Page 1


Yeni Evrede

Başyazı

Mücadele Birliði

ÇELÝÞKÝLER VE SINIF SAVAÞI TÜM KESKÝNLÝÐÝYLE GÖRÜLMELÝ

itlelerin kurulu sosyal düzene karþý yükselen eylemleri, büyük bir zenginlik ve çeþitlilik gösteriyor. Çeliþkilerin karakteri, kitlelerin çeþitli gruplarýnýn farklý talepleri vs. kendini çok farklý görüngülere bürünmüþ eylemlerle ortaya seriyor. Grevler, emekçilerin devrimci sokak gösterileri, Kürt halkýnýn ulusal baskýya karþý büyüyen eylemleri, ayaklanmalarý, çevre eylemleri, köylülerin protesto gösterileri ve çok çeþitli eylem tipleri bu süreçte ortaya çýkan eylemlerdir.

K

Burjuva toplumun keskin, sert, þiddetli çeliþkilerini ve sýnýf mücadelesini yumuþak, ýlýmlý, oportünist bir dille anlatmak burjuvazinin iþine yarar. Tarihsel süreç, tarihin itici güçleri, devrimin toplumsal nesnesinin durumu nesnel ve tam anlatýlmalý. Sýnýf savaþýmý bütün þiddeti ve keskinliði içinde verilmeli. Bizde yerel, küçük çaplý ayaklanmalar sýk sýk oluyor. Son dönemin toplumsal olaylarýna, çatýþmalarýna nesnel bir þekilde bakýldýðýnda, bu durum açýk olarak görülür. Kürdistan’da her olay, her çatýþma birer ayaklanma olarak gerçekleþiyor. Her ciddi sorun, her sosyal olay, böyle bir ayaklanma karakterine bürünüyorsa, burada dünyanýn en devrimci geliþmeleri yaþanýyor demektir. Ancak politik körler ya da burjuva limanlara sýðýnmýþ olan çevreler varolan durumu, olduðundan farklý, ýlýmlý ve yumuþak gösterebilir. Bu devrim topraðýnda eksik olan merkezi, birleþik, genel ayaklanmadýr. O da, her gün meydana gelen sayýsýz olay, çatýþma, küçük çaplý ayaklanmalar, devrimci kültür ve sanat etkinlikleri, sokak gösterileri ve çeþitli görüngülerle kendini gösteren devrimci yýðýn eylemleriyle olgunlaþýyor. Her gün yapýlan devrimci yýðýn kitle eylemlerinin tarih yapýcý niteliði ve devrimci önemi bütün yönleriyle ve doðru kavranmalýdýr. Büyük ayaklanma küçük eylemlerin yoðunlaþmasýyla oluþur. Ýþçiler, yoksul köylüler, diðer emekçi kitleler istekleri, haklarý için her alanda cesurca çatýþýyorlar. Günlerce, aylarca, yýllarca eylemlerde bulunuyorlar. Her gün yaptýklarýyla, tarihte kendileri için önemli bir rol oynayabileceklerinin farkýnda olduklarýný gösteriyorlar. Halk kitleleri artýk yönetici sýnýf ve temsilcileri ne diyor diye dönüp yalnýzca onlara bakmýyor. Kendi istekleri ve görüþleri doðrultusunda hareket ediyor. Burjuvazi ne yaparsa yapsýn, artýk önemli olan halk kitlelerinin ne yaptýðýdýr; halk kitlelerinin tarih yapan etkinliðidir. Ýki dünya, iki kutup, iki güç arasýndaki ta172. Sayý / 29 Eylül - 13 Ekim 2010

rihsel çatýþma her yönden derinleþiyor. Emekçi kitlelerle burjuva toplum arasýndaki baðlar, iliþkiler bu çatýþmada havaya uçuyor. Artan kapitalist sömürü, yoðunlaþan devlet terörü ve keskinleþen çeliþkiler, kitleleri eski topluma karþý devrimci eylemlere itiyor. Giriþilen eylemler emekçi yýðýnlarýn koþullarýnýn ve kendi durumlarýnýn bilincinde olduklarýný ve toplumsal koþullarýn köklü, devrimci dönüþümünü arzuladýklarýný ortaya koyuyor. Kitlelerin kurulu sosyal düzene karþý yükselen eylemleri, büyük bir zenginlik ve çeþitlilik gösteriyor. Çeliþkilerin karakteri, kitlelerin çeþitli gruplarýnýn farklý talepleri vs. kendini çok farklý görüngülere bürünmüþ eylemlerle ortaya seriyor. Grevler, emekçilerin devrimci sokak gösterileri, Kürt halkýnýn ulusal baskýya karþý büyüyen eylemleri, ayaklanmalarý, çevre eylemleri, köylülerin protesto gösterileri ve çok çeþitli eylem tipleri bu süreçte ortaya çýkan eylemlerdir. Öylesine devrimci bir süreçten geçiyoruz ki, halklar artýk daha sýk ayaklanýyor. Eylemler, ayaklanmalar süreklilik kazandý. Çatýþmalar çok yoðun. Bu yüzden tarih çok hýzlý ilerliyor. Hedef çok daha yakýnlaþýyor. Dönemin teorik bir analizini yaparken, kavrayýþýmýzýn ve teorik çözümlememizin objesi duraðan kitleler deðil, hareket halindeki kitleler olmalý, hareket olmalý, en basit çatýþmadan ayaklanmaya varan devrimci hareket olmalý. Özel mülkiyeti ortadan kaldýracak, ortak mülkiyete geçiþi saðlayacak olan, yani inkarýn inkarýný gerçekleþtirecek olan hareket. Dönemin en önemli objelerinin durumu ve savaþýmý, tüm gerçekliði ve tamlýðý içinde verilmeli. Çok açýktýr ki, halkýn, halklarýn geliþen ve zenginleþen eylemlerini öncülük edecek olan ve genel bir ayaklanmaya, bir devrime, iktidarýn ele geçirilmesine yönlendirecek olan devrimci marksist partidir. Kitlelerin kendiliðinden eylemlerine bel baðlanmamalý. Kitleleri iktidar için sürük-

3


Yeni Evrede

Başyazı

ekelci kapitalist düzenin bir toplumsal sistem olarak çözülmesi, daðýlmasý ve yeni yeni güçlerin, emekçi halk kitlelerinin kurulu düzene karþý harekete geçmesi, devrimin olanaklarýný artýrýyor ve devrimin gerçek koþullarýný güçlendiriyor. Yeter ki öncü parti, tüm bu olanaklar ve koþullarý devrime dönüþtürme, kitleleri bu doðrultuda sürükleme becerisini gösterebilsin.

T

4

Mücadele Birliði

leyici rol oynayan, proleter devrimci partidir. Proleter sýnýfýn devrimci görevlerinin bilinciyle hareket eden Leninist Parti. Nesnel koþullarýn bize yüklediði görevlerin bilinciyle hareket etmeliyiz. Kitleleri toplumsal devrim yolunda sürüklemek için nesnel ve somut koþullarýn gerektirdiði, zorunlu yaptýðý görevlerin yerine getirilmesi gerekiyor. Üstelik tarihsel geliþmenin karþýmýza çýkardýðý görevler düne göre çok daha ileriye gitmeyi dayatýyor. Dünkü hareket epey yol katetti ve ileri noktalara vardý. Fakat bugünkü hareket mücadelede daha ileriye gitmek zorundadýr. Çünkü burjuva egemenlik sistemi, sýnýf mücadelesinin deneyimlerine dayanarak çok daha yetkinleþtirilmiþ, güçlendirilmiþtir. Bu durumda, kitlelerin çok daha derinlikli, þiddetli savaþýmý sonuç getirebilir. Daha þiddetli, daha bilinçli, daha örgütlü bir mücadeleyle ve daha deneyimli olarak sonuç alabilir. Þiddetli bir devrimci savaþýmýn dayanacaðý ve onlarla sonuç alacaðý olanaklar, her gün biraz daha artýyor. Kapitalizmin büyük ve yýkýcý küresel ekonomik krizi, Türkiye’de varolan yapýsal ekonomik krizi çok daha derinleþtirdi. Ekonomik kriz sermaye düzenine karþý harekete geçen yeni güçler, yeni olanaklar yarattý. Ekonomik kriz sade bir ekonomik kriz olarak kalmadý. Hemen insani, yani toplumsal bir kriz halini aldý. Varolan toplumsal krizi biraz daha boyutlandýrdý. Bu ayný zamanda politik bir krizdir. Ekonomik, toplumsal alanda olan yýkým ve çeliþkiler, kendini politik çatýþmanýn derinleþmesi ve þiddetlenmesi biçiminde ortaya koymuþtur. Emekçi yýðýnlarýn yükselen devrimci savaþýmý, politik krizi keskileþtiren bir rol oynuyor. Krizin, ekonomik, toplumsal, politik kriz bütünlüðünü göstermesi, kapitalist düzeni çöküþe götüren bir sistem krizi özelliði almasý demektir. Tekelci kapitalist düzenin bir toplumsal sistem olarak çözülmesi, daðýlmasý ve yeni yeni güçlerin, emekçi halk kitlelerinin kurulu düzene karþý harekete geçmesi, devrimin olanaklarýný artýrýyor ve devrimin gerçek koþullarýný güçlendiriyor. Yeter ki öncü parti, tüm bu olanaklar ve koþullarý devrime dönüþtürme, kitleleri bu doðrultuda sürükleme becerisini gösterebilsin. Çok somut, net, elle tutulur olan, devrimci yükseliþi tüm canlýlýðý, þiddeti, derinliði ve keskinliði içinde vermek yerine, onu inkar eden küçük burjuva sol çevreler, böyle yapmakla egemen güçlere hizmet ettiklerini açýkça kanýtlamýþ oluyorlar. Sanki bu burjuva uþaðý, bu 172. Sayý / 29 Eylül - 13 Ekim 2010

aþaðýlýk tavrý alan onlar deðillermiþ gibi, ikiyüzlüce kendilerini marksist-leninist göstermeye çalýþýyorlar. Kendi sýnýf iþbirlikçisi politikalarýný proleter devrimci çizginin bir gereði ve dayanaðýný sosyalist bilimden alýyormuþ gibi göstermek, Türkiye’deki küçük burjuva sosyal-reformist ve oportünist hareketlerin bir özelliðidir. Tarihte Marx kadar görüþlerinden alýntý yapýlmýþ, ayný zamanda Marx kadar düþünceleri saptýrýlmýþ ve sömürülmüþ baþka bir düþünür yoktur. Bizim küçük burjuvalarýmýz, yýllardýr bu devrimci düþünürün adýný ve eserlerini sömürmek için ellerinden gelen her þeyi yapýyorlar. Bu küçük burjuva gruplar, sýnýf savaþýmýnýn ileri ve þiddetli bir aþamasý olan iç savaþýn proletarya tarafýndan, halk kitleleri tarafýndan kazanýlmasý, çok derin olan devrimci durumun devrime dönüþmesi için devrimci sýnýf savaþýmýný sonuna deðin götürmek için mücadele vermek yerine, devrimci kitlelerin devrimci bilincini saptýrmak ve devrimden uzak tutmak için çaba içindeler. Marx ise devrimci durumun olmadýðý koþullarda da devrimin çýkarlarýný koruyor ve büyük bir heyecanla kitleleri devrime hazýrlýyordu. Lenin, yenilgi yýllarýnda da iþçi sýnýfýný, emekçi kitleleri büyük bir devrimci güven ve coþkuyla yaklaþmakta olan devrime hazýrlýyordu. Marx, Paris Komünü günlerinde, devrimci yýðýn mücadelesine doðrudan katýlan biri gibi büyük bir heyecan duyar. Lenin Ekim Devrimi’ni doðrudan hazýrlar. Lenin’siz Ekim Devrimi zaferi düþünülebilir mi? Ýþte Marx ve Lenin’in proletaryanýn sýnýf savaþýmýnýn çeþitli aþamalarýndaki devrimci düþünce biçimleri ve devrimci tavrý. Ve bizim küçük burjuva sosyalist hareketlerin dünyanýn en þiddetli iç savaþlarýndan birindeki son derece olgunlaþmýþ olan devrimci durum koþullarýndaki silik, ýlýmlý, uzlaþmacý tavrý. Bizim küçük burjuvalarýn görüþ açýsý ve tutumlarýyla devrimci düþünürlerin düþünce biçimi ve tavýrlarý arasýnda ortak bir yan var mý? Ortaya çýkmýþ olan devrimin gerçek koþullarýný devrime çevirecek, devrimci hareketi devrime, devrimin zaferine dek, sonuna kadar götürecek olan uzlaþmacý küçük burjuva hareketler deðil, devrimci marksizmdir. C.DAÐLI


Yeni Evrede

Güncel

Mücadele Birliði

DEVRÝMCÝ DURUM DEVRÝM VE DEVRÝMCÝ GÖREVLER Sýnýf mücadelesinin þiddetlenmesi, devrimci kitle hareketinin yaygýnlaþmasý ve genel olarak devrimci hareketin yükseliþ içinde olmasý, emekçilerin eylemlerinde tam bir patlama yaþanmasý, özcesi devrimin her geçen gün biraz daha olgunlaþmasý karþýsýnda uzlaþmacý küçük burjuva sol hareketlerin “somut durumu” deðerlendiren görüþleri iflas etti. Bu hareketlerin politik çizgi olarak sýnýf mücadelesinin geliþimine ayak uyduramadýklarýný, geliþmenin gerisinde kaldýklarýný her sýnýf bilinçli iþçi, her eylemci emekçi deðerlendirebilir. Küçük burjuva sosyalizmi, devrimin gerçek koþullarýný, gerçek ekonomik, toplumsal ve politik durumu hiç bir zaman doðru olarak algýlayamadý. Gerçek durumdan söz ettiði zaman bile, görüþleri gerçeklerle çeliþti. Gerçeði yansýtmayan ve onunla çeliþen kendi görüþlerini terk edeceðine, gerçekleri çarpýttý. Týpký burjuvazinin yaptýðý gibi, toplumsal gerçeklerin üstünü örttü. Fakat toplumun gerçekleri sonunda, kendi gerçekliðini onlara kabul ettirdi. Devrimin gerçek koþullarýný anlatan devrimci durum ifadesini kullanmalarý bunun açýk bir örneðidir. Proletaryanýn devrimci sýnýf partisi, devrimci durum tespiti yaptýðýnda, buna hiddetle karþý çýkanlar bugün devrimci durumdan söz ediyorlar. Daha doðrusu devrimci durum ifadesini alýp, kendi politik görüþlerinin arasýna yerleþtiriyorlar. Çünkü bugünkü sosyo-politik durumu baþka biçimde ifade edemiyorlar. Ancak devrimci durumu gerçek anlamýnda kullanmýyorlar. Devrimci durum belirlemesi, onlarýn politik görüþleri arasýnda eklektik olarak ve eðrelti olarak duruyor. Yoksa nesnel durumun, nesnel ve anlaþýlabilir bir deðerlendirmesini içermiyor. Oysa ki, devrimci durum ekonomik ve politik koþullarýn gerçek, bilimsel, nesnel bir deðerlendirmesini ifade eder. Devrimci durum tespitini alýp onu eklektik olarak yazýlarýnda kullanan bu çevreler, gerçekte ise devrimci durumu kavramadýklarýný kendileri çeþitli biçimlerde ortaya koyuyorlar. Ayný çevreler, hem devrimci durumdan bahsediyor, hem devrimin bugün açýsýndan “bir hayal” olduðunu söylüyorlar. Devrimci durumdan söz edip,

devrimi yok saymak, aslýnda devrimci durum gerçeðini anlamamak demektir. Her marksist bilir ki, bir ülkede devrimci durum ortaya çýkmýþsa, orada devrim güçlü bir olasýlýk haline gelmiþ demektir. Her devrimci durum bir devrime yol açmaz ama, devrim devrimci durumdan doðar. Devrimci durumu kabul eden biri, devrime güvenmek, onun gelmekte olduðunu kavramak, politikalarýný, taktiðini yeni duruma göre yeniden ele almak zorundadýr. Aksi durumda geliþmenin gerektirdiði politik görüþler ortaya koyamaz.

af düzeyinde bir devrim hedefinden hep söz eden küçük burjuva çevreler var. Sadece oportünist çevreler deðil, sosyal-reformist çevreler de devrimi çok uzak bir geleceðin sorunu olarak, uzak bir hedef olarak kabul ediyorlar. Bütün bu politik çevreler için devrim, kapitalizmin iç çeliþkilerinden, emekle sermayenin uzlaþmaz karþýtlýðýndan doðan gerçek bir hareket deðil, ama yalnýzca bir formüldür. Sanki devrim bizzat tarihi geliþme tarafýndan gündeme getirilmemiþ ve bugünden yaþama geçirilmesi gereken yakýn bir hedef, güncel devrimci bir görev deðilmiþ gibi geleceðe erteleniyor. Kendilerine bir yükümlülük getirmediði sürece devrimi soyut bir terim olarak kabul etmeye her küçük burjuva çevre hazýrdýr.

