Issuu on Google+


SONUCA GÖTÜREN MÜCADELE

Yeni Evrede

Başyazı

Mücadele Birliði

Eski toplumu devirmenin geçerli yolu sýnýf savaþýmýdýr; proleter sýnýfýn bu savaþý sonuna tek götürmesidir. Sýnýfsýz toplumla sonuçlanacak olan bu mücadele bugünden baþlar, proletarya iktidarýnda devam eder. Yeni toplum eskinin yerini alacak ve onu yadsýyacaktýr. Burada temel soru þudur; mücadele hangi biçimi alacak ya da hangi mücadele yolu bizi amaca götürür? Sorun yalnýzca devrimden, zaferden söz etmek deðil, hangi mücadele yolunun devrim ve zafer yolu olduðu, hangi yoldan yengiye götüreceðini tüm netliðiyle gözler önüne sermek ve halk yýðýnlarýný bu sorunda bilinçlendirmektir. Bu sorun mücadelenin geleceðiyle ilgili bir sorundur ve bu nedenle büyük bir kesinlik, açýklýk ve dolambaçsýz biçimde izah edilmesi gerekiyor. Küçük burjuva oportünist ve reformist hareketlerin ertelemeci, dolambaçlý, oyalamacý reform ve uzlaþma yolu emekçileri yenilgiye götürür. Gerçek devrimci mücadele yolu, doðrudan devrimci eylem ve ayaklanma ise halk yýðýnlarýný zafere götürür. Demokratik halk devrimi bu yolla zafere ulaþacak kesintisiz olarak sosyalizme varacaktýr. Emekçi halk kitlelerini etkileyen, esinlendiren ve büyük tarihi eylemlere kalkýþmasýný ateþleyen, devrimci amaçtýr; bugünkü toplumdan ekonomik ve toplumsal yönden daha yüksek bir sosyal düzendir. Ýþçi sýnýfýnýn tam kurtuluþu ifadesini, proletaryanýn devrimci sýnýf partisinin devrimci programýnda bulur. Devrimin ekonomik ve toplumsal temelleri, iþçi sýnýfý partisinin devrimci programýnda berrak olarak belirlendikten sonra, dikkatlerin çekilmesi gereken nokta, devrimin nasýl gerçekleþeceði ve hangi biçimi alacaðý sorunudur. Devrimci pratikte önderlik etme düzeyine gelmeyen, henüz bir propaganda grubu durumunda bulunanlar ya da önüne böyle bir görevi koymayanlar, bu soruna somut bir yanýt veremezler. Oysaki tüm dikkatlerimizi yöneltmemiz gereken nokta tam da yýðýnlarýn devrimci baþkaldýrýlarýna önderlik etme sorunudur. Halk yýðýnlarýnýn mücadele hedefleri açýk, net ve kesin olarak belirlenmelidir. Görevleri de öyle. Erek ve görevler konusunda muðlâklýk, belirsizlik, ne yapýlacaðýnýn, nereye yürüneceðinin bilinmemesi mücadeleci kitlelerin önünü görememesine, tökezlemesine ve sonunda yýlgýnlýða düþmesine yol açar. Uzlaþmacý sosyalizmin içine düþtüðü durum tam da budur. Güncel devrim hedefleri olmadýðý i-

çin, kitlelerin devrimci savaþýmýný yönetemiyorlar ve bu nedenle olaylarýn peþinden gidiyorlar. Oysaki böylesi devrimci dönemlerde, yýðýnlarýn devrimci öncülerin desteðine daha çok gereksinimleri vardýr. Ezilen ve sömürülenler, baský ve sömürü toplumuna ve içinde bulunduklarý çekilmez durumlara karþý öfkelerini ve tepkilerini ortaya koyuyorlar ve bunun ötesine geçip çeþitli biçimlerde örgütleniyor ve eylemlerde bulunuyorlar. Burada da politik öncünün görevi kitleleri daha ileriye, devrime dek götürmek ve yýðýnlarýn devrimci hareketini yönetmektir. Devrimden baþka hiç bir giriþim, yokluk ve yoksunluk içinde olanlarýn en önemli isteklerine yanýt veremez. O halde kitlelerin tüm düzen karþýtý eylemleri devrim hedefine baðlanmalýdýr. Devrimci bir dönemde, kritik bir anda, sýnýf savaþýmýnýn þiddetlendiði, devrimci kitle hareketinin yoðunlaþtýðý bir sýrada inisiyatif üstünlüðüne sahip olmak iþçi sýnýfý ve onun partisi için her zamankinden çok daha büyük bir önem kazanýr. Düþman böyle bir dönemde büyük bir atiklik gösterir, tüm propaganda araçlarýný en iyi þekilde kullanarak halk kitlelerini yanýna çekmeye çalýþýr, tehdit ve saldýrýlarýný en üst düzeye çýkarýr. Tüm enerjisini devlet içinde ve saldýrýlarda yoðunlaþtýrýr. Buna karþýn proletarya da tüm enerjisini devrimci sýnýf partisinde yoðunlaþtýrmalý, geniþ emekçi yýðýnlarý yanýna çekmenin yollarýný bulmalý, onlarýn faþist devlete ve tekelci sermayeye karþý verdikleri mücadelelerini desteklemeli ve yönetmelidir. Tüm bu görevlerine ne denli büyük bir çabukluk ve baþarýyla yerine getirirse, düþman üstünde o kadar üstünlük saðlar ve amacýna güvenle ilerler. Proleter sýnýf devrim enerjisini ateþlemeden, yaþamýný harekete geçirmeden, düþmaný yenemez ve yaþam araçlarýný ele geçiremez. Bu da en etkin biçimde devrimci partiyle yerine getirilir. Kendine devrimci diyen parti ve gruplardan deðil, gerçekten iþçi sýnýfýnýn devrimci karakterini yansýtan devrimci bir partiden, Leninist Parti’den söz ediyoruz. Emekçilerin enerjisini yükseltecek olan, programý, politik stratejisi ve taktiðiyle örgüt ve mücadele anlayýþýyla, pratik yetenekleriyle, yani gerçek savaþçý yeteneðiyle devrimci olan bir parti. Ancak iþçi sýnýfýnýn iç savaþ partisi, devrimci nitelikleriyle kitlelerin enerjisini ve gücünü sonuç alýcý bir savaþta sonuna dek harekete geçirebilir. Böyle bir örgütlü güç kendini yalnýzca 222. Sayý / 31 Ekim - 14 Kasım 2012

kendi çalýþmalarý, mücadele ve eylemleriyle sýnýrlamaz, geniþ kitlelerin kurulu toplumsal düzene yönelen devrimci eylemlerini destekleyen, geniþleten, yön veren bir politika izler ve izlemelidir. Ýþçi sýnýfýnýn ve halk kitlelerinin devrimci hareketinin baþarýsý için mücadelenin tüm biçimlerinden en iyi biçimde yararlanýr ve yararlanmasýný bilir. Bunun yanýnda sonuç almada en etkin olan mücadele biçimini devreye sokar. Bu konuda tam bir devrimci anlayýþla hareket eder ve etmelidir. Küçük burjuva politik hareketler siyasi anlayýþ olarak büyümekte olan devrime hazýr olmadýklarý için halk kitleleri kendilerini aþýp, devrime yönelmesinler diye sürekli onlarý geri çekme çabasý içindeler. Hiçbir biçimde emekçilerin muhalefet çizgisini aþmasýný istemiyorlar. Onlarýn mücadeleye koyduðu sýnýr düþman tarafýndan kabul edilebilir olarak görülen bir çerçevededir. Oysaki proletarya, halk kitleleri bu sýnýrlarý aþar ve burjuvalarca konan çerçeve parçalanýr ve bunun ötesine gidilirse, düþman karþýsýnda bir üstünlük saðlayabilir. Emekçi halk yýðýnlarýnýn zaferine giden yol bu þekilde açýlýr. Bu hareketlerin Türkiye ve Kürdistan’da ezilen ve sömürülenlerin on yýllarca verdiði büyük savaþýmýn devrimci deðerini kavradýklarý söylenemez. Faþizme ve sermayeye karþý yürütülen devrimci savaþým, burjuvaziye karþý muhalefet politikasýyla açýklanamaz. Sürdürülen mücadele devrimcidir, yani açýk bir kapýþmadýr, bir iç savaþtýr. Savaþan kitleler, devrimci mücadeleyi devrimin zaferine taþýyacak istek, kararlýlýk ve yeteneðe sahiptir. Emekçi ve sömürülenlerin, ezilen ve baský görenlerin verdikleri mücadele son derece çetin, sert ve þiddetli bir süreçten geçti. Bu mücadelenin sonuç alýcý bir noktaya varmasý için çok zorlu bir dönemden, belirleyici savaþýmlarýn yoðunlaþtýðý dönemden geçeceðini de biliyoruz. Bu savaþýmýn ilk sonuçlarý ne olursa olsun devrimci bir gücün önüne sonuç alma hedefi koymasý gerektiðini söylüyoruz. Sonuç alma yolunda ilerlerken, büyük bir devrimci savaþým deneyimine sahibiz. Yapmamýz gereken, kitleleri sonuç alma yoluyla cesaretlendirmek, teþvik etmek ve yönlendirmektir. Ýþçi sýnýfýnýn, Türkiye ve Kürdistan emekçi halklarýnýn tekelci kapitalist düzene karþý yönelen eylemleri ve eylemlerin sayýsý büyük bir hýzla artýyor. Kitlelerin toplumsal hareketi büyük bir ilerleme gösteriyor. Bu ilerleyen hareket devrimin gücüdür. Günün temel devrimci görevi, devrimci gücü, sonuç alacak biçimde harekete geçirmektir. C.DAÐLI

3


Yeni Evrede

Ekim Devrimi

Mücadele Birliði

EKÝM DEVRÝMÝ IÞIÐINDA TARÝHSEL DÖNEMEÇLER VE LENÝNÝST PARTÝ

1917 Ekim Devrimi “Biricik doðru devrimci teori olarak marksizmi Rusya gerçekten ýstýrapla yarým yüzyýl süren iþitilmemiþ eziyet ve özveriyle, eþsiz devrimci kahramanlýkla, korkunç enerji ve özverili arama, pratik sýnamayla hayal kýrýklýklarýyla, Avrupa’nýn deneyimiyle sýnama ve karýþlaþtýrmayla elde etti.” diyor Lenin “Sol Komünizm”de. Bütün bu uzun yýllar boyunca Bolþevik Parti, Lenin’in yönetimi altýnda çarlýk otokrasisine karþý mücadelenin yanýnda liberal burjuvaziye, büyük burjuvazinin Narodnikler, sosyalist devrimciler, Menþevikler, anarþistler vb. her çeþit politik akýmýna karþý da mücadele verdi. Bununla da yetinmedi, kendi saflarýndaki yalpalamalara, sapmalara karþý da sert ve acýmasýz bir mücadele sürdürdü. Bolþevikler kendi yollarýný açarken, ekonomizm, menþevizm, otzovizm vb. tasfiyeci biçimlerde yeniden yeniden ortaya çýkan bu akýmlar proletarya saflarýnda dönem dönem etkili oldular. Çarlýða ve emperyalist kapitalist sisteme karþý mücadele veren Bolþevikler, bu mücadelenin kaçýnýlmaz bir parçasý olan her boydan ve soydan oportünizme, uzlaþmacýlýða, küçük burjuva ideolojiye karþý da mücadele verdiler. Burada gerek Rus devrimi için, gerek Leninizmin teorik geliþimi için gereken zemin daha önceki dönemde döþenmiþ, Marx ve Engels tarafýndan Bilimsel Sosyalizm öðretisi ortaya konmuþ ve bu bilimsel teori Avrupa proletaryasýnýn deneyimiyle de doðrulanmýþtý. Bu saðlam zeminden hareket eden Bolþevik Parti, uzun soluklu bir mücadelede kurulup geliþti ve bir dizi devrim deneyiminden geçti. Sadece kendi deneyimleriyle de yetinmedi, uluslararasý iþçi hareketinin bütün deneyimlerini ve Avrupa’da yaþanmýþ bütün devrimleri titizlikle ele alýp inceledi, kavradý, dersler çýkarýp kitlelere aktardý. Lenin, daha 1905 Devrimi’nin ilk adýmlarý atýlýrken, Bolþevik Parti’nin ve Rus proletaryasýnýn önüne tarihin getirip koyduðu göreve dikkat çekti: Rus Devrimi birkaç aylýk bir hareket deðil, bilakis uzun yýllara yayýlacak bir hareket olacaktýr dedikten sonra, bu devrim iktidar sahiplerinin bir takým tavizleriyle yetinmemeli, bilakis bu iktidarýn tamamen devrilmesini saðlamalýdýr diye ekledi. 1905 Devrimi’nin yenilgisinden sonraki süreç, Lenin’in bu uyarýlarýnýn ne kadar yerinde olduðunu gösterdi. 19. yüzyýlýn ortalarýndan itibaren Rusya’da olgunlaþmaya baþlayan devrimci ortam, 20. yüzyýlýn baþýnda tamamen olgunlaþmýþ, devrimci durumu doðurmuþtu. Emperyalist

4

savaþ bunun üzerine tuz biber oldu. 1914’te patlayan bu savaþ, devrimi özellikle güncel bir sorun olarak proletaryanýn ve tüm toplumsal sýnýflarýn önüne koydu. Gerek dünya krizinin gerekse savaþýn olgunlaþtýrdýðý devrimci durum, burjuva devletin yýkýlarak proleter devletin kurulmasýnýn bütün koþullarýný olgunlaþtýrmýþtý. Ancak savaþýn patlamasýyla birlikte, iþçi sýnýfýnýn Avrupa’daki bütün partilerinin aslýnda iþçi sýnýfýnýn derimci sýnýf partisi olmaktan çýktýklarýný; burjuvaziyle uzlaþma yoluna girdiklerini kanýtladý. Bu süreci karþýlamaya hazýr tek partinin Lenin önderliðindeki Bolþevik Parti olduðu ortaya çýktý. Batý Avrupa’nýn geleneksel partileri, Komün’den sonraki uzun yýllar boyunca Avrupa’da egemen olan gericilik döneminde legalizm hastalýðýna yakalanmýþlardý. Bu hastalýk, Avrupa iþçi partilerindeki devrimci yanlarý için için kemirmiþ, oportünizmi olgunlaþtýrmýþtý. Lenin’in sözleriyle söylersek, burada çok fazla “oportünist pislik” birikmiþti. Legalizm ve oportünizmin yerleþmesindeki en önemli nedenlerden biri de kapitalizmin emperyalizme sýçramasýyla birlikte ortaya çýkan ve genel iþçi kitlesi içinde azýnlýðý oluþturan iþçi aristokrasisiydi. Bunlar iþçi sýnýfý saflarýnda olsalar da, emperyalist tekellerin dünyayý yaðmalamasýndan pay aldýklarýndan, aslýnda burjuvaziden yana tavýr almakta; iþçi sýnýfý saflarýnda burjuva ideolojinin taþýyýcýlarý ve burjuvazinin hakimiyetinin savunucularý olmaktaydýlar. Emperyalist savaþýn patlamasý, bütün kapitalist ülkelerde proletaryayý, II. Enternasyonal’in 1912 Basel Kongresi’nde aldýðý kararý hayata geçirme; silahla ayaklanma ve emperyalist savaþý iç savaþa çevirme somut göreviyle baþbaþa býraktý. Çünkü hem bu savaþtan hem de kapitalizmin sömürü ve felaketlerinden kurtulmanýn tek yolu, bu görevi yerine getirerek zora dayalý bir devrimle burjuvazinin iktidarýna son verip proletaryanýn iktidarýný kurmaktý. Rus proletaryasý bu görevini 12 yýla sýðdýrdýðý üç devrimle gerçekleþtirdi. 1905, 1917 Þubat ve Ekim Devrimleri. Rus proletaryasý kendi iktidarýný kurarken, 1789 Fransýz Devrimi’ni olduðu gibi 1871 Paris Komünü’nü de geliþtirmiþ, tarihsel ilerlemeyi hýzlandýrmýþtýr. Rus proletaryasý ilk iki devrimle burjuva demokrasisini gerçekleþtirirken, bu demokrasinin bütün sýnýrlarýný zorlayýp geliþtirerek Ekim Devrimi’ne ulaþtý. Rus proletaryasý, Ekim Devrimi’yle, kapitalizmin krizinden proleter çýkýþ yolunun ne olacaðýný somutlarken, emperyalist savaþtan

222. Sayý / 31 Ekim - 14 Kasım 2012

proletaryanýn devrimci yöntemlerle nasýl yararlanacaðýný, bu savaþtan devrimci tarzda nasýl çýkacaðýný da gösterdi. Rus proletaryasý, sadece kendi iktidarýný kurmakla yetinmedi, sömürge, yarý sömürge ve ilhak edilmiþ ülkelerdeki ezilen uluslar ve ulusal topluluklardan milyonlarýn uluslar hapishanesi Rusya koþullarýnda nasýl özgürleþeceðini de somut olarak gösterdi; UKKTH’in kayýtsýz koþulsuz hayata geçmesini saðladý. Rus proletaryasý dünyanýn en geri ülkelerinden birinde sovyet tipi devleti yaratarak, burjuvazinin egemenlik çaðýna son verip proleter devrimler ve komünizme geçiþ çaðýný da baþlattý. Bugünden bakýldýðýnda Sovyetler Birliði daðýlmýþ olsa bile sovyet tipi devlet, bilimsel sosyalist öðretinin bir ilkesi olarak tarihe geçti. Bu büyük kazaným insanlýðýn hafýzasýna yerleþti. Rus proletaryasý sadece sosyalist tipi devleti, proletarya diktatörlüðünü yaratarak deðil, dünyanýn en geri ülkelerinden biri olan Rusya’da “bu büyük köylüler ülkesinde”, bütün dünyanýn olmaz, olamaz dediði bu ülkede sosyalizmi kurdu. 1871’de Paris Komünü 71 günlük bir deneyim olarak nasýl dünya proletaryasýnýn kazanýmlarý arasýnda yerini aldýysa, Sovyetler Birliði deneyimi de 71 yýllýk bir deneyim olarak proletaryanýn mücadele tarihinde yerini aldý.

