Page 1


Yeni Evrede

DEVRÝMÝN ZORUNLULUÐUNUN KANITLARI

Başyazı

Mücadele Birliði

Geniþ emekçi kitlelerin ve halk yýðýnlarýnýn sermaye egemenliðini devirmek hedefiyle harekete geçmesi için devrimin zorunluluðunu kanýtlamalýyýz. Devrimin zorunluluðunu kavramamalarý, günlük mücadelede darlýktan kurtulmalarýný ve genel bir anlayýþla, yani devrimci bir anlayýþla davranmalarýný saðlar. Hareket genelleþtikçe daha geniþ kitleleri kendine çeker, yýðýnsal devrimci savaþým büyük bir ivme kazanýr. Halk yýðýnlarýna devrimin koþullarýnýn oluþmadýðýný söyleyen küçük burjuva reformist hareketler, ekonomik, toplumsal ve politik koþullara baksýnlar. Verili nesnel durumun derinlikli bir kavrayýþa dayanan çözümlemesi yapýlmadan çýkarýlan sonuçlar temelsiz olur. Öznelci bir biçimde devrim koþullarýnýn olgunlaþmadýðýný ileri sürenler, koþullarýn nesnel bir deðerlendirmesini yapmamýþlardýr. Ellerinde ne somut durumun bir çözümlemesi var ne de buradan çýkarýlan politik sonuçlar. Dolayýsýyla içinde bulunduðumuz süreçle ilgili söyleyecekleri ciddi bir þeyleri de yok. Söyleyecek düþünceleri yoksa kitleler üzerinde etkinliklerini uzun süre koruyamazlar. Devrimci kitleleri etkileyecek olan bilimsel görüþlerdir. Devrimci yýðýnlar uzun bir mücadele sürecinden geçmiþlerdir. Mücadelenin her alanýnda belli birikimleri var. Hangi görüþlerin kendilerini yenilgiye götüreceðini ve hangi görüþlerin kendilerini zafere götüreceðini deðerlendirecek kapasiteye sahiptir. Maddi koþullarýn geliþimine baðlý olarak sýnýf savaþýmý ve sýnýf karþýtlýðý geliþme göstermiþ ve keskinlik kazanmýþtýr. Ortaya çýkan bu koþullar devrimin koþullarýdýr. Kapitalizmi geliþtiren ayný koþullar, onun yýkým koþullarýdýr. Emekçilerin ayaklanmalarý bu koþullarda ortaya çýkýyor ve yaygýnlaþýyor. Ekonomik yýkým ve politik baský nedeniyle emekçilerin ve Kürt halkýnýn yaþamý son derece kötü koþullar altýnda geçiyor. Zaten aðýr olan durumlarý gitgide daha da kötüleþiyor. Bu yüzden bu topraklarda yaþayan halklar sisteme karþý büyük bir öfke içinde. Yeterin-

ce güç birikimi, yeterince patlayýcýlar birikmiþ durumda. Bu yüzden kitlelerin savaþýmý çok þiddetli ve yoðun geçiyor. Bu yüzden dünyanýn en þiddetli ve uzun bir iç savaþý sürüyor bu topraklarda. Maddi koþullar toplumun önüne sorunlarý da, sorunlarýn zorunlu çözümünü de (devrimi) birlikte koymuþtur. Kapitalist ekonomi ve toplumsal sistem tepeden týrnaða çözülüp-daðýlma, yani tam bir çürüme içindedir. Onun temel çeliþkisi olan üretimin toplumsal karakteriyle mülk edinmenin özel biçimi arasýndaki çeliþki, tekelci sermayenin geliþimiyle birlikte daha derinleþti. Üretimin toplumsal boyutlarý derinleþtikçe uzlaþmaz karþýtlýk kendini belirgin olarak ortaya seriyor. Yeni toplumun maddi önkoþullarýnýn eski toplumun yapýsýnda olgunlaþmasý, kapitalist toplumun çözülüp daðýlmasýný hýzlandýrýyor ve iyice açýða çýkarýyor. Yeni toplumun maddi koþullarýna dayanarak ileri bir toplumun inþa edilmesi için, halk kitlelerinin iktidara gelmesi gerekiyor. Ama bu toplumun kurulmasýna giriþmeden önce koþullarýn devrimcileþmesi zorunludur. Eðer halk kitleleri iktidara devrimle bir an evvel el koymazsa durumlarý çok daha aðýrlaþacaktýr. Bu durum bugünden tüm þiddetiyle kendini gösteriyor. Ýþçiler tüm kazanýmlarýný ve mevzilerini bir bir yitiriyorlar. Hiç bir çalýþan yarýnýndan emin deðil. Kýsacasý tekelci egemenlik sistemi emekçi sýnýflar üzerinde tüm yýkýcýlýðýyla kendini hissettiriyor. Hayat pahallýlýðý durmadan artýyor. Geçimini en asgari düzeyde sürdürme bile emekçiler için ciddi bir savaþým gerektiriyor. Ancak bir devrim ezilen ve sömürülenlerin içinde bulunduðu duruma son verebilir ve yeni bir yaþamýn koþullarýný yaratabilir. Sýnýf bilinçli iþçiler, devrimci emekçiler kendi yaþam koþullarýnýn iyileþtirilmesi için ve köklü bir düzelme olmasý için her gün eylemlerle bu yönde istemlerini ilan ediyorlar: Parasýz saðlýk hizmeti; parasýz eðitim, herkese ulaþým hakký, yaþanýlýr bir çevre, kadýn erkek eþitliðinin 165. Sayý / 16-30 Haziran 2010

saðlanmasý ve daha baþka istemleri. Emekçilerin istemlerinin sermaye düzeninde çözülemeyeceði açýk. Emekçilerin istemleri kurulu toplumsal düzenin ötesini iþaret ediyor. Bugünden kendini ortaya koyan toplumcu düzeni gösteriyor. Ama buraya nasýl varýlacak? Buraya ancak devrimle varýlýr. Çünkü yalnýz bir devrim, katýlaþmýþ eski politik biçimi, eski toplumsal biçimi yýkabilir. Eski toplumsal iliþkilere son verilmeden, yerine yenisi kurulamaz. Buradan da açýkça anlaþýlacaðý gibi devrim ve iktidarýn ele geçirilmesi ekonomik kurtuluþun, yaþamý köklü olarak iyileþtirmenin bir koþuludur. Sadece maddi koþullar deðil, devrimin nesnel koþullarý da oluþmuþtur. Devrimin nesnel koþullarý -devrimci durumbelli bir süreden beri þekillenmiþ bulunuyor. Devrimin gerçekleþmesi için, gereken koþullarýn -toplumsal ve politik koþullarönceden oluþmasý gerekiyor. Bizde devimin gerçek koþullarý -ekonomik ve politik kriz, toplumsal yýkým ve ulusal sorun þiddetli sýnýf savaþý- herhangi bir ülkeye göre -örneðin Yunanistan’a göre- çok daha fazlasýyla oluþmuþ durumda. Sistemin genel bunalýmýnýn temelinde emek-sermaye çeliþkisi var. Bizde çeliþkilerin ve çatýþmanýn keskin oluþu, sistemin bunalýmýný çok daha þiddetlendiriyor. Yýllardýr süren uzun ve sert iç savaþ, ulus çapýnda bunalýmýn hangi düzeye vardýðýný gösteriyor. Yýkýcý ekonomik, toplumsal ve politik kriz Yunanistan’da kitleleri sýk sýk sokaða döküyor ve sert çatýþmalara neden oluyor. Bizde ise o düzeyde çatýþmalar ve daha sert olanlarý- süreklilik gösteriyor. Bir devrimin olmasý için oluþmasý gereken nesnel koþullar bizde ileri düzeyde var. Nesnel koþullarýn oluþmasý yeterli deðildir, devrimin olmasý için öznel koþullarýn da hazýr olmasý gerekir. Fakat özneyi hazýrlayacak olan proletaryanýn devrimci sýnýf partisidir. Öznenin ve öncü gücün rolü, içinde bulunduðumuz koþullarda çok büyük bir önem kazanmýþtýr. Devrimin öznesinin ve onun politik öncüsünün mücadelesi yeni deðildir. Devrimci müca-

3


Başyazı

dele onyýllardýr þiddetli bir saldýrý, baský ve katliamlar altýnda sürüyor. Savaþýmýn en zorlu þartlarýndan geçmiþ, kitlelere her durumda öncülük yeteneðine sahip bir güç oluþmuþtur. Devrimin öznesi savaþýmla ortaya çýkmýþ ve savaþýmla mücadeleyi sürdürmüþtür. Türkiye ve Kürdistan devrimci hareketinin bir tarihi var. Ve bu tarih etkileyici, yiðit mücadeleyle doludur. Devrimci proletaryanýn öncüsünün yüksek bir savaþým kapasitesine sahip olmasý, faþizme ve sermayeye karþý zafer elde etmede çok büyük bir güvencedir. Devrimin koþullarýnýn oluþmadýðý gerekçesini ileri süren reformist ve oportünist hareketler, aslýnda devrimci öznenin deneyimlerini ve devrimci yeteneðini küçümsüyorlar. Devrimin öznesinin tarih yapýcý etkinliðini küçük görenler, yýðýnsal devrimci savaþýmýn iki önemli örneðini; 1 Mayýs 2010 Taksim’i ve bu yýlýn Newrozlarýný hiç anlayamamýþlardýr. Bu devrimci eylemler, kitlelerin devrime nasýl hazýrlandýklarýný ve ne denli kararlý olduðunu gözlerimizin önüne seriyor. Tekelci sermaye ve hükümet bu gidiþi durduracak kadar güçlü deðil. Politik iktidar, gerek kitlelerin artan eylemleri ve gerekse egemen güçlerin kendi aralarýndaki çatýþmalarý nedeniyle iyice zayýf düþmüþtür. Bu nedenle derimin geliþmesi karþýsýnda fazla bir þey yapamýyor. Öte yandan sermayenin ve devlet egemenlik sisteminin yoðun sömürüsü ve yýllarca devam eden baskýlar nedeniyle kitleler büyük bir öfke içinde. Burjuva iktidarýnýn zayýf duruma düþmesi ve bir iktidar gediðinin açýlmasý, devrimin koþullarýnýn hýzla olgunlaþmasý öfkeli kitleleri daha büyük bir güç ve kendine güvenle eylemlere itti. Ekonomik, toplumsal ve politik sistemin çatýrdamasý karþýsýnda bugüne deðin devrimci mücadeleye katýlmamýþ ve mücadeleden geri kalmýþ yýðýnlarýn bile kendine güvenle eyleme atýlmalarýný saðlayan bir durumun oluþmasý, sýnýf bilinçli iþçilerin mücadelesini ve devrimci öncüsünü güçlendiriyor. Her geçen gün geniþ kitleler, devrimci harekete destek oluyor ve devrimci hareket güçlenmiþ olarak ileri atýlýyor. Ývedi ve temel güncel görev devrimci mücadele dalgasýný, devrimci yükseliþi devrime çevirmektir. Devrimin gerçek koþullarý oluþmuþ, kitleler burjuvaziyle savaþým halinde, devrimci gerçekleþtirmenin olanaklarý çok daha artmýþtýr. Olanaklarý sonuna dek kullanmak devrimin politik öncüsünün ertelenemez yükümlülüðüdür. Yalnýzca içteki koþullar deðil, dünyadaki objektif durum da son derece uygundur. Dünya devrimi iniþte deðil, yükseliþ çizgisindedir. Dünya devriminin geliþme içinde olmasý, her ülkedeki devrimci mücadeleyi hýzlandýrýyor ve güçlendiriyor. Bütün bu geliþmeler iþçi sýnýfýnýn kendi tarihi misyonunu yerine getirirken, durumun ne denli uygun olduðunu kanýtlýyor. Tekelci burjuvaziye karþý devrimin zaferini saðlamak iþçi sýnýfýnýn ve emekçi halk kitlelerinin ivedi ve ertelenemez görevidir. Devrimin zafere ulaþmamasý halinde hareket yýllarca geriye gider. Hem dünya devriminin deneyimlerinde ve hem de kendi devrimci mücadele deneyimlerimizde görüldüðü gibi, devrimin baþarýlý olmamasýnýn sonuçlarý, devrime baþvuran güçler için çok aðýr olur. Devrimci hareket bugünkü güce eriþmek için büyük bedeller ödedi. Bugün kabaran devrim dalgasý þiddetle süren bir mücadeleden doðdu. Kabaran devrim dalgasý bu kez kesin olarak sonuca, zafere götürülmelidir. C.DAÐLI

4

Yeni Evrede

Mücadele Birliði

EMEKLÝLER MÜCADELELERÝNE HIZ VERÝYOR

DÝSK/Emekli-Sen bir süredir emeklilerini aylýklarýndan yapýlan kesintilere karþý mücadele ediyor. Emeklilerin haberi olmaksýzýn, kaðýt üzerinde Türkiye Emekliler Derneðine üye yapýldýðýný ve her ay maaþlarýndan bu dernek için kesinti yapýldýðýný belirten Emekli-Sen, baþta emekliler olmak üzere tüm kamuoyunun dikkatini bu meseleye yöneltmeye çalýþýyor. Dilekçe vermek, davalar açmak, basýn açýklamalarý yapmak, imza kampanyalarý düzenlemek gibi çeþitli etkinliklerde bulunan sendika üyeleri, 9 Haziran Çarþamba günü saat 11.30’da Taksim’de Mis Sokak’tan Gezi Parký’na kadar yürüyüþ yapýp burada 3 günlük oturma eylemini baþlatmýþlardý. Saat 17.00’a kadar süren oturma eylemi ikinci gün de davam etti. Ýkinci gün Emekli-Sen üyeleri oturma eylemi yaptýklarý yere çadýr kurmak isteyince polisin müdahalesiyle karþýlaþtýlar. Arbede yaþandýktan sonra kararlý olan Emekli-Sen üyeleri çadýrlarýný kurdular. Eylemin son günü olan üçüncü gün yine Mis Sokak’tan Gezi Parký’na yürüdüler ve burada oturma eylemi yaptýlar. Saat 17.00’a basýn yaptýklarý açýklamayla oturma eylemelerini bitirdiler. Burada Emekli-Sen Aksaray þubesinden Rahime arkadaþ þunlarý söyledi: “Emeklilerin iradesinin dýþýnda hükümet ve SGK Çalýþma Bakanlýðý 9 milyon emekli, Baðkur, SGK, Türkiye Emekliler Derneði’ne üye yapýyor. 1995’ten beri maaþlardan kesintiler yapýlýp Türkiye Emekliler Derneði’ne aktarýlýyor. Bu paralar kendi yandaþ kurumlarýna ve çetelerine aktarýlýyor. Hastanelere giderken katký payý adý adlýnda kesintiler yapýlýyor. “1,5 yýl önce maaþ bordrosuyla ilgili 70 bin imza topladýk, TBMM’ye gönderdik. Bugüne kadar kesintilerin nerelere aktarýldýðýný bilmiyorum. “Eðitimin, saðlýk hizmetlerinin parasýz olmasýný istiyoruz. Biliyoruz ki, bu insani ihtiyaçlarýn karþýlanmasý kapitalist bir sistemde mümkün deðildir. Ama bu sistemin deðiþtirilmesi için mücadelemizi sürdüreceðiz.”

165. Sayý / 16-30 Haziran 2010


Yeni Evrede

Yeni Evre

Mücadele Birliði

AMERÝKAN HEGEMONYASI VE ASKERÝ YAYILMA -2

ABD’NÝN YENÝ SÝLAHI: “ÝNSAN HAKLARI” Yeni evrede sýçramalý çöküþ sürecine giren emperyalizmin hegemon gücü ABD’nin hegemonyasý da yýkýldý. ABD, egemenliðini sürdürmek için þimdi daha çok askeri güce baþvurmak durumunda. Sadece Rusya’yý kuþatýp kontrol altýna almakla egemenliðini koruyamayacaðýný bilen ABD, Çin’i de kontrol altýna almaya yöneldi. Ancak Çin’le iliþkileri daha hassas yürütmek zorundaydý. Çünkü Çin’in son yýllardaki ekonomik atýlýmý, Çin’in elindeki dolar stokunu beklenenin ötesinde artýrmýþtý ve bu stok ABD ekonomisi için bir kabusa dönüþebilirdi. ABD bu yüzden yeni bir silaha baþvurdu: “Ýnsan Haklarý”. Bu silahý Myanmar, Tibet ve Darfur’dan ateþledi.

Myanmar’da “Safran Devrimi” CNN, 2007 Eylül-Ekim aylarýnda Myanmar’ýn baþkenti Rangoon’da Safran renkli giysileriyle rahiplerin gösterilerini bütün dünyaya yaydý. Rahiplerin sloganlarý “daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük”tü. Bu gösterilerin hazýrlanmasýnda baþ rolü oynayanlar ABD merkezli sivil toplum kuruluþlarý (STK) oldu. Ki bunlar bir süreden beri Myanmar’da üslenmiþlerdi. Bunlar “Amerikan Özgürlük Evi”, “Demokrasi Ýçin Ulusal Yardým” (NED) ve Soros’un “Açýk Toplum Vakfý” gibi örgütlerdi. Özellikle NED, son 30 yýl içinde, dünyanýn her yerinde, ABD’nin istemediði hükümetlerin devrilmesi için aktif görev alan bir organizasyondu. Bu STK’lar Rusya’nýn kuþatýlmasý sürecinde Sýrbistan, Ukrayna ve Gürcistan’daki “renkli devrim” dedikleri karþý-devrimleri de organize etmiþlerdi. Þimdi sýra Myanmar’daydý ve bu kez kullandýklarý renk, rahiplerin giysilerinin rengi Safran oldu. 2007 Sonbaharýnda yaþananlarýn iþaretini aslýnda ABD daha önce vermiþti. 30 Ekim 2003’te ABD Dýþiþleri departmaný, “Burma’daki Demokrasi Eylemcilerini Destekleme Faaliyetleri Raporu”nu yayýnladý. Myanmar’ýn Ýngiliz sömürgesi olduðu dönemdeki adý Burma ve ABD halen bu adý kullanmakta ýsrar ediyor. ABD bu raporda þunlarý söylüyordu: “Burma’da demokrasinin yeniden kurulmasý ABD’nin Güneydoðu Asya’daki dýþ siyasi hedefinin bir önceliðidir. Bu hedefe ulaþabilmek için ABD, demokrasi eylemcilerini ve onlarýn Burma içindeki ve dýþýndaki çabalarýný sürekli destekledi… ABD ayrýca NED, Açýk Toplum Vakfý ve Ýnter News bölge içinde ve dýþýnda geniþ çaplý demokrasi teþvik faaliyetleri için çalýþan örgütleri desteklemektedir.”