L

Devrimci durum var diyen çevreler, gerçekten bu konuda hiç bir bilgi sahibi deðiller. Zaten hiç bir konuda ciddi, bilimsel bir araþtýrmalarý ve çýkardýklarý sonuçlar yok. Oysa ki, proletarya adýna hareket ettiðini söyleyen bir grubun, bunun bir kanýtý olarak yapmasý gereken, zahmetli, derinlikli, ciddi bir teorik çalýþmaya dayanan görüþler sunmaktýr. Bu “sosyalist” unsurlar ne yapýyor, hiç bir inceleme yapmadan, oradan 172. Sayý / 29 Eylül - 13 Ekim 2010

buradan tezler, düþünceler alýp, emekçi sýnýfa “iyi düþünülmüþ” görüþler gibi sunuyorlar. Sonra da bu yüzeysellikleriyle, yýllarca mücadeleden geçmiþ, komünizmin teori pratiðinin belli bir birikimine sahip kitleler üzerinde etkin olabileceklerini sanýyorlar. Devrimci durumun en önemli göstergelerinden biri kitle eylemlerinde olaðanüstü artýþtýr. Bizde bugün olan durum da budur. Devrimci durumun lafýný eden bu oportünist gruplar, devrimci durumu göstergelerinden kopartarak ele alýyorlar. Kitlelerin yýllardýr kesintisiz olarak süren ve giderek iyice yoðunlaþan büyük eylemlerini “hafif kýpýrdanmalar” olarak gösteriyorlar. Gerçekte ise, durumu anlama yeteneðine sahip olmadýklarýný, söylediklerinin sadece bir laf yýðýný olduðunu göstermiþ oluyorlar. Devrimin gerçek koþullarýnýn oluþtuðu durumlarda Marksistlerin yapmasý gereken, devrimin zorunluluðu konusunda emekçi kitlelerin önünü açmaktýr. Devrimci bilinçlendirme, aydýnlatma çalýþmasýyla kitlelere devrimin kaçýnýlmazlýðýný, zorunluluðunu kavratmalýyýz. Emekçilerin en ileri, bilinçli, devrimci kesimi bu zorunluluðu kavramýþken, geniþ kitlelerin bu durumu kavramadýklarý söylenemez. Ýþçi sýnýfýnýn, iktidara gelmesinin zorunluluðu, emeðin iktidarýnýn kaçýnýlmazlýðý, nesnel geliþmelere, keskinleþen sýnýf çeliþkilerine, sýnýf mücadelesinin yoðunlaþmasýna ve ortaya çýkan çok sayýdaki olguya dayanarak kanýtlanmalýdýr. Böyle bir kavrayýþ, böyle bir kanýtlama devrimci görevlerin daha iyi anlaþýlmasýný saðlayacaktýr. Devrimci durumun, devrimci dönemlerin dayattýðý devrimci görevlerden biri döneme denk olan örgütler oluþturmaktýr. Bunlardan biri devrimci kitle örgütleri, devrimci mücadele örgütleri olan komitelerdir. Leninist parti uzun süredir iþçi komite ve konseylerinin propagandasýný kitleler içinde yapýyor. Emekçilerin olduðu her alanda komiteler kurulmasýna çalýþýlmalý. Genel olarak komiteleþme, devrimci dönemlerin bir özelliðidir. Diðer bir örgütlenme hedefi komiteler temelinde kurulacak olan Geçici Devrim Hükümeti’dir. Devrimci bir döneme girilmiþse, devrimci bir yükseliþ ortaya çýkmýþsa, devrim olgunlaþmaktadýr. Ýktidar

5


Yeni Evrede

Güncel sorunu, politik mücadelenin merkezi bir sorunu olmuþtur. Bu þartlarda Geçici Devrim Hükümeti eylemin, kitlelerin önüne devrimci bir görev olarak konur. Devrimci durum oluþmuþtur diyen çevreler, bu görevlerden hangisini emekçi kitlelerin önüne koyuyorlar, bu çevrelerin dönemi karþýlayan hangi sloganlarý, hangi taktikleri var. Hiç biri. Marksistler, somut koþullarý ele alýrken, buradan proletarya için devrimci taktik, politikalar ve devrimci görevler çýkarýrlar. Laf düzeyinde bir devrim hedefinden hep söz eden küçük burjuva çevreler var. Sadece oportünist çevreler deðil, sosyal-reformist çevreler de devrimi çok uzak bir geleceðin sorunu olarak, uzak bir hedef olarak kabul ediyorlar. Bütün bu politik çevreler için devrim, kapitalizmin iç çeliþkilerinden, emekle sermayenin uzlaþmaz karþýtlýðýndan doðan gerçek bir hareket deðil, ama yalnýzca bir formüldür. Sanki devrim bizzat tarihi geliþme tarafýndan gündeme getirilmemiþ ve bugünden yaþama geçirilmesi gereken yakýn bir hedef, güncel devrimci bir görev deðilmiþ gibi geleceðe erteleniyor. Kendilerine bir yükümlülük getirmediði sürece devrimi soyut bir terim olarak kabul etmeye her küçük burjuva çevre hazýrdýr. Devrim bu çevrelerde yalnýzca bir terimdir, bir formüldür. Gerçek bir hareket deðildir. Devrim gerçekliðiyle, onlarýn devrim teorileri arasýnda bir çeliþki var. Bu çeliþkiden kurtulmak için yaptýklarý þey, devrim gerçekliðini reddetmektir. Devrim bu uzlaþmacý küçük burjuva hareketlerin düþünce sisteminde deðil, gerçek yaþamda sýnýf mücadelesinin geliþiminde, iç savaþta geliþim gösteriyor. Devrim, emekçilerle burjuvazi arasýnda süren iç savaþla geliþim gösteriyor. Ýç savaþ gerçeðini yadsýyorlar, aslýnda gerçek bir olgu olarak devrim hareketini de yadsýmýþ oluyorlar. Yýllarca, son derece þiddetli, yoðun, yaygýn, kapsamlý ve boyutlu olarak süren iç savaþa gözlerini kapayanlar, yani iç savaþ gerçeði dýþýnda bir devrimden bahsedenler, yalnýzca fikir düzeyinde bir devrimden söz etmiþ olurlar. Devrim, gerçek koþullardan, nesnel geliþmelerden, sýnýf savaþýmýndan doðar. Devrim uzlaþmaz sýnýf çeliþkileri tarafýndan gündeme getirilir. Proletaryanýn zora dayalý eylemi bu çeliþkilerin çözümüdür. Ýþçi sýnýfýnýn ve geniþ emekçilerin kitlelerin zora dayalý devrimci eylemini örgütlemek, öncülük etmek ve iktidar hedefine yöneltmek proleter devrimcilerin temel görevidir.

6

Mücadele Birliði

ULUSAL SORUN ÜZERÝNE TARTIÞMALAR Ankara Ekin Tiyatrosu’nda 25 Eylül Cumartesi Günü saat 14.00’te Mücadele Birliði Platformu’nun düzenlediði, DHF ve Partizan’ýn da panelist olarak katýldýðý, Ulusal Sorun Üzerine Tartýþmalar adlý bir panel gerçekleþti. Ýki bölümden oluþan panelin ilk bölümünde, Ulusal Sorun’a bakýþ açýlarý ve güncel deðerlendirmeler; ikinci bölümde soru-cevap ve izleyenler için serbest kürsü vardý. Ýlk sözü Partizan temsilcisi aldý. Konuþmacý ulusal sorun konusunu çok önemli gördüklerini, kendilerinin de bir süredir bu konu üzerinde özeleþtirel bir sürece girdiklerini ifade ettiler. Özellikle Ýbrahim Kaypakkaya’nýn görüþlerini temel aldýklarýný, bu konudaki tespitlerinden hareket ettiklerini açýkladýlar. Kürt Ulusunun Kendi Kaderini Tayin Hakkýný tanýdýklarýný, ama ayrýlmalarýný da istemediklerini söylediler. Partizan temsilcisi konuþmasýna referandum sürecindeki yaklaþýmlarý üzerinden devam etti. Ulusal hareketi bugün için ulusal-reformist çizgide gördüklerini dile getirdi. Ulusal sorunun çözümünde reform mücadelesini önemsediklerini belirtti. Daha sonra sözü alan Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) temsilcisi ise; Ulusal sorun konusunu demokratik halk iktidarý yürüyüþünün önemli unsurlarýndan biri olarak gördüklerini söyledi. Sorunu sýnýfsal açýdan ele almak gerektiðini, çünkü sorunun sýnýfsal bir sorun olduðunu ve çözümünün de sýnýfsal olduðunu söyledi. Devletin Kürt ulusal sorununu çözmek gibi bir niyetinin olmadýðýný dile getirdi. Kendilerinin Kürt ulusal sorununa çözüm olarak da Bölgesel Özerkliði doðru olarak gördüklerini söylediler. Bölgesel özerkliðin gerekçesini “devrim sonrasý emperyalizmle bütünleþen bir çözümden yana olamayacaklarý” þeklinde ifade etti. Emperyalizmle iþbirliði içerisinde olmadýðý müddetçe ulusal hareketin kendi açýsýndan devrimci özelliðini koruduðunu, fakat bugün için ayný zamanda reformizme kayan bir konumda da olduðunu dile getirdi. DHF temsilcisi de ulusal sorunun çözümü noktasýnda reform mücadelesini önemsediklerini ve desteklediklerini vurguladý. DHF’nin demokratik alan mücadelelerinden örnekler vererek konuþmasýný sürdürdü. “Bu reformizm deðildir” dedi. Daha sonra sözü Mücadele Birliði Platformu temsilcisi aldý. Kürdistan’ýn ilhak ve iþgal edildiðini, Türkiye ve Kuzey Kürdistan devrim sürecinin iç içe girdiðini söyledi. Uluslarýn Kendi Kaderini Tayin hakkýný þartsýz ve koþulsuz tanýdýklarýný, ayrýlma hakkýný da tanýdýklarýný söyledi. Bu konuda devrim öncesi çarlýk Rusya’sýna baðlý olan Finlandiya’nýn devrim sonrasýnda kendi kaderini tayin hakkýný kullanmak istediklerinde, bunu nasýl rahat gerçekleþtirdiklerini örnek verdi. Demokratik özerklik ya da federatif çözümünün uluslarýn kendi kaderini tayin hakký olmadýðýný ifade etti. Ayrýca ulusal sorunun çözümünde ezen ulusun komünistleri ile ezilen ulusun komünistlerinin ayný yerde durmadýðýný belirten Mücadele Birliði Platformu temsilcisi; ezen ulusun komünistleri ayrýlma hakkýný savunmalý, ezilen ulusun komünistlerinin ise birleþmeyi savunmasý gerektiðini belirtti. Ezen ulusun enternasyonal eðitiminin gerekliliðini söyleyen temsilci, ulusal sorunun çözümünün devrimsiz mümkün olamayacaðýný söyledi. Ulusal hareket üzerine deðerlendirmelerini de ele alan temsilci, ulusal harekete marksist bir hareket gibi yaklaþamayacaklarýný, genel sol hareketin böylesi bir yaklaþýmla ya þovenizme ya da “sol” bakýþ açýsýyla dýþlayýcý bir noktaya sürüklendiðini vurguladý. Meseleyi tarihsel ve somut þartlar ile ele almak gerekir dedi. Panelistlerin konuþmalarýnýn bitmesinin ardýndan panele bir süre ara verildi ve forum bölümüne geçildi. Forum bölümü, dinleyicilerin fikirleri ekseninde ve özellikle dinleyicilerin bu fikirleri besleyen sorularýyla þekillendi ve tartýþmalý sürdü. Forum bölümünün sona ermesiyle de panelin sonuna gelindi ve dinleyiciler daðýldý. Mücadele Birliði Platformu /Ankara 172. Sayý / 29 Eylül - 13 Ekim 2010


Yeni Evrede

Güncel

Mücadele Birliði

REFERANDUMUN ASIL GALÝPLERÝ N ihayet tantana bitti. Soydu, boydu, havuzdu, musluktu, tüm o sinir bozucu pespayelikler sona erdi. 13 Eylül sabahý, giden selin geride býraktýðý kuma bakarken herkesin kafasýnda ayný soru kaldý: Ne deðiþti? Öncelikle, 12 Eylül referandumu deðerlendirilecekse, rakamsal sonuçlarýyla deðil ama çýkardýðý toplumsal süreçlerle meseleye yaklaþmanýn yerinde olacaðýný vurgulamak gerekir. Referanduma dair açýklanan rakamlar gerçekliðe dair en güvenilmez verilerdir. Çok deðil, yalnýzca 18 ay önce yapýlan yerel seçimlerde 42 milyon olan seçmenin, bir anda 49 milyona çýkmasý bile, tek baþýna, bütün o rakamlarýn güvensizliðini sorgulamaya yeter. Kaldý ki, kullanýlan bilgisayar programýndan, ölülerin seçmen yazýlmasýna kadar sayýsýz hilenin dile geldiði bu referandumun güvenirliðine sermayenin kendisi bile inanmýyor. Daha þimdiden pek çok gazeteci bu olgularý sorgulamaya baþladý. Referandum hileleri konusunda aylar öncesinden ortaya saçýlan pis kokular yeterince mide bulandýrdý. Bu yüzden, 12 Eylül referandumunu, rakamsal sonuçlarýyla deðil, ama ortaya çýkardýðý toplumsal süreçlerle deðerlendirmek en doðrusu olacaktýr.

NEDEN BUNCA TANTANA? En fazla dikkat çeken olgu, bu referandumun þimdiye kadarki en yoðun kampanyaya tanýklýk etmesidir. Genel bir seçimde dahi rastlanmayacak ölçüde miting, toplantý yapýldý, milyonlarca afiþ ve el ilaný, gazete ve televizyonlarda inanýlmaz bir reklâm yarýþý yaþandý. Cumhurbaþkanýný halkýn seçimine býrakan 2007 referandumu ile karþýlaþtýrýldýðýnda, aradaki fark daha iyi anlaþýlýr. Üç yýl önce bir referandum sandýðý kurulduðunu dahi pek az kiþi duydu; bugüne kýyaslandýðýnda, neredeyse yaprak kýpýrdamamýþtý. Neden? Þimdiki yasal düzenlemeler, o zamanki düzenlemelerden çok daha mý önemliydi? Hayýr. Anayasa mahkemesi, AKP’nin meclisten geçirdiði pakette öyle kritik kesintiler yaptý ki, bir “yandaþ” gazetecinin deyimiyle “paketin kolu kanadý kýrýldý”. Ortaya, her iki tarafa da belirgin bir üstünlük kazandýrmayan düzenlemeler çýktý. Ýddia edildiðinin aksine, kadük kalacak yasalar,

Sonuç olarak referandum, ilhakçý sermayenin, eski konumunu yitiren sermayeye karþý önemli bir cephe zaferi oldu. Yenilenler, umutlarýný büyük ölçüde kaybettiler. Emperyalist tam ilhak þimdi çok daha hýzlý bir tempoda ilerleyecektir. Fakat bir Pirus zaferidir bu, tam ilhakçý sermaye için. Onlar, devrimin önünü keseriz düþüncesiyle böyle bir süreci baþlattýlar ama baþta Kürt halký olmak üzere emekçi sýnýflar boykot tavrýyla düzenden kopuþ yönünde güçlü bir mesaj verdiler. Tam da bu nedenle bu zafer, devrimin yelkenlerini dolduran bir zaferdir. yoruma açýk düzenlemelerdi bunlar ve hiç de yepyeni bir dönemi müjdelemiyordu. Öyleyse, neydi referandumda kopartýlan bunca tantananýn sebebi? Tek kelimeden oluþan bir cevabý var bunun: Korku! TAKSÝM’ÝN ÖNÜNÜ ALMAK Bu referandumu öncekilerden ayýran ve sermayeyi tüm gücüyle kampanyalar düzenlemeye iteleyen nedenlerden ilki, 1 Mayýs 2010’da Taksim’de ortaya çýkan devrimin muazzam gövdesidir. Tekelci sermayenin bu muazzam patlama karþýsýnda adeta etekleri tutuþtu. Özellikle, nüfus içindeki aðýrlýðýyla sonucu etkileyebilecek nitelikteki kentli küçük mülk sahipleri, sola doðru yalpalamýþ, en önde giden proletaryanýn peþine takýlmýþtý. Cumhuriyet mitinglerini dolduran o kalabalýðýn önemli bir kesimi, þimdi devrimci ajitasyonun gökten dolu gibi yaðdýðý eylem alanlarýný dolduruyordu. Toplumun bu derece büyük bir gövdesinin düzen dýþýna eðilim göstermesi, zaten býçak sýrtýnda olan sýnýf dengelerini emekçiler lehine deðiþtiriyordu. Tekelci sermaye, bu sola kaymýþ eðilimini tersine çevirebilmek için, ilk etapta Baykal’ý tasfiye edip, Kýlýçdaroðlu’nu getirdi. Ve hemen ardýndan, referandum oyunu için bütün borazanlar, bütün davullar hizmete koþuldu. Peki ya sonuç? 172. Sayý / 29 Eylül - 13 Ekim 2010

Tekelciler sistem dýþýna yönelen kitleleri ne zaman sandýk oyunlarýyla yeniden düzen içine çektilerse, her zaman en büyük yardýmcýlarý reformist, oportünist tayfa olmuþtur. Söz konusu kesimler, bu referandumda da sermayenin stepnesi olmaktan kurtulamadýlar. Hayýr, oyu için kitleleri sandýk baþýna çaðýranlar, sermayenin tuzaðýna destek verdiler. Kullanýlan her “Hayýr” oyunun, Kýlýçdaroðlu’na yarayacaðýný bile bile bunu yaptýlar. Kendileri, böyle bir niyetleri olmadýðýný yaka baðýr yýrtarak ilan etseler dahi, deðiþen bir þey yok. Oportünizmin bildik oyunlarýdýr bunlar. Sermayenin bir kesimini “baþ düþman” ilan ederler, böylece kitleleri sermayenin diðer kesiminin peþine takarak, minik bir alkýþ duyabilmenin hasretiyle yanarlar. Bu, birinci sonuç. Ýkinci sonuç ise ondan çok daha önemliydi. Ýkinci sonuç, Kürt halkýnýn kendi kaderini tayin etmesiyle ilgili, tüm aleyhte koþullara raðmen iradesini az çok belli etmesi olmuþtur. Bu referandum, Kürt halkýna yüksek politik bilincini ortaya koyma fýrsatý verirken Kürt halký da bu fýrsatý iyi deðerlendirerek özgürlük hakký konusunda kararlýlýðýný ortaya koymaktan geri durmadý. Kürdistan haritasýnýn, dediðimiz gibi tüm aleyhte koþullara, hilelere, baský ve teröre karþýn ayrý bir renge boyanmasý sermaye sýnýfý ve onun politik kurumlarýnýn yüreðini aðzýna getirdi. Bu þokun etkisi hala sürüyor. Sermaye sýnýfý, artýk Kürdistan ve Kürt halkýyla ilgili adým atarken Kürt halkýnýn bu yüksek politik bilincini hesaba katmak zorunda olduðunu anlamýþ durumda. Üçüncü önemli sonuç, Kürdistan’nýn toplumsal sýnýflarýndaki net ayrýþmadýr. Kürt halkýnýn özgürlük savaþý sayesinde kaba tabirle “adam” olan Kürt burjuvazisi “þimdi tam zamanýdýr” düþüncesiyle devlet ve hükümetle iþbirliði içinde olduðunu açýða vurdu. Gerilla mücadelesine ve Kürt halkýnýn özgürlük savaþýna açýktan tavýr aldý ve ayrý bir güç olduðunu kanýtlamaya çalýþtý. Tüm bunlarý özgürlük savaþýnýn güçlerine bir meydan okuma havasýyla yapmasý burjuvazinin evrensel “küstah karakteri”yle uyum içindeydi. Ýþin bir diðer yönü Kürt küçük burjuva sosyal reformist örgütlerin Kürt burjuvazisinin peþinde, devlet ve hükümetle iþbirliði içinde olduklarýný açýða