Birleþik Devrim Ve Leninist Parti Bizde de marksizm leninizmin geliþim süreci pek farklý deðil. 90 yýllýk geçmiþi olan sosyalizm mücadelesinin ilk 50 yýlý devrimci sosyalizm anlayýþýndan yoksundu. Bu mücadele devrimci olan ne varsa Denizler ve 71 devrimci atýlýmýyla geldi. Devrimci sosyalizm anlayýþýnýn geliþmesi ve devrimci mücadelenin yükselmeye baþlamasý karþýsýnda sermaye, dünya konjonktürünün de etkisiyle 12 Mart 1971’de askeri faþist cuntayý iþbaþýna getirdi. Devrimci mücadele daha ilk adýmlarýnda ezilmeye, yok edilmeye çalýþýldý; onlarca devrimci militan Nurhaklar’da, Kýzýldere’de, daraðaçlarýnda katledildi. Fakat nafile, bir kere buz kýrýlmýþ, yol açýlmýþtý. Devrimci mücadele gerilemedi, aksine geniþ bir taban üzerinde daha da yükseldi. Özellikle 70’lerin ikinci yarýsýnda sýnýflar mücadelesi sert iç savaþ boyutuna vardý. Bu sert mücadele sürecinde proletaryanýn devrimci sýnýf partisine öngelen devrimci hareket, ideolojik, politik, programatik ve örgütsel olarak proletaryanýn sýnýf partisinin


Yeni Evrede

Ekim Devrimi

Mücadele Birliði

zeminlerini hazýrladý. Devrimci yöntemlerle süren sýnýf mücadelesinin sertliðine, özellikle Ortadoðu’daki geliþmelerle birleþen emperyalist kapitalist sistemin dünya ölçeðindeki krizi de eklenince tekelci sermaye bir kez daha askeri faþist cuntayý iþbaþýna getirdi. 12 Eylül 1980’de iþbaþýna gelen cunta, sert yöntemlerle birleþik devrimi ezmeye yöneldi. Faþizmin vahþi saldýrýlarý, daraðaçlarýna çekilen 13 Mart Savaþçýlarý ve diðer devrimciler, iþkencehanelerde, daðlarda katledilenler, milyonlarýn iþkenceden geçirilip fiþlendiði o “zor yýllar”da olaðan þeylerdi. Daha yeni kurulmuþ olan proleter komünist parti, askeri faþist cunta yýllarýnda mücadeleyi kesintisiz sürdürerek yeraltý mücadelesinde ustalaþtý, illegal mücadelenin sýnavýndan geçti. Bu dönemde yalnýzca proletaryanýn devrimci sýnýf partisi mücadeleyi kesintisiz sürdürebilme baþarýsýný gösterdi. Küçük burjuva hareketin önemli bir kýsmý kýsa sürede “geri çekilme” adýna Avrupa’ya kaçarken, bir kýsmý da aðýr koþullar altýnda örgütsel varlýðýný koruyamadý. Geri çekilmeyi, sadece cuntadan önce gündemine alan ulusal hareket baþarýyla uygulayabildi. 90’lý yýllara gelirken uluslararasý konjonktürde köklü bir deðiþim oldu; Sovyetler Birliði ve sosyalist sistem daðýldý; sosyalizm geçici olarak inisiyatifi kaybetti. Bu dönem, dünyada sosyalizme kapsamlý ideolojik saldýrýlarýn yapýldýðý, tarihin sonunun ilan edildiði dönem oldu. Ayný zamanda ABD’nin “yeni dünya düzeni” ve “Amerikan yüzyýlý” adýný verdiði projelerle dünyanýn egemenliðini herkese kabul ettirmek amacýyla hareket geçti bir dönemdi. Bu dönemde sosyalizmle baðlarý sýnýfsal zeminlerde deðilde duygusal temelde olan ve güç iliþkilerine baðlý olarak süren hareketlerin devrimci sosyalizm anlayýþýndan kopuþlarý gerçekleþti. Geniþ bir çevre Leninizmle ideolojik kopuþ yaþarken proleter komünist parti, kendi saflarýndaki sað sapma ve tasfiyecilikle kesin bir hesaplaþmaya girip onlarý mücadele saflarýnýn dýþýna iterken, kendi adýna da “Leninist” ibaresini ekledi. Büyük bir kesim leninizmden kaçarken, proletaryanýn devrimci sýnýf partisi Leninist Parti olarak yeniden doðdu. Bu dönemde Türk tekelci sermayesi, emperyalistlerin etkin desteðiyle birleþik devrimi yok etmek amacýyla harekete geçti. Bu amaçla politik çevrime harekatýna baþvurdular. Bir yandan marksizm leninizmden kopup giderek uzaklaþan tasfiyeci hareketlere sistem içinde alan açmaya baþladý. Bir yandan da devrimci mücadelede ýsrar edenlere karþý en sert, en acýmasýz biçimiyle devlet terörünü uygulamaya koydu. 90’lar, 40 yýllýk iç savaþýn en sert çarpýþmalarýna sahne oldu. Kürdistan’da sokaða çýkan, eyleme geçen kitlelere ateþ açýlýp toplu

kýyýmlar gerçekleþtiren faþist devlet, sokaklarda, evlerde açýk infazlara baþvuruyor, bütün karakollar iþkence merkezlerine dönüþtürülüp iþkenceli sorgular yaygýnlaþtýrýlýyor, iþkencelerden ölümler olaðanlaþtýrýlýyordu. Bu dönem faili meçhuller diye bilinen onbinlerce insanýn kaçýrýlýp ölüsünün dirisinin yok edildiði bir dönem oldu. Sermaye, burjuva sýnýf, iç savaþý kazanmak için elinden gelen her þeyi yaptý. 2000’li yýllara girerken, Türk tekelci sermayesi 30 yýldan beri süren bütün sert saldýrýlarýna raðmen kazanamadý. Devrimi yenemeyeceðini anladýðýndaysa, bükemediði bileði öpme yerine ýsýrmayý tercih etti; hem de emperyalistlere yaptýrdýðý yeni diþleriyle. Türkiye ve Kürdistan devrimini yenmeyi, AB ve ABD emperyalizmine devretti. Böylelikle birleþik devrimimize karþý o güne kadarki en kapsamlý ve sert sýnýfsal saldýrý olan F tipi saldýrýsý uygulamaya kondu. Emperyalist merkezlerin planý olan bu saldýrý, onlarýn etkin desteði ve yönlendirmesiyle gerçekleþtirildi. Amaç öncüyü F tipi hücrelere kapatmak; öncüyle kitle arasýndaki baðlarý koparmak; öncüsüz býraktýðý kitleyi devrimci mücadeleden, devrim ve zafer yolundan alýkoymak, vazgeçirmekti. 19 Aralýk 200’de devlet, tutsaklarý teslim almak amacýyla 20 zindana birden saldýrdý. Zindanlar ve kent meydanlarý, sokaklar, iki sýnýf arasýnda en þiddetli çarpýþmalarýn yaþandýðý birer savaþ alanýna döndü. “NATO’nun en güçlü ordusu” zindanlara saldýrdýðýnda, zindanlardaki devrimci tutsaklar teslim olmayý reddetti; çýplak elleri ve bedenleriyle savaþa tutuþtular. En eþitsiz koþullardaki bu savaþ 4 gün 4 gece sürdü. Daha sonra da F Tipi Zindanlarda Ölüm Orucu Savaþlarý biçimini alýp yýllara yayýlarak sürdü. Küçük burjuva hareket ne F tipi saldýrýnýn ne de bu büyük savaþta yer aldýðý halde bu savaþýn gerçek anlamýný kavradý. Küçük burjuva hareket, ortalama sol, 12 yýldan beri “tecrit” darlýðýný aþamadý, gözlerimizin önünde sürüp giden bütün canlýlýðý içindeki devrimi halen görmedi, göremedi. Leninist Parti, iç savaþýn bu en sert döneminde, 90’lý yýllarda savaþarak kendini yeniden üretip tutunurken, daha geniþ alanlara, emekçi yýðýnlara ulaþabilmek için de olaðanüstü çaba sarf etti. Bu sert savaþ süreci ayný za-

222. Sayý / 31 Ekim - 14 Kasım 2012

manda Leninist Parti’nin hem Türkiye’deki hem de dünyadaki nesnel geliþmeleri yeniden ele alýp sonuçlar çýkardýðý yoðun teorik araþtýrma çalýþmalarýyla belirgindir. Leninist Parti bu çalýþmalarýn sonuçlarýný Türkiye ve dünya kamuoyuyla paylaþtý. Yeni Evre olarak belirlenen bu dönem pek çok þeyin yanýnda asýl olarak iki belirgin yanýyla emperyalizmin daha önceki evrelerinden ayrýlýr. Birincisi; emperyalist kapitalist sistem kendi iþleyiþ yasalarýnýn sonucu olarak kendi geliþiminin son sýnýrlarýna dayanmýþ, çürümeyi bütün topluma yayarak kendi üzerine doðru çöküþ sürecine girmiþtir. Üretici güçleri ve toplumu elinden kaçýran burjuvazi, üretici güçleri yeniden kontrol altýn alabilmek ve sýçramalý, çöküþ sürecindeki hegemonyasýný yeniden kurup, egemenliðini devam ettirebilmek amacýyla 3. Dünya savaþýna girdi. Bu savaþýn baþlama vuruþunu da bizzat ABD tekelleri NewYork’ta Ýkiz Kuleleri vurarak yaptý. Bu savaþ ayný zamanda küresel bir iç savaþtýr. Ýkincisi; insanlýk tarihinde ilk defa üretici güçlerin geliþim düzeyi, sýnýflý toplumlara tamamen son verebilecek olgunluða eriþti. Yeni ve daha ileri bir toplum olan komünist toplumun maddi önkoþullarý ortaya çýktý. Daha önceki sosyalizm deneyimleri üretici güçlerin ve bunun bir parçasý olan bilim ve teknolojinin yeterince geliþkin olmadýðý koþullarda bu iþe giriþip büyük baþarýlar elde etmiþken; insanlýk bugün kendi yarattýðý uygarlýðýn nimetlerinden yeterince yararlanamayor. Bunun sorumlusu ise kapitalist özel mülkiyetin kendisidir. Oysa yeryüzünde ilk defa bütün insanlarýn ihtiyacýný karþýlayabilecek düzeyde üretim yapabilmenin koþullarý olgunlaþtý. Þimdi bir darbeyle kapitalist özel mülkiyete son verildiðinde, insanlar özgürce, ilk defa kendi geleceklerini kendi istedikleri gibi kurabilecek, kendi tarihlerini bilinçlice kapabilme koþullarýna eriþebilecektir. 1990’lar ve 2000’li yýllar, Leninist Parti’nin ideolojik, politik üstünlüðünü gösterdi. Leninist Parti’nin tezleri bu yýllarda pratiðin sýnavýndan baþarýyla geçti. Þimdi bu politikalar kitleler tarafýndan sahiplenilmeye, hayata geçirilmeye baþlýyor. 1 Mayýs politikasý olsun, iþçi sýnýfýnýn sendika barikatlarýný aþarak komite ve konsey örgütlenmesine yönelmeye baþlamasý olsun bunun en açýk kanýtlarýdýr. Þimdi niteliðin kendi niceliðini yaratma zamanýdýr. Son olarak belirtmek gerekiyor, 1917 Ekim Devrimi’nden önce yaþanan süreçte Lenin’in ve Bolþevik Parti’nin bu süreci karþýlayacaðýna ne Avrupa’da ne de Çarlýk Rusya’sýnda bir avuç Bolþevik dýþýnda kimse inanmýyordu. Týpký bugün biz de Leninist Parti’nin bu iþin üstesinden gelebileceðine de bir avuç Leninist dýþýnda kimsenin inanmadýðý gibi. Ama bir kez daha altýný çizelim: YAÞAM BÝZDEN YANA!..

5


Yeni Evrede

Rojava Devrimi

Mücadele Birliði

ROJAVA’DAN DEVRÝM DERSLERÝ-2 Geçici Devrim Hükümeti’yle Çoðunluðu Kazanmak Rojava Devrimi, Geçici Devrim Hükümeti’nin zorunluluðu ve de kaçýnýlmazlýðýný bir kez daha vurgulamasý açýsýndan büyük önem taþýyor. Devrimci iktidarýn fethiyle beraber hemen faaliyete geçecek, devrimin en acil önlemlerini en enerjik biçimde yürürlüðe koyacak böyle bir hükümet organý olmadan, devrim kargaþaya sürüklenirdi. 29 Temmuz gecesinden çok önce, halkýn örgütlü gücünü temsil eden 14 Kürt partisi, 5 üyesi PYD’den (halkýn çoðunluðu üzerinde etkili olan parti), 5 üyesi diðer örgütlerden olmak üzere, Yüksek Kürt Konseyi’nin kuruluþunda anlaþtý. Konsey, demokratik özerklik konusunda anlaþmaya vardý. Ve iktidarýn fethinden hemen sonra Geçici Devrim Hükümeti organý faaliyetlerine baþladý. Binlerce komite ve genel halk meclislerinde toplantýlar yapan halk, Yüksek Konsey’in merkezi otoritesini kabul ettiklerini ilan etti. Bu amaçla, hemen ayný hafta 1 milyondan fazla insanýn katýldýðý Yüksek Konsey’e destek mitingleri gerçekleþti. Halk bu konseyin kendi iradesini temsil ettiðini ve bu konseyin otoritesinin bizzat halka dayandýðýný doðruladý. Öte yandan Konsey, o zamana dek kararsýz kalan, güçlerin karþýlýklý savaþýmýnda yalnýzca kazanan tarafa meyleden büyük bir kalabalýðýn da devrim saflarýna çekilmesinin aracý oldu. Konseyin kendini hükümet yetkileriyle donatmýþ olmasý ve bu yetkeyi kullanacak gücü sahip olduðunu göstermesi, nüfusun en geri kesimlerini kazanmaya yetti. Böylece Geçici Devrim Hükümeti, yalnýzca devrimin en acil sorunlarýna en enerjik çözümleri sunmak için deðil, ama bunun yanýnda sadece zafer kazanan taraftan yana olan, sözlere deðil, yapýlanlara bakarak karar verebilen nüfusun ezici çoðunluðunu kazanmak için de en uygun araç olduðunu kanýtladý.

Borçlanan Burjuva Devlet Aygýtý “Her gerçek halk devrimi” diyordu Marx, (ve bu sözü tam zamanýnda unutanlarý lanetle anan Lenin), “sadece iktidarý fethetmekle yetinemez, ama iþe burjuva devlet aygýtýný parçalamakla baþlamalýdýr.” Günümüzde “iktidarýn fethine kilitlenme” adýna, reformist oportünist söylemler yükseldikçe, tarihin büyük devrimlerinin bu en temel sorununa bir kez daha dikkat çekmek bir zorunluluk oldu. Ýktidarý parçalamadan, sadece fethetmekten söz eden “en devrimci” oportünizm bile, sonuçta bu iktidarý parlamenter yollardan ele geçirme hedefini gizlemekten baþka bir þey yapmýþ olmuyor. Rojava halký, 29 Temmuz gecesinde, ele geçirdikleri devlet kurumlarýna, yalnýzca kendi bayraklarýný çekmekle yetinemezdi. Ezilen bir ulusun emekçileri, ilhakçý devlet kurumlarýna dayanarak, ne iktidarý koruyabilirdi, ne de tek bir demokratik adým atabilirdi. Bu yüzden daha ilk gecede halk, Esad rejiminin devlet aygýtlarýný ýskartaya çýkartmakla iþe baþladý. Düzenli ordu ve polis daðýtýldý, silahsýzlandýrýldý, pek çoðu bölgeyi terk etti. Ka-

6

lanlar ise halk meclisinin izni olmadan adým bile atamaz oldular. Boþaltýlan hükümet, adliye ve karakol binalarýna, sadece halkýn seçtiði görevliler, halkýn kurduðu mahkemeler, yerel iktidar organý olan meclisler, kadýn konferanslarý, gençlik örgütleri, kültür, sanat, ekonomi komisyonlarý yerleþti. Polisin yerini hemen silahlý halk milisleri aldý. Öyle ki, 500 bin kiþinin yaþadýðý Qamiþlo’da sadece trafiði düzenlemekle görevli silahsýz iki polis memuru dýþýnda devriye gezen tek bir polis kalmadý. Halk meclisleri bütün gün, kendi iþinde, topraðýnda, üretim faaliyeti yürüten emekçilerden oluþtu; ama nerede bir olay çýksa hemen en yakýn milisler iþini býrakýp asayiþi saðladýlar. Halka yabancýlaþmýþ, halkýn üzerinde özel silahlý insanlardan oluþan militarist burjuva baský aygýtýnýn yerini alan, bizzat halk tarafýndan seçilip görevlendirilmiþ, her an bu görevden geri alýnabilir insanlardan oluþan milis gücü þimdiden bütün geçici asayiþi saðlama yeteneði göstermiþtir. Demokratik halk devrimlerinde, halka yabancý baský aygýtlarýnýn hemen parçalanmasý öylesine önemli bir adýmdýr ki, neredeyse, tek baþýna milyonlarca ezilenin koþulsuz desteðini garanti eder. Karakollarýn önünden bile geçmeye korkan halk, þimdi en ufak sorunda buralara baþvuruyor. Halk, yaþamýnda gerçekte köklü bir deðiþimin yaþandýðýný, en çok buralarda hissediyor. Bir karakolda görev yapan milisin sözlerini doðrudan aktararak konuyu baðlayalým: “Halk buraya gelip, Kürtçe konuþup sorunlarýný dile getirdiði zaman bazen dayanamayýp aðlýyor. Çok duygulu anlar yaþýyoruz. Bu duygularý size anlatamam, yaþamak lazým. Buraya gelen insanlarýn sorunlarýný dinlerken, kahve, çay ikram ediyoruz. Sonra gidip sorunlarýný çözmeye çalýþýyoruz. Bunlarý size sýkça anlatýyorum çünkü biz böyle ilgi ve alakayý daha önceki sistemden hiç görmemiþtik. Böyle kibar davranýþlara çok yabancýyýz. Bu yüzden bazý yerlerde afallama durumumuz bile oluyor.” Tam Demokrasinin Açtýðý Yol Devrim, son derece örgütlü, köylere dek ulaþan komite ve genel halk meclisleri üzerinde yükseldi. Ýktidarýn fethinden önce, bu organlar birer mücadele organý görevi yüklendiler. Þimdi ise hiçbir yasanýn kýsýtlamadýðý, halkýn doðrudan iradesi ve otoritesinin ifadesi oldular. Ýktidarýn fethinden sonra, burjuva aygýtýn parçalanmasýndan sonra, bu komiteler, çok daha yaygýn, çeþitli ve canlý bir yönetim faaliyeti içine girdiler. Eðitim, kültür, temel ihtiyaç maddelerinin temini, asayiþ, sýnýr güvenliði, adliye görevlerini yerine getirmeye baþladýlar. Oysa ne bir anayasa var ortada ne de yazýlý bir kanun hükmü. Halk neye ihtiyaç duyuyorsa bu komite ve meclislerde tartýþýlýyor, karara baðlanýyor ve hemen hayata geçiriliyor. En demokratik burjuva parlamenter cumhuriyetten bile yüz kat daha demokratik, yüz kat daha enerjik bir halk iktidarýdýr bu;