ABD, Myanmar üzerinde neden bu kadar önemle duruyor ve bu küçük ülkede neden ABD yanlýsý bir iktidar istiyor? Bu sorunun cevabý Basra Körfezi’nden Güney Çin Denizi’ne uzanan deniz yollarý haritasýnda gizli. Myanmar sahil þeridi Malezya ile Endonezya’ya giden dar ve uzun bir geçitten oluþur: Malaca Boðazý. Ýþte ABD, bu stratejik geçidin kontrolü için Myanmar’ý “öncelikleri” arasýna almýþtýr. ABD, 11 Eylül’den hemen sonra “terörizme karþý mücadele” bahanesiyle bu bölgeyi silahlandýrýp kontrolü ele almayý denedi. Bu olmayýnca, bu bölgede “korsanlýk” olaylarý baþ gösterdi. ABD bu kez “korsanlara karþý bölgenin güvenliði” için Endonezya’nýn kuzey ucunda Sultan Ýskender Hava Üssü’nü kurdu. Bütün bölge ülkeleri buna tepki gösterdi. Çünkü ABD, bu üsle, Hint Okyanusu’nu Pasifik Okyanusu’na baðlayan Malaca Boðazý’ný da kontrol altýna aldýðý gibi, Basra Körfezi’nden Çin’e uzanan en kýsa deniz yolunu da tutmuþ oluyordu. Her yýl 50 binden fazla tankerin geçtiði bu yoldan Çin’e, günlük 12 milyon varil petrol taþýnmaktadýr. Ýþte Myanmar’ýn ABD için “öncelikli” olmasýnýn altýndaki birkaç neden bunlar. Ayrýca Myanmar daha Ýngiliz sömürgesiyken Ýngilizler tarafýndan kurulan “Rangoon Petrol” þirketi eliyle 1871’den beri burada petrol ve gaz üretimi de yapýlýyordu. 2005’te Çin, Tayland, G.Kore ve Myanmar arasýnda yapýlan petrol anlaþmasýndan sonra petrol ve gaz üretiminde artýþ saðlandýðý gibi, yeni ve verimli yataklar da iþletmeye açýldý. Myanmar’dan salt 165. Sayý / 16-30 Haziran 2010

Tayland’a yapýlan petrol ve gaz satýþý % 50 artýþ gösterdi. 2007 itibariyle Myanmar’ýn en önemli ihracat geliri petrol ve gaz satýþýna dayanýyordu. Çin, ABD’nin Endonezya’nýn kuzeyinde üslenmesine sessiz kalmadý, karþý harekete geçti. Önce Myanmar’a milyonlarca dolarlýk askeri yarýmda bulundu. Yerden havaya füze sistemleri, donanma gemileri, savaþ ve nakliye uçaklarýný da kapsayan bu yardýmlarýn yanýnda demiryollarý ve karayollarý da inþa etti. Ayrýca Myanmar’ýn Coco adalarýnda bütün bölgeyi izleyebilecek kapasitede elektronik gözlem istasyonu kurdu. Bununla da yetinmedi, Myanmar’da Hint Okyanusu’na kolayca açýlabileceði bir deniz üssü inþa etti. Çin, diplomatik olarak bir büyük adým daha attý ve bölgede ABD’nin en güçlü müttefiki olan Hindistan’a Çin-Myanmar arasýnda Bengal Körfezi’nden baþlayýp Çin’in içlerine dek uzanacak 2300 kilometrelik petrol boru hattýnýn yapýmýnda ortaklýk teklif etti. Bu hat tamamlandýðýnda Ortadoðu’dan gelen petrol ve gaz Malaca Boðazý’na girmeden Çin’in YuNan eyaletine kadar karadan ulaþacaktý. Bütün bunlardan sonra ABD’nin Myanmar’a özel ilgisi ve 2007 “Safran Devrimi” anlaþýlýr hale geliyor. Ama belirtelim ki, bu giriþim ABD’nin istediði sonucu vermedi. ABD baþka bir fýrsat kollamaya baþladý. Bu fýrsatý, bir yýl sonra Myanmar’da yaþanan büyük bir kasýrga felaketini kullanarak bulmaya çalýþtý: Uluslararasý insani yardým maskesiyle askeri birliklerini gönderip binlerce insanýn ölümüne yol açan bu büyük felaketi bahane e-

5


Yeni Evre

derek Myanmar’da hükümeti devirmeyi planladý. Ama yine istediðini bulamadý.

Bordo Giysili Keþiþler ve Tibet Çin-Hindistan sýnýrýnda özerk bir bölge olan Tibet, dünyanýn en büyük uranyum ve boraks yataklarýna sahip ve yine dünyanýn en büyük lityum yataklarý da burada. Onbinden fazla altýn madeni ve önemli oranda petrolün yaný sýra bütün Çin’in en verimli, en büyük ormanlarý yine Tibet’te. Ayrýca Çin ve Hindistan dahil, Asya’nýn tatlý su ihtiyacýnýn çok büyük bölümünü saðlayan yedi büyük nehir de yine Tibet’ten doðmaktadýr. Yani “dünyanýn damý”, aslýnda Asya’nýn kilidi gibidir. ABD, Çin’i baský altýna almak amacýyla Tibet’i karýþtýrmaya karar verdiðinde Çin 2008 Olimpiyatlarý’na hazýrlanýyordu. Bu giriþim ABD-Çin iliþkilerinin çok hassas olduðu bir döneme denk gelmiþti. ABD finans piyasalarýnýn Çin’e en baðýmlý olduðu bu dönemde Çin, elindeki milyarlarca ABD dolarýný Amerikan hazine bonolarýna, Amerikan emlak tahvillerine (mortgage) yatýrýyor ve ABD piyasalarýnýn ayakta kalmasýna önemli bir destek veriyordu. Aslýnda ABD’nin Tibet’e müdahalesi çok daha eskiye uzansa da bu son giriþimin startý Ekim 2007’de II.George Bush’un Washington’da Dalay Lama ile yaptýðý resmi görüþmede verildi denebilir. Uzun zamandýr sürgünde ABD’de yaþayan Dalay Lama’ya ABD Kongresi’nin Kongre altýn madalyasý verdiði törene ABD Baþkaný II. G.Bush’un da katýlýp Dalay Lama’yý onurlandýrmasý, “Tibet baðýmsýzlýk hareketine” verilmiþ güçlü bir destek demekti. Tibet’teki bordo giysili Budist keþiþlerin sokaklara döküldüðü 2008 Mart’ýndan hemen sonra ABD, Fransa ve Almanya Tibet’teki “isyancý keþiþleri” desteklediklerini, Tibet’te daha fazla “demokrasi ve insan haklarý” istediklerini açýkladýlar. Hatta Almanya Baþbakaný Merkel olimpiyatlara katýlmayacaðýný açýkladý. Merkel’i Polonya ve Çek Cumhuriyeti izledi. Bu destekten hemen sonra bordo giysili keþiþler, Tibet özerk bölgesinde yaþayan Çinlilere saldýrmaya baþladý. Dünyanýn önde gelen ekonomik ve askeri güçlerinden biri olan Çin, 2008 Pekin Olimpiyatlarý’yla dünyaya yeni Çin’in tanýtýmýný yapmak istiyordu. Tibet’teki “Bordo Devrim” tam da olimpiyatlarýn arifesinde sahneye kondu. ABD ve AB elele verip Çin’i “Ýnsan haklarý” silahýyla kýskaca almaya çalýþtýlar. “Bordo Devrimin” üzerindeki Made in USA damgasý açýk seçik ortadaydý. Tibetli keþiþlerin baþý Dalay Lama’nýn bir Amerikan kuklasý olduðu herkesin bilgisi dahilindeydi. Ayrýca ABD damgalý bu “devrimin” hazýrlanmasýnda da yine ABD patentli her giriþimin altýndan çýkan NED, Özgürlükler Evi gibi

6

Yeni Evrede

Amerikan STK’larý vardý. Bu seferki “Bordo Devrim”, bu STK’lar tarafýndan finanse edilip organize hale getirilen “Özgür Tibet” yanlýlarý tarafýndan sahneye konmuþtu.

Sudan-Darfur: “Soykýrým” Afrika’nýn elmas, petrol ve diðer yeraltý kaynaklarý açýsýndan zengin olan ülkelerinin baþý öteden beri iç savaþlarla derttedir. Son 30 yýldan beri DB ve IMF eliyle düþürüldükleri dýþ borç tuzaðý da bunun tuzu biberi olmuþtur. 2000’li yýllarda Çin’in bu ülkelerle iliþkilerinin geliþtiði de bir gerçektir. Çin, 2007’de bu iliþkileri daha da ileri götüren bir atak yaptý; Kasým’da 43 ülkenin devlet baþkanlarýný Pekin’de konuk etti. Güney Afrika, Angola, Cezayir, Nijerya, Mozambik, Mali, Orta Afrika ve Zambia’nýn da aralarýnda yer aldýðý bu 43 ülkeye DB ve IMF’nin aksine herhangi bir önkoþul ya da dayatma olmaksýzýn kredi açtý, ortak yatýrým anlaþmalarý yaptý. Krediler, okul, hastane, otoyol gibi kamu hizmetleri ve altyapý için kullanýrken, ortak yatýrýmlar petrol ve elektrik gibi enerji sektöründe yoðunlaþýyordu. ABD, Çin’in Afrika’daki bu ataðý karþýsýnda Çin’i “petrolü kaynaðýnda güvence altýna almayý istemekle” suçladý. Oysa yaklaþýk 150 yýldan beri, bu ABD’nin belli baþlý politikalarýndan biridir. Ama Afrika’daki petrol yataklarýndan Darfur ve Sudan, Çin’le ABD arasýnda ciddi bir çekiþmeye sahne oldu. ABD’li petrol þirketlerinden Chevron, 1980’beri Sudan petrolleriyle yakýndan ilgilendi. 1974 petrol krizinden hemen sonra Chevron, Sudan petrol yataklarýný bulup iþletmeye baþladý. Ama bunun sonunda Sudan bir iç savaþa sürüklendi ve bu savaþýn hedeflerinden biri de Chevron oldu. Þirket, Sudan petrolleri üzerindeki ayrýcalýk haklarýný satýp, Sudan’ýn komþusu Çad’a çekildi. Chevron’un elinden çýkardýðý bu ayrýcalýklar birkaç el deðiþtirdikten sonra Çin’in petrol þirketi CNPC tarafýndan satýn alýndý. Sudan petrol yataklarý 1999’dan itibaren Çinliler tarafýndan iþletilmeye baþlandý. Çin, 1999-2008 arasýndaki 10 yýlda Sudan’a 15 milyar dolarlýk yatýrým yaptý. Hartum petrol rafinerisine de Sudan hükümetiyle yarý yarýya ortak oldu. 2007 yýlýnda Sudan ürettiði petrolün % 80’ini Çin’e sattý. Çin 2006’dan itibaren ABD’den sonra dünyanýn en büyük petrol alýcýsý oldu. 2005 yýlý Nisan ayýnda Sudan, Darfur’da yeni petrol yataklarý bulduðunu, bu yataklardan günde 500 bin varil petrol çýkarýlacaðýný açýkladý. Ayný günlerde Sudan Ýstihbarat Bakaný’nýn Los Angeles Times’a verdiði bir demeç dikkat çekiciydi. 17 Temmuz 2005’te yayýnlanan bu demeçte Bakan, ABD’nin kendilerine baský yaptýðýný ve Çin petrol þirketi CNPC ile iliþkilerini kesmelerini belirttikten sonra þunlarý da ekliyordu: “Biz bu baskýlara direniyoruz. Bizim Çin’le ortaklýðýmýz strate165. Sayý / 16-30 Haziran 2010

Mücadele Birliði

jik öneme sahiptir. Sýrf ABD istiyor diye onlarla iliþkilerimize son veremeyiz.” Bu dönemde Sudan yeni bir iç savaþa sürüklendi. Darfur’un Sudan’dan ayrýlmasýný isteyen isyancý gruplarýn arkasýnda bu isyaný besleyen ve kýþkýrtan ABD’nin izleri çok açýktý. Condoleezza Rice’ýn da ortaklarý arasýnda olduðu Chevron, Sudan petrolü üzerindeki ayrýcalýklarýný sattýktan sonra komþusu Çad’a taþýnmýþtý. 2007 baþlarýnda da Exxon Mobil ortaklýðýyla Darfur’a çok yakýn olan Çad’a ait Doba’dan baþlayýp Atlantik Okyanusuna kadar uzanan bir petrol boru hattý inþaatýný bitirdi. Hattýn vardýðý yer Kamerun’daki ABD petrol rafinerileriydi. Bütün bunlar olup biterken, Çad Devlet Baþkaný olan Debby ABD’de eðitim görmüþ, sýký bir ABD hayraný ve iþbirlikçisiydi. Petrol boru hattý tamamlamadan bir süre önce Debby, Darfur’daki isyancý gruplara Çad topraklarýnda barýnma olanaðý saðladýðý gibi, bunlara askeri eðitim ve silah desteði de verdi. Bu eðitimin hemen ardýndan Darfur’daki vahþet baþladý. Hartum’daki merkezi hükümet buna çok sert karþýlýk verdi, isyancý güçler büyük bir bozguna uðradýlar. Ancak olan yine bu topraklarda yaþayan halka oldu. Topraklarýndan koparýlýp mülteci kamplarýnda BM askerlerinin ve yardým kuruluþlarýnýn insafýna terk edildiler. Açlýk, sefalet, ve tecavüz en sýradan olay haline geldi. Durumun olgunlaþtýðýna karar veren ABD, doðrudan doðruya devreye girmek için harekete geçti: Darfur’daki “soykýrým” nedeniyle BM ve NATO’nun Darfur’a müdahale etmesini, bu büyük insanlýk dramýna son vermesini istedi. Bu plana göre “NATO Barýþ Gücü” Darfur’a girecek, “soykýrýmý” durduracaktý. Bunun “yan” ürünü de Darfur’daki büyük petrol yataklarýnýn kontrolü ABD’ye geçmiþ olacaktý ve Doba’da baþlayýp ABD rafinerilerine dek uzanan petrol boru hatlarýndan Atlantik kýyýlarýna taþýnacaktý. Bu plan tutmadý. Çin, Sudan’dan sonra Çad’la da iliþkilerini geliþtirdi; kredi verdi, kredi karþýlýðý petrol almaya baþladý. Çin-Çad arasýnda kurulan ekonomik iliþkiler, Çad’ýn Darfur’dan elini çekmesini saðladý. Darfur’daki isyan gücünü kaybetti ve büyük kaçýþ durdu. ABD’nin çok istediði iç savaþ, isyan ve büyük kitlesel kaçýþ yavaþlayýnca, kitlelerin açlýk ve sefaleti ve tecavüzler de giderek azaldý. ABD’nin elindeki “insan haklarý” silahý bu kez sonuç vermedi. Ancak ABD, Afrika’daki hedeflerinden vazgeçmedi. ABD’nin amacý, petrolün yaný sýra diðer madenleri ve doðal kaynaklarý da doðrudan denetim altýna alarak dünya pazarlarýndaki rakipleri üzerinde baský kurmak, onlara boyun eðdirmekti.


Yeni Evrede

BOÞ MEYDANIN KÜHEYLANLARI… Güncel

Mücadele Birliði

Baykal’ýn düþüþü adeta tekelci sermayenin politik arenasýndaki çürümenin bir özetiydi. Bu arenada kimse fikirleri, eðilimleri ya da politik performanslarý nedeniyle koltuðundan olmaz. Ne de olsa, o koltuða oturana dek tüm fikirler sabitleþmiþ, eðilimler betonlaþmýþ, performans kriterleri ise tekelci sermayeye uþaklýða indirgenmiþtir. Bu yüzden, tekelci politik arenanýn parti liderlerine düþen, en temel sorunlar dýþýnda, fýndýk kabuðunu doldurmayacak konularda birbirinin gözünü oymaktýr. Genel toplumsal düzleme hiç bir temas noktasý bulunmayan bu politika, tek kelimeyle apolitikliktir. Apolitizm, giderek lümpen aðza teslim olur. Biri diðerine “Bir koyun bile güdemez” der; öbürü “Abbas yolcudur yolcu” nakaratýný sýrýtarak tekrarlayýp durur. Böylesine apolitik ve de lümpenleþen bir politik düzlemin, nihayetinde aþaðýlýk bir kasetle sarsýlmasýna þaþmamak gerek. Bir zamanlar, koltuk sallama kavgalarýnýn en geçerli argümanlarý rüþvet yolsuzluk, yakýnlarýný kayýrma vs. idi. Ama tekellerin gücü arttýkça kapitalist toplum da çürüdü ve bu tür suçlamalar tersine dönüp, iþbilirliðin, açýk gözlülüðün, giriþimciliðin alamet-i farikasý haline geldi. Bu toplumsal çürümeden en çok payý alan küçük mülk sahipleri de, yolsuzluk yapaný gemisini kurtaran kaptan payesiyle ödüllendirmeye epey hevesli çýktý. Düzene soldan muhalefet ettiðini sananlarýn pek sevdiði “yolsuzluk, yiyicilik” suçlamalarýnýn, bu yüzden bu küçük burjuvalarýn gözünde hiç bir anlamý kalmadý. Yoksul emekçi sýnýflara gelince; sefaletin bu denli derin, açlýðýn bu denli yaygýn olduðu bir ortamda, bir parça ekmek için öylesine vahþi bir kapýþma yaþanýr ki, genelde ilk kurban ahlaki söylemlerin gücüdür. Çünkü o ahlaki söylem her zaman bir ikiyüzlülük taþýr; çünkü bu topraklarýn yoksul emekçileri, tekelci efendilerine tam bir baðlýlýkla hizmet eden ama bu arada kiþisel servetini arttýrmak için çabalamayan “temiz” yüzlü cellâtlarý çok gördü. Ýþte bu yüzden, yolsuzluðun, rüþvetçiliðin, emekçi sýnýflar katýnda da ahlaki bir anlamý kalmadý. Koltuklarýn sallanmasý için, bel altý vuruþlardan baþkasý kalmýyordu geriye…

CHP’nin Tarihi Misyonu Sermayenin en köklü partisi olan CHP’nin, koltuða vantuz gibi yapýþmýþ bir liderini bir kaç günde alaþaðý edivermek için, bir seks kasetinin yeterli olduðunu düþünmek kuþkusuz saflýk olurdu. Biz yalnýzca, karþýlýklý þantaj ve tehditlerle, tutuklama ve suikastlarla yürütülen bir tasfiye sürecinin, artýk bel altýna inecek kadar aþaðýlýklaþtýðýný; bunun da tekelci sermayenin çürüyen politik düzleminin lümpenleþmesinin bir sonucu olduðuna vurgu yapmak istedik. Gerçekte Baykal’ý düþüren, devrimin toplumu muazzam bir fýrtýnayla sarsmaya baþlamasýdýr. Tek bir cümleyle söylersek; önceki büyük toplumsal olaylar bir yana, Baykal’ý koltuðundan eden, dev 1 Mayýs gösterileridir. Neredeyse 50 yýldýr CHP’nin esas misyonu, sistemin dýþýna yönelen kitlelerin önünü çevirmektir. Ne zaman iþçi sýnýfý, o dev gövdesiyle ayaða kalksa, CHP sol söylemlere sarýlmýþtýr. 1963 yýlýnda iþçi sýnýfý açýsýndan tarihi bir dönüm noktasý yaþanmýþ, hiç kimsenin tahmin edemeyeceði kalabalýkta 400 bin proleter 165. Sayý / 16-30 Haziran 2010