7


Yeni Evrede

Güncel

Mücadele Birliði

vurmalarýdýr. En hatýrý sayýlýr sosyal reformist örgütten en pespaye olanýna kadar, hepsi aðýz birliði etmiþcesine Kürt burjuvazisinin peþinde AKP hükümeti ve devletle ayný politik çizgide durdular. Ve dördüncü önemli sonuç: Kürt halký, bütün bu iþbirlikçi tayfanýn kendi üzerinde bir sinek kadar bile olsun aðýrlýðý olmadýðýný referandumda ortaya koydu. Bu, birleþik devrim açýsýndan son derece önemli bir geliþmedir. BOYKOT RÜZGÂRINI KIRMAK Bunca tantananýn ikinci nedeni, boykot cephesine karþý açýlan savaþtýr. Bugüne dek sermaye, boykot oylarýný gözden saklamayý, önemsizmiþ gibi göstermeyi baþarmýþtý. Ama bu kez boykot cephesi çok güçlü ve sesi fazlasýyla çýkan bir aktör kazanmýþtý: BDP. Bir anda boykot, Kürt halký için apayrý bir önem ve anlam kazandý. Kendi deyimleriyle boykot “Kürdistan haritasýný belirleyecek”ti, ilan edilmesi planlanan demokratik özerklik planýna halkýn desteðini temsil edecekti. Öte yandan boykot, bir anda, sermayenin dayattýðý oyunun dýþýnda kalmak, baðýmsýz bir politik hat kurmak, apaçýk bir devrimci duruþ, ilke ve onurun simgesi haline geldi. Bu haliyle boykot, Kürt halký ile Türkiye’nin ileri bilinçli emekçilerini ayný tavýr etrafýnda birleþtiriyor, bir duygu birliði yaratýyor ve –þimdilik dolaylý biçimde de olsa- Kürt halkýnýn özgürlük iradesine, emekçilerin verdiði desteði haline geliyordu. Tekelci sermayenin etekleri elbette tutuþacaktý. Buna ek olarak, boykot tavrý Kürt halký ile diðer emekçi kitleleri boykotçu cephesiyle kaynaþtýrdý. Resmi rakamlara göre, Ýstanbul’da 2,5 milyondan fazla sandýða gitmeyen seçmen vardý. Bunun yalnýzca 400 bin kadarýný BDP’nin seçmeni oluþturuyor. Böylece, kendiliðinden ve dolaylý yollardan da olsa, Türkiye’nin boykotçu kitleleri, BDP’nin ilan ettiði hedeflere destek sunmuþ oldular. YARILAN CEPHE HATLARI Referandumu bir anda tantanalý bir cümbüþ havasýna sokan bir baþka neden, sermaye kamplarý arasýndaki çatýþmanýn artýk son aþamaya gelmiþ olmasýdýr. Tam ilhakýn yeniden daðýttýðý kartlardan memnun olan sermaye kesimi ile bu iþten zararlý çýkan kesimler, bu referandum sayesinde birbirlerine karþý en geniþ cephe savaþýna girmek olanaðý buldular. CHP ve MHP el ele verebilecek, bu arada reformist, oportünist solun o pek “iyi niyetli” hayýr tavrýndan kendileri adýna yararlanabileceklerdi. Sekiz yýl sonra belki de ilk kez AKP’yi sandýkta yenilgiye uðratmanýn heyecanýný yaþayabileceklerdi. AKP’ye gelince, tam ilhakta oldukça ileri gitmiþ ve pek çok mevziiyi hali hazýrda ele geçirmiþ bir sermayenin gözünü karatmýþ temsilcileri olarak, þimdi karþýsýna yekvücut çýkan hasmýný tek vuruþta yere serebilecek oluþunu kutluyordu. Gerçekten de, bu açýdan umduðunu bulan taraf AKP oldu. MHP’yi büyük oranda zayýflattý, CHP’yi pek çok konuda tutum deðiþtirmeye zorladý. Kýlýçdaroðlu, neredeyse türban takýp çýkacaktý seçmenin karþýsýna. Sonuç olarak referandum, ilhakçý sermayenin, eski konumunu yitiren sermayeye karþý önemli bir cephe zaferi oldu. Yenilenler, umutlarýný büyük ölçüde kaybettiler. Emperyalist tam ilhak þimdi çok daha hýzlý bir tempoda ilerleyecektir. Fakat bir Pirus zaferidir bu, tam ilhakçý sermaye için. Onlar, devrimin önünü keseriz düþüncesiyle böyle bir süreci baþlattýlar ama baþta Kürt halký olmak üzere emekçi sýnýflar boykot tavrýyla düzenden kopuþ yönünde güçlü bir mesaj verdiler. Tam da bu nedenle bu zafer, devrimin yelkenlerini dolduran bir zaferdir. Bundan dolayý en önemli kazaným, boykot cephesine aittir. Bugüne dek sermayenin gözlerden ýrak tutmaya çalýþtýðý boykot cephesi, referandum boyunca düzen dýþý yönelime dair siyasi bir anlam ve statü kazandý, halk kitlelerinin kendi konumlarýný ifade ettikleri politik bir tavýr oldu. Boykot cephesinin bayraðý, bundan böyle daha fazla ilgi görecektir. Bir baþka açýdan boykot, þu zamana dek, yalnýzca var olan pratiklere ve hükümetlere tepki olarak sandýða gitmemiþ olanlara, bunun ilkeli, onurlu bir politik tavrýn ifadesi olduðunu, ciddi bir siyasal deðeri iþaret ettiðini kavratmýþtýr. Pek çok kiþi, sadece devrimci içgüdüleriyle protesto ettikleri sandýðýn, gerçekte sistemin tümünü reddetmek için bir yol olduðunu anlamýþtýr.

8

ZAFER SAVAÞAN UPS ÝÞÇÝLERÝNÝN OLACAK! Ýzmir’de Cumartesi günleri gelenekselleþen UPS iþçilerinin eyleminde bizler de Mücadele Birliði Platformu olarak iþçilerin yanýnda yer aldýk. Sanayi sitesinin giriþinden UPS iþçilerinin yanýna kadar sloganlarýmýzý haykýrarak yürüdük. Sanayi sitesinin içindeki genç iþçilerin yoðun ilgisi oldu. Kimi iþçiler alkýþlarýyla destek verdi. Özellikle “UPS Ýþçisi Yalnýz Deðildir”, “Yaþasýn Ýþçilerin Mücadele Birliði” sloganlarýmýz sanayi sitesinin içinde yankýlandý. UPS iþçileri, 25 Eylül Cumartesi günü saat 10.00’da direniþte bulunduklarý yerden UPS Aktarma Merkezi’nin kapýsý önüne doðru yürüyüþe geçtiler. TÜMTÝS Ýzmir Þubesi’nin “UPS ÝÞÇÝ KIYIMINA SENDÝKA DÜÞMANLIÐINA SON” pankartýyla yapýlan yürüyüþ sýrasýnda sýk sýk “Yaþasýn UPS Direniþimiz”, “UPS’ye Sendika Halaylarla Girecek”, “UPS Ýþçisi Direniþin Simgesi”, “UPS Ýþçisi Yalnýz Deðildir”, “Susma Haykýr Sendika Haktýr”, “Kavga Bitmedi Daha Yani Baþlýyor”, “Hak Verilmez Alýnýr Zafer Sokakta Kazanýlýr”, “Yaþasýn Enternasyonal Dayanýþma”, “Ýþçi Öðrenci El Elle Mücadeleye”, “Kavga Sürecek Sendika Girecek”, “Sendika Girecek Baþka Yolu Yok”, “Ýþçiye Kalkan Elleri Kýracaðýz” sloganlarý atýldý. Aktarma Merkezi önüne gelindiðinde TÜMTÝS Ýzmir Þube Baþkaný Þükrü Günseli konuþma yaptý. Þükrü Günseli konuþmasýnda þunlara deðindi; “Anayasal hakkýmýz olan sendikal hak için mücadelemiz devam ediyor bugün direniþimizin 152. günü ve biz bir kez daha buradan haykýrýyoruz bu direniþ iþçilerin iþe dönüþ ve sendikal haklara saygý gösterilip toplu sözleþ-me düzenine kavuþuncaya kadar mücadeleyle, inançla ve kararlýlýkla devam edecektir… Ýþçiler iþe geri alýnýncaya kadar mücadelemiz direniþimiz büyüyerek güçlenerek kararlýca devam edecektir. (...)Ýþveren yetkilileri sendikamýzla sorunu görüþerek diyalog yoluyla çözmeden yana olduðunu belirterek iyi niyetli olduðunu ifade etmeye çalýþýyor, biz de diyoruz ki, iyi niyetliyseniz iþlediðiniz suçtan geri döneceksiniz eðer iyi niyetliyseniz iþçilerin anayasal haklarýna saygýlý olacaksýnýz eðer iyi niyetliyseniz sendikal baskýyý durduracaksýnýz eðer iyi niyetliyseniz talebimiz çok açýk atýlan iþçiler eksiksiz olarak geri alýnmalýdýr…” Daha sonra Mücadele Birliði Platformu olarak iþçi arkadaþlarla sohbet ettik ve Mücadele Birliði dergisinin “Devrim Þimdi Daha Yakýn” baþlýklý sayýsýný daðýttýk. Eyleme, Mücadele Birliði Platformuyla birlikte Ege Üniversitesi Öðrencileri de “UPS Ýþçilerinin Yanýndayýz” pankartýyla katýlarak destekte bulundular.

172. Sayý / 29 Eylül - 13 Ekim 2010

Mücadele Birliði / Ýzmir


Yeni Evrede

UPS

Mücadele Birliði

UPS ÝÞÇÝLERÝ EYLEMLERÝNE DEVAM EDÝYOR

UPS iþçileri, Ýzmir ve Ýstanbul’da sürdürdükleri direniþlerine, iþten çýkarýldýklarý Aktarma Merkezleri önünde devam ediyorlar. UPS iþçileri, TÜMTÝS Sendikasý ve diðer ülkelerde UPS iþçilerini örgütlemiþ olan sendikalarla Meksika’da aldýklarý eylem kararlarýnda ýsrarcýlar. Sendikalar, 1 Eylül gününde eylem yapma ve anlaþma saðlanmadýðý takdirde, eylemlerini her 15 günde bir büyüterek sürdürme kararý almýþtý. 1 Eylül’de dünyanýn 152 ülkesinde yapýlan eylemlerden

BÝZ ÝÞÇÝLER BÝRLEÞMEK ZORUNDAYIZ

Hollanda’dan UPS iþçileriyle dayanýþma ve desteðe gelen F.N.V. Sendikasý’ndan örgütlenme uzmaný Aleksandra Ola’yla sohbet ettik. Mücadele Birliði: Merhaba Aleksandra, Türkiye’ye hoþgeldin. Bizi F.N.V Allies hakkýnda biraz bilgilendirir misin? Aleksandra OLA: Hollanda’da 1.5 milyon üyesi olan bir iþçi örgütü, bir çok deðiþik bölümleri var. Ben tarým ve sanayide örgütlenme organizasyonlarýnda çalýþýyorum. Toplu sözleþmelerle görevliyim. Örgütlenme uzmanýyým, Doðu Avrupa’dan gelen göçmenleri ör-

sonra geçen 15 günde bir sonuca varýlamamýþtý. Eylemin 15. günü olan 15 Eylül’de de eylem takvimine uygun olarak Ýstanbul UPS iþçileri, Zeytinburnu’nundaki UPS Genel Merkez binasý önüne gelerek taleplerini haykýrdýlar. Saat 11.00’de baþlamasý iþçileaçýklamasýna, basýn planlanan r ve destekçiler erken gelince halaylar eþliðinde eylem saatinin gelmesi beklendi. Coþku ve moralleri yüksek olan iþçilerin arasýnda Kurtköy UPS iþçileri de yerini almýþtý. 11.30’da yapýlan basýn açýklamasýný TÜMTÝS Baþkaný Kenan Öztürk okudu. Açýklamada, “1 Eylül günü yine buradaydýk. Bugün Ýstanbul’da UPS Genel Merkezi önünde, Ýzmir’de UPS Aktarma Merkezi’nin önünde yine eylemdeyiz. Taleplerimizi güçlü bir þekilde yineliyoruz: 160 iþçi arkadaþýmýz iþe baþlayana, iþyerindeki baskýlar durana kadar direniþ çadýrýný terk etmeyeceðiz. Bugün pek çok ülke sendikasý 1 Eylül’de olduðu gibi bize destek veren eylemler yapýyor. Hollanda’daki dostlarýmýz, UPS’nin Avrupa’daki Çaðrý Merkezleri’ni gün boyunca arayarak protesto mesajlarýný iletiyorlar. Avustralya’daki taþýmacýlýk iþçileri yine renkli gösteriler düzenliyorlar. Belçika’dan Norveç’e, Arjantin’den Amerika’ya iþçi kardeþlerimiz UPS yönetimine Türkiye’deki kardeþlerinin yalnýz olmadýðýný hatýrlatýyorlar” dedi. Ýþçilerin eylemine kitle örgütleri, sendikalar, Mücadele Birliði Platformu ve Devrimci Ýþçi Komiteleri ve FNV Konfederasyonu ATF Türkiye Temsilciliði destek verdi.

gütlemekle yükümlüyüm. Doðu Avrupa’dan gelen iþçileri bilgilendirmek için çalýþtýklarý yerlere gidip bilgilendirme, eðitim çalýþmalarý yapýyoruz. Hollanda’daki temizlik iþçilerinin örgütlenmesinin 1933’ten beri en büyük baþarý olarak sayýyoruz. Düþük meslek gruplarýný örgütlemek kolay deðil, temizlik iþçileri arasýnda Türkiye’den gelen iþçiler de var. Türk iþçileri temizlik iþçileri arasýnda en çok olanlar. Talep olarak yüzde 3’lük bir artýþ istediler, eðitim hakkýný talep etiler, üçüncüsü ise seyahat ücreti yüksek olduðu ve günde 3 defa otobüse bindikleri için ulaþým ücretinin düþürülmesini istediler. En önemlisi temizlik iþçilerine saygý gösterilmelerini istediler. 6 ay boyunca eylem yaptýlar 2 ay boyunca grev yaptýlar. Bin kiþi grevde, yüz bin kiþilik bir sektör, eylemde olan bin iþçi var. Basitten karmaþýða doðru eylemler yaptýlar. Yani ilk önce barýþçýl eylemler yapýldý, sonra daha sert eylemlere girdiler. En sonunda sektör merkez binasýný iþgal etme yöntemlerine girildi. 5 gün boyunca bina iþgal altýnda kaldý. Her gün bina önünde 150 iþçi dönüþümlü olarak kaldý. Oraya, merkez binasýnın olduðu yere pankartlar asýldý. Göðüs göðüse mücadele edildi. En sonunda kazandýlar. Sadece ulaþým haklarýný kazanamadýlar henüz. Mücadele Birliði: Sanýrým UPS iþçilerinin eylemi nedeniyle burada bulunuyorsunuz. UPS eyleminin uluslararasý etkisi nasýl? Aleksandra OLA: Uluslararasý etkisi þu ki, UPS , iþçiler olarak birleþebileceðimizi biliyor. Taylan, G Kore, Estonya... bir sürü ülke172. Sayý / 29 Eylül - 13 Ekim 2010

deki iþçiler birleþmiþ durumda. Bu iþçiler biliyorlar ki UPS iþçileri burada haksýzlýða uðradýlar ve yarýn benzer þeyleri kendileri de yaþayabilirler. Bunun için iþçiler Türkiye’deki iþçilere destek oluyorlar. UPS iþçilerinin haklarý verilmediði sürece iþçilerin direniþe devam edeceðini UPS patronlarý biliyorlar. Uluslararasý dayanýþma gittikçe daha çok büyüyor. UPS uluslararasý bir þirket; bu iþten atmalarý Almanya’da, Hollanda’da yapmýþlardý. Biz iþçiler birleþmek zorundayýz. 1 Eylül’den önce Gregard Admin ve ben Hollanda’da iþçileri bilgilendirmeye karar verdik. Türkiye’deki UPS iþçiler için Meksika’da yapýlan konferansta ITF dayanýþma kararý aldý. Sonunda benim sendikam da karar verdi. Mücadele Birliði: Dünyadaki sýnýf mücadelesi durumunu nasýl görüyorsunuz? Aleksandra OLA: Bu cevap verilmesi zor bir soru. UPS eylemi gösteriyor ki, biz uluslararasý iþçiler olarak birlikte olursak büyük þeyler yapabiliriz. UPS, iþçilere daha az ücret daha az yemek verirken, kendisi gittikçe daha da büyüyor ve iþçileri de iþten atmayla tehdit ediyor. Mücadele Birliði: Biz emperyalist kapitalist sistemin içinde bulunduðu Yeni Evre’yi sýçramalý çöküþ süreci olarak deðerlendiriyoruz. Sizin bu konudaki düþünceleriniz nelerdir? Aleksandra OLA: Emperyalist kapitalist sistem giderek daha çok dibe gidiyor. Artýk toplumu karþýlayacak bir sisteme ihtiyacýmýz var.

