ve belli baþlý bazý devletlerin desteðini þimdiden arkasýna almýþtýr bile ama bu ABD’ye yetmemektedir... Önce Ortadoðu sonra Asya; ABD’nin dünyada ele geçirmek istgediði ilk

hedefleridir... Dünya halklarý önünde “barýþcýl bir maske takmýþ” NATO farkettiðiniz gibi sessizliðini korumaktadýr... “Birleþmiþ Milletler” ismindeki terörist yapýnýn bu askeri kuruluþu her zamanki gibi ABD’den yana tavýr almýþ; emperyalizmin isteklerini yerine getirmektedir... Savaþ çok yakýndýr... Belki þuan gazetemizi okuduðunuz bu ocak ayýnda baþlamýþtýr bile... Ne Kuzey nede Güney Kore emekçilerinin sýnýfsal temelde verecekleri ortak mücadelede onlarý yalnýz býrakmamalýyýz... Onlarýn özgürlük ve barýþ mücadelelerine ayni cephede destek vermeli, ABD’nin bu kirli oyununda onlarýn kurban edilmesine izin vermemeliyiz... Ancak ve ancak emperyalizm’den arýnmýþ büyük sermayedar kesimlerden arýnmýþ birleþik demokratik bir Kore gelecekte gerçek kurtuluþa doðru bir ilk adým olarak onlarý ilk aþamada huzura kavuþturabilir.... Bu mücadelelerinde onlara tam destek veriyor, enternasyonelizm bayraðýnýn en yukarýya çýkmasý için gazetemiz olarak her türlü çalýþmaya hazýr olduðumuzu belirtmek istiyoruz...