Saraçhane mitinginde boy göstermiþti. Sermayenin nutku tutuldu. Bu dev gösteriden hemen sonraki günlerde Ýsmet Ýnönü “CHP ortanýn solundadýr” açýklamasýný yapacaktý. Bu söz, sonraki 50 yýlýn temel düsturu olacak, kimi zaman iþe yarayacak, kimi zaman ise altý kaval üstü þiþhane bir kostüm gibi sýrýtacaktý. Devrimin 70’li yýllarda esen fýrtýnasý en baþta iþçi sýnýfýný çok daha radikal düzlemlere taþýrken, CHP’de de “Karaoðlan efsanesi” üretilmiþti. Sermayenin düzen dýþýna yönelen emekçileri CHP eliyle kontrol altýna alma manevrasý, devrimin küçük burjuva unsurlarý üzerinde belirgin bir etki yarattý, bunlar bir süre sonra kendilerini CHP’nin kuyruðunda buldular. Dönemin TKP’si koca DÝSK’i adeta CHP’nin inisiyatifine terk etti. DÝSK baþkaný Kemal Türkler, CHP’li belediye baþkanlarýyla kol kola çýktý kürsülere. Yine o dönemin pek þanlý devrimci örgütleri, faþizmin karþýsýnda bir barikat gibi gördükleri Ecevit CHP’sini açýktan ya da utangaç bir gizlilik içinde desteklediler. Denizlerin mirasýný taþýdýklarýný iddia eden bugünün EMEP’i o

7


Güncel

günlerde Ecevit’i anti-faþist devrimlerinin baþ müttefiki ilan ediyorlardý. Ýþçi sýnýfý 88-89 bahar eylemleriyle bir kez daha ayaða kalktýðýnda, bu kez CHP’nin baþýnda Erdal Ýnönü vardý, ilk iþi Kürt ulusal hareketini meclise taþýmak oldu. HEP ile kurulan seçim ittifaký sonucu Zana’lar meclis kürsüsünde göründüler. Ancak bu kez, devrim fýrtýnasý öylesine tarihi ve derin çeliþkileri açýða çýkardý ki, topraðý öylesine alt üst etti ki, iç savaþ kaçýnýlmaz oldu ve böylesi radikal bir kutuplaþmayý CHP eliyle kontrol altýna almak mümkün olmadý. Erdal Ýnönü eliyle kurulan ittifak, meclis kürsüsünde edilen birkaç Kürtçe sözle bile tuzla buz oldu. CHP’nin en idüðü belirsiz “ortanýn solu” söylemi, tüm çeliþkilerin alabildiðine keskinleþtiði iç savaþ karþýsýnda etkisizdi. Bu tarihten sonra, Deniz Baykal’ýn CHP’si devredeydi. Söylemiyle MHP’den bile daha ýrkçý, boðazýna kadar kana bulanmýþ üniformalý cellâtlarýn önünde göðsünü siper eden CHP, aslýnda sermayenin bu en köklü partisinin gerçek yüzünü, gerçek politik özünü açýða çýkartýyordu. Baykal liderliðinde CHP’nin “yolundan saptýðý”ný sananlar, 1925 Takrir-i Sükûn Yasasý’na, 1938 Dersim’ine, Varlýk vergisine, 6-7 Eylül olaylarýna baksýn. Özetle, düzen dýþýna yönelen kitlelerin sol maskeyle, pohpohlamayla çevrelenemediði iç savaþ aþamasýnda bu görev ordunun, polisin, tank ve tüfeklerin iþiydi ardýk, CHP’nin deðil.

Soluksuz Kalan Burjuva Ýç Savaþ Gün geldi, tank-top-tüfek siyaseti de emekçi kitleleri kontrol altýnda tutmakta baþarýsýz oldu. UKH karþýsýnda ardý ardýna yaþanan yenilgiler burjuva iç savaþýn soluðunu kesti. Geçen yýlýn 1 Mayýs’ýnda binlerce gaz bombasýna, kurþunlara, panzerlere raðmen Taksim Anýtý’ný pankartlarýyla fethedenler, tank-top-tüfek siyasetinin dizlerindeki dermaný kestiler. Bu andan sonra her þey çok daha hýzlý geliþti. Kürt halký yakýn olduðuna inandýklarý zaferin provalarý için milyonlar halinde sokaklara döküldü; memurlar son 40 yýlýn en etkili grevlerine giriþtiler; emekçi Aleviler görülmemiþ bir kitleyle Kadýköy’e akýn ettiler. Ve nihayet, kitlelerin devrimin mümkün ve yakýn olduðuna dair sezgileriyle doldurduklarý Newroz ve 1 Mayýs gösterileri sökün etti. Bütün bu devasa kitle gösterilerinin ortasýnda, iþçi sýnýfýna tarihi önemde deðerler katan Tekel iþçilerinin direþken eylemleri yer aldý. Bu eylemlerin her biri sermaye düzeni için gerçek birer alarm ziliydi. Kamu-Sen gibi gerici sendikalar aracýlýðýyla memur

8

Yeni Evrede

kitlesinin önü týkanmýþtý ama þimdi o barikat yýkýlmýþtý. Ana gövdesiyle CHP’nin oy deposu olan Aleviler devrimci sloganlarla, devrimci yapýlarla kol kolaydý. Tekel iþçileri ise adeta proleter hareketin zincirlerinden boþanmasýna yol açmýþtý. En önemlisi, Newroz ve 1 Mayýs gösterilerinde Kürt ve Türk halklarý, giderek pekiþen bir mücadele birliðini örüyordu. Üst üste binen, birbiri içine giren bu dev kitle dalgasýnýn ortasýnda, pek de göze çarpmayan ama çok önemli bir geliþme de kendini göstermeye baþlamýþtý: Burjuva iç savaþýn temel çimentosu þovenizmin kentli küçük mülk sahipleri üzerindeki etkisi hýzla zayýflýyordu. Ve bu kitle son 1 Mayýs’ta olduðu gibi, devrimin çizdiði hatta doðru kayýyordu. 2007 yýlý boyunca milyonlar halinde Cumhuriyet mitinglerine taþýnan o dev kitleyi bilmem hatýrlar mýsýnýz? Metropol kentlerin nüfusunda belirleyici olabilecek kadar önemli bir yer tutan kentli küçük mülk sahipleriydi pek çoðu. Cumhuriyet mitinglerinde, karþý-devrimin tedrisatýndan geçen ve o saflarý hýzla terk eden bu kentli orta sýnýflar, AKP tarafýndan avlanmak istendi. Darbe öcüsü en korkunç yüzüyle bu kitleyi etkilemek için teþhir edildi. Taraf gibi gazetelerin temel misyonu da Cumhuriyet mitinglerinin bu temel bileþenini AKP kuyruðuna takmaktý. Bu amaçla son olarak anayasa deðiþikliði tiyatrosu büyük tantanalarla sahneye kondu. Tekelci sermaye, anayasa tiyatrosunun iþe yarayacaðýný ve Cumhuriyet mitinglerini dolduran milyonlarýn bu kez darbelere karþý anayasa mitinglerini dolduracaðýný hayal etti. Fakat bu dev kitle, anayasa mitinglerinde deðil, 1 Mayýs’ta çýktý ortaya. Politik tutumlarý alabildiðine tutarsýz ve sallantýlý olan bu orta sýnýflarýn, bir anda böyle sola doðru yalpalamasý sermayenin adeta kanýný dondurdu denilebilir. Bu küçük mülk sahibi kentli kitle, elbette devrime de eðilim duyardý, yeter ki, devrimin her þeyi alt üst eden büyük acýlarýný baþkalarý üstlensin. Tekel eyleminde haftalarca buzun üzerinde sabahlayan proletarya, binlerce gaz bombasýna raðmen 1 Mayýs alanýný iþgal eden gruplar, bu küçük mülk sahibi kitlelere, ihtiyaç duyduklarý güvenceyi vermiþ oldular. Böylesi bir güvence olmadan, zaferin onlar için minimum bedele mal olacaðýný bilmeden, kentli orta sýnýflar devrimin peþine takýlmazdý. En önde gidenler kanlarýný akýtarak burjuva iç savaþýn soluðunu kestiler, küçük mülk sahipleri ise bedeli ödenmiþ bir zaferin kutlamasýndan kendilerini mahrum býrakamazlardý. Zaferin kokusunu aldýlar ve Taksim’de ortaya çýkan kalabalýðýn içine karýþtýlar. 165. Sayý / 16-30 Haziran 2010

Mücadele Birliði

Kocamýþ Kurtlarýn Sonu Hakkýnda ne denli “kurt” bir politikacý olduðuna dair nice efsaneler üretilen Baykal, kýyýlarý dövmeye baþlayan dev dalgalarýn hiç birini doðru okuyamadý. Gerçekte O, burjuva iç savaþýn daracýk patikasýnda iþ görmeye alýþmýþ bir darkafalýydý. Kadýköy’deki dev Alevi mitinginden sonra bile, Dersim katliamýný öven Onur Öymen’e sahip çýktý. Kentli orta sýnýflar hýzla devrimin çizdiði hatlara doðru yaklaþýrken, O gitti “Kutlu Doðum Haftasý”nýn açýlýþýnda konuþma yaptý. Bu kadar körleþmiþ, darkafalý bir liderle CHP, bir kez daha önüne çýkan misyonunu yerine getiremezdi. Ve o koltuk, üzerinde oturanýn lümpenleþmiþ söylemine uygun olarak, bir skandal kasetle son buldu. Belki Kürt halkýný ve proletaryayý düzene yeniden kazanmak zordu ama hiç olmazsa kentli küçük mülk sahiplerini yeniden kazanabilmek için CHP’yi yeniden oyun sahasýna süren tekelci sermayenin tekelci basýný, üfürdükleri balonlarýn tepesine Kemal Kýlýçdaroðlu’nu oturttular. Sekiz sütuna manþetler düzüldü, anketler ardý ardýna patlatýldý, bütün flaþlar, spotlar, canlý yayýn kameralarý Kýlýçdaroðlu’na çevrildi. Böylece minik bir göktaþýný koca bir yýldýz gibi parlatmak için, tekelci basýnda baþ döndüren bir yarýþ baþladý. Bazý gazeteler onun için “þanlý bir 68’li” olduðunu yazdýlar. Daha neler! Muhtemelen Mahirlerle ayný sýnýfý paylaþmýþ olan bu zat, devrimin fýrtýnalarýnýn her yerde estiði bir dönemde burnu bile kanamadan çýkmýþtý. Efendisinin karþýsýnda her daim el pençe divan, her an hizmete hazýr bu silik kiþilik, on yýllar boyu hiç dikkat çekmeyen, ne kokar ne bulaþýr karakteriyle, bürokrasinin merdivenlerini tek tek týrmandý. Þimdi tekelci sermaye, devrimin zaferine olan inanç ve sezgiyle dolu bir atmosferde, taþkýn bir ruh haliyle alanlarý dolduran kitlelerin karþýsýna, bu silik kiþilikli itaatkâr bürokratý çýkarýyor. Ne ala! Tekelci politik arena bu denli çürümüþ, bu denli lümpenleþmiþse, o çorak arazide kaktüs bile çiçekten sayýlýr. 1848 barikatlarýný ezen Cavaignaclarýn, Bolþevikleri durdurmaya soyunan Kerenskilerin, hiç olmazsa bir ihtiþamlarý vardý. Onlarýn yanýnda Kýlýçdaroðlu, peþtamal tutan bir hamamcý çýraðýndan baþka bir þey deðil.


Yeni Evrede

Zindanlar

BASINA KAMUOYUNA HALKIMIZA

Mücadele Birliði

Zonguldak Karadon Maden Ocaðýnda 30 iþçi yaþamýný kaybetti. Bunun bir kader olmadýðýný herkes, toplumun tümü biliyor. Bu kapitalist sistemin verdiði SÖMÜRME ÖZGÜRLÜÐÜNÜ kullanan sermaye efendilerinin iþledikleri bir cinayettir. Bu gerçek ortadayken, kapitalistlerin ve onlarýn hem avukatý, hem icra komitesi olan devlet-hükümet yetkilileri, burjuva siyasetçiler, bu tür olaylarda hemen, kapitalist sistemi, sömürücü sermaye efendilerini aklama çabasýna girmeleri manidardýr. Hükümetin elebaþý gelip “kader” diyor. Diðerleri ise “Yeterli önlem alýnmalý, böyle kazalarýn önüne geçilmeli” diyerek bu cinayetleri sadece “eksiklik” sonucu gösteriyor. Bunlarýn hepsi sahtekarcadýr. Ýþ düzeni; sömürü ve özel mülkiyete dayanan kapitalizm yaþadýkça, iþçi emekçilerin hayatlarýna, onlarý sömüren, ezen alçaklarýn insani bir saygý ve önem vereceðini bekleyen zihniyetler sahtekardýr. Kapitalist düzende bir sömürücü suçlunun, sömürdüðü emekçilere göstereceði ihtimam, “Kölenizi öldürmeyin, dövmeyin, iyi davranýn” diyen dinin emrettiði olaydan farksýzdýr. Bu nedenle, hem hükümet yetkililerinin gelip “Bu iþin kaderinde bu var” demeleri de, muhalefetin çýkýp buna çok önemli ve gerçek bir eleþtiri getiriyormuþ gibi önlemler yetersiz, niye yetersiz, buna kader denmez” demeleri de tek bir amaçta birleþiyor. Ýþçileri katleden, ucuz iþgücünden öte bir deðer vermedikleri iþçilerin hayatlarýný harcayarak zenginleþenlerin suçlarýný, pisliklerini örtmek. Çünkü aðýr ve kötü koþullarda, tehlikeli koþullarda sömürü ortamýný bu kapitalistlere saðlayan, oluþturan da devlet ve hükümetlerdir. Devlet ve hükümetin bu ülkede sermayenin bir icra komitesi olduðunu çok iyi gösteren bir örnektir bu son olay. ELBETTE KADER DEÐÝL 30 iþçi cenazesinin üstüne yine her zamanki gibi yüzsüzce gidip “dualar okuyan”, “sabýrlar” dileyen devlet yetkililerine, iþçi ailelerinin gösterdiði tepki, isyan, bir tokat oldu. “Bu iþin kaderinde bu var, bu iþe giren bunu bilerek giriyor” diyen baþmezarcýnýn tüm demagojileri, “hep gelip lak lak edip gidiyorsunuz” baðýrýþýyla cevaplandý. Aslýnda baþbakan bu açýklama ile NE YAPACAKLARINI SÖYLEDÝ. Kimsede suç aramaya gerek olmadýðýný, hükümetin yine Bursa’daki ve tersanelerdeki benzeri sayýsýz iþçi cinayetlerindeki gibi cinayetin üstünü kapatacaðýný ilan etti. ELBETTE YETERLÝ ÖNLEM ALINMALI Kot kumlama iþinde, tersanede, madende veya diðer bütün sektörlerde bugüne kadar binlerce iþçi yaþamýný yitirdi. Rakama vurulduðunda bu ölümlerin resmen rutinleþtiði anlaþýlýyor. Buna raðmen her seferinde, “önlemler yetersiz, ne yazýk ki, henüz çaðdaþ standartlara ulaþamadýk” türünden, durumu, istenmeyen kaza masumiyetine sokmaya çalýþanlarýn sahtekar olduðu bellidir. Sömüren bir kiþi, hiçbir zaman kârlý görmediði için, sömürdüðü kiþileri düþünmez. Sömürüyü arttýrmak için, önlem masraflarýný her zaman bilinçli olarak en aza indirir. Çoðu durumda ölümlerin kesin “geliyorum” dediðini bilerek, iþçileri “Tohumuna para mý saydým gebersin, bana iþçi mi yok. Bir sürü iþsiz dolaþýyor hazýrda” diyerek harcar. Bir kasabýn iþi gereði koyuna acýmayacaðý gibi, bu deðiþmez. Öte yandan, deneyimli iþçileri verim kaygýsý ile yaþatmak, kârlý olduðu noktada alýnan önlemler veya toplumsal tepkiden korkarak, iþçilerin mücadelesiyle zorlanan ÝÞÇÝ GÜVENLÝÐÝ önlemleri de en isteksiz ve özensiz yapýlýr. Çünkü bu sömürü sisteminde esas olan mantýk iþçi güvenliði deðil, ÝÞ GÜVENLÝÐÝ’dir. Kapitalizm, bu ayýrýmý bilerek yasalarýný bile bu isimle çýkarýr. Ýþ güvenliði için, iþçinin telef edilmesi, isyan ederse, grev yaparsa, sendikalaþmaya çalýþýrsa, bastýrýlmasý, katledilmesi temel alýnýr.