9


Yeni Evrede

UPS

Mücadele Birliði

UPS ÝÇÝN KÜRESEL EYLEM GÜNÜ UPS’de sendikal örgütlenme mücadelesi verdikleri için iþten atýlan iþçilerle dayanýþmak amacýyla baþlatýlan uluslararasý eylemin ikinci ayaðý Ýzmir’de 15 Eylül günü gerçekleþti. Bizler Mücadele Birliði Platformu olarak Kent AÞ. iþçileriyle beraber sloganlarla saat 12.00 civarýnda iþçilerin direniþ yerine doðru yürüyüþe geçtik. Yürüyüþ sýrasýnda “UPS Ýþçisi Yalnýz Deðildir”, “UPS Ýþçisi Direniþin Simgesi”, “UPS’ye Sendika Halaylarla Girecek” sloganlarýný attýk. Yürüyüþ güzergahýnda bir çok iþ yerinden iþçiler dýþarý çýkýp alkýþlarla karþýladýlar bizleri. Eylem yerine geldiðimizde ise UPS iþçileri bizleri “Yaþasýn Sýnýf Dayanýþmasý” sloganýyla karþýladýlar. Daha sonra sendika baþkaný Þükrü Günseli konuþma yaptý. Þükrü baþkanýn konuþmasýndan sonra Deri Ýþ Genel Baþkaný söz aldý. Konuþmasýnda “Þu an gerek Türkiye’de gerek dünyada iki çizgi var; birincisi sýnýfla bütünleþen, gücünü sýnýftan alan, eylemden, direniþten alanlarýn mücadelesi mutlaka baþarýyla sonuçlanacaktýr. Ýkincisiyse mümkün olduðu kadar sendikacýlarýn sermayeyle dirsek temasýyla durumu idare etmeye yönelik çaba harcayanlarýn da sonu hüsran olacaktýr. Mutlaka mücadele ve zafer, mücadele eden iþçinin ve emekçinin olacak” diyerek konuþmasýna son verdi. Ardýndan Genel-Ýþ 5 Nolu Þube Baþkaný, iþçilerin örgütlü ve gönüllü mücadelesi, birliði ve beraberliðini vurgulayan bir konuþma yaptý. Son olarak Türk-Ýþ bölge temsilcisi konuþma yaptý. Ardýndan eylem halaylarla sona erdi. UPS direniþinin tek kadýn iþçisiyle eylemden sonra sohbet ettik. “Arkadaþlarým ben iþe baþlamadan önce sendikalý oldular. Ben de iþe baþladýktan sonra sendikalý oldum. Ben ön banko elemaný olarak çalýþýyordum þubede… Patronlarýmýz biz sendikalý olduktan 3-4 ay sonra bir arkadaþýmýzý iþten çýkardý. Biz de bunun üzerine iþ yavaþlatma eylemi yaptýk. Ve ondan sonra Konak þubemiz tamamen kapatýldý ve merkeze devredildi. O günden bu yana biz de burada direniþteyiz, mutluyuz burada olmaktan, önemli olan zor olaný yapmak, kazanacaðýmýzý biliyoruz. Bugünkü eylem de coþkuluydu ve güzeldi. Sesimiz artýk her yerde duyuluyor. Artýk UPS direniþini herkes biliyor. Ýnsanlarýn da daha duyarlý olduðunu düþünüyorum, bundan sonra katýlýmýn daha fazla olacaðýný düþünüyoruz… Belki 1 Eylül’de yürüyüþ yapýldýðýndan kaynaklý katýlým daha fazla ve daha yoðundu. Bugün burada olduðumuz yerde eylem yaptýðýmýzdan kaynaklý katýlým azdý diye düþünüyorum. Benim hala UPS iþçisi olan arkadaþlarým

10

var sendikaya kayýtlý olmayan. Onlar dýþarýdan baktýklarý için inanmýyorlar kazanacaðýmýza. Kendileri eðer bu direniþ kazanýlýrsa biz de sendikalý oluruz düþüncesindeler. Aslýnda olayýn farkýnda deðiller. Bir çok insan destek verdiði gibi bir çok insan da bu eyleme olumsuz bakýyor ve eylemin farkýnda deðiller. Ben anlatýyorum çevremdeki insanlara sendikalý olmayý, çünkü babam da daha önce yaþadý, oradan biliyorum. Sendikal haklarýn ne olduðunu biliyorum, sonuçta en doðal hakkýmýz, olacak yani olacak inanýyoruz… Ýçerdeki arkadaþlarýmýz daha farklý bakýyor bu eyleme, iþverenle de alakalý bir durum bu. Þimdi onlar acente olduklarýndan kaynaklý bu bana yetiyor düþüncesindeler. Ama gene de onlarýn desteðini alýyoruz. Ben de iþten çýkarýlmadan önce farkýnda deðildim, çünkü sendikaya toplantýlara gidip gelemiyordum. 172. Sayý / 29 Eylül - 13 Ekim 2010

Sabah 08:00, akþam 21.00-22:00’ye kadar çalýþýyorduk. Sendikadan bir abimiz anlatýyordu bize sendika ile ilgili þeyleri, bütün haberleri ondan alýyorduk. Ve bu þekilde dýþarýdan takip ediyorduk eylemi. Ama atmalar bizim de baþýmýza gelince artýk buradayýz, içindeyiz. Ne olup bittiðini yaþýyoruz. Burada daha çok þey öðreniyoruz. Sendikalý olmayý iþverenler diðer iþçi arkadaþlara farklý anlatýyor. Eðer iþçiler sendikada ýsrar ediyorsa iþveren iþçileri istifaya zorluyor. Sonuçta iþverenler tarafýndan bir zorlama var, zorluyorlar yani. Ben bana sendikayý anlattýklarý zaman hiç düþünmedim, direk gittim sendika binasýna baþkanlarla görüþtüm ve üye oldum. Ýzmir’de benden baþka kadýn üye yok... Biz buradayýz herkesin desteðini bekliyoruz ve inanýyoruz olacak, yani kazanacaðýz.” Mücadele Birliði Platformu / Ýzmir


Yeni Evrede

Sokaklar

Mücadele Birliði

YENÝ EÐÝTÝM DÖNEMÝ EYLEMLE BAÞLADI

Gün geçmiyor ki toplumun kesimlerinden biri eylem için sokaða çýkmasýn. Geçen hafta adli yýlýn açýlýþýný eylemlerle karþýlayan avukatlarýn ardýndan, üniversitelerde de yeni dönem asistanlarýn eylemleriyle baþladý. Asistanlar, 15 Eylül günü Ýstanbul Üniversitesi Beyazýt Kampüsü önünde “50/D Sorunu Çözülmedi, Asistan Kýyýmý Sürüyor” pankartý açarak alkýþlarla ve sloganlarla toplandýlar. “Doktoralý Ýþsiz

Olmayacaðýz”, “Kurtuluþ Yok Tek Baþýna Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz”, “Akademik Özgürlük Ýstiyoruz”, “YÖK Gitsin, Biz Kalýyoruz” sloganlarý atan asistanlar, bir akademik yýlýn daha sorunlarla açýldýðýný, bu sorunlarýn baþýnda da araþtýrma görevlilerinin iþ güvencesi ve akademik özgürlük sorunu olduðunu dile getiren asistanlar, burada tüm öðretim görevlileriyle dayanýþma içinde olduklarýný ve bütün bir yýl bu dayanýþmanýn süreceðini beyan ettiler. Basýn açýklamasýný, Eczacýlýk Fakültesi’nden bir araþtýrma görevlisi okudu. “Ýstanbul Üniversitesi Araþtýrma Görevlileri Temsilciler Kurulu” imzalý basýn açýklamasýnda, bu yýl da 50/D sorununun hala çözülmediði, YÖK ve Rektörlüðün bu konuda suçu sürekli birbirlerine attýklarý vurgulandý. 50/D ile araþtýrma görevlilerinin kaderinin, anabilim dalýndan rektörlüðe kadar uzanan silsilede yetkili olan insanlarýn insafýna terk edildiðini söyleyen asistanlar, bugün araþtýrma görevlilerinin akademik yetkinliklerinin yaný sýra, herkesle iyi geçinmek, hocalarla iyi geçinmek, ayrýca üniversite yönetiminin dünya görüþünü paylaþmak “zorunda” olduklarýný söylüyorlar. “Üniversiteler uzaktan eðitim, ikinci öðretim gibi yeni ve paralý giriþimler yaparken, bunun yükünün araþtýrma görevlilerine yýkýlacaðýný biliyoruz. Ancak yine araþtýrma görevlisine yükü yüklerken memur, iþ güvencesine gelince öðrenci muamelesi yapýlmaya devam edilecek. Bu haksýzlýklara karþý kimsenin sesini yükseltmemesi için de yine 50/D maddesi þantaj olarak kullanýlacak. Onlar, ‘itaat etmezseniz iþ güvenceniz yok’ diyorlar. Biz, ‘iþ güvencesi olmadan akademik özgürlük olmaz’ diyoruz. Bu mücadelede iddiamýzýn arkasýndayýz ve haklý olanýn kazanacaðýna inanýyoruz” diyen araþtýrma görevlileri, kendilerinin sürekli yanýnda olan ve üniversitede örgütlü olan Eðitim Sen 6 Nolu Þubeye de teþekkürlerini sunduktan sonra basýn açýklamasýný sonlandýrdý.

EÐÝTÝM EMEKÇÝLERÝ EYLEMDE 17 Eylül Cuma günü Sultanahmet Meydaný’nda saat 14.00’de KESK’in düzenlediði basýn açýklamasý için toplanan öðretmenler, sermayenin dayattýðý eðitim sistemini protesto etmek ve basýn açýklamasý yapmak için Caðaloðlu yokuþunda bulunan Ýstanbul Ýl Milli Eðitim Müdürlüðü önüne doðru yürüyüþe geçti. Sýk sýk “Okullar Öðretmensiz, Öðretmenler Ýþsiz” sloganý atýlarak Milli Eðitim Müdürlüðü önüne gelindi. Burada okunan basýn açýklamasýnda talepler sýralandý. Taleplerde taþeronluk sisteminin son bulmasý, güvencesiz çalýþtýrýlmaya son verilmesi, eðitim atamalarýnýn eðitim fakültesi diplomasý ile kadrolu olarak yapýlmasý olarak sýralandý. Eðitim emekçileri, “Günlerdir yaþanan KPSS fiyaskosu’nun ardýndan yeni bir eðitim yýlý daha baþladý sermayenin mutlak kar dürtüsü milyonlarca emekçi çocuðuna çaðdýþý bir eðitim yýlýný daha getirdi. Niteliksiz ve bilimsel olmayan bir eðitimi dayatan sermaye ve onun devletinin yeni yýlda verecekleri eðitimi bir atasözüyle açýklamak yeterli ‘bu kadar cehalet ancak eðitimle olur’ sermaye bunun farkýnda kendi içinde çýkmazda olan eðitim her sene yeni iþsiz mezunlarýný verirken mezun olanlara da kendi gericiliðini dayatmakta. Son günlerde basýna yansýyan Elif Aybaç bunun bir örneði Elif öðretmen diðer yüz binler gibi KPSS sýnavýna girdi. Zaten daha fazla kar’ýn adý olan KPSS sýnav iþkencesine maruz kaldý bu iþkence de yeterli olmayýnca yüz binlerce öðretmen gibi sözleþmeli olarak çalýþmaya baþlayarak yeni bir iþkenceye girdi. Güvencesiz ve düþük ücretle ça-

lýþtýrýlan Elif öðretmen saðlýðý bozularak hastaneye yattý. Yapýlan kontroller sonucu beyninde tümör oluþtuðu ortaya çýktý ve Elif öðretmen, görev yaptýðý okuldan, raporlarý 30 günü geçtiði için atýldý. Elif öðretmen tek deðildir. Binlerce iþçi, emekçinin ‘kaderi’ ortaktýr. Kapitalizm varoldukça da bu ‘kader’ iþçi ve emekçiye sefalet, ölüm getirecektir” dediler. Okunan basýn açýklamasýndan sonra öğretmenler dağıldı.

172. Sayý / 29 Eylül - 13 Ekim 2010

11


Yeni Evrede

Gündem

Mücadele Birliði

DEVRÝM ATEÞÝNÝ S Birincisi, UKH devletle uzlaþma sürecinde keyfi hareket etme koþul ve lüksüne sahip deðildir. Kürt halkýnýn yüksek politik bilincini her adýmda hesaba katmak zorundadýr. Ýkincisi, ne federasyon ne de demokratik özerklik Kürt ulusunun ezilen ulus konumuna son verebilir. Bu “çözüm”lerin hiç biri Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakký anlamýna gelmez. Üçüncüsü, dolayýsýyla, bu koþullarda saðlanacak bir “barýþ” ancak az çok zamana yayýlmýþ bir “ateþkes” anlamýna gelebilir ve böyle bir “ateþkes”in ömrü taraflardan birinin kendini zafer elde edebilecek güçte göreceði ana kadardýr. Yani geçicidir. Dördüncüsü, özgürlük hakký için savaþýn geri plana düþmesi, sistemi bunaltan, güçten düþüren, yýkýma götüren çeliþkilerin ortadan kalktýðý anlamýna gelmez ama çeliþkilerin yer deðiþtirdiði anlamýna gelir. Olasý bir uzlaþma, ulusal çeliþkileri arka plana atarken, ulusal özgürlük savaþý nedeniyle arka plana düþmüþ olan sýnýfsal çeliþkiler öne plana çýkacaktýr.

12

Burjuva basýnda açýktan, sosyal reformist cephede gizliden gizliye bir sevinçtir almýþ baþýný gidiyor. Artýk hükümetin ve ABD’nin sesi olduðu bizzat sahiplerince itiraf edilen Taraf adlý ceride bu sevinç dalgasýnýn baþýný çekiyor. Diðer dinci faþist gazeteler onun ardýndan geliyorlar. Burjuva basýnýn diðer kanadý ise, rakip tarafýn hanesine yazýlacak artý bir puana seviniyor olma durumuna düþme korkusuyla þimdilik iþi aðýrdan alýyor. Yoksa aslýna bakýlýrsa onlar da aðýzlarý açýk, sürecin sonucunu, sermaye sýnýfýnýn elde edeceði baþarýyý kutlamanýn hazýrlýðý içindeler. Sosyal reformist cenaha gelince... Bunlar aslýnda sermaye cephesini aratmayacak bir sevindirik hal içindeler. Ne de olsa yýllarca hayal ettikleri; kendilerine büyük, geniþ bir yaþam alaný saðlayacak olan “toplumsal barýþ” nihayet geliyor. Hayalleri böyle. Bu sevinçlerini þimdilik, histerik biçimde açýða vurmalarýný engelleyen þey adlarýnýn baþýndaki “sosyalist-komünist” kavramlarýdýr. Çünkü bir komünistin, bir sosyalistin kendini toplumsal barýþa deðil sýnýf savaþýna dayandýrmasý gerektiðini hem biliyorlar hem de bu gerçeðin bilindiðini biliyorlar. Dolayýsýyla burjuva uþaðý yüzleri hemen açýða çýkmasýn diye þimdilik, elden geldiðince temkinli davranýyorlar. Sevincin Nedeni Kürt burjuvazisinden sosyal reformistlere, oradan Türk sermaye sýnýfýna kadar geniþ bir yelpazeyi sevince boðan geliþme, UKH hareketi ile devlet arasýnda baþlayan görüþmelerdir. Hükümet, Öcalan ile devlet adýna Ýmralý’da görüþme yapýldýðýný artýk gizlemiyor/gizleyemiyor. Devlet ve hükümetin bu hamlesinin birleþik devrimin bir ayaðýný devreden çýkarma amaçlý olduðu biliniyor. Yani, devletin istediði temelde bir anlaþma-uzlaþma olursa birleþik devrimin Kürdistan ayaðý en azýndan bir süre için devreden çýkmýþ olacak. Sermaye sýnýfý ile hükümetin hesabý bu. Sosyal reformistlerin ve devrimden büyük korku duyan bilumum tayfanýn sevindiði geliþme budur iþte. Referandumda izlenen “boykot” politi172. Sayý / 29 Eylül - 13 Ekim 2010

kasý, özellikle Kürdistan’da devrim ateþinin ne denli yükseldiðini ortaya koydu. Kürt halký, Kürdistan’ýn pek çok ilinde %80’leri aþan bir oranla sandýk baþýna gitmeyerek kendi kaderini tayin hakký yönündeki kararlýlýðýný gösterdi. Referandumun bu sonucu sermaye sýnýfýnýn ve hükümetin hiç beklemediði, hesaba katmadýðý bir geliþme oldu. Onlar, Kürt burjuvazisinin, Kürt sosyal reformistlerin, iþbirlikçilerin, tarikatlarýn desteði ile Kürt halkýnýn ulusal kurtuluþ hareketinden uzaklaþtýðýný göstermeyi umuyorlardý. Umduklarý sonucun tam tersi bir durumla karþý karþýya kaldýlar. Referandumun ortaya çýkardýðý harita sermaye sýnýfýnýn, onun politik kurumlarýnýn, hükümetin, devletin eteklerini tutuþturdu. Çünkü o harita Kürdistan’da büyük bir devrimin ateþinin gürül gürül yanmakta olduðunu gösteriyordu. Hükümet, rakipleri karþýsýnda kazandýðý “zafer”in tadýný çýkaramadan bu ateþi söndürmenin telaþýna girdi. Kazandýðý zafer bir “pirus zaferi” idi. Burjuva rakiplerini ezmiþti ama hemen yaný baþýnda hepsini yakacak bir ateþin yanmakta olduðunu dehþet içinde gördü. Bu ateþ söndürülmeliydi; ama nasýl? Vakit geçirmeden Ýmralý’ya koþtular ve eylemsizlik kararýnýn uzatýlmasýný “rica” ettiler. UKH hükümetin isteðini kýrmadý ve eylemsizlik kararýný ikinci bir açýklamaya kadar uzattýðýný duyurdu. “Rica”nýn karþýlýðý devletin A.Öcalan’la görüþmeler yaptýðýný kabul etmek oldu. Ama bu adýmýn yangýný söndürmeye yetmeyeceðini hükümet biliyordu. Bunun için hemen ABD’yi, Barzani’yi, Talabani’yi devreye soktu. Ýçiþleri Bakaný Atalay soluðu Erbil’de, Barzani’nin dizinin dibinde alýrken, MÝT müsteþarý da soluðu ABD’de aldý. Sonra trafik hýzlandý, halen de hýzýndan bir þey kaybetmeden sürüyor. Burada hükümet, devlet ve sermaye sýnýfý açýsýndan soru ve sorun, UKH somutunda Kürt halkýnýn özgürlük hakký için verdiði savaþýn nasýl sona erdirileceðidir. Amaçlarýna varýrlarsa bu “sona erdirme” elbette Kürt halkýnýn anladýðý ve görmek istediði biçimde deðil ama sermaye sýnýfýnýn