222. Sayý / 31 Ekim - 14 Kasım 2012


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

laklakhaneye dönen parlamentonun, militarist bürokrasinin ezip geçtiði, güdükleþtirdiði biçimsel demokrasinin izi bile yok. Komiteler ve halk meclisleri, yasama ve yürütmeyi birleþtiren Sovyet tipi örgütlenmenin izinden gidiyor, ona yaklaþýyor. Bu yakýnlaþmanýn Yeni Evre’de ulusal devrimler açýsýndan son derece önemli olduðunu vurgulamakta yarar var. Artýk “Yeni Evre” de hiçbir ulusal devrim, ezilen ulusun kurtuluþunu saðlayan devrim, burjuva demokrasisinin dar kalýplarýna sýðmaz, sýðamaz. Aksine ancak bu kalýplarý parçalayýp tam demokrasinin fethine ulaþtýkça ezilen ulusun çoðunluðunu oluþturan emekçilerin özlemlerini karþýlayabilir ve bu demokrasi ne denli tam oluþturulursa sosyalizme de o kadar yakýn demektir. Rojava ulusal devrimi daha ilk adýmýnda Sovyet tipi örgütlerin izini sürerek, yýkýlan burjuva devlet aygýtýnýn yerine bu doðrudan demokrasinin aygýtlarýný geçirerek, sosyalizme doðru açýlan o diyalektik dönüþüm noktasýna yaklaþmýþtýr. Çünkü hiçbir sömürücü sýnýf, topluma yabancý silahlý adamlar özel örgütü olmadan kendi egemenliðini silahlanmýþ çoðunluða kabul ettiremez. Kuþkusuz bu devrimin zayýf yönünü, iþçi sýnýfýnýn baðýmsýz politik örgütlerin bulunmayýþý oluþturuyor. Fakat demokratik devrimin derinliði ve yaygýnlýðý, iþçi sýnýfýna hýzla örgütlenme, bilinçlenme ve çýkarlarýný tüm sömürücü sýnýflara karþý açýk ve güçlü biçimde savunma olanaðý tanýyor. Rojava’da en hýzlý örgütlenenler, avukat, doktor, eczacý, küçük ticaret erbabý tipinde küçük burjuvalar oldu. Sendikalar ise yeni yeni kuruluyor. Bölgede muazzam petrol yataklarý bulunuyor, ancak buradaki iþçiler çoðunlukla Araplardan. Kürt proletaryasý ise Halep’te, Lazkiye’de yoðunlaþýyor. Devrim sýrasýnda ve öncesinde bunlar silahlarýný kuþanmak üzere geri döndüler. Bugün YPG’yi oluþturan silahlý gücün önemli bir bölümü iþçi gençlikten. Silahlar proletaryanýn elinde. Bu sýnýfýn kendi baðýmsýz çýkarlarýný korumak için harekete geçmeyeceðini düþünmek aptallýk olurdu. Rojava’nýn ilhak edilmiþ topraklarýnda emekçi halkýn “bütün iktidarý” yani hem politik hem de ekonomik iktidarý ele almasýnýn önünde bazý engeller bulunuyor. Anadilde eðitim ve kültürel geliþim tam gaz ilerlerken, ekonomik alanda iþler bu kadar hýzlý ilerlemiyor. Çünkü ilhakçý Baas rejimi onyýllar boyunca Kürdistan topraklarýný, Arap bölgelerine ekonomik açýdan fazlasýyla baðýmlý hale getirmiþ. Petrolün % 75’i burada ama tek bir rafineri yok. Benzin, mazot, yað gibi temel ihtiyaçlar halen daha Þam ve

Rojava Devrimi

Lazkiye’den geliyor. Arap sermayesi, petrol kuyularýna el koymadýðý sürece Kürt halkýnýn bu ihtiyaçlarýný gidermekte sakýnca görmüyor. Öte yandan bölgenin verimli topraklarýnda tahýl ürünleri ekimi yapýlýyor ancak Esad rejimi özellikle meyve sebze dikimini yasaklamýþ, bu temel ihtiyaçlarýn Arap bölgelerinden temini zorunluluðu var. Ýlhak edilmiþ topraklardaki petrol kuyularýný büyük tarým arazilerini kamulaþtýrabilmek için Kürt emekçileri, Arap bölgesinde geliþecek devrimi beklemek durumundalar. Birleþik devrim olmadan Kürt halký “bütün iktidarý” ele geçirecek durumda olamayacak.

Bir Kadýn Devrimi Ve nihayet emekçi kadýnlarýn kurtuluþu sorunu, ama asla önem bakýmýndan sonuncusu deðil... Devrim, emekçi yoksul kadýnlarý öylesine hýzlý biçimde politik yaþamýn ortasýna çekmiþtir ki, Rojava’da yakýn zamana kadar evinden çýkmasý ayýplanan kadýnlar, þimdi her yerde konferanslar topluyor, kadýn meclisleri oluþturuyor, milis ve ordu içinde kendine yer buluyor. Þaþýrtýcý deðil. Yeni Evre’de ulusal sorun, artýk bir köylü sorunu deðil, kentli kitlelerin merkezde olduðu bir sorundur. Rojava’daki nüfusun çoðunluðu büyük kentlerde yaþýyor. Buralarda ulusal kültürün esas taþýyýcýlarý, köylerin yerel topluluklarý deðil, ama emekçi yoksul kadýnlar oldular. Ekonomik entegrasyonun zoruyla çalýþan erkek nüfus, Arap egemen kültürün baskýsýna fazlasýyla maruz kalýrken, kentlerin yoksul mahallelerinde kadýnlar anadilin yaþatýlýp, yeni nesillere aktarýmýnýn temel öðesiydiler. Bu yüzden ulusal devrimin zaferi, kadýnlarýn bu deðerini hemen tanýmak ve yüceltmek yolunda ilerledi. Sadece Rojava’da deðil, ama daha geliþkin biçimiyle Kuzey Kürdistan’da da gördüðümüz yoðun kadýn faaliyeti ve devrim, Yeni Evre’nin olgunlaþtýrdýðý ekonomik ve toplumsal zemin üzerine yükseliyor, asýl oradan besleniyor. Görüldüðü gibi, Rojava devrimi Yeni Evre’nin ulusal toplumsal devrimlerinin tüm karakteristik yönlerini daha þimdiden belirginleþtirmesiyle, daha titiz bir ilgiyi hak ediyor. Devrime öncülük edenlerin, bu karakteristik öðeler hakkýnda ne kadar bilinçli olduklarý, ikincil önemde bir konudur. Devrim, kendi yolunda ilerliyor, her adýmda Leninist devrim þiarlarýný kanýtlýyor. Kürt halký bu muazzam pratik deneyimden leninist þiarlarýn kanýtýný bulmakta zorluk çekmeyecektir. Rojava deneyimi, Türkiye ve Kürdistan birleþik devriminin öznel öðesini de iþte böyle olgunlaþtýrýyor.

222. Sayý / 31 Ekim - 14 Kasım 2012

7


Güncel

SURÝYE ÝLE SAVAÞ

Suriye ile Türkiye arasýnda savaþ çýkacak mý; ya da daha doðrusu, Türkiye Suriye’ye saldýrýp savaþ baþlatacak mý? Þimdi herkesin yanýtýný merak ettiði; kendi kendine sorup yanýtýný aradýðý soru budur. Bu sorularýn yanýtýný sadece Türkiye ve Suriye halklarý deðil, baþta Ortadoðu olmak üzere dünyanýn tüm halklarý merak ediyor. Doðal olan da bu. Zira Ortadoðu’da Suriye-Türkiye savaþý baþlamasý durumunda böyle bir savaþýn deðil iki ülke ile sýnýrlý kalmasý, Ortadoðu ile sýnýrlý kalmasý bile düþünülemez. Böylesi bir savaþýn tüm dünyayý kapsayacaðý, giderek bir dünya savaþýna dönüþeceði artýk genel kabul görmüþ durumda. Öyleyse soruyu þu þekilde sorabiliriz: Türkiye, nihayetinde bir dünya savaþýna dönüþmesi kaçýnýlmaz görünen bir savaþý baþlatmayý göze alacak mý? Baþbakanýn ve hükümetin diðer sözcülerinin açýklamalarýna bakýlýrsa, Türkiye’nin böyle bir savaþý göze aldýðýndan þüphe yok. Açýklamalar böyle ama biz kiþilerinin kendi hakkýnda söylediklerine deðil, gerçek duruma, söze deðil olgulara, sýnýf iliþkilerine ve güç dengelerine bakmakla yükümlüyüz; bilimsel zeminde kalmak istiyorsak! Soruna bu açýdan baktýðýmýzda geliþmelerin, hükümetin açýklamalarla ima ettiði yönün tam tersi yönde aktýðýný görüyoruz. Bunlarýn baþlýcalarýný sayalým: Birincisi, hükümet, Suriye ile bir savaþ için Türkiye emekçi sýnýflarýnýn ve Kürt halkýnýn desteðini ne yaptýysa alamadý. Nüfusun ezici bir çoðunluðu anlamýna gelen emekçi sýnýflar ve Kürt halký, Suriye ile savaþa kesin bir þekilde karþýlar. Ýkincisi, Türkiye, Suriye’deki rejimin kýsa sürede yýkýlacaðýný ve yerine “Müslü-

man Kardeþler” ya da benzeri dinci/faþist bir iktidarýn kurulacaðýný; en kötü ihtimalle bunun gerçekleþmemesi halinde, týpký Libya’da olduðu gibi, emperyalist devletlerin askeri bir iþgalle rejimi yýkacaklarýný öngörüyordu. Öngörülerin hepsi yanlýþ çýktý. Suriye rejimi kýsa sürede yýkýlmadý. Bu birincisi. Ýkincisi, emperyalist devletler, içinde bulunduklarý durum ve Suriye’nin direnme gücü nedeniyle askeri bir iþgale kalkýþmayacaklarýný net biçimde ortaya koymuþ durumdalar. Rusya, Ýran ve Çin’in aldýklarý askeri müdahaleye karþýt net pozisyonlarý emperyalistleri bir iþgal giriþiminden alýkoyan diðer bir önemli faktör oldu. Üç ülkenin aldýðý pozisyon emperyalistlerle birlikte Türkiye üzerinde de caydýrýcý bir rol oynadý. Þimdi bu üç ülkeye Irak da eklenmiþ oldu. Üçüncüsü, Türkiye, emperyalistlerin içinde doðrudan yer almayacaklarý bir savaþý tek baþýna ne ekonomik, ne askeri ne de siyasi yönden göze alabilecek durumda olmadýðýný gördü. Emperyalistleri iþin içine çekmek için yaptýðý birkaç provokasyon ise, emperyalistleri harekete geçirmek bir yana bu akbabalarýn Türkiye’nin kulaðýný çekmelerine neden oldu. Kýsaca “Bizi oldubittiyle karþý karþýya býrakma” dediler. Türkiye, Suriye’ye karþý bir dýþ savaþ istiyor mu? Ýstediðinden þüphe olmasýn! Ama bu savaþý tek baþýna deðil, emperyalistlerle ve gerici Arap devletleriyle birlikte yapmak istiyor; tek baþýna deðil. Çünkü tek baþýna baþlatacaðý bir savaþýn ne maliyetini, ne askeri gücünü karþýlayabilir ne de sonucunu kestirebilir. Onun için “ortaklarla” birlikte bir savaþ baþlatmak en büyük arzusu. Ama “ortaklar” ellerini böyle bir kanlý ve sonu kestirilemez sürece bulaþtýrmak is-

Yeni Evrede

Mücadele Birliði

temiyorlar. En azýndan þimdilik.. Bu durumda Türkiye’nin iki seçeneði kalýyor: Ya tek baþýna askeri iþgale kalkýþacak –ki bunun pek kolay ve mümkün olmadýðýný ortaya koyduk- ya da geri çekilecek. Geri çekilmenin hükümet açýsýndan büyük bir politik bedeli olacaðý kesin ve tam da bu nedenle hükümet geri çekilmemek için savaþ yönündeki þansýný son sýnýrlarýna kadar zorluyor. Yolcu uçaklarýnýn zorla indirilmesi, “kendi adamlarý”na kendi topraklarýný provokasyon amaçlý bombalatmasý, kiralýk katil sürüsüne her türlü desteði, en ufak bir gizlilik kaygýsý gütmeden yapmasý þansýný ne kadar zorladýðýnýn iþaretleridir. Bu durumda iki ülke arasýnda savaþ çýkar mý; ya da Türkiye Suriye’ye saldýrýr mý? Görüldüðü gibi bu sorunun yanýtý nasýl seyredeceði önceden kestirilemeyen pek çok etkene baðlý. Ama iþçi sýnýfý, çalýþan kitleler ve Kürt halký açýsýndan sorun aslýnda çok açýk: Bu hükümet, bu devlet ve tekelci sermaye sýnýfý, kendi çýkarlarý ve egemenliklerini korumak için Türkiye’yi, toplumu savaþ ateþine atmaya her zaman hazýr ve meyilliler. Bu kadarý bile iþçi sýnýfýnýn, ezilen kitlelerin ve Kürt halkýnýn tekelci burjuva egemenliði tüm kurumlarýyla birlikte neden yýkmalarý için yeterli nedeni oluþturuyor. Bugün Suriye, yarýn Irak ya da Ýran; ama tekelci sermaye sýnýfý ve onun politik egemenlik aygýtlarý halklarý her zaman kanlý bir savaþýn ateþine atmaya hazýrlar. Halklarýn baþýnda sallanan bu savaþ kýlýcýndan kurtulmanýn tek yolu tekelci kapitalist düzenin bir devrimle yýkýlmasý ve yerine devrimci bir iktidarýn kurulmasýdýr.

KADIN HAKLARINI SAVUNMAK BEYNÝN YIKANMASI MIDIR?

ruz.

Merhaba yoldaþlar, Ben Ankara’da lisede okuyan DÖB’lü bir öðrenciyim. Son sýnýf olduðum için derslerde sürekli ya test çözüyoruz ya da kitap okuyo-

Her zaman ki gibi Çaðdaþ Türk ve Dünya Tarihi dersinde kadýn öðretmen bizi kendi halimize býraktý; ben de Emekçi Kadýnlar broþürünü okumaya baþladým. Öðretmen broþürü inceledikten sonra, yanýma gelip “beynimin yýkandýðýný” söyledi. Ona göre kadýn haklarýný savunmak beynin yýkandýðýnýn göstergesi. Ýlk önce cevap vermek istemedim; çünkü bundan bir sene önce 5 gün uzaklaþtýrma cezasý almýþtým, “müdürü hedef göstermek ve okulda ayaklanma çýkartmak” gerekçesiyle. Ama ben sustukça öðretmen üstüme geliyordu. Ben de en sonunda; “siz de bize okul adý altýnda faþizmi öðretiyorsunuz” dedim. Tartýþma uzun süre sürdü. Cuma günü olmasý nedeniyle okul çýkýþýnda “Ýstiklal Marþý” okunacaktý. Tartýþtýðým öðretmen bilinçli olarak arkamda durdu, marþý söylemeyeceðimi biliyordu çünkü. Marþ bittikten sonra direk müdürün odasýna götürdü beni. Ýki olayý da abartýlý bir þekilde anlattý. Müdür de hiç düþünmeden ikinci uzaklaþtýrma “cezasýný” verdi. Ama bilmiyorlar, Baskýlar Bizi Yýldýramaz! Ankara’dan Liseli DÖB’lü Bir Öðrenci

8

222. Sayý / 31 Ekim - 14 Kasım 2012


Yeni Evrede

UÇURUMDAN ÖNCE SON ÇIKIÞ

Mücadele Birliði

Aðýrlýk merkezi Suriye iç savaþý olan Ortadoðu devletlerarasý iliþkilerde normal akýþýn dýþýnda iliþkiler ortaya çýkmaya baþladý. Normal akýþtan sapma olarak ortaya çýkan dikkat çekici ve bir o kadar da ilginç iliþkilerin açýklanmasý gerekir. Bu ilginç iliþkilerin baþýnda Rusya ve Ýran’ýn Türkiye’ye yaklaþýmlarýndaki yumuþama geliyor. 17 Ekim’de Putin’in Türkiye’ye yaptýðý sert çýkýþý bir kenara koyarsak, örneðin, Rusya’nýn Moskova’dan Þam’a giden yolcu uçaðýnýn indirilmesine tepkisi son derece yumuþak görülmelidir. Rusya Dýþiþleri Bakanlýðý, Türkiye’den bir açýklama istemek dýþýnda bir þey yapmadý. Denilebilir ki, “Uçak Suriye uçaðý idi, tepkinin yumuþaklýðý bundan kaynaklanmýþ olabilir.” Bu varsayýmý doðru kabul etmek mümkün deðil. Zira “uçak olayýnda” Suriye deðil, Rusya idi. Türkiye’nin yolcu uçaðýný indirerek Suriye’ye gözdaðý vermeye çalýþtýðýný düþünmek için geliþmeleri hiç bilmemek gerekir. Çünkü Türkiye, Suriye’ye karþý bir yolcu uçaðýný indirmekle kýyaslanmayacak savaþ politikasýný zaten ve açýkça güdüyordu. Suriye’ye “gözdaðýný” verecekse o iþi tank ve top atýþlarýyla, kiralýk katilleri her yönden ve açýkça destekleyerek vb vb yapýyordu. Yolcu uçaðýný indirmek, bu politikalarýn ve pratiðin yanýnda çocuk oyuncaðý kalýr. Öyleyse! Öyleysesi þudur: Yolcu uçaðýnýn indirilmesiyle mesaj Suriye’ye deðil Rusya’ya gönderilmiþtir. Rusya baþta bunu üzerine alýr gibi yaptý sonra vazgeçti; yumuþak mesajlar vermeye baþladý. Son mesaj bizzat Rusya Dýþiþleri Bakaný Lavrov’dan geldi: “Türkiye’nin uçaðý indirmeye hakký var” demek Lavrov’a kaldý. Benzer yaklaþým, düne kadar en açýk ifadelerle Türkiye’yi savaþla tehdit eden Ýran’dan gelmeye baþladý. Ekim ayýnýn ortalarýnda Bakü’de Ahmedinejad-Erdoðan buluþmasý bu yumuþamanýn son belirtisi

oldu. Kimsenin beklemediði sýrada, Türkiye’de tekelci basýnýn “görüþmeyecekler” diye baþlýk attýðý günde bu iki adam aniden görüþüverdi. Daha önemlisi ve belki de iþin özü, Türkiye’nin önerilerinde gizliydi. Türkiye, Suriye meselesinin çözümü için devletlerarasý görüþmeler önerirken görüþmelere dâhil olabilecek ülkeler olarak öngördükleri þunlardý: Türkiye, Ýran, Rusya, Mýsýr ve Suudi Arabistan. Burada dikkat edilecek nokta Türkiye’nin bu sorunun muhataplarý ve çözüm gücü olabilecek devletler arasýna ABD’yi, Fransa’yý ve diðer emperyalistleri dâhil etmemiþ olmasýdýr. Bunun Türkiye açýsýndan bir “gerileme”, bir “geri adým” olduðu muhakkaktýr. Ahmedinejat’ýn Türk Baþbakan’la görüþmeyi kabul etmesinde bu “geri adým”ýn iþaretini almýþ olmasýnýn belirleyici olduðunu düþünmek gerekir. Türkiye bu iþareti verdi ve Ýran Türkiye ile görüþmeyi kabul etti. Ama Türkiye, Suriye politikasýnda “geri adým”larýn iþaretini daha önce vermeye baþlamýþtý zaten. Suriye politikasý Türkiye’yi beklemediði koþullarda savaþýn içine bir girdap gibi çekiyordu ve verili koþullarda savaþa girmenin tekelci egemenlik için sonu düzenin yýkýlmasýyla gelecek bir uçurum anlamýna geliyordu. Bu yüzden daha bir-iki hafta önce “ne barýþý!” biçimindeki kükremelerin yerini “Esad’ýn yerini Faruk el Þara da alabilir” önerilerine býrakýyordu. Baas rejiminin yýkýlmasýndan –siz bunu dinci/faþist bir iktidarýn kurulmasýndan diye anlayýn- baþka hiçbir çözüme yanaþmayacaðýný ilan eden Türkiye’nin Baas rejiminin en kýdemli adamýnýn baþa gelmesini kabul edeceðini ilan etmesi geriye doðru atýlmýþ bir deðil birkaç adým saymak gerekir. Türkiye’nin sýkýþtýðý ve “ulusal onuru”nu fazla ayaklar altýna aldýrmadan bir çýkýþ yolu aradýðý artýk ayan-beyandý. Bu noktadan sonra Ne Ýran ne Rusya Türki-