Onuruyla emeðiyle yaþamaya çalýþan, ancak sömürü amacýyla hayatlarý canlý cesetlere çevrilen iþçilerin ölmesi, bazen kurtuluþ bile sayýlabilir. Bu çekilmez, sefalet düzeyindeki tatsýz hayattan bir kurtuluþ... Ancak bu, doðru bir kurtuluþ deðildir kuþkusuz. HAK EDÝLEN bir kurtuluþ deðildir. Ýnsanca yaþayýp çalýþmak için, can güvenliði için, aile ve çocuklarýnýn geleceði için yeterli önlem alýnmalýdýr. Ancak, kapitalizm koþullarýnda bu yeterli önlemlerin alýnmasý imkansýzdýr. Tek yeterli önlem, SÖMÜRÜNÜN KALDIRILMASI olabilir. Sermaye efendileri ezilmeden, sömürü özgürlüðü ortadan kaldýrýlmadan, bunu isteyenlerin üzerinde halk diktatörlüðü uygulanmadan, hangi iþçi güvenliðinden, nasýl ve kimin için bir “iþ güvenliði”nden bahsedilebilir? Bu konuda Mücadele Birliði dergisinin 1 Mayýs bildirisi “Ne Ýçin Savaþýyoruz” da çok çarpýcý þekilde ifade edilen þu noktayý tekrar vurgulamak gerekir. “Halk iktidarýný kurmak; artýk þurasý açýk ki, bu sömürü düzeni bir devrimle yýkýlýp bütün iktidar iþçi sýnýfýnýn öncülüðündeki halkýn eline geçmedikçe gerçek bir kurtuluþtan söz edilemez… Bütün yaþamýmýz ve bütün deneyimimiz iktidar ele geçirilmeden bu düzende elde edilecek bütün haklarýn geçici ve geri alýnabilir olduðunu yeterince öðretmiþtir. Onun için hedefimiz sivri sinekleri deðil, bataklýðýn kendini ortadan kaldýrmak olmalýdýr. (…) Tekelci kapitalist düzen bugün toplumu büyük bir krize, çürümeye, yozlaþmaya ve yok oluþa sürüklemiþtir. Toplumu bu durumdan sadece bir Halk Ýktidarý kurtarabilir. Çünkü sadece bir halk iktidarý ve onun devrimci hükümeti, tekellere, fabrikalara, büyük toprak mülkiyetine, madenlere, emperyalistlerin elindeki iþletmelere, bankalara, kapitalistlerin elindeki ulaþým araçlarýna el koyarak, iþsizliðe son verebilir yoksulluðu, sömürüyü ortadan kaldýrabilir. Toplumu yýkýmdan kurtarabilir. Bu nedenle bilmeliyiz ki, Halk iktidarý ve Devrimci Hükümet için mücadele çaðrýsý yapýlmadan, iþsizliðe, yoksulluða, sömürüye, baskýya, toplumsal çöküþe karþý yapýlan her çaðrý sahtekarcadýr, iki yüzlüdür.” Ýþçi, emekçi sýnýfýn baþýndaki belalara karþý Yeterli Önlem, burada ifade edilen þeyden baþka bir þey olmadýðý görüþündeyiz. Sermaye efendilerinin iþledikleri bu son katliam ne ilk ne sondur. Hatýrlayabildiðimiz tarihten beri bu özgürce sömürme diktatörlüðünü sürdürmek için, deðiþik þekillerde, deðiþik nedenler öne sürerek iþledikleri katliamlar deftere sýðmaz. Ermeni halkýný katledip, servetlerini çalan, Kürtleri, Türk sermayesinin köle ulusu halinde tutmak için, komünist-devrimcileri ve onlarýn peþinden giden iþçi sýnýfýný, öðrencileri, emekçileri sömürüye baþkaldýrdýklarý için, Alevi inanca sahip emekçileri özgürlük istedikleri için katleden, iþçileri iþ yerlerinde kârý arttýrabilmek için kötü, tehlikeli koþullarda çalýþmaya zorlayýp öldüren, sermaye efendileri ve onlarýn icra örgütü olan devlet ve hükümetleridir. Þimdi burjuva siyasetler de dahil bütün çevrelerden, ölen iþçilerin ailelerine baþsaðlýðý dilekleri geliyor. Ancak bu gösterilerin ikiyüzlülük dýþýnda bir anlamý yoktur. Kapitalist koþullar altýnda iþçi, emekçilerin, ne baþý ne saðlýðý güvence altýna alýnamaz. Geliþmeler bu dersi bize yeterince gösterdi. Kapitalist sömürü düzeni her saat, her dakika açlýk, sefalet, ölüm üretmeye devam edecektir. Kapitalizm Öldürür, Kapitalizmi Öldürün! Fabrikalar, Tarlalar, Siyasi Ýktidar Her Þey Emeðin Olacak!

165. Sayý / 16-30 Haziran 2010

Tekirdað 1 No’lu F Tipi Hapisanesinden TKEP/L davasýndan yargýlanan tutsaklar 22 Mayýs 2010

9


Yeni Evrede

Sokaklar

Mücadele Birliði

“MARAÞ OLAYLARININ PRO VA SI GÝ BÝY DÝ” Þerzan Kurt’un katledildiði çatýþmalar ve sonrasýnda yaþananlara dair ko-

nuþtuðumuz yurtsever arkadaþlarýn ayrýca belirtmek istedikleri noktalar da vardý: “Bu sene faþistler tarafýndan saldýrýlarýn fazla yoðunlaþmasýnýn sebebi Kürtlerin orada örgütleniþine müdahale edilmek istenmesidir. Hem polisin müdahalesi hem bundan önce soruþturmalarýn açýlmasý devletin birebir Kürtlere yönelmesi, arkadaþlarý yýldýramadý. Daha önce soruþturmalar açýldýðýnda silahlý saldýrýlar yine gerçekleþti, polis hiçbir tepki göstermedi. Faþistler her zamanki gibi polis destekliydi, polis oradaki Kürt öðrencilerin örgütlülüðünü kaldýramadýðýndan ve yýldýrmak için elinden geleni yaptýðýndan dolayý, bunu da, kendini bir nevi aklamak için sürekli faþistler üzerinden (faþistlerin de isteði vardýr) yapýyor”. “Sadece Muðla için konuþmuyorum, son dönemlerde özellikle Ege bölgesinde yapýlan bu tür saldýrýlarýn gayet politik olduðunu düþünüyorum. Sanki buradaki Kürtlere ‘hadi siz yurdunuza dönün, burada size iþ de yok okumak da yok ekmek de yok’ der gibi bir politika içerisindeler. Bu tarz þeylerin bizleri yýldýramayacaðýný da bilmelerini istiyoruz. Ayrýca þunu da belirtmek isterim þu an faþistler Muðla sokaklarýnda 10–15 arabayla Türk bayraklarýyla kornalar çalarak bizi tahrik etmeye yönelik þeyler yapýyorlar”. “Þerzan hastanedeyken ben ve dört arkadaþým þehirde bir tur atalým dedik. Tur atarken bir tane ülkücü reisini (Diyarbakýrlý Tevfik) gördük, bizden kaçmaya baþladý, onu yakalayýp bir güzel dövdük. Daha sonra polis geldi, bizi gözaltýna almaya çalýþtý, o anda çatýþma yaþandý biraz. Þerzan’ýn vurulmasýndan altý gün sonra Fýrat Budak isimli faþistle bankanýn önünde karþýlaþtýk. Fýrat isimli faþist üzerindeki döner býçaðýný üzerimize sallamaya baþladý, daha sonra arabalarýna binerek kaçtýlar. Bizim hakkýmýzda suç duyurusunda bulundular, olaydan kýsa bir süre sonra gözaltýna alýndýk, ifademiz savcýlýk tarafýndan alýndýktan sonra serbest býrakýldýk. “Biz dün sabah buraya geldik, bir umutla geldik. Bizim gelmemizden yarým saat sonra Þerzan’ýn ölümsüzleþtiði açýklamasý yapýldý. Gelmemizden yarým saat sonra açýklama yapýlmasý ister istemez kafamýzda bir sürü þüphe uyandýrdý, özellikle hastanenin etrafýnda polisleri gördükten sonra. Ýlk duyduðumda þu geldi aklýma; Ya Þerzan Muðla’dan arkadaþlarýnýn gelmesini yani bizi bekledi ölmek için ya da bunlar bekledi Muðla’yý boþ býrakýp buraya gelelim. Baþýndan sonuna bilinçli bir þeydi bu, hastane ayaðý yani iþin doktorlar ayaðý, iþin basýn ayaðý, Muðla’daki provokasyon söylemleri, çünkü bu sýradan bir çatýþma deðil ki. Bu çatýþmaya sebep olan þeyler halka öyle bir yansýtýlmýþtý ki, bu olaylar Maraþ olaylarýnýn provasý gibiydi. Tek farkýmýz ayný dönemde, ayný koþullarda yaþamamamýz ve Muðla halkýnýn pasifliði. Her çatýþmadan sonra sürekli Kürt gençlerine yönelik suçlamalarla Muðla halký Kürt halkýna karþý kýþkýrtýlmaya çalýþýlýyor. Bunu da polisler bilinçli þekilde yapýyor ve yaptýrýyorlar. Devrimci-demokrat-yurtsever öðrencilerin güçlendiði her dönemde sistemin bilinçli þekilde öðrencileri daðýtmaya yönelik bu tür müdahaleleri her zaman söz konusu olmuþtur Muðla’da ve bütün üniversitelerde. Buna hazýrlýklýydýk, ama ilk kez bir arkadaþýmýz kurþunla vuruldu gözlerimizin önünde. Ve onun ölümsüzleþtiðini burada öðrendik. Bu açýdan çok çok acýlýyýz, ailesi kadar belki o acýyý yansýtamayýz. Ama bizler þunu gerçekleþtirmek için mücadele edeceðiz her zaman, ateþ düþtüðü yeri yakar ama ateþ Muðla’ya düþmüþtür, sadece ailesinin evine düþmemiþtir. O yüzden bundan sonra ki her þey Þerzan’ýn adýný yaþatmak için Muðla’da gerçekleþtirilecektir. Ve eðer bundan sonra bir cam kýrýlacaksa, eðer verdiðimiz cana karþý bir cam isteniyorsa o camlar boþ yere kýrýlmayacak. Þerzan’ý dayatacaðýz herkese, Þerzan’ý kabullenmeyenlerin camý kýrýlacak, gerekirse kafasý kýrýlacak. Þu an herkesin içinde intikam sesleri vardýr, ama biz kollarýmýzýn arasýnda bir hevalimizi, yoldaþýmýzý yitirdik. Bir hevalimizin daha yanýmýzda düþmesine, yitirilmesine, yitmesine izin vermeyeceðiz. Bunun için de özellikle çaba sarf edeceðiz. Evet, saldýracaðýz, her zaman ayakta olacaðýz ama hiçbir zaman bilinçsiz bir þekilde bir hevalimizin vurulmasýna göz yummayacaðýz”. Ýzmir Mücadele Birliði

10

30 MADENCÝNÝN KATÝLÝ FAÞÝST DEVLETTÝR 28 Mayýs Cuma günü, Mehmetçik Lisesi öðrencileri son süreçle ilgili bir eylem düzenledi. Devrimci Öðrenci Birliði, DGH, YDG, DYGM tarafýndan düzenlenen eylem Mehmetçik Lisesi’nde oluþan kortejin sloganlarla yürüyüþe geçmesiyle baþladý. Eylem sýrasýnda sýk sýk “Faþizmi Döktüðü Kanda Boðacaðýz”, “Katil Devlet Hesap Verecek”, “Kürt Halký Devrimle Özgürleþecek”, “Dünya Emeðin Olacak”, “Yaþasýn Devrimci Dayanýþma”, “Þerzan Kurt Ölümsüzdür”, “Güler Zere Ölümsüzdür” sloganlarýyla Sarýgazi Meydan’a kadar yürüþ gerçekleþtirildi. Sarýgazi Kaymakamlýðý önünde atýlan “Katil Polis Sarýgazi’den Defol” sloganý da öðrenci gençliðin haykýrdýðý sloganlar arasýndaydý. Sarýgazi merkeze gelindiðinde basýn açýklamasý ile eyleme devam edildi. Basýn açýklamasýnda “iþsizliðin,yoksulluðun, krizin her geçen gün daha da derinleþtiði bu günlerde iþçi kýyýmlarý da bir o kadar artmaktadýr. Devletin sözde açýlýmýyla ve demokratikleþme hareketi adý altýnda yaptýðý katliamlar devam etmektedir. Çok deðil bundan bir yýl öncesinde Diyarbakýr’da Ceylan ÖNKOL adýnda bir kýz çocuðunu topun hedefi yapan zihniyet daha dün Muðla’da üniversite öðrencisi Þerzan KURT’u katletmiþtir. Yaptýðý katliamlarý ört pas etmeye çalýþan devlet ne yazýk ki Þerzan KURT katliamýný da kapatmaya çalýþmaktadýr. Geçtiðimiz yýl Tuzla Tersanesinde meydana gelen iþçi kýyýmlarýndan sonra, yeni olmasa da Zonguldak’taki Maden Ocaðýnda yerin metrelerce altýnda asgari ücretle çalýþtýrýlan 30 maden iþçisi devletin insan hayatýný hiçe saymasý sonucu hayatlarýný kaybetmelerine sebep olmuþtur. Bunu kader olarak nitelendirseler de 30 iþçinin hayatýna sebep olan bu facianýn bir katliam olduðu açýk bir þekilde ortadadýr. Sistemin yaptýðý iþçi kýyýmlarý yaný sýra devrimci-demokrat kesime yaptýðý saldýrýlarýn artýðý böylesi bir dönemde tüm halkýmýzý hesap sormaya çaðýrýyoruz” denilerek emekçiler mücadeleyi yükseltmeye davet edildi. Basýn açýklamasý alkýþlar ve atýlan sloganlarla son buldu. Sarýgazi / DÖB

165. Sayý / 16-30 Haziran 2010


Yeni Evrede

Açıklama

Mücadele Birliði

26 MAYIS MAYIS’IN AYNASINDA SENDÝKALAR KOMÝTE-KONSEYLERÝN ZORUNLULUÐU

Uzun süredir iþçi sýnýfýnýn öz örgütlülüðü olan komite ve konseylerin zorunluluðu üzerinde duruyoruz. 26 Mayýs “genel grevi” ýþýðýnda bu konu üzerinde tekrar durmakta yarar var. Zira 26 Mayýs “genel grevi” ve baþta Türk-Ýþ olmak üzere sendikalarýn bu eylemdeki pratikleri, öne sürdüðümüz görüþlerin doðruluðunu bir kez daha kanýtlamýþtýr. Bilindiði gibi 26 Mayýs’ta bir günlük genel grev yapma kararý Þubat ayýnda dört konfederasyon tarafýndan alýndý. Tekel eylemini zafere taþýyacak acil, ciddi ve etkili bir eylem örgütlemek yerine, iþçilerle alay edercesine böyle bir eylemin hemen örgütlenmesinin zor olduðu bahanesinin arkasýna saklanarak üç ay sonrasýna gün verildi. Ýþbirlikçi sendikalarýn bu kararý alýrken temel amacý günü kurtarmak, üzerlerindeki baskýyý hafifletmek ve hükümete rahat bir nefes aldýrmaktý. Tekel eyleminin etkisi henüz canlýyken, toplumun büyük kesimlerinin desteði arkasýndayken etkili olacak genel bir eylem kararý, iþbirlikçi sendikalarýn yoðun çabalarý sonucu engellendi. Ýþçiler kendi sendikalarýnýn ihanetine uðradý. Ýþbirlikçi burjuva sendikacýlar böyle bir kararý alýrlarken bunun hayata geçeceðine dair en ufak bir beklentileri yoktu. Ama iþler bekledikleri gibi geliþmedi. Ýþçi sýnýfýnda devrimci eyleme duyulan istek, zafer umudu, kurtuluþ isteði, iþbirlikçi sendikacýlarýn “laf olsun diye” aldýklarý eylem kararýný dahi iþçilerin ciddiye almalarýna yetti. Tekel iþçileri 78 gün süren eylemlerinin ardýndan gittikleri her yere mücadele ateþini de taþýdýlar. onlarý hemen her yerde görmek mümkündü. Baþta tekel iþçileri olmak üzere iþçiler ve emekçiler 26 Mayýs’a yoðun bir þekilde hazýrlandý. Fakat iþbirlikçi sendikalarýn ihaneti bitmedi. 26 Mayýs tarihi yaklaþtýkça eylemi tümden iptal edemeyen iþbirlikçi sendikalar bunun yerine, katýlýmý düþürmek, sýradan bir eyleme dönüþtürmek, eyleme olan ilgiyi en aza indirmek için ellerinden geleni yaptýlar. Baþarýlý da oldular. Eylemden günler öncesi yapýlan kararsýz açýklamalar, genel eylemi bir saatlik iþ býrakma, basýn açýklamasý yapma düzeyine düþüren yaklaþýmlar eyleme olan ilgi ve katýlýmý azalttý. Bu sýnavdan düþük bir notla da olsa geçmeyi baþaran yalnýzca KESK oldu. KESK alýnan genel eylem kararýnýn arkasýnda durmuþ, fakat katýlýmý arttýrmak için yoðun bir mesai harcamamýþtýr. Sonuç: 25 Kasým grevinin çok gerisinde kalan bir durumdur. 657 Sayýlý Devlet Memurlarý Kanunu’nda yapýlacak deðiþiklikle memurlarýn iþ güvencesinin ortadan kaldýrýlmaya çalýþýldýðý bir dönemde, KESK’ten yalnýzca cýlýz seslerin çýkmasý, KESK’in de iyi yolda olmadýðýný gösteriyor. 26 Mayýs eylemi bir daha göstermiþtir ki, iþçi sýnýfý ve emekçilerin örgütleri olan sendikalar dönemin ihtiyaçlarýna yanýt veremiyor. Sermayeyle mücadelesinde iþçi sýnýfý ve emekçilerin sýrtýný dayayacaðý örgütlenmeler olmasý gereken sendikalar, bugün bu mücadelenin en büyük engelleri haline geliyor. Bir çok iþçi eylemi sendikalarýn ihaneti ya da gönülsüzlüðü yüzünden baþarýsýzlýða uðruyor. Sendikalar iþçi sýnýfýný en eski mücadele organlarýdýr. Ancak tek organ deðildirler. Büyük alt-üst oluþ dönemlerinde iþçi sýnýfýnýn geleneksel mücadele organlarý iþlevsiz kalýr, dönemin ihtiyaçlarýna cevap veremez hale gelir. Mücadelenin önünü týkar. Böylesi dönemlerin mücadele araçlarý iþçi sýnýfý ve emekçilerin öz örgütlülüðü olan Komite ve Konseylerdir. Komite ve Konseylerde bir araya gelmiþ iþçi ve emekçiler, ancak kendi öz güçlerine dayanarak daha ileriye gidebilir. Uluslararasý iþçi sýnýfý mücadelesinin deneyimleri bize bunu gösteriyor. Daha ileriye gitmenin bir yolu Komite ve Konseylerse, diðer bir yol da kavga bayraðýna yazacaðýmýz þiarlardýr. Bugüne kadar verilen mücadeleler bize þunu göstermiþtir ki, iktidarý ele geçirmeden baþta iþsizlik ve yoksulluk olmak üzere hiçbir temel soruna çözüm bulunamaz. Böyle devrimci bir iktidar kurulup, tüm büyük üretim araçlarýna, bankalara, büyük topraklara, zenginliklere el koymadan artýk ne iþsizlik, ne yoksulluk ne de baþka bir temel sorun çözülebilir. Bir Devrimci Demokratik Ýktidar kurulmadan bu sorunlarýn çözülebileceðini söyleyenler -iþçi sýnýfýnýn bilinçli düþmanlarý deðillerse- sadece iþçileri ve kendilerini aldatmýþ olurlar. Bundan dolayý bayraklarýmýza yazacaðýmýz ilk þiar “BÜTÜN ÝKTÝDAR EMEÐÝN OLACAK” olmalýdýr. Ýþçi sýnýfý, toplumun en devrimci, öncülük yeteneðine sahip, toplumu sermaye sýnýfýnýn zulmünden kurtaracak tek sýnýfý olarak toplumun diðer kesimlerinin istem ve özlemlerini de savunmak zorundadýr. Bu kesimlerin baþýnda Kürt halký gelmektedir. Ýþçi sýnýfý ve emekçiler Kürt ulusunun ayrýlýp baðýmsýz devlet kurma hakký da dahil, “Uluslarýn Kendi Kaderini Tayin Hakký (UKKTH)” için mücadele etmelidir. Bu mücadele iþçi sýnýfý ve emekçilere, Kürt halkýný yýllardýr ezen ve baský altýnda tutan sermaye ve onun devletine karþý milyonlarca Kürt emekçisinin sempatisini ve desteðini kazandýracaktýr. Bu sempati ve destek olmadan iþçi sýnýfýn ve emekçilerin sermaye ve onun devletine diz döktürmesi düþünülemez bile. Yaþamlarýný iþçi sýnýfýnýn kurtuluþ mücadelesine adamýþ ve bu uðurda devletin egemenlik aygýtlarýndan olan zindanlarda tutsak durumda olan binlerce devrim savaþçýsý var. Ýþçi sýnýfý ve emekçiler, nasýl ki Tekel iþçileri kendilerine ihanet eden Mustafa Kumlu’yu 1 Mayýs’ta kürsüden indirdiyse, ayný þekilde yaþamlarýný iþçi sýnýfýnýn kurtuluþuna adayan devrim savaþçýlarýna da sahip çýkmalýdýr. Bayraklarýmýzda yazan üçüncü þiar “ZÝNDANLAR YIKILSIN TUTSAKLARA ÖZGÜRLÜK” olmalýdýr. Mücadele bayraklarýna bu þiarlarý yazan, Komite ve Konseylerde bir araya gelen iþçi ve emekçiler mutlaka kazanacaktýr. 165. Sayý / 16-30 Haziran 2010

DEK (Devrimci Emekçi Komiteleri)

11


DEVRÝM YÜRÜY Yeni Evrede

Gündem

B

urjuvaziye gýrtlaklarýna kadar güvenle dolu olanlar ABD’nin 11 Eylül’ünde olduðu gibi Türkiye’nin “11 Eylül”ünde de ters köþeye yattýlar. Hatýrlanacaktýr, 2001 11 Eylül’ünde ABD’nin Ýkiz Kuleleri havaya uçurulduðunda sosyal reformistlerle oportünistler, El Kaide denen ABD beslemesi sürüyü el üstünde tutmuþ, eylemi “zafer” havasýyla alkýþlamýþlardý. Ama zaman içinde 11 Eylül provokasyonunu Ýsrail’in bilgisi dâhilinde bizzat ABD’nin yaptýðý ortaya çýkýnca sesleri soluklarý kesildi.