Yeni Evrede

Gündem

Mücadele Birliði

SÖNDÜREMEZLER çýkarlarý doðrultusunda, düzenin devamýnýn saðlanacaðý biçimde olacak. Hükümetin bu sorunu Kürt ulusunun özgürlüðü temelinde çözmeye çalýþacaðýný düþünmek sadece ahmaklarýn iþi olabilir. Bu anlamda, hükümetin sorunu çözmek istemediði biçimindeki bir düþünce sadece darkafalý olarak nitelenmeye layýk bir düþüncedir. Hükümet ve devlet elbette bu sorunun çözülmesini istiyorlar ama bu çözüm þekli Kürt ulusunun özgürlüðü yönünde deðil, kölelik koþullarýnýn uzatýlmasý yönünde olmalýdýr. Hükümetin görüþmeleri baþlatarak attýðý adýmýn amacý bu. Ýþte Kürt burjuvalardan sosyal reformistlere kadar devrim düþmaný bilumum tayfanýn sevindiði adým da budur. Devlet Savaþý Sürdüremez Durumda Þimdi sorulmasý ve yanýtý aranmasý gereken soru þudur: Hükümet ve devlet UKH’yi tanýma anlamýna gelen bu “görüþme” adýmýný atma noktasýna neden ve nasýl geldi? Burjuva basýnýn hükümet yanlýsý kanadý bu soruya hükümetin zaten bu sorunu çözmek ve Türkiye’yi demokratikleþtirmek istediði; referandumda hükümetin “zafer” inin bu konudaki engelleri kaldýrarak hükümeti cesaretlendirdiði vb. biçiminde yanýtlar veriyor. Gerçekle alakasý olmayan tamamen emekçi sýnýflarý hükümet ve devletin karakteri hakkýnda aldatmaya dönük bir açýklama bu. Kimileri ise bu sorularýn yanýtýný, ABD’nin Iraktan çekilme planý ve bu plan çerçevesinde Türkiye’ye biçilen rol kapsamýnda deðerlendiriyor. Gerçeklik payý olmakla birlikte böyle bir yanýt tek yanlýdýr ve bu nedenle gerçek nedeni açýklamaktan uzaktýr. Açýklayýcý gerçek yanýtý iç çeliþkilerde, iç dinamiklerde, sýnýf savaþýnýn içeriðinde ve eriþmiþ bulunduðu aþamada aramak bilimsel olandýr. Bunun için öyle teorik açýklamalara da artýk ihtiyaç yok. Ýþte açýklayýcý bir kanýt: “Sebep ne olursa olsun, vatandaþla çatýþmak toplumsal ve psikolojik sorunlar yaratýyor. Silahlý kuvvetler bu sorunlardaki artýþý kaldýramazdý… Ayrýca Ergenekon sürecinde de ortaya çýktý ki, Kürt meselesi Tür-

kiye’ye çok büyük kayýplar verdirdi ve devleti çürüttü” Ýþte bu kadar açýk. Bu sözler sýradan birine deðil, zamanýnda MÝT Müsteþar yardýmcýlýðý mevkine kadar yükselmiþ birine; yani devleti, orduyu, polisi bizden çok daha iyi tanýyan birine ait. Devletin yaklaþýk bir yýl önceki hali-pür melali MÝT’in baþýndan bulunmuþ bir tarafýndan böyle tasvir ediliyordu. Sermaye sýnýfý savaþý kaybetmekte olduðunu ve egemenliðinin tehlikeye düþtüðünü gördüðünde hükümet eliyle, emperyalist devletlerin de desteðini alarak “açýlým” politikasýný baþlattý. Hükümetin bu adýmýnýn nasýl bir macerayla sonuçlandýðýný hepimiz biliyoruz. Kürt halký, PKK’yi ve özgürlük savaþýný tasfiye etmeyi amaçlayan bu adýmý bir zafer havasýna dönüþtürünce devletin fincancý katýrlarýný öyle bir ürküttü ki hükümet bir daha “açýlým” lafýný aðzýna almadý. Devletin ve ordunun bir yýl sonraki hali ise, eskisini mumla aratacak cinsten. Buna karþýlýk Kürt halký ise, referandumda ortaya çýktýðý gibi, çok daha bilinçli ve örgütlü bir noktaya geldi. “Demokratik Özerklik ve Anadilde Eðitim” gibi talepler çok daha bilinçli ve kararlý biçimde öne sürülmeye baþlandý. Referandumda Kürt halkýnýn sandýk baþýna gitmeyerek ortaya çýkardýðý harita, hem Kürdistan’ýn yaklaþýk sýnýrlarýný çiziyor hem de Kürt halkýnýn özgürlük hakký konusundaki kararlýlýðýný ortaya koyuyordu. Türk ulusunun ezen ulus, Kürt ulusunun ise ezilen ulus konumuna son vermese de “demokratik özerklik” talebindeki kararlýlýk sermaye sýnýfýnýn kendini ateþ üzerinde hissetmesine yetti de arttý bile. Çünkü Kürt halký bu talepte kendi özgürlüðünün çekirdek halini görürken sermaye sýnýfý bu talepte kendi egemenlik duvarýnda açýlmýþ kocaman bir delik görüyordu. Ama savaþý sürdürecek takati yitireli de bir hayli zaman olmuþtu. Ne yapmalýydý? Aþaðý tükürse sakal, yukarý tükürse býyýktý ama öte yandan her geçen gün Kürt halký daha bilinçli, daha savaþçý, daha meydan okuyan, taleplerini daha yukarý çeken bir duruma geliyordu. Yani zaman 172. Sayý / 29 Eylül - 13 Ekim 2010

sermaye sýnýfýnýn aleyhine iþliyordu. Devrimin ateþini düþürmek ve koþullarý lehine çevirmek için o eski “açýlým” lapasýný tekrar öne sürmekten baþka çare yoktu. Öcalan’la görüþerek, uzlaþma yollarýný arayarak yapmak istedikleri þey iþte bu ateþi düþürmek, devrim denen “bela”dan geçici de olsa kurtulmaktýr. Uzlaþabilirler mi? Bu soruya kesin yanýt vermek mümkün deðil. Ama biz biliyoruz ki, küçük burjuva sýnýf gibi küçük burjuva politik hareketler de arkalarýnda onlarý ileri itekleyen proletarya olmadýðý sürece her zaman burjuvazi ile uzlaþma eðiliminde olurlar. Dolayýsýyla UKH’nin devletle, hükümetle, sermaye sýnýfý ile asla uzlaþmayacaðý taahhüdüne girmek marksistlerin iþi olamaz. Bununla birlikte þunlarý rahatlýkla söyleyebiliriz. Birincisi, UKH devletle uzlaþma sürecinde keyfi hareket etme koþul ve lüksüne sahip deðildir. Kürt halkýnýn yüksek politik bilincini her adýmda hesaba katmak zorundadýr. Ýkincisi, ne federasyon ne de demokratik özerklik Kürt ulusunun ezilen ulus konumuna son verebilir. Bu “çözüm”lerin hiç biri Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakký anlamýna gelmez. Üçüncüsü, dolayýsýyla, bu koþullarda saðlanacak bir “barýþ” ancak az çok zamana yayýlmýþ bir “ateþkes” anlamýna gelebilir ve böyle bir “ateþkes”in ömrü taraflardan birinin kendini zafer elde edebilecek güçte göreceði ana kadardýr. Yani geçicidir. Dördüncüsü, özgürlük hakký için savaþýn geri plana düþmesi, sistemi bunaltan, güçten düþüren, yýkýma götüren çeliþkilerin ortadan kalktýðý anlamýna gelmez ama çeliþkilerin yer deðiþtirdiði anlamýna gelir. Olasý bir uzlaþma, ulusal çeliþkileri arka plana atarken, ulusal özgürlük savaþý nedeniyle arka plana düþmüþ olan sýnýfsal çeliþkiler öne plana çýkacaktýr. Ýþte bu yüzden UKH ile bir uzlaþmaya varsalar bile sermaye sýnýfý, devlet ve hükümet devrimin ateþini söndüremeyecekler. Ýsteyen 2010 1 Mayýs derslerini tekrar okuyabilir. Kýsacasý, devrim düþmaný bilumum tayfanýn sevinci boþuna.

13


Yeni Evrede

Sokaklar BASKILAR SÜRGÜNLER BÝZÝ YILDIRAMAZ

Fatih Belediyesi’nde çalýþan emekçiler, 25 yýldýr belediyede memur olarak çalýþan Tüm Bel-Sen Ýstanbul 1 Nolu Þube Baþkaný Kadri Kýlýcý’nýn sürgününü protesto etti. 17 Eylül günü öðle saatlerinde Vatan Caddesi’nde bulunan Fatih Belediyesi önünde eylem yapan KESK Ýstanbul Þubeler Platformu ve Tüm Bel-Sen 1 Nolu Þube, “AKP Deðil Üretenler Yönetsin”, “Baskýlar, Sürgünler Bizi Yýldýramaz”, “Kurtuluþ Yok Tek Baþýna Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz” sloganlarý ile toplandýlar. Belediyenin ana giriþ kapýsý önüne kýsa bir yürüyüþ yapan emekçiler adýna basýn açýklamasýný, Tüm Bel Sen genel baþkaný Vicdan Baykara okudu. Eminönü Belediyesi’nin Fatih Belediyesi ile birleþtirilmesinin ardýndan memur sayýsýnýn oldukça arttýðýný, ancak çalýþma koþullarýnýn ve olanaklarýnýn zorlaþtýrýldýðýný anlatan Vicdan Baykara, yapýlan sürgün, güç koþullarda çalýþma, baskýlar, fiili saldýrýlar üzerine örnekler verdi. Ve en son olarak, norm kadro uygulamasý gerekçe gösterilerek Þube Baþkaný’nýn, belediye kadrosundan çýkarýlarak 13 Eylül günü SH.Çocuk Esirgeme Kurumu’na sürgün edildiðini, bu sürgünle iþ kolunun da deðiþmiþ olduðunu anlattý. Konuþmasýný “Biz KESK olarak bu baskýlarý, sürgünleri yaþamýn her alanýnda açýða çýkararak teþhir edeceðiz. Mücadelemiz en kararlý, örgütlü ve onurlu bir þekilde sonuna kadar devam edecektir” diyerek bitirdi. Baykara’nýn ardýndan sözü KESK Genel Sekreteri Emirali Þimþek aldý. O da, “bu kaðýttan kaleleriniz yýkýlacak, emekçiler bunun hesabýný sorar, KESK bu uygulamalar karþýsýnda geri adým atmaz, bu sürgünleri geri aldýrtýr, aldýrtana kadar da mücadelesini yükselterek devam ettirir. Onun için bir an evvel bu uygulamadan vazgeçilmesini, arkadaþýmýzýn kendi iþine iadesini ve sendikal faaliyetlerinin önündeki engellerin kaldýrýlmasýný istiyoruz” dedi. Sürgün edilen Tüm Bel-Sen Ýstanbul 1 Nolu Þube Baþkaný Kadri Kýlýcý da söz alarak, “Bu sürgünü gerçekleþtirenler þunu çok iyi bilmeliler, asla ve asla ne Fatih Belediyesi’nde, ne KESK’in Türkiye çapýnda tüm iþyerlerindeki yükselttiði talepleri engelleyemeyecektir. Bu mücadelemiz, insanca çalýþma ve yaþama konusundaki mücadelemiz, sonuna kadar sürecektir” dedi. Basýn açýklamasý, Kadri Kýlýcý’nýn “sonuna kadar onurlu, örgütlü mücadelemize devam diyorum” sözleriyle sona erdi.

14

Mücadele Birliði

KESK’LÝ TUTUKLULARA ANTEP’TEN DESTEK EYLEMÝ Antep’te KESK tarafýndan çeþitli cezaevlerinde tutuklu bulunan KESK’li tutuklularla ilgili bir basýn açýklamasý ve oturma eylemi gerçekleþtirildi. 25 Eylül Cumartesi günü saat 13.15’te Balýklý Parký’nda bir araya gelen kitle, öncelikle bir dakikalýk oturma eylemi yaptý. Oturma eyleminin ardýndan KESK adýna Eðitim-Sen Baþkaný Ali Ersönmez bir açýklama gerçekleþtirdi. Ali Ersönmez açýklamasýnda siyasi iktidarýn demokrasiden, insan haklarýndan, sendikal haklardan barýþtan bahsederken diðer taraftan var olan haklarýn bile engellenerek yasadýþý faaliyetler kapsamýnda ele alarak yeni yasaklar getirdiðini, muhalif gördüðü her kurumun alternatifini yaratarak yandaþ kurumlar oluþturduðunu, tek tip birey, tek tip toplum, tek tip kurum yaratýlmak istediðini belirtti. Ersönmez ayrýca, “AKP demokrasisinden nasibini alanlardan biri de konfederasyonumuz üye ve yöneticileridir. Adeta kuþatýlma altýna alýnmak isteniyoruz. Baskýlarýn özellikle son iki-üç yýldýr yoðunlaþmasý da dikkat çekicidir. Çünkü hem Kürt sorununda çatýþmalý bir sürece girilmiþ hem de çalýþma yaþamýnda hak kýsýtlamalarý içeren çok sayýda yasa, genelge, yönetmelik ve tebliðler yaþama geçirilmiþtir” diyerek konfederasyonlarýnýn hedef haline getirildiðini, genel merkezlerinin merkez yöneticilerinin gözaltýna alýndýðýný belirtti. Hala 9 KESK’li arkadaþlarýnýn çeþitli cezaevlerinde tutuklu bulunduðunu da belirttikten sonra “…arkadaþlarýmýz þahsýnda KESK’in emek ve demokrasi mücadelesi anlayýþýnýn hedeflendiðini biliyoruz. AKP emek ve çalýþma yaþamýný yeniden dizayn etmek isterken, engel olarak gördüðü KESK’i sindireceðini, pasifize edeceðini düþünüyorsa yanýlýyor. Bizler bu tür baskýlarla ilk kez karþýlaþmadýk. KESK’i KESK yapan meþru ve fiili mücadele anlayýþýndan vazgeçmemesi ve direniþteki ýsrarýdýr” denildi ve tutuklu bulunan arkadaþlarýnýn daha fazla maðdur edilmeden derhal serbest býrakýlmalarý istendi. Mücadele Birliði Platformu’nun da destek verdiði basýn açýklamasý, katýlan kurumlara teþekkür edildikten sonra sona erdi. Mücadele Birliði/Antep

EMEKÇÝLER BASKILARI PROTESTO ETTÝ KESK’li emekçiler, tutuklanan arkadaşlarının serbest bırakılması için her yerde aynı saatte basın açıklması yapma kararı aldılar. 25 Eylül 2010 Cumartesi günü saat 12.30’da Ýstanbul Mecidiyeköy metro çýkýþýnda toplanan KESK üyeleri oturma eylemi yaptýlar. Oturma eyleminde sýk sýk “Devlet Sendikasý Olmayacaðýz” , “ KESK’li Tutsaklar Onurumuzdur” , “Baskýlar Gözaltýlar Bizleri Yýldýramaz” , “ Yaþasýn Onurlu Mücadelemiz” sloganlarýný atýllar. Daha sonra SES Þube Baþkaný Rabia Tuncer basýn açýklamasýný okudu. Açýklamada “9 KESK’li arkadaþýmýz çeþitli cezaevlerinde aylardýr tutuklu olmalarýna raðmen; hala ilk duruþma tarihleri belli deðildir. KESK’in emek ve demokrasi mücadele anlayýþýnýn hedef alýndýðýný biliyoruz. AKP emek ve çalýþma yaþamýný yeniden dizayn etmek isterken engel olarak gördüðü KESK’i sindireceðini, pasifsize edeceðini düþünüyorsa yanýlýyor. Bizler bu tür baskýlarla ilk kez karþýlaþmadýk. Tutuklu arkadaþlarýmýz daha fazla maðdur edilmeden serbest býrakýlmalýdýrlar. Onlarýn eylem ve etkinlikleri bizlerin mücadele gerekçesidir. Dün olduðu gibi bundan sonrada hiçbir baský ve yýldýrma politikasý amacýna ulaþamayacaðý gibi; bizi emek, demokrasi ve özgürlükler mücadelemizden vazgeçmeyeceðiz” dedi. Eylem alkýþ ve ýslýklarla protesto edildi. 172. Sayý / 29 Eylül - 13 Ekim 2010


Yeni Evrede

İş Cinayetleri

Mücadele Birliði

ÝÞ CÝNAYETLERÝ TAM GAZ! “Eðer para, Augier’in dediði gibi, ‘dünyaya, bir yanaðýnda doðuþtan kan lekesiyle geliyor’sa, sermaye tepeden týrnaða her gözeneðinden kan ve pislik damlayarak geliyor.” Karl Marx

