Issuu on Google+

OCAK 2012

SAYI:17

www.barikatgazetesi.com

FİYAT: 2.5 TL

T.C. DEVLETİ; 35 MASUM İNSANI

KATLETTİ...!


OCAK 2012

GÜNDEM

SAYFA 2

T.C. Devleti Yine TERÖR Estirdi..! F-16 Tipi savaş uçaklarıyla havadan saldırı düzenleyen T.C. Devleti askeri TSK tam 35 tane masum insanı katletti..! Uludere Kaliamı olarak tarihe geçen bu olay herkes tarafından tepki topladı. Şırnak'ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünden mazot almak için sınırı geçen ve insansız TC Devletinin hava uçakları tarafından belirlenen 35 masum köylü Türk şavaş uçaklarının bombalaması sonucu hayatını kaybetmiştir. Katledilen bu insanlar, sınır bölgesindeki karakola saldırı hazırlığı içerisinde olacağı gerekçesi gösterilerek havadan bombalanarak öldürülmüştür. TC Devleti 90'lı yıllarda olduğu gibi bahane göstererek yine masum insanları katletmiştir. 28 Aralık akşamı yaşanan olayda,katırlarla mazot getirmeye giden köylüler Diyarbakır'dan kalkan TSK Hava Kuvvetlerinin 4 tane F16 savaş uçakları tarafından katledilmiştir. Her zaman olduğu gibi Genelkurmay konu ile ilgili göstermelik bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, çeşitli istihbarat bilgileri doğrultusunda, bu bölgede PKK kamplarının olduğu ve sınır karakollarına saldırı hazırlığı yapıldığı tespit edildiğini, bu durum için de operasyon yapıldığını açıklamıştır. Masum insanlara yapılan bu katliam çeşitli sebeplere sığınan TC Devleti bunu bu defa başaramayacaktır..! Kürt halkına gözdağı vermek için, sindirme ve korkutma politikasında yoğunlaşan AKP hükümetinin hedefi yine Kürt halkı tarafından boşa çıkarılmaktadır. TC Devletinin Kürdistan' a yaptığı bu saldırıdan sonra olaydan sağ kurtulan ve kendisi ile hastahanede görüşülen Haci Encü ( 19 yaşında ) özetle şu beyanlarda bulunmuştur. “28.12.2011 günü Saat 16.00'da 40-50 kişilik bir grupla birlikte mazot ve gıda maddesi getirmek üzere yine bu sayıda katırla beraber sınırın Irak tarafına geçtik. Karakola özellikle bir bilgilendirme yapmadık ancak gidip geldiğimizi zaten biliyorlardı. Amacımız şeker ve mazot getirmekti. Hatta giderken İnsansız Hava Aracının sesini dahi duyduk ancak sürekli gidip geldiğimiz için yolumuza devam ettik. Akşam 19.00'da katırları yükleyerek yola çıktık. Saat 21.00 gibi sınıra yaklaştık. Bizim köyün yaylasına vardık, yayla tam sınırdadır. Orada önce aydınlatma fişeği ve akabinde de top-obüs atışı yapıldı. Biz yükümüzü sınırın diğer tarafında bıraktık. Hemen ardından uçaklar geldi ve bombardıman başladı, biz iki gruptuk, öndeki grup ile arkadaki grup arasında 300-400 metre mesafe vardı, ilk top atışından hemen sonra uçak geldi, askerler bizim yaylayı tuttukları için, bu tarafa geçebileceğimiz başka yol yoktu, bu nedenle gruplar sıkışarak bir araya gelmek zorunda kaldı, sonunda iki büyük grup olduk, ilk uçak bombardımanında sınırın sıfır noktasında bulunan yaklaşık 20 kişilik grup imha oldu, hemen geriye kaçmaya başladık, kayalıklar arasında kalanların üzerine bomba yağmaya başladı, benim de içinde bulunduğum grup 6 kişiydi, bu gruptan 3 kişi kurtulduk, üzerimizde günlük sivil elbiselerimiz vardı, hiç kimsede silah yoktu, olay 1 saat falan sürdü, bir iki kişi 3 katırla beraber küçük bir deredeki suya girdik, bir saat bekledikten sonra bir kayalığın altına sığındık, arkadaşlarımızdan haber alamadık, saat 23.00-23.30 gibi gelen ışıklardan ve seslerden köylülerin geldiğini anladık, köylüler feryat etmeye başlayınca askerler tuttukları yerlerden çekilerek yaylayı da boşalttılar, Çok uzun zamandır bu işi yapıyoruz, iki kişi evliydi, diğerleri lise ve ilköğrenim öğrencisiydi, henüz hiç kimse beni ifade vermem için çağırmadı, olaydan sonra hiç asker görmedim, kurtulan diğer 2 kişi ise Davut Encü (22 yaşında) ve Servet Encü (Şırnak Devlet Hastanesinde yaralı)'dür.” Bu politikanın hedefleri bellidir: Kürt halkını ve tüm

ezilenleri nihai olarak yok etmek! Katliamlarla susturma, korkutma ve “terbiye” etme, Kürdistan'ı “yok etmenin” temel tarzı ve uygulaması olmaktadır! T.C. Devletinde Hükümetler değişir, dönemler birbirini takip eder, ama bu Kürdistan politikası değişmez bir devlet politikası olarak varlığını sürdürmektedir. Bu çizgiyi tamamlayan aldatıcı, saptırıcı ve kendi politikasını meşrulaştırıcı uygulamaları ve yöntemleri, yani “sözde açılımları” da olmuştur! “AKP yönetimindeki TC devleti” de bu tamamlayıcı yöntemleri kullanmaktan geri durmamıştır. “Açılım”, daha birkaç gün önce Meclis kürsülerinde yapılan “Kürtlerin bütün hakları tanınacak” lafları, Tedip ve Tenkil hareketini tamamlayan, meşrulaştırmaya çalışan, halkımızın gözünü boyamayı hedefleyen demagojiden başka bir şey değildir! Hesapları ve planları çok açık: İmha operasyonları, yasal zemindeki bütün mevzileri ortadan kaldırma ve kitlesel tutuklama kampanyalarıyla topluma tam bir terör havasını egemen kılma ve Şırnak- Roboski Katliamı örneğinde olduğu gibi bütün bir halkı katliam korkusuyla susturma ve böylece Kürdistan'da tüm direniş hareketini ve düşüncesini ezmek, politik gündemden düşürmek! Tüm bu hesaplara rağmen, Anadolu'nun kardeş halklarının bu katliam karşısında gösterdiği eylemli çok yönlü tepkiler, direnişler; varoluşun, mücadelenin en güzel kanıtıdır…!

katliamını protesto etmek isteyen eylemcilere engel olmak istedi ve dahası birçok eylemciyi gözaltına aldı. Özellikle Türkiye'nin birçok yerinde katliamı kınamak ve yaşanan bu haksızlığa son vermek için yapılan eylemlerde, sorumluların derhal açığa çıkarılması istenirken, katliamın sorumlularının da cezalandırılması mesajı verildi. Roboski köyüne yapılan saldırıda ölen masum 35 köylü için ülkemizde de TC Devletinin yaptığı bu hain saldırıyı kınamak için iki ayrı yerde eylem yapılmıştır. İlki YDÜ Kütüphane önünde Kürt öğrencilerin düzenlediği eylemdi. Eylemciler tarafından hayatını kaybeden masum köylüler anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunarak basın açıklaması okundu. Bizler de Barikat Gazetesi olarak eylem esnasında orada bulunarak desteğimizi belirttik. Yapılan basın açıklamasının tam metni aşağıda ki gibidir: “Bilindiği üzere 28 Aralık 2011 de Şırnak'ın Uludere İlçesi'ne bağlı Ortasu (Roboski) Köyü'nde, sınırına yakın bölgede yaklaşık 50 köylünün saat 21.20 sıralarında köye geri dönüşü sırasında F-16 tipi savaş uçaklarının bombardımanına maruz kalmıştır. Bombardımanda yaşamını yitiren 35 kişinin parçalanmış ve yanmış bedenlerie ulaşılırken, çok sayıda köylüden ise haber alınamamıştır. 30 yıllık bir çatışmanın beraberinde getirdiği acılar Uludere'deki ölümlerle katlanmıştır. Bu ölümler sadece yakınlarını kaybedenlerin değil aynı zamanda tüm Türkiye'nin ve Kıbrıs'ın yüreğini yakmıştır. Dili, dini, etnik kimliği, ideolojisi ne olursa olsun ölümler karşısında her insan, bu olaya insan olmanın getirdiği duyarlılıkla yaklaşmakta ve tepkisini dile getirmektedir. Ölenlerin çoğunun genç olması ve aynı aileden olması acının rengini daha da koyulaştırarak içimizin daha fazla sızlamasına sebep olmuştur. Yaşanan bu ölümlerden sonra barışı, kardeşliği daha güçlü, daha etkili bir biçimde haykırmamızın önemini bir kez daha hatırladık. Çatışmacı, ayrımcı ve düşmanlığı temel alan söylemleri ve militarizmi etkin bir şekilde reddetmenin, temel insan hakları ve özgürlüklerin ısrarlıca savunmanın gerekliliğini bir kez daha gördük. Buradan tüm demokrat ve duyarlı insanlara sesleniyoruz. Bu ölümler karşısında seslerini yükseltmelerini, savaşın şiddetin çirkin yüzünü gösterme konusunda sessiz kalmamalarını bekliyoruz. Artık savaşların yaşanmamasını, bilerek veya bilmeyerek yanlışlıkla veya kastla hiçbir canlının hayatını kaybetmesini istemiyoruz. Yetkili makamlardan ölümlerde vebali olanların bir an önce bulunup hesap sorulmasını, daha fazla kanın Bu halkı katliamlarla susturacaklarını düşünüyorlar ve akmaması ve ocaklara ateş düşmemesi için bu bunu kanlı bir biçimde, hem de utanmazca bir gözü çatışmalara bir an önce son verilmesini istiyoruz. Daha karalıkla gerçeklemektedirler…! fazla gözyaşının akmasına hiçbir insanın tahammülü Hiç kuşku yok ki acımız çok büyük, henüz yaşamının kalmamıştır. baharında gençlerimizin hunharca katledilmesi, bütün Çoğumuzun yaşıyla eşit olan bu çatışmaları, acıları halkımız ve dostlarının yüreğini burkmaktadır. Bu acıyı, yaşamaktan yorulduk. Durduğu taraf ne olursa olsun tek öfkeyi tanımlamada kelimelerin yetersiz kaldığı çok bir insanın, canlının zarar görmesine karşı sabrımız açıktır! kalmamıştır. Anaların yüreklerinin daha fazla Şırnak- Roboski Katliamı, Ahmed Arif'in 33 Kurşun şiirine konu olan Başkale katliamının güncel bir devamı ve yanmaması için ülkeyi yönetenlerin zaman kaybetmeden bu ölümleri durdurup halkların asıl isteği olan barışa daha kanlı bir tekrarıdır. Kurşunların yerini ise uçak zemin oluşturmasını istiyoruz. bombaları almıştır! Barışa, kardeşliğe olan inancımızla, insanın insan olma Şırnak'ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyüne olan değerini ve bütünlüğü yok eden şiddetin bir an önce saldırıyı kınamak için Türkiye'de, Avrupa'da ve dünyada durması için çağrı yapıyor ; yapılan katliamı protesto etmek için çeşitli eylemler SAVAŞA,ÇATIŞMALARA,ÖLÜMLERE HAYIR düzenlendi. Eylemlerde her zaman ki gibi emperyalist DİYORUZ” devletlerin polisleri , Kürtlere yönelik yapılan kitlesel


OCAK 2012

GÜNDEM

SAYFA 3

Yaşasın barış, zito i irini, bijiaşiti! İkinci destek eylemi ise 300 kişinin katılımıyla Kuğulu Parkta toplanmasıyla başlamıştır. Kitle Kuğulu Park önünde '' Stop The Kurd Jenoside, Özgür Medya İbretlik Durumda, Ma!!!, Ne Bese, Halklar Kardeş Devlet Katil,Kaza Değil Katliam, Yeni Açılım Yeni Katliam, Katliamcılar Halka Hesap Verecek, DersimAğıri-Koçgıri-Zilan-Uludere, Tekrar 90'lı Yıllar Türkiyesi, 2'nci Muğlalı Faciası Uludere Katliamı, Dersim 33 Kurşun, Şırnak Devlet İnsanlıktan Uzak'' yazılı dövizleri açarak emperyalist güçler tarafından yapılan haksızlığa ''DUR'' demek için haklı tepkilerini dile getirerek Kuğulu Park'tan T.C Büyükelçiliğine sloganlar atarak yüründü. Orada polis engeli ile karşılandı. Elçilik önünde hayatını kaybeden köylüler için yine saygı duruşunda bulunuldu. Saygı duruşu bitiminde basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasının tam metni şöyledir: “Edibese! Artık yeter! Medyadan da takip ettiğiniz gibi Türkiye'nin Irak sınırında, Şırnak'ın Uludere ilçesindeki Ortasu (Roboski) köyü çevresinde, 28 Aralık, Çarşamba akşam saatlerinde Diyarbakır'dan havalanan TSK Hava Kuvvetleri'ne bağlı F-16 tipi dört savaş uçağı sınırdan geçiş yapan Kürt gençlerini bombaladı… AKP ve TC Genelkurmayı, ölümleri 'savaş zayiatı' ya da 'operasyon hatası' sayan 'askeri terimlerle dolu' birer açıklama yaptı. Çocuk denilecek yaştaki 35 genç insanın ölümünü, yapılan bir katliamı sıradanlaştıran, teknikleştiren, hatta 'yasa dışı bir iş yapıyorlardı' diyerek de haklılaştırmaya çalışan bu zihniyet, dünden bugüne

Dersim'de, Maraş'ta ve diğer yerlerdeki katliamların arkasındaki aynı zihniyettir. Bu olayın bir yönü, geçim derdiyle kaçakçılık yapan, çoğu ortaokul ve lise çağındaki genç insanların TSK'nın bombalarıyla katledilmesidir yani devlet bir kez daha kendi halkını bombalamıştır. Diğer yönü ise TC yetkililerinin “Kürtlere bütün haklarını vereceğiz” dedikten sadece birkaç gün sonra gerçekleşen bu katliam TC devletinin kirli savaşı sürdürdüğünün ve sürdüreceğinin kanıtı olmasıdır. Öyle görünüyor ki, AKP Kürt sorununda daha önce defalarca denenmiş ve hiçbir sonuç alınamamış askeri çözümde ısrarlıdır. 'Demokratik Açılım' adı ile sunulan süreç görülüyor ki askeri ve siyasi operasyonlarla Kürt hareketini ve Kürt halkının demokratik taleplerini yok etmeye ve bastırmaya yönelmiştir. Uludere katliamı da, KCK operasyonları adı altında Kürt halkının demokratik taleplerinin yanında olan herkesi 'terörist' ilan ederek Türkiye'yi bir açık hava hapishanesine çeviren AKP'nin yeni savaş konseptinin bir sonucudur. AKP'nin 'demokratik açılım'dan anladığı daha fazla silahlı çatışma mıdır? AKP'nin Kürt sorununa bulduğu çözüm bu mudur? Acaba TC'li yetkililer “asimilasyon bitti” derken “sıra soykırıma geldi” mi demek istiyorlar? TC devleti, daha kaç Kürt'ü öldürecek, bu kirli savaşı daha kaç yıl sürdürecek? Bu soruları Türkiye'de, Kıbrıs'ta ve dünyada milyonlar sormaya başladı… Unutulmamalıdır ki Sonuçları ölümü doğuran politikaların herhangi bir makul gerekçesi olabilir mi?

Bizler, Uludere Katliamını, KCK operasyonu adı altındaki tutuklama terörünü, kirli savaşta ısrarı, Kürtlere uygulanan tüm inkâr ve imha politikalarını kınıyoruz. Bizler Sorunların silahsız olarak çözülmesi için barışçıl yollara olanak tanınmasını, silahlı çatışmaları sonlandıracak her türlü görüşme sürecinin önünün açılmasını talep ediyoruz. Bizler, Uludere başta olmak üzere kirli savaşın uzantısı olan tüm faili meçhullerin sonuçlandırılmasını ve suçluların cezalandırılmasını talep ediyoruz. TC devletinin Kıbrıslılara, Kürtlere ve Anadolu'daki diğer halklara dayattığı asimilasyon politikalarını kabul etmediğimizin ve buna karşı mücadele etmeye devam edeceğimizin altını çiziyoruz. Kürt sorununda yıllardır sürdürülen inkar ve imha politikaları sonucunda onbinlerce insan ölmüş, binlerce insan hapislerdedir. Bu politikaya karşı yeter artık diyoruz. Edibese! Kıbrıs'ta, Türkiye'de, Mezopotamya'da, Ortadoğu'da barışa bir şans verilmesi için bütün halkların kardeşliği ve dayanışması çerçevesinde mücadeleyi sürdüreceğiz… Yaşasın barış, zito i irini, bijiaşiti!” Yeni Kıbrıs Partisi (YKP), Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP), Baraka Kültür Merkezi, Kıbrıslı Gençlik Platformu (KGP) Bizler Barikat Gazetesi olarak bu özgürlük mücadelesine tam desteğimizi belirtiyor, Anadolu'nun tüm kardeş halklarının kendi kaderini tayin etme mücadelesinde, kavganın faşizme karşı, emperyalizme karşı ortak olduğunu birkez daha vurguluyoruz.