12

Mücadele Birliði

Devrim ve iktidar hedefinden uzaklaþmýþ, olaylara marksist diyalektikle yaklaþma yeteneðini yitirmiþ bir siyasal hareketin nasýl da utanç verici bir burjuva kuyrukçuluðu çizgisine kayacaðýný þu son “Gemi” olayýnda bir kez daha gördük. Sosyal reformist partilerin ve oportünist hareketlerin Türkiye ile Ýsrail arasýnda Ýsrail’in “Yardým Gemisi”ne saldýrýp dokuz kiþiyi öldürmesiyle ortaya çýkan sözüm ona gerginlik sýrasýnda izledikleri politikadan söz ediyoruz. Türk Hükümeti, Ýsrail’in saldýrýsý sonrasý yaygarayý basýnca, bütün sosyal reformist ve oportünist tayfa, kimin deðirmenine su taþýdýðýný düþünmeden, “anti-emperyalizm/anti-siyonizm” adýna dinci gericiliðin kuyruðuna takýldý. Dinci gericiliðin ya da burjuvazinin -ikisi ayný anlama gelir- kuyruðuna takýlma politikasýnýn ucunun nereye varacaðýný görmek isteyen, ESP’nin pratiðine baksýn. Bu sosyal reformist çevre, politikasýný gidebileceði en uç noktaya kadar götürerek, ellerinde komünistlerin, alevi halkýn, Kürt halkýnýn kan izleri hala duran gerici, anti-komünist dinci çevrelerle ayný safta görünmekten, ayný bayrak altýnda yürümekten çekinmedi. Burada diðer çevrelerin ESP’den farklarý olduðunu düþünmemek gerekir. ESP’yi diðerlerinden ayýran tek nokta ESP’nin “tutarlý” davranarak politikasýný mantýðýnýn son noktasýna kadar derinleþtirmiþ olmasýdýr. O gün, dinci gericilerle ayný neden ve amaçla meydanlara çýkanlarýn politikalarý ESP’nin politikasýyla ayný noktaya çýkar. Ama onlar bu konuda sözünü ettiðimiz sosyal reformist çevre kadar “politik yürekliliðe” sahip deðillerdi ya da gerçek yüzlerini ortaya koyacak kadar ahmak deðillerdi. Fark buydu.

Kime Yardým? Evet, Gazze açýklarýna giden bir “Yardým Gemisi”ydi ama bu, sermaye sýnýfýyla emperyalistlerin her oyununda figüran rolünü kapmaya hazýr sosyal reformistlerle oportünistlerin sandýðý gibi Filistin halkýna bir yardým gemisi deðildi. Açýklamasý basit: Amaç Filistin halkýna yardým olsaydý bu iþ zaten yýllardýr yapýlmakta olan biçimiyle, týr filolarýyla yapýlýrdý. Kýzýlay Baþkaný bile bu 165. Sayý / 16-30 Haziran 2010

gerçeði itiraf etmek zorunda kaldý. Ama burada amaç dinci gericiliðin hem Türkiye’de, hem Filistin topraklarýnda, hem de tüm dünyada palazlandýrýlmasý olunca iþte böyle güç gösterileri yapýlýr. O zaman þunu sormak gerekiyor: madem ki amaç Filistin halkýna yardým deðil o halde bu “gemi filosu” kime “yardým”a gidiyordu? Bu sorunun yanýtý her þeyden önce Türkiye’deki sýnýf iliþkilerinde, sýnýflar arasýndaki güç iliþkilerinde, sýnýf savaþýnýn mevcut düzeyinin somut, bilimsel analizinde aranmalýdýr. Soruna bu þekilde yaklaþtýðýmýzda þunu görüyoruz: “Yardým Gemisi” konusu, Tekel eyleminin toplumu derinden sarstýðý, Tekel iþçilerinin eylemlerinin ardý arkasýnýn kesilmediði; Newroz gösterilerine milyonlarý bulan kitlenin katýldýðý; Kürt halkýnýn devrimci kitle eylemlerinin her tarafa yayýldýðý; 1 Mayýs kutlamalarýnýn tam bir öfke patlamasýna dönüþtüðü, toplumda saflaþmanýn sýnýfsal temelde gerçekleþtiði ve kitlelerin hýzla devrim cephesine kaydýðý; tekelci sermaye sýnýfý ve emperyalistlerin bu geliþmelerden derin bir kaygýya ve korkuya kapýldýklarý bir döneme denk geldi. Devrimin güç kazandýðý, emekçi sýnýflarýn ve gençliðin kitleler halinde devrim saflarýna aktýðý, egemen sýnýfýn denetimi tümden yitirmekte olduðu sürecin önü kesilmeli, toplumdaki saflaþmanýn yönü deðiþtirilmeliydi. Buna sadece Türk sermaye sýnýfýnýn deðil, emperyalistlerin de ihtiyacý vardý. Böyle bir ihtiyacý ancak sarsýcý bir olay giderebilirdi. Öyleyse þimdi sorumuzun yanýtýný somut olarak verebiliriz: Bu gemi, her þeyden önce, Tekel eylemi, Newroz gösterileri, 1 Mayýs kutlamalarý ile emekçi sýnýflarýn ayaða kalktýðýný, sýnýfsal saflaþmanýn derinleþtiðini, devrim dalgasýnýn kabardýðýný gören sermaye sýnýfýna ve emperyalistlere yardýma giden bir gemiydi.

“Türkiye’nin 11 Eylül’ü” Hükümetin aðlak baþbakan yardýmcýsý, Ýsrail’in “gemi baskýný” olayýný bu sözlerle deðerlendirdi. Bu, her daim gözü yaþlý Bülent Arýnç’ýn yaþamýnda söylediði en doðru ve muhtemelen tek doðru sözüdür. Benzet-


YÜÞÜ SÜRÜYOR! Yeni Evrede

Gündem

Mücadele Birliði

me doðru ama benzetmedeki kasýt gerçekleri tersyüz etmektir; týpký ABD’nin kendi 11 Eylül’ünde yaptýðý gibi. Sosyal reformist partilerle oportünist hareketlerin durumuna gelince… Burjuvaziye gýrtlaklarýna kadar güvenle dolu olanlar ABD’nin 11 Eylül’ünde olduðu gibi Türkiye’nin “11 Eylül”ünde de ters köþeye yattýlar. Hatýrlanacaktýr, 2001 11 Eylül’ünde ABD’nin Ýkiz Kuleleri havaya uçurulduðunda sosyal reformistlerle oportünistler, El Kaide denen ABD beslemesi sürüyü el üstünde tutmuþ, eylemi “zafer” havasýyla alkýþlamýþlardý. Ama zaman içinde 11 Eylül provokasyonunu Ýsrail’in bilgisi dâhilinde bizzat ABD’nin yaptýðý ortaya çýkýnca sesleri soluklarý kesildi. ABD kendi Ýkiz Kulelerini kendi elleriyle neden havaya uçurdu sorusu üzerinde burada ayrýntýlý þekilde duracak deðiliz. Þu kadarýný söyleyelim: ABD, avuçlarýnýn içinde kayýp gitmekte olan dünya hâkimiyetini tekrar saðlamak, diðer emperyalist güçleri tekrar denetimi altýna almak için bu provokasyona þiddetle ihtiyaç duyuyordu. Ýhtiyacýnýn gereklerini yerine getirdi. Türk tekelci sermaye sýnýfý da ayný deðil ama benzer nedenlerle minyatür bir “11 Eylül”e ihtiyaç duydu ve gereðini yaptý. “Gemi Filosu” olayý bu ihtiyacýn ürünü olarak, bizzat Türkiye, ABD ve Ýsrail tarafýndan, diðer emperyalist devletlerin de yardýmýyla gerçekleþtirilmiþ bir organizasyondur. Bu güçlerin bizzat müdahalesi olmadan üç-beþ dinci gerici tosuncuðun böylesi dev organizasyonu beceremeyeceklerini anlamak sosyal reformist partilerle oportünist hareketler için çok mu güç? Türk sermaye sýnýfýnýn, emperyalistlerin derinleþen sýnýfsal saflaþmayý, kitlelerin sistemden kopuþ sürecini, yükselen devrim dalgasýný kesintiye uðratacak bir geliþmeye þiddetle ihtiyaçlarý vardý. “Gemi” olayý bu iþlevi gördü. Sýnýfsal saflaþma, kitlelerin sistemden kopuþu yerini geçici de olsa, anlýk da olsa dinci gericilerin etrafýnda saflaþmaya býraktý. Öyle ki, kendilerine “sosyalist-komünist” sýfatýný yakýþtýranlar bile dinci gericilerin arkasýnda saf tuttular. Týpký ABD’nin 11 Eylül’ünde El Kaide denen

ABD beslemesi dinci gerici sürünün arkasýnda saf tutmalarý gibi. 11 Eylül benzetmesinin hangi anlamda “cuk” diye oturduðu þimdi daha iyi anlaþýlmýyor mu? Halen anlamayan varsa sermaye sýnýfýnýn amaçlarýna nasýl ulaþtýðýný görmek için “Yeþil Bayrak”larýn altýnda slogan atan ESP’lilerin resmine baksýn!

Bir de Hamas Vardý! Buraya kadar bu olayýn hep Türkiye ayaðý üzerinde durduk; ama bu iþin OrtadoðuFilistin ayaðý da var. Dinci gericiler, sýnýr tanýmaz yalan söyle ve demagoji yapma kapasiteleriyle, dünya halklarýný“Gemi Filosu”nun Filistin halkýna yardýma gittiðine inandýrmaya çalýþtýlar. Çok geçmeden bunun bir yalandan ibaret olduðu, asýl amacýn Filistin halkýna yardým deðil, Hamas denen dinci gerici örgütün propagandasýný yapmak, ona güç vermek olduðu ortaya çýktý. “Gemi Filosu” olayýndan ve Ýsrail’in kanlý baskýnýndan en karlý çýkan taraflardan birinin Hamas olduðu artýk kimse tarafýndan tartýþýlmýyor. Neden Hamas? Çünkü Ýsrail’in ve emperyalistlerin pek karþý göründükleri Hamas’ý biraz daha palazlandýrarak, onu güçlendirerek Filistin devriminin dinci kanallara akmasýný güvence altýna alacak bir geliþmeye ihtiyaçlarý vardý. Türkiye ve gerici Arap devletleri ayný ihtiyacý duyuyorlar. Ýsrail’in, yaðdan kýl çeker gibi, kimsenin burnu kanamadan ele geçirebileceði gemiyi kanlý bir operasyonla ele geçirmesi bu ihtiyacý karþýlamaya dönüktü. Ýsrail’in kanlý operasyonu Türk sermaye sýnýfýndan sonra en çok da HAMAS denen dinci gerici örgüte yaramýþtýr. Sosyal reformistler ve oportünistler, doðrudan ya da dolaylý destekledikleri Hamas’ýn emperyalizme karþý savaþtýðýný halklara yutturmaya çalýþýrlarken nedense Hamas’ýn neden, hangi amaçlarla, kimler tarafýndan, kimlerin teþvikiyle kurulduðuna, bu gün hangi gerici güçler tarafýndan finanse edildiðine dair tek kelime olsun söz etmezler. Kitleleri aldatmak için Ýsrail hakkýnda atýp tutan hükümetin Ýsrail’le tüm temel konularda tam bir iþbirliði içinde olduðundan ancak yarým aðýzla sözederler. Çünkü hükümetin gerçek yüzünün açýða çýkmasý kendilerinin de hangi oyunun figüraný durumuna 165. Sayý / 16-30 Haziran 2010

düþtüklerini ortaya çýkaracaktýr. Sosyal reformistler ve oportünistler iþte böylesi utanç verici bir politika izliyorlar. Herkes biliyor ki, “Yardým gemisi”nin amacý Filistin halkýna yardým etmek deðildir. Herkes biliyor ki, dinci gericilerin, Filistin devrimiyle dayanýþma gibi ne bir istekleri ne de bir amaçlarý vardýr. Aksine devrimci güçlerin Filistin devrimiyle dayanýþma eylemlerine saldýran, emperyalizm adýna bu eylemleri daðýtmaya çalýþan dinci gericilerden baþkasý deðildir. Onlarýn tek amacý, Ýsrail, ABD, gerici Arap ülkeleri ve Türk burjuvazisinin çýkarlarýna uygun þekilde Filistin devriminin dinci gerici kanallara akýtýlmasýna destek olmaktýr. Ýsrail tarafýndan kurdurulan, halen Müslüman Kardeþler denen gerici-dinci faþist örgüt ve gerici Arap ülkeleri tarafýndan finanse edilen Hamas’a bunca sahip çýkmalarýnýn asýl nedeni budur. Düne kadar düþmanca yaklaþtýklarý Filistin halkýna bugün sahip çýkar görünmelerinin baþka bir açýklamasý ve nedeni yoktur. Dün Taksim’de ve baþka yerlerde bayraklarýyla meydanlara çýkan sosyal reformist partiler ve oportünist hareketler iþte böylesi adamlarla yan yana durdular. Kitleleri devrim ve iktidar savaþýna çaðýrmasý gerekenler, dinci gericilerle ayný safta yer alarak, devrim ve iktidar davasýna sýrtlarýný dönmüþlerdir. Dün bunu yapanlar, ABD, Ýsrail ve Türkiye’nin emekçi sýnýflara kurduklarý tuzakta figüran rolünü oynamýþlardýr. Bu politik sefaletin bir tek nedeni vardýr: Devrim ve iktidar savaþýndan vazgeçmek, devrim ve zafere olan inancý tümden yitirmektir. Bu savaþtan vazgeçenlerin, bu inancý yitirenlerin burjuva limanlara sýðýnmasýndan doðal bir þey olamaz. Ýþte bu gün karþý karþýya olduðumuz olgu budur. Ama biz þunun altýný bir kez daha çiziyoruz: Hiçbir plan, hiçbir tuzak tarihin akýþýný deðiþtirme; halklarýn devrim yürüyüþünü uzun süre kesintiye uðratma gücüne sahip deðildir; sahip olamaz. Devrim önüne dikilen engelleri, saptýrma çabalarýný aþarak kendine yol açmayý sürdürecek. Devrim ve iktidar yürüyüþü, her þeye raðmen sürüyor.

13


Yeni Evrede

Emek-Hareketi

Mücadele Birliði

UPS’YE SENDÝKA HALAYLARLA GÝRECEK

1 Haziran Salý günü Mücadele Birliði Platformu olarak 26 Nisan’da eylemlerine baþlayan UPS iþçilerini ziyarete gittik. “UPS Ýþçileri Yalnýz Deðildir Yaþasýn Ýþçilerin Mücadele Birliði” pankartý açtýðýmýz yürüyüþte “UPS Ýþçisi Yalnýz Deðildir”, “Yaþasýn Ýþçilerin Mücadele Birliði”, “Zafer Savaþan Ýþçilerin Olacak” sloganlarýný attýk. 26 Nisan’da TÜMTÝS sendikasýna üye olduklarý için 9 iþçi iþlerinden atýlmýþtý. 2. Sanayi Sitesindeki UPS Kargonun önünde bir ayý aþkýndýr eylemlerini sürdüren UPS iþçileri, kazanacaklarýna olan inançlarýyla bekleyiþlerini sürdürüyorlar. Ýþçilerin yanýna ulaþtýðýmýzda Mücadele Birliði Platformu adýna bir arkadaþýmýz söze baþladý: “Bu bizim size ilk ziyaretimiz, biz çok geç kaldýk sizleri ziyaret etmekte, bu direniþi selamlamakta. Biz bu eksiðimizi önümüzdeki süreçte gidereceðiz. Bu direniþinizin önemini ve anlamýný biz anlatacak deðiliz. Bunu eminim her bir iþçi arkadaþýmýz, direniþte olsun ya da þu an içeride çalýþan birçok iþçi arkadaþýmýz biliyorlar. Çünkü UPS’nin uluslararasý sömürü tekellerinden biri olduðunu çalýþan iþçiler en iyi biliyor. ... Eminiz ki UPS hem burada hem Ýstanbul’da gerçekleþtirdiði direniþte kaç kiþiyle eylem yapýldýðý deðil, önemli olan yapýlan eylemin nitelikli oluþunu birlikte oluþunu ve bunu sonuca götürmesi gerektiðini herkese gös-

14

termek. Ve buradan çýkacak bir zafer baþta UPS olmak üzere MNG, Aras ve Yurtiçi kargoda da önemli bir süreci baþlatacak. “Ve biz þunu görüyoruz, bugün bu coðrafyada her tarafta Antep’te Çemen Tekstil iþçileri, Ýstanbul’da itfaiye iþçileri, Samatya iþçileri, Marmaray iþçileri, Esenyurt Belediye iþçileri, bütün Türkiye’yi etkileyen, bütün iþçi sýnýfýný harekete geçiren Tekel iþçileri, onun dýþýnda Ýzmir’de Kent A.Þ, Park-Bahçe örnekleri þimdi de UPS iþçileri… Bunlar iþçi sýnýfý için önemli deneyimler, UPS’de Tümtis öncülüðünde bu eylemi, baþarýyla zafere ulaþtýrdýðý zaman, iþçi sýnýfýnýn mücadele tarihi açýsýndan büyük bir anlam ifade edecek bu eylem. Bizler sizleri selamlýyoruz ve bundan sonra ki süreçte her türlü þekilde yanýnýzda olmak için elimizden gelen her þeyi yapacaðýz. Hepinizi selamlýyoruz”. Ýþçiler konuþmanýn ardýndan “UPS’ye Sendika Halaylarla Girecek” sloganýyla ortalýðý inlettiler. Ardýndan Tümtis baþkaný Þükrü Günsili “Ziyaretinizden dolayý teþekkür ediyoruz. Evet direniþimiz bir ayý aþtý. Bu direniþteki iþçi sayýmýzýn azlýðý veya çokluðu deðildir bu mücadeleyi baþarýya götürecek olan. Bu direniþe katýlan arkadaþlar iþten çýkarýlan arkadaþlarýmýz, ama bizim mücadelemiz onlarca kiþiyle içerde ve diðer bölgelerde yürüyor. Biz burada bu mücadeleyi baþarýyla sonuçlandýracaðýz, buna yürekten inanýyoruz. Bu güce de e165. Sayý / 16-30 Haziran 2010