Güncel

ye’yi köþeye sýkýþmýþ kedi konumuna düþürecek bir politika izlerlerdi, izlemiyorlar. Amerikalýlar ise, haftalar öncesinde Hükümetin “Ulusal onur ile ulusal çýkar” arasýnda sýkýþýp kaldýðýný tespit etmiþlerdi. Amerikalýlara göre “Ulusal çýkarlar” hükümeti Suriye politikasýndan tümden vazgeçmeye zorluyordu; ama bu manevra “ulusal onur” ayaklar altýna alýnman gerçekleþemezdi. Rusya ve Ýran’ýn, Türkiye’nin bu durumunu gördükleri ve ona bir “çýkýþ yolu” araladýklarý kesin. Onun için Rusya ve Ýran’ýn “zayýflýðý” olarak algýlanabilecek politikalardaki “yumuþama” belirtileri aslýnda Türkiye’nin zayýflýðýný örten bir þaldýr. Ýki ülke þimdi, Türkiye’ye “ulusal onurunu” çiðnetmeden uçurumdan önceki son çýkýþa girmenin iþaretini veriyorlar. Türkiye, bu çýkýþ yoluna girecek mi? Bunu belirlemek sadece Türkiye’ye baðlý deðil. ABD, Fransa ve diðer emperyalistlerin çýkar ve politikalarý Türkiye’nin gireceði yol üzeride tayin edici olacaktýr. Bütün bunlar bir yana, Türkiye’nin gerisin geri manevra çabasýný Davutoðlu’nun þu sözlerinden daha iyi ne anlatabilir: “Bizim için önemli olan bir gün dahi bir saat dahi Suriye’de akan kan duracaksa yapmayacaðýmýz fedakârlýk yoktur. Ama bunun gerçek bir ateþkes olabilmesi için de her þeyden önce havadan þehirleri kuþatarak, toplarla tanklarla yapýlan saldýrýlarýn durdurulmasý önem taþýyor. Ýnþallah bütün taraflar Kurban Bayramý’nda bu geçici ateþkes konusunda bir mutabakat saðlarlar Muhtemelen önümüzdeki günlerde, cuma günü olabilir, bütün ilgili ülkeler bu konuda ortak ya da ayrý ayrý ama paralel, eþ zamanlý destek açýklamalarýnda bulunacaklar. Ümit ediyoruz ki Suriye’de alan kan durur, tansiyon düþer.” Þu “barýþsever”e ve “tansiyon düþürücü”ye bakýn hele! (17 Ekim NTV Haber)

LENÝNÝST TUTSAKLARDAN AÇLIK GREVLERÝNE DESTEK

Kürt halkýnýn özgürlük talebi doðrultusunda tüm zindanlarda 12 Eylül’de gruplar halinde baþladýklarý ve giderek kitleselleþen açlýk grevlerine destekler de büyüyor. Bolu F Tipi Zindaný’nda bulunan Leninist tutsaklar da açlýk grevlerinin 43. gününde (23 Ekim) Kürt halký ve tutsaklarla dayanýþmak için 3 günlük açlýk grevine baþladýklarýný duyurdular. Tekirdað 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde de 3 günlük destek açlýk grevi yapan Leninist tutsaklar ise, açlýk grevine baþladýklarýný duyurmak için Özgür Gündem gazetesine faks çekmek istediler ancak tutsaklarýn faksýna cezaevi yönetimi tarafýndan el konuldu. 222. Sayý / 31 Ekim - 14 Kasım 2012

9


Yeni Evrede

ANTAKYA HALKI SAVAÞA KARÞI

Sokaklar

Mücadele Birliði

Antakya’da Armutlu Mahallesi yeniden ayakta. Anti-Emperyalist Devrimci Gençlik Platformunun “Suriye’ye Emperyalist Müdahaleye Hayýr” diyerek düzenlemek istediði yürüyüþte polis halka savaþ açtý. Hala Antakya’da devlet, vali kendi egemenliðini kurmaya çalýþýyor. Halk ise inatla savaþýn karþýsýnda olduðunu açýklýyor, eylemlere devam edeceðini ilan ediyor. 21 Ekim günü saat 14.30 sularýnda Armutlu Gündüz Caddesi’nde insanlar toplanmaya baþladý. Polis hemen destek istedi, panzerler, akrepler, çevik kuvvet desteði geldi. Armutlu halký ve gençliði polislerle tartýþmaya baþladýlar. Armutlu halkýnýn ve gençliðin 16 Eylül’den bir deneyimi vardý. Sokaklara çýkan gençler “Burasý Armutlu Buradan Çýkýþ Yok” diyerek slogan atmaya baþladý, polis de hemen tazyikli su, biber gazý bombalarýný kullanmaya baþladý. Saat 15.00’te ara sokaklara daðýlan kitle, sokaklarda çatýþmaya baþladý ve her geçen dakika kitle daha da artmaya devam etti. 16 Eylül’de yaþandýðý gibi, insanlar evlerden destek vermeye baþladý. Evlerde insanlar ellerine aldýklarý parke taþlarý, kaplarý vs. panzerlerin üzerine atmaya baþladý. Çatýþmalarýn en baþýndan sonuna kadar Leninistler, kitle ile birlikte çatýþtý, çöp konteynýrdan barikatlar oluþturdu. Çatýþmalar sürerken yakýndan çekim yapmaya çalýþan aralarýnda sivil polislerin de olduðu gazeteci olduklarýný söyleyenlere kitle sert bir þekilde müdahale etti. Çatýþmalar saatlerce sürdü polisler tomarlarla, akreplerle saldýrýrken ara sokaklara yoðun gaz bombalarý attý. Halk inatla sokaklara çýkýnca bu sefer de plastik mermi kullanýldý. Ara sokaklara

geçen akrepler 8 kiþiyi gözaltýna aldý. 3-4 saat boyunca çatýþan kitle her bir araya geldiðinde “Armutlu Faþizme Mezar Olacak”, “Burasý Armutlu Burada Çýkýþ Yok”, “Yaþasýn Halklarýn Kardeþliði”, “Vali Ýstifa”, “Tayyip Ýstifa”, “Gün Gelecek Devran Dönecek AKP Halka Hesap Verecek”, “Yaþasýn Devrim Yaþasýn Sosyalizm”, “Yaþasýn Devrimci Dayanýþma”, “Gözaltýlar Tutuklamalar Baskýlar Bizi Yýldýramaz” sloganlarý atýldý. Kitle daha sonra 3 defa bir araya geldi ve her seferinde çok aðýr gaz bombalarý ile karþýlaþtý ve gazdan baygýnlýk geçirenler hastaneye kaldýrýldý. Çevik kuvvet ve panzerler en son geri çekilmek zorunda kaldý. Mahalle muhtarý ile bir heyet oluþturup polisle görüþmek istendi, heyet oluþturuldu. Ama kitle, gözaltýlar serbest býrakýlmadan daðýlmayacaklarýný, burada sabaha kadar çatýþabileceklerini söylediler. Polis kitleden yolu açmasýný istedi, ama halk gözaltýna alýnanlarýn serbest býrakýlmadan yolu

açmayacaðýný söyledi. Ardýndan CHP milletvekili olay yerine geldi, konuþmak yapmak istedi ama kitle onu yuhalamaya baþladý, “neredeydiniz bizler çatýþýrken” tepkileriyle karþýlanýnca konuþmasýný yapamadý, olay yerinden uzaklaþtý. Kitle halaylar çekmeye baþladý. Halkýn tüm kesimlerinden insanlar sokaklara inip alkýþlar tutmaya baþladý, Çav Bella ve Gündoðdu Marþlarýndan sonra Arapça þarkýlar söylendi. Saat 21.30 sularýnda gözaltýna alýnanlar serbest býrakýlýnca kitle coþkulu bir þekilde zaferini kutladý.

CENAZEYE KATILANA HAPÝS

Devrim artýk nesnel bir gerçeklik olduðunun farkýnda olan tekelci kapitalizm ise çözümü ceza daðýtmakta aramakta. Yapýlan her toplumsal tepkiye soruþturmalarla, hapis cezalarýyla saldýrmakta. Tekelci kapitalizmin bu saldýrýlarý Adana’da da çok yoðun yaþanmakta. Kampüslerdeki YÖK protestolarýndan tutalým da, yapýlan afiþlere, mücadelenin her alanýna ayný yöntemlerle saldýrmakta. Aðýr Ceza Mahkemeleri tarafýndan tutuklama ve ceza terörü estirilmekte. 9 Þubat gecesi, üzerinde bulunan bombanýn patlamasý sonucu ölümsüzleþenleþenler kervanýna katýlan Yasemin Çiftçi’yi anmak için 13 Þubat günü, Adana Buruk mezarlýðýnda Ölümsüzlerin ve Tutsaklarýn Sesi Platformu’nun çaðrýsý ile anma etkinliði düzenlenmiþti. Yapýlan soruþturma sonrasýnda eyleme katýlan kiþiler hakkýnda “Terör örgütü propagandasý yapmak” suçlamasý ile davalar açýlmýþ, açýlan davalar grup halinde deðil, ayrý davalara bölünerek tek tek görülmüþtür. 18 Ekim günü Adana 6. Aðýr Ceza Mahkemesi tarafýndan “Terör örgütü propagandasý yapmak” suçlamasý ile açýlan davanýn ikinci duruþmasýnda Mücadele Birliði dergisi okuru olan Çukurova Üniversitesi öðrencisi Kurtuluþ Sürmeli’ye 10 ay hapis cezasý verildi. Yaratýlmak istenen yýlgýnlýða karþý devrimcilerin cevabý daha fazla mücadele olacaktýr. Yaþadýðýmýz her alanda Türk ve Kürt halklarýn birlikte mücadelesini örmeye devam etmek olacaktýr. Mücadele Birliði/Adana

10

222. Sayý / 31 Ekim - 14 Kasım 2012


Yeni Evrede

Açıklama

Mücadele Birliði

“BU ÝKÝ SINIFIN ÇATIÞMASIDIR”

Yeni Dönem Yayýncýlýk tarafýndan yayýnlanan onbeþ günlük siyasi dergimiz Yeni Evrede Mücadele Birliði’nin 220. sayýsý ve aylýk gençlik yayýný olan Zafere Kadar Genç Yoldaþ dergisinin 66. sayýsý, Gaziantep 1.Sulh Ceza Mahkemesi tarafýndan toplatýldý ve el konulmasýna karar verildi. 8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar Günü öncesi Y.E.Mücadele Birliði dergisinin özel sayýsý olarak Þubat 2012’de yayýnlanan Emekçi Kadýnlar Broþürü de bu yasaklamadan payýný aldý. Bu saldýrý üzerine 23 Ekim günü ÝHD Ýstanbul Þubesi’nde Mücadele Birliði Platformu tarafýndan bir basýn açýklamasý düzenlendi. Daha iyi bir dünyanýn mümkün olduðunu emekçi halklara anlatan, örgütlenmeye çaðýran sosyalist basýnýn, faþizmin özellikle hedefinde olduðu söylenen açýklamada dergi ve gazetelerin toplatýlýp yasaklandýðý, yazý iþleri müdürlerinin tutuklandýðý, onlarca yýl hapis cezalarýyla yargýlandýklarý söylendi. “‘Terör örgütünün propagandasýný içeren suç unsuru niteliðinde ibarelerin tespit edildiði’ gerekçesi ile 17 Ekim 2012 tarihinde ‘tamamýnýn toplatýlmasýna ve el konulmasýna’ karar verilen yayýnlarýmýz basýldýðýnda yayýn merkezi olan Ýstanbul’da herhangi bir yasaklama ile karþýlanmýyor, ancak Kürdistan’a gi-

dince ‘suç’ kapsamýna giriyor. Yayýnlarda iþlenen ‘suç’a dair hiçbir somut yazý, resim vs. göstermeyen Antep savcýlýðý, terörle mücadele þubesi polislerinin yönlendirmesiyle yayýnlarýmýzýn toplatýlmasýný istemiþ, mahkeme de toplatma ve el koyma karar vermiþtir. 1 Mayýs ve 6 Mayýs öncesi de konu ile ilgili afiþ ve bildirilerimize toplatma çýkaran Antep yargýsý, 6 Mayýs’ta yapýlan Denizleri Anma etkinliðine katýlanlara ve orada marþlarýný söyleyen müzik grubu Emeðe Ezgi’ye de davalar açmýþtý” denilen basýn açýklamasýnda Emekçi Kadýnlar adýna yapýlan konuþmada da broþürlerinin toplatýlmasýnýn son dönemlerde kadýnlara yönelik saldýrýlarýn bir parçasý olduðuna deðinildi. Genç Yoldaþ dergisi adýna yapýlan kýsa konuþmada da 2500 öðrencinin tutsak olduðu,

faþizmin gençliði baský altýna almak için her tür saldýrýyý gerçekleþtirdiði, bu dergi toplatma kararýnýn da gençliðin mücadelesine yönelik bir saldýrý olduðu söylendi. Konu ile ilgili açýklama yapan Avukat Sevinç Sarýkaya da medyanýn denetlenmesinin siyasi iktidara býrakýlmasýnýn kediye ciðer emanet etmek olduðunu, medyanýn denetlenmesinin hukukun iþi olduðunu ancak hukukun siyasi iktidara hizmet ettiði durumda bunun söz konusu olmadýðýný söyledi. Avukat, 2012 Dünya Basýn Özgürlüðü Raporunda dünyada en fazla tutuklu gazetecinin olduðu ülkelerden biri olduðunu da söyledi. Mücadele Birliði Platformu adýna yapýlan konuþmada ise sermayenin ve devletin artýk çýkýþsýz bir durumda olduðu, bu saldýrýlara o yüzden baþvurduðu söylendi. Bu baský sansürü ile sosyalist ve devrimcilerin düþüncesinin yayýlmasýnýn engellenmeye çalýþýldýðý söylendi ve “tarih ileriye doðru akar. Sosyalizmin yükseliþi sürüyor, bugün yaþananlar bu iki sýnýfýn çatýþmasýdýr” denildi. Basýn açýklamasýndan sonra Kadýköy’deki kitabevlerinde polisin sosyalist yayýnlarý keyfi olarak toplamasýna deðinildi ve bunu protesto etmek için Kadýköy’de yapýlacak olan basýn açýklamasýna gidildi.

TOPLATMAYA KARÞI EYLEM VE DAÐITIM Devrimci sosyalist yayýnlarýn Kadýköy’deki kitapevlerinden polis tarafýndan toplanmasý, devrimci sosyalist basýn çalýþanlarý ve okurlarý “Devrimci-Sosyalist Basýn Susturulamaz” diyerek Kadýköy Ýskele Meydaný’nda yayýn daðýtýmý yaptýlar. Geçtiðimiz hafta sonu Kadýköy’de bulunan kitabevlerini dolaþarak hiçbir hukuki gerekçesi olmaksýzýn buralardan devrimci sosyalist yayýnlarý, Kürt ulusal mücadelesine iliþkin dergi ve kitaplarý toplayan polis, kitapevlerine bu yayýnlarý satmamalarýný söylemiþti. 23 Ekim günü saat 14.00’de Kadýköy Ýskele Meydaný’nda bir araya gelen Atýlým, Kýzýl Bayrak, Mücadele Birliði, Meydan, Özgür Gelecek çalýþanlarý ve okurlarý bir basýn açýklamasý gerçekleþtirdi. “Baskýlar Bizi Yýldýramaz, Devrimci Sosyalist Basýn Susturulamaz!” yazýlý pankart açýlan eylemde kitabevlerinden toplatýlan gazete ve gergiler taþýndý. Sýk sýk “DevrimciSosyalist Basýn Susturulamaz!”, “Baskýlar Bizi Yýldýramaz!”, “Yaþasýn Devrimci Dayanýþma!”, “Kurtuluþ Yok

Tek Baþýna Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz!” sloganlarýnýn atýldýðý eylemde basýn açýklamasýný Eksen Yayýncýlýk Sorumlu Yazý Ýþleri Müdürü Tayfun Altýntaþ okudu. Kitabevlerinden yayýnlarýn polis tarafýndan keyfi bir þekilde toplanmasýnýn sansürün bir parçasý olduðu söylenerek, hem kitabevlerine gözdaðý verilmek istendiği, hem de tamamen yasal olan yayýnlarýn burjuva hukuku dahi yok sayýlarak yasa dýþý ilan edilmiþ olduğu söylendi. Açýklamada, devletin bu baský ve yasaklarýný týrmandýrmasýnýn nedeninin yaþanan gelişmelerin devlete korku salmasý olduðu belirtilerek, sürecin devrimcilere büyük görevler yüklediði dile getirildi. Devrimci basýn geleneðini dün olduðu gibi bugün de tüm saldýrýlara karþý savunmayý ve toplumu çürümüþ düzene karþý mücadeleye çaðýrmaya devam edeceklerini söyleyen devrimci sosyalist yayýn çalýþanlarý ve okurlarý Ýskele Meydaný’nda bir süre ortaklaþa gazete ve dergi satýþý yaptýlar.