S

ermaye bugün iþçilerin kaný ve geride kalanlarýn göz yaþlarý ile palazlanmaya devam ediyor. Onun için iþçilerin yaþamý önemli deðil! Geride sefalete mahkum edilen aileler, çocuklar önemli deðil! Ya da yaþama dair yitirilen umutlar, önemli deðil. Sermaye için önemli olan sadece daha fazla büyümesi için gerekli olan artý- deðerdir. Bunun için ne iþçilerin iþ güvenliði alýnýyor ne de buna dikkat ediliyor, bunun sonucu iþçilerin yaþamý umutlarý ve sevinçleri ile toprak altýnda kalmak oluyor. Ya da bir iþ kazasý sonucu “kaderine” razý olmak, yani ölmek. Son dönemde iþ kazalarý yine arttý ve bunlarý alt alta sýralamak bile yürek istiyor… 1) Balýkesir’in Kepsut ilçesinde bir maden ocaðýnda meydana gelen göçükte, 2 iþçi öldü, 1 iþçi yaralandý. (21.09.2010) 2.) Sakarya’nýn Pamukova ilçesinde hýzlý tren demiryolu inþaatý çalýþmalarý sýrasýnda üzerine demir kalýbýn düþmesi sonucu aðýr yaralanan iþçi, tedavi gördüðü hastanede hayatýný kaybetti. (21.09.2010) 3) Eti Maden Bandýrma Ýþletme Müdürlüðü Bor ve Asit Fabrikalarýnda, çözelti oluklarýna düþen bir iþçi hayatýný kaybetti. (19.09.2010) 4) Zonguldak’ta, izinsiz çalýþtýrýlan maden ocaðýnda meydana gelen patlamada yaralanan üç maden iþçisinden Erol Azaklýoðlu yaþamýný yitirdi. Gelik beldesi Ayiçi mevkisindeki maden ocaðýnda meydana gelen patlamada vücudunda aðýr yanýklar oluþmasýndan dolayý Ankara

Numune Eðitim ve Araþtýrma Hastanesi Yanýk ve Tedavi Merkezine sevk edilen iþçilerden Erol Azaklýoðlu (29), müdahaleye raðmen kurtarýlamadý. Diðer iþçi Mutlu Çolakoðlu (19) ile Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesine kaldýrýlan Ahmet Bilginin (32) tedavisi sürüyor. (17.09.2010) 5) Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu’na (MKEK) baðlý Kýrýkkale Hurda Ýþletmesi’nde taþeron bir firma tarafýndan hurdalarýn ayýklanmasý sýrasýnda eski bir sanayi tüpü kapaðýnýn çýkmasý sonucu, saha içinde çalýþan 18 iþçi zehirlenerek hastanelere kaldýrýldý. (17.09.2010) 6) Adana’da petrol ürünleri imal eden bir fabrikada tank temizliði yaparken zehirlenen 3 iþçi yaþamýný yitirdi, 2 iþçi de yaralý kurtarýldý. (16.09.2010) 7) Ankara’nýn Beypazarý ilçesinde inþaattan düþen bir iþçi hayatýný kaybetti. (14.09.2010) 8) Osmaniye’nin Erzin ilçesinde, paketleme fabrikasýnda montaj yaparken dengesini kaybederek 6 metre yükseklikten düþen iþçi öldü. (12.09.2010) 9) Galatasaray Kulübünün Seyrantepe’deki Telekom Arena Stadý inþaatýnda iki iþçi yaþamýný yitirdi. (11.09.2010) 10) Konya’da bir çimento fabrikasýnda kömür deðirmeninin filtresinde oluþan gaz sýkýþmasýndan dolayý meydana gelen patlamada, 3 iþçi yaralandý. (08.09.2010) 11) Zonguldak’ta Asma-Dilaver Ýþletmesinde hazýrlýk iþçisi olarak çalýþan Þinasi Girgin, iþ yerinde ölü bulundu. (05.09.2010) 172. Sayý / 29 Eylül - 13 Ekim 2010

12) Manisa’nýn Ahmetli ilçesine Baðlý Gökkaya beldesi yakýnlarýnda, meydana gelen trafik kazasýnda 2 kiþi hayatýný kaybederken, 6 kiþi de yaralandý. (28.08.2010) 13) Ataþehirde bir okulun inþaatýnda yevmiye karþýlýðýnda çalýþan üniversite öðrencisi Ömer Çetin (22) düþerek hayatýný kaybetti. (24.08.2010) 14) Ýstanbul, Gazi Mahallesi’nde, Ýkinci Cebeci Yolu’ndaki taþ ocaðýnda göçük meydana geldi. Ocakta çalýþmakta olan 35 yaþýndaki iþ makinesi operatörü Emin Kýlýç, iþ makinesiyle birlikte toprak altýnda kaldý. (24.09.2010) 15) Erzurum, Palandöken ilçesi’nde aydýnlatma direðine lamba deðiþtirmek için çýkan Ömer Kýlýç (30) direkten düþmesi sonucu yaþamýný yitirdi. (25.09.2010) 16) Ordu’nun Korgan ilçesinde elektrik tellerinin yer altýna alýnmasý çalýþmasý sýrasýnda akýma kapýlan iþçilerden biri öldü, diðeri yaralandý. Elektrik tellerinin yer altýna alýnmasý iþini ihaleyle alan firmaya baðlý çalýþan Mehmet Narin (32) ve Seyfullah Tolga (30) Tepealan beldesindeki çalýþma sýrasýnda akýma kapýldý. Ýþçilerden Mehmet Narin yaþamýný yitirdi. (22.09.2010) 17) Esenyurt’ta ambalaj paketleme firmasýnda çalýþan iþçi Nevzat Çakal (42) pres makinesine ayaðýný kaptýrarak aðýr yaralandý. (25.09.2010)

15


Yeni Evrede

Sokaklar

“BURADAKÝ DÝRENÝÞÝM SADECE KENDÝM ÝÇÝN DEÐÝL”

Türkan Albayrak Paþabahçe Devlet hastanesinde taþeron bir þirkete baðlý temizlik iþçisi. Taþeron çalýþmanýn verdiði zorluklar ve hastane yönetiminin iþçilere aþaðýlayýcý tavýrlarýndan kaynaklý Türkan Albayrak, çalýþan iþçileri ikna edip sendikaya üye yapmaya, örgütlü davranýp sorunlarý deðiþtirmeye çalýþýyor; 95 tane taþeron temizlik iþçisi sendikaya üye olmak için baþvuruyor; ama sendikanýn ve hastane yönetiminin iþbirliði yüzünden iþçiler Türk Ýþ’e baðlý Saðlýk Ýþ sendikasýna üye olamýyorlar. Hastane baþhekimi de Türkan Albayrak’ý iþten çýkartýyor. Hastane önünde çadýr kurarak direniþe geçen Türkan Albayrak, 32. gününde polisin ve zabýtalarýn saldýrýsýndan sonra hala direniþte. 22 Eylül günü eyleminin 75. gününde olan Türkan Albayrak’ý Mücadele Birliði Platformu temsilcileri ziyaret etti. Türkan Albayrak, yaþadýklarýný aktarýyor: “75 gündür buradayým, akþamlarý evime gitmiyorum çadýrýmda kalýyorum. 32. gün olan saldýrýdan sonra DÝSK MYK üyeleri geldiler basýn açýklamasý yaptýlar ve daha sonra baþhekimle görüþmek için hastaneye girdiler. Baþhekim, Tabipler Birliði baþkaný ve DÝSK Genel Baþkaný Süleyman Çelebi’ye ‘sendikalý olduðumdan kaynaklý iþten çýkarýlmadýðýmý hastanede düþük performansla çalýþtýðýmý’ söylemiþ, ve bu gerekçe nedeniyle sonuç alýnmamýþtý. Burada örgütlü olan doktorlar da benim sorunum için baþhekimle görüþüyorlar; doktorlarýn görüþmeden sonra bana söyledikleri þuydu, ‘dýþarýdaki kiþinin durumu beni aþar, ben bir þey yapamam, zaten Saðlýk Bakanlýðý’ndan gelen bir emirdir diye, 200 tane daha personelin iþten çýkarýlmasý’ gerekiyormuþ. Buraya ara ara beni desteklemek için gelen sanatçýlar da oluyor, bayramýn üçüncü günü Yasemin Göksu, geldi. Bilgesu Erenus, Nedim Saban, Sýrý Süreyya Önder, Sine Sen baþkaný Yusuf Çetin geldiler. Buradaki direniþim kendim için deðil sadece, tüm taþeronda çalýþan iþçiler için veriyorum. Her Çarþamba günü oturma eylemi gerçekleþtiriyoruz, gelecek Çarþamba günü, topladýðýmýz imzalarý bir basýn açýklamasý yaptýktan sonra baþhekimliðe vereceðiz.”

16

Mücadele Birliði

MARMARAY ÝÞÇÝLERÝ KAZANDI Eylem yaptýklarý için iþten iþten çýkartýlan iþçiler, Marmaray Yenikapý þantiyesinin önünde direniþlerini sürdürmüþlerdi. 8 ay boyunca haklarýný talep eden iþçiler, Ýþ Mahkemesi’ne baþvurmuþlardý. 4. ve 9. İş Mahkemelerinde sürmekte olan davaları birleştirilerek 16 Eylül günü 9. İş Mahkemesi’nde görülen davayla sonuçlandı. Sabah saat 09.00’da Sirkeci’deki Ýþ Mahkemesi önünde bekleyiþe geçen iþçilere, Mücadele Birliði ve Devrimci Ýþçi Komiteleri, UPS iþçileri desteðe gelmiþti. Saat 10.00’da basýna bir açýklama yapýldý. “Fili mücadelenin yaný sýra hukuki mücadelemiz de devam ediyor. Yaklaþýk 8 aydýr süren 60 iþçinin iþe iade davasý karar aþamasýna geldi. Bugün 4 ve 9 Nolu Ýþ Mahkemelerinde görülecek davanýn haklý olan tarafýnýn çok açýk olduðu ortadadýr. Artýk biz iþçilerin maðduriyetine son verilmesi için bugün görülecek davalarda bizim lehimize sonuçlanmasý gerektiðine inanýyoruz” denildi. Basýn açýklamasý okunduktan sonra saat 10.30’da baþlayan duruþmaya, temsili düzeyde iþçi ve avukatlarý girdi. 11.30’da duruþma bitti. Duruþmadan çýkanlar dýþarýda bekleyen iþçilere çýkan kararý mutlulukla verdiler. Avukatlar yaptýklarý açýklamada “Asrýn Projesi olarak topluma lanse edilmek istenen proje içinde çalýþan iþçilerin uðradýðý haksýzlýklar karþýsýnda, taþeron þirkete baðlý 60 iþçinin iþten atýldýðý dava, bugün 4.ve 9. Ýþ Mahkemesi tarafýndan sonuçlandý. Davada hala iþverenin Yargýtay’a temyiz baþvurusu yapabilmesi hakký olduðu için iþçiler, Yargýtayýn davayı onamasýndan sonra iþbaþý yapabilecekler. En önemlisi Marmaray Projesi þirketlerinin, iþçilerin kendi iþçileri olduðunu kabul etmesi oldu” denildi. Bu kýsa açýklamayla iþçiler, iþe iade kararýný sevinçle karþýladýlar.

Tekel Ýþçilerinden Basýn Açýklamasý! 15 Eylül günü Ankara’ya gelen bir grup Tekel iþçisi, 16 Eylül Perþembe günü saat 12:00’de Anayasa Mahkemesi önünde bir basýn açýklamasý yaptý. Basýn açýklamasýný iþçiler adýna Cevizli Tekel’den Metin Aslan okudu. Aslan’ýn basýn açýklamasý Tekel iþçilerinin 15 Aralýk’taki ilk günkü taleplerini ve Tekel sürecini anlatýr nitelikteydi. Bu açýklamanýn ardýndan iþçiler þu an Anayasa Mahkemesi’nde olan 4-C davasýnýn bir an önce sonuçlanmasýný talep eden dilekçelerini mahkemeye verdiler. Dilekçelerin verilmesinin ardýndan Tekel iþçilerinin de kurucularý arasýnda yer aldýðý Güç-Der benzer bir basýn açýklamasý yaptý. Açýklamalarýn ardýndan iþçiler daðýldý. Mücadele Birliði /Ankara 172. Sayý / 29 Eylül - 13 Ekim 2010


Yeni Evrede

Sokaklar

Mücadele Birliði

ÝZMÝR’DE BDP VE TZP-KURDÝ’NÝN BASIN AÇIKLAMALARI YAPILDI

18 Eylül Cumartesi günü saat 13:00’de Ýzmir’in emekçi mahallelerinden Kadifekale semtinde Hakkari’de köy ile þehir arasýnda yolculuk yaparken yola döþenen bombayla vahþice katledilen dokuz kiþi için bir basýn açýklamasý yapýldý. Çok yoðun polis ablukasýnýn olduðu eyleme yaklaþýk 150 kiþi katýldý. “Hakkari’deki Vahþeti Ýþleyen Karanlýk Güçleri Lanetliyoruz” pankartýnýn açýldýðý eylemde sýk sýk “Hakkari Halký Yalnýz Deðildir”, “Kürdistan Faþizme Mezar Olacak”, “Kürdistan’da Tek Çözüm Ya Devrim Ya Ölüm”, “Her Yer Hakkari Her Yer Serhýldan”, sloganlarý atýlýrken basýn metinini Ýzmir BDP il yönetiminden Mukaddes Baþkan okudu. Basýn metninde þunlara deðinildi; “Referandumdan hemen sonra Hakkari’nin Geçitli köyünde iþlenen bu vahþet bir intikam alýndýðýný çaðrýþtýrmaktadýr. Neydi bu insanlarýn suçu günahý, onlar birkaç gün önce önlerine konulmuþ olan sandýða gitmeyerek AKP hükümetinin yama anayasasýný BOYKOT etmiþlerdi. Devletin içinde kümelenmiþ olan karanlýk güçler yeniden iþ baþýna geçmiþtir. Kürt halký onlarý doksanlý yýllardan hatýrlýyor, biliyor. Onlar generallerin kefil olduðu iyi çocuklardýr. Kürt halký onlarý Ceylan ÖNKOL ve nice katledilenlerimizden tanýyor. Ama onlarýn sýrtýný sývazlayan generaller, onlarýn iþlemiþ olduklarý bu vahþi katliamlarýn hesabýný tarih sahnesi önünde veremeyecekler”.

dayiken wan dikin u bi jiyane wan dilizin. Deruni u tenduristiya wan zaroken serobin dibe. Ku ziman ji zarokiye ve hate qedexwkirin edi eew netew ber bi mirine ve diçe. Lewra ziman nasnameye neteweye ye. Ji ber, ve em wek TZPKurdi ev çar sal in daxwaza perwerdehiye bi zimane xwe dikin. Le mixabin heta niha he tu bersiveke ereni nedane. Bi ve minasebete her destpeka vebuna dibistanan li ser daxwaza ‘Em perwedehiya bi zimane xwe dixwazin’, ve helwesta dewlete ya derhiquqi u dermirovahi napejirinin u dibistanan boykot dikin. Banga me ji gele Kurd u derdoren demokrat re ye, ku piþtgiriye bidin ve çalakiye demokratik, zaroken xwe neþinin dibistanan.(Bilindiði gibi her dil ayný zamanda bir kimliktir. Yüzyýllardýr Kürtler üzerinde baský ve zulüm uygulanmaktadýr. Artýk öyle bir seviyeye gelmiþtir ki dili bile yasaklanmýþtýr. Her canlý kendi dilini konuþur ve kendi diliyle tanýnýr… Öyle ki bu dil üzerindeki bütün baskýlar reva görülüyor. Nasýl ki ölümsüz Ape Musa çaldýðý Kürtçe ýslýk için ceza aldýysa, ayný zihniyet bu sefer de onlarca sene daha aðýr cezalar kesiyor hatta öldürüyor… Anaokullarýyla Kürt çocuklarýný ana kucaðýndan alýp hayatlarýyla oynuyorlar. Çocuklarýn saðlýk ve psikolojilerini alt üst ediyorlar. Dilin yasaklanmasý, öyle bir aþamaya gelmiþtir ki bu ulus ölüm döþeðine doðru gitmektedir. Onun içindir ki dil ulusun kimliðidir. Bunun içindir ki biz Kürt dili hareketi bu dört senedir anadilde eðitim sistemini haykýrmaktayýz. Maalesef bu güne kadar gerekli cevap alýnamamýþtýr. Bu nedenle okullarýn açýlmasýyla eðitim isteðimizi tekrarlýyor ve bir haftalýk boykot isteðimizi dile getiriyoruz. Ve bu demokratik hakkýmýzý kullanarak çocuklarýmýzý okula göndermiyoruz.) Mücadele Birliði Platformu / Ýzmir

Saldırı Öfke Yarattı

TZP-KURDÝ’NÝN BASIN AÇIKLAMASI Devletin Kürt halkýna yönelik onlarca yýldýr yaptýðý katliamlara, dilini, kimliðini, kültürünü yok etmeye yönelik politikalara karþý, 19 Eylül Pazar günü TZP-Kurdi tarafýndan bir basýn açýklamasý düzenledi. Bizler Mücadele Birliði Platformu olarak Mücadele Birliði önlüklerimizle eyleme destek sunduk. Saat 13.00’te Konak Pier önünden baþlayan yürüyüþ Konak Sümerbank önüne kadar sürdü. Yürüyüþ sýrasýnda 17 Eylül Cuma günü saat 18.00’de, Ýzmir ÝHD, son gün“Edi Bes e, Em Perwerdahiya Be Zimane Xwe Dxwazýn TZP-Kurdi ” lerde Hakkari’de yaþananlarý protesto etmek amacýyla bir bave “Bila Zimane Kurdi Bibe Zimane Fermi” pankartlarý açýlýrken “Be sýn açýklamasý düzenledi. Ziman Azadi Nabe”, “Zimane Me Rumeta Me Ye!”, “Ziman Jiyane”, Basýn açýklamasýnda “Dün Güçlükonak Bugün Geçitli “Þehit Namýrýn”, “Her Yer Hakkari Her Yer Serhýldan”, “Be Ziman Ji(Peyanis) Katliamlarýný Kýnýyoruz” pankartý açýlýrken, “Kürt yan Nabe”, “Hakkari Halký Yalnýz Deðildir”, “Anadil Haktýr EngelleHalký Yalnýz Deðildir”, “Failler Belli Hesap Sorulsun”, “Sanemez”, “Kürdistan Faþizme Mezar Olacak”, “Kürdistan’da Tek Çözüm vaþa Hayýr Barýþ Hemen Þimdi”, “Barýþa Bir Ses Çift TarafYa Devrim Ya Ölüm”, “Kürt Halký Devrimle Özgürleþecek” sloganlalý Ateþkes” sloganlarý atýldý. Ardýndan ÝHD baþkaný Av. rý atýldý. Konak Sümerbank önüne gelindiðinde basýn metni okundu. Mustafa Rolas basýn metnini okudu. Kürtçe okunan basýn metninde þunlara deðinildi; Basýn metninin okunmasýndan sonra beþ dakikalýk otur“Weki ku te zanin zimanek nasnameyek e. Bi sedan salan e zilm ü zext li ser kurdan ten meþadin. Edi gihiþtiye we aste ku zimane wi ji te ma eylemi yapýldý. Oturma eyleminden sonra basýn açýklaqedexekirin. Her zindewar bi zimane xwe diaxive u li gor zimane xwe masý sona erdirildi. tene naskirin… Disa serokwezir di axaftineke xwe de ‘piþaftin suce miMücadele Birliði / Ýzmir rovahiye ye’ gotibu. Bi peþdibistanan (ana okul) zaroken kurd ji pesiren 172. Sayý / 29 Eylül - 13 Ekim 2010