1 Haziran İzmir UPS

peyce yaklaþmýþ durumdayýz. Bu, UPS iþçilerinin bir anlamda kölece koþullardan kurtuluþunun mücadelesi olsa bile sendikasýz, kölece çalýþma, kuralsýz çalýþmanýn, taþeronlaþmanýn yaygýn olduðu iþ yaþamýnda ve diðer iþ sektörlerindeki iþçiler açýsýndan da bir kazaným olacaktýr. Destek ve dayanýþmada bulunan bütün dostlarýmýza da teþekkür ediyoruz” dedi. Konuþmalarýn ardýndan iþçilerin kýsa kýsa görüþlerini aldýk. 1.Ýþçi: “Biz burada hakkýmýzý arýyoruz, hakkýmýzý aramak suçsa burada devletin güvenliðini saðlayan polis de var. Ben iþime geri döneceðim buna eminim. Ýçerideki arkadaþlar da örgütlenmeye, yanýmýzda olmaya devam ediyorlar. Korkusu olan insan yanýmýzda deðil zaten. Kazanacaðýmýza olan inancýmýz olmasa burada durmayýz, inançsýz bir insanýn da bu iþe kalkýþmamasý lazým. Ýþverenin bunu kabullenmesini istiyoruz, bizler burada yýllardýr emek sarf ediyoruz, üç beþ aylýk iþçiler deðiliz. Biz burada haklarýmýzý aramaya devam edeceðiz”. 2.Ýþçi: “Sendikalý olduk diye, örgütlendik diye bizi iþten çýkardýlar. Bu iþin peþini býrakmayacaðýz, hakkýmýzý kazanana kadar buradayýz”. 3.Ýþçi: “Mücadele edeceðiz ve kazanacaðýz”. 4. Ýþçi: “8 yýl bu þirkette gecemi gündüzüme katarak kelle koltukta çalýþtým. Kö-


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

tü hava þartlarýna karþý, her türlü zorluða karþý iþimizi yarým býrakmadýk, üç kiþinin yapacaðý bir iþi bir kiþiyle yaptýk. Ama biz hakkýmýzý istemeye geldiði zaman bizleri iþten çýkardýlar. Biz de sendika üyesiydik zaten, sendikamýz bize destek çýktý ‘bu iþ böyle gitmez’ dedi ve burada direniþe baþladýk. Ýçerdeki iþçileri örgütleyip, yani sendikanýn anlamýný ve yanlarýnda olduðumuzu bilmelerini istedik. Ýçeride ne olursa olsun herkes boyun eðer, çünkü baðlarý kesiliyordu, ceza alýyorlardý, kimisi de iþinden oluyordu hiç yoktan. Yani bu iþin böyle yürümeyeceðini artýk bilmeleri gerekiyordu. Patronun astýðým astýk kestiðim kestik zamaný olmadýðýný bilmesi, ona öyle bir devirde olmadýðýmýzý göstermek istedik. Biz her türlü hakkýmýzý alacaðýz, iþimizi de geri alacaðýz. Ýçeride çalýþan arkadaþlar sendika hakkýný alacak ve daha adil þartlarda, insanca yaþayacak hem parasal hem de sosyal anlamda. Yoksa biz baþka iþler bulurduk hepimiz. Biz iþçilerin bilinçlenmesinin peþindeyiz, bunun için mücadelenin peþine düþtük ve baþaracaðýz. Eninde sonunda baþaracaðýz, üç ay olur beþ ay olur ama sonunda kazanacaðýz”. 5.Ýþçi: “Biz 9 arkadaþ sendikaya üye olduðumuz için iþten atýldýk ve sendikamýz burada bir direniþ baþlattý. Sadece burada deðil, Ýstanbul’da da direniþ var. Biz umutluyuz, Tümtis sendikasýný dostumuz da düþmanýmýz da iyi biliyor. Biz bir yere gittiysek kazaným olmadan geri dönmeyiz. Biz burada da kazaným oluncaya kadar mücadeleye devam edeceðiz. Ziyaretçilerin de sürekli bizi ziyaret edip bize moral vermesini istiyoruz”. 6.Ýþçi: “Baþlangýçta biraz kararsýzdýk ve yolumuzun ne olduðunu bilmiyorduk ama zaman içerisinde direniþe baþlayarak öðrendik. Özellikle içerideki sendika üyesi arkadaþlarýmýzýn tavrý daha da netleþti ve sendikanýn olmazsa olmaz bir þey olduðunu öðrendiler. Toplamda 4700 UPS iþçisi var, þu an Ýzmir’de ve Ýstanbul’da direniþte olan 62-63 iþçi var. Direniþe emek ve demokrasi güçlerinin desteði moral ve motivasyon açýsýndan faydalý oluyor. Sonuç olarak, biz UPS iþçileriyiz ama bu sadece UPS iþçilerinin sorunu deðil, bugün taþeronlaþtýrmaya karþý mücadele eden Kent AÞ, Park-Bahçe iþçileri, 4/C’ye ve esnek çalýþmaya karþý mücadele eden Tekel iþçileriyle de bir bütün olarak görüyoruz.

Bir de burada kazanýlacak bir sendikal mücadele içeride ki taþeron uygulamasýna bir darbe olacaktýr. Türkiye genelinde sürdürülen kuralsýz, kölece koþullardaki çalýþmaya da örnek olacaktýr buradaki kazaným. UPS’nin hem Amerikan tekeli olmasý hem de Türkiye’de 5000’e yakýn iþçinin çalýþýyor olmasý açýsýndan sendikal mevzi de önemli bir noktadýr UPS”. Ýþçilerle sohbetimiz sýrasýnda Devrimci Ýþçi Komiteleri “Zafer Savaþan UPS Ýþçisinin Olacak” ozaliti ve “Zafer Savaþan Ýþçilerin Olacak”, “UPS Ýþçisi Yalnýz Deðildir”, “UPS Ýþçisi Direniþin Simgesi” sloganlarýyla iþçilere destek ziyaretinde bulundu. DÝK adýna konuþma yapan arkadaþýmýz þunlarý söyledi: “Ýþten çýkarýlmanýzý büyük bir üzüntüyle öðrenmiþ bulunduk. Ne yazýk ki ülkemizde ve dünyamýzda bu ilk deðil son da olmayacak. Özellikle iþçi sýnýfýnýn mücadelesi açýsýndan 2009 ve 2010 yýllarý bu gibi direniþlere çok sahne olmuþtur ve oluyor da. Ama diðer taraftan da 2009 ve 2010 yýllarý göstermiþtir ki iþçi sýnýfýnýn birliði, dayanýþmasý, mücadelesi gerçekten de birçok örneklerle dolu olmuþ ve olacaktýr. Bu sistemden beklenti içerisinde olmak büyük hatadýr. Bir gerçek var ki kapitalizm öldü-

Emek-Hareketi

rüyor. Kapitalizmin kendi çýkmazlarý yüzünden savaþý, iþsizliði, umutsuzluðu, öteleþtirmeyi, ötekileþtirmeyi getiriyor. Ve kapitalistler gün geçtikçe daha çok bir araya gelip güçleniyorlar. Bunun karþýsýnda yapýlmasý gereken de iþçi sýnýfýnýn ve emek bileþenlerinin kendi öz birlikteliklerini pekiþtirmektir. Kapitalist sistemin karþýsýnda dik durmalarýnýn yegane yolu, yöntemi ve temeli de budur. Tekel iþçileri direniþi bize iþçi sýnýfýnýn birlikteliði, beraberliði ve kapitalist sistemle mücadele etmesinin yolu yönteminin nasýl olmasý gerektiðini kendi pratiðiyle göstermiþtir. Bu pratik nedir, iþçi sýnýfýnýn birliðinden, beraberliðinden, çelikleþmiþ yapýsýndan ve sýnýf ideolojisinden ve bunun gerekliliðini pratiðe dökmekten baþka bir þey deðildir. Ýzmir Büyükþehir Belediyesi Park-Bahçeler taþeron iþçileri olarak bizler sizlerin bu eylemine gönülden yürekten katký koyuyoruz. Sizin eyleminiz, direniþiniz bizim direniþimizdir. Yolunuz açýk olsun, direniþinizi selamlýyoruz”. Ardýndan Ayýþýðý Tiyatro Ýþçileri Atölyesi ‘Onlar ki’ ve ‘Korkmayýn Çocuklar’ isimli þiir dramatizasyonlarýný iþçilerle paylaþtý. Saat 18.00’e doðru sloganlarla iþçilerin yanýndan ayrýldýk. Ýzmir Mücadele Birliði

ÝNCÝRALTI KATLÝAMI

12 Haziran 1980’de Ýnciraltý’nda öðrenci yurtlarýna saldýran devlet, bir katliam yaptý. Bu katliamý protesto etmek için bir basýn açýklamasý gerçekleþtirildi. Ýzmir 78’liler Dayanýþma Ve Araþtýrma Derneði’nin çaðrýsýyla yapýlan anma eylemine çeþitli demokratik kitle örgütlerinin yanýnda Ayýþýðý Sanat Merkezi olarak bizler de destek sunduk. Basýn açýklamasýnda 12 Haziran Katliamýnýn 1 Mayýs 1977 tarihindeki katliamla baþlatýlan ve adým adým uygulanan sýkýyönetim koþullarýnýn devamý, darbe koþullarýnýn oluþmasý planýnýn bir parçasý olduðuna vurgu yapýldý. Basýn açýklamasý sýrasýnda katliamý birebir yaþamýþ olanlara ve katliamda yaþamýný yitiren Ali Ýhsan Tan’ýn kardeþine de kürsüde yer verilmiþtir. Devlet ve sivil faþistler tarafýndan gerçekleþtirilen pek çok katliamda olduðu gibi Ýnciraltý katliamý da ört bas edilmeye çalýþýldý. Katliamýn üzerinden 30 yýl geçmesine raðmen öfke hala canlýydý. Yürüyüþle baþlayan eylem konuþmalarýn ve müzik dinletisinin ardýndan sona erdi. Ýzmir Mücadele Birliði 165. Sayý / 16-30 Haziran 2010

15


Yeni Evrede

Emek-Hareketi

Mücadele Birliði

UPS ÝÞÇÝLERÝNE POLÝS SALDIRDI!

UPS’YE DESTEK BÜYÜYOR

Mahmutbey Aktarma Merkezi önünde direniþlerinin 32. gününe giren UPS iþçilerine polis saldýrdý. 3 Haziran günü olaylar, UPS Türkiye Genel Müdürü’nün direniþte olan direniþ çadýrý önünde arabasýný bir iþçinin üzerine sürmesiyle baþladý. Genel müdür arabasýndan inerek iþçilere hakaret ederek baðýrmaya baþladý. Ýþçiler de toplanýp genel müdürü sýkýþtýrdýlar. Polis, iþçilerden tekme tokat dayak yiyen genel müdürü zorla iþçilerin arasýndan aldý. Bu kez de polisin iþçilere karþý tahrik edici davranýþ ve tehditleri geldi. Ýþçiler gülüp geçtiler. Taþeron firma deðiþtiren UPS, yeni gelen iþçileri aktarma merkezine sokmaya çalýþtý. Direniþteki UPS iþçileri gelen iþçileri ikna etmeye çalýþtýlar. Burada bir direniþin olduðunu eðer onlar iþ baþý yaparlarsa mücadelelerinin boþa çýkacaðýný anlattýlar. Ýkinci vardiya deðiþiminde taþeron þirkete baðlý iþçiler iþ baþý yapmak için servisleriyle aktarma merkezinin önüne geldiler. Polis taþeron firmanýn iþçilerini çembere alarak aktarma merkezine sokmaya çalýþtý. Ama aktarma merkezinin önünde bekleyen UPS iþçileri, polislerin önünü kesti ve diðer iþçi kardeþlerini ikna etmeye çalýþtýlar. O sýrada polisle yaþanan arbededen sonra iþçiler ikna olarak çalýþmak istemediklerini belirtti ve geri gittiler. Dönen iþçileri aktarma merkezine biraz uzakta durduran polisler, iþbaþý yapmalarý için zorlamaya baþladýlar. Tekrar polis eþliðinde aktarma merkezine sokulmaya çalýþýldý. Yine iþçiler araçlarýn önünü keserek buna izin vermeyeceklerini söylediler ve dýþardan gelen sýnýf kardeþlerini geri dönmeleri için uyarýldýlar. Yeni gelen iþçiler bu kez “biz çalýþmak istemiyoruz, gitmek istiyoruz, otobüsün kapýlarýný açýn” diye polise baðýrarak geri döndüler. Bu defa direniþteki iþçilerle polis karþý karþý kaldý. Arbede yaþandýktan sonra polis iþçilere biber gazý kullandý. Ýþçiler sloganlarla buna cevap verdi. Diðer iþçileri ikna etmiþ olmalarý tüm iþçiler için sevinç vesilesi oldu. Genel müdür, üç iþçinin kendisine saldýrdýðý gerekçesiyle suç duyurusunda bulunda. Bir sendikacý ve iki iþçi gözaltýna alýndý.

16

UPS patronunun iþçilere hakaret etmesi ve bir iþçinin üzerine arabasýný sürmesi, iþçilerin öfkesinin patlamasýna neden oldu. Cumartesi günü UPS iþçileri aileleriyle birlikte yaptýklarý basýn açýklamasýna Tümtis Sendikasý ve yurt dýþýndan gelen sendikacýlar da katýlarak bu durumu protesto ettiler. 5 Haziran Cumartesi günü saat 13.00’de iþçilerin ziyaretine gelen UPS Avrupa Aktarma Merkezleri baþ temsilcisi, ayný zamanda ITF Örgütlenme Koordinatörü Gerhard Esers, Hollanda Sendikalar Birliðinden Bondgengton Taþýma Sendikasýndan Jonnes de Yong, Dortmund NGG Gýda Sendikasýndan Selahattin Yýldýrým, Verdi Sendikasý UPS Köln Ýþyeri Temsilcisi Murat Þahin, direniþteki iþçilere destek vermeye ve sorunlarýný paylaþmaya geldiler. Ayný saatlerde UPS iþçilerine desteðe gelen Devrimci Ýþçi Komiteleri ve Devrimci Öðrenci Birliði, “Sermayenin Ýktidarýný Yýkalým, Halk Ýktidarýný Kuralým” pankartýný açarak, iþçilerin olduðu noktaya doðru yürüyüþe geçtiler. “Yaþasýn Ýþçilerin Mücadele Birliði”, “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði”, “UPS Ýþçisi Yalnýz Deðildir” sloganlarýný attýlar. Saat 13.00’e doðru basýn açýklamasýný okumak için gelen Tümtis Genel Baþkaný Kenan Öztürk “UPS iþvereni hak, hukuk, adalet tanýmaz, pervasýz tutumunu devam ettiriyor. Bugüne kadar sendikamýzla masaya oturmasý için yaptýðýmýz çaðrýlara hiç bir cevap vermedi. Bugüne kadar 85 iþçi sendikamýza üye olduklarý için iþten atýldýlar. UPS’nin bu tutumunu þiddetle kýnýyoruz. Mücadelemiz her bölgede yükselerek devam ediyor. UPS bu saldýrgan tutumuyla hiç bir yere varamayacaktýr. Tüm saldýrýlara raðmen örgütleneme çalýþmalarýmýz devam ediyor. Artýk çalýþmayý duyan iþçiler sendikaya kendileri gelip baþvurmaya baþlamýþtýr. Artýk baraj kapaklarý açýlmýþtýr, bu akýntýnýn önünde kimse duramaz. Ýþçiler kararlýdýr. Dayanýþma giderek büyüyor. Türkiye sýnýrlarý aþarak, uluslararasý bir boyut kazandý. Tek çözüm yolu, iþçilerin anayasal hakkýna saygý göstermektir. Ýþten çýkarýlan iþçileri iþe geri almadan, sendika hakkýný kabul etmeden bu iþi çözemezsiniz” dedi. Daha sonra kýsa bir açýklama yapan Federal Milletvekili ve Avrupa Konseyi Üyesi Andrej Hunko “Ýstanbul, Ankara ve Ýzmir’de UPS’de, UPS’nin sendika karþýtý ve düþmanca tutumlarýndan kaynaklý iþten atmalara karþý haftalardýr vermekte olduðumuz mücadeleyi desteklemek için yanýnýzda olmayý çok isterdim. Ýþten atýlan 85 iþçinin derhal geri alýnmasý ve sendikanýn tanýnmasý talebinizi destekliyorum” dedi. Ýþçiler coþkuluydu ve moralleri yerindeydi. Desteðe gelen birçok sendika ve kitle örgütleri vardý. Belediye Ýþ 1 Nolu Þube Baþkaný Hasan Gülüm, Belediye iþ 2 Nolu Þube Baþkaný Serdal Özkul, Tek Gýda Ýþ 10 Nolu Þube Baþkaný Muzafer Dilek, Haber Ýþ Avrupa Yakasý Þube Sekreteri, Tez Koop Ýþ 11 ve 4 Nolu þube baþkanlarý Deri Ýþ Þube, Basýn Ýþ, Eðitim Sen 1 Nolu ve BDSP, DHF’de direniþteki UPS iþçilerine destek vermek amacýyla oradaydý.