OCAK 2012

GÜNDEM

SAYFA 4

Göç Yasası Davasında Beraat... Sendikal Platformun Göç Yasasına(Kamu çalışanlarının Aylık (maaş-ücret) ve Diğer Ödeneklerinin Düzenlenmesi Yasa Tasarısı)karşı yaklaşık 2 yıl önce meclis önünde yapılan eylemlerde, “polisi darp ve polisin görevini yapmasına engel olmak” suçlarından haklarında dava okunan 8 kişinin Lefkoşa Kaza Mahkemesi'nde görülen davası bugün tamamlandı ve karar açıklandı. Lefkoşa Ceza Mahkemesi Yargıcı Fügen Ulutekin, iddia makamı ile olay görüntülerini izlediğini, kararını ona göre verdiğini belirtirken, 4 eylemciyi beraat ettirdi, diğer dört eylemciye farklı bir uygulamaya gitti. Ulutekin; Burak Maviş, Hasan Belen, Cenk Gürçağ ve İlkşen Varoğlu'nu sahte devletin sahte mahkemesi “suçlu” bulurken, Serhan Yiğit, Devrim Barçın, Münür Rahvancıoğlu ve Gökhan Özata'yı beraat ettirdi. Mahkeme tarafından direkt beraat ettirilmeyen bulunan 4 kişi, 1 yıl içinde

aynı hareketi işlememeleri koşuluyla, kefaletle serbest bırakıldı. Dava kararının okunduğu sırada, mahkeme binası önünde açıklama yapan, KTÖS ve KTAMS bu olayın kendilerine karşı baskı unsuru olarak kullanıldığını, kararı istinaf mahkemesine taşıyacaklarını, buradan çıkacak kararı da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne götüreceklerini belirttiler. Kararı okuyan Ulutekin, iki tarafın da savunmalarını dinlediğini, televizyon kayıtlarını dikkatle izlediğini, bu bulgulara dayanarak, 4 eylemciyi polisi darp etmedikleri ve polisin görevini yapmalarına engel olmadıkları için beraat ettirdiğini söyledi. Kararın okunmasının ardından basına açıklama yapan KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil ve Başkanı Güven Varoğlu, yargılanan kişilerin Göç Yasasına karşı demokratik hakkını kullanırken tutuklandıklarını ve haklarında dava okunduğunu belirterek,

yılmayacaklarını, toplumun haklarını koruyacaklarını ve varoluş mücadelesine devam edeceklerini vurguladı. KTAMS Başkanı Ahmet Kaptan, yargılananların toplum adına ortaya konulan demokratik bir mücadele verdiklerini, halkın haklarını korumak için eylem yaptıklarını, bu sebepten yargılandıklarını belirtti. Kaptan mahkemeden çıkacak kararı temyize götüreceklerini, buradan çıkacak kararı AİHM'e taşıyacaklarını ifade etti. Sendikal Platform olarak halkın haklarını korumak için mücadeleye devam edeceklerini kaydetti. Rejim göç yasasına karşı mücadele eden güçleri zayıflatmak ve teslim almak amacıyla, gerçek dışı gerekçelerden yola çıkarak dava okumuştur. Dava okunması ve yargılanması gereken birileri varsa, sendikacıları ve meydanlara çıkan halkı darp edip dağıtan polisler, üsleri ve tüm

Geçtiğimiz günlerde bu uygulamaların bir benzerine Kıbrıs Türk Petrolleri (K-PET) de payını aldı ve T.C. Devlet’nin en büyük sermayedarlarının buradaki BARİKAT; KIB-TEK Binası önünde eylem işbirlikçilerinden birine; K-PET hisselerinin büyük gerçekleştirdi... Eylemde basın açıklaması yapılıp bir oranı pazarlandı…! “Üreten biziz..! Yöneten de Biz Olacağız...!”, “Bu Ve yine bütün bu olanların sonunda yine İŞÇİ SINIFI memleket satılık değil; özelleştirmeye HAYIR” yazılı ve HER ETNİK KÖKENDEN EZİLEN pankartları açtı... HALKLARIMIZ en büyük darbeyi yiyenler oldu, EL-SEN adına yönetim kurulu üyesi Suphi Özpaşa da olmaya da devam ediyor…! sendika adına eyleme katılarak destek verdi... Eylem T.C. Devlet’i bu kurumlara ödemediği borçlarını; sonrası ellerindeki bildirileri KIB-TEK Binası içinde ülkemizde çalışıp ekmeğini kazanmaya çalışan “her dağıtmak isteyen BARİKAT Gazetesi etnik kökenden” emekçi’nin” cebinden çalarak; “cami sempatizanlarının binaya girişine polis izin vermedi... ve din işlerine, askeri harcamalara, buradaki işbirlikçi Bunun üzerine BARİKAT Gazetesi sempatizanları da özel kurumlarına ve örgütlenmelerine” ellerindeki bildirileri bina önünde; KIB-TEK harcamaktadır…! çalışanlarına dağıtıp eylemi tamamladılar.... Bu işgal rejiminin bir getirisidir..! KIB-TEK’de ve ülkemizin kamu ve özel sektöründe Basın bildirisinin tam metni : çalışan emekçiler ve ezilenler yalnız değildir…!! Değerli basın emekçileri; Özelleştirme’ye karşı, işbirlikçilere karşı, işgalciye Ülkemizde yaşanan sorunların ardı arkası karşı, sömürene karşı, emperyalizme karşı bu kavgada kesilmiyor…! onların hep yanında olduk; var oldukça olmaya da Elektriğe yapılan “yüzde yirmibeş (%25)” zammı devam edeceğiz…!! ezilen halkımıza ve emekçi’ye dayatan hükümet, T.C. Bu dayatmalara; ekonomik, kültürel, askeri ve siyasal Devletinden aldığı emirleri arka arkaya uygulamaya baskılara karşı EMEĞİN VE EMEKÇİ’NİN devam ediyor…! yanındayız…! Devlet; gün geçtikçe daha daha liberalleşen eğitim Sendikalarımızla, sınıf örgütlerimizle politikasında okullarında “ilahiyatı” dayatırken; KOLKOLAYIZ…! Var olduğumuzdan beri ve nefes günlük yaşamda ise vergi masraflarını gün geçtikçe aldığımız sürece var olmaya da devam edeceğiz…! daha da çoğaltıyor..! Bu dayatmalar karşısında işçi sınıfının ve ezilen Sistem; Emekçi’nin ve ezilenlerin; sağlıklı tedariklerini halklarımızın bu mücadelede zincirlerinden başka “özel hastahanelerde” gidermeye zorlayıp; “sözde kaybedecek hiçbirşeyi yoktur…! hastahane gerçekte ticarethane” olan yerlerin KIB-TEK Özelleştirilemez…! patronlarını daha da zengin edip, emekçi’nin sağlıklı Hiçbir kurumumuz sermayeye peşkeş çekilip, yaşama hakkını yok ederken; kültürel ve siyasal KTHY’de ve DAİ-DAK’ta yaşanan senaryo gibi hedef emperyalizmin emrine verilerek; emekçiler yok anlamda da T.C. Devleti’nin istediği gibi “resmi edilemez…! yine ortadadır…! ideolojiye ayak uydurma politikasına” uygun şekilde, Bu oyuna izin vermiyoruz ve vermeyeceğiz…! Önce kurum batırılacak; arkasından “borçlar Anadolu ve Kıbrıs kardeş halkları arasına nifak Dayatmalara, işgal rejiminin askeri,ekonomik ve bu ödenemiyor, devlet bu yükü kaldıramıyor” denilecek sokacak temelde; iki tarafın etnik milliyetçilerinin gibi siyasal baskılarına karşı mücadelemiz sınıfsal bir daha sonra da, T.C. Devleti’nin veya adamızın ekmeğine bal sürecek şekilde asimilasyon çizgide devrimci bir sürdü; hep de bu temelde daha da kuzeyindeki devletin yerli veya yabancı; yeşil politikalarına, siyasal ve ekonomik dayatma pratik içinde zenginleşerek devam edecek…! sermaye’ye yakın patronlarına kurumlarımız uygulamalarına tam gaz devam ediyor..! Özelleştirme’ye GEÇİT VERMİYORUZ…! satılacak; emekçiler işten çıkartılacak ve en büyük Senelerden beri uygulanan bu politikalardan KIBdarbeyi yiyenler yine işçi sınıfı ve ezilenler olacaktır…! Üreten biziz..! Yöneten de biz olacağız…! TEK’e de “T.C. Devleti” uzun süredir yaşanan bu Bu memleket bizim…! Klasik senaryoları budur…! süreçte; uyguladığı dayatmalardan payını vermek Barikat KIB-TEK Önünde Eylemdeydi...!

üzeredir…! Uzun yıllardan beridir özelleştirilmesi T.C. Devleti’nin emri ile yaşadığımız sistemin gündeminde olan Elektrik Kurumunda çalışan emekçilerin başına binbir çorap örülmekte; özlük hakları gasp edilmekte ve emekçi’ye darbe üstüne darbe vurulmaya çalışılmaktadır…! Bugün yaşadığımız sistemin; yani esasta “T.C. Devleti’nin buradaki devlet yapılanmasının” KIBTEK’e 50 milyon TL’ye yakın borcu bulunmaktadır…! Bu para EMEKÇİ’nin cebinden çalınıp geriye ödenmeyen bir paradır…! Sorumluları ise en başta T.C. Devleti ve buradaki işbirlikçileridir…!

emir verenleridir. Polis demokratik, yasal hakkını kullanan sendikacılara ve halkın kafasına copla vururken, şiddet uygularken hukuk makamları o polisleri yargılamıyor, göç yasasına karşı eylem yapan Sendikal Platform yetkililerini yargılıyor. Yani gayet açıktır ki “polisin görevi işgal rejimini korumak.” Bu teşkilattan toplumu koruması beklenemeyeceği gibi, mahkemelerinin de halkın lehine karar vermesi olanaksızdır. Burjuvazinin mahkemeleri halka karşıdır. Burjuvazinin adaleti kendi sınıfı içindir…! Halk Göç Yasasına karşı sokaklara dökülmüş, yasanın mecliste kabul edilmemesi için direnmiştir. Göç Yasası dayatması Meclis'te kabul edilse de; o direniş tarihe geçmiştir. Gücüne güvenen halkın neler yapabileceğini göstermiştir. Bize düşen görev mücadeleyi sürdürmektir. Devrimci dayanışmayı temel alarak mücadele etmeye devam edeceğiz…!


OCAK 2012 Kamu Emekçilerinin Terfi Hakları Gasp Edilemez. KTAMS ve GÜÇ-SEN Başbakanlık önünde eylem yaparak, UBP hükümeti’ni “çalışanların derece ve terfi haklarını vermemesi” nedeniyle kınadı. Hükümetin yasa tanımaz davranışlarına sessiz kalamayacaklarını belirten, KTAMS ve GÜÇ-SEN kamu çalışanlarını mağdur eden, hükümet yöneticileri karşısında, mahkemede haklarını arayacaklarını, grevde dahil olmak üzere, her türlü yasal haklarını arayacaklarını belirtti. KTAMS ve GÜÇ-SEN yetkilileri, üyeleri başbakanlık önünde toplanarak, tayin ve derece terfilerini vermeyen hükümeti protesto etti. Eylem sırasında yazılı ortak açıklamayı KTAMS Genel Sekreteri İbrahim Gencal okudu. Açıklamada UBP hükümeti’nin özel sektörü yok ettiği, kamu emekçisinin kazanılmış haklarını tek tek budadığı ve ortadan kaldırdığı savunuldu. UBP hükümeti’nin çalışanların yasal hakkı olan tayin ve terfileri düzenleyen, 44/2006 sayılı yasayı uygulamadığı belirtildi. KTAMS’ın çalışanların yasal hakları olan derece terfileriyle ilgili olarak, gerekli girişimleri yaptığını, bununla beraber GÜÇ-SEN’in Maliye Bakanlığı’na bağlı Gümrük Dairesi çalışanlarının, derece terfileriyle ilgili çalışmalarını başbakanlığa ilettiği ifade edilen açıklamada, UBP hükümeti’nin keyfi bir şekilde daire müdürlerinin taleplerini Başbakanlık’ta beklettiği savunuldu. Yine açıklamanın devamında Başbakanlığa bağlı Personel Dairesi’nin bu konudaki tavrının

GÜNDEM vurdumduymazlık olduğu öne sürüldü ve Personel Dairesi’nin kamu çalışanlarının haklarını düzenleyen Kamu Görevlileri Yasa Tasarısına göre değil, kendi kararlarına göre hareket ederek, suç işlediği savunuldu. Demokratik yönetimlerde yasalara uyulmasının hükümetin başlıca görevleri arasında bulunduğu belirtildi ve UBP hükümeti’nin ülkeyi yasalara göre değil, talimatlara göre yönettiği iddia edildi. Kamu emekçisinin derece ve terfi haklarının verilmesi için verdiği mücadeleyi destekliyoruz. Kamu emekçisinin yasal haklarını korumak için verdiği mücadele yerinde ve doğru bir mücadeledir. Fakat mahkemeye gitmek ve mahkemeden çalışanların lehine olumlu bir karar çıksa bile, uygulanmasını beklemek zaman kaybı olacaktır. Tüm emekçiler sendikalarda örgütlenmelidir. Grev ve eylemler yaygınlaştırılmalıdır. Bu mücadele hak talebiyle sınırlı kalmamalı, çarpık sistemin değiştirilmesi de hedeflenmelidir. Bu çarpık sistemde sadece UBP yoktur, UBP gider, başka bir parti gelir, ama sistem yaşamaya devam eder. Bu sistemin parçası olan tüm unsurlar mücadeleden tecrit edilmelidir. Onların varlığı mücadelemizin geleceği için tehlikelidir. Onlara fırsat vermemeliyiz. Sistemin değiştirilmesi için öncelikli hedefin tüm sektör emekçilerinin sendikal birliğinin kurulması, sağlam temellere oturması gerektiğini belirtmiştik. Sendikalarımız özel sektör emekçilerinin durumuna

Şeriata Geçit Yok…! KTOEÖS Haspolat Endüstri Meslek Lisesi’ne İlahiyat bölümü açılmasını protesto etmek için başlattığı eylem ve grevleri sürdürmeye devam ediyor. Sendika bu çerçevede, Haspolat Meslek Lisesi’ndeki greve destek için Şehit Hüseyin Ruso Ortaokulu, Türk Maarif Kolleji ve Atleks Sanverler Ortaokulu’nda grev uyguladı. Sendika greve giden öğretmenlerle ŞHRO önünde toplanarak, Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı önüne gitti ve burada eylem yaptı. Eğitim Bakanı Kemal Dürüst’ü istifaya çağıran KTOEÖS’e, KTÖS’de destek verdi ve eylemlerin büyüyerek devam edeceğini vurguladı. KTOEÖS Başkanı Tahir Gökçebel bakanlık önünde yaptığı konuşmada, ilahiyat bölümüne karşı yaptıkları eylem ve grevlerin günlerdir devam ettiğini, ancak bakan Dürüst’ün konuya duyarsız davrandığını ve kendileriyle diyalog kurmaktan kaçındığını ifade etti. Gökçebel, Dürüst’ü istifaya çağırdı. İstifa etmezse, kendisine rahat bırakmayacaklarını, istifa ettirene kadar eylemlerine devam edeceklerini söyledi. Dürüst’ün öğretmenlere baskı uyguladığını, herhangi bir cemaate ve tarikata ayrıcalık yapmaması gerektiğini belirtti. Okullarda öğretmen, müdür, muavin, hademe ve altyapı eksikliği olduğunu, öğretmenlere yasal ödeneklerin ödenmediğini kaydeden Gökçebel, bu sorunlar çözülmezken, bakanlıkta herkese sekreter alındığını iddia etti. KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil ise, öğretmenlerin birlik içerisinde olduğunu, öğretmen sendikalarının sadece isimlerinin farklı olduğunu belirterek, “sistemli saldırılara karşı” mücadelenin devam edeceğini kaydetti. Elcil, KTOEÖS’nın eylemlerinin toplumun geleceğini yakından ilgilendirdiğini, bu yüzden sonuna kadar desteklediklerini, iki sendikanın birleşerek mücadeleyi büyüteceğini vurguladı. Bakanlık ile diyalog kurmaya çalıştıklarını, ancak bakanın duyarlılık göstermediğini savunarak, bakan Dürüst’ü eğitimin önündeki en büyük engel olarak tanımladı ve onu istifaya çağırdı. Bundan böyle daha güçlü geleceklerini belirtti. Öte yandan Pir Sultan Abdal Derneği’de Haspolat Meslek Lisesi’nde İlahiyat fakültesi açılmasına karşı grev ve eylem yapan KTOEÖS’na destek verdi. Biz de

KTHY Direnişi Sona Erdi Eski KTHY çalışanlarından 7 kişilik bir heyet Başbakanlıkta, Başbakan İrsen Küçük ile görüştüler ve görüşmede eski KTHY çalışanlarının istihdamı konusunda uzlaşmaya vardılar. Eski KTHY çalışanlarının örgütlü olduğu Hava-Sen'in belirleyeceği 60 kişinin 1 Ocak itibarıyle, geriye kalanların da Şubat ayı içerisinde kamuda işe alınacağı sözünü veren Küçük'ün de çadır eyleminin sonlandırılması talebinde bulundu. KTHY çalışanlarının direniş çadırını ziyaret eden İrsen Küçük verdiği sözleri tekrarladı ve partisinin hükümete geldiği günlerde KTHY nın dönüşü olmayacak bir noktadan süratle iflas sürecine girdiğini, ama topluma yeni bir hava yolu kazandırma çalışmalarının devam ettiğine dikkat çekti, isteyenlerin havayolu kurulduktan sonra bu kuruma geçiş yapabileceğini söyledi. Bugüne kadar eski KTHY çalışanlarından 30 tanesinin istihdam edildiğini, 1 Ocak'ta bu sayının 60'a tamamlanacağını ve daha sonra tümünün istihdam edileceğini ifade etti.