222. Sayý / 31 Ekim - 14 Kasım 2012

11


Gündem

Avrupa’da emekçi sýnýflar, isyan ve ayaklanma halindeler. Emekçi sýnýflarýn eylemleri Avrupa’nýn her yanýný sarmýþ durumda. Emekçi sýnýflarýn eylemlerinde Yunanistan, yakýn zamana kadar liderliði elinde bulunduruyordu. Genel grevler, gençlik eylemleri, çalýþan diðer emekçilerin eylemleri bir “protesto” gösterisinden çok daha fazla, bir isyan, ayaklanma biçimine bürünüyor çoðu kez. Ama þimdi eylem artýþýnda ve eylemlere katýlan kitle sayýsýnda Ýspanya öne geçmiþ sayýlýr. Ýspanyollar, öfkeli, kýzgýn, hükümete karþý savaþta kararlý bir ruh hali içindeler. Arkalarýnda Franko faþizmine karþý verdikleri mücadelenin engin birikimi ve deneyimi var. Ýspanya hükümeti buna tekelci kapitalizmi demek çok daha uygun- Ýspanyol emekçi sýnýflarýný mutlak bir açlýða, mutlak bir yoksulluk uçurumuna sürüklüyor. Ama Ýspanya emekçi sýnýflarý, tekelci sermayenin ve onun yürütme komitesi olmaktan baþka hiçbir rol ve görevi olmayan hükümetin kendilerine biçtiði yazgýyý kabul etmiyorlar. Sokaða çýkýyorlar ve savaþýyorlar. Her gösteri, her eylem, her grev devlet güçleriyle, polisle açýk bir çatýþmaya dönüþüyor. Avrupa’da her hafta, her ay eylemlilik artýþýnda bir ülke baþka bir ülkenin yerini alýyor, arkadan gelen öndekini aþan bir eylemlilik, isyancý, ayaklanmacý ruh haliyle geride býrakýyor. Ýspanya, Yunanistan’ý geride býrakmýþtý, son günlerde Portekiz Ýspanya’yý geride býrakmaya baþladý. Þimdi sýra Portekiz emekçi sýnýflarýnda ve arkalarýnda “1974 Karanfil Devrimi” deneyimi olan Portekiz emekçileri kendilerine duyduklarý güvenle kararlýlýklarýný þöyle þu sözlerle dile getiriyorlar: “Salazar’ý devirdik, bunlarý da devireceðiz.” Portekiz emekçi sýnýflarý, 1974 Nisan’ýnda iþçi sýnýfý ve ordu içinde iyi örgütlenmiþ Komünist Parti öncülüðünde bir devrimle Salazar faþizmini yerle bir etmiþ, Portekiz’de gerçek bir Halk Devrimi gerçekleþtirmiþlerdi. Komünist Parti, çeþitli

12

PARTÝNÝN Yeni Evrede

Mücadele Birliði

ulusal ve uluslararasý koþullar nedeniyle iktidarý avucunun içinden kaçýrmýþ, Portekiz, devrimden sonra “sosyalist” etiketli sosyal demokratlarýn eline geçmiþti. Ama þimdi devrimin boþa gitmediðini görüyoruz. Þimdilerde devrim anýlarý Portekiz emekçi sýnýflarýnýn bilincinde tekrar canlanmaya baþlamýþ. Avrupa üzerinde proleter devrim hayaletinin dolaþmaya baþladýðýnýn bundan daha güzel iþareti olabilir mi? Yunanistan, Portekiz, Ýspanya derken son bir hafta içinde kapitalizmin beþiði Ýngiltere’de emekçi sýnýflar yüz binlerle ayaða kalkmaya baþladýlar. Yeni bir durum deðil. Ýngiliz emekçileri daha önceki zamanlarda da hareket halindeydiler. Þimdinin geçmiþten farký, emekçilerin artýk geri adým atacak hallerinin kalmamýþ olmasý ve geri adým atmayacak olmalarýdýr. Son derece kararlýlar ve hükümetin, daha doðrusu, tekelci kapitalizmin kendilerini açlýk ve yoksulluða sürüklemesine kurbanlýk bir koyunun uysallýðý ile razý olmayacaklarýný gösteriyorlar. Böylece görmüþ oluyoruz, Avrupa’nýn güneyi Yunanistan’dan baþlayýp Ýngiltere’ye kadar uzanan bir yay ile kuþatýlmýþ gibi emekçi sýnýflarýn eylemleriyle sarsýlýyor.

Geçici mi? Þimdi sormamýz gereken soru budur: Avrupa’daki bu devrimci durum geçici mi; tekelci kapitalizm kendi kendini tekrar onarýp yine eskisi gibi yoluna devam edebilecek mi? Baþka bir ifadeyle, tekelci kapitalizmin artýk dünya çapýnda yaþamaya baþladýðý kriz, eski krizlerin basit bir tekrarý mý? Ve dolayýsýyla kriz, bir gün sona erecek ve yine her þey, bir þey olmamýþ gibi olaðan akýþýnda mý devam edecek? Eðer durum buysa bundan olaðanüstü bir heyecan duymaya gerek yok. Çünkü bunda dünya tarihinde dönüm noktasý olabilecek, böyle bir dönüm noktasýna tanýklýk ettiðimizi gösterecek bir unsur yok. Ama durumun böyle olmadýðýndan 222. Sayý / 31 Ekim - 14 Kasım 2012

artýk eminiz. Teorik olarak emindik, þimdi teorik olarak öngördüklerimizin pratik doðrulanmasýna tanýk oluyoruz. Bir tarihe; tarihin bir kýrýlma anýna, insanlýðýn bir dönüm noktasýna geldiðini gösteren olaylara tanýk oluyoruz! Dünya tekelci kapitalizminin içine girdiði krizin geçici deðil kalýcý, yýkýcý, içinden çýkýlmaz bir kriz olduðunu; dünya kapitalizmini hýzla yýkýma sürüklediðini, dünya burjuvazisiyle zaten savaþ halindeki emekçi sýnýflarýn kavgasýný dünya geneline yaydýðýný, sertleþtirdiðini ve nihai kapýþmaya doðru sürüklediðini görüyoruz. Dünya burjuvazisi, sözcüleri aracýyla, bu krizin bir “finans krizi”, bir “borsa krizi”, bir “banka krizi”, “borç krizi” olduðunu ýsrarla yaymaya ve kitleleri buna inandýrmaya çalýþmakta. Bu çabalarýnda baþarýlý olsa ve emekçi sýnýflarý buna inandýrsa bile ne olur ki? Gerçekler inatçýdýr, gerçekler devrimcidir. Dünya tekelci kapitalizminin krizi, kapitalist düzenin herhangi bir özgül alanýnýn geçici krizi filan deðil, düzenin yapýsal krizidir. Kapitalist üretimin, tarihsel bir üretim biçimi olarak kendi tarihinin sonuna gelmiþ olmasýnýn; içerdiði üretici güçlerin artýk denetlenemeyecek bir düzeye gelmiþ olmalarýnýn, bu güçleri kapitalist kabuklarýna sýðdýramaz olmasýnýn krizidir. Kapitalizmin krizinin kendini þu ve ya bu biçim altýnda ortaya koymasý her zaman mümkün. Kriz kendini bazen “borsa krizi” biçiminde ortaya koyar, bazen “borç krizi” biçiminde, bazen “banka krizi” biçiminde vb. vb. Fakat günümüz krizi kendini hangi biçim altýnda ortaya koymuþ olursa olsun, kapitalizmin incelenmesi, bu krizin þu ve ya bu alanýn geçici, kýsmi bir krizi deðil, sistemin özüne, yapýsýna iliþkin bir kriz olduðunu ortaya koyuyor. Üretici güçler, büyük sanayi, üretimini kitlesel yapýyor. Baþka bir ifadeyle, üretim, artýk yaþamýn her alanýnda kitlesel bir hal alalý uzun yýllar oluyor. Otomotiv sektörünü ele alalým örneðin. Bu sektörde dünya çapýnda ele alýndýðýnda, günde de-


N ÖNEMÝ Yeni Evrede

Mücadele Birliði

ðil ama saatte binlerce otomobilin üretildiðini, üretici güçlerin üretim kapasitesinin artýk bu düzeye eriþmiþ olduðunu biliyoruz. Fabrikalar durmadan üretim yaparken, satýlmayan milyonlarca araba kapitalistlerin arazilerinde bekliyor ve bu durum kapitalistlere, baþka þeylerin yaný sýra, ek bir depolama maliyeti getiriyor. Üretim yapmak, hiçbir kapitalist için baþlý baþýna bir amaç deðil ve olamaz da. Kapitalist için baþlýca amaç ürününün pazarda deðiþim deðerinin gerçekleþmesi yani satýlmasý; birilerinin bu ürünü satýn almasýdýr. Üstelik bunun kendisi için olabilecek en yüksek fiyattan gerçekleþmesini ister. Bunun gerçekleþmemesi, ürünün elde kalmasý kapitalistin felaketidir. Ama sadece onun deðil, onunla baðlantýlý tüm kapitalistler bu kâbusu yaþamaya baþlarlar. Kapitalist üretimin en belirgin özelliklerinden biri, ekonominin tüm dallarýný, tüm kollarýný birbirine eklemlemesi, her bir alaný bir zincirin halkasý gibi diðerine baðlamasýdýr. Ve onun bu önemli özelliði ayný zamanda onun yýkýmýný hýzlandýran bir temel haline gelir. Çünkü zincirin herhangi bir halkasýnýn kopmasý –örneðin perakende satýþýn aksamasý- diðer tüm halkalarýn kopmasýna yol açar. Tekelci kapitalist üretim, eriþmiþ bulunduðu aþama itibariyle sadece tek tek ülkelerin ekonomilerini deðil ama dünyanýn tüm kapitalist ekonomilerini de birbirlerine kalýn zincirlerle baðlamýþ durumda. Bu yüzden kapitalist zincirin bir halkasýnýn kopmasý sadece bir ülkenin kapitalist ekonomisinin bunalýma sürüklemekle kalmýyor ama diðer tüm ülkelerin kapitalist ekonomilerini de beraberinde bunalým girdabýna itiyor. Bugün kapitalizmin dünya çapýnda yaþanan krizinde iþte bu olguya tanýk oluyoruz. Zincirin tüm halkalarý birbiri ardý sýra kopuyor. Yunanistan, Ýspanya, Portekiz, Ýtalya, þimdilik en öne çýkan tekelci kapitalist ülkeler. ABD’ den Fransa’ya oradan Japonya’ya kadar tüm kapitalist ülkeler, þimdilik diðerleri kadar

derin olmasa da büyük ve þiddetli bir krizin içindeler.

Partinin Önemi Ýki nokta artýk çok açýk. Birincisi, kapitalizmin krizi geçici deðil kalýcý ve yýkýcý bir krizdir. Ýkincisi, kapitalizmin krizi, kapitalistlerle savaþ halindeki emekçi sýnýflarýn, sömürülen kitlelerin, ezilen halklarýn hareketine ivme katýyor, onlarý burjuva sýnýf karþýsýnda daha güçlü, daha kararlý kýlýyor. Avrupa’nýn pek çok ülkesinde, hatta Mýsýr, Tunus, Latin Amerika ülkeleri gibi yerlerde krizden bunalan kitlelerin burjuva sýnýfa karþý nasýl kararlý bir mücadeleye atýldýklarýný görüyoruz. Hareket, dünya tarihinde gerçekten görülmemiþ bir yaygýnlýk ve derinlik gösteriyor. Baðýmlý ülkelerde hareket bazen farklý biçimler ve görünümler altýnda sürse de, kitle hareketlerinin hemen hemen tümü kapitalizme, burjuva egemenliðe, sömürücü sýnýflara karþý sürüyor. Arkalarýnda devrim deneyimlerini býrakmýþ, devrimci birikime sahip kitleler, bu mücadelede daha kararlý, daha bilinçli bir çizgi izliyorlar. Portekiz emekçisi kadýnýn, “Salazar’ý devirdik bunlarý da devireceðiz” biçimindeki sözleri bir kararlýlýðýn olduðu kadar bir birikimin ifadesidir ayný zamanda. Bir devrim ve iþçi sýnýfý öncülüðünde emekçi sýnýflarýn iktidarý fethi için tüm bu olumlu koþullara raðmen kitleler hala neden son bir saldýrýya geçerek mücadelelerini zaferle taçlandýrmýyorlar? Bunun en önemli ve belirleyici nedeni, kitleleri bu hedefe yönlendirecek devrimci komünist bir partinin yokluðudur. Yunanistan buna tipik bir örnektir. Bu ülkede devrimci komünist bir partinin yokluðu; var olan “Komünist Parti”nin ise düzeni yýkmak gibi bir hedefinin olmasý bir yana, burjuva meclisi kitlelerden koruyan bir politikaya sahip olmasý ve bunu yapmasý emekçi sýnýflarýn mücadelelerini zaferle taçlandýrmasýnýn önündeki en büyük engeldir. 222. Sayý / 31 Ekim - 14 Kasım 2012

Gündem

Devrimci komünist bir partinin yokluðunun emekçi sýnýflara neye mal olduðunu baþka ülkelerde de, örneðin Ýspanya’da, Portekiz’de, Ýtalya’da, hatta Ýngiltere ve daha pek çok ülkede görmekteyiz. Kitlelerin tekelci burjuvaziye karþý savaþlarýnýn daha ileri gidememesinin yegâne sebebi, onlara önderlik edecek devrimci komünist parti yokluðudur. Yine de þunun altýný çizmek gerekir: Bir devrim için gerekli tüm koþullar olgunlaþtýðýnda kitleler devlet erkini yýkmak, burjuva egemenliðe karþý kararlý bir saldýrýya giriþmek için kimseyi beklemezler. Mýsýr ve Tunus örneklerinde bunu gördük. Her iki örnek, devrim için koþullar olgunlaþtýðýnda kitlelerin devlet ve düzene karþý yýkýcý saldýrýlara giriþebileceklerinin örneði oldu. Avrupa’da, kapitalizmin kalbinde kitlelerin tekelci burjuva egemenliðe karþý saldýrýya geçmiþ olmalarýnýn dünya tarihi açýsýndan ayrý bir önemi var. Devrimci komünist bir partinin önderliðinden yoksun da olsa, devrimci kitle hareketi kapitalizme, tekelci egemenliðe ciddi darbeler indirmekte, kapitalizmin bunalýmýný derinleþtirmektedir. Bu durumun baðýmlý ülkelerde geliþen devrimlere büyük bir moral ve maddi güç verdiðini kaydetmek gerekir. Demek ki devrimimizin þimdi Avrupa’da, yani kapitalizmin ana yurdunda böyle güçlü ve önemli bir müttefiki var. Herhangi bir ülkenin ve bu arada birleþik devrimimizin böyle bir müttefiki olmadan, devrimde zaferden söz bile edilmeyeceðini söylemeye gerek yok. Bu bakýmdan Türkiye ve Kürdistan Devrimi Avrupa devriminden birkaç adým ileride desek mübalaða etmiþ olmayýz. Zira birleþik devrimimizin hem Avrupa emekçi sýnýflarýnýn Kapitalizmi sarsan muazzam güce sahip devrimci hareketi gibi bir müttefiki var, hem de bizim topraklarda devrimi zafere taþýyacak, ayaklanmýþ kitleleri iktidarý ele geçirmeye yönlendirecek bir devrimci komünist parti var.

13


SESSÝZ KALAN HERKES SORUMLUDUR

Yeni Evrede

Zindanlar

Kürt halk önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldýrýlmasý ve anadile yönelik baskýlarýn sona ermesi talebi ile cezaevlerinde PKK ve PJAK tutsaklarýnýn baþlattýðý süresiz-dönüþümsüz açlýk grevi, zindanlarda bini aþkýn tutsakla ve dýþarýda da aileler, sanatçýlar ve Kürt siyasetçilerle devam ediyor.

Ýstanbul: Ýnsan Haklarý Derneði, açlýk grevinin 36. gününde Taksim Gezi Parký’nda oturma eylemi yaparak tutsaklarýn taleplerini kabul edilmesini istediler. 17 Ekim günü Taksim Gezi Parký’nda bir araya gelen ÝHD üyeleri ve BDP’liler “Cezaevlerinde Ölüm Ýstemiyoruz” yazýlý pankartý açtýlar ve “Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur”, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük” sloganlarý attýlar. Basýn açýklamasýný okuyan ÝHD Ýstanbul Þube Baþkaný Ümit Efe, “36. gününe giren süresiz ve dönüþümsüz açlýk grevcisi eylemcisinin sayýsýnýn giderek arttýðý ve tüm PKK ve PJAK davalarýndan yargýlanan tutuklu ve hükümlüleri kapsayacaðý bilgileri gelmektedir. Böyle bir þey gerçekleþirse binlerce kiþinin saðlýk ve yaþam hakkýnýn tehlikeye gireceði de kesindir.” dedi. Ümit Efe’nin konuþmasýndan sonra BDP Ýstanbul Ýl Baþkaný Asiye Kolçak konuþma yaptý ve “Bizler; cezaevlerinde tek silahlarý bedenleri olan, kendi canlarýný ölüme yatýran tutsaklar için burada oturma eylemi yapýyoruz” dedi. Asiye Kolçak tutsaklarýn taleplerinin karþýlanabilir ve demokratik talepler olduðunu belirterek, eylemlerin dýþarýda sürdüreceklerini söyledi. Kolçak, “AKP Hükumeti baþta olmak üzere, sessiz kalan herkes, yaþanacak ölümlerden ve sakatlanmalardan sorumlu olacak” dedi. Halklarýn Demokratik Kongresi (HDK) ise 19 Ekim akþamýnda Taksim Meydaný’nda bir basýn açýklamasý gerçekleþtirdi. “Açlýk Grevindeki Tutsaklarýn Talepleri Kabul Edilsin, Ölüm Deðil Çözüm” pankartý açýlan basýn açýklamasýnda BDP Ýstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, Ýstanbul Milletvekili Sýrrý Süreyya

14

Mücadele Birliði

Önder, sanatçý Ferhat Tunç ve BDP Ýstanbul Ýl Eþ Baþkaný Asiye Kolçak katýldý. Eylemde sýk sýk “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “Biji Bexweden Zindene”, “Yaþasýn Zindan Direniþi” sloganlarý atýldý. Eyleme Mücadele Birliði Platformu destek vererek “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük” yazýlý dövizler taþýdý. HDK adýna basýn açýklamasýný okuyan Aysel Güzel, Hükumetin açlýk grevleri ilgili çözüm aramasý gerektiðini belirterek, açlýk grevlerinin her gün yaygýnlaþtýðýna dikkat çekti. Ardýndan söz alan BDP Ýstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve Sýrrý Süreyya Önder tutsaklarýn direniþini selamladý ve tutsaklarýn, sistem tarafýndan rehin edildiðini söyledi. Ýzmir: HDK, zindanlarda 37 gündür süren açlýk grevi nedeniyle Ýzmir Sümerbank önünde basýn açýklamasý yaptý. Basýn açýklamasýna Mücadele Birliði Platformu da destek verdi. Basýn açýklamasýna oturma eylemi ile baþlandý. Kitlenin “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur”, “Kürt Halký Yalnýz Deðildir”, “Devrimci Tutsaklar Yalnýz Deðildir” sloganlarý attýðý basýn açýklamasýnda “12 Eylül 2012 tarihinde cezaevlerinin bazýlarýnda Kürt siyasi tutuklular tarafýndan baþlatýlan açlýk grevi 15 Ekim’den bu yana tüm ceza-