165. Sayý / 16-30 Haziran 2010


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

FAÞÝZME KARÞI SÝLAH BAÞINA

5 Haziran günü öðle saatlerinde bir grup dinci gerici faþist çevrenin Sarýgazi merkeze stant açtýðýný duyar duymaz olay yerine koþarak dinci gericilere ilk müdahalede bulunduk. Hemen Sarýgazi’de bulunan tüm siyasetlere çaðrýda bulunduk. Çaðrýmýza ESP ve Halk Cephesi olumlu yanýt verdi. Dincileri kesin daðýtma kararý aldýk. Saat 15.30’a doðru toplanan grup çevrede ilk müdahaleden dolayý önlem alan polisi görerek bir süreliðine cevap vermeden bekledi. Daha sonra araçlarýn geçiþ güzergahý üzerinde beklemeye baþlayan devrimci gençler dinci gericilerin araçlarýný taþ yaðmuruna tuttu. Hem araçlar, hem içindeki dinci faþistler hakettikleri yanýtý almýþ oldular. Sarýgazi’de dinci-faþist örgütlenmelere izin vermeyeceðiz. Tüm halka çaðrýmýzdýr: gerici-faþist odaklarý daðýtalým! Faþizme karþý silah baþýna! Sarýgazi’den Leninistler

LÝSELÝ ÖÐRENCÝLERE POLÝS SALDIRISI

1 Haziran Salý günü Ankara-Demetevler’de Liseli DÖB’lü öðrenciler metro çýkýþýnda “Yeni Evrede Mücadele Birliði” ve “Zafere Kadar Genç Yoldaþ” dergilerinin satýþýný ve propagandasýný yaparken çevredeki sivil faþistlerin polise ihbarý sonucu, DÖB’lü öðrenciler polisin müdahalesine maruz kaldý. Polislerin dergilerin yasal olmadýðýný iddia etmeleri ve dergileri kontrol etmelerinin ardýndan DÖB’lü öðrencilere GBT kontrolü yapýlmak istendi. O esnada dergi almak için DÖB’lü öðrencilerin yanlarýnda bulunan bir avukat polisin bu müdahalesine karþý çýktý. Bu sýrada yoldaþlarýmýzýn polise gösterdiði uzlaþmaz tavýr ve avukatýn sert çýkýþýnýn ardýndan polisler, gözaltýna almaya çalýþtýklarý DÖB’lü öðrencileri tehditler savurarak býrakmak zorunda kaldý. Baskýlar Bizi Yýldýramaz! Yaþasýn Devrimci Öðrenci Birliði! Ankara’dan DÖB’lü Öðrenciler

Sokaklar

TUTSAKLARIN ÝSTANBUL ÖZLEMÝ

Bizim ülkemizde mapus görmemiþ þair, yazar yok gibidir. Nazým Hikmet, Sabahattin Ali, Enver Gökçe, Ahmet Arif, A.Kadir, Metin Demirtaþ, Can Yücel, Hasan Ýzzettin Dinamo, Rýfat Ilgaz ve daha niceleri geçti bu ülkenin zindanlarýndan. Ayýþýðý Sanat Merkezi de Kavgamýzýn Baþkenti Ýstanbul etkinlikleri kapsamýnda düzenlediði etkinlikte, Tutsaklarýn Ýstanbul Özlemi’ni dile getirdiler.

22 Mayýs günü Sanat Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte, þu an F tipi zindanlarda bulunan tutsaklarýn þiirleri kadar, bir dönem zindanda kalmýþ ünlü þairlerimizin de þiirleri yerini buldu. Ergül Çiçekler, Ahmet Akyüz þiirleriyle gelirken, Hüseyin Durmaz da 89 Baharý’nda, 89 1 Mayýs’ýný anlatmýþtý kýsa bir yazýsýyla ve Vedat Düþküner bir öyküsüyle geldi. Tevfik Fikret’ten Sis geldi sonra, þiirleriyle Nazým Hikmet. Bir Ruhi Su öyküsü ile Selah Özakýn’ý sahnemizde aðýrladýk, Ve bir Nazým Hikmet þiiriyle sahnedeydi. Sahnenin en deðerli konuklarý ise aylardýr direniþte olan itfaiye iþçileri ve henüz birkaç gündür direniþte olan UPS iþçileri idi. UPS iþçileri sendikalaþma-iþten atýlma ve direniþ süreçlerini izleyicilerle paylaþýrken, itfaiye iþçileri ise Ýstanbul’da süren direniþleri birleþtirmek, iþçilerin mücadele birliðini örmek için Direniþteki Ýþçiler Platformu’nu kurduklarýný anlatarak; 26 Mayýs, 3 Haziran eylem programlarýný paylaþtý. Vefa Serdar bir Ýstanbul þiirini okurken, Emeðe Ezgi Müzik Grubu’na uzun süredir emeðini veren sanatçý Kaan Ertem ya da Ayýþýðý emekçilerinin deyimiyle Kaan hoca Ýstanbul ezgilerinden oluþan kýsa bir dinleti verdi. Profesyonel havasýyla izleyicileri coþturan Kaan hocanýn orkestrasý ise öðrencileri Emeðe Ezgi idi. Ardýndan baðlamasý ile bizlere seslenen ise Veysel Turmuþ oldu. Etkinlik sona ererken, sohbeti sürdürmek üzere salona geçtik. Bu esnada Orhan Veli’nin Ýstanbul’u Dinliyorum þiiri olmadan olmaz diyen Vefa Serdar, salonda bu þiiri okudu ve etkinlik ezgilerle sohbetlerle sürdü. 165. Sayý / 16-30 Haziran 2010

17


Yeni Evrede

FAÞÝZMÝ DÖKTÜÐÜ KANDA BOÐACAÐIZ

Güncel

Mücadele Birliði

11 Mayýs’ta polis tarafýndan atýlan kurþun sonucu aðýr yaralanan Þerzan Kurt’un yanýnda onunla birlikte çatýþmalarýn içinde yer alan kimi arkadaþlardan olaylarla ilgili bilgilerini aldýk. Aldýðýmýz bilgilere göre, Emrah Oltulu, Fýrat Budak, Erþat Aras ve Þenol Özgül isimli 4 faþist öðrenci (aslýnda öðrenci dýþýnda her þey olanlar), Muðla’da sürekli Kürt gençlerini aþaðýlamaya, yok saymaya ve linç giriþimlerini kýþkýrtmaya çalýþýyor ve bu dört faþist alenen destekleniyor. Bar önünde çýkan kýz kavgasý gibi gösterilmeye çalýþýlan çatýþmalar siyasi içeriði bakýmýndan ele alýnmalýdýr. Çatýþmalarýn yaþandýðý akþam olanlar birkaç arkadaþ tarafýndan þöyle açýklandý; “Olaylarýn baþladýðý akþam arkadaþlar bizim evdeydi. Saat 23.00–24.00 arasýydý. Arkadaþlar Akyol caddesindeki Ýstanbul Birahanesi’nin önünden geçerken bir grup faþist Kürt halk önderliðine yönelik küfürler savurarak arkadaþlara bira þiþeleri fýrlatmaya baþlýyorlar. Bizim arkadaþlar da taþ atmaya baþlýyor faþistlere. Ondan sonra bize haber geldi, arkadaþlar gözaltýna alýndý diye. Biz olayýn gerçekleþtiði yerin 20–30 metre uzaðýnda küçük bir parkta toplandýk. Biraz ileride de karakolun yanýndaki Kýbrýs Pastanesi’nde faþistler toplanmýþtý. Arkadaþlarýmýz gözaltýndan çýktýktan sonra bir saldýrýya uðrarsa diye biz karakola doðru yürümeye baþladýk, polis müdahale etti o anda. Biz yukarý yola doðru gittik, ara sokaklarýn hepsi ekipler tarafýndan kapatýlmýþtý. Emniyet müdür yardýmcýsý geldi, ‘Biz onlarý güvenli bir þekilde çýkaracaðýz, bu saatte toplanmayýn halk rahatsýz oluyor, daðýlýn’ dedi. Biz de yakýn evlere daðýlalým dedik olasý bir müdahalede hemen yetiþebilmek için. “Bir grup arkadaþýn evi karakolun öbür tarafýndaydý. 7–8 arkadaþ evlerine doðru giderken Derin lakaplý Gültekin Þahin isimli (tutuklanan) polis ‘Þu ara sokaklardan gitmeyin, güvenli olmayabilir, karakolun oradan gidin orasý daha güvenli’ diyor. Arkadaþlar karakolun oradan geçerken Erþat isimli faþist 5–6 arkadaþýyla polislerin arasýndan çýkýp bizim arkadaþlara saldýrýyorlar. Polisler arkadaþlarý oyuna getiriyorlar. Biz haber aldýk ve ara sokaklardan geldik, daha önce ekiplerin tuttuðu sokaklarda hiç kimseler yoktu. Sokaklardan inip karakola doðru yürümeye baþladýk. Karakola yetiþmeden

önce faþistleri gördük, taþ ve sopalarla onlara doðru koþmaya baþladýk. Onlar da koþup polislerin arkasýna sýðýndýlar. Polisler kalkanlarýyla taþlarý engellemeye çalýþtý. Bu arada üç el silah sesi geldi. Biz durmadýk, üzerlerine doðru gittik. Ondan sonra Gültekin Þahin’in ateþ ettiðini gördüm. 7–8 el silah sesi geldikten sonra Þerzan arkadaþ yere düþtü. Baþýnda bir yarýk vardý, yüzünde bir yara vardý, bu görüntünün verdiði þuursuzlukla polislere yöneldik. Þerzan yerdeyken hala biber gazlarý ve gaz bombalarý atýyorlardý. Ondan sonra birçok arkadaþýmýz nefes almakta zorluk çektiðinden yere düþmüþlerdi. “Ambulansýn geliþi 15 dakikayý buldu. Saat 03.00–03.30 arasý Þerzan hastaneye kaldýrýldý, biz de hastaneye doðru gittik. Sabaha kadar hastanede bekledik, sabah bir polis amiri gelip þunu söyledi; ‘Olay yeri incelemesinde 20 boþ kovan bulundu sizin arkadaþlarýnýzýn elinde de 7-8 tane varmýþ onlarý bize teslim edin soruþturmayý hýzlandýralým’. Onlara cevabýmýz þu þekilde oldu; “Elimizde boþ kovan yok olsa dahi size deðil savcýlýða teslim ederiz, delilleri karartmamanýz için’. Ama bize 20 boþ kovan bulunduðunu söyleyen ayný polis amiri basýna bir tane boþ kovan bulunduðunu servis etti. “Hastanede de faþistlerin sloganlarýyla tacize uðradýk. Karþýlýk vermek istedik, fakat polis yine onlarla bir olarak bize saldýrdý. Bizi hastaneden daðýttýlar. Sabah BDP milletvekili Sebahat Tuncel geldi Muðla’ya. Hastaneden 600–700 metre uzaklýktaki Sýnýrsýzlýk Meydaný’na doðru Sebahat Tuncel’le beraber yürüyüþe baþladýk. Orada bir basýn açýklamasý yapýldý. Ayný günün akþamý saat 09.00’da faþistlerin yoðun yaþadýðý bir yer olan Kötekli’de toplandýk. Faþistlerin sürekli uðradýklarý Blackman Cafe ve Kötekli Gençlik Parký’na saldýrdýk. Ardýndan normal koþullarda hayatta açýlmayan üniversitenin yurdu gece saat 02.00’de açýldý. Jandarma bizi daðýtýktan sonra tahrik amaçlý 1500’e yakýn faþist öðrenci sloganlar atmaya baþladý. Biz tekrar dýþarýya çýkmak istediðimizde polisler jandarma eþliðinde evlere girip tek tek kiþileri topladýlar. O gece 74 tane gözaltý oldu. Ýki arkadaþýmýz tutuklandý”. Ýzmir Mücadele Birliði

TEKÝRDAÐ BELEDÝYE ÝÞÇÝLERÝ VERÝLMEYENÝ ALDILAR

18

1 Nisan 2010 tarihinde “Tekirdað Belediye çalýþanlarý greve bilendi” demiþ, Tekirdað Belediyesi ile Genel Ýþ Sendikasýna baðlý çalýþanlar arasýnda toplu iþ sözleþmesi için yapýlan görüþmelerin týkanma noktasýna geldiðini, bu nedenle de belediye çalýþanlarýnýn taleplerinin karþýlanmamasý durumunda greve gideceklerini duyurmuþtuk. Belediyeyi çalýþanlarý; toplam %16 zam talebine karþýlýk Belediye, birinci yýl için %1, ikinci yýl için %1 olmak üzere toplam %2 zam önerirken, haftalýk çalýþma koþullarý ve iþten uzaklaþtýrma konularýndaki anlaþmazlýklar da iþçilerin taleplerinin kabul edilmesiyle sözleþmeye baðlandý. Tekirdað Belediyesi adýna Belediye Baþkaný Ahmet DALGIÇ, toplam 451 belediye iþçisi adýna ise DÝSK Genel Baþkaný Süleyman ÇELEBÝ ve Genel Ýþ Sendikasý Genel Baþkaný Erol EKÝCÝ’nin hazýr bulunduðu Belediye Kültür Merkezinde, 15.03.2010 ile 14.03.2012 yýllarý arasýný kapsayan sözleþme törenle imzalanarak karara baðlandý. Buna göre; bu tarihler arasýnda 10 yýllýk vasýfsýz bir iþçinin net maaþý 1513,00-TL, 20 yýllýk vasýflý bir iþçinin ise 1597,00-TL olacak. Ayrýca aile yardýmý, aile geçim indirimi gibi sosyal yardýmlarda ayný oranda zamlanacak. Görüþmelerin baþýndan beri kararlý bir irade gösteren Tekirdað Belediye çalýþanlarý bu kararlýlýklarýnýn karþýlýðýnda kendi ekonomik taleplerini koparýp almýþ oldular. Tekirdað Mücadele Birliði 165. Sayý / 16-30 Haziran 2010


Yeni Evrede

Emek-Hareketi

Mücadele Birliði

ÝÞÇÝ SINIFININ DENEYÝMLERÝ VE ÖÐRETTÝKLERÝ

13 Haziran 2010 Pazar günü saat 16.00’da Ýzmir Tümtis binasýnda Devrimci Ýþçi Komiteleri’nin düzenlendiði “1516 Haziran’dan Tekel’e Park-Bahçe’den Kent AÞ’ye Ýþçi Sýnýfýnýn Deneyimleri ve Öðrettikleri” baþlýklý bir panel gerçekleþtirildi. Ayýþýðý Fotoðraf Atölyesi’nin Tekel, Tariþ, Kent A.Þ, Park-Bahçe ve UPS iþçileriyle ilgili fotoðraf çalýþmasý sergilendi. Panele Ýzmir Tümtis þube baþkaný Þükrü GÜNSELÝ, Tek Gýda-Ýþ Örgütlenmeden Sorumlu Gnl. Bþk. Danýþmaný Gürsel KÖSE ve Devrimci Ýþçi Komiteleri adýna Yýlmaz EKÞÝ katýldý. Panelde ilk olarak Gürsel KÖSE söz aldý. Konuþmasýna 15-16 Haziran ile ilgili genel bir bilgi vererek baþladý. Ayrýca konuþmasýnda þunlara deðindi: “15-16 Haziran, 89 bahar eylemleri ve 91 maden iþçilerinin eylemleri de sendika aðalarýnýn ihaneti ile sonuçlandý. Tekel mücadelesine kadar bu böyle sürdü. Tekel mücadelesi bize þunu öðretti, bizler birleþtiðimiz zaman güç birliði yaptýðýmýz zaman ne kazanabileceðimizi gördük. Bu mücadelede tek bir talebimiz vardý, bu mücadele sadece Tekel iþçilerinin mücadelesi deðildi, bu ülkede yaþayan ezilen halklarýn umudu olmuþtu”. Son olarak konuþmasýnda Kent AÞ, Park-Bahçe Ýþçilerinin eylemlerine de kýsaca deðindi. Ardýndan TÜMTÝS Baþkaný Þükrü GÜNSELÝ konuþmasýna “15-16 Haziran direniþi iþçi sýnýfýnýn doruða çýktýðý noktadýr, ama iþçi sýnýfýnýn doðru bir önder-

liði olsaydý 15-16 Haziran direniþi daha ileri giderdi” diyerek baþladý. Konuþmasýnda sendikalara yönelik eleþtirilerini de dile getiren Þükrü GÜNSELÝ þuan eylemliliklerine devam eden UPS iþçilerine de deðindi. UPS iþçileri ile ilgili “UPS’de bir direniþimiz var, biz UPS eylemine küresel bir devlet ile hesaplaþma olarak bakýyoruz. UPS direniþiyle iþçi sýnýfýna bir kazaným daha göstermek istiyoruz” diyerek konuþmasýna son verdi. Son olarak Devrimci Ýþçi Komiteleri adýna Yýlmaz EKÞÝ söz aldý. Konuþmasýna “Devrimci Ýþçi Komiteleri’nin zorunlu bir ihtiyaç olduðunu sadece teoride deðil pratikte de gördük” diyerek baþladý. Daha sonra Türkiye’de iþçi sýnýfýnýn sendikal geliþimine Türk-İþ ve DÝSK sendikalarýnýn kurulma sebeplerine deðindi. Son olarak þunlara deðindi: “On165. Sayý / 16-30 Haziran 2010

larca iþçi direniþinde sendikacýlarýn tavrý sýnýfýn geliþimini engellemek, burjuva sýnýfýn çýkarlarýna olduðunca hizmet etmektir. Sendikalar sadece ekonomik mücadele araçlarý deðildir, sendikalar bir okuldur. Ýþçileri iktidara hazýrlayan, onlarý bilinçlendiren bir okuldur. Sendikalar, sýnýfýn ideolojisini taþýrken iþçi sýnýfýný örgütleyip onlarý mücadeleye katmakla yükümlüdür. Sýnýfýn öncüleri varsa, iþçi sýnýfýnýn önünde kararlý, direngen bir mücadele yürütüyorsa iþçi sýnýfý ardýndan yürür”. “Sýnýf ne yapmalý?” sorusuna panelistlerin cevabý örgütlenmenin zorunluluðundan öncünün eksikliklerine ve kapitalizmin yýkýlýp sosyalizmin kurulmasýnýn gerektiðine yönelikti. Ardýndan soru cevap bölümüne geçildi. Soru cevap bölümünden sonra panel sona erdi. Ýzmir Mücadele Birliði

19


Yeni Evrede

Ekin-Sanat

SÖZCÜKLER CAN YÜCEL’Ý ÖZLER

Mücadele Birliði

6 Haziran Cumartesi günü Gazi Mahallesi Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde tiyatro gösterimi ve devrimci sanat üzerine söyleþi yapýldý. Saat 16.00’da Tiyatro Simurg’un sahne almasýyla baþlayan etkinlikte Mehmet Esatoðlu ve Bilgesu Ataman’ýn rol aldýðý “Sözcükler Can Yücel’i Özler” adlý oyun sergilendi. Can Yücel’in yaþamýndan kesitler aktarýlarak, onun dünyaya, yaþama, sanata bakýþý anlatýldý. Sýk sýk alkýþlar alarak devam eden oyundan sonra Tiyatro Simurg oyuncularýyla bir

söyleþi gerçekleþtirildi. Tiyatro Simurg oyuncularý, Taksim Ayýþýðý Sanat Merkezi’nden Songül Yücel, þair Ruhan Mavruk, þair Nazým Akarsu’nun da katýldýðý söyleþide devrimci sanat, alternatif tiyatro ve þiir üzerine sohbetler yapýldý. Etkinlik izleyicileri de oyun üzerine düþüncelerini aktararak sohbete katýldýlar. Ýþçi ve emekçilerin sanatsal etkinliklere çok az gidebildiklerini, devrimci sanatçýlar ve kurumlar sayesinde tiyatro, müzik ve þiir dinletilerini izleyebildiklerini belirterek, Ayýþýðý Sanat

Merkezi’nden baþka etkinlikler de beklediklerini söylediler, Tiyatro Simurg’a baþka oyunlarýyla da onlarý semtlerinde görmek istediklerini belirttiler. Yaðmurlu bir havaya raðmen etkinliðe gelenler Ayýþýðý Sanat Merkezi’nin sýcak çaylarý eþliðinde, yaklaþýk iki saat süren sohbetin ardýndan Tiyatro Simurg ve Ayýþýðý emekçilerine teþekkür ederek ayrýldýlar.