SAYFA 5 dikkat çekseler de, onlar için adım atmamaktadırlar. Onları sendikalarda örgütleseler bile, işveren tarafından işten durdurulacağını öne sürmektedirler. Böyle bir durumda bu olayın sorumluluğunu alamayacaklarını da söylüyorlar. Gerekçeleri, özel sektörde çalışan emekçilerin büyük çoğunluğunun sigortasız ve çalışma izni olmadan çalışmaları. Bir emekçi ister sigortasız olsun, ister çalışma izni olmasın, onlara sahip çıkmak sendikaların görevidir. Yaşam koşullarının iyileşmesi için, hakları ve geleceği için mücadele etmesini sağlamak, bunları yapabilmesi için de sınıfsal bilinç aşılamak sendikaların görevleri arasındadır. Sendikal mücadele yayıldığı ve siyasi taleplerle birleştiği zaman emekçilerin sesi rejimin kulaklarını çınlatacaktır. Hiçbir süreçte rejimin mücadeleyi bölme-parçalama planlarına geçit verilmemelidir. Emekçiler arasında sınıf ayrımcılığı yapılmasına izin verilmemeli, “ezilen ulus milliyetçiliği” tuzağına düşülmemelidir. Barikat bu mücadele için elinden geleni, hatta fazlasını yapmıştır, yapmaya devam edecektir. Mücadelenin sınıfsal bir içeriğe sahip olması gerektiğini ısrarla vurgulamıştır. Ancak sınıfsal bir mücadeleyle başarılı olunacağını, işçi sınıfına hizmet etmeyen siyasetlerin sisteme yarayacağını belirtmiştir. Barikat çizgisinden sapmadan, MarksizmLeninizm rehberliğinde, gücüne güç katarak yürüyecektir…

Barikat olarak öğretmen sendikalarımızın yanındayız ve onların bu onurlu mücadelesini destekliyoruz. Din eğitimini toplumumuza empoze etme çalışmaları yıllardır devam etmektedir. CTP hükümeti döneminde, çocuklarımızın yaz aylarında Türkiye’ye Kuran kurslarına gönderildiği ortaya çıkmış, söz konusu kurslar ülkemizdeki okullarda da verilmiştir. Sendikalarımız dini eğitim kisvesi altında, şeriat düzeni getirmeyi amaçlayan bu uygulamalara sessiz kalmamıştır. Bu uygulamaları protesto etmiştir. Sendikalarımızın protestoları kamuoyunda yankı bulmuş, destek almıştır. Bundan rahatsız olan rejim, sendikalarımızın sesini kesmek istemiştir. Başarılı olamayan rejim farklı yollar izlemiştir. Rejim sahipleri İlahiyat’ın halkın talebi olduğunu iddia etmişler, şeriat uygulamalarını meşrulaştırmak istemişlerdir. Ama bu uygulamaların arkasında, TC Devletinin olduğu gerçeği, ne yazık ki göz ardı edilmiştir. Zaman zaman bu uygulamaların, işgal rejiminin dayatmaları olduğuna vurgu yapılsa da, pratikte TC devletine karşı çıkmak, onunla hesaplaşmak göze alınmamıştır. Parasız, bilimsel ve demokratik bir eğitim için, aydınlık bir ülke için, şeriata dur demek için, bu uygulamaların gerçek mimarı olan TC Devletiyle hesaplaşmak gereklidir. Sömürgeci güçlerle ciddi bir hesaplaşmaya girmeden, mücadelemiz başarılı olamaz. Halkın taleplerini görmezden gelen, örgütsel çıkarlarını ön planda tutan partilerle de bir yere varılmaz. Mücadele alanına halkın taleplerini taşıyan, halkla birlikte mücadele eden örgütler mihenk taşı olacaktır. Ülkemize ve irademize sahip çıkıyoruz. Kavgamız özgür bir ülke içindir. Özgür, demokratik ve bağımsız bir ülke kurulana kadar mücadelemiz devam edecektir. Gerekirse bedel ödeyeceğiz. Ama o büyük gün geldiğinde yani özgürlüğümüze kavuştuğumuzda, yeni bir toplum, yeni bir gelecek inşa edeceğiz. Kuracağımız toplumda dini kitlelerin beynini uyuşturmak için kullanan egemen bir sınıf olmayacak. Akla ve bilime dayanan düşünce egemen olacak. İnançlar baskı unsuru olarak kullanılmayacak. Böyle bir toplumsal düzen kurmak mümkündür. Hepbirlikte bunun kavgasını vermeli ve mücadelemizi yükseltmeliyiz…

Hava-Sen Başkanı Burhan Atakan direniş çadırı önünde yaptığı konuşmada, KTHY'nın kapandığının herkes tarafından bilindiğini, bu nedenle hükümeti eleştirdiklerini, ancak hükümetin göreve başladıktan sonra KTHY'nın iflas konusunda geri dönüşü olmayan noktayı çoktan geçtiğini bildiklerini söyledi. KTHY konusunda da her konuda olduğu gibi TC devletine danışan hükümet, daha önce “anarşist” diye nitelediği direnişçilerin elini sıktı, günlerce sesini duyurmaya çalışan emekçilerin taleplerine kulak tıkayan, geçiştiren ve görmezden gelen hükümet çalışanlara büyük sözler verdi. Onların mutlaka istihdam edileceğini, kimsenin işsiz ve aç kalmayacağını söyledi. Böylece tarihe geçen bir direniş daha bitirildi..!UBP'nin yıllarca hükümette bulunduğu ve verdiği sözleri tutmadığı düşünülürse, KTHY çalışanlarına verdiği sözlerden her an çark edeceği söylenebilir. Batırılan ve iflas ettirilen bir kurumun çalışanları günlerce aç ve işsiz kalırken vicdanı sızlamayan hükümetin verdiği sözler aldatmacadır. Direnişi sonlandırmak için

uyguladığı bir taktiktir. Hava-Sen verilen sözlere kanmış, insanların tutuklandığı, yerlerde sürüklendiği, uğruna bedeller ödediği direniş çadırını kaldırmıştır. Hükümet diyor ki; özelleştirilecek kurumlara eski KTHY çalışanları istihdam edilecekmiş...! E peki özelleştirilecek kurumlardaki çalışanlar ne olacak? Onlar çıkartılıp eski KTHY çalışanları girdiği zaman toplum daha da beter bölünmeyecek mi ? KTHY çalışanlarını işe sokmanın bedeli birilerini işsiz bırakmak mı olacak? Eski KTHY çalışanları ÖZELLEŞTİRMEYE KARŞI DİRENİŞ mücadelelerine devam etmelidirler..! Bu oyun tamamen UBP'nin ve arkasında da T.C. Devleti'nin bir oyunudur…! Kimse sanmasın ki KTHY çalışanına maaşı düzgün, yaşam standartları yüksek bir iş verecek..! Muhtemelen bu ustaca oyundur…! Ve KTHY çalışanlarını susturmaya çalıştıkları ve toplumu daha da bölme hedefli bir oyundur…! Umarız biz bu konuda haksız çıkarız…!!


OCAK 2012

TEORİ-PRATİK

Sosyal Demokratların desteğini alamayacağını iyi bilmelidir. Biz bunun, bütün diğer meselelerin yanısıra, Radikallerin önümüzdeki kongresi ve ileride hükümete ve Demokratik Komünist Partisi Merkez Komitesi, Sosyal Birliğe katılmaları konularında da büyük önem Demokrat parti Merkez Komitesine verdiği, taşıdığını düşünüyoruz." emekçi kitlelerin Birleşik Cephesiyle ilgili Sosyal Demokratlar bir yandan, en az Ulusal öneride, Sosyal Demokrat Partinin bu cephenin liberaller kadar karşı-devrimci ve işçilerin, gerekliliği ve yapılan öneriyi prensipte kabul emekçi halkın haklarına ve çıkarlarına karşı en etmesi halinde temsilcilerini seçmesini ve bu az Ulusal Liberaller kadar saldırgan olan temsilcilerin Komünist Partisi temsilcileriyle Demokrat sanayicilerle ve tüccarlarla, popülist görüşerek ayrıntılı bir birleşik eylem programının hazırlanmasına yardımcı olmalarını bankerlerle, spekülatörlerle ve iş adamlarıyla istemektedir. (Rabotnicheski Vestnik(15) No. 62 elele vermeye hazırken, öbür yandan hükümette de ve Narod(16) Gazetesi No. 186'da yayınlanan neden Ulusal Liberallerle bir arada yer almak istemezler? Sosyal Demokrat Partisinin aklı öneri.) Bu önerinin yapıldığı 16 Ağustos gününden beri başında üyelerinden hiçbiri bununY sebebini AZI gerçeği anlayamamaktadır. Biz yine de bu garip bir iki hafta geçti. Sosyal Demokrat Partinin bir kenara bırakalım. Merkez Komitesi hâlâ kendi köşesinde öneriyi inceliyor. Gereksiz aralarla toplantıları uzatıyor. Komünist Partisi temsilcileriyle görüşerek daha önce sözünü ettiğimiz ayrıntılı birleşik eylem programını çizecek olan temsilcilerini hâlâ seçemedi. Bir yandan Komünistleri oyalayan Sosyal Demokrat Parti Merkez Komitesi, diğer yandan da bir kabine değişikliği halinde koltukların dağılım şekli üzerinde, hükümetle hararetli pazarlıklarda bulunmakta, bu pazarlıklarda komünistlerin Birleşik Cephe önerisini koz olarak kullanmakta ve Komite içindeki uzatılmış tartışmalardan Emekçi kitleler bugün, yüksek hayat faydalanmaktadır. pahalılığına, kötü konutlara, ağır vergilere ve Sosyal Demokrat liderler Pastouhov,(17) Sakuzov(18) ve Djidrov(19) un Narod ve Epoha(20) spekülasyon yüküne dayanamıyorlar. Kendilerini politik haklarından mahrum eden bir şiddet ve gazetelerinde. Birleşik Cephenin temeline zulüm rejiminde, insanlık dışı kararların inmeyen, karışık bilmecelerle ve belirsiz ipuçlarıyla dolu yazıları çıkmaktadır. Bu yazılar, verildiği, politik cinayetlerin işlendiği bir rejimde acı çekiyorlar. Varoluşları, haklan, istekleri göz önüne alınmadığı takdirde, Sosyal özgürlükleri, hayatları ve gelecekleri güvenlik Demokrat Partinin Birleşik Cephe üzerinde Komünist önerisini kabul edeceğini ileri sürerek altında değil. Kendilerini sermayeye, karşıdevrim ve faşizme karşı korumak için kendi hükümetle yapılan perde arkası pazarlıkları Birleşik Cephelerini kurmaya çabalıyorlar. Böyle etkilemek amacını gütmektedir. bir durumda hükümetle tartışmalara giren Sosyal Sosyal Demokrat Liderlerinin bu meseledeki davranışlarının bütünü açık ve anlaşılır bir dille Demokrat liderlerinin en önemli meselesi, bir bakanlık daha alabilmek için Ulusal Liberalleri ifade edilirse, şu anlama gelir:"Ya Ulusal Liberalleri kabineden düşürüp bizim bakanlıkları kabineden attırmak ve Demokratik Birlikle bir tane daha artırırsınız ve boşalan koltukları ve seçim işbirliğini kolaylaştırmaktır. Diyelim ki hükümet Ulusal Liberallerden bunların sağlayacağı avantajları garanti ayrılmaya karar verdi ve Sosyal Demokrat edersiniz, ya da bizi komünistlerin safında liderlerin en önemli meselesi de böyle görürsünüz." çözümlenmiş oldu. O zaman Sosyal Demokrat Birleşik Cephenin kurulmasını sabırsızlıkla bekleyen emekçi kitleleri bugün, Birleşik Cephe Parti kabinede kalıp Demokrat Birlik içinde şekillenen burjuva-kapitalist hizipleri ile konusunda Komünist Partisi önerisi üzerindeki "işbirliği"ne devam eder, kendisini, emekçi değersiz bir politik spekülâsyonla karşı kitlelerin Birleşik Cephelerine karşı kurulmuş bir karşıyadırlar. sermaye, karşı-devrim ve faşizm Birleşik Birleşik Cepheye karşı değillermiş ve burjuva partilerinin hükümetine katılmak istemezmiş gibi Cephesinin içinde bulurdu. Pastouhov, Birleşik Cephe konusundaki görünmeye çalışan sorumlu Sosyal Demokrat makalelerimiz üzerine, 29 Ağustos tarihli liderlerini, emekçi kitlelerin temel çıkar ve Epohdda "daha somut" diye kaypak bir tarzda haklarını koru¬mak için kurulacak Birleşik bağırırken. Sosyal Demokrat liderler de kendi Cephe değil, tamamen başka meseleler davranışlarıyla, işçilerin zanaatkarların, ilgilendirmektedir. Komünist Partisine karşı yürüttüğü vicdansız bir köylülerin ve Sosyal Demokrat Parti içindeki iftira, entrika ve kışkırtma kampanyasıyla Sosyal emekçi halk çoğunluğunun önüne büyük meseleyi getirmiş oluyorlardı: Mesele hükümetin Demokrat Parti üyelerini Komünist önerisinin kimden (Sosyal Demokratlardan ya da Ulusal reddini psikolojik yönden hazırlamaya Liberallerden) yana olacağı değil, kendi çabalayan, Sosyal Demokrat Partisinin resmi partilerinin hangi yolu tutacağıdır. Bu partinin organı Narod'un 27 Ağustos sayısında. Sosyal tutabileceği iki tane yol vardır. Ya bakanlıkları Demokrat temsilcileriyle hükümet arasındaki ve meclisteki koltukları elde etmek için görüşmeler hakkında açıkça şöyle yazılmıştı: "Burada yine ana meseleye değiniyoruz. Baştaki hükümetle ve burjuva kapitalist koalisyonu hükümet, Sosyal Demokratları mı, yoksa Ulusal temsilcileriyle pazarlığa girişecek ya da ilgili Liberalleri mi seçeceğine karar vermelidir. Eğer meselenin açık halk toplantılarında tartışması sonunda Birleşik Emek Cephesi kurulmasına kendisini Ulusal Liberallerden kurtaramazsa, BİRLEŞİK CEPHE VEYA POLİTİK SPEKÜLASYON

SAYFA 6

çalışacak, komünist önerisini prensipte kabul edecek, kendi temsilcilerinin Komünist Partisi temsilcileriyle bir araya gelmesi ve emekçi kitlelerin korunması için gerekli olan somut ve ayrıntılı birleşik eylem programının görüşülüp hazırlanması için çaba harcayacaktır. Baştaki hükümet ne yapacağını kesinlikle bilmektedir, kararını vermiştir. Bunu anlayamayanlar politik bilinci zayıf olan kişilerdir.

Şimdi karar verme sırası işçilere, zanaatkarlara, köylülere ve Birleşik Cephenin gerekliliğinin farkına varmış bulunan, Sosyal Demokrat Parti içindeki emekçi halka gelmiştir. Görevleri partileri kurtarmak. Birleşik Cephe önerisi üzerindeki yüz kızartıcı politik spekülasyonları sona erdirmek ve partilerini, burjuva-kapitalist koalisyonuna karşı emekçi kitlelerin Birleşik Cephesinin hızla gerçekleşmesine doğru yönlendirmeye çalışmaktır. 30 Ağustos 1923

KAYNAKÇA (15) Rabotnicheski Vestnik - Bulgar Komünist Partisinin 18971923 arasında yasal olarak yayınladığı organı. 1923 Ekiminden sonra Georgi Dimitrov ve Vasil Kolarov'un yönetimi altında önce Viyana'da, sonra da Bulgaristan'da kanun dışı olarak çıkarıldı. (16) Narod - Sosyal Demokrat Partisinin 1911'den 1934'e, 1944'ten 1948 Ağustosuna kadar çıkarılan yayın organı. (17) Pasthouhov, Krustyu (1874-1950) Sosyal Demokrat Partisinin sağ kanadının lideri. İçişleri Bakanı bulunduğu 1919 yılında halk gösterilerini ve grevlerini gaddarca davranarak bastırdı. (18) Sakuzov, Yanko (1860-1941) ilk Bulgar Sosyal Demokrat¬ larından. Sınıf işbirliği teorisyeni. (19) Djidrov, Peter. Sosyal Demokrat Partisinin liderlerinden. (20) Epoha - Sosyal Demokrat Partisinin 192325 arasında yayınladığı günlük gazete. (21) Halk Partisi; 1894 yılında Konstantin Stoilov tarafından karşı-devrimci bir burjuva partisi olarak kurulmuştu.