222. Sayý / 31 Ekim - 14 Kasım 2012

evlerini sarmýþ bulunuyor. Kürt siyasi tutuklarýyla dayanýþma açlýk grevleri de sürüyor. Açlýk grevini baþlatan Kürt siyasi tutuklularý diyalog ve çözüm istiyor. Kürt tutuklu ve hükümlüler, baþta anadilde savunma hakký olmak üzere, cezaevlerindeki kötü koþullarýn son bulmasý Abdullah Öcalan üzerindeki aðýrlaþtýrýlmýþ tecrit koþullarýnýn ortadan kaldýrýlmasý ve Kürt sorununda eþit haklara dayalý, barýþçý ve demokratik çözüm için adým atýlmasýný istiyorlar” denildi. Atýlan sloganlarýn ardýndan basýn açýklamasý sona erdi. Açlýk grevinin 46.gününde BDP ilçe örgütü ve Tay-der tarafýndan 27 Ekim Cumartesi günü bir eylem planladý. Saat 11.30’da Konak Pier önünden tutsak aileleri, hazýrladýklarý siyah çelengi AKP il binasý önüne býrakýp, basýn açýklamasý yapmak üzere toplandý. Ancak daha eylem baþlamadan çevik kuvvet ve sivil polislerce kitle ablukaya alýndý. BDP’li yöneticiler ve Emniyet Müdürü arasýnda geçen kýsa konuþmadan sonra BDP Ýlçe örgütü yürümekte kararlý olduklarýný söyledi… Bu sýrada bir Kürt anasýnýn çýðlýðý yükseldi “Artýk barýþ demiyoruz, artýk barýþ istemiyoruz… Siz savaþ açýyorsanýz biz de açýyoruz. Haydi, hepimizi öldürün’’ diye… Kürt analarý, BDP ilçe örgütü ve Mücadele Birliði Platformu’nun oluþturduðu kitle kurulan polis barikatýnýn üzerine yürüdü. Yürümekte ýsrar eden kitlenin içinde olan analarýn ellerinde bulunan çelenk polisler tarafýndan paramparça edildi. Bunun üzeri kitle polisin üzerine yürüyerek ellerindekilerle polislere vurmaya baþladý. Polis de kitleye biber gazýyla saldýrdý. Saldýrý sýrasýnda alýnan darbeler ve biber gazý nedeniyle yaralananlar oldu. Yaklaþýk 10 dakika süren arbededen sonra kitle oturma eylemi yapmaya baþladý. Oturma eylemi sýrasýnda sloganlar ve marþlar söylendi. Yarým saat süren oturma eyleminin ardýndan Konak Sümerbank önünde 2 günlük açlýk grevine baþlayanlarý ziyarete gidildi. Eylem boyunca sýk sýk “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Özgürlük”, “Baskýlar Bizi Yýldýramaz”, “Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur”, “Kürdistan Faþizme Mezar Olacak”, “Analarýn Öfkesi Katilleri Boðacak”, “Biji Berxwadane Zindana” sloganlarý atýldý…

Antep: Açlýk grevi eylemlerinin 40. gününe gelinmesi ile tutsaklarýnýn durumunun kritik bir sürece girildiði günlerde, zindanda ölümlerin yaþanmamasý ve taleplerin karþýlanmasý için HDK, ÝHD, KURDÝ-DER, MKM, ÖDP ortak bir basýn açýklamasý gerçekleþtirdi. Eyleme diðer demokratik kitle örgütlerinden de destek verildi. 21 Ekim günü saat 14.30’da Yeþilsu Parký’nda toplanan kitle Balýklý Parký’na doðru “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “Talepler Dinlensin Ölümler Durdurulsun”, “Ölümler Olmasýn Analar Aðlamasýn”, “Baskýlar Bizi Yýldýramaz”, “Yaþasýn Halklarýn Kardeþliði”, “Býji Yekitiya Gelan” sloganlarý ile yürüyüþe geçildi. Balýklý Parký’na gelindiðinde ortak hazýrlanan basýn açýklamasý okundu ve baþlatýlan eylemin 40. güne geldiði, Kürt halký üzerindeki baskýlarýn hala devam ettiði belirtildi. Açlýk grevleri daha fazla uzamadan, insanlarýn ölmesinin önüne geçebilmek için hak ve eþitlikten yana olan aydýnlar, yazarlar, sendikacýlar, insan haklarý savunucularý ve sorumluluk duyan herkes, sorunun çözümü doðrultusunda adýmlar atýlmasýný saðlamak için destek vermeye çaðrýldý. Açlýk grevinde olan tutsaklarla dayanýþmak için 5 dakikalýk oturma eylemi yapýldý. Basýn açýklamasý yapýldýðý sýralarda etrafta toplanan kitleyi polisin daðýtmaya çalýþtýðý da gözlerden kaçmadý.

Ýstanbul Bakýrköy Cezaevi: Ýstanbul’da BDP Ýstanbul Kadýn Meclisi 24 Ekim günü saat 14.00’de Bakýrköy Kadýn Cezaevi önünde açlýk grevinde olan Kürt tutsaklara destek için 3 günlük açlýk grevine baþlama kararý aldý. Açlýk grevi öncesi yapýlacak basýn açýklamasýna destek vermek üzere BDP Ýstanbul Kadýn Meclisi, Feminist Kadýn Kolektifi, Mücadele Birliði Platformu, BDP milletvekilleri Asiye Kolçak, Sebahat Tuncel ve daha bir çok siyasi yapýdan kiþi bir araya geldi.

Polis Bakýrköy Metrobüs duraðý ve çeþitli noktalardan itibaren çevik kuvvet ve panzer yýðýnaðý yapmýþtý. Tutsak yakýnlarý-

nýn Bakýrköy Cezaevi önüne geçmesini önlemek için E-5’ten Cezaevi önüne giden yolu tamamen çevik kuvvet polisleri ve panzerden bir duvarla kapattý. Barikat önünde basýn açýklamasýný yapan Asiye Kolçak, Sebahat Tuncel destek verenlerin yaptýklarý konuþmalardan sonra 3 günlük açlýk grevine baþlamak için oturuldu; polis de hemen tazyikli su ve gaz bombasýyla kitleye saldýrdý. Bir çok noktada toplanmýþ olan çevik kuvvet daðýlmakta olan kitleye de gaz bombalarý atmaya ve tazyikli su sýkmaya devam etti. Gruplara ayrýlan kitle polise taþlarla karþýlýk verdi. Kitle gruplar halinde defalarca tekrar cezaevi önüne dönmeye çalýþtý. Cezaevi ile Metrobüs duraðý arasýnda gaz bombalarý atmaya ve tazyikli su sýkmaya devam eden polis Metrobüs çevresinde bulunan halka da gaz bombasý atma tehdidi savurarak boþalttý. Bakýrköy Kadýn Kapalý Cezaevi önünde baþlanan açlýk grevinin 3. günü HDK, Cezaevi önünde bir basýn açýklamasý düzenledi. Çok sayýda tutsak yakýný, Mücadele Birliði Platformu, Sosyalist Feminist Kolektifi, Halkevleri ve çok sayýda devrimci kurum ve kiþi destek verdi. Bakýrköy Kadýn Kapalý Cezaevi önünde eylem boyunca “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur”, “Faþizme Karþý Omuz Omuza”, “Býji Býratiya Gelan”, “Kahrolsun 222. Sayý / 31 Ekim - 14 Kasım 2012

Zindanlar

AKP, Ýþbirlikçi Medya”, “Biji Tekoþina Jiyan”, “Biji Berxwadanê Zindanê” sloganlarý atýldý. BDP Ýstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, “Bu mesele Kürtlerin meselesi deðildir, bu mesele Türkiye’nin meselesidir. Dikkatinizi çekerim, tutuklular kendi tecrit koþullarýna iliþkin, kendi haklarýna iliþkin açlýk grevi baþlatmadýlar. Onlar týkanan sürecin önünü açmak için bedenlerini ölüme yatýrdýlar” dedi. Ardýndan bir saat süren oturma eylemine geçildi. Barýþ Anneleri ise Kürtçe konuþmalarla Baþbakan Erdoðan ve hükümetin uygulamalarýný protesto ederek barýþ taleplerini tekrar ettiler. Cezaevlerinde çocuklarýnýn Kürt sorunun çözümü ve barýþýn saðlanmasý için açlýk grevinde olduðunu belirten barýþ anneleri, sonuna kadar çocuklarýnýn mücadelesini destekleyeceklerini belirttiler. Kitlenin daðýlmak üzereyken art arda patlama sesleri duyuldu ve cezaevi yakýnýndaki üst geçit yakýnýnda duman yükseldiði görüldü. E-5 karayolu ve metrobüs duraðý yakýnýna ses bombalarý atýldýðý öðrenildi. Açlýk grevi, 27 Ekim’de yapýlan bir basýn açýklamasýyla sona erdi. BDP Ýstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel, cezaevlerinde açlýk grevi yapanlara destek olmak amacýyla eylem yaptýklarýný ve talepleri karþýlanýncaya kadar eylemlere devam edeceklerini ifade etti. Kürtçe açýklama yapan bir kadýnýn ardýndan konuþan BDP Ýstanbul Milletvekili Sýrrý Süreyya Önder ise, “Siz Kürtçe yapýlan açýklamayý nasýl anlamadýysanýz okula baþlayan Kürt çocuklarý da bir þey anlamýyorlar. Bu çocuklar, ana dilde eðitim hakký verilemediðinden dolayý okula gidemiyorlar. Bunun hesabýný kim verecek” dedi. Konuþmalarýn ve sloganlarýn ardýndan eylem sona erdi. Saat 15.00’te Kadýköy Altýyol’da yapýlacak olan eyleme engel olmak için, polis Kadýköy’ü abluka altýna aldý. Kitle her þeye raðmen Altýyol’da toplandý. Dergimiz yayýna hazýrlanýrken, Ýstanbul, Diyarbakýr, Batman, Ýzmir baþta olmak üzere dört bir yanda açlýk grevleri ile ilgili eylemler, mitingler sürüyordu.

15


Yeni Evrede

Sokaklar

Mücadele Birliði

ZÝYARET EDECEK BÝR MEZARIMIZ BÝLE YOK!

Cumartesi Anneleri 394. kez Galatasaray Lisesi önünde kaybediliþinin 18. yýlýnda Turgut Yenisoy için bir araya geldiler. 13 Ekim günü yapýlan eylemde Cumartesi Annelerinden Hüseyin Toraman’ýn annesi Hatice Toraman, 1991 yýlý 27 Ekim’inde oðlunun Kocamustafapaþa Mahallesi’nde evinin önünde gözaltýna alýndýðýný söyledi. Oðlunun “beni kaçýrýyorlar” diye baðýrdýðýný ve mahallenin insanlarla birlikte sorumlu karakolla gittiklerini o arabalarýn tespit edildiðini Gayrettepe karakolunun sivil polisleri olduðunun ortaya çýktýðýný anlattý. En son oðlunun iþkence öldürüldüðünü ve bir köprü altýnda gömüldüðünü duyduðunu söy-

ledi ve “Bu devlet katildir, çocuklarýmýzý öldürerek katil olduðunu göstermiþtir” dedi. Cemil Kýrbayýr’ýn ablasý Fatma Kýrbayýr da “Kardeþimin suçu devrimci olmaktý. Ne kadar vicdansýzsýnýz, kardeþimin iki kemiðini bile vermediniz” dedi. Halime Aydoðan, eþi Nihat Aydoðan’ýn 31 Ekim 1994’te eve yapýlan baskýndan sonra gözaltýna alýndýðýný söyledi. “O günden bugüne ona ne yaptýlar bilmiyorum. Öldürdüler mi? Parçaladýlar mý? Yediler mi? Bilmiyorum. 19 yýldýr eþimi arýyorum aramadýðým sormadýðým yer kalmadý” dedi. Bu haftanýn basýn açýklamasýný okuyan Didem Arda da “Yalanlarýnýza son verip gerçeði itiraf edin, Bilinen failleri yargýlayýn. Turgut’u bize verin! 394. kez Galatasaray’dayýz. Bugün kaybediliþinin 18. yýlýnda Turgut Yenisoy için buluþtuk. Turgut’u ve onu kaybedenleri unutmadýðýmýzýn ve unutmayacaðýmýzýn bir ifadesi olsun diye buradayýz” dedi. Turgut Yenisoy Diyarbakýr’ýn Bismil Ýlçesinde 28 yaþýnda 6 çocuk babasý esnaftý. JÝTEM’in kendisini muhbirleþtirme isteðine direndiði için yoðun baský altýndaydý. Dükkâný yakýldý. Defalarca gözaltýna alýndý, aðýr iþkence gördü. Evine sürekli baskýnlar yapýldý. Ölümle tehdit edildi. Ýlçe dýþýna çýkmasýna izin verilmedi. Denetim altýnda tutuldu, her akþam karakola gidip imza attý. 4 Ekim 1994 gecesi evine yapýlan baskýnda JÝTEM’de çalýþan Ahmet, Recep ve Süleyman isimli uzman çavuþlar tarafýndan yataðýndan dipçik darbeleriyle uyandýrýldý. Ayakkabýsýný giymesine fýrsat verilmeden sürüklenerek beyaz renkli Toros arabaya bindirildi. Eþinin ve annesinin feryatlarýna uyanan komþularý da olaya tanýk oldu. Giden arabanýn peþinden koþan annesi ve kardeþi arabanýn ev-

16

lerinin yakýnýndaki cezaevine girdiðini gördü. Bir süre sonra dýþarý çýkan araba Bismil Jandarma Komutanlýðý’na gitti. Ailenin tüm baþvurularý sonuçsuz kaldý, Turgut Yenisoy’un gözaltýna alýndýðý inkâr edildi. Nazife Yenisoy’un ömrü oðlunun akýbetini öðrenmeye yetmedi. Hafize Yenisoy 18 yýldýr eþini bekliyor. Cumartesi Anneleri 20 Ekim’de Galatasaray Lisesi önünde toplandýklarýnda, “Bayramda gideceðimiz bir mezarýmýz bile yok” dediler. Aileler, yine ellerinde karanfiller ve gözaltýnda kaybedilen yakýnlarýnýn fotoðraflarýný taþýdý. Eylemde, 1981 yýlýnda idam edildikten sonra cenazesi kaybedilen Veysel Güney’in annesi Zeynep Güney’in, oðlunun cenazesini bulamadan 11 Ekim’de yaþamýný yitirdiði belirtildi, anne Güney’in 15 Eylül’de gönderdiði mektup okundu. Mektupta “Beni 32 yýldýr yavrumun mezarýna hasret koydular. Ölmeden oðlumun mezarýný görmek istiyorum” ifadeleri yer aldý. 1994 yýlýnda kaybedilen ve toplu mezarlarda yapýlan kazýlar sonucu 9 ay önce kemikleri bulunan Vecdi Avcýl’ýn aðabeyi Behçet Avcýl da “Yalnýzca Suriye’den bahsediyorsunuz. Bizim çocuklarýmýz insan deðil mi? Bayram demeden öldürmeye devam ediyorsunuz. Siz nasýl insansýnýz, nasýl Müslümansýnýz? Ben 18 senedir hasret çekiyorum. 9 ay önce tespit edildi ama halen bize kardeþimin kemikleri gönderilmedi” dedi. Gözaltýna alýndýðý 1995 yýlýndan bu yana kendisinden haber alýnamayan Fehmi Tosun’un eþi Haným Tosun ise, bayramýn kendileri için bir þey ifade etmediðini gidecek bir mezarlarý bile olmadýðýný söyledi. Tosun, cezaevlerinde Abdullah Öcalan üzerin-

deki tecridin kaldýrýlmasý ve anadilde eðitim için PKK, PJAK tutsaklarýnýn baþlattýðý açlýk grevlerinin 39. güne girildiðini hatýrlatarak, buna karþý sessiz kalmamasý gerektiðini de vurguladý. Basýn açýklamasýný okuyan ÝHD Gözaltýnda Kayýplara Karþý Komisyon’undan Aylin Tekiner de, 5 çocuk babasý Tosun’un, Avcýlar’daki evinin önünde gözaltýna alýndýðýný ve ailenin tüm giriþimlerinin sonuçsuz kaldýðýný söyledi. Tekiner, “O dönemde Ýl Emniyet Müdürü Necret Menzir’di. Ýstanbul Valisi Haydi Kozakçýoðlu’ydu. Ýstanbul Emniyet Müdürlüðü Terörle Mücadele Þube Müdürü Reþat Altay’dý. Tosun’un kaybedilmesinden onlarý ve onlarý terfi ettiren, koruyan hükümetleri sorumlu tutuyoruz” dedi

222. Sayý / 31 Ekim - 14 Kasım 2012


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

TUAD BAKIRKÖY CEZAEVÝ EYLEMLERÝNE DEVAM EDÝYOR

Bakýrköy Kapalý Kadýn Cezaevi önünde her hafta Cuma günü yapýlan eylemde, PKK ve PJAK’lý tutsaklarýn 12 Eylül’den bu yana baþlattýðý açlýk grevi gündemdeydi. 12 Ekim günü cezaevi önünde toplanan siyasi tutsak aileleri “Tecrit Deðil Özgürlük, Savaþ Deðil Müzakere” pankartý açtýlar. Bakýrköy Cezaevinde önünde toplanan siyasi tutsaklarýn aileleri Cezaevlerinde Yaþam Hakkýný Savunma Ýnisiyatifi adýna açýklama yapan Erdoðan Zamur, Abdullah Öcalan’ýn serbest býrakýlmasýný ve Kürt halkýnýn anadilinde eðitim hakkýný kullanabilmesi için siyasi tutsaklarýn bedenlerin açlýk grevine yatýrdýklarýný söyledi. Zamur, “Kürt Halký olarak 30 yýllýk mücadelemizde halk olarak tanýmak için büyük bedeller ödedik, ‘Kürt’ ismini her harfi için on binlerce insan topraða düþtü, on binlerce insana iþkence tezgâhlarýnda inkâr dayatýldý. Onbinlerce insan cezaevlerine kapatýldý, yüz binlerce insanýmýz ülkemizi terk etmek zorunda kaldý” dedi. Zamur siyasi tutsaklarýn baþlattýklarý açlýk grevinin taleplerinin meþru ve haklý olduðunu söyleyerek desteklediklerini belirti. Eylem “Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur”, “Ýnsanlýk Onuru Ýþkenceyi Yenecek”, “KCK’li Tutsaklar Onurumuzdur”, “Baskýlar Bizi Yýldýramaz” sloganlarýyla sona erdi. 19 Ekim Cuma günü Bakýrköy Cezaevinde toplanan tutsak yakýnlarý açlýk grevi eyleminin taleplerinin kabul edilmesini istediler. Cezaevleri Ýzleme Koordinasyonu adýna açýklama yapan Neriman Deniz, “Açlýk grevi yapan tutuklu ve hükümlülerin þeker, su, B1 vitamini almalarý engellememelidir. Evrensel hukuk kurallarý ulusal ve uluslararasý sözleþmelere uyulmalýdýr. Kürt siyasi tutuklu ve hükümlülerin baþlattýklarý süresiz dönüþümsüz açlýk grevinin ölümler yaþanmadan ve kalýcý sakatlanmalar oluþmadan bitirilmesi için tutuklularýn talepleri dikkate alýnmalýdýr ve çözüm bulunmalýdýr” dedi. Barýþ annelerinden Döndü Ergün, içeride tutulan siyasi tutsaklarýn suçlu olduklarý için tutuklu olmadýklarýný, onlarýn esir edilerek rehin edilmek istendiðini söyledi. Ergün “Açlýk grevindeki oðullarýmýzýn talepleri kabul edilmeli ve çözüme kavuþturulmalýdýr” dedi. Ardýndan BDP Kars Milletvekili Mülkiye Birtane Kürtçe bir konuþma yaptý ve “hükümet bu ülkede demokrasi olduðunu söylüyorsa bir an önce tutsaklarýn taleplerini çözüme kavuþturmalýdýr” dedi. Konuþmalardan sonra eylem sona erdi.