“ÇADIRKENT” GAZÝ’DE

Ankara’da 78 gün süren eylemleriyle tüm ülkenin gündemine oturan TEKEL iþçilerinin “Çadýrkent”i Gazi Mahallesi’ne taþýndý. Gazi Ekin Sanat Derneği, Sanat Merkezlerinin karþýsýnda bulunan parkta, “çadýrkent”i simgeleyen bir çadýr kuruldu. Ankara direniþinden gelen “Çadýrkent hatýralarý” ile süslenen “Çadýrkent”, gün boyu müzikle, þiirle ziyaretçilerle doldu. Gazi Mahallesi’nde “çadýrkent”te gün, ortaklaþa yapýlan kahvaltý ile baþladý. Kahvaltý sonrasý, herkes söyleþilere koyuldu. Sabah söyleþilerinin gündemi saðlýk iþçi ve emekçilerinin sorunlarý idi. Okmeydaný’ýnda direniþlerini kazanan iþçiler, birkaç ay içinde tüm sosyal güvencelerini yitirmekle karþý karþýya olan saðlýk emekçileri sorunlarý, mücadeleyi ortaklaþtýrmak için ne yapabilecekleri ve sendikalarla yaþadýklarý sorunlar üzerinde duruldu. Öðle saatlerine gelirken, Emeðe Ezgi küçük bir dinleti verdi. “Çadýrkent”te gün, piknik

20

havasýnda sohbetler, içilen sýcacýk çaylar ve öðle yemeði ile sürdü. Havalarýn serinlemesiyle birlikte, Devinim Tiyatro Atölyesi’nden gençler, emek þiirleriyle geldiler Gazi halkýnýn karþýsýna. Ve sonra yine Emeðe Ezgi geldi. “Hava Döndü, Ýþçiden Ýþçiden Esiyor Yel” dediler. Kendi ezgilerini seslendirdiler, onyýllardýr halkýn belleðinde yer etmiþ ezgileri getirdiler yeniden bize. Halaylar sürerken, dinleti yine Söz Veriyoruz diyerek bitti. Ama ne müziðe doyulmuþtu, ne þiirlere. Gazi gençliði, kendi þiirleri ve kendi ezgileriyle geldi. Etkinlik, iþçi slaytlarýyla ve Bahara Ezgi’yle Emeðe Ezgi’nin klipleriyle sürdü. Saatler 21.00’i gösterirken, 87 yapýmý Çark filminin gösterimi baþladý. Ýþçilerin yaþamýný, sömürü düzenine onurlu baþ kaldýrýþlarýný ve Kazlýçeþme’deki büyük deri atölyelerinde yaþanan dramý anlatan film, günümüzün yaygýn iþçi emekçi direniþlerine de ýþýk tutuyordu.

165. Sayý / 16-30 Haziran 2010


Yeni Evrede

HAZÝRAN’DA ÖLMEK ZOR

Ekin-Sanat

Mücadele Birliði

Nazým Hikmet ve Ahmed Arif’in ölüm yýldönümleri dolayýsýyla Ekin Þiir Atölyesi tarafýndan Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde bir anma etkinliði düzenlendi. 13 Haziran Pazar günü saat 14.00’de gerçekleþtirilen etkinlik saygý duruþuyla baþladý. Saygý duruþunun ardýndan Nazým Hikmet ve Ahmed Arif’in þiirlerinden oluþan bir sinevizyon gösterimi yapýldý. Ve Ekin Þiir Atölyesi sahneye davet edildi. Birer birer sahneye çýkan arkadaþlarýmýz yine ustalarýn þiirlerinden oluþan bir dinleti gerçekleþtirdiler. Ekin Þiir Atölyesi okuduðu þiirlerle katýlýmcýlarýn büyük beðenisini topladý. Daha sonra sahneye Ayýþýðý Sanat Merkezi Tiyatro Grubu çýkarak Nazým Hikmet’in vatan haini ilan edildiði dönemde yaþayan ve yoðun bir sömürüye maruz kalan iki iþçiyi canlandýrdýlar. kýsa bir sürede hazýrlanmasýna raðmen oldukça beðeni toplayan kýsa oyun, Vatan Haini þiirinin okunmasýyla sona erdi. Ardýndan serbest kürsüye geçildi. Serbest kürsü bölümünde arkadaþlarýmýz söz alarak Nazým Hikmet ve Ahmed Arif’in þiirleriyle toplumcu gerçekçi sanat anlayýþýnýn birer ustalarý olduklarýný, sanatýn toplumsal mücadelede ne kadar önemle ele alýnmasý gerektiðini, sanat alanýnda onlarýn yolundan gitmemiz gerektiðini, onlarý mücadelemizde yaþatmamýz gerektiðini belirtiler. Mücadele Birliði Platformu temsilcisi arkadaþýmýz da sahneye çýkarak ustalarýn, dönemin sorunlarýný dile getirdiklerini ve toplumsal mücadelede toplumcu gerçekçi sanat anlayý-

þýyla hareket ettiklerini, bu yüzden sermayenin yoðun saldýrýlarýna maruz kaldýklarýný, burjuva kültür ve sanata karþý iþçi sýnýfýnýn kültürünü sanatýný yansýttýklarýný belirtti. Devrim mücadelesinde sanatýn büyük bir önemi olduðuna da deðinen arkadaþýmýz devrim öncesinde Rusya’daki sanatýn, devrime olan etkisinden örnekler vererek konuþmasýný sürdürdü. Devrimci sanat anlayýþýna da deðindikten sonra kültür sanat faaliyetlerinin geliþmesi için sanat merkezine gelen herkese görev düþtüðünü ve çok daha fazla çaba harcamak gerektiðini belirterek konuþmasýný sonlandýrdý. Son olarak da Ayýþýðý Sanat Merkezi adýna arkadaþýmýz sahneye çýkarak Ayýþýðý Sanat Merkezi’ni herkesin sahiplenmesi gerektiði ve ortak bir þekilde neler yapýlabileceði konusunda bir konuþma gerçekleþtirdi. Konuþma daha sonra kendiliðinden bir þekilde sohbete dönüþ-

tü. Bir çok kiþi neler yapýlmasý gerektiði ile ilgili düþüncelerini büyük bir içtenlikle paylaþtý. Sermayenin devrimci kültür sanat üzerinde ve de dolayýsýyla Ayýþýðý Sanat Merkezi üzerinde uyguladýðý baskýlarýn mutlaka boþa çýkarýlacaðý çünkü mücadelemizin bilimsel bir mücadele olduðu üzerinde duruldu. Yaklaþýk bir buçuk saat süren sohbetimiz katýlan arkadaþlarýmýzýn da konuþmalarýyla oldukça verimli geçti. Ýlginin ve dikkatin hiç azalmadýðý ve baþýndan itibaren hiç ara vermediðimiz etkinliðimiz saat 17.30 civarýnda sona erdi. Adeta kimse ayrýlmak istemiyordu. Ama yine ayrýlma vakti gelmiþti. Usta þairlerimize yakýþýr bir þekilde, oldukça verimli bir günü daha geride býrakmanýn mutluluðu ile bir etkinliðimizi daha sona erdirdik. Antep Ayýþýðý Sanat Merkezi

ÞÝÝR EDEBÝYAT ÞÖYLEYÝÞÝ

Antep Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde 20. yüzyýla iz býrakan þairler ve þiirleri üzerine bir söyleyiþi yapýldý. Program 30 Mayýs günü saat 15.30’da Nazým Hikmet, Ciðerxwin, Mahmut Derviþ, Paul Eluard, Mayakovski, Yannis Ritsos, Neruda, Aragon, Nizar Qabbani’inin fotoðraflarýndan oluþan ve slaytta Kürtçe, Türkçe ve Arapça þiirlerin okunduðu sinevizyon gösterimi ile baþladý. Ardýndan söyleþiye geçildi. Söyleþinin açýlýþ konuþmasýný yapan Þair Kazým Demir 20. yüzyýlýn toplumcu sanat üzerindeki etkisinin dünyadaki çalkantýlardan olduðunu belirtirken toplumcu sanatýn gerekliliðine de deðinerek sözü araþtýrmacý Mustafa Ercan’a býraktý. Neruda, Nazým, Aragon, Mahmud Derviþ, Paul Eluard, Mayakoski, Yannis Ritsos’u anlatan ve 20.yüzyýla býraktýklarý izleri örneklerle zenginleþtirirken, Homeros destanlarýnýn nasýl bir çaðýn tanýðý olduðunun, dönemine dair belge niteliði taþýdýðýnýn önemine deðinerek, þairlerin birer þiirini okuyup konuþmasýna son verdi. Konuþmadan sonra Ekin Þiir Atölyesinin hazýrladýðý þiirler ilgiyle dinlendi. Ve söyleþiye devam edildi. Edebiyat üzerine çalýþmalar yürüten Serdar Ekmekçi, Arap edebiyatýný anlatý. Arap edebiyatýnýn Ýslami baskýdan dolayý ifade güçlüðü çektiðini, ama ayný zamanda zengin duygu akýmýna sahip olduðunu söyledi. Acýlarýn coðrafyasý olmasýnýn bu duyu zenginliðine yol açtýðýný belirten Ekmekçi, Arap halkýnýn dünya

þairi Nizar Qabbani gibi bir çok þairi de anlatýrken þiirlerinden de örnekler sundu. Ekin Þiir Atölyesi tekrar þiir dinletisiyle söyleþiye renk kattý. Küçüklerin okuduðu “Büyü de Baban Sana” þarkýsý eþliðinde Nazým Hikmet’in “Kýz Çocuðu” þiirine hep beraber eþlik edildi. Þair Kazým Demir’in yazdýðý ve seslendirdiði Kürtçe þiirler beðeniyle dinlendi. Bir insanýn kendi dilliyle kendini daha iyi ifade edebildiði örneði sunuldu. Þair Kazým Demir tekrar söz alarak dinleyicilerden öneri ve katký sunmalarý, hep beraber deðerleri yaratarak fikir birliðine varýlmasý gerektiðini ifade etti. Küçükler, arada konuyla ilgili skeçlerle zenginleþirse iyi olacaðý fikrini öne attýlar. Bu fikir katýlanlar ve konuþmacýlar tarafýndan desteklendi. Tiyatro grubu da bu konuda çalýþacaklarýnýn sözünü verdiler. Konuþma sohbete. Ýnsanýn sosyalleþmesi gerektiði üzerinde duruldu. Katýlýmcýlara edebiyata þiire ilgilerinden dolayý teþekkür edildi. Ayýþýðý Sanat Merkezi, Ekin Þiir Atölyesi’ne böyle etkinliklerin devamlýlýðýný dilerken teþekkürlerini bildirdi. Yaklaþýk 3saat süren etkilik böylece sona erdi.. Ekin Þiir Atölyesi

165. Sayý / 16-30 Haziran 2010

21


Anma

HAKAN’I UÐURLARKEN

4Haziran günü sabahýn erken saatlerinde, Ýstanbul Barosu avukatlarýndan Hakan Karadað’ýn evinde ölü bulunduðu haberi yayýldý bir anda. Hepimizin avukatý, hepimizin dostu idi o. Ýlk gelen haberle soluðu, götürüldüðü Vakýf Gureba Hastanesi’nde aldýk. Dostlarý, meslektaþlarý orada idiler ve Hakan birkaç dakika önce Yenibosna’daki Adli Týp Kurumu’na götürülmüþtü. Çok kýsa süre içinde, kulaktan kulaða, telefon ve internet mesajlarý ile Hakan’ýn onlarca dostu Adli Týp Kurumu önüne toplanmýþtý. 15 yýldýr avukatlýk yapan, emeðin, sosyalizmin, devrimcilerin yanýnda safýný belirlemiþ olan Karadað’ýn gündemde olan davalarýndan biri de Hrant Dink davasý idi. Hatta son duruþmada Ogün Samast tarafýndan tehdit edilen Karadað’ýn ölümünde þüpheli bir yan olmadýðýný göstermek için devlet apar topar ilk otopsi sonucunu açýklamýþtý: Kendini asarak intihar. Tüm sevenlerinin ona konduramadýðý birþeydi ölümü ve ölüm þekli. Herkes gözyaþlarý içinde hem birbirlerini teselli ediyor, hem olayý tartýþýyor, hem de ona iliþkin hoþ anýlarýný paylaþýyorlardý. Bu esnada ailenin Adana’dan yola çýktýðýný, akþamüzeri burada olacaklarýný öðreniyoruz. Kýsa süre içinde bir anma programlanýyor. Hakan, akþamüzeri Baro önünden tüm meslektaþlarýnca ve sevenlerince uðurlanacak; hep eylemlerde ya da olaylar peþinde arþýnlayýp durduðu Ýstiklal Caddesi’nde! Saatler ilerliyor. Akþamüzeri 16.00 civarý aile ve cenaze arabasý geliyor. Küçük bir konvoyla Baro’ya, Orhan Adli Apaydýn Sokak’a yola koyuluyoruz. Baro önünde yüzlerce kiþi karþýlýyor Hakan’ý. Burada büyük bir özenle kýzýl örtülere sarýlýyor tabutu ve karanfillerle süsleniyor. Gözler dolu dolu, saygý duruþunda herkes onun için. Alkýþlar içinde ilk sözü Ýstanbul Barosu Baþkaný Av.Muammer Aydýn alýyor, “insanlar doðar, yaþar ve inandýðýmýz gibi de

22

ölürler. Ama genç ölümler bizi çok daha fazla üzüyor” diyor ve ne güç koþullarda avukat olarak görevini sürdürdüðünü anlatýyor. ÇHD yönetiminden Av. Taylan Tanay söz alýyor, “Bugün burada bir ölü yatmýyor. Bugün burada 39 yýlýný halkýna, ezilenlere, yoksullara adamýþ bir yürek yatýyor. Hakan Karadað’ý unutmayacaðýz, yoksul köylüler, gecekondular, iþçiler, okuldan atýlmýþ öðrenciler unutmayacak!” Beyoðlu esnaflarý adýna, BeyDer’den bir emekçi söz aldý. Hakan’ýn kendilerinin de avukatý olduðunu ve haklarýný savunduðunu söyledi. Ayýþýðý Sanat Merkezi’nden Songül Yücel’deydi söz sýrasý. Bir müvekkili olarak aldý sözü ve þu anda tüm cezaevlerinde, hücrelerde Hakan Karadað için anmalar yapýldýðýný, buradaki gibi yas tutulduðunu söyledi. Hakan’ýn 2005 yýlýnda Önsöz dergisi için yazdýðý bir yazýyý okudu. “Bu bir kinaye mi? Önsöz’e ilk sözü bize söylettiniz. Ne de olsa son sözü di-

Yeni Evrede

Mücadele Birliði

renenler söyleyecek deðil mi?” diyordu Hakan yazýsýnýn sonunda. Songül Yücel de bize, “son sözü hep birlikte, Hakan’la birlikte direnerek söyleyeceðiz” dedi. Söyleyecek sözü olan avukat arkadaþlarý söz aldýlar, duygularýný aktarmak için. Hakan Karadað gibi, hepimizin dostu, hepimizin yoldaþý olan dostumuz Ruhan Mavruk aldý son sözü, “Ne zaman karakollarda zulüm görsek bizi almaya gelirdi” dedi. Artýk Hakan’ý yolcu etme zamaný gelmiþti. Uçakla Adana’ya gidecekti ve uçak saati gelene kadar bekleyeceði K.Armutlu Cemevi’ne götürülmek üzere omuzlar üzerine alýnýp arabasýna konuldu tekrar. K.Armutlu’dan Ýstanbul’a son bir kez tepeden baktý. Gerçi Ýstanbul deðildi onun tüm mücadelesini yürüttüðü yer. O ülkenin dört bir yanýnda davalara koþuyordu ama ille de Ýstanbul... K.Armutlu Cemevi’nde saatler 20.00 gösterene kadar süren bekleyiþin ardýndan, Hakan tekrar yolculuða çýktý. Artýk onu Adana’da bekleyen dostlarýna, yoldaþlarýna teslim edecektik. Avukat Hakan Karadað’ýn cenazesi, ayný gece uçakla memleketi Adana’ya getirildi. Saat 11.00 gibi Beyazevler’deki ailesinin evine getirilen cenaze, Aysunumuzun da bulunduðu Kabasakal Mezarlýðý’na doðru yola çýkarýldý. Öðle saatlerinde Kabasakal Mezarlýðýnda defin iþlemlerinin ardýndan Hakan Karadað dostlarýnýn gözyaþlarýyla topraða verildi. Cenazeye basýnýn ilgisi fazla oldu. Ýstanbul ÇHD’den de avukat dostlarý, son yolculuðunda Hakan Karadað’ý yalnýz býrakmadý. Cenaze defnedildikten sonra araçlarla ailesinin evine giderek taziyeler sunuldu.

HOÞÇA KAL HAKAN...

Hakan Karadað’ý sonsuzluða uðurladýk. Ýstiklal Caddesi’nde, Ýstanbul Barosu önünde toplandý Hakan’ýn dostlarý. Buruk bir bekleyiþ, bu zamansýz ve biçimsiz gidiþin hüzün ve durgunluðu hakimdi havaya. Emek dostu, emeðin savunucusu bu “kara çocuk”, bizi bir parça hazin ve sitemkar býraktý geride. Sevenleri çoktu. Esnafýndan politik tutsaðýna, meslektaþýndan dost-arkadaþýna... hepsi oradaydý. Alkýþlarla geldi kýrmýzýlar içindeki tabutu. Karanfil yaðmuru eþliðinde geldi. Yine alkýþlarla uðurlandý. Dostlarý, arkadaþlarý konuþmalar yaptýlar. Beyoðlu esnaflarý Bey-Der olarak konuþtu. Baro baþkaný, ÇHD yönetimi, Ayýþýðý Sanat Merkezi yöneticisi, þair... arka arkaya söz alýp konuþtular. Kýsacýk, sýcacýk. Meslektaþlarýndan olup da þaþýranlar vardý bunca ilgi ve sýcaklýða. Çünkü hiç politik davalara bakmamýþ, devrim neferleriyle omuz omuza bulunmamýþ, vuruþmamýþ avukatlardý onlar. Böylesi dostluk, böylesi vefa olabileceðini düþünmemiþlerdi yaþadýklarý dünyada. Ama vardý iþte! Hakan, öyle sýcak, sýmsýcak dostluklarýn omuzlarý üzerinde gidiverdi sonsuzluða. Hoþça kal, Hakan, hoþça kal dost insan. 165. Sayý / 16-30 Haziran 2010


s165  

Mücadele Birliği 165

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you