OCAK 2012 Devrimimiz Üzerine-Lenin LENIN (Lenin in hasır altında kalan, ve okunmayan yazılarından bir tercüme) Bu günlerde Zuhanov’un devrim üzerine notlarını karıştırdım. Özellikle göze batan, tüm küçükburjuva demokratlarımıza, aynı şekilde tüm II. Enternasyonal kahramanlarına özgü ukalalık. Bunların son derece korkak oldukları gerçeği bir yana, hatta içlerinden en iyileri bile, Alman modelinden en ufak bir sapma söz konusu olduğunda, kendilerini şüphe ile beslerler ; Bütün küçük-burjuva demokratlarının ,bütün devrim süresince yeterince sergiledikleri bu ortak özellik bir yana, onlarda, her şeyden önce geçmişin kölece taklidi özellikle göze batmaktadır. Hepsi kendilerine Marksist diyor, fakat onların Marksizm kavramı imkansız derecede bilgiçce/ukalaca. Onlar Marksizm’de tayin edici olanı, yani onun devrimci diyalektiğini hiç kavramamışlar. Marx’ın, devrim anlarında azami esnekliğin gerekli olduğu yolundaki doğrudan sözlerini bile kesinlikle anlamamışlar, hatta Marx’ın, anımsayabildiğim kadarıyla 1856 yılındaki mektuplaşmalarında, Almanya’da devrimci bir durum yaratabilecek bir köylü savaşının isçi hareketiyle birleşme umudunu ifade ettiği tespitleri farketmemişlerdir bile — bu doğrudan tespiti bile görmezden gelmişler ve kedinin sıcak lapanın etrafından dolaştığı gibi bunun etrafından dolaşırlar. Tüm davranışları, bırakın burjuvaziyle ipleri koparmayı, ondan uzaklaşmaktan ve ayni zamanda korkaklıkllarını düşüncesizce laflar ve böbürlenmelerle gizlemek isteyen korkak reformistler olduklarını gösteriyor . Fakat sadece teorik olarak bile bunların tümünde, özellikle Marksizm’in şu düşünce sistemini kavrama konusunda tam bir yeteneksizlikleri göze çarpar: Şimdiye kadar gözlerinin önünde Batı Avrupa’da kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin belli bir gelişim seyri vardı,ve simdi bu yolun ancak bazı (dünya tarihi açısından tamamen önemsiz) düzeltmelerle model olarak geçerli olabileceğini düşünemiyorlar.

Birincisi— devrim birinci emperyalist dünya savaşına bağlantılıydı . Böyle bir devrimde, yeni özellikler ya da savaşa bağımlılık içinde değişikliğe uğramış özelliklerin ortaya çıkması zorunluydu, çünkü dünyada böyle bir savaş, böyle bir durumda bir savaş olmamıştı. En zengin ülkelerin burjuvazilerinin, bu savaştan sonra ,bugüne kadar hala “normal” burjuva ilişkileri kuramadıklarını görüyoruz. Buna rağmen kendilerini devrimci olarak gösteren reformistlerimiz, küçük-burjuvalarımız, eskisi gibi ve hala normal burjuva ilişkilerini sınır olarak inanıyorlar (fakat bu sınırı asamazsın!) .Ve bu “normal” kavramını bile aşırı şabloncu ve dar bir şekilde kavrıyorlar. İkincisi — onlar, dünya tarihinde tüm gelişme genel yasaları izlerken, bu gelişmenin belli aşamalarının biçim ya da sırasının özgürlükler gösterebilmesi olasılığının kesinlikle dışlanmış değil, tersine şart olduğu düşüncesine tamamıyla yabancılar. Örneğin Rusya, uygar ülkelerle, ilk kez bu savaşta kesin olarak uygarlık içine sokulmuş ülkeler arasında, bütün Doğu ülkeleri, Avrupa dışındaki ülkeler arasında sınırda durduğu için, elbette evrensel gelişmenin genel hattı üzerinde olan, fakat devrimini, Bati Avrupa ülkelerindeki bütün devrimlerden farklı kılan ve Doğu ülkeleri söz konusu olduğunda bazı kısmi yeni özellikleri ortaya çıkaran bazı özellikler gösterebileceği, göstermek zorunda olduğu, onların akıllarına bile gelmez. Onların, Bati Avrupa sosyal-demokrasisinin gelişmesi sırasında ezbere öğrendikleri , yani bizim sosyalizm için henüz olgunlaşmamış olduğumuz, bunların arasındaki

TEORİ-PRATİK çeşitli “bilgiç” bayların ifade ettikleri gibi, bizim ülkemizde, sosyalizmin somut ekonomik koşullarının bulunmadığı yolundaki argüman sınırsız ölçüde şabloncudur. Kimsenin aklına su soruyu sormak gelmez: iyide, birinci emperyalist savaşın yarattığı gibi devrimci bir durumla karşı karşıya kalan bir halk ne yapsın? Sadece içinde bulunduğu durumun çaresiz olduğu izlenimiyle, ona uygarlık yönünde ilerlemenin pek alışılmış olmayan koşullarını yaratma şansı sunan bir savaşa atılamaz mı? “*Rusya’nın üretici güçleri sosyalizmi mümkün kılacak gelişme seviyesine ulaşmamıştır.*” Aralarında şüphesiz ki Zuhanov da olduğu II. Enternasyonal’in tüm kahramanları bu sav ı durmadan tekrarlıyorlar. Bu yadsınamayacak savı bin değişik notalarda çalıyorlar ve bu savın devrimimizin belirleyici kriteryası olduğunu söylüyorlar. Peki ama, eğer, durum Rusya’yı, herhangi bir biçimde nüfuz sahibi olan tüm Batı Avrupa ülkelerinin katıldığı bir emperyalist savaşa karıştırmışsa, Rusya’nın gelişmesini, Doğu’nun başlamakta olan ve kısmen başlamış bulunan YAZI“Marksist”in devrimlerinin temas çizgisine, Marx gibi bir 1856’da Prusya ile ilgili olarak olası perspektiflerden biri olarak yazdığı “köylü savaşı’nın isçi hareketiyle ittifakını hayata geçirebileceğimiz koşullarla karşı karşıya bırakmışsa ne olacak? Ya da, durumun çaresizliği, isçilerin ve köylülerin güçlerini on kat artırıp bize, uygarlığın temel koşullarını, tüm diğer Batı Avrupa devletlerinde yaşananlardan farklı biçimde yaratmaya bir geçiş olanağı vermişse ne olacak? Bu Dünya tarihinin genel gelişme çizgisini değiştirdi mi? Bu dünya tarihinin genel seyri içine çekilecek ya da çekilmiş olan her devlet içinde ana sınıflar arasındaki temel ilişkiler bu yüzden değişti mi?

Eğer sosyalizmi kurmak için belli bir kültür seviyesi gerekiyorsa (gerçi bu belli “kültür seviyesinin ne olduğunu kimse açıklayamaz), neden önce bu belli seviye için koşulları devrimci yoldan elde etmekle ise başlayıp, ve sonra, isçi köylü iktidarı ve Sovyet sistemi ile , diğer halklara yetişmeye devam etmeyelim? Sosyalizmi kurmak için uygarlık gerekiyor diyorsunuz. Çok güzel. Fakat neden önce kendi ülkemizde, toprak ağalarını ve Rus kapitalistlerini kovmak gibi ön koşullları yaratıp, daha sonra sosyalizm yürüyüşüne başlayamayalım? Nerede ve hangi kitapta okudunuz bilinen tarihsel düzende bu tür değişikliklerin uygunsuz ya da imkânsız olduğunu ? Bir zamanlar Napoleon, sanırım söyle yazmıstı: “On s’engage et puis… on voit”. Özgür bir çeviri ile bu su anlama geliyor: “Önce ciddi bir savaşa gir, sonra ne olacak gör.” Güzel, biz önce Ekim 1917’de ciddi bir savaşa girdik ve sonra, gelişmenin, Brest Barışı, ya da Yeni Ekonomik Politika vs. gibi ayrıntılarını (dünya tarihi açısından kesinlikle ayrıntı) gördük. Ve bugün artık, esas olarak zafere ulaştığımıza hiç kuşku olamaz. Daha sağdaki sosyal-demokratları bir yana bırakalım,Bizim Zuhanovlarımız, devrimin başka türlü yapılabileceğini rüyalarında bile düşünemiyorlar. Avrupalı dar kafalılarımız, Rusya’ya kıyasla nüfusu çok daha fazla ve toplumsal ilişkilerinin çeşitliliği çok daha yüksek olan Doğu ülkelerindeki devrimlerin onlara hiç kuşkusuz daha başka özgüllükler de göstereceğini rüya bile etmiyorlar. Söylemeye bile gerek yok ki Kautsky’nin yazdığı tarzda bir ders kitabi zamanı içinde çok yararlıydı. Fakat artık, böyle bir ders kitabının dünya tarihinin bundan sonraki bütün gelişme biçimlerini öngördüğü düşüncesini bir yana bıirakmanın zamanı gelmiştir. Kim böyle düsünüyorsa, onu bir an önce ahmak ilan etmek gerekir. 16–17 Ocak 1923 Çeviri- Erdoğan Ahmet Kaynak- V. I. Lenin, Collected Works, 4th English Edition,Progress Publishers, Moscow, 1966 Vol. 33, pp. 476-80. OUR REVOLUTION

SAYFA 7 Marx-Engels, Toplu Eserler, İngilizce basım, Cilt 2 SENDİKALARIN GEÇMİŞLERİ İşçinin satacak yalnızca işgücü varken, sermaye yoğunlaşmış toplumsal güçtür. Bu nedenle, sermaye ve emek arasındaki sözleşme, hiçbir zaman, maddi yaşam ve emek araçlarının mülkiyetini bir yana, yaşamsal önem taşıyan üretici enerjiyi bir yana koyan bir toplum anlamında bile olsa, adil koşullarda gerçekleştirilemez, İşçilerin tek toplumsal gücü, onların sayısıdır. Bununla birlikte, sayısal güç, bölünmüşlük yüzünden kırılır. İşçilerin bölünmüşlüğü, parçalanmışlığı onların birbirleriyle kaçınılmaz rekabeti tarafından yaratılır ve sürdürülür. Sendikalar aslında, kendilerini hiç değilse saf kölelik koşullarının üstüne çıkarabilecek sözleşme koşullarını elde edebilmek için, bu rekabeti kaldırmak veya en azından kontrol altına almak üzere işçilerin kendiliğinden girişimleriyle ortaya çıktılar. Dolayısıyla, sendikaların acil hedefi, günlük ihtiyaçlarıyla, sermayenin dur durak bilmeyen saldırılarını engellemeye yönelik uzlaşmalarla yani tek kelimeyle, ücret ve çalışma süresi sorunlarıyla sınırlıydı. Sendikaların bu faaliyeti, yalnızca meşru değil, aynı zamanda gereklidir. Mevcut üretim sistemi sürdükçe de onsuz yapılamaz. Üstelik, tam tersine, sendikaların kurulması ve birbiriyle birleştirilmesi bütün ülkelerde yaygınlaştırılmalıdır. Öte yandan, sendikalar, kendileri bilincinde olmadan, ortaçağ belediye ve loncalarının ve komünlerinin orta sınıfa yaptığı gibi, işçi sınıfının örgüt merkezlerini meydana getiriyorlardı. Eğer sendikalar, sermaye ve emek arasındaki gerilla çarpışmaları için gerekliyse, ücretli emek ve sermaye sisteminin ta kendisini azletmek için örgütlenmiş kuruluşlar olarak daha da fazla önemlidirler .

BUGÜNKÜ SENDİKALAR Sermayeye karşı yerel ve acil savaşıma haddinden fazla yönelmiş olan sendikalar, kendilerinin ücretli kölelik sistemine karşı sahip olduğu eylem gücünü henüz bütünüyle kavramış değiller. Bu nedenle, genel toplumsal ve politik hareketlerden, gereksiz yere uzak durdular. Yine de, örneğin İngiltere'deki son politik harekete katılmalarından, Birleşik Devletler'deki işlevlerine daha yakından bakılmasından, ve sendika delegelerinin Sheffield'deki son büyük konferansta kabul ettikleri şu karardan görüldüğü kadarıyla, son zamanlarda kendi büyük tarihsel misyonlarının bir ölçüde farkına varmış görünüyorlar: "Bu konferans Enternasyonal Birliğin bütün ülkelerin işçilerini bir tek kardeşlik bağıyla birleştirme yolundaki çabalarını takdirle karşılayarak, bütün emekçi topluluğunun ilerleme ve esenliği için zorunlu olduğuna inandığı bu kuruluşa üye olmayı, burada temsil edilen çeşitli örgütlere, ciddi olarak tavsiye eder.” GELECEĞİN SENDİKALARI İlk ortaya çıkış amaçları bir yana, sendikalar, şimdi işçi sınıfının tam kurtuluşunun genel çıkarı için sınıfın örgütlenme merkezleri olarak bilinçli davranmasını öğrenmek zorundadırlar. Onlar, bu doğrultuda eğilim gösteren her toplumsal ve siyasal harekete yardım etmelidirler. Kendilerini bütün işçi sınıfının savunucuları ve temsilcileri olarak görüp ona göre davranırken, örgütlenmemiş insanları kendi saf1arına kazanmamazlık edemezler. Onlar, istisnai koşulların güçsüz bıraktığı tarım işçileri gibi en kötü ücret alan işçilerin çıkarlarını dikkatle kollamalıdırlar. Onlar, çabalarının dar görüşlü ve bencil olmaktan uzak olduğuna, zulüm altındaki milyonların kurtuluşunu amaçladıklarına bütün dünyayı ikna etmek zorundadırlar.


KÜLTÜR-SANAT

OCAK 2012 sanatçılarımızın yaşadığı trajik, komik, hatta trajikomik anıları aracılığıyla toplumumuzun sosyal, kültürel, sanatsal ve siyasal gerçekleriyer alıyor. Kitapta anekdotlar ; kültür, sanat,siyaset ortamımızın içinde yaşadığı boğuntuyu, seviyesizliği, antidemokratik uygulamaları kıskançlıkları, çekememezlikleri, dostlukları , saflıkları, aptallıkları, cahillikleri, kısaca memleketimizin kültür- sanat-siyaset manzaralarının ‘’komik’’ hallerini şaşırtıcı bir biçimde sergiliyor. Kitapta anlatılan kısa hikayeler, sadece gülmece Taşçının otuz yıldan beridir derleyip öğesini değil, Kıbrıslı Türk sanatçıların gerçekliğine, yaşanmış yazdığı 119 anekdorun yer aldığı olaylar aracılığıyla ışık tutan birer kitapta, 1950’li yıllardan bugüne

Geçtiğimiz ay YıltanTaşcı’nın yeni kitabı ‘’HASTALIĞIN ÇOCUĞU NEYMİŞ? – SANATÇILARIMIZDAN ANEKDOTLAR’’ İsmet Vehit Güney Sergi Salonu’nda tanıtıldı.

Barikat Film Gösterimlerine Devam Ediyor... Barikat Sineması her ayın ikinci cumartesi düzenlediği '' İZLETARTIŞ - PAYLAŞ ' ' etkinliğinde, Aralık ayında Yılmaz Güney'in ARKADAŞ filmi gösterimdeydi. Film öncesinde etkinliğe katılan yoldaşlara Barikat çalışma binası sinema odasında, gösterim öncesinde kısa sunuş yapılarak filme başlandı. Sıcak ve samimi ortamda gerçekleşen gösterim bitimi desteğini esirgemeyen yoldaşlarla film hakkında kısa söyleşi yapılarak ARKADAŞ filmi irdelendi.

belge niteliği de taşıyor. Serhan Gazioğlu’nun karikatürleri ve Mustafa Tozakı’nın portre çizimleriyle beslenen kitapta ; savaş koşullarında felsefe okuyan,öğrenmeye çabalayan,şiir öykü yazan, müzik üreten, resim yapan insanların birçok macerası konu ediliyor. Khora Yayınları baskısı olan ‘’HASTALIĞIN ÇOCUĞU NEYMİŞ’’? SANATÇILARIMIZDAN ANEKDOTLAR’’ tüm seçkin kitapevlerinden temin edilebilir. Bizler Barikat Gazetesi olarak kitapta emeği geçen tüm dostlara ve Yıltan Taşçı Hocamıza başarılarılarının daimi olmasını temenni ederiz.