OCAK 2O11

TEKNOLOJÝ

SAYFA 16

Geçtiðimiz ay Wikileaks internet sitesinin ABD’nin gizli belgelerini güya gerçekten ortaya çýkarmasý ile tüm dünya “sansasyonlarla” bir sabaha uyandý…! Bu internet sitesinin dünya kamuoyunu bu derece meþgul edeceði açýkçasý bilinen bir þeydi… Çünkü site’den daha önce “belgeler hakkýnda” açýklama yapýlacaðý gün ve tarihine kadar daha önce belirtilmiþti.. Tabi tam da istenilen oldu; günlerce dünya medyasý meþgul edildi hatta halen daha da meþgul edilmeye devam ediliyor… Birçok ülke üst düzey yetkilisi basýn açýklamalarý yaptý ve birçok emperyalist devlet bir biri ile burjuva diplomatik “sözde” çatýþmalar yaþadý… Bu internet sitesi “ay içerisinde” birkaç kez çökertildi ve yerin metrelerce altýndaki sunucularýna zarar verildi… Site sahibi Julian Assange’ye bir anda “tecavüzcü” damgasý vuruldu ve hapse attýrýldý.. Hemen ardýndan binlerce dolarý verip Assange’nin kurtulmasý için kampanyalar baþlatýldý ve Julian Assange kefalet ile serbest býrakýldý… Þimdi sorumuzu soruyoruz: “Acaba bu süreç geliþirken dünyayý parmaðýnda oynatan ABD bu olaylardan habersiz miydi ???” Amacýmýz bu sorunun bir “komplo senaryosu” olarak ortaya çýkmasý deðildir.. Veya eðer gerçekten bunlar ABD’nin gizli belgeleri ise bunlarýn ortaya “çýkmasýna engel olmak” elbette ki hiç deðildir..! Sadece geçmiþte bu gibi dünya medyasýný meþgul etmek için ortaya atýlan sorunlarla çok karþýlaþýldýðýnýn altýný çizmek istedik… En basit örneði geçtiðimiz yýlki “domuz gribi” örneðiydi.. Baþta Amerika olmak üzere tüm dünyaya korku salýndý ve ilaç firmalarý milyarlarca dolar servet TSK Yakýn süreçte uzay'a casus uydu göndermek için düðmeye kazanýrken; H1N1 virüsü olarak bilinen bastý... Yeni iþgaller için, yeni talanlar için T.C. 4 yýlda 3 tane yeni “domuz gribi” çok küçük bir hastalýk uyduyu gökyüzüne fýrlatacak.... olduðu en son ortaya çýktý..!! O dönemlerde bu hastalýðýn ne kadar dünya medyasýnýn Dünya’da bilindiði gibi son yýllarda uzaya “casus uçak” göndermek ve istihbarat meþgul edildiðini hatýrlatmak istedik..! uydularý ile dünyanýn nabzýný tutmak; emperyalist ülkelerin modasý haline geldi... ABD bugün kullandýðýmýz internetin A’dan Bu yýlýn ortalarýnda Ýsrail’in uzaya gönderdiði yüksek çözünürlükte görüntü Z’ye tüm veritabanýna ve teknik altyapýsýna aktarabilen bir uydusu yörüngeye oturmuþ dünya halklarýný yok etmek için sahip tek ve kurucu ülkesidir… Bu kadar zaman hem de bu derece göstere göstere bir internet sitesinin bunu yapabilmesine hele de bu düðmeye basýlmýþ vaziyette faaliyete geçmiþti… Bu moda’ya þimdi Türk Silahlý anlamda gizlilikle korunan belgelerin “elini kolunu sallaya sallaya Kuvvetleri de yýllardýr emperyalizmin her türlü modasýna uyduðu gibi uyuyor…!! TSK’nýn Hava Kuvvetleri Komutaný Orgeneral Hasan Aksay’ýn açýklamasýna göre birilerinin çalýp bunlarý yayýnlamasý” bize biraz uzak bir ihtimal gibi gelmektedir…Biz gelinen süreçte ne olacaðýna dair biraz tahmin 2020’li yýllarda TSK “baðýmsýz” bir uzay filosuna sahip olacak ve TSK’da dünya yapmak istiyoruz.. “Muhtemelen” belge dedikleri evraklar bir süre emekçi halklarýný uzay’dan izleyebilecek ve saldýrý emrini verebilecek…!! daha yavaþ yavaþ açýklanmaya devam etmeye edecek ama ne zaman ki “Göktürk” ismindeki uydularý tek tek uzaya göndererek Türkiye’nin “istihbarat” “burjuva medya” artýk bu olaydan fazla rant ve reyting elde açýðýný gidermeye çalýþacaðýný söyleyen Aksay 2050 yýlýna kadar bölgede “en güçlü edemeyeceðini sezecek; baþka bir yapay gündem yaratýlacak..!! Belki gene belge içerikli olabilir… Yada farklý bir þey olabilir ama filo” olana kadar mücadele edeceklerini söyledi… þundan eminiz ki bu gibi dünyayý sarsan meselelerden sorumlu Kýsacasý ülkemize uygulanan iþgal politikalarýný tüm dünyada uygularken artýk genelde “emperyalizm” çýkmaktadýr… “uzayý” bile kullanacaklarýndan bahsediyor…!! Týpký havayý, denizi ve karayý Dünya’da insanlarýn çoðu açlýktan, sefaletten yok olmamak için kendi emperyal çýkarlarý için kullandýklarý gibi..!!! çýrpýnmaktadýr…! Þimdi þunlarý sorgulayalým: “NATO üyesi ve AB üyelik adayý” T.C.’nin öncelikle Hergün binlerce insan hastalýktan ölmekte, milyonlarca insan kendi faþist ideolojik devlet yapýlanmasý ile bu hareketi çeliþir mi? Kesinlikle iþsizlikle savaþmakta ve yaþam savaþý vermektedir..!!! Dünyayý hayýr… Hem AB ülkeleri hem NATO ülkeleri Türkiye’den farksýz ideolojik sarsmasý gereken gerçek belgeler hergün yaþanan iþte tam da bu olaylar olmalýdýr..!!!! duruþlarýn ülkeleridirler…! “Vampir” olmak, insanoðlunun kanýný emmek onlar Bizler geliþmeleri izlemeye ve takip etmeye devam edeceðiz… için sadece “yemek yemek ve su içmek” gibidir… Gönderilecek uydu isimlerine