Sokaklar

HEY TEKSTÝL ÝÞÇÝLERÝ SALDIRIYI PROTESTO ETTÝ

19 Ekim akþamüzeri, 250 gündür Fabrika önünde eylemlerini sürdüren Hey Tekstil iþçilerine gelen zabýta “çevreyi rahatsýz ettikleri” gerekçesiyle çadýrý kaldýrmalarýný istemiþ, iþçilerin bunu kabul etmemesi üzerine polis çaðýrarak tehditlerde bulunulmuþtu. Ýþçiler ise haklarýný alýncaya kadar çadýrlarýný kaldýrmayacaklarýný belirtmiþlerdi. Ayný gün Hey Tekstil patronlarýnýn adamlarý Aydýn Can ve oðlu Murat Can yanlarýna aldýklarý adamlarýyla birlikte çadýra gelerek sopalarla iþçilere saldýrmýþtý. Gaspedilen maaþlarýný ve tazminatlarýný alýncaya kadar eylemlerini sürdüreceklerini belirten Hey Tekstil iþçileri, 20 Ekim saat 12.00’de fabrika önünde yaptýklarý bir basýn açýklamasý ile saldýrýyý protesto ettiler. Basýn açýklamasýný Hey Tekstil iþçisi Zeki Gördeðin okudu ve “Bizler 9 Þubat 2012 tarihinden beri direnen Hey Tekstil iþçileriyiz. Bundan 9 ay önce patronlarýmýz Aynur-Süreyya Bektaþ bizleri hiçbir gerekçe göstermeden iþten attý.3 aylýk maaþlarýmýz, kýdem ve ihbar tazminatlarýmýz dahi verilmedi. Süreyya Bektaþ çalýþma hakkýmýzý elimizden aldý. Emeðimizi gasp etti. Biz 9 aydýr patronlarýmýzýn gasp ettiði haklarýmýz için direniyoruz. Biz sadaka istemiyoruz. Emeðimizin karþýlýðýný istiyoruz. Biz 9 aydýr fabrikanýn önünde bekliyoruz. Direniþe bir kýþ günü baþladýk. Bir kýþ günü kapýnýn önüne konulduk. Tam 420 iþçiydik, 3 mevsimi direniþte geçirdik, 4. mevsime direniþte giriyoruz. Bizleri bu kadar süre maðdur eden patronlarýmýz, direniþimizi zorbalýkla kýrmaya çalýþýyor. Bizle kendi adamlarýyla fabrikanýn özel güvenlikçileriyle saldýrýyor. Patronlarýnýn her türlü pis iþine koþan Aydýn Can ve oðlu Murat Can bir kez daha onlara sadakatini ispatladý. Arkadaþlarýmýz Zeki Gördeðir, Vural Küçükoðlu baþta olmak üzere çadýrda bulunan iþçilere saldýrdýlar. Ellerinde sopalarla çadýra giren saldýrganlar arkadaþlarýmýzý yaraladýlar. Bizler Hey Tekstil iþçileri olarak, Süreyya Bektaþ’a bir kez daha sesleniyoruz! Sizlerin bu saldýrýlarý bizi yýldýramaz. Saldýrýlarýnýzla bir kez daha iþçi emekçi düþmanlýðýnýzý gösterdiniz. Biz Hey Tekstil iþçileri direneceðiz. Haklarýmýzý alýncaya kadar direnmeye devam edeceðiz. Ve BÝZ KAZANACAÐIZ !” dedi. Hey Tekstil iþçilerinin protesto eylemi çevredeki tekstil firmalarýnda çalýþan iþçilerin yoðun ilgisini çekti. Ýþçiler yaptýklarý basýn açýklamasýnýn ardýndan çadýrlarýna döndü.

222. Sayý / 31 Ekim - 14 Kasım 2012

17


Yeni Evrede

Sokaklar

SAVAÞA VE HAK GASPLARINA GEÇÝT YOK!

Anadolu yakasýnda örgütleme faaliyetlerini yürüten DÝSK’e baðlý baþta Genel-Ýþ Sendikasý Anadolu Yakasý Bölge ve Þubeleri ile çok sayýda sendika, meslek örgütü, devrimci yapýlar, ilerici kurumlar 19 Ekim akþamý saat 18.00’de Kartal’da hükümetin Suriye’ye yönelik savaþ politikalarýný, Toplu Ýþ Ýliþkileri Yasasýný protesto etti. Suriye halklarýyla sa vaþ ma ya cak la rý ný haykýran iþçi ve emekçiler, hak gasplarýna karþý da mücadeleyi sürdüreceklerini haykýrdýlar. Kartallý Kazým Meydaný’nda toplanan iþçi ve emekçiler sloganlar atarak Kýzýlay Caddesi’nden Kartal Meydaný’na yürüdüler. Eyleme, Süreyyapaþa Hastanesi’nden iþten atýlan iþçiler,TÜMTÝS, Tüm Bel-Sen, Eðitim-Sen, Kartal Cemevi ve çeþitli siyasi partiler katýldý. Kartal Meydaný’nda ilk konuþmayý Genel-Ýþ Sendikasý 1 Nolu Þube Baþkaný Mahmut Þengül yaptý. AKP hükümetinin Türkiye’yi Ortadoðu’da bir savaþa sürüklemeye çalýþtýðýný ve savaþ çýðýrtkanlýðý yaptýðýný, diðer yandan da daha güvenli bir yaþama kavuþacaðýný söylediði iþçi ve emekçilerin haklarýna saldýrdýðýný, bir çok kazanýlmýþ hakkýn gasp edildiðini söyledi. Þengül Suriye halkýyla bir savaþa girmeyeceklerini ve haklarýna sahip çýkarak mücadele edeceklerini belirterek sözlerini tamamladý. DÝSK’e baðlý Genel-Ýþ Sendikasý Bölge Temsilcisi Veysel Demir, savaþlarla katliamlarla dolu bir dünya tarihinin var olduðunu bu savaþlarýn insan hayatýný yok ederken, ayný zamanda büyük hak ihlallerinin de yaþanmasýna, dünya halklarýna açlýk ve sefaleti dayattýðýna deðindi. AKP hükümetinin savaþ çýðýrtkanlýðýyla Ortadoðu’ya saldýran emperyalistlerin savaþ taþeronluðunu üstlendiðini belirten Demir, bu politikanýn Türk, Kürt, Arap halklarýnýn özgürlük alanýnýn daralmasýný getirdiðini de vurguladý. Dýþarýda savaþla uðraþýrken içeride de patronlarýn talepleri doðrultusunda hazýrlanan Toplu Ýþ Ýliþkileri Yasasý ile karþý karþýya olduklarýný belirten Demir, emekçiler olarak Suriye’ye karþý bir dýþ müdahaleyi asla kabul etmeyeceklerini, bütün emperyalist güçlerin ve iþbirlikçi devletlerin Suriye’den ellerini çekmesi gerektiðini söyledi. Demir, haklarýný gaspeden bu yasanýn geçmesini onaylayan, destekleyen ve yasalaþtýranlarýn demokrasi ve emek düþmanlýðý yapmýþ olduklarýný ve bunun hesabýný tarih karþýsýnda vereceklerini belirterek, iþçi ve emekçiler olarak haklarýnýn gasp edilmesine izin vermeyeceklerini ve Suriye halkýyla savaþa girmeyeceklerini söyleyerek sözlerini tamamladý. Eylem türkü ve marþlarla sona erdi.

18

Mücadele Birliði

YASALAR SOKAKTA YAPILIR!

BEDAÞ iþçileri, “Mücadelemiz patronlara ve iktidara karþý sýnýf mücadelesidir” diyerek sürdürdükleri eylemin 152. gününde yine sokaktaydý. 19 Ekim Cuma günü Galatasaray Lisesinden toplanýlarak gerçekleþtirilen yürüyüþte “BEDAÞ’tan Atýlan Ýþçiler Geri Alýnsýn” pankartý açýldý ve “Enerji’de Taþeron Ölüm Demektir”, “Kavga Bitmedi Daha Yeni Baþlýyor”, “BEDAÞ Þaþýrma Sabrýmýzý Taþýrma”, “Ýþten Atýlanlar Geri Alýnsýn” sloganlarý atýldý. Eyleme Mücadele Birliði, Devrimci Ýþçi Komiteleri de destek verdi. Ýþçiler, Kiðýlý Maðazasý ve THY bürosu önünde durarak, iþten çýkartýlan iþçilere destek için “Yaþasýn Sýnýf Dayanýþmasý”, “Kiðýlý Ýþçisi Yalnýz Deðildir”, “THY Ýþçisi Yalnýz Deðildir” sloganlarý attýlar. BEDAÞ önüne gelince basýn açýklamasýný okuyan iþçi Arif Ýnan Baþgedik, “152 gündür sürdürdüðümüz mücadele, kararlýðýmýz ve emekten yana kiþi ve kurumlarýn dayanýþmasý ile kazanana kadar da sürecek” dedi. Baþgedik Meclis’te gündem de olan Toplu Ýþ Ýliþkileri Yasasý ile ilgili de “Kendine demokrat AKP iktidarý, iþverenler ve yandaþ iþçi örgütleri aracýlýðýyla hazýrladýðý yeni sendikalar kanunu ile iþçi sýnýfýnýn örgütlenme hakkýný engellemektedir. Bizler bundan sonra da yasalarýn Meclis’te deðil sokakta yapýlacaðý bilinciyle hareket edecek, fili ve meþru mücadelemizle toplu sözleþme hakkýmýzý kazanacaðýz” diye konuþtu. Suriye ile savaþ durumu hatýrlatýlarak; “Biz enerji iþçileri çocuklarýmýzýn ve genç iþçilerin savaþ bataðýnda ölmelerine izin vermeyeceðiz, kardeþ halklara yönelik her türlü saldýrganlýða kalkan olacaðýz, emeðimizin, alýnterimizin savaþ bütçesi ile gasp edilmesine sessiz kalmayacaðýz” denildi. Açýklamadan sonra iþçiler çadýrlarýna dönerek halay ve sloganlarla yürüyüþü bitirdiler.

222. Sayý / 31 Ekim - 14 Kasım 2012


Yeni Evrede

Sokaklar

Mücadele Birliði

“ÝÞÇÝ DÜÞMANI YASAYA HAYIR” YÜRÜYÜÞLERÝ

Ýstanbul: Türk Ýþ’e baðlý Sendikal Güç Birliði Platformu’nu oluþturan sendikalar 16 Ekim günü Türkiye genelinde 1 saatlik iþ býrakma

eylemi gerçekleþtirdiler. Eylemlerin bir ayaðý Ýstanbul Taksim Meydaný’ndaydý. Türk Ýþ’e baðlý Sendikal Güç Birliði Platformu’nun oluþturduðu Tümtis, Deri Ýþ, Basýn Ýþ, Belediye Ýþ, Kristal Ýþ, Petrol Ýþ, Tek Gýda Ýþ, Tez Koop Ýþ, TGS, Hava Ýþ Sendikalarý TBMM’de bugünlerde görüþülen Sendikalar ve Toplu Ýþ Sözleþmesi Kanunu ile bütün sendikal güvencelerin ellerinden alýndýðýný, barajlarla sendikalarýn bitirileceðini, grev yasaklarýnýn devam edeceðini söylüyorlar. Ýþçiler Galatasaray Lisesi’nde toplanarak “Yasakçý ve Ýþçi Düþmaný Sendikalar Ve Toplu Ýþ Sözleþmesi Kanuna Hayýr” pankartý açarak Taksim Meydaný’na doðru yürüdüler. Yürüyüþte, THY iþçileri, DHL iþçileri, BEDAÞ iþçileri ve Deri Ýþ Sendikasý üyesi iþçiler de yerini aldý. Yürüyüþ sýrasýnda “Ýþçi Düþmaný Yasaya Hayýr”, “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her Þey Emeðin Olacak”, “AKP Yasayý Al Baþýna Çal” sloganlarý atýldý. Taksim Meydaný’nda oturma eylemine baþlayan iþçiler, akþama kadar oturma eylemi sürdüreceklerini belirttiler. Bu sýrada Ýstanbul, Ankara, Antep, Adana, Bursa ve Ýzmir’de ayný anda iþ býrakma eylemi yapýldýðý haberi geldi. Sendikal Güç Birliði Platformu sözcüsü adýna Tümtis Genel Baþkaný Kenan Öztürk, çalýþma yaþamýný ve sendikal hayatý ciddi biçimde etkileyecek Sendikalar ve Toplu Ýþ Sözleþmesi Kanunu tasarýsýný Meclis’ten geçirmek için yoðun mesai harcadýðýný belirtti. Öztürk, bu yasayla bütün sendikal güvencelerin ellerinden alýnacaðýnýn, barajlarla sendikalarýn bitirileceðinin, grev yasaklarýnýn devam edeceðinin altýný çizdi ve “geçirilmek istenen yasa ile 30’dan az iþçinin çalýþtýðý iþyerindeki iþçilerin sendikal tazminat hakký ellerinden alýnýyor. Yani Türkiye’deki iþyerlerinin yüzde 82’sinde çalýþan iþçilerin sahip olduklarý tek güvence olan sendikal tazminat isteme hakkýndan da mahrum ediliyor. Bu yolla Türkiye’deki iþçilerin yüzde 62’si sendika ve toplu sözleþme hakkýndan fiilen yoksun býrakýlýyor” dedi. Kenan Öztürk konuþmasýna “Biz iþçiler ve sendikalar olarak bu iþin peþini býrakmayacaðýz, haklarýmýzýn gasp edilmesine asla

sesiz kalmayacaðýz. Unutulmamalýdýr ki kapalý kapýlar ardýndan iþçilerin iradesini hiçe sayarak kiþisel pazarlýklarla protokol imzalayan, gazete ilanlarýyla suç ortaklýðýný gizlemeye çalýþan Türk Ýþ ve Hak Ýþ yöneticileri de bu iþçi düþmaný yasanýn iþ birlikçileridirler. Biz Sendikal Güç Birliði Platformu olarak iþçi sýnýfýmýzýn mücadeleden yana, özgürlükleri ve haklarý savunan tüm kesimleriyle dayanýþma içinde üzerimize düþen tarihi sorumluluðu yerine getirmeye, daha önce 12 Eylül’ün hak düþmaný yasalarýna karþý nasýl mücadele ettiysek bu yasaya karþý da mücadele etmeye devam edeceðiz” diyerek devam etti. Açýklamadan sonra oturma eylemine devam eden iþçiler ara ara slogan atmaya devam ettiler, türküler söyleyerek halay çektiler.

Antep: 16 Ekim Salý günü saat 17.30’da Yeþilsu Parký’nda bir araya gelen Sendikal Güç Birliði Platformu sendikasýzlaþtýrma yasasý olarak gördükleri yasa tasarýsýný protesto etmek için bir basýn açýklamasý gerçekleþtirdi. Sendikal Güç Birliði Platformu adýna basýn açýklamasýný okuyan Mahmut Canyurt, “karþýmýza çýkartýlan yasa bu basit ve temel taleplerin hiçbirini karþýlamýyor. Üstelik daha da geriye götürüyor. Zaten zayýf olan sendikal güvenceler daha da zayýflatýlýyor. (...) Adýný koyalým, bu yasa bu haliyle ‘sendikasýzlaþtýrma’ yasasýdýr” dedi. Ardýndan meclistekilere seslenerek “bize raðmen yasa yapamazsýnýz, sendikal haklarýmýzý elimizden alamazsýnýz bu ucube yasayý özgürlükler getirdik diye yutturamazsýnýz, hiçbir uluslar arasý platformda savunamazsýnýz, sendika güvencesini yok ettiðiniz iþçilerin karþýsýna çýkamazsýnýz. Biz iþçiler ve sendikalar olarak bu iþin peþini býrakmayacaðýz” denildi. Türk-Ýþ ve Hak-Ýþ yöneticilerine de seslenerek, “bu yasanýn sosyal taraflarýn üzerinde anlaþtýðý bir metinmiþ gibi algýlanmasýna siz neden oldunuz… Kapalý kapýlar ardýnda, iþçilerin iradesini hiçe sayarak kiþisel pazarlýkla tavizler verdiniz. Bunlarý çýkýp açýkça kamuoyu önünde de savunacak cesareti de gösteremediniz. Türkiye iþçi sýnýfý bu yaptýklarýnýzý asla unutmayacaktýr. Sizler sendikal hareketimizin utanç sayfalarýnda þimdiden yer aldýnýz” dediler. En sonunda da Sendikal Güç Birliði Platformu olarak iþçi sýnýfýnýn yanýnda, özgürlükleri ve haklarý savunan tüm kesimleri ile dayanýþma içerisinde olarak üzerlerine düþen tarihi sorumluluðu yerine getirdiklerini dile getirerek basýn açýklamasýný sonlandýrdýlar. Eyleme 10 dakikalýk oturma eylemi ile devam edildi. Oturma eyleminin ardýndan “Hükümet Yasaný Al Baþýna Çal”, “Yaþasýn örgütlü Mücadelemiz”, “Yaþasýn Sýnýf Dayanýþmasý”, “Gün Gelecek Devran Dönecek AKP Halka Hesap Verecek” sloganlarý ile eylem sonlandýrýldý.