Öte yandan Ocak ayının ikinci haftasında, Barikat Sineması Otobüs Filmini gösterime koyacak. Film İsveç'e kaçak işçi olarak otobüs ile götürülen insanların Stokholm'e vardıktan sonra başlarından geçenleri çarpıcı bir şekilde anlatmaktadır. 1974 yılında Tunç Okan tarafından çevrilen ve Türkiye'de uzun yıllar gösterimi yasaklanan filmin yönetmenliğini ,yapımcılığını ve senaristliğini Tunç Okan üstlenmiştir. Film gösterimlerimizi her ayın ikinci haftası gerçekleştirilerek yozlaşmış kültüre – sanata karşı emekten yana ezilenden yana bir

SAYFA 8 ‘’İmparatorluk Kuranlar ya da Şümürz’’ adlı oyunun gösterimleri sona erdi. Lefkoşa Sanat Tiyatrosunun, Kasım ve Aralık aylarında oynanan ‘’ İmparatorluk Kuranlar ya da Şümürz’’ adlı oyunun gösterimleri sona erdi. Birçok tiyatrosever tarafından ilgi gören oyun büyük ilgi topladı. BorisVian’ın yazdığı ve bir burjuva ailesinin tüm değerlerini geride bırakarak ‘yükselişini’ ele alan oyunun yönetmenliğini Halil İbrahim Demir yaparken oyunda da, Erdem Oktar, Suzan Polat, Çağdaş Öğüç, Ulaş Öğüç, İlknur Durmaz ve Çağla Topcan rol aldı. Lefkoşa Sanat Tiyatrosu’na sanat alanındaki başarılarının daimi olmasını temenni edederiz.

kültür – sanat yaratmak için yola çıktık. Birlikte izleyip üretmek için tüm halkımızı ücretsiz gösterimlerimize bekliyoruz.

T A K İ R A I B S A M E N İ S


GENÇLİK

OCAK 2012 Sayfamız gençlik sayfası olunca ve şiarımızda yaşanası

SAYFA 9

Genç Barikat olarak bu ay üniversite öğrencisi olan Cansu ile bir röportaj gerçekleştirdik. Kendisinin ağzından adada üniversite öğrencisi olmanın onun için ne anlama geldiğini paylaşacağız.

bir dünya olunca bu uğurda yaşamına son verilen Erdal'dan bahsetmemek onu sizlere anlatmamak olmazdı. Erdal 12 Eylül 1980 darbesinden hemen sonra 17 yaşındayken yaşı 18 e çıkartılarak idam edildi. Şüphesiz bu katilleri için; dönemin politize olmuş yaşadıkları ülkeyi (dünyayı) değiştirmeye girişmiş gençliğe verilecek bir gözdağıydı. Bunun için hiçbir kanıtı olmayan bir iddia ile suçladılar onu. ODTÜ öğrencisi Sinan Suner 'in Mhp'li bir bakanın koruması tarafından öldürülmesinin sonucu çıkan protestoların birinde jandarma eri Zekeriya Önge vurularak öldü. İşte Erdal hiçbir kanıtı olmayan bu iddia ile Zekeriya Önge'yi öldürmek ile suçlandı. Ve 13 Aralık günü idam edildi. İdamının üzerinden geçen 31 yıla rağmen Erdal'ın değiştirmek için mücadelesini verdiği sorunlar azalmak yerine arttı da arttı. Bizim için de bugün Erdal olmanın anlamı parasız bilimsel demokratik eğitim mücadelesi vermekten, ellerinden her türlü kazanılmış hakkı alınmaya çalışılan işçi ve emekçilerle birlik olmaktan, aynı adada birlikte barış içinde yaşamayı dile getirmekten geçiyor. O emperyalizmden kurtulmuş; üreten sınıfın aynı zamanda yöneten olduğu bir ülke için mücadele ederken düşüncelerin mezara konmayacağını bilmeyen egemenler tarafından öldürüldü. Biz gençler Erdal'ı ancak verdiği mücadeleyi anlayarak bu mücadeleyi sürdürerek yaşatabiliriz. Bugün dünyanın dört bir tarafında emperyalizme, savaşa, sermayeye karşı mücadele etmek; Dominiklerden Kıbrıs'a Anadolu'dan Afrika'ya ERDAL EREN olmaktır. Tahsin Gürtaç

PARANIN EĞİTİMİ, EĞİTİMİN PARASI… Eğitim 21. Yüzyılda ekmekten farksızdır! Şöyledir ki malum ekmek ana besin kaynağıdır. Ve her ne kadar herkes ekmek yeme hakkına sahip olsa da parası olan indirir mideye… Bu eğitim de öyledir şarttır haktır! E şimdi bu eğitim ekmekten de pahalıdır hani öyle 3-5 kuruşla satın alınmaz. Hadi diyelim sözde devlet okulları olan ülkeler kamusal hak deyip yazdılar ana yasalarına e onlarda satarlar malum bu dünyada hak parası olanın hakkıdır. Zaten insan hakkıdır derlerken de bilirler kimi insan yerine koymadıklarını. Kaldı ki bir de KKTC gibi üniversitelerin sermayenin tekelinde olduğu bir ülkede üniversite öğrencisi olmak ile alışveriş yapmak arasında bir fark göremeyiz. Mağaza sahibi (üniversite patronu) emeğini satmak durumunda olan mağaza çalışanıyla (eğitim emekçisi) ekmek almak durumunda olan müşteriyi (öğrenciyi) buluşturuverir dükkânında ( üniversitede). Al gülüm ver gülüm memnun mudur herkes? Memnun olan biri vardır tabii kim olduğu malumdur onunda. Onun dışında biz oraya yine de üniversite denilmesini sağlayan öznelere dönersek; eğitim emekçisi ve öğrenciye hiç vida atmayacak gibi görünen bu çarka kasnak sokabilecek yegâne güç onlardır. Bir taraftan bebeklikten duymaya alışık olduğumuz parayı veren düdüğü çalar ninnisine parayı veren doktor mühendis avukat öğretmen… Vs. olur versiyonu eklenme tehlikesi ( ki eklendikçe içselleşecektir) bir taraftan çarka sokulacak kasnak… Bu durumda eğitim HER İNSAN için kamusal haktır. Deyip bu sömürüye maruz kalan HER İNSAN döndürdüğümüz çarkın içinden kurtulmak mücadele etmek zarureti doğar. Üniversitelerin özgürce fikirlerin ifade edildiği bilimle aydınlandığı bir alan olmasının temeli buradan geçer. Malum birinin arazisine dikilmiş taş binalardan öte bir şeydir üniversite. Ve tıpkı ekmek gibidir. Her ikisinin de herkesle barışması ve herkesle buluşması için çarka kasnak takacak olan bizlere ihtiyaç var.

Genç Barikat: Kısaca kendinden bahseder misin? Cansu: İstanbul’da doğdum babam memur. 20 yaşındayım ailem şu an Bursa’ da yaşıyor. 3 kardeşiz. Uluslararası Kıbrıs Üniversitesinde Sosyal Hizmetler bölümü öğrencisiyim. Genç Barikat:Adaya gelmeye nasıl karar verdin? Ve ada hakkında ilk izlenimlerin nelerdir? Cansu: Adaya alışmam zor olmadı insanların oldukça sıcak kanlı olduklarını düşünüyorum. Yayalara yol veriliyor olması çok hoş. Doğrusu Türkiye ‘ye gittiğimde araba çarpmasından korkuyorum. ( gülüşmeler…) Ama Bursa ‘ya gitmem de zor. Direk uçak yok zaman kaybı ve boşa masraf söz konusu oluyor. Ve buraya gelmeye nasıl karar verdim? Malum herkesin bildiği gibi Türkiye ‘de YGS LYS engeli var. Aldığım puanla Türkiye ‘de maalesef önü kapalı sonunda işsiz kalacağım bir üniversiteye gitmek istemedim. Burayı da tam burslu olarak kazabilirdim ben de öyle yaptım tercihleri yaparken ailemin haberi yoktu. Ama şimdi maaşlarının yarısını göndererek destek olmaya çalışıyorlar. Genç Barikat: Evet durum bu ki en temel gereksinimleri dahi karşılamak oldukça güç. Sen barınma problemi yaşadın mı? Cansu: Hala yaşıyorum. Şimdi bir akrabamda kalıyorum. Eve çıkabilmek maddi açıdan oldukça zor. Yurtlar da oldukça pahalı en uygunu için dahi yıllık 8 bin lirayı gözden çıkarmamız gerekiyor. Aslında karşılayamayacak durumda olan öğrenciler için üniversitelerin bu sorunu çözmesi gerekiyor ya ücretsiz ya da ulaşılabilir olması gerekir. Özellikle burslu yerleşenler çok sıkıntı çekiyor.Ayrıca KKTC’deki bütün üniversitelerin özel olması çok can sıkıcı. Dışardan özel üniversitelere gidenlerin zengin olduğuna dair bir izlenim var ama gerçek öyle değil insanlar mecbur kalıyorlar. Genç Barikat: Bir de KYK Burs belirsizliği var…. Cansu : Kesinlikle öyle tam bir belirsizlik. Önce sonuçlar açıklandı herkese çıktı diye sevindirdiler. Sonra öyle olmadığını öğrendik. Hazırlık öğrencilerinin ki kesin değilmiş. Ama hazırlıktakilerin de buna ihtiyacı var çoğu öğrencinin olduğu gibi. Genç Barikat: Üniversitende ve adada öğrencileri doyuracak kültürel sanatsal aktiviteler olduğunu düşünüyor musun ya da şöyle de sorabiliriz öğrencilerin kendilerini ifade edebileceği yaşam alanları var mı? Cansu: Hayır yok ben kendim tiyatroyu çok seven biriyim. Ama böyle birşeyin varlığı sözkonusu değil. Yaşam alanlarına gelince tekdüze seyahatlerden öte gidemiyor maalesef. Genç Barikat: Peki Cansu son olarak geleceğe güvenle bakabiliyor musun? Cansu: Okuduğun bölümden dolayı mezun olunca işsizlik sıkıntısı çekeceğimi düşünmüyorum. Ama bu herkes için böyle değil. Ve bu çok kötü bir durum. Cansu : Kesinlikle öyle tam bir belirsizlik. Önce sonuçlar açıklandı herkese çıktı diye sevindirdiler. Sonra öyle olmadığını öğrendik. Hazırlık öğrencilerinin ki kesin değilmiş. Ama hazırlıktakilerin de buna ihtiyacı var çoğu öğrencinin olduğu gibi. Genç Barikat: Üniversitende ve adada öğrencileri doyuracak kültürel sanatsal aktiviteler olduğunu düşünüyor musun ya da şöyle de sorabiliriz öğrencilerin kendilerini ifade edebileceği yaşam alanları var mı? Cansu: Hayır yok ben kendim tiyatroyu çok seven biriyim. Ama böyle birşeyin varlığı sözkonusu değil. Yaşam alanlarına gelince tekdüze seyahatlerden öte gidemiyor maalesef. Genç Barikat: Peki Cansu son olarak geleceğe güvenle bakabiliyor musun? Cansu: Okuduğun bölümden dolayı mezun olunca işsizlik sıkıntısı çekeceğimi düşünmüyorum. Ama bu herkes için böyle değil. Ve bu çok kötü bir durum.

AYIN FOTOĞRAFI


OCAK 2012

İŞÇİ-SENDİKA

BES Başkanı Savaş Bozat ile Röportaj Bu ayki sayfamızı BES(Belediye Emekçileri Sendikası)'e ayırdık. BES Başkanı Sayın Savaş Bozat sorularımızı yanıtladı: Barikat: Sendikanınız tarihçesini ve bugüne kadar geçirdiği süreçleri anlatabilir misiniz? Savaş Bozat: Sendikamızın kuruluş tarihi 1970 ama aktif olarak göreve başlama tarihi 1972'dir. Daha önceleri sendikamız şu an ismini söylemeye gerek duymadığım bir federasyona bağlı idi ve belediyelerde örgütlü bir yapıydı. İsmi önceleri Lefkoşa Müstahdemleri ve İşçileri Sendikası olarak geçmekteydi ve bağlı olunan federasyon ile aralarında sorunlar çıktığı için tek başına devam etme kararı alınmıştı, yani herhangi bir federal yapı altında yürümek uygun görülmemişti. Böylelikle Belediye Emekçileri Sendikası adı altında bu yapı kuruldu ve o seneden itibaren hala daha ayakta durmaktadır.

Barikat: Peki Belediye Emekçileri Sendikası kurulduğu günden, bu güne kadar barış mücadelesine ne gibi katkıları oldu? Savaş Bozat: Bizim saflarımız barış yönündedir. Geçmiş yıllarda yapılan genel kurullarda bu konuda bir takım sorunlar çıkmasına rağmen üyelerimizin kararlılığı sayesinde bu durumu ortadan kaldırabildik yoksa bizleri bekleyen çok ciddi sorunlar vardı. Son yapılan kurultayımız biliyorsunuz, kavga, gürültü ve patırtı ile geçti. Ama Belediye emekçisi sendikasına sahip çıktı.

YAZI

Barikat: Sendikanız rejim tarafından etkin bir şekilde baskılara maruz bırakıldı mı? Savaş Bozat: Sendikamız kurulduğu günden itibaren rejim tarafından baskılara maruz kalmıştır zaten. Bu tür baskılara karşı kurulmuş bir sendika olduğumuzun altını çizmek istiyorum. 1970 yılından itibaren üyelerimizin dirayetli duruşları neticesiyle bugünlere gelebildik. Sonuç itibariyle bizler gelip geçici kişileriz önemli olan çalışanların kendi sendikalarına sahip çıkmalarıdır. Bu noktada sendikal yapımızın temelini üyelerimiz oluşturmaktadır. Ben burada sadece ve sadece onların bir temsilcisi olarak bulunmaktayım. Sonuçta üyelerimizin bizlere vermiş olduğu güçten destek alarak engellerimizi aşmaktayız. Barikat: Sendikanızın gerek Güney Kıbrıs'ta gerekse dünyada işbirliği halinde bulunduğu sendikalar var mı? Savaş Bozat: 1986 yılından itibaren Güney Kıbrıs'ta bağlantı kurduğumuz sendikalar var. PEO' ya bağlı SIDIKEK isimli sendika ile iletişim halindeyiz. Nitekim SIDIKEK belediyeler ile ilgili bir sendikadır yalnız onların çalışma alanı biraz daha geniştir. O dönem eski başkanlarından Mustafa Kemal Arif'in özverili çalışmaları ile kurulan ilişkiler hala daha kesintisiz bir şekilde devam etmektedir. Bu süreç içerisinde büyük zorluklar çekildiğini de belirtmek isterim zira eski dönemlerde kapıların açık olmadığından dolayı sendikalar arasındaki bağlantılar çok zor sağlanmaktaydı. Bazı zamanlarda yönetim, güneye geçip sendikalar ile görüşmeye katılacağız dediğimizde bizlere olumsuz cevaplar da verdi… Ayni şekilde güneyden kuzeye geçmek isteyen sendikalarda benzer sorunlar ile karşı karşıya kaldı. Hatta ve hatta sivil polisler tarafından izlenmekteydik. Kısacası geçmiş yıllarda güneydeki sendikalar ile işbirliği kurmamız çok güçtü. Ama artık kapıların açılması ile birlikte işbirliği sahalarımız da arttı. Bu bağlamda geçmiş yıllarda iki toplumlu etkinliklerin yapılmasında etkin rol oynadık.