bile bakarsanýz “Göktürk” ismini kullanmalarý sadece “gökteki uçacak olan türk uzay gemisi” anlamýndan gelmiyor..!!! Bu yorumu yaparak aslýnda kendilerine “kanatsýz melek” sözü vermek derdindedirler..! Göktürk Devleti ortaçað’da tüm dünya halklarýna ve emekçilerine zulümler yapmýþ iþgalci bir devletti… Yani gerçekte bu iþgalci zihniyetin TSK’da yani T.C. devletinde de devam ediþinin en basit örneðini “uzaya gönderecekleri uydu isimlerine” bile yansýtmaktan çekinmemiþler…! Bir diðer nokta: “bölgedeki en güçlü yapý olma” isteði..! Akýllara hemen dünya halklarýnýn ve iþçi sýnýfýnýn kanýna susamýþ Amerika, Ýsrail, Ýngiltere, Fransa gibi devletler geliyor..! Çünkü “demokrasi getirme” söylemleri ile dünyayý altüst eden yine bu devletler ve onlarýn iþgalci ordularý deðil midir? Peki bu durumda Türkiye de kendine bu “en güçlü olma” hedefini koymuþsa sadece kendini baþka ülkelerden “korunma” amaçlý mý bu gönderecek bu uydularý??? Bizler bilmekteyiz ki Amerikan uþaðý, AB kuyrukçusu T.C. devletinin hedefleri çok daha korkunç ve insanoðluna zarar verecek boyuttadýr… Türkiye’de insanlar açlýk sýnýrýnýn altýnda yaþarken, sefaletle savaþýrken, iþsizlik yavana vurmuþken, her çeþit sorun varken; yüzmilyonlarca dolarý bu projelere yatýrmak zaten baþlý baþýna TSK’nýn hedefinin ne olduðunun bir göstergesidir… Faþizmi T.C. devleti sadece kendi içinde deðil; dünya halklarýna yönelik de uygulamaktadýr ve görünen o ki her türlü teknolojik geliþimi kullanarak buna devam edecektir…Ýþçi sýnýfý ve emekçilerin tek kurtuluþu birleþmek ve emperyalizmin boynunu kýrmak olmalýdýr… “Göktürk uydularý” denen ve önümüzdeki 4 yýl içinde uzaya tam üç tane gönderilmesi planlanan uydular tüm dünyanýn kanýný almak için uzaya gönderilmeyi beklemektedir… Düðmeye basýlmýþtýr..! Artýk onlar için iþ pratiðe dökme sürecidir..!!!! Geliþmeleri izlemeye ve insanoðlu’nu her koþulda bu katil devletlere karþý örgütlemeye, birleþmeye ve emperyalizmin gerçek yüzünün ne olduðunu teþhir etmeye devam edelim..!

Microsoft þirketi dünyanýn en büyük özel þirketi ve koskoca bir yazýlým ve donaným devi...! Binlerce emekçiyi bünyesinde barýndýrýp sömüren ve ABD destekli olup, tüm dünyaya yazýlým ve donaným pazarlayan dünyanýn en zengin þirketidir... Neredeyse tekel denilebilecek kadar rakipsiz olan bu þirket son dönemde yeni yeni büyümeye çalýþan diðer özel þirketlere büyük bir kazýk atmaya hazýrlanýyor... Rakip gördüðü firmalarýn yazýlým ve donaným uzmanlarýný ve teknik kadrolarýný bünyesine transfer edip rakiplerini susturtan bu þirket aslýnda krallýðýný korumaktan öte hiçbirþey yapmak derdinde deðil..! Kendi içinde binlerce profesör ve teknik uzmanlarla yýllardýr dünya halklarý üzerinden kazandýðý ekonomi ile rant saðlayan þirket en son açýlan belli baþlý davalarda hisseleri bölünmek zorunda býrakýlmýþ fakat sonra "nasýl olduðu halen daha tam olarak açýklanmayan" bir sebeple hisselerin bölünmesi konusunda esaslý bir yaptýrýma gidilmemiþti... Daha doðrusu Avrupa Kominsyonu tarafýndan açýlan bu sözde tekel davasý yalan dolan bir Microsoft önerisi üzerine ile geri çekilmiþti.. (Microsoft sözde Internet Explorer programýna alternatif diðer farklý tarayýcýlarý kullanýcýlarn kullanabilmesine izin verirmesine yönelik yeni bir yazýlým sunma önerisi) Þirkete rakip gördükleri firmalarýn en iyi adamlarýný almalarýna da aslýnda Microsoft'un ihtiyacý yoktu çünkü uzman kadrolarý yeteri kadar fazlaydý... Kýsacasý her zamanki gibi bu tekel þirketi de kapitalizmin, sömürü düzeninde istediði gibi söz sahibi olmayý iþte bu þekilde baþarýyor.. Þirketler batacak...! Olan yine çalýþana ve emek verene olmaya devam edecek....! Nereye kadar ? Emekçilerin bu olaylara karþý suskunluðunu bozmasýna kadar..! Kurtuluþa kadar...!


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
s5 by sol yayin - Issuu