17


Yeni Evrede

Sokaklar

ANTEP’TE ÖÐRENCÝ VELÝLERÝ EYLEMDE

Antep’in Dumlupýnar Mahallesinde yýkýmýna yeni baþlanacak olan Dumlupýnar Ýlköðretim Okulu öðrencilerinin velileri plansýz okul yýkýmýna karþý eylem yaptýlar. Öðrencileri mahalle dýþýnda yaklaþýk 1 km i-

Mücadele Birliði

lerideki okula sevk eden Milli Eðitime karþý aileler tepkilerini dile getirdi. 24 Eylül günü yapýlan eylemde aileler maddi durumlarýnýn kötü olmasýndan dolayý çocuklarýný servisle okula gönderemeyeceklerini belirterek, ücretsiz servis talebinde bulundu. Taleplerinin yerine getirilmemesi durumunda ise çocuklarýný okula göndermeyerek okulu boykot edeceklerini söylediler. Ekonomik olarak yaþam koþullarýnýn güç durumda olduðunu söyleyen aileler “eðer okul yýkýmýna tatilde baþlansaydý þimdi okulun %60-70’i tamamlanmýþtý” diyerek plansýz bir þekilde yapýlan yýkama tepkili olduklarýný vurguladýlar. Bir yandan okulun yenilenmesine sevindikleri ama bu þekilde plansýz bir yýkýmýn doðru olmadýðýný söylediler. Okul önünde eylem yapan aileler mahalle muhtarýnýn bu duruma tepkisiz kalmasýna karþýn toplu bir þekilde “ücretsiz servis” sloganýyla muhtarlýða kadar yürüdüler. Aileler

ÖZLEM AYDIN ÝÞTEN ATILMASINI PROTESTO ETTÝ Beyoðlu Belediyesi’nde 2007’den bu yana mimar olarak çalýþan Özlem Aydýn, 1 Eylül günü, Ýþyerinde etnik kimliðine yönelik hakarete sessiz kalmadýðý için, “düzeni bozduðu” gerekçesi ile önce iþine son verildiði söylenmiþ, sonra kadrosu “temizlik iþçisi” olarak göründüðü için temizlik iþleri bölümüne sürgün edilmiþti. Özlem Aydýn, en son 22 Eylül günü Evrensel Gazetesinde yayýmlanan bir mektubu gerekçe gösterilerek iþten çýkarýldý. 22 Eylül günü Galatasaray Lisesi önünde basýn açýklamasý yapan Özlem Aydýn, durumu protesto ederek iþten çýkarýlmasýna varan süreci anlattý. 2007’de Beyoðlu Belediyesi’nde Plan Proje Amirliði bölümünde mimar olarak iþe baþlayan Özlem Aydýn’ýn sigortasýnýn 1 yýl sonra yapýldýðý, yapýldýðý zaman da taþeron firma olan Akdeniz Temizlik Þirketi’nde çalýþýyor olarak gösterildiði ortaya çýkýyor. 2010’a kadar temizlik iþçisi olarak gösterilen Özlem Aydýn’ýn sigortasýnýn da taþeron firma tarafýndan ödendiði anlaþýlýyor. Özlem Aydýn basýn açýklamasýnda, “Süreci iþten çýkarmaya kadar getiren neden ise, iþyerinde benim de dahil olduðum etnik kimliðe yönelik hakarete tepki göstermemdir. Kürt açýlýmý yapmak amacý güden AKP yönetiminin yerel kolu, bu olay sonrasýnda hakaret edeni deðil de beni cezalandýrmayý uygun görmüþtür. Ýþten çýkarýlma sürecinde, çalýþma yaptýðým bilgisayar kasama el konulmuþ olup, çalýþtýðým binaya giriþ yapmama izin verilmeyeceði belirtilmiþtir. Maruz kaldýðým bu tutum ve davranýþlar, bana yapýlan uygulamalarýn etnik kimliðimle baðlantýlý olduðu duygusu uyandýrmýþtýr. Evrensel gazetesine gönderdiðim metin de bu mahiyettedir. Belediyenin bu durumla ilgili yaptýðý açýklama ise ikna edici olmaktan uzaktýr” dedi. Direniþte olan BETESAN iþçisi Zeynel Kýzýlaslan da destek verdiði bu eylemde þunlarý söyledi; “Tuzla Tersaneler cehenneminde çalýþan bir iþçiydim, iþçilerin daha örgütlü olmasý için çalýþma yürüttüðüm için ben de performans düþüklüðü bahanesiyle iþten çýkarýldým. Ýþçilerin birliði ve halklarýn kardeþliðine inanýyorum, Özlem Aydýn’nýn her zaman yanýndayým” dedi. Belediye emekçilerinden Ali Erdoðan ve Asken Hukuk Bürosu avukatlarýndan Cem Gök de düþük performans bahane edilerek iþten çýkarýlmýþtý.

18

muhtarýn bu duruma müdahale etmesi gerektiðini söyleyerek taleplerini ilettiler. Muhtarla yapýlan görüþmeden sonra muhtar, ailelere ücretsiz servis konusunda vali-kaymakam ile görüþtüðünü belirterek Pazartesi günü bu sorunu çözeceði þeklinde açýklama yaptý. Bunun üzerine aileler Pazartesi günü sabah saat 07.00’de okul önünde bekleyeceklerini servisin gelmemesi halinde oturma eylemi yaparak okulu boykot edeceklerini dile getirdiler. Pazartesi günü aileler sabah okulun önünde ücretsiz servisin gelmesini bekleyecekler. Servisin gelmemesi halinde çocuklarýný okula göndermeyeceklerini “gerekirse valiliðe yürüyüþ yapacak”larýný söylediler. Daha sonra herkesi Pazartesi sabah okulun önünde olmaya çaðýrarak eylemi sona erdirdiler. Mücadele Birliði/Antep

ÞAHÝN AMCAMIZI KAYBETTÝK

Devrimci Tutsak Aileleri Komiteleri(DETAK) kurucularýndan, Þahin YILDIRIM amcamýzý kaybetmiþ olmanýn derin acýsýný yaþýyoruz. Þahin amcamýz, uzun süredir kanserle mücadele ediyordu. Ne yazýk ki yýpranmýþ bünyesi, daha fazla dayanamadý. Þahin amcamýzý devrimci tutsaklar iyi tanýr. Özellikle 90’lý yýllarda zindanda kalanlar... Þahin amcamýz, hiç ayrým gözetmeden tüm devrimci tutsaklarýn yardýmýna koþan, onlara her türlü maddi desteði sunan bir insandý. Ne zaman devrimci tutsaklara bir saldýrý olacak olsa, o soluðu hemen zindan kapýsýnda alýrdý. Tutsak aileleri onun sahipleniciliðinin ve giriþkenliðinin tanýðýdýrlar. “Filizkýran Fýrtýnalarý”nýn sonrasýnda genellikle devrimci tutsaklarýn gördükleri ilk dost yüz onunki olurdu. Her zaman sorgulayan, her zaman araþtýran bir beyni vardý Þahin amcamýzýn. Devrimci tutsaklarýn görüþlerine her zaman önem verir, onlarla ideolojik, politik konularda görüþ alýþveriþinde bulunmayý severdi. Devrimci tutsaklar için tüm varýný yoðunu ortaya koyar, kendi çocuðunu olduðu kadar onun yoldaþlarýný da, onlarý olduðu kadar diðer devrimci tutsaklarý da sever ve sahiplenirdi. Bu yüzden yaþamýnda önüne çýkarýlan tüm güçlükleri metanetle göðüslemeyi bilir, inatla direnirdi. Ümmühan anamýzla birlikte, devrimcilerin peþinde o zindandan o zindana koþturdu durdu. Yaþamýn önemli bir kesitinde devrimcilerin yanýnda oldu. Devrim mücadelesi içinde devrimciler için yapýlan hiçbir þey unutulmayacaktýr. Þahin amcamýzýn yaptýklarý bunlar arasýnda önemli bir yer tutmaktadýr. Anýsýný devrimci tutsak ailelerinin mücadelesinde yaþatacaðýz. Mücadele Birliði Platformu 172. Sayý / 29 Eylül - 13 Ekim 2010


Yeni Evrede

Dünyadan

Mücadele Birliði

DÜNYA SOKAKLARI ISINIYOR

Romanya’da aralarýnda muhasebeci, hemþire ve öðretmenlerin de bulunduðu onbinden fazla kiþi, vergilerin artýrýlmasý ve devlet memurlarýnýn maaþ kesintilerini protesto etmek için yürüyerek hükümet binalarý çevresinde eylem yaptý. Sendikacýlarýn sayýsýnýn 17 bin civarýnda olduðunu belirttiði emekçiler, Baþbakan Emil Boc’un istifasýný talep etti. Ekonomik krizin vurduðu ülkede alýnan önlemler, Uluslararasý Para Fonu (IMF) ile yapýlan 20 milyar avroluk kredi paketi için çok büyük önem taþýyor. Romanya’da hükümet Katma Deðer Vergisini yüzde 5 oranýnda artýrarak yüzde 24’e çýkarýrken, memur maaþlarýný da yüzde 25 azaltmýþtý. Öte yandan Polonya’da, aralarýnda polis ve itfaiyecilerin de bulunduðu 5 bin kadar devlet memuru, hükümetin gelecek yýl maaþlara zam yapmama planýný baþkent Varþova’nýn merkezinde protesto etti. Parlamentoya yürüyen emekçiler, 2011 bütçe taslaðýndaki tasarruf politikalarýndan vazgeçilmesi taleplerini iletti. Polonya, küresel ekonomik krizden geçen yýl etkilenmeyen tek AB ülkesi olmuþtu. Ancak küresel kriz ülkedeki vergi gelirlerini vurmuþ, Baþbakan Donald Tusk’ý bütçe açýðý sorunuyla karþý karþýya býrakmýþtý.

FRANSA YENÝDEN GREVDE Fransa’da hükümetin ekonomi politikalarýna karþý toplumsal tepki büyüyor. Mart ayýndan bu yana Fransýzlar beþinci kez ülke çapýnda grev ve eylemlere çaðrýldý. 7 Eylül’de güçlü grevin ardýndan sekiz sendikanýn çaðrýsý üzerine, kamu ve özel sektörde 23 Eylül’de yeniden greve gidildi.

CFDT sendikasýna göre ülke genelinde organize edilen 232 gösteriye 2,9 milyon kiþi katýldý. 7 Eylül’de 2,7 milyon kiþi sokaklara çýkmýþ ancak buna raðmen hükümet geri adým atmayarak yasal emeklilik yaþýný 60’tan 62’ye yükselten reformu parlamentodan geçirtmiþti. Hükümete geri adým attýrmak isteyen sendikalarýn çaðrýsýyla greve baþta hava ve demiryolu ile ulusal eðitim olmak üzere kamu ve özel sektörde yoðun katýlým saðlandý. Greve katýlým oraný 7 Eylül’dekinden biraz daha düþük olsa da tüm kentlerde sokaklara çýkanlarýn sayýsý arttý. Gösterilerin en büyükleri Paris, Marsilya, Toulouse ve Bordeaux kentlerinde gerçekleþti. Paris’te oninlerce kiþinin katýldýðý yürüyüþ devam ediyor. Polis 65 bin kiþinin katýldýðýný duyurdu, ancak CGT sendikasý yürüyüþe katýlýmýn 300 bin olduðunu bildirdi. 7 Eylül’de polise göre 80 bin, sendikalara göre 270 bin kiþi Paris’teki yürüyüþe katýlmýþtý. Marsilya’da iki hafta önceki eyleme 200 bin kiþi katýlýrken, 23 Eylül’de 220 bin dolayýnda kiþi sokaklara çýktý. Benzer þekilde Toulouse kentinde sendikalara göre 120 bin kiþi yürüdü, bir önceki eylemde bu sayý 110 bindi. Bordeaux kentinde 120 bin kiþi organize edilen yürüyüþe katýlýrken, Lyon’da 36 bin, Rennes’de 35 bin, Caen kentinde 30 bin, Strasbourg’da 25 bin, Champagne-Ardenne’de 25 bin, Orleans’ta 15 bini aþkýn kiþi sokaklara çýktý. Fransa’da sendikalar emeklilik reformunda hükümete geri adým attýrmak için 2 ve 12 Ekim 2010’da yeniden ülke genelinde geniþ katýlýmlý grev ve eylem kararý aldýlar. Kararýn altýnda CGT, CFDT, CFTC, CFE-CGC, Unsa ve FSU sendikalarýnýn imzasý var.

ÝSPANYA’DA MADEN ÝÞÇÝLERÝ GREVDE Ýspanya’da maden iþçileri, sektöre yardýmlarýn devam etmesi ve alacaklarýnýn ödenmesi talebiyle grev yapýyor. Maden iþçileri, AB’nin kömür madeninde çalýþanlara verilen yardýmý 2014 yýlýndan itibaren kaldýrmak istemesi, bazý iþçilerin birkaç aydýr maaþlarýný alamamasý, hükümetin vadettiði yardýmlarýn 172. Sayý / 29 Eylül - 13 Ekim 2010

verilmemesi ve 2006-2012 Kömür Stratejisi Ulusal Planý’nýn uygulanmasýnda eksiklikler bulunduðu gerekçesiyle sokaklara döküldü. Ülkede maden ocaklarýnýn yoðun olduðu Asturias bölgesinde 5 bin iþçinin 22 Eylül günü greve baþladýðýný duyuran sendikalar, grevin ilk aþamada 4 gün süreceðini açýkladý. Bu arada Ýspanya’da demokrasi tarihinde maden iþçilerinin ikinci kez düzenlediði yürüyüþte, yaklaþýk 250 kömür iþçisi ailelerini de yanlarýna alarak seslerini duyurmaya çalýþýyor. “Kara yürüyüþ” adý verilen yürüyüþe katýlan iþçiler, sorunlarýnýn 29 Eylüle kadar çözülmemesi halinde Madrid’e, o da yetmezse Brüksel’e kadar yürüyeceklerini söylüyor.

YUNANÝSTAN’DA GREVLER DURMUYOR Yunanistan’da, grevlerin ardý arkasý kesilmiyor. 11 gündür grev yapan kamyon þoförlerinin ardýndan þimdi de geçici sözleþme ile kamu sektöründe çalýþan emekçiler grevde. 23 Eylül itibarýyla greve katýlanlar arasýnda itfaiye çalýþanlarý da bulunuyor. Geçici kontratla çalýþan birçok itfaiyeci 2007’de ülkeyi etkisi altýna alan orman yangýnlarýnda hayatýný kaybetmiþti. Bu arada, hükümetin ekonomi politikalarý kapsamýnda vergilerin artýrýlmasýna karþý çýkan meyve sebze satýcýlarý da greve baþladý. Satýcýlar, Maliye Bakanlýðý önünde toplanarak yeni önlemleri protesto etti.

19


Yeni Evrede

Güncel

Mücadele Birliði

OCEÝNA

E

Çok hafif bir fýsýltýnýn ötesine geçen her ses, televizör tarafýndan kaydediliyordu… Elbette, insanýn belli bir anda gözetlenmediðini tespit etmesine imkân yoktu… Ýnsan, yol açtýðý her sesin dinlendiði; karanlýk dýþýnda her hareketinin gözetlendiði varsayýmýyla yaþamak zorundaydý; ve zaten içgüdüsel olarak da kendisini böyle yaþamaya alýþtýrmýþtý.