Barikat: Lefkoşa Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğulları'nın desteklediği gurubun size yönelik baskısı oldu mu? Savaş Bozat: 1970'de kurulan Belediye Emekçileri Sendikası ilk kez üç listelik bir genel kurul geçirdi. Bu listedeler şimdiye kadar iki adet çıkardı. Ama üç listelik genel kurul ilk kez oldu. Üçüncü listenin doğumu da çalışanlar arasından ki rekabetten değil dış güçlerin yönlendirme ve baskısından kaynaklandı. Bana göre Belediye Emekçileri Sendikası 15 Ekim'de bir tarih yazdı zira böylesine bir genel kurul daha önce görülmemişti. Bir sandığa gelip de 970 kişinin oy kullanması ve o kuyruğun sabahtan aksama kadar hiç bitmemesi gerçekten bir ilkti. Bizler bu sandıktan zaferle ayrılarak buralara geldik. Bu üyelerin desteği ile ayakta durduğumuz için özellikle son aylarda karşımıza çıkan büyük engelleri kolaylıkla

SAYFA 10

aşmasını bildik. Unutmamalıyız ki, ülkemizin mevcut yapısı içerisinde sorunların çözüm yeri sokaktır. Yasalara bakıldığı zaman aslında memleketin iş yasası gayet sağlıklı görünmektedir fakat esas sıkıntı bunun uygulanamamasından kaynaklanmaktadır. Kısacası yasal hakların öyle kolay verilmediğini ve söke söke alınması gerektiğini düşünüyoruz. Barikat: Peki sendikanızın kaç üyesi var ve tüm Belediyelerde örgütlü müsünüz? Savaş Bozat: Sendikamızın 1267 adet üyesi var ve bunun yanında bizlere bağlı 8 adet belediye bulunmaktadır. Hedefimiz bu sayıyı daha da yukarılara çıkartmaktır ama işi kuralına göre oynamamız gerekmektedir. Mesela Serdarlı Belediyesi örneğini vermek istiyorum. Tamamen işveren baskısı ile Belediye Emekçileri Sendikasından uzaklaştırılan çalışanlar ve sendikanın onlara sahip çıkmamasıdır. Bu konu hala mahkemededir ve sorun gerçekten yürekler acısıdır. Problem ise bir personelin son yapılan kadrolamalarda memur kadrosuna getirildiği halde işveren tarafından onay görmemesidir. Yani belediye başkanı tarafından belediye kadrosunda istenmiyor. Bu olay neticesinde 1 yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen o arkadaşımız issiz. Ne yazık ki, belediye başkanları bu işi padişahlık gibi algılıyorlar ve ülkemizde 28 farklı cumhuriyet varmış gibi bir hava yaratıyorlar. Kısacası, bir bakanın bir milletvekilinin yapamadığını kendi bölgelerinde kolaylıkla yapabiliyorlar. Tıpkı yıllar öncesinden kalmış despot derebeylikleri gibiler. Yani işimiz gerçekten çok zor. Düşünsenize, dünyanın tanımadığı bir cumhuriyet içerisinde 28 farklı cumhuriyet gel de işin içinden çık bakalım. Barikat: Sendikanız üyeleriniz için eğitim çalışmaları yapıyor mu ve bu çalışmalara üyeleriniz katılıyor mu? Savaş Bozart: Bizler bu konuda çok duyarlıyız. Yapmış olduğumuz toplu iş sözleşmeleri ile çalışanlarımıza eğitim için zaman ayırmaktayız. Bu eğitim çalışmalarında, sendikal ve yasal konularda çalışanları bilgilendirme öncelikli hedef olarak belirlenmiştir. Son yapılan genel kurul sonrasında iki adet eğitim çalışması yapılmıştır. Bir tanesi ekim ayında diğeri ise kasım ayında yapıldı. Önceleri 60–70 kişi ile gerçeklesen çalışmalar artık 250–300 kişilik katılımlar ile gerçekleşmekte. Tahminimce bu katılımlar 500 ve üzerine çıkacaktır zira çalışanlar yönetim tarafından çok büyük zorluklar ve tehdit altında bırakılıyor. Bizim çatımız altındaki belediyeler çalışanlarına karşı tüm yasal sorumlulukları yerine getirmektedir ama diğerlerinde böyle bir durum yok ve buna hesap soran da yok. Çalışanların hep bir ağızdan söylediği; devlet ararız devlet yok, hükümet ararız hükümet yok… Kısacası bu çalışanların ne bugünü ne de yarını garanti altında değildir. Özellikle sosyal sigortalar ve ihtiyat sandığı ile sorunlar yaşanmaktadır. Mesela, sosyal sigortalı olmalarına ve maaşlarından kesinti yapılmasına rağmen gelecekleri güvensiz altında değil.


OCAK 2012

Barikat: Belediye emekçilerinin genel sorunları nelerdir ve sendikanızın bu anlamda çözmeye çalıştığı ve kafa yorduğu sorunlar nelerdir? Savaş Bozat: Öncelikle toplu iş sözleşmesinin çalışanlar için bir can damarı niteliği taşıdığını belirtmek istiyorum. Çünkü bu sözlemseler işçilerin geleceğini garanti altına alan bir düzenlemedir. Fakat gelin görün ki bu sosyal sigortalar ve ihtiyat sandığı konusu 1990'lı yıllardan beri var olan bir sorundur ve gelmiş geçmiş hiçbir bu soruna köklü bir çare üretememiştir. Nedeni ise; 1995 yılında geçirilen belediyeler yasasındaki 31. maddedir. Bu maddeye göre belediyelerin herhangi bir dava sonucunda malına, mülküne haciz konulamaz. Bu madde sayesinde büyük bir güç elde ettiğini zanneden işveren ve belediye başkanları ödeme yapmaktan kaçınmaktadırlar. Bu konu ile ilgili olarak bizler göreve gelir gelmez bu sorunun ortadan kaldırılması için ilgili maddenin düşürülmesi için anayasa mahkemesine başvurduk. Geçen hafta bu konuda anayasa mahkemesine dava açtık. Şu an açmış olduğumuz davanın sonucunu beklemekteyiz. Ama netice itibariyle er ya da geç davanın kazanılacağı kanısındayız zira bu durum anayasanın eşitlik ilkesine ters düşmektedir. Barikat: Bildiğimiz kadarıyla BEL-SEN Sendikal Platform'un içerisinde de çalışmalar yapmaktadır. Ayrıca hükümetin, TC merkezli saldırılar yaparken hayatın her alanında ortaya çıkarttığı zorluklara karşı sendikal platformun öncülüğünde halkın sokaklara döküldüğünü ve bu kötü gidişata dur dediğini gördük. Bunun yanında platform içindeki bazı sendikaların eylemlerin yönünü değiştirdiğini ve Sendikal Platformu zayıflatmaya çalıştığını görüyoruz. Bunu neye bağlıyorsunuz? Savaş Bozat: Sendikal Platform'un gücü zaten ortadadır, bence bu durum çok büyük bir tartışma konusudur. Bence Sendikal Platform'da çok başlılık olmamalıdır. Sendikaların kendi içerisinde oluşturacağı bir merkezi noktadan yönetildiği bir sistem oluşturmalıdır. Sendikal Platform özellikle toplumsal sorunlarda birlik olmaktadır. Bana göre ülkemiz sendikacılığı ciddi bir şekilde masaya yatırılarak sorgulanmalıdır. Bu şekilde üyelerin ve seçilmiş sendikacıların sorumluluklarının neler olduğu daha net bir şekilde ortaya konmalıdır. Kurulacak bir denetleme kurumu ile sendikacı ve üyeler görevlerini yerine getiriyor mu getirmiyor mu ya da eğer getiremiyorlarsa neden getiremiyorlar diye sorgulanmalıdır. Çünkü maalesef ülkemizde herkesin bir “dayısı” var ve sendikanın ne demek olduğunu bilmeyen üye yapısına da sahibiz. Sendika üyelerini bir hazine gibi görmemelidir. Bize göre sokağa çıkıldığı zaman kazanmanız gerekmektedir. Zira sadece nutuklar atmak ile bir yerlere varılmaz. Örneğin sigortalar yasası ile sokağa çıkıp sorun; kaçının bu konu hakkında bilgisi var? Kısacası toplum içerisinde bir bilgilendirme sorunu var ve bunu aşmakta zorluk çekiyoruz. Bu noktada eğitim ve bilinçlendirme büyük önem taşımaktadır. Örneğin en son meclis önünde yapılan eylemde yaklaşık 1500 – 2000 kişiydik ama ne oldu konuşmacı oraya çıkınca sayı yarı yarıya indi herkes dağıldı. Çünkü eyleme katılanlar bilinçlendirilmiş değiller ve sadece sendika başkanlarının yönlendirmesi neticesinde orada bulunmaktadırlar. Kısacası bilinçlendirme çok önemli. Bizler emekçinin yanındayız, bugün varız yarın yokuz. Bizler her şeyin sokakta çözüleceğine inanıyoruz ama bunu güçlü ve hep birlikte yapmak gerektiğinin altını çizmek istiyoruz. Olayların üzerine bilinçli bir tabanla gidilmediği takdirde başarısız olunur. Sendikacılık nutuk atmak, televizyonlara çıkmak ya da gazetelere demeç vermekle olunmaz büyük mücadele gerektirir. Sendikalar kendi içerisinde acilen toparlanmalıdırlar ve tabandan kopuk bir şekilde hareket etmeyi bırakmalıdır. Mesela sendikalar grev kararı alıyor. Ama grev saatlerini belirledikten sonra bir anda bakmışız ki herhangi bir sendika grev saatlerini

İŞÇİ-SENDİKA farklı duyuruyor. Ben bu gibi durumları gerçekten anlayamıyorum. Peki, hani bir günlüğüne hayatı durduracaktık. Birlik böyle mi olur? Anlatmaya çalıştığım Sendikal Platform içerisinde bir takım tutarsızlıkların olduğu ve daha ciddi bir şekilde birlik haline gelmemiz gerektiğidir. Hükümet kanadı aldı başını gidiyor. Neden; çünkü bu şartlar altında sendikalar istedikleri kadar bağırsa da icraat yapamazlar düşüncesindeler. Kısacası hükümetin temel zihniyeti; bunlarda icraat yok, bunlardan ne köy olur ne kasaba zihniyetidir. Haksız mılar? Bence haklılar. Ben başbakan olsam bu sendikal yapıyı da bilsem istediğim yasayı geçirim. Anavatanından alır talimatı gelir burada uygular sende burada istediğin kadar çırpın. Sendikaların rolü perde arkasında farklıdır perde karşısında farklı. Anlatmaya çalıştığım bu şekilde bir YAbirZIgenel grev yere varılamayacağıdır. En basit örneği kararı alınıyor bakıyoruz devlet daireleri hala çalışıyor. Bu şekilde olmaz. Laf kalabalığı yaparak bir yere varılmaz böyle geldi bu şekilde gider düşüncesi çok yanlış. Bu sorunu nasıl çözebiliriz derseniz ancak ve ancak Sendikal Platform içersinde ciddi bir birlik sağlayarak çözebiliriz. Bu koşullarda sadece bir sendikanın yapabileceği bir şey değildir. Ortak alınacak kararlar neticesiyle sağlanacak bir ortamdır. Biz sendika olarak elimizden gelenin en iyisini yapmaktayız ama bizden başkaları da var. Örneğin daha fazla üyeye sahip örgütler var onların da ciddi çaba göstermesi gerekmektedir. Ha eğer diyorlarsa ki bizler mevcut statükodan memnunuz o zaman farklı. Bence bu mücadeleyi veren tüm sendikalar halkı kucaklamalıdır. Aksi takdirde meydanlarda 10 binler yerine birkaç bin insan olacaktır. Tüm bunların yanında siyasi partilere alet olan sendikalarda var ve onların güdümünde farklı farklı açıklamalarda bulunuyorlar. Barikat: Biraz da güncel olaylardan bahsedelim. Ay içerisinde bir günlük bir uyarı grevi gerçekleştirdiniz. Bu grevin gerekçesi ne idi ve amacına ulaştı mı? Savaş Bozat: Grevimizin esas amacı; Lefkoşa Belediyesi çalışanları 2007 Ocak ayından itibaren maaşlarını gününde alamıyor. Bu da yetmezmiş gibi ihtiyaç sandığı ve sigortaları da yatırılmıyor. Bizler gidip belediye başkanı ile temasta bulunarak nezaket ziyaretinde bulunduk. Bizlere kasım ayı maaşlarının 2 gün gecikmeli verileceğini ancak bayramlıklarını da ek mesailerini de vereceğim dedi. Bizler kabul etmedik ve maaşları gününde aldık. Gel gelelim son yapılan eylemin ana nedeni yine maaşların gününde ödenmemesidir. Birde utanmadan 6 veya 8'inde ödeme yapılacakmış gibi basına açıklamalarda bulunuldu. Hala daha Kasım maaşını alamayan çalışanlarımız var. Ayrıca Lefkoşa Belediye Başkanı geldi geleli kendi istihdam ettiği çalışanlara 13. maaşı koklatmadı. Maalesef ülkemizde bunun hesabını verecek bir makam yok. Ülkemizin önemli sıkıntılarından bir tanesi de çalışanların korku duymasıdır. Zira çalışan, eğer ben ısrarcı olursam işveren tarafından işimden atılacağım ya da kadrolanmayacağım düşüncesindedir. Bu yüzden çalışanlar sesini çıkartmıyor ve 5 senedir kimseye 13. maaşını ödemiyor. Bu sebepten dolayı bizler kendisine daha önceden avukat vasıtası ile bir uyarı yazısı gönderdik. İlerleyen dönemde içerisinde çalışanların maaşlarını nasıl yapacaklarını merakla bekliyoruz. Eğer gününde maaş ödemesi yapılmazsa kendilerine her türlü eylem ve süresiz grev ile birlikte karşılık vereceğimizi bildirdik. Biz topu attık bekliyoruz gelecek karanlık görünüyor hem de zifiri karanlık. Barikat: Bildiğiniz gibi son dönemlerde meclisten geçirilen üç tane yasa var. Bunlar; sosyal güvenlik yasası, muhaceret yasası ve birleşik faiz yasasıdır. Bu yasalar karşısında sendikanınız duruşu nedir? Savaş Bozat: Duruşumuz açık. Net söylüyorum hepsine de karşıyız. Zaten ben bu muhaceret yasasını en

SAYFA 11

başından anlamadım. Bu tür yasalar geçmişte de oldu ne getirdi ve ne götürdü ya da şimdiki ne getirecek? Hiçbir şey. Peki ya faiz? Daha netlik kazanmadı. Geçen hafta bakanlar kurulu bu konu hakkında iki kere olağanüstü toplanıp görüştü yine bir karar alınamadı. Bence iktidarı elinde bulunduran bu sistem faiz yasasını asla geçirtmez. En sonunda yine fatura bizim gibilerin üstüne kesilecek. Kimse halkı düşünmüyor bankacıları düşünen var. Memleketin siyasi yapısı darmadağın bu meclisten hiçbir şey çıkmaz. İktidar ise hükümetçilik oynamaktan başka hiçbir şey yapmamaktadır. En basiti faiz yasası ile ilgili çalışmaları bile Türkiye'den gelen ekonomi uzmanları yaptı. Bu memlekette yok mu bizim uzmanımız? Ama demek ki bizim dediğimiz olmazmış. Barikat: Peki bu yasaları siz sendika olarak incelediniz mi? Bu yasalar emekçilerin çalışma koşullarını iyileştirecek mi? Savaş Bozat: Bu af yasası ile ilgili daha önceden de konuştuğum gibi devlet günü birlik geçici çözüm önerileri ortaya koymaktadır. Hiçbir şekilde çalışanların haklarını tamamıyla karşılayamayacaktır. Dolayısı ile ben ümitsizim ve topluma kazandıracağı getirisi olacağına inanmamaktayım. Bakınız faiz yasasının detaylarını bilmiyorum. Ama gözlemlediğim kadarıyla banka kapılarında mahkeme koridorlarında sürünen bir sürü insanımız var. İlerleyen günlerde faiz yasası ile detaylı bilgiler elde edeceğiz ortaya çıkan kararlardan memnun kalmazsak eğer tepkimizi en sert şeklide göstereceğimizden herkes emin olabilir. Kesinlikle boş boş ahkâm keserek değil sistemli ve bilinçli şekilde yapılacak eylemlerle bunları yapacağız. Bildiğiniz gibi grev en son kullanılması gereken silahtır. Grev çok ciddi hesaplamalar sonucunda yapılmalıdır zira ya kazanacaksın ya da geri çekileceksin. Şimdiye kadar hep karşı taraf greve rağmen kazandı. Demek ki grevlerde de tartışılması gereken sorunlar var. Sendikaların hastalıklarından bir tanesi de budur. Sendikacının başarmama gibi bir alternatifi olmamalıdır. Bence başarısız olup hedefimize ulaşamayacaksak grev yapmamalıyız. Dikkatinizi çekmek istediğimde geçmiş dönemlerde yapmış olduğumuz grevin uyarı grevi olduğudur. Durumun bu şekilde sürmesi halinde sene sonunda yapacağımız grev çok farklı olacak. Sonucunda ya ben gideceğim ya da Cemal Bey. Bekleyip göreceğiz. Barikat: Bildiğiniz gibi son dönemlerde her yere cami yapılması liselerimize ilahiyat bölümleri açılması ve ilaveten üniversitelerde ilahiyat fakültesi açılması gündeme gelmiştir. Hatta kapalı kapılar ardında gizli pazarlıların yapıldığı biliniyor. Sizce bu durumun esas amacı ne olabilir? Savaş Bozat: Esas amaç belli. Türkiye'deki iktidarın istekleri doğrultusunda burada hareket ediliyor. Bizde ne gerek var tüm bunların yapılmasına? Zaten mevcut sendikalar gerekli uyarıyı yaptı ve grevi de sürdürüyor. Haklı değiller mi? Bence yüzde yüz haklılar. Bunun nedeni bizim seçtiğimiz politikacılardır. Hepsi çıkıp oyun oynuyor. Her ay bir takım yeni yasalar dayatılıyor ve bunları geri çeviremiyorlar. İlahiyat da bu senaryolardan bir tanesidir. İlahiyat, tartışmaya açık bir konudur. Bence bu lise ve ortaokul seviyesine hiç getirilmemelidir. Fakülte olarak açsınlar bir şey diyemem isteyen gidip yüksek lisansını orda yapsın ona da bir şey diyemem. Ama ortaokul seviyesine bunu dayatmak çok yanlıştır. Yüksek lisans yapmak isteyenin önü açık olabilir. Sonuçta nasıl vatandaşlık hakkı varsa bir bireyin eğitim hakkı da vardır ama bunu zorunlu hale getirmek kesinlikle yanlış bir davranıştır. Herkesin inanış bakımından özgürdür. Bilgi edinmek istiyorsa öğrenebilir ki ilahiyat da bir bilim dalıdır. Ama ortaokul seviyesine kadar bu zorunlu olmamalıdır. Biliyoruz ki Türkiye'den gelen bir takım din adamları küçük yaştaki çocukları alıp eğitiyorlar. Bence işin başı Recep Tayyip Erdoğan'dır.