222. Sayý / 31 Ekim - 14 Kasım 2012

19


Sokaklar

HAVA’DA GREV HAKKI KAZANILDI

Yeni Evrede

Mücadele Birliði

THY’de iþten çýkartýlan Hava Ýþ üyesi iþçiler Taksim THY Bilet Satýþ Ofisi önünde 5. kez iþlerine geri alýnmak ve grev yasaðýnýn kaldýrýlmasý için oturma eylemi yaptýlar. THY iþçileri “Ýþten Atýlan Ýþçiler Geri Alýnsýn, Grev Haktýr Yasaklanamaz” pankartýný ofis önüne açtýlar. 13 Ekim günü yapýlan eyleme TÜMTÝS, Kristal Ýþ, Deri Ýþ, Mücadele Birliði, Devrimci Öðrenci Birliði, Emekçi Kadýnlar, Ýlerici Kadýnlar Derneði, Gözaltýnda Kayýplara Karþý Uluslararasý Komite de destek verdi. Ofis önünde çevik kuvvet barikat kurdu, Ofisin kepenkleri yaklaþýk bir saat kapatýldý. Eylemde sýk sýk “THY Ýþçisi Yalnýz Deðildir”, “Ýþten Atýlan Ýþçiler Geri Alýnsýn”, “Hak Verilmez Alýnýz Zafer Sokakta Kazanýlýr”, “Kumlu Ýstifa” sloganlarý atýldý. Eylemde açýklama yapan iþten çýkartýlan iþçilerden Meltem Çelik, Toplu Ýþ iliþkileri Tasarýsýnýn dünden bu yana Meclis’ten onaylanarak geçtiðini hatýrlatarak, 9 Ekim Salý günü bu tasarýya karþý Ankara’da olduklarýný Meclis’e yürümek istemelerine polis tazyikli su ve gazla saldýrdýðýný anlattý. Çelik, olaydan sonra tasarý ile ilgili çeþitli konularda yetkiyi bakanlýða devreden bir protokole Mustafa Kumlu tarafýndan imza atýldýðýný öðrendiklerinin altýný çizdi. Çelik, tasarýya imza atýlmasýyla kýdem tazminatýnýn budanmasýna hatta tamamen kaldýrýlmasýna giden yolun açýldýðýný belirtti ve “Uzlaþýlmayan konularda bakana tam

yetkiyi veren bir protokolü imzalamak intiharla eþ anlamlýdýr. Kuzuyu kurda emanet etmektir. Daha açýk söyleyelim: iþçi sýnýfýna ihanet etmektir! Bu Mustafa Kumlu’nun ve Türk Ýþ yönetiminin sýnýfa ilk ihaneti deðil-

dir. Kumlu ve ekibi TEKEL mücadelesini satmýþtýr. Bu yýl 1 Mayýs’ý akýl almaz manevralarla bölmeye çalýþmýþtýr. Kýdem tazminatýna yönelik saldýrý hazýrlýklarýna karþý sessiz kalmýþtýr. Havacýlýk iþ koluna getirilen grev yasaðýna kayýtsýz kalmýþ ve bu yasaða karþý çýkan 305 iþçiye sýrtýný dönmüþ, tek suçlunun Hava Ýþ yönetimi olduðu dedikodularýný yaymaya çalýþmýþtýr. Bütün bunlarýn hesabý elbette sorulacaktýr!” dedi. Eylem türkü ve halaylarla sona erdi. Ýþçiler 6. haftada yine Taksim THY Bilet Satýþ Ofisi önünde idiler. Hava Ýþ Sendikasý üyesi iþçiler, grev yasaðýnýn kaldýrýldýðýný bundan sonraki mücadelelerinin iþten atýlanlarýn iþlerine geri alýnmasý için odaklanacaklarýný belirtiler.

Ýþçilerin 20 Ekim günü yaptýklarý eyleme Belediye Ýþ, Petrol Ýþ, Mücadele Birliði, Devrimci Öðrenci Birliði, Emekçi Kadýnlar, Cumartesi Anneleri destek verdi. Ofis önünde çevik kuvvet yine barikat kurdu, kepenkler kapatýldý. Eylemde sýk sýk “THY Ýþçisi Yalnýz Deðildir”, “Ýþten Atýlan Ýþçiler Geri Alýnsýn”, “Hak Verilmez Alýnýz Zafer Sokakta Kazanýlýr”, “Grev Hakkýný Kazandýk Sýra 305’te” sloganlarý atýldý. Ýþten çýkartýlan iþçilerden Doða Mutluer, “Toplu Ýþ iliþkileri Yasasý mevcut 2821 ve 2822 sayýlý Yasalar birleþtirilerek yeniden düzenlendi. Böylelikle 2822 sayýlý yasanýn ilgili maddesinde yer alan havacýlýk hizmetlerinde grev yasaðý bu yeni yasada yer almadý. Bu yasak kendiliðinden kalkmýþtýr.” dedi. Mutluer “Sendikalarýyla birlikte 144 gündür onurla direnen THY iþçilerinin iþçi sýnýfýmýza örnek olacak mücadelesi, uluslararasý düzeyde emek dostlarýnýn verdiði kapsamlý mücadele yasaðý getiren; AKP milletvekillerini öyle utandýrmýþ ki, yeni yasada bu yasaðý gündemden çýkarmalarýný saðlamýþtýr” diyerek sözlerini sürdürdü ve “Grev yasaðý yasa teklifi THY A.O yönetimi istedi diye gündeme getiren ve yasalaþtýran AKP Milletvekilleri ile THY Yönetim Kurulu Baþkaný kamuoyunda ve iþçilerden özür dilemeli, grev yasaðýna karþý çýktýklarý için iþten çýkarýlan 305 iþçi iþe geri alýnmalýdýr” dedi. Gelecek haftaya yine ayný saatte eylemin yapýlacaðý duyurulduktan sonra türkü ve halaylarla eylem sona erdi.

ATILAN ÝÞÇÝLER GERÝ ALINSIN!

Bilgi Üniversitesinde Sosyal Ýþ Sendikasý’na üye olduklarý için iþten çýkartýlan 25 iþçi 42 gündür üniversitenin içinde eylemlerini sürdürüyorlar. Bilgi Üniversitesi öðrencileri, 15 Ekim günü dayanýþma eylemi yaparak Rektörlük önüne yürüdüler. Yürüyüþ sýrasýnda “Ýþten Atýlanlar Geri Alýnsýn”, “Baskýlar Bizi Yýldýramaz” sloganlarý atýldý. Bilgi Üniversitesi öðrencileri adýna konuþan Abidin Tan, iþten atýlanlarýn geri alýnmasý ve iþten çýkarmalara son verilmesini, çalýþanlarýn sendikada örgütlenip, kolektif olarak haklarýný korumalarýna yönelik baskýlara son verilmesini istedi. Sosyal Ýþ Sendikasý adýna konuþan Mahsun Turan ise “Sosyal Ýþ Sendikasý ve Ýstanbul Bilgi Üniversitesi çalýþanlarý olarak, demokratik ve þeffaf bir yönetim anlayýþýnýn tesis edilmesi, Örgütlenme ve ifade özgürlüðümüze saygý gösterilmesi, Ýþten atýlan arkadaþlarýmýzýn iþe geri alýnmasý için 42 gündür oturma eylemi yapýyoruz” dedi. Açýklamadan sonra üniversitede mücadeleye destek veren kiþilerden toplanan imzalar rektörlüðe teslim edildi. Yürüyüþten sonra oturma eyleminin yapýldýðý yerde Prof. Dr. Büþra Ersanlý, ifade özgürlüðü üzerine ders verdi.

20

222. Sayý / 31 Ekim - 14 Kasım 2012


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

GERÇEKÇÝ OL ÝMKÂNSIZI ÝSTE

Devrimci Öðrenci Birliði tarafýndan Ankara’da çalýþmalarý yürütülen “Gerçekçi Ol Ýmkânsýzý Ýste Yürüyüþü” 9 Ekim günü yapýldý. Yürüyüþün baþlangýç noktasý olan Yüksel Caddesi’nde öðle saatlerinde afiþ ve posterlerle bir stant açýldý; emekçilere, gençliðe seslenilerek, yürüyüþe katýlým çaðrýsý yapýldý. Yürüyüþ saati geldiðinde Devrimci Öðrenci Birliði toplanarak þiir ve sloganlarla yürüyüþü baþlattý. Yürüyüþ baþladýktan hemen sonra sivil polislerin yönlendirmesiyle bir provokasyon giriþimi oldu, ancak DÖB’lü öðrencilerin müdahalesi ile bu giriþim boþa düþürülerek yürüyüþe

devam edildi. Basýn açýklamasýnýn yapýlacaðý Sakarya Caddesi’ne doðru yürürken “Gerçekçi Olun Ýmkânsýzý Ýsteyin”, “Emperyalist Savaþý Halk Devrimi Önler”, “Gençlik Gelecek Gelecek Sosyalizm”, “Comandante Che Ölümsüzdür”, “Ýki Üç Daha Fazla Vietnam Ernesto’ya Bin Selam” sloganlarý atýldý. Dershaneler önüne gelindiðinde öðrencilere yönelik ajitasyon konuþmalarý yapýldý; Pir Sultan Abdal Kültür Derneði Genel Merkezi’nin önüne gelindiðinde de Che’nin yoldaþlarýnýn Alevilerin özgürlük mücadelesinde yanlarýnda olduklarý haykýrýlarak “Aleviler Birleþin Devrim Ýçin Savaþýn” sloganý atýldý. Sakarya Caddesi’ne gelindiðinde DÖB’lü öðrenciler baþta Comandante Che olmak üzere ölümsüzleþen bütün devrim savaþçýlarý adýna saygý duruþunda bulundular. Nazým Hikmet’in Havana Röportajý þiirinden bir kýsým okunduktan sonra basýn açýklamasýnda emperyalizme karþý halk savaþýný örgütleyen büyük komutan Che Guevara’nýn gençliðe örnek olduðu ve insanlýðýn en soylu mücadelesi olan sosyalizm mücadelesini gerçekleþtirdiði vurgulandý. Son dönemlerde yaþanýlan savaþýn ancak devrimle engellenebileceði belirtildi. Ayný zamanda Kürt halkýnýn devrim mücadelesi vurgulanarak, Batý Kürdistan Devrimi selamlandý. Comandante Che olsaydý bu mücadeleden övgüyle bahsedeceðini belirttiler. “Comandante Che emrindeyiz” denildi ve hep bir aðýzdan söylenen Söz Veriyoruz Marþý ile eylem bitirildi. Devrimci Öðrenci Birliði / Ankara

222. Sayý / 31 Ekim - 14 Kasım 2012

Sokaklar

ÜNÝVERSÝTEMÝZÝ TERKETMÝYORUZ

Ýstanbul Teknik Üniversitesi’nde asistan ve araþtýrma görevlileri iþten atmalarý protesto etti. Taksim Tramvay Duraðýnda toplanan eðitimciler, “Ýstanbul Teknik Üniversitesi Araþtýrma Görevlileri”, “Bu Üniversitede Ýþ Güvencesi Yoktur”, “Asistan Kýyýmýna Son” pankartlarý açarak Gümüþsuyu’nda bulunan ÝTÜ kampüsü önüne kadar yürüyüþ gerçekleþtirdiler. Eyleme destek veren TMMOB, TÜÝK çalýþanlarý ve Mücadele Birliði okurlarý oldu. ÝTÜ önünde kalabalýk bir kitle tarafýndan karþýlanan eylemciler adýna burada açýklama yapan Özgür Güzelsu, Ýstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüðü’nün 6111 sayýlý torba yasada yer alan kanuna göre Araþtýrma Görevlilerinin iþlerine son verdiðini belirterek, “Geçen bir ay sonunda 8 Araþtýrma Görevlisinin iliþiliði kesildi ve 90’a yakýn Araþtýrma Görevlisi’nin de önümüzdeki günlerde ayný kapsamda iþten atýlmasý söz konusu. Diðer yandan bu belirsizlik içinde azami doktora süresini aþmadan tezlerini tamamlamýþ araþtýrma görevlilerinin de atama iþlemleri bekletiliyor” dedi. Güzelsu ���Bugün bizler burada bir adým daha atýyor ve taleplerimiz gerçekleþene kadar ‘Üniversitemizi Terketmiyoruz” diye konuþtu. Açýklamadan sonra Üniversiteye giren araþtýrma görelileri ve asistanlar üniversite salonunda sabaha kadar eylemlerini müzik ve çeþitli gösterimlerle sürdüreceklerini belirtiler.

21


Yeni Evrede

CHE’DEN DENÝZ’E ZAFERE KADAR DEVRÝM

Sokaklar

Devrim bayraðý Leninist gençliðin ellerinde büyümeye devam ediyor. Dünya halklarýnýn komünist önderi Che katledileli 45 yýl oldu. Che’yi anmak ve selamlamak için bir basýn açýklamasý ve yürüyüþ gerçekleþtirdik. Eylemimiz Konak YKM önünde toplanarak baþladý. Ýþçi sýnýfýnýn ve emekçi halklarýn özgürlüðü ve kurtuluþu uðruna mücadele eden Comandante Che’yi anma eylemimize baþlamadan önce yaptýðýmýz ajitasyonlarla devrimi ve Che’yi anlattýk insanlara. Devrim bayraðýnýn yükseklerde olduðunu ve katliamlarla bizleri yýldýramayacaklarýný anlattýk. Halk iktidarý uðruna, sosyalizm uðruna mücadele etmek gerektiðini haykýrdýk. Eylem esnasýnda “Gerçekçi Ol, Ýmkansýzý Ýste- Devrimci Öðrenci Birliði” yazýlý bir pankartý ve Küba’nýn devrimci önderlerinden Fidel Castro, Camillo’nun da fotoðraflarýnýn asýlý olduðu bir pankart açtýk. Yürüyüþe baþladýktan sonra da sloganlarýmýzla, ajitasyonlarýmýzla Chelerin mücadelesini anlatmaya devam ettik. Devrimci önderleri katlederek devrim mücadelesini durduramayacaklarýný söyledik, Alevi emekçilerine, Kürt halkýna, iþçi sýnýfýna yönelik saldýrýlarýn devrim akýþýný engelleyemeyeceklerini haykýrdýk. Eylemi insanlar ilgiyle karþýladý. Alkýþlayan insanlar dýþýnda eyleme katýlanlar da oldu. Yürüyüþün ardýndan Devrimci Öðrenci Birliði ve Genç Emekçiler Birliði adýna yapýlan basýn açýklamasýnda; “Che yoldaþ sen devrim bayraðýný biz genç komünistlere devrettiðin günden bugüne tam 45 yýl geçti. Fakat devrim bayraðý

Mücadele Birliði

daha yukarýlara yükselmeye devam ediyor. Avrupa’da, Kuzey Amerika’da halklarýn düþmaný emperyalistlerin kalbinde bile iþçiler, emekçiler, siyahlar, Latinler, baský altýnda tutulan ve yok sayýlan halklar sosyalizm uðruna mücadeleye devam ediyor. Dünya halklarý seni en yukarýlara, hak ettiðin yere taþýmaya; uðruna mücadele ettiðin ezilen uluslarýn özgürlüðü, iþçi sýnýfýnýn iktidarý he-

YENÝDEN MERHABA

defini zaferle taçlandýrmaya adým adým ilerliyorlar. Sen bizlere emperyalist-kapitalist sisteme karþý her zaman savaþý sürdürmek, onlara güvenmemek gerektiðini söyledin. Halklarýn özgürlüðünün ve kurtuluþunun sosyalizm olduðunu öðrettin. Ve kendimizi baþka halklarýn kurtuluþu uðruna feda edebilmek gerektiðini gösterdin.(...) Che’yi anýyoruz. Bizler devrimci gençler biliyoruz ki Che bugün yaþasaydý bizlere emperyalist savaþlara karþý mücadele etmemizi ve halk devrimlerini yükseltmemizi söylerdi. Baþka halklarýn acý çekmemesi için proletaryanýn enternasyonalist bayraðýný onurla taþýmamýz çaðrýsýnda bulunurdu.(...) Bizler, senin bizlere gösterdiðin yoldan mücadele eden gençler; sana ve devrim için ölümsüzleþen tüm yoldaþlarýmýza söz veriyoruz. Devrimi yapacak ve halklarýmýzýn özgür ve mutlu dünyasý sosyalizmi kuracaðýz. Bizlere gösterdiðin onurlu yoldan týpký haykýrdýðýn gibi yaþayacaðýz. Gerçekçi olup imkansýzý isteyeceðiz! Bunu baþaracak güçteyiz ve baþaracaðýz!” dedik. Basýn açýklamasýnýn ardýndan eyleme katýlan tüm gençlerle birlikte marþlarla ve sloganlarla Ayýþýðý Sanat Merkezi’ne gittik. Sanat Merkezi’ne vardýktan sonra sýcak çaylarýmýz eþliðinde sohbet ettik, halaylar çektik. “Gerçekçi Ol Ýmkansýzý Ýste” yürüyüþüne Ekim Gençliði, YDG, Kürdi Der ve BDP Konak ilçe örgütünden gençler destek verdi. İzmir Devrimci Öðrenci Birliði İzmir Genç Emekçiler Birliði

1998’den bu yana Ýzmir’de faaliyet gösteren Ayýþýðý Sanat Merkezi, 14 Ekim günü dostlarýyla ve yeni açýlan atölye çalýþanlarýyla “Yeni Döneme Merhaba” etkinliði düzenledi. Saat 14.00’de baþlayan etkinliðe tüm dostlarýmýz, aileler, çevremiz eþlik ettiler. Gün içinde yeni dönem çalýþmalarý hakkýnda sohbetler edilirken, türkülerimizi de aðýzlardan düþürmedik. Yeni olana merhaba demek için her þeyi tekrar düzenledik, yeniledik .Dans edilmeden yapýlan devrim ayakta kalamaz dedik ve Latin danslarý kursunu açtýk. Devrimi bir de sessiz, bedenimizde anlatalým dedik ve tiyatro atölyesini açtýk. Bizleri biz yapan müziklerimizi özlediðimiz için gitar ve baðlama kurslarý açtýk. Son sýnýflý toplum olan kapitalizmin gençliðe, insanlara, topluma dayattýðý o yoz kültürü, insaný insana yabancýlaþtýran kapitalizmi yerle bir etmek için “Yabancýlaþmaya Karþý Beyin Egzersizleri” adlý tartýþma atölyesini açtýk. 14 Ekim günü tüm atölyelere katýlacak olan arkadaþlar tanýþtýlar, kaynaþtýlar ve bizlerle birlikte “merhaba” dediler yeni olana. Tanýþma ve sohbetlerin ardýndan Ayýþýðý Sanat Merkezi’nin genç çalýþanlarý tarafýndan hazýrlanan film gösterimine geçildi. Walkout (Ayaklanma) adlý film izlenirken yeni gelen arkadaþlarýn heyecanlarý ve çekingenlikleri yüzlerden okunuyordu. Film gösteriminin ardýndan saatler 19.00’a yaklaþtýðýnda sonra etkinliðimiz son buldu. Ýzmir Ayýþýðý Sanat Merkezi çalýþanlarý olarak bizler, her gün yeni olana merhaba diyoruz ve “Umudumuz Kavgada Kavgamýz Sanatýmýzla” þiarýmýzda yola yenileri de alarak devam ediyoruz. Ýzmir Ayýþýðý Sanat Merkezi

22

222. Sayý / 31 Ekim - 14 Kasım 2012



s222