(George Orwell, 1984’ten)

20

mperyalist bir kara propaganda klasiði olarak filme de aldýðý Orwell’in bu karþý ütopyasý “1984” tek bir ülkedeki yaþama odaklanýr. Orwell, 1948’de yazdýðý bu kitabýnda Oceina adýný verdiði hayali bir ülkedeki yaþamý anlatýr güya. Yýl 1984’tür ve Oceina komünist bir ülkedir. Orwell, topluma, komünizmi bir öcü gibi göstermek amacýyla kaleme almýþtýr bu kitabý. Orwell’a göre Oceina’da komünizm, herkesi dinliyor, her yeri gözetliyor ve bütün insanlarý kontrol altýnda tutarak ayakta duruyordu. Þimdi Orwell’in bu hayali ülkesi gerçek oldu. Hem de tek bir ülkede deðil, bütün dünyada. Ancak bu kontrol altýndaki toplumu yaratanlar komünistler deðil kapitalistler oldu. Sermayeye dayalý emperyalist-kapitalist sistem ve burjuva sýnýfý Orwell’in hayallerinin de ötesine geçtiler; þimdi gece görüþ sistemleriyle, termal kameralarla artýk karanlýkta da, kimi fiziki engellerin olduðu ortamlarda da gözlüyor, kayýt altýna alýyor ve dinliyorlar. Orwell’in bu karþý ütopyasý 1984 yýlýný anlatýyordu, þimdi 2010 yýlýndayýz. Bütün kapitalist ülkelerde sabit ya da mobil telefonlarýn tamamýnýn dinlendiði artýk herkesin bildiði bir gerçek. Bunun yanýnda þehirlerin bütün cadde ve kavþaklarýna, hatta pek çok ara sokaða yerleþtirilen MOBESE kameralarý yoluyla alýnan görüntüler polis merkezlerinde sürekli olarak izlenip kaydediliyor. Buna ek olarak pek çok þirketin, iþyerinin ve bankalarýn hatta villalarýn ve sitelerin kendi “özel güvenlik” sistemleri olarak yerleþtirilen ve sürekli bir þekilde her yeri dikizleyen yüzlerce binlerce kamera. Bunlarýn yetmediði yerlerdeyse bu kez “google earth” ya da baþka isimlerle, internet üzerinden ulaþýlabilen, ama istihbaratçýlarda daha ayrýntýlý olan uydu görüntüleme, izleme sistemleri ve daha baþka aparatlar, sistemler… Ýnsanlýk tarihi boyunca hiç kimse toplumsal yaþamýn böylesine denetim altýna alýnabileceðini, insan yaþamýnýn böyle bir saldýrýya uðrayacaðýný hayal bile edemezdi. Elektromanyetik enerji temelinde çalýþan bütün sistemlerle iletilen her ileti; ses, görüntü ya da baþka bir þey hepsi, merkezi bir aygýt tarafýndan emiliyor, biriktiriliyor, dinlenip gözetleniyor ayýklanýp denetleniyor. Cep telefonu, araba telefonu gibi mobil telefonlar, iþyeri, ev telefonu, ankesörlü telefon, 172. Sayý / 29 Eylül - 13 Ekim 2010

telsiz, telgraf, teleks, faks, e-mail, face to face, chat odalarý, uydu yayýnlarý fiber optik iletim aðlarý, mikro dalga baðlantýlarý, radyo, tv vb. üzerinden aktarýlan metin, ses, görüntü ya da resim hiç ayýrt etmeden söylenen her söz, aktarýlan her þey, dünyanýn neresinden neresine aktarýlýrsa aktarýlsýn; Cumartesi, Pazar, tatil demeden her günün 24 saati dinlenip gözleniyor. Dost, düþman akraba, arkadaþ demeden, ister tekellerin en tepesindeki yöneticiler, kodamanlar, yargýçlar, generaller, ister baþbakan, bakan olsun, ya da en sýradan en basit iþi yapan, çalýþan ya da çalýþmayan bir insan olsun, hiç fark etmez, hepsi her zaman dinlenip gözetlendiðini kayýt altýna alýnýp kontrol edildiðini hiç unutmadan hareket etmelidir artýk. Üstelik bu kontrol, dinleme ve kayýt altýna alma, uzun zamandan beri iki ayrý kanaldan yapýlmaktadýr: Birisi, her kapitalist ülkede olduðu gibi, Türkiye’de de devlet ve devletin istihbarat örgütleri tarafýndan; ikincisi de bütün dünya ölçeðinde emperyalist kapitalist dünyanýn efendisi ABD tarafýndan. Ayrýca unutmamak gerekir ki, ABD istediði zaman bu iki kayýt-kontrol merkezi arasýnda bilgi alýþ veriþi de yapýlmaktadýr. Türkiye’de iletim aðlarýnýn denetlenmesi ve dinlenmesiyle ilgili iki örnek hem de Türkiye hükümetinin iki ayrý zamanda Ulaþtýrma Bakanlýðý yapan iki bakanýnýn dedikleri bu konuyu daha anlaþýlýr kýlacaktýr. Ýlki 25 yýl kadar önceki Özal hükümetinin Ulaþtýrma Bakanýndan. Parlamenterler, telefonlarýnýn dinlendiðine dair þikâyetlerini ilettiklerinde, “Burasý hukuk devleti. Nasýl olur böyle bir þey?” diye tepki göstermiþti. Zavallý bakan, bizzat kendisinin de dinlendiðini, dinlenmekle de kalmayýp, yaptýðý bütün görüþmelerin kayýt altýna alýndýðýný, yýllarca saklandýðýný öðrenemeden ölüp gitti. Ýkinci örnekse, bugün halen iþbaþýnda bulunan Erdoðan hükümetinin Ulaþtýrma Bakanýndan. Diyor ki, sayýn bakan: “Dinlenmek istemeyen konuþmasýn.” Son 25 yýlda nerden nereye gelindiðini bundan daha iyi nasýl anlatabilirdik ki. 25 yýl önce, yani cunta döneminde bile bu kadar açýktan deðildi. Þimdi, kör parmaðým gözüne dercesine yapýlýyor. Ama artýk bakan beyin buyurduðu gibi “konuþmamak” da yetmiyor. Cebinde telefon taþýyan, evinde, iþyerinde telefonu olan herkes, bununla konuþsa da, konuþmasa da, telefonu açýk olsa da, kapalý olsa da dinlendiðini bilmeli. Cebinde telefon taþýyan, casusunu ya-


Yeni Evrede

Güncel

Mücadele Birliði nýnda taþýyordur. Çünkü telefonlar kapalýyken bile ortam dinlemeye devam edebiliyorlar. Bunun yanýnda son yýllarda istihbarat þirketlerinin eline bile geçen bir alet daha var; birisini tespit edip teknik takibe almýþlarsa, cebinde telefonu olmasa da kullanma olasýlýðý olan telefonlar, o yaklaþtýðý anda dinlenmeye alýnmaktadýr. Bu telefon tanýdýðý herhangi birine ait olabileceði gibi hiç tanýmadýðý birine de ait olabilir; sabit ya da mobil olmasý, özel ya da genel olmasý da fark etmez. Yanýna yaklaþtýðý her telefon, bu alet sayesinde otomatik olarak kayda alýnmaya baþlýyor. Teknik takiplerde birinin kullandýðý her telefonun mutlaka dinleniyor olmasýnýn yanýnda, istihbarat örgütlerinin elindeki baþka bazý oyuncaklarla, uzaktan dudak okuma yöntemiyle, bulunduðu odanýn camlarýna gönderilen lazer yöntemli titreþim ölçerlerle ve daha baþka biçimlerde dinlenmesi de artýk bilinen yöntemler arasýnda. Konuya dönersek, mobil telefonlarla yapýlan bütün görüþmelerin, SMS mesajlarýnýn, görüntülü iletilerin tamamýnýn GSM operatörleri tarafýndan otomatik olarak merkezi bilgisayar sistemiyle kayýt altýna alýnýp saklandýðýný artýk saðýr sultan bile duydu. Ayný þekilde sabit telefonlarýn da merkezi bilgisayar sistemleriyle kayýt altýna alýndýðý bilinen bir þey. Ýnternet olsun diðer fiber optik veya mikro dalga aðlar olsun, hepsi yine bu iletiþim merkezleri tarafýndan hizmete sokulduðuna göre, bu aðlarla da ayný biçimde kontrol altýnda tutulmaktadýr. Bir an için bu “ulusal iletiþim merkezlerini” diyelim ki, direkt uydu baðlantýlý bir telefonla ya da uluslar arasý net aðlarý üzerinden by-pass yapýp dolaþarak ya da telsizle vb. atlattýnýz. Bu durumda da “büyük birader”in kendisi devreye girer. Dünyanýn gözü ve kulaðý ABD merkezli ECHELON adý verilen sistem hep devrededir. Üstelik hiç unutulmamalý ki, su uyur, düþman uyumaz. Siz uyuduðunuzda, aslýnda uyuttuðunuzu sanýp uyuduðunuzda bile ECHELON uyumaz. ABD’nin her yerdeki gözü ve kulaðý olan bu sistem 1970’lerde soðuk savaþ bahane edilerek kuruldu. Ýngiltere, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda gibi kapitalist ülkelerin aktif desteðiyle, görünürde Sovyetler Birliði ve diðer sosyalist ülkeleri dinleme, gözetleme gerekçesiyle kuruldu. Yüzlerce kapitalist ülkeye yayýlmýþ binlerce radar üssü, dinleme tesisleri, uydular, uydu sistemleri, internet aðlarý, kablolu ya da kablosuz bütün telefon sistemleri, radyolar, tv istasyonlarý, telsiz merkezleri ve akla gelen gelmeyen sayýsýz kanaldan ve yoldan alan sesler, görüntüler, iletiler durmadan bu büyük “karadelik” tarafýndan emilir, tasnif edilir, iþlenir. Bu sistemlerde özel olarak hedef alýnan kiþi veya kurumlar izlenebildiði gibi, çok bü-

yük çapta ve hiç ayrým yapmadan, belirli anahtar sözcükler üzerine odaklanarak da izleme yapýlmaktadýr. Önceden izleme merkezindeki bilgisayarlardan herhangi birine verilmiþ birkaç anahtar sözcük, sabit ya da mobil bir telefondan, internetten ya da herhangi bir fiber optik, mikro dalga iletim aracýnda ayný cümle içinde ya da belirli bir sýklýkla kullanýlýr kullanýlmaz, bu konuþma ya da iletimin geçtiði kiþiler ve/veya kurumlar otomatik olarak izlemeye alýnmaktadýr. Telgraf, telsiz, telefon, elektronik posta, SMS, görüntülü, yazýlý, sesli veya baþka bir yöntemle, doðum günü kutlamasý, iþ anlaþmasý, arkadaþ gruplarý arasýndaki olaðan sohbetler, en sýradan olanýndan, en gizli olanýna dek bütün iletilerde bu anahtar sözcüklerden biri ya da birkaçý kullanýldýðý anda bilgisayarlar derhal devreye girer ve kayýt baþlatýlýr. Anahtar sözcüklere göre kayda alýnan dosyalar daha sonra görevliler tarafýndan kontrol edilir. Böylelikle “tesadüfen” yakalanan bir iletiden sonra görevlilerin yönlendirmesiyle bu hat düzenli izlemeye alýnýr. ECHELON denen bu sistemin “soðuk savaþ” bahane edilerek 1970’lerde kurulduðunu belirtmiþtik. Bu gerekçe öne sürülerek

yerküremizdeki bütün kapitalist ülkelere yayýlmýþ binlerce izleme-dinleme merkezi kuruldu. Ancak “soðuk savaþ” biteli yýllar olmasýna, Sovyetler Birliði ve sosyalist sistem daðýlmasýna raðmen, ECHELON dinleme, izleme görevini sürdürdüðü gibi, daha da geliþtirip güçlendirdi. Emperyalist kapitalist sistem, kendi iç iþleyiþi gereði her zaman kendisine savaþacak bir düþman yaratýr. Dün, bu Sovyetler Birliði ve “Sovyet yayýlmacýlýðý” idi; bugün “küresel terörizm ve terörizme karþý mücadele” diye formüle edilmeye baþlandý. Ancak emperyalist kapitalist dünyanýn efendileri de iyi biliyorlar ki, çeliþki ve çatýþmalar zaman zaman kendi aralarýnda sert boyutlara varsa da, asýl olan proletarya ve dünya devrim güçleriyle olandýr. Bu nedenledir ki, emperyalizmin yeni evrede içine sürüklendiði sýçramalý çöküþ süreci ayný zamanda küresel ölçekte ataða geçen proletarya ve devrim güçlerinin süreklileþen vuruþlarý karþýsýnda tek güvenceleri NATO ve ABD’dir; ABD’nin, istihbarat, izleme, dinleme sistemleri ve ABD ordusunun kendisidir. 21. yüzyýlda kendisini küresel iç savaþa uygun olarak konumlandýran emperyalizmin baþka güvencesi kalmamýþtýr.

GRUP EMEÐE EZGÝ GAZÝ’DE Ýstanbul Gazi Mahallesi’nde yaþayan Atkýran köylülerinin her yýl gerçekleþtirdikleri Spor Turnuvalarý da, Gazi Büyük Parký’nda yapýldý ve etkinlik, turnuvaya katýlan gençlere ödüller verilmesiyle baþladý. Ardýndan, ilk olarak Grup Emeðe Ezgi sahne aldý. Emeðe Ezgi, Kürtçe, Türkçe, Alevi türküleriyle Gazi halkýna güzel bir gün yaþatarak beðeni kazandý. Gençlik Þöleni, Emeðe Ezgi’nin aGrup Emeðe Ezgi, Atkýran Gençlik Grubu’nun düzenlediði Sivas Atkýran dýndan Yeni Ýklim Müzik Topluluðu ve Köyü Geleneksel Gençlik Þöleni’ne ka- Özgür Doðan’ýn ezgileriyle gece 24.00’e doðru son buldu. týldý. 172. Sayý / 29 Eylül - 13 Ekim 2010

21


Yeni Evrede

Ekin-Sanat

Mücadele Birliði

SARIGAZÝ HALK FESTÝVALÝ 5.Sarýgazi Geleneksel Halk Festivali coþkuyla tamamlandý. Organizasyonunu Mücadele Birliði Platformu, Barýþ ve Demokrasi Partisi (BDP), Anadolu Kültürünü Araþtýrma Derneði (AKA-DER) ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP)’nin yaptýðý Festival, iki gün sürdü. Festival organizasyonu haftalar öncesinden baþladý. Tiyatro gruplarý ve sanatçýlarla görüþüldü, Festivalin konusu belirlendi. Günler yaklaþtýkça Sarýgazi ve çevresinde oturan emekçiler bildiriler, afiþler ve ses aracýyla festivale davet edildi. 18-19 Eylül günleri yapýlacak olan Festivalin açýlýþý ve resmi duyurusu, 17 Eylül Cuma günü Demokrasi Caddesi’nin giriþinde bir tiyatro gösterimi ve müzik dinletisi ile yapýldý. Baþak Kültür Merkezi (BKM) bünyesinde çalýþan Þahmaran Çocuk Tiyatrosu, “Þahmaran” isimli Kürtçe çocuk oyununu oynadý Sarýgazi halkýna. Çocuklarýn eðlenceli oyunu, izleyicilerin büyük alkýþlarý ve coþkusuyla karþýlandý. Ardýndan çeþitli müzik gruplarýndan müzisyenler, kýsa bir dinleti verdiler. Karadeniz ezgileri ile horon tepen, Kürtçe parçalarla halay çeken Sarýgazililer, Festivale de moral motivasyon olarak hazýrlanmýþ oldular. Festival Alanýnda, 18 Eylül’de, saat: 18.00’da konserlerle baþladý. Bu esnada çeþitli stantlar açýlmýþ, kitap, dergi, taký, yiyecek satýþlarý baþlamýþtý. Programda ilk olarak Grup Sarya, No Passaran ve Grup Çöl Rüzgârý sahne aldý. Müzik gruplarýnýn ezgileri Sarýgazilileri Festival alanýna topluyordu. Ardýndan ilk konuþma Mücadele Birliði Platformu adýna, Vefa Serdar tarafýndan yapýldý. Serdar, “Sizleri Deniz Gezmiþ’in yoldaþlarý, Mücadele Birliði Platformu olarak saygý ve sevgiyle selamlýyorum” dedi ve Türkiyeli ve Kürdistanlý Sarýgazi emekçi halkýný selamlayarak þöyle sürdürdü sözlerini; “Çok baskýlar, zulümler gördünüz bugüne kadar. Hala bu baský ve zulümler sürüyor. Sarýgazi halký onlarca ölümsüzleþen evladýný baðrýna bastý. Buna raðmen siz yine buradasýnýz. Umutlarýn kýrýlmadýðýný göstermek için buradasýnýz, Deniz Gezmiþleri, Mahir Çayanlarý, Ýbrahim Kaypakkayalarý, Mazlum Doðanlarý bize unutturmaya çalýþýyorlar. Devrimin bir hayal olduðunu vaaz ediyorlar. Devrimciliðin geç-

22

miþte kaldýðýný vaaz ediyorlar. Bize insanlarýn sýrtýna basarak yaþayýn diyorlar, en yakýnýmýzdakileri satarak yaþayýn diyorlar. Biz de diyoruz ki, hayýr, bin kere hayýr, devrim ölmedi. O burada emekçi mahallerde fabrikalarda, tarlalarda boyatýyor. Kapitalizmin ömrü sonsuz deðildir, çanlar þimdi onlar için çalýyor. Kapitalizmi mezara gömmek için her yerde Asya’dan, Avrupa’ya, Türkiye’den Kürdistan’a iþçiler emekçiler burjuvazinin mezarýný kazýyorlar. Mutlaka yeni bir dünyayý kuracaðýz.” Umut Küsen, Nurettin Güleç ve Koma Çiya ard arda sahne almaya devam etti. Ýkinci gün, Ayýþýðý Sanat Merkezi bünyesinde çalýþmalarýný sürdüren Devinim Tiyatro Atölyesi, “Kelebekler Zamaný” adlý tek kiþilik oyununu sergiledi. Ýzleyenlerin tüylerini diken diken eden oyun bittiðinde; “Kadýn Özgürleþmeden Toplum Özgürleþmez” konulu panel yapýldý. BDP’den Nazlý Güreþ, AKA172. Sayý / 29 Eylül - 13 Ekim 2010

DER’den Eylem Çiftçi, ESP/SKM’den Bilge Togaç ve Mücadele Birliði /EKA’dan Pýnar Turan’ýn sunum yaptýðý panel, aðýrlýklý olarak kadýnlarýn katýlýmýyla gerçekleþtirildi. 18:00’de yeniden konser saati idi. Grup Avaz, Serenata, Baþak Müzik Grubu (BSV) sahne aldý. Sarýgazi gençliðinin coþkusu had safhadaydý. Sürekli sloganlar atýlýyor, flamalar, posterler dalgalanýyordu. Bu esnada ESP adýna Bilge Togaç ve BDP Ýstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel birer konuþma yaptý. Þair Ruhan Mavruk ve Grup Emeðe Ezgi meþale ve havai fiþeklerle þarkýlarýna baþladý. Ardýndan Birol Topaloðlu lazca parçalarýyla festivale farklý bir renk kattý ve son olarak Ferhat Tunç sahne alarak þarkýlarýný söyledi. Festival saat 24.30’a kadar sürdü. Gelecek yýl yeniden Festival alanýna görüþme dileðiyle sona erdi.


s172  

3 Başyazı 172. Sayý / 29 Eylül - 13 Ekim 2010 Mücadele Birliði YYeennii EEvvrreeddee 4 Başyazı 172. Sayý / 29 Eylül - 13 Ekim 2010 Mücadele...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you