OCAK 2012

Barikat: Peki özelleştirmeler konusunda sendikanızın duruşu nedir? Halkın malı olan kurumların özelleştirilmesi hakkında ne diyeceksiniz? Sonuçta kurumlar birilerine peşkeş çekiliyor örneğin KTHY,DAİ-DAK gibi kurumlar bir günde yüzlerde insan sokağa atıldı. Düşünceleriniz nedir? Savaş Bozat: Öncelikle belirtmek isterim ki bizler özelleştirmelere kesinlikle karşı bir sendikayız. Bunu bugün sadece ben söylemiyorum. 70'li yıllardan beridir çizgimiz böyledir. Yakın geçmişte özellikle Özal döneminde özelleştirme sözünü çok duymaya başladık. Baktığımız zaman özelleştirmeler bize hiçbir şey getirmiyor. Tamam, biz özelleştirmeleri ret ediyoruz, peki uygulayanlar açıklasın bizlere bugüne kadar getirileri ne oldu. Bütçelerine ne kattı? Bir katkıları var mı? Hayır, katkısı falan yok. Çünkü bu kurumlar sadece peşkeş çekiliyor. Adı özelleştirme ama esasında peşkeş çekilmekten başka bir şey değil. Sonuçta herhangi bir yasal düzenlemeye uygun bir şekilde düzenleme yapılıp sonrasında özelleştirme yapılmıyor. Özelleştirmeler perde arkasında oynanan oyunlar ile yapılmaktadır. Çok ciddi pazarlıkların da yapıldığını biliyoruz. Belki de Elektrik Kurumu içinde bu geçerlidir. Kıbrıs Türk Toplumu olarak bizler ne yapacağımızı bilmez bir konuma geldik. Bizlere “al parayı da sus ol” diyorlar “sesini çıkartma” diyorlar ve istediklerini de yaptırıyorlar. Ama bizde de iradenin ciddi bir şekilde ortaya çıkması çok önemli. Yoksa bu konular böyle gelir böyle gider. Kimseye de derdimizi anlatamayız. Belki de birilerinde bu tür sorunları anlatacak yürek olsa bu sorunlar bu noktaya kadar gelmeyecek. Ama politikacılarımızda öyle yürek yok. Ülkemiz politikası bildiğiniz koltuk sevdasından başka bir şey değil. Ne yazık ki kendi siyasilerimiz kendi toplumunun çıkarlarını savunamıyor. Biz sendikacılara göre ise önemli olan toplumu korumaktır, koltuğu değil. Hedefin koltuksa bu emirlere uyacaksın ki öylede yapıyorlar. Ama eğer hedefin bu tür dayatmalara direnmekse gidip masaya oturup direneceksin ve seni ciddiye almalarını sağlayacaksın. Tüm bu sorunları o masada eline boyuna tartışacaksın ve gelip hepsini kendi toplumuna anlatacaksın. Kendi toplumunun onayını aldıktan sonra evet ya da hayır diyeceksin. Sistemin böyle olması lazım ama maalesef bizler hep talimatla yönetiliyoruz. Barikat:Buna benzer uygulama “Kıbrıs Türk Petrolleri” için de yapıldı. Bu kurum yerli sermayeye satıldı. “Sözde muhalefet partileri” bu peşkeşi halkın zaferi olarak kutladı. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Savaş Bozat: Bence bu bir şaka gibidir. Buna destek olmasalardı yarın seçim günü geldiği zaman “propaganda” kaynaklarını kim yaratacaktı? Esas seçim propagandalarına destek veren zengin işadamlarıdır. Peşkeş çekilmenin yapancısı yerlisi yoktur. Sonuçta kamu kurumları elden gidip başkasına ait oluyor. Sermayenin dini, dili, ırkı yok. Tüm bunlar ülkemiz siyasetinin yozlaşmış yüzünü net bir şekilde ortaya çıkartıyor. Kimse farklı bilmesin ülkemiz siyasilerini yönlendiren üç beş tane

İŞÇİ-SENDİKA sermayedardır ve bu işler onların kontrolü altındadırlar. Onlara danışmadan hiçbir şey yapamazlar. Bir günden bir güne gelip sana bana danıştılar mı? Maalesef yine elimiz kolumuz bağlı bekliyoruz. Halkın artık uyanması lazımdır. Bizler sendika olarak tüm çalışmalarımızı bu yönde yapıyoruz. Sıkıntılar sadece konuşarak çözülmez. Herkes ağzından çıkanı kulağı ile duyması lazım. Söyledikleri ile yaptıkları bir birini tutuyor mu? Sonrada kendilerini sorgulamaları lazım ama bizde öyle bir düzen yok. Barikat: Bildiğiniz gibi mücadeleyi kamuda örgütlü sendikalar yürütüyor. Bu sendikalar genel grev, eylem, miting yaptığında YAZIbu sendikalarda örgütlü çalışanlar katılıyor. Özel sektör emekçileri hiçbir şey olmamış gibi, mücadeleden kopuk bir şekilde çalışmaya devam ediyorlar. Yani bu mücadeleye koşulları gereği destek veremiyorlar. Örgütsüzdürler. Sendikanız özel sektör emekçilerinin örgütlenmesini savunuyor mu? Savaş Bozat: Esasında özel sektör emekçilerinin sendikalaştırılması hakkında CTP hükümeti döneminde çok bekledim. İktidarın büyük ortağı olduğu dönemde daha önceki dönemlerde ve kurulduğu tarihten itibaren yapmış oldukları söylemlerden sonra özel sektör emekçilerinin sendikalaştırılması gerekmekteydi. Hala daha sosyalist bir parti olduklarından bahsetmektedirler, sosyalizmi savunduklarını iddia ediyorlar fakat bu emekçi kesim için bir çare üretemeden çekip gittiler. Simdi da iktidardaki UBP' yi devirmek için bu konuyu zaman zaman kullanıyorlar. Aslında bu tür bir istekte bulunmak için yüzlerinin olmaması gerek. CTP ruhunda direniş yok. Barikat: Kıbrıs sorunu hakkında ne düşünüyorsunuz? Savaş Bozat: Açıkçası son gelişmelere hiç olumlu bakmıyorum. Bizler elimizden geleni ardımıza koymadan her şeyi yapmaya hazırız. Ama bizim elimizden bir şey gelmiyor. İrade başkasının elinde olduğu müddetçe ne yapabiliriz ki? İnşallah sorun en kısa zamanda çözümlenir. Sonuçta hepimizin beklentisi çözüm ve tek çıkış yolumuz da çözümdür. İşin gerçeğine bakarsak tüm yukarda saydığım bu nedenlerden, sorunlardan dolayı içine kapalı bir topluma döndük ve artık kendi ülkemizde bir birimizin kuyusunu kazmaya başladık. Dünyaya sesimizi duyuramıyoruz. Tek temennimiz, Kıbrıs sorununun çözülmesi ve önümüzün açık olmasıdır. Çünkü artık insan olarak yaşamaya başlamamız gerekir düşüncesindeyim. İnanın bana olası bir çözüm sonrasında böylesine bir sisteme sahip olduğumuzdan dolayı dünyaya uyum sağlamak için çok büyük engel ve zorluklardan çekeceğiz. Bu süreçte yıllar alacaktır Barikat: Son olarak neler söylemek istersiniz? Gazetemiz üzerinden emekçilere bir çağrı yapmak ister misiniz? Barikat'a bana bu fırsatı verdiği için çok teşekkür ediyorum ve başarılar diliyorum. Ülkemiz çok zor günlerden geçmektedir. Sermaye ile birlikte

SAYFA 12

hareket eden hükümet biz emekçilerin hayatını zorlaştırmaktadır, yaşanmaz hale getirmektedir. Sendikal harekette ciddi sorunlar yaşandığı için, emekçilerin çoğu örgütsüz olduğu için yarının ne olacağını kara kara düşünmekteyim. Buna ilaveten Kıbrıs Sorununun çözümsüzlüğünün yarattığı umutsuzluk toplumumuzu derinden etkilemektedir. Ama çözülemeyecek bir sorun, aşılamayacak bir zorluk yoktur. Sendikal harekette birlik ve bütünlük sağlanırsa, emekçiler ve bu bozuk düzeni değiştirmek için mücadele eden herkes tek ses olursa toplumsal kurtuluşa giden yolda önemli bir adım atmış oluruz. Bunun olabilmesi için de bu mücadeleyi veren herkesin ciddi, kararlı, özverili olması yılmadan çalışması gerekir. Toplumun çıkarlarını kendi çıkarlarının üstünde tutması gerekir. Eğer kendi çıkarlarının peşinde olanlar varsa aramızda yerleri yoktur. Biz Belediye Emekçileri Sendikası olarak, gerek emekçilerin örgütlü mücadelesi, gerekse toplumsal kurtuluşa giden yolda üstümüze düşeni yaptık ve yapmaya devam edeceğiz.

Barikat: Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz Savaş Bozat: Ben teşekkür ederim. sağolun

Barikat'ın Yorumu: Ülkemiz mücadelesinin çok zor günlerden geçtiği ve kitlelerin pasifize edilmeye devam ettiği, örgütlü, sendikal mücadelenin bitirilmek istendiği bu dönemde işçileri, emekçileri örgütlemek ve mücadeleyi yükseltmek sendikaların en temel görevidir. Emekten, barıştan yana olan sendikaların sadece emekçilerin çalışma hayatında yaşadığı sorunlar için değil, bu bozuk düzenin değiştirilmesi için de, bir araya gelip, ortak sınıfsal bir çizgide sermayeye karşı mücadele yürütmeleri yegane mücadele şeklidir. Oportünistler ve emekçilerin çıkarlarını kendi siyasal çıkarlarının üstünde görenler teşhir edilmelidir. Çünkü onlar eylem ve davranışlarıyla bozuk düzene uyum sağlamışlar, bozuk düzenin savunucusu olmuşlardır. Bu düzende hangi parti hükümete gelirse gelsin, ne emekçinin sorunları çözülür, ne Kıbrıs Sorunu ne de diğer sorunlar. Bu sorunların kaynağı bu bozuk düzen, düzenin mimarı olan sömürgeci güçler ve işbirlikçileriyle ciddi bir hesaplaşmaya girmeden, onların varlığına karşı çıkmadan mücadelemizi zaferle taçlandıramayız. Sermayeye karşı; özelleştirme adı altında düzenlenen “peşkeşlere” karşı; emperyalist işgalci dayatmalara karşı tüm sendikaların, sivil toplum örgütlerinin, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye'deki işçi sınıfları, emekçiler ve ezilen halklarla dayanışma içerisinde bu mücadeleye ayni cephede, birleşik cephede kavga vermek için uğraşmalıyız. BES'in de mücadelesi bu şekilde olmalıdır..! Bu yolda yürünmesi uğruna onların mücadelelerinde, emeğin kurtuluşu yolunda verecekleri kavgada, onlara başarılar diliyor, belediye emekçilerine her zaman destek olmaya devam edeceğimizi bir kez daha yineliyoruz.


İLETİŞİM

OCAK 2012

SAYFA 13

ANİBAL RESTORANT MÜCAHİTLER SİTESİ

BARİKAT

AKKAVUK MESCİDİ

ESKİ HAS-DER BİNASI

BARİKAT: CELALİYE SOKAK NO.67 AKKAVUK / LEFKOŞA / KIBRIS TELEFON: 0548 878 40 01 / MAIL: info@barikatgazetesi.com NOT: TİYATRO ÇALIŞMALARIMIZ, FİLM GÖSTERİMLERİMİZ, KÜLTÜREL VE SANATSAL FAALİYETLERİMİZ VE GAZETEMİZİN TÜM İŞLERİ BURADAKİ BİNAMIZDA YAPILMAKTADIR.


DÜNYA

OCAK 2012

SAYFA 14

AB-IMF Emperyalistlerinden, Yunanistan'a Son 30 Gün..! Yunanistan'ın alacağı 130 milyar Euro'luk yeni yardım paketi belirsizliğe girdi. Atina'ya 30 günlük süre tanındı. Avrupa Birliği (AB), Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından Yunanistan'a verilmesi kararlaştırılan 130 milyar Euro'luk ek yardım paketinin, kalkınma programındaki sapmalar nedeniyle belirsizliğe girdiği bildirildi. Atina'da, kalkınma programının uygulamasıyla ilgili incelemelerde bulunan AB, ECB ve IMF yetkilileri (Troyka), yeni yardım paketiyle ilgili gerekli koşulları yerine getirmesi için Yunanistan'a 30 günlük süre tanıdı. Yunan medyası, Atina'dan ayrılan Troyka heyetinin, yeni yardım paketiyle ilgili müzakereler için tekrar Atina'ya dönme konusunda öne sürdüğü koşullar arasında, 2011 bütçesindeki açığın kapatılmasına yönelik, 2012 yılı içinde 5 milyar Euro'luk ek önlemlerin net bir şekilde belirlenmesi, bu önlemlerin erken seçim sonrasında oluşacak hükümet tarafından uygulanmasının güvence altına alınması için, hükümeti destekleyen partiler arasında anlaşma sağlanması ve borçların yüzde 50 oranında azaltılması programına (PSI) özel sektörün katılımının da

sağlanmasına yönelik müzakerelerin Ocak ayı sonuna kadar tamamlanması amacıyla hızlandırılmasının da bulunduğunu duyurdu. Haberlerde, Yunan basını tarafından bir "ültimatom" olarak değerlendirilen Troyka'nın öne sürdüğü koşullar arasında ayrıca, özelleştirmeler, iş koşulları ve sosyal sigorta ile ilgili konuların yeniden düzenlenmesi, devlete ait bazı kurumların iptal edilmesi, memurların işten

YAZI

çıkarılmaları, kamu kuruluşlarında ve özel sektörde maaşların azaltılması, ek yardımların ve primlerin kesilmesi, sağlık giderlerinin azaltılması ve mesleklerin serbestleştirilmesinin gerçek anlamda uygulanması gibi konuların da bulunduğu belirtildi.

“Tek Yol Devrim” Yazısına 4 Ay vermekle (7 kez)" suçlanan Barik'in Hapis..! 36 yıla kadar hapsi istendi. Mamak'ta duvara "Tek yol devrim" yazdığı için 36 yıl hapsi istenen 19 yaşındaki Fırat Barik, 4 ay tutukluluktan sonra tahliye edildi. Cumhuriyet gazetesinin haberine göre 19 yaşındaki Fırat Barik, Mamak'ta bir tren istasyonunun duvarına "Tek yol devrim" diye yazınca kendini cezaevinde buldu, hakkında dava açıldı. "Terör örgütü üyesi olmak, örgüt propagandası yapmak ve örgüt Üniversiteye hazırlanan Barik, faaliyeti çerçevesinde mala zarar yaklaşık 4 ay tutuklu kaldıktan sonra Yargı Gölköy'deki HES'lere De Dur Dedi.. Ordu İdare Mahkemesi Gölköy'ün Kozören Deresi üzerinde yapılması planlanan Alatay I-II-III Regülatörü ve HES hakkında yürütmeyi durdurma kararı verdi. Ordu Doğa ve Yaşam Alanlarını Koruma Platformunun yörede yaşayanlarla birlikte, Kozören Deresi üzerinde peş peşe yapılacak olan regülatör ve HES'ler için verilen Çevresel Etki Değerlendirilmesi (ÇED) gerekli değildir kararının iptalini ve yürütmenin durdurulması istemiyle dava açmıştı. Ordu İdare Mahkemesi, dava konusu işlemin uygulanması

Birleşmiş Milletler 11 günde 1000 kişiyi öldürdü! BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri, 1 Aralık'ta Suriye'deki ölü sayısını 4 bin olarak açıklamıştı. Aynı kişi, 13 Aralık'ta ölü sayısını 5 bin olarak açıkladı. Hiçbir kaynak bu 11 gün boyunca her gün ortalama 90 kişinin öldüğünü yazmadığına göre Esad rejimi değil, BM kendi kafasından 1000 kişiyi öldürdü.Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay, 1 Aralık'ta yaptığı açıklamada Suriye'de ölenlerin sayısını 4 bin olarak açıklamıştı. Pillay, dün yaptığı açıklamada ölü sayısını 5 Grev Sırası Portekiz’de Belçika ve Fransa'nın ardından Portekiz'de de ulaşım sektörü çalışanları yıkım planlarına karşı greve gitti. Portekiz emekçilerinin grevi 3 gün sürecek. IMF ve AB ile yaptığı anlaşma üzerine kamu kesintilerini mecliste onayan Portekiz hükümetine karşı demiryolu çalışanları bugünden itibaren grevde.

Atina'da incelemelerde bulunan Troyka'nın, ECB ve IMF temsilcisi olan üyesi Paul Tomsen önceki gün yaptığı açıklamada, Yunan ekonomisinin istikrara kavuşturulmasına yönelik programın başarısız olduğunu belirterek, bu konuda ek tedbirler gerekebileceğini açıklamıştı. Kısacası AB ve IMF ellerinde şuan Yunanistan Devleti’ni (ki kendi ortaklarıdır) bitirmek için çok büyük kozlar tutmaktadırlar ve bu kozlarını da Yunanistan’da yaşayan halkların ekmeği ile oynayarak kullanmak istemekte, orada yaşayan emekçilerin sırtına bu yükü bindirmek istemektedirler. Avrupa Birliği’ni “refah cenneti” gibi veya IMF’yi can simidi gibi zannedenler Yunanistan’da gelişen bu olaylardan bir kez daha ders çıkartmalıdır… Bizler Yunanistan’da yaşayan ezilen halkların ve işçi sınıfı’nın yanındayız… Onların tek kurtuluşu ise emperyalizm zincirinden kopuş ve enternasyonel çerçevede tüm dünyadaki ilerici devrimci kesimler ve ezilenlerlee, emekçileriyle kolkola vererek yeni bir ülke yaratmaktır… Bu yolda onların mücadelelerinde onlara destek olmaya devam edeceğiz…

çıktığı ilk duruşmada tahliye edildi. 6 polisin kendisine "kesin Ağustos'ta tutuklanan Barik, örgüt tutuklanırsın" dediğini anlattı. Aynı üyesi olmak ve propagandasını polisin, kendisinin istediği yönde yapmakla suçlandı. ifade vermesi halinde serbest İddianamede şöyle denildi: "Barik, kalabileceğini söylediğini aktaran terör örgütüne bağlı Halkevleri ve Barik, kampa nasıl katıldığını da Öğrenci Kolektifleri isimli oluşum şöyle anlattı: tarafından İzmir Dikili'de düzenlenen "Bu kampı belediye düzenliyordu ve kampa katıldı. Kampta kendisine ucuzdu. Orada eğlendim, yeni yapılan anlatımlar ve talimatlar arkadaşlarla tanıştım. Bu örgüt doğrultusunda olay günü arkadaşları kampı olarak gösteriliyor.". ile birlikte hareket ederek Mamak'ta Yazılama eylemini yaptığını kabul yazılama suretiyle terör örgütünün ederken, hiçbir örgütten talimat almadığına vurgu yapan Barik propagandasını yaptı." serbest bırakıldı. Kaynak: Sol Haber Barik ise, gözaltına alındığında halinde giderilmesi güç zararlar doğurabilecek nitelikte olması nedeniyle, yeni bir karar verilinceye kadar yürütmenin durdurulmasına oybirliğiyle karar verdi. Platform üyelerinden Gül Ersan, şimdiye kadar açtıkları on davadan altısında yürütmeyi durdurma kararı aldıklarını belirterek, “Diğer dört davada ise, davacı olanlar sadece platform üyeleriydi ve o yörede ikamet etmediğimiz için ehliyetsizlik nedeniyle dava talebimiz reddedildi. Reddedildiğimiz bu davalar için de Danıştaya temyiz başvurusunda bulunduk” dedi. (Ordu/EVRENSEL)

bin olarak açıkladı.

her gün ortalama 90'dan fazla kişi ölmüş olmalı. Oysa hiçbir kaynakta, hiçbir gün böyle bir ölü sayısı yer almadı. Hatta, aksine, 6 Aralık'ta The New York Times'ta yer alan haberde Humus'ta "36 ceset bulunduğu" iddia ediliyor, "Suriye İnsan Hakları Gözlemciliği" örgütünün "Suriye Devrimi'nin başlangıcından bu yana en kanlı günlerden biri" ifadesine yer veriliyordu. Yani muhalif bir örgüt, 36 kişinin öldüğü iddiasını "en kanlı günlerden biri" olarak niteliyordu. 11 gün boyunca günde ortalama 90'dan fazla Yani Pillay'in açıklamalarına göre arada kişinin ölmüş olması nasıl beklenebilir? geçen 11 günde toplam 1000 kişi ölmüş olmalı. Bir başka deyişle, bu 11 gün boyunca (soL - Dış Haberler)

Ülkenin en büyük şehirleri Porto ve Lizbon'da emekçiler grev dolayısıyla işe gitmezken, neredeyse tüm demiryolu seferleri iptal edildi. 3 gün sürecek grev ülkede ulaşımı durma noktasına getirdi. Belçika ve Fransa'da da ulaşım durduruldu Fransa'da ise havaalanı güvenlik çalışanlarının grevi devam ediyor. Grev nedeniyle özellikle Lyon ve Paris Charles de Gaulle

havaalanlarının dış hat uçuşlarında büyük aksamalar yaşanıyor.

Belçika'da yeni hükümetin emeklilik reformuna karşı kamu

çalışanlarının grevi etkili olmuş ve ulaşım felç olmuştu. İşçi sendikalarının da destek verdiği grev nedeniyle otobüs ve tren seferleri durmuştu. Bir günlük grev dolayısıyla, Eurostar'ın Brüksel çıkışlı bütün seferleri iptal edilirken; Brüksel, Paris ve Londra arasında sefer yapan hızlı tren hattının da grevden etkilenmişti. (ETHA)


OCAK 2012

DÜNYA

SAYFA 15

Devrimci Karargah Operasyonu Yine Skandallarla Dolu 14 kişinin tutuklandığı Devrimci Karargâh operasyonunda yine hukuksuzluklar yaşandı. Türkiye Gerçeği dergisi editörünün avukat eşinin dava belgelerine dahi el konuldu, 80 yaşındaki annesinin evi basıldı. Mehmet Güneş'in kitap satın aldığı kitapçı dahi tutuklandı. Devrimci Karargâh Davası kapsamında İstanbul ve Antalya'da yapılan operasyonlarda gözaltına alınan 19 kişiden 14'ü geçtiğimiz Cuma gecesi tutuklanmıştı. Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'nde, soruşturmayı yürüten Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı İsmail Tandoğan tarafından ifadelerinin alınmasının ardından tutuklanmaları istemiyle İstanbul Nöbetçi 10. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edilen 19 kişiden, "terör örgütü üyesi olmak" suçlamasıyla tutuklanan 14 kişi arasında Türkiye Gerçeği Dergisi editörü Mehmet Güneş de yer alıyor. Güneş'in tutuklanmasına gerekçe gösterilen, dinlenen telefon görüşmeleri, gönderilen mektuplar ve el konulan kitaplar. Dün Güneş'in avukatları tutuklama kararı hakkında itiraz dilekçelerini mahkemeye sundular.

«5 kez cezaevine girdim" Geçmişte Dev-Genç, THKP, TKP/B örgütleri hakkında suçlamalarla yargılanmış olan Mehmet Güneş, şimdi de Devrimci Karargâh üyeliğiyle yargılanıyor. Güneş, Devrimci Karargah soruşturmasında gözaltına alınmasına ilişkin ifadesinde, 5 kez cezaevine girdiğini, kendisinin devrimci olduğunu her zaman söylediğini ancak "Devrimci Karargah" diye bir örgüt bilmediğini belirtti.

Avukat eşinin dava dosyalarına el koydular Şüpheli kişilerle telefon görüşmeleri yaptığı suçlamasıyla sorgulanan Güneş'in tutuklanmasına gerekçe gösterilen diğer deliller ise ev baskınında el konulan gereçler oldu. Kitaplar, dergiler, harici diskler, el yazısı notlarına el konulan Güneş'in eşi avukat Gülizar Tuncel'in de şahsi eşyaları "suç delili" olarak el konulanlar arasında yer aldı. Hakkında arama ve el koyma kararı bulunmayan Avukat Gülizar Tuncel'in de şahsiliği ve mesleği göz ardı edilerek bilgisayarının sabit diskine de el konuldu. Baskının yapıldığı saatlerde şehir dışında bulunan Tuncel'in "Niye mektup gönderiyor?" kendisine ait olduğu belli olan bilgisayarının içerisinde Devrimci Karargah davasında tutuklu yargılanacak olan dava dosyaları ve mesleki dosyalar bulunduğu halde Mehmet Güneş'in savcılık sorgusunda tuhaf detaylar yer bilgisayarın imajı yerine sabit diskine el konuldu. aldı. Soruşturmada Devrimci Karargah davasından tutuklu Mevzuata göre baskınlarda polisin, sabit disklerin imajını yargılanan Cemal Bozkurt'un Mehmet Güneş'e, “Van alması, bu imajın bir kopyasını kendisi götürürken, bir depremi dolayısıyla destek olmak isteriz” şeklinde kopyasını ve sabit diskin kendisini kişiye vermesi gönderdiği mektup suç unsuru olarak değerlendirildi. gerekiyor. Sabah 7'de başlayan aramada Tuncel'in sadece Savcılık Güneş'e "Sana niye mektup gönderiyor?" diye bilgisayarının sabit diski değil, dava dosyalarına ait CD'ler, sordu. müvekkillerinin gönderdiği mektuplar ve içerisinde şahsi fotoğraflarının bulunduğu fotoğraf makinesine de el Telefon numarası istemek suç konuldu. Cezaevinden gönderilen mektubun "örgüt üyeliği" için yeterli suç olduğu görülen savcılık sorgusunda "tutuklu yakınının telefonunu istemek" de suç sayıldı. Cemal Özgür isimli bir şahsın Güneş'i arayarak Devrimci Karargâh davasından tutuklu bulunan Özgür Dinçer'in ailesinin telefon numarasını istemesi üzerine yapılan telefon görüşmesi de suç delili olarak sayıldı. Kitap satın aldığı kitapçıyı da tutukladılar! Mehmet Güneş'e Kartal'daki bir kitapçıdan, "Neden kitap aldın" diye de soran savcının genel olarak Güneş'in dinlenen telefon görüşmelerinden ve el konulan kitaplarından yola çıkarak sorgulama yaptığı anlaşılıyor. Öte yandan Güneş'in kitap aldığı iddia edilen kitapçının sahibi de tutuklananlar arasında bulunuyor. Ancak soruşturma dosyasında gizlilik kararı bulunduğu için henüz suçlamaya konu olan gerekçeler yeterince ayrıntılı olarak bilinmiyor.

Anti-emperyalist Konferans Tamamlandı

Savcı aramaya telefonla katıldı Öte yandan kanunlara göre avukatların evlerinde ya da bürolarında yapılan aramalarda olay yerinde bulunması gereken savcı orada değildi. Gerekçe olarak "aramaya savcının telefonla izin verdiği" gösterildi. Aramada bulunması gereken barodan görevli avukatın da duruma müdahale etmediği iddia ediliyor.

Konuşmacılar, dünyanın değişik yerlerinde emperyalizmin farklı boyutlarını masaya yatırırken, emperyalistlerin halkları iktisadi olarak sömürdüğü, siyasi olarak zapt etmeye ve kültürel olarak baskı altına almaya çalıştığını ifade etti.

Sadece Öcalan'ın kitaplarını geri verdiler El konulan kitaplar arasında Fethullah Gülen, Marksist klasikler, Mahir Çayan ile Deniz Gezmiş kitapları ve Abdullah Öcalan'ın kitapları yer alırken arama sonrası sadece Öcalan'ın kitapları geri verildi. Gülen'inkiler dahil diğer kitaplara ise el konuldu. "Kapıyı açmayınca annenize gittik" Güneş'in evine sabah 6'da gelen emniyet ekipleri daha sonra Tuncel'in 80 yaşındaki annesinin de evine gittiler ve oradan arama yaptılar. Tuncel'in üç yıl önce kaldığı, tansiyon rahatsızlığı bulunan annesinin Cihangir'deki evine neden baskın yaptıkları sorulan polisler, "Önce size geldik, kapıyı çaldık. Açan olmayınca oraya gittik" şeklinde yanıt verdiler. Tutuklanan isimlerden üçü üniversite öğrencisi Devrimci Karargâh soruşturması kapsamında Mehmet Güneş ile birlikte tutuklanan diğer isimler şu şekilde: Murat Şahin, Bayram Akdoğdu, Volkan Karakuş, Deniz Küçükbumin, Şeyma Özcan, Gülseren Poyraz, Emrol Pamuk, Mehmet Güneş, Onur Erkut, Benay Can, Umur Suyadal, Vedat Yıldız, Ersin Sarıçam ve Tamer Taş. Deniz Küçükbumin İstanbul Üniversitesi, Benay Can İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Şeyma Özcan ise Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi. Şeyma gazetecilik stajı yapacaktı, tutuklandı Boğaziçi Üniversitesi Tarih bölümü 2. Sınıf öğrencisi Şeyma Özcan'ın da tutuklanarak Bakırköy Cezaevi'ne gönderildiği süreçte Boğaziçi Üniversitesi'nde öğrenciler destek eylemi düzenledi. Şeyma Özcan için düzenlenen eyleme annesi Sultan Özcan ve babası Ruşen Özcan da katıldı. Annesi Sultan Özcan, Şeyma'nın bir avukatla gazetecilik stajı ayarlaması konusunda yaptığı telefon görüşmesinin “suç delili” olarak kullanıldığını belirtti. Baskına gelenler Bostancı'daki çatışmayı hatırlattı Tutuklananlar arasında bulunan İstanbul Üniversitesi Tarih bölümü 3. Sınıf öğrencisi Deniz Küçükbumin'in annesi Emine Küçükbumin, hem kendi evlerine hem de Deniz'in ayrı yaşadığı eve eşzamanlı olarak sabah 5.30'da baskın yapıldığını söyledi. Evlerine girilmesine tepki gösterdiklerinde kendilerine Bostancı çatışmasının hatırlatıldığını söyleyen anne Küçükbumin, evde gazete kuponlarıyla alınan devrim ansiklopedilerine ve sabit disklere el konulduğunu ifade etti. (soL - Haber Merkezi)

militan bir mücadele çağrısı yaptı.Konuşmacılar, tüm anti-emperyalistleri, emperyalizmin bütün 3. Uluslararası Anti-emperyalist Konferans, 27ülkelerdeki saldırılarına karşı barış için 29 Kasım 2011 tarihlerinde Uluslararası Antisavaşmaya çağırdı. Dünyayı kapitalist ermperyalist ve Halklar Dayanışması Komitesi emperyalizmin pençelerinden kurtaracak olan ve Bangledeş Sosyalist Partisi çağrısıyla hareketlerin bir araya gelmesinin önemine dikkat Bangladeş'in başkenti Dakka'da toplandı. çekti. Çok sayıda ülkeden 700 delegenin katıldığı Bangladeş, Hindistan, Nepal, Pakistan, Kuzey konferans, Uluslararası Anti-ermperyalist ve Kore, Sri Lanka, ABD, Kanada, Fransa, Lübnan, Halklar Dayanışması Komitesi Başkanı Ramsey Ürdün, Filistin, İran, Fas, Morityus, Sudan, Mısır Clark'ın videolu mesajı ile açıldı. Clark, ve Türkiye'den delegelerin katıldığı konferansın Afganistan, Irak ve Libya'daki ABD baskısının katılımcı örgütleri ise şöyle: Bangladeş Sosyalist altını çizerken, emperyalizmin Bangladeş gibi Partisi, Hindistan Sosyalist Birlik Merkezi ülkelerdeki etkilerine dikkat çekti. Clark, (Komünist), Tüm Hindistan Anti-emperyalsit "Emperyalist saldırılar durdurulmalı ve direniş Forum, Nepal Birleşik Komünist Parti (Maoist), için cüretkar hamleler yapılmalı" dedi. Pakistan Barış ve Dayanışma Konseyi, AfrikaPrograma katılması beklenen Nepal eski Asya Dayışması Kore Komitesi, Sri Lanka Yeni Başbakanı Pushpa Kamal Dahal (Prachanda), son Demokratik Maksist Leninist Parti, ABD İşçi anda çıkan bir programı nedeniyle toplantıya Dünyası Partisi, ABD Enternasyonel Eylem katılamadı, bir mesaj ile dayanışma duygularını Merkezi, Halk Direnişleri Enternasyonel Birliği, iletti. Kuzey Yıldız Pusulası Gazetesi, Demokrat Konferansta, "Emperyalizmin siyasi ve Gazete, Fransa Yeni Stalin Birliği, Lübnan ekonomik saldırıları", "Emperyalizmin kültürel Belgeleme ve Araştırma Merkezi, Ürdün ve ekonomik saldırları", "Emperyalist Komünist Partisi, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, küreselleşme ve etkileri", "Emperyalizmin siyasi İran Dayanışma Örgütü, Fas Çiftçi Örgütü, ve askeri saldırıları", "Güneydoğu Asya'da Morityus Komünist Partisi, Sudan Halkların emperyalist baskı ve sömürge" ve "Dünya Kardeşliği için Enternasyonel Konsey, Mısır Afganistan, Irak ve Libya'daki ABD güdümlü emperyalist kapitalizminin krizi ve görevlerimiz" emperyalist saldırıları kınayan konuşmacılar, Komünist Partisi ve Türkiye Marksist Leninist başlıklarında tartışmalar yürütüldü. ABD'nin işgal ettiği topraklardan çıkarılması için Komünist Parti.(ETHA)


SİNEMA "EMEĞİ" ANLATIRSA GÜZELDİR...!

T A K İ BAR ASI M E N İ S

İZLE - TARTIŞ - ÜRET - PAYLAŞ

Yönetmen: Tunç Okan Ülke: Türkiye Yapım Yeri: Türkiye-İsveç Yapım Yılı: 1974 Süre: 75 dk.

Gösterim Yeri: Barikat Çalışma Binası Tarih: 14 Ocak 2012 Cumartesi Saat: 19.30


s17